|
Türkiye deklarasyonu yayınlanmayabilir |
|
|
Ömer BİLGE / LEFKOŞA Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, AB içinde uzun ve sert tartışmalara sahne olan Türkiye yönelik yayınlanması planlanan karşı deklarasyonun çıkmaza girdiğini ve yayınlanmayabileceğini açıkladı. Rumlar ve
Yunanistan, anlaşmazlıktan AB Dönem Başkanı
İngiltereyi sorunlu tutarak Londrayı Türkiyenin
çıkarlarını korumakla suçluyor. |
|
HURRIYET 11/09/05
Rumlar taslak deklarasyondan rahatsız
ABnin
Türkiyenin Kıbrıs deklarasyonuna yönelik olarak yapacağı
karşı deklarasyonun taslağında "BM şemsiyesi
altında Kıbrıs sorununun çözümüne" vurgu
yapılmasın, Rum yönetimini rahatsız etti.
ABHabere göre,
Türkiyenin Kıbrıs deklarasyonuna yönelik olarak AB tarafından
yapılacak "karşı deklarasyon" ile ilgili
tartışmalar sürüyor.
Karşı
deklarasyon taslağında özellikle "Birleşmiş Milletler
şemsiyesi altında Kıbrıs sorununun çözümüne" vurgu
yapılmasının, Rum yönetimini rahatsız ettiği
belirtiliyor.
Taslağın, Rum yönetimini rahatsız eden 6ncı maddesi
şöyle: "Avrupa Topluluğu ve üye ülkeleri Türkiyenin
açıklamasında yer alan, BM Güvenlik Konseyi doğrultusunda
Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için Genel Sekreterin
çabalarına desteklerinin devam edeceği taahhüdünü not eder. Avrupa
Topluluğu ve üye ülkeler Adil ve kalıcı bir çözümün bölgede
barışa, istikrara ve güzel ilişkilere katkı
koyacağı konusunda hem fikirdirler.
Üzerinde
uzlaşı sağlanamayan AB Dönem
Başkanlığının kaleme aldığı son taslak
metin şöyle:
1- Avrupa
Topluluğu ve Üye Ülkeleri, Avrupa Komisyonunun Aralık 2004 tarihinde
varmış olduğu sonuçlar uyarınca Türkiyenin, Türkiye ile
Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri arasında ortaklık
antlaşmasının ek protokolüne attığı imzayı
kabul etmektedir. İmza sırasında Türkiyenin Kıbrıs
Cumhuriyeti ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile
karşılamaktadırlar.
2- Avrupa
Topluluğu ve Üye Ülkeleri bu açıklamanın tek taraflı
olduğunu, Protokolün içeriği olmadığını ve
Türkiyenin yükümlülüklerine yasal hiçbir etkisi olmadığını
açıkça belirtir.
3-Avrupa
Topluluğu ve Üye Ülkeleri Ek protokolün ayrıcılık
yapılmadan tamamen uygulanmasını ve
taşımacılıktaki kısıtlamaları da içeren
malların serbest dolaşımı için bütün engellerin
kaldırılmasını beklemektedir. AB tarafı Ortaklık
Anlaşması çerçevesinde 2006 yılında uygulamayı
değerlendirecektir. Eğer gerekirse, uygulanabilir
anlaşmazlıkları çözüm mekanizmalarına yönelecektir. Avrupa
Topluluğu ve Üye Ülkeleri Türkiyenin imza koyduğu yükümlülükleri
yerine getirene kadar ilgili bölümler için görüşmeler
başlamayacaktır.
4-Avrupa
Topluluğu ve Üye Ülkeleri Kıbrıs Cumhuriyetinin 1 Mayıs
2004 tarihinde ABne üye olduğunu hatırlatır. Kıbrıs Cumhuriyetini
uluslararası hukukun bir parçası olduğundan dolayı
tanıdıklarının vurgularlar.
5-Başkanlık,
Gymnichteki Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması
tartışmalarını yansıtmaktadır ve ikili temaslarda
bulunmakta, bu yöndeki görüşmeler sürmektedir.
6- Avrupa
Topluluğu ve Üye Ülkeleri Türkiyenin açıklamasında yer alan, BM
Güvenlik Konseyi doğrultusunda Kıbrıs sorununa kapsamlı bir
çözüm bulmak için Genel Sekreterin çabalarına desteklerinin devam
edeceği taahüdünü not eder. Adil ve kalıcı bir çözümün bölgede
barışa, istikrara ve güzel ilişkilere katkı
koyacağı konusunda hem fikirdirler.
7- Konsey bütün
bu konuları 2006 yılında ele alacaktır."
HURRIYET 11/09/05
|
Karamanlis: Türkiye'ye destek kayıtsız
şartsız değil |
|
|
Selanik/Berlin Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Atina'nın, Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini, ancak bu desteğin kayıtsız şartsız ve yeniden değerlendirmeye kapalı olmadığını söyledi. Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ise Türkiye'nin Avrupa yolunda desteklenmesinin kendi çıkarlarına olacağını belirtti. Karamanlis, Uluslararası
Selanik Fuarı'nın açılış törenleri için gittiği
Selanik'te düzenlediği basın toplantısında, Türk-Yunan
ilişkileriyle ilgili soru üzerine, Türkiye'nin üyelik konusunda bazı
yükümlülükler üstlendiğini ve bu yükümlülüklere tamamen
saygılı olması gerektiğini söyledi. KIBRIS Türkiye'nin, Gümrük Birliği
ek protokolünü imzalamakla bu yükümlülüklerden birini yerine
getirdiğini, ancak bununla birlikte yaptığı
Kıbrıs deklarasyonunun sorun yarattığını öne
süren Karamanlis, AB'nin bu konuyu açıklığa
kavuşturması gerekir dedi. Sorular üzerine Kıbrıs
sorununun Türk-Yunan ilişkilerinin konusu olmadığını
söyleyen Karamanlis, Komşu ülkenin AB perspektifini destekliyoruz.
Ancak bazı ilkelere ilişkin sorunlar var. Bir ülke önceden
üstlenmiş olduğu yükümlülüklere saygı göstermeden müzakerelere
başlayıp, yarın üye olamaz dedi. Bu arada, 18 Eylül'e kadar
açık kalacak Selanik Ticari Fuarı'na, aralarında Türkiye'den
57 firmanın da bulunduğu toplam 28 ülkeden 1070 firma
katılıyor. ALMANYA
DIŞİŞLERİ BAKANI FISCHER'DEN TÜRKİYE'YE DESTEK Bu arada Almanya
Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Türkiye'nin Avrupa
yolunda desteklenmesinin kendi çıkarlarına olacağını
söyledi. Fischer, Stuttgarter Nachrichten
gazetesine yaptığı açıklamada, Türkiye'de hala bazı
eksikliklerin olduğunu, Türk hükümetinin bunları gidermek için çaba
harcaması gerektiğini belirterek, buna rağmen Erdoğan
hükümetinin bugüne kadar, idam cezasının
kaldırılması ve hukuk reformu gibi önemli yenilikler
yaptığına dikkat çekti. Türkiye'de gelişmelerin
Avrupa perspektifi olmadan sağlanamayacağını savunan
Fischer, Sonuçta Avrupa'ya uygun bir Türkiye'nin yaratılması için
geniş çaplı reform sürecinin ve bu ülkenin uzun vadede Avrupa'ya
bağlanmasının desteklenmesi kendi çıkarımıza.
Burada bizim güvenliğimiz söz konusu dedi. Fischer, ABD'deki 11 Eylül
saldırılarının 4. yıldönümü nedeniyle
yaptığı açıklamada da ABD ile Almanya arasındaki
derin dostluğa işaret ederek, Almanlar, Amerikan yönetimine ve
halkına yönelik bu saldırıyı, kendilerine ve tüm
açık toplumlara yönelik bir saldırı olarak görmüştür
dedi.
|
|
HURRIYET 11/09/05
AB'de deklarasyon
tartışması sürüyor...
ABnin Türkiyenin Kıbrıs
deklarasyonuna yönelik olarak yapacağı karşı deklarasyona
ilişkin tartışmalar devam ediyor.
Deklarasyon taslağında
"Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında
Kıbrıs sorununun çözümüne" vurgu yapılmasının,
Rum yönetimini rahatsız ettiği belirtiliyor.
ABHabere göre, Türkiyenin Kıbrıs
deklarasyonuna yönelik olarak AB tarafından yapılacak
"karşı deklarasyon" ile ilgili tartışmalar
sürüyor. Karşı deklarasyon taslağında özellikle
"Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında
Kıbrıs sorununun çözümüne" vurgu yapılmasının,
Rum yönetimini rahatsız ettiği belirtiliyor. Taslağın, Rum
yönetimini rahatsız eden 6ncı maddesi şöyle:
"Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri
Türkiyenin açıklamasında yer alan, BM Güvenlik Konseyi
doğrultusunda Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak
için Genel Sekreterin çabalarına desteklerinin devam edeceği
taahhüdünü not eder. Avrupa Topluluğu ve üye ülkeler Adil ve
kalıcı bir çözümün bölgede barışa, istikrara ve güzel
ilişkilere katkı koyacağı konusunda hem fikirdirler.
Üzerinde uzlaşı sağlanamayan AB
Dönem Başkanlığının kaleme aldığı son
taslak metin şöyle:
"1- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri,
Avrupa Komisyonunun Aralık 2004 tarihinde varmış olduğu
sonuçlar uyarınca Türkiyenin, Türkiye ile Avrupa Topluluğu ve Üye
Ülkeleri arasında ortaklık antlaşmasının ek
protokolüne attığı imzayı kabul etmektedir. İmza
sırasında Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili
açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile
karşılamaktadırlar.
2- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri bu
açıklamanın tek taraflı olduğunu, Protokolün içeriği
olmadığını ve Türkiyenin yükümlülüklerine yasal hiçbir
etkisi olmadığını açıkça belirtir.
3-Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Ek
protokolün ayrıcılık yapılmadan tamamen
uygulanmasını ve taşımacılıktaki
kısıtlamaları da içeren malların serbest
dolaşımı için bütün engellerin
kaldırılmasını beklemektedir. AB tarafı Ortaklık
Anlaşması çerçevesinde 2006 yılında uygulamayı
değerlendirecektir. Eğer gerekirse, uygulanabilir
anlaşmazlıkları çözüm mekanizmalarına yönelecektir. Avrupa
Topluluğu
ve Üye Ülkeleri Türkiyenin imza koyduğu
yükümlülükleri yerine getirene kadar ilgili bölümler için görüşmeler
başlamayacaktır.
4-Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri
Kıbrıs Cumhuriyetinin 1 Mayıs 2004 tarihinde ABne üye
olduğunu hatırlatır. Kıbrıs Cumhuriyetini
uluslararası hukukun bir parçası olduğundan dolayı
tanıdıklarının vurgularlar.
5-(*)(Başkanlık, Gymnichteki
Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması
tartışmalarını yansıtmaktadır ve ikili temaslarda
bulunmakta, bu yöndeki görüşmeler sürmektedir.)
6- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri
Türkiyenin açıklamasında yer alan, BM Güvenlik Konseyi
doğrultusunda Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak
için Genel Sekreterin çabalarına desteklerinin devam edeceği
taahüdünü not eder. Adil ve kalıcı bir çözümün bölgede
barışa, istikrara ve güzel ilişkilere katkı
koyacağı konusunda hem fikirdirler.
7- Konsey bütün bu konuları 2006
yılında ele alacaktır."
ANKA
MILLIYET 11/09/05
Bir Rum, bir Kürt!
Kısacık bir mektup, elektronik postadan. Yunanistan'ın o
şirin liman kenti Pire'den geliyor. 6-7 Eylül'le ilgili, acıları
paylaşan yazımla ilgili. Belli ki, İstanbul'dan göç etmiş
bir Rum ailenin oğlu.
Türkçesi çok iyi.
Yazımı sevmiş, diyor ki:
"Rahmetli babamlar, bu olayları canlı canlı
yaşadı. Biz de bunları dinleye dinleye büyüdük.
Bence babamlar şanslıydı.
İki takvim günü yaşadılar sadece, 6 ve 7 Eylül...
Ama biz, ikinci nesil?..
Otuz sene, kırk sene dinledik. Yuvada, ilkokulda, lisede hep dinledik. Ne
mi oldu? Klasik Atina'da yaşıyorum ailemle birlikte. Allah'a
şükürler olsun her açıdan mutluyuz. İşimizi düzenimizi
kurduk.
Ama, Dalyan'da annemi her ziyaretten sonra, taxi evimizin köşesinden döner
dönmez, gözyaşlarıma engel olamıyorum. İşte o zaman
doğduğum yerden bizi koparanlara çok kızıyorum.
Ama bir farkla, bu kızgınlığımı içime
atıyorum. O zaman taxi zaten havaalanına gelmiş oluyor. Taa bir
dahaki sefere kadar...
Ama bir şey yapmıyorum.
Oğullarıma sadece tatlı anılarımızı
anlatıyorum. Güzellikleri anlatıyorum.
Onlar hep gülsün.
Benimkiler de, Hasan da, Mehmet de gülsünler hep..."
Pire'den gelen mektup böyle.
Belki bir pazar günü oturup sessiz sakin düşünebilirsiniz. Sorunların
insani boyutları üzerinde kafa yorabilirsiniz bu kısa mesajdan yola
çıkarak.
Milliyetçilik kavgalarının, benimki seninkinden daha iyidir
kavgalarının anlamsızlığı,
ahmaklığı üzerinde durabilirsiniz.
Bu kavgaların yol açtığı trajedilerin zaman tünelinde
değerlendirmesini yaparken, yabancı kavramından
kurtulmanın, insana insan gibi yaklaşmanın önemini hissetmeye
çalışabilirsiniz.
Çünkü bunlar öyle konular ki, ne kadar çok ön plana çıkarlarsa, vurdulu
kırdılı milliyetçilik kavgaları o kadar çok arka planda
kalabilir. Sorunların insani boyutları anlaşıldıkça,
ideolojik ve siyasal katılıklar önemini yitirmeye başlar çünkü...
Bu açıdan bir örnek daha var şöyle bir değinmek istediğim.
Mehmed Uzun.
Kürt edebiyatının en önemli yazarlarından biri. Daha çok
İsveç'te yaşıyor. Romanlarını genellikle Kürtçe
yazıyor. Geçen gün Haftalık dergisinde açıklamalarını
okudum. Neden şu sıralar Türkiye'den ayrılmak zorunda
kaldığını, bu konuda PKK'nın rolüne değiniyor
Mehmed Uzun.
Benim ilgimi şu bölüm çekti:
"Kürtçe yazmama rağmen yazarlığımın geleneksel
Kürt yazarlığı olmadığını söylüyorum. Hassas
çevreler, (PKK'lı çevreleri kastediyor olmalı, HC) bundan benim Kürt
yazarı olmadığımı söylediğimi anlıyorlar.
Böylelikle ben onlara göre Kürtlere ve davalarına ihanet etmiş
oluyorum.
Oysa söylediğim şu:
Benim Avrupa'daki deneylerim olmadan bu Kürtçe yazarlığı asla
yaratamayacaktım. Kürdüm, Kürtçe yazıyorum. Ama aynı zamanda
Türkiyeli'yim ve Türkçe'yi de seviyorum. Sözgelimi son anlatı kitabım
'Ruhun Gökkuşağı'nı doğrudan Türkçe yazdım ve
mutlu oldum.
Normal bir ortamda 'Turkish' sıfatını da kabul ederim. Ama bu
sıfat benim Kürt kimliğimi yok etmek için kurulan bir resmi tuzak
olduğu için bu tür tanımları kullanmıyorum."
Mehmed Uzun da böyle diyor.
Sesine kulak verin.
Düşünün bir pazar günü.
Mozart'ın keman konçertosu (3 Numaralı K 216, Adagio) çok güzel
çalıyor, sakinleştiriyor.
İyi pazarlar!
HASAN CEMAL
MILLIYET 11/09/05
Kıbrıs'ta çözüm BM himayesinde bulunmalı
|
Rusya Devlet
Başkanı Vladimir Putin, Yunanistan ziyareti sırasında
Kıbrıs sorunuyla ilgili açıklama yaptı: Kıbrıs'ta
çözüm BM himayesinde bulunmalı Putin:
Kısa süre önce Türkiye Başbakanı'nı konuk ettim ve
kendisiyle Kıbrıs sorununu oldukça uyumlu şekilde
konuştuk. Şimdi, sizinle bu konuyla ilgili olarak saatlerimizi
kontrol etmek isterim. Birleşmiş Milletlerle ilgili tutumumuzu iyi
biliyorsunuz. Gelecekte de Kıbrıslıların iyiliği
için, bu sorunun çözülmesi için çalışacağız Rusya
Federasyonu Başkanı Vladimir Putin,Yunanistan Başbakanı
Kostas Karamanlis'le görüşmesinin ardından yaptığı
açıklamada ülkesinin, Kıbrıs sorununa çözümün BM himayesinde
bulunmasına ilişkin tutumunun devam etmekte olduğunu söyledi Yunanistan'ı
ziyaret etmekte olan Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin,
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'le görüşmesinin
ardından yaptığı açıklamada ülkesinin,
Kıbrıs sorununa çözümün BM himayesinde bulunmasına
ilişkin tutumunun devam etmekte olduğunu söyledi. Fileleftheros
Gazetesi, "Moskova Kıbrıs Konusunda Türkiye ve Yunanistan'la
Saatleri Kontrol Ediyor" başlığıyla
yansıttığı haberinde Vladimir Putin'in, Rusya ve
Yunanistan'ın Kıbrıs sorunundaki tutumlarının
birbirine çok yakın olduğunu söylediğini yazdı. Gazeteye göre
Rusya'nın AB'yle ilişkilerinin geliştirilmesi konusundaki
yapıcı tavrından dolayı Yunanistan'a teşekkür eden
Putin şunları söyledi: "Kısa
süre önce Türkiye Başbakanı'nı konuk ettim ve kendisiyle
Kıbrıs sorununu oldukça uyumlu şekilde konuştuk.
Şimdi, sizinle bu konuyla ilgili olarak saatlerimizi kontrol etmek
isterim. Birleşmiş Milletler'le ilgili tutumumuzu iyi biliyorsunuz.
Gelecekte de Kıbrıslıların iyiliği için, bu sorunun
çözülmesi için çalışacağız." Kostas Karamanlis
ise "Kıbrıs sorununun kesin, kapsamlı ve adil
şekilde halledilmesi için üstlenilen çabalara Rusya'nın
istikrarlı ve kesintisiz destek ve dayanışmasına
Yunanistan'ın özellikle değer verdiğini" söyledi. Gazete
Karamanlis'in Putin onuruna verdiği akşam yemeğinde
Kıbrıs sorunu dışında ekonomik
işbirliğinin güçlendirilmesi, Batı Balkanlar'daki
gelişmeler, enerji ve yüksek teknoloji konuları ve görüş
birliği saptanan konular başka konuların da ele
alındığını kaydetti. Gazeteye göre
Putin şunları da söyledi: "Enerji
alanındaki planlarımızı hayata geçirirsek (doğal)
gazımız üçüncü ülkelere, batı Avrupa ve diğer ülkelere
ulaşabilir. Yine üçüncü ülkelerin kullanımı için elektrik
enerjisini, elektrik ağı oluşturma konusunu düşünebilir
ve tartışabiliriz. Petrol boru hattı planını da
ileri götürmemiz gerekir." Politis
haberi "Kıbrıs Sorunuyla İlgili Olarak Putin: 'Herkesin
İyiliği İçin Çözüm Arıyoruz'"
başlığıyla okurlarına aktardı. |
KIBRIS 11/09/2005
Hristofyas, TC kökenli KKTC vatandaşlarını
şikayet etti
AKEL Genel
Başkanı Dimitris Hristofyas, Avrupa'nın Küçük Ülkelerinin
Parlamento Başkanları'nın; aralarındaki
işbirliğinin ileri götürülmesi hedefiyle gerçekleştirilen
görüşmesine katıldığı.
Haravgi
Gazetesi, Hristofyas'ın New York Temasları - Parlamento Başkanları'ndan
Kıbrıs Sorununa Adil Çözüm Çabalarına Destek"
başlığıyla yansıttığı haberinde
Hristofyas'ın söz konusu toplantıda yaptığı
konuşmada vatandaşlık konusuna değinirken
Kıbrıs'taki duruma atıfta bulunarak; "Süregelen Türk
işgali neticesinde Kıbrıs 130 bin yerleşiğin
varlığı sorununu yaşıyor bu da Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin egemenlik ve toprak bütünlüğünün ihlali demektir"
dedi.
Gazeteye göre
Hristofyas'tan sonra konuşan parlamento başkanlarının;
Kıbrıs sorununa; Kıbrıslı Türkler'in ve Rumlar'ın
çıkarlarını güvence altına alacak adil bir hal çaresi
bulunması için harcanmakta olan çabalara destek belirttiler.
Habere göre
Güney Kıbrıs dışında Malta, Lüksemburg, Andora,
İzlanda, Monako, San Marino ve Lichtenstaine'ın yer
aldığı Avrupa'nın Küçük Ülkelerinin Parlamento
Başkanları toplantısında; bu ülkelerin
parlamentolarının gelecek baharda Monako'ta konferans düzenlemelerine
karar verildi ve konferans sırasında üzerinde durulması
olası konulara atıfta bulunuldu.
Gazete
Hristofyas'ın, başka ülkelerin parlamento başkanları ile
temaslarda bulunduğunu; bu çerçevede Ermenistan Parlamentosu
Başkanı Artur Baghadassaryan'la bir araya gelerek Rum ve Ermeni
parlamentoları arasındaki işbirliğinin gidişatı
ve özellikle; geçen kasım ayında Erivan'da imzalanan
işbirliği protokolünün uygulanması konusunun gözden
geçirildiğini yazdı ve bu çerçevede iki parlamento arasında
ziyaretler gerçekleştirilmesine karar verildiğini belirtti.
Gazeteye göre
Hristofyas Ermeni meslektaşına Kıbrıs sorununa ilişkin
son gelişmeler hakkında bilgi verirken, Baghadassaryan da
Ermenistan'ın Türkiye'yle ilgili olarak yaşadığı
sorunları anlattı ve iki ülke ve iki halk arasındaki, ortak
ilkelere dayanan dostluk ilişkileri teyit edildi.
Hristofyas
önceki gün Malta ve Lüksemburg parlamento başkanlarıyla da temas
etti. Bu temaslarında; Rum meclisinin adı geçen ülkelerle
ilişkilerini; bilgi teatisi çerçevesinde iyileştirmesine karar
verildi.
Haravgi
Hristofyas'ın geçen Çarşamba (7 Eylül) itibarıyla
katıldığı New York'taki Dünya Parlamento
Başkanları 2. Konferansı çalışmalarının
tamamlanmasından sonra, Londra üzerinden Güney Kıbrıs'a geri
döneceğini haber verdi. Gazete Hristofyas'ın Pazartesi günü saat
15.30'da Larnaka Havaalanı'na varacağını haber verdi.
KIBRIS 11/09/05
ABD Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi
Matt Bryza :Kuzey Kıbrıs'a ABD'den uçuşları ne
cesaretlendiriyoruz ne de yasaklıyoruz
ABD
Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi Matt Bryza, Annan
planını desteklemeyi sürdürdüklerini ve adanın yeniden
birleşmesine zarar verecek hiçbir girişimde bulunmalarının
söz konusu olmadığını bildirerek direkt uçuşlarla
ilgili konuştu:
ABD
Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi Matt Bryza :Kuzey
Kıbrıs'a ABD'den uçuşları ne cesaretlendiriyoruz ne de
yasaklıyoruz
DİREKT
UÇUŞLAR ULUSLAR ARASI YASALARA UYGUN... ABD'nin Avrupa ve Avrasya
işlerinden sorumlu Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı Matt Bryza, Amerikan kongre üyelerinin Kuzey
Kıbrıs'a yaptıkları uçuşları, ABD
Dışişleri Bakanlığı olarak yasaklama
haklarının bulunmadığını belirtti ve bu
uçuşların uluslar arası yasalar ve Amerikan hukuk kuralları
çerçevesinde olduğunu ifade etti
ABD'nin Avrupa
ve Avrasya işlerinden sorumlu Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Matt Bryza, Amerikalı kongre
üyeleri ve işadamlarının Kuzey Kıbrıs'a doğrudan
uçuşlarını bakanlık olarak ne cesaretlendirdiklerini ne de
yasakladıklarını söyledi.
Washington'da
Amerikan Helenik Eğitim İlerleme Birliği AHEPA, "işgal
altındaki Kıbrıs'a doğrudan uçuşlar: çözümün
ışığında uçuş" başlıklı bir
toplantı düzenledi. Bryza bu toplantıda, ABD'den Kuzey
Kıbrıs'a son doğrudan uçuşların, ABD'nin
Kıbrıs politikasında bir değişiklik anlamına
gelmediğini söyledi.
Bryza, Annan
planını desteklemeyi sürdürdüklerini ve adanın yeniden
birleşmesine zarar verecek hiçbir girişimde bulunmalarının
söz konusu olmadığını kaydetti.
Amerikan kongre
üyelerinin Kuzey Kıbrıs'a yaptıkları uçuşları,
ABD Dışişleri Bakanlığı olarak yasaklama
haklarının bulunmadığını belirten Bryza, bu
uçuşların uluslar arası yasalar ve Amerikan hukuk kuralları
çerçevesinde olduğunu ifade etti.
Nisan 2004'te
Annan planına ilişkin referandumda Güney
Kıbrıslıların olumsuz oy vermesinin, "demokratik bir
karar" olduğunu belirten Bryza, bu karardan ABD'nin hayal
kırıklığına uğradığını, ancak
Rum tarafını cezalandırma arayışında
olmadığını vurguladı.
Bryza, bir soru
üzerine, toplantının konu başlığında da
kullanılan "işgal altındaki Kıbrıs"
ifadesine katılmadıklarını da söyledi.
Kuzey
Kıbrıs'ın ekonomik durumunun iyileşmesi için ABD'nin
elinden geleni yaptığını, bu sayede adanın
birleşmesinin daha kolaylaşacağını kaydeden Bryza,
"eğer Kuzey Kıbrıs'ın ekonomisini düzeltmek için
şimdi çalışmazsak adayı hiçbir zaman
birleştiremeyebiliriz" diye konuştu.
KIBRIS 11/09/05
Limasol'daki Türk okulu KKTC ve Rum tarafı arasında
çatışmaya döndü
Limasol'da
yaşayan Kıbrıslı Türk öğrencilerin eğitimi konusunun
KKTC ile Rum tarafı arasında siyasi çatışmaya döndü.
Politis
Gazetesi haberi, "Okullarla Oyun - Sahte Devlet DipKarpaz'daki Statüyü
Değiştirmekle Tehdit Ediyor - Bölgede Yaşayan
Kıbrıslı Türkler'den Talep Gelmesi Halinde Hükümetin, Limasol'da
Kıbrıs Türk Okulu Açmakla İlgili Planları İleri
Aşamada Bulunuyor" başlığıyla
yayınladı.
Gazete, Rum
yönetiminin konuyla ilgili olarak bir süredir Barış Gücü
aracılığıyla KKTC ile sürekli irtibat halinde
bulunduğu ve bölgede yaşayan Kıbrıslı Türkler'den
gerçekten talep gelmesi halinde Limasol'da bir Kıbrıs Türk okulu açma
olasılığına olumlu baktığını savundu,
şunları yazdı:
"İki
taraf arasında; okulun müdürü, Kıbrıslı Türk
öğretmenlerin seçilmesi ve atanması, eğitim malzemesi ve
kitaplar gibi çözülmesi gereken pekçok sürtüşme noktası var. Sahte
devletin 'hükümeti' son günlerde tonları hissedilir derecede
artırdı ve Limasol'da Kıbrıs Türk okulu açılması
konusu ile Dipkarpaz'da ilk ve ortaokulun faaliyet göstermesi konusunu
eşit tutmak suretiyle birbirine bağlıyor. 'Başbakan' Ferdi
Sabit Soyer son açıklamalarında; Limasol'da Kıbrıs Türk
okulu açılmaması ve bu okulun idaresinin Kıbrıs Türk
toplumuna tabi olmaması halinde 'hükümetin' Dipkarpaz mahsurlarına
yönelik politikasını gözden geçireceği ve bunları
'Eğitim Bakanlığı'na bağlayacağı tehditleri
savurdu.
Edindiğimiz
bilgilere göre hükümet; Limasol'un Kıbrıslı Türk nüfusunun
nabzını tuttu ve bir Kıbrıs Türk okulu açılmasına
ilgi bulunmadığı izlenimi edindi. Ancak hükümetin, Limasol'daki
eskiden de Kıbrıs Türk okulu olan yerde bir Kıbrıs Türk
okulu açmaya hazır görünüyor. Bunun için zaruri önşart; okulun
açılması için ilgi gösterilmesi ve en az 5 Kıbrıslı
Türk öğrencinin kayıt yaptırmasıdır.
Bu arada ilgili
görüşmelerde yer alan Barış Gücü yetkilisi önümüzdeki günlerde,
gerçekten de bu yönde ilgi bulunup bulunmadığını saptamak
için Limasol'daki Kıbrıslı Türk ailelerin nabzını
tutacak. Görüşmelerde özellikle AKEL rol oynuyor görünüyor. AKEL'in
eğitim konuları sorumlusu Neoklis Silikiotis; Cumhuriyetçi Türk
Partisi çevreleri ve Kıbrıs Türk İlkokul Öğretmenleri
Örgütü ile temas halinde bulunuyor.
Hükümetin,
Limasol'ta Kıbrıs Türk okulu açılmasına ilişkin
düşünceleri ileri aşamada bulunuyor. Hükümet; açılması
halinde; Kıbrıs Türk okulunun yönetimine ilişkin özel bir formül
üzerinde çalıştı. Edindiğimiz bilgilere göre okulun yönetim
kurulu başkanı geçici olarak Limasol Kaymakamı olacak.
Mevcut
aşamada kurulda, Kıbrıs Türk aile birliğinden iki temsilci,
halen Limasol 18. ilkokulunda din ve tarih dersleri vermekte olan iki
Kıbrıslı Türk öğretmen ve Barış Gücü'nden bir
temsilci olması düşünülüyor. Bu formülün, okulun Eğitim
Bakanlığı'na bağlı olmasını istemeyen
Kıbrıs Türk tarafınca kabul görme ihtimali yüksek görülüyor.
Ancak Kıbrıs Türk sendikası KTÖS; Kıbrıslı Türk
öğretmenleri kendisi atamak isteyerek, iki Kıbrıslı Türk
öğretmenin seçilmesine itiraz ediyor görünüyor. Başka bir
çatışma noktası olan eğitim malzemeleri konusunda ise
hükümet; Batı Trakya'daki Türkçe konuşan öğrenciler için geçerli
olan benzeri bir formülü kabul eder görünüyor. Yani; Kıbrıslı
Türk öğrenciler; Türkiye Eğitim Bakanlığı'nın
onayladığı ve bastığı kitaplarla eğitim
görecek. Şu ana kadar Limasol 18. ilkokulunda eğitim görmekte olan
Kıbrıslı Türk öğrenciler iki Kıbrıslı Türk
öğretmenin esin verdiği malzeme ile matematik, din ve tarih dersi
görüyor.
Hükümetin
elindeki bilgilere göre şu anda Limasol 18. ilkokulunda 9
Kıbrıslı Türk öğrenci eğitim görüyor. Bunların
6'sının babası Kıbrıslı Türk, annesi
Kıbrıslı Rum'dur. 39 çingene çocuğu ve 4 de Kürt (Türkçe
konuşan) eğitim görüyor. Limasol'un tamamında çeşitli
okullarda okuyan 17 Kıbrıslı Türk ve 32 Kürt öğrenci daha
var.
Lefkoşa'da
11 Kıbrıslı Türk öğrenci var. Bunların çoğu,
hükümetin İngilizce eğitim veren okullarda okuyanlara verdiği
burslardan yararlanıyor. Lefkoşa'da Kıbrıslı Türk
aileler, Kıbrıs Türk okulu açılmasına itiraz ediyorlar ve
belki de böylece hükümetin kendilerine verdiği yardımı
kaybedeceklerini düşünüyorlar. Baf'ta ise 10 Kıbrıslı Türk,
37 çingene (19'u Poli'de) öğrenci bulunuyor. Eğitim Bakanlığı,
gerçekten ihtiyaç olan yerlere Kıbrıslı Türk veya Türkçe
konuşabilen Rum öğretmen atamak niyetindedir."
Fileleftheros
Gazetesi, "Sınırdaki Dipkarpaz'da Mücadelecilik Dersi - Anaokul
ve İlkokul Zili Süregelen İşgalin Ağır Gölgesi
Altında Çaldı - Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rum Öğretmenler Dün Okulda"
başlığıyla yansıttığı haberinde Rum
İlkokul Öğretmenleri Örgütü POED'ten ve Kıbrıs Türk
İlkokul Öğretmenleri örgütünden bir heyetin önceki gün DipKarpaz
Ortaokulu'nu ziyaret ettiğini, POED heyetinin öğrencilere hediye
dağıtıp; okulun kesintisiz işlemesi için gereken bütün
yardım ve desteğin verileceği vaadinde bulunduğunu
yazdı.
Gazeteye göre
burada yapılan konuşmalarda Kıbrıs Türk ve Rum
öğretmenlerin; Dünya Eğitim Günü dolayısıyla 5 Ekim'de
büyük bir iki toplumlu etkinlik programladıkları, KKTC'deki ve Rum
tarafındaki diğer okullara da ziyaretin de planları
arasında bulunduğu haber verildi.
KIBRIS 11/09/05
|
NTV
Güncelleme: 11:27 ET 12 Eylül 2005 Pazartesi
LONDRA
- Financial Times gazetesi, Avrupa Birliği Dönem Başkanı
İngiltere ile Fransa arasında varılan anlaşma sonucu,
Türkiyenin 3 Ekimde müzakerelere başlamasının önündeki önemli
bir engelin kalktığını duyurmuştu.
Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Jean-Baptiste Mattei, basın toplantısında yaptığı
açıklamada, Paris ve Londra arasında uzlaşma
sağlandığı yolundaki haberleri teyit etmedi, Doğal
olarak, AB dönem başkanı ve diğer üye ülkelerle temas ve
görüşmelerimizi sürdürüyoruz dedi.
FINANCIAL
TIMESIN İDDİALARI
Gazete, Fransanın Türkiyenin Kıbrıs Rum Kesimini
tanımadan üyelik müzakerelerine başlaması kabul edilemez
görüşünden çark ettiğini yazdı. Yazıda, Londra ve Paris,
Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması talebinin müzakereler
öncesinde değil, Türkiyenin tam üyeliği öncesinde gündeme gelmesi
konusunda ilke anlaşmasına vardı iddiasına yer verildi.
Habere göre, Türkiyenin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt olarak
yayınlanacak karşı deklarasyonda, Türkiyenin ABnin tüm
üyelerini tanımadan birliğe tam üye olamayacağı
duyurulacak. Ayrıca tanımanın mümkün olduğu kadar erken
gerçekleşmesinden memnuniyet duyulacağı ifade edilecek.
KARŞI
DEKLARASYONDA UZLAŞMA SAĞLANABİLİR
Financial Times, Fransa ve İngiltere arasında yapılan bu
anlaşmanın ardından Çarşamba günü yapılacak COREPER
toplantısında karşı deklarasyon konusunda uzlaşma
sağlanmasının büyük bir olasılık olduğunu
belirtti.
Dönem başkanı İngilterenin Fransadan sonra Kıbrıs
Rum Kesimini de ikna etmek zorunda olduğuna dikkat çekilen haberde,
Bazı AB yetkilileri Fransanın desteğini yitiren
Kıbrıs Rum Kesiminin de COREPER toplantısında ele
alınacak karşı deklarasyonun bu şekilde
yayınlanmasına onay vermesini umuyor dendi.
İMTİYAZLI
ORTAKLIK ISRARI BİTEBİLİR
Haberde, yaşanan bu gelişmelerin ardından Fransa ve
Avusturyanın imtiyazlı ortaklık talebinin, müzakere çerçeve
belgesine girmesi konusunda çok ısrarcı davranmayabileceği de
belirtiliyor.
Rumlar limanlar
için bastırıyor
Kıbrıs
Rum Yönetimi, ABnin Türkiyenin Kıbrıs deklarasyonuna vereceği
yanıtta, Türk limanlarının Rum bandıralı gemilere
açılmasının takvime bağlanmasında ısrar ediyor.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 11:27 ET 12 Eylül 2005 Pazartesi
BRÜKSEL
- Rum kesimi, Türk limanlarının Rum bandıralı gemilere
açılmamasından dolayı Rum Yönetiminin büyük bir gelir
kaybı yaşadığını belirtiyor. Bakü-Ceyhan boru
hattının açılmasıyla birlikte bölgede petrol
taşımacılığının artacağına dikkat
çeken Rum Yönetimi, bu pazardan pay alması gerektiğini savunuyor.
Dönem Başkanlığına yakın
kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Rum kesimi bu yüzden tanıma konusundan
çok limanların kısa veya orta vadede açılmasında ısrar
ediyor.
Brükselde Çarşamba günü yapılacak daimi temsilciler
toplantısında bir uzlaşma zemini bulmaya çalışan Dönem
Başkanı İngiltere ise, bu konuda bir takvim belirlenmesinin zor
olacağı görüşünde. Fransanın Rum kesimine desteğini
geri çekmesinin ardından Yunanistanın da limanların
açılmasına ilişkin takvim konusunda fazla ısrarcı
olması beklenmiyor.
'Karşı deklarasyon'da uzlaşı
arayışı
İngiliz ve Fransız hükümetleri temaslarda bulundu
12 Eylül, 2005 19:49:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros
Hrisostomidis, AB'nin yayımlayacağı karşı deklarasyon
konusunda, İngiliz hükümetinin Fransa hükümeti ile temaslarda
bulunduğunu söyledi.
