Rumlar ilerleme raporundan memnun

Kıbrıs Rum Yönetimi, Avrupa Komisyonu’nun dün yayımladığı Türkiye İlerleme Raporu’ndan memnun olduğunu açıkladı.

 

NTV

Güncelleme: 15:29 TSI 10 Kasım 2005 Perşembe

LEFKOŞA - Rum Yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in dün yaptığı açıklamalarda, “Türkiye’nin, limanlarını Rum gemilerine açması gerektiğini vurguladığını” belirtti.

Hrisostomidis, raporda Rum Kesimi’nin uluslararası örgütlere katılımının engellenmesine son verilmesi talebinin de yer almasının hükümeti memnun ettiğini kaydetti.

Rum Meclisi de bugün, 3 Ekim’de Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerine başlaması ışığında, Kıbrıs sorununa ilişkin gelişmeleri ele alacak.

 

İlerleme Raporu ve KOB’a onay

AB Komisyonu, son bir yıldaki gelişmelerin değerlendirildiği İlerleme Raporu ile Türkiye’nin müzakere sürecindeki yol haritası niteliğini taşıyan Katılım Ortaklığı Belgesi’ni değişiklik yapmadan onayladı.

Komisyonun ilerlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, "AB sözünü tuttu, şimdi sıra sizde" dedi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 15:29 TSI 10 Kasım 2005 Perşembe

BRÜKSEL - İlerleme Raporu’nda, Ankara’nın reformlar konusunda rehavete kapıldığı kaydedilirken, Katılım Ortaklığı Belgesi’nde Rum gemilerine limanların açılması istendi. Yunanistan’ın milli güvenlik siyaset belgesinde yer alan ‘savaş nedeni’ konusuna ilişkin kınama talebi, Rumların tanımayla ilgili açık bir ifadeyi metinlere sokma girişimi ve Fransa ile Avusturya hazmetme kapasitesine yapılan atfın güçlendirilmesi istekleri kabul görmedi.

AB Komisyonu’nun yayınladığı İlerleme Raporu’nda, 2005 yılında Türkiye’de reform sürecinin yavaşlama kaydettiği belirtildi. Nitekim ifade özgürlüğü, azınlık hakları, basın özgürlüğü ve demokratikleşme alanlarında sorunların aynen devam ettiği ifade ediliyor.

Orhan Pamuk davası ve Hrant Dink’in mahkumiyeti, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmamış oluşu, Vakıflar Kanunu’nun hayata geçirilmeyişi de bu değerlendirmeye kanıt olarak raporda yer alıyor.

Avrupa Komisyonu, dini azınlıkların haklarının teminat altına alınmadığına dikkat çekerken, Alevilere yönelik uygulamaları da eleştiriyor.

İlerleme Raporu’nda, Yunanistan’ın Ege’de karasularını 12 mile çıkarmasının “casus belli” yani savaş nedeni sayılacağına ilişkin ifadenin milli güvenlik siyaset belgesinde yer aldığı da not ediliyor.

‘TERÖRÜN SORUMLUSU PKK’
Avrupa Komisyonu, Güneydoğu’da terörün sorumlusu olaraksa PKK’yı gösteriyor.

Türkiye’nin önümüzdeki bir iki yıl içinde atması gereken adımların yer aldığı Katılım Ortaklığı Belgesi’nde ise, Ankara’nın 29 Temmuz’da imzaladığı ek protokolü, ayrım gözetmeksizin tüm üye ülkelere uygulaması şartı yer alıyor. Bir başka deyişle, Ankara’nın limanlarını Rum bandıralı gemilere açması gerektiği hatırlatılıyor

Katılım Ortaklığı Belgesi’nde dikkat çeken bir başka konu da ‘emlak mübadelesi’. Komisyon, Türkiye’nin gayrımüslimlere ait mülklerin satışı ve istimlakını askıya almasını talep ediyor. Bu talepse, istimlak edilen gayrımenkullerin sahiplerine iadesinin, veya tazminat ödenmesinin yolunu açıyor.

Önceki Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer alan, sivil-asker ilişkilerinin Avrupa düzeyine getirilmesi, yargının bağımsızlığının sağlanması, ifade özgürlüğünün geliştirilmesi, Türkçe dışındaki dillerde radyo ve tv yayınları sağlanması ve köy koruculuğunun kaldırılması gibi ifadeler bu belgede de yerini koruyor.

REHAVET YAŞANIYOR
Avrupa Komisyonu’nun yayınladığı son belge ise Strateji Belgesi. Avrupa Komisyonu’nun, Brüksel ile Ankara arasındaki ilişkilerin geleceği konusunda AB devlet ve hükümet başkanlarına yapacağı önerilere yer verdiği Strateji Belgesi’nde, Türkiye’de son 1 yılda reform konusunda bir rehavet yaşandığı ve herhangi bir yasal değişikliğin yapılmadığı belirtiliyor.

Komisyon, 2005’te reformların yavaşlama sürecine girdiğine dikkat çekerek, insan hakları ve şiddet konularındaki iyileşmeye rağmen, büyük sorunların varlığının devam ettiğine dikkat çekiyor. Belgede Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin üye olmadan önce tanınmasına ilişkin bir ifade yer almıyor.

Türkiye’nin de bundan böyle işleyen bir pazar ekonomisi olarak kabul edilebileceği ifadesine yer veren belgede, Türkiye’nin üyeliği konusunda üye ülkeler ile aday ülkelerde bir iletişim stratejisi geliştirilmesi gerektiği belirtiliyor.

OLLI REHN: SIRA TÜRKİYE’DE
Komisyonun ilerlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, İlerleme Raporu’la Katılım Ortaklığı Belgesi’ni NTV’ye değerlendirdi. “Biz müzakerelere başlamakla sözümüzü tuttuk, şimdi sıra sizde” diyen Rehn, Türkiye’nin, limanlarını bir an önce Rum Kesimi’ne açmasını beklediklerini söyledi. Rehn, ek protokülün uygulanmasıyla, AB’nin Kuzey Kıbrıs’a mali yardımları arasında bir bağlantı olmadığını da vurguladı.

Rehn, ifade özgürlüğü konusunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile çelişen uygulamalara değinerek, Türk Ceza Kanunu’nda değişiklik talep edebileceklerinin de sinyalini verdi.

 

AB’nin 2005 Türkiye İlerleme Raporu

AB Komisyonu, Türkiye-AB ilişkileri yanında politik ve ekonomik kriterlerle Türkiye’deki yasal düzenlemeler ve uygulamaların AB standartları kapsamında değerlendirildiği 2005 yılı ilerleme raporunu açıkladı.

 

AA

Güncelleme: 03:19 ET 10 Kasım 2005 Perşembe

 

BRÜKSEL - Raporun giriş kısmında daha önceki AB zirvelerinde Türkiye ile ilgili alınan kararlar doğrultusunda 3 Ekim’de müzakere sürecine başlandığı hatırlatılarak, Katılım Anlaşması’nın “memnuniyet verici bir şekilde” ilerlediği kaydedildi.

Türkiye’nin üyelik için yerine getirmesi gereken kriterlerin de değerlendirildiği raporda “göreve geldikten itibaren geçen sürede mevcut hükümetin yaptığı 2 bin 340 üst düzey atamadan 306’sının Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmadığına” dikkat çekildi.

Kamu yönetimi alanında özellikle yerel yönetimleri ilgilendiren birçok yasal düzenlemenin yapıldığı hatırlatılan raporda “Ombudsman kurumunun oluşturulmasında ilerleme kaydedilmediğine” vurgu yapılarak, sözkonusu kurumun kamu yönetiminde verimliliği artırmada veyolsuzlukları tespit etmede önemli fonksiyon üstlenebileceği kaydedildi.

SİVİL-ASKER İLİŞKİLERİ
Raporda “sivil-asker ilişkileri” başlığında, geçen yıl boyunca AB uygulamasına yaklaşma kapsamında sivil otoriteyi hakim kılmak için yeni düzenlemelerin yapıldığı belirtilerek, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) analiz edildi. Ekim 2004’te kurula sivil bir genel sekreterin atandığı ve mevcut uygulamada kurulda 7 sivil üyeye karşın 5 asker üyenin bulunduğunun hatırlatıldığı raporda, “personel sayısının da 408’den 305’e indirildiği” yer aldı.
Türkiye’nin savunma harcamalarının arttığı belirtilen raporda, “geçen yıl 6 milyar 985 milyon Avro olan savunma bütçesinin bu yıl 8 milyar 198 milyon Avro’ya çıktığı ve bu durumda savunma harcamalarının bütçe içindeki payının yüzde 6.7’den yüzde 7.2’ye ulaştığı” kaydedildi.
Rapora göre 2005 yılında bütçeden eğitime ayrılan payın yüzde 9.7 ile, geçen yılın ardından bu yıl da savunma harcamalarını geride bıraktığı ifade edildi.
Sivil-asker ilişkileri kapsamında raporda dikkat çeken diğer unsurlar arasında ise, “askeri yönden Genelkurmay Başkanlığı’na, idari yönden de İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan jandarma üzerindeki sivil otoritenin (İçişleri Bakanlığı, valiler ve kaymakamlar) güçlendirilmesi” talebi yer aldı.
Bazı üst düzey askeri yetkililerle MGK’nın bazı askeri üyelerinin “düzenli şekilde iç ve dış politikayı ilgilendiren konularda görüşlerini açıkladıkları” belirtilen raporda “Silahlı kuvvetler ciddi politik etki yapmayı sürdürüyor” görüşü yer buldu.

YARGI
Türkiye’nin yapısal reformlarla yargı sistemini güçlendirdiği de anlatılan raporda, daha önceki raporlarda da yer bulan “mahkeme heyetiyle savcıların oturdukları bölümlerin birbirinden açık şekilde ayrılmamış olmasının, savcının mahkemeyi etkileyeceği izlenimini doğurduğu” ifadesi yer aldı. Rapor, mahkeme salonlarında yargıçlarla savcıların birbirlerinden “açık bir şekilde işlevsel ve kurumsal olarak ayrılmalarına gerek duyulduğunun” altını çizdi.
Yolsuzlukla mücadele kapsamında geçen yıl birçok önlemin alındığı anlatılan raporda, buna karşın yapılan anketlerin “yolsuzluğun Türkiye’de ciddi bir sorun olarak devam ettiğini ortaya koyduğu” vurgulandı. Raporda bu kapsamda, yolsuzlukla mücadele eden kuruluşların güçlendirilmesi, kamuoyunu bilgilendirici çalışmaların artırılması ve yolsuzluğa karşı savaşa en üst düzeyde politik destek sağlanması gibi öneriler yer aldı.
İnsan hakları ve azınlıkların korunması ile ilgili 2003 yılında oluşturulan Jandarma İnsan Hakları İhlallerini İnceleme ve Değerlendirme Merkezi’nin (JİHİDEM), çoğunluğu kötü muamele ve haksız yere tutuklanma olmak üzere 162 doğrudan başvuru aldığı bildirilen
raporda, aradan geçen sürede 3 vakayla ilgili disiplin önlemleri alındığı kaydedildi.
Raporda Türkiye’nin insan hakları kapsamında İçişleri ve Adalet bakanlıklarında çalışan ilgili personellerin eğitilmesine yönelik programlarının sürdürülmesi istenirken, ayrımcılık konusunda da özellikle istihdam alanında ayrımcılığı etkili bir şekilde yasaklayan AB müktesebatına uyum sağlanması talep edildi.

“İŞKENCE VE KÖTÜ MUAMELE AZALDI”
Sivil ve politik haklar bölümünde “İşkence ve kötü muameleyi önleme kapsamında, işkence ve kötü muamele yapıldığına yönelik haberlerin yaygın olmasına karşın uluslararası ve Türk sivil toplum kuruluşlarının genel değerlendirmeleri yanında, uzmanların (avukatlar ve adli tıp) görüşleri de ihlallerin azaldığı yönünde” ifadesi yer alırken, hapishanelerdeki şartların son yıllarda önemli oranda iyileştirildiği kaydedildi.
Raporda “yazar Orhan Pamuk’un bir İsviçre gazetesine verdiği demeç nedeniyle yargılanması” ve “Isparta’nın Sütçüler İlçesi Kaymakamı’nın Pamuk’a ait bütün kitapların yok edilmesi talimatını vermesi” gibi örneklere yer verilirken, gazeteci Hrant Dink’in 2002 yılında bir konferanstaki konuşmasıyla ilgili yargılanması da analiz edildi.
Yayıncılık alanında geçen yıl “sınırlı ilerleme” kaydedildiği vurgulanan raporda, “Türkçe harici dil ve lehçelerde yayınla ilgili zaman sınırlamasının” uygulandığı ve “diğer dil ve lehçelerde yayın için RTÜK’e yapılan ve bazıları Temmuz 2004’ten bu yana bekletilen 7 başvuruya cevap alınamadığı” bildirildi.
TKP, HAK-PAR ve DEHAP hakkındaki kapatma davalarının sürdüğüne dikkat çeken AB Komisyonu raporu, Siyasi Partiler Kanunu’nda değişikliğe gidilmesini isterken, Türkçe dışındaki dillerde siyaset yapılmasına izin verilmediğini iddia etti.
Din özgürlüğü kapsamında geçen yıldan bu yana “çok sınırlı ilerleme kaydedildiği” savunulan raporda, Danıştay’ın camiler gibi kiliselerin de bedava su kullanmasına olanak veren kararı yer buldu.
1971 yılından bu yana kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması için “süresiz kapatmaya karşı olduğunu deklare etmesine rağmen, Milli Eğitim Bakanı’nın girişimde bulunmadığı” iddia edilen raporda, “Sünni Müslüman olmayan Alevilerin durumunda da bir değişiklik yaşanmadığı” ve “Cem evlerinin yasal statü ve fon alamadığı” ifadeleri yer aldı.

“AİLE İÇİ ŞİDDET YAYGIN”
Ekonomik ve sosyal haklar kapsamında ise Türkiye’de aile içi fiziki ve psikolojik şiddetin, erken yaşta zorla evlendirmelerin, resmi nikaha dayanmayan dini evliliklerin, çok eşliliğin, insan ticaretinin ve namus cinayetlerinin yaygın olduğuna yönelik bulguların olduğunu savunan rapora göre, bununla ilgili istatistiki verilerin bulunmayışı ve kurbanların yeterince izlenememesi, soruna çözüm bulunmasını zorlaştırıyor.
Türkiye’nin doğu ve güneydoğusundaki duruma da değinilen raporda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bir grup aydınla Diyarbakır’ı ziyaret ederek “Kürt sorunu” ifadesine yer vermesi ve “demokratik yollarla çözüm ihtiyacını vurgulaması” not etmeye değer bulunuyor.
Raporda bölgesel konular kapsamında Kıbrıs ile ilgili olarak Türk hükümetinin birçok fırsatta “BM Genel Sekreterliği gözetiminde kapsamlı bir çözümü” vurguladığı kaydedilerek, Gümrük Birliği’ni 10 yeni AB üyesine genişleten Ek Protokol’ün Türkiye tarafından, yayımlanan bir deklarasyonla onaylandığı, AB tarafından yayınlanan karşı deklarasyonda ise “bütün üyelerin tanınmasının katılım sürecinin zorunlu bir parçası olduğu” ifadesinin bulunduğu hatırlatılıyor.
Raporun genel değerlendirme bölümünde ise “Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ni başarıyla yerine getirmeyi sürdürdüğü” ve politik değişimin devam ettiği vurgulanıyor.

“TÜRKİYE EKONOMİK BÜYÜMESİNİ DAHA DA HIZLANDIRDI”
AB Komisyonu, Türkiye’nin güçlü ekonomik büyümesini, mali yapısını kuvvetlendirerek ve sıkı para politikası uygulayarak daha da hızlandırdığını bildirdi.
2005 yılı İlerleme Raporu’nu açıklayan AB Komisyonu, ayrıca Türkiye’de işleyen bir pazar ekonomisi olduğunu ilk kez kabul etti. Komisyonu, ekonomik kriterleri analiz ederken, Türkiye ekonomisindeki gelişmelerden övgüyle bahsetti.
Yapısal reformlar yanında gerileyen faiz oranlarının kredileri de tetikleyerek tüketimi canlandırdığı anlatılan raporda, bir önceki yıl yüzde 8.9 olan büyümenin, 2005 yılının ilk yarısında yüzde 4.5’e gerileyerek “potansiyel büyüme tahminine yaklaştığı” kaydedildi.
Enflasyonun Eylül 2005 itibariyle yüzde 8 civarında olduğunu hatırlatan rapor, mali disiplinin gücünü koruduğunu, faiz dışı fazla hedefinin desteklendiğini ve kamu borçlarının gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYH) oranının düşürüldüğünü belirtiyor.
Raporda Türkiye’nin ithalatının, güçlü ekonomik büyüme, düşen enflasyon, gerileyen faiz oranları ve değerli Türk Lirası nedeniyle, ihracatından daha hızlı arttığına ve bunun da cari açığı büyüttüğüne dikkat çekiliyor.
Türkiye’nin cari açığını portföy yatırımları ve kısa vadeli banka kredileriyle finanse ettiği kaydedilen raporda, doğrudan sermaye girişinin canlılığını koruduğu ve GSYH’nin yüzde 0.8’ini oluşturduğu ifade ediliyor.
Özelleştirmeler açısından 2005 yılının yüksek gelirle ilerlediği belirtilen raporda, bankacılık ve vergi alanlarında uzun süredir beklenen reformların tamamlanması isteniyor.
Raporda, Geçen yıl iyi bir ekonomik performans gösteren Türkiye’nin kişi başına düşen gelirde AB ortalamasına yaklaştığı, bununla birlikte hala alınması gereken uzun bir yol bulunduğu ortaya konulurken, Türkiye’nin İstanbul gibi zengin illeriyle doğudaki bazı iller arasındaki gelir farkının 4 kata kadar ulaştığı hatırlatılarak, gelir dağılımının daha da bozulmasından endişe ediliyor.
Kopenhag Ekonomik Kriterleri açısından yapılan değerlendirmede, ilk kez Türkiye’de işleyen bir pazar ekonomisi olduğunu kabul eden rapor, istihdamdaki artışın işsizlik oranında küçük gerilemelere neden olduğunu, bununla birlikte işsizlik oranının göreceli olarak yüksek kaldığını ifade ediyor.
Türkiye’deki YTL operasyonuna da değinilen raporda “sorunsuz sağlanan geçişin” ardından enflasyon baskısı oluşmadığı, sadece bazı hizmet sektörlerinde “büyük ihtimalle yuvarlamalar nedeniyle fiyat artışları kaydedildiği” anlatılıyor.
Akaryakıt başta olmak üzere birçok sektörde fiyat serbestleşmesine giden Türkiye’nin bu alandaki reformlarını sürdürmesi istenilen raporda, elektrik sektörü, “fiyatların maliyetleri yansıtmaktan öte yüksek olması” nedeniyle örnek olarak gösteriliyor.
“Türkiye’nin her geçen gün daha fazla dışa açılan bir ekonomi” haline geldiğini vurgulayan rapor, Türkiye’nin ihracatında sanayi mamüllerinin payının yükseldiğini, tekstil ve konfeksiyon sektöründe ise “düşük işgücü maliyetine sahip ülkelerin rekabet baskısının daha
fazla hissedildiğini” ifade ediyor.
Raporda AB’nin Türkiye’nin en büyük ticari ortağı olduğu hatırlatılırken, “Buna karşın AB ile olan ikili ticaret, ağırlıklı olarak Ortadoğu’daki hızlı büyüyen ülkelerle olan ticaretten daha yavaş artıyor” deniliyor. Rapor ayrıca Türkiye’ye giren doğrudan sermaye yatırımlarında geçen yıl AB’nin yüzde 74 gibi ezici bir paya sahip olduğuna dikkat çekiyor.
Raporun ekonomideki genel değerlendirme kısmında ise, Türkiye’nin son istikrar ve reform sürecini kesintiye uğratmadıkça işleyen pazar ekonomisine sahip olarak kabul edileceği kaydediliyor.
AB Komisyonu ayrıca Türkiye’nin AB içindeki rekabet baskısına ve pazar güçlerine dayanabilmesi için kararlı yapısal reformları sürdürmesini istiyor.

MÜZAKERE BAŞLIKLARI
Raporda müzakere başlıkları da analiz edilirken, malların serbest dolaşımıyla ilgili olarak “Bazı alanlarda tartışmasız şekilde sağlanan ilerlemeye rağmen AB ve Türkiye arasında malların serbest dolaşımı tam olarak işlemiyor” deniliyor.
İşçilerin serbest dolaşımıyla ilgili olarak henüz bir ilerleme kaydedilmediği not edilen raporda, yerleşme hakkı ve hizmet sağlama özgürlüğü başlığında yapılan değerlendirmede ise, Türkiye’den AB vatandaşları ve tüzel kişilikleri için “önemli yasal düzenlemeler ve uygulamada ilerlemeler” isteniyor.
Sermayenin serbest dolaşımı başlığında sağlanan ilerlemeye rağmen, Türkiye’nin AB müktesebatına olan uyumunun “düşük” kaldığı ifade ediliyor.
Kamu alımları (ihaleleri) başlığında ciddi bir ilerleme olmadığı, Kamu İhale Kanunu’nun bazı alımları kapsamadığı vurgulanıyor. Şirketler hukuku başlığında, Türkiye’nin özellikle muhasebe alanında bazı ilerlemeler sağladığı kabul edilirken, AB müktesebatına
uyumun “sınırlı” kaldığı anlatılıyor.
Fikri haklar başlığında Türkiye’nin AB müktesebatına yakınlaştığı, fikri ve sınai mülkiyet haklarını koruma altına aldığı belirtiliyor.
Rekabet politikası başlığında sınırlı ilerleme sağladığı düşünülen Türkiye’de, Rekabet Kurumu’nun daha etkin hale geldiği düşünülüyor.
Finansal hizmetler başlığında, “Bankacılık sektöründe ilerleme kaydedildi. Fakat genel bakışla, AB müktesebatına yakınlaşma seviyesi orta” deniliyor.
Bilgi toplumu ve medya başlığında, son ilerleme raporundan bu yana Türkiye’nin bazı ilerlemeler sağladığı kabul edilirken, Telekomünikasyon Kurumu’nun güçlendirilmesi talep ediliyor.
Tarım ve kırsal kalkınma başlığında, Ortak Tarım Politikası mekanizmalarıyla uyumda sınırlı ilerleme sağlandığı kaydediliyor.
Gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı politikası başlığında ise bazı ilerlemelere dikkat çekilerek tam uyum için büyük çaba gösterilmesi gerektiği vurgulanıyor.
Balıkçılık başlığında Türkiye’nin son ilerleme raporundan bu yana ilerleme sağlamadığı iddia ediliyor.
Ulaşım politikası başlığında Türkiye’nin demiryolu ulaşımının “sınırlı” kaldığı belirtilerek, genelde olumlu adımların atıldığı bildiriliyor.
Enerji başlığında AB müktesebatıyla belli ölçüde yakınlaşmanın sağlandığı düşünülüyor.
Vergilendirme başlığında ise “Türkiye’nin mali politikası, AB müktesebatıyla benzerlik gösteriyor” deniliyor.
Ekonomi ve para politikası başlığında bazı ilerlemelerin sağlandığı, genel bir uyumun ise sınırlı olduğu ifade ediliyor.
İstatistik başlığında belirli ilerlemelerin sağlandığı, Türkiye’nin AB’nin resmi istatistik kurumu Eurostat’la daha yakın işbirliğine gideceği kaydediliyor.
Sosyal politika ve istihdam başlığında Türkiye’nin reformları sürdürmesi isteniyor.
Şirketler ve sanayi politikası başlığında, ilerlemenin olmadığı savunularak, ulaşım altyapısının tamamlanması talep ediliyor.
Bölgesel politika başlığında, Türkiye’nin yaptığı reformlarla yerinden yönetimi güçlendirdiği kaydediliyor.
Hukuki ve temel haklar başlığında, yeni Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’yla ilerleme sağladığı belirtiliyor.
Adalet, özgürlük ve güvenlik başlığında belirli ölçüde AB müktesebatıyla uyum sağlandığı bildiriliyor.
Bilim ve araştırma başlığında, 6’ncı Çerçeve Programı’na katılmasının Türkiye’ye fayda sağladığı ifade ediliyor.
Eğitim ve kültür başlığında Türkiye’nin belirli alanlarda topluluk müktesebatına yaklaştığı düşünülüyor.
Çevre başlığında sadece atıklarla ilgili ilerlemenin olduğu kaydediliyor.
Tüketiciyi ve sağlığı koruma başlığında, belirli ilerlemelerin sağlandığı anlatılarak, görev alanı daha daraltılmış tüketici ihtisas mahkemelerinin kurulması isteniyor.
Gümrük Birliği başlığında AB müktesebatıyla uyumun yüksek olduğu ifade ediliyor.
Dış ilişkiler başlığında Türkiye’nin tam uyum için yeni çabalar göstermesi talep ediliyor.
Dış, güvenlik ve savunma politikası başlığında Türkiye’nin AB müktesebatına yakınlaşmayı sürdürdüğü belirtiliyor.
Mali kontrol başlığında Türkiye’nin yaptığı yasal düzenlemeleri daha etkili uygulaması isteniyor.
Mali ve bütçe koşulları başlığında her iki müktesebat arasında ciddi bir fark bulunmadığı bildiriliyor.

 

Gül: Kıbrıs, AB ile işbirliğini gölgeleyebilir

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği'nin (AB) açıkladığı İlerleme Raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi'nde Kıbrıs konusunda kabul edilemez görüşler olduğunu ve bunun AB ile stratejik işbirliğini gölgeleyebileceğini söyledi.

Gül, Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında, Avrupa Komisyonu'nun dün açıkladığı İlerleme Raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi hakkında görüşlerini açıkladı.

 

Gül, AB Komisyonu'nun dün açıkladığı belgelerde Kıbrıs ile ilgili bazı makul görüşler olduğunu, ancak makul olmayanlar da bulunduğunu, bunlarla ilgili görüşlerini her seviyede zaten paylaştıklarını, o konudaki pozisyonlarının devam ettiğini belirtti.
   
Bakan Gül, “Ama bir şey vardır ki, Kıbrıs meselesi olduğu süre içinde inişler çıkışlar olacaktır, hatta öyle bir an gelecektir ki, AB'nin gerektirdiği stratejik işbirliğini gölgeleyici durumlar da ortaya çıkabilecektir. Bu problem devam ettiği sürece, bütün bunlar gölgelenebilir” diye konuştu.
   
“Herkesin bu problemin çözümüne daha fazla zaman ve enerji harcaması gerekir. Bu problemin çözümü, BM'de kapsamlı bir çözümle olacaktır” diyen Gül, Kıbrıs Türklerinin üzerine düşeni yapmakta olduğunu, ancak bu çabaların tek taraflı olamayacağını belirtti.

HURRIYET 10/11/2005

 

 

Bayrak hırsızını Papadopulos kovdu

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un partisi DİKO, liderlerinin talimatı üzerine, Yeşil Hat’ta nöbetçi kulübesinden Türk bayrağını çalarak olay çıkartan Avrupa Parlamentosu Milletvekili Marios Matsakis’i kovdu. DİKO Parti Meclisi dün akşam toplanarak Matsakis’in parti görüş ve siyasetlerine uygun hareket etmediği gerekçesiyle ilişiğini kesme kararı aldı.

Parti Başkan Vekili Nicos Cleantus, Matsakis’in artık partinin dışında olduğunu ilan etti. Daha önce de KKTC sınırını delmeye kalkışan ve İngiliz üslerinin tellerine asılı kalarak gündeme gelen Matsakis, partisinin kararına şaşırmadığını, ancak üzüntüyle karşıladığını söyledi. Geçen yıl seçilen Matsakis hakkında tarihi eser kaçakçılığından soruşturma açılınca AP, bayrak hırsızı vekilin dokunulmazlığını kaldırmıştı.

HURRIYET 10/11/2005

AB’nin beş reçetesi

Zeynel LÜLE / BRÜKSEL

İlerleme Raporu’nda AB Komisyonu Türkiye’yi ilk kez ‘işleyen pazar ekonomisine sahip’ diye överken, reformların hız kesmesini eleştirdi. Katılım Ortaklığı Belgesi’nde Türkiye’ye 5 ödev verildi.

·  İşkenceye sıfır tolerans devam etsin

·  İfade özgürlüğü kısıtlamaları kalksın

·  Gayrimüslimlerin durumu iyileştirilsin

·  Kadın haklarına tam riayet edilsin

·  Sendikal haklar eksiksiz uygulansın

AB Komisyonu’nun dün açıkladığı İlerleme Raporu’nda Türkiye’ye reformların hızı konusunda eleştiri getirildi. Bunun yanı sıra aynı raporda ilk kez Türkiye’ye, ‘işleyen pazar ekonomisine sahip’ olduğu belirtilerek, bu alanda övgü yapıldı. 140 sayfalık İlerleme Raporu ile Türkiye’den kısa ve orta vadedeki beklentilerin sıralandığı Katılım Ortaklığı Belgesi’nde beş konu ön plana çıktı.

AB Komisyonu genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in basın toplantısında açıkladığı ilerleme raporuna göre önümüzdeki dönemde AB, ‘insan hakları’ alanına giren beş konuda Türkiye’yi sıkı takibe alacak. Bunlar, işkence ile mücadele, ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması, kadın haklarına yönelik düzenlemelerin yapılması, gayrimüslimlerin haklarının korunması ve dernek, sendika kurma ve örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması olarak şekillendi.

Dün, Türkiye’nin son bir yıllık ‘fotoğrafının’ ortaya konulduğu İlerleme Raporu’nun yanı sıra, müzakerelere ışık tutacak, AB’nin Türkiye’den kısa ve orta vadede beklentilerinin sıralandığı Katılım Ortaklığı Belgesi de yayınlandı. Belgenin yürürlüğe girmesi için AB Konseyi tarafından da onaylanması gerekiyor.

Raporda, yüzde 10 seçim barajı konusunda değişikliğe gidilmemesi de eleştirildi. Asker-sivil ilişkilerinin Avrupa standartlarına hálá getirilemediği, Eğitim-Sen davasının Genelkurmay’ın baskısıyla açıldığı ve askeri harcamaların Meclis tarafından tam yetkiyle denetlenmesi gerektiği görüşüne yer verildi.

AB, Türkiye’nin Rumların bazı uluslararası kuruluşlara üyeliğini ve bazı anlaşmalara taraf olmasını engellemeyi sürdürdüğüne dikkat çekti ve malların serbest dolaşımı konusunda ilerleme sağlanamadığını kaydetti. Ankara, AB raporuna ilişkin değerlendirmesini bugün yapacak.

KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ

Türkiye ile AB arasındaki müzakereler için ‘yol haritası’ niteliği taşıyan ve AB’nin Türkiye’den kısa ve orta vadedeki beklentilerini dile getirdiği Katılım Ortaklığı Belgesi’nde şu hususlar öne çıkıyor:

Yolsuzlukla mücadele eden kurumları ve aralarındaki eşgüdümü güçlendirin.

Bağımsız ulusal insan hakları kuruluşlarını güçlendirin.

İnsan hakları ve temel özgürlüklerden dil, siyasi görüş, ırk, cinsiyet, etnik köken, din, yaş ve cinsel seçim ayrımı olmaksızın tüm bireylerin yararlanmasını yasalar ve uygulamalarla sağlayın.

Düşünce suçlularının durumlarını düzeltin.

Siyasi partilere yönelik düzenlemeleri ve mali gelirlerinin denetimini AB standartlarına getirin.

Türkçe dışındaki dillerde radyo ve TV yayını sağlayın. Eğitimi destekleyecek gerekli düzenlemeleri yapın.

Köylerinden göç ettirilen insanların evlerine dönmelerini sağlayın ve bu bölgedeki durumun gelişmesi için, ekonomik, sosyal ve kültürel adımlar atın.

TÜRKİYE’NİN EKSİKLERİ

Din Özgürlüğü:

Gayrimüslimler tüzel kişilik, mülkiyet hakları, din adamı yetiştirme ve vakıfların yönetimine ilişkin konularda büyük sıkıntılar yaşıyor. Aleviler, Diyanet içinde temsil edilmiyor. Radikal grupların gayrimüslimlere şiddet ve tacizi arttı. Ruhban okulu halen açılmadı.

İşkence:

Vakalarda azalma olmakla birlikte hálá sürüyor. Kızıltepe’de bir baba ve oğlunun ölümüyle sonuçlanan olay bunun bir örneği.

İfade özgürlüğü:

Raporda TCK’nın 301. maddesi eleştirilerek Orhan Pamuk’un kitaplarının toplatılması ile Pamuk hakkındaki dava, gazeteci Hrant Dink’in yargılanması, gazeteci Emin Karaca ve yazar Ragıp Zarakolu örneklerine değiniliyor. Başbakan Erdoğan’ın karikatürcülere dava açması eleştiriliyor.

Öcalan davasında adil yargılamanın ihlal edildiğine işaret ediliyor. Yargıç atamaları, yargının bağımsızlığı önünde engel olarak sıralanıyor.

Kadın Hakları: Bu alanda çok az ilerleme sağlandığı belirtilerek aile içi şiddet, namus cinayetleri, okuma-yazma, siyaset ve çalışma hayatına kadınların katılımının düşük olduğu vurgulanıyor.

Örgütlenme hakkı: Sendika ve dernek kurmayı zorlaştıran ve engelleyen yasaların tamamen ortadan kaldırılması gerekiyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11’inci maddesiyle güvence altına alınan örgütlenme hakkı çiğnenmemeli.

HURRIYET 10/11/05

Atatürk Londra'da baştan yaratıldı

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Madame Tussauds Mumyalar Müzesi'ndeki eleştirilen Atatürk heykeli, bugün İngiliz heykeltıraş Steve Swales'in yaptığı yeni heykelle değiştiriliyor


Bir yıl önce bu zamanlar büromuza bir İngiliz heykeltıraş geldi.
Yaptığımız Atatürk belgeselleri ile arşivimizdeki Atatürk görüntülerini izlemek istiyordu.
Çok önemli bir proje üzerinde çalışıyordu:
Londra'daki ünlü Madame Tussauds Mumyalar Müzesi'ndeki Atatürk heykelini yeniden yapacaktı.
Müzedeki balmumu heykel yıllardır Atatürk'e benzemediği gerekçesiyle eleştiriliyordu.
Türk hükümeti defalarca heykeli değiştirtmek için girişimler yapmış ancak müze yönetimi kabul etmemişti.
Bunun üzerine devreye Koç Topluluğu girdi. Müze yönetimiyle görüştü ve heykeli yenilemeye ikna etti.
Proje henüz bir sırdı.
Heykeltıraş Steve Swales, büroda belgesellerimizi ve Atatürk görüntülerini izledi. Fotoğrafları inceledi, çok etkilendiğini söyledi.
Anıtkabir'e de gitmiş ve Türkler için Atatürk'ün ne anlam taşıdığını orada daha derinden hissetmişti.
Asıl önemlisi Anıtkabir yetkilileri, İngiliz sanatçıya çok özel bir arşivin kapısını açmışlardı.
Açılan arşivde Atatürk'ün ölümünden hemen sonra Hıfzıssıhha Müdürü Dr. Nuri Hakkı Aktansel tarafından alınan yüz ve el maskı vardı. Bu mask, -uzun hastalık yıllarında yorgun düşmüş çehresinden alınmış olsa da- onun yüzünün bire bir ölçüsünü ortaya koyuyordu.

Ve heykel dikiliyor
20 senedir müzede heykeltıraşlık yapan Swales Londra'ya dönüp işe koyuldu.
Biz de çalışmasını uzaktan izlemeyi sürdürdük.
Çalışmalar süresince, kendisi de bir heykeltıraş olan Eskişehir Belediye Başkanı Prof. Yılmaz Büyükerşen, Londra'da Swales'e danışmanlık yaptı.
Model oluştuktan sonra yüzün kalıbı plastikle sıvandı. Ortaya çıkan kafaya tek tek saç ekildi.

 

 

 

 

 

 

 

 

Önce saçlar, sonra yüz boyandı. Yağlıboya ile makyaj yapıldı. Kafayla birleştirilen vücuda Türkiye'den gönderilen kıyafet giydirildi.
Nihayet Atatürk'ün bire bir ölçülerinde gerçekten göz alıcı bir mumya heykele ulaşıldı.
İşte o heykel, bugün Londra'da bir törenle açılıyor.

ATA'DAN İKİ HEYKEL ÖYKÜSÜ
Atatürk heykelini görünce hiddetlendi:

'Yaptığın gibi yık bunu'


Doğrusunu söylemek gerekirse Atatürk için en çok yaptığımız işlerin başında geliyor, "heykelini dikmek"...
Üstelik bu, daha o hayattayken başlamış bir eğilim...
Hatta Reşit Galip Bey'in Maarif Vekilliği döneminde Gazi'nin, çoğu yabancıların elinden çıkmış kötü heykellerinin yerine güzel bir heykelinin yapılması için yarışma düzenlendiği biliniyor. Ancak yarışmaya gelen 20 kadar heykel de o kadar kötüydü ki, Paris'te Rodin'in gece atölyelerine katılmış olan Münir Hayri Bey, "Ben bile bunlardan iyisini yaparım" deyince ihaleyi kucağında bulmuştu.
Ertesi gün sipariş üzerine gelen tüm heykeller Köşk'te Atatürk'e gösterildi. Atatürk, Münir Hayri'ninkini beğendi. Bu arada kendi eserine pek güvenen bir genç, "Ama o heykel değil Paşam" diye itiraz edince Atatürk, gence aynen şöyle dedi: "Belki sizin yaptıklarınız heykel, ama ben değilim. Ben buyum."

