|
De Soto:
Rumlar iki nedenden isteksiz |
|
|
|
BM Genel Sekreterinin
eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Rumların çözüme
istekli olmadığını belirtti. |
|
|
|
AA |
5 Mart 2005 NTV-De Soto, Kıbrıslı Rumların çözüme
istekli olmamalarının nedenini de, ekonomik refah içerisinde
olmaları ve ABye üye olmaları şeklinde açıkladı.
BM Genel Sekreteri Annanın eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Kıbrıslı Rumlar, iki nedenden dolayı çözüm istemiyor. Birincisi ekonomik refah içerisinde olmaları, ikincisi de AB üye olmuş olmalarıdır dedi.
RUM TARAFI HAZIR DEĞİL
Rum basınında yer alan haberlere göre De
Soto, Kıbrıslı Rumların Annan planında öngörülen,
tarafların siyasi eşitliği ve yetki
paylaşımını kabul etmeye hazır
olmadıklarını, bunun aksine Kıbrıslı Türklerin
hem referandumda hem de son seçimlerde çözüm iradelerini ortaya
koyduklarını söyledi. Rum gazeteleri, De Sotonun
açıklamalarını tahrikkar olarak niteledi.
|
Rum bakandan
itiraf |
|
|
|
Rum Adalet ve Kamu
Düzeni Bakanı Doros Teodoru, Rum Yönetiminin bugüne dek hedeflerine
varmak için çözümsüzlük politikası izlediğini itiraf etti. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
4 Mart 2005 Rum bakan, Güney Kıbrısın AB
üyeliğiyle, sorunun BM ekseninden çıkarılarak, Avrupa
Birliği içinde hukuki ve siyasi bir konu haline getirildiğini kaydetti. |
Doros Teodoru, Rum Yönetiminin, bugüne kadar
Kıbrıs sorununun çözümünü engellediğini, bunun bir politika
olduğunu söyledi.
Teodoru, Tasos Papadopulosun sorunun çözümünü
zamana yayarak, çözümü AB hukuku içinde aradığını söyledi.
Rum bakan bu çerçevede, 3 Ekim tarihine kadar müzakerelerden kaçınmaya
çalıştıklarını da belirtti.
Çözüm için acele etmediklerini açıklayan
Teodoru, referandumda Rum tarafından çıkan hayır
yanıtını bir başarı olarak nitelendirdi. Rum bakan,
Bu yanıtla şimdi ABde devlet olarak güçlü bir yere sahibiz
ifadesini kullandı.
KKTC'de kabine yarın açıklanıyor
6 Mart, 2005 09:45:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş,
CTP-DP koalisyon hükümetinin yeni bakanlar kurulu listesini yarın
öğleden sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a
sunacaklarını bildirdi.
Yeni
hükümetin programının ve kabinenin en geç yarın öğleye
kadar açıklanacağını belirten Serdar Denktaş, CTP
Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın beklentisinin de bu
olduğunu belirtti.
Denktaş, ''Talat, başbakanlık görevini
cumhurbaşkanından almış ama henüz hükümeti
kuramamış bir kişi olarak,
cumhurbaşkanlığına adaylık başvurusunda bulunmak
istemiyor'' dedi.
Talat'ın
cumhurbaşkanı olması durumunda
Serdar Denktaş, Talat'ın cumhurbaşkanı olması durumunda
CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer'in başbakan olacağını
söyledi.
Başbakan değişikliğinde bir sorun yaşanmaması
için, mevcut bakanlar kurulunun ve mevcut bakanlıkların nisan
ortasına kadar devam etmesini önerdiklerini açıklayan Serdar Denktaş,
yarın hangi bakanlıkların hangi partide
olacağının açıklanacağını, ancak
bunların uygulanmasının cumhurbaşkanlığı
seçiminden sonra olacağını bildirdi.
Mevcut hükümettekilerin 17 nisana kadar görev yapacağını, 2004
bütçesini ve anayasa değişiklik yasasını meclisten
geçireceğini kaydeden Denktaş, Talat'ın cumhurbaşkanı
seçilmesi halinde, boşalacak milletvekilliği için 27 haziranda
yapılması gerekecek ara seçimi önlemek için de yasa değişikliği
önerdiklerini açıkladı.
Denktaş, önerinin, ara seçim yerine, boşalan milletvekilinin yerine,
o partiden, seçilemeyen en yüksek oyu alan adayın milletvekili
yapılmasını öngördüğünü söyledi.
''Tarihi
fırsatı kaçırdık''
Serdar Denktaş, cumhurbaşkanlığı seçiminde, ellerine,
dünyaya Kıbrıs Türk demokrasisinin varlığını
kabul ettirme fırsatı geçtiğini ve bu anlamda tarihe bir not
düşmek istediklerini belirterek, ancak bu fırsatı ellerinden
kaçırdıklarını anlattı.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın
cumhurbaşkanlığına aday olmamasının önemli bir
açılımı da beraberinde getirdiğine işaret eden Serdar
Denktaş, Kıbrıs Türklerini devlet olarak
tanımayanların bugüne kadar cumhurbaşkanı ile 'toplum
lideri' olarak görüştüğünü, bunu değiştirme imkanlarının
ortaya çıktığını, görüşmecinin kim
olacağını meclisin belirleyebileceğini söyledi.
Meclisin rahatlıkla ''Kıbrıs Türk halkını,
Kıbrıs sorununun çözümü görüşmelerinde temsil edecek kişi
Mehmet Ali Talat'tır'' kararını alabileceğini vurgulayan
Serdar Denktaş, ''Mehmet Ali Talat, başbakan olarak görüşmecilik
yetkisini üstlenir ve götürürdü. Çünkü partisi yüzde 45 oy aldı. Ancak
olaya tamamen duygusal bakıldı. Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın 'cumhurbaşkanlığı seçimleri duygusal
olmaz' diye bir mesajı vardı. Tamamen duygusal bakıldı'' dedi.
''Talat'ı ikna
edemedim''
Talat'ı cumhurbaşkanı adayı olmaması için ikna
edemediğini vurgulayan Serdar Denktaş, ikna çabasının iki
nedenden dolayı olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:
''Biri, Talat'ın genç ve başbakan olarak yapabileceği işler
olduğuna inanmaktayım. İkincisi de dış politikada
önemli bir fırsat geçmişti elimize, bu önemli fırsatı
kullanmalıydık. Ancak duygusal davrandılar, 'Denktaş'tan
boşalacak yeri dolduralım' düşüncesiyle hareket ettiler. Bu bana
göre hatadır. Ve dolayısıyla dünyaya bizim demokrasimizin
varlığını kabul ettirme fırsatı elimizden
gitti.''
UBP'yle
cumhurbaşkanlığı görüşmesi
Cumhurbaşkanlığına ortak aday çıkarma konusunda Ulusal
Birlik Partisi ile (UBP) yarın görüşeceklerini ifade eden
Denktaş, bir isim üzerinde anlaşmaya
çalışacaklarını söyledi.
UBP ile ortak isim üzerinde anlaşamamaları halinde, DP
tabanını cumhurbaşkanlığı seçiminde serbest
bırakacaklarını bildiren Serdar Denktaş, Talat'ın
adaylığının desteklenmesinin de
değerlendirileceğini kaydetti.
Denktaş: Talat'ı ikna edemedim
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş,Başbakan Mehmet Ali Talat'ı, cumhurbaşkanlığına aday olmaması konusunda ikna edemediğini ifade etti.
KKTC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar
Denktaş, CTP-DP koalisyon hükümetinin yeni bakanlar kurulu listesini
yarın öğleden sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a
sunacaklarını bildirdi.
Serdar
Denktaş, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve
Başbakan Mehmet Ali Talat'ı, cumhurbaşkanlığına
aday olmaması konusunda ikna edemediğini ifade ederek, CTP'nin
cumhurbaşkanlığı seçiminde duygusal
davrandığını ve Denktaş'tan boşalacak yeri
dolduralım düşüncesiyle hareket ettiğini söyledi.
Yeni
hükümetin programının ve kabinenin en geç yarın öğleye
kadar açıklanacağını belirten Serdar Denktaş, CTP
Genel Başkanı ve Başbakan Talat'ın beklentisinin de bu
olduğunu kaydetti. Denktaş, (Talat) Başbakanlık görevini
cumhurbaşkanından almış ama henüz hükümeti kuramamış
bir kişi olarak, (cumhurbaşkanlığına) adaylık
başvurusunda bulunmak istemiyor dedi.
TALAT'IN
CUMHURBAŞKANI OLMASI DURUMUNDA
Serdar
Denktaş, bir soru üzerine, Talat'ın cumhurbaşkanı
olması durumunda CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer'in başbakan
olacağını belirtti. Denktaş, 17 Nisan'dan sonra Soyer
başbakanlığında bir hükümet olacağını
söyledi.
Başbakan
değişikliğinde bir sorun yaşanmaması için, mevcut
bakanlar kurulunun ve mevcut bakanlıkların nisan ortasına kadar
devam etmesini önerdiklerini açıklayan Serdar Denktaş, yarın
hangi bakanlıkların hangi partide olacağının
açıklanacağını, ancak bunların
uygulanmasının cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra
olacağını bildirdi.
Mevcut
hükümettekilerin 17 Nisan'a kadar görev yapacağını, 2004
bütçesini ve anayasa değişiklik yasasını meclisten
geçireceğini kaydeden Denktaş, Talat'ın cumhurbaşkanı
seçilmesi halinde, boşalacak milletvekilliği için 27 Haziran'da
yapılması gerekecek ara seçimi önlemek için de yasa
değişikliği önerdiklerini belirtti. Denktaş, önerinin, ara
seçim yerine, boşalan milletvekilinin yerine, o partiden, seçilemeyen en
yüksek oyu alan adayın milletvekili yapılmasını
öngördüğünü söyledi.
TARİHİ
FIRSATI KAÇIRDIK
Serdar
Denktaş, cumhurbaşkanlığı seçiminde, ellerine, dünyaya
Kıbrıs Türk demokrasisinin varlığını kabul
ettirme fırsatı geçtiğini ve bu anlamda tarihe bir not
düşmek istediklerini belirterek, ancak bu fırsatı ellerinden
kaçırdıklarını anlattı.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ın cumhurbaşkanlığına aday
olmamasının önemli bir açılımı da beraberinde
getirdiğine işaret eden Serdar Denktaş, Kıbrıs
Türklerini devlet olarak tanımayanların bugüne kadar
cumhurbaşkanı ile toplum lideri olarak görüştüğünü, bunu
değiştirme imkanlarının ortaya
çıktığını, görüşmecinin kim
olacağını meclisin belirleyebileceğini söyledi.
Serdar
Denktaş, şöyle konuştu:
Şu
mesajı verebilme imkanı doğmuştu: Bizi devlet olarak
tanımayabilirsiniz ama saygı göstermeniz gereken bir demokrasimiz
var. Bu demokrasimiz, halkımızın iradesinin
şekillendiği yer, kendi sistemimiz içerisinde parlamentodur. Parlamento
karar alarak, görüşmecinin kim olacağını, hangi seviyede
olacağını rahatlıkla belirleyebilir. Böylelikle 'toplum
lideriyle görüşülme' noktasından çıkıp, en azından
demokrasimizin, irademizin varlığını ispatlayabiliriz. O
nedenle biz cumhurbaşkanlığına artık bir protokol
mevki olarak baktık.
Meclisin
rahatlıkla Kıbrıs Türk halkını, Kıbrıs
sorununun çözümü görüşmelerinde temsil edecek kişi Mehmet Ali
Talat'tır kararını alabileceğini vurgulayan Serdar
Denktaş, Mehmet Ali Talat, başbakan olarak görüşmecilik
yetkisini üstlenir ve götürürdü. Çünkü partisi yüzde 45 oy aldı. Ancak
olaya tamamen duygusal bakıldı. Başbakan (Recep Tayyip)
Erdoğan'ın 'Cumhurbaşkanlığı seçimleri duygusal
olmaz' diye bir mesajı vardı. Tamamen duygusal bakıldı
dedi.
STATÜKO
DEVAM EDİYOR
CTP
tabanının, yıllardır karşısında siyasi
mücadele verdikleri Denktaş'tan sonra orayı doldurmaya
yönlendiğini kaydeden Serdar Denktaş, Talat'ın kendi
isteğiyle aday olduğunu düşünmediğini, zorlanarak
adaylık noktasına geldiğini söyledi.
Serdar
Denktaş, şöyle devam etti:
Talat'la
görüştüm, bu fırsatı kullanmamız gerektiğini
anlattım. 'Dünya toplum lideri dışında biriyle
görüşmeyi kabul eder mi etmez mi' tartışmasını önüme
koydu. Kendisine, 'Bizim görüşmecimizin kim olacağına, dünya
değil, (Rum yönetimi lideri Tasos) Papadopulos değil, KKTC'nin
meclisi karar verir' cevabını verdim.
'Statüko
değişsin' mücadelesi veren bir ekip, statükoyu değil, sadece
statükonun adını ve kişilerini değiştirmiş oluyor
ama statüko aynen devam ediyor. Bir fırsat kaçırıldı diye
görüyorum.
İKNA
EDEMEDİM
Talat'ı
cumhurbaşkanı adayı olmaması için ikna edemediğini
kaydeden Serdar Denktaş, ikna çabasının iki nedenden dolayı
olduğunu dile getirerek, şunları söyledi:
Biri,
Talat'ın genç ve başbakan olarak yapabileceği işler
olduğuna inanmaktayım. İkincisi de dış politikada
önemli bir fırsat geçmişti elimize, bu önemli fırsatı
kullanmalıydık. Ancak duygusal davrandılar, 'Denktaş'tan
boşalacak yeri dolduralım' düşüncesiyle hareket ettiler. Bu bana
göre hatadır. Ve dolayısıyla dünyaya bizim demokrasimizin
varlığını kabul ettirme fırsatı elimizden gitti.
Cumhurbaşkanlığına
ortak aday çıkarma konusunda Ulusal Birlik Partisi ile (UBP) yarın
görüşeceklerini ifade eden Denktaş, bir isim üzerinde anlaşmaya
çalışacaklarını söyledi. UBP ile ortak isim üzerinde
anlaşamamaları halinde, DP tabanını
cumhurbaşkanlığı seçiminde serbest
bırakacaklarını bildiren Serdar Denktaş, Talat'ın
adaylığının desteklenmesinin de
değerlendirileceğini kaydetti.
(aa)
HURRIYET 06/03/05
|
Umarım Denktaş haklı çıkmaz |
|
|
Ömer BİLGE/LEFKOŞA BM Genel Sekreterinin Kıbrıs eski Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Rumların çözüm istemediğini belirterek Denktaş bana Rumlar tüm adayı istiyor demişti. Bir gün bu tespitinin yanlış çıkmasını umarımdedi. Perulu
diplomat De Soto, Brükselde federal sistemler konulu bir seminerde
yaptığı konuşmada, Rumlar, iki nedenden dolayı
çözüm istemiyor. Birincisi ekonomik refah içerisinde olmaları, ikincisi
de ABa üye olmuş olmalarıdır diye konuştu. |
|
HURRIYET 06/03/05
Denktaş: Talat'ı
cumhurbaşkanlığına aday olmaması için ikna edemedim
KKTC Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı, Demokrat Parti (DP) Genel
Başkanı Serdar Denktaş, CTP-DP koalisyon hükümetinin yeni
bakanlar kurulu listesini yarın öğleden sonra Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'a sunacaklarını bildirdi.
Serdar Denktaş, A.A muhabirine
yaptığı açıklamada, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel
Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı,
cumhurbaşkanlığına aday olmaması konusunda ikna
edemediğini ifade ederek, CTP'nin cumhurbaşkanlığı
seçiminde ''duygusal'' davrandığını ve ''Denktaş'tan
boşalacak yeri dolduralım'' düşüncesiyle hareket ettiğini
söyledi.
Yeni hükümetin programının ve
kabinenin en geç yarın öğleye kadar
açıklanacağını belirten Serdar Denktaş, CTP Genel
Başkanı ve Başbakan Talat'ın beklentisinin de bu
olduğunu kaydetti. Denktaş, ''(Talat) Başbakanlık görevini
cumhurbaşkanından almış ama henüz hükümeti
kuramamış bir kişi olarak, (cumhurbaşkanlığına)
adaylık başvurusunda bulunmak istemiyor'' dedi.
TALAT'IN CUMHURBAŞKANI OLMASI DURUMUNDA
Serdar Denktaş, bir soru üzerine,
Talat'ın cumhurbaşkanı olması durumunda CTP Genel Sekreteri
Ferdi Sabit Soyer'in başbakan olacağını belirtti.
Denktaş, 17 Nisan'dan sonra Soyer başbakanlığında bir
hükümet olacağını söyledi.
Başbakan değişikliğinde bir
sorun yaşanmaması için, mevcut bakanlar kurulunun ve mevcut
bakanlıkların nisan ortasına kadar devam etmesini önerdiklerini
açıklayan Serdar Denktaş, yarın hangi bakanlıkların
hangi partide olacağının açıklanacağını, ancak
bunların uygulanmasının cumhurbaşkanlığı
seçiminden sonra olacağını bildirdi.
Mevcut hükümettekilerin 17 Nisan'a kadar görev
yapacağını, 2004 bütçesini ve anayasa değişiklik
yasasını meclisten geçireceğini kaydeden Denktaş,
Talat'ın cumhurbaşkanı seçilmesi halinde, boşalacak
milletvekilliği için 27 Haziran'da yapılması gerekecek ara
seçimi önlemek için de yasa değişikliği önerdiklerini belirtti.
Denktaş, önerinin, ara seçim yerine, boşalan milletvekilinin yerine,
o partiden, seçilemeyen en yüksek oyu alan adayın milletvekili
yapılmasını öngördüğünü söyledi.
''TARİHİ FIRSATI KAÇIRDIK''
Serdar Denktaş,
cumhurbaşkanlığı seçiminde, ellerine, dünyaya
Kıbrıs Türk demokrasisinin varlığını kabul
ettirme fırsatı geçtiğini ve bu anlamda tarihe bir not
düşmek istediklerini belirterek, ancak bu fırsatı ellerinden
kaçırdıklarını anlattı.
Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın cumhurbaşkanlığına aday
olmamasının önemli bir açılımı da beraberinde
getirdiğine işaret eden Serdar Denktaş, Kıbrıs Türklerini
devlet olarak tanımayanların bugüne kadar cumhurbaşkanı ile
''toplum lideri'' olarak görüştüğünü, bunu değiştirme
imkanlarının ortaya çıktığını,
görüşmecinin kim olacağını meclisin
belirleyebileceğini söyledi.
Serdar Denktaş, şöyle konuştu:
''Şu mesajı verebilme imkanı
doğmuştu: Bizi devlet olarak tanımayabilirsiniz ama saygı
göstermeniz gereken bir demokrasimiz var. Bu demokrasimiz,
halkımızın iradesinin şekillendiği yer, kendi
sistemimiz içerisinde parlamentodur. Parlamento karar alarak, görüşmecinin
kim olacağını, hangi seviyede olacağını
rahatlıkla belirleyebilir. Böylelikle 'toplum lideriyle görüşülme'
noktasından çıkıp, en azından demokrasimizin, irademizin
varlığını ispatlayabiliriz. O nedenle biz
cumhurbaşkanlığına artık bir protokol mevki olarak
baktık.'' Meclisin rahatlıkla ''Kıbrıs Türk
halkını, Kıbrıs sorununun çözümü görüşmelerinde temsil
edecek kişi Mehmet Ali Talat'tır'' kararını
alabileceğini vurgulayan Serdar Denktaş, ''Mehmet Ali Talat,
başbakan olarak görüşmecilik yetkisini üstlenir ve götürürdü. Çünkü
partisi yüzde 45 oy aldı. Ancak olaya tamamen duygusal bakıldı.
Başbakan (Recep Tayyip) Erdoğan'ın
'Cumhurbaşkanlığı seçimleri duygusal olmaz' diye bir
mesajı vardı. Tamamen duygusal bakıldı'' dedi.
''STATÜKO DEVAM EDİYOR''
CTP tabanının, yıllardır
karşısında siyasi mücadele verdikleri Denktaş'tan sonra
orayı doldurmaya yönlendiğini kaydeden Serdar Denktaş,
Talat'ın kendi isteğiyle aday olduğunu düşünmediğini,
zorlanarak adaylık noktasına geldiğini söyledi.
Serdar Denktaş, şöyle devam etti:
''Talat'la görüştüm, bu fırsatı
kullanmamız gerektiğini anlattım. 'Dünya toplum lideri
dışında biriyle görüşmeyi kabul eder mi etmez mi'
tartışmasını önüme koydu. Kendisine, 'Bizim
görüşmecimizin kim olacağına, dünya değil, (Rum yönetimi
lideri Tasos) Papadopulos değil, KKTC'nin meclisi karar verir'
cevabını verdim.
'Statüko değişsin' mücadelesi veren
bir ekip, statükoyu değil, sadece statükonun adını ve
kişilerini değiştirmiş oluyor ama statüko aynen devam
ediyor. Bir fırsat kaçırıldı diye görüyorum.''
'İKNA EDEMEDİM''
Talat'ı cumhurbaşkanı adayı
olmaması için ikna edemediğini kaydeden Serdar Denktaş, ikna
çabasının iki nedenden dolayı olduğunu dile getirerek,
şunları söyledi:
''Biri, Talat'ın genç ve başbakan
olarak yapabileceği işler olduğuna inanmaktayım.
İkincisi de dış politikada önemli bir fırsat geçmişti
elimize, bu önemli fırsatı kullanmalıydık. Ancak duygusal
davrandılar, 'Denktaş'tan boşalacak yeri dolduralım'
düşüncesiyle hareket ettiler. Bu bana göre hatadır. Ve
dolayısıyla dünyaya bizim demokrasimizin
varlığını kabul ettirme fırsatı elimizden
gitti.'' Cumhurbaşkanlığına ortak aday çıkarma
konusunda Ulusal Birlik Partisi ile (UBP) yarın görüşeceklerini ifade
eden Denktaş, bir isim üzerinde anlaşmaya
çalışacaklarını söyledi. UBP ile ortak isim üzerinde
anlaşamamaları halinde, DP tabanını
cumhurbaşkanlığı seçiminde serbest
bırakacaklarını bildiren Serdar Denktaş, Talat'ın
adaylığının desteklenmesinin de
değerlendirileceğini kaydetti.
MILLIYET 06/03/05
De
Soto: Haklı çıkan Denktaş
06/03/2005
RADIKAL
LEFKOŞA -
BM'nin eski Kıbrıs temsilcisi Alvaro De Soto, Brüksel'deki
federalizmin nimetleriyle ilgili konferansta, adadaki çözümsüzlükle ilgili
görüşünü açıkladı. "Rumlar, iki nedenden dolayı çözüm
istemiyor; birincisi ekonomik refah içerisinde olmaları, ikincisi de
artık AB üyesi olmaları" diyen Perulu diplomat, Rumların,
iki bölgeli, iki toplumlu federasyon istiyorlarsa, Annan Planı'ndaki 'Siyasi
Eşitlik' ve 'Yetki Paylaşımı'nı kabul edip
etmediklerini netleştirmeleri gerektiğini belirtti. De Soto,
"Rauf Denktaş bana bir defasında Rumları tek ilgilendirenin
adanın tüm egemenliğini ele geçirmek olduğunu söylemişti.
Bir gün bu tespitinde hata yaptığının
kanıtlanmasını umarım" dedi.
(Radikal, aa)
Hem seçim
Hem referendum
REFERANDUM ŞARTI KALDIRILSIN...
CTP/BG'nin başlattığı çalışma, anayasa
değişikliğinin kolaylaştırılmasını
hedefliyor. Buna göre, anayasa değişikliği için mecliste milletvekillerinin
3'te 2 çoğunluğu sağlaması halinde referandum
şartının kaldırılması öngörülüyor
ARA SEÇİME GEREK KALMASIN... 17
Nisan'daki cumhurbaşkanlığı seçimine yetiştirilmesi
hedeflenen bir diğer değişiklik de aynen belediyelerde
olduğu gibi mecliste de bir milletvekilinin görevinin sona ermesi halinde
ara seçime gidilmesine gerek kalmadan o partide bir sonraki adayın
milletvekilliğine yükselmesini öngörüyor
UBP SICAK BAKIYOR... UBP'nin, CTP/BG'nin
başlattığı anayasa değişikliği
çalışmasına sıcak baktığı bildiriliyor. Bu
konuda partilerin uzlaşı sağlaması halinde halk, 17
Nisan'da hem yeni cumhurbaşkanını seçecek, hem de anayasa
değişikliğini öngören referandum için oy kullanacak
Dilek ÇETEREİSİ
Ülkede bir yanda hükümet için hummalı
çalışmalar sürerken, diğer yandan da anayasa
değişikliği için yoğun çalışmalar
yapılıyor.
Seçimden büyük bir zaferle çıkan
Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler(CTP/BG), hükümet konusunda son
noktayı koymaya hazırlanırken, 17 Nisan'da yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte anayasa değişikliğini
de referanduma sunmak istiyor.
Anayasa değişikliğini
kolaylaştırmak ve mecliste bir milletvekilinin görevinin sona ermesi
halinde ara seçim şartını ortadan kaldırmayı
hedefleyen anayasa değişikliği için kolları sıvayan
CTP/BG, bu konuda partilerle temas başlattı.
Halkı sık sık sandık
başına gitmesini ortadan kaldırmak için
cumhurbaşkanlığı seçimini fırsat bilen CTP/BG,
"bir taşla iki kuş vurup" anayasayla ilgili bir dizi engeli
de ortadan kaldırmayı amaçlıyor.
Hükümete yakın kaynaklardan edinilen
bilgilere göre, CTP/BG'nin başlattığı çalışma,
anayasanın değiştirilmesinin
kolaylaştırılmasını hedefliyor. Buna göre, anayasa
değişikliği için mecliste milletvekillerinin 3'te 2 çoğunluğu
sağlaması halinde referandum şartının
kaldırılması öngörülüyor. Oysa 1985 Anayasası, anayasa
değişikliği için mecliste 3'te 2 çoğunluğun
sağlanmasının yanı sıra referanduma gidilmesini de
şart koşuyor.
17 Nisan'daki
cumhurbaşkanlığı seçimine yetiştirilmesi hedeflenen
bir diğer değişiklik de aynen belediyelerde olduğu gibi
mecliste de bir milletvekilinin görevinin sona ermesi halinde ara seçime
gidilmesine gerek kalmadan o partide bir sonraki adayın
milletvekilliğine yükselmesini öngörüyor.
UBP'nin bu değişiklik
çalışmasına sıcak baktığı bildiriliyor. Bu
konuda partilerin uzlaşı sağlaması halinde halk, 17
Nisan'da hem yeni cumhurbaşkanını seçecek, hem de anayasa
değişikliğini öngören referandum için oy kullanacak.
Bilindiği gibi ülkemizde
yıllardır birçok parti ve sivil toplum örgütünün dile getirdiği
birçok demokratik talep, anayasa engeline takıldığı için
daha ileri bir noktaya taşınamadı.
Örneğin polisin İçişleri
Bakanlığı'na bağlanması ve Kamu Hizmeti Komisyonu'nun
demokratikleştirilmesi gibi uzun zamandır dillendirilen bir dizi
demokratik talep, anayasa değişikliği gerektirdiği için
hayata geçirilmiyor. Anayasa değişikliği de, mecliste 3'te 2
çoğunluğun sağlanmasının yanı sıra halk
oyunu, yani referandumu gerektiriyor.
Talat cumhurbaşkanı olunca...
CTP/BG Genel Başkanı Mehmet Ali
Talat'ın, hükümeti kurduktan sonra cumhurbaşkanlığına
aday olacağı neredeyse kesinlik kazanırken, 17 Nisan'da ortaya
çıkacak sonuçla ilgili gündeme gelebilecek sorunların da
aşılması için şimdiden önlem alınmaya
çalışılıyor.
Milletvekilliği erken genel seçimlerinde
CTP/BG'nin elde ettiği zaferle Talat'ın
cumhurbaşkanlığını da garantilediği
yorumları, son günlerin en çok konuşulan konularından biri.
Bu gerçekten hareket edildiğinde,
Talat'ın cumhurbaşkanı seçildiği gün
milletvekilliğinden istifa etmesi gerekecek, bu durumda CTP/BG
Lefkoşa bölgesinde bir milletvekilini kaybedecek; sonrasında da bu
koltuk için Lefkoşa bölgesinde ara seçim gündeme gelecek.
Bu durumda halkın yeniden sandık
başına gitmesine gerek kalmaması için CTP/BG'nin gündeme
getirdiği anayasa değişikliğinde ara seçim
şartının kaldırılması hedefleniyor.
KIBRIS 06/03/2005
Kıran
kırana
|
HÜKÜMETİN
ACİLİYETİ VAR... Görevi dün cumhurbaşkanından
alır almaz "hükümet en kısa sürede kurulacak" diyen
CTP/BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat,
cumhurbaşkanlığına adaylığını
açıklamadan, hükümet konusunu hafta sonu bitirmeyi amaçlıyor. Bu
durumda Talat'ın başbakanlığındaki hükümetin 8
Mart'tan önce kurulması gerekiyor DP
YUMUŞUYOR MU?... Dün siyasi trafik oldukça yoğundu. Talat görevi
aldıktan sonra mecliste DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş'la baş başa bir görüşme yaptı. CTP/BG ile DP
meclis grupları ayrı ayrı toplanarak durum
değerlendirmesi yaptı. Bu gelişmelerin ardından CTP/BG
öğleden sonra MYK'yı toplantıya çağırdı. DP'nin
dün bakanlıklar konusunda yumuşama eğilimine girebilecek
sinyaller verdiği haber veriliyor DIŞİŞLERİ
DP'DE, ÇALIŞMA CTP'DE... CTP/BG, bakanlıkların, seçim
sonuçları ışığında yeniden
paylaşılmasındaki ısrarını sürdürüyor. DP buna
yaklaşmazsa CTP/BG, derhal UBP alternatifini devreye sokacak. İki
parti arasında krize dönüşen Dışişleri
Bakanlığı konusunda yeni bir formül üzerinde
çalışıldığı bildiriliyor. CTP/BG'nin,
Dışişleri Bakanlığı'na karşılık
Çalışma Bakanlığı'nı istediği, DP'nin de
buna onay verebileceği belirtiliyor l UBP,
SEÇİM YASASI'NIN DEĞİŞMESİNİ
İSTİYOR... Hükümet konusunda sırasını bekleyen UBP'nin
de CTP/BG ile görüşmelerinde, Seçim Yasası'nda radikal
değişiklikler önerdiği kaydedildi. KKTC'nin 5 olan seçim
bölgesinin 10'a çıkarılmasını ve her seçim bölgesinden 5
milletvekili çıkmasının öngörüldüğü UBP önerisine göre,
bölge barajları yüzde 15-20'lere yükseliyor Dilek
ÇETEREİSİ Ülke
kamuoyunda günlerdir merak edilen hükümet konusunda sona
yaklaşıldığı bildiriliyor. Hükümeti
kurma görevini dün cumhurbaşkanından alır almaz "hükümet
en kısa sürede kurulacak" diyen Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik
Güçler (CTP/BG) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, kendi
başbakanlığındaki hükümeti 8 Mart'tan önce kurmayı
amaçlıyor. Talat,
cumhurbaşkanlığına adaylığını
açıklamadan, hükümet konusunu hafta sonu yapılacak yoğun bir
mesai ile bitirmeyi hedefliyor. Bu durumda Talat'ın
başbakanlığındaki hükümetin 8 Mart'tan önce
kurulması gerekiyor. Çünkü 8 Mart, partilerin
cumhurbaşkanlığına adaylarını
açıklamaları için son tarih. Bu noktadan
hareketle Talat'ın başbakanlığında kurulacak
hükümetin ortağının kim olacağı konusunun da bugün,
yarın netlik kazanması bekleniyor. CTP/BG, bugün saat 11.00'de
DP'yi resmen ziyaret ederek olası CTP/BG-DP koalisyonu için son denemeyi
yapacak. DP, inadını sürdürürse UBP alternatifi devreye konulacak
ve süratle sonuca ulaşılmasına çalışılacak. Nitekim dün
yapılan görevlendirmenin ardından siyasi trafik de oldukça hız
kazandı. Talat görevi aldıktan sonra mecliste Demokrat Parti (DP)
Genel Başkanı Serdar Denktaş'la baş başa bir
görüşme yaptı. CTP/BG ile DP meclis grupları da Cumhuriyet Meclisi'nde
ayrı ayrı toplanarak durum değerlendirdi. Bu gelişmelerin
ardından CTP/BG öğleden sonra MYK'yı toplantıya
çağırdı. Hükümet
konusunda gözler bugün yapılacak CTP/BG-DP görüşmesine çevrildi.
