Türkiye deklarasyonu yayınlanmayabilir

 

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, AB içinde uzun ve sert tartışmalara sahne olan Türkiye yönelik yayınlanması planlanan karşı deklarasyonun çıkmaza girdiğini ve yayınlanmayabileceğini açıkladı.

Rumlar ve Yunanistan, anlaşmazlıktan AB Dönem Başkanı İngiltere’yi sorunlu tutarak Londra’yı Türkiye’nin çıkarlarını korumakla suçluyor.

AB içinde anlaşma olmaması halinde Türkiye’nin tam üyelik müzakere çerçeve belgesinin de onaylanmayacağı uyarısında bulunan Yakovu, şöyle konuştu:

‘Müzakere çerçevesi olmaması halinde sürece ilişkin iki görüş var. Bir görüşe göre yol haritası olmaksızın görüşmeler 3 Ekim’de başlayacak, ancak ilerleme olmayacak. Diğer görüşe göre ise, müzakereler hiç başlayamaz. Her iki görüşe göre de müzakereler ilerleyemez. Türkiye üyelik müzakerelerine kutlamayla başlamak istiyor. Yol haritasız bunu nasıl yapabilir? Çünkü o gün müzakere başlıklarının da seçilmesi gerekir.’

Geçen hafta AB yetkilileri, Türkiye’nin Kıbrıs’ın AB üyeliğini tanımadığına dair açıklamasına yönelik karşı deklarasyon yayınlamak için toplanmış ancak bir neticeye varamamıştı. AB, bu çarşamba yine büyükelçiler düzeyinde ardından da 26 Eylül’de olağanüstü Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda konuyu tekrar ele alacak.  

HURRIYET 11/09/05

 

Rumlar taslak deklarasyondan rahatsız

AB’nin Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna yönelik olarak yapacağı karşı deklarasyonun taslağında "BM şemsiyesi altında Kıbrıs sorununun çözümüne" vurgu yapılmasın, Rum yönetimini rahatsız etti.

ABHaber’e göre, Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna yönelik olarak AB tarafından yapılacak "karşı deklarasyon" ile ilgili tartışmalar sürüyor.

Karşı deklarasyon taslağında özellikle "Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında Kıbrıs sorununun çözümüne" vurgu yapılmasının, Rum yönetimini rahatsız ettiği belirtiliyor.

Taslağın, Rum yönetimini rahatsız eden 6’ncı maddesi şöyle: "Avrupa Topluluğu ve üye ülkeleri Türkiye’nin açıklamasında yer alan, BM Güvenlik Konseyi doğrultusunda Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için Genel Sekreter’in çabalarına desteklerinin devam edeceği taahhüdünü not eder. Avrupa Topluluğu ve üye ülkeler Adil ve kalıcı bir çözümün bölgede barışa, istikrara ve güzel ilişkilere katkı koyacağı konusunda hem fikirdirler.

Üzerinde uzlaşı sağlanamayan AB Dönem Başkanlığının kaleme aldığı son taslak metin şöyle:

1- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri, Avrupa Komisyonu’nun Aralık 2004 tarihinde varmış olduğu sonuçlar uyarınca Türkiye’nin, Türkiye ile Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri arasında ortaklık antlaşmasının ek protokolüne attığı imzayı kabul etmektedir. İmza sırasında Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile karşılamaktadırlar.

2- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri bu açıklamanın tek taraflı olduğunu, Protokolün içeriği olmadığını ve Türkiye’nin yükümlülüklerine yasal hiçbir etkisi olmadığını açıkça belirtir.

3-Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Ek protokolün ayrıcılık yapılmadan tamamen uygulanmasını ve taşımacılıktaki kısıtlamaları da içeren malların serbest dolaşımı için bütün engellerin kaldırılmasını beklemektedir. AB tarafı Ortaklık Anlaşması çerçevesinde 2006 yılında uygulamayı değerlendirecektir. Eğer gerekirse, uygulanabilir anlaşmazlıkları çözüm mekanizmalarına yönelecektir. Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Türkiye’nin imza koyduğu yükümlülükleri yerine getirene kadar ilgili bölümler için görüşmeler başlamayacaktır.

4-Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ne üye olduğunu hatırlatır. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni uluslararası hukukun bir parçası olduğundan dolayı tanıdıklarının vurgularlar.

5-Başkanlık, Gymnich’teki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması tartışmalarını yansıtmaktadır ve ikili temaslarda bulunmakta, bu yöndeki görüşmeler sürmektedir.

6- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Türkiye’nin açıklamasında yer alan, BM Güvenlik Konseyi doğrultusunda Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için Genel Sekreter’in çabalarına desteklerinin devam edeceği taahüdünü not eder. Adil ve kalıcı bir çözümün bölgede barışa, istikrara ve güzel ilişkilere katkı koyacağı konusunda hem fikirdirler.

7- Konsey bütün bu konuları 2006 yılında ele alacaktır."

HURRIYET 11/09/05

 

Karamanlis: Türkiye'ye destek kayıtsız şartsız değil

 

Selanik/Berlin

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, “Atina'nın, Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini, ancak bu desteğin kayıtsız şartsız ve yeniden değerlendirmeye kapalı olmadığını” söyledi. Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ise Türkiye'nin Avrupa yolunda desteklenmesinin kendi çıkarlarına olacağını belirtti.

 

Karamanlis, Uluslararası Selanik Fuarı'nın açılış törenleri için gittiği Selanik'te düzenlediği basın toplantısında, Türk-Yunan ilişkileriyle ilgili soru üzerine, “Türkiye'nin üyelik konusunda bazı yükümlülükler üstlendiğini ve bu yükümlülüklere tamamen saygılı olması gerektiğini” söyledi.

   

KIBRIS

 

Türkiye'nin, Gümrük Birliği ek protokolünü imzalamakla bu yükümlülüklerden birini yerine getirdiğini, ancak bununla birlikte yaptığı Kıbrıs deklarasyonunun sorun yarattığını öne süren Karamanlis, ”AB'nin bu konuyu açıklığa kavuşturması gerekir” dedi.

   

Sorular üzerine Kıbrıs sorununun Türk-Yunan ilişkilerinin konusu olmadığını söyleyen Karamanlis, “Komşu ülkenin AB perspektifini destekliyoruz. Ancak bazı ilkelere ilişkin sorunlar var. Bir ülke önceden üstlenmiş olduğu yükümlülüklere saygı göstermeden müzakerelere başlayıp, yarın üye olamaz” dedi.

   

Bu arada, 18 Eylül'e kadar açık kalacak Selanik Ticari Fuarı'na, aralarında Türkiye'den 57 firmanın da bulunduğu toplam 28 ülkeden 1070 firma katılıyor.

 

ALMANYA DIŞİŞLERİ BAKANI FISCHER'DEN TÜRKİYE'YE DESTEK

   

Bu arada Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Türkiye'nin Avrupa yolunda desteklenmesinin kendi çıkarlarına olacağını söyledi.

   

Fischer, Stuttgarter Nachrichten gazetesine yaptığı açıklamada, Türkiye'de hala bazı eksikliklerin olduğunu, Türk hükümetinin bunları gidermek için çaba harcaması gerektiğini belirterek, buna rağmen Erdoğan hükümetinin bugüne kadar, idam cezasının kaldırılması ve hukuk reformu gibi önemli yenilikler yaptığına dikkat çekti.

   

Türkiye'de gelişmelerin Avrupa perspektifi olmadan sağlanamayacağını savunan Fischer, “Sonuçta Avrupa'ya uygun bir Türkiye'nin yaratılması için geniş çaplı reform sürecinin ve bu ülkenin uzun vadede Avrupa'ya bağlanmasının desteklenmesi kendi çıkarımıza. Burada bizim güvenliğimiz söz konusu” dedi.

   

Fischer, ABD'deki 11 Eylül saldırılarının 4. yıldönümü nedeniyle yaptığı açıklamada da ABD ile Almanya arasındaki derin dostluğa işaret ederek, “Almanlar, Amerikan yönetimine ve halkına yönelik bu saldırıyı, kendilerine ve tüm açık toplumlara yönelik bir saldırı olarak görmüştür” dedi.

 

HURRIYET 11/09/05

 

AB'de deklarasyon tartışması sürüyor...


      AB’nin Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna yönelik olarak yapacağı karşı deklarasyona ilişkin tartışmalar devam ediyor.
      Deklarasyon taslağında "Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında Kıbrıs sorununun çözümüne" vurgu yapılmasının, Rum yönetimini rahatsız ettiği belirtiliyor.
      ABHaber’e göre, Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna yönelik olarak AB tarafından yapılacak "karşı deklarasyon" ile ilgili tartışmalar sürüyor. Karşı deklarasyon taslağında özellikle "Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında Kıbrıs sorununun çözümüne" vurgu yapılmasının, Rum yönetimini rahatsız ettiği belirtiliyor. Taslağın, Rum yönetimini rahatsız eden 6’ncı maddesi şöyle:
      "Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Türkiye’nin açıklamasında yer alan, BM Güvenlik Konseyi doğrultusunda Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için Genel Sekreter’in çabalarına desteklerinin devam edeceği taahhüdünü not eder. Avrupa Topluluğu ve üye ülkeler Adil ve kalıcı bir çözümün bölgede barışa, istikrara ve güzel ilişkilere katkı koyacağı konusunda hem fikirdirler.
      Üzerinde uzlaşı sağlanamayan AB Dönem Başkanlığının kaleme aldığı son taslak metin şöyle:
      "1- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri, Avrupa Komisyonu’nun Aralık 2004 tarihinde varmış olduğu sonuçlar uyarınca Türkiye’nin, Türkiye ile Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri arasında ortaklık antlaşmasının ek protokolüne attığı imzayı kabul etmektedir. İmza sırasında Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile karşılamaktadırlar.
      2- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri bu açıklamanın tek taraflı olduğunu, Protokolün içeriği olmadığını ve Türkiye’nin yükümlülüklerine yasal hiçbir etkisi olmadığını açıkça belirtir.
      3-Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Ek protokolün ayrıcılık yapılmadan tamamen uygulanmasını ve taşımacılıktaki kısıtlamaları da içeren malların serbest dolaşımı için bütün engellerin kaldırılmasını beklemektedir. AB tarafı Ortaklık Anlaşması çerçevesinde 2006 yılında uygulamayı değerlendirecektir. Eğer gerekirse, uygulanabilir anlaşmazlıkları çözüm mekanizmalarına yönelecektir. Avrupa Topluluğu
      ve Üye Ülkeleri Türkiye’nin imza koyduğu yükümlülükleri yerine getirene kadar ilgili bölümler için görüşmeler başlamayacaktır.
      4-Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ne üye olduğunu hatırlatır. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni uluslararası hukukun bir parçası olduğundan dolayı tanıdıklarının vurgularlar.
      5-(*)(Başkanlık, Gymnich’teki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması tartışmalarını yansıtmaktadır ve ikili temaslarda bulunmakta, bu yöndeki görüşmeler sürmektedir.)
      6- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Türkiye’nin açıklamasında yer alan, BM Güvenlik Konseyi doğrultusunda Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için Genel Sekreter’in çabalarına desteklerinin devam edeceği taahüdünü not eder. Adil ve kalıcı bir çözümün bölgede barışa, istikrara ve güzel ilişkilere katkı koyacağı konusunda hem fikirdirler.
      7- Konsey bütün bu konuları 2006 yılında ele alacaktır."


      ANKA
     MILLIYET 11/09/05

 

Bir Rum, bir Kürt!



Kısacık bir mektup, elektronik postadan. Yunanistan'ın o şirin liman kenti Pire'den geliyor. 6-7 Eylül'le ilgili, acıları paylaşan yazımla ilgili. Belli ki, İstanbul'dan göç etmiş bir Rum ailenin oğlu.
Türkçesi çok iyi.
Yazımı sevmiş, diyor ki:
"Rahmetli babamlar, bu olayları canlı canlı yaşadı. Biz de bunları dinleye dinleye büyüdük.
Bence babamlar şanslıydı.
İki takvim günü yaşadılar sadece, 6 ve 7 Eylül...
Ama biz, ikinci nesil?..
Otuz sene, kırk sene dinledik. Yuvada, ilkokulda, lisede hep dinledik. Ne mi oldu? Klasik Atina'da yaşıyorum ailemle birlikte. Allah'a şükürler olsun her açıdan mutluyuz. İşimizi düzenimizi kurduk.
Ama, Dalyan'da annemi her ziyaretten sonra, taxi evimizin köşesinden döner dönmez, gözyaşlarıma engel olamıyorum. İşte o zaman doğduğum yerden bizi koparanlara çok kızıyorum.
Ama bir farkla, bu kızgınlığımı içime atıyorum. O zaman taxi zaten havaalanına gelmiş oluyor. Taa bir dahaki sefere kadar...
Ama bir şey yapmıyorum.
Oğullarıma sadece tatlı anılarımızı anlatıyorum. Güzellikleri anlatıyorum.
Onlar hep gülsün.
Benimkiler de, Hasan da, Mehmet de gülsünler hep..."
Pire'den gelen mektup böyle.
Belki bir pazar günü oturup sessiz sakin düşünebilirsiniz. Sorunların insani boyutları üzerinde kafa yorabilirsiniz bu kısa mesajdan yola çıkarak.
Milliyetçilik kavgalarının, benimki seninkinden daha iyidir kavgalarının anlamsızlığı, ahmaklığı üzerinde durabilirsiniz.
Bu kavgaların yol açtığı trajedilerin zaman tünelinde değerlendirmesini yaparken, yabancı kavramından kurtulmanın, insana insan gibi yaklaşmanın önemini hissetmeye çalışabilirsiniz.
Çünkü bunlar öyle konular ki, ne kadar çok ön plana çıkarlarsa, vurdulu kırdılı milliyetçilik kavgaları o kadar çok arka planda kalabilir. Sorunların insani boyutları anlaşıldıkça, ideolojik ve siyasal katılıklar önemini yitirmeye başlar çünkü...
Bu açıdan bir örnek daha var şöyle bir değinmek istediğim.
Mehmed Uzun.
Kürt edebiyatının en önemli yazarlarından biri. Daha çok İsveç'te yaşıyor. Romanlarını genellikle Kürtçe yazıyor. Geçen gün Haftalık dergisinde açıklamalarını okudum. Neden şu sıralar Türkiye'den ayrılmak zorunda kaldığını, bu konuda PKK'nın rolüne değiniyor Mehmed Uzun.
Benim ilgimi şu bölüm çekti:
"Kürtçe yazmama rağmen yazarlığımın geleneksel Kürt yazarlığı olmadığını söylüyorum. Hassas çevreler, (PKK'lı çevreleri kastediyor olmalı, HC) bundan benim Kürt yazarı olmadığımı söylediğimi anlıyorlar. Böylelikle ben onlara göre Kürtlere ve davalarına ihanet etmiş oluyorum.
Oysa söylediğim şu:
Benim Avrupa'daki deneylerim olmadan bu Kürtçe yazarlığı asla yaratamayacaktım. Kürdüm, Kürtçe yazıyorum. Ama aynı zamanda Türkiyeli'yim ve Türkçe'yi de seviyorum. Sözgelimi son anlatı kitabım 'Ruhun Gökkuşağı'nı doğrudan Türkçe yazdım ve mutlu oldum.
Normal bir ortamda 'Turkish' sıfatını da kabul ederim. Ama bu sıfat benim Kürt kimliğimi yok etmek için kurulan bir resmi tuzak olduğu için bu tür tanımları kullanmıyorum."
Mehmed Uzun da böyle diyor.
Sesine kulak verin.
Düşünün bir pazar günü.
Mozart'ın keman konçertosu (3 Numaralı K 216, Adagio) çok güzel çalıyor, sakinleştiriyor.
İyi pazarlar!

HASAN CEMAL MILLIYET 11/09/05

 

Kıbrıs'ta çözüm BM himayesinde bulunmalı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Yunanistan ziyareti sırasında Kıbrıs sorunuyla ilgili açıklama yaptı:

Kıbrıs'ta çözüm BM himayesinde bulunmalı

Putin: Kısa süre önce Türkiye Başbakanı'nı konuk ettim ve kendisiyle Kıbrıs sorununu oldukça uyumlu şekilde konuştuk. Şimdi, sizinle bu konuyla ilgili olarak saatlerimizi kontrol etmek isterim. Birleşmiş Milletlerle ilgili tutumumuzu iyi biliyorsunuz. Gelecekte de Kıbrıslıların iyiliği için, bu sorunun çözülmesi için çalışacağız

Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin,Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'le görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada ülkesinin, Kıbrıs sorununa çözümün BM himayesinde bulunmasına ilişkin tutumunun devam etmekte olduğunu söyledi

Yunanistan'ı ziyaret etmekte olan Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'le görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada ülkesinin, Kıbrıs sorununa çözümün BM himayesinde bulunmasına ilişkin tutumunun devam etmekte olduğunu söyledi.

Fileleftheros Gazetesi, "Moskova Kıbrıs Konusunda Türkiye ve Yunanistan'la Saatleri Kontrol Ediyor" başlığıyla yansıttığı haberinde Vladimir Putin'in, Rusya ve Yunanistan'ın Kıbrıs sorunundaki tutumlarının birbirine çok yakın olduğunu söylediğini yazdı.

Gazeteye göre Rusya'nın AB'yle ilişkilerinin geliştirilmesi konusundaki yapıcı tavrından dolayı Yunanistan'a teşekkür eden Putin şunları söyledi:

"Kısa süre önce Türkiye Başbakanı'nı konuk ettim ve kendisiyle Kıbrıs sorununu oldukça uyumlu şekilde konuştuk. Şimdi, sizinle bu konuyla ilgili olarak saatlerimizi kontrol etmek isterim. Birleşmiş Milletler'le ilgili tutumumuzu iyi biliyorsunuz. Gelecekte de Kıbrıslıların iyiliği için, bu sorunun çözülmesi için çalışacağız."

Kostas Karamanlis ise "Kıbrıs sorununun kesin, kapsamlı ve adil şekilde halledilmesi için üstlenilen çabalara Rusya'nın istikrarlı ve kesintisiz destek ve dayanışmasına Yunanistan'ın özellikle değer verdiğini" söyledi.

Gazete Karamanlis'in Putin onuruna verdiği akşam yemeğinde Kıbrıs sorunu dışında ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesi, Batı Balkanlar'daki gelişmeler, enerji ve yüksek teknoloji konuları ve görüş birliği saptanan konular başka konuların da ele alındığını kaydetti.

Gazeteye göre Putin şunları da söyledi:

"Enerji alanındaki planlarımızı hayata geçirirsek (doğal) gazımız üçüncü ülkelere, batı Avrupa ve diğer ülkelere ulaşabilir. Yine üçüncü ülkelerin kullanımı için elektrik enerjisini, elektrik ağı oluşturma konusunu düşünebilir ve tartışabiliriz. Petrol boru hattı planını da ileri götürmemiz gerekir."

Politis haberi "Kıbrıs Sorunuyla İlgili Olarak Putin: 'Herkesin İyiliği İçin Çözüm Arıyoruz'" başlığıyla okurlarına aktardı.

KIBRIS 11/09/2005

 

Hristofyas, TC kökenli KKTC vatandaşlarını şikayet etti

AKEL Genel Başkanı Dimitris Hristofyas, Avrupa'nın Küçük Ülkelerinin Parlamento Başkanları'nın; aralarındaki işbirliğinin ileri götürülmesi hedefiyle gerçekleştirilen görüşmesine katıldığı.

Haravgi Gazetesi, Hristofyas'ın New York Temasları - Parlamento Başkanları'ndan Kıbrıs Sorununa Adil Çözüm Çabalarına Destek" başlığıyla yansıttığı haberinde Hristofyas'ın söz konusu toplantıda yaptığı konuşmada vatandaşlık konusuna değinirken Kıbrıs'taki duruma atıfta bulunarak; "Süregelen Türk işgali neticesinde Kıbrıs 130 bin yerleşiğin varlığı sorununu yaşıyor bu da Kıbrıs Cumhuriyeti'nin egemenlik ve toprak bütünlüğünün ihlali demektir" dedi.

Gazeteye göre Hristofyas'tan sonra konuşan parlamento başkanlarının; Kıbrıs sorununa; Kıbrıslı Türkler'in ve Rumlar'ın çıkarlarını güvence altına alacak adil bir hal çaresi bulunması için harcanmakta olan çabalara destek belirttiler.

Habere göre Güney Kıbrıs dışında Malta, Lüksemburg, Andora, İzlanda, Monako, San Marino ve Lichtenstaine'ın yer aldığı Avrupa'nın Küçük Ülkelerinin Parlamento Başkanları toplantısında; bu ülkelerin parlamentolarının gelecek baharda Monako'ta konferans düzenlemelerine karar verildi ve konferans sırasında üzerinde durulması olası konulara atıfta bulunuldu.

Gazete Hristofyas'ın, başka ülkelerin parlamento başkanları ile temaslarda bulunduğunu; bu çerçevede Ermenistan Parlamentosu Başkanı Artur Baghadassaryan'la bir araya gelerek Rum ve Ermeni parlamentoları arasındaki işbirliğinin gidişatı ve özellikle; geçen kasım ayında Erivan'da imzalanan işbirliği protokolünün uygulanması konusunun gözden geçirildiğini yazdı ve bu çerçevede iki parlamento arasında ziyaretler gerçekleştirilmesine karar verildiğini belirtti.

Gazeteye göre Hristofyas Ermeni meslektaşına Kıbrıs sorununa ilişkin son gelişmeler hakkında bilgi verirken, Baghadassaryan da Ermenistan'ın Türkiye'yle ilgili olarak yaşadığı sorunları anlattı ve iki ülke ve iki halk arasındaki, ortak ilkelere dayanan dostluk ilişkileri teyit edildi.

Hristofyas önceki gün Malta ve Lüksemburg parlamento başkanlarıyla da temas etti. Bu temaslarında; Rum meclisinin adı geçen ülkelerle ilişkilerini; bilgi teatisi çerçevesinde iyileştirmesine karar verildi.

Haravgi Hristofyas'ın geçen Çarşamba (7 Eylül) itibarıyla katıldığı New York'taki Dünya Parlamento Başkanları 2. Konferansı çalışmalarının tamamlanmasından sonra, Londra üzerinden Güney Kıbrıs'a geri döneceğini haber verdi. Gazete Hristofyas'ın Pazartesi günü saat 15.30'da Larnaka Havaalanı'na varacağını haber verdi.

KIBRIS 11/09/05

 

ABD Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi Matt Bryza :Kuzey Kıbrıs'a ABD'den uçuşları ne cesaretlendiriyoruz ne de yasaklıyoruz

ABD Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi Matt Bryza, Annan planını desteklemeyi sürdürdüklerini ve adanın yeniden birleşmesine zarar verecek hiçbir girişimde bulunmalarının söz konusu olmadığını bildirerek direkt uçuşlarla ilgili konuştu:

ABD Dışişleri Bakanlığı Yetkilisi Matt Bryza :Kuzey Kıbrıs'a ABD'den uçuşları ne cesaretlendiriyoruz ne de yasaklıyoruz

DİREKT UÇUŞLAR ULUSLAR ARASI YASALARA UYGUN... ABD'nin Avrupa ve Avrasya işlerinden sorumlu Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Matt Bryza, Amerikan kongre üyelerinin Kuzey Kıbrıs'a yaptıkları uçuşları, ABD Dışişleri Bakanlığı olarak yasaklama haklarının bulunmadığını belirtti ve bu uçuşların uluslar arası yasalar ve Amerikan hukuk kuralları çerçevesinde olduğunu ifade etti

 

ABD'nin Avrupa ve Avrasya işlerinden sorumlu Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Matt Bryza, Amerikalı kongre üyeleri ve işadamlarının Kuzey Kıbrıs'a doğrudan uçuşlarını bakanlık olarak ne cesaretlendirdiklerini ne de yasakladıklarını söyledi.

Washington'da Amerikan Helenik Eğitim İlerleme Birliği AHEPA, "işgal altındaki Kıbrıs'a doğrudan uçuşlar: çözümün ışığında uçuş" başlıklı bir toplantı düzenledi. Bryza bu toplantıda, ABD'den Kuzey Kıbrıs'a son doğrudan uçuşların, ABD'nin Kıbrıs politikasında bir değişiklik anlamına gelmediğini söyledi.

Bryza, Annan planını desteklemeyi sürdürdüklerini ve adanın yeniden birleşmesine zarar verecek hiçbir girişimde bulunmalarının söz konusu olmadığını kaydetti.

Amerikan kongre üyelerinin Kuzey Kıbrıs'a yaptıkları uçuşları, ABD Dışişleri Bakanlığı olarak yasaklama haklarının bulunmadığını belirten Bryza, bu uçuşların uluslar arası yasalar ve Amerikan hukuk kuralları çerçevesinde olduğunu ifade etti.

Nisan 2004'te Annan planına ilişkin referandumda Güney Kıbrıslıların olumsuz oy vermesinin, "demokratik bir karar" olduğunu belirten Bryza, bu karardan ABD'nin hayal kırıklığına uğradığını, ancak Rum tarafını cezalandırma arayışında olmadığını vurguladı.

Bryza, bir soru üzerine, toplantının konu başlığında da kullanılan "işgal altındaki Kıbrıs" ifadesine katılmadıklarını da söyledi.

Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik durumunun iyileşmesi için ABD'nin elinden geleni yaptığını, bu sayede adanın birleşmesinin daha kolaylaşacağını kaydeden Bryza, "eğer Kuzey Kıbrıs'ın ekonomisini düzeltmek için şimdi çalışmazsak adayı hiçbir zaman birleştiremeyebiliriz" diye konuştu.

 

KIBRIS 11/09/05

 

Limasol'daki Türk okulu KKTC ve Rum tarafı arasında çatışmaya döndü

Limasol'da yaşayan Kıbrıslı Türk öğrencilerin eğitimi konusunun KKTC ile Rum tarafı arasında siyasi çatışmaya döndü.

Politis Gazetesi haberi, "Okullarla Oyun - Sahte Devlet DipKarpaz'daki Statüyü Değiştirmekle Tehdit Ediyor - Bölgede Yaşayan Kıbrıslı Türkler'den Talep Gelmesi Halinde Hükümetin, Limasol'da Kıbrıs Türk Okulu Açmakla İlgili Planları İleri Aşamada Bulunuyor" başlığıyla yayınladı.

Gazete, Rum yönetiminin konuyla ilgili olarak bir süredir Barış Gücü aracılığıyla KKTC ile sürekli irtibat halinde bulunduğu ve bölgede yaşayan Kıbrıslı Türkler'den gerçekten talep gelmesi halinde Limasol'da bir Kıbrıs Türk okulu açma olasılığına olumlu baktığını savundu, şunları yazdı:

"İki taraf arasında; okulun müdürü, Kıbrıslı Türk öğretmenlerin seçilmesi ve atanması, eğitim malzemesi ve kitaplar gibi çözülmesi gereken pekçok sürtüşme noktası var. Sahte devletin 'hükümeti' son günlerde tonları hissedilir derecede artırdı ve Limasol'da Kıbrıs Türk okulu açılması konusu ile Dipkarpaz'da ilk ve ortaokulun faaliyet göstermesi konusunu eşit tutmak suretiyle birbirine bağlıyor. 'Başbakan' Ferdi Sabit Soyer son açıklamalarında; Limasol'da Kıbrıs Türk okulu açılmaması ve bu okulun idaresinin Kıbrıs Türk toplumuna tabi olmaması halinde 'hükümetin' Dipkarpaz mahsurlarına yönelik politikasını gözden geçireceği ve bunları 'Eğitim Bakanlığı'na bağlayacağı tehditleri savurdu.

Edindiğimiz bilgilere göre hükümet; Limasol'un Kıbrıslı Türk nüfusunun nabzını tuttu ve bir Kıbrıs Türk okulu açılmasına ilgi bulunmadığı izlenimi edindi. Ancak hükümetin, Limasol'daki eskiden de Kıbrıs Türk okulu olan yerde bir Kıbrıs Türk okulu açmaya hazır görünüyor. Bunun için zaruri önşart; okulun açılması için ilgi gösterilmesi ve en az 5 Kıbrıslı Türk öğrencinin kayıt yaptırmasıdır.

Bu arada ilgili görüşmelerde yer alan Barış Gücü yetkilisi önümüzdeki günlerde, gerçekten de bu yönde ilgi bulunup bulunmadığını saptamak için Limasol'daki Kıbrıslı Türk ailelerin nabzını tutacak. Görüşmelerde özellikle AKEL rol oynuyor görünüyor. AKEL'in eğitim konuları sorumlusu Neoklis Silikiotis; Cumhuriyetçi Türk Partisi çevreleri ve Kıbrıs Türk İlkokul Öğretmenleri Örgütü ile temas halinde bulunuyor.

Hükümetin, Limasol'ta Kıbrıs Türk okulu açılmasına ilişkin düşünceleri ileri aşamada bulunuyor. Hükümet; açılması halinde; Kıbrıs Türk okulunun yönetimine ilişkin özel bir formül üzerinde çalıştı. Edindiğimiz bilgilere göre okulun yönetim kurulu başkanı geçici olarak Limasol Kaymakamı olacak.

Mevcut aşamada kurulda, Kıbrıs Türk aile birliğinden iki temsilci, halen Limasol 18. ilkokulunda din ve tarih dersleri vermekte olan iki Kıbrıslı Türk öğretmen ve Barış Gücü'nden bir temsilci olması düşünülüyor. Bu formülün, okulun Eğitim Bakanlığı'na bağlı olmasını istemeyen Kıbrıs Türk tarafınca kabul görme ihtimali yüksek görülüyor. Ancak Kıbrıs Türk sendikası KTÖS; Kıbrıslı Türk öğretmenleri kendisi atamak isteyerek, iki Kıbrıslı Türk öğretmenin seçilmesine itiraz ediyor görünüyor. Başka bir çatışma noktası olan eğitim malzemeleri konusunda ise hükümet; Batı Trakya'daki Türkçe konuşan öğrenciler için geçerli olan benzeri bir formülü kabul eder görünüyor. Yani; Kıbrıslı Türk öğrenciler; Türkiye Eğitim Bakanlığı'nın onayladığı ve bastığı kitaplarla eğitim görecek. Şu ana kadar Limasol 18. ilkokulunda eğitim görmekte olan Kıbrıslı Türk öğrenciler iki Kıbrıslı Türk öğretmenin esin verdiği malzeme ile matematik, din ve tarih dersi görüyor.

Hükümetin elindeki bilgilere göre şu anda Limasol 18. ilkokulunda 9 Kıbrıslı Türk öğrenci eğitim görüyor. Bunların 6'sının babası Kıbrıslı Türk, annesi Kıbrıslı Rum'dur. 39 çingene çocuğu ve 4 de Kürt (Türkçe konuşan) eğitim görüyor. Limasol'un tamamında çeşitli okullarda okuyan 17 Kıbrıslı Türk ve 32 Kürt öğrenci daha var.

Lefkoşa'da 11 Kıbrıslı Türk öğrenci var. Bunların çoğu, hükümetin İngilizce eğitim veren okullarda okuyanlara verdiği burslardan yararlanıyor. Lefkoşa'da Kıbrıslı Türk aileler, Kıbrıs Türk okulu açılmasına itiraz ediyorlar ve belki de böylece hükümetin kendilerine verdiği yardımı kaybedeceklerini düşünüyorlar. Baf'ta ise 10 Kıbrıslı Türk, 37 çingene (19'u Poli'de) öğrenci bulunuyor. Eğitim Bakanlığı, gerçekten ihtiyaç olan yerlere Kıbrıslı Türk veya Türkçe konuşabilen Rum öğretmen atamak niyetindedir."

Fileleftheros Gazetesi, "Sınırdaki Dipkarpaz'da Mücadelecilik Dersi - Anaokul ve İlkokul Zili Süregelen İşgalin Ağır Gölgesi Altında Çaldı - Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum Öğretmenler Dün Okulda" başlığıyla yansıttığı haberinde Rum İlkokul Öğretmenleri Örgütü POED'ten ve Kıbrıs Türk İlkokul Öğretmenleri örgütünden bir heyetin önceki gün DipKarpaz Ortaokulu'nu ziyaret ettiğini, POED heyetinin öğrencilere hediye dağıtıp; okulun kesintisiz işlemesi için gereken bütün yardım ve desteğin verileceği vaadinde bulunduğunu yazdı.

Gazeteye göre burada yapılan konuşmalarda Kıbrıs Türk ve Rum öğretmenlerin; Dünya Eğitim Günü dolayısıyla 5 Ekim'de büyük bir iki toplumlu etkinlik programladıkları, KKTC'deki ve Rum tarafındaki diğer okullara da ziyaretin de planları arasında bulunduğu haber verildi.

KIBRIS 11/09/05

 

Fransa ‘önşart yok’ iddiasını doğrulamadı

İngiliz Financial Times gazetesi, Fransa’nın, Türkiye’nin müzakere başlamadan önce Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıması talebinden vazgeçtiğini iddia etti. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise bu iddiayı doğrulamadı.

 

NTV

Güncelleme: 11:27 ET 12 Eylül 2005 Pazartesi

LONDRA - Financial Times gazetesi, Avrupa Birliği Dönem Başkanı İngiltere ile Fransa arasında varılan anlaşma sonucu, Türkiye’nin 3 Ekim’de müzakerelere başlamasının önündeki önemli bir engelin kalktığını duyurmuştu.

Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jean-Baptiste Mattei, basın toplantısında yaptığı açıklamada, Paris ve Londra arasında uzlaşma sağlandığı yolundaki haberleri teyit etmedi, “Doğal olarak, AB dönem başkanı ve diğer üye ülkelerle temas ve görüşmelerimizi sürdürüyoruz” dedi.

FINANCIAL TIMES’IN İDDİALARI
Gazete, Fransa’nın “Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımadan üyelik müzakerelerine başlaması kabul edilemez” görüşünden çark ettiğini yazdı. Yazıda, “Londra ve Paris, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması talebinin müzakereler öncesinde değil, Türkiye’nin tam üyeliği öncesinde gündeme gelmesi konusunda ilke anlaşmasına vardı” iddiasına yer verildi.

Habere göre, Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt olarak yayınlanacak karşı deklarasyonda, Türkiye’nin AB’nin tüm üyelerini tanımadan birliğe tam üye olamayacağı duyurulacak. Ayrıca tanımanın mümkün olduğu kadar erken gerçekleşmesinden memnuniyet duyulacağı ifade edilecek.
’
’KARŞI DEKLARASYONDA UZLAŞMA SAĞLANABİLİR’
Financial Times, Fransa ve İngiltere arasında yapılan bu anlaşmanın ardından Çarşamba günü yapılacak COREPER toplantısında karşı deklarasyon konusunda uzlaşma sağlanmasının büyük bir olasılık olduğunu belirtti.

Dönem başkanı İngiltere’nin Fransa’dan sonra Kıbrıs Rum Kesimi’ni de ikna etmek zorunda olduğuna dikkat çekilen haberde, “Bazı AB yetkilileri Fransa’nın desteğini yitiren Kıbrıs Rum Kesimi’nin de COREPER toplantısında ele alınacak karşı deklarasyonun bu şekilde yayınlanmasına onay vermesini umuyor” dendi.

‘İMTİYAZLI ORTAKLIK ISRARI BİTEBİLİR’
Haberde, yaşanan bu gelişmelerin ardından Fransa ve Avusturya’nın imtiyazlı ortaklık talebinin, müzakere çerçeve belgesine girmesi konusunda çok ısrarcı davranmayabileceği de belirtiliyor.

 

Rumlar limanlar için bastırıyor

Kıbrıs Rum Yönetimi, AB’nin Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna vereceği yanıtta, Türk limanlarının Rum bandıralı gemilere açılmasının takvime bağlanmasında ısrar ediyor.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 11:27 ET 12 Eylül 2005 Pazartesi

BRÜKSEL - Rum kesimi, Türk limanlarının Rum bandıralı gemilere açılmamasından dolayı Rum Yönetimi’nin büyük bir gelir kaybı yaşadığını belirtiyor. Bakü-Ceyhan boru hattının açılmasıyla birlikte bölgede petrol taşımacılığının artacağına dikkat çeken Rum Yönetimi, bu pazardan pay alması gerektiğini savunuyor.

Dönem Başkanlığı’na yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Rum kesimi bu yüzden tanıma konusundan çok limanların kısa veya orta vadede açılmasında ısrar ediyor.

Brüksel’de Çarşamba günü yapılacak daimi temsilciler toplantısında bir uzlaşma zemini bulmaya çalışan Dönem Başkanı İngiltere ise, bu konuda bir takvim belirlenmesinin zor olacağı görüşünde. Fransa’nın Rum kesimine desteğini geri çekmesinin ardından Yunanistan’ın da limanların açılmasına ilişkin takvim konusunda fazla ısrarcı olması beklenmiyor.

'Karşı deklarasyon'da uzlaşı arayışı

 

İngiliz ve Fransız hükümetleri temaslarda bulundu



12 Eylül, 2005 19:49:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, AB'nin yayımlayacağı karşı deklarasyon konusunda, İngiliz hükümetinin Fransa hükümeti ile temaslarda bulunduğunu söyledi.

