De Soto: Rumlar iki nedenden isteksiz

 

BM Genel Sekreteri’nin eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Rumların çözüme istekli olmadığını belirtti.

 

AA

5 Mart 2005— NTV-De Soto, Kıbrıslı Rumların çözüme istekli olmamalarının nedenini de, ekonomik refah içerisinde olmaları ve AB’ye üye olmaları şeklinde açıkladı.

BM Genel Sekreteri Annan’ın eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, “Kıbrıslı Rumlar, iki nedenden dolayı çözüm istemiyor. Birincisi ekonomik refah içerisinde olmaları, ikincisi de AB üye olmuş olmalarıdır” dedi.

‘RUM TARAFI HAZIR DEĞİL’
       Rum basınında yer alan haberlere göre De Soto, Kıbrıslı Rumların Annan planında öngörülen, tarafların siyasi eşitliği ve yetki paylaşımını kabul etmeye hazır olmadıklarını, bunun aksine Kıbrıslı Türklerin hem referandumda hem de son seçimlerde çözüm iradelerini ortaya koyduklarını söyledi. Rum gazeteleri, De Soto’nun açıklamalarını “tahrikkar” olarak niteledi.

 

Rum bakandan itiraf

 

Rum Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Teodoru, Rum Yönetimi’nin bugüne dek hedeflerine varmak için çözümsüzlük politikası izlediğini itiraf etti.

 

NTV

 

 

4 Mart 2005 — Rum bakan, Güney Kıbrıs’ın AB üyeliğiyle, sorunun BM ekseninden çıkarılarak, Avrupa Birliği içinde hukuki ve siyasi bir konu haline getirildiğini kaydetti.

Doros Teodoru, Rum Yönetimi’nin, bugüne kadar Kıbrıs sorununun çözümünü engellediğini, bunun bir politika olduğunu söyledi.
       Teodoru, Tasos Papadopulos’un sorunun çözümünü zamana yayarak, çözümü AB hukuku içinde aradığını söyledi. Rum bakan bu çerçevede, 3 Ekim tarihine kadar müzakerelerden kaçınmaya çalıştıklarını da belirtti.
       Çözüm için acele etmediklerini açıklayan Teodoru, referandumda Rum tarafından çıkan ‘hayır’ yanıtını bir başarı olarak nitelendirdi. Rum bakan, “Bu yanıtla şimdi AB’de devlet olarak güçlü bir yere sahibiz” ifadesini kullandı.
       

KKTC'de kabine yarın açıklanıyor


6 Mart, 2005 09:45:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, CTP-DP koalisyon hükümetinin yeni bakanlar kurulu listesini yarın öğleden sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a sunacaklarını bildirdi.

Yeni hükümetin programının ve kabinenin en geç yarın öğleye kadar açıklanacağını belirten Serdar Denktaş, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın beklentisinin de bu olduğunu belirtti.
 
Denktaş, ''Talat, başbakanlık görevini cumhurbaşkanından almış ama henüz hükümeti kuramamış bir kişi olarak, cumhurbaşkanlığına adaylık başvurusunda bulunmak istemiyor'' dedi. 
 
Talat'ın cumhurbaşkanı olması durumunda
 
Serdar Denktaş, Talat'ın cumhurbaşkanı olması durumunda CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer'in başbakan olacağını söyledi.
 
Başbakan değişikliğinde bir sorun yaşanmaması için, mevcut bakanlar kurulunun ve mevcut bakanlıkların nisan ortasına kadar devam etmesini önerdiklerini açıklayan Serdar Denktaş, yarın hangi bakanlıkların hangi partide olacağının açıklanacağını, ancak bunların uygulanmasının cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra olacağını bildirdi. 
 
Mevcut hükümettekilerin 17 nisana kadar görev yapacağını, 2004 bütçesini ve anayasa değişiklik yasasını meclisten geçireceğini kaydeden Denktaş, Talat'ın cumhurbaşkanı seçilmesi halinde, boşalacak milletvekilliği için 27 haziranda yapılması gerekecek ara seçimi önlemek için de yasa değişikliği önerdiklerini açıkladı.
 
Denktaş, önerinin, ara seçim yerine, boşalan milletvekilinin yerine, o partiden, seçilemeyen en yüksek oyu alan adayın milletvekili yapılmasını öngördüğünü söyledi.  

''Tarihi fırsatı kaçırdık''
 

Serdar Denktaş, cumhurbaşkanlığı seçiminde, ellerine, dünyaya Kıbrıs Türk demokrasisinin varlığını kabul ettirme fırsatı geçtiğini ve bu anlamda tarihe bir not düşmek istediklerini belirterek, ancak bu fırsatı ellerinden kaçırdıklarını anlattı.
 
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın cumhurbaşkanlığına aday olmamasının önemli bir açılımı da beraberinde getirdiğine işaret eden Serdar Denktaş, Kıbrıs Türklerini devlet olarak tanımayanların bugüne kadar cumhurbaşkanı ile 'toplum lideri' olarak görüştüğünü, bunu değiştirme imkanlarının ortaya çıktığını, görüşmecinin kim olacağını meclisin belirleyebileceğini söyledi.
 
Meclisin rahatlıkla ''Kıbrıs Türk halkını, Kıbrıs sorununun çözümü görüşmelerinde temsil edecek kişi Mehmet Ali Talat'tır'' kararını alabileceğini vurgulayan Serdar Denktaş, ''Mehmet Ali Talat, başbakan olarak görüşmecilik yetkisini üstlenir ve götürürdü. Çünkü partisi yüzde 45 oy aldı. Ancak olaya tamamen duygusal bakıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 'cumhurbaşkanlığı seçimleri duygusal olmaz' diye bir mesajı
vardı. Tamamen duygusal bakıldı'' dedi. 
 
''Talat'ı ikna edemedim''  
 

Talat'ı cumhurbaşkanı adayı olmaması için ikna edemediğini vurgulayan Serdar Denktaş, ikna çabasının iki nedenden dolayı olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:
 
''Biri, Talat'ın genç ve başbakan olarak yapabileceği işler olduğuna inanmaktayım. İkincisi de dış politikada önemli bir fırsat geçmişti elimize, bu önemli fırsatı kullanmalıydık. Ancak duygusal davrandılar, 'Denktaş'tan boşalacak yeri dolduralım' düşüncesiyle hareket ettiler. Bu bana göre hatadır. Ve dolayısıyla dünyaya bizim demokrasimizin varlığını kabul ettirme fırsatı elimizden gitti.'' 
 
UBP'yle cumhurbaşkanlığı görüşmesi
 
Cumhurbaşkanlığına ortak aday çıkarma konusunda Ulusal Birlik Partisi ile (UBP) yarın görüşeceklerini ifade eden Denktaş, bir isim üzerinde anlaşmaya çalışacaklarını söyledi.

UBP ile ortak isim üzerinde anlaşamamaları halinde, DP tabanını cumhurbaşkanlığı seçiminde serbest bırakacaklarını bildiren Serdar Denktaş, Talat'ın adaylığının desteklenmesinin de değerlendirileceğini kaydetti.

Denktaş: Talat'ı ikna edemedim

KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş,Başbakan Mehmet Ali Talat'ı, cumhurbaşkanlığına aday olmaması konusunda ikna edemediğini ifade etti.

KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, CTP-DP koalisyon hükümetinin yeni bakanlar kurulu listesini yarın öğleden sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a sunacaklarını bildirdi.

Serdar Denktaş, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı, cumhurbaşkanlığına aday olmaması konusunda ikna edemediğini ifade ederek, CTP'nin cumhurbaşkanlığı seçiminde “duygusal” davrandığını ve “Denktaş'tan boşalacak yeri dolduralım” düşüncesiyle hareket ettiğini söyledi.

Yeni hükümetin programının ve kabinenin en geç yarın öğleye kadar açıklanacağını belirten Serdar Denktaş, CTP Genel Başkanı ve Başbakan Talat'ın beklentisinin de bu olduğunu kaydetti. Denktaş, “(Talat) Başbakanlık görevini cumhurbaşkanından almış ama henüz hükümeti kuramamış bir kişi olarak, (cumhurbaşkanlığına) adaylık başvurusunda bulunmak istemiyor” dedi.

TALAT'IN CUMHURBAŞKANI OLMASI DURUMUNDA

Serdar Denktaş, bir soru üzerine, Talat'ın cumhurbaşkanı olması durumunda CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer'in başbakan olacağını belirtti. Denktaş, 17 Nisan'dan sonra Soyer başbakanlığında bir hükümet olacağını söyledi.

Başbakan değişikliğinde bir sorun yaşanmaması için, mevcut bakanlar kurulunun ve mevcut bakanlıkların nisan ortasına kadar devam etmesini önerdiklerini açıklayan Serdar Denktaş, yarın hangi bakanlıkların hangi partide olacağının açıklanacağını, ancak bunların uygulanmasının cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra olacağını bildirdi.

Mevcut hükümettekilerin 17 Nisan'a kadar görev yapacağını, 2004 bütçesini ve anayasa değişiklik yasasını meclisten geçireceğini kaydeden Denktaş, Talat'ın cumhurbaşkanı seçilmesi halinde, boşalacak milletvekilliği için 27 Haziran'da yapılması gerekecek ara seçimi önlemek için de yasa değişikliği önerdiklerini belirtti. Denktaş, önerinin, ara seçim yerine, boşalan milletvekilinin yerine, o partiden, seçilemeyen en yüksek oyu alan adayın milletvekili yapılmasını öngördüğünü söyledi.

“TARİHİ FIRSATI KAÇIRDIK”

Serdar Denktaş, cumhurbaşkanlığı seçiminde, ellerine, dünyaya Kıbrıs Türk demokrasisinin varlığını kabul ettirme fırsatı geçtiğini ve bu anlamda tarihe bir not düşmek istediklerini belirterek, ancak bu fırsatı ellerinden kaçırdıklarını anlattı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın cumhurbaşkanlığına aday olmamasının önemli bir açılımı da beraberinde getirdiğine işaret eden Serdar Denktaş, Kıbrıs Türklerini devlet olarak tanımayanların bugüne kadar cumhurbaşkanı ile “toplum lideri” olarak görüştüğünü, bunu değiştirme imkanlarının ortaya çıktığını, görüşmecinin kim olacağını meclisin belirleyebileceğini söyledi.

Serdar Denktaş, şöyle konuştu:

“Şu mesajı verebilme imkanı doğmuştu: Bizi devlet olarak tanımayabilirsiniz ama saygı göstermeniz gereken bir demokrasimiz var. Bu demokrasimiz, halkımızın iradesinin şekillendiği yer, kendi sistemimiz içerisinde parlamentodur. Parlamento karar alarak, görüşmecinin kim olacağını, hangi seviyede olacağını rahatlıkla belirleyebilir. Böylelikle 'toplum lideriyle görüşülme' noktasından çıkıp, en azından demokrasimizin, irademizin varlığını ispatlayabiliriz. O nedenle biz cumhurbaşkanlığına artık bir protokol mevki olarak baktık.”

Meclisin rahatlıkla “Kıbrıs Türk halkını, Kıbrıs sorununun çözümü görüşmelerinde temsil edecek kişi Mehmet Ali Talat'tır” kararını alabileceğini vurgulayan Serdar Denktaş, “Mehmet Ali Talat, başbakan olarak görüşmecilik yetkisini üstlenir ve götürürdü. Çünkü partisi yüzde 45 oy aldı. Ancak olaya tamamen duygusal bakıldı. Başbakan (Recep Tayyip) Erdoğan'ın 'Cumhurbaşkanlığı seçimleri duygusal olmaz' diye bir mesajı vardı. Tamamen duygusal bakıldı” dedi.

“STATÜKO DEVAM EDİYOR”

CTP tabanının, yıllardır karşısında siyasi mücadele verdikleri Denktaş'tan sonra orayı doldurmaya yönlendiğini kaydeden Serdar Denktaş, Talat'ın kendi isteğiyle aday olduğunu düşünmediğini, zorlanarak adaylık noktasına geldiğini söyledi.

Serdar Denktaş, şöyle devam etti:

“Talat'la görüştüm, bu fırsatı kullanmamız gerektiğini anlattım. 'Dünya toplum lideri dışında biriyle görüşmeyi kabul eder mi etmez mi' tartışmasını önüme koydu. Kendisine, 'Bizim görüşmecimizin kim olacağına, dünya değil, (Rum yönetimi lideri Tasos) Papadopulos değil, KKTC'nin meclisi karar verir' cevabını verdim.

'Statüko değişsin' mücadelesi veren bir ekip, statükoyu değil, sadece statükonun adını ve kişilerini değiştirmiş oluyor ama statüko aynen devam ediyor. Bir fırsat kaçırıldı diye görüyorum.”

“İKNA EDEMEDİM”

Talat'ı cumhurbaşkanı adayı olmaması için ikna edemediğini kaydeden Serdar Denktaş, ikna çabasının iki nedenden dolayı olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:

“Biri, Talat'ın genç ve başbakan olarak yapabileceği işler olduğuna inanmaktayım. İkincisi de dış politikada önemli bir fırsat geçmişti elimize, bu önemli fırsatı kullanmalıydık. Ancak duygusal davrandılar, 'Denktaş'tan boşalacak yeri dolduralım' düşüncesiyle hareket ettiler. Bu bana göre hatadır. Ve dolayısıyla dünyaya bizim demokrasimizin varlığını kabul ettirme fırsatı elimizden gitti.”

Cumhurbaşkanlığına ortak aday çıkarma konusunda Ulusal Birlik Partisi ile (UBP) yarın görüşeceklerini ifade eden Denktaş, bir isim üzerinde anlaşmaya çalışacaklarını söyledi. UBP ile ortak isim üzerinde anlaşamamaları halinde, DP tabanını cumhurbaşkanlığı seçiminde serbest bırakacaklarını bildiren Serdar Denktaş, Talat'ın adaylığının desteklenmesinin de değerlendirileceğini kaydetti.

 (aa)

HURRIYET 06/03/05

‘Umarım Denktaş haklı çıkmaz’

 

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs eski Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Rumların çözüm istemediğini belirterek ‘Denktaş bana ‘Rumlar tüm adayı istiyor’ demişti. Bir gün bu tespitinin yanlış çıkmasını umarım’dedi.

Perulu diplomat De Soto, Brüksel’de federal sistemler konulu bir seminerde yaptığı konuşmada, ‘Rumlar, iki nedenden dolayı çözüm istemiyor. Birincisi ekonomik refah içerisinde olmaları, ikincisi de AB’a üye olmuş olmalarıdır’ diye konuştu.

De Soto, Rumların şu ana kadar bir çözüme istekli olmadıklarını ve iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon istiyorlarsa, şu iki başlığı, ‘Siyasi Eşitlik’ (Political Equality) ve ‘Yetki Paylaşımını’ (Share of Power) kabul edip etmediklerini netleştirmeleri gerektiğini söyledi.  

HURRIYET 06/03/05

 

Denktaş: Talat'ı cumhurbaşkanlığına aday olmaması için ikna edemedim


      KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, CTP-DP koalisyon hükümetinin yeni bakanlar kurulu listesini yarın öğleden sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a sunacaklarını bildirdi.
      Serdar Denktaş, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı, cumhurbaşkanlığına aday olmaması konusunda ikna edemediğini ifade ederek, CTP'nin cumhurbaşkanlığı seçiminde ''duygusal'' davrandığını ve ''Denktaş'tan boşalacak yeri dolduralım'' düşüncesiyle hareket ettiğini söyledi.
      Yeni hükümetin programının ve kabinenin en geç yarın öğleye kadar açıklanacağını belirten Serdar Denktaş, CTP Genel Başkanı ve Başbakan Talat'ın beklentisinin de bu olduğunu kaydetti. Denktaş, ''(Talat) Başbakanlık görevini cumhurbaşkanından almış ama henüz hükümeti kuramamış bir kişi olarak, (cumhurbaşkanlığına) adaylık başvurusunda bulunmak istemiyor'' dedi.
     
     TALAT'IN CUMHURBAŞKANI OLMASI DURUMUNDA
      Serdar Denktaş, bir soru üzerine, Talat'ın cumhurbaşkanı olması durumunda CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer'in başbakan olacağını belirtti. Denktaş, 17 Nisan'dan sonra Soyer başbakanlığında bir hükümet olacağını söyledi.
      Başbakan değişikliğinde bir sorun yaşanmaması için, mevcut bakanlar kurulunun ve mevcut bakanlıkların nisan ortasına kadar devam etmesini önerdiklerini açıklayan Serdar Denktaş, yarın hangi bakanlıkların hangi partide olacağının açıklanacağını, ancak bunların uygulanmasının cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra olacağını bildirdi.
      Mevcut hükümettekilerin 17 Nisan'a kadar görev yapacağını, 2004 bütçesini ve anayasa değişiklik yasasını meclisten geçireceğini kaydeden Denktaş, Talat'ın cumhurbaşkanı seçilmesi halinde, boşalacak milletvekilliği için 27 Haziran'da yapılması gerekecek ara seçimi önlemek için de yasa değişikliği önerdiklerini belirtti. Denktaş, önerinin, ara seçim yerine, boşalan milletvekilinin yerine, o partiden, seçilemeyen en yüksek oyu alan adayın milletvekili yapılmasını öngördüğünü söyledi.
     
     ''TARİHİ FIRSATI KAÇIRDIK''
      Serdar Denktaş, cumhurbaşkanlığı seçiminde, ellerine, dünyaya Kıbrıs Türk demokrasisinin varlığını kabul ettirme fırsatı geçtiğini ve bu anlamda tarihe bir not düşmek istediklerini belirterek, ancak bu fırsatı ellerinden kaçırdıklarını anlattı.
      Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın cumhurbaşkanlığına aday olmamasının önemli bir açılımı da beraberinde getirdiğine işaret eden Serdar Denktaş, Kıbrıs Türklerini devlet olarak tanımayanların bugüne kadar cumhurbaşkanı ile ''toplum lideri'' olarak görüştüğünü, bunu değiştirme imkanlarının ortaya çıktığını, görüşmecinin kim olacağını meclisin belirleyebileceğini söyledi.
      Serdar Denktaş, şöyle konuştu:
      ''Şu mesajı verebilme imkanı doğmuştu: Bizi devlet olarak tanımayabilirsiniz ama saygı göstermeniz gereken bir demokrasimiz var. Bu demokrasimiz, halkımızın iradesinin şekillendiği yer, kendi sistemimiz içerisinde parlamentodur. Parlamento karar alarak, görüşmecinin kim olacağını, hangi seviyede olacağını rahatlıkla belirleyebilir. Böylelikle 'toplum lideriyle görüşülme' noktasından çıkıp, en azından demokrasimizin, irademizin varlığını ispatlayabiliriz. O nedenle biz cumhurbaşkanlığına artık bir protokol mevki olarak baktık.'' Meclisin rahatlıkla ''Kıbrıs Türk halkını, Kıbrıs sorununun çözümü görüşmelerinde temsil edecek kişi Mehmet Ali Talat'tır'' kararını alabileceğini vurgulayan Serdar Denktaş, ''Mehmet Ali Talat, başbakan olarak görüşmecilik yetkisini üstlenir ve götürürdü. Çünkü partisi yüzde 45 oy aldı. Ancak olaya tamamen duygusal bakıldı. Başbakan (Recep Tayyip) Erdoğan'ın 'Cumhurbaşkanlığı seçimleri duygusal olmaz' diye bir mesajı vardı. Tamamen duygusal bakıldı'' dedi.
     
     ''STATÜKO DEVAM EDİYOR''
      CTP tabanının, yıllardır karşısında siyasi mücadele verdikleri Denktaş'tan sonra orayı doldurmaya yönlendiğini kaydeden Serdar Denktaş, Talat'ın kendi isteğiyle aday olduğunu düşünmediğini, zorlanarak adaylık noktasına geldiğini söyledi.
      Serdar Denktaş, şöyle devam etti:
      ''Talat'la görüştüm, bu fırsatı kullanmamız gerektiğini anlattım. 'Dünya toplum lideri dışında biriyle görüşmeyi kabul eder mi etmez mi' tartışmasını önüme koydu. Kendisine, 'Bizim görüşmecimizin kim olacağına, dünya değil, (Rum yönetimi lideri Tasos) Papadopulos değil, KKTC'nin meclisi karar verir' cevabını verdim.
      'Statüko değişsin' mücadelesi veren bir ekip, statükoyu değil, sadece statükonun adını ve kişilerini değiştirmiş oluyor ama statüko aynen devam ediyor. Bir fırsat kaçırıldı diye görüyorum.''
     
     'İKNA EDEMEDİM''
      Talat'ı cumhurbaşkanı adayı olmaması için ikna edemediğini kaydeden Serdar Denktaş, ikna çabasının iki nedenden dolayı olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:
      ''Biri, Talat'ın genç ve başbakan olarak yapabileceği işler olduğuna inanmaktayım. İkincisi de dış politikada önemli bir fırsat geçmişti elimize, bu önemli fırsatı kullanmalıydık. Ancak duygusal davrandılar, 'Denktaş'tan boşalacak yeri dolduralım' düşüncesiyle hareket ettiler. Bu bana göre hatadır. Ve dolayısıyla dünyaya bizim demokrasimizin varlığını kabul ettirme fırsatı elimizden gitti.'' Cumhurbaşkanlığına ortak aday çıkarma konusunda Ulusal Birlik Partisi ile (UBP) yarın görüşeceklerini ifade eden Denktaş, bir isim üzerinde anlaşmaya çalışacaklarını söyledi. UBP ile ortak isim üzerinde anlaşamamaları halinde, DP tabanını cumhurbaşkanlığı seçiminde serbest bırakacaklarını bildiren Serdar Denktaş, Talat'ın adaylığının desteklenmesinin de değerlendirileceğini kaydetti.

 

MILLIYET 06/03/05

 

De Soto: Haklı çıkan Denktaş

06/03/2005 RADIKAL

LEFKOŞA - BM'nin eski Kıbrıs temsilcisi Alvaro De Soto, Brüksel'deki federalizmin nimetleriyle ilgili konferansta, adadaki çözümsüzlükle ilgili görüşünü açıkladı. "Rumlar, iki nedenden dolayı çözüm istemiyor; birincisi ekonomik refah içerisinde olmaları, ikincisi de artık AB üyesi olmaları" diyen Perulu diplomat, Rumların, iki bölgeli, iki toplumlu federasyon istiyorlarsa, Annan Planı'ndaki 'Siyasi Eşitlik' ve 'Yetki Paylaşımı'nı kabul edip etmediklerini netleştirmeleri gerektiğini belirtti. De Soto, "Rauf Denktaş bana bir defasında Rumları tek ilgilendirenin adanın tüm egemenliğini ele geçirmek olduğunu söylemişti. Bir gün bu tespitinde hata yaptığının kanıtlanmasını umarım" dedi.
(Radikal, aa)

Hem seçim Hem referendum

REFERANDUM ŞARTI KALDIRILSIN... CTP/BG'nin başlattığı çalışma, anayasa değişikliğinin kolaylaştırılmasını hedefliyor. Buna göre, anayasa değişikliği için mecliste milletvekillerinin 3'te 2 çoğunluğu sağlaması halinde referandum şartının kaldırılması öngörülüyor

ARA SEÇİME GEREK KALMASIN... 17 Nisan'daki cumhurbaşkanlığı seçimine yetiştirilmesi hedeflenen bir diğer değişiklik de aynen belediyelerde olduğu gibi mecliste de bir milletvekilinin görevinin sona ermesi halinde ara seçime gidilmesine gerek kalmadan o partide bir sonraki adayın milletvekilliğine yükselmesini öngörüyor

UBP SICAK BAKIYOR... UBP'nin, CTP/BG'nin başlattığı anayasa değişikliği çalışmasına sıcak baktığı bildiriliyor. Bu konuda partilerin uzlaşı sağlaması halinde halk, 17 Nisan'da hem yeni cumhurbaşkanını seçecek, hem de anayasa değişikliğini öngören referandum için oy kullanacak

 

Dilek ÇETEREİSİ

Ülkede bir yanda hükümet için hummalı çalışmalar sürerken, diğer yandan da anayasa değişikliği için yoğun çalışmalar yapılıyor.

Seçimden büyük bir zaferle çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler(CTP/BG), hükümet konusunda son noktayı koymaya hazırlanırken, 17 Nisan'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte anayasa değişikliğini de referanduma sunmak istiyor.

Anayasa değişikliğini kolaylaştırmak ve mecliste bir milletvekilinin görevinin sona ermesi halinde ara seçim şartını ortadan kaldırmayı hedefleyen anayasa değişikliği için kolları sıvayan CTP/BG, bu konuda partilerle temas başlattı.

Halkı sık sık sandık başına gitmesini ortadan kaldırmak için cumhurbaşkanlığı seçimini fırsat bilen CTP/BG, "bir taşla iki kuş vurup" anayasayla ilgili bir dizi engeli de ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

Hükümete yakın kaynaklardan edinilen bilgilere göre, CTP/BG'nin başlattığı çalışma, anayasanın değiştirilmesinin kolaylaştırılmasını hedefliyor. Buna göre, anayasa değişikliği için mecliste milletvekillerinin 3'te 2 çoğunluğu sağlaması halinde referandum şartının kaldırılması öngörülüyor. Oysa 1985 Anayasası, anayasa değişikliği için mecliste 3'te 2 çoğunluğun sağlanmasının yanı sıra referanduma gidilmesini de şart koşuyor.

17 Nisan'daki cumhurbaşkanlığı seçimine yetiştirilmesi hedeflenen bir diğer değişiklik de aynen belediyelerde olduğu gibi mecliste de bir milletvekilinin görevinin sona ermesi halinde ara seçime gidilmesine gerek kalmadan o partide bir sonraki adayın milletvekilliğine yükselmesini öngörüyor.

UBP'nin bu değişiklik çalışmasına sıcak baktığı bildiriliyor. Bu konuda partilerin uzlaşı sağlaması halinde halk, 17 Nisan'da hem yeni cumhurbaşkanını seçecek, hem de anayasa değişikliğini öngören referandum için oy kullanacak.

Bilindiği gibi ülkemizde yıllardır birçok parti ve sivil toplum örgütünün dile getirdiği birçok demokratik talep, anayasa engeline takıldığı için daha ileri bir noktaya taşınamadı.

Örneğin polisin İçişleri Bakanlığı'na bağlanması ve Kamu Hizmeti Komisyonu'nun demokratikleştirilmesi gibi uzun zamandır dillendirilen bir dizi demokratik talep, anayasa değişikliği gerektirdiği için hayata geçirilmiyor. Anayasa değişikliği de, mecliste 3'te 2 çoğunluğun sağlanmasının yanı sıra halk oyunu, yani referandumu gerektiriyor.

Talat cumhurbaşkanı olunca...

CTP/BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın, hükümeti kurduktan sonra cumhurbaşkanlığına aday olacağı neredeyse kesinlik kazanırken, 17 Nisan'da ortaya çıkacak sonuçla ilgili gündeme gelebilecek sorunların da aşılması için şimdiden önlem alınmaya çalışılıyor.

Milletvekilliği erken genel seçimlerinde CTP/BG'nin elde ettiği zaferle Talat'ın cumhurbaşkanlığını da garantilediği yorumları, son günlerin en çok konuşulan konularından biri.

Bu gerçekten hareket edildiğinde, Talat'ın cumhurbaşkanı seçildiği gün milletvekilliğinden istifa etmesi gerekecek, bu durumda CTP/BG Lefkoşa bölgesinde bir milletvekilini kaybedecek; sonrasında da bu koltuk için Lefkoşa bölgesinde ara seçim gündeme gelecek.

Bu durumda halkın yeniden sandık başına gitmesine gerek kalmaması için CTP/BG'nin gündeme getirdiği anayasa değişikliğinde ara seçim şartının kaldırılması hedefleniyor.

KIBRIS 06/03/2005

Kıran kırana

HÜKÜMETİN ACİLİYETİ VAR... Görevi dün cumhurbaşkanından alır almaz "hükümet en kısa sürede kurulacak" diyen CTP/BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklamadan, hükümet konusunu hafta sonu bitirmeyi amaçlıyor. Bu durumda Talat'ın başbakanlığındaki hükümetin 8 Mart'tan önce kurulması gerekiyor 

 DP YUMUŞUYOR MU?... Dün siyasi trafik oldukça yoğundu. Talat görevi aldıktan sonra mecliste DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'la baş başa bir görüşme yaptı. CTP/BG ile DP meclis grupları ayrı ayrı toplanarak durum değerlendirmesi yaptı. Bu gelişmelerin ardından CTP/BG öğleden sonra MYK'yı toplantıya çağırdı. DP'nin dün bakanlıklar konusunda yumuşama eğilimine girebilecek sinyaller verdiği haber veriliyor

DIŞİŞLERİ DP'DE, ÇALIŞMA CTP'DE... CTP/BG, bakanlıkların, seçim sonuçları ışığında yeniden paylaşılmasındaki ısrarını sürdürüyor. DP buna yaklaşmazsa CTP/BG, derhal UBP alternatifini devreye sokacak. İki parti arasında krize dönüşen Dışişleri Bakanlığı konusunda yeni bir formül üzerinde çalışıldığı bildiriliyor. CTP/BG'nin, Dışişleri Bakanlığı'na karşılık Çalışma Bakanlığı'nı istediği, DP'nin de buna onay verebileceği belirtiliyor

l UBP, SEÇİM YASASI'NIN DEĞİŞMESİNİ İSTİYOR... Hükümet konusunda sırasını bekleyen UBP'nin de CTP/BG ile görüşmelerinde, Seçim Yasası'nda radikal değişiklikler önerdiği kaydedildi. KKTC'nin 5 olan seçim bölgesinin 10'a çıkarılmasını ve her seçim bölgesinden 5 milletvekili çıkmasının öngörüldüğü UBP önerisine göre, bölge barajları yüzde 15-20'lere yükseliyor

 

 

 

Dilek ÇETEREİSİ

Ülke kamuoyunda günlerdir merak edilen hükümet konusunda sona yaklaşıldığı bildiriliyor.

Hükümeti kurma görevini dün cumhurbaşkanından alır almaz "hükümet en kısa sürede kurulacak" diyen Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, kendi başbakanlığındaki hükümeti 8 Mart'tan önce kurmayı amaçlıyor.

Talat, cumhurbaşkanlığına adaylığını açıklamadan, hükümet konusunu hafta sonu yapılacak yoğun bir mesai ile bitirmeyi hedefliyor. Bu durumda Talat'ın başbakanlığındaki hükümetin 8 Mart'tan önce kurulması gerekiyor. Çünkü 8 Mart, partilerin cumhurbaşkanlığına adaylarını açıklamaları için son tarih.

Bu noktadan hareketle Talat'ın başbakanlığında kurulacak hükümetin ortağının kim olacağı konusunun da bugün, yarın netlik kazanması bekleniyor. CTP/BG, bugün saat 11.00'de DP'yi resmen ziyaret ederek olası CTP/BG-DP koalisyonu için son denemeyi yapacak. DP, inadını sürdürürse UBP alternatifi devreye konulacak ve süratle sonuca ulaşılmasına çalışılacak.

Nitekim dün yapılan görevlendirmenin ardından siyasi trafik de oldukça hız kazandı. Talat görevi aldıktan sonra mecliste Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş'la baş başa bir görüşme yaptı. CTP/BG ile DP meclis grupları da Cumhuriyet Meclisi'nde ayrı ayrı toplanarak durum değerlendirdi. Bu gelişmelerin ardından CTP/BG öğleden sonra MYK'yı toplantıya çağırdı.

