Kıbrısta kimse taviz beklemesin
10 Ekim, 2005 22:57:00 (TSİ) cnn turk
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kuzey
Kıbrıs'ın egemenlik haklarıyla ilgili kimsenin herhangi bir
taviz beklememesi gerektiğini söyledi.
Erdoğan,
''Kuzey Kıbrıs'a uygulanan tüm izolasyonları
kaldırırsınız, ondan sonra da bizden o arzu ettiğiniz
limanları, havaalanlarını alırsınız'' dedi.
AKP Ankara İl Teşkilatı'nın iftar yemeğine
katılan Başbakan Erdoğan, Kıbrıs sorunu hakkında
bir çok efsaneler uydurulduğunu iddia etti.
Kıbrıs sorununun Türkiye'nin aleyhinde değerlendirileceğini
zannedenlerin yanıldığını söyleyen Erdoğan, bu
durumun hükümetin kararlı duruşu sayesinde gerçekleştiğini
belitti.
"Türkiye sınıf atlayacak"
Türkiye'nin 42 yıl önce başlayan AB sürecini hiç beklenmeyen bir
noktaya getirdiklerini ifade eden Erdoğan, hükümetin şu anda
attığı adımların Türkiyeye sınıf
atlatacağını savundu.
ABye her şeyden önce siyasi değerler bütünü olarak
baktıklarını belirten Erdoğan, biz ne kadar fayda elde
ediyorsak, AB de bizden o kadar fayda ediyor olmalı. Bu medeniyetler
arası ittifakın gerçekleşmesi için icap ediyor. Biz bunu bütün
engellemelere rağmen gerçekleştirdik dedi.
Bazılarının istediği Türkiye'nin dış politikada,
ekonomide, kültürel yapıda içine kapanmasının artık söz
konusu olmadığını dile getiren Erdoğan,
insanımızın yaşam standardını her alanda,
bilimde, sanatta, ekonomide, siyasete bakış açısında
yükseltmesini istiyoruz. Bunun için Türk insanının dünyaya
açılan ufku olan bir hareket vardır. Bu da AK parti hareketidir''
dedi.
Galataport haberlerine eleştiri
Galataport ihalesiyle ilgili gazetelerde çıkan haberleri de eleştiren
Erdoğan, ihaleyi alan şirketin Yahudi ortağının haber
konusu olduğunu, ancak diğer iki Türk ortaktan söz edilmediğini
belirtti.
Galataport bittiğinde dünya markalarının Türkiye'ye
geleceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, ''bu ülkede bu güne
kadar taş üstüne taş koymayanlar konuşmasın. Heyecanı
olanlar konuşsun. Ön kesmeyi bırakalım. Ön açalım'' dedi.
Devletin malı deniz yemeyen domuz mantığıyla hareket
edildiği için sıkıntılar
yaşandığını vurgulayan Erdoğan, 4.5 milyar lira
ile çalışan işçilerin var olduğu bir yerde
fabrikaların ayakta durmasının zor olacağını
iddia etti.
AKP Ankara İl Teşkilatı'nın iftar yemeğine
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yanı sıra, Devlet
Bakanı Beşir Atalay, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, AKP Ankara
İl Başkanı Mehmet Nurettin Akman ve bazı milletvekilleri
ile çok sayıda partili katıldı.
Rumlar istediğini
elde edemedi, ancak
Türkiye'nin AB ile müzakere sürecinde yaşanan pazarlıkların orta
yerinde sürekli şekilde Kıbrıs vardı. Bu, üye ülkelerin
Kıbrıs sorununun çözülmesine verdikleri önemden
kaynaklanmıyordu. Türkiye ile müzakerelere karşı
çıkıyorlarmış gibi bir iç politika mesajı vermek
isteyen ülkeler, Kıbrıs sorununu kullandılar. Rumlara olan
hayranlıklarından değil, kendi politik
yaklaşımlarını tatmin etmeye çalıştılar.
İşlerine geldiği oranda Rum yönetimini kışkırttılar,
çıkarları bozulduğunda da Papadopulos'u sattılar.
Örnekler ortada
Papadopulos, 17 Aralık 2004 doruğuna, Türkiye'yi köşeye
sıkıştırıp resmi tanınmayı sağlamak ve
böylece masada önemli bir kazanç elde edebilmek için gelmişti. İdeal
bir fırsat yakalanmıştı. Türkiye mutlaka müzakere tarihi
almak istiyordu. Brüksel doruğu başlarken, Papadopulos durumdan
memnundu. Önemli ülkeler (başta Fransa olmak üzere) destek veriyorlar ve
Rumlara Türkiye'den, resmi tanınma yolunda bir ödün koparabilecekleri
mesajını yolluyorlardı.
Türkiye Brüksel'de bu adımı atmadı.
Görüşmeler kopma noktasına kadar gelince, bu defa
Kıbrıs'ı destekleyenler geri adım attılar ve
Papadopulos'a beklediğini vermediler.
Hemen hemen aynı durum 3 ekim'de tekrarlandı.
Rumlara yine heveslendirildiler. Hele Fransa, Yunanistan ile ters düşme
pahasına, Kıbrıs sorununu ön plana çıkarttı. Müzakere
Çerçeve Belgesine, özellikle limanları açılması ve resmi
tanınma konularında bazı maddeler koydurttular.
Türkiye yine ayaklandı ve itiraz etti.
AB son dakikada, Türkiye'nin tepkisini yine dikkate aldı. Belgeye giren
cümleler esnekleştirildi. Resmi Tanınma koşul olmaktan
çıktı, Limanların açılmasına müzakere yolu
açıldı ve nihayet NATO'da veto hakkından vazgeçmesi koşulu
geri alındı.
Papadopulos bütün bu gelişmelerden beklediği gibi somut sonuçlar elde
edemedi, ancak eli boş da dönmedi. Türkiye'yi müzakereler süresince
sıkıştırabileceği imkanlara kavuştu.
Ancak dikkat etmek gerekir.
Kıbrıs eline geçirdiği bu olanakları ancak ve ancak,
diğer AB ülkelerinin izin verdiği oranda kullanabilecektir. Herkes
konjonktüre göre hareket edecek. Eğer Türkiye'yi
sıkıştırmak isterlerse, Kıbrıs'ı
kışkırtacaklar. Eğer rüzgar Türkiye'den yana eserse, o
zaman Kıbrıs'ı susturacaklar.
Büyük politika bunu gerektiriyor.
Küçük veya fakirseniz bazı faturalar ödetiliyor
* * *
KIBRIS İLE
ÜYELİK ARASINDA TAM BAĞ KURULDU
Papadopulos,
Annan planı döneminde riskli dahi olsa önemli bir stratejik karar
almıştı. Planı reddetmedi, ancak referandumda HAYIR oyu
verilmesi için toplumunu kışkırttı. Sonucunda da yüksek
oranlı bir red kararı çıktı. "Ne yapalım, halk
bunu istiyor.Demokrasi budur." diyerek, hem Annan planından kurtuldu,
hem de AB'ye tam üyeliğini riske atmadı. Özellikle, Türk
tarafındaki Denktaşgiller, Papadopulos'a -bilerek veya bilmeyerek-
büyük destek verdiler. Kendi kazdıkları tuzağa düştüler.