Rum Haber Ajansı'na göre, Hrisostomidis, Fransa hükümetinin yapılan görüşmeler ve temaslar hakkında Rum hükümetini detaylı bir şekilde bilgilendirdiğini belirtti.
 
Hrisostomidis, önümüzdeki çarşamba günü yapılacak AB Daimi Temsilciler (COREPER) toplantısında konunun ele alınacağını söyledi.
 
Rum dışişlerinin Kıbrıs Rum Kesimi'nin menfaatlerini korumak ve en uygun sonuca varmak için çaba harcadığını vurgulayan Hrisostomidis, karşı deklarasyonun AB'de oybirliğiyle onaylanacağını umduğunu belirtti.
 
Hrisostomidis, Rum hükümetinin konu üzerindeki görüşlerinin, COREPER toplantıları ve Newport'ta yapılan gayrı resmi AB Dışişleri Bakanları toplantısı sırasında açıkça belirtildiğini söyledi.
 
Kıbrıs konusunda 'Londra-Paris' uzlaşısı yalanlandı
 
Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jean-Baptiste Mattei, Paris ile Londra'nın Türkiye konusunda uzlaşmaya vardığına ilişkin haberleri yalanladı.


Fransa Dışisleri Bakanlığı, Financal Times gazetesinde bugün çıkan haberle ilgili bir açıklama yaptı. İngiltere’nin Kıbrıs'ın Türkiye tarafından tanınması konusunda Fransa’yı ikna ettiği yönündeki haberi doğrulamaktan kaçınan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jean-Baptiste Mattéi, "en kısa sürede böylesi bir anlaşmanın gercekleşmesini umuyoruz" dedi.
 
Fransız sözcü, Brüksel'de büyükelçiler seviyesinde toplanan daimi delegelerinin (COREPER) bu hafta içinde yapacakları toplantılarda konunun ele alınacağını söyledi.

Fransız Dışişleri yetkilileri, Fransa’nın zaten 3 ekim müzakerelerinin başlaması öncesinde, Ankara’nın Kıbrıs yönetimini tanımasını ön koşul olarak getirmediğini ifade etti. Aynı yetkililer, karşı deklarasyonun son şekliyle ilgili olarak, 'AB’ye üyelik için Kıbrıs’ı tanıma koşulu' bulunduğunu belirtme noktasında Londra ve Paris’in anlaştığını kaydetti.
 
Deklarasyonda Güney Kıbrıs tanınmıyor 
 
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
 
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.

Deklarasyonun içeriği:

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır

 

AKEL: "Veto, çözümü bloke eder"


12 Eylül, 2005 17:33:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum kesiminin en büyük siyasi partisi olan AKEL'in Meclis Grup Sözcüsü Nikos Katsuridis, Türkiye'nin Kıbrıs sorununu çözmesinin tek yolunun AB üyeliği olduğunu söyledi.

Simerini gazetesine demeç veren Katsuridis, Türkiye'nin AB yolunun Rum vetosuyla kesilmesi halinde Kıbrıs sorununun çözümünün uzun zaman alacağını ifade ederek, ''veto çözüm yolunu bloke eder'' dedi.
 
Katsuridis, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, anamuhalefet Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) önerdiklerini uygulaması halinde, o zaman Türkiye'nin Kıbrıs sorununu çözme nedeni kalmayacağını belirtti.
 
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, 6 eylülde Papadopulos'a gönderdiği mektupta, Rum beklentilerinin sınırlı kalması halinde 3 ekimde Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamasına Rum tarafının onay vermemesini önermişti. 
 
Katsuridis, DİSİ'nin Türkiye'nin AB perspektifi konusunda tavır değiştirdiğini öne sürdü ve bunu eleştirdi.
 
Kıbrıs konusunda 'Londra-Paris' uzlaşısı yalanlandı
 
Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jean-Baptiste Mattei, Paris ile Londra'nın Türkiye konusunda uzlaşmaya vardığına ilişkin haberleri yalanladı.


Fransa Dışisleri Bakanlığı, Financal Times gazetesinde bugün çıkan haberle ilgili bir açıklama yaptı. İngiltere’nin Kıbrıs'ın Türkiye tarafından tanınması konusunda Fransa’yı ikna ettiği yönündeki haberi doğrulamaktan kaçınan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jean-Baptiste Mattéi, "en kısa sürede böylesi bir anlaşmanın gercekleşmesini umuyoruz" dedi.
 
Fransız sözcü, Brüksel'de büyükelçiler seviyesinde toplanan daimi delegelerinin (COREPER) bu hafta içinde yapacakları toplantılarda konunun ele alınacağını söyledi.

Fransız Dışişleri yetkilileri, Fransa’nın zaten 3 ekim müzakerelerinin başlaması öncesinde, Ankara’nın Kıbrıs yönetimini tanımasını ön koşul olarak getirmediğini ifade etti. Aynı yetkililer, karşı deklarasyonun son şekliyle ilgili olarak, 'AB’ye üyelik için Kıbrıs’ı tanıma koşulu' bulunduğunu belirtme noktasında Londra ve Paris’in anlaştığını kaydetti.
 
Deklarasyonda Güney Kıbrıs tanınmıyor 
 
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
 
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.

Deklarasyonun içeriği:

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır

 

Müzakerelerin başlama umudu arttı


12 Eylül, 2005 09:50:00 (TSİ) CNN TURK

Fransa’nın Güney Kıbrıs’ın tanınması konusunu Ada'da çözüm sonrasına bırakmayı kabul etmesi, Türkiye'nin 3 ekimde müzakerelere başlanması umudunu artırdı.

İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times’ta yer alan habere göre, İngiltere, Fransa’yı Kıbrıs konusunda ikna etti. 
 
Gazete İngiltere'nin, Fransa’yı ikna etmesinde Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı tanıması için bir tarih belirlenmesi halinde, Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’ı birleştirme yönünde harcadığı çabaların sekteye uğrayacağı mesajının etkili olduğunu yazdı. 
 
Financial Times haberinde, İngiltere ve Fransa’nın Türkiye, 25 Avrupa Birliği üyesinden birini tanımazsa birliğe üye olmasının sözkonusu olamayacağı yönünde de anlaştığını yazdı.
 
Gazete haberinde, İngiltere’nin Fransa ile Kıbrıs konusunda vardığı uzlaşmadan sonra Türkiye ile müzakerelerin başlaması yönünde hazırlıkların hızlandırıldığını belirtti. 
 
Financial Times haberinde, Fransa'da Avrupa Anayasası'nın red edilmesinden sonra bu ülkenin Türkiye ile 3 ekimde müzakerelerin başlamasını, Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı tanıması şartına bağladığını hatırlattı.
 
Gazete, geçtiğimiz hafta yapılan bir kamuoyu yoklamasında, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine destek veren  Fransızların sadece yüzde 11 düzeyinde olduğunu da belirtti.
 
Rumlar tedirgin
 
Rum medyasında dün çıkan haberlere göre de, İngiltere’nin Fransa’yı, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıma meselesini, çözümden sonraya bırakması konusunda ikna etti. 
 
Rum medyasındaki haberlerde, İngiltere'nin teklif ettiği, Fransa'nın da kabul ettiği bu öneriyle, tanıma konusu, Türkiye'nin tam üyeliğine ve Birleşmiş Milletler çerçevesinde çözüm bulunmasına endeksleniyor.
 
İngiltere ayrıca Türkiye limanlarının Rumlara açılması konusunun da, tam üyelik görüşmelerinin sonuna bırakıldığı bir mekanizma önerdi.
 
Buna göre, Türkiye'den, limanların ve hava sahasının açılması dahil Gümrük Birliği'nin tüm üyelere tam olarak uygulanması istenecek.
 
Sorunların çözümünde Türkiye-Avrupa Birliği Katılım Konseyi hakemlik yapacak. Konseyde hakemlerin yarısını Türkiye belirleyecek.
 
Türkiye limanların açılmamasında ısrar ederse 34 müzakere başlığından Gümrük Birliği ile ilgili  2 başlık açılmayacak. Bu durum Türkiye'nin tam üyelik görüşmelerinin sonuna kadar zaman kazanması anlamına geliyor.
 
Ancak Kıbrıs Rum Yönetimi bu teklife kesin bir şekilde karşı çıkıyor. İngiltere'nin yeni hazırladığı deklarasyon taslağı, çarşamba günü toplanacak daimi temsilciler toplantısında bir kez daha ele alınacak.
 
Destek kayıtsız şartsız değil
 
İngiltere’nin Fransa’yı Kıbrıs konusunda ikna etmesi Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde rahatsızlık yarattı. İngiltere’nin Türkiye'yi rahatlatan formülüne karşın Yunanistan veto kartını hatırlatıyor.
 
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Atina'nın Ankara'ya desteğinin ‘kayıtsız şartsız’ olmadığını söyledi.
 
Türkiye'nin üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmesi gerektiğini belirten Karamanlis, Türkiye'nin Kıbrıs için yayımladığı deklerasyonu da  ‘talihsiz’ diye tanımladı.
 
Karamanlis, Avrupa Birliği’nin de Kıbrıs konusunda ortak hareket etmesi gerektiğini ileri sürdü.
 
Kıbrıs deklarasyonu
 
Türkiye, Ankara Anlaşması Ek Protokolünü imzaladığı 29 temmuz tarihinde bir deklarasyon yayımlayarak 'Protokole atılan imzanın Güney Kıbrıs'ı tanıma anlamına gelmediğini' açıklamıştı.
 
Deklarasyonda, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1960'ta kurulan asıl ortaklık devleti olmadığına dikkat çekilerek, 'Türkiye için bu protokolün imzalanması, onaylanması ve uygulanmasının Protokolde atıfta bulunulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin herhangi bir biçimde tanınması anlamına gelmediği' belirtilmişti.
 
Metinde Türkiye'nin Kıbrıs Rum makamlarının, Kıbrıs'ta sadece ara bölgenin güneyinde otorite, denetim ve yetki icra ettiği ve Kıbrıs Türk halkını temsil etmediği tutumunu sürdüreceği belirtilerek, Türkiye'nin Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm bulunması yönündeki kararlılığını muhafaza ettiği vurgulanmıştı.
 
Türkiye'nin vurgu yaptığı bir başka nokta da 'BM Genel Sekreteri'nin iki kesimli yeni bir ortaklık devleti kurulmasını hedefleyen kapsamlı çözüme ulaşma yönündeki çabalarının desteklenmesinin sürdürüleceği'ydi.
 
Metinde yer alan, "adil ve kalıcı bir çözüm, bölgede barışa, istikrara ve uyumlu ilişkilerin tesisine önemli bir katkıda bulunacaktır" ifadesiyle de Türkiye'nin çözüme kapalı olmadığına dikkat çekiliyordu.

Fransa, 'Kıbrıs uzlaşmasını' doğrulamadı

 

Paris

Fransa Dışişleri Bakanlığı, Paris'in, AB'ye üye 25 ülkenin, Kıbrıs ile ilgili Türkiye'ye verilecek yanıt konusunda “mümkün olan en kısa zamanda” bir anlaşmaya varmasını umut ettiğini bildirdi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jean-Baptiste Mattei, basın toplantısında yaptığı açıklamada, Paris ve Londra arasında uzlaşma sağlandığı yolundaki haberleri teyit etmedi, “Doğal olarak, AB dönem başkanı ve diğer üye ülkelerle temas ve görüşmelerimizi sürdürüyoruz” dedi.

    

Fransız sözcü, Brüksel'de büyükelçiler seviyesinde toplanan daimi delegelerinin (COREPER) bu hafta içinde yapacakları toplantılarda konunun ele alınacağını söyledi.

 (aa)

HURRIYET 12/09/05

 

Rumlar, çözümden sonra tanınacak

 

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

Türkiye’nin tam üyelik görüşmelerine başlayacağı 3 Ekim tarihi yaklaştıkça AB içinde tartışmalar giderek yoğunlaşıyor.

AB dönem başkanı İngiltere’nin AB içinde çıkmaza giren Türkiye deklarasyonunda Rumların temsil ettiği Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması maddesini BM çerçevesinde çözümden sonraya bırakılması konusunda Fransa’yı ikna ettiği belirtildi. İngiltere, Türk limanlarının Rumlara açılması konusunu ise, tam üyelik öncesine bırakıyor. Türkiye eğer bunu uygulamazsa konuyla ilgili müzakere başlıkları açılmayacak. Sorunların çözümünde, Türkiye-AB Katılım Ortaklık Konseyi hakemlik yapacak. Konseyde hakemlerin yarısını Türkiye belirleyecek. Rumlar, tasarıya bu haliyle karşı çıkıyor.  

HURRIYET 12/09/05

 

Rumlar çok kızgın: Ah şu İngilizler yok mu!


      Haravgi gazetesi

      Ankara'nın ek protokol karşısındaki yükümlülüklerini çürüten bildirisine ilişkin tutumunu desteklemekte başrol oynayan Biritanya'nın yoğun perde gerisi faaliyetleri halkımızı öfkelendiriyor.
      Londra kendisini, Birliğin ilkelerini ilerleten bir AB dönem başkanı olarak davranmak yerine, Ankara'nın çıkarlarına ve kendi dış politikasına hizmet etmek için sinsice ve kalleşçe hareket etmekle eleştirenleri haklı çıkarıyor. Bu politika, her zamanki gibi, Kıbrıs ve halkı aleyhine. Londra'nın bu düşmanca politikasına ve Ankara lehindeki tutumuna yıllarca dayanan bir halk...
      Garantör güç Britanya'nın, 'Kıbrıs'ın şeytanı' olduğu bir kez daha kanıtlandı. Londra, Kıbrıs'ın tezleri karşısında, sadece gizlice değil, açıkça da savaşmak. Açık ve kışkırtıcı biçimde... Britanya'nın, COREPER toplantısı çerçevesinde, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığı yönündeki bildirisi karşısında AB'nin karşı bildiri yayımlamasına ilişkin sinsi tutumunun; dünkü başarısızlığın da nedeni olduğu görülmekte. Böylece konunun, bu ayın 26'sında, yeni olağanüstü bir COREPER toplantısına götürüleceği açık. Bu toplantıda, hem Türkiye'nin müzakere çerçevesi, hem de ek protokol konuları görüşülecek.
      Britanya, garantör devlet olarak sadece yükümlülüklerini yerine getirmemekle kalmıyor; aynı zamanda Kıbrıs halkını, egemen bir halk olarak değil, dilenci olarak görmeyi sürdürüyor.

MILLIYET 12/09/05

 

Şüpheci İngiliz turistler, uçağın kalkmasını engelledi


      Bindikleri uçakta gördükleri iki kişinin ''militan'' olduğundan şüphelenen İngiliz turistler, Kıbrıs Rum Kesimi'nden İngiltere'ye gidecek bir uçağın kalkışını engelledi.
      Kıbrıs Rum polisinin açıklamasına göre, Lefkoşe'den Manchester'a gidecek özel havayolu şirketi XLA'ya ait uçak, kalkış için pistte yol alırken, yolcuların şiddetli itirazları üzerine pilot kalkıştan vazgeçti.
      Açıklamada, ''yolcular militana benzediklerini belirttikleri iki yolcu gördüklerini bildirmişler, bunun ardından pilot da bu kişileri yolcu olarak götürmeyeceğini söylemiş'' denildi.
      Polisin diğer yolcuların şüphelendiği iki kişiyi sorguladığı belirtildi, ancak sorgu sonucunda ne gibi bir işlem yapıldığı belirtilmedi. Polisin uçakta yaptığı aramada da bir şey bulunmadı.
      Polis, bu kişilerin uyrukları konusunda bilgi vermezken, Rum radyosu, iki kişinin Pakistanlı olduğunu belirtti.
      Ertelenen uçuşun bugün öğleden sonra yapılacağı kaydedildi.
     MILLIYET 12/09/05

 

'Desteğimiz şartsız değil'

RADIKAL 12/09/05

YORGO KIRBAKİ (Arşivi)

ATİNA - Yunan hükümeti, Türkiye'nin gümrük birliğini Kıbrıs'ı tanımayan bir beyan eşliğinde imzalaması karşısında AB'nin cevap niteliğindeki karşı deklarasyonunda Yunan-Rum görüşlerini kabul ettirebilmek amacıyla, Ankara'ya verdiği AB desteğini çekmekle tehdit etti. Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis, Atina'nın Ankara'nın AB perspektifini destekleme politikasının 'kayıtsız şartsız destek' anlamına gelmediğini söyledi.
Karamanlis, dün uluslararası Selanik fuarının açılışı nedeniyle düzenlediği basın toplantısında konuyla ilgili soruya "Türkiye'nin AB perspektifini destekliyoruz. Ancak bu tutum ne yeniden değerlendirmeye kapalıdır ne de kayıtsız şartsız destek demektir" yanıtını verdi. Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini kaydeden Yunan Başbakanı, Ankara'nın Kıbrıs beyanı için 'talihsiz' ifadesini kullanarak, "Bu tek taraflı açıklama sorun yarattı. AB konuyu sarihleştirmelidir" dedi. Karamanlis, müzakerelere başlayan ve AB üyesi olmak isteyen bir kimsenin, üstlendiği yükümlülüklere saygı göstermemesinin mümkün olamayacağını belirtti.

 

3 Ekim için açık davet

İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Westmacott: Kıbrıs sorunu AB'de işleri zorlaştırdı. Ancak önemli olan müzakerenin başlaması. Dışişleri Bakanı Gül'ü, 3 Ekim'de Brüksel'e bekliyoruz

RRADIKAL 12/09/05

MURAT YETKİN

İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott, Kıbrıs sorununun AB'de işleri daha da karıştırdığını, ancak en önemli konunun 3 Ekim'de Türkiye'yle üyelik müzakerelerinin başlaması olduğunu söyledi. AB Dönem Başkanlığı' nı yürüten İngiltere'nin bu konuda elinden geleni yaptığını belirten Westmacott, "3 Ekim'de Brüksel'de dışişleri bakanları toplantısı olacak. Şu an en önemlisi, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Brüksel'e gelip müzakerelere başlaması" dedi. Westmacott, sorularımıza şu yanıtları verdi:

Kapılar Türkiye'ye açılıyor
Türkiye ve bölgesinde ne görüyorsunuz? Bölge nereye gidiyor?
Önümüzdeki ay Türkiye yeni bir sürece başlayacak. Sonunda Türkiye'nin AB üyeliği bulunuyor. O nedenle Türkiye'nin nereye gittiğini biliyoruz. Ancak bölgede pek çok belirsizlik var. Türkiye'nin güneydoğu sınırlarında demokratik, laik bir anayasal rejimin olmalı ve şiddet durmalı.
Türkiye'nin kuzeydoğu sınırlarındaki ihtilafların da çözülmesini bekliyoruz. Kafkaslar, ateş alabilir bir halde. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sorunun çözümü için Azeri seçimlerini beklemek gerekecek.
İran'da yeni bir yönetim geldi. Almanya ve Fransa'yla birlikte İran'ın nükleer programının nükleer silah üretimine dönüşmemesi doğrultusunda temaslarımız var.
Görmeyi ümit ettiğimiz bir gelişme de, AB üyelik görüşmelerinizin başlamasıyla Yunanistan'la ilişkilerinizin daha da ilerlemesi. Türkiye bir kez üyelik yoluna girince, sorunların çözümü de kolaylaşacaktır.
Türkiye'nin Ortadoğu sorunuyla ilgili ülkelerle geliştirdiği ilişkiler meyve vermeye başladı. Türkiye alışılmadık bir konuma sahip oldu. Filistinlilerle, İsrail'le, Suriye ve İran'la iyi ilişkileri var. Bütün kapılar Türkiye'ye açılıyor. Bunun son örneği, İsrail ve Pakistan dışişleri bakanlarının İstanbul'da buluşması oldu; bu, iki ülkenin kayda geçmiş ilk görüşmesiydi. Bu, Türkiye'nin üstlenebileceği rolün göstergesiydi.

Türkiye'yle verilecek mesaj
Bölgede Türkiye'ye kapıların açıldığını söylerken beklentiniz nedir?
Türkiye, çok şey yapıyor. Askeri yönden Afganistan ve Balkanlar'da önemli roller üstleniyor. Irak'ta yardımı dokunuyor. Avrupa ve komşularıyla sürekli geliştirdiği ilişkileriyle, İslam Konferansı, Karadeniz İşbirliği gibi örgütlerdeki yeriyle farklı bölgeler, kültürler ve örgütler arasındaki anlayışın gelişmesine katkı sağlıyor.
Türkiye'nin AB ile üyelik görüşmelerine başlaması, bölgedeki diğer ülkelere AB'nin bir Hıristiyan kulübü olmadığı mesajı verecek. Bunun bölgede çok önemli bir etkisi olacak. Müslüman bir ülke, laik demokrasi, hukukun üstünlüğü ve bireysel özgülükler ve pazar ekonomisiyle büyük başarı sağlayabilir. Türkiye'nin mesajı budur.
Şu anda Türkiye'nin AB ile ilişkilerindeki sancılar Kıbrıs nedeniyle çıkıyor. Kıbrıs'ta iki ayrı devlet bulunduğunu düşünmüyor musunuz?
Yasalara göre, hayır. Kıbrıs AB'ye üye bir devlet. Ancak AB kuralları ve müktesebatı kuzeyi için askıya alınmış durumda. Hâlâ Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm bulunmasını bekliyoruz. Ama, Nisan 2004'teki Annan Planı referandumundan bu yana pek mesafe alındığı söylenemez. Zor bir durumdayız. Kıbrıs Türkleri için olduğu kadar, BM'nin desteklediği uluslararası girişimler için de çözüme ulaşılması önem taşıyor.
New York'taki BM dönem açılışı sırasında gelişme bekleyebilir miyiz?
Annan Planı dışında bir çözüm zemini olmaz. Kofi Annan, iki tarafta da siyasi irade görmedikçe, yeni bir adım atmaz.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tam üyeliği, AB'de hayatı kolaylaştırdı mı sizce?
Bir çözüme ulaşılmadan Kıbrıs'ın AB'ye girmesi, Kıbrıs üzerine görmek istediğimiz çözümün arayışına yardımcı olmadı. Bazı açılardan süreç iyice karıştı. En azından, mevcut durum, güvenlik de dahil, AB işlerini ve AB'nin geniş anlamda çıkarlarının korunmasını daha karmaşık hale getiriyor.
Kıbrıs'ta bir çözüme ulaşılmış olmaması, özellikle de Türkiye örneğinde genişleme sürecini zorlaştırdı. Kıbrıs'ta bir çözüme ulaşılmış olsaydı, Türkiye ile bir Ankara Anlaşması protokolü imzalamak zorunda kalmayacaktık. Türkiye kendisini 29 Temmuz'da deklarasyon yayımlamak zorunda hissetmeyecekti. Ve AB şu anda bir karşı deklarasyon yayımlamayı tartışıyor olmayacaktı. Kıbrıs'ın üyeliği AB için hayatı daha uğraştırıcı ve ilginç hale getirdi.

Fransa'nın durumu
Sorun çözülmeden Kıbrıs'ın AB'ye üye alınması bir hata mıydı sizce?
Artık bu noktadayız. Kıbrıs anlaşmazlığının uzun bir geçmişi var ve çözüm gereği de ortada. Kıbrıs'ın üyeliği, Türkiye'nin üye adaylığına hazırlanmasını ve Kıbrıs sorununa çözüm arayışını etkiledi. Annan Planı zemininde bir çözümün, Kıbrıs'ın AB'ye katılımı öncesinde son dakikada başarısızlığa uğramış olması çok yazık oldu. Ancak bu durum, hiçbirimizi bu sonuca ulaşmak için çalışmaktan alıkoymamalı.
Kıbrıs konusunda hiç sesini çıkarmamış Fransa'nın şimdi bunu iç politikasında ve Türkiye'nin üyeliği önünde kullanması nasıl yorumlanmalı?
Fransa Başkanı Chirac'ın, Türkiye ile müzakerelere başlanması konusunda hiç yalpalamadığına dikkatinizi çekmek isterim. 3 Ekim'e kadar 25 AB üyesinin üzerinde anlaşmak zorunda olduğu iki metin var: Karşı deklarasyon ve müzakere çerçeve belgesi. Her üye ülkenin bunlar üzerinde görüş bildirme hakkı var. 25 üye içinde bazılarının, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda diğerlerinden farklı endişeleri var.

Çerçeve belge can sıkabilir
17 Aralık 2004 öncesi, 'Türkiye için en önemli şey tarih' denildi. Tarih alındı. Şimdi 3 Ekim öncesi ne söyleniyor?
En önemlisi 3 Ekim'de Abdullah Gül'ün Brüksel'e gelip müzakerelere başlaması. O güne dek Türkiye, AB kamuoyuna müzakerelere başlamaya hazır olduğunu daha çok sergilemeli. Münferit kötü haberler de sürece çok zarar verebilir. Örneğin, ünlü yazar Orhan Pamuk aleyhine açılan dava, henüz Türkiye'de tam ifade özgürlüğünün bulunmadığı yolunda izlenime yol açtı.
Ayrıca, karşı deklarasyon ve çerçeve belgede kullanılacak lisan Türk siyasetçileri ve kamuoyunun yüzde 100 hoşuna gitmeyebilir. Bu, anlayışla karşılanmalı. Son aylara genişleme konusunun AB kamuoyunun büyük kısmında daha zor bir konu haline gelmiş olması siyasi bir gerçek.
Bunun anlamı, büyük, güçlü ve nüfusu yüksek ve dolayısıyla AB içindeki dengeleri değiştirebilecek bir ülkeyle üyelik müzakerelerine başlanması konusunda çekinceler bulunduğu. Ve ne yazık ki bu ülkenin, üye ülkelerden biriyle geçmişe dayanan bir sorununun olması. Gerçek şu ki, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda kendisini yayımlamak zorunda hissettiği deklarasyon,
3 Ekim hazırlıklarını zorlaştırdı.

Türkiye neden önemli?
Westmacott'a göre, 3 Ekim'de üyelik müzakerelerinin başlamasını istemelerinin başka stratejik nedenleri de var:
"Müslüman bir ülke olarak Türkiye'yi ve onun laik, demokrat hükümetinin AB'ye kabul edildiğini görmek istiyoruz. Türkiye'nin bulunduğu bölgenin istikrarlı ve müreffeh olmasını, bölgede demokrasi, hukukun üstünlüğü, bireysel haklar ve pazar ekonomisinin güçlendiğini görmek istiyoruz.
Türkiye'nin, AB'nin dış politikasına ve güvenlik politikasına büyük katkı sağlayacağını düşünüyoruz. AB dışı ülkelerle iyi ilişkileri nedeniyle Türkiye'nin yeni uluslararası sorunların çözümünde kilit rol oynayacağını düşünüyoruz. Bunlar arasında yasadışı göç, uluslararası terörizmle mücadele, uyuşturucuyla, insan kaçakçılığı ve organize suçla mücadeleyi sayabilirim.
Ve hiç kuşku yok ki, Türkiye, Asya, Hazar ve Karadeniz'den Avrupa pazarlarına ulaşan enerji nakil hatlarının güvenliğinde giderek artan bir öneme sahip oluyor. ABD'deki Katrina kasırgası, enerji güvenliğinde siyasi istikrarsızlık kadar, doğal felaketlerin de önemi olduğunu gösterdi. Bu durum, enerji arzının çeşitlendirilmesi ve güvenliği konusunu daha da öne çıkardı. Dışişleri Bakanımız Jack Straw'un da dediği gibi, gelecek yıl Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattının devreye girmesiyle birlikte, dünyadaki petrol nakliyatının yüzde 10'a yakını Türkiye ve etrafında yer alacak.

Türkiye, birleşik Kıbrıs'ı tanıyacak

TANIMA KONUSU, ÇÖZÜME ENDEKSLENİYOR... AB Dönem Başkanı İngiltere ile Fransa'nın, Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımadığını beyan ettiği deklarasyonuna AB'nin yanıtını teşkil edecek karşı deklarasyona ilişkin yeni bir taslak metin üzerinde uzlaştıkları bildirildi. Dört maddeden oluşan yeni formülle, Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıması konusunu Türkiye'nin AB üyelik sürecine ve Kıbrıs sorununun çözümüne bağlamaya çalışıyor. Buna göre Türkiye, çözümle ortaya çıkacak yeni devleti tanıyacak

ÇARŞAMBA GÜNÜ COREPER'DE GÖRÜŞÜLECEK... Yeni taslak metin çarşamba günü toplanacak AB Daimi Temsilciler Toplantısı'nda (COREPER) görüşülecek. COREPER'de gerek tanıma başlığında, gerek İngiltere-Fransa anlaşmasında düzenlenmeyen ve İngiltere'nin Lefkoşa'yla müzakere metnini teşkil edecek olan protokolün hayata geçirilmesi başlığında çetin savaşlar verilmesi bekleniyor

RUM YÖNETİMİ MEMNUN DEĞİL... İngiltere Dışişleri Bakanı Jacques Straw ile Fransa Dışişleri Bakanı Philip Doust-Blazi arasında yer alan görüşmeler sonucu ve İngiltere Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Koordinatörü Dominic Jillcot'un katkılarıyla ortaya çıkan dört maddelik formül, Rum yönetimini tatmin etmedi. Rumlar İngiltere'yi "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni sömürge kuvvetiymiş gibi görmekle suçladı

AB Dönem Başkanı İngiltere ile Fransa'nın; Türkiye'nin sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımadığını beyan ettiği deklarasyonuna AB'nin yanıtını teşkil edecek karşı deklarasyona ilişkin dört maddeden oluşan yeni bir taslak metin üzerinde uzlaştıkları bildirildi.

Üzerinde anlaşılan formüle göre, Türkiye, şu andaki "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni değil, Kıbrıs sorununun çözümüyle ortaya çıkacak yeni devleti tanıyacak.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Fileleftheros gazetesi, haberi "Başkanlık, Karşı Deklarasyon Olarak 4 Maddelik Yeni Bir Formül Sundu -Londra, Tanıma Konusunda Fransa'yla Anlaşmaya Vardı ve Lefkoşa'yı Dışında Bıraktı" başlık ve spotlarıyla aktaran gazete, 4 maddeden oluşan yeni formülün; Türkiye'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanıması konusunu, Türkiye'nin AB üyelik sürecine ve Kıbrıs sorununun çözümüne bağlamaya çalıştığına dikkat çekti.

Kıbrıs sorununun çözümünü tanımaya bağlamanın, Ankara'ya; mevcut "Kıbrıs Cumhuriyeti"'ni değil de, Kıbrıs sorununun halli aracılığıyla ortaya çıkacak yeni devleti tanıma olanağı vermenin, AB dönem başkanı İngiltere'nin temel isteği olduğunu savunan gazete, "İngiltere'nin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı sömürge kuvvetiymiş gibi davranmasının ve tanıma başlığı altındaki görüşmelere kapıyı kapatmasının ana nedeni de buydu" ifadelerine yer verdi.

Rum tarafının söz konusu formülden tatmin olmadığına işaret eden gazete, "Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis'in dile getirdiği tezlere dikkat edilecek olursa, yeni formülün Lefkoşa'yı tatmin etmediği kanıtlanıyor" yorumunda bulundu.

"Yeni taslak metin çarşamba günü COREPER'de görüşülecek"

Yeni taslak metnin çarşamba günü toplanacak AB Daimi Temsilciler Toplantısı'nda (COREPER) görüşüleceğini ve gerek "tanıma" başlığında, gerek İngiltere-Fransa anlaşmasında düzenlenmeyen ve İngiltere'nin Rum tarafıyla müzakere metnini teşkil edecek olan protokolün hayata geçirilmesi başlığında çetin savaşlar verilmesinin beklendiğini yazan gazeteye göre tanımaya ilişkin 4 maddelik formülde şunlar kaydediliyor:

"1-Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasının ön şartı, bütün üye ülkeleri tanımasıdır. İngiltere Dönem Başkanlığı'nın daimi arzusu olan; (çözümle birlikte) ortaya çıkacak olan yeni devletin tanınması yolunun açık bırakılması amacıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'ne özel atıfta bulunmaktan kaçınılıyor.

2-Metne, tanıma şartının eklenmesi, beklendiği üzere; Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin 'hukuki normalleşmesi' (de jure normalization) şeklindeki ifadede değişiyor.

3 Galler'in New Port kentindeki toplantıda sunulmuş olduğu gibi; ilişkilerin normalleşmesi; 'başarılması mümkün olduğu zaman' (as soon as can be achieved) değil; 'mümkün olan en kısa sürede' (as soon as possible) olacak.

4-Yukarıda kaydedilenlerin tamamının dâhil olduğu bu çerçevede, AB ve üye ülkelerin; Kıbrıs sorununun çözümü çabalarının devamında hemfikir olduklarına dikkat çekiliyor. İngilizlerin gözle görülür şekildeki çözümü tanımaya bağlama çabaları, üçüncü taslakta yer alan ifadenin çıkarılmasıyla da paralel gidiyor. Çıkarılan ifadede; Kıbrıs sorununun çözümünün BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla aynı çizgide olacağı belirtiliyordu."

Gazete bu arada, "Londra-Paris Anlaşması" olarak tanımladığı söz konusu dört maddelik formülün, İngiltere Dışişleri Bakanı Jacques Straw ve Fransız meslektaşı Philip Doust-Blazi arasında yer alan görüşmeler sonrasında yapılırken, diplomatik düzeyde ipleri; Foreign Office (İngiltere Dışişleri Bakanlığı) Kıbrıs Koordinatörü Dominic Jillcot'un oynadığını belirtti. Gazete haberinin devamında şunları da yazdı:

"İngiltere çifte tabloda oynuyor"

"Protokolün hayata geçirilmesi konusu; İngiltere'nin Lefkoşa'ya kırıntılar vermek istemesi nedeniyle açık bulunuyor. Dönem başkanlığı, objektif olmayan kabul edilemez önerilerle çifte tabloda

'oynuyor'. Bu öneriler hiçbir şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti'ni güvence altına alamaz; Ankara'ya da protokole attığı imzanın hakkını verme prosedürünü yıllarca oyalama fırsatı verir.

Türkiye'nin, taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda, bir anlaşmazlıkların çözümü mekanizması söz konusu olacak. Bu mekanizma, AB-Türkiye Katılım Konseyi tarafından öngörülüyor ve hakemliği gündeme getiriyor. Ancak bu çerçevede Türkiye; hakemlerin yarısını seçme (!) olanağına sahip olacak. Bunu yapmazsa ne hakemlik ne de Kıbrıs Cumhuriyeti'nin güvence altına alınması mekanizması olacak.

İngilizlerin önerisinin; Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün; net şekilde ortaya konulan, kulak verilen ve yerine getirilen, kamuoyuna yönelik önerisinden sonra geldiğine dikkat çekiliyor.

Başka bir mekanizma ise; Gümrük Birliği'yle bağlantılı olan müzakere başlıklarının, protokol hayata geçirilmediği sürece açılmayacak olmasıdır. Diğer bir deyişle; dönem başkanlığı, Türkiye'nin 36 müzakere başlığından 2'sinin kapalı kalmasını öneriyor. Bu elbette Ankara'ya; geriye kalan 34 başlığı müzakere etme ve Gümrük Birliği'yle alakalı 2 başlığın müzakeresini, müzakerelerin sonuna, yani 15 ve daha fazla yıl sonraya havale etme fırsatı veriyor."

Gül'ün New York gündeminde Kıbrıs var

GÜL'DEN ÖNEMLİ ZİYARET... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, BM'nin 14-16 Eylül'de yapılacak Dünya Zirvesi ile 17-28 Eylül'deki BM 60. Genel Kurulu genel görüşmelerine katılmak üzere dün New York'a gitti. Gül'ün yoğun gündemi içinde en önemli konunun Kıbrıs sorunu olduğu bildirildi

SERDAR DENKTAŞ DA GİDECEK... Abdullah Gül, New York'ta, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ile birlikte, Kıbrıs sorununu BM çerçevesinde izleyerek, KKTC üzerindeki izolasyonların bertaraf edilmesi için çalışacak. Gül, ikili temaslar çerçevesinde, ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice ile de bir görüşme yapacak

GÜL'ÜN PROGRAMI YOĞUN... BM Genel Sekreteri Annan ile yapacağı görüşmelerde Irak'taki durum, Ortadoğu sorunu, Kıbrıs konuları ile BM reformuna ilişkin son gelişmeleri ele alacak olan Gül, ziyareti sırasında BM Kalkınma Programı Direktörü Kemal Derviş ile de görüşecek

Birleşmiş Milletler'in (BM) 14-16 Eylül'de yapılacak Dünya Zirvesi ile 17-28 Eylül'deki BM 60. Genel Kurulu genel görüşmelerine katılmak üzere dün New York'a giden Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ile birlikte, Kıbrıs meselesini BM çerçevesinde izleyerek, KKTC üzerindeki izolasyonların bertaraf edilmesi için çalışacak. Gül, ikili temaslar çerçevesinde, ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice ile de bir görüşme yapacak.

