AB ile Ankara anlaştı

Avusturya’nın geri adımı ile 25 AB üyesinin üzerinde uzlaştığı müzakere çerçeve belgesini Ankara da onayladı. Türkiye’nin çekincelerinin giderilmesinin ardından, Dışişleri Bakanı Gül de, Lüksemburg’a gitme kararı aldı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 13:33 ET 03 Ekim 2005 Pazartesi

LÜKSEMBURG - Türkiye-AB müzakerelerini başlatacak hükümetlerarası konferans da bu akşam yapılacak. Dışişleri Bakanı Gül de, bu konferansa katılmak üzere Lüksemburg’a gidiyor.

Tam üyeliği öngören müzakerelerin başlamasına itirazı olmadığını kaydeden Avusturya, sorunun ‘imtiyazlı ortaklık’ değil, AB’nin ‘hazmetme kapasitesi’ olduğunu belirtti. Müzakere çerçeve belgesinde de, birliğin hazmetme kapasitesine atıfta bulunulurken, bunun üyelik için Ankara’nın yerine getirmesi gereken bir kriter olmadığı vurgulandı. Böylece müzakere çerçeve belgesi üzerindeki en önemli anlaşmazlık aşılmış oldu.

 

Rum Kesimi’nin uluslararası örgütlere üyeliğinin Ankara tarafından veto edilmemesini’ öngören 5’inci paragraf konusunda da Türkiye’nin endişelerini bir ölçüde giderecek adımlar atıldı. İngiltere’nin bu konuda Türkiye’ye bir teminat mektubu verdiği belirtiliyor.

Lüksemburg’daki kıran kırana görüşmelerin ardından dönem başkanı İngiltere taslak metni Ankara’ya gönderdi. Bu gelişme üzerine Ankara’da metin incelendi ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün açılış konuşması metni Lüksemburg’a gönderildi. İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott da bu sırada AKP Genel Merkezi’ne gitti.

Daha önce 18.00’de yapılması planlanan ancak uzlaşmazlık nedeniyle ertelenen, katılım müzakerelerini resmen başlatacak olan hükümetlerarası konferansın da 22.00’de yapılabilmesi için hazırlıklar yapıldığı belirtiliyor.

ÇERÇEVE BELGEDE NELER VAR?
Türkiye’nin müzakere sürecinde izleyeceği yol haritası ile, müzakerelerin kurallarını belirleyen çerçeve belgesinde, Ankara’nın yükümlülükleri yerine getirmesi isteniyor ve Türkiye için kalıcı kısıtlamalardan bahsediliyor.

Çerçeve belgede birliğin yeni üyeleri hazmetme kapasitesine yer veriliyor; Türkiye’nin ancak AB kurumları yeniden yapılandıktan sonra üye olabileceği belirtiliyor. Müzakere çerçeve belgesinde, Türkiye’nin ek protokolden doğan yükümlülüklerinin mutlaka hayata geçirmesi gerektiği vurgulanıyor.

Müzakerelerin ucunun açık olduğunu ifade eden belge, bu sürecin sonunda Türk vatandaşlarının serbest dolaşımı ile tarım ve yapısal politikalarda kalıcı kısıtlamalar getirilebileceği ifade ediliyor.

Belgede, Ankara’nın AB’ye üye ülkelerin OECD ve NATO gibi uluslararası kurumlara üyeliğine engel olmaması da talep ediliyor.

 

ABD müzakereler için devrede

ABD, Türkiye ile AB arasında müzakerelerin başlaması için devreye girdi. Başbakan Erdoğan’la telefonda görüşen ABD Dışişleri Bakanı Rice, Türkiye’nin AB üyeliğine desteklerinin sürdüğünü söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 09:34 ET 03 Ekim 2005 Pazartesi

ANKARA - Başbakan Erdoğan, Avusturya’nın itirazlarının halen aşılamaması üzerine, ABD Dışişleri Bakanı Condolezza Rice ile görüştü. Rice’ın müzakerelerin başlaması konusunda Washington yönetiminin desteğini yinelediğini söyleyen Erdoğan, Avrupa Birliği ülkelerinden 17 Aralık’ta aldıkları karara saygı duymalarını istedi.

Başbakan Erdoğan, Kızılcahamam’dan Ankara’ya dönerken makam aracında Condolezza Rice ile telefonla görüştü. Erdoğan, MYK üyeleri ve bakanlarla parti genel merkezinde yapacağı toplantıya gelişinde ise konuyla ilgili soruları yanıtladı.

Başbakan, ABD’nin müzakerelerle ilgili desteğinin devam ettiğini söyledi. Erdoğan, ABD Dışişleri Bakanı’na Türkiye’nin Avrupa Birliği konusunda atılacak tüm adımları attığını, atabileceği başka bir adımın olmadığını söylediğini de belirtti.

“Tüm AB ülkelerinden 17 Aralık’ta verdikleri kararla çelişmemelerini istiyoruz” diyen Başbakan, “Dürüst davranırlarsa bizden de dürüstlük görürler kendileri bilir” diye konuştu.

Gelinen bu noktanın arkasında Avusturya dışında başka ülkelerin olup olmadığının sorulması üzerine Erdoğan, “Bugüne kadar olan süreçlerde bu tip şeyler oluyor. 42 yıllık süreçte Türkiye ile ilgili biliyorsunuz ne tür adımlar atıldığını. Şu anda dürüst davranırlarsa bizden de dürüstlük görürler. Dürüst davranmadıkları takdirde
kendileri bilir” karşılığını verdi.

Başbakan Erdoğan, şu ana kadar Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile konuyla ilgili herhangi bir görüşme yapmadığını bildirdi.

 

AB’nin değişiklik tekliflerine ret

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, AB’nin müzakere çerçeve belgesine ilişkin değişiklik tekliflerinin hepsini reddettiklerini söyledi.

 

AA

Güncelleme: 10:21 ET 03 Ekim 2005 Pazartesi

ANKARA - Tan, Dışişleri Bakanlığı’nda gazetecilere yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün bugün İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile birçok kere görüştüğünü belirterek, “AB tarafı birçok değişiklik teklifi sundu, Sayın Bakanımız bunların hepsini reddetti” dedi.

‘AB’yi sağduyuya çağırıyorum’

Başbakan Erdoğan, AB liderlerini küresel barış ve istikrar için sağduyulu olmaya çağırdı. Erdoğan, Türkiye’nin AB’ye girmesine karşı çıkanların doğacak zararlardan sorumlu olacağını da söyledi.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 09:35 ET 03 Ekim 2005 Pazartesi

ANKARA - Başbakan Erdoğan, AKP’nin Kızılcahamam toplantısının kapanışında AB ile ilişkilerde gelinen son durumu değerlendirdi. Lüksemburg toplantılarının hala devam ettiğini hatırlatan Erdoğan “AB zirvesi beklenen kararı henüz verebilmiş değil” dedi.

AB liderlerini küresel barış ve istikrar için sağduyulu olmaya davet eden Erdoğan, “AB eğer küresel bir güç olmayı hedefliyorsa, yarınlarda medeniyetler çatışmasını ortadan kaldırmak istiyorsa, medeniyetler ittifakının gerçekleşmesi şarttır.
Türkiye’nin AB’ya girmesine karşı çıkanlar medeniyetler ittifakına karşı çıkanlardır. Doğacak zararlar onlara aittir. Dileğimiz aklıselimin galip gelmesidir” diye konuştu.

Hükümetin, Türkiye’nin menfaatine olan duruşumunu korumaya devam edeceğini de söyleyen Başbakan “Milletimiz müsterih olsun” dedi.

“KARŞI ÇIKANLARI SAMİMİ GÖRMÜYORUM”
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne ihtiyaç duyduğu kadar Avrupa Birliği’nin de Türkiye’ye ihtiyaç duyduğunu belirten Erdoğan, “İçeride ve dışarıda süreci provoke etmek isteyenler var. Özellikle içerdekileri samimi görmüyorum” dedi.

İsim vermeden MHP’nin dün Ankara’da yaptığı mitinge atıfta bulunan Erdoğan, “Bu ülkede iktidar olacaksın, AB müktesebatının gereklerini yerine getireceksin, bölücübaşının idamını durduracaksın, ondan sonra bize yol göstermeye çalışacaksın. Bunlar samimi değil, bunların hepsi belgelerde var. Bindirilmiş kıtalarla meydanları doldurarak milletin istikametini şaşırtmaya kimse kalkmasın. Devir dürüstlük devridir” diye konuştu.

 

Arınç gelişmelerden umutlu

Meclis Başkanı Bülent Arınç, heyetlerarası görüşme öncesinde Lüksemburg’taki gelişmelerle ilgili olumlu haberler geldiğini söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 19:42 03 Ekim 2005 Pazartesi

ANKARA - Meclis Başkanı Bülent Arınç, Avusturya Meclis Başkanı Andreas Kohl’le görüştü. Arınç, Türkiye’nin müzakerelere başlamasıyla ilgili olarak konuk Başkana, “Geç olsun da güç olmasın” deyimini hatırlattı. Avusturya Ulusal Meclis Başkanı Kohl de, “Bizim yaptığımız da aslında buydu” dedi.

Başbakan ve Dışışleri Bakanı’yla da temas halinde olduğunu belirten Arınç, “Metnin son şekli verilmek üzere. Umuyorum, Türkiye, Avrupa Birliği ile vardığı sonucu almış olacaktır”dedi.

Arınç, Türkiye ve Avusturya halklarının dostluğunun da süreceğini kaydetti. Avusturya Meclis Başkanı Kohl ise iki ülke açısından önemli bir gün yaşandığını belirtti.

Türkiye’nin kendileri için önemli bir ülke olduğunu kaydeden Kohl, başbaşa yaptıkları görüşmede Arınç’ın kendisine “Geç olsun da güç olmasın” deyimini hatırlattığını söyledi. Bazı konuları incelemek ve sorgulamak gerektiğini belirten Kohl, “Bizim yaptığımız da aslında buydu” dedi.

 

Metin üzerinde mutabakat sağlandı

 

Avusturya geri adım attı, Ankara Çerçeve Belge'yi onayladı



3 Ekim, 2005 18:36:00 (TSİ) CNN TURK

 

Osman Sert / CNN TÜRK

AB ile müzakerelerdeki 'yol haritası' niteliğindeki Müzakere Çerçeve Belgesi üzerinde uzlaşma sağlandı. Avusturya'nın ardından, Ankara da belgeye onay verdi.

'İmtiyazlı ortaklık' ısrarı nedeniyle görüşmeleri son ana kadar tıkayan Avusturya, Ankara'dan kısa bir süre önce belgeyi onayladı.
 
Diplomatik kaynaklar Türkiye'nin Çerçeve Belge'nin 1'inci ve 5'inci paragraflarına ilişkin sıkıntılarının giderildiğini belirtti.
 
Henüz uzlaşmanın resmiyet kazanmadığını kaydeden kaynaklar, Lüksemburg'dan onay beklendiğini ifade etti.
 
Bu arada Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün müzakerelerin başlaması nedeniyle düzenlenecek törene katılmak üzere Lüksemburg'a gitmeye hazırlandığı belirtiliyor.
 
Öğle saatlerinde görüşmelerin tıkandığı sırada, TSİ 18.00'de yapılması öngörülen törenin ertelendiği açıklanmıştı.
 
Westmacott da geldi

AKP Genel Merkezi'nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında sürdürülen zorlu görüşmelerde Dışişleri Bakanı Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan belgenin detaylarını son kez gözden geçirdi.
 
İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott 18.25'te Genel Merkez'e geldi ve saat 20.20 gibi uzlaşma sağlandı.
 
Avrupa Birliği ülkeleri de müzakereleri başlatmak için oybirliğiyle karar aldı. Avusturya ve Kıbrıs Rum kesimi Türkiye ile müzakerelerin başlamasını kabul ettiklerini doğruladı.  

AP'nin kaynağı CNN TÜRK
 
Associated Press haber ajansı, Türkiye'nin Müzakere Çerçeve Belgesi'ni onayladığını CNN TÜRK'e dayanarak abonelerine duyurdu.

Ankara'yı rahatlatan noktalar
 
İmtiyazlı ortaklık:
Ankara'ya ulaşan ve incelenmeye başlanan Müzakere Çerçeve Belgesi'nde Avusturya'nın metne girmesi için büyük çaba gösterdiği 'imtiyazlı ortaklık' ifadesinin bulunmadığı belirtildi.
 
5'inci madde:
Metinde ayrıca Türk tarafını rahatlatacak bir düzeltme daha yapıldı. Üçüncü tarafların uluslararası kuruluşlara katılımını düzenleyen ve Kıbrıs Rum kesiminin ima edildiği 5'inci maddeye yapılan ekle Türkiye'nin itirazlarının yumuşatılması amaçlanıyor.

Türkiye, söz konusu maddede bulunan 'AB üyelerinin uluslararası organizasyonlara katılımını engellememe' ifadesine itiraz ediyor. Türkiye bu ifadenin Kıbrıs Rum kesiminin NATO üyeliği için yapacağı başvuruda veto hakkının elinden alınmasına yol açacağını savunuyor.
                                                                                   
Türkiye'nin itirazlarını gözönünde bulunduran AB yetkilileri, bu maddeye ek olarak "bu madde tarafların uluslararası kuruluşlardaki karar süreçlerine halel getirmez" ifadesini koydu.
 
Erdoğan ile bu sabah telefonda görüşen ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da, Çerçeve Belge'deki bu ifadenin NATO'yu kapsamadığı konusunda garanti verdi.

Avusturya geri adım attı
 
Çerçeve Belge'nin başkente ulaştığı haberi gelmeden kısa bir süre önce Avusturya 'imtiyazlı ortaklık' ısrarından vazgeçtiğini açıkladı.
 
Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık verilmesi yönündeki isteği nedeniyle görüşmeleri tıkayan Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, ''ortak hedefimiz tam üyeliktir... Biz Müzakere Çerçeve Belgesi'nin birinci maddesini sorgulamayı bırakıyoruz" dedi.
 
Şu anda 'AB'nin yeni üyeleri hazmetme kapasitesine ilişkin ifade üzerindeki tartışmanın temel sorunu oluşturduğunu' kaydeden Plassnik, 'AB'nin yeni üyeleri hazmetme kapasitesi' ifadesinin ciddi bir şekilde vurgulanmasında ısrar edeceklerini söyledi.
 
Plassnik ayrıca, 'Türkiye ile müzakerelerin bugün başlayamayacağı ihtimalini göz ardı edemeyeceğini' bildirdi.
 
Dakikası dakikası bilgilendirme
 
İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın sözcüsü John Williams, 'AB Genel İşler Konseyi'nde devam eden görüşmeleri dakikası dakikasına Ankara'daki büyükelçilikleri vasıtasıyla Türk yetkililerine ilettiklerini' söyledi.

Süreç nasıl işledi?
 
Dün gece olağanüstü toplanarak Türkiye'ye ilişkin Müzakare Çerçeve Belgesi'ni görüşen AB dışişleri bakanları bir uzlaşmaya varamayınca, görüşmeleri bu sabaha erteledi.
 
Avusturya'nın belgeye 'imtiyazlı ortaklık' ifadesinin konulması yönündeki ısrarı nedeniyle tıkanan görüşmeler bu sabah TSİ 10.30'da tekrar başladı.
 
Avusturya'nın ısrar ettiği başlıklar şöyleydi:

·  Müzakere Çerçeve Belgesi'nden 'hedef tam üyelik' ifadesi çıkarılmalı

·  Tam üyeliğe alternatifler getirilmeli

·  Hırvatistan ile savaş suçları sebebiyle askıya alınan müzakereler başlamalı  
 
Bugünün gündeminde öne çıkan gelişmeler şöyle:
 

·  Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, AB'nin Çerçeve Belgesi'ne ilişkin değişiklik tekliflerinin tamamını reddettiklerini açıkladı.

·  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye siyasi ilkelere ve milli menfaatlerine uygun duruşunu koruyacak" dedi.

·  AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw, "görüşmelerin çok zor bir noktasındayız. Amaç müzakerelerin başlaması ama bunu sağlayacağımızdan emin değilim. Bir ülke bazı zorluklar ortaya koyuyor" dedi.   
 
Tan: "Değişiklik önerileri reddedildi"
 
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Namık Tan, "İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bugün birkaç kez telefonda görüştü. AB tarafı birçok değişiklik teklifi sundu, Sayın Bakanımız bunların hepsini reddetti'' dedi.
  
Tan, Dışişleri Bakanı Gül'ün Müzakere Çerçeve Belgesi'ne ilişkin son durumu Bakanlar Kurulu'na götüreceğini, burada bir sonuç alınmazsa Lüksemburg'a gidilmeyeceğini ve bu durumun AB Dönem Başkanlığı'na bildirildiğini kaydetti.

Dışişleri Bakanlığı'nda saat 09.00'dan itibaren toplantılarını sürdüren Dışişleri Bakanı Gül ise saat 15.45'te AKP Genel Merkezi'ne gitti.  
 
Erdoğan: "Duruşumuzu koruyoruz"  
 
AB liderleri Lüksemburg'da Müzakere Çerçeve Belgesi üzerinde uzlaşı ararken, Başbakan Erdoğan Ankara'nın AB konusundaki duruşunu koruduğunu söyledi.
 
AKP Beşinci İstişare toplantısının kapanış konuşmasını yapan Başbakan Erdoğan, "bizim AB'ye ne kadar ihtiyacımız varsa, AB'nin de Türkiye'ye ihtiyacı vardır" dedi.
 
Başbakan, "Türkiye'nin AB içinde bulunmasını hazmedemeyenler medeniyetler ittifakına karşı çıkanlardır ve doğacak zararların bedeli onlara aittir. AB'nin üzerine düşeni yapması gerekir. Dileğimiz o dur ki aklı selim galip gelsin" diye konuştu.  
Türkiye'nin AB sürecini içeride ve dışarıda provoke etmeye çalışanların olduğuna dikkat çeken Erdoğan, özellikle içerideki girişimleri samimi bulmadığını söyledi.
 
Straw: "Çok zor bir noktadayız"
 
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw da AB Genel İşler Konseyi toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, çok zor bir aşamada olduklarını belirterek, ''amacımız müzakerelerin başlaması ama bunu sağlayacağımızdan emin değilim'' dedi. 
 
Straw, ''Avusturya, (müzakerelerin hedefi tam üyeliktir) ifadesini Çerçeve Belge'den çıkarmak istiyor'' ifadelerini kullandı.
 
Türkiye'nin bir Avrupa ülkesi olduğunun altını çizen Straw, "Türkiye kuruluşundan beri Avrupa Konseyi'nin bir üyesi. Savunma konusunda Türkiye'ye sırtımızı dayadık. Üyelik konusunu bütün ülkeler destekliyor ancak zorluklar da yaşanıyor" diye konuştu.
 
Straw, görüşmelerdeki pürüzü sadece Avusturya'nın yarattığını da vurguladı.
 
AB Genel İşler Konseyi'nin toplantısı öncesinde Avusturya, İngiltere ve AB Komisyonu toplantı yaptı. Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ve AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile biraraya gelen İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, "bir ilerleme sağlamayı umut ediyorum, ancak bu konuda kesinlikle emin değilim" dedi.

 

3 ekimden önemli satır başları


3 Ekim, 2005 19:06:00 (TSİ) CNN TURK

 

Dün gece olağanüstü toplanarak Türkiye'ye ilişkin Müzakare Çerçeve Belgesi'ni görüşen AB dışişleri bakanları bir uzlaşmaya varamadı.

Avusturya'nın belgeye 'imtiyazlı ortaklık' ifadesinin konulması yönündeki ısrarı nedeniyle tıkanan görüşmeler bu sabah TSİ 10.30'da başlayan toplantıya ertelendi.
 
Türkiye'nin AB yolunda kritik öneme sahip 3 ekimde öne çıkan satır başlıkları şöyle:
 
20.38: Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Lüksemburg’a gidiyor.
 
20.25: İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott 18.25'te Genel Merkez'e geldi ve saat 20.20 gibi uzlaşma sağlandı.
 
18.45: AKP Genel Merkezi'nde yapılan üç buçuk saatlik Merkez Yönetim Kurulu toplantısı sona erdi. Bakanlar Genel Merkez'den ayrıldı.

18.25: İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott, AKP Genel Merkezi'ne gitti.

18.00: Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne ilişkin görüşmelerin sürdüğünü, mutabakatın hala sağlanmadığını söyledi.

 
16.40: AB müzakere töreninin 21.30’da yapılmasının planlandığı açıklandı. 
  
16.00: Müzakere Çerçeve Belgesi Ankara'ya ulaştı ve incelenmeye başladı.
 
15.45:  Dışişleri Bakanlığı’ndaki toplantı sona erdi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, AKP Genel Merkezi'ne gitti.
 
15.15: Türkiye ile AB arasındaki katılım müzakerelerini resmen başlatacak olan hükümetlerarası konferans ertelendi.  TSİ 18.00'de yapılması öngörülen tören için yeni bir saat belirlenmedi.

14.20: Başbakan Erdoğan, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile telefonda görüştü. Rice'ın Türkiye'ye destek için sürece dahil olduğu belirtildi.

14.19: Letonya Dışişleri Bakanı Artis Pabriks, Türkiye'nin Müzakere Çerçeve Belgesi'nde karşı karşıya kalınan sorunlarda 'hala bir çözümün olmadığını' kaydetti.
 
13.13: AB dışişleri bakanları bir saatlik aranın ardından tekrar toplandı.

12.30: Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, AB'nin Çerçeve Belgesi'ne ilişkin değişiklik tekliflerinin tamamını reddettiklerini açıkladı.

12.15: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Merkez Yürütme Kurulu'nu (MYK) toplayacağı açıklandı.
 
12.08: AB dışişleri bakanları Genel İşler Konseyi toplantısına bir saat ara verdi.
 
12.03:  İngiltere'nin Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Douglas Alexander, Türkiye'ye tam üyelik hedefi verilmesi konusunda ısrarlı olduklarını
belirtti.

11.35: Jack Straw "görüşmelerin çok zor bir noktasındayız. Amacımız müzakerelerin başlaması ama bunu sağlayacağımızdan gerçekten emin değilim... Bir ülke bazı zorluklar ortaya koyuyor" dedi.
 
11.18: Bir grup Ermeni, Avrupa Birliği Genel İşler Konseyi toplantısının yapıldığı bina önünde Türkiye karşıtı gösteri yapmaya başladı.
 
11.15: Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy, Fransızların AB üyeliği yerine Türkiye ile 'ortaklığı' tercih ettiğini söyledi.

11.19: Jack Straw'un Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile görüştüğü haberi geldi.

11.11: Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, 'AB'nin bugün itibar ve güvenilirlik sınavından geçtiğini' söyledi. Finlandiya Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja da ''sorun çözülmezse ne olur?'' sorusuna, ''bunu düşünmek bile istemiyorum'' yanıtını verdi.

10.55: Avrupa Birliği'nin Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Javier Solana uzlaşıya varılması konusunda 'kararlı' ve 'iyimser' olduğunu söyledi. İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini de toplantıda Avusturya'nın ikna edilmesinin önemli olduğunu söyledi.

10.30: Avrupa Birliği Genel İşler Konseyi, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği konusundaki müzakerelerin başlaması için Avusturya engellini aşmak üzere toplandı.

10.20: Avusturyalı bakan Plassnik görüşmelerde çok az bir ilerleme sağlandığını, ancak sonuca ulaşma konusunda umudunu yitirmediğini söyledi.
 
10.00: Jack Straw'dan "sonuç alacağımızdan emin değilim" açıklaması geldi.
 
07.32: Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin bugün başlamaması halinde hiçbir zaman başlamayabileceğini ve bunun tarihi bir hata olacağını söyledi.
 
04.52: Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in AB Genel İşler Konseyi toplantısı sırasında meslektaşlarını Türkiye'nin uzaklaştırılmaması yönünde uyardı ve ''müzakerelere başlamak istiyorsanız, müzakere yapacağımız bir tarafın da olması gerektiğini unutmamanız gerekir'' dedi.
 
04.48: Ankara'da Dışişleri Bakanı Gül başkanlığında yapılan toplantı sona erdi. Ankara'nın pozisyonunda en ufak bir değişiklik olmadığı belirtildi.
 
02.55: Avusturya Dışişleri Bakanı Plassnik, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlamasını engellemek istemediklerini, ne var ki bazı pürüzlerin giderilmesi
gerektiğini söyledi.
 
02.54: Jack Straw 'biraz ilerleme' sağlandığını, ancak bunun sonuca ulaşmak için 'yeterli olmadığını' kaydetti.

02.48: Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht, AB Genel İşler Konseyi toplantısında müzakerelerin çok zorlu geçtiğini söyledi ve Lüksemburg'da Türk temsilcilerinin bulunmamasının da ayrı bir problem yarattığını belirtti.
 
02.19: Diplomatik kaynaklar Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Jack Straw ve Olli Rehn'i telefonla arayarak Türkiye'nin pozisyonunu ve kırmızı çizgilerini anlattığını açıkladı.
 
01.50: AB Genel İşler Konseyi toplantısının oturumu sona erdi. İngiltere, Avusturya ve AB Komisyonu yetkililerinin çalışmalarına sabaha kadar devam edecekleri bildirildi. Genel İşler Konseyi toplantısının sabah 09.30'da yeniden başlayacağı belirtildi.
 
01.33: Jack Straw'ın, Avusturya Dışişleri Bakanı Plassnik ile ikili görüşmelerde bulunarak müzakerelerin başlaması konusunda Viyana engelini aşmaya çalıştığı belirtildi.

Türkiye çerçeve belgeyi kabul etti

 


Avusturya'nın geri adım atmasının ardından, Ankara'da Müzakere Çerçeve Belgesi'ne ilişkin görüşmeler tamamlandı.  Saat 18.23'te İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott AKP Genel Merkezi'ne gitti. Saatler süren görüşmelerin ardından Türkiye'nin çerçeve belgesine onay verdiği bildirildi. Dışişleri Abdullah Gül'ün Lüksemburg'a gidip gitmeyeceği konusunda henüz bir açıklama yapılmadı.

ANKARA METNİ İNCELEDİ

Ankara'ya ulaşan ve incelenmeye başlanan Müzakere Çerçeve Belgesi'nde Avusturya'nın metne girmesi için büyük çaba gösterdiği 'imtiyazlı ortaklık' ifadesinin bulunmadığı belirtildi.
 
Metinde ayrıca Türk tarafını rahatlatacak bir düzeltme daha yapıldı. Üçüncü tarafların uluslararası kuruluşlara katılımını düzenleyen ve Kıbrıs Rum kesiminin ima edildiği 5'inci maddeye yapılan ekle Türkiye'nin itirazlarının yumuşatılması amaçlanıyor.
 
Türkiye, söz konusu maddede bulunan 'AB üyelerinin uluslararası organizasyonlara katılımını engellememe' ifadesine itiraz ediyor. Türkiye bu ifadenin Kıbrıs Rum kesiminin NATO üyeliği için yapacağı başvuruda veto hakkının elinden alınmasına yol açacağını savunuyor.

Türkiye'nin itirazlarını gözönünde bulunduran AB yetkilileri, bu maddeye ek olarak "bu madde tarafların uluslararası kuruluşlardaki karar süreçlerine halel getirmez" ifadesini koydu.
 
Erdoğan ile bu sabah telefonda görüşen ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice da, Çerçeve Belge'deki bu ifadenin NATO'yu kapsamadığı konusunda garanti verdi.
 

 (Hürriyetim)

HURRIYET 03/10/2005

 

Avusturya ile anlaşmazlık tarihi

 

Bursa

AB Müzakere Çerçeve Belgesi sürecini kilitleyen Avusturya ile Türk kavimleri arasındaki tarihi ilişkiler, yüzlerce yıl öncesine dayanıyor.

Avarlar ve Peçenekler gibi Orta Asya'dan gelen Türk kavimlerin Avrupa'daki ilerleyişini durdurmak amacıyla kurulduğu bilinen Avusturya, Haçlı seferlerinin oluşumunda da önemli rol oynadığı bildirildi.  

   

Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yusuf Oğuzoğlu, Türk kavimleri ve Avusturya arasındaki tarihsel ilişkilere dair yaptığı açıklamada, Hun Türklerinin 5. ve 6. yüzyıllarda Atilla'nın önderliğinde Macaristan'a yerleştiğini söyledi.

   

Bu süreçte Batı Hunları'nın Roma'ya kadar ilerleyebildiklerini vurgulayan Oğuzoğlu, Hun Türklerinin ardından Orta Asya'dan gelen Türkçe konuşan topluluklar olan Avarlar ve Peçeneklerin Orta Avrupa ve Balkanlar'ı baskı altına aldığını bildirdi.

   

Oğuzoğlu, bu kavimlerin Avrupa'daki ilerleyişini durdurmak amacıyla, Kutsal Roma İmparatorluğu bünyesinde bir kraliyet olarak Avusturya'nın kurulduğunun bilindiğine işaret ederek, “Osmanlı sürecinde kargaşa içindeki Balkanlar'a Anadolu'dan çok sayıda Türkmen göçü oldu. Sırpsındığı, Kosova, Niğbolu ve Varna savaşlarında hep haçlı kuvvetleri bu yeni nüfusu atmak istediler. 1526 yılında Mohaç zaferinden sonra Macaristan'ın Avusturya'dan alınması bu endişenin gereğidir” dedi.

   

Kutsal Roma İmparatorluğu'nun topraklarını korumak amacıyla düzenlenen Haçlı seferlerinde de Avusturya'nın etkin rol oynadığını anlatan Oğuzoğlu, şöyle konuştu:

   

“Atilla'dan başlayarak, Türkler'in elindeki alanlarla komşu olmuş Avusturya, ulusal kimliği olan bir devlet değildir. Germen kültürünün etkisinde kalmıştır. Avusturya, Türklere karşı kurulan birçok siyasi oluşumun içinde yer almıştır. 2. Viyana kuşatmasından sonra bu ülkenin Türkler ile bir sınırdaşlığı kalmamıştır. Ancak, Türklere karşı panslavist güç birliği yaratmak üzere hep Balkanlar'ı kışkırtmıştır. Özet olarak söylemek gerekirse, Avusturya'nın bugünkü sert siyasal tavrı, tarihsel bir geçmişe sahiptir.”

 (aa)

HURRIYET 03/10/2005

 

Türkiye tüm değişiklik tekliflerini reddetti

 

Ankara

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, AB'nin müzakere çerçeve belgesine ilişkin değişiklik tekliflerinin hepsini reddettiklerini söyledi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün birçok defa AB Dönem Başkanı İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Jack Straw’la pek çok defa görüştüğünü söyledi. Tan, bu görüşmelerde AB’in pek çok değişiklik teklif ettiğini ancak, Gül’ün tamamını reddettiğini söyledi. Tan, Gül’ün Straw’a "Bütün sorumluluk AB’de" dediğini bildirdi.

Tan, Dışişleri Bakanlığı’nda yaptığı açıklamada,Bakan Gül’ün Straw’un tekliflerini reddetmesinin ardından durumun nihai şeklini alması için Bakanlar Kurulu ve AKP Başkanlık Divanı’nın ortak bir toplantı yapacağını açıkladı.

Tan, Gül’ün son gelişmeleri bu toplantıya götüreceğini ve Lüksemburg’a gidip gitmeme kararının da burada alınacağını söyledi.

 (aa)

HURRIYET 03/10/2005

 

Kıbrıs Rum Kesimi de son dakika golü peşinde

 

Kıbrıs Rum Kesimi'nin, Türkiye’nin karşı çıktığı Müzakere Çerçeve belgesi taslağının, Kıbrıs’ın NATO üyeliğine kapı aralayabilecek paragrafına bir madde daha eklemeye çalıştığı bildirildi.

ABHaber’e göre, Rum kesimi, söz konusu paragrafa bir ek yaparak Türkiye’nin yalnızca uluslararası kuruluşlara değil, "uluslararası düzenlemelere" katılımına vetosunu da kaldırmasını da istiyor.

Bu arada, AB Dönem Başkanlığı’nın Türkiye’yi ikna etmeyi amaçlayan bir deklarasyon üzerinde de çalıştığı belirtilirken, Ankara ile Dönem Başkanlığı ve Avusturya arasında yoğun temaslar yaşandığı ifade ediliyor.

 (ANKA)

HURRIYET 03/10/2005

 

Gül: Müzakere başlamazsa stratejimiz değişir

 

Paris

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB ile üyelik müzakerelerinin başlamaması halinde Türkiye’nin uluslararası stratejisinin değişebileceği sinyalini verdi.

Gül, "Bizim etrafımızdaki söylenenleri dinleyeceğiz. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada, Rusya’dan Filistin’e kadar" dedi.

   

Abdullah Gül, Fransa’nın önde gelen gazetelerinden Le Figaro’ya verdiği demeçte, üyelik müzakerelerinin başlamaması halinde Türkiye’nin ne yapacağını değerlendirirken, "Oturup düşüneceğiz" dedi.

 

Gül "Oturup düşüneceğiz ve etrafımızda söylenenleri dinleyeceğiz. Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada, Rusya’dan Filistin’e kadar" dedi.

   

Le Figaro, Abullah Gül’ün sözlerini değerlendirirken Gül’ün açıklamaları için, "Kısacası, bakan Türkiye’nin uluslararası stratejisini tamamen değiştirmekle tehdit ediyor" diye yazdı.

   

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ise ihtiyatlı bir biçimde Avrupa’yı uyardığını kaydeden gazete, Erdoğan’ın "Ya AB siyasi olgunluğunu göstererek dünya çapındaki bir güç, bir oyuncu olma kararını vererek ya da Hıristiyan bir kulübü olmakla yetinecek" yönündeki sözlerine dikkat çekti.

 (ANKA)

HURRIYET 03/10/2005

 

İşte Türkiye için müzakere çerçevesi

 

Bugünden itibaren Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerde yol haritası niteliği taşıyacak çerçeve belge üç bölümden oluşuyor.

İlk bölümde kurallar, ikinci bölümde müzakerelerin özü, üçüncü bölümde ise prosedür yer alıyor. Belgenin sonunda ise müzakere edilecek 35 bölüm başlığı var. Belge özetle şöyle:

Müzakereler Türkiye’nin liyakatına dayanacak ve müzakerelerin hızı üyelik yolunda kaydedilen ilerlemelere bağlı
olacak.

Müzakerelerin ortak hedefi katılımdır. Bu müzakereler açık uçlu bir süreç olup, sonucu önceden garanti edilemez.

Birlik, Türkiye’den, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı yönünde çabalamasını, özellikle işkence ve kötü muameleye karşı mücadelede sıfır tolerans politikasıyla ve ifade özgürlüğü, din özgürlüğü, kadın hakları, sendika haklarını içeren ILO standartları ve azınlık haklarıyla ilgili hükümlerin genişletmesini beklemektedir.

Yukarıdaki ilkelerin Türkiye’de ciddi ve ısrarlı bir şekilde ihlal edilmesi durumunda, Komisyon, kendi inisiyatifiyle veya Üye Devletlerin üçte birinin talebi üzerine, müzakerelerin askıya alınmasını önerebilir.

Türkiye, henüz çözümlenmemiş olan tüm sınır ihtilaflarını çözmek için, gerektiğinde Uluslararası Adalet Divanı’nın zorunlu yargılama yetkisini kabul edeceği taahhüt etmelidir.

Kıbrıs Cumhuriyeti de dahil olmak üzere tüm AB Üye Ülkeleri ile Türkiye arasındaki ikili ilişkilerin normalleştirilmesinde ilerleme kaydedilmelidir.

Türkiye, Ortaklık Anlaşmasını tüm yeni AB üyelerini içine alacak şekilde genişleten ek protokoldeki yükümlülükleri yerine getirmelidir.

BÖLÜM BAŞLIKLARI

Malların serbest dolaşımı. İşçiler için dolaşım serbestliği. Yerleşme hakkı ve hizmet sağlama özgürlüğü. Sermayenin serbest dolaşımı. Kamu ihaleleri. Şirketler hukuku. Fikri mülkiyet kanunu. Rekabet politikası. Mali hizmetler.

Bilgi toplumu ve medya. Tarım ve kırsal kalkınma. Gıda güvenliği, hayvan sağlığı ve bitki sağlığı politikası. Balıkçılık. Ulaştırma politikası. Enerji. Vergilendirme. Ekonomik politika ve para politikası. İstatistikler.

Sosyal politika ve istihdam. İşletmeler ve sanayi politikası. Avrupa üzerinden giden ulaştırma ağları. Bölgesel politika ve yapısal enstrümanların koordinasyonu. Yargı ve temel haklar. Adalet, özgürlük ve güvenlik. Bilim ve araştırma. Eğitim ve kültür. Çevre. Tüketicinin ve sağlığın korunması. Gümrük birliği. Dış ilişkiler. Dışişleri, güvenlik ve savunma politikası

Mali denetim. Mali ve bütçesel hükümler. Kurumlar. Diğer hususlar.
 

HURRIYET 03/10/2005

 

Denktaş: Avustralya'ya vize başvurum olmadı

 

Avustralya’nın KKTC’deki Lefkoşa Komiserliği'nin eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a vize verilmediği yolundaki haberi, Denktaş tarafından yalanlandı.

KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avustralya'nın kendisine vize vermediği haberleri üzerine, ‘Bizim vize başvurumuz yoktur' karşılığını verdi. Ayrıca Rauf Denktaş'ın yurtdışı seyahatlerinin tümünde Türkiye Cumhuriyeti'nin kendisine verdiği kırmızı pasaport olarak bilinen diplomatik pasaport kullandığı ve vize ihtiyacı olmadığı da öğrenildi.

Rauf Denktaş dün İstanbul Ortaköy'de Esma Sultan Yalısı'nda Dr. Eda Özcan ve Dr. Tolga Birgül'ün nikahında şahitlik yaptı.

 (Hürriyetim)

HURRIYET 03/10/2005

 

Katliam yaptık yıktık, övünecek bir şeyimiz yok

 

 

Doğu Perinçek, Ermenistan’ın ilk başbakanı Kaçaznuni’nin 1923’te Bükreş’te yapılan Taşnak Partisi Kongresi’ne sunduğu raporu açıkladı.

Kaçaznuni raporda, ‘İntihar etmeyi öneriyorum. Partiyi dağıtalım yoksa bizi şerefsizlik bekliyor’ demiş.