Eğer, 2003 veya 2004'te Anan planını ilke olarak kabul
ettiklerini açıklasalar, Papadopulos AB tam üyeliğini
kaçırabilirdi. Denktaş'çılar, Rum yönetimine -hatalı bir
pas verip- gol attırdılar.
Papadopulos, ilk başlarda karşılaştığı ters
tepkilerin uzun sürmeyeceğini ve sonunda tam üyeliğin nimetlerin
yararlanacağını hesaplamıştı.
Kısa vadede bu hesabı da doğru çıktı.
Ancak uzun vadeli baktığımızda, Papadopulos stratejilerinin
büyük riskler taşıdığı yavaş yavaş ortaya
çıkıyor.
1) Kıbrıs sorununun çözümü artık, -eğer bir mucize gerçekleşmezse-
Türkiye'nin tam üyeliğine bağlanmıştır. Yani 10-15
yıllık bir sürece yayılmıştır.
Türkiye tam üyeliğini kesinleştirdiği oranda adım atacak,
tam üyelik uzaklaştıkça çözüme yanaşmayacaktır.
2) Referandum sonucu, Rumların Türklerle birlikte yaşamak
istemediğini ortaya koymuştur. Hele bundan sonra geçecek 10-15
yıllık bir zaman dilimi, bölünmeyi daha da yerleştirecektir.
Türk tarafı da tüm hesaplarını artık Kuzey ve Güney
Kıbrıs hesabına göre ayarlıyor.
Özetlemek gerekirse, Papadopulos kısa davedede bazı kazançlar elde
etti, ancak adanın bölünme riskini arttırdı..
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 11/10/05
Keşke
tek zorluk Kıbrıs olsa
Almanya'da ABD'ye daha
yakın, Türkiye'ye daha uzak bir iktidar geliyor
RADIKAL 11/10/05
Dokuzuncu
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, pazar günü CNN Türk için
hazırladığımız 'Ankara Kulisi' programının
çıkışında, "Bakın en büyük zorluk
Kıbrıs konusunda çıkacak" dedi; "Onu aştık
mı, diğerlerini de aşarız, morali bozmamak lazım ama,
en zoru Kıbrıs olacak."
Demirel'in söylediği, zaten Türkiye'de Avrupa Birliği ile
ilişkiler konusunda biraz kafa yoranların ortak görüşü.
Önceki akşam Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve AB
Müzakerecisi, Hazine Bakanı Ali Babacan'ın Dışişleri
ve Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) uzmanlarıyla
yaptığı toplantıda özel olarak Kıbrıs
konuşulmamış; daha çok teknik konulara girilmiş. Ancak
dünkü Bakanlar Kurulu toplantısında ve ardından Gül ve
Babacan'ın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'le
yaptığı bilgilendirme toplantısında Kıbrıs
da konuşulmuş.
Konuşulması da doğal. Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni,
diğer 9 yeni AB üyesiyle birlikte 1963 Ankara Anlaşması'na dahil
edecek ek protokol, yakında hükümet tarafından onaylanması
talebiyle TBMM'ye sunulacak. Ne kadar yakında? Geçen hafta Türkiye'de
yoğun temaslarda bulunan AB Genişleme Sorumlusu Olli Rehn,
olabildiğince çabuk onaylansın istiyor. Başbakan Tayyip
Erdoğan, "Ne zaman gerek duyarsak" diyor. CHP lideri Deniz Baykal
ise hükümetin 29 Temmuz'de ek protokolle birlikte, aynı kapak
yazısı altında ilan ettiği "Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin KKTC üzerindeki egemenliğini tanımıyoruz"
(ki kamuoyunda 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımıyoruz' olarak biliniyor)
deklarasyonu ile birlikte oya sunulmasını istiyor. Bunun AB ile
ilişkiler açısından ne kadar hukuki bir sonucu olacağı
tartışmalı ama, hükümeti siyasi olarak biraz daha
zorlayacağı tartışmasız.
Kıbrıs basınında yazan doğruysa, Nicosia
(Lefkoşe'nin Rum yarısını tanımlamak için belki
kendilerini çağırdıkları adı kullanmak daha doğru)
her an bir gemilerini, sırf krize yol açıp Ankara ile Brüksel'i
karşı karşıya getirmek amacı ile Türkiye'nin herhangi
bir limanına yollayabilir. Ya da daha çabuk seyredecek bir krize yol açmak
üzere bir yolcu uçağını, diyelim bir acil durum inişi için
bir Türk havalimanına yönlendirebilir.
Ankara, aslında liman ve havaalanlarının Kıbrıs Rum
araçlarına açılması için, örneğin siyasi tanıma
benzeri bir katı tutum içinde değil. Ama önce Kıbrıs
Türklerine yönelik ambargonun da kalkmasını, AB'nin ekonomik
izolasyonu sona erdireceği kararını, sembolik düzeyde de olsa
uygulamaya başlamasını istiyor.
AB'de ise siyasi hava değişiyor. Almanya'daki sosyal
demokrat-yeşil koalisyonunun başındaki Gerhard Schöder,
iktidarda olduğu sürece Türkiye'nin AB üyeliğini destekledi.
Muhalefetteki Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU)/Hıristiyan Sosyal
Birlik (CSU) ittifakının sert eleştirilerine ve "özel
üyelik" taleplerine karşın destekledi. Ancak
18 Eylül seçimleri dengeyi bozdu. Gerçi aralarında Türkiye
karşıtlığının da olduğu nedenlerle CDU
lideri Angela Merkel zafer kazanamadı ama, seçimden birinci
çıktı. Dün Merkel ve Schröder arasında varılan uzlaşma
sonucu Almanya'da CDU/CSU ile SPD arasında büyük koalisyon kurulacak gibi
görünüyor. Dışişleri bakanlığının sosyal
demokratlarda olması Türkiye'ye bir nebze teselli verebilir. Ama seçim
öncesi ABD başkentinde yapılan üst düzey değerlendirmeler
haklı çıktı. (Radikal, 15 Eylül 2005) Artık Berlin'de
ABD'ye daha yakın, Türkiye'ye daha uzak bir hükümet kuruluyor.
Polonya'daki yönetimin de daha sağda ve ABD'ye daha yakın kurulmakta
olduğu gerçeğiyle birlikte değerlendirildiğinde, bunun
anlamı, Türkiye'nin AB ile ilişkilerindeki ABD
ağırlığının artacağıdır. Yani ABD
ile ilişkilerdeki kötüleşmeler, artık AB ile ilişkilerde de
bir yansıma bulabilir.
Bunun üzerine bir de ocak ayından itibaren AB dönem
başkanlığının Türkiye'ye çok da halisane duygular
beslemeyen Avusturya'ya geçeceğini ekleyin. Gerçi dönem
başkanlığı denge gerektirir ve İngiltere muhtemelen
Avusturya'nın kendisine çektirdiklerini bir miktar
hatırlatacaktır ama, örneğin Kıbrıs konusunda, ya da
müzakere başlıklarının açılması konusunda
Avusturya'nın Türkiye'ye çok müsamahkâr davranmayacağı
söylenebilir.
İşlerin daha zorlaşacağı kesin.
Hazırlıklı ve soğukkanlı olmak zamanı.
