|
NTV-MSNBC
Güncelleme: 13:33 ET 03 Ekim 2005 Pazartesi
LÜKSEMBURG
- Türkiye-AB müzakerelerini başlatacak hükümetlerarası konferans da
bu akşam yapılacak. Dışişleri Bakanı Gül de, bu
konferansa katılmak üzere Lüksemburga gidiyor.
Tam üyeliği öngören müzakerelerin başlamasına
itirazı olmadığını kaydeden Avusturya, sorunun
imtiyazlı ortaklık değil, ABnin hazmetme kapasitesi
olduğunu belirtti. Müzakere çerçeve belgesinde de, birliğin hazmetme
kapasitesine atıfta bulunulurken, bunun üyelik için Ankaranın yerine
getirmesi gereken bir kriter olmadığı vurgulandı. Böylece
müzakere çerçeve belgesi üzerindeki en önemli anlaşmazlık
aşılmış oldu.
|
|
Rum Kesiminin uluslararası örgütlere
üyeliğinin Ankara tarafından veto edilmemesini öngören 5inci
paragraf konusunda da Türkiyenin endişelerini bir ölçüde giderecek
adımlar atıldı. İngilterenin bu konuda Türkiyeye bir
teminat mektubu verdiği belirtiliyor.
Lüksemburgdaki kıran kırana
görüşmelerin ardından dönem başkanı İngiltere taslak
metni Ankaraya gönderdi. Bu gelişme üzerine Ankarada metin incelendi ve
Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün açılış
konuşması metni Lüksemburga gönderildi. İngilterenin Ankara Büyükelçisi
Peter Westmacott da bu sırada AKP Genel Merkezine gitti.
Daha önce 18.00de yapılması planlanan ancak uzlaşmazlık
nedeniyle ertelenen, katılım müzakerelerini resmen başlatacak
olan hükümetlerarası konferansın da 22.00de yapılabilmesi için
hazırlıklar yapıldığı belirtiliyor.
ÇERÇEVE BELGEDE NELER VAR?
Türkiyenin müzakere sürecinde izleyeceği yol haritası ile,
müzakerelerin kurallarını belirleyen çerçeve belgesinde,
Ankaranın yükümlülükleri yerine getirmesi isteniyor ve Türkiye için
kalıcı kısıtlamalardan bahsediliyor.
Çerçeve belgede birliğin yeni üyeleri
hazmetme kapasitesine yer veriliyor; Türkiyenin ancak AB kurumları
yeniden yapılandıktan sonra üye olabileceği belirtiliyor.
Müzakere çerçeve belgesinde, Türkiyenin ek protokolden doğan
yükümlülüklerinin mutlaka hayata geçirmesi gerektiği vurgulanıyor.
Müzakerelerin ucunun açık olduğunu ifade
eden belge, bu sürecin sonunda Türk vatandaşlarının serbest
dolaşımı ile tarım ve yapısal politikalarda
kalıcı kısıtlamalar getirilebileceği ifade ediliyor.
Belgede, Ankaranın ABye üye ülkelerin OECD ve NATO gibi
uluslararası kurumlara üyeliğine engel olmaması da talep
ediliyor.
ABD, Türkiye ile AB arasında müzakerelerin başlaması için
devreye girdi. Başbakan Erdoğanla telefonda görüşen ABD
Dışişleri Bakanı Rice, Türkiyenin AB üyeliğine
desteklerinin sürdüğünü söyledi.
NTV
Güncelleme: 09:34 ET 03 Ekim 2005 Pazartesi
ANKARA
- Başbakan Erdoğan, Avusturyanın itirazlarının halen
aşılamaması üzerine, ABD Dışişleri Bakanı
Condolezza Rice ile görüştü. Riceın müzakerelerin
başlaması konusunda Washington yönetiminin desteğini
yinelediğini söyleyen Erdoğan, Avrupa Birliği ülkelerinden 17
Aralıkta aldıkları karara saygı duymalarını
istedi.
Başbakan Erdoğan, Kızılcahamamdan Ankaraya
dönerken makam aracında Condolezza Rice ile telefonla görüştü.
Erdoğan, MYK üyeleri ve bakanlarla parti genel merkezinde
yapacağı toplantıya gelişinde ise konuyla ilgili
soruları yanıtladı.
Başbakan, ABDnin müzakerelerle ilgili desteğinin devam ettiğini
söyledi. Erdoğan, ABD Dışişleri Bakanına Türkiyenin
Avrupa Birliği konusunda atılacak tüm adımları
attığını, atabileceği başka bir adımın
olmadığını söylediğini de belirtti.
Tüm AB ülkelerinden 17 Aralıkta verdikleri kararla
çelişmemelerini istiyoruz diyen Başbakan, Dürüst davranırlarsa
bizden de dürüstlük görürler kendileri bilir diye konuştu.
Gelinen bu noktanın arkasında Avusturya
dışında başka ülkelerin olup
olmadığının sorulması üzerine Erdoğan, Bugüne
kadar olan süreçlerde bu tip şeyler oluyor. 42 yıllık süreçte Türkiye
ile ilgili biliyorsunuz ne tür adımlar
atıldığını. Şu anda dürüst davranırlarsa
bizden de dürüstlük görürler. Dürüst davranmadıkları takdirde
kendileri bilir karşılığını verdi.
Başbakan Erdoğan, şu ana kadar Cumhurbaşkanı Ahmet
Necdet Sezer ile konuyla ilgili herhangi bir görüşme
yapmadığını bildirdi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık
Tan, ABnin müzakere çerçeve belgesine ilişkin değişiklik
tekliflerinin hepsini reddettiklerini söyledi.
AA
Güncelleme: 10:21 ET 03 Ekim 2005 Pazartesi
ANKARA
- Tan, Dışişleri Bakanlığında gazetecilere
yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gülün bugün İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw ile birçok kere
görüştüğünü belirterek, AB tarafı birçok değişiklik
teklifi sundu, Sayın Bakanımız bunların hepsini reddetti
dedi.
Başbakan Erdoğan, AB liderlerini küresel barış ve
istikrar için sağduyulu olmaya çağırdı. Erdoğan,
Türkiyenin ABye girmesine karşı çıkanların doğacak
zararlardan sorumlu olacağını da söyledi.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 09:35 ET 03 Ekim 2005 Pazartesi
ANKARA
- Başbakan Erdoğan, AKPnin Kızılcahamam
toplantısının kapanışında AB ile ilişkilerde
gelinen son durumu değerlendirdi. Lüksemburg
toplantılarının hala devam ettiğini hatırlatan
Erdoğan AB zirvesi beklenen kararı henüz verebilmiş değil
dedi.
AB liderlerini küresel barış ve istikrar için sağduyulu
olmaya davet eden Erdoğan, AB eğer küresel bir güç olmayı
hedefliyorsa, yarınlarda medeniyetler çatışmasını
ortadan kaldırmak istiyorsa, medeniyetler ittifakının
gerçekleşmesi şarttır.
Türkiyenin ABya girmesine karşı çıkanlar medeniyetler
ittifakına karşı çıkanlardır. Doğacak zararlar
onlara aittir. Dileğimiz aklıselimin galip gelmesidir diye
konuştu.
Hükümetin, Türkiyenin menfaatine olan duruşumunu korumaya devam
edeceğini de söyleyen Başbakan Milletimiz müsterih olsun dedi.
KARŞI ÇIKANLARI SAMİMİ GÖRMÜYORUM
Türkiyenin Avrupa Birliğine ihtiyaç duyduğu kadar Avrupa
Birliğinin de Türkiyeye ihtiyaç duyduğunu belirten Erdoğan,
İçeride ve dışarıda süreci provoke etmek isteyenler var.
Özellikle içerdekileri samimi görmüyorum dedi.
İsim vermeden MHPnin dün Ankarada yaptığı mitinge
atıfta bulunan Erdoğan, Bu ülkede iktidar olacaksın, AB
müktesebatının gereklerini yerine getireceksin,
bölücübaşının idamını durduracaksın, ondan sonra
bize yol göstermeye çalışacaksın. Bunlar samimi değil,
bunların hepsi belgelerde var. Bindirilmiş kıtalarla
meydanları doldurarak milletin istikametini şaşırtmaya
kimse kalkmasın. Devir dürüstlük devridir diye konuştu.
Arınç
gelişmelerden umutlu
Meclis Başkanı Bülent Arınç, heyetlerarası
görüşme öncesinde Lüksemburgtaki gelişmelerle ilgili olumlu haberler
geldiğini söyledi.
NTV
Güncelleme: 19:42 03 Ekim 2005 Pazartesi
ANKARA
- Meclis Başkanı Bülent Arınç, Avusturya Meclis
Başkanı Andreas Kohlle görüştü. Arınç, Türkiyenin
müzakerelere başlamasıyla ilgili olarak konuk Başkana, Geç
olsun da güç olmasın deyimini hatırlattı. Avusturya Ulusal
Meclis Başkanı Kohl de, Bizim yaptığımız da
aslında buydu dedi.
Başbakan ve Dışışleri Bakanıyla da temas
halinde olduğunu belirten Arınç, Metnin son şekli verilmek
üzere. Umuyorum, Türkiye, Avrupa Birliği ile vardığı sonucu
almış olacaktırdedi.
Arınç, Türkiye ve Avusturya halklarının dostluğunun da
süreceğini kaydetti. Avusturya Meclis Başkanı Kohl ise iki ülke
açısından önemli bir gün yaşandığını
belirtti.
Türkiyenin kendileri için önemli bir ülke olduğunu kaydeden Kohl,
başbaşa yaptıkları görüşmede Arınçın
kendisine Geç olsun da güç olmasın deyimini hatırlattığını
söyledi. Bazı konuları incelemek ve sorgulamak gerektiğini
belirten Kohl, Bizim yaptığımız da aslında buydu
dedi.
Avusturya geri adım attı, Ankara Çerçeve Belge'yi
onayladı
3 Ekim, 2005 18:36:00 (TSİ) CNN TURK
Osman Sert / CNN TÜRK
AB ile müzakerelerdeki 'yol haritası' niteliğindeki Müzakere Çerçeve
Belgesi üzerinde uzlaşma sağlandı. Avusturya'nın
ardından, Ankara da belgeye onay verdi.
'İmtiyazlı ortaklık'
ısrarı nedeniyle görüşmeleri son ana kadar tıkayan
Avusturya, Ankara'dan kısa bir süre önce belgeyi onayladı.
Diplomatik kaynaklar Türkiye'nin Çerçeve Belge'nin 1'inci ve 5'inci
paragraflarına ilişkin sıkıntılarının
giderildiğini belirtti.
Henüz uzlaşmanın resmiyet kazanmadığını kaydeden
kaynaklar, Lüksemburg'dan onay beklendiğini ifade etti.
Bu arada Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün müzakerelerin
başlaması nedeniyle düzenlenecek törene katılmak üzere
Lüksemburg'a gitmeye hazırlandığı belirtiliyor.
Öğle saatlerinde görüşmelerin tıkandığı
sırada, TSİ 18.00'de yapılması öngörülen törenin
ertelendiği açıklanmıştı.
Westmacott da geldi
AKP Genel Merkezi'nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
başkanlığında sürdürülen zorlu görüşmelerde
Dışişleri Bakanı Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan
belgenin detaylarını son kez gözden geçirdi.
İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott 18.25'te Genel Merkez'e
geldi ve saat 20.20 gibi uzlaşma sağlandı.
Avrupa Birliği ülkeleri de müzakereleri başlatmak için
oybirliğiyle karar aldı. Avusturya ve Kıbrıs Rum kesimi Türkiye
ile müzakerelerin başlamasını kabul ettiklerini
doğruladı.
AP'nin kaynağı CNN TÜRK
Associated Press haber ajansı, Türkiye'nin Müzakere Çerçeve Belgesi'ni
onayladığını CNN TÜRK'e dayanarak abonelerine duyurdu.
Ankara'yı rahatlatan noktalar
İmtiyazlı ortaklık:
Ankara'ya ulaşan ve incelenmeye başlanan Müzakere Çerçeve
Belgesi'nde Avusturya'nın metne girmesi için büyük çaba gösterdiği
'imtiyazlı ortaklık' ifadesinin bulunmadığı
belirtildi.
5'inci madde:
Metinde ayrıca Türk tarafını rahatlatacak bir düzeltme daha
yapıldı. Üçüncü tarafların uluslararası kuruluşlara
katılımını düzenleyen ve Kıbrıs Rum kesiminin ima
edildiği 5'inci maddeye yapılan ekle Türkiye'nin itirazlarının
yumuşatılması amaçlanıyor.
Türkiye, söz konusu maddede bulunan 'AB üyelerinin uluslararası
organizasyonlara katılımını engellememe' ifadesine itiraz
ediyor. Türkiye bu ifadenin Kıbrıs Rum kesiminin NATO üyeliği
için yapacağı başvuruda veto hakkının elinden alınmasına
yol açacağını savunuyor.
Türkiye'nin itirazlarını gözönünde bulunduran AB yetkilileri, bu
maddeye ek olarak "bu madde tarafların uluslararası
kuruluşlardaki karar süreçlerine halel getirmez" ifadesini koydu.
Erdoğan ile bu sabah telefonda görüşen ABD Dışişleri
Bakanı Condoleezza Rice da, Çerçeve Belge'deki bu ifadenin NATO'yu
kapsamadığı konusunda garanti verdi.
Avusturya geri adım attı
Çerçeve Belge'nin başkente ulaştığı haberi gelmeden
kısa bir süre önce Avusturya 'imtiyazlı ortaklık'
ısrarından vazgeçtiğini açıkladı.
Türkiye'ye imtiyazlı ortaklık verilmesi yönündeki isteği
nedeniyle görüşmeleri tıkayan Avusturya'nın
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, ''ortak hedefimiz tam
üyeliktir... Biz Müzakere Çerçeve Belgesi'nin birinci maddesini
sorgulamayı bırakıyoruz" dedi.
Şu anda 'AB'nin yeni üyeleri hazmetme kapasitesine ilişkin ifade
üzerindeki tartışmanın temel sorunu oluşturduğunu'
kaydeden Plassnik, 'AB'nin yeni üyeleri hazmetme kapasitesi' ifadesinin
ciddi bir şekilde vurgulanmasında ısrar
edeceklerini söyledi.
Plassnik ayrıca, 'Türkiye ile müzakerelerin bugün
başlayamayacağı ihtimalini göz ardı edemeyeceğini'
bildirdi.
Dakikası dakikası bilgilendirme
İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın
sözcüsü John Williams, 'AB Genel İşler Konseyi'nde devam eden
görüşmeleri dakikası dakikasına Ankara'daki büyükelçilikleri
vasıtasıyla Türk yetkililerine ilettiklerini' söyledi.
Süreç nasıl işledi?
Dün gece olağanüstü toplanarak Türkiye'ye ilişkin Müzakare Çerçeve
Belgesi'ni görüşen AB dışişleri bakanları bir
uzlaşmaya varamayınca, görüşmeleri bu sabaha erteledi.
Avusturya'nın belgeye 'imtiyazlı ortaklık' ifadesinin
konulması yönündeki ısrarı nedeniyle tıkanan
görüşmeler bu sabah TSİ 10.30'da tekrar başladı.
Avusturya'nın ısrar ettiği başlıklar şöyleydi:
·
Müzakere Çerçeve Belgesi'nden 'hedef tam üyelik' ifadesi
çıkarılmalı
·
Tam üyeliğe alternatifler getirilmeli
·
Hırvatistan ile savaş suçları sebebiyle askıya
alınan müzakereler başlamalı
Bugünün gündeminde öne çıkan gelişmeler şöyle:
·
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık
Tan, AB'nin Çerçeve Belgesi'ne ilişkin değişiklik tekliflerinin
tamamını reddettiklerini açıkladı.
·
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye siyasi ilkelere
ve milli menfaatlerine uygun duruşunu koruyacak" dedi.
·
AB Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri
Bakanı Jack Straw, "görüşmelerin çok zor bir
noktasındayız. Amaç müzakerelerin başlaması ama bunu
sağlayacağımızdan emin değilim. Bir ülke bazı
zorluklar ortaya koyuyor" dedi.
Tan: "Değişiklik önerileri reddedildi"
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Namık Tan,
"İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bugün birkaç kez telefonda
görüştü. AB tarafı birçok değişiklik teklifi sundu,
Sayın Bakanımız bunların hepsini reddetti'' dedi.
Tan, Dışişleri Bakanı Gül'ün Müzakere Çerçeve Belgesi'ne
ilişkin son durumu Bakanlar Kurulu'na götüreceğini, burada bir sonuç
alınmazsa Lüksemburg'a gidilmeyeceğini ve bu durumun AB Dönem
Başkanlığı'na bildirildiğini kaydetti.
Dışişleri Bakanlığı'nda saat 09.00'dan itibaren
toplantılarını sürdüren Dışişleri Bakanı Gül
ise saat 15.45'te AKP Genel Merkezi'ne gitti.
Erdoğan: "Duruşumuzu koruyoruz"
AB liderleri Lüksemburg'da Müzakere Çerçeve Belgesi üzerinde uzlaşı
ararken, Başbakan Erdoğan Ankara'nın AB konusundaki
duruşunu koruduğunu söyledi.
AKP Beşinci İstişare toplantısının
kapanış konuşmasını yapan Başbakan Erdoğan,
"bizim AB'ye ne kadar ihtiyacımız varsa, AB'nin de Türkiye'ye
ihtiyacı vardır" dedi.
Başbakan, "Türkiye'nin AB içinde bulunmasını
hazmedemeyenler medeniyetler ittifakına karşı
çıkanlardır ve doğacak zararların bedeli onlara aittir.
AB'nin üzerine düşeni yapması gerekir. Dileğimiz o dur ki
aklı selim galip gelsin" diye konuştu.
Türkiye'nin AB sürecini içeride ve dışarıda provoke etmeye
çalışanların olduğuna dikkat çeken Erdoğan, özellikle
içerideki girişimleri samimi bulmadığını söyledi.
Straw: "Çok zor bir noktadayız"
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw da AB Genel
İşler Konseyi toplantısı öncesinde
yaptığı açıklamada, çok zor bir aşamada
olduklarını belirterek, ''amacımız müzakerelerin
başlaması ama bunu sağlayacağımızdan emin
değilim'' dedi.
Straw, ''Avusturya, (müzakerelerin hedefi tam üyeliktir) ifadesini Çerçeve
Belge'den çıkarmak istiyor'' ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin bir Avrupa ülkesi olduğunun altını çizen Straw,
"Türkiye kuruluşundan beri Avrupa Konseyi'nin bir üyesi. Savunma
konusunda Türkiye'ye sırtımızı dayadık. Üyelik
konusunu bütün ülkeler destekliyor ancak zorluklar da yaşanıyor"
diye konuştu.
Straw, görüşmelerdeki pürüzü sadece Avusturya'nın
yarattığını da vurguladı.
AB Genel İşler Konseyi'nin toplantısı öncesinde Avusturya,
İngiltere ve AB Komisyonu toplantı yaptı. Avusturya
Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik ve AB Komisyonu'nun
Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn ile biraraya gelen İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw, "bir ilerleme
sağlamayı umut ediyorum, ancak bu konuda kesinlikle emin
değilim" dedi.