Rum
Haber Ajansı'na göre, Hrisostomidis, Fransa hükümetinin yapılan
görüşmeler ve temaslar hakkında Rum hükümetini detaylı bir
şekilde bilgilendirdiğini belirtti.
Hrisostomidis, önümüzdeki çarşamba günü yapılacak AB Daimi
Temsilciler (COREPER) toplantısında konunun ele
alınacağını söyledi.
Rum dışişlerinin Kıbrıs Rum Kesimi'nin menfaatlerini
korumak ve en uygun sonuca varmak için çaba harcadığını
vurgulayan Hrisostomidis, karşı deklarasyonun AB'de oybirliğiyle
onaylanacağını umduğunu belirtti.
Hrisostomidis, Rum hükümetinin konu üzerindeki görüşlerinin, COREPER
toplantıları ve Newport'ta yapılan gayrı resmi AB
Dışişleri Bakanları toplantısı
sırasında açıkça belirtildiğini söyledi.
Kıbrıs konusunda 'Londra-Paris' uzlaşısı
yalanlandı
Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jean-Baptiste
Mattei, Paris ile Londra'nın Türkiye konusunda uzlaşmaya
vardığına ilişkin haberleri yalanladı.
Fransa
Dışisleri Bakanlığı, Financal Times gazetesinde bugün
çıkan haberle ilgili bir açıklama yaptı. İngilterenin
Kıbrıs'ın Türkiye tarafından tanınması konusunda
Fransayı ikna ettiği yönündeki haberi doğrulamaktan
kaçınan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü
Jean-Baptiste Mattéi, "en kısa sürede böylesi bir
anlaşmanın gercekleşmesini umuyoruz" dedi.
Fransız sözcü, Brüksel'de büyükelçiler seviyesinde toplanan daimi
delegelerinin (COREPER) bu hafta içinde yapacakları toplantılarda
konunun ele alınacağını söyledi.
Fransız Dışişleri yetkilileri, Fransanın zaten 3 ekim
müzakerelerinin başlaması öncesinde, Ankaranın Kıbrıs
yönetimini tanımasını ön koşul olarak getirmediğini
ifade etti. Aynı yetkililer, karşı deklarasyonun son
şekliyle ilgili olarak, 'ABye üyelik için Kıbrısı
tanıma koşulu' bulunduğunu belirtme noktasında Londra ve
Parisin anlaştığını kaydetti.
Deklarasyonda Güney Kıbrıs tanınmıyor
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
Deklarasyonun içeriği:
·
Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını
sürdürmektedir
·
Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık
devleti değildir
·
Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını
temsil etmemektedir
·
Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir
·
Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir
şekilde tanımış olmayacaktır
·
Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır
AKEL: "Veto, çözümü bloke eder"
12 Eylül, 2005 17:33:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum kesiminin en büyük siyasi
partisi olan AKEL'in Meclis Grup Sözcüsü Nikos Katsuridis, Türkiye'nin
Kıbrıs sorununu çözmesinin tek yolunun AB üyeliği olduğunu
söyledi.
Simerini
gazetesine demeç veren Katsuridis, Türkiye'nin AB yolunun Rum vetosuyla
kesilmesi halinde Kıbrıs sorununun çözümünün uzun zaman
alacağını ifade ederek, ''veto çözüm yolunu bloke eder'' dedi.
Katsuridis, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, anamuhalefet Demokratik
Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) önerdiklerini uygulaması halinde,
o zaman Türkiye'nin Kıbrıs sorununu çözme nedeni
kalmayacağını belirtti.
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, 6 eylülde Papadopulos'a gönderdiği
mektupta, Rum beklentilerinin sınırlı kalması halinde 3
ekimde Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamasına Rum
tarafının onay vermemesini önermişti.
Katsuridis, DİSİ'nin Türkiye'nin AB perspektifi konusunda tavır
değiştirdiğini öne sürdü ve bunu eleştirdi.
Kıbrıs konusunda 'Londra-Paris' uzlaşısı
yalanlandı
Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jean-Baptiste
Mattei, Paris ile Londra'nın Türkiye konusunda uzlaşmaya
vardığına ilişkin haberleri yalanladı.
Fransa
Dışisleri Bakanlığı, Financal Times gazetesinde bugün
çıkan haberle ilgili bir açıklama yaptı. İngilterenin
Kıbrıs'ın Türkiye tarafından tanınması konusunda
Fransayı ikna ettiği yönündeki haberi doğrulamaktan kaçınan
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jean-Baptiste Mattéi,
"en kısa sürede böylesi bir anlaşmanın gercekleşmesini
umuyoruz" dedi.
Fransız sözcü, Brüksel'de büyükelçiler seviyesinde toplanan daimi
delegelerinin (COREPER) bu hafta içinde yapacakları toplantılarda
konunun ele alınacağını söyledi.
Fransız Dışişleri yetkilileri, Fransanın zaten 3 ekim
müzakerelerinin başlaması öncesinde, Ankaranın Kıbrıs
yönetimini tanımasını ön koşul olarak getirmediğini
ifade etti. Aynı yetkililer, karşı deklarasyonun son şekliyle
ilgili olarak, 'ABye üyelik için Kıbrısı tanıma
koşulu' bulunduğunu belirtme noktasında Londra ve Parisin
anlaştığını kaydetti.
Deklarasyonda Güney Kıbrıs tanınmıyor
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
Deklarasyonun içeriği:
·
Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını
sürdürmektedir
·
Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık
devleti değildir
·
Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını
temsil etmemektedir
·
Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir
·
Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir
şekilde tanımış olmayacaktır
·
Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır
Müzakerelerin başlama umudu arttı
12 Eylül, 2005 09:50:00 (TSİ) CNN TURK
Fransanın Güney Kıbrısın tanınması
konusunu Ada'da çözüm sonrasına bırakmayı kabul etmesi,
Türkiye'nin 3 ekimde müzakerelere başlanması umudunu
artırdı.
İngiliz
ekonomi gazetesi Financial Timesta yer alan habere göre, İngiltere,
Fransayı Kıbrıs konusunda ikna etti.
Gazete İngiltere'nin, Fransayı ikna etmesinde Türkiyenin Güney
Kıbrısı tanıması için bir tarih belirlenmesi halinde,
Birleşmiş Milletlerin Kıbrısı birleştirme
yönünde harcadığı çabaların sekteye
uğrayacağı mesajının etkili olduğunu
yazdı.
Financial Times haberinde, İngiltere ve Fransanın Türkiye, 25 Avrupa
Birliği üyesinden birini tanımazsa birliğe üye
olmasının sözkonusu olamayacağı yönünde de
anlaştığını yazdı.
Gazete haberinde, İngilterenin Fransa ile Kıbrıs konusunda vardığı
uzlaşmadan sonra Türkiye ile müzakerelerin başlaması yönünde
hazırlıkların
hızlandırıldığını belirtti.
Financial Times haberinde, Fransa'da Avrupa Anayasası'nın red
edilmesinden sonra bu ülkenin Türkiye ile 3 ekimde müzakerelerin
başlamasını, Türkiyenin Güney Kıbrısı
tanıması şartına
bağladığını hatırlattı.
Gazete, geçtiğimiz hafta yapılan bir kamuoyu yoklamasında,
Türkiyenin Avrupa Birliği üyeliğine destek veren
Fransızların sadece yüzde 11 düzeyinde olduğunu da belirtti.
Rumlar tedirgin
Rum medyasında dün çıkan haberlere göre de, İngilterenin
Fransayı, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıma
meselesini, çözümden sonraya bırakması konusunda ikna etti.
Rum medyasındaki haberlerde, İngiltere'nin teklif ettiği,
Fransa'nın da kabul ettiği bu öneriyle, tanıma konusu,
Türkiye'nin tam üyeliğine ve Birleşmiş Milletler çerçevesinde
çözüm bulunmasına endeksleniyor.
İngiltere ayrıca Türkiye limanlarının Rumlara
açılması konusunun da, tam üyelik görüşmelerinin sonuna
bırakıldığı bir mekanizma önerdi.
Buna göre, Türkiye'den, limanların ve hava sahasının
açılması dahil Gümrük Birliği'nin tüm üyelere tam olarak
uygulanması istenecek.
Sorunların çözümünde Türkiye-Avrupa Birliği Katılım Konseyi
hakemlik yapacak. Konseyde hakemlerin yarısını Türkiye
belirleyecek.
Türkiye limanların açılmamasında ısrar ederse 34 müzakere
başlığından Gümrük Birliği ile ilgili 2
başlık açılmayacak. Bu durum Türkiye'nin tam üyelik
görüşmelerinin sonuna kadar zaman kazanması anlamına geliyor.
Ancak Kıbrıs Rum Yönetimi bu teklife kesin bir şekilde
karşı çıkıyor. İngiltere'nin yeni
hazırladığı deklarasyon taslağı, çarşamba
günü toplanacak daimi temsilciler toplantısında bir kez daha ele alınacak.
Destek kayıtsız şartsız değil
İngilterenin Fransayı Kıbrıs konusunda ikna etmesi
Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesiminde rahatsızlık
yarattı. İngilterenin Türkiye'yi rahatlatan formülüne
karşın Yunanistan veto kartını hatırlatıyor.
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Atina'nın Ankara'ya
desteğinin kayıtsız şartsız
olmadığını söyledi.
Türkiye'nin üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini
belirten Karamanlis, Türkiye'nin Kıbrıs için
yayımladığı deklerasyonu da talihsiz diye
tanımladı.
Karamanlis, Avrupa Birliğinin de Kıbrıs konusunda ortak hareket
etmesi gerektiğini ileri sürdü.
Kıbrıs deklarasyonu
Türkiye, Ankara Anlaşması Ek Protokolünü imzaladığı 29
temmuz tarihinde bir deklarasyon yayımlayarak 'Protokole atılan
imzanın Güney Kıbrıs'ı tanıma anlamına
gelmediğini' açıklamıştı.
Deklarasyonda, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1960'ta kurulan asıl
ortaklık devleti olmadığına dikkat çekilerek, 'Türkiye için
bu protokolün imzalanması, onaylanması ve uygulanmasının
Protokolde atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin herhangi bir
biçimde tanınması anlamına gelmediği' belirtilmişti.
Metinde Türkiye'nin Kıbrıs Rum makamlarının,
Kıbrıs'ta sadece ara bölgenin güneyinde otorite, denetim ve yetki
icra ettiği ve Kıbrıs Türk halkını temsil
etmediği tutumunu sürdüreceği belirtilerek, Türkiye'nin
Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunması yönündeki
kararlılığını muhafaza ettiği
vurgulanmıştı.
Türkiye'nin vurgu yaptığı bir başka nokta da 'BM Genel
Sekreteri'nin iki kesimli yeni bir ortaklık devleti kurulmasını
hedefleyen kapsamlı çözüme ulaşma yönündeki çabalarının
desteklenmesinin sürdürüleceği'ydi.
Metinde yer alan, "adil ve kalıcı bir çözüm, bölgede
barışa, istikrara ve uyumlu ilişkilerin tesisine önemli bir
katkıda bulunacaktır" ifadesiyle de Türkiye'nin çözüme
kapalı olmadığına dikkat çekiliyordu.
|
Fransa, 'Kıbrıs uzlaşmasını'
doğrulamadı |
|
|
Paris Fransa Dışişleri Bakanlığı, Paris'in, AB'ye üye 25 ülkenin, Kıbrıs ile ilgili Türkiye'ye verilecek yanıt konusunda mümkün olan en kısa zamanda bir anlaşmaya varmasını umut ettiğini bildirdi. Dışişleri Bakanlığı
Sözcüsü Jean-Baptiste Mattei, basın toplantısında
yaptığı açıklamada, Paris ve Londra arasında
uzlaşma sağlandığı yolundaki haberleri teyit etmedi,
Doğal olarak, AB dönem başkanı ve diğer üye ülkelerle
temas ve görüşmelerimizi sürdürüyoruz dedi. Fransız sözcü, Brüksel'de
büyükelçiler seviyesinde toplanan daimi delegelerinin (COREPER) bu hafta
içinde yapacakları toplantılarda konunun ele
alınacağını söyledi. (aa) |
|
HURRIYET 12/09/05
|
Rumlar, çözümden sonra tanınacak |
|
|
Ömer BİLGE/LEFKOŞA Türkiyenin tam üyelik görüşmelerine başlayacağı 3 Ekim tarihi yaklaştıkça AB içinde tartışmalar giderek yoğunlaşıyor. AB dönem başkanı İngilterenin AB içinde çıkmaza giren Türkiye deklarasyonunda Rumların temsil ettiği Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması maddesini BM çerçevesinde çözümden sonraya bırakılması konusunda Fransayı ikna ettiği belirtildi. İngiltere, Türk limanlarının Rumlara açılması konusunu ise, tam üyelik öncesine bırakıyor. Türkiye eğer bunu uygulamazsa konuyla ilgili müzakere başlıkları açılmayacak. Sorunların çözümünde, Türkiye-AB Katılım Ortaklık Konseyi hakemlik yapacak. Konseyde hakemlerin yarısını Türkiye belirleyecek. Rumlar, tasarıya bu haliyle karşı çıkıyor. |
|
HURRIYET 12/09/05
Rumlar çok kızgın: Ah şu
İngilizler yok mu!
Haravgi gazetesi
Ankara'nın ek protokol
karşısındaki yükümlülüklerini çürüten bildirisine ilişkin
tutumunu desteklemekte başrol oynayan Biritanya'nın yoğun perde
gerisi faaliyetleri halkımızı öfkelendiriyor.
Londra kendisini, Birliğin ilkelerini ilerleten
bir AB dönem başkanı olarak davranmak yerine, Ankara'nın
çıkarlarına ve kendi dış politikasına hizmet etmek
için sinsice ve kalleşçe hareket etmekle eleştirenleri haklı
çıkarıyor. Bu politika, her zamanki gibi, Kıbrıs ve
halkı aleyhine. Londra'nın bu düşmanca politikasına ve
Ankara lehindeki tutumuna yıllarca dayanan bir halk...
Garantör güç Britanya'nın,
'Kıbrıs'ın şeytanı' olduğu bir kez daha
kanıtlandı. Londra, Kıbrıs'ın tezleri
karşısında, sadece gizlice değil, açıkça da
savaşmak. Açık ve kışkırtıcı biçimde...
Britanya'nın, COREPER toplantısı çerçevesinde, Türkiye'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığı yönündeki
bildirisi karşısında AB'nin karşı bildiri
yayımlamasına ilişkin sinsi tutumunun; dünkü
başarısızlığın da nedeni olduğu görülmekte.
Böylece konunun, bu ayın 26'sında, yeni olağanüstü bir COREPER
toplantısına götürüleceği açık. Bu toplantıda, hem
Türkiye'nin müzakere çerçevesi, hem de ek protokol konuları
görüşülecek.
Britanya, garantör devlet olarak sadece
yükümlülüklerini yerine getirmemekle kalmıyor; aynı zamanda
Kıbrıs halkını, egemen bir halk olarak değil, dilenci
olarak görmeyi sürdürüyor.
MILLIYET 12/09/05
Şüpheci İngiliz turistler,
uçağın kalkmasını engelledi
Bindikleri uçakta gördükleri iki kişinin
''militan'' olduğundan şüphelenen İngiliz turistler,
Kıbrıs Rum Kesimi'nden İngiltere'ye gidecek bir uçağın
kalkışını engelledi.
Kıbrıs Rum polisinin
açıklamasına göre, Lefkoşe'den Manchester'a gidecek özel
havayolu şirketi XLA'ya ait uçak, kalkış için pistte yol alırken,
yolcuların şiddetli itirazları üzerine pilot kalkıştan
vazgeçti.
Açıklamada, ''yolcular militana
benzediklerini belirttikleri iki yolcu gördüklerini bildirmişler, bunun
ardından pilot da bu kişileri yolcu olarak götürmeyeceğini
söylemiş'' denildi.
Polisin diğer yolcuların
şüphelendiği iki kişiyi sorguladığı belirtildi,
ancak sorgu sonucunda ne gibi bir işlem yapıldığı
belirtilmedi. Polisin uçakta yaptığı aramada da bir şey
bulunmadı.
Polis, bu kişilerin uyrukları
konusunda bilgi vermezken, Rum radyosu, iki kişinin Pakistanlı
olduğunu belirtti.
Ertelenen uçuşun bugün öğleden sonra
yapılacağı kaydedildi.
MILLIYET 12/09/05
'Desteğimiz
şartsız değil'
RADIKAL 12/09/05
YORGO KIRBAKİ (Arşivi)
ATİNA - Yunan hükümeti, Türkiye'nin gümrük
birliğini Kıbrıs'ı tanımayan bir beyan
eşliğinde imzalaması karşısında AB'nin cevap
niteliğindeki karşı deklarasyonunda Yunan-Rum görüşlerini
kabul ettirebilmek amacıyla, Ankara'ya verdiği AB desteğini
çekmekle tehdit etti. Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis,
Atina'nın Ankara'nın AB perspektifini destekleme
politikasının 'kayıtsız şartsız destek'
anlamına gelmediğini söyledi.
Karamanlis, dün uluslararası Selanik fuarının
açılışı nedeniyle düzenlediği basın
toplantısında konuyla ilgili soruya "Türkiye'nin AB
perspektifini destekliyoruz. Ancak bu tutum ne yeniden değerlendirmeye
kapalıdır ne de kayıtsız şartsız destek
demektir" yanıtını verdi. Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine
getirmesi gerektiğini kaydeden Yunan Başbakanı, Ankara'nın
Kıbrıs beyanı için 'talihsiz' ifadesini kullanarak, "Bu tek
taraflı açıklama sorun yarattı. AB konuyu
sarihleştirmelidir" dedi. Karamanlis, müzakerelere başlayan ve
AB üyesi olmak isteyen bir kimsenin, üstlendiği yükümlülüklere saygı
göstermemesinin mümkün olamayacağını belirtti.
3 Ekim
için açık davet
İngiltere'nin
Ankara Büyükelçisi Westmacott: Kıbrıs sorunu AB'de işleri
zorlaştırdı. Ancak önemli olan müzakerenin başlaması.
Dışişleri Bakanı Gül'ü, 3 Ekim'de Brüksel'e bekliyoruz
RRADIKAL 12/09/05
MURAT YETKİN
İngiltere'nin
Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott, Kıbrıs sorununun AB'de
işleri daha da karıştırdığını, ancak en
önemli konunun 3 Ekim'de Türkiye'yle üyelik müzakerelerinin başlaması
olduğunu söyledi. AB Dönem Başkanlığı' nı yürüten
İngiltere'nin bu konuda elinden geleni yaptığını
belirten Westmacott, "3 Ekim'de Brüksel'de dışişleri
bakanları toplantısı olacak. Şu an en önemlisi,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Brüksel'e gelip müzakerelere
başlaması" dedi. Westmacott, sorularımıza şu
yanıtları verdi:
Kapılar
Türkiye'ye açılıyor
Türkiye ve bölgesinde ne görüyorsunuz? Bölge nereye gidiyor?
Önümüzdeki ay Türkiye yeni bir sürece başlayacak. Sonunda Türkiye'nin AB
üyeliği bulunuyor. O nedenle Türkiye'nin nereye gittiğini biliyoruz.
Ancak bölgede pek çok belirsizlik var. Türkiye'nin güneydoğu
sınırlarında demokratik, laik bir anayasal rejimin olmalı
ve şiddet durmalı.
Türkiye'nin kuzeydoğu sınırlarındaki ihtilafların da
çözülmesini bekliyoruz. Kafkaslar, ateş alabilir bir halde. Azerbaycan ve
Ermenistan arasındaki sorunun çözümü için Azeri seçimlerini beklemek
gerekecek.
İran'da yeni bir yönetim geldi. Almanya ve Fransa'yla birlikte
İran'ın nükleer programının nükleer silah üretimine dönüşmemesi
doğrultusunda temaslarımız var.
Görmeyi ümit ettiğimiz bir gelişme de, AB üyelik
görüşmelerinizin başlamasıyla Yunanistan'la ilişkilerinizin
daha da ilerlemesi. Türkiye bir kez üyelik yoluna girince, sorunların
çözümü de kolaylaşacaktır.
Türkiye'nin Ortadoğu sorunuyla ilgili ülkelerle geliştirdiği
ilişkiler meyve vermeye başladı. Türkiye
alışılmadık bir konuma sahip oldu. Filistinlilerle,
İsrail'le, Suriye ve İran'la iyi ilişkileri var. Bütün
kapılar Türkiye'ye açılıyor. Bunun son örneği, İsrail ve
Pakistan dışişleri bakanlarının İstanbul'da
buluşması oldu; bu, iki ülkenin kayda geçmiş ilk
görüşmesiydi. Bu, Türkiye'nin üstlenebileceği rolün göstergesiydi.
Türkiye'yle verilecek
mesaj
Bölgede Türkiye'ye kapıların açıldığını
söylerken beklentiniz nedir?
Türkiye, çok şey yapıyor. Askeri yönden Afganistan ve Balkanlar'da
önemli roller üstleniyor. Irak'ta yardımı dokunuyor. Avrupa ve
komşularıyla sürekli geliştirdiği ilişkileriyle,
İslam Konferansı, Karadeniz İşbirliği gibi
örgütlerdeki yeriyle farklı bölgeler, kültürler ve örgütler
arasındaki anlayışın gelişmesine katkı
sağlıyor.
Türkiye'nin AB ile üyelik görüşmelerine başlaması, bölgedeki
diğer ülkelere AB'nin bir Hıristiyan kulübü olmadığı
mesajı verecek. Bunun bölgede çok önemli bir etkisi olacak. Müslüman bir
ülke, laik demokrasi, hukukun üstünlüğü ve bireysel özgülükler ve pazar
ekonomisiyle büyük başarı sağlayabilir. Türkiye'nin mesajı
budur.
Şu anda Türkiye'nin AB ile ilişkilerindeki sancılar
Kıbrıs nedeniyle çıkıyor. Kıbrıs'ta iki ayrı
devlet bulunduğunu düşünmüyor musunuz?
Yasalara göre, hayır. Kıbrıs AB'ye üye bir devlet. Ancak AB
kuralları ve müktesebatı kuzeyi için askıya
alınmış durumda. Hâlâ Kıbrıs'ta kapsamlı bir
çözüm bulunmasını bekliyoruz. Ama, Nisan 2004'teki Annan Planı
referandumundan bu yana pek mesafe alındığı söylenemez. Zor
bir durumdayız. Kıbrıs Türkleri için olduğu kadar, BM'nin
desteklediği uluslararası girişimler için de çözüme
ulaşılması önem taşıyor.
New York'taki BM dönem açılışı sırasında
gelişme bekleyebilir miyiz?
Annan Planı dışında bir çözüm zemini olmaz. Kofi Annan, iki
tarafta da siyasi irade görmedikçe, yeni bir adım atmaz.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tam üyeliği, AB'de hayatı
kolaylaştırdı mı sizce?
Bir çözüme ulaşılmadan Kıbrıs'ın AB'ye girmesi,
Kıbrıs üzerine görmek istediğimiz çözümün
arayışına yardımcı olmadı. Bazı
açılardan süreç iyice karıştı. En azından, mevcut
durum, güvenlik de dahil, AB işlerini ve AB'nin geniş anlamda
çıkarlarının korunmasını daha karmaşık hale
getiriyor.
Kıbrıs'ta bir çözüme ulaşılmış olmaması,
özellikle de Türkiye örneğinde genişleme sürecini
zorlaştırdı. Kıbrıs'ta bir çözüme
ulaşılmış olsaydı, Türkiye ile bir Ankara
Anlaşması protokolü imzalamak zorunda kalmayacaktık. Türkiye
kendisini 29 Temmuz'da deklarasyon yayımlamak zorunda hissetmeyecekti. Ve
AB şu anda bir karşı deklarasyon yayımlamayı
tartışıyor olmayacaktı. Kıbrıs'ın
üyeliği AB için hayatı daha uğraştırıcı ve
ilginç hale getirdi.
Fransa'nın durumu
Sorun çözülmeden Kıbrıs'ın AB'ye üye alınması bir
hata mıydı sizce?
Artık bu noktadayız. Kıbrıs
anlaşmazlığının uzun bir geçmişi var ve çözüm
gereği de ortada. Kıbrıs'ın üyeliği, Türkiye'nin üye
adaylığına hazırlanmasını ve Kıbrıs
sorununa çözüm arayışını etkiledi. Annan Planı
zemininde bir çözümün, Kıbrıs'ın AB'ye katılımı
öncesinde son dakikada başarısızlığa
uğramış olması çok yazık oldu. Ancak bu durum,
hiçbirimizi bu sonuca ulaşmak için çalışmaktan
alıkoymamalı.
Kıbrıs konusunda hiç sesini çıkarmamış
Fransa'nın şimdi bunu iç politikasında ve Türkiye'nin
üyeliği önünde kullanması nasıl yorumlanmalı?
Fransa Başkanı Chirac'ın, Türkiye ile müzakerelere
başlanması konusunda hiç yalpalamadığına dikkatinizi
çekmek isterim. 3 Ekim'e kadar 25 AB üyesinin üzerinde anlaşmak zorunda
olduğu iki metin var: Karşı deklarasyon ve müzakere çerçeve
belgesi. Her üye ülkenin bunlar üzerinde görüş bildirme hakkı var. 25
üye içinde bazılarının, Türkiye'nin AB'ye
katılımı konusunda diğerlerinden farklı
endişeleri var.
Çerçeve belge can
sıkabilir
17 Aralık 2004 öncesi, 'Türkiye için en önemli şey tarih' denildi.
Tarih alındı. Şimdi 3 Ekim öncesi ne söyleniyor?
En önemlisi 3 Ekim'de Abdullah Gül'ün Brüksel'e gelip müzakerelere
başlaması. O güne dek Türkiye, AB kamuoyuna müzakerelere
başlamaya hazır olduğunu daha çok sergilemeli. Münferit kötü
haberler de sürece çok zarar verebilir. Örneğin, ünlü yazar Orhan Pamuk
aleyhine açılan dava, henüz Türkiye'de tam ifade özgürlüğünün
bulunmadığı yolunda izlenime yol açtı.
Ayrıca, karşı deklarasyon ve çerçeve belgede kullanılacak
lisan Türk siyasetçileri ve kamuoyunun yüzde 100 hoşuna gitmeyebilir. Bu,
anlayışla karşılanmalı. Son aylara genişleme
konusunun AB kamuoyunun büyük kısmında daha zor bir konu haline
gelmiş olması siyasi bir gerçek.
Bunun anlamı, büyük, güçlü ve nüfusu yüksek ve dolayısıyla AB
içindeki dengeleri değiştirebilecek bir ülkeyle üyelik müzakerelerine
başlanması konusunda çekinceler bulunduğu. Ve ne yazık ki
bu ülkenin, üye ülkelerden biriyle geçmişe dayanan bir sorununun
olması. Gerçek şu ki, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda
kendisini yayımlamak zorunda hissettiği deklarasyon,
3 Ekim hazırlıklarını zorlaştırdı.
Türkiye neden önemli?
Westmacott'a göre, 3 Ekim'de üyelik müzakerelerinin başlamasını
istemelerinin başka stratejik nedenleri de var:
"Müslüman bir ülke olarak Türkiye'yi ve onun laik, demokrat hükümetinin
AB'ye kabul edildiğini görmek istiyoruz. Türkiye'nin bulunduğu
bölgenin istikrarlı ve müreffeh olmasını, bölgede demokrasi,
hukukun üstünlüğü, bireysel haklar ve pazar ekonomisinin güçlendiğini
görmek istiyoruz.
Türkiye'nin, AB'nin dış politikasına ve güvenlik
politikasına büyük katkı sağlayacağını
düşünüyoruz. AB dışı ülkelerle iyi ilişkileri
nedeniyle Türkiye'nin yeni uluslararası sorunların çözümünde kilit rol
oynayacağını düşünüyoruz. Bunlar arasında
yasadışı göç, uluslararası terörizmle mücadele,
uyuşturucuyla, insan kaçakçılığı ve organize suçla
mücadeleyi sayabilirim.
Ve hiç kuşku yok ki, Türkiye, Asya, Hazar ve Karadeniz'den Avrupa
pazarlarına ulaşan enerji nakil hatlarının
güvenliğinde giderek artan bir öneme sahip oluyor. ABD'deki Katrina
kasırgası, enerji güvenliğinde siyasi istikrarsızlık
kadar, doğal felaketlerin de önemi olduğunu gösterdi. Bu durum,
enerji arzının çeşitlendirilmesi ve güvenliği konusunu daha
da öne çıkardı. Dışişleri Bakanımız Jack
Straw'un da dediği gibi, gelecek yıl Bakü-Tiflis-Ceyhan boru
hattının devreye girmesiyle birlikte, dünyadaki petrol
nakliyatının yüzde 10'a yakını Türkiye ve etrafında
yer alacak.
Türkiye, birleşik Kıbrıs'ı tanıyacak
TANIMA KONUSU,
ÇÖZÜME ENDEKSLENİYOR... AB Dönem Başkanı İngiltere ile
Fransa'nın, Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni
tanımadığını beyan ettiği deklarasyonuna AB'nin
yanıtını teşkil edecek karşı deklarasyona
ilişkin yeni bir taslak metin üzerinde uzlaştıkları
bildirildi. Dört maddeden oluşan yeni formülle, Türkiye'nin
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıması konusunu
Türkiye'nin AB üyelik sürecine ve Kıbrıs sorununun çözümüne
bağlamaya çalışıyor. Buna göre Türkiye, çözümle ortaya
çıkacak yeni devleti tanıyacak
ÇARŞAMBA
GÜNÜ COREPER'DE GÖRÜŞÜLECEK... Yeni taslak metin çarşamba günü
toplanacak AB Daimi Temsilciler Toplantısı'nda (COREPER)
görüşülecek. COREPER'de gerek tanıma başlığında,
gerek İngiltere-Fransa anlaşmasında düzenlenmeyen ve
İngiltere'nin Lefkoşa'yla müzakere metnini teşkil edecek olan
protokolün hayata geçirilmesi başlığında çetin
savaşlar verilmesi bekleniyor
RUM
YÖNETİMİ MEMNUN DEĞİL... İngiltere
Dışişleri Bakanı Jacques Straw ile Fransa
Dışişleri Bakanı Philip Doust-Blazi arasında yer alan
görüşmeler sonucu ve İngiltere Dışişleri
Bakanlığı Kıbrıs Koordinatörü Dominic Jillcot'un
katkılarıyla ortaya çıkan dört maddelik formül, Rum yönetimini
tatmin etmedi. Rumlar İngiltere'yi "Kıbrıs
Cumhuriyeti"ni sömürge kuvvetiymiş gibi görmekle suçladı
AB Dönem
Başkanı İngiltere ile Fransa'nın; Türkiye'nin sözde
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni
tanımadığını beyan ettiği deklarasyonuna AB'nin
yanıtını teşkil edecek karşı deklarasyona
ilişkin dört maddeden oluşan yeni bir taslak metin üzerinde
uzlaştıkları bildirildi.
Üzerinde
anlaşılan formüle göre, Türkiye, şu andaki
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni değil, Kıbrıs
sorununun çözümüyle ortaya çıkacak yeni devleti tanıyacak.
Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, haberi
"Başkanlık, Karşı Deklarasyon Olarak 4 Maddelik Yeni
Bir Formül Sundu -Londra, Tanıma Konusunda Fransa'yla Anlaşmaya
Vardı ve Lefkoşa'yı Dışında
Bıraktı" başlık ve spotlarıyla aktaran gazete, 4
maddeden oluşan yeni formülün; Türkiye'nin "Kıbrıs
Cumhuriyeti"ni tanıması konusunu, Türkiye'nin AB üyelik sürecine
ve Kıbrıs sorununun çözümüne bağlamaya
çalıştığına dikkat çekti.
Kıbrıs
sorununun çözümünü tanımaya bağlamanın, Ankara'ya; mevcut
"Kıbrıs Cumhuriyeti"'ni değil de, Kıbrıs
sorununun halli aracılığıyla ortaya çıkacak yeni
devleti tanıma olanağı vermenin, AB dönem başkanı
İngiltere'nin temel isteği olduğunu savunan gazete,
"İngiltere'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı
sömürge kuvvetiymiş gibi davranmasının ve tanıma
başlığı altındaki görüşmelere kapıyı
kapatmasının ana nedeni de buydu" ifadelerine yer verdi.
Rum
tarafının söz konusu formülden tatmin olmadığına
işaret eden gazete, "Dışişleri Bakanı Yorgo
Yakovu ile Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in dile getirdiği tezlere
dikkat edilecek olursa, yeni formülün Lefkoşa'yı tatmin etmediği
kanıtlanıyor" yorumunda bulundu.
"Yeni
taslak metin çarşamba günü COREPER'de görüşülecek"
Yeni taslak
metnin çarşamba günü toplanacak AB Daimi Temsilciler
Toplantısı'nda (COREPER) görüşüleceğini ve gerek
"tanıma" başlığında, gerek
İngiltere-Fransa anlaşmasında düzenlenmeyen ve
İngiltere'nin Rum tarafıyla müzakere metnini teşkil edecek olan
protokolün hayata geçirilmesi başlığında çetin
savaşlar verilmesinin beklendiğini yazan gazeteye göre tanımaya
ilişkin 4 maddelik formülde şunlar kaydediliyor:
"1-Türkiye'nin
AB'ye tam üye olmasının ön şartı, bütün üye ülkeleri
tanımasıdır. İngiltere Dönem Başkanlığı'nın
daimi arzusu olan; (çözümle birlikte) ortaya çıkacak olan yeni devletin
tanınması yolunun açık bırakılması amacıyla
Kıbrıs Cumhuriyeti'ne özel atıfta bulunmaktan kaçınılıyor.
2-Metne,
tanıma şartının eklenmesi, beklendiği üzere; Türkiye
ile AB arasındaki ilişkilerin 'hukuki normalleşmesi' (de jure
normalization) şeklindeki ifadede değişiyor.
3 Galler'in New
Port kentindeki toplantıda sunulmuş olduğu gibi;
ilişkilerin normalleşmesi; 'başarılması mümkün
olduğu zaman' (as soon as can be achieved) değil; 'mümkün olan en
kısa sürede' (as soon as possible) olacak.
4-Yukarıda
kaydedilenlerin tamamının dâhil olduğu bu çerçevede, AB ve üye
ülkelerin; Kıbrıs sorununun çözümü çabalarının
devamında hemfikir olduklarına dikkat çekiliyor. İngilizlerin
gözle görülür şekildeki çözümü tanımaya bağlama çabaları,
üçüncü taslakta yer alan ifadenin çıkarılmasıyla da paralel
gidiyor. Çıkarılan ifadede; Kıbrıs sorununun çözümünün BM
Güvenlik Konseyi kararlarıyla aynı çizgide olacağı
belirtiliyordu."
Gazete bu
arada, "Londra-Paris Anlaşması" olarak
tanımladığı söz konusu dört maddelik formülün,
İngiltere Dışişleri Bakanı Jacques Straw ve
Fransız meslektaşı Philip Doust-Blazi arasında yer alan
görüşmeler sonrasında yapılırken, diplomatik düzeyde
ipleri; Foreign Office (İngiltere Dışişleri
Bakanlığı) Kıbrıs Koordinatörü Dominic Jillcot'un
oynadığını belirtti. Gazete haberinin devamında
şunları da yazdı:
"İngiltere
çifte tabloda oynuyor"
"Protokolün
hayata geçirilmesi konusu; İngiltere'nin Lefkoşa'ya
kırıntılar vermek istemesi nedeniyle açık bulunuyor. Dönem
başkanlığı, objektif olmayan kabul edilemez önerilerle
çifte tabloda
'oynuyor'. Bu
öneriler hiçbir şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti'ni güvence
altına alamaz; Ankara'ya da protokole attığı imzanın
hakkını verme prosedürünü yıllarca oyalama fırsatı
verir.
Türkiye'nin,
taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda, bir anlaşmazlıkların
çözümü mekanizması söz konusu olacak. Bu mekanizma, AB-Türkiye
Katılım Konseyi tarafından öngörülüyor ve hakemliği gündeme
getiriyor. Ancak bu çerçevede Türkiye; hakemlerin yarısını seçme
(!) olanağına sahip olacak. Bunu yapmazsa ne hakemlik ne de
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin güvence altına alınması
mekanizması olacak.
İngilizlerin
önerisinin; Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün; net
şekilde ortaya konulan, kulak verilen ve yerine getirilen, kamuoyuna
yönelik önerisinden sonra geldiğine dikkat çekiliyor.
Başka bir
mekanizma ise; Gümrük Birliği'yle bağlantılı olan müzakere
başlıklarının, protokol hayata geçirilmediği sürece
açılmayacak olmasıdır. Diğer bir deyişle; dönem
başkanlığı, Türkiye'nin 36 müzakere
başlığından 2'sinin kapalı kalmasını
öneriyor. Bu elbette Ankara'ya; geriye kalan 34 başlığı
müzakere etme ve Gümrük Birliği'yle alakalı 2
başlığın müzakeresini, müzakerelerin sonuna, yani 15 ve
daha fazla yıl sonraya havale etme fırsatı veriyor."