Rum bayraklı bir gemi Türk limanına gönderilecek
ENGELLENİRSE GÜRÜLTÜ
ÇIKARACAKLAR... Rum hükümetinin, göze batmayan hareketlerle, Türkiye'nin Gümrük
Birliği ek protokolünü uygulanması konusundaki niyetini sınamak
üzere Rum bayraklı bir gemiyi Türk limanına göndermeye
hazırlandığı bildirildi. Türkiye'nin Rum bayraklı
geminin Türk limanına yanaşmasını engellemesi halinde Rum
hükümetinin AB içinde gürültü koparacağı da ifade edildi
Rum hükümetinin, göze
batmayan hareketlerle, Türkiye'nin Gümrük Birliği ek protokolünü
uygulanması konusundaki niyetini sınamak üzere Rum bayraklı bir
gemiyi Türk limanına gönderme hazırlığı içinde
olduğu bildirildi.
Türkiye'nin Rum
bayraklı geminin Türk limanına yanaşmasını engellemesi
halinde Rum hükümetinin AB içinde gürültü koparacağı da ifade edildi
Simerini, "Yorgos
Hristodulidis" imzasıyla yer verdiği yorumsal bir haberde,
"Türkiye için 'Crash-Test' Hazırlıyor" ara
başlığı altında şu ifadelere yer verdi:
"İnanılmaz
bir şeye benziyor, ancak gerçekten de öte gerçek... Kıbrıs hükümeti,
çarpıcı olmayan hareketlerle, Kıbrıs bayraklı bir
gemiyi Türk limanına göndermeyi yoluna koyuyor. Hedefi açıkça
şudur: Gümrük Birliği Protokolü'nü hayata geçirme konusundaki Türk
niyetlerini sınamak. Türkiye geminin demirlemesini reddederse, bu hareketi
AB içinde gürültü koparacak. Kıbrıslı diplomatik kaynaklar,
'İlk fırsatta Tam üyelik müzakerelerini kesmek için Ankara'nın
köşeye sıkışmasını bekleyen ülkelerin
sayısı az değildir. 'Gönüllüler' bulmak amacıyla ilk
nabız tutma dost bir ülkeye yapıldı, ancak halen sonuç vermedi.
Ancak çabalar devam ediyor ve edecek."
KIBRIS 10/10/2005
için diyaloğun
yeniden başlaması gerekir
Rum Meclis
Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözüm yolunun
açılması için, iki toplum arasındaki BM himayesindeki diyalogun
başlaması gerektiğini söyledi.
Haravgi gazetesinin
haberine göre, sözde "Omorfo Belediyesi'nin" düzenlediği
"Omorfo'yu Anma Günleri" çerçevesindeki bir etkinlikte konuşan
Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözüm çalışmaları için
AB'ın yardımcı bir aracı niteliği
taşıdığını, ayrıca AB'nin BM çerçevesinde
harcanacak çabalara destek verebileceğini dile getirdi.
Hristofyas, Rum
tarafının yine başarısızlıkla sonuçlanmayacak,
iyi perspektiflere yoğunlaşan bir diyalogun yeniden
başlaması amacıyla yeni bir inisiyatifin üstlenilmesi
koşullarının yaratılması yönünde çok
çalıştığını belirterek, zaman unsurunu küçük
görmemekle birlikte, müzakerelerde bunaltıcı takvimlerin ayrıca
hakemlik görevinin olmamasını arzuladıklarını ifade
etti. Hristofyas şöyle dedi:
"Kıbrıs sorununun
BM kararları, uluslar arası hukuk ve doruk anlaşmaları
çerçevesinde çözümünde ısrarlı kalmamız gereklidir. Dikkatimizi
işgal ve istilanın oldu bittilerinin aşılması için tek
çıkış yolu olan ve Rum tarafı için acı ödünü
teşkil eden iki toplumlu, iki bölgeli çözümle ilgili taahhütte yöneltmemiz
şarttır. Bugün bazı kişilerin federasyondan
uzaklaşmamız için yürüttüğü çabalar, zararlıdır.
Zararlı olan şey,
Kıbrıs sorununun BM'den AB'ye taşınmasıdır.
Bugüne kadar Kıbrıs sorununun çözümü için BM çerçevesinde mücadele
verdik. (BM'de) Kıbrıs Cumhuriyeti'nin varlığı ve
mevcudiyetin savunulması kalkanını teşkil eden önemli
kararlar kazandık. BM zeminin olası terk edilmesi, siyasi dayanaklara
zarar getirmekle birlikte, değerli dostların kaybedilmesine de neden
olacak" dedi.
Kıbrıs sorununun
çözümünün iç cephede birliği de şart koştuğunu belirten
Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümünün, içeriği olmayan basit
bir slogan olmadığına da dikkat çekti.
"Taksim
olgularının" sona erdirilmesiyle ilgili mücadelenin
zorlukları ve koşullarından dolayı birlik ve
beraberliğin önemli olduğunu söyleyen Hristofyas, bu şekilde
müzakerelerin yeniden başlaması koşullarının
yaratılabileceğini, uluslar arası dayanakların
değerlendirilebileceğini belirtti.
Yeniden
yakınlaşma siyasetinin güçlendirilmesinin de gerekli olduğunu
belirten Hristofyas, Kıbrıslı Türk ve Rumların ortak çaba
ve ortak arzu olmaksızın çözümün varolmayacağını
söyleyerek, dostluk elini uzatmayı ve Kıbrıslı Türklerle
işbirliğini sürdüreceklerini söyledi.
"Taksim tehdit ediyor"
Hristofyas,
"taksimin" vatanın ve halkın geleceğini tehdit
ettiğini, bu nedenle hiçbir zaman buna rıza gösterilmesinin konusu
olmadığını ifade etti. Hristofyas şunları
kaydetti:
"Çözüm için acele
etmeliyiz. Çözüm hedefinin yerine getirilmesinde herkesin Kıbrıs
sorununu, herhangi bir seçim kampanyası veya diğer amaçların
dışında tutması gerekir. Kıbrıs sorununun çözümü,
halkımızın geleceğiyle bağlıdır. İleriki
nesillere özgür, birleşik bir Kıbrıs teslim etmekle sorumluyuz.
İşgali sona
erdirecek, Kıbrıs'ı birleştirecek ve cumhuriyetimizi
Kıbrıslı Türk ve Rumların ortak devletine
dönüştürecek, Kıbrıs sorununun çözümüdür."
Annan planı
Hristofyas, Annan
planına değinerek, planının yazarlarının,
Kıbrıslılar yerine, daha çok İngiltere ve Türkiye'yi memnun
etmeyi tercih ettiklerini savundu.
Kıbrıslı
Rumların referandumda çözümü değil planı reddettiklerini bir çok
kez vurguladıklarını hatırlatan Hristofyas, müzakere sonucu
ortaya çıkamayan çözüm önerisinin Rumlar için adil ve dengeli olmadığını
belirtti.
Türkiye'nin müzakere
çerçevesine ve protokolüne de değinen Hristofyas, Lüksemburg'ta bir
uzlaşmaya varıldığını, Lüksemburg'taki
uzlaşmaya, referandum sonrasında "Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin" mevcudiyetini yaralamak isteyen ve Türkiye'ye, üyelik
süreci için açık çek verilmesi için çaba harcayan bazı uluslar
arası unsurların damga vurduğunu söyledi.
Hristoyas ayrıca,
müzakere çerçevesinin onaylanmasıyla,Türkiye'nin, AB ilkelerini ve
yükümlülüklerini yerine getirdiğini sürekli olarak
kanıtlamasının isteneceği bir sürecin içerisine
girildiğini belirtti.