Saat 11.00'de resmi düzeyde ilk kez bir araya gelecek ortaklar, çetin bir
pazarlığa tutuşacak. DP'de
yumuşama sinyalleri Bu arada
DP'nin dün bakanlıklar konusunda yumuşama eğilimine
girebilecek sinyaller verdiği haber veriliyor. Dün mecliste
yer alan Talat- Serdar Denktaş görüşmesinde, bazı pürüzlerin
aşıldığı belirtilirken, yine de bugün heyetler
arasında yapılacak pazarlıkların "kıran
kırana" geçmesi bekleniyor. Çünkü CTP/BG,
bakanlıkların, 20 Şubat seçim sonuçları
ışığında yeniden paylaşılmasındaki
ısrarını sürdürüyor ve bu konuda geri adım atmamakta
kararlı görülüyor. Buna göre
milletvekili sayısını 24'e çıkaran CTP/BG, DP'den bir
bakanlığı geri almak istiyor. Hükümetin 6'ya 3 formülü
üzerinde inşa edilmesinden yana olan CTP/BG, DP'den öncelikle
Dışişleri Bakanlığı'nı talep etti. Ancak DP de
Dışişleri Bakanlığı'nı bir türlü vermek
istemiyor. DP, cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve
meclis başkanlığının CTP/BG'de olacağı
noktasından hareketle Dışişleri Bakanlığı'nda
diretiyor. İki
parti arasında krize dönüşen Dışişleri
Bakanlığı konusunda dün parti liderlerinin yaptığı
baş başa görüşmede yeni bir formülün ortaya
çıktığı bildiriliyor. CTP/BG'nin,
Dışişleri Bakanlığı'na karşılık
Çalışma Bakanlığı'nı istediği, DP'nin de
buna onay verebileceği belirtiliyor. Bu konuda
uzlaşma sağlanması halinde diğer konularda fazla bir pürüzün
yaşanmayacağına inanılıyor. "DP
olmazsa UBP bekliyor" Sandıkta
elde ettiği güçle görüşme masasına oturacak olan CTP/BG, bugün
DP'nin kapısını resmen çalmaya giderken, cebindeki UBP
kartını da ortağına hissettirmekten geri durmayacak. Dışişleri
Bakanlığı'nın Çalışma Bakanlığı
ile takas edilmesi formülünün hayata geçirilmesi de "DP ile hükümet
tamam" demeye yetmeyecek. Çünkü CTP/BG,
geçen dönem Enformasyon Dairesi ile takas ettiği Devlet Planlama
Örgütü'ne (DPÖ) de talip. UBP'den
ilginç seçim önerisi Hükümet
konusunda sırasını bekleyen UBP'nin de geçtiğimiz
günlerde yapılan CTP/BG ile görüşmelerinde, Seçim Yasası'nda
radikal değişiklikler önerdiği kaydedildi. KKTC'nin 5
olan seçim bölgesinin 10'a çıkarılmasını ve her seçim
bölgesinden 5 milletvekili çıkmasının öngörüldüğü UBP
önerisine göre, bölge barajları da yüzde 15-20'lere yükseliyor. Bu haberi
yalanlamayan CTP/BG kaynakları, bu önerinin bir sohbet
toplantısında gündeme getirildiğini ancak detaya fazla
girilmediğini söylüyor. Hatırlanacağı
gibi CTP/BG'nin UBP'yi ziyareti, siyasi kulislerde oldukça yankı
yaratmış, yeni dönemde DP'nin hükümette yer almasını
kesinlikle istemeyen UBP'nin, konuklarına karşı oldukça
"cömert" davrandığı bilgisi geniş ilgi
uyandırmıştı. UBP'nin,
Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı'ndan vazgeçip 5 bakanlık talep ettiği
ancak 4 bakanlığa da razı olabileceği mesajı son iki
güne damgasını vurmuştu. Bu formülde
UBP'nin Meclis Başkanlığı ile yetinebileceği bilgisi
gündeme gelmişti. |
KIBRIS 05/03/2005
Meclisteki
50 milletvekili dün mecliste ant içti:Yemin ettiler
KKTC'de 20
Şubat seçimlerini kazanan 50 milletvekili dün mecliste yemin ederek resmen
göreve başladı.
Meclis Genel
Kurulu seçimlerin ardından dün ilk toplantısını yaptı.
Meclisin
gündeminde yer alan başkanlık divanı seçimleri ise varılan
mutabakat gereği 11 Mart Cuma gününe ertelendi.
Yemin töreni
Meclis
toplantısı, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın genel
kurula girip kendisine ayrılan locada yerini almasının
ardından saat 10.15'te ad okunmak suretiyle yoklama yapılmasıyla
başladı. Yoklamanın ardından ise ant içme törenine geçildi.
Meclise en
yaşlı üye sıfatıyla 67 yaşındaki UBP Genel
Başkanı Derviş Eroğlu başkanlık etti.
Milletvekilleri
soyadları dikkate alınarak alfabetik sıraya göre ant içti.
İlk yemin,
Eroğlu'ndan
Ant içme
töreninde ilk olarak başkanlık kürsüsünden geçici başkan
Derviş Eroğlu ant içti. Geçici başkanın andı tüzük
gereği ayakta dinlendi.
Daha sonra en
genç üyeler olmaları nedeniyle geçici kâtiplik görevini yürüten UBP
milletvekilleri Hüseyin Avkıran Alanlı ve Kemal Dürüst meclis
kürsüsüne gelerek ant içtiler.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'la randevusu nedeniyle CTP-BG Genel Başkanı ve
Başbakan Mehmet Ali Talat'ın andı öne alındı ve geçici
başkanlık divanının ardından ant içmesi olanağı
tanındı. Talat'ın yeminin ardından ise milletvekilleri
sırayla kürsüye gelmeye başladı.
Önce
Gazimağusa sonra Girne, Güzelyurt ve İskele son olarak da
Lefkoşa milletvekilleri soyadı sırasına göre kürsüye
gelerek yemin etti.
Yemin töreni
devam ederken Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hükümet kurma görevini
Talat'a vermek üzere saat 11.00'de genel kurul salonundan ayrıldı.
Yemin töreni saat 11.10'da tamamlandı.
KIBRIS
05/03/2005
Denktaş,
hükümeti kurma görevini Talat'a Verdi
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, hükümeti kurma görevini Cumhuriyetçi Türk Partisi-
Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı Başbakan Mehmet
Talat'a verdi.
Meclisteki
yemin töreni devam ederken Talat'ın yemin etmesinin ardından saat
11.00 sıralarında genel kurul salonundan birlikte çıkan
Denktaş ve Talat, şeref salonunda kısa bir görüşme
yaptı.
Yaklaşık
10 dakikalık görüşmenin ardından basının salona
alınmasıyla Denktaş başarı dilekleriyle görevi resmi
yazıyla zarf içinde Talat'a verdi.
Denktaş,
"Başarılarınızı izlemek istiyoruz.
İnşallah yüzümüzü aka çıkaracaksınız" dedi.
Denktaş, milletvekili yemininde söylenenlere sadık
kalınmasını da istedi.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, hükümeti kurma görevini CTP Genel Başkanı Talat'a
verirken, "Ülkenin sorunlarıyla ilgileneceğine inanıyoruz
ve başarılarının devamını diliyoruz" dedi.
Talat da
halkın desteğine layık olacaklarını ve bütün
halkı kucaklayacaklarını belirterek, Denktaş'a
teşekkür etti. Talat, hükümeti en kısa sürede kurmayı
hedeflediklerini kaydetti.
Cumhurbaşkanı
Denktaş, yemin töreni devam ederken, hükümeti kurma görevini meclis
şeref salonunda CTP Genel Başkanı Başbakan Talat'a verdi.
Denktaş,
tüm partileri kutladı
Cumhurbaşkanı
Denktaş, görevi zarf içinde verirken, öncelikle demokratik seçim
sürecinden dolayı bütün partileri kutladı ve CTP Genel
Başkanı Talat'a yeni süreçte başarı diledi.
Denktaş,
şunları söyledi:
"Yeminde
söylenenlere sadık kalanlar hepimizin temsilcisidir. Sayın Talat
seçimlerin ardından bütün halkı kucaklayacağını
söyledi. Şımarmayacaklarını söyledi. Ülkenin dertleriyle
uğraşacaklarını söyledi. İnanıyoruz ve
başarılarının devamını diliyoruz."
Zor günler
Toplumun zor
günlerden geçtiğini, Rumların Türkleri azınlık görme
yaklaşımlarının devam ettiğini belirterek, birlik ve
beraberliğin önemi vurgulayan Denktaş, "Türk hükümetlerinin
desteği ve halkımızın uğraşıyla zor günleri
atlatacağız" dedi.
Yardımcı
olacağım, ikaz edeceğim
Cumhurbaşkanlığındaki
görev süresinin tamamlanmasının ardından da hükümete
yardımcı olacağını, yanlış
yapılması durumunda ikazlarda bulunacağını söyleyen
Cumhurbaşkanı Denktaş, bu ikazlardan kimsenin
alınmamasını istedi.
Denktaş
Talat'a hitaben, "Başarılarını izlemek istiyoruz.
İnşallah yüzümüzü aka çıkaracaksınız" dedi.
Asla
hakları teslim etmeyeceğiz
CTP Genel
Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat da, zarfı aldıktan
sonra, "Gerek Kıbrıs konusunda gerek uluslararası
ilişkilerde önemli günler bizi bekliyor. Son derece önemli dönemeçlere
doğru ilerliyoruz. Bu şartlarda görev yapmak kolay değil"
dedi
Bütün
halkı kucaklayacaklarını, "destek veren"
"vermeyen" ayrımı yapmayacaklarını söyleyen Talat,
"Halktan aldığımız önemli desteğe layık
olmaya çalışacağız" dedi.
Kıbrıs
Türkü'nün hiçbir hakkını zararına olacak şekilde asla
teslim etmeyeceklerini söyleyen Başbakan Talat, halkın da bundan emin
olarak kendilerine güven tazelediğini kaydetti. Talat, yeni süreçte
herkesin ve cumhurbaşkanının katkılarına
ihtiyaçları olacağını kaydetti.
Hükümet, en
kısa sürede
Bir soruya
karşılık, hükümeti en kısa sürede kurmak istediklerini
söyleyen Talat, mecliste bazı temaslar yapabileceğini, ancak esas
çalışmanın partide yapılacak değerlendirmenin
ardından başlayacağını kaydetti.
KIBRIS 05/03/2005
Akıncı'dan
Denktaş'a yanıt: Uluslararası hukuktan bu kadar çekinen bir
hukukçu görmedim
Barış
ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı,
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın kendisine yönelik
eleştirilerine karşılık, "Uluslararası hukuktan
bu kadar çekinen başka bir hukukçu daha görmedim" dedi.
BDH basın
bürosu aracılığıyla yapılan açıklamaya göre
Akıncı, "Galatasaray bile KKTC'yi tanımıyor"
dediği için kendisini eleştiren Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın, uluslararası hukukun gereklerini anlamazlıktan
geldiğini ileri sürdü.
Akıncı,
bu konunun, "Türkiye'nin KKTC'yi 'tanıdım' dese de
tanımanın gereklerini yerine getiremediğini" anlatmak için
sık sık verdiği bir örnek olduğunu kaydetti
KIBRIS 05/03/2005
Rum Adalet
Bakanı Theodoru'dan itiraf: Çözümü, bugüne kadar biz engelledik
Rum Adalet ve
Kamu Düzeni Bakanı Doros Theodoru, Rum yönetiminin bugüne kadar
Kıbrıs sorununun çözümünü engellediğini itiraf etti.
Şu anda
çözüm için acele etmediklerini, Kıbrıs sorununu Avrupa hukukuyla
çözmeyi amaçladıklarını açıklayan Theodoru,
"Referandumdan çıkan hayır yanıtı bir
başarıydı, çünkü hayır yanıtımız ile devlet
olmaya devam ettik. Böylece bir devlet olarak AB'ye üyeyiz. AB'de sesimiz var
ve oynayacak role sahibiz" dedi.
Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan Alithia gazetesi, "Theodoru New
York'ta Ağzını Açtı: 'Kıbrıs Sorununun Çözümünü
Bugüne Kadar Engelledik...' Theodoru: 'Acele Etmiyoruz, Avrupa Hukuku İle
Çözeceğiz" başlığıyla manşetten verdiği
haberinde, "New York'ta bulunan Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros
Theodoru, başkan Tasos Papadopulos'un, Kıbrıs sorunundaki
-bugüne kadar örtbas edilen- taktiğini açıklamaya karar verdi"
ifadesini kullandı. Gazete haberin devamında şunları
yazdı:
"Theodoru,
başkan Papadopulos'un Kıbrıs sorunundaki -bugüne kadar örtbas
edilen- taktiğini açıklamaya karar verdi ve şunları
doğruladı:
Bugüne kadarki
çaba, çözümleri engellemekti. 3 Ekim tarihine kadar müzakerelerden
kaçınmaya çalışacağız. Kıbrıs sorununun çözümü
zamana yayılarak ve Avrupa Birliği hukuku içinde aranacak."
Gazeteye göre
Theodoru yaptığı uzun açıklamada, hükümetin bütün
mantığının, Kıbrıs'ın yetişip AB'ye üye
olduğu andan itibaren Kıbrıs sorununu çözmeye ihtiyacı
olmadığı, çözümün şimdi artık yavaş yavaş
Avrupa normları içine gireceği şeklinde olduğunu
anlattı ve şunları söyledi:
Biz değil,
Türkiye acele ediyor
"Biz
değil, Türkiye acele ediyor. Biz Türkiye'yi kontrol edecek ve rol sahibi
olacağız. Bu, Avrupa çözümüdür. Avrupa çözümü dediğimizde, kastettiğimiz
budur... AB çerçevesi içinde, işgalle alakalı olan bütün bu küçük ve
çok sayıdaki sorun, AB organlarında ve Türkiye'nin üyelik
müzakerelerinde göğüslenecek ve çözüm bulunacak..."
Güney
Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Kıbrıs sorununu,
"sadece BM tekelinin yeni şartları içinde, sadece
çıkarların hesap edildiği BM çerçevesinde tamamen siyasi
olmaktan çıkarıp, AB çerçevesinde hukuki-siyasi bir konu haline
getirdiğini" savunan Rum bakan, "Bu AB çerçevesi içinde faaliyet
ve müdahale olanaklarımız olacağı ve AB'nin hukuk rejimini
ve Avrupa normlarını da yanımıza alacağımız
ve de AB ilkeleriyle şekillenen bu çerçevede Kıbrıs sorununa,
elbette ki BM genel sekreterinin önerdiğinden çok daha kabul edilebilir bir
çözümü aşamalı olarak başarabileceğimiz için, iyimser
olabiliriz" dedi.
Theodoru,
gazetecilerin sorularını yanıtlarken de, "zamanın
çözümü zorlaştırdığı" söylemini reddederek
şunları kaydetti:
"Baskılar
yoğunlaşmaya başladı ve artıyor. Bu, bir olgudur.
Bizim tavrımız ise başka bir olgudur. Tavrımız ilk kez
sonuç getiriciliğe, role ve öneme sahiptir. Sadece çözümleri engellemek
için değil, bazı somut çözümlerin ön şartlarının
yaratılması için de..."
Doros Theodoru,
çabalarının, dikkatleri 3 Ekim tarihine çevirecek ve müzakere
prosedürü üzerine yoğunlaştıracak başka bir yöne
yönlendirmek olduğunu da belirtti.
KIBRIS 05/03/2005
Rumlarla
ticaret karşılıklı olacak
Ekonomi
ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Güney Kıbrıs Rum
Yönetiminin serbest ticaret için attığı her adıma KKTCnin
de ciddi bir şekilde karşılık vereceğini söyledi.
Bakan
Deniz, dün bir basın toplantısı düzenleyerek, önceki gün
toplanan Bakanlar Kurulunun, Güney Kıbrısta üretilen malların
Kuzeye ithalatıyla ilgili aldığı kararın içeriği
hakkında bilgi verdi.
Deniz,
Kıbrıs Rum kesiminin, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde
Kuzeyden Güneye geçişine müsaade ettiği mallar ne ise ve hangi
şartlar gerekiyorsa, kendilerinin de aynı malların aynı
şartlar içerisinde ithaline müsaade edeceklerini açıkladı.
Ekonomi Bakanlığının hazırlayacağı
yönetmelik çerçevesinde malların ne olacağının
belirtileceğini dile getiren Deniz, Kıbrıs Rum Yönetiminin
Kuzeyden Güneye geçmesine müsaade ettiği malların
dışına çıkmayacaklarını da söyledi.
MÜTEKABİLİYET
OLAYI
Kıbrıs
Rum Yönetiminin Güneye ithal edilecek malın Kuzeyde üretilmiş
olması şartını getirdiğini, üretim yerini gösteren Menşei Şahadetname ve belirli
ürünler için Sağlık Sertifikası istediklerini de hatırlatan
Deniz, KKTCnin de aynı şekilde Güneyden Kuzeye geçecek mallarda
ithalatçı izninin yanında Menşei Şahadetname ve bazı
mallar için Sağlık Sertifikası isteyeceğini dile getirdi.
Deniz, mütekabiliyet olayının böylelikle bir bakıma
gerçekleşmiş olacağını vurguladı.
Doğrudan
ticaretin KKTC için en önemli unsurlardan bir olduğunu tekrarlayan Deniz, Yeşil
Hat Tüzüğünün kısa vadeli bir geçiş olduğunu belirtti ve
aldıkları bu tedbirin doğrudan ticaret başlayana kadar
ABnin ve Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin aldığı
kısa vadeli önlemlere karşılık verme amacı
taşıdığını kaydetti.
Deniz,
doğrudan ticarete geçilmeden ve KKTC için rekabet şartları tam
anlamıyla oluşmadan Güneyden tüm ürünlerin ithalinin
kısıtlanacağını ve bu konuda büyük bir
açılım yapılmayacağını ifade etti ve halkın
da bunu bilmesini istedi.
YOLCU
BERABERİNDE GEÇİRİLECEK MALLAR
Yapılan
tek açılımın Güneyden Kuzeye yolcu beraberinde geçirilebilen
malların değerinin 50 Eurodan 135 Euroya çıkarılması
olduğunun altını çizen Deniz, 135 Euronun üzerinde bir
değere sahip malların vergiye tabi olacağını da
açıkladı. Deniz, 135 Euroluk sınırın ortak mal
alımı için değil, kişisel mallar için
yapıldığını da söyledi.
Yeşil
Hat Tüzüğü çerçevesinde taksi ve otobüslere Rum Kesimine geçme
imkânının sağlanması yönünde
bakanlığının AB yetkilileriyle yoğun girişimleri
olduğunu da kaydeden Deniz, tüm girişimlerinin temelinde ticaretin
hacmini büyütmek olduğunu belirtti ve büyüyen ticaret hacminin ülkenin
ekonomik çarkının dönmesine katkı yapacağını
söyledi.
ÜLKENİN
KUZEYİNE DEĞİL KKTCYE İTHALAT
Uzun
zamandır Doğrudan Ticaret Tüzüğünün geçmesinin beklendiğini
anımsatan Deniz, çeşitli nedenlerden dolayı gecikmeler
yaşandığını belirtti ve ABnin nefes borusu
sağlaması amacıyla Yeşil Hat Tüzüğünü ortaya
koyduğunu söyledi. Deniz, AB tarafından yapılan
hazırlığın Kıbrıs Cumhuriyetinin bir
parçasından diğer parçasına satılır havası
getirdiğini vurguladı ve KKTC Devletinin Kuzeyden Güneye, Güneyden
de Kuzeye satılan mallarla ilgili belirli bir dış ticaret
rejimi olduğunun altını çizdi. Deniz, dün alınan Bakanlar
Kurulu kararının Güney Kıbrısta üretilen malların,
ülkenin kuzeyine değil de KKTCye nasıl ithal edilebileceğini
anlatmak açısından önemli olduğunu söyledi.
GÜMRÜK
REJİMİ
Malların
Güneyden Kuzeye geçişi sırasında uygulanacak gümrük rejimiyle
ilgili açıklamalarda da bulunan Deniz, Mağusa ve Girne limanları
ile Ercandan ülkeye giren mallara uygulanan rejimin Güneyden geçen mallara da
uygulanacağını söyledi. Deniz, mevcut gümrük mevzuatıyla
birlikte vergi mevzuatının da KKTCye girecek tüm mallara uygulanacağını
vurguladı.
Deniz, Güneyden Kuzeye ithal edilebilecek
mallarla ilgili liste çalışmasının bir hafta içinde
tamamlanacağını da açıkladı ve bu liste
hazırlanırken Kuzeyden Güneye geçişine izin verilen
malların ve şartların dışına
çıkılmayacağının altını çizdi
HALKIN SESI 05/03/2005
Talat,
Maraş pazarlığını reddeti
Başbakan Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulosun Mağusa Limanının uluslararası ticarete
açılmasına karşılık Maraşın kendilerine
verilmesi önerisinin kabul edilemesinin mümkün olmadığını
söyleyerek, Biz hazırız, ama Kıbrısın tüm
limanlarının ortak işletilmesine hazırız dedi.
DENKTAŞLA HENÜZ RANDEVU YOK
Başbakan Talat, dünkü bir kabulüs
sırasında, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın kendisine hükümet
kurma görevi vermek üzere randevu verip vermediğinin sorulmasına
karşılık, henüz bir görüşme randevularının
olmadığını, yarınki yemin töreni veya sonrasında
bir görüşme talebinin gelebileceğini kaydetti.
DEMEK Kİ MARAŞ KADAR
PRESTİJİ VAR
Başbakan Talat, başka bir soru
üzerine, Papadopulosun doğrudan ticaretin egemenlik meselesi
olduğunu, limanları ortak işletmenin de sahte devletin seviyesi
ytükseltme anlamı taşıdığını
söylediğini anımsatarak, sonra da Mağusa Limanına
karşılık Maraş diyor. Demek ki, Maraş kadar prestiji
var Kıbrıs Cumhuriyeti egemenliğinin dedi.
Talat, Papadopulosun söylediklerinin
doğru olmadığını, esas niyetinin Kıbrıs Türklerinin ekonomik
gelişmesinin önüne geçmek olduğunu ifade etti.
Kıbrısın kuzeyinde Rum
Yönetiminin oterisini kabul etmenin asla mümkün olmadığını
vurgulayan Talat, Biz, birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti kurmaya
hazırız. Ama Rumların oteritesini Kuzeye yaymasını
kabul etmeyiz şeklinde konuştu.
Talat, zaten batılı ülkelerin de
Papadopulosun önerisine biraz da güldüklerini dile getirdi.
DOĞRUDAN TİCARET KABUL
EDİLSİN SERBEST BIRAKIRIZ
AB Komisyonu temsilcilerinin dün KKTCde
yaptıkları temasların sorulması üzerine ise Talat,
temasların özellikle Yeşil Hat Tüzüğüyle ilgili olduğunu
belirtti.
Kendilerinin zaten yolcu beraberi
ticarette Rumların attığı adımların
aynısını atacaklarını daha önce
duyurduklarını ifade eden Başbakan Talat, önceki günkü Bakanlar
Kurulu toplantısında da bu yönde kararlar aldıklarını
anımstattı.
Talat, Güneyden Kuzeye ithalatı
belirli düzenlemelerle serbest bırakacaklarını çünkü, Kuzeyin
rekabet gücünün zayıf olduğunu söyledi. Talat, Gazimağusa
Limanına gelen bir kaptanın Güneyde tutuklanmasını örnek
verip bu uygulamanın Kuzeyin rekabet gücünü düşürdüğünü
söyledi.
Mehmet Ali Talat, Güneyden ithalata
koydukları emniyet sübabını kaldırmaya hazır
olduklarını yineleyerek bunu daha önce
açıkladıklarını belirtti ve doğrudan ticaret kabul
edilsin, biz derhal ada çapında bütün ticareti serbest bırakmaya
hazırız dedi.
MARAŞ İÇİN MEMORANDUM
Sözde Maraş Belediye
Başkanı ve Belediye Meclisi, Türkiyenin Maraşın yasal
sahiplerine geri verilmesi yönünde atacağı bir adımın,
Türkiyenin Kıbrıs sorununun
çözümünde gerçekten ilerlemeye karar verdiğini göstereceği
görüşünü belirtti.
ALİTHİA ve diğer gazetelere
göre, kısa bir süre önce
Lüksemburg ve Brüksele ziyaret gerçekleştiren sözde Maraş Belediye
Başkanı Yannakis Skordis ve Belediye Meclisi temasları
sırasında AP üyelerine verdikleri memorandumda,
Kıbrıs Cumhuriyetinin
birçok kez önerdiği Kıbrıs lı Türklere yönelik güven
yaratıcı önerileri desteklediklerini belirtti.
Memorandumda, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmadan önce,
Kıbrıs lı Türklerin daha iyi ekonomik olanaklara sahip
olması amacıyla, doğru ve yasal yöntemlerin bulunması
arzusu da belirtildi.
HARAVGİye göre AP üyelerine yönelik
memorandumda ayrıca, Maraş bölgesinin yapı
çalışmalarının başlamasının yeni
çalışma koşulları yaratacağı, bölgenin ekonomik
açıdan kalkınmasına katkı sağlayacağı ve bu
bölgede oturan Kıbrıslı Türklerin yaşam standartlarının
yükselmesine neden olacağı da belirtildi.
Gazete, memoranduma dayanarak, Maraş
bölgesinin yasal sahiplerine geri verilmesinin en büyük kazancının,
Maraş sakinlerinin, yani Kıbrıslı Türk ve Rumların
istediği olan, barış içinde yaşama ve işbirliğinin
pratikte gösterilmesi olacağını yazdı.
HALKIN SESI 05/03/2005
|
Politis: AB
müzakere masasında |
|
|
|
Kıbrıs
sorununun çözümü için müzakerelerin başlaması durumunda Avrupa
Birliğinin de görüşmelere kendi temsilcisiyle katılmak
istediği ileri sürüldü. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
7 Mart 2005 Rum Politis gazetesi, AB müzakere masasında
başlıklı haberinde bu düşüncenin ilk olarak Avrupa
Komisyonunda oluştuğu ifade edildi. |
Rum Polis gazetesi, komisyonun
üst düzey yetkililerinin AByi müzakerelerde temsil edecek isim olarak
Finlandiyanın eski devlet başkanı Martti Ahtisaariyi
seçtiğini yazdı.
Komisyon Başkanı
Barroso ile genişlemeden sorumlu sözcü Olli Rehnin bu yöndeki
arzularını geçen hafta Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulosa
ilettiği de belirtildi.
ARABULUCU ROLÜ ÜSTLENMEK İSTEMİYOR
Politis gazetesi, AB yetkililerinin hiçbir
şekilde BMnin rolünü küçültme ya da bu rolü üstlenme niyeti
olmadığını da yazdı. AB varlığıyla
taraflara cesaret vermeyi amaçlıyor, ayrıca müzakereler konusunda ilk
elden bilgi edinmek istiyor. Gazete, ABnin henüz bu konuyu BM, ABD ve
İngiltere ile görüşmediğini de belirtti.
|
Yakovu: Ek
protokole imza fiili tanımadır |
|
|
|
|
|
|
|
Güney Kıbrıs
Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiyenin,
Ankara Anlaşmasını Güney Kıbrısı da
kapsayacak şekilde genişletecek protokolü imzalamasının
fiili tanıma anlamına geleceğini iddia etti. |
|
|
|
|
|
|
|
NTV |
|
|
|
7 Mart 2005 Rum Dışişleri Bakanı Yorgo
Yakovu, Alithia gazetesine yaptığı açıklamada, Türkler,
bazı konuları nasıl yorumladıklarına ilişkin
kamuoyuna yönelik tek taraflı bir beyanda bulunabilirler ancak bu,
protokolün bir parçası olmayacak dedi. |
|
Rum Bakan, Ankaranın bu
açıklamasının sadece kendini bağlayacağını
savundu. Gazete de tanımama beyanının protokol
dışında olacağını ve hukuki geçerliliği
bulunmayacağını savundu.
Gazete, Avrupa Troykasının Türk
hükümetiyle bugünkü görüşmesi sırasında, Türkiyenin protokolü
komisyon tarafından hazırlanmış şekliyle parafe etmesi
formülünün kabul edilebileceğini yazdı.
AB troykası, birliğin şimdiki dönem
başkanı Lüksemburgun Dışişleri Bakanı,
İngilterenin AB işlerinden sorumlu Devlet Bakanı ve Avrupa
Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehnden oluşuyor.
Troyka toplantıları, Türkiyenin
adaylık statüsünü elde ettiği Helsinki zirvesinden bu yana her dönem
başkanlığında en az bir kez düzenleniyor.
'AB'nin Kıbrıs müzakerecisi belli' iddiası
7 Mart, 2005 14:24:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs
Rum basını, Kıbrıs sorununun çözümü için müzakerelerin
yeniden başlaması durumunda, Avrupa Birliği'nin de müzakere
masasında kendi temsilcisiyle yer alacağını duyurdu.
Güney
Kıbrıs'ta yayımlanan Politis gazetesinin 'Avrupa Birliği
müzakere masasında' başlığıyla verdiği
habere göre, Avrupa Birliği'ni Kıbrıs sorunu müzakerelerinde temsil
edecek isim Finlandiya'nın eski devlet başkanı Martti Ahtisaari.
Gazeteye göre, Avrupa Birliği Komisyonu bu isim üzerinde uzlaşmaya
vardı ve Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos da bizzat AB'nin
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn tarafından bilgilendirildi.
Haberde, Avrupa Birliği'nin müzakerelerde arabuluculuk rolü üstlenmeyi
değil, varlığıyla taraflara cesaret vermeyi
amaçladığı belirtildi. Ayrıca, AB müzakereler konusunda ilk
elden bilgi edinmek istiyor.
Gazete, 'AB kaynaklarına' dayanarak, AB Ortak Savunma ve Dış
Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana'nın da AB'nin Kıbrıs
sorunu müzakerelerindeki rolünün yükseltilmesine olumlu
baktığını kaydediyor.
Annan Planı
çözümün temeli
AB yetkilileri, Kıbrıs sorununun çözümü müzakerelerinin temelini ise
hala Annan Planı'nın oluşturduğunu ve yapılacak her
türlü müzakerenin BM çerçevesinde olacağını vurguluyor.
AB'nin, müzakere masasında temsilci bulundurmasına, Türkiye ve
Kıbrıslı Türklerin tepki göstermeyecekleri
değerlendirmesinde bulunduğunu yazan gazete, AB'nin bu konuyu henüz
BM, ABD ve İngiltere ile geniş anlamada ele
almadığını kaydetti.
Rehn'e yakın bir 'diplomatik kaynak' Politis'e yaptığı
açıklamada, Rehn'in, Alvaro de Soto'nun mart 2004 tarihinde
Lefkoşa'da yapılan müzakereler sırasında, bilgilendirme
boyutu ve hızından tam anlamıyla memnun
olmadığını söyledi.
İsmi belirtilmeyen 'diplomatik kaynak', Rehn'in, De Soto'nun 'teknik
konularda mükemmel bir düzenlemeye sahip olduğunu, ancak adadaki hassas
politik dengeleri anlama konusunda eksikliği bulunduğunu'
düşündüğünü de aktardı.
Denktaş,
kendi yerine müsteşarını istiyor
KKTCde Cumhurbaşkanlığına aday olmak isteyenler de peşpeşe ortaya çıkmaya başladı.
Yeni Parti
Başkanı Nuri Çevikel, TKP lideri Hüseyin Angolemli ve Meclis eski Başkanı
Hakkı Atun desteklenmesi halinde Cumhurbaşkanlığı
yarışına katılacaklarını ilan etti.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, müsteşarı Ergun
Olgunu aday olarak görmek istediğini söyledi. Adada, yeniden aday
olmayacağını ilan eden Denktaşın son anda kararın
değiştirebileceği de belirtiliyor. Siyasi partiler
adaylarını yarına kadar ilan etmeleri gerekiyor. CTP lideri
Talatın adaylığı ise yarın açıklanacak.
Bağımsız adaylar için son başvuru süresi 11 Martta sona
eriyor.
HURRIYET 07/03/05
Denktaşın
yerine Talat Talatın yerine Soyer
|
Ömer BİLGE / LEFKOŞA DP lideri Denktaş, Talatı Cumhurbaşkanlığı adaylığından vazgeçiremediğini ve kazanması halinde yeni Başbakanlığı da CTP Genel Sekreteri Soyerin üstleneceğini açıkladı. Koalisyon
hükümeti kurma konusunda CTP ile hızlı bir şekilde
anlaşan DP lideri Serdar Denktaş, dün yaptığı
açıklamada, Talatı cumhurbaşkanlığı
seçimlerine aday olmaması ve bağımsız bir adayı
ortak desteklemeleri konusunda ikna edemediğini söyledi. |
HURRIYET 07/03/05
KKTC'de formül tamam... CTP'ye 7, DP'ye
3 bakanlık...
KKTC'de Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel
Başkanı Mehmet Ali Talat'ın hükümeti kurmakla
görevlendirilmesinin ardından, CTP ile Demokrat Parti (DP) arasında
dün başlayan görüşmelerde, iki parti bu akşam
bakanlıkların dağılımında 7'ye 3 oranında
mutabakata vardı. Ancak, CTP ve DP'nin hangi bakanlıklar konusunda
mutabakata vardıkları ise şimdilik açıklanmadı.