3 ekimden önemli satır
başları
3 Ekim, 2005 19:06:00 (TSİ) CNN TURK
Dün gece olağanüstü
toplanarak Türkiye'ye ilişkin Müzakare Çerçeve Belgesi'ni görüşen AB
dışişleri bakanları bir uzlaşmaya varamadı.
Avusturya'nın belgeye 'imtiyazlı
ortaklık' ifadesinin konulması yönündeki ısrarı nedeniyle
tıkanan görüşmeler bu sabah TSİ 10.30'da başlayan
toplantıya ertelendi.
Türkiye'nin AB yolunda kritik öneme sahip 3 ekimde öne çıkan satır
başlıkları şöyle:
20.38: Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül, Lüksemburga gidiyor.
20.25: İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter
Westmacott 18.25'te Genel Merkez'e geldi ve saat 20.20 gibi uzlaşma
sağlandı.
18.45: AKP Genel Merkezi'nde yapılan üç buçuk
saatlik Merkez Yönetim Kurulu toplantısı sona erdi. Bakanlar Genel
Merkez'den ayrıldı.
18.25:
İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott, AKP Genel Merkezi'ne
gitti.
18.00: Başbakanlık Sözcüsü Akif Beki,
Müzakere Çerçeve Belgesi'ne ilişkin görüşmelerin sürdüğünü,
mutabakatın hala sağlanmadığını söyledi.
16.40: AB müzakere töreninin 21.30da
yapılmasının planlandığı
açıklandı.
16.00: Müzakere Çerçeve Belgesi Ankara'ya
ulaştı ve incelenmeye başladı.
15.45: Dışişleri
Bakanlığındaki toplantı sona erdi.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali
Babacan, AKP Genel Merkezi'ne gitti.
15.15: Türkiye ile AB arasındaki katılım
müzakerelerini resmen başlatacak olan hükümetlerarası konferans
ertelendi. TSİ 18.00'de yapılması öngörülen tören
için yeni bir saat belirlenmedi.
14.20: Başbakan Erdoğan, ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile telefonda
görüştü. Rice'ın Türkiye'ye destek için sürece dahil olduğu
belirtildi.
14.19: Letonya Dışişleri Bakanı Artis
Pabriks, Türkiye'nin Müzakere Çerçeve Belgesi'nde karşı
karşıya kalınan sorunlarda 'hala bir çözümün
olmadığını' kaydetti.
13.13: AB dışişleri bakanları bir
saatlik aranın ardından tekrar toplandı.
12.30: Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, AB'nin Çerçeve Belgesi'ne
ilişkin değişiklik tekliflerinin tamamını
reddettiklerini açıkladı.
12.15: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Merkez
Yürütme Kurulu'nu (MYK) toplayacağı açıklandı.
12.08: AB dışişleri bakanları Genel
İşler Konseyi toplantısına bir saat ara verdi.
12.03: İngiltere'nin Avrupa İşlerinden
Sorumlu Bakanı Douglas Alexander, Türkiye'ye tam üyelik hedefi
verilmesi konusunda ısrarlı olduklarını
belirtti.
11.35: Jack Straw "görüşmelerin çok
zor bir noktasındayız. Amacımız müzakerelerin
başlaması ama bunu sağlayacağımızdan gerçekten
emin değilim... Bir ülke bazı zorluklar ortaya koyuyor" dedi.
11.18: Bir grup Ermeni, Avrupa Birliği Genel
İşler Konseyi toplantısının
yapıldığı bina önünde Türkiye karşıtı
gösteri yapmaya başladı.
11.15: Fransa İçişleri Bakanı Nicolas
Sarkozy, Fransızların AB üyeliği yerine Türkiye ile
'ortaklığı' tercih ettiğini söyledi.
11.19: Jack Straw'un Kıbrıs Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile görüştüğü
haberi geldi.
11.11: Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean
Asselborn, 'AB'nin bugün itibar ve güvenilirlik sınavından
geçtiğini' söyledi. Finlandiya Dışişleri Bakanı
Erkki Tuomioja da ''sorun çözülmezse ne olur?'' sorusuna, ''bunu
düşünmek bile istemiyorum'' yanıtını verdi.
10.55: Avrupa Birliği'nin Dış Politika
ve Savunma Yüksek Temsilcisi Javier Solana uzlaşıya
varılması konusunda 'kararlı' ve 'iyimser' olduğunu
söyledi. İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini de
toplantıda Avusturya'nın ikna edilmesinin önemli olduğunu
söyledi.
10.30: Avrupa Birliği Genel İşler
Konseyi, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği konusundaki müzakerelerin
başlaması için Avusturya engellini aşmak üzere toplandı.
10.20: Avusturyalı bakan Plassnik görüşmelerde çok az
bir ilerleme sağlandığını, ancak sonuca ulaşma
konusunda umudunu yitirmediğini söyledi.
10.00: Jack Straw'dan "sonuç alacağımızdan
emin değilim" açıklaması geldi.
07.32: Belçika Dışişleri Bakanı
Karel De Gucht, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerinin bugün
başlamaması halinde hiçbir zaman başlamayabileceğini ve
bunun tarihi bir hata olacağını söyledi.
04.52: Almanya Dışişleri Bakanı
Joschka Fischer'in AB Genel İşler Konseyi toplantısı
sırasında meslektaşlarını Türkiye'nin
uzaklaştırılmaması yönünde uyardı ve ''müzakerelere başlamak
istiyorsanız, müzakere yapacağımız bir tarafın da
olması gerektiğini unutmamanız gerekir'' dedi.
04.48: Ankara'da Dışişleri Bakanı
Gül başkanlığında yapılan toplantı sona erdi.
Ankara'nın pozisyonunda en ufak bir değişiklik
olmadığı belirtildi.
02.55: Avusturya Dışişleri Bakanı
Plassnik, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlamasını engellemek
istemediklerini, ne var ki bazı pürüzlerin giderilmesi
gerektiğini söyledi.
02.54: Jack Straw 'biraz ilerleme'
sağlandığını, ancak bunun sonuca ulaşmak için
'yeterli olmadığını' kaydetti.
02.48: Belçika Dışişleri Bakanı Karel De
Gucht, AB Genel İşler Konseyi toplantısında müzakerelerin
çok zorlu geçtiğini söyledi ve Lüksemburg'da Türk temsilcilerinin
bulunmamasının da ayrı bir problem yarattığını
belirtti.
02.19: Diplomatik kaynaklar
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Jack Straw ve Olli Rehn'i
telefonla arayarak Türkiye'nin pozisyonunu ve kırmızı
çizgilerini anlattığını açıkladı.
01.50: AB Genel İşler Konseyi
toplantısının oturumu sona erdi. İngiltere, Avusturya
ve AB Komisyonu yetkililerinin çalışmalarına sabaha kadar devam
edecekleri bildirildi. Genel İşler Konseyi
toplantısının sabah 09.30'da yeniden başlayacağı
belirtildi.
01.33: Jack Straw'ın, Avusturya
Dışişleri Bakanı Plassnik ile ikili görüşmelerde
bulunarak müzakerelerin başlaması konusunda Viyana engelini
aşmaya çalıştığı belirtildi.
|
Türkiye çerçeve belgeyi kabul etti |
|
|
ANKARA METNİ İNCELEDİ Ankara'ya ulaşan ve incelenmeye başlanan Müzakere
Çerçeve Belgesi'nde Avusturya'nın metne girmesi için büyük çaba
gösterdiği 'imtiyazlı ortaklık' ifadesinin
bulunmadığı belirtildi. Türkiye'nin itirazlarını gözönünde bulunduran AB
yetkilileri, bu maddeye ek olarak "bu madde tarafların
uluslararası kuruluşlardaki karar süreçlerine halel getirmez"
ifadesini koydu. (Hürriyetim) |
|
HURRIYET 03/10/2005
|
Avusturya ile anlaşmazlık
tarihi |
|
|
Bursa AB Müzakere Çerçeve Belgesi sürecini kilitleyen Avusturya ile Türk kavimleri arasındaki tarihi ilişkiler, yüzlerce yıl öncesine dayanıyor. Avarlar ve Peçenekler
gibi Orta Asya'dan gelen Türk kavimlerin Avrupa'daki ilerleyişini
durdurmak amacıyla kurulduğu bilinen Avusturya, Haçlı
seferlerinin oluşumunda da önemli rol oynadığı
bildirildi. Uludağ
Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Başkanı Prof. Dr.
Yusuf Oğuzoğlu, Türk kavimleri ve Avusturya arasındaki
tarihsel ilişkilere dair yaptığı açıklamada, Hun
Türklerinin 5. ve 6. yüzyıllarda Atilla'nın önderliğinde
Macaristan'a yerleştiğini söyledi. Bu süreçte Batı
Hunları'nın Roma'ya kadar ilerleyebildiklerini vurgulayan
Oğuzoğlu, Hun Türklerinin ardından Orta Asya'dan gelen Türkçe
konuşan topluluklar olan Avarlar ve Peçeneklerin Orta Avrupa ve
Balkanlar'ı baskı altına aldığını
bildirdi. Oğuzoğlu,
bu kavimlerin Avrupa'daki ilerleyişini durdurmak amacıyla, Kutsal
Roma İmparatorluğu bünyesinde bir kraliyet olarak
Avusturya'nın kurulduğunun bilindiğine işaret ederek,
Osmanlı sürecinde kargaşa içindeki Balkanlar'a Anadolu'dan çok
sayıda Türkmen göçü oldu. Sırpsındığı, Kosova,
Niğbolu ve Varna savaşlarında hep haçlı kuvvetleri bu
yeni nüfusu atmak istediler. 1526 yılında Mohaç zaferinden sonra
Macaristan'ın Avusturya'dan alınması bu endişenin
gereğidir dedi. Kutsal Roma
İmparatorluğu'nun topraklarını korumak amacıyla
düzenlenen Haçlı seferlerinde de Avusturya'nın etkin rol
oynadığını anlatan Oğuzoğlu, şöyle
konuştu: Atilla'dan
başlayarak, Türkler'in elindeki alanlarla komşu olmuş
Avusturya, ulusal kimliği olan bir devlet değildir. Germen kültürünün
etkisinde kalmıştır. Avusturya, Türklere karşı
kurulan birçok siyasi oluşumun içinde yer almıştır. 2.
Viyana kuşatmasından sonra bu ülkenin Türkler ile bir
sınırdaşlığı kalmamıştır. Ancak,
Türklere karşı panslavist güç birliği yaratmak üzere hep Balkanlar'ı
kışkırtmıştır. Özet olarak söylemek gerekirse,
Avusturya'nın bugünkü sert siyasal tavrı, tarihsel bir geçmişe
sahiptir. (aa) |
|
HURRIYET 03/10/2005
|
Türkiye tüm değişiklik
tekliflerini reddetti |
|
|
Ankara Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Namık Tan, AB'nin müzakere çerçeve belgesine ilişkin
değişiklik tekliflerinin hepsini reddettiklerini söyledi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü
Namık Tan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün birçok
defa AB Dönem Başkanı İngilterenin Dışişleri
Bakanı Jack Strawla pek çok defa görüştüğünü söyledi. Tan, bu
görüşmelerde ABin pek çok değişiklik teklif ettiğini
ancak, Gülün tamamını reddettiğini söyledi. Tan, Gülün
Strawa "Bütün sorumluluk ABde" dediğini bildirdi. Tan, Dışişleri Bakanlığında
yaptığı açıklamada,Bakan Gülün Strawun tekliflerini
reddetmesinin ardından durumun nihai şeklini alması için
Bakanlar Kurulu ve AKP Başkanlık Divanının ortak bir
toplantı yapacağını açıkladı. Tan, Gülün son gelişmeleri bu toplantıya
götüreceğini ve Lüksemburga gidip gitmeme kararının da burada
alınacağını söyledi. (aa) |
|
HURRIYET 03/10/2005
|
Kıbrıs Rum Kesimi de son
dakika golü peşinde |
|
|
Kıbrıs Rum Kesimi'nin, Türkiyenin karşı çıktığı Müzakere Çerçeve belgesi taslağının, Kıbrısın NATO üyeliğine kapı aralayabilecek paragrafına bir madde daha eklemeye çalıştığı bildirildi. ABHabere göre, Rum kesimi, söz konusu paragrafa bir ek yaparak
Türkiyenin yalnızca uluslararası kuruluşlara değil,
"uluslararası düzenlemelere" katılımına
vetosunu da kaldırmasını da istiyor. Bu arada, AB Dönem Başkanlığının
Türkiyeyi ikna etmeyi amaçlayan bir deklarasyon üzerinde de
çalıştığı belirtilirken, Ankara ile Dönem
Başkanlığı ve Avusturya arasında yoğun temaslar
yaşandığı ifade ediliyor. (ANKA) |
|
HURRIYET 03/10/2005
|
Gül: Müzakere başlamazsa
stratejimiz değişir |
|
|
Paris Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB ile üyelik müzakerelerinin başlamaması halinde Türkiyenin uluslararası stratejisinin değişebileceği sinyalini verdi. Gül, "Bizim
etrafımızdaki söylenenleri dinleyeceğiz. Sadece Türkiyede
değil, tüm dünyada, Rusyadan Filistine kadar" dedi. Abdullah Gül,
Fransanın önde gelen gazetelerinden Le Figaroya verdiği demeçte,
üyelik müzakerelerinin başlamaması halinde Türkiyenin ne
yapacağını değerlendirirken, "Oturup
düşüneceğiz" dedi. Gül "Oturup düşüneceğiz
ve etrafımızda söylenenleri dinleyeceğiz. Sadece Türkiyede
değil, tüm dünyada, Rusyadan Filistine kadar" dedi. Le Figaro, Abullah
Gülün sözlerini değerlendirirken Gülün açıklamaları için,
"Kısacası, bakan Türkiyenin uluslararası stratejisini
tamamen değiştirmekle tehdit ediyor" diye yazdı. Başbakan Recep
Tayyip Erdoğanın ise ihtiyatlı bir biçimde Avrupayı
uyardığını kaydeden gazete, Erdoğanın "Ya
AB siyasi olgunluğunu göstererek dünya çapındaki bir güç, bir
oyuncu olma kararını vererek ya da Hıristiyan bir kulübü
olmakla yetinecek" yönündeki sözlerine dikkat çekti. (ANKA) |
|
HURRIYET 03/10/2005
|
İşte Türkiye için müzakere
çerçevesi |
|
|
Bugünden itibaren Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerde yol haritası niteliği taşıyacak çerçeve belge üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde kurallar, ikinci bölümde müzakerelerin özü,
üçüncü bölümde ise prosedür yer alıyor. Belgenin sonunda ise müzakere
edilecek 35 bölüm başlığı var. Belge özetle şöyle: |
|
HURRIYET 03/10/2005
|
Denktaş: Avustralya'ya vize
başvurum olmadı |
|
|
Avustralyanın KKTCdeki Lefkoşa Komiserliği'nin eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a vize verilmediği yolundaki haberi, Denktaş tarafından yalanlandı. KKTC eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Avustralya'nın kendisine vize vermediği haberleri üzerine, Bizim
vize başvurumuz yoktur' karşılığını verdi.
Ayrıca Rauf Denktaş'ın yurtdışı seyahatlerinin
tümünde Türkiye Cumhuriyeti'nin kendisine verdiği kırmızı
pasaport olarak bilinen diplomatik pasaport kullandığı ve vize
ihtiyacı olmadığı da öğrenildi. (Hürriyetim) |
|
HURRIYET 03/10/2005
|
Katliam yaptık yıktık,
övünecek bir şeyimiz yok |
|
||
Doğu Perinçek, Ermenistanın ilk başbakanı Kaçaznuninin 1923te Bükreşte yapılan Taşnak Partisi Kongresine sunduğu raporu açıkladı. Kaçaznuni raporda, İntihar etmeyi öneriyorum.
Partiyi dağıtalım yoksa bizi şerefsizlik bekliyor
demiş. İŞÇİ Partisi
(İP) Genel Başkanı Doğu Perinçek, sözde Ermeni
soykırımı iddialarına, Ermenistanın ilk
Başbakanı Hovannes Katchaznouninin (Kaçaznuni) 1923
yılında Bükreşte yapılan Taşnak Partisi Kongresine
sunduğu ve Rus arşivlerinden çıkan raporuyla yanıt verdi.
Raporun Ermenistanda yasaklandığını, batı
ülkelerinin kitaplıklarından da yok edildiğini vurgulayan
Perinçek, Katchaznouninin İngiliz himayesindeki Ermenistan devleti
kurulduğu zaman 1918 Temmuz ayından 1919 Ağustos ayına
kadar hükümeti yöneten ilk başbakan olduğunu da ifade etti.
Perinçek, Katchaznouninin 1923 yılında Bükreşteki
Taşnak Partisi Kongresine sunduğu raporda özetle şu ifadelere
yer verildiğini belirtti:
|
|||
HURRIYET 03/10/2005
Türkiye'nin çekinceleri giderildi, Gül Lüksemburg'a gidiyor
Türkiye'nin Müzakere Çerçeve Belgesine
ilişkin çekincelerinin giderildiği, ancak metnin henüz tam resmiyet
kazanmadığı bildirildi.
Diplomatik kaynaklar Türkiye'nin Çerçeve
Belge'nin 1'inci ve 5'inci paragraflarına ilişkin
sıkıntılarının giderildiğini belirtti.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, AB ile tam üyelik müzakerelerine
başlanılacağı hükümetlerarası konferansa katılmak
üzere Lüksemburg'a gideceğini açıkladı.
Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile
birlikte düzenlenen toplantıların ardından AK Parti genel
merkezinden çıkışı sırasında
yaptığı açıklamada, "Mutabakata varıldı,
inşallah Lüksemburg'a doğru gidiyoruz" dedi.
MILLIYET 03/20/2005
Westmacott: Bu akşam geç saatlerde
de olsa müzakereleri açacağız
İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter
Westmacott, Türkiye ile AB arasında müzakerelerin ''geç saatlerde de
olsa'' bugün açılacağını söyledi.
Westmacott, AK Parti Genel Merkezi'nden
ayrılırken yaptığı açıklamada, uzun süredir
beklenen anlaşmayı sağlamaktan ötürü memnun
olduklarını belirtti.
Anlaşmanın Genel İşler
Konseyi'nde de onaylanması gerektiğini hatırlatan Büyükelçi Westmacott,
''Sayın Bakan (Dışişleri Bakanı Abdullah Gül) da
Lüksemburg'a gidiyor, bu akşam geç saatlerde de olsa müzakereleri
açmış olacağız'' diye konuştu.
MILLIYET 03/20/2005
Kıbrıs Rum Kesiminin, Türkiyenin
karşı çıktığı Müzakere Çerçeve belgesi
taslağının Kıbrısın NATO üyeliğine
kapı aralayabilecek paragrafına bir madde daha eklemeye
çalıştığı öğrenildi.
ABHabere göre, Rum kesimi, söz konusu paragrafa
bir ek yaparak Türkiyenin yalnızca uluslar arası kuruluşlara
değil, "uluslar arası düzenlemelere"
katılımına vetosunu da kaldırmasını da istiyor.