İŞÇİ Partisi (İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, sözde Ermeni soykırımı iddialarına, Ermenistan’ın ilk Başbakanı Hovannes Katchaznouni’nin (Kaçaznuni) 1923 yılında Bükreş’te yapılan Taşnak Partisi Kongresi’ne sunduğu ve Rus arşivlerinden çıkan raporuyla yanıt verdi. Raporun Ermenistan’da yasaklandığını, batı ülkelerinin kitaplıklarından da yok edildiğini vurgulayan Perinçek, Katchaznouni’nin İngiliz himayesindeki Ermenistan devleti kurulduğu zaman 1918 Temmuz ayından 1919 Ağustos ayına kadar hükümeti yöneten ilk başbakan olduğunu da ifade etti. Perinçek, Katchaznouni’nin 1923 yılında Bükreş’teki Taşnak Partisi Kongresi’ne sunduğu raporda özetle şu ifadelere yer verildiğini belirtti:

SEVR’DEN KÖR OLDUK

‘Savaştan önce ve savaş koşullarında Rus Çarlığı’na kayıtsız şartsız bağlandık. Emperyalistlerin önümüze koyduğu ‘denizden denize Ermenistan’ gibi hayali bir amacın peşine düştük. Silahlı gönüllü birlikleri oluşturmamız hataydı. Terör eylemlerimiz batı kamuoyunu kazanmaya yönelikti. Karşılıklı Müslüman ve Ermeni kırımları oldu. Güç dengesi Türkler’in lehineydi, macera yaptık. 1915 yılı yazında ve güzünde uygulanan tehcir (zorla göç ettirme) Avrupalı diplomatların bize söz verdiği bağımsız Ermenistan hayalimizi suya düşürdü. Türkiye ne yaptığını çok iyi biliyordu. Bugün pişmanlık duyması için hiçbir neden yok. Sevr Antlaşması gözlerimizi kör etmişti. Sevr yerine, Türkler’le anlaşsaydık çok şey kazanırdık. İngilizler karşılıklı katliamları kışkırttı. Müslüman bölgelerinde düzeni sağlayacak idari önlemler alamadık, silaha sarılmak zorunda kaldık, ordular gönderdik, yıktık ve katliamlar gerçekleştirdik. Türkler savunma güdüsüyle hareket ettiler. Övünülecek hiçbir işimiz yok. Kendi dışımızda suçlu aramayalım. Evet, intihar etmeyi öneriyorum. Taşnak Partisi’nin artık yapacağı hiçbir şey yok. Partiyi dağıtalım. Bu kararı almazsak, bizi yıkım ve şerefsizlik bekliyor’

Ani’de Türk-Ermeni bayrak savaşı

KARS’ta bu yıl 2’ncisi düzenlenen Kafkas Kültürleri Festivali etkinliklerine katılan Ermenistan Halk Dansları Ekibi, Ani Harebeleri’ni gezerken surlar üzerine çıkarak kendi ülkelerinin bayraklarını salladı. Bunun üzerine sınır güvenliğini sağlayan Mehmetçikler de Türk bayrağını surlara asarak fotoğraf çektirdi. Halk dansları ekipleri, Ani Harabeleri’ndeki gösteri ve gezilerinin ardından Kars’a döndü.

 

HURRIYET 03/10/2005

 

Türkiye'nin çekinceleri giderildi, Gül Lüksemburg'a gidiyor

Türkiye'nin Müzakere Çerçeve Belgesine ilişkin çekincelerinin giderildiği, ancak metnin henüz tam resmiyet kazanmadığı bildirildi.
      Diplomatik kaynaklar Türkiye'nin Çerçeve Belge'nin 1'inci ve 5'inci paragraflarına ilişkin sıkıntılarının giderildiğini belirtti. Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AB ile tam üyelik müzakerelerine başlanılacağı hükümetlerarası konferansa katılmak üzere Lüksemburg'a gideceğini açıkladı.
      Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte düzenlenen toplantıların ardından AK Parti genel merkezinden çıkışı sırasında yaptığı açıklamada, "Mutabakata varıldı, inşallah Lüksemburg'a doğru gidiyoruz" dedi.

MILLIYET 03/20/2005

 

Westmacott: Bu akşam geç saatlerde de olsa müzakereleri açacağız


      İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott, Türkiye ile AB arasında müzakerelerin ''geç saatlerde de olsa'' bugün açılacağını söyledi.
      Westmacott, AK Parti Genel Merkezi'nden ayrılırken yaptığı açıklamada, uzun süredir beklenen anlaşmayı sağlamaktan ötürü memnun olduklarını belirtti.
      Anlaşmanın Genel İşler Konseyi'nde de onaylanması gerektiğini hatırlatan Büyükelçi Westmacott, ''Sayın Bakan (Dışişleri Bakanı Abdullah Gül) da Lüksemburg'a gidiyor, bu akşam geç saatlerde de olsa müzakereleri açmış olacağız'' diye konuştu.

MILLIYET 03/20/2005

 

Rumlar son dakika golü için çalışıyor


      Kıbrıs Rum Kesiminin, Türkiye’nin karşı çıktığı Müzakere Çerçeve belgesi taslağının Kıbrıs’ın NATO üyeliğine kapı aralayabilecek paragrafına bir madde daha eklemeye çalıştığı öğrenildi.
      ABHaber’e göre, Rum kesimi, söz konusu paragrafa bir ek yaparak Türkiye’nin yalnızca uluslar arası kuruluşlara değil, "uluslar arası düzenlemelere" katılımına vetosunu da kaldırmasını da istiyor.
      Bu arada, AB Dönem Başkanlığı’nın Türkiye’yi ikna etmeyi amaçlayan bir deklarasyon üzerinde de çalıştığı belirtilirken, Ankara ile Dönem Başkanlığı ve Avusturya arasında yoğun temaslar yaşandığı ifade ediliyor.

MILLIYET 03/20/2005

 

Rumlar, Türkiye karşısında AB desteğine inanmıyor


      Kıbrıslı Rumların büyük çoğunluğu, Rum yönetiminin Kıbrıs konusundaki politikasının Avrupa Birliği (AB) tarafından desteklenmediğini düşünüyor.
      Politis gazetesi, ''Noverna'' şirketine 24-30 eylül tarihleri arasında 500 kişi üzerinde yaptırdığı anketin sonuçlarını yayımladı. Anket sonuçlarına göre, ''Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin başlaması Kıbrıs sorununa çözüm bulunması olasılığını nasıl etkileyecek?'' sorusuna, katılımcıların yüzde 33'ü ''Olumsuz etkileyecek'' yanıtını verirken, yüzde 31'de ''olumlu etkileyeceği'' görüşünde. Gazete, yüzde 33'lük ''olumsuz'' yanıtını ''dikkat çekici'' olarak niteledi.
      Gazete, anketin sonuçlarına göre, Kıbrıslı Rumların büyük bir çoğunluğunun, Kıbrıs konusundaki Rum politikasının AB tarafından desteklenmediği görüşünü benimsediklerini ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a verilen desteğinse yüksek oranda olduğunu yazdı.
      Anketin sonuçlarına göre, Papadopulos'un Kıbrıs politikasını ''onaylayanların'' oranı yüzde 59, ''onaylamayanların'' yüzde 30, ''bilmiyorum-cevaplamıyorum'' diyenlerin oranıysa yüzde 11 oldu.
      Papadopulos'un Kıbrıs politikasını destekleyen kesimin partilere göre dağılımındaysa ilk sırayı, yüzde 87 oranıyla Papadopulos'un başkanı olduğu Demokratik Parti (DİKO) yanlıları alıyor. Komünist AKEL partisinden de yüzde 77 oranında Papadopulos'a destek belirtilmesi ''anketin dikkat çekici sonucu'' olarak değerlendirildi.
      Ankette, Papadopulos'un dış politikasına yüzde 56 oranında destek verilirken, yüzde 32 oranındaki katılımcı destek vermedi.
      ''Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs konusunda 6 ay öncesine nazaran daha mı iyi, daha mı kötü, yoksa aynı durumda mı bulunduğu'' şeklindeki bir soruya karşılık, katılımcıların yüzde 36'sı ''Aynı'' yanıtını verirken, ''daha iyi'' ve ''daha kötü'' diyenlerin oranı yüzde 29'la eşitlik gösterdi.
      ''AB'nin Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs sorununa ilişkin tezlerini genel anlamda destekleyip desteklemediği'' sorusunaysa katılımcıların yüzde 46'sı ''desteklemiyor'', yüzde 33'ü ''destekliyor'' ve yüzde 21'i de ''bilmiyorum/cevaplamıyorum'' şeklinde yanıt verdi.
      Gazete, ''Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin başlaması Kıbrıs sorununa çözüm bulunması olasılığını nasıl etkileyecek?'' sorusuna, katılımcıların büyük bir oranının (yüzde 33) ''Olumsuz etkileyeceği'' şeklinde yanıt vermesinin de dikkat çekici olduğu yorumunu yaptı.
      Gazete, ''Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türkiye'ye baskı uygulanması amacıyla Türkiye'nin AB'ye katılımına yatırım yaptığı ve bu politikanın Rum siyasi partilerinin çoğunluğu tarafından benimseniyor olmasına rağmen yüzde 33 oranındaki 'olumsuz etkileyecek' görüşünün dikkat çekici olduğu'' değerlendirmesini yaptı.
      Yüzde 33'lük ''olumsuz'' yanıta karşılık, yüzde 31 oranında ''olumlu etkileyecek'' ve yüzde 18 oranındaysa ''etkilemeyecek'' yanıtı verildi.
      ''Olumsuz etkileyeceğini'' düşünen katılımcıların partilere göre dağılımı, AKEL: yüzde 38, Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ): yüzde 32 ve DİKO: yüzde 28 oldu.
      ''Olumlu etkileyeceğini'' düşünenlerin partilere oranı da AKEL: yüzde 36, DİSİ: yüzde 34 ve DİKO: yüzde 30 şeklinde ortaya çıktı.

MILLIYET 03/20/2005

 

Yunan basınından "Türkiye'nin Avrupa'ya katkıları" yazısına gönderme!


      Sofia ANGELİDİS/ATİNA, (DHA)
      YUNAN basını Lüksemburg’da, Türkiye ile 3 Ekim’de başlaması öngörülen müzakerelerin yol haritası niteliğindeki Müzakere Çerçeve Belgesi üzerindeki kıran kırana pazarlıklara geniş yer ayırdı.
      Elefterotipia gazetesi ilk sayfasında, "Bütün gece süren pazarlık" başlığını kullanarak, Avusturya’nın Türkiye konusunda imtiyazlı ortaklık önerisinden geri adım atmadığını yazdı. Elefterotipia, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 Ekim’e ilişkin, "AB’ye Hıristiyan kulubü olarak kalacak ya da uluslararası bir güç olmaya karar verecek" şeklindeki sözlerini de okuyucularına aktardı. Gazete, Ankara’da dün MHP’nin düzenlediği ’AB’ye hayır’ mitingine de yer vererek, "Kurtlar uluyor" yorumunu yaptı.
     
     TA NEA: TÜRKİYE’NİN AVRUPA’YA KATKILARI; GELECEĞİN DİKENLERİ
      Ta Nea gazetesi de "Türkiye için bütün gece süren gerilim" başlığıyla verdiği haberinde Viyana’nın geri adım atması için İngiltere ve Avusturya arasındaki sert pazarlığın bütün gece devam ettiğini yazdı. Gazete, İngiliz The Independent gazetesinde cumartesi günü çıkan Türkiye’nin AB’ye katkılarına (çok kültürlülük, ticaret, siyaset, sanat ve askeri bilgi, tarz) ilişkin olumlu yazıya atfen, ’geleceğin dikenleri’ şeklinde ’madalyonun öbür yüzüne’ yer verdi. Ta Nea’ya göre ’geleceğin dikenleri’nin başında Türkiye’nin Rum Kesimi’ni tanımaması ve Kıbrıs’ta asker bulundurması geliyor. Bir diğer sorun ise insan hakları. "Türkiye bazı reformlar yaptı, ama Avrupa’nın hukuki medeniyetinden geride" diyen gazete, sözde Ermeni soykırımına ilişkin sözlerinden dolayı yazar Orhan Pamuk’a açılan davayı örnek gösterdi. Ta Nea, son olarak ’Kürt sorunu’nu ’geleceğin dikenleri’ arasında saydı.
     
     YUNANLILARIN MESAJI: TÜRKİYE’YE HAYIR
      Yunanistan’da yapılmış bir ankete yer veren Ethnos gazetesi ise “Yunanlıların yüzde 63.5’i Türkiye’ye ’Hayır’ diyor" başlığını kullandı. Metron Analysis şirketi tarafından Ethnos için yapılan ankete göre Yunanlıların yarısından fazlası Türkiye’nin AB üyesi olmasını istemiyor ve hükümetin Türk-Yunan ilişkilerindeki politikasını onaylamıyor. Yunanlılar yüzde 65 ile Türkiye’nin üyeliğine ’Hayır’ derken yüzde 82’si ise Türk-Yunan anlaşmazlıklarının müzakerelerden önce çözülmesinden yana olduğunu ortaya koydu. Ankete katılan Yunanlılar, yeni hükümetin, müzakere sürecindeki kozlarını kullanarak, anlaşmazlıkların çözülmesi için Türkiye’ye baskı yapması gerektiği yönünde görüş belirtti.
     MILLIYET 03/10/2005

 

Yunanistan: İlk kez 'Kıbrıs Cumhuriyeti tanınsın' maddesi var


      SOFİA ANGELİDİS Atina DHA

      YUNANİSTAN Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, AB’nin karşı Kıbrıs deklarasyonuyla ilk kez bir Avrupa metninde ’Kıbrıs Cumhuriyeti tanınsın’ maddesinin yer aldığını söyledi.
      Lüksemburg’daki Türkiye pazarlığı hakkında NET TV’ye konuşan Molivyatis, "Türkiye’nin böyle tarihi bir fırsatı kaçırması büyük hata olur" dedi. AB’nin karşı Kıbrıs deklarasyonuna da değinen Molivyatis, "Bir Avrupa metninde ilk kez Türkiye’nin en kısa zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıması gerektiği belirtiliyor. Hükümetimiz bunu başardı ve ilk kez böyle bir madde Avrupa metinlerinde yer aldı. Sanırım eleştiri yerine tebrik almamız gerekiyor" diye konuştu.
      1999 yılına iktidarda olan PASOK’un Türkiye’ye yönelik olumlu tavrını da eleştiren Molivyatis, "O zaman garantilerin ve karşılıkların alınması için çok iyi bir dönemdi ama PASOK hükümeti Türkiye’yi kabul ettiğini ve karşılık beklemediklerini açıklamıştı" diye konuştu.

MILLIYET 03/10/2005

 

FT: Erdoğan milyonlarca Türk'ten farklı değil


      İngiliz Financial Times gazetesi, Erdoğan’ın milyonlarca Türk’ten farklı olmadığını ifade etti.
      Financial Times gazetesi, Başbakan Erdoğan’ı anlattığı haberinde, Erdoğan’ın ailesinin 1950’lerde göç dalgasıyla Karadeniz’den Türkiye’ye geldiğini, imam hatipte okuyup futbol oynadığını belirtti. Haberde, Erdoğan’ın bu özellikleriyle "milyonlarca Türk’ten farksız" olduğu ifade edildi.
      Erdoğan’ın "Fundamentalist" günlerini geride bıraktığını söylediği aktarılan haberde, buna herkesin inanmadığını, hatta Beyaz Saray’ın da Erdoğan’ın Türkiye’yi götürdüğü yön konusunda şüpheci olduğu belirtildi.
      Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz yıl 17 Aralık’ta Türkiye tartışmalarının sürdüğü dönemde "çekilme tehdidinde bulunduğu" ifade edilen haberde, "O sırada orada olanlara göre Erdoğan, Tony Blair, Gerhard Schröder ve Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen diğer Avrupa liderleri tarafından neredeyse fiziksel olarak durduruldu ve masaya oturtuldu" denildi.
      Türkiye’nin 40 yıldır AB oyununda olduğunun altı çizilen Financial Times gazetesinin haberinde Türkiye’nin 40 yıl öncesine kadar çok daha nüfuslu, şehirli, demokratik ve daha açık bir İslam anlayışına sahip olduğu belirtildi.
     MILLIYET 03/10/2005

 

İtalyan basını: Türkiye'nin Avrupa'ya girişine Viyana duvarı


      Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye ile müzakereleri başlatabilmesi için dünden bu yana Lüksemburg'da yapılan toplantılar, İtalyan gazetelerinin sayfalarına da yansıdı.
      İtalyan gazeteleri, Avusturya'nın Müzakere Çerçeve Belgesi hakkında ayak diremeye devam ettiğini yazdılar.
      Corriere della Sera gazetesi, ''Türkiye'nin Avrupa'ya Girişine Viyana Duvarı'' başlığını kullandığı haberinin girişinde, ''Avusturya AB'ye üyelik müzakerelerinin başlatılmasını engelledi. Pazarlıklar gece boyunca sürdü. AB üyeliğine 'bir alternatif' bulma formülü, anlaşmazlığın ana konusu. 25 ülkenin dışişleri bakanlarının toplantısı bugün de sürecek'' denildi.
      La Repubblica'nın haber başlığında da, ''Türkiye-AB, sonuna dek pazarlık'' ifadesine yer verildi. AB üyesi ülkelerin Avusturya'yı iknaya çalıştıklarına değinilen haberde, Solana'nın ise iyimserliğini koruyarak, ''Uzlaşma sağlanacak'' dediği belirtildi.
      La Stampa'nın konuya ilişkin haberini uzun bir başlıkla sunması dikkati çekti. ''Türkiye konusunda nefes kesici bekleyiş. Lüksemburg'da AB müzakereleri karaya oturabilir'' başlığını kullanan La Stampa, AB dönem başkanı İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un ''Bir uygarlık savaşı riskiyle karşı karşıyayız'' dediğine işaret etti.
      İtalya'nın en önemli ekonomi gazetesi Il Sole 24 Ore ise Lüksemburg'da yaşananları, ''Londra'dan Viyana'ya baskı: Ankara ile müzakereler başlamalı'' başlığıyla özetledi.
     MILLIYET 03/10/2005

 

Avusturya geri adım attı: Ortak hedef tam üyelik

Türkiye pazarlıklarının sürdüğü Lüksemburg'da Avusturya geri adım adım attı. Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, ''ortak hedefimiz tam üyeliktir'' açıklamasını yaptı.
      Avusturya Devlet Televizyonu’na (ORF) açıklama yapan Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, "Türkiye’nin tam üyeliğinin ortak hedef olduğunu" söyledi.
      Müzakere Çerçeve Belgesi’ndeki "ortak hedef tam üyelik" ifadesini artık tartışma konusu yapmayacaklarını belirten Plassnik, şu anda "AB’nin yeni üyeleri hazmetme kapasitesine ilişkin ifade üzerindeki tartışmanın temel sorunu oluşturduğunu" kaydetti.
      Plassnik, "AB’nin yeni üyeleri hazmetme kapasitesi" ifadesinin ciddi bir şekilde vurgulanmasında ısrar edeceklerini bildirdi.
      Avusturya Dışişleri Bakanı Plassnik, bir soru üzerine, "Türkiye ile müzakerelerin bugün başlayamayacağı ihtimalini göz ardı edemeyeceğini" de kaydetti.

MILLIYET 03/10/2005

 

Dünyanın gözü kulağı Türkiye zirvesinde... İşte yazılanlar

BBC ve Ajanslar

AB-Türkiye zirvesi bütün Avrupa basınının manşetlerinde... Avrupa'nın neredeyse bütün prestijli gazeteleri haberleri ve manşetleriyle Türkiye'ye açık destek veriyor. Türkiye'ye verdiği güçlü destekle göze çarpan The Independent gazetesinde yazar Maureen Freely, "Niçin Avrupa'ya Türkiye'nin gözünden bakmıyoruz" başlıklı yazısında Avrupa Birliği'nin Ankara'nın yakaladığı değişim ivmesini desteklemesi gerektiğini belirtiyor.
      Yazarın görüşleri özetle şöyle:
      "Türkiye'nin Hıristiyan Kulübü'ne kabul edilip edilmeyeceği tartışılırken sadece Avrupa'da yaşayan 15 milyon Müslüman görmezden gelinmiyor aynı zamanda Türkiye'nin başka bir Hıristiyan kulüp olan NATO'daki hizmetleri de es geçiliyor.
      Ankara'nın en kadim destekçisi İngiltere'de bile iki Türkiye tezinden bahsediliyor. Yani bir yüzü Batı'ya, bir yüzü Doğu'ya bakan Türkiye… Ama Türkiye birçok açıdan zıtlıklar ülkesi olmasına karşın, bu maç Türkiye'nin iki yarısı arasında oynanmayacak.
      Türkiye'nin henüz anlatılmamış en güzel hikayesi, farklı etnik köklerini kucaklama ve tarihinin daha az sevimli bölümleriyle yüzleşme çabasıdır. Türkler, tarihsel nedenlerle bize güvenmiyorlar. Hakarete uğramaktan hoşlanmıyorlar. Türkiye'yi Avrupa'ya bağlayamazsak ve gücendirilmiş, yanlış anlaşılmış ve saygısızlığa uğramış bir Türkiye, sosyal demokrasiden saparsa bunun sorumlusu sadece biz oluruz."
     

Financial Times: Türkiye'nin üyelik süreci dönemsel krizlere gebe


      Financial Times, Türkiye'nin müzakerelere bugün başlayıp başlayamayacağı konusundaki belirsizliği şu başlıkla duyuruyor:
      “42 yıllık bekleyişten sonra hala başlama çizgisinin yeri bile belirsiz'' Gazeteye göre müzakereler öncesinde yaşanan tartışmalara atıfta bulunan bir Avrupalı diplomat, "Bakın buraya bile ne kadar zor geldik. Anlaşılan müzakereler kabusa dönecek" diyor.
      Financial Times'ın haberi şöyle devam ediyor:
      "Bugün Avrupa Birliği müzakere çerçeve belgesi üzerinde anlaşmaya varsa bile görüşmeler hemen başlamayacak. Bugün sadece tören yapılacak. Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin yasalarını tarayacak ve en kolay müzakere başlığını bulmaya çalışacak.
      AB son genişleme dalgasından sonra müzakere kurallarını ağırlaştırdı. Türkiye'nin istenen değişiklikler konusunda taahütte bulunması yeterli olmayacak. Bu değişiklikleri hayata geçirmeden diğer başlıklara sıra gelmeyecek. Her başlık için üye ülkelerin onayı gerekecek.
      Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, Türkiye'ye karşı 60 vetoya sahip olmakla övünüyor. Avusturya ise en kötü olasılığa karşı hazırlık yapıyor ve imtiyazlı ortaklık için çaba harcıyor. Fransa daha üyelik görüşmeleri başlamadan Türkiye'nin üyeliği için referandum yapma kararı aldı.
      Türkiye'nin üyelik süreci dönemsel krizlere gebe. Bu krizlerden biri Türkiye'nin üyeliğini suya düşürebilir. Türkiye'nin önünde tırmanacağı bir dağ duruyor."
     
     Avrupa'nın Türkiye'den alabileceği dersler var

      "Hayaletler Şehri Selanik" adlı kitabın yazarı Columbia Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Profesör Mark Mazower ise Financial Times'taki makalesinde Avrupa'nın Türkiye'nin geçmişinden alabileceği dersler var" diyor. Yazar şöyle devam ediyor:
      "Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard D'Estaing, Türkiye'nin bir Avrupa ülkesi olmadığını söylüyor. Ama, Fransa, İtalya, İsviçre ve Belçika'nın kadınlara ve seçme seçilme hakkını Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye’sinden yıllar sonra tanıdığını unutuyor. Ya da ülkesinin ulusal kimliğinin okul çocuklarının başörtüsü takmasıyla veya aşırı sağcıların Yahudi soykırımını reddetmesiyle bozulacak kadar hassas olduğunu göz ardı ediyor.
      Türkiye'den bugün adli sistemini liberalleştirmesi isteniyor. Oysa 11 Eylül'den sonra henüz ABD’deki kadar olmasa da Avrupa tamamen aksi istikamette ilerliyor; Düşünceyi suç sayma tartışmaları yapılıyor.
      Şimdi Türkiye geçmişte topraklarındaki Ermenilere ne olduğunu tartışıyor. Bu meseleyi, siyasetin baskısından kurtarıp tarihin eline bırakınca yüzbinlerce binlerce Ermeni’ye ne olduğunu, bu korkunç suçu kimin planladığını ve kimin işlediğini öğreneceğiz.
      Aynı zamanda bu olayların yaşandığı dönemdeki savaş sırasında büyük güçlerin ve özellikle Rusya'nın oynadığı rolü ve imparatorluğu parçalama planlarını da öğreneceğiz. Demokrasi ve açıklık, tek yönlü bir yol değildir. "
     

BBC: Türkiye'nin AB başarısı için 3 ipucu var


      İngiliz Yayın Birliği BBC’nin internet sitesinde, Türkiye’nin mevcut durum ne olura olsun AB içindeki başarısını işaret eden üç ipucu olduğu belirtildi. BBC’ye göre Türkiye, "Avrupa’nın demokratik standartlarına ulaşmak için istekli olduğunu gösterdi, Müslüman ağırlıklı bir nüfusa sahip olmasına rağmen güçlü bir laik geleneğe sahip ve NATO üyesi olarak Avrupa’nın savunmasına yardımcı oldu."
     

The Guardian: Türkiye'de milliyetçilik patlaması olabilir


      Guardian gazetesi Avusturya Haber Ajansı tarafından sonuçları dün açıklanan bir kamuoyu yoklamasını da aktarıyor:
      Ankete katılanların yüzde 73'ü aradaki kültürel farklılıklar nedeniyle Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine alınmaması gerektiğini düşünüyor. Avrupa Birliği genelinde ise bu oran yüzde 54.
      Guardian Ankara'da dün düzenlenen mitingle ilgili haberinde ise aşırı sağcı diye nitelediği Milliyetçi Hareket Partisi'nin öncülük ettiği bu mitinge sadece parti taraftarlarının değil, Avrupa Birliği Türkiye'ye karşı muamelesinden rahatsız olan binlerce kişinin de katıldığını belirtiyor.
      Gazete AB uzmanı Cengiz Aktar'ın Avrupa'nın tavrı yüzünden Türkiye'de milliyetçilik patlaması yaşanacağı yolundaki uyarısına yer veriyor.
      Aynı yazıda Türklerin, siyaset ve ekonomi konularında Avrupa Birliği'nin müdahelesine ses çıkarmadıklarını ancak Kıbrıs, Ermeni meselesi ve Kürt sorununda gelen uyarılar karşısında kendilerini hakarete uğramış hissettikleri vurgulanıyor.
     

Times: Türklerin AB'ye ihtiyacı var mı?


      The Times gazetesi, Koç Üniversitesi tarih profesörü Norman Stone'un yazdığı konuyla ilgili bir makaleye yer verdi.
      Stone, AB'ye, enerjik, dürüst ve değişimini tamamlamış bir Türkiye ile karşı karşıya bulunulduğunu hatırlatarak, "Böyle bir ülke niye bize ihtiyaç duysun ki" sorusunu yöneltti.
      Boğaziçi tüneli projesi ile Bakü-Ceyhan petrol boru hattının Türkiye ile Batı arasında kurduğu bağlara işaret eden Stone, Güneydoğu Anadolu Projesi'nin, bölgede "Belçika büyüklüğünde bir alanda" yarattığı değişime de dikkati çekti.
      "Türkiye'nin AB'ye üye olarak alınıp alınmamasına ilişkin tartışmalar sırasında, bu büyük projelerin akıllardan çıkartılmaması gerektiğini" belirten Stone, "Türkiye'nin sorunları bulunduğunu, ancak ülkenin aynı zamanda müthiş bir büyüme oranı olduğunu ve bunun günlük yaşam içinde her yerde hissedebileceğini" anlattı. İspanya ile Türkiye arasındaki benzerliğe dikkati çeken ve İspanya'nın AB üyesi olduğu dönemde benzer eleştirilere hedef olduğunu hatırlatan Stone, bu ülkenin AB'ye katıldıktan sonra hızla modernleştiğini kaydetti.
      Avrupalılara Türkiye ile ilgili itirazlarını bir yana bırakmaları çağrısında da bulunan Stone, "Türkiye'nin Avrupa'ya, tek başına bütün Doğu Avrupa ülkelerinin toplamından daha çok Avrupa'ya kazandıracakları bulunduğunu" vurguladı.
      "Türk insanının çalışkanlık gibi bir geleneği ve komünizm tarafından yok edilmemiş bir dürüstlüğü bulunduğunu" kaydeden Norman Stone, "Aslında Türkler o kadar çok şeyi başarıyor ki, insan gerçekten AB'ye katılmaya ihtiyaçları var mı diye sormaktan kendini alamıyor" ifadesini kullandı.
      "AB'nin bazı kurallarının, Türkiye'yi Türkiye yapan bazı özelliklere zarar verebileceğini bile düşünmek gerektiğini" belirten Stone, örnek olarak, "ülkede küçük atölye ve dükkanların, AB'nin bazı gereksiz kurallarının tersine istedikleri kadar çalışabildiğini" gösterdi.
      "Türklerin aileyi birlikte tutup sağlıklı bir sosyal ortam yaratmayı başardıklarını" da belirten Stone, burada bir çantanın çalınması bile televizyonda haber olduğuna dikkati çekti.
      Stone, AB üyeliği söz konusu olmasa da, Türkiye ve Türk halkının yararlı değişimi tek başına da sürdürebileceğine işaret ederek, "Eğer ille de AB üyeliği istiyorlarsa bizimkini verelim" diye espri yaptı.
     

International Herald Tribune: Sınav


      International Herald Tribune gazetesi, Türkiye ile müzakerelere başlayıp başlamamanın, Avrupa Anayasası ve Avrupa bütçesi konusunda anlaşmazlıklar yaşayan birlik için yeni bir sınav olduğunu belirtti. Gazete uyuşmazlığın çözülememesi halinde birlik içinde yine sorunlar çıkabileceğinin altını çizdi.
     

Welt Am Sontag: Hırvatistan'a evet, Avusturya'yı susturur


      Alman Welt Am Sontag gazetesi, Avusturya’nın asıl sorununu Hırvatistan olduğunun altını çizdiği haberinde, AB’nin Hırvatistan’la müzakerelere başlama sözü vermesi halinde Avusturya’nın Türkiye direnişinin kırılacağını savundu.
     

Corriere Della Sera: Türkiye'nin AB'ye girişine Viyana duvarı


      İtalyan gazeteleri, Avusturya'nın Müzakere Çerçeve Belgesi hakkında ayak diremeye devam ettiğini yazdılar.
      Corriere della Sera gazetesi, "Türkiye'nin Avrupa'ya Girişine Viyana Duvarı" başlığını kullandığı haberinin girişinde, "Avusturya AB'ye üyelik müzakerelerinin başlatılmasını engelledi. Pazarlıklar gece boyunca sürdü. AB üyeliğine 'bir alternatif' bulma formülü, anlaşmazlığın ana konusu. 25 ülkenin dışişleri bakanlarının toplantısı bugün de sürecek" denildi.
     

La Repubblica: Türkiye-AB, sonuna dek pazarlık


      La Repubblica'nın haber başlığında da, "Türkiye-AB, sonuna dek pazarlık" ifadesine yer verildi. AB üyesi ülkelerin Avusturya'yı iknaya çalıştıklarına değinilen haberde, Solana'nın ise iyimserliğini koruyarak, "Uzlaşma sağlanacak" dediği belirtildi.
     

La Stampa: Nefes kesici bekleyiş, müzakereler karaya oturabilir


      La Stampa'nın konuya ilişkin haberini uzun bir başlıkla sunması dikkati çekti. "Türkiye konusunda nefes kesici bekleyiş. Lüksemburg'da AB müzakereleri karaya oturabilir" başlığını kullanan La Stampa, AB dönem başkanı İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un "Bir uygarlık savaşı riskiyle karşı karşıyayız" dediğine işaret etti.
      İtalya'nın en önemli ekonomi gazetesi Il Sole 24 Ore ise Lüksemburg'da yaşananları, "Londra'dan Viyana'ya baskı: Ankara ile müzakereler başlamalı" başlığıyla özetledi.
     

Libaration: Türkiye, 25'lerin ayak sürtmelerine öfkeli


      Fransız Liberation gazetesi de, Türkiye’nin AB üyelerinin "ayak sürtmelerine öfkeli" olduğunu yazdı. Hiç bir zaman AB’nin o kadar az heves ile bir müzakere sürecine başlamadığına dikkat çeken gazete, "Türkiye’yi içine alan genişleme gerçekte 1999’da lanse edildi, geriye dönmek için geç oldu" diye yazdı.
     

Standaard: Türkiye, AB'nin günah keçisi


      Belçika’nın De Standard gazetesi de, Türkiye’nin Avusturya’nın muhalefeti nedeniyle son dakikaya kadar AB’nin kapısında bekletildiğini belirterek "Türkiye, her zamankinden fazla AB’nin günah keçisidir" yorumunu yaptı.
     

El Pais: Türkiye Asya'nın değil, Avrupa'nın hasta adamıydı


      İspanyol El Pais gazetesi, çok fazla şeylerin riskte olduğunu belirterek, AB’nin Türkiye ile üyelik müzakerelerini açmasını istedi. El Pais "Ankara’nın ilk talebinden 35 yıl sonra görünülür ilerleme yapan ve kültürde Müslüman olmasına karşın Asya’nın değil, Avrupa’nın hasta adamı olarak adlandırılan bir ülke ile müzakerelerin başlatılması zamanı geldi" görüşünü dile getirdi.
     

Le Figaro: İngiltere'yi Ankara ve Washington cesaretlendirdi


      Diğer Fransız gazetesi Le Figaro da, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlamasından önce gerilimler ve belirsizliklerin yaşandığını kaydetti. AB Dönem Başkanı İngiltere’nin Ankara ve Washington’un cesaretlendirmemesi ile müzakerelerin amacına ilişkin paragrafa dokunmayı reddettiğini belirten gazete, 60 bin kadar Türkün Ankara’da AB’nin taleplerini protesto ettiğine dikkat çekti.
     

ABC: Avusturya kriz yarattı


      İspanya’nın önde gelen gazetelerinden ABC de, Avusturya’nın AB’de ve Türkiye’de kriz yarattığını öne sürerken, Lüksemburg’da herkesin keyifsiz olduğunu yazdı. Gazete, Türk hükümetinin hiç bir değişiklik ve ek koşul kabul etmeyeceğini söylemekten yorulduğu yorumunu da yaptı.
     

MILLIYET 03/10/2005

 

Tarihi AB zirvesi New York Times'ta: Son dakika anlaşması gelebilir


      Amerikan New York Times gazetesi, AB üyelerinin hafta sonu boyunca Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatma konusunda krizi aşamadığına işaret ederek, ''Bir son dakika anlaşması, sürecin devam etmesini sağlayabilir, ancak atılacak her adım sonuncusundan daha zor görünüyor'' yorumunda bulundu.
      ''Editoryal Gözlem'' adı altında gazeteye makale yazan Nicholas Kulish, ''geçen yıl bir grup gazeteciyle birlikte Türkiye'de seyahat ederken, hükümet yetkilileri ve insan hakları gruplarından sürekli olarak, 'üyelik sürecinin üyelikten daha önemli olduğunu' duyduğunu, bu sözün ne anlama geldiğini ancak Ukrayna ile Romanya'yı ziyaret edince anladığını'' kaydetti.
      ''Bu görüştekilerin, reformların devam etmesi için AB ile müzakerelerin sürdürülmesi gerektiğini, aksi halde bu reformların duracağını ifade etmek istediklerini'' belirten Kulish, ''her ikisi de eskiden komünist olan Ukrayna ile Avrupa Birliği üye adayı Romanya arasındaki uçuruma'' dikkati çekti. Kulish, ''Ukrayna başta rüşvet ve yolsuzluk olmak üzere hala pek çok sorunla boğuşurken, sadece AB üyelik sürecinin bile Romanya'nın gelişmesinde önemli bir rol oynadığına'' işaret etti.
      ''AB'nin davetli listesinde bulunan ülkelerin, bu listenin dışında olanlardan daha istikrarlı göründüğünü'' ifade eden Kulish, ''Tartışmalar daima birliğe girme konusuna odaklansa da, daha büyük gelişme, davet sayesinde meydana geliyor. Bu, sinirli yatırımcılar için bir onay mührüne ve reformcular için siyasi bir örtüye benziyor'' yorumunda bulundu.
      ''AB'nin en büyük üyesi olan Almanya'nın kaderinin, bu ülkede bulunan göçmen işçiler yüzünden Türkiye'ninkine bağlı olduğunu'' savunan Kulish, ''Ancak Avrupa'nın tamamının da güneydoğusunda istikrarlı bir komşuya ihtiyacı var. Bunun alternatifi ise Yunanistan ve Kıbrıs'la sorunların alevlenmesi, başta Kürtlerin yaşadığı bölgeler olmak üzere, insan hakları konusundaki etkinin kaybedilmesi ve hatta Irak'ın çevresinde daha büyük bir karmaşa olmasıdır'' diye yazdı.
      ''AB üyeleri hafta sonu boyunca Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatma konusunda krizi aşamadı. Bir son dakika anlaşması, sürecin devam etmesini sağlayabilir, ancak atılacak her adım sonuncusundan daha zor görünüyor'' yorumunda bulunan Kulish, ''Çok uzak bir üyelik vaadi bile olmaksızın Türkiye'nin neye benzeyeceğini anlamak için, belki de Avrupalı yetkililer Ukrayna'da bir tur atmalı. Benim tavsiyem: Bu turunuzda beraberinizde Marlborolar ve küçük rakamlı paralar getirmeniz. Çünkü rüşvetçi polislerden para üstü alamazsınız'' ifadesini kullandı.
     
     'KARAR, AB İÇİN BİR TEST OLACAK'
      Öte yandan New York Times'ta çıkan bir haberde, ''Pazartesi günü üyelik müzakereleri başlarsa, bu AB için önemli bir an ve Türkiye'nin Avrupa ekonomik ittifakıyla birleşmeye yönelik 42 yıllık çabasında çok önemli bir adım olacaktır'' denildi.
      Haberde, ''müzakerelere başlama kararının alınıp alınamamasının, geçen yaz Avrupa anayasası konusunda yapılan referandumlar ve Avrupa bütçesine yapılacak katkılar konusundaki başarısızlıklardan sonra, Avrupa işbirliği için de bir test niteliğinde olacağı'' kaydedildi.
      ''Bu konudaki bir başarısızlık birliği bir kez daha kargaşaya ve ayrılığa düşürür'' denilen haberde, ''Brüksel'deki pek çok yetkilinin de Türkiye ile müzakerelerin başlamasının birliğe yeni ve önemli bir ivme kazandıracağına inandığı'' ifade edildi. Haberde, 17 Aralık'ta da 25 ülkenin Türkiye ile müzakerelere 3 Ekim'de başlama konusunda ancak son dakika diplomasisiyle anlaştığı hatırlatıldı.
     
MILLIYET 03/10/2005

 

AB'yle en uzun gece

Avrupa'nın kalbi dün Lüksemburg'da attı. AB dışişleri bakanları, Türkiye için 'imtiyazlı ortaklık' öneren Avusturya'yı ikna edemedi

RADIKAL 03/10/05

GÜVEN ÖZALP

LÜKSEMBURG - AB ile Türkiye arasında bu akşam başlaması öngörülen üyelik müzakereleri öncesi AB dışişleri bakanları olağanüstü toplanarak, Avusturya'nın blokajını kırmaya çalıştı. Dün akşam 20.00'de başlayan yemek ve TSİ 01.45'e dek süren çalışma toplantısı boyunca 24 ülkenin kuşatmasında kalan Avusturya ikna edilemeyince, görüşmelerin bu sabah 10.30'da devamı kararlaştırıldı.
AB Dönem Başkanı Britanya'nın yoğun temasları sonucu, Avusturya'nın beklentilerini belli ölçüde karşılayacak değişiklik için çalışıldı. Toplantı öncesi Britanya Başbakanı Tony Blair devreye girip Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel'i telefonda iknaya çalıştı. Dışişleri Bakanı Jack Straw da Avusturyalı meslektaşı Ursula Plassnik'le iki kez baş başa görüştü. Britanya, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le dirsek temasındaydı.
Ancak Viyana'nın 'imtiyazlı ortaklık'a yönelik laf oyunları ile Ankara'nın 'o takdirde müzakerelere gelmeyiz' resti arasında uzlaşma sağlanamadı. Plassnik, üyelik dışı alternatife destek bulamayınca, ağırlığı hazmetme kapasitesine kaydırdı. 'AB'nin hazım kapasitesi Türkiye'nin üyeliği için yeterli değilse, üyeliğe alternatif sunulması' ifadesi için bastıran Plassnik'in aynı zamanda kurucu anlaşmanın serbest dolaşımla ilgili 49. maddesine de atıf yapılmasını istedi. Britanya ise, belgede müzakere hedefinin katılım olduğunu vurgulayan paragrafın ruhuna dokunmadan değişikliğe çalıştı
Gece boyunca başta Britanya olmak üzere AB üyeleri Avusturya'ya isteklerinin '17 Aralık kararının sınırları dışına taştığı, bunu yapmanın yasal olmayacağı, karar gereği müzakerelerin hedefinin tam üyelik olması gerektiğini' anlattı durdu. Plassnik ise "Biz müzakerenin 3 Ekim'de başlamasına karşı değiliz. Bizim itirazımız sonuçlanma biçimine ilişkin" karşılığını verdi. Toplantıya katılan bazı AB bakanları bu değişiklik çabalarını 'kelime sorunu' diye niteledi.