Hükümet konusunda gözler bugün yapılacak CTP/BG-DP görüşmesine çevrildi. Saat 11.00'de resmi düzeyde ilk kez bir araya gelecek ortaklar, çetin bir pazarlığa tutuşacak.

DP'de yumuşama sinyalleri

Bu arada DP'nin dün bakanlıklar konusunda yumuşama eğilimine girebilecek sinyaller verdiği haber veriliyor.

Dün mecliste yer alan Talat- Serdar Denktaş görüşmesinde, bazı pürüzlerin aşıldığı belirtilirken, yine de bugün heyetler arasında yapılacak pazarlıkların "kıran kırana" geçmesi bekleniyor.

Çünkü CTP/BG, bakanlıkların, 20 Şubat seçim sonuçları ışığında yeniden paylaşılmasındaki ısrarını sürdürüyor ve bu konuda geri adım atmamakta kararlı görülüyor.

Buna göre milletvekili sayısını 24'e çıkaran CTP/BG, DP'den bir bakanlığı geri almak istiyor. Hükümetin 6'ya 3 formülü üzerinde inşa edilmesinden yana olan CTP/BG, DP'den öncelikle Dışişleri Bakanlığı'nı talep etti.

Ancak DP de Dışişleri Bakanlığı'nı bir türlü vermek istemiyor. DP, cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve meclis başkanlığının CTP/BG'de olacağı noktasından hareketle Dışişleri Bakanlığı'nda diretiyor.

İki parti arasında krize dönüşen Dışişleri Bakanlığı konusunda dün parti liderlerinin yaptığı baş başa görüşmede yeni bir formülün ortaya çıktığı bildiriliyor.

CTP/BG'nin, Dışişleri Bakanlığı'na karşılık Çalışma Bakanlığı'nı istediği, DP'nin de buna onay verebileceği belirtiliyor.

Bu konuda uzlaşma sağlanması halinde diğer konularda fazla bir pürüzün yaşanmayacağına inanılıyor.

"DP olmazsa UBP bekliyor"

Sandıkta elde ettiği güçle görüşme masasına oturacak olan CTP/BG, bugün DP'nin kapısını resmen çalmaya giderken, cebindeki UBP kartını da ortağına hissettirmekten geri durmayacak.

Dışişleri Bakanlığı'nın Çalışma Bakanlığı ile takas edilmesi formülünün hayata geçirilmesi de "DP ile hükümet tamam" demeye yetmeyecek.

Çünkü CTP/BG, geçen dönem Enformasyon Dairesi ile takas ettiği Devlet Planlama Örgütü'ne (DPÖ) de talip.

 

UBP'den ilginç seçim önerisi

 

Hükümet konusunda sırasını bekleyen UBP'nin de geçtiğimiz günlerde yapılan CTP/BG ile görüşmelerinde, Seçim Yasası'nda radikal değişiklikler önerdiği kaydedildi.

KKTC'nin 5 olan seçim bölgesinin 10'a çıkarılmasını ve her seçim bölgesinden 5 milletvekili çıkmasının öngörüldüğü UBP önerisine göre, bölge barajları da yüzde 15-20'lere yükseliyor.

Bu haberi yalanlamayan CTP/BG kaynakları, bu önerinin bir sohbet toplantısında gündeme getirildiğini ancak detaya fazla girilmediğini söylüyor.

Hatırlanacağı gibi CTP/BG'nin UBP'yi ziyareti, siyasi kulislerde oldukça yankı yaratmış, yeni dönemde DP'nin hükümette yer almasını kesinlikle istemeyen UBP'nin, konuklarına karşı oldukça "cömert" davrandığı bilgisi geniş ilgi uyandırmıştı.

UBP'nin, Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı'ndan vazgeçip 5 bakanlık talep ettiği ancak 4 bakanlığa da razı olabileceği mesajı son iki güne damgasını vurmuştu.

Bu formülde UBP'nin Meclis Başkanlığı ile yetinebileceği bilgisi gündeme gelmişti.

KIBRIS 05/03/2005

Meclisteki 50 milletvekili dün mecliste ant içti:Yemin ettiler

KKTC'de 20 Şubat seçimlerini kazanan 50 milletvekili dün mecliste yemin ederek resmen göreve başladı.

Meclis Genel Kurulu seçimlerin ardından dün ilk toplantısını yaptı.

Meclisin gündeminde yer alan başkanlık divanı seçimleri ise varılan mutabakat gereği 11 Mart Cuma gününe ertelendi.

Yemin töreni

Meclis toplantısı, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın genel kurula girip kendisine ayrılan locada yerini almasının ardından saat 10.15'te ad okunmak suretiyle yoklama yapılmasıyla başladı. Yoklamanın ardından ise ant içme törenine geçildi.

Meclise en yaşlı üye sıfatıyla 67 yaşındaki UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu başkanlık etti.

Milletvekilleri soyadları dikkate alınarak alfabetik sıraya göre ant içti.

İlk yemin, Eroğlu'ndan

Ant içme töreninde ilk olarak başkanlık kürsüsünden geçici başkan Derviş Eroğlu ant içti. Geçici başkanın andı tüzük gereği ayakta dinlendi.

Daha sonra en genç üyeler olmaları nedeniyle geçici kâtiplik görevini yürüten UBP milletvekilleri Hüseyin Avkıran Alanlı ve Kemal Dürüst meclis kürsüsüne gelerek ant içtiler.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la randevusu nedeniyle CTP-BG Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ın andı öne alındı ve geçici başkanlık divanının ardından ant içmesi olanağı tanındı. Talat'ın yeminin ardından ise milletvekilleri sırayla kürsüye gelmeye başladı.

Önce Gazimağusa sonra Girne, Güzelyurt ve İskele son olarak da Lefkoşa milletvekilleri soyadı sırasına göre kürsüye gelerek yemin etti.

Yemin töreni devam ederken Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hükümet kurma görevini Talat'a vermek üzere saat 11.00'de genel kurul salonundan ayrıldı. Yemin töreni saat 11.10'da tamamlandı.

KIBRIS 05/03/2005

Denktaş, hükümeti kurma görevini Talat'a Verdi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hükümeti kurma görevini Cumhuriyetçi Türk Partisi- Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı Başbakan Mehmet Talat'a verdi.

Meclisteki yemin töreni devam ederken Talat'ın yemin etmesinin ardından saat 11.00 sıralarında genel kurul salonundan birlikte çıkan Denktaş ve Talat, şeref salonunda kısa bir görüşme yaptı.

Yaklaşık 10 dakikalık görüşmenin ardından basının salona alınmasıyla Denktaş başarı dilekleriyle görevi resmi yazıyla zarf içinde Talat'a verdi.

Denktaş, "Başarılarınızı izlemek istiyoruz. İnşallah yüzümüzü aka çıkaracaksınız" dedi. Denktaş, milletvekili yemininde söylenenlere sadık kalınmasını da istedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hükümeti kurma görevini CTP Genel Başkanı Talat'a verirken, "Ülkenin sorunlarıyla ilgileneceğine inanıyoruz ve başarılarının devamını diliyoruz" dedi.

Talat da halkın desteğine layık olacaklarını ve bütün halkı kucaklayacaklarını belirterek, Denktaş'a teşekkür etti. Talat, hükümeti en kısa sürede kurmayı hedeflediklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, yemin töreni devam ederken, hükümeti kurma görevini meclis şeref salonunda CTP Genel Başkanı Başbakan Talat'a verdi.

Denktaş, tüm partileri kutladı

Cumhurbaşkanı Denktaş, görevi zarf içinde verirken, öncelikle demokratik seçim sürecinden dolayı bütün partileri kutladı ve CTP Genel Başkanı Talat'a yeni süreçte başarı diledi.

Denktaş, şunları söyledi:

"Yeminde söylenenlere sadık kalanlar hepimizin temsilcisidir. Sayın Talat seçimlerin ardından bütün halkı kucaklayacağını söyledi. Şımarmayacaklarını söyledi. Ülkenin dertleriyle uğraşacaklarını söyledi. İnanıyoruz ve başarılarının devamını diliyoruz."

Zor günler

Toplumun zor günlerden geçtiğini, Rumların Türkleri azınlık görme yaklaşımlarının devam ettiğini belirterek, birlik ve beraberliğin önemi vurgulayan Denktaş, "Türk hükümetlerinin desteği ve halkımızın uğraşıyla zor günleri atlatacağız" dedi.

Yardımcı olacağım, ikaz edeceğim

Cumhurbaşkanlığındaki görev süresinin tamamlanmasının ardından da hükümete yardımcı olacağını, yanlış yapılması durumunda ikazlarda bulunacağını söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, bu ikazlardan kimsenin alınmamasını istedi.

Denktaş Talat'a hitaben, "Başarılarını izlemek istiyoruz. İnşallah yüzümüzü aka çıkaracaksınız" dedi.

Asla hakları teslim etmeyeceğiz

CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat da, zarfı aldıktan sonra, "Gerek Kıbrıs konusunda gerek uluslararası ilişkilerde önemli günler bizi bekliyor. Son derece önemli dönemeçlere doğru ilerliyoruz. Bu şartlarda görev yapmak kolay değil" dedi

Bütün halkı kucaklayacaklarını, "destek veren" "vermeyen" ayrımı yapmayacaklarını söyleyen Talat, "Halktan aldığımız önemli desteğe layık olmaya çalışacağız" dedi.

Kıbrıs Türkü'nün hiçbir hakkını zararına olacak şekilde asla teslim etmeyeceklerini söyleyen Başbakan Talat, halkın da bundan emin olarak kendilerine güven tazelediğini kaydetti. Talat, yeni süreçte herkesin ve cumhurbaşkanının katkılarına ihtiyaçları olacağını kaydetti.

Hükümet, en kısa sürede

Bir soruya karşılık, hükümeti en kısa sürede kurmak istediklerini söyleyen Talat, mecliste bazı temaslar yapabileceğini, ancak esas çalışmanın partide yapılacak değerlendirmenin ardından başlayacağını kaydetti.

KIBRIS 05/03/2005

Akıncı'dan Denktaş'a yanıt: Uluslararası hukuktan bu kadar çekinen bir hukukçu görmedim

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın kendisine yönelik eleştirilerine karşılık, "Uluslararası hukuktan bu kadar çekinen başka bir hukukçu daha görmedim" dedi.

BDH basın bürosu aracılığıyla yapılan açıklamaya göre Akıncı, "Galatasaray bile KKTC'yi tanımıyor" dediği için kendisini eleştiren Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, uluslararası hukukun gereklerini anlamazlıktan geldiğini ileri sürdü.

Akıncı, bu konunun, "Türkiye'nin KKTC'yi 'tanıdım' dese de tanımanın gereklerini yerine getiremediğini" anlatmak için sık sık verdiği bir örnek olduğunu kaydetti

KIBRIS 05/03/2005

Rum Adalet Bakanı Theodoru'dan itiraf: Çözümü, bugüne kadar biz engelledik

Rum Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Theodoru, Rum yönetiminin bugüne kadar Kıbrıs sorununun çözümünü engellediğini itiraf etti.

Şu anda çözüm için acele etmediklerini, Kıbrıs sorununu Avrupa hukukuyla çözmeyi amaçladıklarını açıklayan Theodoru, "Referandumdan çıkan hayır yanıtı bir başarıydı, çünkü hayır yanıtımız ile devlet olmaya devam ettik. Böylece bir devlet olarak AB'ye üyeyiz. AB'de sesimiz var ve oynayacak role sahibiz" dedi.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Alithia gazetesi, "Theodoru New York'ta Ağzını Açtı: 'Kıbrıs Sorununun Çözümünü Bugüne Kadar Engelledik...' Theodoru: 'Acele Etmiyoruz, Avrupa Hukuku İle Çözeceğiz" başlığıyla manşetten verdiği haberinde, "New York'ta bulunan Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Theodoru, başkan Tasos Papadopulos'un, Kıbrıs sorunundaki -bugüne kadar örtbas edilen- taktiğini açıklamaya karar verdi" ifadesini kullandı. Gazete haberin devamında şunları yazdı:

"Theodoru, başkan Papadopulos'un Kıbrıs sorunundaki -bugüne kadar örtbas edilen- taktiğini açıklamaya karar verdi ve şunları doğruladı:

Bugüne kadarki çaba, çözümleri engellemekti. 3 Ekim tarihine kadar müzakerelerden kaçınmaya çalışacağız. Kıbrıs sorununun çözümü zamana yayılarak ve Avrupa Birliği hukuku içinde aranacak."

Gazeteye göre Theodoru yaptığı uzun açıklamada, hükümetin bütün mantığının, Kıbrıs'ın yetişip AB'ye üye olduğu andan itibaren Kıbrıs sorununu çözmeye ihtiyacı olmadığı, çözümün şimdi artık yavaş yavaş Avrupa normları içine gireceği şeklinde olduğunu anlattı ve şunları söyledi:

Biz değil, Türkiye acele ediyor

"Biz değil, Türkiye acele ediyor. Biz Türkiye'yi kontrol edecek ve rol sahibi olacağız. Bu, Avrupa çözümüdür. Avrupa çözümü dediğimizde, kastettiğimiz budur... AB çerçevesi içinde, işgalle alakalı olan bütün bu küçük ve çok sayıdaki sorun, AB organlarında ve Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde göğüslenecek ve çözüm bulunacak..."

Güney Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Kıbrıs sorununu, "sadece BM tekelinin yeni şartları içinde, sadece çıkarların hesap edildiği BM çerçevesinde tamamen siyasi olmaktan çıkarıp, AB çerçevesinde hukuki-siyasi bir konu haline getirdiğini" savunan Rum bakan, "Bu AB çerçevesi içinde faaliyet ve müdahale olanaklarımız olacağı ve AB'nin hukuk rejimini ve Avrupa normlarını da yanımıza alacağımız ve de AB ilkeleriyle şekillenen bu çerçevede Kıbrıs sorununa, elbette ki BM genel sekreterinin önerdiğinden çok daha kabul edilebilir bir çözümü aşamalı olarak başarabileceğimiz için, iyimser olabiliriz" dedi.

Theodoru, gazetecilerin sorularını yanıtlarken de, "zamanın çözümü zorlaştırdığı" söylemini reddederek şunları kaydetti:

"Baskılar yoğunlaşmaya başladı ve artıyor. Bu, bir olgudur. Bizim tavrımız ise başka bir olgudur. Tavrımız ilk kez sonuç getiriciliğe, role ve öneme sahiptir. Sadece çözümleri engellemek için değil, bazı somut çözümlerin ön şartlarının yaratılması için de..."

Doros Theodoru, çabalarının, dikkatleri 3 Ekim tarihine çevirecek ve müzakere prosedürü üzerine yoğunlaştıracak başka bir yöne yönlendirmek olduğunu da belirtti.

KIBRIS 05/03/2005

Rumlar’la ticaret karşılıklı olacak

Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin serbest ticaret için attığı her adıma KKTC’nin de ciddi bir şekilde karşılık vereceğini söyledi.

Bakan Deniz, dün bir basın toplantısı düzenleyerek, önceki gün toplanan Bakanlar Kurulu’nun, Güney Kıbrıs’ta üretilen malların Kuzey’e ithalatıyla ilgili aldığı kararın içeriği hakkında bilgi verdi.

Deniz, Kıbrıs Rum kesiminin, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Kuzey’den Güney’e geçişine müsaade ettiği mallar ne ise ve hangi şartlar gerekiyorsa, kendilerinin de aynı malların aynı şartlar içerisinde ithaline müsaade edeceklerini açıkladı. Ekonomi Bakanlığı’nın hazırlayacağı yönetmelik çerçevesinde malların ne olacağının belirtileceğini dile getiren Deniz, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kuzey’den Güney’e geçmesine müsaade ettiği malların dışına çıkmayacaklarını da söyledi. 

“MÜTEKABİLİYET OLAYI”

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Güney’e ithal edilecek malın Kuzey’de üretilmiş olması şartını getirdiğini,  üretim yerini gösteren Menşei Şahadetname ve belirli ürünler için Sağlık Sertifikası istediklerini de hatırlatan Deniz, KKTC’nin de aynı şekilde Güney’den Kuzey’e geçecek mallarda ithalatçı izninin yanında Menşei Şahadetname ve bazı mallar için Sağlık Sertifikası isteyeceğini dile getirdi. Deniz, mütekabiliyet olayının böylelikle bir bakıma gerçekleşmiş olacağını vurguladı. 

Doğrudan ticaretin KKTC için en önemli unsurlardan bir olduğunu tekrarlayan Deniz, Yeşil Hat Tüzüğü’nün kısa vadeli bir geçiş olduğunu belirtti ve aldıkları bu tedbirin doğrudan ticaret başlayana kadar AB’nin ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin aldığı kısa vadeli önlemlere karşılık verme amacı taşıdığını kaydetti.

Deniz, doğrudan ticarete geçilmeden ve KKTC için rekabet şartları tam anlamıyla oluşmadan Güney’den tüm ürünlerin ithalinin kısıtlanacağını ve bu konuda büyük bir açılım yapılmayacağını ifade etti ve halkın da bunu bilmesini istedi.

YOLCU BERABERİNDE GEÇİRİLECEK MALLAR

Yapılan tek açılımın Güney’den Kuzey’e yolcu beraberinde geçirilebilen malların değerinin 50 Euro’dan 135 Euro’ya çıkarılması olduğunun altını çizen Deniz, 135 Euro’nun üzerinde bir değere sahip malların vergiye tabi olacağını da açıkladı. Deniz, 135 Euro’luk sınırın ortak mal alımı için değil, kişisel mallar için yapıldığını da söyledi.

Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde taksi ve otobüslere Rum Kesimine geçme imkânının sağlanması yönünde bakanlığının AB yetkilileriyle yoğun girişimleri olduğunu da kaydeden Deniz, tüm girişimlerinin temelinde ticaretin hacmini büyütmek olduğunu belirtti ve büyüyen ticaret hacminin ülkenin ekonomik çarkının dönmesine katkı yapacağını söyledi.

“ÜLKENİN KUZEYİNE DEĞİL KKTC’YE İTHALAT”

Uzun zamandır Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün geçmesinin beklendiğini anımsatan Deniz, çeşitli nedenlerden dolayı gecikmeler yaşandığını belirtti ve AB’nin “nefes borusu” sağlaması amacıyla Yeşil Hat Tüzüğü’nü ortaya koyduğunu söyledi. Deniz, AB tarafından yapılan hazırlığın “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir parçasından diğer parçasına satılır” havası getirdiğini vurguladı ve KKTC Devletinin Kuzey’den Güney’e, Güney’den de Kuzey’e satılan mallarla ilgili belirli bir dış ticaret rejimi olduğunun altını çizdi. Deniz, dün alınan Bakanlar Kurulu kararının Güney Kıbrıs’ta üretilen malların, ülkenin kuzeyine değil de KKTC’ye nasıl ithal edilebileceğini anlatmak açısından önemli olduğunu söyledi.

GÜMRÜK REJİMİ

Malların Güney’den Kuzeye geçişi sırasında uygulanacak gümrük rejimiyle ilgili açıklamalarda da bulunan Deniz, Mağusa ve Girne limanları ile Ercan’dan ülkeye giren mallara uygulanan rejimin Güney’den geçen mallara da uygulanacağını söyledi. Deniz, mevcut gümrük mevzuatıyla birlikte vergi mevzuatının da KKTC’ye girecek tüm mallara uygulanacağını vurguladı.

Deniz, Güney’den Kuzey’e ithal edilebilecek mallarla ilgili liste çalışmasının bir hafta içinde tamamlanacağını da açıkladı ve bu liste hazırlanırken Kuzey’den Güney’e geçişine izin verilen malların ve şartların dışına çıkılmayacağının altını çizdi

HALKIN SESI 05/03/2005

Talat, Maraş pazarlığını reddeti

Başbakan Mehmet Ali Talat,  Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un “Mağusa Limanı’nın uluslararası ticarete açılmasına karşılık Maraş’ın kendilerine verilmesi” önerisinin kabul edilemesinin mümkün olmadığını söyleyerek, “Biz hazırız, ama Kıbrıs’ın tüm limanlarının ortak işletilmesine hazırız” dedi.

“DENKTAŞ’LA HENÜZ RANDEVU YOK”

Başbakan Talat, dünkü bir kabulüs sırasında, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın kendisine hükümet kurma görevi vermek üzere randevu verip vermediğinin sorulmasına karşılık, henüz bir görüşme randevularının olmadığını, yarınki yemin töreni veya sonrasında bir görüşme talebinin gelebileceğini kaydetti.

“DEMEK Kİ MARAŞ KADAR PRESTİJİ VAR”

Başbakan Talat, başka bir soru üzerine, Papadopulos’un “doğrudan ticaretin egemenlik meselesi olduğunu, limanları ortak işletmenin de sahte devletin seviyesi ytükseltme anlamı taşıdığını” söylediğini anımsatarak, “sonra da ‘Mağusa Limanı’na karşılık Maraş’ diyor. Demek ki, Maraş kadar prestiji var Kıbrıs Cumhuriyeti egemenliğinin” dedi.

Talat, Papadopulos’un söylediklerinin doğru olmadığını, esas  niyetinin Kıbrıs Türkleri’nin ekonomik gelişmesinin önüne geçmek olduğunu ifade etti.

Kıbrıs’ın kuzeyinde Rum Yönetimi’nin oterisini kabul etmenin asla mümkün olmadığını vurgulayan Talat, “Biz, birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti kurmaya hazırız. Ama Rumlar’ın oteritesini Kuzey’e yaymasını kabul etmeyiz” şeklinde konuştu.

Talat, zaten batılı ülkelerin de Papadopulos’un önerisine biraz da güldüklerini dile getirdi.

“DOĞRUDAN TİCARET KABUL EDİLSİN SERBEST BIRAKIRIZ”

AB Komisyonu temsilcilerinin dün KKTC’de yaptıkları temasların sorulması üzerine ise Talat, temasların özellikle Yeşil Hat Tüzüğü’yle ilgili olduğunu belirtti.

Kendilerinin zaten yolcu beraberi ticarette Rumlar’ın attığı adımların aynısını atacaklarını daha önce duyurduklarını ifade eden Başbakan Talat, önceki günkü Bakanlar Kurulu toplantısında da bu yönde kararlar aldıklarını anımstattı.

Talat, Güney’den Kuzey’e ithalatı belirli düzenlemelerle serbest bırakacaklarını çünkü, Kuzey’in rekabet gücünün zayıf olduğunu söyledi. Talat, Gazimağusa Limanı’na gelen bir kaptanın Güney’de tutuklanmasını örnek verip bu uygulamanın Kuzey’in rekabet gücünü düşürdüğünü söyledi.

Mehmet Ali Talat, Güney’den ithalata koydukları emniyet sübabını kaldırmaya hazır olduklarını yineleyerek bunu daha önce açıkladıklarını belirtti ve “doğrudan ticaret kabul edilsin, biz derhal ada çapında bütün ticareti serbest bırakmaya hazırız” dedi.

MARAŞ İÇİN MEMORANDUM

Sözde “Maraş Belediye Başkanı ve Belediye Meclisi,” Türkiye’nin “Maraş’ın yasal sahiplerine geri verilmesi” yönünde atacağı bir adımın, Türkiye’nin Kıbrıs  sorununun çözümünde gerçekten ilerlemeye karar verdiğini göstereceği görüşünü belirtti.

ALİTHİA ve diğer gazetelere göre,  kısa bir süre önce Lüksemburg ve Brüksel’e ziyaret gerçekleştiren sözde “Maraş Belediye Başkanı Yannakis Skordis ve Belediye Meclisi” temasları sırasında AP üyelerine verdikleri memorandumda, “Kıbrıs  Cumhuriyeti’nin” birçok kez önerdiği Kıbrıs lı Türklere yönelik güven yaratıcı önerileri desteklediklerini belirtti.

Memorandumda, Kıbrıs  sorununa çözüm bulunmadan önce, Kıbrıs lı Türklerin daha iyi ekonomik olanaklara sahip olması amacıyla, doğru ve yasal yöntemlerin bulunması arzusu da belirtildi.

HARAVGİ’ye göre AP üyelerine yönelik memorandumda ayrıca, “Maraş” bölgesinin yapı çalışmalarının başlamasının yeni çalışma koşulları yaratacağı, bölgenin ekonomik açıdan kalkınmasına katkı sağlayacağı ve bu bölgede oturan Kıbrıslı Türklerin yaşam standartlarının yükselmesine neden olacağı da belirtildi.

Gazete, memoranduma dayanarak, “Maraş bölgesinin yasal sahiplerine” geri verilmesinin en büyük kazancının, Maraş sakinlerinin, yani Kıbrıslı Türk ve Rumların istediği olan, barış içinde yaşama ve işbirliğinin pratikte gösterilmesi olacağını yazdı.

HALKIN SESI 05/03/2005

Politis: AB müzakere masasında

 

Kıbrıs sorununun çözümü için müzakerelerin başlaması durumunda Avrupa Birliği’nin de görüşmelere kendi temsilcisiyle katılmak istediği ileri sürüldü.

 

NTV

 

 

7 Mart 2005— Rum Politis gazetesi, “AB müzakere masasında” başlıklı haberinde bu düşüncenin ilk olarak Avrupa Komisyonu’nda oluştuğu ifade edildi.

Rum Polis gazetesi, komisyonun üst düzey yetkililerinin AB’yi müzakerelerde temsil edecek isim olarak Finlandiya’nın eski devlet başkanı Martti Ahtisaari’yi seçtiğini yazdı.

Komisyon Başkanı Barroso ile genişlemeden sorumlu sözcü Olli Rehn’in bu yöndeki arzularını geçen hafta Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos’a ilettiği de belirtildi.
       
‘ARABULUCU ROLÜ ÜSTLENMEK İSTEMİYOR’
       Politis gazetesi, AB yetkililerinin hiçbir şekilde BM’nin rolünü küçültme ya da bu rolü üstlenme niyeti olmadığını da yazdı. AB varlığıyla taraflara cesaret vermeyi amaçlıyor, ayrıca müzakereler konusunda ilk elden bilgi edinmek istiyor. Gazete, AB’nin henüz bu konuyu BM, ABD ve İngiltere ile görüşmediğini de belirtti.
       

Yakovu: Ek protokole imza fiili tanımadır

 

 

 

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye’nin, Ankara Anlaşması’nı Güney Kıbrıs’ı da kapsayacak şekilde genişletecek protokolü imzalamasının fiili tanıma anlamına geleceğini iddia etti.

 

 

 

NTV

 

 

7 Mart 2005—  Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Alithia gazetesine yaptığı açıklamada, “Türkler, bazı konuları nasıl yorumladıklarına ilişkin kamuoyuna yönelik tek taraflı bir beyanda bulunabilirler ancak bu, protokolün bir parçası olmayacak” dedi.

 

Rum Bakan, Ankara’nın bu açıklamasının sadece kendini bağlayacağını savundu. Gazete de tanımama beyanının protokol dışında olacağını ve hukuki geçerliliği bulunmayacağını savundu.
       Gazete, Avrupa Troykası’nın Türk hükümetiyle bugünkü görüşmesi sırasında, Türkiye’nin protokolü komisyon tarafından hazırlanmış şekliyle parafe etmesi formülünün kabul edilebileceğini yazdı.
       AB troykası, birliğin şimdiki dönem başkanı Lüksemburg’un Dışişleri Bakanı, İngiltere’nin AB işlerinden sorumlu Devlet Bakanı ve Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’den oluşuyor.
       Troyka toplantıları, Türkiye’nin adaylık statüsünü elde ettiği Helsinki zirvesinden bu yana her dönem başkanlığında en az bir kez düzenleniyor.

'AB'nin Kıbrıs müzakerecisi belli' iddiası


7 Mart, 2005 14:24:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum basını, Kıbrıs sorununun çözümü için müzakerelerin yeniden başlaması durumunda, Avrupa Birliği'nin de müzakere masasında kendi temsilcisiyle yer alacağını duyurdu.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Politis gazetesinin 'Avrupa Birliği müzakere masasında' başlığıyla verdiği habere göre, Avrupa Birliği'ni Kıbrıs sorunu müzakerelerinde temsil edecek isim Finlandiya'nın eski devlet başkanı Martti Ahtisaari.
 
Gazeteye göre, Avrupa Birliği Komisyonu bu isim üzerinde uzlaşmaya vardı ve Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos da bizzat AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn tarafından bilgilendirildi.
 
Haberde, Avrupa Birliği'nin müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenmeyi değil, varlığıyla taraflara cesaret vermeyi amaçladığı belirtildi. Ayrıca, AB müzakereler konusunda ilk elden bilgi edinmek istiyor.
 
Gazete, 'AB kaynaklarına' dayanarak, AB Ortak Savunma ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana'nın da AB'nin Kıbrıs sorunu müzakerelerindeki rolünün yükseltilmesine olumlu baktığını kaydediyor.
 
Annan Planı çözümün temeli
 
AB yetkilileri, Kıbrıs sorununun çözümü müzakerelerinin temelini ise hala Annan Planı'nın oluşturduğunu ve yapılacak her türlü müzakerenin BM çerçevesinde olacağını vurguluyor. 
 
AB'nin, müzakere masasında temsilci bulundurmasına, Türkiye ve Kıbrıslı Türklerin tepki göstermeyecekleri değerlendirmesinde bulunduğunu yazan gazete, AB'nin bu konuyu henüz BM, ABD ve İngiltere ile geniş anlamada ele almadığını kaydetti. 
 
Rehn'e yakın bir 'diplomatik kaynak' Politis'e yaptığı açıklamada, Rehn'in, Alvaro de Soto'nun mart 2004 tarihinde Lefkoşa'da yapılan müzakereler sırasında, bilgilendirme boyutu ve hızından tam anlamıyla memnun olmadığını söyledi.
 
İsmi belirtilmeyen 'diplomatik kaynak', Rehn'in, De Soto'nun 'teknik konularda mükemmel bir düzenlemeye sahip olduğunu, ancak adadaki hassas politik dengeleri anlama konusunda eksikliği bulunduğunu' düşündüğünü de aktardı. 

Denktaş, kendi yerine müsteşarını istiyor

KKTC’de Cumhurbaşkanlığına aday olmak isteyenler de peşpeşe ortaya çıkmaya başladı.

Yeni Parti Başkanı Nuri Çevikel, TKP lideri Hüseyin Angolemli ve Meclis eski Başkanı Hakkı Atun desteklenmesi halinde Cumhurbaşkanlığı yarışına katılacaklarını ilan etti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, müsteşarı Ergun Olgun’u aday olarak görmek istediğini söyledi. Adada, yeniden aday olmayacağını ilan eden Denktaş’ın son anda kararın değiştirebileceği de belirtiliyor. Siyasi partiler adaylarını yarına kadar ilan etmeleri gerekiyor. CTP lideri Talat’ın adaylığı ise yarın açıklanacak. Bağımsız adaylar için son başvuru süresi 11 Mart’ta sona eriyor. 

HURRIYET 07/03/05

Denktaş’ın yerine Talat Talat’ın yerine Soyer

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

DP lideri Denktaş, Talat’ı Cumhurbaşkanlığı adaylığından vazgeçiremediğini ve kazanması halinde yeni Başbakanlığı da CTP Genel Sekreteri Soyer’in üstleneceğini açıkladı.

Koalisyon hükümeti kurma konusunda CTP ile hızlı bir şekilde anlaşan DP lideri Serdar Denktaş, dün yaptığı açıklamada, Talat’ı cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olmaması ve bağımsız bir adayı ortak desteklemeleri konusunda ikna edemediğini söyledi.