Bu arada, AB Dönem
Başkanlığının Türkiyeyi ikna etmeyi amaçlayan bir
deklarasyon üzerinde de çalıştığı belirtilirken,
Ankara ile Dönem Başkanlığı ve Avusturya arasında
yoğun temaslar yaşandığı ifade ediliyor.
MILLIYET 03/20/2005
Kıbrıslı Rumların büyük
çoğunluğu, Rum yönetiminin Kıbrıs konusundaki
politikasının Avrupa Birliği (AB) tarafından desteklenmediğini
düşünüyor.
Politis gazetesi, ''Noverna'' şirketine
24-30 eylül tarihleri arasında 500 kişi üzerinde
yaptırdığı anketin sonuçlarını
yayımladı. Anket sonuçlarına göre, ''Türkiye'nin AB'ye
katılım müzakerelerinin başlaması Kıbrıs sorununa
çözüm bulunması olasılığını nasıl
etkileyecek?'' sorusuna, katılımcıların yüzde 33'ü
''Olumsuz etkileyecek'' yanıtını verirken, yüzde 31'de ''olumlu
etkileyeceği'' görüşünde. Gazete, yüzde 33'lük ''olumsuz''
yanıtını ''dikkat çekici'' olarak niteledi.
Gazete, anketin sonuçlarına göre,
Kıbrıslı Rumların büyük bir çoğunluğunun,
Kıbrıs konusundaki Rum politikasının AB tarafından
desteklenmediği görüşünü benimsediklerini ve Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos'a verilen desteğinse yüksek oranda olduğunu
yazdı.
Anketin sonuçlarına göre, Papadopulos'un
Kıbrıs politikasını ''onaylayanların'' oranı
yüzde 59, ''onaylamayanların'' yüzde 30,
''bilmiyorum-cevaplamıyorum'' diyenlerin oranıysa yüzde 11 oldu.
Papadopulos'un Kıbrıs
politikasını destekleyen kesimin partilere göre
dağılımındaysa ilk sırayı, yüzde 87 oranıyla
Papadopulos'un başkanı olduğu Demokratik Parti (DİKO)
yanlıları alıyor. Komünist AKEL partisinden de yüzde 77 oranında
Papadopulos'a destek belirtilmesi ''anketin dikkat çekici sonucu'' olarak
değerlendirildi.
Ankette, Papadopulos'un dış
politikasına yüzde 56 oranında destek verilirken, yüzde 32
oranındaki katılımcı destek vermedi.
''Kıbrıs Rum tarafının
Kıbrıs konusunda 6 ay öncesine nazaran daha mı iyi, daha mı
kötü, yoksa aynı durumda mı bulunduğu'' şeklindeki bir
soruya karşılık, katılımcıların yüzde
36'sı ''Aynı'' yanıtını verirken, ''daha iyi'' ve
''daha kötü'' diyenlerin oranı yüzde 29'la eşitlik gösterdi.
''AB'nin Kıbrıs Rum
tarafının Kıbrıs sorununa ilişkin tezlerini genel
anlamda destekleyip desteklemediği'' sorusunaysa
katılımcıların yüzde 46'sı ''desteklemiyor'', yüzde
33'ü ''destekliyor'' ve yüzde 21'i de ''bilmiyorum/cevaplamıyorum''
şeklinde yanıt verdi.
Gazete, ''Türkiye'nin AB'ye katılım
müzakerelerinin başlaması Kıbrıs sorununa çözüm
bulunması olasılığını nasıl etkileyecek?''
sorusuna, katılımcıların büyük bir oranının
(yüzde 33) ''Olumsuz etkileyeceği'' şeklinde yanıt vermesinin de
dikkat çekici olduğu yorumunu yaptı.
Gazete, ''Kıbrıs Rum tarafının,
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türkiye'ye baskı
uygulanması amacıyla Türkiye'nin AB'ye katılımına
yatırım yaptığı ve bu politikanın Rum siyasi
partilerinin çoğunluğu tarafından benimseniyor olmasına
rağmen yüzde 33 oranındaki 'olumsuz etkileyecek' görüşünün
dikkat çekici olduğu'' değerlendirmesini yaptı.
Yüzde 33'lük ''olumsuz'' yanıta
karşılık, yüzde 31 oranında ''olumlu etkileyecek'' ve yüzde
18 oranındaysa ''etkilemeyecek'' yanıtı verildi.
''Olumsuz etkileyeceğini'' düşünen
katılımcıların partilere göre dağılımı,
AKEL: yüzde 38, Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ): yüzde 32 ve
DİKO: yüzde 28 oldu.
''Olumlu etkileyeceğini'' düşünenlerin
partilere oranı da AKEL: yüzde 36, DİSİ: yüzde 34 ve DİKO:
yüzde 30 şeklinde ortaya çıktı.
MILLIYET 03/20/2005
Yunan basınından
"Türkiye'nin Avrupa'ya katkıları" yazısına
gönderme!
Sofia ANGELİDİS/ATİNA, (DHA)
YUNAN basını Lüksemburgda, Türkiye
ile 3 Ekimde başlaması öngörülen müzakerelerin yol haritası
niteliğindeki Müzakere Çerçeve Belgesi üzerindeki kıran kırana
pazarlıklara geniş yer ayırdı.
Elefterotipia gazetesi ilk sayfasında,
"Bütün gece süren pazarlık" başlığını
kullanarak, Avusturyanın Türkiye konusunda imtiyazlı ortaklık
önerisinden geri adım atmadığını yazdı.
Elefterotipia, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın 3 Ekime
ilişkin, "ABye Hıristiyan kulubü olarak kalacak ya da
uluslararası bir güç olmaya karar verecek" şeklindeki sözlerini
de okuyucularına aktardı. Gazete, Ankarada dün MHPnin
düzenlediği ABye hayır mitingine de yer vererek, "Kurtlar
uluyor" yorumunu yaptı.
TA NEA: TÜRKİYENİN AVRUPAYA
KATKILARI; GELECEĞİN DİKENLERİ
Ta Nea gazetesi de "Türkiye için bütün gece
süren gerilim" başlığıyla verdiği haberinde
Viyananın geri adım atması için İngiltere ve Avusturya
arasındaki sert pazarlığın bütün gece devam ettiğini
yazdı. Gazete, İngiliz The Independent gazetesinde cumartesi günü
çıkan Türkiyenin ABye katkılarına (çok kültürlülük, ticaret,
siyaset, sanat ve askeri bilgi, tarz) ilişkin olumlu yazıya atfen,
geleceğin dikenleri şeklinde madalyonun öbür yüzüne yer verdi. Ta
Neaya göre geleceğin dikenlerinin başında Türkiyenin Rum
Kesimini tanımaması ve Kıbrısta asker bulundurması
geliyor. Bir diğer sorun ise insan hakları. "Türkiye bazı
reformlar yaptı, ama Avrupanın hukuki medeniyetinden geride"
diyen gazete, sözde Ermeni soykırımına ilişkin sözlerinden
dolayı yazar Orhan Pamuka açılan davayı örnek gösterdi. Ta Nea,
son olarak Kürt sorununu geleceğin dikenleri arasında saydı.
YUNANLILARIN MESAJI: TÜRKİYEYE HAYIR
Yunanistanda yapılmış bir ankete
yer veren Ethnos gazetesi ise Yunanlıların yüzde 63.5i Türkiyeye
Hayır diyor" başlığını kullandı.
Metron Analysis şirketi tarafından Ethnos için yapılan ankete
göre Yunanlıların yarısından fazlası Türkiyenin AB
üyesi olmasını istemiyor ve hükümetin Türk-Yunan ilişkilerindeki
politikasını onaylamıyor. Yunanlılar yüzde 65 ile
Türkiyenin üyeliğine Hayır derken yüzde 82si ise Türk-Yunan
anlaşmazlıklarının müzakerelerden önce çözülmesinden yana
olduğunu ortaya koydu. Ankete katılan Yunanlılar, yeni
hükümetin, müzakere sürecindeki kozlarını kullanarak,
anlaşmazlıkların çözülmesi için Türkiyeye baskı
yapması gerektiği yönünde görüş belirtti.
MILLIYET 03/10/2005
Yunanistan: İlk kez
'Kıbrıs Cumhuriyeti tanınsın' maddesi var
SOFİA
ANGELİDİS Atina DHA
YUNANİSTAN Dışişleri
Bakanı Petros Molivyatis, ABnin karşı Kıbrıs
deklarasyonuyla ilk kez bir Avrupa metninde Kıbrıs Cumhuriyeti
tanınsın maddesinin yer aldığını söyledi.
Lüksemburgdaki Türkiye pazarlığı
hakkında NET TVye konuşan Molivyatis, "Türkiyenin böyle tarihi
bir fırsatı kaçırması büyük hata olur" dedi. ABnin
karşı Kıbrıs deklarasyonuna da değinen Molivyatis,
"Bir Avrupa metninde ilk kez Türkiyenin en kısa zamanda
Kıbrıs Cumhuriyetini tanıması gerektiği belirtiliyor.
Hükümetimiz bunu başardı ve ilk kez böyle bir madde Avrupa
metinlerinde yer aldı. Sanırım eleştiri yerine tebrik
almamız gerekiyor" diye konuştu.
1999 yılına iktidarda olan PASOKun
Türkiyeye yönelik olumlu tavrını da eleştiren Molivyatis,
"O zaman garantilerin ve karşılıkların
alınması için çok iyi bir dönemdi ama PASOK hükümeti Türkiyeyi kabul
ettiğini ve karşılık beklemediklerini
açıklamıştı" diye konuştu.
MILLIYET 03/10/2005
İngiliz Financial Times gazetesi,
Erdoğanın milyonlarca Türkten farklı
olmadığını ifade etti.
Financial Times gazetesi, Başbakan
Erdoğanı anlattığı haberinde, Erdoğanın ailesinin
1950lerde göç dalgasıyla Karadenizden Türkiyeye geldiğini, imam
hatipte okuyup futbol oynadığını belirtti. Haberde,
Erdoğanın bu özellikleriyle "milyonlarca Türkten
farksız" olduğu ifade edildi.
Erdoğanın "Fundamentalist"
günlerini geride bıraktığını söylediği
aktarılan haberde, buna herkesin inanmadığını, hatta
Beyaz Sarayın da Erdoğanın Türkiyeyi götürdüğü yön
konusunda şüpheci olduğu belirtildi.
Başbakan Erdoğanın
geçtiğimiz yıl 17 Aralıkta Türkiye
tartışmalarının sürdüğü dönemde "çekilme
tehdidinde bulunduğu" ifade edilen haberde, "O sırada orada
olanlara göre Erdoğan, Tony Blair, Gerhard Schröder ve Türkiyenin AB
üyeliğini destekleyen diğer Avrupa liderleri tarafından neredeyse
fiziksel olarak durduruldu ve masaya oturtuldu" denildi.
Türkiyenin 40 yıldır AB oyununda
olduğunun altı çizilen Financial Times gazetesinin haberinde
Türkiyenin 40 yıl öncesine kadar çok daha nüfuslu, şehirli,
demokratik ve daha açık bir İslam anlayışına sahip
olduğu belirtildi.
MILLIYET 03/10/2005
İtalyan basını:
Türkiye'nin Avrupa'ya girişine Viyana duvarı
Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye ile
müzakereleri başlatabilmesi için dünden bu yana Lüksemburg'da yapılan
toplantılar, İtalyan gazetelerinin sayfalarına da
yansıdı.
İtalyan gazeteleri, Avusturya'nın
Müzakere Çerçeve Belgesi hakkında ayak diremeye devam ettiğini
yazdılar.
Corriere della Sera gazetesi, ''Türkiye'nin
Avrupa'ya Girişine Viyana Duvarı'' başlığını
kullandığı haberinin girişinde, ''Avusturya AB'ye üyelik
müzakerelerinin başlatılmasını engelledi. Pazarlıklar
gece boyunca sürdü. AB üyeliğine 'bir alternatif' bulma formülü,
anlaşmazlığın ana konusu. 25 ülkenin
dışişleri bakanlarının toplantısı bugün de
sürecek'' denildi.
La Repubblica'nın haber başlığında
da, ''Türkiye-AB, sonuna dek pazarlık'' ifadesine yer verildi. AB üyesi
ülkelerin Avusturya'yı iknaya çalıştıklarına
değinilen haberde, Solana'nın ise iyimserliğini koruyarak,
''Uzlaşma sağlanacak'' dediği belirtildi.
La Stampa'nın konuya ilişkin haberini
uzun bir başlıkla sunması dikkati çekti. ''Türkiye konusunda
nefes kesici bekleyiş. Lüksemburg'da AB müzakereleri karaya oturabilir''
başlığını kullanan La Stampa, AB dönem
başkanı İngiltere Dışişleri Bakanı Jack
Straw'un ''Bir uygarlık savaşı riskiyle karşı
karşıyayız'' dediğine işaret etti.
İtalya'nın en önemli ekonomi gazetesi
Il Sole 24 Ore ise Lüksemburg'da yaşananları, ''Londra'dan Viyana'ya
baskı: Ankara ile müzakereler başlamalı''
başlığıyla özetledi.
MILLIYET 03/10/2005
Türkiye pazarlıklarının
sürdüğü Lüksemburg'da Avusturya geri adım adım attı.
Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik, ''ortak
hedefimiz tam üyeliktir'' açıklamasını yaptı.
Avusturya Devlet Televizyonuna (ORF)
açıklama yapan Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula
Plassnik, "Türkiyenin tam üyeliğinin ortak hedef olduğunu"
söyledi.
Müzakere Çerçeve Belgesindeki "ortak hedef
tam üyelik" ifadesini artık tartışma konusu
yapmayacaklarını belirten Plassnik, şu anda "ABnin yeni
üyeleri hazmetme kapasitesine ilişkin ifade üzerindeki
tartışmanın temel sorunu oluşturduğunu" kaydetti.
Plassnik, "ABnin yeni üyeleri hazmetme
kapasitesi" ifadesinin ciddi bir şekilde vurgulanmasında
ısrar edeceklerini bildirdi.
Avusturya Dışişleri Bakanı
Plassnik, bir soru üzerine, "Türkiye ile müzakerelerin bugün
başlayamayacağı ihtimalini göz ardı
edemeyeceğini" de kaydetti.
MILLIYET 03/10/2005
Dünyanın gözü kulağı Türkiye zirvesinde... İşte yazılanlar
BBC ve Ajanslar
AB-Türkiye zirvesi bütün Avrupa basınının manşetlerinde...
Avrupa'nın neredeyse bütün prestijli gazeteleri haberleri ve
manşetleriyle Türkiye'ye açık destek veriyor. Türkiye'ye verdiği
güçlü destekle göze çarpan The Independent gazetesinde yazar Maureen Freely,
"Niçin Avrupa'ya Türkiye'nin gözünden bakmıyoruz"
başlıklı yazısında Avrupa Birliği'nin
Ankara'nın yakaladığı değişim ivmesini
desteklemesi gerektiğini belirtiyor.
Yazarın görüşleri özetle şöyle:
"Türkiye'nin Hıristiyan Kulübü'ne kabul
edilip edilmeyeceği tartışılırken sadece Avrupa'da
yaşayan 15 milyon Müslüman görmezden gelinmiyor aynı zamanda
Türkiye'nin başka bir Hıristiyan kulüp olan NATO'daki hizmetleri de
es geçiliyor.
Ankara'nın en kadim destekçisi
İngiltere'de bile iki Türkiye tezinden bahsediliyor. Yani bir yüzü
Batı'ya, bir yüzü Doğu'ya bakan Türkiye
Ama Türkiye birçok
açıdan zıtlıklar ülkesi olmasına karşın, bu maç
Türkiye'nin iki yarısı arasında oynanmayacak.
Türkiye'nin henüz anlatılmamış en
güzel hikayesi, farklı etnik köklerini kucaklama ve tarihinin daha az
sevimli bölümleriyle yüzleşme çabasıdır. Türkler, tarihsel
nedenlerle bize güvenmiyorlar. Hakarete uğramaktan
hoşlanmıyorlar. Türkiye'yi Avrupa'ya bağlayamazsak ve
gücendirilmiş, yanlış anlaşılmış ve saygısızlığa
uğramış bir Türkiye, sosyal demokrasiden saparsa bunun sorumlusu
sadece biz oluruz."
Financial Times: Türkiye'nin üyelik süreci dönemsel krizlere gebe
Financial Times, Türkiye'nin müzakerelere bugün
başlayıp başlayamayacağı konusundaki belirsizliği
şu başlıkla duyuruyor:
42 yıllık bekleyişten sonra hala
başlama çizgisinin yeri bile belirsiz'' Gazeteye göre müzakereler
öncesinde yaşanan tartışmalara atıfta bulunan bir
Avrupalı diplomat, "Bakın buraya bile ne kadar zor geldik. Anlaşılan
müzakereler kabusa dönecek" diyor.
Financial Times'ın haberi şöyle devam
ediyor:
"Bugün Avrupa Birliği müzakere çerçeve
belgesi üzerinde anlaşmaya varsa bile görüşmeler hemen
başlamayacak. Bugün sadece tören yapılacak. Avrupa Komisyonu,
Türkiye'nin yasalarını tarayacak ve en kolay müzakere
başlığını bulmaya çalışacak.
AB son genişleme dalgasından sonra
müzakere kurallarını ağırlaştırdı.
Türkiye'nin istenen değişiklikler konusunda taahütte bulunması
yeterli olmayacak. Bu değişiklikleri hayata geçirmeden diğer
başlıklara sıra gelmeyecek. Her başlık için üye
ülkelerin onayı gerekecek.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tasos
Papadopulos, Türkiye'ye karşı 60 vetoya sahip olmakla övünüyor.
Avusturya ise en kötü olasılığa karşı
hazırlık yapıyor ve imtiyazlı ortaklık için çaba
harcıyor. Fransa daha üyelik görüşmeleri başlamadan Türkiye'nin
üyeliği için referandum yapma kararı aldı.
Türkiye'nin üyelik süreci dönemsel krizlere
gebe. Bu krizlerden biri Türkiye'nin üyeliğini suya düşürebilir. Türkiye'nin
önünde tırmanacağı bir dağ duruyor."
Avrupa'nın Türkiye'den alabileceği
dersler var
"Hayaletler Şehri Selanik"
adlı kitabın yazarı Columbia Üniversitesi Tarih Bölümü
öğretim üyesi Profesör Mark Mazower ise Financial Times'taki makalesinde
Avrupa'nın Türkiye'nin geçmişinden alabileceği dersler var"
diyor. Yazar şöyle devam ediyor:
"Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery
Giscard D'Estaing, Türkiye'nin bir Avrupa ülkesi olmadığını
söylüyor. Ama, Fransa, İtalya, İsviçre ve Belçika'nın
kadınlara ve seçme seçilme hakkını Mustafa Kemal Atatürk'ün
Türkiyesinden yıllar sonra tanıdığını unutuyor.
Ya da ülkesinin ulusal kimliğinin okul çocuklarının
başörtüsü takmasıyla veya aşırı
sağcıların Yahudi soykırımını reddetmesiyle
bozulacak kadar hassas olduğunu göz ardı ediyor.