Rumlar yürüdü
Öte yandan Fileleftheros
gazetesi, sözde "Omorfo Belediyesi'nin" organize ettiği,
"anti işgal" nitelikli yürüyüşün önceki gün Astromerit'te
gerçekleştirildiğini belirtti.
Habere göre, yürüyüşe
katılan "Omorfo" kökenli Rumlar, "mallarının,
yasa dışı olarak kullanılmasını kınayarak,
yasal sahiplerin haklarının korunması amacıyla gerekli
tedbirleri alması için" BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a
çağrıda bulundu.
Sözde "Omorfo
Belediyesi Başkanı" Haralambus Pittas, etkinlikte
yaptığı konuşmada, Kıbrıslı Rumların 24
Nisan 2004 referandumunda Annan Planı'nı reddettiğini, hiçbir
şekilde çözümü reddetmediğini söyledi. Bittas, bugün büyük bir üzüntü
ve hayal kırıklığı içinde
"topraklarının satılmasını" izlediklerini
kaydetti.
Sözde "Omorfo
Metropoliti" Neofitos, etkinlikte yaptığı konuşmada,
sınır kapılarının açılmasından
yararlanmaları amacıyla halkın teşvik edilmesi için siyasi
liderliğe çağrıda bulundu.
Neofitos ayrıca,
Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'a seslenerek, Kıbrıslı
Türklerle yeniden yakınlaşma için Rumların teşvik
edilmesine katkı koymasını istedi.
Daha sonra söz alan
Hristofyas ise partisinin yeniden yakınlaşmayı,
"yakınındakini sev" anlayışı gibi
görmediğini, yeniden yakınlaşmanın "anti
işgal" ve sosyal içerikli olduğunu belirterek,
Kıbrıslı Türklerle uzlaşmanın,
"işgalle" uzlaşma anlamına gelmediğini söyledi.
Mahi gazetesi ise, önceki
günkü "anti işgal" yürüyüşüne Yunanistan, Malta, Fransa,
Brüksel ve İngiltere'den temsilcilerin de
katıldığını belirtti. Habere göre, etkinlik UNFICYP
yetkilisine muhtıra verilmesinin ardından tamamlandı.
KIBRIS 11/10/05
Kıbrıslı
Türklerin güneyde oy kullanabilme ihtimali var
TOPLUCA OY
KULLANABİLİRLER... BDH Genel Başkanı Mustafa
Akıncı'nın, Kıbrısl Türklerin "Kıbrıs
Cumhuriyet"indeki haklarını talep etmesiyle ilgili önerisinin,
"Güney Kıbrıs'taki milletvekilliği seçimlerinde
Kıbrıslı Türklerin topluca güneye gidip oy kullanması
ihtimalini" gündeme getirdiği bildirildi
İHTİMAL DIŞI
DEĞİL... Rum İçişleri Bakanlığı Genel Müdürü
Lazaros Savvidis: AB seçimlerinde Avrupa pasaportuna sahip olanlar oy
kullanabiliyor. Rum milletvekilliği seçimlerinde de elinde
"Kıbrıs Cumhuriyeti" belgesi bulunduranların seçimlere
katılabileceği yönünde siyasi karar alınabilir, ancak bu
mecliste netleştirilmelidir
Barış ve
Demokrasi Hareketi (BDH) Başkanı Mustafa Akıncı'nın,
Kıbrıslı Türklerin "Kıbrıs Cumhuriyet"indeki
haklarını talep etmesiyle ilgili önerisinin önümüzdeki güneydeki milletvekilliği
seçimlerinde Kıbrıslı Türklerin topluca güneye gidip oy
kullanması ihtimalini gündeme getirdiği bildirildi.
Politis, BDH
Başkanı Mustafa Akıncı'nın Kıbrıslı
Türklerin "Kıbrıs Cumhuriyet"indeki haklarını
talep etmesiyle ilgili önerisine yer verdi. Gazete, bu önerinin önümüzdeki Rum
milletvekilliği seçimlerinde Kıbrıslı Türklerin topluca
güneye gidip oy kullanması ihtimalinin gündeme getirdiğini
yazdı.
Gazete, Rum
İçişleri Bakanlığı Genel Müdürü Lazaros Savvidis'in
görüşüne de yer verdi. Gazeteye açıklamada bulunan Savvidis, Avrupa
seçimlerindeki uygulamaya karar verecek merciinin Rum yönetimi olduğunu
söyledi. Savvidis, AB seçimlerinde Avrupa pasaportuna sahip olanların oy
kullanabildiğini, Rum milletvekilliği seçimlerinde de elinde
"Kıbrıs Cumhuriyeti" belgesi bulunduranın seçimlere
katılabileceği yönünde siyasi karar alınabileceğini, ancak
bu mecliste netleştirilmeden hiçbir Kıbrıslı Türkün seçim
listelerine kaydına izin verilmediğini söyledi.
Savvidis, mevcut
uygulamanın seçim listelerine kaydolunmak isteyenlerin isimlerini bir
havuzda toplamayı öngördüğünü, Avrupa seçimlerine 500
Kıbrıslı Türkün katıldığını, halbuki
güneyde 1000 kadar Kıbrıslı Türkün
yasadığını, bugün için sadece güneyde yasayan
Kıbrıslı Türklere bu hakkin
tanındığını, KKTC'de yasayan Kıbrıslı
Türklerin de Rum seçim listelerine kaydolmak istemesi halinde ise hangi ilçede
oy kullanacakları sorunu da yaşanacağını belirtti.
KIBRIS 10/10/2005
Denktaş: Kimse,
'Türkiye'ye tam üyelik vaat edilmiştir' diyemez
Eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, DSP'nin Onursal Başkanı
Bülent Ecevit'in önderliğini yaptığı Ulusal Uzmanlar Grubu
ile bir araya geldi.
Ecevit'in Oran'daki evinde
bir araya gelen Uzmanlar Grubu, Denktaş'ın katılımıyla
yaptıkları toplantıda, Ecevit imzası ile milletvekillerine
"Ek protokolün onaylanmaması için bir mektup gönderme kararı"
aldı.
Son günlerde özellikle AB
ve Kıbrıs konularında yaşanan gelişmeleri
değerlendirmek için bir araya geldiklerini ifade eden Ecevit, mektubu
okuması için sözü Ulusal Uzmanlar Grubu üyesi Hüseyin Pazarcı'ya
verdi.
Müzakerelerle birlikte
önemli bir eşiğin aşıldığının ifade
edildiği mektupta, ancak ülkenin temel çıkarları
açısından kaygı verici hususlarla karşı
karşıya bulunduğuna işaret edildi.
Ecevit'in
imzasını taşıyan ve milletvekillerine gönderilecek
mektupta, özetle şu görüşlere yer verildi:
"Bu protokol, 1973
Ankara Anlaşması ve ekleri ile oluşturulan hak ve yükümlülük
düzenini 'Kıbrıs Cumhuriyeti' adı altında hareket eden
Kıbrıs Rum Yönetimi'ne de genişletmektedir...