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, New York'taki temaslarında, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine 2009-2010 dönemi adaylığını destekleyen ülke sayısını artırma fırsatını da bulacağını belirterek, "Yaklaşık yarım yüzyıldır BM Güvenlik Konseyi'nde temsil edilmemiş ülkemizin bu üyeliğe seçilmesi, uluslararası ilişkilerde konum ve rolümüzü daha da artıran bir gelişme olacaktır" dedi.

New York'a hareketinden önce, Atatürk Havalimanı'nda, basın mensuplarına ziyareti hakkında bilgi veren Gül, BM'nin 14-16 Eylül'de yapılacak Dünya Zirvesi ile 17-28 Eylül'deki BM 60. Genel Kurulu genel görüşmelerine katılacağını söyledi.

Abdullah Gül, BM Dünya Zirvesi'nin, 2000 yılında düzenlenen BM Binyıl Zirvesi ile sosyal ve ekonomik alandaki diğer zirve ve toplantıların sonuçlarının izlenmesi ve bu çerçevede "Bin yıl kalkınma hedeflerinin" ilk 5 yıllık uygulamasının da gözden geçirilmesi amacıyla düzenlendiğini ifade etti.

Zirveye 170'in üzerinde devlet/hükümet başkanlarının katılmasının beklendiğini kaydeden Gül, zirve çerçevesinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile açılış oturumuna ve Kalkınmanın Finansmanı Toplantısı'na katılmayı öngördüğünü belirtti. Zirve dolayısıyla Başbakan Erdoğan ve kendisinin, yabancı muhataplarıyla çok sayıda ikili görüşme gerçekleştireceklerini kaydeden Gül, New York'ta yaklaşık 40 ülkenin dışişleri bakanlarıyla görüşmelerde bulunmayı öngördüğünü de bildirdi.

BM 60. Genel Kurul görüşmeleri vesilesiyle, 21 Eylül'de Genel Kurul'da uluslararası gündemle ilgili konularda ülkemizin görüşlerini açıklayan bir konuşma yapacağını da ifade eden Gül, şöyle dedi:

"New York'taki temaslarımızda, BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine 2009-2010 dönemi adaylığımızı destekleyen ülke sayısını artırma fırsatını da bulacağız. Bu bağlamda Güvenlik Konseyi

adaylığımızın tanıtımı amacıyla New York'ta bulunacak yabancı ülke dışişleri bakanları onuruna bir resepsiyon vereceğim. Yaklaşık yarım yüzyıldır Güvenlik Konseyi'nde temsil edilmemiş olan ülkemizin bu

üyeliğe seçilmesi, uluslararası ilişkilerdeki konu ve rolümüzü daha da artıran bir gelişme olacaktır."

Yoğun program

BM Genel Sekreteri Annan ile yapacağı görüşmelerde Irak'taki durum, Ortadoğu sorunu, Kıbrıs konuları ile BM reformuna ilişkin son gelişmeleri ele alacağını kaydeden Gül, ziyareti sırasında BM Kalkınma Programı Direktörü Kemal Derviş ile de görüşeceğini kaydetti.

Başbakan Erdoğan'a da çeşitli temaslarında eşlik edeceğini dile getiren Gül, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Özbekistan dışişleri bakanlarına çalışma kahvaltısı vereceğini söyledi.

Genel Kurul dolayısıyla New York'a giden KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'la, Kıbrıs meselesini BM çerçevesinde izleyerek, KKTC üzerindeki izolasyonların bertaraf edilmesi çabalarını sürdüreceklerini kaydeden Gül, ikili temasları çerçevesinde, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile de bir görüşme yapacağını bildirdi.

Konuşmasında diğer temasları hakkında da bilgi veren Abdullah Gül, "Yoğun bir program var. Ümit ediyorum ki bütün bu çalışmalar, ülkemizin çıkarını, menfaatlerini korumaya, ülkemizin dünya politikasındaki etkinliğini korumaya, geliştirmeye fayda sağlayacaktır" diye konuştu.

ABD Dışişleri Bakanı ile görüşme

Soruları da yanıtlayan Gül, Türkiye'nin Güvenlik Konseyi üyeliğiyle ilgili olarak çalışmaların başladığını ve önümüzde birkaç yıl daha bulunduğunu belirtti.

Gül, "Türkiye 50 yıldır, yarım asırdan daha uzun süredir üye değil. Bu kadar önemli bir ülkenin, dünyada ve bölgede önemli bir rol oynayan bir ülkenin bugüne kadar üye olmaması büyük bir noksanlık" diye konuştu.

Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Rice ile görüşmelerinde PKK konusunun gündeme gelip gelmeyeceği yönündeki bir soru üzerine de "Muhakkak ki görüşmemizin bir parçası olacak. Etkin bir mücadele yapana kadar şüphesiz ki bu konu daima Amerikalılarla görüşmemizde masada olacaktır" dedi.

KIBRIS 12/09/05

Hristofyas'tan eleştiri yağmuru

İNGİLTERE'YE ÖFKE... Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorunu ve Türkiye'nin AB katılım süreciyle ilgili yaptığı konuşmada, İngiltere'nin AB Daimi Temsilciler Komitesi'ndeki tutumuna yönelik sert eleştirilerde bulundu ve İngiltere'yi, "Türkiye'yi suçlarından arındırmaya çalışmakla" suçladı

"KLERİDES, HER ŞEYE SADECE EVET DEDİ"... Eski Rum yönetimi başkanı Glafkos Klerides hükümetine de eleştirilerde bulunan Hristofyas, Klerides hükümetinin, "tehlikelerin farkında olmasına rağmen gerekli önlemleri almadığını ve her şeye sadece 'evet' dediğini" iddia ederken "Biz şu anda, ortaya çıkan sapmaların ardından gelişen olaylara göğüs germeye çalışıyoruz" ifadelerini kullandı

TALAT ETKİ YARATMA OYUNU OYNAMAKTADIR.... Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a da suçlamada bulunan Hristofyas, Talat ile Rum yönetimi başkanı Papadopulos'un görüşmesinin, her iki toplumun da memnun edilmesi için Annan planında değişiklikler yapılmasının gerekli olduğu tezinin kabul edilmesini hedefleyen, ciddi bir diyaloğun gerçekleşmesi koşullarının yaratılması olduğunu vurguladı ve Talat'ı etki yaratma oyunu oynamakla suçladı

BM VE ANNAN'A ELEŞTİRİ... Hristofyas, BM ve Genel Sekreter Kofi Annan'a şu eleştirileri yöneltti: "Uluslararası hukukun çiğnenmesinin, BM karar ve bildirilerinin BM'nin bizzat kendisi tarafından uygulanmamasının; işgali kınayan, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünü, egemenliğini ve tüm Kıbrıs halkının, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin, insan haklarının iade edilmesini talep eden BM ve uluslar arası hukuk kararlarından sapılmasının meyvelerini toplamaktayız"

Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, cuma gecesi ABD'nin New York kentinde yaşayan Kıbrıslı Rumların düzenlediği bir etkinlikte yaptığı konuşmada, İngiltere'yi, eski Rum yönetimi başkanı Glafkos Klerides'i, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı, BM ve Genel Sekreteri Kofi Annan'ı eleştiri yağmuruna tuttu.

Haravgi, Hristofyas'ın "AB yoluyla taksim tehlikesine" işaret ettiğini ve İngiltere'ye suçlamalarda da bulunduğunu yazdı.

Habere göre Hristofyas konuşmasında Kıbrıs sorununa ve Türkiye'nin AB katılım sürecine değinirken, İngiltere'nin AB Daimi Temsilciler Komitesi'ndeki tutumuna yönelik sert eleştirilerde bulundu ve İngiltere'yi, "Türkiye'yi suçlarından arındırmaya çalışmakla" suçladı.

"Klerides sadece her şeye evet dedi"

Eski Rum yönetimi başkanı Glafkos Klerides hükümetine de eleştirilerde bulunan Hristofyas, Klerides hükümetinin, "tehlikelerin farkında olmasına rağmen gerekli önlemleri almadığını ve her şeye sadece 'evet' dediğini" iddia ederken "Biz şu anda, ortaya çıkan sapmaların ardından gelişen olaylara göğüs germeye çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.

"Talat etki yaratmaya çalışıyor"

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un görüşmeleri konusunda ise Hristofyas şöyle konuştu:

"Konu bir Papadopulos-Talat görüşmesi konusu değildir. BM şemsiyesi altında, takvim sınırlamalarının ve hakemliklerin olmayacağı ve her iki toplumun da memnun edilmesi için planda (Annan planı) değişiklikler yapılmasının gerekli olduğu tezinin kabul edilmesini hedefleyen, ciddi bir diyaloğun gerçekleşmesi koşullarının yaratılmasıdır. Talat etki yaratma oyunu oynamaktadır."

BM, Annan ve diğerleri de

Hristofyas, BM ve Genel Sekreter Kofi Annan'a ise eleştirileri şöyle:

"Şu anda, uluslar arası hukukun çiğnenmesinin, BM karar ve bildirilerinin BM'nin bizzat kendisi tarafından uygulanmamasının; işgali kınayan, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin toprak bütünlüğünü, egemenliğini ve tüm Kıbrıs halkının, Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin, insan haklarının iade edilmesini talep eden BM ve uluslar arası hukuk kararlarından sapılmasının meyvelerini toplamaktayız.

Ne yazık ki BM'nin kendisi de buna ortak olmuştur ve BM ilkeleri ile kararlarından sapılmasına yol açanlar en sonunda, ilgili tarafların üstünde olması ve BM'nin temel ilkelerini uygulamaları için ikna etmeye çabalaması gereken BM genel sekreterini de, ilgili taraf haline getirmeyi başardılar".

Hristofyas, Annan planının bazı maddelerinin Klerides hükümeti tarafından kabul edilmiş olmasını eleştirerek "İngiliz ve Amerikalılara 'hayır' dediğiniz zaman kurtulmanız çok zordur. Allah'a şükür Yunanistan'ın da yardımıyla Kıbrıs AB üyesi oldu da aynı yöntemleri kullanamıyorlar ve diplomatik yöntemleri kullanmak zorunda kalıyorlar" şeklinde konuştu.

"İngiltere, Türkiye'yi suçlarından arındırmaya çalışıyor"

Türkiye'nin Rum yönetimini tanımayacağını ifade ettiği deklarasyonuna yönelik AB'nin karşı deklarasyon yayınlaması konusuna da değinen Hristofyas, İngiltere'ye yönelik sert eleştirilerde de bulundu.

İngiltere'nin, AB başkanlığını yürüten ülke olarak, "AB'nin 25 üye ülkesi tarafından kesinlikle kabul edilemez bir oyun oynamakta olduğunu" iddia eden Hristofyas, İngiltere'ye şu eleştirileri yöneltti:

"AB, Türkiye'nin bu deklarasyonuyla, protokolün özünde iptal edildiğini söyleyerek hemen net ve kararlı bir biçimde tepki göstermek ve Türkiye'yi deklarasyonu geri çekmeye çağırmak yerine, protokolün uygulanmasına süre tanıyarak İngiltere başkanlığı, her şekilde Türkiye'yi bir kez daha suçundan arındırmaya çalışıyor.

İngiltere; Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığını ve Kıbrıs'ta başka bir devleti tanıdığını söylüyor diye az çok Kıbrıs'ta iki devletin varlığının kâğıt üzerinde olmayan bir biçimde (yazısız) onaylanması girişiminde bulunuyor."

Öte yandan gazete bir diğer haberinde de Hristofyas'ın New York'ta gerçekleştirdiği temaslara da yer verdi.

Gazete Hristofyas'ın New York'ta Bulgaristan Dışişleri Bakanı Gorki Pirinski ve Slovakya Dışişleri Bakanı Pavol Hrusovski ile temaslarda bulunduğunu ve görüşmelerde Kıbrıs sorununun bugünkü durumu ve Türkiye'nin Gümrük Birliği protokolünü uygulaması ile AB tarafından yayınlanması öngörülen karşı deklarasyon konularının ele alındığını yazdı.

Gazete, Bulgar Dışişleri Bakanı Pirinski'nin Hristofyas'la görüşmesinde, "Kıbrıs'a ilişkin tüm konularda en iyiyi başarma çabasında Bulgar meclisinin Kıbrıs'a yönelik desteğini" ifade ettiğini ve Bulgaristan'ın, AB'ye katılım anlaşmasının onaylanması gerektiği zamanda Rum yönetiminin desteğini talep ettiğini belirtirken, Hristofyas'ın "Kıbrıs'ın Bulgaristan'ın AB'ye üyeliğini onaylayacak ilk ülke olmaya çalışacağını" ifade ettiğini yazdı.

Habere göre Hristofyas, Slovak Dışişleri Bakanı Hrusovski'yle gerçekleştirdiği görüşmede Türkiye'nin deklarasyonuna değinerek, bu deklarasyonun uluslar arası hukuku çiğnediğini iddia ederken Hrusovski ise, "AB'nin ilkelere dayanması gerektiğini vurguladı ve Rum hükümetine, Türk tutumu karşısında ülkesinin tam desteğini" ifade etti.

KIBRIS 12/09/05

'Tanıma' kelimesi bir yerde geçmeli ama ön şart olarak değil

KARŞI DEKLARASYON İÇİN... Fransa'nın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Pen, Türkiye'nin AB üyeliği ve Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalarken; "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımadığına ilişkin deklarasyona yanıt teşkil edecek AB karşı deklarasyonunda "Tanıma (Kıbrıs Cumhuriyeti) kelimesi bir yerlerde geçmeli. Ama Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamasının ön şartı olarak değil..." dedi

Fransa'nın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Hadelin De La Tour Di Pen, Türkiye'nin AB üyeliği ve Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalarken; "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımadığına ilişkin deklarasyonun

hukuki bir sorun yaratmayabileceğini ancak, AB içinde yeni bir siyasi durum yaratan mantıksal ve siyasi bir çelişkiye denk olduğunu, bu nedenle de yanıtsız bırakılamayacağını söyledi.

Sorunların hasır altı edilemeyeceğini, çözülmeleri gerektiğini söylen Pen, "Tanıma (Kıbrıs Cumhuriyeti) kelimesi bir yerlerde geçmeli. Ama Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamasının ön şartı olarak değil..." diye konuştu.

Fileleftheros Fransa'nın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Hadelin De La Tour Di Pen'le; Türkiye'nin AB üyeliği ve Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalarken; "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımadığına ilişkin deklarasyonu konularında yaptığı söyleşiyi yayımladı.

Gazete, "Hadelin De La Tour Di Pen: Tanıma Perspektifi Olması Önemli" başlığını attığı söyleşide; Türkiye'nin tek taraflı deklarasyonuna karşı açıkladığı tutumu nedeniyle, AB'de dikkatleri üzerine toplayan Fransa'nın, Rum tarafındaki büyükelçisinin, Fileleftheros'a özel olarak yaptığı açıklamada, ülkesinin bu tezini detaylı şekilde izah ettiğini yazdı.

Gazete, Hadelin De La Tour Di Pen'in; Türk deklarasyonunun, hukuki bir sorun yaratmayabileceğini ancak, AB içinde yeni bir siyasi durum yaratan mantıksal ve siyasi bir çelişkiye denk olduğunu, bu nedenle de yanıtsız bırakılamayacağını söylediğini yazdı.

Gazeteye göre Paris'in; konuyla ilgili olarak elde etmek istediği 4 ayağı da açıklayan Di Pen; sorunların hasır altı edilemeyeceğini, çözülmeleri gerektiğini söyledi. "Tanıma (Kıbrıs Cumhuriyeti) kelimesi bir yerlerde geçmeli. Ama Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamasının ön şartı olarak değil..." diyen Di Pen, Fileleftheros'un yönelttiği sorulara özetle şu yanıtları verdi:

SORU: Fransa'ya göre, Türkiye üyelik müzakerelerine 3 Ekim'de başlamak için kriterleri yerine getirdi mi?

YANIT: Türkiye, Ankara Anlaşması'nı genişleten protokolü imzaladığı 29 Temmuz'a kadar kriterleri yerine getirdi. Ancak aynı zamanda tek taraflı bir deklarasyon yayımladı. Şüphesiz ki bu deklarasyonun hiçbir hukuki değeri yoktur. Durum, katı hukuk çerçevesinde denetlendiğinde, ön şart yerine getirildi. Ancak, şurası da nettir ki; Fransa Başbakanı tam da bu nedenle 2 Ağustos'ta, 'yeni bir siyasi durum yaratıldı' diye tepki gösterdi. AB üyesi 25 ülkeden birinin varlığını kabul etmeyen bir ülke ile uzun ve zor bir müzakereye giremeyiz. Hukuki sorun olmasa bile, mantıksal ve siyasi bir çelişki var. Bunu aleni olarak ortaya koyduk. O zaman kendimizi biraz yalnız hissettik. Ağustos sonunda bütün ortaklarımıza, 4 maddeden oluşan çok kısa bir gayrı resmi belge gönderdik. Bütün ortakların, Türkiye'yle müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasından yana olduklarını dikkate alarak -bunu söylerken Kıbrıs'ı ve Yunanistan'ı da kastediyorum- izahatlar istedik. Herhangi bir şeyi bloke etmek için bir nedenimiz yoktu. Bu da; Chirac, Komisyon Başkanı Barroso'yla 26 Ağustos'ta görüştüğü zaman çok aleni bir şekilde söylendi. Bu, Chirac'ın, bütün Fransız büyükelçilerle 26 Ağustos'ta Paris'teki başkanlık sarayında yaptığı görüşmede de netti.

Bazı kırmızı çizgilerimiz var. Doğal olarak bir kriz yaşamak istemiyoruz, ancak bazı şeylerin de söylenmesini istiyoruz. Mesela; AB'nin Türkiye'nin tek taraflı deklarasyonundan üzüntü duyduğunu dile getirmesini istiyoruz. 'Tanıma' sözcüğünün bir yerlerde olması gerekir, ancak üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamasına ön şart olarak değil. Bu, gelecek yıllarda tartışılacak. Doğal olarak; Gümrük Birliği'ne saygı gösterilmesinde ve hayata geçirilmesinde ısrar ediyoruz. Ve doğal olarak 2006 randevusunda konuyu yeniden gözden geçireceğimizin kesin olmasında ısrar edeceğiz. Şu anda üzerinde müzakereler yapılmakta olan dört madde bunlardır.

SORU: Katı hukuk literatüründe Türk deklarasyonuyla ilgili sorun bulunmadığını ancak siyasi ve mantıksal sorun olduğunu söylediniz...

YANIT: Bu bizim değerlendirmemiz. Konsey'in hukuk biriminin ve bizim hukuk danışmanlarımızın değerlendirmesi. Laf açılmışken; Kıbrıs hükümetinin değerlendirmesi değil. Bazı farklar olabilir. Bağlayıcı olan tek belge protokoldür. Tek taraflı deklarasyonun hukuki geçerliliği yoktur. Ancak siyasi ve hukuki açıdan Türk deklarasyonu yeni bir durum yaratıyor ve bunu göğüslememiz gerekiyor. Sorunları hasır altı edemeyiz, göğüslememiz gerekir.

Soru: Fransa'nın 'tanıma' kelimesinin karşı-deklarasyonda yer almasını istediğini söylediniz. Elbette tanıma konusu sözlerin ötesinde pratiğe genişliyor. Pratikte, Fransa tanıma hedefine ulaşmayı isteme niyetinde mi?

Yanıt: Tanıma perspektifine ihtiyacımız var. 2 Ağustos'tan sonra bazıları; Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaması halinde Fransa'nın 3 Ekim'deki üyelik müzakerelerini bloke edeceğine inandı. Doğal olarak bu biraz budalalıktı. Bu konu 30 yıldan fazladır masada bulunuyor ve 3 hafta içinde çözülmeyecek. Bunu biz değil, ancak tanrı yapabilir. Müzakerelerin başlamasına ön koşul değil, önümüzdeki on yıl içinde bir zaman masaya gelecek. Bu nedenle Avrupa deklarasyonunda 'tanıma' ifadesinin olmasını istiyoruz. Elbette bir ön koşul veya katı bir takvime ilişik olarak değil - sanırım Kıbrıs hükümeti, Türkiye'nin Cumhuriyet'i somut bir tarihte tanıdığını söyleyemeyeceğini teslim ediyordur. Ancak, bir tanıma perspektifine sahip olmamız önemlidir. Başkan Chirac ve Şansölye Schreder, geçen salı günü 45 dakikalık bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiler ve Fransa Cumhurbaşkanı; Türkiye'nin, Ankara Anlaşması'nı genişleten protokole attığı imzadan kaynaklanan yükümlülüklerine tam olarak saygı gösterdiğini teyit eden bir deklarasyona ihtiyacımız olduğunu yineledi. Bir gün gerçekleşecek olan tanımadan önce, bir çeşit normalleşme olmalıdır. Ve doğal olarak Gümrük Birliği böyle bir anlaşmadır. Ürünleriniz ve ulaşım araçlarınız Türkiye'ye ulaşamazsa, nasıl böyle bir anlaşmanız olabilir? Ve yalnızca Kıbrıs ürünleri ve Kıbrıs ulaşım araçları değil, Avrupa ürün ve araçları da ulaşamıyor. Larnaka'da istasyon yapan bir İtalyan, bir Alman veya bir Fransız gemisi daha sonra İstanbul'a gidemiyor. Bu da serbest ticarete engel teşkil ediyor. Bu, Türkiye ile Kıbrıs arasındaki bir sorun değil, Türkiye ve geriye kalan 24 ülkenin de sorunudur.

SORU: Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin 3 Ekim'de başlamasını engelleyebilecek herhangi bir şey var mı?

YANIT: Sanmıyorum. Çünkü, söylediğim gibi, Kıbrıs, Yunanistan ve Fransa da dahil olmak üzere bütün ortaklar müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasından yanadır.

Çözülmesi gereken iki zor mesele var. Bunlardan birincisi; Türkiye'nin deklarasyonundan sonra 25'lerin yanıtını teşkil edecek olan karşı-deklarasyon metninin tamamlanması ve ikincisi de; Komisyon'a yönelik talimatlar demeti olacak olan müzakere çerçevesinin tamamlanmasıdır. Komisyon, 25'ler adına müzakere edecek. Müzakere çerçevesine ilişkin tartışma bitmedi ve COREPER'in gelecek toplantılarının tartışma konusu olacak. Zorlukları aşmamız mümkündür. Aşamayacağımız hiçbir şey yok.

SORU: Paris, müzakerelerin tamamlanmasından sonra Türkiye ile AB arasında ne tür bir ilişki görmek ister? Fransa Türkiye'nin tam üyeliğinden yana mı?

YANIT: Bu konuyla ilgili olarak şu anda Fransa'da büyük bir tartışma yapılıyor. Cumhurbaşkanımız ile Başbakanımız, Türkiye'yle müzakere etmemiz gerektiğini ve Türkiye ile AB için en iyi şeyin tam üyelik olacağını her zaman aleni olarak söylediler. Fransa'da çoğu kişi aynı görüştedir. 2004'te Türkiye'ye ilk yatırım yapanın Fransa olduğunu unutmayınız. Fransa'daki, İtalya'daki, Almanya'daki ve İngiltere'deki yatırım dünyası, Türkiye'nin üyeliğinden yanadır. Diğer yandan; Fransa'nın demokratik hükümeti, doğal olarak halkının görüşlerini dikkate alacak.

SORU: Sizce; AB dönem başkanlığı Kıbrıs konusunda kendi milli gündemini mi ileri götürüyor yoksa objektif mi davranıyor?

YANIT: Başkanlık böyle bir şey yapamaz. Elbette başkanlığın, 25'lerden biri olan İngiltere'nin tutumunu dikkate alması gerekir. Direksiyonu elinize almak çok zordur. Çünkü pek çok farklı görüşün ortasını bulmanız gerekir. Elbette kendi fikirlerini ve kendi çıkarlarını ileri götürmeye çalışırsın. Bunu herkes yapar. Ancak dönem başkanı olarak başarılı olmak istiyorsan fazla ileri gidemezsin, bütün ortakların güvenini kazanman gerekir.

SORU: Kıbrıs hükümeti başkanlığa güvenmiyor görünüyor.

YANIT: Bu, Kıbrıs hükümetini alakadar eder. Biz, İngiltere dönem başkanlığına güveniyoruz. Bir noktaya kadar. Mesela; AB bütçesi konusunda İngiliz dönem başkanlığıyla bir anlaşma sağlamak isterdik. Bunu beyan ettik. Bu, bazıları için şaşırtıcı olabilir, ancak söyledik. Haziran ayında yaşadığımız çatışmadan sonra bile; mümkün olması halinde İngiliz dönem başkanlığı ile bir anlaşma yapmamızın daha iyi olacağına inanıyoruz."

KIBRIS 12/09/05

Kıbrıs'ta çözüm yanlısı Türk toplumu, cezalandırıldı

TBMM Başkanı Bülent Arınç, "Annan planı konusunda kendilerini tatmin etmeyen pek çok unsura rağmen, çözüm yanlısı oy kullanan Kıbrıs Türk toplumu, ödüllendirilmesi gerekirken netice itibarıyla cezalandırılmıştır" dedi.

Türkevi'nde düzenlediği basın toplantısında New York'taki temaslarını değerlendiren Arınç şunları söyledi:

"BM'de yapılan 'II. Dünya Parlamento Başkanları Konferansı'na katıldım. Bu konferans, 7-9 Eylül tarihleri arasında yapıldı ve önceki gün sonuç bildirgesiyle kapandı. 2000 yılında birincisi yapılan bu toplantının 2. zirvesi 2005 yılında yapılmış oldu. Önümüzdeki hafta da Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi ile bu çalışmalar devam etmiş olacak.

Toplantıya tespit edebildiğimiz kadarıyla 150'den fazla ülkenin parlamento başkanı veya temsilcisi katıldı. Bu konferansın amacı, genel sekreterin Bin Yıl Projesi'nde de ortaya koyduğu gibi, 21. yüzyılda ortaya çıkan sorunlarla mücadele sürecinde parlamentoların işlevini ve gücünü ortaya koyabilmek ve parlamentolar arası ilişkilerin güçlendirilmesi ve demokrasi açığının kapatılmasının nasıl yapılabileceği gibi konulardı."

"BM Genel Sekreteri Kofi Annan da toplantının 2. gününde bir konuşma yaptı. Bu hedefler konusunda yeniden bir çerçeve çizdi" diyen Arınç, "Annan'ın konuştuğu gün ben de küçük bir konuşma yaptım. Günümüzde terörizmin uluslar arası düzeyde ulaştığı endişe verici boyutun ve terör eylemlerinin demokratik sistemlerimize yönelik tehdidi ne kadar artırdığının altını çizdim. Dünyanın karşılaştığı diğer sorunlar konusunda görüşlerimi ortaya koydum. Uluslar arasında, medeniyetler arasında, kültürler arasında bir ittifak, bir diyalog çağrısının yapılması gerektiğini söyledim" ifadesini kullandı.

Bu çalışmaları sırasında Türkiye'nin 2009-2010 yılında Güvenlik Konseyi daimi olmayan üyeliği adaylığı konusunda destek istediğini söyleyen Arınç, bire bir görüştüğü parlamento başkanlarından da bu konuda destek istediğini kaydetti. Konferans süresince bazı parlamento başkanlarıyla ikili, bazılarıyla ise toplantı süresince görüşmeler yaptığını kaydeden Arınç, bunlar arasında İtalya, Belçika, Yunanistan, Hollanda, Macaristan, Bulgaristan, Suriye, Yemen, Bosna-Hersek parlamento başkanlarını saydı. Arınç, Gürcistan, İsrail, Moğolistan ve Kuveyt meclis başkanlarıyla da ikili görüşmelerde bulunduğunu kaydetti.

Konferansın sonucunda "uluslar arası ilişkilerde demokrasi açığının giderilmesi, parlamentolar için daha güçlü bir rol" başlıklı bir deklarasyonun oy birliğiyle kabul edildiğine dikkati çeken Arınç, "Deklarasyonda BM'de devam eden reform sürecine desteğimizi dile getirerek, beş yıl önce kabul edilen 'Bin Yıl Kalkınma Hedefleri'nin hayata geçirilmesinin gereği vurgulandı" dedi.

"BM Kalkınma Programı Başkanlığı'na ağustos ayında başlayan ve konferans kapsamında 'Bin Yıl Kalkınma Hedefleri İlerleme Raporu'nu sunan Sayın Kemal Derviş ile görüşme imkanı buldum ve kendisinin şahsım onuruna verdiği yemeğe katıldım" diyen Arınç, şöyle devam etti:

"Ayrıca New York'ta bulunan Türk dernek, kuruluş temsilcileri ve iş adamlarımızla bir araya geldim. Vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı New Jersey ve Brooklyn'de eğitim kurumlarımızı ziyaret etmek, Paterson'da ziyaretlerde bulunmak, Türk toplumuyla temaslarda bulunmak fırsatını buldum. Büyük bir resepsiyon içerisinde vatandaşlarımızla da görüşme imkanı buldum."

Ziyareti sırasında Amerika'nın Sesi Radyosu'na uluslar arası gündemde yer alan gelişmeler, Türk-Amerikan ilişkileri ve AB müzakere süreciyle ilgili çalışmalar konusunda bilgiler verdiğini belirten Arınç, "New York'ta katıldığım çalışmaların faydalı olduğu kanaatindeyim. Ayrıca sosyal ve kültürel amaçlı bazı ziyaretlerimiz de oldu" dedi.

Kıbrıs sorunu

Daha sonra gazetecilerin sorularını cevaplayan Arınç, bir soru üzerine şunları söyledi:

"Türkiye bazı sorunlarla yıllardan beri mücadele ediyor. Bu mücadelesinde başarılı olmak için çalışıyor. Bunlardan birisi, Kıbrıs sorununun çözülmesidir. Bu sorunun sadece bir tarafı Türkiye'dir, ama diğer tarafta da başka ülkeler bulunmaktadır. 2004 yılı nisan ayında iki toplum için yapılan referandum sonuçlarında, Türk tarafı Annan planı kendilerini çok tatmin etmese bile barış ve çözümden yana olduklarını gösterdiler ve yüzde 65 gibi bir nispetle bu plan konusunda 'evet' oyu kullandılar. Bunun aksine Rum kesimi yüzde 75 gibi ağır bir çoğunlukla bu planı kabul etmeyeceğini ilân etti. Bunun sonucunda AB kendi içinde sorunlu olan bir ülkeyi AB'ye kabul etmek suretiyle bir yanlış yaptı. Şu anda Kıbrıs'ın Rum kesiminde bulunan hükümet AB üyesi olmuştur, kuzeyde, KKTC'de yaşayan soydaşlarımız ve onların devleti AB dışında kalmıştır."

Planda kendilerini tatmin etmeyen pek çok unsura rağmen, çözüm yanlısı oy kullanan Türk toplumunun, ödüllendirilmesi gerekirken netice itibarıyla cezalandırıldığını kaydeden Arınç şöyle dedi:

"Referandumdan sonra Türkiye ve KKTC, uygulanan ambargoların, izolasyonların kaldırılması, bire bir ilişkiler kurulması yönünde olumlu adımlar atılması talebinde bulunmuştur. Referandum sonucu, bu taleplerimizi haklı kılacak bir başarıya dönüşmüştür. BM Genel Sekreteri Annan'ın geçen yıl açıkladığı rapor olumlu unsurlarla doludur. Ancak bu rapor, BM Güvenlik Konseyi'nde henüz görüşülememiş ve kabul edilememiştir."

Türkiye'nin de çabalarıyla KKTC ile doğrudan ilişkilerin kurulması yönünde olumlu adımlar atıldığını belirten Arınç şunları kaydetti:

"ABD'den Kongre temsilcileri, geçtiğimiz aylarda Kıbrıs'ı ve daha sonra Türkiye'yi ziyaret etmek suretiyle ambargoyu delmek konusunda olumlu adımlar atmışlardır. Daha sonra Azerbaycan'la ve şimdi de bazı ülkelerle devam edeceğine inandığımız yeni bir süreç başlamıştır. Ancak ne yapılırsa yapılsın, şu anda Kıbrıs sorununun doğrudan çözümüne yönelik bir çaba, olumlu bir adım görülmemektedir. Ancak Türkiye, ısrarla kalıcı, adil bir barışın ve çözümün Kıbrıs'ta sonuç getirmesi için uluslar arası alanda, platformda çabalarına destek aramaktadır."

Bunun dışında Irak ve Ortadoğu konusunda bir sürecin işlemekte olduğunu belirten Arınç, "Türkiye, bu konuda olumlu ve yapıcı tavrını sürdürmektedir. Irak'ın demokratikleşmesi, halkın kendi yönetimini kurması açısından, Türkiye kendisine en yakın coğrafyadaki gelişmeleri yakından takip etmektedir" dedi. Arınç, "Bunun dışındaki sorunlar, yıllarca birikip önümüze gelen sorunlardır. Bunların çözümü konusunda hükümet dinamik ve atak davranmaktadır. Parlamentomuz da büyük bir gayretle çözüm konusunda adım atmaktadır" ifadesini kullandı.

KIBRIS 12/09/05

Kıbrıs'ta çözüm BM himayesinde bulunmalı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Yunanistan ziyareti sırasında Kıbrıs sorunuyla ilgili açıklama yaptı:

Kıbrıs'ta çözüm BM himayesinde bulunmalı

Putin: Kısa süre önce Türkiye Başbakanı'nı konuk ettim ve kendisiyle Kıbrıs sorununu oldukça uyumlu şekilde konuştuk. Şimdi, sizinle bu konuyla ilgili olarak saatlerimizi kontrol etmek isterim. Birleşmiş Milletlerle ilgili tutumumuzu iyi biliyorsunuz. Gelecekte de Kıbrıslıların iyiliği için, bu sorunun çözülmesi için çalışacağız

Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin,Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'le görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada ülkesinin, Kıbrıs sorununa çözümün BM himayesinde bulunmasına ilişkin tutumunun devam etmekte olduğunu söyledi

Yunanistan'ı ziyaret etmekte olan Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'le görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada ülkesinin, Kıbrıs sorununa çözümün BM himayesinde bulunmasına ilişkin tutumunun devam etmekte olduğunu söyledi.

Fileleftheros Gazetesi, "Moskova Kıbrıs Konusunda Türkiye ve Yunanistan'la Saatleri Kontrol Ediyor" başlığıyla yansıttığı haberinde Vladimir Putin'in, Rusya ve Yunanistan'ın Kıbrıs sorunundaki tutumlarının birbirine çok yakın olduğunu söylediğini yazdı.

Gazeteye göre Rusya'nın AB'yle ilişkilerinin geliştirilmesi konusundaki yapıcı tavrından dolayı Yunanistan'a teşekkür eden Putin şunları söyledi:

"Kısa süre önce Türkiye Başbakanı'nı konuk ettim ve kendisiyle Kıbrıs sorununu oldukça uyumlu şekilde konuştuk. Şimdi, sizinle bu konuyla ilgili olarak saatlerimizi kontrol etmek isterim. Birleşmiş Milletler'le ilgili tutumumuzu iyi biliyorsunuz. Gelecekte de Kıbrıslıların iyiliği için, bu sorunun çözülmesi için çalışacağız."

Kostas Karamanlis ise "Kıbrıs sorununun kesin, kapsamlı ve adil şekilde halledilmesi için üstlenilen çabalara Rusya'nın istikrarlı ve kesintisiz destek ve dayanışmasına Yunanistan'ın özellikle değer verdiğini" söyledi.

Gazete Karamanlis'in Putin onuruna verdiği akşam yemeğinde Kıbrıs sorunu dışında ekonomik işbirliğinin güçlendirilmesi, Batı Balkanlar'daki gelişmeler, enerji ve yüksek teknoloji konuları ve görüş birliği saptanan konular başka konuların da ele alındığını kaydetti.

Gazeteye göre Putin şunları da söyledi:

"Enerji alanındaki planlarımızı hayata geçirirsek (doğal) gazımız üçüncü ülkelere, batı Avrupa ve diğer ülkelere ulaşabilir. Yine üçüncü ülkelerin kullanımı için elektrik enerjisini, elektrik ağı oluşturma konusunu düşünebilir ve tartışabiliriz. Petrol boru hattı planını da ileri götürmemiz gerekir."

Politis haberi "Kıbrıs Sorunuyla İlgili Olarak Putin: 'Herkesin İyiliği İçin Çözüm Arıyoruz'" başlığıyla okurlarına aktardı.

KIBRIS 12/09/05

3 Ekim sonrası zor geçecek

Avrupa Birliği Dönem Başkanı İngiltere, daimi temsilcilerinin yarın ele alacağı “karşı deklarasyonun” son taslak metnini akşam saatlerinde üye ülkelere gönderdi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 20:24 TSİ 13 Eylül 2005 Salı

İSTANBUL - NTV’ye ulaşan son taslak metinde, Türkiye’nin ek protokolden kaynaklanan sorumluluklarını yerine getirmesinin, yani limanlarını Rum gemilerine açmasının 2006’da Konsey tarafından kontrol edilmesi öngörülüyor.

Taslak metinde Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin ek protokole attığı imzayı kabul ettiği, ancak aynı zamanda Kıbrıs Rum Kesimi’yle ilgili deklarasyon yayınlamasını üzüntü ile karşıladığı belirtiliyor. Ayrıca bu deklarasyonun tek taraflı olduğu ve Türkiye’nin yükümlülüklerini etkilemediği vurgulanıyor.