ESKİ KOALİSYONA DEVAM

Talat ve Serdar Denktaş’ın, yeni koalisyon hükümetinde CTP’nin 7, DP’nin 3 bakanlık alması konusunda anlaşmaya vardıkları ve bakanlar kurulu listesini yarın Cumhurbaşkanı Denktaş’ın onayına sunacakları belirtildi. Serdar Denktaş, ‘17 Nisan’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar eski hükümeti devam ettirme karar aldık’ dedi.  

 

HURRIYET 07/03/05

KKTC'de formül tamam... CTP'ye 7, DP'ye 3 bakanlık...


      KKTC'de Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın hükümeti kurmakla görevlendirilmesinin ardından, CTP ile Demokrat Parti (DP) arasında dün başlayan görüşmelerde, iki parti bu akşam bakanlıkların dağılımında 7'ye 3 oranında mutabakata vardı. Ancak, CTP ve DP'nin hangi bakanlıklar konusunda mutabakata vardıkları ise şimdilik açıklanmadı.
      Mehmet Ali Talat başkanlığında kurulacak yeni CTP-DP hükümetinde CTP'nin 7, DP'nin ise 3 bakanlık alması üzerinde uzlaşan iki partinin heyetleri, konuyu partilerinin yetkili organlarına götürecek. Yarın hem CTP'nin hem de DP'nin merkez yürütme kurulları ve parti meclisleri toplanacak.
      CTP Genel Merkezi'nde bu akşam yapılan görüşmeden sonra, DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, basına açıklamalar yaptı.
     
     SERDAR DENKTAŞ: EN ERKEN ZAMANDA SONUÇLANDIRACAĞIZ

      Serdar Denktaş, bu akşamki toplantıda varılan noktayı yetkili kurullara götürme aşamasına geldiklerini belirterek, ''Temel prensip olarak 7'ye 3 formülü üzerinde mutabakat var. Ayrıntılar her iki partinin kurullarında görüşüldükten sonra 'ki bu yarın yapılacak' sanırım bir sonraki gün yeniden bir araya gelerek varılan noktayı değerlendireceğiz ve en erken bir zamanda da bu işi sonuçlandırmaya çalışacağız'' dedi.
      Denktaş, ''kabinenin pazartesi günü sunulacağı'' anlayışının çıktığına işaret ederek, ''CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın hükümeti kurarak cumhurbaşkanlığı adaylığına başvurması gerektiği ve sürenin salı günü dolacağı düşüncesiyle söylediklerinin yanlış anlaşılmış olabileceğini'' belirtti.
      Denktaş, ''Herhangi bir rahatsızlığa neden olmuşsam kusurumuza bakmasın arkadaşlarımız'' dedi.
      Yarın akşam önce Merkez Yönetim Kurullarının, sonra da Parti Meclislerinin toplanacağını belirten Denktaş, gelinen aşamayı değerlendireceklerini söyledi.
     
     SOYER'İN AÇIKLAMASI

      CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer de açıklamasında, DP heyetiyle yararlı bir toplantı yaptıklarını ifade ederek, hükümetin genel çatısının 7'ye 3 olarak oluşturulması sentezinde her iki partinin yakınlaşması olduğunu kaydetti.
      Detaylı bir program ve protokol çalışması yapacaklarını bildiren Soyer şunları söyledi:
      ''İki partinin bu konularda getirdiği görüşleri organlarımıza götürmemiz gerekiyor. Genel başkanımızı, Merkez Yürütme Kurulu'nu (MYK) bilgilendirmemiz ve yarın parti meclisinde konuyu ele almamız gerekiyor. Bunları ele aldıktan sonra bilahare salı veya çarşamba günü uygun bir zamanda çatısını tam anlamıyla oluşturabileceğimiz bir görüşmeye gireceğiz.''
     
     ''HIZLI HAREKET ETMELİYİZ''

      İçte ve dışta çözüm bekleyen birçok sorun olduğuna işaret eden ve bu yüzden hızlı hareket etmeleri gerektiğini vurgulayan CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, siyasi krizlerin yarattığı sıkıntıyla Kıbrıs sorununu ve içte bekleyen sorunları bir an evvel ele alacak bir hükümetin kurulmasının şart olduğunu dile getirdi.
      Soyer, yarın saat 19.30'da başlayacak parti meclisi toplantısında hem hükümet hem de cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunu değerlendireceklerini kaydetti.
      Mevcut CTP-DP koalisyon hükümetinde CTP'nin 6, DP'nin 4 bakanlığı var.
     MILLIYET 07/03/05

Ankara'da bugün Kıbrıs pazarlığı var



Bugün Ankara'da Avrupa Birliği ile Türkiye arasında, 17 Aralık'tan bu yana ilk defa üst düzey (Konsey ve Komisyon temsilcileriyle) bir görüşme yapılacak.
Geçen Perşembe günü Brüksel'de toplantının içeriği ile ilgili kişilerle görüştüm.Olli Rehn de MANŞET (CNN TÜRK hafta içi hergün 17:00) programına konuk oldu ve Türkiye-AB ilişkileriyle ilgili görüşlerini açıkladı.
Ankara toplantısının en sivri konusu Kıbrıs.
Sorun, Papadopulos'un 17 Aralık'ta kaçırdığı bir fırsatı, 3 Ekim'de başlayacak müzakerelerden yararlanıp, hiç değilse bir bölümünü kurtarmak istemesinden kaynaklanıyor.
Papadopulos, 17 Aralık'ta Türkiye'ye müzakere tarihi verilirken, Ankara'nın Kıbrıs Cumhuriyetini resmen tanıması koşulunu ortaya atmıştı. Ancak, Türkiye'nin itirazı karşısında, AB ülkeleri, Papadopulos'a gereken desteği vermediler. Rumlar, Gümrük Birliğinin genişletilmesi formülüyle yetinmek zorunda kaldılar.
Papadopulos şimdi şansını tekrar deniyor.
3 Ekim öncesinde, Türkiye'nin Gümrük Birliğini adanın güneyine de genişletmesiyle yetinmek istemiyor.

1. Türkiye'nin ek protokolü, (Gümrük Birliğinin yeni adaylara genişletilmesiyle ilgilidir) hemen imzalamasını ve derhal uygulamaya sokmasını...
2. Gümrük Birliğinin tam uygulanabilmesi için sadece malların serbest dolaşmasının değil, bu malları taşıyacak Rum bandıralı gemi ve uçaklara uygulanan ambargonun kaldırılmasını da istiyor.
3. Türkiye'nin , Güney Kıbrıs'ı resmen tanımadığını tahrik edici şekilde açıklanmaması, bir üye ülkeyi hırpalamaması gerektiğini söylüyor.

Amaç, ambargoyu kaldırtıp, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyetini nihayet tanıdığını veya tanıma yolunda yeni bir adım attığı izlenimini yaratmak. Kendi kamuoyunu tatmin etmek. Siyasi bir puan kazanmak.

ANKARA: OLMAZ BÖYLE ŞEY...
Ankara bu yaklaşıma son derece tepkili. Rumların yaklaşımını şantaj olarak niteliyor. Söylenen de şu:

1. Ek protokolü imzalayacağız, ancak TMBB tarafından onaylanmadan, geçici uygulamaya sokamayacağız. Anayasamız buna izin vermiyor.
2. 17 Aralık kararında sadece, protokolün imzalanacağı belirtilmişti. Kıbrıs bandıralı uçaklarla ilgili herhangi bir söz yoktur. Ayrıca, Kıbrıs sorunu çözülmemiştir. Ortada özel bir durum vardır. Kıbrıs Cumhuriyeti malını Türkiye'ye istediği gibi satabilir. Kıbrıs bandıralı yerine, Yunan bandıralı gemi veya uçak kullanabilir.
3. Türkiye çözüm bulunana kadar, Kıbrıs Rum Cumhuriyetini tanımayacaktır. Bu gerçeği her fırsatta söyledik, yine de söylemeye devam edeceğiz. Rumlar, Türk tarafı gibi, Annan planını kabul etseler, sorun temelden çözülmüş olacaktır. Halen de geç değildir.

AB, BİR CAMİ VE BİR KİLİSE ARASINDA...
Arada kalan taraf ise, AB Komisyonu.
Türkiye'nin yaklaşımını desteklese Rumları tahrik edecek. 3 Ekim müzakerelerini başlatmak zorlaşabilecek veya ilerde her müzakere bölümünün açılıp kapatılmasında, Rum vetosu çıkabilecek. Tabii bu arada bir de KKTC'ye direkt ticaret konusu var. Rumları o konuda da ikna etmek imkansızlaşacak.
Bugünkü Trokya toplantısında ve Olli Rehn'in Başbakan ile görüşmesinde de en önemli gündem maddesi Kıbrıs olacak. Türk tarafı sürekli "Papadopulos'a söyleyin masaya otursun, çözüm bulalım" diyecek.
Ancak ben, Papadopulos'un Türkiye'yi tüm müzakereler boyunca sıkıştıracak bir fırsatı yakalamışken elinden kaçırmak istemeyeceğinden eminim. Riskli olmasına rağmen, salam politikasını sürdürmek isteyecektir.
Rumlara tek başlarına AB üyesi olma fırsatını, Annan planı görüşmelerini 12 ay süreyle erteleyerek sağlayan Sayın Rauf Denktaş'ın kulakları çınlasın.(!)

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 07/03/05

'Talat adaylık için ısrarlı'

07/03/2005 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC'de 20 Şubat seçiminden zaferle çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Mehmet Ali Talat, Demokrat Parti (DP) lideri Serdar Denktaş'la koalisyon için anlaştı. Yeni bakanlar kurulu listesi bugün Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a sunulurken, sıra 17 Nisan'daki cumhurbaşkanlığı seçimine geldi. Denktaş'ın aday olmayacağı seçim için bu akşam toplanacak CTP'nin Talat'ı öne sürmesi bekleniyor.
DP lideri Serdar Denktaş, dün Talat'ı cumhurbaşkanı adayı olmamaya ikna edemediğini söylerken, bu durumda hükümet başkanlığını CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer'in devralacağını kaydetti. DP lideri, Talat'ın vekillik koltuğu için 27 Haziran'da yapılması gereken araseçimi önlemek için aynı partiden en yüksek oyu alan bir adayın vekili olacağı bir yasa değişikliği önerdiklerini kaydetti. Talat'ı cumhurbaşkanlığına aday olmaması konusunda ikna edemediğinden yakınan DP lideri, "CTP duygusal davranıyor ve 'Rauf Denktaş'tan boşalacak yeri dolduralım' düşüncesiyle hareket ediyor" dedi. Serdar Denktaş, babasının yeniden aday olmamasını da 'Önemli bir açılım' diye nitelerken, bugüne dek Kıbrıs'ta çözüm için 'toplum lideri' olarak Rauf Denktaş'ın üstlendiği görüşmecilik vasfını kimin yerine getireceğini meclisin belirleyebileceğini vurguladı.
Denktaş'ın adayı Olgun Cumhurbaşkanı Denktaş ise, aklındaki adayın, isim vermeden, müsteşarı Ergün Olgun olduğunu ima etti: "Ortada benimle çalışmış, tüm dosyaları bilen, partiler üstü, 'evet efendimci' olmayan, biri var. İsmini herkes anlamıştır."

 

Gündem yine Kıbrıs

Ankara'daki AB troykası toplantısı yine Kıbrıs pazarlığına sahne olacak

RADIKAL 07/03/05

SERKAN DEMİRTAŞ

ANKARA - 17 Aralık zirvesinden sonra durulan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, bugün Ankara'daki troyka toplantısıyla canlanacak. AB Dönem Başkanı Lüksemburg'un Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, sonraki dönem başkanı Britanya'nın AB işlerinden sorumlu Bakanı Dennis Mac Shane ve Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olie Rehn, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül başkanlığındaki Türk heyetiyle önemli bir toplantı yapacak. Toplantının gündemi şöyle:
Kıbrıs: AB, Gümrük Birliği'ne uyum protokolünün bir an önce parafe edilmesini, sonra da imzalanarak onaylanmasını istiyor. Ankara, daha önce belgeyi en geç haziranda parafe edebileceği mesajını verdi. Ancak belgeye konacak şerh, onay süreci gibi konulardaki sorunlar sürüyor.
İkinci sorun, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin tam üyesi olan Kıbrıs'ın, AB-NATO işbirliğine katılımını önlemesi. Berlin Plus anlaşması uyarınca Kıbrıs'ı veto eden Ankara, AB'nin bu yöndeki istemlerini duymazdan geliyor.
Ankara, Kıbrıs konusunda önceliği, KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılması için komisyonun geçen sene hazırladığı tüzüklere veriyor. Mali yardımları ve doğrudan ticaret tüzüklerinin aynı anda ve orijinal şekilde geçirilmesini isteyen Ankara, AB' nin adada çözüm için daha çok gayret göstermesini de istiyor.
Belgeler: AB'nin 3 Ekim'e kadar çıkarması gereken üç belge var. Bu belgelerin hazırlanmasına ilişkin sorunlar da görüşülecek. Katılım Ortaklığı Belgesi'nde Alevilerin azınlık sayılmaması, Ermeni soykırımı iddiaları gibi konulara yer verilmesini istemeyen Ankara, müzakerelerin yöntemini belirleyecek Çerçeve Kâğıdı'nda ayrımcılık içeren unsurların olmaması için de bastıracak.
Tarama: Ankara, 3 Ekim'de başlaması öngörülen tarama süreciyle birlikte bir iki konu başlığının da açılmasını teklif ediyor. Dört yıldır sürdürülen analitik inceleme sonuçlarının dikkate alınması isteyen Ankara, tarama sürecinin dört aydan fazla sürmemesini de istiyor. AB ise bu konuda söz vermeye yanaşmıyor.
Müzakere yapısı: Troyka, toplantıda hükümetten bu konudaki çalışmayla ilgili bilgi isteyecek.

Son pazarlık

HÜKÜMET TAMAM... CTP-BG ile DP'nin hafta sonu mesaisi "hükümetle" sonuçlandı. CTP-BG ve DP heyetleri dün CTP-BG Genel Merkezi'nde yaklaşık iki saat görüşme yaptı ve birkaç pürüz dışında, somut gelişme kaydedildi. Bakanlıkların dağılımında 7'ye 3 oranında varılan mutabakat, bugün iki partinin yetkili organlarında değerlendirilecek

DPÖ CTP'NİN... Geçmiş hükümette DP'de olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı CTP'nin oldu. DP, Devlet Planlama Örgütü'nün (DPÖ) başbakanlığa bağlanmasını kabul etti, karşılığında enformasyon dairesi, dışişleri bakanlığına bağlandı

PARA KAMBİYO-ELEKTRİK KURUMU KRİZİ... Dünkü toplantıya "para kambiyo-elektrik kurumu krizi" damgasını vurdu. CTP, Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu ile çevre dairesini talep etti. Bu iki dairenin takasının gerçekleşebileceği belirtildi. DP ayrıca, maliye bakanlığına bağlı para ve kambiyo dairesinin, ekonomi bakanlığına bağlanmasını istiyor. DP ayrıca Cypfruvex'in de Tarım Bakanlığı'na bağlanmasını talep etti, CTP ise kabul etmedi.

17 NİSAN'DAN SONRA SOYER BAŞBAKAN... DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, CTP-DP koalisyon hükümetinin yeni bakanlar kurulu listesini bugün öğleden sonra Cumhurbaşkanı Denktaş'a sunacaklarını bildirdi. Serdar Denktaş, Talat'ın cumhurbaşkanı olması durumunda CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer'in başbakan olacağını belirtti. Denktaş, 17 Nisan'dan sonra Soyer başbakanlığında bir hükümet olacağını söyledi

BAKANLIK DAĞILIMI

CTP:

Başbakanlık

İçişleri Bakanlığı

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı

Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı

Maliye Bakanlığı

DP:

Dışişleri Bakanlığı,

Ekonomi ve Turizm Bakanlığı,

Tarım ve Orman Bakanlığı...

 

 

 

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ve Demokrat Parti'nin (DP) "hafta sonu" mesaisi "hükümetle" sonuçlandı. Cumartesi öğle, dün de öğleden sonra bir araya gelen iki parti, "bazı küçük pürüzler" dışında anlaştı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı CTP'nin oldu.

Dünkü toplantının ardından, uzun süredir tartışılan Devlet Planlama Örgütü (DPÖ), başbakanlık bünyesine alındı. CTP, dışişlerine DPÖ'ye karşılık Enformasyon Dairesi'ni verdi.

Dünkü görüşmelerde, Cumhuriyetçi Türk Partisi Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu'nda ısrarlı oldu. DP buna karşılık, Maliye Bakanlığı bünyesinde faaliyetlerini yürüten ve önemli bir fonksiyonu bulunan Para ve Kambiyo Dairesi'nin, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'na verilmesini istedi. DP ayrıca, Cypfruvex'in de Tarım ve Orman Bakanlığı'na bağlanmasını talep etti. CTP bu talebe "hayır" yanıtını verirken, bugün Para Kambiyo ve Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu takasının gerçekleşebileceği belirtildi.

Kesinleşen bakanlık dağılımı

İki parti, bakanlık dağılımı konusunda da anlaştı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, DP'den CTP'ye geçerken, ekonominin maliye bakanlığına bağlanması önerisi DP'nin sert muhalefeti ile karşılaştı. "BRT'nin ikiye bölünmesi" isteği kabul görmeyen DP'nin Devlet Planlama Örgütü'nün başbakanlığa bağlanmasını kabul etti. .

Buna göre bakanlık dağılımı şu şekilde oluştu.

CTP: Başbakan, İçişleri Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı...

DP: Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı...

Kalyoncu: Nisana kadar bakanım

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu, "Nisana kadar bakan kalacağını" dünkü toplantı sonrasında söylemekten kaçınmadı.

Kalyoncu'nun parti genel sekreteri Ferdi sabit Soyer'in önce başbakan, ardından da ilk kurultayda genel başkan olmasına kesin gözle bakılırken, nisan ayı sonrasında kabineden çıkacağı ve parti genel merkezinde parti çalışmalarını yürüteceği öğrenildi. Kalyoncu'nun Soyer'in yerine genel sekreterliğe getirilmesi konusu da parti içinde destek buldu.

CTP-BG'deki diğer bakanlıklardaki son durum bugün kesinleşecek.

Ergün Olgun DP için sürpriz oldu!

Toplantının bir bölümünde cumhurbaşkanlığı seçimi de konuşuldu. Cumhurbaşkanlığını bırakmaya hazırlanan Rauf Denktaş'ın "Ergün Olgun" ismini önermesi DP heyeti tarafından da sürpriz olarak nitelendirildi.

DP heyetinin bugün UBP ile yapacağı görüşmede, "UBP'nin hangi ismi önereceğini" de merakla beklediği öğrenildi.

Öte yandan, CTP-BG, bugün Mehmet Ali Talat'ın cumhurbaşkanlığı adaylığını da açıklayacak.

Dünkü toplantıdan ayrıntılar

CTP-BG Genel Merkezi'nde yer alan CTP-BG ve DP heyetlerinin görüşmesi dün saat 18:20'de başladı ve saat 20.10'da tamamlandı.

Hükümeti kurmakla görevlendirilen CTP-BG Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'ın katılmadığı görüşmede, Ömer Kalyoncu, Ünal Fındık, Doğan Şahali, Ahmet Derya'dan oluşan CTP-BG heyetine genel sekreter Ferdi Sabit Soyer başkanlık etti.

Genel başkan Serdar Denktaş başkanlığındaki DP heyetinde ise genel sekreter Mustafa Arabacıoğlu yanında Ertuğrul Hasipoğlu, Hüseyin Öztoprak, Ahmet Savaşan yer aldı.

DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile CTP-BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, basına açıklamalar yaptı.

CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın hükümeti kurmakla görevlendirilmesinin ardından başlayan görüşmelerde dün akşam en somut gelişme kaydedildi.

CTP-BG ile Demokrat Parti heyetlerinin görüşmesinde bakanlıkların dağılımında 7'ye 3 oranında varılan mutabakat, iki partinin yetkili organlarında değerlendirilecek.

Mehmet Ali Talat başkanlığında kurulacak yeni CTP-BG'nin 7, DP'nin ise 3 bakanlık alması üzerinde yakınlaşan iki parti görüşme heyetleri, konuyu partilerinin yetkili organlarına götürecek. Bugün hem CTP-BG'nin hem de DP'nin merkez yürütme kurulları ve parti meclisleri toplanacak.

Serdar Denktaş: En erken zamanda sonuçlandıracağız

Serdar Denktaş, dün akşamki toplantıda varılan noktayı yetkili kurullara götürme aşamasına geldiklerini belirterek "Temel prensip olarak 7'ye 3 formülü üzerinde mutabakat var. Ayrıntılar her iki partinin kurullarında görüşüldükten sonra -ki bu bugün yapılacak- sanırım bir sonraki gün yeniden bir araya gelerek varılan noktayı değerlendireceğiz ve en erken bir zamanda da bu işi sonuçlandırmaya çalışacağız" dedi.

"Rahatsızlığa neden olmuşsam kusura bakmasınlar"

Denktaş, önceki gün yaptığı bir açıklamada, kabinenin Pazartesi sunulacağı anlayışı çıktığına işaret ederek, CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın hükümeti kurarak cumhurbaşkanlığı adaylığına başvurması gerektiği ve sürenin yarın dolacağı düşüncesiyle söylediklerinin yanlış anlaşılmış olabileceğini belirterek, "Herhangi bir rahatsızlığa neden olmuşsam kusurumuza bakmasın arkadaşlarımız" dedi.

Bugün 17.00'de merkez yönetim kurullarının, 19.00'da ise parti meclislerinin toplanacağını bildiren Serdar Denktaş, gelinen aşamayı değerlendireceklerini söyledi. Denktaş, değerlendirmelerin ardından bu akşam telefonlaşabileceklerini veya yarın bir araya gelebileceklerini kaydetti.

Soyer: Doğa atmosferiyle verimli görüşme

CTP-BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer de açıklamasında, DP heyetiyle yararlı bir toplantı yaptıklarını belirterek, "Serdar bey Boğaz'daki piknikten geldi, dolayısıyla dağ giysileriyle ve güzel bir doğa atmosferi içinde geldi. Bu doğa atmosferi içinde toplumun temel meselelerine çözüm getirecek, sorunları giderebilecek güçlü bir hükümet oluşturmak için verimli bir görüşme yaptık" dedi.

7'ye 3'te yakınlaşma

Soyer, hükümetin genel çatısının 7'ye 3 olarak oluşturulması sentezinde her iki partinin yakınlaşması olduğunu bildirerek, şöyle konuştu:

"Buna bağlı olarak oldukça detaylı bir program çalışması olacak. Yine protokol çalışması olacak ve bu arada karşılıklı olarak iki partinin bu konularda getirdiği görüşleri organlarımıza götürmemiz gerekiyor. Genel başkanımızı, MYK'yı bilgilendirmemiz ve bugün parti meclisinde konuyu ele almamız gerekiyor. Bunları ele aldıktan sonra bilahare yarın veya çarşamba günü uygun bir zamanda çatısını tam anlamıyla oluşturabileceğimiz bir görüşmeye gireceğiz."

"Hızlı hareket etmeliyiz"

İçte ve dışta çözüm bekleyen birçok sorun olduğuna işaret eden ve bu yüzden hızlı hareket etmeleri gerektiğini vurgulayan CTP-BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, siyasi krizlerin yarattığı sıkıntıyla Kıbrıs sorununu ve içte bekleyen sorunları bir an evvel ele alacak bir hükümetin kurulmasının şart olduğunu ifade etti.

Soyer, bunun için hızlı ve verimli bir çalışma sürdüreceklerini bildirdi.

Ferdi Sabit Soyer, bugün gerçekleşecek MYK toplantısının saatinin daha sonra belirleneceğini saat 19.30'da ise önceden ilan edilmiş parti meclisi toplantısında hem hükümet hem de cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunu değerlendireceklerini kaydetti.

Görüşmeden notlar

CTP-BG-DP görüşmesine Ferdi Sabit Soyer yeşil kravatla katılırken, Serdar Denktaş'ın kravat takmadığı gözlemlendi. Görüşmenin başlamasından tam 1 saat sonra Lefke'deki öğrenci kavgası haberi gelince telefon diplomasisi başladı. Olayı gazetecilere haber veren Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu, Serdar Denktaş'ın Polis Genel Müdürü'yle telefon görüşmesi yaptığını söyledi.

Gazeteciler, 1 saat 50 dakika süren hükümet görüşmelerini CTP avlusunda bekleyerek geçirirken, toplantı odasındaki havayı pencereden izleyerek veya dışarıya çıkanlara sorularla öğrenmeye çalıştı ancak hiç kimseden ayrıntı öğrenmek mümkün olmadı.

KIBRIS 06/03/2005

Kıbrıslı Rumlar'dan AİHM'ye toplu başvuru

 

Lefkoşa

KKTC'de malları bulunan Kıbrıslı Rumların, bu malların kullanımını önlemek amacıyla tüm Rum göçmenleri içine alacak bir şirket kuracağı bildirildi.

Kurulacak şirketin amacının, KKTC'de malları bulunan Kıbrıslı Rumları biraraya getirerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) toplu başvuruda bulunulmasını sağlamak olduğu belirtildi.

   

Simerini gazetesinin haberine göre, Rum göçmenlerinin oluşturduğu dernekler biraraya gelerek yakında bir şirketin kurulduğunu ilan edecek.

   

Bu yöndeki girişimin “Kıbrıs'ın Avrupai Geleceği Hareketi” tarafından başlatıldığını ve Kıbrıslı Rumların AİHM'ye başvurularını para almayan avukatların üstleneceğini belirten gazete, şirkette yer almak için 10 avukatın başvuruda bulunduğunu yazdı.

   

Gazete, şirketin, KKTC'de Kıbrıslı Rum'a ait mal aldıkları gerekçesiyle Lefkoşa Rum Mahkemesi tarafından tazminat ödemeye ve inşa ettikleri evi yıkma cezasına çarptırılan İngiliz uyruklu Orams çiftinin davasını örnek alacağını ve bunun Rum göçmenlere önemli bir koz teşkil edeceğini savundu.

 (aa)

HURRIYET 08/03/05

‘Kıbrıs protokolüne imza’ mesajı

Uğur ERGAN-İpek ARIOĞUL / ANKARA

Ankara, AB Troykası'na Gümrük Birliği’ne Kıbrıs Rum Kesimini dahil edecek uyum protokolünün imzalanabileceği mesajı verdi.
  Erdoğan: İmza, tanımak demek değil

Bu mesaja Troyka’nın cevabı, ‘Kıbrıslı Türklere izolasyonu kaldıracak iki tüzüğün çıkartılması için baskı gücümüzü artırırsınız’ oldu.

TÜRKİYE-AB Troykası toplantısında Ankara’dan Brüksel’e, ‘Gümrük Birliği’ne Kıbrıs Rum Kesimi’ni de dahil edecek uyum protokolü birkaç hafta içinde imzalanabilir’ mesajı verildi.

Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmelerinden sonra protokolün birkaç hafta içinde imzalanabileceği yönünde bir ümit oluştuğunu belirtti. Asselborn, bunun gerçekleşmesi halinde, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun kaldırılmasını içeren iki tüzüğün çıkarılması yönünde baskı yapma imkanına kavuşacaklarını söyledi.

Asselborn, İngiltere’nin AB Bakanı Denis MacShane ile AB’nin genişlemeden sorumlu yüksek komiseri Olli Rehn’den oluşan AB Troykası, uyum protokolü ile ilgili Ankara’nın önüne yeni bir taslak koydu. Bu taslakta Ankara’nın uyarılarından sadece birisi dikkate alındı ve uyum protokolünün 10 yeni AB üyesinin yanısıra daha önce protokole dahil edilmeyen altı eski üyeyle de imzalanacağı belirtildi.

AB yenilediği protokol taslağında Ankara açısından büyük önem taşıyan ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ ifadesine ise dokunmadı. Taslağa göre Türkiye, tanımayla ilgili protokole iliştirilmiş ek bir çekince yazısı koyamayacak. Ankara sadece kendisinin yapacağı ayrı bir açıklamayla Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımadığını belirtip, ek protokolle ilgili adanın güneyini belirten sınır tanımlamasını yazacak. Türk ve AB yetkikileri, AB hukukçularının Ankara’nın bu kaydıyla ‘Rum Kesimi’ni tanımadığı’ görüşünde birleştiklerini ileri sürdüler. Bir yetkili, ‘Türkiye, Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımadığını dünyaya bir kez daha ilan edip, diplomatik ilişki kurmuyor ve diplomatik temsilcilik açılmasına izin vermedikçe, şimdiki durum aynen devam eder’ dedi. Kaynaklar, yapılan bazı teknik değişikliklerle uyum protokolünün yüzde 85-90’ının tamamlandığını, kalanın önümüzdeki günlerde tamamlanabileceğini belirttiler.

AB Troykası ek protokolün imzalanmasından sonra bir şekilde uygulamaya koyulmasını da istedi. Ankara yasalar gereği bunun TBMM’de onaylanmadan mümkün olmadığını dile getirdi. Ankara bu tutumuyla AB’ye ‘KKTC’ye tecriti kaldırın sonrasına bakarız’ mesajı verince, Troyka konuyu Brüksel’de yeniden ele almayı kararlaştırdı. AB ayrıca BM liderliğinde Kıbrıs sorunun çözümüne katkıda bulunmaya devam edecekleri sözü de verdi.Gül de Türkiye’nin 17 Aralık’ta verdiği sözü tutacağını ve zamanı geldiğinde 3 Ekim’den önce ek protokolün onaylanacağını belirterek, ‘Ancak karşı tarafta adım atmalı’ dedi. Gül ayrıca Ankara ile Atina arasında devam eden istikşafi görüşmelerinin olumlu şekilde devam ettiğini bilgisini de verdi.

AB Troykası ile ‘doping atışması’

DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül’ün, hükümetin 17 Aralık Zirvesi öncesi yaptığı çalışmaları anlatırken ‘doping’ ifadesi kullanması, AB Troykası’nda şaşkınlık yarattı.

AB dönem başkanı Lüksemburg’un Dışişleri Bakanı Jean Asselborn ile Genişleme Komiseri Olli Rehn ortak basın toplantısı sırasında doping ifadesini hoş bulmadıklarını ve dopingin AB’de yasak olduğunu hatırlatma ihtiyacını duydular.

Basın toplantısında ‘17 Aralık’tan önce maratonun son metrelerini koşar gibi, adeta kendimize doping yapar gibi çalışıyorduk’ diyen Gül, artık önlerinde uzun yıllar olduğunu ve çalışmaların normal hızla ilerlediğini söyledi.

Gül’ün bu sözlerine atıfta bulunan Asselborn, kendisinin bisiklet sporuyla ilgilendiğini, dopingi hoş görmediklerini belirtti. Asselborn, ‘Ya doping alıp devam edeceksiniz ya da ayağınız yere değecek duracaksınız, bu da olmaz. Dopingli ya da dopingsiz, reform hareketlerinin devam ettirilmesini diliyoruz’ dedi.

Kol kola poz verdiler

AB Troyka toplantısı Dışişleri Bakanı Abdullah Gül başkanlığında yapıldı. Toplantıya her ne kadar İstanbul’daki polis şiddeti damgasını vurduysa da, (soldan sağa) Olli Rehn, Jean Asselborn, Abdullah Gül ve Denis Macshane, samimi bir tablo çizdiler. 4’lü kol kola girip, el ele tutuşarak gazetecilere poz verdi.

 HURRIYET 08/03/05

 

KKTC'de Talat CTP'nin cumhurbaşkanı adayı

 

Lefkoşa

KKTC Başbakanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, “Eğer cumhurbaşkanı olarak göreve gelirsem, Kıbrıs Türk halkının haklarını uluslararası alanda en güçlü bir şekilde savunmayı kendime şiar edineceğim” dedi.