'Erdoğan Schüssel'i yıktı'
Plassnik, "Avrupai bir ruhla birbirimizi dinleyeceğiz" dese de Straw'a, Başbakan Erdoğan'ı şikâyet etti. Avusturyalı bakan, Erdoğan'ın önceki gece Schüssel'le telefonda görüştüğünü ve 'İmtiyazlı ortak talebimiz yok' yanıtı aldığını açıklamasının dünkü Steiermark eyalet seçimini kaybetmelerinde rol oynadığından yakındı.

'Limanlar hemen açılsın'
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise, Straw'dan bugünkü açılışta Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün konuşmasında kendilerini eleştirmesine set çekilmesini isteyip "Sakin bir açılış istiyoruz" dedi.
Yakovu, Türkiye'yi Rum gemi ve uçaklarına ambargoyu kaldırmaya çağırıp "Birçok ülke bunun şimdi yapılması gerektiğini söyledi. Bu, 4 Ekim'den önce yapılmalı. Aksi halde müzakerenin başlamasını düşünmek zor" dedi. Bu toplantılarda Fransa'nın Dışişleri Bakanı yerine Avrupa'dan sorumlu bakanın temsili dikkat çekti.
Straw, toplantı öncesi gazetecilere, "Türkiye'yle müzakerelerin başlamaması AB için başarısızlık olur. Bu, AB'nin geleceği açısından kritik önemde" dedi. Demokratik, laik ve nüfusunun çoğu Müslüman olan Türkiye'nin İslam ve Hıristiyanlığı buluşturacağını anlatan Straw, "AB ve Avrupa halkları Türkiye'yi hep Avrupa devleti olarak gördü. Avrupa Konseyi'nin kurucusu ve NATO üyesi Türkiye'ye Soğuk Savaş'ta Avrupa'nın savunması emanet edildi. O zaman kimse nüfusun çoğunun Müslüman olduğu hususunu dile getirmedi" vurgusu yaptı.

Hırvat düğümü
Avusturya, ayrıca martta askıya alınan Hırvatistan'la müzakelerin başlamasını da istiyor. Müzakereler, Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'nin (USSM) eski Hırvat general Ante Gotovina'nın teslim edilmemesini eleştirdiği raporu sonrası askıya almıştı. Bugün ayrıca USSM'nin Hırvat raporunu ele alacak bakanların rapor olumsuz çıksa bile Zagreb'le müzakereleri açıp açmayacağı merak konusu. AB bakanları Türkiye'nin müzakere çerçeve belgesini onaylar ve Ankara'dan da kabul gelirse, 18.00'de hükümetlerarası konferans başlayabilecek.

Erdoğan'dan son mesaj: AB, kader testinde

Başbakan, AKP'nin Kızılcahamam kampından AB'ye son mesajını yolladı: Türkiye'ye dair kararınızla ya küresel güç olacak ya da Hıristiyan kulübü kalacaksınız. AB, tüm insanlığın önünde sınav veriyor

RADIKAL 03/10/05

NAZİF İFLAZOĞLU

ANKARA - Başbakan Tayyip Erdoğan, önceki gece Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel'i telefonla arayarak 'imtiyazlı ortaklık' ısrarı konusunda uyarmasının ardından, AB'ye son mesajı AKP'nin kamp yaptığı Kızılcahamam'dan verdi. Partililere seslenirken, AB'nin Türkiye hakkında vereceği kararla, ya küresel güç olacağını ya da sonsuza dek Hıristiyan kulübü kalacağını belirten Başbakan Erdoğan, "Biz rahatız, güçlüyüz. Kopenpag Kriterleri'nin adı Ankara kriterleri olur yolumuza aynen devam ederiz" dedi.

'Alnımız ak çıktık'
Başbakan, şu mesajları verdi:
Testten geçiyoruz: Millet olarak tarihi kavşak noktasındayız. Kritik imtihandan geçiyoruz. Türkiye, 3 Kasım 2002'de verdiği değişim kararını ya da içine kapanık olmayı tercih edecek. AB ile masada hiçbir şey kalmadı. Bu samimiyet testinden alnımızın akıyla geçtik. Şimdi sıra AB'dedir.
Özgürlükten vazgeçmeyiz: AB'nin kararı ne olursa olsun, kendi kararımızı veririz. Ama bu, asla Türkiye'nin demokrasi yolunda attığı adımları, haklar ve özgürlükler alanında yapılanları sekteye uğratacak, insan haklarında geriye götürecek bir karar olmaz. Sadece medeniyetler uzlaşmasının yara almasından üzüntü duyarız.
AB'nin geleceği belirlenecek: AB, demokrasinin olmazsa olmaz unsuru olan çoğulcu değerlere ne kadar sahip çıkacağını, bekasını, geleceğini tüm insanlık önünde test edecek. Kendini değiştirmesi gereken taraf AB olacak. Avrupalı muhataplarımızın sağduyuyla en doğru kararı vereceğine inanıyorum, inanmak istiyorum. Bu karar, Türkiye'nin geleceğinden çok, AB'nin geleceği için belirleyici olacak. AB, ya siyasi olgunluk gösterip küresel güç olmaya karar verecek ya da ilanihaye Hıristiyan kulüp olarak kalmayı içine sindirecek. Biz rahatız, sıkıntımız yok. Güçlüyüz, Kopenhag Kriterleri'nin adı Ankara kriterleri olur, yolumuza devam ederiz.

'Evelallah gelecek bizim'
Tek yol değişim: Diğer ülkelerin de bize ihtiyacı var. Dünya gözünü bize dikmiş çıtayı nereye yükselteceğimizi izliyor. Bugünün Türkiyesi'nde değişimden başka ihtimal görmüyorum. Türkiye, ideolojik duygu sömürülerine, köhne tutuculuklara paçasını asla kaptırmayacak. Bu millet artık sonunu bildiği bu oyuna bir daha asla gelmeyecek. Bu ülkede kardeşin kardeşe düşürüldüğü acı tablolar yaşanmayacak. Gelecek evelallah Türkiye'nin olacak.

'Atina adil bir jüri üyesi'
Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy: Müzakereyle birliğe dahil olmanın aynı şey olduğuna inanmak yalan olur. Kişisel olarak AB'ye üye olmak Türkiye için çok çok zor olacak çünkü taleplerimiz çok fazla. Ama böylesi önemli bir ülke kapımızı çalıyor ve bizim değerlerimizi insan hakları değerlerimizi paylaşmak istiyorsa çözüm ne olmalı? 'Hayır, teşekkürler, git, sana ihtiyacımız yok' mu demeliyiz?
Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis: Avrupalılaşmış bir Türkiye, tüm Avrupalıların çıkarınadır. AB, güvenilirliğini korumalıdır. Türkiye'nin üyeliğini 'Kıbrıs'ı tanıması şartıyla destekliyoruz.
Yunan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis: Biz AB'ye girerken de Avrupa'da yoğun tepkiler vardı. Türkiye bu tarihi fırsatı kaçırmamalı. Türkiye'nin iç ve dış engelleri aşması gerek. Olağanüstü bir durum olmazsa müzakereler başlayacak. Yunanistan bu süreçte Türkiye'ye karşı hem sıkı hem adil bir jüri üyesi olacak. Rum-Yunan tarafı istediklerini elde etti.
İrlanda Başbakanı Bertie Ahern: Müzakereler başlamalı.
Avrupa Konvansiyonu Başkanı Giscard D'Estaing: Britanya, Türkiye'ye destek vererek AB'de daha derin entegrasyonu isteyenleri baltalıyor.

Ankara'nın karar günü

RADIKAL 03/10/05

RADİKAL - ANKARA - AB dışişleri bakanları, dün Lüksemburg'da sıkı pazarlık yaparken, Ankara gece boyu 'bıçak sırtında' kaldı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan koordinasyonunda dışişleri ve ekonomi bürokrasisi izlenecek politikaları ve Hükümetlerarası Konferans'a gidilecekse yapılacak konuşma metinlerini ele aldı. Hükümetin, Lüksemburg'a gidip gitmeme kararını bugün açıklaması, karar olumlu olursa Gül ve Babacan'ın öğlen hareket etmesi bekleniyor.

'Kesinlikle olmaz'
Britanya'nın Dışişleri Bakanı Jack Straw'u ve AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'i arayan Gül'ün "Sizi bu toplantıdan önce arama nedenim Türkiye'nin pozisyonunun değişmediğini iletmektir. Türkiye, tam üyelik dışında bir seçeneği kabul etmeyecek. Çerçeve belgenin 5. maddesiye ilgili de sıkıntılarımız değişmedi, bunu ortaklarınıza iletin, bu doğrultuda karar verin" dediği öğrenildi. Britanya'nın AB işlerinden sorumlu yetkilisi Douglas Alexander da üç saatlik yemekte sonuç çıkmayınca Gül'ü arayıp durumu iletti. Gül de "AB'nin hazmetme kapasitesine göre yeni alternatif önerilebilir" ifadesini kesinlikle kabul etmeyeceklerini anlattı.

Din savaşı uyarısı
Gül, dün gündüz Kızılcahamam'da AKP'li vekillere brifinginde bir olumsuzluk olursa 'dinlerarası savaşlara varan sorunlar' yaşanabileceği uyarısı yapıp, "Bunun vebali AB'nin olur" dedi. Gül, "Rum Kesimi'nin NATO üyeliğine veto hakkını kimse elimizden alamaz" dediği öğrenildi.

Ada basını tam destek

RADIKAL 03/10/05

BBC: 'Politics Show' adlı televizyon programında, Türkiye'nin 40 yıldır AB kapısında bekletilmesi eleştirildi. Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw programa demecinde, "Medeniyetler çatışması denilen şeyden kaygılanıyoruz. Bu teolojik-siyasi bölünmüşlüğün, Hıristiyan miraslı denilen ülkeler ile İslami miraslı denilen ülkeler arasındaki sınırı daha açmasından kaygılanıyoruz" dedi. Straw, "Türkiye'nin AB'ye katılmasını isityoruz çünkü Türkiye bir Avrupa ülkesidir" diye konuştu.
The Independent: Başyazıda, "Türkiye'yi desteklemenin en kötü gerekçesi, aksi halde Batı ile İslam âlemi ilişkilerinin bozulacağıdır. İslam âleminin Türkiye'nin reddine yüzünü Kaide'ye dönerek yanıt vereceğini öne sürmek hakarettir. Türkiye'nin üyeliği, Avrupa, Türkiye ve insan haklarının gelişmesi için doğru olduğundan ötürü desteklenmeli" dedi.
The Daily Telegraph: 'Avrupa, Türkiye'yi reddederse felaketle karşılaşacak' uyarısı yaparak, "Asıl şampanya ve kutlama yemeği olması gerekirken hava çok tatsızlaştı" dedi.
The Times: 'Türkiye hevesini yitiriyor' başlıklı haberde, 'Türklerin istenmediklerini hissetmekte haklı olabileceği, 25 AB ülkesinde halkın yüzde 52'sinin Türkiye'ye karşı çıktığı' aktarıldı. (aa, dha)

Portre: Türkiye AB ilişkilerinde 17 Aralık'tan 3 Ekim'e uzanan süreç

AB'nin 17 Aralık'ta müzakerelere başlama kararı almasından bu yana gerginlik hiç bitmedi. 3 Ekim'e ek protokolün imzası, 'Kıbrıs'ın tanınması tartışmalarıyla gelindi

RADIKAL 03/10/05

Serkan DEMİRTAŞ

Güven ÖZALP

ANKARA - Brüksel'de, 17 Aralık 2004 günü öğle saatlerinde herkes rahatlamıştı. 16 Aralık gece yarısına doğru tıkanan pazarlıklar, diplomatik çabalarla açılmış, sabahın ilk ışıklarıyla çözüm 'yüzünü' göstermişti. Bakalım Türkiye ile AB bugüne nasıl uyanacak? 42 yıllık Türkiye-AB ilişkisinde 1999'dan beri her zirve, her randevu 'kritik' oldu. Yani ilişkiler hep 'pamuk ipliğine' bağlı kaldı. Bu açıdan bakıldığında 17 Aralık bir dönüm noktasıydı, 3 Ekim de öyle...
Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerine başlaması öngörülen günde, bu yolu açan AB'nin 17 Aralık zirvesi kararlarını hatırlamakta fayda var. Bir kere AB, Türkiye'ye 1 Ocak 1997'den beri işleyen gümrük birliğini 1 Mayıs 2004'te birliğe katılan 10 yeni ülkeye de uyarlaması için hazırlanan ek protokolü imzalaması şartı koşmuştu. Müzakerelerin 3 Ekim'de başlaması için Başbakan Tayyip Erdoğan'ın hemen orada buna paraf atmasını istedi. Ama Erdoğan'ın "Masayı terk ederiz" resti üzerine Devlet Bakanı Beşir Atalay'ın 'Ek protokolü imzalayacağız' içerikli teyit imzası kabul edildi. AB, TCK da dahil altı yasal değişikliğin bitmesini de şart koştu.

Tanıma mı, değil mi?
Bu süreçte AKP'yi en çok 'ek protokol' ürkütüyordu. Türkiye'-nin tanımadığı 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin isminin geçtiği uluslararası bir sözleşmeye atılacak imzanın 'siyasi tanıma' anlamına gelip gelmediği tartışıldı. 17 Aralık'ta Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkanende'nin "Ankara'nın protokolü imzası, hukuki açıdan yasal tanıma değildir. Ama bu yönde atılmış bir ilk adımdır" sözleri bugün gelinen noktayı anlatıyordu: Bir ülkenin bir başka ülkeyi tanımasındaki en önemli unsur siyasi iradedir ki; Türk hükümetinin böyle bir iradesi oluşmadı. Ancak tanıma tartışmalarına paralel gelişen Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması tartışmaları, müzakere çerçeve belgesine unsurların eklenmesiyle konunun çatallaşacağını gösterdi.
İlişkileri bekleyen bir tehlike daha vardı. Birliğin geleceğini şekillendirecek Avrupa Anayasası'nın 25 ülkede onayı gerekiyordu. 29 Mayıs'ta Fransa ve 3 Haziran'da Hollanda'daki referandumların olumsuz etkilenmemesi için Türkiye-AB ilişkileri beş aylığına rafa kaldırıldı. Bu arada Türkiye, her iki ülkede de iç politika malzemesi oldu ve sonuçta anayasa her iki ülkede de reddedildi.

Beyan gerginliği
Genişlemeden pek hazzetmeyen Lüksemburg dönem başkanlığında yaşanan bu gelişmeler, ek protokol, müzakere çerçeve belgesi gibi belgelerin tartışılacağı Türkiye konusunu Britanya dönem başkanlığına sarkıttı. Britanya'nın ilk işi Türkiye'nin 17 Aralık'ta imzalamayı taahhüt ettiği ek protokolün temmuzda tamamlamasını sağlamak oldu. Ancak Türkiye belgeyi imzalarken, bunun Rumları tanımak anlamına gelmeyeceği ve limanlarını açmayacağını belirten bir beyanda bulundu. Bu beklenenin ötesinde tepki yarattı. Fransa Başbakanı Dominique de Villepin, 2 Ağustos'ta
"Müzakerelerin başlaması için Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması şart" çıkışı yaptı. Rumları da şaşırtan bu çıkışı eylül sonuna dek koruyan Paris, bayrağı Viyana devralınca sahneden sessizce çekildi.
AB'nin karşı beyanı da bir başka sorun oldu. Rumlar hiçbir taslağı beğenmeyince karşı beyan iki ay gecikmeli çıktı. Karşı beyanda Türkiye'nin ek protokolü uygulamamasının 'müzakereleri olumsuz etkileyeceği' ifadesi ile konunun 2006'da değerlendirileceği yer aldı. Ayrıca gümrük birliğinin tam manasıyla uygulanması talebiyle, limanların açılması mesajı verildi.

Bir çeşit yol haritası
Müzakere sürecinin yol haritası olacak çerçeve belgenin ana hatları ise 17 Aralık kararları kapsamında açıklanmıştı aslında. Kalıcı deregasyonlar olabileceği, Türkiye'nin müzakereleri tamamlayamaması ya da AB'nin Türkiye'yi hazmedememesi halinde mümkün olan en güçlü bağların korunacağı belirtilmişti. 29 Haziran'da taslağı çıkan belgenin 3 Ekim öncesi onayı gerekiyor. Ama Fransa, Kıbrıs ve Avusturya, çerçeve belgenin ağırlaştırılması için de sahneye çıktı. Fransa ve Avusturya, 'imtiyazlı ortaklık' ifadesinin, Rumlar ise karşı beyandaki unsurların belgeye yansıtılmasını istedi. Fransa ve Rumlar bir noktaya kadar tatmin olurken, geriye Avusturya kaldı.
Dünya çapında uzmanlar, yerli-yabancı gazeteciler, hemen herkesin birleştiği nokta, 4 Ekim'in 3 Ekim'den zorlu olacağı. Ve hatta müzakerelerin asla bitmeyeceği, Kıbrıs sorunu nedeniyle Türkiye'nin bir gün masadan kalkacağı... Bugün müzakereler başlasa da başlamasa da 'tarihi bir gün' olacak.

4 Ekim'den itibaren neler olacak?
Müzakerenin amacı ne?
AB ile girilecek müzakerelerin temel amacını aday ülkenin hangi şartlarda birliğe üye olacağını belirlemek oluşturuyor. Bu süreçte aday ülke müktesebatını AB müktesebatına uydurma yükümlülüğü altına giriyor. Müzakereler sırasında aday ülke müktesebatı nasıl uyarlayacağı, uygulayacağı ve uygulamayı nasıl denetleyeceği konularına odaklanıyor.
Hangi kurum sorumlu olacak?
Müzakereler Türkiye ile AB üyeleri arasında Hükümetlerarası Konferans formatında yürütülecek. Müzakerelerde Türkiye'nin muhatabı AB'ye üye tüm ülkeler olacak. Buna Türkiye'nin henüz tanımadığı 'Kıbrıs Cumhuriyeti' de dahil. Üye ülkeler adına bakanlar ve bakan yardımcıları düzeyindeki müzakere toplantılarını altı ayda bir değişen dönem başkanlığı yürütecek.
Komisyon'un rolü var mı?
Müzakere sürecinin günlük akışında ve teknik çalışmalarında yetkili birliğin icra organı Avrupa Komisyonu olacak. Komisyon'un ana görevini yürütülen çalışmaları koordine etmek oluşturacak. Müzakereye dair koordinasyonu da genişleme dairesi sağlayacak. Müzakerenin her aşamasında yasama organı Avrupa Parlamentosu bilgilendirilecek.
Müzakereler ne kadar sürer?
Müzakerelerin temel ilkesini, sürenin aday ülkenin performansına bağlı olması oluşturuyor. Bu yüzden öngörüde bulunmak güç. Son genişlemede üye olan 10 ülkede genelde adaylar 3-4 yılda müzakereleri tamamladı. Bulgaristan ve Romanya ile müzakereler sürüyor. Türkiye için tahminler ise en az 10 yıl. Ancak müzakere çerçeve belgesinde yer alan ve '2014 sonrası mali perspektife' yönelik atıf Türkiye'nin üyeliğinin 2014'ten önce mümkün olmayacağının göstergesi.
Müzakere kesilebilir mi?
Müzakere çerçeve belgesinde de belirtildiği gibi müzakerelerin kesilmesi mümkün. Özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin Türkiye'de ciddi ve devamlı biçimde ihlal edilmesi halinde müzakereler askıya alınabilecek. Bu Komisyon'un önerisi doğrultusunda üye devletlerin üçte birinin talebi üzerine gündeme gelebilecek. AB Konseyi askıya almaya nitelikli çoğunlukla karar verecek. Müzakerelerin tekrar başlatılması şartları da aynı yöntemle gündeme gelecek.
Başlıklar nasıl açılıp kapanacak?
Komisyon'un önerisi üzerine hareket edecek olan AB Konseyi her müzakere başlığının geçici olarak kapatılması ve her bir faslın açılması için performans kriterleri belirleyecek. Performans kriterleri müzakere başlığına bağlı olarak yasal uyum ve müktesebata yönelik tatmin edici bir sicille alakalı olacak.
Üyelerin veto yetkileri var mı?
AB'nin her üye ülkesi gerekli gördüğü anda veto yetkisini kullanma hakkına sahip. Bu, müzakere başlıklarının açılması için olduğu kadar kapatılması
için de geçerli. Bu noktadan hareketle 35 başlık olduğu düşünülürse bir üye ülkenin en az 70 veto hakkı olacak. Bu da Türkiye'nin süreçte yaklaşık 1800 veto tehlikesiyle karşı karşıya kalacağını gösteriyor.


 

AB yolu uzun ve zorlu
Türkiye bugün AB ile müzakerelere başlarsa yasalarını 35 başlığa uygunlaştırmak zorunda. Ankara'nın hedefi süreci eğitim, bilim gibi kolay konulardan başlatmak

AB, Türkiye'yle müzakerelere başlama kararı verirse, Ankara'nın önünde tüm yasal çerçevesini birlik ile uyumlulaştırmak durumunda kalacağı uzun bir süreç başlayacak. Bu süreçte belirleyici olan müzakere başlıkları olacak. AB'nin önceki genişleme sürecinde 10 yeni aday ülke için müzakere başlıklarının sayısı 31'di. Diğer kurallarda olduğu gibi yeni genişleme sürecinde başlıklara ilişkin yaklaşım da değişti. Buna gerekçe olarak 'bir önceki genişleme sürecinden dersler' gösterildi.
Türkiye'nin müzakere sürecinde açıp kapaması gereken başlık sayısı 35. Listeye yeni giren başlıklar 'Mali hizmetler', 'Kamu İhaleleri', 'Fikri mülkiyet hakkı', 'Bilgi toplumu ve medya', 'Trans-Avrupa ağları', 'Adliye ve temel haklar' olarak belirginleşti. İptal edilen başlık 'Telekomünikasyon ve haberleşme' oldu. 'Tarım' başlığı ikiye bölünerek 'Tarım ve kırsal gelişme' ve 'Gıda sağlığı, veteriner ve fitosaniter politikaları' oluşturuldu. Dört başlık da birleştirildi. 'Sanayi politikası' ve 'Küçük ve orta ölçekli işletmeler' başlıkları birleştirilerek 'İşletme ve sanayi politikası' halini aldı. 'Eğitim ve öğretim' ile 'Kültür ve görsel-işitsel politika' başlıkları da 'Eğitim ve kültür' adını aldı. Mevcut başlığa ekleme yapılan durumlar da var. Bu çerçevede 'Hizmetlerin temini hürriyeti' başlığına 'Tesis hakkı' da eklendi. 'Sosyal işler' başlığı da 'Sosyal politika ve istihdam' halini aldı.

Amaç 2006'ya bırakmamak
3 Ekim'de müzakerelerin başlamasıyla Türkiye için tarama süreci devreye girecek. Yıllardır belli alanlarda birlik müktesebatına uyumda belli aşama kaydeden Türkiye'nin yasal düzenlemelerinin boyutu tarama sürecinde ele alınacak. Tarama süreci bazı başlıklar için çok kısa zaman alacak. Örnek olarak 'eğitim ve kültür' ile 'bilim ve araştırma' başlıkları verilebilir. Konuların daha zor olduğu 'tarım ve kırsal gelişme' ile 'çevre' gibi başlıklarda ise taramanın daha uzun sürmesi bekleniyor. Tarama süreci sürerken müzakere başlığının açılmasının önünde engel yok.
Türkiye'nin öncelikli hedefini ise Britanya'nın AB dönem başkanlığını Avusturya'ya devredeceği 1 Ocak 2006 tarihine dek en az bir başlığın açılması oluşturuyor. Hangi başlığın açılacağı Ankara ve Brüksel arasında varılacak anlaşma doğrultusunda gerçekleştirilecek. AB'nin Türkiye'ye 'Mutlaka şu başlıktan başlayacağız' gibi bir dayatmada bulunması söz konusu olmayacak. Gerek tarama sürecinin kısa olması öngörülen, gerekse başlık açmaya ilişkin eşiklerin kolay aşılabileceğinin düşünüldüğü 'eğitim ve kültür' ile 'bilim ve araştırma' gibi konular ise Türkiye'nin öncelikli tercihleri.

Sorun AB'nin yaklaşım farkı
AB genişleme sürecinde her aday ülke 'kendi siyasi sorunları boyutunda zorlandı'. Azınlık sorunları, adli sistemdeki sorunlar, yolsuzluk, sınır ihtilafları gibi konular 2004'te üyeliğe kabul edilen 10 ülkeyle ilgili kararlarda yer buldu. Ama Türkiye'ye yönelik ton hep farklı oldu. 10 yeni ülkeyi 'komünist rejimler nedeniyle ayrı düşenler' olarak gören AB davet sahibiydi. Türkiye ise sürekli 'AB kapılarını zorlayan' oldu. Aradaki fark süreç sonuna da yansıyacak. 2004'te üye olanlar için AB ülkelerinde referandum yapılmadı. Oysa Fransa ve Avusturya Türkiye için referandum düzenleyeceklerini şimdiden açıklamış durumda.

Türkiye'nin önünde 35 başlık var
1- Malların serbest dolaşımı
2- Çalışanların serbest dolaşımı
3- Tesis hakkı ve hizmetlerin temini hürriyeti
4- Sermayenin serbest dolaşımı
5- Kamu ihaleleri
6- Şirketler hukuku
7- Fikri mülkiyet hakkı
8- Rekabet politikası
9- Mali hizmetler
10- Bilgi toplumu ve medya
11- Tarım ve kırsal gelişme
12- Gıda sağlığı, veteriner ve fitosaniter politikaları
13- Balıkçılık
14- Ulaşım politikası
15- Enerji
16- Vergilendirme
17- Ekonomik ve parasal politika
18- İstatistik
19- Sosyal politika ve istihdam
20- İşletme ve sanayi politikası
21- Trans-Avrupa ağları
22- Bölgesel politika ve yapısal unsurların koordinasyonu
23- Adliye ve temel haklar
24- Adalet, özgürlük ve güvenlik
25- Bilim ve araştırma
26- Eğitim ve kültür
27- Çevre
28- Tüketicilerin korunması ve sağlığın temini
29- Gümrük birliği
30- Dış ilişkiler
31- Dış politika, güvenlik ve savunma politikası
32- Mali kontrol
33- Mali ve bütçe şartları
34- Kurumlar
35- Diğer

İngiltere seferber oldu: Lüksemburg'da ırkçılıkla savaş

Altan Öymen

Lüksemburg'da günün aktörü İngiltere. Mücadele telefonlarla, yazışmalarla sürüyor. Hedef ırkçılardan kurtulmak

RADIKAL 03/10/05

LÜKSEMBURG- Bu satırları yazarken daha hiçbir şey belli değil.
Lüksemburg'dayız.
Şimdilik akşama kadarki izlenimlerimizi özetleyelim.
Olaylar kapalı kapılar arkasında gelişiyor. Gazetelere yansıyan haberler sınırlı... 'Sonuç ne olacak?' sorusuna, hâlâ 'ortada' deniliyor. Yani çözüm ihtimâli de yüzde 50, çözümsüzlük ihtimâli de...
Günün baş aktörü İngiltere...
İngiltere için bu da bir başka 'en uzun gün'...
'The longest day'... İkinci Dünya Savaşı'ndaki Normandiya çıkarmasına konulan ad gibi...
Tabii, arada fizik benzerlik yok. Avrupa'da çok şükür, artık savaş yok. Dünyayı ateşe veren Hitler gibi bir deli yok. Kara Avrupası'nı onun elinden kurtarmak için milyonlarca askeri cephelere sürme gereği yok.
Bu, diplomasi alanında geçen bir 'en uzun gün'... Mücadele, telefon konuşmalarıyla ve yazışmalarla sürdürülüyor. Akşam da bir yemek masasında ya bir sonuca bağlanacak, ya da bağlanmayacak...
Ama arada, fizik benzerlik olmasa da, bir hedef benzerliği var: İngiltere bu defa da, müttefikleriyle birlikte yeni bir 'Avrupa'yı kurtarma' göreviyle karşı karşıya... Avrupa Birliği'nin dönem başkanı olarak...
Kimden kurtarmaya çalışıyor?
Evet, bugün ortada Avrupa'yı ele geçiren bir deli de yok, insanları elekten geçirip ortadan kaldırmayı hedefleyen 'üstün ırk' teorileri de yok... Fakat bir şey var:
Avrupa'yı din birliğine dayalı bir Hıristiyan milletler topluluğu haline getirip, başka milletten olanları 'ikinci sınıf millet' kategorisine indirme merakı var.
Bu da, Birleşmiş Milletler kriterlerine göre, 'ırkçılık' değil mi? Ve bu ırkçılığın tırmanması, etki-tepki ilişkisinin sonucu olarak, dünyayı yeni yeni felaketlere sürüklemez mi?..
Tabii, bu tehlike henüz kapıya gelip dayanmadı. Ama gören gözler, bunun farkında... Ve 3 Ekim 2005 Pazartesi gününün, öyle bir sürecin başlangıç noktası haline gelmesini istemiyorlar.
'Gören gözler' derken, sadece Schröder gibi, Fischer gibi, Blair gibi lider politikacılardan veya Avrupa Parlamentosu'nun Emma Bonnino gibi, Cohn-Bendit gibi üyelerinden bahsetmiyorum. Basından da bahsediyorum.
Avrupa'da, Türkiye örneğinde yeniden canlanan 'ırkçılık' tehlikesinin bu defaki fark edilişinde Avrupa basınının da rolü büyük... Radikal'den izliyorsunuz; İngiltere'nin, Fransa'nın, Almanya'nın büyük gazetelerinin büyük kısmında günlerdir, bu tehlikeye işaret eden yazılar yayımlanıyor.
* * *
Avrupa'yı bir 'Hıristiyan milletler topluluğu' yapma gayretleri yeni değil. Bunun ilk adımları 4 Mart 1997 günü Brüksel'de yapılan 'Hıristiyan Demokrat partiler liderleri' toplantısında atılmıştı. Sebep gene Türkiye'ydi. Türkiye'nin 1963 yılında başlayan Avrupa yolculuğu ciddileşmeye başlamıştı. Hıristiyan Demokrat liderler, buna karşı bir tavır alıyorlardı.
Tabii, bu 'tavır'larına gerekçe olarak "Türkiye'nin halkı başka dindendir... Onu AB'ye bu yüzden almak istemiyoruz" dememişlerdi.
Bu o zamanlarda henüz ayıp sayılıyordu.
'Din farkı' yerine 'kültür farkı' kullanılıyordu. Onlar da "Aramızda kültür farkı var" demişlerdi. Ama bununla neyi kastettikleri belliydi.
Lüksemburg toplantısının arifesinde, daha da açık konuştular. 'Türkiye'ye hayır' hareketinin Avrupa Parlamentosu'ndaki öncüleri de, onların ülke hükümetlerindeki sözcüleri de, çok somut bir karşılaştırma yaptılar. 'Hırvatistan-Türkiye' karşılaştırması...
Bu bir slogan haline geldi:
"Hırvatistan dururken, Türkiye'yi nasıl alabiliriz?"
Yani:
"Katolikler dururken, Müslümanları nasıl alabiliriz?"
* * *
AB'nin 25 ülkesinin hükümetleri arasında, bu soruyu bayrak yaparak, Türkiye'ye karşı veto kullanacağını açıklayan politikacı Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel...
Schüssel'in portresi bu sayfada... Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkışı, belli ki, kendi temel siyasal tutumunun gereği... Almanya'daki Merkel-Stoiber çizgisine paralel bir tutum bu. Gerçi bu, Almanya'daki genel seçimde o ikilinin işine yaramadı. Ama Schüssel'in Avusturya'daki seçmenleri Türkiye konusunda, Almanya'daki seçmenlerden çok daha duyarlı... Aralarında yüzyıllar öncesinin Osmanlı-Avusturya savaşlarından kalan 'Türkler geliyor' endişesini hâlâ ciddiye alanlar var. Artık folklorik bir nitelik kazanmasına rağmen, Viyana kuşatmasını bile...
Ayrıca, Avrupa ülkeleri arasında en fazla yabancının yaşadığı ülke Avusturya... Başta işsizlik olmak üzere birçok sorunun, bu 'yabancı fazlalığı'ndan ileri geldiğine inananlar da var.
Schüssel, bunları da göz önünde tutarak, Türkiye'ye karşı itirazını bir inat haline getirmekte tereddüt etmedi.
* * *
Fakat, dün akşamın geç saatlerindeki bir gelişme, bu hesabın yanlış olduğunu gösterdi:
Dün Avusturya'nın en önemli eyaletlerinden birinde, Steiermark'ta bir yerel seçim vardı. Sonuçlar büyük ölçüde belli oldu. Şu anlaşıldı ki: Schüssel'in partisi hiç ummadığı bir yenilgiye uğramıştı. 35 yıldır elinde bulundurduğu yerel iktidarı kaybetmişti.
Tabii, bunun başka çeşitli nedenleri olmalıydı. Ama Lüksemburg'da, Kongre Merkezi'ndeki Türk gazeteciler arasında esprili yorumlar yapıldı. Almanya'daki genel seçimlerde Hıristiyan Demokratların uğradığı kayıpları hatırlatarak, şöyle diyenler oldu:
"Bu Türklerle uğraşmak kimseye yaramıyor."
* * *
Dün, malûm, Almanya'da 'Dresden seçimi' vardı. O seçim ise, genel seçim sonuçlarının tersine Angela Merkel'e yaradı. Dresden seçmenleri 18 Eylül'deki genel seçime bir adayın ölümü nedeniyle katılamamışlardı. Seçim dün yenilenecekti. Ve bu yenileme, Almanya' da yeni hükümetin kurulmasıyla ilgili temasları etkileyecekti.
Son gelişmelere göre, Hıristiyan Demokrat Parti'yle Sosyal Demokrat Parti'nin bir büyük koalisyon kurma ihtimali artmıştı. Fakat başbakanın kim olacağı konusunda anlaşılamıyordu.
Merkel de, Schröder de bu konuda iddialıydı. Çünkü Almanya'da başbakan parlamentoda seçilerek işbaşına geliyor. İkisi de başka partilerden destek alarak bu seçimi kazanabileceği iddiasındaydı.
İki büyük parti arasında sadece üç milletvekili farkı vardı. Hıristiyan Demokrat milletvekillerinin sayısı 225, Sosyal Demokratlarınki 222'ydi. Sosyal Demokratlar Dresden'de öne geçerlerse bu farkı kapatabilirlerdi.
Sonuç gene akşam saatlerinde belli oldu: Kapatamayacaklardı. Angela Merkel, bir milletvekili daha çıkararak durumunu korumuştu.
Böylece, Almanya'da büyük koalisyon kurulursa, Merkel başbakanlık konusunda Schröder'den daha iddialı hale gelmişti.
* * *
Türkiye'nin durumuna gelince...
Kapalı kapılar ardındaki görüşmelerden henüz bir sonuç yok. İngiltere ve Avusturya dışişleri bakanlarının görüşmesi bittikten sonra 25 dışişleri bakanının yemeğine geçildi. Yemek, bir süre sonra çalışma toplantısı haline geliyor.
Saat Türkiye saatiyle on... Lüksemburg'un Kongre Merkezi'ndeki basın bölümünde yüzlerce gazeteci bekliyor. Biz de bekliyoruz.
* * *
Son dakika:
Türkiye saatiyle sabaha karşı 01.45'te toplantının sabah saat 09.30'a ertelendiği açıklandı. O saate kadar bir uzlaşmaya varılamadığı anlaşıldı. Toplantı dağıldıktan sonra İngiltere Dışişleri Bakanı'nın uzlaşma çabalarını sabaha kadar sürdüreceği de açıklandı. İngiliz Dışişleri Bakanı Straw sabah 09.30'a kadar uzlaşma formülleri oluşturabilirse bunları Bakanlar Konseyi'ne sunacak.

AB'nin 'kaybet kaybet' tercihi

Murat Yetkin

RADIKAL 03/10/2005

Dün, henüz son bekleyişin başlamadığı saatlerde Meclis Başkanı Bülent Arınç "Bir sabır imtihanındayız" diyordu; "Her şeyi elinin tersiyle itmek kolay ama, bize bu sinir harbini yaşatanları sevindiremeyiz. Soğukkanlı davranmak zorundayız."
Aynı sırada, Ankara'da, Meclis binasına iki kilometre mesafede Tandoğan Meydanı'nda üç hilal bayraklı kalabalıklar toplanıyordu. Az sonra konuşacak Milliyetçi Hareket Partisi lideri Devlet Bahçeli'in en çok alkışlanan mesajlarından biri, "Hükümet masaya oturmamalı" oldu. Karadeniz Ereğlisi'nde konuşan DYP lideri Mehmet Ağar ise, müzakerelerin başlaması için önce erken bir seçimin gerektiğini öne sürdü. Türkiye Avrupalı siyasetçileri güncel hesaplarla uzun vadeli çıkarları görememekle suçlarken, bu tür çıkışlar aslında daha çok hükümetin AB'deki muhataplarına karşı elini güçlendirmeye yarıyor.
Arınç, 1 Ekim günü Meclis açılışında "Bu Meclis sırf AB üyeliği için onuruyla oynanmasına izin vermeyecektir" çıkışını yapmamış olsaydı, MHP'nin dünkü mitingi de, DYP'nin çıkışı da belki daha fazla etkiye sahip olabilirdi. Ancak 1 Ekim akşamı Meclis'te verilen davette ana muhalefet partisi CHP yetkilileri ve askeri cenahtan alınan tepkiler, Arınç'ın konuşmasının hem kamuoyunun, hem de Meclis'in hissiyatını yeterince yansıttığını ortaya koydu. Bu mesaj, Ankara'daki AB büyükelçilerince de algılandı ve saptadığımız kadarıyla merkezlerine aktarıldı.
Hükümet üyeleri dün AK Parti'nin Kızılcahamam toplantısında bir araya geldiler. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın açış konuşmasında "Türkiye'yi almazsa, AB Hıristiyan kulübü olduğunu ilan eder" demesi dikkat çekiciydi. Erdoğan bir gece önce Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile konuşmuştu. Annan'ın araması üzerine yapıldığı açıklanan bu görüşmede Annan'ın Türkiye'nin dışlanmaması için bazı AB ülke liderlerini aradığı Başbakanlık yetililerince aktarıldı. Annan'ın girişimi ardında ABD'nin telkini mi vardı, yoksa BM Genel Sekreteri bugün akşama kadar AB Türkiye'yi müzakerelere başlamak konusunda ikna edemezse dünyadaki gerilimin, kutuplaşmanın daha da artacağı endişesiyle mi bu girişimde bulunmuştu? Bu sorunun yanıtı henüz kesin değil, belki ikisi birden. Ancak, Erdoğan'ın bu konuşma ardından Kızılcahamam'da "Almazsanız, Hıristiyan kulübüsünüz" vurgusunda bulunmuş olması, perde arkası gelişmelerin henüz bitmediğini gösteriyordu.
Aslında, dün Kızılcahamam toplantılarında Erdoğan'ın ardından parti kurullarına bilgi veren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "Kesin bir şey yok, pazarlıklar sürüyor" demesi bile, bugüne sarkacak sürecin habercisiydi. Gül, akşam saatlerinde Dışişleri Bakanlığı'na geçerek, kurmaylarıyla birlikte, Lüksemburg'dan gelecek haberi beklemeye başladı. AB Müzakerecisi, Hazine Bakanı Ali Babacan'ın Gül ile birlikte Dışişleri'ne gelmesinin ardından Hazine'nin ışıkları da yanmaya başladı. Merkez Bankası yetkilileri de oraya gitti. "Hayır" dendiğinde ekonominin nasıl etkileneceği matrisleri gözden geçirildi. 1 Mart 2003 öncesinde de Babacan benzeri bir çalışma yapmıştı. Pek çok Batılı büyükelçiliğin ışıkları da geç saatlere dek sönmedi.
Avrupa hükümetleri aslında kararlarıyla daha çok kendi geleceklerine karar verecekler. Türkiye, AB'nin tam ve eşit haklara sahip bir üyesi olursa, AB'nin Erdoğan'ın dediği gibi bir küresel güç olması garantisi yok. Ama ihtimali var. Türkiye'siz bir AB'nin ise, özelikle de son tartışmalarla kendisini bu kadar yıpratıp ortaya döktükten sonra küresel bir güce dönüşememe garantisi olduğu söylenebilir.
Bugün öğle saatlerine dek Türkiye'nin önüne, Ankara'nın hükümet, Meclis ve kamuoyu ile kabul edebileceği bir formül konulamamasının anlamı, Türkiye'nin ve Türkiye ile birlikte onun AB'ye taşıyacağı bütün imkân ve kabiliyetlerin reddedilmesi, dışlanması olacaktır. Bunun mutlaka Türkiye üzerinde de olumsuz etkileri olacaktır.
Uluslararası ilişkilerin yeni düzeninde, Soğuk Savaş yıllarının 'Zero Sum Game' denilen mutlak galip ve mağluplar üzerine kurulu siyaseti rağbet görmüyor. Yerine 'Win-win', 'Kazan-kazan' denilen, tarafların çözümden bütünüyle tatmin olmasa da kabul edebileceği durumlar öneriliyor. Türkiye'nin dışlanması, AB'nin siyaset teorisine 'Lose-lose', 'Kaybet-kaybet' katkısı olacaktır. Artık kimin işine yarayacaksa böyle bir katkı.