Türkiye'den bugün adli sistemini
liberalleştirmesi isteniyor. Oysa 11 Eylül'den sonra henüz ABDdeki kadar
olmasa da Avrupa tamamen aksi istikamette ilerliyor; Düşünceyi suç sayma
tartışmaları yapılıyor.
Şimdi Türkiye geçmişte
topraklarındaki Ermenilere ne olduğunu tartışıyor. Bu
meseleyi, siyasetin baskısından kurtarıp tarihin eline
bırakınca yüzbinlerce binlerce Ermeniye ne olduğunu, bu korkunç
suçu kimin planladığını ve kimin işlediğini
öğreneceğiz.
Aynı zamanda bu olayların
yaşandığı dönemdeki savaş sırasında büyük
güçlerin ve özellikle Rusya'nın oynadığı rolü ve
imparatorluğu parçalama planlarını da öğreneceğiz.
Demokrasi ve açıklık, tek yönlü bir yol değildir. "
BBC: Türkiye'nin AB başarısı için 3 ipucu var
İngiliz Yayın Birliği BBCnin
internet sitesinde, Türkiyenin mevcut durum ne olura olsun AB içindeki
başarısını işaret eden üç ipucu olduğu
belirtildi. BBCye göre Türkiye, "Avrupanın demokratik
standartlarına ulaşmak için istekli olduğunu gösterdi, Müslüman
ağırlıklı bir nüfusa sahip olmasına rağmen güçlü
bir laik geleneğe sahip ve NATO üyesi olarak Avrupanın
savunmasına yardımcı oldu."
The Guardian: Türkiye'de milliyetçilik patlaması olabilir
Guardian gazetesi Avusturya Haber Ajansı
tarafından sonuçları dün açıklanan bir kamuoyu
yoklamasını da aktarıyor:
Ankete katılanların yüzde 73'ü aradaki
kültürel farklılıklar nedeniyle Türkiye'nin Avrupa Birliği
üyeliğine alınmaması gerektiğini düşünüyor. Avrupa
Birliği genelinde ise bu oran yüzde 54.
Guardian Ankara'da dün düzenlenen mitingle
ilgili haberinde ise aşırı sağcı diye nitelediği
Milliyetçi Hareket Partisi'nin öncülük ettiği bu mitinge sadece parti
taraftarlarının değil, Avrupa Birliği Türkiye'ye
karşı muamelesinden rahatsız olan binlerce kişinin de
katıldığını belirtiyor.
Gazete AB uzmanı Cengiz Aktar'ın
Avrupa'nın tavrı yüzünden Türkiye'de milliyetçilik patlaması
yaşanacağı yolundaki uyarısına yer veriyor.
Aynı yazıda Türklerin, siyaset ve
ekonomi konularında Avrupa Birliği'nin müdahelesine ses
çıkarmadıklarını ancak Kıbrıs, Ermeni meselesi ve
Kürt sorununda gelen uyarılar karşısında kendilerini
hakarete uğramış hissettikleri vurgulanıyor.
Times: Türklerin AB'ye ihtiyacı var mı?
The Times gazetesi, Koç Üniversitesi tarih
profesörü Norman Stone'un yazdığı konuyla ilgili bir makaleye
yer verdi.
Stone, AB'ye, enerjik, dürüst ve
değişimini tamamlamış bir Türkiye ile karşı
karşıya bulunulduğunu hatırlatarak, "Böyle bir ülke
niye bize ihtiyaç duysun ki" sorusunu yöneltti.
Boğaziçi tüneli projesi ile Bakü-Ceyhan
petrol boru hattının Türkiye ile Batı arasında kurduğu
bağlara işaret eden Stone, Güneydoğu Anadolu Projesi'nin,
bölgede "Belçika büyüklüğünde bir alanda"
yarattığı değişime de dikkati çekti.
"Türkiye'nin AB'ye üye olarak
alınıp alınmamasına ilişkin tartışmalar
sırasında, bu büyük projelerin akıllardan
çıkartılmaması gerektiğini" belirten Stone,
"Türkiye'nin sorunları bulunduğunu, ancak ülkenin aynı
zamanda müthiş bir büyüme oranı olduğunu ve bunun günlük
yaşam içinde her yerde hissedebileceğini" anlattı.
İspanya ile Türkiye arasındaki benzerliğe dikkati çeken ve
İspanya'nın AB üyesi olduğu dönemde benzer eleştirilere
hedef olduğunu hatırlatan Stone, bu ülkenin AB'ye katıldıktan
sonra hızla modernleştiğini kaydetti.
Avrupalılara Türkiye ile ilgili
itirazlarını bir yana bırakmaları çağrısında
da bulunan Stone, "Türkiye'nin Avrupa'ya, tek başına bütün
Doğu Avrupa ülkelerinin toplamından daha çok Avrupa'ya kazandıracakları
bulunduğunu" vurguladı.
"Türk insanının
çalışkanlık gibi bir geleneği ve komünizm tarafından
yok edilmemiş bir dürüstlüğü bulunduğunu" kaydeden Norman
Stone, "Aslında Türkler o kadar çok şeyi başarıyor ki,
insan gerçekten AB'ye katılmaya ihtiyaçları var mı diye
sormaktan kendini alamıyor" ifadesini kullandı.
"AB'nin bazı kurallarının,
Türkiye'yi Türkiye yapan bazı özelliklere zarar verebileceğini bile
düşünmek gerektiğini" belirten Stone, örnek olarak, "ülkede
küçük atölye ve dükkanların, AB'nin bazı gereksiz
kurallarının tersine istedikleri kadar
çalışabildiğini" gösterdi.
"Türklerin aileyi birlikte tutup
sağlıklı bir sosyal ortam yaratmayı
başardıklarını" da belirten Stone, burada bir
çantanın çalınması bile televizyonda haber olduğuna dikkati
çekti.
Stone, AB üyeliği söz konusu olmasa da,
Türkiye ve Türk halkının yararlı değişimi tek
başına da sürdürebileceğine işaret ederek, "Eğer
ille de AB üyeliği istiyorlarsa bizimkini verelim" diye espri
yaptı.
International Herald Tribune: Sınav
International Herald Tribune gazetesi, Türkiye
ile müzakerelere başlayıp başlamamanın, Avrupa
Anayasası ve Avrupa bütçesi konusunda anlaşmazlıklar
yaşayan birlik için yeni bir sınav olduğunu belirtti. Gazete
uyuşmazlığın çözülememesi halinde birlik içinde yine
sorunlar çıkabileceğinin altını çizdi.
Welt Am Sontag: Hırvatistan'a evet, Avusturya'yı susturur
Alman Welt Am Sontag gazetesi,
Avusturyanın asıl sorununu Hırvatistan olduğunun
altını çizdiği haberinde, ABnin Hırvatistanla
müzakerelere başlama sözü vermesi halinde Avusturyanın Türkiye
direnişinin kırılacağını savundu.
Corriere Della Sera: Türkiye'nin AB'ye girişine Viyana duvarı
İtalyan gazeteleri, Avusturya'nın
Müzakere Çerçeve Belgesi hakkında ayak diremeye devam ettiğini
yazdılar.
Corriere della Sera gazetesi, "Türkiye'nin
Avrupa'ya Girişine Viyana Duvarı"
başlığını kullandığı haberinin
girişinde, "Avusturya AB'ye üyelik müzakerelerinin
başlatılmasını engelledi. Pazarlıklar gece boyunca sürdü.
AB üyeliğine 'bir alternatif' bulma formülü,
anlaşmazlığın ana konusu. 25 ülkenin
dışişleri bakanlarının toplantısı bugün de
sürecek" denildi.
La Repubblica: Türkiye-AB, sonuna dek pazarlık
La Repubblica'nın haber
başlığında da, "Türkiye-AB, sonuna dek
pazarlık" ifadesine yer verildi. AB üyesi ülkelerin Avusturya'yı
iknaya çalıştıklarına değinilen haberde,
Solana'nın ise iyimserliğini koruyarak, "Uzlaşma
sağlanacak" dediği belirtildi.
La Stampa: Nefes kesici bekleyiş, müzakereler karaya oturabilir
La Stampa'nın konuya ilişkin haberini
uzun bir başlıkla sunması dikkati çekti. "Türkiye konusunda
nefes kesici bekleyiş. Lüksemburg'da AB müzakereleri karaya
oturabilir" başlığını kullanan La Stampa, AB
dönem başkanı İngiltere Dışişleri Bakanı
Jack Straw'un "Bir uygarlık savaşı riskiyle karşı
karşıyayız" dediğine işaret etti.
İtalya'nın en önemli ekonomi gazetesi
Il Sole 24 Ore ise Lüksemburg'da yaşananları, "Londra'dan
Viyana'ya baskı: Ankara ile müzakereler başlamalı"
başlığıyla özetledi.
Libaration: Türkiye, 25'lerin ayak sürtmelerine öfkeli
Fransız Liberation gazetesi de, Türkiyenin
AB üyelerinin "ayak sürtmelerine öfkeli" olduğunu yazdı.
Hiç bir zaman ABnin o kadar az heves ile bir müzakere sürecine başlamadığına
dikkat çeken gazete, "Türkiyeyi içine alan genişleme gerçekte
1999da lanse edildi, geriye dönmek için geç oldu" diye yazdı.
Standaard: Türkiye, AB'nin günah keçisi
Belçikanın De Standard gazetesi de,
Türkiyenin Avusturyanın muhalefeti nedeniyle son dakikaya kadar ABnin
kapısında bekletildiğini belirterek "Türkiye, her
zamankinden fazla ABnin günah keçisidir" yorumunu yaptı.
El Pais: Türkiye Asya'nın değil, Avrupa'nın hasta adamıydı
İspanyol El Pais gazetesi, çok fazla
şeylerin riskte olduğunu belirterek, ABnin Türkiye ile üyelik
müzakerelerini açmasını istedi. El Pais "Ankaranın ilk
talebinden 35 yıl sonra görünülür ilerleme yapan ve kültürde Müslüman
olmasına karşın Asyanın değil, Avrupanın hasta
adamı olarak adlandırılan bir ülke ile müzakerelerin
başlatılması zamanı geldi" görüşünü dile getirdi.
Le Figaro: İngiltere'yi Ankara ve Washington cesaretlendirdi
Diğer Fransız gazetesi Le Figaro da,
Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlamasından önce gerilimler ve
belirsizliklerin yaşandığını kaydetti. AB Dönem
Başkanı İngilterenin Ankara ve Washingtonun
cesaretlendirmemesi ile müzakerelerin amacına ilişkin paragrafa
dokunmayı reddettiğini belirten gazete, 60 bin kadar Türkün Ankarada
ABnin taleplerini protesto ettiğine dikkat çekti.
ABC: Avusturya kriz yarattı
İspanyanın önde gelen gazetelerinden ABC de, Avusturyanın
ABde ve Türkiyede kriz yarattığını öne sürerken,
Lüksemburgda herkesin keyifsiz olduğunu yazdı. Gazete, Türk hükümetinin
hiç bir değişiklik ve ek koşul kabul etmeyeceğini
söylemekten yorulduğu yorumunu da yaptı.
MILLIYET 03/10/2005
Tarihi AB zirvesi New York Times'ta: Son
dakika anlaşması gelebilir
Amerikan New York Times gazetesi, AB üyelerinin
hafta sonu boyunca Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatma konusunda
krizi aşamadığına işaret ederek, ''Bir son dakika
anlaşması, sürecin devam etmesini sağlayabilir, ancak
atılacak her adım sonuncusundan daha zor görünüyor'' yorumunda
bulundu.
''Editoryal Gözlem'' adı altında
gazeteye makale yazan Nicholas Kulish, ''geçen yıl bir grup gazeteciyle
birlikte Türkiye'de seyahat ederken, hükümet yetkilileri ve insan hakları
gruplarından sürekli olarak, 'üyelik sürecinin üyelikten daha önemli
olduğunu' duyduğunu, bu sözün ne anlama geldiğini ancak Ukrayna
ile Romanya'yı ziyaret edince anladığını'' kaydetti.
''Bu görüştekilerin, reformların devam
etmesi için AB ile müzakerelerin sürdürülmesi gerektiğini, aksi halde bu
reformların duracağını ifade etmek istediklerini'' belirten
Kulish, ''her ikisi de eskiden komünist olan Ukrayna ile Avrupa Birliği
üye adayı Romanya arasındaki uçuruma'' dikkati çekti. Kulish,
''Ukrayna başta rüşvet ve yolsuzluk olmak üzere hala pek çok sorunla
boğuşurken, sadece AB üyelik sürecinin bile Romanya'nın
gelişmesinde önemli bir rol oynadığına'' işaret etti.
''AB'nin davetli listesinde bulunan ülkelerin,
bu listenin dışında olanlardan daha istikrarlı
göründüğünü'' ifade eden Kulish, ''Tartışmalar daima
birliğe girme konusuna odaklansa da, daha büyük gelişme, davet
sayesinde meydana geliyor. Bu, sinirli yatırımcılar için bir
onay mührüne ve reformcular için siyasi bir örtüye benziyor'' yorumunda
bulundu.
''AB'nin en büyük üyesi olan Almanya'nın
kaderinin, bu ülkede bulunan göçmen işçiler yüzünden Türkiye'ninkine
bağlı olduğunu'' savunan Kulish, ''Ancak Avrupa'nın
tamamının da güneydoğusunda istikrarlı bir komşuya
ihtiyacı var. Bunun alternatifi ise Yunanistan ve Kıbrıs'la
sorunların alevlenmesi, başta Kürtlerin yaşadığı
bölgeler olmak üzere, insan hakları konusundaki etkinin kaybedilmesi ve
hatta Irak'ın çevresinde daha büyük bir karmaşa olmasıdır''
diye yazdı.
''AB üyeleri hafta sonu boyunca Türkiye ile
üyelik müzakerelerini başlatma konusunda krizi aşamadı. Bir son
dakika anlaşması, sürecin devam etmesini sağlayabilir, ancak
atılacak her adım sonuncusundan daha zor görünüyor'' yorumunda
bulunan Kulish, ''Çok uzak bir üyelik vaadi bile olmaksızın
Türkiye'nin neye benzeyeceğini anlamak için, belki de Avrupalı
yetkililer Ukrayna'da bir tur atmalı. Benim tavsiyem: Bu turunuzda
beraberinizde Marlborolar ve küçük rakamlı paralar getirmeniz. Çünkü
rüşvetçi polislerden para üstü alamazsınız'' ifadesini
kullandı.
'KARAR, AB İÇİN BİR TEST
OLACAK'
Öte yandan New York Times'ta çıkan bir
haberde, ''Pazartesi günü üyelik müzakereleri başlarsa, bu AB için önemli
bir an ve Türkiye'nin Avrupa ekonomik ittifakıyla birleşmeye yönelik
42 yıllık çabasında çok önemli bir adım olacaktır''
denildi.
Haberde, ''müzakerelere başlama
kararının alınıp alınamamasının, geçen yaz
Avrupa anayasası konusunda yapılan referandumlar ve Avrupa bütçesine
yapılacak katkılar konusundaki başarısızlıklardan
sonra, Avrupa işbirliği için de bir test niteliğinde
olacağı'' kaydedildi.
''Bu konudaki bir
başarısızlık birliği bir kez daha kargaşaya ve
ayrılığa düşürür'' denilen haberde, ''Brüksel'deki pek çok
yetkilinin de Türkiye ile müzakerelerin başlamasının
birliğe yeni ve önemli bir ivme kazandıracağına
inandığı'' ifade edildi. Haberde, 17 Aralık'ta da 25
ülkenin Türkiye ile müzakerelere 3 Ekim'de başlama konusunda ancak son
dakika diplomasisiyle anlaştığı
hatırlatıldı.
MILLIYET 03/10/2005
AB'yle en uzun gece
Avrupa'nın kalbi
dün Lüksemburg'da attı. AB dışişleri bakanları,
Türkiye için 'imtiyazlı ortaklık' öneren Avusturya'yı ikna
edemedi
RADIKAL 03/10/05
GÜVEN ÖZALP
LÜKSEMBURG
- AB ile Türkiye arasında bu akşam başlaması öngörülen
üyelik müzakereleri öncesi AB dışişleri bakanları
olağanüstü toplanarak, Avusturya'nın blokajını kırmaya
çalıştı. Dün akşam 20.00'de başlayan yemek ve TSİ
01.45'e dek süren çalışma toplantısı boyunca 24 ülkenin
kuşatmasında kalan Avusturya ikna edilemeyince, görüşmelerin bu
sabah 10.30'da devamı kararlaştırıldı.
AB Dönem Başkanı Britanya'nın yoğun temasları sonucu,
Avusturya'nın beklentilerini belli ölçüde karşılayacak
değişiklik için çalışıldı. Toplantı öncesi
Britanya Başbakanı Tony Blair devreye girip Avusturya
Başbakanı Wolfgang Schüssel'i telefonda iknaya
çalıştı. Dışişleri Bakanı Jack Straw da
Avusturyalı meslektaşı Ursula Plassnik'le iki kez baş
başa görüştü. Britanya, Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül'le dirsek temasındaydı.
Ancak Viyana'nın 'imtiyazlı ortaklık'a yönelik laf oyunları
ile Ankara'nın 'o takdirde müzakerelere gelmeyiz' resti arasında uzlaşma
sağlanamadı. Plassnik, üyelik dışı alternatife destek
bulamayınca, ağırlığı hazmetme kapasitesine
kaydırdı. 'AB'nin hazım kapasitesi Türkiye'nin üyeliği için
yeterli değilse, üyeliğe alternatif sunulması' ifadesi için
bastıran Plassnik'in aynı zamanda kurucu anlaşmanın serbest
dolaşımla ilgili 49. maddesine de atıf
yapılmasını istedi. Britanya ise, belgede müzakere hedefinin
katılım olduğunu vurgulayan paragrafın ruhuna dokunmadan
değişikliğe çalıştı
Gece boyunca başta Britanya olmak üzere AB üyeleri Avusturya'ya
isteklerinin '17 Aralık kararının sınırları
dışına taştığı, bunu yapmanın yasal
olmayacağı, karar gereği müzakerelerin hedefinin tam üyelik
olması gerektiğini' anlattı durdu. Plassnik ise "Biz
müzakerenin 3 Ekim'de başlamasına karşı değiliz. Bizim
itirazımız sonuçlanma biçimine ilişkin"
karşılığını verdi. Toplantıya katılan
bazı AB bakanları bu değişiklik çabalarını
'kelime sorunu' diye niteledi.
'Erdoğan
Schüssel'i yıktı'
Plassnik, "Avrupai bir ruhla birbirimizi dinleyeceğiz" dese de
Straw'a, Başbakan Erdoğan'ı şikâyet etti. Avusturyalı
bakan, Erdoğan'ın önceki gece Schüssel'le telefonda
görüştüğünü ve 'İmtiyazlı ortak talebimiz yok'
yanıtı aldığını açıklamasının
dünkü Steiermark eyalet seçimini kaybetmelerinde rol
oynadığından yakındı.