KKTC'de 20 Şubattaki erken genel seçimlerden büyük başarıyla çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı 17 Nisanda yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için aday gösterdi. Talat başkanlığında dün akşam toplanan parti meclisi, oybirliğiyle Talat'ı aday gösterme kararı aldı.

   

Kararın açıklanmasının ardından basına değerlendirmede bulunan Talat, parti meclisinin güvenine teşekkür ederek, bu güvene layık olmaya çalışacağını söyledi.

   

Seçim sürecinde Kıbrıs Türk halkının iradesini, çözüm ve Avrupa Birliği hedefiyle bir kez daha sandığa yansıtmak için çalışacaklarını kaydeden Talat, “Kıbrıs Türk halkının iradesini uluslararası platforma ve Kıbrıs sorununun çözümüne taşımayı bir görev bileceğiz. Bunun için önümüzdeki günlerde önemli bir kampanya yaşayacağız” dedi.

   

Düşüncelerini yeniden halka anlatmak için kampanya yapacaklarını ifade eden Talat, “Eğer cumhurbaşkanı olarak göreve gelirsem, Kıbrıs Türk halkının haklarını uluslararası alanda en güçlü bir şekilde savunmayı kendime şiar edineceğim” diye konuştu.

    

Başbakan Talat, hükümet çalışmalarıyla ilgili bir soru üzerine, parti meclisi toplantısında konunun değerlendirildiğini belirterek, Demokrat Parti (DP) ile bugün yeniden bir araya gelerek en erken sürede hükümet kurma çalışmalarını sonuçlandırmak istediklerini söyledi.

 (aa)

HURRIYET 08/03/2005

 

PAPADOPULOS BUNU HAKETMEDİ

Avrupa Komsiyonu, Kıbrıs konusunda Rum isteklerini pek benimsemiş görünmedi bana. Bir üye ülkenin çıkarlarını korumak görevleri ancak Türk tarafının söylediklerindeki belirli bir mantığı da kabul ediyorlar. Bundan dolayı, bu işi mümkün olduğu kadar sessizce halletmeyi deniyorlar.
Papadopulos bir siyasetçidir ve Türkiye'den ne koparırsa kendi karı gibi gördüğü için, her fırsatı değerlendirmektedir.
Ancak, Avrupa Birliği geçen yılki referandumda, Annan planının reddedilmesi için Papadopulos'un oynadığı rolü bu kadar kısa sürede unutmamalıdır.
AB'nin vaatlerine güvenerek Annan planına EVET diyen Türklerin izalasyondan kurtarılmaları konusundaki tüm açılımları engelleyen kişinin Papadopulos olduğu göz ardı edilmemelidir.
Olli Rehn'in dediği gibi, "Uluslararası siyasette, dün dündür, bugünün gerçekleri ise başkadır". Kabul ediyorum. Ancak bu kadarı da fazladır.
Kıbrıs'lı Rumlar her istediklerini, istedikleri zaman ve istedikleri şekilde elde edemeyeceklerini de görmelilerdir. Teknik bir konu siyasallaştırılmamalıdır.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 08/03/05

 

Talat, Denktaş'ın makamına talip

08/03/2005 RADIKAL

SEFA KARAHASAN
LEFKOŞA - KKTC'de 20 Şubat'taki erken seçimlerin ardından Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Demokrat Parti (DP) yeni hükümette anlaşırken, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın cumhurbaşkanlığı adaylığı kesinleşti. CTP Parti Meclisi, dün Talat'ın 17 Nisan'daki cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmasına karar verdi. Talat'ın yeni kurulacak CTP-DP kaolisyonunda 1.5 ay başbakanlık yapacağı da belirtildi. Talat cumhurbaşkanı olursa başbakanlık görevini CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer devralacak. Talat, 'statükonun son kalesi' diye nitelediği cumhurbaşkanlığını, bu makamı barış görüşmelerinde muhatap alındığı için istediğini söylemişti.
Adaylık başvuru süreci 11 Mart'ta bitiyor. Kesinleşen adaylar 21 Mart'ta ilan edilecek. DP lideri Serdar Denktaş da muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi'yle (UBP) cumhurbaşkanlığına ortak aday gösterme arayışında.

Hükümette formül: 7+3
CTP-DP koalisyon görüşmelerinde de sona gelindi. Bakanlıkları paylaşan eski ortaklar kabineyi bugün açıklayacak. Yeni hükümette CTP'ye yedi, DP'ye üç bakanlık düşüyor. DP'nin daha önce bakanlık sayısı dörttü. CTP'nin eski kadroların egemenliğini kırmak için istediği Dışişleri yine DP'de kaldı. İçişleri, maliye, çalışma ve sosyal güvenlik, bayındırlık ve ulaştırma, sağlık ve sosyal yardım, eğitim ve kültür ile gençlik ve spor bakanlıkları CTP'ye verildi. DP ise dışişleri dışında ekonomi ve turizm bakanlığı ile tarım ve orman bakanlığını aldı.

AKEL Genel Sekreteri Hristofyas KKTC'de

RADIKAL 08/03/05

Rum Meclis Başkanı ve komünist AKEL Partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, Başbakan ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmek üzere KKTC'ye geçti. Hristofyas ve beraberindeki heyet, CTP genel merkezini ziyaret etti. Heyeti, CTP genel merkezinde Talat karşıladı. Talat ve Hristofyas, el sıkışarak basın mensuplarına poz verdi. Görüşme öncesinde herhangi bir açıklama yapılmadı. Bu arada, Hristofyas, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle beraberinde getirdiği karanfilleri görüşmeyi takip eden kadın gazetecilere verdi. Ledra Palas Sınır Kapısı'ndan KKTC'ye giriş yapan Hristofyas ve beraberindekilerin, sınır kapısında herhangi bir işlem yapılmadan KKTC'ye geçtikleri belirtildi.

 

KKTC'li işadamı ABD'de fahri elçi

RADIKAL 08/03/05

AA - ANKARA - ABD'de kurduğu 'TransGlobal Financial Corporation' adlı şirketle kendini iş dünyasına kabul ettiren Kıbrıslı Türk işadamı Mehmet Mustafaoğlu, Los Angeles'ta KKTC 'fahri başkonsolosu' olarak atandı. Fahri başkonsolosluk görevinin, Kıbrıslı Türklerin tecridinin ortadan kaldırılmasına yönelik, KKTC ile ABD arasında ortak kararla verildiği belirtildi. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, gönderdiği mektupta, Mustafaoğlu'nun, KKTC-ABD ilişkilerinin geliştirilmesine büyük katkı sağlayacağını kaydetti. Mustafaoğlu, insani alandaki çabaları ve ABD'ye katkısından ötürü 2002'de 'Ellis Adası Onur Madalyası'na layık görülmüştü.

Anlaştılar

HÜKÜMET BUGÜN AÇIKLANIYOR... Koalisyon görüşmelerinde gelinen son nokta dün iki partinin yetkili kurullarında değerlendirildi. Partiler MYK ve parti meclislerini topladı. Bugün yapılacak son bir görüşmenin ardından yeni CTP/BG-DP koalisyonunun ilan edilmesi bekleniyor. Talat'ın başbakanlığında kurulacak yeni hükümet, mevcut koalisyonun devamı şeklinde olacak, gerek bakanlıklarda, gerekse kabinede herhangi bir değişiklik olmayacak. Hükümetle ilgili esas düzenleme cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yapılacak

BAKANLIKLARDA SON DURUM...7'ye 3 formülü esasında uzlaşan ortaklar, bakanlıkları şöyle paylaştı: CTP/BG: Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı; DP: Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı. Öte yandan DPÖ CTP'ye, Enformasyon Dairesi de DP'ye geçti

KIB-TEK VE CYPFRUVEX KRİZİ AŞILAMADI...Elektrik Kurumu (KIB-TEK) ve Cypfruvex'le ilgili uzlaşmazlık dün de aşılamadı. CTP, DP'nin uhdesinde olan KIB-TEK'i isteyince, DP de CTP'ye bağlı Cypfruvex'e talip çıkmıştı. Fakat taraflar bu kurumların takasına bir türlü onay vermiyor. Siyasi gözlemciler, sorunun dün iki parti başkanı arasında yapılan görüşmede de ele alındığını ancak sonuç çıkmadığını belirtiyor. Böyle giderse sorunun, her iki kurumun yerinde kalması formülüyle aşılacağına inanılıyor

Dilek ÇETEREİSİ

Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG) ile Demokrat Parti (DP), yeni bir koalisyon ortaklığı konusunda uzlaşmaya vardı.

Bir yılı aşkın bir süredir hükümet ortaklığı yapan CTP/BG ile DP, nikah tazeleme konusunda anlaştı. Bakanlıkları 7'ye 3 formülüne göre paylaşan iki parti, bazı kurumlarda uzlaşma sağlayamasa da "yola devam" etmeye karar verdi.

Koalisyon görüşmelerinde gelinen son noktayı yetkili organlarında görüşen her iki partinin bugün yeniden bir araya gelmesi ve her konuda uzlaşıya varabilmek için son bir çaba sarf etmesi bekleniyor. Ancak her iki partide, "ufak tefek pürüzler" olarak nitelendirilen bu konuların, hükümetin kurulmasına engel teşkil etmeyeceği görüşü hakim.

CTP/BG ve DP teknik kurullarının bugün yapacağı son denemenin ardından yeni CTP/BG-DP koalisyonunun açıklanması bekleniyor. Nitekim CTP/BG Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat, dün akşam yaptığı açıklamada, hükümet görüşmelerinin henüz sonuçlanmadığını, bugün yeniden bir görüşme yapılacağını ifade ederek, "Umuyoruz ki yarına (bugün) bir sonuca ulaşacağız. Hedefimiz bir an önce sonuca ulaşmaktır. Çünkü cumhurbaşkanlığı seçimini, hükümet kurma sürecinden ayrı tutmayı her zaman öngördük" dedi.

Bugün ilan edilmesi beklenen yeni hükümet, 17 Nisan'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar işbaşında olacak ve bu ara dönem için de hükümetin kısa bir programı ve protokolü olacak.

CTP/BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın başbakanlığında kurulacak yeni hükümet, mevcut koalisyonun devamı şeklinde olacak, gerek bakanlıklarda, gerekse kabinede herhangi bir değişiklik olmayacak. Hükümetle ilgili esas düzenleme ise 17 Nisan'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yapılacak.

Dün akşam cumhurbaşkanlığına adaylığı resmen açıklanan CTP/BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın seçimleri kazanması halinde, yeni döneme ilişkin esas düzenleme yapılacak. CTP/BG'nin 7, DP'nin ise 3 bakanlığı, muhtemel başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığındaki yeni hükümette geçerli olacak.

Gerek bakanlıklarda, gerekse kabinede yapılacak değişiklikler de bu yeni dönemde hayata geçirilecek.

CTP/BG'nin bakanlık sayısı 1 arttı

İki parti arasında kıran kırana geçen pazarlıkların ardından 7'ye 3 formülü esasında uzlaşan ortaklar, bakanlıkları şöyle paylaştı:

"CTP/BG: Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı; DP: Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı".

Öte yandan Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) CTP'ye, Enformasyon Dairesi de DP'ye geçti.

Halen DPÖ DP'nin, Enformasyon da CTP'nin uhdesinde bulunuyor.

Ancak iyi haber alan kaynaklara göre, Enformasyon Dairesi Müdürü Hüseyin Özel'in makamını koruyacağı konusunda ortaklar arasında uzlaşma sağlandı.

BRTK'ya ve Para-Kambiyo Dairesi'ne talip çıkan DP'nin, CTP'nin "kesinlikle olmaz" yanıtıyla gündemden düştüğü de haber veriliyor.

Dikenli konular duruyor

İki parti hükümeti kurma konusunda anlaşma sağlasa da, Elektrik Kurumu (KIB-TEK) ve Cypfruvex'le ilgili dün de uzlaşıya varamadı.

CTP, DP'nin uhdesinde olan KIB-TEK'i isteyince, DP de CTP'ye bağlı Cypfruvex'e talip çıkmıştı. Fakat taraflar bu kurumların takasına bir türlü onay vermiyor.

Siyasi gözlemciler, sorunun dün iki parti başkanı arasında yapılan görüşmede de ele alındığını ancak sonuç çıkmadığını belirtiyor.

Böyle giderse sorunun, her iki kurumun yerinde kalması formülüyle aşılacağına inanılıyor.

Yine de bugün yapılacak son toplantıda KIB-TEK ve Cypfruvex konuları yeniden masaya yatırılacak.

Kısa dönemin önemli işleri

Bu arada kısa bir süre için kurulacak yeni hükümetin bu geçiş döneminde önemli işlere imza atması bekleniyor.

Yaklaşık bir aylık bu geçiş döneminde hükümetin hedefi, 2004 bütçesini meclisten geçirmek. Ayrıca ortaklar anayasa değişikliğini kolaylaştıracak değişikliği 17 Nisan'da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte referanduma sunabilmek için partilerle konsensus sağlamak.

Öte yandan TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Demokrat Parti Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, yeni dönemde kabine üyelerinin tümünün dıştan atanmasına partide sıcak bakılmadığını söyledi. Bu konuda yetkili kurulların karar vereceğini söyleyen Arabacıoğlu, başka bir soruya karşılık, "Benim kabinede yer alma talebim olmadı. Ben olmazsam olmaz gibi bir yaklaşımım olmadı ve olmaz da" diye konuştu.

CTP yetkilileri ise, kabine üyelerinin dıştan atanmasına ilişkin temel prensibin bu yeni dönemde de devam etmesi yönünde ağırlıklı bir görüş olduğunu, ancak bu konuda kesin bir karar verilmediğini belirttiler.

KIBRIS 08/03/05

 

Erdoğan, Talat hükümetini Ankara'ya davet etti

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Mehmet Ali Talat ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ı Ankara'ya davet etti.

Erdoğan'ın davetiyle, kamuoyuna bugün açıklanmasını beklenen Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler-Demokrat Parti (CTP/BG- DP) hükümetinin yarın Ankara'ya gitmesi gündeme geldi.

Güvenilir kaynaklardan edilen bilgilere göre, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın davetine "eğer hükümet bugün açıklanırsa" olumlu cevap verilmesi bekleniyor.

Ankara ziyaretinde, genel istişarelerin yanı sıra iki hükümetin Kıbrıs sorununda gelinen son aşamayı değerlendirmesi tahmin ediliyor.

KIBRIS 08/03/05

 

İşte cumhurbaşkanlığı adayları

CTP/BG Parti Meclisi dün akşam oybirliğiyle cumhurbaşkanlığına parti genel başkanı ve başbakan Mehmet Ali Talat'ı aday gösterdi. YP Genel Başkanı Nuri Çevikel ve bağımsız aday YDÜ Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Zeki Beşiktepeli, şu ana kadar adaylığı kesinleşen isimler oldu. TKP de yarışa kendi adayıyla katılma kararı alırken, bu ismin parti genel başkanı Hüseyin Angolemli olduğu öğrenildi

DP ise tavrını henüz netleştirmedi. UBP'nin bugün partilerine yapacağı ziyareti bekleyen DP, kararını en geç cumaya kadar açıklayacağını bildirdi. UBP'de de fotoğraf net değil; konu bugün yapılacak toplantıda yeniden ele alınacak. Durumu netleşmeyen bir diğer parti de BDH. Dün akşam hararetli tartışmaların yaşandığı BDH parti meclisinde, genel başkan Mustafa Akıncı'nın adaylığına yüzde elli şans veriliyor. BKP ise çözüm vizyonu olan bir adayı destekleyeceğini açıkladı

KIBRIS 07/03/05

 

Padişah torunları mallarını istiyor

ASIRLAR SONRA HAK İDDİASI....Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasında en ciddi anlaşmazlık konusu olan mal mülk sorununa şimdi de padişah torunlarının adadaki mülkleri üzerinde söz hakkı talep etmesi eklendi. Sultan Abdülmecid'in torunlarının, Kıbrıs'ta dedelerinden kalma mülkler üzerinde hak sahibi oldukları iddiasıyla girişimlerde bulunduğu öğrenildi

 

Emine DAVUT YİTMEN

Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasında en ciddi anlaşmazlık konusu olan mal mülk sorununa şimdi de padişah torunlarının adadaki mülkleri üzerinde söz hakkı talep etmesi eklendi.

Sultan Abdülmecid'in torunlarının, Kıbrıs'ta dedelerinden kalma mülkler üzerinde hak sahibi oldukları iddiasıyla girişimlerde bulunduğu öğrenildi.

Kıbrıs, 1570 yılında II Selim tarafından fethedilmiş ve 1878'de İngiltere'ye kiralanmıştı. Padişah torunlarının, "mülhak" türünden vakıf malı üzerinde, hak iddia ettiği tahmin ediliyor. Mülhak mallar ise çoğunlukla Gazimağusa ve Larnaka bölgelerinde bulunuyor.

Padişah torunları vakfiyenin ismini, kurucusunu bilmeleri veya vakfiyenin soyağacında yer aldıklarını ispat etmeleri halinde, dedelerinin mülkü üzerinde hak sahibi olacaklar.

Torunların, mülk üzerinde hak sahibi olduğu ortaya çıkarsa ve söz konusu mülk Vakıflar İdaresi tarafından yönetiliyorsa torunlar, gelirin yüzde 85'ini alabilecek. Eğer mülk, mütevelli heyeti tarafından idare ediliyorsa o zaman bu oran, yüzde 95'lere kadar çıkabilecek.

Geçtiğimiz yıllarda, padişah torunu olduğunu söyleyen ve Türkiye'de yaşayan bir kadın, vakıf malları üzerinde hak iddia etmişti. Kadından iddiasını destekleyecek belgeler getirmesi istenmiş ancak söz konusu kişi herhangi bir belge gösterememişti.

Yine, Larnaka'daki Bekir Paşa Suyu ve Çiftliği üzerinde, isim benzerliğinden yararlanan bir kişi hak iddia etmiş, ancak vakfiyede yapılan araştırmalar sonucunda söz konusu şahsın ismi, soyağacına uymamıştı.

Talep edilen mal mülhak vakıf

Mülhak vakıf, Vakıflar İdaresi veya mütevveli heyetinden oluşan şahıslar tarafından idare ediliyor. Eğer söz konusu vakıf, mütevelli heyeti tarafından idare ediliyorsa mülhak vakıf idarecisinden, Kıbrıs'ta ikamet etme şartı aranıyor. İdarecinin yurtdışına gitmesi halinde ise bu görevi düşüyor.

Bazı mülhak vakıf malları ise 1878 -1960 İngiliz Sömürge İdaresi döneminde gasp edilen mallardır ki, bu durumda farklı işlem gerekiyor.

KIBRIS 07/03/05

 

 

Rum Kesimi’ne sığınma talebi arttı

 

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, Avrupa Birliği’ne tam üye olduktan sonra Kıbrıs Rum Kesimi’ne yapılan sığınmacı başvurularının yüzde 400 arttığını açıkladı.

 

NTV

 

 

9 Mart 2005— Nüfusu bir milyondan az olan Rum kesimine geçen yıl 10 binden fazla kişinin sığınmacı olarak başvurduğu açıklandı.

Geçen yıl diğer AB üyelerine 1988’den bu yana en düşük seviyede sığınmacı başvurusu olurken, aynı sayı Rum kesiminde rekor düzeylere ulaştı.
       Sığınmacı başvurularında bulunanların büyük bölümünü Pakistan ve Bangladeşli öğrenciler oluşturuyor.
       BM yetkilileri, birçok kişinin hem eğitimlerini sürdürüp hem çalışmak için Rum kesimine gittiğini, ama öğrenciyken çalışma izni alamadıklarını öğrendiklerinde sığınmacı başvurusunda bulunduğunu belirtiyor.

 

Talat cumhurbaşkanlığından emin

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, 17 Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimini, çok büyük olasılıkla kazanacağını söyledi.

 

NTV

 

 

 

 

9 Mart 2005—  Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın makamından ayrılmasının ardından, Denktaş’ın deneyimlerinden yararlanacaklarını belirtti.

 

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda, Kıbrıs müzakerelerinde görüşmeciliği de yürüteceğini dile getirdi ve görüşmeleri hükümetle birlikte sürdüreceğini ifade etti.
       Talat, cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra kurulacak yeni hükümetin birinci hedefinin Kıbrıs sorununu çözmek olacağını kaydetti.

DENKTAŞ’A DANIŞACAĞIZ’
       “Çok büyük bir olasılıkla, cumhurbaşkanlığı seçimini kazanırım” diyen Talat, ancak sonuçta kararı, Kıbrıs Türk halkının vereceğini, hiçbir şeyin çantada keklik olmadığını söyledi.
       Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın makamından ayrılmasının ardından, Denktaş’ın deneyimlerinden yararlanacaklarını belirtti.

 

KKTC’de yeni kabineye onay

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Talat başkanlığında kurulan CTP-DP koalisyon hükümetinin kabinesini onayladı.

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

 

 

 

8 Mart 2005 —  Talat ve DP lideri Serdar Denktaş’ın, Cumhurbaşkanı Denktaş’ı ziyaret ederek yeni kabine listesini sunmasının ardından onay veren Denktaş, hükümete başarılar diledi.

KKTC’de Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın hükümeti kurmakla görevlendirilmesinin ardından, CTP ile DP, bakanlıkların dağılımında 7’ye 3 oranında mutabakata varmıştı. Bakanlıkların dağılımı şöyle;
*Başbakan: Mehmet Ali Talat
*Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı: Serdar Denktaş
*İçişleri Bakanı: Özkan Murad
*Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı: Erkan Emekçi
*Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı: Hüseyin Celal
*Milli Eğitim ve Kültür Bakanı: Erbil Akbil
*Maliye Bakanı: Ahmet Uzun
*Gençlik ve Spor Bakanı: Özkan Yorgancıoğlu
*Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı: Ömer Kalyoncu
*Ekonomi ve Turizm Bakanı: Derviş Kemal Deniz
*Tarım ve Orman Bakanı: Raşit Pertev
       
17 NİSAN’A KADAR GÖREVDE
       Cumhurbaşkanı’nın bugün onay verdiği kabine, 13 Ocak 2004’te kurulan ve istifalarla 26 Nisanda azınlığa düşen CTP-DP koalisyon hükümetinin devamı niteliğinde.
       Bu dönem için kısa bir protokol ve program hazırlanarak, meclisten güvenoyu istenecek. Bu hükümet, 2004 bütçesiyle anayasa değişiklik önerisini meclisten geçirmeye çalışacak.
       Talat’ın olası cumhurbaşkanlığında ise 17 Nisan’dan sonra CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer başkanlığında yeni bir hükümet kurulacak.
       

 

 

 

 

 

KKTC'de 'sandık kırma' tartışması

 

 

 

Lefkoşa

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ”bağımsızlığı pazarlık etmemek için halkın arasına döndüğünü” ifade ederek, “Annan planı bağımsızlıktan taviz verilerek yeniden referanduma sunulursa sandıkları kırarız” dedi. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat da "Sayın Denktaş sandıkları kırma çağrısı yapmıştı, ama halkımız sandıkları korudu” dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıslı Türklerin 41 yıl önce Rum ve Yunan saldırıları karşısında gösterdiği direniş ve bu direnişte şehit düşenleri anmak amacıyla Güzelyurt'taki Şehitler Anıtı'nda düzenlenen törende yaptığı konuşmada, “Kıbrıs Türk halkının bundan sonra vermesi gereken mücadelenin, Annan planının masaya getirilmemesi için el ve gönül birliğiyle mücadele etmek olduğunu” söyledi.

 

“Oynanan oyunlara gelinmemesi” uyarısında bulunan Denktaş, “hep birlikte ses çıkarılması durumunda herkesin Kıbrıs Türk halkını dinlemek zorunda kalacağını” vurguladı. Denktaş, “(Bağımsızım, hürüm) diyen insanların elinden bu hakların ancak şehit edilerek alınabileceğini” kaydetti.

   

Denktaş, “Şehitlerimizin anlamı budur. Bu bağımsızlığa armut toplayarak gelmedik, çiçek toplayarak gelmedik. Ağlayarak, inleyerek geldik. Bütün felaketlere rağmen direnerek geldik. Direniş yasamızdır, direniş karakterimizdir, direniş geleceğimizdir. Şehitlerimize ve bu çocuklara sözümüz ve andımız budur” diye konuştu.

   

“ANNAN PLANI DENEN REZİLLİK”

    

Kıbrıs Türk halkının milli mücadele yıllarında çektiği sıkıntıları, uğradığı baskı ve katliamları anlatan Denktaş, Kıbrıs Türk halkının, o dönemde Makarios'un önerdiği azınlık haklarını kabul etmediğini anımsatarak, “şehitlerin, Annan planını kabul edenlere, bu azınlık haklarının niye o zaman kabul edilmediğini soracaklarını” belirtti.

 

Annan planının içindeki güzel şeyleri dirsek çürüterek, kafa patlatarak kendisinin koydurttuğunu kaydeden Denktaş, şöyle devam etti:

   

“Ama 'Altını oydular, altını boşalttılar, sakın kanmayın, sağlama basın. Bağımsızlığınızdan başka sağlam zemin yoktur. Bunu kaybederseniz kaybolursunuz' diyorum. Samimiyetle söylüyorum. Çünkü sizi seviyorum. Samimiyetle söylüyorum, çünkü yaptığınız fedakarlığı biliyorum. Yeniden aynı günleri yaşamamanızı istiyorum. Rumu biliyorum. Bağımsızlığınızdan vazgeçerseniz, Annan planı çerçevesinde Türkiye'yi gönderirseniz, Türkiye'nin haklarını heba ederseniz, 'Suç bizde değildir, kendileri istedi, ne yapalım' diyecekler ve kısa bir zaman içerisinde 1963'te size yaptıklarının beş beterini yaptıklarında gelip sizi kurtaracak bir Türkiye de olmayacaktır.”

   

“SANDIKLARI KIRARIZ”

   

Denktaş, sözlerini şöyle tamamladı:

   

“Bundan sonraki mücadele, evvela Annan planının masaya getirilmemesi için el ve gönül birliğiyle mücadele etmektir. Getirildiği takdirde bağımsızlığımız temel yapılmadıkça bir satırını bile kabul etmemek, buna rağmen yeniden önümüze 'referandum' diye koydukları takdirde sandıkları kırıp geçmek, bağımsızlığımızı pazarlık etmemektir. Bunu birlikte yapacağız. Sizinle beraber yapacağız. Bunun için aranıza geliyorum. Bunun için bu mevkii bırakıyorum. Çünkü hep birlikte ses çıkarttığımızda, göreceksiniz ki herkes bizi dinlemek mecburiyetinde olacak.”

 

TALAT: HALKIMIZ SANDIKLARI KORUDU

   

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Denktaş'ın, “Annan planı bağımsızlıktan taviz verilerek yeniden referanduma sunulursa sandıkları kıracağız” sözleriyle ilgili olarak, “Geçen defa da Sayın Denktaş sandıkları kırma çağrısı yapmıştı, ama halkımız sandıkları korudu” dedi.

   

Ledra Palas'taki Türk ve Rum siyasi partileri toplantısının ardından, gazetecilerin sorusu üzerine Denktaş'ın sözlerini değerlendiren Talat, “bir cumhurbaşkanının halkın istencinin dışına çıkmasının çok yanlış olacağını” belirterek şunları söyledi:

   

“Geçen defa da Sayın Denktaş sandıkları kırma çağrısı yapmıştı, ama halkımız sandıkları korudu. Dolayısıyla halkın istencinin dışına çıkmak çok yanlış olur. Hele bir eski cumhurbaşkanı için halkın arzusunun dışında hareket etmek, talihli bir duruş olmaz. Ben sadece bunu söylemek istiyorum, başka bir şey söyleyemem.”

 (aa)

 

 

 

Rum kesimi: Türkiye 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadan AB üyesi olamaz


      Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, ''Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadan Avrupa Birliği (AB) üyesi olamayacağını'' iddia ederek, ''bunu sadece İngiltere'nin değil, başka ülkelerin de kabul ettiğini'' söyledi.
      İngiltere'nin Avrupa İşleri Bakanı Denis MacShane'in önceki gün yaptığı açıklamaya değinen Yakovu, ''Türkiye 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımazsa, Türkiye'nin AB üyeliği gerçekleşemez. Bu, sadece İngiltere Avrupa İşleri Bakanı Denis MacShane'in açıklamasında ifade edilmedi'' dedi.
      Yakovu, ''Türkiye'nin gümrük birliğini on yeni üye ülkeye yayan protokolü imzalamakla yükümlü olduğunu'' savundu.

MILLIYET 09/03/05

KKTC'de hükümet tamam

09/03/2005 RADIKAL

LEFKOŞA - KKTC'de 20 Şubat seçimlerinin ardından yeni bir koalisyon hükümetinde anlaşan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ve Demokrat Parti (DP) lideri Serdar Denktaş'ın oluşturduğu kabine Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'tan onay aldı.
Hükümetin, Anayasa değişikliği ve bütçe konusunda çalışmalar yapacağını belirten Talat, 17 Nisan'daki Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra yeni hükümetin oluşturulacağını, bu nedenle kabinenin değişmediğini söyledi. Mevcut CTP-DP koalisyonundaki gibi 6'ya 4 oranını koruyan hükümet, seçimden sonra 7'ye 3 formülüyle kurulacak. Yeni hükümette, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı CTP'ye geçecek. Cumhurbaşkanlığına Talat seçilirse CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer başbakanlığı devralacak. Bir hafta içinde programını meclise sunacak hükümet için daha sonra güvenoyuna başvurulacak.
KKTC'nin bu 19. Bakanlar Kurulu şöyle: Başbakan Mehmet Ali Talat, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, İçişleri Bakanı Özkan Murad, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi (DP), Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Gençlik ve Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz (DP), Tarım ve Orman Bakanı: Raşit Pertev (DP). (Dış Haberler)

Aynı kabine ile yola devam

ARA DÖNEMDE KABİNEDE DEĞİŞİKLİK YOK... Cumhurbaşkanı Denktaş'a sunulan kabine, son 1.5 yıldan beri görev başında olan hükümetin devamı şeklinde olacak. Gerek bakanlıklarda gerekse kabinede herhangi bir değişiklik öngörülmüyor. Varılan mutabakat uyarınca hükümetin yeni şekli, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yeni başbakanla birlikte açıklanacak. Buna göre, CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'ın cumhurbaşkanlığına seçilmesi halinde yeni hükümet CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer başkanlığında kurulacak

YEDİ BAKANLIK CTP/BG'DE, ÜÇ BAKANLIK DP'DE... Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından işbaşına gelecek yeni hükümet döneminde yedi bakanlık CTP'ye, üç bakanlık DP'ye ait olacak. 17 Nisan cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar mevcut hükümet devam edecek. Son 1.5 yıllık hükümetteki bakanlıklar büyük oranda yerini koruyacak, sadece DP'ye ait Çalışma Bakanlığı CTP'ye geçecek. Dairelerde de büyük değişiklik olmayacak. Sadece DP'ye bağlı Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) CTP'ye geçecek, buna karşılık CTP'ye bağlı Enformasyon Dairesi DP'ye bağlanacak

KIB-TEK DP'DE, CYPFRUVEX CTP'DE... Son güne kadar iki parti arasında anlaşmazlık konusu olan KIB-TEK ile Cypfruvex konusunda ise gelişme olmadığı öğrenildi. CTP/BG ve DP yetkilileri, bu iki kurumun varolan yerlerini koruyacaklarını tahmin ettiklerini kaydettiler. Bu durumda KIB-TEK, DP'ye ait Tarım ve Orman Bakanlığı'na, Cypfruvex ise CTP'ye ait Maliye Bakanlığı'na bağlı olarak çalışmaya devam edecek

 

Yeni hükümet için anlaşan Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG) ile Demokrat Parti (DP) dün yeniden nikah tazeledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından cuma günü hükümeti kurmakla görevlendirilen Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, "geçiş hükümeti" niteliğindeki CTP-DP koalisyon hükümetinin kabinesini dün saat 18.00'de Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a sundu.

