|
NTV
Güncelleme: 15:29 TSI 10 Kasım 2005 Perşembe
LEFKOŞA
- Rum Yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Avrupa Komisyonunun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehnin dün yaptığı
açıklamalarda, Türkiyenin, limanlarını Rum gemilerine
açması gerektiğini vurguladığını belirtti.
Hrisostomidis, raporda Rum Kesiminin uluslararası örgütlere
katılımının engellenmesine son verilmesi talebinin de yer
almasının hükümeti memnun ettiğini kaydetti.
Rum Meclisi de bugün, 3 Ekimde Türkiyenin AB ile üyelik müzakerelerine
başlaması ışığında, Kıbrıs
sorununa ilişkin gelişmeleri ele alacak.
İlerleme Raporu ve KOBa onay
AB
Komisyonu, son bir yıldaki gelişmelerin değerlendirildiği
İlerleme Raporu ile Türkiyenin müzakere sürecindeki yol haritası
niteliğini taşıyan Katılım Ortaklığı
Belgesini değişiklik yapmadan onayladı.
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:29 TSI 10 Kasım 2005 Perşembe
BRÜKSEL
- İlerleme Raporunda, Ankaranın reformlar konusunda rehavete
kapıldığı kaydedilirken, Katılım
Ortaklığı Belgesinde Rum gemilerine limanların
açılması istendi. Yunanistanın milli güvenlik siyaset
belgesinde yer alan savaş nedeni konusuna ilişkin kınama
talebi, Rumların tanımayla ilgili açık bir ifadeyi metinlere
sokma girişimi ve Fransa ile Avusturya hazmetme kapasitesine yapılan
atfın güçlendirilmesi istekleri kabul görmedi.
AB Komisyonunun
yayınladığı İlerleme Raporunda, 2005
yılında Türkiyede reform sürecinin yavaşlama kaydettiği
belirtildi. Nitekim ifade özgürlüğü, azınlık hakları,
basın özgürlüğü ve demokratikleşme alanlarında
sorunların aynen devam ettiği ifade ediliyor.
Orhan Pamuk davası ve Hrant Dinkin
mahkumiyeti, Heybeliada Ruhban Okulunun açılmamış oluşu,
Vakıflar Kanununun hayata geçirilmeyişi de bu değerlendirmeye
kanıt olarak raporda yer alıyor.
Avrupa Komisyonu, dini azınlıkların haklarının teminat
altına alınmadığına dikkat çekerken, Alevilere yönelik
uygulamaları da eleştiriyor.
İlerleme Raporunda, Yunanistanın Egede karasularını 12
mile çıkarmasının casus belli yani savaş nedeni
sayılacağına ilişkin ifadenin milli güvenlik siyaset
belgesinde yer aldığı da not ediliyor.
TERÖRÜN SORUMLUSU PKK
Avrupa Komisyonu, Güneydoğuda terörün sorumlusu olaraksa PKKyı
gösteriyor.
Türkiyenin önümüzdeki bir iki yıl içinde atması gereken
adımların yer aldığı Katılım
Ortaklığı Belgesinde ise, Ankaranın 29 Temmuzda
imzaladığı ek protokolü, ayrım gözetmeksizin tüm üye
ülkelere uygulaması şartı yer alıyor. Bir başka
deyişle, Ankaranın limanlarını Rum bandıralı
gemilere açması gerektiği hatırlatılıyor
Katılım Ortaklığı Belgesinde dikkat çeken bir
başka konu da emlak mübadelesi. Komisyon, Türkiyenin
gayrımüslimlere ait mülklerin satışı ve
istimlakını askıya almasını talep ediyor. Bu talepse,
istimlak edilen gayrımenkullerin sahiplerine iadesinin, veya tazminat
ödenmesinin yolunu açıyor.
Önceki Katılım Ortaklığı Belgesinde yer alan,
sivil-asker ilişkilerinin Avrupa düzeyine getirilmesi, yargının
bağımsızlığının sağlanması, ifade
özgürlüğünün geliştirilmesi, Türkçe dışındaki dillerde
radyo ve tv yayınları sağlanması ve köy koruculuğunun
kaldırılması gibi ifadeler bu belgede de yerini koruyor.
REHAVET YAŞANIYOR
Avrupa Komisyonunun yayınladığı son belge ise Strateji
Belgesi. Avrupa Komisyonunun, Brüksel ile Ankara arasındaki
ilişkilerin geleceği konusunda AB devlet ve hükümet başkanlarına
yapacağı önerilere yer verdiği Strateji Belgesinde, Türkiyede
son 1 yılda reform konusunda bir rehavet yaşandığı ve
herhangi bir yasal değişikliğin yapılmadığı
belirtiliyor.
Komisyon, 2005te reformların yavaşlama sürecine girdiğine
dikkat çekerek, insan hakları ve şiddet konularındaki
iyileşmeye rağmen, büyük sorunların
varlığının devam ettiğine dikkat çekiyor. Belgede
Güney Kıbrıs Rum Kesiminin üye olmadan önce tanınmasına
ilişkin bir ifade yer almıyor.
Türkiyenin de bundan böyle işleyen bir pazar ekonomisi olarak kabul
edilebileceği ifadesine yer veren belgede, Türkiyenin üyeliği
konusunda üye ülkeler ile aday ülkelerde bir iletişim stratejisi
geliştirilmesi gerektiği belirtiliyor.
OLLI REHN: SIRA TÜRKİYEDE
Komisyonun ilerlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, İlerleme Raporula
Katılım Ortaklığı Belgesini NTVye
değerlendirdi. Biz müzakerelere başlamakla sözümüzü tuttuk,
şimdi sıra sizde diyen Rehn, Türkiyenin, limanlarını bir
an önce Rum Kesimine açmasını beklediklerini söyledi. Rehn, ek protokülün
uygulanmasıyla, ABnin Kuzey Kıbrısa mali yardımları
arasında bir bağlantı olmadığını da
vurguladı.
Rehn, ifade özgürlüğü konusunda Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi ile çelişen uygulamalara değinerek, Türk Ceza
Kanununda değişiklik talep edebileceklerinin de sinyalini verdi.
ABnin 2005 Türkiye İlerleme Raporu
AB
Komisyonu, Türkiye-AB ilişkileri yanında politik ve ekonomik
kriterlerle Türkiyedeki yasal düzenlemeler ve uygulamaların AB
standartları kapsamında değerlendirildiği 2005
yılı ilerleme raporunu açıkladı.
AA
Güncelleme: 03:19 ET 10 Kasım 2005 Perşembe
BRÜKSEL
- Raporun giriş kısmında daha önceki AB zirvelerinde Türkiye ile
ilgili alınan kararlar doğrultusunda 3 Ekimde müzakere sürecine
başlandığı hatırlatılarak, Katılım
Anlaşmasının memnuniyet verici bir şekilde
ilerlediği kaydedildi.
Türkiyenin üyelik için yerine getirmesi gereken kriterlerin de
değerlendirildiği raporda göreve geldikten itibaren geçen sürede
mevcut hükümetin yaptığı 2 bin 340 üst düzey atamadan
306sının Cumhurbaşkanı tarafından
onaylanmadığına dikkat çekildi.
Kamu yönetimi alanında özellikle yerel yönetimleri ilgilendiren
birçok yasal düzenlemenin yapıldığı hatırlatılan
raporda Ombudsman kurumunun oluşturulmasında ilerleme
kaydedilmediğine vurgu yapılarak, sözkonusu kurumun kamu yönetiminde
verimliliği artırmada veyolsuzlukları tespit etmede önemli
fonksiyon üstlenebileceği kaydedildi.
SİVİL-ASKER
İLİŞKİLERİ
Raporda sivil-asker ilişkileri başlığında, geçen
yıl boyunca AB uygulamasına yaklaşma kapsamında sivil
otoriteyi hakim kılmak için yeni düzenlemelerin
yapıldığı belirtilerek, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) analiz
edildi. Ekim 2004te kurula sivil bir genel sekreterin atandığı
ve mevcut uygulamada kurulda 7 sivil üyeye karşın 5 asker üyenin
bulunduğunun hatırlatıldığı raporda, personel
sayısının da 408den 305e indirildiği yer aldı.
Türkiyenin savunma harcamalarının arttığı belirtilen
raporda, geçen yıl 6 milyar 985 milyon Avro olan savunma bütçesinin bu
yıl 8 milyar 198 milyon Avroya çıktığı ve bu durumda
savunma harcamalarının bütçe içindeki payının yüzde 6.7den
yüzde 7.2ye ulaştığı kaydedildi.
Rapora göre 2005 yılında bütçeden eğitime ayrılan
payın yüzde 9.7 ile, geçen yılın ardından bu yıl da
savunma harcamalarını geride bıraktığı ifade
edildi.
Sivil-asker ilişkileri kapsamında raporda dikkat çeken diğer
unsurlar arasında ise, askeri yönden Genelkurmay
Başkanlığına, idari yönden de İçişleri
Bakanlığına bağlı olan jandarma üzerindeki sivil
otoritenin (İçişleri Bakanlığı, valiler ve kaymakamlar)
güçlendirilmesi talebi yer aldı.
Bazı üst düzey askeri yetkililerle MGKnın bazı askeri
üyelerinin düzenli şekilde iç ve dış politikayı
ilgilendiren konularda görüşlerini açıkladıkları
belirtilen raporda Silahlı kuvvetler ciddi politik etki yapmayı
sürdürüyor görüşü yer buldu.
YARGI
Türkiyenin yapısal reformlarla yargı sistemini güçlendirdiği de
anlatılan raporda, daha önceki raporlarda da yer bulan mahkeme heyetiyle
savcıların oturdukları bölümlerin birbirinden açık
şekilde ayrılmamış olmasının, savcının
mahkemeyi etkileyeceği izlenimini doğurduğu ifadesi yer
aldı. Rapor, mahkeme salonlarında yargıçlarla
savcıların birbirlerinden açık bir şekilde işlevsel
ve kurumsal olarak ayrılmalarına gerek duyulduğunun
altını çizdi.
Yolsuzlukla mücadele kapsamında geçen yıl birçok önlemin
alındığı anlatılan raporda, buna karşın
yapılan anketlerin yolsuzluğun Türkiyede ciddi bir sorun olarak
devam ettiğini ortaya koyduğu vurgulandı. Raporda bu kapsamda,
yolsuzlukla mücadele eden kuruluşların güçlendirilmesi, kamuoyunu
bilgilendirici çalışmaların artırılması ve
yolsuzluğa karşı savaşa en üst düzeyde politik destek
sağlanması gibi öneriler yer aldı.
İnsan hakları ve azınlıkların korunması ile
ilgili 2003 yılında oluşturulan Jandarma İnsan Hakları
İhlallerini İnceleme ve Değerlendirme Merkezinin
(JİHİDEM), çoğunluğu kötü muamele ve haksız yere
tutuklanma olmak üzere 162 doğrudan başvuru aldığı
bildirilen
raporda, aradan geçen sürede 3 vakayla ilgili disiplin önlemleri
alındığı kaydedildi.
Raporda Türkiyenin insan hakları kapsamında İçişleri ve
Adalet bakanlıklarında çalışan ilgili personellerin
eğitilmesine yönelik programlarının sürdürülmesi istenirken,
ayrımcılık konusunda da özellikle istihdam alanında
ayrımcılığı etkili bir şekilde yasaklayan AB müktesebatına
uyum sağlanması talep edildi.
İŞKENCE
VE KÖTÜ MUAMELE AZALDI
Sivil ve politik haklar bölümünde İşkence ve kötü muameleyi önleme
kapsamında, işkence ve kötü muamele yapıldığına
yönelik haberlerin yaygın olmasına karşın uluslararası
ve Türk sivil toplum kuruluşlarının genel değerlendirmeleri
yanında, uzmanların (avukatlar ve adli tıp) görüşleri de
ihlallerin azaldığı yönünde ifadesi yer alırken,
hapishanelerdeki şartların son yıllarda önemli oranda
iyileştirildiği kaydedildi.
Raporda yazar Orhan Pamukun bir İsviçre gazetesine verdiği demeç
nedeniyle yargılanması ve Ispartanın Sütçüler İlçesi
Kaymakamının Pamuka ait bütün kitapların yok edilmesi
talimatını vermesi gibi örneklere yer verilirken, gazeteci Hrant
Dinkin 2002 yılında bir konferanstaki konuşmasıyla ilgili
yargılanması da analiz edildi.
Yayıncılık alanında geçen yıl sınırlı
ilerleme kaydedildiği vurgulanan raporda, Türkçe harici dil ve
lehçelerde yayınla ilgili zaman sınırlamasının
uygulandığı ve diğer dil ve lehçelerde yayın için
RTÜKe yapılan ve bazıları Temmuz 2004ten bu yana bekletilen 7
başvuruya cevap alınamadığı bildirildi.
TKP, HAK-PAR ve DEHAP hakkındaki kapatma davalarının
sürdüğüne dikkat çeken AB Komisyonu raporu, Siyasi Partiler Kanununda
değişikliğe gidilmesini isterken, Türkçe
dışındaki dillerde siyaset yapılmasına izin
verilmediğini iddia etti.
Din özgürlüğü kapsamında geçen yıldan bu yana çok
sınırlı ilerleme kaydedildiği savunulan raporda,
Danıştayın camiler gibi kiliselerin de bedava su kullanmasına
olanak veren kararı yer buldu.
1971 yılından bu yana kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulunun
yeniden açılması için süresiz kapatmaya karşı
olduğunu deklare etmesine rağmen, Milli Eğitim
Bakanının girişimde bulunmadığı iddia edilen
raporda, Sünni Müslüman olmayan Alevilerin durumunda da bir
değişiklik yaşanmadığı ve Cem evlerinin yasal
statü ve fon alamadığı ifadeleri yer aldı.
AİLE
İÇİ ŞİDDET YAYGIN
Ekonomik ve sosyal haklar kapsamında ise Türkiyede aile içi fiziki ve
psikolojik şiddetin, erken yaşta zorla evlendirmelerin, resmi nikaha
dayanmayan dini evliliklerin, çok eşliliğin, insan ticaretinin ve
namus cinayetlerinin yaygın olduğuna yönelik bulguların
olduğunu savunan rapora göre, bununla ilgili istatistiki verilerin
bulunmayışı ve kurbanların yeterince izlenememesi, soruna
çözüm bulunmasını zorlaştırıyor.
Türkiyenin doğu ve güneydoğusundaki duruma da değinilen
raporda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın bir grup aydınla
Diyarbakırı ziyaret ederek Kürt sorunu ifadesine yer vermesi ve demokratik
yollarla çözüm ihtiyacını vurgulaması not etmeye değer
bulunuyor.
Raporda bölgesel konular kapsamında Kıbrıs ile ilgili olarak
Türk hükümetinin birçok fırsatta BM Genel Sekreterliği gözetiminde
kapsamlı bir çözümü vurguladığı kaydedilerek, Gümrük
Birliğini 10 yeni AB üyesine genişleten Ek Protokolün Türkiye
tarafından, yayımlanan bir deklarasyonla onaylandığı,
AB tarafından yayınlanan karşı deklarasyonda ise bütün
üyelerin tanınmasının katılım sürecinin zorunlu bir
parçası olduğu ifadesinin bulunduğu
hatırlatılıyor.
Raporun genel değerlendirme bölümünde ise Türkiyenin Kopenhag
Kriterlerini başarıyla yerine getirmeyi sürdürdüğü ve politik
değişimin devam ettiği vurgulanıyor.
TÜRKİYE
EKONOMİK BÜYÜMESİNİ DAHA DA HIZLANDIRDI
AB Komisyonu, Türkiyenin güçlü ekonomik büyümesini, mali
yapısını kuvvetlendirerek ve sıkı para politikası
uygulayarak daha da hızlandırdığını bildirdi.
2005 yılı İlerleme Raporunu açıklayan AB Komisyonu,
ayrıca Türkiyede işleyen bir pazar ekonomisi olduğunu ilk kez
kabul etti. Komisyonu, ekonomik kriterleri analiz ederken, Türkiye
ekonomisindeki gelişmelerden övgüyle bahsetti.
Yapısal reformlar yanında gerileyen faiz oranlarının
kredileri de tetikleyerek tüketimi canlandırdığı
anlatılan raporda, bir önceki yıl yüzde 8.9 olan büyümenin, 2005
yılının ilk yarısında yüzde 4.5e gerileyerek
potansiyel büyüme tahminine yaklaştığı kaydedildi.
Enflasyonun Eylül 2005 itibariyle yüzde 8 civarında olduğunu
hatırlatan rapor, mali disiplinin gücünü koruduğunu, faiz
dışı fazla hedefinin desteklendiğini ve kamu
borçlarının gayri safi yurtiçi hasılaya (GSYH)
oranının düşürüldüğünü belirtiyor.
Raporda Türkiyenin ithalatının, güçlü ekonomik büyüme, düşen
enflasyon, gerileyen faiz oranları ve değerli Türk Lirası
nedeniyle, ihracatından daha hızlı arttığına ve
bunun da cari açığı büyüttüğüne dikkat çekiliyor.
Türkiyenin cari açığını portföy yatırımları
ve kısa vadeli banka kredileriyle finanse ettiği kaydedilen raporda,
doğrudan sermaye girişinin canlılığını
koruduğu ve GSYHnin yüzde 0.8ini oluşturduğu ifade ediliyor.
Özelleştirmeler açısından 2005 yılının yüksek
gelirle ilerlediği belirtilen raporda, bankacılık ve vergi
alanlarında uzun süredir beklenen reformların tamamlanması
isteniyor.
Raporda, Geçen yıl iyi bir ekonomik performans gösteren Türkiyenin
kişi başına düşen gelirde AB ortalamasına
yaklaştığı, bununla birlikte hala alınması
gereken uzun bir yol bulunduğu ortaya konulurken, Türkiyenin İstanbul
gibi zengin illeriyle doğudaki bazı iller arasındaki gelir
farkının 4 kata kadar ulaştığı
hatırlatılarak, gelir dağılımının daha da
bozulmasından endişe ediliyor.
Kopenhag Ekonomik Kriterleri açısından yapılan
değerlendirmede, ilk kez Türkiyede işleyen bir pazar ekonomisi
olduğunu kabul eden rapor, istihdamdaki artışın
işsizlik oranında küçük gerilemelere neden olduğunu, bununla
birlikte işsizlik oranının göreceli olarak yüksek
kaldığını ifade ediyor.
Türkiyedeki YTL operasyonuna da değinilen raporda sorunsuz sağlanan
geçişin ardından enflasyon baskısı
oluşmadığı, sadece bazı hizmet sektörlerinde büyük
ihtimalle yuvarlamalar nedeniyle fiyat artışları
kaydedildiği anlatılıyor.
Akaryakıt başta olmak üzere birçok sektörde fiyat
serbestleşmesine giden Türkiyenin bu alandaki reformlarını
sürdürmesi istenilen raporda, elektrik sektörü, fiyatların maliyetleri
yansıtmaktan öte yüksek olması nedeniyle örnek olarak gösteriliyor.
Türkiyenin her geçen gün daha fazla dışa açılan bir ekonomi
haline geldiğini vurgulayan rapor, Türkiyenin ihracatında sanayi
mamüllerinin payının yükseldiğini, tekstil ve konfeksiyon
sektöründe ise düşük işgücü maliyetine sahip ülkelerin rekabet
baskısının daha
fazla hissedildiğini ifade ediyor.
Raporda ABnin Türkiyenin en büyük ticari ortağı olduğu
hatırlatılırken, Buna karşın AB ile olan ikili
ticaret, ağırlıklı olarak Ortadoğudaki
hızlı büyüyen ülkelerle olan ticaretten daha yavaş artıyor
deniliyor. Rapor ayrıca Türkiyeye giren doğrudan sermaye
yatırımlarında geçen yıl ABnin yüzde 74 gibi ezici bir
paya sahip olduğuna dikkat çekiyor.
Raporun ekonomideki genel değerlendirme kısmında ise,
Türkiyenin son istikrar ve reform sürecini kesintiye uğratmadıkça
işleyen pazar ekonomisine sahip olarak kabul edileceği kaydediliyor.
AB Komisyonu ayrıca Türkiyenin AB içindeki rekabet baskısına ve
pazar güçlerine dayanabilmesi için kararlı yapısal reformları
sürdürmesini istiyor.
MÜZAKERE
BAŞLIKLARI
Raporda müzakere başlıkları da analiz edilirken, malların
serbest dolaşımıyla ilgili olarak Bazı alanlarda
tartışmasız şekilde sağlanan ilerlemeye rağmen AB
ve Türkiye arasında malların serbest dolaşımı tam
olarak işlemiyor deniliyor.
İşçilerin serbest dolaşımıyla ilgili olarak henüz bir
ilerleme kaydedilmediği not edilen raporda, yerleşme hakkı ve
hizmet sağlama özgürlüğü başlığında yapılan
değerlendirmede ise, Türkiyeden AB vatandaşları ve tüzel
kişilikleri için önemli yasal düzenlemeler ve uygulamada ilerlemeler
isteniyor.
Sermayenin serbest dolaşımı başlığında
sağlanan ilerlemeye rağmen, Türkiyenin AB müktesebatına olan
uyumunun düşük kaldığı ifade ediliyor.
Kamu alımları (ihaleleri) başlığında ciddi bir
ilerleme olmadığı, Kamu İhale Kanununun bazı
alımları kapsamadığı vurgulanıyor. Şirketler
hukuku başlığında, Türkiyenin özellikle muhasebe
alanında bazı ilerlemeler sağladığı kabul edilirken,
AB müktesebatına
uyumun sınırlı kaldığı anlatılıyor.
Fikri haklar başlığında Türkiyenin AB müktesebatına
yakınlaştığı, fikri ve sınai mülkiyet
haklarını koruma altına aldığı belirtiliyor.
Rekabet politikası başlığında sınırlı
ilerleme sağladığı düşünülen Türkiyede, Rekabet
Kurumunun daha etkin hale geldiği düşünülüyor.
Finansal hizmetler başlığında, Bankacılık
sektöründe ilerleme kaydedildi. Fakat genel bakışla, AB
müktesebatına yakınlaşma seviyesi orta deniliyor.
Bilgi toplumu ve medya başlığında, son ilerleme raporundan
bu yana Türkiyenin bazı ilerlemeler sağladığı kabul
edilirken, Telekomünikasyon Kurumunun güçlendirilmesi talep ediliyor.
Tarım ve kırsal kalkınma başlığında, Ortak
Tarım Politikası mekanizmalarıyla uyumda sınırlı ilerleme
sağlandığı kaydediliyor.
Gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı
politikası başlığında ise bazı ilerlemelere
dikkat çekilerek tam uyum için büyük çaba gösterilmesi gerektiği
vurgulanıyor.
Balıkçılık başlığında Türkiyenin son
ilerleme raporundan bu yana ilerleme sağlamadığı iddia
ediliyor.
Ulaşım politikası başlığında Türkiyenin
demiryolu ulaşımının sınırlı
kaldığı belirtilerek, genelde olumlu adımların
atıldığı bildiriliyor.
Enerji başlığında AB müktesebatıyla belli ölçüde
yakınlaşmanın sağlandığı düşünülüyor.
Vergilendirme başlığında ise Türkiyenin mali
politikası, AB müktesebatıyla benzerlik gösteriyor deniliyor.
Ekonomi ve para politikası başlığında bazı
ilerlemelerin sağlandığı, genel bir uyumun ise
sınırlı olduğu ifade ediliyor.
İstatistik başlığında belirli ilerlemelerin
sağlandığı, Türkiyenin ABnin resmi istatistik kurumu
Eurostatla daha yakın işbirliğine gideceği kaydediliyor.
Sosyal politika ve istihdam başlığında Türkiyenin
reformları sürdürmesi isteniyor.
Şirketler ve sanayi politikası başlığında,
ilerlemenin olmadığı savunularak, ulaşım
altyapısının tamamlanması talep ediliyor.
Bölgesel politika başlığında, Türkiyenin
yaptığı reformlarla yerinden yönetimi güçlendirdiği
kaydediliyor.
Hukuki ve temel haklar başlığında, yeni Türk Ceza Kanunu ve
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunuyla ilerleme sağladığı
belirtiliyor.
Adalet, özgürlük ve güvenlik başlığında belirli ölçüde AB
müktesebatıyla uyum sağlandığı bildiriliyor.
Bilim ve araştırma başlığında, 6ncı Çerçeve
Programına katılmasının Türkiyeye fayda
sağladığı ifade ediliyor.
Eğitim ve kültür başlığında Türkiyenin belirli
alanlarda topluluk müktesebatına yaklaştığı
düşünülüyor.
Çevre başlığında sadece atıklarla ilgili ilerlemenin
olduğu kaydediliyor.
Tüketiciyi ve sağlığı koruma
başlığında, belirli ilerlemelerin
sağlandığı anlatılarak, görev alanı daha
daraltılmış tüketici ihtisas mahkemelerinin kurulması
isteniyor.
Gümrük Birliği başlığında AB müktesebatıyla
uyumun yüksek olduğu ifade ediliyor.
Dış ilişkiler başlığında Türkiyenin tam
uyum için yeni çabalar göstermesi talep ediliyor.
Dış, güvenlik ve savunma politikası
başlığında Türkiyenin AB müktesebatına
yakınlaşmayı sürdürdüğü belirtiliyor.
Mali kontrol başlığında Türkiyenin yaptığı
yasal düzenlemeleri daha etkili uygulaması isteniyor.
Mali ve bütçe koşulları başlığında her iki
müktesebat arasında ciddi bir fark bulunmadığı
bildiriliyor.
Gül: Kıbrıs, AB ile işbirliğini
gölgeleyebilir
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği'nin (AB)
açıkladığı İlerleme Raporu ve Katılım
Ortaklığı Belgesi'nde Kıbrıs konusunda kabul edilemez
görüşler olduğunu ve bunun AB ile stratejik işbirliğini
gölgeleyebileceğini söyledi.
Gül,
Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlediği
basın toplantısında, Avrupa Komisyonu'nun dün
açıkladığı İlerleme Raporu ve Katılım
Ortaklığı Belgesi hakkında görüşlerini
açıkladı.
Gül, AB
Komisyonu'nun dün açıkladığı belgelerde Kıbrıs
ile ilgili bazı makul görüşler olduğunu, ancak makul olmayanlar
da bulunduğunu, bunlarla ilgili görüşlerini her seviyede zaten
paylaştıklarını, o konudaki pozisyonlarının devam
ettiğini belirtti.
Bakan Gül, Ama bir şey vardır ki, Kıbrıs meselesi
olduğu süre içinde inişler çıkışlar olacaktır,
hatta öyle bir an gelecektir ki, AB'nin gerektirdiği stratejik
işbirliğini gölgeleyici durumlar da ortaya çıkabilecektir. Bu
problem devam ettiği sürece, bütün bunlar gölgelenebilir diye
konuştu.
Herkesin bu problemin çözümüne daha fazla zaman ve enerji harcaması
gerekir. Bu problemin çözümü, BM'de kapsamlı bir çözümle olacaktır
diyen Gül, Kıbrıs Türklerinin üzerine düşeni yapmakta
olduğunu, ancak bu çabaların tek taraflı
olamayacağını belirtti.
HURRIYET
10/11/2005
Bayrak hırsızını Papadopulos kovdu
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulosun partisi DİKO, liderlerinin talimatı üzerine,
Yeşil Hatta nöbetçi kulübesinden Türk bayrağını çalarak
olay çıkartan Avrupa Parlamentosu Milletvekili Marios Matsakisi kovdu.
DİKO Parti Meclisi dün akşam toplanarak Matsakisin parti görüş
ve siyasetlerine uygun hareket etmediği gerekçesiyle ilişiğini
kesme kararı aldı.
Parti Başkan Vekili Nicos Cleantus, Matsakisin artık partinin
dışında olduğunu ilan etti. Daha önce de KKTC
sınırını delmeye kalkışan ve İngiliz
üslerinin tellerine asılı kalarak gündeme gelen Matsakis, partisinin
kararına şaşırmadığını, ancak üzüntüyle
karşıladığını söyledi. Geçen yıl seçilen
Matsakis hakkında tarihi eser kaçakçılığından soruşturma
açılınca AP, bayrak hırsızı vekilin
dokunulmazlığını kaldırmıştı.
HURRIYET 10/11/2005
ABnin beş reçetesi
Zeynel LÜLE / BRÜKSEL
İlerleme
Raporunda AB Komisyonu Türkiyeyi ilk kez işleyen pazar ekonomisine
sahip diye överken, reformların hız kesmesini eleştirdi.
Katılım Ortaklığı Belgesinde Türkiyeye 5 ödev
verildi.
· İşkenceye sıfır tolerans
devam etsin
· İfade özgürlüğü
kısıtlamaları kalksın
· Gayrimüslimlerin durumu iyileştirilsin
· Kadın haklarına tam riayet edilsin
· Sendikal haklar eksiksiz uygulansın
AB Komisyonunun dün açıkladığı İlerleme Raporunda
Türkiyeye reformların hızı konusunda eleştiri getirildi.
Bunun yanı sıra aynı raporda ilk kez Türkiyeye, işleyen
pazar ekonomisine sahip olduğu belirtilerek, bu alanda övgü
yapıldı. 140 sayfalık İlerleme Raporu ile Türkiyeden
kısa ve orta vadedeki beklentilerin sıralandığı Katılım
Ortaklığı Belgesinde beş konu ön plana çıktı.
AB Komisyonu genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehnin basın
toplantısında açıkladığı ilerleme raporuna göre
önümüzdeki dönemde AB, insan hakları alanına giren beş konuda
Türkiyeyi sıkı takibe alacak. Bunlar, işkence ile mücadele,
ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması,
kadın haklarına yönelik düzenlemelerin yapılması,
gayrimüslimlerin haklarının korunması ve dernek, sendika kurma
ve örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması olarak şekillendi.
Dün, Türkiyenin son bir yıllık fotoğrafının ortaya
konulduğu İlerleme Raporunun yanı sıra, müzakerelere
ışık tutacak, ABnin Türkiyeden kısa ve orta vadede
beklentilerinin sıralandığı Katılım
Ortaklığı Belgesi de yayınlandı. Belgenin yürürlüğe
girmesi için AB Konseyi tarafından da onaylanması gerekiyor.
Raporda, yüzde 10 seçim barajı konusunda değişikliğe
gidilmemesi de eleştirildi. Asker-sivil ilişkilerinin Avrupa
standartlarına hálá getirilemediği, Eğitim-Sen
davasının Genelkurmayın baskısıyla
açıldığı ve askeri harcamaların Meclis tarafından
tam yetkiyle denetlenmesi gerektiği görüşüne yer verildi.
AB, Türkiyenin Rumların bazı uluslararası kuruluşlara
üyeliğini ve bazı anlaşmalara taraf olmasını
engellemeyi sürdürdüğüne dikkat çekti ve malların serbest
dolaşımı konusunda ilerleme
sağlanamadığını kaydetti. Ankara, AB raporuna
ilişkin değerlendirmesini bugün yapacak.
KATILIM ORTAKLIĞI BELGESİ
Türkiye ile AB arasındaki müzakereler için yol haritası
niteliği taşıyan ve ABnin Türkiyeden kısa ve orta
vadedeki beklentilerini dile getirdiği Katılım
Ortaklığı Belgesinde şu hususlar öne çıkıyor:
Yolsuzlukla mücadele eden kurumları ve aralarındaki eşgüdümü
güçlendirin.
Bağımsız ulusal insan hakları kuruluşlarını
güçlendirin.
İnsan hakları ve temel özgürlüklerden dil, siyasi görüş,
ırk, cinsiyet, etnik köken, din, yaş ve cinsel seçim ayrımı
olmaksızın tüm bireylerin yararlanmasını yasalar ve
uygulamalarla sağlayın.
Düşünce suçlularının durumlarını düzeltin.
Siyasi partilere yönelik düzenlemeleri ve mali gelirlerinin denetimini AB
standartlarına getirin.
Türkçe dışındaki dillerde radyo ve TV yayını
sağlayın. Eğitimi destekleyecek gerekli düzenlemeleri
yapın.
Köylerinden göç ettirilen insanların evlerine dönmelerini
sağlayın ve bu bölgedeki durumun gelişmesi için, ekonomik,
sosyal ve kültürel adımlar atın.
TÜRKİYENİN EKSİKLERİ
Din Özgürlüğü:
Gayrimüslimler tüzel kişilik, mülkiyet hakları, din adamı
yetiştirme ve vakıfların yönetimine ilişkin konularda büyük
sıkıntılar yaşıyor. Aleviler, Diyanet içinde temsil
edilmiyor. Radikal grupların gayrimüslimlere şiddet ve tacizi
arttı. Ruhban okulu halen açılmadı.
İşkence:
Vakalarda azalma olmakla birlikte hálá sürüyor. Kızıltepede bir
baba ve oğlunun ölümüyle sonuçlanan olay bunun bir örneği.
İfade özgürlüğü:
Raporda TCKnın 301. maddesi eleştirilerek Orhan Pamukun
kitaplarının toplatılması ile Pamuk hakkındaki dava,
gazeteci Hrant Dinkin yargılanması, gazeteci Emin Karaca ve yazar
Ragıp Zarakolu örneklerine değiniliyor. Başbakan Erdoğanın
karikatürcülere dava açması eleştiriliyor.
Öcalan davasında adil yargılamanın ihlal edildiğine
işaret ediliyor. Yargıç atamaları, yargının
bağımsızlığı önünde engel olarak
sıralanıyor.
Kadın Hakları: Bu alanda çok az ilerleme
sağlandığı belirtilerek aile içi şiddet, namus
cinayetleri, okuma-yazma, siyaset ve çalışma hayatına
kadınların katılımının düşük olduğu
vurgulanıyor.
Örgütlenme hakkı: Sendika ve dernek kurmayı
zorlaştıran ve engelleyen yasaların tamamen ortadan
kaldırılması gerekiyor. Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin 11inci maddesiyle güvence altına alınan
örgütlenme hakkı çiğnenmemeli.
HURRIYET 10/11/05
Atatürk Londra'da
baştan yaratıldı

Madame Tussauds Mumyalar
Müzesi'ndeki eleştirilen Atatürk heykeli, bugün İngiliz heykeltıraş
Steve Swales'in yaptığı yeni heykelle değiştiriliyor
Bir yıl önce bu zamanlar büromuza bir İngiliz heykeltıraş
geldi.
Yaptığımız Atatürk belgeselleri ile arşivimizdeki
Atatürk görüntülerini izlemek istiyordu.
Çok önemli bir proje üzerinde çalışıyordu:
Londra'daki ünlü Madame Tussauds Mumyalar Müzesi'ndeki Atatürk heykelini
yeniden yapacaktı.
Müzedeki balmumu heykel yıllardır Atatürk'e benzemediği
gerekçesiyle eleştiriliyordu.
Türk hükümeti defalarca heykeli değiştirtmek için girişimler
yapmış ancak müze yönetimi kabul etmemişti.
Bunun üzerine devreye Koç Topluluğu girdi. Müze yönetimiyle görüştü
ve heykeli yenilemeye ikna etti.
Proje henüz bir sırdı.
Heykeltıraş Steve Swales, büroda belgesellerimizi ve Atatürk
görüntülerini izledi. Fotoğrafları inceledi, çok etkilendiğini
söyledi.
Anıtkabir'e de gitmiş ve Türkler için Atatürk'ün ne anlam
taşıdığını orada daha derinden hissetmişti.
Asıl önemlisi Anıtkabir yetkilileri, İngiliz sanatçıya çok
özel bir arşivin kapısını açmışlardı.
Açılan arşivde Atatürk'ün ölümünden hemen sonra
Hıfzıssıhha Müdürü Dr. Nuri Hakkı Aktansel tarafından
alınan yüz ve el maskı vardı. Bu mask, -uzun hastalık
yıllarında yorgun düşmüş çehresinden alınmış
olsa da- onun yüzünün bire bir ölçüsünü ortaya koyuyordu.
Ve heykel dikiliyor
20 senedir müzede heykeltıraşlık yapan Swales Londra'ya dönüp
işe koyuldu.
Biz de çalışmasını uzaktan izlemeyi sürdürdük.
Çalışmalar süresince, kendisi de bir heykeltıraş olan
Eskişehir Belediye Başkanı Prof. Yılmaz Büyükerşen,
Londra'da Swales'e danışmanlık yaptı.
Model oluştuktan sonra yüzün kalıbı plastikle sıvandı.
Ortaya çıkan kafaya tek tek saç ekildi.

Önce
saçlar, sonra yüz boyandı. Yağlıboya ile makyaj
yapıldı. Kafayla birleştirilen vücuda Türkiye'den gönderilen
kıyafet giydirildi.
Nihayet Atatürk'ün bire bir ölçülerinde gerçekten göz alıcı bir mumya
heykele ulaşıldı.
İşte o heykel, bugün Londra'da bir törenle açılıyor.
ATA'DAN İKİ HEYKEL ÖYKÜSÜ
Atatürk heykelini görünce hiddetlendi:
'Yaptığın
gibi yık bunu'
Doğrusunu söylemek gerekirse Atatürk için en çok
yaptığımız işlerin başında geliyor,
"heykelini dikmek"...
Üstelik bu, daha o hayattayken başlamış bir eğilim...
Hatta Reşit Galip Bey'in Maarif Vekilliği döneminde Gazi'nin,
çoğu yabancıların elinden çıkmış kötü
heykellerinin yerine güzel bir heykelinin yapılması için
yarışma düzenlendiği biliniyor. Ancak yarışmaya gelen
20 kadar heykel de o kadar kötüydü ki, Paris'te Rodin'in gece atölyelerine
katılmış olan Münir Hayri Bey, "Ben bile bunlardan iyisini
yaparım" deyince ihaleyi kucağında bulmuştu.
Ertesi gün sipariş üzerine gelen tüm heykeller Köşk'te Atatürk'e
gösterildi. Atatürk, Münir Hayri'ninkini beğendi. Bu arada kendi eserine
pek güvenen bir genç, "Ama o heykel değil Paşam" diye
itiraz edince Atatürk, gence aynen şöyle dedi: "Belki sizin
yaptıklarınız heykel, ama ben değilim. Ben buyum."
'Lenin'e benziyor'
Söz heykelden ve Münir Hayri'den açılmışken yazıyı
ilginç bir öyküyle kapatalım:
Münir Hayri, Moskova'dan yeni dönmüştü. Ankara'da düzenlenen küçük
sanatlar sergisi için ondan yine bir heykel istediler.
Münir Hayri, belki Moskova'da gördüğü heykellerin ilhamıyla bu kez
büyük ve hareketli bir Atatürk yaptı. Tabii ihbarcılar hemen,
"Bu heykel Lenin'e benziyor" dedikodusuna başladı. Serginin
açıldığı gün Atatürk içeri girer girmez, "Nerede o
heykel?" diye sordu. Heykeli görünce de hiddetle, "Kim yaptı
bunu?" diye sordu.