'Lenin'e benziyor'
Söz heykelden ve Münir Hayri'den açılmışken yazıyı ilginç bir öyküyle kapatalım:
Münir Hayri, Moskova'dan yeni dönmüştü. Ankara'da düzenlenen küçük sanatlar sergisi için ondan yine bir heykel istediler.
Münir Hayri, belki Moskova'da gördüğü heykellerin ilhamıyla bu kez büyük ve hareketli bir Atatürk yaptı. Tabii ihbarcılar hemen, "Bu heykel Lenin'e benziyor" dedikodusuna başladı. Serginin açıldığı gün Atatürk içeri girer girmez, "Nerede o heykel?" diye sordu. Heykeli görünce de hiddetle, "Kim yaptı bunu?" diye sordu.
Münir Hayri, "Ben efendim" diye boyun büktü.
Çıkıştı Atatürk: "Yaptığın gibi yık bunu!" diye emredip çıktı.

Heykel sürgünü
Münir Hayri heykelden önce yıkılmıştı. Ertesi gün CHP içinde kurduğu Sanat Propaganda Servisi'nin lağvedildiğini öğrendi. Maarif'teki görevine de son verilmiş, Gaziantep Lisesi Fransızca öğretmenliğine tayin edilmişti. Gitmedi. Eve kapandı. 2 ay insan içine çıkmadı. Sonra bir gün telefonu çaldı. Çankaya'ya sofraya çağrılıyordu. Salona ürkerek girdi. Tam Atatürk'ün karşısındaki "sorgu koltuğu"na buyur edildi. Oturduğu yerde endişeyle terlerken Atatürk laf attı:
"- Beyefendi, zatı âlinizi bir müddetten beri kaybettik, neredeydiniz?"
"- Ankara'daydım efendim."
"- Malum, ondan evvel neredeydiniz?"
"- Rusya'daydım."
"- Oralarda neler gördünüz?"
"- Tiyatrolar... sinemalar... müzeler... heykeller..."
"- Çok âlâ! Ne heykelleri gördünüz?"
Münir Hayri, lafın geleceği yeri anlamıştı. Direnmedi:
"- Lenin'in de heykelleri vardı" dedi.
Atatürk'ün gözleri parladı:
"- Bu heykeller ne vaziyetteydiler. Lütfen şu iskemleye çıkıp o vaziyetleri alın. Görmüş gibi

 

 

 

olalım" dedi.
Münir Hayri o noktada isyan etti. Ayağa kalktı ve "Paşam" dedi:
"Heykel bir insanı methetmek için yapılır, ama herkes sizi anladığı kadar methedebilir. Kimi dehanızı, kimi kravatınızı, kimi de kunduralarınızı metheder. Ben sizi ifade etmeye çalışırken bir hatam olduysa bunu suiniyetime değil, eşekliğime veriniz".
"İki kişi eşek değilse..."
Bu konuşma üzerine Atatürk elini masaya vurdu:
"İşte bunu kabul edemem" diye bağırdı: "Bu sofrada iki kişi eşek değilse, biri sensin, biri de benim."

 

 

Sofrada Münir Hayri'yi gammazlayanların başı öne düştü. Sofra dağılırken Atatürk yanındakilere, "Hani Yalova'da bir heykelimi yaptırmak istiyordunuz ya, en iyisini Münir Hayri yapar, ona ısmarlayınız" dedi. Sonra da olacakları haber verircesine ekledi:
"Acele ediniz, yarından sonra işi yine pek çoğalır."
O kabartma, halen Yalova Termal Oteli'nin salonunda durmaktadır.
Heykele başlamadan önce İngiliz heykeltıraşa bu öyküleri anlatsa mıydık acaba?

 
CAN DUNDAR MILLIYET 10/11/05

 

AB, Türkiye'ye geçerli not verdi



Avrupa Birliği Komisyonunun "İlerleme raporu- Katılım Ortaklığı- Stratejik Belge" üçlüsü açıklandı.
Şimdi hazırlıklı olun, müthiş bir fırtına esecek. Raporların en kötü yanları ele alınacak ve AB'nin Türkiye'yi köşeye sıkıştırdığı ileri sürülecek. Satır aralarından anlamlar çıkarılıp, AB'nin ülkemizi bölmeye çalıştığı belirtilecek. Oysa raporların tümüne baktığımızda, bunların büyük bir bölümünün bizzat bizim tarafımızdan eleştirilen, medya' da uzun uzun tartışılmış konular olduğunu görüyoruz.
İçinde abartılı bölümler var.
Hatta gereksiz duyarlıklar da var.
Özetlemek gerekirse, raporun eleştirilecek birçok noktası var. Ancak Avrupa Birliği, raporlarında önemli konularda Türkiye'yi gözetmiş ve duyarlıklarımızı dikkate almış. Türkiye'nin fotoğrafını net şekilde çekmiş.
Türkiye'ye yüksek not verilmemiş, ancak geçerli not verilmiş.
Benim ilk bakışta gördüklerimin başında, PKK'ya karşı tutum geliyor. AB, Güneydoğu'daki son terör olaylarından PKK'yı açık şekilde sorumlu gösteriyor ve kınanması gerektiğinin altını çiziyor.
Ermeni sorumunda ısrarlı şekilde "soykırım" kelimesini kullanmıyor, daha da ileri gidip Erdoğan'ın, tarafsız bilim adamlarının inceleme yapmalarıyla ilgili önerisi destekleniyor.
Asker- Sivil ilişkilerinde son derece dikkatli bir dil kullanılıyor ve geçen yıllardan farklı bir uyarı getirilmiyor. Durumun resmi çekiliyor ve nelerin yapılması gerektiği belirtiliyor.
Kıbrıs'ın tanınması gibi bir koşula yer verilmiyor, limanların açılmasının da- daha önce bilindiği gibi- 1-2 yıl içinde gerçekleşmesi gerektiği vurgulanıyor.
Yunanistanın istemesine rağmen, Ege denizinde 12 mil'in savaş durumu yaratacağına dair yaklaşıma değinilmiyor.
Avusturya'nın baskısına rağmen "Türkiye'ye tam üyelikte, Avrupa' nın hazmetme kapasitesi daha fazla dikkate alınması" maddesi onay görmüyor.
Alevilerden artık "azınlık" diye söz edilmiyor.
Türkiye'nin çok cesur adımlar attığı, işleyen bir Pazar ekonomisine sahip olduğu belirtiliyor.

ELEŞTİRİLERİN BİR BÖLÜMÜ BİZDEN KAYNAKLANIYOR
Onaylanan belgelere giren eleştirileri veya yönlendirmelere baktığımız zaman, bizi rahatsız edecek, sürpriz niteliğindeki yeni bir unsur yok. Özellikle İlerleme raporundaki eleştirileri okuduğunuz zaman, bunların Türk medya'sında uzun uzun ele alındığını, tartışıldığını ve sert şekilde de eleştirildiğini görüyorsunuz.
Türkiye'nin kısa ve orta vadede neleri yerine getirmesi gerektiği ile ilgili listeyi önünüze koyun ve kendi kendinize şu soruyu sorun:
" Bunların değiştirilmesi zaten bizim için gerekli değil mi? "
AB Komisyonu "Türkiye çok cesur adımlar attı, ancak reformlar yavaşladı ve uygulamalarda da eksiklikler var" derken, yanlış bir yargıda mı bulunuyor ?
Raporları doğru okuduğumuz taktirde, çıkan sonucun olumlu olduğunu söyleyebiliriz …

* * *

FRANSA OLAYLARI BİZİ DE ETKİLEYECEK

Fransa hiç beklemediği bir ayaklanma ile karşı karşıya.
Şaşırmış durumdalar. Kendileri de anlayabilmiş değiller.Oysa uzun yılların bir birikiminin patlamasıyla karşı karşıyalar.
Olayları yakından izleyen ve sağlıklı yorum yapabilen uzmanlarla konuştum. Hepsinin katıldıkları bulgular uyuşuyor.
- Olayların altında henüz din unsuru yok. Devam ederse, ilerde yavaş yavaş dinci unsurlar ortaya çıkabilir. Ancak şu aşamada, Başbakan Erdoğan'ın dediği gibi Türban veya başkalarının ileri sürdüğü gibi El Kaida yok.
- Olayların temelinde, işsizlik, fakirlik, "öteki" gibi görülmeleri ve itilip kakılmaları, özellikle de İçişleri Bakanı Sarkozy'nin sert yaklaşımı yatıyor.
- Olaylar bundan sonra şekil değiştirebilir ve dinler çatışmasına dönüşebilir. Eğer iyi yönetilemezse olaylar bir süre sonra, hükümet krizine daha da sonra bir rejim sorununa dönüşebilir.
Türk kamu oyunun genel yaklaşımı "Fransızlar ektiklerini biçiyorlar" şeklinde. Belki bunu anlayışla karşılayabiliriz, ancak Türkiye'nin uzun vadeli çıkarlarını düşündüğümüz zaman durum çok değişiyor.
Bu gelişmelerde TÜRK kelimesi henüz duyulmadı. Aslında ufak tefek Türklerde olaylara katılıyorlar ancak isimleri ön plana çıkmıyor.Ancak bu durum bizleri bu karmaşanın dışına çıkarmıyor. Unutmayalım ki, Fransız kamu oyundaki genel izlenim olayları müslümanların çıkardığıdır.Müslüman denildiği zaman da, aynı potanın içine bizler de giriyoruz.
Yani, bu gelişmelerin faturası sonunda bize de çıkacak.
Avrupa Birliğine katılmak istediğinden dolayı Türkiye'nin özellikle Fransa'da önemli bir imaj sorunu var. Olaylar, işte bu açıdan , bizim için talihsiz oldu. Yine bu açıdan bakıldığında, Başbakan'ın "Fransa olaylarının temelinde Türban sorununun da bulunduğunu" söylemesi daha da büyük bir talihsizlik oldu.
Ne gereği vardı ?
Kimsenin söz etmediği bir sırada, Türkiye'nin, Fransayı böylesine rahatsız eden bir olayın içine girmesininin ne gereği vardı? Üstelik doğru bir saptama da değil. Belli ki birileri Başbakana bunu fıslamış ve o da fazla araştırmadan açıklamış. Sonradan değiştirmeye çalışmış olsa dahi, verdiği zarar aynı kaldı.
Fransa'ya çok kızgın olabiliriz, ancak gelişmelere soğukkanlı baktığımız taktirde, kendimizi ayağımızdan vurduğumuzu anlayacağız.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 10/11/05

 

Ankara'dan AB'ye: Kıbrıs'ta bizden bu kadar

Murat Yetkin

Gül, AB büyükelçilerine 'İlerleme Raporu'ndaki her şeye katılmak zorunda değiliz' dedi

RADIKAL 10/11/05

Avrupa Birliği Genişleme Sorumlusu Olli Rehn, Brüksel'de Türkiye İlerleme Raporu'nu açıkladığı sırada, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Ankara'daki AB büyükelçileriyle yediği iş yemeği sona ermek üzereydi. Dönem başkanı ülke sıfatıyla İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott tarafından verilen yemekte Gül'ün dile getirdiği mesajlardan ikisi, hem Ankara'nın ruh halini, hem de siyasetini yansıtıyordu.
Bu mesajlardan ilki, geçen yılın İlerleme Raporu ve sonrasındaki gelişmelerden ağzı yanan Ankara, yoğurdu üfleyerek yemeye çalıştığını gösteriyordu. Gül, şöyle diyordu:
"Belgeleri dikkatle değerlendireceğiz.
Bu belgelerde belirtilen her noktada sizinle uzlaşmayabiliriz. Bunun da ötesinde, (o noktalar) içinde bazı hassas konular olabilir. Ancak inanıyoruz ki, endişelerimizin çoğunu katılım sürecinde dile getirebileceğiz."
Bu cümleler, geçen yıl 6 Ekim'de yayımlanan İlerleme Raporu'na, daha üzerinden birkaç saat geçmişken 'Dengeli bir rapor' tepkisi verip, sonra muhalefetin eleştiri bombardımanına tutulan Başbakan Tayyip Erdoğan'ınkinden farklı ve daha temkinli bir yaklaşımı ifade ediyor. Dışişleri, daha belgelerin resmen açıklanmadığı saatte, gerek İlerleme Raporu'nda (İR), gerek katılım Ortaklığı Belgesi'nde (KOB) yazan konular üzerindeki itiraz hakkını önceden açıklamış oluyor.
İtirazın nereden geleceğinin peşinen söylendiği bir bölüm de var Gül'ün konuşmasında; o da zaten ikinci mesajın konusu. Şöyle diyor Gül:
"Deneyimler göstermiştir ki, örneğin Kıbrıs konusunda Türkiye'nin tek başına çabaları kapsamlı bir çözüme ulaşılmasına yeterli olmamaktadır. Türkiye'nin katılım müzakereleri ve Kıbrıs sorunu birbirinden bağımsız iki konudur. Kendi çerçeveleri içinde birbirlerinden ayrı olarak ele alınmalıdır. Bu vesileyle şu endişemi ifade etmeliyim ki, Kıbrıs konusu çözülmediği müddetçe ileride daha önemli, acil ve stratejik konularda işbirliğimiz gerektiğinde, bunu gölgeleyebilir. Avrupa kamuoyu AB'nin gerçek anlamda bir küresel aktör olmasını istiyorsa, Türkiye'nin katılımı bu anlamda değerli olacaktır."
Bir mesaj diplomatik ortamda daha açık nasıl verilebilir? Ankara, Kıbrıs (ve Yunanistan) konularında artık tek taraflı bir adım daha atmayacağını söylüyor. KOB'da bu konuların kısa dönemde, iki yıl içinde çözüleceği söylense de, Kıbrıs konusunda karşı taraf adım atmadan, harekete geçmeyeceğini söylüyor ve KOB'da bu süreç izlemeye bağlanmış olsa da, bunun Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerini engellememesi konusunda Brüksel'i uyarıyor.
Herhalde AB Komisyonu da AB üyesi olan Kıbrıs Rumlarının meşruiyetine inanmıyor ki, KOB'da çözümü BM sürecine bağlıyor. BM zemininde çözüm içinse, mutlaka Rumların da taviz vermesi, ırkçı-ayrımcı yaklaşımlarını terk etmesi gerekiyor.
Dışişleri gerek İR, gerekse KOB'u kesin hatlarla ikiye ayırıyor: Biri, Kıbrıs ve Yunanistan'a ilişkin talepler. Bu konuda tavır, Gül'ün sözlerinden anlaşılıyor.
İkinci kısım ise sürecin kendisine ilişkin. Demokratikleşme ve insan hakları konusunda tamamlanması gerekenler. Orada sıkıntı hükümet ve Meclis açısından söz konusu.
AK Parti hükümeti acaba iki yıl içinde milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması, bürokrat dokunulmazlıklarının sınırlandırılması, Siyasi Partiler Yasası'sının katılımcılık ve şeffaflığı teşvik edecek şekilde düzeltilmesi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda Adalet Bakanı ve müsteşarının yer almaması, sendikal hakların AB standartlarına yükseltilip uygulanması, bütün savcı ve yargıçların reformların uygulanmasında (özellikle Orhan Pamuk davasında öne çıktığı üzere ifade özgürlüğü alanında) kendi yorumlarıyla hareket etmemesini sağlayacak düzenlemelere gidilmesi, koruculuk sisteminin kaldırılması, dini özgürlüklerin tam anlamıyla uygulanması (Heybeliada'da tek sorun hükümetten kaynaklanmıyor gibi. Patrikhane okulun laik sisteme bağlı kalmasına onay verse, çözüm kolaylaşabilir), işkenceyle daha etkin mücadele konusunda ne gibi adımlar atacak?
Anamuhalefet CHP bunların hangilerini destekleyecek? Bütün bunlar Türkiye'nin giderek daha çok seçimi tartıştığı bir dönemde nasıl yapılacak? Şenlikli bir iki yıl var önümüzde.

Kıbrıs'ta izolasyon gerginliği yaşanıyor

Kıbrıs'ta izolasyon gerginliği yaşanıyor

RADIKAL 10/11/05

ANDREW BOROWIEC

Kıbrıs Rum kesimi liderleri, Kıbrıslı Türk meslektaşlarının içinde oldukları diplomatik izolasyonu aşma çabalarından rahatsızlık duyuyorlar ve bu durum, iki toplum arasında yeni gerginliklere neden oluyor.
Özellikle Kıbrıs Türk kesimi lideri Mehmet Ali Talat'ın geçen hafta yaptığı New York ve Washington ziyareti ile Kıbrıs Türk Parlamentosu'ndan dört üyenin Washington'da bir seminere katılmaları sıkıntı yarattı.
Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos, "ABD'nin girişimleri, adayı yeniden birleştirmek yerine bölücü bir eğilimi artırma yönündedir. Türk işgal rejiminin muhtemel olarak yasal ve bağımsız bir varlık kurması konusunda umut veriyorlar" açıklamasında bulundu. Talat ise verdiği sert cevapta, kendisinin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile yaptığı görüşmede, Amerikalılardan sadece 'Kıbrıs Türk kesiminin izolasyonunun kaldırılması doğrultusunda verdikleri desteğe devam etmelerini ve diğer ülkeleri de aynı adımları atmaları için daha çok yüreklendirmelerini' istediğini belirtti.

Ekonomik eşitsizlikleri gidermek
ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir sözcü ise, Washington'ın, Kıbrıs'ın her iki kesimi arasındaki ekonomik eşitsizlikleri giderecek şekilde tekrar birleşme yönünde yardım etmek istediğini kaydetti. Kıbrıs Rum kesiminde kişi başına düşen 16 bin dolarlık yıllık gelir, Kıbrıs Türk kesiminin yaklaşık üç katı kadar.
18 ay önce BM Genel Sekreteri Kofi Annan öncülüğünde sunulan, adayı tekrar birleştirme planının Kıbrıs Rum kesimince reddedilmesinden beri, adanın tekrar birleşmesi umutları giderek azalıyor.
Söz konusu plan, Kıbrıs Türk kesimince kabul edilmişti, ancak Kıbrıs'ta 14 yıl boyunca BM temsilcisi olarak görev yapan Gustave Feissel, geçen hafta yaptığı açıklamada, süregelen husumet göz önüne alındığında bundan vazgeçilmesi gerektiğini belirtti.
İngilizce olarak yayımlanan Cyprus Mail'e demeç veren Feissel, "Sunulan plan çok içten bir çabanın sonucu olsa da, insanların ağzında öyle kötü bir tat bıraktı ki, bunu düzeltme çabaları neredeyse imkânsız hale geldi" dedi. Rum kesiminin Avrupa Birliği'ne katılımıyla bir 'güvenlik teminatı' sağlamasına rağmen, Feissel, Kıbrıs meselesinin 'hiçbir aşama kaydetmediğini' söyledi.

Sindirme tehlikesi
Feissel, Kıbrıslıların şu an Atilla hattından engellemelere maruz kalmadan geçebiliyor olmasının da, iki toplum arasındaki ilişkileri iyiye doğru götüremediğini ekledi. Feissel, "Şunu hatırda tutmak gerekiyor ki, zaman tükeniyor. Türkiye'den gelen yerleşimcilerin Kuzey Kıbrıs Türk kesimine göçün, oradaki toplumu yavaş yavaş sindirme tehlikesi var.
Bu şekilde devam etmeleri halinde, günün birinde hiç bir çözüm kalmadığını göreceğiz. Eğer çözüm bölünme olacaksa, kuzey kesimde yaşayanlar Kıbrıslı Türkler değil, sadece Türkler olacaktır" dedi. (7 Kasım 2005)

Kıbrıs konusunda tek başına Türkiye'nin çabaları yeterli değil

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, "Kıbrıs konusunda tek başına Türkiye'nin çabaları yeterli değil" dedi.

AB'ye üye ülkelerin Ankara büyükelçileriyle İngiliz Büyükelçiliği'ndeki aylık olağan toplantılarının öğle yemeği bölümünde bir araya gelen Gül, burada bir konuşma yaptı.

Müzakere sürecinin başarısı için her türlü çabayı göstermeye hazır olduklarını belirten Gül, buna rağmen, Türkiye'nin tek başına yapamayacağı şeyler olduğunu söyledi.

Buna Kıbrıs meselesinin çözümünü örnek gösteren Gül, "Deneyimler, tek başına Türkiye'nin çabalarının, Kıbrıs konusunda kapsamlı bir çözüm için yeterli olmadığını gösteriyor" diye konuştu.

Kıbrıs konusuyla Türkiye'nin AB ile müzakere sürecinin iki bağımsız konu olduğunu ifade eden Gül, Kıbrıs meselesinin çözümsüz kalmasının, daha önemli, acil ve stratejik konularda ileride gereksinim duyulabilecek işbirliğine engel teşkil edebileceğine yönelik kaygılarını da dile getirdi.

AB Komisyonu'nca açıklanan İlerleme Raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi'ni dikkatle değerlendireceğini söyledi.

Gül, Türkiye'nin söz konusu belgeleri dikkatle değerlendireceğini belirterek, "Bu belgelerde yer alan her nokta üzerinde anlaşamayabiliriz. Bununla birlikte, önceden olduğu gibi bu belgelerde bazı hassas konular olabilir. Yine de, kaygılarımızın çoğunu katılım süreci boyunca dile getirebileceğimize inanıyoruz" diye konuştu.

Gül, Türkiye ve AB'nin yeni sürece en iyi şekilde hazırlanabilmek için birlikte çalışması, müzakere sürecinin başarılı geçmesi için karşılıklı sorumlulukları yerine getirmesi gerektiğini belirtti.

Konuşmasında AB büyükelçilerine, bugün itibarıyla dört faslın tanıtıcı taramasının tamamlandığı bilgisini de veren Gül, sürecin olması gerektiği gibi yolunda seyrettiğini ifade etti.

Gül, Türk kamuoyunun AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in Kayseri ziyaretiyle AB'nin terörizm ve terör örgütü PKK'yla mücadeledeki sağlam duruşuna ilişkin ifadelerini memnuniyetle karşıladığını, bunların "iletişim"in güzel örnekleri olduğunu belirtti.

Başmüzakereci Ali Babacan ile Reform İzleme Grubu'nun dokuzuncu toplantısına katılacaklarını hatırlatan Gül, bu sefer toplantıda adalet ve içişleri bakanlarının da yer alacağını belirterek, grubun çalışmalarına yeni bir ivme kazandırmayı amaçladığını kaydetti.

Yapılacak reformlar için parlamentodan destek isteyeceklerini ifade eden Gül, geçen hafta TBMM Başkanı ve parlamentodaki liderlerle bu konuyla ilgili olarak görüştüğünü de hatırlattı.

Konuşmasında bölgesel konulara da değinen Gül, Iraklıların tüm enerjisini 15 aralıktaki seçimlere kanalize etmesi gerektiğini belirterek, hem bu seçimlerin başarısını, hem de Kerkük gibi tartışmalı bölgelere ilişkin sorunların çözümü için tarafsızlık ve şeffaflığın önemli olduğunu ifade etti.

Gül, Azerbaycan'da yapılan seçimlerle birlikte Yukarı Karabağ sorununun çözümü için yeni bir pencere açılmasını umduklarını da kaydetti.

Türkiye'nin komşuları Suriye ve İran ile geleneksel bağları olduğunu bildiren Dışişleri Bakanı Gül, bu ülkelerin, son günlerde gündeme gelen konularla ilgili olarak uluslararası toplumla işbirliği içinde olmasının önemini vurgulamaya devam edeceklerini kaydetti.

Westmacott: Kaygılarınızı anlıyoruz

AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott, "Bu arada AB'den geçen Nisan'da verilen Kıbrıs Türklerine yönelik sözlerin tutulmasını da bekliyorsunuz" dedi.

İngiliz Büyükelçi Westmacott, yemekte yaptığı konuşmada,Türkiye'nin, Kıbrıs sorununu tek başına çözemeyeceğine ilişkin kaygılarını anladıklarını söyleyen Westmacott, BM'nin Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü için, AB'nin desteğiyle çalışmalara yeniden başlaması gerektiğini belirterek, "Bu arada AB'den geçen Nisan'da verilen Kıbrıs Türklerine yönelik sözlerin tutulmasını da bekliyorsunuz" diye konuştu. Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AB'ye üye ülkelerin Ankara büyükelçileriyle İngiliz Büyükelçiliği'ndeki aylık olağan toplantılarının öğle yemeği bölümünde bir araya geldi.

Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinde Gül'ün gösterdiği kişisel çaba ve siyasi cesareti öven Westmacott, "Türkiye'nin ve Türk halkının son üç yıldır geçirdiği cesur politik ve ekonomik değişimi teşvik ettiklerini ve alkışladıklarını" dedi.

Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin tüm dünyaya, bir kez daha, laik demokrasi, hukukun üstünlüğü ve serbest piyasa ekonomisinin Batı için olduğu kadar İslam dünyası için de geçerli olabileceğini göstereceğine inandıklarını belirten İngiliz Büyükelçi, 3 ekimden bu yana kazanılan ivmenin korunması gerektiğine işaret etti.

Ankara Anlaşması ek protokolünün, Türk ve Avrupa parlamentolarında onaylanmasına ilişkin beklentileri hatırlatan Westmacott, Türkiye'nin tarama sürecinden, müzakere başlıklarının açılmasına kadar, süreçte hızlı bir ilerleme kaydetmek istediğinin bilincinde olduklarını kaydetti.

Konuşmasında, katılım sürecinde Avrupa kamuoyunun Türkiye hakkında bilgilendirilmesi için Türkiye'deki sivil toplum örgütlerinin çalışmalarının önemine de değinen Westmacott, şunları söyledi:

"Avrupalılara Türkiye'nin AB'nin ortak dış ve güvenlik politikasına yapacağı katkıları hatırlatmalıyız. Onlara hatırlatmalıyız ki, Avrupa'nın ekonomik büyümesi, iş piyasasında karşılaştığı eksikliklerin tamamlanması ve hükümetlerimizin karşılaştığı yasadışı göç, organize suçlar, uyuşturucu kaçakçılığı ve uluslararası terörizm gibi gittikçe önem kazanan konuları çözmek, Türkiye'nin AB üyeliğiyle kolaylaşacaktır."

İngiliz Büyükelçi, 3 ekimden sonra yakalanan ivmenin devamı ve Türkiye'nin Avrupa'da daha çok dost kazanması için, "ifade özgürlüğü, inanç özgürlüğü ve Güneydoğu Anadolu'daki sosyal ekonomik ve kültürel sorunların çözümü konularında yeni adımlar atılması" gerektiğini ifade etti.

Westmacott, konuşmasının sonunda AB'nin terör örgütü PKK/Kongra-Gel'in eylemleri de dahil olmak üzere, her türlü terör faaliyetini kınadığını kaydetti. Öte yandan, yemeğe ilişkin bilgi veren diplomatik kaynaklar, gündemdeki bölgesel sorunların ele alındığını yemekte, AB büyükelçilerinin Dışişleri Bakanı Gül'e bu konulara ilişkin sorular yönelttiğini söylediler.

Yemekte, İlerleme Raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi'nin gündeme gelmediğini anlatan kaynaklar, ek protokolün Mecliste onaylanmasına ilişkin bir soru üzerine Gül'ün, Türkiye'nin bu konuda elinden geleni yaptığını, yapmaya da devam edeceğini söylediğini belirttiler.

KIBRIS 10/11/05

 

AP'de "Kıbrıs'ta çözümü engelleyen tarafın Rumlar olduğu" ortaya konuldu

Avrupa Parlamentosu'nda (AP) da "Kıbrıs'ta çözümü engelleyen tarafın Rumlar olduğu" vurgulandı. "3 Ekim sonrası Kıbrıs sorununun çözüm imkanları ve AB'nin rolü" konulu konferans Avrupa Parlamentosu'nda yapıldı.

Konferansa konuşmacı olarak katılan Alman sivil toplum kuruluşu Uluslararası Bonn Merkezi'nden Dr. Jerry Sommer, Kıbrıs'ta çözümü engelleyen tarafın Rumlar olduğunu söyledi.

AB'nin Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutması gerektiğini ifade eden Sommer, aksi takdirde çözüme ulaşmanın zor olacağını kaydetti.

Rum tarafının güvenlik konusunu mazeret yaparak Annan planına hayır dediğine dikkati çeken Jerry Sommer, ancak bunun gerçekleri yansıtmadığını, Annan planında çözüm olması durumunda adada sadece 650 Türk asker kalacağının öngörüldüğünü belirtti. Sommer ayrıca Türkiye'nin AB perspektifi olmasından dolayı, Kıbrıs'ta Rum tarafına bir askeri tehdit de gelemeyeceğini hatırlattı.

Toplantıda söz alan AP Sosyalist grup üyesi Hannes Swoboda, Annan planının AB tarafından çözümün temeli olarak görüldüğüne işaret ederek Rumların bu sürece katkı koymalarını beklediklerini vurguladı.

Konferansa katılan bazı Rumlar, Annan planının AB ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu dile getirdiler.

AB Komisyonu'nun Kıbrıs eski delegasyonu başkanı Leopold Maurer ise bunun kesinlikle doğru olmadığın açıkladı.

Maurer, "1.hukuk haline gelmiş olan Kıbrıs'ın AB'ye katılım anlaşması hususunun net bir şekilde ifade edildiğini. Kıbrıs'ta varılacak bir anlaşmanın otomatik olarak AB!nin 1.hukuku haline getirilecek" dedi.

 KIBRIS 10/11/05

Kuzey Kıbrıs ile herhangi türde bir ilişki inşa etmek istemiyoruz

KKTC'ye yönelik izolasyonları hafifletilmesi yönünde adımları atan Azerbaycan'ın, Kuzey Kıbrıs ile herhangi bir türde ilişki inşa etmek istemediğini bildirdi.

AB Haber'e göre, Azerbaycan'ın AB Daimi Temsilcisi Arif Mamedov önceki gün Brüksel'de Avrupa Konseyi Politika Birimi Direktörü Heusgen'a "Azerbaycan olarak Kuzey Kıbrıs ile herhangi türde bir ilişki inşa etmek istemiyoruz" dedi.

Azerbaycan'da hafta sonu gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden galip çıkan İlham Aliyev yönetimi önceki gün Brüksel'de ilginç bir girişimde bulundu.

Türkiye'den seçimler için destek arayan Aliyev liderliğinin Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonu hafifletme sözünden geri döndüğü izlenimi veren gizli bir görüşmenin perde arkası bilgileri şöyle:

Görüşme Brüksel'de Avrupa Konseyi binasında Politika Birimi Direktörü Christoph Heusgen'ın makamında gerçekleşti. Gerçekleşmesi için talep ettiği görüşmede Azerbaycan'ın Brüksel Daimi Temsilcisi Mamedov söze "Azerbaycan AB'nin Komşuluk Politikasını destekliyor" diyerek başladı ve bu çerçevede Kafkaslardaki üç ülke ile aynı anda müzakerelere başlamanın bölgede istikrar ve güvenlik sağlayacağını iletti.

Ardından Büyükelçi Kuzey Kıbrıs'a doğrudan uçuşlara değinerek "Sadece tek bir ticari uçuş gerçekleştirilmiştir" dedi ve Ankara'da soğuk duş etkisi yaratacak şu garantileri verdi:

"Azerbaycan olarak Kuzey Kıbrıs ile herhangi türde bir ilişki inşa etmek istemiyoruz. Kıbrıs Hükümeti'nin mektuplarında iki ziyarete (Turizm ve Spor Bakanı ile Azerbaycan Müsteşar Yardımcısı) yer veriliyor. İki ziyaret de hiç bir zaman gerçekleşmemiştir. Azerbaycan devlet hiyerarşisinde müsteşarlık konumu bulunmamaktadır. Ziyaretlere ilişkin bu bilgilerin çek edilmeden Türk basını ve medyasından alınmasından dolayı büyük üzüntü duymaktayız. Azerbaycan herhangi bir şüphe ve yanlış anlamanın bertaraf edilmesi için Kıbrıs'tan bir delegasyonu ağırlamaya hazırdır. En kısa zamanda bunun için net bir tarih belirlenecektir."

Azerbaycan ne yapmaya çalışıyor

Türkiye'nin Karabağ sorunun çözümü için Azerbaycan'dan yana tavır koyarak tüm dış baskılara karşın Ermenistan ile sınırını açmazken Azerbaycan'ın bu tavrı soru işaretlerine neden oldu.

Rum Yönetimi, Azerbaycan'ın açılım adımı sonrasında girişimlerde bulunarak Azerbaycan'ı da içeren AB Komşuluk Politikası'nın müzakerelerinin açılmasını engellemişti.

28 Temmuz'da Azeri İmair Havayolları'nın 100 kişilik heyetle doğrudan KKTC'ye uçmuş ve heyette iki ülke arasında ekonomik işbirliği olanaklarını araştırmak üzere Azerbaycan Ekonomi ve Kalkınma Bakanlığı; Gençlik, Spor ve Turizm Bakanlığı; Şehircilik Bakanlığı Müsteşarları Alihüseyin Şaliyev, Aydın İsmiyev, İsmayıl Hasanov'un bulunduğu belirtilmişti. Ardından da 29 Ağustos tarihinde Kıbrıs Türk Hava Yolları'na (KTHY) ait bir uçak ilk kez Türkiye dışında bir ülkeye, Azerbaycan'a doğrudan uçuş gerçekleştirdi.

Bu uçuşla KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş Aliyev'in özel konukları olarak Bakü'de ağırlandı. Büyükelçinin "Biz de Müsteşar yok" demesi ise KKTC'ye gerçekleştirilen ziyaret sırasında Müsteşar Yardımcısı olarak tanıtılan yetkililerin kim olduğu konusunda soru işaretlerine neden oldu.

Nisan 2004 tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde, KKTC milletvekillerinin 1964'ten beri ilk kez oturumlara katılmalarını sağlayacak rapor oylanırken Azeri temsilciler dışarı çıkmıştı. Türkiye'nin damgasını vuran ve tepki toplayan bu gelişme üzerine Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, kendini savunarak, "Referandumda Rum kesiminden hayır çıkarsa KKTC'yi tanırız demedim" açıklamasını yapmıştı.

KIBRIS 10/11/05

Turizmde THY umudu

PROTOKOL İMZALANACAK... Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) ile Türk Hava Yolları (THY), Avrupa'dan KKTC'ye yolcu taşınması için işbirliği yapma yönünde ilk adımı attı. KKTC'ye gelen THY Genel Müdürü İdari Yardımcısı Halil Tokel başkanlığındaki heyet ile İsmail Çetin başkanlığındaki KITSAB yetkilileri protokol için bir araya geldi

Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) ile Türk Hava Yolları (THY), Avrupa'dan KKTC'ye yolcu taşınması için işbirliği yapma yönünde çalışma yapıyor.

Bu amaçla KKTC'ye gelen THY Genel Müdürü İdari Yardımcısı Halil Tokel başkanlığındaki heyet ile İsmail Çetin başkanlığındaki KITSAB yetkilileri dün öğleden sonra biraraya gelerek imzalanması planlanan protokol için görüşme yapacak.

KITSAB'dan alınan bilgiye göre, imzalanması planlanan protokolle, KTHY'nin uçmadığı noktalardan THY'yle Ercan'a özel fiyat ve özel koşullarla yolcu taşınması hükme bağlanacak. Protokolde, Avrupa'daki yaklaşık 12 ülkenin hemen uygulama kapsamına alınması öngörülecek ve THY'nin Türkiye'ye taşıyacağı yolcuların, İstanbul, Antalya, Ankara ve diğer alanlardan en az bekleme süresinin ardından Ercan'a getirilmesi planlanacak.

Bu arada, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, dün saat 11.45'te KITSAB ile THY yetkililerini kabul ederek görüştü.

Bakanlık yetkililerinin de hazır bulunduğu görüşmede konuşan Bakan Deniz, KKTC turizminin gelişmesi yönünde adımlar attıklarını belirterek, turizmin gelişmesi için en önemli konulardan birinin ulaşım olduğunu vurguladı.

Ülkenin ulaşım açısından sorunları bulunduğuna değinen Deniz, uçak şirketlerinin KKTC'ye yolcu taşınmasına daha fazla ilgi göstermelerinin sağlanması gerektiğini, bu çerçevede görüşmeler yaptıklarını kaydetti.

THY'nin yıllardan beri KKTC turizmine katkılar yaptığını söyleyen Bakan Deniz, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın THY'den, daha fazla yolcuyu KKTC'ye taşımak için hizmetlerini ve kapasitesini artırmasını istediğini belirtti.

Deniz, Avrupa'da standart ve kalite açısından çok iyi bir noktaya gelen THY'nin KKTC''ye yönelik seferlerini artırmasının, KKTC turizmine artı bir yansıma yapacağını söyledi. Deniz, dünya çapında isim yapmış THY'nin seferlerini artırmasının, KKTC turizminin ivme kazandığının da göstergesi olacağını ifade etti.

Yatak sayısında hedef 18 bin

Derviş Kemal Deniz, bugünkü göstergelerin gerçekleşmesi halinde, KKTC'deki yatak kapasitesinin, gelecek yıl hizmete konulacak 5-6 bin yatakla birlikte 18 bine çıkacağını da bildirerek, bunun KKTC'ye yönelik turizm talebini daha fazla karşılayacağını dile getirdi.