Taslak metinde, ek protokolün tüm ülkelere tamamen uygulanması, malların serbest dolaşımı için bütün engellerin kaldırılması ve limanların açılmasının beklendiği de kaydediliyor.

Avrupa Birliği Konseyi’nin Türkiye’nin sorumluluklarını ne ölçüde yerine getirdiğini 2006 yılında değerlendirmesi öngörülüyor. Türkiye imza koyduğu yükümlülükleri yerine getirene kadar müzakerelerdeki ilgili bölümlerin açılmayacağı hatırlatılıyor.

Avrupa Birliği’ndeki tüm üye ülkeleri tanımanın, birliğe katılımın bir gereği olduğu belirtiliyor ve Ankara’nın tüm üye ülkelerle ilişkilerini en kısa sürede normalleştirmesi isteniyor.

Avrupa Birliği, uluslararası hukukun bir parçası olarak, sadece Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanıdığını da vurguluyor. Son taslak metinde, 7 Eylül’deki daimi temsilciler toplantısında kararlaştırılan takvimin de geri çekildiği kaydediliyor.

Rum Basını: AB’de yalnız kaldık

Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan gazeteler, Türkiye’nin deklarasyonuna karşı AB’nin yayınlaması beklenen karşı deklarasyon üzerindeki uzlaşmazlığın, Fransa ve İngiltere’nin anlaşmasıyla ortadan kalktığını yazdı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 09:54 ET 13 Eylül 2005 Salı

LEFKOŞA - Rum basını, bu anlaşmadan dolayı Rum yönetiminin, yarın yapılacak AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında “yalnız kaldığı” değerlendirmesini yaptı.

 

Politis gazetesi, Fransa ile İngiltere arasında, AB’nin karşı deklarasyonu konusunda yapılan görüşmelerin en üst düzeyde, iki ülkenin başbakan ve dışişleri bakanları arasında yapıldığını belirterek, “Brüksel’deki kaynakların, Rum yönetiminin ‘henüz AB’de politik oyunu oynamayı öğrenmediği’ yorumlarında bulunduklarını” yazdı.

Fransa ve İngiltere’nin karşı deklarasyon konusundaki anlaşmasının Rum yönetimini memnun etmediğini kaydeden gazete, Fransa ile İngiltere arasında varılan anlaşmayı şöyle aktardı:

“Her şeyden önce, tüm ülkelerin tanınması, katılımın kaçınılmaz unsurlarından biridir ve bundan dolayı AB, Türkiye ile tüm üye devletler arasındaki ilişkilerin, mümkün olan en kısa sürede normalleştirilmesine vermekte olduğu önemin altını çizer. Bu çerçevede AB ve üye ülkeler, Kıbrıs sorununun nihai çözümünün başarılması için BM Genel Sekreteri’nin çabalarının desteklenmesi gerektiği ve kalıcı ve adil bir çözümün bölgedeki barışa, istikrara ve ilişkilerin uyumunakatkı koyacağı üzerinde uzlaşıya varırlar.”

BM GENEL SEKRETERİNİN ÇABALARINA HAVALE EDİLMESİ
Gazete, “Bu anlaşmaya göre Fransa’nın, Türkiye’nin katılımından önce Rum yönetimini tanıması gerektiği ifadesiyle aşamalı olarak tanınmaya götüreceğine de inandığı ilişkilerin normalleştirilmesi ifadelerini kazandığını, İngiltere’nin ise, Rum yönetiminin tanınması ile Kıbrıs sorununu birbirine ilişkilendirmeyi ve konuyu BM Güvenlik Konseyi kararlarına değil, doğrudan BM Genel Sekreterinin çabalarına havale ettiği” yorumunu yaptı.

Politis, Rum yönetiminin ise bu tip bir ifadeyle, tanınmanın “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin tanınması değil, Kıbrıs sorununun çözümüyle ortaya çıkacak devletin tanınmasına değinme ihtimali bulunmasından ötürü bu görüşe karşı çıktığını belirtti.

Politis, “Lefkoşa çaresiz” başlığı altında verdiği başka bir haberinde ise Fransa ile İngiltere arasında varılan anlaşma konusunda,Rum hükümetinin “düşük tonda açıklamalar” yapmayı tercih ettiğini, Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’ın ise İngiltere’ye yönelik “saldırı” niteliğinde açıklamalarda bulunduğunu yazdı.

Haberde, Hristofyas’ın İngiltere AB dönem başkanlığı aleyhine yaptığı açıklamaların “şaşkınlık yarattığı” yorumu yapıldı.
HRİSTOFYAS’IN AÇIKLAMASI
Gazeteye göre Hristofyas, İngiltere’nin tutumunu “dostane olmayan bir tutum” olarak niteledi ve Fransa’nın “kendi sebeplerinden ötürü tanınma konusunu gündeme getirdiğini” söyledi.

Hristofyas, “İngiltere’nin Rum yönetiminin arkasından Fransa ile ikili temaslarda bulunduğunu ve bunun amacının konuyu belirsiz bir zamana havale etmek olduğunu” ifade etti.

İngiltere’nin tavrını eleştirerek, “diplomatik seferberliğin gerekli olduğunu” belirten Hristofyas, Londra’daki Kıbrıslı Rumlara “farklı şekillerde harekete geçmeleri” çağrısında bulundu.

Diğer Rum gazeteleri de konuyla ilgili haberlerinde şu başlık ve ifadeleri kullandı:
*Haravgi: “Fransa-İngiltere uzlaşma formülü... İngiliz metotları kabul edilemez... Diplomatik seferberliğe ihtiyaç var.”

*Alithia: “Fransa-İngiltere anlaşması: Tanınma sadece tam üyelik öncesinde... ‘Kıbrıs’ örtülü veto öngörüyor.”

*Fileleftheros: “Londra, tanınma formülü konusunda Lefkoşa’ya ‘Take It Or Leave It’ (Al ya da bırak) mesajı iletiyor. Başkanlık (Rumyönetimi) karşı deklarasyon üzerinde uzlaşı olmaması durumunda karşı deklarasyonun yayınlanmayacağı uyarısında bulunuyor. İngiliz yöntemlerine karşı kızgınlık ve arkadan bıçaklamalar...”

*Simerini: “Tanınma buzdolabına...”

*Mahi: “Uzlaşma Lefkoşa’yı memnun etmiyor.”

Deklarasyon taslağı belli oldu


13 Eylül, 2005 18:11:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Birliği Daimi Temsilciler Komitesi COREPER'de yarın ele alınacak taslak metnin ana hatları belli oldu. CNN TÜRK'ün ele geçirdiği taslak metne, Güney Kıbrıs'ın tanınması ile ilgili İngiltere ve Fransa'nın uzlaştığı formül de eklendi.

Taslakta, Kıbrıs sorunun çözümü için Birleşmiş Milletler'in çabalarının desteklendiği de vurgulanıyor. Bu madde Türkiye'nin istediği bir koşuldu. Kıbrıs Rum Kesimi ise BM'ye atıfta bulunulan paragrafa itiraz ediyor.
 
CNN TÜRK'ün elde ettiği ve Kıbrıs konusunda Fransa ile İngiltere'nin üzerinde uzlaştığı formülünde yer aldığı taslağın ana hatları şöyle:
 

·  AB üyeleri, Avrupa Komisyonu'nun aralık 2004 tarihinde vardığı sonuçlar uyarınca Türkiye'nin birlik üyeleri ile arasındaki ortaklık antlaşmasının Ek Protokolüne attığı imzayı kabul eder.
 

·  Üyeler imza sırasında Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyet'i ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile karşılar.
 

·  AB, bu açıklamanın tek taraflı olduğunu ve Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemediğini açıkça belirtir.
 

·  AB üyesi ülkeler Ek Protokolün ayrımcılık yapılmadan tamamen uygulanması ve malların serbest dolaşımı için bütün engellerin kaldırılmasını bekler.
 

·  AB, Türkiye'nin imza koyduğu yükümlülükler yerine getirilene kadar ilgili bölümler için görüşmelere başlamayacaktır.
 

·  AB üyeleri 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 mayıs 2004 tarihinde birliğe üye olduğunu ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımanın uluslararası hukukun gereği olduğunu vurgularlar.
 

·  Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin gereğidir. Bu nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile ilişkilerinin en kısa zamanda normalleşmesine verdiği önemin altını çizer.
 

·  Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki çabasını desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede barış, istikrar ile uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda da hemfikirdirler.
 

·  Konsey bütün bu konuları 2006 yılında ele alacaktır.  
 
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonu
 
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
 
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyon
la ilan etti.

Deklarasyonun içeriği:

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır

 

Paris: "Kıbrıs ön koşul değil"


13 Eylül, 2005 17:20:00 (TSİ) CNN TURK

 

Fransa Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimi'ni tanımasının AB ile tam üyelik müzakerelerine başlanması için ön koşul olmadığını açıkladı.

Türkiye'nin 29 temmuzda yayımladığı Kıbrıs deklarasyonuna, 'karşı deklarasyonla' cevap verme hazırlığında olan AB'deki tartışmalar ise sürüyor.
 
Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı  Denis Simonneau,  deklarasyonda, Türkiye'nin, Kıbrıs Rum kesimini en kısa zamanda tanımasını ve bu durumun 2006 yılında yeniden değerlendirilmesini talep edeceklerini duyurdu.
 
Sözcü yardımcısı, deklarasyonun havada ve muğlak kalmaması için, 2006 yılında durumun değerlendirilmesi konusunda randevu verilmesinde ısrar ettiklerini belirtti.
 
Simonneau, Türkiye ile müzakerelerin başlayacağı 3 ekim öncesi 25 üye ülkenin en kısa zamanda karşı deklarasyonun içeriği konusunda anlaşma sağlamalarını ümit ettiklerini ifade etti.

"Rum Kesimi, AB'de yalnız kaldı"
 
AB'deki karşı deklarasyonun içeriğine ilişkin tartışmalar özellikle Rum Kesimi'nde yakından izleniyor.
 
Konuyla ilgili haberleri manşetlerine taşıyan Rum basını, karşı deklarasyon üzerinde Fransa ve İngiltere arasında mevcut olan uzlaşmazlığın, bu iki ülke arasında sağlanan anlaşmayla ortadan kalktığını yazdı.
 
Rum basını, bu anlaşmadan dolayı Rum yönetiminin, yarın yapılacak AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında 'yalnız kaldığı' değerlendirmesini yaptı.
 
Politis gazetesi, Fransa ile İngiltere arasında, AB'nin karşı deklarasyonu konusunda yapılan görüşmelerin en üst düzeyde, iki ülkenin başbakan ve dışişleri bakanları arasında yapıldığını belirterek, 'Brüksel'deki kaynakların, Rum yönetiminin 'henüz AB'de politik oyunu oynamayı öğrenmediği' yorumlarında bulunduklarını' yazdı. 
 
Fransa ve İngiltere'nin karşı deklarasyon konusundaki anlaşmasının Rum yönetimini memnun etmediğini belirten gazete, Fransa ile İngiltere arasında varılan anlaşmayı aktardı. Gazeteye göre anlaşmanın içeriği şöyle:
 
''Her şeyden önce, tüm ülkelerin tanınması, katılımın kaçınılmaz unsurlarından biridir ve bundan dolayı AB, Türkiye ile tüm üye devletler arasındaki ilişkilerin, mümkün olan en kısa sürede normalleştirilmesine vermekte olduğu önemin altını çizer. Bu çerçevede AB ve üye ülkeler, Kıbrıs sorununun nihai çözümünün başarılması için BM Genel Sekreteri'nin çabalarının desteklenmesi gerektiği ve kalıcı ve adil bir çözümün bölgedeki barışa, istikrara ve ilişkilerin uyumunakatkı koyacağı üzerinde uzlaşıya varırlar'' 
 
Politis, 'Lefkoşa çaresiz' başlığı altında verdiği başka bir haberinde ise Fransa ile İngiltere arasında varılan anlaşma konusunda,Rum hükümetinin 'düşük tonda açıklamalar' yapmayı tercih ettiğini, Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın ise İngiltere'ye yönelik 'saldırı' niteliğinde açıklamalarda bulunduğunu yazdı.
 
'Karşı deklarasyon' hazırlıkları
 
'Karşı deklarasyon' yayımlaması beklenen Avrupa Birliği, geçtiğimiz çarşamba günü konuyla ilgili yaptığı Daimi Temsilciler toplantısında uzlaşamadı.
 
Karşı deklarasyonun taslak metninde dikkat çeken bazı başlıklar ise şöyleydi: 

·  Türkiye, Ek Protokolü tam olarak, hiçbir üyeye ayrımcılık yapmadan uygulamalı ve malların serbest dolaşımı ile ulaşım kısıtlamaları kaldırılmalı. Bu ifade ile Türkiye'den limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açması isteniyor.
 

·  AB, Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece ilgili başlıklarda müzakerelerin başlayamayacağını hatırlatır. Türkiye tüm üye ülkelerle ilişkilerini en kısa sürede hukuki olarak normalleştirmelidir. Bu cümleyle Türkiye'den dolaylı olarak Güney Kıbrıs'ı tanıması isteniyor.  
 
AB, karşı deklarasyon konusunu yarın Brüksel'de yapacağı Avrupa Birliği Daimi Temsilciler toplantısında (COREPER) yeniden ele alacak. Yarınki toplantıda AB Dönem Başkanı İngiltere'nin, yeni bir taslak önerisi getirmesi bekleniyor.

 

KIBRIS DEKLARASYONU

Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
 
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir
deklarasyonla ilan etti.

Deklarasyonun içeriği:

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır

CNN TURK 13/09/05

 

Rum basını: Kıbrıs AB'de yalnız kaldı

 

Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan gazeteler, Türkiye'nin Rum yönetimini tanımadığını ifade ettiği deklarasyonu karşısında Avrupa Birliği (AB) tarafından yayınlanması beklenen karşı deklarasyon üzerinde Fransa ve İngiltere arasında mevcut olan uzlaşmazlığın, bu iki ülke arasında sağlanan anlaşmayla ortadan kalktığını yazdı. Rum basını, bu anlaşmadan dolayı Rum yönetiminin, yarın yapılacak AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında “yalnız kaldığı” değerlendirmesini yaptı.

Politis gazetesi, Fransa ile İngiltere arasında, AB'nin karşı deklarasyonu konusunda yapılan görüşmelerin en üst düzeyde, iki ülkenin başbakan ve dışişleri bakanları arasında yapıldığını belirterek, “Brüksel'deki kaynakların, Rum yönetiminin 'henüz AB'de politik oyunu oynamayı öğrenmediği' yorumlarında bulunduklarını” yazdı.

Fransa ve İngiltere'nin karşı deklarasyon konusundaki anlaşmasının Rum yönetimini memnun etmediğini kaydeden gazete, Fransa ile İngiltere arasında varılan anlaşmayı şöyle aktardı:   “Her şeyden önce, tüm ülkelerin tanınması, katılımın kaçınılmaz unsurlarından biridir ve bundan dolayı AB, Türkiye ile tüm üye devletler arasındaki ilişkilerin, mümkün olan en kısa sürede normalleştirilmesine vermekte olduğu önemin altını çizer. Bu çerçevede AB ve üye ülkeler, Kıbrıs sorununun nihai çözümünün başarılması için BM Genel Sekreteri'nin çabalarının desteklenmesi gerektiği ve kalıcı ve adil bir çözümün bölgedeki barışa, istikrara ve ilişkilerin uyumuna katkı koyacağı üzerinde uzlaşıya varırlar.”

Gazete, “bu anlaşmaya göre Fransa'nın, Türkiye'nin katılımından önce Rum yönetimini tanıması gerektiği ifadesiyle aşamalı olarak tanınmaya götüreceğine de inandığı ilişkilerin normalleştirilmesi ifadelerini kazandığını, İngiltere'nin ise, Rum yönetiminin tanınması ile Kıbrıs sorununu birbirine ilişkilendirmeyi ve konuyu BM Güvenlik Konseyi kararlarına değil, doğrudan BM Genel Sekreterinin çabalarına havale ettiği” yorumunu yaptı.

Politis, Rum yönetiminin ise bu tip bir ifadeyle, tanınmanın ”Kıbrıs Cumhuriyeti”nin tanınması değil, Kıbrıs sorununun çözümüyle ortaya çıkacak devletin tanınmasına değinme ihtimali bulunmasından ötürü bu görüşe karşı çıktığını belirtti.

Politis, “Lefkoşa çaresiz” başlığı altında verdiği başka bir  haberinde ise Fransa ile İngiltere arasında varılan anlaşma konusunda, Rum hükümetinin “düşük tonda açıklamalar” yapmayı tercih ettiğini, Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ın ise İngiltere'ye yönelik “saldırı” niteliğinde açıklamalarda bulunduğunu yazdı. Haberde, Hristofyas'ın İngiltere AB dönem başkanlığı aleyhine yaptığı açıklamaların “şaşkınlık yarattığı” yorumu yapıldı.
   
HRİSTOFYAS'IN AÇIKLAMASI
   
Gazeteye göre Hristofyas, İngiltere'nin tutumunu “dostane olmayan bir tutum” olarak niteledi ve Fransa'nın “kendi sebeplerinden ötürü tanınma konusunu gündeme getirdiğini” söyledi.

Hristofyas, “İngiltere'nin Rum yönetiminin arkasından Fransa ile ikili temaslarda bulunduğunu ve bunun amacının konuyu belirsiz bir zamana havale etmek olduğunu” ifade etti.

İngiltere'nin tavrını eleştirerek, “diplomatik seferberliğin gerekli olduğunu” belirten Hristofyas, Londra'daki Kıbrıslı Rumlara ”farklı şekillerde harekete geçmeleri” çağrısında bulundu.

Diğer Rum gazeteleri de konuyla ilgili haberlerinde şu başlık ve ifadeleri kullandı:

Haravgi: “Fransa-İngiltere uzlaşma formülü... İngiliz metotları kabul edilemez... Diplomatik seferberliğe ihtiyaç var.”

Alithia: “Fransa-İngiltere anlaşması: Tanınma sadece tam üyelik öncesinde... 'Kıbrıs' örtülü veto öngörüyor.”

Fileleftheros: “Londra, tanınma formülü konusunda Lefkoşa'ya 'Take It Or Leave It' (Al ya da bırak) mesajı iletiyor. Başkanlık (Rum yönetimi) karşı deklarasyon üzerinde uzlaşı olmaması durumunda karşı deklarasyonun yayınlanmayacağı uyarısında bulunuyor. İngiliz yöntemlerine karşı kızgınlık ve arkadan bıçaklamalar...”

Simerini: “Tanınma buzdolabına...”

Mahi: “Uzlaşma Lefkoşa'yı memnun etmiyor.”

HURRIYET 13/09/05

 

Rum basını: ABD Annan Planı’yla yeniden geliyor

 

Oshan SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA)

ABD'li yetkililerin, Kıbrıslı Rumların referandumda reddettiği Annan Planı’nda ısrar ettiği bildirildi.

İngiliz yetkililerinse Kıbrıs sorunu çözümlenmeden, Güney Kıbrıs’ın AB üyeliğinin AB’de karmaşa ve sorunlara neden olduğunu düşündüğü ifade edildi.

 

Kıbrıs Rum Kesimi’nde yayımlanan Fileleftheros gazetesi, "Amerikalılar Annan Planı’yla yeniden geliyor" başlığıyla, son gelişmeler ışığında Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak Amerikalı ve İngiliz yetkililerin açıklamalarına yer verdi.

 

Gazetenin haberinde, Amerikalı yetkililerin Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili Annan Planı’nda ısrar ettiği, İngiliz yetkililerinse Kıbrıs sorunu çözümlenmeden, Güney Kıbrıs’ın AB üyeliğinin AB’de karmaşa ve sorunlara neden olduğunu düşündüğü ifade edildi.

 

TAK Haber Ajansı’nın Rum Fileleftheros gazetesine dayandırdığı habere göre, somut olarak ABD Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Matt Bryza, Kıbrıs sorununa çözümün yine Rumlar tarafından reddedilen Annan Planı içinden çıkması gerektiğini belirtirken, İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacatt ise Kıbrıs sorunu çözümlenmeden "Kıbrıs’ın AB üyeliğinin adada görmek istedikleri çözümün bulunmasına yardımcı olmadığını, mevcut durumun güvenlik ve AB çıkarlarının korunması dahil AB konularını karıştırdığını" söyledi.

 

RUM TARAFI TEDİRGİN

 

Rumlar, ABD’li yetkili Bryza’nin son dönemde Atina ve Ankara’ya ziyaretler gerçekleştirmesinden ve yaptığı açıklamalardan tedirgin.

 

Bryza yaptığı açıklamalarda, ABD’nin Annan Planı’na dayalı iki bölgeli çözüm çerçevesinde Ada’nın yeniden birleştirilmesini desteklemeye devam ettiği mesajını iletti.

 

Bryza, Annan Planı’nı reddeden Rumları cezalandırmaya çalışmadığını, ancak Annan Planı’nın ’oldukça adil’ olduğunu da söyledi.     

 

Gazete haberinde, Kıbrıs Türklerinin Annan Planı’nı kabul etmesi nedeniyle ABD’nin KKTC’yi güçlendirmeye devam edeceğinin Bryza tarafından ifade edildiği ve Amerikalı yetkililerin KKTC’ye ziyaretler gerçekleştireceğinin işaretini de verdiği savunuldu.

 

AB mevzuatına atıfta bulunarak Amerikalılar dahil herhangi bir ülke vatandaşının KKTC’ye ziyaretinde herhangi bir yasağın bulunmadığının da belirtildiği haberde, Bryza’nin Amerikan uçaklarının Kuzey Kıbrıs’a uçmadığını, gelecekte bunun gerçekleşmesini ummadığını da söylediği belirtildi.

 

Haberde, ABD’nin, Ada’nın kuzey kısmına doğrudan uçuşları teşvik etmediği, ancak bunu yapmak isteyenlerin cesaretini de kırmadığı kaydedildi.

 

AÇIKLAMALARA TEPKİ GECİKMEDİ

 

ABD Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Matt Bryza’nın yaptığı açıklamalara Rum ve Yunan lobisinden tepki gecikmedi.

 

ABD Hıristiyan Kardeşleri Cemiyeti’nin (AHEPA) ’Washington Club’da düzenlediği etkinlikte yapılan açıklamaları izleyen Elen-Amerikan Enstitüsü Kurucusu Evgemios Rossidis, ABD’nin bu politikalarını sert şekilde eleştirdi.

 

Rossidis, ABD’nin, Türkiye’nin Kıbrıs’a ’işgalinden’ değil de ’müdahalesinden’ söz etmesinin ’kabul edilmez’ olduğunu öne sürdü.

HURRIYET 13/09/2005

 

Talat: Türkiye ile ayrışma noktaları olabilir

 

Lefkoşa

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ”3 Ekim'den sonra, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakerelerinin başlamasıyla Kıbrıs konusunda tüm tarafları farklı şekillerde etkileyecek dinamik bir süreç yaşanacağını” ifade ederek, ”Politikamız nettir ve gelişmeleri sistemli bir şekilde izliyoruz” dedi. Talat, zaman içinde Türkiye ile ayrışma noktaları, çıkar farklılığı olabileceğini, o zaman çok zor durumda kalacaklarının söyledi.

Talat, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, bu dinamik süreç içinde Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonlar dahil tüm kısıtlamaların kalkması gerektiğini söyledi.
   
Kıbrıs'la ilgili politikalarda Türkiye ile uyum içinde çalıştıklarını belirterek, “Politikamızın Türkiye ile paralel olması benim için zul değil” diyen Talat, “Temel görevim, Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını korumak. Bugün için öyle bir ihtimal yok, ama süreç içerisinde Türkiye ile ayrışma noktaları, çıkar farklılığı olabilir ve o zaman çok zor durumda kalırız” diye konuştu.
   
“Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin kaçınılmaz olarak Kıbrıs sorununa endeksleneceğini ve bunun, sıkıntılar yanında fırsatlar da yaratacağını” kaydeden Talat, çözümü savunan Avrupa Birliği'nin, bu süreçte sürekli olarak çözüme karşı çıkan Rum tarafının yanında duramayacağını belirtti.
   
ORTAK ÇIKARLAR
   
Talat, “Kıbrıs Türklerinin çıkarlarından çok Türkiye'nin çıkarlarını savunmakla suçlandıklarının” hatırlatılması üzerine, ”Böyle bir yorum çok abes” dedi ve şunları söyledi:
   
“Temel görevim, Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını korumak. Halk beni bunun için seçti. Türkiye ile aynı paralelde olmamız da çok doğal. Tek dayanacağımız ülke Türkiye. Kaygılarımızı paylaşıyor, genel politika paralelliğimiz var. Bu politikalar da Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını korumak için. Politikamızın Türkiye ile paralel olması benim için zul değil.”
   
“Süreç içerisinde Türkiye ile Kıbrıs konusunda ters düşme, çıkar farklılığı gibi bir tehlike görüyor musunuz” sorusuna ise Talat, ”Çok dinamik bir süreç ve ayrışma noktaları ortaya çıkabilir, Türkiye ile çıkar farklılığı olabilir” karşılığını verdi.
   
UZAK İHTİMAL

Talat, “Böyle bir durumda ne olur, nasıl bir tavır takınırsınız” sorusu üzerine de şunları söyledi:
   
“Yakın gelecekte böyle bir ihtimal görmüyorum. Uzak ihtimal. Ama sorun çıkarsa görüşerek ortadan kaldırmak zorundayız. Çünkü biz Türkiye'ye muhtacız. Bizi ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından destekleyen tek ülke Türkiye. Türkiye ile uyumlu politika gütmek zorundayız, başka seçeneğimiz yok. Başaramazsak ne olur? O zaman oldukça zor durumda kalırız ve bunu da hiç temenni etmem. Rum tarafı Yunanistan ile sorun yaşasa çok daha az zararlı olur. Bu nedenle böyle bir sorunu hiç ama hiç temenni etmem.”
   
Mehmet Ali Talat, “cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye ile zaman zaman görüş farklılıkları olmasına rağmen bunların aşıldığını” da söyledi ve Maraş'a karşılık limanların açılmasını önerdikleri Brüksel görüşmelerini örnek gösterdi.
   
Talat, “Türkiye'nin Brüksel görüşmelerinden bilgisi vardı, ama temkinliydi. Taraf olmadı. Yani Kıbrıs sorununun çözümü konusunda hedef birlikteliğimiz var ve bu yolda çıkabilecek çelişkiler hedef birlikteliğini bozmaz. Bugüne kadar her konuyu çözebildik ve ilişkilerimizde son derece rahatız” diye konuştu.
   
MÜLKİYET KONUSU
   
Talat, mülkiyet konusunda ise, Rumların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) açtıkları davaların devam ettiğine işaret ederek, ”Yeni davalar kapımızda” dedi. Mülkiyet sorununun ancak bir anlaşmayla çözümlenebileceğini belirten Talat, çözüme kadar AİHM'de açılan davaların Türk tarafı aleyhine sonuçlanmaması için önlemler üzerinde çalıştıklarını belirtti.
   
Talat, Limasol'da açılması gündemde olan Türk okulu konusunda da, Karpaz'daki Rum okulu örneğinde olduğu gibi Limasol'da da Kıbrıslı Türklerin yöneteceği ve öğretmen atayacağı bir model olması gerektiğini söyledi.

 (aa)

HURRIYET 13/09/05

 

Rehn: Türkiye Kıbrıs'ı ne kadar erken tanırsa iyi olur

 

Brüksel

Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ne kadar erken tanırsa o kadar iyi olacağını söyledi.

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’nda konuşan Rehn, Türkiye ile müzakereleri açmak için şartların değişmediğini kaydetti.

   

Türkiye’nin Kıbrıs ile ilgili yayınladığı deklarasyonu üzüntüyle karşıladığını ifade eden Rehn, Türkiye’nin ayrımcılık yapmadan Gümrük Birliği’ni uygulaması gerektiğini savundu.

 

Rehn, "AB üyesi ülkelere liman ve havaalanlarının açılması gerek. Sonuçta Türkiye ne kadar erken Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanırsa o kadar iyi olur" diye konuştu.

 (aa)

 

 

HURRIYET 13/09/05

 

Rumların Türkiye'yi veto tehdidi sürüyor

 

Lefkoşa

Kıbrıs Rum Kesimi, AB ülkeleri ile karşı deklarasyon ve Müzakere Çerçeve Belgesi üzerinde anlaşma sağlanamazsa müzakerelerin 3 Ekim’de başlayamayabileceğini bildirdi.

 Rumlar, BM’ye atıf istemiyor

 

Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Avrupa Birliği’nin Ankara’nın Kıbrıs deklarasyonuna yanıtı niteliğinde olacak karşı deklarasyon konusunda Avrupa Birliği ülkeleri arasında görüş ayrılığı bulunduğunu ifade etti.

 

Hrisostomidis, veto kartını kullanma niyetinde olmadıklarını, ancak karşı deklarasyon ve Müzakere Çerçeve Belgesi üzerinde uzlaşma sağlanamaması halinde, müzakerelerin 3 Ekim’de başlayamayabileceğini söyledi.

 (Hürriyetim)

 

 

HURRIYET 13/09/05

 

İngiltere-Fransa 'Kıbrıs uzlaşma metni'

 

Brüksel

Fransa ile İngiltere’nin uzlaştıkları metin belli oldu. İngiltere, Türkiye’ye karşı yayınlanacak deklarasyonun son taslağını tamamladı.

Brüksel'den yayın yapan "ABHaber.com"a göre, Fransa ve İngiltere’nin üzerinde uzlaştıkları metinde Türkiye’nin tam üyelik öncesinde Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıması gerektiği belirtildi. Fransa ve İngiltere’nin uzlaşı metni şöyle:

   

"Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin gerekli bir parçasıdır. Bu nedenle AB, Türkiye’nin tüm üye ülkeler ile ilişkilerinin mümkün olan en kısa zamanda olağanlaşmasına (normalleşmesine) verdiği önemin altını çizer. Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki çabasını desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede barış, istikrar ile uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda da hemfikirdirler".

   

Uzlaşının ardından İngiltere de Türkiye’ye karşı yayınlanacak deklarasyonun son halini tamamladı. İşte son karşı deklarasyon taslağı:

   

"1- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri, Avrupa Komisyonu’nun Aralık 2004 tarihinde varmış olduğu sonuçlar uyarınca Türkiye’nin, Türkiye ile Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri arasında ortaklık antlaşmasının ek protokolüne attığı imzayı kabul etmektedir. İmza sırasında Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile karşılamaktadırlar.

   

2- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri bu açıklamanın tek taraflı olduğunu, Protokolün içeriği olmadığını ve Türkiye’nin sorumluluklarına yasal hiçbir etkisi olmadığını açıkça belirtir.

   

3- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Ek protokolün ayrımcılık yapılmadan tamamen uygulanmasını ve taşımacılıktaki kısıtlamaları da içeren malların serbest dolaşımı için bütün engellerin kaldırılmasını beklemektedir. AB tarafı Ortaklık Anlaşması çerçevesinde 2006 yılında uygulamayı değerlendirecektir. Eğer gerekirse, uygulanabilir anlaşmazlıkları çözüm mekanizmalarına yönelecektir. Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Türkiye’nin imza koyduğu obligasyonları (yükümlülükleri) yerine getirene kadar ilgili bölümler için görüşmeler başlamayacaktır.

   

4-Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ne üye olduğunu hatırlatır. Kıbrıs Cumhuriyetini uluslararası hukukun bir parçası olduğundan dolayı tanıdıklarının vurgularlar.

   

5- (*)

    

6- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Türkiye’nin açıklamasında yer alan, BM Güvenlik Konseyi doğrultusunda Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için Genel Sekreter’in çabalarına desteklerinin devam edeceği taahüdünü not eder. Adil ve kalıcı bir çözümün bölgede barışa, istikrara ve güzel ilişkilere katkı koyacağı konusunda hem fikirdirler.

   

7- Konsey bütün bu konuları 2006 yılında ele alacaktır.

 (Hürriyetim)

HURRIYET 13/09/05

 

Güney Kıbrıs'tan yine veto tehdidi


      Kıbrıs Rum yönetimi bir kez daha, Güney Kıbrıs'ı tanımaması halinde Türkiye'nin AB üyeliğini veto edebileceğini açıkladı.
      Konuya ilişkin son açıklama güney Kıbrıs hükümeti sözcüsü Kipros Hrisostomides'ten geldi.
      Sözcü, "Kıbrıs'ın tanınmasıyla ilgili anlaşma sağlanamazsa Türkiye'nin üyelik müzakereleri 3 ekim'de başlamaz" ifadelerini kullandı.
      Müzakerelerin başlatılacağı 3 ekime kısa bir süre kala Türkiye tartışmaları sürüyor. 'Karşı deklarasyon' yayımlaması beklenen Avrupa Birliği, geçtiğimiz çarşamba günü konuyla ilgili yaptığı Daimi Temsilciler toplantısında uzlaşamadı.
      Karşı deklarasyonun taslak metninde dikkat çeken bazı başlıklar ise şöyleydi:
      Türkiye, Ek Protokolü tam olarak, hiçbir üyeye ayrımcılık yapmadan uygulamalı ve malların serbest dolaşımı ile ulaşım kısıtlamaları kaldırılmalı. Bu ifade ile Türkiye'den limanlarını ve havaalanlarını Rumlara açması isteniyor.
      AB, Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece ilgili başlıklarda müzakerelerin başlayamayacağını hatırlatır. Türkiye tüm üye ülkelerle ilişkilerini en kısa sürede hukuki olarak normalleştirmelidir. Bu cümleyle Türkiye'den dolaylı olarak Güney Kıbrıs'ı tanıması isteniyor.
      AB, karşı deklarasyon konusunu yarın Brüksel'de yapacağı Avrupa Birliği Daimi Temsilciler toplantısında (COREPER) yeniden ele alacak. Yarınki toplantıda AB Dönem Başkanı İngiltere'nin, yeni bir taslak önerisi getirmesi bekleniyor.
     
     'İngiltere ve Fransa anlaştı' tartışmaları
      Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomides, karşı deklarasyon konusunda dün yaptığı açıklamada, İngiltere hükümetinin Fransa hükümeti ile temaslarda bulunduğunu söylemişti.
      İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times da, İngiltere'nin Fransa’yı Kıbrıs konusunda ikna ettiğini yazmıştı.
      Gazete İngiltere'nin, Fransa’yı ikna etmesinde Türkiye’nin Güney Kıbrıs’ı tanıması için bir tarih belirlenmesi halinde, Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’ı birleştirme yönünde harcadığı çabaların sekteye uğrayacağı mesajının etkili olduğunu ifade etmişti.
      Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jean-Baptiste Mattei ise, Paris ile Londra'nın Türkiye konusunda uzlaşmaya vardığına ilişkin haberleri yalanlamıştı.
      Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jean-Baptiste Mattei, "en kısa sürede böylesi bir anlaşmanın gerçekleşmesini umuyoruz" ifadelerini kullanmıştı.
     
     Türkiye'nin deklarasyonunda tanıma yok
      Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
      Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
     
     Deklarasyonun içeriği:
      Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir .
      Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir .
      Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir .
      Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir .
      Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır .
      Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır .
     

MILLIYET 13/09/05

 

Talat: Türkiye ile çıkar farklılığımız olabilir


      KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ''3 Ekim'den sonra, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakerelerinin başlamasıyla Kıbrıs konusunda tüm tarafları farklı şekillerde etkileyecek dinamik bir süreç yaşanacağını'' ifade ederek, ''Politikamız nettir ve gelişmeleri sistemli bir şekilde izliyoruz'' dedi.
      Talat, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, bu dinamik süreç içinde Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonlar dahil tüm kısıtlamaların kalkması gerektiğini söyledi.
      Kıbrıs'la ilgili politikalarda Türkiye ile uyum içinde çalıştıklarını belirterek, ''Politikamızın Türkiye ile paralel olması benim için zul değil'' diyen Talat, ''Temel görevim, Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını korumak. Bugün için öyle bir ihtimal yok, ama süreç içerisinde Türkiye ile ayrışma noktaları, çıkar farklılığı olabilir ve o zaman çok zor durumda kalırız'' diye konuştu.
      ''Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin kaçınılmaz olarak Kıbrıs sorununa endeksleneceğini ve bunun, sıkıntılar yanında fırsatlar da yaratacağını'' kaydeden Talat, çözümü savunan Avrupa Birliği'nin, bu süreçte sürekli olarak çözüme karşı çıkan Rum tarafının yanında duramayacağını belirtti.
     