Münir Hayri, "Ben efendim" diye boyun büktü.
Çıkıştı Atatürk: "Yaptığın gibi
yık bunu!" diye emredip çıktı.
Heykel sürgünü
Münir Hayri heykelden önce yıkılmıştı. Ertesi gün CHP
içinde kurduğu Sanat Propaganda Servisi'nin lağvedildiğini
öğrendi. Maarif'teki görevine de son verilmiş, Gaziantep Lisesi
Fransızca öğretmenliğine tayin edilmişti. Gitmedi. Eve
kapandı. 2 ay insan içine çıkmadı. Sonra bir gün telefonu
çaldı. Çankaya'ya sofraya çağrılıyordu. Salona ürkerek
girdi. Tam Atatürk'ün karşısındaki "sorgu
koltuğu"na buyur edildi. Oturduğu yerde endişeyle terlerken
Atatürk laf attı:
"- Beyefendi, zatı âlinizi bir müddetten beri kaybettik,
neredeydiniz?"
"- Ankara'daydım efendim."
"- Malum, ondan evvel neredeydiniz?"
"- Rusya'daydım."
"- Oralarda neler gördünüz?"
"- Tiyatrolar... sinemalar... müzeler... heykeller..."
"- Çok âlâ! Ne heykelleri gördünüz?"
Münir Hayri, lafın geleceği yeri anlamıştı. Direnmedi:
"- Lenin'in de heykelleri vardı" dedi.
Atatürk'ün gözleri parladı:
"- Bu heykeller ne vaziyetteydiler. Lütfen şu iskemleye
çıkıp o vaziyetleri alın. Görmüş gibi
olalım"
dedi.
Münir Hayri o noktada isyan etti. Ayağa kalktı ve
"Paşam" dedi:
"Heykel bir insanı methetmek için yapılır, ama herkes sizi
anladığı kadar methedebilir. Kimi dehanızı, kimi
kravatınızı, kimi de kunduralarınızı metheder.
Ben sizi ifade etmeye çalışırken bir hatam olduysa bunu
suiniyetime değil, eşekliğime veriniz".
"İki kişi eşek değilse..."
Bu konuşma üzerine Atatürk elini masaya vurdu:
"İşte bunu kabul edemem" diye bağırdı:
"Bu sofrada iki kişi eşek değilse, biri sensin, biri de
benim."
Sofrada Münir Hayri'yi
gammazlayanların başı öne düştü. Sofra
dağılırken Atatürk yanındakilere, "Hani Yalova'da bir
heykelimi yaptırmak istiyordunuz ya, en iyisini Münir Hayri yapar, ona
ısmarlayınız" dedi. Sonra da olacakları haber
verircesine ekledi:
"Acele ediniz, yarından sonra işi yine pek
çoğalır."
O kabartma, halen Yalova Termal Oteli'nin salonunda durmaktadır.
Heykele başlamadan önce İngiliz heykeltıraşa bu öyküleri
anlatsa mıydık acaba?
CAN DUNDAR
MILLIYET 10/11/05
AB, Türkiye'ye geçerli
not verdi
Avrupa Birliği Komisyonunun "İlerleme raporu- Katılım
Ortaklığı- Stratejik Belge" üçlüsü açıklandı.
Şimdi hazırlıklı olun, müthiş bir fırtına
esecek. Raporların en kötü yanları ele alınacak ve AB'nin
Türkiye'yi köşeye sıkıştırdığı ileri
sürülecek. Satır aralarından anlamlar çıkarılıp,
AB'nin ülkemizi bölmeye çalıştığı belirtilecek. Oysa
raporların tümüne baktığımızda, bunların büyük
bir bölümünün bizzat bizim tarafımızdan eleştirilen, medya' da
uzun uzun tartışılmış konular olduğunu görüyoruz.
İçinde abartılı bölümler var.
Hatta gereksiz duyarlıklar da var.
Özetlemek gerekirse, raporun eleştirilecek birçok noktası var. Ancak
Avrupa Birliği, raporlarında önemli konularda Türkiye'yi
gözetmiş ve duyarlıklarımızı dikkate almış.
Türkiye'nin fotoğrafını net şekilde çekmiş.
Türkiye'ye yüksek not verilmemiş, ancak geçerli not verilmiş.
Benim ilk bakışta gördüklerimin başında, PKK'ya
karşı tutum geliyor. AB, Güneydoğu'daki son terör
olaylarından PKK'yı açık şekilde sorumlu gösteriyor ve
kınanması gerektiğinin altını çiziyor.
Ermeni sorumunda ısrarlı şekilde "soykırım"
kelimesini kullanmıyor, daha da ileri gidip Erdoğan'ın,
tarafsız bilim adamlarının inceleme yapmalarıyla ilgili
önerisi destekleniyor.
Asker- Sivil ilişkilerinde son derece dikkatli bir dil
kullanılıyor ve geçen yıllardan farklı bir uyarı
getirilmiyor. Durumun resmi çekiliyor ve nelerin yapılması gerektiği
belirtiliyor.
Kıbrıs'ın tanınması gibi bir koşula yer
verilmiyor, limanların açılmasının da- daha önce
bilindiği gibi- 1-2 yıl içinde gerçekleşmesi gerektiği
vurgulanıyor.
Yunanistanın istemesine rağmen, Ege denizinde 12 mil'in savaş
durumu yaratacağına dair yaklaşıma değinilmiyor.
Avusturya'nın baskısına rağmen "Türkiye'ye tam
üyelikte, Avrupa' nın hazmetme kapasitesi daha fazla dikkate
alınması" maddesi onay görmüyor.
Alevilerden artık "azınlık" diye söz edilmiyor.
Türkiye'nin çok cesur adımlar attığı, işleyen bir
Pazar ekonomisine sahip olduğu belirtiliyor.
ELEŞTİRİLERİN BİR BÖLÜMÜ BİZDEN KAYNAKLANIYOR
Onaylanan belgelere giren eleştirileri veya yönlendirmelere
baktığımız zaman, bizi rahatsız edecek, sürpriz
niteliğindeki yeni bir unsur yok. Özellikle İlerleme raporundaki
eleştirileri okuduğunuz zaman, bunların Türk medya'sında
uzun uzun ele alındığını,
tartışıldığını ve sert şekilde de
eleştirildiğini görüyorsunuz.
Türkiye'nin kısa ve orta vadede neleri yerine getirmesi gerektiği ile
ilgili listeyi önünüze koyun ve kendi kendinize şu soruyu sorun:
" Bunların değiştirilmesi zaten bizim için gerekli
değil mi? "
AB Komisyonu "Türkiye çok cesur adımlar attı, ancak reformlar
yavaşladı ve uygulamalarda da eksiklikler var" derken,
yanlış bir yargıda mı bulunuyor ?
Raporları doğru okuduğumuz taktirde, çıkan sonucun olumlu
olduğunu söyleyebiliriz
* * *
FRANSA OLAYLARI
BİZİ DE ETKİLEYECEK
Fransa hiç
beklemediği bir ayaklanma ile karşı karşıya.
Şaşırmış durumdalar. Kendileri de anlayabilmiş
değiller.Oysa uzun yılların bir birikiminin patlamasıyla
karşı karşıyalar.
Olayları yakından izleyen ve sağlıklı yorum yapabilen
uzmanlarla konuştum. Hepsinin katıldıkları bulgular
uyuşuyor.
- Olayların altında henüz din unsuru yok. Devam ederse, ilerde
yavaş yavaş dinci unsurlar ortaya çıkabilir. Ancak şu
aşamada, Başbakan Erdoğan'ın dediği gibi Türban veya
başkalarının ileri sürdüğü gibi El Kaida yok.
- Olayların temelinde, işsizlik, fakirlik, "öteki" gibi
görülmeleri ve itilip kakılmaları, özellikle de İçişleri
Bakanı Sarkozy'nin sert yaklaşımı yatıyor.
- Olaylar bundan sonra şekil değiştirebilir ve dinler
çatışmasına dönüşebilir. Eğer iyi yönetilemezse
olaylar bir süre sonra, hükümet krizine daha da sonra bir rejim sorununa
dönüşebilir.
Türk kamu oyunun genel yaklaşımı "Fransızlar
ektiklerini biçiyorlar" şeklinde. Belki bunu anlayışla
karşılayabiliriz, ancak Türkiye'nin uzun vadeli
çıkarlarını düşündüğümüz zaman durum çok
değişiyor.
Bu gelişmelerde TÜRK kelimesi henüz duyulmadı. Aslında ufak
tefek Türklerde olaylara katılıyorlar ancak isimleri ön plana
çıkmıyor.Ancak bu durum bizleri bu karmaşanın
dışına çıkarmıyor. Unutmayalım ki, Fransız
kamu oyundaki genel izlenim olayları müslümanların çıkardığıdır.Müslüman
denildiği zaman da, aynı potanın içine bizler de giriyoruz.
Yani, bu gelişmelerin faturası sonunda bize de çıkacak.
Avrupa Birliğine katılmak istediğinden dolayı Türkiye'nin
özellikle Fransa'da önemli bir imaj sorunu var. Olaylar, işte bu
açıdan , bizim için talihsiz oldu. Yine bu açıdan
bakıldığında, Başbakan'ın "Fransa
olaylarının temelinde Türban sorununun da bulunduğunu"
söylemesi daha da büyük bir talihsizlik oldu.
Ne gereği vardı ?
Kimsenin söz etmediği bir sırada, Türkiye'nin, Fransayı
böylesine rahatsız eden bir olayın içine girmesininin ne gereği
vardı? Üstelik doğru bir saptama da değil. Belli ki birileri
Başbakana bunu fıslamış ve o da fazla
araştırmadan açıklamış. Sonradan
değiştirmeye çalışmış olsa dahi, verdiği zarar
aynı kaldı.
Fransa'ya çok kızgın olabiliriz, ancak gelişmelere
soğukkanlı baktığımız taktirde, kendimizi
ayağımızdan vurduğumuzu anlayacağız.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 10/11/05
Ankara'dan
AB'ye: Kıbrıs'ta bizden bu kadar
Gül, AB büyükelçilerine
'İlerleme Raporu'ndaki her şeye katılmak zorunda değiliz'
dedi
RADIKAL 10/11/05
Avrupa Birliği
Genişleme Sorumlusu Olli Rehn, Brüksel'de Türkiye İlerleme Raporu'nu
açıkladığı sırada, Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün Ankara'daki AB büyükelçileriyle yediği iş
yemeği sona ermek üzereydi. Dönem başkanı ülke
sıfatıyla İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott
tarafından verilen yemekte Gül'ün dile getirdiği mesajlardan ikisi,
hem Ankara'nın ruh halini, hem de siyasetini yansıtıyordu.
Bu mesajlardan ilki, geçen yılın İlerleme Raporu ve sonrasındaki
gelişmelerden ağzı yanan Ankara, yoğurdu üfleyerek yemeye
çalıştığını gösteriyordu. Gül, şöyle
diyordu:
"Belgeleri dikkatle değerlendireceğiz.
Bu belgelerde belirtilen her noktada sizinle uzlaşmayabiliriz. Bunun da
ötesinde, (o noktalar) içinde bazı hassas konular olabilir. Ancak
inanıyoruz ki, endişelerimizin çoğunu katılım
sürecinde dile getirebileceğiz."
Bu cümleler, geçen yıl 6 Ekim'de yayımlanan İlerleme Raporu'na,
daha üzerinden birkaç saat geçmişken 'Dengeli bir rapor' tepkisi verip,
sonra muhalefetin eleştiri bombardımanına tutulan Başbakan
Tayyip Erdoğan'ınkinden farklı ve daha temkinli bir
yaklaşımı ifade ediyor. Dışişleri, daha
belgelerin resmen açıklanmadığı saatte, gerek İlerleme
Raporu'nda (İR), gerek katılım Ortaklığı
Belgesi'nde (KOB) yazan konular üzerindeki itiraz hakkını önceden
açıklamış oluyor.
İtirazın nereden geleceğinin peşinen söylendiği bir
bölüm de var Gül'ün konuşmasında; o da zaten ikinci mesajın
konusu. Şöyle diyor Gül:
"Deneyimler göstermiştir ki, örneğin Kıbrıs konusunda
Türkiye'nin tek başına çabaları kapsamlı bir çözüme
ulaşılmasına yeterli olmamaktadır. Türkiye'nin
katılım müzakereleri ve Kıbrıs sorunu birbirinden
bağımsız iki konudur. Kendi çerçeveleri içinde birbirlerinden
ayrı olarak ele alınmalıdır. Bu vesileyle şu
endişemi ifade etmeliyim ki, Kıbrıs konusu çözülmediği
müddetçe ileride daha önemli, acil ve stratejik konularda
işbirliğimiz gerektiğinde, bunu gölgeleyebilir. Avrupa kamuoyu
AB'nin gerçek anlamda bir küresel aktör olmasını istiyorsa,
Türkiye'nin katılımı bu anlamda değerli
olacaktır."
Bir mesaj diplomatik ortamda daha açık nasıl verilebilir? Ankara,
Kıbrıs (ve Yunanistan) konularında artık tek taraflı
bir adım daha atmayacağını söylüyor. KOB'da bu
konuların kısa dönemde, iki yıl içinde çözüleceği söylense
de, Kıbrıs konusunda karşı taraf adım atmadan,
harekete geçmeyeceğini söylüyor ve KOB'da bu süreç izlemeye
bağlanmış olsa da, bunun Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerini
engellememesi konusunda Brüksel'i uyarıyor.
Herhalde AB Komisyonu da AB üyesi olan Kıbrıs Rumlarının
meşruiyetine inanmıyor ki, KOB'da çözümü BM sürecine
bağlıyor. BM zemininde çözüm içinse, mutlaka Rumların da taviz
vermesi, ırkçı-ayrımcı yaklaşımlarını
terk etmesi gerekiyor.
Dışişleri gerek İR, gerekse KOB'u kesin hatlarla ikiye
ayırıyor: Biri, Kıbrıs ve Yunanistan'a ilişkin
talepler. Bu konuda tavır, Gül'ün sözlerinden anlaşılıyor.
İkinci kısım ise sürecin kendisine ilişkin.
Demokratikleşme ve insan hakları konusunda tamamlanması
gerekenler. Orada sıkıntı hükümet ve Meclis açısından
söz konusu.
AK Parti hükümeti acaba iki yıl içinde milletvekili
dokunulmazlıklarının kaldırılması, bürokrat
dokunulmazlıklarının sınırlandırılması,
Siyasi Partiler Yasası'sının katılımcılık ve
şeffaflığı teşvik edecek şekilde düzeltilmesi,
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nda Adalet Bakanı ve
müsteşarının yer almaması, sendikal hakların AB
standartlarına yükseltilip uygulanması, bütün savcı ve
yargıçların reformların uygulanmasında (özellikle Orhan
Pamuk davasında öne çıktığı üzere ifade özgürlüğü
alanında) kendi yorumlarıyla hareket etmemesini sağlayacak
düzenlemelere gidilmesi, koruculuk sisteminin kaldırılması, dini
özgürlüklerin tam anlamıyla uygulanması (Heybeliada'da tek sorun
hükümetten kaynaklanmıyor gibi. Patrikhane okulun laik sisteme bağlı
kalmasına onay verse, çözüm kolaylaşabilir), işkenceyle daha
etkin mücadele konusunda ne gibi adımlar atacak?
Anamuhalefet CHP bunların hangilerini destekleyecek? Bütün bunlar
Türkiye'nin giderek daha çok seçimi tartıştığı bir
dönemde nasıl yapılacak? Şenlikli bir iki yıl var önümüzde.
Kıbrıs'ta
izolasyon gerginliği yaşanıyor
|
|
RADIKAL 10/11/05
ANDREW BOROWIEC
Kıbrıs
Rum kesimi liderleri, Kıbrıslı Türk
meslektaşlarının içinde oldukları diplomatik izolasyonu
aşma çabalarından rahatsızlık duyuyorlar ve bu durum, iki
toplum arasında yeni gerginliklere neden oluyor.
Özellikle Kıbrıs Türk kesimi lideri Mehmet Ali Talat'ın geçen
hafta yaptığı New York ve Washington ziyareti ile
Kıbrıs Türk Parlamentosu'ndan dört üyenin Washington'da bir seminere
katılmaları sıkıntı yarattı.
Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos, "ABD'nin
girişimleri, adayı yeniden birleştirmek yerine bölücü bir
eğilimi artırma yönündedir. Türk işgal rejiminin muhtemel olarak
yasal ve bağımsız bir varlık kurması konusunda umut
veriyorlar" açıklamasında bulundu. Talat ise verdiği sert
cevapta, kendisinin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice
ile yaptığı görüşmede, Amerikalılardan sadece
'Kıbrıs Türk kesiminin izolasyonunun kaldırılması
doğrultusunda verdikleri desteğe devam etmelerini ve diğer
ülkeleri de aynı adımları atmaları için daha çok
yüreklendirmelerini' istediğini belirtti.
Ekonomik
eşitsizlikleri gidermek
ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir sözcü ise,
Washington'ın, Kıbrıs'ın her iki kesimi arasındaki
ekonomik eşitsizlikleri giderecek şekilde tekrar birleşme
yönünde yardım etmek istediğini kaydetti. Kıbrıs Rum
kesiminde kişi başına düşen 16 bin dolarlık
yıllık gelir, Kıbrıs Türk kesiminin yaklaşık üç
katı kadar.
18 ay önce BM Genel Sekreteri Kofi Annan öncülüğünde sunulan, adayı
tekrar birleştirme planının Kıbrıs Rum kesimince
reddedilmesinden beri, adanın tekrar birleşmesi umutları giderek
azalıyor.
Söz konusu plan, Kıbrıs Türk kesimince kabul edilmişti, ancak
Kıbrıs'ta 14 yıl boyunca BM temsilcisi olarak görev yapan
Gustave Feissel, geçen hafta yaptığı açıklamada, süregelen
husumet göz önüne alındığında bundan vazgeçilmesi
gerektiğini belirtti.
İngilizce olarak yayımlanan Cyprus Mail'e demeç veren Feissel,
"Sunulan plan çok içten bir çabanın sonucu olsa da, insanların
ağzında öyle kötü bir tat bıraktı ki, bunu düzeltme
çabaları neredeyse imkânsız hale geldi" dedi. Rum kesiminin
Avrupa Birliği'ne katılımıyla bir 'güvenlik teminatı'
sağlamasına rağmen, Feissel, Kıbrıs meselesinin
'hiçbir aşama kaydetmediğini' söyledi.
Sindirme tehlikesi
Feissel, Kıbrıslıların şu an Atilla hattından
engellemelere maruz kalmadan geçebiliyor olmasının da, iki toplum
arasındaki ilişkileri iyiye doğru götüremediğini ekledi.
Feissel, "Şunu hatırda tutmak gerekiyor ki, zaman tükeniyor.
Türkiye'den gelen yerleşimcilerin Kuzey Kıbrıs Türk kesimine
göçün, oradaki toplumu yavaş yavaş sindirme tehlikesi var.
Bu şekilde devam etmeleri halinde, günün birinde hiç bir çözüm
kalmadığını göreceğiz. Eğer çözüm bölünme
olacaksa, kuzey kesimde yaşayanlar Kıbrıslı Türkler
değil, sadece Türkler olacaktır" dedi. (7 Kasım 2005)
Kıbrıs konusunda tek başına Türkiye'nin
çabaları yeterli değil
|
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, "Kıbrıs konusunda tek
başına Türkiye'nin çabaları yeterli değil" dedi. AB'ye üye
ülkelerin Ankara büyükelçileriyle İngiliz Büyükelçiliği'ndeki
aylık olağan toplantılarının öğle yemeği
bölümünde bir araya gelen Gül, burada bir konuşma yaptı. Müzakere
sürecinin başarısı için her türlü çabayı göstermeye
hazır olduklarını belirten Gül, buna rağmen, Türkiye'nin
tek başına yapamayacağı şeyler olduğunu
söyledi. Buna
Kıbrıs meselesinin çözümünü örnek gösteren Gül, "Deneyimler,
tek başına Türkiye'nin çabalarının, Kıbrıs
konusunda kapsamlı bir çözüm için yeterli olmadığını
gösteriyor" diye konuştu. Kıbrıs
konusuyla Türkiye'nin AB ile müzakere sürecinin iki bağımsız
konu olduğunu ifade eden Gül, Kıbrıs meselesinin çözümsüz
kalmasının, daha önemli, acil ve stratejik konularda ileride
gereksinim duyulabilecek işbirliğine engel teşkil edebileceğine
yönelik kaygılarını da dile getirdi. AB
Komisyonu'nca açıklanan İlerleme Raporu ve Katılım
Ortaklığı Belgesi'ni dikkatle değerlendireceğini
söyledi. Gül,
Türkiye'nin söz konusu belgeleri dikkatle değerlendireceğini
belirterek, "Bu belgelerde yer alan her nokta üzerinde
anlaşamayabiliriz. Bununla birlikte, önceden olduğu gibi bu
belgelerde bazı hassas konular olabilir. Yine de,
kaygılarımızın çoğunu katılım süreci
boyunca dile getirebileceğimize inanıyoruz" diye konuştu.
Gül, Türkiye
ve AB'nin yeni sürece en iyi şekilde hazırlanabilmek için birlikte
çalışması, müzakere sürecinin başarılı geçmesi
için karşılıklı sorumlulukları yerine getirmesi
gerektiğini belirtti. Konuşmasında
AB büyükelçilerine, bugün itibarıyla dört faslın
tanıtıcı taramasının tamamlandığı
bilgisini de veren Gül, sürecin olması gerektiği gibi yolunda
seyrettiğini ifade etti. Gül, Türk
kamuoyunun AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn'in
Kayseri ziyaretiyle AB'nin terörizm ve terör örgütü PKK'yla mücadeledeki sağlam
duruşuna ilişkin ifadelerini memnuniyetle
karşıladığını, bunların
"iletişim"in güzel örnekleri olduğunu belirtti. Başmüzakereci
Ali Babacan ile Reform İzleme Grubu'nun dokuzuncu toplantısına
katılacaklarını hatırlatan Gül, bu sefer toplantıda
adalet ve içişleri bakanlarının da yer
alacağını belirterek, grubun çalışmalarına yeni
bir ivme kazandırmayı amaçladığını kaydetti. Yapılacak
reformlar için parlamentodan destek isteyeceklerini ifade eden Gül, geçen
hafta TBMM Başkanı ve parlamentodaki liderlerle bu konuyla ilgili
olarak görüştüğünü de hatırlattı. Konuşmasında
bölgesel konulara da değinen Gül, Iraklıların tüm enerjisini
15 aralıktaki seçimlere kanalize etmesi gerektiğini belirterek, hem
bu seçimlerin başarısını, hem de Kerkük gibi tartışmalı
bölgelere ilişkin sorunların çözümü için tarafsızlık ve
şeffaflığın önemli olduğunu ifade etti. Gül,
Azerbaycan'da yapılan seçimlerle birlikte Yukarı Karabağ
sorununun çözümü için yeni bir pencere açılmasını
umduklarını da kaydetti. Türkiye'nin
komşuları Suriye ve İran ile geleneksel bağları
olduğunu bildiren Dışişleri Bakanı Gül, bu
ülkelerin, son günlerde gündeme gelen konularla ilgili olarak
uluslararası toplumla işbirliği içinde olmasının
önemini vurgulamaya devam edeceklerini kaydetti. Westmacott:
Kaygılarınızı anlıyoruz AB Dönem
Başkanı İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott,
"Bu arada AB'den geçen Nisan'da verilen Kıbrıs Türklerine
yönelik sözlerin tutulmasını da bekliyorsunuz" dedi. İngiliz
Büyükelçi Westmacott, yemekte yaptığı konuşmada,Türkiye'nin,
Kıbrıs sorununu tek başına çözemeyeceğine
ilişkin kaygılarını anladıklarını söyleyen
Westmacott, BM'nin Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümü için,
AB'nin desteğiyle çalışmalara yeniden başlaması
gerektiğini belirterek, "Bu arada AB'den geçen Nisan'da verilen
Kıbrıs Türklerine yönelik sözlerin tutulmasını da
bekliyorsunuz" diye konuştu. Dışişleri Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AB'ye üye ülkelerin
Ankara büyükelçileriyle İngiliz Büyükelçiliği'ndeki aylık
olağan toplantılarının öğle yemeği bölümünde
bir araya geldi. Türkiye'nin
AB'ye üyelik sürecinde Gül'ün gösterdiği kişisel çaba ve siyasi
cesareti öven Westmacott, "Türkiye'nin ve Türk halkının son üç
yıldır geçirdiği cesur politik ve ekonomik değişimi
teşvik ettiklerini ve alkışladıklarını"
dedi. Türkiye'nin
AB'ye tam üyeliğinin tüm dünyaya, bir kez daha, laik demokrasi, hukukun
üstünlüğü ve serbest piyasa ekonomisinin Batı için olduğu
kadar İslam dünyası için de geçerli olabileceğini
göstereceğine inandıklarını belirten İngiliz Büyükelçi,
3 ekimden bu yana kazanılan ivmenin korunması gerektiğine
işaret etti. Ankara
Anlaşması ek protokolünün, Türk ve Avrupa parlamentolarında
onaylanmasına ilişkin beklentileri hatırlatan Westmacott,
Türkiye'nin tarama sürecinden, müzakere başlıklarının açılmasına
kadar, süreçte hızlı bir ilerleme kaydetmek istediğinin
bilincinde olduklarını kaydetti. Konuşmasında,
katılım sürecinde Avrupa kamuoyunun Türkiye hakkında
bilgilendirilmesi için Türkiye'deki sivil toplum örgütlerinin
çalışmalarının önemine de değinen Westmacott,
şunları söyledi: "Avrupalılara
Türkiye'nin AB'nin ortak dış ve güvenlik politikasına
yapacağı katkıları hatırlatmalıyız. Onlara
hatırlatmalıyız ki, Avrupa'nın ekonomik büyümesi, iş
piyasasında karşılaştığı eksikliklerin
tamamlanması ve hükümetlerimizin
karşılaştığı yasadışı göç,
organize suçlar, uyuşturucu kaçakçılığı ve
uluslararası terörizm gibi gittikçe önem kazanan konuları çözmek,
Türkiye'nin AB üyeliğiyle kolaylaşacaktır." İngiliz
Büyükelçi, 3 ekimden sonra yakalanan ivmenin devamı ve Türkiye'nin
Avrupa'da daha çok dost kazanması için, "ifade özgürlüğü,
inanç özgürlüğü ve Güneydoğu Anadolu'daki sosyal ekonomik ve
kültürel sorunların çözümü konularında yeni adımlar
atılması" gerektiğini ifade etti. Westmacott,
konuşmasının sonunda AB'nin terör örgütü PKK/Kongra-Gel'in
eylemleri de dahil olmak üzere, her türlü terör faaliyetini
kınadığını kaydetti. Öte yandan, yemeğe
ilişkin bilgi veren diplomatik kaynaklar, gündemdeki bölgesel
sorunların ele alındığını yemekte, AB
büyükelçilerinin Dışişleri Bakanı Gül'e bu konulara
ilişkin sorular yönelttiğini söylediler. Yemekte,
İlerleme Raporu ve Katılım Ortaklığı
Belgesi'nin gündeme gelmediğini anlatan kaynaklar, ek protokolün
Mecliste onaylanmasına ilişkin bir soru üzerine Gül'ün, Türkiye'nin
bu konuda elinden geleni yaptığını, yapmaya da devam
edeceğini söylediğini belirttiler. |
KIBRIS 10/11/05
AP'de "Kıbrıs'ta çözümü engelleyen tarafın
Rumlar olduğu" ortaya konuldu
Avrupa
Parlamentosu'nda (AP) da "Kıbrıs'ta çözümü engelleyen
tarafın Rumlar olduğu" vurgulandı. "3 Ekim
sonrası Kıbrıs sorununun çözüm imkanları ve AB'nin
rolü" konulu konferans Avrupa Parlamentosu'nda yapıldı.
Konferansa
konuşmacı olarak katılan Alman sivil toplum kuruluşu
Uluslararası Bonn Merkezi'nden Dr. Jerry Sommer, Kıbrıs'ta
çözümü engelleyen tarafın Rumlar olduğunu söyledi.
AB'nin
Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri tutması
gerektiğini ifade eden Sommer, aksi takdirde çözüme ulaşmanın
zor olacağını kaydetti.
Rum
tarafının güvenlik konusunu mazeret yaparak Annan planına
hayır dediğine dikkati çeken Jerry Sommer, ancak bunun gerçekleri
yansıtmadığını, Annan planında çözüm olması
durumunda adada sadece 650 Türk asker kalacağının
öngörüldüğünü belirtti. Sommer ayrıca Türkiye'nin AB perspektifi
olmasından dolayı, Kıbrıs'ta Rum tarafına bir askeri
tehdit de gelemeyeceğini hatırlattı.
Toplantıda
söz alan AP Sosyalist grup üyesi Hannes Swoboda, Annan planının AB
tarafından çözümün temeli olarak görüldüğüne işaret ederek
Rumların bu sürece katkı koymalarını beklediklerini
vurguladı.
Konferansa
katılan bazı Rumlar, Annan planının AB ve uluslararası
hukuka aykırı olduğunu dile getirdiler.
AB
Komisyonu'nun Kıbrıs eski delegasyonu başkanı Leopold
Maurer ise bunun kesinlikle doğru olmadığın
açıkladı.
Maurer,
"1.hukuk haline gelmiş olan Kıbrıs'ın AB'ye
katılım anlaşması hususunun net bir şekilde ifade
edildiğini. Kıbrıs'ta varılacak bir anlaşmanın
otomatik olarak AB!nin 1.hukuku haline getirilecek" dedi.
KIBRIS 10/11/05
Kuzey
Kıbrıs ile herhangi türde bir ilişki inşa etmek istemiyoruz
KKTC'ye yönelik
izolasyonları hafifletilmesi yönünde adımları atan
Azerbaycan'ın, Kuzey Kıbrıs ile herhangi bir türde ilişki
inşa etmek istemediğini bildirdi.
AB Haber'e
göre, Azerbaycan'ın AB Daimi Temsilcisi Arif Mamedov önceki gün Brüksel'de
Avrupa Konseyi Politika Birimi Direktörü Heusgen'a "Azerbaycan olarak
Kuzey Kıbrıs ile herhangi türde bir ilişki inşa etmek
istemiyoruz" dedi.
Azerbaycan'da
hafta sonu gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden
galip çıkan İlham Aliyev yönetimi önceki gün Brüksel'de ilginç bir
girişimde bulundu.
Türkiye'den
seçimler için destek arayan Aliyev liderliğinin Kıbrıslı
Türklere yönelik izolasyonu hafifletme sözünden geri döndüğü izlenimi
veren gizli bir görüşmenin perde arkası bilgileri şöyle:
Görüşme
Brüksel'de Avrupa Konseyi binasında Politika Birimi Direktörü Christoph
Heusgen'ın makamında gerçekleşti. Gerçekleşmesi için talep
ettiği görüşmede Azerbaycan'ın Brüksel Daimi Temsilcisi Mamedov
söze "Azerbaycan AB'nin Komşuluk Politikasını
destekliyor" diyerek başladı ve bu çerçevede Kafkaslardaki üç
ülke ile aynı anda müzakerelere başlamanın bölgede istikrar ve
güvenlik sağlayacağını iletti.
Ardından
Büyükelçi Kuzey Kıbrıs'a doğrudan uçuşlara değinerek
"Sadece tek bir ticari uçuş gerçekleştirilmiştir" dedi
ve Ankara'da soğuk duş etkisi yaratacak şu garantileri verdi:
"Azerbaycan
olarak Kuzey Kıbrıs ile herhangi türde bir ilişki inşa
etmek istemiyoruz. Kıbrıs Hükümeti'nin mektuplarında iki
ziyarete (Turizm ve Spor Bakanı ile Azerbaycan Müsteşar
Yardımcısı) yer veriliyor. İki ziyaret de hiç bir zaman
gerçekleşmemiştir. Azerbaycan devlet hiyerarşisinde
müsteşarlık konumu bulunmamaktadır. Ziyaretlere ilişkin bu
bilgilerin çek edilmeden Türk basını ve medyasından
alınmasından dolayı büyük üzüntü duymaktayız. Azerbaycan
herhangi bir şüphe ve yanlış anlamanın bertaraf edilmesi
için Kıbrıs'tan bir delegasyonu ağırlamaya
hazırdır. En kısa zamanda bunun için net bir tarih
belirlenecektir."
Azerbaycan ne
yapmaya çalışıyor
Türkiye'nin
Karabağ sorunun çözümü için Azerbaycan'dan yana tavır koyarak tüm
dış baskılara karşın Ermenistan ile
sınırını açmazken Azerbaycan'ın bu tavrı soru
işaretlerine neden oldu.
Rum Yönetimi,
Azerbaycan'ın açılım adımı sonrasında
girişimlerde bulunarak Azerbaycan'ı da içeren AB Komşuluk
Politikası'nın müzakerelerinin açılmasını
engellemişti.
28 Temmuz'da
Azeri İmair Havayolları'nın 100 kişilik heyetle
doğrudan KKTC'ye uçmuş ve heyette iki ülke arasında ekonomik
işbirliği olanaklarını araştırmak üzere
Azerbaycan Ekonomi ve Kalkınma Bakanlığı; Gençlik, Spor ve
Turizm Bakanlığı; Şehircilik Bakanlığı
Müsteşarları Alihüseyin Şaliyev, Aydın İsmiyev,
İsmayıl Hasanov'un bulunduğu belirtilmişti. Ardından
da 29 Ağustos tarihinde Kıbrıs Türk Hava Yolları'na (KTHY)
ait bir uçak ilk kez Türkiye dışında bir ülkeye, Azerbaycan'a
doğrudan uçuş gerçekleştirdi.
Bu uçuşla
KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş Aliyev'in özel konukları olarak Bakü'de
ağırlandı. Büyükelçinin "Biz de Müsteşar yok"
demesi ise KKTC'ye gerçekleştirilen ziyaret sırasında
Müsteşar Yardımcısı olarak tanıtılan yetkililerin
kim olduğu konusunda soru işaretlerine neden oldu.
Nisan 2004
tarihinde Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde, KKTC milletvekillerinin
1964'ten beri ilk kez oturumlara katılmalarını sağlayacak
rapor oylanırken Azeri temsilciler dışarı
çıkmıştı. Türkiye'nin damgasını vuran ve tepki
toplayan bu gelişme üzerine Cumhurbaşkanı İlham Aliyev,
kendini savunarak, "Referandumda Rum kesiminden hayır çıkarsa
KKTC'yi tanırız demedim" açıklamasını
yapmıştı.
KIBRIS 10/11/05
Turizmde THY
umudu
|
PROTOKOL
İMZALANACAK... Kıbrıs Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri
Birliği (KITSAB) ile Türk Hava Yolları (THY), Avrupa'dan KKTC'ye
yolcu taşınması için işbirliği yapma yönünde ilk
adımı attı. KKTC'ye gelen THY Genel Müdürü İdari
Yardımcısı Halil Tokel başkanlığındaki
heyet ile İsmail Çetin başkanlığındaki KITSAB
yetkilileri protokol için bir araya geldi Kıbrıs
Türk Turizm ve Seyahat Acenteleri Birliği (KITSAB) ile Türk Hava
Yolları (THY), Avrupa'dan KKTC'ye yolcu taşınması için
işbirliği yapma yönünde çalışma yapıyor. Bu amaçla
KKTC'ye gelen THY Genel Müdürü İdari Yardımcısı Halil
Tokel başkanlığındaki heyet ile İsmail Çetin
başkanlığındaki KITSAB yetkilileri dün öğleden sonra
biraraya gelerek imzalanması planlanan protokol için görüşme
yapacak. KITSAB'dan
alınan bilgiye göre, imzalanması planlanan protokolle, KTHY'nin
uçmadığı noktalardan THY'yle Ercan'a özel fiyat ve özel
koşullarla yolcu taşınması hükme bağlanacak.
Protokolde, Avrupa'daki yaklaşık 12 ülkenin hemen uygulama
kapsamına alınması öngörülecek ve THY'nin Türkiye'ye
taşıyacağı yolcuların, İstanbul, Antalya,
Ankara ve diğer alanlardan en az bekleme süresinin ardından Ercan'a
getirilmesi planlanacak. Bu arada,
Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, dün saat 11.45'te
KITSAB ile THY yetkililerini kabul ederek görüştü. Bakanlık
yetkililerinin de hazır bulunduğu görüşmede konuşan Bakan
Deniz, KKTC turizminin gelişmesi yönünde adımlar
attıklarını belirterek, turizmin gelişmesi için en önemli
konulardan birinin ulaşım olduğunu vurguladı. Ülkenin
ulaşım açısından sorunları bulunduğuna
değinen Deniz, uçak şirketlerinin KKTC'ye yolcu
taşınmasına daha fazla ilgi göstermelerinin
sağlanması gerektiğini, bu çerçevede görüşmeler
yaptıklarını kaydetti. THY'nin
yıllardan beri KKTC turizmine katkılar
yaptığını söyleyen Bakan Deniz, Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı'nın THY'den, daha fazla yolcuyu KKTC'ye
taşımak için hizmetlerini ve kapasitesini
artırmasını istediğini belirtti. Deniz,
Avrupa'da standart ve kalite açısından çok iyi bir noktaya gelen
THY'nin KKTC''ye yönelik seferlerini artırmasının, KKTC
turizmine artı bir yansıma yapacağını söyledi.