Bu protokolle hükümetimizin
eklediği Rum Yönetimini tanımama deklarasyonumuza rağmen, protokolün
kapsamına giren hak ve yükümlülükler açısından Türkiye ile
'Kıbrıs Cumhuriyeti' olarak hareket eden Rum yönetimi arasında
hukuksal bağlar doğmuş olacaktır. Protokolün
onaylanması durumunda Ankara Anlaşması çerçevesinde AB ile
Türkiye arasında ahdi hak ve yükümlülükler açısından, Türkiye
Cumhuriyeti'nin muhatabı Kıbrıs Rum Yönetimi olacaktır. Bu
KKTC ile Türkiye arasındaki ilişkileri belirleyen zemini ortadan
kaldıracak ve KKTC'nin tasfiyesini hızlandıracaktır.
Protokolün onayı,
Kıbrıs Rum Kesimi'ni, çözüm arama ihtiyacından
uzaklaştıracak ve çözümü AB mevzuatı içinde bulmaya teşvik
edecektir.
Ulusal Uzmanlar Grubu
olarak Yüce Meclisimizin değerli üyelerinden, Kıbrıs sorunu adil
ve kalıcı bir çözüme bağlanana kadar, tüm üye
olabileceğimiz dahi kuşkulu olan AB' ye karşı böyle
yaşamsal bir ödün verilmesi sonucunu doğuracak ek protokolün
onaylanmasına karşı çıkmanızı istemektedir."
Denktaş'ın
konuşması
Eski
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da mektubun okunmasının
ardından yaptığı konuşmada, Türkiye'nin AB
kapısını aralamasının herkesi sevindirdiğini
belirterek, fakat bedelinin ne olacağının da bilinmesi
gerektiğini söyledi.
Bedelinin ne
olacağının belirli belgelerde kayda geçirildiğini savunan
Denktaş, ancak Türk ulusunun bundan haberdar
olmadığını ifade etti.
Halkın, protokolün ne
olduğunu bilmediğini, milletvekillerinin bir bölümünün bile belgeyi
henüz görmediğini savunan Denktaş, "Millet hangi şartlarda
AB'ye alınacağını bilmemektedir. Bu büyük bir eksikliktir"
dedi."Belgelere bakıldığında, kimsenin Türkiye'ye tam
üyelik vaadedildiğini söyleyemeyeceğini" kaydeden Rauf
Denktaş, "dolaşım hakkından, patrikhaneye özerklik
verilmesine kadar pek çok konunun yer aldığını" ileri
sürdü.
Denktaş, şüphesiz
ki bu ve benzeri konular karşısında Türk hükümetinin taviz
vermeyeceğini dile getirdiğini söyledi.
Kıbrıs'ın,
Türkiye'nin uğrunda şehitler verdiği kutsal ve milli bir mesele
olduğuna işaret eden Denktaş, şöyle konuştu:
"70 bin şehidin
topraklarımızda yattığı bir meseledir. Hamasi nutuklar
vermiyorum. Ama milli heyecanla doluyuz, milli hüzünle de doluyuz. Türk
hükümeti, şunu söylemektedir: (Hiçbir zaman Rum idaresini
tanımayacağız, taki anlaşma olsun Kıbrıs'ta.) Ama
anlaşma olabilmesi için Rum'a birilerinin, 'Sen bütün Kıbrıs'ın
hükümeti değilsin' demeli. Şimdi bunu söyleyemezler, çünkü
Türkiye'nin kabul ettiği çerçeve belgede ve diğer belgelerde
Rumların adı geçmektedir ve limanların açılması
istenmektedir. Türk Hükümeti limanlarını açmayacağını
söylemektedir, taki ambargo kalksın...
Çerçeve anlaşması
ve diğer belgeler üzerinde AB ısrar ederse bir kopma noktasına
gelinecektir. Kopma noktasına ödün vererek gidileceğine, Türk
Hükümeti başlangıçta, ek protokolün kabul edilemeyeceğini,
Meclis'in bunu kabul etmeyeceğini duyurmak suretiyle Rumları
pazarlığa, AB' yi KKTC'nin varolduğunu görmeye davet etmiş
olur. Türkiye AB'ye adım atmıştır memnunuz, ama
vereceği ödünler konusunda büyük endişemiz vardır. Bir milletin
kabul etmeyeceği şartları kimse baskıyla empoze edemez."
"AB'nin Türkiye'den
istediklerini nasıl uyumlaştırılacağı konularının
halkın bilmesi gerektiğini" ifade eden Denktaş, sözlerini,
"Her hükümet siyasi açıdan kabul edemeyeceği bir noktaya
geldiğinde direnir, diretir. Ama direnebilmesi için halkın bilinçli
olması, neler istendiğini bilmesi lazım. Böyle her şey
'oldu bitti maşallah' diyerek halkın bilgisizliğinden istifade
edilmemesi lazım" diyerek sözlerini tamamladı.
KIBRIS 11/10/05
|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 02:29 ET 13 Ekim 2005 Perşembe
WASHINGTON
- Davetin, geçen haftalarda Lefkoşadaki diplomatik kanallar
aracılığıyla Talata iletildiği ve ziyaret tarihinin
gelecek günlerde belirlenmesinin beklendiği belirtildi.
Talatın, bu davetten memnuniyet duyduğu
öğrenildi. Ancak Talatın, Kıbrıslı Türkler üzerindeki
izolasyonun hafifletilmesi için Washingtonın uzun süredir üzerinde
düşündüğü önlemlere ilişkin adımların, bu gezi
sırasında atılması beklentisini ABD tarafına
ilettiği bildirildi.
Talat, geçen yıl da Başbakan sıfatıyla o zamanki ABD
Dışişleri Bakanı Colin Powell ile BMde
görüşmüştü.
ABD ile KKTC arasında en üst düzeyde temas ise 1991de
gerçekleşmişti ve dönemin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
o zamanki Dışişleri Bakanı James Baker ile ABD
Dışişleri Bakanlığında bir araya gelmişti.
Denktaş, Washingtona 1986 ve 1989de yaptığı ziyaretlerde
ise dışişleri bakan yardımcılarıyla
görüşmüştü.
KKTC
yardımı İslamabada ulaştı
Kıbrıs
Türk Hava Yolları uçağı, İslamabada deprem için yardım
götürdü.
NTV
Güncelleme: 16:17 TSİ 12 Ekim 2005 Çarşamba
İSLAMABAD
- Pakistan, Azerbaycanın ardından, Kıbrıs Türk Hava
Yolları uçuşuna izin veren ikinci ülke oldu. İran da uçuş
için hava sahasını açtı.
KKTCnin
Pakistana deprem yardımı gönderme talebine İslamabad hükümeti
jestle karşılık verdi. 5 doktor ve 12 arama-kurtarma
elemanı taşıyan KTHY uçağının, İslamabada
iniş yapabileceği bildirildi. Ardından da Kıbrıs Türk
Hava Yollarının İslamabad uçuşu için İranın
hava sahasını açmasına yönelik girişimler sonuç verdi.
KTHY uçağı bugün öğle saatlerinde İslamabad
havaalanına indi. Kıbrıslı Türk doktorlar ile kurtarma
ekibini Pakistana götüren uçağın, bugün akşam saatlerinde geri
dönmesi bekleniyor.
Uçuş için hava sahasını açan
İranlı yetkililer ise, Bize insani amaçlı olarak
başvuruldu. Pakistana yardım konusunda elimizden gelen herşeyi
yapmak istediğimiz için, Kıbrıs uçağına izin verdik
dedi.