Deniz, bakanlık olarak, yeni otellerin yapılması yanında, mevcut otellerinin standartlarını artırması ve gelişmesi için, turizm tesislerine 100 bin ABD Doları'na kadar kredi verdiklerini de anımsattı ve bunun da kaliteyi artıracağını söyledi.

Deniz, sözlerinin sonunda, yıllardır yaz aylarına yönelik uçuşlardaki belirsizliklerin, bu yıl aşılmakta olduğunu da kaydetti.

Tokel: KKTC'nin özel bir yeri olacak

THY Genel Müdürü İdari Yardımcısı Halil Tokel ise konuşmasında, THY filosundaki uçak sayısının gelecek yıl 100'ü aşacağını belirterek, filodaki gelişmelerin çalışmaları da genişleteceğini ve bu çerçevede KKTC'nin de özel bir yeri olacağını söyledi.

Tokel, artacak trafiğe bağlı olarak frekanslarını da artırma amacında olduklarını dile getirerek, KKTC'ye ne gibi katkı koyabilecekleri konusunda çalışma yapacaklarını söyledi ve "Bundan THY'nin her bir ferdi mutlu olacak" dedi.

Halil Tokel, kalite ve standart açısından Avrupa'da ilk üç uçak şirketi arasına girmeyi pladıklarını da belirterek, "Yüksek kalitedeki hizmetle Kıbrıs'a da hizmet etmek, bizim için hem onur hem de gurur olacak. Rahatlıkla söyleyebilirim, Kıbrıs için yapılabilecek her şeyi yapmak istiyoruz. Elimizden geleni yapacağız" şeklinde konuştu.

KIBRIS 10/11/05

Talat: Liman krizi çözümü getirebilir

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye’nin limanlarını Rumlara açması konusunun 2006’da krize yol açabileceği uyarısında bulundu ve krizin iyi bir yönetimle Ada’daki soruna çözüm getirebileceğini belirtti.

 

NTV

Güncelleme: 06:21 ET 11 Kasım 2005 Cuma

LEFKOŞE - Bayrak Televizyonu programında konuşan Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin limanları açması konusunda 2006’da baskıların artacağını ve bunların olası bir krize dönüşebileceğini kaydetti.

Türkiye’nin, Kıbrıslı Türklere yönelik izalosyonlar hafifletilmeden limanlarını kesinlikle Rumlara açmayacağını belirten Talat, “Ancak Türkiye’nin Güney Kıbrıs’a limanlarını açmak zorunda oluşu, Kıbrıs sorununun çözümünü zorunlu hale getirecek” dedi.

5 yıl içinde bir çözüme ulaşılmaması durumunda, bunun AB için büyük bir probleme dönüşeceği uyarısında da bulunan Talat, ABD’deki temaslarına da değindi. Talat, Washington yönetimine bölgedeki ABD askerlerinin, tatillerini Kuzey Kıbrıs’ta geçirmelerini teklif ettiğini kaydetti.

Doğrudan uçuşlar konusunda ise Talat, ABD’den bu yönde herhangi bir destek bulamadıklarını, doğrudan uçuşların İngiltere üzerinden yapılması üzerinde yoğunlaştıklarını söyledi.

Atatürk'ün heykeli yenilendi


11 Kasım, 2005 10:00:00 (TSİ) CNN TURK

Atatürk'ün aslına uygun olarak yenilenen balmumu heykeli Londra'daki Madam Tussaud's Müzesi'nde eskisiyle değiştirildi.

Törende konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, Atatürk'ü ölüm yıldönümünde güzel bir etkinlikle anmanın 'gurur ve mutluluk verici' olduğunu söyledi.
 
Koç, yeni heykelin, eskisinin aslına benzemediği şikayetinden yola çıkılarak yapıldığını da belirtti.
 
İngiliz heykeltraş Steve Swales tarafından birebir ölçülerinde yenilenen heykelin yapımı yaklaşık üç ay sürdü.
 
Koç Holding, yeni heykelin açılış töreninin davetiyesinde, Atatürk'ün, "beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir" sözüne yer verdi.

'Kıbrıs'ta top AB'de'

KOB'un açıklanmasının ardından Kretschmer'le görüşen Babacan, limanların bir an önce açılması talebiyle karşılaşınca, 'Adım atma sırası AB'dedir' yanıtını verdi

RADIKAL 11/11/05

HİLAL KÖYLÜ

ANKARA - Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi'ni (KOB) yayımlamasının ardından Ankara'daki AB trafiği hızlandı. Başbakanlık, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı'na belgelerle ilgili bilgi notları gönderen Dışişleri yetkilileri, başmüzakereci Ali Babacan'a sunum yaptı.
Babacan, Dışişleri brifingi öncesi dün Avrupa Komisyonu'nun Türkiye Temsilcisi Hans Jörg Kretschmer ile görüştü. Kretschmer'i Hazine'deki makamında ağırlayan Babacan, İlerleme Raporu'nda Türkiye'ye 'işleyen piyasa ekonomisi' statüsü verilmesinden duyulan memnuniyeti aktardı. Bu statünün Türkiye'nin ekonomik istikrarında büyük rol oynayacağınıa dikkat çeken Babacan'ın, Kretschmer'le eğitim-kültür ve bilim-araştırma başlıklarında yürütülen tarama süreci konusunda da görüş alışverişinde bulundu.
Kretschmer'e özellikle Kıbrıs konusundaki kaygıları anlattığı belirtilen Babacan'ın, 'AB'nin KKTC'ye yönelik tecridi kaldırmadan Türkiye'den adım beklemesi ilişkileri derinden sarsar' mesajı verdiği kaydedildi. Kretschmer'in 'Gümrük Birliği ile ilgili ek protokolü meclis onayına ne zaman sunacaksınız' sorusuna ise Babacan'ın "Henüz, bu konuda uygun siyasi ortam oluşmadı. Hükümetimiz belli dengeleri gözetmeden, protokolü meclis gündemine getiremez" yanıtını verdiği öğrenildi.

Nasıl değiştiririz?
Başmüzakereci, hemen ardından dün AB müzakere heyetinin 'diplomatik kanadı' ile bir araya geldi. Dışişleri yetkililerine 'KOB'da yer alan ve Kıbrıs'ta taşımacılık araçlarına uygulanan sınırlamaların kaldırılmasını öngören bölümü nasıl değiştiririz' sorusunu yöneltti. Başmüzakereciye "KOB'un yürürlüğe girmesi için AB Konseyi'nde onaylanması gerek. Onay sürecinde AB ülkelerine 'Değiştirin' baskımızı artırmalıyız" yanıtını veren diplomatların, ek protokolün mecliste onayı için hükümetin de daha fazla gecikmemesi telkininde bulundukları kaydedildi.

Ankara'dan AB'ye sürpriz

KOB'u makul bulan Ankara, Brüksel'in talebine rağmen Ulusal Program sunmuyor. Onun yerine TBMM onayı gerekmeyen Tutum Kağıdı verilecek

RADIKAL 11/11/05

RADİKAL - ANKARA - Avrupa Komisyonu'nun önceki gün açıkladığı Türkiye'nin İlerleme Raporu (İR) ve Katılım Ortaklığı Belgesi'ni (KOB) gerçekçi bulan Ankara, KOB'daki beklentilere dair taahhütlerin yer alacağı Ulusal Program'ı yayımlamayacağını açıkladı. AB'nin yayımlanmasını istediği Ulusal Program, TBMM'de onaylanan bir belge olarak hükümetleri bağlayıcı nitelikte. Dışişleri yetkilileri, "Zaten taahhütlerimizi müzakere başlıklarıyla yayımlayacağımız Tutum Kâğıdı'na geçireceğiz. Müzakere pozisyonumuzu önceden belli etmenin gereği yok" tavrını koydu.
Ankara, İlerleme Raporu ve KOB'u 'dikkatli bir dille yazılmış, gerçekçi fotoğraflar' olarak değerlendirirken şu unsurlar öne çıktı:
Müzakere eden ülke: İR ve KOB, geçen yıllara oranla daha kapsamlı, geniş ve beklentiler ayrıntılandırılarak yazılmış. Bu doğal, çünkü Türkiye, artık müzakere eden ülke statüsünde. Bu özellikleriyle Türkiye'nin net bir fotoğrafını çeken gerçekçi bir belge denebilir. KOB, ancak AB Konseyi'nde onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek. Dolayısıyla bu belgede bazı değişiklikler olabilir.

TCK değişebilir
Dink ve Pamuk davaları: Türkiye'nin adım atması gereken alanlar sayılırken ifade özgürlüğüne önem veriliyor. TCK'nın 301. maddesi uyarınca Hrant Dink ve Orhan Pamuk davaları gündemde. TCK'nın öncelikle yerleşmesinin beklenmesi gerek. Aksaklıkların iyice teşhis edilmesinin ardından bazı yasal değişiklikler olabilir.
Meclis çalışacak: AB'nin vurguladığı Vakıflar Yasası, Ombudsman Yasası ve Sivillerin Askeri Mahkemelerde Yargılanmasının Alt Sınıra Çekilmesine Dair Yasa da çıkarılacak. Eğer Vakıflar Yasası çıkarsa inanç ve ibadet özgürlüğü eleştirilerinin çoğu giderilir.

Gül'ün itirazı
Yolsuzluk vurgusu: Belgelerde yolsuzlukların engellenmesinde dokunulmazlıklarla ilgili düzenlemelere dikkat çekiliyor. Dışişleri Bakanı Gül ise konunun sadece vekillerle sınırlı olmadığını savunurken, "Bununla ilgili bazı anlamlı şeyler yapılmasını biz de istiyoruz" diye konuştu
PKK vurgusu önemli: Belgede Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu sorunu bağlamında PKK' nın sorumluluğuna atıf yapılması önemli. Ancak Türkiye, bölgesel eşitsizliklerin sadece bu bölgelerle sınırlandırılmasına itiraz ediyor ve bunun tüm Türkiye için geçerli olduğunu vurguluyor.

Kıbrıs'ta hep müzakere
İtirazlar Kıbrıs için: Gül, Kıbrıs'la ilgili kısma ciddi itirazlar olduğunu söylerken, Dışişleri kaynakları, bu konuda Müzakere Çerçeve Belgesi'ni esas almak gerektiğini vurguladı. KOB'un 'Ulaştırma Politikası' ile ilgili kısmında Türkiye'nin Rum bandıralı ve Kıbrıs'ın ticaretine yardımcı olan gemilere limanlarını açması isteniyor. Böylece beklentiler ayrıntılandırılıyor. Dışişleri kaynakları ise, "Rumların amacı Kıbrıs konusunu AB zeminine çekmek. Biz de bunu engellemek amacındayız. Limanlar konusunda Türkiye'nin pozisyonu kısıtlamaların karşılıklı kaldırılması" hatırlatmasında bulundu.

'Öcalan başvurmadı'
Öcalan davası: Komisyon, Türkiye'nin Öcalan davasında AİHM kararını yerine getirmediğini ifade ediyor. Dışişleri ise AİHM'nin aldığı karara göre yeniden yargılanma için başvuru gerektiğini, ancak Öcalan'ın avukatlarından böyle bir adım gelmediğini belirtiyor.
3. UP yok: KOB'da Türkiye'nin AB'nin beklentilerine yanıt vereceği, atılacak adımları zaman çizelgesiyle gösterecek bir plan hazırlaması isteniyor. Türkiye 2. KOB'a Ulusal Program'la yanıt vermişti. Ancak Gül, bu kez buna gerek olmadığını savunurken, Dışişleri kaynakları, müzakere başlıklarına geçiş sürecinde Türkiye'nin zaten Tutum Kâğıdı hazırlayıp AB'ye sunacağını anımsattı.
Dışişleri, AB raporlarının orijinalleri ile Türkçe çevirisini resmi internet sitesine koydu.

Kayıp Şahıslar Komitesi:Mezardan çıkarma işlemlerinin ilkbaharda başlaması bekleniyor

Kayıp Şahıslar Komitesi iki günlük

yoğun çalışmasını tamamladı

Kayıp Şahıslar Komitesi:Mezardan çıkarma işlemlerinin ilkbaharda başlaması bekleniyor

Kıbrıs'taki kayıpların akıbetini araştıran Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, iki günlük yoğun çalışmasının ardından dün yaptığı yazılı açıklamada, mezardan çıkarma işlemlerinin 2006 ilkbaharında başlamasının beklendiğini belirtti.

Komite tarafından yayımlanan açıklamada, mezardan çıkarma ve kimlik belirleme programının uluslar arası adli tıp kuruluşu Inforce'un üst düzey yöneticisi Profesör Margaret Cox ve Finans Direktörü Jonathan Forrest tarafından dikkatle incelendiği ve programa iki taraftan da Kıbrıslı bilim adamlarının aktif şekilde katılmaları olasılığının görüşüldüğü kaydedildi.

15 Inforce uzmanının da dahil edildiği programın ilk yılının geçici bütçesi üzerinde uzlaşmaya varıldığı belirtilen açıklamada, Mezardan çıkarma ve kimlik belirleme işlemlerinin konuyla ilgili antropoloji laboratuvarı tamamlanıp işler hale geldiğinde başlaması ve DNA yoluyla kimlik belirleme işlemlerinin son detayları üzerine de anlaşma sağlandığı kaydedildi.

Açıklamada, tüm hazırlıkların beklendiği gibi gitmesi halinde mezardan çıkarma programına 2006 ilkbaharında başlanmasının beklendiği kaydedildi.

Komite açıklamasında, üçüncü üye Pierre Guberan'ın ofisine atanan ikinci asistan Jennifer Wright, selamlandı.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin toplantılarına, Türk tarafından komite üyesi Rüstem Tatar, Dışişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz ve Avrupa Birliği konularında uzman, ekonomist Gülden Plümer Küçük; Rum tarafından ise üye Elias Georgiades ve yardımcısı Ksenefon Kallis ile BM tarafından atanan tarafsız üçüncü üye Pierre Guberan katılıyor.

KIBRIS 11/11/05

 

Türkiye, 2006 bütçesine KKTC için 280 milyon YTL ayırdı

Türkiye'nin 2006 bütçesine, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yapılacak yardım için 280 milyon YTL konuldu.

A.A muhabirinin Maliye Bakanlığı'ndan edindiği bilgiye göre, söz konusu yardımın 100 milyon YTL'sinin cari, 180 milyon YTL'sinin ise sermaye harcamaları için kullanılması öngörüldü.

KIBRIS 11/11/05

Tek çıkar yol BM'de çözüm

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs meselesi olduğu sürece, AB'nin gerektirdiği stratejik işbirliğini gölgeleyici durumlar ortaya çıkabileceğini belirterek, herkesi çözüm için daha fazla zaman ve enerji harcamaya çağırdı

Tek çıkar yol BM'de çözüm

HEM MAKUL, HEM MAKUL OLMAYAN GÖRÜŞLER VAR... AB Komisyonu'nun önceki gün açıkladığı Kıbrıs'la ilgili belgeleri değerlendiren Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Gül, Kıbrıs konusunda bazı makul görüşler olduğuna, ancak makul olmayanlar da bulunduğuna işaret ederek, bunlarla ilgili görüşlerini her seviyede zaten paylaştıklarını, o konudaki pozisyonlarının devam ettiğini belirtti.

AB İLE STRATEJİK İŞBİRLİĞİ GÖLGELENEBİLİR... Bakan Gül, Kıbrıs meselesi olduğu sürece inişler çıkışlar olacağını, hatta, AB'nin gerektirdiği stratejik işbirliğini gölgeleyici durumların da ortaya çıkabileceğini belirterek "Bu problem devam ettiği sürece, bütün bunlar gölgelenebilir" dedi. Gül, bu problemin çözümünün Birleşmiş Milletler'de kapsamlı bir çözümle olacağını yineledi

 

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs meselesinin çözümüne herkesin daha fazla zaman ve enerji harcaması gerektiğini, bu problemin çözümünün Birleşmiş Milletler'de (BM) kapsamlı bir çözümle olacağını söyledi.

Gül, Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında, AB Komisyonu'nun önceki gün açıkladığı belgelerde Kıbrıs ile ilgili bazı makul görüşler olduğunu, ancak makul olmayanlar da bulunduğunu, bunlarla ilgili görüşlerini her seviyede zaten paylaştıklarını, o konudaki pozisyonlarının devam ettiğini belirtti.

Bakan Gül, "Ama bir şey vardır ki, Kıbrıs meselesi olduğu süre içinde inişler çıkışlar olacaktır, hatta öyle bir an gelecektir ki, AB'nin gerektirdiği stratejik işbirliğini gölgeleyici durumlar da ortaya çıkabilecektir. Bu problem devam ettiği sürece, bütün bunlar gölgelenebilir" diye konuştu.

"Herkesin bu problemin çözümüne daha fazla zaman ve enerji harcaması gerekir. Bu problemin çözümü, BM'de kapsamlı bir çözümle olacaktır" diyen Gül, Kıbrıs Türklerinin üzerine düşeni yapmakta olduğunu, ancak bu çabaların tek taraflı olamayacağını belirtti.

Ankara, İlerleme Raporu'nun

objektif olduğuna inanıyor

AB Komisyonu tarafından açıklanan İlerleme Raporu, Ankara tarafından büyük ölçüde olumlu karşılandı. Rapordaki ifadeyle tam olarak aynı görüş paylaşılmasa da Türkiye, raporun Türkiye'nin "net çekilmiş bir fotoğrafı" olduğuna inanıyor.

Rapordaki ifadelerin büyük ölçüde gerçekçi bir biçimde kaleme alındığı görüşünde olan Ankara, reformların yavaş olarak tanımlaması konusunda ise biraz sitemli görünüyor.

Türkiye'nin durumunun Brüksel tarafından yakından tanındığına inanan Ankara, raporda "reformlar yavaş" iddiasına karşın reformların Türkiye'ye göre "normal hızla gittiğini" belirtiyor.

Reformların yavaşladığı eleştirisine karşın Ankara, raporun hemen her başlığında Türkiye'nin ilerleme kaydettiğinin vurgulandığına dikkat çekiyor.

Türkiye'nin hala yapması gerekenlerin olduğuna inanan Ankara, ancak raporda örneğin Türkiye'nin hala bazı uluslararası antlaşmalara imza atmamkla eleştirildiği ancak pek çok AB ülkesinin de imzalamadığı uluslararası antlaşmalar olduğunu vurguluyor.

İnanç ve ibadet özgürlüğünün çok az olduğuna atıfta bulunulan kısmın doğrudan Vakıflar Yasası ile ilgili olduğuna inanan Ankara raporda, yolsuzlukla mücadele konusunda da dokunulmazlığın olumsuz etki yaptığına inanıldığını aktarıyor.

"İşleyen Pazar ekonomisi

olumlu karşılandı

Raporda Türkiye, en önemli noktalardan birinin de Türkiye'nin "İşleyen bir pazar ekonomisi" olduğu yolundaki ifade olarak görüyor. Ankara, Türkiye'nin işleyen bir pazar ekonomisine sahip olması ile müzakerelerde 7-8 faslın önünün açıldığına dikkat çekiyor.

Ankara, Kıbrıs konusunda ise müzakere çerçeve belgesinden farklı olarak, katılım ortaklığı belgesiyle ulaştırma araçlarının da serbest dolaşıma alınma çabasının bulunduğuna inanıyor.

PKK konusunda İlerleme Raporu'nda yer alan ifadeleri de olumlu karşılayan Ankara, raporda PKK'nın AB terörist örgütler listesine alındığının vurgulandığını ve bunun ilk kez belgede yer aldığını ve bunun bir gerçeğin görüldüğü anlamına geldiğini düşünüyor.

Rumlar da AB'nin Türkiye

raporundan memnun

Rum yönetimi, Avrupa Komisyonu'nun dün yayımladığı Türkiye raporundan memnun olduğunu açıkladı.

Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in dün yaptığı açıklamalara atıfta bulunarak, ''Türkiye'nin, (Güney) Kıbrıs uçak ve gemilerine havaalanlarını ve limanlarını açması gerektiğini'' kaydetti.

Hrisostomidis, ''Raporda, 'Kıbrıs'ın uluslararası örgütlere katılımının engellenmesine son verilmesi talebinin yer almasının, hükümeti memnun ettiğini'' söyledi.

Bu arada, Rum Meclisi, öğleden sonra yapacağı oturumda, 3 ekimde Türkiye'nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başlaması ışığında, Kıbrıs sorununa ilişkin gelişmeleri ele alacak.

KIBRIS 11/11/05

 

Türkiye'nin Kıbrıs tavrı net


12 Kasım, 2005 08:51:00 (TSİ) CNN TURK

'Türkiye Kıbrıs konusunda hiçbir adım atmayacak...' Ankara'nın bu mesajı resmi yetkililer kanalıyla Avrupa Birliği'ne iletildi.

Belçika'nın başkenti Brüksel'de yapılan ve AB'nin İlerleme Raporu ile Katılım Ortaklığı Belgesi'ndeki görüşlerinin değerlendirildiği resmi görüşmede Ankara,  "Türkiye Kıbrıs konusunda yapacağını yaptı. Hiçbir adım beklemeyin" mesajını verdi.
 
Kıbrıs konusu ile diğer konuları birbirinden ayırdığını belirten Ankara, Türk limanlarının Rumlara açılmasının ancak, Kuzey Kıbrıs'a yönelik izolasyonların kalkmasıyla mümkün olacağını belirtti.
 
Türk diplomatlar, çözümün de Birleşmiş Milletler sürecinde sağlanacağını kaydetti.
 
Ankara'nın Brüksel'e verdiği en önemli iki mesaj şöyle:

·  Kıbrıs konusu Türkiye - AB ilişkilerini zehirliyor

·  Türk halkının AB adrenalini düşüyor
 
AB, 'limanları Rumlara açın' diyor
 
Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye'nin İlerleme Raporu ve Katılım Ortaklığı belgelerini yayınladı. Belgelerin ana hatlarını açıklayan AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, son yıllarda cesur ve önemli reformlar gerçekleştiren Türkiye'nin, değişim hızında bu yıl içinde bir yavaşlamaya girdiğini söyledi. 

·  Olli Rehn, Kıbrıs Rum kesimine limanların açılmasıyla ilgili olarak, "AB sözünü tuttu ve müzakereleri başlattı. Şimdi Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirmesi ve limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açması gerekiyor. Bu bir taahhüt" dedi.
 
İlerleme Raporu:
Raporda Türkiye’nin reform çabalarını hızlandırması ve insan haklarını tam olarak uygulaması isteniyor.

İlerleme Raporu'nda, yargıdaki reformlara rağmen ifade ve düşünce özgürlüğü önünde önemli engeller bulunduğu belirtiliyor. Orhan Pamuk davası ve Hrant Dink’in mahkumiyeti hatırlatılıyor.
 
Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmadığı, Vakıflar Yasası'nın hala hayata geçirilmediği ve dini azınlıkların haklarının teminat altına alınmadığı bilgisi de raporda yer alıyor.
 
Alevilere yönelik uygulamalar da eleştirilen konular arasında. Raporda, devlet okullarında anadilde eğitim imkanının sağlanması gerektiğini savunuluyor, askerlerin açıklamalarının, askeri konularla sınırlı kalması isteniyor.
 
Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarmasının, savaş nedeni sayılması eleştiriliyor.
 
Katılım Ortaklığı Belgesi:
Belgede kısa ve orta vadeli öncelikler belirtiliyor. Olli Rehn'in basın toplantısında saydığı beş öncelik şöyle:

·  Türkiye'nin Avrupa sözleşmeleri doğrultusunda işkence ve kötü muameleye karşı sıfır hoşgörü göstermesi.

·  Basın özgürlüğünü de kapsayan ifade özgürlüğü konusunda ilerleme sağlaması. Orhan Pamuk örneğindeki gibi şiddet içermeyen suçlar nedeniyle yargılananlara yapılan muamelenin düzeltilmesi.

·  Vakıflar Yasası'nın gayrimüslümleri de kapsayacak şekilde Avrupa standartlarına getirilmesi.

·  Kadın hakları ve ailenin korunması noktasında yeni düzenlemeler yapılması.

·  Çalışma koşulları konusunda, Türkiye'nin tam olarak sendika haklarına saygı duyması, toplantı, grev ve toplu sözleşme haklarını uygulaması.

 

·  KKTC VE İZOLASYONLAR

Kıbrıs'ta nisan 2004'te yapılan referandumda Birleşmiş Milletler barış planına Türk kesiminin 'evet', Rum kesiminin ise 'hayır' demesinin ardından AB Konseyi, KKTC üzerindeki ekonomik izolasyonun kaldırılmasına karar vermişti.
 
AB Konseyi'nin bu kararının ardından harekete geçen AB Komisyonu, KKTC'ye 259 milyon dolar mali yardım yapılmasına ve KKTC'nin tarım ürünlerini ihraç etmesine olanak sağlayan bir tüzük hazırlamıştı.
 
Tarım ürünlerinin ihraç edilmesine yönelik yönetmelik AB Konseyi'ne sunulmuş, ancak Kıbrıs Rum kesiminin itirazı nedeniyle uzlaşma sağlanamamıştı.
 
Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph Borrell, geçtiğimiz ekim ayında yaptığı Ada ziyareti sırasında AB Konseyi'nin onayını bekleyen Kıbrıslı Türklere yönelik mali yardımın bu yıl sonuna kadar kullanılmaması halinde geçerliliğini kaybedeceğini hatırlatmıştı.

 

ABD askerine KKTC daveti

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ortadoğu’daki Amerikan askerlerinin tatillerini adada geçirmeleri için ABD’ye resmi girişimde bulunduklarını açıkladı. Talat Amerikalı işadamlarından da adaya yatırım yapmalarını istedi.

Cumhurbaşkanı Talat, KKTC’nin önde gelen haber programlarından AKİS’te ABD gezisini değerlendirdi. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’tan Amerikalı işadamlarının KKTC’ye yatırım yapmasını istediğini belirten Talat, bir süre önce de Ortadoğu’daki Amerikan askerlerinin tatillerini KKTC’de geçirmeleri için resmi girişimde bulunduklarını söyledi. Önümüzdeki yıl Türkiye ile AB arasında Kıbrıs konusunda kriz çıkacağını ileri süren Talat, ‘2006’da Türkiye’ye limanlarını Güney Kıbrıs’a açması konusunda baskılar yoğunlaşacak, Türkiye ise, KKTC’ye izolasyonlar hafifletilmedikçe limanlarını açmayacak’ dedi.

KIBRIS 12/11/05

 

Ankara’dan Avrupa’ya Kıbrıs resti

Zeynel LÜLE BRÜKSEL

Türkiye AB’ye resmen ‘Kıbrıs konusunda hiçbir adım atılmayacağı’ mesajını verdi. AB’nin ilerleme raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi’ndeki görüşlerinin değerlendirildiği ‘resmi görüşmede’, Kıbrıs konusu ile diğer konuları birbirinden ayırdığını belirten Ankara, ‘Türkiye Kıbrıs konusunda yapacağını yaptı. Hiçbir adım beklemeyin’ mesajını verdi.

Türk limanlarının Rumlara açılmasının ancak, Kuzey Kıbrıs’a yönelik ‘izolasyonların kalkmasıyla’ mümkün olacağını kaydeden Ankara, çözümün de BM sürecinde olacağını bildirdi. Ankara’nın Brüksel’e verdiği mesaj, ‘Kıbrıs konusu Türkiye-AB ilişkilerini zehirliyor’ ve ‘Türk halkının Avrupa adrenalini düşürüyor’ oldu.

Ankara AB’ye bir kez daha, AB’nin 26 Nisan 2004’te, Kuzey Kıbrıs’a yönelik izolasyonların kaldırılacağı yönündeki kararını hatırlattı. Rumların, AB’nin tüm girişimlerini engellemesi ve olumsuz tutumu, Ankara için bardağı taşırdı.

KIBRIS 12/11/05

 

Adadaki mülk sorununu tamamıyla etkileyeceği düşünülen "Arif Mustafa" davası ocak ayında sonuçlanacak

Gözler Arif Mustafa davasında

Temyiz mahkemesi sonucunun her halükârda Rum yönetimini zora sokacağına inanan Arif Mustafa, "Eğer yönetim (Rum) temyizi kaybederse, bu birçok Kıbrıslı Türkün geri dönmesi için emsal teşkil edecek. Eğer temyizi kazanırsa buna da AB tarafından iyi bakılmayacak" dedi

Güney Kıbrıs'taki yasalara göre, güneyde 6 aydan uzun bir süre ikamet eden Kıbrıslı Türkler, savaştan sonra güneyde bıraktıkları mülklerini geri talep edebilir. Ancak Rum yönetimi, Arif Mustafa'nın mülkünü geri alması durumunda, 40 bin Kıbrıslı Türk'e emsal teşkil edeceği endişesinde

 

 

Limasollu Arif Mustafa'nın Limasol yakınlarında bulunan Piskobu'daki 4 dönümlük mülkünü geri alıp almayacağı, 12 Ocak 2006 tarihinde Güney Kıbrıs'ta yer alacak duruşmada belli olacak.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Cyprus Mail gazetesinin haberine göre, duruşma hangi yöne giderse gitsin Kıbrıs Rum yönetimini zora sokacak.

Duruşmayı Arif Mustafa kazanırsa, dava binlerce Kıbrıslı Türk'e emsal teşkil edecek, diğer taraftan davayı Rum Yönetimi kazanırsa AB perspektifine uygun olmayacak. Arif Mustafa lehinde çıkacak bir karar, Mustafa'yı Kıbrıs Rum kesiminde bulunan mülkünü geri alan ilk Kıbrıslı Türk yapacak.

Ekim 2004 tarihinde Rum Yüksek Mahkemesi Arif Mustafa'nın Piskobu'daki 4 dönümlük toprağına geri dönebileceği yönünde karar almıştı. Ancak bu kararın hemen ardından devreye giren Rum Başsavcı, Rum yönetiminin ve mülkte ikamet eden Rumların başvurduğu temyiz mahkemesinin sonucunun beklenmesi yönünde ara emri verdi. 12 Ocak 2006 tarihinde ise temyiz duruşması karara bağlanacak.

Mustafa, gazeteye yaptığı açıklamada, davayı kazanacağına inandığını belirterek, güneyde mülkü olan diğer Kıbrıslı Türklerin de ayni yolu takip etmelerini ümit ettiğini kaydetti.

1974'de kuzeye göçmen olarak geçen ve Bostancı bölgesine yerleşen Arif Mustafa, 3 yıl önce Piskobu'ya yerleşti.

Güney Kıbrıs'taki yasalara göre, güneyde 6 aydan uzun bir süre ikamet eden Kıbrıslı Türkler, savaştan sonra Güneyde bıraktıkları mülklerini geri talep edebilir. Ancak Rum Yönetimi, Arif Mustafa'nın mülkünü geri alması durumunda, 40 bin Kıbrıslı Türk'e emsal teşkil edeceği endişesinde.

Temyiz mahkemesi sonucunun her halükarda Rum Yönetimini zora sokacağına inanan Mustafa şöyle konuştu:

"Eğer yönetim (Rum) temyizi kaybederse, bu birçok Kıbrıslı Türk'ün geri dönmesi için emsal teşkil edecek. Eğer temyizi kazanırsa buna da AB tarafından iyi bakılmayacak"

Oslo Barış Araştırma Enstitüsü adına araştırma yürüten Ayla Gürel, davanın adadaki genel mülk sorunu üzerinde önemli etkileri olacağını vurguladı. Arif Mustafa'nın durumunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (ECHR) sayesinde Türkiye'den tazminat ve mülkünün iadesini kazanan Titina Loizidou'nun durumuna benzeten Gürel, "Eğer Kıbrıs Rum Yönetimi davayı kazanırsa, kendisini Kıbrıs Türk tarafının pozisyonuna benzer bir duruma sokacak" dedi.

Loizidou'ya, Girne'deki evini 30 yıl boyunca kullanamaması gerekçesi ile Türkiye tarafından tazminat ödenmişti. Ancak, Loizidou'nun mülkün iade hakkı ise, Kıbrıs sorununun çözümü ihtimaline bağlı olarak 2005 yılı sonuna kadar beklemeye alınmıştı.

KIBRIS 12/11/05

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat:2006 Kıbrıs sorununa hareket getirecek

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye AB ilişkilerinin Kıbrıs sorununun çözümünü zorlayacağını söyledi:Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat:2006 Kıbrıs sorununa hareket getirecek

KRİZLER ÇÖZÜMÜ ZORUNLU KILACAK... Cumhurbaşkanı Talat, 2006 yılında Türkiye'ye limanlarını Güney Kıbrıs'a açması konusunda baskıların yoğunlaşacağını ancak Türkiye'nin Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan izolasyonlar hafifletilmeden kesinlikle limanlarını açmayacağını ifade etti. Bunun sonucunda krizler yaşanacağı öngörüsünde bulunan Talat, krizlerin Kıbrıs sorunun çözümünü zorunlu kılmasına neden olacağını belirtti

TALAT VE RİCE NELER KONUŞTU:

-Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde katkı yapılması,

- BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yeniden sorunun çözümüne müdahil olması ve BM'nin bu yönde hareketlendirilmesi konusunda girişimde bulunulması,

- Kıbrıs'ta birleşmeden yana olan siyasete destek verilmesine devam edilmesi ve Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak yatırımların cesaretlendirilmesi,

- Amerikalı işadamlarının Kuzey Kıbrıs'ta yatırım yapmaları.

l RİSK ALACAĞIZ... Talat: Biz artık bütün riskleri göze alarak yürümek zorundayız. 'Biran önce çözüm. Barış hemen şimdi' artık gerçekçi değil. Anlamını yitirdi. Çünkü Rum Lider Papadopulos'un böyle bir niyeti yok. Olası bir çözümde siyasi eşitliğimizi güvenceye alacak alt yapımızı ciddi bir şekilde hazırlamak zorundayız. Temel hedef bu olmalıdır.

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye AB ilişkilerinin Kıbrıs sorununun çözümünü zorlayacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat 2006 yılında Türkiye'ye limanlarını Güney Kıbrıs'a açması konusunda baskıların yoğunlaşacağını ancak Türkiye'nin Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan izolasyonlar hafifletilmeden kesinlikle limanlarını açmayacağını ifade etti.

Bunun sonucunda krizler yaşanacağı öngörüsünde bulunan Talat, bu krizlerin Kıbrıs konusunda hareketlilik yaşanmasına, sorunun çözümünü zorunlu kılmasına neden olacağını belirtti. Talat, krizlerin doğru kullanılması halinde Kıbrıs sorununun çözümlenebileceği mesajını verdi.

Cumhurbaşkanı Talat, "Türkiye Cumhuriyeti'nin Güney Kıbrıs'a limanlarını açmak zorunda oluşu Kıbrıs sorununun da çözümünü zorunlu kılacak" dedi.

Talat, Türkiye'ye baskı yaparak bir yere varılmasının söz konusu olmadığını da vurgulayarak, "Bu baskılar sonuç verse de, ki ben sonuç vereceğine inanmıyorum, kendi kendini yönetmeye alışan Kıbrıs Türk halkı bunun gerisine gitmez. Türkiye Kıbrıs Türkünü yalnız bıraksa da, ki bırakmaz, Kıbrıs Türkü bulunduğu noktanın gerisine gitmez. Bu mümkün değildir. Bunu herkes böyle bilmeli"dedi.

Cumhurbaşkanı Talat Kıbrıs sorununun 5 yıl içinde bir çözüme kavuşmaması durumunda bunun AB için çok ciddi tehlikeler doğuracağı endişesini de dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Talat, 'Çözüm hemen şimdi' sloganının anlamını artık yitirdiğine de dikkati çekerek, barış elinin Rumlara dönük uzalı kalmaya devam edeceğini ancak içte bir yeniden yapılanma ve kurumlaşma seferberliğine gidilmesinin daha güçlü bir yapı için şart olduğunu ifade etti. Talat kurumlaşmaya açıklık getirirken ise polisin İçişleri Bakanlığına bağlanacağı mesajını verdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, BRT televizyonunda yayınlanan AKİS programında, gazeteciler Başaran Düzgün ile Mete Tümerkan'ın sorularını yanıtladı. Talat, Amerika Birleşik Devletleri temaslarını, Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirdi, içte ve dışta önümüzdeki dönemde yapılması gerekenleri anlattı, önemli mesajlar verdi...

2006'da hareketlilik bekleniyor

Cumhurbaşkanı Talat, 2006'da Türkiye'nin limanlarını Rumlara açması gündeme geldiğinde, Kıbrıs konusunda hareketlilik yaşanacağını ve bunun da izolasyonların kaldırılmasını sağlayabilecek bir süreci tetikleyeceğini belirtti.

Türkiye'nin 2006'da limanlarını Rumlara açması konusunun da çok ciddi tıkanıklık ve kriz çıkabileceğine de dikkat çeken Talat, krizin Kıbrıs sorununun çözümü için Birleşmiş Milletler'i ve diğer güçleri harekete geçmek durumunda bırakacağını kaydetti...

Cumhurbaşkanı Talat, "Türkiye limanlarını açacak ama limanlarını açarken, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunda da ciddi bir azalma ve rahatlama olması gerekir. İzolasyonlar konusunda rahatlama olmadan Türkiye limanlarını açamaz açmayacak." dedi...