Deniz, dünya çapında isim yapmış THY'nin seferlerini
artırmasının, KKTC turizminin ivme
kazandığının da göstergesi olacağını ifade
etti. Yatak
sayısında hedef 18 bin Derviş
Kemal Deniz, bugünkü göstergelerin gerçekleşmesi halinde, KKTC'deki
yatak kapasitesinin, gelecek yıl hizmete konulacak 5-6 bin yatakla
birlikte 18 bine çıkacağını da bildirerek, bunun KKTC'ye
yönelik turizm talebini daha fazla karşılayacağını
dile getirdi. Deniz,
bakanlık olarak, yeni otellerin yapılması yanında, mevcut
otellerinin standartlarını artırması ve gelişmesi
için, turizm tesislerine 100 bin ABD Doları'na kadar kredi verdiklerini
de anımsattı ve bunun da kaliteyi artıracağını
söyledi. Deniz,
sözlerinin sonunda, yıllardır yaz aylarına yönelik
uçuşlardaki belirsizliklerin, bu yıl aşılmakta
olduğunu da kaydetti. Tokel:
KKTC'nin özel bir yeri olacak THY Genel
Müdürü İdari Yardımcısı Halil Tokel ise
konuşmasında, THY filosundaki uçak sayısının gelecek
yıl 100'ü aşacağını belirterek, filodaki
gelişmelerin çalışmaları da genişleteceğini ve
bu çerçevede KKTC'nin de özel bir yeri olacağını söyledi. Tokel,
artacak trafiğe bağlı olarak frekanslarını da
artırma amacında olduklarını dile getirerek, KKTC'ye ne
gibi katkı koyabilecekleri konusunda çalışma
yapacaklarını söyledi ve "Bundan THY'nin her bir ferdi mutlu
olacak" dedi. Halil Tokel,
kalite ve standart açısından Avrupa'da ilk üç uçak şirketi
arasına girmeyi pladıklarını da belirterek, "Yüksek
kalitedeki hizmetle Kıbrıs'a da hizmet etmek, bizim için hem onur
hem de gurur olacak. Rahatlıkla söyleyebilirim, Kıbrıs için
yapılabilecek her şeyi yapmak istiyoruz. Elimizden geleni
yapacağız" şeklinde konuştu. |
KIBRIS 10/11/05
|
NTV
Güncelleme: 06:21 ET 11 Kasım 2005 Cuma
LEFKOŞE
- Bayrak Televizyonu programında konuşan Mehmet Ali Talat,
Türkiyenin limanları açması konusunda 2006da baskıların
artacağını ve bunların olası bir krize
dönüşebileceğini kaydetti.
Türkiyenin,
Kıbrıslı Türklere yönelik izalosyonlar hafifletilmeden
limanlarını kesinlikle Rumlara açmayacağını belirten
Talat, Ancak Türkiyenin Güney Kıbrısa limanlarını açmak
zorunda oluşu, Kıbrıs sorununun çözümünü zorunlu hale getirecek
dedi.
5 yıl içinde bir çözüme ulaşılmaması durumunda, bunun AB
için büyük bir probleme dönüşeceği uyarısında da bulunan
Talat, ABDdeki temaslarına da değindi. Talat, Washington yönetimine
bölgedeki ABD askerlerinin, tatillerini Kuzey Kıbrısta geçirmelerini
teklif ettiğini kaydetti.
Doğrudan uçuşlar konusunda ise Talat, ABDden bu yönde herhangi bir
destek bulamadıklarını, doğrudan uçuşların
İngiltere üzerinden yapılması üzerinde
yoğunlaştıklarını söyledi.
Atatürk'ün heykeli yenilendi
11 Kasım, 2005 10:00:00 (TSİ) CNN TURK
Atatürk'ün
aslına uygun olarak yenilenen balmumu heykeli Londra'daki Madam Tussaud's
Müzesi'nde eskisiyle değiştirildi.
Törende
konuşan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç,
Atatürk'ü ölüm yıldönümünde güzel bir etkinlikle anmanın 'gurur ve
mutluluk verici' olduğunu söyledi.
Koç, yeni heykelin, eskisinin aslına benzemediği şikayetinden
yola çıkılarak yapıldığını da belirtti.
İngiliz heykeltraş Steve Swales tarafından birebir ölçülerinde
yenilenen heykelin yapımı yaklaşık üç ay sürdü.
Koç Holding, yeni heykelin açılış töreninin davetiyesinde,
Atatürk'ün, "beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir.
Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve
hissediyorsanız bu yeterlidir" sözüne yer verdi.
'Kıbrıs'ta
top AB'de'
KOB'un
açıklanmasının ardından Kretschmer'le görüşen Babacan,
limanların bir an önce açılması talebiyle
karşılaşınca, 'Adım atma sırası AB'dedir'
yanıtını verdi
RADIKAL 11/11/05
HİLAL KÖYLÜ
ANKARA -
Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu ve
Katılım Ortaklığı Belgesi'ni (KOB)
yayımlamasının ardından Ankara'daki AB trafiği
hızlandı. Başbakanlık, TBMM ve
Cumhurbaşkanlığı'na belgelerle ilgili bilgi notları
gönderen Dışişleri yetkilileri, başmüzakereci Ali Babacan'a
sunum yaptı.
Babacan, Dışişleri brifingi öncesi dün Avrupa Komisyonu'nun
Türkiye Temsilcisi Hans Jörg Kretschmer ile görüştü. Kretschmer'i
Hazine'deki makamında ağırlayan Babacan, İlerleme
Raporu'nda Türkiye'ye 'işleyen piyasa ekonomisi' statüsü verilmesinden
duyulan memnuniyeti aktardı. Bu statünün Türkiye'nin ekonomik
istikrarında büyük rol oynayacağınıa dikkat çeken
Babacan'ın, Kretschmer'le eğitim-kültür ve bilim-araştırma
başlıklarında yürütülen tarama süreci konusunda da görüş
alışverişinde bulundu.
Kretschmer'e özellikle Kıbrıs konusundaki kaygıları anlattığı
belirtilen Babacan'ın, 'AB'nin KKTC'ye yönelik tecridi kaldırmadan
Türkiye'den adım beklemesi ilişkileri derinden sarsar' mesajı
verdiği kaydedildi. Kretschmer'in 'Gümrük Birliği ile ilgili ek protokolü
meclis onayına ne zaman sunacaksınız' sorusuna ise
Babacan'ın "Henüz, bu konuda uygun siyasi ortam oluşmadı.
Hükümetimiz belli dengeleri gözetmeden, protokolü meclis gündemine
getiremez" yanıtını verdiği öğrenildi.
Nasıl
değiştiririz?
Başmüzakereci, hemen ardından dün AB müzakere heyetinin 'diplomatik
kanadı' ile bir araya geldi. Dışişleri yetkililerine
'KOB'da yer alan ve Kıbrıs'ta taşımacılık
araçlarına uygulanan sınırlamaların
kaldırılmasını öngören bölümü nasıl
değiştiririz' sorusunu yöneltti. Başmüzakereciye "KOB'un
yürürlüğe girmesi için AB Konseyi'nde onaylanması gerek. Onay
sürecinde AB ülkelerine 'Değiştirin' baskımızı
artırmalıyız" yanıtını veren
diplomatların, ek protokolün mecliste onayı için hükümetin de daha
fazla gecikmemesi telkininde bulundukları kaydedildi.
Ankara'dan AB'ye
sürpriz
KOB'u makul bulan
Ankara, Brüksel'in talebine rağmen Ulusal Program sunmuyor. Onun yerine
TBMM onayı gerekmeyen Tutum Kağıdı verilecek
RADIKAL 11/11/05
RADİKAL - ANKARA - Avrupa Komisyonu'nun
önceki gün açıkladığı Türkiye'nin İlerleme Raporu
(İR) ve Katılım Ortaklığı Belgesi'ni (KOB)
gerçekçi bulan Ankara, KOB'daki beklentilere dair taahhütlerin yer
alacağı Ulusal Program'ı yayımlamayacağını
açıkladı. AB'nin yayımlanmasını istediği Ulusal
Program, TBMM'de onaylanan bir belge olarak hükümetleri
bağlayıcı nitelikte. Dışişleri yetkilileri,
"Zaten taahhütlerimizi müzakere başlıklarıyla
yayımlayacağımız Tutum Kâğıdı'na
geçireceğiz. Müzakere pozisyonumuzu önceden belli etmenin gereği
yok" tavrını koydu.
Ankara, İlerleme Raporu ve KOB'u 'dikkatli bir dille yazılmış,
gerçekçi fotoğraflar' olarak değerlendirirken şu unsurlar öne
çıktı:
Müzakere eden ülke: İR ve KOB, geçen yıllara oranla daha
kapsamlı, geniş ve beklentiler
ayrıntılandırılarak yazılmış. Bu doğal,
çünkü Türkiye, artık müzakere eden ülke statüsünde. Bu özellikleriyle
Türkiye'nin net bir fotoğrafını çeken gerçekçi bir belge
denebilir. KOB, ancak AB Konseyi'nde onaylandıktan sonra yürürlüğe
girecek. Dolayısıyla bu belgede bazı değişiklikler
olabilir.
TCK
değişebilir
Dink ve Pamuk davaları: Türkiye'nin adım atması gereken
alanlar sayılırken ifade özgürlüğüne önem veriliyor.
TCK'nın 301. maddesi uyarınca Hrant Dink ve Orhan Pamuk davaları
gündemde. TCK'nın öncelikle yerleşmesinin beklenmesi gerek. Aksaklıkların
iyice teşhis edilmesinin ardından bazı yasal değişiklikler
olabilir.
Meclis çalışacak: AB'nin vurguladığı
Vakıflar Yasası, Ombudsman Yasası ve Sivillerin Askeri
Mahkemelerde Yargılanmasının Alt Sınıra Çekilmesine
Dair Yasa da çıkarılacak. Eğer Vakıflar Yasası çıkarsa
inanç ve ibadet özgürlüğü eleştirilerinin çoğu giderilir.
Gül'ün itirazı
Yolsuzluk vurgusu: Belgelerde yolsuzlukların engellenmesinde
dokunulmazlıklarla ilgili düzenlemelere dikkat çekiliyor.
Dışişleri Bakanı Gül ise konunun sadece vekillerle
sınırlı olmadığını savunurken, "Bununla
ilgili bazı anlamlı şeyler yapılmasını biz de
istiyoruz" diye konuştu
PKK vurgusu önemli: Belgede Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu
sorunu bağlamında PKK' nın sorumluluğuna atıf
yapılması önemli. Ancak Türkiye, bölgesel eşitsizliklerin sadece
bu bölgelerle sınırlandırılmasına itiraz ediyor ve
bunun tüm Türkiye için geçerli olduğunu vurguluyor.
Kıbrıs'ta
hep müzakere
İtirazlar Kıbrıs için: Gül, Kıbrıs'la ilgili
kısma ciddi itirazlar olduğunu söylerken, Dışişleri
kaynakları, bu konuda Müzakere Çerçeve Belgesi'ni esas almak
gerektiğini vurguladı. KOB'un 'Ulaştırma Politikası'
ile ilgili kısmında Türkiye'nin Rum bandıralı ve
Kıbrıs'ın ticaretine yardımcı olan gemilere
limanlarını açması isteniyor. Böylece beklentiler
ayrıntılandırılıyor. Dışişleri
kaynakları ise, "Rumların amacı Kıbrıs konusunu
AB zeminine çekmek. Biz de bunu engellemek amacındayız. Limanlar
konusunda Türkiye'nin pozisyonu kısıtlamaların
karşılıklı kaldırılması"
hatırlatmasında bulundu.
'Öcalan
başvurmadı'
Öcalan davası: Komisyon, Türkiye'nin Öcalan davasında
AİHM kararını yerine getirmediğini ifade ediyor.
Dışişleri ise AİHM'nin aldığı karara göre
yeniden yargılanma için başvuru gerektiğini, ancak
Öcalan'ın avukatlarından böyle bir adım gelmediğini
belirtiyor.
3. UP yok: KOB'da Türkiye'nin AB'nin beklentilerine yanıt
vereceği, atılacak adımları zaman çizelgesiyle gösterecek
bir plan hazırlaması isteniyor. Türkiye 2. KOB'a Ulusal Program'la
yanıt vermişti. Ancak Gül, bu kez buna gerek olmadığını
savunurken, Dışişleri kaynakları, müzakere
başlıklarına geçiş sürecinde Türkiye'nin zaten Tutum
Kâğıdı hazırlayıp AB'ye sunacağını
anımsattı.
Dışişleri, AB raporlarının orijinalleri ile Türkçe
çevirisini resmi internet sitesine koydu.
Kayıp Şahıslar Komitesi:Mezardan çıkarma
işlemlerinin ilkbaharda başlaması bekleniyor
Kayıp
Şahıslar Komitesi iki günlük
yoğun
çalışmasını tamamladı
Kayıp
Şahıslar Komitesi:Mezardan çıkarma işlemlerinin ilkbaharda
başlaması bekleniyor
Kıbrıs'taki
kayıpların akıbetini araştıran Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi, iki günlük yoğun
çalışmasının ardından dün yaptığı
yazılı açıklamada, mezardan çıkarma işlemlerinin 2006
ilkbaharında başlamasının beklendiğini belirtti.
Komite
tarafından yayımlanan açıklamada, mezardan çıkarma ve
kimlik belirleme programının uluslar arası adli tıp kuruluşu
Inforce'un üst düzey yöneticisi Profesör Margaret Cox ve Finans Direktörü
Jonathan Forrest tarafından dikkatle incelendiği ve programa iki
taraftan da Kıbrıslı bilim adamlarının aktif
şekilde katılmaları olasılığının
görüşüldüğü kaydedildi.
15 Inforce
uzmanının da dahil edildiği programın ilk
yılının geçici bütçesi üzerinde uzlaşmaya
varıldığı belirtilen açıklamada, Mezardan çıkarma
ve kimlik belirleme işlemlerinin konuyla ilgili antropoloji
laboratuvarı tamamlanıp işler hale geldiğinde
başlaması ve DNA yoluyla kimlik belirleme işlemlerinin son
detayları üzerine de anlaşma sağlandığı
kaydedildi.
Açıklamada,
tüm hazırlıkların beklendiği gibi gitmesi halinde mezardan
çıkarma programına 2006 ilkbaharında
başlanmasının beklendiği kaydedildi.
Komite
açıklamasında, üçüncü üye Pierre Guberan'ın ofisine atanan
ikinci asistan Jennifer Wright, selamlandı.
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin toplantılarına, Türk
tarafından komite üyesi Rüstem Tatar, Dışişleri
Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı
Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz ve Avrupa
Birliği konularında uzman, ekonomist Gülden Plümer Küçük; Rum
tarafından ise üye Elias Georgiades ve yardımcısı Ksenefon
Kallis ile BM tarafından atanan tarafsız üçüncü üye Pierre Guberan
katılıyor.
KIBRIS 11/11/05
Türkiye, 2006 bütçesine KKTC için 280 milyon YTL ayırdı
|
Türkiye'nin
2006 bütçesine, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne yapılacak
yardım için 280 milyon YTL konuldu. A.A
muhabirinin Maliye Bakanlığı'ndan edindiği bilgiye göre,
söz konusu yardımın 100 milyon YTL'sinin cari, 180 milyon YTL'sinin
ise sermaye harcamaları için kullanılması öngörüldü. |
KIBRIS 11/11/05
Tek çıkar yol BM'de çözüm
|
Türkiye
Dışişleri Bakanı Gül, Kıbrıs meselesi
olduğu sürece, AB'nin gerektirdiği stratejik işbirliğini
gölgeleyici durumlar ortaya çıkabileceğini belirterek, herkesi
çözüm için daha fazla zaman ve enerji harcamaya çağırdı Tek
çıkar yol BM'de çözüm HEM MAKUL,
HEM MAKUL OLMAYAN GÖRÜŞLER VAR... AB Komisyonu'nun önceki gün
açıkladığı Kıbrıs'la ilgili belgeleri
değerlendiren Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül
Gül, Kıbrıs konusunda bazı makul görüşler olduğuna,
ancak makul olmayanlar da bulunduğuna işaret ederek, bunlarla
ilgili görüşlerini her seviyede zaten paylaştıklarını,
o konudaki pozisyonlarının devam ettiğini belirtti. AB İLE
STRATEJİK İŞBİRLİĞİ
GÖLGELENEBİLİR... Bakan Gül, Kıbrıs meselesi olduğu
sürece inişler çıkışlar olacağını, hatta,
AB'nin gerektirdiği stratejik işbirliğini gölgeleyici
durumların da ortaya çıkabileceğini belirterek "Bu
problem devam ettiği sürece, bütün bunlar gölgelenebilir" dedi.
Gül, bu problemin çözümünün Birleşmiş Milletler'de kapsamlı
bir çözümle olacağını yineledi Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs meselesinin çözümüne
herkesin daha fazla zaman ve enerji harcaması gerektiğini, bu
problemin çözümünün Birleşmiş Milletler'de (BM) kapsamlı bir
çözümle olacağını söyledi. Gül,
Dışişleri Bakanlığı'nda düzenlediği
basın toplantısında, AB Komisyonu'nun önceki gün
açıkladığı belgelerde Kıbrıs ile ilgili
bazı makul görüşler olduğunu, ancak makul olmayanlar da
bulunduğunu, bunlarla ilgili görüşlerini her seviyede zaten
paylaştıklarını, o konudaki pozisyonlarının
devam ettiğini belirtti. Bakan Gül,
"Ama bir şey vardır ki, Kıbrıs meselesi olduğu
süre içinde inişler çıkışlar olacaktır, hatta öyle
bir an gelecektir ki, AB'nin gerektirdiği stratejik
işbirliğini gölgeleyici durumlar da ortaya çıkabilecektir. Bu
problem devam ettiği sürece, bütün bunlar gölgelenebilir" diye konuştu.
"Herkesin
bu problemin çözümüne daha fazla zaman ve enerji harcaması gerekir. Bu
problemin çözümü, BM'de kapsamlı bir çözümle olacaktır" diyen
Gül, Kıbrıs Türklerinin üzerine düşeni yapmakta olduğunu,
ancak bu çabaların tek taraflı olamayacağını
belirtti. Ankara,
İlerleme Raporu'nun objektif olduğuna
inanıyor AB Komisyonu
tarafından açıklanan İlerleme Raporu, Ankara tarafından
büyük ölçüde olumlu karşılandı. Rapordaki ifadeyle tam olarak
aynı görüş paylaşılmasa da Türkiye, raporun Türkiye'nin
"net çekilmiş bir fotoğrafı" olduğuna
inanıyor. Rapordaki
ifadelerin büyük ölçüde gerçekçi bir biçimde kaleme
alındığı görüşünde olan Ankara, reformların
yavaş olarak tanımlaması konusunda ise biraz sitemli
görünüyor. Türkiye'nin
durumunun Brüksel tarafından yakından
tanındığına inanan Ankara, raporda "reformlar
yavaş" iddiasına karşın reformların Türkiye'ye
göre "normal hızla gittiğini" belirtiyor. Reformların
yavaşladığı eleştirisine karşın Ankara,
raporun hemen her başlığında Türkiye'nin ilerleme
kaydettiğinin vurgulandığına dikkat çekiyor. Türkiye'nin
hala yapması gerekenlerin olduğuna inanan Ankara, ancak raporda
örneğin Türkiye'nin hala bazı uluslararası antlaşmalara
imza atmamkla eleştirildiği ancak pek çok AB ülkesinin de
imzalamadığı uluslararası antlaşmalar olduğunu
vurguluyor. İnanç ve
ibadet özgürlüğünün çok az olduğuna atıfta bulunulan
kısmın doğrudan Vakıflar Yasası ile ilgili
olduğuna inanan Ankara raporda, yolsuzlukla mücadele konusunda da
dokunulmazlığın olumsuz etki yaptığına
inanıldığını aktarıyor. "İşleyen
Pazar ekonomisi olumlu
karşılandı Raporda
Türkiye, en önemli noktalardan birinin de Türkiye'nin "İşleyen
bir pazar ekonomisi" olduğu yolundaki ifade olarak görüyor. Ankara,
Türkiye'nin işleyen bir pazar ekonomisine sahip olması ile
müzakerelerde 7-8 faslın önünün açıldığına dikkat
çekiyor. Ankara,
Kıbrıs konusunda ise müzakere çerçeve belgesinden farklı
olarak, katılım ortaklığı belgesiyle
ulaştırma araçlarının da serbest dolaşıma
alınma çabasının bulunduğuna inanıyor. PKK konusunda
İlerleme Raporu'nda yer alan ifadeleri de olumlu karşılayan
Ankara, raporda PKK'nın AB terörist örgütler listesine
alındığının vurgulandığını ve
bunun ilk kez belgede yer aldığını ve bunun bir
gerçeğin görüldüğü anlamına geldiğini düşünüyor. Rumlar da
AB'nin Türkiye raporundan
memnun Rum yönetimi,
Avrupa Komisyonu'nun dün yayımladığı Türkiye raporundan
memnun olduğunu açıkladı. Rum yönetimi
sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu
Üyesi Olli Rehn'in dün yaptığı açıklamalara atıfta
bulunarak, ''Türkiye'nin, (Güney) Kıbrıs uçak ve gemilerine
havaalanlarını ve limanlarını açması
gerektiğini'' kaydetti. Hrisostomidis,
''Raporda, 'Kıbrıs'ın uluslararası örgütlere
katılımının engellenmesine son verilmesi talebinin yer
almasının, hükümeti memnun ettiğini'' söyledi. Bu arada, Rum
Meclisi, öğleden sonra yapacağı oturumda, 3 ekimde Türkiye'nin
Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başlaması
ışığında, Kıbrıs sorununa ilişkin
gelişmeleri ele alacak. |
KIBRIS 11/11/05
Türkiye'nin Kıbrıs tavrı net
12 Kasım, 2005 08:51:00 (TSİ) CNN TURK
'Türkiye Kıbrıs konusunda hiçbir
adım atmayacak...' Ankara'nın bu mesajı resmi yetkililer
kanalıyla Avrupa Birliği'ne iletildi.
Belçika'nın
başkenti Brüksel'de yapılan ve AB'nin İlerleme Raporu ile
Katılım Ortaklığı Belgesi'ndeki görüşlerinin
değerlendirildiği resmi görüşmede Ankara, "Türkiye
Kıbrıs konusunda yapacağını yaptı. Hiçbir
adım beklemeyin" mesajını verdi.
Kıbrıs konusu ile diğer konuları birbirinden
ayırdığını belirten Ankara, Türk
limanlarının Rumlara açılmasının ancak, Kuzey
Kıbrıs'a yönelik izolasyonların kalkmasıyla mümkün
olacağını belirtti.
Türk diplomatlar, çözümün de Birleşmiş Milletler sürecinde
sağlanacağını kaydetti.
Ankara'nın Brüksel'e verdiği en önemli iki mesaj şöyle:
·
Kıbrıs konusu Türkiye - AB ilişkilerini zehirliyor
·
Türk halkının AB adrenalini düşüyor
AB, 'limanları Rumlara açın' diyor
Avrupa Birliği Komisyonu, Türkiye'nin İlerleme Raporu ve
Katılım Ortaklığı belgelerini yayınladı.
Belgelerin ana hatlarını açıklayan AB Komisyonu'nun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, son yıllarda cesur ve önemli
reformlar gerçekleştiren Türkiye'nin, değişim hızında
bu yıl içinde bir yavaşlamaya girdiğini söyledi.
· Olli Rehn, Kıbrıs Rum kesimine
limanların açılmasıyla ilgili olarak, "AB sözünü tuttu ve
müzakereleri başlattı. Şimdi Türkiye'nin taahhütlerini yerine
getirmesi ve limanlarını Kıbrıs Rum gemilerine açması
gerekiyor. Bu bir taahhüt" dedi.
İlerleme Raporu:
Raporda Türkiyenin reform çabalarını hızlandırması ve
insan haklarını tam olarak uygulaması isteniyor.
İlerleme Raporu'nda, yargıdaki reformlara rağmen ifade ve
düşünce özgürlüğü önünde önemli engeller bulunduğu belirtiliyor.
Orhan Pamuk davası ve Hrant Dinkin mahkumiyeti
hatırlatılıyor.
Heybeliada Ruhban Okulunun açılmadığı, Vakıflar
Yasası'nın hala hayata geçirilmediği ve dini
azınlıkların haklarının teminat altına
alınmadığı bilgisi de raporda yer alıyor.
Alevilere yönelik uygulamalar da eleştirilen konular arasında.
Raporda, devlet okullarında anadilde eğitim imkanının
sağlanması gerektiğini savunuluyor, askerlerin
açıklamalarının, askeri konularla sınırlı
kalması isteniyor.
Yunanistanın karasularını 12 mile çıkarmasının,
savaş nedeni sayılması eleştiriliyor.
Katılım Ortaklığı Belgesi:
Belgede kısa ve orta vadeli öncelikler belirtiliyor. Olli Rehn'in
basın toplantısında saydığı beş öncelik
şöyle:
·
Türkiye'nin Avrupa sözleşmeleri doğrultusunda işkence ve
kötü muameleye karşı sıfır hoşgörü göstermesi.
·
Basın özgürlüğünü de kapsayan ifade özgürlüğü konusunda
ilerleme sağlaması. Orhan Pamuk örneğindeki gibi şiddet
içermeyen suçlar nedeniyle yargılananlara yapılan muamelenin
düzeltilmesi.
·
Vakıflar Yasası'nın gayrimüslümleri de kapsayacak
şekilde Avrupa standartlarına getirilmesi.
·
Kadın hakları ve ailenin korunması noktasında yeni
düzenlemeler yapılması.
·
Çalışma koşulları konusunda, Türkiye'nin tam olarak
sendika haklarına saygı duyması, toplantı, grev ve toplu
sözleşme haklarını uygulaması.
|
· KKTC VE İZOLASYONLAR |
|
Kıbrıs'ta nisan 2004'te yapılan referandumda
Birleşmiş Milletler barış planına Türk kesiminin
'evet', Rum kesiminin ise 'hayır' demesinin ardından AB Konseyi,
KKTC üzerindeki ekonomik izolasyonun kaldırılmasına karar
vermişti. |
ABD askerine KKTC daveti
Ömer BİLGE/LEFKOŞA
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Ortadoğudaki Amerikan
askerlerinin tatillerini adada geçirmeleri için ABDye resmi girişimde
bulunduklarını açıkladı. Talat Amerikalı
işadamlarından da adaya yatırım yapmalarını
istedi.
Cumhurbaşkanı Talat, KKTCnin önde gelen haber programlarından
AKİSte ABD gezisini değerlendirdi. ABD Dışişleri
Bakanı Condoleezza Ricetan Amerikalı işadamlarının
KKTCye yatırım yapmasını istediğini belirten Talat,
bir süre önce de Ortadoğudaki Amerikan askerlerinin tatillerini KKTCde
geçirmeleri için resmi girişimde bulunduklarını söyledi.
Önümüzdeki yıl Türkiye ile AB arasında Kıbrıs konusunda
kriz çıkacağını ileri süren Talat, 2006da Türkiyeye
limanlarını Güney Kıbrısa açması konusunda
baskılar yoğunlaşacak, Türkiye ise, KKTCye izolasyonlar
hafifletilmedikçe limanlarını açmayacak dedi.
KIBRIS
12/11/05
Ankaradan Avrupaya Kıbrıs resti
Zeynel LÜLE BRÜKSEL
Türkiye ABye resmen Kıbrıs konusunda hiçbir adım
atılmayacağı mesajını verdi. ABnin ilerleme raporu
ve Katılım Ortaklığı Belgesindeki görüşlerinin
değerlendirildiği resmi görüşmede, Kıbrıs konusu ile
diğer konuları birbirinden ayırdığını
belirten Ankara, Türkiye Kıbrıs konusunda yapacağını
yaptı. Hiçbir adım beklemeyin mesajını verdi.
Türk limanlarının Rumlara açılmasının ancak, Kuzey
Kıbrısa yönelik izolasyonların kalkmasıyla mümkün
olacağını kaydeden Ankara, çözümün de BM sürecinde
olacağını bildirdi. Ankaranın Brüksele verdiği
mesaj, Kıbrıs konusu Türkiye-AB ilişkilerini zehirliyor ve
Türk halkının Avrupa adrenalini düşürüyor oldu.
Ankara ABye bir kez daha, ABnin 26 Nisan 2004te, Kuzey Kıbrısa
yönelik izolasyonların kaldırılacağı yönündeki
kararını hatırlattı. Rumların, ABnin tüm
girişimlerini engellemesi ve olumsuz tutumu, Ankara için bardağı
taşırdı.
KIBRIS
12/11/05
Adadaki mülk sorununu tamamıyla etkileyeceği
düşünülen "Arif Mustafa" davası ocak ayında
sonuçlanacak
Gözler Arif
Mustafa davasında
Temyiz
mahkemesi sonucunun her halükârda Rum yönetimini zora sokacağına
inanan Arif Mustafa, "Eğer yönetim (Rum) temyizi kaybederse, bu
birçok Kıbrıslı Türkün geri dönmesi için emsal teşkil
edecek. Eğer temyizi kazanırsa buna da AB tarafından iyi
bakılmayacak" dedi
Güney
Kıbrıs'taki yasalara göre, güneyde 6 aydan uzun bir süre ikamet eden
Kıbrıslı Türkler, savaştan sonra güneyde
bıraktıkları mülklerini geri talep edebilir. Ancak Rum yönetimi,
Arif Mustafa'nın mülkünü geri alması durumunda, 40 bin
Kıbrıslı Türk'e emsal teşkil edeceği endişesinde
Limasollu Arif
Mustafa'nın Limasol yakınlarında bulunan Piskobu'daki 4 dönümlük
mülkünü geri alıp almayacağı, 12 Ocak 2006 tarihinde Güney
Kıbrıs'ta yer alacak duruşmada belli olacak.
Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan Cyprus Mail gazetesinin haberine göre,
duruşma hangi yöne giderse gitsin Kıbrıs Rum yönetimini zora
sokacak.
Duruşmayı
Arif Mustafa kazanırsa, dava binlerce Kıbrıslı Türk'e emsal
teşkil edecek, diğer taraftan davayı Rum Yönetimi kazanırsa
AB perspektifine uygun olmayacak. Arif Mustafa lehinde çıkacak bir karar,
Mustafa'yı Kıbrıs Rum kesiminde bulunan mülkünü geri alan ilk
Kıbrıslı Türk yapacak.
Ekim 2004
tarihinde Rum Yüksek Mahkemesi Arif Mustafa'nın Piskobu'daki 4 dönümlük
toprağına geri dönebileceği yönünde karar
almıştı. Ancak bu kararın hemen ardından devreye giren
Rum Başsavcı, Rum yönetiminin ve mülkte ikamet eden Rumların
başvurduğu temyiz mahkemesinin sonucunun beklenmesi yönünde ara emri
verdi. 12 Ocak 2006 tarihinde ise temyiz duruşması karara
bağlanacak.
Mustafa,
gazeteye yaptığı açıklamada, davayı
kazanacağına inandığını belirterek, güneyde mülkü
olan diğer Kıbrıslı Türklerin de ayni yolu takip etmelerini
ümit ettiğini kaydetti.
1974'de kuzeye
göçmen olarak geçen ve Bostancı bölgesine yerleşen Arif Mustafa, 3
yıl önce Piskobu'ya yerleşti.
Güney
Kıbrıs'taki yasalara göre, güneyde 6 aydan uzun bir süre ikamet eden
Kıbrıslı Türkler, savaştan sonra Güneyde
bıraktıkları mülklerini geri talep edebilir. Ancak Rum Yönetimi,
Arif Mustafa'nın mülkünü geri alması durumunda, 40 bin
Kıbrıslı Türk'e emsal teşkil edeceği endişesinde.
Temyiz
mahkemesi sonucunun her halükarda Rum Yönetimini zora sokacağına
inanan Mustafa şöyle konuştu:
"Eğer
yönetim (Rum) temyizi kaybederse, bu birçok Kıbrıslı Türk'ün
geri dönmesi için emsal teşkil edecek. Eğer temyizi kazanırsa
buna da AB tarafından iyi bakılmayacak"
Oslo
Barış Araştırma Enstitüsü adına araştırma
yürüten Ayla Gürel, davanın adadaki genel mülk sorunu üzerinde önemli
etkileri olacağını vurguladı. Arif Mustafa'nın
durumunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (ECHR) sayesinde Türkiye'den
tazminat ve mülkünün iadesini kazanan Titina Loizidou'nun durumuna benzeten
Gürel, "Eğer Kıbrıs Rum Yönetimi davayı
kazanırsa, kendisini Kıbrıs Türk tarafının pozisyonuna
benzer bir duruma sokacak" dedi.
Loizidou'ya,
Girne'deki evini 30 yıl boyunca kullanamaması gerekçesi ile Türkiye
tarafından tazminat ödenmişti. Ancak, Loizidou'nun mülkün iade
hakkı ise, Kıbrıs sorununun çözümü ihtimaline bağlı
olarak 2005 yılı sonuna kadar beklemeye alınmıştı.
KIBRIS 12/11/05
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat:2006 Kıbrıs sorununa
hareket getirecek
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Türkiye AB ilişkilerinin Kıbrıs sorununun
çözümünü zorlayacağını söyledi:Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat:2006 Kıbrıs sorununa hareket getirecek
KRİZLER
ÇÖZÜMÜ ZORUNLU KILACAK... Cumhurbaşkanı Talat, 2006 yılında
Türkiye'ye limanlarını Güney Kıbrıs'a açması konusunda
baskıların yoğunlaşacağını ancak Türkiye'nin
Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan izolasyonlar hafifletilmeden
kesinlikle limanlarını açmayacağını ifade etti. Bunun
sonucunda krizler yaşanacağı öngörüsünde bulunan Talat,
krizlerin Kıbrıs sorunun çözümünü zorunlu kılmasına neden
olacağını belirtti
TALAT VE
RİCE NELER KONUŞTU:
-Kıbrıslı
Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde
katkı yapılması,
- BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın yeniden sorunun çözümüne müdahil olması ve
BM'nin bu yönde hareketlendirilmesi konusunda girişimde bulunulması,
-
Kıbrıs'ta birleşmeden yana olan siyasete destek verilmesine
devam edilmesi ve Kıbrıslı Türklerin ekonomik
kalkınmasına katkı sağlayacak yatırımların
cesaretlendirilmesi,
-
Amerikalı işadamlarının Kuzey Kıbrıs'ta
yatırım yapmaları.
l RİSK
ALACAĞIZ... Talat: Biz artık bütün riskleri göze alarak yürümek
zorundayız. 'Biran önce çözüm. Barış hemen şimdi'
artık gerçekçi değil. Anlamını yitirdi. Çünkü Rum Lider
Papadopulos'un böyle bir niyeti yok. Olası bir çözümde siyasi
eşitliğimizi güvenceye alacak alt yapımızı ciddi bir
şekilde hazırlamak zorundayız. Temel hedef bu
olmalıdır.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Türkiye AB ilişkilerinin Kıbrıs sorununun
çözümünü zorlayacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat 2006 yılında Türkiye'ye limanlarını Güney
Kıbrıs'a açması konusunda baskıların
yoğunlaşacağını ancak Türkiye'nin
Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan izolasyonlar hafifletilmeden
kesinlikle limanlarını açmayacağını ifade etti.
Bunun sonucunda
krizler yaşanacağı öngörüsünde bulunan Talat, bu krizlerin
Kıbrıs konusunda hareketlilik yaşanmasına, sorunun çözümünü
zorunlu kılmasına neden olacağını belirtti. Talat,
krizlerin doğru kullanılması halinde Kıbrıs sorununun
çözümlenebileceği mesajını verdi.
Cumhurbaşkanı
Talat, "Türkiye Cumhuriyeti'nin Güney Kıbrıs'a
limanlarını açmak zorunda oluşu Kıbrıs sorununun da
çözümünü zorunlu kılacak" dedi.
Talat,
Türkiye'ye baskı yaparak bir yere varılmasının söz konusu
olmadığını da vurgulayarak, "Bu baskılar sonuç
verse de, ki ben sonuç vereceğine inanmıyorum, kendi kendini
yönetmeye alışan Kıbrıs Türk halkı bunun gerisine
gitmez. Türkiye Kıbrıs Türkünü yalnız bıraksa da, ki
bırakmaz, Kıbrıs Türkü bulunduğu noktanın gerisine
gitmez. Bu mümkün değildir. Bunu herkes böyle bilmeli"dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat Kıbrıs sorununun 5 yıl içinde bir çözüme
kavuşmaması durumunda bunun AB için çok ciddi tehlikeler
doğuracağı endişesini de dile getirdi.
Cumhurbaşkanı
Talat, 'Çözüm hemen şimdi' sloganının anlamını
artık yitirdiğine de dikkati çekerek, barış elinin Rumlara
dönük uzalı kalmaya devam edeceğini ancak içte bir yeniden
yapılanma ve kurumlaşma seferberliğine gidilmesinin daha güçlü
bir yapı için şart olduğunu ifade etti. Talat kurumlaşmaya
açıklık getirirken ise polisin İçişleri
Bakanlığına bağlanacağı mesajını verdi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, BRT televizyonunda yayınlanan AKİS
programında, gazeteciler Başaran Düzgün ile Mete Tümerkan'ın
sorularını yanıtladı. Talat, Amerika Birleşik
Devletleri temaslarını, Kıbrıs konusundaki son
gelişmeleri değerlendirdi, içte ve dışta önümüzdeki dönemde
yapılması gerekenleri anlattı, önemli mesajlar verdi...
2006'da
hareketlilik bekleniyor
Cumhurbaşkanı
Talat, 2006'da Türkiye'nin limanlarını Rumlara açması gündeme
geldiğinde, Kıbrıs konusunda hareketlilik
yaşanacağını ve bunun da izolasyonların
kaldırılmasını sağlayabilecek bir süreci
tetikleyeceğini belirtti.
Türkiye'nin
2006'da limanlarını Rumlara açması konusunun da çok ciddi
tıkanıklık ve kriz çıkabileceğine de dikkat çeken
Talat, krizin Kıbrıs sorununun çözümü için Birleşmiş
Milletler'i ve diğer güçleri harekete geçmek durumunda
bırakacağını kaydetti...
Cumhurbaşkanı
Talat, "Türkiye limanlarını açacak ama limanlarını
açarken, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunda da ciddi bir azalma ve
rahatlama olması gerekir. İzolasyonlar konusunda rahatlama olmadan
Türkiye limanlarını açamaz açmayacak." dedi...
Türkiye'ye
baskı bir şey kazandırmaz
Türkiye
üzerinde uygulanacak baskılarla bir yere varılamayacağını
da anlatan Cumhurbaşkanı Talat şunları söyledi:
"Türkiye
Cumhuriyeti baskı altına alınacak, çok yoğun tehditler
yapılacak. Belki de geçici dahi olsa müzakerelerin askıya
alınması gündeme getirilecek. Bunlar Kıbrıs sorununun
çözümünü zorunlu kılacak. Ancak şu da bilinmelidir. 1963'ten 1974'e
kadar adada Türk ordusu mu vardı? Türkiye Cumhuriyeti'nin böylesine bir
gücü mü vardı?
Ama
Kıbrıs Türkleri direndi. Tabii ki Türkiye'nin de yardımı
vardı. Sonuçta Kıbrıslı Türkler kendi kendilerini yönetmeyi
bu ölçüde bile alışmış bir halktı. Bunun gerisine
gidemez.
Kendi kendini
yöneten, kendi yöneticilerini seçen bir halk bulunduğu konumun gerisine
gidemez. Bunu herkesin kavraması lazım. O nedenle Türkiye bir
şekilde Kıbrıs Türklerini terk etmeye zorlansa bile, ki ben
Türkiye'nin böyle birşey yapacağına kesinlikle ihtimal
vermiyorum, ama sonuç verdiğini var sayalım, Kıbrıs Türkü
yalnız kalsa da bulunduğu konumun gerisine gitmez. Papadopulos da, AB
de, bunu anlamalı. ABD bunu görüyor. Bir toplum kendi kendini yönetmeye
başladıktan sonra geri gidemez."