Rum tarafında yapılan ankette AKEL ve DİSİ'nin oy oranı yüzde 25'i geçmiyor

Rum tarafında NOVERNA şirketinin 2006 milletvekilliği seçimleri ışığında, 24-30 Eylül tarihleri arasında 500 kişinin (telefonla) katılımıyla gerçekleştirdiği anket sonuçlarına göre AKEL ve DİSİ gibi iki büyük partinin oy oranının şu aşamada yüzde 25'i geçmediği bildirildi.

Politis Gazetesi, NOVERNA şirketinin 2006 milletvekilliği seçimleri ışığında gazete adına 24-30 Eylül tarihleri arasında 500 kişinin (telefonla) katılımıyla gerçekleştirdiği ankete yer verdi.

Habere göre "gelecek Pazar seçim olsaydı, hangi partiye oy verirdiniz" sorusuna yüzde23.7'si AKEL, yüzde22.9'u DİSİ, yüzde16.4'ü DİKO, yüzde4.1'i EDEK, yüzde2.'si Çevreciler, yüzde1.6'sı EVRO.KO (Avrupa Partisi), yüzde1'i EVRO.Dİ (Avrupa Demokrasi Partisi) yüzde0.8'i EDİ, yüzde0.2'si ADİK, yüzde11.7'si boş oy kullanacağını belirtti. yüzde16.6'sı ise soruyu yanıtlamadı.

"Siyasi parti başkanlarının görevlerini yerine getirme metotlarını onaylıyor musunuz" sorusuna verdikleri yanıt anket sonuçlarına şöyle yansıdı:

"AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas için yüzde62 olumlu (onaylıyorum), yüzde22 olumsuz (onaylamıyorum); DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis yüzde38 olumlu, yüzde50 olumsuz; K.S. EDEK Başkanı Yannakis Omiru yüzde55 olumlu, yüzde28 olumsuz, DİKO Başkan Vekili Nikos Kleanthus yüzde48 olumlu, yüzde35 olumsuz; EVRO.KO Başkanı Dimitris Şilluris yüzde34 olumlu, yüzde42 olumsuz; EVRO.Dİ Başkanı Prodromos Prodrumu yüzde32 olumlu, yüzde45 olumsuz; EDİ Başkanı Yorgo Vasiliu yüzde32 olumlu, yüzde52 olumsuz, Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Başkanı Yorgos Perdikis yüzde44 olumlu, yüzde35 olumsuz, ADİK Başkanı Dinos Mihailidis yüzde29 olumlu, yüzde47 olumsuz.

"Kıbrıs'ın geleceği ve Kıbrıs sorunu konusunda iyimser veya kötümser misiniz?" sorusuna yüzde28'i "ne iyimser ne kötümserim"; yüzde28'i "oldukça kötümserim", yüzde24'ü "oldukça iyimserim", yüzde16'sı "çok kötümserim"; yüzde4'ü "çok iyimserim" yanıtını verdi.

Gazete, yeni profesyonel bir ordu kurulmasına eş zamanlı olarak askerlik süresinin düşürülmesiyle ilgili soruya yüzde64'ün olumlu, yüzde24'ün olumsuz, yüzde12'sinin "bilmiyorum,/yanıt yok" cevabını verdiğine dikkati çekti.

Habere göre "mevcut hükümet ile bir önceki (Klerides hükümeti) hükümet arasında fark var mı" sorusu ise yüzde51 "hemen hemen aynı", yüzde21 "biraz farklı"; yüzde22 "çok farklı", yüzde6 "bilmiyorum/yanıt yok" şeklinde yanıt buldu.

KIBRIS 03/10/2005

 

‘Avrupa yeni bir statü seçti’

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 70 milyonluk Müslüman bir ülkeyle birliğe ilk adımı atan AB’nin statü değiştirdiğini söyledi. Gül, “Dün Türkiye için, Avrupa için ve bölge için tarihi bir gündü” dedi.

 

NTV

Güncelleme: 15:00 tsi 04 Ekim 2005 Salı

LÜKSEMBURG - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, Lüksemburg zirvesini ortak bir basın toplantısıyla değerlendirdi. Gül konuşmasına, “Bu gün Türkiye, Avrupa ve bölge için değişik bir günün başlangıcı” sözleriyle başladı. Dışişleri Bakanı, görüşmelerin zaman zaman kesilme noktasına vardığını da hatırlattı.

Abdullah Gül, AB’nin dün Türkiye ile müzakerelere başlama kararını vermesiyle “kendi statü, kimlik ve geleceğini de tespit etmiş olduğunu” söyledi. Gül, Lüksemburg’da düzenlediği basın toplantısında, dün alınan kararın Türkiye için olduğu kadar Avrupa için de tarihi nitelik taşıdığını vurguladı.

Türkiye-AB ilişkilerinin bölge için de ayrı bir önemi olduğunu ifade eden Gül, Türkiye’nin Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Ortadoğu’da daima istikrar yayan bir ülke olduğunu, AB ile beraber Türkiye’nin bu işlevini çok daha emin ve güçlü şekilde yaymaya devam edeceğini kaydetti.

“Dün büyük bir tarihi dönemeç geçilmiştir, büyük bir adım atılmıştır” diyen Gül, Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkilerin geçmişinin çok eskilere dayandığını hatırlattı.

Türkiye’nin çağdaş dünya ile beraber olmayı ve evrensel standartları kendine taşımayı, AB ile hayata geçirmeyi planladığını söyleyen Gül, “Bu karar ile Türkiye çok daha öngörülebilir bir ülke olmuştur. Bir ülkenin geleceğinin öngörülebilir olması kadar önemli bir şey yoktur. Demokrasi, istikrar ve refah açısından bu çok önemlidir” dedi.



DAHA FAZLA ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ
Türkiye’nin bu standartları AB için olduğu kadar, kendi halkı için de istediğinin altını çizen Gül, Türk halkının daha fazla özgürlük, demokrasi için uğraştığını, uğraşmaya devam edeceğini belirtti. Gül, şöyle devam etti:

“Reformları devam ederek geliştireceğiz. Keşke bunlar AB ile bir bağlantı yokken çok önce gerçekleşmiş olsaydı ama her şey için bir vesile gerekiyor. Daha önce de birçok kereler AB bağlantısı dışında adımlar atılmıştı. Türkiye son üç yıldır demokratik bir ülke oldu demiyorum ama çok çok daha pekişmiştir, çok daha kurumsallaşmıştır. AB’nin komisyon raporuyla Türkiye’nin kritik eşiği geçtiği tespit edilmiştir, yani ilk defa halkı Müslüman olan bir ülke Avrupa standartlarında bir demokrasiyi gerçekleştirmiştir. Bu sadece Türkiye için değil, tüm dünya için çok anlamlıdır ama her şeyden önce de kendi halkımız için, kendi vatandaşlarımız için çok önemlidir. Çünkü o demokrasinin nimetlerinden bizim halkımız faydalanacaktır.”

“GÖRÜŞMELER KESİLME NOKTASINA GELDİ”
Dünkü görüşmelerin zaman zaman kesilme noktasına geldiğini hatırlatan Gül, Başbakan Erdoğan’ın Almanya, İngiltere ve İtalya başbakanlarıyla uzun telefon görüşmeleri yaptığını, kendisinin de Straw ile defalarca görüştüğünü söyledi. Sürece AB dışında birçok kurumun da katıldığını söyleyen Gül, ABD Dışişleri Bakanı Rice ve BM Genel Sekreteri Annan ile telefon görüşmeleri yaptığını açıkladı.

“BABACAN MÜZAKERE SÜRECİNİ AÇIKLAYACAK”
Başmüzakereci Ali Babacan ise Türkiye’nin yapısının birliğe üye olan diğer ülkelerden farklı olduğunu, müzakere sürecinde bu farklılığın dikkate alınacağını açıkladı. Babacan, sürece ilişkin detaylı açıklamayı önümüzdeki günlerde yapacağını söyledi.

‘Veto’ maddesine İngiltere çözümü

Ankara ile Lüksemburg arasındaki yoğun diplomasi trafiği sırasında müzakere çerçeve belgesinin tartışmalı birinci ve beşinci maddeleri üzerindeki uzlaşma İngiltere’nin çabaları sonucu sağlandı.

 

NTV-MSNBC

Güncelleme: 08:07 ET 04 Ekim 2005 Salı

LÜKSEMBURG - Müzakere çerçeve belgesinde, Türkiye’ye, Rumların Nato üyeliğini veto etmeme şartı getiren paragraf ise değiştirildi ve “Her uluslararası kuruluşun, kendi üyelik mekanizmasının bulunduğu ve bunun esas alınacağı” belirtildi.

Taslağın ilk halinde Türkiye’nin özellikle AB-NATO toplantılarında Kıbrıs Rum Kesimi’ne karşı kullandığı veto kartını ortadan kaldırması hedefleniyor ve Rumların NATO üyeliğine imkan tanınıyordu.


AB, Türkiye’nin 5. paragrafa yönelik itirazını, belgeye “Bu paragraf Türkiye’nin uluslarası kuruluşlarda yükümlülüklerine halel getirmez” şeklinde ek yaparak kaldırtmak istedi. Rum yönetimi, bu ifadelerin çerçeve belgesinde değil, Dönem Başkanı İngiltere adına yapılacak açıklamada yer almasını istedi. Ancak Ankara, buna karşı çıktı.

Sonunda İngiltere, “Her uluslararası kuruluşun kendi üyelik mekanizması bulunduğu ve bunun esas alınacağı” ifadesine, “Genel İşler Konseyi’nin, yani 25 üye ülkenin dışişleri bakanlarının onayı ile yapılan, başkanlık açıklaması metninde yer verdi. Ankara’nın Lüksemburg’daki hükümetlerarası konferansa katılma kararı da, bu gelişmenin ardından alındı.

AB Dönem Başkanı olarak İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Jack Straw’un yaptığı konuşma, otomatik olarak AB müktesebatının bir parçası haline geldiği için, hukuki bağlayıcılık taşıyor.

Belgede madde olarak yer alan ve Türkiye’ye, Rumların NATO üyeliğini veto etmeme şartı getiren paragraf ise değiştirilerek 7. paragraf olarak yer buldu. Bu maddede, “Her uluslararası kuruluşun kendi üyelik mekanizması bulunduğu ve bunun esas alınacağı” belirtildi.

Talat: AB Kıbrıs sorununu çözemez

KKTC Cumhurbaşkanı Talat, AB’nin Kıbrıs sorununu çözme kapasitesi ve araçları bulunmadığını söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 08:10 ET 04 Ekim 2005 Salı

LEFKOŞA - Mehmet Ali Talat düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin büyük bir iş başardığını ve artık Avrupa Birliği’nin bir unsuru haline geldiğini söyledi. Başbakan Erdoğan’ı dün telefonla arayarak kutladığını belirten Talat, Türkiye’nin müzakere sürecinin Kıbrıs’ı da yakından ilgilendirdiğini belirtti.

KKTC Cumhurbaşkanı, çözüm olmadan Rum Kesimi’nin Ankara tarafından tanınmasının büyük sorunlar doğurabileceğine dikkat çekti ve Kıbrıs sorununun yalnızca Birleşmiş Milletler parametreleriyle çözülebileceğine işaret etti.

Kıbrıslı Türklerin gelecekten endişe duyduğu yönündeki görüşleri değerlendiren Talat, “Kimse merak etmesin, Kıbrıs Türkleri bir kenara itilmeyecek. Biten giden hiçbir şey yok. Aksine Rumların engellediği çözüm yeniden gündeme gelecek” ifadesini kullandı.

‘Kıbrıs’ta bölünmüşlük sürdürülemez’

Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph Borrell, çeşitli temaslarda bulunmak üzere gittiği Güney Kıbrıs’ta, Ada’daki bölünmüşlüğün sürdürülebilir olmadığını söyledi.

 

NTV

Güncelleme: 06:48 ET 04 Ekim 2005 Salı

LARNAKA - Kıbrıs’taki çözümsüzlüğün bir an önce sona erdirilmesi gerektiğini belirten Borrell, Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımasının müzakerelerin ön koşulu olduğunu savundu.

Borrell’i Larnaka Havaalanı’nda karşılayan Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ise Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıs’ı ilgilendiren konularda aldığı kararları övdü. Borrell, Rum Kesimi lideri Papadopulos’la da bir araya geldikten sonra yarın KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer’le görüşecek.

Tarama süreci 20 Ekim’de başlıyor

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye’yle üyelik müzakerelerinde tarama sürecinin 20 Ekim’de bilim ve araştırma konuları ile başlayacağını açıkladı.

 

NTV

Güncelleme: 08:11 ET 04 Ekim 2005 Salı

BRÜKSEL - Avrupa Birliği Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Türkiye ve Hırvatistan’la müzakerelerin başlamasıyla ilgili basın toplantısı düzenledi.

Rehn, bu hafta Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve diğer yetkililerle müzakerelerin nasıl sürdürüleceğinin konuşulacağını söyledi. Tarama sürecine 20 Ekim’de bilim ve araştırma konularıyla başlanacağını belirten Rehn, ikinci sırada eğitim ve kültür konularının ele alınacağını söyledi.  

Müzakerelerin ilk bölümünün birkaç ay içinde açılmasını umduklarını söyleyen Rehn, tarama sürecinin yaklaşık bir yıl süreceğini ifade etti.

Tarama sürecinin müzakere dosyalarının açılmasını engellemeyeceğini belirten Rehn, 9 Kasım’da yayımlanacak ilerleme raporunda da Türkiye’deki insan hakları, ifade özgürlüğü, sendikal haklar ve müslüman olmayan dini grupların haklarıyla ilgili komisyonun tespit ve önerilerinin yer alacağını kaydetti ve bu konuların müzakere edilemez olduğunu belirtti.

AB’nin hazmetme kapasitesi ile Türkiye’nin birliğe katılımının ekonomik, siyasi ve sosyal sonuçlarının kastedildiğini belirten Rehn, bu konuya Türkiye’nin müzakere çerçevesinde bulunan bazı maddelerde gönderme yapıldığına dikkat çekti.

HIRVATİSTAN’LA KIYASLAMA YOK
Türkiye’yle müzakerelerin başlatılması kararının Hırvatistan kararından bağımsız olduğunu da savunan Rehn, iki ülke arasında büyük farklar olduğuna dikkat çekti ve her aday ülkenin kendi ölçütleri içinde değerlendirildiğini belirtti.

AB’nin hazmetme kapasitesinin incelenmeye devam edeceğini söyleyen Rehn, herşeyin birbirine paralel olarak ilerleyeceğini söyledi. Müzakerelerin ortak hedefinin üyelik olduğunu ifade eden Rehn, “Sözümüzü tuttuk. Saatleri durdurduk ve müzakerelere başladık” dedi.

Avusturya’nın tutumu utanç verici’

Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Joost Lagendijk, Avusturya’nın müzakere çerçeve belgesi sırasındaki tutumunu sert bir dille eleştirdi. Lagendijk, “AB böyle çalışmaya devam edemez” dedi.

 

NTV

Güncelleme: 19:18 04 Ekim 2005 Salı

STRASBOURG - Aynı zamanda Avrupa Parlamentosu Yeşiller grubu milletvekili olan Joost Lagendijk, Avusturya’nin bir cümle için 30 saat müzakere edilmesine neden olmasından utandığını kaydetti. Avrupa’nın bu şekilde önemli kararlar alamayacağını anlatan Lagendijk, hem Türk tarafının hem de birliğin daha güçlü siyasi liderliğe ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

Lagendijk, Türkiye’nin siyasi reformları gerçekleştirmesinin ekonomik reformlardan daha önemli olduğunu da savundu. Alman Yeşiller Partisi’nden Avrupa Parlamentosu milletvekili olan Cem Özdemir ise, Türkiye’nin yükümlülüklerinin farkında olduğunu söyledi. Aksi halde müzakerelerin askıya alınabileceğini hatırlatan Özdemir de, Avusturya’nın izlediği tutumla birliğe büyük zarar verdiğini belirtti.

‘Türkiye’de kültürel devrim olmalı’

Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, Türkiye’nin AB’ye üyelik şartlarını yerine getirebilmesi için büyük bir kültürel devrime ihtiyaç duyacağını söyledi.

AA

Güncelleme: 09:08 ET 04 Ekim 2005 Salı

PARİS - İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile görüşmesinin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Chirac, Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerine başlayarak, kültürel bir devrime giriştiğini söyledi.

Chirac, “Ancak bu devrimi başarıp, başarmayacağını henüz kimse bilmiyor” dedi. Müzakerelerin başarısız olması halinde, ayrıcalıklı ortaklık alternatifinin gündeme gelebileceğini ima eden Chirac, Türkiye’ye “hayır” demenin etrafındaki 350 milyonluk Müslüman nüfusa da, olumsuz bir mesaj göndermek anlamına geleceğini söyledi.

Jacques Chirac, “Bizim değerlerimizi yaşamak isteyen bir halka nasıl hayır diyebiliriz. Bu hangi hümanist Avrupa geleneğiyle izah edilebilir?” dedi .

İtalya Başbakanı Berlusconi de, basın toplantısında Türkiye’ye kapıyı kapamanın, “Bir aşığı reddetmek gibi” affedilemez olacağını belirtti. Böyle bir durumda bu aşkın, nefrete ya da nefrete yakın bir şeye dönüşebileceği uyarısında bulunan Berlusconi, Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin başlatılmasının Batı ile Müslüman dünyası arasında bağlantı kurulması için bir fırsat sunduğunu ifade etti.

Berlusconi, Chirac’ın Fransa’daki muhalefete rağmen sürdürdüğü Türkiye politikasını cesur ve kararlı olarak niteledi.

‘AB’nin sınırları yeniden çiziliyor’

Çetin pazarlıklar sonucu, Türkiye ile AB arasında müzakerelerin başlamasıyla son bulan Lüksemburg zirvesi, Avrupa basınında geniş yer buldu.

BBC Türkçe Servisi ve Ajanslar

NTV

Güncelleme: 08:08 ET 04 Ekim 2005 Salı

İSTANBUL - Guardian gazetesi Lüksemburg’da saatler süren pazarlıklardan sonra varılan uzlaşmayı, “Diplomatik çıkmaz aşıldı ve Avrupa Türkiye’yi kucakladı” manşetiyle verdi.

Gazete, müzakerelerin başarıyla sonuçlanması halinde AB’nin nüfusunun 500 milyona ulaşacağını, nüfusun beşte birinin Müslüman olacağını belirtti.
AB yolunda yeni dönem

İngiltere Başbakanı Tony Blair’in, Türkiye’nin üyeliğinin Avrupa’da yaşayan Müslümanlarla ilişkilerin düzelmesine de katkıda bulunacağına inandığını belirten gazete, “Avrupa, laik Müslüman bir demokrasi olan Türkiye’yi reddetmeyerek doğru olanı yaptı. Aksi halde bayağı bir popülizme ve önyargılara teslim olacaktı” yorumunu yaptı.

‘MİLLİYETÇİLİK AB’NİN DÜŞMANI’
Münih Üniversitesi’nden Sosyoloji Profesörü Ulrich Beck ise Guardian‘daki yazısında, milliyetçiliğin AB’nin düşmanı haline geldiğini, 21’inci yüzyılda küresel bir güç olabilmesi için bununla başa çıkılması gerektiğini belirterek, “Türkiye dışarıda bırakılırsa, Avrupa Birliği jeopolitik anlamda etkinliğini muazzam ölçüde yitirir” ifadelerini kullandı.

‘AB’NİN SINIRLARI YENİDEN ÇİZİLİYOR’
Independent gazetesi de manşetinde Türkiye’yi komşularıyla gösteren bir harita yayımladı ve “Avrupa Birliği’nin sınırları yeniden çiziliyor” diye yazdı.

Gazete, Türkiye’nin üyeliğiyle Avrupa Birliği’nin Irak, Suriye, İran, Emenistan, Gürcistan ve Azerbaycan’la komşu olacağını göstererek, “Başlangıçta Avrupa’daki bölünmüşlüğü ortadan kaldırma fikrinin ürünü olan AB, şimdi İslam dünyasıyla Batı arasında köprü kurma projesine dönüşüyor” satırlarına yer verdi.

Independent yazarı Simon Tisdall ise, Türkiye’nin krizin çözümü için ABD’den yardım istemesinin Avrupa halkı için aşağılayıcı bir durum olduğunu öne sürdü.

‘KORKULAR MÜZAKERE SÜRECİNDE AZALACAK’
Times gazetesi ise başyazısında Türkiye’ye karşı duyulan kuşku ve korkuların, müzakere süreci içinde azalacağını belirterek “Türkiye’yi üyelik şansından mahrum bırakmak, bu ülkedeki reformculara ihanet olacaktı. AB tersini yaparak kendisine şüpheyle bakan Müslümanlara farklı kültürleri kucaklama iddiasında samimi olduğunu kanıtlama fırsatı elde etti” dedi.

‘AB İMAJINI DÜZELTMELİ’
Daily Telegraph ise Türkiye konusunda anlaşmanın son dakikada gelmesinin Avrupa’nın imajı açısından iyi olmadığını ancak birliğin hala bu imajı düzeltme şansı olduğunu yazdı.  

Gazete, “70 milyonluk yoksul bir ülkeyi hazmetmenin kolay olmayacağını ama uzun ve zorlu geçecek görüşme süreci Türkiye’ye dönüşüm süreci Avrupalı liderlere de seçmenlerini, kültürel fay hattının beşiğindeki canlı bir demokrasinin üyeliğine hazırlamak için zaman kazandıracağını ifade etti.

‘AVRUPA ÇOK ŞEY KAZANACAK’
Financial Times da başyazısında genişlemenin sağlayacağı faydaların halka anlatılmasının siyasi cesaret gerektidiğini belirterek şöyle diyor: “Üyelik perspektifi daha şimdiden Türkiye’de ekonomik, siyasi ve sosyal dönüşümde son derece teşvik edici bir rol oynadı. Türkiye’nin üyeliğinden Avrupa da çok şey kazanacak. AB, Orta Doğu’da ve Orta Asya’da önemli ve stratejik rol oynayan, genç nüfusu ve dinamik bir ekonomisi olan Türkiye’yi bünyesine alacak.”

‘AVUSTURYA CESUR DAVRANDI’
Avusturya’da yayımlanan Der Standart, Türkiye’ye imtiyazlı ortaklık seçeneğinde ısrar eden Avusturya’nın birlik içinde yalnızlığa düştüğünü yazdı. Başka bir Avusturya gazetesi olan Die Presse ise, tam aksini savunarak “Viyana riskli bir oyun oynadı ve kazandı. Avrupa vatandaşlarının Türkiye’ye karşı muhalefetini cesurca dile getiren tek ülke Avusturya oldu. Ayrıca Lüksemburg’da Avusturya halkının hislerine de tercüman olundu. Halkın yüzde 80’i Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkıyor. Avusturya ayrıca Hırvatistan’a verdiği destekle güney Avrupa’da konumunu güçlendirdi” yorumunu yaptı.

Kurier gazetesinin değerlendirmesine göre muhafazakar politikacılar, Türkiye’nin tam üyeliğine karşı pek çok ülke Avusturya’ya Lüksemburg’daki tavrından dolayı minnettar olacağı için elinin güçlendiğini düşünüyor.

‘KÖTÜ BİR NİŞAN TÖRENİ’
Almanya’da yayımlanan Die Tageszeitung, Viyana’nın Lüksemburg’daki tavrının Avrupa Birliği’nin güvenilirliğine zarar verdiğini belirtiyor. Der Tagesspiegel ise Türkiye’yle Avrupa Birliği arasında son 48 saatte yaşananları, “Lüksemburg’da yaşananlar işlerin kötüye sardığı bir nişan törenine benziyor. Avrupa Birliği nişanın arefesinde ‘Acaba arkadaş olarak kalmak daha mı iyiyidi’ diye düşünen gelin gibi davrandı. Abdullah Gül’e de törene gidip gitmeyeceğine karar veremeyen ve sonunda duyguları incinmiş bir damat rolü düştü” örneğiyle anlattı.

Die Welt gazetesi, “Brüksel ile Ankara arasında sinir harbi” başlığıyla verdiği bir haberinde, AB’nin müzakerelere başlanması konusunda tereddüt etmesinin Türkiye’deki aşırı milliyetçi çevreleri harekete geçirdiği belirtildi.

Bild gazetesi ise “Avusturyalıların neden Türklere karşı bir kompleksleri var?” başlığıyla verdiği haberde, Avusturya’nın, Viyana kuşatmasından bu yana yeniden Hıristiyanlık alemini Müslüman akımına karşı koruma duygusuna kapıldığı, aksi takdirde Avusturya’nın dünkü tutumunu açıklamanın mümkün olmadığı görüşüne yer verildi.

Frankfurter Rundschau gazetesinde, üyelik müzakerelerine başlanmasının gecikmesinin, Türkiye’de AB ile ilgili tereddütleri daha da arttırdığı görüşüne yer verilirken, Frankfurter Allgemeine gazetesi de, Avusturya’nın son anda ‘pes etmesi’ ile müzakerelerin başladığına işaret etti.

‘TÜRKİYE BÜYÜK BİR KOZ’
Belçika’da yayımlanan muhafazakar La Libre Belgique gazetesi, “Türkiye’ye Avrupa ufuğu açıldı” başlığıyla verdiği haberde, “Ramazan’ın başlamasına birkaç saat kala, Ankara AB koşullarını kabul etti” ifadesini kullandı.

“AB kamuoyunun kötümserliğine rağmen Avrupalı bakanların büyük bir kısmı, Türkiye’nin Avrupa istikrar ve stratejisi açısından büyük bir koz olduğunu düşünüyor” diyen gazete, müzakerelerin başlamasını, tarihi bir gün olarak niteledi.

‘POLİTİKA DEĞİL TİYATRO’
Le Soir gazetesi, “Türkiye-AB: İnşallah” başlığı ile verdiği haberinde, Türkiye’nin AB’ye katılım müzakerelerine başlamasının çok az AB başkentini heyecanlandırdığını belirterek, “Lüksemburg’daki, politikadan ziyade tiyatroydu” ifadesini kullandı. Gazete, “ABD, Türkiye’nin bir gün büyük Avrupa ailesine katılmasını kararlaştırmıştı. Hepsi bu” ve “Güvensizlik ortamında nişanlanan AB ve Türkiye’yi geçimsizlik yılları bekliyor” gibi yorumlarda bulundu.

La Derniere Heure gazetesi, Lüksemburg’da yaşanan hareketli saatleri, “AB ve Türkiye bütün gün kedi-fare oyunu oynadı” ifadeleriyle anlattı. Finans ve anayasa krizlerini yaşayan AB’nin yeni ve büyük bir krize daha sürüklenmek üzere olduğunu, sonunda Türkiye’ye yeşil ışık yakıldığını yazan gazete, “Zor bir doğum oldu, umarız bebek sağlam ve sorunsuz olur” dedi.

‘KÖTÜ SONUÇ HERKESİN ZARARINA’
“Ankara, bu uzun müzakere sürecinde sadece hükümetleri değil, Avrupa vatandaşlarını da ikna etmek zorunda olduğunu anlamak zorunda” ifadesini kullanan İspanyol El Pais gazetesi, “Türkiye’nin bu macerasının sonu garanti edilmiş değil ama kötü sonuçlanırsa bu herkes için kötü olur” değerlendirmesinde bulundu.

ABC gazetesi “AB, Türkiye ile genişleme tarihinin en zor sürecine atılıyor” derken, La Vanguardia ise AB tarihinin en karışık katılım müzakeresinin başladığını yazdı.

‘AB, NAMUSUNU KURTARDI’
Hollanda basını, varılan uzlaşmanın ardından müzakerelere geçilmesini memnuniyetle karşıladığını belirten Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot’un, AB’nin bu uzlaşmayla bir anlamda “namusunu kurtardığı” görüşüne yer verdi. De Telegraaf gazetesi, AB’nin Avusturya’nın diz çökmesinden sonra rahat nefes aldığı yorumunu yaptı.

Müzakere Çerçeve Belgesi ne diyor?

AB ile Türkiye arasında yürütülecek müzakerelerde yol haritasını oluşturan Müzakere Çerçeve Belgesi, üç bölümden oluşuyor.

AA

Güncelleme: 16:11 TSI 04 Ekim 2005 Salı

İSTANBUL - İlk bölümde müzakerelerin kuralları, ikinci bölümde özü, üçüncü bölümde ise prosedürü yer alıyor. Müzakerelerin kurallarıyla ilgili bölümde, Türkiye’den beklentilerle birlikte, müzakerelerin ilerlemesi ve askıya alınmasına ilişkin koşullara geniş biçimde yer veriliyor.

MÜZAKERELERİN KURALLARI
Müzakerelerin, Türkiye’nin liyakatına dayanacağı ve hızının, Türkiye’nin üyelik gereklerini karşılama yönünde kaydettiği ilerlemelere bağlı olacağı” vurgulanan bu bölümde, “AB dönem başkanıülkenin ya da AB Komisyonu’nun, hangisi uygunsa, karar organı AB Konseyi’ni devamlı olarak bilgilendireceği” vurgulanıyor.

Belgede, AB Konseyi’nin durumu düzenli olarak kontrol altında tutabileceği hatırlatılıyor.

‘AB’nin, kendi üstüne düşenler çerçevesinde, müzakerelerin sonucaulaştırılması için gerekli şartların karşılanıp karşılanmadığını uygunzaman içinde kararlaştıracağı’ belirtilen belgede, bunun aşağıda yer alan ilgili maddede sıralanan şartların Türkiye tarafından yerine getirildiğini teyit eden bir AB Komisyonu raporu temelinde yapılacağı kaydediliyor.

*Müzakerelerin kurallarının belirlendiği bu bölümde, AB Konseyi’ninAralık 2004 zirve kararına atıfta bulunuluyor ve müzakerelerin AB Anlaşması’nın 49. maddesini temel aldığı ifade ediliyor.
Bu bölümde özetle şu görüşlere yer veriliyor:

*Müzakerelerin ortak hedefi katılımdır. Bu müzakereler ucu açık bir süreç olup, sonucu önceden garanti edilemez. Kopenhag kriterlerinin tam değerlendirmesi, AB’nin hazmetme kapasitesi de göz önüne alınarak, eğer Türkiye’nin tüm üyelik yükümlülüklerini tamamen üstlenecek konumda olmadığını ortaya koyarsa, Türkiye’nin mümkün olan en güçlü bağ ile Avrupa yapılarına bağlanması sağlanmalıdır.

*Genişleme, Birliğin ve üye devletlerinin katıldığı sürekli entegrasyon sürecini güçlendirmelidir. Birliğin uyum ve etkinliğini korumak için her türlü çaba sarf edilmelidir. 1993 Kopenhag AB Konseyi toplantısının sonuçlarına uygun olarak, Birliğin bir yandan Avrupa entegrasyonunun momentumunu korurken öte yandan Türkiye’yi özümseme kapasitesi, hem Birliğin hem de Türkiye’nin genel menfaati açısından göz önüne alınması gereken önemli bir noktadır. Komisyon müzakereler sırasında bu kapasiteyi 2004 Ekim kararlarına uygun olarak izleyecektir.

*Müzakereler, Türkiye’nin 1993’te Kopenhag’da AB Konseyi’nce belirlenen siyasi kriterleri, özellikle de daha sonra AB Antlaşması madde 6(1)de kabul edilen ve Temel Haklar Şartında ilan edilen kriterleri yeterli ölçüde karşılamasına dayanarak açılmıştır. AB, Türkiye’den reform sürecini sürdürmesini ve ilgili Avrupa içtihadı da dahil olmak üzere özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ilkeleriyle ilgili olarak daha fazla iyileşme sağlanması yönünde çabalamasını, özellikle işkence ve kötü muameleye karşı mücadelede sıfır tolerans politikasıyla ve ifade özgürlüğü, din özgürlüğü, kadın hakları, sendika haklarını içeren ILO standartları ve azınlık haklarıyla ilgili hükümlerin uygulanmasında mevzuatı ve uygulama tedbirlerini pekiştirmesini ve genişletmesini beklemektedir. Birlik ve Türkiye yoğun siyasi diyaloglarına devam edecektir. Bu alanlarda, özellikle temel özgürlükler ve insan haklarına tam saygı konularında kaydedilen ilerlemelerin geri dönülmezliğini ve tam ve etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak için, ilerlemeler Komisyon tarafından yakından izlenmeye devam edecek olup, Komisyon yıllık rapor ve 2004’teki raporu da göz önüne alarak, düzenli aralıklarla bu konudaki raporlarını Konseye sunmaya devam etmeye çağrılmaktadır.


MÜZAKERELERİN ASKIYA ALINMA KOŞULU
Birliğin temelini oluşturan özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere tam saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin Türkiye’de ciddi ve ısrarlı bir şekilde ihlal edilmesi durumunda, Komisyon, kendi inisiyatifiyle veya üye devletlerin üçte birinin talebi üzerine, müzakerelerin askıya alınmasını önerebilir ve müzakerelerin tekrar başlaması için karşılanması gereken koşullara yönelik tekliflerde bulunabilir.
 

Konsey, Türkiye’yi dinledikten sonra,müzakerelerin askıya alınıp alınmaması veya müzakerelerin yeniden başlaması için aranacak koşullarla ilgili bu tür bir öneriyi nitelikliçoğunluk esasına göre kararlaştıracaktır. Üye devletler, Hükümetlerarası Konferanstaki genel oybirliği şartından bağımsız olarak Hükümetlerarası Konferansta Konsey kararına uygun olarak hareket edeceklerdir. Avrupa Parlamentosu’na bilgi verilecektir.

MÜZAKERELERİN İLERLEMESİ
“Müzakerelerin ilerlemesinin, ekonomik ve sosyal bir birleşme çerçevesi kapsamında Türkiye’nin katılıma hazırlık aşamasında kaydettiği ilerleme ile 2. paragraftaki AB Komisyonu’nun raporuna göreyönlendirileceği” ifade edilen belgede, ‘Üyelik için aşağıdaki gerekleri belirleyen Kopenhag kriterlerinin yerine getirilmesi gerektiği’ belirtiliyor:
*Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlıklarasaygı ve azınlıkların korunmasını teminat altına alan kurumların istikrarı;
*İşleyen bir pazar ekonomisinin varlığı ve Birlik içindeki rekabetçi baskıyla ve pazar güçleriyle başa çıkabilme kapasitesi;
*Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin amaçlarına uygunluk ve müktesebatın etkin bir şekilde uygulanması ve yürütülmesi için gerekliidari kapasite dahil olmak üzere, üyeliğin getirdiği yükümlülükleri üstlenebilme yetisi.

Bu bölümde ayrıca şu taleplere yer veriliyor:
*Türkiye’nin iyi komşuluk ilişkileri yönünde verdiği açık taahhüt ve henüz çözümlenmemiş olan tüm sınır ihtilaflarını, gerektiğinde Uluslararası Adalet Divanı’nın zorunlu yargılama yetkisi de dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler Şartına göre, ihtilafların sulh yoluyla halli ilkesine uygun olarak çözüme kavuşturmayı taahhüt etmesi;

*Kapsamlı bir çözüm için uygun ortamın yaratılmasına katkıda bulunmaya yönelik adımlar atılması ve Kıbrıs Cumhuriyeti (Rum kesimi) dahil tüm AB ülkeleriyle Türkiye arasındaki ikili ilişkilerin normalleştirilmesinde ilerleme kaydedilmesinin yanı sıra BM nezdinde ve Birliğin üzerine inşa edildiği ilkeler doğrultusunda, Türkiye’nin Kıbrıs sorunu için kapsamlı bir çözüme ulaşma çabalarını devamlı olarak desteklemesi.

*Türkiye’nin Ortaklık Anlaşmasında ve Ortaklık Anlaşmasını tüm yeni AB üye devletlerini içine alacak şekilde genişleten Ek Protokolünde yer alan yükümlülükleri, özellikle de AB-Türkiye gümrük birliğine ve düzenli aralıklarla revize edilen Katılım Ortaklığının uygulanmasına yönelik yükümlülükleri yerine getirmesi.

ÜYELİK ÖNCESİ SÜREÇ
‘Türkiye’nin, üye devletler ve birlik tarafından kabul edilen tutum ve politikalarla, (bu örgütler ve düzenlemelerdeki AB ülkelerinin üyelikleri de içinde olmak üzere) uluslararası örgütler içindeki kendi pozisyonunu ve üçüncü ülkelere ilişkin politikalarını, katılıma kadar olan dönemde içinde uyarlaması gerektiği’ belirtilen belgede, ‘Türkiye’nin, tüm diğer katılım müzakerelerinin sonuçlarını,katılımı zamanındaki haliyle kabul etmelidir’ ifadesine yer veriliyor.

Lüksemburg’da yapılan yoğun müzakerelerden sonra, İngiltere, AB Konseyi ülkelerinin de onayı ile, bu maddenin Türkiye aleyhine yorumlanmamasını talep eden bir bölümün müktesebatın içine dahil edilmesini kabul etti. Bu bölüm, ileride Rum Kesimi’nin, NATO gibi uluslararası bir kuruluşa üye olma talebi halinde, Türkiye’nin veto koyma hakkını korumayı hedeflediği bildirildi.