Mehmet Ali Talat
başkanlığında kurulacak yeni CTP-DP hükümetinde CTP'nin 7,
DP'nin ise 3 bakanlık alması üzerinde uzlaşan iki partinin
heyetleri, konuyu partilerinin yetkili organlarına götürecek. Yarın
hem CTP'nin hem de DP'nin merkez yürütme kurulları ve parti meclisleri
toplanacak.
CTP Genel Merkezi'nde bu akşam yapılan
görüşmeden sonra, DP Genel Başkanı, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş ile CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, basına
açıklamalar yaptı.
SERDAR DENKTAŞ: EN ERKEN ZAMANDA
SONUÇLANDIRACAĞIZ
Serdar Denktaş, bu akşamki
toplantıda varılan noktayı yetkili kurullara götürme
aşamasına geldiklerini belirterek, ''Temel prensip olarak 7'ye 3
formülü üzerinde mutabakat var. Ayrıntılar her iki partinin kurullarında
görüşüldükten sonra 'ki bu yarın yapılacak' sanırım
bir sonraki gün yeniden bir araya gelerek varılan noktayı
değerlendireceğiz ve en erken bir zamanda da bu işi
sonuçlandırmaya çalışacağız'' dedi.
Denktaş, ''kabinenin pazartesi günü sunulacağı''
anlayışının çıktığına işaret
ederek, ''CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın hükümeti kurarak
cumhurbaşkanlığı adaylığına başvurması
gerektiği ve sürenin salı günü dolacağı düşüncesiyle
söylediklerinin yanlış anlaşılmış
olabileceğini'' belirtti.
Denktaş, ''Herhangi bir
rahatsızlığa neden olmuşsam kusurumuza bakmasın
arkadaşlarımız'' dedi.
Yarın akşam önce Merkez Yönetim
Kurullarının, sonra da Parti Meclislerinin
toplanacağını belirten Denktaş, gelinen aşamayı
değerlendireceklerini söyledi.
SOYER'İN AÇIKLAMASI
CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer de
açıklamasında, DP heyetiyle yararlı bir toplantı
yaptıklarını ifade ederek, hükümetin genel
çatısının 7'ye 3 olarak oluşturulması sentezinde her
iki partinin yakınlaşması olduğunu kaydetti.
Detaylı bir program ve protokol
çalışması yapacaklarını bildiren Soyer
şunları söyledi:
''İki partinin bu konularda getirdiği
görüşleri organlarımıza götürmemiz gerekiyor. Genel
başkanımızı, Merkez Yürütme Kurulu'nu (MYK) bilgilendirmemiz
ve yarın parti meclisinde konuyu ele almamız gerekiyor. Bunları
ele aldıktan sonra bilahare salı veya çarşamba günü uygun bir
zamanda çatısını tam anlamıyla
oluşturabileceğimiz bir görüşmeye gireceğiz.''
''HIZLI HAREKET ETMELİYİZ''
İçte ve dışta çözüm bekleyen
birçok sorun olduğuna işaret eden ve bu yüzden hızlı
hareket etmeleri gerektiğini vurgulayan CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit
Soyer, siyasi krizlerin yarattığı sıkıntıyla
Kıbrıs sorununu ve içte bekleyen sorunları bir an evvel ele
alacak bir hükümetin kurulmasının şart olduğunu dile
getirdi.
Soyer, yarın saat 19.30'da başlayacak
parti meclisi toplantısında hem hükümet hem de
cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunu
değerlendireceklerini kaydetti.
Mevcut CTP-DP koalisyon hükümetinde CTP'nin 6,
DP'nin 4 bakanlığı var.
MILLIYET 07/03/05
Ankara'da bugün
Kıbrıs pazarlığı var
Bugün Ankara'da Avrupa Birliği ile Türkiye arasında, 17
Aralık'tan bu yana ilk defa üst düzey (Konsey ve Komisyon temsilcileriyle)
bir görüşme yapılacak.
Geçen Perşembe günü Brüksel'de toplantının içeriği ile
ilgili kişilerle görüştüm.Olli Rehn de MANŞET (CNN TÜRK hafta
içi hergün 17:00) programına konuk oldu ve Türkiye-AB ilişkileriyle
ilgili görüşlerini açıkladı.
Ankara toplantısının en sivri konusu Kıbrıs.
Sorun, Papadopulos'un 17 Aralık'ta kaçırdığı bir
fırsatı, 3 Ekim'de başlayacak müzakerelerden yararlanıp,
hiç değilse bir bölümünü kurtarmak istemesinden kaynaklanıyor.
Papadopulos, 17 Aralık'ta Türkiye'ye müzakere tarihi verilirken, Ankara'nın
Kıbrıs Cumhuriyetini resmen tanıması koşulunu ortaya
atmıştı. Ancak, Türkiye'nin itirazı
karşısında, AB ülkeleri, Papadopulos'a gereken desteği
vermediler. Rumlar, Gümrük Birliğinin genişletilmesi formülüyle
yetinmek zorunda kaldılar.
Papadopulos şimdi şansını tekrar deniyor.
3 Ekim öncesinde, Türkiye'nin Gümrük Birliğini adanın güneyine de
genişletmesiyle yetinmek istemiyor.
1. Türkiye'nin ek protokolü, (Gümrük Birliğinin yeni adaylara
genişletilmesiyle ilgilidir) hemen imzalamasını ve derhal
uygulamaya sokmasını...
2. Gümrük Birliğinin tam uygulanabilmesi için sadece malların serbest
dolaşmasının değil, bu malları taşıyacak Rum
bandıralı gemi ve uçaklara uygulanan ambargonun
kaldırılmasını da istiyor.
3. Türkiye'nin , Güney Kıbrıs'ı resmen
tanımadığını tahrik edici şekilde
açıklanmaması, bir üye ülkeyi hırpalamaması
gerektiğini söylüyor.
Amaç, ambargoyu kaldırtıp, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyetini
nihayet tanıdığını veya tanıma yolunda yeni bir
adım attığı izlenimini yaratmak. Kendi kamuoyunu tatmin etmek.
Siyasi bir puan kazanmak.
ANKARA: OLMAZ BÖYLE ŞEY...
Ankara bu yaklaşıma son derece tepkili. Rumların
yaklaşımını şantaj olarak niteliyor. Söylenen de
şu:
1. Ek protokolü imzalayacağız, ancak TMBB tarafından
onaylanmadan, geçici uygulamaya sokamayacağız. Anayasamız buna
izin vermiyor.
2. 17 Aralık kararında sadece, protokolün imzalanacağı
belirtilmişti. Kıbrıs bandıralı uçaklarla ilgili
herhangi bir söz yoktur. Ayrıca, Kıbrıs sorunu
çözülmemiştir. Ortada özel bir durum vardır. Kıbrıs
Cumhuriyeti malını Türkiye'ye istediği gibi satabilir.
Kıbrıs bandıralı yerine, Yunan bandıralı gemi
veya uçak kullanabilir.
3. Türkiye çözüm bulunana kadar, Kıbrıs Rum Cumhuriyetini
tanımayacaktır. Bu gerçeği her fırsatta söyledik, yine de
söylemeye devam edeceğiz. Rumlar, Türk tarafı gibi, Annan
planını kabul etseler, sorun temelden çözülmüş olacaktır.
Halen de geç değildir.
AB, BİR CAMİ VE BİR KİLİSE ARASINDA...
Arada kalan taraf ise, AB Komisyonu.
Türkiye'nin yaklaşımını desteklese Rumları tahrik
edecek. 3 Ekim müzakerelerini başlatmak zorlaşabilecek veya ilerde
her müzakere bölümünün açılıp kapatılmasında, Rum vetosu
çıkabilecek. Tabii bu arada bir de KKTC'ye direkt ticaret konusu var.
Rumları o konuda da ikna etmek imkansızlaşacak.
Bugünkü Trokya toplantısında ve Olli Rehn'in Başbakan ile
görüşmesinde de en önemli gündem maddesi Kıbrıs olacak. Türk
tarafı sürekli "Papadopulos'a söyleyin masaya otursun, çözüm
bulalım" diyecek.
Ancak ben, Papadopulos'un Türkiye'yi tüm müzakereler boyunca
sıkıştıracak bir fırsatı yakalamışken
elinden kaçırmak istemeyeceğinden eminim. Riskli olmasına
rağmen, salam politikasını sürdürmek isteyecektir.
Rumlara tek başlarına AB üyesi olma fırsatını, Annan
planı görüşmelerini 12 ay süreyle erteleyerek sağlayan
Sayın Rauf Denktaş'ın kulakları çınlasın.(!)
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET
07/03/05
'Talat
adaylık için ısrarlı'
07/03/2005
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - KKTC'de
20 Şubat seçiminden zaferle çıkan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)
lideri Mehmet Ali Talat, Demokrat Parti (DP) lideri Serdar Denktaş'la
koalisyon için anlaştı. Yeni bakanlar kurulu listesi bugün
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a sunulurken, sıra 17 Nisan'daki
cumhurbaşkanlığı seçimine geldi. Denktaş'ın aday
olmayacağı seçim için bu akşam toplanacak CTP'nin Talat'ı
öne sürmesi bekleniyor.
DP lideri Serdar Denktaş, dün Talat'ı cumhurbaşkanı
adayı olmamaya ikna edemediğini söylerken, bu durumda hükümet
başkanlığını CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer'in
devralacağını kaydetti. DP lideri, Talat'ın vekillik
koltuğu için 27 Haziran'da yapılması gereken araseçimi önlemek
için aynı partiden en yüksek oyu alan bir adayın vekili
olacağı bir yasa değişikliği önerdiklerini kaydetti.
Talat'ı cumhurbaşkanlığına aday olmaması
konusunda ikna edemediğinden yakınan DP lideri, "CTP duygusal
davranıyor ve 'Rauf Denktaş'tan boşalacak yeri dolduralım'
düşüncesiyle hareket ediyor" dedi. Serdar Denktaş,
babasının yeniden aday olmamasını da 'Önemli bir
açılım' diye nitelerken, bugüne dek Kıbrıs'ta çözüm için
'toplum lideri' olarak Rauf Denktaş'ın üstlendiği
görüşmecilik vasfını kimin yerine getireceğini meclisin
belirleyebileceğini vurguladı.
Denktaş'ın adayı Olgun Cumhurbaşkanı Denktaş ise,
aklındaki adayın, isim vermeden, müsteşarı Ergün Olgun
olduğunu ima etti: "Ortada benimle çalışmış, tüm
dosyaları bilen, partiler üstü, 'evet efendimci' olmayan, biri var.
İsmini herkes anlamıştır."
Gündem
yine Kıbrıs
Ankara'daki AB
troykası toplantısı yine Kıbrıs
pazarlığına sahne olacak
RADIKAL
07/03/05
SERKAN
DEMİRTAŞ
ANKARA - 17
Aralık zirvesinden sonra durulan Türkiye-Avrupa Birliği
ilişkileri, bugün Ankara'daki troyka toplantısıyla canlanacak.
AB Dönem Başkanı Lüksemburg'un Dışişleri Bakanı
Jean Asselborn, sonraki dönem başkanı Britanya'nın AB
işlerinden sorumlu Bakanı Dennis Mac Shane ve Avrupa Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Olie Rehn, Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül başkanlığındaki Türk heyetiyle önemli bir
toplantı yapacak. Toplantının gündemi şöyle:
Kıbrıs: AB, Gümrük Birliği'ne uyum protokolünün bir an
önce parafe edilmesini, sonra da imzalanarak onaylanmasını istiyor.
Ankara, daha önce belgeyi en geç haziranda parafe edebileceği
mesajını verdi. Ancak belgeye konacak şerh, onay süreci gibi
konulardaki sorunlar sürüyor.
İkinci sorun, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'nin tam üyesi olan
Kıbrıs'ın, AB-NATO işbirliğine
katılımını önlemesi. Berlin Plus anlaşması
uyarınca Kıbrıs'ı veto eden Ankara, AB'nin bu yöndeki
istemlerini duymazdan geliyor.
Ankara, Kıbrıs konusunda önceliği, KKTC'ye uygulanan
izolasyonların kaldırılması için komisyonun geçen sene
hazırladığı tüzüklere veriyor. Mali yardımları ve
doğrudan ticaret tüzüklerinin aynı anda ve orijinal şekilde
geçirilmesini isteyen Ankara, AB' nin adada çözüm için daha çok gayret
göstermesini de istiyor.
Belgeler: AB'nin 3 Ekim'e kadar çıkarması gereken üç belge
var. Bu belgelerin hazırlanmasına ilişkin sorunlar da
görüşülecek. Katılım Ortaklığı Belgesi'nde
Alevilerin azınlık sayılmaması, Ermeni
soykırımı iddiaları gibi konulara yer verilmesini istemeyen
Ankara, müzakerelerin yöntemini belirleyecek Çerçeve Kâğıdı'nda
ayrımcılık içeren unsurların olmaması için de
bastıracak.
Tarama: Ankara, 3 Ekim'de başlaması öngörülen tarama süreciyle
birlikte bir iki konu başlığının da
açılmasını teklif ediyor. Dört yıldır sürdürülen
analitik inceleme sonuçlarının dikkate alınması isteyen
Ankara, tarama sürecinin dört aydan fazla sürmemesini de istiyor. AB ise bu
konuda söz vermeye yanaşmıyor.
Müzakere yapısı: Troyka, toplantıda hükümetten bu
konudaki çalışmayla ilgili bilgi isteyecek.
Son
pazarlık
|
HÜKÜMET
TAMAM... CTP-BG ile DP'nin hafta sonu mesaisi "hükümetle"
sonuçlandı. CTP-BG ve DP heyetleri dün CTP-BG Genel Merkezi'nde
yaklaşık iki saat görüşme yaptı ve birkaç pürüz
dışında, somut gelişme kaydedildi.
Bakanlıkların dağılımında 7'ye 3 oranında
varılan mutabakat, bugün iki partinin yetkili organlarında
değerlendirilecek DPÖ
CTP'NİN... Geçmiş hükümette DP'de olan Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı CTP'nin oldu. DP, Devlet Planlama
Örgütü'nün (DPÖ) başbakanlığa bağlanmasını
kabul etti, karşılığında enformasyon dairesi,
dışişleri bakanlığına bağlandı PARA
KAMBİYO-ELEKTRİK KURUMU KRİZİ... Dünkü toplantıya
"para kambiyo-elektrik kurumu krizi" damgasını vurdu.
CTP, Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu ile çevre dairesini talep etti. Bu
iki dairenin takasının gerçekleşebileceği belirtildi. DP
ayrıca, maliye bakanlığına bağlı para ve
kambiyo dairesinin, ekonomi bakanlığına
bağlanmasını istiyor. DP ayrıca Cypfruvex'in de
Tarım Bakanlığı'na bağlanmasını talep
etti, CTP ise kabul etmedi. 17
NİSAN'DAN SONRA SOYER BAŞBAKAN... DP Genel Başkanı Serdar
Denktaş, CTP-DP koalisyon hükümetinin yeni bakanlar kurulu listesini
bugün öğleden sonra Cumhurbaşkanı Denktaş'a
sunacaklarını bildirdi. Serdar Denktaş, Talat'ın
cumhurbaşkanı olması durumunda CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit
Soyer'in başbakan olacağını belirtti. Denktaş, 17
Nisan'dan sonra Soyer başbakanlığında bir hükümet
olacağını söyledi BAKANLIK
DAĞILIMI CTP: Başbakanlık İçişleri
Bakanlığı Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanlığı Sağlık
ve Sosyal Yardım Bakanlığı Milli
Eğitim ve Kültür Bakanlığı Maliye
Bakanlığı DP: Dışişleri
Bakanlığı, Ekonomi ve
Turizm Bakanlığı, Tarım ve
Orman Bakanlığı... Cumhuriyetçi
Türk Partisi (CTP) ve Demokrat Parti'nin (DP) "hafta sonu" mesaisi
"hükümetle" sonuçlandı. Cumartesi öğle, dün de
öğleden sonra bir araya gelen iki parti, "bazı küçük
pürüzler" dışında anlaştı. Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı CTP'nin oldu. Dünkü
toplantının ardından, uzun süredir tartışılan
Devlet Planlama Örgütü (DPÖ), başbakanlık bünyesine
alındı. CTP, dışişlerine DPÖ'ye
karşılık Enformasyon Dairesi'ni verdi. Dünkü
görüşmelerde, Cumhuriyetçi Türk Partisi Kıbrıs Türk Elektrik
Kurumu'nda ısrarlı oldu. DP buna karşılık, Maliye
Bakanlığı bünyesinde faaliyetlerini yürüten ve önemli bir
fonksiyonu bulunan Para ve Kambiyo Dairesi'nin, Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı'na verilmesini istedi. DP ayrıca, Cypfruvex'in
de Tarım ve Orman Bakanlığı'na
bağlanmasını talep etti. CTP bu talebe "hayır"
yanıtını verirken, bugün Para Kambiyo ve Kıbrıs Türk
Elektrik Kurumu takasının gerçekleşebileceği belirtildi. Kesinleşen
bakanlık dağılımı İki
parti, bakanlık dağılımı konusunda da
anlaştı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı, DP'den CTP'ye geçerken, ekonominin maliye
bakanlığına bağlanması önerisi DP'nin sert
muhalefeti ile karşılaştı. "BRT'nin ikiye
bölünmesi" isteği kabul görmeyen DP'nin Devlet Planlama Örgütü'nün
başbakanlığa bağlanmasını kabul etti. . Buna göre
bakanlık dağılımı şu şekilde oluştu. CTP:
Başbakan, İçişleri Bakanlığı, Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal
Yardım Bakanlığı, Milli Eğitim ve Kültür
Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı... DP:
Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı... Kalyoncu:
Nisana kadar bakanım Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu, "Nisana kadar bakan
kalacağını" dünkü toplantı sonrasında
söylemekten kaçınmadı. Kalyoncu'nun
parti genel sekreteri Ferdi sabit Soyer'in önce başbakan, ardından
da ilk kurultayda genel başkan olmasına kesin gözle
bakılırken, nisan ayı sonrasında kabineden
çıkacağı ve parti genel merkezinde parti
çalışmalarını yürüteceği öğrenildi.
Kalyoncu'nun Soyer'in yerine genel sekreterliğe getirilmesi konusu da
parti içinde destek buldu. CTP-BG'deki
diğer bakanlıklardaki son durum bugün kesinleşecek. Ergün Olgun
DP için sürpriz oldu! Toplantının
bir bölümünde cumhurbaşkanlığı seçimi de konuşuldu.
Cumhurbaşkanlığını bırakmaya hazırlanan
Rauf Denktaş'ın "Ergün Olgun" ismini önermesi DP heyeti
tarafından da sürpriz olarak nitelendirildi. DP heyetinin
bugün UBP ile yapacağı görüşmede, "UBP'nin hangi ismi
önereceğini" de merakla beklediği öğrenildi. Öte yandan,
CTP-BG, bugün Mehmet Ali Talat'ın cumhurbaşkanlığı
adaylığını da açıklayacak. Dünkü
toplantıdan ayrıntılar CTP-BG Genel
Merkezi'nde yer alan CTP-BG ve DP heyetlerinin görüşmesi dün saat
18:20'de başladı ve saat 20.10'da tamamlandı. Hükümeti
kurmakla görevlendirilen CTP-BG Genel Başkanı Başbakan Mehmet
Ali Talat'ın katılmadığı görüşmede, Ömer
Kalyoncu, Ünal Fındık, Doğan Şahali, Ahmet Derya'dan
oluşan CTP-BG heyetine genel sekreter Ferdi Sabit Soyer
başkanlık etti. Genel
başkan Serdar Denktaş başkanlığındaki DP
heyetinde ise genel sekreter Mustafa Arabacıoğlu yanında
Ertuğrul Hasipoğlu, Hüseyin Öztoprak, Ahmet Savaşan yer
aldı. DP Genel
Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile CTP-BG Genel
Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, basına açıklamalar yaptı. CTP-BG Genel
Başkanı Mehmet Ali Talat'ın hükümeti kurmakla
görevlendirilmesinin ardından başlayan görüşmelerde dün
akşam en somut gelişme kaydedildi. CTP-BG ile
Demokrat Parti heyetlerinin görüşmesinde bakanlıkların
dağılımında 7'ye 3 oranında varılan mutabakat,
iki partinin yetkili organlarında değerlendirilecek. Mehmet Ali
Talat başkanlığında kurulacak yeni CTP-BG'nin 7, DP'nin
ise 3 bakanlık alması üzerinde yakınlaşan iki parti
görüşme heyetleri, konuyu partilerinin yetkili organlarına
götürecek. Bugün hem CTP-BG'nin hem de DP'nin merkez yürütme kurulları
ve parti meclisleri toplanacak. Serdar
Denktaş: En erken zamanda sonuçlandıracağız Serdar
Denktaş, dün akşamki toplantıda varılan noktayı
yetkili kurullara götürme aşamasına geldiklerini belirterek
"Temel prensip olarak 7'ye 3 formülü üzerinde mutabakat var.
Ayrıntılar her iki partinin kurullarında görüşüldükten
sonra -ki bu bugün yapılacak- sanırım bir sonraki gün yeniden
bir araya gelerek varılan noktayı değerlendireceğiz ve en
erken bir zamanda da bu işi sonuçlandırmaya
çalışacağız" dedi. "Rahatsızlığa
neden olmuşsam kusura bakmasınlar" Denktaş,
önceki gün yaptığı bir açıklamada, kabinenin Pazartesi
sunulacağı anlayışı çıktığına
işaret ederek, CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın
hükümeti kurarak cumhurbaşkanlığı adaylığına
başvurması gerektiği ve sürenin yarın dolacağı
düşüncesiyle söylediklerinin yanlış
anlaşılmış olabileceğini belirterek, "Herhangi
bir rahatsızlığa neden olmuşsam kusurumuza bakmasın
arkadaşlarımız" dedi. Bugün
17.00'de merkez yönetim kurullarının, 19.00'da ise parti
meclislerinin toplanacağını bildiren Serdar Denktaş,
gelinen aşamayı değerlendireceklerini söyledi. Denktaş,
değerlendirmelerin ardından bu akşam
telefonlaşabileceklerini veya yarın bir araya gelebileceklerini
kaydetti. Soyer:
Doğa atmosferiyle verimli görüşme CTP-BG Genel
Sekreteri Ferdi Sabit Soyer de açıklamasında, DP heyetiyle
yararlı bir toplantı yaptıklarını belirterek,
"Serdar bey Boğaz'daki piknikten geldi, dolayısıyla
dağ giysileriyle ve güzel bir doğa atmosferi içinde geldi. Bu
doğa atmosferi içinde toplumun temel meselelerine çözüm getirecek,
sorunları giderebilecek güçlü bir hükümet oluşturmak için verimli
bir görüşme yaptık" dedi. 7'ye 3'te
yakınlaşma Soyer,
hükümetin genel çatısının 7'ye 3 olarak
oluşturulması sentezinde her iki partinin
yakınlaşması olduğunu bildirerek, şöyle
konuştu: "Buna
bağlı olarak oldukça detaylı bir program
çalışması olacak. Yine protokol çalışması
olacak ve bu arada karşılıklı olarak iki partinin bu
konularda getirdiği görüşleri organlarımıza götürmemiz
gerekiyor. Genel başkanımızı, MYK'yı
bilgilendirmemiz ve bugün parti meclisinde konuyu ele almamız gerekiyor.
Bunları ele aldıktan sonra bilahare yarın veya çarşamba
günü uygun bir zamanda çatısını tam anlamıyla
oluşturabileceğimiz bir görüşmeye gireceğiz." "Hızlı
hareket etmeliyiz" İçte ve
dışta çözüm bekleyen birçok sorun olduğuna işaret eden ve
bu yüzden hızlı hareket etmeleri gerektiğini vurgulayan CTP-BG
Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, siyasi krizlerin yarattığı
sıkıntıyla Kıbrıs sorununu ve içte bekleyen
sorunları bir an evvel ele alacak bir hükümetin kurulmasının
şart olduğunu ifade etti. Soyer, bunun
için hızlı ve verimli bir çalışma sürdüreceklerini
bildirdi. Ferdi Sabit
Soyer, bugün gerçekleşecek MYK toplantısının saatinin
daha sonra belirleneceğini saat 19.30'da ise önceden ilan edilmiş
parti meclisi toplantısında hem hükümet hem de cumhurbaşkanlığı
adaylığı konusunu değerlendireceklerini kaydetti. Görüşmeden
notlar CTP-BG-DP
görüşmesine Ferdi Sabit Soyer yeşil kravatla katılırken,
Serdar Denktaş'ın kravat takmadığı gözlemlendi.
Görüşmenin başlamasından tam 1 saat sonra Lefke'deki
öğrenci kavgası haberi gelince telefon diplomasisi
başladı. Olayı gazetecilere haber veren
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu,
Serdar Denktaş'ın Polis Genel Müdürü'yle telefon görüşmesi
yaptığını söyledi. Gazeteciler,
1 saat 50 dakika süren hükümet görüşmelerini CTP avlusunda bekleyerek
geçirirken, toplantı odasındaki havayı pencereden izleyerek
veya dışarıya çıkanlara sorularla öğrenmeye
çalıştı ancak hiç kimseden ayrıntı öğrenmek
mümkün olmadı. |
KIBRIS 06/03/2005
|
Kıbrıslı Rumlar'dan AİHM'ye toplu
başvuru |
|
|
Lefkoşa KKTC'de malları bulunan Kıbrıslı Rumların, bu malların kullanımını önlemek amacıyla tüm Rum göçmenleri içine alacak bir şirket kuracağı bildirildi. Kurulacak şirketin
amacının, KKTC'de malları bulunan Kıbrıslı
Rumları biraraya getirerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne
(AİHM) toplu başvuruda bulunulmasını sağlamak
olduğu belirtildi. Simerini gazetesinin haberine
göre, Rum göçmenlerinin oluşturduğu dernekler biraraya gelerek
yakında bir şirketin kurulduğunu ilan edecek. Bu yöndeki girişimin
Kıbrıs'ın Avrupai Geleceği Hareketi tarafından
başlatıldığını ve Kıbrıslı
Rumların AİHM'ye başvurularını para almayan
avukatların üstleneceğini belirten gazete, şirkette yer almak
için 10 avukatın başvuruda bulunduğunu yazdı. Gazete, şirketin, KKTC'de
Kıbrıslı Rum'a ait mal aldıkları gerekçesiyle
Lefkoşa Rum Mahkemesi tarafından tazminat ödemeye ve inşa
ettikleri evi yıkma cezasına çarptırılan İngiliz
uyruklu Orams çiftinin davasını örnek alacağını ve
bunun Rum göçmenlere önemli bir koz teşkil edeceğini savundu. (aa) |
|
HURRIYET 08/03/05
Kıbrıs protokolüne imza mesajı
Uğur ERGAN-İpek ARIOĞUL / ANKARA
Ankara, AB
Troykası'na Gümrük Birliğine Kıbrıs Rum Kesimini dahil
edecek uyum protokolünün imzalanabileceği mesajı verdi.
Erdoğan:
İmza, tanımak demek değil
Bu mesaja
Troykanın cevabı, Kıbrıslı Türklere izolasyonu kaldıracak
iki tüzüğün çıkartılması için baskı gücümüzü
artırırsınız oldu.
TÜRKİYE-AB Troykası
toplantısında Ankaradan Brüksele, Gümrük Birliğine
Kıbrıs Rum Kesimini de dahil edecek uyum protokolü birkaç hafta
içinde imzalanabilir mesajı verildi.
Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül ile görüşmelerinden sonra protokolün
birkaç hafta içinde imzalanabileceği yönünde bir ümit oluştuğunu
belirtti. Asselborn, bunun gerçekleşmesi halinde,
Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun
kaldırılmasını içeren iki tüzüğün
çıkarılması yönünde baskı yapma imkanına
kavuşacaklarını söyledi.
Asselborn, İngilterenin AB Bakanı Denis MacShane ile
ABnin genişlemeden sorumlu yüksek komiseri Olli Rehnden
oluşan AB Troykası, uyum protokolü ile ilgili Ankaranın önüne
yeni bir taslak koydu. Bu taslakta Ankaranın uyarılarından
sadece birisi dikkate alındı ve uyum protokolünün 10 yeni AB üyesinin
yanısıra daha önce protokole dahil edilmeyen altı eski üyeyle de
imzalanacağı belirtildi.
AB yenilediği protokol taslağında Ankara açısından
büyük önem taşıyan Kıbrıs Cumhuriyeti ifadesine
ise dokunmadı. Taslağa göre Türkiye, tanımayla ilgili protokole
iliştirilmiş ek bir çekince yazısı koyamayacak. Ankara
sadece kendisinin yapacağı ayrı bir açıklamayla
Kıbrıs Rum Kesimini tanımadığını belirtip,
ek protokolle ilgili adanın güneyini belirten sınır
tanımlamasını yazacak. Türk ve AB yetkikileri, AB
hukukçularının Ankaranın bu kaydıyla Rum Kesimini
tanımadığı görüşünde birleştiklerini ileri
sürdüler. Bir yetkili, Türkiye, Kıbrıs Rum Kesimini
tanımadığını dünyaya bir kez daha ilan edip,
diplomatik ilişki kurmuyor ve diplomatik temsilcilik açılmasına
izin vermedikçe, şimdiki durum aynen devam eder dedi. Kaynaklar,
yapılan bazı teknik değişikliklerle uyum protokolünün yüzde
85-90ının tamamlandığını, kalanın
önümüzdeki günlerde tamamlanabileceğini belirttiler.
AB Troykası ek protokolün imzalanmasından sonra bir şekilde
uygulamaya koyulmasını da istedi. Ankara yasalar gereği bunun
TBMMde onaylanmadan mümkün olmadığını dile getirdi. Ankara
bu tutumuyla ABye KKTCye tecriti kaldırın sonrasına
bakarız mesajı verince, Troyka konuyu Brükselde yeniden ele
almayı kararlaştırdı. AB ayrıca BM liderliğinde
Kıbrıs sorunun çözümüne katkıda bulunmaya devam edecekleri sözü
de verdi.Gül de Türkiyenin 17 Aralıkta verdiği sözü
tutacağını ve zamanı geldiğinde 3 Ekimden önce ek
protokolün onaylanacağını belirterek, Ancak karşı
tarafta adım atmalı dedi. Gül ayrıca Ankara ile
Atina arasında devam eden istikşafi görüşmelerinin olumlu
şekilde devam ettiğini bilgisini de verdi.
AB Troykası ile doping atışması
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gülün,
hükümetin 17 Aralık Zirvesi öncesi yaptığı
çalışmaları anlatırken doping ifadesi
kullanması, AB Troykasında şaşkınlık yarattı.
AB dönem başkanı Lüksemburgun Dışişleri Bakanı Jean
Asselborn ile Genişleme Komiseri Olli Rehn ortak basın
toplantısı sırasında doping ifadesini hoş
bulmadıklarını ve dopingin ABde yasak olduğunu
hatırlatma ihtiyacını duydular.
Basın toplantısında 17 Aralıktan önce maratonun son
metrelerini koşar gibi, adeta kendimize doping yapar gibi
çalışıyorduk diyen Gül, artık önlerinde uzun
yıllar olduğunu ve çalışmaların normal hızla
ilerlediğini söyledi.
Gülün bu sözlerine atıfta bulunan Asselborn, kendisinin
bisiklet sporuyla ilgilendiğini, dopingi hoş görmediklerini belirtti.
Asselborn, Ya doping alıp devam edeceksiniz ya da
ayağınız yere değecek duracaksınız, bu da olmaz.
Dopingli ya da dopingsiz, reform hareketlerinin devam ettirilmesini diliyoruz
dedi.
Kol kola poz verdiler
AB Troyka toplantısı Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül başkanlığında yapıldı. Toplantıya her ne
kadar İstanbuldaki polis şiddeti damgasını vurduysa da,
(soldan sağa) Olli Rehn, Jean Asselborn, Abdullah Gül ve Denis Macshane, samimi
bir tablo çizdiler. 4lü kol kola girip, el ele tutuşarak gazetecilere poz
verdi.