     ORTAK ÇIKARLAR
      Talat, ''Kıbrıs Türklerinin çıkarlarından çok Türkiye'nin çıkarlarını savunmakla suçlandıklarının'' hatırlatılması üzerine, ''Böyle bir yorum çok abes'' dedi ve şunları söyledi:
      ''Temel görevim, Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını korumak. Halk beni bunun için seçti. Türkiye ile aynı paralelde olmamız da çok doğal. Tek dayanacağımız ülke Türkiye. Kaygılarımızı paylaşıyor, genel politika paralelliğimiz var. Bu politikalar da Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını korumak için. Politikamızın Türkiye ile paralel olması benim için zul değil.'' ''Süreç içerisinde Türkiye ile Kıbrıs konusunda ters düşme, çıkar farklılığı gibi bir tehlike görüyor musunuz'' sorusuna ise Talat, ''Çok dinamik bir süreç ve ayrışma noktaları ortaya çıkabilir, Türkiye ile çıkar farklılığı olabilir'' karşılığını verdi.
      Talat, ''Böyle bir durumda ne olur, nasıl bir tavır takınırsınız'' sorusu üzerine de şunları söyledi:
      ''Yakın gelecekte böyle bir ihtimal görmüyorum. Uzak ihtimal. Ama sorun çıkarsa görüşerek ortadan kaldırmak zorundayız. Çünkü biz Türkiye'ye muhtacız. Bizi ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından destekleyen tek ülke Türkiye. Türkiye ile uyumlu politika gütmek zorundayız, başka seçeneğimiz yok. Başaramazsak ne olur? O zaman oldukça zor durumda kalırız ve bunu da hiç temenni etmem. Rum tarafı Yunanistan ile sorun yaşasa çok daha az zararlı olur. Bu nedenle böyle bir sorunu hiç ama hiç temenni etmem.'' Mehmet Ali Talat, ''cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye ile zaman zaman görüş farklılıkları olmasına rağmen bunların aşıldığını'' da söyledi ve Maraş'a karşılık limanların açılmasını önerdikleri Brüksel görüşmelerini örnek gösterdi.
      Talat, ''Türkiye'nin Brüksel görüşmelerinden bilgisi vardı, ama temkinliydi. Taraf olmadı. Yani Kıbrıs sorununun çözümü konusunda hedef birlikteliğimiz var ve bu yolda çıkabilecek çelişkiler hedef birlikteliğini bozmaz. Bugüne kadar her konuyu çözebildik ve ilişkilerimizde son derece rahatız'' diye konuştu.
     
     MÜLKİYET KONUSU
      Talat, mülkiyet konusunda ise, Rumların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) açtıkları davaların devam ettiğine işaret ederek, ''Yeni davalar kapımızda'' dedi. Mülkiyet sorununun ancak bir anlaşmayla çözümlenebileceğini belirten Talat, çözüme kadar AİHM'de açılan davaların Türk tarafı aleyhine sonuçlanmaması için önlemler üzerinde çalıştıklarını belirtti.
      Talat, Limasol'da açılması gündemde olan Türk okulu konusunda da, Karpaz'daki Rum okulu örneğinde olduğu gibi Limasol'da da Kıbrıslı Türklerin yöneteceği ve öğretmen atayacağı bir model olması gerektiğini söyledi.

MILLIYET 13/09/05

 

'Paris, Kıbrıs konusunda geri adım atıyor'

Britanya'nın Fransa'yı Türkiye'ye 'Kıbrıs şartı' koymaması konusunda ikna ettiği öne sürüldü. Paris, teyit etmedi

RADIKAL  13/09/05

RADİKAL - LONDRA/BRÜKSEL - AB Dönem Başkanı Britanya'nın 3 Ekim'de Türkiye ile müzakerelere başlamak için Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanınması şartı koşmak isteyen Fransa'yı ikna ettiği öne sürüldü. Financial Times gazetesi, 'Anglo-Fransız uzlaşmasıyla 3 Ekim'de müzakerelerin önünün açıldığını' yazdı. Gazeteye göre Londra, Paris'i Türkiye'nin müzakereler başlamadan değil tam üye olmadan önce Rum Yönetimi'nin tanınması prensibiyle ikna etti. Ancak Fransa Dışişleri, dün bu uzlaşmayı teyit etmeyip, pazarlıkların sürdüğünü açıkladı.
AB, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü imzalarken Rum Yönetimi'nin tanımadığını belirten beyana karşı hazırlanacak deklarasyon konusunda uzlaşmazlığa düşmüştü. Ay başından beri yapılan toplantılarda Rumların tanınmayı BM barış sürecinden koparıp Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecine bağlama çabalarına Fransa destek vermişti. Ancak uzlaşma çıkmayınca deklarasyona son hali verilememişti. Bunun üzerine Britanya ikili temaslar başlatmıştı. İşte Financial Times dün bu temaslarla ilgili haberinde, 'Temel zorluklardan birini daha uzaklaştıran Anglo-Fransız uzlaşmasıyla, Türkiye'nin 3 Ekim'de müzakerelere başlama ümidi arttı. Londra ve Paris, Türkiye'nin AB'nin tüm üyelerini tanımadan birliğe katılamayacağını deklare etmesi gerektiğinde anlaştı' diye yazdı. Britanya'nın Paris'i 'Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması için bir tarih belirlenmesi adadaki bölünmüşlüğü sona erdirmek için BM'nin yürüttüğü çabaları tehlikeye sokar' teziyle ikna ettiği belirtildi.
Ancak Britanya'nın liman ve havaalanlarının açılması yönünde Türkiye'den hâlâ onay beklediği vurgulandı. Gazete, Fransa'nın ardından ikna etme sırasının Kıbrıs Rum Yönetimi'ne geldiğini yazarken, dün AFP'ye konuşan bir AB diplomatı, 'Fransa ve Britanya arasında uzlaşı sağlandı ama Kıbrıslı Rumlar dahil diğer AB üyeleri için mesele henüz tam çözülmedi' diye konuştu.

Fransa Dışişleri: Görüşmeler sürüyor
Ancak Fransa Dışişleri Sözcüsü Jean-Baptiste Mattei dün uzlaşmayı teyit etmeyip, "AB dönem başkanı ve diğer üye ülkelerle temaslarımızı sürdürüyoruz" dedi. Konunun Daimi Temsilciler Komitesi'nde (COREPER) ele alınacağını hatırlatan sözcü, Paris'in, 'mümkün olan en kısa zamanda' anlaşma sağlanmasını ümit ettiğini söylemekle yetindi. Diplomatik kaynaklara göre, Britanya'nın yarın COREPER'e sunacağı taslakta AB'nin liman ve havalimanlarının tüm üyelere açılması beklentisinin altı çiziliyor. Avrupa Konseyi'nin protokolün tam uygulanmasına dair 2006'da bir değerlendirme yapacağı vurgulanıyor. Protokol uygulanmazsa müzakere başlıklarının açılmayacağı belirtiliyor. AB karşı deklarasyonu aşarsa müzakerelerde izlenecek yöntemleri belirleyen çerçeve belgesinin onayına sıra gelecek.

Kaymaklı bölgesinde mayın temizleme operasyonu başladı

Kaymaklı bölgesinde yeni bir mayın tarlasında yapılacağı açıklanan mayın temizleme operasyonu başladı.

TAK muhabirinin, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen BM Kalkınma Programı (UNDP) Gelecek için Ortaklık Mayın Hareket Merkezi yetkilisinden aldığı bilgiye göre, söz konusu bölgede mayın temizleme işlemine, dün sabah saat 06.00'da başlandı.

İşlemin saat 16.30'a kadar sürdüğünü belirten yetkili, mayından arındırma operasyonu dolayısıyla söz konusu saatler arasında bölgede gerekli güvenlik önlemlerinin alındığını söyledi.

Bölgede temizlenmiş dördüncü mayın tarlası olacak

Söz konusu mayın tarlasının temizlenmesiyle, bölgede mayından arındırılmış mayın tarlalarının sayısı dörde çıkacak.

2004 yılının kasım ayında başlatılan mayın temizleme programı çerçevesinde Kaymaklı bölgesindeki üç mayın tarlası, 12 Ağustos ve 17 Ağustos tarihlerinde gerçekleştirilen operasyonlar sonucunda temizlenmişti.

KIBRIS 13/09/05

 

 

Karşı deklarasyon 21 Eylül’e kaldı

Dönem başkanı İngiltere Rumların itirazlarını da dikkate alarak yeni bir metin hazırlayacak. Konu 21 Eylül’deki Daimi Temsilciler Toplantısında bir kez daha görüşülecek.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 21:36 TSİ 14 Eylül 2005 Çarşamba

BRÜKSEL - Brüksel’de yapılan COREPER toplantısında daimi temsilciler, AB’nin yayınlayacağı karşı deklarasyonun nihai metni üzerinde uzlaşma sağlayamadı. Ancak daimi temsilcilerin bazı noktalarda görüşbirliğine vardığı belirtiliyor.

Brüksel’de yapılan Coreper toplantısında Daimi Temsilciler, birliğin yayınlayacağı karşı deklarasyonun nihai metni üzerinde uzlaşma sağlayamadı. Ancak Dönem Başkanı İngiltere’nin sunduğu yeni taslak metninde yapılacak değişiklikler konusunda anlaşma sağlandı.

Üye ülkelerin daimi temsilcileri, karşı deklarasyon taslak metninde, Türkiye’nin ek protokolü en kısa zamanda uygulayacağına dair bir ifadenin kullanılmasına karar verdi. Kıbrıs Rum Kesimi’nin tanınması ile Kıbrıs sorununun çözümünün birbirinden bağımsız iki ayrı unsur olarak nitelendirilmesi üzerinde de anlaşma sağlandı.

Ayrıca, hazırlanacak son taslak metinde, Rum Kesimi’nin tanınması konusunun Türkiye tam üye olur olmaz değil, müzakereler esnasında gündeme gelmesine dair bir ifadeye yer verilecek.

İMTİYAZLI ORTAKLIK YOK
Daimi temsilciler, imtiyazlı ortaklık taleplerinin ne karşı deklarasyonda ne de müzakere çerçeve belgesinde yer almaması konusunda da uzlaştı. Karşı deklarasyonda ve müzakere çerçeve belgesinde yer almayan bazı unsurların ise müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim günü İngiltere’nin yapacağı açılış konuşmasında dile getirilmesine karar verildi.

Bu noktalarda uzlaşma sağlanmasına rağmen, nihai karşı deklarasyon metni ile ilgili görüşmeler 21 Eylül’deki COREPER toplantısında devam edecek.

 

Straw Türkiye’nin üyeliğini savundu

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye’nin AB üyeliği için siyasi gerekçelerin ekonomik nedenlerden daha önemli olduğunu belirtti.

 

AA

Güncelleme: 09:51 ET 14 Eylül 2005 Çarşamba

BERLİN - İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Alman “Rheinische Post” gazetesi için yazdığı makalede, Türkiye’nin AB üyeliğini neden gerekli gördüğünü anlattı.

Makalesinde, “Türkiye’nin yaptığı ticaretin yarısından fazlası daha şimdiden AB ülkeleriyle. Türkiye daha şimdiden AB’nin en fazla ihracat yaptığı ülkelerden biri. Türkiye’nin AB üyeliği için siyasi gerekçeler, ekonomik nedenlerden daha da ağır basıyor. Türkiye’nin üyeliği, kültürel ve dini çeşitlilikle ortak hedeflerin birbirine aykırı düşmediğini gösterecektir” ifadelerini kullanan Straw, istikrarlı, refah düzeyi yüksek ve Müslüman nüfuslu laik bir Türkiye’nin AB’ye alınması durumunda, bunun gözden kaçmayacak kadar önemli bir işaret vereceğini kaydetti.

‘GENİŞLEMEYİ DURDURMAK REKABETİ ZAYIFLATIR’
Jack Straw, global sorunların ve rekabetlerin yaşandığı bir dünyada, genişlemeyi durdurmak yönünde atılacak her adımın, Avrupa’nın, Asya’da kalkınmakta olan ülkelere karşı rekabet yeteneğini zayıflatacağını savundu.

İngiltere Dışişleri Bakanı, genişleyen AB’nin, Avrupa’nın dünyadaki nüfuzunu artırdığına da dikkat çekerek, “Neden Türkiye eksik kalsın? Türkiye’deki ekonomik büyümenin gelecek yıl yüzde 10 civarında olması bekleniyor. Bu her AB ülkesindeki büyümeden daha fazla” dedi.

 

‘Avusturya Türkiye’ye engel olacak’

İngiliz The Guardian gazetesi, Avusturya’nın bugün Brüksel’deki daimi temsilciler toplantısında, Hırvatistan’la müzakerelerin ertelenmesine karşın Türkiye ile müzakerelere başlanmasının, yanlış olacağını ilan edeceğini yazdı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 05:11 ET 14 Eylül 2005 Çarşamba

LONDRA - İngiliz The Guardian gazetesi, “Türkiye’nin AB’ye üyelik yolunda Avusturya engeli” başlıklı haberinde, bugünkü COREPER toplantısında sadece Rum kesiminin değil Avusturya’nın da Türkiye ile müzakerelere başlanmasında sorun yaratacağını savundu.

 

3 Ekim’e az bir süre kala Türkiye konusunda dışişleri bakanları düzeyinde olağanüstü toplantı düzenlenmesi için bastıran Avusturya’nın zamanlamasının önemli olduğunu yazan gazete, “26 Eylül’de planlanan olağanüstü toplantıdan birkaç gün önce AB’nin Hırvatistan’a ilişkin kararını açıklamasının beklendiğini” bildirdi.

Guardian, Katolik bir ülke olan Hırvatistan’la müzakerelere başlanmamasına karşın Türkiye ile başlanmasının zor bir konu olduğunu belirterek, Avusturya’nın normal ağırlığının üzerinde çıkışlar yaptığını yazdı. Guardian’a göre Viyana hükümeti, “Türkiye’nin baş düşmanı” Kıbrıslı Rumlarla ittifak yaptığından beri Katolik komşusu Hırvatistan için tavizler koparmaya çalışıyor.

Hırvatistan’la üyelik müzakerelerinin geçen bahar aylarında başlaması bekleniyordu; ancak Zagrep yönetiminin Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’yle yeterli işbirliği göstermediği gerekçesiyle, müzakerelere başlanmamıştı.

FT: RUMLAR UZLAŞMAYI REDDEDİYOR
Financial Times gazetesi ise AB’nin yayımlayacağı karşı deklarasyonla ilgili haberini, “Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanmasını hedefleyen anlaşmaya Kıbrıs’tan ret” başlığıyla sayfalarına taşıdı.

Gazete, İngiltere’nin COREPER toplantısında Türkiye ile müzakerelere 3 Ekim’de başlanmasını sağlayacak bir uzlaşmaya varılmasını umduğunu, ancak Kıbrıslı Rumların itirazları nedeniyle konunun 26 Eylül’deki dışişleri bakanları toplantısına kalabileceğini belirtiyor.

Haberde, “Kıbrıs’ı tanımadığını açıklayan Türkiye ile müzakerelere yine de 3 Ekim’de başlanmasını isteyen Dönem Başkanı İngiltere, Fransa’nın bu konudaki itirazlarını aştı ama kendilerinin dışarıda bırakıldığını söyleyen Kıbrıslı Rumlar, Londra-Paris hattındaki anlaşmayı reddetti” deniyor.

Haberde ayrıca, 26 Eylül’e kadar uzlaşma sağlanamazsa Türkiye’nin akıbetinin 3 Ekim sabahına dek belli olmayabileceği belirtiliyor.

 

Karşı deklarasyonda yine uzlaşma yok


14 Eylül, 2005 14:49:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Birliği daimi büyükelçilerinin Brüksel'deki toplantısında Kıbrıs karşı deklarasyonu konusunda yine uzlaşma sağlanamadı.

AB daimi temsilciler komitesi (COREPER), karşı deklarasyon konusunda ilerleme sağlamakla birlikte ortak bir anlaşmaya varamadı.
 
İngiltere, karşı deklarasyonun 21 eylülde yapılacak daimi temsilciler toplantısında yeniden ele alınacağını duyurdu. AB dışişleri bakanları ise 26 eylülde biraraya gelecek.
 
Diplomatik kaynaklar, karşı deklarasyon tartışmalarının Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve Fransa'nın muhalefeti nedeniyle sonuçsuz kaldığını belirtti. Kaynaklara göre AB Dönem Başkanı İngiltere ile Kıbrıs Rum kesimi arasında gerginlik yaşandı. 
 
Karşı deklarasyonun taslak metninde Güney Kıbrıs'ın tanınmasıyla ilgili İngiltere ve Fransa'nın uzlaştığı formül eklenmişti. Metindeki tartışmalar Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM'ye atıfta bulunulması üzerinde yoğunlaşıyor.
 
Güney Kıbrıs, müzakereler başlamadan Türkiye'nin Rum yönetimini tanımasını isterken, Ada'da çözümün BM temelinde gerçekleşmesine karşı çıkıyor.

Karşı deklarasyon taslak metninin ana hatları şöyle:

·  AB üyeleri, Avrupa Komisyonu'nun aralık 2004 tarihinde vardığı sonuçlar uyarınca Türkiye'nin birlik üyeleri ile arasındaki ortaklık antlaşmasının Ek Protokolüne attığı imzayı kabul eder.

·  Üyeler imza sırasında Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyet'i ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile karşılar. 

·  AB, bu açıklamanın tek taraflı olduğunu ve Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemediğini açıkça belirtir. 

·  AB üyesi ülkeler Ek Protokolün ayrımcılık yapılmadan tamamen uygulanması ve malların serbest dolaşımı için bütün engellerin kaldırılmasını bekler. 

·  AB, Türkiye'nin imza koyduğu yükümlülükler yerine getirilene kadar ilgili bölümler için görüşmelere başlamayacaktır. 

·  AB üyeleri 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 mayıs 2004 tarihinde birliğe üye olduğunu ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımanın uluslararası hukukun gereği olduğunu vurgularlar.

·  Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin gereğidir. Bu nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile ilişkilerinin en kısa zamanda normalleşmesine verdiği önemin altını çizer. 

·  Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki çabasını desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede barış, istikrar ile uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda da hemfikirdirler. 

·  Konsey bütün bu konuları 2006 yılında ele alacaktır.  
 
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonu
 
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
 
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyon
la ilan etti.

Deklarasyonun içeriği:

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır  

 

"RUMLARI MOTİVE EDİN"

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün yapılan AB Daimi Temsilciler Komitesi toplantısından önce İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'a mektup göndererek, 'Türkiye'yi 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bugünkü şekliyle tanımaya zorlamak yerine, Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli inisiyatifin alınarak Rum tarafının çözüm doğrultusunda motive
edilmesini' istedi. Talat, Türkiye'ye baskının Rum yönetimini çözümsüzlük yönünde cesaretlendirdiğine işaret ederek, Türkiye'nin şimdiki haliyle 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasının söz konusu olmadığını vurguladı. Talat, serbestlik, özgürlük ve limanların açılmasını istediklerini ifade ederek, KKTC limanlarının yasal liman olarak addedilip, üçüncü ülke muamelesine tabi tutulmaması gerektiğini kaydetti.

CNN TURK 14/09/05

 

Deklarasyonda uzlaşamadılar

 

Avrupa Birliği Daimî Temsilciler Komitesi, Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna verilecek yanıt konusunda uzlaşamadı.

Brüksel'de bugün yapılan Avrupa Birliği Daimî Temsilciler Komitesi (COREPER) haftalık toplantısında, Türkiye'ye karşı yapılacak deklarasyon konusunda uzlaşma sağlanamadı. Komite'nin 21 Eylül'de yeniden toplanacağı belirtildi.

TASLAKTA NELER VARDI?

Türkiye Avrupa Birliği'ne verdiği deklarasyonda, protokolü imzalamasının, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma anlamına gelmediğini vurgulamıştı.

Karşı deklarasyonun dün basına sızan taslağında, Türkiye'nin tek taraflı bir deklarasyonda bulunduğu ve bunun, Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemeyeceğine dikkat çekiliyor.

Ayrıca Türkiye'nin ek protokol gereği limanlarını Rum gemilerine açmasının, 2006'de Konsey tarafından denetlenmesi öngörülüyor.

HURRIYET 14/09/05

 

Olli Rehn: Kıbrıs ne kadar erken tanınırsa o kadar iyi

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, Türkiye ile müzakereleri açmak için şartların değişmediğini, 17 Aralık kararlarında Kıbrıs’ın bir ‘ön şart’ olmadığını söyledi

Ancak, ‘Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanıması gerekiyor. Ne kadar erken olursa, o kadar iyi olur. Kıbrıs sorunu ile ilgili taraflar, müzakere masasına dönmeli ve bunun başarılı sonuçlanması için herkes çalışmalı. Müzakerelerin gidişatı, Türkiye’nin Kıbrıs ile ilişkilerini normalleştirmesine ve ek protokolü tam olarak uygulamasına bağlı olacak’ dedi.

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu’nda konuşan ve parlamenterlerin sorularını cevaplandıran Rehn, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni de içine alacak şekilde, ayrımcılık yapmadan ek protokolü uygulaması gerektiğini söyledi’

PAMUK DAVASI PROVOKASYON

Olli Rehn, Türkiye’de insan hakları alanında olumlu gelişme olduğunu söyledi ancak, Orhan Pamuk hakkındaki davanın tam da AB zirvesinden önce 16 Aralık’ta görülecek olmasını ‘provokasyon’ olarak niteledi ve ‘Türk Ceza Kanunu’ndaki değişikliklere rağmen, Pamuk’a açılan dava, TCK’nın Avrupa standartlarına getirilmesi gerektiğini gösteriyor’ dedi.  

HURRIYET 14/09/05

 

AB, 'karşı deklarasyon'da uzlaşma sağlayamadı


      AB daimi büyükelçileri bugün ele aldıkları Kıbrıs karşı deklarasyonununda anlaşmaya varamadı. Büyükelçiler, 21 Eylül'de taslağı yeniden görüşecek. Deklarasyon taslak metnine, 'Kıbrıs'ın tanınması' ile ilgili İngiltere ve Fransa'nın uzlaştığı formülün de eklendiği bildirilmişti.
      Taslak metinde, "AB, Gümrük Birliği Ek Protokolünü imzalayan Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntüyle karşılamaktadır" deniliyordu.
      Metinde, Ek Protokolün üye ülkeler arasında ayrımcılık yapılmadan tamamen uygulanmasını gerektiği vurgulanıyordu.
     
     Uzlaşma sağlanamayan taslağın ana hatları şöyle:

      AB üyeleri, Avrupa Komisyonu'nun aralık 2004 tarihinde vardığı sonuçlar uyarınca Türkiye'nin birlik üyeleri ile arasındaki ortaklık antlaşmasının Ek Protokolüne attığı imzayı kabul eder.
      Üyeler imza sırasında Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyet'i ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile karşılar.
      AB, bu açıklamanın tek taraflı olduğunu ve Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemediğini açıkça belirtir.
      AB üyesi ülkeler Ek Protokolün ayrımcılık yapılmadan tamamen uygulanması ve malların serbest dolaşımı için bütün engellerin kaldırılmasını bekler.
      AB, Türkiye'nin imza koyduğu yükümlülükler yerine getirilene kadar ilgili bölümler için görüşmelere başlamayacaktır.
      AB üyeleri 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 mayıs 2004 tarihinde birliğe üye olduğunu ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımanın uluslararası hukukun gereği olduğunu vurgularlar.
      Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin gereğidir. Bu nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile ilişkilerinin en kısa zamanda normalleşmesine verdiği önemin altını çizer.
      Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki çabasını desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede barış, istikrar ile uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda da hemfikirdirler.
      Konsey bütün bu konuları 2006 yılında ele alacaktır.

MILLIYET 14/09/05

 

İngiltere: Türkiye'nin üyeliği için seçim lüksümüz yok


      İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye'nin AB üyeliği için siyasi gerekçelerin ekonomik nedenlerden daha önemli olduğunu belirtti.
      Straw, Alman ''Rheinische Post'' gazetesi için yazdığı makalede, Türkiye'nin AB üyeliğini neden gerekli gördüğünü anlatarak, ''Türkiye'nin yaptığı ticaretin yarısından fazlası daha şimdiden AB ülkeleriyle. Türkiye daha şimdiden AB'nin en fazla ihracat yaptığı ülkelerden biri. Türkiye'nin AB üyeliği için siyasi gerekçeler, ekonomik nedenlerden daha da ağır basıyor. Türkiye'nin üyeliği, kültürel ve dini çeşitlilikle ortak hedeflerin birbirine aykırı düşmediğini gösterecektir'' ifadesini kullandı.
      Jack Straw, istikrarlı, refah düzeyi yüksek ve Müslüman nüfuslu laik bir Türkiye'nin AB'ye alınması durumunda, bunun gözden kaçmayacak kadar önemli bir işaret vereceğini kaydetti.
      Önlerinde iki seçeneğin bulunduğunu, AB'nin ya komşularına karşı içine kapanacağını ya da istikrarlı ve refah içinde yaşayan yeni demokrasiler yaratmak amacıyla genişleyeceğini ifade eden Straw, ''Aslında seçim lüksümüz yok. Global sorunların ve global rekabetlerin yaşandığı bir dünyadayız. Bu dünyada durgun bir Avrupa rekabet edemez. Genişlemeyi durdurmak yönünde atılacak her adım, Avrupa'nın, Asya'da kalkınmakta olan ülkelere karşı rekabet yeteneğini zayıflatacaktır'' dedi.
      AB'nin genişlemesinin üye ülkelerin istikrarına ve refahına hiçbir şekilde zarar vermediğini, aksine Avrupa'nın büyük bölümünü uzun yıllar süren ayrılık ve bölünmüşlükten sonra barışta birleştirdiğini belirten Straw, şunları kaydetti:
      ''AB, Avrupa'nın dünyadaki nüfuzunu artırdı. Neden şimdi ve neden Türkiye eksik kalsın? Türkiye'deki ekonomik büyümenin gelecek yıl yüzde 10 civarında olması bekleniyor. Bu her bir AB ülkesindeki büyümeden daha fazla.''

MILLIYET 14/09/05

 

AB, Rumları mı Türkiye'yi mi satacak?



Sizlere sık sık Brüksel'deki havayı yansıtmaya çalışıyorum. Aslında son derece karmaşık bir durum var. Tartışmalar çok teknik. Üstünde pazarlık edilen metinlerin anlatılması kadar, anlaşılması güç.
Şu anda sadece, Türkiye'nin Kıbrıs ile ilgili (Gümrük Birliğinin Kıbrıs'a genişletilmesinin resmi tanınma anlamına gelmeyeceği şeklinde) açıklamasına karşılık, Avrupa Birliğinin yapacağı "Karşı Deklarasyon"(KD) tartışılıyor. Müzakerelerin kurallarını ve koşullarını koyacak olan "Müzakere Çerçeve Belgesi" (MÇB) henüz tartışmaya açılmadı.
Bu iki belge arasında önemli bir fark var.
Karşı Deklarasyon'un (KD) bağlayıcı hiçbir yanı yok. Bu, AB üyelerinin tek yanlı bir açıklaması olacak. Nasıl bizim Kıbrıs açıklamamız tek yanlı ve sadece bizi bağlayan bir belge idiyse, bu da sadece AB'yi bağlıyor. Yaptırımı yok. Yani, istediği kadar sert veya bizim beğenmediğimiz bir dilde yazılmış olsun, Ankara'ya yönelik bir yaptırımı yok. Oysa, Müzakere Çerçeve Belgesi (MÇB) bağlayıcı. Oraya giren her satır 25 AB ülkesini bağlar ve Türkiye'nin de uyması gerekir.

KARŞI AÇIKLAMA SERT MÇB ESNEK Mİ OLACAK?
Belgelerden birinin (MÇB) bağlayıcı, diğerinin (KD) tek yanlı bir açıklamanın ötesine gitmemesi nedeniyle, genel eğilim KD'nin sertleştirilmesi, MÇB'nin ise hiç değiştirilmeden (sertleştirilmeden) kabul edilmesi şeklinde. Ancak, KD'nin olduğu gibi MÇB'ye yansıtılmasını isteyenlerde var. Durum henüz net değil.
AB'nin Karşı Deklarasyonunda, iki nokta çok tartışmalı.
Biri, Türkiye'nin Kıbrıs'ı müzakereler sürecinde hukuken tanıması. Bunu en çok Fransa istiyor. Kıbrıs'lılara olan sevgileri veya Uluslararası politika ilkesinden filan değil, tamamen iç politikda, Chirac'ın rakibi Sarkozy'e koz vermeme yarışından kaynaklanıyor.
Bu sorunu ortaya çıkaran Kıbrıs değil, Fransa. Kıbrıs Rumları rüyalarında bile göremeyecekleri bir fırsat yakaladılar. Fransa'nın iç politikası, Rumların işine yarıyor.
Fransa'nın yarın ne yapacağı, sonunda nasıl bir uzlaşı formülünü kabul edeceği belli değil. Paris, ya Türkiye'yi veya Kıbrıs'ı satacak.
Diğer sorun da, Kıbrıs gemilerinin Türk limanlarına kabul edilmesi. Bu konu, Türkiye açısından daha güç. Zira AB Komisyonunun hukuk servisleri tarafından hazırlanan rapor Türkiye'ye hak vermiyor ve 25 ülke bu konuda birleşiyor.
Bugün Brüksel'de 25 ülke daimi temsilcileri bir araya geliyor. Karşı Deklarasyon için yeniden görüşme yapacaklar, ancak sonuç alıp alamayacakları belli değil. Galiba bir süre daha beklememiz gerekecek.

* * *

OLLİ REHN'İN SÖZLERİNE DİKKAT

Pazartesi akşamı, AB Komisyonunun Genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn'in Kanal D Ana Haber bülteninde söyledikleri çok önemliydi.

1. "Türkiye, limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açmadığı sürece, Gümrük Birliği'nin Ankara protokolüne tam anlamıyla uymuş sayılmaz"
Bu görüş, 25 üye ülke tarafından paylaşılıyor demektir. Olli Rehn bu konuda çok kesin konuştu. 3 Ekim müzakerelerinin başlamasını engellemeyecek olsa dahi, bu sorun 2006'dan itibaren epey başımızı ağrıtacak gibi görünüyor.

2. "PKK bir terör örgütüdür ve bu görüşümüzü çok açık şekilde herkese anlatıyoruz."
Rehn, Baydemir ile kısa da olsa görüşmesinin gerekçesini anlatırken, Diyarbakır belediye başkanının seçimle başa gelmiş bir kişi olduğuna dikkat çekti ve PKK ile Baydemir'i ayırdı. Umarım Baydemir 'de bu nüansı iyi gözlemiştir.

3. "Orhan Pamuk'un mahkemeye verilmesi, ifade özgürlüğü ilkesiyle bağdaşmaz"
Pamuk olayının boyutları giderek yaygınlaşıyor. Herald Tribune gazetesindeki son yorum da aynı konuya dikkat çekiyordu.
Orhan Pamuk davası, Kopenhag kriterlerine uyum sağlamakta titiz davrandığını belirten Türkiye açısından bir kamburdur. Pamuk bir görüş ortaya koymuştur. Ermeni sorununun tartışıldığı bir ortamda böylesine farklı bir tutum sergilenmesinin mahkemeye düşmemesi gerekirdi.
Ülkemizi Avrupa ailesi arasında görmek istemeyenlere kendi elimizle bir koz vermiş olduk. Böylece, sadece yasa değiştirerek bir yere varılamayacağı, asıl kafaların değişmesi gerektiği bir defa daha ortaya çıktı.
Başbakan'ın New York'taki temaslarında karşı karşıya kalacağı yeni bir soruyu elimizle piyasaya sürmüş olduk.

 

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 14/09/05

 

Rumlara göre 3 Ekim kesin değil

RADIKAL 14/09/2005

LEFKOŞA - AB Dönem Başkanı Britanya'nın Türkiye ile 3 Ekim'de müzakerelere başlamak için Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanınması şartının koşulmaması konusunda Fransa'yı ikna ettiğine dair haberlerin ardından Rumlar hemen veto kartı gösterdi. Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanımama beyanı eşliğinde imzalamasına AB'nin vereceği yanıt ve müzakere çerçeve belgesi üzerinde anlaşma sağlanamazsa, müzakerelerin 3 Ekim'de başlayamayabileceğini söyledi. Hrisostomidis, "Anlaşma olmazsa, bu müzakere çerçeve belgesinde de anlaşma olmayacağı anlamına geliyor. Bu da müzakerelerin 3 Ekim'de başlayamayacağı sonucunu doğuruyor" diye konuştu.
AB'nin karşı deklarasyonuyla ilgili "Ortada nihai taslak göremiyorum. Gördüğümüz Britanya ile Fransa'nın uzlaştıklarına dair bazı unsurlar" diyen Rum sözcü görüşlerini bugün COREPER'de aktaracaklarını belirtti. Sözcü, sonuç çıkmazsa konunun 25 Eylül'de dışişleri bakanları toplantısına kalacağını belirtti. Rum sözcü 'Bu veto anlamına mı geliyor?' sorusuna "Belli şeyler olmazsa müzakere başlamaz dedim. Kimse veto demedi" dedi. (Reuters, afp)

Erdoğan: 'Kıbrıs'ı tanıyın' baskısı çirkinlik

Başbakan Erdoğan, 3 Ekim öncesi 'Kıbrıs'ı tanıyın' baskısı yapılmasının 'çirkinlik' olduğunu söyledi

RADIKAL 14/09/05

SERKAN DEMİRTAŞ

NEW YORK - BM zirvesi için ABD'nin New York kentine giden Başbakan Tayyip Erdoğan, ABD'de ilk mesajını AB ülkelerine verdi. 3 Ekim sürecinde Türkiye'ye 'Güney Kıbrıs baskısı' yapılmasını 'çirkinlik' olarak nitelendiren Erdoğan, bu tür girişimlerin uluslararası diplomatik ahlaka da sığmayacağını kaydetti. PKK'nın Kuzey Irak'tan çıkarılması için ABD'nin işbirliğini istediklerini yineleyen Erdoğan, Türkiye'nin, Irak'ın asker ve polis birimlerinin eğitilmesine katkıda bulunmaya hazır olduğunu söyledi.
Erdoğan, dün sabah vardığı New York'ta ilk olarak Dış İlişkiler Konseyi'nde '21. Yüzyılda Türk Dış Politikası: Küresel Katkı Amaçlayan İstikrar Yaratıcı Güç' başlıklı bir konuşma yaptı. Erdoğan şu mesajları verdi:
Çirkin dayatma: Türkiye, müzakerelerin başlaması için gerekli koşulları yerine getirdi. Ama şimdi hâlâ başlasın mı başlamasın mı tartışmaları yapılıyor. Alakasız maddelerin Türkiye'nin önüne getirilip konulması uluslararası diplomatik ahlaka sığmaz. Bu çirkin bir davranıştır. Böyle çıkışlar güvensizlik yaratır. Örneğin, Güney Kıbrıs olayını koymak çok çirkin bir olay. Bir kere Güney Kıbrıs'ın AB'ye alınması yanlıştı. Onlar Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yerine getirmedi, ama 1 Mayıs'ta onları aldınız. Referandum öncesinde AB ülkeleri bize gelip 'Kıbrıs Türkleri 'Evet desin, siz gerisine karışmayın' dediler. . Onlar ise hem hayır dediler, hem de AB'ye girdiler. Şimdi onun bedelini Türkiye'ye ödetemezler.
Irak antrenman alanı olmasın: Kuzey Irak'ta PKK'ya karşı gerekli önlemlerin alınması terörle mücadeledeki çabalarımızın sonuca ulaşmasında tayin edici bir öneme sahiptir. ABD'li dostlarımızla, başta Başkan Bush olmak üzere bu konuyu konuştuk, konuşuyoruz, konuşmaya devam edeceğiz. Terör, ancak ortak mücadeleyle gücünün kırılabileceği bir fenomendir. Bu nedenle başta ABD olmak üzere bölgedeki güçlerle işbirliği istiyoruz. Biz Irak'ı terör örgütlerinin antrenman alanı olmaktan çıkarma gayreti içindeyiz.
Kerkük'te hassasız: Kerkük'ün statüsü konusunun Irak'ın geleceği açısından hassasiyet taşıdığı kanaatindeyiz. Ortaya çıkabilecek huzursuzluk sadece bu bölgeyle sınırlı kalmayıp tüm Irak'ı ateşe atacak bir karmaşayı tetikleme riski taşımaktadır.

 

Talat: 3 Ekim yolu ayırabilir

RADIKAL 14/05/2005

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerinin başlamasıyla Kıbrıs konusunda Ankara'yla ayrı noktalara düşebileceklerini söyledi. 3 Ekim'le tarafları farklı etkileyecek bir süreç başlayacağını söyleyen Talat, "Türkiye ile ayrışma noktaları, çıkar farklılığı olabilir ve o zaman çok zor durumda kalırız. Ama bu uzak bir ihtimal" dedi. "Türkiye ile uyumlu politika gütmeliyiz" diyen Talat, "Politikamızın Türkiye ile paralel olması benim için zul değil. Görevim, Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını korumak" diye ekledi. Talat, "Türkiye'nin AB sürecinin mezesi olmak istemiyoruz. Müzakereler için istenenler içinde Kıbrıslı Türklerin hakları olmamalı. Kıbrıs çözülme-den Türkiye 'Kıbrıs'ı tanımaz, tanıyamaz" dedi.