En geç beş
yıl
Gelinen
aşamada Kıbrıs'ta 5 yıl içinde biz çözüme
ulaşılamazsa bunun özellikle AB için ciddi tehlikeler
yaratacağını anlatan Cumhurbaşkanı Talat bundan sonra
ne yapılması gerektiğini şu sözlerle özetledi:
"Biz
artık bütün riskleri göze alarak yürümek zorundayız. 'Biran önce
çözüm. Barış hemen şimdi' artık gerçekçi değil.
Anlamını yitirdi. Çünkü Rum Lider Papadopulos'un böyle bir niyeti
yok. Olası bir çözümde siyasi eşitliğimizi güvenceye alacak alt
yapımızı ciddi bir şekilde hazırlamak zorundayız.
Temel hadef bu olmalıdır.
Yani yine
çözümü öngöreceğiz. Çözüm hedefinden vazgeçmeyeceğiz. Barış
elimiz uzalı kalmaya devam edecek. Ama bileceğiz ki Kıbrıs
konusu yeniden hareketleneceği zaman, masaya oturulacağı zaman
zayıf durumda olmamalıyız. Kurumlarımızı, devlet
kurumlarımızı olması gerektiği şekle
dönüştürmeliyiz. KKTC olası bir çözümde bizim makinemizdir.
Mekanizmamızdır. Her konuda rüştümüzü eşitliğimizi
ispat etmek zorundayız."
Polis
İçişleri Bakanlığı'na...
Bu çerçevede
tüm kurumlarda ciddi dönüşümler yaşanması gereği üzerinde
duran Cumhurbaşkanı Talat, polisin İçişleri
Bakanlığı'na bağlanması dahil akılcı
politikalarla kurumların devralınması konusunda adımlar
atılması görüşünü dile getirdi.
Rice ile neler
konuşuldu?
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Amerika'daki temaslarını değerlendirirken ise
Amerika Dışişleri Bakanı Rice ile yaptığı
görüşmede, Kıbrıs Konusu ve Kıbrıslı Türklere
uygulanan izolasyonları ele aldıklarını söyledi...
Rice'dan,
Kıbrıslı Türklerin birleşme politikasını
desteklediği mesajını aldığını belirten
Talat, kendisinin ise Rice'a, izolasyonların
kaldırılmasının çözüme olumlu katkı sağlayacağını
anlattığını ifade etti...
Cumhurbaşkanı
Talat Dışişleri Bakanı Rice'la görüşmesi sırasında
gündeme getirdiği konuları şöyle sıraladı:
-
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılması yönünde katkı yapılması,
- BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın yeniden sorunun çözümüne müdahil olması ve
BM'nin bu yönde hareketlendirilmesi konusunda girişimde bulunulması,
-
Kıbrıs'ta birleşmeden yana olan siyasete destek verilmesine
devam edilmesi ve Kıbrıslı Türklerin ekonomik
kalkınmasına katkı sağlayacak yatırımların
cesaretlendirilmesi,
-
Amerikalı işadamlarının Kuzey Kıbrıs'ta
yatırım yapmaları.
Rice'ın
tavrı olumlu oldu
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, ortaya koyduğu görüşlere Amerikan
Dışişleri Bakanı Rice'ın olumlu
yaklaştığını, ABD'nin Kıbrıs Türklerinin
Kıbrıs sorununun çözümüne dönük ortaya koyduğu politikayı
beğendiğini, olumlu bulduğunu ve desteklediğini söyledi.
Talat,
Dışişleri Bakanı Condelezza Rice'ın
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılması için ellerinden geleni yapacaklarını
söylediğini de ifade etti...
Talat bu
aşamada izolasyonların kaldırılmasının en önemli
sembolü konumuna gelen doğrudan uçuşlarla ilgili olarak
Amerikanın adım atamayacağını da açıklayarak,
doğrudan uçuş konusunda birçok kurumun onayını gerektiren
bir prosedür bulunduğunu ifade etti.
Talat
şunları söyledi:
"Doğrudan
uçuşlarla ilgili biraz problem var. Ben Amerika Birleşik
Devletleri'nin o tahammül sınırının zorlanmasının
bu konuda belirleyici olacağını düşünüyorum. Bu konuda
biraz daha bekleyecekler. Rum tarafının çözümden uzak duruşu
devam ederse ve o tahammül sınırları zorlanırsa bu konuda
adım atacaklar.
Onların
beklentisi Rum tarafının tutumunun değişeceği yönünde.
Bu tutumları devam ederse doğrudan uçuşlar konusunu ele
alacaklar."
ABD'den
değil İngiltere'den direkt uçuş
Amerika
Birleşik Devletleri'ndeki temasları sırasında Amerika'dan
değil de İngiltere'den doğrudan uçuşların
izolasyonların kalkması konusunda daha doğru bir adım
olacağı yönünde görüşlerin de kendisine iletildiğini
anlatan Talat, bunun daha gerçekçi ve ekonomik anlamda Kıbrıs Türküne
ciddi kazanımlar sağlayacak sonuçlar doğuracak bir adım
olacağını belirtti.
Cumhurbaşkanı
Talat, bölgede bulunan Amerikan askerlerinin tatillerini Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'nde geçirmeleri konusunda da Amerika'daki KKTC
temsilciliği aracılığıyla girişimde
bulunulduğunu açıkladı.
Siyasiler ve kamu
görevlileri dahil, Amerikan Yönetiminin, Amerikan
vatandaşlarının KKTC'ye doğrudan gitmeleri konusunda
herhangi bir yasal engel ve sorun olmadığı
yaklaşımında bulunduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı
Talat, Amerikanın Kıbrıs'ta üs istediği konusundaki yaklaşımların
komplo teorisi olduğunu ve gerçek olmadığını ifade
etti.
ABD çözüm için
Kıbrıslı Türkleri önemsiyor
Cumhurbaşkanı
Talat, Amerika Birleşik Devletleri'nin Kıbrıs Türklerine
nasıl bir rol biçtiğine ilişkin bir soruyu yanıtlarken de
Amerikanın çözüm konusunda Kıbrıslı Türklere önemli bir rol
biçtiği için 200 bin nüfuslu bir halkın liderine davet yaparak
görüştüğüne dikkat çekti...
Talat bu
davetin Kıbrıs'ta birleşmeden yana politika ortaya koyan Türk
tarafının politikalarına onay niteliği
taşıdığı mesajı içerdiğini de anlattı.
Cumhurbaşkanı
Talat Kıbrıs'ta ayrılıkçı politikalar ortaya
koyanın Rum liderliği olduğunu, Rum liderliğinin bu
gerçeği gizlemek için kendisini bu yönde suçlama eğilimi içine
girdiğini ancak inandırıcı olmalarının mümkün
olmadığını ifade ederek,"Kıbrıslı
Türkler oylarıyla, eylemleriyle herşeyleriyle Kıbrıs'ta
birleşmeden yana olduklarını gösterdiler. Rum Liderliği ise
bunun tam tersini yaptı" dedi.
KTTO
seçimleri...
Ticaret
odasındaki yönetim değişikliği ile ilgili görüşlerini
de açıklayan Cumhurbaşkanı Talat, Ali Erel ve
arkadaşlarının seçim öncesinde kendisine giderek CTP'nin oda
seçimlerinde taraf olacağı endişesini aktarıp bu konuda
müdahalede bulunmasını istediklerini belirtti.
Talat
şunları söyledi:
"Ben
kendilerine böyle birşeyin olası olmadığını ancak
bu konuda Başbakan ve CTP Genel Sekreteri ile görüşeceğimi
söyledim.
Ertesi günkü
gazetelerde hükümetin bu konuda müdahale ettiğine ilişkin haberleri
ve oda yönetimin bu konudaki iddialarını görünce bu konuya hiç
karışmadım. Eski yönetim başarılı işler
yapmıştır. Yeni yönetim de yapacak diye inanıyorum.
Ancak domates
konusunda yapılan açıklamayı üzüntü ile
karşıladım. Böyle birşey olamaz. Bu konuda benim hükümet
başkanı olduğum dönemde bir Türk ve Rum
işadamının bu yönde talebi gündeme gelir gelmez bunun kesinlikle
olamayacağını söylemiştik. Hükümet olarak o günkü
koşullarda altın yumurtlaması beklenen tavuğu kesme
anlamına gelecek bu tür bir istek kabul edilemezdi. Hükümet böyle birşeyi
yapmadı yapamaz."
Öğretmen
grevi
Programda Orta
eğitimin devam eden grevine de değinen Cumhurbaşkanı Talat,
'eğitim hakkının' bir insan hakkı olduğunu ve
kesinlikle engellenemeyeceğini söyledi.
Sendikalarla da
bu konudaki fikirlerini paylaştığını anlatan Talat,
grevin en son çare olarak kullanılması gereken bir silah
olduğunu anlattı.
KIBRIS 12/11/05
Rumlar, tüzüklerin ayrılmasında ısrarlı
|
TÜRK TARAFI
ISIRARINDAN VAZGEÇMELİ Rum yönetimi, Avrupa Komisyonu'nun,
Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonunu hafifletmek amacıyla
önerdiği Mali Yardım Tüzüğü'nün, Türk tarafının Mali
Yardım Tüzüğü ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
birleştirilmesi yönündeki ısrarından vazgeçmesiyle kabul
edilmesinin mümkün olabileceğini söyledi. MALİ
YARDIM İLE MARAŞ'IN İADESİ BAĞLANTILI
DEĞİL... Rum yönetiminin, mali yardım tüzüğünün kabul
edilmesi karşılığında Maraş'ın iadesi
önerisiyle ilgili iddiaların gerçekliğinin
bulunmadığını söyleyen bir Rum yetkili, "mali
yardım tüzüğü, Maraş bölgesiyle hiçbir şekilde ilgili
değildir" dedi Anıl
IŞIK Rum yönetimi,
Avrupa Komisyonu'nun, Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonunu
hafifletmek amacıyla önerdiği Mali Yardım Tüzüğü'nün,
Türk tarafının Mali Yardım Tüzüğü ve Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün birleştirilmesi yönündeki ısrarından
vazgeçmesiyle kabul edilmesinin mümkün olabileceğini söyledi. KIBRIS'a
konuyla ilgili açıklamada bulunan bir Rum hükümet yetkilisi, "Rum
hükümeti, mali yardım tüzüğe Ekim 2004'ten beri onay verdi ve bu
hala geçerlidir. Tüzüklerin ayrılması kabul edilirse para
anında verilecektir" diye konuştu. Türk
tarafının, mali yardımı doğrudan ticaretle
ilişkilendirmesi ısrarından dolayı mali
yardımın kabul edilemediğini ifade eden Rum yetkili, Rum
yönetiminin, tüzüklerin birleştirilmesine şiddetle karşı
olduğunu yineledi. Rum
hükümetin, tüzüklerin ayrılarak, mali yardım tüzüğünün süresi
dolmadan ve para kaybedilmeden kabul edilmesi için birçok kez öneride
bulunduğunu anımsatan Rum yetkili, Türk tarafının,
tüzüklerin birleştirilmesi yönündeki ısrarının devam
etmesi halinde 2005 yılı sonu itibarıyla mali yardımda
öngörülen 259 milyon euronun yarısının kaybedileceğine
dikkat çekti. Rum
hükümetinin, Türk tarafının tüzüklerin birleştirilmesi
yönündeki ısrarından vazgeçmesiyle mali yardım tüzüğünün
para kaybedilmeden kabul edilmesini ümit ettiğini kaydetti. Rum
yönetiminin, mali yardım tüzüğünün kabul edilmesi
karşılığında Maraş'ın iadesi ve
inşaat sektöründe moratoryum önerisiyle ilgili iddialara ilişkin
olarak Rum yetkili, bunların gerçekliği
bulunmadığını söyledi. Rum yetkili,
Rum yönetiminin, mali yardımla ilgili yeni masaya yeni bir öneri
getirmediğini ifade ederek, "mali yardım tüzüğü
Maraş bölgesiyle hiçbir şekilde ilgili değildir" dedi. Rum yetkili,
Rum tarafının Rum malları üzerine yapılan
inkişafın durdurulması için inşaat sektöründe moratoryum
önerisinde bulunduğuyla ilgili olarak ise, "mali yardım
tüzüğünde mali yardımın kuzeydeki Kıbrıs Rum
malların istismar edilmesi için kullanılmayacağı yönünde
gerekli güvenceleri talep ettik. Bu güvenceler tüzüğe dahil edildi ve hükümet,
mali yardım için Ekim 2004'te onayını verdi" diye konuştu. |
KIBRIS 12/11/05
Embargo heyeti KIBRISta
Kıbrıs
Türk halkının temel insan haklarını savunmak üzere kurulan
Embargo kuruluşunun başkanı Bülent Osman ile üyelerinden Hüseyin
Ekmekçi, dün öğleden sonra KIBRIS Medya Kurumunu ziyaret etti.
Heyet, Genel Yayın Yönetmenimiz Süleyman Ergüçlü ile bir süre sohbet etti ve tasarladıkları faaliyetlere ilişkin bilgi aktardı.
KIBRIS 12/11/05
Meclis Başkanı Ekenoğlu: Rumlar iç
dünyalarında Kıbrıs Cumhuriyetini bile Kıbrıslı
Türklerle paylaşmayı hazmedemedi
Meclis Şeref
Salonunda saat 15:30da gerçekleştirilen görüşmede, Türkiye Genel
Kurmay Başkanlığı Gaziler Heyeti olarak gelen 3
kişilik heyette Hava Tuğgeneral Cengiz Girginer, Tuğgeneral
Servet Cömert ve Tuğgeneral Yüksel Önel bulunuyor.
Görüşme
sırasında Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu konuşma
yaparken, heyet başkanı Hava Tuğgeneral Cengiz Girginer
açıklama yapmadı. Görüşmede taraflar birbirlerine birer anı
plaketi de verdi.
Meclis Başkanı
Fatma Ekenoğlu konuşmasında, Kıbrıs Türklerinin
Kıbrısta tarih boyunca hep varoluş mücadelesi verdiğini ve
bu mücadelede de Türkiye Cumhuriyetini her zaman yanında hissetmesinin
Kıbrıs Türküne destek ve güç sağladığını
vurguladı.
Rumlar
paylaşmayı hazmedemedi
Ekenoğlu,
Kıbrıs sorununun Rumlara göre 1974te
başladığını, ancak Kıbrıs sorununun
Kıbrıs Türküne göre 1963ten başladığını
belirterek, Rumların iç dünyalarında 1960ta ilan edilen
Kıbrıs Cumhuriyetini bile Kıbrıslı Türklerle paylaşmayı
hazmedemediklerini kaydetti.
Fatma Ekenoğlu,
Kıbrıs Türkünün Kıbrısa kalıcı barışı
getirmek için hep çaba harcadığını ve bu çabasını
her zaman gösterdiğini ifade ederek, Kıbrıslı Türklerin
bunu en son 2004 referandumunda tüm dünyaya kanıtladığını
belirtti. Ancak Rumların ABye girmenin rahatlığıyla çözüm
yolunda masaya gelmekten hep kaçtıklarını ve Türkiyenin AB
yolundaki ilerleyişine de takoz koymak için ellerinden gelen tüm
uğraşı gösterdiğini söyleyen Ekenoğlu, Biz
Kıbrıs Türkü olarak masa üzerinde bir çözüm istediğimizi her
zaman kanıtladık, bundan sonra da kanıtlamaya devam edeceğiz
ve dünyaya kendimizi iyice anlatmaya çalışacağız dedi.
Dünya
haklıyı, haksızı gördü
Rumların uzun bir
süredir Kıbrıs Cumhuriyetinin verdiği rahatlıkla
kendilerini dünyaya çok daha kolay ifade ettiklerini, ancak Kıbrıs
Türklerinin bu yüzden kendini dünyaya anlatmakta
zorlandığını vurgulayan Meclis Başkanı
Ekenoğlu, ancak 2004 referandumundan sonra dünyanın haklıyı
ve haksızı daha iyi gördüğünü kaydetti.
1974 Barış
Harekatına katılan gaziler heyetine, meclis heyetinin yakın bir
tarihte gerçekleştirdiği Amerika ziyareti hakkında da bilgiler
veren Fatma Ekenoğlu, Amerikadaki görüşmelerinde
Amerikalıların kendilerine Bizim Kıbrısa hiçbir
izolasyonumuz veya ambargomuz yoktur. Biz Kıbrısa gelmeye, Türk
tarafındaki limanları da (hava ve deniz) kullanarak gelmeye devam
edeceğiz ki ABye ve diğer ülkelere de örnek teşkil edelim
dediklerini anlattı.
Amerikalılar
yatırımlar yapmak istiyor
Ama Amerika uzak bir
ülke, çok uygun değil; ne ticareti yönünden, ne de ulaşımı
yönünden diyen Fatma Ekenoğlu, Amerikalıların yine de Kuzey
Kıbrısa yatırımlar yapmak istediklerini ve
yatırımcıları teşvik edeceklerini söylediklerini
kaydetti.
Meclis Başkanı
Fatma Ekenoğlu, bu yüzden meclis olarak Avrupa ülkelerini daha sık
ziyaret etmek için karar aldıklarını belirterek, Daha sık
kendimizi anlatalım ki, (Kuzey Kıbrısta) artık
izolasyonların gereği kalmamıştır. Kıbrıs
Türkü dünyaya barış istediğini ve çözüm istediğini
kanıtlamıştır. Bunun üstüne gidelim. Çünkü başka türlü
bu ambargoların ve izolasyonların altında
rahatlayamayacağız dedi.
Meclisin Avrupa
Parlamentosuna katılabilmek için de yaptığı
girişimler olduğunu, ancak bu isteklerinde hoşgörüyle
karşılanmalarına rağmen henüz herhangi bir
yaptırım olmadığını, ama bu
yaptırımı dünyadan beklediklerini ifade eden Ekenoğlu,
referandum sonucunda Kıbrıs Türküne bu yönde sözlerin
verildiğini ve ABnin de bu sözleri yerine getirmesini beklediklerini
kaydetti.
Ekenoğlu son
olarak, Kıbrısa kalıcı barışı ve çözümü
getirene kadar tüm gücümüzle çalışıyoruz ve çalışacağız
dedi.
KIBRIS 12/11/05
Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis: Kıbrıs Türk
liderliği siyasi anlamda ahlaksız
Rum Hükümet Sözcüsü Kipros
Hrisostomidisden Kıbrıs Türk liderliğine ağır
suçlama:
Rum Hükümet Sözcüsü
Kipros Hrisostomidis: Kıbrıs Türk liderliği siyasi anlamda
ahlaksızRum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, dün
yaptığı açıklamada, Kıbrıs Raportörü
Fransız Senatör Louis le Pensecin adaya ziyaretiyle ilgili raporunun,
Kıbrıs Türk Lideri Mehmet Ali Talatın siyasi
ahlaksızlığını kanıtladığını
söyledi.
Kıbrıs Haber
Ajansının haberine göre, Hrisostomidis, Kıbrıs Türk
liderliğinin küstahlığının ve siyasi seviyesini
yükseltme arzusunun, ABnin Kıbrıslı Türkler için sunduğu
mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerinin aynı zamanda oylanıp
kabul edilmesi yönünde ısrar eden Ferdi Sabit Soyerin
açıklamalarında açıkça görülebildiğini söyledi.
Kıbrıs Rum
tarafının, Maraşın yasal sahiplerine iade edilmesi
önerisini siyasi açıdan ahlaksız olarak nitelendiren Soyerin
açıklamalarını değerlendiren Hrisostomidis, Eski Türk
lideri Rauf Denktaş, bugünkü Kıbrıs Türk liderliğine
kıyasla küçük bir melekti``dedi.
Rum sözcü, le Pensece
göre, Talatın Pansece, Adayı bölen dikenli tellerin
İsraildeki gibi bir duvarla değiştirilmesi yönünde görüş ifade
ettiğini söyledi.
Hükümet sözcüsü
Hrisostomidis, le Penseci dikkate almayan Talatın Tüm geçiş
noktalarını açma ve Türk kökenlilerin güneye geçmelerine izin
vermekle tehdit ettiğini belirtti.
KIBRIS
12/11/05
Ankaradan Avrupaya Kıbrıs resti
Zeynel LÜLE BRÜKSEL
Türkiye ABye resmen Kıbrıs konusunda hiçbir adım
atılmayacağı mesajını verdi. ABnin ilerleme raporu
ve Katılım Ortaklığı Belgesindeki görüşlerinin
değerlendirildiği resmi görüşmede, Kıbrıs konusu ile
diğer konuları birbirinden ayırdığını
belirten Ankara, Türkiye Kıbrıs konusunda yapacağını
yaptı. Hiçbir adım beklemeyin mesajını verdi.
Türk limanlarının Rumlara açılmasının ancak, Kuzey
Kıbrısa yönelik izolasyonların kalkmasıyla mümkün
olacağını kaydeden Ankara, çözümün de BM sürecinde
olacağını bildirdi. Ankaranın Brüksele verdiği
mesaj, Kıbrıs konusu Türkiye-AB ilişkilerini zehirliyor ve
Türk halkının Avrupa adrenalini düşürüyor oldu.
Ankara ABye bir kez daha, ABnin 26 Nisan 2004te, Kuzey Kıbrısa
yönelik izolasyonların kaldırılacağı yönündeki
kararını hatırlattı. Rumların, ABnin tüm
girişimlerini engellemesi ve olumsuz tutumu, Ankara için bardağı
taşırdı.
HURRIYET
13/11/05
Rum Sözcü Hrisostomidis'den, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat'a saldırı: Talat, bölücü duvar inşa etmek ve sömürgecileri
bize göndermek istiyor
RUM SÖZCÜDEN
TALAT'A HAKARETE VARAN SERT ELEŞTİRİLER... Rum Sözcü Kipros
Hrisostomidis, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a yönelik, diplomatik
üslubun tamamen dışında, hakarete varan sert eleştirilerde
bulundu. Rum sözcü Hrisostomidis, Cumhurbaşkanı Talat'ı, bölücü
duvar inşa etmek ya da Türk kökenlileri güneye göndermek istemekle
suçladı
"DENKTAŞ,
BUGÜNKÜ TÜRK LİDERLİĞİ YANINDA MELEKÇİK"
"Kıbrıs Türk liderliğinin bu pişkin siyasi cüreti
ayrıca siyasi düzeyini yükseltme tutkusu ve ayrımcı
gidişatı, Soyer'in açıklamalarında daha da belirgin"
olduğuna dikkat çeken Rum Sözcü, Soyer'in, Kıbrıs Türk
liderliğinin görüşünün, AB tüzüklerinin birlikte onaylanması
gerektiği yönünde olduğunu söyledi. Hrisostomidis, 'Rauf
Denktaş'ın bugünkü Kıbrıs Türk liderliği yanında
melekçik" olduğunu da söyledi
Rum Sözcü
Kipros Hrisostomidis, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a yönelik,
diplomatik üslubun tamamen dışındaki, hakarete varan sert
eleştirilerde bulundu.
Rum sözcü,
Cumhurbaşkanı Talat'ı, bölücü duvar inşa etmek ya da Türk
kökenlileri güneye göndermek istemekle suçladı.
Rum gazeteleri,
Rum Sözcü Kipros Hrisostomidis'in Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a
yönelik, diplomatik üslubun tamamen dışındaki, hakarete varan
sert eleştirilerine yer verdi.
Fileleftheros,
"Haleflerinin Yanında Denktaş Doğrudan Cennete Gider -
Talat Bölücü Duvar İnşa Etmek ya da Sömürgecileri Bize Göndermek
İstiyor" başlıklı haberinde şunları iddia
etti:
"Talat
İsraillilerin inşa ettiği modelde duvar inşa etmek istiyor.
İşgalci lider, ilgili raporu hazırlayan Fransız Senatöre
'tel örgüleri İsrail'de olduğu gibi ayırım duvarıyla
değiştirebileceğini ifade etti'. Fransız Senatör Lovis He
Pensec, Kıbrıs'a yaptığı ziyaret sonunda
hazırladığı raporu, senatoya sundu. Raporda, Talat'la
yaptığı görüşmeye de yer verildi. Pensec Talat'a, 'duvarla
ilgili söylediklerinin çirkin bir ifade olduğunu' söyleyince Talat da,
'sömürgecilerin kaçarak özgür bölgelere yerleşmesi için 'sınarları
açacağı tehdidinde bulundu.'
Hatırlanacağı
üzere iki ay kadar önce işgal yönetimini Ledra Palace bölgesinden Ay Demet
(Metehan) barikatına kadar duvar inşa etmeye başladı.
İşgal bölgelerde gösterilen tepkiler üzerine bu duvar, bir
kışlanın duvarı olarak gösterildi ve duvarın
uzatılması niyeti bulunmadığı iddia edildi.
Fransız
Senatörün raporunun içeriğini gazetecilere Hükümet Sözcüsü Kipros
Hrisostomidis aktardı. Hrisostomidis bunların, Kıbrıs Türk
liderinin 'ahlaksız' politikasını gösterdiğini söyledi.
Sözcü,
Kıbrıs Türk liderliğinin bu pişkin siyasi cüreti
ayrıca siyasi düzeyini yükseltme tutkusu ve ayrımcı
gidişatı, sözde sahte devlet Başbakanı Ferdi Sabit Soyer'in
açıklamalarında daha da belirgin olduğuna dikkat çekti. Sözcü,
Soyer'in Kıbrıs Türk liderliğinin görüşünün AB'ta
askıda bulunan iki tüzüğün birlikte onaylanıp hayata geçirilmesi
gerektiği yönünde olduğunu söylediğini hatırlattı.
Hrisostomidis
bir adım ileri giderek, 'Rauf Denktaş'ın bugünkü
Kıbrıs Türk liderliği yanında melekçik olduğunu da
söyledi'."
Gazeteye göre,
EDEK Başkanı Yannakis Omiru da Fransız Senatörü Loui De
Penseh'in raporunu yorumladı. Omiru, 'Şayet Talat
ayırımcı bir duvar hayal ediyorsa veya sömürgeciler
tarafından tüm Kıbrıs'ın ele geçirilmesini
düşünüyorsa, Sayın Talat'ın Kıbrıs'ta işgalin
borazanı olarak sürekli ve arka arkaya olayları
saptırdığını söyleyebilirim" şeklinde
iddiada bulundu.
Diğer
gazeteler haberi şu başlıklarla yansıttı:
Alithia:
"Meleğimiz Denktaş - Papadopulos Hükümeti Sözcüsü Bunu da
Söyledi - Hükümet Eski Kıbrıs Türk Liderini Göklere
Çıkarıyor ve Mevcutu Şeytan Olarak Gösteriyor"
Mahi: "M.
Ali Talat Siyasi Açıdan Ahlaksız - Kipros Hrisostomidis Patladı"
Politis:
"Rauf Melekçik - Hrisostomidis Talat ve Soyer'in Ahlaksız ve Küstah
Olduklarını Söylüyor - Hrisostomidis Kıbrıs Türk
Liderliğini Siyasi Açıdan Ahlaksız Olarak Niteledi. Rauf
Denktaş'ın İse Onların Yanında Melekçik Olduğunu
Söyledi - Hristofyas Araya Mesafe Koydu"
Gazeteye göre,
AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas,
gazetecilerin sorusu üzerine, Rum sözcünün Talat'la ilgili nitelendirmesini
yorumlamaktan kaçındı. Hristofyas, Cumhurbaşkanı
Talat'ın böyle bir şey yapacağını
sanmadığını söyledi. Hristofyas, "Sayın
Talat'ın böyle bir aptallık yapacağına
inanmıyorum" diye konuştu.
Gazeteye göre,
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, "Hrisostomidis'in
Talat için kullandığı sıfat, hükümetin hiçbir şey
yapmadığını haklı göstermek için
şeytanlaştırma çabasının bir parçasıdır
Sayın Talat'ın ne kadar melekçik olduğunu görmek
istiyorlarsaydı en azından bir diyalogu denemeleri gerekirdi"
diye konuştu ve kullandığı sıfatlar nedeniyle
Hrisostomidis'i eleştirdi.
Çevreciler
Hareketi Milletvekili Yorgo Perdikis ise kullanılan sıfatları
"aşırı" olarak niteledi. Talat-Denktaş
kıyaslamasını ise "talihsiz" olarak niteledi.
Perdikis, Denktaş'ın "Kıbrıs'ı kana
buladığını ve bir dizi cinayetlerden sorumlu
olduğunu" iddia etti.
Simerini,
"Talat'ın Ahlaksızlığı - Sözcü
Denktaş'ın Onun Yanında Melekçik Olduğunu Vurguladı -
Kıbrıs Türk Liderine Hrisostomidis'ten Görülmemiş
Saldırı."
Gazete, siyasi
gözlemcilerin sözcünün sert açıklamalarını yorumlarken, Talat'la
görüşmesi için Papadopulos'a yapılan müdahalelere yanıt
teşkil edip etmediğini sorguladığını yazdı.
Gazeteye göre, aynı gözlemciler, sözcünün katı demecinin
arkasında Papadopulos'un, Cumhurbaşkanı Talat'la değil de
Ankara'yla bir diyaloga girme isteğinin yatmış
olabileceğini de vurgu yaptı.
HARAVGİ,
"Ayrı Yön İçin tutku Çok Açık - Hükümet Sözcüsü,
Kıbrıs Türk Liderliğine Sert Dille Yanıt Verdi
KIBRIS 13/11/05
Başbakan Soyer:AB, Kıbrıs'ı bölüyor
|
Başbakan
Soyer, "London School Of Economics"te verdiği "AB'ye
Girme Süreci ve Kıbrıs Sorunun Çözümü" adlı panelde AB'ye
eleştirilerde bulundu: AB,
Kıbrıs'ı bölüyor AB, KIBRIS'TA
BAŞARISIZ... Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dünyada yaşanan
gelişmelerin ardından AB genişleme olgusunun insanlık
tarihine yeni bir ivme kazandırdığını ancak AB'nin
aynı başarıyı Kıbrıs'ı birleştirmede
gösteremediğini söyledi. Soyer, günümüzde AB olgusunun, adayı
birleştiren ve çözüme yönelik değil, adayı bölmeye ve
bölünmüş tutmaya yardımcı bir unsur haline geldiğini
belirtti RUMLAR ÇÖZÜM
MOTİVASYONUNU KAYBETTİ... Başbakan Soyer, Güney
Kıbrıs'ın, adada çözüm olmadan AB'ne üye olduğu için
"Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik motivasyonunu"
kaybettiğini vurguladı. Soyer, "Yalnız Kıbrıs Türk
toplumu değil, AB üyelik sürecindeki Türkiye de AB'ye üye olan
Papadopulos'un rehinesi durumuna düşmüştür" dedi MİLLİ
GELİRİ ÜÇ KATINA ÇIKARIRIZ... Soyer: Kıbrıs Türk
halkına uygulanan izolasyon kaldırılsın,
limanlarımız açılsın, direk uçuşlar
başlasın, biz Kuzey ile Güney arasında serbest ticareti
engelleyen bütün bürokratik engelleri kaldırırız. Adada ortak
ve serbest bir ekonominin kurulmasını sağlayarak,
Kıbrıs'ın milli gelirini 3 katına çıkarırız 2'NCİ
LİGDE OYNAMAYIZ... "İzolasyonların kaldırılması
çözüm istemimizi azaltmaz. İzolasyonlar kalkacak, dünyayla ticaret
yapacağız. Ancak Rumlar, Kıbrıs Cumhuriyeti çerçevesinde
AB'ye üye olarak kalacak, Kıbrıs Türk halkı AB'nin hiçbir
organında temsil edilmeyecek, bir nevi Tayvan gibi olacağız.
Biz bunu hiçbir zaman kabul edemeyiz. Kıbrıs Rum kesimi süper ligde
oynayacak, biz de 2'nci ligde oynamaya devam edeceğiz. Bunu asla kabul
etmem Eylem ERAYDIN
/ LONDRA Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, günümüzde AB olgusunun, adayı birleştiren ve
çözüme yönelik değil, adayı bölmeye ve bölünmüş tutmaya
yardımcı bir unsur haline geldiğini belirtti. Soyer, Güney
Kıbrıs'ın çözüm olmadan AB'ye alınmasıyla, adadaki
çözüm için motivasyonunu kaybettiğinin altını da çizdi. Başbakanı
Ferdi Sabit Soyer, Londra'daki temaslarının ilk gününde dünyaca
ünlü London School Of Economics'te "AB'ye Girme Süreci ve
Kıbrıs Sorunun Çözümü" adlı panele katıldı. Başbakan
sözlerine şöyle devam etti: "BM
siyaset yetkilileri, Amerika başkanları ve İngiltere'de
sayısız başbakan değişti ama Kıbrıs sorunu
hâlâ devam ediyor. Dünyada yaşanan gelişmelerin ardından AB
genişleme olgusunun insanlık tarihine yeni bir ivme
kazandırdı ancak Güney Kıbrıs, adada çözüm olmadan AB'ne
üye olduğu için Kıbrıs sorunun çözümüne yönelik motivasyonunu
kaybetti. Günümüzde AB genişleme olgusu Kıbrıs sorunun
çözümüne yardımcı olacağına, Kıbrıs'ın
bölünmesini destekleyen bir proje haline geldi." Kıbrıs'ta
yaşanan tarihsel sürecin günümüze kadar nasıl geldiğini
anlatan Ferdi Sabit Soyer, geçmiş dönemde Kuzey Kıbrıs'taki
milliyetçi hükümetin uyguladığı politikaları
eleştirdi. Kopenhag ve
Lahey süreçlerini o dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın
takip ettiği siyaset nedeniyle başarı ile
sonuçlandıramadıklarının altını çizen
Başbakan Soyer, "O zaman Sayın Denktaş ben BM Genel Sekreterliği'nin
hakemliğini istemem, ben çözüm için bir takvim belirlemem diyordu.
Şimdi aynı şeyleri Papadopulos söylüyor. Yalnız
Kıbrıs Türk toplumu değil, AB üyelik sürecindeki Türkiye de
AB'ye üye olan Papadopulos'un rehinesi durumuna düşmüştür"
dedi. İzolasyon
kaldırılsın, Kıbrıs'ın milli
gelirini 3 katına çıkarırız Konuşmasının
ardından panele katılan konukların sorularını
yanıtlayan Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorunun
çözümü için ısrarlı olduklarını, siyasi eşitlik
temelinde adayı birleştirmek istediklerini ve bu yoldaki ilk
hedefin Kıbrıs Türküne uygulanan izolasyonların
kaldırılması olduğunu ifade etti. İzolasyonların
kaldırılmasının çözüme doğru atılacak çok
stratejik bir hedef olduğunu ve serbest ticaret hakkı ile siyasi
tanınmanın birbirinden farklı değerlendirilmesi
gerektiğini kaydeden Başbakan Soyer, "Başbakan olarak
size şunu söylüyorum. Kıbrıs Türk halkına uygulanan
izolasyon kaldırılsın, limanlarımız açılsın,
direk uçuşlar başlasın, biz Kuzey ile Güney arasında
serbest ticareti engelleyen bütün bürokratik engelleri
kaldırırız. Adada ortak ve serbest bir ekonominin
kurulmasını sağlayarak, Kıbrıs'ın milli
gelirini 3 katına çıkarırız" dedi. İzolasyonların
kaldırılmasıyla Kıbrıs Türk halkının
çözüme yönelik isteğinin azalacağının düşünülmesinin
yanlış bir değerlendirme olduğunu ifade eden
Başbakan, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Bizim
üzerimizden izolasyonlar kalkacak, dünyayla ticaret yapacağız.
Ancak Kıbrıs Rum toplumu Kıbrıs Cumhuriyeti çerçevesinde
AB'ye üye olarak kalacak, Kıbrıs Türk halkı AB'nin hiçbir
organında temsil edilmeyecek, bir nevi Tayvan gibi olacağız.
Biz bunu hiçbir zaman kabul edemeyiz. Kıbrıs Rum kesimi süper ligde
oynayacak, biz de 2. ligde oynamaya devam edeceğiz. Bunu asla kabul
etmem." Adada asker
bulundurulmasıyla ilgili bir soruyu da cevaplayan Ferdi Sabit Soyer,
"Ben Kıbrıslı Rumların güvenlik endişelerini
anlıyorum. Ama BM belgelerinde 2003 - 2004 yıllarında 485
milyon dolarla Amerika'dan sonra silah alımında ikinci sırada
yer alan Kıbrıs Rum kesimini gördüğümde, siz de benim güvenlik
endişemi anlayın lütfen" dedi. |
KIBRIS 13/11/05
Ankara'dan Avrupa'ya Kıbrıs resti: Türkiye,
Kıbrıs konusunda hiçbir adım atmayacak
YAPACAĞIMIZI
YAPTIK... Türkiye'nin AB'ye resmen "Kıbrıs konusunda hiçbir
adım atılmayacağı" mesajını verdiği
bildirildi. AB'nin ilerleme raporu ve Katılım
Ortaklığı Belgesi'ndeki görüşlerinin
değerlendirildiği "resmi görüşmede", Kıbrıs
konusu ile diğer konuları birbirinden ayırdığını
belirten Ankara, "Türkiye, Kıbrıs konusunda
yapacağını yaptı. Hiçbir adım beklemeyin"
mesajını verdi
Türkiye'nin
AB'ye resmen "Kıbrıs konusunda hiçbir adım
atılmayacağı" mesajını verdiği bildirildi.
CNN Türk ve Hürriyet gazetesinin güvenilir kaynaklardan aldığı
bilgiye göre, AB'nin ilerleme raporu ve Katılım
Ortaklığı Belgesi'ndeki görüşlerinin
değerlendirildiği "resmi görüşmede", Kıbrıs
konusu ile diğer konuları birbirinden
ayırdığını belirten Ankara, "Türkiye
Kıbrıs konusunda yapacağını yaptı. Hiçbir
adım beklemeyin" mesajını verdi.
Türk
limanlarının Rumlara açılmasının ancak, Kuzey
Kıbrıs'a yönelik "izolasyonların kalkmasıyla"
mümkün olacağını kaydeden Ankara, çözümün de BM sürecinde
olacağını bildirdi.
Ankara'nın
Brüksel'e verdiği mesaj, "Kıbrıs konusu Türkiye-AB
ilişkilerini zehirliyor" ve "Türk halkının Avrupa
adrenalini düşürüyor" oldu.
Ankara AB'ye
bir kez daha, AB'nin 26 Nisan 2004'te, Kuzey Kıbrıs'a yönelik
izolasyonların kaldırılacağı yönündeki
kararını hatırlattı.