HURRIYET
08/03/05
|
KKTC'de Talat CTP'nin cumhurbaşkanı adayı |
|
|
Lefkoşa KKTC Başbakanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, Eğer cumhurbaşkanı olarak göreve gelirsem, Kıbrıs Türk halkının haklarını uluslararası alanda en güçlü bir şekilde savunmayı kendime şiar edineceğim dedi. KKTC'de 20 Şubattaki erken
genel seçimlerden büyük başarıyla çıkan Cumhuriyetçi Türk
Partisi (CTP), Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali
Talat'ı 17 Nisanda yapılacak cumhurbaşkanlığı
seçimi için aday gösterdi. Talat başkanlığında dün
akşam toplanan parti meclisi, oybirliğiyle Talat'ı aday gösterme
kararı aldı. Kararın
açıklanmasının ardından basına değerlendirmede
bulunan Talat, parti meclisinin güvenine teşekkür ederek, bu güvene
layık olmaya çalışacağını söyledi. Seçim sürecinde Kıbrıs
Türk halkının iradesini, çözüm ve Avrupa Birliği hedefiyle bir
kez daha sandığa yansıtmak için
çalışacaklarını kaydeden Talat, Kıbrıs Türk
halkının iradesini uluslararası platforma ve Kıbrıs
sorununun çözümüne taşımayı bir görev bileceğiz. Bunun
için önümüzdeki günlerde önemli bir kampanya yaşayacağız
dedi. Düşüncelerini yeniden halka
anlatmak için kampanya yapacaklarını ifade eden Talat, Eğer
cumhurbaşkanı olarak göreve gelirsem, Kıbrıs Türk
halkının haklarını uluslararası alanda en güçlü bir
şekilde savunmayı kendime şiar edineceğim diye
konuştu. Başbakan Talat, hükümet
çalışmalarıyla ilgili bir soru üzerine, parti meclisi
toplantısında konunun değerlendirildiğini belirterek,
Demokrat Parti (DP) ile bugün yeniden bir araya gelerek en erken sürede
hükümet kurma çalışmalarını sonuçlandırmak
istediklerini söyledi. (aa) |
|
HURRIYET 08/03/2005
PAPADOPULOS BUNU
HAKETMEDİ
Avrupa
Komsiyonu, Kıbrıs konusunda Rum isteklerini pek benimsemiş
görünmedi bana. Bir üye ülkenin çıkarlarını korumak görevleri
ancak Türk tarafının söylediklerindeki belirli bir
mantığı da kabul ediyorlar. Bundan dolayı, bu işi
mümkün olduğu kadar sessizce halletmeyi deniyorlar.
Papadopulos bir siyasetçidir ve Türkiye'den ne koparırsa kendi karı
gibi gördüğü için, her fırsatı değerlendirmektedir.
Ancak, Avrupa Birliği geçen yılki referandumda, Annan
planının reddedilmesi için Papadopulos'un oynadığı
rolü bu kadar kısa sürede unutmamalıdır.
AB'nin vaatlerine güvenerek Annan planına EVET diyen Türklerin
izalasyondan kurtarılmaları konusundaki tüm açılımları
engelleyen kişinin Papadopulos olduğu göz ardı edilmemelidir.
Olli Rehn'in dediği gibi, "Uluslararası siyasette, dün dündür,
bugünün gerçekleri ise başkadır". Kabul ediyorum. Ancak bu
kadarı da fazladır.
Kıbrıs'lı Rumlar her istediklerini, istedikleri zaman ve
istedikleri şekilde elde edemeyeceklerini de görmelilerdir. Teknik bir
konu siyasallaştırılmamalıdır.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 08/03/05
Talat,
Denktaş'ın makamına talip
08/03/2005
RADIKAL
SEFA KARAHASAN
LEFKOŞA - KKTC'de 20 Şubat'taki erken seçimlerin ardından
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Demokrat Parti (DP) yeni hükümette
anlaşırken, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın
cumhurbaşkanlığı adaylığı kesinleşti.
CTP Parti Meclisi, dün Talat'ın 17 Nisan'daki
cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmasına karar verdi.
Talat'ın yeni kurulacak CTP-DP kaolisyonunda 1.5 ay başbakanlık
yapacağı da belirtildi. Talat cumhurbaşkanı olursa
başbakanlık görevini CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer
devralacak. Talat, 'statükonun son kalesi' diye nitelediği
cumhurbaşkanlığını, bu makamı barış
görüşmelerinde muhatap alındığı için istediğini
söylemişti.
Adaylık başvuru süreci 11 Mart'ta bitiyor. Kesinleşen adaylar 21
Mart'ta ilan edilecek. DP lideri Serdar Denktaş da muhalefetteki Ulusal
Birlik Partisi'yle (UBP) cumhurbaşkanlığına ortak aday
gösterme arayışında.
Hükümette formül:
7+3
CTP-DP koalisyon görüşmelerinde de sona gelindi. Bakanlıkları
paylaşan eski ortaklar kabineyi bugün açıklayacak. Yeni hükümette
CTP'ye yedi, DP'ye üç bakanlık düşüyor. DP'nin daha önce
bakanlık sayısı dörttü. CTP'nin eski kadroların egemenliğini
kırmak için istediği Dışişleri yine DP'de kaldı.
İçişleri, maliye, çalışma ve sosyal güvenlik,
bayındırlık ve ulaştırma, sağlık ve sosyal
yardım, eğitim ve kültür ile gençlik ve spor bakanlıkları
CTP'ye verildi. DP ise dışişleri dışında ekonomi
ve turizm bakanlığı ile tarım ve orman
bakanlığını aldı.
AKEL Genel Sekreteri Hristofyas KKTC'de
RADIKAL
08/03/05
Rum
Meclis Başkanı ve komünist AKEL Partisi Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas, Başbakan ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel
Başkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmek üzere KKTC'ye geçti. Hristofyas
ve beraberindeki heyet, CTP genel merkezini ziyaret etti. Heyeti, CTP genel
merkezinde Talat karşıladı. Talat ve Hristofyas, el
sıkışarak basın mensuplarına poz verdi. Görüşme
öncesinde herhangi bir açıklama yapılmadı. Bu arada, Hristofyas,
8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle beraberinde getirdiği
karanfilleri görüşmeyi takip eden kadın gazetecilere verdi. Ledra
Palas Sınır Kapısı'ndan KKTC'ye giriş yapan Hristofyas
ve beraberindekilerin, sınır kapısında herhangi bir
işlem yapılmadan KKTC'ye geçtikleri belirtildi.
KKTC'li işadamı ABD'de fahri elçi
RADIKAL
08/03/05
AA -
ANKARA - ABD'de kurduğu 'TransGlobal Financial Corporation' adlı
şirketle kendini iş dünyasına kabul ettiren
Kıbrıslı Türk işadamı Mehmet Mustafaoğlu, Los
Angeles'ta KKTC 'fahri başkonsolosu' olarak atandı. Fahri
başkonsolosluk görevinin, Kıbrıslı Türklerin tecridinin
ortadan kaldırılmasına yönelik, KKTC ile ABD arasında ortak
kararla verildiği belirtildi. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, gönderdiği mektupta, Mustafaoğlu'nun, KKTC-ABD
ilişkilerinin geliştirilmesine büyük katkı
sağlayacağını kaydetti. Mustafaoğlu, insani alandaki
çabaları ve ABD'ye katkısından ötürü 2002'de 'Ellis Adası
Onur Madalyası'na layık görülmüştü.
Anlaştılar
HÜKÜMET BUGÜN
AÇIKLANIYOR... Koalisyon görüşmelerinde gelinen son nokta dün iki partinin
yetkili kurullarında değerlendirildi. Partiler MYK ve parti
meclislerini topladı. Bugün yapılacak son bir görüşmenin
ardından yeni CTP/BG-DP koalisyonunun ilan edilmesi bekleniyor. Talat'ın
başbakanlığında kurulacak yeni hükümet, mevcut koalisyonun
devamı şeklinde olacak, gerek bakanlıklarda, gerekse kabinede
herhangi bir değişiklik olmayacak. Hükümetle ilgili esas düzenleme
cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yapılacak
BAKANLIKLARDA
SON DURUM...7'ye 3 formülü esasında uzlaşan ortaklar,
bakanlıkları şöyle paylaştı: CTP/BG:
Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı,
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı,
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Milli
Eğitim ve Kültür Bakanlığı, Maliye
Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı; DP:
Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı. Öte
yandan DPÖ CTP'ye, Enformasyon Dairesi de DP'ye geçti
KIB-TEK VE
CYPFRUVEX KRİZİ AŞILAMADI...Elektrik Kurumu (KIB-TEK) ve
Cypfruvex'le ilgili uzlaşmazlık dün de aşılamadı. CTP,
DP'nin uhdesinde olan KIB-TEK'i isteyince, DP de CTP'ye bağlı
Cypfruvex'e talip çıkmıştı. Fakat taraflar bu
kurumların takasına bir türlü onay vermiyor. Siyasi gözlemciler,
sorunun dün iki parti başkanı arasında yapılan görüşmede
de ele alındığını ancak sonuç
çıkmadığını belirtiyor. Böyle giderse sorunun, her iki
kurumun yerinde kalması formülüyle aşılacağına
inanılıyor
Dilek
ÇETEREİSİ
Cumhuriyetçi
Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG) ile Demokrat Parti (DP), yeni bir
koalisyon ortaklığı konusunda uzlaşmaya vardı.
Bir
yılı aşkın bir süredir hükümet ortaklığı
yapan CTP/BG ile DP, nikah tazeleme konusunda anlaştı.
Bakanlıkları 7'ye 3 formülüne göre paylaşan iki parti, bazı
kurumlarda uzlaşma sağlayamasa da "yola devam" etmeye karar
verdi.
Koalisyon
görüşmelerinde gelinen son noktayı yetkili organlarında
görüşen her iki partinin bugün yeniden bir araya gelmesi ve her konuda
uzlaşıya varabilmek için son bir çaba sarf etmesi bekleniyor. Ancak
her iki partide, "ufak tefek pürüzler" olarak nitelendirilen bu
konuların, hükümetin kurulmasına engel teşkil etmeyeceği
görüşü hakim.
CTP/BG ve DP
teknik kurullarının bugün yapacağı son denemenin
ardından yeni CTP/BG-DP koalisyonunun açıklanması bekleniyor.
Nitekim CTP/BG Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat, dün
akşam yaptığı açıklamada, hükümet görüşmelerinin
henüz sonuçlanmadığını, bugün yeniden bir görüşme
yapılacağını ifade ederek, "Umuyoruz ki yarına
(bugün) bir sonuca ulaşacağız. Hedefimiz bir an önce sonuca
ulaşmaktır. Çünkü cumhurbaşkanlığı seçimini,
hükümet kurma sürecinden ayrı tutmayı her zaman öngördük" dedi.
Bugün ilan
edilmesi beklenen yeni hükümet, 17 Nisan'da yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar işbaşında
olacak ve bu ara dönem için de hükümetin kısa bir programı ve protokolü
olacak.
CTP/BG Genel
Başkanı Mehmet Ali Talat'ın başbakanlığında
kurulacak yeni hükümet, mevcut koalisyonun devamı şeklinde olacak,
gerek bakanlıklarda, gerekse kabinede herhangi bir değişiklik
olmayacak. Hükümetle ilgili esas düzenleme ise 17 Nisan'da yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yapılacak.
Dün akşam
cumhurbaşkanlığına adaylığı resmen
açıklanan CTP/BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat'ın
seçimleri kazanması halinde, yeni döneme ilişkin esas düzenleme
yapılacak. CTP/BG'nin 7, DP'nin ise 3 bakanlığı, muhtemel
başbakan Ferdi Sabit Soyer başkanlığındaki yeni
hükümette geçerli olacak.
Gerek
bakanlıklarda, gerekse kabinede yapılacak değişiklikler de
bu yeni dönemde hayata geçirilecek.
CTP/BG'nin
bakanlık sayısı 1 arttı
İki parti
arasında kıran kırana geçen pazarlıkların
ardından 7'ye 3 formülü esasında uzlaşan ortaklar,
bakanlıkları şöyle paylaştı:
"CTP/BG:
Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı,
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı,
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Milli
Eğitim ve Kültür Bakanlığı, Maliye
Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı; DP:
Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı".
Öte yandan
Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) CTP'ye, Enformasyon Dairesi de DP'ye geçti.
Halen DPÖ
DP'nin, Enformasyon da CTP'nin uhdesinde bulunuyor.
Ancak iyi haber
alan kaynaklara göre, Enformasyon Dairesi Müdürü Hüseyin Özel'in
makamını koruyacağı konusunda ortaklar arasında
uzlaşma sağlandı.
BRTK'ya ve
Para-Kambiyo Dairesi'ne talip çıkan DP'nin, CTP'nin "kesinlikle
olmaz" yanıtıyla gündemden düştüğü de haber veriliyor.
Dikenli konular
duruyor
İki parti
hükümeti kurma konusunda anlaşma sağlasa da, Elektrik Kurumu
(KIB-TEK) ve Cypfruvex'le ilgili dün de uzlaşıya varamadı.
CTP, DP'nin
uhdesinde olan KIB-TEK'i isteyince, DP de CTP'ye bağlı Cypfruvex'e
talip çıkmıştı. Fakat taraflar bu kurumların
takasına bir türlü onay vermiyor.
Siyasi
gözlemciler, sorunun dün iki parti başkanı arasında yapılan
görüşmede de ele alındığını ancak sonuç
çıkmadığını belirtiyor.
Böyle giderse
sorunun, her iki kurumun yerinde kalması formülüyle
aşılacağına inanılıyor.
Yine de bugün
yapılacak son toplantıda KIB-TEK ve Cypfruvex konuları yeniden
masaya yatırılacak.
Kısa
dönemin önemli işleri
Bu arada
kısa bir süre için kurulacak yeni hükümetin bu geçiş döneminde önemli
işlere imza atması bekleniyor.
Yaklaşık
bir aylık bu geçiş döneminde hükümetin hedefi, 2004 bütçesini
meclisten geçirmek. Ayrıca ortaklar anayasa değişikliğini
kolaylaştıracak değişikliği 17 Nisan'da yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimiyle birlikte referanduma sunabilmek
için partilerle konsensus sağlamak.
Öte yandan TAK
muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Demokrat Parti
Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, yeni dönemde kabine üyelerinin
tümünün dıştan atanmasına partide sıcak
bakılmadığını söyledi. Bu konuda yetkili
kurulların karar vereceğini söyleyen Arabacıoğlu,
başka bir soruya karşılık, "Benim kabinede yer alma
talebim olmadı. Ben olmazsam olmaz gibi bir yaklaşımım
olmadı ve olmaz da" diye konuştu.
CTP yetkilileri
ise, kabine üyelerinin dıştan atanmasına ilişkin temel
prensibin bu yeni dönemde de devam etmesi yönünde ağırlıklı
bir görüş olduğunu, ancak bu konuda kesin bir karar
verilmediğini belirttiler.
KIBRIS 08/03/05
Erdoğan, Talat hükümetini Ankara'ya davet etti
TC
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Mehmet Ali Talat
ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ı Ankara'ya
davet etti.
Erdoğan'ın
davetiyle, kamuoyuna bugün açıklanmasını beklenen Cumhuriyetçi
Türk Partisi/Birleşik Güçler-Demokrat Parti (CTP/BG- DP) hükümetinin
yarın Ankara'ya gitmesi gündeme geldi.
Güvenilir
kaynaklardan edilen bilgilere göre, TC Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'ın davetine "eğer hükümet bugün
açıklanırsa" olumlu cevap verilmesi bekleniyor.
Ankara
ziyaretinde, genel istişarelerin yanı sıra iki hükümetin
Kıbrıs sorununda gelinen son aşamayı değerlendirmesi
tahmin ediliyor.
KIBRIS 08/03/05
İşte cumhurbaşkanlığı adayları
CTP/BG Parti
Meclisi dün akşam oybirliğiyle cumhurbaşkanlığına
parti genel başkanı ve başbakan Mehmet Ali Talat'ı aday
gösterdi. YP Genel Başkanı Nuri Çevikel ve bağımsız
aday YDÜ Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Zeki
Beşiktepeli, şu ana kadar adaylığı kesinleşen
isimler oldu. TKP de yarışa kendi adayıyla katılma
kararı alırken, bu ismin parti genel başkanı Hüseyin
Angolemli olduğu öğrenildi
DP ise
tavrını henüz netleştirmedi. UBP'nin bugün partilerine
yapacağı ziyareti bekleyen DP, kararını en geç cumaya kadar
açıklayacağını bildirdi. UBP'de de fotoğraf net
değil; konu bugün yapılacak toplantıda yeniden ele
alınacak. Durumu netleşmeyen bir diğer parti de BDH. Dün
akşam hararetli tartışmaların yaşandığı
BDH parti meclisinde, genel başkan Mustafa Akıncı'nın adaylığına
yüzde elli şans veriliyor. BKP ise çözüm vizyonu olan bir adayı
destekleyeceğini açıkladı
KIBRIS 07/03/05
Padişah torunları mallarını istiyor
ASIRLAR SONRA
HAK İDDİASI....Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasında
en ciddi anlaşmazlık konusu olan mal mülk sorununa şimdi de
padişah torunlarının adadaki mülkleri üzerinde söz hakkı
talep etmesi eklendi. Sultan Abdülmecid'in torunlarının,
Kıbrıs'ta dedelerinden kalma mülkler üzerinde hak sahibi
oldukları iddiasıyla girişimlerde bulunduğu öğrenildi
Emine DAVUT
YİTMEN
Kıbrıslı
Türklerle Rumlar arasında en ciddi anlaşmazlık konusu olan mal mülk
sorununa şimdi de padişah torunlarının adadaki mülkleri
üzerinde söz hakkı talep etmesi eklendi.
Sultan
Abdülmecid'in torunlarının, Kıbrıs'ta dedelerinden kalma
mülkler üzerinde hak sahibi oldukları iddiasıyla girişimlerde
bulunduğu öğrenildi.
Kıbrıs,
1570 yılında II Selim tarafından fethedilmiş ve 1878'de
İngiltere'ye kiralanmıştı. Padişah
torunlarının, "mülhak" türünden vakıf malı
üzerinde, hak iddia ettiği tahmin ediliyor. Mülhak mallar ise
çoğunlukla Gazimağusa ve Larnaka bölgelerinde bulunuyor.
Padişah
torunları vakfiyenin ismini, kurucusunu bilmeleri veya vakfiyenin
soyağacında yer aldıklarını ispat etmeleri halinde,
dedelerinin mülkü üzerinde hak sahibi olacaklar.
Torunların,
mülk üzerinde hak sahibi olduğu ortaya çıkarsa ve söz konusu mülk
Vakıflar İdaresi tarafından yönetiliyorsa torunlar, gelirin
yüzde 85'ini alabilecek. Eğer mülk, mütevelli heyeti tarafından idare
ediliyorsa o zaman bu oran, yüzde 95'lere kadar çıkabilecek.
Geçtiğimiz
yıllarda, padişah torunu olduğunu söyleyen ve Türkiye'de yaşayan
bir kadın, vakıf malları üzerinde hak iddia etmişti.
Kadından iddiasını destekleyecek belgeler getirmesi
istenmiş ancak söz konusu kişi herhangi bir belge
gösterememişti.
Yine,
Larnaka'daki Bekir Paşa Suyu ve Çiftliği üzerinde, isim
benzerliğinden yararlanan bir kişi hak iddia etmiş, ancak
vakfiyede yapılan araştırmalar sonucunda söz konusu
şahsın ismi, soyağacına uymamıştı.
Talep edilen
mal mülhak vakıf
Mülhak
vakıf, Vakıflar İdaresi veya mütevveli heyetinden oluşan
şahıslar tarafından idare ediliyor. Eğer söz konusu
vakıf, mütevelli heyeti tarafından idare ediliyorsa mülhak vakıf
idarecisinden, Kıbrıs'ta ikamet etme şartı aranıyor.
İdarecinin yurtdışına gitmesi halinde ise bu görevi
düşüyor.
Bazı mülhak vakıf malları ise 1878 -1960 İngiliz Sömürge
İdaresi döneminde gasp edilen mallardır ki, bu durumda farklı
işlem gerekiyor.
KIBRIS 07/03/05
|
Rum Kesimine
sığınma talebi arttı |
|
|
|
Birleşmiş
Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, Avrupa Birliğine tam üye
olduktan sonra Kıbrıs Rum Kesimine yapılan
sığınmacı başvurularının yüzde 400
arttığını açıkladı. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
9 Mart 2005 Nüfusu bir milyondan az olan Rum kesimine geçen
yıl 10 binden fazla kişinin sığınmacı olarak
başvurduğu açıklandı. |
Geçen yıl diğer AB üyelerine 1988den bu yana en
düşük seviyede sığınmacı başvurusu olurken,
aynı sayı Rum kesiminde rekor düzeylere ulaştı.
Sığınmacı
başvurularında bulunanların büyük bölümünü Pakistan ve
Bangladeşli öğrenciler oluşturuyor.
BM yetkilileri, birçok kişinin hem
eğitimlerini sürdürüp hem çalışmak için Rum kesimine
gittiğini, ama öğrenciyken çalışma izni
alamadıklarını öğrendiklerinde
sığınmacı başvurusunda bulunduğunu belirtiyor.
|
|
|
|||
|
|
|
9 Mart 2005 Talat, Cumhurbaşkanı Denktaşın
makamından ayrılmasının ardından,
Denktaşın deneyimlerinden yararlanacaklarını belirtti. |
|
KKTC Başbakanı Mehmet
Ali Talat, cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda, Kıbrıs
müzakerelerinde görüşmeciliği de yürüteceğini dile getirdi ve
görüşmeleri hükümetle birlikte sürdüreceğini ifade etti.
Talat, cumhurbaşkanlığı
seçiminden sonra kurulacak yeni hükümetin birinci hedefinin Kıbrıs
sorununu çözmek olacağını kaydetti.
DENKTAŞA
DANIŞACAĞIZ
Çok büyük bir olasılıkla,
cumhurbaşkanlığı seçimini kazanırım diyen Talat,
ancak sonuçta kararı, Kıbrıs Türk halkının
vereceğini, hiçbir şeyin çantada keklik
olmadığını söyledi.
Talat, Cumhurbaşkanı Denktaşın
makamından ayrılmasının ardından, Denktaşın
deneyimlerinden yararlanacaklarını belirtti.
KKTCde
yeni kabineye onay
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali
Talat başkanlığında kurulan CTP-DP koalisyon hükümetinin
kabinesini onayladı.
|
|||||||||
|
KKTCde Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel
Başkanı Mehmet Ali Talatın hükümeti kurmakla
görevlendirilmesinin ardından, CTP ile DP, bakanlıkların
dağılımında 7ye 3 oranında mutabakata varmıştı.
Bakanlıkların dağılımı şöyle; |
|
|
|||||||
|
|
|
||||||||
|
KKTC'de 'sandık kırma' tartışması |
|
|
||||||
|
Lefkoşa KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bağımsızlığı pazarlık etmemek için halkın arasına döndüğünü ifade ederek, Annan planı bağımsızlıktan taviz verilerek yeniden referanduma sunulursa sandıkları kırarız dedi. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat da "Sayın Denktaş sandıkları kırma çağrısı yapmıştı, ama halkımız sandıkları korudu dedi. KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Kıbrıslı Türklerin 41 yıl önce Rum ve
Yunan saldırıları karşısında gösterdiği
direniş ve bu direnişte şehit düşenleri anmak amacıyla
Güzelyurt'taki Şehitler Anıtı'nda düzenlenen törende yaptığı
konuşmada, Kıbrıs Türk halkının bundan sonra
vermesi gereken mücadelenin, Annan planının masaya getirilmemesi
için el ve gönül birliğiyle mücadele etmek olduğunu söyledi. Oynanan oyunlara gelinmemesi
uyarısında bulunan Denktaş, hep birlikte ses
çıkarılması durumunda herkesin Kıbrıs Türk
halkını dinlemek zorunda kalacağını vurguladı.
Denktaş, (Bağımsızım, hürüm) diyen insanların
elinden bu hakların ancak şehit edilerek alınabileceğini
kaydetti. Denktaş,
Şehitlerimizin anlamı budur. Bu bağımsızlığa
armut toplayarak gelmedik, çiçek toplayarak gelmedik. Ağlayarak,
inleyerek geldik. Bütün felaketlere rağmen direnerek geldik.
Direniş yasamızdır, direniş karakterimizdir, direniş
geleceğimizdir. Şehitlerimize ve bu çocuklara sözümüz ve
andımız budur diye konuştu. ANNAN PLANI DENEN
REZİLLİK Kıbrıs Türk
halkının milli mücadele yıllarında çektiği
sıkıntıları, uğradığı baskı ve
katliamları anlatan Denktaş, Kıbrıs Türk
halkının, o dönemde Makarios'un önerdiği azınlık
haklarını kabul etmediğini anımsatarak, şehitlerin,
Annan planını kabul edenlere, bu azınlık
haklarının niye o zaman kabul edilmediğini
soracaklarını belirtti. Annan planının
içindeki güzel şeyleri dirsek çürüterek, kafa patlatarak kendisinin
koydurttuğunu kaydeden Denktaş, şöyle devam etti: Ama 'Altını oydular,
altını boşalttılar, sakın kanmayın,
sağlama basın.
Bağımsızlığınızdan başka sağlam
zemin yoktur. Bunu kaybederseniz kaybolursunuz' diyorum. Samimiyetle
söylüyorum. Çünkü sizi seviyorum. Samimiyetle söylüyorum, çünkü
yaptığınız fedakarlığı biliyorum. Yeniden
aynı günleri yaşamamanızı istiyorum. Rumu biliyorum.
Bağımsızlığınızdan vazgeçerseniz, Annan
planı çerçevesinde Türkiye'yi gönderirseniz, Türkiye'nin
haklarını heba ederseniz, 'Suç bizde değildir, kendileri
istedi, ne yapalım' diyecekler ve kısa bir zaman içerisinde 1963'te
size yaptıklarının beş beterini yaptıklarında
gelip sizi kurtaracak bir Türkiye de olmayacaktır. SANDIKLARI KIRARIZ Denktaş, sözlerini
şöyle tamamladı: Bundan sonraki mücadele, evvela
Annan planının masaya getirilmemesi için el ve gönül
birliğiyle mücadele etmektir. Getirildiği takdirde
bağımsızlığımız temel
yapılmadıkça bir satırını bile kabul etmemek, buna
rağmen yeniden önümüze 'referandum' diye koydukları takdirde
sandıkları kırıp geçmek,
bağımsızlığımızı pazarlık
etmemektir. Bunu birlikte yapacağız. Sizinle beraber
yapacağız. Bunun için aranıza geliyorum. Bunun için bu mevkii
bırakıyorum. Çünkü hep birlikte ses
çıkarttığımızda, göreceksiniz ki herkes bizi dinlemek
mecburiyetinde olacak. TALAT: HALKIMIZ
SANDIKLARI KORUDU KKTC Başbakanı Mehmet
Ali Talat, Denktaş'ın, Annan planı
bağımsızlıktan taviz verilerek yeniden referanduma
sunulursa sandıkları kıracağız sözleriyle ilgili
olarak, Geçen defa da Sayın Denktaş sandıkları
kırma çağrısı yapmıştı, ama
halkımız sandıkları korudu dedi. Ledra Palas'taki Türk ve Rum
siyasi partileri toplantısının ardından, gazetecilerin
sorusu üzerine Denktaş'ın sözlerini değerlendiren Talat, bir
cumhurbaşkanının halkın istencinin dışına
çıkmasının çok yanlış olacağını
belirterek şunları söyledi: Geçen defa da Sayın
Denktaş sandıkları kırma çağrısı
yapmıştı, ama halkımız sandıkları korudu.
Dolayısıyla halkın istencinin dışına
çıkmak çok yanlış olur. Hele bir eski cumhurbaşkanı
için halkın arzusunun dışında hareket etmek, talihli bir
duruş olmaz. Ben sadece bunu söylemek istiyorum, başka bir şey
söyleyemem. (aa) |
|
|||||||
|
|
Rum kesimi: Türkiye 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımadan AB üyesi olamaz
Kıbrıs Rum yönetimi
Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, ''Türkiye'nin
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadan Avrupa Birliği (AB) üyesi
olamayacağını'' iddia ederek, ''bunu sadece İngiltere'nin
değil, başka ülkelerin de kabul ettiğini'' söyledi.
İngiltere'nin Avrupa İşleri
Bakanı Denis MacShane'in önceki gün yaptığı açıklamaya
değinen Yakovu, ''Türkiye 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımazsa,
Türkiye'nin AB üyeliği gerçekleşemez. Bu, sadece İngiltere
Avrupa İşleri Bakanı Denis MacShane'in açıklamasında
ifade edilmedi'' dedi.
Yakovu, ''Türkiye'nin gümrük birliğini on
yeni üye ülkeye yayan protokolü imzalamakla yükümlü olduğunu'' savundu.
MILLIYET 09/03/05
KKTC'de
hükümet tamam
09/03/2005
RADIKAL
LEFKOŞA - KKTC'de 20
Şubat seçimlerinin ardından yeni bir koalisyon hükümetinde
anlaşan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali
Talat ve Demokrat Parti (DP) lideri Serdar Denktaş'ın
oluşturduğu kabine Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'tan onay
aldı.
Hükümetin, Anayasa değişikliği ve bütçe konusunda
çalışmalar yapacağını belirten Talat, 17 Nisan'daki
Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra yeni hükümetin
oluşturulacağını, bu nedenle kabinenin
değişmediğini söyledi. Mevcut CTP-DP koalisyonundaki gibi 6'ya 4
oranını koruyan hükümet, seçimden sonra 7'ye 3 formülüyle kurulacak.
Yeni hükümette, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
CTP'ye geçecek. Cumhurbaşkanlığına Talat seçilirse CTP
Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer başbakanlığı devralacak.
Bir hafta içinde programını meclise sunacak hükümet için daha sonra
güvenoyuna başvurulacak.
KKTC'nin bu 19. Bakanlar Kurulu şöyle: Başbakan Mehmet Ali Talat,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş, İçişleri Bakanı Özkan Murad,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi (DP),
Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal, Milli
Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil, Maliye Bakanı Ahmet Uzun,
Gençlik ve Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu,
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu,
Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz (DP), Tarım ve Orman
Bakanı: Raşit Pertev (DP). (Dış Haberler)
Aynı kabine
ile yola devam
ARA DÖNEMDE
KABİNEDE DEĞİŞİKLİK YOK...
Cumhurbaşkanı Denktaş'a sunulan kabine, son 1.5 yıldan beri
görev başında olan hükümetin devamı şeklinde olacak. Gerek
bakanlıklarda gerekse kabinede herhangi bir değişiklik
öngörülmüyor. Varılan mutabakat uyarınca hükümetin yeni şekli,
cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yeni
başbakanla birlikte açıklanacak. Buna göre, CTP Genel
Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'ın cumhurbaşkanlığına
seçilmesi halinde yeni hükümet CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer
başkanlığında kurulacak
YEDİ
BAKANLIK CTP/BG'DE, ÜÇ BAKANLIK DP'DE... Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin ardından işbaşına gelecek yeni hükümet
döneminde yedi bakanlık CTP'ye, üç bakanlık DP'ye ait olacak. 17
Nisan cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar mevcut hükümet
devam edecek. Son 1.5 yıllık hükümetteki bakanlıklar büyük
oranda yerini koruyacak, sadece DP'ye ait Çalışma
Bakanlığı CTP'ye geçecek. Dairelerde de büyük
değişiklik olmayacak. Sadece DP'ye bağlı Devlet Planlama
Örgütü (DPÖ) CTP'ye geçecek, buna karşılık CTP'ye
bağlı Enformasyon Dairesi DP'ye bağlanacak
KIB-TEK DP'DE,
CYPFRUVEX CTP'DE... Son güne kadar iki parti arasında
anlaşmazlık konusu olan KIB-TEK ile Cypfruvex konusunda ise
gelişme olmadığı öğrenildi. CTP/BG ve DP yetkilileri,
bu iki kurumun varolan yerlerini koruyacaklarını tahmin ettiklerini
kaydettiler. Bu durumda KIB-TEK, DP'ye ait Tarım ve Orman
Bakanlığı'na, Cypfruvex ise CTP'ye ait Maliye
Bakanlığı'na bağlı olarak çalışmaya devam
edecek
Yeni hükümet
için anlaşan Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG) ile
Demokrat Parti (DP) dün yeniden nikah tazeledi.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş tarafından cuma günü hükümeti kurmakla görevlendirilen
Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali
Talat, "geçiş hükümeti" niteliğindeki CTP-DP koalisyon
hükümetinin kabinesini dün saat 18.00'de Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'a sundu.
Denktaş,
listeyi onaylayarak yeni bakanları atadı.
Yeni hükümet,
13 Ocak 2004'ten beri görev başında olan 1. Talat hükümetinin aynen
devamı şeklinde olacak.
Gerek
bakanlıklarda, gerekse kabinede herhangi bir değişiklik
öngörülmüyor.
Bu ara dönem
için kısa bir protokol ve programla meclisten güvenoyu istenecek. Ara
dönemdeki hükümetin hedefi 2004 bütçesi ile anayasa değişiklik
önerilerini meclisten geçirmek olacak.
Koalisyon
görüşmelerinde varılan mutabakat uyarınca hükümetin yeni
şekli ise cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından
muhtemel yeni başbakanla birlikte açıklanacak. Buna göre, CTP Genel
Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'ın
cumhurbaşkanlığına seçilmesi halinde yeni hükümet CTP Genel
Sekreteri Ferdi Sabit Soyer başkanlığında kurulacak.
Yeni hükümet
döneminde yedi bakanlık CTP'ye, üç bakanlık DP'ye ait olacak. Son 1.5
yıllık hükümetteki bakanlıklar büyük oranda yerini koruyacak,
sadece DP'ye ait Çalışma Bakanlığı CTP'ye geçecek.