Gül'ün New
York gündeminde Kıbrıs var
GÜL'DEN
ÖNEMLİ ZİYARET... Türkiye Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, BM'nin 14-16 Eylül'de
yapılacak Dünya Zirvesi ile 17-28 Eylül'deki BM 60. Genel Kurulu genel
görüşmelerine katılmak üzere dün New York'a gitti. Gül'ün yoğun
gündemi içinde en önemli konunun Kıbrıs sorunu olduğu bildirildi
SERDAR
DENKTAŞ DA GİDECEK... Abdullah Gül, New York'ta,
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Serdar Denktaş ile birlikte, Kıbrıs sorununu BM çerçevesinde
izleyerek, KKTC üzerindeki izolasyonların bertaraf edilmesi için
çalışacak. Gül, ikili temaslar çerçevesinde, ABD
Dışişleri Bakanı Condolezza Rice ile de bir görüşme
yapacak
GÜL'ÜN PROGRAMI
YOĞUN... BM Genel Sekreteri Annan ile yapacağı görüşmelerde
Irak'taki durum, Ortadoğu sorunu, Kıbrıs konuları ile BM
reformuna ilişkin son gelişmeleri ele alacak olan Gül, ziyareti
sırasında BM Kalkınma Programı Direktörü Kemal Derviş
ile de görüşecek
Birleşmiş
Milletler'in (BM) 14-16 Eylül'de yapılacak Dünya Zirvesi ile 17-28
Eylül'deki BM 60. Genel Kurulu genel görüşmelerine katılmak üzere dün
New York'a giden Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, KKTC Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ile
birlikte, Kıbrıs meselesini BM çerçevesinde izleyerek, KKTC
üzerindeki izolasyonların bertaraf edilmesi için çalışacak. Gül,
ikili temaslar çerçevesinde, ABD Dışişleri Bakanı
Condolezza Rice ile de bir görüşme yapacak.
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, New York'taki temaslarında, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi
geçici üyeliğine 2009-2010 dönemi adaylığını
destekleyen ülke sayısını artırma fırsatını
da bulacağını belirterek, "Yaklaşık yarım
yüzyıldır BM Güvenlik Konseyi'nde temsil edilmemiş ülkemizin bu
üyeliğe seçilmesi, uluslararası ilişkilerde konum ve rolümüzü
daha da artıran bir gelişme olacaktır" dedi.
New York'a
hareketinden önce, Atatürk Havalimanı'nda, basın mensuplarına
ziyareti hakkında bilgi veren Gül, BM'nin 14-16 Eylül'de yapılacak
Dünya Zirvesi ile 17-28 Eylül'deki BM 60. Genel Kurulu genel görüşmelerine
katılacağını söyledi.
Abdullah Gül,
BM Dünya Zirvesi'nin, 2000 yılında düzenlenen BM Binyıl Zirvesi
ile sosyal ve ekonomik alandaki diğer zirve ve toplantıların
sonuçlarının izlenmesi ve bu çerçevede "Bin yıl
kalkınma hedeflerinin" ilk 5 yıllık uygulamasının
da gözden geçirilmesi amacıyla düzenlendiğini ifade etti.
Zirveye 170'in
üzerinde devlet/hükümet başkanlarının
katılmasının beklendiğini kaydeden Gül, zirve çerçevesinde
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile açılış oturumuna ve
Kalkınmanın Finansmanı Toplantısı'na
katılmayı öngördüğünü belirtti. Zirve dolayısıyla
Başbakan Erdoğan ve kendisinin, yabancı muhataplarıyla çok
sayıda ikili görüşme gerçekleştireceklerini kaydeden Gül, New
York'ta yaklaşık 40 ülkenin dışişleri
bakanlarıyla görüşmelerde bulunmayı öngördüğünü de
bildirdi.
BM 60. Genel
Kurul görüşmeleri vesilesiyle, 21 Eylül'de Genel Kurul'da
uluslararası gündemle ilgili konularda ülkemizin görüşlerini
açıklayan bir konuşma yapacağını da ifade eden Gül,
şöyle dedi:
"New
York'taki temaslarımızda, BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine
2009-2010 dönemi adaylığımızı destekleyen ülke
sayısını artırma fırsatını da
bulacağız. Bu bağlamda Güvenlik Konseyi
adaylığımızın
tanıtımı amacıyla New York'ta bulunacak yabancı ülke
dışişleri bakanları onuruna bir resepsiyon vereceğim.
Yaklaşık yarım yüzyıldır Güvenlik Konseyi'nde temsil
edilmemiş olan ülkemizin bu
üyeliğe
seçilmesi, uluslararası ilişkilerdeki konu ve rolümüzü daha da
artıran bir gelişme olacaktır."
Yoğun
program
BM Genel
Sekreteri Annan ile yapacağı görüşmelerde Irak'taki durum,
Ortadoğu sorunu, Kıbrıs konuları ile BM reformuna
ilişkin son gelişmeleri ele alacağını kaydeden Gül,
ziyareti sırasında BM Kalkınma Programı Direktörü Kemal
Derviş ile de görüşeceğini kaydetti.
Başbakan
Erdoğan'a da çeşitli temaslarında eşlik edeceğini dile
getiren Gül, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan,
Tacikistan ve Özbekistan dışişleri bakanlarına
çalışma kahvaltısı vereceğini söyledi.
Genel Kurul
dolayısıyla New York'a giden KKTC Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'la, Kıbrıs meselesini BM çerçevesinde izleyerek, KKTC
üzerindeki izolasyonların bertaraf edilmesi çabalarını
sürdüreceklerini kaydeden Gül, ikili temasları çerçevesinde, ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile de bir görüşme
yapacağını bildirdi.
Konuşmasında
diğer temasları hakkında da bilgi veren Abdullah Gül,
"Yoğun bir program var. Ümit ediyorum ki bütün bu
çalışmalar, ülkemizin çıkarını, menfaatlerini
korumaya, ülkemizin dünya politikasındaki etkinliğini korumaya,
geliştirmeye fayda sağlayacaktır" diye konuştu.
ABD
Dışişleri Bakanı ile görüşme
Soruları
da yanıtlayan Gül, Türkiye'nin Güvenlik Konseyi üyeliğiyle ilgili
olarak çalışmaların başladığını ve
önümüzde birkaç yıl daha bulunduğunu belirtti.
Gül,
"Türkiye 50 yıldır, yarım asırdan daha uzun süredir
üye değil. Bu kadar önemli bir ülkenin, dünyada ve bölgede önemli bir rol
oynayan bir ülkenin bugüne kadar üye olmaması büyük bir noksanlık"
diye konuştu.
Abdullah Gül,
ABD Dışişleri Bakanı Rice ile görüşmelerinde PKK
konusunun gündeme gelip gelmeyeceği yönündeki bir soru üzerine de
"Muhakkak ki görüşmemizin bir parçası olacak. Etkin bir mücadele
yapana kadar şüphesiz ki bu konu daima Amerikalılarla
görüşmemizde masada olacaktır" dedi.
KIBRIS 12/09/05
Hristofyas'tan
eleştiri yağmuru
|
İNGİLTERE'YE
ÖFKE... Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas, Kıbrıs sorunu ve Türkiye'nin AB katılım
süreciyle ilgili yaptığı konuşmada, İngiltere'nin AB
Daimi Temsilciler Komitesi'ndeki tutumuna yönelik sert eleştirilerde
bulundu ve İngiltere'yi, "Türkiye'yi suçlarından
arındırmaya çalışmakla" suçladı "KLERİDES,
HER ŞEYE SADECE EVET DEDİ"... Eski Rum yönetimi
başkanı Glafkos Klerides hükümetine de eleştirilerde bulunan
Hristofyas, Klerides hükümetinin, "tehlikelerin farkında
olmasına rağmen gerekli önlemleri almadığını ve
her şeye sadece 'evet' dediğini" iddia ederken "Biz
şu anda, ortaya çıkan sapmaların ardından gelişen
olaylara göğüs germeye çalışıyoruz" ifadelerini
kullandı TALAT
ETKİ YARATMA OYUNU OYNAMAKTADIR.... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'a da suçlamada bulunan Hristofyas, Talat ile Rum yönetimi
başkanı Papadopulos'un görüşmesinin, her iki toplumun da
memnun edilmesi için Annan planında değişiklikler
yapılmasının gerekli olduğu tezinin kabul edilmesini
hedefleyen, ciddi bir diyaloğun gerçekleşmesi
koşullarının yaratılması olduğunu
vurguladı ve Talat'ı etki yaratma oyunu oynamakla suçladı BM VE ANNAN'A
ELEŞTİRİ... Hristofyas, BM ve Genel Sekreter Kofi Annan'a
şu eleştirileri yöneltti: "Uluslararası hukukun
çiğnenmesinin, BM karar ve bildirilerinin BM'nin bizzat kendisi
tarafından uygulanmamasının; işgali kınayan,
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünü, egemenliğini
ve tüm Kıbrıs halkının, Kıbrıslı
Rumların ve Kıbrıslı Türklerin, insan
haklarının iade edilmesini talep eden BM ve uluslar arası
hukuk kararlarından sapılmasının meyvelerini
toplamaktayız" Rum Meclis
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, cuma gecesi
ABD'nin New York kentinde yaşayan Kıbrıslı Rumların
düzenlediği bir etkinlikte yaptığı konuşmada,
İngiltere'yi, eski Rum yönetimi başkanı Glafkos Klerides'i,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı, BM ve Genel Sekreteri Kofi
Annan'ı eleştiri yağmuruna tuttu. Haravgi,
Hristofyas'ın "AB yoluyla taksim tehlikesine" işaret
ettiğini ve İngiltere'ye suçlamalarda da bulunduğunu
yazdı. Habere göre
Hristofyas konuşmasında Kıbrıs sorununa ve Türkiye'nin AB
katılım sürecine değinirken, İngiltere'nin AB Daimi
Temsilciler Komitesi'ndeki tutumuna yönelik sert eleştirilerde bulundu
ve İngiltere'yi, "Türkiye'yi suçlarından arındırmaya
çalışmakla" suçladı. "Klerides
sadece her şeye evet dedi" Eski Rum
yönetimi başkanı Glafkos Klerides hükümetine de eleştirilerde
bulunan Hristofyas, Klerides hükümetinin, "tehlikelerin farkında
olmasına rağmen gerekli önlemleri almadığını ve
her şeye sadece 'evet' dediğini" iddia ederken "Biz
şu anda, ortaya çıkan sapmaların ardından gelişen
olaylara göğüs germeye çalışıyoruz" ifadelerini
kullandı. "Talat
etki yaratmaya çalışıyor" KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi başkanı
Tasos Papadopulos'un görüşmeleri konusunda ise Hristofyas şöyle
konuştu: "Konu
bir Papadopulos-Talat görüşmesi konusu değildir. BM şemsiyesi
altında, takvim sınırlamalarının ve hakemliklerin
olmayacağı ve her iki toplumun da memnun edilmesi için planda
(Annan planı) değişiklikler yapılmasının
gerekli olduğu tezinin kabul edilmesini hedefleyen, ciddi bir
diyaloğun gerçekleşmesi koşullarının
yaratılmasıdır. Talat etki yaratma oyunu
oynamaktadır." BM, Annan ve
diğerleri de Hristofyas,
BM ve Genel Sekreter Kofi Annan'a ise eleştirileri şöyle: "Şu
anda, uluslar arası hukukun çiğnenmesinin, BM karar ve
bildirilerinin BM'nin bizzat kendisi tarafından
uygulanmamasının; işgali kınayan, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünü, egemenliğini ve tüm
Kıbrıs halkının, Kıbrıslı Rumların ve
Kıbrıslı Türklerin, insan haklarının iade edilmesini
talep eden BM ve uluslar arası hukuk kararlarından
sapılmasının meyvelerini toplamaktayız. Ne yazık
ki BM'nin kendisi de buna ortak olmuştur ve BM ilkeleri ile
kararlarından sapılmasına yol açanlar en sonunda, ilgili
tarafların üstünde olması ve BM'nin temel ilkelerini
uygulamaları için ikna etmeye çabalaması gereken BM genel
sekreterini de, ilgili taraf haline getirmeyi başardılar". Hristofyas,
Annan planının bazı maddelerinin Klerides hükümeti
tarafından kabul edilmiş olmasını eleştirerek
"İngiliz ve Amerikalılara 'hayır' dediğiniz zaman
kurtulmanız çok zordur. Allah'a şükür Yunanistan'ın da
yardımıyla Kıbrıs AB üyesi oldu da aynı yöntemleri
kullanamıyorlar ve diplomatik yöntemleri kullanmak zorunda
kalıyorlar" şeklinde konuştu. "İngiltere,
Türkiye'yi suçlarından arındırmaya
çalışıyor" Türkiye'nin
Rum yönetimini tanımayacağını ifade ettiği
deklarasyonuna yönelik AB'nin karşı deklarasyon
yayınlaması konusuna da değinen Hristofyas, İngiltere'ye
yönelik sert eleştirilerde de bulundu. İngiltere'nin,
AB başkanlığını yürüten ülke olarak, "AB'nin 25
üye ülkesi tarafından kesinlikle kabul edilemez bir oyun oynamakta
olduğunu" iddia eden Hristofyas, İngiltere'ye şu
eleştirileri yöneltti: "AB,
Türkiye'nin bu deklarasyonuyla, protokolün özünde iptal edildiğini
söyleyerek hemen net ve kararlı bir biçimde tepki göstermek ve
Türkiye'yi deklarasyonu geri çekmeye çağırmak yerine, protokolün
uygulanmasına süre tanıyarak İngiltere
başkanlığı, her şekilde Türkiye'yi bir kez daha
suçundan arındırmaya çalışıyor. İngiltere;
Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımadığını ve Kıbrıs'ta başka bir
devleti tanıdığını söylüyor diye az çok
Kıbrıs'ta iki devletin varlığının
kâğıt üzerinde olmayan bir biçimde (yazısız)
onaylanması girişiminde bulunuyor." Öte yandan
gazete bir diğer haberinde de Hristofyas'ın New York'ta
gerçekleştirdiği temaslara da yer verdi. Gazete
Hristofyas'ın New York'ta Bulgaristan Dışişleri
Bakanı Gorki Pirinski ve Slovakya Dışişleri Bakanı
Pavol Hrusovski ile temaslarda bulunduğunu ve görüşmelerde
Kıbrıs sorununun bugünkü durumu ve Türkiye'nin Gümrük Birliği
protokolünü uygulaması ile AB tarafından yayınlanması
öngörülen karşı deklarasyon konularının ele
alındığını yazdı. Gazete,
Bulgar Dışişleri Bakanı Pirinski'nin Hristofyas'la
görüşmesinde, "Kıbrıs'a ilişkin tüm konularda en
iyiyi başarma çabasında Bulgar meclisinin Kıbrıs'a
yönelik desteğini" ifade ettiğini ve Bulgaristan'ın,
AB'ye katılım anlaşmasının onaylanması
gerektiği zamanda Rum yönetiminin desteğini talep ettiğini
belirtirken, Hristofyas'ın "Kıbrıs'ın Bulgaristan'ın
AB'ye üyeliğini onaylayacak ilk ülke olmaya
çalışacağını" ifade ettiğini yazdı. Habere göre
Hristofyas, Slovak Dışişleri Bakanı Hrusovski'yle
gerçekleştirdiği görüşmede Türkiye'nin deklarasyonuna
değinerek, bu deklarasyonun uluslar arası hukuku
çiğnediğini iddia ederken Hrusovski ise, "AB'nin ilkelere
dayanması gerektiğini vurguladı ve Rum hükümetine, Türk tutumu
karşısında ülkesinin tam desteğini" ifade etti. |
KIBRIS 12/09/05
'Tanıma'
kelimesi bir yerde geçmeli ama ön şart olarak değil
|
KARŞI
DEKLARASYON İÇİN... Fransa'nın Güney Kıbrıs'taki
Büyükelçisi Pen, Türkiye'nin AB üyeliği ve Gümrük Birliği Ek
Protokolü'nü imzalarken; "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni
tanımadığına ilişkin deklarasyona yanıt
teşkil edecek AB karşı deklarasyonunda "Tanıma
(Kıbrıs Cumhuriyeti) kelimesi bir yerlerde geçmeli. Ama Türkiye'nin
üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamasının ön
şartı olarak değil..." dedi Fransa'nın
Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Hadelin De La Tour Di Pen,
Türkiye'nin AB üyeliği ve Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü
imzalarken; "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni
tanımadığına ilişkin deklarasyonun hukuki bir
sorun yaratmayabileceğini ancak, AB içinde yeni bir siyasi durum yaratan
mantıksal ve siyasi bir çelişkiye denk olduğunu, bu nedenle de
yanıtsız bırakılamayacağını söyledi. Sorunların
hasır altı edilemeyeceğini, çözülmeleri gerektiğini
söylen Pen, "Tanıma (Kıbrıs Cumhuriyeti) kelimesi bir
yerlerde geçmeli. Ama Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de
başlamasının ön şartı olarak değil..."
diye konuştu. Fileleftheros
Fransa'nın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Hadelin De La Tour Di
Pen'le; Türkiye'nin AB üyeliği ve Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü
imzalarken; "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni
tanımadığına ilişkin deklarasyonu konularında
yaptığı söyleşiyi yayımladı. Gazete,
"Hadelin De La Tour Di Pen: Tanıma Perspektifi Olması
Önemli" başlığını attığı
söyleşide; Türkiye'nin tek taraflı deklarasyonuna karşı
açıkladığı tutumu nedeniyle, AB'de dikkatleri üzerine
toplayan Fransa'nın, Rum tarafındaki büyükelçisinin,
Fileleftheros'a özel olarak yaptığı açıklamada, ülkesinin
bu tezini detaylı şekilde izah ettiğini yazdı. Gazete, Hadelin
De La Tour Di Pen'in; Türk deklarasyonunun, hukuki bir sorun
yaratmayabileceğini ancak, AB içinde yeni bir siyasi durum yaratan
mantıksal ve siyasi bir çelişkiye denk olduğunu, bu nedenle de
yanıtsız bırakılamayacağını
söylediğini yazdı. Gazeteye göre
Paris'in; konuyla ilgili olarak elde etmek istediği 4 ayağı da
açıklayan Di Pen; sorunların hasır altı
edilemeyeceğini, çözülmeleri gerektiğini söyledi. "Tanıma
(Kıbrıs Cumhuriyeti) kelimesi bir yerlerde geçmeli. Ama Türkiye'nin
üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamasının ön
şartı olarak değil..." diyen Di Pen, Fileleftheros'un
yönelttiği sorulara özetle şu yanıtları verdi: SORU:
Fransa'ya göre, Türkiye üyelik müzakerelerine 3 Ekim'de başlamak için
kriterleri yerine getirdi mi? YANIT:
Türkiye, Ankara Anlaşması'nı genişleten protokolü
imzaladığı 29 Temmuz'a kadar kriterleri yerine getirdi. Ancak
aynı zamanda tek taraflı bir deklarasyon yayımladı.
Şüphesiz ki bu deklarasyonun hiçbir hukuki değeri yoktur. Durum,
katı hukuk çerçevesinde denetlendiğinde, ön şart yerine
getirildi. Ancak, şurası da nettir ki; Fransa Başbakanı
tam da bu nedenle 2 Ağustos'ta, 'yeni bir siyasi durum
yaratıldı' diye tepki gösterdi. AB üyesi 25 ülkeden birinin
varlığını kabul etmeyen bir ülke ile uzun ve zor bir
müzakereye giremeyiz. Hukuki sorun olmasa bile, mantıksal ve siyasi bir
çelişki var. Bunu aleni olarak ortaya koyduk. O zaman kendimizi biraz
yalnız hissettik. Ağustos sonunda bütün ortaklarımıza, 4
maddeden oluşan çok kısa bir gayrı resmi belge gönderdik.
Bütün ortakların, Türkiye'yle müzakerelerin 3 Ekim'de
başlamasından yana olduklarını dikkate alarak -bunu
söylerken Kıbrıs'ı ve Yunanistan'ı da kastediyorum-
izahatlar istedik. Herhangi bir şeyi bloke etmek için bir nedenimiz yoktu.
Bu da; Chirac, Komisyon Başkanı Barroso'yla 26 Ağustos'ta
görüştüğü zaman çok aleni bir şekilde söylendi. Bu,
Chirac'ın, bütün Fransız büyükelçilerle 26 Ağustos'ta
Paris'teki başkanlık sarayında yaptığı
görüşmede de netti. Bazı
kırmızı çizgilerimiz var. Doğal olarak bir kriz
yaşamak istemiyoruz, ancak bazı şeylerin de söylenmesini
istiyoruz. Mesela; AB'nin Türkiye'nin tek taraflı deklarasyonundan
üzüntü duyduğunu dile getirmesini istiyoruz. 'Tanıma'
sözcüğünün bir yerlerde olması gerekir, ancak üyelik müzakerelerinin
3 Ekim'de başlamasına ön şart olarak değil. Bu, gelecek
yıllarda tartışılacak. Doğal olarak; Gümrük
Birliği'ne saygı gösterilmesinde ve hayata geçirilmesinde
ısrar ediyoruz. Ve doğal olarak 2006 randevusunda konuyu yeniden
gözden geçireceğimizin kesin olmasında ısrar edeceğiz.
Şu anda üzerinde müzakereler yapılmakta olan dört madde
bunlardır. SORU:
Katı hukuk literatüründe Türk deklarasyonuyla ilgili sorun
bulunmadığını ancak siyasi ve mantıksal sorun
olduğunu söylediniz... YANIT: Bu
bizim değerlendirmemiz. Konsey'in hukuk biriminin ve bizim hukuk
danışmanlarımızın değerlendirmesi. Laf
açılmışken; Kıbrıs hükümetinin değerlendirmesi
değil. Bazı farklar olabilir. Bağlayıcı olan tek
belge protokoldür. Tek taraflı deklarasyonun hukuki geçerliliği
yoktur. Ancak siyasi ve hukuki açıdan Türk deklarasyonu yeni bir durum
yaratıyor ve bunu göğüslememiz gerekiyor. Sorunları hasır
altı edemeyiz, göğüslememiz gerekir. Soru:
Fransa'nın 'tanıma' kelimesinin karşı-deklarasyonda yer
almasını istediğini söylediniz. Elbette tanıma konusu
sözlerin ötesinde pratiğe genişliyor. Pratikte, Fransa tanıma
hedefine ulaşmayı isteme niyetinde mi? Yanıt:
Tanıma perspektifine ihtiyacımız var. 2 Ağustos'tan sonra
bazıları; Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımaması halinde Fransa'nın 3 Ekim'deki üyelik
müzakerelerini bloke edeceğine inandı. Doğal olarak bu biraz
budalalıktı. Bu konu 30 yıldan fazladır masada bulunuyor
ve 3 hafta içinde çözülmeyecek. Bunu biz değil, ancak tanrı
yapabilir. Müzakerelerin başlamasına ön koşul değil,
önümüzdeki on yıl içinde bir zaman masaya gelecek. Bu nedenle Avrupa
deklarasyonunda 'tanıma' ifadesinin olmasını istiyoruz.
Elbette bir ön koşul veya katı bir takvime ilişik olarak
değil - sanırım Kıbrıs hükümeti, Türkiye'nin
Cumhuriyet'i somut bir tarihte tanıdığını
söyleyemeyeceğini teslim ediyordur. Ancak, bir tanıma perspektifine
sahip olmamız önemlidir. Başkan Chirac ve Şansölye Schreder,
geçen salı günü 45 dakikalık bir telefon görüşmesi
gerçekleştirdiler ve Fransa Cumhurbaşkanı; Türkiye'nin, Ankara
Anlaşması'nı genişleten protokole attığı imzadan
kaynaklanan yükümlülüklerine tam olarak saygı gösterdiğini teyit
eden bir deklarasyona ihtiyacımız olduğunu yineledi. Bir gün
gerçekleşecek olan tanımadan önce, bir çeşit normalleşme
olmalıdır. Ve doğal olarak Gümrük Birliği böyle bir
anlaşmadır. Ürünleriniz ve ulaşım araçlarınız
Türkiye'ye ulaşamazsa, nasıl böyle bir anlaşmanız
olabilir? Ve yalnızca Kıbrıs ürünleri ve Kıbrıs
ulaşım araçları değil, Avrupa ürün ve araçları da
ulaşamıyor. Larnaka'da istasyon yapan bir İtalyan, bir Alman
veya bir Fransız gemisi daha sonra İstanbul'a gidemiyor. Bu da
serbest ticarete engel teşkil ediyor. Bu, Türkiye ile Kıbrıs
arasındaki bir sorun değil, Türkiye ve geriye kalan 24 ülkenin de
sorunudur. SORU:
Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamasını
engelleyebilecek herhangi bir şey var mı? YANIT:
Sanmıyorum. Çünkü, söylediğim gibi, Kıbrıs, Yunanistan ve
Fransa da dahil olmak üzere bütün ortaklar müzakerelerin 3 Ekim'de
başlamasından yanadır. Çözülmesi
gereken iki zor mesele var. Bunlardan birincisi; Türkiye'nin deklarasyonundan
sonra 25'lerin yanıtını teşkil edecek olan
karşı-deklarasyon metninin tamamlanması ve ikincisi de;
Komisyon'a yönelik talimatlar demeti olacak olan müzakere çerçevesinin
tamamlanmasıdır. Komisyon, 25'ler adına müzakere edecek. Müzakere
çerçevesine ilişkin tartışma bitmedi ve COREPER'in gelecek
toplantılarının tartışma konusu olacak.
Zorlukları aşmamız mümkündür.
Aşamayacağımız hiçbir şey yok. SORU: Paris,
müzakerelerin tamamlanmasından sonra Türkiye ile AB arasında ne tür
bir ilişki görmek ister? Fransa Türkiye'nin tam üyeliğinden yana
mı? YANIT: Bu
konuyla ilgili olarak şu anda Fransa'da büyük bir tartışma
yapılıyor. Cumhurbaşkanımız ile
Başbakanımız, Türkiye'yle müzakere etmemiz gerektiğini ve
Türkiye ile AB için en iyi şeyin tam üyelik olacağını her
zaman aleni olarak söylediler. Fransa'da çoğu kişi aynı
görüştedir. 2004'te Türkiye'ye ilk yatırım yapanın Fransa
olduğunu unutmayınız. Fransa'daki, İtalya'daki, Almanya'daki
ve İngiltere'deki yatırım dünyası, Türkiye'nin
üyeliğinden yanadır. Diğer yandan; Fransa'nın demokratik
hükümeti, doğal olarak halkının görüşlerini dikkate
alacak. SORU: Sizce;
AB dönem başkanlığı Kıbrıs konusunda kendi
milli gündemini mi ileri götürüyor yoksa objektif mi davranıyor? YANIT:
Başkanlık böyle bir şey yapamaz. Elbette
başkanlığın, 25'lerden biri olan İngiltere'nin
tutumunu dikkate alması gerekir. Direksiyonu elinize almak çok zordur.
Çünkü pek çok farklı görüşün ortasını bulmanız
gerekir. Elbette kendi fikirlerini ve kendi çıkarlarını ileri
götürmeye çalışırsın. Bunu herkes yapar. Ancak dönem
başkanı olarak başarılı olmak istiyorsan fazla ileri
gidemezsin, bütün ortakların güvenini kazanman gerekir. SORU:
Kıbrıs hükümeti başkanlığa güvenmiyor görünüyor. YANIT: Bu,
Kıbrıs hükümetini alakadar eder. Biz, İngiltere dönem
başkanlığına güveniyoruz. Bir noktaya kadar. Mesela; AB
bütçesi konusunda İngiliz dönem başkanlığıyla bir
anlaşma sağlamak isterdik. Bunu beyan ettik. Bu, bazıları
için şaşırtıcı olabilir, ancak söyledik. Haziran
ayında yaşadığımız çatışmadan sonra
bile; mümkün olması halinde İngiliz dönem
başkanlığı ile bir anlaşma yapmamızın daha
iyi olacağına inanıyoruz." |
KIBRIS 12/09/05
Kıbrıs'ta
çözüm yanlısı Türk toplumu, cezalandırıldı
|
TBMM
Başkanı Bülent Arınç, "Annan planı konusunda
kendilerini tatmin etmeyen pek çok unsura rağmen, çözüm
yanlısı oy kullanan Kıbrıs Türk toplumu, ödüllendirilmesi
gerekirken netice itibarıyla
cezalandırılmıştır" dedi. Türkevi'nde
düzenlediği basın toplantısında New York'taki
temaslarını değerlendiren Arınç şunları söyledi:
"BM'de
yapılan 'II. Dünya Parlamento Başkanları Konferansı'na
katıldım. Bu konferans, 7-9 Eylül tarihleri arasında
yapıldı ve önceki gün sonuç bildirgesiyle kapandı. 2000
yılında birincisi yapılan bu toplantının 2. zirvesi
2005 yılında yapılmış oldu. Önümüzdeki hafta da
Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi ile bu çalışmalar
devam etmiş olacak. Toplantıya
tespit edebildiğimiz kadarıyla 150'den fazla ülkenin parlamento
başkanı veya temsilcisi katıldı. Bu konferansın
amacı, genel sekreterin Bin Yıl Projesi'nde de ortaya koyduğu
gibi, 21. yüzyılda ortaya çıkan sorunlarla mücadele sürecinde
parlamentoların işlevini ve gücünü ortaya koyabilmek ve
parlamentolar arası ilişkilerin güçlendirilmesi ve demokrasi
açığının kapatılmasının nasıl
yapılabileceği gibi konulardı." "BM
Genel Sekreteri Kofi Annan da toplantının 2. gününde bir
konuşma yaptı. Bu hedefler konusunda yeniden bir çerçeve
çizdi" diyen Arınç, "Annan'ın konuştuğu gün ben
de küçük bir konuşma yaptım. Günümüzde terörizmin uluslar
arası düzeyde ulaştığı endişe verici boyutun ve
terör eylemlerinin demokratik sistemlerimize yönelik tehdidi ne kadar
artırdığının altını çizdim. Dünyanın
karşılaştığı diğer sorunlar konusunda
görüşlerimi ortaya koydum. Uluslar arasında, medeniyetler
arasında, kültürler arasında bir ittifak, bir diyalog
çağrısının yapılması gerektiğini
söyledim" ifadesini kullandı. Bu
çalışmaları sırasında Türkiye'nin 2009-2010
yılında Güvenlik Konseyi daimi olmayan üyeliği
adaylığı konusunda destek istediğini söyleyen Arınç,
bire bir görüştüğü parlamento başkanlarından da bu konuda
destek istediğini kaydetti. Konferans süresince bazı parlamento
başkanlarıyla ikili, bazılarıyla ise toplantı
süresince görüşmeler yaptığını kaydeden Arınç,
bunlar arasında İtalya, Belçika, Yunanistan, Hollanda, Macaristan,
Bulgaristan, Suriye, Yemen, Bosna-Hersek parlamento
başkanlarını saydı. Arınç, Gürcistan, İsrail,
Moğolistan ve Kuveyt meclis başkanlarıyla da ikili
görüşmelerde bulunduğunu kaydetti. Konferansın
sonucunda "uluslar arası ilişkilerde demokrasi açığının
giderilmesi, parlamentolar için daha güçlü bir rol"
başlıklı bir deklarasyonun oy birliğiyle kabul
edildiğine dikkati çeken Arınç, "Deklarasyonda BM'de devam
eden reform sürecine desteğimizi dile getirerek, beş yıl önce
kabul edilen 'Bin Yıl Kalkınma Hedefleri'nin hayata geçirilmesinin
gereği vurgulandı" dedi. "BM
Kalkınma Programı Başkanlığı'na ağustos
ayında başlayan ve konferans kapsamında 'Bin Yıl
Kalkınma Hedefleri İlerleme Raporu'nu sunan Sayın Kemal
Derviş ile görüşme imkanı buldum ve kendisinin
şahsım onuruna verdiği yemeğe katıldım"
diyen Arınç, şöyle devam etti: "Ayrıca
New York'ta bulunan Türk dernek, kuruluş temsilcileri ve iş
adamlarımızla bir araya geldim.
Vatandaşlarımızın yoğun olarak
yaşadığı New Jersey ve Brooklyn'de eğitim kurumlarımızı
ziyaret etmek, Paterson'da ziyaretlerde bulunmak, Türk toplumuyla temaslarda
bulunmak fırsatını buldum. Büyük bir resepsiyon içerisinde
vatandaşlarımızla da görüşme imkanı buldum." Ziyareti
sırasında Amerika'nın Sesi Radyosu'na uluslar arası
gündemde yer alan gelişmeler, Türk-Amerikan ilişkileri ve AB
müzakere süreciyle ilgili çalışmalar konusunda bilgiler
verdiğini belirten Arınç, "New York'ta
katıldığım çalışmaların faydalı
olduğu kanaatindeyim. Ayrıca sosyal ve kültürel amaçlı
bazı ziyaretlerimiz de oldu" dedi. Kıbrıs
sorunu Daha sonra
gazetecilerin sorularını cevaplayan Arınç, bir soru üzerine
şunları söyledi: "Türkiye
bazı sorunlarla yıllardan beri mücadele ediyor. Bu mücadelesinde
başarılı olmak için çalışıyor. Bunlardan
birisi, Kıbrıs sorununun çözülmesidir. Bu sorunun sadece bir
tarafı Türkiye'dir, ama diğer tarafta da başka ülkeler
bulunmaktadır. 2004 yılı nisan ayında iki toplum için
yapılan referandum sonuçlarında, Türk tarafı Annan planı
kendilerini çok tatmin etmese bile barış ve çözümden yana
olduklarını gösterdiler ve yüzde 65 gibi bir nispetle bu plan
konusunda 'evet' oyu kullandılar. Bunun aksine Rum kesimi yüzde 75 gibi
ağır bir çoğunlukla bu planı kabul etmeyeceğini ilân
etti. Bunun sonucunda AB kendi içinde sorunlu olan bir ülkeyi AB'ye kabul
etmek suretiyle bir yanlış yaptı. Şu anda
Kıbrıs'ın Rum kesiminde bulunan hükümet AB üyesi
olmuştur, kuzeyde, KKTC'de yaşayan soydaşlarımız ve
onların devleti AB dışında
kalmıştır." Planda
kendilerini tatmin etmeyen pek çok unsura rağmen, çözüm
yanlısı oy kullanan Türk toplumunun, ödüllendirilmesi gerekirken
netice itibarıyla cezalandırıldığını
kaydeden Arınç şöyle dedi: "Referandumdan
sonra Türkiye ve KKTC, uygulanan ambargoların, izolasyonların
kaldırılması, bire bir ilişkiler kurulması yönünde
olumlu adımlar atılması talebinde bulunmuştur. Referandum
sonucu, bu taleplerimizi haklı kılacak bir başarıya
dönüşmüştür. BM Genel Sekreteri Annan'ın geçen yıl
açıkladığı rapor olumlu unsurlarla doludur. Ancak bu
rapor, BM Güvenlik Konseyi'nde henüz görüşülememiş ve kabul
edilememiştir." Türkiye'nin
de çabalarıyla KKTC ile doğrudan ilişkilerin kurulması
yönünde olumlu adımlar atıldığını belirten
Arınç şunları kaydetti: "ABD'den
Kongre temsilcileri, geçtiğimiz aylarda Kıbrıs'ı ve daha
sonra Türkiye'yi ziyaret etmek suretiyle ambargoyu delmek konusunda olumlu
adımlar atmışlardır. Daha sonra Azerbaycan'la ve
şimdi de bazı ülkelerle devam edeceğine
inandığımız yeni bir süreç başlamıştır.
Ancak ne yapılırsa yapılsın, şu anda
Kıbrıs sorununun doğrudan çözümüne yönelik bir çaba, olumlu
bir adım görülmemektedir. Ancak Türkiye, ısrarla kalıcı,
adil bir barışın ve çözümün Kıbrıs'ta sonuç
getirmesi için uluslar arası alanda, platformda çabalarına destek
aramaktadır." Bunun
dışında Irak ve Ortadoğu konusunda bir sürecin
işlemekte olduğunu belirten Arınç, "Türkiye, bu konuda
olumlu ve yapıcı tavrını sürdürmektedir. Irak'ın
demokratikleşmesi, halkın kendi yönetimini kurması
açısından, Türkiye kendisine en yakın coğrafyadaki
gelişmeleri yakından takip etmektedir" dedi. Arınç,
"Bunun dışındaki sorunlar, yıllarca birikip önümüze
gelen sorunlardır. Bunların çözümü konusunda hükümet dinamik ve
atak davranmaktadır. Parlamentomuz da büyük bir gayretle çözüm konusunda
adım atmaktadır" ifadesini kullandı. |
KIBRIS 12/09/05
Kıbrıs'ta
çözüm BM himayesinde bulunmalı
|
Rusya Devlet
Başkanı Vladimir Putin, Yunanistan ziyareti sırasında
Kıbrıs sorunuyla ilgili açıklama yaptı: Kıbrıs'ta
çözüm BM himayesinde bulunmalı Putin:
Kısa süre önce Türkiye Başbakanı'nı konuk ettim ve
kendisiyle Kıbrıs sorununu oldukça uyumlu şekilde
konuştuk. Şimdi, sizinle bu konuyla ilgili olarak saatlerimizi
kontrol etmek isterim. Birleşmiş Milletlerle ilgili tutumumuzu iyi
biliyorsunuz. Gelecekte de Kıbrıslıların iyiliği
için, bu sorunun çözülmesi için çalışacağız Rusya
Federasyonu Başkanı Vladimir Putin,Yunanistan Başbakanı
Kostas Karamanlis'le görüşmesinin ardından yaptığı
açıklamada ülkesinin, Kıbrıs sorununa çözümün BM himayesinde
bulunmasına ilişkin tutumunun devam etmekte olduğunu söyledi Yunanistan'ı
ziyaret etmekte olan Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin,
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'le görüşmesinin
ardından yaptığı açıklamada ülkesinin,
Kıbrıs sorununa çözümün BM himayesinde bulunmasına
ilişkin tutumunun devam etmekte olduğunu söyledi. Fileleftheros
Gazetesi, "Moskova Kıbrıs Konusunda Türkiye ve Yunanistan'la
Saatleri Kontrol Ediyor" başlığıyla
yansıttığı haberinde Vladimir Putin'in, Rusya ve
Yunanistan'ın Kıbrıs sorunundaki tutumlarının
birbirine çok yakın olduğunu söylediğini yazdı. Gazeteye göre
Rusya'nın AB'yle ilişkilerinin geliştirilmesi konusundaki
yapıcı tavrından dolayı Yunanistan'a teşekkür eden
Putin şunları söyledi: "Kısa
süre önce Türkiye Başbakanı'nı konuk ettim ve kendisiyle
Kıbrıs sorununu oldukça uyumlu şekilde konuştuk.