Limanlara 2006 denetimi

AB, Türkiye'nin Rum Yönetimi'ni tanımadığını belirten deklarasyonuna karşı yanıtını netleştirdi. Londra, Paris'i Türk limanlarının 2006'da denetlenmesi şartıyla ikna etti

RADIKAL 14/09/05

RADİKAL - BRÜKSEL - AB, Türkiye'nin 3 Ekim'de müzakerelere başlaması için kalan son koşul olan Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanımadığı beyanı eşliğinde imzalamasına karşı yayımlayacağı deklarasyonu netleştirdi. Dönem Başkanı Britanya, 'Kıbrıs'ın tanınması için bastıran Fransa'yı Türkiye'nin limanlarını 2006'da Rum gemilerine açmasının AB Konseyi'nce kontrolü koşuluyla ikna etti. Hazırlanan taslakta, Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmeden ilgili müzakere başlıklarının açılamayacağı kayıt altına alınıyor.

'Deklarasyon tek taraflı'
Britanya bugünkü AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısı öncesinde taslağı üye ülkelere gönderdi. Yedi paragraftan oluşan taslak, Türkiye'nin 'Kıbrıs' beyanından duyulan üzüntü dile getirilerek başlıyor. Türkiye'nin beyanının tek taraflı olduğu ve yükümlülüklerine yasal etkisi olmadığı belirtiliyor. Gümrük Birliği Ek Protokolü'nün tümüyle ve AB üyesi ülkelere ayrım yapmadan uygulanması beklentisi aktarılan taslakta, 'taşıma alanındaki kısıtlamalar dahil malların serbest dolaşımı önündeki tüm engellerin kaldırılması' isteniyor.
'Türkiye AB'yle olan sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece ilgili başlıklara dair müzakereler başlayamaz' deniliyor. Taslakta, AB'nin uluslararası hukukun parçası olarak sadece 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıdığı vurgulanıyor. 'Kıbrıs'ın tanınmasıyla ilgili paragrafta ise, "Tüm üye ülkelerin önceden tanınması üyeliğin gerekli bir parçasıdır. Bu çerçevede AB, Türkiye ile tüm AB üyeleri arasındaki ilişkilerin mümkün olan en kısa sürede normalleştirilmesine atfettiği önemin altını çizer' denilerek bu konuda BM'nin kapsamlı çözüm çabalarına desteğinin altını çiziyor. AB Konseyi'nin tüm bu unsurlara dair kaydedilen gelişmeyi 2006 yılında değerlendireceği belirtiliyor.

Fransa: 2006'da ısrarlıyız
Fransa Dışişleri Bakanlığı sözcü yardımcısı Denis Simonneau dün yaptığı açıklamada 3 Ekim'de Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması için Rum Yönetimi'nin tanınmasını önşart koşmayacaklarını söylese de "Yayımlanacak AB deklarasyonunun havada ve muğlak kalmaması amacıyla, 2006 yılında durumun değerlendirilmesi için randevu verilmesinde
ısrarlıyız" açıklaması yaptı. Fransız sözcü müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasına engel olmayacaklarını da ifade etti.

3 Ekim'den sonra dinamik bir süreç yaşanacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, gündemdeki konularla ilgili açıklamalarda bulundu:

3 Ekim'den sonra dinamik bir süreç yaşanacak

İZOLASYONLAR KALKMALI... Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerinin başlamasıyla Kıbrıs konusunda tüm tarafları farklı şekillerde etkileyecek dinamik bir süreç yaşanacağını belirterek, bu dinamik süreç içerisinde Kıbrıs Türkü'ne uygulanan izolasyonlar dahil tüm kısıtlamaların kalkması gerektiğini söyledi

TÜRKİYE İLE UYUM İÇİNDEYİZ... Kıbrıs'la ilgili politikalarda Türkiye ile uyum içinde çalıştıklarını belirterek, "Türkiye ile paralel politikalar izlemek zul değil" diyen Talat, "Temel görevim Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını korumak. Bugün için öyle bir ihtimal yok ama süreç içerisinde Türkiye ile ayrışma noktaları, çıkar farklılığı olabilir ve o zaman çok zor durumda kalırız" ifadelerini de kullandı

HÜKÜMETİN PERFORMANSI İYİ... Mülkiyet konusundaki çalışmaların devam ettiğini ve hukukçuların mal iadesiyle ilgili görüşlerinin değerlendirme aşamasında olduğunu söyleyen Talat, hükümet ve Başbakan Soyer'le ilgili olarak da, "Hükümetin performansı iyi ama yapılması gereken çok şey var... Ferdi de başbakanlıktan öte benim kardeşim..." diye konuştu

Nezire GÜRKAN- (TAK)

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerinin başlamasıyla Kıbrıs konusunda tüm tarafları farklı şekillerde etkileyecek dinamik bir süreç yaşanacağını belirterek, bu dinamik süreç içerisinde Kıbrıs Türkü'ne uygulanan izolasyonlar dahil tüm kısıtlamaların kalkması gerektiğini söyledi.

Kıbrıs'la ilgili politikalarda Türkiye ile uyum içinde çalıştıklarını belirterek, "Türkiye ile paralel politikalar izlemek zul değil" diyen Talat, "Temel görevim Kıbrıs Türkleri'nin çıkarlarını korumak. Bugün için öyle bir ihtimal yok ama süreç içerisinde Türkiye ile ayrışma noktaları, çıkar farklılığı olabilir ve o zaman çok zor durumda kalırız" ifadelerini de kullandı.

Mülkiyet konusundaki çalışmaların devam ettiğini ve hukukçuların mal iadesiyle ilgili görüşlerinin değerlendirme aşamasında olduğunu söyleyen Talat, hükümet ve Başbakan Soyer'le ilgili olarak da, "Hükümetin performansı iyi ama yapılması gereken çok şey var...Ferdi de başbakanlıktan öte benim kardeşim..." diye konuştu.

Süreç dinamik....Bugünkü konumumuz...

TAK muhabirinin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Tükiye'nin Avrupa Birliği ile müzakerelere başlamasıyla tüm tarafları farklı şekillerde etkileyecek hızlı ve dinamik bir sürecin yaşanacağını söyledi. Politikaların bu dinamik süreç içerisinde şekilleneceğini belirten Talat, özetle şunları söyledi:

"Politikamız nettir ve gelişmeleri sistemli bir şekilde izliyoruz. Süreçle ilgili dinamizmi görmek ve statik olarak bakmamak gerekir. Bu düz bir çizgi değil. Tüm taraflar bu süreçten değişik şekillerde etkilenecekler. Bugün Türkiye'nin limanlarını Rum Yönetimi'ne açmaması gerektiğini söylüyoruz. Bu bugün için çok önemli, şu an bu konumdayız, çünkü Kıbrıs Türkleri'nin limanları tamamen kısıtlama altında. Yani biz kısıtlamaların sürmesini değil, tam aksine kısıtlamaların kalkmasını savunuyoruz. Ama tüm kısıtlamaların...Türkiye limanlarını Rum gemilerine açarsa, Kıbrıs Türk limanları da açılmalı...Limanları açma noktasına gelinceye dek geçilecek çok aşama var. Türkiye elbette limanlarını açacak ama hangi şartlarda ve ne gibi gelişmelere göre...Adım adım gidiyoruz...."

Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin kaçınılmaz olarak Kıbrıs sorununa endeksleneceğini ve bunun, sıkıntılar yanında fırsatlar da yaratacağını söyleyen Talat, çözümü savunan Avrupa Birliği'nin bu süreçte sürekli olarak çözüme karşı çıkan Rum tarafının yanında duramayacağını anlattı.

Mali yardımı bloke etmeyiz ama

"AB'ın temel mantığı serbest ticaret, serbest ekonomi. Kıbrıs Türkü neden bunun dışında kalsın" diye soran Talat, Avrupa Konseyi'nin Kıbrıs Türkleri'ne uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde karar üretmesine karşın Rumlar'ın engellemesiyle bu kararın hayata geçirilemediğini kaydetti.

Doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüklerinin ancak birlikte uygulanabileceğini tekrarlarken de Talat, "Mali yardım tüzüğü tek başına uygulanamaz. Ancak her iki tüzüğü de AB hazırladı. Doğal olarak ayrı veya birlikte onaylanmaları konusuna onay vermemiz veya reddetmemiz sözkonusu değil. Onaylarlarsa bloke etmeyiz, ama mali yardımın tek başına uygulanmayacağına inanıyoruz" diye konuştu.

Siyasi kazanım yok.... Bizde küçük bir azınlık

Rum Yönetimi'nin, doğrudan ticaret tüzüğüne "siyasi kazanım sağlayacak" gerekçesiyle karşı çıktığını vurgulayan Talat, özetle şunları söyledi:

"Siyasi kazanım ancak çözümle olur. Ticaretle, doğrudan uçuşla siyasi kazanım olmaz. Siyasi kazanım getireceği veya bizim böyle bir beklenti içinde olduğumuz iddiası kesinlikle doğru değil, bunu kesinlikle reddediyorum. Narenciyeyi Mağusa limanından satmanın ne siyasi kazanımı olacak.... 1994'e kadar sattık, ne gibi siyasi kazanımımız oldu...Kıbrıs'ın kuzeyinin de Avrupa pazarının parçası haline gelmesi, kısıtlamaların kalkması, çözüm öncesi normalleşmenin en akılcı hali. Ekonominin entegre olması çözümü kolaylaştıracak ve Rum tarafını çözüme motive edecek...."

"Doğrudan ticaret tüzüğüyle siyasi kazanım beklendiği" konusunda KKTC'den de eleştiriler olduğunun anımsatılması üzerine ise Talat, "Küçük bir azınlık...Muhalefet yapmaya çalışıyorlar. Çözüm istencimiz konusunda bir iddiada bulunamıyorlar, nüansa dalıyorlar. Farklılık yaratmaya çalışıyorlar" ifadelerini kullandı.

Serbest ticaret daha zor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ticaret Odası'nın "doğrudan ticaret yerine serbest ticaret" önerisiyle ilgili sorulara da özetle şu karşılığı verdi:

"Serbest ticareti destekliyoruz. Bu konuda bir karşı çıkışımız yok. Ama serbest ticaret, doğrudan ticarete göre daha zor. Doğrudan ticarete karşı çıkan Rum tarafının serbest ticareti kabul edeceğini düşünmek hayal...Doğrudan ticaret siyasi kazanım sağlıyorsa, serbest ticaret daha fazlasını sağlar. Çünkü doğrudan ticaret, serbest ticaretin bir parçası....."

Toplum içindeki farklı kesimlerin ve sivil toplum örgütlerinin konuyla ilgili görüş üretmelerinin ve çalışma yapmalarının yararlı olduğunu, farklı görüşlerden yararlandıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkü adına halkın seçtiği hükümet ile cumhurbaşkanının konuştuğunu da ekledi.

Belirsizlik, kaygılar.... Kötünün iyisi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "anlaşma umudunun her geçen gün azalmasıyla yaşanan belirsizliğe ve Kıbrıs Türkleri'nde Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yama olma kaygılarının artmasına" ilişkin sorulara karşılık da, "Sıkıntılarla dolu bir süreç. Belirsizlik kaygılara yol açıyor ve bu da haklı bir kaygı" diye konuştu.

Talat, şunları söyledi:

"Geçmiş idareler bugünleri göremedi ve Rum tarafını adeta itekleyerek AB'a soktu. Bunda en büyük kabahat AB'da veya Rumlar'da değil, Türk tarafındadır. Kıbrıs Türkü'nü kurtaran tek şey ise referandumda 'evet' demesi ve seçimle yönetimi değiştirmesidir. Çözüme 'evet' demek ve yönetimi değiştirmek, Kıbrıs Türkü'nü yama olmaktan kurtardı. Referandumda 'hayır' denseydi belirsizlik olmayacaktı, Kıbrıs Türkü'nün geleceği belli olacaktı ve yama olacaktı. Bugün yaşadığımız belirsizlik ise bu anlamda olumlu belirsizlik. En kötüden iyiye götüren bir belirsizlik. Bunu kaçınılmaz olarak yaşayacağız çünkü belli aşmalarda geç kaldık."

Türkiye ile paralel olması zul değil

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs Türkü'nün çıkarlarından çok Türkiye'nin çıkarlarını savunmakla suçlanıyorsunuz" şeklindeki soruya ise, "Böyle bir yorum çok abes..." sözleriyle tepki gösterdi.

Talat, özetle şunları söyledi:

"Temel görevim Kıbrıs Türkleri'nin çıkarlarını korumak. Halk beni bunun için seçti.

Türkiye ile aynı paralelde olmamız da çok doğal. Tek dayanacağımız ülke Türkiye. Kaygılarımızı paylaşıyor, genel politika paralelliğimiz var. Bu politikalar da Kıbrıs Türkleri'nin çıkarlarını korumak için. Politikamızın Türkiye ile paralel olması benim için zul değil..."

Çıkar farklılığı olursa zor durumda kalırız

"Süreç içerisinde Türkiye ile Kıbrıs konusunda ters düşme, çıkar farklılığı gibi bir tehlike görüyor musunuz" sorusuna ise Cumhurbaşkanı Talat, "Çok dinamik bir süreç ve ayrışma noktaları ortaya çıkabilir, Türkiye ile çıkar farklılığı olabilir" karşılığını verdi.

Talat, "böyle bir durumda ne olur, nasıl bir tavır takınırsınız" diye sorulunca da şunları söyledi:

"Yakın gelecekte böyle bir ihtimal görmüyorum. Uzak ihtimal. Ama sorun çıkarsa görüşerek ortadan kaldırmak zorundayız. Çünkü biz Türkiye'ye muhtacız. Bizi ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından destekleyen tek ülke Türkiye. Türkiye ile uyumlu politika gütmek zorundayız, başka seçeneğimiz yok. Başaramazsak ne olur, o zaman oldukça zor durumda kalırız ve bunu de hiç temenni etmem. Rum tarafı Yunanistan ile sorun yaşasa çok daha az zararlı olur. Bu nedenle böyle bir sorunu hiç ama hiç temenni etmem...."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, cumhurbaşkanlığı döneminde Türkiye ile zaman zaman görüş farklılıkları olmasına rağmen bunların aşıldığını da söyledi ve Maraş'a karşılık limanların açılmasını önerdikleri Brüksel görüşmelerini örnek gösterdi.

Talat, "Türkiye'nin Brüksel görüşmelerinden bilgisi vardı ama temkinliydi. Taraf olmadı. Yani Kıbrıs sorununun çözümü konusunda hedef birlikteliğimiz var ve bu yolda çıkabilecek çelişkiler hedef birlikteliğini bozmaz. Bugüne kadar her konuyu çözebildik ve ilişkilerimizde son derece rahatız" diye konuştu.

Mal iadesi değerlendirme aşamasında

Mülkiyet konusundaki tartışmalara ilişkin soruları yanıtlarken de, Rumlar'ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde açtıkları davaların devam ettiğine dikkat çeken Talat, duruşma aşamasındaki "Aresti" davasını örnek göstererek "Yeni davalar kapımızda" dedi.

Mülkiyet sorununun ancak bir anlaşmayla çözümlenebileceğini belirten Talat, çözüme kadar AİHM'de açılan davaların Türk tarafı aleyhine sonuçlanmaması için önlemler üzerinde çalıştıklarını anlattı.

Annan planındaki mülkiyet rejimine atıf yaparak, AİHM'in bu rejim çerçevesinde değerlendirme yapmasının Türk tarafına büyük kazanım sağlayacağını söyleyen Talat, AİHM'in önerdiği ve başta İnsan Hakları Vakfı olmak üzere bazı hukukçular tarafından savunulan "mal iadesi" konusundaki görüşünün sorulması üzerine de şunları söyledi:

"Hukukçular arasında bu konuda genel bir eğilim var. Hukukçular belli şartlarda mal iadesini de gündeme almamızı, böylece iç hukuk yolunu kullanmamızı öneriyorlar. Bunun tapu iptaliyle alakası yok. Tapuların iptali veya yeniden değerlendirilmesi ancak çözümle olabilir. Mal iadesi konusu özellikle ağır tazminatlardan kurtulmak için öneriliyor. Bu bir görüş ve değerlendiriyoruz. Redçi tavır içinde değiliz ama siyasi partilerle, Meclis'le de değerlendireceğiz. Henüz bu konuda siyasi bir karar yok...."

Limasol Türk okulu için girişim

Cumhurbaşkanı Talat, Limasol Türk Okulu konusundaki görüşlerini açıklarken de, Karpaz Rum okulu örneğinde olduğu gibi Limasol'da da, Kıbrıslı Türkler'in yöneteceği ve öğretmen atayacağı bir model olması gerektiğini tekrarladı.

Karpaz'daki Rum okulunda öğretmen ve kitapların Güney'den geldiğini, idarenin de Rumlar'a ait olduğunu söyleyen Talat, Limasol'daki Türk okulu için de aynı uygulamanın yapılması için girişimlerin sürdüğünü bildirdi. Rum Yönetimi'nin tavrında değişiklik olmaması halinde nasıl bir tavır takınacakları konusunda ise Talat, "Gerekli girişimleri yapacağız. Uluslararası alanda da tavrımızı ortaya koyacağız. BM ve diğer uluslararası güçler kanalıyla girişimlerimizi sürdürüyoruz" dedi.

Hükümetin performansı iyi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a son olarak, yaklaşık 4 ayını dolduran CTP-DP koalisyon hükümeti ve Başbakan Soyer ile ilgili görüşlerini de sorduk.

Kamu reformu, KTHY'nin tüm hisseleriyle satın alınması, alınan önlemlerle ekonomide yaşanan iyileşmeleri örnek göstererek, "Hükümetin performansı oldukça iyi, olumlu adımlar atılıyor" diyen Talat, "Ancak yapılması gereken çok şey var" diye de ekledi.

"Kötü bir miras devralındı. Benim başkanlığımdaki hükümet de sürecin çoğunu azınlık olarak geçirdi. Bu nedenle yapacak çok şey var" diyen Talat, cumhurbaşkanlığındaki kadrosunun da katkısıyla tavsiye ve önerilerle hükümete yardımcı olmaya çalıştığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Talat, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'le ilgili olarak da, "Performansı iyi. Popüler yanı ağır basıyor ve kimseye hayır diyemediği için çok yoruluyor. Başbakan olmaktan öte benim kardeşim. Yapacağı en kötü şeyi bile ancak kendisiyle görüşerek eleştirebilirim" ifadelerini kullandı.

KIBRIS 14/09/05

COREPER bugün toplanıyor

AB DEKLARASYONU İÇİN UZLAŞMA ARANACAK... AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), bugün Brüksel'de yapılacak haftalık olağan toplantısında Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayınlanacak AB deklarasyonu taslak metni üzerinde uzlaşma arayacak

AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), bugün Brüksel'de yapılacak haftalık olağan toplantısında Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayınlanacak AB deklarasyonu taslak metni üzerinde uzlaşma arayacak.

COREPER, Türkiye'nin, 3 Ekim'de başlaması öngörülen AB'ye katılım müzakerelerinin temelini oluşturacak Müzakere Çerçeve Belgesi'ne ilişkin görüşmeleri de gündeminde bulunduruyor.

AB üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarından oluşan AB Konseyi, geçen 17 Aralık tarihindeki zirvede, Türkiye'nin belirli koşulları yerine getirmesi halinde müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasını kararlaştırmıştı. Söz konusu koşulları yerine getiren Ankara, bu çerçevede, gümrük birliğinin AB'ye yeni katılan 10 üyeye de uyarlanması için Ankara Antlaşması'nın ek protokolünü imzalamıştı. Türkiye, ek bir deklarasyonla "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımadığını belirtmişti.

AB üyesi 25 ülkenin Brüksel'deki daimi temsilcilerinden oluşan COREPER, bugünkü toplantısında, İngiltere tarafından hazırlanan karşı deklarasyon taslak belgesine son şeklini vermek için çaba harcayacak. AB üyeleri, son haftalarda, bu konuda yapılan görüşmelerde, özellikle Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve Fransa'nın tavırları nedeniyle uzlaşma sağlayamadılar.

Söz konusu taslak belgede, Türkiye'nin, geçen 29 Temmuz'da Ankara Antlaşması Ek Protokolü'nü imzalarken "Kıbrıs Cumhuriyeti" ile ilgili bir deklarasyonda bulunma ihtiyacı hissetmesinin üzüntüyle karşılandığı ifade ediliyor ve Türk deklarasyonunun tek taraflı olduğu, protokolün bir parçasını oluşturmadığı, Türkiye'nin protokolden kaynaklanan yükümlülükleri üzerinde herhangi bir yasal etkisi bulunmadığı savunuluyor.

Taslak belgede, AB'nin, Ek Protokol'ün Türkiye tarafından tam olarak, ayrım yapılmaksızın uygulanmasını ve malların serbest dolaşımı üzerindeki, ulaştırma araçlarıyla ilgili olanlar dahil tüm zorlukları ortadan kaldırmasını beklediği ifade ediliyor. AB, protokolün pratik uygulamasını yakından izleyeceğini ve durumu değerlendireceğini belirtiyor.

Türkiye'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde, 3 Ekim'de resmen başlaması öngörülen tam üyelik müzakerelerinde başlıkların açılmayacağı mesajı verilen taslak belgede, 1 Mayıs 2004'ten itibaren AB üyesi olan "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin, uluslar arası hukuk çerçevesinde devlet olarak tanıdığı kaydediliyor.

Belgede, Türkiye'den, tüm AB üyesi ülkelerle arasındaki ilişkileri en kısa sürede ve hukuki olarak normalleştirmesi beklentisine yer veriliyor.

Taslak belgede, Türkiye'nin, BM Genel Sekreteri'nin çabaları çerçevesinde Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü doğrultusundaki çabaları destekleme taahhüdünün devam ettiğine dikkat çekiliyor ve adada kalıcı çözümün barış, istikrar ve uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda hemfikir olunduğu belirtiliyor.

Belgeye, Türkiye'nin "tam üyelik öncesinde" Kıbrıs Rum kesimini tanıması gerektiğine ilişkin bir ifade eklenmesinin söz konusu olduğu kaydediliyor.

Hukuk bürosu görüşü

AB Konseyi Hukuk Danışma Bürosu'nun, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonunu inceleyerek, 31 Ağustos'ta COREPER'e görüş bildirmişti.

Basına yansıyan görüş belgesinde, Türk deklarasyonundan kaynaklanan çeşitli sorulara yanıt aranıyor.

Hukuk Bürosu'nun görüşüne göre, Türk deklarasyonu, AB ile Türkiye arasında resmi belge olarak görülmüyor, "AB ve üyeleri tarafından kabul edilmemiş olan tek taraflı bir açıklama" niteliğiyle sınırlandırılıyor. Büro, AB'nin bir karşı deklarasyon yayımlamasını, imzalanana protokolün parçası olmayan Türk deklarasyonunun tek taraflı niteliği üzerinde durmasını, "Kıbrıs Cumhuriyeti" konusunda AB tavrının teyit edilmesini öneriyor.

Hukuk Bürosu'nun değerlendirmesinde, Türk deklarasyonunun Ankara Antlaşması Ek Protokolü'nü geçersiz kılmadığı, çünkü Türkiye'nin, protokol uygulama alanında kısıtlama veya çekince koymadığı belirtiliyor.

Büro, Türkiye'nin, "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımamasının, Ek Protokol'ün uygulamasını olumsuz etkileyip etkilemeyeceğinin, uygulamaya engel oluşturup oluşturmayacağının pratikte gözlemlenmesi gereği üzerinde duruyor.

Türkiye'nin, imzaladığı Ek Protokolü uygulamayacağına yönelik hiçbir işaret görülmediğini belirten Hukuk Bürosu, Türk imzasının hukuki açıdan geçerli olduğunu ifade ediyor.

Türkiye'nin, Ek Protokol'den kaynaklanan yükümlülükleri üzerinde de duran Büro, sadece Rum mallarına kısıtlama getiren bir tavrın "ayırımcılık" olacağını ifade ederken, Türk tavrının izlenmesi gereğine değiniyor.

Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin başlamasından önce "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni hukuken ve resmen tanıması gerekip gerekmediğini de sorgulayan Büro, bu konuda görüş bildirirken, müzakerelerin AB ile Türkiye arasında değil, "25 AB üyesi devlet ve Türkiye arasında" gerçekleşeceğini hatırlatarak, müzakerelerin başlamasının, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından de facto (fiilen) tanınması anlamına geleceğini" savunuyor.

Büro, müzakereler sonunda AB'ye katılımı kararlaştırılacak bir Türkiye'ninse "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni hukuken tanımasının kaçınılmazlığı üzerinde duruyor.

Hukuk Bürosu, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınması konusunda Türkiye'ye karşı izlenecek AB tavrının "siyasi" olduğunu, üye ülkelerin, hukuki tanımayı müzakerelerin başında isteyebileceklerini veya daha ileri bir tarihi bekleyebileceklerini ifade ediyor.

Müzakere çerçeve belgesi

COREPER toplantısında, 3 ekimde başlaması öngörülen Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin temelini oluşturacak Müzakere Çerçeve Belgesi de ele alınacak.

AB'nin yürütme organı olan AB Komisyonu tarafından hazırlanarak onaya sunulan Müzakere Çerçeve Belgesi'nin, ay sonundan önce, AB karar organı olan AB Konseyi tarafından onaylanması gerekiyor. AB Dönem Başkanı İngiltere, üye ülke dışişleri bakanlarının, olağanüstü bir Konsey toplantısı çerçevesinde bir araya gelerek bu onayı vermesi için girişimlerini sürdürüyor.

KIBRIS 14/09/05

Rum tarafı yalnız kaldı

RUMLAR MEMNUN DEĞİL... Rum basını, Rum yönetiminin bugünkü AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısından çıkması beklenen deklarasyon konusunda yalnız kaldığını öne sürdü. Rumlar, İngiltere ile Fransa'nın uzlaştığı yönündeki haberlerden memnun değil

Rum yönetiminin bugünkü AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısından çıkması beklenen deklarasyon konusunda yalnız kaldığı belirtildi. Rumlar, İngiltere ile Fransa'nın uzlaştığı yönündeki haberlerden memnun değil...

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan gazeteler, Türkiye'nin Rum Yönetimi'ni tanımadığını ifade ettiği deklarasyonu karşısında AB tarafından yayınlanması beklenen karşı deklarasyon üzerinde Fransa ve İngiltere arasındaki uzlaşmazlığın, bu iki ülke arasında sağlanan anlaşma ile ortadan kalktığını ve bundan ötürü Rum Yönetimi'nin, bugünkü toplantıda "yalnız kaldığını" yazdı.

Politis gazetesine göre Fransa ile İngiltere arasında varılan ve Rum Yönetimi'ni memnun etmeyen anlaşmanın metni şöyle:

"Her şeyden önce, tüm ülkelerin tanınması, katılımın kaçınılmaz unsurlarından biridir ve bundan dolayı da AB, Türkiye ile tüm üye devletler arasındaki ilişkilerin, mümkün olan en kısa sürede, normalleştirilmesine vermekte olduğu önemin altını çizer. Bu çerçevede AB ve üye ülkeler, Kıbrıs sorununun nihai çözümünün başarılması için BM Genel Sekreteri'nin çabalarının desteklenmesi gerektiği ve kalıcı ve adil bir çözümün bölgedeki barışa, istikrara ve ilişkilerin uyumuna katkı koyacağı üzerinde uzlaşıya varırlar."

Rum Yönetimi bir süreden beri, COREPER'den çıkacak deklarasyona Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma şartı konması için lobi çalışmalarını sürdürüyordu.

Kıbrıs Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Fransa hükümetinin, AB Dönem Başkanı İngiltere'yle yapılan görüşmeler ve temaslar hakkında Rum hükümetini detaylı şekilde bilgilendirdiğini söyledi.

Rum Haber Ajansı'na göre, Rum dışişlerinin "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin menfaatlerini korumak ve en uygun sonuca varmak için çaba harcadığını ifade eden Hrisostomidis, karşı deklarasyonun AB'de oybirliğiyle onaylanacağını umduğunu ifade etti.

Hrisostomidis, Rum hükümetinin konu üzerindeki görüşlerinin, COREPER toplantıları ve Newport'ta yapılan gayrı resmi AB Dışişleri Bakanları toplantısı sırasında açıkça belirtildiğini söyledi.

İngiltere'nin Cardiff kenti yakınlarındaki Newport kasabasında 31 Ağustos'ta yapılan toplantılarda, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda yayımladığı deklarasyona yanıt vermek amacıyla düzenlenen görüşmelerde sonuç alınamamıştı.

AB üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarından oluşan AB Konseyi, geçen 17 Aralık'taki zirvede, Türkiye'nin belirli koşulları yerine getirmesi halinde müzakerelerin 3 Ekim'de başlamasını kararlaştırmıştı. Koşulları yerine getiren Ankara, bu çerçevede, gümrük birliğinin AB'ye yeni katılan 10 üyeye de uyarlanması için Ankara Antlaşması'nın ek protokolünü imzalamıştı. Türkiye, ek bir deklarasyonla, Kıbrıs Rum kesimini tanımadığını belirtmişti.

KIBRIS 14/09/05

Karşı deklarasyon için olağanüstü toplantı

AB daimi temsilcileri, Kıbrıs karşı deklarasyonu ve müzakere çerçeve belgesi için yarın akşam olağanüstü toplanma kararı aldı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 18:19 TSİ 15 Eylül 2005 Perşembe

BRÜKSEL - AB Dönem Başkanı İngiltere, birliğin yayınlayacağı karşı deklarasyonun 3. taslak metnine son noktayı koydu. İngiltere bugün ilgili taraflarla yaptığı ikili görüşmelerin ardından üye ülkelerin metin üzerinde mutabakat sağlayacağını düşündüğünden, daimi temsilciler komitesini yarın akşam olağanüstü toplantıya çağırdı.

 

Toplantının yarın akşam Türkiye saatiyle 18.00 veya 19.00’da başlaması bekleniyor. Toplantıda önce karşı deklarasyon ele alınacak, ardından müzakere çerçeve belgesi ile ilgili görüşmeler yapılacak.

İngiltere’nin, Almanya’da seçimler düzenlenmeden önce karşı deklarasyon konusunda anlaşma sağlanmasını istediği belirtiliyor. Bugün yapılan ikili görüşmeler olumlu geçtiğinden yarın akşamki COREPER toplantısından bu yönde bir sonuç alınabileceği belirtiliyor.

Bu arada İngiltere’nin Ankara’ya da karşı deklarasyon metninin son taslağında yapılan değişikliklerle ilgili bilgi verdiği kaydediliyor.

Üçüncü taslak metninde, Rum Kesimi’nin tanınması konusunun Türkiye tam üye olur olmaz değil, müzakereler esnasında gündeme gelmesine dair bir ifadeye yer veriliyor.

Metinde ayrıca Kıbrıs Rum Kesimi’nin tanınması ile Kıbrıs sorununun çözümünün birbirinden bağımsız iki ayrı unsur olarak nitelendiriliyor. Buna göre Kıbrıs sorununda çözüm süreci Birleşmiş Milletler’de işleyecek ancak Kıbrıs Rum Kesimi’nin tanınması AB üyelik müzakerelerine paralel olarak değerlendirilecek.

Limanların açılması konusunun ise müzakereler esnasında hayata geçirilmesi gerekecek.

Yunanistan’da ‘nefret’e yer yok

Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan Avrupa’daki aşırı sağcı partilerin üyelerini biraraya getirmesi planlanan, “Nefret Dalgası 2005” adlı organizasyon için Yunanistan’da uygun yer bulunamadı.

 

NTV

Güncelleme: 16:40 TSI 15 Eylül 2005 Perşembe

ATİNA - Alman Ulusal Demokratik ve İtalyan Forza Nova gibi aşırı sağcı partilerin temsilcilerinin de katılımıyla düzenlenecek organizasyonun nerede yapılacağı belirlenemedi. Yunan organizatörler, 16-18 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek kampta en az 9 Avrupa ülkesinden aşırı sağcıların biraraya geleceğini duyurmuştu.

Kampın sloganının ise “Onların değil, bizim Avrupamız. Türkiye Avrupa’dan dışarı” olduğu açıklanmıştı. Ancak organizatörler, hem halktan hem de Yunan yetkililerden gelen itirazlar nedeniyle kampın nerede yapılacağını hala belirleyemedi.

Durumu yakından incelediğini açıklayan Yunan polisi, uygun yer bulunamadığı için organizasyonun büyük olasılıkla iptal edileceğini söyledi.

AB'nin gündemi 'karşı deklarasyon'


15 Eylül, 2005 21:25:00 (TSİ) CNN TURK

AB temsilcileri Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna yanıt niteliği taşıyan karşı deklarasyonu görüşmek için yarın yeniden biraraya gelecek.

AB dönem başkanı İngiltere'den bir yetkili, toplantının yarın TSİ 16.00'da yapılacağını söyledi.
 
Avrupa Birliği daimi büyükelçilerinin (COREPER) dün Brüksel'deki toplantısında Kıbrıs karşı deklarasyonu konusunda uzlaşma sağlanamamıştı.
 

İngiltere, karşı deklarasyonun 21 eylülde yapılacak daimi temsilciler toplantısında yeniden ele alınacağını duyurdu. AB dışişleri bakanları ise 26 eylülde biraraya gelecek.
 
Diplomatik kaynaklar, karşı deklarasyon tartışmalarının Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve Fransa'nın muhalefeti nedeniyle sonuçsuz kaldığını belirtti. Kaynaklara göre AB Dönem Başkanı İngiltere ile Kıbrıs Rum Kesimi arasında gerginlik yaşandı. 
 
Karşı deklarasyonun taslak metninde Güney Kıbrıs'ın tanınmasıyla ilgili İngiltere ve Fransa'nın uzlaştığı formül eklenmişti. Metindeki tartışmalar Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM'ye atıfta bulunulması üzerinde yoğunlaşıyor. 

Güney Kıbrıs, müzakereler başlamadan Türkiye'nin Rum yönetimini tanımasını isterken, Ada'da çözümün BM temelinde gerçekleşmesine karşı çıkıyor.
 
Karşı deklarasyon taslak metninin ana hatları şöyle:

·  AB üyeleri, Avrupa Komisyonu'nun aralık 2004 tarihinde vardığı sonuçlar uyarınca Türkiye'nin birlik üyeleri ile arasındaki ortaklık antlaşmasının Ek Protokolüne attığı imzayı kabul eder.

·  Üyeler imza sırasında Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyet'i ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile karşılar. 

·  AB, bu açıklamanın tek taraflı olduğunu ve Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemediğini açıkça belirtir. 

·  AB üyesi ülkeler Ek Protokolün ayrımcılık yapılmadan tamamen uygulanması ve malların serbest dolaşımı için bütün engellerin kaldırılmasını bekler. 

·  AB, Türkiye'nin imza koyduğu yükümlülükler yerine getirilene kadar ilgili bölümler için görüşmelere başlamayacaktır. 

·  AB üyeleri 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 mayıs 2004 tarihinde birliğe üye olduğunu ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımanın uluslararası hukukun gereği olduğunu vurgularlar.

·  Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin gereğidir. Bu nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile ilişkilerinin en kısa zamanda normalleşmesine verdiği önemin altını çizer. 

·  Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki çabasını desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede barış, istikrar ile uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda da hemfikirdirler. 

·  Konsey bütün bu konuları 2006 yılında ele alacaktır.  
 
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonu
 
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
 
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyon
la ilan etti.

Deklarasyonun içeriği:
 

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır

RUMLAR NE DİYOR?

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs Rum Kesimi'nin Türkiye tarafından tanınmasının çok ciddi bir konu olduğunu, ancak Kıbrıs Rum Kesimi'nin varlığının Türkiye'nin tanımasına bağlı olmadığını söyledi. 

 

Papadopulos, ''Türkiye 30 yıldır tanımamıştır. Bunu göz ardı etmiyorum, ancak bu konuda netiz. Bu ciddi bir konudur ancak başka konular da vardır'' diye konuştu. 

 

COREPER toplantısında, Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt teşkil edecek AB karşı deklarasyonunda bir uzlaşma sağlanamamasını değerlendiren Papadopulos, ''bu yeni bir şey değildir'' dedi.  ''Biz baştan beri karşı deklarasyon taslağına dahil edilmesini istediğimiz değerlerde ve hususlarda ısrarlıyız'' dedi.

CNN TURK 15/09/05

Straw'dan Türkiye savunması

 

''İstanbul Asya'da bulunmak zorunda değil''



15 Eylül, 2005 17:25:00 (TSİ) CNN TURK

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Alman Die Welt gazetesi için yazdığı bir makalede, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini savundu.

Straw, 'İstanbul, Asya'da bulunmak zorunda değil' başlığıyla yazdığı makalede, ''Türkiye'nin geleceğinde ve reformları sürdürmesinde hepimizin çıkarı var. Şimdi bir hata yaparsak, kapımızın önünde bir anda bir kriz ortaya çıkabilir'' dedi.
 
Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer de, ''Türkiye'nin yüzüne Avrupa Birliği kapısının kapatılması, körlük derecesinde tehlikeli ve sorumsuzca bir davranış olur" dedi.
 