Dairelerde de
büyük değişiklik olmayacak. Sadece DP'ye bağlı Devlet
Planlama Örgütü (DPÖ) CTP'ye geçecek, buna karşılık CTP'ye
bağlı Enformasyon Dairesi DP'ye bağlanacak.
Son güne kadar
anlaşmazlık konusu olan KIB-TEK ile Cypfruvex konusunda ise
gelişme olmadığı öğrenildi. İki partinin
yetkilileri, bu iki kurumun varolan yerlerini koruyacaklarını tahmin
ettiklerini kaydettiler. Bu durumda KIB-TEK, DP'ye ait Tarım ve Orman
Bakanlığı'na, Cypfruvex ise CTP'ye ait Maliye
Bakanlığı'na bağlı olarak çalışmaya devam
edecek.
2003 Ocak
ayında 27 sandalye gibi sınırlı bir çoğunlukla kurulan
CTP-DP hükümetinin istifalarla azınlığa düşmesi üzerine
erken seçimlere gidilmiş ve 20 Şubat'ta yapılan seçimlerde
aritmetikte büyük değişiklik olmuştu.
Seçimlerde 24
milletvekili çıkaran CTP, hükümeti kurmakla görevlendirilmişti.
CTP'nin mecliste 6 sandalyeye sahip DP ile koalisyona gitmesiyle hükümet
mecliste 30 milletvekili gibi bir çoğunluğa sahip olacak.
Mecliste Ulusal
Birlik Partisi'nin (UBP)19, Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) ise
1 milletvekili bulunuyor.
Yeni kabine
CTP/BG Genel
Başkanı Mehmet Ali Talat başkanlığında,
"Geçiş Hükümeti" niteliğinde kurulan 19. Hükümet'te
şimdilik bir değişiklik yok.
Buna göre
CTP/BG Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat
başkanlığındaki hükümette, Serdar Denktaş
başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı
olarak görev yapacak.
Aynen yerini
koruyan diğer bakanlar şöyle:
"Maliye
Bakanı Ahmet Uzun, Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Erbil Akbil,
Gençlik ve Spor Bakanı Özkan Yorganoğlu, Sağlık ve Sosyal
Yardım Bakanı Hüseyin Celal, Bayındırlık ve
Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu, İçişleri Bakanı
Özkan Murat, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi,
Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, Tarım ve Orman
Bakanı Raşit Pertev."
Pürüzlü konular
DP ile
yaklaşık 1.5 yıldan beri devam eden koalisyona seçimlerden sonra
devam kararı alan CTP, önceki akşamki parti meclisinde koalisyon
çalışmalarına son noktayı koyarken, DP de önceki gün
yaptığı toplantılarda birkaç pürüzlü nokta hariç
koalisyonun devamı yönünde karar almıştı. Pürüzlü noktalar
ise iki parti liderlerinin önceki gece ve dünkü temaslarıyla
aşıldı.
Denktaş'la
öğle yemeği
Öte yandan CTP
Parti Meclisi'nin önceki akşamki toplantısının
ardından CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat ile DP
Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı Serdar
Denktaş telefon görüşmesi yaptılar. Parti yetkilileri
arasında dün öğle saatlerine kadar da telefon diplomasisi devam etti.
Talat ve Serdar
Denktaş öğle saatlerinde ise Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'la bir araya geldi. Cumhurbaşkanlığı'ndaki
haftalık rutin yemekte, koalisyon çalışmaları ele
alındı.
Son nokta...
Hükümet dün
akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı Denktaş'ın
onayına sunuldu.
Cumhurbaşkanlığında
yaklaşık 15 dakika süren görüşmenin ardından
Cumhurbaşkanı Denktaş, CTP Genel Başkanı Başbakan
Mehmet Ali Talat ve Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş
basının karşısına birlikte çıktı.
Cumhurbaşkanı
Denktaş, CTP Genel Başkanı Talat'ın sunduğu yeni
hükümeti Anayasa'nın 106'ncı maddesi uyarınca
onayladığını ve Talat'ı da başbakan olarak
atadığını açıkladı. Denktaş, Talat ve Serdar
Denktaş'a başarı diledikten sonra makamına geçti.
Ardından
basına kısa açıklama yapan CTP Genel Başkanı Talat,
son bir yıldan beri görev yapan kabinenin aynen görevine devam
edeceğini, koalisyon görüşmelerinde mutabakata varılan 7'ye 3
formülüne dayalı hükümetin ise cumhurbaşkanlığı
seçimleri sonrasında kurulacağını anlattı.
Geçiş
döneminde hükümetin temel uğraşının 2004 mali
yılı bütçesi ile anayasal değişiklikleri meclisten geçirmek
olacağını söyleyen Talat, cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin ardından ise yeni bir programla yeni bir kabine
kurulacağını kaydetti.
DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş da, dün onay alan hükümetin
"geçiş hükümeti" olarak görev yapacağını
kaydetti. Denktaş, geçiş hükümetinin kısa bir programla
meclisten güvenoyu isteyeceğini ekledi.
Talat ve
Denktaş, gazetecilerin sorularına karşılık, Türkiye
hükümetinin daveti üzerine cuma günü Ankara'ya gideceklerini de eklediler.
KIBRIS 08/03/2005
CTP/BG ile
AKEL'den çözüm yolunda önemli adım
CTP/BG ile
AKEL, Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde çözüm bulunması
amacıyla müzakerelere en erken zamanda başlanması için gereken
çabayı ortaya koymakta kararlı olduklarını
açıkladılar. İki partinin çözümü hedefleyen kararı, CTP/BG
Genel Başkanı, Başbakan Mehmet Ali Talat ile Rum meclisi
başkanlığına seçilmesinin ardından dün ilk kez Kuzey
Kıbrıs'a geçen AKEL Genel Sekreteri Hristofyas'ın başkanlığında
CTP genel merkez binasında gerçekleşen heyetler arası görüşmede
alındı
İki
partinin, aralarındaki diyalogu üst düzeyde sürdürme kararı da
aldığı görüşmeden sonra CTP/ BG Genel Başkanı,
Başbakan Talat, "oldukça yapıcı" olarak
nitelendirdiği bu diyaloğun çözümü hedefleyeceğini vurgularken
AKEL lideri Hristofyas, Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde ve
BM genel sekreterinin gözetiminde yapılacak müzakerelerle çözüm
bulunmasından yana olduklarını söyledi. Hristofyas,
"Tarafların üzerinde mutabık olacağı kabul edilebilir
bir çözümü ancak diyalog yoluyla bulabiliriz, çatışmayla
değil" dedi
CTP/BG ile
AKEL, Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde çözüm bulunması
amacıyla müzakerelere en erken zamanda başlanması için gereken
çabayı ortaya koymakta kararlı olduklarını
açıkladılar. İki parti, aralarındaki diyalogu üst düzeyde
sürdürme kararı da aldı.
İki
partinin çözümü hedefleyen kararı, CTP/BG Genel Başkanı,
Başbakan Mehmet Ali Talat ile Rum meclisi başkanlığına
seçilmesinin ardından dün ilk kez Kuzey Kıbrıs'a geçen AKEL
Genel Sekreteri, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas arasında
CTP genel merkez binasında gerçekleşen görüşmede
alındı.
İki
partinin heyetlerinin katıldığı ve yaklaşık bir
buçuk saat süren görüşme sonrasında Talat ile Hristofyas basın
toplantısı düzenledi.
CTP/ BG Genel
Başkanı Başbakan Talat, iki parti olarak üst düzeyde diyalogu
sürdürme kararı aldıklarını belirterek, "Bu diyalog
çözümü hedefleyecektir" dedi.
Talat,
Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasında varolan günlük
sorunların çözüme kavuşturulması konusunda da AKEL'le diyalogu
artırma kararı aldıklarını bildirdi.
AKEL Genel
Sekreteri Hristofyas ise, "CTP'ye zeytin dalı getirdik" diyerek,
bu görüşmenin Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde iki
toplumlu, iki bölgeli federal çözümü getirecek açık görüşe
dayalı üst düzeydeki bir diyalogun ve uzlaşının
başlangıcı olması dileğinde bulundu.
Talat:
"Annan Planı temeldir"
Basın
toplantısında ilk sözü alan ve AKEL ile gerçekleştirdikleri
görüşmeyi "oldukça yapıcı" olarak nitelendiren CTP/BG
Genel Başkanı, Başbakan Talat, iki parti olarak diyalogu
sürdürme kararı aldıklarını belirterek, "Bu diyalog
elbette ki sonuç olarak çözümü hedefleyecektir" dedi.
Kıbrıs
sorununa Annan Planı temelinde çözüm bulunmasını istediklerini
ifade eden Talat, CTP/BG olarak diyaloga ve müzakerelerin Annan Planı
temelinde yeniden başlamasına hazır olduklarını her
zaman yinelediklerini belirtti. Talat, "Kıbrıs Türk halkı,
Annan Planı'na % 65 evet demiştir. Dolayısıyla bu bizim
için temeldir. Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm istiyoruz"
şeklinde konuştu.
CTP/BG Genel
Başkanı, Başbakan Talat, kapsamlı çözüm yanında
Kıbrıs Türk halkı ile Rum halkını ilgilendiren ve
bugüne kadar çözüme kavuşturulmasında başarılı
olunamayan günlük sorunlara da çözüm getirilmesi gereğinin altını
çizerek AKEL ile bu konuda da diyalogu artırarak bu sorunlara çözüm
bulunması için uğraş verilmesi konusunda
anlaştıklarını ifade etti.
"Güven
yaratıcı önlemler..."
CTP Genel
Başkanı Talat, bir Rum gazetecinin "Sayın Talat, sizden
bazı güven yaratıcı önlemleri hayata geçirmenizi bekleyelim
mi?" şeklindeki sorusu üzerine, böyle bir şeye ihtiyaç
olması halinde buna her zaman hazır olduklarını kaydetti.
Talat,
aynı gazetecinin "Güven yaratıcı önlem olarak
Maraş'ın verilmesi" konusunu gündeme getirmesi üzerine ise,
bunun güven yaratıcı bir önlem olduğunu
sanmadığını ifade ederek şöyle konuştu:
"Güven
yaratıcı önlem benim fikrime göre şu an için, iki taraf
arasında varolan günlük sorunların çözüme kavuşturulması
olabilir."
Aynı
gazetecinin "Sayın Papadopulos'un Mağusa Limanı'ndan
ticaretle ilgili önerisine nasıl bakıyorsunuz" şeklindeki
sorusuna karşılık da Talat, bu önerinin bir güven
yaratıcı önlem olmadığının altını
çizerek, şöyle dedi:
"Bu, güven
yaratıcı bir önlem değildir. Bu, serbest ticarete
karşılık Maraş'ın verilmesi konusudur ve bu, benim
görüşüme göre güven yaratıcı önlemle ilgili bir konu
değildir. Bu, tamamen ayrı bir konudur.
Güven
yaratıcı önlem demek, siyasi pozisyonları
değiştirmeden iki taraf arasında güven inşa etmek
demektir."
Hristofyas:
"Bugün burada olmaktan mutluyum"
CTP/BG Genel
Başkanı, Başbakan Talat'tan sonra söz alan ve CTP/BG'yi ziyaret
etmekten duyduğu mutluluğu dile getiren AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas da, "Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne zeytin dalı
getirdik" dedi.
CTP/BG ile
gerçekleştirdikleri görüşmenin, Kıbrıs sorununa iki
toplumlu, iki bölgeli federal çözümü getirecek şartların
oluşmasına yol açacak açık görüşe dayalı üst düzeydeki
bir diyalogun ve uzlaşının başlangıcı olması
dileğinde bulunan Hristofyas, Kıbrıs sorununa Annan Planı
temelinde ve BM genel sekreterinin gözetiminde yapılacak müzakerelerle
çözüm bulunmasından yana olduklarını söyledi.
"Çatışmayla
değil, diyalog yoluyla"
Kıbrıs
Türk halkı Annan Planı'nı kabul ederken, Rum halkının
bunu reddettiğini belirten Hristofyas, Rum halkının kabul
edebilmesini sağlamak için Rum liderliğinin plan üzerinde
değişiklikler yapılmasını istediğini kaydetti.
"Tarafların
üzerinde mutabık olacağı kabul edilebilir bir çözümü ancak
diyalog yoluyla bulabiliriz, çatışmayla değil" diyen
Hristofyas, şöyle devam etti:
"Biz buna
hazırız ve sanırım her iki parti de, iki toplum lideri
arasında yapıcı diyalogun şartlarının
sağlanmasını sonuca götürecek bir rol üstlenebilir."
Hristofyas,
CTP/BG ile diyalog için gerekli şartları yaratacak bu tür
toplantılara hem kuzeyde hem de güneyde devam etme kararı
aldıklarını da söyledi.
Hristofyas, bir
Rum gazetecinin, "Hükümet sözcüsü Hrisostomidis, Talat'la
Denktaş'ın aynı olduğunu söyledi. Buna katılıyor
musunuz? Bu arada Türkiye Başbakanı Erdoğan'la bir görüşme
planlıyor musunuz?" şeklindeki sorusu üzerine, Hrisostomidis'in
Talat ve Denktaş'la ilgili olarak ne söylediği konusunda yorum
yapmayacağını kaydetti. Hristofyas, "Bu, ileriye doğru
gitmek için yararlı bir yol değildir. Bu nedenle bu konuda yorum
yapmayı reddediyorum. Başka yollarla ileriye doğru bakmamız
lazım" dedi.
Hristofyas,
Erdoğan'la görüşme olasılığına ilişkin
soruyu ise yanıtsız bıraktı.
Dimitris
Hristofyas, BM genel sekreterinin gözetimindeki görüşmelere ne zaman
başlanabileceğine ilişkin soruya ise, "BM genel
sekreterinin gözetimindeki müzakerelere en kısa sürede başlamak için
büyük bir kararlılıkla çaba harcamayı sürdüreceğiz"
diye konuştu.
Hristofyas,
"Müzakerelere yeniden başlanması için atılması gereken
öncelikli adım sizce nedir?" şeklindeki soruya
karşılık da şunları söyledi:
"Sanırım,
diyalogun başlatılması konusunda BM'nin diplomatik kanallar diye
çok iyi bilinen bir prosedürü vardır. Öyle tahmin ederim ki BM genel
sekreteri bu prosedürü çok iyi biliyordur ve ümit ederim ki bunu uygun
diplomatik bir yolla kullanacaktır."
"Zeytin
dalı getirdiğinize göre..."
Hristofyas,
"CTP'ye zeytin dalı getirdiğinize göre müzakerelerin yeniden
başlaması yolunda diyaloga start verdiğinizi söyleyebilir
miyiz" şeklindeki soru üzerine de, CTP ile diyalogu hiçbir zaman
koparmadıklarını ifade ederek, şöyle konuştu:
"Biz, Cumhuriyetçi
Türk Partisi ile diyalogu hiçbir zaman koparmadık. Şimdi ise üst
düzeyde diyalog başlattık ve bu yönde hareket etmeye devam
edeceğiz."
CTP/BG, oldukça
sıcak bir ortamda gerçekleşen görüşmede Kıbrıs Türk
misafirperverliğinin güzel bir örneğini sergileyerek AKEL heyetine
Kıbrıs mutfağından tahinli ve pilavuna ikram etti.
İçecek olarak ise ada çayı ve Türk kahvesi içildi.
Talat-Hristofyas
görüşmesine medyanın ilgisi de büyük oldu. Görüşmeyi KKTC, Güney
Kıbrıs, Türkiye ve yabancı medya kuruluşlarından
temsilcilerin oluşturduğu büyük bir basın ordusu izledi.
Gazeteciler, foto muhabirleri ve kameramanlardan oluşan medya,
görüşmenin sonunda yapılacak olan basın
toplantısını beklerken, KKTC'de hükümet kurulması ve
Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlaması
konularını tartıştı.
Bu arada
görüşmenin ardından CTP/BG genel merkezinden AKEL genel sekreteri
tekrar Ledra Palace kontrol noktasına götürmek için bekleyen KKTC
plakalı arabaya kadar eşlik etti.
Talat,
Hristofyas'ı uğurladıktan sonra yeni kabineyi Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'a sunmak üzere Cumhurbaşkanlığı'na
hareket etti.
KIBRIS
08/03/2005
ABD'den,
Kıbrıs Rum tarafına uyarı
RAPOR, KIBRIS
TÜRK TARAFI AÇISINDAN OLUMLU... YDÜ Uluslararası İlişkiler
Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Dayıoğlu, ABD
Dışişleri Bakanlığı'nın 2004
Kıbrıs'taki insan hakları uygulamasıyla ilgili raporunu,
Kıbrıs Türk tarafı açısından olumlu olarak
nitelendirdi. Dr. Dayıoğlu, 2004 raporunun, önceki raporlara
kıyasla ABD yönetiminin Kıbrıs Türk toplumuna yönelik
bakışının olumlu yönde değiştiği izlenimi
verdiğini ifade etti
ABD'DEN RUM
TARAFINA UYARI... ABD'nin, raporla ABD yönetiminin Kıbrıs Rum
tarafına, Kıbrıs Rum yönetiminin, çözüm yönündeki olumsuz
tutumunu devam ettirmesi halinde KKTC ile eskiye oranla daha üst düzeyde bir
ilişki kurabileceği yönünde uyarıda bulunduğunu ve
aynı zamanda Kuzey Kıbrıs'ta ayrı bir siyasi otoritenin
varolduğu olgusunu güçlendirici yönde bir mesaj gönderdiğini kaydetti
Anıl
IŞIK
Yakın
Doğu Üniversitesi (YDÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü
öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ali Dayıoğlu, Amerika Birleşik
Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı'nın
2004 Kıbrıs'taki insan hakları uygulamasıyla ilgili
raporunu, Kıbrıs Türk tarafı açısından olumlu olarak
nitelendirdi.
Dr. Ali
Dayıoğlu, 2004 raporunun önceki raporlara kıyasla ABD
yönetiminin Kıbrıs Türk toplumuna yönelik
bakışının olumlu yönde değiştiği izlenimi
verdiğini ifade etti.
ABD'nin
Kıbrıs Türk tarafı lehine böyle bir ifade
değişikliğine gitmesinin nedeninin, kuzeyin 'evet', güneyin ise
'hayır' dediği 24 Nisan referandum sonuçlarından
kaynaklandığına işaret ederek, bu raporla, ABD yönetiminin
Kıbrıs Rum tarafına, Kıbrıs Rum yönetiminin çözüm
yönündeki olumsuz tutumunu devam ettirmesi halinde KKTC ile eskiye oranla daha
üst düzeyde bir ilişki kurabileceği yönünde uyarıda
bulunduğunu ve aynı zamanda Kuzey Kıbrıs'ta ayrı bir
siyasi otoritenin varolduğu olgusunu güçlendirici yönde bir mesaj
gönderdiğini kaydetti.
YDÜ
Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Ali
Dayıoğlu, Kıbrıs Türk ve Rum basınında son
günlerde tartışılan ve Kıbrıs Rum tarafının
büyük tepkiyle Kıbrıs Türk tarafının ise olumlu
karşıladığı ABD Dışişleri
Bakanlığı'nın Kıbrıs'la ilgili insan hakları
raporunu KIBRIS'a değerlendirdi.
Dr.
Dayıoğlu, 2004 raporunda, önceki raporlardan farklı olarak, ilk
kez "Kıbrıs Cumhuriyeti" ve "Kuzey
Kıbrıs" şeklinde ayrım yapan bir ifade yer
aldığını, 1974'ten bu yana Kıbrıs'ın
güneyinin "Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti"nin kontrolü
altında bulunduğu, adanın kuzeyinin ise "Kıbrıs
Türk Yönetimi" tarafından yönetildiğinin ifade edildiğini
ve ABD'nin KKTC'yi tanımadığına ilişkin açık
bir ifade yer
almadığını belirtti.
Dr.
Dayıoğlu, benzer diğer insan hakları raporlarından
farklı olarak, ABD'nin 2004 raporunda, adanın bölünmesinden
Türkiye'yi sorumlu tutan herhangi bir ifadeye yer verilmediğine de dikkat
çekti.
Raporu, hem
güneyde hem kuzeydeki insan hakları uygulamalarını
Kıbrıslı Türkler açısından genel olarak
değerlendiren Dr. Dayıoğlu, raporun birtakım eksiklikler ve
yanlışlıklar içermesine rağmen, yapılan değerlendirmelerin
insan hakları uygulaması açısından bazı gerçekleri
ortaya koyduğunu ifade etti.
Dr.
Dayıoğlu'nun, KIBRIS'ın sorularına yanıtları
şöyle:
Soru: ABD
Dışişleri Bakanlığı'nın
Kıbrıs'taki insan haklarıyla ilgili raporu, Rum tarafındaki
yetkililer tarafından tepkiyle karşılandı. Rum siyasileri,
çeşitli açıklamalarında raporu, "adil olmayan, taraflı
ve Kıbrıs Türk tarafının uluslararası statüsünü
yükseltmeyi amaçlayan" bir rapor olarak değerlendirdi. Rum
yetkililerini böyle bir değerlendirmeye yönelten unsurlar nelerdir?
Cevap:
Öncelikle 2004 raporu önceki raporlarla kıyaslandığı zaman
raporun kaleme alınış şekli
24 Nisan 2004
referandumunda Kuzey Kıbrıs'tan evet, Güney Kıbrıs'tan da
hayır sonucunun çıkmasının ardından ABD yönetiminin
Kıbrıs Türk toplumuna yönelik bakışının olumlu
yönde değiştiği izlenimini vermektedir. Rapor daha derinlemesine
incelediği zaman raporda yer alan kimi ifadelerin bu
değişikliği daha somut bir şekilde yansıttığı
görülmektedir. Örneğin, "Kıbrıs" genel
başlığı altında kaleme alınan raporda, daha
önceki raporlardan farklı olarak, ilk kez "Kıbrıs
Cumhuriyeti" ve "Kuzey Kıbrıs" şeklinde bir
ayrım yapılarak bu iki otoritenin insan hakları
uygulamaları ayrı ayrı ele alınmıştır. Böyle
bir düzenlemeyle Kuzey Kıbrıs'taki siyasi otoritenin Güney
Kıbrıs'taki otoriteden ayrı ve bağımsız
olduğuna, dolaylı da olsa, işaret edilmiştir. Bununla
bağlantılı olarak, raporun ilk paragrafında 1974'ten bu
yana Kıbrıs'ın güneyinin "Kıbrıs Cumhuriyeti
Hükümeti"nin kontrolü altında bulunduğu belirtilirken,
adanın kuzeyinin "Kıbrıs Türk Yönetimi"
tarafından yönetildiği ifade edilmiştir.
Rapordaki bir
diğer önemli husus ise, önceki insan hakları raporlarında
ABD'nin KKTC'yi tanımadığına ilişkin açık bir
ifade sürekli yer alırken, ilk kez 2004 raporunda bu ifade rapordan
çıkarılmıştır. Bunun yerine, raporda KKTC'nin Türkiye
dışında hiçbir ülke tarafından
tanınmadığı belirtilmiştir. ABD'nin böyle bir ifade
değişikliğine gitmesinin nedenini yine referandum
sonuçlarında aramak mümkündür. Burada ABD yönetimi bir yandan Rum
yönetiminin çözüm yönündeki olumsuz tutumunu devam ettirmesi halinde KKTC ile
eskiye oranla daha üst düzeyde bir ilişki kurabileceği yönünde
uyarıda bulunurken, bir yandan da Kuzey Kıbrıs'ta ayrı bir
siyasi otoritenin varolduğu olgusunu güçlendirici yönde bir yollamada
bulunmuştur. Bundan dolayıdır ki Rum Meclis Başkanı
Dimitris Hristofyas raporun "ABD'nin referandum sonrasında tesis
ettiği cezalandırma politikasına devam ettiği izlenimini
verdiği" yönünde bir açıklama yapmıştır.
2003 raporunda
da yer alması nedeniyle 2004 raporu bakımından bir yenilik
oluşturmayan, ama mutlaka değinilmesi gereken bir diğer önemli
husus çeşitli uluslararası insan hakları kuruluşları
tarafından yayınlanan Kıbrıs raporlarının çok
büyük bir bölümünde Türkiye'nin adayı 1974 yılında
"işgal" veya "istila" ettiği yönündeki ifadelere
ABD'nin raporlarında değinilmemesidir. Önceki raporda olduğu
gibi bu raporda da Türkiye'yle ilgili olarak dikkati çeken en ağır
ifade önemli miktarda Türk askerinin adada bulunduğunun belirtilmesiyle
sınırlıdır. Dolayısıyla, benzer diğer insan
hakları raporlarından farklı olarak adanın bölünmesinden
Türkiye'yi sorumlu tutan herhangi bir ifadeye raporda yer verilmemiştir.
Soru: Raporu,
Kıbrıslı Türklerin insan hakları bakımından genel
olarak nasıl değerlendirebilirsiniz? Sizce rapor adadaki insan
hakları uygulamalarının durumunu yeterince
sağlıklı ve kapsamlı olarak yansıtıyor mu?
Cevap: Raporda
Kıbrıslı Türklerin hakları hem Rum yönetimi, hem de KKTC
bakımından ayrı ayrı değerlendirmiştir. Kimi
eksiklikler ve yanlışlıklar içerse de, yapılan
değerlendirmelerin bazı gerçekleri de ortaya koyduğu
görülmektedir. Raporda öncelikle Rum yönetiminin Kıbrıslı
Türklere yönelik kimi insan hakları ihlâllerine yer verilmiştir.
Örnek vermek gerekirse, Uluslararası Af Örgütü'nden alınan bilgiye
dayanılarak, raporda Nisan ve Mayıs 2004'te Ledra Palace
sınır kapısından güneye geçmek isteyen kimi
Kıbrıslı Türklerin Rum polisleri tarafından soyularak
arandıkları, iki olayda ise Kıbrıslı Türklerin Rum
polisi tarafından dövüldükleri belirtilmiştir. Söz konusu olaylarla
ilgili olarak hiçbir polis soruşturmasının
yapılmadığı ifade edildikten sonra, iki Kıbrıs
Türk gazetesinin verdiği habere atıfta bulunularak bir
Kıbrıslı Türk kadının kontrol noktasında Rum
polislerce soyulup arandığı vurgulanmıştır.
Temmuz
ayında basına yansıyan haberlerden yola çıkılarak
raporda yer verilen bir diğer konu ise Lefkoşa Merkez Cezaevi'nde
bulunan Kıbrıslı Türklerin polis ve hapishane görevlileri
tarafından ayrımcı davranışlara muhatap
kaldıkları hususudur. Burada Kıbrıslı Türklerin
polisler, gardiyanlar ve diğer Kıbrıslı Rumlar
tarafından rahatsız edildikleri ve dövüldükleri yönünde şikayet
başvurusunda bulunmalarına rağmen, yetkililerin bu yöndeki
şikayetleri dinlemedikleri ve Kıbrıslı Türkleri koruyucu
önlemler almadıkları belirtilmiştir.
Rum yönetimi
yetkilileri tarafından Türkiyeli gazetecilerin güneye geçişlerinde
kimi kısıtlamaların uygulandığı ve Türk
vatandaşlarının geçişlerinin tamamıyla
engellendiği belirtilen raporda, güneydeki gazetelerin kuzeydeki
işletmelerin reklamlarını yayınlama konusundaki
isteksizliğine dikkat çekilmiştir. Kıbrıslı Türklerin
güneydeki seçimlere katılabilmelerini sağlayacak yasal düzenlemenin
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin konuyla ilgili kararına rağmen
2004 yılının sonuna kadar yapılmadığına
dikkat çeken rapor, güney Kıbrıs'ta yaşayan
Kıbrıslı Türklerin sorunlarına da değinmiştir.
Buna göre, Raporda özellikle 1974'ten sonra doğmuş olan
Kıbrıslı Türklerin kimlik kartı ve diğer resmi
belgeleri alma konusunda zorluklarla karşılaştıkları
ve başta konut sorunu olmak üzere çeşitli yaşam
zorluklarıyla karşı karşıya bulundukları ifade
edilmiştir. Raporda son olarak Rum ilkokul ve ortaokullarda okutulan
kitaplarda, özellikle de tarih kitaplarında Kıbrıslı Türklere
ve Türkiyelilere yönelik küçültücü ve tahrik edici ifadelerin bulunduğu
vurgulanmıştır.
Kıbrıslı
Türklerin güney Kıbrıs'ta karşılaştıkları
kimi zorlukları dile getirmesi bakımından önemli bir işlev
yerine getiren raporun bazı eksiklikleri içerdiği de
aşikardır. Örneğin, raporda KKTC sınırları
dahilinde yaşayan Rum ve Marunî topluluklara mensup kişilerin
karşılaştıkları sorunlara oldukça geniş bir yer
ayrılırken, güneyde yaşayan Kıbrıslı Türklerin
sorunlarına aynı ölçüde yer verilmemiştir. Bu çerçevede,
sayıları 70 kadar olan güneydeki Türk çocuklarıyla ilgili olarak
Türkçe eğitim veren bir okulun açılması gerekliliğine
raporda hiç değinilmemiştir. Bunların dışında,
sayıları binlerle ifade edilen güneydeki Kıbrıslı Türk
işçilerin sosyal güvenlik haklarıyla ilgili sorunlarına ve
iş yaşamında karşılaştıkları
çeşitli ayrımcı davranışlara da raporda yer
verilmemiştir. Söz konusu eksikliklerin bir sonraki raporda giderilmesi için
ABD yetkilileri nezdinde ciddi girişimler yapılmasının
gerekliliği ortadadır.
Soru: Raporda,
Ercan Havaalanı'nın uluslararası uçuşlara
açılması konusuna ve 24 Nisan referandumu öncesinde Rum yönetiminin,
Annan Planı'nı destekleyen Rumlara yönelik izlediği tutuma da
atıfta bulunuluyor. Rum siyasi yetkilileri, bu iki konuyla ilgili olarak
rapora büyük tepki gösterdiler. Bu konularla ilgili olarak neler
söyleyebilirsiniz?
Cevap: Rum
yönetimi yetkililerinin Ercan Havaalanı ile ilgili olarak rapora büyük
tepki gösterdikleri husus aslında yalnızca tek bir cümleden
ibarettir. Buna göre, raporda Rum yönetiminin Kıbrıslı Türk
otoritelerin ve uluslararası çevrelerin Ercan Havaalanı'nın veya
kuzey Kıbrıs'taki diğer limanların uluslararası
ulaşıma açılmasına yönelik girişimleri engellemeye
devam ettiği belirtilerek, Rum yönetiminin bu tutumu eleştirilmiştir.
KKTC'ye doğrudan uçuşların gerçekleştirilmesine yönelik
çabaların gündemde olduğu bugünlerde ABD yönetiminin bu konuya dikkat
çekmesinin önemi ortadadır.
Rum yönetimi
yetkililerinin raporu eleştirdikleri bir diğer önemli husus, Rum
yönetiminin Annan Planı'nı destekleyen kesimlere yönelik
baskıcı tutumlarının raporda yer almasıdır.
Raporda, 24 Nisan referandumundan önce plana karşı çıkan Rum
yönetiminin kendi pozisyonunu güçlendirmek amacıyla Rum medyası
üzerinde baskı kurduğu, bu çerçevede iki büyük yayın
kuruluşunun Birleşmiş Milletler özel temsilcisi ile AB'nin
genişlemeden sorumlu komiserinin planla ilgili
açıklamalarını yayınlamayı reddettikleri
belirtilmiştir. Kıbrıs Rum medyası üzerindeki
baskıların yanı sıra, raporda referandum öncesinde Rum
yönetiminin kamu görevlilerine, Merkez Bankası
çalışanlarına ve polis memurlarına mektuplar
gönderdiğine, bu mektuplarda söz konusu kişilerin
haklarının ve emeklilik maaşlarının Annan Planı'nda
güvence altına alınmadığının belirtildiğine
dikkat çekilerek Rum yönetiminin bu tavrı eleştirilmiştir. Rum
yönetiminin bu tavrı dışında, raporda Annan
Planı'nı destekleyen kişilerin planı reddeden kesimlerin
sözlü ve fiziksel saldırılarına maruz kaldıkları,
sindirilip özgürce kendi görüşlerini savunamadıkları, bu yöndeki
tehditlerin okul çağındaki çocuklara kadar uzandığı
belirtilerek referandum öncesinde Annan Planı'nı destekleyen kesimler
üzerindeki baskılara dikkat çekilmiştir.
Soru: Şu
ana kadar Kıbrıs Cumhuriyeti'ndeki insan hakları
uygulamaları hakkında konuştuk. Peki raporun, Kuzey
Kıbrıs'taki insan hakları uygulamalarıyla ilgili olan
ikinci bölümüne ilişkin değerlendirmeniz nedir? Bu konuda kısaca
neler söyleyebiliriz?