Türkiye'ye baskı bir şey kazandırmaz

Türkiye üzerinde uygulanacak baskılarla bir yere varılamayacağını da anlatan Cumhurbaşkanı Talat şunları söyledi:

"Türkiye Cumhuriyeti baskı altına alınacak, çok yoğun tehditler yapılacak. Belki de geçici dahi olsa müzakerelerin askıya alınması gündeme getirilecek. Bunlar Kıbrıs sorununun çözümünü zorunlu kılacak. Ancak şu da bilinmelidir. 1963'ten 1974'e kadar adada Türk ordusu mu vardı? Türkiye Cumhuriyeti'nin böylesine bir gücü mü vardı?

Ama Kıbrıs Türkleri direndi. Tabii ki Türkiye'nin de yardımı vardı. Sonuçta Kıbrıslı Türkler kendi kendilerini yönetmeyi bu ölçüde bile alışmış bir halktı. Bunun gerisine gidemez.

Kendi kendini yöneten, kendi yöneticilerini seçen bir halk bulunduğu konumun gerisine gidemez. Bunu herkesin kavraması lazım. O nedenle Türkiye bir şekilde Kıbrıs Türklerini terk etmeye zorlansa bile, ki ben Türkiye'nin böyle birşey yapacağına kesinlikle ihtimal vermiyorum, ama sonuç verdiğini var sayalım, Kıbrıs Türkü yalnız kalsa da bulunduğu konumun gerisine gitmez. Papadopulos da, AB de, bunu anlamalı. ABD bunu görüyor. Bir toplum kendi kendini yönetmeye başladıktan sonra geri gidemez."

En geç beş yıl

Gelinen aşamada Kıbrıs'ta 5 yıl içinde biz çözüme ulaşılamazsa bunun özellikle AB için ciddi tehlikeler yaratacağını anlatan Cumhurbaşkanı Talat bundan sonra ne yapılması gerektiğini şu sözlerle özetledi:

"Biz artık bütün riskleri göze alarak yürümek zorundayız. 'Biran önce çözüm. Barış hemen şimdi' artık gerçekçi değil. Anlamını yitirdi. Çünkü Rum Lider Papadopulos'un böyle bir niyeti yok. Olası bir çözümde siyasi eşitliğimizi güvenceye alacak alt yapımızı ciddi bir şekilde hazırlamak zorundayız. Temel hadef bu olmalıdır.

Yani yine çözümü öngöreceğiz. Çözüm hedefinden vazgeçmeyeceğiz. Barış elimiz uzalı kalmaya devam edecek. Ama bileceğiz ki Kıbrıs konusu yeniden hareketleneceği zaman, masaya oturulacağı zaman zayıf durumda olmamalıyız. Kurumlarımızı, devlet kurumlarımızı olması gerektiği şekle dönüştürmeliyiz. KKTC olası bir çözümde bizim makinemizdir. Mekanizmamızdır. Her konuda rüştümüzü eşitliğimizi ispat etmek zorundayız."

Polis İçişleri Bakanlığı'na...

Bu çerçevede tüm kurumlarda ciddi dönüşümler yaşanması gereği üzerinde duran Cumhurbaşkanı Talat, polisin İçişleri Bakanlığı'na bağlanması dahil akılcı politikalarla kurumların devralınması konusunda adımlar atılması görüşünü dile getirdi.

Rice ile neler konuşuldu?

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Amerika'daki temaslarını değerlendirirken ise Amerika Dışişleri Bakanı Rice ile yaptığı görüşmede, Kıbrıs Konusu ve Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonları ele aldıklarını söyledi...

Rice'dan, Kıbrıslı Türklerin birleşme politikasını desteklediği mesajını aldığını belirten Talat, kendisinin ise Rice'a, izolasyonların kaldırılmasının çözüme olumlu katkı sağlayacağını anlattığını ifade etti...

Cumhurbaşkanı Talat Dışişleri Bakanı Rice'la görüşmesi sırasında gündeme getirdiği konuları şöyle sıraladı:

- Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde katkı yapılması,

- BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yeniden sorunun çözümüne müdahil olması ve BM'nin bu yönde hareketlendirilmesi konusunda girişimde bulunulması,

- Kıbrıs'ta birleşmeden yana olan siyasete destek verilmesine devam edilmesi ve Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak yatırımların cesaretlendirilmesi,

- Amerikalı işadamlarının Kuzey Kıbrıs'ta yatırım yapmaları.

 

Rice'ın tavrı olumlu oldu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ortaya koyduğu görüşlere Amerikan Dışişleri Bakanı Rice'ın olumlu yaklaştığını, ABD'nin Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs sorununun çözümüne dönük ortaya koyduğu politikayı beğendiğini, olumlu bulduğunu ve desteklediğini söyledi.

Talat, Dışişleri Bakanı Condelezza Rice'ın Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması için ellerinden geleni yapacaklarını söylediğini de ifade etti...

Talat bu aşamada izolasyonların kaldırılmasının en önemli sembolü konumuna gelen doğrudan uçuşlarla ilgili olarak Amerikanın adım atamayacağını da açıklayarak, doğrudan uçuş konusunda birçok kurumun onayını gerektiren bir prosedür bulunduğunu ifade etti.

Talat şunları söyledi:

"Doğrudan uçuşlarla ilgili biraz problem var. Ben Amerika Birleşik Devletleri'nin o tahammül sınırının zorlanmasının bu konuda belirleyici olacağını düşünüyorum. Bu konuda biraz daha bekleyecekler. Rum tarafının çözümden uzak duruşu devam ederse ve o tahammül sınırları zorlanırsa bu konuda adım atacaklar.

Onların beklentisi Rum tarafının tutumunun değişeceği yönünde. Bu tutumları devam ederse doğrudan uçuşlar konusunu ele alacaklar."

ABD'den değil İngiltere'den direkt uçuş

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki temasları sırasında Amerika'dan değil de İngiltere'den doğrudan uçuşların izolasyonların kalkması konusunda daha doğru bir adım olacağı yönünde görüşlerin de kendisine iletildiğini anlatan Talat, bunun daha gerçekçi ve ekonomik anlamda Kıbrıs Türküne ciddi kazanımlar sağlayacak sonuçlar doğuracak bir adım olacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, bölgede bulunan Amerikan askerlerinin tatillerini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde geçirmeleri konusunda da Amerika'daki KKTC temsilciliği aracılığıyla girişimde bulunulduğunu açıkladı.

Siyasiler ve kamu görevlileri dahil, Amerikan Yönetiminin, Amerikan vatandaşlarının KKTC'ye doğrudan gitmeleri konusunda herhangi bir yasal engel ve sorun olmadığı yaklaşımında bulunduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Talat, Amerikanın Kıbrıs'ta üs istediği konusundaki yaklaşımların komplo teorisi olduğunu ve gerçek olmadığını ifade etti.

ABD çözüm için Kıbrıslı Türkleri önemsiyor

Cumhurbaşkanı Talat, Amerika Birleşik Devletleri'nin Kıbrıs Türklerine nasıl bir rol biçtiğine ilişkin bir soruyu yanıtlarken de Amerikanın çözüm konusunda Kıbrıslı Türklere önemli bir rol biçtiği için 200 bin nüfuslu bir halkın liderine davet yaparak görüştüğüne dikkat çekti...

Talat bu davetin Kıbrıs'ta birleşmeden yana politika ortaya koyan Türk tarafının politikalarına onay niteliği taşıdığı mesajı içerdiğini de anlattı.

Cumhurbaşkanı Talat Kıbrıs'ta ayrılıkçı politikalar ortaya koyanın Rum liderliği olduğunu, Rum liderliğinin bu gerçeği gizlemek için kendisini bu yönde suçlama eğilimi içine girdiğini ancak inandırıcı olmalarının mümkün olmadığını ifade ederek,"Kıbrıslı Türkler oylarıyla, eylemleriyle herşeyleriyle Kıbrıs'ta birleşmeden yana olduklarını gösterdiler. Rum Liderliği ise bunun tam tersini yaptı" dedi.

KTTO seçimleri...

Ticaret odasındaki yönetim değişikliği ile ilgili görüşlerini de açıklayan Cumhurbaşkanı Talat, Ali Erel ve arkadaşlarının seçim öncesinde kendisine giderek CTP'nin oda seçimlerinde taraf olacağı endişesini aktarıp bu konuda müdahalede bulunmasını istediklerini belirtti.

Talat şunları söyledi:

"Ben kendilerine böyle birşeyin olası olmadığını ancak bu konuda Başbakan ve CTP Genel Sekreteri ile görüşeceğimi söyledim.

Ertesi günkü gazetelerde hükümetin bu konuda müdahale ettiğine ilişkin haberleri ve oda yönetimin bu konudaki iddialarını görünce bu konuya hiç karışmadım. Eski yönetim başarılı işler yapmıştır. Yeni yönetim de yapacak diye inanıyorum.

Ancak domates konusunda yapılan açıklamayı üzüntü ile karşıladım. Böyle birşey olamaz. Bu konuda benim hükümet başkanı olduğum dönemde bir Türk ve Rum işadamının bu yönde talebi gündeme gelir gelmez bunun kesinlikle olamayacağını söylemiştik. Hükümet olarak o günkü koşullarda altın yumurtlaması beklenen tavuğu kesme anlamına gelecek bu tür bir istek kabul edilemezdi. Hükümet böyle birşeyi yapmadı yapamaz."

Öğretmen grevi

Programda Orta eğitimin devam eden grevine de değinen Cumhurbaşkanı Talat, 'eğitim hakkının' bir insan hakkı olduğunu ve kesinlikle engellenemeyeceğini söyledi.

Sendikalarla da bu konudaki fikirlerini paylaştığını anlatan Talat, grevin en son çare olarak kullanılması gereken bir silah olduğunu anlattı.

KIBRIS 12/11/05

Rumlar, tüzüklerin ayrılmasında ısrarlı

TÜRK TARAFI ISIRARINDAN VAZGEÇMELİ Rum yönetimi, Avrupa Komisyonu'nun, Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonunu hafifletmek amacıyla önerdiği Mali Yardım Tüzüğü'nün, Türk tarafının Mali Yardım Tüzüğü ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün birleştirilmesi yönündeki ısrarından vazgeçmesiyle kabul edilmesinin mümkün olabileceğini söyledi.

MALİ YARDIM İLE MARAŞ'IN İADESİ BAĞLANTILI DEĞİL... Rum yönetiminin, mali yardım tüzüğünün kabul edilmesi karşılığında Maraş'ın iadesi önerisiyle ilgili iddiaların gerçekliğinin bulunmadığını söyleyen bir Rum yetkili, "mali yardım tüzüğü, Maraş bölgesiyle hiçbir şekilde ilgili değildir" dedi

Anıl IŞIK

Rum yönetimi, Avrupa Komisyonu'nun, Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonunu hafifletmek amacıyla önerdiği Mali Yardım Tüzüğü'nün, Türk tarafının Mali Yardım Tüzüğü ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün birleştirilmesi yönündeki ısrarından vazgeçmesiyle kabul edilmesinin mümkün olabileceğini söyledi.

KIBRIS'a konuyla ilgili açıklamada bulunan bir Rum hükümet yetkilisi, "Rum hükümeti, mali yardım tüzüğe Ekim 2004'ten beri onay verdi ve bu hala geçerlidir. Tüzüklerin ayrılması kabul edilirse para anında verilecektir" diye konuştu.

Türk tarafının, mali yardımı doğrudan ticaretle ilişkilendirmesi ısrarından dolayı mali yardımın kabul edilemediğini ifade eden Rum yetkili, Rum yönetiminin, tüzüklerin birleştirilmesine şiddetle karşı olduğunu yineledi.

Rum hükümetin, tüzüklerin ayrılarak, mali yardım tüzüğünün süresi dolmadan ve para kaybedilmeden kabul edilmesi için birçok kez öneride bulunduğunu anımsatan Rum yetkili, Türk tarafının, tüzüklerin birleştirilmesi yönündeki ısrarının devam etmesi halinde 2005 yılı sonu itibarıyla mali yardımda öngörülen 259 milyon euronun yarısının kaybedileceğine dikkat çekti.

Rum hükümetinin, Türk tarafının tüzüklerin birleştirilmesi yönündeki ısrarından vazgeçmesiyle mali yardım tüzüğünün para kaybedilmeden kabul edilmesini ümit ettiğini kaydetti.

Rum yönetiminin, mali yardım tüzüğünün kabul edilmesi karşılığında Maraş'ın iadesi ve inşaat sektöründe moratoryum önerisiyle ilgili iddialara ilişkin olarak Rum yetkili, bunların gerçekliği bulunmadığını söyledi.

Rum yetkili, Rum yönetiminin, mali yardımla ilgili yeni masaya yeni bir öneri getirmediğini ifade ederek, "mali yardım tüzüğü Maraş bölgesiyle hiçbir şekilde ilgili değildir" dedi.

Rum yetkili, Rum tarafının Rum malları üzerine yapılan inkişafın durdurulması için inşaat sektöründe moratoryum önerisinde bulunduğuyla ilgili olarak ise, "mali yardım tüzüğünde mali yardımın kuzeydeki Kıbrıs Rum malların istismar edilmesi için kullanılmayacağı yönünde gerekli güvenceleri talep ettik. Bu güvenceler tüzüğe dahil edildi ve hükümet, mali yardım için Ekim 2004'te onayını verdi" diye konuştu.

KIBRIS 12/11/05

 

Embargo heyeti KIBRIS’ta

Kıbrıs Türk halkının temel insan haklarını savunmak üzere kurulan Embargo kuruluşunun başkanı Bülent Osman ile üyelerinden Hüseyin Ekmekçi, dün öğleden sonra KIBRIS Medya Kurumu’nu ziyaret etti.

Heyet, Genel Yayın Yönetmenimiz Süleyman Ergüçlü ile bir süre sohbet etti ve tasarladıkları faaliyetlere ilişkin bilgi aktardı.

KIBRIS 12/11/05

 

Meclis Başkanı Ekenoğlu: Rumlar iç dünyalarında Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bile Kıbrıslı Türklerle paylaşmayı hazmedemedi

Meclis Şeref Salonu’nda saat 15:30’da gerçekleştirilen görüşmede, Türkiye Genel Kurmay Başkanlığı Gaziler Heyeti olarak gelen 3 kişilik heyette Hava Tuğgeneral Cengiz Girginer, Tuğgeneral Servet Cömert ve Tuğgeneral Yüksel Önel bulunuyor.

Görüşme sırasında Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu konuşma yaparken, heyet başkanı Hava Tuğgeneral Cengiz Girginer açıklama yapmadı. Görüşmede taraflar birbirlerine birer anı plaketi de verdi.

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu konuşmasında, Kıbrıs Türklerinin Kıbrıs’ta tarih boyunca hep varoluş mücadelesi verdiğini ve bu mücadelede de Türkiye Cumhuriyeti’ni her zaman yanında hissetmesinin Kıbrıs Türküne destek ve güç sağladığını vurguladı.

“Rumlar paylaşmayı hazmedemedi…”

Ekenoğlu, Kıbrıs sorununun Rumlara göre 1974’te başladığını, ancak Kıbrıs sorununun Kıbrıs Türküne göre 1963’ten başladığını belirterek, Rumların iç dünyalarında 1960’ta ilan edilen Kıbrıs Cumhuriyeti’ni bile Kıbrıslı Türklerle paylaşmayı hazmedemediklerini kaydetti.

Fatma Ekenoğlu, Kıbrıs Türkünün Kıbrıs’a kalıcı barışı getirmek için hep çaba harcadığını ve bu çabasını her zaman gösterdiğini ifade ederek, Kıbrıslı Türklerin bunu en son 2004 referandumunda tüm dünyaya kanıtladığını belirtti. Ancak Rumların AB’ye girmenin rahatlığıyla çözüm yolunda masaya gelmekten hep kaçtıklarını ve Türkiye’nin AB yolundaki ilerleyişine de takoz koymak için ellerinden gelen tüm uğraşı gösterdiğini söyleyen Ekenoğlu, “Biz Kıbrıs Türkü olarak masa üzerinde bir çözüm istediğimizi her zaman kanıtladık, bundan sonra da kanıtlamaya devam edeceğiz ve dünyaya kendimizi iyice anlatmaya çalışacağız” dedi.

“Dünya haklıyı, haksızı gördü…”

Rumların uzun bir süredir Kıbrıs Cumhuriyeti’nin verdiği rahatlıkla kendilerini dünyaya çok daha kolay ifade ettiklerini, ancak Kıbrıs Türklerinin bu yüzden kendini dünyaya anlatmakta zorlandığını vurgulayan Meclis Başkanı Ekenoğlu, ancak 2004 referandumundan sonra dünyanın haklıyı ve haksızı daha iyi gördüğünü kaydetti.

1974 Barış Harekatı’na katılan gaziler heyetine, meclis heyetinin yakın bir tarihte gerçekleştirdiği Amerika ziyareti hakkında da bilgiler veren Fatma Ekenoğlu, Amerika’daki görüşmelerinde Amerikalıların kendilerine “Bizim Kıbrıs’a hiçbir izolasyonumuz veya ambargomuz yoktur. Biz Kıbrıs’a gelmeye, Türk tarafındaki limanları da (hava ve deniz) kullanarak gelmeye devam edeceğiz ki AB’ye ve diğer ülkelere de örnek teşkil edelim” dediklerini anlattı.

“Amerikalılar yatırımlar yapmak istiyor”

“Ama Amerika uzak bir ülke, çok uygun değil; ne ticareti yönünden, ne de ulaşımı yönünden” diyen Fatma Ekenoğlu, Amerikalıların “yine de Kuzey Kıbrıs’a yatırımlar yapmak istediklerini ve yatırımcıları teşvik edeceklerini” söylediklerini kaydetti.

Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu, bu yüzden meclis olarak Avrupa ülkelerini daha sık ziyaret etmek için karar aldıklarını belirterek, “Daha sık kendimizi anlatalım ki, (Kuzey Kıbrıs’ta) artık izolasyonların gereği kalmamıştır. Kıbrıs Türkü dünyaya barış istediğini ve çözüm istediğini kanıtlamıştır. Bunun üstüne gidelim. Çünkü başka türlü bu ambargoların ve izolasyonların altında rahatlayamayacağız” dedi.

Meclisin Avrupa Parlamentosu’na katılabilmek için de yaptığı girişimler olduğunu, ancak bu isteklerinde hoşgörüyle karşılanmalarına rağmen henüz herhangi bir yaptırım olmadığını, ama bu yaptırımı dünyadan beklediklerini ifade eden Ekenoğlu, referandum sonucunda Kıbrıs Türküne bu yönde sözlerin verildiğini ve AB’nin de bu sözleri yerine getirmesini beklediklerini kaydetti.

Ekenoğlu son olarak, “Kıbrıs’a kalıcı barışı ve çözümü getirene kadar tüm gücümüzle çalışıyoruz ve çalışacağız” dedi.

KIBRIS 12/11/05

 

Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis: Kıbrıs Türk liderliği siyasi anlamda ahlaksız

Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis’den Kıbrıs Türk liderliğine ağır suçlama:

Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis: Kıbrıs Türk liderliği siyasi anlamda ahlaksızRum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, dün yaptığı açıklamada, “Kıbrıs Raportörü Fransız Senatör Louis le Pensec’in adaya ziyaretiyle ilgili raporunun, Kıbrıs Türk Lideri Mehmet Ali Talat’ın siyasi ahlaksızlığını kanıtladığını” söyledi.

“Kıbrıs Haber Ajansı”nın haberine göre, Hrisostomidis, Kıbrıs Türk liderliğinin “küstahlığının” ve “siyasi seviyesini yükseltme arzusunun”, AB’nin Kıbrıslı Türkler için sunduğu mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerinin aynı zamanda oylanıp kabul edilmesi yönünde ısrar eden Ferdi Sabit Soyer’in açıklamalarında açıkça görülebildiğini söyledi.

Kıbrıs Rum tarafının, Maraş’ın yasal sahiplerine iade edilmesi önerisini siyasi açıdan ahlaksız olarak nitelendiren Soyer’in açıklamalarını değerlendiren Hrisostomidis, “Eski Türk lideri Rauf Denktaş, bugünkü Kıbrıs Türk liderliğine kıyasla küçük bir melekti``dedi.

 

Rum sözcü, le Pensec’e göre, Talat’ın Pansec’e, “Adayı bölen dikenli tellerin İsrail’deki gibi bir duvarla değiştirilmesi” yönünde görüş ifade ettiğini söyledi.

Hükümet sözcüsü Hrisostomidis, le Pensec’i dikkate almayan Talat’ın “Tüm geçiş noktalarını açma ve Türk kökenlilerin güneye geçmelerine izin vermekle tehdit ettiğini” belirtti.

KIBRIS 12/11/05

 

 

Ankara’dan Avrupa’ya Kıbrıs resti

Zeynel LÜLE BRÜKSEL

Türkiye AB’ye resmen ‘Kıbrıs konusunda hiçbir adım atılmayacağı’ mesajını verdi. AB’nin ilerleme raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi’ndeki görüşlerinin değerlendirildiği ‘resmi görüşmede’, Kıbrıs konusu ile diğer konuları birbirinden ayırdığını belirten Ankara, ‘Türkiye Kıbrıs konusunda yapacağını yaptı. Hiçbir adım beklemeyin’ mesajını verdi.

Türk limanlarının Rumlara açılmasının ancak, Kuzey Kıbrıs’a yönelik ‘izolasyonların kalkmasıyla’ mümkün olacağını kaydeden Ankara, çözümün de BM sürecinde olacağını bildirdi. Ankara’nın Brüksel’e verdiği mesaj, ‘Kıbrıs konusu Türkiye-AB ilişkilerini zehirliyor’ ve ‘Türk halkının Avrupa adrenalini düşürüyor’ oldu.

Ankara AB’ye bir kez daha, AB’nin 26 Nisan 2004’te, Kuzey Kıbrıs’a yönelik izolasyonların kaldırılacağı yönündeki kararını hatırlattı. Rumların, AB’nin tüm girişimlerini engellemesi ve olumsuz tutumu, Ankara için bardağı taşırdı.

HURRIYET 13/11/05

 

Rum Sözcü Hrisostomidis'den, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a saldırı: Talat, bölücü duvar inşa etmek ve sömürgecileri bize göndermek istiyor

RUM SÖZCÜDEN TALAT'A HAKARETE VARAN SERT ELEŞTİRİLER... Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a yönelik, diplomatik üslubun tamamen dışında, hakarete varan sert eleştirilerde bulundu. Rum sözcü Hrisostomidis, Cumhurbaşkanı Talat'ı, bölücü duvar inşa etmek ya da Türk kökenlileri güneye göndermek istemekle suçladı

"DENKTAŞ, BUGÜNKÜ TÜRK LİDERLİĞİ YANINDA MELEKÇİK" "Kıbrıs Türk liderliğinin bu pişkin siyasi cüreti ayrıca siyasi düzeyini yükseltme tutkusu ve ayrımcı gidişatı, Soyer'in açıklamalarında daha da belirgin" olduğuna dikkat çeken Rum Sözcü, Soyer'in, Kıbrıs Türk liderliğinin görüşünün, AB tüzüklerinin birlikte onaylanması gerektiği yönünde olduğunu söyledi. Hrisostomidis, 'Rauf Denktaş'ın bugünkü Kıbrıs Türk liderliği yanında melekçik" olduğunu da söyledi

 

Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a yönelik, diplomatik üslubun tamamen dışındaki, hakarete varan sert eleştirilerde bulundu.

Rum sözcü, Cumhurbaşkanı Talat'ı, bölücü duvar inşa etmek ya da Türk kökenlileri güneye göndermek istemekle suçladı.

Rum gazeteleri, Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis'in Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a yönelik, diplomatik üslubun tamamen dışındaki, hakarete varan sert eleştirilerine yer verdi.

Fileleftheros, "Haleflerinin Yanında Denktaş Doğrudan Cennete Gider - Talat Bölücü Duvar İnşa Etmek ya da Sömürgecileri Bize Göndermek İstiyor" başlıklı haberinde şunları iddia etti:

"Talat İsraillilerin inşa ettiği modelde duvar inşa etmek istiyor. İşgalci lider, ilgili raporu hazırlayan Fransız Senatöre 'tel örgüleri İsrail'de olduğu gibi ayırım duvarıyla değiştirebileceğini ifade etti'. Fransız Senatör Lovis He Pensec, Kıbrıs'a yaptığı ziyaret sonunda hazırladığı raporu, senatoya sundu. Raporda, Talat'la yaptığı görüşmeye de yer verildi. Pensec Talat'a, 'duvarla ilgili söylediklerinin çirkin bir ifade olduğunu' söyleyince Talat da, 'sömürgecilerin kaçarak özgür bölgelere yerleşmesi için 'sınarları açacağı tehdidinde bulundu.'

Hatırlanacağı üzere iki ay kadar önce işgal yönetimini Ledra Palace bölgesinden Ay Demet (Metehan) barikatına kadar duvar inşa etmeye başladı. İşgal bölgelerde gösterilen tepkiler üzerine bu duvar, bir kışlanın duvarı olarak gösterildi ve duvarın uzatılması niyeti bulunmadığı iddia edildi.

Fransız Senatörün raporunun içeriğini gazetecilere Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis aktardı. Hrisostomidis bunların, Kıbrıs Türk liderinin 'ahlaksız' politikasını gösterdiğini söyledi.

Sözcü, Kıbrıs Türk liderliğinin bu pişkin siyasi cüreti ayrıca siyasi düzeyini yükseltme tutkusu ve ayrımcı gidişatı, sözde sahte devlet Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'in açıklamalarında daha da belirgin olduğuna dikkat çekti. Sözcü, Soyer'in Kıbrıs Türk liderliğinin görüşünün AB'ta askıda bulunan iki tüzüğün birlikte onaylanıp hayata geçirilmesi gerektiği yönünde olduğunu söylediğini hatırlattı.

Hrisostomidis bir adım ileri giderek, 'Rauf Denktaş'ın bugünkü Kıbrıs Türk liderliği yanında melekçik olduğunu da söyledi'."

Gazeteye göre, EDEK Başkanı Yannakis Omiru da Fransız Senatörü Loui De Penseh'in raporunu yorumladı. Omiru, 'Şayet Talat ayırımcı bir duvar hayal ediyorsa veya sömürgeciler tarafından tüm Kıbrıs'ın ele geçirilmesini düşünüyorsa, Sayın Talat'ın Kıbrıs'ta işgalin borazanı olarak sürekli ve arka arkaya olayları saptırdığını söyleyebilirim" şeklinde iddiada bulundu.

Diğer gazeteler haberi şu başlıklarla yansıttı:

Alithia: "Meleğimiz Denktaş - Papadopulos Hükümeti Sözcüsü Bunu da Söyledi - Hükümet Eski Kıbrıs Türk Liderini Göklere Çıkarıyor ve Mevcutu Şeytan Olarak Gösteriyor"

Mahi: "M. Ali Talat Siyasi Açıdan Ahlaksız - Kipros Hrisostomidis Patladı"

Politis: "Rauf Melekçik - Hrisostomidis Talat ve Soyer'in Ahlaksız ve Küstah Olduklarını Söylüyor - Hrisostomidis Kıbrıs Türk Liderliğini Siyasi Açıdan Ahlaksız Olarak Niteledi. Rauf Denktaş'ın İse Onların Yanında Melekçik Olduğunu Söyledi - Hristofyas Araya Mesafe Koydu"

Gazeteye göre, AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, gazetecilerin sorusu üzerine, Rum sözcünün Talat'la ilgili nitelendirmesini yorumlamaktan kaçındı. Hristofyas, Cumhurbaşkanı Talat'ın böyle bir şey yapacağını sanmadığını söyledi. Hristofyas, "Sayın Talat'ın böyle bir aptallık yapacağına inanmıyorum" diye konuştu.

Gazeteye göre, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, "Hrisostomidis'in Talat için kullandığı sıfat, hükümetin hiçbir şey yapmadığını haklı göstermek için şeytanlaştırma çabasının bir parçasıdır Sayın Talat'ın ne kadar melekçik olduğunu görmek istiyorlarsaydı en azından bir diyalogu denemeleri gerekirdi" diye konuştu ve kullandığı sıfatlar nedeniyle Hrisostomidis'i eleştirdi.

Çevreciler Hareketi Milletvekili Yorgo Perdikis ise kullanılan sıfatları "aşırı" olarak niteledi. Talat-Denktaş kıyaslamasını ise "talihsiz" olarak niteledi. Perdikis, Denktaş'ın "Kıbrıs'ı kana buladığını ve bir dizi cinayetlerden sorumlu olduğunu" iddia etti.

Simerini, "Talat'ın Ahlaksızlığı - Sözcü Denktaş'ın Onun Yanında Melekçik Olduğunu Vurguladı - Kıbrıs Türk Liderine Hrisostomidis'ten Görülmemiş Saldırı."

Gazete, siyasi gözlemcilerin sözcünün sert açıklamalarını yorumlarken, Talat'la görüşmesi için Papadopulos'a yapılan müdahalelere yanıt teşkil edip etmediğini sorguladığını yazdı. Gazeteye göre, aynı gözlemciler, sözcünün katı demecinin arkasında Papadopulos'un, Cumhurbaşkanı Talat'la değil de Ankara'yla bir diyaloga girme isteğinin yatmış olabileceğini de vurgu yaptı.

HARAVGİ, "Ayrı Yön İçin tutku Çok Açık - Hükümet Sözcüsü, Kıbrıs Türk Liderliğine Sert Dille Yanıt Verdi

KIBRIS 13/11/05

 

Başbakan Soyer:AB, Kıbrıs'ı bölüyor

Başbakan Soyer, "London School Of Economics"te verdiği "AB'ye Girme Süreci ve Kıbrıs Sorunun Çözümü" adlı panelde AB'ye eleştirilerde bulundu:

AB, Kıbrıs'ı bölüyor

AB, KIBRIS'TA BAŞARISIZ... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dünyada yaşanan gelişmelerin ardından AB genişleme olgusunun insanlık tarihine yeni bir ivme kazandırdığını ancak AB'nin aynı başarıyı Kıbrıs'ı birleştirmede gösteremediğini söyledi. Soyer, günümüzde AB olgusunun, adayı birleştiren ve çözüme yönelik değil, adayı bölmeye ve bölünmüş tutmaya yardımcı bir unsur haline geldiğini belirtti

RUMLAR ÇÖZÜM MOTİVASYONUNU KAYBETTİ... Başbakan Soyer, Güney Kıbrıs'ın, adada çözüm olmadan AB'ne üye olduğu için "Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik motivasyonunu" kaybettiğini vurguladı. Soyer, "Yalnız Kıbrıs Türk toplumu değil, AB üyelik sürecindeki Türkiye de AB'ye üye olan Papadopulos'un rehinesi durumuna düşmüştür" dedi

MİLLİ GELİRİ ÜÇ KATINA ÇIKARIRIZ... Soyer: Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyon kaldırılsın, limanlarımız açılsın, direk uçuşlar başlasın, biz Kuzey ile Güney arasında serbest ticareti engelleyen bütün bürokratik engelleri kaldırırız. Adada ortak ve serbest bir ekonominin kurulmasını sağlayarak, Kıbrıs'ın milli gelirini 3 katına çıkarırız

2'NCİ LİGDE OYNAMAYIZ... "İzolasyonların kaldırılması çözüm istemimizi azaltmaz. İzolasyonlar kalkacak, dünyayla ticaret yapacağız. Ancak Rumlar, Kıbrıs Cumhuriyeti çerçevesinde AB'ye üye olarak kalacak, Kıbrıs Türk halkı AB'nin hiçbir organında temsil edilmeyecek, bir nevi Tayvan gibi olacağız. Biz bunu hiçbir zaman kabul edemeyiz. Kıbrıs Rum kesimi süper ligde oynayacak, biz de 2'nci ligde oynamaya devam edeceğiz. Bunu asla kabul etmem

 

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, günümüzde AB olgusunun, adayı birleştiren ve çözüme yönelik değil, adayı bölmeye ve bölünmüş tutmaya yardımcı bir unsur haline geldiğini belirtti.

Soyer, Güney Kıbrıs'ın çözüm olmadan AB'ye alınmasıyla, adadaki çözüm için motivasyonunu kaybettiğinin altını da çizdi.

Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Londra'daki temaslarının ilk gününde dünyaca ünlü London School Of Economics'te "AB'ye Girme Süreci ve Kıbrıs Sorunun Çözümü" adlı panele katıldı.

Başbakan sözlerine şöyle devam etti:

"BM siyaset yetkilileri, Amerika başkanları ve İngiltere'de sayısız başbakan değişti ama Kıbrıs sorunu hâlâ devam ediyor. Dünyada yaşanan gelişmelerin ardından AB genişleme olgusunun insanlık tarihine yeni bir ivme kazandırdı ancak Güney Kıbrıs, adada çözüm olmadan AB'ne üye olduğu için Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik motivasyonunu kaybetti. Günümüzde AB genişleme olgusu Kıbrıs sorunun çözümüne yardımcı olacağına, Kıbrıs'ın bölünmesini destekleyen bir proje haline geldi."

Kıbrıs'ta yaşanan tarihsel sürecin günümüze kadar nasıl geldiğini anlatan Ferdi Sabit Soyer, geçmiş dönemde Kuzey Kıbrıs'taki milliyetçi hükümetin uyguladığı politikaları eleştirdi.

Kopenhag ve Lahey süreçlerini o dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın takip ettiği siyaset nedeniyle başarı ile sonuçlandıramadıklarının altını çizen Başbakan Soyer, "O zaman Sayın Denktaş ben BM Genel Sekreterliği'nin hakemliğini istemem, ben çözüm için bir takvim belirlemem diyordu. Şimdi aynı şeyleri Papadopulos söylüyor. Yalnız Kıbrıs Türk toplumu değil, AB üyelik sürecindeki Türkiye de AB'ye üye olan Papadopulos'un rehinesi durumuna düşmüştür" dedi.

İzolasyon kaldırılsın, Kıbrıs'ın

milli gelirini 3 katına çıkarırız

Konuşmasının ardından panele katılan konukların sorularını yanıtlayan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorunun çözümü için ısrarlı olduklarını, siyasi eşitlik temelinde adayı birleştirmek istediklerini ve bu yoldaki ilk hedefin Kıbrıs Türküne uygulanan izolasyonların kaldırılması olduğunu ifade etti.

İzolasyonların kaldırılmasının çözüme doğru atılacak çok stratejik bir hedef olduğunu ve serbest ticaret hakkı ile siyasi tanınmanın birbirinden farklı değerlendirilmesi gerektiğini kaydeden Başbakan Soyer, "Başbakan olarak size şunu söylüyorum. Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyon kaldırılsın, limanlarımız açılsın, direk uçuşlar başlasın, biz Kuzey ile Güney arasında serbest ticareti engelleyen bütün bürokratik engelleri kaldırırız. Adada ortak ve serbest bir ekonominin kurulmasını sağlayarak, Kıbrıs'ın milli gelirini 3 katına çıkarırız" dedi.

İzolasyonların kaldırılmasıyla Kıbrıs Türk halkının çözüme yönelik isteğinin azalacağının düşünülmesinin yanlış bir değerlendirme olduğunu ifade eden Başbakan, sözlerini şu şekilde sürdürdü:

"Bizim üzerimizden izolasyonlar kalkacak, dünyayla ticaret yapacağız. Ancak Kıbrıs Rum toplumu Kıbrıs Cumhuriyeti çerçevesinde AB'ye üye olarak kalacak, Kıbrıs Türk halkı AB'nin hiçbir organında temsil edilmeyecek, bir nevi Tayvan gibi olacağız. Biz bunu hiçbir zaman kabul edemeyiz. Kıbrıs Rum kesimi süper ligde oynayacak, biz de 2. ligde oynamaya devam edeceğiz. Bunu asla kabul etmem."

Adada asker bulundurulmasıyla ilgili bir soruyu da cevaplayan Ferdi Sabit Soyer, "Ben Kıbrıslı Rumların güvenlik endişelerini anlıyorum. Ama BM belgelerinde 2003 - 2004 yıllarında 485 milyon dolarla Amerika'dan sonra silah alımında ikinci sırada yer alan Kıbrıs Rum kesimini gördüğümde, siz de benim güvenlik endişemi anlayın lütfen" dedi.

KIBRIS 13/11/05

 

Ankara'dan Avrupa'ya Kıbrıs resti: Türkiye, Kıbrıs konusunda hiçbir adım atmayacak

YAPACAĞIMIZI YAPTIK... Türkiye'nin AB'ye resmen "Kıbrıs konusunda hiçbir adım atılmayacağı" mesajını verdiği bildirildi. AB'nin ilerleme raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi'ndeki görüşlerinin değerlendirildiği "resmi görüşmede", Kıbrıs konusu ile diğer konuları birbirinden ayırdığını belirten Ankara, "Türkiye, Kıbrıs konusunda yapacağını yaptı. Hiçbir adım beklemeyin" mesajını verdi

 

Türkiye'nin AB'ye resmen "Kıbrıs konusunda hiçbir adım atılmayacağı" mesajını verdiği bildirildi. CNN Türk ve Hürriyet gazetesinin güvenilir kaynaklardan aldığı bilgiye göre, AB'nin ilerleme raporu ve Katılım Ortaklığı Belgesi'ndeki görüşlerinin değerlendirildiği "resmi görüşmede", Kıbrıs konusu ile diğer konuları birbirinden ayırdığını belirten Ankara, "Türkiye Kıbrıs konusunda yapacağını yaptı. Hiçbir adım beklemeyin" mesajını verdi.