Şimdi, sizinle bu konuyla ilgili olarak saatlerimizi kontrol etmek
isterim. Birleşmiş Milletler'le ilgili tutumumuzu iyi biliyorsunuz.
Gelecekte de Kıbrıslıların iyiliği için, bu sorunun
çözülmesi için çalışacağız." Kostas
Karamanlis ise "Kıbrıs sorununun kesin, kapsamlı ve adil
şekilde halledilmesi için üstlenilen çabalara Rusya'nın
istikrarlı ve kesintisiz destek ve dayanışmasına
Yunanistan'ın özellikle değer verdiğini" söyledi. Gazete
Karamanlis'in Putin onuruna verdiği akşam yemeğinde
Kıbrıs sorunu dışında ekonomik
işbirliğinin güçlendirilmesi, Batı Balkanlar'daki
gelişmeler, enerji ve yüksek teknoloji konuları ve görüş
birliği saptanan konular başka konuların da ele
alındığını kaydetti. Gazeteye göre
Putin şunları da söyledi: "Enerji
alanındaki planlarımızı hayata geçirirsek (doğal)
gazımız üçüncü ülkelere, batı Avrupa ve diğer ülkelere
ulaşabilir. Yine üçüncü ülkelerin kullanımı için elektrik
enerjisini, elektrik ağı oluşturma konusunu düşünebilir
ve tartışabiliriz. Petrol boru hattı planını da ileri
götürmemiz gerekir." Politis
haberi "Kıbrıs Sorunuyla İlgili Olarak Putin: 'Herkesin
İyiliği İçin Çözüm Arıyoruz'"
başlığıyla okurlarına aktardı. |
KIBRIS 12/09/05
3 Ekim
sonrası zor geçecek
Avrupa
Birliği Dönem Başkanı İngiltere, daimi temsilcilerinin yarın
ele alacağı karşı deklarasyonun son taslak metnini
akşam saatlerinde üye ülkelere gönderdi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 20:24 TSİ 13 Eylül 2005 Salı
İSTANBUL
- NTVye ulaşan son taslak metinde, Türkiyenin ek protokolden kaynaklanan
sorumluluklarını yerine getirmesinin, yani limanlarını Rum
gemilerine açmasının 2006da Konsey tarafından kontrol edilmesi
öngörülüyor.
Taslak
metinde Avrupa Birliğinin Türkiyenin ek protokole attığı
imzayı kabul ettiği, ancak aynı zamanda Kıbrıs Rum
Kesimiyle ilgili deklarasyon yayınlamasını üzüntü ile
karşıladığı belirtiliyor. Ayrıca bu deklarasyonun
tek taraflı olduğu ve Türkiyenin yükümlülüklerini etkilemediği
vurgulanıyor.
Taslak metinde, ek protokolün tüm ülkelere tamamen uygulanması,
malların serbest dolaşımı için bütün engellerin
kaldırılması ve limanların açılmasının
beklendiği de kaydediliyor.
Avrupa Birliği Konseyinin Türkiyenin sorumluluklarını ne
ölçüde yerine getirdiğini 2006 yılında değerlendirmesi
öngörülüyor. Türkiye imza koyduğu yükümlülükleri yerine getirene kadar
müzakerelerdeki ilgili bölümlerin açılmayacağı
hatırlatılıyor.
Avrupa Birliğindeki tüm üye ülkeleri tanımanın, birliğe
katılımın bir gereği olduğu belirtiliyor ve
Ankaranın tüm üye ülkelerle ilişkilerini en kısa sürede
normalleştirmesi isteniyor.
Avrupa Birliği, uluslararası hukukun bir parçası olarak, sadece
Kıbrıs Rum Yönetimini tanıdığını da
vurguluyor. Son taslak metinde, 7 Eylüldeki daimi temsilciler
toplantısında kararlaştırılan takvimin de geri
çekildiği kaydediliyor.
|
Rum
Basını: ABde yalnız kaldık Kıbrıs
Rum kesiminde yayımlanan gazeteler, Türkiyenin deklarasyonuna
karşı ABnin yayınlaması beklenen karşı
deklarasyon üzerindeki uzlaşmazlığın, Fransa ve
İngilterenin anlaşmasıyla ortadan
kalktığını yazdı. |
NTV-MSNBC
Güncelleme: 09:54 ET 13 Eylül 2005 Salı
LEFKOŞA
- Rum basını, bu anlaşmadan dolayı Rum yönetiminin,
yarın yapılacak AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER)
toplantısında yalnız kaldığı
değerlendirmesini yaptı.
|
|
Politis
gazetesi, Fransa ile İngiltere arasında, ABnin karşı
deklarasyonu konusunda yapılan görüşmelerin en üst düzeyde, iki
ülkenin başbakan ve dışişleri bakanları arasında
yapıldığını belirterek, Brükseldeki
kaynakların, Rum yönetiminin henüz ABde politik oyunu oynamayı
öğrenmediği yorumlarında bulunduklarını yazdı.
Fransa ve İngilterenin karşı deklarasyon konusundaki
anlaşmasının Rum yönetimini memnun etmediğini kaydeden
gazete, Fransa ile İngiltere arasında varılan
anlaşmayı şöyle aktardı:
Her şeyden önce, tüm ülkelerin tanınması,
katılımın kaçınılmaz unsurlarından biridir ve
bundan dolayı AB, Türkiye ile tüm üye devletler arasındaki
ilişkilerin, mümkün olan en kısa sürede normalleştirilmesine
vermekte olduğu önemin altını çizer. Bu çerçevede AB ve üye
ülkeler, Kıbrıs sorununun nihai çözümünün başarılması
için BM Genel Sekreterinin çabalarının desteklenmesi gerektiği
ve kalıcı ve adil bir çözümün bölgedeki barışa, istikrara
ve ilişkilerin uyumunakatkı koyacağı üzerinde uzlaşıya
varırlar.
BM GENEL
SEKRETERİNİN ÇABALARINA HAVALE EDİLMESİ
Gazete, Bu anlaşmaya göre Fransanın, Türkiyenin
katılımından önce Rum yönetimini tanıması
gerektiği ifadesiyle aşamalı olarak tanınmaya
götüreceğine de inandığı ilişkilerin normalleştirilmesi
ifadelerini kazandığını, İngilterenin ise, Rum
yönetiminin tanınması ile Kıbrıs sorununu birbirine
ilişkilendirmeyi ve konuyu BM Güvenlik Konseyi kararlarına
değil, doğrudan BM Genel Sekreterinin çabalarına havale
ettiği yorumunu yaptı.
Politis, Rum yönetiminin ise bu tip bir ifadeyle, tanınmanın
Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması değil,
Kıbrıs sorununun çözümüyle ortaya çıkacak devletin
tanınmasına değinme ihtimali bulunmasından ötürü bu
görüşe karşı çıktığını belirtti.
Politis, Lefkoşa çaresiz başlığı altında
verdiği başka bir haberinde ise Fransa ile İngiltere arasında
varılan anlaşma konusunda,Rum hükümetinin düşük tonda
açıklamalar yapmayı tercih ettiğini, Rum Meclis
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyasın ise
İngiltereye yönelik saldırı niteliğinde
açıklamalarda bulunduğunu yazdı.
Haberde, Hristofyasın İngiltere AB dönem
başkanlığı aleyhine yaptığı
açıklamaların şaşkınlık
yarattığı yorumu yapıldı.
HRİSTOFYASIN
AÇIKLAMASI
Gazeteye göre Hristofyas, İngilterenin tutumunu dostane olmayan bir
tutum olarak niteledi ve Fransanın kendi sebeplerinden ötürü
tanınma konusunu gündeme getirdiğini söyledi.
Hristofyas, İngilterenin Rum yönetiminin arkasından Fransa ile
ikili temaslarda bulunduğunu ve bunun amacının konuyu belirsiz
bir zamana havale etmek olduğunu ifade etti.
İngilterenin tavrını eleştirerek, diplomatik
seferberliğin gerekli olduğunu belirten Hristofyas, Londradaki
Kıbrıslı Rumlara farklı şekillerde harekete
geçmeleri çağrısında bulundu.
Diğer Rum gazeteleri de konuyla ilgili haberlerinde şu
başlık ve ifadeleri kullandı:
Haravgi:
Fransa-İngiltere uzlaşma formülü... İngiliz metotları
kabul edilemez... Diplomatik seferberliğe ihtiyaç var.
Alithia:
Fransa-İngiltere anlaşması: Tanınma sadece tam üyelik
öncesinde... Kıbrıs örtülü veto öngörüyor.
Fileleftheros:
Londra, tanınma formülü konusunda Lefkoşaya Take It Or Leave It
(Al ya da bırak) mesajı iletiyor. Başkanlık (Rumyönetimi)
karşı deklarasyon üzerinde uzlaşı olmaması durumunda
karşı deklarasyonun yayınlanmayacağı
uyarısında bulunuyor. İngiliz yöntemlerine karşı
kızgınlık ve arkadan bıçaklamalar...
Simerini:
Tanınma buzdolabına...
Mahi:
Uzlaşma Lefkoşayı memnun etmiyor.
Deklarasyon taslağı belli oldu
13 Eylül, 2005 18:11:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi COREPER'de
yarın ele alınacak taslak metnin ana hatları belli oldu. CNN TÜRK'ün
ele geçirdiği taslak metne, Güney Kıbrıs'ın
tanınması ile ilgili İngiltere ve Fransa'nın
uzlaştığı formül de eklendi.
Taslakta,
Kıbrıs sorunun çözümü için Birleşmiş Milletler'in
çabalarının desteklendiği de vurgulanıyor. Bu madde
Türkiye'nin istediği bir koşuldu. Kıbrıs Rum Kesimi ise
BM'ye atıfta bulunulan paragrafa itiraz ediyor.
CNN TÜRK'ün elde ettiği ve Kıbrıs konusunda Fransa ile
İngiltere'nin üzerinde uzlaştığı formülünde yer
aldığı taslağın ana hatları şöyle:
·
AB üyeleri, Avrupa Komisyonu'nun aralık 2004 tarihinde
vardığı sonuçlar uyarınca Türkiye'nin birlik üyeleri ile
arasındaki ortaklık antlaşmasının Ek Protokolüne
attığı imzayı kabul eder.
·
Üyeler imza sırasında Türkiye'nin 'Kıbrıs
Cumhuriyet'i ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile
karşılar.
·
AB, bu açıklamanın tek taraflı olduğunu ve
Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemediğini açıkça belirtir.
·
AB üyesi ülkeler Ek Protokolün ayrımcılık yapılmadan
tamamen uygulanması ve malların serbest dolaşımı için
bütün engellerin kaldırılmasını bekler.
·
AB, Türkiye'nin imza koyduğu yükümlülükler yerine getirilene kadar
ilgili bölümler için görüşmelere başlamayacaktır.
·
AB üyeleri 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 mayıs 2004 tarihinde
birliğe üye olduğunu ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımanın uluslararası hukukun gereği olduğunu
vurgularlar.
·
Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin
gereğidir. Bu nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile
ilişkilerinin en kısa zamanda normalleşmesine verdiği
önemin altını çizer.
·
Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki
çabasını desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede barış,
istikrar ile uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda
da hemfikirdirler.
· Konsey bütün bu konuları 2006
yılında ele alacaktır.
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonu
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
Deklarasyonun içeriği:
· Türkiye siyasi çözüm
için kararlılığını sürdürmektedir
· Bu protokoldeki
Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir
· Türkiye için Rum
tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir
· Türkiye KKTC ile
ilişkilerini değiştirmeyecektir
· Türkiye bu protokolle
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde
tanımış olmayacaktır
· Kapsamlı çözümle
birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye
hazırdır
Paris: "Kıbrıs ön koşul değil"
13 Eylül, 2005 17:20:00 (TSİ) CNN TURK
Fransa Dışişleri Bakanlığı,
Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanımasının AB ile
tam üyelik müzakerelerine başlanması için ön koşul
olmadığını açıkladı.
Türkiye'nin
29 temmuzda yayımladığı Kıbrıs deklarasyonuna,
'karşı deklarasyonla' cevap verme hazırlığında
olan AB'deki tartışmalar ise sürüyor.
Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcü
Yardımcısı Denis Simonneau, deklarasyonda,
Türkiye'nin, Kıbrıs Rum kesimini en kısa zamanda
tanımasını ve bu durumun 2006 yılında yeniden
değerlendirilmesini talep edeceklerini duyurdu.
Sözcü yardımcısı, deklarasyonun havada ve muğlak
kalmaması için, 2006 yılında durumun değerlendirilmesi
konusunda randevu verilmesinde ısrar ettiklerini belirtti.
Simonneau, Türkiye ile müzakerelerin başlayacağı 3 ekim öncesi
25 üye ülkenin en kısa zamanda karşı deklarasyonun
içeriği konusunda anlaşma sağlamalarını ümit
ettiklerini ifade etti.
"Rum Kesimi, AB'de yalnız
kaldı"
AB'deki karşı deklarasyonun içeriğine ilişkin
tartışmalar özellikle Rum Kesimi'nde yakından izleniyor.
Konuyla ilgili haberleri manşetlerine taşıyan Rum
basını, karşı deklarasyon üzerinde Fransa ve İngiltere
arasında mevcut olan uzlaşmazlığın, bu iki ülke
arasında sağlanan anlaşmayla ortadan kalktığını
yazdı.
Rum basını, bu anlaşmadan dolayı Rum yönetiminin,
yarın yapılacak AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER)
toplantısında 'yalnız kaldığı'
değerlendirmesini yaptı.
Politis gazetesi, Fransa ile İngiltere arasında, AB'nin
karşı deklarasyonu konusunda yapılan görüşmelerin en üst
düzeyde, iki ülkenin başbakan ve dışişleri bakanları
arasında yapıldığını belirterek, 'Brüksel'deki
kaynakların, Rum yönetiminin 'henüz AB'de politik oyunu oynamayı
öğrenmediği' yorumlarında bulunduklarını'
yazdı.
Fransa ve İngiltere'nin karşı deklarasyon konusundaki
anlaşmasının Rum yönetimini memnun etmediğini belirten
gazete, Fransa ile İngiltere arasında varılan
anlaşmayı aktardı. Gazeteye göre anlaşmanın
içeriği şöyle:
''Her şeyden önce, tüm ülkelerin tanınması,
katılımın kaçınılmaz unsurlarından biridir ve
bundan dolayı AB, Türkiye ile tüm üye devletler arasındaki
ilişkilerin, mümkün olan en kısa sürede normalleştirilmesine
vermekte olduğu önemin altını çizer. Bu çerçevede AB ve üye
ülkeler, Kıbrıs sorununun nihai çözümünün başarılması
için BM Genel Sekreteri'nin çabalarının desteklenmesi gerektiği
ve kalıcı ve adil bir çözümün bölgedeki barışa, istikrara
ve ilişkilerin uyumunakatkı koyacağı üzerinde
uzlaşıya varırlar''
Politis, 'Lefkoşa çaresiz' başlığı altında
verdiği başka bir haberinde ise Fransa ile İngiltere
arasında varılan anlaşma konusunda,Rum hükümetinin 'düşük
tonda açıklamalar' yapmayı tercih ettiğini, Rum Meclis
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın ise
İngiltere'ye yönelik 'saldırı' niteliğinde açıklamalarda
bulunduğunu yazdı.
'Karşı deklarasyon' hazırlıkları
'Karşı deklarasyon' yayımlaması beklenen Avrupa
Birliği, geçtiğimiz çarşamba günü konuyla ilgili
yaptığı Daimi Temsilciler toplantısında
uzlaşamadı.
Karşı deklarasyonun taslak metninde dikkat çeken bazı
başlıklar ise şöyleydi:
·
Türkiye, Ek Protokolü tam olarak, hiçbir üyeye ayrımcılık
yapmadan uygulamalı ve malların serbest dolaşımı ile
ulaşım kısıtlamaları kaldırılmalı. Bu
ifade ile Türkiye'den limanlarını ve havaalanlarını Rumlara
açması isteniyor.
·
AB, Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece ilgili
başlıklarda müzakerelerin başlayamayacağını
hatırlatır. Türkiye tüm üye ülkelerle ilişkilerini en kısa
sürede hukuki olarak normalleştirmelidir. Bu cümleyle Türkiye'den
dolaylı olarak Güney Kıbrıs'ı tanıması
isteniyor.
AB, karşı deklarasyon konusunu yarın Brüksel'de
yapacağı Avrupa Birliği Daimi Temsilciler
toplantısında (COREPER) yeniden ele alacak. Yarınki
toplantıda AB Dönem Başkanı İngiltere'nin, yeni bir taslak
önerisi getirmesi bekleniyor.
|
KIBRIS DEKLARASYONU |
|
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem
başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol
metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp
aracılığı ile imzaladı. · Türkiye siyasi çözüm için
kararlılığını sürdürmektedir · Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti
1960'daki ortaklık devleti değildir · Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs
Türk tarafını temsil etmemektedir · Türkiye KKTC ile ilişkilerini
değiştirmeyecektir · Türkiye bu protokolle Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış
olmayacaktır · Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni
oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır |
CNN TURK 13/09/05
|
Rum basını: Kıbrıs AB'de yalnız
kaldı |
|
|
Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan gazeteler, Türkiye'nin Rum yönetimini tanımadığını ifade ettiği deklarasyonu karşısında Avrupa Birliği (AB) tarafından yayınlanması beklenen karşı deklarasyon üzerinde Fransa ve İngiltere arasında mevcut olan uzlaşmazlığın, bu iki ülke arasında sağlanan anlaşmayla ortadan kalktığını yazdı. Rum basını, bu anlaşmadan dolayı Rum yönetiminin, yarın yapılacak AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında yalnız kaldığı değerlendirmesini yaptı. Politis
gazetesi, Fransa ile İngiltere arasında, AB'nin karşı
deklarasyonu konusunda yapılan görüşmelerin en üst düzeyde, iki
ülkenin başbakan ve dışişleri bakanları
arasında yapıldığını belirterek, Brüksel'deki
kaynakların, Rum yönetiminin 'henüz AB'de politik oyunu oynamayı
öğrenmediği' yorumlarında bulunduklarını
yazdı. Fransa ve
İngiltere'nin karşı deklarasyon konusundaki
anlaşmasının Rum yönetimini memnun etmediğini kaydeden
gazete, Fransa ile İngiltere arasında varılan
anlaşmayı şöyle aktardı: Her şeyden
önce, tüm ülkelerin tanınması, katılımın
kaçınılmaz unsurlarından biridir ve bundan dolayı AB,
Türkiye ile tüm üye devletler arasındaki ilişkilerin, mümkün olan
en kısa sürede normalleştirilmesine vermekte olduğu önemin
altını çizer. Bu çerçevede AB ve üye ülkeler, Kıbrıs
sorununun nihai çözümünün başarılması için BM Genel
Sekreteri'nin çabalarının desteklenmesi gerektiği ve
kalıcı ve adil bir çözümün bölgedeki barışa, istikrara ve
ilişkilerin uyumuna katkı koyacağı üzerinde
uzlaşıya varırlar. Gazete, bu
anlaşmaya göre Fransa'nın, Türkiye'nin katılımından
önce Rum yönetimini tanıması gerektiği ifadesiyle
aşamalı olarak tanınmaya götüreceğine de inandığı
ilişkilerin normalleştirilmesi ifadelerini
kazandığını, İngiltere'nin ise, Rum yönetiminin
tanınması ile Kıbrıs sorununu birbirine
ilişkilendirmeyi ve konuyu BM Güvenlik Konseyi kararlarına
değil, doğrudan BM Genel Sekreterinin çabalarına havale ettiği
yorumunu yaptı. Politis, Rum
yönetiminin ise bu tip bir ifadeyle, tanınmanın Kıbrıs
Cumhuriyetinin tanınması değil, Kıbrıs sorununun
çözümüyle ortaya çıkacak devletin tanınmasına değinme
ihtimali bulunmasından ötürü bu görüşe karşı
çıktığını belirtti. Politis,
Lefkoşa çaresiz başlığı altında verdiği
başka bir haberinde ise Fransa ile İngiltere arasında
varılan anlaşma konusunda, Rum hükümetinin düşük tonda
açıklamalar yapmayı tercih ettiğini, Rum Meclis
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın ise
İngiltere'ye yönelik saldırı niteliğinde
açıklamalarda bulunduğunu yazdı. Haberde, Hristofyas'ın
İngiltere AB dönem başkanlığı aleyhine
yaptığı açıklamaların şaşkınlık
yarattığı yorumu yapıldı. Hristofyas,
İngiltere'nin Rum yönetiminin arkasından Fransa ile ikili temaslarda
bulunduğunu ve bunun amacının konuyu belirsiz bir zamana
havale etmek olduğunu ifade etti. İngiltere'nin
tavrını eleştirerek, diplomatik seferberliğin gerekli
olduğunu belirten Hristofyas, Londra'daki Kıbrıslı
Rumlara farklı şekillerde harekete geçmeleri
çağrısında bulundu. Diğer Rum
gazeteleri de konuyla ilgili haberlerinde şu başlık ve
ifadeleri kullandı: Haravgi:
Fransa-İngiltere uzlaşma formülü... İngiliz metotları
kabul edilemez... Diplomatik seferberliğe ihtiyaç var. Alithia:
Fransa-İngiltere anlaşması: Tanınma sadece tam üyelik
öncesinde... 'Kıbrıs' örtülü veto öngörüyor. Fileleftheros:
Londra, tanınma formülü konusunda Lefkoşa'ya 'Take It Or Leave It'
(Al ya da bırak) mesajı iletiyor. Başkanlık (Rum
yönetimi) karşı deklarasyon üzerinde uzlaşı olmaması
durumunda karşı deklarasyonun yayınlanmayacağı
uyarısında bulunuyor. İngiliz yöntemlerine karşı
kızgınlık ve arkadan bıçaklamalar... Simerini:
Tanınma buzdolabına... Mahi:
Uzlaşma Lefkoşa'yı memnun etmiyor. |
|
HURRIYET 13/09/05
|
Rum basını: ABD Annan Planıyla yeniden geliyor |
|
|
Oshan SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA) ABD'li yetkililerin, Kıbrıslı Rumların referandumda reddettiği Annan Planında ısrar ettiği bildirildi. İngiliz yetkililerinse
Kıbrıs sorunu çözümlenmeden, Güney Kıbrısın AB
üyeliğinin ABde karmaşa ve sorunlara neden olduğunu
düşündüğü ifade edildi. Kıbrıs Rum Kesiminde
yayımlanan Fileleftheros gazetesi, "Amerikalılar Annan
Planıyla yeniden geliyor" başlığıyla, son
gelişmeler ışığında Kıbrıs sorunuyla
ilgili olarak Amerikalı ve İngiliz yetkililerin
açıklamalarına yer verdi. Gazetenin haberinde,
Amerikalı yetkililerin Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili Annan
Planında ısrar ettiği, İngiliz yetkililerinse
Kıbrıs sorunu çözümlenmeden, Güney Kıbrısın AB
üyeliğinin ABde karmaşa ve sorunlara neden olduğunu
düşündüğü ifade edildi. TAK Haber Ajansının
Rum Fileleftheros gazetesine dayandırdığı habere göre,
somut olarak ABD Dışişleri Müsteşar
Yardımcısı Matt Bryza, Kıbrıs sorununa çözümün yine
Rumlar tarafından reddedilen Annan Planı içinden çıkması
gerektiğini belirtirken, İngilterenin Ankara Büyükelçisi Peter
Westmacatt ise Kıbrıs sorunu çözümlenmeden
"Kıbrısın AB üyeliğinin adada görmek istedikleri
çözümün bulunmasına yardımcı olmadığını,
mevcut durumun güvenlik ve AB çıkarlarının korunması
dahil AB konularını
karıştırdığını" söyledi. RUM TARAFI
TEDİRGİN Rumlar, ABDli yetkili Bryzanin
son dönemde Atina ve Ankaraya ziyaretler gerçekleştirmesinden ve
yaptığı açıklamalardan tedirgin. Bryza yaptığı
açıklamalarda, ABDnin Annan Planına dayalı iki bölgeli çözüm
çerçevesinde Adanın yeniden birleştirilmesini desteklemeye devam
ettiği mesajını iletti. Bryza, Annan Planını
reddeden Rumları cezalandırmaya
çalışmadığını, ancak Annan Planının
oldukça adil olduğunu da söyledi. Gazete haberinde,
Kıbrıs Türklerinin Annan Planını kabul etmesi nedeniyle
ABDnin KKTCyi güçlendirmeye devam edeceğinin Bryza tarafından
ifade edildiği ve Amerikalı yetkililerin KKTCye ziyaretler
gerçekleştireceğinin işaretini de verdiği savunuldu. AB mevzuatına atıfta
bulunarak Amerikalılar dahil herhangi bir ülke
vatandaşının KKTCye ziyaretinde herhangi bir
yasağın bulunmadığının da belirtildiği
haberde, Bryzanin Amerikan uçaklarının Kuzey Kıbrısa
uçmadığını, gelecekte bunun gerçekleşmesini
ummadığını da söylediği belirtildi. Haberde, ABDnin, Adanın
kuzey kısmına doğrudan uçuşları teşvik
etmediği, ancak bunu yapmak isteyenlerin cesaretini de
kırmadığı kaydedildi. AÇIKLAMALARA TEPKİ
GECİKMEDİ ABD Dışişleri
Müsteşar Yardımcısı Matt Bryzanın
yaptığı açıklamalara Rum ve Yunan lobisinden tepki
gecikmedi. ABD Hıristiyan
Kardeşleri Cemiyetinin (AHEPA) Washington Clubda düzenlediği
etkinlikte yapılan açıklamaları izleyen Elen-Amerikan
Enstitüsü Kurucusu Evgemios Rossidis, ABDnin bu politikalarını
sert şekilde eleştirdi. Rossidis, ABDnin, Türkiyenin
Kıbrısa işgalinden değil de müdahalesinden söz
etmesinin kabul edilmez olduğunu öne sürdü. |
|
HURRIYET 13/09/2005
|
Talat: Türkiye ile ayrışma noktaları olabilir |
|
|
Lefkoşa KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 3 Ekim'den sonra, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakerelerinin başlamasıyla Kıbrıs konusunda tüm tarafları farklı şekillerde etkileyecek dinamik bir süreç yaşanacağını ifade ederek, Politikamız nettir ve gelişmeleri sistemli bir şekilde izliyoruz dedi. Talat, zaman içinde Türkiye ile ayrışma noktaları, çıkar farklılığı olabileceğini, o zaman çok zor durumda kalacaklarının söyledi. Talat, Türk
Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada,
bu dinamik süreç içinde Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonlar
dahil tüm kısıtlamaların kalkması gerektiğini
söyledi. Talat, Böyle
bir durumda ne olur, nasıl bir tavır
takınırsınız sorusu üzerine de şunları
söyledi: (aa) |
|
HURRIYET 13/09/05
|
Rehn: Türkiye Kıbrıs'ı ne kadar erken
tanırsa iyi olur |
|
|
Brüksel Avrupa Birliği Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini ne kadar erken tanırsa o kadar iyi olacağını söyledi. Avrupa Parlamentosu
Dışişleri Komisyonunda konuşan Rehn, Türkiye ile
müzakereleri açmak için şartların değişmediğini
kaydetti. Türkiyenin Kıbrıs ile
ilgili yayınladığı deklarasyonu üzüntüyle
karşıladığını ifade eden Rehn, Türkiyenin
ayrımcılık yapmadan Gümrük Birliğini uygulaması
gerektiğini savundu. Rehn, "AB üyesi ülkelere
liman ve havaalanlarının açılması gerek. Sonuçta Türkiye
ne kadar erken Kıbrıs Cumhuriyetini tanırsa o kadar iyi
olur" diye konuştu. (aa) |
|
|
|
HURRIYET 13/09/05
|
Rumların Türkiye'yi veto tehdidi sürüyor |
|
|
Lefkoşa Kıbrıs Rum Kesimi, AB ülkeleri ile karşı deklarasyon ve Müzakere Çerçeve Belgesi üzerinde anlaşma sağlanamazsa müzakerelerin 3 Ekimde başlayamayabileceğini bildirdi. Kıbrıs Rum Yönetimi
Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Avrupa Birliğinin Ankaranın
Kıbrıs deklarasyonuna yanıtı niteliğinde olacak
karşı deklarasyon konusunda Avrupa Birliği ülkeleri
arasında görüş ayrılığı bulunduğunu ifade
etti. Hrisostomidis, veto
kartını kullanma niyetinde olmadıklarını, ancak
karşı deklarasyon ve Müzakere Çerçeve Belgesi üzerinde uzlaşma
sağlanamaması halinde, müzakerelerin 3 Ekimde
başlayamayabileceğini söyledi. (Hürriyetim)
|
|
|
|
HURRIYET 13/09/05
|
İngiltere-Fransa 'Kıbrıs uzlaşma metni' |
|
|
Brüksel Fransa ile İngilterenin uzlaştıkları metin belli oldu. İngiltere, Türkiyeye karşı yayınlanacak deklarasyonun son taslağını tamamladı. Brüksel'den yayın yapan
"ABHaber.com"a göre, Fransa ve İngilterenin üzerinde
uzlaştıkları metinde Türkiyenin tam üyelik öncesinde
Kıbrıs Rum Kesimini tanıması gerektiği belirtildi.
Fransa ve İngilterenin uzlaşı metni şöyle: "Tam üyelik öncesi tüm üye
ülkelerin tanınması üyeliğin gerekli bir parçasıdır.
Bu nedenle AB, Türkiyenin tüm üye ülkeler ile ilişkilerinin mümkün olan
en kısa zamanda olağanlaşmasına (normalleşmesine)
verdiği önemin altını çizer. Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözüme
kavuşması yönündeki çabasını desteklemek ve
kalıcı bir çözümün bölgede barış, istikrar ile uyumlu ilişkilere
katkıda bulunacağı konusunda da hemfikirdirler". Uzlaşının
ardından İngiltere de Türkiyeye karşı yayınlanacak
deklarasyonun son halini tamamladı. İşte son karşı
deklarasyon taslağı: "1- Avrupa Topluluğu
ve Üye Ülkeleri, Avrupa Komisyonunun Aralık 2004 tarihinde
varmış olduğu sonuçlar uyarınca Türkiyenin, Türkiye ile
Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri arasında ortaklık
antlaşmasının ek protokolüne attığı imzayı
kabul etmektedir. İmza sırasında Türkiyenin Kıbrıs
Cumhuriyeti ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile
karşılamaktadırlar. 2- Avrupa Topluluğu ve Üye
Ülkeleri bu açıklamanın tek taraflı olduğunu, Protokolün
içeriği olmadığını ve Türkiyenin
sorumluluklarına yasal hiçbir etkisi olmadığını
açıkça belirtir. 3- Avrupa Topluluğu ve Üye
Ülkeleri Ek protokolün ayrımcılık yapılmadan tamamen
uygulanmasını ve taşımacılıktaki
kısıtlamaları da içeren malların serbest
dolaşımı için bütün engellerin
kaldırılmasını beklemektedir. AB tarafı
Ortaklık Anlaşması çerçevesinde 2006 yılında
uygulamayı değerlendirecektir. Eğer gerekirse, uygulanabilir
anlaşmazlıkları çözüm mekanizmalarına yönelecektir.
Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Türkiyenin imza koyduğu
obligasyonları (yükümlülükleri) yerine getirene kadar ilgili bölümler
için görüşmeler başlamayacaktır. 4-Avrupa Topluluğu ve Üye
Ülkeleri Kıbrıs Cumhuriyetinin 1 Mayıs 2004 tarihinde ABne
üye olduğunu hatırlatır. Kıbrıs Cumhuriyetini
uluslararası hukukun bir parçası olduğundan dolayı tanıdıklarının
vurgularlar. 5- (*) 6- Avrupa Topluluğu ve Üye
Ülkeleri Türkiyenin açıklamasında yer alan, BM Güvenlik Konseyi
doğrultusunda Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak
için Genel Sekreterin çabalarına desteklerinin devam edeceği
taahüdünü not eder. Adil ve kalıcı bir çözümün bölgede
barışa, istikrara ve güzel ilişkilere katkı
koyacağı konusunda hem fikirdirler. 7- Konsey bütün bu konuları
2006 yılında ele alacaktır. (Hürriyetim)
|
|
HURRIYET 13/09/05
Güney Kıbrıs'tan yine veto
tehdidi
Kıbrıs Rum yönetimi bir kez daha,
Güney Kıbrıs'ı tanımaması halinde Türkiye'nin AB
üyeliğini veto edebileceğini açıkladı.
Konuya ilişkin son açıklama güney
Kıbrıs hükümeti sözcüsü Kipros Hrisostomides'ten geldi.
Sözcü, "Kıbrıs'ın
tanınmasıyla ilgili anlaşma sağlanamazsa Türkiye'nin üyelik
müzakereleri 3 ekim'de başlamaz" ifadelerini kullandı.
Müzakerelerin başlatılacağı
3 ekime kısa bir süre kala Türkiye tartışmaları sürüyor.
'Karşı deklarasyon' yayımlaması beklenen Avrupa
Birliği, geçtiğimiz çarşamba günü konuyla ilgili
yaptığı Daimi Temsilciler toplantısında
uzlaşamadı.
Karşı deklarasyonun taslak metninde
dikkat çeken bazı başlıklar ise şöyleydi:
Türkiye, Ek Protokolü tam olarak, hiçbir üyeye
ayrımcılık yapmadan uygulamalı ve malların serbest
dolaşımı ile ulaşım kısıtlamaları
kaldırılmalı. Bu ifade ile Türkiye'den limanlarını ve
havaalanlarını Rumlara açması isteniyor.
AB, Türkiye yükümlülüklerini yerine
getirmediği sürece ilgili başlıklarda müzakerelerin
başlayamayacağını hatırlatır. Türkiye tüm üye
ülkelerle ilişkilerini en kısa sürede hukuki olarak
normalleştirmelidir. Bu cümleyle Türkiye'den dolaylı olarak Güney
Kıbrıs'ı tanıması isteniyor.
AB, karşı deklarasyon konusunu
yarın Brüksel'de yapacağı Avrupa Birliği Daimi Temsilciler
toplantısında (COREPER) yeniden ele alacak. Yarınki
toplantıda AB Dönem Başkanı İngiltere'nin, yeni bir taslak
önerisi getirmesi bekleniyor.
'İngiltere ve Fransa anlaştı'
tartışmaları
Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros
Hrisostomides, karşı deklarasyon konusunda dün yaptığı
açıklamada, İngiltere hükümetinin Fransa hükümeti ile temaslarda
bulunduğunu söylemişti.
İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times
da, İngiltere'nin Fransayı Kıbrıs konusunda ikna
ettiğini yazmıştı.
Gazete İngiltere'nin, Fransayı ikna
etmesinde Türkiyenin Güney Kıbrısı tanıması için bir
tarih belirlenmesi halinde, Birleşmiş Milletlerin
Kıbrısı birleştirme yönünde harcadığı
çabaların sekteye uğrayacağı mesajının etkili
olduğunu ifade etmişti.
Fransa Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Jean-Baptiste Mattei ise, Paris ile
Londra'nın Türkiye konusunda uzlaşmaya vardığına
ilişkin haberleri yalanlamıştı.
Dışişleri
Bakanlığı sözcüsü Jean-Baptiste Mattei, "en kısa
sürede böylesi bir anlaşmanın gerçekleşmesini umuyoruz"
ifadelerini kullanmıştı.
Türkiye'nin deklarasyonunda tanıma yok
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı
İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki
Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp
aracılığı ile imzaladı.
Türkiye, protokole imza atarken,
Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da
yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
Deklarasyonun içeriği:
Türkiye siyasi çözüm için
kararlılığını sürdürmektedir .
Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti
1960'daki ortaklık devleti değildir .
Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs
Türk tarafını temsil etmemektedir .
Türkiye KKTC ile ilişkilerini
değiştirmeyecektir .
Türkiye bu protokolle Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır
.
Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni
oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır .
MILLIYET 13/09/05
Talat: Türkiye ile çıkar
farklılığımız olabilir
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
''3 Ekim'den sonra, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile üyelik
müzakerelerinin başlamasıyla Kıbrıs konusunda tüm
tarafları farklı şekillerde etkileyecek dinamik bir süreç
yaşanacağını'' ifade ederek, ''Politikamız nettir ve
gelişmeleri sistemli bir şekilde izliyoruz'' dedi.
Talat, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK)
yaptığı açıklamada, bu dinamik süreç içinde
Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonlar dahil tüm
kısıtlamaların kalkması gerektiğini söyledi.
Kıbrıs'la ilgili politikalarda Türkiye
ile uyum içinde çalıştıklarını belirterek,
''Politikamızın Türkiye ile paralel olması benim için zul
değil'' diyen Talat, ''Temel görevim, Kıbrıs Türklerinin
çıkarlarını korumak. Bugün için öyle bir ihtimal yok, ama süreç
içerisinde Türkiye ile ayrışma noktaları, çıkar
farklılığı olabilir ve o zaman çok zor durumda
kalırız'' diye konuştu.
''Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin
kaçınılmaz olarak Kıbrıs sorununa endeksleneceğini ve
bunun, sıkıntılar yanında fırsatlar da
yaratacağını'' kaydeden Talat, çözümü savunan Avrupa
Birliği'nin, bu süreçte sürekli olarak çözüme karşı çıkan
Rum tarafının yanında duramayacağını belirtti.
ORTAK ÇIKARLAR
Talat, ''Kıbrıs Türklerinin
çıkarlarından çok Türkiye'nin çıkarlarını savunmakla
suçlandıklarının'' hatırlatılması üzerine,
''Böyle bir yorum çok abes'' dedi ve şunları söyledi:
''Temel görevim, Kıbrıs Türklerinin
çıkarlarını korumak. Halk beni bunun için seçti. Türkiye ile
aynı paralelde olmamız da çok doğal. Tek
dayanacağımız ülke Türkiye. Kaygılarımızı
paylaşıyor, genel politika paralelliğimiz var. Bu politikalar da
Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını korumak için.