Yunanistan'da bulunan Fener Rum Patriği Bartholomeos da, Avrupa Birliği'nin 3 ekimde Türkiye ile müzakerelere başlamasını ümit ettiğini söyledi.
 
Rum Simerini gazetesi ise karşı deklarasyon ve çerçeve belgesi görüşmelerinde Güney Kıbrıs'ın yalnız kaldığını, Yunanistan Başbakanı Karamanlis'in bile tepki gösterdiğini yazdı.
 
COREPER uzlaşamadı

AB daimi büyükelçilerinin dün Brüksel'deki toplantısında Kıbrıs karşı deklarasyonu konusunda yine uzlaşma sağlanamadı.
 
AB daimi temsilciler komitesi (COREPER), karşı deklarasyon konusunda ilerleme sağlamakla birlikte ortak bir anlaşmaya varamadı.
 
İngiltere, karşı deklarasyonun 21 eylülde yapılacak daimi temsilciler toplantısında yeniden ele alınacağını duyurdu. AB dışişleri bakanları ise 26 eylülde biraraya gelecek.
 
Diplomatik kaynaklar, karşı deklarasyon tartışmalarının Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve Fransa'nın muhalefeti nedeniyle sonuçsuz kaldığını belirtti. Kaynaklara göre AB Dönem Başkanı İngiltere ile Kıbrıs Rum kesimi arasında gerginlik yaşandı.
 
Karşı deklarasyonun taslak metninde Güney Kıbrıs'ın tanınmasıyla ilgili İngiltere ve Fransa'nın uzlaştığı formül eklenmişti. Metindeki tartışmalar Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM'ye atıfta bulunulması üzerinde yoğunlaşıyor.
 
Güney Kıbrıs, müzakereler başlamadan Türkiye'nin Rum yönetimini tanımasını isterken, Ada'da çözümün BM temelinde gerçekleşmesine karşı çıkıyor.
 
Karşı deklarasyon taslak metninin ana hatları şöyle:

·  AB üyeleri, Avrupa Komisyonu'nun aralık 2004 tarihinde vardığı sonuçlar uyarınca Türkiye'nin birlik üyeleri ile arasındaki ortaklık antlaşmasının Ek Protokolüne attığı imzayı kabul eder.

·  Üyeler imza sırasında Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyet'i ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile karşılar. 

·  AB, bu açıklamanın tek taraflı olduğunu ve Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemediğini açıkça belirtir. 

·  AB üyesi ülkeler Ek Protokolün ayrımcılık yapılmadan tamamen uygulanması ve malların serbest dolaşımı için bütün engellerin kaldırılmasını bekler. 

·  AB, Türkiye'nin imza koyduğu yükümlülükler yerine getirilene kadar ilgili bölümler için görüşmelere başlamayacaktır. 

·  AB üyeleri 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 mayıs 2004 tarihinde birliğe üye olduğunu ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımanın uluslararası hukukun gereği olduğunu vurgularlar.

·  Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin gereğidir. Bu nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile ilişkilerinin en kısa zamanda normalleşmesine verdiği önemin altını çizer. 

·  Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki çabasını desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede barış, istikrar ile uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda da hemfikirdirler. 

·  Konsey bütün bu konuları 2006 yılında ele alacaktır. 

KIBRIS DEKLARASYONU

Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.

 

Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.

 

Deklarasyonun içeriği:

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir.

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir.

 

 

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir.

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır.

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır.

CNN TURK 15/09/05

'Türkiye İsrail'in Gazze'den çekilmesini örnek alsın'

 

Lefkoşa

Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, “Türkiye'nin, İsrail'in Gazze'den askerlerini çekmesini örnek alması gerektiğini” iddia etti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorununda uzlaşmaz tavır takındığı yönündeki açıklamasını eleştiren Hrisostomidis, Rum hükümetinin bu açıklamayı reddettiğini söyledi.

   

“Kıbrıs sorununun çözümünün en önemli noktasının adadaki Türk 'işgalinin' sona ermesi olduğunu” öne süren Hrisostomidis, ”Türkiye'nin Gazze bölgesinden İsrail askerlerinin çekilmesi olayını örnek alması gerektiğini” savundu.

   

Kipros Hrisostomidis, ayrıca Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı Avrupa Birliği'nin yayımlayacağı karşı deklarasyonun Rum yönetimi için tatmin edici olmadığını ifade ederek, belgede iyileştirme yapılmasını amaçladıklarını söyledi.

   

Hrisostomidis, Rum hükümetinin, taslak metnin genel müzakere çerçevesinin tatmin edici olmadığı görüşünde olduğunu belirterek, Fransa hükümetinin metin üzerinde önemli değişiklikler önerdiğini kaydetti.

   

Rum yönetimin, AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında “diplomatik mücadelesini sürdüreceğini” ifade eden Hrisostomidis, “karşı deklarasyonu tatmin edici hale getirecek değişikliklerin sağlanmasını amaçladıklarını” söyledi.

HURRIYET 15/09/05

Almanya ve İngiltere'den yeniden AB desteği

 

Berlin

Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ve İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği için desteklerini tekrar etti.

Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Angela Merkel ile Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU) Genel Başkanı Edmund Stoiber'in, “AB kapısının Türkiye'nin yüzüne kapatılması” şeklindeki görüşlerini tehlikeli ve sorumsuzca bulduğunu söyledi.

   

Fischer, Bild gazetesinde Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan CDU'lu Hessen eyaleti Başbakanı Roland Koch'a karşı Alman hükümetinin Türkiye politikasını savundu.

   

"KÖRLÜK DERECESİNDE SORUMSUZ"

 

Fischer, “Türkiye'nin yüzüne kapının kapatılması körlük derecesinde tehlikeli ve sorumsuzca. Geniş çaplı modernleşme ve Türkiye'nin kesin bir şekilde Batı'ya bağlanması sürecinin sürdürülmesinde büyük çıkarlarımız var. İslamiyet ile demokrasinin, açık toplumun, insan ve kadın haklarının, modern bir serbest pazar ekonomisinin ve özgür basının birbirleriyle bağdaştırılması, 21. yüzyılda güvenliğimiz açısından büyük öneme sahip” ifadesini kullandı.

   

Türkiye'nin bu konuda merkezi bir rol oynayabileceğini ifade eden Fischer, “Bu fırsattan istifade etmemek ve reddedilen bir Türkiye'den doğacak olumsuz gelişmelerin tehlikesini görmezden gelmek, dış politik yeteneklerin olmadığını gösterir” dedi.

   

Muhalefet partilerinin, Türkiye'nin AB üyeliğini seçim malzemesi yapmak istediklerinin çok açık olduğunu kaydeden Fischer, Adenauer'den Kohl'e kadar 42 yıldan bu yana eski başbakanların da söz verdikleri şekilde, şimdiki Alman hükümetinin de Türkiye ile ucu açık üyelik müzakerelerine başlanmasından yana olduğunu söyledi.

   

"SÖZDE DURULMAMASI TEHLİKELİ"

 

Türkiye'ye bugüne kadar verilen sözde durulmamasının çok tehlikeli olduğunu vurgulayan Fischer, şimdilik üyelikten kimsenin söz etmediğini, Türk hükümetinin yaptığı büyük reformlara rağmen Türkiye'de hala yapılacak işler olduğunu, ancak 3 Ekim'de müzakerelere başlanmasının hiçbir şekilde bir risk oluşturmadığını belirtti.

   

Türkiye ile müzakerelerin gerektiği takdirde kesilebileceğini hatırlatan Fischer, müzakerelerin 10 ila 15 yıl sürebileceğine, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda da bu sürecin sonunda karar alınacağına işaret etti.

   

"TÜRK KÖKENLİ SEÇMENLER ALDATILIYOR"

 

CDU'lu Hessen eyaleti Başbakanı Roland Koch ise, Başbakan Gerhard Schröder'in, bir Türk gazetesinin tesislerini gezerek seçim mücadelesi yaptığını ve Türk kökenli seçmenleri aldatmaya çalıştığını öne sürdü.

   

Fransa ve Hollanda'da yapılacak referandumlarda Türkiye'nin AB üyeliğinin kabul edilmesi şansı olmadığını iddia eden Koch, kendilerinin iktidara gelmeleri durumunda daha gerçekçi bir Türkiye politikası izleyeceklerini söyledi.

   

Türkiye'nin farklı bir kültürden geldiğini ve gelecekte 80 milyonluk nüfusuyla AB'ye kabul edilemeyeceğini ileri süren Koch, bu nedenle imtiyazlı ortaklık önerisiyle Türkiye'ye karşı daha dürüst davranmak istediklerini kaydetti.

 

STRAW: TÜRKİYE'NİN GELECEĞİNDE VE REFORMLARI SÜRDÜRMESİNDE HEPİMİZİN ÇIKARI VAR

   

İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Alman Die Welt gazetesi için yazdığı bir makalede Türkiye'nin AB üyeliğini savundu.

   

Straw, “İstanbul Asya'da bulunmak zorunda değil” başlığıyla yazdığı makalede, AB'nin, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanması yönünde aldığı karara bağlı kalmasının önemli olduğunu belirterek, ”Türkiye'nin geleceğinde ve reformları sürdürmesinde hepimizin çıkarı var. Şimdi bir hata yaparsak, kapımızın önünde bir anda bir kriz ortaya çıkabilir” dedi.

   

İstanbul'da El Kaide örgütünün düzenlediği bombalı saldırıdan sonra Türkiye'de kendisiyle sıkı şekilde dayanışma gösterilmesinden çok etkilendiğini kaydeden Straw, bunun da farklı kültürden insanların arasını açmaya çalışan teröristlerin başarısız kaldığının bir işareti olduğunu ifade etti.

 

Okulda kendisine İstanbul'un Avrupa'yla Asya'nın tam ortasından geçtiğinin anlatıldığını ve Türkiye'de Asya'nın etkisinin de olduğunu belirten Straw, şunları kaydetti:
   
“Yine de biz Avrupa'da uzun zaman önce Türkiye'yi nerede görmek istediğimize karar verdik. ABD, İngiltere ve Fransa 1952 yılında Türkiye'yi NATO'ya davet ettiler. Türkiye 1963 yılında da Ortaklık Anlaşması'nı imzaladı. Bu da Gümrük Birliği'nin kurulmasına vesile oldu. Böylece Türkiye'ye bir AB üyelik perspektifi verilmiş oldu.”
   
"AB'NİN GENİŞLEMEDEN BAŞKA SECENEĞİ YOK"

 

Sonuçta Türkiye'nin, şartları yerine getirdiği takdirde AB üyesi olmasına karar verildiğini hatırlatan Straw, AB'nin genişlemeden başka seçeneği olmadığını, durağan bir Avrupa'nın dünyada rekabet edemeyeceğini kaydetti.
   
Türkiye ile ekonomik ilişkilerin de çok iyi olduğunu ve (Başbakan Recep Tayyip) Erdoğan hükümetinin çok önemli reformlar yaptığını belirten Straw, istikrarlı ve refah içinde bir Türkiye'nin bölge ülkelerine de çok önemli bir işaret vereceğini ifade etti.
   
Straw ayrıca, Kıbrıs konusunun önemli bir sorun olduğunu, bu konuda da BM'nin çabalarını desteklediklerini kaydetti.

Rumlar Fransa'ya ateş püskürüyor

 

AB ile müzakerelerin başlamasına 1 aydan az bir süre kala İngiltere ile Fransa'nın karşı deklarasyon konusunda büyük mesafe katetmesi  Rum Yönetimi'ni kızdırdı. Rum Yönetimi Dışişleri Bakanlığı bir açıklama yaparak, "Fransa Güney Kıbrıs’ı kendi iç meseleleri için kullandı" dedi.

UMUTLAR KIRILDI

Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlaması öngörülen 3 Ekim tarihi yaklaşırken, Fransa ile Güney Kıbrıs arasında da ilişkiler giderek geriliyor. Bir süre öncesine kadar, Fransa’nın Türkiye’ye karşı sertleşen tavrı, Güney Kıbrıs’a ’Müttefik buldum’ umudu vermiş ve Rum yönetimi Türkiye’ye yönelik sert bir karşı deklarasyon ve katı müzakere şartları getirebileceğini düşünmeye başlamıştı. Ancak Fransa ile İngiltere arasında Türkiye için olumlu sonuçlanabilecek görüşmeler yapıldığına ilişkin haberler, Güney Kıbrıs’ın da ’umutlarını suya düşürdü’.

‘FRANSA GÜNEY KIBRIS’I KULLANDI’

Paris ile Londra arasındaki olumlu görüşmelerden rahatsız olan Rum Yönetimi dışişleri bakanlığı bir açıklama yaparak, "Fransa Güney Kıbrıs’ı kendi iç meseleleri için kullandı" dedi. Bu açıklamadan rahatsız olan Fransa ise Güney Kıbrıs’taki temsilcisi Hadelin de La Tour-du-Pin aracılığıyla Rum yönetimine sert bir cevap verdi.
Fransız temsilci, Güney Kıbrıs’ın Politis gazetesine verdiği röportajda hem Rum hükümeti hem de kamuoyuna sert bir dille seslendi. Tour-du-Pin, AB’nin, Türkiye’ye cevaben hazırlamaya çalıştığı karşı deklarasyonla ilgili olarak, "Anlaşmaya varmak üzereyiz ve basın aracılığı ile Kıbrıs halkı ve hükümetine mesaj gönderiyoruz. Mesajımız şudur: ’Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (Güney Kıbrıs) bu cevap metnini kabul etmesini umuyor, istiyor ve talep ediyoruz" diye konuştu.

’İSTERSENİZ AB DIŞINDA KALIN’

Gazetenin "Peki metinde ’Türkiye Kıbrıs’ı tanısın’ şeklinde bir şart konulacak mı?" sorusuna Fransız temsilci, "Bu, AB ülkelerinin siyasi bir metni. Anlaşma ya da garanti belgesi değil" dedi ve Rum kamuoyuna seslenerek "Eğer Rumların bu metne olumlu yaklaşımı yoksa o zaman bir kulübün üyesi olmasının da bir manası yok. En iyisi katılmaması. Dışarıda kalması" dedi.

 (DHA)

 

 

HURRIYET 15/09/05

Rumlar: İngiltere objektif davranmalı...


      Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt olarak Avrupa Birliği'nin yayımlayacağı deklarasyon konusunda İngiltere AB dönem başkanlığını ''objektif davranmaya'' çağırdı.
      Rum radyosunun haberine göre, Hrisostomidis, Baf'ta yaptığı açıklamada, ''Çok sayıda AB üyesi ülkenin karşı deklarasyon konusunda Kıbrıs Rum tarafının tezlerini desteklediğini'' öne sürdü.
      ''İngiltere AB dönem başkanlığının Rum tarafının görüşlerini göz önünde bulundurması ve yeni taslak sunması gerektiğini'' ileri süren Hrisostomidis, ''İngiltere'nin objektif tavır takınarak, Rum tarafının görüşlerini de göz önünde bulunduracağını umduğunu'' söyledi.
      AKEL Sözcüsü Andros Kipriyanu da ''Dünkü COREPER toplantısının Rum hükümetinin üye ülkelere yönelik çabalarının sonuç verdiğini gösterdiğini'' söyledi.
      ''Rum yönetiminin AB içinde yalnızlığa itildiği'' yönündeki görüşlere karşı çıkan Kipriyanu, Rum hükümetinin çabalarının devam edeceğini belirtti ve İngiltere'nin tavrını eleştirdi.
     
     RUM YÖNETİMİNİN TALEPLERİ
      Bu arada, Rum basını, Rum yönetiminin, Türkiye-AB müzakere çerçeve metninde 6 noktanın değiştirilmesini istediğini yazdı.
      Rum yönetiminin değişiklik talepleri arasında, ''Türkiye'nin tanıma ve protokolün uygulanmasına yönelik yükümlülüklerinin kaydedilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanması, Türkiye'nin Rum yönetiminin bazı uluslararası kuruluşlara katılımına uyguladığı vetoyu kaldırması'' konularının bulunduğu belirtildi.
      Öte yandan, AB Bölgeler Komitesi Dışişleri Komisyonu Güney Kıbrıs'ın Baf şehrinde bugün toplandı. Toplantıya, 25 üye ülkeden yetkililer katılıyor.
      Toplantıda konuşan Atina Belediye Başkanı Dora Bakoyani, ''Toplantıya katılanları Kıbrıs sorunu hakkında detaylı olarak bilgilendireceklerini'' ifade ederek, ''Türkiye'nin tüm 25 üye ülkeyi tanımasının gerekli olduğunu'' savundu.
  MILLIYET 15/09/05

Le Figaro: AB, müzakerelerin başlaması için anlaşmak üzere


      Fransa'da yayımlanan Le Figaro gazetesi, Türkiye ile müzakerelerin başlaması konusunda birliğin anlaşma sağlamak üzere olduğunu yazdı.
      Brüksel'de büyükelçiler seviyesinde dün yapılan görüşmelere geniş yer veren gazete, ''Teknik açıdan müzakerelerin başlaması için bir sorun kalmadığı'' yorumunu yaptı.
      Türkiye'nin deklarasyonuna karşı AB'nin yayımlayacağı deklarasyona atıfta bulunan gazete, ''Birliğin müzakereler başlamadan önce Türkiye'den Rum kesimini tanımasını isteyemeyeceğini'' belirtti.
      Haberde, Londra ve Paris arasında geçen hafta yapılan görüşmelere dikkat çekildi ve ''müzakere masasında Yunanistan ve Rum kesiminin yalnız kaldıkları'' ifade edildi.
     
     AVUSTURYA'NIN HIRVATİSTAN ISRARI
      Avusturya'nın bununla birlikte tam üyelik dışında ''imtiyazlı ortaklık'' olmak üzere diğer alternatiflere de müzakere çerçeve belgesinde yer verilmesinde ısrarcı olduğunu yazan gazete, bir diplomatın ''Avusturya, Hırvatistan ile müzakerelerin başlaması konusunda bir jest yapılırsa sakinleşebilir'' şeklindeki açıklamasına yer verdi.
      Le Figaro, ''Türkiye ile ilgili yapılan pazarlıklarda, Hırvatistan kartının kullanıldığını'' ifade etti ve ''Başta Avusturya olmak üzere merkezi Avrupa ülkelerinin Hırvatistan'dan önce Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasını normal bulmadıklarını'' yazdı.
      Türkiye ile ilgili görüşmelerin, Londra'dan Brüksel'e ve hatta New York'a kadar uzandığını ifade eden gazete, bir yabancı diplomatın, ''3 Ekim tarihinde kriz çıkmasını kimse istemiyor ve dikkatli bir taktik izleniyor'' şeklindeki görüşüne yer verdi.

MILLIYET 15/09/05

Fransa'ya fazla güvenen Rumlara hüsran



Rumların AB'de oynamaya çalıştıkları temel oyun tutmadı. Nedeni ise Fransa'ya fazla güvenmeleri. Paris'in, kendi amaçları için olsa bile, Kıbrıs konusundaki ısrarını sonuna kadar sürdüreceğine inandılar. Oysa gelişmeler bunun böyle olmadığını gösteriyor.
Gerçi Rumlar bu işten elleri tümüyle boş çıkmıyorlar. Türk limanlarının Rum gemilerine açılması konusundaki AB ısrarı bir yerde "kurumsallaşmış" oldu. "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması" konusunda olmasa da, bu konuda 25 üye arasında görüş birliği var.
Türkiye'nin buradaki esas kozu ise AB Komisyonu'nun "Yeşil Hat Tüzüğü"dür. Yani, Kıbrıslı Türkler üzerindeki ekonomik izolasyonun kalkması için ortaya koyulan tüzük. Bu tüzüğün uygulanması şu anda Rumlar tarafından engelleniyor.

Yaygara kopardı
Başka bir ifadeyle, "Türkiye bana ambargo uyguluyor" yaygarasını koparan Rum tarafı, Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargonun sürmesi için çalıştığını kasıtlı olarak görmezden geliyor. Ankara, diplomatik maharetini kullanarak, bu iki konu arasında bir bağlantı kurulmasını başarırsa, AB'nin limanlar konusundaki ısrarını Kıbrıslı Türklerin lehine dahi çevirebilir.
Sonuçta bu limanlar meselesi, siyasi olmaktan çok ekonomik bir meseledir. Örneğin, Tayvan limanlarının dünya gemilerine açık olması Tayvan'ın resmen tanındığı anlamına gelmiyor. Öte yandan, Kuzey Kıbrıs üzerindeki ambargo kalkarsa, Rum kesimi ile Türkiye arasında açılacak olan ticari kanallar Kıbrıslı Türklerin işine bile gelir.

BM'den alınamaz
Türkiye'nin burada yürüteceği mantığı ise şöyle özetleyebiliriz:
"AB'deki mevcut Kıbrıs karmaşası, Türk tarafından değil Rum tarafından kaynaklanıyor. Nedenleri ise artık herkes tarafından biliniyor. Onun için Türk tarafı da, AB'nin verdiği sözleri tutmasını bekliyor. Bu yapılırsa, Türk tarafının -tıpkı Annan Planı sürecinde olduğu gibi- Kıbrıs sorununun çözümü konusunda iyi niyetli ve samimi olduğu görülecektir."
Rumlar, elbette ki, bu limanlar meselesinin çok ötesine gidilmesini istiyorlar. AB'nin Türkiye'yi, üstelik müzakereler öncesinde, "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaya zorlamasını bekliyorlar. Ardından da, Kıbrıs sorununun kademeli olarak BM platformundan alınıp AB eksenine oturtulmasını hedefliyorlar. Bu iki temel hedef itibariyle de Fransa'dan ciddi bir "cesaret aşısı" almış durumdalar.
Fakat öyle anlaşılıyor ki mantık Fransa'ya, sonunda bunun AB açısından hiç de iyi bir rota olmayacağını gösterdi. Zira, ortada 30 yıllık bir Kıbrıs sorunu var ve bunun bugüne kadar görüşüldüğü yer de BM'dir. BM'yi, Annan Planı'nın "hortlamasından" korkan Rumların arzuladıkları gibi, dışlamak ise sorunun çözümsüzlüğünü derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Bu açıdan bakıldığında, Türkiye'nin "Kıbrıs Deklarasyonu"na karşı AB'nin yayımlayacağı belirtilen, ancak dün de ortaya çıkarılamayan deklarasyondaki en önemli madde, kuşkusuz, Kıbrıs sorununun çözümü için BM'ye işaret eden maddedir. Haberlere bakılacak olursa Rumlar bunu engellemeye çalışıyorlar.
Fakat kendileri açısından ortada ciddi bir sorun var. Çünkü, "Hayır, biz BM'yi istemiyoruz" demenin hiç kimse açısından bir mantığı yok. Kaldı ki, hiçbir AB üyesine, "40 yıldır çözülemeyen şu Kıbrıs sorununu BM'nin elinden alıp kendi sorunumuz yapalım" dedirtemezsiniz.

Rum'a baskı yapın
AB'nin de kabul ettiği gibi, esas çözüm yeri BM olduğuna göre, bu çözümün formülü de bu aşamada beş aşağı iki yukarı belli. Türk tarafının kendi içindeki Annan Planı karşıtlarını da artık aşarak, bu hususları AB'ye sürekli olarak hatırlatması ve Avrupalı muhataplarını, bu aşamada baskı uygulanacak tarafın Rum tarafı olduğuna ikna etmesi gerekiyor.

SAMIH IDIZ MILLIYET 15/09/05

Bu iş bizi bozmaz



Bu yazıyı belirli bir çekinceyle yazıyorum. Zira dün öğleden sonra, Brüksel'de 25 üye ülke daimi delegeleri bir araya geldiler ve Türkiye konusunda yayınlayacakları Karşı Deklarasyona (KD) son şekli vermek için masaya oturdular. Ben bu yazıyı yazarken toplantılar henüz bitmemişti. Ancak siz bugün diğer sayfalarda kesin sonucu okuyabilirsiniz. Ne olursa olsun, bu yazıda size anlatacaklarımla toplantının sonucunun birbirinden çok farklı olmayacağını sanıyorum.
Herşeyden önce, AB'nin üstünde çalıştığı Karşı Deklarasyon, Türkiye'nin daha önce yayınladığı Kıbrıs Deklarasyonuna bir yanıt niteliğinde olacak.
Nasıl bizimki tek yönlü ve sadece bizi bağlayan bir Deklarasyon idiyse, AB'nin Kıbrıs Deklarasyonu da aynı şekilde tek yönlü ve kendi görüşlerini açıklamaktan ileri gitmeyen, hiçbir bağlayıcılığı olmayan bir belge olacak. Yani fazla telaşlanmaya, onur meselesi yapmaya hiç gerek yok. Ankara beğenmezse, çıkıp "Ben sizinle aynı görüşte değilim. Deklarasyonunuzu da kabul etmiyorum" der ve sırtını döner, kendi işine bakar yani müzakere masasına oturur.
Şu anda tartışılan taslağın ne anlama geldiğini şöyle anlatabiliriz: (Bakınız tam metin yanda)

1. Türkiye'nin ek protokolü imzalaması olumlu, ancak Kıbrıs hakkındaki Deklarasyonundan üzüntü duyar.
2. Türkiye'nin Deklarasyonu tek yanlıdır, bizi bağlamaz. Deklarasyon, Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemez.
3. Türkiye, Kıbrıs gemilerine limanlarını açmak zorunda. Türkiye'nin bu kurala uyup uymadığı 2006 yılında kontrol edilecek. Gerekirse, bu anlaşmazlığı çözmek için mekanizmalar çalıştırılacak. Eğer Türkiye, Kıbrıs gemilerine hava ve deniz limanlarını açmazsa, başlıklar (Ulaşım, Malların serbest dolaşımı ve Gümrükler gibi...) açılmayacak.
4. Türkiye, Kıbrıs'ın 1 Mayıs 2004'ten bu yana AB'nin tam üyesi olduğunu unutmamalı ve buna göre hareket etmeli.
5. Türkiye tam üye olmadan Kıbrıs'ı tanımak zorunda .
6. AB, Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde çözümü gerektiğini kabul eder.
7. AB bu sorunları 2006 yılında yeniden ele alıp görüşecek. (NOT: Bu cümle, yeni bir karar gerektirdiği anlamına gelmiyor.)

Bu taslak aynen kabul edilirse, Türkiye'yi bozmaz. Kimileri, AKP hükümetini eleştirir ancak 3 Ekim müzakerelerini engellemeyeceğinden dolayı önemli değildir.
Asıl önemlisi, bundan sonra görüşülmeye başlanacak olan Müzakere Çerçeve Belgesidir. (MÇB) yukarıdaki fikirler MÇB'ye de sokulursa kötü olur. Zira MÇB bağlayıcıdır. Özetle asıl önemli tartışmalar bundan sonra başlayacak.

* * *

TASLAK DEKLARASYON AYNEN ŞÖYLE:


1- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri, Avrupa Komisyonu'nun Aralık 2004 tarihinde varmış olduğu sonuçlar uyarınca Türkiye'nin, Türkiye ile Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri arasında ortaklık antlaşmasının ek protokolüne attığı imzayı kabul etmektedir. İmza sırasında Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile karşılamaktadırlar.
2- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri bu açıklamanın tek taraflı olduğunu, Protokolün içeriği olmadığını ve Türkiye'nin zorunluluklarına yasal hiçbir etkisi olmadığını açıkça belirtir.
3- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Ek protokolün ayrıcılık yapılmadan tamamen uygulanmasını ve taşımacılıktaki kısıtlamaları da içeren malların serbest dolaşımı için bütün engellerin kaldırılmasını beklemektedir. AB tarafı Ortaklık Anlaşması çerçevesinde 2006 yılında uygulamayı değerlendirecektir. Eğer gerekirse, uygulanabilir anlaşmazlıkları çözüm mekanizmalarına yönelecektir. Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Türkiye'nin imza koyduğu obligasyonları yerine getirene kadar ilgili bölümler için görüşmeler başlamayacaktır.
4- Avrupa Topluluğu ve Üye Ülkeleri Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 Mayıs 2004 tarihinde AB'ne üye olduğunu hatırlatır. Kıbrıs Cumhuriyetini uluslararası hukukun bir parçası olduğundan dolayı tanıdıklarının vurgularlar.
5- Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin gerekli bir parçasıdır.Bu nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile ilişkilerinin mümkün olan en kısa zamanda olağanlaşmasına (normalleşmesine) verdiği önemin altını çizer.
6- Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki çabasını desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede barış, istikrar ile uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda da hemfikirdirler.''
7- Konsey bütün bu konuları 2006 yılında ele alacaktır.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 15/09/05

Le Figaro: AB, müzakerelerin başlaması için anlaşmak üzere


      Fransa'da yayımlanan Le Figaro gazetesi, Türkiye ile müzakerelerin başlaması konusunda birliğin anlaşma sağlamak üzere olduğunu yazdı.
      Brüksel'de büyükelçiler seviyesinde dün yapılan görüşmelere geniş yer veren gazete, ''Teknik açıdan müzakerelerin başlaması için bir sorun kalmadığı'' yorumunu yaptı.
      Türkiye'nin deklarasyonuna karşı AB'nin yayımlayacağı deklarasyona atıfta bulunan gazete, ''Birliğin müzakereler başlamadan önce Türkiye'den Rum kesimini tanımasını isteyemeyeceğini'' belirtti.
      Haberde, Londra ve Paris arasında geçen hafta yapılan görüşmelere dikkat çekildi ve ''müzakere masasında Yunanistan ve Rum kesiminin yalnız kaldıkları'' ifade edildi.
     
     AVUSTURYA'NIN HIRVATİSTAN ISRARI
      Avusturya'nın bununla birlikte tam üyelik dışında ''imtiyazlı ortaklık'' olmak üzere diğer alternatiflere de müzakere çerçeve belgesinde yer verilmesinde ısrarcı olduğunu yazan gazete, bir diplomatın ''Avusturya, Hırvatistan ile müzakerelerin başlaması konusunda bir jest yapılırsa sakinleşebilir'' şeklindeki açıklamasına yer verdi.
      Le Figaro, ''Türkiye ile ilgili yapılan pazarlıklarda, Hırvatistan kartının kullanıldığını'' ifade etti ve ''Başta Avusturya olmak üzere merkezi Avrupa ülkelerinin Hırvatistan'dan önce Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasını normal bulmadıklarını'' yazdı.
      Türkiye ile ilgili görüşmelerin, Londra'dan Brüksel'e ve hatta New York'a kadar uzandığını ifade eden gazete, bir yabancı diplomatın, ''3 Ekim tarihinde kriz çıkmasını kimse istemiyor ve dikkatli bir taktik izleniyor'' şeklindeki görüşüne yer verdi.

MILLIYET 15/09/05

MHP'nin karşı çıktığı tenor KKTC'de konser verecek


      Dünyanın en büyük müzisyenlerinden biri olarak kabul edilen tenor Jose Carreras "3’üncü Uluslararası KKTC Müzik Festivali"nde konser verecek.
      Jose Carreras’ın geçtiğimiz yıllarda CHP’li Kültür Bakanlığı tarafından Mersin’e konser vermeye davet edilmesi, MHP’liler tarafından Meclis kürsüsünde eleştirilmişti. MHP Milletvekil Koray Aydın, büyük İspanyol sanatçının konserinin gereksiz olduğunu savunmuştu.
      "Milliyetçi" çevrelerin tepki gösterdiği Carreras, KKTC’ye gelerek bir konser verecek, ambargo ve kısıtlamalarla bunalmış ülkeye bir anlamda destek ve moral vermiş olacak.
      Salamis Antik Tiyatrosu’nda 18 Eylül günü gerçekleşecek konserde ünlü tenor, Jose Carreras’a Şef David Gimenez yönetimindeki İzmir Devlet Senfoni Orkestrası ve soprano Sabina Puertolas eşlik edecek.
      Konser programında Carreras’ın orkestra eşlikli seslendireceği İspanyol ve diğer ülke operalarından tenor aryalarına ek olarak, Puertolas ile düetler ve İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nın seslendireceği solo orkestra yapıtları da dinlenebilecek.
      KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, KKTC Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Colony Hotel’in katkılarıyla ve Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nın desteğiyle gerçekleşecek Jose Carreras konseri saat 21.00’de başlayacak.
      Placido Domingo, Pavarotti ile birlikte doldurduğu albümler ve üçlü konserlerle müzik dünyasında seçkin bir üne kavuşan Jose Carreras’ın geniş repertuarında altmışın üzerinde opera ve resitallerinde seslendirdiği baroktan çağdaş müziğe farklı tarzlarda 600 yapıt bulunuyor.
      Sanatçının 150’den fazla kayıttan oluşan kolleksiyonunda 50 tam opera, oratoryolar, popüler ve klasik resitaller bulunuyor.

MILLIYET 15/09/05

Carreras Kıbrıs'ta

GİRNE - Ünlü tenor Jose Carreras'ya, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde vereceği konserde İzmir Devlet Senfoni Orkestrası (İZDSO) eşlik edecek. İZDSO ile daha önce 1993 yılında Aspendos'ta birlikte sahneye çıkan Carreras'nın konseri 3. Kuzey Kıbrıs Müzik Festivali'ne kapsamında 18 Eylül'de Kuzey Kıbrıs Salamis Antik Tiyatro'da gerçekleşecek. (Kültür Sanat)

RADIKAL 15/09/05

AB'de uzlaşma yok

AB, 'Türkiye'ye karşı deklarasyon'da yine anlaşma sağlayamadı

RADIKAL 15/09/05

GÜVEN ÖZALP

BRÜKSEL - AB'nin Türkiye'nin Gümrük Birliği Ek Protokolü'nü Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanımama beyanı eşliğinde imzalamasına karşı yayımlayacağı deklarasyon yılan hikâyesine döndü. AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) dünkü toplantısında Dönem Başkanı Britanya, Türkiye'nin limanları Rum Yönetimi'ne açmasının 2006 yılında değerlendirilmesi koşuluyla Fransa'yı ikna etse de Rum engelini aşamadı. Britanya ile Rum Yönetimi arasında gergin geçen görüşmeler sonunda konu 21 Eylül'deki COREPER toplantısına ertelendi. Yeni taslak hazırlayacak olan Britanya'nın sözcüsü uzlaşmazlığa rağmen müzakerelerin 3 Ekim'de başlayacağına şüphe bulunmadığını kaydetti.

Fransa da uyardı
Taslakta, Türkiye'nin, 'Kıbrıs' beyanından duyulan üzüntü dile getirilip tek yanlı bu beyanın Türkiye'nin protokolden kaynaklanan yükümlülüklerine yasal etkisi olmadığı yer alıyordu. Türkiye'nin protokolü tüm AB üyelerine ayrım yapmadan uygulaması ve malların serbest dolaşımı üzerindeki, ulaştırma araçlarıyla ilgili olanlar dahil tüm engellerin kaldırılması isteniyordu. Bu koşulların uygulanmasının 2006 yılında değerlendirileceği belirtilirken, Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmezse 3 Ekim'de başlayacak müzakerelerde ilgili başlıkların açılmayacağı vurgulanıyordu. AB'-nin sadece 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıdığı da belirtilerek, Türkiye'nin tüm AB ülkeleriyle ilişkilerini en kısa sürede normalleştirmesi talep ediliyordu. Taslakta BM çerçevesindeki çözüm çabalarının desteklenmesi de vurgulanıyordu.
Ama Fransa'nın da metne onay verilmesi telkinine rağmen Rumlar geri adım atmadı. Rum Kesimi'nin taslağa temel itirazları üç noktada toplandı: "Tanımanın kısa sürede olması gereği, BM'ye atıf ve ek protokolün uygulanmasını garantileyecek mekanizma'.
Britanya'nın yeni hazırlayacağı taslağa, Rum itirazını kırmaya yönelik unsurlar eklemesi öngörülüyor. En önemli unsur tanımaya dair atıfta yapılacak değişiklik olacak. Son taslakta tanımanın 'üyelik için gerekli' olduğuna işaret eden atfın 'müzakere sürecine' endekslenmesi bekleniyor. Bu atfın 'müzakere süreci esnasında' benzeri bir ifadeyle yapılabileceği belirtiliyor. Rumların, protokolün uygulanmasına dair detaylı takvim talebi kabul görmezken, uygulamanın 2006'da değerlendirileceği ifadesi destekleniyor.

Avusturya ısrarcı
Öte yandan COREPER toplantısında ay sonuna dek AB Konseyi'nce onayı gereken müzakere çerçeve belgesi kısa süre ele alınırken, Fransa'nın 'imtiyazlı ortaklık' konusunda pasif davranması karşısında Avusturya'nın bu konuda ısrarcı olması dikkat çekti.

Talat, AB'yi suçladı

15/09/05

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB Dönem Başkanı Britanya'nın Dışişleri Bakanı Jack Straw'a mektup gönderip, 'Türkiye'yi 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bugünkü şekliyle tanımaya zorlamak yerine, Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli inisiyatifin alınarak Rum tarafının çözüm doğrultusunda motive edilmesini' istedi. Talat, Türkiye'ye baskının Rumları çözümsüzlük yönünde cesaretlendirdiğini belirtip, Türkiye'nin bu haliyle 'Kıbrıs'ı tanımasının söz konusu olmadığını vurguladı. Talat dün yaptığı açıklamada AB'yi, BM barış sürecini çıkmaza sokmakla suçladı.