Rumların,
AB'nin tüm girişimlerini engellemesi ve olumsuz tutumu, Ankara için
bardağı taşırdı.
AB, "limanları
Rumlara açın" diyor
AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, son yıllarda
cesur ve önemli reformlar gerçekleştiren Türkiye'nin, değişim
hızında bu yıl içinde bir yavaşlamaya girdiğini
söylemişti.
Olli Rehn,
Kıbrıs Rum kesimine limanların açılmasıyla ilgili
olarak, "AB sözünü tuttu ve müzakereleri başlattı. Şimdi
Türkiye'nin taahhütlerini yerine getirmesi ve limanlarını
Kıbrıs Rum gemilerine açması gerekiyor. Bu bir taahhüt"
demişti.
İlerleme
Raporu:
İlerleme
Raporu'nda Türkiye'nin reform çabalarını hızlandırması
ve insan haklarını tam olarak uygulaması isteniyor.
Raporda,
yargıdaki reformlara rağmen ifade ve düşünce özgürlüğü
önünde önemli engeller bulunduğu belirtiliyor. Orhan Pamuk davası ve
Hrant Dink'in mahkumiyeti hatırlatılıyor.
Heybeliada
Ruhban Okulu'nun açılmadığı, Vakıflar
Yasası'nın hala hayata geçirilmediği ve dini
azınlıkların haklarının teminat altına
alınmadığı bilgisi de raporda yer alıyor.
Alevilere
yönelik uygulamalar da eleştirilen konular arasında. Raporda, devlet
okullarında anadilde eğitim imkanının sağlanması
gerektiğini savunuluyor, askerlerin açıklamalarının, askeri
konularla sınırlı kalması isteniyor.
Yunanistan'ın
karasularını 12 mile çıkarmasının, savaş nedeni
sayılması eleştiriliyor.
Katılım
Ortaklığı Belgesi:
Katılım
Ortaklığı Belgesi'nde kısa ve orta vadeli öncelikler
belirtiliyor. Olli Rehn'in basın toplantısında
saydığı beş öncelik şöyleydi:
-Türkiye'nin
Avrupa sözleşmeleri doğrultusunda işkence ve kötü muameleye
karşı sıfır hoşgörü göstermesi.
-Basın
özgürlüğünü de kapsayan ifade özgürlüğü konusunda ilerleme
sağlaması. Orhan Pamuk örneğindeki gibi şiddet içermeyen
suçlar nedeniyle yargılananlara yapılan muamelenin düzeltilmesi.
-Vakıflar
Yasası'nın gayrimüslümleri de kapsayacak şekilde Avrupa
standartlarına getirilmesi.
- Kadın
hakları ve ailenin korunması noktasında yeni düzenlemeler
yapılması.
-
Çalışma koşulları konusunda, Türkiye'nin tam olarak sendika
haklarına saygı duyması, toplantı, grev ve toplu
sözleşme haklarını uygulaması.
KIBRIS 13/11/05
AKEL'in AP Milletvekili Adamu: Kıbrıs sorunu AB'nin
sorunu
|
AKEL'in
Avrupa Parlamentosu'ndaki milletvekili Adamos Adamu, "Kürt televizyonu
ROJ"a yaptığı açıklamada, Güney
Kıbrıs'ın AB üyesi olmasına bağlı olarak
Kıbrıs sorununun AB için önemli ve AB'nin bir sorunu olduğu
görüşünü belirtti. Haravgi'ye
göre, Açıklamasında, Kıbrıslı Rumların Annan
Planını reddetmesi nedenlerine de değinen Adamu, Rum
Yönetimi'nin BM'nin yeni bir inisiyatif başlatması ve Genel
Sekreter'in, bunaltıcı takvimler ve hakemlik olmaksızın,
müzakerelerin yeniden başlaması için iyi niyet misyonunu
sunması yönündeki çabalarını anlattı. Adamu,
Kıbrıs sorununun adil çözümünün tüm "Kıbrıs
halkının" yararına olacağını, ayrıca
adanın askersizleştirilmesini ve tüm yabancı kuvvetlerin
ayrılmasını sağlayacağını ifade etti. Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ve Türkiye'nin, (kendi iddiasıyla) "sahte
devletin" yükseltilmesiyle ilgili çabalarını eleştiren
Adamu, söz konusu çabaların Kıbrıs sorununun çözümüne
katkı koymadığını, aksine
"Kıbrıs'ın bölünmesine" yaradığını
kaydetti. Türkiye'nin
AB sürecine de değinen Adamu, insan haklarına saygı ve
demokratikleşmenin önemli olduğunu, ayrıca Türkiye'nin
"Kıbrıs sorununun çözümü, Kürt sorunu ve Ermeni
soykırımının tanınması gibi birçok konuyla yüz
yüze kalacağını" söyledi. |
KIBRIS 13/11/05
Başbakan Ferdi Sabit Soyer:Bu ahlaksız teklifi elimizin
tersiyle iteriz
İKİ
TÜZÜĞÜ BİRLİKTE İSTİYORUZ... "256 milyon euro
Kıbrıs Türk halkına verilmiş bir bahşiş
değildir. Kıbrıs'ın AB'ye hazırlanması
noktasında AB bütçesinden ayrılan bir kaynaktır. AB bu kaynaktan
Kıbrıs Türk halkının yararlanması için bu kararı
aldı. Ve bu direkt ticaret tüzüğü ile birlikte düşünüldü. Mali
yardımdan sonra, mallarınızı satamaz ve serbest ticaret
yapamazsanız mali yardımın bir anlamı yok. Mali yardım
ve ticaret tüzüğü ekonomik genişlemede ikiz kardeştir. Bu ikisi
ekonomik bütünlükte tek bir olgudur. Bu yüzden ikisini birlikte istiyoruz"
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Rum yönetiminin mali yardım ile
Maraş'ın verilmesini ilişkilendirmesini "ahlaksız"
bir teklif olarak değerlendirdi:
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer:Bu ahlaksız teklifi elimizin tersiyle iteriz
İKİ
TÜZÜĞÜ BİRLİKTE İSTİYORUZ... "256 milyon euro
Kıbrıs Türk halkına verilmiş bir bahşiş
değildir. Kıbrıs'ın AB'ye hazırlanması
noktasında AB bütçesinden ayrılan bir kaynaktır. AB bu kaynaktan
Kıbrıs Türk halkının yararlanması için bu kararı
aldı. Ve bu direkt ticaret tüzüğü ile birlikte düşünüldü. Mali
yardımdan sonra, mallarınızı satamaz ve serbest ticaret
yapamazsanız mali yardımın bir anlamı yok. Mali yardım
ve ticaret tüzüğü ekonomik genişlemede ikiz kardeştir. Bu ikisi
ekonomik bütünlükte tek bir olgudur. Bu yüzden ikisini birlikte istiyoruz"
BAŞBAKANDAN
İNGİLTERE'DE YAŞAYAN TÜRKLERE ÇAĞRI... Başbakan Soyer,
Londra Türk Radyosu'ndan İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı
Türklere "Yatırımlarınızda ve tatillerinizde
Kıbrıs'ı tercih edin" çağrısında bulundu
Eylem ERAYDIN /
LONDRA
Başbakan
Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs Rum yönetiminin mali yardım ile
Maraş'ın verilmesini ilişkilendirmesini
"ahlaksız" bir teklif olarak değerlendirdi ve "Biz bu
ahlaksız teklifi elimizin tersiyle iteriz" dedi.
Başbakan
Soyer, İngiltere temaslarının 2'nci gününde Londra Türk
Radyosu'ndan İngiltere'de yaşayan Kıbrıs Türk toplumuna
"yatırımlarınızda ve tatillerinizde
Kıbrıs'ı tercih edin" diye seslendi.
Programda
Soyer'e Lefkoşa Türk Belediye Başkanı Kutlay Erk ve
İçişleri Bakanı Özkan Murat eşlik etti.
Programın
yapımcısı Nazif Akpınar'ın sorularını
yanıtlayan Başbakan Soyer , hükümetin Şeker Bayramı
kabulünü geçmiş yıllardan farklı olarak, bu yıl
Cumhurbaşkanı Talat'ın tek başına yapmasını
kurumsallaşmanın bir gereği olduğunu ve bu durumun
farklı değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizerek
"Böylece kurumsallaşarak siyasi anlamda daha başarılı
olacağız. Ayrıca bu durum 'Talat ile görüşmem, Türkiye ile
görüşürüm' diyen Papadopulos yönetimine tavrının ne kadar
yanlış olduğunu göstermektedir" dedi.
2003
yılında sınır kapıları açılanan kadar
Kıbrıs Türk toplumunun kendi içinde izole halinde olduğunu
söyleyen Ferdi Sabit Soyer konuşmasına şöyle devam etti:
"2003
yılında sınır kapıları açılana kadar
Kıbrıs Türk toplumu kendi içinde izole halindeydi ama şimdi
kalkınma hızımız, kişi başına düşen
gelir ve yatırımlarımız artmaktadır. Ekonomik anlamda
gelişmekteyiz. Ekonomi geliştikçe ise Kıbrıs sorunun çözümü
için bir şeyler yapmaktayız. Çözümden ve barıştan umudumuzu
kesmeyeceğiz. Kıbrıs Rum tarafının hakimiyetçi
tavırları ne olursa olsun biz Türkiye ile birlikte çözüme
karşı mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz".
Adada çözümün
BM temelinde olması gerektiğinin bir kez daha altını çizen
Başbakan, "AB, Güney Kıbrıs'ı alırken çözüm için
doğru adres olarak BM'yi gösterdi. AB' ye üyeliğini kullanarak BM'den
kaçmak isteyen Papadopulos'tur. Bırakalım bağnaz düşünen
Papadopulos AB'nin ilke ve hukuksal yapısıyla
çatışsın. Böylece maskesi düşsün" dedi.
Kuzey
Kıbrıs'taki geçmiş hükümet ile tartışmaların
önüne geçip geleceğe bakılması gerektiğinin ve ortak
paydada birleşilmesi gerektiğinin önemini belirten Başbakan
Soyer, "Dünün kavgası yerine, yarına dair daha güçlü olmak için
ortak bir pozisyona ihtiyacımız var" şeklinde konuştu.
İki tüzük
ikiz kardeştir
Mali
yardım ve ticaret tüzüğünün birlikte alınması konusuna da
açıklık getiren Soyer, "256 milyon euro Kıbrıs Türk
halkına verilmiş bir bahşiş değildir.
Kıbrıs'ın AB'ye hazırlanması noktasında AB
bütçesinden ayrılan bir kaynaktır. AB bu kaynaktan Kıbrıs
Türk halkının yararlanması için bu kararı aldı. Ve bu
direkt ticaret tüzüğü ile birlikte düşünüldü. Mali yardımdan
sonra, mallarınızı satamaz ve serbest ticaret yapamazsanız
mali yardımın bir anlamı yok. Mali yardım ve ticaret
tüzüğü ekonomik genişlemede ikiz kardeştir. Bu ikisi ekonomik
bütünlükte tek bir olgudur. Bu yüzden ikisini birlikte istiyoruz" dedi.
Kıbrıs
Rum yönetiminin mali yardım ile Maraş'ın verilmesini
ilişkilendirmesini "ahlaksız" bir teklif olarak
değerlendiren Soyer, "Biz bu ahlaksız teklifi elimizin tersiyle
iteriz" dedi.
Programda
İçişleri Bakanı Özkan Murat ise Güzelyurt için
hazırladıkları turizm projesinden sonra 16 civarında
İngiltere'de yaşayan Türk yatırımcının
başvurduğunu ve bu yatırımların devam etmesi
gerektiği çağrısında bulundu. Program sonunda
İngiltere'de yaşayan Kıbrıslı Türklere seslenen
Başbakan Soyer ise "50'li yıllardan beri buraya gelen ve
torunlarının torunlarını burada yetiştiren
Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs Türk kimliğini hala
yaşattıkları için gurur duyuyorum. İzolasyonların
kaldırılması için İngiltere'de daha çok lobi çalışması
yapın, ulusal varlığımızı gösterelim.
Yatırımlarımızda ve tatillerinizde Kıbrıs'ı
tercih edin. Anavatanımızın gelişmesi ve ilerlemesi için
birlikte çalışalım" mesajı verdi.
KIBRIS 14/11/05
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı
Raşit Pertev:Mali yardımı alırız
|
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, mali yardım ve doğrudan
ticaret tüzükleri konusunda KIBRIS'a konuştu. Pertev, Türk
tarafının itirazları dikkate alınmadan son şekli
verilen mali yardım tüzüğünü onaylamadıklarını ancak
tek başına geçmesi halinde de bu tüzüğün uygulanmasını
engellemeyeceklerini söyledi: Mali
yardımı alırız HİÇBİR
ZAMAN 'İKİ TÜZÜĞÜ DE REDDEDERİZ' DEMEDİK...
"Ortada olan eşzamanlı olarak bu iki tüzük (mali yardım
ve doğrudan ticaret) geçemeyecektir. Zaten zaman çok
azalmıştır ve eş zamanlı olarak bu iki tüzük
geçmeyecektir. Ama biz bunu hiç demedik. Ya 'eş zamanlı olarak geçirin,
veyahut da bu iki tüzüğü çöpe atın'. Biz bu iki tüzüğün
eş zamanlı olarak geçirilmesini istiyoruz ama eğer eş
zamanlı olarak geçirmezseniz, biz ikisini de reddederiz diye bir
şeyi biz hiçbir zaman söylemedik" 259
MİLYON EURO'YU ALIRIZ... "Diyelim ki şu anda mali yardım
tüzüğünü ayrı ayrı geçirsinler. Biz mali yardım
tüzüğünün uygulanmasını önleyecek değiliz. Yani mali
yardımı reddetmiyoruz. 259 milyon Euro'yu alırız,
uygulanmasını men etmeyiz. Ama bu mali yardım tüzüğünü
onaylayın dediklerinde de biz bunu onaylayamayız. Zaten bizim
onayımız da şart değil. Ama başka bir oyun
oynanıyor. Deniliyor ki, 'zaten Türk tarafı mali yardım
tüzüğünü istemiyor. Ya ikisini birlikte istiyor ya da istemiyor' Bu saptırmadır.
Böyle bir kampanya geliştiriliyor" SİDİK
YARIŞI... Mali yardım tüzüğünün uygulama aşamasında
da endişeler taşıyan Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, "Bir yerde bu tüzük geçse de ne
kadar uygulanabilecek; ne kadar Rum tarafı değişiklerle bunu
uygulanamaz hale getirmiş olacak, onu bekleyip göreceğiz"
dedi. Pertev, "Mali Yardım tüzüğünün uygulanması
Kıbrıslı Rumlar açısından, iki taraf için sidik
yarışına dönüşecek; bu da hiç iyi bir senaryo
olmayacak" şeklinde konuştu Dilek
ÇETEREİSİ Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, mali yardıma doğrudan ticaret
tüzüklerinin birlikte geçirilmesi gerektiği yönündeki görüşlerinin
devam ettiğini ancak mali yardım tüzüğünün tek
başına geçmesi halinde de bu parayı
alacağımızı açıkladı. Pertev, mali
yardım ve doğrudan ticaret tüzükleri konusunda dün KIBRIS'a özel
bir demeç verdi. Müsteşar
Pertev, Türk tarafının itirazları dikkate alınmadan son
şekli verilen mali yardım tüzüğünü
onaylamadıklarını ancak tek başına geçmesi halinde
de bu tüzüğün uygulanmasını engellemeyeceklerini söyledi. "259
milyon Euro'u alırız, uygulanmasını men etmeyiz"
diyen Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit
Pertev, "Ama bu mali yardım tüzüğünü onaylayın
dediklerinde de biz bunu onaylayamayız. Zaten bizim onayımız
da şart değil" diye konuştu. Pertev,
"Ama başka bir oyun oynanıyor. Deniliyor ki, 'zaten Türk
tarafı mali yardım tüzüğünü istemiyor. Ya ikisini birlikte
istiyor ya da istemiyor' Bu saptırmadır. Böyle bir kampanya
geliştiriliyor" diyerek bu konunun altını çizdi. Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, mali yardım tüzüğü tek
başına geçse bile doğrudan ticaret ya da ticaretle ilgili bir
tüzüğü onaylamanın AB'nin mükellefiyeti olduğuna dikkat çekti
ve "Biz her iki tüzüğün de eşzamanlı olarak
uygulanmasını istedik, fakat kabul görmedi. Ama bu AB'nin 26 Nisan
kararının kaybolması anlamına gelmiyor" diye
konuştu. Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev'le yapılan mülakat aynen
şöyle: KIBRIS: Mali
yardım ve doğrudan ticaret tüzükleri konusunda Türk
tarafının yaklaşımını kısaca özetleyebilir
misiniz? PERTEV: Bu
iki tüzük AB'nin 26 Nisan'da aldığı bir karardan
kaynaklanıyor. Bu karar ne diyor? Bu karar diyor ki
Kıbrıslı Türklerin üzerindeki izolasyonlar
kaldırılsın ve aynı zamanda 259 milyon Euro gibi bir para
daha önce başka maksatlar için ayrılmıştı,
şimdi bu 259 milyon Euro doğrudan Kıbrıs Türk
tarafının kalkınması için verilsin. Yani bu karar, 2
ayrı konuyu, izolasyonların kaldırılmasını,
yani ticareti ve yardımı yan yana geçiriyor karar olarak. KIBRIS: Yani
bir bütünsellik içeriyor PERTEV: Evet.
Çünkü yardım ne kadar verirseniz verin, o yardım eğer
başarıya ulaşırsa ve bir ekonomik kalkınmayı
tetiklerse bu ekonomik kalkınmadan ortaya ihracat çıkacaktır,
ticaret çıkacaktır. Eğer bir insan ticaretin
yollarını kaparsa ve sadece yardım verirse, burada biraz
acayip bir durum ortaya çıkar. Bunun bilincinde olarak bu karar
geçirilmiştir. Yani esas
önemli karar, izolasyonların kaldırılmasıdır. Ek
karar, buna yardımcı olan karar da mali yardım
kararıdır. Yani birbirlerini bütünleştiren, o iki olguyu
birbirine organik bir şekilde bağlayan bir karardır. Doğru
ve isabetli bir karardır. O zamanlar
Kıbrıs Türk toplumunun göstermiş olduğu epeyce önemli
siyasi iradeye bir jest olarak AB'nin yapacağı küçük bir jest
olarak addedilmiştir; referandum iradesine... Çünkü Kıbrıs
Türkleri bu iradeyi göstererek bir yerde kendi iç değişimlerinden
de ki bir toplumun kendi iç değişiminin ne kadar zor olduğunu
herkes bilir. Bu iç değişimi Kıbrıs Türk toplumu
sağlamıştır ve bunu sağlamak hiç de kolay olmamıştır.
Aynı zamanda bu iç değişimleri sağlayıp bir de bir
başka toplumla barışmak iradesini göstermek o kadar kolay bir
şey değildir. Annan planı Kıbrıs Türk tarafı
için de özveriler gerektiriyordu. Buna
rağmen Kıbrıs Türk tarafı bu plana 'evet' demiştir.
Ama Rumların 'hayır'ı ile Kıbrıs'ta çözüm
olmamıştır; hem uluslar arası legalitenin, uluslar
arası yasaların belirlediği çerçevenin dışında
kalmışlardır, hem de AB'nin dışında
kalmışlardır. Yani tüm bunlara küçük bir jest olarak
dışarıda kaldınız, gösterdiğiniz
olağanüstü gayrete rağmen dışarıda
kaldınız, buna karşı size küçük bir jest olarak o iki
tüzük kararı geçirildi ve bu kararın fiiliyata
dönüştürülebilmesi için de bu iki tüzük tasarısı ortaya
çıktı. Şimdi,
Kıbrıs Türk tarafı olarak biz bu iki tüzüğün geçirilmesi
konusunda birbirinden ayrılmaması gerektiği konusunu konuşurken
biz bu iki tüzüğün eş zamanlı olarak geçmesini istedik. KIBRIS: Niye
biz bu iki tüzüğün eşzamanlı olarak geçmesini istiyoruz ve
ısrarla bunu talep ediyoruz? PERTEV: Neden
eşzamanlı olarak istedik. Çünkü bizim korkumuz ve endişemiz
yardım paketinin sadece geçirilip ticaret paketinin esas paketin rafa
kaldırılması idi. Bundan dolayı biz son 1 yıl
içerisinde, bu iki tüzüğün birbirine bağlantılı
olduğundan dolayı eşzamanlı olarak geçirilmesi
görüşünü savunduk. Ama bu
görüşü savunurken ki ortada olan eşzamanlı olarak bu iki tüzük
geçemeyecektir. Zaten zaman çok azalmıştır ve eş
zamanlı olarak bu iki tüzük geçmeyecektir. Ama biz bunu hiç demedik. Ya
eş zamanlı olarak geçirin, veyahut da bu iki tüzüğü çöpe atın.
Biz bu iki tüzüğün eş zamanlı olarak geçirilmesini istiyoruz
ki eğer eş zamanlı olarak geçirmezseniz, biz ikisini de
reddederiz diye bir şeyi biz hiçbir zaman söylemedik. Yani bu tüzüklerin
1.5 yıllık macerasında biz Kıbrıs Türk tarafı
olarak böyle bir noktaya gelmedik. Biz
görüşlerimizi büyük bir netlikle AB'ye ilettik. KIBRIS:
Şimdi artık sona yaklaşıldı, tüzüklerle ilgili Türk
tarafının pozisyonu ne? PERTEV: Bu
maceranın bir sürü merhalesi oldu. Bunu özetlemek gerekirse; 26 Nisan
kararı çıktığı zaman ve iki tüzük taslağı
masaya geldiği zaman, iki tüzük üzerinde ve bilhassa yardım
tüzüğü üzerinde epeyce oynandı, Kıbrıs Rum
tarafının istekleri doğrultusunda. Mali yardım
tüzüğü birkaç defa, defalarca değiştirildi. Bizim
istemediğimiz noktalara getirildi. Bunlar yapılırken bizim
görüşümüz sorulmadı ve biz bunun müzakereleri sırasında
masada olmadık. Masada bizi bulundurtmadılar. Hatta Haziran 2005'ti
sanıyorum Brüksel'de Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rumlar arasında referandumdan sonra olan ilk ve
tek görüşmelerde, bu konudaki müzakerelerde bizim
ısrarımıza rağmen mali yardım tüzüğü tekrar
müzakereye açılmadı. Nasıl
nokta konulmuşsa o halde bırakıldı. Yani biz bir yerde
mali yardım tüzüğüne itirazlarımızı bir şekilde
koydurtamadık ve mali yardım tüzüğünün gelişmesi bizim
dışımızda oldu. AB'nin kendi iradesi ve Rum
tarafının da o irade içerisinde yer aldığı
şekliyle oldu. Mali
yardım tüzüğünün içerisinde bizim itiraz ettiğimiz pek çok
nokta olmasına rağmen böyle geçti. KIBRIS: Türk
tarafı mali yardım tüzüğünü bu haliyle onaylıyor mu? PERTEV:
Hayır, onaylamıyoruz birçok nedenden dolayı.... KIBRIS: Nedir
bunlar? PERTEV:
Mesela mali yardım tüzüğü içerisinde Kuzey Kıbrıs'ta,
Kıbrıs Cumhuriyeti'nden başka bir otorite bulunmuyor, deniyor.
Yani bir yerde bizim kamu kuruluşlarımızı ve bizim
varlığımızı tamamıyla reddeden, tamamıyla
görmemeye çalışan kamu kuruluşlarıyla bir şekilde
işbirliği yapma zorunda olsa da, kamu kuruluşunu, kamu
kuruluşu olarak addetmek istemeyen acayip bir yapı içerisinde. Biz hiçbir
zaman böyle bir mali yardım tüzüğüne evet diyemeyiz. Ama aynı
zamanda da buna 'evet' ya da 'hayır' demek bizim içinde olduğumuz
bir organ içerisinde olmadığından dolayı, tamamen bu
AB'nin iradesindedir, bizim irademiz dışında şekillendi. KIBRIS: Mali
Yardım tüzüğünü ayrı ayrı geçirirlerse Türk
tarafının duruşu ne olacak? PERTEV:
Diyelim ki şu anda mali yardım tüzüğünü ayrı ayrı
geçirsinler. Bizim duruşumuz, mali yardım tüzüğünün
uygulanmasını önleyecek değiliz. Yani mali yardımı
reddetmiyoruz. KIBRIS: Yani
biz bu 259 milyon Euro'yu alırız diyorsunuz... PERTEV:
Alırız, uygulanmasını men etmeyiz. Ama bu mali
yardım tüzüğünü onaylayın dediklerinde de biz bunu
onaylayamayız. KIBRIS: Bizim
onayımız şart mı yani...? PERTEV:
Hayır. Bizim onayımız da şart değil. Ama başka
bir oyun oynanıyor. Oyun nedir? Bütün bu konumumuz bilindiği halde,
deniliyor ki, 'zaten Türk tarafı mali yardım tüzüğünü
istemiyor. Ya ikisini birlikte istiyor ya da istemiyor.' Bu
saptırmadır. Böyle bir kampanya geliştiriliyor. Halbuki, konu
öyle değil. Biz zaten onaylayacak merci bile değiliz. KIBRIS: Sonuç
itibarı ile yıl sonunda süre doluyor. Onaylanırsa bunu
reddetmeyip alırız diyor musunuz? PERTEV: Evet.
Ama, bir yerde bu ne kadar uygulanabilecek, ne kadar Rum tarafı
değişikliklerle bunu uygulanamaz hale getirmiş olacak, onu
bekleyip göreceğiz. KIBRIS: Yani
uygulanmasına da kuşkuyla bakıyorsunuz? PERTEV: Evet,
bir yerde tüzük içinde yapılmış olan bir çok
değişiklik, Rum tarafının her ikide birde devreye girip
işleri yokuşa sürme kapısı açacağını
gösteriyor. Örneğin,
en basiti... Bostancı kapısın açılması olayında
gördük. Küçük bir yardımın, 259 milyon Euroluk yardımın,
mikro düzeyde küçük bir örnek yaşadık. Orda,
Kıbrıslı Rumların koymuş oldukları irade
feciydi. Yani çok uzun bir hikaye ve her zaman Kıbrıslı
Rumların her aşamada bu iki toplum arasında açılacak bir
kapı için bile çomak sokma, yani bir taraftan kapıların
açılması, öte yandan da çomak sokması da çok fena bir tecrübe
oldu bizim için. UNDP, ihaleye
çıkma hazırlıklarını geçen Ağustos sonu
bitirmişti. Bu yolun bitmesi için gereken yapılacaktı. UNDP
ihaleye çıkmak için her şeyi hazırlayınca, Rum
tarafı hayır diyor. Yolun genişlemesinden doğacak
kamulaştırma işlemini yapmadığımız için 2
ay bekleyin dediler. En basiti... Bostancı
tecrübesinde yaşadığımız onlarca tecrübeden sadece
bir tanesi... Yapılsın diye nutuk çekiyorlar, sonra da
engelliyorlar... KIBRIS: Yani,
tüzükler konusunda da aynı endişeyi taşıyorsunuz? PERTEV:
Maalesef mali yardım tüzüğünün uygulanması
Kıbrıslı Rumlar açısından, iki taraf için sidik
yarışına gelecek. Bu da hiç iyi bir senaryo olmayacak KIBRIS: Bu
paranın Kıbrıs Türkü'ne verilmemesi için tüm güçlerini
kullanacaklarına mı inanıyorsunuz? PERTEV: Öyle
olacak. Bütün bunlar karşısında biz ne yapacağız?
Mali tüzük geçirilirse, bir yerde geçmesi de gerekiyor, madem AB bu yönde bir
irade göstermiştir, sene sonundan önce bu tüzüğün geçmesi gerekir.
Tek başına geçmesi halinde biz tüzüğün uygulanmasını
men etmeyeceğiz. Öte yandan,
Rum tarafı Kıbrıslı Türkler referandum zamanında
gösterdiğiniz coşku dolu irade her zaman içimizde kalacak ve onu ne
kadar çok fiiliyata geçirirse, -iki taraflı iradeyle tabi ki- diğer
yönetim tarafından gördüğümüz, anti propagandalarının
devam ettiğidir. Kıbrıs Türk tarafı tüzüklerin
ayrılmamasını istiyor" gibi doğru olmayan
konuları da, Kıbrıs Türk yetkilisinin kimliği de
belirtilmeden gazetelerimize sokulabiliyor. Bizim iyi
niyetimizden doğan bir çok zafiyetimizi kullanabiliyorlar. Mesela, biz
Kıbrıs Türk tarafı olarak böyle bir şeye
kalkışsak, hiçbir şekilde Rum basını buna yer
vermez. Kıbrıs Türk basının manüpülasyonu
olmamalıdır. Kaynak belirtilmeden duyurulan haberlere itibar
edilmesin. Kaynak yoksa bu bir operasyon görünümünde... Zaten
barış olursa, Kıbrıs Rum tarafının bir çok
yetkilisi de emekliye ayrılacak. Çünkü 10 yıllar boyudur her zaman
meslek olarak Kıbrıs Türk tarafının zayıf
noktalarını bulma becerisi üzerine meslek geliştirdiler. Barış
zamanında birbirimizin zafiyetini bulmak değil, tam tersini
yapmamız gerekecek. Bu nedenle sanırım bir barış
sürecine girildiğinde bir çok kişinin bu becerileri de geçersiz
kılınacak. Zoraki emekli olacaklar... Pek tabi onlar da kendi
görevlerini yapıyorlar ama amacımız Kıbrıs'ta çözüm
aşamasına girmekse bu tavırları bırakmamız
gerekiyor. KIBRIS: Bir
de ticaret konusu var... PERTEV:
Ticaret konusu oldukça önemli bir konu. İzolasyon izolasyon diye
bahsediyoruz. Bu tavırlar 1963'te başladı...
Kıbrıslı Türkleri birkaç mahalleye
sıkıştırıp, giriş çıkışları
her aşamada kontrol edebileceklerini öğrendiler. 1974'ten sonra da
bizi abluka altına almaya çalıştılar. Bu abluka fiziki
değil, hukuki olarak yapmayı da başardılar. Şimdi bu
izolasyonların kalkması konusunda, Haziran 2005'te Brüksel'de
Lüksemburg başkanlığında olan müzakerelerde, benim
başkanlığımda bir heyetle gidilmişti. Öteki tarafta
bir heyetle geldi. İki turlu müzakereler yapıldı. Bu
müzakereler sonunda net olarak ortaya çıkan, Rum tarafının
hiçbir şekilde Kıbrıs Türk tarafının
limanlarının ya da havaalanlarının en küçük bir
şekilde açılmasına karşı olduğu... Deniz veya
hava limanlarının az bir şekilde açılmasını
kendi intiharları olarak görebiliyorlar. Bir yerde bütün Rum felsefesi
Kıbrıslı Türkler üzerine kurulmuş ablukalarla tesis
edildi. Kıbrıslı Türkler bu ablukayı kırarsa,
felsefelerinin iflası demek. Bu böyle olunca bizim
Kıbrıslı Rumlarla oturup bir ara yol bulabilmemiz
imkansızdır. Bu nedenle
Kıbrıslı Rumlarla masaya oturulması, çözüm için
olabilir.... Ama ara çözüm için, örneğin tüzükler konusu. Biz hiç
masadan kalkmadık. Ama ara çözüm bulmak, imkansızdır. Mesela
doğrudan ticaret, serbest ticaret diye iki konu... Ticaret Odası
serbest ticareti savunmuştu. Biz de buna sıcak baktık. Bir
yerde sayın Abdullah Gül'ün yapmış olduğu bütün engeller
kaldırılsın önerisi aynı amaca hizmet eder. Anlaşılması
gereken, bazen bilgi eksikliği olabilir. Serbest ticaret daha geniş
bir kavramdır. Doğrudan ticaret ise bunun küçük bir
kısmıdır. Doğrudan ticaret nedir? Tamamıyla
Kıbrıs'ta üretilen ürünlerin deniz vasıtası ile AB'ye
ihraç edilmesidir. Şimdi
serbest ticarette ise bir yerde Kuzey Kıbrıs'ın de facto
olarak AB gümrük birliğine uyumdur. Böylelikle bütün limanlar açık
olur, hepsinden ticaret yapılır. Bu normlar, kurallar içerisinde
kaldığımızdan dolayı AB gümrük birliğinde olan
ülkeler bize ithal edildiği gibi, ihraç da edilebilir. Sadece kuzeyde
üretilen mallarla sınırlı kalınmaz, bütün limanlar
açık olur. Bu sistemi
tam olarak yerine oturttuğumuzda, AB tam emin olduğunda, üçüncü
ülkelerden gelen ürünleri de AB kapsamı içinde düşünebilir. Serbest
ticaret çok daha kapsamlı bir şey. Doğrudan
ticareti kabul etmeyen Kıbrıslı Rumlar, serbest ticareti hiç
kabul edemez. Ama bir yerde
Kıbrıs Rum tarafı artık barıştan yana
olduğunu göstermek zorundadır. Sayın Talat, "Halen
barış elim havada" diyor. Bu doğru. Kıbrıs Türk
toplumu %65 evet diyerek bu eli Rum toplumuna uzatmıştır. Rum
liderliği de artık bizi bir abluka içerisinde boğma
taktiği yerine, kalbimizi ve güvenimizi kazanmak için gerekli
adımı atmalıdır. Bu da
karşılıklı jestlerle olur. İki toplum
arasındaki siyasi rekabet derinleştirileceğine, iki
tarafın da kazanacağı formüller üzerine daha sıcak
bakılsa daha iyi olur. Aynı
şekilde biz de limanların Kıbrıslı Rumlara
açılmaması konusunda gayret gösteriyoruz. Biz de biliyoruz ki bu
bize ekonomik bir darbedir. Bugün barış olsaydı onlar,
"bu kamu kuruluşları için, bunca masrafı biz mi
çekeceğiz" diyeceklerdi. Şu anda
"kaybet kaybet" politikası üzerinde iki taraf da yürümektedir.
Biz bu yoldan çıkarak, "kazan kazan" formülleri üzerinde
kısa dönemde barışa doğru adımlar
atılmalıdır. |
KIBRIS 14/11/05
İngiliz Yüksek Komiseri Millet:Talat ve Papadopulos yüz yüze
görüşsün
İngiliz
Yüksek Komiseri Millet, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına
yönelik yeni inisiyatifin yabancı arabuluculardan değil, adadaki
toplumlardan geleceğini bildirdi:
İngiliz
Yüksek Komiseri Millet:Talat ve Papadopulos yüz yüze görüşsün
ÖN HAZIRLIK
İÇİN BİRARAYA GELSİNLER... Millet Kıbrıs
sorununda, uluslar arası düzeyde 'pişirilen' hiçbir şey
olmadığını, uluslar arası unsurun her şeyden önce
Tasos Papadopulos ile Mehmet Ali Talat'ın ön hazırlık için
görüşmeleri gerektiği ve bunun, anlaşmazlıkların
üzerine köprü kurulması iradesinin göstergesi olacağı
görüşünde olduğunu vurguladı
İngiliz
Yüksek Komiseri Peter Millet, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına
yönelik yeni inisiyatifin yabancı arabuluculardan değil, adadaki
toplumlardan geleceğini, zeminin ön hazırlığının
yapılması için de Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la, iki toplumun liderleri olarak
görüşmesi gerektiğini söyledi.
Politis
Gazetesi, Peter Millet'le yaptığı röportajı
"İngiliz Yüksek Komiseri POLİTİS'e Kıbrıs Sorunu
Hakkında Konuştu -'Size Bağlı' -Yüz Yüze
Görüşmeler" başlık ve spotlarıyla okurlarına
aktardı.
Gazeteye göre
Millet Kıbrıs sorununda, uluslar arası düzeyde 'pişirilen'
hiçbir şey olmadığını, uluslar arası unsurun her
şeyden önce Tasos Papadopulos ile Mehmet Ali Talat'ın ön
hazırlık için görüşmeleri gerektiği ve bunun,
anlaşmazlıkların üzerine köprü kurulması iradesinin
göstergesi olacağı görüşünde olduğunu vurguladı.
Gazete
İngiltere'nin Avrupa düzeyinde sözde "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin tanınmasını, yeni bir çözüm prosedürüyle
doğrudan bağdaştırdığını, protokolün
Türkiye tarafından tam olarak hayata geçirilmesini beklediğini, ancak
bunun derhal gerçekleşmesinin söz konusu olmadığını,
zaman ve ilave müzakereler gerekeceğini ima ettiğini yazdı.
Çözüm iki
toplumdan gelmeli
Gazetenin
"Son zamanlarda Kıbrıs sorununda bir inisiyatiften söz ediliyor.
Tezgâhta böyle bir şey var mı, yakında hareketlilik olacak
mı?" sorusuna Millet şu yanıtı verdi:
"Yeni bir
uluslar arası inisiyatif hakkında bir şey bilmiyorum. Uluslar
arası camianın dışarıdan çözüm getirmesini beklemenin
gerçekçi olmayacağına inanıyorum. Yabancıların rolü
herhangi bir çabaya liderlik etmek değil desteklemektir. Desteklenecek
çözüm iki toplumdan gelmelidir. Uluslar arası camia, çözüm
arayışında gerekli imkânları sağlamak için
çabaları yeniden başlatmaya hazırdır. Ancak, adadan siyasi
taahhüt, risk alma ve uzlaşma iradesi görmeyi bekliyor."
"Siyasi
taahhüt ve uzlaşı isteği" derken ne kastettiği ve
Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının tam olarak ne yapması
gerektiği sorusuna Millet'in yanıtı şu oldu:
"Her iki
tarafın da argümanları, haklı olduğuna
inandıkları talepleri olduğunu biliyoruz. İki referandumdan
da çıkan sonuçlara saygı duyuyoruz. Ancak çözüm olabilmesi için her
iki tarafın da taleplerinin tam olarak tatmin edilmeyeceğini kabul
etmeleri gerekir. Çözüm formülünde, bir tarafın desteğini alacak
ancak diğer tarafça reddedilecek değişikliklerden
kaçınmamız gerekir. Bu da müzakereler ve diyalog yoluyla başarılabilir.
Dolayısıyla güven yaratılması ve bu siyasi taahhüdün
gösterilmesi için yüz yüze temaslar kritik unsurdur."
Zeminin
hazırlanması için
Millet
gazetenin; "Tasos ve Talat'ın yüz yüze görüşmesini mi
kastediyorsunuz?" sorusuna "Evet tam da bunu kastediyorum. İki
toplum lideri olarak Zeminin hazırlanması için Kıbrıs Türk
toplumunda ve Ankara'da bu prosedüre yapıcı şekilde dâhil olmaya
hazır liderler bulunduğuna inanıyoruz. Kıbrıs Türk
siyasi liderliğini görmezden gelemeyiz. Gelecekteki bir referandumda oy
kullanması gerekecek olanlar yine onların toplumudur.