Politikamızın Türkiye ile paralel olması benim için zul
değil.'' ''Süreç içerisinde Türkiye ile Kıbrıs konusunda ters
düşme, çıkar farklılığı gibi bir tehlike görüyor
musunuz'' sorusuna ise Talat, ''Çok dinamik bir süreç ve ayrışma
noktaları ortaya çıkabilir, Türkiye ile çıkar
farklılığı olabilir''
karşılığını verdi.
Talat, ''Böyle bir durumda ne olur, nasıl
bir tavır takınırsınız'' sorusu üzerine de
şunları söyledi:
''Yakın gelecekte böyle bir ihtimal
görmüyorum. Uzak ihtimal. Ama sorun çıkarsa görüşerek ortadan
kaldırmak zorundayız. Çünkü biz Türkiye'ye muhtacız. Bizi
ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından destekleyen tek ülke Türkiye.
Türkiye ile uyumlu politika gütmek zorundayız, başka seçeneğimiz
yok. Başaramazsak ne olur? O zaman oldukça zor durumda kalırız
ve bunu da hiç temenni etmem. Rum tarafı Yunanistan ile sorun yaşasa
çok daha az zararlı olur. Bu nedenle böyle bir sorunu hiç ama hiç temenni
etmem.'' Mehmet Ali Talat, ''cumhurbaşkanlığı döneminde
Türkiye ile zaman zaman görüş farklılıkları olmasına
rağmen bunların aşıldığını'' da söyledi
ve Maraş'a karşılık limanların
açılmasını önerdikleri Brüksel görüşmelerini örnek
gösterdi.
Talat, ''Türkiye'nin Brüksel
görüşmelerinden bilgisi vardı, ama temkinliydi. Taraf olmadı.
Yani Kıbrıs sorununun çözümü konusunda hedef birlikteliğimiz var
ve bu yolda çıkabilecek çelişkiler hedef birlikteliğini bozmaz.
Bugüne kadar her konuyu çözebildik ve ilişkilerimizde son derece
rahatız'' diye konuştu.
MÜLKİYET KONUSU
Talat, mülkiyet konusunda ise, Rumların
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) açtıkları
davaların devam ettiğine işaret ederek, ''Yeni davalar
kapımızda'' dedi. Mülkiyet sorununun ancak bir anlaşmayla
çözümlenebileceğini belirten Talat, çözüme kadar AİHM'de açılan
davaların Türk tarafı aleyhine sonuçlanmaması için önlemler
üzerinde çalıştıklarını belirtti.
Talat, Limasol'da açılması gündemde
olan Türk okulu konusunda da, Karpaz'daki Rum okulu örneğinde olduğu
gibi Limasol'da da Kıbrıslı Türklerin yöneteceği ve
öğretmen atayacağı bir model olması gerektiğini
söyledi.
MILLIYET 13/09/05
'Paris,
Kıbrıs konusunda geri adım atıyor'
Britanya'nın
Fransa'yı Türkiye'ye 'Kıbrıs şartı' koymaması konusunda
ikna ettiği öne sürüldü. Paris, teyit etmedi
RADIKAL 13/09/05
RADİKAL - LONDRA/BRÜKSEL - AB Dönem
Başkanı Britanya'nın 3 Ekim'de Türkiye ile müzakerelere
başlamak için Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanınması
şartı koşmak isteyen Fransa'yı ikna ettiği öne
sürüldü. Financial Times gazetesi, 'Anglo-Fransız uzlaşmasıyla 3
Ekim'de müzakerelerin önünün açıldığını' yazdı.
Gazeteye göre Londra, Paris'i Türkiye'nin müzakereler başlamadan
değil tam üye olmadan önce Rum Yönetimi'nin tanınması
prensibiyle ikna etti. Ancak Fransa Dışişleri, dün bu
uzlaşmayı teyit etmeyip, pazarlıkların sürdüğünü
açıkladı.
AB, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalarken Rum Yönetimi'nin
tanımadığını belirten beyana karşı
hazırlanacak deklarasyon konusunda uzlaşmazlığa
düşmüştü. Ay başından beri yapılan toplantılarda
Rumların tanınmayı BM barış sürecinden koparıp
Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecine bağlama çabalarına Fransa destek
vermişti. Ancak uzlaşma çıkmayınca deklarasyona son hali
verilememişti. Bunun üzerine Britanya ikili temaslar
başlatmıştı. İşte Financial Times dün bu
temaslarla ilgili haberinde, 'Temel zorluklardan birini daha
uzaklaştıran Anglo-Fransız uzlaşmasıyla, Türkiye'nin 3
Ekim'de müzakerelere başlama ümidi arttı. Londra ve Paris,
Türkiye'nin AB'nin tüm üyelerini tanımadan birliğe
katılamayacağını deklare etmesi gerektiğinde
anlaştı' diye yazdı. Britanya'nın Paris'i 'Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanıması için bir tarih belirlenmesi adadaki
bölünmüşlüğü sona erdirmek için BM'nin yürüttüğü çabaları
tehlikeye sokar' teziyle ikna ettiği belirtildi.
Ancak Britanya'nın liman ve havaalanlarının açılması
yönünde Türkiye'den hâlâ onay beklediği vurgulandı. Gazete,
Fransa'nın ardından ikna etme sırasının
Kıbrıs Rum Yönetimi'ne geldiğini yazarken, dün AFP'ye
konuşan bir AB diplomatı, 'Fransa ve Britanya arasında
uzlaşı sağlandı ama Kıbrıslı Rumlar dahil
diğer AB üyeleri için mesele henüz tam çözülmedi' diye konuştu.
Fransa
Dışişleri: Görüşmeler sürüyor
Ancak Fransa Dışişleri Sözcüsü Jean-Baptiste Mattei dün
uzlaşmayı teyit etmeyip, "AB dönem başkanı ve
diğer üye ülkelerle temaslarımızı sürdürüyoruz" dedi.
Konunun Daimi Temsilciler Komitesi'nde (COREPER) ele
alınacağını hatırlatan sözcü, Paris'in, 'mümkün olan
en kısa zamanda' anlaşma sağlanmasını ümit
ettiğini söylemekle yetindi. Diplomatik kaynaklara göre, Britanya'nın
yarın COREPER'e sunacağı taslakta AB'nin liman ve
havalimanlarının tüm üyelere açılması beklentisinin
altı çiziliyor. Avrupa Konseyi'nin protokolün tam uygulanmasına dair
2006'da bir değerlendirme yapacağı vurgulanıyor. Protokol
uygulanmazsa müzakere başlıklarının
açılmayacağı belirtiliyor. AB karşı deklarasyonu
aşarsa müzakerelerde izlenecek yöntemleri belirleyen çerçeve belgesinin
onayına sıra gelecek.
Kaymaklı bölgesinde mayın temizleme operasyonu
başladı
Kaymaklı
bölgesinde yeni bir mayın tarlasında yapılacağı
açıklanan mayın temizleme operasyonu başladı.
TAK
muhabirinin, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen BM
Kalkınma Programı (UNDP) Gelecek için Ortaklık Mayın
Hareket Merkezi yetkilisinden aldığı bilgiye göre, söz konusu
bölgede mayın temizleme işlemine, dün sabah saat 06.00'da
başlandı.
İşlemin
saat 16.30'a kadar sürdüğünü belirten yetkili, mayından
arındırma operasyonu dolayısıyla söz konusu saatler
arasında bölgede gerekli güvenlik önlemlerinin alındığını
söyledi.
Bölgede
temizlenmiş dördüncü mayın tarlası olacak
Söz konusu
mayın tarlasının temizlenmesiyle, bölgede mayından
arındırılmış mayın tarlalarının
sayısı dörde çıkacak.
2004
yılının kasım ayında başlatılan mayın
temizleme programı çerçevesinde Kaymaklı bölgesindeki üç mayın
tarlası, 12 Ağustos ve 17 Ağustos tarihlerinde
gerçekleştirilen operasyonlar sonucunda temizlenmişti.
KIBRIS 13/09/05
Karşı
deklarasyon 21 Eylüle kaldı
Dönem
başkanı İngiltere Rumların itirazlarını da
dikkate alarak yeni bir metin hazırlayacak. Konu 21 Eylüldeki Daimi
Temsilciler Toplantısında bir kez daha görüşülecek.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 21:36 TSİ 14 Eylül 2005 Çarşamba
BRÜKSEL
- Brükselde yapılan COREPER toplantısında daimi temsilciler,
ABnin yayınlayacağı karşı deklarasyonun nihai metni
üzerinde uzlaşma sağlayamadı. Ancak daimi temsilcilerin
bazı noktalarda görüşbirliğine vardığı
belirtiliyor.
Brükselde yapılan Coreper toplantısında Daimi
Temsilciler, birliğin yayınlayacağı karşı
deklarasyonun nihai metni üzerinde uzlaşma sağlayamadı. Ancak
Dönem Başkanı İngilterenin sunduğu yeni taslak metninde
yapılacak değişiklikler konusunda anlaşma
sağlandı.
Üye ülkelerin daimi temsilcileri, karşı deklarasyon taslak metninde,
Türkiyenin ek protokolü en kısa zamanda uygulayacağına dair bir
ifadenin kullanılmasına karar verdi. Kıbrıs Rum Kesiminin
tanınması ile Kıbrıs sorununun çözümünün birbirinden
bağımsız iki ayrı unsur olarak nitelendirilmesi üzerinde de
anlaşma sağlandı.
Ayrıca, hazırlanacak son taslak metinde, Rum Kesiminin
tanınması konusunun Türkiye tam üye olur olmaz değil,
müzakereler esnasında gündeme gelmesine dair bir ifadeye yer verilecek.
İMTİYAZLI ORTAKLIK YOK
Daimi temsilciler, imtiyazlı ortaklık taleplerinin ne karşı
deklarasyonda ne de müzakere çerçeve belgesinde yer almaması konusunda da
uzlaştı. Karşı deklarasyonda ve müzakere çerçeve belgesinde
yer almayan bazı unsurların ise müzakerelerin
başlayacağı 3 Ekim günü İngilterenin yapacağı açılış
konuşmasında dile getirilmesine karar verildi.
Bu noktalarda uzlaşma sağlanmasına rağmen, nihai
karşı deklarasyon metni ile ilgili görüşmeler 21 Eylüldeki
COREPER toplantısında devam edecek.
|
AA
Güncelleme: 09:51 ET 14 Eylül 2005 Çarşamba
BERLİN
- İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Alman
Rheinische Post gazetesi için yazdığı makalede, Türkiyenin AB
üyeliğini neden gerekli gördüğünü anlattı.
Makalesinde, Türkiyenin yaptığı ticaretin
yarısından fazlası daha şimdiden AB ülkeleriyle. Türkiye
daha şimdiden ABnin en fazla ihracat yaptığı ülkelerden
biri. Türkiyenin AB üyeliği için siyasi gerekçeler, ekonomik nedenlerden
daha da ağır basıyor. Türkiyenin üyeliği, kültürel ve dini
çeşitlilikle ortak hedeflerin birbirine aykırı
düşmediğini gösterecektir ifadelerini kullanan Straw,
istikrarlı, refah düzeyi yüksek ve Müslüman nüfuslu laik bir Türkiyenin
ABye alınması durumunda, bunun gözden kaçmayacak kadar önemli bir
işaret vereceğini kaydetti.
GENİŞLEMEYİ
DURDURMAK REKABETİ ZAYIFLATIR
Jack Straw, global sorunların ve rekabetlerin
yaşandığı bir dünyada, genişlemeyi durdurmak yönünde
atılacak her adımın, Avrupanın, Asyada kalkınmakta olan
ülkelere karşı rekabet yeteneğini
zayıflatacağını savundu.
İngiltere Dışişleri Bakanı, genişleyen ABnin,
Avrupanın dünyadaki nüfuzunu artırdığına da dikkat
çekerek, Neden Türkiye eksik kalsın? Türkiyedeki ekonomik büyümenin
gelecek yıl yüzde 10 civarında olması bekleniyor. Bu her AB
ülkesindeki büyümeden daha fazla dedi.
Avusturya
Türkiyeye engel olacak
İngiliz
The Guardian gazetesi, Avusturyanın bugün Brükseldeki daimi temsilciler
toplantısında, Hırvatistanla müzakerelerin ertelenmesine karşın
Türkiye ile müzakerelere başlanmasının, yanlış
olacağını ilan edeceğini yazdı.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 05:11 ET 14 Eylül 2005 Çarşamba
LONDRA
- İngiliz The Guardian gazetesi, Türkiyenin ABye üyelik yolunda
Avusturya engeli başlıklı haberinde, bugünkü COREPER
toplantısında sadece Rum kesiminin değil Avusturyanın da
Türkiye ile müzakerelere başlanmasında sorun
yaratacağını savundu.
|
|
3 Ekime az bir süre kala Türkiye konusunda dışişleri
bakanları düzeyinde olağanüstü toplantı düzenlenmesi için bastıran
Avusturyanın zamanlamasının önemli olduğunu yazan gazete,
26 Eylülde planlanan olağanüstü toplantıdan birkaç gün önce ABnin
Hırvatistana ilişkin kararını açıklamasının
beklendiğini bildirdi.
Guardian, Katolik bir ülke olan Hırvatistanla müzakerelere
başlanmamasına karşın Türkiye ile
başlanmasının zor bir konu olduğunu belirterek,
Avusturyanın normal ağırlığının üzerinde
çıkışlar yaptığını yazdı. Guardiana
göre Viyana hükümeti, Türkiyenin baş düşmanı
Kıbrıslı Rumlarla ittifak yaptığından beri
Katolik komşusu Hırvatistan için tavizler koparmaya
çalışıyor.
Hırvatistanla üyelik müzakerelerinin geçen bahar aylarında
başlaması bekleniyordu; ancak Zagrep yönetiminin Laheydeki
Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesiyle yeterli
işbirliği göstermediği gerekçesiyle, müzakerelere
başlanmamıştı.
FT:
RUMLAR UZLAŞMAYI REDDEDİYOR
Financial Times gazetesi ise ABnin yayımlayacağı
karşı deklarasyonla ilgili haberini, Türkiye ile üyelik
müzakerelerine başlanmasını hedefleyen anlaşmaya
Kıbrıstan ret başlığıyla sayfalarına
taşıdı.
Gazete, İngilterenin COREPER toplantısında Türkiye ile
müzakerelere 3 Ekimde başlanmasını sağlayacak bir
uzlaşmaya varılmasını umduğunu, ancak
Kıbrıslı Rumların itirazları nedeniyle konunun 26
Eylüldeki dışişleri bakanları toplantısına
kalabileceğini belirtiyor.
Haberde, Kıbrısı tanımadığını
açıklayan Türkiye ile müzakerelere yine de 3 Ekimde
başlanmasını isteyen Dönem Başkanı İngiltere,
Fransanın bu konudaki itirazlarını aştı ama
kendilerinin dışarıda
bırakıldığını söyleyen Kıbrıslı
Rumlar, Londra-Paris hattındaki anlaşmayı reddetti deniyor.
Haberde ayrıca, 26 Eylüle kadar uzlaşma sağlanamazsa
Türkiyenin akıbetinin 3 Ekim sabahına dek belli olmayabileceği
belirtiliyor.
Karşı deklarasyonda yine uzlaşma yok
14 Eylül, 2005 14:49:00 (TSİ) CNN TURK
Avrupa Birliği daimi büyükelçilerinin Brüksel'deki
toplantısında Kıbrıs karşı deklarasyonu konusunda
yine uzlaşma sağlanamadı.
AB daimi
temsilciler komitesi (COREPER), karşı deklarasyon konusunda
ilerleme sağlamakla birlikte ortak bir anlaşmaya varamadı.
İngiltere, karşı deklarasyonun 21 eylülde yapılacak daimi
temsilciler toplantısında yeniden ele alınacağını
duyurdu. AB dışişleri bakanları ise 26 eylülde biraraya
gelecek.
Diplomatik kaynaklar, karşı deklarasyon tartışmalarının
Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve Fransa'nın muhalefeti nedeniyle
sonuçsuz kaldığını belirtti. Kaynaklara göre AB Dönem
Başkanı İngiltere ile Kıbrıs Rum kesimi arasında
gerginlik yaşandı.
Karşı deklarasyonun taslak metninde Güney Kıbrıs'ın
tanınmasıyla ilgili İngiltere ve Fransa'nın
uzlaştığı formül eklenmişti. Metindeki
tartışmalar Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı
tanıması ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM'ye atıfta
bulunulması üzerinde yoğunlaşıyor.
Güney Kıbrıs, müzakereler başlamadan Türkiye'nin Rum yönetimini
tanımasını isterken, Ada'da çözümün BM temelinde
gerçekleşmesine karşı çıkıyor.
Karşı deklarasyon taslak metninin ana
hatları şöyle:
·
AB üyeleri, Avrupa Komisyonu'nun aralık 2004 tarihinde
vardığı sonuçlar uyarınca Türkiye'nin birlik üyeleri ile
arasındaki ortaklık antlaşmasının Ek Protokolüne
attığı imzayı kabul eder.
·
Üyeler imza sırasında Türkiye'nin 'Kıbrıs
Cumhuriyet'i ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile
karşılar.
·
AB, bu açıklamanın tek taraflı olduğunu ve Türkiye'nin
yükümlülüklerini etkilemediğini açıkça belirtir.
·
AB üyesi ülkeler Ek Protokolün ayrımcılık yapılmadan
tamamen uygulanması ve malların serbest dolaşımı için
bütün engellerin kaldırılmasını bekler.
·
AB, Türkiye'nin imza koyduğu yükümlülükler yerine getirilene kadar
ilgili bölümler için görüşmelere başlamayacaktır.
·
AB üyeleri 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 mayıs 2004 tarihinde
birliğe üye olduğunu ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımanın uluslararası hukukun gereği olduğunu vurgularlar.
·
Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin
gereğidir. Bu nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile
ilişkilerinin en kısa zamanda normalleşmesine verdiği
önemin altını çizer.
·
Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki
çabasını desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede
barış, istikrar ile uyumlu ilişkilere katkıda
bulunacağı konusunda da hemfikirdirler.
·
Konsey bütün bu konuları 2006 yılında ele
alacaktır.
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonu
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını
da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
Deklarasyonun içeriği:
· Türkiye siyasi çözüm
için kararlılığını sürdürmektedir
· Bu protokoldeki
Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir
· Türkiye için Rum
tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir
· Türkiye KKTC ile
ilişkilerini değiştirmeyecektir
· Türkiye bu protokolle
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde
tanımış olmayacaktır
· Kapsamlı çözümle
birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye
hazırdır
|
"RUMLARI MOTİVE EDİN" |
|
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün yapılan AB
Daimi Temsilciler Komitesi toplantısından önce İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'a mektup göndererek,
'Türkiye'yi 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bugünkü şekliyle
tanımaya zorlamak yerine, Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli
inisiyatifin alınarak Rum tarafının çözüm doğrultusunda
motive |
CNN TURK 14/09/05
|
Deklarasyonda uzlaşamadılar |
|
|
Avrupa Birliği Daimî Temsilciler Komitesi, Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna verilecek yanıt konusunda uzlaşamadı. Brüksel'de
bugün yapılan Avrupa Birliği Daimî Temsilciler Komitesi (COREPER)
haftalık toplantısında, Türkiye'ye karşı
yapılacak deklarasyon konusunda uzlaşma sağlanamadı.
Komite'nin 21 Eylül'de yeniden toplanacağı belirtildi. TASLAKTA
NELER VARDI? Türkiye Avrupa
Birliği'ne verdiği deklarasyonda, protokolü
imzalamasının, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma
anlamına gelmediğini vurgulamıştı. Karşı
deklarasyonun dün basına sızan taslağında, Türkiye'nin
tek taraflı bir deklarasyonda bulunduğu ve bunun, Türkiye'nin
yükümlülüklerini etkilemeyeceğine dikkat çekiliyor. Ayrıca
Türkiye'nin ek protokol gereği limanlarını Rum gemilerine
açmasının, 2006'de Konsey tarafından denetlenmesi öngörülüyor. |
|
HURRIYET 14/09/05
Olli Rehn: Kıbrıs ne kadar erken tanınırsa o
kadar iyi
AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye ile müzakereleri açmak için şartların değişmediğini, 17 Aralık kararlarında Kıbrısın bir ön şart olmadığını söyledi
Ancak,
Türkiyenin Kıbrısı tanıması gerekiyor. Ne kadar
erken olursa, o kadar iyi olur. Kıbrıs sorunu ile ilgili taraflar,
müzakere masasına dönmeli ve bunun başarılı
sonuçlanması için herkes çalışmalı. Müzakerelerin
gidişatı, Türkiyenin Kıbrıs ile ilişkilerini
normalleştirmesine ve ek protokolü tam olarak uygulamasına
bağlı olacak dedi.
Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonunda konuşan ve
parlamenterlerin sorularını cevaplandıran Rehn, Türkiyenin
Kıbrıs Rum Kesimini de içine alacak şekilde,
ayrımcılık yapmadan ek protokolü uygulaması
gerektiğini söyledi
PAMUK DAVASI PROVOKASYON
Olli Rehn, Türkiyede insan hakları alanında olumlu gelişme
olduğunu söyledi ancak, Orhan Pamuk hakkındaki davanın tam da AB
zirvesinden önce 16 Aralıkta görülecek olmasını provokasyon
olarak niteledi ve Türk Ceza Kanunundaki değişikliklere
rağmen, Pamuka açılan dava, TCKnın Avrupa standartlarına
getirilmesi gerektiğini gösteriyor dedi.
HURRIYET 14/09/05
AB, 'karşı deklarasyon'da
uzlaşma sağlayamadı
AB daimi büyükelçileri bugün ele
aldıkları Kıbrıs karşı deklarasyonununda anlaşmaya
varamadı. Büyükelçiler, 21 Eylül'de taslağı yeniden
görüşecek. Deklarasyon taslak metnine, 'Kıbrıs'ın
tanınması' ile ilgili İngiltere ve Fransa'nın
uzlaştığı formülün de eklendiği bildirilmişti.
Taslak metinde, "AB, Gümrük Birliği Ek
Protokolünü imzalayan Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili
açıklama yapma ihtiyacını üzüntüyle
karşılamaktadır" deniliyordu.
Metinde, Ek Protokolün üye ülkeler arasında
ayrımcılık yapılmadan tamamen uygulanmasını
gerektiği vurgulanıyordu.
Uzlaşma sağlanamayan
taslağın ana hatları şöyle:
AB üyeleri, Avrupa Komisyonu'nun aralık
2004 tarihinde vardığı sonuçlar uyarınca Türkiye'nin birlik
üyeleri ile arasındaki ortaklık antlaşmasının Ek
Protokolüne attığı imzayı kabul eder.
Üyeler imza sırasında Türkiye'nin
'Kıbrıs Cumhuriyet'i ile ilgili açıklama yapma
ihtiyacını üzüntü ile karşılar.
AB, bu açıklamanın tek taraflı
olduğunu ve Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemediğini açıkça
belirtir.
AB üyesi ülkeler Ek Protokolün ayrımcılık
yapılmadan tamamen uygulanması ve malların serbest
dolaşımı için bütün engellerin
kaldırılmasını bekler.
AB, Türkiye'nin imza koyduğu yükümlülükler
yerine getirilene kadar ilgili bölümler için görüşmelere
başlamayacaktır.
AB üyeleri 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1
mayıs 2004 tarihinde birliğe üye olduğunu ve 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımanın uluslararası hukukun gereği
olduğunu vurgularlar.
Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin
tanınması üyeliğin gereğidir. Bu nedenle AB, Türkiye'nin
tüm üye ülkeler ile ilişkilerinin en kısa zamanda
normalleşmesine verdiği önemin altını çizer.
Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözüme
kavuşması yönündeki çabasını desteklemek ve
kalıcı bir çözümün bölgede barış, istikrar ile uyumlu
ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda da hemfikirdirler.
Konsey bütün bu konuları 2006
yılında ele alacaktır.
MILLIYET 14/09/05
İngiltere: Türkiye'nin üyeliği
için seçim lüksümüz yok
İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Straw, Türkiye'nin AB üyeliği için siyasi gerekçelerin
ekonomik nedenlerden daha önemli olduğunu belirtti.
Straw, Alman ''Rheinische Post'' gazetesi için
yazdığı makalede, Türkiye'nin AB üyeliğini neden gerekli
gördüğünü anlatarak, ''Türkiye'nin yaptığı ticaretin
yarısından fazlası daha şimdiden AB ülkeleriyle. Türkiye
daha şimdiden AB'nin en fazla ihracat yaptığı ülkelerden
biri. Türkiye'nin AB üyeliği için siyasi gerekçeler, ekonomik nedenlerden
daha da ağır basıyor. Türkiye'nin üyeliği, kültürel ve dini
çeşitlilikle ortak hedeflerin birbirine aykırı
düşmediğini gösterecektir'' ifadesini kullandı.
Jack Straw, istikrarlı, refah düzeyi yüksek
ve Müslüman nüfuslu laik bir Türkiye'nin AB'ye alınması durumunda,
bunun gözden kaçmayacak kadar önemli bir işaret vereceğini kaydetti.
Önlerinde iki seçeneğin bulunduğunu,
AB'nin ya komşularına karşı içine
kapanacağını ya da istikrarlı ve refah içinde yaşayan
yeni demokrasiler yaratmak amacıyla genişleyeceğini ifade eden
Straw, ''Aslında seçim lüksümüz yok. Global sorunların ve global
rekabetlerin yaşandığı bir dünyadayız. Bu dünyada
durgun bir Avrupa rekabet edemez. Genişlemeyi durdurmak yönünde
atılacak her adım, Avrupa'nın, Asya'da kalkınmakta olan
ülkelere karşı rekabet yeteneğini zayıflatacaktır''
dedi.
AB'nin genişlemesinin üye ülkelerin
istikrarına ve refahına hiçbir şekilde zarar vermediğini,
aksine Avrupa'nın büyük bölümünü uzun yıllar süren ayrılık
ve bölünmüşlükten sonra barışta birleştirdiğini
belirten Straw, şunları kaydetti:
''AB, Avrupa'nın dünyadaki nüfuzunu
artırdı. Neden şimdi ve neden Türkiye eksik kalsın?
Türkiye'deki ekonomik büyümenin gelecek yıl yüzde 10 civarında
olması bekleniyor. Bu her bir AB ülkesindeki büyümeden daha fazla.''
MILLIYET 14/09/05
AB, Rumları mı
Türkiye'yi mi satacak?
Sizlere sık sık Brüksel'deki havayı yansıtmaya
çalışıyorum. Aslında son derece karmaşık bir
durum var. Tartışmalar çok teknik. Üstünde pazarlık edilen
metinlerin anlatılması kadar, anlaşılması güç.
Şu anda sadece, Türkiye'nin Kıbrıs ile ilgili (Gümrük
Birliğinin Kıbrıs'a genişletilmesinin resmi tanınma
anlamına gelmeyeceği şeklinde) açıklamasına
karşılık, Avrupa Birliğinin yapacağı "Karşı
Deklarasyon"(KD) tartışılıyor. Müzakerelerin
kurallarını ve koşullarını koyacak olan "Müzakere
Çerçeve Belgesi" (MÇB) henüz tartışmaya açılmadı.
Bu iki belge arasında önemli bir fark var.
Karşı Deklarasyon'un (KD) bağlayıcı hiçbir yanı
yok. Bu, AB üyelerinin tek yanlı bir açıklaması olacak.
Nasıl bizim Kıbrıs açıklamamız tek yanlı ve
sadece bizi bağlayan bir belge idiyse, bu da sadece AB'yi
bağlıyor. Yaptırımı yok. Yani, istediği kadar
sert veya bizim beğenmediğimiz bir dilde yazılmış
olsun, Ankara'ya yönelik bir yaptırımı yok. Oysa, Müzakere
Çerçeve Belgesi (MÇB) bağlayıcı. Oraya giren her satır 25
AB ülkesini bağlar ve Türkiye'nin de uyması gerekir.
KARŞI AÇIKLAMA SERT MÇB ESNEK Mİ OLACAK?
Belgelerden birinin (MÇB) bağlayıcı, diğerinin (KD) tek
yanlı bir açıklamanın ötesine gitmemesi nedeniyle, genel
eğilim KD'nin sertleştirilmesi, MÇB'nin ise hiç
değiştirilmeden (sertleştirilmeden) kabul edilmesi
şeklinde. Ancak, KD'nin olduğu gibi MÇB'ye
yansıtılmasını isteyenlerde var. Durum henüz net
değil.
AB'nin Karşı Deklarasyonunda, iki nokta çok
tartışmalı.
Biri, Türkiye'nin Kıbrıs'ı müzakereler sürecinde hukuken
tanıması. Bunu en çok Fransa istiyor. Kıbrıs'lılara
olan sevgileri veya Uluslararası politika ilkesinden filan değil,
tamamen iç politikda, Chirac'ın rakibi Sarkozy'e koz vermeme
yarışından kaynaklanıyor.
Bu sorunu ortaya çıkaran Kıbrıs değil, Fransa.
Kıbrıs Rumları rüyalarında bile göremeyecekleri bir
fırsat yakaladılar. Fransa'nın iç politikası, Rumların
işine yarıyor.
Fransa'nın yarın ne yapacağı, sonunda nasıl bir
uzlaşı formülünü kabul edeceği belli değil. Paris, ya
Türkiye'yi veya Kıbrıs'ı satacak.
Diğer sorun da, Kıbrıs gemilerinin Türk limanlarına kabul
edilmesi. Bu konu, Türkiye açısından daha güç. Zira AB Komisyonunun
hukuk servisleri tarafından hazırlanan rapor Türkiye'ye hak vermiyor
ve 25 ülke bu konuda birleşiyor.
Bugün Brüksel'de 25 ülke daimi temsilcileri bir araya geliyor. Karşı
Deklarasyon için yeniden görüşme yapacaklar, ancak sonuç alıp
alamayacakları belli değil. Galiba bir süre daha beklememiz
gerekecek.
* * *
OLLİ REHN'İN
SÖZLERİNE DİKKAT
Pazartesi
akşamı, AB Komisyonunun Genişlemeden sorumlu komiseri Olli
Rehn'in Kanal D Ana Haber bülteninde söyledikleri çok önemliydi.
1. "Türkiye, limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine
açmadığı sürece, Gümrük Birliği'nin Ankara protokolüne tam
anlamıyla uymuş sayılmaz"
Bu görüş, 25 üye ülke tarafından paylaşılıyor
demektir. Olli Rehn bu konuda çok kesin konuştu. 3 Ekim müzakerelerinin
başlamasını engellemeyecek olsa dahi, bu sorun 2006'dan itibaren
epey başımızı ağrıtacak gibi görünüyor.
2. "PKK bir terör örgütüdür ve bu görüşümüzü çok açık şekilde
herkese anlatıyoruz."
Rehn, Baydemir ile kısa da olsa görüşmesinin gerekçesini
anlatırken, Diyarbakır belediye başkanının seçimle
başa gelmiş bir kişi olduğuna dikkat çekti ve PKK ile
Baydemir'i ayırdı. Umarım Baydemir 'de bu nüansı iyi
gözlemiştir.
3. "Orhan Pamuk'un mahkemeye verilmesi, ifade özgürlüğü ilkesiyle
bağdaşmaz"
Pamuk olayının boyutları giderek yaygınlaşıyor.
Herald Tribune gazetesindeki son yorum da aynı konuya dikkat çekiyordu.
Orhan Pamuk davası, Kopenhag kriterlerine uyum sağlamakta titiz
davrandığını belirten Türkiye açısından bir
kamburdur. Pamuk bir görüş ortaya koymuştur. Ermeni sorununun
tartışıldığı bir ortamda böylesine farklı
bir tutum sergilenmesinin mahkemeye düşmemesi gerekirdi.
Ülkemizi Avrupa ailesi arasında görmek istemeyenlere kendi elimizle bir
koz vermiş olduk. Böylece, sadece yasa değiştirerek bir yere
varılamayacağı, asıl kafaların değişmesi
gerektiği bir defa daha ortaya çıktı.
Başbakan'ın New York'taki temaslarında karşı
karşıya kalacağı yeni bir soruyu elimizle piyasaya
sürmüş olduk.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 14/09/05
Rumlara
göre 3 Ekim kesin değil
RADIKAL
14/09/2005
LEFKOŞA - AB Dönem
Başkanı Britanya'nın Türkiye ile 3 Ekim'de müzakerelere
başlamak için Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanınması
şartının koşulmaması konusunda Fransa'yı ikna
ettiğine dair haberlerin ardından Rumlar hemen veto kartı
gösterdi. Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Türkiye'nin Gümrük
Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanımama
beyanı eşliğinde imzalamasına AB'nin vereceği
yanıt ve müzakere çerçeve belgesi üzerinde anlaşma sağlanamazsa,
müzakerelerin 3 Ekim'de başlayamayabileceğini söyledi. Hrisostomidis,
"Anlaşma olmazsa, bu müzakere çerçeve belgesinde de anlaşma
olmayacağı anlamına geliyor. Bu da müzakerelerin 3 Ekim'de
başlayamayacağı sonucunu doğuruyor" diye konuştu.
AB'nin karşı deklarasyonuyla ilgili "Ortada nihai taslak
göremiyorum. Gördüğümüz Britanya ile Fransa'nın
uzlaştıklarına dair bazı unsurlar" diyen Rum sözcü
görüşlerini bugün COREPER'de aktaracaklarını belirtti. Sözcü,
sonuç çıkmazsa konunun 25 Eylül'de dışişleri bakanları
toplantısına kalacağını belirtti. Rum sözcü 'Bu veto
anlamına mı geliyor?' sorusuna "Belli şeyler olmazsa
müzakere başlamaz dedim. Kimse veto demedi" dedi. (Reuters, afp)
Erdoğan:
'Kıbrıs'ı tanıyın' baskısı çirkinlik
Başbakan
Erdoğan, 3 Ekim öncesi 'Kıbrıs'ı tanıyın'
baskısı yapılmasının 'çirkinlik' olduğunu söyledi
RADIKAL 14/09/05
SERKAN DEMİRTAŞ
NEW YORK -
BM zirvesi için ABD'nin New York kentine giden Başbakan Tayyip
Erdoğan, ABD'de ilk mesajını AB ülkelerine verdi. 3 Ekim
sürecinde Türkiye'ye 'Güney Kıbrıs baskısı'
yapılmasını 'çirkinlik' olarak nitelendiren Erdoğan, bu tür
girişimlerin uluslararası diplomatik ahlaka da sığmayacağını
kaydetti. PKK'nın Kuzey Irak'tan çıkarılması için ABD'nin
işbirliğini istediklerini yineleyen Erdoğan, Türkiye'nin,
Irak'ın asker ve polis birimlerinin eğitilmesine katkıda
bulunmaya hazır olduğunu söyledi.
Erdoğan, dün sabah vardığı New York'ta ilk olarak
Dış İlişkiler Konseyi'nde '21. Yüzyılda Türk
Dış Politikası: Küresel Katkı Amaçlayan İstikrar
Yaratıcı Güç' başlıklı bir konuşma yaptı.
Erdoğan şu mesajları verdi:
Çirkin dayatma: Türkiye, müzakerelerin başlaması için gerekli
koşulları yerine getirdi. Ama şimdi hâlâ başlasın
mı başlamasın mı tartışmaları yapılıyor.
Alakasız maddelerin Türkiye'nin önüne getirilip konulması
uluslararası diplomatik ahlaka sığmaz. Bu çirkin bir
davranıştır. Böyle çıkışlar güvensizlik
yaratır. Örneğin, Güney Kıbrıs olayını koymak çok
çirkin bir olay. Bir kere Güney Kıbrıs'ın AB'ye
alınması yanlıştı. Onlar Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni
yerine getirmedi, ama 1 Mayıs'ta onları aldınız. Referandum
öncesinde AB ülkeleri bize gelip 'Kıbrıs Türkleri 'Evet desin, siz
gerisine karışmayın' dediler. . Onlar ise hem hayır
dediler, hem de AB'ye girdiler. Şimdi onun bedelini Türkiye'ye
ödetemezler.
Irak antrenman alanı olmasın: Kuzey Irak'ta PKK'ya
karşı gerekli önlemlerin alınması terörle mücadeledeki
çabalarımızın sonuca ulaşmasında tayin edici bir öneme
sahiptir. ABD'li dostlarımızla, başta Başkan Bush olmak
üzere bu konuyu konuştuk, konuşuyoruz, konuşmaya devam
edeceğiz. Terör, ancak ortak mücadeleyle gücünün
kırılabileceği bir fenomendir. Bu nedenle başta ABD olmak
üzere bölgedeki güçlerle işbirliği istiyoruz. Biz Irak'ı terör
örgütlerinin antrenman alanı olmaktan çıkarma gayreti içindeyiz.
Kerkük'te hassasız: Kerkük'ün statüsü konusunun Irak'ın
geleceği açısından hassasiyet taşıdığı
kanaatindeyiz. Ortaya çıkabilecek huzursuzluk sadece bu bölgeyle
sınırlı kalmayıp tüm Irak'ı ateşe atacak bir
karmaşayı tetikleme riski taşımaktadır.
Talat:
3 Ekim yolu ayırabilir
RADIKAL
14/05/2005
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin AB ile üyelik
müzakerelerinin başlamasıyla Kıbrıs konusunda Ankara'yla
ayrı noktalara düşebileceklerini söyledi. 3 Ekim'le tarafları
farklı etkileyecek bir süreç başlayacağını söyleyen
Talat, "Türkiye ile ayrışma noktaları, çıkar
farklılığı olabilir ve o zaman çok zor durumda
kalırız. Ama bu uzak bir ihtimal" dedi. "Türkiye ile uyumlu
politika gütmeliyiz" diyen Talat, "Politikamızın Türkiye
ile paralel olması benim için zul değil. Görevim, Kıbrıs
Türklerinin çıkarlarını korumak" diye ekledi. Talat,
"Türkiye'nin AB sürecinin mezesi olmak istemiyoruz. Müzakereler için
istenenler içinde Kıbrıslı Türklerin hakları olmamalı.