Cevap: Raporu
bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman raporda Kuzey
Kıbrıs'ta bulunan kişilerin haklarına genel olarak
saygı gösterildiği belirtilmekle birlikte, kimi alanlarda
yaşanan sıkıntılara da değinilmiştir. Raporda
öncelikle polis gücünün orduya bağlı olması eleştirildikten
sonra, polisin kimi yakalama veya tutuklama olaylarında yasalara uygun
hareket etmediği ve şüphelilerin bazı temel haklarını
ihlâl ettiği belirtilmiştir. Hapishanelerin yoğunluğuna
dikkat çekilen raporda, küçük yaştaki kişiler için ayrı
hücrelerin bulunmaması eleştirilmiştir. Raporda Eylül 2004'e
kadar sivillerin askeri mahkemelerde yargılanabildiği, ama bu
tarihten sonra yapılan yasal değişiklikle askeri suçların
işlenmesi durumu dışında bu uygulamaya son verildiği
belirtilerek bu yöndeki değişiklik olumlu bir gelişme olarak
değerlendirilmiştir. 27 Ağustos 2004'te Güzelyurt'taki Ay Mamas
Kilisesi'ne yapılan bombalı saldırıya yer verilen raporda
bu saldırının büyük olasılıkla milliyetçi kesimler
tarafından gerçekleştirildiği, ama yetkililerin yoğun
çabaları sonucunda kilisenin kısa bir sürede tamir edilerek
30 yıl
sonra Kıbrıslı Rumların ibadetine
açıldığı belirtilmiştir. Raporda mülteciler ve
sığınmacılarla ilgili olarak yaşanan sorunlara
değinildikten sonra kadın ticaretiyle ilgili olarak daha etkin
önlemlerin alınması gerekliliğine işaret edilmiştir.
Raporda 14 Aralık 2003 seçimlerinde iktidarda bulunan partilerin
seçimlerde avantaj sağlayabilmek için kamu kaynaklarını usulsüz
kullandıkları ve yasal olmayan şekilde vatandaşlık
verme gibi kimi uygulamalarda bulundukları belirtilmiştir. Raporda,
iş yaşamıyla ilgili koşulların, bazı hususlar
dışında, genelde olumlu yönde olduğu ifade edilmekle
birlikte, Türkiye'den gelen işçilerin
karşılaştıkları olumsuz koşullara da işaret
edilmiştir. Raporda KKTC'ye yönelik getirilen en önemli eleştiriler
kuzeyde yaşayan Rumlar ve Marunîlerle ilgilidir. Bu konuyla ilgili olarak
raporda her ne kadar özellikle son dönemlerde Kıbrıs Türk otoriteleri
tarafından söz konusu topluluklara mensup kişilerin yaşam
koşullarının iyileştirilmesi bakımından bazı
önlemler alındığına işaret edilmişse de, bu önlemlerin
yeterli olmadığı, bu kişilerin rutin bir şekilde
gözaltında tutulup kimi ayrımcı davranışlara muhatap
kaldıkları ifade edilerek bazı örneklere yer verilmiştir.
Sonuç olarak,
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın
yayınladığı söz konusu raporun Kıbrıs Türk tarafı
bakımından bazı olumlu yönler içerdiğini söylemek
mümkündür. Buna göre, söz konusu rapor Kıbrıs Türk tarafı
açısından kimi yanlışlıklar ve eksiklikler içermekle
birlikte, bir yandan referandum sonrasında beklenen oranda olmasa bile
Kıbrıslı Türkler lehine değişen havayı benzer
konulu raporlardan daha somut bir şekilde ortaya koyması, bir yandan
kimi olumsuz uygulamalarını açık bir şekilde gündeme
getirerek Rum yönetimini bu olumsuzlukları giderme yönünde zorlaması,
bir yandan da insan haklarının uygulanması bakımından
KKTC'deki kimi eksikliklere dikkat çekerek bu konuda gerekli
adımların atılması konusunda bir yerde kılavuzluk
yapması bakımlarından olumlu olarak değerlendirilebilir.
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın
yayınladığı insan hakları raporları çeşitli
ülkeler tarafından ciddi biçimde eleştirilmekle birlikte, bugün
dünyada hegemon güç konumunda bulunup uluslararası politikanın
biçimlenmesinde en büyük rolü oynayan ABD'nin ülkelerle ilgili
tavrını yansıtması ve birçok uluslararası kuruluş
ile devlet tarafından dikkate alınması bakımlarından
bu raporların önemli bir işleve sahip olduğu görülmektedir. Bu
açıdan bakıldığında 2004 Kıbrıs insan
hakları raporunun önemi daha belirgin bir biçimde karşımıza
çıkmaktadır.
KIBRIS 08/03/2005
Kıbrıs
konusu birkaç ay içinde ivme kazanmalı
|
AB
Komisyonu'un genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Kıbrıs
konusunun bütünüyle halli açısından önümüzdeki birkaç ay içerisinde
yeni bir hız, ivme kazanmak gerektiğini söyledi. Oli Rehn,
komisyonun müzakerelerin BM çerçevesi altında yürütülmesini
desteklediğini anımsatarak, "Avrupa Komisyonu,
Kıbrıs için ciddi konuşmaların
başlatılmasına yardımcı olmaya hazırdır.
Bu herkesin çıkarına olacaktır" dedi. Rehn,
"Avrupa-Türkiye müzakerelerinde yeni bir sayfa açma konusu,
Kıbrıs Cumhuriyeti ile iyi ilişkilerle de ilintilidir"
dedi. Rehn,
Türkiye'de TÜSİAD'ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen
toplantıda yaptığı konuşmada, Gümrük
Birliği'nin 10. yıldönümünün kutlanacağını
anımsatarak, Türkiye-AB arasındaki ticaretin ve ekonomik
işbirliğinin geliştirilmesi açısından büyük
başarılar sağlanmasına rağmen, Türk
tarafının yerine getirmediği bazı sözler bulunduğunu
savundu. Bunların
kabul edilemez olduğunu ifade eden Rehn, şöyle konuştu: "Gümrük
Birliği'ne uymayan davranışlar var. Mesela ilaç sektöründe
mülki haklar ve telekomünikasyondaki ithal lisanslar... Aynı
şekilde birkaç yıldan beri et ithalatı durdurulmuş
vaziyette. Dost ve ortak biri olarak şunu söylemek istiyorum,
müzakerelere tam başlamakta olan bir ülkeden bunları görmek biraz
şaşırtıcı. AB, bir gül bahçesi değil ama bütün
Avrupa şirketleri için eşit ortam yaratmaya
çalışır." AB'nin
sağladığı yardımlara değinen Rehn, "AB
yardımının halihazır durumu 500 milyon avrodur.
Müzakerelerin gidişatına göre bu önümüzdeki yıllarda büyük bir
şekilde artarak Türkiye'de politik ve ekonomik reformları
desteklemek için kullanıma sunulacaktır" diye konuştu. Kıbrıs Rehn,
Kıbrıs konusuna da işaret ederek, şunları kaydetti: "Avrupa-Türkiye
müzakerelerinde yeni bir sayfa açma konusu Kıbrıs Cumhuriyeti ile
iyi ilişkilerle de ilintilidir. İnanıyorum ki, bu konuda
iş dünyası olumlu katkılarda bulunabilir. Adada iki toplum
arasında daha iyi ilişkilerin gerçekleşmesine
yardımcı olabiliriz." Kuzey
Kıbrıs ile ticaret yapma konusunun ele alınarak
anlaşmazlıkların kısa zamanda giderileceğini
umduğunu dile getiren Rehn, "Kıbrıs konusunun bütünüyle
halli açısından önümüzdeki birkaç ay içerisinde yeni bir hız,
ivme kazanmak gerekmektedir. Komisyon, ciddi müzakerelerin BM çerçevesi altında
yürütülmesini desteklemektedir. Avrupa Komisyonu, Kıbrıs için ciddi
konuşmaların başlatılmasına yardımcı
olmaya hazırdır. Bu herkesin çıkarına
olacaktır" şeklinde konuştu. "Avrupalı
gençler Türkiye'nin katılımına açık fikirli" Olli Rehn,
Türkiye'nin AB'ye üyeliği sürecinde hareketli tartışmalar
yaşandığını, hem Türkiye'de hem AB'de coğrafya,
kültür, din, medeniyet, tarih gibi konularda soruların ortaya
çıktığını ifade ederek, şöyle konuştu: "Türkiye
üyeliğinin AB entegrasyonuna ve Birlik'in görevlerine olan etkileri de
tartışılmaktadır. Buradaki sorular
anlaşılabilir ve müzakereler sürecinde bunlara hitap edilebilir. Bu
soruların diğerleri ise bilinçsizlikten ve bilgisizlikten
kaynaklanmaktadır. Yani çağdaş Türkiye'nin bugünkü konumunu
bilmeyenlerin sözleri olabilir." AB ve
Türkiye'nin birbirini daha iyi tanımaya ihtiyacı olduğunu dile
getiren Rehn, "Komisyon büyük ihtimalle Haziran'da fikirlerini ortaya
koyacaktır" dedi. Rehn, Avrupa
kamuoyundaki Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili farklı düşüncelere
dikkat çekerek, Avrupa ülkelerinde son zamanlarda yapılan
çalışmalarda gençlerin yaşlı kuşağa göre
Türkiye'nin katılımı konusunda açık fikirli olduğunu
söyledi. Rehn, şöyle devam etti: "Bu,
Avrupa politik liderleri açısından düşünülmesi gereken bir
husus. Bu bizim en büyük fırsatımız. Avrupa projesi bizim için
çok kıymetli. Dolayısıyla politik liderlerin ileriye
bakması gerekli. Artık Avrupa'da soğuk savaş
yaşamıyoruz. 21. Yüzyıl Avrupasında yaşıyoruz.
Avrupa'nın en önemli konularından biri de Müslüman dünyayla
ilişkiler. Eğer Türkiye reform sürecinde başarılı
olursa ve müzakereler iyi gittiği takdirde iki medeniyetin bir araya
gelebilmesi söz konusu. Bu fırsat kaçırılmamalı." "Benim
rolüm, satış elemanı gibi olamaz" Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın söylediği gibi
Kopenhag kriterlerinin "Ankara kriterleri" adını da
taşıdığını, bunların Türk
vatandaşlarının yararına yapılan girişimler
olduğunu ifade eden Rehn, "Ben Avrupa kamuoyunu ve Avrupa
devletlerini ikna etmek açısından Türkiye'yi değerlendiremem.
Bu Başbakan Erdoğan'ın ve 71 milyon Türk'ün üzerinde olan bir
görev. Ama eminim ki adil, ciddi ve kararlı müzakereler Türkiye'yi AB
üyeliğine götürecektir" diye konuştu. Olli Rehn,
Helsinki zirvesinde belirtildiği gibi aday ülkelerin müzakere sürecinde
eşit olarak ele alınacağına işaret ederek,
şöyle dedi: "Bu
süreçte benim rolüm, bir satış elemanı gibi olamaz. Bu
süreçteki görevim ve Avrupa Komisyonu'nun rolü bir hakem ve yönetici rolüdür.
Hakem, Türkiye'nin üyelik kriterlerine erişip erişmediğine
karar verir. Türkiye'nin de adil bir oyunda Avrupa özelliklerini sergileme
fırsatını bulması lazım." Gazetecilerin
sorularını da yanıtlayan Rehn, bir gazetecinin, Kültür ve
Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun istifa ettiğini anımsatarak
Mumcu'nun bir televizyon programında AK Parti hükümetinin ve
Başbakan Erdoğan'ın tarama sürecinin nisandan ekime
attığını söylediğini belirtip, "Bu doğru
mu?" sorusunu şöyle yanıtladı: "Yerel
politikalarınıza girmek istemem. Bu benim görevimde olan bir
şey değil. İstifa eden Bakan benden daha iyi bilecektir, AB'de
olan bir şeyi... Bizler ertelemiş değiliz. Ekimde
başlayacak. Avrupa Komisyonu'nun geçen ekimdeki kararında bu
açıkça belirtiliyor. Dolayısıyla paralel
çalışacağız. 3 Ekim'den itibaren müzakereler tam gaz
başlayacak." Her
şeyin plana uygun gittiğini dile getiren Rehn, Finlandiya'daki
(İyi planlanmış bir şey yarı yarıya
bitirilmiş iştir" sözünü anımsatarak "Biz,
müzakerelere başlama yolunun yarısını kat ettik bile. Ama
başladıktan sonra da çok çalışma gerekecek" dedi. |
KIBRIS 08/03/2005
UBP'de
sıkıntılı bekleyiş
|
Erken genel
seçimlerden ikinci parti olarak çıkan Ulusal Birlik Partisi (UBP),
cumhurbaşkanı adaylılığıyla ilgili günlerdir
toplantı üzerine toplantı yapıyor ancak bu yönde bir türlü
somut bir karara varamıyor. UBP'de bir
üst düzey yetkiliye göre, bugün yapılacak genel yönetim kurulu
toplantısının ardından
cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili nihai
karar açıklanacak. Ancak bir başka UBP yetkilisine göre de
cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili son
tarih olan 11 Mart Cuma gününe kadar beklenecek. UBP'nin bir
süreden beri rutin hale getirdiği genel yönetim kurulu
toplantısı dün de yapıldı. Eroğlu:
Karara varacağımıza inanıyorum UBP Genel
Başkanı Derviş Eroğlu, toplantıdan önce basın
mensuplarına yaptığı açıklamada gündemlerinde
cumhurbaşkanlığı seçimleri olduğuna işaret
ederek "Belki bu konuyu son defa değerlendirip bir karara
varacağımıza inanıyorum. Şu anda netleşmiş
bir kararımız yok. Yapacağımız görüşmeden sonra
gerekirse kararımızı yazılı olarak basına
duyuracağız" dedi. Derviş
Eroğlu, bir soruya karşılık
cumhurbaşkanlığı adaylığı için
toplantıda konuşacakları önce isim ve isimlerin
bulunduğunu belirterek, bunları görüşüp bir karara
varacaklarını söyledi. DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş'ın "Biz UBP'nin bugünkü
kararını bekleyeceğiz" şeklindeki
açıklamasına ilişkin soruları da yanıtlayan
Eroğlu, "Dün (önceki gün) de söyledim Demokrat Parti ile
görüşmek için bir randevulaşmamız yoktu. Ama biz herhangi bir
parti ile diyalogdan kaçan bir parti değiliz. Sloganımız
uzlaşıdır. Her parti ile görüşürüz, konuşuruz,
uzlaşma yollarını ararız. Ama şu anda henüz bir
kararımız olmadığı için DP genel
başkanının açıklamasıyla ilgili yorum yapmam
yanlış olur" şeklinde konuştu. DP ile bir
görüşmelerinin şu an için söz konusu olmadığını
yineleyen Eroğlu, toplantıda alınacak karar
ışığında tavırlarını
belirleyeceklerini yineledi. Eroğlu'nun
bu açıklamasına rağmen toplantıdan somut bir karar
çıkmadı. UBP'de bir
üst düzey yetkili, UBP'nin cumhurbaşkanı adaylığıyla
ilgili tavrının bugün yapılacak genel yönetim kurulu
toplantısında belirlenip açıklanacağını
söyledi. |
KIBRIS 08/03/2005
DP'den
UBP'ye son şans
Sağda
ortak aday gösterme çabalarında umutlar giderek azalırken, Demokrat
Parti (DP) nihai karar öncesi bu akşama kadar Ulusal Birlik Partisi'ni
(UBP) beklemeye karar verdi.
DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş, cumhurbaşkanlığı
adaylığı konusunda henüz beklemede olduklarını ve
görüşmelerini devam ettirdiklerini bildirdi. UBP'den henüz bir yanıt
gelmediğini ifade eden Serdar Denktaş, bugün
cumhurbaşkanlığı konusunda son kararı vereceklerini
kaydetti. Denktaş, perşembe günü de kendisinin Ankara'da
olacağını söyledi.
DP bugün saat
16.00'da Merkez Yönetim Kurulu, saat 19.00'da da parti meclisini toplayacak.
DP Genel
Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, UBP'den bu konuda hala bir
açılım beklediklerini ve nihai karar öncesi bu akşama kadar
UBP'yi bekleyeceklerini söyledi.
Arabacıoğlu,
UBP'den bekledikleri açılımın gerçekleşmemesi halinde bu
akşam yapılacak parti meclisi toplantısında
cumhurbaşkanlığı adaylığı için nihai
kararlarını alacaklarını bildirdi.
DP Merkez Yönetim
Kurulu dün saat 14.30'da da benzeri bir toplantı yaptı.
DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş, Merkez Yönetim Kurulu
toplantısına girmeden önce basına yaptığı
açıklamada, toplantıda bir değerlendirme yapıp saat
18.00'de Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a giderek kabineyi
sunacaklarını söyledi.
Serdar
Denktaş bir soru üzerine, UBP'den kendilerine henüz bir cevap
gelmediğini, ancak parti binasına yeni geldiği için son bir
gelişme olup olmadığını bilmediğini söyledi.
KIBRIS 08/03/2005
Kıbrıs'a imza
Ankara'da yapılan troyka toplantısında Kıbrıs için
Türkiye'nin atacağı imza öne çıktı. AB Komisyonu'nun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, her fırsatta Türkiye'nin bir an
önce bu imzayı atması gerektiğini vurguladı. Gümrük
Birliği'ni Güney Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde
genişletecek olan ek protokolün imzalanması, Türkiye'nin 17
Aralık'taki taahhüdü. Rehn, hem 3 Ekim'de müzakerelerin
başlaması, hem de Kıbrıs'ta çözüm girişimi için bu
imzanın şart olduğunu söyledi.
AB'nin yaklaşımı, Kıbrıs konusunda yeniden müzakerelerin
başlayabilmesi için Ankara'nın zaman yitirmeden ek protokolü
imzalaması gerekiyor.
Türkiye, 17 Aralık'ta hem yazılı, hem sözlü olarak bu
koşulu kabul ettiği için imzayı atacak ama bunu en az tepkiye
yol açacak şekilde yapmanın yollarını arıyor.
Birinci sorun, atacağı bu imzanın Güney Kıbrıs'ı
tanımak anlamına gelmediği tezini savunmak ve buna iç kamuoyunu
inandırmak. Bu amaçla, imzayı atmakla birlikte protokole imzanın
tanıma anlamına gelmediğine ilişkin bir rezerv koymayı
düşündü. Ancak, AB, Ankara'nın bu eğilimine yeşil
ışık yakmadı. Şerh kabul etmedi.
Geriye Türkiye'nin imzayı attıktan sonra bir deklarasyon
yayımlaması kaldı. İmzayı attık ama bu, Güney
Kıbrıs'ı tanıdığımız anlamında
değildir, biçiminde bir açıklama yapması yeterli olur mu? Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye'nin yapacağı böyle bir
açıklamanın sadece Türkiye'yi bağlayacağını,
AB'yi ve diğer ülkeleri bağlamayacağını
açıkladı.
Ankara'nın, imzanın tanıma sonucu doğurmayacağı
yorumunu güçlendirmek için uluslararası üne sahip bazı profesörlerden
görüş almayı düşündüğü de kulislere yansıdı.
Örneğin, İngiliz Profesör Mendelson, görüş alınması
muhtemel isimlerden biri. Ankara, daha önce de Mendelson'dan, Güney
Kıbrıs'ın, Türkiye ve Yunanistan'ın üye
olmadıkları uluslararası kuruluşlara alınamayacağı
yönünde görüş almış ama sonuç değişmemişti.
Birkaç profesörden alınacak görüş Ankara'nın elini ne kadar
güçlendirir, bilinmez.
Diğer yandan hükümet, ek protokolü imzaladıktan sonra TBMM'den de
geçirmek durumunda. AB, 3 Ekim'den önce ek protokolün Meclis onayından
geçirilmesini de talep edecek, kuşkusuz. Hükümetin ek protokolü, 3 Ekim'de
müzakere başladıktan sonra Meclis'e getirmeyi tercih etmesi büyük
olasılık. Öncesinde, 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi bir muhalif
duruşla karşılaşması mümkün. AKP içinden de bu yönde
itirazlar gelebilir.
Üçüncü bir unsur ise protokole imza atılmasına karşın Rum
tarafının Kıbrıs'ta çözüme yanaşmama tavrını
sürdürmesi olasılığı. Güney Kıbrıs Adalet
Bakanı, Rum tarafının çözüm istemediğini birkaç gün önce
yineledi. Politikalarının çözümsüzlük olduğunu bir kez daha
itiraf etmiş oldu. Bu koşullarda Rum tarafının çözüm gibi
bir ihtiyacı yok. AB üyesi olduktan sonra, aslında izledikleri
politikanın çözümsüzlük olduğunu rahatça söyleyebiliyorlar. Bunu
Denktaş söylediğinde kimse inanmadığı gibi Ankara
tarafından dahi çözümün engeli olarak KKTC Cumhurbaşkanı
gösteriliyordu. Şimdi Rumlar itiraf ediyor.
Rum tarafını, bu koşullarda çözüm bir yana müzakereye razı
etmek için bile istediklerine çok uygun bir metnin ortaya konması gerekiyor.
Ya Annan Planı'nın Rumların istediği gibi yeniden
düzenlenmesi veya AB Planı denilerek yeni bir plan yazılması
seçenekleri var. Ancak her iki seçenekte de eli güçlü olan, Rum tarafı
olacak...
AB'nin göz göre göre yaptığı "hata" veya daha gerçekçi
ifadeyle Rumlardan yana kullandığı tercihin sonucu bu...
Referandumdan, AB nezdinde "galip" çıktığını
sanan Türk tarafı bu yolda "mağlup" sayılmaktan
kurtulamayacak gibi...
FIKRET BILA MILLIYET
10/03/05
Kıbrıs
için yeni ataklar
10/03/2005
RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - Ankara AB ile 3 Ekim'de üyelik müzakerelerine başlamadan önce
Kıbrıs'ta çözüm arayışlarına hız veriyor.
Yarın terör konferansına katılmak üzere gideceği
İspanya'da BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la görüşecek olan
Başbakan Tayyip Erdoğan, dönüşte KKTC liderleriyle 'çözüm
seçenekleri'ni tartışacak.
Çözümde ısrar
Başbakan'ın Annan'a "Rum tarafının yeni çözüm
arayışlarına dair görüşünü almak için ısrarlı
çabalarınıza ihtiyacımız var. Bu çabalar sonuçsuz
kalıyorsa, bunun kamuoyuna açıklanması gerek" mesajı
verecek. Ardından KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ı Ankara'da
ağırlayacak olan Erdoğan, yeni çözüm
arayışlarını gündeme getirecek. Talat ile
Denktaş'ın Ankara'ya 'Türkiye'nin Kıbrıs sorununu
çözmüş bir şekilde AB'ye girmesi için her çabaya destek veririz'
mesajı gönderdiği belirtiliyor. KKTC'de 17 Nisan'daki
cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından Ankara'nın
KKTC yönetimi ile birlikte 'diplomatik atağa' geçeceğini vurgulanıyor.
Kaynaklar, ayrıca Annan'ın da Kıbrıs sorununa çözüm
arayışlarını canlandırmak için istekli olduğu
izlemini edindiklerini vurguladı.
'Sandıkları
kırarız'
KKTC yine seçim
havasına girerken, Denktaş 'Annan Planı
bağımsızlığımız temel
alınmaksızın tekrar referanduma sunulursa sandıkları
kırarız' dedi
RADIKAL 10/03/05
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de 17
Nisan'da düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi siyasi
iklim ısınıyor. Cumhurbaşkanlığına yeniden
aday olmayan Rauf Denktaş, KKTC hükümeti ve Ankara'ya tonunu sertleştirerek,
"Eğer Annan Planı masaya tekrar gelir, bunda
bağımsızlık temel yapılmazsa referandumda
sandıkları kırarız" tehdidi savurdu.
Cumhurbaşkanlığına aday olan KKTC Başbakanı ve
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Mehmet Ali Talat, "Çok büyük
olasılıkla kazanacağım" diyerek kendinden emin
görünürken, Milliyetçi Adalet Partisi'nin (MAP) yeniden aday olması
önerisini "Burada oturup hangi istikamete gittiğini bilmediğim
gidişata şahitlik yapmam doğru değil" tepkisiyle geri
çeviren Denktaş, dün tonunu sertleştirdi. KKTC lideri Baf
Direnişi'ni anmak için Güzelyurt'ta düzenlenen törende,
bağımsızlığı pazarlık etmemek için halk
arasına döndüğünü belirterek, "Annan Planı
bağımsızlıktan taviz verilerek yeniden referanduma sunulursa
sandıkları kırarız. Bunu birlikte yapacağız.
Sizinle beraber yapacağız. Bunun için aranıza geliyorum. Bunun
için bu mevkiyi bırakıyorum" dedi. Kıbrıs Türk
halkının vermesi gereken mücadelenin Annan Planı'nın
yeniden masaya getirtmemek olduğunu savunan Denktaş, "Oyunlara
gelmeyelim. 'Bağımsızım, hürüm' diyen insanların elinden
bu haklar ancak şehit edilerek alınabilir.
Bağımsızlığa armut toplayarak, çiçek toplayarak
gelmedik. Ağlayarak, inleyerek geldik. Direnerek geldik. Direniş
yasamızdır, karakterimizdir, direniş geleceğimizdir,
andımız budur" diye konuştu. Denktaş şu ifadeleri
kullandı: "Bu şehitler, eğer bugün Annan Planı denen
rezilliği kabul edecekseniz soracaktır size: 'Niye bizi feda
ettiniz?' Utanmayacak mısınız, utancınızdan
boğulmayacak mısınız? Ayıplar olsun size!"
Denktaş Türk milletine de seslenerek, "Aziz milletim, sevgili
anavatanım, bizi bırakma" ifadelerini kullandı.
'Halk
sandığı korudu'
Başbakan Talat ise Denktaş'ın, 'Sandıkları
kırarız' sözlerini 'Çok yanlış' diye niteleyerek,
"Geçen defa da sayın Denktaş sandıkları kırma
çağrısı yapmıştı, ama halkımız
sandıkları korudu. Dolayısıyla halkın istencinin
dışına çıkmak çok yanlış olur. Hele bir eski
cumhurbaşkanı için halkın arzusunun dışında
hareket etmek, talihli bir duruş olmaz" yorumunu yaptı.
Cumhurbaşkanı adayını parti genel başkanı Hüseyin
Angolemli olarak belirleyen Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ise
Talat'ı 'Denktaş'ın mirasına sahip çıkmak ve
Başbakan Erdoğan'dan talimat almakla' suçladı.
Referandum
sandıklarını kıracağız
KIRIP
GEÇERİZ... Denktaş: Bundan sonraki mücadele evvela Annan
Planı'nın masaya getirilmemesi için el ve gönül birliğiyle
mücadele etmektir. Getirildiği takdirde
bağımsızlığımız temel yapılmadıkça
bir satırını bile kabul etmemek, buna rağmen yeniden önümüze
"referandum" diye koydukları takdirde sandıkları
kırıp geçmek, bağımsızlığımızı
pazarlık etmemektir. Bunu birlikte yapacağız. Sizinle beraber
yapacağız
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Kıbrıs Türk halkının bundan sonra
vermesi gereken mücadelenin, Annan Planı'nın masaya getirilmesine el
ve gönül birliğiyle karşı çıkma mücadelesi olduğunu
söyledi. Denktaş, "Getirildiği taktirde,
bağımsızlığımız temel yapılmadıkça
bir satırını bile kabul etmemek (mücadelesidir). Buna
rağmen yeniden önümüze referandum diye koyduklarında
sandıkları kırıp geçmek,
bağımsızlığımızı pazarlık
etmemektir. Bunu birlikte yapacağız, sizinle beraber
yapacağız. Bunun için aranıza geliyorum. Bunun için bu mevkii
bırakıyorum" dedi.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Baf Direnişi ve şehitlerini anmak için
Güzelyurt'ta düzenlenen törende halka ve Türkiye'ye seslenerek oynanan oyunlara
gelinmemesi konusunda uyardı.
Hep birlikte
ses çıkarılması durumunda herkesin Kıbrıs Türk
halkını dinlemek zorunda kalacağını vurgulayan
Denktaş, "Bağımsızım, hürüm" diyen
insanların elinden ancak da şehit edilerek bu hakların
alınabileceğini belirterek "Şehitlerimizin anlamı
budur. Bu bağımsızlığa armut toplayarak gelmedik,
çiçek toplayarak gelmedik. Ağlayarak, inleyerek geldik. Bütün felaketlere
rağmen direnerek geldik. Direniş yasamızdır, direniş
karakterimizdir, direniş geleceğimizdir. Şehitlerimize ve bu
çocuklara sözümüz ve andımız budur" şeklinde konuştu.
Konuşmasının
başında şehitlere seslenen Cumhurbaşkanı Denktaş,
Dünya Kadınlar Günü kutlamaları için Türkiye'den gelip törene
katılan kadınlara da seslenerek "Bize kuvvet verdiniz, cesaret
verdiniz" dedi.
Kıbrıs
Türk halkının milli mücadele yıllarında
yaşadığı sıkıntıları,
uğradığı baskı ve katliamları anlatan
Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs Türk halkının,
o dönemde Makarios'un önerdiği azınlık haklarını kabul
etmediğini anımsatarak, şehitlerin, Annan Planı'nı
kabul edenlere bu azınlık haklarının niye o zaman kabul
edilmediğini soracaklarını belirtti. Denktaş şöyle
devam etti:
Annan
Planı denen rezillik
"Bu
şehitler, eğer bugün Annan Planı denen rezilliği kabul
edecekseniz soracaktır size 'Niye bizi feda ettiniz!'. Utanmayacak
mısınız, utancınızdan boğulmayacak
mısınız? Ayıplar olsun size! Türkiye'yi adadan söküp
atacak, sizi olduğunuz yerlerden söküp yollara düşürecek, Rum'u içinize
getirip yeniden hükümetiniz yapacak bir anlaşmaya 'Evet' diyenler
yaptıkları yanlışı anlıyorlar mı, hâlâ
anlamayacaklar mı? Bayrağınız, sancağınız,
şehidiniz, hürriyetiniz, istiklaliniz,
bağımsızlığınız, bunları pazarlık
masasına koyma hakkını kime veriyorsunuz? Bunlar pazarlık
masasına konabilir mi! Bayrak, toprak bağımsızlık,
Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarını pazarlık
masasına koyma hakkını kime veriyorsunuz? Verebilir misiniz? Bu
şehitlere ne cevap verirsiniz!..."
Uzlaşma ve
barış istiyoruz
Konuşmasına
devamla "uzlaşma ve barış istiyoruz" söylemlerine
işaret eden Cumhurbaşkanı Denktaş "Uzlaşma ve
barışı bozan biz miyiz? Bunca yıldır masada kafa
patlatan, dirsek çürüten ben, sizlere kaç defa 'Rum tüm Kıbrıs'ı
istiyor. Uzlaşma ihtiyacı yoktur'. Çünkü bize bugün 'Annan
Planı'ndan başka çareniz yoktur' diyen Amerika ve İngiltere 40
yıl önce böyle bir günde Güvenlik Konseyi'nde Rumlara 'meşru hükümet
belgesini' verdi. Bugün 'terörist' diye kovaladıkları insanların
5 beterini yapan Makarios ve avenesine, Papadopulos gibi insanlara 'meşru
hükümetsiniz' dediler. O günden itibaren Kıbrıs meselesinin masada
halledilmesini engellediler" diyen Cumhurbaşkanı Denktaş,
aynı ülkelerin şimdi de Rum'un "hayır" demesine hayret
ettiklerini açıklamakta olduklarına işaret etti.
Denktaş
"Büyük hayal kırıklığına
uğramışlar!.. Yalana bakın! 'Evet' demeleri için bir sebep
bıraktınız mı? Kıbrıs Türkleri
'Bağımsız olamaz, egemen olamaz' diyen siz değil
misiniz?" diye sordu.
Denktaş
devamla kendisi masada Klerides'le görüşürken AB'de Verheugen "denen
adamın" "Uzlaşsanız da uzlaşmasanız da
Kıbrıs Avrupa Birliği'ne alınacak" diyerek Klerides'e
"Sakın ola uzlaşma" mesajını verdiğini
anımsattı.
Bağımsızlık
bir yerinize mi batıyor?
1963-74
yılları arasındaki zor şartlarda
azınlığı kabul etmeyen Kıbrıs Türkü'nün bugün
bulunduğu noktanın değerini iyi bilmesi gerektiğine dikkati
çeken Denktaş şöyle konuştu:
"Soruyorum
size bu bağımsızlık bir yerinize mi batıyor! Bu
egemenlik sizi boğdu mu? Bolluktan sıkıldınız mı?
Başınız dik Avrupa Birliği'ne girmek varken,
haklarınıza ve 1960 anlaşmalarındaki Türkiye'nin
haklarına sıkı sıkı bağlı kalarak, 'Biz
Avrupa Birliği'ne girmeye hak kazanmış, insan
haklarını savunan, demokrasiyi koruyan, uluslararası
anlaşmaların yok edilmesi karşısında direnen,
şehitler veren, ama boyun eğmeyen şerefli biz halkız.