Dolayısıyla ana mesajın 'Sizlere kalmış. Yol
göstermek, inisiyatif üstlenmek adadaki toplumlara bağlıdır'
olduğuna inanıyorum" sözleriyle yanıt verdi.
"Daha önce
uzlaşıdan söz ediyordunuz. Şimdi, Kıbrıs Rum
tarafının planda yapılmasını önerdiği
değişiklikleri biliyorsunuz. Bu değişiklikler
belirlediğiniz uzlaşı çerçevesine girer mi?" sorusuna
karşılık ise Millet "Yalnızca bir meseleler listesi
veya belirlenmiş unsurları biliyorum. Ancak bunlardan hangisinin daha
önemli olduğunu veya bu unsurların nasıl
uyumlaştırılması gerektiğini söylemek bize
kalmadı. Bizim rolümüz; müzakerelerin nasıl
yapılacağını belirlemek değil, prosedürü
desteklemektir" dedi.
Politis'in
"Ancak Başkan Papadopulos; Sayın Talat'la belirli bir gündemi
olmayacak ve resmi bir müzakere çerçevesine dâhil olmayacak yüz yüze
görüşmenin neye hizmet edeceğini göremediğini açıkça
belirtmişti" şeklindeki hatırlatması üzerine Peter
Millet şunları söyledi:
"Bir
görüşmenin açık gündemli olmaması ve sonucunun ne olması
gerektiğine ilişkin net bir fikri olması gerektiğine
katılıyorum. Ancak bu görüşmenin, BM'nin de desteği ve
katılımıyla kısa zaman içinde ve de anlaşmazlıkların
üzerine köprü kurulması perspektifinin bulunup
bulunmadığının saptanması hedefiyle
yapılması gerektiğine de inanıyorum. Bu, gerçek bir
müzakere prosedürünü gündeme getirebilir. Gerçek müzakere prosedürü de bu tür
görüşmelerin bir sonucu olmalıdır."
Millet
Politis'in; Türkiye'nin AB üyelik sürecine ilişkin sorularına şu
yanıtları verdi:
"3 Ekim'de
tamamen yeni bir çalışma alanı açıldı ve AB,
Kıbrıs ve Türkiye için çıkarları gösteriyor. Yinelemek
isterim ki 3 Ekim kararı Birleşik Krallık'ın değil
AB'nin inisiyatifi ve hedefiydi. Bütün ortaklar ve Kıbrıs,
Türkiye'nin bu prosedüre dâhil olmasının verim
sağlayacağını biliyordu. Türkiye büyük düzenlemeler yapmak
ve AB'ne üye olması için gereken şartları ve yükümlülükleri
yerine getirmek zorundadır.
Taşımacılıktaki
kısıtlamalar da dâhil olmak üzere, ürünlerin serbest
dolaşımındaki bütün engellerin kaldırılması için
Protokolün istisnasız ve tam olarak uygulanmasını bekliyoruz.
2006 yılı içinde bu konuda yeni bir gözden geçirme olacak.
Ankara'nın,
göğüslemesi gereken iç baskılar var. Ancak; protokole imza
atılmasının; hayata geçirilmesi anlamına da geldiğini
varsaymalıyız ve bunun olmaması durumunda hangi şekilde
tepki göstereceğimizi incelememiz gerekir.
Türkiye'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması ile Kıbrıs
sorununun çözümü kaçınılmaz olarak bağlantılıdır.
Çünkü pratikte Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'ı tanımaktan
vazgeçmesinin söz konusu olmadığını kabul etmemiz gerekir.
Bu da, üyelik müzakerelerine paralel olarak Kıbrıs sorununun çözümüne
yönelik yeni bir inisiyatif olmasını önemli hale getiriyor. AB'nin
çözüm çabalarında çok daha önemli rol oynaması gerektiği
ortadadır. Çünkü bunlar Avrupa normlarının adanın Kuzey
kesiminde de hayata geçirilmesiyle de ilgili olacak. Türkiye tarafından
tanınmaya ilişkin bir ivme olursa, bu Kıbrıs sorununun
çözümünde bir ivmeyle paralel gidecek. Çünkü bu ikisi birlikte gidiyor. Bir
şekilde biri diğerine bağlıdır."
KIBRIS 14/11/05
Rusya'nın Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi
Nesterenko:Kıbrıs sorunu BM'de kalmalı
Rusya'nın
Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Nesterenko, Kıbrıs sorununu
inceleyecek örgütün AB olmadığını söyledi:
Rusya'nın
Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Nesterenko:Kıbrıs sorunu
BM'de kalmalı
"BM'NİN
TAM YETKİLİ OLDUĞUNA İNANCIMIZ TAMDIR"...
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyesi olduğunu da görmezden
gelemeyiz. AB de bazı çözüm metotları bulunmasına
çalışacak. Ancak bu tür sorunları inceleyecek olan örgüt, AB
değildir. BM'nin, Kıbrıs sorununa siyasi çözüm bulunmasına
ilişkin en yetkili merci olduğuna inancımız
tamdır."
Rusya'nın
Güney Kıbrıs'taki Büyükelçisi Andrei Alekseyeviç Nesterenko,
Kıbrıs sorununun, çözüm bulunması konusunda BM çerçevesi içinde
kalması gerektiğini söyledi.
Haravgi
gazetesi, Nesterenko'nun bu gazeteye yaptığı
açıklamayı "Kıbrıs Sorunu BM Çerçevesinde Kalsın
- Kıbrıs Sorunu Uluslar Arasıdır ve BM, Bunun
İncelenmesi İçin Her Zaman En Uygun Forum Olmuştur"
başlığıyla okurlarına aktardı.
Andrei
Alekseyeviç Nesterenko gazetenin "Rusya'nın Kıbrıs'ın
davasına desteği süreklidir. Bugün durumu nasıl
değerlendiriyorsunuz, gelişmeler şekilleneceğini
değerlendiriyor musunuz?" şeklindeki sorusuna şu yanıtı
verdi:
"Önceki
aylarda BM Genel Sekreteri'nin iki toplum arasında diyalogun yeniden
başlaması perspektiflerine ilişkin nabız yoklama
niteliğindeki çalışmaları yer aldı. Başkanın
Diplomatik Büro Şefi Tasos Conis bu hedefle BM merkezinde temaslarda bulundu.
Hemen sonrasında BM Genel Sekreter Yardımcısı Prendergast,
Lefkoşa, Atina ve Ankara'da bir dizi temasta bulundu. Bu temaslarıyla
ilgili olarak Güvenlik Konseyi'ne bilgi verirken, mevcut aşamada
şartların, diyalogun yeniden başlaması için uygun
olmadığı değerlendirmesini ortaya koydu. 15 gün önce Kofi
Annan, Kıbrıslı Türk lider Talat'la New York'ta bir araya geldi.
O kısa görüşmeyle ilgili ortaya çıkanlardan Annan'ın,
şu anda Kıbrıs sorunundaki iyi niyet misyonunu yeniden
canlandırmasına ilişkin perspektiflerin var
olmadığını düşündüğü anlaşıldı.
Diyalogun yeniden başlaması için şartların
olgunlaşmasını dileyelim. Rusya'nın, Kıbrıs
sorununa adil ve yaşayabilir çözüm bulunması çabalarındaki
tavrı çok iyi biliniyor ve her türlü desteği vermeye
hazırız."
Gazetenin;
"Kıbrıs sorununun BM çerçevesinin dışına
çıkarılması çabası görüyor musunuz? Sorunun AB'ye
aktarılmasına ilişkin sesler duyuluyor..." şeklindeki
sorusuna karşılık ise Nesterenko şunları söyledi:
"Bu
görüşleri biliyoruz, ancak biz Kıbrıs sorununu uluslar
arası ve BM çerçevesi içinde kalması gereken bir mesele olarak
görüyoruz. Kıbrıs sorunu on yıllardır var olan bir
sorunudur ve BM, sorunun incelenmesi için her zaman en iyi forum olmuştur.
Öncelikle,
uluslar arası sorun olan Kıbrıs sorununun halledilmesi BM'de
inceleniliyordu ve BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu veya inisiyatif
olup olmamasından bağımsız olarak, günümüze kadar BM'de
incelenmeye devam ediyor. Güvenlik Konseyi'nde, kimsenin
değiştirmediği ve çözüme doğru zemin olduğuna
inandığımız pek çok karar alındı. Aynı
zamanda bu kararlar, BM ve Güvenlik Konseyi üyelerinin genel ve hâkim
görüşlerini yansıtıyor. Diğer yandan; Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin AB üyesi olduğunu da görmezden gelemeyiz. AB de bazı
çözüm metotları bulunmasına çalışacak. Ancak bu tür
sorunları inceleyecek olan örgüt, AB değildir. BM'nin,
Kıbrıs sorununa siyasi çözüm bulunmasına ilişkin en yetkili
merci olduğuna inancımız tamdır."
KIBRIS 14/11/05
|
Selim
Sayarı
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 07:10 ET 14 Kasım 2005 Pazartesi
LEFKOŞA
- Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTCnin 22. kuruluş
yıldönümü nedeniyle yaptığı açıklamada, Rum Kesiminde
devlet eliyle yürütülen Türk karşıtı milliyetçiliğin
tehlikeli boyutlara tırmandığını söyledi.
Rumların, Kıbrıslı Türkleri ikinci sınıf
gören bir politika izlediğini belirten Talat, bu tutumun yargıya da
yansıdığını, Rum mahkemelerinin bile
Kıbrıslı Türklerle ilgili davalarda tarafsız
davranamadığını söyledi.
Mehmet AliTalat, Rum Yönetiminin kendi kamuoyunda milliyetçiliği tırmandırmak
için sistemli bir kampanya yürüttüğüne de işaret etti ve kanıt
olarak demeçlerinin çarpıtılmasını ve Kıbrıs Türk
gazetelerinin güneyde satışının yasaklanmasını
gösterdi.
TOPLUMSAL
MİLLİYETÇİLİK TEHLİKE YARATIYOR
Talat, Siyasi kışkırtmalarla yükselen Rum
milliyetçiliğinin toplumsal boyuta ulaşması tehlikesiyle
karşı karşıyayız; toplumsal milliyetçilik
geçmişte de Kıbrısa çok büyük zarar vermişti diye
konuştu.
Kıbrıstaki çözümsüzlüğün en büyük nedeninin Rum liderinin
uzlaşmaz tavrından kaynaklandığını ifade eden
KKTC Cumhurbaşkanı, Tasos Papadapulosun, görüşme talepleri de
dahil kendisini hiçbir konuda muhatap almadığını söyledi.
KKTC
VARLIĞI ÇÖZÜME ENGEL DEĞİL
Annan Planı temelinde BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu
çerçevesinde müzakerelerle masaya oturmaya hazır olduklarını
yineleyen Talat, yarın 22. kuruluş yıldönümünü
kutlayacakları KKTCnin varlığının da buna engel
oluşturmadığını söyledi.
Mehmet Ali Talat, Rumların Kıbrıslı Türklerin
asimilasyonuyla Kıbrıs Cumhuriyetine dahil edileceği bir çözüm
peşinde olduğunu belirterek, böyle bir tavizin asla
verilmeyeceğini, çünkü bunun intihar etmekle eşdeğer
olduğunu söyledi.
Türkiyenin limanları Rumlara açması konusuna da değinen Talat,
buna Adadaki tüm kısıtlamaların kaldırılması
koşuluyla onay verebileceklerini yineledi. Türkiyenin Rum Kesimini
tanımasının çözüm koşuluna bağlı olduğunu
vurgulayan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu Türkiyenin AB süreci
önündeki en büyük engel olarak niteledi.
KKTCnin 22. kuruluş yıldönümü
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kuruluşunun 22. yıldönümü,
Lefkoşada törenlerle kutlanıyor.
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 11:38 TSI 15 Kasım 2005 Salı
LEFKOŞA
- Lefkoşadaki kutlamalar, saat 08.30da KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın tebrik kabulüyle başladı.
Tebrik kabulünün ardından, Lefkoşa Atatürk Anıtı,
Şehitler Anıtı ve Dr. Fazıl Küçükün Anıt
Mezarında törenler düzenlendi. Kutlamalara, Dr. Fazıl Küçük
Bulvarında devam ediliyor. Resmi geçidin yapılacağı
törende, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Türk hükümeti
adına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdüllatif Şener konuşma yapacak.
15 Kasım 1983te ilan edilen KKTCnin, kuruluş yıldönümü
törenlerine Rauf Denktaşın yerine seçilen Mehmet Ali Talat ilk kez
cumhurbaşkanı olarak katılıyor. Lefkoşadaki
törenlerin ardından, Türk yıldızlarının da
öğleden sonra bir gösteri yapması bekleniyor.
|
Selim
Sayarı
NTV-MSNBC VE
AJANSLAR
Güncelleme: 11:38 TSI 15 Kasım 2005 Salı
LEFKOŞA
- Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, KKTCnin 22. kuruluş
yıldönümü nedeniyle yaptığı açıklamada, Rum Kesiminde
devlet eliyle yürütülen Türk karşıtı milliyetçiliğin
tehlikeli boyutlara tırmandığını söyledi.
Rumların,
Kıbrıslı Türkleri ikinci sınıf gören bir politika
izlediğini belirten Talat, bu tutumun yargıya da
yansıdığını, Rum mahkemelerinin bile
Kıbrıslı Türklerle ilgili davalarda tarafsız
davranamadığını söyledi.
Mehmet AliTalat, Rum Yönetiminin kendi kamuoyunda milliyetçiliği
tırmandırmak için sistemli bir kampanya yürüttüğüne de
işaret etti ve kanıt olarak demeçlerinin
çarpıtılmasını ve Kıbrıs Türk gazetelerinin
güneyde satışının yasaklanmasını gösterdi.
TOPLUMSAL
MİLLİYETÇİLİK TEHLİKE YARATIYOR
Talat, Siyasi kışkırtmalarla yükselen Rum
milliyetçiliğinin toplumsal boyuta ulaşması tehlikesiyle karşı
karşıyayız; toplumsal milliyetçilik geçmişte de
Kıbrısa çok büyük zarar vermişti diye konuştu.
Kıbrıstaki çözümsüzlüğün en büyük nedeninin Rum liderinin
uzlaşmaz tavrından kaynaklandığını ifade eden
KKTC Cumhurbaşkanı, Tasos Papadapulosun, görüşme talepleri de
dahil kendisini hiçbir konuda muhatap almadığını söyledi.
KKTC
VARLIĞI ÇÖZÜME ENGEL DEĞİL
Annan Planı temelinde BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu
çerçevesinde müzakerelerle masaya oturmaya hazır olduklarını
yineleyen Talat, yarın 22. kuruluş yıldönümünü
kutlayacakları KKTCnin varlığının da buna engel
oluşturmadığını söyledi.
Mehmet Ali Talat, Rumların Kıbrıslı Türklerin
asimilasyonuyla Kıbrıs Cumhuriyetine dahil edileceği bir çözüm
peşinde olduğunu belirterek, böyle bir tavizin asla
verilmeyeceğini, çünkü bunun intihar etmekle eşdeğer
olduğunu söyledi.
Türkiyenin limanları Rumlara açması konusuna da değinen Talat,
buna Adadaki tüm kısıtlamaların kaldırılması
koşuluyla onay verebileceklerini yineledi. Türkiyenin Rum Kesimini
tanımasının çözüm koşuluna bağlı olduğunu
vurgulayan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu Türkiyenin AB süreci
önündeki en büyük engel olarak niteledi.
"Rumların çabalarına karşı
çıkacağız"
Gül, dış politik gelişmelere ilişkin mesajlar
verdi
15 Kasım, 2005 11:06:00 (TSİ) CNN TURK
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Rum yönetiminin
Kıbrıs sorunu konusunda AB üzerinden taviz çabalarına
kararlılıkla karşı çıkacaklarını söyledi.
Meclis
Plan ve Bütçe Momisyonu'nda bakanlığının bütçesinin
sunuş konuşmasını yapan Gül, "arzumuz ve
yapıcı tutumumuza rağmen yıl içinde adil ve
kalıcı çözüm olmadı. Yegane sorumluluk 2004'teki referandumda
gösterdiği uzlaşmaz tavrı, AB üyesi olduktan sonra da sürdüren
Rum yönetimindedir" dedi.
AB'nin 'Rum gemilerine limanlarınızı açın' baskısını
yoğunlaştırdığı bir dönemde açıklama yapan
Bakan Gül, Ada'daki tüm kısıtlamaların aynı anda
kaldırılması yönündeki talebini yineledi.
Kıbrıs sorunun çözümünün tek adresinin BM olduğunu yineleyen
Gül, KKTC konusunda arzu edilen noktanın uzağnda olduklarını
ancak önemli kazanımların olduğunun altını
çizdi. Gül, KKTC'ye yönelik en önemli kazanımlardan birinin siyasi
tecridin aşılması olduğunu söyledi.
Kıbrıs'ta nisan 2004'te yapılan referandumda Birleşmiş
Milletler barış planına Türk kesiminin 'evet', Rum kesiminin ise
'hayır' demesinin ardından AB Konseyi, KKTC üzerindeki ekonomik
izolasyonun kaldırılmasına karar vermişti. Ancak şu
ana kadar somut bir adım atılmadı.
Gül konuşması sırasında Türkiye'nin bazı ülkelerle
ilişkileri konusunda bilgi verdi:
Irak:
Terör örgütüne karşı etkin önlemler alınması
gerektiğini söyleyen Bakan Gül, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki PKK
varlığına yönelik rahatsızlığını
geçiş yönetimleri ve ABD'ye en üst düzeyde ilettiğini belirtti.
Gül, Türkiye'ye verilen niyet beyanlarının ötesine geçilmesi ve
sahada alınacak önlemlerin somut plana geçirilmesinin önemine işaret
etti.
Türkiye'nin Kerkük gibi hassas konulara ilişkin sorunların çözümüyle
de 'hakkaniyete uygun şekilde yakından ilgilenmesinin doğal
karşılanması gerektiğini' kaydeden Gül, Türkiye'nin
katkıdan başka bir amacı olamayacağını kaydetti.
Iraklı Türkmenlerin de aralarındaki bölünmüşlüğe son
vererek, siyasi sürece tam katılımlarının zaruri
olduğunu ifade eden Gül, "bölünmüş olmaları
ağırlıklarını ve temsil güçlerini etkileyen en önemli
neden" şeklinde konuştu.
ABD:
"ABD ile kısa ve yapay bir duraklama dönemi geçiren
ilişkilerimizde bu yıl önemli gelişmeler oldu" diyen Bakan
Gül, ABD'nin Türkiye'nin AB üyelik sürecine verdiği destek ve Kıbrıs konusundaki yapıcı tutumunun
Türkiye'yi memnun ettiğini kaydetti.
Her iki ülkenin sağlam bir ortaklık içinde olduğunu ifade eden
Gül, terörle mücadeleden Ortadoğu'daki İsrail - Arap
anlaşmazlığına, Irak'taki durumdan Kafkaslar, Orta Asya ve
Kıbrıs'a kadar pekçok konuda iki ülkenin kuvvetli ortak
çıkarlara sahip olduğunu belirtti.
İran:
İran'ın nükleer programına ilişkin gelişmelerin ve yeni söylemlerin endişe kaynağı
olduğunu belirten Gül, "Türkiye, İran'ın
barışçıl amaçlı nükleer kullanımını
destekliyor. Ancak İran liderliği iyi niyetini açıkça ortaya
koymalı ve uluslararası toplumu ikna etmeli" dedi.
Gül, Türkiye'nin nükleer silahların varlığını ve
yayılmasını ciddi bir güvenlik sorunu olarak gördüğünün
altını çizdi.
Suriye:
Abdullah Gül, Türkiye'nin Suriye'ye yaklaşımını,
"yakın geçmişe kadar önemli sorunlar
yaşadığımız Suriye'ye, bölgesel istikrara katkı
sağlayacak adımlar atmalarını telkin ediyoruz" dedi.
Suriye'nin Lübnan, teröre destek ve Irak konusunda ciddi ithamlarla
karşı karşıya olduğunu hatırlatan Gül,
"Mehlis raporu yankı yarattı. Biz de dikkatle
izliyoruz" ifadesini kullandı.
Denktaş:
Bu adam akreptir
Özgür EKŞİ / KIBRIS
KKTCnin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, ülkesinin 22. kuruluş yıldönümü öncesinde sert
uyarılarda bulundu. 1974 Barış harekátına katılan
gazileri kabul eden Denktaş, özetle şunları söyledi:
İMZA ATAN ŞEREFSİZDİR
Birleşmiş Milletler Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto
görüşmelere elinde küçük bir not defteri ve kalemle gelip, Ben bir
sineğim dedi. Bu sinek akrep oldu. De Soto ABD, İngiltere ile
işbirliği ve Rumlarla alışverişle Annan
Planını ortaya çıkardı. Buradan diyorum ki; Hiçbir makam,
hiçbir Kıbrıslı Türk, hiçbir Anadolu çocuğu, varolan bir
devleti ortadan kaldıracak anlaşmaya imza atamaz. Atarsa büyük
şerefsizlik yapmış olur.
RUMLAR ESİR ALMADI
KKTCnin kuruluş sürecini hazırlayan 74 çıkartmasında
yer alan gaziler, iki şehitliği gezdiler. Burada o günlerin
heyecanlarını tekrar yaşayan gaziler, şehit düşen
silah arkadaşları için dua edip gözyaşı döktüler. Gazi
Abidin Yücedağ, şehit İlker Karter için Keşif kolunda
uçuyordu. Magosa civarında yerden açılan ateşle uçağı
vuruldu. Paraşütle atladı. 1961 Cenevre Sözleşmesine göre esir
alınması gerekiyordu. Ama Rumlar esir almadı ve şehit
ettiler dedi.
HURRIYET
15/11/05
Görüşmeleri başlatmaya hazırım
RUMUN
TERCİHİ İNSANİ DEĞİL SİYASİ... Talat,
Güney Kıbrıs'ın Kıbrıs Türklerine yönelik ciddi bir
dezenformasyon ve sansür uyguladığını belirterek, "Rum
tarafı için insan değil, siyasi tercihleri önemlidir. Gayri insani
bir politika uyguluyorlar" dedi. Talat, Güney Kıbrıs'ta, Kıbrıs
Türklerine yönelik ciddi bir dezenformasyon ve sansür
uygulandığını, kendi açıklamalarının tahrif
edildiğini, Kuzey'de yayınlanan gazetelerin
satışının engellendiğini söyledi
TEK
HEDEFİMİZ ÇÖZÜM VE AB... Kıbrıs Türkü'nün AB'yi hedef
aldığını ve bunun için
çalıştığını kaydeden Talat, Rum
tarafının AB üyeliğinden dolayı bazı sorunlar
yaşandığını ancak hedefin devam ettiğini söyledi.
Talat, AB ülkeleri arasında sempati oluşmasına rağmen
Kıbrıs Türkü'nün uluslararası ve AB hukukunun arkasına
sığınan Rumların engellemeleriyle karşı
karşıya kaldığını belirtti
ABD
ASKERLERİNİ DAVET ETMEDİM... Talat, ABD askerlerini KKTC'ye
davet etmediğini söyledi. Talat, "Referandum sonrasında, Türkiye
ve üslerde görev yapan bölgedeki askerlerin izolasyonların
kaldırıldığı imajı yaratmak için
Kıbrıs'ın kuzeyinde Ercan'dan gelerek tatil
yapmalarının söz konusu olup olmadığı
araştırılmıştı. Ben sadece bunu söyledim"
dedi
DENKTAŞLA
BESMELEMİZ BİLE FARKLI... Cumhurbaşkanı Talat, yabancı
gazetecilerin "siyasetiniz Denktaş döneminden ne kadar farklı...
Bazı sözleriniz Denktaş'ı hatırlattı"
şeklindeki sorusuna, "Ben Kıbrıs sorununun çözümünü ve
birleşik Kıbrıs istiyorum. Ben AB üyeliği istiyorum. Bu
Denktaş'tan farklı mı, siz takdir edin... Besmelesinde bile
farklılığımız var" yanıtını verdi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği üyesi Güney Kıbrıs'ın
Kıbrıs Türklerine yönelik ciddi bir dezenformasyon ve sansür
uyguladığını belirterek, "Rum tarafı için insan
değil, siyasi tercihleri önemlidir. Gayri insani bir politika
uyguluyorlar" dedi.
Cumhurbaşkanı
Talat, Güney Kıbrıs'ta, Kıbrıs Türklerine yönelik ciddi bir
dezenformasyon ve sansür uygulandığını, kendi
açıklamalarının tahrif edildiğini, Kuzey'de yayınlanan
gazetelerin satışının engellendiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Saray Otel'de düzenlediği basın
toplantısında, KKTC'nin kuruluş süreci ve Kıbrıs
konusundaki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Basın
toplantısına Kıbrıs Türk ve Türkiye basını
yanında 15 Kasım kutlamaları için KKTC'de bulunan 30
civarında yabancı gazeteci de katıldı.
Saat 11.15'de başlayan
toplantı BRT'den canlı olarak yayınlandı.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, görüşmeleri her düzeyde hemen başlatmaya hazır
olduklarını da söyledi ve çözüm zeminin BM olduğuna tekrar vurgu
yaptı.
Talat,
"Avrupa Birliği katalizör rol oynayacak ve olumlu katkı mutlaka
yapacaktır. Ancak Avrupa Birliği tarafsız bir arabuluculuk rolü
üstlenemez" dedi.
Papadopulos
bölünmeyi kalıcılaştırma
hedefini
açıkça ortaya koyuyor
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi başkanı Papadopulos'un kendisiyle
görüşmeyi, hatta sosyal amaçlı bir bulaşmaya bile
karşı çıktığını belirterek, "Hiçbir
düzeyde ilişki kurmak istemiyor ve bölünmeyi
kalıcılaştırma hedefini açıkça ortaya koyuyor" dedi.
Talat, cinayet,
adli vakalar ve kuş gribi gibi süreç içerisinde yaşanan sorunlara
atıf yaparak, "Hiçbir konuda bizlerle temas etmiyorlar. Çünkü Rum
tarafı için insan değil, siyasi tercihleri önemlidir. Gayri insani
bir politika izliyorlar" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıs Türkü'nün çözüm ve AB hedefinin olduğunu, Avrupa
Birliği'nin Kıbrıs Türklerine sempati duyduğunu da söyledi.
Güney
Kıbrıs Rum yönetimindeki
milliyetçi
yükseliş tehlikeli
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türkü'nü ikinci sınıf
vatandaş görüp, bu yönde devlet politikası geliştiren Güney
Kıbrıs'taki milliyetçi yükselişin çok tehlikeli olduğunu
söyledi. Yargının dahi siyasi erkin etkisi altında olduğu
Güney Kıbrıs'ın cinayet, kuş gribi gibi insani konularda
dahi işbirliğinden kaçındığını vurgulayan
Talat, Rum tarafı için insan değil, siyasi tercihlerin önemli olduğunu
belirtti.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, KKTC'nin 22. kuruluş yıldönümü kutlamalarına
davet edilen yabancı gazetecileri bilgilendirmek ve Kıbrıs Türk
tarafının politikalarını açıklamak amacıyla
basın toplantısı düzenledi. Cumhurbaşkanlığı
Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ile Enformasyon Dairesi Müdürü Hüseyin
Özel'in de hazır bulunduğu toplantıya, çeşitli ülkelerden
toplam 33 davetli gazetecinin yanı sıra yerli basın
kuruluşlarından da çok sayıda gazeteci katıldı.
Cumhurbaşkanı
Talat konuşmasında, 22 yıl önce Kıbrıs Türk
Halkının iradesinin bir göstergesi olarak KKTC ilan edilirken, hiçbir
şekilde Kıbrıs'taki olası bir çözümü engellemeyeceği,
tam tersine kolaylaştıracağının vurguladığını
söyledi.
24 Nisan
2004'ün Kıbrıs Türk politikasının tarihi bir dönüm
noktası olduğuna işaret eden Talat, "Bunca yıldır
Kıbrıs Türkü'nü ayrılık peşinde, bütünleşmek
istemeyen taraf olarak göstererek propaganda yapan Rum tarafının
doğru söylemediğinin kanıtlandığı gündür 24
Nisan" dedi. Kıbrıs Türkü'nün çözüm ve adanın birleşmesi
iradesini demokratik yolla ortaya koyduğunu vurgulayan Talat,
uzlaşmaz ve ayrılıkçı olmakla suçlanan Türk
tarafının adayı bütünleştirmek hedefiyle hareket
ettiğini belirtti.
Talat,
referandum sonrasında yapılan seçimlerde de çözüm iradesini temsil
edenlerin seçildiğine dikkat çekerek, çözüm ile adanın
birleşmesini hedefleyen Kıbrıs Türk politikasında hiçbir
değişiklik olmadığını, aynen devam ettiğini
kaydetti.
Tam tersi bir
tutum sergileyen Rum tarafının
uzlaşmazlığını
tırmandırdığını ve BM parametrelerini
değiştirmeye çalıştığını söyleyen
Cumhurbaşkanı Talat, ozmosis isteyen Rum Yönetimi Lideri
Papadopulos'un bu talebini dünyaya meydan okurcasına BM Genel Kurulu'nda
yaptığı konuşmada dahi dile getirdiğini belirtti. Türk
tarafının çözümü BM zemininde aradığını, Rum
tarafının zemini AB'a kaydırmaya
çalıştığını vurgulayan Talat, Annan
Planı'nın öldüğünü iddia eden Rumların planı tam
anlamıyla gündemden düşürmeye
çalıştığını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Talat, seçildiği günden beri uzattığı barış
elinin Papadopulos tarafından reddedildiğini, Rum liderin kendisiyle
sosyal bir ortamda dahi bir araya gelmekten
kaçındığını söyledi. Talat, "Bölünmeyi
kalıcılaştırmaya çalışıyor. Kıbrıs
Türkü'nden bir şeyler daha kopararak ozmosis yoluyla asimile etmeye
çalışıyor" dedi.
Hedef AB
Kıbrıs
Türkü'nün AB'yi hedef aldığını ve bunun için
çalıştığını kaydeden Talat, Rum
tarafının AB üyeliğinden dolayı bazı sorunlar
yaşandığını ancak hedefin devam ettiğini söyledi.
Talat, AB ülkeleri arasında sempati oluşmasına rağmen
Kıbrıs Türkü'nün uluslararası ve AB hukukunun arkasına
sığınan Rumların engellemeleriyle karşı
karşıya kaldığını belirtti.
Talat,
Kıbrıs Türkü'ne sempatinin başka ülkelerde de oluşup devam
ettiğini ve ABD ziyaretinin de bu çerçevede değerlendirilmesi
gerektiğini söyledi. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza
Rice ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile gerçekleştirdiği
görüşmelerde Kıbrıs Türkü'nün ortaya koyduğu 24 Nisan'da
iradesini ve izolasyonların kaldırılması beklentisini
aktardığını kaydeden Cumhurbaşkanı Talat,
"İzolasyonların hiçbir anlamı
kalmadığını ve kaldırılması gerektiğini
söyledim. Temaslarımda Kıbrıs Türkünün
anlaşıldığı ve bu konuda benzeri görüşün hakim
olduğu izlenimi aldım" dedi.
"Güney
Kıbrıs'ta
milliyetçilik
yükseliyor"
Cumhurbaşkanı
Talat, Kıbrıs Türkü'nü 2. sınıf vatandaş görüp, bu
yönde devlet politikası geliştiren Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi'nde milliyetçi bir yükseliş gözlemlendiğini söyledi. Türk
tarafının bu gelişmelerden duyduğu üzüntüyü defalarca dile
getirdiğine işaret eden Talat, "Bu ülkeye ne yaptıysa bu
milliyetçilik yaptı. Birey bazına inen bir milliyetçilik
çalışması, çok tehlikelidir. Bu, masaya oturmamıza en büyük
engeldir" dedi.
Yargının
da siyasi erkin etkisi altında olduğunu söyleyen Talat, KKTC'deki
bütün kurumların yasadışı olduğu ve temas edilmemesi
inancıyla ilkel yorumlarla kararlar alındığını
belirtti. Rum tarafının polisiye suç olaylarında dahi Türk
tarafıyla temas kurmadığını, Rum polisinin Türk
polisiyle temastan kaçındığını söyleyen Talat,
şöyle devam etti:
"Güney
Kıbrıs'ta çok ciddi bir dezenformasyon atağı
yaşanıyor. Açıklamalarımız tahrif ediliyor,
değiştiriliyor, başka anlamlar yükleniyor. Söylediklerimiz
çarptırılıyor. Kıbrıs Türklerinin gazetelerinin Güney
Kıbrıs'ta satışına engel olunuyor. İngilizce
yayınlanan gazetelerin AB topraklarında satışına izin
verilmiyor. Bu dezenformasyon ve sansür uygulamasının ne kadar önemli
bir boyutta olduğunu gösteriyor."
Güney
Kıbrıs'ın kuş gribi konusunda dahi Türk tarafıyla
temas etmediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, "Çünkü Rum
tarafı için insan değil, siyasi tercihler önemlidir. Bu gayri insani
tutum AB üyesi bir ülke tarafından yürütülüyor" dedi.
"Görüşmelere
her düzeyde başlatmaya hazırım"
Görüşmeleri
her düzeyde başlatmaya hazır olduğunu vurgulayan
Cumhurbaşkanı Talat, BM çatısı altında olacak
müzakerelerin parametrelerinin de BM Güvenlik Konseyi tarafından
alınan kararla belirlendiğini söyledi.
AB'nin çözümde
katalizör olabileceğine ancak Rum tarafı ile Rum'u destekleyen
Yunanistan'ın üye olduğu birliğin tarafsız
olamayacağına dikkat çeken Talat, çözüm zemininin BM olduğunu
belirtti. Cumhurbaşkanı Talat, şunları kaydetti:
"Kıbrıs
Türkü, Kıbrıs sorununun çözümü ve adanın birleşmesini
istiyor. KKTC'nin 22. kuruluş yıldönümünde bunu söylemem doğal
karşılanmalı. KKTC'nin ilanı çözümün önünde engel
değil, kolaylaştırıcıdır. Kıbrıs Türkü
bunu 24 Nisan'da ispatladı."
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, ABD askerlerini KKTC'ye davet etmediğini söyledi. Talat,
kendisinin sadece referandum sonrasında, "Türkiye ve üslerde görev
yapan bölgedeki askerlerin izolasyonların
kaldırıldığı imajı yaratmak için
Kıbrıs'ın kuzeyine Ercan'dan gelerek tatil yapmaları"
yönünde başlatılan çalışmayı dile getirdiğini
söyledi.
Cumhurbaşkanın
Talat, basın toplantısının sonunda gazetecilerin
sorularını da yanıtladı. Talat, barış ve çözüm
sözü vererek iktidara geldikten sonra çözüm için yapıcı bir öneride
bulunup bulunmadığı yönündeki soruya verdiği yanıtta,
barış ve sorunun çözümü için her zaman hazır olduğunu ancak
barış istemeyenlerle barış yapmanın mümkün
olmadığını söyledi.
"Barış
şimdi" politikasında hiçbir değişiklik
olmadığına işaret eden Talat, çözüm planını kabul
eden taraf olarak Türk tarafının öneri yapma durumuyla
karşı karşıya olmadığını kaydetti.
Talat, birileri bir öneri sunacaksa, bunu, sunulan öneriyi redden tarafın
yapması gerektiğini belirtti. Talat, "Bize osmosis, yani
asimilasyon önerildi. Bunun dışında öneri almadım"
dedi.
"ABD
askerlerini
KKTC'ye davet
etmedim"
Talat, bir
başka soruya verdiği yanıtta ABD askerlerini KKTC'ye davet
etmediğini söyledi. Talat, "Referandum sonrasında, Türkiye ve
üslerde görev yapan bölgedeki askerlerin izolasyonların
kaldırıldığı imajı yaratmak için
Kıbrıs'ın kuzeyinde Ercan'dan gelerek tatil yapmalarının
söz konusu olup olmadığı
araştırılmıştı. Ben sadece bunu söyledim"
dedi.
Talat,
şöyle devam etti:
"Benim
davetim söz konusu olmadı. Ancak Kıbrıs'ın kuzeyine turist
olarak geleceklerin asker mi olduklarına, sivil mi olduklarına
bakacak değiliz. Ama benim ABD askerlerinin Kuzey Kıbrıs'a
gelmeleriyle ilgili bir davetim olmadı""
Bu yöndeki
sözlerinin çarptırıldığını söyleyen Talat,
"Gazeteci iyi dinlemeli ya da iyi okumalı. Çarptırmaları
gerçek kabul etmemeli. Yanlış bilgiyle soru sorulmamalı"
dedi.
"Türkiye'nin
Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni
tanıması"
Cumhurbaşkanı
Talat, bir başka soruya verdiği yanıtta Türkiye'nin Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanımasının Kıbrıs
sorununun çözümüyle bağlantılı olduğuna işaret ederek
tanımanın gerçekleşmesinin, Türkiye'nin Rum tarafının
tüm isteklerini kabul etmesi anlamına geleceğini belirtti.
Türkiye'nin
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanıyabilmesinin hiçbir maddi
yanı olmadığına işaret eden Talat, "Türkiye'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması, Kıbrıslı
Türkleri, Papadopulos'un önerdiği gibi osmosis yoluyla Güney
Kıbrıs'a yama olmaya terk etmesi demektir. Bu söz konusu
olamayacağına göre Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanıması, çözüm süreciyle söz konusu olabilir. Bundan dolayı bir
endişe duymuyoruz"
Türkiye'nin AB
üyeliği konusundaki kuşkularının doğal olduğuna
işaret eden Talat, Avrupa'nın 10-15 yıl sonra çok farklı
bir Avrupa olacağını ve söz konusu Avrupa'ya uyum
sağlamış Türkiye'nin dışarıda
bırakılmasının söz konusu olmayacağına inanç
belirtti. Talat, krizlerin bazen olumlu sonuçlar doğmasına neden
olduğunu vurguladı.
ABD gezisi
Cumhurbaşkanı
Talat, ABD ziyaretinin kazanımları yönündeki soruya
yanıtında, Türk tarafının çözüme hazır olduğunu,
BM'nin müzakere sürecini hareketlendirmesini ve izolasyonların
kaldırılmasının çözüme katkısını dile
getirdiği ziyarette ABD ile hem fikir olduğunu gördüğünü
belirtti. ABD'nin kendisini davet ederken bir söz vermesini beklemediğine
dikkat çeken Talat, bir kısmı gerçekleşen somut
adımların devamını ve teşvik edilmesini istediklerini
söyledi.
Talat,
"Somut gelişmeler zaman içinde gerçekleşecek. Şu anda çerçevesini
oluşturuyoruz" dedi.