Türk limanlarının Rumlara açılmasının ancak, Kuzey Kıbrıs'a yönelik "izolasyonların kalkmasıyla" mümkün olacağını kaydeden Ankara, çözümün de BM sürecinde olacağını bildirdi.

Ankara'nın Brüksel'e verdiği mesaj, "Kıbrıs konusu Türkiye-AB ilişkilerini zehirliyor" ve "Türk halkının Avrupa adrenalini düşürüyor" oldu.

Ankara AB'ye bir kez daha, AB'nin 26 Nisan 2004'te, Kuzey Kıbrıs'a yönelik izolasyonların kaldırılacağı yönündeki kararını hatırlattı.

Rumların, AB'nin tüm girişimlerini engellemesi ve olumsuz tutumu, Ankara için bardağı taşırdı.

AB, "limanları Rumlara açın" diyor

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, son yıllarda cesur ve önemli reformlar gerçekleştiren Türkiye'nin, değişim hızında bu yıl içinde bir yavaşlamaya girdiğini söylemişti.

Olli Rehn, Kıbrıs Rum kesimine limanların açılmasıyla ilgili olarak, "AB sözünü tuttu ve müzakereleri başlattı. Şimdi Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirmesi ve limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açması gerekiyor. Bu bir taahhüt" demişti.

İlerleme Raporu:

İlerleme Raporu'nda Türkiye'nin reform çabalarını hızlandırması ve insan haklarını tam olarak uygulaması isteniyor.

Raporda, yargıdaki reformlara rağmen ifade ve düşünce özgürlüğü önünde önemli engeller bulunduğu belirtiliyor. Orhan Pamuk davası ve Hrant Dink'in mahkumiyeti hatırlatılıyor.

Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmadığı, Vakıflar Yasası'nın hala hayata geçirilmediği ve dini azınlıkların haklarının teminat altına alınmadığı bilgisi de raporda yer alıyor.

Alevilere yönelik uygulamalar da eleştirilen konular arasında. Raporda, devlet okullarında anadilde eğitim imkanının sağlanması gerektiğini savunuluyor, askerlerin açıklamalarının, askeri konularla sınırlı kalması isteniyor.

Yunanistan'ın karasularını 12 mile çıkarmasının, savaş nedeni sayılması eleştiriliyor.

Katılım Ortaklığı Belgesi:

Katılım Ortaklığı Belgesi'nde kısa ve orta vadeli öncelikler belirtiliyor. Olli Rehn'in basın toplantısında saydığı beş öncelik şöyleydi:

-Türkiye'nin Avrupa sözleşmeleri doğrultusunda işkence ve kötü muameleye karşı sıfır hoşgörü göstermesi.

-Basın özgürlüğünü de kapsayan ifade özgürlüğü konusunda ilerleme sağlaması. Orhan Pamuk örneğindeki gibi şiddet içermeyen suçlar nedeniyle yargılananlara yapılan muamelenin düzeltilmesi.

-Vakıflar Yasası'nın gayrimüslümleri de kapsayacak şekilde Avrupa standartlarına getirilmesi.

- Kadın hakları ve ailenin korunması noktasında yeni düzenlemeler yapılması.

- Çalışma koşulları konusunda, Türkiye'nin tam olarak sendika haklarına saygı duyması, toplantı, grev ve toplu sözleşme haklarını uygulaması.

KIBRIS 13/11/05

 

AKEL'in AP Milletvekili Adamu: Kıbrıs sorunu AB'nin sorunu

AKEL'in Avrupa Parlamentosu'ndaki milletvekili Adamos Adamu, "Kürt televizyonu ROJ"a yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs'ın AB üyesi olmasına bağlı olarak Kıbrıs sorununun AB için önemli ve AB'nin bir sorunu olduğu görüşünü belirtti.

Haravgi'ye göre, Açıklamasında, Kıbrıslı Rumların Annan Planını reddetmesi nedenlerine de değinen Adamu, Rum Yönetimi'nin BM'nin yeni bir inisiyatif başlatması ve Genel Sekreter'in, bunaltıcı takvimler ve hakemlik olmaksızın, müzakerelerin yeniden başlaması için iyi niyet misyonunu sunması yönündeki çabalarını anlattı.

Adamu, Kıbrıs sorununun adil çözümünün tüm "Kıbrıs halkının" yararına olacağını, ayrıca adanın askersizleştirilmesini ve tüm yabancı kuvvetlerin ayrılmasını sağlayacağını ifade etti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Türkiye'nin, (kendi iddiasıyla) "sahte devletin" yükseltilmesiyle ilgili çabalarını eleştiren Adamu, söz konusu çabaların Kıbrıs sorununun çözümüne katkı koymadığını, aksine "Kıbrıs'ın bölünmesine" yaradığını kaydetti.

Türkiye'nin AB sürecine de değinen Adamu, insan haklarına saygı ve demokratikleşmenin önemli olduğunu, ayrıca Türkiye'nin "Kıbrıs sorununun çözümü, Kürt sorunu ve Ermeni soykırımının tanınması gibi birçok konuyla yüz yüze kalacağını" söyledi.

KIBRIS 13/11/05

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer:Bu ahlaksız teklifi elimizin tersiyle iteriz

İKİ TÜZÜĞÜ BİRLİKTE İSTİYORUZ... "256 milyon euro Kıbrıs Türk halkına verilmiş bir bahşiş değildir. Kıbrıs'ın AB'ye hazırlanması noktasında AB bütçesinden ayrılan bir kaynaktır. AB bu kaynaktan Kıbrıs Türk halkının yararlanması için bu kararı aldı. Ve bu direkt ticaret tüzüğü ile birlikte düşünüldü. Mali yardımdan sonra, mallarınızı satamaz ve serbest ticaret yapamazsanız mali yardımın bir anlamı yok. Mali yardım ve ticaret tüzüğü ekonomik genişlemede ikiz kardeştir. Bu ikisi ekonomik bütünlükte tek bir olgudur. Bu yüzden ikisini birlikte istiyoruz"

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Rum yönetiminin mali yardım ile Maraş'ın verilmesini ilişkilendirmesini "ahlaksız" bir teklif olarak değerlendirdi:

Başbakan Ferdi Sabit Soyer:Bu ahlaksız teklifi elimizin tersiyle iteriz

İKİ TÜZÜĞÜ BİRLİKTE İSTİYORUZ... "256 milyon euro Kıbrıs Türk halkına verilmiş bir bahşiş değildir. Kıbrıs'ın AB'ye hazırlanması noktasında AB bütçesinden ayrılan bir kaynaktır. AB bu kaynaktan Kıbrıs Türk halkının yararlanması için bu kararı aldı. Ve bu direkt ticaret tüzüğü ile birlikte düşünüldü. Mali yardımdan sonra, mallarınızı satamaz ve serbest ticaret yapamazsanız mali yardımın bir anlamı yok. Mali yardım ve ticaret tüzüğü ekonomik genişlemede ikiz kardeştir. Bu ikisi ekonomik bütünlükte tek bir olgudur. Bu yüzden ikisini birlikte istiyoruz"

BAŞBAKANDAN İNGİLTERE'DE YAŞAYAN TÜRKLERE ÇAĞRI... Başbakan Soyer, Londra Türk Radyosu'ndan İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türklere "Yatırımlarınızda ve tatillerinizde Kıbrıs'ı tercih edin" çağrısında bulundu

 

Eylem ERAYDIN / LONDRA

 

Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Rum yönetiminin mali yardım ile Maraş'ın verilmesini ilişkilendirmesini "ahlaksız" bir teklif olarak değerlendirdi ve "Biz bu ahlaksız teklifi elimizin tersiyle iteriz" dedi.

Başbakan Soyer, İngiltere temaslarının 2'nci gününde Londra Türk Radyosu'ndan İngiltere'de yaşayan Kıbrıs Türk toplumuna "yatırımlarınızda ve tatillerinizde Kıbrıs'ı tercih edin" diye seslendi.

Programda Soyer'e Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Kutlay Erk ve İçişleri Bakanı Özkan Murat eşlik etti.

Programın yapımcısı Nazif Akpınar'ın sorularını yanıtlayan Başbakan Soyer , hükümetin Şeker Bayramı kabulünü geçmiş yıllardan farklı olarak, bu yıl Cumhurbaşkanı Talat'ın tek başına yapmasını kurumsallaşmanın bir gereği olduğunu ve bu durumun farklı değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizerek "Böylece kurumsallaşarak siyasi anlamda daha başarılı olacağız. Ayrıca bu durum 'Talat ile görüşmem, Türkiye ile görüşürüm' diyen Papadopulos yönetimine tavrının ne kadar yanlış olduğunu göstermektedir" dedi.

2003 yılında sınır kapıları açılanan kadar Kıbrıs Türk toplumunun kendi içinde izole halinde olduğunu söyleyen Ferdi Sabit Soyer konuşmasına şöyle devam etti:

"2003 yılında sınır kapıları açılana kadar Kıbrıs Türk toplumu kendi içinde izole halindeydi ama şimdi kalkınma hızımız, kişi başına düşen gelir ve yatırımlarımız artmaktadır. Ekonomik anlamda gelişmekteyiz. Ekonomi geliştikçe ise Kıbrıs sorunun çözümü için bir şeyler yapmaktayız. Çözümden ve barıştan umudumuzu kesmeyeceğiz. Kıbrıs Rum tarafının hakimiyetçi tavırları ne olursa olsun biz Türkiye ile birlikte çözüme karşı mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz".

Adada çözümün BM temelinde olması gerektiğinin bir kez daha altını çizen Başbakan, "AB, Güney Kıbrıs'ı alırken çözüm için doğru adres olarak BM'yi gösterdi. AB' ye üyeliğini kullanarak BM'den kaçmak isteyen Papadopulos'tur. Bırakalım bağnaz düşünen Papadopulos AB'nin ilke ve hukuksal yapısıyla çatışsın. Böylece maskesi düşsün" dedi.

Kuzey Kıbrıs'taki geçmiş hükümet ile tartışmaların önüne geçip geleceğe bakılması gerektiğinin ve ortak paydada birleşilmesi gerektiğinin önemini belirten Başbakan Soyer, "Dünün kavgası yerine, yarına dair daha güçlü olmak için ortak bir pozisyona ihtiyacımız var" şeklinde konuştu.

İki tüzük ikiz kardeştir

Mali yardım ve ticaret tüzüğünün birlikte alınması konusuna da açıklık getiren Soyer, "256 milyon euro Kıbrıs Türk halkına verilmiş bir bahşiş değildir. Kıbrıs'ın AB'ye hazırlanması noktasında AB bütçesinden ayrılan bir kaynaktır. AB bu kaynaktan Kıbrıs Türk halkının yararlanması için bu kararı aldı. Ve bu direkt ticaret tüzüğü ile birlikte düşünüldü. Mali yardımdan sonra, mallarınızı satamaz ve serbest ticaret yapamazsanız mali yardımın bir anlamı yok. Mali yardım ve ticaret tüzüğü ekonomik genişlemede ikiz kardeştir. Bu ikisi ekonomik bütünlükte tek bir olgudur. Bu yüzden ikisini birlikte istiyoruz" dedi.

Kıbrıs Rum yönetiminin mali yardım ile Maraş'ın verilmesini ilişkilendirmesini "ahlaksız" bir teklif olarak değerlendiren Soyer, "Biz bu ahlaksız teklifi elimizin tersiyle iteriz" dedi.

Programda İçişleri Bakanı Özkan Murat ise Güzelyurt için hazırladıkları turizm projesinden sonra 16 civarında İngiltere'de yaşayan Türk yatırımcının başvurduğunu ve bu yatırımların devam etmesi gerektiği çağrısında bulundu. Program sonunda İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türklere seslenen Başbakan Soyer ise "50'li yıllardan beri buraya gelen ve torunlarının torunlarını burada yetiştiren Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs Türk kimliğini hala yaşattıkları için gurur duyuyorum. İzolasyonların kaldırılması için İngiltere'de daha çok lobi çalışması yapın, ulusal varlığımızı gösterelim. Yatırımlarımızda ve tatillerinizde Kıbrıs'ı tercih edin. Anavatanımızın gelişmesi ve ilerlemesi için birlikte çalışalım" mesajı verdi.

KIBRIS 14/11/05

 

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev:Mali yardımı alırız

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, mali yardım ve doğrudan ticaret tüzükleri konusunda KIBRIS'a konuştu. Pertev, Türk tarafının itirazları dikkate alınmadan son şekli verilen mali yardım tüzüğünü onaylamadıklarını ancak tek başına geçmesi halinde de bu tüzüğün uygulanmasını engellemeyeceklerini söyledi:

Mali yardımı alırız

HİÇBİR ZAMAN 'İKİ TÜZÜĞÜ DE REDDEDERİZ' DEMEDİK... "Ortada olan eşzamanlı olarak bu iki tüzük (mali yardım ve doğrudan ticaret) geçemeyecektir. Zaten zaman çok azalmıştır ve eş zamanlı olarak bu iki tüzük geçmeyecektir. Ama biz bunu hiç demedik. Ya 'eş zamanlı olarak geçirin, veyahut da bu iki tüzüğü çöpe atın'. Biz bu iki tüzüğün eş zamanlı olarak geçirilmesini istiyoruz ama eğer eş zamanlı olarak geçirmezseniz, biz ikisini de reddederiz diye bir şeyi biz hiçbir zaman söylemedik"

259 MİLYON EURO'YU ALIRIZ... "Diyelim ki şu anda mali yardım tüzüğünü ayrı ayrı geçirsinler. Biz mali yardım tüzüğünün uygulanmasını önleyecek değiliz. Yani mali yardımı reddetmiyoruz. 259 milyon Euro'yu alırız, uygulanmasını men etmeyiz. Ama bu mali yardım tüzüğünü onaylayın dediklerinde de biz bunu onaylayamayız. Zaten bizim onayımız da şart değil. Ama başka bir oyun oynanıyor. Deniliyor ki, 'zaten Türk tarafı mali yardım tüzüğünü istemiyor. Ya ikisini birlikte istiyor ya da istemiyor' Bu saptırmadır. Böyle bir kampanya geliştiriliyor"

SİDİK YARIŞI... Mali yardım tüzüğünün uygulama aşamasında da endişeler taşıyan Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, "Bir yerde bu tüzük geçse de ne kadar uygulanabilecek; ne kadar Rum tarafı değişiklerle bunu uygulanamaz hale getirmiş olacak, onu bekleyip göreceğiz" dedi. Pertev, "Mali Yardım tüzüğünün uygulanması Kıbrıslı Rumlar açısından, iki taraf için sidik yarışına dönüşecek; bu da hiç iyi bir senaryo olmayacak" şeklinde konuştu

Dilek ÇETEREİSİ

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, mali yardıma doğrudan ticaret tüzüklerinin birlikte geçirilmesi gerektiği yönündeki görüşlerinin devam ettiğini ancak mali yardım tüzüğünün tek başına geçmesi halinde de bu parayı alacağımızı açıkladı.

Pertev, mali yardım ve doğrudan ticaret tüzükleri konusunda dün KIBRIS'a özel bir demeç verdi.

Müsteşar Pertev, Türk tarafının itirazları dikkate alınmadan son şekli verilen mali yardım tüzüğünü onaylamadıklarını ancak tek başına geçmesi halinde de bu tüzüğün uygulanmasını engellemeyeceklerini söyledi.

"259 milyon Euro'u alırız, uygulanmasını men etmeyiz" diyen Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, "Ama bu mali yardım tüzüğünü onaylayın dediklerinde de biz bunu onaylayamayız. Zaten bizim onayımız da şart değil" diye konuştu.

Pertev, "Ama başka bir oyun oynanıyor. Deniliyor ki, 'zaten Türk tarafı mali yardım tüzüğünü istemiyor. Ya ikisini birlikte istiyor ya da istemiyor' Bu saptırmadır. Böyle bir kampanya geliştiriliyor" diyerek bu konunun altını çizdi.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, mali yardım tüzüğü tek başına geçse bile doğrudan ticaret ya da ticaretle ilgili bir tüzüğü onaylamanın AB'nin mükellefiyeti olduğuna dikkat çekti ve "Biz her iki tüzüğün de eşzamanlı olarak uygulanmasını istedik, fakat kabul görmedi. Ama bu AB'nin 26 Nisan kararının kaybolması anlamına gelmiyor" diye konuştu.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev'le yapılan mülakat aynen şöyle:

 

KIBRIS: Mali yardım ve doğrudan ticaret tüzükleri konusunda Türk tarafının yaklaşımını kısaca özetleyebilir misiniz?

PERTEV: Bu iki tüzük AB'nin 26 Nisan'da aldığı bir karardan kaynaklanıyor. Bu karar ne diyor? Bu karar diyor ki Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonlar kaldırılsın ve aynı zamanda 259 milyon Euro gibi bir para daha önce başka maksatlar için ayrılmıştı, şimdi bu 259 milyon Euro doğrudan Kıbrıs Türk tarafının kalkınması için verilsin. Yani bu karar, 2 ayrı konuyu, izolasyonların kaldırılmasını, yani ticareti ve yardımı yan yana geçiriyor karar olarak.

KIBRIS: Yani bir bütünsellik içeriyor

PERTEV: Evet. Çünkü yardım ne kadar verirseniz verin, o yardım eğer başarıya ulaşırsa ve bir ekonomik kalkınmayı tetiklerse bu ekonomik kalkınmadan ortaya ihracat çıkacaktır, ticaret çıkacaktır. Eğer bir insan ticaretin yollarını kaparsa ve sadece yardım verirse, burada biraz acayip bir durum ortaya çıkar. Bunun bilincinde olarak bu karar geçirilmiştir.

Yani esas önemli karar, izolasyonların kaldırılmasıdır. Ek karar, buna yardımcı olan karar da mali yardım kararıdır. Yani birbirlerini bütünleştiren, o iki olguyu birbirine organik bir şekilde bağlayan bir karardır. Doğru ve isabetli bir karardır.

O zamanlar Kıbrıs Türk toplumunun göstermiş olduğu epeyce önemli siyasi iradeye bir jest olarak AB'nin yapacağı küçük bir jest olarak addedilmiştir; referandum iradesine... Çünkü Kıbrıs Türkleri bu iradeyi göstererek bir yerde kendi iç değişimlerinden de ki bir toplumun kendi iç değişiminin ne kadar zor olduğunu herkes bilir. Bu iç değişimi Kıbrıs Türk toplumu sağlamıştır ve bunu sağlamak hiç de kolay olmamıştır. Aynı zamanda bu iç değişimleri sağlayıp bir de bir başka toplumla barışmak iradesini göstermek o kadar kolay bir şey değildir. Annan planı Kıbrıs Türk tarafı için de özveriler gerektiriyordu.

Buna rağmen Kıbrıs Türk tarafı bu plana 'evet' demiştir. Ama Rumların 'hayır'ı ile Kıbrıs'ta çözüm olmamıştır; hem uluslar arası legalitenin, uluslar arası yasaların belirlediği çerçevenin dışında kalmışlardır, hem de AB'nin dışında kalmışlardır. Yani tüm bunlara küçük bir jest olarak dışarıda kaldınız, gösterdiğiniz olağanüstü gayrete rağmen dışarıda kaldınız, buna karşı size küçük bir jest olarak o iki tüzük kararı geçirildi ve bu kararın fiiliyata dönüştürülebilmesi için de bu iki tüzük tasarısı ortaya çıktı.

Şimdi, Kıbrıs Türk tarafı olarak biz bu iki tüzüğün geçirilmesi konusunda birbirinden ayrılmaması gerektiği konusunu konuşurken biz bu iki tüzüğün eş zamanlı olarak geçmesini istedik.

KIBRIS: Niye biz bu iki tüzüğün eşzamanlı olarak geçmesini istiyoruz ve ısrarla bunu talep ediyoruz?

PERTEV: Neden eşzamanlı olarak istedik. Çünkü bizim korkumuz ve endişemiz yardım paketinin sadece geçirilip ticaret paketinin esas paketin rafa kaldırılması idi. Bundan dolayı biz son 1 yıl içerisinde, bu iki tüzüğün birbirine bağlantılı olduğundan dolayı eşzamanlı olarak geçirilmesi görüşünü savunduk.

Ama bu görüşü savunurken ki ortada olan eşzamanlı olarak bu iki tüzük geçemeyecektir. Zaten zaman çok azalmıştır ve eş zamanlı olarak bu iki tüzük geçmeyecektir. Ama biz bunu hiç demedik. Ya eş zamanlı olarak geçirin, veyahut da bu iki tüzüğü çöpe atın. Biz bu iki tüzüğün eş zamanlı olarak geçirilmesini istiyoruz ki eğer eş zamanlı olarak geçirmezseniz, biz ikisini de reddederiz diye bir şeyi biz hiçbir zaman söylemedik. Yani bu tüzüklerin 1.5 yıllık macerasında biz Kıbrıs Türk tarafı olarak böyle bir noktaya gelmedik.

Biz görüşlerimizi büyük bir netlikle AB'ye ilettik.

KIBRIS: Şimdi artık sona yaklaşıldı, tüzüklerle ilgili Türk tarafının pozisyonu ne?

PERTEV: Bu maceranın bir sürü merhalesi oldu. Bunu özetlemek gerekirse; 26 Nisan kararı çıktığı zaman ve iki tüzük taslağı masaya geldiği zaman, iki tüzük üzerinde ve bilhassa yardım tüzüğü üzerinde epeyce oynandı, Kıbrıs Rum tarafının istekleri doğrultusunda. Mali yardım tüzüğü birkaç defa, defalarca değiştirildi. Bizim istemediğimiz noktalara getirildi. Bunlar yapılırken bizim görüşümüz sorulmadı ve biz bunun müzakereleri sırasında masada olmadık. Masada bizi bulundurtmadılar. Hatta Haziran 2005'ti sanıyorum Brüksel'de Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar arasında referandumdan sonra olan ilk ve tek görüşmelerde, bu konudaki müzakerelerde bizim ısrarımıza rağmen mali yardım tüzüğü tekrar müzakereye açılmadı.

Nasıl nokta konulmuşsa o halde bırakıldı. Yani biz bir yerde mali yardım tüzüğüne itirazlarımızı bir şekilde koydurtamadık ve mali yardım tüzüğünün gelişmesi bizim dışımızda oldu. AB'nin kendi iradesi ve Rum tarafının da o irade içerisinde yer aldığı şekliyle oldu.

Mali yardım tüzüğünün içerisinde bizim itiraz ettiğimiz pek çok nokta olmasına rağmen böyle geçti.

KIBRIS: Türk tarafı mali yardım tüzüğünü bu haliyle onaylıyor mu?

PERTEV: Hayır, onaylamıyoruz birçok nedenden dolayı....

KIBRIS: Nedir bunlar?

PERTEV: Mesela mali yardım tüzüğü içerisinde Kuzey Kıbrıs'ta, Kıbrıs Cumhuriyeti'nden başka bir otorite bulunmuyor, deniyor. Yani bir yerde bizim kamu kuruluşlarımızı ve bizim varlığımızı tamamıyla reddeden, tamamıyla görmemeye çalışan kamu kuruluşlarıyla bir şekilde işbirliği yapma zorunda olsa da, kamu kuruluşunu, kamu kuruluşu olarak addetmek istemeyen acayip bir yapı içerisinde.

Biz hiçbir zaman böyle bir mali yardım tüzüğüne evet diyemeyiz. Ama aynı zamanda da buna 'evet' ya da 'hayır' demek bizim içinde olduğumuz bir organ içerisinde olmadığından dolayı, tamamen bu AB'nin iradesindedir, bizim irademiz dışında şekillendi.

KIBRIS: Mali Yardım tüzüğünü ayrı ayrı geçirirlerse Türk tarafının duruşu ne olacak?

PERTEV: Diyelim ki şu anda mali yardım tüzüğünü ayrı ayrı geçirsinler. Bizim duruşumuz, mali yardım tüzüğünün uygulanmasını önleyecek değiliz. Yani mali yardımı reddetmiyoruz.

KIBRIS: Yani biz bu 259 milyon Euro'yu alırız diyorsunuz...

PERTEV: Alırız, uygulanmasını men etmeyiz. Ama bu mali yardım tüzüğünü onaylayın dediklerinde de biz bunu onaylayamayız.

KIBRIS: Bizim onayımız şart mı yani...?

PERTEV: Hayır. Bizim onayımız da şart değil. Ama başka bir oyun oynanıyor. Oyun nedir? Bütün bu konumumuz bilindiği halde, deniliyor ki, 'zaten Türk tarafı mali yardım tüzüğünü istemiyor. Ya ikisini birlikte istiyor ya da istemiyor.' Bu saptırmadır. Böyle bir kampanya geliştiriliyor. Halbuki, konu öyle değil. Biz zaten onaylayacak merci bile değiliz.

KIBRIS: Sonuç itibarı ile yıl sonunda süre doluyor. Onaylanırsa bunu reddetmeyip alırız diyor musunuz?

PERTEV: Evet. Ama, bir yerde bu ne kadar uygulanabilecek, ne kadar Rum tarafı değişikliklerle bunu uygulanamaz hale getirmiş olacak, onu bekleyip göreceğiz.

KIBRIS: Yani uygulanmasına da kuşkuyla bakıyorsunuz?

PERTEV: Evet, bir yerde tüzük içinde yapılmış olan bir çok değişiklik, Rum tarafının her ikide birde devreye girip işleri yokuşa sürme kapısı açacağını gösteriyor.

Örneğin, en basiti... Bostancı kapısın açılması olayında gördük. Küçük bir yardımın, 259 milyon Euroluk yardımın, mikro düzeyde küçük bir örnek yaşadık. Orda, Kıbrıslı Rumların koymuş oldukları irade feciydi. Yani çok uzun bir hikaye ve her zaman Kıbrıslı Rumların her aşamada bu iki toplum arasında açılacak bir kapı için bile çomak sokma, yani bir taraftan kapıların açılması, öte yandan da çomak sokması da çok fena bir tecrübe oldu bizim için.

UNDP, ihaleye çıkma hazırlıklarını geçen Ağustos sonu bitirmişti. Bu yolun bitmesi için gereken yapılacaktı. UNDP ihaleye çıkmak için her şeyi hazırlayınca, Rum tarafı hayır diyor. Yolun genişlemesinden doğacak kamulaştırma işlemini yapmadığımız için 2 ay bekleyin dediler. En basiti...

Bostancı tecrübesinde yaşadığımız onlarca tecrübeden sadece bir tanesi... Yapılsın diye nutuk çekiyorlar, sonra da engelliyorlar...

KIBRIS: Yani, tüzükler konusunda da aynı endişeyi taşıyorsunuz?

PERTEV: Maalesef mali yardım tüzüğünün uygulanması Kıbrıslı Rumlar açısından, iki taraf için sidik yarışına gelecek. Bu da hiç iyi bir senaryo olmayacak

KIBRIS: Bu paranın Kıbrıs Türkü'ne verilmemesi için tüm güçlerini kullanacaklarına mı inanıyorsunuz?

PERTEV: Öyle olacak. Bütün bunlar karşısında biz ne yapacağız? Mali tüzük geçirilirse, bir yerde geçmesi de gerekiyor, madem AB bu yönde bir irade göstermiştir, sene sonundan önce bu tüzüğün geçmesi gerekir. Tek başına geçmesi halinde biz tüzüğün uygulanmasını men etmeyeceğiz.

Öte yandan, Rum tarafı Kıbrıslı Türkler referandum zamanında gösterdiğiniz coşku dolu irade her zaman içimizde kalacak ve onu ne kadar çok fiiliyata geçirirse, -iki taraflı iradeyle tabi ki- diğer yönetim tarafından gördüğümüz, anti propagandalarının devam ettiğidir. Kıbrıs Türk tarafı tüzüklerin ayrılmamasını istiyor" gibi doğru olmayan konuları da, Kıbrıs Türk yetkilisinin kimliği de belirtilmeden gazetelerimize sokulabiliyor.

Bizim iyi niyetimizden doğan bir çok zafiyetimizi kullanabiliyorlar. Mesela, biz Kıbrıs Türk tarafı olarak böyle bir şeye kalkışsak, hiçbir şekilde Rum basını buna yer vermez. Kıbrıs Türk basının manüpülasyonu olmamalıdır. Kaynak belirtilmeden duyurulan haberlere itibar edilmesin. Kaynak yoksa bu bir operasyon görünümünde...

Zaten barış olursa, Kıbrıs Rum tarafının bir çok yetkilisi de emekliye ayrılacak. Çünkü 10 yıllar boyudur her zaman meslek olarak Kıbrıs Türk tarafının zayıf noktalarını bulma becerisi üzerine meslek geliştirdiler.

Barış zamanında birbirimizin zafiyetini bulmak değil, tam tersini yapmamız gerekecek. Bu nedenle sanırım bir barış sürecine girildiğinde bir çok kişinin bu becerileri de geçersiz kılınacak. Zoraki emekli olacaklar... Pek tabi onlar da kendi görevlerini yapıyorlar ama amacımız Kıbrıs'ta çözüm aşamasına girmekse bu tavırları bırakmamız gerekiyor.

KIBRIS: Bir de ticaret konusu var...

PERTEV: Ticaret konusu oldukça önemli bir konu. İzolasyon izolasyon diye bahsediyoruz. Bu tavırlar 1963'te başladı... Kıbrıslı Türkleri birkaç mahalleye sıkıştırıp, giriş çıkışları her aşamada kontrol edebileceklerini öğrendiler. 1974'ten sonra da bizi abluka altına almaya çalıştılar. Bu abluka fiziki değil, hukuki olarak yapmayı da başardılar. Şimdi bu izolasyonların kalkması konusunda, Haziran 2005'te Brüksel'de Lüksemburg başkanlığında olan müzakerelerde, benim başkanlığımda bir heyetle gidilmişti. Öteki tarafta bir heyetle geldi. İki turlu müzakereler yapıldı. Bu müzakereler sonunda net olarak ortaya çıkan, Rum tarafının hiçbir şekilde Kıbrıs Türk tarafının limanlarının ya da havaalanlarının en küçük bir şekilde açılmasına karşı olduğu...

Deniz veya hava limanlarının az bir şekilde açılmasını kendi intiharları olarak görebiliyorlar. Bir yerde bütün Rum felsefesi Kıbrıslı Türkler üzerine kurulmuş ablukalarla tesis edildi. Kıbrıslı Türkler bu ablukayı kırarsa, felsefelerinin iflası demek. Bu böyle olunca bizim Kıbrıslı Rumlarla oturup bir ara yol bulabilmemiz imkansızdır.

Bu nedenle Kıbrıslı Rumlarla masaya oturulması, çözüm için olabilir.... Ama ara çözüm için, örneğin tüzükler konusu. Biz hiç masadan kalkmadık. Ama ara çözüm bulmak, imkansızdır. Mesela doğrudan ticaret, serbest ticaret diye iki konu... Ticaret Odası serbest ticareti savunmuştu. Biz de buna sıcak baktık. Bir yerde sayın Abdullah Gül'ün yapmış olduğu bütün engeller kaldırılsın önerisi aynı amaca hizmet eder.

Anlaşılması gereken, bazen bilgi eksikliği olabilir. Serbest ticaret daha geniş bir kavramdır. Doğrudan ticaret ise bunun küçük bir kısmıdır. Doğrudan ticaret nedir? Tamamıyla Kıbrıs'ta üretilen ürünlerin deniz vasıtası ile AB'ye ihraç edilmesidir.

Şimdi serbest ticarette ise bir yerde Kuzey Kıbrıs'ın de facto olarak AB gümrük birliğine uyumdur. Böylelikle bütün limanlar açık olur, hepsinden ticaret yapılır. Bu normlar, kurallar içerisinde kaldığımızdan dolayı AB gümrük birliğinde olan ülkeler bize ithal edildiği gibi, ihraç da edilebilir. Sadece kuzeyde üretilen mallarla sınırlı kalınmaz, bütün limanlar açık olur.

Bu sistemi tam olarak yerine oturttuğumuzda, AB tam emin olduğunda, üçüncü ülkelerden gelen ürünleri de AB kapsamı içinde düşünebilir. Serbest ticaret çok daha kapsamlı bir şey.

Doğrudan ticareti kabul etmeyen Kıbrıslı Rumlar, serbest ticareti hiç kabul edemez.

Ama bir yerde Kıbrıs Rum tarafı artık barıştan yana olduğunu göstermek zorundadır. Sayın Talat, "Halen barış elim havada" diyor. Bu doğru. Kıbrıs Türk toplumu %65 evet diyerek bu eli Rum toplumuna uzatmıştır. Rum liderliği de artık bizi bir abluka içerisinde boğma taktiği yerine, kalbimizi ve güvenimizi kazanmak için gerekli adımı atmalıdır.

Bu da karşılıklı jestlerle olur. İki toplum arasındaki siyasi rekabet derinleştirileceğine, iki tarafın da kazanacağı formüller üzerine daha sıcak bakılsa daha iyi olur.

Aynı şekilde biz de limanların Kıbrıslı Rumlara açılmaması konusunda gayret gösteriyoruz. Biz de biliyoruz ki bu bize ekonomik bir darbedir. Bugün barış olsaydı onlar, "bu kamu kuruluşları için, bunca masrafı biz mi çekeceğiz" diyeceklerdi.

Şu anda "kaybet kaybet" politikası üzerinde iki taraf da yürümektedir. Biz bu yoldan çıkarak, "kazan kazan" formülleri üzerinde kısa dönemde barışa doğru adımlar atılmalıdır.

KIBRIS 14/11/05

 

İngiliz Yüksek Komiseri Millet:Talat ve Papadopulos yüz yüze görüşsün

İngiliz Yüksek Komiseri Millet, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik yeni inisiyatifin yabancı arabuluculardan değil, adadaki toplumlardan geleceğini bildirdi:

İngiliz Yüksek Komiseri Millet:Talat ve Papadopulos yüz yüze görüşsün

ÖN HAZIRLIK İÇİN BİRARAYA GELSİNLER... Millet Kıbrıs sorununda, uluslar arası düzeyde 'pişirilen' hiçbir şey olmadığını, uluslar arası unsurun her şeyden önce Tasos Papadopulos ile Mehmet Ali Talat'ın ön hazırlık için görüşmeleri gerektiği ve bunun, anlaşmazlıkların üzerine köprü kurulması iradesinin göstergesi olacağı görüşünde olduğunu vurguladı

 

İngiliz Yüksek Komiseri Peter Millet, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik yeni inisiyatifin yabancı arabuluculardan değil, adadaki toplumlardan geleceğini, zeminin ön hazırlığının yapılması için de Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la, iki toplumun liderleri olarak görüşmesi gerektiğini söyledi.

Politis Gazetesi, Peter Millet'le yaptığı röportajı "İngiliz Yüksek Komiseri POLİTİS'e Kıbrıs Sorunu Hakkında Konuştu -'Size Bağlı' -Yüz Yüze Görüşmeler" başlık ve spotlarıyla okurlarına aktardı.

Gazeteye göre Millet Kıbrıs sorununda, uluslar arası düzeyde 'pişirilen' hiçbir şey olmadığını, uluslar arası unsurun her şeyden önce Tasos Papadopulos ile Mehmet Ali Talat'ın ön hazırlık için görüşmeleri gerektiği ve bunun, anlaşmazlıkların üzerine köprü kurulması iradesinin göstergesi olacağı görüşünde olduğunu vurguladı.

Gazete İngiltere'nin Avrupa düzeyinde sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınmasını, yeni bir çözüm prosedürüyle doğrudan bağdaştırdığını, protokolün Türkiye tarafından tam olarak hayata geçirilmesini beklediğini, ancak bunun derhal gerçekleşmesinin söz konusu olmadığını, zaman ve ilave müzakereler gerekeceğini ima ettiğini yazdı.

Çözüm iki toplumdan gelmeli

Gazetenin "Son zamanlarda Kıbrıs sorununda bir inisiyatiften söz ediliyor. Tezgâhta böyle bir şey var mı, yakında hareketlilik olacak mı?" sorusuna Millet şu yanıtı verdi:

"Yeni bir uluslar arası inisiyatif hakkında bir şey bilmiyorum. Uluslar arası camianın dışarıdan çözüm getirmesini beklemenin gerçekçi olmayacağına inanıyorum. Yabancıların rolü herhangi bir çabaya liderlik etmek değil desteklemektir. Desteklenecek çözüm iki toplumdan gelmelidir. Uluslar arası camia, çözüm arayışında gerekli imkânları sağlamak için çabaları yeniden başlatmaya hazırdır. Ancak, adadan siyasi taahhüt, risk alma ve uzlaşma iradesi görmeyi bekliyor."

"Siyasi taahhüt ve uzlaşı isteği" derken ne kastettiği ve Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının tam olarak ne yapması gerektiği sorusuna Millet'in yanıtı şu oldu:

"Her iki tarafın da argümanları, haklı olduğuna inandıkları talepleri olduğunu biliyoruz. İki referandumdan da çıkan sonuçlara saygı duyuyoruz. Ancak çözüm olabilmesi için her iki tarafın da taleplerinin tam olarak tatmin edilmeyeceğini kabul etmeleri gerekir. Çözüm formülünde, bir tarafın desteğini alacak ancak diğer tarafça reddedilecek değişikliklerden kaçınmamız gerekir. Bu da müzakereler ve diyalog yoluyla başarılabilir. Dolayısıyla güven yaratılması ve bu siyasi taahhüdün gösterilmesi için yüz yüze temaslar kritik unsurdur."