Rum'un azınlığı değiliz, Rum bizi temsil etmez. Rum'un
Avrupa Birliği bizi ilgilendirmez. Haksızlık yaptınız,
haksızlık yapmaya devam ediyorsunuz. Bu haksızlık
karşısında da eğilmeyeceğiz' diyerek sesimizi
yükseltmek varken, Rum tarafıyla, Amerika ve diğerleri istiyor diye
Annan Planı'nı yeniden masaya getirme hakkını kime
verdiniz? Böyle hak yoktur."
Aklımızı
kullanarak elimizi vicdanımıza koyarak
"Bugünkü
hürriyet içerisinde ve bağımsızlık zemininde
Kıbrıs Türk halkına teklif edilenlere, aklımızı
ve vicdanımızı kullanarak bakıp değerlendirmek yok mu?
Annan Planı bize ne getiriyor?" sorularını da soran
Denktaş sözlerini söyle sürdürdü:
"İçinde
çok güzel şeyler varmış. O 'güzel' dediğiniz şeyleri
ben koydurttum; dirsek çürüterek, kafa patlatarak ben koydurttum. Ama
'Altını oydular, altını boşalttılar, sakın
kanmayın, sağlama basın.
Bağımsızlığınızdan başka sağlam
zemin yoktur. Bunu kaybederseniz kaybolursunuz' diyorum. Samimiyetle
söylüyorum. Çünkü sizi seviyorum. Samimiyetle söylüyorum çünkü
yaptığınız fedakarlığı biliyorum. Yeniden
aynı günleri yaşamamanızı istiyorum. Rum'u biliyorum.
Bağımsızlığınızdan vazgeçerseniz, Annan
Planı çerçevesinde Türkiye'yi gönderirseniz, Türkiye'nin
haklarını heba ederseniz 'Suç bizde değildir, kendileri istedi,
ne yapalım' diyecekler ve kısa bir zaman içerisinde 1963'te size
yaptıklarının beş beterini yaptıklarında gelip
sizi kurtaracak bir Türkiye de olmayacaktır."
Anavatanım
bizi bırakma
Bunları
görerek ve bilerek halkı ikaz edip Türk milletine seslenmekte
olduğunu da anlatan Denktaş "Aziz milletim, sevgili
Anavatanım; bizi bırakma. Bu önerilere uyma. Aldatmacadır,
yalandır. Bir senedir gördünüz, vaat edilenlerin hiç birini
yapmadılar. Yapsalar dahi yüzlerine çalacağımız şartlara
bağladılar. 'Egemenlik, bağımsızlık, ayrı
devlet istememek kaydıyla size yardım yapacağız' diyorlar.
Kabul ediyor muyuz? Bağımsızlıktan vazgeçerek 3 kuruş
almaya boyun eğecek miyiz?" diye sordu.
Sandıkları
kırarız
Denktaş
törene katılanlardan "Hayır" cevabı gelmesi üzerine
sözlerini şöyle tamamladı:
"O halde
bundan sonraki mücadeleyi bilelim. Bundan sonraki mücadele evvela Annan
Planı'nın masaya getirilmemesi için el ve gönül birliğiyle
mücadele etmektir. Getirildiği takdirde
bağımsızlığımız temel yapılmadıkça
bir satırını bile kabul etmemek, buna rağmen yeniden
önümüze 'referandum' diye koydukları takdirde sandıkları
kırıp geçmek,
bağımsızlığımızı pazarlık
etmemektir. Bunu birlikte yapacağız. Sizinle beraber
yapacağız. Bunun için aranıza geliyorum. Bunun için bu mevkii
bırakıyorum. Çünkü hep birlikte ses çıkarttığımızda
göreceksiniz ki herkes bizi dinlemek mecburiyetinde olacak.
"Bağımsızım, hürüm" diyen insanın elinden
bunlar ancak şehit edilerek alınır. Arkada kalanlar da
bunları vermemek andını içerlerse bunlar da alınamaz.
Şehitlerimizin anlamı budur. Bu bağımsızlığa
armut toplayarak gelmedik. Çiçek toplayarak gelmedik. Ağlayarak geldik,
inleyerek geldik. Büyük felaketlere rağmen direnerek geldik. Direniş
yasamızdır. Direniş karakterimizdir. Direniş
geleceğimizdir. Şehitlerimize ve bu çocuklara sözümüz ve andımız
budur. Allah hepsine rahmet eylesin, arkada kalanlara sabırlar
versin."
Törene
katılanlar sözlerini tamamlamasının ardından
Cumhurbaşkanı Denktaş'ı dakikalarca
alkışladılar. Dünya Kadınlar Günü etkinliklerine
katılmak üzere adada bulunan ve törene gelen Türkiye Kadın örgütleri
temsilcileri ise Cumhurbaşkanı Denktaş'a "Türkiye seninle
gurur duyuyor" şeklinde tezahürat yaparken, onun elini sıkmak
için adeta bir birleriyle yarıştılar.
KIBRIS 09/03/05
Halkın
istenci dışına çıkmak doğru değil
|
Başbakan
Mehmet Ali Talat, bir cumhurbaşkanının halkın istencinin
dışına çıkmasının çok yanlış
olacağını söyledi. Başbakan
Talat bu yöndeki açıklamayı, Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın Baf Şehitlerini anma töreninde
yaptığı konuşmada,
"Bağımsızlığı pazarlık etmemek için
halkın arasına geliyorum... Annan Planı
bağımsızlıktan taviz verilerek yeniden referanduma
sunulursa sandıkları kıracağız" şeklindeki
sözlerini gazetecilere değerlendirirken yaptı. Talat, ara
bölgedeki Ledra Palace Otel'de Türk ve Rum siyasi partiler arasında
yapılan toplantı sonrasında gazetecilere açıklamalarda
bulundu. Başbakan
Talat, bir gazetecinin, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın
"sandıkları kırma" konusundaki söylemine işaret
etmesi üzerine, bir cumhurbaşkanının, halkın arzusunun
dışında hareket etmesinin talihli bir duruş
olmayacağını belirtti. Talat, şöyle dedi: "Geçen
defa da Sayın Denktaş, sandıkları kırma
çağrısı yapmıştı, ama halkımız
sandıkları korudu. Dolayısıyla halkın istencinin
dışına çıkmak çok yanlış olur. Hele bir eski
cumhurbaşkanı için halkın arzusunun dışında
hareket etmek talihli bir duruş olmaz. Ben sadece bunu söylemek
istiyorum, başka bir şey söyleyemem." |
KIBRIS
09/03/05
Bazı
Türk ve Rum siyasi parti başkan ve yetkilileri:Çözüm için ilişkiler
geliştirilmeli
ORTAK HEDEF
ÇÖZÜM... Türk ve Rum siyasi parti başkan ve yetkililerinin bir araya
geldiği toplantıda "Türk tarafında yapılan seçimlerin
barış sürecine etkileri" hakkında görüş
alışverişinde bulunuldu ve nihai hedef olarak adanın Annan
Planı zemininde yeniden birleştirilmesi yönünde liderlerin ve parti
yetkililerinin aralarındaki ilişkilerin gelişmesinin önemi
yeniden vurgulandı
ANNAN İKNA
OLMALI... Başbakan Talat, toplantı sonrası
yaptığı açıklamada, Kıbrıs müzakerelerinin
yeniden başlamasının Annan'ın ikna olmasına
bağlı olduğunu söyledi. Talat, "BM Genel Sekreteri,
müzakereleri yeniden başlatmak için girişim üstlenirse, o zaman bu
olur? Ancak bildiğiniz gibi, genel sekreter, Sayın Papadopulos'tan,
Annan Planı'nda istediği olası değişiklikleri içeren
listeyi sunmasını istedi. Sanırım bunu bekliyor" dedi
ENDİŞELERLE
İLGİLİ LİSTEYİ GÖRMEMİZ LAZIM... Başbakan
Talat, Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un Annan
Planı'ndaki endişelerinin ne olduğuna ilişkin listeyi bir
an önce hazırlayarak, genel sekretere sunması gerektiğini
yineleyerek, "Rum tarafının endişeleriyle ilgili listesini
görmemiz lazım" dedi
Bazı Türk
ve Rum siyasi parti başkan ve yetkilileri, Slovakya Büyükelçiliği
tarafından düzenlenen rutin ortak toplantılar çerçevesinde dün sabah
ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de bir araya geldi.
Toplantıda
"Türk tarafında yapılan seçimlerin etkilerinin barış
sürecine etkileri" hakkında görüş alışverişinde
bulunuldu ve nihai hedef olarak adanın Annan Planı zemininde yeniden
birleştirilmesi yönünde liderlerin ve parti yetkililerinin aralarındaki
ilişkilerin gelişmesinin önemi yeniden vurgulandı.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, toplantı sonrası yaptığı
açıklamada, Kıbrıs müzakerelerinin yeniden
başlamasının BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ikna
olmasına bağlı olduğunu söyledi. Talat, "BM Genel Sekreteri,
müzakereleri yeniden başlatmak için girişim üstlenirse, o zaman bu
olur. Ancak bildiğiniz gibi, Genel Sekreter, Sayın Papadopulos'tan,
Annan Planı'nda istediği olası değişikleri içeren
listeyi sunmasını istedi. Sanırım bunu bekliyor" dedi.
Rum yönetimi
başkanı Tasos Papadopulos'un Annan Planı'ndaki
endişelerinin ne olduğuna ilişkin listeyi bir an önce
hazırlayarak, genel sekretere sunması gerektiğini de yineleyen
Başbakan Talat, "Rum tarafının endişeleriyle ilgili
listesini görmemiz lazım" dedi.
Ev sahibi
CTP-BG
Ev
sahipliğini Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler'in
yaptığı toplantıya Başbakan Mehmet Ali Talat da
katıldı. Saat 10.30'da başlayan toplantı yaklaşık
iki saat sürdü.
Toplantıya,
KKTC'den 6, Güney Kıbrıs'tan da 8 partiden başkan ve
temsilcilerin katıldı.
Dünkü
toplantıya KKTC'den CTP-BG, DP, TKP, BKP, YKP ve KSP, Güney
Kıbrıs'tan da AKEL, DİSİ, DİKO, Sosyal Demokratlar
Hareketi (EDEK), Birleşik Demokratlar (EDİ), Avrupa Demokratik
Reformcu Parti, Kıbrıs Yeşiller Partisi ve ADİK katıldı.
Slovakya'nın
Güney Kıbrıs Büyükelçisi Jan Varso'nun
başkanlığında gerçekleşen toplantıda, CTP-BG'den
Genel Başkan ve Başbakan Mehmet Ali Talat'la ve Ünal
Fındık, DP'den Ata Atun ve Bengü Sonya, TKP'den Güngör Günkan ve Arif
Yakup Sarıca, BKP'den İzzet İzcan ve Hediye Kurucu, YKP'den
Alpay Durduran ve Rasıh Keskiner, KSP'den de Kazım Öngen ve Mehmet
Süleymanoğlu katılırken; AKEL'den Dimitris Hristofyas'la Eleni
Mavru, DİKO'dan Nikos Kiliantus ve Rogiros Kirris , DİSİ'den
Nikos Anastasiades ve Keti Klerides EDEK'ten Takis Hristulou, EDİ'den
Mihalis Papapetru ve Mikis Şanis, Avrupa Demokratik Reformcu Partisi'nden
Antanois Paskalides ile Markos Pashis, Kıbrıs Yeşiller
Partisi'nden Yorgo Perdikis ve Savas Savides ve ADİK'den Edvin
İosifides ile Spiros Stefeu hazır bulundu.
Seçimler
değerlendirildi
Slovak
Büyükelçi Jan Varso, toplantının sonunda toplantıya katılan
partiler adına ortak bir açıklamada bulundu.
Varso,
toplantıda "Türk tarafında yapılan seçimlerin etkilerinin
barış sürecine etkileri" hakkında görüş
alışverişinde bulunulduğunu, nihai hedef olarak adanın
Annan Planı zemininde yeniden birleştirilmesi yönünde liderlerin ve
parti yetkililerinin aralarındaki ilişkilerin gelişmesinin
öneminin yeniden vurgulandığını kaydetti.
Varso, Türk ve
Rum partilerin bir sonraki toplantısının 20 Nisan'da saat
10.30'da Ledra Palace Otel'de Rum EDEK partisinin ev sahipliğinde
yineleneceğini de sözlerine ekledi.
Talat'tan
değerlendirmeler
Başbakan
Talat, dün ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de Türk ve Rum siyasi partiler
arasında yapılan toplantı sonrasında gazetecilere
açıklamalarda bulundu.
Türk ve Rum
siyasi partiler arasındaki diyalogu geliştirmek, tarafların
endişelerini öğrenmek, tarafların birbirlerini
anlamasını sağlamak ve Kıbrıs sorununa çözüm
bulunması çabalarını güçlendirmek amacı güden bu tür
toplantıları her zaman desteklediklerini ifade eden Talat, bugünkü
toplantının da bu çerçevede gerçekleşen çok yapıcı ve
yararlı bir toplantı olduğunu kaydetti.
Başbakan
Talat, "Bugünkü toplantının ana gündem maddesini ne
oluşturdu" şeklindeki soru üzerine, bugünkü toplantıda, ev
sahibi olarak CTP/BG'nin önerisiyle tartışmaya açılan
"KKTC'deki seçimlerin etkisi" konusunun ele
alındığını söyledi.
Kendilerinin
KKTC'de 20 Şubat'ta yapılan milletvekili genel seçimleriyle ilgili
görüşünün, daha önce de bir çok kez dile getirdikleri gibi, seçim
sonuçlarının Kıbrıslı Türklerin çözüm ve Ada'nın
yeniden birleştirilmesine ilişkin taahhüdünün bir tekrarı
olduğunu vurgulayan Talat, bugünkü toplantıda bu konuyu gündeme
getirdiklerini ve bu konunun ana gündem maddesi olarak
tartışıldığını söyledi.
Müzakereler
Annan'ın ikna olmasına bağlı
Başbakan
Talat, "Kıbrıs müzakereleri yakın zamanda yeniden
başlar mı" şeklindeki soru üzerine de, bunun BM Genel
Sekreteri'nin ikna olmasına bağlı olduğunu söyledi. Talat,
"BM Genel Sekreteri, müzakereleri yeniden başlatmak için girişim
üstlenirse, o zaman bu olur.
Ancak
bildiğiniz gibi, Genel Sekreter Kofi Annan, Sayın Papadopulos'tan,
Annan Planı'nda istediği olası değişiklikleri içeren
listeyi sunmasını istedi. Sanırım bunu bekliyor" dedi.
"Rumların
endişelerini henüz almadım"
Kendilerinin
Kıbrıs sorununun çözümünü amaçlayan müzakerelere her zaman hazır
olduklarını yineleyen Talat, başka bir soruya
karşılık da, Rum tarafının Annan Planı'ndaki
endişelerinin ne olduğu konusunun, dün AKEL Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas'la yaptıkları görüşmede ve bugün Türk-Rum siyasi
partiler arasındaki toplantıda ele
alınmadığını ifade etti. Başbakan Talat,
"Rumların endişelerini henüz öğrenmiş değilim.
Rum tarafının endişelerini almak için hala daha bekliyorum. BM
Genel Sekreteri de, bu endişeleri öğrenmeyi bekliyor. Bu konuda
basında yer alan haberlere de güvenemem. Rum tarafının
endişeler konusundaki listesini görme ihtiyacımız var. Listeyi
net bir biçimde görmeliyiz ki bunlarla ilgili çekincelerimiz varsa ortaya
koyabilelim. Çünkü Rum tarafının endişeleri varsa bu, benim de
bu endişelere ilişkin bazı endişelerim olabileceği
anlamına gelir. Bir şekilde iki tarafın endişelerini ve
korkularını karşılıklı olarak gidermeliyiz.
Kısacası Rum tarafından somut öneriler, somut fikirler
bekliyoruz" şeklinde konuştu.
Ankara ziyareti
Başbakan
Talat, önceki gün kurulan hükümetin ardından Ankara'ya
gerçekleştirecekleri ziyaretin tarihinin netleşip
netleşmediğine ilişkin soru üzerine de, bu konudaki tarihin
henüz netleşmediğini kaydederek, şöyle dedi:
"Bu konuda
henüz bir karar almadık. Cuma günü gitme
olasılığını görüşmüştük ama, Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir toplantı için
Madrid'de olacağı nedeniyle erteledik. Ziyaret daha sonra
olacak."
Talat,
başka bir soruya karşılık, Erdoğan ile Annan'ın
Madrid'de bir araya gelerek, Kıbrıs konusunu görüşme
olasılıkları bulunduğunu söyledi. Talat,
"Aldığım bilgiye göre (Erdoğan ile Annan)
görüşecekler" dedi.
Ortak
çalışma grubu toplantısı yapılamamıştı
Bu arada
Slovakya Büyükelçiliği'nin organizesiyle rutin olarak Ledra Palace Otel'de
bir araya gelen Türk ve Rum siyasi partiler tarafından 22 Kasım'da
alınan kararla oluşturulan "Sürdürülebilir Ekonomik
Kalkınma İçin Çalışma Grubu"nun 2 Mart tarihinde
yapacağı açıklanan toplantısı yeterli
katılım olmaması nedeniyle geçen hafta
gerçekleştirilememişti.
Slovakya
Büyükelçiliği tarafından düzenlenen rutin ortak toplantılar
çerçevesinde 22 Kasım'da bir araya gelen Türk ve Rum siyasi parti
temsilcileri, sürdürülebilir ekonomik kalkınma ve çevre sorunlarında
işbirliği yapma kararı almıştı.
Türk ve Rum
siyasi partiler en son 10 Ocak'ta bir araya gelmişlerdi. Bu
toplantıda, 17 Aralık 2004'te gerçekleştirilen Avrupa
Birliği Zirvesi'nde alınan sonuçlar konusunda görüş
alışverişinde bulunulmuş ve Türk ve Rum siyasi parti
yetkilileri, Kıbrıs sorununun çözümü için müzakerelere yeniden
başlanmasını sağlayacak somut çabaların en kısa
sürede her iki toplum tarafından da harcanması ümidini dile getirmişlerdi.
KIBRIS
09/03/05
Talatın
karşısına UBP lideri Eroğlu çıktı
KKTCde ülkenin birinci Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın makamı için başlayan yarış UBP lideri Derviş Eroğlunun adaylığını ilan ederek, CTP lideri Başbakan Mehmet Ali Talatın karşısına çıkmasıyla kızıştı.
17 Nisandaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Talat ve Eroğlu arasında geçeceğine kesin gözüyle bakılıyor. halkın takdirine saygı duyacaklarını belirtten Eroğlu, ABnin Talatı Cumhurbaşkanı görmek isteyeceğini ima ederek, Dış kaynaklar bazı isimlerin kazanmasını halka empoze etmeye çalışacaktır. Ancak sonuçta kararı Kıbrıs Türk halkı verecektir dedi. UBP lideri Derviş Eroğlunun da ilan etmesiyle Cumhurbaşkanlığı adaylarının sayısı 6ya yükseldi
HURRIYET
11/03/05
|
'Adımı onlardan bekliyoruz' |
|
|
Madrid Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda ilk adımı
Yunanistan ve Rum tarafının atması gerektiğini söyledi. Başbakan
Erdoğan, BM Genel Sekreteri Annan'ın, Kıbrıs
sorununu 3 Ekim'den önce çözme eğiliminde olduğunu söyledi. Erdoğan,
İspanya'nın başkenti Madrid'de bir yıl önce düzenlenen
terör saldırılarının kurbanlarının
anısına Retiro Parkı'nda yapılan saygı
duruşundan sonra Palace Hotel'de düzenlediği basın
toplantısında, Madrid temaslarında genelde terör konusunun,
Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinin ve Kıbrıs sorununun gündeme
geldiğini belirtti. Başbakan
Erdoğan, temasları çerçevesinde İsrail Başbakan
Yardımcısı Şimon Peres, AB Dönem Başkanı
Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker ve BM Genel Sekreteri Kofi
Annan ile görüştü. ANNAN,
KIBRIS SORUNUNU 3 EKİM'DEN ÖNCE ÇÖZME
EĞİLİMİNDE Recep Tayyip
Erdoğan, Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununu 3 Ekim'den önce
çözme eğiliminde olduğuna işaret ederek, Annan'ın çözüm
konusundaki çabaları sürüyor. Ancak bu dönemde, geçen dönemde
olduğu gibi çok aceleci değil, ama 3 Ekim öncesinde bu işi bir
noktaya getirecek şekilde hareket edilmesi gerektiğini dile
getirmiş olması anlamlı dedi. TÜRKİYE
ÜZERİNE DÜŞENİ YAPTI Erdoğan,
Kıbrıs'ta çözüm konusunda Türkiye ve KKTC'nin üzerine düşeni
yapmış olduğunu hatırlatarak, şu aşamada
adım atması gereken tarafın Kıbrıslı Rumlar ve
Yunanistan olduğunu söyledi ve şunları kaydetti: Bundan
sonraki süreçte, gerek Papadopulos gerekse değerli dostum Sayın
Karamanlis, bir müşterek çalışmayı ortaya koymak
durumundadırlar. Şu anda onların adım
atmalarını beklemeliyiz. Bizler, KKTC ile bu hususta zaten
aynı görüşleri paylaşıyoruz. Yine de biz elimizden geleni
yapmaya hazırız, ama adil ve kalıcı bir çözüm
hedeflenmeli. 'Ben karşı tarafı şöyle mağlup ettim,
ondan şu kadar kopardım' mantığıyla hareket
edilmemeli. Başbakan
Erdoğan, Annan'la yaptığı görüşmede 24 Nisan
sonrasında BM tarafından hazırlanmış raporda
belirtilen hassasiyetlerin aynen korunduğunu müşahede ettiğini
ifade ederek, AB'nin KKTC konusunda yerine getirmesi gereken yardım ve
benzeri yükümlülükleri uygulamaya koyması konusunda da Annan'ın
Türkiye ile aynı hassasiyeti paylaştığını
görmekten mutlu oldum diye konuştu. Erdoğan
şunları kaydetti: "Şu
dönemde Sayın Annan'ın 'ne istiyorsunuz' sorusuna cevap vermesi
gereken taraf Rum kesimidir. Türkiye garantör ülke olarak düşüncelerini
söylemiştir. Yunanistan'ın da garantör ülke olarak
tavırlarını daha da netleştirdiğini görmek isteriz.
Adada 24
Nisan'daki referandum öncesinde Yunanistan ve Rum kesiminin referandumu erteleme
talebinde bulunmuş olmalarındaki çelişkiye değinen
Erdoğan, şunları söyledi: Metin
üzerinde mutabakatlar sağlandığı halde garantör ülke
konumundaki Yunanistan'da o dönemdeki iktidar acaba halk nezdinde ne gibi bir
çalışma yapmıştır. Orada olumlu bir
çalışma yaptıklarını söyleyebilmek zor. Eğer
olumlu bir tavır sergileselerdi, inanıyorum ki Güney
Kıbrıs'ta Annan Planı'na 'evet' denilirdi. İMZA
TANIMA ANLAMINA GELMEZ Başbakan
Erdoğan, AB'yle uyum protokolünün imzalanmasının,
Kıbrıs Rum kesiminin otomatikman tanınması anlamına
gelmeyeceğini yineledi. Erdoğan,
daha önce AB yetkilileri İngiltere Başbakanı Tony Blair ve
Almanya Başbakanı Gerhard Schröder tarafından da bu
gerçeğin sözlü olarak belirtilmiş olduğunu hatırlatarak,
Biz, bunun sözde kalmamasını metne de derç edilmesinin son derece
isabetli olacağı kanaatindeyiz. Madrid'de görüştüğümüz AB
yetkililerine bunun süreci hızlandıracağını ifade
ettik dedi. Erdoğan,
bu konudaki yaklaşımlarını şöyle açıkladı:
Avrupalı
yetkililere, bizim buna hazır olduğumuzu söyledim. Ancak usul
noktasında, bu adımın atılması bizim için önemli.
Bunun yazılı bir belge olarak komisyondan verilmesi yeterlidir.
Bunun sağlanması halinde çözüm süreci de hızlanacaktır. Gazetecilerin
AB yetkililerinin bu konuda ne dedikleri sorusuna karşılık
Erdoğan, Tabii ki onlar da şimdi kendi aralarında bu
işin müzakeresini yapacaklardır dedi. Erdoğan,
Madrid'deki görüşmelerde Türkiye'nin AB sürecine yönelik bazı
spekülatif haberlerden duyduğu rahatsızlığı da dile
getirdiğini söyledi. Başbakan
Erdoğan, Türkiye'nin AB'yle bütünleşme sürecinde herhangi bir
yavaşlamanın söz konusu olmadığını yineleyerek
Müzakerelerimizde bu konuya da değinildi ve Avrupalı
muhataplarımızla bizler arasında mutabakat bulunduğunu
görmekten mutluyum diye konuştu. PERES'LE
NELER KONUŞTU? Erdoğan'ın,
sabah saatlerinde İsrail Başbakan Yardımcısı
Şimon Peres'le yaptığı görüşmedeyse
ağırlıklı olarak Ortadoğu barış süreci
konusunda karşılıklı görüş
alışverişinde bulunulduğu öğrenildi. Kaynaklardan
edinilen bilgilere göre, Peres, İsrail'in Gazze'den çekilme planı
konusunda Başbakan Erdoğan'a bilgi verdi. Peres'in,
Türkiye'nin Gazze'deki yeniden yapılanma, altyapı tesisleri,
sağlık ve benzeri alanlardaki yatırımlarda aktif bir
şekilde rol almasının da barış süreci açısından
önemli bir katkı olabileceğini ifade ettiği belirtildi. MADRİD'DEKİ
TERÖR KURBANLARI İÇİN TÖREN Erdoğan,
Retiro Parkı'nda Madrid'deki terör kurbanlarının
anısına düzenlenen saygı duruşu merasimine de
değindi. Erdoğan, Dikkatimi çeken nokta, törenin son derece sade
olmasıydı. Tören esnasında sadece viyolonselle çok hafif bir
müzik çalındı. Herhangi bir konuşma da yapılmadı.
Bunun anlamlı bir mesaj olduğunu düşünüyorum.
İspanya'yı da bu hassasiyetinden dolayı kutluyorum. (aa) |
|
HURRIYET
11/03/05
UBP:
Eroğlu DP: Arabacıoğlu
EROĞLU: EN
GÜÇLÜ ADAY BİZİM... Milletvekilliği seçim sonuçlarının
ardından cumhurbaşkanlığı adaylığına
sıcak bakmayan UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, son
anda adaylığını açıkladı. CTP/BG adayı
Talat'ın yüzde 60+ hedefiyle yarışa katıldığının
anımsatılması üzerine Eroğlu, "Ben de yüzde 70
alacağım dersem manşet olur. Sandıklar
açıldığı zaman seçim sonuçları ortaya çıkar. Biz
başaracağımız inancıyla seçime giriyoruz. Ülkenin en
büyük, en köklü partisi, emanet oy taşımayan bir parti olarak
seçimlerde en güçlü aday, bizim partimizin adayıdır" dedi
SERDAR
DENKTAŞ: ARABACIOĞLU, UZLAŞMANIN TEMSİLCİSİ... DP
Genel Başkanı Serdar Denktaş, parti meclisinin oybirliği
ile cumhurbaşkanlığına aday gösterdiği Mustafa
Arabacıoğlu'nu, "kutuplaşmanın
karşısına uzlaşmanın temsilcisi" olarak takdim
etti. DP'nin ilk kez kendi adayıyla cumhurbaşkanlığı
seçimine girdiğini anımsatan Serdar Denktaş, "Yarından
(bugünden) itibaren yeni ve tap taze bir koşuya
hazırlanacağız" dedi ve UBP'den gelen suçlamalara "UBP,
müşterek aday bulma peşinde değil, kendilerinin belirlediği
adaya bizim de destek vermemiz peşindeydi" şeklinde yanıt
verdi
BDH:
SEÇİME GİRMENİN KAMUSAL YARARI YOK... UBP'nin tavrını
netleştirmesinden birkaç saat sonra BDH da önceden almış
olduğu kararını yürürlüğe koyarak aday
çıkarmayacağını ve tabanını serbest
bıraktığını duyurdu. BDH, milletvekilliği seçim
sonuçlarını dikkate alarak yarışa katılmama
kararı alırken, tabanına da çözüm, AB, demokratikleşme ve
sivilleşme vizyonu taşıyan bir adayı destekleme
çağrısı yaptı. BDH açıklamasında, "Genel
seçimlerde makul bir destek görmeyen BDH'nın, çok kısa bir süre sonra
yeniden aynı platformda seçime girmesinin kamusal bir yararı
olmayacaktır" denildi
Seçim takvimi
uyarınca partilerin cumhurbaşkanlığına aday
göstermesine son bir gün kala, Ulusal Birlik Partisi (UBP), Demokrat Parti (DP)
ve Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) de nihayet tavrını
netleştirdi.
Sağda
"ortak aday" çıkarma girişimlerinin fiyaskoyla
sonuçlanmasının ardından önce UBP, ardından BDH, son olarak
da DP nihai kararını verdi.
UBP,
cumhurbaşkanlığı yarışına parti genel
başkanı Derviş Eroğlu ile katılma kararı
alırken, DP'nin adayı da parti genel sekreteri Mustafa
Arabacıoğlu oldu.
UBP'nin
tavrını netleştirmesinin ardından BDH da önceden alınmış
kararını yürürlüğe koyarak aday çıkarmadı ve
tabanını serbest bıraktığını duyurdu. BDH,
milletvekilliği seçim sonuçlarını dikkate alarak
yarışa katılmama kararı alırken, tabanına da
çözüm, AB, demokratikleşme ve sivilleşme vizyonu taşıyan
bir adayı destekleme çağrısı yaptı.
UBP Genel
Başkanı Derviş Eroğlu, CTP/BG Genel Başkanı
Mehmet Ali Talat'ın yüzde 60+ hedefinin anımsatılıp,
"sizin beklentiniz nedir?" sorusuna, "Ben de yüzde 70
alacağım dersem manşet olur. Sandıklar
açıldığı zaman seçim sonuçları ortaya çıkar. Biz
başaracağımız inancıyla seçime giriyoruz. Ülkenin en
büyük, en köklü partisi, emanet oy taşımayan bir parti olarak
seçimlerde en güçlü aday, bizim partimizin adayıdır" yanıtını
verdi.
"UBP
sorumluluktan kaçmıyor" diyerek adayını çıkardığını
ifade eden Eroğlu, DP'ye de gönderme yaparak, "Bazı çevrelerin
samimiyetten uzak tavırları nedeniyle" ortak aday
arayışının sona erdiğini bildirdi.
DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş da parti meclisinin oybirliği ile
cumhurbaşkanlığına aday gösterdiği Mustafa
Arabacıoğlu'nu, "kutuplaşmanın
karşısına uzlaşmanın temsilcisi" olarak takdim
etti. DP'nin ilk kez kendi adayıyla cumhurbaşkanlığı
seçimine girdiğini anımsatan Serdar Denktaş, "Yarından
(bugünden) itibaren yeni ve tap taze bir koşuya
hazırlanacağız" dedi ve UBP'den gelen suçlamalara
"UBP, müşterek aday bulma peşinde değil, kendilerinin
belirlediği adaya bizim de destek vermemiz peşindeydi"
şeklinde yanıt verdi.
Seçim takvimi
uyarınca adayların Yüksek Seçim Kurulu'na (YSK) başvuru
yapmasına son bir gün kala cumhurbaşkanlığı
yarışına katılacaklar netleşti.
Buna göre,
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 7 aday yarışacak.
Adaylar
şöyle:
"Mehmet
Ali Talat(CTP/BG), Derviş Eroğlu(UBP), Mustafa
Arabacıoğlu(DP), Hüseyin Angolemli(TKP), Nuri Çevikel(YP), Zehra
Cengiz(KSP), Zeki Beşiktepeli(bağımsız)".
UBP son anda
"Eroğlu" dedi
UBP Parti
Meclisi, dün öğleden sonra yaptığı yaklaşık 45
dakikalık toplantıda, genel başkan Derviş Eroğlu'nu
aday göstermeyi kararlaştırdı.
Genel yönetim
kurulu ile meclis grubunun önerisiyle Genel Başkan Eroğlu'nun
adaylığı oybirliğiyle kabul edildi. Kararın ayakta
alkışlarla kabul edilmesinin ardından basına açıklama
yapan Eroğlu, seçime en güçlü aday olarak katılacağını
iddia etti.
Toplantının
girişinde açıklama yapan Eroğlu, iyi niyetli girişimlerine
karşın "bazı çevrelerin samimiyetten uzak
tavırları nedeniyle" ortak aday arayışının
sona erdiğini belirterek, UBP'nin seçimlere kendi adayıyla
katılacağını söyledi. Genel yönetim kurulunun bu konudaki
kararının parti meclisinde onaylanacağını söyleyen
Eroğlu, kararın yaklaşık yarım saat içinde
açıklanacağını bildirdi.
Kıbrıs
müzakere süreci ve UBP açısından Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin büyük önem taşıdığını söyleyen
Eroğlu, parti kadrolarının genel seçimlerde olduğu gibi,
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de büyük bir uğraş
vereceğini kaydetti. Eroğlu, "UBP sorumluluktan
kaçmıyor" dedi.