"Siyasi
kışkırtmalar olmazsa
düşmanlık
için neden yok"
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta özellikle Rum liderliğinden
kaynaklanan siyasi kışkırtmaların olmaması halinde iki
halk arasında düşmanlık için neden olmadığını
belirterek, "Barışa, barışın olacağına
inanıyorum" dedi.
Limanların
açılması ve tanınma gibi Türkiye'nin AB üyelik sürecinde
yaşanabilecek muhtelif gelişmelerin Kıbrıs sorununun
çözümünde katalizör rol oynayacağını söyleyen Talat, KKTC
vatandaşı Kıbrıslı Türklerin bir kısmına
Güney'e geçiş yasağı uygulanmasını ise
"diskriminasyon" olarak niteledi.
Boşanmamak
için
evlenmemek olur
mu
Saray Otel'deki
basın toplantısında, KKTC'nin kuruluş süreci ve
Kıbrıs konusundaki gelişmelerle ilgili kısa bir
sunuşun ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, "Kıbrıs'ta
milliyetçilik duygularının yükseldiği bu şartlarda çözüm
nasıl olacak" yönündeki bir soruya karşılık,
"Boşanmamak için evlenmemek olabilir mi... Başınıza
saksı düşecek diye sokağa çıkmamak olur mu Ben
barışa, barışın olacağına ve
yaşayacağına inanıyorum. Siyasi kışkırtmalar
biterse düşmanlık için neden yok" dedi.
AB süreci
çözüme katalizör
olacak...
Tarihe havale
Türkiye'nin
Avrupa Birliği'ne girmek için değil, Kıbrıs sorunundan
kurtulmak için Kıbrıs'ta çözüm istediğini söyleyen
Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin AB sürecinin ve bu süreçte Türk
limanlarının Rum gemilerine açılması, tanınma gibi
gelişmelerin Kıbrıs sorununun çözümünde katalizör rol
oynayabileceğini de belirtti. Cumhurbaşkanı Talat, Türkiye'nin
limanlarını Rum gemilerine açmasına karşı
olmadıklarını, ancak bu yapılırken Türk tarafına
uygulanan izolasyonların da kaldırılması üzerinde
durduklarını yineledi.
Talat,
başka bir soruya karşılık da, KKTC'nin Türkiye'yle birleşmesi
veya Türkiye'yle birlikte AB'ye üye olması gibi bir
politikalarının olmadığını belirterek,
"Türkiye'nin de böyle bir politikası yok. Bu konu artık tarihe
havale edildi" dedi.
Kıbrıslı
Türklerin
bir
kısmına diskriminasyon
Kıbrıslı
Türklerin AB üyesi olduklarına ilişkin bir soruya ise Talat özetle,
"Kıbrıs Türkleri AB üyesi değil. Kıbrıslı
Türklerle KKTC'de yaşayan herkesi kastediyorum. Bir
kısmının, AB üyesi Güney'e geçişi bile yasak. 20-30
yıl burada yaşayan insanların Güney'e geçişi yasak. Bu
eşitsizliği, bu diskriminasyonu AB üyesi bir ülke yapıyor.
Kamyonların, otobüslerin geçişi de yasak..."
karşılığını verdi.
Talat,
Kıbrıslı Türklerin bireysel olarak değil, toplumsal olarak
ve siyasi haklarıyla birlikte AB üyesi olmak istediğini
vurguladı.
Kıbrıs
Türk
Devleti
ilanı riskli
Cumhurbaşkanı
Talat, "referandumdaki evet yanıtından hareketle Annan
Planı'nda öngörülen Kıbrıs Türk Devleti'nin neden ilan
edilmediğine" ilişkin bir soruya karşılık da,
"Böyle bir adım, mevcut durumun değişmesi, son derece riskli
hareketlenmeler yaratabilir" dedi.
Talat, AB ve
BM'nin bu konudaki yaptığı çeşitli uyarılara da dikkat
çekti.
KKTC'nin 22
yıl önce muhtemel ortaklık cumhuriyeti öngörüsüyle ilan
edildiğini ve çözüm halinde mevcut yapının Annan Planı'nda
öngörülen süreçlerle birlikte Kıbrıs Türk devletine
dönüşeceğini vurgulayan Talat, "Devlet bünyesindeki
kurumlarımız bizi geleceğe taşıyacak" diye
konuştu.
Tüzükler ve
İslam
ülkeleri
Kıbrıslı
Türkler için Avrupa Birliği tarafından hazırlanan mali
yardım ve doğrudan ticaretle ilgili iki tüzüğün hâlâ
bekletilmesinin kabul edilemeyeceğini söyleyen Talat, başka bir
soruya karşılık, İslam ülkeleriyle
karşılıklı ilişkilerin gelişebileceğine ve
İKÖ kararlarının uygulanmasının önemli yararlar
sağlayacağına inandığını kaydetti.
Azerbaycan iki
ileri, bir geri
"Azerbaycan'ın
Kıbrıs konusundaki 'iki ileri, bir geri' şeklinde bir politika
izlediğine" ilişkin bir soruyu yanıtlarken de Talat,
Azerbaycan'ın uluslararası yükümlülükleri olan ve Kıbrıs Türkü'ne
sempati duyan bir ülke olduğunu belirtti. Talat, "iki adım
ileri, bir adım geri" pozisyonunun siyasette mümkün olduğunu
belirtti ve bu ülkeyi anlayışla
karşıladıklarını kaydetti.
Denktaş'tan
farkı ne...
Besmele bile
farklı...
Cumhurbaşkanı
Talat, yabancı gazetecilerden birinin "siyasetiniz Denktaş
döneminden ne kadar farklı... Bazı sözleriniz Denktaş'ı
hatırlattı" şeklindeki sorusuna ise, "Ben
Kıbrıs sorununun çözümünü ve birleşik Kıbrıs
istiyorum. Ben AB üyeliği istiyorum. Bu Denktaş'tan farklı
mı, siz takdir edin... Besmelesinde bile
farklılığımız var" yanıtını verdi.
İlgi
büyüktü...Top
atışları
tedirgin etti
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın KKTC'nin kuruluş yıldönümü
dolayısıyla ülkede bulunan yabancı basın için
düzenlediği basın toplantısına ilgi büyük oldu. KKTC'nin
davetlisi olarak dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen 30
civarında gazeteci yanında Kıbrıs Türk ve Türkiye
basınının da ilgi gösterdiği basın
toplantısında Talat'a, Özel Kalem Müdürü Asım Akansoy ile
Enformasyon Dairesi, Müdürü Hüseyin Özel eşlik etti.
İngilizce-Türkçe
simültane tercümeyle yapılan basın toplantısı saat 11.15'te
başladı ve yaklaşık bir saat devam etti. Basın
toplantısı devam ederken KKTC'nin kuruluş yıldönümü
dolayısıyla yapılan top atışları, özellikle
yabancı gazeteciler arasında tedirginliğe yol açtı.
KIBRIS 15/11/05
İngiliz polisinden Türklere "balık ambargosu"
|
BALIKLAR
KAÇAKMIŞ... Pileli balıkçı Gamad Ahmet Ormancı'nın
Karpaz'da tutuğu balıklara, Beyarmudu-Pile arasındaki ara
bölgede görev yapan SBA polisi "balıkların kaçak olduğu
gerekçesi" ile dün el koydu. SBA polisinin, Pile'yi Türk
toprağı olarak kabul etmediğini ve son bir aydır,
Kuzey'den hiç bir ürünü Pile'ye götüremediklerini belirten Ormancı,
Karpaz'da tuttuğu balıkları Pile'de sattığını
ancak, İngiliz polisinin buna izin vermediğini söyledi Yeliz K.
SARICA İngiliz
Üsler Polisi (SBA), Pile barikatında Kuzey'den Güney'e geçirilmeye
çalışılan balıklara "kaçak" olduğu
gerekçesiyle el koydu. Pileli
balıkçı Gamad Ahmet Ormancı'nın her gün Karpaz'da
avladığı ve Pile'de sattığı balıklara,
Kuzey'den Güney'e kaçak götürüldüğü gerekçesi ile dün el koyması
tepkilere yol açtı. Gamad Ahmet
Ormancı, Pile'nin Türk toprağı olarak kabul edilmediğini
ifade ederek, İngiliz üstler bölgesindeki komutanın emriyle Pile'ye
geçirmeye çalıştığı balıklara el konulduğunu
söyledi. Ormancı,
İngiliz polisinin balıklara "Beyarmudu'ndan kaçak
getirildiği" gerekçesini öne sürerek el koyduğunu belirtti. Üstler
bölgesinde Kıbrıs Cumhuriyeti yasalarının geçerli
olduğunu söyleyen Ormancı, son 1 ayda Kuzey'den Güney'e hiçbir ürünün
geçmesine izin verilmediğini kaydetti. Ormancı, "Bu, Rum
makamların ve İngiliz üsler bölgesindeki polisin
uyguladığı bir ambargodur" şeklinde konuştu. Sakallı:
Barikattan hiçbir şey geçiremiyoruz Pile
Muhtarı Ahmet Sakallı, barikatlardan hiçbir şey geçiremediklerini,
İngiliz polisinin kendilerine engel olduğunu söyledi. Sakallı,
"Rum tarafına zorla itiliyoruz. Durumumuzu Rum makamlara izah
ediyoruz ancak bizi kimse dinlemiyor" dedi. Öykün:
Şiddetle protesto ediyoruz Balıkçılar
Birliği Başkanı Özay Öykün, birlik olarak Rum hükümetini ve
İngiliz üslerindeki üst makamları şiddetle protesto
ettiklerini vurguladı. Öykün, Rum
tarafının sürekli barış istediğini ifade
ettiğini ancak, Kuzey'den giden mallara uyguladığı
ambargolarla barış istemediklerini ortaya koyduklarını
kaydetti. Öykün,
şöyle konuştu: "Madem
Rum hükümeti barış istiyor, neden balıkların güneye
geçmesine izin vermiyor. İngiliz polisi, Rum tarafının
talimatları doğrultusunda ambargo uyguluyor. Rumlar bize ambargo
uyguluyor. Tüm bu ambargolar, Rumların barış söylemlerini suya
düşürüyor. Barış tavırları sahte bir söylemden
ibarettir. Dolayısıyla üsler bölgesindeki İngiliz
makamları, Rum'a alet olmaktadır. Barışı da engellemek
için sürekli körüklemektedirler. Güneye
geçirilmeye çalışılan balıklara 'sağlığa
aykırıdır' demeleri mümkün değildir. Çünkü, balıklar
ortak denizden çıkıyor. Ambargolar, iki toplumun ilişkilerini
zedelemektedir ve Rumlar barışı engellemek için uğraşıyor." |
KIBRIS 15/11/05
Talat: KKTC "Birleşik Kıbrıs" için
kuruldu
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat Kıbrıs Türk Federe Devlet Meclisi'nin 15 Kasım
1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni oybirliğiyle ilan
ederken, gelecekte kurulacak iki toplumlu, iki bölgeli federal bir
Kıbrıs cumhuriyetini dışlamadığını, tam
tersine olası yeni ortaklığın Kıbrıslı Türk
ayağı olarak öngördüğünü belirtti
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 15 Kasım
1983'te iki toplumlu ve iki bölgeli federal bir Kıbrıs cumhuriyetinin
Kıbrıs Türk ayağı olarak öngörülerek ilan edildiğini
belirtti. Talat, "KKTC ayrılığı pekiştirmek için
değil, birleşik cumhuriyete hazırlanmak için gündeme
getirilmişti" dedi.
Kıbrıs
Türklerinin sömürge dönemi dâhil her dönemde kendi yönetim mekanizmalarına
sahip olduğunu da belirten Talat, "Biz hiçbir zaman evsiz kalmayan
bir halkız. KKTC, Kıbrıs Türk halkının 450 yıla
varan kendi kendini yönetme alışkanlığına, kendi
hukuki ve idari kurumlarına sahip olma geleneğine
dayanıyor" dedi.
Talat halka
seslendi
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 22'inci kuruluş yıldönümü
kutlamaları, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın halkın
bayramını kutlayan mesajıyla başladı. Bayrak Radyo
Televizyonu'ndan saat 12.00'de okuduğu mesajında Talat, halkın
bayramını kutlarken, KKTC'nin kuruluş gerekçeleri konusunda
ayrıntılı açıklamalar yaptı ve Rum liderliği ile
dünyaya mesajlar verdi.
Bugün iki
bayram olabilirdi
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, mesajında şunları kaydetti:
"Hepimiz
aynı evdeyiz. 'Evimiz' dediğim, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti... Bu evi bir günde, sıfırdan başlayarak
kurmadık. Toprağını, temelini, ana malzemesini
atalarımızdan yadigâr aldık. Onun üzerine kendi
inşaatımızı yaptık. Çok zahmetli oldu, zaman aldı
ama oldu Ve daha da yapmamız gereken çok iş var. Bugün Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin 22'inci kuruluş yıldönümünü, değişen
yerel ve dünyasal şartlar altında kutluyoruz. Kıbrıs Rum
tarafı çözüme evet demiş olsaydı, bugün çok daha başka
koşullar içerisinde olacaktık. Evimizi ortak bir başka daha
büyük yapıda bütünleştirmiş olacak, iki bayramı bir arada
kutlayacaktık...."
KKTC yeni
ortaklığı
dışlamadan
ilan edildi
Kıbrıs
Türk Federe Devlet Meclisi'nin 15 Kasım 1983'te Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti'ni oybirliğiyle ilan ederken, gelecekte kurulacak iki
toplumlu, iki bölgeli federal bir Kıbrıs cumhuriyetini
dışlamadığını, tam tersine olası yeni
ortaklığın Kıbrıslı Türk ayağı olarak
öngördüğünü belirten Cumhurbaşkanı Talat, özetle
şunları kaydetti:
"Hatta bu
yeni oluşum çözümü kolaylaştırıcı, Rum
tarafını motive edici, Türk tarafını ise daha eşit
düzeye çıkarıcı bir atak olarak da görülüyordu. Tıpkı
bugün bizim anladığımız şekilde, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adamızda ayrılığı
pekiştirmek için değil, tam tersine Birleşmiş Milletler ve
uluslararası toplumun da arzu ettiği şekilde birleşik ve
federal bir cumhuriyete hazırlanmak için gündeme getirilmişti.
Nitekim KKTC Anayasasıyla birlikte okunan Bağımsızlık
Bildirgesi'yle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanının
iki eşit halk arasında ortaklığın bir federasyon
çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların
çözülmesini engellemeyip kolaylaştırabileceğine kani
olunduğu ve iki halk arasındaki bütün sorunların
barışçı ve uzlaşıcı bir politikayla çözülmesi
için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin gözetimi altında
eşit düzeyde müzakereler yürütülmesinin arzulandığı ilan
ediliyordu."
Süreç
içerisinde izlenen bazı politikaların bu esas amaçla örtüşüp
örtüşmediğinin sorgulanabileceğini, ancak bugün dünyayla
bütünleşme hedefine kilitlendiklerini söyleyen Talat, "Bu hedef,
adamızda barışı ve çözümü gerçekleştirmek için,
öncelikle kendi üzerimize düşeni yapmak, yani kendi evimizi daha
kullanışlı, daha sağlam bir hale getirip,
ortaklığa hazırlanmayı da içerir" dedi.
450 yıla
varan kendi
kendini yönetme
alışkanlığı...
Kıbrıslı
Türklerin İngiliz sömürge dönemi ve toplumlararası çatışma
yılları dâhil her zaman kendi yönetim mekanizmalarına sahip
olduğunu da belirten Cumhurbaşkanı Talat, şu ifadeleri
kullandı:
"Biz,
hiçbir zaman evsiz kalmayan bir halkız. Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti, Kıbrıs Türk halkının 450 yıla varan kendi
kendini yönetme alışkanlığına, kendi hukuki ve idari
kurumlarına sahip olma geleneğine dayanıyor. Kıbrıs
tarihini ve Kıbrıslı Türklerin tarih içindeki yönetim
mekanizmalarını tarafsız bir şekilde inceleyecek herkes
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin gökten zembille düşmediğini,
ama bazı toplumsal yapılanmalara, tarihsel kurumlara
dayandığını anlayacaktır. Bu evin harcında
yüzlerce yılın emeği, birikimi olduğunu görecektir.
Bu gerçeği
özümsemesi gerekenlerin başında Kıbrıslı Türkler
gelir. Kendi kendini yönetme hakkına sahip çıkması ve
çağdaş, demokratik, hukuki, fonksiyonel bir yönetim sistemi
yaratması gereken, herkesten önce Kıbrıs Türk halkının
kendisidir. Çünkü bu ev, bizim, hepimizin evidir. Yeni bir reform sürecini öncelikle
kendi içimizde başlatmamızın nedeni budur. Devlet
mekanizmasını çağdaş Avrupa devletleri gibi
kurumsallaşmış, şeffaflaşmış,
sivilleşmiş bir hukuki ve idari düzene
kavuşturmalıyız. Hantal bir işleyiş yerine
fonksiyonelliği koymalıyız. E-devlet
anlayışını bu nedenle geliştirdik. Bu nedenle, modern teknolojinin
olanaklarıyla idari birimlerimizi yenilemeye çalışıyoruz.
Yasaların üstünlüğünü, devletin değişik kurumları
arasında anayasada öngörüldüğü şekilde bir ilişkiler
ağını yerleştirmeliyiz."
AB
Normlarıyla
uyum öncelikli
görev
Devletin
kişiler, siyasi gruplar veya anlayışlarla değil,
ayrımsız tüm Kıbrıs Türk halkıyla örtüşmesi ve
halkın ihtiyaçlarını karşılaması gerektiğini
söyleyen Talat, "Tıpkı içinde yaşayan insanların
hayatlarını kolaylaştırmak için tasarımlanan bir ev
gibi, odalarının birbirine bağlantısı,
dayanıklılığı, konforu,
kullanışlılığı olmalıdır. Çünkü devlet,
vatandaşlarına hizmet için vardır. Bu hizmet ise, sadece asgari
ihtiyaçlarla, bürokratik işlemlerle, güvenlikle ya da memur
maaşı ödemekle sınırlı olamaz. Sosyal hizmetler,
fırsat eşitliğine dayalı eğitim ve kültürel
açılımlar, planlı kalkınma, ekonomik refah, yasaların
verdiği hak ve özgürlükleri vatandaşların kullanmasını
sağlamak ve nihayet Avrupa Birliği normlarıyla uyum öncelikli
görevlerimiz arasındadır" dedi.
Kıbrıs
ve Avrupa'da ev sahibiyiz....
Kıbrıslı
Türklerin hem Kıbrıs'ta, hem Avrupa'da "misafir" değil
"ev sahibi" olduklarını da vurgulayan
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türkü'nün adada ev sahibi
olduğunu ve egemenliği paylaşan eşit bir ortak konumunu Rum
Yönetimi'ne kanıtlama ihtiyacında olmadığını
belirtti.
Kıbrıslı
Türklerin aynı zamanda Avrupalı bir toplum olduğunu ve bunu da
Avrupa Birliği'ne kanıtlama ihtiyacı
olmadığını söyleyen Talat, "Biz bu evde oturuyoruz ve
oturmaya da devam
edeceğiz.
Bu halk, kendi kendini demokratik bir anlayışla yönetme
hakkını kendi tarihinden alıyor. İçinde bulunduğumuz
yeni dönemde ise daha ileri adımlar atarak kendi evimizi düzene sokmakla
işe başlamış bulunuyoruz. İşte biz, bunun için
görev başındayız" diye konuştu.
Garip bir
politik ortam...
Cumhurbaşkanı
Talat, şunları kaydetti:
"Bugün çok
garip bir politik ortam ve uluslararası koşullarla karşı
karşıyayız. Yıllar boyunca çözüm istediğini, bunun
önünde tek engelin Türk tarafının ayrılıkçı
politikaları olduğunu dünyaya anlatıp duran ve Türk
tarafının yanlışları nedeniyle de
inandırıcı olan Kıbrıs Rum tarafı ilk gerçek
sınavda aslında durumun hiç de öyle olmadığını
kanıtlamış ve referandumda devlet kampanyası
eşliğinde büyük bir çoğunlukla çözüme ve barışa
hayır demiştir. Devlet kampanyası olduğunun
altını çizmek istiyorum. Bu kampanya aslında halkın
iradesinden çok Rum devlet aygıtının niyetlerini açığa
vuran bir sınavdı. BM Genel Sekreteri bu nedenle ortaya çıkan
sonucun sadece Annan Planı'nı değil, çözümün kendisini reddetmek
anlamına geldiğini ve Rum liderin Annan Planı'nı kabul
edeceğini söyleyerek kendisini aldattığını ifade
etmişti. Bugün, uzun yıllar boyunca Türk tarafının
güttüğü yanlış politikanın da katkısıyla
oluşan AB ve uluslararası hukuk kalkanının arkasına
saklanan Rum yönetimi haklarımızı gasp etmeye
çalışmakta, referandumdan bu yana, izolasyonların
kaldırılacağı sözünü veren dünyaya adeta meydan okumakta ve
yarım asır boyunca oluşmuş BM parametrelerini
değiştirmeye çalışarak çözümün ozmosis yoluyla, yani
asimilasyon yoluyla gerçekleşeceğini, hem de BM Genel Kurulu'nda
söylemeye cüret edebilmektedir. Yani kısacası, Rum Yönetimi Lideri
Papadopulos BM Genel Kurulu'nda dünyaya meydan okumaktadır."
Kıbrıslı
Türkleri kimse,
hele de
Papadopulos
Kıbrıs
Türk halkının teslim olma ve haklarından feragat etme gibi bir
niyeti olmadığını, bunu herkesin ve tüm dünyanın iyi
bilmesi gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs sorununun uluslararası destekle ve BM gözetiminde adada
yapılacak müzakerelerle çözümlenebileceğine vurgu yaptı.
Rum
tarafının muhatabının Kıbrıs Türk halkı ve
halkın seçtiği kişiler olduğunu belirten Talat,
"Kıbrıslı Türkleri demokratik yollarla seçilen temsilcileri
dışında hiç kimse temsil edemez. Hele Papadopulos ve hükümeti
Kıbrıs Türk halkıyla ilgili olarak hiç söz söyleyemez.
Papadopulos'un geri plana çekilerek, fanatik sözcüleri
aracılığıyla bize yönelttiği hakaretler bizi
etkilemez, ancak kendi düzeylerini ortaya koyar. Bizim görevimiz
halkımızın haklarını, hukukunu korumak ve elbette
Kıbrıs sorununu çözerek dünya ile bütünleştirmektir" dedi.
İzolasyonların
kaldırılması
çözüme
yardımcı olacak
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, izolasyonların kaldırılmasının
çözüme yardımcı olacağını vurgularken de
şunları kaydetti:
"BM Genel
Sekreteri'nin planını reddederken BM ve AB üyesi olmanın
avantajlarını kullanmaya devam eden Rum tarafının,
Kıbrıslı Türkleri izole etmeye devam etmesi daha ne kadar bir
süreyle devam edebilir... Uluslararası toplumun, Avrupa Birliği'nin
ve ülkelerin izolasyonları kaldırma konusunda harekete geçmelerini
bekliyoruz.
Bizler
izolasyonların kaldırılması çağrısını
yaparken ne halkımıza umut pompalamak istiyoruz, ne de Rum
tarafının iddia ettiği gibi ayrılık peşindeyiz.
Umutlarımız elbette devam ediyor. Hatta umutlanmaktan da öte ulaştığımız
dünyalı vizyonla izolasyonların kalkacağına ve çözüme
ulaşılacağına her zamankinden çok fazla inanıyoruz.
Ayrılıkçılığa
gelince... Biz doğrudan demokrasi yoluyla onu çoktan temize havale ettik.
Ayrılık peşinde olanın, bizimle yetki
paylaşımından kaçarak tahakküm altına alma çabası
ortaya koyanın Papadopulos yönetimi olduğunu kanıtladık.
Bugün dünyada bu gerçeği kabul etmeyen tek bir büyük ülke ve
uluslararası kurum kalmadı. Bunun semeresini görmeye başlayacağımız
günler fazla uzak değildir.
Er geç
birleşik cumhuriyet kurulacak...
İzolasyonların
kaldırılması çözüme yardımcı olacak en doğrudan
yoldur. İzolasyonların kaldırılması Papadopulos'un
bizi eşit kabul etmeme ısrarına en iyi cevap olur. Hem barışa
hayır demenin, hem de diğer toplumu izole etmenin
mantığının olmadığını bilince
çıkarır ve hatta belki de Rum tarafında da bizde olduğu
gibi topyekûn bir iktidar değişikliğine yol açar. Bu arada
ekonomik gelişme sağlayan ve Kıbrıs Rum ekonomisiyle
eşitlenen Kıbrıs Türk ekonomisi, olası çözümün yükünü daha
fazla üstlenir. Böylece Rum toplumu içerisinde Annan Planı'nın
reddedilmesine yol açan en ciddi faktör haline getirilen 'çözümün
faturasının büyük ölçüde Rum halkı tarafından
karşılanacağı' yalan propagandası da
anlamsızlaşır.
Er geç iki
toplumluluğa, iki bölgeliliğe ve Annan Planı'nda
öngörüldüğü şekilde iki devletliliğe dayalı birleşik
bir cumhuriyet kurulacak, Kıbrıs tüm ada halkının ortak evi
olacaktır Ve er geç, Kıbrıslı Türkler de Avrupa
Birliği içinde tam olarak yer alacaklardır. Bugün bizim görevimiz, bu
kaçınılmaz geleceğe Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni
bütün kurumlarıyla hazırlamaktır. Böylece, gelecek
kuşakların, atalarımızdan devraldığımız
kendi kendini yönetme hakkını daha sağlam bir yapıya
ulaştırmış olacağız..."
KIBRIS 15/11/05
İzolasyonlar kaldırılsın tezimizde
ısrarlıyız
Cumhurbaşkanlığı'nda
saat 12.30'da gerçekleşen görüşmenin basına açık bölümünde
BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, Kıbrıs'ta
çözümsüzlüğün uzun süre devam etmesi halinde Kıbrıslı
Türklerinin varlığının ve geleceğinin tehdit
altına gireceğini söyledi.
"Tasos
Papadopulos'u masaya getirmek için izolasyonların
kaldırılması" politikasının istenilen sonucu
vermediğini söyleyen İzzet İzcan, Rum Yönetimi ile diyalogun
olmamasının kendilerine rahatsızlık verdiğini söyledi.
Yarın
sabah Güney Kıbrıs'ta Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'la bir görüşme yapacaklarını dile getiren
İzcan, ülkenin acilen çözüme ihtiyacı olduğunu, Tayvan veya
başka modellerin Kıbrıs Türkünün varlığını
ve geleceğini tehdit edebileceğini kaydetti.
BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ın yeni bir inisiyatif başlatmak için yeterli
zeminin mevcut olmadığını söylemesinin kaygı verici
olduğunu söyleyen İzcan, sürecin bu şekilde devam etmesinin
ülkeye yarar sağlamayacağını söyleyerek,
Cumhurbaşkanı Talat'la görüşmelerinde izolasyon, direk ticaret
ve ambargo konularını görüşeceklerini, ayrıca iki toplumun
liderlerini bir araya getirmeye çalışacaklarını söyledi.
İzcan,
Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB üyelik sürecine
endekslenmesinin endişe kaynağı olduğunu ifade ederek,
10-15 yıl gibi bir sürede Kıbrıslı Türklerin toplumsal
haklarının erozyona uğrayacağının bilincinde
olarak, çözüme yapıcı katkı koymak için
cumhurbaşkanlığını ziyaret ettiklerini kaydetti.
Talat: En temel
hedef çözüm
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat da konuşmasında, Kıbrıs sorununun
çözümünün en temel hedef olduğunu, hiçbir şeyin bunun önüne
geçemeyeceğini söyleyerek, izolasyonun kaldırılmasındaki
ısrarın çözüme yapacağı katkıdan dolayı
olduğunu vurguladı.
Türk
tarafının çözüm için acele etmesi karşısında Rum
Yönetimi'nin tam aksi hareket ederek isteksiz davrandığını
söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, Papadopulos'un Kıbrıslı
Türkleri eşit olarak kabul etmediğini ve Türklerle her çeşit
paylaşıma karşı olduğunu söyledi.
Talat,
Papadopulos'un ozmosis yoluyla Kıbrıslı Türkleri yavaş
yavaş asimile edeceği ve müzakereye hazır
olmadığı yönünde söylemleri bulunduğuna da işaret
ederek, tek çıkış yolunun izolasyonun kaldırılmasının
oynayacağı katalizör rol olduğunu ifade etti.
"Ben
sürekli olarak görüşmeye hazır olduğumuzu söylüyorum... Eskiden
bizim tarafımız isteksizdi, Rum tarafı istekliydi veya öyle
görünüyordu" diyen Talat, Papadopulos'un iyi niyetli olması
gerektiğini, bu isteksizliği aşmaları halinde mutlu
olacaklarını söyledi.
Talat,
İzcan'ın Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a
yapacağı ziyaretin başarılı geçmesi dileğinde
bulundu.
KIBRIS 15/11/05
Rumlar
Türkiyede elçilik açacak
2012
yılının ikinci yarısında Avrupa Birliği dönem
başkanlığını üstlenecek olan Kıbrıs Rum
Kesimi, 2010 yılında Türkiyede bir büyükelçilik açmayı
hedefliyor.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 09:54 TSI 17 Kasım 2005 Perşembe
BRÜKSEL - Avrupa Birliği Konseyi yazmanlığı
tarafından hazırlanan başkanlık takviminde, Güney
Kıbrıs Rum Kesiminin 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren birliğin
dönem başkanlığını üstlenmesi öngörülüyor.
Takvimde ayrıca üye ülkelerin üçüncü
ülkelerde hangi büyükelçilikler tarafından temsil edilecekleri de tespit
edilmiş durumda. Halen Türkiyede bir diplomatik temsilciliği
bulunmayan Rum Kesimi, kendi dönem başkanlığı
esnasında Türkiyede bir büyükelçiliği olacağını öne
sürüyor.
Rum Kesimi, Türkiyenin AB ile sürdüreceği müzakereler esnasında
Ankaranın kendilerini tanıyacağı varsayımında
bulunuyor. Rum Kesimi bu dönemde, Türkiyede birlik üyesi başka bir ülke
tarafından değil, doğrudan bir elçilik açarak kendi
başına dönem başkanlığını temsil
edebileceğini iddia ediyor.
Troyka uygulamasına göre, Rum Kesimi Türkiyede bir elçilik
açmadığı taktirde, dönem başkanlığı
sırasında bu ülkeyi Danimarka veya İrlanda temsil edecek.
Rumların
savunma atağı
RADIKAL 17/11/05
GÜVEN ÖZALP
SERKAN
DEMİRTAŞ
BRÜKSEL/ANKARA
- Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan'ın çabaları ile ilk kez
AB muharebe gücünde yer alırken Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün de AB-NATO gayriresmi toplantısında Rumlarla masaya
oturacağı öğrenildi. Türkiye'nin engellemesi nedeniyle NATO
bağlantılı girişimlerde yer alamayan Rumlar, AB
savunmasında 'etkin rol alma' çabasında.
Rum Yönetimi, AB'nin dünyanın her yerine müdahale edebilecek 'muharebe
grupları' projesine dahil oldu. Yunanistan, Romanya, Bulgaristan ile Güney
Kıbrıs'ın yer aldığı muharebe grubu 2007'de
işlevsel hale gelecek. Yunanistan'ın Romanya ve Bulgaristan'la
muharebe grubu kurma yönünde girişimini öğrenen Türkiye, bu gruba
katılıp 'Balkan muharebe grubu' haline dönüştürülmesini
önermişti. Buna yanaşmayan Atina, Rumları tercih etti. Türkiye,
İtalya ve Romanya'dan oluşan muharebe grubu ise 2010'da işlevsel
hale gelecek. Ancak Türkiye, operasyonlara ilişkin karar mekanizmasında
yer alamayıp sadece koordinasyon toplantılarına katılacak.
Rumlarla masada
buluşma
Bu arada Türkiye, Rumlarla ilk kez gayriresmi NATO-AB dışişleri
bakanları toplantısında bir araya gelmeyi kabul etti. Gül'ün
katılacağı 7 Aralık'taki NATO-AB gayriresmi
toplantısının akabinde verilecek yemekte AB
dışişleri bakanları da yer alacak. Toplantı önerisi
geçen baharda NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Schaffer'dan gelmişti.
Türkiye öneriye toplantının tamamen gayriresmi olması, hiçbir
gündemi olmaması koşuluyla olumlu yanıt verdi.
'Talat'la
görüşürüm'
RADIKAL 17/11/05
AA - LEFKOŞA - KKTC'deki
Birleşik Kıbrıs Partisi'nin (BKP) lideri İzzet İzcan,
Rum lideri Tasos Papadopulos ile görüştü. İzcan, Rum liderin evindeki
görüşme sonrası Papadopulos'un BM nezdinde Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile görüşmeye hazır olduğunu söylediğini
belirtti. İzcan, Papadopulos'un, Talat ile sosyal ortamdaki bir
görüşmenin fayda getirmeyeceği görüşünü aktararak,
Papadopulos'un görüşmelerin yeniden başlaması için iyi bir
hazırlık dönemi gerektiği görüşünde olduğunu da ifade
etti. İzcan'a göre Rum lideri, BM'nin yılbaşından önce
girişim yapmasını bekliyor.
Mülkiyet rejimi
değişiyor
|
"BAZI HUKUKSAL
DEĞİŞİKLİKLER YAPMAK ZORUNDAYIZ"...
Başbakan Ferdi Sabit Soyer, Londra'da yaptığı halka
açık toplantıda, Rumların açtığı mal
davalarına karşı anayasanın mülkiyet yapısına
ilişkin 159. maddeyi değiştirebileceklerini söyledi. Soyer,
"Rumlar tarafından bizim aleyhimize kullanılacak birtakım
unsurları düzenleyerek bazı hukuksal değişiklikleri
yapmak zorundayız. Bunun sonucu olarak da anayasanın 159.
maddesinde belli bir değişiklik düşünüyoruz." dedi RUMLARIN MAL DAVALARI
CİDDİ BİR TEHLİKE ARZ EDİYOR... Rum
tarafının açtığı mal davalarının Kuzey
Kıbrıs'ın önünde ciddi bir tehlike arz ettiğini
vurgulayan Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkı olarak
hukuksal alanda mücadele etmeyi ihmal ettiklerini söyledi. Soyer, 30 yıl
önce yapılması gereken bir çok şeyi ihmal ettiklerini ve
şu andaki hükümetin cumhurbaşkanı ile birlikte bu anlamdaki
çalışmaları ileriye taşımaya karar verdiklerini
kaydeden Eylem ERAYDIN / LONDRA Başbakan Ferdi Sabit
soyer, KKTC'nin kuruluşunun 22. yıldönümü dolayısıyla
Londra'da düzenlenen resepsiyon öncesi yaptığı halka açık
toplantıda, anayasanın mülkiyet yapısıyla ilgili 159. maddesinin
değiştirilmesine ilişkin açıklamalarda bulundu. Rum tarafının
açtığı mal davalarının Kuzey
Kıbrıs'ın önünde ciddi bir tehlike arz ettiğini
vurgulayan Başbakan Soyer, Kıbrıs Türk halkı olarak
hukuksal alanda mücadele etmeyi ihmal ettiklerini söyledi. 30 yıl önce
yapılması gereken bir çok şeyi ihmal ettiklerini ve şu
andaki hükümetin cumhurbaşkanı ile birlikte bu anlamdaki
çalışmaları ileriye taşımaya karar verdiklerini
kaydeden Ferdi Sabit Soyer, sözlerini şöyle sürdürdü: "Loizidu davası
yeterince ciddiye
alınmadı" "Hukuksal anlamdaki
mücadelemizin bir parçası da mülkiyet yapısıdır. Daha
önce Loizidu davasını iyi müdafaa edemedik, bunu açıkça
söylüyorum. Bu dava yeterince ciddiye alınmadı. Ayrıca Kuzey
Kıbrıs'a uygulanan izolasyonların temelinde de bu sorun
yatıyor. Çünkü 1962'de Rum tarafı ile birlikte Avrupa
Topluluğu'na birlikte müracaat ettik. 1973'de ise dönemin
cumhurbaşkanı muavini olan Sayın Denktaş'ın
onayıyla da 74'den 1995'e kadar Avrupa'ya gümrüksüz mal sattık ve
Avrupa Ekonomik Topluluğu'nun tüm unsurlarından yararlandık.
Ancak 1991'de dönemin hükümeti ansızın bir gecede Mağusa
Gümrüğü'nde kullanılan mührü değiştirdiğinde Rum
tarafı bu değişiklik üzerine İngiltere'de mahkemeye
gitti. Tarım ve Balıkçılık
Bakanlığı'nı dava etti. 1991'den 1994'e kadar
İngiliz ve Avrupalı yetkililerin bütün çağrılarına
rağmen bu davaya taraf olunmadı. Bu davayı müdafaa etmedik ve
kaybedildi. Ve Rum tarafı bunu AB Adalet Divanı'na götürdü.