Zeminin hazırlanması için

Millet gazetenin; "Tasos ve Talat'ın yüz yüze görüşmesini mi kastediyorsunuz?" sorusuna "Evet tam da bunu kastediyorum. İki toplum lideri olarak Zeminin hazırlanması için Kıbrıs Türk toplumunda ve Ankara'da bu prosedüre yapıcı şekilde dâhil olmaya hazır liderler bulunduğuna inanıyoruz. Kıbrıs Türk siyasi liderliğini görmezden gelemeyiz. Gelecekteki bir referandumda oy kullanması gerekecek olanlar yine onların toplumudur. Dolayısıyla ana mesajın 'Sizlere kalmış. Yol göstermek, inisiyatif üstlenmek adadaki toplumlara bağlıdır' olduğuna inanıyorum" sözleriyle yanıt verdi.

"Daha önce uzlaşıdan söz ediyordunuz. Şimdi, Kıbrıs Rum tarafının planda yapılmasını önerdiği değişiklikleri biliyorsunuz. Bu değişiklikler belirlediğiniz uzlaşı çerçevesine girer mi?" sorusuna karşılık ise Millet "Yalnızca bir meseleler listesi veya belirlenmiş unsurları biliyorum. Ancak bunlardan hangisinin daha önemli olduğunu veya bu unsurların nasıl uyumlaştırılması gerektiğini söylemek bize kalmadı. Bizim rolümüz; müzakerelerin nasıl yapılacağını belirlemek değil, prosedürü desteklemektir" dedi.

Politis'in "Ancak Başkan Papadopulos; Sayın Talat'la belirli bir gündemi olmayacak ve resmi bir müzakere çerçevesine dâhil olmayacak yüz yüze görüşmenin neye hizmet edeceğini göremediğini açıkça belirtmişti" şeklindeki hatırlatması üzerine Peter Millet şunları söyledi:

"Bir görüşmenin açık gündemli olmaması ve sonucunun ne olması gerektiğine ilişkin net bir fikri olması gerektiğine katılıyorum. Ancak bu görüşmenin, BM'nin de desteği ve katılımıyla kısa zaman içinde ve de anlaşmazlıkların üzerine köprü kurulması perspektifinin bulunup bulunmadığının saptanması hedefiyle yapılması gerektiğine de inanıyorum. Bu, gerçek bir müzakere prosedürünü gündeme getirebilir. Gerçek müzakere prosedürü de bu tür görüşmelerin bir sonucu olmalıdır."

Millet Politis'in; Türkiye'nin AB üyelik sürecine ilişkin sorularına şu yanıtları verdi:

"3 Ekim'de tamamen yeni bir çalışma alanı açıldı ve AB, Kıbrıs ve Türkiye için çıkarları gösteriyor. Yinelemek isterim ki 3 Ekim kararı Birleşik Krallık'ın değil AB'nin inisiyatifi ve hedefiydi. Bütün ortaklar ve Kıbrıs, Türkiye'nin bu prosedüre dâhil olmasının verim sağlayacağını biliyordu. Türkiye büyük düzenlemeler yapmak ve AB'ne üye olması için gereken şartları ve yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır.

Taşımacılıktaki kısıtlamalar da dâhil olmak üzere, ürünlerin serbest dolaşımındaki bütün engellerin kaldırılması için Protokolün istisnasız ve tam olarak uygulanmasını bekliyoruz. 2006 yılı içinde bu konuda yeni bir gözden geçirme olacak.

Ankara'nın, göğüslemesi gereken iç baskılar var. Ancak; protokole imza atılmasının; hayata geçirilmesi anlamına da geldiğini varsaymalıyız ve bunun olmaması durumunda hangi şekilde tepki göstereceğimizi incelememiz gerekir.

Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması ile Kıbrıs sorununun çözümü kaçınılmaz olarak bağlantılıdır. Çünkü pratikte Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'ı tanımaktan vazgeçmesinin söz konusu olmadığını kabul etmemiz gerekir. Bu da, üyelik müzakerelerine paralel olarak Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni bir inisiyatif olmasını önemli hale getiriyor. AB'nin çözüm çabalarında çok daha önemli rol oynaması gerektiği ortadadır. Çünkü bunlar Avrupa normlarının adanın Kuzey kesiminde de hayata geçirilmesiyle de ilgili olacak. Türkiye tarafından tanınmaya ilişkin bir ivme olursa, bu Kıbrıs sorununun çözümünde bir ivmeyle paralel gidecek. Çünkü bu ikisi birlikte gidiyor. Bir şekilde biri diğerine bağlıdır."

KIBRIS 14/11/05

 

Rusya'nın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Nesterenko:Kıbrıs sorunu BM'de kalmalı

Rusya'nın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Nesterenko, Kıbrıs sorununu inceleyecek örgütün AB olmadığını söyledi:

Rusya'nın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Nesterenko:Kıbrıs sorunu BM'de kalmalı

"BM'NİN TAM YETKİLİ OLDUĞUNA İNANCIMIZ TAMDIR"... "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyesi olduğunu da görmezden gelemeyiz. AB de bazı çözüm metotları bulunmasına çalışacak. Ancak bu tür sorunları inceleyecek olan örgüt, AB değildir. BM'nin, Kıbrıs sorununa siyasi çözüm bulunmasına ilişkin en yetkili merci olduğuna inancımız tamdır."

Rusya'nın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Andrei Alekseyeviç Nesterenko, Kıbrıs sorununun, çözüm bulunması konusunda BM çerçevesi içinde kalması gerektiğini söyledi.

Haravgi gazetesi, Nesterenko'nun bu gazeteye yaptığı açıklamayı "Kıbrıs Sorunu BM Çerçevesinde Kalsın - Kıbrıs Sorunu Uluslar Arasıdır ve BM, Bunun İncelenmesi İçin Her Zaman En Uygun Forum Olmuştur" başlığıyla okurlarına aktardı.

Andrei Alekseyeviç Nesterenko gazetenin "Rusya'nın Kıbrıs'ın davasına desteği süreklidir. Bugün durumu nasıl değerlendiriyorsunuz, gelişmeler şekilleneceğini değerlendiriyor musunuz?" şeklindeki sorusuna şu yanıtı verdi:

"Önceki aylarda BM Genel Sekreteri'nin iki toplum arasında diyalogun yeniden başlaması perspektiflerine ilişkin nabız yoklama niteliğindeki çalışmaları yer aldı. Başkanın Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis bu hedefle BM merkezinde temaslarda bulundu. Hemen sonrasında BM Genel Sekreter Yardımcısı Prendergast, Lefkoşa, Atina ve Ankara'da bir dizi temasta bulundu. Bu temaslarıyla ilgili olarak Güvenlik Konseyi'ne bilgi verirken, mevcut aşamada şartların, diyalogun yeniden başlaması için uygun olmadığı değerlendirmesini ortaya koydu. 15 gün önce Kofi Annan, Kıbrıslı Türk lider Talat'la New York'ta bir araya geldi. O kısa görüşmeyle ilgili ortaya çıkanlardan Annan'ın, şu anda Kıbrıs sorunundaki iyi niyet misyonunu yeniden canlandırmasına ilişkin perspektiflerin var olmadığını düşündüğü anlaşıldı. Diyalogun yeniden başlaması için şartların olgunlaşmasını dileyelim. Rusya'nın, Kıbrıs sorununa adil ve yaşayabilir çözüm bulunması çabalarındaki tavrı çok iyi biliniyor ve her türlü desteği vermeye hazırız."

Gazetenin; "Kıbrıs sorununun BM çerçevesinin dışına çıkarılması çabası görüyor musunuz? Sorunun AB'ye aktarılmasına ilişkin sesler duyuluyor..." şeklindeki sorusuna karşılık ise Nesterenko şunları söyledi:

"Bu görüşleri biliyoruz, ancak biz Kıbrıs sorununu uluslar arası ve BM çerçevesi içinde kalması gereken bir mesele olarak görüyoruz. Kıbrıs sorunu on yıllardır var olan bir sorunudur ve BM, sorunun incelenmesi için her zaman en iyi forum olmuştur.

Öncelikle, uluslar arası sorun olan Kıbrıs sorununun halledilmesi BM'de inceleniliyordu ve BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu veya inisiyatif olup olmamasından bağımsız olarak, günümüze kadar BM'de incelenmeye devam ediyor. Güvenlik Konseyi'nde, kimsenin değiştirmediği ve çözüme doğru zemin olduğuna inandığımız pek çok karar alındı. Aynı zamanda bu kararlar, BM ve Güvenlik Konseyi üyelerinin genel ve hâkim görüşlerini yansıtıyor. Diğer yandan; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyesi olduğunu da görmezden gelemeyiz. AB de bazı çözüm metotları bulunmasına çalışacak. Ancak bu tür sorunları inceleyecek olan örgüt, AB değildir. BM'nin, Kıbrıs sorununa siyasi çözüm bulunmasına ilişkin en yetkili merci olduğuna inancımız tamdır."

KIBRIS 14/11/05

 

Talat: Rum milliyetçiliği endişe yaratıyor

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Kesimi’nde Kıbrıslı Türklere karşı milliyetçiliğin yükselmekte olduğunu ve bu durumdan endişe duyduğunu söyledi. Talat, çözümün önündeki engelin de Rumların tutumu olduğunu savundu.

 

Selim Sayarı

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 07:10 ET 14 Kasım 2005 Pazartesi

LEFKOŞA - Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC’nin 22. kuruluş yıldönümü nedeniyle yaptığı açıklamada, Rum Kesimi’nde devlet eliyle yürütülen Türk karşıtı milliyetçiliğin tehlikeli boyutlara tırmandığını söyledi.

Rumların, Kıbrıslı Türkleri ikinci sınıf gören bir politika izlediğini belirten Talat, bu tutumun yargıya da yansıdığını, Rum mahkemelerinin bile Kıbrıslı Türklerle ilgili davalarda tarafsız davranamadığını söyledi.

Mehmet AliTalat, Rum Yönetimi’nin kendi kamuoyunda milliyetçiliği tırmandırmak için sistemli bir kampanya yürüttüğüne de işaret etti ve kanıt olarak demeçlerinin çarpıtılmasını ve Kıbrıs Türk gazetelerinin güneyde satışının yasaklanmasını gösterdi.

‘TOPLUMSAL MİLLİYETÇİLİK TEHLİKE YARATIYOR’
Talat, “Siyasi kışkırtmalarla yükselen Rum milliyetçiliğinin toplumsal boyuta ulaşması tehlikesiyle karşı karşıyayız; toplumsal milliyetçilik geçmişte de Kıbrıs’a çok büyük zarar vermişti” diye konuştu.

Kıbrıs’taki çözümsüzlüğün en büyük nedeninin Rum liderinin uzlaşmaz tavrından kaynaklandığını ifade eden KKTC Cumhurbaşkanı, Tasos Papadapulos’un, görüşme talepleri de dahil kendisini hiçbir konuda muhatap almadığını söyledi.

‘KKTC VARLIĞI ÇÖZÜME ENGEL DEĞİL’
Annan Planı temelinde BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde müzakerelerle masaya oturmaya hazır olduklarını yineleyen Talat, yarın 22. kuruluş yıldönümünü kutlayacakları KKTC’nin varlığının da buna engel oluşturmadığını söyledi.

Mehmet Ali Talat, Rumların Kıbrıslı Türklerin asimilasyonuyla Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dahil edileceği bir çözüm peşinde olduğunu belirterek, böyle bir tavizin asla verilmeyeceğini, çünkü bunun intihar etmekle eşdeğer olduğunu söyledi.

Türkiye’nin limanları Rumlara açması konusuna da değinen Talat, buna Ada’daki tüm kısıtlamaların kaldırılması koşuluyla onay verebileceklerini yineledi. Türkiye’nin Rum Kesimi’ni tanımasının çözüm koşuluna bağlı olduğunu vurgulayan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu Türkiye’nin AB süreci önündeki en büyük engel olarak niteledi.

 

KKTC’nin 22. kuruluş yıldönümü

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 22. yıldönümü, Lefkoşa’da törenlerle kutlanıyor.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 11:38 TSI 15 Kasım 2005 Salı

LEFKOŞA - Lefkoşa’daki kutlamalar, saat 08.30’da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın tebrik kabulüyle başladı.

Tebrik kabulünün ardından, Lefkoşa Atatürk Anıtı, Şehitler Anıtı ve Dr. Fazıl Küçük’ün Anıt Mezarı’nda törenler düzenlendi. Kutlamalara, Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda devam ediliyor. Resmi geçidin yapılacağı törende, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Türk hükümeti adına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener konuşma yapacak.

15 Kasım 1983’te ilan edilen KKTC’nin, kuruluş yıldönümü törenlerine Rauf Denktaş’ın yerine seçilen Mehmet Ali Talat ilk kez cumhurbaşkanı olarak katılıyor. Lefkoşa’daki törenlerin ardından, Türk yıldızlarının da öğleden sonra bir gösteri yapması bekleniyor.

 

Talat: Rum milliyetçiliği endişe yaratıyor

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Kesimi’nde Kıbrıslı Türklere karşı milliyetçiliğin yükselmekte olduğunu ve bu durumdan endişe duyduğunu söyledi. Talat, çözümün önündeki engelin de Rumların tutumu olduğunu savundu.

 

Selim Sayarı

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

Güncelleme: 11:38 TSI 15 Kasım 2005 Salı

LEFKOŞA - Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC’nin 22. kuruluş yıldönümü nedeniyle yaptığı açıklamada, Rum Kesimi’nde devlet eliyle yürütülen Türk karşıtı milliyetçiliğin tehlikeli boyutlara tırmandığını söyledi.

Rumların, Kıbrıslı Türkleri ikinci sınıf gören bir politika izlediğini belirten Talat, bu tutumun yargıya da yansıdığını, Rum mahkemelerinin bile Kıbrıslı Türklerle ilgili davalarda tarafsız davranamadığını söyledi.

Mehmet AliTalat, Rum Yönetimi’nin kendi kamuoyunda milliyetçiliği tırmandırmak için sistemli bir kampanya yürüttüğüne de işaret etti ve kanıt olarak demeçlerinin çarpıtılmasını ve Kıbrıs Türk gazetelerinin güneyde satışının yasaklanmasını gösterdi.

‘TOPLUMSAL MİLLİYETÇİLİK TEHLİKE YARATIYOR’
Talat, “Siyasi kışkırtmalarla yükselen Rum milliyetçiliğinin toplumsal boyuta ulaşması tehlikesiyle karşı karşıyayız; toplumsal milliyetçilik geçmişte de Kıbrıs’a çok büyük zarar vermişti” diye konuştu.

Kıbrıs’taki çözümsüzlüğün en büyük nedeninin Rum liderinin uzlaşmaz tavrından kaynaklandığını ifade eden KKTC Cumhurbaşkanı, Tasos Papadapulos’un, görüşme talepleri de dahil kendisini hiçbir konuda muhatap almadığını söyledi.

‘KKTC VARLIĞI ÇÖZÜME ENGEL DEĞİL’
Annan Planı temelinde BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde müzakerelerle masaya oturmaya hazır olduklarını yineleyen Talat, yarın 22. kuruluş yıldönümünü kutlayacakları KKTC’nin varlığının da buna engel oluşturmadığını söyledi.

Mehmet Ali Talat, Rumların Kıbrıslı Türklerin asimilasyonuyla Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dahil edileceği bir çözüm peşinde olduğunu belirterek, böyle bir tavizin asla verilmeyeceğini, çünkü bunun intihar etmekle eşdeğer olduğunu söyledi.

Türkiye’nin limanları Rumlara açması konusuna da değinen Talat, buna Ada’daki tüm kısıtlamaların kaldırılması koşuluyla onay verebileceklerini yineledi. Türkiye’nin Rum Kesimi’ni tanımasının çözüm koşuluna bağlı olduğunu vurgulayan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu Türkiye’nin AB süreci önündeki en büyük engel olarak niteledi.

"Rumların çabalarına karşı çıkacağız"

 

Gül, dış politik gelişmelere ilişkin mesajlar verdi



15 Kasım, 2005 11:06:00 (TSİ) CNN TURK

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Rum yönetiminin Kıbrıs sorunu konusunda AB üzerinden taviz çabalarına kararlılıkla karşı çıkacaklarını söyledi.

Meclis Plan ve Bütçe Momisyonu'nda bakanlığının bütçesinin sunuş konuşmasını yapan Gül, "arzumuz ve yapıcı tutumumuza rağmen yıl içinde adil ve kalıcı çözüm olmadı. Yegane sorumluluk 2004'teki referandumda gösterdiği uzlaşmaz tavrı, AB üyesi olduktan sonra da sürdüren Rum yönetimindedir" dedi.

AB'nin 'Rum gemilerine limanlarınızı açın' baskısını yoğunlaştırdığı bir dönemde açıklama yapan Bakan Gül, Ada'daki tüm kısıtlamaların aynı anda kaldırılması yönündeki talebini yineledi.

Kıbrıs sorunun çözümünün tek adresinin BM olduğunu yineleyen Gül, KKTC konusunda arzu edilen noktanın uzağnda olduklarını ancak önemli kazanımların olduğunun altını çizdi. Gül, KKTC'ye yönelik en önemli kazanımlardan birinin siyasi tecridin aşılması olduğunu söyledi.
 
Kıbrıs'ta nisan 2004'te yapılan referandumda Birleşmiş Milletler barış planına Türk kesiminin 'evet', Rum kesiminin ise 'hayır' demesinin ardından AB Konseyi, KKTC üzerindeki ekonomik izolasyonun kaldırılmasına karar vermişti. Ancak şu ana kadar somut bir adım atılmadı.
 
Gül konuşması sırasında Türkiye'nin bazı ülkelerle ilişkileri konusunda bilgi verdi:

Irak:

Terör örgütüne karşı etkin önlemler alınması gerektiğini söyleyen Bakan Gül, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki PKK varlığına yönelik rahatsızlığını geçiş yönetimleri ve ABD'ye en üst düzeyde ilettiğini belirtti.
 
Gül, Türkiye'ye verilen niyet beyanlarının ötesine geçilmesi ve sahada alınacak önlemlerin somut plana geçirilmesinin önemine işaret etti.
 
Türkiye'nin Kerkük gibi hassas konulara ilişkin sorunların çözümüyle de 'hakkaniyete uygun şekilde yakından ilgilenmesinin doğal karşılanması gerektiğini' kaydeden Gül, Türkiye'nin katkıdan başka bir amacı olamayacağını kaydetti.
 
Iraklı Türkmenlerin de aralarındaki bölünmüşlüğe son vererek, siyasi sürece tam katılımlarının zaruri olduğunu ifade eden Gül, "bölünmüş olmaları ağırlıklarını ve temsil güçlerini etkileyen en önemli neden" şeklinde konuştu.

ABD:
 
"ABD ile kısa ve yapay bir duraklama dönemi geçiren ilişkilerimizde bu yıl önemli gelişmeler oldu" diyen Bakan Gül, ABD'nin Türkiye'nin AB üyelik sürecine verdiği destek ve Kıbrıs konusundaki yapıcı tutumunun Türkiye'yi memnun ettiğini kaydetti.
 
Her iki ülkenin sağlam bir ortaklık içinde olduğunu ifade eden Gül, terörle mücadeleden Ortadoğu'daki İsrail - Arap anlaşmazlığına, Irak'taki durumdan Kafkaslar, Orta Asya ve Kıbrıs'a kadar pekçok konuda iki ülkenin kuvvetli ortak çıkarlara sahip olduğunu belirtti.
 
İran:

İran'ın nükleer programına ilişkin gelişmelerin ve yeni söylemlerin endişe kaynağı olduğunu belirten Gül, "Türkiye, İran'ın barışçıl amaçlı nükleer kullanımını
destekliyor. Ancak İran liderliği iyi niyetini açıkça ortaya koymalı ve uluslararası toplumu ikna etmeli" dedi.
 
Gül, Türkiye'nin nükleer silahların varlığını ve yayılmasını ciddi bir güvenlik sorunu olarak gördüğünün altını çizdi.
 
Suriye:

Abdullah Gül, Türkiye'nin Suriye'ye yaklaşımını, "yakın geçmişe kadar önemli sorunlar yaşadığımız Suriye'ye, bölgesel istikrara katkı sağlayacak adımlar atmalarını telkin ediyoruz" dedi.
 
Suriye'nin Lübnan, teröre destek ve Irak konusunda ciddi ithamlarla karşı karşıya olduğunu hatırlatan Gül, "Mehlis raporu yankı yarattı. Biz de dikkatle izliyoruz" ifadesini kullandı.

 

Denktaş: Bu adam akreptir

Özgür EKŞİ / KIBRIS

KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ülkesinin 22. kuruluş yıldönümü öncesinde sert uyarılarda bulundu. 1974 Barış harekátı’na katılan gazileri kabul eden Denktaş, özetle şunları söyledi:

İMZA ATAN ŞEREFSİZDİR

‘Birleşmiş Milletler Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto görüşmelere elinde küçük bir not defteri ve kalemle gelip, ‘Ben bir sineğim’ dedi. Bu sinek akrep oldu. De Soto ABD, İngiltere ile işbirliği ve Rumlarla alışverişle Annan Planı’nı ortaya çıkardı. Buradan diyorum ki; Hiçbir makam, hiçbir Kıbrıslı Türk, hiçbir Anadolu çocuğu, varolan bir devleti ortadan kaldıracak anlaşmaya imza atamaz. Atarsa büyük şerefsizlik yapmış olur.’

RUMLAR ESİR ALMADI

KKTC’nin kuruluş sürecini hazırlayan 74 çıkartmasında yer alan gaziler, iki şehitliği gezdiler. Burada o günlerin heyecanlarını tekrar yaşayan gaziler, şehit düşen silah arkadaşları için dua edip gözyaşı döktüler. Gazi Abidin Yücedağ, şehit İlker Karter için ‘Keşif kolunda uçuyordu. Magosa civarında yerden açılan ateşle uçağı vuruldu. Paraşütle atladı. 1961 Cenevre Sözleşmesi’ne göre esir alınması gerekiyordu. Ama Rumlar esir almadı ve şehit ettiler’ dedi.

HURRIYET 15/11/05

 

Görüşmeleri başlatmaya hazırım

RUMUN TERCİHİ İNSANİ DEĞİL SİYASİ... Talat, Güney Kıbrıs'ın Kıbrıs Türklerine yönelik ciddi bir dezenformasyon ve sansür uyguladığını belirterek, "Rum tarafı için insan değil, siyasi tercihleri önemlidir. Gayri insani bir politika uyguluyorlar" dedi. Talat, Güney Kıbrıs'ta, Kıbrıs Türklerine yönelik ciddi bir dezenformasyon ve sansür uygulandığını, kendi açıklamalarının tahrif edildiğini, Kuzey'de yayınlanan gazetelerin satışının engellendiğini söyledi

TEK HEDEFİMİZ ÇÖZÜM VE AB... Kıbrıs Türkü'nün AB'yi hedef aldığını ve bunun için çalıştığını kaydeden Talat, Rum tarafının AB üyeliğinden dolayı bazı sorunlar yaşandığını ancak hedefin devam ettiğini söyledi. Talat, AB ülkeleri arasında sempati oluşmasına rağmen Kıbrıs Türkü'nün uluslararası ve AB hukukunun arkasına sığınan Rumların engellemeleriyle karşı karşıya kaldığını belirtti

ABD ASKERLERİNİ DAVET ETMEDİM... Talat, ABD askerlerini KKTC'ye davet etmediğini söyledi. Talat, "Referandum sonrasında, Türkiye ve üslerde görev yapan bölgedeki askerlerin izolasyonların kaldırıldığı imajı yaratmak için Kıbrıs'ın kuzeyinde Ercan'dan gelerek tatil yapmalarının söz konusu olup olmadığı araştırılmıştı. Ben sadece bunu söyledim" dedi

DENKTAŞLA BESMELEMİZ BİLE FARKLI... Cumhurbaşkanı Talat, yabancı gazetecilerin "siyasetiniz Denktaş döneminden ne kadar farklı... Bazı sözleriniz Denktaş'ı hatırlattı" şeklindeki sorusuna, "Ben Kıbrıs sorununun çözümünü ve birleşik Kıbrıs istiyorum. Ben AB üyeliği istiyorum. Bu Denktaş'tan farklı mı, siz takdir edin... Besmelesinde bile farklılığımız var" yanıtını verdi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği üyesi Güney Kıbrıs'ın Kıbrıs Türklerine yönelik ciddi bir dezenformasyon ve sansür uyguladığını belirterek, "Rum tarafı için insan değil, siyasi tercihleri önemlidir. Gayri insani bir politika uyguluyorlar" dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, Güney Kıbrıs'ta, Kıbrıs Türklerine yönelik ciddi bir dezenformasyon ve sansür uygulandığını, kendi açıklamalarının tahrif edildiğini, Kuzey'de yayınlanan gazetelerin satışının engellendiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Saray Otel'de düzenlediği basın toplantısında, KKTC'nin kuruluş süreci ve Kıbrıs konusundaki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Basın toplantısına Kıbrıs Türk ve Türkiye basını yanında 15 Kasım kutlamaları için KKTC'de bulunan 30 civarında yabancı gazeteci de katıldı.

Saat 11.15'de başlayan toplantı BRT'den canlı olarak yayınlandı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, görüşmeleri her düzeyde hemen başlatmaya hazır olduklarını da söyledi ve çözüm zeminin BM olduğuna tekrar vurgu yaptı.

Talat, "Avrupa Birliği katalizör rol oynayacak ve olumlu katkı mutlaka yapacaktır. Ancak Avrupa Birliği tarafsız bir arabuluculuk rolü üstlenemez" dedi.

Papadopulos bölünmeyi kalıcılaştırma

hedefini açıkça ortaya koyuyor

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi başkanı Papadopulos'un kendisiyle görüşmeyi, hatta sosyal amaçlı bir bulaşmaya bile karşı çıktığını belirterek, "Hiçbir düzeyde ilişki kurmak istemiyor ve bölünmeyi kalıcılaştırma hedefini açıkça ortaya koyuyor" dedi.

Talat, cinayet, adli vakalar ve kuş gribi gibi süreç içerisinde yaşanan sorunlara atıf yaparak, "Hiçbir konuda bizlerle temas etmiyorlar. Çünkü Rum tarafı için insan değil, siyasi tercihleri önemlidir. Gayri insani bir politika izliyorlar" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkü'nün çözüm ve AB hedefinin olduğunu, Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Türklerine sempati duyduğunu da söyledi.

Güney Kıbrıs Rum yönetimindeki

milliyetçi yükseliş tehlikeli

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkü'nü ikinci sınıf vatandaş görüp, bu yönde devlet politikası geliştiren Güney Kıbrıs'taki milliyetçi yükselişin çok tehlikeli olduğunu söyledi. Yargının dahi siyasi erkin etkisi altında olduğu Güney Kıbrıs'ın cinayet, kuş gribi gibi insani konularda dahi işbirliğinden kaçındığını vurgulayan Talat, Rum tarafı için insan değil, siyasi tercihlerin önemli olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTC'nin 22. kuruluş yıldönümü kutlamalarına davet edilen yabancı gazetecileri bilgilendirmek ve Kıbrıs Türk tarafının politikalarını açıklamak amacıyla basın toplantısı düzenledi. Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ile Enformasyon Dairesi Müdürü Hüseyin Özel'in de hazır bulunduğu toplantıya, çeşitli ülkelerden toplam 33 davetli gazetecinin yanı sıra yerli basın kuruluşlarından da çok sayıda gazeteci katıldı.

Cumhurbaşkanı Talat konuşmasında, 22 yıl önce Kıbrıs Türk Halkının iradesinin bir göstergesi olarak KKTC ilan edilirken, hiçbir şekilde Kıbrıs'taki olası bir çözümü engellemeyeceği, tam tersine kolaylaştıracağının vurguladığını söyledi.

24 Nisan 2004'ün Kıbrıs Türk politikasının tarihi bir dönüm noktası olduğuna işaret eden Talat, "Bunca yıldır Kıbrıs Türkü'nü ayrılık peşinde, bütünleşmek istemeyen taraf olarak göstererek propaganda yapan Rum tarafının doğru söylemediğinin kanıtlandığı gündür 24 Nisan" dedi. Kıbrıs Türkü'nün çözüm ve adanın birleşmesi iradesini demokratik yolla ortaya koyduğunu vurgulayan Talat, uzlaşmaz ve ayrılıkçı olmakla suçlanan Türk tarafının adayı bütünleştirmek hedefiyle hareket ettiğini belirtti.

Talat, referandum sonrasında yapılan seçimlerde de çözüm iradesini temsil edenlerin seçildiğine dikkat çekerek, çözüm ile adanın birleşmesini hedefleyen Kıbrıs Türk politikasında hiçbir değişiklik olmadığını, aynen devam ettiğini kaydetti.

Tam tersi bir tutum sergileyen Rum tarafının uzlaşmazlığını tırmandırdığını ve BM parametrelerini değiştirmeye çalıştığını söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, ozmosis isteyen Rum Yönetimi Lideri Papadopulos'un bu talebini dünyaya meydan okurcasına BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada dahi dile getirdiğini belirtti. Türk tarafının çözümü BM zemininde aradığını, Rum tarafının zemini AB'a kaydırmaya çalıştığını vurgulayan Talat, Annan Planı'nın öldüğünü iddia eden Rumların planı tam anlamıyla gündemden düşürmeye çalıştığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Talat, seçildiği günden beri uzattığı barış elinin Papadopulos tarafından reddedildiğini, Rum liderin kendisiyle sosyal bir ortamda dahi bir araya gelmekten kaçındığını söyledi. Talat, "Bölünmeyi kalıcılaştırmaya çalışıyor. Kıbrıs Türkü'nden bir şeyler daha kopararak ozmosis yoluyla asimile etmeye çalışıyor" dedi.

Hedef AB

Kıbrıs Türkü'nün AB'yi hedef aldığını ve bunun için çalıştığını kaydeden Talat, Rum tarafının AB üyeliğinden dolayı bazı sorunlar yaşandığını ancak hedefin devam ettiğini söyledi. Talat, AB ülkeleri arasında sempati oluşmasına rağmen Kıbrıs Türkü'nün uluslararası ve AB hukukunun arkasına sığınan Rumların engellemeleriyle karşı karşıya kaldığını belirtti.

Talat, Kıbrıs Türkü'ne sempatinin başka ülkelerde de oluşup devam ettiğini ve ABD ziyaretinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile gerçekleştirdiği görüşmelerde Kıbrıs Türkü'nün ortaya koyduğu 24 Nisan'da iradesini ve izolasyonların kaldırılması beklentisini aktardığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, "İzolasyonların hiçbir anlamı kalmadığını ve kaldırılması gerektiğini söyledim. Temaslarımda Kıbrıs Türkünün anlaşıldığı ve bu konuda benzeri görüşün hakim olduğu izlenimi aldım" dedi.

"Güney Kıbrıs'ta

milliyetçilik yükseliyor"

Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkü'nü 2. sınıf vatandaş görüp, bu yönde devlet politikası geliştiren Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nde milliyetçi bir yükseliş gözlemlendiğini söyledi. Türk tarafının bu gelişmelerden duyduğu üzüntüyü defalarca dile getirdiğine işaret eden Talat, "Bu ülkeye ne yaptıysa bu milliyetçilik yaptı. Birey bazına inen bir milliyetçilik çalışması, çok tehlikelidir. Bu, masaya oturmamıza en büyük engeldir" dedi.

Yargının da siyasi erkin etkisi altında olduğunu söyleyen Talat, KKTC'deki bütün kurumların yasadışı olduğu ve temas edilmemesi inancıyla ilkel yorumlarla kararlar alındığını belirtti. Rum tarafının polisiye suç olaylarında dahi Türk tarafıyla temas kurmadığını, Rum polisinin Türk polisiyle temastan kaçındığını söyleyen Talat, şöyle devam etti:

"Güney Kıbrıs'ta çok ciddi bir dezenformasyon atağı yaşanıyor. Açıklamalarımız tahrif ediliyor, değiştiriliyor, başka anlamlar yükleniyor. Söylediklerimiz çarptırılıyor. Kıbrıs Türklerinin gazetelerinin Güney Kıbrıs'ta satışına engel olunuyor. İngilizce yayınlanan gazetelerin AB topraklarında satışına izin verilmiyor. Bu dezenformasyon ve sansür uygulamasının ne kadar önemli bir boyutta olduğunu gösteriyor."

Güney Kıbrıs'ın kuş gribi konusunda dahi Türk tarafıyla temas etmediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, "Çünkü Rum tarafı için insan değil, siyasi tercihler önemlidir. Bu gayri insani tutum AB üyesi bir ülke tarafından yürütülüyor" dedi.

"Görüşmelere her düzeyde başlatmaya hazırım"

Görüşmeleri her düzeyde başlatmaya hazır olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, BM çatısı altında olacak müzakerelerin parametrelerinin de BM Güvenlik Konseyi tarafından alınan kararla belirlendiğini söyledi.

AB'nin çözümde katalizör olabileceğine ancak Rum tarafı ile Rum'u destekleyen Yunanistan'ın üye olduğu birliğin tarafsız olamayacağına dikkat çeken Talat, çözüm zemininin BM olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Talat, şunları kaydetti:

"Kıbrıs Türkü, Kıbrıs sorununun çözümü ve adanın birleşmesini istiyor. KKTC'nin 22. kuruluş yıldönümünde bunu söylemem doğal karşılanmalı. KKTC'nin ilanı çözümün önünde engel değil, kolaylaştırıcıdır. Kıbrıs Türkü bunu 24 Nisan'da ispatladı."

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABD askerlerini KKTC'ye davet etmediğini söyledi. Talat, kendisinin sadece referandum sonrasında, "Türkiye ve üslerde görev yapan bölgedeki askerlerin izolasyonların kaldırıldığı imajı yaratmak için Kıbrıs'ın kuzeyine Ercan'dan gelerek tatil yapmaları" yönünde başlatılan çalışmayı dile getirdiğini söyledi.

Cumhurbaşkanın Talat, basın toplantısının sonunda gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Talat, barış ve çözüm sözü vererek iktidara geldikten sonra çözüm için yapıcı bir öneride bulunup bulunmadığı yönündeki soruya verdiği yanıtta, barış ve sorunun çözümü için her zaman hazır olduğunu ancak barış istemeyenlerle barış yapmanın mümkün olmadığını söyledi.

"Barış şimdi" politikasında hiçbir değişiklik olmadığına işaret eden Talat, çözüm planını kabul eden taraf olarak Türk tarafının öneri yapma durumuyla karşı karşıya olmadığını kaydetti. Talat, birileri bir öneri sunacaksa, bunu, sunulan öneriyi redden tarafın yapması gerektiğini belirtti. Talat, "Bize osmosis, yani asimilasyon önerildi. Bunun dışında öneri almadım" dedi.

"ABD askerlerini

KKTC'ye davet etmedim"

Talat, bir başka soruya verdiği yanıtta ABD askerlerini KKTC'ye davet etmediğini söyledi. Talat, "Referandum sonrasında, Türkiye ve üslerde görev yapan bölgedeki askerlerin izolasyonların kaldırıldığı imajı yaratmak için Kıbrıs'ın kuzeyinde Ercan'dan gelerek tatil yapmalarının söz konusu olup olmadığı araştırılmıştı. Ben sadece bunu söyledim" dedi.

Talat, şöyle devam etti:

"Benim davetim söz konusu olmadı. Ancak Kıbrıs'ın kuzeyine turist olarak geleceklerin asker mi olduklarına, sivil mi olduklarına bakacak değiliz. Ama benim ABD askerlerinin Kuzey Kıbrıs'a gelmeleriyle ilgili bir davetim olmadı""

Bu yöndeki sözlerinin çarptırıldığını söyleyen Talat, "Gazeteci iyi dinlemeli ya da iyi okumalı. Çarptırmaları gerçek kabul etmemeli. Yanlış bilgiyle soru sorulmamalı" dedi.

"Türkiye'nin Kıbrıs

Cumhuriyeti'ni tanıması"

Cumhurbaşkanı Talat, bir başka soruya verdiği yanıtta Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanımasının Kıbrıs sorununun çözümüyle bağlantılı olduğuna işaret ederek tanımanın gerçekleşmesinin, Türkiye'nin Rum tarafının tüm isteklerini kabul etmesi anlamına geleceğini belirtti.

Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanıyabilmesinin hiçbir maddi yanı olmadığına işaret eden Talat, "Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması, Kıbrıslı Türkleri, Papadopulos'un önerdiği gibi osmosis yoluyla Güney Kıbrıs'a yama olmaya terk etmesi demektir. Bu söz konusu olamayacağına göre Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması, çözüm süreciyle söz konusu olabilir. Bundan dolayı bir endişe duymuyoruz"

Türkiye'nin AB üyeliği konusundaki kuşkularının doğal olduğuna işaret eden Talat, Avrupa'nın 10-15 yıl sonra çok farklı bir Avrupa olacağını ve söz konusu Avrupa'ya uyum sağlamış Türkiye'nin dışarıda bırakılmasının söz konusu olmayacağına inanç belirtti. Talat, krizlerin bazen olumlu sonuçlar doğmasına neden olduğunu vurguladı.