Rumlar ambargoyu delme hazırlığında
12 Ekim, 2005 23:38:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi, Türkiye'nin limanlarının
Rum gemilerince kullanılması yasağını delmek için
önümüzdeki ay Limasol'dan Mersin'e bir Çin yük gemisi göndermeyi
planlıyor.
Rum
Liman İdaresi, Mersin başta olmak üzere Türk limanlarının
özelleştirme programında olması nedeniyle bu seferin problem
yaratmayacağı görüşünü savunuyor.
Rum Limanlar Başkanı da, Rum televizyonuna
yaptığı açıklamada, Türkiye'nin ambargosunun engel
teşkil etmeyeceğini çünkü Mersin limanı işletmesinin
Singapur'lu bir şirkete özelleştirme ile kiralandığını
ileri sürdü.
Türkiye, sadece Rum bayraklı değil, Rum limanlarına uğrayan
bütün gemilere de ambargo uyguluyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 10 ekimde yaptığı
açıklamada Kuzey Kıbrıs'ın egemenlik haklarıyla ilgili
kimsenin herhangi bir taviz beklememesi gerektiğini söylemişti.
Erdoğan, ''Kuzey Kıbrıs'a uygulanan tüm izolasyonları
kaldırırsınız, ondan sonra da bizden o arzu ettiğiniz
limanları, havaalanlarını alırsınız''
demişti.
Rumlar
askeri tatbikat kararını bozdu
Nikiforos tatbikatı, önümüzde hafta yapılacak
11 Ekim, 2005 16:19:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi, Türkiye ve
Yunanistan'ın üç yıldır uyguladığı
'Kıbrıs'ta askeri tatbikat yapmama' kararını tek yanlı
bozdu.
18-23 ekim tarihleri
arasında yapılacak Nikiforos tatbikatına Rum ordusunun
bütün birimleri katılacak.
Yunanistan, Ada'da askeri gerginliğe yol açan tatbikata bu defa
katılmayacağını açıkladı.
Tatbikat, Yunanistan Cumhurbaşkanı Korolas Papulyas'ın Ada'ya
resmi ziyareti sırasında yapılacak. Papulyas'ın da
tatbikatı izlemesi bekleniyor.
Kıbrıs Rum kesimi, 'tatbikat yapmama' kararı öncesinde her
yıl Nikiforos tatbikatı yapıyordu. Türkiye ise bu tatbikata,
KKTC ile ortak düzenlediği Toros ile karşılık veriyordu.
Rum yönetimi, Türkiye'nin bu defa KKTC ile ortak düzenlenen Barbaros deniz
tatbikatı ile karşılık vereceğini savundu.
Talat'ın ABD'ye daveti gündemde
13 Ekim, 2005 09:46:00 (TSİ) CNN TURK
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza
Rice'ın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı Washington'a
davet etmesi bekleniyor.
Washington
kaynaklarının verdiği bilgiye göre, ABD yönetimi Talat'ı
'Kıbrıs Türklerinin seçilmiş lideri' olarak kabul edecek.
ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın programına göre
belirlenecek bir tarihin önümüzdeki haftalarda Lefkoşa'ya bildirilmesi
bekleniyor.
Ziyaretin 2005 sonlarına doğru gerçekleşebileceği
belirtiliyor. Talat'ın cumhurbaşkanı seçilmesinden sonraki ilk
Washington ziyareti, bizzat Bush yönetiminden gelecek bir davetle
gerçekleşirse, Kıbrıs'ta iki tarafa da mesaj verilmiş
olacak.
Ziyaret taraflara bir yandan izolasyonların kaldırılmasına
yönelik desteğin süreceği mesajını iletecek, diğer
yandan da Kıbrıs'ın 'resmi hükümeti' sayılan Rum yönetimine
'Ada'nın tek temsilcisi olmadığı'
hatırlatılmış olacak.
Washington'daki Türk kaynakları ise Rum lobisinin KKTC'ye yönelik jestlere
gönderdiği büyük tepkinin olası bir daveti geciktirebileceğini
belirtiyor.
ABD heyetinin Kıbrıs ziyareti
ABD Temsilciler Meclis Türk Dostluk Grubu Başkanı Ed
Whitfielf liderliğindeki ABD heyeti geçtiğimiz mayıs
ayında KKTC'yi ziyaret etmişti.
Kıbrıslı Türk yetkililerle görüşen Whitfeld, Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u Kıbrıs'ın yeniden
birleşmesi yönünde adım atmaya ve Kıbrıs Türkleri'ne
uygulanan izolasyonları kaldırmaya
çağırmıştı.
Whitfeld ve ekibinin KKTC'ye Ercan Havaalanı'ndan gelmesi Rum yönetiminin
tepkisine neden olmuştu.
Papadopulostan
hayırcı Teodorakise madalya
Ömer
BİLGE / LEFKOŞA
RUM lider Tasos Papadopulos, Annan planını komplo ilan eden ve
Rum halkına referandumda hayır çağrısı yapan Yunanlı
besteci Mikis Teodorakisi devlet nişanı ile ödüllendirerek madalya
taktı. Lefkoşanın Rum kesiminde önceki gün konser veren
Teodorakis Rum siyasilerden ödül üzerine ödül aldı. Teodorakisin Türkiye
ve Kıbrıslı Türkleri suçlayan sözleri ise KKTCde tepki
aldı.
Teodorakis, AKEL Partisinin 80inci yıldönümüne katılmak üzere adaya
geldi. Türkiyenin AB sürecinde Yunanistan ve Rumlar gibi iki güçlü bekçi ile
kontrol altında tutulacağını savunan Teodorakis,
Kıbrıs sorununun da Helenizmin bir yarası olduğunu ileri
sürdü. Rum lider Papadopulos da Teodorakise en yüksek devlet
nişanlarından Makaryos Büyük Ödül Madalyası taktı.
HURRIYET 13/10/2005
1960 anlaşmalarından doğan toplumsal
haklar talep edilmeli
DOĞU ALMANYA
MODELİ ÇÖZÜM... TKP Genel Başkanı Angolemli, Kıbrıs
sorununda Doğu Almanya modeli bir çözüme doğru gidilmekte
olduğuna dikkat çekerek, bunun önlenmesi için gayret içinde
olduklarını, ancak bunun tek başına yeterli
olmayacağını belirtti. Angolemli, 1960 anlaşmalarından
doğan toplumsal hakların talebini istedi
Toplumcu Kurtuluş
Partisi (TKP) Genel Başkanı Hüseyin Angolemli,
ayrılıkçı duruş terkedilerek uluslararası hukukun
kabul ettiği zemine geçilmesini ve 1960 anlaşmalarından
doğan toplumsal hakların talebini istedi
TKP'den yapılan
açıklamaya göre, Angolemli katıldığı bir televizyon
programında, Kıbrıs sorununda Doğu Almanya modeli bir
çözüme doğru gidilmekte olduğuna dikkat çekerek, bunun önlenmesi için
gayret içinde olduklarını, ancak bunun tek başına yeterli
olmayacağını belirtti.
Kıbrıs Türk
halkının iç dinamiklerinin harekete geçmesine ihtiyaç olduğunu
kaydeden Angolemli, Kıbrıs'ta ayrı dilleri konuşan iki
halkın var olduğunu, bulunacak çözümün Kıbrıs Türk
halkının 1960 anlaşmalarından doğan
haklarını koruması gerektiğini vurguladı.