Denktaş, listeyi onaylayarak yeni bakanları atadı.

Yeni hükümet, 13 Ocak 2004'ten beri görev başında olan 1. Talat hükümetinin aynen devamı şeklinde olacak.

Gerek bakanlıklarda, gerekse kabinede herhangi bir değişiklik öngörülmüyor.

Bu ara dönem için kısa bir protokol ve programla meclisten güvenoyu istenecek. Ara dönemdeki hükümetin hedefi 2004 bütçesi ile anayasa değişiklik önerilerini meclisten geçirmek olacak.

Koalisyon görüşmelerinde varılan mutabakat uyarınca hükümetin yeni şekli ise cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından muhtemel yeni başbakanla birlikte açıklanacak. Buna göre, CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'ın cumhurbaşkanlığına seçilmesi halinde yeni hükümet CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer başkanlığında kurulacak.

Yeni hükümet döneminde yedi bakanlık CTP'ye, üç bakanlık DP'ye ait olacak. Son 1.5 yıllık hükümetteki bakanlıklar büyük oranda yerini koruyacak, sadece DP'ye ait Çalışma Bakanlığı CTP'ye geçecek.

Dairelerde de büyük değişiklik olmayacak. Sadece DP'ye bağlı Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) CTP'ye geçecek, buna karşılık CTP'ye bağlı Enformasyon Dairesi DP'ye bağlanacak.

Son güne kadar anlaşmazlık konusu olan KIB-TEK ile Cypfruvex konusunda ise gelişme olmadığı öğrenildi. İki partinin yetkilileri, bu iki kurumun varolan yerlerini koruyacaklarını tahmin ettiklerini kaydettiler. Bu durumda KIB-TEK, DP'ye ait Tarım ve Orman Bakanlığı'na, Cypfruvex ise CTP'ye ait Maliye Bakanlığı'na bağlı olarak çalışmaya devam edecek.

2003 Ocak ayında 27 sandalye gibi sınırlı bir çoğunlukla kurulan CTP-DP hükümetinin istifalarla azınlığa düşmesi üzerine erken seçimlere gidilmiş ve 20 Şubat'ta yapılan seçimlerde aritmetikte büyük değişiklik olmuştu.

Seçimlerde 24 milletvekili çıkaran CTP, hükümeti kurmakla görevlendirilmişti. CTP'nin mecliste 6 sandalyeye sahip DP ile koalisyona gitmesiyle hükümet mecliste 30 milletvekili gibi bir çoğunluğa sahip olacak.

Mecliste Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP)19, Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) ise 1 milletvekili bulunuyor.

Yeni kabine

CTP/BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat başkanlığında, "Geçiş Hükümeti" niteliğinde kurulan 19. Hükümet'te şimdilik bir değişiklik yok.

Buna göre CTP/BG Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığındaki hükümette, Serdar Denktaş başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı olarak görev yapacak.

Aynen yerini koruyan diğer bakanlar şöyle:

"Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil, Gençlik ve Spor Bakanı Özkan Yorganoğlu, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu, İçişleri Bakanı Özkan Murat, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi, Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev."

 

Pürüzlü konular

DP ile yaklaşık 1.5 yıldan beri devam eden koalisyona seçimlerden sonra devam kararı alan CTP, önceki akşamki parti meclisinde koalisyon çalışmalarına son noktayı koyarken, DP de önceki gün yaptığı toplantılarda birkaç pürüzlü nokta hariç koalisyonun devamı yönünde karar almıştı. Pürüzlü noktalar ise iki parti liderlerinin önceki gece ve dünkü temaslarıyla aşıldı.

Denktaş'la öğle yemeği

Öte yandan CTP Parti Meclisi'nin önceki akşamki toplantısının ardından CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat ile DP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş telefon görüşmesi yaptılar. Parti yetkilileri arasında dün öğle saatlerine kadar da telefon diplomasisi devam etti.

Talat ve Serdar Denktaş öğle saatlerinde ise Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la bir araya geldi. Cumhurbaşkanlığı'ndaki haftalık rutin yemekte, koalisyon çalışmaları ele alındı.

Son nokta...

Hükümet dün akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı Denktaş'ın onayına sunuldu.

Cumhurbaşkanlığında yaklaşık 15 dakika süren görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Denktaş, CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat ve Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş basının karşısına birlikte çıktı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, CTP Genel Başkanı Talat'ın sunduğu yeni hükümeti Anayasa'nın 106'ncı maddesi uyarınca onayladığını ve Talat'ı da başbakan olarak atadığını açıkladı. Denktaş, Talat ve Serdar Denktaş'a başarı diledikten sonra makamına geçti.

Ardından basına kısa açıklama yapan CTP Genel Başkanı Talat, son bir yıldan beri görev yapan kabinenin aynen görevine devam edeceğini, koalisyon görüşmelerinde mutabakata varılan 7'ye 3 formülüne dayalı hükümetin ise cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında kurulacağını anlattı.

Geçiş döneminde hükümetin temel uğraşının 2004 mali yılı bütçesi ile anayasal değişiklikleri meclisten geçirmek olacağını söyleyen Talat, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından ise yeni bir programla yeni bir kabine kurulacağını kaydetti.

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da, dün onay alan hükümetin "geçiş hükümeti" olarak görev yapacağını kaydetti. Denktaş, geçiş hükümetinin kısa bir programla meclisten güvenoyu isteyeceğini ekledi.

Talat ve Denktaş, gazetecilerin sorularına karşılık, Türkiye hükümetinin daveti üzerine cuma günü Ankara'ya gideceklerini de eklediler.

KIBRIS 08/03/2005

CTP/BG ile AKEL'den çözüm yolunda önemli adım

CTP/BG ile AKEL, Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde çözüm bulunması amacıyla müzakerelere en erken zamanda başlanması için gereken çabayı ortaya koymakta kararlı olduklarını açıkladılar. İki partinin çözümü hedefleyen kararı, CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Mehmet Ali Talat ile Rum meclisi başkanlığına seçilmesinin ardından dün ilk kez Kuzey Kıbrıs'a geçen AKEL Genel Sekreteri Hristofyas'ın başkanlığında CTP genel merkez binasında gerçekleşen heyetler arası görüşmede alındı

İki partinin, aralarındaki diyalogu üst düzeyde sürdürme kararı da aldığı görüşmeden sonra CTP/ BG Genel Başkanı, Başbakan Talat, "oldukça yapıcı" olarak nitelendirdiği bu diyaloğun çözümü hedefleyeceğini vurgularken AKEL lideri Hristofyas, Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde ve BM genel sekreterinin gözetiminde yapılacak müzakerelerle çözüm bulunmasından yana olduklarını söyledi. Hristofyas, "Tarafların üzerinde mutabık olacağı kabul edilebilir bir çözümü ancak diyalog yoluyla bulabiliriz, çatışmayla değil" dedi

CTP/BG ile AKEL, Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde çözüm bulunması amacıyla müzakerelere en erken zamanda başlanması için gereken çabayı ortaya koymakta kararlı olduklarını açıkladılar. İki parti, aralarındaki diyalogu üst düzeyde sürdürme kararı da aldı.

İki partinin çözümü hedefleyen kararı, CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Mehmet Ali Talat ile Rum meclisi başkanlığına seçilmesinin ardından dün ilk kez Kuzey Kıbrıs'a geçen AKEL Genel Sekreteri, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas arasında CTP genel merkez binasında gerçekleşen görüşmede alındı.

İki partinin heyetlerinin katıldığı ve yaklaşık bir buçuk saat süren görüşme sonrasında Talat ile Hristofyas basın toplantısı düzenledi.

CTP/ BG Genel Başkanı Başbakan Talat, iki parti olarak üst düzeyde diyalogu sürdürme kararı aldıklarını belirterek, "Bu diyalog çözümü hedefleyecektir" dedi.

Talat, Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasında varolan günlük sorunların çözüme kavuşturulması konusunda da AKEL'le diyalogu artırma kararı aldıklarını bildirdi.

AKEL Genel Sekreteri Hristofyas ise, "CTP'ye zeytin dalı getirdik" diyerek, bu görüşmenin Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde iki toplumlu, iki bölgeli federal çözümü getirecek açık görüşe dayalı üst düzeydeki bir diyalogun ve uzlaşının başlangıcı olması dileğinde bulundu.

Talat: "Annan Planı temeldir"

Basın toplantısında ilk sözü alan ve AKEL ile gerçekleştirdikleri görüşmeyi "oldukça yapıcı" olarak nitelendiren CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Talat, iki parti olarak diyalogu sürdürme kararı aldıklarını belirterek, "Bu diyalog elbette ki sonuç olarak çözümü hedefleyecektir" dedi.

Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde çözüm bulunmasını istediklerini ifade eden Talat, CTP/BG olarak diyaloga ve müzakerelerin Annan Planı temelinde yeniden başlamasına hazır olduklarını her zaman yinelediklerini belirtti. Talat, "Kıbrıs Türk halkı, Annan Planı'na % 65 evet demiştir. Dolayısıyla bu bizim için temeldir. Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm istiyoruz" şeklinde konuştu.

CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Talat, kapsamlı çözüm yanında Kıbrıs Türk halkı ile Rum halkını ilgilendiren ve bugüne kadar çözüme kavuşturulmasında başarılı olunamayan günlük sorunlara da çözüm getirilmesi gereğinin altını çizerek AKEL ile bu konuda da diyalogu artırarak bu sorunlara çözüm bulunması için uğraş verilmesi konusunda anlaştıklarını ifade etti.

"Güven yaratıcı önlemler..."

CTP Genel Başkanı Talat, bir Rum gazetecinin "Sayın Talat, sizden bazı güven yaratıcı önlemleri hayata geçirmenizi bekleyelim mi?" şeklindeki sorusu üzerine, böyle bir şeye ihtiyaç olması halinde buna her zaman hazır olduklarını kaydetti.

Talat, aynı gazetecinin "Güven yaratıcı önlem olarak Maraş'ın verilmesi" konusunu gündeme getirmesi üzerine ise, bunun güven yaratıcı bir önlem olduğunu sanmadığını ifade ederek şöyle konuştu:

"Güven yaratıcı önlem benim fikrime göre şu an için, iki taraf arasında varolan günlük sorunların çözüme kavuşturulması olabilir."

Aynı gazetecinin "Sayın Papadopulos'un Mağusa Limanı'ndan ticaretle ilgili önerisine nasıl bakıyorsunuz" şeklindeki sorusuna karşılık da Talat, bu önerinin bir güven yaratıcı önlem olmadığının altını çizerek, şöyle dedi:

"Bu, güven yaratıcı bir önlem değildir. Bu, serbest ticarete karşılık Maraş'ın verilmesi konusudur ve bu, benim görüşüme göre güven yaratıcı önlemle ilgili bir konu değildir. Bu, tamamen ayrı bir konudur.

Güven yaratıcı önlem demek, siyasi pozisyonları değiştirmeden iki taraf arasında güven inşa etmek demektir."

Hristofyas: "Bugün burada olmaktan mutluyum"

CTP/BG Genel Başkanı, Başbakan Talat'tan sonra söz alan ve CTP/BG'yi ziyaret etmekten duyduğu mutluluğu dile getiren AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas da, "Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne zeytin dalı getirdik" dedi.

CTP/BG ile gerçekleştirdikleri görüşmenin, Kıbrıs sorununa iki toplumlu, iki bölgeli federal çözümü getirecek şartların oluşmasına yol açacak açık görüşe dayalı üst düzeydeki bir diyalogun ve uzlaşının başlangıcı olması dileğinde bulunan Hristofyas, Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde ve BM genel sekreterinin gözetiminde yapılacak müzakerelerle çözüm bulunmasından yana olduklarını söyledi.

"Çatışmayla değil, diyalog yoluyla"

Kıbrıs Türk halkı Annan Planı'nı kabul ederken, Rum halkının bunu reddettiğini belirten Hristofyas, Rum halkının kabul edebilmesini sağlamak için Rum liderliğinin plan üzerinde değişiklikler yapılmasını istediğini kaydetti.

"Tarafların üzerinde mutabık olacağı kabul edilebilir bir çözümü ancak diyalog yoluyla bulabiliriz, çatışmayla değil" diyen Hristofyas, şöyle devam etti:

"Biz buna hazırız ve sanırım her iki parti de, iki toplum lideri arasında yapıcı diyalogun şartlarının sağlanmasını sonuca götürecek bir rol üstlenebilir."

Hristofyas, CTP/BG ile diyalog için gerekli şartları yaratacak bu tür toplantılara hem kuzeyde hem de güneyde devam etme kararı aldıklarını da söyledi.

Hristofyas, bir Rum gazetecinin, "Hükümet sözcüsü Hrisostomidis, Talat'la Denktaş'ın aynı olduğunu söyledi. Buna katılıyor musunuz? Bu arada Türkiye Başbakanı Erdoğan'la bir görüşme planlıyor musunuz?" şeklindeki sorusu üzerine, Hrisostomidis'in Talat ve Denktaş'la ilgili olarak ne söylediği konusunda yorum yapmayacağını kaydetti. Hristofyas, "Bu, ileriye doğru gitmek için yararlı bir yol değildir. Bu nedenle bu konuda yorum yapmayı reddediyorum. Başka yollarla ileriye doğru bakmamız lazım" dedi.

Hristofyas, Erdoğan'la görüşme olasılığına ilişkin soruyu ise yanıtsız bıraktı.

Dimitris Hristofyas, BM genel sekreterinin gözetimindeki görüşmelere ne zaman başlanabileceğine ilişkin soruya ise, "BM genel sekreterinin gözetimindeki müzakerelere en kısa sürede başlamak için büyük bir kararlılıkla çaba harcamayı sürdüreceğiz" diye konuştu.

Hristofyas, "Müzakerelere yeniden başlanması için atılması gereken öncelikli adım sizce nedir?" şeklindeki soruya karşılık da şunları söyledi:

"Sanırım, diyalogun başlatılması konusunda BM'nin diplomatik kanallar diye çok iyi bilinen bir prosedürü vardır. Öyle tahmin ederim ki BM genel sekreteri bu prosedürü çok iyi biliyordur ve ümit ederim ki bunu uygun diplomatik bir yolla kullanacaktır."

"Zeytin dalı getirdiğinize göre..."

Hristofyas, "CTP'ye zeytin dalı getirdiğinize göre müzakerelerin yeniden başlaması yolunda diyaloga start verdiğinizi söyleyebilir miyiz" şeklindeki soru üzerine de, CTP ile diyalogu hiçbir zaman koparmadıklarını ifade ederek, şöyle konuştu:

"Biz, Cumhuriyetçi Türk Partisi ile diyalogu hiçbir zaman koparmadık. Şimdi ise üst düzeyde diyalog başlattık ve bu yönde hareket etmeye devam edeceğiz."

CTP/BG, oldukça sıcak bir ortamda gerçekleşen görüşmede Kıbrıs Türk misafirperverliğinin güzel bir örneğini sergileyerek AKEL heyetine Kıbrıs mutfağından tahinli ve pilavuna ikram etti. İçecek olarak ise ada çayı ve Türk kahvesi içildi.

Talat-Hristofyas görüşmesine medyanın ilgisi de büyük oldu. Görüşmeyi KKTC, Güney Kıbrıs, Türkiye ve yabancı medya kuruluşlarından temsilcilerin oluşturduğu büyük bir basın ordusu izledi. Gazeteciler, foto muhabirleri ve kameramanlardan oluşan medya, görüşmenin sonunda yapılacak olan basın toplantısını beklerken, KKTC'de hükümet kurulması ve Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlaması konularını tartıştı.

Bu arada görüşmenin ardından CTP/BG genel merkezinden AKEL genel sekreteri tekrar Ledra Palace kontrol noktasına götürmek için bekleyen KKTC plakalı arabaya kadar eşlik etti.

Talat, Hristofyas'ı uğurladıktan sonra yeni kabineyi Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a sunmak üzere Cumhurbaşkanlığı'na hareket etti.

KIBRIS 08/03/2005

ABD'den, Kıbrıs Rum tarafına uyarı

RAPOR, KIBRIS TÜRK TARAFI AÇISINDAN OLUMLU... YDÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Dayıoğlu, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 2004 Kıbrıs'taki insan hakları uygulamasıyla ilgili raporunu, Kıbrıs Türk tarafı açısından olumlu olarak nitelendirdi. Dr. Dayıoğlu, 2004 raporunun, önceki raporlara kıyasla ABD yönetiminin Kıbrıs Türk toplumuna yönelik bakışının olumlu yönde değiştiği izlenimi verdiğini ifade etti

ABD'DEN RUM TARAFINA UYARI... ABD'nin, raporla ABD yönetiminin Kıbrıs Rum tarafına, Kıbrıs Rum yönetiminin, çözüm yönündeki olumsuz tutumunu devam ettirmesi halinde KKTC ile eskiye oranla daha üst düzeyde bir ilişki kurabileceği yönünde uyarıda bulunduğunu ve aynı zamanda Kuzey Kıbrıs'ta ayrı bir siyasi otoritenin varolduğu olgusunu güçlendirici yönde bir mesaj gönderdiğini kaydetti

Anıl IŞIK

Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Dayıoğlu, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı'nın 2004 Kıbrıs'taki insan hakları uygulamasıyla ilgili raporunu, Kıbrıs Türk tarafı açısından olumlu olarak nitelendirdi.

Dr. Ali Dayıoğlu, 2004 raporunun önceki raporlara kıyasla ABD yönetiminin Kıbrıs Türk toplumuna yönelik bakışının olumlu yönde değiştiği izlenimi verdiğini ifade etti.

ABD'nin Kıbrıs Türk tarafı lehine böyle bir ifade değişikliğine gitmesinin nedeninin, kuzeyin 'evet', güneyin ise 'hayır' dediği 24 Nisan referandum sonuçlarından kaynaklandığına işaret ederek, bu raporla, ABD yönetiminin Kıbrıs Rum tarafına, Kıbrıs Rum yönetiminin çözüm yönündeki olumsuz tutumunu devam ettirmesi halinde KKTC ile eskiye oranla daha üst düzeyde bir ilişki kurabileceği yönünde uyarıda bulunduğunu ve aynı zamanda Kuzey Kıbrıs'ta ayrı bir siyasi otoritenin varolduğu olgusunu güçlendirici yönde bir mesaj gönderdiğini kaydetti.

YDÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ali Dayıoğlu, Kıbrıs Türk ve Rum basınında son günlerde tartışılan ve Kıbrıs Rum tarafının büyük tepkiyle Kıbrıs Türk tarafının ise olumlu karşıladığı ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs'la ilgili insan hakları raporunu KIBRIS'a değerlendirdi.

Dr. Dayıoğlu, 2004 raporunda, önceki raporlardan farklı olarak, ilk kez "Kıbrıs Cumhuriyeti" ve "Kuzey Kıbrıs" şeklinde ayrım yapan bir ifade yer aldığını, 1974'ten bu yana Kıbrıs'ın güneyinin "Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti"nin kontrolü altında bulunduğu, adanın kuzeyinin ise "Kıbrıs Türk Yönetimi" tarafından yönetildiğinin ifade edildiğini ve ABD'nin KKTC'yi tanımadığına ilişkin açık

bir ifade yer almadığını belirtti.

Dr. Dayıoğlu, benzer diğer insan hakları raporlarından farklı olarak, ABD'nin 2004 raporunda, adanın bölünmesinden Türkiye'yi sorumlu tutan herhangi bir ifadeye yer verilmediğine de dikkat çekti.

Raporu, hem güneyde hem kuzeydeki insan hakları uygulamalarını Kıbrıslı Türkler açısından genel olarak değerlendiren Dr. Dayıoğlu, raporun birtakım eksiklikler ve yanlışlıklar içermesine rağmen, yapılan değerlendirmelerin insan hakları uygulaması açısından bazı gerçekleri ortaya koyduğunu ifade etti.

Dr. Dayıoğlu'nun, KIBRIS'ın sorularına yanıtları şöyle:

Soru: ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs'taki insan haklarıyla ilgili raporu, Rum tarafındaki yetkililer tarafından tepkiyle karşılandı. Rum siyasileri, çeşitli açıklamalarında raporu, "adil olmayan, taraflı ve Kıbrıs Türk tarafının uluslararası statüsünü yükseltmeyi amaçlayan" bir rapor olarak değerlendirdi. Rum yetkililerini böyle bir değerlendirmeye yönelten unsurlar nelerdir?

Cevap: Öncelikle 2004 raporu önceki raporlarla kıyaslandığı zaman raporun kaleme alınış şekli

24 Nisan 2004 referandumunda Kuzey Kıbrıs'tan evet, Güney Kıbrıs'tan da hayır sonucunun çıkmasının ardından ABD yönetiminin Kıbrıs Türk toplumuna yönelik bakışının olumlu yönde değiştiği izlenimini vermektedir. Rapor daha derinlemesine incelediği zaman raporda yer alan kimi ifadelerin bu değişikliği daha somut bir şekilde yansıttığı görülmektedir. Örneğin, "Kıbrıs" genel başlığı altında kaleme alınan raporda, daha önceki raporlardan farklı olarak, ilk kez "Kıbrıs Cumhuriyeti" ve "Kuzey Kıbrıs" şeklinde bir ayrım yapılarak bu iki otoritenin insan hakları uygulamaları ayrı ayrı ele alınmıştır. Böyle bir düzenlemeyle Kuzey Kıbrıs'taki siyasi otoritenin Güney Kıbrıs'taki otoriteden ayrı ve bağımsız olduğuna, dolaylı da olsa, işaret edilmiştir. Bununla bağlantılı olarak, raporun ilk paragrafında 1974'ten bu yana Kıbrıs'ın güneyinin "Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti"nin kontrolü altında bulunduğu belirtilirken, adanın kuzeyinin "Kıbrıs Türk Yönetimi" tarafından yönetildiği ifade edilmiştir.

Rapordaki bir diğer önemli husus ise, önceki insan hakları raporlarında ABD'nin KKTC'yi tanımadığına ilişkin açık bir ifade sürekli yer alırken, ilk kez 2004 raporunda bu ifade rapordan çıkarılmıştır. Bunun yerine, raporda KKTC'nin Türkiye dışında hiçbir ülke tarafından tanınmadığı belirtilmiştir. ABD'nin böyle bir ifade değişikliğine gitmesinin nedenini yine referandum sonuçlarında aramak mümkündür. Burada ABD yönetimi bir yandan Rum yönetiminin çözüm yönündeki olumsuz tutumunu devam ettirmesi halinde KKTC ile eskiye oranla daha üst düzeyde bir ilişki kurabileceği yönünde uyarıda bulunurken, bir yandan da Kuzey Kıbrıs'ta ayrı bir siyasi otoritenin varolduğu olgusunu güçlendirici yönde bir yollamada bulunmuştur. Bundan dolayıdır ki Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas raporun "ABD'nin referandum sonrasında tesis ettiği cezalandırma politikasına devam ettiği izlenimini verdiği" yönünde bir açıklama yapmıştır.

2003 raporunda da yer alması nedeniyle 2004 raporu bakımından bir yenilik oluşturmayan, ama mutlaka değinilmesi gereken bir diğer önemli husus çeşitli uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından yayınlanan Kıbrıs raporlarının çok büyük bir bölümünde Türkiye'nin adayı 1974 yılında "işgal" veya "istila" ettiği yönündeki ifadelere ABD'nin raporlarında değinilmemesidir. Önceki raporda olduğu gibi bu raporda da Türkiye'yle ilgili olarak dikkati çeken en ağır ifade önemli miktarda Türk askerinin adada bulunduğunun belirtilmesiyle sınırlıdır. Dolayısıyla, benzer diğer insan hakları raporlarından farklı olarak adanın bölünmesinden Türkiye'yi sorumlu tutan herhangi bir ifadeye raporda yer verilmemiştir.

Soru: Raporu, Kıbrıslı Türklerin insan hakları bakımından genel olarak nasıl değerlendirebilirsiniz? Sizce rapor adadaki insan hakları uygulamalarının durumunu yeterince sağlıklı ve kapsamlı olarak yansıtıyor mu?

Cevap: Raporda Kıbrıslı Türklerin hakları hem Rum yönetimi, hem de KKTC bakımından ayrı ayrı değerlendirmiştir. Kimi eksiklikler ve yanlışlıklar içerse de, yapılan değerlendirmelerin bazı gerçekleri de ortaya koyduğu görülmektedir. Raporda öncelikle Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere yönelik kimi insan hakları ihlâllerine yer verilmiştir. Örnek vermek gerekirse, Uluslararası Af Örgütü'nden alınan bilgiye dayanılarak, raporda Nisan ve Mayıs 2004'te Ledra Palace sınır kapısından güneye geçmek isteyen kimi Kıbrıslı Türklerin Rum polisleri tarafından soyularak arandıkları, iki olayda ise Kıbrıslı Türklerin Rum polisi tarafından dövüldükleri belirtilmiştir. Söz konusu olaylarla ilgili olarak hiçbir polis soruşturmasının yapılmadığı ifade edildikten sonra, iki Kıbrıs Türk gazetesinin verdiği habere atıfta bulunularak bir Kıbrıslı Türk kadının kontrol noktasında Rum polislerce soyulup arandığı vurgulanmıştır.

Temmuz ayında basına yansıyan haberlerden yola çıkılarak raporda yer verilen bir diğer konu ise Lefkoşa Merkez Cezaevi'nde bulunan Kıbrıslı Türklerin polis ve hapishane görevlileri tarafından ayrımcı davranışlara muhatap kaldıkları hususudur. Burada Kıbrıslı Türklerin polisler, gardiyanlar ve diğer Kıbrıslı Rumlar tarafından rahatsız edildikleri ve dövüldükleri yönünde şikayet başvurusunda bulunmalarına rağmen, yetkililerin bu yöndeki şikayetleri dinlemedikleri ve Kıbrıslı Türkleri koruyucu önlemler almadıkları belirtilmiştir.

Rum yönetimi yetkilileri tarafından Türkiyeli gazetecilerin güneye geçişlerinde kimi kısıtlamaların uygulandığı ve Türk vatandaşlarının geçişlerinin tamamıyla engellendiği belirtilen raporda, güneydeki gazetelerin kuzeydeki işletmelerin reklamlarını yayınlama konusundaki isteksizliğine dikkat çekilmiştir. Kıbrıslı Türklerin güneydeki seçimlere katılabilmelerini sağlayacak yasal düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin konuyla ilgili kararına rağmen 2004 yılının sonuna kadar yapılmadığına dikkat çeken rapor, güney Kıbrıs'ta yaşayan Kıbrıslı Türklerin sorunlarına da değinmiştir. Buna göre, Raporda özellikle 1974'ten sonra doğmuş olan Kıbrıslı Türklerin kimlik kartı ve diğer resmi belgeleri alma konusunda zorluklarla karşılaştıkları ve başta konut sorunu olmak üzere çeşitli yaşam zorluklarıyla karşı karşıya bulundukları ifade edilmiştir. Raporda son olarak Rum ilkokul ve ortaokullarda okutulan kitaplarda, özellikle de tarih kitaplarında Kıbrıslı Türklere ve Türkiyelilere yönelik küçültücü ve tahrik edici ifadelerin bulunduğu vurgulanmıştır.

Kıbrıslı Türklerin güney Kıbrıs'ta karşılaştıkları kimi zorlukları dile getirmesi bakımından önemli bir işlev yerine getiren raporun bazı eksiklikleri içerdiği de aşikardır. Örneğin, raporda KKTC sınırları dahilinde yaşayan Rum ve Marunî topluluklara mensup kişilerin karşılaştıkları sorunlara oldukça geniş bir yer ayrılırken, güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin sorunlarına aynı ölçüde yer verilmemiştir. Bu çerçevede, sayıları 70 kadar olan güneydeki Türk çocuklarıyla ilgili olarak Türkçe eğitim veren bir okulun açılması gerekliliğine raporda hiç değinilmemiştir. Bunların dışında, sayıları binlerle ifade edilen güneydeki Kıbrıslı Türk işçilerin sosyal güvenlik haklarıyla ilgili sorunlarına ve iş yaşamında karşılaştıkları çeşitli ayrımcı davranışlara da raporda yer verilmemiştir. Söz konusu eksikliklerin bir sonraki raporda giderilmesi için ABD yetkilileri nezdinde ciddi girişimler yapılmasının gerekliliği ortadadır.

Soru: Raporda, Ercan Havaalanı'nın uluslararası uçuşlara açılması konusuna ve 24 Nisan referandumu öncesinde Rum yönetiminin, Annan Planı'nı destekleyen Rumlara yönelik izlediği tutuma da atıfta bulunuluyor. Rum siyasi yetkilileri, bu iki konuyla ilgili olarak rapora büyük tepki gösterdiler. Bu konularla ilgili olarak neler söyleyebilirsiniz?

Cevap: Rum yönetimi yetkililerinin Ercan Havaalanı ile ilgili olarak rapora büyük tepki gösterdikleri husus aslında yalnızca tek bir cümleden ibarettir. Buna göre, raporda Rum yönetiminin Kıbrıslı Türk otoritelerin ve uluslararası çevrelerin Ercan Havaalanı'nın veya kuzey Kıbrıs'taki diğer limanların uluslararası ulaşıma açılmasına yönelik girişimleri engellemeye devam ettiği belirtilerek, Rum yönetiminin bu tutumu eleştirilmiştir. KKTC'ye doğrudan uçuşların gerçekleştirilmesine yönelik çabaların gündemde olduğu bugünlerde ABD yönetiminin bu konuya dikkat çekmesinin önemi ortadadır.

Rum yönetimi yetkililerinin raporu eleştirdikleri bir diğer önemli husus, Rum yönetiminin Annan Planı'nı destekleyen kesimlere yönelik baskıcı tutumlarının raporda yer almasıdır. Raporda, 24 Nisan referandumundan önce plana karşı çıkan Rum yönetiminin kendi pozisyonunu güçlendirmek amacıyla Rum medyası üzerinde baskı kurduğu, bu çerçevede iki büyük yayın kuruluşunun Birleşmiş Milletler özel temsilcisi ile AB'nin genişlemeden sorumlu komiserinin planla ilgili açıklamalarını yayınlamayı reddettikleri belirtilmiştir. Kıbrıs Rum medyası üzerindeki baskıların yanı sıra, raporda referandum öncesinde Rum yönetiminin kamu görevlilerine, Merkez Bankası çalışanlarına ve polis memurlarına mektuplar gönderdiğine, bu mektuplarda söz konusu kişilerin haklarının ve emeklilik maaşlarının Annan Planı'nda güvence altına alınmadığının belirtildiğine dikkat çekilerek Rum yönetiminin bu tavrı eleştirilmiştir. Rum yönetiminin bu tavrı dışında, raporda Annan Planı'nı destekleyen kişilerin planı reddeden kesimlerin sözlü ve fiziksel saldırılarına maruz kaldıkları, sindirilip özgürce kendi görüşlerini savunamadıkları, bu yöndeki tehditlerin okul çağındaki çocuklara kadar uzandığı belirtilerek referandum öncesinde Annan Planı'nı destekleyen kesimler üzerindeki baskılara dikkat çekilmiştir.