Müzakerelerin kurallarıyla ilgili bölümün sonunda ayrıca özetle şu görüşlere yer veriliyor:
“Katılım müzakerelerine paralel olarak, Birlik Türkiye ile yoğunbir siyasi diyaloga ve sivil toplum diyaloguna girecektir. Kapsamlı sivil toplum diyalogunun amacı, halkları bir araya getirmek yoluyla karşılıklı anlayışı arttırmak olacaktır.”

 

Müzakere başlıkları

Avrupa Birliği’nin Türkiye ile yapacağı tam üyelik müzakereleri 35 bölümden oluşuyor:

 

AA

Güncelleme: 11:05 04 Ekim 2005 Salı

- Bu bölümler sırasıyla şu şekilde:

1-Malların serbest dolaşımı.
2-İş gücünün serbest dolaşımı
3-Yerleşme hakkı ve hizmet sağlama özgürlüğü
4-Sermayenin serbest dolaşımı
5-Kamu ihaleleri
6-Şirketler hukuku
7-Fikri haklar hukuku
8-Rekabet politikası
10-Bilgi toplumu ve medya
11-Tarım ve kırsal kesim kalkınması
12-Gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı politikası
13-Balıkçılık
14-Ulaştırma politikası
15-Enerji
16-Vergilendirme
17-Ekonomi ve para politikası
18-İstatistik
19-Sosyal politika ve istihdam
20-Şirketler ve sanayi politikası
21-Avrupa üzerinden giden ulaştırma ağları
22-Bölgesel politika
23-Hukuki ve temel haklar
24-Adalet, özgürlük ve güvenlik
25-Bilim ve araştırma
26-Eğitim ve kültür
27-Çevre
28-Tüketim ve sağlık koruması
29-Gümrük birliği
30-Dış ilişkiler
31-Dış güvenlik ve savunma
32-Mali kontrol
33-Mali ve bütçe koşulları
34-Kurumlar
35-Diğer konular

Müzakere prosedürünün detayları

Müzakere Çerçeve Belgesi’nin üçüncü bölümünde, “müzakere prosedürü”ne yer veriliyor.

 

AA

Güncelleme: 11:05 04 Ekim 2005 Salı

-          AB Komisyonu’nun, Türkiye’nin belli alanlarda müzakerelerin başlatılabilmesi için ne derece hazırlıklı olduğunu değerlendireceği ifade edilen bu bölümde, ‘AB Komisyonu’nun, yine müzakereler sırasında gündeme gelmesi en muhtemel olan sorunların emarelerini önceden elde etmek için, tarama olarak adlandırılan resmi bir süreç çerçevesinde müktesebatı inceleyeceği’ hatırlatılıyor.

‘Tarama amaçları çerçevesinde ve tarama sonrasında gerçekleştirilecek müzakereler için, müktesebatın her biri belli bir politika alanını kapsayan bir dizi başlığa ayrılacağı’ vurgulanan belgede, ‘bu başlıkların bir listesinin ekte sunulduğu’ belirtiliyor.

BAŞLIKLAR ÜZERİNDE MUTABAKAT, TÜM BÖLÜMLER MUTABAKAT SAĞLANINCA GEÇERLİ OLACAK
‘Müzakerelerin belli bir başlığı hakkında Türkiye ya da AB tarafından ifade edilecek görüşler hiçbir şekilde başka başlıklarla ilgili olarak takınılacak tutumu etkilemeyeceği’ kaydedilen metinde,’Ayrıca, müzakereler sırasında, kısmi olanlar da dahil olmak üzere, belli başlıklar üzerinde varılan mutabakat, tüm bölümler üzerinde tam bir mutabakata varılana dek nihayete ermiş sayılamayacağı’ ifade ediliyor.

‘Türkiye’nin katılıma yönelik kaydettiği ilerlemeler hakkında AB Komisyonu tarafından hazırlanan düzenli raporların ve özellikle de tarama sırasında AB Komisyonu’nun elde ettiği bilgileri esas alarak, AB Konseyi’nin, AB Komisyonu’nun teklifi üzerine oybirliğiyle hareket ederek, bir başlığın geçici olarak kapatılması ve uygun olduğu yerlerde, başlığın açılması için karşılaştırma ölçütleri tespit edeceği’ vurgulanan belgede daha sonra şunlar kaydediliyor:

*Birlik bu karşılaştırma ölçütlerini Türkiye’ye bildirecektir. İlgili başlığa bağlı olarak, özellikle işleyen bir pazar ekonomisinin varlığına, mevzuatın müktesebatla uyumuna, ve yeterli bir idari ve adli kapasitenin olduğunu ortaya koymak için müktesebatın temel unsurlarının uygulanmasında tatmin edici bir seyir izlendiğine ilişkinnet karşılaştırma ölçütleri bulunacaktır.

*İlgili yerlerde, karşılaştırma ölçütleri aynı zamanda Ortaklık Anlaşmasının altındaki taahhütlerin, özellikle de AB-Türkiye gümrük birliğiyle ilgili olan taahhütlerin ve müktesebat çerçevesindeki şartları yansıtan taahhütlerin yerine getirilmesini de içerecektir.

*Müzakerelerin geniş bir süreyi kapsadığı hallerde ya da yeni müktesebat gibi yeni öğelerin dahil edilmesi amacıyla bir başlığa dahasonraki bir tarihte geri dönüldüğü hallerde, var olan karşılaştırma ölçütleri güncellenebilir.

Belgede şu görüşlere yer veriliyor:

*Türkiye’den müktesebatla ilgili olarak tavrını belirtmesi ve ölçütleri karşılama konusunda kaydettiği ilerlemeleri rapor etmesi istenecektir.

*Müktesebatın uygun idari ve adli yapılar vasıtasıyla etkin ve verimli bir şekilde uygulanması da dahil olmak üzere,

*Türkiye tarafından doğru bir şekilde iç hukuka aktarılması ve uygulanması, müzakerelerin hızını belirleyecektir.

*Bu amaçla Komisyon, Komisyon tarafından ya da Komisyon adına uzmanlar tarafından yapılacak yerinde incelemeler de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçlardan yararlanarak Türkiye’nin tüm alanlarda kaydettiği ilerlemeyi yakından izleyecektir.

*Komisyon, AB Ortak Pozisyonları taslağını sunarken Türkiye’nin belli bir alanda kat ettiği ilerleme hakkında Konseyi bilgilendirecektir.

*Konsey, söz konusu başlık hakkındaki müzakerelerle ilgili olarak atacağı ileriye dönük adımları kararlaştırırken bu değerlendirmeyi gözönünde bulunduracaktır.

*AB’nin her bir başlıkla ilgili müzakereler için isteyebileceği ve Türkiye tarafından Konferansa temin edilecek olan bilgilere ek olarak, Türkiye’den belli bir başlıkla ilgili müzakerelerin geçici kapanışından sonra bile müktesebatla uyum ve müktesebatın uygulanması konularında kat edilen ilerlemeler hakkında düzenli aralıklarla ayrıntılı, yazılı bilgi vermesi istenecektir.

*Müzakeresi geçici olarak kapatılan bölümlerin söz konusu olduğu hallerde, özellikle Türkiye’nin taahhütlerini ya da önemli karşılaştırma ölçütlerini yerine getiremediği yerlerde Komisyon müzakerelerin tekrar açılmasını önerebilir.”

‘Tarama amaçları çerçevesinde ve tarama sonrasında gerçekleştirilecek müzakereler için, müktesebatın her biri belli bir politika alanını kapsayan bir dizi başlığa ayrılacağı’ vurgulanan belgede, ‘bu başlıkların bir listesinin ekte sunulduğu’ belirtiliyor.

BAŞLIKLAR ÜZERİNDE MUTABAKAT, TÜM BÖLÜMLER MUTABAKAT SAĞLANINCA GEÇERLİ OLACAK
‘Müzakerelerin belli bir başlığı hakkında Türkiye ya da AB tarafından ifade edilecek görüşler hiçbir şekilde başka başlıklarla ilgili olarak takınılacak tutumu etkilemeyeceği’ kaydedilen metinde,’Ayrıca, müzakereler sırasında, kısmi olanlar da dahil olmak üzere, belli başlıklar üzerinde varılan mutabakat, tüm bölümler üzerinde tam bir mutabakata varılana dek nihayete ermiş sayılamayacağı’ ifade ediliyor.

‘Türkiye’nin katılıma yönelik kaydettiği ilerlemeler hakkında AB Komisyonu tarafından hazırlanan düzenli raporların ve özellikle de tarama sırasında AB Komisyonu’nun elde ettiği bilgileri esas alarak, AB Konseyi’nin, AB Komisyonu’nun teklifi üzerine oybirliğiyle hareket ederek, bir başlığın geçici olarak kapatılması ve uygun olduğu yerlerde, başlığın açılması için karşılaştırma ölçütleri tespit edeceği’ vurgulanan belgede daha sonra şunlar kaydediliyor:

*Birlik bu karşılaştırma ölçütlerini Türkiye’ye bildirecektir. İlgili başlığa bağlı olarak, özellikle işleyen bir pazar ekonomisinin varlığına, mevzuatın müktesebatla uyumuna, ve yeterli bir idari ve adli kapasitenin olduğunu ortaya koymak için müktesebatın temel unsurlarının uygulanmasında tatmin edici bir seyir izlendiğine ilişkinnet karşılaştırma ölçütleri bulunacaktır.

*İlgili yerlerde, karşılaştırma ölçütleri aynı zamanda Ortaklık Anlaşmasının altındaki taahhütlerin, özellikle de AB-Türkiye gümrük birliğiyle ilgili olan taahhütlerin ve müktesebat çerçevesindeki şartları yansıtan taahhütlerin yerine getirilmesini de içerecektir.

*Müzakerelerin geniş bir süreyi kapsadığı hallerde ya da yeni müktesebat gibi yeni öğelerin dahil edilmesi amacıyla bir başlığa dahasonraki bir tarihte geri dönüldüğü hallerde, var olan karşılaştırma ölçütleri güncellenebilir.

Belgede şu görüşlere yer veriliyor:

*Türkiye’den müktesebatla ilgili olarak tavrını belirtmesi ve ölçütleri karşılama konusunda kaydettiği ilerlemeleri rapor etmesi istenecektir.

*Müktesebatın uygun idari ve adli yapılar vasıtasıyla etkin ve verimli bir şekilde uygulanması da dahil olmak üzere,

*Türkiye tarafından doğru bir şekilde iç hukuka aktarılması ve uygulanması, müzakerelerin hızını belirleyecektir.

*Bu amaçla Komisyon, Komisyon tarafından ya da Komisyon adına uzmanlar tarafından yapılacak yerinde incelemeler de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçlardan yararlanarak Türkiye’nin tüm alanlarda kaydettiği ilerlemeyi yakından izleyecektir.

*Komisyon, AB Ortak Pozisyonları taslağını sunarken Türkiye’nin belli bir alanda kat ettiği ilerleme hakkında Konseyi bilgilendirecektir.

*Konsey, söz konusu başlık hakkındaki müzakerelerle ilgili olarak atacağı ileriye dönük adımları kararlaştırırken bu değerlendirmeyi gözönünde bulunduracaktır.

*AB’nin her bir başlıkla ilgili müzakereler için isteyebileceği ve Türkiye tarafından Konferansa temin edilecek olan bilgilere ek olarak, Türkiye’den belli bir başlıkla ilgili müzakerelerin geçici kapanışından sonra bile müktesebatla uyum ve müktesebatın uygulanması konularında kat edilen ilerlemeler hakkında düzenli aralıklarla ayrıntılı, yazılı bilgi vermesi istenecektir.

*Müzakeresi geçici olarak kapatılan bölümlerin söz konusu olduğu hallerde, özellikle Türkiye’nin taahhütlerini ya da önemli karşılaştırma ölçütlerini yerine getiremediği yerlerde Komisyon müzakerelerin tekrar açılmasını önerebilir.”

En zorlu başlıklar tarım ve çevre

Avrupa Ekonomik Topluluğu adı altında 6 üye ile yolculuğuna başlayan ve bugün 25 üyesi bulunan AB’nin son genişleme hareketi, müzakere sürecinde Türkiye’nin zorlanabileceği alanlar hakkında önemli ipuçları veriyor.

 

AA

Güncelleme: 09:10 ET 04 Ekim 2005 Salı

İSTANBUL - AB’nin yeni üyelerinden özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin müzakere süreçleri yakından incelendiğinde, en çok zaman alan ve geçişsüreçleri taleplerinin fazla olduğu konular arasında tarım, işgücünün serbest dolaşımı ve çevre başlıkları göze çarpıyor.

Türkiye’de olduğu gibi, AB’nin yeni 15 üyesinde de tarımın ekonomide diğer AB ülkelerine oranla daha geniş yer alması, tarım konusunu müzakerelerin en zorlu, kapsamlı ve uzun süren başlığı haline getirdi.

AB’nin 2006’ya kadar planlanan bütçesinde yeni üyelerin tarımpolitikalarını uyumlaştırmasına destek olacak fonlar ayrılmış olsa da,bu fonların sübvansiyonları kapsamaması yeni üyelerin sorunlarla karşılaşmalarına neden oldu.

Tarım politikaları AB bütçesinin neredeyse yarısını oluştururken, bu politikaların yürütülmesi konusunda ise şiddetli tartışmalar sürüyor.

Çevre başlığı söz konusu olduğunda ise Türkiye’nin de AB’nin yeni üyeleriyle benzer sıkıntılarla karşı karşıya kalacağı açıkça görülüyor. Türkiye de müzakere sürecinde özellikle Orta ve Doğu Avrupaülkeleri gibi hava kalitesi, atıkların yönetimi, endüstriyel atıklarınkontrolü konularındaki düzenlemeleri karşılayabilmek için önemli yatırımlara ihtiyaç duyacak.

Çevre, AB’nin bugüne kadar ki genişleme deneyimleri içinde, aday ülkelerin en fazla geçiş dönemi istediği konubaşlığı olmuş. AB içindeki çevre lobileri ise bazı alanlarda uzun geçiş dönemleri tanımaya, AB’nin bütününün sağlığını tehdit etme risklerini gerekçe göstererek karşı çıkıyor.

AB istatistiklerine bakıldığında, 10 yeni üyenin AB çevre yasalarını tam olarak karşılamalarının yatırım maliyetinin 120 milyar avro olarak tahmin edildiği görülüyor. Bu rakam, tarımla birlikte çevrenin neden müzakerelerin en zorlu başlığı olacağını anlatmaya yeterli görünüyor.

 

Müktesebat sorumlulukları

AB ile Türkiye arasında tam üyelikmüzakerelerinde yol haritası görevi görecek Müzakere Çerçeve Belgesi’nin “müzakerelerin özü” başlıklı ikinci bölümünde, AB müktesebatına ilişkin sorumluluklar yer alıyor.

 

AA

Güncelleme: 11:05 04 Ekim 2005 Salı

- AB’ye katılımın, birlik sisteminin ve birliğin “müktesebatı” olarak bilinen kurumsal çerçevenin getirdiği hak ve yükümlülüklerin kabulü anlamına geldiği vurgulanan bu bölümde, Türkiye’nin, bu müktesebatı katılım zamanındaki şekliyle uygulaması gerektiği ifade ediliyor. Ayrıca, mevzuatın uyumlu hale getirilmesine ek olarak, katılımın aynı zamanda müktesebatın zamanında ve etkin bir şekilde uygulanması anlamına geldiği vurgulanıyor.

Müktesebatın içerdiği bölümler kısaca şöyle özetleniyor:

*AB Birliği’nin üzerine kurulduğu antlaşmaların içeriği, ilkelerive siyasi hedefleri;
*Antlaşmalar uyarınca benimsenen mevzuat ve kararlar ve Adalet Divanı’nın içtihadı;
*Kurumlar arası anlaşmalar, kararlar, beyanatlar, tavsiyeler, kılavuzlar gibi, yasal olarak bağlayıcı olan ya da olmayan, Birlik çerçevesinde benimsenmiş diğer belgeler;
*Ortak dışişleri ve güvenlik politikaları çerçevesindeki ortak eylemler, ortak tutumlar, bildirgeler, sonuçlar ve diğer belgeler;
*Adalet ve içişleri çerçevesinde kabul edilen ortak eylemler, ortak tutumlar, imzalanan sözleşmeler, tavsiyeler, beyanatlar ve diğer belgeler;
*Birlik faaliyetlerine ilişkin olarak topluluğun, toplulukla birlikte üye devletlerin, birliğin ve kendi aralarında üye devletlerinakdettiği uluslararası anlaşmalar.

MÜKTESEBAT TÜRKÇEYE ÇEVRİLECEK
Belgede, “Türkiye’nin, katılımdan yeterli bir süre önce müktesebatın Türkçeye çevirisini ve katılımdan sonra AB kurumlarının çalışmalarını aksatmadan yerine getirmesini temin edecek yeterli sayıda yazılı ve sözlü çevirmeni eğitmesi gerektiğine” dikkat çekiliyor.

“Sonuç olarak ortaya çıkan ve bir üye devlet olarak Türkiye’nin uymak zorunda olacağı haklar ve yükümlülükler, Türkiye ile topluluklararasındaki tüm mevcut ikili anlaşmaların ve Türkiye tarafından akdedilen, üyelik yükümlülükleriyle uyumlu olmayan tüm diğer uluslararası anlaşmaların sona ereceği anlamına gelmektedir” denilen belgede, “Ortaklık Anlaşmasının müktesebattan ayrılan hükümleri, katılım müzakerelerinde emsal olarak kabul edilemez” ifadesi kullanılıyor.

“TÜRKİYE’NİN ÖZEL DURUMLARI”
Türkiye’nin müktesebattan doğan hak ve yükümlülükleri kabul etmesinin, müktesebatta belli uyarlamaların yapılmasını gerektirebileceği belirtilen belgede, “Gerektiğinde müktesebatta belli uyarlamalara karar verilirken, üye devletlerin müktesebatı benimserken uyguladıkları ve o müktesebatın ayrılmaz parçası haline gelmiş olan ilkeler, kriterler ve parametrelerin esas alınacağı ve Türkiye’nin özel durumları göz önüne bulundurulacağı” belirtiliyor.

“Birliğin, zaman ve kapsam açısından sınırlı olması ve müktesebatın uygulanmasına ilişkin olarak açıkça tanımlanmış aşamaları içeren bir plan eşliğinde olması koşuluyla, geçici tedbirler için Türkiye’den gelecek talepleri kabul edebileceğine” dikkati çekilen belgede, “iç pazarın genişletilmesiyle bağlantılı alanlar için, düzenleyici tedbirlerin hızlı bir şekilde uygulanması gerektiği ve geçiş dönemlerinin kısa ve az sayıda olması gerektiği, büyük mali giderler de dahil olmak üzere ciddi çaba gerektiren kapsamlı uyarlamaların gerekli olduğu yerlerde, uyumlaştırmaya yönelik sürekli, ayrıntılı ve bütçeli bir planın bir parçası olarak uygun geçiş düzenlemeleri öngörülebileceği” ifade ediliyor.

BİRLİĞİN VE AB’NİN MENFAATLERİ
“Her halükarda, geçiş düzenlemeleri Birliğin kural ya da politikalarında herhangi bir değişiklik yapılmasını içermemeli, bunların sağlıklı bir şekilde işleyişini bozmamalı ve rekabetin büyük ölçüde zarar görmesine neden olmamalıdır. Bu bağlamda, Birliğin ve Türkiye’nin menfaatleri göz önünde bulundurulmalıdır” şeklinde ifadelere yer verilen belgede, “Uzun geçiş dönemleri, derogasyonlar, özel düzenlemeler ya da kalıcı koruma hükümleri, bir başka deyişle koruma tedbirlerine bir temel oluşturmak üzere sürekli olarak emre amade olacak maddeler düşünülebilir. Komisyon bunları, uygun olan hallerde, kişilerin dolaşım özgürlükleri, yapısal politikalar ya da tarım gibi alanlarda getireceği tekliflere dahil edecektir. Bunun yanısıra, kişilerin dolaşım özgürlüğünün nihai olarak tesis edilmesine ilişkin karar alma süreci, üye devletlerin bireysel olarak azami düzeyde rol oynayabilmesine olanak vermelidir. Geçici düzenlemeler ya da koruma tedbirleri, rekabet üzerinde ya da iç pazarın işleyişi üzerinde yaratacakları etkiler göz önüne alınarak gözden geçirilmelidir” deniliyor.

“Müktesebatta yapılacak ayrıntılı teknik uyarlamaların, katılım müzakereleri sırasında belirlenmesinin gerekli olmadığı” belirtilen belgede, “Bunlar Türkiye ile işbirliği içerisinde hazırlanacak ve katılım tarihinde yürürlüğe girmek üzere Birlik kurumları tarafından zamanı geldiğinde benimsenecektir” ifadesi yer alıyor.

MALİ ÇERÇEVE
“Türkiye’nin Birliğe katılımının mali yönleri kabili tatbik Mali Çerçevede göz önünde bulundurulması gerektiği” kaydedilen belgede, “Bu nedenle, Türkiye’nin katılımı çok büyük mali sonuçlar doğurabileceğinden, müzakereler ancak sonuç olarak ortaya çıkacak olası mali reformlarla birlikte 2014’ten itibaren başlayacak olan döneme ilişkin Mali Çerçevenin oluşturulmasından sonra sonuca ulaştırılabilir” ifadesi yer alıyor.

TL YERİNE EURO
Belgede, “Türkiye, katılımdan itibaren derogasyona sahip bir üye devlet olarak ekonomik ve parasal birliğe katılacak ve gerekli koşulları karşılayıp karşılamadığına yönelik olarak yapılacak bir değerlendirme esasında Konseyin bu amaca yönelik vereceği kararın ardından ulusal para birimi olarak euro’yu benimseyecektir. Bu alandaki diğer müktesebat katılımdan itibaren tamamen geçerli olacaktır” deniliyor.

Müzakerelerin özü ile ilgili bu bölümde kısaca şu görüşlere yer veriliyor:

*“Özgürlük, adalet ve güvenlik alanıyla ilgili olarak, Avrupa Birliğine üyelik, Türkiye’nin katılımla birlikte Schengen müktesebatı da dahil olmak üzere, bu alandaki tüm müktesebatı tamamen kabul etmesi anlamına gelmektedir. Ancak, bu müktesebatın bir kısmı Türkiye’de sadece, Türkiye’nin hazır olup olmadığına yönelik olarak yapılacak kabili tatbik Schengen değerlendirmesine dayalı olarak, iç sınırlarda kişiler üzerindeki kontrollerin kaldırılması konusunda alınacak bir Konsey kararından sonra uygulanacaktır.”
*“AB, nükleer güvenliğin tüm yönleri de dahil olmak üzere, yüksek düzeyde bir çevresel korumanın önemine işaret etmektedir.”
*“Müktesebatı etkin bir şekilde uygulamak amacıyla, ya da duruma göre, müktesebatı katılımdan yeterli bir süre önce etkin bir şekilde uygulayabilmek amacıyla, Türkiye müktesebatın tüm alanlarında kurumlarını, yönetim kapasitesini ve idari ve yargı sistemlerini -hem ulusal hem bölgesel düzeyde- Birlik standartlarına getirecektir. Bunun yapılabilmesi için, genel düzeyde, verimli ve tarafsız bir sivil hizmet anlayışı üzerine kurulmuş, iyi işleyen ve istikrarlı bir kamu idaresine ve bağımsız ve etkin bir yargı sistemine ihtiyaç vardır.”

AB’ye üyelik sürecinin aşamaları

Aday ülke, tam üye olmadan önce tarama, müzakere ve onay süreçlerinden geçiyor.

 

AA

Güncelleme: 16:11 TSI 04 Ekim 2005 Salı

ANKARA - AB üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı AB zirvesinde adaylığı resmen kabul edilen bir ülke, aday statüsünden tam üyeliğe uzanan yolculuğunda tarama, müzakere ve onay olmak üzere üç ana süreçten geçiyor.

Müzakerelerin başlaması için Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmesi gereken aday ülke, müzakere sürecinde ekonomik yapısını ve yasal düzenlemelerini AB normlarına uygun hale getiriyor. Başlıklar halinde yürütülen müzakerelerde aynı anda birden fazla başlık ele alınabiliyor.

Müzakere başlıklarının tamamının kapanmasının ardından ise onay süreci başlıyor. AB’nin tüm üyelerinin yeni üyenin katılımını onaylamaları gerekiyor.

TARAMA SÜRECİ
Tarama süreci, aday ülkenin, Avrupa Komisyonu ile birlikte hukuki düzenlemeleriyle AB yasalarını karşılaştırması anlamına geliyor. Bu süreçteki çalışmalarda yasal düzenlemeler üç başlık altında kategorileştiriliyor;

*AB düzenlemeleriyle uyumlu olanlar, düzeltilmesi ya da değiştirilmesi gerekenler ve AB’de olup da aday ülkede olmayan yasal düzenlemeler.
*Müzakere sürecine büyük katkı sağlayan tarama aşamasında, yalnızca aday ülkenin yapması gerekenlerin bir haritası çıkarılmış olmuyor, aynı zamanda hangi alanlarda geçiş dönemleri ya da istisnaların söz konusu olabileceği de belirleniyor.
*Müzakereler, AB ile aday ülke yasal düzenlemeleri arasındaki bu tür farklılıkların net biçimde tanımlanmasından sonra başlatılıyor.

Aday ülkelerin tümü için geçerli olacak şekilde AB Komisyonu, tarama sürecini iki aşamada tamamlıyor. “Çok taraflı” görüşmelerde aday ülkelerin tümü ve Komisyon temsilcileri Brüksel’de bir araya geliyor ve bu görüşmelerde Komisyon daha çok söz alarak AB normları ve beklentileri hakkında adayları detaylı şekilde bilgilendiriyor.

“İki taraflı” görüşmeler ise daha büyük önem taşıyor ve bu görüşmelerde aday ülke ile Komisyon temsilcileri bire bir yaptıkları toplantılarda söz konusu aday ülke ile AB yasal düzenlemelerini karşılaştırıp olmayan ya da eksik düzenlemeleri tespit ediyor.

MÜZAKERE SÜRECİ
AB katılım müzakerelerinde, tüm adaylar için geçerli olan kurallar mevcut. Müzakereler, aday ülke ve AB üyesi ülkeler tarafından oluşturulan ve Katılım Konferansları adı verilen yapı tarafından yürütülüyor.

Konferans üç farklı seviyede toplanabiliyor ve en üst seviyesini her dönem başkanlığında bir kez, yani altı ayda bir kez toplanan dışişleri bakanları toplantısı oluşturuyor. Eğer aday ülkenin baş müzakerecisi ve üye ülkelerin Brüksel’deki daimi temsilcileri Konferansta bir araya gelirlerse, o zaman Konferans “vekiller
düzeyinde” toplanmış kabul ediliyor.

Vekiller düzeyindeki toplantı da her dönem başkanı için ortalama iki kez yapılıyor. İlk ikisinden farklı olarak “uzmanlar” seviyesindeki toplantılar, tarafların
gerekli buldukları sıklıkta yapılabiliyor.

Müzakerelerde AB Komisyonu önemli rol oynuyor ve teknik işlerin çoğu Komisyon tarafından yürütülüyor. Buna karşılık, son sözü üye ülkelerin siyasi temsilcileri söylüyor. Müzakerelerin başlangıç dönemlerinde birden fazla başlığa ilişkin görüşmelerin paralel olarak sürdürülmesi mümkün olabiliyor. Başlıkların açılma tarihleri AB’nin önerisi üzerine netlik kazanıyor.

Aday ülkenin başmüzakerecisi, söz konusu başlığa ilişkin ülkesinin müzakere pozisyonunu, dönem başkanlığına ve AB Komisyonu’na iletiyor. Komisyon ise kendisine sunulan belgeleri değerlendirerek, AB’nin Ortak Pozisyonu adı verilen belgenin taslağını oluşturuyor.

Üye ülkelerin uzmanları da bu belge üzerindeki görüşlerini ortaya koyuyor, belgeye son şekli verilmiş oluyor ve bu belge AB üyelerinin daimi temsilcilerinden oluşan COREPER’e sunuluyor. Bir başlığın resmen açılabilmesi için COREPER’de değerlendirilmesi ve AB Pozisyonu belgesinin onaylanması gerekiyor.

Aday ülkenin o başlıktaki yasal düzenlemelerini, AB normlarıyla uyumlu hale getirmesi sonucunda, söz konusu başlık yine COREPER’de “geçici” olarak kapatılıyor. Kapatılmış bir başlık, müzakere süreci içinde gerekli görülmesi durumunda tekrar açılabiliyor, yani AB içinde sıkça kullanılan deyişle “her şey kabul edilene kadar hiçbir şey kabul edilmemiş” oluyor.

Müzakere prosedürleri incelendiğinde, görüşmelerin 30 başlık altında yapıldığı varsayılırsa, aday ülkenin sadece müzakere aşamasında en azından altmış kez aday ülkelerin tümünün onayına ihtiyaç duyduğu ortaya çıkıyor.

ONAY SÜRECİ
Kapatılan her müzakere başlığı için AB ve aday ülke arasında varılan anlaşma, Katılım Anlaşması’nın temellerini oluşturuyor. Katılım Anlaşması’nda aday ülkenin hangi tarihte AB’ye gireceği, hangi konulara ilişkin geçiş dönemlerini ne kadar süreyle uygulayacağı detaylı şekilde belirtiliyor.

Anlaşmanın üye ülke temsilcileri tarafından imzalanmasının ardından onay süreci başlıyor. AB, üye ülkeleri onay sürecinde seçecekleri yönteme ilişkin serbest bırakıyor. Buna göre, ülkeler Anlaşmayı ya Parlamentolarında oyluyorlar ya da referanduma götürüyorlar.

 

 

Borrell: Karar felaketi önledi

Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph Borrell, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlanmasaydı bir felaket yaşanabileceğini söyledi.

NTV

Güncelleme: 20:20 04 Ekim 2005 Salı

LEFKOŞA - Kıbrıs’ta temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph Borrell, Türkiye ile müzakerelere başlanması yönünde son dakikada varılan anlaşmanın “potansiyel bir felaketi” engellediğini söyledi.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile görüştükten sonra bir açıklama yapan Borrell, “Eğer birliğin dışişleri bakanları Türkiye konusunda bir anlaşmaya varamasaydı, bir felaket yaşanırdı çünkü bu durum birliğin güvenilirliği açısından çok, çok kötü olurdu” dedi.

Kıbrıs Rum yönetiminin de bu anlaşmanın sağlanmasında olumlu katkıları olduğunu belirten Borrell, şimdi de Türkiye’nin üyelik için gerekli tüm kriterleri yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Avrupa Parlamentosu Başkanı, Kıbrıs’taki bölünmüşlüğün sürdürülebilir olmadığını” da belirtti.

Borrell, “Türkiye’nin, müzakerelerin sonunu beklemeden ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıması ve Ankara Anlaşması’nın gereklerini Güney Kıbrıs dahil tüm üyelere uygulaması” gerektiğini söyledi.


Borrel, yarın da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyer’le bir araya gelecek
.

 

Erdoğan: 17 Aralık’ın gerisine düşmedik

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ‘AB sürecinde milli menfaatlere halel getirildiği” iddialarının doğruyu yansıtmadığını belirterek “17 Aralık’ın gerisine düşmedik” dedi.

 

NTV

Güncelleme: 14:59 tsi 04 Ekim 2005 Salı

- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği ile yapılan pazarlıklarda tam üyeliğe alternatif getirilmek istendiğini ancak hükümetin kararlı duruşuyla bunun engellendiğini söyledi. Erdoğan, ulusal menfaatlerden ödün verildiği eleştirilerini de reddetti.

Partisinin grup toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan, “AKP hükümeti Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümetidir. Türkiye’nin menfaatlerinden başka hiçbir önceliği olamaz” dedi.

Muhalefetin tutumunu eleştiren Erdoğan, “Hiç kimse siyasi rant elde etmek için gerçeklikten uzak koruklar icaat ederek milletimizin ufkunu daraltmasın. Türkiye’nin 17 Aralık’ta elde ettiği kazançların gerisine düşmesi mümkün değildi” diye konuştu.

HEDEF TAM ÜYELİK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği ile yapılan pazarlıklarda tam üyeliğe alternatif getirilmek istendiğini ancak hükümetin kararlı duruşuyla bunun engellendiğini belirterek, şunları söyledi:
“Müzakere çerçeve belgesinin 2. mddesinde,müzakerelerin ortak hedefinin katılım yani tam üyelik olduğu açık bir şekilde ifade edilmiştir. İstenen tam üyelik hedefinin ortadan kalkmasıydı. Eğer o cümlerdan kalkmış olsaydı, ki istenen oydu, o zaman biz muhaliflerin görüşlerini dikkate alırdık.”

VETO HAKKI
Türkiye’nin özellikle AB-NATO toplantılarında Kıbrıs Rum Kesimi’ne karşı kullandığı veto kartının ortadan kalkmadığını belirten Başbakan, “Türkiye üye olduğu tüm örgütlerde kendi iradesiyle hareket edecek. Türkiye NATO başta olamk üzere üyesi olduğu bütün uluslararası kuruluşlarda kendi özgür iradesiyle hareket etme hakkını korumuştur” dedi.

Demirel: AB uzun bir yol

Eski cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel, AB’nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlama kararı konusunda bir değerlendirme yaptı.

 

NTV

Güncelleme: 20:54 04 Ekim 2005 Salı

İSTANBUL - Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Avrupa Birliği yolunun uzun ama faydalı bir yol olduğunu, bu yolda küsüp gücenmeden ilerlemek gerektiğini söyledi.

Marmara Üniversitesi’ndeki açılış töreninde müzakerelerin başlamasını değerlendiren Demirel, Türkiye’yi tepeleri aşmaya çalışan dağcılara benzetti.

Avrupa Birliği’ni, “Kişi başı geliri 25 bin dolara ulaşmış bir barış-medeniyet -demokrasi projesi” diye niteleyen Demirel, “Avrupa altın çağını yaşıyor buna imrenmemek mümkün değil” dedi.

‘HER ŞEY ŞİMDİ BAŞLIYOR’
Müzakerelerin başlamasıyla Türkiye için asıl şimdi her şeyin başladığını ifade eden Demirel, “Şunu benim vatandaşım iyi bilmeldir ki, Türkiye yarın Avrupa Birliği’ne üye olacak değildir. Olduğu zaman da cebi parayla dolacak değildir. Yine Türk halkının cebini parayla doldurması, mutluluğu, saadeti kendi çabasıyla olacaktır” dedi.

 

Dış basın Türkiye gündemine devam


5 Ekim, 2005 09:46:24 (TSİ) CNN TURK

Dış basında Türkiye yorumları sürüyor. İngiliz The Times gazetesi, Türkiye'nin önünde zorlu bir dönüm olduğunu vurgularken, Almanya ve Avusturya basını Hırvatistan ile ilgili gelişmelere geniş yer verdi.

The Times
İngiltere'de yayımlanan Times gazetesi Ankara'nın önünde zorlu bir dönem olduğunu belirtti. Gazete, "Türkiye, modern, ekonomik açıdan kalkınmış bir demokrasiye dönüşmek için çok büyük çaba harcama sözü verdi" yorumu yaptı.
 
The Times, "müzakerelere başlanmasının yarattığı coşku havasından sonra Avrupalı liderler, topraklarının neredeyse tamamı Asya'da olan, yarı gelişmiş Müslüman bir ülkeyi Avrupa standartlarına ulaştırmanın kolay olmayacağı mesajını vermeye başladı" ifadelerine de yer verdi.
 
Gazetede diğer bir haber 'Türkiye, kültürel devrim geçirmeli' başlığını taşıyor. Times, bu haberinde Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın "Türkiye'nin büyük bir kültürel devrim geçirmesi gerekiyor. Türkiye belki de üyeliğe asla hazır olmayabilir" dediğini aktarıyor.
 
Financial Times
İngiliz gazete Financial Times, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerine başlaması için yapılan törende pek fazla sevinç olmadığını ama asıl kutlamayı Türkiye'nin para birimi, bono ve hisse senet piyasalarının yapacağını yazdı. AB'ye girmek için gerekli şartları yerine getirmenin Türk ekonomisine yarayacağını yazan gazete, şartların tarımdan rekabet politikasının hukuki düzenlemesine kadar geniş bir yelpazeyi kapsadığını hatırlattı.
 
Financial Times, "yatırımcılar hemen bir gecede değişim beklemesin. Üyelik süreci yıllar alacak ve reformların kolay olanları yapıldı bile. AB'nin hiç de hoş olmayan tereddütü nedeniyle tartışmalı olan bazı önlemleri uygulama isteği zayıflamıştır muhakkak" diye yazdı.
 
Yatırımcıların sevinmesi için geçerli bir neden olduğunu savunan gazete, Türkiye'nin Uluslararası Para Fonu ile yaptığı anlaşmadaki sert performans kriterinin ekonomi üzerinde kısa vadede yaratacağı etkinin AB'nin uzaktaki üyelik sözünden daha güçlü olduğuna dikkat çekti.
 
Şimdiye dek ekonomide muazzam sonuçlar alındığını yazan Financial Times, ancak Türkiye'nin bazı hedefleri tutturma şansını geçtiğimiz aylarda kaybettiğini de hatırlattı. Gazete, "yüksek petrol fiyatları ve güçlü talepin ortak sonuçları inatçı enflasyona yansıdı. Bu da kredilerin hızla artmasına ve ticaret açığının daha da büyümesine yol açtı" diye yazdı.
 
Yabancı yatırımcıları Türkiye ile ilgili herşeyi iyiye yorumlamak istediklerini ifade eden gazete, iç piyasada satışa sunulan bonoların getirisinin yüzde 15, dış borçların ise Alman bonolarından 225 taban puan daha yüksek olduğuna dikkat çekti. Financial Times, "AB'nin çekimser rızası iyi bir haber olarak yorumlanabilir ama Türkiye'nin kağıtlarının değerleri bu kadar yüksek olduğu sürece herşeyi fiyat belirler" ifadelerine yer verdi.

Independent
İngiliz Independent gazetesi Avrupa Komisyonu yetkililerinin kadın hakları, ifade özgürlüğü ve gayri azınlıklar konusunda Ankara'ya baskıya hazırlandığını belirtiyor.
 
The Guardian
İngiltere'de yayımlanan The Guardian gazetesi ise Türkiye'de kesin üyelik garantisinin verilmediğine dikkat çekerek Ankara'yı bekleyen engelleri sıralıyor. "Türkiye'nin üye olabilmesi için tüm üyeleri tatmin etmesi gerekecek. Herhangi bir ülke herhangi bir gerekçeyle Türkiye müzakereleri derhal durdurulabilir" diyen gazete, Türkiye'de önemli reformlar yapılmasına karşın, insan hakları ihlallerinin devam ettiğini belirtiyor.
 
Gazete, "ifade özgürlüğünün önünde engeller var. Kadınlara karşı işlenen suçlar hala yaygın. Azınlıklar ayrımcılığa uğruyor. Geçen yıl Erdoğan zinayı yasaklamayı denedi. Protestolar üzerine bundan vazgeçti. Bir Avrupalı diplomat, 'en büyük korkumuz, Erdoğan'ın gelenekçi tabandan gelen baskıyla tekrar değişmesi' diyor" ifadelerine yer verdi.
 