Kıbrıs Türk
halkının toplumsal haklarının yok olmak tehlikesiyle
karşı karşıya olduğunu savunan Angolemli, gelinen
noktada Cumhurbaşkanı Talat ve CTP-DP hükümetinin yanlış
uygulamaları nedeniyle, Kıbrıs Türk tarafının devre
dışına itildiğini ve Doğu Almanya modeli bir çözüme
doğru sürüklenilmekte olduğunu ileri sürdü.
Angolemli, 1977-79 doruk
anlaşmalarında belirtildiği şekilde iki bölgeliliğin
de çözümün bir parçası olması gerektiğini belirterek, TKP'nin 24
Nisan referandumu sonrasında çözümü zorlayan tarafın,
Kıbrıs Türk tarafı olmasını istediğini, bu
anlamda Annan çözüm planının Kıbrıs Türk
tarafının tek yanlı uygulayabileceği
kısımlarının hayata geçirilmesini talep ettiklerini
hatırlattı.
En başından bu
güne kadar, 1960 anlaşmalarındaki toplumsal haklarımızın
talebini savunan bir parti olduklarının altını çizen TKP
Genel Başkanı Angolemli, ancak, hiçbir zaman 1960 yapısına
bütünlüklü olarak dönüşü savunmadıklarına dikkat çekti.
1960
anlaşmalarıyla kazanılmış olan toplumsal hakların
varılacak bir çözümde korunmasını talep etmekle, 1960
yapısına geri dönüşü talep etmek arasında çok büyük fark
olduğunu vurgulayan Angolemli, bugün varılan noktada
yapılması gerekenin, halkın 24 Nisan'da onayladığı
gibi ayrılıkçı duruşu terk edip, uluslararası hukukun
kabul ettiği zemine geçmek ve bu yeni zeminde 1960
anlaşmalarından doğan toplumsal hakları talep etmek
olduğunu kaydetti.
Bu yol izlenerek çözüm
yönünde baskı yapan taraf olunması gerektiğini vurgulayan
Angolemli, yeniden yapılanmakta olan TKP'nin önümüzdeki dönemde bu anlamda
daha etkili olacağını da belirtti.
KIBRIS 13/10/05
Papadopulos'un Nikiforos
inadı
|
Rum Yönetimi, Rum Milli
Muhafız Ordusu'nun (RMMO) yıllık planlı tatbikatı
"Nikiforos 2005"i (Muzaffer) 18-23 Ekim tarihlerinde icra
edeceğini açıkladı. Rum Savunma
Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, RMMO'nun en
geniş çaplı tatbikatı olan "Nikiforos 2005"in, Güney
Kıbrıs'ın kara, deniz ve hava olmak üzere tüm bölgesini
kapsayacağı belirtildi. Yunanistan'ın
"Toksotis" (Yay) tatbikatıyla eşzamanlı icra edilen
"Nikiforos", Kıbrıs sorununun çözümü konusundaki
gelişmelere bağlı olarak, özellikle ABD ve İngiltere'nin
Rum yönetimine baskısıyla, 3 yıldır
yapılmıyordu. Politis: "Yunan hava ve deniz
kuvvetleri
katılmayacak" Bu arada Politis
gazetesi, "Yunan Müsteşar ve Rus General 'NİKİFOROS'u
İzlemeye Geliyor - Tatbikatın Esaslı Olması ve Bütün
Katılımcılarının Gerçek Savaş
Şartlarında Tatbikat Yapmaları İçin Son Günlerde Milli
Muhafız Ordusu'nda Birbiri Ardına Toplantılar"
başlık ve spotlarıyla yansıttığı
haberinde, Rum Milli Muhafız Ordusu'nun (RMMO) yıllık
planlı askeri tatbikatı "Nikiforos"un, 3 yıl aradan
sonra, bu yıl Yunan savaş uçakları ve gemileri
olmaksızın yapılacağını yazdı. Yunan müsteşar ve Rus general davet edildi Gazete,
"Nikiforos" tatbikatını Yunanistan Milli Savunma
Bakanlığı Müsteşarı Vasilis Mihaloliakos ve Rus
General Yuri Nikolayeviç Baluevski'nin de izlemesinin beklendiğini,
ancak şu ana kadar adı geçen iki yetkilinin Güney
Kıbrıs'a gelişlerinin kesinleşmediğini yazdı. "Nikiforos"un,
planlandığı gibi 18-23 Ekim'de icra edileceğini ve
tatbikata Rum Milli Muhafız Ordusu'nun bütün birimleriyle çok
sayıda seferi personel ve milisin katılacağını
kaydeden gazete, tatbikatın Güney Kıbrıs'ın kara, deniz
ve hava sahasının tümünde icra edileceğini belirtti. Gazete, Rum Milli
Muhafız Ordusu'nda Cuma günü basın toplantısı
düzenlenerek, medyaya tatbikat hakkında bilgi verileceğini de
yazdı. Tatbikata sürat tekneleri
ve Mİ 35 Helikopterleri
de katılacak Tatbikatta Rum Milli
Muhafız Ordusu'nun bütün teknik imkanlarının
kullanılacağını, Deniz
Komutanlığı'nın iki yeni sürat teknesi ile Rus
yapımı çağdaş Mİ35 helikopterlerinin önemli rol
oynayacağını kaydeden Politis, tatbikatın son
aşamasını, Rum yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un, savunma bakanı, parti başkanları ve meclis
savunma komitesi üyeleriyle birlikte izleyeceğini, son aşamayı
izlemek üzere yabancı büyükelçiliklerin askeri ataşeleriyle UNFICYP
yetkililerinin de davet edildiğini belirtti. "Resmi geçit
ekonomik nedenlerden dolayı
iptal" Gazete, tatbikattan sonra
geleneksel olarak yapılan resmi geçit töreninin ise, ekonomik
nedenlerden dolayı gerçekleştirilmeyeceğini belirterek,
"Resmi geçit, tatbikatın esaslı unsuru da değil"
ifadesine yer verdi. Politis bu arada,
"Nikoforos 2005"in Rum Milli Muhafız Ordusu Komutanı
Korgeneral Athanasios Nikolodimos'un yöneteceği ilk ve son
"Nikiforos" tatbikatı olacağını kaydederek,
Nikolodimos'un çok yakın bir süre içinde Yunanistan'a döneceğini ve
yerini; büyük olasılıkla, Yunanistan Kara Kuvvetleri 1. Kolordu
Komutanı Korgeneral Konstantinos Bisbikas'ın
alacağını yazdı. |
KIBRIS
13/10/05
ABde, Rumlardan
Azerbaycan'a veto
Rum yönetimi AB aracılığıyla
Bakü yönetimine KKTC ile ilişkileri kesmemesi durumunda AB-Azerbaycan
ilişkilerini bloke edeceği mesajını gönderdi
Rum
yönetimi Rumlar ABnin Kafkasyada Komşuluk Politikasına dahil olan
Azerbaycanın programa katılmasını engelleyeceğini
AB'ye resmen bildirdi
Azerbaycan
Dışişleri Bakan Yardımcısı, Azerbaycan-KKTC
ilişkileri hakkında Şimdiye kadar sadece bir uçuş
yapıldı. Bundan bir sonuç çıkarmak da gereksizdir dedi
Azerbaycandan
KKTCye doğrudan uçuşların yapılması, Rumların
tepkilerine yol açtı.Uçuşların uluslararası hukuka
aykırı olduğunu savunan Rumlar, konuyu AB gündemine getirdi.