İngiltere'nin yapacağı değişiklikler konusunda uzlaşma sağlandı

Deklarasyon konusunda son dakika gelişmesi:

COREPER toplantısında üye ülkelerin daimi temsilcileri, AB dönem başkanı İngiltere'nin Rumların itirazlarını da dikkate alarak hazırlayacağı yeni metinde, Türkiye'nin ek protokolü en kısa zamanda uygulayacağına dair bir ifadenin kullanılmasına karar verdi. Hazırlanacak son taslak metinde ayrıca, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınması konusunun Türkiye tam üye olur olmaz değil, müzakereler sırasında gündeme gelmesine dair bir ifadeye yer verilecek

Brüksel'de yapılan AB Daimi Temsilciler (COROPER) toplantısında, AB'nin yayınlayacağı karşı deklarasyon taslak metni üzerinde uzlaşma sağlanamadı, ancak daimi temsilcilerin bazı noktalarda görüş birliğine vardığı bildirildi.

Üye ülkelerin daimi temsilcileri, AB dönem başkanı İngiltere'nin Rumların itirazlarını da dikkate alarak hazırlayacağı yeni metinde, Türkiye'nin ek protokolü en kısa zamanda uygulayacağına dair bir ifadenin kullanılmasına karar verdi.

Ayrıca, hazırlanacak son taslak metinde, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınması konusunun Türkiye tam üye olur olmaz değil, müzakereler sırasında gündeme gelmesine dair bir ifadeye yer verilecek.

Daimi temsilciler, imtiyazlı ortaklık taleplerinin ne karşı deklarasyonda, ne de müzakere çerçevesinde yer almaması konusunda da uzlaştı.

Karşı deklarasyonda ve müzakere çerçeve belgesinde yer almayan bazı unsurların ise, müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim günü İngiltere dönem başkanlığının yapacağı açılış konuşmasında dile getirilmesine karar verildi.

KIBRIS 15/09/05

Karşı deklarasyonda yine uzlaşma sağlanamadı

Brüksel'deki AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) toplantısında, Kıbrıslı Rumların itirazları yüzünden yine uzlaşma sağlanamadı ve konunun 21 Eylül'de AB Daimi Temsilciler Toplantısı'nda bir kez daha görüşülmesi kararlaştırıldı

RUMLAR "TANIMA"DA ISRARLI... AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), Brüksel'deki dünkü toplantısında, Kıbrıslı Rumların itirazları nedeniyle Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna yanıt niteliğinde yayınlanacağı AB deklarasyonu taslak metni üzerinde yine uzlaşma sağlayamadı. Metindeki tartışmalar Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetiminin tanıması ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM'ye atıfta bulunulması üzerinde yoğunlaşıyor. Dönem başkanı İngiltere'nin Kıbrıslı Rumların itirazlarını da dikkate alarak yeni bir metin hazırlayacağı ve konunun 21 Eylül'deki AB Daimi Temsilciler toplantısında bir kez daha görüşüleceği bildirildi. 

TOPLANTI ZOR GEÇTİ, GERGİNLİK YAŞANDI... Diplomatik kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, AB Dönem Başkanı İngiltere'nin son taslak metin önerisi üzerinde tartışmalar, Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve Fransa'nın muhalefeti nedeniyle sonuçsuz kaldı Kaynaklar, görüşmelerin ''zor geçtiğini'', AB Dönem Başkanı İngiltere ile Kıbrıs Rum kesimi arasında ''gerginlik yaşandığı" ifade etti.

AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), Brüksel'deki dünkü toplantısında, Kıbrıslı Rumların itirazları nedeniyle Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna yanıt niteliğinde yayınlanacağı AB deklarasyonu taslak metni üzerinde yine uzlaşma sağlayamadı.

Dönem başkanı İngiltere'nin Kıbrıslı Rumların itirazlarını da dikkate alarak yeni bir metin hazırlayacağı ve konunun 21 Eylül'deki AB Daimi Temsilciler toplantısında bir kez daha görüşüleceği bildirildi.

Diplomatik kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, AB Dönem Başkanı İngiltere'nin son taslak metin önerisi üzerinde tartışmalar, Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve Fransa'nın muhalefeti nedeniyle sonuçsuz kaldı.

Kaynaklar, görüşmelerin ''zor geçtiğini'', AB Dönem Başkanı İngiltere ile Kıbrıs Rum kesimi arasında ''gerginlik yaşandığı" ifade etti.

Dönem Başkanı İngiltere Sözcüsü, COREPER bünyesinde görüşmelerin olumlu geliştiğini, ancak büyükelçilerin daha fazla zamana ihtiyaçları olduğunu bildirdi. İngiltere'nin, cuma günü olağanüstü COREPER toplantısı ve 26 Eylülde, dışişleri bakanları düzeyinde AB Genel İşler Konseyi olağanüstü toplantısı önerdiği belirtiliyor.

Söz konusu metin, Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetiminin tanıması konusunu müzakere sürecine bırakıyordu. Ancak metinde Türkiye'nin limanlarını Rum kesimine açması için bir takvimin yer almaması ve Kıbrıs sorununun çözümü için Birleşmiş Milletler'in çabalarının temel alınması, Rumların beklentilerini karşılamadı.

Karşı deklarasyonun taslak metninde Kıbrıs Rum yönetiminin tanınmasıyla ilgili İngiltere ve Fransa'nın uzlaştığı formül eklenmişti. Metindeki tartışmalar Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetiminin tanıması ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM'ye atıfta bulunulması üzerinde yoğunlaşıyor.

Güney Kıbrıs, müzakereler başlamadan Türkiye'nin Rum yönetimini tanımasını isterken, adada çözümün BM temelinde gerçekleşmesine karşı çıkıyor.

Karşı deklarasyon taslak metninin ana hatları

Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna yanıt niteliğinde yayınlanacağı karşı deklarasyon taslak metninin ana hatları şöyle:

"AB üyeleri, Avrupa Komisyonu'nun Aralık 2004 tarihinde vardığı sonuçlar uyarınca Türkiye'nin birlik üyeleri ile arasındaki ortaklık antlaşmasının Ek Protokolüne attığı imzayı kabul eder.

Üyeler imza sırasında Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyet'i ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile karşılar.

AB, bu açıklamanın tek taraflı olduğunu ve Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemediğini açıkça belirtir.

AB üyesi ülkeler Ek Protokolün ayrımcılık yapılmadan tamamen uygulanması ve malların serbest dolaşımı için bütün engellerin kaldırılmasını bekler.

AB, Türkiye'nin imza koyduğu yükümlülükler yerine getirilene kadar ilgili bölümler için görüşmelere başlamayacaktır.

AB üyeleri 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 Mayıs 2004 tarihinde birliğe üye olduğunu ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımanın uluslar arası hukukun gereği olduğunu vurgularlar.

Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin gereğidir. Bu nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile ilişkilerinin en kısa zamanda normalleşmesine verdiği önemin altını çizer.

Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki çabasını desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede barış, istikrar ile uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda da hemfikirdirler.

Konsey bütün bu konuları 2006 yılında ele alacaktır."

Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonu

Türkiye, 29 Temmuz'da AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.

Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti. Deklarasyonun içeriği şöyle:

"Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır."

KIBRIS 15/09/05

"İzolasyonları kaldırmazlarsa bizden bir şey beklemeye hakları yok"

TC Başbakanı Erdoğan, New York'taki Türkevi'nde, Türk işadamları ile bir araya geldi:

"İzolasyonları kaldırmazlarsa bizden bir şey beklemeye hakları yok"

AYNI SAMİMİYETİ BEKLİYORUZ... Türkiye'nin AB müktesebatı çerçevesinde üzerine düşeni bugüne kadar yaptığını ifade eden Erdoğan, "Ama uluslararası diplomaside ülkeler birbirlerine hangi samimiyetle davranmaları gerekiyorsa Türkiye'ye karşı da biz kendilerinden aynı samimiyeti bekliyoruz, farklı bir şey istemiyoruz. 3 Ekim de inşallah bizim müzakerelere başladığımız tarih olacak" diye konuştu

KUZEY KIBRIS'TAKİ TÜRKLER SİZE NE YAPTI?... "Kuzey Kıbrıs'taki Türkler size ne yaptı da izolasyonları uyguluyorsunuz? Dünyanın neresinde böyle bir uygulama var? Bu bakımdan kararlılığımız aynen devam edecektir. Türkiye bundan önce masaya nasıl uzlaşma içinde oturduysa bundan sonra da biz aynı uyumu gösteririz yeter ki muhataplarımız da aynı anlayışı bize karşı göstersinler"

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey Kıbrıs'la ilgili izolasyonlar devam ettikçe AB'nin Türkiye'den bir şey beklemeye hakkı olmadığını söyledi ve Kıbrıs konusunda kararlılıklarını devam ettireceklerini vurguladı.

Başbakan Erdoğan, New York'taki Türkevi'nde, Türk işadamları ile bir araya geldi. Türkiye'nin AB müktesebatı çerçevesinde üzerine düşeni bugüne kadar yaptığını ifade eden Erdoğan, "Ama uluslararası diplomaside ülkeler birbirlerine hangi samimiyetle davranmaları gerekiyorsa Türkiye'ye karşı da biz kendilerinden aynı samimiyeti bekliyoruz, farklı bir şey istemiyoruz. 3 Ekim de inşallah bizim müzakerelere başladığımız tarih olacak" diye konuştu.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Kıbrıs'la ilgili konuda şu anda önümüze sürülen veya getirilen veya getirilmek suretiyle süreci durdurmaya yönelik adımlar bizim açımızdan kayda değer değildir, çünkü biz bu konuda da yapılması gerekenleri yaptık. Annan planı oylandı. Türkiye olarak biz sözümüzde durduk. Gereken desteği verdik. Güney'den tam aksi karar çıktı ve biz sözümüzde durduğumuz halde, bize verilen sözler yerine getirilmedi.

Güney sözünde durmadığı halde, orada tarihi bir yanlışı AB üyesi ülkeler işlediler. Tuttular Güney Kıbrıs'ı AB'ye üye yaptılar. Sınır sorunlarını halletmemiş bir ülkenin birliğe alınması söz konusu oldu. Nasıl oluyor da Kıbrıs'ı Rumlar temsil ediyor diyeceksin, böyle bir hakkın yok, olamaz. Böyle bir şeyi de bizim tanımamız mümkün değil. Bunları açık ve net söyledik. Zaten kendileri de bu işe inanmıyorlar, inanır gibi görünüyorlar. Bundan dolayı da tezlerini savunacak güçleri yok. Öyleyse gelin Kuzey Kıbrıs üzerindeki izolasyonları kaldırın, biz de atılması gereken adımları atalım. Ama Kuzey Kıbrıs'la ilgili izolasyonları kaldırmazlarsa bizden bir şey beklemeye hakları yoktur.

Yani Kuzey Kıbrıs'taki Türkler size ne yaptı da izolasyonları uyguluyorsunuz? Dünyanın neresinde böyle bir uygulama var? Bu bakımdan kararlılığımız aynen devam edecektir. Türkiye bundan önce masaya nasıl uzlaşma içinde oturduysa bundan sonra da biz aynı uyumu gösteririz yeter ki muhataplarımız da aynı anlayışı bize karşı göstersinler."

KIBRIS 15/09/05

Karşı deklarasyonda uzlaşma yok

AB’ye üye ülkelerin daimi temsilcilerinin, Kıbrıs Rum Kesimi’nin itirazları nedeniyle karşı deklarasyon konusunda uzlaşma sağlayamadığı bildiriliyor. Daimi temsilcilerin hafta başında tekrar bir araya gelmesi bekleniyor.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 11:14 ET 16 Eylül 2005 Cuma

BRÜKSEL - AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), Brüksel’de bugün yaptığı olağanüstü toplantıda, Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metni üzerinde uzlaşma sağlayamadı.

Dönem Başkanı İngiltere’nin sunduğu taslak belgede yer alan ve Türkiye’nin Rum Kesimi’ni AB’ye “tam üye olmadan önce” tanıması gereği üzerinde duran ifadelerin, Rumlar ve Yunanlar tarafından olumsuz karşılandığı ifade ediliyor.

Rumların, söz konusu tanıma koşulunun daha kısa vadeli bir formüle bağlanmasında ve bu tanımanın “tam üyelikten önce” değil, “müzakere süreci sırasında” gerçekleşmesinin istenmesinde ısrarcı oldukları bildiriliyor.

Karşı deklarasyonla ilgili görüşmelerin hafta başında yapılabilceği veya 26 Eylül’de yapılacak olağanüstü dışişleri bakanları toplantısına kalabileceği belirtiliyor.

’3 Ekim iki taraf için de son şans’

İngiltere’de yayımlanan Economist dergisi, 3 Ekim’in hem AB hem de Türkiye için son şans olduğu yorumunu yaptı.

 

AA

Güncelleme: 08:02 ET 16 Eylül 2005 Cuma

LONDRA - AB’nin 3 Ekim’de bugüne kadar üyelik başvurusu yapan en büyük ve en önemli ülkeye kapılarını açmaya hazırlandığını yazan Economist, Türkiye’nin son dönemde önemli reformlara imza atttığına dikkat çekti.

Müzakerelerin geciktirilmesine yol açan iki tehditten birinin Türkiye’nin Rum kesimini tanımaması olduğunu da belirten dergi, Türkler de dahil herkesin Türkiye’nin sonunda Rum kesimini tanıması gerektiğini bildiğini öne sürdü.

İkinci tehlikenin, bazı AB üyelerinin, imtiyazlı ortaklık önerisini, tam üyelik müzakerelerinde başarısız olunması halinde kullanılacak bir yan yol olarak müzakerelere temel oluşturacak çerçeve belgesine koydurmakta ısrar etmeleri olduğunu kaydeden Economist, Türkiye’nin bunu “onur kırıcı bir öneri” addettiğini vurguladı.

‘ÜYELİĞİN REDDİ SORUNLARI DERİNLEŞTİRİR’
Türkiye’nin üyeliği reddedilirse, AB’nin halen var olan problemlerinin de çözülmeyeceğini, daha da kötüye gidecebileceğini ifadelerine yer veren dergi bunun Türkiye’de krizlere yol açacağını da iddia etti.

Böyle bir reddin Türkiye’de bazı kesimlerin yönlerini Rusya’ya ya da doğudaki diğer bazı ülkelere çevirmesine yol açabileceğini yazan Economist, “Avrupa için doğacak sorunlar, daha az dramatik olabilir, ama daha küçük olmayacaktır. 11 Eylül’ün ardından Türkiye’yi kulübe dahil etmek, artık sadece büyük ve stratejik öneme haiz bir ülkenin modernizasyonuna yardımcı olmaktan ibaret değildir. Bu AB ve Batı’nın tümü için, çağdaş ve demokratik İslam’a cesaret verip vermeme noktasında bir sınav niteliği taşıyacaktır” yorumunda bulundu.

Dergide, “Türkiye, bütün Ortadoğu için bir demokrasi modeli olmayabilir, Araplar böyle görmeyebilir. Ancak Türkiye’yi reddetmek, yine de pek çok Arap ülkesi tarafından Batı’nın yaptığı büyük bir iki yüzlülük ve ırkçılık olarak görülecektir. Türkiye’yi reddetmek, genişlemenin diğer unsurlarını da yavaşlatacaktır” dendi.

Rumlar gelişmelerden rahatsız

Kıbrıs Rum Yönetimi, AB daimi temsilciler toplantısında ele alınan karşı deklarasyon konusunda kendilerine sorulmadan bir ara formül bulunmasına tepki göstermeyi sürdürüyor.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 08:51 ET 16 Eylül 2005 Cuma

LEFKOŞA - Rum hükümeti, ara formülün açıklanmasından sonra Fransa’nın Rum Kesimi’ndeki büyükelçisini davet ederek Fransa’nın İngiltere ile vardığı uzlaşmadan haberdar edilmemelerinden duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Rum Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri, Fransa’nın Rum kesimi tanınmadan Türkiye’nin müzakerelere başlatılamayacağı yönünde verdiği teminatların aslında Fransız kamuoyunu yatıştırmaya yönelik olduğunun anlaşıldığını ve Rum hükümetinin Fransa’nın bu tutumunu teessüfle karşıladığını söyledi.

Bu arada Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’in de Rum tarafının uzlaşmaz tavrından huzursuz olduğu belirtiliyor. Karamanlis’in, New York’taki BM toplantısında görüştüğü Rum lider Papadopulos’un bu konuda dikkatini çektiği, görüşmenin olumsuz bir havada gerçekleştiği öne sürülüyor.

Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis de dün, Türkiye’nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı AB’nin yayımlayacağı belgenin taslağının tatmin edici olmadığını söylemiş; sözcü, Dönem Başkanı İngiltere’yi de objektif olmaya davet etti.

Karşı deklarasyon için olağanüstü toplantı

AB’ye üye ülkelerin daimi temsilcileri, AB’nin yayımlayacağı Kıbrıs karşı deklarasyonu ve müzakere çerçeve belgesini ele almak üzere bugün saat 16.00’da toplandı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 09:03 ET 16 Eylül 2005 Cuma

BRÜKSEL - AB Dönem Başkanı İngiltere, birliğin yayınlayacağı karşı deklarasyonun 3. taslak metnine son noktayı koydu. İngiltere dün ilgili taraflarla yaptığı ikili görüşmelerin ardından üye ülkelerin metin üzerinde mutabakat sağlayacağını düşündüğünden, daimi temsilciler komitesini toplantıya çağırmıştı.

Toplantıda önce karşı deklarasyon ele alınacak, ardından müzakere çerçeve belgesi ile ilgili görüşmeler yapılacak.

İngiltere’nin, Almanya’da seçimler düzenlenmeden önce karşı deklarasyon konusunda anlaşma sağlanmasını istediği belirtiliyor. Dün yapılan ikili görüşmeler olumlu geçtiğinden, bu akşamki COREPER toplantısından bu yönde bir sonuç alınabileceği belirtiliyor.

Bu arada, İngiltere’nin Ankara’ya da karşı deklarasyon metninin son taslağında yapılan değişikliklerle ilgili bilgi verdiği kaydediliyor.

Üçüncü taslak metninde, Rum Kesimi’nin tanınması konusunun Türkiye tam üye olur olmaz değil, müzakereler esnasında gündeme gelmesine dair bir ifadeye yer veriliyor.

Metinde ayrıca Kıbrıs Rum Kesimi’nin tanınması ile Kıbrıs sorununun çözümünün birbirinden bağımsız iki ayrı unsur olarak nitelendiriliyor. Buna göre Kıbrıs sorununda çözüm süreci Birleşmiş Milletler’de işleyecek ancak Kıbrıs Rum Kesimi’nin tanınması AB üyelik müzakerelerine paralel olarak değerlendirilecek.

Limanların açılması konusunun ise, müzakereler esnasında hayata geçirilmesi gerekecek.

Papadopulos ile Kıbrıs diyaloğu

 

Erdoğan ile Rum lider, BM zirvesinde ayaküstü görüştü



16 Eylül, 2005 14:43:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, ''Kıbrıs'ta tek devlet mi iki devlet mi istiyoruz?'' diye sordu.

Rum medyasına göre BM Genel Kurulu toplantısında nezaket gereği yanına gelen Erdoğan'a, "çalışabilen tek devletli birleşik bir Kıbrıs mı, yoksa aralarında gevşek ilişki bulunan iki devlet mi istiyoruz?" diye sordu.
 
Erdoğan bu soruya, "Türkiye Kıbrıs sorununu çözmek istiyor" karşılığını verdi. Papadopulos, Rum gazetecilere konuyla ilgili yaptığı açıklamada , "Türk başbakanı yaklaştı ve konuştuk. Medeni bir görüşme oldu, herkes kendi görüşünü ortaya koydu" dedi.
 
Kıbrıs tartışmaları
 
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos dün yaptığı açıklamada da, Kıbrıs Rum Kesimi'nin Türkiye tarafından tanınmasının çok ciddi bir konu olduğunu, ancak Kıbrıs Rum Kesimi'nin varlığının Türkiye'nin tanımasına bağlı olmadığını söyledi.
 
Papadopulos, ''Türkiye 30 yıldır tanımamıştır. Bunu göz ardı etmiyorum, ancak bu konuda netiz. Bu ciddi bir konudur ancak başka konular da vardır'' diye konuştu. 
 
COREPER toplantısında, Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna yanıt teşkil edecek AB karşı deklarasyonunda bir uzlaşma sağlanamamasını değerlendiren Papadopulos, ''bu yeni bir şey değildir'' dedi.
 
Rum lider, ''biz baştan beri karşı deklarasyon taslağına dahil edilmesini istediğimiz değerlerde ve hususlarda ısrarlıyız'' dedi.
 
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonu
 
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
 
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyonla ilan etti.
 
Deklarasyonun içeriği:

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır

Deklarasyonda yine uzlaşı yok


16 Eylül, 2005 17:29:00 (TSİ) CNN TURK

Zeynel Lüle/ CNN TÜRK/Brüksel

Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı deklarasyonla yanıt vermeyi planlayan AB, deklarasyonun içeriği konusunda yine uzlaşamadı.

Avrupa Birliği Daimi Temsilcileri'nin (COREPER) Kıbrıs karşı deklarasyonunu görüştüğü olağanüstü toplantıdan bir sonuç çıkmadı. Üye ülkelerin büyükelçileri kararı 26 eylül yapılacak dışişleri bakanları toplantısına bıraktı.

Bir saat süren toplantı sırasında Kıbrıslı Rumlar kendi tezlerini sonuna kadar savundular ve geri adım atmayacaklarını söylediler.
 
Rumların, söz konusu tanıma koşulunun daha kısa vadeli bir formüle bağlanmasında ve bu tanımanın 'tam üyelikten önce' değil, 'müzakere süreci sırasında' gerçekleşmesi konusunda ısrar ettikleri belirtiliyor.

Türkiye ile AB arasında üyelik müzakerelerinin başlaması öngörülen 3 ekime kısa süre kala Ankara, Brüksel'deki gelişmeleri yakından izliyor.
 
Diplomatik kaynaklar, Ankara'nın beklentisinin Müzakere Çerçeve Belgesi ve karşı deklarasyona 3 ekimden önce kesinlik kazandırılması olduğunu belirtirken, Türk heyetinin 3 ekimde Lüksemburg'da olabilmesinin, söz konusu belgelerin netleştirilmesine bağlı olduğunu ifade ettiler.
 
AB üyesi ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcilerinin oluşturduğu Konsey'de (COREPER) ele alınan belgelere henüz son şekli verilemezken, Ankara eline ulaşan taslak metinleri inceliyor. 
 
Kaynaklar, AB dönem başkanı İngiltere'nin çabaları da göz önünde bulundurulduğunda, Brüksel'de yapılacak toplantıların Ankara'nın beklentisi doğrultusunda 3 ekime kadar sonuçlanacağını ve müzakerelerin öngörüldüğü tarihte başlamasının yüksek bir olasılık olarak görüldüğünü kaydettiler. 
 
Türkiye başta Almanya seçimlerinin sonuçları olmak üzere, farklı nedenlerden ötürü 3 ekimin ileri bir tarihe atılmasına sıcak bakmazken, böyle bir durumun Müzakere Çerçeve Belgesi'ne bazı yeni unsurlar eklenmesi taleplerine neden olacağını düşünüyor.
 
AB'de deklarasyon çalışmaları
 
Karşı deklarasyonun taslak metninde Güney Kıbrıs'ın tanınmasıyla ilgili İngiltere ve Fransa'nın uzlaştığı formül eklenmişti. Metindeki tartışmalar Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM'ye atıfta bulunulması üzerinde yoğunlaşmıştı.
 
Taslak metinde ne var?

Üçüncü taslak metinde, Rum yönetiminin tanınması konusunun Türkiye tam üye olur olmaz değil, müzakereler esnasında gündeme gelmesine dair bir ifade olduğu belirtiliyor. 
 
Metinde ayrıca, Kıbrıs Rum yönetiminin tanınması ile Kıbrıs sorununun çözümü birbirinden bağımsız iki ayrı unsur olarak nitelendiriliyor.
 
Buna göre, Kıbrıs sorununda çözüm süreci Birleşmiş Milletler’de işleyecek. Ancak Kıbrıs Rum yönetiminin tanınması, AB üyelik müzakerelerine paralel olarak değerlendirilecek.
 
Limanların açılması konusunun ise müzakereler esnasında hayata geçirilmesi gerekecek.

Taslağın ana hatları şöyle:

·  AB üyeleri, Avrupa Komisyonu'nun aralık 2004 tarihinde vardığı sonuçlar uyarınca Türkiye'nin birlik üyeleri ile arasındaki ortaklık antlaşmasının Ek Protokolüne attığı imzayı kabul eder.

·  Üyeler imza sırasında Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyet'i ile ilgili açıklama yapma ihtiyacını üzüntü ile karşılar. 

·  AB, bu açıklamanın tek taraflı olduğunu ve Türkiye'nin yükümlülüklerini etkilemediğini açıkça belirtir. 

·  AB üyesi ülkeler Ek Protokolün ayrımcılık yapılmadan tamamen uygulanması ve malların serbest dolaşımı için bütün engellerin kaldırılmasını bekler.  AB, Türkiye'nin imza koyduğu yükümlülükler yerine getirilene kadar ilgili bölümler için görüşmelere başlamayacaktır. 

·  AB üyeleri 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 mayıs 2004 tarihinde birliğe üye olduğunu ve 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımanın uluslararası hukukun gereği olduğunu vurgularlar.

·  Tam üyelik öncesi tüm üye ülkelerin tanınması üyeliğin gereğidir. Bu nedenle AB, Türkiye'nin tüm üye ülkeler ile ilişkilerinin en kısa zamanda normalleşmesine verdiği önemin altını çizer. 

·  Bu çerçevede AB ve üye ülkeleri, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözüme kavuşması yönündeki çabasını desteklemek ve kalıcı bir çözümün bölgede barış, istikrar ile uyumlu ilişkilere katkıda bulunacağı konusunda da hemfikirdirler. 

·  Konsey bütün bu konuları 2006 yılında ele alacaktır.  
 
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonu
 
Türkiye, 29 temmuzda AB dönem başkanı İngiltere'nin Türkiye'ye gönderdiği Ek Protokol metnini Brüksel'deki Türk daimi temsilcisi Büyükelçi Oğuz Demiralp aracılığı ile imzaladı.
 
Türkiye, protokole imza atarken, Kıbrıs cumhuriyeti'ni tanımadığını da yayımladığı bir deklarasyon
la ilan etti.

Deklarasyonun içeriği:

·  Türkiye siyasi çözüm için kararlılığını sürdürmektedir

·  Bu protokoldeki Kıbrıs Cumhuriyeti 1960'daki ortaklık devleti değildir

·  Türkiye için Rum tarafı Kıbrıs Türk tarafını temsil etmemektedir

·  Türkiye KKTC ile ilişkilerini değiştirmeyecektir

·  Türkiye bu protokolle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni herhangi bir şekilde tanımış olmayacaktır

·  Kapsamlı çözümle birlikte Türkiye yeni oluşacak devlet ile ilişkiler tesis etmeye hazırdır

İngiltere'den Türkiye'ye bir destek daha

 

AB, karşı deklarasyon üzerinde uzlaşı sağlayamadı



16 Eylül, 2005 20:00:00 (TSİ) CNN TURK

İngiltere'nin Avrupa İşleri Bakanı Douglas Alexander, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin, 'medeniyetler çatışması' tezini çürüteceğini söyledi.

Alexander, İtalya'nın Floransa kentinde, 'European University Institute'de bugün yaptığı konuşmada, "Türkiye'nin AB'ye girişi, muhteşem kültürel ve dinsel çeşitliliğiyle Avrupa'ya, dünya sahnesinde yeni bir güç kazandıracak" dedi.
 
İngiliz bakan Alexander, Türkiye'yi de içine alan bir Avrupa ile medeniyetler arasındaki çatışmayı kaçınılmaz gören tezin çürütüleceğini ifade etti.
 
Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimine yönelik tutumunun yol açtığı türden kaygıların süreç içerisinde önemli sorunlara yol açabileceğini belirten Alexander, ''ancak eminiz ki bu kaygılar, üyelik müzakereleri sırasında ortadan kalkacaktır'' dedi.

Deklarasyonda uzlaşı yok
 
Türkiye'nin Kıbrıs deklarasyonuna karşı deklarasyonla yanıt vermeyi planlayan AB, deklarasyonun içeriği konusunda yine uzlaşamadı. Üye ülkelerin büyükelçileri kararı, 26 eylül yapılacak dışişleri bakanları toplantısına bıraktı.
 
Bir saat süren toplantı sırasında Kıbrıslı Rumlar kendi tezlerini sonuna kadar savundular ve geri adım atmayacaklarını söylediler.
 
Rumların, söz konusu tanıma koşulunun daha kısa vadeli bir formüle bağlanmasında ve bu tanımanın 'tam üyelikten önce' değil, 'müzakere süreci sırasında' gerçekleşmesi konusunda ısrar ettikleri belirtiliyor.
 
Türkiye ile AB arasında üyelik müzakerelerinin başlaması öngörülen 3 ekime kısa süre kala Ankara, Brüksel'deki gelişmeleri yakından izliyor.
 
Diplomatik kaynaklar, Ankara'nın beklentisinin Müzakere Çerçeve Belgesi ve karşı deklarasyona 3 ekimden önce kesinlik kazandırılması olduğunu belirtirken, Türk heyetinin 3 ekimde Lüksemburg'da olabilmesinin, söz konusu belgelerin netleştirilmesine bağlı olduğunu ifade ettiler.
 
AB üyesi ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcilerinin oluşturduğu Konsey'de (COREPER) ele alınan belgelere henüz son şekli verilemezken, Ankara eline ulaşan taslak metinleri inceliyor. 
 
Kaynaklar, AB dönem başkanı İngiltere'nin çabaları da göz önünde bulundurulduğunda, Brüksel'de yapılacak toplantıların Ankara'nın beklentisi doğrultusunda 3 ekime kadar sonuçlanacağını ve müzakerelerin öngörüldüğü tarihte başlamasının yüksek bir olasılık olarak görüldüğünü kaydettiler. 
 
Türkiye başta Almanya seçimlerinin sonuçları olmak üzere, farklı nedenlerden ötürü 3 ekimin ileri bir tarihe atılmasına sıcak bakmazken, böyle bir durumun Müzakere Çerçeve Belgesi'ne bazı yeni unsurlar eklenmesi taleplerine neden olacağını düşünüyor.
 
AB'de deklarasyon çalışmaları
 
Karşı deklarasyonun taslak metninde Güney Kıbrıs'ın tanınmasıyla ilgili İngiltere ve Fransa'nın uzlaştığı formül eklenmişti.
 
Metindeki tartışmalar Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ı tanıması ve Kıbrıs sorununun çözümü konusunda BM'ye atıfta bulunulması üzerinde yoğunlaşmıştı.


AB Daimi Büyükelçiler toplantısından sonuç çıkmadı

 

AB Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), Brüksel'de bugün yaptığı olağanüstü toplantıda, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki deklarasyonuna karşı yayımlanacak AB deklarasyonu taslak metni üzerinde uzlaşma sağlayamadı.

Diplomatik kaynaklar, AB Dönem Başkanı İngiltere'nin COREPER'i pazartesi günü olağanüstü toplantıya çağırabileceğini, konunun, her halükarda, gelecek çarşamba günü düzenlenecek haftalık olağan toplantının gündeminde yer aldığını, “uzlaşma arayışlarının” devam edeceğini bildirdiler.

Dönem Başkanlığı'nın sunduğu taslak belgede yer alan ve Türkiye'nin “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni AB'ye tam üye olmadan önce tanıması gereği üzerinde duran ifadelerin, Rumlar ve Yunanlar tarafından olumsuz karşılandığı ifade ediliyor.

Rumların, söz konusu tanıma koşulunun daha kısa vadeli bir formüle bağlanmasında ve bu tanımanın “tam üyelikten önce” değil, “müzakere süreci sırasında” gerçekleşmesinin istenmesinde ısrarcı oldukları bildiriliyor.

İngiltere'nin, Türkiye-AB ilişkileri dosyasını ele almak üzere,  26 eylülde, dışişleri bakanlarından oluşan Genel İşler Konseyi olağanüstü toplantısı önerdiği biliniyor.

Kıbrıs konusundaki karşı deklarasyon ve Müzakere Çerçeve Belgesi'nin onayına ilişkin pürüzlerin bu toplantıda, bakanlar düzeyinde yapılacak müzakereler sonucunda giderilmesi bekleniyor.

HURRIYET 16/09/05

 

Economist: 3 Ekim AB ve Türkiye için son şans

 

Londra

İngiltere'de yayımlanan haftalık Economist dergisi, 3 Ekim'in hem Avrupa Birliği, hem de Türkiye için son şans olduğunu belirterek, “Zira hem Türkiye'nin AB'ye gösterdiği sabır, hem de birliğin yeni üyelere kapılarını açma istekliliği azalıyor” yorumunu yaptı.

AB'nin 3 Ekim'de “bugüne kadar üyelik başvurusu yapan en büyük ve en önemli ülkeye” kapılarını açmaya hazırlandığını hatırlatan Economist, bu ülkenin Türkiye olduğunu kaydetti.

   

“Uzun süren Türkiye'yi oyalama dönemi artık bitti” diyen Economist yazarı, Türkiye'de son dönemde önemli reformlara imza atıldığına dikkati çekti.

   

"AB'NİN BERBAT SAHNE KORKUSU"

 

Türkiye'nin üyeliğine ilişkin bazı karşıtlıklara da işaret eden yazar, “Tam perdeler açılırken, AB'nin berbat bir sahne korkusuna kapılması kaygı verici” ifadesini kullandı.

   

Müzakerelerin geciktirilmesine yol açan iki tehditten birinin Türkiye'nin Rum kesimini tanımaması olduğunu da belirten yazar, Türkler de dahil herkesin Türkiye'nin sonunda Rum kesimini tanıması gerektiğini bildiğini öne sürdü.

   

Tanımanın, müzakereler başlamadan önce olması noktasında tartışmalar yapıldığını belirten yazar, bunda ısrar eden Fransa'nın geri adım attığını, Rum kesiminin itirazlarının hala sürdüğünü, ancak buna da kimsenin aldırmadığını belirtti.

   

İKİNCİ TEHLİKE

 

İkinci tehlikenin, bazı AB üyelerinin, imtiyazlı ortaklık önerisini, tam üyelik müzakerelerinde başarısız olunması halinde kullanılacak bir yan yol olarak müzakerelere temel oluşturacak çerçeve belgesine koydurmakta ısrar etmeleri olduğunu kaydeden Economist yazarı, Türkiye'nin bunu “onur kırıcı bir öneri” addettiğine dikkati çekti.

   

Yine de müzakerelere 3 Ekim'de başlanması şansının iki hafta öncekinden de, yüzde 50'den de daha yüksek olduğunu vurgulayan yazar, bütün bu son dakika sallantılarının Türkiye'ye ilişkin örtülü kuşkuların göstergesi olduğunu savundu.

   

“Açıkçası Türkiye özel bir örnek” diyen yazar, “Türkiye'nin üyelik arzusunu reddetmek, başvurunun kendisinin ortaya çıkardığı zorlukların aşılmasına yardım etmeyecektir. Türkiye'nin üyeliğinin reddedilmesiyle AB'nin halen var olan problemleri de çözülmeyecektir. Hatta belki daha da kötüye gidecektir” ifadesini kullandı ve bunun Türkiye'de krizlere yol açacağını iddia etti.

   

DRAMATİK SORUNLAR

 

“Böyle bir reddin Türkiye'de bazı kesimlerin yönlerini Rusya'ya ya da doğudaki diğer bazı ülkelere çevirmesine yol açabileceğini” ifade eden yazar şöyle dedi:

   

“Avrupa için doğacak sorunlar, daha az dramatik olabilir, ama daha küçük olmayacaktır. 11 Eylül'ün ardından Türkiye'yi kulübe dahil etmek, artık sadece büyük ve stratejik öneme haiz bir ülkenin modernizasyonuna yardımcı olmaktan ibaret değildir. Bu AB ve Batı'nın tümü için, çağdaş ve demokratik İslam'a cesaret verip vermeme noktasında bir sınav niteliği taşıyacaktır.”

   

“BÜYÜK APTALLIK”

 

Avrupa için en yakınındaki demokrat ve laik büyük bir Müslüman ülkede krizlere yol açmanın “en büyük aptallık” olacağını da belirten Economist yazarı, yorumunu şöyle tamamladı:

   

“Türkiye, bütün Ortadoğu için bir demokrasi modeli olmayabilir, Araplar böyle görmeyebilir. Ancak Türkiye'yi reddetmek, yine de pek çok Arap ülkesi tarafından Batı'nın yaptığı büyük bir iki yüzlülük ve ırkçılık olarak görülecektir. Türkiye'yi reddetmek, genişlemenin diğer unsurlarını da yavaşlatacaktır. Avrupa, güneydoğu sınırında bir kargaşayla yüz yüze kalabilecektir.”