Die Presse
Avusturya'da yayımlanan Die Presse, Viyana hükümetinin Hırvatistan konusundaki ısrarının sonuç verdiğini yazıyor. Hırvatistan'la müzakerelere başlanması için Savaş Suçları Mahkemesi'yle işbirliği yapma şartının hiç gündeme getirilmemesi gerektiğine dikkat çeken gazete, "Türkiye'yi bir kenara bırakalım, Hırvatistan AB üyeliğine Romanya ve Bulgaristan'dan daha hazır durumda. Avusturya Hırvatistan'da en fazla yatırımı olan ülke. Doğal olarak hükümet halkının çıkarlarımızı savundu ve Türkiye üzerinden AB ile girdiği savaşta gerçek bir zafer elde etti" diye yazdı.
 
Die Tageszeitung
Almanya'da yayımlanan Die Tageszeitung, Hırvatistan ile Türkiye'nin görüşmelere başlaması arasında bağ kurulmasının rahatsız edici olduğunu belirtiyor. Gazete 'Brüksel'de tehlikeli oyunlar' başlıklı haberinde, "Avusturya, Hırvatistan'ın savaş suçu zanlılarının iadesi konusunda Lahey'deki mahkemeyle gerçekten işbirliği yapıp yapmadığına bakmadan Türkiye konusunda uzlaşmaya varılmasını son dakikaya kadar engelledi. Demek ki Avrupa sahnesinde istediklerinizi kabul ettirmek için güçlü argümanlar ya da dürüst talepleriniz olmasa da pazarlık gücünüzün olması yeterli" ifadelerine yer verdi.
 

Türkiye - AB müzakereleri başladı


4 Ekim, 2005 10:05:00 (GMT +02:00) CNN TURK

 

42 yıllık Türkiye - AB ilişkilerinde tarihi dönemeç geçildi. Ankara ve AB, Müzakere Çerçeve Belgesi'ne onay verdi, müzakereler başladı.

17 aralık 2004'te aldığı müzakere tarihiyle AB kapısını aralayan Türkiye, 3 ekim 2005'te Lüksemburg'da ve Ankara'da yürütülen yoğun pazarlıkların ardından üyelik için adımını attı.
 
AB Genel İşler Konseyi'nin Türkiye'nin Müzakere Çerçeve Belgesi'ni ele aldığı toplantısı, Lüksemburg ile Ankara arasında son iki günde yoğun bir telefon diplomasine sahne oldu.
 
Müzakere Çerçeve Belgesi'nde, tam üyeliğe alternatif olarak Türkiye'ye tam üyelik yerine 'imtiyazlı ortaklık' önerilmesinde ısrar eden Viyana'nın ikna edilememesi, Lüksemburg toplantılarında ciddi bir sorun yarattı.
 
AB dönem başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw'un AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile birlikte Avusturya'yı tutumunu değiştirmesi yönündeki ikna çabaları uzun süre etkili olmadı.
 
Ankara'nın, imtiyazlı ortaklığı çağrıştıran ifadeyi kesinlikle kabul etmeyeceğini belirtmesi ve diğer üye ülkelerin de Türkiye'yi desteklemesi sonucu yalnız kalan Avusturya, tutumunu öğle saatlerinde değiştirmeye başladı.

 

 

Türkiye'nin güvence talebi
 
Avusturya engelinden sonra Türkiye, ilk metinde beşinci madde olarak geçen, sonraki halinde yedinci maddede yer alan ifadelere itiraz etti ve bu maddenin yorumlanmasına ilişkin AB Konseyi'nden güvence istedi.
 
'AB üyesi bir ülkenin herhangi bir uluslararası kuruluşa üyelik talebi durumunda Türkiye'nin veto hakkını kullanmaması'nı öngören bu maddenin kendi haklarını kısıtlamamasını isteyen Ankara, AB'den garanti istedi.
 
Dönem başkanı İngiltere, bu maddenin Türkiye aleyhine yorumlanmayacağının garantisini veren bir mektup yayımlamayı teklif etti.
 
Türkiye buna, ileride hukuki sorun yaratacağı ve yeteri kadar bağlayıcı olmayacağı gerekçesiyle karşı çıktı.
 
Uzun müzakerelerden sonra ve Kıbrıs Rum kesiminin de ikna edilmesi sonucu, 'dönem başkanı İngiltere, AB Konseyi'nin de onayıyla' ifadesiyle, yorumlama konusunda Türkiye'ye güvence veren bölümün müktesebat içinde yer alması görüşü benimsendi.
  
'Özel statü' ve 'Kıbrıs' kaygıları giderildi 

Son iki güne damgasını vuran pazarlıklarda Türkiye'nin istediği oldu. AB Konseyi, Müzakere Çerçevesi'ni akşam saatlerinde onaylayarak Türkiye'ye gönderdi.
 
Metne Avusturya'nın ısrarla üzerinde durduğu 'imtiyazlı ortaklık' ya da 'özel statü' çağrışımı yapan ifadeler girmedi, hedef 17 aralıkta alınan karar çerçevesinde yine tam üyelik olarak belirlendi.
 
Hazmetme kapasitesi şart oldu
 
Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık' girmedi ancak birliğin 'hazmetme kapasitesi' katılım koşulu olarak tanımlandı.
 
Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimini uluslararası kuruluşlarda veto etme hakkı, dolaylı da olsa saklı tutuldu.
 
Müzakere Çerçeve Belgesi'nin tartışmalı ilk paragrafı, müzakere hedefini tanımlıyor.
 
Söz konusu paragraf 'müzakerelerin ortak hedefi katılımdır' cümlesiyle başlıyor. Viyana bu cümlenin çıkarılmasını, 'imtiyazlı ortaklığı' çağrıştıran ifadelerin konulmasını, hazmetme kapasitesinin hatırlatılmasını ve AB'nin kuruluş anlaşmasının 49'uncu maddesine atıf yapılmasını talep etti.
 
Cümle çıkarılmadı, imtiyazlı ortaklık metne girmedi. AB Kuruluş Anlaşması ve hazmetme kapasitesine atıfta bulunan Avusturya'nın isteği oldu. Bu madde şöyle ifade edildi: 
 
"Aralık 2004'te AB Konseyi'nin aldığı kararda öngörüldüğü gibi bu müzakereler AB Kuruluş Anlaşması'nın 49'uncu maddesini temel alır. Müzakereler açık uçludur, sonucu önceden garanti edilemez.
 
AB'nin hazmetme kapasitesi ve tüm Kopenhag kriterleri dikkate alınarak Türkiye'nin tam üyelik yükümlülüklerini yerine getirememesi halinde Avrupa kurumlarına mümkün olan en güçlü bağla çıpalanması sağlanmalıdır"
 
AB Kuruluş Anlaşması'nın 49'uncu maddesine göre, yeni üye olacak bir ülkenin kabulü, üye ülkelerin anayasal sürecinden de geçmeli. Yani teorik olarak AB üyesi, bir ülkenin üyeliğini referanduma götürebilir. 
 
Beşinci madde
 
Tartışmalı bir başka madde ise beşinci maddeydi. Türkiye, Üstü kapalı olarak Rum yönetiminin olası NATO üyeliğinin engellenmemesi' yönündeki bu maddeyi kabul etmedi.
 
Kritik bir pazarlık sürecine girildi. İngiltere bir orta yol buldu ve Türkiye'nin endişelerini giderecek 'konsey onaylı bir başkanlık açıklaması' hazırladı ve bunun yedinci paragraf olarak yayımlanmasını öngördü.
 
Rum yönetiminin itirazına karşı AB müktesebatının parçası haline gelen, dolayısıyla hukuki bağlayıcılığı olan açıklama şöyle:
 
"Bütün uluslararası kuruluşları kapsayan Müzakere Çerçeve Belgesi'nin 7'nci paragrafı, AB üyesi ülkelerin uluslararası kuruluşların veya üyelerinin haklarına ve karar alma bağımsızlıklarına halel getiriyor şeklinde yorumlanamaz"   
 
Türk diplomatik kaynaklarına göre bu önemli bir kazanım. Bu açıklama sayesinde, Türkiye'nin gerek NATO, gerekse diğer tüm teşkilatlarda başka bir ülkenin üyeliğini veto etme hakkı korunuyor.  

 

Erdoğan, Kızılcahamam'dan Ankara'ya dönüşünde aracını durdurdu ve Rice ile görüştü

ABD, Türkiye için devreye girdi
 
Müzakere Çerçeve Belgesi üzerinde anlaşma sağlanmadan birkaç saat önce, gerginliğin yükseldiği sıralarda, Reuters haber ajansı diplomatik kaynaklara dayanarak, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Türkiye için devreye girdiğini duyurdu. 
 
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile telefonda görüşen Rice, Çerçeve Belge'nin beşinci paragrafındaki ifadenin NATO'yu kapsamadığı konusunda garanti verdi.
 
Bu açıklama, Türkiye'nin 'AB üyelerinin uluslararası organizasyonlara katılımını engellememe' ifadesine itirazının ardından geldi. 
 

Erdoğan, yol kenarına çektiği aracında Rice ile görüşürken

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın üç numarası Nicholas Burns, Lüksemburg'daki düğümün çözüldüğü saatlerde, ülkesinin tavrını, "Türkiye Avrupa'ya aittir" sözleriyle açıkladı.
 
ABD Dışişleri Sözcüsü Sean McCormack ise, "Avrupa'ya sağlam biçimde demirlemiş bir Türkiye, transatlantik ailesinin daha da güvenilir bir ortağı, barış, refah ve demokrasiyi ilerletme yolunda daha pozitif bir güç olacaktır" dedi.
 
McCormack, Çerçeve Belge'de Kıbrıs Rum yönetiminin NATO üyeliğini ima eden madde konusunda Türkiye'ye tam destek veren Rice'ın son birkaç günde İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw dahil AB'deki bazı meslektaşlarıyla görüştüğünü söyledi.
 
Avrupalı kaynaklara göre, ABD'li diplomatların Viyana nezdindeki son dakika girişimleri, Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık' ısrarının aşılmasında etkili oldu. ABD, 'Avusturya'ya ya da başka bir AB ülkesine baskı yaptığı' yönündeki haberleri resmi ağızdan doğrulamadı.
 
Ancak CNN TÜRK'ün görüştüğü bir ABD'li diplomat, "Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerine gecikmeden başlamasından yana tavrımızı AB'de herkes biliyor" diye konuştu.  
 
Müzakere süreci nasıl işleyecek? 

·  Müzakereler genellikle, 'kolay' olarak kabul edilen ve kısa sürede sonuçlandırılması beklenen konu başlıklarıyla başlatılıyor.
 

·  Tüm konu başlıklarında müzakerelerin tamamlanmasının ardından, Komisyon, taslak Katılım Antlaşması'nı hazırlıyor, Antlaşmaya son şekli Hükümetlerarası Konferans'ta veriliyor.
 

·  Antlaşma Avrupa Parlamentosu ve AB Konseyi'nce onaylandıktan sonra, üye ülkeler ve ilgili aday ülke tarafından imzalanıyor.
 

·  Üyelik ise Katılım Antlaşması'nın tüm taraflarca onaylanmasından sonra hayata geçiyor.   

Unutulmaması gereken bir diğer nokta da, bölümler altında yürütülecek müzakerelerin, bir bütün olarak kabul edilmesi gerektiği. Başka bir deyişle, AB, Topluluk müktesebatının bölümleri üzerindeki müzakereleri geçici olarak kapatsa dahi, Topluluk müktesebatının tamamı üzerinde anlaşmaya varılmadan, bölümler üzerinde anlaşmaya varılmış olmuyor.
 
AB'nin aday ülkelerle yürüttüğü müzakereler, aralarında mal, kişi,hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı, rekabet politikası, tarım, balıkçılık, ulaştırma, çevre, enerji, sanayi, bilim ve araştırma, eğitim, tüketici ve sağlığın korunması gibi konuların bulunduğu toplam 35 başlıkta yürütülüyor. 
 
Diplomatik kaynaklar, Türkiye'yi en çok zorlayabilecek başlıkların, büyük yatırım ve yapısal değişiklikler gerektirmeleri nedeniyle tarım ve çevre olacağını belirtiyor.
 
AB ile müzakerelerin resmen başlamasıyla birlikte Türkiye, müzakere sürecinde AB'nin bazı program ve olanaklarından yararlanabilecek. 
Diplomatik kaynaklar, önceki genişleme süreçlerindeki miktarlara yaklaşmasa da, bugüne kadar AB hazırlık sürecinde ''kendi cebinden harcayan'' Türkiye'nin, bundan sonra Birliğin bazı imkanlarından yararlanabileceğini kaydediyorlar.
 
AB bütçesinden aday ülkeye ayrılan kaynakların dağılımına bakıldığında, toplam kaynağın yüzde 30'luk bölümünün daha iyi işleyen bir kamu yönetimi sağlanması amacıyla kurumların yeniden yapılanmasına, kalan kısmının da iş dünyasına ve önemli altyapı projelerine aktarıldığı görülüyor. Söz konusu altyapı projeleri, katılım öncesi anlaşmalarda belirtilen öncelikli alanlar arasından seçiliyor.
 
Avrupa'dan ilk tepkiler
 
Jose Manuel Barroso
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, AB-Türkiye ilişkilerinde bir dönüm noktası yaşadıklarını bildirdi. Barroso, Müzakere Çerçeve Belgesi'nin onaylanmasından sonra yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye ile müzakerelerin adil bir şekilde yapılacağı garantisini verdi. 

Barroso, ''Avrupa Türkiye'yi daha iyi tanımayı öğrenmelidir. Türkiye, tam üyelik konusunda son sözü söyleyecek olan Avrupalıların kalplerini ve zihinlerini kazanmalıdır'' ifadelerini kullandı.  
 
Olli Rehn
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn de, AB'nin istikrarlı ve demokratik bir Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu söyledi. Rehn, düzenlediği basın toplantısında, son 30 saatin herkesin hazmetme kapasitesini test ettiğini belirterek, ''sonuçtan tatmin olmak için bütün nedenlerimiz var'' dedi. 
 
Rehn, Türkiye için, diğer aday ülkelerden istenilenden farklı ve yeni şartların öne sürülmeyeceğini söyledi. Olli Rehn ayrıca, CNN TÜRK'e verdiği demeçte, "birkaç ay içinde bazı başlıklarda müzakereler başlayabilir" dedi. 
 
Petros Molivyatis
Yunan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis'e göre artık Türkiye ile yeni bir dönem başlıyor. Molivyatis, “çok mutluyuz, bu çok büyük birgün, Türkiye ve Yunanistan ilişkilerinde çok güzel yeni bir dönem baylayacağına inanıyoruz bunu umuyoruz” dedi.

Joschka Fischer
Alman Dışişleri Bakanı Joschka Fischer’in sonuçtan memnuniyeti, yüzünden okunuyordu. Fischer,  “42 yıllık taahüt yerine getirildi çok yorgun ama çok mutluyum” diyordu.
 
Diogo Freitas do Amaral
Portekiz Dışişleri Bakanı Diogo Freitas do Amaral ise, AB'nin Türkiye ile müzakereleri başlatma kararı almasının, El Kaide lideri Usame Bin Ladin'in hoşuna gitmeyeceğini söyledi.
 
Ursula Plassnik
Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik,  Müzakere Çerçeve Belgesi’nin onayından sonra CNN TÜRK mikrofonlarına konuşurken “tabii ki hedefimiz üyelik”  yorumunu yaptı. 
 
Javier Solana
AB Ortak Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana da, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e sürece yaptıkları katkıdan ötürü teşekkür etti. ''Herkes kazandı'' diyen Solana, sürece katkıda bulunan herkese teşekkür etti.  
 
Karel De Gucht
Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht ise, Türkiye ile müzakereleri başlatma konusunda uzlaşma sağlayan AB'nin, itibar kaybetmekten kurtulduğunu söyledi.    
 
Gianfranco Fini 
İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini, Türkiye ile AB arasında tam üyelik müzakerelerinin başlatılmasını, 'tarihi bir randevu' olarak niteledi. Fini, gece Lüksemburg'dan Roma'ya hareket etmeden önce yaptığı açıklamada, "müzakereler için uzlaşma sağlanmış olması sağduyunun ürünüdür. Uzlaşmaya varılamaması çılgınlık olurdu. Avrupa yeni bir fiyaskoya müsaade edemezdi'' dedi.

 

MÜZAKERE SÜRECİ

Türkiye-AB müzakerelerin resmen başlatılmasının ardından bugüne kadar 'Kopenhag kriterleri' ifadesine alışkın olan kamuoyu, artık müzakere sürecine odaklanacak. 'Avrupa Mevzuatına Uyum' olarak görülen ve AB hukuk sistemine ve politikalarına uyumlaşma anlamına gelen süreçte, müzakere edilen konu, AB'nin ortaya koyduğu kurallar bütünü değil, aday ülkenin bu sisteme hangi yöntemlerle ve ne kadar süre içinde uyum sağlayacağı oluyor. Müzakerelerin ne kadar süreceğine ilişkin standart bir süreden sözetmenin mümkün olmadığına dikkat çeken kaynaklar, her adayın kendi koşulları ve hazırlığı sonucunda farklı sürelerde müzakereleri tamamladığını belirtiyor. Bu süre Avusturya, İsveç ve Finlandiya için sadece 13 ay olurken, İspanya ve Portekiz katılım müzakerelerini yedi yılda tamamladı.

CNN TURK 04/10/2005

 

·  MÜZAKERE BAŞLIKLARI

1-Malların serbest dolaşımı
2-İş gücünün serbest dolaşımı
3-Yerleşme hakkı ve hizmet sağlama özgürlüğü
4-Sermayenin serbest dolaşımı
5-Kamu ihaleleri 
6-Şirketler hukuku
7-Fikri haklar hukuku
8-Rekabet politikası
9-Mali hizmetler
10-Bilgi toplumu ve medya
11-Tarım ve kırsal kesim kalkınması
12-Gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı politikası 
13-Balıkçılık 
14-Ulaştırma politikası
15-Enerji
16-Vergilendirme
17-Ekonomi ve para politikası
18-İstatistik
19-Sosyal politika ve istihdam 
20-Şirketler ve sanayi politikası
21-Avrupa üzerinden giden ulaştırma ağları
22-Bölgesel politika
23-Hukuki ve temel haklar
24-Adalet, özgürlük ve güvenlik 
25-Bilim ve araştırma
26-Eğitim ve kültür
27-Çevre
28-Tüketim ve sağlık koruması
29-Gümrük birliği
30-Dış ilişkiler
31-Dış güvenlik ve savunma
32-Mali kontrol
33-Mali ve bütçe koşulları
34-Kurumlar
35-Diğer konular

CNN TURK 04/10/2005

 

"AB ile ilişkilerde dönüm noktası"


4 Ekim, 2005 22:34:00 (TSİ) CNN TURK

AB Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Hansjörg Kretschmer, Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerine resmen başlamasıyla Türkiye-AB ilişkilerinde bir dönüm noktasına ulaşıldığını söyledi.

Basın mensuplarına evinde verdiği resepsiyonda, İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott ile kameraların karşısına geçen Kretschmer, bu sabah erken saatlerde hem AB'de hem Türkiye'de çok büyük bir rahatlama ve mutluluk yaşandığını belirtti.

Kretschmer, "ben herkesin kullandığı tabiri, bunun 'tarihi bir adım olduğu' tabirini kullanmak istemiyorum, ancak öyle... Gerçekten de Türkiye-AB ilişkilerinde bir dönüm noktasına ulaştık'' dedi.

Türkiye'nin yolunun uzun ve zorlu olduğunu belirten Kretschmer, katılımın otomatik ya da garanti edilmiş bir sonuç olmadığını, ancak Türkiye'ye bunun adil bir süreç olacağını garanti edebileceğini söyledi.
 
Kretschmer, Türkiye'ye tüm aday ülkelere uygulanmış kriterlerin aynısının uygulanacağını, aynı zamanda AB'nin ve Türkiye'nin birbirleri hakkında daha fazla şey öğrenmesinin gerektiğini belirterek, bu çerçevede başlatılan 'sivil toplum diyalogu'na değindi.
 
Bu çerçevede medyaya çağrıda bulunan Kretschmer, hem AB'de hem Türkiye'de medyaya büyük sorumluluk düştüğünü belirtti ve ''Türkiye, AB halkının aklını ve gönlünü kazanmalıdır. Sonuçta Türkiye'nin katılımına karar verecek olan AB halkıdır. Türkiye, reform sürecinde ne kadar yol katederse kamuoyunun Türkiye hakkındaki olumlu düşünceleri de o ölçüde artacaktır'' diye konuştu. 

Westmacott:  "AB ve Türkiye birlikte çalışıyoruz"

İngiltere Büyükelçisi Westmacott da yaptığı konuşmada dün gece Lüksemburg'da çok önemli bir adım atıldığını belirterek, ''Dışişleri Bakanı Abdullah Gül geldiğinde, ortamda bir elektrik bir sözkonusuymuş. Çünkü orada AB'nin ve Türkiye'nin geleceğine dair son derece önemli bir karar alınacaktı'' dedi.
 
Müzakerelerin başlatılmasının AB'nin dönem başkanlığını yapan İngiltere açısından gerçekten büyük bir başarı olduğunu belirten Westmacott, bu süreçte İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un, Brüksel'deki İngiliz delegasyonunun ve Türk yetkililerin olağanüstü çabasının takdire değer olduğunu söyledi.  
 
Gelecek yıllarda Türkiye'nin AB müktesebatını iç hukukuna aktarmasının yanı sıra AB halkını kazanmasının da çok önemli olduğuna değinen Westmacott, ''zannediyorum bakanlar da bunun farkında. Türkiye'deki Ermeni konferansının ikinci kere iptal edilmesinin ardından Dışişleri Bakanı Gül, New York'ta bir açıklama yapmıştı. Ve 'Kendini bu kadar iyi bir şekilde topuktan vuran bir halk yoktur' demişti'' diye konuştu.
 
Türkiye için başlayan ciddi ve zorlu süreçte, AB dönem başkanı İngiltere'nin elinden gelen yardımda bulunmaya devam edeceğini belirten Westmacott, AB-Türkiye ilişkilerinin doğasının değiştiğini, Türkiye'nin artık yalnızca bir aday ülke değil, müzakerelerin yürütüldüğü bir ülke olduğunu kaydetti.

"Deklarasyonun geçeliliğinden kimsenin şüphesi olmasın" 

AB Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Hansjörg Kretschmer ve İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott, resepsiyonda basın mensuplarının sorularını da yanıtladılar. 
 
Westmacott, bir gazetecinin 'Müzakere Çerçeve Belgesi'nin  yedinci maddesine ilişkin deklarasyonun AB müktesebatına dahil olup olmadığına' ilişkin sorusunu,  Müzakere Çerçeve Belgesi'nin yedinci maddesiyle ilgili olarak İngiltere tarafından hazırlanan ve AB Konseyi'nin onayına sunulan deklarasyonun geçerliliğinden kimsenin şüphe duymasına gerek olmadığını söyledi. 
 
Hansjörg Kretschmer de, müzakere sürecinde açılacak başlıklara ilişkin bir soru üzerine, Komisyon'un planına göre başlıklarla ilgili müzakereler başlamadan önce tarama sürecinin olacağını anlattı. 
 
Kretschmer, ''tarama sürecinin sonunda, eğer belli başlıklarla ilgili olarak ya da belli bir alanda Türkiye'nin yeterli bir düzeye geldiğine kanaat getirilirse o zaman Komisyon o alanla ilgili ortak pozisyon belirleyen bir taslak rapor oluşturacak ve bunun üye devletlerce onaylanması durumunda o bölümle ilgili müzakereler başlayacak'' dedi.

 

HAZMETME KAPASİTESİ

Tarım müşaviri Carla Konsten ile birlikte Antalya'ya ilk resmi ziyaretinde bulunan Hollanda Büyükelçisi Dr. Marcel Kurpershoek, Avrupa Birliği'nin Müzakere Çerçeve Belgesi içine aldığı `hazmetme' maddesini, "10 ülkenin kabul ettiğini müzakere sonunda 80 milyon nüfusu olacak bir Türkiye'nin kabul etmesi daha zordur" şeklinde yorumladı.

 

Kurpershoek, Türkiye'nin AB'ye alınan 10 yeni ülkenin toplam nüfusundan daha kalabalık olduğunu vurguladı.

 

Bu durumun her iki taraf için de büyük zorluklar getirdiğini dile getiren Dr. Kurpershoek, "özellikle bu zorluklar tarım sektörü için geçerli. AB bunu çok önemsediği için tarım sektörüne büyük fonlar ayırıyor" dedi.

 

Tarım müşaviri Carla Konsten ise, `hazmetme' maddesiyle Türkiye'nin doğusuyla batısı arasındaki hizmetlerinin eşit ve AB standartlarına uygun olması gerektiğinin kastedildiğini söyledi.

CNN TURK 04/10/2005

 

Chirac, AB Komisyonu'na çattı


5 Ekim, 2005 07:03:00 (TSİ) CNN TURK

Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Avrupa Birliği Komisyonu’nun Avrupa’nın çıkarlarını koruyamadığını öne sürdü.

Paris'te konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Chirac,  Komisyon’un küresel ticaret konularında Avrupa'nın çıkarlarına sahip çıkmadığını, Avrupa iş pazarını savunmadığını iddia etti.
 
"Avrupa kurumlarının temel görevi, Avrupa’yı ekonomik ve sosyal anlamda korumaktır" diyen Chirac, "Komisyon bu sorunlarla nasıl ilgilenmez?" sorusunu yöneltti.
 
Eleştirilere cevapsa AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'dan geldi. Barroso, Chirac'ı popülist davranmakla suçladı, "Avrupa daha açık olmalı" dedi.
 
Chirac’ın AB Komisyonu’na saldırısının iç politikayla bağlantılı olduğu tahmin ediliyor.
 
Fransa'da işçiler hükümetin ekonomi politikalarını protesto için greve giderken, ABD’nin bilgisayar devi HP ise Fransa'da bin 300'e yakın çalışanını işten çıkartmaya hazırlanıyor.
 
Chirac HP'nin bu kararından vazgeçmesi için AB Komisyonu’ndan yardım istedi, ancak Barroso reddetti.

Hoş geldin, inşallah

AB’nin Türkiye ile müzakerelere başlama kararı alması, Avrupa basınında büyük yankı buldu. Avrupa basınının bu olayı, sanki Türkiye AB’ye üye olmuş, her şey bitmiş havasında vermesi dikkat çekiciydi.

Yunan Elefterotipia Türkçe ‘Hoş geldin’ diye manşet atarken, İngiliz Independent gazetesi, ‘Yeni Avrupa sınırı’ manşetiyle Türkiye haritası yayınladı. Belçika gazetesi Le Soir ise ‘İnşallah’ (Inch Allah) başlığını kullandı.

YUNANİSTAN

Elefterotipia:
Türkiye güç şartları kabul etti, müzakereler başlıyor. Hoş geldin (Türkçe) ama yavaş yavaş (Yunanca yazım Türkçe okunuş).

Etnos: Türkiye’nin AB pasaportunun harcını biz ödedik. Pasaportun damgası ise ABD’den.

To Vima: Sert geçen pazarlıklardan sonra Condi müdahalesiyle anlaşmaya varıldı.

Elefteros Tipos: ABD vizesiyle Türkiye’ye AB bileti.

Apoyevmatini: Türkiye’nin AB üyeliği için yol son anda açıldı. Türkiye’nin Avrupa ailesine katılımı için geri sayım başladı.

RUM KESİMİ

Fileleftheros:
Türkiye, ABD’nin hayır duası ile AB’de. Straw ve Solana Türkiye’nin çıkarlarını teminat altına aldılar.

Simerini: Türkiye bileti aldı.

Politis: Ekspres, geceyarısı Lüksemburg’dan hareket etti. Herkes şarabına (rakıya anlamında) su kattı.

İNGİLTERE

Independent:
Avrupa’nın sınırları yeniden çizildi. AB, şimdi İslam dünyasıyla Batı arasında köprü kurma projesine dönüşüyor.

Guardian: Diplomatik çıkmaz aşıldı ve Avrupa Türkiye’yi kucakladı.

Times: Türkiye’ye karşı duyulan kuşku ve korkular, müzakere süreci içinde azalacak.

Daily Telegraph: Anlaşmanın son dakikada gelmesi, Türkiye konusunda basiretsiz davranan AB’nin imajı açısından iyi olmadı. Ancak şimdi Türkiye ile iyi niyetli olarak müzakere yaparak imajını düzeltebilir.

Financial Times: Topallayarak da olsa başlama çizgisine varılabildi. Önemli olan da bu...

İtalyan basını

La Repubblica:
AB kapılarını Türkiye’ye açtı. Kararın alınmasında ABD’nin ısrarı büyük rol oynadı.

Corriere della Sera: ‘Anneciğim Türkler geliyor’ korkusu tarihe karıştı.

Il Messaggero: İngilizlerin diplomasisi ve ABD’nin baskısına Avusturya dayanamadı.

ALMANYA

Bild:
Avusturyalılar’ın niçin Türk kompleksi var? Herhalde Viyana, Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik’i Lüksemburg’a göndermeden önce yine tarih kitabını okudu.

Frankfurter Allgemeine Zeitung: Türkiye ile görüşmeler başlıyor. Avusturya seçimlerinde Türkiye aleyhinde açıklamalar yapan parti ÖVP başarılı olamadı.

Der Tagesspiegel: AB, nişanın arefesinde, acaba arkadaş olarak kalmak daha mı iyiyidi diye düşünen gelin gibi davrandı. Abdullah Gül’e de törene gidip gitmeyeceğine karar veremeyen ve sonunda duyguları incinmiş bir damat rolü düştü.

Süddeutsche Zeitung: Viyana kuşatmasından sonra 20 bin Türk esir alındı. Bu Türkler, Viyana’da kalıp asimile oldu. Bu nedenle Viyanalılarda Türk kanı da var. Bu durum, Avusturya’nın, Lüksemburg’daki Dışişleri Bakanları toplantısına neden arka odada sakladığı yeni bir malı satmaya çalışan Doğulu bir tacir gibi girdiğini açıklıyor.

ABD

The Wall Street Journal:
Türkiye’yi engellemeye çalışan Avusturya’nın yönetici sınıfı ‘ırkçı ve cahil’lerden oluşuyor. Habsburglar döneminde, Avusturya’nın bugünkünden daha hoşgörülüydü.  

HURRIYET 05/10/05

 

Tarama 20 Ekim’de

 

 

Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, AB’nin Türkiye ile müzakere kararına ilişkin bilgi vermek üzere bugün Ankara’ya gelecek. Rehn, TBMM’deki siyasi parti temsilcileri başta olmak üzere üst düzey temaslarda bulunacak. Türkiye ile müzakerelerin teknik sürecinin belirleneceğini belirten Rehn, tarama sürecinin 20 Ekim’de bilim ve araştırma dosyasıyla başlayacağını bildirdi.  

HURRIYET 05/10/05

 

İşte Müzakere Çerçeve Belgesi

 

Müzakere Çerçeve Belgesi, üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde müzakerelerin kuralları, ikinci bölümde özü, üçüncü bölümde ise prosedürü yer alıyor.

Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yürütülecek müzakerelerde yol haritasını oluşturan Müzakere Çerçeve Belgesi, üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde müzakerelerin kuralları, ikinci bölümde özü, üçüncü bölümde ise prosedürü yer alıyor.

Müzakerelerin kurallarıyla ilgili bölümde, Türkiye'den beklentilerle birlikte, müzakerelerin ilerlemesi ve askıya alınmasına ilişkin koşullara geniş biçimde yer veriliyor.

MÜZAKERELERİN KURALLARI

“Müzakerelerin, Türkiye'nin liyakatına dayanacağı ve hızının, Türkiye'nin üyelik gereklerini karşılama yönünde kaydettiği ilerlemelere bağlı olacağı” vurgulanan bu bölümde, “AB dönem başkanı ülkenin ya da AB Komisyonu'nun, hangisi uygunsa, karar organı AB Konseyi'ni devamlı olarak bilgilendireceği” vurgulanıyor.

Belgede, AB Konseyi'nin durumu düzenli olarak kontrol altında tutabileceği hatırlatılıyor.

“AB'nin, kendi üstüne düşenler çerçevesinde, müzakerelerin sonuca ulaştırılması için gerekli şartların karşılanıp karşılanmadığını uygun zaman içinde kararlaştıracağı” belirtilen belgede, bunun aşağıda yer alan ilgili maddede sıralanan şartların Türkiye tarafından yerine getirildiğini teyit eden bir AB Komisyonu raporu temelinde yapılacağı kaydediliyor.

Müzakerelerin kurallarının belirlendiği bu bölümde, AB Konseyi'nin Aralık 2004 zirve kararına atıfta bulunuluyor ve müzakerelerin AB Anlaşması'nın 49. maddesini temel aldığı ifade ediliyor. Bu bölümde özetle şu görüşlere yer veriliyor.

-“Müzakerelerin ortak hedefi katılımdır. Bu müzakereler ucu açık bir süreç olup, sonucu önceden garanti edilemez. Kopenhag kriterlerinin tam değerlendirmesi, AB'nin hazmetme kapasitesi de göz önüne alınarak, eğer Türkiye'nin tüm üyelik yükümlülüklerini tamamen üstlenecek konumda olmadığını ortaya koyarsa, Türkiye'nin mümkün olan en güçlü bağ ile Avrupa yapılarına bağlanması sağlanmalıdır.”

-“Genişleme, Birliğin ve üye devletlerinin katıldığı sürekli entegrasyon sürecini güçlendirmelidir. Birliğin uyum ve etkinliğini korumak için her türlü çaba sarf edilmelidir. 1993 Kopenhag AB Konseyi toplantısının sonuçlarına uygun olarak, Birliğin bir yandan Avrupa entegrasyonunun momentumunu korurken öte yandan Türkiye'yi özümseme kapasitesi, hem Birliğin hem de Türkiye'nin genel menfaati açısından göz önüne alınması gereken önemli bir noktadır. Komisyon müzakereler sırasında bu kapasiteyi 2004 Ekim kararlarına uygun olarak izleyecektir.”

-“Müzakereler, Türkiye'nin 1993'te Kopenhag'da AB Konseyi'nce belirlenen siyasi kriterleri, özellikle de daha sonra AB Antlaşması madde 6(1)de kabul edilen ve Temel Haklar Şartında ilan edilen kriterleri yeterli ölçüde karşılamasına dayanarak açılmıştır. AB, Türkiye'den reform sürecini sürdürmesini ve ilgili Avrupa içtihadı da dahil olmak üzere özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ilkeleriyle ilgili olarak daha fazla iyileşme sağlanması yönünde çabalamasını, özellikle işkence ve kötü muameleye karşı mücadelede sıfır tolerans politikasıyla ve ifade özgürlüğü, din özgürlüğü, kadın hakları, sendika haklarını içeren ILO standartları ve azınlık haklarıyla ilgili hükümlerin uygulanmasında mevzuatı ve uygulama tedbirlerini pekiştirmesini ve genişletmesini beklemektedir. Birlik ve Türkiye yoğun siyasi diyaloglarına devam edecektir. Bu alanlarda, özellikle temel özgürlükler ve insan haklarına tam saygı konularında kaydedilen ilerlemelerin geri dönülmezliğini ve tam ve etkin bir şekilde uygulanmasını sağlamak için, ilerlemeler Komisyon tarafından yakından izlenmeye devam edecek olup, Komisyon yıllık rapor ve 2004'teki raporu da göz önüne alarak, düzenli aralıklarla bu konudaki raporlarını Konseye sunmaya devam etmeye çağrılmaktadır.”

MÜZAKERELERİN ASKIYA ALINMA KOŞULU

-“Birliğin temelini oluşturan özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere tam saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin Türkiye'de ciddi ve ısrarlı bir şekilde ihlal edilmesi durumunda, Komisyon, kendi inisiyatifiyle veya üye devletlerin üçte birinin talebi üzerine, müzakerelerin askıya alınmasını önerebilir ve müzakerelerin tekrar başlaması için karşılanması gereken koşullara yönelik tekliflerde bulunabilir. Konsey, Türkiye'yi dinledikten sonra, müzakerelerin askıya alınıp alınmaması veya müzakerelerin yeniden başlaması için aranacak koşullarla ilgili bu tür bir öneriyi nitelikli çoğunluk esasına göre kararlaştıracaktır. Üye devletler, Hükümetlerarası Konferanstaki genel oybirliği şartından bağımsız olarak Hükümetlerarası Konferansta Konsey kararına uygun olarak hareket edeceklerdir. Avrupa Parlamentosu'na bilgi verilecektir.”

MÜZAKERELERİN İLERLEMESİ

“Müzakerelerin ilerlemesinin, ekonomik ve sosyal bir birleşme çerçevesi kapsamında Türkiye'nin katılıma hazırlık aşamasında kaydettiği ilerleme ile 2. paragraftaki AB Komisyonu'nun raporuna göre yönlendirileceği” ifade edilen belgede, “Üyelik için aşağıdaki gerekleri belirleyen Kopenhag kriterlerinin yerine getirilmesi gerektiği” belirtiliyor:

·  Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlıklara saygı ve azınlıkların korunmasını teminat altına alan kurumların istikrarı;

·  İşleyen bir pazar ekonomisinin varlığı ve Birlik içindeki rekabetçi baskıyla ve pazar güçleriyle başa çıkabilme kapasitesi;

·  Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin amaçlarına uygunluk ve müktesebatın etkin bir şekilde uygulanması ve yürütülmesi için gerekli idari kapasite dahil olmak üzere, üyeliğin getirdiği yükümlülükleri üstlenebilme yetisi.

Bu bölümde ayrıca şu taleplere yer veriliyor:

- “Türkiye'nin iyi komşuluk ilişkileri yönünde verdiği açık taahhüt ve henüz çözümlenmemiş olan tüm sınır ihtilaflarını, gerektiğinde Uluslararası Adalet Divanı'nın zorunlu yargılama yetkisi de dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler Şartına göre, ihtilafların sulh yoluyla halli ilkesine uygun olarak çözüme kavuşturmayı taahhüt etmesi;”

- “Kapsamlı bir çözüm için uygun ortamın yaratılmasına katkıda bulunmaya yönelik adımlar atılması ve Kıbrıs Cumhuriyeti (Rum kesimi) dahil tüm AB ülkeleriyle Türkiye arasındaki ikili ilişkilerin normalleştirilmesinde ilerleme kaydedilmesinin yanı sıra BM nezdinde ve Birliğin üzerine inşa edildiği ilkeler doğrultusunda, Türkiye'nin Kıbrıs sorunu için kapsamlı bir çözüme ulaşma çabalarını devamlı olarak desteklemesi.”

- “Türkiye'nin Ortaklık Anlaşmasında ve Ortaklık Anlaşmasını tüm yeni AB üye devletlerini içine alacak şekilde genişleten Ek Protokolünde yer alan yükümlülükleri, özellikle de AB-Türkiye gümrük birliğine ve düzenli aralıklarla revize edilen Katılım Ortaklığının uygulanmasına yönelik yükümlülükleri yerine getirmesi.”

ÜYELİK ÖNCESİ SÜREÇ

“Türkiye'nin, üye devletler ve birlik tarafından kabul edilen tutum ve politikalarla, (bu örgütler ve düzenlemelerdeki AB ülkelerinin üyelikleri de içinde olmak üzere) uluslararası örgütler içindeki kendi pozisyonunu ve üçüncü ülkelere ilişkin politikalarını, katılıma kadar olan dönemde içinde uyarlaması gerektiği” belirtilen belgede, “Türkiye'nin, tüm diğer katılım müzakerelerinin sonuçlarını, katılımı zamanındaki haliyle kabul etmelidir” ifadesine yer veriliyor.

Lüksemburg'da yapılan yoğun müzakerelerden sonra, İngiltere, AB Konseyi ülkelerinin de onayı ile, bu maddenin Türkiye aleyhine yorumlanmamasını talep eden bir bölümün müktesebatın içine dahil edilmesini kabul etti.