Kıbrıs
Rum Kesimi yönetimi AB aracılığıyla Bakü yönetimine KKTC
ile ilişkileri kesmemesi durumunda AB-Azerbaycan ilişkilerini bloke
edeceği mesajını gönderdi.
Rumlar ABnin Kafkasyada Komşuluk Politikasına dahil olan
Azerbaycanın programa katılmasını engelleyeceğini
AB'ye resmen bildirdi.Azerbaycanın KKTCye doğrudan seferler
başlatması durumunda Rumlar,Azerbaycan'ın ABnin Komşuluk
Politikasına katılımını veto edecek. AB Komisyonunun
dış ilişkilerden sorumlu üyesi Benita Ferrero Waldner ise son
günlerde katıldığı panellerde Azerbaycanın KKTC ile
ilişkilerini kesmesi çağrısında bulunarak aksi takdirde
ABnin Azerbaycan ile ilişkilerini gözden geçireceğini söylemesi
dikkat çekti.
Rumlar ayrıca Avrupa Komisyonu'nun Azerbaycan-KKTC ilişkilerini
yakından izlemesini de istedi. Bu arada, misilleme olarak Rum Kesimi ve
Yunanistandan Ermeni işgalindeki Yukarı Karabağa doğrudan
uçuşların yapılabileceği öne sürüldü.
Bununla birlikte Yunanistan da Atinadaki Azerbaycan büyükelçiliği
kanalı ile Azerbaycan'dan KKTCye yapılan uçuşlardan dolayı
Bakü'ye nota verdi.
AB,Komşuluk politikası ile,ABye üye olması mümkün olmayan
ülkelerin AB standartlarına ulaşması için, ticari, kültürel,
siyasi,ekonomik ilişkileri karşılıklı olarak
arttırarak söz konusu ülkeleri adım adım AB standartlarına
getirmeyi amaçlıyor.
AZERBAYCAN
DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI AZİMOV Azerbaycan
Dışişleri Bakan Yardımcısı Araz Azimov,
Azerbaycan-KKTC ilişkileri hakkında Şimdiye kadar sadece bir
uçuş yapıldı. Bundan bir sonuç çıkarmak da
gereksizdirdedi.
Açıklamasında
KKTC ile ilişkilere de değinen Azimov, KKTC ile ilişkiler,
öncelikle Azerbaycanın bu konuya insani açıdan
yaklaşımından kaynaklanmaktadır dedi.
Azimov,
gazetecilere yaptığı açıklamada Bakü-Lefkoşa
ilişkilerinin özellikle gayrıresmi düzeyde gerçekleştiğini
belirtti ve Şimdiye kadar sadece bir uçuş yapıldı. Bundan
bir sonuç çıkarmak da gereksizdir dedi.
Bazı
AB yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda, Azerbaycan-KKTC
arasında özellikle işadamlarının
karşılıklı toplu ziyaretleri nedeniyle Bakü ile
yapılan yeni komşuluk siyaseti programında gecikmeler
olabileceğini dile getirmişlerdi.
Azerbaycanın
ABnin komşuluk politikasının ayrılmaz parçası
olduğunu vurgulayan Azimov, bazı sorunlar nedeniyle ilişkilerin
geliştirilmesinde gecikme olabileceği yönündeki açıklamaların
da yine bazı AB yetkilileri tarafından dile getirildiğini
anımsattı.
HALKIN SESI 14/10/05
ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Cumhurbaşkanı
Talat'ı Washington'a davet etti
ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı Washington'a davet ettiği
öğrenildi. Davetin, geçen haftalarda Lefkoşa'daki diplomatik kanallar
aracılığıyla Talat'a iletildiği ve ziyaret tarihinin
gelecek günlerde belirlenmesinin beklendiği belirtildi.
Talat'ın, bu davetten
memnuniyet duyduğu öğrenildi. Ancak Talat'ın,
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonun hafifletilmesi için
Washington'ın uzun süredir üzerinde düşündüğü önlemlere
ilişkin adımların, bu gezi sırasında
atılması beklentisini ABD tarafına ilettiği bildirildi.
Talat, geçen yıl da
başbakan sıfatıyla o zamanki ABD Dışişleri
Bakanı Colin Powell ile BM'de görüşmüştü.
ABD ile KKTC arasında
en üst düzeyde temas ise 1991'de gerçekleşmişti ve dönemin
cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, o zamanki Dışişleri
Bakanı James Baker ile ABD Dışişleri Bakanlığı'nda
bir araya gelmişti.
Denktaş, Washington'a
1986 ve 1989'de yaptığı ziyaretlerde ise
dışişleri bakan yardımcılarıyla
görüşmüştü.
KIBRIS 14/10/05
Kutsal yardım
KKTC, Muzafferabad'a
yardım ulaştıran ikinci Müslüman ülke oldu
Kutsal yardım
BÖLGEYE ULAŞTILAR...
Pakistan'da meydana gelen deprem için Pakistan'a giden KKTC ekibi ve
yardım malzemeleri deprem bölgesine ulaştı. KKTC
Kızılayı'nca deprem bölgesine gönderilen muhtelif gıda
maddeleri, battaniye, tıbbi ilaç ve teknik teçhizattan oluşan toplam
12.5 ton malzeme İslamabad'da Pakistanlı yetkililere teslim edildi
Pakistan'da meydana gelen
depremin ardından bölgeye giden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
ekibi ve yardım malzemeleri bölgeye ulaştı.
AA muhabirinin bölgeden
bildirdiğine göre, KKTC Kızılayı'nca deprem bölgesine
gönderilen muhtelif gıda maddeleri, battaniye, tıbbi ilaç ve teknik
teçhizattan oluşan toplam 12.5 ton malzeme İslamabad'da
Pakistanlı yetkililere teslim edildi.
Yardım malzemeleri ile
birlikte bölgeye gelen 12 kişilik Sivil Savunma ve 5 kişilik
Sağlık Bakanlığı ekibi daha sonra Muzafferabad'a
geçti.
Böylece, Muzafferabad'a
yardım ulaştıran Müslüman ikinci ülke KKTC oldu.
Birleşmiş
Milletler görevlileri de depremden en çok zarar gören Muzafferabad'a,
Türkiye'den sonraki ilk Müslüman ülke heyetinin KKTC olduğunu
doğruladı.
Bölgeye, ilk gelen arama
kurtarma ekibi de Türkiye'den GEA olmuştu.
Sivil Savunma
Teşkilatı
ekibi
çalışmalarına başladı
Deprem sonrasında
başlatılan arama kurtarma çalışmalarına katkı
koymak amacıyla dün Pakistan'a giden KKTC Sivil Savunma
Teşkilatı Arama Kurtarma Ekibi çalışmalarına
başladı.
Sivil Savunma Teşkilat
Başkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre deprem
bölgesine ulaşan ekip, Pakistan'ın Muzafferabat kentinde BM'nin
gösterdiği alandaki arama, kurtarma çalışmalara katkı
koyuyor.
Sivil Savunma
Teşkilatı Başkan Yardımcısı İlhan Birol
başkanlığındaki ekipte, enkaz altında dinleme ve
görüntüleme kamerası dahil modern arama ve kurtarma araç gereçleriyle
donatılmış 6 kurtarma ve 4 arama personeli ile 1 inşaat
mühendisi bulunuyor.
KIBRIS 14/10/05