ABD gezisi

Cumhurbaşkanı Talat, ABD ziyaretinin kazanımları yönündeki soruya yanıtında, Türk tarafının çözüme hazır olduğunu, BM'nin müzakere sürecini hareketlendirmesini ve izolasyonların kaldırılmasının çözüme katkısını dile getirdiği ziyarette ABD ile hem fikir olduğunu gördüğünü belirtti. ABD'nin kendisini davet ederken bir söz vermesini beklemediğine dikkat çeken Talat, bir kısmı gerçekleşen somut adımların devamını ve teşvik edilmesini istediklerini söyledi.

Talat, "Somut gelişmeler zaman içinde gerçekleşecek. Şu anda çerçevesini oluşturuyoruz" dedi.

"Siyasi kışkırtmalar olmazsa

düşmanlık için neden yok"

 

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta özellikle Rum liderliğinden kaynaklanan siyasi kışkırtmaların olmaması halinde iki halk arasında düşmanlık için neden olmadığını belirterek, "Barışa, barışın olacağına inanıyorum" dedi.

Limanların açılması ve tanınma gibi Türkiye'nin AB üyelik sürecinde yaşanabilecek muhtelif gelişmelerin Kıbrıs sorununun çözümünde katalizör rol oynayacağını söyleyen Talat, KKTC vatandaşı Kıbrıslı Türklerin bir kısmına Güney'e geçiş yasağı uygulanmasını ise "diskriminasyon" olarak niteledi.

Boşanmamak için

evlenmemek olur mu

Saray Otel'deki basın toplantısında, KKTC'nin kuruluş süreci ve Kıbrıs konusundaki gelişmelerle ilgili kısa bir sunuşun ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs'ta milliyetçilik duygularının yükseldiği bu şartlarda çözüm nasıl olacak" yönündeki bir soruya karşılık, "Boşanmamak için evlenmemek olabilir mi... Başınıza saksı düşecek diye sokağa çıkmamak olur mu Ben barışa, barışın olacağına ve yaşayacağına inanıyorum. Siyasi kışkırtmalar biterse düşmanlık için neden yok" dedi.

AB süreci çözüme katalizör

olacak... Tarihe havale

Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmek için değil, Kıbrıs sorunundan kurtulmak için Kıbrıs'ta çözüm istediğini söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin AB sürecinin ve bu süreçte Türk limanlarının Rum gemilerine açılması, tanınma gibi gelişmelerin Kıbrıs sorununun çözümünde katalizör rol oynayabileceğini de belirtti. Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açmasına karşı olmadıklarını, ancak bu yapılırken Türk tarafına uygulanan izolasyonların da kaldırılması üzerinde durduklarını yineledi.

Talat, başka bir soruya karşılık da, KKTC'nin Türkiye'yle birleşmesi veya Türkiye'yle birlikte AB'ye üye olması gibi bir politikalarının olmadığını belirterek, "Türkiye'nin de böyle bir politikası yok. Bu konu artık tarihe havale edildi" dedi.

Kıbrıslı Türklerin

bir kısmına diskriminasyon

Kıbrıslı Türklerin AB üyesi olduklarına ilişkin bir soruya ise Talat özetle, "Kıbrıs Türkleri AB üyesi değil. Kıbrıslı Türklerle KKTC'de yaşayan herkesi kastediyorum. Bir kısmının, AB üyesi Güney'e geçişi bile yasak. 20-30 yıl burada yaşayan insanların Güney'e geçişi yasak. Bu eşitsizliği, bu diskriminasyonu AB üyesi bir ülke yapıyor. Kamyonların, otobüslerin geçişi de yasak..." karşılığını verdi.

Talat, Kıbrıslı Türklerin bireysel olarak değil, toplumsal olarak ve siyasi haklarıyla birlikte AB üyesi olmak istediğini vurguladı.

Kıbrıs Türk

Devleti ilanı riskli

Cumhurbaşkanı Talat, "referandumdaki evet yanıtından hareketle Annan Planı'nda öngörülen Kıbrıs Türk Devleti'nin neden ilan edilmediğine" ilişkin bir soruya karşılık da, "Böyle bir adım, mevcut durumun değişmesi, son derece riskli hareketlenmeler yaratabilir" dedi.

Talat, AB ve BM'nin bu konudaki yaptığı çeşitli uyarılara da dikkat çekti.

KKTC'nin 22 yıl önce muhtemel ortaklık cumhuriyeti öngörüsüyle ilan edildiğini ve çözüm halinde mevcut yapının Annan Planı'nda öngörülen süreçlerle birlikte Kıbrıs Türk devletine dönüşeceğini vurgulayan Talat, "Devlet bünyesindeki kurumlarımız bizi geleceğe taşıyacak" diye konuştu.

Tüzükler ve

İslam ülkeleri

Kıbrıslı Türkler için Avrupa Birliği tarafından hazırlanan mali yardım ve doğrudan ticaretle ilgili iki tüzüğün hâlâ bekletilmesinin kabul edilemeyeceğini söyleyen Talat, başka bir soruya karşılık, İslam ülkeleriyle karşılıklı ilişkilerin gelişebileceğine ve İKÖ kararlarının uygulanmasının önemli yararlar sağlayacağına inandığını kaydetti.

Azerbaycan iki

ileri, bir geri

"Azerbaycan'ın Kıbrıs konusundaki 'iki ileri, bir geri' şeklinde bir politika izlediğine" ilişkin bir soruyu yanıtlarken de Talat, Azerbaycan'ın uluslararası yükümlülükleri olan ve Kıbrıs Türkü'ne sempati duyan bir ülke olduğunu belirtti. Talat, "iki adım ileri, bir adım geri" pozisyonunun siyasette mümkün olduğunu belirtti ve bu ülkeyi anlayışla karşıladıklarını kaydetti.

Denktaş'tan farkı ne...

Besmele bile farklı...

Cumhurbaşkanı Talat, yabancı gazetecilerden birinin "siyasetiniz Denktaş döneminden ne kadar farklı... Bazı sözleriniz Denktaş'ı hatırlattı" şeklindeki sorusuna ise, "Ben Kıbrıs sorununun çözümünü ve birleşik Kıbrıs istiyorum. Ben AB üyeliği istiyorum. Bu Denktaş'tan farklı mı, siz takdir edin... Besmelesinde bile farklılığımız var" yanıtını verdi.

İlgi büyüktü...Top

atışları tedirgin etti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın KKTC'nin kuruluş yıldönümü dolayısıyla ülkede bulunan yabancı basın için düzenlediği basın toplantısına ilgi büyük oldu. KKTC'nin davetlisi olarak dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen 30 civarında gazeteci yanında Kıbrıs Türk ve Türkiye basınının da ilgi gösterdiği basın toplantısında Talat'a, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ile Enformasyon Dairesi, Müdürü Hüseyin Özel eşlik etti.

İngilizce-Türkçe simültane tercümeyle yapılan basın toplantısı saat 11.15'te başladı ve yaklaşık bir saat devam etti. Basın toplantısı devam ederken KKTC'nin kuruluş yıldönümü dolayısıyla yapılan top atışları, özellikle yabancı gazeteciler arasında tedirginliğe yol açtı.

KIBRIS 15/11/05

 

İngiliz polisinden Türklere "balık ambargosu"

BALIKLAR KAÇAKMIŞ... Pileli balıkçı Gamad Ahmet Ormancı'nın Karpaz'da tutuğu balıklara, Beyarmudu-Pile arasındaki ara bölgede görev yapan SBA polisi "balıkların kaçak olduğu gerekçesi" ile dün el koydu. SBA polisinin, Pile'yi Türk toprağı olarak kabul etmediğini ve son bir aydır, Kuzey'den hiç bir ürünü Pile'ye götüremediklerini belirten Ormancı, Karpaz'da tuttuğu balıkları Pile'de sattığını ancak, İngiliz polisinin buna izin vermediğini söyledi

Yeliz K. SARICA

İngiliz Üsler Polisi (SBA), Pile barikatında Kuzey'den Güney'e geçirilmeye çalışılan balıklara "kaçak" olduğu gerekçesiyle el koydu.

Pileli balıkçı Gamad Ahmet Ormancı'nın her gün Karpaz'da avladığı ve Pile'de sattığı balıklara, Kuzey'den Güney'e kaçak götürüldüğü gerekçesi ile dün el koyması tepkilere yol açtı.

Gamad Ahmet Ormancı, Pile'nin Türk toprağı olarak kabul edilmediğini ifade ederek, İngiliz üstler bölgesindeki komutanın emriyle Pile'ye geçirmeye çalıştığı balıklara el konulduğunu söyledi.

Ormancı, İngiliz polisinin balıklara "Beyarmudu'ndan kaçak getirildiği" gerekçesini öne sürerek el koyduğunu belirtti.

Üstler bölgesinde Kıbrıs Cumhuriyeti yasalarının geçerli olduğunu söyleyen Ormancı, son 1 ayda Kuzey'den Güney'e hiçbir ürünün geçmesine izin verilmediğini kaydetti. Ormancı, "Bu, Rum makamların ve İngiliz üsler bölgesindeki polisin uyguladığı bir ambargodur" şeklinde konuştu.

Sakallı: Barikattan hiçbir şey geçiremiyoruz

Pile Muhtarı Ahmet Sakallı, barikatlardan hiçbir şey geçiremediklerini, İngiliz polisinin kendilerine engel olduğunu söyledi.

Sakallı, "Rum tarafına zorla itiliyoruz. Durumumuzu Rum makamlara izah ediyoruz ancak bizi kimse dinlemiyor" dedi.

Öykün: Şiddetle protesto ediyoruz

Balıkçılar Birliği Başkanı Özay Öykün, birlik olarak Rum hükümetini ve İngiliz üslerindeki üst makamları şiddetle protesto ettiklerini vurguladı.

Öykün, Rum tarafının sürekli barış istediğini ifade ettiğini ancak, Kuzey'den giden mallara uyguladığı ambargolarla barış istemediklerini ortaya koyduklarını kaydetti.

Öykün, şöyle konuştu:

"Madem Rum hükümeti barış istiyor, neden balıkların güneye geçmesine izin vermiyor. İngiliz polisi, Rum tarafının talimatları doğrultusunda ambargo uyguluyor. Rumlar bize ambargo uyguluyor. Tüm bu ambargolar, Rumların barış söylemlerini suya düşürüyor. Barış tavırları sahte bir söylemden ibarettir. Dolayısıyla üsler bölgesindeki İngiliz makamları, Rum'a alet olmaktadır. Barışı da engellemek için sürekli körüklemektedirler.

Güneye geçirilmeye çalışılan balıklara 'sağlığa aykırıdır' demeleri mümkün değildir. Çünkü, balıklar ortak denizden çıkıyor. Ambargolar, iki toplumun ilişkilerini zedelemektedir ve Rumlar barışı engellemek için uğraşıyor."

KIBRIS 15/11/05

 

Talat: KKTC "Birleşik Kıbrıs" için kuruldu

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat Kıbrıs Türk Federe Devlet Meclisi'nin 15 Kasım 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni oybirliğiyle ilan ederken, gelecekte kurulacak iki toplumlu, iki bölgeli federal bir Kıbrıs cumhuriyetini dışlamadığını, tam tersine olası yeni ortaklığın Kıbrıslı Türk ayağı olarak öngördüğünü belirtti

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 15 Kasım 1983'te iki toplumlu ve iki bölgeli federal bir Kıbrıs cumhuriyetinin Kıbrıs Türk ayağı olarak öngörülerek ilan edildiğini belirtti. Talat, "KKTC ayrılığı pekiştirmek için değil, birleşik cumhuriyete hazırlanmak için gündeme getirilmişti" dedi.

Kıbrıs Türklerinin sömürge dönemi dâhil her dönemde kendi yönetim mekanizmalarına sahip olduğunu da belirten Talat, "Biz hiçbir zaman evsiz kalmayan bir halkız. KKTC, Kıbrıs Türk halkının 450 yıla varan kendi kendini yönetme alışkanlığına, kendi hukuki ve idari kurumlarına sahip olma geleneğine dayanıyor" dedi.

Talat halka seslendi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 22'inci kuruluş yıldönümü kutlamaları, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın halkın bayramını kutlayan mesajıyla başladı. Bayrak Radyo Televizyonu'ndan saat 12.00'de okuduğu mesajında Talat, halkın bayramını kutlarken, KKTC'nin kuruluş gerekçeleri konusunda ayrıntılı açıklamalar yaptı ve Rum liderliği ile dünyaya mesajlar verdi.

Bugün iki bayram olabilirdi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, mesajında şunları kaydetti:

"Hepimiz aynı evdeyiz. 'Evimiz' dediğim, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti... Bu evi bir günde, sıfırdan başlayarak kurmadık. Toprağını, temelini, ana malzemesini atalarımızdan yadigâr aldık. Onun üzerine kendi inşaatımızı yaptık. Çok zahmetli oldu, zaman aldı ama oldu Ve daha da yapmamız gereken çok iş var. Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 22'inci kuruluş yıldönümünü, değişen yerel ve dünyasal şartlar altında kutluyoruz. Kıbrıs Rum tarafı çözüme evet demiş olsaydı, bugün çok daha başka koşullar içerisinde olacaktık. Evimizi ortak bir başka daha büyük yapıda bütünleştirmiş olacak, iki bayramı bir arada kutlayacaktık...."

KKTC yeni ortaklığı

dışlamadan ilan edildi

Kıbrıs Türk Federe Devlet Meclisi'nin 15 Kasım 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni oybirliğiyle ilan ederken, gelecekte kurulacak iki toplumlu, iki bölgeli federal bir Kıbrıs cumhuriyetini dışlamadığını, tam tersine olası yeni ortaklığın Kıbrıslı Türk ayağı olarak öngördüğünü belirten Cumhurbaşkanı Talat, özetle şunları kaydetti:

"Hatta bu yeni oluşum çözümü kolaylaştırıcı, Rum tarafını motive edici, Türk tarafını ise daha eşit düzeye çıkarıcı bir atak olarak da görülüyordu. Tıpkı bugün bizim anladığımız şekilde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adamızda ayrılığı pekiştirmek için değil, tam tersine Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun da arzu ettiği şekilde birleşik ve federal bir cumhuriyete hazırlanmak için gündeme getirilmişti. Nitekim KKTC Anayasasıyla birlikte okunan Bağımsızlık Bildirgesi'yle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanının iki eşit halk arasında ortaklığın bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözülmesini engellemeyip kolaylaştırabileceğine kani olunduğu ve iki halk arasındaki bütün sorunların barışçı ve uzlaşıcı bir politikayla çözülmesi için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin gözetimi altında eşit düzeyde müzakereler yürütülmesinin arzulandığı ilan ediliyordu."

Süreç içerisinde izlenen bazı politikaların bu esas amaçla örtüşüp örtüşmediğinin sorgulanabileceğini, ancak bugün dünyayla bütünleşme hedefine kilitlendiklerini söyleyen Talat, "Bu hedef, adamızda barışı ve çözümü gerçekleştirmek için, öncelikle kendi üzerimize düşeni yapmak, yani kendi evimizi daha kullanışlı, daha sağlam bir hale getirip, ortaklığa hazırlanmayı da içerir" dedi.

450 yıla varan kendi

kendini yönetme alışkanlığı...

Kıbrıslı Türklerin İngiliz sömürge dönemi ve toplumlararası çatışma yılları dâhil her zaman kendi yönetim mekanizmalarına sahip olduğunu da belirten Cumhurbaşkanı Talat, şu ifadeleri kullandı:

"Biz, hiçbir zaman evsiz kalmayan bir halkız. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs Türk halkının 450 yıla varan kendi kendini yönetme alışkanlığına, kendi hukuki ve idari kurumlarına sahip olma geleneğine dayanıyor. Kıbrıs tarihini ve Kıbrıslı Türklerin tarih içindeki yönetim mekanizmalarını tarafsız bir şekilde inceleyecek herkes Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin gökten zembille düşmediğini, ama bazı toplumsal yapılanmalara, tarihsel kurumlara dayandığını anlayacaktır. Bu evin harcında yüzlerce yılın emeği, birikimi olduğunu görecektir.

Bu gerçeği özümsemesi gerekenlerin başında Kıbrıslı Türkler gelir. Kendi kendini yönetme hakkına sahip çıkması ve çağdaş, demokratik, hukuki, fonksiyonel bir yönetim sistemi yaratması gereken, herkesten önce Kıbrıs Türk halkının kendisidir. Çünkü bu ev, bizim, hepimizin evidir. Yeni bir reform sürecini öncelikle kendi içimizde başlatmamızın nedeni budur. Devlet mekanizmasını çağdaş Avrupa devletleri gibi kurumsallaşmış, şeffaflaşmış, sivilleşmiş bir hukuki ve idari düzene kavuşturmalıyız. Hantal bir işleyiş yerine fonksiyonelliği koymalıyız. E-devlet anlayışını bu nedenle geliştirdik. Bu nedenle, modern teknolojinin olanaklarıyla idari birimlerimizi yenilemeye çalışıyoruz. Yasaların üstünlüğünü, devletin değişik kurumları arasında anayasada öngörüldüğü şekilde bir ilişkiler ağını yerleştirmeliyiz."

AB Normlarıyla

uyum öncelikli görev

Devletin kişiler, siyasi gruplar veya anlayışlarla değil, ayrımsız tüm Kıbrıs Türk halkıyla örtüşmesi ve halkın ihtiyaçlarını karşılaması gerektiğini söyleyen Talat, "Tıpkı içinde yaşayan insanların hayatlarını kolaylaştırmak için tasarımlanan bir ev gibi, odalarının birbirine bağlantısı, dayanıklılığı, konforu, kullanışlılığı olmalıdır. Çünkü devlet, vatandaşlarına hizmet için vardır. Bu hizmet ise, sadece asgari ihtiyaçlarla, bürokratik işlemlerle, güvenlikle ya da memur maaşı ödemekle sınırlı olamaz. Sosyal hizmetler, fırsat eşitliğine dayalı eğitim ve kültürel açılımlar, planlı kalkınma, ekonomik refah, yasaların verdiği hak ve özgürlükleri vatandaşların kullanmasını sağlamak ve nihayet Avrupa Birliği normlarıyla uyum öncelikli görevlerimiz arasındadır" dedi.

Kıbrıs ve Avrupa'da ev sahibiyiz....

Kıbrıslı Türklerin hem Kıbrıs'ta, hem Avrupa'da "misafir" değil "ev sahibi" olduklarını da vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkü'nün adada ev sahibi olduğunu ve egemenliği paylaşan eşit bir ortak konumunu Rum Yönetimi'ne kanıtlama ihtiyacında olmadığını belirtti.

Kıbrıslı Türklerin aynı zamanda Avrupalı bir toplum olduğunu ve bunu da Avrupa Birliği'ne kanıtlama ihtiyacı olmadığını söyleyen Talat, "Biz bu evde oturuyoruz ve oturmaya da devam

edeceğiz. Bu halk, kendi kendini demokratik bir anlayışla yönetme hakkını kendi tarihinden alıyor. İçinde bulunduğumuz yeni dönemde ise daha ileri adımlar atarak kendi evimizi düzene sokmakla işe başlamış bulunuyoruz. İşte biz, bunun için görev başındayız" diye konuştu.

Garip bir politik ortam...

 

Cumhurbaşkanı Talat, şunları kaydetti:

"Bugün çok garip bir politik ortam ve uluslararası koşullarla karşı karşıyayız. Yıllar boyunca çözüm istediğini, bunun önünde tek engelin Türk tarafının ayrılıkçı politikaları olduğunu dünyaya anlatıp duran ve Türk tarafının yanlışları nedeniyle de inandırıcı olan Kıbrıs Rum tarafı ilk gerçek sınavda aslında durumun hiç de öyle olmadığını kanıtlamış ve referandumda devlet kampanyası eşliğinde büyük bir çoğunlukla çözüme ve barışa hayır demiştir. Devlet kampanyası olduğunun altını çizmek istiyorum. Bu kampanya aslında halkın iradesinden çok Rum devlet aygıtının niyetlerini açığa vuran bir sınavdı. BM Genel Sekreteri bu nedenle ortaya çıkan sonucun sadece Annan Planı'nı değil, çözümün kendisini reddetmek anlamına geldiğini ve Rum liderin Annan Planı'nı kabul edeceğini söyleyerek kendisini aldattığını ifade etmişti. Bugün, uzun yıllar boyunca Türk tarafının güttüğü yanlış politikanın da katkısıyla oluşan AB ve uluslararası hukuk kalkanının arkasına saklanan Rum yönetimi haklarımızı gasp etmeye çalışmakta, referandumdan bu yana, izolasyonların kaldırılacağı sözünü veren dünyaya adeta meydan okumakta ve yarım asır boyunca oluşmuş BM parametrelerini değiştirmeye çalışarak çözümün ozmosis yoluyla, yani asimilasyon yoluyla gerçekleşeceğini, hem de BM Genel Kurulu'nda söylemeye cüret edebilmektedir. Yani kısacası, Rum Yönetimi Lideri Papadopulos BM Genel Kurulu'nda dünyaya meydan okumaktadır."

Kıbrıslı Türkleri kimse,

hele de Papadopulos

Kıbrıs Türk halkının teslim olma ve haklarından feragat etme gibi bir niyeti olmadığını, bunu herkesin ve tüm dünyanın iyi bilmesi gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun uluslararası destekle ve BM gözetiminde adada yapılacak müzakerelerle çözümlenebileceğine vurgu yaptı.

Rum tarafının muhatabının Kıbrıs Türk halkı ve halkın seçtiği kişiler olduğunu belirten Talat, "Kıbrıslı Türkleri demokratik yollarla seçilen temsilcileri dışında hiç kimse temsil edemez. Hele Papadopulos ve hükümeti Kıbrıs Türk halkıyla ilgili olarak hiç söz söyleyemez. Papadopulos'un geri plana çekilerek, fanatik sözcüleri aracılığıyla bize yönelttiği hakaretler bizi etkilemez, ancak kendi düzeylerini ortaya koyar. Bizim görevimiz halkımızın haklarını, hukukunu korumak ve elbette Kıbrıs sorununu çözerek dünya ile bütünleştirmektir" dedi.

İzolasyonların kaldırılması

çözüme yardımcı olacak

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, izolasyonların kaldırılmasının çözüme yardımcı olacağını vurgularken de şunları kaydetti:

"BM Genel Sekreteri'nin planını reddederken BM ve AB üyesi olmanın avantajlarını kullanmaya devam eden Rum tarafının, Kıbrıslı Türkleri izole etmeye devam etmesi daha ne kadar bir süreyle devam edebilir... Uluslararası toplumun, Avrupa Birliği'nin ve ülkelerin izolasyonları kaldırma konusunda harekete geçmelerini bekliyoruz.

Bizler izolasyonların kaldırılması çağrısını yaparken ne halkımıza umut pompalamak istiyoruz, ne de Rum tarafının iddia ettiği gibi ayrılık peşindeyiz. Umutlarımız elbette devam ediyor. Hatta umutlanmaktan da öte ulaştığımız dünyalı vizyonla izolasyonların kalkacağına ve çözüme ulaşılacağına her zamankinden çok fazla inanıyoruz.

Ayrılıkçılığa gelince... Biz doğrudan demokrasi yoluyla onu çoktan temize havale ettik. Ayrılık peşinde olanın, bizimle yetki paylaşımından kaçarak tahakküm altına alma çabası ortaya koyanın Papadopulos yönetimi olduğunu kanıtladık. Bugün dünyada bu gerçeği kabul etmeyen tek bir büyük ülke ve uluslararası kurum kalmadı. Bunun semeresini görmeye başlayacağımız günler fazla uzak değildir.

Er geç birleşik cumhuriyet kurulacak...

İzolasyonların kaldırılması çözüme yardımcı olacak en doğrudan yoldur. İzolasyonların kaldırılması Papadopulos'un bizi eşit kabul etmeme ısrarına en iyi cevap olur. Hem barışa hayır demenin, hem de diğer toplumu izole etmenin mantığının olmadığını bilince çıkarır ve hatta belki de Rum tarafında da bizde olduğu gibi topyekûn bir iktidar değişikliğine yol açar. Bu arada ekonomik gelişme sağlayan ve Kıbrıs Rum ekonomisiyle eşitlenen Kıbrıs Türk ekonomisi, olası çözümün yükünü daha fazla üstlenir. Böylece Rum toplumu içerisinde Annan Planı'nın reddedilmesine yol açan en ciddi faktör haline getirilen 'çözümün faturasının büyük ölçüde Rum halkı tarafından karşılanacağı' yalan propagandası da anlamsızlaşır.

Er geç iki toplumluluğa, iki bölgeliliğe ve Annan Planı'nda öngörüldüğü şekilde iki devletliliğe dayalı birleşik bir cumhuriyet kurulacak, Kıbrıs tüm ada halkının ortak evi olacaktır Ve er geç, Kıbrıslı Türkler de Avrupa Birliği içinde tam olarak yer alacaklardır. Bugün bizim görevimiz, bu kaçınılmaz geleceğe Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni bütün kurumlarıyla hazırlamaktır. Böylece, gelecek kuşakların, atalarımızdan devraldığımız kendi kendini yönetme hakkını daha sağlam bir yapıya ulaştırmış olacağız..."

KIBRIS 15/11/05

 

İzolasyonlar kaldırılsın tezimizde ısrarlıyız

Cumhurbaşkanlığı'nda saat 12.30'da gerçekleşen görüşmenin basına açık bölümünde BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün uzun süre devam etmesi halinde Kıbrıslı Türklerinin varlığının ve geleceğinin tehdit altına gireceğini söyledi.

"Tasos Papadopulos'u masaya getirmek için izolasyonların kaldırılması" politikasının istenilen sonucu vermediğini söyleyen İzzet İzcan, Rum Yönetimi ile diyalogun olmamasının kendilerine rahatsızlık verdiğini söyledi.

Yarın sabah Güney Kıbrıs'ta Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la bir görüşme yapacaklarını dile getiren İzcan, ülkenin acilen çözüme ihtiyacı olduğunu, Tayvan veya başka modellerin Kıbrıs Türkünün varlığını ve geleceğini tehdit edebileceğini kaydetti.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yeni bir inisiyatif başlatmak için yeterli zeminin mevcut olmadığını söylemesinin kaygı verici olduğunu söyleyen İzcan, sürecin bu şekilde devam etmesinin ülkeye yarar sağlamayacağını söyleyerek, Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmelerinde izolasyon, direk ticaret ve ambargo konularını görüşeceklerini, ayrıca iki toplumun liderlerini bir araya getirmeye çalışacaklarını söyledi.

İzcan, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB üyelik sürecine endekslenmesinin endişe kaynağı olduğunu ifade ederek, 10-15 yıl gibi bir sürede Kıbrıslı Türklerin toplumsal haklarının erozyona uğrayacağının bilincinde olarak, çözüme yapıcı katkı koymak için cumhurbaşkanlığını ziyaret ettiklerini kaydetti.

Talat: En temel hedef çözüm

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat da konuşmasında, Kıbrıs sorununun çözümünün en temel hedef olduğunu, hiçbir şeyin bunun önüne geçemeyeceğini söyleyerek, izolasyonun kaldırılmasındaki ısrarın çözüme yapacağı katkıdan dolayı olduğunu vurguladı.

Türk tarafının çözüm için acele etmesi karşısında Rum Yönetimi'nin tam aksi hareket ederek isteksiz davrandığını söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un Kıbrıslı Türkleri eşit olarak kabul etmediğini ve Türklerle her çeşit paylaşıma karşı olduğunu söyledi.

Talat, Papadopulos'un ozmosis yoluyla Kıbrıslı Türkleri yavaş yavaş asimile edeceği ve müzakereye hazır olmadığı yönünde söylemleri bulunduğuna da işaret ederek, tek çıkış yolunun izolasyonun kaldırılmasının oynayacağı katalizör rol olduğunu ifade etti.

"Ben sürekli olarak görüşmeye hazır olduğumuzu söylüyorum... Eskiden bizim tarafımız isteksizdi, Rum tarafı istekliydi veya öyle görünüyordu" diyen Talat, Papadopulos'un iyi niyetli olması gerektiğini, bu isteksizliği aşmaları halinde mutlu olacaklarını söyledi.

Talat, İzcan'ın Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a yapacağı ziyaretin başarılı geçmesi dileğinde bulundu.

KIBRIS 15/11/05

 

 

Rumlar Türkiye’de elçilik açacak

2012 yılının ikinci yarısında Avrupa Birliği dönem başkanlığını üstlenecek olan Kıbrıs Rum Kesimi, 2010 yılında Türkiye’de bir büyükelçilik açmayı hedefliyor.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 09:54 TSI 17 Kasım 2005 Perşembe

BRÜKSEL - Avrupa Birliği Konseyi yazmanlığı tarafından hazırlanan başkanlık takviminde, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren birliğin dönem başkanlığını üstlenmesi öngörülüyor.

Takvimde ayrıca üye ülkelerin üçüncü ülkelerde hangi büyükelçilikler tarafından temsil edilecekleri de tespit edilmiş durumda. Halen Türkiye’de bir diplomatik temsilciliği bulunmayan Rum Kesimi, kendi dönem başkanlığı esnasında Türkiye’de bir büyükelçiliği olacağını öne sürüyor.

Rum Kesimi, Türkiye’nin AB ile sürdüreceği müzakereler esnasında Ankara’nın kendilerini tanıyacağı varsayımında bulunuyor. Rum Kesimi bu dönemde, Türkiye’de birlik üyesi başka bir ülke tarafından değil, doğrudan bir elçilik açarak kendi başına dönem başkanlığını temsil edebileceğini iddia ediyor.

Troyka uygulamasına göre, Rum Kesimi Türkiye’de bir elçilik açmadığı taktirde, dönem başkanlığı sırasında bu ülkeyi Danimarka veya İrlanda temsil edecek.

Rumların savunma atağı

RADIKAL 17/11/05

GÜVEN ÖZALP

SERKAN DEMİRTAŞ

BRÜKSEL/ANKARA - Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan'ın çabaları ile ilk kez AB muharebe gücünde yer alırken Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de AB-NATO gayriresmi toplantısında Rumlarla masaya oturacağı öğrenildi. Türkiye'nin engellemesi nedeniyle NATO bağlantılı girişimlerde yer alamayan Rumlar, AB savunmasında 'etkin rol alma' çabasında.
Rum Yönetimi, AB'nin dünyanın her yerine müdahale edebilecek 'muharebe grupları' projesine dahil oldu. Yunanistan, Romanya, Bulgaristan ile Güney Kıbrıs'ın yer aldığı muharebe grubu 2007'de işlevsel hale gelecek. Yunanistan'ın Romanya ve Bulgaristan'la muharebe grubu kurma yönünde girişimini öğrenen Türkiye, bu gruba katılıp 'Balkan muharebe grubu' haline dönüştürülmesini önermişti. Buna yanaşmayan Atina, Rumları tercih etti. Türkiye, İtalya ve Romanya'dan oluşan muharebe grubu ise 2010'da işlevsel hale gelecek. Ancak Türkiye, operasyonlara ilişkin karar mekanizmasında yer alamayıp sadece koordinasyon toplantılarına katılacak.

Rumlarla masada buluşma
Bu arada Türkiye, Rumlarla ilk kez gayriresmi NATO-AB dışişleri bakanları toplantısında bir araya gelmeyi kabul etti. Gül'ün katılacağı 7 Aralık'taki NATO-AB gayriresmi toplantısının akabinde verilecek yemekte AB dışişleri bakanları da yer alacak. Toplantı önerisi geçen baharda NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Schaffer'dan gelmişti. Türkiye öneriye toplantının tamamen gayriresmi olması, hiçbir gündemi olmaması koşuluyla olumlu yanıt verdi.

 

'Talat'la görüşürüm'

RADIKAL 17/11/05

AA - LEFKOŞA - KKTC'deki Birleşik Kıbrıs Partisi'nin (BKP) lideri İzzet İzcan, Rum lideri Tasos Papadopulos ile görüştü. İzcan, Rum liderin evindeki görüşme sonrası Papadopulos'un BM nezdinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye hazır olduğunu söylediğini belirtti. İzcan, Papadopulos'un, Talat ile sosyal ortamdaki bir görüşmenin fayda getirmeyeceği görüşünü aktararak, Papadopulos'un görüşmelerin yeniden başlaması için iyi bir hazırlık dönemi gerektiği görüşünde olduğunu da ifade etti. İzcan'a göre Rum lideri, BM'nin yılbaşından önce girişim yapmasını bekliyor.

Mülkiyet rejimi değişiyor

"BAZI HUKUKSAL DEĞİŞİKLİKLER YAPMAK ZORUNDAYIZ"... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Londra'da yaptığı halka açık toplantıda, Rumların açtığı mal davalarına karşı anayasanın mülkiyet yapısına ilişkin 159. maddeyi değiştirebileceklerini söyledi. Soyer, "Rumlar tarafından bizim aleyhimize kullanılacak birtakım unsurları düzenleyerek bazı hukuksal değişiklikleri yapmak zorundayız. Bunun sonucu olarak da anayasanın 159. maddesinde belli bir değişiklik düşünüyoruz." dedi

RUMLARIN MAL DAVALARI CİDDİ BİR TEHLİKE ARZ EDİYOR... Rum tarafının açtığı mal davalarının Kuzey Kıbrıs'ın önünde ciddi bir tehlike arz ettiğini vurgulayan Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkı olarak hukuksal alanda mücadele etmeyi ihmal ettiklerini söyledi. Soyer, 30 yıl önce yapılması gereken bir çok şeyi ihmal ettiklerini ve şu andaki hükümetin cumhurbaşkanı ile birlikte bu anlamdaki çalışmaları ileriye taşımaya karar verdiklerini kaydeden

Eylem ERAYDIN / LONDRA

Başbakan Ferdi Sabit soyer, KKTC'nin kuruluşunun 22. yıldönümü dolayısıyla Londra'da düzenlenen resepsiyon öncesi yaptığı halka açık toplantıda, anayasanın mülkiyet yapısıyla ilgili 159. maddesinin değiştirilmesine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Rum tarafının açtığı mal davalarının Kuzey Kıbrıs'ın önünde ciddi bir tehlike arz ettiğini vurgulayan Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkı olarak hukuksal alanda mücadele etmeyi ihmal ettiklerini söyledi.

30 yıl önce yapılması gereken bir çok şeyi ihmal ettiklerini ve şu andaki hükümetin cumhurbaşkanı ile birlikte bu anlamdaki çalışmaları ileriye taşımaya karar verdiklerini kaydeden Ferdi Sabit Soyer, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Loizidu davası yeterince

ciddiye alınmadı"

"Hukuksal anlamdaki mücadelemizin bir parçası da mülkiyet yapısıdır. Daha önce Loizidu davasını iyi müdafaa edemedik, bunu açıkça söylüyorum. Bu dava yeterince ciddiye alınmadı. Ayrıca Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların temelinde de bu sorun yatıyor. Çünkü 1962'de Rum tarafı ile birlikte Avrupa Topluluğu'na birlikte müracaat ettik. 1973'de ise dönemin cumhurbaşkanı muavini olan Sayın Denktaş'ın onayıyla da 74'den 1995'e kadar Avrupa'ya gümrüksüz mal sattık ve Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun tüm unsurlarından yararlandık. Ancak 1991'de dönemin hükümeti ansızın bir gecede Mağusa Gümrüğü'nde kullanılan mührü değiştirdiğinde Rum tarafı bu değişiklik üzerine İngiltere'de mahkemeye gitti. Tarım ve Balıkçılık Bakanlığı'nı dava etti. 1991'den 1994'e kadar İngiliz ve Avrupalı yetkililerin bütün çağrılarına rağmen bu davaya taraf olunmadı. Bu davayı müdafaa etmedik ve kaybedildi. Ve Rum tarafı bunu AB Adalet Divanı'na götürdü. İşte bundan ötürü şimdi Loizidu davasını yaşayan ve bunun sıkıntılarını bilen taraf olarak, Kıbrıs Türkünün güneydeki mülkiyet meselesi ile ilgili gerekeni yapmaya kararlıyız. Bu konuda fazla konuşmak istemiyorum. Bu mahkemelerde görüşülecek bir konudur."

Bu noktada Rumların açtığı (arrest) mal davalarının tehlikesini ve Loizidu davasının emsal olarak alma konusunda mahkemelerin karar aldığını belirten Başbakan Soyer, "Bunun getirdiği sorunları göğüslemek zorundayız. Bizim aleyhimize kullanılacak bazı unsurları düzenleyerek bazı hukuksal değişiklikleri yapmak zorundayız. Bunun sonucu olarak da anayasanın 159. maddesinde belli bir değişikliği düşünüyoruz."dedi.

Birlik beraberlik çağrısı

KKTC Londra Temsilciliği'nin düzenlediği resepsiyon öncesi Başbakan Soyer, Londra'da yaşayan Kıbrıslı Türklerle bir araya gelerek, birlik ve beraberlik çağrısında bulundu. Büyük bir katılımın olduğu toplantıda başbakan, Kıbrıs'ta gelinen son noktayı değerlendirdi ve Kıbrıs Türküne siyasal eşitlik sağlanana kadar çözüm için mücadele edeceklerini söyledi.

Kuzey Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların kaldırılması ve Kıbrıs Türkünün dünyayla kaynaşması için yurtdışında yaşayan Kıbrıslı Türklere büyük görevler düştüğünü ifade eden Başbakan şunları kaydetti;

" Kıbrıs'ta çözüm için ve ülkemizin ekonomik yapısını geliştirmek için size çok ihtiyacımız var. Sizin de anavatanınız Kıbrıs'a ihtiyacınız var. Biz sizinle et ile tırnak gibiyiz. Farklı düşüncelerimiz olabilir bunlar bizim zenginliğimizdir. Ortak bir noktada birleşip işbirliği yapmalıyız. Biz mücadelemizde kendimizi yalnız hissetmiyoruz. Çünkü size ve halkımıza güveniyoruz."