Bu bölüm, ileride Rum Kesimi'nin, NATO gibi uluslararası bir kuruluşa üye olma talebi halinde, Türkiye'nin veto koyma hakkını korumayı hedeflediği bildirildi.

Müzakerelerin kurallarıyla ilgili bölümün sonunda ayrıca özetle şu görüşlere yer veriliyor:

-“Katılım müzakerelerine paralel olarak, Birlik Türkiye ile yoğun bir siyasi diyaloga ve sivil toplum diyaloguna girecektir. Kapsamlı sivil toplum diyalogunun amacı, halkları bir araya getirmek yoluyla karşılıklı anlayışı arttırmak olacaktır.”

MÜKTESEBAT İLE İLGİLİ SORUMLULUKLAR

AB'ye katılımın, birlik sisteminin ve birliğin “müktesebatı” olarak bilinen kurumsal çerçevenin getirdiği hak ve yükümlülüklerin kabulü anlamına geldiği vurgulanan bu bölümde, Türkiye'nin, bu müktesebatı katılım zamanındaki şekliyle uygulaması gerektiği ifade ediliyor. Ayrıca, mevzuatın uyumlu hale getirilmesine ek olarak, katılımın aynı zamanda müktesebatın zamanında ve etkin bir şekilde uygulanması anlamına geldiği vurgulanıyor.

Müktesebatın içerdiği bölümler kısaca şöyle özetleniyor.

- AB Birliği'nin üzerine kurulduğu antlaşmaların içeriği, ilkeleri ve siyasi hedefleri;

- Antlaşmalar uyarınca benimsenen mevzuat ve kararlar ve Adalet Divanı'nın içtihadı;

- Kurumlar arası anlaşmalar, kararlar, beyanatlar, tavsiyeler, kılavuzlar gibi, yasal olarak bağlayıcı olan ya da olmayan, Birlik çerçevesinde benimsenmiş diğer belgeler;

- Ortak dışişleri ve güvenlik politikaları çerçevesindeki ortak eylemler, ortak tutumlar, bildirgeler, sonuçlar ve diğer belgeler;

- Adalet ve içişleri çerçevesinde kabul edilen ortak eylemler, ortak tutumlar, imzalanan sözleşmeler, tavsiyeler, beyanatlar ve diğer belgeler;

- Birlik faaliyetlerine ilişkin olarak Topluluğun, Toplulukla birlikte üye devletlerin, birliğin ve kendi aralarında üye devletlerin akdettiği uluslararası anlaşmalar.

MÜKTESEBATIN ÇEVİRİSİ

Belgede, “Türkiye'nin, katılımdan yeterli bir süre önce müktesebatın Türkçeye çevirisini ve katılımdan sonra AB kurumlarının çalışmalarını aksatmadan yerine getirmesini temin edecek yeterli sayıda yazılı ve sözlü çevirmeni eğitmesi gerektiğine” dikkat çekiliyor.

“Sonuç olarak ortaya çıkan ve bir üye devlet olarak Türkiye'nin uymak zorunda olacağı haklar ve yükümlülükler, Türkiye ile topluluklar arasındaki tüm mevcut ikili anlaşmaların ve Türkiye tarafından akdedilen, üyelik yükümlülükleriyle uyumlu olmayan tüm diğer uluslararası anlaşmaların sona ereceği anlamına gelmektedir” denilen belgede, “Ortaklık Anlaşmasının müktesebattan ayrılan hükümleri, katılım müzakerelerinde emsal olarak kabul edilemez” ifadesi kullanılıyor.

Türkiye'nin müktesebattan doğan hak ve yükümlülükleri kabul etmesinin, müktesebatta belli uyarlamaların yapılmasını gerektirebileceği belirtilen belgede, “Gerektiğinde müktesebatta belli uyarlamalara karar verilirken, üye devletlerin müktesebatı benimserken uyguladıkları ve o müktesebatın ayrılmaz parçası haline gelmiş olan ilkeler, kriterler ve parametrelerin esas alınacağı ve Türkiye'nin özel durumları göz önüne bulundurulacağı” belirtiliyor.

“Birliğin, zaman ve kapsam açısından sınırlı olması ve müktesebatın uygulanmasına ilişkin olarak açıkça tanımlanmış aşamaları içeren bir plan eşliğinde olması koşuluyla, geçici tedbirler için Türkiye'den gelecek talepleri kabul edebileceğine” dikkati çekilen belgede, “iç pazarın genişletilmesiyle bağlantılı alanlar için, düzenleyici tedbirlerin hızlı bir şekilde uygulanması gerektiği ve geçiş dönemlerinin kısa ve az sayıda olması gerektiği, büyük mali giderler de dahil olmak üzere ciddi çaba gerektiren kapsamlı uyarlamaların gerekli olduğu yerlerde, uyumlaştırmaya yönelik sürekli, ayrıntılı ve bütçeli bir planın bir parçası olarak uygun geçiş düzenlemeleri öngörülebileceği” ifade ediliyor.

“Her halükarda, geçiş düzenlemeleri Birliğin kural ya da politikalarında herhangi bir değişiklik yapılmasını içermemeli, bunların sağlıklı bir şekilde işleyişini bozmamalı ve rekabetin büyük ölçüde zarar görmesine neden olmamalıdır. Bu bağlamda, Birliğin ve Türkiye'nin menfaatleri göz önünde bulundurulmalıdır” şeklinde ifadelere yer verilen belgede, “Uzun geçiş dönemleri, derogasyonlar, özel düzenlemeler ya da kalıcı koruma hükümleri, bir başka deyişle koruma tedbirlerine bir temel oluşturmak üzere sürekli olarak emre amade olacak maddeler düşünülebilir. Komisyon bunları, uygun olan hallerde, kişilerin dolaşım özgürlükleri, yapısal politikalar ya da tarım gibi alanlarda getireceği tekliflere dahil edecektir. Bunun yanı sıra, kişilerin dolaşım özgürlüğünün nihai olarak tesis edilmesine ilişkin karar alma süreci, üye devletlerin bireysel olarak azami düzeyde rol oynayabilmesine olanak vermelidir. Geçici düzenlemeler ya da koruma tedbirleri, rekabet üzerinde ya da iç pazarın işleyişi üzerinde yaratacakları etkiler göz önüne alınarak gözden geçirilmelidir” deniliyor.

“Müktesebatta yapılacak ayrıntılı teknik uyarlamaların, katılım müzakereleri sırasında belirlenmesinin gerekli olmadığı” belirtilen belgede, “Bunlar Türkiye ile işbirliği içerisinde hazırlanacak ve katılım tarihinde yürürlüğe girmek üzere Birlik kurumları tarafından zamanı geldiğinde benimsenecektir” ifadesi yer alıyor.

“Türkiye'nin Birliğe katılımının mali yönleri kabili tatbik Mali Çerçevede göz önünde bulundurulması gerektiği” kaydedilen belgede, ”Bu nedenle, Türkiye'nin katılımı çok büyük mali sonuçlar doğurabileceğinden, müzakereler ancak sonuç olarak ortaya çıkacak olası mali reformlarla birlikte 2014'ten itibaren başlayacak olan döneme ilişkin Mali Çerçevenin oluşturulmasından sonra sonuca ulaştırılabilir” ifadesi yer alıyor.

Belgede, “Türkiye, katılımdan itibaren derogasyona sahip bir üye devlet olarak ekonomik ve parasal birliğe katılacak ve gerekli koşulları karşılayıp karşılamadığına yönelik olarak yapılacak bir değerlendirme esasında Konseyin bu amaca yönelik vereceği kararın ardından ulusal para birimi olarak euro'yu benimseyecektir. Bu alandaki diğer müktesebat katılımdan itibaren tamamen geçerli olacaktır” deniliyor.

Müzakerelerin özü ile ilgili bu bölümde kısaca şu görüşlere yer veriliyor:

-“Özgürlük, adalet ve güvenlik alanıyla ilgili olarak, Avrupa Birliğine üyelik, Türkiye'nin katılımla birlikte Schengen müktesebatı da dahil olmak üzere, bu alandaki tüm müktesebatı tamamen kabul etmesi anlamına gelmektedir. Ancak, bu müktesebatın bir kısmı Türkiye'de sadece, Türkiye'nin hazır olup olmadığına yönelik olarak yapılacak kabili tatbik Schengen değerlendirmesine dayalı olarak, iç sınırlarda kişiler üzerindeki kontrollerin kaldırılması konusunda alınacak bir Konsey kararından sonra uygulanacaktır.”

-“AB, nükleer güvenliğin tüm yönleri de dahil olmak üzere, yüksek düzeyde bir çevresel korumanın önemine işaret etmektedir.”

-“Müktesebatı etkin bir şekilde uygulamak amacıyla, ya da duruma göre, müktesebatı katılımdan yeterli bir süre önce etkin bir şekilde uygulayabilmek amacıyla, Türkiye müktesebatın tüm alanlarında kurumlarını, yönetim kapasitesini ve idari ve yargı sistemlerini - hem ulusal hem bölgesel düzeyde - Birlik standartlarına getirecektir.

Bunun yapılabilmesi için, genel düzeyde, verimli ve tarafsız bir sivil hizmet anlayışı üzerine kurulmuş, iyi işleyen ve istikrarlı bir kamu idaresine ve bağımsız ve etkin bir yargı sistemine ihtiyaç vardır.”

MÜZAKERE PROSEDÜRÜ

AB Komisyonu'nun, Türkiye'nin belli alanlarda müzakerelerin başlatılabilmesi için ne derece hazırlıklı olduğunu değerlendireceği ifade edilen bu bölümde, “AB Komisyonu'nun, yine müzakereler sırasında gündeme gelmesi en muhtemel olan sorunların emarelerini önceden elde etmek için, tarama olarak adlandırılan resmi bir süreç çerçevesinde müktesebatı inceleyeceği” hatırlatılıyor.

“Tarama amaçları çerçevesinde ve tarama sonrasında gerçekleştirilecek müzakereler için, müktesebatın her biri belli bir politika alanını kapsayan bir dizi başlığa ayrılacağı” vurgulanan belgede, “bu başlıkların bir listesinin ekte sunulduğu” belirtiliyor.

“Müzakerelerin belli bir başlığı hakkında Türkiye ya da AB tarafından ifade edilecek görüşler hiçbir şekilde başka başlıklarla ilgili olarak takınılacak tutumu etkilemeyeceği” kaydedilen metinde, ”Ayrıca, müzakereler sırasında, kısmi olanlar da dahil olmak üzere, belli başlıklar üzerinde varılan mutabakat, tüm bölümler üzerinde tam bir mutabakata varılana dek nihayete ermiş sayılamayacağı” ifade ediliyor.

“Türkiye'nin katılıma yönelik kaydettiği ilerlemeler hakkında AB Komisyonu tarafından hazırlanan düzenli raporların ve özellikle de tarama sırasında AB Komisyonu'nun elde ettiği bilgileri esas alarak, AB Konseyi'nin, AB Komisyonu'nun teklifi üzerine oybirliğiyle hareket ederek, bir başlığın geçici olarak kapatılması ve uygun olduğu yerlerde, başlığın açılması için karşılaştırma ölçütleri tespit edeceği” vurgulanan belgede daha sonra şunlar kaydediliyor:

“Birlik bu karşılaştırma ölçütlerini Türkiye'ye bildirecektir. İlgili başlığa bağlı olarak, özellikle işleyen bir pazar ekonomisinin varlığına, mevzuatın müktesebatla uyumuna, ve yeterli bir idari ve adli kapasitenin olduğunu ortaya koymak için müktesebatın temel unsurlarının uygulanmasında tatmin edici bir seyir izlendiğine ilişkin net karşılaştırma ölçütleri bulunacaktır. İlgili yerlerde, karşılaştırma ölçütleri aynı zamanda Ortaklık Anlaşmasının altındaki taahhütlerin, özellikle de AB-Türkiye gümrük birliğiyle ilgili olan taahhütlerin ve müktesebat çerçevesindeki şartları yansıtan taahhütlerin yerine getirilmesini de içerecektir.

Müzakerelerin geniş bir süreyi kapsadığı hallerde ya da yeni müktesebat gibi yeni öğelerin dahil edilmesi amacıyla bir başlığa daha sonraki bir tarihte geri dönüldüğü hallerde, var olan karşılaştırma ölçütleri güncellenebilir.”

Belgede şu görüşlere yer veriliyor:

-“Türkiye'den müktesebatla ilgili olarak tavrını belirtmesi ve ölçütleri karşılama konusunda kaydettiği ilerlemeleri rapor etmesi istenecektir. Müktesebatın uygun idari ve adli yapılar vasıtasıyla etkin ve verimli bir şekilde uygulanması da dahil olmak üzere, Türkiye tarafından doğru bir şekilde iç hukuka aktarılması ve uygulanması, müzakerelerin hızını belirleyecektir. Bu amaçla Komisyon, Komisyon tarafından ya da Komisyon adına uzmanlar tarafından yapılacak yerinde incelemeler de dahil olmak üzere, elindeki tüm araçlardan yararlanarak Türkiye'nin tüm alanlarda kaydettiği ilerlemeyi yakından izleyecektir. Komisyon, AB Ortak Pozisyonları taslağını sunarken Türkiye'nin belli bir alanda kat ettiği ilerleme hakkında Konseyi bilgilendirecektir. Konsey, söz konusu başlık hakkındaki müzakerelerle ilgili olarak atacağı ileriye dönük adımları kararlaştırırken bu değerlendirmeyi göz önünde bulunduracaktır. AB'nin her bir başlıkla ilgili müzakereler için isteyebileceği ve Türkiye tarafından Konferansa temin edilecek olan bilgilere ek olarak, Türkiye'den belli bir başlıkla ilgili müzakerelerin geçici kapanışından sonra bile müktesebatla uyum ve müktesebatın uygulanması konularında kat edilen ilerlemeler hakkında düzenli aralıklarla ayrıntılı, yazılı bilgi vermesi istenecektir. Müzakeresi geçici olarak kapatılan bölümlerin söz konusu olduğu hallerde, özellikle Türkiye'nin taahhütlerini ya da önemli karşılaştırma ölçütlerini yerine getiremediği yerlerde Komisyon müzakerelerin tekrar açılmasını önerebilir.”

MÜZAKERE BAŞLIKLARI

Avrupa Birliği'nin Türkiye ile yapacağı tam üyelik müzakereleri 35 bölümden oluşuyor:

1-Malların serbest dolaşımı.

2-İş gücünün serbest dolaşımı

3-Yerleşme hakkı ve hizmet sağlama özgürlüğü

4-Sermayenin serbest dolaşımı

5-Kamu ihaleleri

6-Şirketler hukuku

7-Fikri haklar hukuku

8-Rekabet politikası

9-Mali hizmetler

10-Bilgi toplumu ve medya

11-Tarım ve kırsal kesim kalkınması

12-Gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı politikası

13-Balıkçılık

14-Ulaştırma politikası

15-Enerji

16-Vergilendirme

17-Ekonomi ve para politikası

18-İstatistik

19-Sosyal politika ve istihdam

20-Şirketler ve sanayi politikası

21-Avrupa üzerinden giden ulaştırma ağları

22-Bölgesel politika

23-Hukuki ve temel haklar

24-Adalet, özgürlük ve güvenlik

25-Bilim ve araştırma

26-Eğitim ve kültür

27-Çevre

28-Tüketim ve sağlık koruması

29-Gümrük birliği

30-Dış ilişkiler

31-Dış güvenlik ve savunma

32-Mali kontrol

33-Mali ve bütçe koşulları

34-Kurumlar

35-Diğer konular

HURRIYET 05/10/05

 

Müzakere Çerçeve Belgesi'nin İngilizce orijinali

 

Negotiating Framework
Principles governing the negotiations

1. The negotiations will be based on Turkey's own merits and the pace will depend on Turkey's progress in meeting the requirements for membership. The Presidency or the Commission as appropriate will keep the Council fully informed so that the Council can keep the situation under regular review. The Union side, for its part, will decide in due course whether the conditions for the conclusion of negotiations have been met; this will be done on the basis of a report from the Commission confirming the fulfilment by Turkey of the requirements listed in point 6.

2. As agreed at the European Council in December 2004, these negotiations are based on Article 49 of the Treaty on European Union. The shared objective of the negotiations is accession. These negotiations are an open-ended process, the outcome of which cannot be guaranteed beforehand. While having full regard to all Copenhagen criteria, including the absorption capacity of the Union, if Turkey is not in a position to assume in full all the obligations of membership it must be ensured that Turkey is fully anchored in the European structures through the strongest possible bond.

3. Enlargement should strengthen the process of continuous creation and integration in which the Union and its Member States are engaged. Every effort should be made to protect the cohesion and effectiveness of the Union. In accordance with the conclusions of the Copenhagen European Council in 1993, the Union's capacity to absorb Turkey, while maintaining the momentum of European integration is an important consideration in the general interest of both the Union and Turkey. The Commission shall monitor this capacity during the negotiations, encompassing the whole range of issues set out in its October 2004 paper on issues arising from Turkey's membership perspective, in order to inform an assessment by the Council as to whether this condition of membership has been met.

4. Negotiations are opened on the basis that Turkey sufficiently meets the political criteria set by the Copenhagen European Council in 1993, for the most part later enshrined in Article 6(1) of the Treaty on European Union and proclaimed in the Charter of Fundamental Rights. The Union expects Turkey to sustain the process of reform and to work towards further improvement in the respect of the principles of liberty, democracy, the rule of law and respect for human rights and fundamental freedoms, including relevant European case law; to consolidate and broaden legislation and implementation measures specifically in relation to the zero tolerance policy in the fight against torture and ill-treatment and the implementation of provisions relating to freedom of expression, freedom of religion, women's rights, ILO standards including trade union rights, and minority rights. The Union and Turkey will continue their intensive political dialogue. To ensure the irreversibility of progress in these areas and its full and effective implementation, notably with regard to fundamental freedoms and to full respect of human rights, progress will continue to be closely monitored by the Commission, which is invited to continue to report regularly on it to the Council, addressing all points of concern identified in the Commission's 2004 report and recommendation as well as its annual regular report.

5. In the case of a serious and persistent breach in Turkey of the principles of liberty, democracy, respect for human rights and fundamental freedoms and the rule of law on which the Union is founded, the Commission will, on its own initiative or on the request of one third of the Member States, recommend the suspension of negotiations and propose the conditions for eventual resumption. The Council will decide by qualified majority on such a recommendation, after having heard Turkey, whether to suspend the negotiations and on the conditions for their resumption. The Member States will act in the Intergovernmental Conference in accordance with the Council decision, without prejudice to the general requirement for unanimity in the Intergovernmental Conference. The European Parliament will be informed.

6. The advancement of the negotiations will be guided by Turkey's progress in preparing for accession, within a framework of economic and social convergence and with reference to the Commission's reports in paragraph 2. This progress will be measured in particular against the following requirements:

- the Copenhagen criteria, which set down the following requirements for membership:

* the stability of institutions guaranteeing democracy, the rule of law, human rights and respect for and protection of minorities;

* the existence of a functioning market economy and the capacity to cope with competitive pressure and market forces within the Union;

* the ability to take on the obligations of membership, including adherence to the aims of political, economic and monetary union and the administrative capacity to effectively apply and implement the acquis;

- Turkey's unequivocal commitment to good neighbourly relations and its undertaking to resolve any outstanding border disputes in conformity with the principle of peaceful settlement of disputes in accordance with the United Nations Charter, including if necessary jurisdiction of the International Court of Justice;

- Turkey's continued support for efforts to achieve a comprehensive settlement of the Cyprus problem within the UN framework and in line with the principles on which the Union is founded, including steps to contribute to a favourable climate for a comprehensive settlement, and progress in the normalisation of bilateral relations between Turkey and all EU Member States, including the Republic of Cyprus.

- the fulfilment of Turkey's obligations under the Association Agreement and its Additional Protocol extending the Association Agreement to all new EU Member States, in particular those pertaining to the EU-Turkey customs union, as well as the implementation of the Accession Partnership, as regularly revised.

7. In the period up to accession, Turkey will be required to progressively align its policies towards third countries and its positions within international organisations (including in relation to the membership by all EU Member States of those organisations and arrangements) with the policies and positions adopted by the Union and its Member States.

8. Parallel to accession negotiations, the Union will engage with Turkey in an intensive political and civil society dialogue. The aim of the inclusive civil society dialogue will be to enhance mutual understanding by bringing people together in particular with a view to ensuring the support of European citizens for the accession process.

9. Turkey must accept the results of any other accession negotiations as they stand at the moment of its accession.

Substance of the negotiations

10. Accession implies the acceptance of the rights and obligations attached to the Union system and its institutional framework, known as the acquis of the Union. Turkey will have to apply this as it stands at the time of accession. Furthermore, in addition to legislative alignment, accession implies timely and effective implementation of the acquis. The acquis is constantly evolving and includes:

- the content, principles and political objectives of the Treaties on which the Union is founded;

- legislation and decisions adopted pursuant to the Treaties, and the case law of the Court of Justice;

- other acts, legally binding or not, adopted within the Union framework, such as interinstitutional agreements, resolutions, statements, recommendations, guidelines;

- joint actions, common positions, declarations, conclusions and other acts within the framework of the common foreign and security policy;

- joint actions, joint positions, conventions signed, resolutions, statements and other acts agreed within the framework of justice and home affairs;

- international agreements concluded by the Communities, the Communities jointly with their Member States, the Union, and those concluded by the Member States among themselves with regard to Union activities.

Turkey will need to produce translations of the acquis into Turkish in good time before accession, and will need to train a sufficient number of translators and interpreters required for the proper functioning of the EU institutions upon its accession.

11. The resulting rights and obligations, all of which Turkey will have to honour as a Member State, imply the termination of all existing bilateral agreements between Turkey and the Communities, and of all other international agreements concluded by Turkey which are incompatible with the obligations of membership. Any provisions of the Association Agreement which depart from the acquis cannot be considered as precedents in the accession negotiations.

12. Turkey's acceptance of the rights and obligations arising from the acquis may necessitate specific adaptations to the acquis and may, exceptionally, give rise to transitional measures which must be defined during the accession negotiations.

Where necessary, specific adaptations to the acquis will be agreed on the basis of the principles, criteria and parameters inherent in that acquis as applied by the Member States when adopting that acquis, and taking into consideration the specificities of Turkey.

The Union may agree to requests from Turkey for transitional measures provided they are limited in time and scope, and accompanied by a plan with clearly defined stages for application of the acquis. For areas linked to the extension of the internal market, regulatory measures should be implemented quickly and transition periods should be short and few; where considerable adaptations are necessary requiring substantial effort including large financial outlays, appropriate transitional arrangements can be envisaged as part of an on-going, detailed and budgeted plan for alignment. In any case, transitional arrangements must not involve amendments to the rules or policies of the Union, disrupt their proper functioning, or lead to significant distortions of competition. In this connection, account must be taken of the interests of the Union and of Turkey.

Long transitional periods, derogations, specific arrangements or permanent safeguard clauses, i.e. clauses which are permanently available as a basis for safeguard measures, may be considered. The Commission will include these, as appropriate, in its proposals in areas such as freedom of movement of persons, structural policies or agriculture. Furthermore, the decision-taking process regarding the eventual establishment of freedom of movement of persons should allow for a maximum role of individual Member States. Transitional arrangements or safeguards should be reviewed regarding their impact on competition or the functioning of the internal market.

Detailed technical adaptations to the acquis will not need to be fixed during the accession negotiations. They will be prepared in cooperation with Turkey and adopted by the Union institutions in good time with a view to their entry into force on the date of accession.

13. The financial aspects of the accession of Turkey must be allowed for in the applicable Financial Framework. Hence, as Turkey's accession could have substantial financial consequences, the negotiations can only be concluded after the establishment of the Financial Framework for the period from 2014 together with possible consequential financial reforms. Any arrangements should ensure that the financial burdens are fairly shared between all Member States.

14. Turkey will participate in economic and monetary union from accession as a Member State with a derogation and shall adopt the euro as its national currency following a Council decision to this effect on the basis of an evaluation of its fulfilment of the necessary conditions. The remaining acquis in this area fully applies from accession.

15. With regard to the area of freedom, justice and security, membership of the European Union implies that Turkey accepts in full on accession the entire acquis in this area, including the Schengen acquis. However, part of this acquis will only apply in Turkey following a Council decision to lift controls on persons at internal borders taken on the basis of the applicable Schengen evaluation of Turkey's readiness.

16. The EU points out the importance of a high level of environmental protection, including all aspects of nuclear safety.

17. In all areas of the acquis, Turkey must bring its institutions, management capacity and administrative and judicial systems up to Union standards, both at national and regional level, with a view to implementing the acquis effectively or, as the case may be, being able to implement it effectively in good time before accession. At the general level, this requires a well-functioning and stable public administration built on an efficient and impartial civil service, and an independent and efficient judicial system.

Negotiating procedures

18. The substance of negotiations will be conducted in an Intergovernmental Conference with the participation of all Member States on the one hand and the candidate State on the other.

19. The Commission will undertake a formal process of examination of the acquis, called screening, in order to explain it to the Turkish authorities, to assess the state of preparation of Turkey for opening negotiations in specific areas and to obtain preliminary indications of the issues that will most likely come up in the negotiations.

20. For the purposes of screening and the subsequent negotiations, the acquis will be broken down into a number of chapters, each covering a specific policy area. A list of these chapters is provided in the Annex. Any view expressed by either Turkey or the EU on a specific chapter of the negotiations will in no way prejudge the position which may be taken on other chapters. Also, agreements reached in the course of negotiations on specific chapters, even partial ones, may not be considered as final until an overall agreement has been reached for all chapters.

21. Building on the Commission's Regular Reports on Turkey's progress towards accession and in particular on information obtained by the Commission during screening, the Council, acting by unanimity on a proposal by the Commission, will lay down benchmarks for the provisional closure and, where appropriate, for the opening of each chapter. The Union will communicate such benchmarks to Turkey. Depending on the chapter, precise benchmarks will refer in particular to the existence of a functioning market economy, to legislative alignment with the acquis and to a satisfactory track record in implementation of key elements of the acquis demonstrating the existence of an adequate administrative and judicial capacity. Where relevant, benchmarks will also include the fulfilment of commitments under the Association Agreement, in particular those pertaining to the EU-Turkey customs union and those that mirror requirements under the acquis. Where negotiations cover a considerable period of time, or where a chapter is revisited at a later date to incorporate new elements such as new acquis, the existing benchmarks may be updated.

22. Turkey will be requested to indicate its position in relation to the acquis and to report on its progress in meeting the benchmarks. Turkey's correct transposition and implementation of the acquis, including effective and efficient application through appropriate administrative and judicial structures, will determine the pace of negotiations.

23. To this end, the Commission will closely monitor Turkey's progress in all areas, making use of all available instruments, including on-site expert reviews by or on behalf of the Commission. The Commission will inform the Council of Turkey's progress in any given area when presenting draft EU Common Positions. The Council will take this assessment into account when deciding on further steps relating to the negotiations on that chapter. In addition to the information the EU may require for the negotiations on each chapter and which is to be provided by Turkey to the Conference, Turkey will be required to continue to provide regularly detailed, written information on progress in the alignment with and implementation of the acquis, even after provisional closure of a chapter. In the case of provisionally closed chapters, the Commission may recommend the re-opening of negotiations, in particular where Turkey has failed to meet important benchmarks or to implement its commitments.

 

HURRIYET 05/10/05

 

Rum talebi, NATO’yu bağlamaz

 

 

Başbakan Erdoğan dün Lüksemburg’da AB pazarlığı sürerken, Ankara-İstanbul yolunda ABD Dışişleri Bakanı Rice ile görüştü. Reuters’in bir diplomata dayanarak verdiği habere göre Rice, çerçeve belgeye Rumların isteği üzerine giren maddenin, NATO’yla ilgili olmadığını söyledi.

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, dün Kızılcahamam’da partisinin istişare toplantısının kapanış konuşmasını yapıp otelden ayrıldıktan sonra konvoyu Ankara’ya doğru giderken yavaşladı ve yol kenarında durdu. Erdoğan bu sırada Özel Kalem Müdürlüğü üzerinden ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile Lüksemburg’daki gelişmeleri görüştü. Reuters’a konuşan Lüksemburg’taki diplomatlara göre Rice, Müzakere Çerçeve Belgesi’nde yer alan 5’inci paragrafın Türkiye’nin NATO ile ilgili haklarını ihlal etmeyeceği konusunda güvence verdi. Bu paragraf, uluslararası örgütlerde Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi konusundaki vetolardan vazgeçmesini öngörüyordu.

Erdoğan, daha sonra Genel Merkez’e girişinde gazetecilerin soruları üzerine ABD’nin desteğinin devam ettiğini belirterek, şunları söyledi:

‘Türkiye’ye şu andaki müzakerelerle ilgili bugüne kadar olduğu gibi desteklerinin devam ettiğini ifade ettiler. Bizler de ‘kendilerine şu ana kadar atılması gereken adımları Türkiye olarak biz attık, bundan sonra bizim atabileceğimiz adım yoktur’ dedik. Gerek 17 Aralık gerek Haziran müzakere çerçeve belgesi ile taslak konusunda düşüncelerimiz belli. Biz, şu anda 17 Aralık’ta tüm AB üyesi ülkelerin vermiş oldukları kararla çelişmemelerini ve bu karara saygı duymalarını, bu karar istikametinde adım atmalarını istediğimizi, fazla bir şey istemediğimizi dedik. Ama her geçen gün Türkiye’den bir şey istenirse yokuz, olamayız.’

Erdoğan, Amerika’nın yanıtının ne olduğu şeklindeki bir başka soruya ise ‘Onlar da son ana kadar aynı şekilde ellerinden geleni yapacaklarını söylüyorlar’ dedi. 

HURRIYET 05/10/2005

 

 

Rumlarla 5. madde krizi nasıl çözüldü

 

Avusturya’nın inadı kırıldıktan sonra, pazarlık MÇB’nin beşinci maddesinde Rumların talebi olan konuya kilitlendi. Taslağın ilk halinde Türkiye’nin özellikle AB-NATO toplantılarında Kıbrıs Rum Kesimi’ne karşı kullandığı veto kartını ortadan kaldırması hedefleniyor ve Rumların NATO üyeliğine imkan tanınıyordu. AB, Türkiye’nin 5. paragrafa yönelik itirazını, belgeye ‘Bu paragraf Türkiye’nin uluslarası kuruluşlarda yükümlülüklerine halel getirmez’ şeklinde ek yaparak kaldırtmak istedi. Rumlar kabul etmedi. Sonuçta bu ifadenin, AB Konseyi’nin onayıyla dönem başkanı İngiltere’nin açıklamasında yer alması konusunda mutabakata varıldı.

AB Dönem Başkanı olarak İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Jack Straw’un yaptığı konuşma, otomatik olarak AB müktesebatının bir parçası haline geldiği için, hukuki bağlayıcılık taşıyor. 

HURRIYET 05/10/2005

 

Zirveyi kurtaran ek metin

 

 

Özgür EKŞİ/ANKARA

Türkiye ile AB arasında müzakerelerin başlamasının önündeki engeli kaldıran ek metin uzun diplomatik pazarlıklar sonucu ortaya çıktı.

Yoğun görüşme maratonuyla şekillenen metin İngiltere’nin Ankara’daki Büyükelçisi Peter Westmacott tarafından, AKP Genel Merkezi’ndeki Başbakan Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Devlet Bakanı Ali Babacan’a ulaştırdı.

Türkiye’nin AB ile müzakereleri başlamasını sağlayan ‘10690/05 ELARG 35’ kodlu ek metnin Türkçesi şöyle:

‘Konsey kararıyla Başkanlık açıklaması: Müzakere Çerçevesinin 7 paragrafı ilgili tüm uluslararası örgütlere veya örgütlere üye ülkelerin haklarına ve karar alma özerkliğine veya AB’ye üye ülkelerin haklarına karşı kullanılacak şekilde yorumlanamaz

Zirveyi kurtaran paragrafın, Erdoğan’ın, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile görüşmesinde gündeme geldiği iddia edilirken, Türk tarafı bu metin sayesinde Türkiye’nin Kıbrısla ilgili garantörlük haklarının zarar görmediğini ifade etti. Diplomatik kaynaklar Türkiye’nin baştan itibaren NATO ve GKRY konularında kendisini bağlayacak bir karar almaktan uzak durduğunu, kabul edilen metinle Kıbrıs’ta çözüme ulaşılıncaya ya da Türkiye AB’ye tam üye oluncaya kadar GKRY’nin NATO üyeliği önünde durulabileceğini savundular. 

HURRIYET 04/10/2005

 

‘Sizinleyim’ dedi, çözdü

 

 

Nur BATUR yazdı

ERDOĞAN (Blair’i arıyor) Başkanlık belgesinin AB konseyinde alınan karara dayandığının yer almasını istiyoruz.

BLAIR Sizin liderliğinizle bu noktaya geldik. Bundan sonra da benim kişisel dostluğum ve desteğim sizinle olacak.

SON 10 saatte müthiş bir pazarlık yaşandı. Sözcükler üzerinde kıyasıya bir müzakere oldu. Lüksemburg’dan tam 20 değişik metin geldi.

Telefonlar sürekli işledi.

Kriz saat saat 11.40’ta Kıbrıs’a kilitlendi ve tırmanmaya başladı.

Gül Erdoğan’ı arayıp, ‘İngilizlerin getirdiği uzlaşma önerileri tatmin edici değil. Reddediyoruz’ dedikten 10 dakika sonra ilk açıklama Dışişleri sözcüsü Namık Tan’dan geldi.

‘İngiltere’nin bütün önerilerini reddettik.’

Ardından saat 12.18’de Erdoğan kameraların karşısında.

‘Blöf yapmıyorum. AB eğer küresel bir güç olmak istiyorsa medeniyetler ittifakı şarttır.’

BU İŞ BİTER

Ankara’ya doğru yola çıktığı zaman Erdoğan çok gergin.

15 dakika sonra telefon geliyor. Arayan ABD Dışişleri Bakanı Rice.

Aracı yolun kenarına çekip 10 dakika konuşuyor. Rice’a ‘Rumların NATO ’ya dönüşünü kesinlikle kabul etmeyiz’ diyor. Rice da ‘Sizi destekliyoruz’ diye güvence veriyor.

Başbakan Erdoğan alınacak kararın geniş bir siyasi tabana dayanmasını istediği için krizi partide yönetmeye karar veriyor.

Saat 14.40. Telefonlar işliyor.

Erdoğan, Almanya Başbakanı Schröder ve İtalya Başbakanı Berlusconi.

Saat 15.50. Gül ve Dışişleri kurmayları partide.

Gül’ün elinde Lüksemburg’dan gelen 18. değişiklik metni var.

Bir odada Başbakan, Dışişleri Bakanı ve Dışişleri kurmayları..

Diğer odada bakanlar ve MYK üyeleri.

Erdoğan, Gül ve diplomatlar belgeyi inceliyorlar. Kızgın:

‘Bunu kabul edemeyiz. Bu iş biter’ diyor.

Son bir görüşme yapılıp yapılmamasını tartışıyorlar..

DEVAM EDELİM

Erdoğan, Gül’
e ‘Arkadaşlara durumu anlat’ diyor. Gül odadan çıkıp yandaki odaya giriyor. ‘Arkadaşlar yol ayrımındayız. Ya bu işi burada bitireceğiz, ya da devam edeceğiz. Ne dersiniz?’ diye soruyor.

18.45. Bakanlar ve MYK üyeleri Erdoğan ve Gül’e tam yetki veriyorlar: ‘Devam edelim.’

Ve Erdoğan Tony Blair’i arıyor. Blair’den istediği açık:

‘Başkanlık belgesinin AB konseyinde alınan karara dayandığının yer almasını istiyoruz.’

Blair
güçlü destek veriyor:

‘Sizin liderliğinizle bu noktaya geldik. Bundan sonra da benim kişisel dostluğum ve desteğim sizinle olacak.’

Böylece son viraj dönülüyor.

Yirminci ve son metin beklenirken yeniden telefon çalıyor.

GÜL’Ü BEKLİYORUZ

Bu kez de arayan AB Komisyonu Başkanı Borosso:

‘Abdullah’ı bekliyoruz. Ne zaman geliyor?’
diye soruyor. Erdoğan ‘Son metni bekliyoruz’ diye yanıtlıyor.

Saat 20.30 ve son metin geliyor.

Gül ve Dışişleri kurmayları inceliyor.

Gül, Erdoğan’a dönüyor. Yorgun ama memnun ‘Tamam olmuş’ diyor.

Erdoğan da ‘Abdullah hadi artık git’ diye yanıtlıyor.

Ve krizi Blair çözüyor.

Kokteylde yazılmayan diyalog

KRİZ patlamadan 24 saat önce Ankara’daki havayı yansıtan ama yazmadığımız bir olay yaşandı. 1 Ekim TBMM Tören Salonu.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ‘Çerçeve belgesini görmeden gitmeyeceğim’ diye rest çekmiş. Kokteylde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök’le sohbet ediyorlar. Belli ki ikisi de hem Avusturya’nın direnişinden, hem de Rumların son dakika oyunundan kaygılılar.

Gül
şöyle konuşuyor:

‘Bu noktada koparıp atarsak, bir ay sonra bizi kimse hatırlamaz. Bağlarımızı koparmamamız lazım. Yalnız kalırız ve bu bir süre sonra komşularımızla ilişkilerimize de olumsuz yansır. AB ile ilişkilerimiz, komşularımızla ilişkimizi yakından ilgilendiriyor.’

Sonra birden bazı gazetecilerin diyaloğu dinlediğini fark edip kızıyor:

‘Ayıp. Bu yaptığınız çok ayıp. Burada baş başa konuşuyoruz.’

Bir gazeteci ‘Herkesin bulunduğu bir resepsiyonda konuşuyorsunuz, özel bir odadaki konuşmanızı dinlemiyoruz’ diye yanıtlıyor. Gül daha da kızıyor:

‘Daha da ağır konuşurum ama burada konuşmayayım. Bu konuşmayı yazmamalısınız.’

Biz de Türkiye’nin pazarlık gücünü zayıflatmamak için yazmıyoruz.

O gece ilginç bir diyalog daha yaşanıyor. O da Özkök Paşa’yla gazeteciler arasında:

KARARI VEREN BEDELİ ÖDER

Özkök
’e ‘3 Ekim randevusu için ne diyorsunuz?’ diye soruyorlar. Özkök şöyle yanıtlıyor:

‘Benim asker olarak bir şey söylemem uygun olmaz. Bu kararı verecek olanlar bedelini ödeyecek olanlardır. Dolayısıyla bu bedeli ödemeyeceksem bu karara müdahil olmak istemem. Asker olarak görevim kanunlarla belirlenmiştir, devletin kuralları içinde bu görevimi çok iyi yaparım, bunu da basının ve halkın önünde değerlendirmem.’

Ankara son 24 saate böyle girdi. 