Kıbrıs çözülme-den Türkiye 'Kıbrıs'ı tanımaz,
tanıyamaz" dedi.
Limanlara
2006 denetimi
AB, Türkiye'nin Rum
Yönetimi'ni tanımadığını belirten deklarasyonuna
karşı yanıtını netleştirdi. Londra, Paris'i Türk
limanlarının 2006'da denetlenmesi şartıyla ikna etti
RADIKAL 14/09/05
RADİKAL - BRÜKSEL - AB, Türkiye'nin 3
Ekim'de müzakerelere başlaması için kalan son koşul olan Gümrük
Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs Rum Yönetimi'ni
tanımadığı beyanı eşliğinde
imzalamasına karşı yayımlayacağı deklarasyonu
netleştirdi. Dönem Başkanı Britanya, 'Kıbrıs'ın
tanınması için bastıran Fransa'yı Türkiye'nin
limanlarını 2006'da Rum gemilerine açmasının AB Konseyi'nce
kontrolü koşuluyla ikna etti. Hazırlanan taslakta, Türkiye
yükümlülüklerini yerine getirmeden ilgili müzakere
başlıklarının açılamayacağı kayıt
altına alınıyor.
'Deklarasyon tek
taraflı'
Britanya bugünkü AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısı
öncesinde taslağı üye ülkelere gönderdi. Yedi paragraftan oluşan
taslak, Türkiye'nin 'Kıbrıs' beyanından duyulan üzüntü dile
getirilerek başlıyor. Türkiye'nin beyanının tek
taraflı olduğu ve yükümlülüklerine yasal etkisi
olmadığı belirtiliyor. Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün
tümüyle ve AB üyesi ülkelere ayrım yapmadan uygulanması beklentisi
aktarılan taslakta, 'taşıma alanındaki
kısıtlamalar dahil malların serbest dolaşımı
önündeki tüm engellerin kaldırılması' isteniyor.
'Türkiye AB'yle olan sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine
getirmediği sürece ilgili başlıklara dair müzakereler başlayamaz'
deniliyor. Taslakta, AB'nin uluslararası hukukun parçası olarak
sadece 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıdığı
vurgulanıyor. 'Kıbrıs'ın tanınmasıyla ilgili
paragrafta ise, "Tüm üye ülkelerin önceden tanınması
üyeliğin gerekli bir parçasıdır. Bu çerçevede AB, Türkiye ile
tüm AB üyeleri arasındaki ilişkilerin mümkün olan en kısa sürede
normalleştirilmesine atfettiği önemin altını çizer'
denilerek bu konuda BM'nin kapsamlı çözüm çabalarına desteğinin
altını çiziyor. AB Konseyi'nin tüm bu unsurlara dair kaydedilen
gelişmeyi 2006 yılında değerlendireceği belirtiliyor.
Fransa: 2006'da
ısrarlıyız
Fransa Dışişleri Bakanlığı sözcü
yardımcısı Denis Simonneau dün yaptığı
açıklamada 3 Ekim'de Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin
başlaması için Rum Yönetimi'nin tanınmasını
önşart koşmayacaklarını söylese de "Yayımlanacak
AB deklarasyonunun havada ve muğlak kalmaması amacıyla, 2006
yılında durumun değerlendirilmesi için randevu verilmesinde
ısrarlıyız" açıklaması yaptı. Fransız
sözcü müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasına engel
olmayacaklarını da ifade etti.
3 Ekim'den
sonra dinamik bir süreç yaşanacak
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, gündemdeki konularla ilgili açıklamalarda bulundu:
3 Ekim'den
sonra dinamik bir süreç yaşanacak
İZOLASYONLAR
KALKMALI... Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile
üyelik müzakerelerinin başlamasıyla Kıbrıs konusunda tüm
tarafları farklı şekillerde etkileyecek dinamik bir süreç
yaşanacağını belirterek, bu dinamik süreç içerisinde
Kıbrıs Türkü'ne uygulanan izolasyonlar dahil tüm kısıtlamaların
kalkması gerektiğini söyledi
TÜRKİYE
İLE UYUM İÇİNDEYİZ... Kıbrıs'la ilgili
politikalarda Türkiye ile uyum içinde çalıştıklarını
belirterek, "Türkiye ile paralel politikalar izlemek zul değil"
diyen Talat, "Temel görevim Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını
korumak. Bugün için öyle bir ihtimal yok ama süreç içerisinde Türkiye ile
ayrışma noktaları, çıkar farklılığı
olabilir ve o zaman çok zor durumda kalırız" ifadelerini de kullandı
HÜKÜMETİN
PERFORMANSI İYİ... Mülkiyet konusundaki çalışmaların
devam ettiğini ve hukukçuların mal iadesiyle ilgili görüşlerinin
değerlendirme aşamasında olduğunu söyleyen Talat, hükümet
ve Başbakan Soyer'le ilgili olarak da, "Hükümetin performansı
iyi ama yapılması gereken çok şey var... Ferdi de
başbakanlıktan öte benim kardeşim..." diye konuştu
Nezire GÜRKAN-
(TAK)
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerinin
başlamasıyla Kıbrıs konusunda tüm tarafları
farklı şekillerde etkileyecek dinamik bir süreç
yaşanacağını belirterek, bu dinamik süreç içerisinde
Kıbrıs Türkü'ne uygulanan izolasyonlar dahil tüm
kısıtlamaların kalkması gerektiğini söyledi.
Kıbrıs'la
ilgili politikalarda Türkiye ile uyum içinde
çalıştıklarını belirterek, "Türkiye ile paralel
politikalar izlemek zul değil" diyen Talat, "Temel görevim
Kıbrıs Türkleri'nin çıkarlarını korumak. Bugün için
öyle bir ihtimal yok ama süreç içerisinde Türkiye ile ayrışma
noktaları, çıkar farklılığı olabilir ve o zaman
çok zor durumda kalırız" ifadelerini de kullandı.
Mülkiyet
konusundaki çalışmaların devam ettiğini ve
hukukçuların mal iadesiyle ilgili görüşlerinin değerlendirme
aşamasında olduğunu söyleyen Talat, hükümet ve Başbakan
Soyer'le ilgili olarak da, "Hükümetin performansı iyi ama
yapılması gereken çok şey var...Ferdi de başbakanlıktan
öte benim kardeşim..." diye konuştu.
Süreç
dinamik....Bugünkü konumumuz...
TAK muhabirinin
gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Tükiye'nin Avrupa Birliği ile
müzakerelere başlamasıyla tüm tarafları farklı
şekillerde etkileyecek hızlı ve dinamik bir sürecin
yaşanacağını söyledi. Politikaların bu dinamik süreç
içerisinde şekilleneceğini belirten Talat, özetle şunları
söyledi:
"Politikamız
nettir ve gelişmeleri sistemli bir şekilde izliyoruz. Süreçle ilgili
dinamizmi görmek ve statik olarak bakmamak gerekir. Bu düz bir çizgi
değil. Tüm taraflar bu süreçten değişik şekillerde
etkilenecekler. Bugün Türkiye'nin limanlarını Rum Yönetimi'ne
açmaması gerektiğini söylüyoruz. Bu bugün için çok önemli, şu an
bu konumdayız, çünkü Kıbrıs Türkleri'nin limanları tamamen
kısıtlama altında. Yani biz kısıtlamaların
sürmesini değil, tam aksine kısıtlamaların
kalkmasını savunuyoruz. Ama tüm kısıtlamaların...Türkiye
limanlarını Rum gemilerine açarsa, Kıbrıs Türk
limanları da açılmalı...Limanları açma noktasına
gelinceye dek geçilecek çok aşama var. Türkiye elbette
limanlarını açacak ama hangi şartlarda ve ne gibi
gelişmelere göre...Adım adım gidiyoruz...."
Türkiye'nin
üyelik müzakerelerinin kaçınılmaz olarak Kıbrıs sorununa
endeksleneceğini ve bunun, sıkıntılar yanında
fırsatlar da yaratacağını söyleyen Talat, çözümü savunan
Avrupa Birliği'nin bu süreçte sürekli olarak çözüme karşı
çıkan Rum tarafının yanında duramayacağını
anlattı.
Mali
yardımı bloke etmeyiz ama
"AB'ın
temel mantığı serbest ticaret, serbest ekonomi. Kıbrıs
Türkü neden bunun dışında kalsın" diye soran Talat,
Avrupa Konseyi'nin Kıbrıs Türkleri'ne uygulanan izolasyonların
kaldırılması yönünde karar üretmesine karşın
Rumlar'ın engellemesiyle bu kararın hayata geçirilemediğini kaydetti.
Doğrudan
ticaret ve mali yardım tüzüklerinin ancak birlikte uygulanabileceğini
tekrarlarken de Talat, "Mali yardım tüzüğü tek başına
uygulanamaz. Ancak her iki tüzüğü de AB hazırladı. Doğal
olarak ayrı veya birlikte onaylanmaları konusuna onay vermemiz veya
reddetmemiz sözkonusu değil. Onaylarlarsa bloke etmeyiz, ama mali
yardımın tek başına uygulanmayacağına
inanıyoruz" diye konuştu.
Siyasi
kazanım yok.... Bizde küçük bir azınlık
Rum
Yönetimi'nin, doğrudan ticaret tüzüğüne "siyasi kazanım
sağlayacak" gerekçesiyle karşı
çıktığını vurgulayan Talat, özetle şunları
söyledi:
"Siyasi
kazanım ancak çözümle olur. Ticaretle, doğrudan uçuşla siyasi
kazanım olmaz. Siyasi kazanım getireceği veya bizim böyle bir
beklenti içinde olduğumuz iddiası kesinlikle doğru değil,
bunu kesinlikle reddediyorum. Narenciyeyi Mağusa limanından
satmanın ne siyasi kazanımı olacak.... 1994'e kadar sattık,
ne gibi siyasi kazanımımız oldu...Kıbrıs'ın
kuzeyinin de Avrupa pazarının parçası haline gelmesi,
kısıtlamaların kalkması, çözüm öncesi normalleşmenin
en akılcı hali. Ekonominin entegre olması çözümü
kolaylaştıracak ve Rum tarafını çözüme motive
edecek...."
"Doğrudan
ticaret tüzüğüyle siyasi kazanım beklendiği" konusunda
KKTC'den de eleştiriler olduğunun anımsatılması
üzerine ise Talat, "Küçük bir azınlık...Muhalefet yapmaya
çalışıyorlar. Çözüm istencimiz konusunda bir iddiada
bulunamıyorlar, nüansa dalıyorlar. Farklılık yaratmaya
çalışıyorlar" ifadelerini kullandı.
Serbest ticaret
daha zor
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Ticaret Odası'nın "doğrudan ticaret
yerine serbest ticaret" önerisiyle ilgili sorulara da özetle şu
karşılığı verdi:
"Serbest
ticareti destekliyoruz. Bu konuda bir karşı
çıkışımız yok. Ama serbest ticaret, doğrudan
ticarete göre daha zor. Doğrudan ticarete karşı çıkan Rum
tarafının serbest ticareti kabul edeceğini düşünmek
hayal...Doğrudan ticaret siyasi kazanım sağlıyorsa, serbest
ticaret daha fazlasını sağlar. Çünkü doğrudan ticaret,
serbest ticaretin bir parçası....."
Toplum içindeki
farklı kesimlerin ve sivil toplum örgütlerinin konuyla ilgili görüş
üretmelerinin ve çalışma yapmalarının yararlı
olduğunu, farklı görüşlerden yararlandıklarını
söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkü adına
halkın seçtiği hükümet ile cumhurbaşkanının
konuştuğunu da ekledi.
Belirsizlik,
kaygılar.... Kötünün iyisi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, "anlaşma umudunun her geçen gün azalmasıyla
yaşanan belirsizliğe ve Kıbrıs Türkleri'nde
Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yama olma kaygılarının
artmasına" ilişkin sorulara karşılık da,
"Sıkıntılarla dolu bir süreç. Belirsizlik kaygılara
yol açıyor ve bu da haklı bir kaygı" diye konuştu.
Talat,
şunları söyledi:
"Geçmiş
idareler bugünleri göremedi ve Rum tarafını adeta itekleyerek AB'a
soktu. Bunda en büyük kabahat AB'da veya Rumlar'da değil, Türk
tarafındadır. Kıbrıs Türkü'nü kurtaran tek şey ise
referandumda 'evet' demesi ve seçimle yönetimi değiştirmesidir.
Çözüme 'evet' demek ve yönetimi değiştirmek, Kıbrıs
Türkü'nü yama olmaktan kurtardı. Referandumda 'hayır' denseydi
belirsizlik olmayacaktı, Kıbrıs Türkü'nün geleceği belli
olacaktı ve yama olacaktı. Bugün yaşadığımız
belirsizlik ise bu anlamda olumlu belirsizlik. En kötüden iyiye götüren bir
belirsizlik. Bunu kaçınılmaz olarak yaşayacağız çünkü
belli aşmalarda geç kaldık."
Türkiye ile
paralel olması zul değil
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs Türkü'nün çıkarlarından çok
Türkiye'nin çıkarlarını savunmakla suçlanıyorsunuz"
şeklindeki soruya ise, "Böyle bir yorum çok abes..." sözleriyle
tepki gösterdi.
Talat, özetle
şunları söyledi:
"Temel
görevim Kıbrıs Türkleri'nin çıkarlarını korumak. Halk
beni bunun için seçti.
Türkiye ile
aynı paralelde olmamız da çok doğal. Tek
dayanacağımız ülke Türkiye. Kaygılarımızı
paylaşıyor, genel politika paralelliğimiz var. Bu politikalar da
Kıbrıs Türkleri'nin çıkarlarını korumak için.
Politikamızın Türkiye ile paralel olması benim için zul
değil..."
Çıkar
farklılığı olursa zor durumda kalırız
"Süreç
içerisinde Türkiye ile Kıbrıs konusunda ters düşme, çıkar
farklılığı gibi bir tehlike görüyor musunuz" sorusuna
ise Cumhurbaşkanı Talat, "Çok dinamik bir süreç ve
ayrışma noktaları ortaya çıkabilir, Türkiye ile çıkar
farklılığı olabilir"
karşılığını verdi.
Talat,
"böyle bir durumda ne olur, nasıl bir tavır
takınırsınız" diye sorulunca da şunları
söyledi:
"Yakın
gelecekte böyle bir ihtimal görmüyorum. Uzak ihtimal. Ama sorun çıkarsa
görüşerek ortadan kaldırmak zorundayız. Çünkü biz Türkiye'ye
muhtacız. Bizi ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından
destekleyen tek ülke Türkiye. Türkiye ile uyumlu politika gütmek
zorundayız, başka seçeneğimiz yok. Başaramazsak ne olur, o
zaman oldukça zor durumda kalırız ve bunu de hiç temenni etmem. Rum
tarafı Yunanistan ile sorun yaşasa çok daha az zararlı olur. Bu
nedenle böyle bir sorunu hiç ama hiç temenni etmem...."
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye ile
zaman zaman görüş farklılıkları olmasına rağmen
bunların aşıldığını da söyledi ve
Maraş'a karşılık limanların açılmasını
önerdikleri Brüksel görüşmelerini örnek gösterdi.
Talat,
"Türkiye'nin Brüksel görüşmelerinden bilgisi vardı ama
temkinliydi. Taraf olmadı. Yani Kıbrıs sorununun çözümü
konusunda hedef birlikteliğimiz var ve bu yolda çıkabilecek
çelişkiler hedef birlikteliğini bozmaz. Bugüne kadar her konuyu
çözebildik ve ilişkilerimizde son derece rahatız" diye konuştu.
Mal iadesi
değerlendirme aşamasında
Mülkiyet
konusundaki tartışmalara ilişkin soruları yanıtlarken
de, Rumlar'ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde
açtıkları davaların devam ettiğine dikkat çeken Talat,
duruşma aşamasındaki "Aresti" davasını örnek
göstererek "Yeni davalar kapımızda" dedi.
Mülkiyet
sorununun ancak bir anlaşmayla çözümlenebileceğini belirten Talat,
çözüme kadar AİHM'de açılan davaların Türk tarafı aleyhine
sonuçlanmaması için önlemler üzerinde
çalıştıklarını anlattı.
Annan
planındaki mülkiyet rejimine atıf yaparak, AİHM'in bu rejim
çerçevesinde değerlendirme yapmasının Türk tarafına büyük
kazanım sağlayacağını söyleyen Talat, AİHM'in
önerdiği ve başta İnsan Hakları Vakfı olmak üzere
bazı hukukçular tarafından savunulan "mal iadesi" konusundaki
görüşünün sorulması üzerine de şunları söyledi:
"Hukukçular
arasında bu konuda genel bir eğilim var. Hukukçular belli
şartlarda mal iadesini de gündeme almamızı, böylece iç hukuk
yolunu kullanmamızı öneriyorlar. Bunun tapu iptaliyle alakası
yok. Tapuların iptali veya yeniden değerlendirilmesi ancak çözümle
olabilir. Mal iadesi konusu özellikle ağır tazminatlardan kurtulmak
için öneriliyor. Bu bir görüş ve değerlendiriyoruz. Redçi tavır
içinde değiliz ama siyasi partilerle, Meclis'le de değerlendireceğiz.
Henüz bu konuda siyasi bir karar yok...."
Limasol Türk
okulu için girişim
Cumhurbaşkanı
Talat, Limasol Türk Okulu konusundaki görüşlerini açıklarken de,
Karpaz Rum okulu örneğinde olduğu gibi Limasol'da da,
Kıbrıslı Türkler'in yöneteceği ve öğretmen
atayacağı bir model olması gerektiğini tekrarladı.
Karpaz'daki Rum
okulunda öğretmen ve kitapların Güney'den geldiğini, idarenin de
Rumlar'a ait olduğunu söyleyen Talat, Limasol'daki Türk okulu için de
aynı uygulamanın yapılması için girişimlerin
sürdüğünü bildirdi. Rum Yönetimi'nin tavrında değişiklik
olmaması halinde nasıl bir tavır takınacakları
konusunda ise Talat, "Gerekli girişimleri yapacağız.
Uluslararası alanda da tavrımızı ortaya
koyacağız. BM ve diğer uluslararası güçler kanalıyla
girişimlerimizi sürdürüyoruz" dedi.
Hükümetin
performansı iyi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'a son olarak, yaklaşık 4 ayını dolduran
CTP-DP koalisyon hükümeti ve Başbakan Soyer ile ilgili görüşlerini de
sorduk.
Kamu reformu,
KTHY'nin tüm hisseleriyle satın alınması, alınan önlemlerle
ekonomide yaşanan iyileşmeleri örnek göstererek, "Hükümetin
performansı oldukça iyi, olumlu adımlar atılıyor"
diyen Talat, "Ancak yapılması gereken çok şey var"
diye de ekledi.
"Kötü bir
miras devralındı. Benim başkanlığımdaki hükümet
de sürecin çoğunu azınlık olarak geçirdi. Bu nedenle yapacak çok
şey var" diyen Talat, cumhurbaşkanlığındaki
kadrosunun da katkısıyla tavsiye ve önerilerle hükümete
yardımcı olmaya çalıştığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı
Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le ilgili olarak da,
"Performansı iyi. Popüler yanı ağır basıyor ve
kimseye hayır diyemediği için çok yoruluyor. Başbakan olmaktan
öte benim kardeşim. Yapacağı en kötü şeyi bile ancak
kendisiyle görüşerek eleştirebilirim" ifadelerini kullandı.
KIBRIS 14/09/05
COREPER
bugün toplanıyor
AB DEKLARASYONU
İÇİN UZLAŞMA ARANACAK... AB Daimi Temsilciler Komitesi
(COREPER), bugün Brüksel'de yapılacak haftalık olağan
toplantısında Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna
karşı yayınlanacak AB deklarasyonu taslak metni üzerinde
uzlaşma arayacak
AB Daimi
Temsilciler Komitesi (COREPER), bugün Brüksel'de yapılacak haftalık
olağan toplantısında Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki
deklarasyonuna karşı yayınlanacak AB deklarasyonu taslak metni
üzerinde uzlaşma arayacak.
COREPER, Türkiye'nin,
3 Ekim'de başlaması öngörülen AB'ye katılım müzakerelerinin
temelini oluşturacak Müzakere Çerçeve Belgesi'ne ilişkin
görüşmeleri de gündeminde bulunduruyor.
AB üyesi
ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarından oluşan AB Konseyi, geçen
17 Aralık tarihindeki zirvede, Türkiye'nin belirli koşulları
yerine getirmesi halinde müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasını
kararlaştırmıştı. Söz konusu koşulları
yerine getiren Ankara, bu çerçevede, gümrük birliğinin AB'ye yeni
katılan 10 üyeye de uyarlanması için Ankara
Antlaşması'nın ek protokolünü imzalamıştı.
Türkiye, ek bir deklarasyonla "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni
tanımadığını belirtmişti.
AB üyesi 25
ülkenin Brüksel'deki daimi temsilcilerinden oluşan COREPER, bugünkü
toplantısında, İngiltere tarafından hazırlanan
karşı deklarasyon taslak belgesine son şeklini vermek için çaba
harcayacak. AB üyeleri, son haftalarda, bu konuda yapılan
görüşmelerde, özellikle Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve
Fransa'nın tavırları nedeniyle uzlaşma
sağlayamadılar.
Söz konusu
taslak belgede, Türkiye'nin, geçen 29 Temmuz'da Ankara Antlaşması Ek
Protokolü'nü imzalarken "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile ilgili bir
deklarasyonda bulunma ihtiyacı hissetmesinin üzüntüyle
karşılandığı ifade ediliyor ve Türk deklarasyonunun
tek taraflı olduğu, protokolün bir parçasını
oluşturmadığı, Türkiye'nin protokolden kaynaklanan
yükümlülükleri üzerinde herhangi bir yasal etkisi bulunmadığı
savunuluyor.
Taslak belgede,
AB'nin, Ek Protokol'ün Türkiye tarafından tam olarak, ayrım
yapılmaksızın uygulanmasını ve malların serbest
dolaşımı üzerindeki, ulaştırma araçlarıyla ilgili
olanlar dahil tüm zorlukları ortadan kaldırmasını
beklediği ifade ediliyor. AB, protokolün pratik uygulamasını
yakından izleyeceğini ve durumu değerlendireceğini
belirtiyor.
Türkiye'nin
yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, 3 Ekim'de resmen başlaması
öngörülen tam üyelik müzakerelerinde başlıkların
açılmayacağı mesajı verilen taslak belgede, 1 Mayıs
2004'ten itibaren AB üyesi olan "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin,
uluslar arası hukuk çerçevesinde devlet olarak
tanıdığı kaydediliyor.
Belgede,
Türkiye'den, tüm AB üyesi ülkelerle arasındaki ilişkileri en
kısa sürede ve hukuki olarak normalleştirmesi beklentisine yer
veriliyor.
Taslak belgede,
Türkiye'nin, BM Genel Sekreteri'nin çabaları çerçevesinde Kıbrıs
sorununun kapsamlı çözümü doğrultusundaki çabaları destekleme
taahhüdünün devam ettiğine dikkat çekiliyor ve adada kalıcı
çözümün barış, istikrar ve uyumlu ilişkilere katkıda
bulunacağı konusunda hemfikir olunduğu belirtiliyor.
Belgeye,
Türkiye'nin "tam üyelik öncesinde" Kıbrıs Rum kesimini
tanıması gerektiğine ilişkin bir ifade eklenmesinin söz
konusu olduğu kaydediliyor.
Hukuk bürosu
görüşü
AB Konseyi
Hukuk Danışma Bürosu'nun, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki
deklarasyonunu inceleyerek, 31 Ağustos'ta COREPER'e görüş
bildirmişti.
Basına
yansıyan görüş belgesinde, Türk deklarasyonundan kaynaklanan
çeşitli sorulara yanıt aranıyor.
Hukuk
Bürosu'nun görüşüne göre, Türk deklarasyonu, AB ile Türkiye arasında resmi
belge olarak görülmüyor, "AB ve üyeleri tarafından kabul
edilmemiş olan tek taraflı bir açıklama" niteliğiyle
sınırlandırılıyor. Büro, AB'nin bir karşı
deklarasyon yayımlamasını, imzalanana protokolün parçası olmayan
Türk deklarasyonunun tek taraflı niteliği üzerinde
durmasını, "Kıbrıs Cumhuriyeti" konusunda AB
tavrının teyit edilmesini öneriyor.
Hukuk
Bürosu'nun değerlendirmesinde, Türk deklarasyonunun Ankara
Antlaşması Ek Protokolü'nü geçersiz kılmadığı,
çünkü Türkiye'nin, protokol uygulama alanında kısıtlama veya
çekince koymadığı belirtiliyor.
Büro,
Türkiye'nin, "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni
tanımamasının, Ek Protokol'ün uygulamasını olumsuz
etkileyip etkilemeyeceğinin, uygulamaya engel oluşturup
oluşturmayacağının pratikte gözlemlenmesi gereği
üzerinde duruyor.
Türkiye'nin,
imzaladığı Ek Protokolü uygulamayacağına yönelik
hiçbir işaret görülmediğini belirten Hukuk Bürosu, Türk
imzasının hukuki açıdan geçerli olduğunu ifade ediyor.
Türkiye'nin, Ek
Protokol'den kaynaklanan yükümlülükleri üzerinde de duran Büro, sadece Rum
mallarına kısıtlama getiren bir tavrın
"ayırımcılık" olacağını ifade
ederken, Türk tavrının izlenmesi gereğine değiniyor.
Türkiye'nin
AB'ye katılım müzakerelerinin başlamasından önce
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni hukuken ve resmen tanıması
gerekip gerekmediğini de sorgulayan Büro, bu konuda görüş
bildirirken, müzakerelerin AB ile Türkiye arasında değil, "25 AB
üyesi devlet ve Türkiye arasında" gerçekleşeceğini
hatırlatarak, müzakerelerin başlamasının,
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından de facto
(fiilen) tanınması anlamına geleceğini" savunuyor.
Büro,
müzakereler sonunda AB'ye katılımı
kararlaştırılacak bir Türkiye'ninse "Kıbrıs
Cumhuriyeti"ni hukuken tanımasının
kaçınılmazlığı üzerinde duruyor.
Hukuk Bürosu,
"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınması konusunda
Türkiye'ye karşı izlenecek AB tavrının "siyasi"
olduğunu, üye ülkelerin, hukuki tanımayı müzakerelerin
başında isteyebileceklerini veya daha ileri bir tarihi
bekleyebileceklerini ifade ediyor.
Müzakere
çerçeve belgesi
COREPER
toplantısında, 3 ekimde başlaması öngörülen Türkiye'nin AB'ye
katılım müzakerelerinin temelini oluşturacak Müzakere Çerçeve
Belgesi de ele alınacak.
AB'nin yürütme
organı olan AB Komisyonu tarafından hazırlanarak onaya sunulan
Müzakere Çerçeve Belgesi'nin, ay sonundan önce, AB karar organı olan AB
Konseyi tarafından onaylanması gerekiyor. AB Dönem Başkanı
İngiltere, üye ülke dışişleri bakanlarının,
olağanüstü bir Konsey toplantısı çerçevesinde bir araya gelerek
bu onayı vermesi için girişimlerini sürdürüyor.
KIBRIS 14/09/05
Rum
tarafı yalnız kaldı
RUMLAR MEMNUN DEĞİL...
Rum basını, Rum yönetiminin bugünkü AB Daimi Temsilciler Komitesi
(COREPER) toplantısından çıkması beklenen deklarasyon
konusunda yalnız kaldığını öne sürdü. Rumlar,
İngiltere ile Fransa'nın uzlaştığı yönündeki
haberlerden memnun değil
Rum yönetiminin
bugünkü AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısından
çıkması beklenen deklarasyon konusunda yalnız
kaldığı belirtildi. Rumlar, İngiltere ile Fransa'nın
uzlaştığı yönündeki haberlerden memnun değil...
Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan gazeteler, Türkiye'nin Rum Yönetimi'ni
tanımadığını ifade ettiği deklarasyonu
karşısında AB tarafından yayınlanması beklenen
karşı deklarasyon üzerinde Fransa ve İngiltere arasındaki
uzlaşmazlığın, bu iki ülke arasında sağlanan
anlaşma ile ortadan kalktığını ve bundan ötürü Rum
Yönetimi'nin, bugünkü toplantıda "yalnız
kaldığını" yazdı.
Politis
gazetesine göre Fransa ile İngiltere arasında varılan ve Rum
Yönetimi'ni memnun etmeyen anlaşmanın metni şöyle:
"Her
şeyden önce, tüm ülkelerin tanınması, katılımın
kaçınılmaz unsurlarından biridir ve bundan dolayı da AB,
Türkiye ile tüm üye devletler arasındaki ilişkilerin, mümkün olan en
kısa sürede, normalleştirilmesine vermekte olduğu önemin
altını çizer. Bu çerçevede AB ve üye ülkeler, Kıbrıs
sorununun nihai çözümünün başarılması için BM Genel
Sekreteri'nin çabalarının desteklenmesi gerektiği ve
kalıcı ve adil bir çözümün bölgedeki barışa, istikrara ve
ilişkilerin uyumuna katkı koyacağı üzerinde
uzlaşıya varırlar."
Rum Yönetimi
bir süreden beri, COREPER'den çıkacak deklarasyona Türkiye'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma şartı konması için
lobi çalışmalarını sürdürüyordu.
Kıbrıs
Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Fransa hükümetinin, AB Dönem
Başkanı İngiltere'yle yapılan görüşmeler ve temaslar
hakkında Rum hükümetini detaylı şekilde bilgilendirdiğini
söyledi.
Rum Haber
Ajansı'na göre, Rum dışişlerinin "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin menfaatlerini korumak ve en uygun sonuca varmak için çaba
harcadığını ifade eden Hrisostomidis, karşı
deklarasyonun AB'de oybirliğiyle onaylanacağını umduğunu
ifade etti.
Hrisostomidis,
Rum hükümetinin konu üzerindeki görüşlerinin, COREPER
toplantıları ve Newport'ta yapılan gayrı resmi AB
Dışişleri Bakanları toplantısı
sırasında açıkça belirtildiğini söyledi.
İngiltere'nin
Cardiff kenti yakınlarındaki Newport kasabasında 31
Ağustos'ta yapılan toplantılarda, Türkiye'nin Kıbrıs
konusunda yayımladığı deklarasyona yanıt vermek
amacıyla düzenlenen görüşmelerde sonuç alınamamıştı.
AB üyesi
ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarından oluşan AB Konseyi,
geçen 17 Aralık'taki zirvede, Türkiye'nin belirli koşulları
yerine getirmesi halinde müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasını
kararlaştırmıştı. Koşulları yerine getiren
Ankara, bu çerçevede, gümrük birliğinin AB'ye yeni katılan 10 üyeye
de uyarlanması için Ankara Antlaşması'nın ek protokolünü
imzalamıştı. Türkiye, ek bir deklarasyonla, Kıbrıs Rum
kesimini tanımadığını belirtmişti.
KIBRIS 14/09/05
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 18:19 TSİ 15 Eylül 2005 Perşembe
BRÜKSEL
- AB Dönem Başkanı İngiltere, birliğin
yayınlayacağı karşı deklarasyonun 3. taslak metnine
son noktayı koydu. İngiltere bugün ilgili taraflarla yaptığı
ikili görüşmelerin ardından üye ülkelerin metin üzerinde mutabakat
sağlayacağını düşündüğünden, daimi temsilciler
komitesini yarın akşam olağanüstü toplantıya çağırdı.
|
|
Toplantının yarın akşam
Türkiye saatiyle 18.00 veya 19.00da başlaması bekleniyor.
Toplantıda önce karşı deklarasyon ele alınacak,
ardından müzakere çerçeve belgesi ile ilgili görüşmeler
yapılacak.
İngilterenin, Almanyada seçimler düzenlenmeden önce karşı
deklarasyon konusunda anlaşma sağlanmasını istediği
belirtiliyor. Bugün yapılan ikili görüşmeler olumlu geçtiğinden
yarın akşamki COREPER toplantısından bu yönde bir sonuç
alınabileceği belirtiliyor.
Bu arada İngilterenin Ankaraya da karşı deklarasyon metninin
son taslağında yapılan değişikliklerle ilgili bilgi
verdiği kaydediliyor.
Üçüncü taslak metninde, Rum Kesiminin tanınması konusunun Türkiye
tam üye olur olmaz değil, müzakereler esnasında gündeme gelmesine
dair bir ifadeye yer veriliyor.
Metinde ayrıca Kıbrıs Rum Kesiminin tanınması ile
Kıbrıs sorununun çözümünün birbirinden bağımsız iki
ayrı unsur olarak nitelendiriliyor. Buna göre Kıbrıs sorununda
çözüm süreci Birleşmiş Milletlerde işleyecek ancak
Kıbrıs Rum Kesiminin tanınması AB üyelik müzakerelerine
paralel olarak değerlendirilecek.
Limanların açılması konusunun ise müzakereler esnasında
hayata geçirilmesi gerekecek.
Yunanistanda
nefrete yer yok
Türkiyenin
AB üyeliğine karşı çıkan Avrupadaki aşırı
sağcı partilerin üyelerini biraraya getirmesi planlanan, Nefret
Dalgası 2005 adlı organizasyon için Yunanistanda uygun yer
bulunamadı.
NTV
Güncelleme: 16:40 TSI 15 Eylül 2005 Perşembe
ATİNA
- Alman Ulusal Demokratik ve İtalyan Forza Nova gibi aşırı
sağcı partilerin temsilcilerinin de katılımıyla
düzenlenecek organizasyonun nerede yapılacağı belirlenemedi. Yunan
organizatörler, 16-18 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek kampta en az 9
Avrupa ülkesinden aşırı sağcıların biraraya
geleceğini duyurmuştu.
Kampın
sloganının ise Onların değil, bizim Avrupamız.
Türkiye Avrupadan dışarı olduğu
açıklanmıştı. Ancak organizatörler, hem halktan hem de
Yunan yetkililerden gelen itirazlar nedeniyle kampın nerede
yapılacağını hala belirleyemedi.
Durumu yakından incelediğini açıklayan Yunan polisi, uygun yer
bulunamadığı için organizasyonun büyük olasılıkla
iptal edileceğini söyledi.
AB'nin gündemi 'karşı deklarasyon'
15 Eylül, 2005 21:25:00 (TSİ) CNN TURK
AB
temsilcileri Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna yanıt
niteliği taşıyan karşı deklarasyonu görüşmek için
yarın yeniden biraraya gelecek.
AB dönem
başkanı İngiltere'den bir yetkili, toplantının
yarın TSİ 16.00'da yapılacağını söyledi.
Avrupa Birliği daimi büyükelçilerinin (COREPER) dün Brüksel'deki
toplantısında Kıbrıs karşı deklarasyonu konusunda
uzlaşma sağlanamamıştı.
İngiltere,
karşı deklarasyonun 21 eylülde yapılacak daimi temsilciler
toplantısında yeniden ele alınacağını duyurdu. AB
dışişleri bakanları ise 26 eylülde biraraya gelecek.
Diplomatik kaynaklar, karşı deklarasyon
tartışmalarının Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve
Fransa'nın muhalefeti nedeniyle sonuçsuz kaldığını
belirtti. Kaynaklara göre AB Dönem Başkanı İngiltere ile
Kıbrıs Rum Kesimi arasında gerginlik yaşandı.
Karşı deklarasyonun taslak metninde Güney Kıbrıs'ın
tanınmasıyla ilgili İngiltere ve Fransa'nın
uzlaştığı formül eklenmişti. Metindeki
tartışmalar Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı
tanıması ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM'ye
atıfta bulunulması üzerinde yoğunlaşıyor.
Güney Kıbrıs, müzakereler
başlamadan Türkiye'nin Rum yönetimini tanımasını isterken,
Ada'da çözümün BM temelinde gerçekleşmesine karşı
çıkıyor.
Karşı deklarasyon taslak metninin ana hatları şöyle:
·
AB üyeleri, Avrupa Komisyonu'nun aralık 2004 tarihinde
vardığı sonuçlar uyarınca Türkiye'nin birlik üyeleri ile
arasındaki ortaklık antlaşmasının Ek Protokolüne attığı
imzayı kabul eder.
·
Üyeler imza sırasında Türkiye'nin 'Kıbrıs
Cumhuriyet'i ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile
karşılar.
·
AB, bu açıklamanın tek taraflı olduğunu ve
Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemediğini açıkça belirtir.
·
AB üyesi ülkeler Ek Protokolün ayrımcılık yapılmadan
tamamen uygulanması ve malların serbest dolaşımı için
bütün engellerin kaldırılmasını bekler.
·
AB, Türkiye'nin imza koyduğu yükümlülükler yerine getirilene kadar
ilgili bölümler için görüşmelere başlamayacaktır.
·
AB üyeleri 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 mayıs 2004 tarihinde
birliğe üye olduğunu ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımanın uluslararası hukukun gereği olduğunu vurgularlar.
·
Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin
gereğidir. Bu nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile
ilişkilerinin en kısa zamanda normalleşmesine verdiği
önemin altını çizer.
·
Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki
çabasını desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede
barış, istikrar ile uyumlu ilişkilere katkıda
bulunacağı konusunda da hemfikirdirler.
· Konsey bütün bu konuları 2006
yılında ele alacaktır.