Soru: Şu ana kadar Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki insan hakları uygulamaları hakkında konuştuk. Peki raporun, Kuzey Kıbrıs'taki insan hakları uygulamalarıyla ilgili olan ikinci bölümüne ilişkin değerlendirmeniz nedir? Bu konuda kısaca neler söyleyebiliriz?

Cevap: Raporu bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman raporda Kuzey Kıbrıs'ta bulunan kişilerin haklarına genel olarak saygı gösterildiği belirtilmekle birlikte, kimi alanlarda yaşanan sıkıntılara da değinilmiştir. Raporda öncelikle polis gücünün orduya bağlı olması eleştirildikten sonra, polisin kimi yakalama veya tutuklama olaylarında yasalara uygun hareket etmediği ve şüphelilerin bazı temel haklarını ihlâl ettiği belirtilmiştir. Hapishanelerin yoğunluğuna dikkat çekilen raporda, küçük yaştaki kişiler için ayrı hücrelerin bulunmaması eleştirilmiştir. Raporda Eylül 2004'e kadar sivillerin askeri mahkemelerde yargılanabildiği, ama bu tarihten sonra yapılan yasal değişiklikle askeri suçların işlenmesi durumu dışında bu uygulamaya son verildiği belirtilerek bu yöndeki değişiklik olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. 27 Ağustos 2004'te Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'ne yapılan bombalı saldırıya yer verilen raporda bu saldırının büyük olasılıkla milliyetçi kesimler tarafından gerçekleştirildiği, ama yetkililerin yoğun çabaları sonucunda kilisenin kısa bir sürede tamir edilerek

30 yıl sonra Kıbrıslı Rumların ibadetine açıldığı belirtilmiştir. Raporda mülteciler ve sığınmacılarla ilgili olarak yaşanan sorunlara değinildikten sonra kadın ticaretiyle ilgili olarak daha etkin önlemlerin alınması gerekliliğine işaret edilmiştir. Raporda 14 Aralık 2003 seçimlerinde iktidarda bulunan partilerin seçimlerde avantaj sağlayabilmek için kamu kaynaklarını usulsüz kullandıkları ve yasal olmayan şekilde vatandaşlık verme gibi kimi uygulamalarda bulundukları belirtilmiştir. Raporda, iş yaşamıyla ilgili koşulların, bazı hususlar dışında, genelde olumlu yönde olduğu ifade edilmekle birlikte, Türkiye'den gelen işçilerin karşılaştıkları olumsuz koşullara da işaret edilmiştir. Raporda KKTC'ye yönelik getirilen en önemli eleştiriler kuzeyde yaşayan Rumlar ve Marunîlerle ilgilidir. Bu konuyla ilgili olarak raporda her ne kadar özellikle son dönemlerde Kıbrıs Türk otoriteleri tarafından söz konusu topluluklara mensup kişilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi bakımından bazı önlemler alındığına işaret edilmişse de, bu önlemlerin yeterli olmadığı, bu kişilerin rutin bir şekilde gözaltında tutulup kimi ayrımcı davranışlara muhatap kaldıkları ifade edilerek bazı örneklere yer verilmiştir.

Sonuç olarak, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yayınladığı söz konusu raporun Kıbrıs Türk tarafı bakımından bazı olumlu yönler içerdiğini söylemek mümkündür. Buna göre, söz konusu rapor Kıbrıs Türk tarafı açısından kimi yanlışlıklar ve eksiklikler içermekle birlikte, bir yandan referandum sonrasında beklenen oranda olmasa bile Kıbrıslı Türkler lehine değişen havayı benzer konulu raporlardan daha somut bir şekilde ortaya koyması, bir yandan kimi olumsuz uygulamalarını açık bir şekilde gündeme getirerek Rum yönetimini bu olumsuzlukları giderme yönünde zorlaması, bir yandan da insan haklarının uygulanması bakımından KKTC'deki kimi eksikliklere dikkat çekerek bu konuda gerekli adımların atılması konusunda bir yerde kılavuzluk yapması bakımlarından olumlu olarak değerlendirilebilir. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yayınladığı insan hakları raporları çeşitli ülkeler tarafından ciddi biçimde eleştirilmekle birlikte, bugün dünyada hegemon güç konumunda bulunup uluslararası politikanın biçimlenmesinde en büyük rolü oynayan ABD'nin ülkelerle ilgili tavrını yansıtması ve birçok uluslararası kuruluş ile devlet tarafından dikkate alınması bakımlarından bu raporların önemli bir işleve sahip olduğu görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında 2004 Kıbrıs insan hakları raporunun önemi daha belirgin bir biçimde karşımıza çıkmaktadır.

KIBRIS 08/03/2005

Kıbrıs konusu birkaç ay içinde ivme kazanmalı

AB Komisyonu'un genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Kıbrıs konusunun bütünüyle halli açısından önümüzdeki birkaç ay içerisinde yeni bir hız, ivme kazanmak gerektiğini söyledi.

Oli Rehn, komisyonun müzakerelerin BM çerçevesi altında yürütülmesini desteklediğini anımsatarak, "Avrupa Komisyonu, Kıbrıs için ciddi konuşmaların başlatılmasına yardımcı olmaya hazırdır. Bu herkesin çıkarına olacaktır" dedi.

Rehn, "Avrupa-Türkiye müzakerelerinde yeni bir sayfa açma konusu, Kıbrıs Cumhuriyeti ile iyi ilişkilerle de ilintilidir" dedi.

Rehn, Türkiye'de TÜSİAD'ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıda yaptığı konuşmada, Gümrük Birliği'nin 10. yıldönümünün kutlanacağını anımsatarak, Türkiye-AB arasındaki ticaretin ve ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi açısından büyük başarılar sağlanmasına rağmen, Türk tarafının yerine getirmediği bazı sözler bulunduğunu savundu.

Bunların kabul edilemez olduğunu ifade eden Rehn, şöyle konuştu:

"Gümrük Birliği'ne uymayan davranışlar var. Mesela ilaç sektöründe mülki haklar ve telekomünikasyondaki ithal lisanslar... Aynı şekilde birkaç yıldan beri et ithalatı durdurulmuş vaziyette. Dost ve ortak biri olarak şunu söylemek istiyorum, müzakerelere tam başlamakta olan bir ülkeden bunları görmek biraz şaşırtıcı. AB, bir gül bahçesi değil ama bütün Avrupa şirketleri için eşit ortam yaratmaya çalışır."

AB'nin sağladığı yardımlara değinen Rehn, "AB yardımının halihazır durumu 500 milyon avrodur. Müzakerelerin gidişatına göre bu önümüzdeki yıllarda büyük bir şekilde artarak Türkiye'de politik ve ekonomik reformları desteklemek için kullanıma sunulacaktır" diye konuştu.

Kıbrıs

Rehn, Kıbrıs konusuna da işaret ederek, şunları kaydetti:

"Avrupa-Türkiye müzakerelerinde yeni bir sayfa açma konusu Kıbrıs Cumhuriyeti ile iyi ilişkilerle de ilintilidir. İnanıyorum ki, bu konuda iş dünyası olumlu katkılarda bulunabilir. Adada iki toplum arasında daha iyi ilişkilerin gerçekleşmesine yardımcı olabiliriz."

Kuzey Kıbrıs ile ticaret yapma konusunun ele alınarak anlaşmazlıkların kısa zamanda giderileceğini umduğunu dile getiren Rehn, "Kıbrıs konusunun bütünüyle halli açısından önümüzdeki birkaç ay içerisinde yeni bir hız, ivme kazanmak gerekmektedir. Komisyon, ciddi müzakerelerin BM çerçevesi altında yürütülmesini desteklemektedir. Avrupa Komisyonu, Kıbrıs için ciddi konuşmaların başlatılmasına yardımcı olmaya hazırdır. Bu herkesin çıkarına olacaktır" şeklinde konuştu.

"Avrupalı gençler Türkiye'nin katılımına açık fikirli"

Olli Rehn, Türkiye'nin AB'ye üyeliği sürecinde hareketli tartışmalar yaşandığını, hem Türkiye'de hem AB'de coğrafya, kültür, din, medeniyet, tarih gibi konularda soruların ortaya çıktığını ifade ederek, şöyle konuştu:

"Türkiye üyeliğinin AB entegrasyonuna ve Birlik'in görevlerine olan etkileri de tartışılmaktadır. Buradaki sorular anlaşılabilir ve müzakereler sürecinde bunlara hitap edilebilir. Bu soruların diğerleri ise bilinçsizlikten ve bilgisizlikten kaynaklanmaktadır. Yani çağdaş Türkiye'nin bugünkü konumunu bilmeyenlerin sözleri olabilir."

AB ve Türkiye'nin birbirini daha iyi tanımaya ihtiyacı olduğunu dile getiren Rehn, "Komisyon büyük ihtimalle Haziran'da fikirlerini ortaya koyacaktır" dedi.

Rehn, Avrupa kamuoyundaki Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili farklı düşüncelere dikkat çekerek, Avrupa ülkelerinde son zamanlarda yapılan çalışmalarda gençlerin yaşlı kuşağa göre Türkiye'nin katılımı konusunda açık fikirli olduğunu söyledi. Rehn, şöyle devam etti:

"Bu, Avrupa politik liderleri açısından düşünülmesi gereken bir husus. Bu bizim en büyük fırsatımız. Avrupa projesi bizim için çok kıymetli. Dolayısıyla politik liderlerin ileriye bakması gerekli. Artık Avrupa'da soğuk savaş yaşamıyoruz. 21. Yüzyıl Avrupasında yaşıyoruz. Avrupa'nın en önemli konularından biri de Müslüman dünyayla ilişkiler. Eğer Türkiye reform sürecinde başarılı olursa ve müzakereler iyi gittiği takdirde iki medeniyetin bir araya gelebilmesi söz konusu. Bu fırsat kaçırılmamalı."

"Benim rolüm, satış elemanı gibi olamaz"

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın söylediği gibi Kopenhag kriterlerinin "Ankara kriterleri" adını da taşıdığını, bunların Türk vatandaşlarının yararına yapılan girişimler olduğunu ifade eden Rehn, "Ben Avrupa kamuoyunu ve Avrupa devletlerini ikna etmek açısından Türkiye'yi değerlendiremem. Bu Başbakan Erdoğan'ın ve 71 milyon Türk'ün üzerinde olan bir görev. Ama eminim ki adil, ciddi ve kararlı müzakereler Türkiye'yi AB üyeliğine götürecektir" diye konuştu.

Olli Rehn, Helsinki zirvesinde belirtildiği gibi aday ülkelerin müzakere sürecinde eşit olarak ele alınacağına işaret ederek, şöyle dedi:

"Bu süreçte benim rolüm, bir satış elemanı gibi olamaz. Bu süreçteki görevim ve Avrupa Komisyonu'nun rolü bir hakem ve yönetici rolüdür. Hakem, Türkiye'nin üyelik kriterlerine erişip erişmediğine karar verir. Türkiye'nin de adil bir oyunda Avrupa özelliklerini sergileme fırsatını bulması lazım."

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Rehn, bir gazetecinin, Kültür ve Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun istifa ettiğini anımsatarak Mumcu'nun bir televizyon programında AK Parti hükümetinin ve Başbakan Erdoğan'ın tarama sürecinin nisandan ekime attığını söylediğini belirtip, "Bu doğru mu?" sorusunu şöyle yanıtladı:

"Yerel politikalarınıza girmek istemem. Bu benim görevimde olan bir şey değil. İstifa eden Bakan benden daha iyi bilecektir, AB'de olan bir şeyi... Bizler ertelemiş değiliz. Ekimde başlayacak. Avrupa Komisyonu'nun geçen ekimdeki kararında bu açıkça belirtiliyor. Dolayısıyla paralel çalışacağız. 3 Ekim'den itibaren müzakereler tam gaz başlayacak."

Her şeyin plana uygun gittiğini dile getiren Rehn, Finlandiya'daki (İyi planlanmış bir şey yarı yarıya bitirilmiş iştir" sözünü anımsatarak "Biz, müzakerelere başlama yolunun yarısını kat ettik bile. Ama başladıktan sonra da çok çalışma gerekecek" dedi.

KIBRIS 08/03/2005

UBP'de sıkıntılı bekleyiş

Erken genel seçimlerden ikinci parti olarak çıkan Ulusal Birlik Partisi (UBP), cumhurbaşkanı adaylılığıyla ilgili günlerdir toplantı üzerine toplantı yapıyor ancak bu yönde bir türlü somut bir karara varamıyor.

UBP'de bir üst düzey yetkiliye göre, bugün yapılacak genel yönetim kurulu toplantısının ardından cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili nihai karar açıklanacak. Ancak bir başka UBP yetkilisine göre de cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili son tarih olan 11 Mart Cuma gününe kadar beklenecek.

UBP'nin bir süreden beri rutin hale getirdiği genel yönetim kurulu toplantısı dün de yapıldı.

Eroğlu: Karara varacağımıza inanıyorum

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, toplantıdan önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada gündemlerinde cumhurbaşkanlığı seçimleri olduğuna işaret ederek "Belki bu konuyu son defa değerlendirip bir karara varacağımıza inanıyorum. Şu anda netleşmiş bir kararımız yok. Yapacağımız görüşmeden sonra gerekirse kararımızı yazılı olarak basına duyuracağız" dedi.

Derviş Eroğlu, bir soruya karşılık cumhurbaşkanlığı adaylığı için toplantıda konuşacakları önce isim ve isimlerin bulunduğunu belirterek, bunları görüşüp bir karara varacaklarını söyledi.

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın "Biz UBP'nin bugünkü kararını bekleyeceğiz" şeklindeki açıklamasına ilişkin soruları da yanıtlayan Eroğlu, "Dün (önceki gün) de söyledim Demokrat Parti ile görüşmek için bir randevulaşmamız yoktu. Ama biz herhangi bir parti ile diyalogdan kaçan bir parti değiliz. Sloganımız uzlaşıdır. Her parti ile görüşürüz, konuşuruz, uzlaşma yollarını ararız. Ama şu anda henüz bir kararımız olmadığı için DP genel başkanının açıklamasıyla ilgili yorum yapmam yanlış olur" şeklinde konuştu.

DP ile bir görüşmelerinin şu an için söz konusu olmadığını yineleyen Eroğlu, toplantıda alınacak karar ışığında tavırlarını belirleyeceklerini yineledi.

Eroğlu'nun bu açıklamasına rağmen toplantıdan somut bir karar çıkmadı.

UBP'de bir üst düzey yetkili, UBP'nin cumhurbaşkanı adaylığıyla ilgili tavrının bugün yapılacak genel yönetim kurulu toplantısında belirlenip açıklanacağını söyledi.

KIBRIS 08/03/2005

DP'den UBP'ye son şans

Sağda ortak aday gösterme çabalarında umutlar giderek azalırken, Demokrat Parti (DP) nihai karar öncesi bu akşama kadar Ulusal Birlik Partisi'ni (UBP) beklemeye karar verdi.

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda henüz beklemede olduklarını ve görüşmelerini devam ettirdiklerini bildirdi. UBP'den henüz bir yanıt gelmediğini ifade eden Serdar Denktaş, bugün cumhurbaşkanlığı konusunda son kararı vereceklerini kaydetti. Denktaş, perşembe günü de kendisinin Ankara'da olacağını söyledi.

DP bugün saat 16.00'da Merkez Yönetim Kurulu, saat 19.00'da da parti meclisini toplayacak.

DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, UBP'den bu konuda hala bir açılım beklediklerini ve nihai karar öncesi bu akşama kadar UBP'yi bekleyeceklerini söyledi.

Arabacıoğlu, UBP'den bekledikleri açılımın gerçekleşmemesi halinde bu akşam yapılacak parti meclisi toplantısında cumhurbaşkanlığı adaylığı için nihai kararlarını alacaklarını bildirdi.

DP Merkez Yönetim Kurulu dün saat 14.30'da da benzeri bir toplantı yaptı.

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, Merkez Yönetim Kurulu toplantısına girmeden önce basına yaptığı açıklamada, toplantıda bir değerlendirme yapıp saat 18.00'de Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a giderek kabineyi sunacaklarını söyledi.

Serdar Denktaş bir soru üzerine, UBP'den kendilerine henüz bir cevap gelmediğini, ancak parti binasına yeni geldiği için son bir gelişme olup olmadığını bilmediğini söyledi.

KIBRIS 08/03/2005

Kıbrıs'a imza



Ankara'da yapılan troyka toplantısında Kıbrıs için Türkiye'nin atacağı imza öne çıktı. AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, her fırsatta Türkiye'nin bir an önce bu imzayı atması gerektiğini vurguladı. Gümrük Birliği'ni Güney Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde genişletecek olan ek protokolün imzalanması, Türkiye'nin 17 Aralık'taki taahhüdü. Rehn, hem 3 Ekim'de müzakerelerin başlaması, hem de Kıbrıs'ta çözüm girişimi için bu imzanın şart olduğunu söyledi.
AB'nin yaklaşımı, Kıbrıs konusunda yeniden müzakerelerin başlayabilmesi için Ankara'nın zaman yitirmeden ek protokolü imzalaması gerekiyor.
Türkiye, 17 Aralık'ta hem yazılı, hem sözlü olarak bu koşulu kabul ettiği için imzayı atacak ama bunu en az tepkiye yol açacak şekilde yapmanın yollarını arıyor.
Birinci sorun, atacağı bu imzanın Güney Kıbrıs'ı tanımak anlamına gelmediği tezini savunmak ve buna iç kamuoyunu inandırmak. Bu amaçla, imzayı atmakla birlikte protokole imzanın tanıma anlamına gelmediğine ilişkin bir rezerv koymayı düşündü. Ancak, AB, Ankara'nın bu eğilimine yeşil ışık yakmadı. Şerh kabul etmedi.
Geriye Türkiye'nin imzayı attıktan sonra bir deklarasyon yayımlaması kaldı. İmzayı attık ama bu, Güney Kıbrıs'ı tanıdığımız anlamında değildir, biçiminde bir açıklama yapması yeterli olur mu? Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye'nin yapacağı böyle bir açıklamanın sadece Türkiye'yi bağlayacağını, AB'yi ve diğer ülkeleri bağlamayacağını açıkladı.
Ankara'nın, imzanın tanıma sonucu doğurmayacağı yorumunu güçlendirmek için uluslararası üne sahip bazı profesörlerden görüş almayı düşündüğü de kulislere yansıdı. Örneğin, İngiliz Profesör Mendelson, görüş alınması muhtemel isimlerden biri. Ankara, daha önce de Mendelson'dan, Güney Kıbrıs'ın, Türkiye ve Yunanistan'ın üye olmadıkları uluslararası kuruluşlara alınamayacağı yönünde görüş almış ama sonuç değişmemişti. Birkaç profesörden alınacak görüş Ankara'nın elini ne kadar güçlendirir, bilinmez.
Diğer yandan hükümet, ek protokolü imzaladıktan sonra TBMM'den de geçirmek durumunda. AB, 3 Ekim'den önce ek protokolün Meclis onayından geçirilmesini de talep edecek, kuşkusuz. Hükümetin ek protokolü, 3 Ekim'de müzakere başladıktan sonra Meclis'e getirmeyi tercih etmesi büyük olasılık. Öncesinde, 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi bir muhalif duruşla karşılaşması mümkün. AKP içinden de bu yönde itirazlar gelebilir.
Üçüncü bir unsur ise protokole imza atılmasına karşın Rum tarafının Kıbrıs'ta çözüme yanaşmama tavrını sürdürmesi olasılığı. Güney Kıbrıs Adalet Bakanı, Rum tarafının çözüm istemediğini birkaç gün önce yineledi. Politikalarının çözümsüzlük olduğunu bir kez daha itiraf etmiş oldu. Bu koşullarda Rum tarafının çözüm gibi bir ihtiyacı yok. AB üyesi olduktan sonra, aslında izledikleri politikanın çözümsüzlük olduğunu rahatça söyleyebiliyorlar. Bunu Denktaş söylediğinde kimse inanmadığı gibi Ankara tarafından dahi çözümün engeli olarak KKTC Cumhurbaşkanı gösteriliyordu. Şimdi Rumlar itiraf ediyor.
Rum tarafını, bu koşullarda çözüm bir yana müzakereye razı etmek için bile istediklerine çok uygun bir metnin ortaya konması gerekiyor. Ya Annan Planı'nın Rumların istediği gibi yeniden düzenlenmesi veya AB Planı denilerek yeni bir plan yazılması seçenekleri var. Ancak her iki seçenekte de eli güçlü olan, Rum tarafı olacak...
AB'nin göz göre göre yaptığı "hata" veya daha gerçekçi ifadeyle Rumlardan yana kullandığı tercihin sonucu bu...
Referandumdan, AB nezdinde "galip" çıktığını sanan Türk tarafı bu yolda "mağlup" sayılmaktan kurtulamayacak gibi...

FIKRET BILA MILLIYET 10/03/05

Kıbrıs için yeni ataklar

10/03/2005 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - Ankara AB ile 3 Ekim'de üyelik müzakerelerine başlamadan önce Kıbrıs'ta çözüm arayışlarına hız veriyor. Yarın terör konferansına katılmak üzere gideceği İspanya'da BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la görüşecek olan Başbakan Tayyip Erdoğan, dönüşte KKTC liderleriyle 'çözüm seçenekleri'ni tartışacak.

Çözümde ısrar
Başbakan'ın Annan'a "Rum tarafının yeni çözüm arayışlarına dair görüşünü almak için ısrarlı çabalarınıza ihtiyacımız var. Bu çabalar sonuçsuz kalıyorsa, bunun kamuoyuna açıklanması gerek" mesajı verecek. Ardından KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ı Ankara'da ağırlayacak olan Erdoğan, yeni çözüm arayışlarını gündeme getirecek. Talat ile Denktaş'ın Ankara'ya 'Türkiye'nin Kıbrıs sorununu çözmüş bir şekilde AB'ye girmesi için her çabaya destek veririz' mesajı gönderdiği belirtiliyor. KKTC'de 17 Nisan'daki cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından Ankara'nın KKTC yönetimi ile birlikte 'diplomatik atağa' geçeceğini vurgulanıyor. Kaynaklar, ayrıca Annan'ın da Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarını canlandırmak için istekli olduğu izlemini edindiklerini vurguladı.

'Sandıkları kırarız'

KKTC yine seçim havasına girerken, Denktaş 'Annan Planı bağımsızlığımız temel alınmaksızın tekrar referanduma sunulursa sandıkları kırarız' dedi

RADIKAL 10/03/05

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de 17 Nisan'da düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi siyasi iklim ısınıyor. Cumhurbaşkanlığına yeniden aday olmayan Rauf Denktaş, KKTC hükümeti ve Ankara'ya tonunu sertleştirerek, "Eğer Annan Planı masaya tekrar gelir, bunda bağımsızlık temel yapılmazsa referandumda sandıkları kırarız" tehdidi savurdu.
Cumhurbaşkanlığına aday olan KKTC Başbakanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Mehmet Ali Talat, "Çok büyük olasılıkla kazanacağım" diyerek kendinden emin görünürken, Milliyetçi Adalet Partisi'nin (MAP) yeniden aday olması önerisini "Burada oturup hangi istikamete gittiğini bilmediğim gidişata şahitlik yapmam doğru değil" tepkisiyle geri çeviren Denktaş, dün tonunu sertleştirdi. KKTC lideri Baf Direnişi'ni anmak için Güzelyurt'ta düzenlenen törende, bağımsızlığı pazarlık etmemek için halk arasına döndüğünü belirterek, "Annan Planı bağımsızlıktan taviz verilerek yeniden referanduma sunulursa sandıkları kırarız. Bunu birlikte yapacağız. Sizinle beraber yapacağız. Bunun için aranıza geliyorum. Bunun için bu mevkiyi bırakıyorum" dedi. Kıbrıs Türk halkının vermesi gereken mücadelenin Annan Planı'nın yeniden masaya getirtmemek olduğunu savunan Denktaş, "Oyunlara gelmeyelim. 'Bağımsızım, hürüm' diyen insanların elinden bu haklar ancak şehit edilerek alınabilir. Bağımsızlığa armut toplayarak, çiçek toplayarak gelmedik. Ağlayarak, inleyerek geldik. Direnerek geldik. Direniş yasamızdır, karakterimizdir, direniş geleceğimizdir, andımız budur" diye konuştu. Denktaş şu ifadeleri kullandı: "Bu şehitler, eğer bugün Annan Planı denen rezilliği kabul edecekseniz soracaktır size: 'Niye bizi feda ettiniz?' Utanmayacak mısınız, utancınızdan boğulmayacak mısınız? Ayıplar olsun size!" Denktaş Türk milletine de seslenerek, "Aziz milletim, sevgili anavatanım, bizi bırakma" ifadelerini kullandı.

'Halk sandığı korudu'
Başbakan Talat ise Denktaş'ın, 'Sandıkları kırarız' sözlerini 'Çok yanlış' diye niteleyerek, "Geçen defa da sayın Denktaş sandıkları kırma çağrısı yapmıştı, ama halkımız sandıkları korudu. Dolayısıyla halkın istencinin dışına çıkmak çok yanlış olur. Hele bir eski cumhurbaşkanı için halkın arzusunun dışında hareket etmek, talihli bir duruş olmaz" yorumunu yaptı.
Cumhurbaşkanı adayını parti genel başkanı Hüseyin Angolemli olarak belirleyen Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ise Talat'ı 'Denktaş'ın mirasına sahip çıkmak ve Başbakan Erdoğan'dan talimat almakla' suçladı.

Referandum sandıklarını kıracağız

KIRIP GEÇERİZ... Denktaş: Bundan sonraki mücadele evvela Annan Planı'nın masaya getirilmemesi için el ve gönül birliğiyle mücadele etmektir. Getirildiği takdirde bağımsızlığımız temel yapılmadıkça bir satırını bile kabul etmemek, buna rağmen yeniden önümüze "referandum" diye koydukları takdirde sandıkları kırıp geçmek, bağımsızlığımızı pazarlık etmemektir. Bunu birlikte yapacağız. Sizinle beraber yapacağız

 

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türk halkının bundan sonra vermesi gereken mücadelenin, Annan Planı'nın masaya getirilmesine el ve gönül birliğiyle karşı çıkma mücadelesi olduğunu söyledi. Denktaş, "Getirildiği taktirde, bağımsızlığımız temel yapılmadıkça bir satırını bile kabul etmemek (mücadelesidir). Buna rağmen yeniden önümüze referandum diye koyduklarında sandıkları kırıp geçmek, bağımsızlığımızı pazarlık etmemektir. Bunu birlikte yapacağız, sizinle beraber yapacağız. Bunun için aranıza geliyorum. Bunun için bu mevkii bırakıyorum" dedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Baf Direnişi ve şehitlerini anmak için Güzelyurt'ta düzenlenen törende halka ve Türkiye'ye seslenerek oynanan oyunlara gelinmemesi konusunda uyardı.

Hep birlikte ses çıkarılması durumunda herkesin Kıbrıs Türk halkını dinlemek zorunda kalacağını vurgulayan Denktaş, "Bağımsızım, hürüm" diyen insanların elinden ancak da şehit edilerek bu hakların alınabileceğini belirterek "Şehitlerimizin anlamı budur. Bu bağımsızlığa armut toplayarak gelmedik, çiçek toplayarak gelmedik. Ağlayarak, inleyerek geldik. Bütün felaketlere rağmen direnerek geldik. Direniş yasamızdır, direniş karakterimizdir, direniş geleceğimizdir. Şehitlerimize ve bu çocuklara sözümüz ve andımız budur" şeklinde konuştu.

Konuşmasının başında şehitlere seslenen Cumhurbaşkanı Denktaş, Dünya Kadınlar Günü kutlamaları için Türkiye'den gelip törene katılan kadınlara da seslenerek "Bize kuvvet verdiniz, cesaret verdiniz" dedi.

Kıbrıs Türk halkının milli mücadele yıllarında yaşadığı sıkıntıları, uğradığı baskı ve katliamları anlatan Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs Türk halkının, o dönemde Makarios'un önerdiği azınlık haklarını kabul etmediğini anımsatarak, şehitlerin, Annan Planı'nı kabul edenlere bu azınlık haklarının niye o zaman kabul edilmediğini soracaklarını belirtti. Denktaş şöyle devam etti:

Annan Planı denen rezillik

"Bu şehitler, eğer bugün Annan Planı denen rezilliği kabul edecekseniz soracaktır size 'Niye bizi feda ettiniz!'. Utanmayacak mısınız, utancınızdan boğulmayacak mısınız? Ayıplar olsun size! Türkiye'yi adadan söküp atacak, sizi olduğunuz yerlerden söküp yollara düşürecek, Rum'u içinize getirip yeniden hükümetiniz yapacak bir anlaşmaya 'Evet' diyenler yaptıkları yanlışı anlıyorlar mı, hâlâ anlamayacaklar mı? Bayrağınız, sancağınız, şehidiniz, hürriyetiniz, istiklaliniz, bağımsızlığınız, bunları pazarlık masasına koyma hakkını kime veriyorsunuz? Bunlar pazarlık masasına konabilir mi! Bayrak, toprak bağımsızlık, Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarını pazarlık masasına koyma hakkını kime veriyorsunuz? Verebilir misiniz? Bu şehitlere ne cevap verirsiniz!..."

Uzlaşma ve barış istiyoruz

Konuşmasına devamla "uzlaşma ve barış istiyoruz" söylemlerine işaret eden Cumhurbaşkanı Denktaş "Uzlaşma ve barışı bozan biz miyiz? Bunca yıldır masada kafa patlatan, dirsek çürüten ben, sizlere kaç defa 'Rum tüm Kıbrıs'ı istiyor. Uzlaşma ihtiyacı yoktur'. Çünkü bize bugün 'Annan Planı'ndan başka çareniz yoktur' diyen Amerika ve İngiltere 40 yıl önce böyle bir günde Güvenlik Konseyi'nde Rumlara 'meşru hükümet belgesini' verdi. Bugün 'terörist' diye kovaladıkları insanların 5 beterini yapan Makarios ve avenesine, Papadopulos gibi insanlara 'meşru hükümetsiniz' dediler. O günden itibaren Kıbrıs meselesinin masada halledilmesini engellediler" diyen Cumhurbaşkanı Denktaş, aynı ülkelerin şimdi de Rum'un "hayır" demesine hayret ettiklerini açıklamakta olduklarına işaret etti.

Denktaş "Büyük hayal kırıklığına uğramışlar!.. Yalana bakın! 'Evet' demeleri için bir sebep bıraktınız mı? Kıbrıs Türkleri 'Bağımsız olamaz, egemen olamaz' diyen siz değil misiniz?" diye sordu.

Denktaş devamla kendisi masada Klerides'le görüşürken AB'de Verheugen "denen adamın" "Uzlaşsanız da uzlaşmasanız da Kıbrıs Avrupa Birliği'ne alınacak" diyerek Klerides'e "Sakın ola uzlaşma" mesajını verdiğini anımsattı.

Bağımsızlık bir yerinize mi batıyor?