HURRIYET 05/10/05

 

Perde arkası

'Gerekirse Bulgaristan'dan dönersiniz'

Erdoğan, Blair'e "Metnin kapağı bize ulaşmadan Gül yola çıkmayacak" dedi. İngiltere Büyükelçisi, Gül'ü ikna etmek için, "Siz uçağa binin, gerekirse Bulgaristan'dan dönersiniz" ifadesini kullandı

ELÇİN ERGÜN Ankara


Başbakan Erdoğan'ın, Ankara - Lüksemburg hattında tıkanıklık yaşanmasına yol açan, Dönem Başkanı İngiltere'nin hazırladığı açıklama metni konusunda İngiltere Başbakanı Tony Blair'e, "Metnin kapağı bize ulaşmadan Abdullah Gül yola çıkmayacak" dediği ortaya çıktı.
Çerçeve metinde, Türkiye'nin uluslararası kuruluşlardaki veto hakkını ortadan kaldıracağı belirtilen 7. madde konusunda Ankara'nın elini güçlendiren açıklamayla ilgili tıkanıklık sırasında Erdoğan, Blair'i arayarak, yapılacak açıklamanın hukuki belge niteliği taşıması, bu nedenle kapaktaki ifadenin "AB Konseyi'nin rızasını alan Başkanlık açıklaması" niteliğinde olması gerektiğini söyledi. Blair, bu öneriyi makul bulduklarını söylerken Erdoğan da, "Açıklamanın kapağı ulaşmadan Gül oraya gelmeyecek" dedi.
Yaşanan sıkıntılı dakikalar sırasında AB Komisyonu Başkanı Barroso, Erdoğan'ı arayarak, "Gül ne zaman geliyor? Çok yol kat ettiniz" diye sordu. Erdoğan da Blair'le yaptığı telefon görüşmesini aktardı.
Bu 2 kritik görüşmenin ardından Türkiye'nin önerisinin makul bulunduğu bildirilerek, Erdoğan'ın istediği kapak metni AKP Genel Merkezi'ne gönderildi. Mutabakata varılmasının ardından Erdoğan, Gül ve Babacan'ı "hayırlı yolculuklar" dileyerek asansöre kadar uğurladı.
7. maddeyle ilgili açıklama konusunda büyük çaba harcayan İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott'un, pazarlığın en kritik bölümünde, "İngiltere başkanlık açıklamasını hazırladı. Bunu AB de onaylıyor" diyerek Türk heyetini ikna etmeye çalıştığı kaydedildi. Westmacott, "Emin misiniz?" diye soran Gül'e, "Siz uçağa binin, tatmin olmazsanız Bulgaristan'dan dönersiniz" yanıtını verdi.

MILLIYET 05/10/05

 

Rumları ABD susturdu

ABD Dışişleri Bakanı Rice'tan Rum lider Papadopulos'a: NATO'ya katılma emelinizi, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde takoz gibi kullanmaktan vazgeçin

YASEMİN ÇONGAR WASHINGTON


TÜRKİYE'nin tam üyelik müzakerelerine başlaması önünde beliren "Kıbrıs-NATO" pürüzünün aşılması, ABD'nin, AB Dönem Başkanı İngiltere ile tam bir eşgüdüm içinde ve Ankara ile yakın temas halinde hareket ederek, Rum Yönetimi üzerinde baskı kurması sayesinde sağlandı.
ABD'li diplomatik kaynaklara göre, önceki gün Lüksemburg'daki kriz sürerken Güney Kıbrıs lideri Tasos Papadopulos'a telefon eden ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, bu konudaki ABD tutumunu çok net ifadelerle iletti. Bir diplomat, Rice'ın telefonda Papadopulos'a söylediklerini şöyle özetledi:
"NATO'ya kimin üye olacağına, NATO üyeleri karar verir. Siz de NATO'ya katılma emelinizi, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde takoz gibi kullanmaktan vazgeçin."

Straw'un ricası
Aynı kaynak, Papadopulos'un da, Rice'ın bu uyarısına karşılık olarak, "NATO'da veto" konusunu "mesele yapmayacakları" yönünde taahhüt verdiğini aktardı. Rice'ın doğrudan devreye girmesinde İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un ricası belirleyici oldu. ABD'li yetkililer, bu etkeni "AB'nin içişlerine müdahale etmeyiz, ama bu kez durum hem doğrudan NATO'yu ilgilendiriyordu, hem de İngiltere'nin yardım beklentisi vardı" diye açıklıyor.
Rum Yönetimi'nin AB içinde Türkiye'ye karşı tavrı, eylül ortasında New York'ta Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Rice arasındaki ikili görüşmede de ele alınmıştı. ABD, önceki gün Kıbrıs Rum Yönetimi'ne baskı yaparken, "NATO'ya dışarıdan müdahaleye izin vermeyeceği" mesajını da vermiş oldu. Rice-Papadopulos görüşmesine ilişkin bilgi veren ABD'li diplomat, "Böylece NATO'nun, AB'den bağımsız olduğunu hatırlatan bir işaret gönderdik" dedi.
ABD Dışişleri Sözcüsü Sean McCormack düzenlediği basın toplantısında, Türkiye ile müzakere sürecinin başlatılması konusunda ABD'nin katkısının olup olmadığını soran bir gazeteciye, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, dün AB ülkelerinin Washington'daki temsilcileriyle bir araya geldiğini ve Türkiye'nin üyeliğine desteğini bir kez daha yinelediğini söyledi.

MILLIYET  05/10/05

 

AB standartları ile yeni bir hayat

Müzakere sürecinde ilerlendikçe gerek kurallar, gerekse standartlar adım adım ve dozu giderek artan bir şekilde günlük hayatı etkilemeye başlayacak. Denizlere, göllere atık atmak yasaklanacak, trafikteki dolmuşlar bile standart olacak

GÖKÇER TAHİNCİOĞLU, YILDIZ YAZICIOĞLU Ankara


Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlayan Türkiye, müzakere süreci ilerledikçe birliğin günlük yaşamı yakından etkileyen standartlarıyla tanışacak.
Müzakere sürecinde ilerlendikçe gerek kurallar, gerekse standartlar adım adım ve dozu giderek artan bir şekilde günlük yaşamı etkilemeye başlayacak. Bu etkinin alanının genişliği, 35 müzakere başlığının kapsama alanına paralel olacak.
AB; müzakere sürecinde, aldığı kararlara ve mevzuatına geçirdiği gıda, çevre, çalışma hayatına ilişkin tebliğlere uyumluluk sağlamasını isteyecek. Bu çerçevede müzakere sürecine paralel olarak hayatımıza artan düzeyde yansıyacak bazı yenilikler şöyle olacak:

Temiz hava, sakin çevre

·  ÇÖP DAĞLARINA SON: Katı atıklar, mutlaka kâğıt, cam ve plastik olarak ayrıştırılacak. Boş araziye yığma şeklindeki "vahşi çöp depolama" kalkacak. Her ilde şırınga, serum, laboratuvar tüpü, kirli pamuk gibi atıklar için tıbbi atık bertaraf tesisi kurulacak. Yatak çarşafı, şampuan, ampul, tişört, kedi kumu gibi pek çok üründe üretim aşamasından son kullanımına kadar "çevreye zararlı olmama" kriteri aranacak.

·  DENİZLER, GÖLLER, DERELERE ATIK YOK: Denizlerde kirletici nitelikte mallar taşıyan gemilere yasaklar getirilecek. Arıtma tesisi olmaksızın denizlere, göllere, akarsulara hiçbir şekilde atık su boşaltılamayacak.

·  KİRLETEN ÖDEYECEK: AB ülkelerinin tamamında uygulanan "kirleten öder" felsefesi Türkiye'de de geçerli olacak. Tüm tedbirleri almış olsa bile kişilerden kurumlara kadar herkes çevreye verdiği zararı caydırıcı düzeylerdeki rakamlarla tazmin etmeye çalışacak.

·  SES SINIRLARI GELECEK: Sadece eğlence mekânlarında değil, şehiriçi inşaatlarda, işyerlerinde, trafikte gürültü ölçümleri yapılacak. Ev aletlerinin bile gürültü standartları denetlenecek.

·  HAVA KİRLİLİĞİ AZALACAK: AB'nin belirlediği standartlara uygun geliştirilecek denetim sistemleri ile havayı kirleten gazların kullanımı belli oranların altına çekilecek.

·  KURŞUNSUZ BENZİN: Tüm AB ülkeleri 2011'de tamamen kurşunsuz, kükürtsüz ve dizel benzine geçiş yapacak. Türkiye de bu alanda önlem alacak.

·  DOLMUŞLARA AB MAKYAJI: Taksi, dolmuş gibi toplu taşım araçları için standartlar belirlenecek. Bu araçlarda, koltuk kılıflarından aynalara, kapılardan bagaja kadar standart malzemeler kullanılacak.

·  EHLİYET ALMAK ZORLAŞACAK: Sürücü eğitimleri yeniden gözden geçirilecek ve ehliyet almak zorlaştırılacak.

·  GIDA MADDELERİNİN TAMAMI PAKETLENECEK: Gıda ürünlerinin tamamı paketlenerek satılacak. Ürünlerin üzerinde üretim tarihi, son kullanma tarihi, fiyat, içinde kullanılan tüm madde ve malzemelerin listesi belirtilmek zorunda olacak.

·  SULAR ÇEŞMEDEN İÇİLECEK: AB standartlarında laboratuvarların ve analiz sistemlerinin kurulması zorunlu olacak. Böylece kentsel içme sularının kalitesi yükseltilecek.

·  SİGARA ÖLDÜRÜR: Sigara paketlerinin yüzde 40'ını uyarı yazıları oluşturacak. Kapalı alanlarda sigara içme yasağının uygulanıp uygulanmadığı etkin biçimde denetlenecek.
 ·  ·  HIZLI GIDA ALARMI: Kurulacak hızlı alarm sistemiyle, ülkenin herhangi bir yerinde sağlıksız ürünlerin satıldığı saptanırsa bu ülke genelindeki birimlere bildirilecek.

·  KAHVALTIYA AB STANDARDI: Bal, işlenmiş süt, yemeklik zeytinyağı, tereyağı gibi gıda ve tüketim maddeleri AB tebliğlerine uydurulacak.

·  SEBZELER FAZLA BÜYÜK OLAMAYACAK: Sebze ve meyvelerin büyüklüklerinin belirlenmiş tebliğlere uygun olup olmadığı denetlenecek.

A'dan Z'ye standart

·  CE STANDARDI: Sadece iç piyasaya sunulacak olsa dahi oyuncaklar, tartı aletleri, tıbbi cihazlar gibi pek çok üründe Türk Standartları Enstitüsü'nün (TSE) ibaresi yeterli olmayacak. Bu ürünlerde CE (Conformite Europeenne) işareti aranacak.

·  DÜDÜKLÜ STANDARDI: AB düdüklü tencereden televizyona kadar birçok alete AB standartlarının getirilmesi için proje kaynakları yaratacak.

Hayvanlara geniş mekân

·  HAYVANLAR RAHAT EDECEK: Hayvanat bahçelerinde hangi hayvanın hangi ortamda barındırılması gerektiğine yönelik standartlar bildirilecek.

·  HAYVAN-ÜRÜN KAYIT SİSTEMİ: Merkezi bilgisayarlarda hangi bölgede hangi hayvan veya ürün cinsinden ne kadar yetiştiği, o yılki sayılar kayıt altına alınacak.

İşçilerin de sözü olacak

·  ÇALIŞMA KONSEYLERİ KURULACAK: En az bin çalışanı veya en az iki üye ülkenin her birinde 150 çalışanı bulunan şirketler işyerlerinde, işçilerin yer aldığı çalışma konseyleri kuracak. İşçilerin yönetime katılımı sağlanacak.

·  ÇİFTÇİ KADINA SİGORTA: Tarım alanında çalışan kadınların sosyal güvenliğe sahip olabilmelerine yönelik önlemler geliştirilecek.

·  SERTİFİKALI USTA: Ustalık sertifikaları AB standartlarına göre verilecek. Ustaların bu nedenle yeniden sınava girmesi gerekecek. Belgeyi alan ustanın AB üyesi ülkelerde de mesleğini yapma şansı olacak.

·  DOĞUM SONRASI ÖNLEM: İşyerleri hamile kadınlarla, doğum sonrası işe dönen kadınların karşılaşabilecekleri risklere göre tedbirler alacak. Çalışan anne ve babalara, yeni doğan veya evlat edinilen çocuğa bakmak için, çocuk 8 yaşına gelinceye kadar her yıl 3 ay ebeveyn izni verilecek.

MILLIYET 05/10/05

 

The Wall Street Journal: 'Irkçı, cahil, cüretkâr, taşralı'

YASEMİN ÇONGAR Washington


Amerikan gazetesi "Wall Street Journal", Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile tam üyelik müzakereleri önünde son ana kadar engel çıkararak uzun süre "imtiyazlı ortaklık" formülünde direten Avusturya'yı çok sert ve alaycı ifadelerle eleştirdi.
Gazetenin Avrupa baskısının editörlerinden Mathhew Kaminski'nin dün yayımlanan yorum yazısı, Avusturya hükümetini "ırkçı", "cahil", "taşralı" ve "oyunbozan" davranmakla suçladı.
Kaminski, Avusturyalıların geleneksel, milli kıyafeti olan askılı, kısa paçalı deri pantolonlara atıfla "Lederhosen Lobisi" başlığını verdiği makalesinde özetle şunları yazdı:
"Aslında Avrupa'nın Türkiye'ye en son yaptığı tersliğe 'chutzpah' ('bu ne cüret') kelimesi, tıpkı vücudu iyi saran deri kısa pantolonlar gibi oturuyor. Ama bu tersleme Avusturya'dan geldiği için, Avrupa Yahudilerinin dilinden alınma bir kelime pek de uygun değil. Biz de, bu Alp ülkesinin yönetici sınıfını tanımlamak için ırkçılık, katıksız cüret ve basbayağı cehalet kavramlarıyla yetineceğiz.
(...) Naçizane soruyoruz, Avusturya Avrupa'nın gelecek on yıldaki en önemli projesini bloke etmiş olmaktan kendisini nasıl sıyırıyor? (Avusturya Başbakanı Wolfgang) Schüssel ve bakanları, dörtte üçü Türkiye'yi AB'de istemeyen 'halkı dinlediklerini' söylüyorlar. Başbakan, en son 2000'de, Nazilerin istihdam modelini öven yerel politikacı Jörg Haider ile koalisyon kurduğunda, 15 dakikalığına uluslararası üne kavuşmuştu. Avusturya Volk'unun (halk takımının) demokratik imtiyazlarını kullanmasını bir yandan savunurken, bir yandan da bu görüşleri yadsıyabilmek gerek.
Avusturyalılar, bedel ödememeye gereğinden fazla alıştı. Biraz da "Neşeli Günler" (Sound of Music) filmi sayesinde, dünya Avusturyalıları Hitler'in (milliyetini hatırlasanıza!) kurbanları sanmaya başladı.
(...) Avusturya'nın son tutumunu savunurken propagandasını yaptığı tarihi masallar da aynı ölçüde küstahça. AP, "Avusturyalılar, Osmanlı Türkleri'nin 1683'te Viyana'yı kuşatmasından beri, kendilerini Avrupa'nın kapı bekçisi sayıyorlar" diye yazdı. 'Önde gelen bir siyasi yorumcu' Georg Hoffman-Ostenhof, International Herald Tribune gazetesine, "Avrupa'yı Türkiye'den biz kurtardık" demiş. Affedersiniz, neymiş? Türkleri Viyana kapılarından çeviren Kral Yan 3. Sobieski her şeyden önce bir Polonyalıydı ve bugün olsa, AB üyeliğinden sonra da Polonya'ya istihdam kısıtlamasını sürdüren Avusturya'da çalışma izni alamazdı.
(...)Avusturyalılar Avrupa'ya taşralı yüzlerini göstermeyi seçtiler. O zaman biz de onlara gerçekte oldukları gibi davranalım. Uygarlıklarını kahve kaşığıyla ölçen zıpçıktı oyunbozanlar olarak."

MILLIYET 05/10/05

 

Türkiye bugün de manşetlerde


      Avrupa basınında Türkiye haberleri hız kesmiyor.
      İngiltere'nin en prestijli gazetesi The Times, Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle üyelik müzakerelerine başlamasını değerlendirdiği haberinde Ankara'nın önünde zorlu bir dönem olduğunu belirtiyor:
      "Türkiye, modern, ekonomik açıdan kalkınmış bir demokrasiye dönüşmek için çok büyük çaba harcama sözü verdi. Müzakerelere başlanmasının yarattığı coşku havasından sonra Avrupalı liderler, topraklarının neredeyse tamamı Asya'da olan, yarı gelişmiş Müslüman bir ülkeyi Avrupa standartlarına ulaştırmanın kolay olmayacağı mesajını vermeye başladılar".
      Times, bu haberinde Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın "Türkiye'nin büyük bir kültürel devrim geçirmesi gerekiyor. Türkiye belki de üyeliğe asla hazır olmayabilir" dediğini aktarıyor.
     

The Guardian: Erdoğan tekrar değişir mi?


      Guardian gazetesi ise Türkiye'de kesin üyelik garantisinin verilmediğine dikkat çekerek Ankara'yı bekleyen engelleri sıralıyor:
      "Türkiye'nin üye olabilmesi için tüm üyeleri tatmin etmesi gerekecek. Herhangi bir ülke herhangi bir gerekçeyle müzakereleri derhal durdurulabilir.
      Türkiye'de önemli reformlar yapılmasına karşın , İnsan hakları ihlalleri devam ediyor. İfade özgürlüğünün önünde engeller var. Kadınlara karşı işlenen suçlar hala yaygın. Azınlıklar ayrımcılığa uğruyor. Geçen yıl Erdoğan zinayı yasaklamayı denedi. Protestolar üzerine bundan vazgeçti. Bir Avrupalı diplomat, 'En büyük korkumuz, Erdoğan'ın gelenekçi tabandan gelen baskıyla tekrar değişmesi' diyor." Guardian, hükümetin Avrupa Birliği'nin yanı sıra kendi vatandaşlarını da ikna etmesi gerekeceğine dikkat çekiyor:
      "Türkiye'de daha şimdiden birçok kişi, AB'ye fazla taviz verildiğini düşünüyor. Avrupa Birliği üyeliğine destek azalıyor.
      Bu durum Türk hükümetlerinin işini daha da zorlaştıracak. Ankara Avrupa Birliği'nin istediği herşeyi yapsa bile müzakerelerin sonunda karşısında referandum yapacağını açıklayan Fransa ve Avusturya'yı bulacak."
     
     'AB'deki seçkinler artık Avrupa halkına kulak vermeli'

      Guardian yazarı Jonathan Freedland ise "Avrupalı seçkinler, halklarını daha fazla görmezden gelemez" diyor. Yazar şöyle devam ediyor:
      "Fransa ve Hollanda'da Avrupa Anayasası için yapılan referandumlar, Avrupalıların, siyasetçilerin görüşlerini dikkate almamasından usandıklarını gösterdi. Türkiye'ye kapıların açılması doğru bir karardı. Ama hayal peşinde koşanlar çoğunluğun sesini dinlemezlerse, genişleme projesi başarısızlıkla sonuçlanacak.
      Guardian yazarı Jonathan Freedland, Avrupa Birliği'nin, istenilen adımları atmaması halinde Ankara'ya üyelik kapılarını kapatması gerektiğini savunuyor:
      "Türkiye konusunda karamsar olanlar, cezalandırılması gereken zihniyetin aksine ödüllendirildiğini düşünüyorlar. Ankara'da geçen hafta eşcinsel hareketine karşı dava açıldı. Muhalif olmak hala suç. Türkiye'nin 20'nci yüzyılda Ermenilere karşı işlediği suçları inkarına meydan okuma cesaretini gösteren Orhan Pamuk hakkında açılan davaya bakın.
      "Türkiye'ye şüpheyle bakanlar, "Irak bölünür ülkenin kuzeyi bağımsız Kürdistan'a dönüşürse gerçek Türkiye'yi o zaman göreceğiz" diyorlar. İyimser görüşte olanlar ise üyelik perspektifinin dönüşüm konusunda Türkiye'yi teşvik edici rol oynayacağını söylüyorlar.
     

Financial Times: Yabancı sermaye girişi başlayacak


      Financial Times ise üyelik müzakerelerin başlamasıyla Türkiye'nin yabancı yatırımcı çekme şansının artacağını vurguluyor.
      Commerzbank, Deka ve General Electrics'ten uzman ve yöneticilerin görüşlerinin aktarıldığı haberde şimdiye kadar Türkiye hakkında doğru dürüst fikir sahibi olmayan birçok yatırımcının, Türk piyasalarına ilgi göstermeye başlayabileceği belirtiliyor.
      Bu uzmanlardan biri, müzakerelere başlama kararının önümüzdeki 10 yıllık süreçte Türkiye'nin çok hızlı bir şekilde kalkınmasını sağlayacağını belirtiyor.
     

Independent: AB, Ankara'ya baskıya hazırlanıyor


      Independent gazetesi de Avrupa Komisyonu yetkililerinin kadın hakları, ifade özgürlüğü ve gayri azınlıklar konusunda Ankara'ya baskıya hazırlandığını belirtiyor.
     

Die Presse: Avusturya zafer kazandı


      Almanya ve Avusturya basınında Hırvatistan'la ilgili tartışmalar öne çıkıyor.
      Avusturya gazetesi, Die Presse, Viyana Hükümeti'nin Hırvatistan konusundaki ısrarının sonuç verdiğini yazıyor.
      "Hırvatistan'la müzakerelere başlanması için Savaş Suçları Mahkemesi'yle işbirliği yapma şartı hiç gündeme getirilmemeliydi. Türkiye'yi bir kenara bırakalım, Hırvatistan, Avrupa Birliği üyeliği'ne Romanya ve Bulgaristan'dan daha hazır durumda. Avusturya Hırvatistan'da en fazla yatırımı olan ülke. Doğal olarak hükümet halkının çıkarlarımızı savundu ve Türkiye üzerinden Avrupa Birliği'yle girdiği savaşta gerçek bir zafer elde etti.
     

Die Tageszeitung: Brüksel'de tehlikeli oyunlar


      Almanya'da yayımlanan Die Tageszeitung ise Hırvatistan'la Türkiye'nin görüşmelere başlaması arasında bağ kurulmasının rahatsız edici olduğunu belirtiyor.
      Gazete "Brüksel'de Tehlikeli Oyunlar" başlıklı haberinde şöyle diyor:
      Avusturya, Hırvatistan'ın savaş suçu zanlılarının iadesi konusunda Lahey'deki mahkemeyle gerçekten işbirliği yapıp yapmadığına bakmadan Türkiye konusunda uzlaşmaya varılmasını son dakikaya kadar engelledi.
      Demek ki Avrupa sahnesinde istediklerinizi kabul ettirmek için güçlü argümanlar ya da dürüst talepleriniz olmasa da pazarlık gücünüzün olması yeterli"

MILLIYET 05/10/2005

 

'İş bundan sonra'

AKP Meclis Grubu'nda konuşan Başbakan, müzakere süreci için 'Başarımız Maldiv'den hissedildi. Zorlu süreçler yaşandı. Ancak uygulamada daha fazla yorulacağız' dedi.

ANKARA Milliyet


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Müzakere Çerçeve Belgesi'nde (MÇB) Rum Yönetimi'ne NATO dahil tüm uluslararası kuruluşlara üyelik yolunu açabileceği ileri sürülen 7. maddede zorlu görüşmelerin olduğunu söyledi. "Türkiye, NATO başta olmak üzere, üye olduğu tüm uluslararası örgütlerde kendi özgür iradesiyle hareket edecektir" diyen Erdoğan, veto hakkının saklı kaldığı mesajını verdi.
Başbakan Erdoğan'ın, dün alkışlarla sık sık kesilen AKP Grubu'ndaki konuşmasında verdiği mesajlar şöyle:

'Dik duruşla başardık'
AB ile müzakerelere başlayan Türkiye, geleceği için son derece önemli bir kavşaktan alnının akıyla döndü. Bu diplomatik başarının yankısı sadece Avrupa'da değil, Asya'dan Maldiv Adaları'na, Maldiv Adaları'ndan Amerika'ya kadar hissedildi. Dik duruşumuz bir kez daha semeresini vermiş, duvar aşılmıştır. Zaman zaman sinirleri yıpratan, gerçekten bizleri çok ama çok yoran anlar oldu, zorlu süreçler yaşandı. Asıl iş bundan sonra başlıyor. Uygulamada daha fazla yorulacağız.

'Veto hakkımız duruyor
AB sürecinde 17 Aralık'taki kazanımların gerisine düşmedik. Yol haritası olan MÇB'nin belirlenmesinde yanlışa düşülmesine 'evet' diyemezdik. Belgenin 2. maddesinde, müzakerelerin ortak hedefinin katılım, yani tam üyelik olduğu açık bir şekilde ifade edilmiştir. Belgenin 7. maddesi de uzun müzakerelere konu olmuştur. Türkiye, NATO başta olmak üzere üye olduğu tüm uluslararası örgütlerde kendi özgür iradesiyle hareket edecektir.
AB sürecinde milli menfaatlerimize halel getirildiği iddiası, boş iddiadan ve siyasi karalamadan öte bir anlam ifade etmez. Daha önce AB müktesebatına ve Ulusal Program'a imza koyanların, bugün bu yolculuğu veya bu programı inkâr etmelerini anlamakta zorlanıyorum. Bu onurlu bir duruş değildir. Altında imzan var. Oraya kimliğini, kişiliğini koymuşsun. Ama şimdi kalkıyorsun, bunu inkâr ediyorsun. Bu kendini inkârdır. Onlara gönül verenlere de sesleniyorum; bu oyunlara gelmeyin.

Arınç: Vakur duruşla kazandık

ANKARA Milliyet

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Bülent Arınç'ı ziyaret ederek, AB süreciyle ilgili teşekkür ve yeni yasama yılıyla ilgili kutlama dileklerini iletti.
Erdoğan, görüşmeye Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger ve grup başkan vekilleriyle gitti.
AB'yle müzakerelere başlanması nedeniyle Erdoğan'ı kutlayan Arınç, "Vakur, şuurlu bir şekilde bu süreç takip edilmiştir. Bu bir diplomasi başarısıysa, son 3 yıldan beri diplomaside çok atak şekilde çalışmanın sonuçlarını alıyoruz. Dik, milli, vakur duruşumuz Türkiye'ye çok şeyler kazandırdı" dedi. Başbakan Erdoğan da, "Bugün Türkiye için tarihi bir dönüm noktasıdır. Müzakere sürecinin de birçok zorlukları olacak, çok çok sıkıntılı günlerimiz olacak" dedi, aynı tavır ve milletin onurlu duruşuyla süreci devam ettireceklerini söyledi. Erdoğan, "Spekülasyonlara aldırış etmeyeceğiz. Artık Türkiye rayına girmiştir. Piyasalar adeta patlama yaşıyor. Bu başarı, bu zafer milletimizin ortak zaferidir, parlamentomuzun ortak zaferidir" ifadesini kullandı.

MILLIYET 05/10/05

 

Baykal: Belgeleri sakladılar

CHP lideri, 'Kapalı kapılar ardında müzakereler yapıldı, belgeler saklandı, son 3 dakikada bize bilgi verildi' dedi

ANKARA Milliyet - Fotoğraf: Mustafa İstemi


CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, dün partisinin grup toplantısanda, müzakere sürecinin başlamasını değerlendirdi. 3 Ekim gecesi pazarlıkların kapalı kapılar ardında yapıldığını, müzakere belgelerinin kıskançlıkla saklandığını söyleyerek, "Ülkenin geleceğine bir emrivaki ve oldu bittiyle karar verilebilir mi? AB'ye göre en iyi Türkiye, ebediyen aday olan Türkiye" dedi.

'Böyle olmaz'
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Lüksemburg'a hareket etmek için havaalanına giderken arabaya binmeden 5 dakika önce kendisini aradığını söyleyen Baykal, bunun 3 dakikası içinde, "Karar aldık, mutabakat sağlandı, Lüksemburg'a hareket ediyorum, bunları ağzımdan duymanız için sizi aradım. Başbakan da Cumhurbaşkanı'nı aradı" dediğini aktardı. Baykal, "Uçağa binmeden önce açılan telefonla muhalefet bilgilendirilmiş mi oluyor? Umarız Cumhurbaşkanı bu şekilde bilgilendirilmemiştir" dedi.
Türkiye'nin Müzakere Çerçeve Belgesi'yle (MÇB), Güney Kıbrıs'ı hukuken ve fiilen tanıma sürecine girdiğini belirten Baykal, AB'nin, "Kıbrıs tanınmazsa AB üyelik müzakereleri ilerlemeyecek. Yoksa, patinaj yapın. Avara kasnak gibi dolaşmak istemiyorsanız bunları yapmak zorundaysınız" dediğini kaydetti.
Türkiye'nin stratejik hedefinin, 17 Aralık'ı düzeltmek ve Türkiye'yi dışlayan noktaları ortadan kaldırmak olması gerektiğini ifade eden Baykal, "Müzakere Çerçeve Belgesi, Türkiye açısından, 17 Aralık'tan daha olumsuzdur" dedi.

Demirel: Yetim Avrupa sofrasında

İSTANBUL Milliyet

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Marmara Üniversitesi'nin (MÜ) 2005-2006 akademik yılı açılış töreninde yaptığı konuşmada, "Bugün Balkanlar da, Baltıklar da Doğu ve Orta Avrupa da AB'ye üye olma istikametini tutmuşlar ve başarılı olmuşlardır. Onlara şöyle bakılıyor: Bunlar Avrupa'nın yeğenleridir. Balkanlar'a gelindiğinde, Balkanlar kuzendir. Türkiye'ye geldiğiniz zaman Türkiye yetimdir, yetim... Fakat dün akşam bu yetim Avrupa sofrasına oturdu. Dün 'hasta adam' dedikleri Türkiye, 2005 yılında o sofraya eşit şartlarda oturmuştur" diye konuştu.

Yılmaz: Müzakere Kıbrıs'ta tıkanır

ANKARA Milliyet

Türkiye'nin AB sürecinde önemli rol oynayan isimlerden eski Başbakan Mesut Yılmaz,Türkbank ihalesine fesat karıştırdığı iddiasıyla yargılandığı Yüce Divan'daki duruşmasına girmeden önce, gazetecilerin Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerine başlamasına ilişkin sorularını yanıtladı. Yılmaz şunları söyledi:
"Türkiye, 17 Aralık'ta ikinci sınıf üyeliği kabul etmişti. Şimdi bu daha da perçinleşti. Müzakereler başlar ama bir yere gitmez. Kıbrıs'ta gelir tıkanır. Sonuç, 17 Aralık kararlarının ortaya koyduğu imtiyazlı ortaklıktır."

Ağar: 2. sınıf üyelik statüsü

ANKARA Milliyet

DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, AB ile müzakere sürecinin başlamasıyla Cumhuriyet Türkiye'sinin vazgeçilmezliğinin tescil edildiğini belirtti. Ağar, dün TBMM'deki basın toplantısında Demokrat Parti'nin başvurusunu yaptığı AB serüveninin ve Cumhuriyet'in büyük başarısını, hükümetin kabul ettiği Çerçeve Belge'yle taçlandıramadığını savundu. AB ile gelecekte önemli krizler yaşanması ve sürecin askıya alınma tehlikesi bulunduğunu dile getiren Ağar, "Belge Türkiye'yi 17 Aralık'tan daha da geriye düşürmüştür. AB'nin kriterlerine hazmetme kriterleri ilave edilmiştir" dedi.

Mumcu: Bayram havasına girmeyin

ANKARA Milliyet

ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu, AB sürecine katkıda bulunan lider, hükümet ve parlamentolara teşekkür etti. Hükümeti de kutlayan Mumcu, "Müzakerelerin başlamasına vesile olan ve imzayı atan Sayın Erdoğan'ın hükümetini kutluyorum. Son derece önemli çabaları ortaya koymuşlardır" dedi. Çerçeve Belgesi'nde "bazı zorluk ve tuzaklar" bulunduğunu öne süren Mumcu, şunları söyledi:
"Bugün, yaşadığımız bütün sıkıntılara rağmen, iyimser olma günüdür. Ama soğukkanlı, sağduyulu, dikkatli de olmalıyız. Bir bayram havasına kendimizi kaptırmamalıyız."

'Türkiye çok zorlu bir yola girdi'

Diğer siyasi partilerin temsilcileri, AB ile müzakere süreci konusunda, "Türkiye'nin zorlu bir yola girdiği" görüşünde birleşti. Yapılan değerlendirmeler şöyle:

·  DSP Genel Başkanı Zeki Sezer: AKP hükümeti Kıbrıs konusu başta olmak üzere sürdürdüğü teslimiyetçi politikaları, verdiği ödünlerle daha da pekiştirmiştir. Sorunların çözümü sonraya bırakılmıştır.

·  Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Recai Kutan: İsmi konulmamasına rağmen imtiyazlı ortaklık, fiilen kabul edilmiştir. Türkiye müzakere etmeyecek, AB'ye adapte olma çabasına başlayacaktır.

·  Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir: "Ok yaydan çıktı. Nihayetinde hedefine ulaşacaktır. Türkiye'nin yönü ve rotası bellidir. Bundan geri dönüş yok. Entegrasyon, demokratikleşme ve toplumsal barış için bu süreci hızlandırmamız lazım."
MILLIYET 05/10/05

 

Dünya Basını Türkiye'yi yüceltiyor...


Lüksemburg

Dün sabah kalktığımda kendimi garip hissettim.
4 Ekim günüydü.
"Peki ne oldu şimdi" diye kendi kendimi sorguladım. İnternet aracılıyla bütün Türk gazetelerinin başlıklarına baktım. Yorumlarını okudum.
Türk toplumunun en mutlu ve en güzel günü olması gereken 4 Ekim medyası adeta karanlıklar dünyası gibiydi. İçim kapandı.
Hayretler içinde kaldım.
Sanki kazanan Türkiye değildi. Tam aksine ülke istila edilmiş ve İstiklal savaşı hazırlıklarına girilmişti (!) Sanki bu yorumları yapanların çocukları ve torunları yoktu... Sanki hem kendileri hem çocuk ve torunları daha müreffeh bir Türkiye'de yaşamayacaklardı... Adeta kara bahtına küsmüş, (kader utansın) diye dizlerini döven insanlar ülkesine dönüşmüştük.
Kendimi fena hissettim.
Bir defa daha, bu ruh haletinde insan yetiştiren eğitim sistemimize kızdım, hocalarımıza kırıldım.
İnsanlarımıza neden bardağın dolu tarafını da görmeyi öğretmiyoruz?
Neden bu kültürümüz yok?
Ardından Avrupa'nın ve Amerika'nın belli başlı gazetelerine geçtim. Televizyonun karşısına oturdum. Saatlerce tüm Avrupa istasyonlarının haberlerini izledim. Yetmedi bazı Arap ve müslüman ülkelerdeki büyükelçiliklerimizi arayıp oralarda neler söylendiğini öğrendim.
Birden bire dünyam değişti, içim açıldı.
İşte o zaman ne kadar kendi küçük dünyamıza sıkışıp kaldığımızı, gelişmeleri ne kadar dar açıdan değerlendirdiğimizi bir defa daha anladım.
Genel manşet ve izlenimleri birkaç başlık altında toplayabilirim.
- Avrupa sonunda Türkiye'ye kapılarını açtı.
- Türkiye 40 yıl sonra Avrupa'da.
- Müslüman Türkiye Avrupa'ya giriyor.
- Türklerin rüyası gerçekleşiyor
- Avrupa'nın yeni sınırları Türkiye'yi içine alıyor.
Tümünde, Türkiye'nin kazandığı, yepyeni tarihi bir dönemecin başladığı anlatılıyordu. Abdullah Gül ve Ali Babacan'ın 3 Ekim geceyarısı Lüksemburg'daki AB konsey binasına girerken karşılaştıkları sahnedeki gibi. Yüzlerce gazeteci, yüzlerce televizyon kamerası ardı ardına yanıp sönen flaşlar ve çekilen bir resim.
İşte gerçek buydu.
Bir manşet ve bir resim.
Dünyada kimse ayrıntılarla uğraşmıyor. Büyük resme bakıyor.
Dün ve bugünkü Uluslararası haberler ve yorumlarda olduğu gibi. Yaşanan krizler, karşılıklı sert demeçler çoktan unutulup gitti bile. Sonuçta Avrupa kapısından içeri giren bir Türkiye'nin görüntüsü, verdiği sözü tutan bir Avrupa, müslüman bir Türkiye'yi kapı önündeki bekleme salonundan içeriye alan Hristiyanlar klübü...
İşte algılanan bu, gerisi boş.
Türkiye'mizde ise önemli bir bölümümüz bunun ne anlama geldiğini henüz göremiyor. Birşey üretmeden sadece eleştiri yapma alışkanlığı ve tembelliği gözümüzü karartmış. Ancak bu körlük uzun sürmeyecektir. Kısa bir süre sonra nasıl önemli bir adım atıldığını herkes anlayacaktır.
Başta Erdoğan-Gül ikilisi olmak üzere, bu yolda emeği geçen tüm siyasilere, (Menderes-Zorlu ikilisinden Demirel-Çiller-Ecevit-Yılmaz ve Bahçeli dahil) bürokratlara, iş çevrelerine ve medya'nın "inanmışlarına" teşekkür etmeliyiz. Biz bunu bugün yapmazsak, ilerde tarih bu teşekkür borcumuzu yerine getirir ve bizim kuşağımız da utancından kıpkırmızı kesilir.
Hayırlı olsun.

KARA MUSTAFA PAŞANIN YAPAMADIĞINI ERDOĞAN YAPTI ( ! )

Tam 320 kadar yıl önce yapamadığımızı gerçekleştirdik !
Tarih tekrarlandı ve bu defa biz kazandık.
Herşeyi bir yana bırakın ve biraz geriye gidelim.
Osmanlı Padişahı 4.Mehmet, sadrazamı Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'yı görevlendirmişti: Viyanayı kuşat ve bize Avrupanın yollarını aç.
O dönemde, Avrupanın kapılarını açmanın başka bir yolu yoktu. Ordular göderilecek ve Avrupaya girilecekti.
Olmadı.
Sadrazam Kara Mustafa Paşa başaramadı. Dönüş yolunda da kafasını kaybetti.
Türkiye Cumhuriyetinin Avrupa'ya yönelik 2 inci açılma girişimi, 1960'larda ortaya çıktı. Avrupa'nın isteği üzerine uzun vadede milyonlara ulaşan işçi yolladık. Bu insanların görevi, Osmanlı dönemindeki gibi askeri istila değildi. Onlar davetlilerdi, ancak hepimizin kafasında yatan, bu şekilde sesimizi ve varlığımızı Avrupada duyurmaktı.
Amacımıza hem ulaştık, hem ulaşamadık.
Avrupada varlığımızı gösterdik. İşler kurduk, Avrupanın yapılanmasına yardımcı olduk. Ancak bir bölümümüz, kendi kendimizi ayağımızdan vurmamıza neden oldu. Biri Kürt milliyetçiliği, diğeri köktendinci, bazıları da köşeyi dönme adına Türkiyenin en sevilmeyen imajını Avrupaya tanıttı.
Sonunda 1974'te Avrupa ,bu defa vize koyarak Türk yürüyüşünü yine durdurttu.
Bugün Türkiye, Avrupaya tarihi yürüyüşünü sürdürüyor.
Bıkmadı, vazgeçmedi.
Bugün, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa paşa'nın intikamını, Tayyip Erdoğan aldı. Kara Mustafa Paşa,1 inci Leopold'ü yenememişti.Tayyip Erdoğan, Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel'i pes ettirerek, bir yerde Kara Mustafa paşa'nın yapamadığını yapmış oldu.
Tarihin böyle cilveleri vardır.
Bu hikayeyi de böyle cilve olarak okuyun. Sakın ciddiye almayın...

 

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 05/10/05

 

'Tarihi eşik dönüldü'

En kritik pazarlık, uzlaşmadan önceki üç saatte yapıldı. Bu sürede 7'nci maddedeki sorunun aşılması için Britanya Başbakanı Blair ve Avrupa Komisyonu Başkanı Barosso belirleyici oldu

RADIKAL  05/10/05

NAZİF İFLAZOĞLU

TARIK IŞIK