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonu
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
Deklarasyonun içeriği:
·
Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını
sürdürmektedir
·
Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık
devleti değildir
·
Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını
temsil etmemektedir
·
Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir
·
Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir
şekilde tanımış olmayacaktır
·
Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır
|
RUMLAR NE DİYOR? |
|
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs Rum
Kesimi'nin Türkiye tarafından tanınmasının çok ciddi bir
konu olduğunu, ancak Kıbrıs Rum Kesimi'nin
varlığının Türkiye'nin tanımasına
bağlı olmadığını söyledi. Papadopulos, ''Türkiye 30 yıldır
tanımamıştır. Bunu göz ardı etmiyorum, ancak bu
konuda netiz. Bu ciddi bir konudur ancak başka konular da vardır''
diye konuştu. COREPER toplantısında, Türkiye'nin Kıbrıs
deklarasyonuna yanıt teşkil edecek AB karşı
deklarasyonunda bir uzlaşma sağlanamamasını
değerlendiren Papadopulos, ''bu yeni bir şey değildir''
dedi. ''Biz baştan beri karşı deklarasyon
taslağına dahil edilmesini istediğimiz değerlerde ve
hususlarda ısrarlıyız'' dedi. |
CNN TURK 15/09/05
Straw'dan Türkiye savunması
''İstanbul Asya'da bulunmak zorunda değil''
15 Eylül, 2005 17:25:00 (TSİ) CNN TURK
İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw, Alman Die Welt gazetesi için
yazdığı bir makalede, Türkiye'nin Avrupa Birliği
üyeliğini savundu.
Straw,
'İstanbul, Asya'da bulunmak zorunda değil'
başlığıyla yazdığı makalede, ''Türkiye'nin
geleceğinde ve reformları sürdürmesinde hepimizin çıkarı
var. Şimdi bir hata yaparsak, kapımızın önünde bir anda bir
kriz ortaya çıkabilir'' dedi.
Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer de, ''Türkiye'nin
yüzüne Avrupa Birliği kapısının kapatılması,
körlük derecesinde tehlikeli ve sorumsuzca bir davranış olur"
dedi.
Yunanistan'da bulunan Fener Rum Patriği Bartholomeos da, Avrupa
Birliği'nin 3 ekimde Türkiye ile müzakerelere başlamasını
ümit ettiğini söyledi.
Rum Simerini gazetesi ise karşı deklarasyon ve çerçeve belgesi
görüşmelerinde Güney Kıbrıs'ın yalnız
kaldığını, Yunanistan Başbakanı Karamanlis'in
bile tepki gösterdiğini yazdı.
COREPER uzlaşamadı
AB daimi büyükelçilerinin dün Brüksel'deki
toplantısında Kıbrıs karşı deklarasyonu konusunda
yine uzlaşma sağlanamadı.
AB daimi temsilciler komitesi (COREPER), karşı deklarasyon konusunda
ilerleme sağlamakla birlikte ortak bir anlaşmaya varamadı.
İngiltere, karşı deklarasyonun 21 eylülde yapılacak daimi
temsilciler toplantısında yeniden ele alınacağını
duyurdu. AB dışişleri bakanları ise 26 eylülde biraraya
gelecek.
Diplomatik kaynaklar, karşı deklarasyon
tartışmalarının Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve
Fransa'nın muhalefeti nedeniyle sonuçsuz kaldığını
belirtti. Kaynaklara göre AB Dönem Başkanı İngiltere ile
Kıbrıs Rum kesimi arasında gerginlik yaşandı.
Karşı deklarasyonun taslak metninde Güney Kıbrıs'ın
tanınmasıyla ilgili İngiltere ve Fransa'nın
uzlaştığı formül eklenmişti. Metindeki
tartışmalar Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı
tanıması ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM'ye
atıfta bulunulması üzerinde yoğunlaşıyor.
Güney Kıbrıs, müzakereler başlamadan Türkiye'nin Rum yönetimini
tanımasını isterken, Ada'da çözümün BM temelinde
gerçekleşmesine karşı çıkıyor.
Karşı deklarasyon taslak metninin ana hatları
şöyle:
·
AB üyeleri, Avrupa Komisyonu'nun aralık 2004 tarihinde
vardığı sonuçlar uyarınca Türkiye'nin birlik üyeleri ile
arasındaki ortaklık antlaşmasının Ek Protokolüne
attığı imzayı kabul eder.
·
Üyeler imza sırasında Türkiye'nin 'Kıbrıs
Cumhuriyet'i ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile
karşılar.
·
AB, bu açıklamanın tek taraflı olduğunu ve
Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemediğini açıkça belirtir.
·
AB üyesi ülkeler Ek Protokolün ayrımcılık yapılmadan
tamamen uygulanması ve malların serbest dolaşımı için
bütün engellerin kaldırılmasını bekler.
·
AB, Türkiye'nin imza koyduğu yükümlülükler yerine getirilene kadar
ilgili bölümler için görüşmelere başlamayacaktır.
·
AB üyeleri 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 mayıs 2004 tarihinde
birliğe üye olduğunu ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımanın uluslararası hukukun gereği olduğunu vurgularlar.
·
Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin gereğidir.
Bu nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile ilişkilerinin en kısa
zamanda normalleşmesine verdiği önemin altını çizer.
·
Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki çabasını
desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede barış, istikrar
ile uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda da
hemfikirdirler.
· Konsey
bütün bu konuları 2006 yılında ele alacaktır.
|
KIBRIS DEKLARASYONU |
|
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin
Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi
temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile
imzaladı. Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayımladığı bir
deklarasyonla ilan etti. Deklarasyonun içeriği: · Türkiye siyasi çözüm için
kararlılığını sürdürmektedir. · Bu protokoldeki Kıbrıs
Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir. · Türkiye için Rum tarafı
Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir · Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir. · Türkiye bu protokolle Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış
olmayacaktır. · Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye
yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır. |
CNN TURK 15/09/05
|
'Türkiye İsrail'in Gazze'den çekilmesini örnek alsın' |
|
|
Lefkoşa Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Türkiye'nin, İsrail'in Gazze'den askerlerini çekmesini örnek alması gerektiğini iddia etti. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın Kıbrıs Rum tarafının
Kıbrıs sorununda uzlaşmaz tavır
takındığı yönündeki açıklamasını
eleştiren Hrisostomidis, Rum hükümetinin bu açıklamayı
reddettiğini söyledi. Kıbrıs sorununun
çözümünün en önemli noktasının adadaki Türk 'işgalinin' sona
ermesi olduğunu öne süren Hrisostomidis, Türkiye'nin Gazze bölgesinden
İsrail askerlerinin çekilmesi olayını örnek alması
gerektiğini savundu. Kipros Hrisostomidis,
ayrıca Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı
Avrupa Birliği'nin yayımlayacağı karşı
deklarasyonun Rum yönetimi için tatmin edici olmadığını
ifade ederek, belgede iyileştirme yapılmasını
amaçladıklarını söyledi. Hrisostomidis, Rum hükümetinin,
taslak metnin genel müzakere çerçevesinin tatmin edici
olmadığı görüşünde olduğunu belirterek, Fransa
hükümetinin metin üzerinde önemli değişiklikler önerdiğini
kaydetti. Rum yönetimin, AB Daimi
Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında diplomatik
mücadelesini sürdüreceğini ifade eden Hrisostomidis, karşı
deklarasyonu tatmin edici hale getirecek değişikliklerin
sağlanmasını amaçladıklarını söyledi. |
|
HURRIYET 15/09/05
|
Almanya ve İngiltere'den yeniden AB desteği |
|
|
|
Berlin Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ve İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği için desteklerini tekrar etti. Almanya Dışişleri
Bakanı Joschka Fischer, Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU)
Genel Başkanı Angela Merkel ile Hıristiyan Sosyal Birlik
Partisi (CSU) Genel Başkanı Edmund Stoiber'in, AB
kapısının Türkiye'nin yüzüne kapatılması
şeklindeki görüşlerini tehlikeli ve sorumsuzca bulduğunu
söyledi. Fischer, Bild gazetesinde
Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan CDU'lu Hessen
eyaleti Başbakanı Roland Koch'a karşı Alman hükümetinin
Türkiye politikasını savundu. "KÖRLÜK
DERECESİNDE SORUMSUZ" Fischer, Türkiye'nin yüzüne
kapının kapatılması körlük derecesinde tehlikeli ve
sorumsuzca. Geniş çaplı modernleşme ve Türkiye'nin kesin bir
şekilde Batı'ya bağlanması sürecinin sürdürülmesinde
büyük çıkarlarımız var. İslamiyet ile demokrasinin,
açık toplumun, insan ve kadın haklarının, modern bir
serbest pazar ekonomisinin ve özgür basının birbirleriyle
bağdaştırılması, 21. yüzyılda güvenliğimiz
açısından büyük öneme sahip ifadesini kullandı. Türkiye'nin bu konuda merkezi
bir rol oynayabileceğini ifade eden Fischer, Bu fırsattan istifade
etmemek ve reddedilen bir Türkiye'den doğacak olumsuz gelişmelerin
tehlikesini görmezden gelmek, dış politik yeteneklerin
olmadığını gösterir dedi. Muhalefet partilerinin,
Türkiye'nin AB üyeliğini seçim malzemesi yapmak istediklerinin çok
açık olduğunu kaydeden Fischer, Adenauer'den Kohl'e kadar 42
yıldan bu yana eski başbakanların da söz verdikleri
şekilde, şimdiki Alman hükümetinin de Türkiye ile ucu açık
üyelik müzakerelerine başlanmasından yana olduğunu söyledi. "SÖZDE DURULMAMASI
TEHLİKELİ" Türkiye'ye bugüne kadar verilen
sözde durulmamasının çok tehlikeli olduğunu vurgulayan
Fischer, şimdilik üyelikten kimsenin söz etmediğini, Türk
hükümetinin yaptığı büyük reformlara rağmen Türkiye'de
hala yapılacak işler olduğunu, ancak 3 Ekim'de müzakerelere
başlanmasının hiçbir şekilde bir risk
oluşturmadığını belirtti. Türkiye ile müzakerelerin
gerektiği takdirde kesilebileceğini hatırlatan Fischer,
müzakerelerin 10 ila 15 yıl sürebileceğine, Türkiye'nin AB
üyeliği konusunda da bu sürecin sonunda karar alınacağına
işaret etti. "TÜRK KÖKENLİ
SEÇMENLER ALDATILIYOR" CDU'lu Hessen eyaleti
Başbakanı Roland Koch ise, Başbakan Gerhard Schröder'in, bir
Türk gazetesinin tesislerini gezerek seçim mücadelesi
yaptığını ve Türk kökenli seçmenleri aldatmaya
çalıştığını öne sürdü. Fransa ve Hollanda'da
yapılacak referandumlarda Türkiye'nin AB üyeliğinin kabul edilmesi
şansı olmadığını iddia eden Koch, kendilerinin
iktidara gelmeleri durumunda daha gerçekçi bir Türkiye politikası
izleyeceklerini söyledi. Türkiye'nin farklı bir
kültürden geldiğini ve gelecekte 80 milyonluk nüfusuyla AB'ye kabul
edilemeyeceğini ileri süren Koch, bu nedenle imtiyazlı
ortaklık önerisiyle Türkiye'ye karşı daha dürüst davranmak
istediklerini kaydetti. STRAW:
TÜRKİYE'NİN GELECEĞİNDE VE REFORMLARI SÜRDÜRMESİNDE
HEPİMİZİN ÇIKARI VAR
İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw, Alman Die Welt gazetesi için
yazdığı bir makalede Türkiye'nin AB üyeliğini savundu. Straw, İstanbul Asya'da
bulunmak zorunda değil başlığıyla
yazdığı makalede, AB'nin, Türkiye ile üyelik müzakerelerine
başlanması yönünde aldığı karara bağlı
kalmasının önemli olduğunu belirterek, Türkiye'nin
geleceğinde ve reformları sürdürmesinde hepimizin çıkarı
var. Şimdi bir hata yaparsak, kapımızın önünde bir anda
bir kriz ortaya çıkabilir dedi. İstanbul'da El Kaide
örgütünün düzenlediği bombalı saldırıdan sonra Türkiye'de
kendisiyle sıkı şekilde dayanışma gösterilmesinden
çok etkilendiğini kaydeden Straw, bunun da farklı kültürden
insanların arasını açmaya çalışan teröristlerin
başarısız kaldığının bir işareti
olduğunu ifade etti. Okulda kendisine
İstanbul'un Avrupa'yla Asya'nın tam ortasından geçtiğinin
anlatıldığını ve Türkiye'de Asya'nın etkisinin
de olduğunu belirten Straw, şunları kaydetti: Sonuçta Türkiye'nin,
şartları yerine getirdiği takdirde AB üyesi olmasına
karar verildiğini hatırlatan Straw, AB'nin genişlemeden
başka seçeneği olmadığını, durağan bir
Avrupa'nın dünyada rekabet edemeyeceğini kaydetti. |
||
|
Rumlar Fransa'ya ateş püskürüyor |
|
|
|
AB ile
müzakerelerin başlamasına 1 aydan az bir süre kala İngiltere
ile Fransa'nın karşı deklarasyon konusunda büyük mesafe
katetmesi Rum Yönetimi'ni kızdırdı. Rum Yönetimi
Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaparak,
"Fransa Güney Kıbrısı kendi iç meseleleri için
kullandı" dedi. UMUTLAR
KIRILDI Türkiyenin AB
ile müzakerelere başlaması öngörülen 3 Ekim tarihi
yaklaşırken, Fransa ile Güney Kıbrıs arasında da
ilişkiler giderek geriliyor. Bir süre öncesine kadar, Fransanın
Türkiyeye karşı sertleşen tavrı, Güney
Kıbrısa Müttefik buldum umudu vermiş ve Rum yönetimi
Türkiyeye yönelik sert bir karşı deklarasyon ve katı müzakere
şartları getirebileceğini düşünmeye
başlamıştı. Ancak Fransa ile İngiltere arasında
Türkiye için olumlu sonuçlanabilecek görüşmeler
yapıldığına ilişkin haberler, Güney
Kıbrısın da umutlarını suya düşürdü. FRANSA
GÜNEY KIBRISI KULLANDI Paris ile
Londra arasındaki olumlu görüşmelerden rahatsız olan Rum
Yönetimi dışişleri bakanlığı bir açıklama
yaparak, "Fransa Güney Kıbrısı kendi iç meseleleri için
kullandı" dedi. Bu açıklamadan rahatsız olan Fransa ise
Güney Kıbrıstaki temsilcisi Hadelin de La Tour-du-Pin
aracılığıyla Rum yönetimine sert bir cevap verdi. İSTERSENİZ
AB DIŞINDA KALIN Gazetenin
"Peki metinde Türkiye Kıbrısı tanısın
şeklinde bir şart konulacak mı?" sorusuna Fransız
temsilci, "Bu, AB ülkelerinin siyasi bir metni. Anlaşma ya da
garanti belgesi değil" dedi ve Rum kamuoyuna seslenerek
"Eğer Rumların bu metne olumlu yaklaşımı yoksa
o zaman bir kulübün üyesi olmasının da bir manası yok. En
iyisi katılmaması. Dışarıda kalması" dedi. (DHA) |
||
|
|
HURRIYET 15/09/05
Rumlar: İngiltere objektif
davranmalı...
Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros
Hrisostomidis, Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt olarak
Avrupa Birliği'nin yayımlayacağı deklarasyon konusunda
İngiltere AB dönem başkanlığını ''objektif
davranmaya'' çağırdı.
Rum radyosunun haberine göre, Hrisostomidis,
Baf'ta yaptığı açıklamada, ''Çok sayıda AB üyesi
ülkenin karşı deklarasyon konusunda Kıbrıs Rum
tarafının tezlerini desteklediğini'' öne sürdü.
''İngiltere AB dönem
başkanlığının Rum tarafının görüşlerini
göz önünde bulundurması ve yeni taslak sunması gerektiğini''
ileri süren Hrisostomidis, ''İngiltere'nin objektif tavır
takınarak, Rum tarafının görüşlerini de göz önünde
bulunduracağını umduğunu'' söyledi.
AKEL Sözcüsü Andros Kipriyanu da ''Dünkü COREPER
toplantısının Rum hükümetinin üye ülkelere yönelik
çabalarının sonuç verdiğini gösterdiğini'' söyledi.
''Rum yönetiminin AB içinde
yalnızlığa itildiği'' yönündeki görüşlere
karşı çıkan Kipriyanu, Rum hükümetinin çabalarının
devam edeceğini belirtti ve İngiltere'nin tavrını
eleştirdi.
RUM YÖNETİMİNİN TALEPLERİ
Bu arada, Rum basını, Rum yönetiminin,
Türkiye-AB müzakere çerçeve metninde 6 noktanın değiştirilmesini
istediğini yazdı.
Rum yönetiminin değişiklik talepleri
arasında, ''Türkiye'nin tanıma ve protokolün uygulanmasına
yönelik yükümlülüklerinin kaydedilmesi, Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması, Türkiye'nin Rum
yönetiminin bazı uluslararası kuruluşlara
katılımına uyguladığı vetoyu
kaldırması'' konularının bulunduğu belirtildi.
Öte yandan, AB Bölgeler Komitesi
Dışişleri Komisyonu Güney Kıbrıs'ın Baf
şehrinde bugün toplandı. Toplantıya, 25 üye ülkeden yetkililer
katılıyor.
Toplantıda konuşan Atina Belediye
Başkanı Dora Bakoyani, ''Toplantıya katılanları
Kıbrıs sorunu hakkında detaylı olarak
bilgilendireceklerini'' ifade ederek, ''Türkiye'nin tüm 25 üye ülkeyi
tanımasının gerekli olduğunu'' savundu.
MILLIYET 15/09/05
Le Figaro: AB, müzakerelerin
başlaması için anlaşmak üzere
Fransa'da yayımlanan Le Figaro gazetesi,
Türkiye ile müzakerelerin başlaması konusunda birliğin
anlaşma sağlamak üzere olduğunu yazdı.
Brüksel'de büyükelçiler seviyesinde dün
yapılan görüşmelere geniş yer veren gazete, ''Teknik açıdan
müzakerelerin başlaması için bir sorun kalmadığı''
yorumunu yaptı.
Türkiye'nin deklarasyonuna karşı
AB'nin yayımlayacağı deklarasyona atıfta bulunan gazete,
''Birliğin müzakereler başlamadan önce Türkiye'den Rum kesimini
tanımasını isteyemeyeceğini'' belirtti.
Haberde, Londra ve Paris arasında geçen
hafta yapılan görüşmelere dikkat çekildi ve ''müzakere masasında
Yunanistan ve Rum kesiminin yalnız kaldıkları'' ifade edildi.
AVUSTURYA'NIN HIRVATİSTAN ISRARI
Avusturya'nın bununla birlikte tam üyelik
dışında ''imtiyazlı ortaklık'' olmak üzere diğer
alternatiflere de müzakere çerçeve belgesinde yer verilmesinde
ısrarcı olduğunu yazan gazete, bir diplomatın ''Avusturya,
Hırvatistan ile müzakerelerin başlaması konusunda bir jest
yapılırsa sakinleşebilir'' şeklindeki
açıklamasına yer verdi.
Le Figaro, ''Türkiye ile ilgili yapılan
pazarlıklarda, Hırvatistan kartının
kullanıldığını'' ifade etti ve ''Başta Avusturya
olmak üzere merkezi Avrupa ülkelerinin Hırvatistan'dan önce Türkiye ile
tam üyelik müzakerelerinin başlamasını normal
bulmadıklarını'' yazdı.
Türkiye ile ilgili görüşmelerin, Londra'dan
Brüksel'e ve hatta New York'a kadar uzandığını ifade eden
gazete, bir yabancı diplomatın, ''3 Ekim tarihinde kriz
çıkmasını kimse istemiyor ve dikkatli bir taktik izleniyor''
şeklindeki görüşüne yer verdi.
MILLIYET 15/09/05
Fransa'ya fazla güvenen
Rumlara hüsran
Rumların AB'de oynamaya çalıştıkları temel oyun
tutmadı. Nedeni ise Fransa'ya fazla güvenmeleri. Paris'in, kendi
amaçları için olsa bile, Kıbrıs konusundaki
ısrarını sonuna kadar sürdüreceğine inandılar. Oysa
gelişmeler bunun böyle olmadığını gösteriyor.
Gerçi Rumlar bu işten elleri tümüyle boş çıkmıyorlar. Türk
limanlarının Rum gemilerine açılması konusundaki AB
ısrarı bir yerde "kurumsallaşmış" oldu.
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması" konusunda
olmasa da, bu konuda 25 üye arasında görüş birliği var.
Türkiye'nin buradaki esas kozu ise AB Komisyonu'nun "Yeşil Hat
Tüzüğü"dür. Yani, Kıbrıslı Türkler üzerindeki ekonomik
izolasyonun kalkması için ortaya koyulan tüzük. Bu tüzüğün
uygulanması şu anda Rumlar tarafından engelleniyor.
Yaygara kopardı
Başka bir ifadeyle, "Türkiye bana ambargo uyguluyor" yaygarasını
koparan Rum tarafı, Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargonun
sürmesi için çalıştığını kasıtlı olarak
görmezden geliyor. Ankara, diplomatik maharetini kullanarak, bu iki konu arasında
bir bağlantı kurulmasını başarırsa, AB'nin
limanlar konusundaki ısrarını Kıbrıslı Türklerin
lehine dahi çevirebilir.
Sonuçta bu limanlar meselesi, siyasi olmaktan çok ekonomik bir meseledir.
Örneğin, Tayvan limanlarının dünya gemilerine açık
olması Tayvan'ın resmen tanındığı anlamına
gelmiyor. Öte yandan, Kuzey Kıbrıs üzerindeki ambargo kalkarsa, Rum
kesimi ile Türkiye arasında açılacak olan ticari kanallar
Kıbrıslı Türklerin işine bile gelir.
BM'den alınamaz
Türkiye'nin burada yürüteceği mantığı ise şöyle
özetleyebiliriz:
"AB'deki mevcut Kıbrıs karmaşası, Türk tarafından
değil Rum tarafından kaynaklanıyor. Nedenleri ise artık
herkes tarafından biliniyor. Onun için Türk tarafı da, AB'nin
verdiği sözleri tutmasını bekliyor. Bu yapılırsa, Türk
tarafının -tıpkı Annan Planı sürecinde olduğu
gibi- Kıbrıs sorununun çözümü konusunda iyi niyetli ve samimi
olduğu görülecektir."
Rumlar, elbette ki, bu limanlar meselesinin çok ötesine gidilmesini istiyorlar.
AB'nin Türkiye'yi, üstelik müzakereler öncesinde, "Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımaya zorlamasını bekliyorlar. Ardından
da, Kıbrıs sorununun kademeli olarak BM platformundan
alınıp AB eksenine oturtulmasını hedefliyorlar. Bu iki
temel hedef itibariyle de Fransa'dan ciddi bir "cesaret
aşısı" almış durumdalar.
Fakat öyle anlaşılıyor ki mantık Fransa'ya, sonunda bunun
AB açısından hiç de iyi bir rota olmayacağını
gösterdi. Zira, ortada 30 yıllık bir Kıbrıs sorunu var ve
bunun bugüne kadar görüşüldüğü yer de BM'dir. BM'yi, Annan
Planı'nın "hortlamasından" korkan Rumların
arzuladıkları gibi, dışlamak ise sorunun
çözümsüzlüğünü derinleştirmekten başka bir işe
yaramayacaktır.
Bu açıdan bakıldığında, Türkiye'nin
"Kıbrıs Deklarasyonu"na karşı AB'nin
yayımlayacağı belirtilen, ancak dün de ortaya
çıkarılamayan deklarasyondaki en önemli madde, kuşkusuz,
Kıbrıs sorununun çözümü için BM'ye işaret eden maddedir.
Haberlere bakılacak olursa Rumlar bunu engellemeye
çalışıyorlar.
Fakat kendileri açısından ortada ciddi bir sorun var. Çünkü,
"Hayır, biz BM'yi istemiyoruz" demenin hiç kimse
açısından bir mantığı yok. Kaldı ki, hiçbir AB
üyesine, "40 yıldır çözülemeyen şu Kıbrıs
sorununu BM'nin elinden alıp kendi sorunumuz yapalım"
dedirtemezsiniz.
Rum'a baskı yapın
AB'nin de kabul ettiği gibi, esas çözüm yeri BM olduğuna göre, bu
çözümün formülü de bu aşamada beş aşağı iki
yukarı belli. Türk tarafının kendi içindeki Annan Planı
karşıtlarını da artık aşarak, bu hususları
AB'ye sürekli olarak hatırlatması ve Avrupalı
muhataplarını, bu aşamada baskı uygulanacak tarafın
Rum tarafı olduğuna ikna etmesi gerekiyor.
SAMIH IDIZ MILLIYET
15/09/05
Bu iş bizi bozmaz
Bu yazıyı belirli bir çekinceyle yazıyorum. Zira dün
öğleden sonra, Brüksel'de 25 üye ülke daimi delegeleri bir araya geldiler
ve Türkiye konusunda yayınlayacakları Karşı Deklarasyona
(KD) son şekli vermek için masaya oturdular. Ben bu yazıyı
yazarken toplantılar henüz bitmemişti. Ancak siz bugün diğer
sayfalarda kesin sonucu okuyabilirsiniz. Ne olursa olsun, bu yazıda size
anlatacaklarımla toplantının sonucunun birbirinden çok
farklı olmayacağını sanıyorum.
Herşeyden önce, AB'nin üstünde çalıştığı
Karşı Deklarasyon, Türkiye'nin daha önce
yayınladığı Kıbrıs Deklarasyonuna bir yanıt
niteliğinde olacak.
Nasıl bizimki tek yönlü ve sadece bizi bağlayan bir Deklarasyon
idiyse, AB'nin Kıbrıs Deklarasyonu da aynı şekilde tek
yönlü ve kendi görüşlerini açıklamaktan ileri gitmeyen, hiçbir
bağlayıcılığı olmayan bir belge olacak. Yani
fazla telaşlanmaya, onur meselesi yapmaya hiç gerek yok. Ankara
beğenmezse, çıkıp "Ben sizinle aynı görüşte
değilim. Deklarasyonunuzu da kabul etmiyorum" der ve
sırtını döner, kendi işine bakar yani müzakere
masasına oturur.
Şu anda tartışılan taslağın ne anlama
geldiğini şöyle anlatabiliriz: (Bakınız tam metin yanda)
1. Türkiye'nin ek protokolü imzalaması olumlu, ancak Kıbrıs
hakkındaki Deklarasyonundan üzüntü duyar.
2. Türkiye'nin Deklarasyonu tek yanlıdır, bizi bağlamaz.
Deklarasyon, Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemez.
3. Türkiye, Kıbrıs gemilerine limanlarını açmak zorunda.
Türkiye'nin bu kurala uyup uymadığı 2006 yılında
kontrol edilecek. Gerekirse, bu anlaşmazlığı çözmek için mekanizmalar
çalıştırılacak. Eğer Türkiye, Kıbrıs
gemilerine hava ve deniz limanlarını açmazsa, başlıklar
(Ulaşım, Malların serbest dolaşımı ve Gümrükler
gibi...) açılmayacak.
4. Türkiye, Kıbrıs'ın 1 Mayıs 2004'ten bu yana AB'nin tam
üyesi olduğunu unutmamalı ve buna göre hareket etmeli.
5. Türkiye tam üye olmadan Kıbrıs'ı tanımak zorunda .
6. AB, Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde çözümü gerektiğini kabul
eder.
7. AB bu sorunları 2006 yılında yeniden ele alıp
görüşecek. (NOT: Bu cümle, yeni bir karar gerektirdiği anlamına
gelmiyor.)
Bu taslak aynen kabul edilirse, Türkiye'yi bozmaz. Kimileri, AKP hükümetini
eleştirir ancak 3 Ekim müzakerelerini engellemeyeceğinden dolayı
önemli değildir.
Asıl önemlisi, bundan sonra görüşülmeye başlanacak olan Müzakere
Çerçeve Belgesidir. (MÇB) yukarıdaki fikirler MÇB'ye de sokulursa kötü
olur. Zira MÇB bağlayıcıdır. Özetle asıl önemli
tartışmalar bundan sonra başlayacak.
* * *
TASLAK DEKLARASYON
AYNEN ŞÖYLE:
1- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri, Avrupa Komisyonu'nun Aralık 2004
tarihinde varmış olduğu sonuçlar uyarınca Türkiye'nin,
Türkiye ile Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri arasında ortaklık
antlaşmasının ek protokolüne attığı imzayı
kabul etmektedir. İmza sırasında Türkiye'nin Kıbrıs
Cumhuriyeti ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile
karşılamaktadırlar.
2- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri bu açıklamanın tek
taraflı olduğunu, Protokolün içeriği
olmadığını ve Türkiye'nin zorunluluklarına yasal
hiçbir etkisi olmadığını açıkça belirtir.
3- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Ek protokolün ayrıcılık
yapılmadan tamamen uygulanmasını ve
taşımacılıktaki kısıtlamaları da içeren
malların serbest dolaşımı için bütün engellerin
kaldırılmasını beklemektedir. AB tarafı Ortaklık
Anlaşması çerçevesinde 2006 yılında uygulamayı
değerlendirecektir. Eğer gerekirse, uygulanabilir
anlaşmazlıkları çözüm mekanizmalarına yönelecektir. Avrupa
Topluluğu ve Üye Ülkeleri Türkiye'nin imza koyduğu
obligasyonları yerine getirene kadar ilgili bölümler için görüşmeler
başlamayacaktır.
4- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1
Mayıs 2004 tarihinde AB'ne üye olduğunu hatırlatır.
Kıbrıs Cumhuriyetini uluslararası hukukun bir parçası
olduğundan dolayı tanıdıklarının vurgularlar.
5- Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin gerekli
bir parçasıdır.Bu nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile
ilişkilerinin mümkün olan en kısa zamanda
olağanlaşmasına (normalleşmesine) verdiği önemin
altını çizer.
6- Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs
sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki
çabasını desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede
barış, istikrar ile uyumlu ilişkilere katkıda
bulunacağı konusunda da hemfikirdirler.''
7- Konsey bütün bu konuları 2006 yılında ele alacaktır.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET
15/09/05
Le Figaro: AB, müzakerelerin
başlaması için anlaşmak üzere
Fransa'da yayımlanan Le Figaro gazetesi,
Türkiye ile müzakerelerin başlaması konusunda birliğin
anlaşma sağlamak üzere olduğunu yazdı.
Brüksel'de büyükelçiler seviyesinde dün
yapılan görüşmelere geniş yer veren gazete, ''Teknik açıdan
müzakerelerin başlaması için bir sorun kalmadığı''
yorumunu yaptı.
Türkiye'nin deklarasyonuna karşı
AB'nin yayımlayacağı deklarasyona atıfta bulunan gazete,
''Birliğin müzakereler başlamadan önce Türkiye'den Rum kesimini
tanımasını isteyemeyeceğini'' belirtti.
Haberde, Londra ve Paris arasında geçen
hafta yapılan görüşmelere dikkat çekildi ve ''müzakere masasında
Yunanistan ve Rum kesiminin yalnız kaldıkları'' ifade edildi.
AVUSTURYA'NIN HIRVATİSTAN ISRARI
Avusturya'nın bununla birlikte tam üyelik
dışında ''imtiyazlı ortaklık'' olmak üzere diğer
alternatiflere de müzakere çerçeve belgesinde yer verilmesinde
ısrarcı olduğunu yazan gazete, bir diplomatın ''Avusturya,
Hırvatistan ile müzakerelerin başlaması konusunda bir jest
yapılırsa sakinleşebilir'' şeklindeki
açıklamasına yer verdi.
Le Figaro, ''Türkiye ile ilgili yapılan
pazarlıklarda, Hırvatistan kartının
kullanıldığını'' ifade etti ve ''Başta Avusturya
olmak üzere merkezi Avrupa ülkelerinin Hırvatistan'dan önce Türkiye ile
tam üyelik müzakerelerinin başlamasını normal
bulmadıklarını'' yazdı.
Türkiye ile ilgili görüşmelerin, Londra'dan
Brüksel'e ve hatta New York'a kadar uzandığını ifade eden
gazete, bir yabancı diplomatın, ''3 Ekim tarihinde kriz
çıkmasını kimse istemiyor ve dikkatli bir taktik izleniyor''
şeklindeki görüşüne yer verdi.
MILLIYET 15/09/05
MHP'nin karşı
çıktığı tenor KKTC'de konser verecek
Dünyanın en büyük müzisyenlerinden biri
olarak kabul edilen tenor Jose Carreras "3üncü Uluslararası KKTC
Müzik Festivali"nde konser verecek.
Jose Carrerasın geçtiğimiz
yıllarda CHPli Kültür Bakanlığı tarafından Mersine
konser vermeye davet edilmesi, MHPliler tarafından Meclis kürsüsünde
eleştirilmişti. MHP Milletvekil Koray Aydın, büyük İspanyol
sanatçının konserinin gereksiz olduğunu savunmuştu.
"Milliyetçi" çevrelerin tepki
gösterdiği Carreras, KKTCye gelerek bir konser verecek, ambargo ve
kısıtlamalarla bunalmış ülkeye bir anlamda destek ve moral
vermiş olacak.
Salamis Antik Tiyatrosunda 18 Eylül günü
gerçekleşecek konserde ünlü tenor, Jose Carrerasa Şef David Gimenez
yönetimindeki İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ve soprano Sabina
Puertolas eşlik edecek.
Konser programında Carrerasın
orkestra eşlikli seslendireceği İspanyol ve diğer ülke
operalarından tenor aryalarına ek olarak, Puertolas ile düetler ve
İzmir Devlet Senfoni Orkestrasının seslendireceği solo
orkestra yapıtları da dinlenebilecek.
KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanlığı,
KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, T.C. Kültür ve
Turizm Bakanlığı ile Colony Hotelin katkılarıyla ve
Sevda-Cenap And Müzik Vakfının desteğiyle gerçekleşecek
Jose Carreras konseri saat 21.00de başlayacak.
Placido Domingo, Pavarotti ile birlikte
doldurduğu albümler ve üçlü konserlerle müzik dünyasında seçkin bir
üne kavuşan Jose Carrerasın geniş repertuarında
altmışın üzerinde opera ve resitallerinde seslendirdiği
baroktan çağdaş müziğe farklı tarzlarda 600 yapıt
bulunuyor.
Sanatçının 150den fazla kayıttan
oluşan kolleksiyonunda 50 tam opera, oratoryolar, popüler ve klasik
resitaller bulunuyor.
MILLIYET 15/09/05
Carreras
Kıbrıs'ta
GİRNE - Ünlü tenor
Jose Carreras'ya, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde vereceği
konserde İzmir Devlet Senfoni Orkestrası (İZDSO) eşlik
edecek. İZDSO ile daha önce 1993 yılında Aspendos'ta birlikte
sahneye çıkan Carreras'nın konseri 3. Kuzey Kıbrıs Müzik
Festivali'ne kapsamında 18 Eylül'de Kuzey Kıbrıs Salamis Antik
Tiyatro'da gerçekleşecek. (Kültür Sanat)
RADIKAL 15/09/05
AB'de
uzlaşma yok
AB, 'Türkiye'ye
karşı deklarasyon'da yine anlaşma sağlayamadı
RADIKAL 15/09/05
GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL -
AB'nin Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs Rum
Yönetimi'ni tanımama beyanı eşliğinde imzalamasına
karşı yayımlayacağı deklarasyon yılan hikâyesine
döndü. AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) dünkü
toplantısında Dönem Başkanı Britanya, Türkiye'nin
limanları Rum Yönetimi'ne açmasının 2006 yılında
değerlendirilmesi koşuluyla Fransa'yı ikna etse de Rum engelini
aşamadı. Britanya ile Rum Yönetimi arasında gergin geçen
görüşmeler sonunda konu 21 Eylül'deki COREPER toplantısına
ertelendi. Yeni taslak hazırlayacak olan Britanya'nın sözcüsü
uzlaşmazlığa rağmen müzakerelerin 3 Ekim'de
başlayacağına şüphe bulunmadığını
kaydetti.
Fransa da uyardı
Taslakta, Türkiye'nin, 'Kıbrıs' beyanından duyulan üzüntü dile
getirilip tek yanlı bu beyanın Türkiye'nin protokolden kaynaklanan
yükümlülüklerine yasal etkisi olmadığı yer alıyordu.
Türkiye'nin protokolü tüm AB üyelerine ayrım yapmadan uygulaması ve
malların serbest dolaşımı üzerindeki, ulaştırma
araçlarıyla ilgili olanlar dahil tüm engellerin
kaldırılması isteniyordu. Bu koşulların uygulanmasının
2006 yılında değerlendirileceği belirtilirken, Türkiye
yükümlülüklerini yerine getirmezse 3 Ekim'de başlayacak müzakerelerde
ilgili başlıkların açılmayacağı
vurgulanıyordu. AB'-nin sadece 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanıdığı da belirtilerek, Türkiye'nin tüm AB ülkeleriyle
ilişkilerini en kısa sürede normalleştirmesi talep ediliyordu.
Taslakta BM çerçevesindeki çözüm çabalarının desteklenmesi de
vurgulanıyordu.
Ama Fransa'nın da metne onay verilmesi telkinine rağmen Rumlar geri
adım atmadı. Rum Kesimi'nin taslağa temel itirazları üç
noktada toplandı: "Tanımanın kısa sürede olması
gereği, BM'ye atıf ve ek protokolün uygulanmasını
garantileyecek mekanizma'.
Britanya'nın yeni hazırlayacağı taslağa, Rum
itirazını kırmaya yönelik unsurlar eklemesi öngörülüyor. En
önemli unsur tanımaya dair atıfta yapılacak değişiklik
olacak. Son taslakta tanımanın 'üyelik için gerekli' olduğuna
işaret eden atfın 'müzakere sürecine' endekslenmesi bekleniyor. Bu
atfın 'müzakere süreci esnasında' benzeri bir ifadeyle
yapılabileceği belirtiliyor. Rumların, protokolün
uygulanmasına dair detaylı takvim talebi kabul görmezken,
uygulamanın 2006'da değerlendirileceği ifadesi destekleniyor.
Avusturya
ısrarcı
Öte yandan COREPER toplantısında ay sonuna dek AB Konseyi'nce
onayı gereken müzakere çerçeve belgesi kısa süre ele
alınırken, Fransa'nın 'imtiyazlı ortaklık' konusunda
pasif davranması karşısında Avusturya'nın bu konuda
ısrarcı olması dikkat çekti.