'Limanlar hemen
açılsın'
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise, Straw'dan bugünkü
açılışta Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün
konuşmasında kendilerini eleştirmesine set çekilmesini isteyip
"Sakin bir açılış istiyoruz" dedi.
Yakovu, Türkiye'yi Rum gemi ve uçaklarına ambargoyu kaldırmaya
çağırıp "Birçok ülke bunun şimdi yapılması
gerektiğini söyledi. Bu, 4 Ekim'den önce yapılmalı. Aksi halde
müzakerenin başlamasını düşünmek zor" dedi. Bu
toplantılarda Fransa'nın Dışişleri Bakanı yerine
Avrupa'dan sorumlu bakanın temsili dikkat çekti.
Straw, toplantı öncesi gazetecilere, "Türkiye'yle müzakerelerin
başlamaması AB için başarısızlık olur. Bu, AB'nin
geleceği açısından kritik önemde" dedi. Demokratik, laik ve
nüfusunun çoğu Müslüman olan Türkiye'nin İslam ve Hıristiyanlığı
buluşturacağını anlatan Straw, "AB ve Avrupa
halkları Türkiye'yi hep Avrupa devleti olarak gördü. Avrupa Konseyi'nin
kurucusu ve NATO üyesi Türkiye'ye Soğuk Savaş'ta Avrupa'nın
savunması emanet edildi. O zaman kimse nüfusun çoğunun Müslüman
olduğu hususunu dile getirmedi" vurgusu yaptı.
Hırvat
düğümü
Avusturya, ayrıca martta askıya alınan Hırvatistan'la
müzakelerin başlamasını da istiyor. Müzakereler,
Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'nin (USSM) eski Hırvat
general Ante Gotovina'nın teslim edilmemesini eleştirdiği raporu
sonrası askıya almıştı. Bugün ayrıca USSM'nin
Hırvat raporunu ele alacak bakanların rapor olumsuz çıksa bile
Zagreb'le müzakereleri açıp açmayacağı merak konusu. AB
bakanları Türkiye'nin müzakere çerçeve belgesini onaylar ve Ankara'dan da
kabul gelirse, 18.00'de hükümetlerarası konferans başlayabilecek.
Erdoğan'dan son mesaj: AB, kader testinde
Başbakan, AKP'nin
Kızılcahamam kampından AB'ye son mesajını
yolladı: Türkiye'ye dair kararınızla ya küresel güç olacak ya da
Hıristiyan kulübü kalacaksınız. AB, tüm
insanlığın önünde sınav veriyor
RADIKAL 03/10/05
NAZİF
İFLAZOĞLU
ANKARA
- Başbakan Tayyip Erdoğan, önceki gece Avusturya Başbakanı
Wolfgang Schüssel'i telefonla arayarak 'imtiyazlı ortaklık'
ısrarı konusunda uyarmasının ardından, AB'ye son
mesajı AKP'nin kamp yaptığı Kızılcahamam'dan
verdi. Partililere seslenirken, AB'nin Türkiye hakkında vereceği
kararla, ya küresel güç olacağını ya da sonsuza dek
Hıristiyan kulübü kalacağını belirten Başbakan
Erdoğan, "Biz rahatız, güçlüyüz. Kopenpag Kriterleri'nin
adı Ankara kriterleri olur yolumuza aynen devam ederiz" dedi.
'Alnımız ak
çıktık'
Başbakan, şu mesajları verdi:
Testten geçiyoruz: Millet olarak tarihi kavşak
noktasındayız. Kritik imtihandan geçiyoruz. Türkiye, 3 Kasım
2002'de verdiği değişim kararını ya da içine
kapanık olmayı tercih edecek. AB ile masada hiçbir şey
kalmadı. Bu samimiyet testinden alnımızın akıyla
geçtik. Şimdi sıra AB'dedir.
Özgürlükten vazgeçmeyiz: AB'nin kararı ne olursa olsun, kendi
kararımızı veririz. Ama bu, asla Türkiye'nin demokrasi yolunda
attığı adımları, haklar ve özgürlükler alanında
yapılanları sekteye uğratacak, insan haklarında geriye
götürecek bir karar olmaz. Sadece medeniyetler uzlaşmasının yara
almasından üzüntü duyarız.
AB'nin geleceği belirlenecek: AB, demokrasinin olmazsa olmaz unsuru
olan çoğulcu değerlere ne kadar sahip çıkacağını,
bekasını, geleceğini tüm insanlık önünde test edecek.
Kendini değiştirmesi gereken taraf AB olacak. Avrupalı
muhataplarımızın sağduyuyla en doğru kararı
vereceğine inanıyorum, inanmak istiyorum. Bu karar, Türkiye'nin
geleceğinden çok, AB'nin geleceği için belirleyici olacak. AB, ya
siyasi olgunluk gösterip küresel güç olmaya karar verecek ya da ilanihaye
Hıristiyan kulüp olarak kalmayı içine sindirecek. Biz rahatız,
sıkıntımız yok. Güçlüyüz, Kopenhag Kriterleri'nin adı
Ankara kriterleri olur, yolumuza devam ederiz.
'Evelallah gelecek
bizim'
Tek yol değişim: Diğer ülkelerin de bize ihtiyacı
var. Dünya gözünü bize dikmiş çıtayı nereye
yükselteceğimizi izliyor. Bugünün Türkiyesi'nde değişimden
başka ihtimal görmüyorum. Türkiye, ideolojik duygu sömürülerine, köhne
tutuculuklara paçasını asla kaptırmayacak. Bu millet artık
sonunu bildiği bu oyuna bir daha asla gelmeyecek. Bu ülkede kardeşin
kardeşe düşürüldüğü acı tablolar yaşanmayacak. Gelecek
evelallah Türkiye'nin olacak.
'Atina adil bir jüri
üyesi'
Fransa Dışişleri Bakanı Philippe Douste-Blazy:
Müzakereyle birliğe dahil olmanın aynı şey olduğuna
inanmak yalan olur. Kişisel olarak AB'ye üye olmak Türkiye için çok çok
zor olacak çünkü taleplerimiz çok fazla. Ama böylesi önemli bir ülke
kapımızı çalıyor ve bizim değerlerimizi insan
hakları değerlerimizi paylaşmak istiyorsa çözüm ne olmalı?
'Hayır, teşekkürler, git, sana ihtiyacımız yok' mu
demeliyiz?
Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis:
Avrupalılaşmış bir Türkiye, tüm Avrupalıların
çıkarınadır. AB, güvenilirliğini korumalıdır.
Türkiye'nin üyeliğini 'Kıbrıs'ı tanıması
şartıyla destekliyoruz.
Yunan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis: Biz AB'ye
girerken de Avrupa'da yoğun tepkiler vardı. Türkiye bu tarihi
fırsatı kaçırmamalı. Türkiye'nin iç ve dış
engelleri aşması gerek. Olağanüstü bir durum olmazsa müzakereler
başlayacak. Yunanistan bu süreçte Türkiye'ye karşı hem
sıkı hem adil bir jüri üyesi olacak. Rum-Yunan tarafı istediklerini
elde etti.
İrlanda Başbakanı Bertie Ahern: Müzakereler
başlamalı.
Avrupa Konvansiyonu Başkanı Giscard D'Estaing: Britanya,
Türkiye'ye destek vererek AB'de daha derin entegrasyonu isteyenleri
baltalıyor.
Ankara'nın karar günü
RADIKAL 03/10/05
RADİKAL - ANKARA - AB
dışişleri bakanları, dün Lüksemburg'da sıkı
pazarlık yaparken, Ankara gece boyu 'bıçak sırtında'
kaldı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve
Başmüzakereci Ali Babacan koordinasyonunda dışişleri ve
ekonomi bürokrasisi izlenecek politikaları ve Hükümetlerarası
Konferans'a gidilecekse yapılacak konuşma metinlerini ele aldı.
Hükümetin, Lüksemburg'a gidip gitmeme kararını bugün
açıklaması, karar olumlu olursa Gül ve Babacan'ın öğlen
hareket etmesi bekleniyor.
'Kesinlikle olmaz'
Britanya'nın Dışişleri Bakanı Jack Straw'u ve AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn'i arayan Gül'ün
"Sizi bu toplantıdan önce arama nedenim Türkiye'nin pozisyonunun
değişmediğini iletmektir. Türkiye, tam üyelik
dışında bir seçeneği kabul etmeyecek. Çerçeve belgenin 5.
maddesiye ilgili de sıkıntılarımız
değişmedi, bunu ortaklarınıza iletin, bu doğrultuda
karar verin" dediği öğrenildi. Britanya'nın AB
işlerinden sorumlu yetkilisi Douglas Alexander da üç saatlik yemekte sonuç
çıkmayınca Gül'ü arayıp durumu iletti. Gül de "AB'nin
hazmetme kapasitesine göre yeni alternatif önerilebilir" ifadesini
kesinlikle kabul etmeyeceklerini anlattı.
Din savaşı
uyarısı
Gül, dün gündüz Kızılcahamam'da AKP'li vekillere brifinginde bir
olumsuzluk olursa 'dinlerarası savaşlara varan sorunlar'
yaşanabileceği uyarısı yapıp, "Bunun vebali
AB'nin olur" dedi. Gül, "Rum Kesimi'nin NATO üyeliğine veto
hakkını kimse elimizden alamaz" dediği öğrenildi.
Ada basını tam destek
RADIKAL 03/10/05
BBC: 'Politics Show' adlı televizyon
programında, Türkiye'nin 40 yıldır AB kapısında
bekletilmesi eleştirildi. Britanya Dışişleri Bakanı
Jack Straw programa demecinde, "Medeniyetler çatışması
denilen şeyden kaygılanıyoruz. Bu teolojik-siyasi
bölünmüşlüğün, Hıristiyan miraslı denilen ülkeler ile
İslami miraslı denilen ülkeler arasındaki sınırı
daha açmasından kaygılanıyoruz" dedi. Straw,
"Türkiye'nin AB'ye katılmasını isityoruz çünkü Türkiye bir
Avrupa ülkesidir" diye konuştu.
The Independent: Başyazıda, "Türkiye'yi desteklemenin en
kötü gerekçesi, aksi halde Batı ile İslam âlemi ilişkilerinin
bozulacağıdır. İslam âleminin Türkiye'nin reddine yüzünü
Kaide'ye dönerek yanıt vereceğini öne sürmek hakarettir. Türkiye'nin
üyeliği, Avrupa, Türkiye ve insan haklarının gelişmesi için
doğru olduğundan ötürü desteklenmeli" dedi.
The Daily Telegraph: 'Avrupa, Türkiye'yi reddederse felaketle
karşılaşacak' uyarısı yaparak, "Asıl
şampanya ve kutlama yemeği olması gerekirken hava çok
tatsızlaştı" dedi.
The Times: 'Türkiye hevesini yitiriyor' başlıklı haberde,
'Türklerin istenmediklerini hissetmekte haklı olabileceği, 25 AB
ülkesinde halkın yüzde 52'sinin Türkiye'ye karşı
çıktığı' aktarıldı. (aa, dha)
Portre: Türkiye AB ilişkilerinde 17 Aralık'tan 3 Ekim'e
uzanan süreç
AB'nin 17
Aralık'ta müzakerelere başlama kararı almasından bu yana
gerginlik hiç bitmedi. 3 Ekim'e ek protokolün imzası,
'Kıbrıs'ın tanınması tartışmalarıyla
gelindi
RADIKAL 03/10/05
Serkan
DEMİRTAŞ
Güven ÖZALP
ANKARA
- Brüksel'de, 17 Aralık 2004 günü öğle saatlerinde herkes
rahatlamıştı. 16 Aralık gece yarısına doğru
tıkanan pazarlıklar, diplomatik çabalarla açılmış,
sabahın ilk ışıklarıyla çözüm 'yüzünü'
göstermişti. Bakalım Türkiye ile AB bugüne nasıl uyanacak? 42 yıllık
Türkiye-AB ilişkisinde 1999'dan beri her zirve, her randevu 'kritik' oldu.
Yani ilişkiler hep 'pamuk ipliğine' bağlı kaldı. Bu
açıdan bakıldığında 17 Aralık bir dönüm
noktasıydı, 3 Ekim de öyle...
Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerine başlaması öngörülen
günde, bu yolu açan AB'nin 17 Aralık zirvesi kararlarını
hatırlamakta fayda var. Bir kere AB, Türkiye'ye 1 Ocak 1997'den beri
işleyen gümrük birliğini 1 Mayıs 2004'te birliğe
katılan 10 yeni ülkeye de uyarlaması için hazırlanan ek
protokolü imzalaması şartı koşmuştu. Müzakerelerin 3
Ekim'de başlaması için Başbakan Tayyip Erdoğan'ın
hemen orada buna paraf atmasını istedi. Ama Erdoğan'ın
"Masayı terk ederiz" resti üzerine Devlet Bakanı Beşir
Atalay'ın 'Ek protokolü imzalayacağız' içerikli teyit
imzası kabul edildi. AB, TCK da dahil altı yasal
değişikliğin bitmesini de şart koştu.
Tanıma mı,
değil mi?
Bu süreçte AKP'yi en çok 'ek protokol' ürkütüyordu. Türkiye'-nin
tanımadığı 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin isminin
geçtiği uluslararası bir sözleşmeye atılacak imzanın
'siyasi tanıma' anlamına gelip gelmediği
tartışıldı. 17 Aralık'ta Dönem Başkanı
Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkanende'nin
"Ankara'nın protokolü imzası, hukuki açıdan yasal
tanıma değildir. Ama bu yönde atılmış bir ilk
adımdır" sözleri bugün gelinen noktayı anlatıyordu:
Bir ülkenin bir başka ülkeyi tanımasındaki en önemli unsur
siyasi iradedir ki; Türk hükümetinin böyle bir iradesi oluşmadı.
Ancak tanıma tartışmalarına paralel gelişen
Türkiye'nin limanlarını Rum gemilerine açması
tartışmaları, müzakere çerçeve belgesine unsurların
eklenmesiyle konunun çatallaşacağını gösterdi.
İlişkileri bekleyen bir tehlike daha vardı. Birliğin
geleceğini şekillendirecek Avrupa Anayasası'nın 25 ülkede
onayı gerekiyordu. 29 Mayıs'ta Fransa ve 3 Haziran'da Hollanda'daki
referandumların olumsuz etkilenmemesi için Türkiye-AB ilişkileri
beş aylığına rafa kaldırıldı. Bu arada
Türkiye, her iki ülkede de iç politika malzemesi oldu ve sonuçta anayasa her
iki ülkede de reddedildi.
Beyan gerginliği
Genişlemeden pek hazzetmeyen Lüksemburg dönem
başkanlığında yaşanan bu gelişmeler, ek protokol,
müzakere çerçeve belgesi gibi belgelerin tartışılacağı
Türkiye konusunu Britanya dönem başkanlığına
sarkıttı. Britanya'nın ilk işi Türkiye'nin 17
Aralık'ta imzalamayı taahhüt ettiği ek protokolün temmuzda
tamamlamasını sağlamak oldu. Ancak Türkiye belgeyi imzalarken,
bunun Rumları tanımak anlamına gelmeyeceği ve
limanlarını açmayacağını belirten bir beyanda bulundu.
Bu beklenenin ötesinde tepki yarattı. Fransa Başbakanı Dominique
de Villepin, 2 Ağustos'ta
"Müzakerelerin başlaması için Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanıması şart"
çıkışı yaptı. Rumları da şaşırtan
bu çıkışı eylül sonuna dek koruyan Paris, bayrağı
Viyana devralınca sahneden sessizce çekildi.
AB'nin karşı beyanı da bir başka sorun oldu. Rumlar hiçbir
taslağı beğenmeyince karşı beyan iki ay gecikmeli
çıktı. Karşı beyanda Türkiye'nin ek protokolü
uygulamamasının 'müzakereleri olumsuz etkileyeceği' ifadesi ile
konunun 2006'da değerlendirileceği yer aldı. Ayrıca gümrük
birliğinin tam manasıyla uygulanması talebiyle, limanların
açılması mesajı verildi.
Bir çeşit yol
haritası
Müzakere sürecinin yol haritası olacak çerçeve belgenin ana hatları
ise 17 Aralık kararları kapsamında
açıklanmıştı aslında. Kalıcı deregasyonlar
olabileceği, Türkiye'nin müzakereleri tamamlayamaması ya da AB'nin
Türkiye'yi hazmedememesi halinde mümkün olan en güçlü bağların
korunacağı belirtilmişti. 29 Haziran'da taslağı
çıkan belgenin 3 Ekim öncesi onayı gerekiyor. Ama Fransa,
Kıbrıs ve Avusturya, çerçeve belgenin ağırlaştırılması
için de sahneye çıktı. Fransa ve Avusturya, 'imtiyazlı ortaklık'
ifadesinin, Rumlar ise karşı beyandaki unsurların belgeye
yansıtılmasını istedi. Fransa ve Rumlar bir noktaya kadar
tatmin olurken, geriye Avusturya kaldı.
Dünya çapında uzmanlar, yerli-yabancı gazeteciler, hemen herkesin
birleştiği nokta, 4 Ekim'in 3 Ekim'den zorlu olacağı. Ve
hatta müzakerelerin asla bitmeyeceği, Kıbrıs sorunu nedeniyle
Türkiye'nin bir gün masadan kalkacağı... Bugün müzakereler
başlasa da başlamasa da 'tarihi bir gün' olacak.
4 Ekim'den itibaren
neler olacak?
Müzakerenin amacı ne?
AB ile girilecek müzakerelerin temel amacını aday ülkenin hangi
şartlarda birliğe üye olacağını belirlemek
oluşturuyor. Bu süreçte aday ülke müktesebatını AB
müktesebatına uydurma yükümlülüğü altına giriyor. Müzakereler
sırasında aday ülke müktesebatı nasıl
uyarlayacağı, uygulayacağı ve uygulamayı nasıl
denetleyeceği konularına odaklanıyor.
Hangi kurum sorumlu olacak?
Müzakereler Türkiye ile AB üyeleri arasında Hükümetlerarası Konferans
formatında yürütülecek. Müzakerelerde Türkiye'nin muhatabı AB'ye üye
tüm ülkeler olacak. Buna Türkiye'nin henüz tanımadığı
'Kıbrıs Cumhuriyeti' de dahil. Üye ülkeler adına bakanlar ve
bakan yardımcıları düzeyindeki müzakere
toplantılarını altı ayda bir değişen dönem
başkanlığı yürütecek.
Komisyon'un rolü var mı?
Müzakere sürecinin günlük akışında ve teknik
çalışmalarında yetkili birliğin icra organı Avrupa
Komisyonu olacak. Komisyon'un ana görevini yürütülen çalışmaları
koordine etmek oluşturacak. Müzakereye dair koordinasyonu da
genişleme dairesi sağlayacak. Müzakerenin her aşamasında
yasama organı Avrupa Parlamentosu bilgilendirilecek.
Müzakereler ne kadar sürer?
Müzakerelerin temel ilkesini, sürenin aday ülkenin performansına
bağlı olması oluşturuyor. Bu yüzden öngörüde bulunmak güç.
Son genişlemede üye olan 10 ülkede genelde adaylar 3-4 yılda
müzakereleri tamamladı. Bulgaristan ve Romanya ile müzakereler sürüyor.