1963-74 yılları arasındaki zor şartlarda azınlığı kabul etmeyen Kıbrıs Türkü'nün bugün bulunduğu noktanın değerini iyi bilmesi gerektiğine dikkati çeken Denktaş şöyle konuştu:

"Soruyorum size bu bağımsızlık bir yerinize mi batıyor! Bu egemenlik sizi boğdu mu? Bolluktan sıkıldınız mı? Başınız dik Avrupa Birliği'ne girmek varken, haklarınıza ve 1960 anlaşmalarındaki Türkiye'nin haklarına sıkı sıkı bağlı kalarak, 'Biz Avrupa Birliği'ne girmeye hak kazanmış, insan haklarını savunan, demokrasiyi koruyan, uluslararası anlaşmaların yok edilmesi karşısında direnen, şehitler veren, ama boyun eğmeyen şerefli biz halkız. Rum'un azınlığı değiliz, Rum bizi temsil etmez. Rum'un Avrupa Birliği bizi ilgilendirmez. Haksızlık yaptınız, haksızlık yapmaya devam ediyorsunuz. Bu haksızlık karşısında da eğilmeyeceğiz' diyerek sesimizi yükseltmek varken, Rum tarafıyla, Amerika ve diğerleri istiyor diye Annan Planı'nı yeniden masaya getirme hakkını kime verdiniz? Böyle hak yoktur."

Aklımızı kullanarak elimizi vicdanımıza koyarak

"Bugünkü hürriyet içerisinde ve bağımsızlık zemininde Kıbrıs Türk halkına teklif edilenlere, aklımızı ve vicdanımızı kullanarak bakıp değerlendirmek yok mu? Annan Planı bize ne getiriyor?" sorularını da soran Denktaş sözlerini söyle sürdürdü:

"İçinde çok güzel şeyler varmış. O 'güzel' dediğiniz şeyleri ben koydurttum; dirsek çürüterek, kafa patlatarak ben koydurttum. Ama 'Altını oydular, altını boşalttılar, sakın kanmayın, sağlama basın. Bağımsızlığınızdan başka sağlam zemin yoktur. Bunu kaybederseniz kaybolursunuz' diyorum. Samimiyetle söylüyorum. Çünkü sizi seviyorum. Samimiyetle söylüyorum çünkü yaptığınız fedakarlığı biliyorum. Yeniden aynı günleri yaşamamanızı istiyorum. Rum'u biliyorum. Bağımsızlığınızdan vazgeçerseniz, Annan Planı çerçevesinde Türkiye'yi gönderirseniz, Türkiye'nin haklarını heba ederseniz 'Suç bizde değildir, kendileri istedi, ne yapalım' diyecekler ve kısa bir zaman içerisinde 1963'te size yaptıklarının beş beterini yaptıklarında gelip sizi kurtaracak bir Türkiye de olmayacaktır."

Anavatanım bizi bırakma

Bunları görerek ve bilerek halkı ikaz edip Türk milletine seslenmekte olduğunu da anlatan Denktaş "Aziz milletim, sevgili Anavatanım; bizi bırakma. Bu önerilere uyma. Aldatmacadır, yalandır. Bir senedir gördünüz, vaat edilenlerin hiç birini yapmadılar. Yapsalar dahi yüzlerine çalacağımız şartlara bağladılar. 'Egemenlik, bağımsızlık, ayrı devlet istememek kaydıyla size yardım yapacağız' diyorlar. Kabul ediyor muyuz? Bağımsızlıktan vazgeçerek 3 kuruş almaya boyun eğecek miyiz?" diye sordu.

Sandıkları kırarız

Denktaş törene katılanlardan "Hayır" cevabı gelmesi üzerine sözlerini şöyle tamamladı:

"O halde bundan sonraki mücadeleyi bilelim. Bundan sonraki mücadele evvela Annan Planı'nın masaya getirilmemesi için el ve gönül birliğiyle mücadele etmektir. Getirildiği takdirde bağımsızlığımız temel yapılmadıkça bir satırını bile kabul etmemek, buna rağmen yeniden önümüze 'referandum' diye koydukları takdirde sandıkları kırıp geçmek, bağımsızlığımızı pazarlık etmemektir. Bunu birlikte yapacağız. Sizinle beraber yapacağız. Bunun için aranıza geliyorum. Bunun için bu mevkii bırakıyorum. Çünkü hep birlikte ses çıkarttığımızda göreceksiniz ki herkes bizi dinlemek mecburiyetinde olacak. "Bağımsızım, hürüm" diyen insanın elinden bunlar ancak şehit edilerek alınır. Arkada kalanlar da bunları vermemek andını içerlerse bunlar da alınamaz. Şehitlerimizin anlamı budur. Bu bağımsızlığa armut toplayarak gelmedik. Çiçek toplayarak gelmedik. Ağlayarak geldik, inleyerek geldik. Büyük felaketlere rağmen direnerek geldik. Direniş yasamızdır. Direniş karakterimizdir. Direniş geleceğimizdir. Şehitlerimize ve bu çocuklara sözümüz ve andımız budur. Allah hepsine rahmet eylesin, arkada kalanlara sabırlar versin."

Törene katılanlar sözlerini tamamlamasının ardından Cumhurbaşkanı Denktaş'ı dakikalarca alkışladılar. Dünya Kadınlar Günü etkinliklerine katılmak üzere adada bulunan ve törene gelen Türkiye Kadın örgütleri temsilcileri ise Cumhurbaşkanı Denktaş'a "Türkiye seninle gurur duyuyor" şeklinde tezahürat yaparken, onun elini sıkmak için adeta bir birleriyle yarıştılar.

KIBRIS 09/03/05

Halkın istenci dışına çıkmak doğru değil

Başbakan Mehmet Ali Talat, bir cumhurbaşkanının halkın istencinin dışına çıkmasının çok yanlış olacağını söyledi.

Başbakan Talat bu yöndeki açıklamayı, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Baf Şehitlerini anma töreninde yaptığı konuşmada, "Bağımsızlığı pazarlık etmemek için halkın arasına geliyorum... Annan Planı bağımsızlıktan taviz verilerek yeniden referanduma sunulursa sandıkları kıracağız" şeklindeki sözlerini gazetecilere değerlendirirken yaptı.

Talat, ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de Türk ve Rum siyasi partiler arasında yapılan toplantı sonrasında gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Başbakan Talat, bir gazetecinin, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın "sandıkları kırma" konusundaki söylemine işaret etmesi üzerine, bir cumhurbaşkanının, halkın arzusunun dışında hareket etmesinin talihli bir duruş olmayacağını belirtti. Talat, şöyle dedi:

"Geçen defa da Sayın Denktaş, sandıkları kırma çağrısı yapmıştı, ama halkımız sandıkları korudu. Dolayısıyla halkın istencinin dışına çıkmak çok yanlış olur. Hele bir eski cumhurbaşkanı için halkın arzusunun dışında hareket etmek talihli bir duruş olmaz. Ben sadece bunu söylemek istiyorum, başka bir şey söyleyemem."

KIBRIS 09/03/05

Bazı Türk ve Rum siyasi parti başkan ve yetkilileri:Çözüm için ilişkiler geliştirilmeli

ORTAK HEDEF ÇÖZÜM... Türk ve Rum siyasi parti başkan ve yetkililerinin bir araya geldiği toplantıda "Türk tarafında yapılan seçimlerin barış sürecine etkileri" hakkında görüş alışverişinde bulunuldu ve nihai hedef olarak adanın Annan Planı zemininde yeniden birleştirilmesi yönünde liderlerin ve parti yetkililerinin aralarındaki ilişkilerin gelişmesinin önemi yeniden vurgulandı

ANNAN İKNA OLMALI... Başbakan Talat, toplantı sonrası yaptığı açıklamada, Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasının Annan'ın ikna olmasına bağlı olduğunu söyledi. Talat, "BM Genel Sekreteri, müzakereleri yeniden başlatmak için girişim üstlenirse, o zaman bu olur? Ancak bildiğiniz gibi, genel sekreter, Sayın Papadopulos'tan, Annan Planı'nda istediği olası değişiklikleri içeren listeyi sunmasını istedi. Sanırım bunu bekliyor" dedi

ENDİŞELERLE İLGİLİ LİSTEYİ GÖRMEMİZ LAZIM... Başbakan Talat, Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un Annan Planı'ndaki endişelerinin ne olduğuna ilişkin listeyi bir an önce hazırlayarak, genel sekretere sunması gerektiğini yineleyerek, "Rum tarafının endişeleriyle ilgili listesini görmemiz lazım" dedi

Bazı Türk ve Rum siyasi parti başkan ve yetkilileri, Slovakya Büyükelçiliği tarafından düzenlenen rutin ortak toplantılar çerçevesinde dün sabah ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de bir araya geldi.

Toplantıda "Türk tarafında yapılan seçimlerin etkilerinin barış sürecine etkileri" hakkında görüş alışverişinde bulunuldu ve nihai hedef olarak adanın Annan Planı zemininde yeniden birleştirilmesi yönünde liderlerin ve parti yetkililerinin aralarındaki ilişkilerin gelişmesinin önemi yeniden vurgulandı.

Başbakan Mehmet Ali Talat, toplantı sonrası yaptığı açıklamada, Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasının BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ikna olmasına bağlı olduğunu söyledi. Talat, "BM Genel Sekreteri, müzakereleri yeniden başlatmak için girişim üstlenirse, o zaman bu olur. Ancak bildiğiniz gibi, Genel Sekreter, Sayın Papadopulos'tan, Annan Planı'nda istediği olası değişikleri içeren listeyi sunmasını istedi. Sanırım bunu bekliyor" dedi.

Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un Annan Planı'ndaki endişelerinin ne olduğuna ilişkin listeyi bir an önce hazırlayarak, genel sekretere sunması gerektiğini de yineleyen Başbakan Talat, "Rum tarafının endişeleriyle ilgili listesini görmemiz lazım" dedi.

Ev sahibi CTP-BG

Ev sahipliğini Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler'in yaptığı toplantıya Başbakan Mehmet Ali Talat da katıldı. Saat 10.30'da başlayan toplantı yaklaşık iki saat sürdü.

Toplantıya, KKTC'den 6, Güney Kıbrıs'tan da 8 partiden başkan ve temsilcilerin katıldı.

Dünkü toplantıya KKTC'den CTP-BG, DP, TKP, BKP, YKP ve KSP, Güney Kıbrıs'tan da AKEL, DİSİ, DİKO, Sosyal Demokratlar Hareketi (EDEK), Birleşik Demokratlar (EDİ), Avrupa Demokratik Reformcu Parti, Kıbrıs Yeşiller Partisi ve ADİK katıldı.

Slovakya'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi Jan Varso'nun başkanlığında gerçekleşen toplantıda, CTP-BG'den Genel Başkan ve Başbakan Mehmet Ali Talat'la ve Ünal Fındık, DP'den Ata Atun ve Bengü Sonya, TKP'den Güngör Günkan ve Arif Yakup Sarıca, BKP'den İzzet İzcan ve Hediye Kurucu, YKP'den Alpay Durduran ve Rasıh Keskiner, KSP'den de Kazım Öngen ve Mehmet Süleymanoğlu katılırken; AKEL'den Dimitris Hristofyas'la Eleni Mavru, DİKO'dan Nikos Kiliantus ve Rogiros Kirris , DİSİ'den Nikos Anastasiades ve Keti Klerides EDEK'ten Takis Hristulou, EDİ'den Mihalis Papapetru ve Mikis Şanis, Avrupa Demokratik Reformcu Partisi'nden Antanois Paskalides ile Markos Pashis, Kıbrıs Yeşiller Partisi'nden Yorgo Perdikis ve Savas Savides ve ADİK'den Edvin İosifides ile Spiros Stefeu hazır bulundu.

Seçimler değerlendirildi

Slovak Büyükelçi Jan Varso, toplantının sonunda toplantıya katılan partiler adına ortak bir açıklamada bulundu.

Varso, toplantıda "Türk tarafında yapılan seçimlerin etkilerinin barış sürecine etkileri" hakkında görüş alışverişinde bulunulduğunu, nihai hedef olarak adanın Annan Planı zemininde yeniden birleştirilmesi yönünde liderlerin ve parti yetkililerinin aralarındaki ilişkilerin gelişmesinin öneminin yeniden vurgulandığını kaydetti.

Varso, Türk ve Rum partilerin bir sonraki toplantısının 20 Nisan'da saat 10.30'da Ledra Palace Otel'de Rum EDEK partisinin ev sahipliğinde yineleneceğini de sözlerine ekledi.

Talat'tan değerlendirmeler

Başbakan Talat, dün ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de Türk ve Rum siyasi partiler arasında yapılan toplantı sonrasında gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Türk ve Rum siyasi partiler arasındaki diyalogu geliştirmek, tarafların endişelerini öğrenmek, tarafların birbirlerini anlamasını sağlamak ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması çabalarını güçlendirmek amacı güden bu tür toplantıları her zaman desteklediklerini ifade eden Talat, bugünkü toplantının da bu çerçevede gerçekleşen çok yapıcı ve yararlı bir toplantı olduğunu kaydetti.

Başbakan Talat, "Bugünkü toplantının ana gündem maddesini ne oluşturdu" şeklindeki soru üzerine, bugünkü toplantıda, ev sahibi olarak CTP/BG'nin önerisiyle tartışmaya açılan "KKTC'deki seçimlerin etkisi" konusunun ele alındığını söyledi.

Kendilerinin KKTC'de 20 Şubat'ta yapılan milletvekili genel seçimleriyle ilgili görüşünün, daha önce de bir çok kez dile getirdikleri gibi, seçim sonuçlarının Kıbrıslı Türklerin çözüm ve Ada'nın yeniden birleştirilmesine ilişkin taahhüdünün bir tekrarı olduğunu vurgulayan Talat, bugünkü toplantıda bu konuyu gündeme getirdiklerini ve bu konunun ana gündem maddesi olarak tartışıldığını söyledi.

Müzakereler Annan'ın ikna olmasına bağlı

Başbakan Talat, "Kıbrıs müzakereleri yakın zamanda yeniden başlar mı" şeklindeki soru üzerine de, bunun BM Genel Sekreteri'nin ikna olmasına bağlı olduğunu söyledi. Talat, "BM Genel Sekreteri, müzakereleri yeniden başlatmak için girişim üstlenirse, o zaman bu olur.

Ancak bildiğiniz gibi, Genel Sekreter Kofi Annan, Sayın Papadopulos'tan, Annan Planı'nda istediği olası değişiklikleri içeren listeyi sunmasını istedi. Sanırım bunu bekliyor" dedi.

"Rumların endişelerini henüz almadım"

Kendilerinin Kıbrıs sorununun çözümünü amaçlayan müzakerelere her zaman hazır olduklarını yineleyen Talat, başka bir soruya karşılık da, Rum tarafının Annan Planı'ndaki endişelerinin ne olduğu konusunun, dün AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'la yaptıkları görüşmede ve bugün Türk-Rum siyasi partiler arasındaki toplantıda ele alınmadığını ifade etti. Başbakan Talat, "Rumların endişelerini henüz öğrenmiş değilim. Rum tarafının endişelerini almak için hala daha bekliyorum. BM Genel Sekreteri de, bu endişeleri öğrenmeyi bekliyor. Bu konuda basında yer alan haberlere de güvenemem. Rum tarafının endişeler konusundaki listesini görme ihtiyacımız var. Listeyi net bir biçimde görmeliyiz ki bunlarla ilgili çekincelerimiz varsa ortaya koyabilelim. Çünkü Rum tarafının endişeleri varsa bu, benim de bu endişelere ilişkin bazı endişelerim olabileceği anlamına gelir. Bir şekilde iki tarafın endişelerini ve korkularını karşılıklı olarak gidermeliyiz. Kısacası Rum tarafından somut öneriler, somut fikirler bekliyoruz" şeklinde konuştu.

Ankara ziyareti

Başbakan Talat, önceki gün kurulan hükümetin ardından Ankara'ya gerçekleştirecekleri ziyaretin tarihinin netleşip netleşmediğine ilişkin soru üzerine de, bu konudaki tarihin henüz netleşmediğini kaydederek, şöyle dedi:

"Bu konuda henüz bir karar almadık. Cuma günü gitme olasılığını görüşmüştük ama, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir toplantı için Madrid'de olacağı nedeniyle erteledik. Ziyaret daha sonra olacak."

Talat, başka bir soruya karşılık, Erdoğan ile Annan'ın Madrid'de bir araya gelerek, Kıbrıs konusunu görüşme olasılıkları bulunduğunu söyledi. Talat, "Aldığım bilgiye göre (Erdoğan ile Annan) görüşecekler" dedi.

Ortak çalışma grubu toplantısı yapılamamıştı

Bu arada Slovakya Büyükelçiliği'nin organizesiyle rutin olarak Ledra Palace Otel'de bir araya gelen Türk ve Rum siyasi partiler tarafından 22 Kasım'da alınan kararla oluşturulan "Sürdürülebilir Ekonomik Kalkınma İçin Çalışma Grubu"nun 2 Mart tarihinde yapacağı açıklanan toplantısı yeterli katılım olmaması nedeniyle geçen hafta gerçekleştirilememişti.

Slovakya Büyükelçiliği tarafından düzenlenen rutin ortak toplantılar çerçevesinde 22 Kasım'da bir araya gelen Türk ve Rum siyasi parti temsilcileri, sürdürülebilir ekonomik kalkınma ve çevre sorunlarında işbirliği yapma kararı almıştı.

Türk ve Rum siyasi partiler en son 10 Ocak'ta bir araya gelmişlerdi. Bu toplantıda, 17 Aralık 2004'te gerçekleştirilen Avrupa Birliği Zirvesi'nde alınan sonuçlar konusunda görüş alışverişinde bulunulmuş ve Türk ve Rum siyasi parti yetkilileri, Kıbrıs sorununun çözümü için müzakerelere yeniden başlanmasını sağlayacak somut çabaların en kısa sürede her iki toplum tarafından da harcanması ümidini dile getirmişlerdi.

KIBRIS 09/03/05

Talat’ın karşısına UBP lideri Eroğlu çıktı

KKTC’de ülkenin birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın makamı için başlayan yarış UBP lideri Derviş Eroğlu’nun adaylığını ilan ederek, CTP lideri Başbakan Mehmet Ali Talat’ın karşısına çıkmasıyla kızıştı.

17 Nisan’daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Talat ve Eroğlu arasında geçeceğine kesin gözüyle bakılıyor. halkın takdirine saygı duyacaklarını belirtten Eroğlu, AB’nin Talat’ı Cumhurbaşkanı görmek isteyeceğini ima ederek, ‘Dış kaynaklar bazı isimlerin kazanmasını halka empoze etmeye çalışacaktır. Ancak sonuçta kararı Kıbrıs Türk halkı verecektir’ dedi. UBP lideri Derviş Eroğlu’nun da ilan etmesiyle Cumhurbaşkanlığı adaylarının sayısı 6’ya yükseldi

HURRIYET 11/03/05

'Adımı onlardan bekliyoruz'

 

Madrid

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda ilk adımı Yunanistan ve Rum tarafının atması gerektiğini söyledi.

Başbakan Erdoğan,  BM Genel Sekreteri Annan'ın, Kıbrıs sorununu 3 Ekim'den önce çözme eğiliminde olduğunu söyledi.

Erdoğan, İspanya'nın başkenti Madrid'de bir yıl önce düzenlenen terör saldırılarının kurbanlarının anısına Retiro Parkı'nda yapılan saygı duruşundan sonra Palace Hotel'de düzenlediği basın toplantısında, Madrid temaslarında genelde terör konusunun, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin ve Kıbrıs sorununun gündeme geldiğini belirtti.

Başbakan Erdoğan, temasları çerçevesinde İsrail Başbakan Yardımcısı Şimon Peres, AB Dönem Başkanı Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüştü.

ANNAN, KIBRIS SORUNUNU 3 EKİM'DEN ÖNCE ÇÖZME EĞİLİMİNDE

Recep Tayyip Erdoğan, Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununu 3 Ekim'den önce çözme eğiliminde olduğuna işaret ederek, “Annan'ın çözüm konusundaki çabaları sürüyor. Ancak bu dönemde, geçen dönemde olduğu gibi çok aceleci değil, ama 3 Ekim öncesinde bu işi bir noktaya getirecek şekilde hareket edilmesi gerektiğini dile getirmiş olması anlamlı” dedi.

TÜRKİYE ÜZERİNE DÜŞENİ YAPTI

Erdoğan, Kıbrıs'ta çözüm konusunda Türkiye ve KKTC'nin üzerine düşeni yapmış olduğunu hatırlatarak, “şu aşamada adım atması gereken tarafın Kıbrıslı Rumlar ve Yunanistan olduğunu” söyledi ve şunları kaydetti:

“Bundan sonraki süreçte, gerek Papadopulos gerekse değerli dostum Sayın Karamanlis, bir müşterek çalışmayı ortaya koymak durumundadırlar. Şu anda onların adım atmalarını beklemeliyiz. Bizler, KKTC ile bu hususta zaten aynı görüşleri paylaşıyoruz. Yine de biz elimizden geleni yapmaya hazırız, ama adil ve kalıcı bir çözüm hedeflenmeli. 'Ben karşı tarafı şöyle mağlup ettim, ondan şu kadar kopardım' mantığıyla hareket edilmemeli.”

Başbakan Erdoğan, Annan'la yaptığı görüşmede 24 Nisan sonrasında BM tarafından hazırlanmış raporda belirtilen hassasiyetlerin aynen korunduğunu müşahede ettiğini ifade ederek, “AB'nin KKTC konusunda yerine getirmesi gereken yardım ve benzeri yükümlülükleri uygulamaya koyması konusunda da Annan'ın Türkiye ile aynı hassasiyeti paylaştığını görmekten mutlu oldum” diye konuştu.

Erdoğan şunları kaydetti:

"Şu dönemde Sayın Annan'ın 'ne istiyorsunuz' sorusuna cevap vermesi gereken taraf Rum kesimidir. Türkiye garantör ülke olarak düşüncelerini söylemiştir. Yunanistan'ın da garantör ülke olarak tavırlarını daha da netleştirdiğini görmek isteriz.”

Adada 24 Nisan'daki referandum öncesinde Yunanistan ve Rum kesiminin referandumu erteleme talebinde bulunmuş olmalarındaki çelişkiye değinen Erdoğan, şunları söyledi:

“Metin üzerinde mutabakatlar sağlandığı halde garantör ülke konumundaki Yunanistan'da o dönemdeki iktidar acaba halk nezdinde ne gibi bir çalışma yapmıştır. Orada olumlu bir çalışma yaptıklarını söyleyebilmek zor. Eğer olumlu bir tavır sergileselerdi, inanıyorum ki Güney Kıbrıs'ta Annan Planı'na 'evet' denilirdi.”

İMZA TANIMA ANLAMINA GELMEZ

Başbakan Erdoğan, AB'yle uyum protokolünün imzalanmasının, Kıbrıs Rum kesiminin otomatikman tanınması anlamına gelmeyeceğini yineledi.

Erdoğan, daha önce AB yetkilileri İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Almanya Başbakanı Gerhard Schröder tarafından da bu gerçeğin sözlü olarak belirtilmiş olduğunu hatırlatarak, “Biz, bunun sözde kalmamasını metne de derç edilmesinin son derece isabetli olacağı kanaatindeyiz. Madrid'de görüştüğümüz AB yetkililerine bunun süreci hızlandıracağını ifade ettik” dedi.

Erdoğan, bu konudaki yaklaşımlarını şöyle açıkladı:

“Avrupalı yetkililere, bizim buna hazır olduğumuzu söyledim. Ancak usul noktasında, bu adımın atılması bizim için önemli. Bunun yazılı bir belge olarak komisyondan verilmesi yeterlidir. Bunun sağlanması halinde çözüm süreci de hızlanacaktır.”

Gazetecilerin AB yetkililerinin bu konuda ne dedikleri sorusuna karşılık Erdoğan, “Tabii ki onlar da şimdi kendi aralarında bu işin müzakeresini yapacaklardır” dedi.

Erdoğan, Madrid'deki görüşmelerde Türkiye'nin AB sürecine yönelik bazı spekülatif haberlerden duyduğu rahatsızlığı da dile getirdiğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, “Türkiye'nin AB'yle bütünleşme sürecinde herhangi bir yavaşlamanın söz konusu olmadığını” yineleyerek ”Müzakerelerimizde bu konuya da değinildi ve Avrupalı muhataplarımızla bizler arasında mutabakat bulunduğunu görmekten mutluyum” diye konuştu.

PERES'LE NELER KONUŞTU?

Erdoğan'ın, sabah saatlerinde İsrail Başbakan Yardımcısı Şimon Peres'le yaptığı görüşmedeyse ağırlıklı olarak Ortadoğu barış süreci konusunda karşılıklı görüş alışverişinde bulunulduğu öğrenildi. Kaynaklardan edinilen bilgilere göre, Peres, İsrail'in Gazze'den çekilme planı konusunda Başbakan Erdoğan'a bilgi verdi.

Peres'in, Türkiye'nin Gazze'deki yeniden yapılanma, altyapı tesisleri, sağlık ve benzeri alanlardaki yatırımlarda aktif bir şekilde rol almasının da barış süreci açısından önemli bir katkı olabileceğini ifade ettiği belirtildi.

MADRİD'DEKİ TERÖR KURBANLARI İÇİN TÖREN

Erdoğan, Retiro Parkı'nda Madrid'deki terör kurbanlarının anısına düzenlenen saygı duruşu merasimine de değindi. Erdoğan, “Dikkatimi çeken nokta, törenin son derece sade olmasıydı. Tören esnasında sadece viyolonselle çok hafif bir müzik çalındı. Herhangi bir konuşma da yapılmadı. Bunun anlamlı bir mesaj olduğunu düşünüyorum. İspanya'yı da bu hassasiyetinden dolayı kutluyorum.”

 (aa)

HURRIYET 11/03/05

UBP: Eroğlu DP: Arabacıoğlu

EROĞLU: EN GÜÇLÜ ADAY BİZİM... Milletvekilliği seçim sonuçlarının ardından cumhurbaşkanlığı adaylığına sıcak bakmayan UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, son anda adaylığını açıkladı. CTP/BG adayı Talat'ın yüzde 60+ hedefiyle yarışa katıldığının anımsatılması üzerine Eroğlu, "Ben de yüzde 70 alacağım dersem manşet olur. Sandıklar açıldığı zaman seçim sonuçları ortaya çıkar. Biz başaracağımız inancıyla seçime giriyoruz. Ülkenin en büyük, en köklü partisi, emanet oy taşımayan bir parti olarak seçimlerde en güçlü aday, bizim partimizin adayıdır" dedi

 

SERDAR DENKTAŞ: ARABACIOĞLU, UZLAŞMANIN TEMSİLCİSİ... DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, parti meclisinin oybirliği ile cumhurbaşkanlığına aday gösterdiği Mustafa Arabacıoğlu'nu, "kutuplaşmanın karşısına uzlaşmanın temsilcisi" olarak takdim etti. DP'nin ilk kez kendi adayıyla cumhurbaşkanlığı seçimine girdiğini anımsatan Serdar Denktaş, "Yarından (bugünden) itibaren yeni ve tap taze bir koşuya hazırlanacağız" dedi ve UBP'den gelen suçlamalara "UBP, müşterek aday bulma peşinde değil, kendilerinin belirlediği adaya bizim de destek vermemiz peşindeydi" şeklinde yanıt verdi

 

BDH: SEÇİME GİRMENİN KAMUSAL YARARI YOK... UBP'nin tavrını netleştirmesinden birkaç saat sonra BDH da önceden almış olduğu kararını yürürlüğe koyarak aday çıkarmayacağını ve tabanını serbest bıraktığını duyurdu. BDH, milletvekilliği seçim sonuçlarını dikkate alarak yarışa katılmama kararı alırken, tabanına da çözüm, AB, demokratikleşme ve sivilleşme vizyonu taşıyan bir adayı destekleme çağrısı yaptı. BDH açıklamasında, "Genel seçimlerde makul bir destek görmeyen BDH'nın, çok kısa bir süre sonra yeniden aynı platformda seçime girmesinin kamusal bir yararı olmayacaktır" denildi

 

Seçim takvimi uyarınca partilerin cumhurbaşkanlığına aday göstermesine son bir gün kala, Ulusal Birlik Partisi (UBP), Demokrat Parti (DP) ve Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) de nihayet tavrını netleştirdi.

Sağda "ortak aday" çıkarma girişimlerinin fiyaskoyla sonuçlanmasının ardından önce UBP, ardından BDH, son olarak da DP nihai kararını verdi.

UBP, cumhurbaşkanlığı yarışına parti genel başkanı Derviş Eroğlu ile katılma kararı alırken, DP'nin adayı da parti genel sekreteri Mustafa Arabacıoğlu oldu.

UBP'nin tavrını netleştirmesinin ardından BDH da önceden alınmış kararını yürürlüğe koyarak aday çıkarmadı ve tabanını serbest bıraktığını duyurdu. BDH, milletvekilliği seçim sonuçlarını dikkate alarak yarışa katılmama kararı alırken, tabanına da çözüm, AB, demokratikleşme ve sivilleşme vizyonu taşıyan bir adayı destekleme çağrısı yaptı.

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, CTP/BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın yüzde 60+ hedefinin anımsatılıp, "sizin beklentiniz nedir?" sorusuna, "Ben de yüzde 70 alacağım dersem manşet olur. Sandıklar açıldığı zaman seçim sonuçları ortaya çıkar. Biz başaracağımız inancıyla seçime giriyoruz. Ülkenin en büyük, en köklü partisi, emanet oy taşımayan bir parti olarak seçimlerde en güçlü aday, bizim partimizin adayıdır" yanıtını verdi.

"UBP sorumluluktan kaçmıyor" diyerek adayını çıkardığını ifade eden Eroğlu, DP'ye de gönderme yaparak, "Bazı çevrelerin samimiyetten uzak tavırları nedeniyle" ortak aday arayışının sona erdiğini bildirdi.

DP Genel Başkanı Serdar Denktaş da parti meclisinin oybirliği ile cumhurbaşkanlığına aday gösterdiği Mustafa Arabacıoğlu'nu, "kutuplaşmanın karşısına uzlaşmanın temsilcisi" olarak takdim etti. DP'nin ilk kez kendi adayıyla cumhurbaşkanlığı seçimine girdiğini anımsatan Serdar Denktaş, "Yarından (bugünden) itibaren yeni ve tap taze bir koşuya hazırlanacağız" dedi ve UBP'den gelen suçlamalara "UBP, müşterek aday bulma peşinde değil, kendilerinin belirlediği adaya bizim de destek vermemiz peşindeydi" şeklinde yanıt verdi.

Seçim takvimi uyarınca adayların Yüksek Seçim Kurulu'na (YSK) başvuru yapmasına son bir gün kala cumhurbaşkanlığı yarışına katılacaklar netleşti.

Buna göre, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 7 aday yarışacak.

Adaylar şöyle:

"Mehmet Ali Talat(CTP/BG), Derviş Eroğlu(UBP), Mustafa Arabacıoğlu(DP), Hüseyin Angolemli(TKP), Nuri Çevikel(YP), Zehra Cengiz(KSP), Zeki Beşiktepeli(bağımsız)".

UBP son anda "Eroğlu" dedi

UBP Parti Meclisi, dün öğleden sonra yaptığı yaklaşık 45 dakikalık toplantıda, genel başkan Derviş Eroğlu'nu aday göstermeyi kararlaştırdı.

Genel yönetim kurulu ile meclis grubunun önerisiyle Genel Başkan Eroğlu'nun adaylığı oybirliğiyle kabul edildi. Kararın ayakta alkışlarla kabul edilmesinin ardından basına açıklama yapan Eroğlu, seçime en güçlü aday olarak katılacağını iddia etti.

Toplantının girişinde açıklama yapan Eroğlu, iyi niyetli girişimlerine karşın "bazı çevrelerin samimiyetten uzak tavırları nedeniyle" ortak aday arayışının sona erdiğini belirterek, UBP'nin seçimlere kendi adayıyla katılacağını söyledi. Genel yönetim kurulunun bu konudaki kararının parti meclisinde onaylanacağını söyleyen Eroğlu, kararın yaklaşık yarım saat içinde açıklanacağını bildirdi.