Talat,
AB'yi suçladı
15/09/05
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB Dönem Başkanı
Britanya'nın Dışişleri Bakanı Jack Straw'a mektup gönderip,
'Türkiye'yi 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bugünkü şekliyle
tanımaya zorlamak yerine, Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli
inisiyatifin alınarak Rum tarafının çözüm doğrultusunda
motive edilmesini' istedi. Talat, Türkiye'ye baskının Rumları
çözümsüzlük yönünde cesaretlendirdiğini belirtip, Türkiye'nin bu haliyle
'Kıbrıs'ı tanımasının söz konusu
olmadığını vurguladı. Talat dün yaptığı
açıklamada AB'yi, BM barış sürecini çıkmaza sokmakla
suçladı.
İngiltere'nin
yapacağı değişiklikler konusunda uzlaşma
sağlandı
Deklarasyon
konusunda son dakika gelişmesi:
COREPER
toplantısında üye ülkelerin daimi temsilcileri, AB dönem
başkanı İngiltere'nin Rumların itirazlarını da
dikkate alarak hazırlayacağı yeni metinde, Türkiye'nin ek
protokolü en kısa zamanda uygulayacağına dair bir ifadenin
kullanılmasına karar verdi. Hazırlanacak son taslak metinde
ayrıca, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınması
konusunun Türkiye tam üye olur olmaz değil, müzakereler
sırasında gündeme gelmesine dair bir ifadeye yer verilecek
Brüksel'de
yapılan AB Daimi Temsilciler (COROPER) toplantısında, AB'nin
yayınlayacağı karşı deklarasyon taslak metni üzerinde
uzlaşma sağlanamadı, ancak daimi temsilcilerin bazı
noktalarda görüş birliğine vardığı bildirildi.
Üye ülkelerin
daimi temsilcileri, AB dönem başkanı İngiltere'nin Rumların
itirazlarını da dikkate alarak hazırlayacağı yeni
metinde, Türkiye'nin ek protokolü en kısa zamanda uygulayacağına
dair bir ifadenin kullanılmasına karar verdi.
Ayrıca,
hazırlanacak son taslak metinde, "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin tanınması konusunun Türkiye tam üye olur olmaz
değil, müzakereler sırasında gündeme gelmesine dair bir ifadeye
yer verilecek.
Daimi
temsilciler, imtiyazlı ortaklık taleplerinin ne karşı
deklarasyonda, ne de müzakere çerçevesinde yer almaması konusunda da
uzlaştı.
Karşı
deklarasyonda ve müzakere çerçeve belgesinde yer almayan bazı
unsurların ise, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim günü
İngiltere dönem başkanlığının yapacağı
açılış konuşmasında dile getirilmesine karar verildi.
KIBRIS 15/09/05
Karşı
deklarasyonda yine uzlaşma sağlanamadı
Brüksel'deki AB
Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında,
Kıbrıslı Rumların itirazları yüzünden yine
uzlaşma sağlanamadı ve konunun 21 Eylül'de AB Daimi Temsilciler
Toplantısı'nda bir kez daha görüşülmesi
kararlaştırıldı
RUMLAR
"TANIMA"DA ISRARLI... AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER),
Brüksel'deki dünkü toplantısında, Kıbrıslı
Rumların itirazları nedeniyle Türkiye'nin Kıbrıs
konusundaki deklarasyonuna yanıt niteliğinde
yayınlanacağı AB deklarasyonu taslak metni üzerinde yine
uzlaşma sağlayamadı. Metindeki tartışmalar Türkiye'nin
Kıbrıs Rum yönetiminin tanıması ve Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda BM'ye atıfta bulunulması üzerinde
yoğunlaşıyor. Dönem başkanı İngiltere'nin
Kıbrıslı Rumların itirazlarını da dikkate alarak
yeni bir metin hazırlayacağı ve konunun 21 Eylül'deki AB Daimi
Temsilciler toplantısında bir kez daha görüşüleceği
bildirildi.
TOPLANTI ZOR
GEÇTİ, GERGİNLİK YAŞANDI... Diplomatik kaynaklardan elde
edilen bilgilere göre, AB Dönem Başkanı İngiltere'nin son taslak
metin önerisi üzerinde tartışmalar, Kıbrıs Rum kesimi,
Yunanistan ve Fransa'nın muhalefeti nedeniyle sonuçsuz kaldı
Kaynaklar, görüşmelerin ''zor geçtiğini'', AB Dönem Başkanı
İngiltere ile Kıbrıs Rum kesimi arasında ''gerginlik
yaşandığı" ifade etti.
AB Daimi
Temsilciler Komitesi (COREPER), Brüksel'deki dünkü toplantısında,
Kıbrıslı Rumların itirazları nedeniyle Türkiye'nin
Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna yanıt niteliğinde
yayınlanacağı AB deklarasyonu taslak metni üzerinde yine
uzlaşma sağlayamadı.
Dönem
başkanı İngiltere'nin Kıbrıslı Rumların
itirazlarını da dikkate alarak yeni bir metin
hazırlayacağı ve konunun 21 Eylül'deki AB Daimi Temsilciler
toplantısında bir kez daha görüşüleceği bildirildi.
Diplomatik
kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, AB Dönem Başkanı
İngiltere'nin son taslak metin önerisi üzerinde tartışmalar,
Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve Fransa'nın muhalefeti nedeniyle
sonuçsuz kaldı.
Kaynaklar,
görüşmelerin ''zor geçtiğini'', AB Dönem Başkanı
İngiltere ile Kıbrıs Rum kesimi arasında ''gerginlik
yaşandığı" ifade etti.
Dönem
Başkanı İngiltere Sözcüsü, COREPER bünyesinde görüşmelerin
olumlu geliştiğini, ancak büyükelçilerin daha fazla zamana
ihtiyaçları olduğunu bildirdi. İngiltere'nin, cuma günü
olağanüstü COREPER toplantısı ve 26 Eylülde,
dışişleri bakanları düzeyinde AB Genel İşler
Konseyi olağanüstü toplantısı önerdiği belirtiliyor.
Söz konusu
metin, Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetiminin tanıması konusunu
müzakere sürecine bırakıyordu. Ancak metinde Türkiye'nin
limanlarını Rum kesimine açması için bir takvimin yer
almaması ve Kıbrıs sorununun çözümü için Birleşmiş
Milletler'in çabalarının temel alınması, Rumların
beklentilerini karşılamadı.
Karşı
deklarasyonun taslak metninde Kıbrıs Rum yönetiminin
tanınmasıyla ilgili İngiltere ve Fransa'nın
uzlaştığı formül eklenmişti. Metindeki
tartışmalar Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetiminin
tanıması ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM'ye
atıfta bulunulması üzerinde yoğunlaşıyor.
Güney
Kıbrıs, müzakereler başlamadan Türkiye'nin Rum yönetimini
tanımasını isterken, adada çözümün BM temelinde
gerçekleşmesine karşı çıkıyor.
Karşı
deklarasyon taslak metninin ana hatları
Avrupa
Birliği'nin Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna
yanıt niteliğinde yayınlanacağı karşı
deklarasyon taslak metninin ana hatları şöyle:
"AB
üyeleri, Avrupa Komisyonu'nun Aralık 2004 tarihinde vardığı
sonuçlar uyarınca Türkiye'nin birlik üyeleri ile arasındaki
ortaklık antlaşmasının Ek Protokolüne attığı
imzayı kabul eder.
Üyeler imza
sırasında Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyet'i ile ilgili
açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile karşılar.
AB, bu
açıklamanın tek taraflı olduğunu ve Türkiye'nin
yükümlülüklerini etkilemediğini açıkça belirtir.
AB üyesi
ülkeler Ek Protokolün ayrımcılık yapılmadan tamamen
uygulanması ve malların serbest dolaşımı için bütün
engellerin kaldırılmasını bekler.
AB, Türkiye'nin
imza koyduğu yükümlülükler yerine getirilene kadar ilgili bölümler için
görüşmelere başlamayacaktır.
AB üyeleri
'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 Mayıs 2004 tarihinde birliğe üye
olduğunu ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımanın uluslar
arası hukukun gereği olduğunu vurgularlar.
Tam üyelik
öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin gereğidir. Bu
nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile ilişkilerinin en kısa
zamanda normalleşmesine verdiği önemin altını çizer.
Bu çerçevede AB
ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorununun
kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki çabasını
desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede barış, istikrar
ile uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda da
hemfikirdirler.
Konsey bütün bu
konuları 2006 yılında ele alacaktır."
Türkiye'nin
Kıbrıs deklarasyonu
Türkiye, 29
Temmuz'da AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
Türkiye,
protokole imza atarken, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayımladığı bir
deklarasyonla ilan etti. Deklarasyonun içeriği şöyle:
"Türkiye
siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir
Bu protokoldeki
Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir
Türkiye için
Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir
Türkiye KKTC
ile ilişkilerini değiştirmeyecektir
Türkiye bu
protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde
tanımış olmayacaktır
Kapsamlı
çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis
etmeye hazırdır."
KIBRIS 15/09/05
"İzolasyonları
kaldırmazlarsa bizden bir şey beklemeye hakları yok"
|
TC
Başbakanı Erdoğan, New York'taki Türkevi'nde, Türk
işadamları ile bir araya geldi: "İzolasyonları
kaldırmazlarsa bizden bir şey beklemeye hakları yok" AYNI
SAMİMİYETİ BEKLİYORUZ... Türkiye'nin AB müktesebatı
çerçevesinde üzerine düşeni bugüne kadar yaptığını
ifade eden Erdoğan, "Ama uluslararası diplomaside ülkeler
birbirlerine hangi samimiyetle davranmaları gerekiyorsa Türkiye'ye
karşı da biz kendilerinden aynı samimiyeti bekliyoruz,
farklı bir şey istemiyoruz. 3 Ekim de inşallah bizim
müzakerelere başladığımız tarih olacak" diye
konuştu KUZEY
KIBRIS'TAKİ TÜRKLER SİZE NE YAPTI?... "Kuzey
Kıbrıs'taki Türkler size ne yaptı da izolasyonları
uyguluyorsunuz? Dünyanın neresinde böyle bir uygulama var? Bu
bakımdan kararlılığımız aynen devam edecektir.
Türkiye bundan önce masaya nasıl uzlaşma içinde oturduysa bundan
sonra da biz aynı uyumu gösteririz yeter ki muhataplarımız da
aynı anlayışı bize karşı göstersinler" TC
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs'la
ilgili izolasyonlar devam ettikçe AB'nin Türkiye'den bir şey beklemeye
hakkı olmadığını söyledi ve Kıbrıs
konusunda kararlılıklarını devam ettireceklerini
vurguladı. Başbakan
Erdoğan, New York'taki Türkevi'nde, Türk işadamları ile bir
araya geldi. Türkiye'nin AB müktesebatı çerçevesinde üzerine düşeni
bugüne kadar yaptığını ifade eden Erdoğan, "Ama
uluslararası diplomaside ülkeler birbirlerine hangi samimiyetle
davranmaları gerekiyorsa Türkiye'ye karşı da biz kendilerinden
aynı samimiyeti bekliyoruz, farklı bir şey istemiyoruz. 3 Ekim
de inşallah bizim müzakerelere başladığımız
tarih olacak" diye konuştu. Erdoğan,
şöyle devam etti: "Kıbrıs'la
ilgili konuda şu anda önümüze sürülen veya getirilen veya getirilmek
suretiyle süreci durdurmaya yönelik adımlar bizim açımızdan
kayda değer değildir, çünkü biz bu konuda da yapılması
gerekenleri yaptık. Annan planı oylandı. Türkiye olarak biz sözümüzde
durduk. Gereken desteği verdik. Güney'den tam aksi karar çıktı
ve biz sözümüzde durduğumuz halde, bize verilen sözler yerine
getirilmedi. Güney sözünde
durmadığı halde, orada tarihi bir yanlışı AB
üyesi ülkeler işlediler. Tuttular Güney Kıbrıs'ı AB'ye
üye yaptılar. Sınır sorunlarını halletmemiş bir
ülkenin birliğe alınması söz konusu oldu. Nasıl oluyor da
Kıbrıs'ı Rumlar temsil ediyor diyeceksin, böyle bir
hakkın yok, olamaz. Böyle bir şeyi de bizim tanımamız
mümkün değil. Bunları açık ve net söyledik. Zaten kendileri de
bu işe inanmıyorlar, inanır gibi görünüyorlar. Bundan
dolayı da tezlerini savunacak güçleri yok. Öyleyse gelin Kuzey
Kıbrıs üzerindeki izolasyonları kaldırın, biz de
atılması gereken adımları atalım. Ama Kuzey
Kıbrıs'la ilgili izolasyonları kaldırmazlarsa bizden bir
şey beklemeye hakları yoktur. Yani Kuzey
Kıbrıs'taki Türkler size ne yaptı da izolasyonları
uyguluyorsunuz? Dünyanın neresinde böyle bir uygulama var? Bu
bakımdan kararlılığımız aynen devam edecektir.
Türkiye bundan önce masaya nasıl uzlaşma içinde oturduysa bundan
sonra da biz aynı uyumu gösteririz yeter ki muhataplarımız da
aynı anlayışı bize karşı göstersinler." |
KIBRIS 15/09/05
Karşı
deklarasyonda uzlaşma yok
ABye
üye ülkelerin daimi temsilcilerinin, Kıbrıs Rum Kesiminin
itirazları nedeniyle karşı deklarasyon konusunda uzlaşma
sağlayamadığı bildiriliyor. Daimi temsilcilerin hafta
başında tekrar bir araya gelmesi bekleniyor.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 11:14 ET 16 Eylül 2005 Cuma
BRÜKSEL
- AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), Brükselde bugün
yaptığı olağanüstü toplantıda, Türkiyenin
Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak
AB deklarasyonu taslak metni üzerinde uzlaşma sağlayamadı.
Dönem
Başkanı İngilterenin sunduğu taslak belgede yer alan ve
Türkiyenin Rum Kesimini ABye tam üye olmadan önce tanıması
gereği üzerinde duran ifadelerin, Rumlar ve Yunanlar tarafından
olumsuz karşılandığı ifade ediliyor.
Rumların, söz konusu tanıma koşulunun daha kısa vadeli bir
formüle bağlanmasında ve bu tanımanın tam üyelikten önce
değil, müzakere süreci sırasında gerçekleşmesinin
istenmesinde ısrarcı oldukları bildiriliyor.
Karşı deklarasyonla ilgili görüşmelerin hafta başında
yapılabilceği veya 26 Eylülde yapılacak olağanüstü
dışişleri bakanları toplantısına
kalabileceği belirtiliyor.
3 Ekim iki
taraf için de son şans
İngilterede
yayımlanan Economist dergisi, 3 Ekimin hem AB hem de Türkiye için son
şans olduğu yorumunu yaptı.
AA
Güncelleme: 08:02 ET 16 Eylül 2005 Cuma
LONDRA
- ABnin 3 Ekimde bugüne kadar üyelik başvurusu yapan en büyük ve en
önemli ülkeye kapılarını açmaya
hazırlandığını yazan Economist, Türkiyenin son
dönemde önemli reformlara imza atttığına dikkat çekti.
Müzakerelerin
geciktirilmesine yol açan iki tehditten birinin Türkiyenin Rum kesimini
tanımaması olduğunu da belirten dergi, Türkler de dahil herkesin
Türkiyenin sonunda Rum kesimini tanıması gerektiğini
bildiğini öne sürdü.
İkinci tehlikenin, bazı AB üyelerinin, imtiyazlı ortaklık
önerisini, tam üyelik müzakerelerinde başarısız olunması
halinde kullanılacak bir yan yol olarak müzakerelere temel
oluşturacak çerçeve belgesine koydurmakta ısrar etmeleri
olduğunu kaydeden Economist, Türkiyenin bunu onur kırıcı
bir öneri addettiğini vurguladı.
ÜYELİĞİN
REDDİ SORUNLARI DERİNLEŞTİRİR
Türkiyenin üyeliği reddedilirse, ABnin halen var olan problemlerinin de
çözülmeyeceğini, daha da kötüye gidecebileceğini ifadelerine yer
veren dergi bunun Türkiyede krizlere yol açacağını da iddia
etti.
Böyle bir reddin Türkiyede bazı kesimlerin yönlerini Rusyaya ya da
doğudaki diğer bazı ülkelere çevirmesine yol açabileceğini
yazan Economist, Avrupa için doğacak sorunlar, daha az dramatik olabilir,
ama daha küçük olmayacaktır. 11 Eylülün ardından Türkiyeyi kulübe
dahil etmek, artık sadece büyük ve stratejik öneme haiz bir ülkenin
modernizasyonuna yardımcı olmaktan ibaret değildir. Bu AB ve
Batının tümü için, çağdaş ve demokratik İslama
cesaret verip vermeme noktasında bir sınav niteliği
taşıyacaktır yorumunda bulundu.
Dergide, Türkiye, bütün Ortadoğu için bir demokrasi modeli olmayabilir,
Araplar böyle görmeyebilir. Ancak Türkiyeyi reddetmek, yine de pek çok Arap
ülkesi tarafından Batının yaptığı büyük bir iki
yüzlülük ve ırkçılık olarak görülecektir. Türkiyeyi reddetmek,
genişlemenin diğer unsurlarını da
yavaşlatacaktır dendi.
Rumlar
gelişmelerden rahatsız
Kıbrıs
Rum Yönetimi, AB daimi temsilciler toplantısında ele alınan
karşı deklarasyon konusunda kendilerine sorulmadan bir ara formül
bulunmasına tepki göstermeyi sürdürüyor.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 08:51 ET 16 Eylül 2005 Cuma
LEFKOŞA - Rum
hükümeti, ara formülün açıklanmasından sonra Fransanın Rum
Kesimindeki büyükelçisini davet ederek Fransanın İngiltere ile
vardığı uzlaşmadan haberdar edilmemelerinden duydukları
rahatsızlığı dile getirdi.
Rum
Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri,
Fransanın Rum kesimi tanınmadan Türkiyenin müzakerelere
başlatılamayacağı yönünde verdiği teminatların
aslında Fransız kamuoyunu yatıştırmaya yönelik
olduğunun anlaşıldığını ve Rum hükümetinin
Fransanın bu tutumunu teessüfle
karşıladığını söyledi.
Bu arada Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlisin de Rum
tarafının uzlaşmaz tavrından huzursuz olduğu
belirtiliyor. Karamanlisin, New Yorktaki BM toplantısında
görüştüğü Rum lider Papadopulosun bu konuda dikkatini çektiği,
görüşmenin olumsuz bir havada gerçekleştiği öne sürülüyor.
Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros
Hrisostomidis de dün, Türkiyenin Kıbrıs deklarasyonuna
karşı ABnin yayımlayacağı belgenin
taslağının tatmin edici olmadığını
söylemiş; sözcü, Dönem Başkanı İngiltereyi de objektif
olmaya davet etti.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 09:03 ET 16 Eylül 2005 Cuma
BRÜKSEL
- AB Dönem Başkanı İngiltere, birliğin
yayınlayacağı karşı deklarasyonun 3. taslak metnine
son noktayı koydu. İngiltere dün ilgili taraflarla
yaptığı ikili görüşmelerin ardından üye ülkelerin
metin üzerinde mutabakat sağlayacağını
düşündüğünden, daimi temsilciler komitesini toplantıya
çağırmıştı.
Toplantıda önce karşı deklarasyon
ele alınacak, ardından müzakere çerçeve belgesi ile ilgili
görüşmeler yapılacak.
İngilterenin, Almanyada seçimler düzenlenmeden önce karşı
deklarasyon konusunda anlaşma sağlanmasını istediği
belirtiliyor. Dün yapılan ikili görüşmeler olumlu geçtiğinden,
bu akşamki COREPER toplantısından bu yönde bir sonuç
alınabileceği belirtiliyor.
Bu arada, İngilterenin Ankaraya da karşı deklarasyon metninin
son taslağında yapılan değişikliklerle ilgili bilgi
verdiği kaydediliyor.
Üçüncü taslak metninde, Rum Kesiminin tanınması konusunun Türkiye
tam üye olur olmaz değil, müzakereler esnasında gündeme gelmesine
dair bir ifadeye yer veriliyor.
Metinde ayrıca Kıbrıs Rum Kesiminin tanınması ile
Kıbrıs sorununun çözümünün birbirinden bağımsız iki
ayrı unsur olarak nitelendiriliyor. Buna göre Kıbrıs sorununda
çözüm süreci Birleşmiş Milletlerde işleyecek ancak
Kıbrıs Rum Kesiminin tanınması AB üyelik müzakerelerine
paralel olarak değerlendirilecek.
Limanların açılması konusunun ise, müzakereler esnasında
hayata geçirilmesi gerekecek.
Papadopulos ile Kıbrıs diyaloğu
Erdoğan ile Rum lider, BM zirvesinde ayaküstü görüştü
16 Eylül, 2005 14:43:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, ''Kıbrıs'ta
tek devlet mi iki devlet mi istiyoruz?'' diye sordu.
Rum
medyasına göre BM Genel Kurulu toplantısında nezaket gereği
yanına gelen Erdoğan'a, "çalışabilen tek devletli
birleşik bir Kıbrıs mı, yoksa aralarında gevşek
ilişki bulunan iki devlet mi istiyoruz?" diye sordu.
Erdoğan bu soruya, "Türkiye Kıbrıs sorununu çözmek
istiyor" karşılığını verdi. Papadopulos, Rum
gazetecilere konuyla ilgili yaptığı açıklamada , "Türk
başbakanı yaklaştı ve konuştuk. Medeni bir
görüşme oldu, herkes kendi görüşünü ortaya koydu" dedi.
Kıbrıs tartışmaları
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos dün yaptığı
açıklamada da, Kıbrıs Rum Kesimi'nin Türkiye
tarafından tanınmasının çok ciddi bir konu olduğunu,
ancak Kıbrıs Rum Kesimi'nin varlığının
Türkiye'nin tanımasına bağlı olmadığını
söyledi.
Papadopulos, ''Türkiye 30 yıldır tanımamıştır.
Bunu göz ardı etmiyorum, ancak bu konuda netiz. Bu ciddi bir konudur ancak
başka konular da vardır'' diye konuştu.
COREPER toplantısında, Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna
yanıt teşkil edecek AB karşı deklarasyonunda bir
uzlaşma sağlanamamasını değerlendiren Papadopulos,
''bu yeni bir şey değildir'' dedi.
Rum lider, ''biz baştan beri karşı deklarasyon
taslağına dahil edilmesini istediğimiz değerlerde ve
hususlarda ısrarlıyız'' dedi.
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonu
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayımladığı bir
deklarasyonla ilan etti.
Deklarasyonun içeriği:
·
Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını
sürdürmektedir
·
Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık
devleti değildir
·
Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını
temsil etmemektedir
·
Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir
·
Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir
şekilde tanımış olmayacaktır
·
Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile
ilişkiler tesis etmeye hazırdır
Deklarasyonda yine uzlaşı yok
16 Eylül, 2005 17:29:00 (TSİ) CNN TURK
Zeynel Lüle/ CNN TÜRK/Brüksel
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı deklarasyonla
yanıt vermeyi planlayan AB, deklarasyonun içeriği konusunda yine
uzlaşamadı.
Avrupa
Birliği Daimi Temsilcileri'nin (COREPER) Kıbrıs karşı
deklarasyonunu görüştüğü olağanüstü toplantıdan bir sonuç
çıkmadı. Üye ülkelerin büyükelçileri kararı 26 eylül
yapılacak dışişleri bakanları toplantısına
bıraktı.
Bir saat süren toplantı sırasında Kıbrıslı Rumlar
kendi tezlerini sonuna kadar savundular ve geri adım
atmayacaklarını söylediler.
Rumların, söz konusu tanıma koşulunun daha kısa vadeli bir
formüle bağlanmasında ve bu tanımanın 'tam üyelikten önce'
değil, 'müzakere süreci sırasında' gerçekleşmesi konusunda
ısrar ettikleri belirtiliyor.
Türkiye ile AB arasında üyelik müzakerelerinin başlaması
öngörülen 3 ekime kısa süre kala Ankara, Brüksel'deki gelişmeleri
yakından izliyor.
Diplomatik kaynaklar, Ankara'nın beklentisinin Müzakere Çerçeve Belgesi ve
karşı deklarasyona 3 ekimden önce kesinlik
kazandırılması olduğunu belirtirken, Türk heyetinin 3
ekimde Lüksemburg'da olabilmesinin, söz konusu belgelerin
netleştirilmesine bağlı olduğunu ifade ettiler.
AB üyesi ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcilerinin oluşturduğu
Konsey'de (COREPER) ele alınan belgelere henüz son şekli
verilemezken, Ankara eline ulaşan taslak metinleri inceliyor.
Kaynaklar, AB dönem başkanı İngiltere'nin çabaları da göz
önünde bulundurulduğunda, Brüksel'de yapılacak
toplantıların Ankara'nın beklentisi doğrultusunda 3 ekime
kadar sonuçlanacağını ve müzakerelerin öngörüldüğü tarihte
başlamasının yüksek bir olasılık olarak
görüldüğünü kaydettiler.
Türkiye başta Almanya seçimlerinin sonuçları olmak üzere, farklı
nedenlerden ötürü 3 ekimin ileri bir tarihe atılmasına sıcak
bakmazken, böyle bir durumun Müzakere Çerçeve Belgesi'ne bazı yeni
unsurlar eklenmesi taleplerine neden olacağını düşünüyor.
AB'de deklarasyon çalışmaları
Karşı deklarasyonun taslak metninde Güney Kıbrıs'ın
tanınmasıyla ilgili İngiltere ve Fransa'nın
uzlaştığı formül eklenmişti. Metindeki
tartışmalar Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı
tanıması ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM'ye
atıfta bulunulması üzerinde yoğunlaşmıştı.
Taslak metinde ne var?
Üçüncü taslak metinde, Rum yönetiminin tanınması konusunun Türkiye
tam üye olur olmaz değil, müzakereler esnasında gündeme
gelmesine dair bir ifade olduğu belirtiliyor.
Metinde ayrıca, Kıbrıs Rum yönetiminin tanınması
ile Kıbrıs sorununun çözümü birbirinden bağımsız
iki ayrı unsur olarak nitelendiriliyor.
Buna göre, Kıbrıs sorununda çözüm süreci Birleşmiş
Milletlerde işleyecek. Ancak Kıbrıs Rum yönetiminin
tanınması, AB üyelik müzakerelerine paralel olarak
değerlendirilecek.
Limanların açılması konusunun ise müzakereler esnasında
hayata geçirilmesi gerekecek.
Taslağın ana hatları şöyle:
·
AB üyeleri, Avrupa Komisyonu'nun aralık 2004 tarihinde
vardığı sonuçlar uyarınca Türkiye'nin birlik üyeleri ile
arasındaki ortaklık antlaşmasının Ek Protokolüne
attığı imzayı kabul eder.
·
Üyeler imza sırasında Türkiye'nin 'Kıbrıs
Cumhuriyet'i ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile
karşılar.
·
AB, bu açıklamanın tek taraflı olduğunu ve
Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemediğini açıkça belirtir.
·
AB üyesi ülkeler Ek Protokolün ayrımcılık yapılmadan
tamamen uygulanması ve malların serbest dolaşımı için
bütün engellerin kaldırılmasını bekler. AB,
Türkiye'nin imza koyduğu yükümlülükler yerine getirilene kadar ilgili
bölümler için görüşmelere başlamayacaktır.
·
AB üyeleri 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 mayıs 2004 tarihinde
birliğe üye olduğunu ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımanın uluslararası hukukun gereği olduğunu
vurgularlar.
·
Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin
gereğidir. Bu nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile
ilişkilerinin en kısa zamanda normalleşmesine verdiği
önemin altını çizer.
·
Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki
çabasını desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede barış,
istikrar ile uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda
da hemfikirdirler.
·
Konsey bütün bu konuları 2006 yılında ele
alacaktır.
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonu
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye
gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi
Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni
tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
Deklarasyonun içeriği:
· Türkiye siyasi çözüm
için kararlılığını sürdürmektedir
· Bu protokoldeki
Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir
· Türkiye için Rum
tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir
· Türkiye KKTC ile
ilişkilerini değiştirmeyecektir
· Türkiye bu protokolle
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde
tanımış olmayacaktır
· Kapsamlı çözümle
birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye
hazırdır
İngiltere'den Türkiye'ye bir destek daha
AB, karşı deklarasyon üzerinde uzlaşı
sağlayamadı
16 Eylül, 2005 20:00:00 (TSİ) CNN TURK
İngiltere'nin Avrupa İşleri Bakanı Douglas
Alexander, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin, 'medeniyetler
çatışması' tezini çürüteceğini söyledi.
Alexander,
İtalya'nın Floransa kentinde, 'European University Institute'de bugün
yaptığı konuşmada, "Türkiye'nin AB'ye girişi,
muhteşem kültürel ve dinsel çeşitliliğiyle Avrupa'ya, dünya
sahnesinde yeni bir güç kazandıracak" dedi.
İngiliz bakan Alexander, Türkiye'yi de içine alan bir Avrupa ile
medeniyetler arasındaki çatışmayı kaçınılmaz
gören tezin çürütüleceğini ifade etti.
Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimine yönelik tutumunun yol
açtığı türden kaygıların süreç içerisinde önemli
sorunlara yol açabileceğini belirten Alexander, ''ancak eminiz ki bu
kaygılar, üyelik müzakereleri sırasında ortadan
kalkacaktır'' dedi.
Deklarasyonda uzlaşı yok
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı deklarasyonla
yanıt vermeyi planlayan AB, deklarasyonun içeriği konusunda yine
uzlaşamadı. Üye ülkelerin büyükelçileri kararı, 26 eylül
yapılacak dışişleri bakanları toplantısına
bıraktı.
Bir saat süren toplantı sırasında Kıbrıslı Rumlar
kendi tezlerini sonuna kadar savundular ve geri adım
atmayacaklarını söylediler.
Rumların, söz konusu tanıma koşulunun daha kısa vadeli bir
formüle bağlanmasında ve bu tanımanın 'tam üyelikten önce'
değil, 'müzakere süreci sırasında' gerçekleşmesi konusunda
ısrar ettikleri belirtiliyor.
Türkiye ile AB arasında üyelik müzakerelerinin başlaması
öngörülen 3 ekime kısa süre kala Ankara, Brüksel'deki gelişmeleri
yakından izliyor.
Diplomatik kaynaklar, Ankara'nın beklentisinin Müzakere Çerçeve Belgesi ve
karşı deklarasyona 3 ekimden önce kesinlik
kazandırılması olduğunu belirtirken, Türk heyetinin 3
ekimde Lüksemburg'da olabilmesinin, söz konusu belgelerin
netleştirilmesine bağlı olduğunu ifade ettiler.
AB üyesi ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcilerinin oluşturduğu
Konsey'de (COREPER) ele alınan belgelere henüz son şekli
verilemezken, Ankara eline ulaşan taslak metinleri inceliyor.
Kaynaklar, AB dönem başkanı İngiltere'nin çabaları da göz
önünde bulundurulduğunda, Brüksel'de yapılacak
toplantıların Ankara'nın beklentisi doğrultusunda 3 ekime
kadar sonuçlanacağını ve müzakerelerin öngörüldüğü tarihte
başlamasının yüksek bir olasılık olarak görüldüğünü
kaydettiler.
Türkiye başta Almanya seçimlerinin sonuçları olmak üzere, farklı
nedenlerden ötürü 3 ekimin ileri bir tarihe atılmasına sıcak
bakmazken, böyle bir durumun Müzakere Çerçeve Belgesi'ne bazı yeni
unsurlar eklenmesi taleplerine neden olacağını düşünüyor.
AB'de deklarasyon çalışmaları
Karşı deklarasyonun taslak metninde Güney Kıbrıs'ın
tanınmasıyla ilgili İngiltere ve Fransa'nın
uzlaştığı formül eklenmişti.
Metindeki tartışmalar Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı
tanıması ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM'ye
atıfta bulunulması üzerinde yoğunlaşmıştı.
|
AB Daimi Büyükelçiler toplantısından sonuç
çıkmadı |
|
|
AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), Brüksel'de bugün yaptığı olağanüstü toplantıda, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metni üzerinde uzlaşma sağlayamadı. Diplomatik
kaynaklar, AB Dönem Başkanı İngiltere'nin COREPER'i pazartesi
günü olağanüstü toplantıya çağırabileceğini,
konunun, her halükarda, gelecek çarşamba günü düzenlenecek haftalık
olağan toplantının gündeminde yer
aldığını, uzlaşma
arayışlarının devam edeceğini bildirdiler. Dönem
Başkanlığı'nın sunduğu taslak belgede yer alan
ve Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyetini AB'ye tam üye olmadan önce
tanıması gereği üzerinde duran ifadelerin, Rumlar ve Yunanlar
tarafından olumsuz karşılandığı ifade ediliyor.
Rumların,
söz konusu tanıma koşulunun daha kısa vadeli bir formüle
bağlanmasında ve bu tanımanın tam üyelikten önce
değil, müzakere süreci sırasında gerçekleşmesinin
istenmesinde ısrarcı oldukları bildiriliyor. İngiltere'nin,
Türkiye-AB ilişkileri dosyasını ele almak üzere, 26
eylülde, dışişleri bakanlarından oluşan Genel
İşler Konseyi olağanüstü toplantısı önerdiği
biliniyor. Kıbrıs
konusundaki karşı deklarasyon ve Müzakere Çerçeve Belgesi'nin
onayına ilişkin pürüzlerin bu toplantıda, bakanlar düzeyinde
yapılacak müzakereler sonucunda giderilmesi bekleniyor. |
|
HURRIYET 16/09/05
|
Economist: 3 Ekim AB ve Türkiye için son şans |
|
|
Londra İngiltere'de yayımlanan haftalık Economist dergisi, 3 Ekim'in hem Avrupa Birliği, hem de Türkiye için son şans olduğunu belirterek, Zira hem Türkiye'nin AB'ye gösterdiği sabır, hem de birliğin yeni üyelere kapılarını açma istekliliği azalıyor yorumunu yaptı. AB'nin 3 Ekim'de bugüne kadar
üyelik başvurusu yapan en büyük ve en önemli ülkeye
kapılarını açmaya hazırlandığını
hatırlatan Economist, bu ülkenin Türkiye olduğunu kaydetti. Uzun süren Türkiye'yi oyalama
dönemi artık bitti diyen Economist yazarı, Türkiye'de son dönemde
önemli reformlara imza atıldığına dikkati çekti. "AB'NİN BERBAT
SAHNE KORKUSU" Türkiye'nin üyeliğine
ilişkin bazı karşıtlıklara da işaret eden
yazar, Tam perdeler açılırken, AB'nin berbat bir sahne korkusuna
kapılması kaygı verici ifadesini kullandı. Müzakerelerin geciktirilmesine
yol açan iki tehditten birinin Türkiye'nin Rum kesimini tanımaması
olduğunu da belirten yazar, Türkler de dahil herkesin Türkiye'nin
sonunda Rum kesimini tanıması gerektiğini bildiğini öne
sürdü. Tanımanın, müzakereler
başlamadan önce olması noktasında tartışmalar
yapıldığını belirten yazar, bunda ısrar eden
Fransa'nın geri adım attığını, Rum kesiminin
itirazlarının hala sürdüğünü, ancak buna da kimsenin
aldırmadığını belirtti. İKİNCİ
TEHLİKE İkinci tehlikenin,
bazı AB üyelerinin, imtiyazlı ortaklık önerisini, tam üyelik
müzakerelerinde başarısız olunması halinde
kullanılacak bir yan yol olarak müzakerelere temel oluşturacak
çerçeve belgesine koydurmakta ısrar etmeleri olduğunu kaydeden
Economist yazarı, Türkiye'nin bunu onur kırıcı bir
öneri addettiğine dikkati çekti. Yine de müzakerelere 3 Ekim'de
başlanması şansının iki hafta öncekinden de, yüzde
50'den de daha yüksek olduğunu vurgulayan yazar, bütün bu son dakika
sallantılarının Türkiye'ye ilişkin örtülü
kuşkuların göstergesi olduğunu savundu. Açıkçası Türkiye özel
bir örnek diyen yazar, Türkiye'nin üyelik arzusunu reddetmek,
başvurunun kendisinin ortaya çıkardığı
zorlukların aşılmasına yardım etmeyecektir.
Türkiye'nin üyeliğinin reddedilmesiyle AB'nin halen var olan problemleri
de çözülmeyecektir. Hatta belki daha da kötüye gidecektir ifadesini
kullandı ve bunun Türkiye'de krizlere yol açacağını iddia
etti. DRAMATİK SORUNLAR Böyle bir reddin Türkiye'de
bazı kesimlerin yönlerini Rusya'ya ya da doğudaki diğer
bazı ülkelere çevirmesine yol açabileceğini ifade eden yazar
şöyle dedi: Avrupa için doğacak
sorunlar, daha az dramatik olabilir, ama daha küçük olmayacaktır. 11
Eylül'ün ardından Türkiye'yi kulübe dahil etmek, artık sadece büyük
ve stratejik öneme haiz bir ülkenin modernizasyonuna yardımcı
olmaktan ibaret değildir. Bu AB ve Batı'nın tümü için,
çağdaş ve demokratik İslam'a cesaret verip vermeme
noktasında bir sınav niteliği taşıyacaktır. BÜYÜK APTALLIK Avrupa için en
yakınındaki demokrat ve laik büyük bir Müslüman ülkede krizlere yol
açmanın en büyük aptallık olacağını da belirten
Economist yazarı, yorumunu şöyle tamamladı: Türkiye, bütün Ortadoğu için bir demokrasi modeli olmayabilir, Araplar böyle görmeyebilir. Ancak Türkiye'yi reddetmek, yine de pek çok Arap ülkesi tarafından Batı'nın yaptığı büyük bir iki yüzlülük ve ırkçılık olarak görülecektir. Türkiye'yi reddetmek, genişlemenin diğer unsurlarını da yavaşlatacaktır. Avrupa, güneydoğu sınırında bir kargaşayla yüz yüze kalabilecektir. | |