Türkiye için tahminler ise en az 10 yıl. Ancak müzakere çerçeve belgesinde
yer alan ve '2014 sonrası mali perspektife' yönelik atıf Türkiye'nin
üyeliğinin 2014'ten önce mümkün olmayacağının göstergesi.
Müzakere kesilebilir mi?
Müzakere çerçeve belgesinde de belirtildiği gibi müzakerelerin kesilmesi
mümkün. Özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere
saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin Türkiye'de ciddi ve
devamlı biçimde ihlal edilmesi halinde müzakereler askıya
alınabilecek. Bu Komisyon'un önerisi doğrultusunda üye devletlerin
üçte birinin talebi üzerine gündeme gelebilecek. AB Konseyi askıya almaya
nitelikli çoğunlukla karar verecek. Müzakerelerin tekrar
başlatılması şartları da aynı yöntemle gündeme
gelecek.
Başlıklar nasıl açılıp kapanacak?
Komisyon'un önerisi üzerine hareket edecek olan AB Konseyi her müzakere
başlığının geçici olarak kapatılması ve her
bir faslın açılması için performans kriterleri belirleyecek.
Performans kriterleri müzakere başlığına bağlı
olarak yasal uyum ve müktesebata yönelik tatmin edici bir sicille alakalı
olacak.
Üyelerin veto yetkileri var mı?
AB'nin her üye ülkesi gerekli gördüğü anda veto yetkisini kullanma
hakkına sahip. Bu, müzakere başlıklarının
açılması için olduğu kadar kapatılması
için de geçerli. Bu noktadan hareketle 35 başlık olduğu
düşünülürse bir üye ülkenin en az 70 veto hakkı olacak. Bu da
Türkiye'nin süreçte yaklaşık 1800 veto tehlikesiyle karşı
karşıya kalacağını gösteriyor.
AB yolu uzun ve zorlu
Türkiye bugün AB ile müzakerelere başlarsa yasalarını 35
başlığa uygunlaştırmak zorunda. Ankara'nın hedefi
süreci eğitim, bilim gibi kolay konulardan başlatmak
AB, Türkiye'yle müzakerelere başlama kararı verirse, Ankara'nın
önünde tüm yasal çerçevesini birlik ile uyumlulaştırmak durumunda
kalacağı uzun bir süreç başlayacak. Bu süreçte belirleyici olan
müzakere başlıkları olacak. AB'nin önceki genişleme
sürecinde 10 yeni aday ülke için müzakere başlıklarının
sayısı 31'di. Diğer kurallarda olduğu gibi yeni
genişleme sürecinde başlıklara ilişkin yaklaşım
da değişti. Buna gerekçe olarak 'bir önceki genişleme sürecinden
dersler' gösterildi.
Türkiye'nin müzakere sürecinde açıp kapaması gereken başlık
sayısı 35. Listeye yeni giren başlıklar 'Mali hizmetler',
'Kamu İhaleleri', 'Fikri mülkiyet hakkı', 'Bilgi toplumu ve medya',
'Trans-Avrupa ağları', 'Adliye ve temel haklar' olarak
belirginleşti. İptal edilen başlık 'Telekomünikasyon ve
haberleşme' oldu. 'Tarım' başlığı ikiye bölünerek
'Tarım ve kırsal gelişme' ve 'Gıda
sağlığı, veteriner ve fitosaniter politikaları'
oluşturuldu. Dört başlık da birleştirildi. 'Sanayi
politikası' ve 'Küçük ve orta ölçekli işletmeler'
başlıkları birleştirilerek 'İşletme ve sanayi
politikası' halini aldı. 'Eğitim ve öğretim' ile 'Kültür ve
görsel-işitsel politika' başlıkları da 'Eğitim ve
kültür' adını aldı. Mevcut başlığa ekleme
yapılan durumlar da var. Bu çerçevede 'Hizmetlerin temini hürriyeti'
başlığına 'Tesis hakkı' da eklendi. 'Sosyal
işler' başlığı da 'Sosyal politika ve istihdam' halini
aldı.
Amaç 2006'ya
bırakmamak
3 Ekim'de müzakerelerin başlamasıyla Türkiye için tarama süreci
devreye girecek. Yıllardır belli alanlarda birlik müktesebatına
uyumda belli aşama kaydeden Türkiye'nin yasal düzenlemelerinin boyutu
tarama sürecinde ele alınacak. Tarama süreci bazı başlıklar
için çok kısa zaman alacak. Örnek olarak 'eğitim ve kültür' ile
'bilim ve araştırma' başlıkları verilebilir.
Konuların daha zor olduğu 'tarım ve kırsal gelişme'
ile 'çevre' gibi başlıklarda ise taramanın daha uzun sürmesi
bekleniyor. Tarama süreci sürerken müzakere başlığının
açılmasının önünde engel yok.
Türkiye'nin öncelikli hedefini ise Britanya'nın AB dönem
başkanlığını Avusturya'ya devredeceği 1 Ocak 2006
tarihine dek en az bir başlığın açılması
oluşturuyor. Hangi başlığın açılacağı
Ankara ve Brüksel arasında varılacak anlaşma doğrultusunda
gerçekleştirilecek. AB'nin Türkiye'ye 'Mutlaka şu başlıktan
başlayacağız' gibi bir dayatmada bulunması söz konusu
olmayacak. Gerek tarama sürecinin kısa olması öngörülen, gerekse
başlık açmaya ilişkin eşiklerin kolay
aşılabileceğinin düşünüldüğü 'eğitim ve kültür'
ile 'bilim ve araştırma' gibi konular ise Türkiye'nin öncelikli
tercihleri.
Sorun AB'nin
yaklaşım farkı
AB genişleme sürecinde her aday ülke 'kendi siyasi sorunları
boyutunda zorlandı'. Azınlık sorunları, adli sistemdeki
sorunlar, yolsuzluk, sınır ihtilafları gibi konular 2004'te
üyeliğe kabul edilen 10 ülkeyle ilgili kararlarda yer buldu. Ama Türkiye'ye
yönelik ton hep farklı oldu. 10 yeni ülkeyi 'komünist rejimler nedeniyle
ayrı düşenler' olarak gören AB davet sahibiydi. Türkiye ise sürekli
'AB kapılarını zorlayan' oldu. Aradaki fark süreç sonuna da
yansıyacak. 2004'te üye olanlar için AB ülkelerinde referandum
yapılmadı. Oysa Fransa ve Avusturya Türkiye için referandum
düzenleyeceklerini şimdiden açıklamış durumda.
Türkiye'nin önünde 35
başlık var
1- Malların serbest dolaşımı
2- Çalışanların serbest dolaşımı
3- Tesis hakkı ve hizmetlerin temini hürriyeti
4- Sermayenin serbest dolaşımı
5- Kamu ihaleleri
6- Şirketler hukuku
7- Fikri mülkiyet hakkı
8- Rekabet politikası
9- Mali hizmetler
10- Bilgi toplumu ve medya
11- Tarım ve kırsal gelişme
12- Gıda sağlığı, veteriner ve fitosaniter politikaları
13- Balıkçılık
14- Ulaşım politikası
15- Enerji
16- Vergilendirme
17- Ekonomik ve parasal politika
18- İstatistik
19- Sosyal politika ve istihdam
20- İşletme ve sanayi politikası
21- Trans-Avrupa ağları
22- Bölgesel politika ve yapısal unsurların koordinasyonu
23- Adliye ve temel haklar
24- Adalet, özgürlük ve güvenlik
25- Bilim ve araştırma
26- Eğitim ve kültür
27- Çevre
28- Tüketicilerin korunması ve sağlığın temini
29- Gümrük birliği
30- Dış ilişkiler
31- Dış politika, güvenlik ve savunma politikası
32- Mali kontrol
33- Mali ve bütçe şartları
34- Kurumlar
35- Diğer
İngiltere seferber oldu: Lüksemburg'da ırkçılıkla
savaş
Lüksemburg'da günün
aktörü İngiltere. Mücadele telefonlarla, yazışmalarla sürüyor.
Hedef ırkçılardan kurtulmak
RADIKAL 03/10/05
LÜKSEMBURG- Bu
satırları yazarken daha hiçbir şey belli değil.
Lüksemburg'dayız.
Şimdilik akşama kadarki izlenimlerimizi özetleyelim.
Olaylar kapalı kapılar arkasında gelişiyor. Gazetelere
yansıyan haberler sınırlı... 'Sonuç ne olacak?' sorusuna,
hâlâ 'ortada' deniliyor. Yani çözüm ihtimâli de yüzde 50, çözümsüzlük ihtimâli
de...
Günün baş aktörü İngiltere...
İngiltere için bu da bir başka 'en uzun gün'...
'The longest day'... İkinci Dünya Savaşı'ndaki Normandiya
çıkarmasına konulan ad gibi...
Tabii, arada fizik benzerlik yok. Avrupa'da çok şükür, artık
savaş yok. Dünyayı ateşe veren Hitler gibi bir deli yok. Kara
Avrupası'nı onun elinden kurtarmak için milyonlarca askeri cephelere
sürme gereği yok.
Bu, diplomasi alanında geçen bir 'en uzun gün'... Mücadele, telefon
konuşmalarıyla ve yazışmalarla sürdürülüyor. Akşam da
bir yemek masasında ya bir sonuca bağlanacak, ya da
bağlanmayacak...
Ama arada, fizik benzerlik olmasa da, bir hedef benzerliği var:
İngiltere bu defa da, müttefikleriyle birlikte yeni bir 'Avrupa'yı
kurtarma' göreviyle karşı karşıya... Avrupa
Birliği'nin dönem başkanı olarak...
Kimden kurtarmaya çalışıyor?
Evet, bugün ortada Avrupa'yı ele geçiren bir deli de yok, insanları
elekten geçirip ortadan kaldırmayı hedefleyen 'üstün ırk'
teorileri de yok... Fakat bir şey var:
Avrupa'yı din birliğine dayalı bir Hıristiyan milletler
topluluğu haline getirip, başka milletten olanları 'ikinci
sınıf millet' kategorisine indirme merakı var.
Bu da, Birleşmiş Milletler kriterlerine göre,
'ırkçılık' değil mi? Ve bu
ırkçılığın tırmanması, etki-tepki
ilişkisinin sonucu olarak, dünyayı yeni yeni felaketlere sürüklemez
mi?..
Tabii, bu tehlike henüz kapıya gelip dayanmadı. Ama gören gözler,
bunun farkında... Ve 3 Ekim 2005 Pazartesi gününün, öyle bir sürecin
başlangıç noktası haline gelmesini istemiyorlar.
'Gören gözler' derken, sadece Schröder gibi, Fischer gibi, Blair gibi lider
politikacılardan veya Avrupa Parlamentosu'nun Emma Bonnino gibi,
Cohn-Bendit gibi üyelerinden bahsetmiyorum. Basından da bahsediyorum.
Avrupa'da, Türkiye örneğinde yeniden canlanan 'ırkçılık'
tehlikesinin bu defaki fark edilişinde Avrupa basınının da
rolü büyük... Radikal'den izliyorsunuz; İngiltere'nin, Fransa'nın,
Almanya'nın büyük gazetelerinin büyük kısmında günlerdir, bu
tehlikeye işaret eden yazılar yayımlanıyor.
* * *
Avrupa'yı bir 'Hıristiyan milletler topluluğu' yapma gayretleri
yeni değil. Bunun ilk adımları 4 Mart 1997 günü Brüksel'de
yapılan 'Hıristiyan Demokrat partiler liderleri'
toplantısında atılmıştı. Sebep gene Türkiye'ydi.
Türkiye'nin 1963 yılında başlayan Avrupa yolculuğu
ciddileşmeye başlamıştı. Hıristiyan Demokrat
liderler, buna karşı bir tavır alıyorlardı.
Tabii, bu 'tavır'larına gerekçe olarak "Türkiye'nin halkı
başka dindendir... Onu AB'ye bu yüzden almak istemiyoruz"
dememişlerdi.
Bu o zamanlarda henüz ayıp sayılıyordu.
'Din farkı' yerine 'kültür farkı' kullanılıyordu. Onlar da
"Aramızda kültür farkı var" demişlerdi. Ama bununla
neyi kastettikleri belliydi.
Lüksemburg toplantısının arifesinde, daha da açık
konuştular. 'Türkiye'ye hayır' hareketinin Avrupa Parlamentosu'ndaki
öncüleri de, onların ülke hükümetlerindeki sözcüleri de, çok somut bir
karşılaştırma yaptılar. 'Hırvatistan-Türkiye'
karşılaştırması...
Bu bir slogan haline geldi:
"Hırvatistan dururken, Türkiye'yi nasıl alabiliriz?"
Yani:
"Katolikler dururken, Müslümanları nasıl alabiliriz?"
* * *
AB'nin 25 ülkesinin hükümetleri arasında, bu soruyu bayrak yaparak,
Türkiye'ye karşı veto kullanacağını açıklayan
politikacı Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel...
Schüssel'in portresi bu sayfada... Türkiye'nin üyeliğine karşı
çıkışı, belli ki, kendi temel siyasal tutumunun
gereği... Almanya'daki Merkel-Stoiber çizgisine paralel bir tutum bu.
Gerçi bu, Almanya'daki genel seçimde o ikilinin işine yaramadı. Ama
Schüssel'in Avusturya'daki seçmenleri Türkiye konusunda, Almanya'daki
seçmenlerden çok daha duyarlı... Aralarında yüzyıllar öncesinin
Osmanlı-Avusturya savaşlarından kalan 'Türkler geliyor'
endişesini hâlâ ciddiye alanlar var. Artık folklorik bir nitelik
kazanmasına rağmen, Viyana kuşatmasını bile...
Ayrıca, Avrupa ülkeleri arasında en fazla yabancının
yaşadığı ülke Avusturya... Başta işsizlik olmak
üzere birçok sorunun, bu 'yabancı fazlalığı'ndan ileri
geldiğine inananlar da var.
Schüssel, bunları da göz önünde tutarak, Türkiye'ye karşı
itirazını bir inat haline getirmekte tereddüt etmedi.
* * *
Fakat, dün akşamın geç saatlerindeki bir gelişme, bu
hesabın yanlış olduğunu gösterdi:
Dün Avusturya'nın en önemli eyaletlerinden birinde, Steiermark'ta bir
yerel seçim vardı. Sonuçlar büyük ölçüde belli oldu. Şu
anlaşıldı ki: Schüssel'in partisi hiç ummadığı
bir yenilgiye uğramıştı. 35 yıldır elinde
bulundurduğu yerel iktidarı kaybetmişti.
Tabii, bunun başka çeşitli nedenleri olmalıydı. Ama
Lüksemburg'da, Kongre Merkezi'ndeki Türk gazeteciler arasında esprili
yorumlar yapıldı. Almanya'daki genel seçimlerde Hıristiyan
Demokratların uğradığı kayıpları
hatırlatarak, şöyle diyenler oldu:
"Bu Türklerle uğraşmak kimseye yaramıyor."
* * *
Dün, malûm, Almanya'da 'Dresden seçimi' vardı. O seçim ise, genel seçim
sonuçlarının tersine Angela Merkel'e yaradı. Dresden seçmenleri
18 Eylül'deki genel seçime bir adayın ölümü nedeniyle
katılamamışlardı. Seçim dün yenilenecekti. Ve bu yenileme,
Almanya' da yeni hükümetin kurulmasıyla ilgili temasları
etkileyecekti.
Son gelişmelere göre, Hıristiyan Demokrat Parti'yle Sosyal Demokrat
Parti'nin bir büyük koalisyon kurma ihtimali artmıştı. Fakat
başbakanın kim olacağı konusunda
anlaşılamıyordu.
Merkel de, Schröder de bu konuda iddialıydı. Çünkü Almanya'da
başbakan parlamentoda seçilerek işbaşına geliyor.
İkisi de başka partilerden destek alarak bu seçimi
kazanabileceği iddiasındaydı.
İki büyük parti arasında sadece üç milletvekili farkı
vardı. Hıristiyan Demokrat milletvekillerinin sayısı 225,
Sosyal Demokratlarınki 222'ydi. Sosyal Demokratlar Dresden'de öne
geçerlerse bu farkı kapatabilirlerdi.
Sonuç gene akşam saatlerinde belli oldu: Kapatamayacaklardı. Angela
Merkel, bir milletvekili daha çıkararak durumunu korumuştu.
Böylece, Almanya'da büyük koalisyon kurulursa, Merkel başbakanlık
konusunda Schröder'den daha iddialı hale gelmişti.
* * *
Türkiye'nin durumuna gelince...
Kapalı kapılar ardındaki görüşmelerden henüz bir sonuç yok.
İngiltere ve Avusturya dışişleri bakanlarının
görüşmesi bittikten sonra 25 dışişleri bakanının
yemeğine geçildi. Yemek, bir süre sonra çalışma
toplantısı haline geliyor.
Saat Türkiye saatiyle on... Lüksemburg'un Kongre Merkezi'ndeki basın
bölümünde yüzlerce gazeteci bekliyor. Biz de bekliyoruz.
* * *
Son dakika:
Türkiye saatiyle sabaha karşı 01.45'te toplantının sabah
saat 09.30'a ertelendiği açıklandı. O saate kadar bir
uzlaşmaya varılamadığı anlaşıldı.
Toplantı dağıldıktan sonra İngiltere
Dışişleri Bakanı'nın uzlaşma çabalarını
sabaha kadar sürdüreceği de açıklandı. İngiliz
Dışişleri Bakanı Straw sabah 09.30'a kadar uzlaşma
formülleri oluşturabilirse bunları Bakanlar Konseyi'ne sunacak.
AB'nin 'kaybet kaybet' tercihi
RADIKAL
03/10/2005
Dün, henüz son
bekleyişin başlamadığı saatlerde Meclis
Başkanı Bülent Arınç "Bir sabır
imtihanındayız" diyordu; "Her şeyi elinin tersiyle
itmek kolay ama, bize bu sinir harbini yaşatanları sevindiremeyiz.
Soğukkanlı davranmak zorundayız."
Aynı sırada, Ankara'da, Meclis binasına iki kilometre mesafede
Tandoğan Meydanı'nda üç hilal bayraklı kalabalıklar
toplanıyordu. Az sonra konuşacak Milliyetçi Hareket Partisi lideri
Devlet Bahçeli'in en çok alkışlanan mesajlarından biri,
"Hükümet masaya oturmamalı" oldu. Karadeniz Ereğlisi'nde
konuşan DYP lideri Mehmet Ağar ise, müzakerelerin başlaması
için önce erken bir seçimin gerektiğini öne sürdü. Türkiye Avrupalı
siyasetçileri güncel hesaplarla uzun vadeli çıkarları görememekle
suçlarken, bu tür çıkışlar aslında daha çok hükümetin
AB'deki muhataplarına karşı elini güçlendirmeye yarıyor.