Eroğlu,
son bir yıllık muhalefet döneminde sorumlulukla hareket ederek
ağır muhalefet yapmadığını belirtti. Bu
tavırlarında özellikle Kıbrıs müzakere sürecinin ve
dış dünyanın Kıbrıs Türklerine yönelik
teminatlarının etkili olduğunu belirten Eroğlu, ancak bu
beklentilerin boşa çıktığını ve dış
dünyanın verdiği sözleri yerine getirmediğini kaydetti.
Eroğlu, CTP-DP koalisyon hükümetinin icraat
yapmadığını savundu.
UBP'nin
uzlaşı ve iç barışa büyük önem verdiğini, yeni dönemde
bu yöndeki beklentilerin iktidarın tavırlarına da
bağlı olduğunu söyleyen Eroğlu, özetle şunları
söyledi:
"Geçici
hükümet olarak kurulan yeni hükümet, anayasa özürlüdür. İstifa etmiş
hükümetin şekli bozulmadan devamı yönünde karar
alınmıştır. Ataması mahzurlu olan iki bakan
arkadaş yine listede yer almıştır. Bu Anayasa'ya
saygısızlıktır ve yasa tanımazlıktır. Bu durum
sürerse UBP'yi en sert şekilde karşılarında
bulacaklardır."
"Emanet oy
taşımıyoruz"
Eroğlu,
parti kadın kollarının "başka partilerin kadın
kollarını kıskandıracak şekilde"
çalıştığını da söyledi ve parti bünyesinde
çalışma yapan kadınlara teşekkür etti. Parti yetkili
organlarına güvenlerinden dolayı teşekkür eden UBP Genel
Başkanı Derviş Eroğlu, seçimlere en güçlü aday olarak
katılacağı görüşünü belirtti ve "Emanet oy
taşımıyoruz, emanet verdiğimiz oyların geri gelmesini
bekliyoruz" dedi.
Eroğlu,
"UBP bu seçimlerde olacak. Siyasi partiler seçimler için vardır.
Siyasi partilerin seçimlerden kaçması mümkün değildir" dedi.
Siyasi
partilerin seçimlerde net tavırla ortaya çıkması
gerektiğini söyleyen Eroğlu, "Ben tarafsızım veya
serbest bırakma gibi tutumlar kararsızlık, renksizlik
işaretidir. UBP bu hataya hiçbir zaman düşmedi" ifadelerini kullandı.
Derviş
Eroğlu, seçimlere dıştan müdahale tehlikesi olduğunu, ancak
sonuçta kararın halk tarafından verileceğini kaydetti.
DP
seçilmişlerin ortak adaylığına karşı
çıktı
DP ile ortak
aday arayışlarında kendi isminin gündeme getirilip
getirilmediğine ilişkin soruya karşılık Eroğlu,
"Demokrat Parti seçilmişlerin adaylığına
karşı çıktı" dedi. Eroğlu, "DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş, UBP ile ortak aday çıkarmaktan
ziyade, Sayın Talat'ın da desteğini alarak, Sayın Talat
dışında partiler üstü bir adayın ortak aday olması
yönünde tavır sergiledi" diye konuştu.
UBP'nin hedefi
Eroğlu,
CTP Genel Başkanı Talat'ın seçimlerde yüzde 60
hedeflediğine ilişkin açıklamalarının
anımsatılarak, "Sizin beklentiniz nedir" diye
sorulması üzerine de şunları söyledi:
"Ben de yüzde
70 alacağım dersem manşet olur. Sandıklar
açıldığı zaman seçim sonuçları ortaya çıkar. Biz
başaracağımız inancıyla seçime giriyoruz. Ülkenin en
büyük, en köklü partisi, emanet oy taşımayan bir parti olarak
seçimlerde en güçlü aday, bizim partimizin adayıdır."
"UBP'ye
öfke nedeniyle CTP ve DP'ye kayan emanet oyları" geri
alacaklarına inandığını da söyleyen Eroğlu,
şu ifadeleri kullandı:
"UBP ile
yıllardan beri haşır neşir olmuş
insanlarımızın oylarını bekliyoruz. Dün(önceki gün)
CTP'ye oy veren, geçmişte cumhurbaşkanına oy veren
insanlarımızdan, şu veya bu nedenle DP içinde olan eski
partililerimizden oy bekliyoruz. Ama bekleme ile alma ayrı şeyler.
Vatandaşın takdirinin UBP adayından yana olduğu beklentisi
içindeyiz."
Bütün
kesimlerden
UBP Genel
Sekreteri Salih Miroğlu da Eroğlu'nun adaylığını
açıklarken yaptığı konuşmada, parti
tabanının ısrarlı talepleri ve birçok çevrelerden gelen
görüşler nedeniyle Genel Başkan Eroğlu'nu aday gösterme
kararı aldıklarını söyledi.
Sağduyunun
galip geleceğine ve seçimlerde bütünleşmenin Eroğlu
etrafında olacağına inandıklarını söyleyen
Miroğlu, "Sayın Eroğlu'na
uzlaşmacılığa, birleştiriciliğe, devlet
adamlığına önem veren tüm kesimlerin oy vereceğine yürekten
güveniyoruz" dedi.
DP ile ortak
aday arayışı hakkında da Miroğlu özetle
şunları söyledi:
"Seçimlerde
ortaya çıkan oy tablosunu dikkate alarak Ulusal Birlik Partisi ile
Demokrat Parti'nin ortak bir aday çıkarması üzerinde önemle durduk
ama maalesef muhatabından gerekli yapıcı
yaklaşımı görmedik. Ulusal Birlik Partisi yetkili
organlarının da görüşleri ışığında 14
yıla yakın süre Dışişleri ve Savunma
Bakanlığı yapmış olan sayın Kenan Atakol'un
adını ortak aday olabileceği düşüncesi ile Demokrat
Parti'ye sunarken, karşılığında kiminin onayı
bile alınmayan 4 isim bulduk. Daha pek çok insanımız
cumhurbaşkanlığı adaylığına layık
olmasına karşın biz olayın ciddiyeti gereği sadece tek
bir isim üzerinde durduk. Kimsenin adının spekülasyonlara neden
olmasını istemedik. Ama sonunda gördük ki Demokrat Parti bizimle
ortak bir isim üzerinde buluşmaya yanaşmıyor, kendi adayı
ile yarışa katılmaya hazırlanıyor. Biz bu safhadan
sonra kendilerine başarılar diliyoruz."
Demokratik
yarış konusunda kuşkulu
Seçimlerin adil
ve demokratik bir yarış şeklinde geçmeyeceğine ilişkin
kuşkuları olduğunu da söyleyen Miroğlu, "Dış
karışmacılık, milletvekilliği seçimlerinde olduğu
gibi etkili olmak için kapının ardında beklemektedir.
Partizanlık, baskı, tehdit, demokrasiye zarar verecek birçok
olumsuzlukların yeniden yaşanacağına ilişkin ciddi
emareler ortada duruyor" diye konuştu.
Eroğlu
kimlerle mesai yapmış?
UBP Genel
Sekreteri Miroğlu, "Yıllarca halkımızın takdiri
ile başbakanlık görevinde bulunan, Anavatan Türkiye'nin 4
cumhurbaşkanı, 9 başbakanı ile yakın
istişarelerde ve mesailerde bulunmak suretiyle büyük bir devlet
tecrübesine sahip olan, cumhurbaşkanlığı görevini
layıkı ile yerine getirebilecek kişi" diyerek Genel
Başkan Eroğlu'ndan övgüyle söz etti.
Miroğlu,
"Geçirdiğimiz kritik dönem dikkate alındığında
ülkemizin Sayın Eroğlu gibi sakin, birleştirici, halkı
kucaklayıcı, saygınlık yaratan bir lidere ihtiyacı
var" diye de ekledi.
BDH'nın
açıklaması
UBP'nin
tavrını netleştirmesinin ardından yazılı bir
açıklama yapan BDH da aday çıkarmayacağını duyurdu.
"Genel
seçimlerde makul bir destek görmeyen BDH'nın, çok kısa bir süre sonra
yeniden aynı platformda seçime girmesinin kamusal bir yararı
olmayacaktır" denilen BDH açıklaması aynen şöyle:
"BDH
Merkez Yönetim Kurulu 17 Nisan 2005 cumhurbaşkanlığı
seçimine ilişkin aşağıdaki açıklamayı
yapmıştır.
1- BDH 20
Şubat genel seçimlerinde Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak,
görüş, düşünce ve önerilerini geniş biçimde kamuoyu ile
paylaşmış; geleceğe yönelik öngörülerini,
kaygılarını ve uyarılarını, halkımıza
taşımaya çalışmıştır. Seçim sonuçları,
nedeni ne olursa olsun, halkımızın BDH'ya makul bir desteği
vermediğini göstermiştir.
2-
Cumhurbaşkanlığı seçim platformunun yine büyük oranda
Kıbrıs sorunu bağlamında oluşacağı
kuşkusuzdur. Genel seçimlerde makul bir destek görmeyen BDH'nın, çok
kısa bir süre sonra yeniden aynı platformda seçime girmesinin kamusal
bir yararı olmayacaktır. BDH'nın ortaya koyduğu
düşüncelerin haklılığı zaman içinde
anlaşılacaktır.
3- BDH seçime
ilişkin tutumunu partinin çeşitli organlarında
tartışarak netleştirmiş, parti meclisinin de
tavrını belirlemesinin ve MYK'ya kararın açıklanması
yetkisinin verilmiş olması çerçevesinde, 17 Nisan 2005 tarihinde
yapılacak olan KKTC Cumhurbaşkanlığı seçiminde,
BDH'nın aday göstermeyeceği, parti kararı olarak
açıklanmaktadır.
4- Yapılan
araştırmalar BDH oylarının eğitim düzeyi ile
doğru orantılı olarak arttığını net biçimde
ortaya koymaktadır. Bu bağlamda BDH'ya oy veren
yurttaşlarımızın kuşkusuz ki telkine ihtiyaç duyacaklarını
sanmıyoruz. Bununla birlikte, adayları izlemelerini ve
Kıbrıs Türk halkının siyasal ve ekonomik eşitliği
ile güvenlik gereksinimlerini dikkate alacak erken bir çözümü; sadece bireysel
değil, toplumsal haklarla AB üyeliğini; demokratikleşme ve
sivilleşme hedefini; makamın gerektirdiği objektiflik ve
tarafsızlığı samimiyetle gözeteceği konusunda
inandırıcı buldukları adayı desteklemelerini öneririz.
5- BDH
Kıbrıs Türk halkının çıkarlarının korunup
gözetilmesi için hem içte hem de dışta çaba harcamaya ve
inandığı doğruları açık yüreklilikle kamuoyu ile
paylaşmaya devam edecektir".
DP, Arabacıoğlu'nda
karar kıldı
DP Parti
Meclisi de dün akşam yaptığı toplantıda, genel
sekreter Mustafa Arabacıoğlu'nu aday göstermeyi
kararlaştırdı.
DP Genel
Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, toplantıdan
sonra yaptığı açıklamada, Arabacıoğlu'nun
adaylığının, parti meclisinde oybirliği ile
alındığını söyledi.
Arabacıoğlu'nu,
halkın bütününü kucaklayabilecek kapasiteye sahip, siyasette deneyimi olan
ve cumhurbaşkanlığı makamında her kesime tarafsız
yaklaşabilecek bir şahsiyet olarak tanımlayan Serdar
Denktaş, şöyle dedi:
"DP
kuruluşundan sonra ilk kez bir bağımsız adaya destek verme
yerine, kendi adayıyla kendi amblemiyle halkımızın
önündedir. Cumhurbaşkanlığı makamında insanları
seven, halkın bütününü kucaklayabilecek kapasiteye sahip, siyasette
deneyimi olan ve o makamda hakikaten her kesime tarafsız
yanaşabilecek Dr. Mustafa Arabacıoğlu'nu cumhurbaşkanı
adayı olarak gösterme kararını vermiştir. Hayırlı
uğurlu olsun diyoruz."
Yeni ve taptaze
bir koşuya
"DP'nin,
Arabacıoğlu'nu, sırf aday göstermek için değil, iddiayla ve
yıllardan beri devam etmekte olan çekişmenin, kutuplaşmanın
karşısına uzlaşmanın temsilcisi olarak
çıkardığını" vurgulayan DP Genel Başkanı
Denktaş, "Sayın Arabacıoğlu, halkımızın
her kesimiyle uzlaşabilecek, halkımızın her kesimine
ulaşabilecek bir cumhurbaşkanı adayı olarak partimiz
tarafından tespit edilmiştir. Bütün yüreğimizle ve gücümüzle
Demokrat Parti olarak arkasında olacağız. Ama seçildiği
günden itibaren, seçildiği makamın gereği olan, bütün partilere
eşit mesafesini koruyacağından da emin olarak Mustafa
Arabacıoğlu'nu aday olarak göstermiş bulunuyoruz. Yarından
itibaren yeni ve tap taze bir koşuya hazırlanacağız.
Hayırlı olsun" şeklinde konuştu.
Denktaş'tan
UBP'ye yanıt
Serdar
Denktaş, UBP ile ortak aday çıkarma sürecini de değerlendirerek,
UBP'nin ortak aday çıkarma konusunda DP'yi samimiyetsizlikle
suçlamasını kabul edemeyeceklerini söyledi. Denktaş,
"UBP'nin, DP'nin ortak aday konusunda samimi davranmadığı
suçlamasını asla kabul edecek değiliz. Bu anlamda son derece
samimi bir yaklaşımda bulunduk,
karşılığını almadık, üzgünüz" dedi.
UBP ile bir
süreden beridir, "devletin protokol mevkii olarak gördükleri, devletin
bütününü kucaklaması gerektiği görüşünde oldukları
cumhurbaşkanlığı makamı" için ortak aday çıkarılabilir
mi çalışması yaptıklarını belirten Serdar
Denktaş, ancak UBP'nin, DP'nin önerdiği ortak adaylardan hiç birini
kabul etmeyerek, kendilerinin "ortak adayımızdır"
dedikleri Kenan Atakol'un DP tarafından desteklenmesini istediğini
söyledi. Denktaş, "UBP'nin bugün (dün) yaptığı
açıklamadan da anlıyoruz ki Ulusal Birlik Partisi, müşterek aday
bulma peşinde değil, kendilerinin belirlediği adaya bizim de
destek vermemiz peşindeydi" diye konuştu.
DP, UBP'ye dört
isim iletmişti
DP olarak
UBP'ye, ortak cumhurbaşkanlığı adayı için dört isim
önerdiklerini söyleyen ve bu isimleri Hakkı Atun, Ergün Olgun, Günay
Çerkez ve Atay Ahmet Raşit olarak açıklayan Serdar Denktaş,
UBP'ye kendilerinin üzerinde ortak aday olarak düşünülebilecek
kişiler varsa onları da DP'nin görüşmeye hazır
olduğunu UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu'na bildirdiklerini ifade
etti. Ancak Miroğlu'nun, dün kendilerini telefonla arayarak, UBP'nin
cumhurbaşkanlığı adaynın Kenan Atakol olduğunu,
DP'nin önerdiği dört isimden hiç birini ise ortak aday olarak kabul
etmediklerini kendilerine ilettiğini ve "Müşterek
adayımız Kenan Atakol'dur" dediğini belirten Denktaş,
bu konuda şunları söyledi:
"UBP'nin
bugün(dün) yaptığı açıklamadan da anlıyoruz ki, Ulusal
Birlik Partisi, müşterek aday bulma peşinde değil, kendilerinin
belirlediği adaya bizim de destek vermemizi talep etme peşindeydi.
Bize hiçbir seçenek bırakmadılar.
DP böyle bir
parti değildir. DP, uzlaşmanın kesin adresi olduğunu
yıllardan beridir ispat edebilmiş bir partidir.
'Uzlaşı
ve ilerleme' sloganını kullanan UBP'den 'uzlaşı' kelimesini
kullanırken uzlaşmanın temel ayaklarının
karşılıklı saygı ve anlayış olduğunu
bilmesini de beklerdik. Bunu maalesef göremedik. Bugün(dün) yapmış
oldukları açıklamaya gerekirse yarın(bugün) yazılı bir
açıklama da yapacağım. Ancak bu akşam, yapmış
oldukları bu açıklamanın cevabını da vermek DP'nin
Genel Başkanı olarak bir zaruretti diye düşünüyorum."
İkisi
bilgi sahibi, ikisi değil
DP'nin
önerdiği dört kişiden Hakkı Atun'la Ergün Olgun'un bilgi sahibi
olduğunu, ancak Günay Çerkez'le Atay Ahmet Raşit'in bu konuda
bilgileri olmadığını da kaydeden Denktaş,
"Bunların dışında temas kurmaya
başladığımız isimler de vardı, ola ki UBP gerçekten
bir samimiyetle böyle bir yaklaşımda bulunulur diye, ama bizim
anladığımız odur ki ta başından beri Eroğlu
aday olmayı kafasına takmıştı ve partisine o
doğrultuda taktikler uygulatmak suretiyle istediği noktaya
varmıştır yine. Kendi kararlarıdır. Hayırlı
uğurlu olsun demekten başka söyleyecek bir sözümüz yoktur. Ama
elbette DP'nin ortak aday konusunda samimi davranmadığı
suçlamasını da asla kabul edecek değiliz. Bu anlamda son derece
samimi bir yaklaşımda bulunduk,
karşılığını almadık, üzgünüz" şeklinde
konuştu.
KIBRIS
10/03/2005
Meclis,
kavgayla başladı
UBP'DEN
İLK GÜN ATAĞI... UBP Genel Sekreteri Salih Miroğlu, DP'nin
dıştan atadığı iki bakanın seçilme
yeterliliği taşımadığı için anayasanın
çiğnendiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvuracağını
söyledi. UBP, geçmiş hükümet döneminde de bu konuyu Anayasa Mahkemesi'ne
taşımış ancak daha sonra davasını geri
çekmişti
GERGİNLİK
ÇABALARINA PRİM VERMEYECEĞİZ... Başbakan Mehmet Ali Talat,
daha ilk günden UBP'nin sergilediği bu tavrı "gerginlik
çabası" olarak niteledi ve UBP'nin hükümette yer
almayacağının anlaşılmasından sonra
başlatmaya çalıştığı bu çabalara hükümetin prim
vermeyeceğini vurguladı
EROĞLU'NUN
İLK GÜN SINAVI... Geçici meclis başkanı Derviş Eroğlu,
adı geçtiği gerekçesiyle söz isteyen Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi'ye söz verilip verilmemesini onaya sununca tartışma
çıktı. Hükümet milletvekilleri, Miroğlu'na söz verilmesinin de
Meclis İçtüzüğü'ne uygun olmadığını söyleyip
itirazlarını yükseltince toplantıyı kapattı
Yeni hükümetin
ardından olağanüstü toplanan meclis, siftahı "kavga"
ile yaptı. CTP/BG-DP koalisyon hükümetinin kabinesi dün meclise sunuldu.
Meclisin tek gündem maddesi bu olmasına rağmen, UBP, geçmiş
hükümette olduğu gibi DP'nin dıştan atadığı iki
bakan konusunu yeniden gündeme taşıyarak olay çıkardı.
Çalışmalarına
"kavga" ile başlayan meclisin bugünkü toplantısında da
hükümet programı okunacak ve meclis başkanı,
yardımcısı ve katipler seçilecek.
Saat 10.40'ta
geçici başkan Derviş Eroğlu başkanlığında
toplanan Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu, 1. Olağanüstü Birleşimi'nde
CTP-BG ve DP'nin anlaşması uyarınca
cumhurbaşkanlığı seçimine kadar görev yapacak, geçen
dönemde de işbaşında olan kabineyle ilgili
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın onay ve Başbakan Mehmet
Ali Talat'ın atama yazısı milletvekillerinin bilgisine sunuldu.
Hükümet
Programı'nın bugün saat 10.00'da başlayacak birleşimde
okunacağına ilişkin Başkanlık Divanı
kararının da okunduğu toplantıda söz alan UBP Genel
Sekreteri Salih Miroğlu, kabinede yer alan iki bakanın seçilme yeterliliği
taşımadığı ve anayasanın çiğnendiği
gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvuracağını
açıkladı.
Başbakan
Mehmet Ali Talat da UBP'nin geçen dönemde de benzer bir iddiayla Anayasa
Mahkemesi'nde açtığı davayı geri çektiğini
hatırlattı ve bu girişimi "gerginlik çabası"
olarak niteledi.
Talat, herkesi
kucaklayan, barış ve çözüm için uğraşan bir hükümet
olacaklarını yineleyerek gerginlik çabalarına prim
vermeyeceklerini vurguladı.
Cumhuriyet
Meclisi'nde daha sonra kısa süreli tartışmalar
yaşandı, ancak tek gündem maddesi hükümetin sunulması
olduğu için başka söz hakkı verilmeyerek oturum
kapatıldı.
Miroğlu:
Demokrasiye zarar
Hükümetin
listesinin mecliste sunulmasından sonra söz alan UBP Genel Sekreteri Salih
Miroğlu, 14 ay önceki senaryonun tekrarlandığını
belirterek seçilme niteliklerini taşımadığını
iddia ettiği iki kişinin Bakanlar Kurulu'nda yer almasının
demokrasiye, hoşgörüye, uzlaşmaya zarar vereceğini söyledi.
Miroğlu,
hükümet listesinde yer alan iki isim sebebiyle anayasa çiğnendiği
için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmak zorunda kalacaklarını
açıkladı.
Neden böyle
yapıldığını anlayamadıklarını, bu
tutumun anayasaya zarar vermekten başka işe
yaramayacağını belirten Miroğlu, başbakanı ve
arkadaşlarını sağduyuya çağırdı.
Talat:
Gerginlik çabası
Miroğlu'nu
yanıtlayan Başbakan Talat, hükümetle ilgili böyle bir
tartışmayı arzulamadıklarını belirtti. Talat, 14
ayda Miroğlu'nun söylediği zafiyeti
yaşamadığını kaydetti.
Hükümetin,
cumhurbaşkanlığı seçimine kadar görev
yapacağını ve gerekçesinin hizmetlerin aksamaması
olduğunu söylediklerini hatırlatan Talat, iki partinin
uzlaşması uyarınca seçim sonrası tabloya göre hükümetin
yeniden oluşacağını anlattı.
Başbakan
Talat, UBP'nin açtığı davayı geri çektiğini, bunun
iddialarından vazgeçtikleri anlamına geldiğini kaydederek
UBP'nin dava açmasına değil ama bu konuda konuşmasına
karşı olduğunu söyledi.
Bunun ilk
günden durumu gerginleştirme çabasından başka anlamı
olmadığını kaydeden Başbakan Talat, UBP'nin hükümette
yer almayacağının anlaşılmasından sonra
başlatılan bu çabalara hükümetin prim vermeyeceğini
vurguladı.
Talat, bütün
halkı kucakladıklarını, herkesin çıkarlarını
dikkate alacaklarını, barış ve çözüm için
çalışacaklarını ifade etti.
Başbakan
Talat'ın konuşmasından sonra, Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi adı geçtiği gerekçesiyle söz
istedi, ancak oturumu yöneten Derviş Eroğlu, önce söz hakkı
verilemeyeceğini belirtti, ardından da söz hakkı verilip
verilmemesini oya sunmayı önerdi. Bu öneri hükümet kanadından
milletvekillerinin tepkisine yol açtı ve bu milletvekilleri aslında
Salih Miroğlu'na söz verilmesinin de Meclis İçtüzüğü'ne uygun
olmadığını belirtti. Geçici meclis başkanı
Derviş Eroğlu ise Miroğlu'na usul üzerine söz verdiğini
belirtti.
Meclis genel
kurulu tartışmalar büyümeden ve başka kimseye söz hakkı da
verilmeden toplantısını tamamladı.
KIBRIS
10/03/2005
Türkiye
Başbakanı Erdoğan: KKTC, dünya gündemine Türkiye'nin son
ataklarıyla oturdu
|
GAYRETİMİZ
ÇÖZÜM İÇİN... Erdoğan: Kuzey ve Güney Kıbrıs,
yıllardır çözümsüzlüğe mahkum edildi. Çözümsüzlüğü
ortadan kaldırmanın gayreti içindeyiz. Eğer bugün KKTC dünya
gündemine oturmuşsa, Türkiye Cumhuriyeti'nin son ataklarıyla
oturmuştur TÜRK TARAFI
BARIŞTAN YANA... "Bugüne kadar hep haksız konumda gösterilen
KKTC, 24 Nisan ile dünyaya bir cevap verdi. Dedi ki, 'Ben adada
barıştan yanayım, ben adada bu kavganın, yanlış
gidişatın sona ermesinde yanayım' ama güney bunun tam aksini,
'Biz ayrılıkçıyız, barıştan yana değiliz,
BM planını kabul etmiyoruz' dedi, buna rağmen AB
tarafından takdir edilmiştir. Kuzey Kıbrıs, görevini
yaptığı için alnı açıktır" ERDOĞAN,
ANNAN İLE GÖRÜŞECEK... Türkiye Başbakanı Erdoğan, BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'la Madrid'de Kıbrıs'ı
görüşeceklerini bildirdi Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, eğer bugün KKTC dünya
gündemine oturmuşsa bunun Türkiye Cumhuriyeti'nin son ataklarıyla
olduğunu belirtti. TGRT Haber
TV'deki canlı yayında, AB Troykası toplantısına
ilişkin değerlendirmede bulunan Erdoğan, Kıbrıs
konusuna da değindi. Başbakan
Erdoğan, Kıbrıs konusu ile ilgili bir soru üzerine, "Ben
cebimdeki parayı vermek konusunda cömerdim de uğrunda kanlar verilmiş
bir yeri verme konusunda cömert değilim, böyle bir hakkım yok"
dedi. Kuzey ve
Güney Kıbrıs'ın yıllardır çözümsüzlüğe mahkum
edildiğini ve çözümsüzlüğü ortadan kaldırmanın gayreti
içinde bulunduklarını ifade eden Erdoğan, şöyle
konuştu: "Eğer
bugün KKTC dünya gündemine oturmuşsa, Türkiye Cumhuriyeti'nin son
ataklarıyla oturmuştur. Bugüne kadar hep haksız konumda
gösterilen KKTC, 24 Nisan ile dünyaya bir cevap verdi. Demiş ki, 'Ben
adada barıştan yanayım, ben adada bu kavganın,
yanlış gidişatın sona ermesinde yanayım' ama Güney
bunun tam aksini, 'Biz ayrılıkçıyız, barıştan
yana değiliz, BM planını kabul etmiyoruz' dedi, buna
rağmen AB tarafından takdir edilmiştir. Kuzey Kıbrıs,
görevini yaptığı için alnı açıktır." Erdoğan,
İslam Konferansı Örgütü'ne bugüne kadar sadece bir cemaat olarak
katılan KKTC'nin son toplantıda "gözlemci üye" olarak
bulunduğunu, bu başarının da AK Parti hükümetinin
başarısı olduğunu söyledi. İKÖ'nün
KKTC'yi gözlemci üyeliğe BM planındaki "Kıbrıs Türk
Devleti" adıyla kabul ettiğini belirten Erdoğan, bunun
KKTC açısından çok ciddi bir mesafe olduğunu dile getirdi. "Bu bir
tanıma değildir" "Türkiye
Güney Kıbrıs'ı tanıdı" iddialarına da
yanıt veren Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: "Güney
Kıbrıs ile Gümrük Birliği konusunu, 17 Aralık'ta 3 Ekim
ile ilgili müzakere tarihinin verildiği zirvedeki konuşmada
açıkladım. Biz 19. paragrafı kabul ettik ama AB'nin bize
deklere ettiği paragrafın altına kendi cümlemizi koyarak kabul
ettik. Orada 'bu bir tanıma değildir' dedik. Dönem
Başkanı Hollanda Başbakanı Balkanende, İngiltere
Başbakanı Blair, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, ve
Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in de bunun genel bir
tanıma olmadığı yönündeki açıklamaları
uluslararası medya karşısında yaptı." Bu konudaki
uluslararası hukuk yoluyla çalışmaların
yapıldığını, genel tanıma konusunda bir
adım atılmadığını söyleyen Erdoğan,
"Bunun olgunlaştırılması için çalışmalarımızı
devam ettiriyoruz. Bu konuda gerekli adımları, vakti
geldiğinde atacağız. 'Kıbrıs verildi' bunlar çirkin
ifadelerdir" dedi. Erdoğan,
Gümrük Birliği konusunun farklı bir olay olduğunu, Türkiye'nin
de 1996 yılında AB'ye girmeden Gümrük Birliği'ne
girdiğini anımsattı. Erdoğan,
Annan ile Madrid'de Kıbrıs'ı görüşecek Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Terör Zirvesi için Madrid'e
hareketinden önce gazetecilerin sorularını yanıtladı. Başbakan
Erdoğan, Kıbrıs konusuna ilişkin soruya
karşılık, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la Madrid'de
Kıbrıs'ı görüşeceklerini bildirdi. Erdoğan,
24 Nisan'da yapılan referandumda "hayır" diyen Rum
tarafının buna rağmen taltif edildiğini de söyledi. Kıbrıs
Türk halkının üzerine düşen görevi yerine getirdiğini
vurgulayan Erdoğan, KKTC'ye uygulanan ambargonun kalkması
gerektiğinin altını çizdi. Erdoğan, şöyle dedi: "Kuzey
Kıbrıs'ta yaşayan kardeşlerimiz,
soydaşlarımız barıştan yana olduklarını
zaten açıklamışlardır. Barıştan yana
olmadığını ifade eden Güney Kıbrıs'tır.
Öyleyse Güney Kıbrıs'la bu işin konuşulması,
onların bu konudaki yaklaşımı önem arz etmektedir. Zira
Kuzey Kıbrıs zaten üzerine düşen görevi yerine
getirmiştir. Şu anda üzerine düşen görevi yerine
getirmeyenler, bu görevi yerine getirmek durumundadırlar diye
düşünüyorum. Bunu da Sayın Annan'la görüşme
fırsatımız olacak. Tabii kendilerinin ne düşündüğünü
şu anda bilemiyorum. Bu vesileyle onu da öğrenmiş
olacağız." "Kıbrıs'ta
barıştan yana olmadığını ifade eden,
Güney Kıbrıs'tır" Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Annan ile yapacağı
görüşmede muhtemelen Kıbrıs konusunun gündeme geleceğini
belirtti. Kıbrıs'la ilgili Türkiye'nin garantör ülke olarak üzerine
düşen ne varsa bunu zaten yaptığına dikkati çeken
Erdoğan, geçen yılki referandumda bunun çok açık ve net ortaya
çıktığını kaydetti. Erdoğan,
Esenboğa Havalimanı'ndan İspanya'ya hareketinden önce
yaptığı açıklamada, "KKTC'deki
soydaşlarımız, kardeşlerimiz BM planına yüzde 65
evet oyu vermiştir. Güney Kıbrıs ise yüzde 75 hayır oyu
vermiştir" diye konuştu. "Hayır
diyen Güney Kıbrıs, taltif edildi" Hayır
oyu veren Güney Kıbrıs'ın taltif edilerek 1 Mayıs'ta
AB'ye üye olarak kabul edildiğini belirten Erdoğan, Kuzey
Kıbrıs'ın ise yine ambargo uygulamasıyla karşı
karşıya bırakıldığını vurguladı. BM Genel
Sekreteri Kofi Annan ile görüşeceğini hatırlatan bir
gazetecinin, "Kıbrıs konusunda yeni bir teklif var mı?
Görüşmelerden beklentiniz var mı?" sorusuna, Erdoğan,
konuşmasını şöyle sürdürdü: "Tabii
burada bir haksızlık çok açık ve net ortadadır.
Dolayısıyla bundan sonra herhangi bir görev veya bununla ilgili
üzerine düşen vazifeyi yerine getirmek Güney Kıbrıs'a aittir.
AB'ye bu noktada çok çok önemli görevler düşmektedir ki bana göre bunlar
ambargonun kaldırılmasıdır. Peyderpey
kaldırılmasıdır. Hangi yolu tercih ederlerse, bunun
yapılması lazım. Bu süreçte
işin içerisinde olan başta BM genel sekreteri raporunda
bunları çok açık ortaya koymuştur. Bundan sonraki sürece
yönelik biz Kıbrıs'ta, Kuzey Kıbrıs'ta yaşayan
kardeşlerimiz, soydaşlarımız barıştan yana
olduklarını zaten açıklamışlardır. Barıştan
yana olmadığını ifade eden Güney
Kıbrıs'tır. Öyleyse Güney Kıbrıs ile bu işin
konuşulması, onların bu konudaki yaklaşımı önem
arz etmektedir. Zira Kuzey Kıbrıs üzerine düşen görevi yerine
getirmiştir. Şu anda üzerine düşen görevi yerine
getirmeyenler, bu görevi yerine getirmek durumundadırlar diye
düşünüyorum. Burada Sayın Annan ile görüşme
fırsatımız olacak. Tabii kendilerinin şu anda ne
düşündüğünü bilemiyorum. Bu vesileyle bunu da öğrenmiş
olacağız." |
KIBRIS
10/03/2005