Kıbrıs müzakere süreci ve UBP açısından Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin büyük önem taşıdığını söyleyen Eroğlu, parti kadrolarının genel seçimlerde olduğu gibi, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de büyük bir uğraş vereceğini kaydetti. Eroğlu, "UBP sorumluluktan kaçmıyor" dedi.

Eroğlu, son bir yıllık muhalefet döneminde sorumlulukla hareket ederek ağır muhalefet yapmadığını belirtti. Bu tavırlarında özellikle Kıbrıs müzakere sürecinin ve dış dünyanın Kıbrıs Türklerine yönelik teminatlarının etkili olduğunu belirten Eroğlu, ancak bu beklentilerin boşa çıktığını ve dış dünyanın verdiği sözleri yerine getirmediğini kaydetti. Eroğlu, CTP-DP koalisyon hükümetinin icraat yapmadığını savundu.

UBP'nin uzlaşı ve iç barışa büyük önem verdiğini, yeni dönemde bu yöndeki beklentilerin iktidarın tavırlarına da bağlı olduğunu söyleyen Eroğlu, özetle şunları söyledi:

"Geçici hükümet olarak kurulan yeni hükümet, anayasa özürlüdür. İstifa etmiş hükümetin şekli bozulmadan devamı yönünde karar alınmıştır. Ataması mahzurlu olan iki bakan arkadaş yine listede yer almıştır. Bu Anayasa'ya saygısızlıktır ve yasa tanımazlıktır. Bu durum sürerse UBP'yi en sert şekilde karşılarında bulacaklardır."

"Emanet oy taşımıyoruz"

Eroğlu, parti kadın kollarının "başka partilerin kadın kollarını kıskandıracak şekilde" çalıştığını da söyledi ve parti bünyesinde çalışma yapan kadınlara teşekkür etti. Parti yetkili organlarına güvenlerinden dolayı teşekkür eden UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, seçimlere en güçlü aday olarak katılacağı görüşünü belirtti ve "Emanet oy taşımıyoruz, emanet verdiğimiz oyların geri gelmesini bekliyoruz" dedi.

Eroğlu, "UBP bu seçimlerde olacak. Siyasi partiler seçimler için vardır. Siyasi partilerin seçimlerden kaçması mümkün değildir" dedi.

Siyasi partilerin seçimlerde net tavırla ortaya çıkması gerektiğini söyleyen Eroğlu, "Ben tarafsızım veya serbest bırakma gibi tutumlar kararsızlık, renksizlik işaretidir. UBP bu hataya hiçbir zaman düşmedi" ifadelerini kullandı.

Derviş Eroğlu, seçimlere dıştan müdahale tehlikesi olduğunu, ancak sonuçta kararın halk tarafından verileceğini kaydetti.

DP seçilmişlerin ortak adaylığına karşı çıktı

DP ile ortak aday arayışlarında kendi isminin gündeme getirilip getirilmediğine ilişkin soruya karşılık Eroğlu, "Demokrat Parti seçilmişlerin adaylığına karşı çıktı" dedi. Eroğlu, "DP Genel Başkanı Serdar Denktaş, UBP ile ortak aday çıkarmaktan ziyade, Sayın Talat'ın da desteğini alarak, Sayın Talat dışında partiler üstü bir adayın ortak aday olması yönünde tavır sergiledi" diye konuştu.

UBP'nin hedefi

Eroğlu, CTP Genel Başkanı Talat'ın seçimlerde yüzde 60 hedeflediğine ilişkin açıklamalarının anımsatılarak, "Sizin beklentiniz nedir" diye sorulması üzerine de şunları söyledi:

"Ben de yüzde 70 alacağım dersem manşet olur. Sandıklar açıldığı zaman seçim sonuçları ortaya çıkar. Biz başaracağımız inancıyla seçime giriyoruz. Ülkenin en büyük, en köklü partisi, emanet oy taşımayan bir parti olarak seçimlerde en güçlü aday, bizim partimizin adayıdır."

"UBP'ye öfke nedeniyle CTP ve DP'ye kayan emanet oyları" geri alacaklarına inandığını da söyleyen Eroğlu, şu ifadeleri kullandı:

"UBP ile yıllardan beri haşır neşir olmuş insanlarımızın oylarını bekliyoruz. Dün(önceki gün) CTP'ye oy veren, geçmişte cumhurbaşkanına oy veren insanlarımızdan, şu veya bu nedenle DP içinde olan eski partililerimizden oy bekliyoruz. Ama bekleme ile alma ayrı şeyler. Vatandaşın takdirinin UBP adayından yana olduğu beklentisi içindeyiz."

Bütün kesimlerden

UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu da Eroğlu'nun adaylığını açıklarken yaptığı konuşmada, parti tabanının ısrarlı talepleri ve birçok çevrelerden gelen görüşler nedeniyle Genel Başkan Eroğlu'nu aday gösterme kararı aldıklarını söyledi.

Sağduyunun galip geleceğine ve seçimlerde bütünleşmenin Eroğlu etrafında olacağına inandıklarını söyleyen Miroğlu, "Sayın Eroğlu'na uzlaşmacılığa, birleştiriciliğe, devlet adamlığına önem veren tüm kesimlerin oy vereceğine yürekten güveniyoruz" dedi.

DP ile ortak aday arayışı hakkında da Miroğlu özetle şunları söyledi:

"Seçimlerde ortaya çıkan oy tablosunu dikkate alarak Ulusal Birlik Partisi ile Demokrat Parti'nin ortak bir aday çıkarması üzerinde önemle durduk ama maalesef muhatabından gerekli yapıcı yaklaşımı görmedik. Ulusal Birlik Partisi yetkili organlarının da görüşleri ışığında 14 yıla yakın süre Dışişleri ve Savunma Bakanlığı yapmış olan sayın Kenan Atakol'un adını ortak aday olabileceği düşüncesi ile Demokrat Parti'ye sunarken, karşılığında kiminin onayı bile alınmayan 4 isim bulduk. Daha pek çok insanımız cumhurbaşkanlığı adaylığına layık olmasına karşın biz olayın ciddiyeti gereği sadece tek bir isim üzerinde durduk. Kimsenin adının spekülasyonlara neden olmasını istemedik. Ama sonunda gördük ki Demokrat Parti bizimle ortak bir isim üzerinde buluşmaya yanaşmıyor, kendi adayı ile yarışa katılmaya hazırlanıyor. Biz bu safhadan sonra kendilerine başarılar diliyoruz."

Demokratik yarış konusunda kuşkulu

Seçimlerin adil ve demokratik bir yarış şeklinde geçmeyeceğine ilişkin kuşkuları olduğunu da söyleyen Miroğlu, "Dış karışmacılık, milletvekilliği seçimlerinde olduğu gibi etkili olmak için kapının ardında beklemektedir. Partizanlık, baskı, tehdit, demokrasiye zarar verecek birçok olumsuzlukların yeniden yaşanacağına ilişkin ciddi emareler ortada duruyor" diye konuştu.

Eroğlu kimlerle mesai yapmış?

UBP Genel Sekreteri Miroğlu, "Yıllarca halkımızın takdiri ile başbakanlık görevinde bulunan, Anavatan Türkiye'nin 4 cumhurbaşkanı, 9 başbakanı ile yakın istişarelerde ve mesailerde bulunmak suretiyle büyük bir devlet tecrübesine sahip olan, cumhurbaşkanlığı görevini layıkı ile yerine getirebilecek kişi" diyerek Genel Başkan Eroğlu'ndan övgüyle söz etti.

Miroğlu, "Geçirdiğimiz kritik dönem dikkate alındığında ülkemizin Sayın Eroğlu gibi sakin, birleştirici, halkı kucaklayıcı, saygınlık yaratan bir lidere ihtiyacı var" diye de ekledi.

BDH'nın açıklaması

UBP'nin tavrını netleştirmesinin ardından yazılı bir açıklama yapan BDH da aday çıkarmayacağını duyurdu.

"Genel seçimlerde makul bir destek görmeyen BDH'nın, çok kısa bir süre sonra yeniden aynı platformda seçime girmesinin kamusal bir yararı olmayacaktır" denilen BDH açıklaması aynen şöyle:

"BDH Merkez Yönetim Kurulu 17 Nisan 2005 cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin aşağıdaki açıklamayı yapmıştır.

1- BDH 20 Şubat genel seçimlerinde Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak, görüş, düşünce ve önerilerini geniş biçimde kamuoyu ile paylaşmış; geleceğe yönelik öngörülerini, kaygılarını ve uyarılarını, halkımıza taşımaya çalışmıştır. Seçim sonuçları, nedeni ne olursa olsun, halkımızın BDH'ya makul bir desteği vermediğini göstermiştir.

2- Cumhurbaşkanlığı seçim platformunun yine büyük oranda Kıbrıs sorunu bağlamında oluşacağı kuşkusuzdur. Genel seçimlerde makul bir destek görmeyen BDH'nın, çok kısa bir süre sonra yeniden aynı platformda seçime girmesinin kamusal bir yararı olmayacaktır. BDH'nın ortaya koyduğu düşüncelerin haklılığı zaman içinde anlaşılacaktır.

3- BDH seçime ilişkin tutumunu partinin çeşitli organlarında tartışarak netleştirmiş, parti meclisinin de tavrını belirlemesinin ve MYK'ya kararın açıklanması yetkisinin verilmiş olması çerçevesinde, 17 Nisan 2005 tarihinde yapılacak olan KKTC Cumhurbaşkanlığı seçiminde, BDH'nın aday göstermeyeceği, parti kararı olarak açıklanmaktadır.

4- Yapılan araştırmalar BDH oylarının eğitim düzeyi ile doğru orantılı olarak arttığını net biçimde ortaya koymaktadır. Bu bağlamda BDH'ya oy veren yurttaşlarımızın kuşkusuz ki telkine ihtiyaç duyacaklarını sanmıyoruz. Bununla birlikte, adayları izlemelerini ve Kıbrıs Türk halkının siyasal ve ekonomik eşitliği ile güvenlik gereksinimlerini dikkate alacak erken bir çözümü; sadece bireysel değil, toplumsal haklarla AB üyeliğini; demokratikleşme ve sivilleşme hedefini; makamın gerektirdiği objektiflik ve tarafsızlığı samimiyetle gözeteceği konusunda inandırıcı buldukları adayı desteklemelerini öneririz.

5- BDH Kıbrıs Türk halkının çıkarlarının korunup gözetilmesi için hem içte hem de dışta çaba harcamaya ve inandığı doğruları açık yüreklilikle kamuoyu ile paylaşmaya devam edecektir".

DP, Arabacıoğlu'nda karar kıldı

DP Parti Meclisi de dün akşam yaptığı toplantıda, genel sekreter Mustafa Arabacıoğlu'nu aday göstermeyi kararlaştırdı.

DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, toplantıdan sonra yaptığı açıklamada, Arabacıoğlu'nun adaylığının, parti meclisinde oybirliği ile alındığını söyledi.

Arabacıoğlu'nu, halkın bütününü kucaklayabilecek kapasiteye sahip, siyasette deneyimi olan ve cumhurbaşkanlığı makamında her kesime tarafsız yaklaşabilecek bir şahsiyet olarak tanımlayan Serdar Denktaş, şöyle dedi:

"DP kuruluşundan sonra ilk kez bir bağımsız adaya destek verme yerine, kendi adayıyla kendi amblemiyle halkımızın önündedir. Cumhurbaşkanlığı makamında insanları seven, halkın bütününü kucaklayabilecek kapasiteye sahip, siyasette deneyimi olan ve o makamda hakikaten her kesime tarafsız yanaşabilecek Dr. Mustafa Arabacıoğlu'nu cumhurbaşkanı adayı olarak gösterme kararını vermiştir. Hayırlı uğurlu olsun diyoruz."

Yeni ve taptaze bir koşuya

"DP'nin, Arabacıoğlu'nu, sırf aday göstermek için değil, iddiayla ve yıllardan beri devam etmekte olan çekişmenin, kutuplaşmanın karşısına uzlaşmanın temsilcisi olarak çıkardığını" vurgulayan DP Genel Başkanı Denktaş, "Sayın Arabacıoğlu, halkımızın her kesimiyle uzlaşabilecek, halkımızın her kesimine ulaşabilecek bir cumhurbaşkanı adayı olarak partimiz tarafından tespit edilmiştir. Bütün yüreğimizle ve gücümüzle Demokrat Parti olarak arkasında olacağız. Ama seçildiği günden itibaren, seçildiği makamın gereği olan, bütün partilere eşit mesafesini koruyacağından da emin olarak Mustafa Arabacıoğlu'nu aday olarak göstermiş bulunuyoruz. Yarından itibaren yeni ve tap taze bir koşuya hazırlanacağız. Hayırlı olsun" şeklinde konuştu.

Denktaş'tan UBP'ye yanıt

Serdar Denktaş, UBP ile ortak aday çıkarma sürecini de değerlendirerek, UBP'nin ortak aday çıkarma konusunda DP'yi samimiyetsizlikle suçlamasını kabul edemeyeceklerini söyledi. Denktaş, "UBP'nin, DP'nin ortak aday konusunda samimi davranmadığı suçlamasını asla kabul edecek değiliz. Bu anlamda son derece samimi bir yaklaşımda bulunduk, karşılığını almadık, üzgünüz" dedi.

UBP ile bir süreden beridir, "devletin protokol mevkii olarak gördükleri, devletin bütününü kucaklaması gerektiği görüşünde oldukları cumhurbaşkanlığı makamı" için ortak aday çıkarılabilir mi çalışması yaptıklarını belirten Serdar Denktaş, ancak UBP'nin, DP'nin önerdiği ortak adaylardan hiç birini kabul etmeyerek, kendilerinin "ortak adayımızdır" dedikleri Kenan Atakol'un DP tarafından desteklenmesini istediğini söyledi. Denktaş, "UBP'nin bugün (dün) yaptığı açıklamadan da anlıyoruz ki Ulusal Birlik Partisi, müşterek aday bulma peşinde değil, kendilerinin belirlediği adaya bizim de destek vermemiz peşindeydi" diye konuştu.

DP, UBP'ye dört isim iletmişti

DP olarak UBP'ye, ortak cumhurbaşkanlığı adayı için dört isim önerdiklerini söyleyen ve bu isimleri Hakkı Atun, Ergün Olgun, Günay Çerkez ve Atay Ahmet Raşit olarak açıklayan Serdar Denktaş, UBP'ye kendilerinin üzerinde ortak aday olarak düşünülebilecek kişiler varsa onları da DP'nin görüşmeye hazır olduğunu UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu'na bildirdiklerini ifade etti. Ancak Miroğlu'nun, dün kendilerini telefonla arayarak, UBP'nin cumhurbaşkanlığı adaynın Kenan Atakol olduğunu, DP'nin önerdiği dört isimden hiç birini ise ortak aday olarak kabul etmediklerini kendilerine ilettiğini ve "Müşterek adayımız Kenan Atakol'dur" dediğini belirten Denktaş, bu konuda şunları söyledi:

"UBP'nin bugün(dün) yaptığı açıklamadan da anlıyoruz ki, Ulusal Birlik Partisi, müşterek aday bulma peşinde değil, kendilerinin belirlediği adaya bizim de destek vermemizi talep etme peşindeydi. Bize hiçbir seçenek bırakmadılar.

DP böyle bir parti değildir. DP, uzlaşmanın kesin adresi olduğunu yıllardan beridir ispat edebilmiş bir partidir.

'Uzlaşı ve ilerleme' sloganını kullanan UBP'den 'uzlaşı' kelimesini kullanırken uzlaşmanın temel ayaklarının karşılıklı saygı ve anlayış olduğunu bilmesini de beklerdik. Bunu maalesef göremedik. Bugün(dün) yapmış oldukları açıklamaya gerekirse yarın(bugün) yazılı bir açıklama da yapacağım. Ancak bu akşam, yapmış oldukları bu açıklamanın cevabını da vermek DP'nin Genel Başkanı olarak bir zaruretti diye düşünüyorum."

İkisi bilgi sahibi, ikisi değil

DP'nin önerdiği dört kişiden Hakkı Atun'la Ergün Olgun'un bilgi sahibi olduğunu, ancak Günay Çerkez'le Atay Ahmet Raşit'in bu konuda bilgileri olmadığını da kaydeden Denktaş, "Bunların dışında temas kurmaya başladığımız isimler de vardı, ola ki UBP gerçekten bir samimiyetle böyle bir yaklaşımda bulunulur diye, ama bizim anladığımız odur ki ta başından beri Eroğlu aday olmayı kafasına takmıştı ve partisine o doğrultuda taktikler uygulatmak suretiyle istediği noktaya varmıştır yine. Kendi kararlarıdır. Hayırlı uğurlu olsun demekten başka söyleyecek bir sözümüz yoktur. Ama elbette DP'nin ortak aday konusunda samimi davranmadığı suçlamasını da asla kabul edecek değiliz. Bu anlamda son derece samimi bir yaklaşımda bulunduk, karşılığını almadık, üzgünüz" şeklinde konuştu.

KIBRIS 10/03/2005

Meclis, kavgayla başladı

UBP'DEN İLK GÜN ATAĞI... UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu, DP'nin dıştan atadığı iki bakanın seçilme yeterliliği taşımadığı için anayasanın çiğnendiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvuracağını söyledi. UBP, geçmiş hükümet döneminde de bu konuyu Anayasa Mahkemesi'ne taşımış ancak daha sonra davasını geri çekmişti

GERGİNLİK ÇABALARINA PRİM VERMEYECEĞİZ... Başbakan Mehmet Ali Talat, daha ilk günden UBP'nin sergilediği bu tavrı "gerginlik çabası" olarak niteledi ve UBP'nin hükümette yer almayacağının anlaşılmasından sonra başlatmaya çalıştığı bu çabalara hükümetin prim vermeyeceğini vurguladı

EROĞLU'NUN İLK GÜN SINAVI... Geçici meclis başkanı Derviş Eroğlu, adı geçtiği gerekçesiyle söz isteyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi'ye söz verilip verilmemesini onaya sununca tartışma çıktı. Hükümet milletvekilleri, Miroğlu'na söz verilmesinin de Meclis İçtüzüğü'ne uygun olmadığını söyleyip itirazlarını yükseltince toplantıyı kapattı

Yeni hükümetin ardından olağanüstü toplanan meclis, siftahı "kavga" ile yaptı. CTP/BG-DP koalisyon hükümetinin kabinesi dün meclise sunuldu. Meclisin tek gündem maddesi bu olmasına rağmen, UBP, geçmiş hükümette olduğu gibi DP'nin dıştan atadığı iki bakan konusunu yeniden gündeme taşıyarak olay çıkardı.

Çalışmalarına "kavga" ile başlayan meclisin bugünkü toplantısında da hükümet programı okunacak ve meclis başkanı, yardımcısı ve katipler seçilecek.

Saat 10.40'ta geçici başkan Derviş Eroğlu başkanlığında toplanan Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, 1. Olağanüstü Birleşimi'nde CTP-BG ve DP'nin anlaşması uyarınca cumhurbaşkanlığı seçimine kadar görev yapacak, geçen dönemde de işbaşında olan kabineyle ilgili Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın onay ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ın atama yazısı milletvekillerinin bilgisine sunuldu.

Hükümet Programı'nın bugün saat 10.00'da başlayacak birleşimde okunacağına ilişkin Başkanlık Divanı kararının da okunduğu toplantıda söz alan UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu, kabinede yer alan iki bakanın seçilme yeterliliği taşımadığı ve anayasanın çiğnendiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvuracağını açıkladı.

Başbakan Mehmet Ali Talat da UBP'nin geçen dönemde de benzer bir iddiayla Anayasa Mahkemesi'nde açtığı davayı geri çektiğini hatırlattı ve bu girişimi "gerginlik çabası" olarak niteledi.

Talat, herkesi kucaklayan, barış ve çözüm için uğraşan bir hükümet olacaklarını yineleyerek gerginlik çabalarına prim vermeyeceklerini vurguladı.

Cumhuriyet Meclisi'nde daha sonra kısa süreli tartışmalar yaşandı, ancak tek gündem maddesi hükümetin sunulması olduğu için başka söz hakkı verilmeyerek oturum kapatıldı.

Miroğlu: Demokrasiye zarar

Hükümetin listesinin mecliste sunulmasından sonra söz alan UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu, 14 ay önceki senaryonun tekrarlandığını belirterek seçilme niteliklerini taşımadığını iddia ettiği iki kişinin Bakanlar Kurulu'nda yer almasının demokrasiye, hoşgörüye, uzlaşmaya zarar vereceğini söyledi.

Miroğlu, hükümet listesinde yer alan iki isim sebebiyle anayasa çiğnendiği için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmak zorunda kalacaklarını açıkladı.

Neden böyle yapıldığını anlayamadıklarını, bu tutumun anayasaya zarar vermekten başka işe yaramayacağını belirten Miroğlu, başbakanı ve arkadaşlarını sağduyuya çağırdı.

Talat: Gerginlik çabası

Miroğlu'nu yanıtlayan Başbakan Talat, hükümetle ilgili böyle bir tartışmayı arzulamadıklarını belirtti. Talat, 14 ayda Miroğlu'nun söylediği zafiyeti yaşamadığını kaydetti.

Hükümetin, cumhurbaşkanlığı seçimine kadar görev yapacağını ve gerekçesinin hizmetlerin aksamaması olduğunu söylediklerini hatırlatan Talat, iki partinin uzlaşması uyarınca seçim sonrası tabloya göre hükümetin yeniden oluşacağını anlattı.

Başbakan Talat, UBP'nin açtığı davayı geri çektiğini, bunun iddialarından vazgeçtikleri anlamına geldiğini kaydederek UBP'nin dava açmasına değil ama bu konuda konuşmasına karşı olduğunu söyledi.

Bunun ilk günden durumu gerginleştirme çabasından başka anlamı olmadığını kaydeden Başbakan Talat, UBP'nin hükümette yer almayacağının anlaşılmasından sonra başlatılan bu çabalara hükümetin prim vermeyeceğini vurguladı.

Talat, bütün halkı kucakladıklarını, herkesin çıkarlarını dikkate alacaklarını, barış ve çözüm için çalışacaklarını ifade etti.

Başbakan Talat'ın konuşmasından sonra, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi adı geçtiği gerekçesiyle söz istedi, ancak oturumu yöneten Derviş Eroğlu, önce söz hakkı verilemeyeceğini belirtti, ardından da söz hakkı verilip verilmemesini oya sunmayı önerdi. Bu öneri hükümet kanadından milletvekillerinin tepkisine yol açtı ve bu milletvekilleri aslında Salih Miroğlu'na söz verilmesinin de Meclis İçtüzüğü'ne uygun olmadığını belirtti. Geçici meclis başkanı Derviş Eroğlu ise Miroğlu'na usul üzerine söz verdiğini belirtti.

Meclis genel kurulu tartışmalar büyümeden ve başka kimseye söz hakkı da verilmeden toplantısını tamamladı.

KIBRIS 10/03/2005

Türkiye Başbakanı Erdoğan: KKTC, dünya gündemine Türkiye'nin son ataklarıyla oturdu

GAYRETİMİZ ÇÖZÜM İÇİN... Erdoğan: Kuzey ve Güney Kıbrıs, yıllardır çözümsüzlüğe mahkum edildi. Çözümsüzlüğü ortadan kaldırmanın gayreti içindeyiz. Eğer bugün KKTC dünya gündemine oturmuşsa, Türkiye Cumhuriyeti'nin son ataklarıyla oturmuştur

TÜRK TARAFI BARIŞTAN YANA... "Bugüne kadar hep haksız konumda gösterilen KKTC, 24 Nisan ile dünyaya bir cevap verdi. Dedi ki, 'Ben adada barıştan yanayım, ben adada bu kavganın, yanlış gidişatın sona ermesinde yanayım' ama güney bunun tam aksini, 'Biz ayrılıkçıyız, barıştan yana değiliz, BM planını kabul etmiyoruz' dedi, buna rağmen AB tarafından takdir edilmiştir. Kuzey Kıbrıs, görevini yaptığı için alnı açıktır"

ERDOĞAN, ANNAN İLE GÖRÜŞECEK... Türkiye Başbakanı Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la Madrid'de Kıbrıs'ı görüşeceklerini bildirdi

 

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, eğer bugün KKTC dünya gündemine oturmuşsa bunun Türkiye Cumhuriyeti'nin son ataklarıyla olduğunu belirtti.

TGRT Haber TV'deki canlı yayında, AB Troykası toplantısına ilişkin değerlendirmede bulunan Erdoğan, Kıbrıs konusuna da değindi.

Başbakan Erdoğan, Kıbrıs konusu ile ilgili bir soru üzerine, "Ben cebimdeki parayı vermek konusunda cömerdim de uğrunda kanlar verilmiş bir yeri verme konusunda cömert değilim, böyle bir hakkım yok" dedi.

Kuzey ve Güney Kıbrıs'ın yıllardır çözümsüzlüğe mahkum edildiğini ve çözümsüzlüğü ortadan kaldırmanın gayreti içinde bulunduklarını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

"Eğer bugün KKTC dünya gündemine oturmuşsa, Türkiye Cumhuriyeti'nin son ataklarıyla oturmuştur. Bugüne kadar hep haksız konumda gösterilen KKTC, 24 Nisan ile dünyaya bir cevap verdi. Demiş ki, 'Ben adada barıştan yanayım, ben adada bu kavganın, yanlış gidişatın sona ermesinde yanayım' ama Güney bunun tam aksini, 'Biz ayrılıkçıyız, barıştan yana değiliz, BM planını kabul etmiyoruz' dedi, buna rağmen AB tarafından takdir edilmiştir. Kuzey Kıbrıs, görevini yaptığı için alnı açıktır."

Erdoğan, İslam Konferansı Örgütü'ne bugüne kadar sadece bir cemaat olarak katılan KKTC'nin son toplantıda "gözlemci üye" olarak bulunduğunu, bu başarının da AK Parti hükümetinin başarısı olduğunu söyledi.

İKÖ'nün KKTC'yi gözlemci üyeliğe BM planındaki "Kıbrıs Türk Devleti" adıyla kabul ettiğini belirten Erdoğan, bunun KKTC açısından çok ciddi bir mesafe olduğunu dile getirdi.

"Bu bir tanıma değildir"

"Türkiye Güney Kıbrıs'ı tanıdı" iddialarına da yanıt veren Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Güney Kıbrıs ile Gümrük Birliği konusunu, 17 Aralık'ta 3 Ekim ile ilgili müzakere tarihinin verildiği zirvedeki konuşmada açıkladım. Biz 19. paragrafı kabul ettik ama AB'nin bize deklere ettiği paragrafın altına kendi cümlemizi koyarak kabul ettik. Orada 'bu bir tanıma değildir' dedik. Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Balkanende, İngiltere Başbakanı Blair, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, ve Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in de bunun genel bir tanıma olmadığı yönündeki açıklamaları uluslararası medya karşısında yaptı."

Bu konudaki uluslararası hukuk yoluyla çalışmaların yapıldığını, genel tanıma konusunda bir adım atılmadığını söyleyen Erdoğan, "Bunun olgunlaştırılması için çalışmalarımızı devam ettiriyoruz. Bu konuda gerekli adımları, vakti geldiğinde atacağız. 'Kıbrıs verildi' bunlar çirkin ifadelerdir" dedi.

Erdoğan, Gümrük Birliği konusunun farklı bir olay olduğunu, Türkiye'nin de 1996 yılında AB'ye girmeden Gümrük Birliği'ne girdiğini anımsattı.

Erdoğan, Annan ile Madrid'de Kıbrıs'ı görüşecek

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Terör Zirvesi için Madrid'e hareketinden önce gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, Kıbrıs konusuna ilişkin soruya karşılık, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la Madrid'de Kıbrıs'ı görüşeceklerini bildirdi.

Erdoğan, 24 Nisan'da yapılan referandumda "hayır" diyen Rum tarafının buna rağmen taltif edildiğini de söyledi.

Kıbrıs Türk halkının üzerine düşen görevi yerine getirdiğini vurgulayan Erdoğan, KKTC'ye uygulanan ambargonun kalkması gerektiğinin altını çizdi. Erdoğan, şöyle dedi:

"Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan kardeşlerimiz, soydaşlarımız barıştan yana olduklarını zaten açıklamışlardır. Barıştan yana olmadığını ifade eden Güney Kıbrıs'tır. Öyleyse Güney Kıbrıs'la bu işin konuşulması, onların bu konudaki yaklaşımı önem arz etmektedir. Zira Kuzey Kıbrıs zaten üzerine düşen görevi yerine getirmiştir. Şu anda üzerine düşen görevi yerine getirmeyenler, bu görevi yerine getirmek durumundadırlar diye düşünüyorum. Bunu da Sayın Annan'la görüşme fırsatımız olacak. Tabii kendilerinin ne düşündüğünü şu anda bilemiyorum. Bu vesileyle onu da öğrenmiş olacağız."

"Kıbrıs'ta barıştan yana olmadığını

ifade eden, Güney Kıbrıs'tır"

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Annan ile yapacağı görüşmede muhtemelen Kıbrıs konusunun gündeme geleceğini belirtti. Kıbrıs'la ilgili Türkiye'nin garantör ülke olarak üzerine düşen ne varsa bunu zaten yaptığına dikkati çeken Erdoğan, geçen yılki referandumda bunun çok açık ve net ortaya çıktığını kaydetti.

Erdoğan, Esenboğa Havalimanı'ndan İspanya'ya hareketinden önce yaptığı açıklamada, "KKTC'deki soydaşlarımız, kardeşlerimiz BM planına yüzde 65 evet oyu vermiştir. Güney Kıbrıs ise yüzde 75 hayır oyu vermiştir" diye konuştu.

"Hayır diyen Güney Kıbrıs, taltif edildi"

Hayır oyu veren Güney Kıbrıs'ın taltif edilerek 1 Mayıs'ta AB'ye üye olarak kabul edildiğini belirten Erdoğan, Kuzey Kıbrıs'ın ise yine ambargo uygulamasıyla karşı karşıya bırakıldığını vurguladı.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşeceğini hatırlatan bir gazetecinin, "Kıbrıs konusunda yeni bir teklif var mı? Görüşmelerden beklentiniz var mı?" sorusuna, Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Tabii burada bir haksızlık çok açık ve net ortadadır. Dolayısıyla bundan sonra herhangi bir görev veya bununla ilgili üzerine düşen vazifeyi yerine getirmek Güney Kıbrıs'a aittir. AB'ye bu noktada çok çok önemli görevler düşmektedir ki bana göre bunlar ambargonun kaldırılmasıdır. Peyderpey kaldırılmasıdır. Hangi yolu tercih ederlerse, bunun yapılması lazım.

Bu süreçte işin içerisinde olan başta BM genel sekreteri raporunda bunları çok açık ortaya koymuştur. Bundan sonraki sürece yönelik biz Kıbrıs'ta, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan kardeşlerimiz, soydaşlarımız barıştan yana olduklarını zaten açıklamışlardır. Barıştan yana olmadığını ifade eden Güney Kıbrıs'tır. Öyleyse Güney Kıbrıs ile bu işin konuşulması, onların bu konudaki yaklaşımı önem arz etmektedir. Zira Kuzey Kıbrıs üzerine düşen görevi yerine getirmiştir. Şu anda üzerine düşen görevi yerine getirmeyenler, bu görevi yerine getirmek durumundadırlar diye düşünüyorum. Burada Sayın Annan ile görüşme fırsatımız olacak. Tabii kendilerinin şu anda ne düşündüğünü bilemiyorum. Bu vesileyle bunu da öğrenmiş olacağız."

KIBRIS 10/03/2005