Arınç, 1 Ekim günü Meclis açılışında "Bu Meclis
sırf AB üyeliği için onuruyla oynanmasına izin
vermeyecektir" çıkışını yapmamış
olsaydı, MHP'nin dünkü mitingi de, DYP'nin çıkışı da
belki daha fazla etkiye sahip olabilirdi. Ancak 1 Ekim akşamı
Meclis'te verilen davette ana muhalefet partisi CHP yetkilileri ve askeri
cenahtan alınan tepkiler, Arınç'ın konuşmasının
hem kamuoyunun, hem de Meclis'in hissiyatını yeterince
yansıttığını ortaya koydu. Bu mesaj, Ankara'daki AB
büyükelçilerince de algılandı ve saptadığımız
kadarıyla merkezlerine aktarıldı.
Hükümet üyeleri dün AK Parti'nin Kızılcahamam toplantısında
bir araya geldiler. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın açış
konuşmasında "Türkiye'yi almazsa, AB Hıristiyan kulübü
olduğunu ilan eder" demesi dikkat çekiciydi. Erdoğan bir gece önce
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile
konuşmuştu. Annan'ın araması üzerine
yapıldığı açıklanan bu görüşmede Annan'ın
Türkiye'nin dışlanmaması için bazı AB ülke liderlerini
aradığı Başbakanlık yetililerince aktarıldı.
Annan'ın girişimi ardında ABD'nin telkini mi vardı, yoksa
BM Genel Sekreteri bugün akşama kadar AB Türkiye'yi müzakerelere
başlamak konusunda ikna edemezse dünyadaki gerilimin,
kutuplaşmanın daha da artacağı endişesiyle mi bu
girişimde bulunmuştu? Bu sorunun yanıtı henüz kesin
değil, belki ikisi birden. Ancak, Erdoğan'ın bu konuşma
ardından Kızılcahamam'da "Almazsanız, Hıristiyan
kulübüsünüz" vurgusunda bulunmuş olması, perde arkası
gelişmelerin henüz bitmediğini gösteriyordu.
Aslında, dün Kızılcahamam toplantılarında
Erdoğan'ın ardından parti kurullarına bilgi veren
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "Kesin bir şey
yok, pazarlıklar sürüyor" demesi bile, bugüne sarkacak sürecin
habercisiydi. Gül, akşam saatlerinde Dışişleri
Bakanlığı'na geçerek, kurmaylarıyla birlikte,
Lüksemburg'dan gelecek haberi beklemeye başladı. AB Müzakerecisi,
Hazine Bakanı Ali Babacan'ın Gül ile birlikte
Dışişleri'ne gelmesinin ardından Hazine'nin
ışıkları da yanmaya başladı. Merkez Bankası
yetkilileri de oraya gitti. "Hayır" dendiğinde ekonominin
nasıl etkileneceği matrisleri gözden geçirildi. 1 Mart 2003 öncesinde
de Babacan benzeri bir çalışma yapmıştı. Pek çok
Batılı büyükelçiliğin ışıkları da geç
saatlere dek sönmedi.
Avrupa hükümetleri aslında kararlarıyla daha çok kendi geleceklerine
karar verecekler. Türkiye, AB'nin tam ve eşit haklara sahip bir üyesi
olursa, AB'nin Erdoğan'ın dediği gibi bir küresel güç
olması garantisi yok. Ama ihtimali var. Türkiye'siz bir AB'nin ise,
özelikle de son tartışmalarla kendisini bu kadar yıpratıp
ortaya döktükten sonra küresel bir güce dönüşememe garantisi olduğu
söylenebilir.
Bugün öğle saatlerine dek Türkiye'nin önüne, Ankara'nın hükümet,
Meclis ve kamuoyu ile kabul edebileceği bir formül
konulamamasının anlamı, Türkiye'nin ve Türkiye ile birlikte onun
AB'ye taşıyacağı bütün imkân ve kabiliyetlerin
reddedilmesi, dışlanması olacaktır. Bunun mutlaka Türkiye
üzerinde de olumsuz etkileri olacaktır.
Uluslararası ilişkilerin yeni düzeninde, Soğuk Savaş
yıllarının 'Zero Sum Game' denilen mutlak galip ve
mağluplar üzerine kurulu siyaseti rağbet görmüyor. Yerine 'Win-win',
'Kazan-kazan' denilen, tarafların çözümden bütünüyle tatmin olmasa da
kabul edebileceği durumlar öneriliyor. Türkiye'nin
dışlanması, AB'nin siyaset teorisine 'Lose-lose',
'Kaybet-kaybet' katkısı olacaktır. Artık kimin işine
yarayacaksa böyle bir katkı.
Rum tarafında yapılan ankette AKEL ve
DİSİ'nin oy oranı yüzde 25'i geçmiyor
Rum
tarafında NOVERNA şirketinin 2006 milletvekilliği seçimleri
ışığında, 24-30 Eylül tarihleri arasında 500
kişinin (telefonla) katılımıyla gerçekleştirdiği
anket sonuçlarına göre AKEL ve DİSİ gibi iki büyük partinin oy
oranının şu aşamada yüzde 25'i geçmediği bildirildi.
Politis
Gazetesi, NOVERNA şirketinin 2006 milletvekilliği seçimleri
ışığında gazete adına 24-30 Eylül tarihleri
arasında 500 kişinin (telefonla) katılımıyla
gerçekleştirdiği ankete yer verdi.
Habere göre
"gelecek Pazar seçim olsaydı, hangi partiye oy verirdiniz"
sorusuna yüzde23.7'si AKEL, yüzde22.9'u DİSİ, yüzde16.4'ü DİKO,
yüzde4.1'i EDEK, yüzde2.'si Çevreciler, yüzde1.6'sı EVRO.KO (Avrupa
Partisi), yüzde1'i EVRO.Dİ (Avrupa Demokrasi Partisi) yüzde0.8'i EDİ,
yüzde0.2'si ADİK, yüzde11.7'si boş oy kullanacağını
belirtti. yüzde16.6'sı ise soruyu yanıtlamadı.
"Siyasi
parti başkanlarının görevlerini yerine getirme
metotlarını onaylıyor musunuz" sorusuna verdikleri
yanıt anket sonuçlarına şöyle yansıdı:
"AKEL
Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas için yüzde62 olumlu (onaylıyorum),
yüzde22 olumsuz (onaylamıyorum); DİSİ Başkanı Nikos
Anastasiadis yüzde38 olumlu, yüzde50 olumsuz; K.S. EDEK Başkanı
Yannakis Omiru yüzde55 olumlu, yüzde28 olumsuz, DİKO Başkan Vekili
Nikos Kleanthus yüzde48 olumlu, yüzde35 olumsuz; EVRO.KO Başkanı
Dimitris Şilluris yüzde34 olumlu, yüzde42 olumsuz; EVRO.Dİ
Başkanı Prodromos Prodrumu yüzde32 olumlu, yüzde45 olumsuz; EDİ
Başkanı Yorgo Vasiliu yüzde32 olumlu, yüzde52 olumsuz, Rum Çevreciler
ve Ekologlar Hareketi Başkanı Yorgos Perdikis yüzde44 olumlu, yüzde35
olumsuz, ADİK Başkanı Dinos Mihailidis yüzde29 olumlu, yüzde47
olumsuz.
"Kıbrıs'ın
geleceği ve Kıbrıs sorunu konusunda iyimser veya kötümser
misiniz?" sorusuna yüzde28'i "ne iyimser ne kötümserim";
yüzde28'i "oldukça kötümserim", yüzde24'ü "oldukça
iyimserim", yüzde16'sı "çok kötümserim"; yüzde4'ü "çok
iyimserim" yanıtını verdi.
Gazete, yeni
profesyonel bir ordu kurulmasına eş zamanlı olarak askerlik
süresinin düşürülmesiyle ilgili soruya yüzde64'ün olumlu, yüzde24'ün
olumsuz, yüzde12'sinin "bilmiyorum,/yanıt yok"
cevabını verdiğine dikkati çekti.
Habere göre
"mevcut hükümet ile bir önceki (Klerides hükümeti) hükümet arasında
fark var mı" sorusu ise yüzde51 "hemen hemen aynı",
yüzde21 "biraz farklı"; yüzde22 "çok farklı",
yüzde6 "bilmiyorum/yanıt yok" şeklinde yanıt buldu.
KIBRIS 03/10/2005
|
NTV
Güncelleme: 15:00 tsi 04 Ekim 2005 Salı
LÜKSEMBURG
- Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali
Babacan, Lüksemburg zirvesini ortak bir basın toplantısıyla
değerlendirdi. Gül konuşmasına, Bu gün Türkiye, Avrupa ve bölge
için değişik bir günün başlangıcı sözleriyle
başladı. Dışişleri Bakanı, görüşmelerin
zaman zaman kesilme noktasına vardığını da
hatırlattı.
Abdullah
Gül, ABnin dün Türkiye ile müzakerelere başlama kararını
vermesiyle kendi statü, kimlik ve geleceğini de tespit etmiş
olduğunu söyledi. Gül, Lüksemburgda düzenlediği basın
toplantısında, dün alınan kararın Türkiye için olduğu
kadar Avrupa için de tarihi nitelik taşıdığını
vurguladı.
Türkiye-AB ilişkilerinin bölge için de ayrı bir önemi olduğunu
ifade eden Gül, Türkiyenin Balkanlarda, Kafkasyada ve Ortadoğuda daima
istikrar yayan bir ülke olduğunu, AB ile beraber Türkiyenin bu
işlevini çok daha emin ve güçlü şekilde yaymaya devam edeceğini
kaydetti.
![]()
Dün büyük bir tarihi dönemeç geçilmiştir, büyük bir adım
atılmıştır diyen Gül, Türkiye ile Avrupa arasındaki
ilişkilerin geçmişinin çok eskilere dayandığını
hatırlattı.
Türkiyenin çağdaş dünya ile beraber olmayı ve evrensel
standartları kendine taşımayı, AB ile hayata geçirmeyi
planladığını söyleyen Gül, Bu karar ile Türkiye çok daha
öngörülebilir bir ülke olmuştur. Bir ülkenin geleceğinin
öngörülebilir olması kadar önemli bir şey yoktur. Demokrasi, istikrar
ve refah açısından bu çok önemlidir dedi.
DAHA FAZLA
ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ
Türkiyenin bu standartları AB için olduğu kadar, kendi halkı
için de istediğinin altını çizen Gül, Türk halkının
daha fazla özgürlük, demokrasi için uğraştığını,
uğraşmaya devam edeceğini belirtti. Gül, şöyle devam etti:
Reformları devam ederek geliştireceğiz. Keşke bunlar AB
ile bir bağlantı yokken çok önce gerçekleşmiş olsaydı
ama her şey için bir vesile gerekiyor. Daha önce de birçok kereler AB
bağlantısı dışında adımlar
atılmıştı. Türkiye son üç yıldır demokratik bir
ülke oldu demiyorum ama çok çok daha pekişmiştir, çok daha kurumsallaşmıştır.
ABnin komisyon raporuyla Türkiyenin kritik eşiği geçtiği
tespit edilmiştir, yani ilk defa halkı Müslüman olan bir ülke Avrupa
standartlarında bir demokrasiyi gerçekleştirmiştir. Bu sadece
Türkiye için değil, tüm dünya için çok anlamlıdır ama her
şeyden önce de kendi halkımız için, kendi
vatandaşlarımız için çok önemlidir. Çünkü o demokrasinin
nimetlerinden bizim halkımız faydalanacaktır.
GÖRÜŞMELER
KESİLME NOKTASINA GELDİ
Dünkü görüşmelerin zaman zaman kesilme noktasına geldiğini
hatırlatan Gül, Başbakan Erdoğanın Almanya, İngiltere
ve İtalya başbakanlarıyla uzun telefon görüşmeleri
yaptığını, kendisinin de Straw ile defalarca
görüştüğünü söyledi. Sürece AB dışında birçok kurumun
da katıldığını söyleyen Gül, ABD Dışişleri
Bakanı Rice ve BM Genel Sekreteri Annan ile telefon görüşmeleri
yaptığını açıkladı.
BABACAN
MÜZAKERE SÜRECİNİ AÇIKLAYACAK
Başmüzakereci Ali Babacan ise Türkiyenin yapısının
birliğe üye olan diğer ülkelerden farklı olduğunu, müzakere
sürecinde bu farklılığın dikkate
alınacağını açıkladı. Babacan, sürece
ilişkin detaylı açıklamayı önümüzdeki günlerde
yapacağını söyledi.
Veto
maddesine İngiltere çözümü
Ankara ile Lüksemburg arasındaki yoğun diplomasi trafiği
sırasında müzakere çerçeve belgesinin tartışmalı
birinci ve beşinci maddeleri üzerindeki uzlaşma İngilterenin
çabaları sonucu sağlandı.
NTV-MSNBC
Güncelleme: 08:07 ET 04 Ekim 2005 Salı
LÜKSEMBURG
- Müzakere çerçeve belgesinde, Türkiyeye, Rumların Nato üyeliğini
veto etmeme şartı getiren paragraf ise değiştirildi ve Her
uluslararası kuruluşun, kendi üyelik mekanizmasının
bulunduğu ve bunun esas alınacağı belirtildi.
Taslağın
ilk halinde Türkiyenin özellikle AB-NATO toplantılarında
Kıbrıs Rum Kesimine karşı kullandığı veto
kartını ortadan kaldırması hedefleniyor ve Rumların
NATO üyeliğine imkan tanınıyordu.
AB, Türkiyenin 5. paragrafa yönelik itirazını, belgeye Bu paragraf
Türkiyenin uluslarası kuruluşlarda yükümlülüklerine halel getirmez
şeklinde ek yaparak kaldırtmak istedi. Rum yönetimi, bu ifadelerin
çerçeve belgesinde değil, Dönem Başkanı İngiltere
adına yapılacak açıklamada yer almasını istedi. Ancak
Ankara, buna karşı çıktı.
![]()
Sonunda İngiltere, Her uluslararası kuruluşun kendi üyelik
mekanizması bulunduğu ve bunun esas alınacağı ifadesine,
Genel İşler Konseyinin, yani 25 üye ülkenin
dışişleri bakanlarının onayı ile yapılan,
başkanlık açıklaması metninde yer verdi. Ankaranın
Lüksemburgdaki hükümetlerarası konferansa katılma kararı da, bu
gelişmenin ardından alındı.
AB Dönem Başkanı olarak İngilterenin Dışişleri
Bakanı Jack Strawun yaptığı konuşma, otomatik olarak
AB müktesebatının bir parçası haline geldiği için, hukuki
bağlayıcılık taşıyor.
Belgede madde olarak yer alan ve Türkiyeye, Rumların NATO üyeliğini
veto etmeme şartı getiren paragraf ise değiştirilerek 7.
paragraf olarak yer buldu. Bu maddede, Her uluslararası kuruluşun
kendi üyelik mekanizması bulunduğu ve bunun esas
alınacağı belirtildi.
|
NTV
Güncelleme: 08:10 ET 04 Ekim 2005 Salı
LEFKOŞA
- Mehmet Ali Talat düzenlediği basın toplantısında,
Türkiyenin büyük bir iş başardığını ve
artık Avrupa Birliğinin bir unsuru haline geldiğini söyledi.
Başbakan Erdoğanı dün telefonla arayarak
kutladığını belirten Talat, Türkiyenin müzakere sürecinin
Kıbrısı da yakından ilgilendirdiğini belirtti.
KKTC
Cumhurbaşkanı, çözüm olmadan Rum Kesiminin Ankara tarafından
tanınmasının büyük sorunlar doğurabileceğine dikkat
çekti ve Kıbrıs sorununun yalnızca Birleşmiş Milletler
parametreleriyle çözülebileceğine işaret etti.
Kıbrıslı Türklerin gelecekten endişe duyduğu yönündeki
görüşleri değerlendiren Talat, Kimse merak etmesin, Kıbrıs
Türkleri bir kenara itilmeyecek. Biten giden hiçbir şey yok. Aksine
Rumların engellediği çözüm yeniden gündeme gelecek ifadesini
kullandı.
|
NTV
Güncelleme: 06:48 ET 04 Ekim 2005 Salı
LARNAKA
- Kıbrıstaki çözümsüzlüğün bir an önce sona erdirilmesi
gerektiğini belirten Borrell, Türkiyenin Güney Kıbrıs Rum
Kesimini tanımasının müzakerelerin ön koşulu olduğunu
savundu.
Borrelli
Larnaka Havaalanında karşılayan Rum Meclis Başkanı
Dimitris Hristofyas ise Avrupa Parlamentosunun Kıbrısı
ilgilendiren konularda aldığı kararları övdü. Borrell, Rum
Kesimi lideri Papadopulosla da bir araya geldikten sonra yarın KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Ferdi Sabit Soyerle
görüşecek.
|
NTV
Güncelleme: 08:11 ET 04 Ekim 2005 Salı
BRÜKSEL
- Avrupa Birliği Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn,
Türkiye ve Hırvatistanla müzakerelerin başlamasıyla ilgili
basın toplantısı düzenledi.
Rehn, bu hafta Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül ve diğer yetkililerle müzakerelerin nasıl
sürdürüleceğinin konuşulacağını söyledi. Tarama
sürecine 20 Ekimde bilim ve araştırma konularıyla
başlanacağını belirten Rehn, ikinci sırada eğitim
ve kültür konularının ele alınacağını söyledi.
![]()
Müzakerelerin ilk bölümünün birkaç ay içinde açılmasını
umduklarını söyleyen Rehn, tarama sürecinin yaklaşık bir
yıl süreceğini ifade etti.
Tarama sürecinin müzakere dosyalarının açılmasını
engellemeyeceğini belirten Rehn, 9 Kasımda yayımlanacak
ilerleme raporunda da Türkiyedeki insan hakları, ifade özgürlüğü,
sendikal haklar ve müslüman olmayan dini grupların haklarıyla ilgili
komisyonun tespit ve önerilerinin yer alacağını kaydetti ve bu
konuların müzakere edilemez olduğunu belirtti.
ABnin hazmetme kapasitesi ile Türkiyenin birliğe
katılımının ekonomik, siyasi ve sosyal
sonuçlarının kastedildiğini belirten Rehn, bu konuya Türkiyenin
müzakere çerçevesinde bulunan bazı maddelerde gönderme
yapıldığına dikkat çekti.
HIRVATİSTANLA
KIYASLAMA YOK
Türkiyeyle müzakerelerin başlatılması kararının
Hırvatistan kararından bağımsız olduğunu da
savunan Rehn, iki ülke arasında büyük farklar olduğuna dikkat çekti
ve her aday ülkenin kendi ölçütleri içinde değerlendirildiğini
belirtti.
ABnin hazmetme kapasitesinin incelenmeye devam edeceğini söyleyen Rehn,
herşeyin birbirine paralel olarak ilerleyeceğini söyledi.