Kıbrıslı Türklerin adada ki çözüm mücadelesinde, Kıbrıs Rum tarafının kışkırtmalarına gelmemeleri gerektiğinin altını çizen Başbakan " Bu konuda sinirlerimiz çelikten olmalıdır." diye konuştu.

KAMUNET geliyor

Toplantıda hükümet olarak kamu yönetiminde ciddi reformlar yapacaklarını da belirten Başbakan Soyer, bu konuda İngiliz hükümeti ile ortak çalışmalar yaptıklarını söyledi.

Özellikle yurtdışında yaşayan vatandaşların başkonsolosluk işlemleri için ' KAMUNET'i hizmete sokacaklarını kaydeden Başbakan Soyer, "Artık yurttaşımız posta idaresinden alacağı şifreli bir kartla, KAMUNET'e girecek ve doğum kağıdı, askerlik belgesi, tapu, kimlik ve pasaportlarını dünyanın her yerinden alma hakkına sahip olacaktır."dedi.

KIBRIS 17/11/05

Turizm için umut

ÖNEMLİ TANITIM... Dünyanın dört bir yanından alıcı ve satıcıların bir araya geldiği, Dünya Turizm Fuarı'na katılan KKTC, büyük ilgi gördü. KKTC, fuarda 135 metrekarelik alandan kurulan ve Girne'deki Belapais Harabeleri'ni anımsatan standı ile Kıbrıs Türk turizminin dünya pazarında tanıtımını yaptı

Eylem ERAYDIN/ LONDRA

Dünyanın dört bir yanından alıcı ve satıcıların bir araya geldiği, Dünya Turizm Fuarı'na katılan KKTC büyük ilgi gördü.

KKTC, fuarda 135 metrekarelik alandan kurulan ve Girne'deki Belapais Harabeleri'ni anımsatan standı ile Kıbrıs Türk turizminin dünya pazarında tanıtımını yaptı.

Bu yıl 26'ncısı düzenlenen ve dünyanın en büyük 2. turizm fuarı olan "World Travel Market", Londra Excel Fuar Merkezi'nde başladı.

Fuara Kıbrıs'tan, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği, Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği ile çok sayıda turizm acentesi ve tur operatörü katıldı.

Londra'da faaliyet gösteren, aralarında Anotiolan Sky, Cyprus Direct, Cyprus Paradise gibi turizm şirketlerinin de yer aldığı fuarı, ikinci gününde Londra temaslarını sürdüren Başbakanı Ferdi Sabit Soyer de ziyaret etti.

Turizm acentelerinin yetkilileriyle görüşen ve fuar hakkında bilgi alan Başbakan Soyer, Kuzey Kıbrıs'ın böylesine önemli bir turizm fuarında yer almasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Ülkemizi burada, dünyanın en büyük turizm ülkeleri arasında görmekten büyük şeref duydum" dedi.

KKTC Londra Temsilciliği Turizm Bürosu yetkilileri, Kuzey Kıbrıs olarak her yıl bu fuara katıldıklarını belirterek, geçen yıllara nazaran bu yıl ilginin çok yüksek olduğunu ifade ettiler. Kuzey Kıbrıs'ın özellikle doğal güzellikleri nedeniyle katılımcıların ilgisini çektiğini vurgulayan yetkililer, amaçlarının Kuzey Kıbrıs'ın turizmini tüm dünyaya açmak olduğunu söylediler.

Bu tür fuarların Kuzey Kıbrıs'ın tanıtımı için oldukça önemli olduğunu kaydeden turizm acenteleri ise fuarla ilgili olarak, "Ziyaretçiler özellikle Kuzey Kıbrıs'a ulaşım konusunda tedirginler. Ülkemize gelmeyi ve orda tatil yapmayı çok istiyorlar ancak direkt uçuşlar olmadığı için, bize en kolay yoldan nasıl gelebileceklerini soruyorlar" şeklinde konuştular.

Kuzey Kıbrıs'ın tanıtım afişlerinin yer aldığı stand da ayrıca topraktan yapılan seramikler ve hasırdan işlenerek yapılan küçük hediyelik eşyalar büyük ilgi gördü. Geleneksel eski Kıbrıs kıyafetleri ile servis yapan stand görevlileri ise gün boyunca konuklara Türk kahvesi ve badem ikram ettiler.

TC ve KKTC Turizm Bakanları fuarda

Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, fuar kapsamında Türk ve yabancı basının katıldığı bir basın toplantısı düzenledi. Toplantısı sonrası Kuzey Kıbrıs standında yerli ve yabancı tur operatörleriyle görüşmeler yapan bakan Kemal Deniz, daha sonra standı ziyaret eden TC Turizm ve Kültür Bakanı Atilla Koç'u ağırladı.

TC Turizm ve Kültür Bakanı Atilla Koç ve milletvekillerinden oluşan heyet, Kuzey Kıbrıs standını gezerek, Bakan Derviş Kemal Deniz'den Kuzey Kıbrıs'taki son gelişmeler hakkında bilgi aldı.

14 Kasım Pazartesi başlayan ve 4 gün sürecek olan fuarı, geçen yıl 28 binin üzerinde konuk ziyaret etmişti. Bu yıl bu rakamın çok daha üstünde bir katılım beklendiği bildirildi.

KIBRIS 17/11/05

İzcan: Papadopulos, Talat ile BM nezdinde görüşmeye hazır

GÖRÜŞME YARARLI GEÇTİ... BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Papadopulos ile yararlı bir görüşme yaptıklarını ve Papadopulos'un BM nezdinde Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmeye hazır olduğunu söylediğini açıkladı

Bileşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tassos Papadopulos ile yaptığı görüşmede, Papadopulos'un BM nezdinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmeye hazır olduğunu söylediğini açıkladı.

İzzet İzcan, dün sabah Papadopulos'la görüşmesinin yer aldığı Lefkoşa'nın 10 km dışındaki Deftera köyündeki Tassos Papadopulos'un evinin avlusunda basına açıklama yaptı.

Yaklaşık iki saat süren görüşmede basın mensuplarının görüntü almasına izin verilmedi ve Papadopulos basının önüne çıkmadı.

İzzet İzcan açıklamasında, Papadopoulos ile yaptığı görüşmenin yararlı olduğunu ve görüşmede görüşmelerin yeniden başlaması için gerekli olan ortamı yaratmaya yönelik nelerin yapılabileceğini, iki toplum arasında ilişkilerin nasıl geliştirilebileceğini ve mali yardım tüzüğü hakkında görüş alış verişinde bulunduklarını kaydetti.

Papadopulos'un görüşmelerin en yakın bir zamanda başlamasını istediğini belirten İzcan, Papadopulos'un görüşmelerin yeniden başlayabilmesi için iyi bir hazırlık dönemi gerektiği görüşünde olduğunu çünkü Kıbrıs'ın yeni bir başarısızlığı yeni bir yenilgiyi kaldıramayacağını söyledi.

"Ancak Kıbrıs sorunu sonsuza kadar bekleyemez çünkü kalıcı bir ayrılık eskisinden daha güçlü bir olasılık" diyen İzcan, Nisan 2004 referandumundan sonra iki toplum arasındaki ilişkinin kötüye gitmekte olduğunu kaydetti.

İki kesimde bazı siyasi parti temsilcilerinin karşı toplum için tahrikkar üslup kullandığını ve bunun iki taraf arasındaki ilişkiyi zehirlediğini belirten İzcan, tüm kesimlere çağrı yaparak buna son verilmesini istedi.

Papadopulos, Talat'la görüşmeye hazır

"Papadopulos, BM gözetiminde Talat ile her an görüşmeye hazır olduğunu söyledi" diyen İzcan, ancak Papadopulos'un, Talat ile yapılacak sosyal ortamdaki bir görüşmenin fayda getirmeyeceği görüşünde olduğunu da ifade etti.

Papadopulos'un, böyle bir görüşmenin olması için BM tarafından çök iyi bir hazırlık yapılması gerektiğini savunduğunu belirten İzcan, "Papadopulos, 'iyi bir hazırlık yapılmadan başlayacak görüşmelerin, bir yere varması mümkün değildir. İkinci bir hayır istemiyoruz' dedi. Planın aynı şekliyle referanduma sunulması durumunda daha yüksek bir oranda hayır çıkacağını söyledi" şeklinde konuştu.

Muhtemel bir antlaşmanın BM planı çerçevesinde olacağı konusunda Papadopulos'la aynı fikirde olduklarını ifade eden İzcan, "Hiçbir BM evrakı yok sayılmaz tüm BM planları masadadır....şu anda gerekli olan, bizi pazarlık masasına götürecek olan gelişmelerin yapılmasıdır" dedi.

Papadopulos'un diğer siyasi partilerle görüşmeye sıcak baktığını ve bunu yapabileceğini belirten İzcan, Papadopulos'un, Cumhurbaşkanı Talat'ın toplum lideri olmasından dolayı ancak BM nezdinde görüşebileceklerini söylediğini belirtti.

Değişiklikler BM'ye iletildi

Kıbrıs Rum kemsinin BM planı üzerinde istediği değişiklikleri BM Genel Sekreterine verdiğini Papadopulos'un kendisine ilettiğini belirten İzcan, değişikliklerin 11 tane olduğunu ve bu değişikliklerin bir kez daha "hayır" getirmeyeceği konusunda emin olunması gerektiğini kaydetti.

Kıbrıs Rum Kesimi tarafından önerilen değişikliklerin içeriğini görüşmediklerini söyleyen İzcan, ancak Rum kesiminin planda öngörülen anayasanın çalışırlığı konusunda endişeleri olduğunu, bunun yanında güvenlik ve mülk ile ilgili bölümlerin olduğu şekliyle kabul edilemez olduğunu kaydetti.

İzcan, Papadopulos'un, planın Kıbrıslı Rumları büyük haksızlığa uğrattığını ve mevcut Annan Planının kabul edilmesi durumunda yönetimde krize yol açacağına inandığını belirtti.

Papadopulos, BM'nin yılbaşından önce girişim yapmasını bekliyor

Papadopulos'un yılbaşından önce girişim yapmasını beklediğini ifade eden İzcan: "Papadopulos, BM Genel Sekreterinin buraya temsilcilerini göndererek zemini oluşturma yönünde bir çaba içerisine gireceğini söyledi " dedi.

Papadopulos'un 2006 yılı içerisinde çözüm sürecinin başlamasını beklediğini de kaydeden İzcan, görüşmelerde Rum kesiminin karşı durduğu hakemlik ve görüşmelerin takvime bağlanması konusunda ise Papadopulos'un konuların görüşülmesi için zaman tanınabileceğini fakat önceki gibi tarihlerin bellenmesine karşı oldukları görüşünde olduğunu ifade etti.

Papadopulos ile Avrupa Komisyonunun sunduğu direk ticaret ve 259 milyon Euro'luk mali yardım tüzüklerini de görüştüklerini söyleyen İzcan, "Anladığım kadarıyla Kıbrıs Rum kesiminin, mali yardım tüzüğünü veto etme düşüncesi yoktur, Kıbrıs Rum kesimi bu tüzüğün önüne herhangi bir engel koymuyor" dedi.

Papadopulos'un, bu konuyu AB'nin çözülmesi gerektiğini belirttiğini ifade eden İzcan, mali yardımda öngörülen 259 milyon euronun bir kısmının kaybedilebileceğini bu nedenle sorunun yıl sonuna kadar çözülmesi gerektiğini kaydetti.

İzcan, Papadopulos'un direkt ticaret ve mali yardım tüzüğünün birleştirilmesine kesinlikle karşı çıktığını da sözlerine ekledi.

Kıbrıs Rum Yönetiminin "Kıbrıs Anayasası" üzerinde öngördüğü değişikliklerin de görüşüldüğünü belirten İzcan, "Bize söylenen, bu değişikliklerin Kıbrıs Türk toplumunun toplumsal haklarını engellemeyeceğidir" dedi.

İzcan, "Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasına, "AB anayasasının "Kıbrıs Cumhuriyeti" anayasası üzerinde olduğu" ibaresi eklenilebileceğini ve böylece endişelerin giderilebileceğinin de konuşulduğunu söyledi.

KIBRIS 17/11/05

Nikiforos'a misilleme

YALNIZCA KKTC'DEKİ BİRLİKLER KATILACAK... Türkiye Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Rumların Nikiforos tatbikatının ardından kendilerinin de Kıbrıs'ta Toros tatbikat yapacaklarını açıkladı. Büyükanıt, bu tatbikatın dışarıdan takviye alınmadan sadece Kıbrıs'taki birliklerle yapılacağını kaydetti

TAN: HAZIRLIKLAR SÜRÜYOR... Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan da Rumların Nikiforos tatbikatına karşılık olarak Toros tatbikatının yapılması konusunda hazırlıkların devam ettiğini söyledi

Türkiye Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Rumların Nikiforos tatbikatının ardından kendilerinin de Kıbrıs'ta Toros tatbikatı yapacaklarını açıkladı. Büyükanıt, bu tatbikatın dışarıdan takviye alınmadan sadece Kıbrıs'taki birliklerle yapılacağını kaydetti.

Büyükanıt, bu açıklamayı, KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu'nun Sheraton Otel'de verdiği 22'nci yıl resepsiyonunda yaptı.

Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Nikiforos tatbikatına ilişkin soru üzerine, bu tatbikatın yapılmadığı dönemde Türkiye'nin de tatbikat yapmadığını, ancak şimdi bu tatbikatı yapacaklarını kaydetti.

Büyükanıt, bu tatbikatın dışarıdan takviye alınmadan sadece Kıbrıs'taki birliklerle yapılacağını da sözlerine ekledi.

Tan: Nikiforos tatbikatına karşılık Toros tatbikatı

Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Rumların Nikiforos tatbikatına karşılık olarak Toros tatbikatının yapılması konusunda hazırlıkların devam ettiğini söyledi.

Tan, haftalık basın toplantısında, "Rumların Nikiforos tatbikatına karşılık olarak KKTC'nin de küçük bir tatbikat yapacağı söyleniyor. Bu doğru mu? Bu tatbikat ne zaman yapılacak" şeklindeki soru üzerine, "Doğrudur, Toros tatbikatının yapılması konusunda hazırlıklar devam etmektedir" dedi.

Sözcü Tan, "tatbikatın sadece KKTC'deki birlikler tarafından mı yapılacağı, Türkiye'den de katılımın söz konusu olup olmadığı" sorusunu yanıtlarken, "Konu büyük ölçüde askeri yanları olan bir konudur. Bu aşamada ayrıntıya girmek istemem" dedi.

Tan, Türkiye'nin Avrupa Savunma Ajansı ile anlaşma imzalamasını Rumların veto ettiği haberlerinin sorulması üzerine de, "Rum yönetiminin geçen nisan ayında Brüksel'de Türkiye ile Avrupa Savunma Ajansı arasındaki idari düzenleme belgesinin ele alındığı toplantının olumlu neticelenmesini siyasi mülahazalarla bloke ettiğini" kaydetti.

TC Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün, AB Dönem Başkanı sıfatıyla İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ve AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana'ya birer mektup yazarak, konudan duyulan rahatsızlığı dile getirdiğini ifade eden Tan, Türkiye'nin üye ülkeler nezdindeki girişimlerinin devam ettiğini belirtti.

Dışişleri Sözcüsü Namık Tan, bir başka soru üzerine de şunları söyledi:

"Bu konuda basınımızda birtakım haberler yer almıştı; Türkiye'nin NATO ile AB arasındaki gayri resmi, operasyonel konuların ele alınmadığı, gündemi bulunmayan toplantılara Güney Kıbrıs Rum yönetiminin de katılmasına rıza gösterdiği şeklinde...

Bu çerçevedeki bir toplantı bugüne kadar gerçekleşmedi. Belki hatırlayacaksınız, Vilnius'ta o zaman Genel Sekreter, yılda 2 defa bu tür bir toplantının düzenlenmesini üye ülkelere önermişti. Bu öneri çerçevesinde söylenen türde bir toplantı henüz yapılmadı."

 KIBRIS 17/11/05

Edinburgh’dan soykırım kararı

İskoçya’nın Edinburgh kenti belediye başkanı ve İşçi Partisi grup başkanı Donald Anderson tarafından hazırlanarak, belediye meclisine sunulan sözde Ermeni soykırımı tasarısı, İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu ve Türk vatandaşlarının karşı kampanyalarına rağmen, 16 ret oyuna karşılık, 29 oyla kabul edildi. Belediye meclisinin İşçi Partili üyeleri, tasarı lehinde oy kullandı.

 Liberal Demokrat Partili üyelerin de desteklediği tasarı için, Muhafazakar Parti grubu ise blok olarak karşı oy kullandı. Anderson, tasarıyı kabul ettiklerini, ancak bu durumun Türkiye’nin AB üyeliğini etkilememesi gerektiğine inandıklarını söyledi.

HURRIYET 18/11/05

Gündem: ‘Lokmacı Barikatı’

 

Lefkoşa’nın güneydeki başkanı Zabelas, “Biz Lokmacı’yı açmaya hazırız” deyince, Kutlay Erk meydan okudu: “Eğer barikatı açmaya gücü varsa, aynen bizim Bostancı Sınır Kapısı’nda yaptığımız gibi, tek taraflı olarak açsın. Bu sözlerim ona meydan okuma olsun. Adamsa, yapsın da görelim”

 

Kelly: “Altyapı problemleri var, gerçekçi olalım”

 

Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Kutlay Erk ve Güney Lefkoşa Belediye Başkanı Michalakis Zambelas, Ledra Yolu’nun (Lokmacı Barikatı) açılmaması için hiç bir neden olmadığını vurguldılar.

Kıbrıs Rum Kesimi’nde yayımlanan Cyprus Mail’in haberine göre, Erk ve Zambelas Lokmacı Barikatı’nın açılmasını engelleyen siyasi, askeri veya başka bir engel bulunmadığını kaydettiler.

Habere göre, Zambelas, barikatın yılbaşından önce açılmasını amaçladıklarını, buna hazır olduklarını söyledi ve Türk tarafının da hazır olduğu yönünde fikir belirtti. Haberde, Zambelas’ın Kıbrıs Türk yetkililerden yeşil ışık almaları halinde hemen çalışmalara başlayabileceklerini ifade ettiği ve çalışmaların,  başladıktan sonra en geç bir ay içerisinde tamamlanacağını belirttiği de yer aldı.

 

ERK:“ADAMSA YAPSIN DA GÖRELİM”

Gazeteye göre, Zambelas’ın  Lokmacı Barikatı’yla ilgili beyanatına dün karşılık veren Kutlay Erk ise aylar önce yeşil işık yaktıklarını vurguladı  ve “Eğer barikatı açmaya gücü varsa, aynen bizim Bostancı Sınır Kapısı’nda yaptığımız gibi, tek taraflı olarak açsın. Bu sözlerim ona meydan okuma olsun. Adamsa, yapsın da görelim. Eğer barikatın kendi taraflarında olan kısmını açarsa, bizim taraftaki kısmını  açık olarak görecektir” dedi.

Haberde, LTB Başkanı Kutlay Erk’in, Kıbrıs Rum Hükümeti  ve Rum Askeri’nin  karşı  duruşundan dolayı  barikatın  açılmasına  izin verilmeyeceğinin altını çizdiği ve “Zambelas bile, Ledra Yoluyla ilgili bu gözlemi değiştiremez” dediği de yer aldı.

Zambelas ise, Erk ve Kıbrıslı Türk yetkililerin,  barikatın açılmasıyla ilgili Türk askerinden olumlu sinyal alıp  almadığı yönünde şüpheleri olduğunu söyledi fakat Zambelas’ın sözlerine cevap veren Erk, Kıbrıs Türk tarafında konuya yönelik herhangi bir askeri engelin bulunmadığını belirtti ve “onun tarafında sanırım var” şeklinde konuştu.

 

Kelly: “Açılışı geciktirecek problemler var”

Öte yandan, konuyla ilgili Cyprus Mail’e konuşan BM Sözcüsü Brian Kelly ise barikatın açılmasını geciktirecek bazı lojistik ve altyapı problemleri olduğunu belirtti ve “Bölgede halledilmesi gereken önemli altyapısal sorunlar var, gerçekçi olalım. Bu 30  meterelik bir kapıyı açmak  gibi basit bir konu değil,  buraya  yakın yerlerin güvenliğini sağlamak gerekir” diye konuştu. Kelly’nin, ilerleme sağlamak için Bostancı’daki EU destekli proje gibi bir düzenleme yapmak gerekeceğini belirttiği de haberde yer aldı.

Cyprus Mail’in bugün manşetten verdiği haberde sınır kapılarıyla ilgili şu ifadeler de yer aldı:

“Ara bölgede açılan son sınır kapısı,  geçtiğimiz Ağustos ayında bir yıldan uzun süren tarışmalar ve karşılıklı suçlamalar sonucunda açılan Bostancı Sınır kapısıydı. Bostancı Sınır Kapısıyla ilgili tarışmalar Kıbrıs Türk tarafının kapının kendi taraflarındaki kısmıyla ilgili çalışmaları tamamlayıp, kapıyı tek taraflı olarak açması ve Rum tarafıyla AB’yi tamamen hazırlıksız yakalamasıyla sona ermişti. Bunun üzerine AB ve Rum tarafı da çalışmalarını hızlandırmış ve kapı karşılıklı geçişlere açılmıştı.

Adadaki Türkler ve Rumlar arasına konan ilk fiziki bariyerin Ledra Caddesi üzerinde olması  buradaki barikatın açılmasına sembolik bir anlam da katıyor. Lokmacı Barikatı 1958 yılında İngiliz sömürge yönetimine karşı mücadele veren Kıbrıslı Rumlar’ın Kıbrıslı Türkler’e karşı da düşmanca davranması sonucunda yerleştirilmişti. Lokmacı Barikarı’nın  açılması bir yıl önce Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından yapılan öneriyle gündeme gelmiş, ancak Türk askerinin ara bölgenin mayınlardan temzilenmesine karşı çıkmasıyla adım atılmamamıştı. Bu arada, geçen yıldan bu yana ara bölgede  başlatılan mayın temizleme çalışmaları çerçevesinde bölgedeki mayınlar temizlendi

YENIDUZEN 18/11/05

‘BM’ye yazılı belge verilmedi’ 

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ‘Annan Planı’nda istedikleri değişikliklere yönelik Birleşmiş Milletler’e hiçbir zaman yazılı belge sunmadığını belirtti, “Hiçbir zaman yazılı belge vermemişlerdir. İstedikleri değişiklikler ne bize ne de Birleşmiş Milletlere iletildi” dedi.
Pertev, Birleşik Kıbrıs Partisi heyetinin dün Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papaopulos ile görüşmesinin ardından yapılan açıklamalar ve Kıbrıs konusundaki son gelişmelerle ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Raşit Pertev, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Siyasi İşlerden Sorumlu Eski Yardımcısı Sir Kieran Prendergast’ın yaz başı Ada’ya gerçekleştirdiği ziyareti sırasında Kıbrıs Türk ve Rum taraflarıyla görüştüğünü ve bu görüşme öncesinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın kendi adıyla anılan Planındaki değişiklik önerilerini nihai ve net bir şekilde istediğini anımsattı.
Rum Yönetimi’nin bu istemi bu güne kadar yerine getirmediğini, Prendergasta’a  “şifahi” olarak bilgiler verildiğini anlatan Pertev, “Hiçbir zaman yazılı belge vermemişlerdir. İstedikleri değişiklikler ne bize ne de Birleşmiş Milletlere iletildi” dedi.
Raşit Pertev, görüşme sürecinin başlaması ve görüşme masasında yol alınabilmesi için Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin daha ciddi tutum içinde olması gerektiğini vurgulayarak, Rum liderliğinin değişiklik istemlerini sunmuş olmaları durumunda bugün Annan Planı zemininde müzakerelerin başlamış olabileceğini ifade etti.
“Kıbrıs sorununun çözümü yönünde Birleşmiş Milletler’in önümüzdeki aylarda Ada’da bir çalışmasının olup olmayacağı” yönündeki soruyu da yanıtlayan Pertev, bu yönde bir çalışmanın gündemde olduğunu açıkladı.

ABD’ ziyaretinde ele aldık
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Amerika Birleşik Devletleri’nde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’la görüştüğünü, kendisinin Genel Sekreter Yardımcılarından İbrahim Gambari ile biraraya geldiğini anımsatan Pertev, görüşmelerde bu konuların da ele alındığını söyledi.
Birleşmiş Milletler yetkillerinin önümüzdeki günlerde Kıbrıs’a gelerek müzakerlerin başlaması yönünde çalışma yapmasının gündemde olduğunu belirten Pertev, bunu “nabız yoklamaktan daha ileri” bir çalışma olarak nitelendirdi.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşabilmek için her iki tarafın da bunu istemesi gerektiğini ancak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bu konuda iyi niyetli bir tutum sergilemediğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat’ın birçok kez görüşmelere hazır olduğunu açıkladığını kaydeden Pertev, “Önemli olan komuşularımızın niyetinin ne olduğudur” dedi.
Rum tarafı görüşmelere iyi hazırlanılması gerektiği yönünde görüşler ileri sürerken, hiçbir konuda Kıbrıs Türk tarafıyla muhatap olmadığına işaret eden Pertev, bu şekilde bir hazırlık süreci ve Rum yönetimin bu tutumuyla dolaylı olarak görüşme olmayacağını söylediğini kaydetti.
Pertev, Rum tarafının özellikle referandumdan sonra insani konularda dahi Kıbrıs Türk tarafını muhatap almaktan kaçındığına dikati çekerek, “Bu da Rum Yönetimi’nin iyi niyetli olamayan tutumunu gösteriyor. Savaşta olan ülkeler arasında bile diyalog sürer ki bu Ada’da 30 yıldır savaş yoktur” dedi.
Mali Yardım Tüzüğü konusundaki son gelişmelerle ilgili bir soruyu da yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev, Rum Yönetiminin bu konuyu yokuşa sürdüğünü kaydetti.
Rum tarafının mali yardım tüzüğü konusunda engelleme çalışmaları bulunduğu yönünde bilgileri olduğuna işaret eden Pertev, “Müzakere masalarında ve çeşitli yollarla bunu yapmaya çalışıyorlar. Ancak bunun faturasını Kıbrıs Türk tarafına çıkarma gibi bir girişim hissetmekteyiz. Bu da iyi bir tavır değildir” diye konuştu.
Kıbrıs Türk tarfının Mali Yardım Tüzüğü konusundaki görüşlerini net bir biçimde açıkladığına dikkati çeken Raşit Pertev, Mali yardım tüzğünün birçok nedenden dolayı onaylanmadığını ancak ret de edilmediğini söyledi.
Pertev, Avrupa Birliği’nin bu tüzüğü geçirmesi halinde hiçbir şekilde uygulanmasının engellenmeyeceğini vurguladı. (brt)

YENIDUZEN 18/11/05

Güney’de gündem:

 

Olası ‘Papadopulos-Talat’ görüşmesi

 

İZZET İZCAN’IN ZİYARETİ YANKI YARATTI.. Güney Kıbrıs’ta yayımlanan gazeteler, Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan’ın önceki gün görüştüğü Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’a götürdüğü; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la görüşmesine ilişkin önerinin yankılarına geniş yer verdiler ve Rum Yönetimi Başkanı’nın; uzun zamandır ilk kez Cumhurbaşkanı Talat’la görüşme olasılığını göz ardı etmediğine dikkat çektiler!

 

‘Papadopulos’tan Talat’la görüşmek için şartlar’

 

MAHİ “Tasos  Talat’la Görüşmek İçin Şartlar Koşuyor – Ancak BM Himayesinde”  başlığyla yansıttığı haberinde Rum Yönetimi Başkanı’nın uzun zamandır ilk kez; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali  Talat’la görüşme olasılığını göz ardı etmediğini ancak bunu izah ederken; böyle bir görüşmenin ancak BM himayesinde gerçekleşebileceğine vurgu yaptığını yazdı, özetle şöyle devam etti:

 “Ancak Papadopulos buna paralel olarak; Talat’la nezaket veya sosyal nitelikli bir görüşme yapma olasılığını reddetti ve bunu açıklarken; böyle bir görüşmenin halkta beklentilere ve sahte duygulara yol açacağını, BM prosedürü dışındaki görüşmelerin ise; AB’ne yönelik yükümlülüklerini zamanında yerine getirmekten kaçınan  Türkiye için bahane  olarak kullanılabileceğini söyledi.

Başkan Tasos Papadopulos’un  Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat’la görüşmesi  konusunu; ‘Birleşik Kıbrıs Partisi’ Genel Sekreteri İzzet İzcan, Papapadopulos’la önceki günkü iki saatlik görüşmesi sırasında gündeme getirdi. Papadopulos’un Strakka’daki evinde gerçekleşen görüşme sonrasında basına açıklamada bulunan İzcan, Başkan Papadopulos’tan Talat’la görüşmesini istediğini belirterek; Papadopulos’un Talat’la, Birleşmiş Milletler himayesinde görüşmeye hazır olduğunu saptadığını söyledi.  İzcan her iki tarafın siyasi parti başkan ve temsilcilerini yakışıksız  nitelemelerden ve iyiye hizmet etmeyen propaganda söylemlerinden vazgeçmeye çağırdı.”

 

 

Rum basınının elde ettiği bilgilere göre BM temsilcisi Wlosowicz’ten Talat ve Papadopulos’a anında davet:

 “Buyurun, telefonumu biliyorsunuz”

 

ALİTHİA Gazetesi “Buyurun – Telefonumu Biliyorsunuz – Wlosowicz’den Tasos Papadopulos’a ve Mehmet  Ali Talat’a Anında Davet – Flaş: Kıbrıslı Türkler Tasos’un Annan Planında Yapılmasını İstediği 11 Değişiklikten Haberdar!” başlık ve spotlarıyla manşete çektiği haberinde BM Basın Sözcüsü Bryan Kelly’nin “Birleşmiş Milletler, Başkan Tasos Papadopulos’un Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talat’la görüşmesi için hizmet sağlamaya her zaman hazırdı ve hazırdır, yeter ki her iki lider de böyle bir görüşme niyetlerini dile getirsinler” dediğini yazdı, özetle şöyle devam etti:

“Diplomatik bir kaynak, ‘her iki lider de Birleşmiş Milletler himayesinde görüşmeye hazırsa,  BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs’taki özel temsilcisi Zbigniev Wlosowicz’e başvurabilirler. Wlosowicz’in hizmet sunacağına ve  görüşmeyi,  himayesine alacağından eminim. Telefonunu biliyorlar’ dedi. 

Öte yandan öğrendiğimize göre,  BM’nin; iki toplum liderinin görüşmesi konusunda gerekli ayarlamaları yapmalarına Birleşmiş Milletler her zaman sıcak bakıyor.

 

Papadopulos Hristofyas’ı yine ortada bıraktı

 

ALİTHİA Gazetesi “Hristofyas Yine Papadopulos Tarafından Ortada Bırakıldı – AKEL Genel Sekreteri’nin; Talat’la Sosyal Bir Görüşme Gerçekleştirmesi Fikrini Reddediyor” başlığıyla yansıttığı haberinde, Papadopulos’un; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali  Talat’la sosyal nitelikli bir görüşme gerçekleştirmesi konusunda Rum Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri  Dimitris Hristofyas’ı; bir ay içinde ikinci kez ortada bıraktığını yazdı.

Gazete Papadopulos’un; Hristofyas’ın Talat’la sosyal nitelikli bir görüşme gerçekleştirmesi fikrini; gereksiz ve hatta zararlı bulduğunu ve “AKEL’e kamuoyu önünde verdiği, böyle bir görüşme gerçekleştirme sözünü de gereksizler sepetine attığını” yazdı, özetle şöyle devam etti:

“Başkan Papadopulos 8  Ağustos’ta Astra’ya çıktı ve Hristofyas’ın; Kellaki’de Talat’la bir yemek yemelerine ilişkin daveti konusunda ‘Bu konuda Dimitris Hristofyas’la herhangi bir görüş ayrılığımız yok’ dedi ve bu konuda çıkarılan gürültünün maksatlı olduğunu savundu. O zaman basına; Ağustos sonuna kadar Kellaki’de kebap pişirileceği haberleri yansımıştı ancak bu gerçekleşmedi. Papadopulos bunun yerine 24 Ekim’de VİMA gazetesine; bu tür görüşmelerin sadece halkın, ‘çözüm geldi’, ‘birşeyler kotarılıyor’, ‘birşeyler oluyor’ şeklindeki ümitlerini canlandırdığını ve sonrasında vatandaşların yalnızca  liderlere değil, prosedürün kendisine de güvenlerini yitirmeleri ve nihayetinde ‘konuşuyorlar, konuşuyorlar ama  hiçbirşey çıkmıyor’ sonucuna varmaları tehlikesi bulunduğunu söyleyerek Hristofyas’ı ortada bırakmıştı.”

 

“Anlaşamadıkları konusunda anlaştılar”

 

POLİTİS ve diğer gazeteler, Rum Başkanlık Sarayı Siyasi Büro Şefi görevini yürütmekte olan ve Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorunu müzakere gurubunun da başı konumunda bulunan Tasos Conis’in, Pazar günü “Fileleftheros” gazetesinde verdiği röportajda, “Annan planının müzakerelere zemin teşkil edemeyeceğini” söylemiş olmasının Rum hükümet yetkilileri ile AKEL arasında yarattığı gerginliğe, önceki gün Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitiris Hristofyas ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos arasındaki yapılan görüşmeyle “son verildiğini” yazdı.

POLİTİS; “Anlaşamadıkları Konusunda Anlaştılar – Bitiş Düdüğünü Çaldılar – AKEL-Papadopulos Orta Yolu Buldu, Ancak Conis Konusundaki Fikir Ayrılıkları Olduğu Gibi Duruyor” başlıkları altında verdiği haberinde, Rum lider Papadopulos’un dün yapmış olduğu açıklamalarda, Hristofyas ile bu konuyu görüştüklerini, görüş ayrılıklarının sürdüğünü, ancak bunun Rum hükümetinde bir krize yol açmayacaklarını söylediğini yazdı.

 

Anastasiadis: “İzcan çok küçük bir kesimi temsil ediyor”

 

ALİTHİA Gazetesi’ne  göre muhalefetteki DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiadis, Atina dönüşünde yaptığı açıklamada  “İzcan’ın çok küçük bir kesimi temsil ettiği çok iyi biliniyor ve Başkan Papadopulos yalnız onunla görüştü. Önce Talat’ın; anlaşılmaz ve kabul edilemez iddiaları konusunda tonları düşürmesi, bizim de Denktaş’a meleğimiz,  Talat’a şeytan yakıştırması yapmaktan vaz geçmemiz halinde,  Papadopulos ve Talat arasında böyle bir görüşme yapılmasında kendisini rahatsız eden şey ne ki? dedi.

Gazete Anastasiadis’in; “Bütün bunlar bir soğuk savaş ortamı yaratıyor, bu da iki toplum arasındaki psikolojik duvarı yükseltiyor ve Her zaman istediğimiz  şeyi reddediyor: karşılıklı anlayış ve özellikle Kıbrıslı Türkler tarafından; Kıbrıslı Rumlar’ın haklı endişelerinin ve taleplerinin yerine getirilmesi gerektiğine anlayış göstermeleri nasıl mümkün olabilir?” diye sorduğunu kaydetti.

 

“Talat’la Papadopulos eşittir”

 

Bir soru üzerine Nikos Anastasiadis şunları söyledi:

“Bugüne kadar Kıbrıs sorununa ilişkin diyalog kimlerle yapılıyordu? Her zaman Kıbrıs Rum toplumu lideri  sıfatıyla Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı ile Kıbrıs Türk toplumunun lideri arasında olmuyor muydu? Talat’ın ünvanlarını ben de kabul etmiyorum. Yasadışı rejim olduğunu düşünüyorum ve dolayısıyla  eşitlenmeleri mümkün değildir. Sayın Papadopulos ve Sayın Talat iki toplumun lideri olarak eşittirler.çünkü Makarios döneminde de, Kiprianu döneminde de, Vasiliu döneminde de, Klerides döneminde de bu oldu, şimdi Papadopulos döneminde de bu oluyor.”

 

“Talat tüzüklerin ayrılmasını kabule hazır” iddiası

 

FİLELEFTHEROS Gazetesi , “Şubat Ayına Kadar Ledra Yolu Açılıyor – Bloomberg’in Temasları Meyve Verdi – Kıbrıslı Türklere Mali Yardım Konusunda Talat’tan “EVET”” başlıkları altında verdiği haberinde, AB Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn’in, Kıbrıs Özel Temsilcisi Jaako Bloomberg’in Güney Kıbrıs ve Kuzey Kıbrıs’ta  gerçekleştirdiği temaslarının ardından “iki konuda önemli ilerlemelerin kaydedildiğini” iddia etti.

Gazete ayrıca, Bloomberg ve beraberindeki heyetle görüşen Cumhurbaşkanı Talat’ın, AB’nin Kıbrıslı Türklere verilmesini öngördüğü yardım paketini “kabul etmeye hazır olduğunu dolaylı yoldan ifade ettiğini” iddia etti.

 YENIDUZEN 18/11/05