İşte bundan ötürü şimdi Loizidu davasını yaşayan
ve bunun sıkıntılarını bilen taraf olarak,
Kıbrıs Türkünün güneydeki mülkiyet meselesi ile ilgili gerekeni
yapmaya kararlıyız. Bu konuda fazla konuşmak istemiyorum. Bu
mahkemelerde görüşülecek bir konudur." Bu noktada Rumların
açtığı (arrest) mal davalarının tehlikesini ve
Loizidu davasının emsal olarak alma konusunda mahkemelerin karar
aldığını belirten Başbakan Soyer, "Bunun
getirdiği sorunları göğüslemek zorundayız. Bizim
aleyhimize kullanılacak bazı unsurları düzenleyerek bazı
hukuksal değişiklikleri yapmak zorundayız. Bunun sonucu olarak
da anayasanın 159. maddesinde belli bir değişikliği
düşünüyoruz."dedi. Birlik beraberlik
çağrısı KKTC Londra
Temsilciliği'nin düzenlediği resepsiyon öncesi Başbakan Soyer,
Londra'da yaşayan Kıbrıslı Türklerle bir araya gelerek,
birlik ve beraberlik çağrısında bulundu. Büyük bir katılımın
olduğu toplantıda başbakan, Kıbrıs'ta gelinen son
noktayı değerlendirdi ve Kıbrıs Türküne siyasal
eşitlik sağlanana kadar çözüm için mücadele edeceklerini söyledi. Kuzey Kıbrıs'a
uygulanan izolasyonların kaldırılması ve Kıbrıs
Türkünün dünyayla kaynaşması için yurtdışında
yaşayan Kıbrıslı Türklere büyük görevler
düştüğünü ifade eden Başbakan şunları kaydetti; "
Kıbrıs'ta çözüm için ve ülkemizin ekonomik yapısını
geliştirmek için size çok ihtiyacımız var. Sizin de
anavatanınız Kıbrıs'a ihtiyacınız var. Biz
sizinle et ile tırnak gibiyiz. Farklı düşüncelerimiz olabilir
bunlar bizim zenginliğimizdir. Ortak bir noktada birleşip
işbirliği yapmalıyız. Biz mücadelemizde kendimizi
yalnız hissetmiyoruz. Çünkü size ve halkımıza
güveniyoruz." Kıbrıslı
Türklerin adada ki çözüm mücadelesinde, Kıbrıs Rum
tarafının kışkırtmalarına gelmemeleri
gerektiğinin altını çizen Başbakan " Bu konuda
sinirlerimiz çelikten olmalıdır." diye konuştu. KAMUNET geliyor Toplantıda hükümet
olarak kamu yönetiminde ciddi reformlar yapacaklarını da belirten
Başbakan Soyer, bu konuda İngiliz hükümeti ile ortak
çalışmalar yaptıklarını söyledi. Özellikle
yurtdışında yaşayan vatandaşların
başkonsolosluk işlemleri için ' KAMUNET'i hizmete
sokacaklarını kaydeden Başbakan Soyer, "Artık
yurttaşımız posta idaresinden alacağı şifreli
bir kartla, KAMUNET'e girecek ve doğum kağıdı, askerlik
belgesi, tapu, kimlik ve pasaportlarını dünyanın her yerinden
alma hakkına sahip olacaktır."dedi. |
KIBRIS 17/11/05
Turizm için umut
ÖNEMLİ TANITIM...
Dünyanın dört bir yanından alıcı ve
satıcıların bir araya geldiği, Dünya Turizm Fuarı'na
katılan KKTC, büyük ilgi gördü. KKTC, fuarda 135 metrekarelik alandan
kurulan ve Girne'deki Belapais Harabeleri'ni anımsatan standı ile
Kıbrıs Türk turizminin dünya pazarında tanıtımını
yaptı
Eylem ERAYDIN/ LONDRA
Dünyanın dört bir
yanından alıcı ve satıcıların bir araya
geldiği, Dünya Turizm Fuarı'na katılan KKTC büyük ilgi gördü.
KKTC, fuarda 135
metrekarelik alandan kurulan ve Girne'deki Belapais Harabeleri'ni
anımsatan standı ile Kıbrıs Türk turizminin dünya
pazarında tanıtımını yaptı.
Bu yıl
26'ncısı düzenlenen ve dünyanın en büyük 2. turizm fuarı
olan "World Travel Market", Londra Excel Fuar Merkezi'nde
başladı.
Fuara Kıbrıs'tan,
Kıbrıs Türk Otelciler Birliği, Kıbrıs Türk Seyahat
Acenteleri Birliği ile çok sayıda turizm acentesi ve tur operatörü
katıldı.
Londra'da faaliyet
gösteren, aralarında Anotiolan Sky, Cyprus Direct, Cyprus Paradise gibi
turizm şirketlerinin de yer aldığı fuarı, ikinci
gününde Londra temaslarını sürdüren Başbakanı Ferdi Sabit
Soyer de ziyaret etti.
Turizm acentelerinin
yetkilileriyle görüşen ve fuar hakkında bilgi alan Başbakan
Soyer, Kuzey Kıbrıs'ın böylesine önemli bir turizm fuarında
yer almasından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Ülkemizi burada,
dünyanın en büyük turizm ülkeleri arasında görmekten büyük şeref
duydum" dedi.
KKTC Londra
Temsilciliği Turizm Bürosu yetkilileri, Kuzey Kıbrıs olarak her
yıl bu fuara katıldıklarını belirterek, geçen
yıllara nazaran bu yıl ilginin çok yüksek olduğunu ifade ettiler.
Kuzey Kıbrıs'ın özellikle doğal güzellikleri nedeniyle
katılımcıların ilgisini çektiğini vurgulayan
yetkililer, amaçlarının Kuzey Kıbrıs'ın turizmini tüm
dünyaya açmak olduğunu söylediler.
Bu tür fuarların Kuzey
Kıbrıs'ın tanıtımı için oldukça önemli
olduğunu kaydeden turizm acenteleri ise fuarla ilgili olarak,
"Ziyaretçiler özellikle Kuzey Kıbrıs'a ulaşım
konusunda tedirginler. Ülkemize gelmeyi ve orda tatil yapmayı çok
istiyorlar ancak direkt uçuşlar olmadığı için, bize en
kolay yoldan nasıl gelebileceklerini soruyorlar" şeklinde
konuştular.
Kuzey
Kıbrıs'ın tanıtım afişlerinin yer
aldığı stand da ayrıca topraktan yapılan seramikler ve
hasırdan işlenerek yapılan küçük hediyelik eşyalar büyük
ilgi gördü. Geleneksel eski Kıbrıs kıyafetleri ile servis yapan
stand görevlileri ise gün boyunca konuklara Türk kahvesi ve badem ikram
ettiler.
TC ve KKTC Turizm
Bakanları fuarda
Ekonomi ve Turizm
Bakanı Derviş Kemal Deniz, fuar kapsamında Türk ve yabancı
basının katıldığı bir basın
toplantısı düzenledi. Toplantısı sonrası Kuzey
Kıbrıs standında yerli ve yabancı tur operatörleriyle
görüşmeler yapan bakan Kemal Deniz, daha sonra standı ziyaret eden TC
Turizm ve Kültür Bakanı Atilla Koç'u ağırladı.
TC Turizm ve Kültür
Bakanı Atilla Koç ve milletvekillerinden oluşan heyet, Kuzey
Kıbrıs standını gezerek, Bakan Derviş Kemal Deniz'den
Kuzey Kıbrıs'taki son gelişmeler hakkında bilgi aldı.
14 Kasım Pazartesi
başlayan ve 4 gün sürecek olan fuarı, geçen yıl 28 binin
üzerinde konuk ziyaret etmişti. Bu yıl bu rakamın çok daha
üstünde bir katılım beklendiği bildirildi.
KIBRIS 17/11/05
İzcan: Papadopulos,
Talat ile BM nezdinde görüşmeye hazır
GÖRÜŞME YARARLI
GEÇTİ... BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, Kıbrıs Rum
Yönetimi lideri Papadopulos ile yararlı bir görüşme
yaptıklarını ve Papadopulos'un BM nezdinde
Cumhurbaşkanı Talat ile görüşmeye hazır olduğunu
söylediğini açıkladı
Bileşik
Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan,
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tassos Papadopulos ile
yaptığı görüşmede, Papadopulos'un BM nezdinde Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile görüşmeye hazır olduğunu söylediğini
açıkladı.
İzzet İzcan, dün
sabah Papadopulos'la görüşmesinin yer aldığı
Lefkoşa'nın 10 km dışındaki Deftera köyündeki Tassos
Papadopulos'un evinin avlusunda basına açıklama yaptı.
Yaklaşık iki saat
süren görüşmede basın mensuplarının görüntü almasına
izin verilmedi ve Papadopulos basının önüne çıkmadı.
İzzet İzcan
açıklamasında, Papadopoulos ile yaptığı
görüşmenin yararlı olduğunu ve görüşmede görüşmelerin
yeniden başlaması için gerekli olan ortamı yaratmaya yönelik
nelerin yapılabileceğini, iki toplum arasında ilişkilerin
nasıl geliştirilebileceğini ve mali yardım tüzüğü
hakkında görüş alış verişinde bulunduklarını
kaydetti.
Papadopulos'un
görüşmelerin en yakın bir zamanda başlamasını
istediğini belirten İzcan, Papadopulos'un görüşmelerin yeniden
başlayabilmesi için iyi bir hazırlık dönemi gerektiği
görüşünde olduğunu çünkü Kıbrıs'ın yeni bir
başarısızlığı yeni bir yenilgiyi
kaldıramayacağını söyledi.
"Ancak
Kıbrıs sorunu sonsuza kadar bekleyemez çünkü kalıcı bir
ayrılık eskisinden daha güçlü bir olasılık" diyen
İzcan, Nisan 2004 referandumundan sonra iki toplum arasındaki
ilişkinin kötüye gitmekte olduğunu kaydetti.
İki kesimde bazı
siyasi parti temsilcilerinin karşı toplum için tahrikkar üslup
kullandığını ve bunun iki taraf arasındaki
ilişkiyi zehirlediğini belirten İzcan, tüm kesimlere
çağrı yaparak buna son verilmesini istedi.
Papadopulos, Talat'la
görüşmeye hazır
"Papadopulos, BM
gözetiminde Talat ile her an görüşmeye hazır olduğunu
söyledi" diyen İzcan, ancak Papadopulos'un, Talat ile yapılacak
sosyal ortamdaki bir görüşmenin fayda getirmeyeceği görüşünde
olduğunu da ifade etti.
Papadopulos'un, böyle bir
görüşmenin olması için BM tarafından çök iyi bir
hazırlık yapılması gerektiğini savunduğunu
belirten İzcan, "Papadopulos, 'iyi bir hazırlık
yapılmadan başlayacak görüşmelerin, bir yere varması mümkün
değildir. İkinci bir hayır istemiyoruz' dedi. Planın
aynı şekliyle referanduma sunulması durumunda daha yüksek bir
oranda hayır çıkacağını söyledi" şeklinde
konuştu.
Muhtemel bir
antlaşmanın BM planı çerçevesinde olacağı konusunda
Papadopulos'la aynı fikirde olduklarını ifade eden İzcan,
"Hiçbir BM evrakı yok sayılmaz tüm BM planları
masadadır....şu anda gerekli olan, bizi pazarlık masasına
götürecek olan gelişmelerin yapılmasıdır" dedi.
Papadopulos'un diğer
siyasi partilerle görüşmeye sıcak baktığını ve
bunu yapabileceğini belirten İzcan, Papadopulos'un,
Cumhurbaşkanı Talat'ın toplum lideri olmasından dolayı
ancak BM nezdinde görüşebileceklerini söylediğini belirtti.
Değişiklikler
BM'ye iletildi
Kıbrıs Rum
kemsinin BM planı üzerinde istediği değişiklikleri BM Genel
Sekreterine verdiğini Papadopulos'un kendisine ilettiğini belirten
İzcan, değişikliklerin 11 tane olduğunu ve bu değişikliklerin
bir kez daha "hayır" getirmeyeceği konusunda emin
olunması gerektiğini kaydetti.
Kıbrıs Rum Kesimi
tarafından önerilen değişikliklerin içeriğini
görüşmediklerini söyleyen İzcan, ancak Rum kesiminin planda öngörülen
anayasanın çalışırlığı konusunda endişeleri
olduğunu, bunun yanında güvenlik ve mülk ile ilgili bölümlerin
olduğu şekliyle kabul edilemez olduğunu kaydetti.
İzcan, Papadopulos'un,
planın Kıbrıslı Rumları büyük
haksızlığa uğrattığını ve mevcut Annan
Planının kabul edilmesi durumunda yönetimde krize yol
açacağına inandığını belirtti.
Papadopulos, BM'nin
yılbaşından önce girişim yapmasını bekliyor
Papadopulos'un
yılbaşından önce girişim yapmasını
beklediğini ifade eden İzcan: "Papadopulos, BM Genel
Sekreterinin buraya temsilcilerini göndererek zemini oluşturma yönünde bir
çaba içerisine gireceğini söyledi " dedi.
Papadopulos'un 2006
yılı içerisinde çözüm sürecinin başlamasını
beklediğini de kaydeden İzcan, görüşmelerde Rum kesiminin
karşı durduğu hakemlik ve görüşmelerin takvime
bağlanması konusunda ise Papadopulos'un konuların
görüşülmesi için zaman tanınabileceğini fakat önceki gibi
tarihlerin bellenmesine karşı oldukları görüşünde
olduğunu ifade etti.
Papadopulos ile Avrupa
Komisyonunun sunduğu direk ticaret ve 259 milyon Euro'luk mali yardım
tüzüklerini de görüştüklerini söyleyen İzcan,
"Anladığım kadarıyla Kıbrıs Rum kesiminin,
mali yardım tüzüğünü veto etme düşüncesi yoktur,
Kıbrıs Rum kesimi bu tüzüğün önüne herhangi bir engel
koymuyor" dedi.
Papadopulos'un, bu konuyu
AB'nin çözülmesi gerektiğini belirttiğini ifade eden İzcan, mali
yardımda öngörülen 259 milyon euronun bir kısmının
kaybedilebileceğini bu nedenle sorunun yıl sonuna kadar çözülmesi
gerektiğini kaydetti.
İzcan, Papadopulos'un
direkt ticaret ve mali yardım tüzüğünün birleştirilmesine
kesinlikle karşı çıktığını da sözlerine
ekledi.
Kıbrıs Rum
Yönetiminin "Kıbrıs Anayasası" üzerinde öngördüğü
değişikliklerin de görüşüldüğünü belirten İzcan,
"Bize söylenen, bu değişikliklerin Kıbrıs Türk toplumunun
toplumsal haklarını engellemeyeceğidir" dedi.
İzcan,
"Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasına, "AB
anayasasının "Kıbrıs Cumhuriyeti" anayasası
üzerinde olduğu" ibaresi eklenilebileceğini ve böylece
endişelerin giderilebileceğinin de konuşulduğunu söyledi.
KIBRIS 17/11/05
Nikiforos'a misilleme
YALNIZCA KKTC'DEKİ
BİRLİKLER KATILACAK... Türkiye Kara Kuvvetleri Komutanı
Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Rumların Nikiforos
tatbikatının ardından kendilerinin de Kıbrıs'ta Toros
tatbikat yapacaklarını açıkladı. Büyükanıt, bu
tatbikatın dışarıdan takviye alınmadan sadece
Kıbrıs'taki birliklerle yapılacağını kaydetti
TAN: HAZIRLIKLAR SÜRÜYOR...
Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık
Tan da Rumların Nikiforos tatbikatına karşılık olarak
Toros tatbikatının yapılması konusunda hazırlıkların
devam ettiğini söyledi
Türkiye Kara Kuvvetleri
Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Rumların Nikiforos
tatbikatının ardından kendilerinin de Kıbrıs'ta Toros
tatbikatı yapacaklarını açıkladı. Büyükanıt, bu
tatbikatın dışarıdan takviye alınmadan sadece
Kıbrıs'taki birliklerle yapılacağını kaydetti.
Büyükanıt, bu
açıklamayı, KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu'nun
Sheraton Otel'de verdiği 22'nci yıl resepsiyonunda yaptı.
Kara Kuvvetleri
Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Nikiforos tatbikatına
ilişkin soru üzerine, bu tatbikatın yapılmadığı
dönemde Türkiye'nin de tatbikat yapmadığını, ancak
şimdi bu tatbikatı yapacaklarını kaydetti.
Büyükanıt, bu
tatbikatın dışarıdan takviye alınmadan sadece
Kıbrıs'taki birliklerle yapılacağını da sözlerine
ekledi.
Tan: Nikiforos
tatbikatına karşılık Toros tatbikatı
Türkiye
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan,
Rumların Nikiforos tatbikatına karşılık olarak Toros
tatbikatının yapılması konusunda
hazırlıkların devam ettiğini söyledi.
Tan, haftalık
basın toplantısında, "Rumların Nikiforos tatbikatına
karşılık olarak KKTC'nin de küçük bir tatbikat
yapacağı söyleniyor. Bu doğru mu? Bu tatbikat ne zaman
yapılacak" şeklindeki soru üzerine, "Doğrudur, Toros
tatbikatının yapılması konusunda hazırlıklar
devam etmektedir" dedi.
Sözcü Tan,
"tatbikatın sadece KKTC'deki birlikler tarafından mı
yapılacağı, Türkiye'den de katılımın söz konusu
olup olmadığı" sorusunu yanıtlarken, "Konu büyük
ölçüde askeri yanları olan bir konudur. Bu aşamada
ayrıntıya girmek istemem" dedi.
Tan, Türkiye'nin Avrupa
Savunma Ajansı ile anlaşma imzalamasını Rumların veto
ettiği haberlerinin sorulması üzerine de, "Rum yönetiminin geçen
nisan ayında Brüksel'de Türkiye ile Avrupa Savunma Ajansı
arasındaki idari düzenleme belgesinin ele alındığı
toplantının olumlu neticelenmesini siyasi mülahazalarla bloke
ettiğini" kaydetti.
TC Milli Savunma
Bakanı Vecdi Gönül'ün, AB Dönem Başkanı sıfatıyla
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ve AB Ortak
Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana'ya birer
mektup yazarak, konudan duyulan rahatsızlığı dile
getirdiğini ifade eden Tan, Türkiye'nin üye ülkeler nezdindeki
girişimlerinin devam ettiğini belirtti.
Dışişleri
Sözcüsü Namık Tan, bir başka soru üzerine de şunları
söyledi:
"Bu konuda
basınımızda birtakım haberler yer almıştı;
Türkiye'nin NATO ile AB arasındaki gayri resmi, operasyonel konuların
ele alınmadığı, gündemi bulunmayan toplantılara Güney
Kıbrıs Rum yönetiminin de katılmasına rıza
gösterdiği şeklinde...
Bu çerçevedeki bir
toplantı bugüne kadar gerçekleşmedi. Belki hatırlayacaksınız,
Vilnius'ta o zaman Genel Sekreter, yılda 2 defa bu tür bir
toplantının düzenlenmesini üye ülkelere önermişti. Bu öneri
çerçevesinde söylenen türde bir toplantı henüz yapılmadı."
KIBRIS 17/11/05
Edinburghdan soykırım
kararı
İskoçyanın Edinburgh kenti belediye başkanı ve
İşçi Partisi grup başkanı Donald Anderson tarafından
hazırlanarak, belediye meclisine sunulan sözde Ermeni
soykırımı tasarısı, İngiltere Türk Dernekleri Federasyonu
ve Türk vatandaşlarının karşı kampanyalarına
rağmen, 16 ret oyuna karşılık, 29 oyla kabul edildi.
Belediye meclisinin İşçi Partili üyeleri, tasarı lehinde oy
kullandı.
Liberal Demokrat Partili üyelerin de desteklediği tasarı için,
Muhafazakar Parti grubu ise blok olarak karşı oy kullandı.
Anderson, tasarıyı kabul ettiklerini, ancak bu durumun Türkiyenin AB
üyeliğini etkilememesi gerektiğine inandıklarını
söyledi.
HURRIYET 18/11/05
Lefkoşanın güneydeki
başkanı Zabelas, Biz Lokmacıyı açmaya hazırız
deyince, Kutlay Erk meydan okudu: Eğer barikatı açmaya gücü varsa,
aynen bizim Bostancı Sınır Kapısında
yaptığımız gibi, tek taraflı olarak açsın. Bu
sözlerim ona meydan okuma olsun. Adamsa, yapsın da görelim
Kelly: Altyapı problemleri var, gerçekçi olalım
Lefkoşa
Türk Belediye Başkanı Kutlay Erk ve Güney Lefkoşa Belediye
Başkanı Michalakis Zambelas, Ledra Yolunun (Lokmacı
Barikatı) açılmaması için hiç bir neden
olmadığını vurguldılar.
Kıbrıs
Rum Kesiminde yayımlanan Cyprus Mailin haberine göre, Erk ve Zambelas
Lokmacı Barikatının açılmasını engelleyen
siyasi, askeri veya başka bir engel bulunmadığını
kaydettiler.
Habere
göre, Zambelas, barikatın yılbaşından önce
açılmasını amaçladıklarını, buna hazır
olduklarını söyledi ve Türk tarafının da hazır
olduğu yönünde fikir belirtti. Haberde, Zambelasın Kıbrıs
Türk yetkililerden yeşil ışık almaları halinde hemen
çalışmalara başlayabileceklerini ifade ettiği ve
çalışmaların,
başladıktan sonra en geç bir ay içerisinde
tamamlanacağını belirttiği de yer aldı.
ERK:ADAMSA YAPSIN DA GÖRELİM
Gazeteye
göre, Zambelasın Lokmacı
Barikatıyla ilgili beyanatına dün karşılık veren
Kutlay Erk ise aylar önce yeşil işık yaktıklarını
vurguladı ve Eğer
barikatı açmaya gücü varsa, aynen bizim Bostancı Sınır
Kapısında yaptığımız gibi, tek taraflı
olarak açsın. Bu sözlerim ona meydan okuma olsun. Adamsa, yapsın da
görelim. Eğer barikatın kendi taraflarında olan
kısmını açarsa, bizim taraftaki kısmını açık olarak görecektir dedi.
Haberde,
LTB Başkanı Kutlay Erkin, Kıbrıs Rum Hükümeti ve Rum Askerinin karşı
duruşundan dolayı
barikatın
açılmasına izin
verilmeyeceğinin altını çizdiği ve Zambelas bile, Ledra
Yoluyla ilgili bu gözlemi değiştiremez dediği de yer aldı.
Zambelas
ise, Erk ve Kıbrıslı Türk yetkililerin, barikatın açılmasıyla ilgili
Türk askerinden olumlu sinyal alıp
almadığı yönünde şüpheleri olduğunu söyledi
fakat Zambelasın sözlerine cevap veren Erk, Kıbrıs Türk
tarafında konuya yönelik herhangi bir askeri engelin
bulunmadığını belirtti ve onun tarafında
sanırım var şeklinde konuştu.
Kelly:
Açılışı geciktirecek problemler var
Öte
yandan, konuyla ilgili Cyprus Maile konuşan BM Sözcüsü Brian Kelly ise
barikatın açılmasını geciktirecek bazı lojistik ve
altyapı problemleri olduğunu belirtti ve Bölgede halledilmesi gereken
önemli altyapısal sorunlar var, gerçekçi olalım. Bu 30 meterelik bir kapıyı açmak gibi basit bir konu değil, buraya
yakın yerlerin güvenliğini sağlamak gerekir diye
konuştu. Kellynin, ilerleme sağlamak için Bostancıdaki EU
destekli proje gibi bir düzenleme yapmak gerekeceğini belirttiği de
haberde yer aldı.
Cyprus
Mailin bugün manşetten verdiği haberde sınır
kapılarıyla ilgili şu ifadeler de yer aldı:
Ara bölgede
açılan son sınır kapısı, geçtiğimiz Ağustos ayında bir yıldan uzun
süren tarışmalar ve karşılıklı suçlamalar
sonucunda açılan Bostancı Sınır kapısıydı.
Bostancı Sınır Kapısıyla ilgili tarışmalar
Kıbrıs Türk tarafının kapının kendi
taraflarındaki kısmıyla ilgili çalışmaları
tamamlayıp, kapıyı tek taraflı olarak açması ve Rum
tarafıyla AByi tamamen hazırlıksız yakalamasıyla sona
ermişti. Bunun üzerine AB ve Rum tarafı da
çalışmalarını hızlandırmış ve kapı
karşılıklı geçişlere açılmıştı.
Adadaki
Türkler ve Rumlar arasına konan ilk fiziki bariyerin Ledra Caddesi
üzerinde olması buradaki barikatın
açılmasına sembolik bir anlam da katıyor. Lokmacı
Barikatı 1958 yılında İngiliz sömürge yönetimine
karşı mücadele veren Kıbrıslı Rumların
Kıbrıslı Türklere karşı da düşmanca
davranması sonucunda yerleştirilmişti. Lokmacı
Barikarının
açılması bir yıl önce Kıbrıs Rum Yönetimi
tarafından yapılan öneriyle gündeme gelmiş, ancak Türk askerinin
ara bölgenin mayınlardan temzilenmesine karşı
çıkmasıyla adım atılmamamıştı. Bu arada,
geçen yıldan bu yana ara bölgede
başlatılan mayın temizleme çalışmaları çerçevesinde
bölgedeki mayınlar temizlendi
YENIDUZEN 18/11/05
BMye
yazılı belge verilmedi
Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Kıbrıs Rum Yönetiminin Annan
Planında istedikleri değişikliklere yönelik Birleşmiş
Milletlere hiçbir zaman yazılı belge sunmadığını
belirtti, Hiçbir zaman yazılı belge vermemişlerdir.
İstedikleri değişiklikler ne bize ne de Birleşmiş
Milletlere iletildi dedi.
Pertev, Birleşik Kıbrıs Partisi heyetinin dün Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papaopulos ile
görüşmesinin ardından yapılan açıklamalar ve
Kıbrıs konusundaki son gelişmelerle ilgili
değerlendirmelerde bulundu.
Raşit Pertev, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Siyasi
İşlerden Sorumlu Eski Yardımcısı Sir Kieran
Prendergastın yaz başı Adaya gerçekleştirdiği
ziyareti sırasında Kıbrıs Türk ve Rum taraflarıyla
görüştüğünü ve bu görüşme öncesinde Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annanın kendi adıyla anılan
Planındaki değişiklik önerilerini nihai ve net bir şekilde
istediğini anımsattı.
Rum Yönetiminin bu istemi bu güne kadar yerine getirmediğini,
Prendergastaa şifahi olarak bilgiler verildiğini anlatan
Pertev, Hiçbir zaman yazılı belge vermemişlerdir.
İstedikleri değişiklikler ne bize ne de Birleşmiş
Milletlere iletildi dedi.
Raşit Pertev, görüşme sürecinin başlaması ve görüşme
masasında yol alınabilmesi için Güney Kıbrıs Rum
Yönetiminin daha ciddi tutum içinde olması gerektiğini vurgulayarak,
Rum liderliğinin değişiklik istemlerini sunmuş
olmaları durumunda bugün Annan Planı zemininde müzakerelerin
başlamış olabileceğini ifade etti.
Kıbrıs sorununun çözümü yönünde Birleşmiş Milletlerin
önümüzdeki aylarda Adada bir çalışmasının olup
olmayacağı yönündeki soruyu da yanıtlayan Pertev, bu yönde bir
çalışmanın gündemde olduğunu açıkladı.
ABD ziyaretinde ele aldık
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Amerika Birleşik
Devletlerinde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annanla
görüştüğünü, kendisinin Genel Sekreter
Yardımcılarından İbrahim Gambari ile biraraya
geldiğini anımsatan Pertev, görüşmelerde bu konuların da
ele alındığını söyledi.
Birleşmiş Milletler yetkillerinin önümüzdeki günlerde
Kıbrısa gelerek müzakerlerin başlaması yönünde
çalışma yapmasının gündemde olduğunu belirten Pertev,
bunu nabız yoklamaktan daha ileri bir çalışma olarak nitelendirdi.
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Raşit Pertev,
Kıbrısta bir çözüme ulaşabilmek için her iki tarafın da
bunu istemesi gerektiğini ancak Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin bu
konuda iyi niyetli bir tutum sergilemediğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talatın birçok kez görüşmelere hazır
olduğunu açıkladığını kaydeden Pertev, Önemli
olan komuşularımızın niyetinin ne olduğudur dedi.
Rum tarafı görüşmelere iyi hazırlanılması
gerektiği yönünde görüşler ileri sürerken, hiçbir konuda
Kıbrıs Türk tarafıyla muhatap olmadığına
işaret eden Pertev, bu şekilde bir hazırlık süreci ve Rum
yönetimin bu tutumuyla dolaylı olarak görüşme
olmayacağını söylediğini kaydetti.
Pertev, Rum tarafının özellikle referandumdan sonra insani konularda
dahi Kıbrıs Türk tarafını muhatap almaktan
kaçındığına dikati çekerek, Bu da Rum Yönetiminin iyi
niyetli olamayan tutumunu gösteriyor. Savaşta olan ülkeler arasında
bile diyalog sürer ki bu Adada 30 yıldır savaş yoktur dedi.
Mali Yardım Tüzüğü konusundaki son gelişmelerle ilgili bir
soruyu da yanıtlayan Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı Raşit Pertev, Rum Yönetiminin bu konuyu yokuşa
sürdüğünü kaydetti.
Rum tarafının mali yardım tüzüğü konusunda engelleme
çalışmaları bulunduğu yönünde bilgileri olduğuna
işaret eden Pertev, Müzakere masalarında ve çeşitli yollarla
bunu yapmaya çalışıyorlar. Ancak bunun faturasını
Kıbrıs Türk tarafına çıkarma gibi bir girişim
hissetmekteyiz. Bu da iyi bir tavır değildir diye konuştu.
Kıbrıs Türk tarfının Mali Yardım Tüzüğü
konusundaki görüşlerini net bir biçimde açıkladığına
dikkati çeken Raşit Pertev, Mali yardım tüzğünün birçok nedenden
dolayı onaylanmadığını ancak ret de edilmediğini
söyledi.
Pertev, Avrupa Birliğinin bu tüzüğü geçirmesi halinde hiçbir
şekilde uygulanmasının engellenmeyeceğini vurguladı.
(brt)
YENIDUZEN 18/11/05
Güneyde gündem:
İZZET
İZCANIN ZİYARETİ YANKI YARATTI.. Güney Kıbrısta
yayımlanan gazeteler, Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel
Sekreteri İzzet İzcanın önceki gün görüştüğü Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulosa götürdüğü;
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla görüşmesine ilişkin
önerinin yankılarına geniş yer verdiler ve Rum Yönetimi
Başkanının; uzun zamandır ilk kez Cumhurbaşkanı
Talatla görüşme olasılığını göz ardı
etmediğine dikkat çektiler!
Papadopulostan Talatla
görüşmek için şartlar
MAHİ
Tasos Talatla Görüşmek İçin
Şartlar Koşuyor Ancak BM Himayesinde başlığyla yansıttığı haberinde
Rum Yönetimi Başkanının uzun zamandır ilk kez;
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatla görüşme olasılığını göz ardı
etmediğini ancak bunu izah ederken; böyle bir görüşmenin ancak BM
himayesinde gerçekleşebileceğine vurgu yaptığını
yazdı, özetle şöyle devam etti:
Ancak Papadopulos buna paralel olarak;
Talatla nezaket veya sosyal nitelikli bir görüşme yapma
olasılığını reddetti ve bunu açıklarken; böyle
bir görüşmenin halkta beklentilere ve sahte duygulara yol
açacağını, BM prosedürü dışındaki
görüşmelerin ise; ABne yönelik yükümlülüklerini zamanında yerine
getirmekten kaçınan Türkiye için
bahane olarak
kullanılabileceğini söyledi.
Başkan
Tasos Papadopulosun
Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talatla
görüşmesi konusunu; Birleşik
Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri İzzet İzcan,
Papapadopulosla önceki günkü iki saatlik görüşmesi sırasında
gündeme getirdi. Papadopulosun Strakkadaki evinde gerçekleşen
görüşme sonrasında basına açıklamada bulunan İzcan,
Başkan Papadopulostan Talatla görüşmesini istediğini
belirterek; Papadopulosun Talatla, Birleşmiş Milletler himayesinde
görüşmeye hazır olduğunu saptadığını
söyledi. İzcan her iki
tarafın siyasi parti başkan ve temsilcilerini
yakışıksız
nitelemelerden ve iyiye hizmet etmeyen propaganda söylemlerinden
vazgeçmeye çağırdı.
Rum
basınının elde ettiği bilgilere göre BM temsilcisi
Wlosowiczten Talat ve Papadopulosa anında davet:
Buyurun, telefonumu biliyorsunuz
ALİTHİA
Gazetesi Buyurun Telefonumu Biliyorsunuz Wlosowiczden Tasos Papadopulosa
ve Mehmet Ali Talata Anında Davet
Flaş: Kıbrıslı Türkler Tasosun Annan Planında Yapılmasını
İstediği 11 Değişiklikten Haberdar! başlık ve
spotlarıyla manşete çektiği haberinde BM Basın Sözcüsü
Bryan Kellynin Birleşmiş Milletler, Başkan Tasos
Papadopulosun Kıbrıslı Türk lider Mehmet Ali Talatla
görüşmesi için hizmet sağlamaya her zaman hazırdı ve
hazırdır, yeter ki her iki lider de böyle bir görüşme
niyetlerini dile getirsinler dediğini yazdı, özetle şöyle devam
etti:
Diplomatik
bir kaynak, her iki lider de Birleşmiş Milletler himayesinde
görüşmeye hazırsa, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıstaki özel temsilcisi Zbigniev Wlosowicze
başvurabilirler. Wlosowiczin hizmet sunacağına ve görüşmeyi, himayesine alacağından eminim. Telefonunu biliyorlar
dedi.
Öte
yandan öğrendiğimize göre,
BMnin; iki toplum liderinin görüşmesi konusunda gerekli ayarlamaları
yapmalarına Birleşmiş Milletler her zaman sıcak
bakıyor.
Papadopulos Hristofyası yine
ortada bıraktı
ALİTHİA
Gazetesi Hristofyas Yine Papadopulos Tarafından Ortada
Bırakıldı AKEL Genel Sekreterinin; Talatla Sosyal Bir
Görüşme Gerçekleştirmesi Fikrini Reddediyor
başlığıyla yansıttığı haberinde,
Papadopulosun; Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla sosyal nitelikli bir görüşme gerçekleştirmesi
konusunda Rum Meclis Başkanı AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyası; bir ay içinde
ikinci kez ortada bıraktığını yazdı.
Gazete
Papadopulosun; Hristofyasın Talatla sosyal nitelikli bir görüşme
gerçekleştirmesi fikrini; gereksiz ve hatta zararlı bulduğunu ve
AKELe kamuoyu önünde verdiği, böyle bir görüşme gerçekleştirme
sözünü de gereksizler sepetine attığını yazdı, özetle
şöyle devam etti:
Başkan
Papadopulos 8 Ağustosta Astraya
çıktı ve Hristofyasın; Kellakide Talatla bir yemek yemelerine
ilişkin daveti konusunda Bu konuda Dimitris Hristofyasla herhangi bir
görüş ayrılığımız yok dedi ve bu konuda
çıkarılan gürültünün maksatlı olduğunu savundu. O zaman
basına; Ağustos sonuna kadar Kellakide kebap pişirileceği
haberleri yansımıştı ancak bu gerçekleşmedi.
Papadopulos bunun yerine 24 Ekimde VİMA gazetesine; bu tür
görüşmelerin sadece halkın, çözüm geldi, birşeyler
kotarılıyor, birşeyler oluyor şeklindeki ümitlerini
canlandırdığını ve sonrasında
vatandaşların yalnızca
liderlere değil, prosedürün kendisine de güvenlerini yitirmeleri ve
nihayetinde konuşuyorlar, konuşuyorlar ama hiçbirşey çıkmıyor sonucuna varmaları
tehlikesi bulunduğunu söyleyerek Hristofyası ortada
bırakmıştı.
Anlaşamadıkları konusunda
anlaştılar
POLİTİS
ve diğer gazeteler, Rum Başkanlık Sarayı Siyasi Büro
Şefi görevini yürütmekte olan ve Kıbrıs Rum tarafının
Kıbrıs sorunu müzakere gurubunun da başı konumunda bulunan
Tasos Conisin, Pazar günü Fileleftheros gazetesinde verdiği röportajda,
Annan planının müzakerelere zemin teşkil edemeyeceğini
söylemiş olmasının Rum hükümet yetkilileri ile AKEL
arasında yarattığı gerginliğe, önceki gün Rum Meclis
Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitiris Hristofyas ile Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos arasındaki yapılan
görüşmeyle son verildiğini yazdı.
POLİTİS;
Anlaşamadıkları Konusunda Anlaştılar Bitiş
Düdüğünü Çaldılar AKEL-Papadopulos Orta Yolu Buldu, Ancak Conis
Konusundaki Fikir Ayrılıkları Olduğu Gibi Duruyor
başlıkları altında verdiği haberinde, Rum lider
Papadopulosun dün yapmış olduğu açıklamalarda, Hristofyas
ile bu konuyu görüştüklerini, görüş ayrılıklarının
sürdüğünü, ancak bunun Rum hükümetinde bir krize yol
açmayacaklarını söylediğini yazdı.
ALİTHİA
Gazetesine göre muhalefetteki
DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiadis, Atina dönüşünde
yaptığı açıklamada
İzcanın çok küçük bir kesimi temsil ettiği çok iyi
biliniyor ve Başkan Papadopulos yalnız onunla görüştü. Önce
Talatın; anlaşılmaz ve kabul edilemez iddiaları konusunda
tonları düşürmesi, bizim de Denktaşa meleğimiz, Talata şeytan
yakıştırması yapmaktan vaz geçmemiz halinde, Papadopulos ve Talat arasında böyle bir
görüşme yapılmasında kendisini rahatsız eden şey ne
ki? dedi.
Gazete
Anastasiadisin; Bütün bunlar bir soğuk savaş ortamı
yaratıyor, bu da iki toplum arasındaki psikolojik duvarı
yükseltiyor ve Her zaman istediğimiz
şeyi reddediyor: karşılıklı anlayış
ve özellikle Kıbrıslı Türkler tarafından; Kıbrıslı
Rumların haklı endişelerinin ve taleplerinin yerine getirilmesi
gerektiğine anlayış göstermeleri nasıl mümkün olabilir?
diye sorduğunu kaydetti.
Talatla
Papadopulos eşittir
Bir soru
üzerine Nikos Anastasiadis şunları söyledi:
Bugüne
kadar Kıbrıs sorununa ilişkin diyalog kimlerle
yapılıyordu? Her zaman Kıbrıs Rum toplumu lideri sıfatıyla Kıbrıs
Cumhuriyeti Başkanı ile Kıbrıs Türk toplumunun lideri
arasında olmuyor muydu? Talatın ünvanlarını ben de kabul
etmiyorum. Yasadışı rejim olduğunu düşünüyorum ve
dolayısıyla
eşitlenmeleri mümkün değildir. Sayın Papadopulos ve
Sayın Talat iki toplumun lideri olarak eşittirler.çünkü Makarios
döneminde de, Kiprianu döneminde de, Vasiliu döneminde de, Klerides döneminde
de bu oldu, şimdi Papadopulos döneminde de bu oluyor.
Talat
tüzüklerin ayrılmasını kabule hazır iddiası
FİLELEFTHEROS
Gazetesi , Şubat Ayına Kadar Ledra Yolu Açılıyor
Bloombergin Temasları Meyve Verdi Kıbrıslı Türklere Mali
Yardım Konusunda Talattan EVET başlıkları altında
verdiği haberinde, AB Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehnin,
Kıbrıs Özel Temsilcisi Jaako Bloombergin Güney Kıbrıs ve
Kuzey Kıbrısta
gerçekleştirdiği temaslarının ardından iki
konuda önemli ilerlemelerin kaydedildiğini iddia etti.
Gazete
ayrıca, Bloomberg ve beraberindeki heyetle görüşen
Cumhurbaşkanı Talatın, ABnin Kıbrıslı Türklere
verilmesini öngördüğü yardım paketini kabul etmeye hazır
olduğunu dolaylı yoldan ifade ettiğini iddia etti.
YENIDUZEN 18/11/05