Müzakerelerin ortak hedefinin üyelik olduğunu ifade eden Rehn, Sözümüzü
tuttuk. Saatleri durdurduk ve müzakerelere başladık dedi.
|
NTV
Güncelleme: 19:18 04 Ekim 2005 Salı
|
STRASBOURG - Aynı zamanda Avrupa Parlamentosu Yeşiller
grubu milletvekili olan Joost Lagendijk, Avusturyanin bir cümle için 30 saat
müzakere edilmesine neden olmasından utandığını
kaydetti. Avrupanın bu şekilde önemli kararlar
alamayacağını anlatan Lagendijk, hem Türk tarafının
hem de birliğin daha güçlü siyasi liderliğe ihtiyaç duyduğunu
ifade etti. |
Lagendijk,
Türkiyenin siyasi reformları gerçekleştirmesinin ekonomik
reformlardan daha önemli olduğunu da savundu. Alman Yeşiller
Partisinden Avrupa Parlamentosu milletvekili olan Cem Özdemir ise, Türkiyenin
yükümlülüklerinin farkında olduğunu söyledi. Aksi halde müzakerelerin
askıya alınabileceğini hatırlatan Özdemir de,
Avusturyanın izlediği tutumla birliğe büyük zarar
verdiğini belirtti.
Türkiyede
kültürel devrim olmalı
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac, Türkiyenin ABye üyelik
şartlarını yerine getirebilmesi için büyük bir kültürel devrime
ihtiyaç duyacağını söyledi.
AA
Güncelleme: 09:08 ET 04 Ekim 2005 Salı
PARİS
- İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile görüşmesinin
ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan
Chirac, Türkiyenin AB üyelik müzakerelerine başlayarak, kültürel bir
devrime giriştiğini söyledi.
Chirac,
Ancak bu devrimi başarıp, başarmayacağını henüz
kimse bilmiyor dedi. Müzakerelerin başarısız olması
halinde, ayrıcalıklı ortaklık alternatifinin gündeme
gelebileceğini ima eden Chirac, Türkiyeye hayır demenin
etrafındaki 350 milyonluk Müslüman nüfusa da, olumsuz bir mesaj göndermek
anlamına geleceğini söyledi.
Jacques Chirac, Bizim değerlerimizi yaşamak isteyen bir halka
nasıl hayır diyebiliriz. Bu hangi hümanist Avrupa geleneğiyle
izah edilebilir? dedi .
İtalya Başbakanı Berlusconi de, basın
toplantısında Türkiyeye kapıyı kapamanın, Bir
aşığı reddetmek gibi affedilemez olacağını
belirtti. Böyle bir durumda bu aşkın, nefrete ya da nefrete
yakın bir şeye dönüşebileceği uyarısında bulunan
Berlusconi, Türkiye ile AB üyelik müzakerelerinin
başlatılmasının Batı ile Müslüman dünyası
arasında bağlantı kurulması için bir fırsat
sunduğunu ifade etti.
Berlusconi, Chiracın Fransadaki muhalefete rağmen sürdürdüğü
Türkiye politikasını cesur ve kararlı olarak niteledi.
|
ABnin sınırları yeniden çiziliyor |
Çetin pazarlıklar sonucu, Türkiye ile AB arasında
müzakerelerin başlamasıyla son bulan Lüksemburg zirvesi, Avrupa
basınında geniş yer buldu.
BBC
Türkçe Servisi ve Ajanslar
NTV
Güncelleme: 08:08 ET 04 Ekim 2005 Salı
İSTANBUL
- Guardian gazetesi Lüksemburgda saatler süren pazarlıklardan sonra
varılan uzlaşmayı, Diplomatik çıkmaz aşıldı
ve Avrupa Türkiyeyi kucakladı manşetiyle verdi.
Gazete,
müzakerelerin başarıyla sonuçlanması halinde ABnin nüfusunun
500 milyona ulaşacağını, nüfusun beşte birinin
Müslüman olacağını belirtti. ![]()
AB yolunda yeni dönem
![]()
İngiltere Başbakanı Tony Blairin, Türkiyenin üyeliğinin
Avrupada yaşayan Müslümanlarla ilişkilerin düzelmesine de
katkıda bulunacağına inandığını belirten
gazete, Avrupa, laik Müslüman bir demokrasi olan Türkiyeyi reddetmeyerek
doğru olanı yaptı. Aksi halde bayağı bir popülizme ve
önyargılara teslim olacaktı yorumunu yaptı.
MİLLİYETÇİLİK
ABNİN DÜŞMANI
Münih Üniversitesinden Sosyoloji Profesörü Ulrich Beck ise Guardiandaki
yazısında, milliyetçiliğin ABnin düşmanı haline
geldiğini, 21inci yüzyılda küresel bir güç olabilmesi için bununla
başa çıkılması gerektiğini belirterek, Türkiye
dışarıda bırakılırsa, Avrupa Birliği
jeopolitik anlamda etkinliğini muazzam ölçüde yitirir ifadelerini
kullandı.
ABNİN
SINIRLARI YENİDEN ÇİZİLİYOR
Independent gazetesi de manşetinde Türkiyeyi
komşularıyla gösteren bir harita yayımladı ve Avrupa
Birliğinin sınırları yeniden çiziliyor diye yazdı.
Gazete, Türkiyenin üyeliğiyle Avrupa Birliğinin Irak, Suriye,
İran, Emenistan, Gürcistan ve Azerbaycanla komşu
olacağını göstererek, Başlangıçta Avrupadaki
bölünmüşlüğü ortadan kaldırma fikrinin ürünü olan AB, şimdi
İslam dünyasıyla Batı arasında köprü kurma projesine
dönüşüyor satırlarına yer verdi.
Independent yazarı Simon Tisdall ise, Türkiyenin krizin çözümü
için ABDden yardım istemesinin Avrupa halkı için
aşağılayıcı bir durum olduğunu öne sürdü.
KORKULAR
MÜZAKERE SÜRECİNDE AZALACAK
Times gazetesi ise başyazısında Türkiyeye
karşı duyulan kuşku ve korkuların, müzakere süreci içinde
azalacağını belirterek Türkiyeyi üyelik şansından
mahrum bırakmak, bu ülkedeki reformculara ihanet olacaktı. AB tersini
yaparak kendisine şüpheyle bakan Müslümanlara farklı kültürleri
kucaklama iddiasında samimi olduğunu kanıtlama fırsatı
elde etti dedi.
AB
İMAJINI DÜZELTMELİ
Daily Telegraph ise Türkiye konusunda anlaşmanın son dakikada
gelmesinin Avrupanın imajı açısından iyi
olmadığını ancak birliğin hala bu imajı düzeltme
şansı olduğunu yazdı.
![]()
Gazete, 70 milyonluk yoksul bir ülkeyi hazmetmenin kolay
olmayacağını ama uzun ve zorlu geçecek görüşme süreci
Türkiyeye dönüşüm süreci Avrupalı liderlere de seçmenlerini,
kültürel fay hattının beşiğindeki canlı bir
demokrasinin üyeliğine hazırlamak için zaman
kazandıracağını ifade etti.
AVRUPA
ÇOK ŞEY KAZANACAK
Financial Times da başyazısında genişlemenin
sağlayacağı faydaların halka anlatılmasının
siyasi cesaret gerektidiğini belirterek şöyle diyor: Üyelik
perspektifi daha şimdiden Türkiyede ekonomik, siyasi ve sosyal
dönüşümde son derece teşvik edici bir rol oynadı. Türkiyenin
üyeliğinden Avrupa da çok şey kazanacak. AB, Orta Doğuda ve
Orta Asyada önemli ve stratejik rol oynayan, genç nüfusu ve dinamik bir
ekonomisi olan Türkiyeyi bünyesine alacak.
AVUSTURYA
CESUR DAVRANDI
Avusturyada yayımlanan Der Standart, Türkiyeye imtiyazlı
ortaklık seçeneğinde ısrar eden Avusturyanın birlik içinde
yalnızlığa düştüğünü yazdı. Başka bir
Avusturya gazetesi olan Die Presse ise, tam aksini savunarak Viyana riskli bir
oyun oynadı ve kazandı. Avrupa vatandaşlarının
Türkiyeye karşı muhalefetini cesurca dile getiren tek ülke Avusturya
oldu. Ayrıca Lüksemburgda Avusturya halkının hislerine de
tercüman olundu. Halkın yüzde 80i Türkiyenin üyeliğine
karşı çıkıyor. Avusturya ayrıca Hırvatistana
verdiği destekle güney Avrupada konumunu güçlendirdi yorumunu
yaptı.
Kurier gazetesinin değerlendirmesine göre muhafazakar
politikacılar, Türkiyenin tam üyeliğine karşı pek çok ülke
Avusturyaya Lüksemburgdaki tavrından dolayı minnettar
olacağı için elinin güçlendiğini düşünüyor.
KÖTÜ
BİR NİŞAN TÖRENİ
Almanyada yayımlanan Die Tageszeitung, Viyananın
Lüksemburgdaki tavrının Avrupa Birliğinin güvenilirliğine
zarar verdiğini belirtiyor. Der Tagesspiegel ise Türkiyeyle Avrupa
Birliği arasında son 48 saatte yaşananları, Lüksemburgda
yaşananlar işlerin kötüye sardığı bir nişan
törenine benziyor. Avrupa Birliği nişanın arefesinde Acaba arkadaş
olarak kalmak daha mı iyiyidi diye düşünen gelin gibi davrandı.
Abdullah Güle de törene gidip gitmeyeceğine karar veremeyen ve sonunda
duyguları incinmiş bir damat rolü düştü örneğiyle
anlattı.
Die Welt gazetesi, Brüksel ile Ankara arasında sinir harbi
başlığıyla verdiği bir haberinde, ABnin müzakerelere
başlanması konusunda tereddüt etmesinin Türkiyedeki
aşırı milliyetçi çevreleri harekete geçirdiği belirtildi.
Bild gazetesi ise Avusturyalıların neden Türklere
karşı bir kompleksleri var? başlığıyla
verdiği haberde, Avusturyanın, Viyana kuşatmasından bu
yana yeniden Hıristiyanlık alemini Müslüman akımına
karşı koruma duygusuna kapıldığı, aksi takdirde
Avusturyanın dünkü tutumunu açıklamanın mümkün
olmadığı görüşüne yer verildi.
Frankfurter Rundschau gazetesinde, üyelik müzakerelerine
başlanmasının gecikmesinin, Türkiyede AB ile ilgili
tereddütleri daha da arttırdığı görüşüne yer
verilirken, Frankfurter Allgemeine gazetesi de, Avusturyanın son
anda pes etmesi ile müzakerelerin başladığına işaret
etti.
TÜRKİYE
BÜYÜK BİR KOZ
Belçikada yayımlanan muhafazakar La Libre Belgique gazetesi,
Türkiyeye Avrupa ufuğu açıldı başlığıyla
verdiği haberde, Ramazanın başlamasına birkaç saat kala,
Ankara AB koşullarını kabul etti ifadesini kullandı.
AB kamuoyunun kötümserliğine rağmen Avrupalı bakanların
büyük bir kısmı, Türkiyenin Avrupa istikrar ve stratejisi
açısından büyük bir koz olduğunu düşünüyor diyen gazete,
müzakerelerin başlamasını, tarihi bir gün olarak niteledi.
POLİTİKA
DEĞİL TİYATRO
Le Soir gazetesi, Türkiye-AB: İnşallah
başlığı ile verdiği haberinde, Türkiyenin ABye
katılım müzakerelerine başlamasının çok az AB
başkentini heyecanlandırdığını belirterek, Lüksemburgdaki,
politikadan ziyade tiyatroydu ifadesini kullandı. Gazete, ABD,
Türkiyenin bir gün büyük Avrupa ailesine katılmasını
kararlaştırmıştı. Hepsi bu ve Güvensizlik
ortamında nişanlanan AB ve Türkiyeyi geçimsizlik yılları
bekliyor gibi yorumlarda bulundu.
La Derniere Heure gazetesi, Lüksemburgda yaşanan hareketli
saatleri, AB ve Türkiye bütün gün kedi-fare oyunu oynadı ifadeleriyle
anlattı. Finans ve anayasa krizlerini yaşayan ABnin yeni ve büyük
bir krize daha sürüklenmek üzere olduğunu, sonunda Türkiyeye yeşil
ışık yakıldığını yazan gazete, Zor bir
doğum oldu, umarız bebek sağlam ve sorunsuz olur dedi.
KÖTÜ
SONUÇ HERKESİN ZARARINA
Ankara, bu uzun müzakere sürecinde sadece hükümetleri değil, Avrupa
vatandaşlarını da ikna etmek zorunda olduğunu anlamak
zorunda ifadesini kullanan İspanyol El Pais gazetesi, Türkiyenin
bu macerasının sonu garanti edilmiş değil ama kötü
sonuçlanırsa bu herkes için kötü olur değerlendirmesinde bulundu.
ABC gazetesi AB, Türkiye ile genişleme tarihinin en zor sürecine
atılıyor derken, La Vanguardia ise AB tarihinin en
karışık katılım müzakeresinin
başladığını yazdı.
AB,
NAMUSUNU KURTARDI
Hollanda basını, varılan uzlaşmanın ardından
müzakerelere geçilmesini memnuniyetle
karşıladığını belirten Hollanda
Dışişleri Bakanı Bernard Botun, ABnin bu uzlaşmayla bir
anlamda namusunu kurtardığı görüşüne yer verdi. De
Telegraaf gazetesi, ABnin Avusturyanın diz çökmesinden sonra rahat
nefes aldığı yorumunu yaptı.
Müzakere
Çerçeve Belgesi ne diyor?
AB ile Türkiye arasında yürütülecek müzakerelerde yol
haritasını oluşturan Müzakere Çerçeve Belgesi, üç bölümden
oluşuyor.
AA
Güncelleme: 16:11 TSI 04 Ekim 2005 Salı
İSTANBUL
- İlk bölümde müzakerelerin kuralları, ikinci bölümde özü, üçüncü
bölümde ise prosedürü yer alıyor. Müzakerelerin kurallarıyla ilgili
bölümde, Türkiyeden beklentilerle birlikte, müzakerelerin ilerlemesi ve
askıya alınmasına ilişkin koşullara geniş biçimde
yer veriliyor.
MÜZAKERELERİN KURALLARI
Müzakerelerin, Türkiyenin liyakatına dayanacağı ve
hızının, Türkiyenin üyelik gereklerini karşılama
yönünde kaydettiği ilerlemelere bağlı olacağı
vurgulanan bu bölümde, AB dönem başkanıülkenin ya da AB
Komisyonunun, hangisi uygunsa, karar organı AB Konseyini devamlı
olarak bilgilendireceği vurgulanıyor.
Belgede, AB Konseyinin durumu düzenli olarak kontrol altında
tutabileceği hatırlatılıyor.
ABnin, kendi üstüne düşenler çerçevesinde, müzakerelerin
sonucaulaştırılması için gerekli şartların
karşılanıp karşılanmadığını
uygunzaman içinde kararlaştıracağı belirtilen belgede,
bunun aşağıda yer alan ilgili maddede sıralanan
şartların Türkiye tarafından yerine getirildiğini teyit
eden bir AB Komisyonu raporu temelinde yapılacağı kaydediliyor.
Müzakerelerin
kurallarının belirlendiği bu bölümde, AB KonseyininAralık
2004 zirve kararına atıfta bulunuluyor ve müzakerelerin AB
Anlaşmasının 49. maddesini temel aldığı ifade
ediliyor.
Bu bölümde özetle şu görüşlere yer veriliyor:
Müzakerelerin
ortak hedefi katılımdır. Bu müzakereler ucu açık bir süreç
olup, sonucu önceden garanti edilemez. Kopenhag kriterlerinin tam
değerlendirmesi, ABnin hazmetme kapasitesi de göz önüne alınarak,
eğer Türkiyenin tüm üyelik yükümlülüklerini tamamen üstlenecek konumda
olmadığını ortaya koyarsa, Türkiyenin mümkün olan en güçlü
bağ ile Avrupa yapılarına bağlanması
sağlanmalıdır.
Genişleme,
Birliğin ve üye devletlerinin katıldığı sürekli
entegrasyon sürecini güçlendirmelidir. Birliğin uyum ve etkinliğini
korumak için her türlü çaba sarf edilmelidir. 1993 Kopenhag AB Konseyi
toplantısının sonuçlarına uygun olarak, Birliğin bir
yandan Avrupa entegrasyonunun momentumunu korurken öte yandan Türkiyeyi
özümseme kapasitesi, hem Birliğin hem de Türkiyenin genel menfaati
açısından göz önüne alınması gereken önemli bir
noktadır. Komisyon müzakereler sırasında bu kapasiteyi 2004 Ekim
kararlarına uygun olarak izleyecektir.
Müzakereler,
Türkiyenin 1993te Kopenhagda AB Konseyince belirlenen siyasi kriterleri,
özellikle de daha sonra AB Antlaşması madde 6(1)de kabul edilen ve
Temel Haklar Şartında ilan edilen kriterleri yeterli ölçüde
karşılamasına dayanarak açılmıştır. AB,
Türkiyeden reform sürecini sürdürmesini ve ilgili Avrupa içtihadı da
dahil olmak üzere özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına
ve temel özgürlüklere saygı ilkeleriyle ilgili olarak daha fazla
iyileşme sağlanması yönünde çabalamasını, özellikle
işkence ve kötü muameleye karşı mücadelede sıfır
tolerans politikasıyla ve ifade özgürlüğü, din özgürlüğü,
kadın hakları, sendika haklarını içeren ILO
standartları ve azınlık haklarıyla ilgili hükümlerin
uygulanmasında mevzuatı ve uygulama tedbirlerini pekiştirmesini
ve genişletmesini beklemektedir. Birlik ve Türkiye yoğun siyasi diyaloglarına
devam edecektir. Bu alanlarda, özellikle temel özgürlükler ve insan
haklarına tam saygı konularında kaydedilen ilerlemelerin geri
dönülmezliğini ve tam ve etkin bir şekilde uygulanmasını
sağlamak için, ilerlemeler Komisyon tarafından yakından izlenmeye
devam edecek olup, Komisyon yıllık rapor ve 2004teki raporu da göz
önüne alarak, düzenli aralıklarla bu konudaki raporlarını
Konseye sunmaya devam etmeye çağrılmaktadır.
MÜZAKERELERİN
ASKIYA ALINMA KOŞULU
Birliğin temelini oluşturan özgürlük, demokrasi, insan haklarına
ve temel özgürlüklere tam saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin
Türkiyede ciddi ve ısrarlı bir şekilde ihlal edilmesi
durumunda, Komisyon, kendi inisiyatifiyle veya üye devletlerin üçte birinin
talebi üzerine, müzakerelerin askıya alınmasını önerebilir
ve müzakerelerin tekrar başlaması için karşılanması
gereken koşullara yönelik tekliflerde bulunabilir.
![]()
Konsey, Türkiyeyi dinledikten sonra,müzakerelerin askıya alınıp
alınmaması veya müzakerelerin yeniden başlaması için
aranacak koşullarla ilgili bu tür bir öneriyi nitelikliçoğunluk
esasına göre kararlaştıracaktır. Üye devletler,
Hükümetlerarası Konferanstaki genel oybirliği şartından
bağımsız olarak Hükümetlerarası Konferansta Konsey
kararına uygun olarak hareket edeceklerdir. Avrupa Parlamentosuna bilgi
verilecektir.
MÜZAKERELERİN
İLERLEMESİ
Müzakerelerin ilerlemesinin, ekonomik ve sosyal bir birleşme çerçevesi
kapsamında Türkiyenin katılıma hazırlık
aşamasında kaydettiği ilerleme ile 2. paragraftaki AB
Komisyonunun raporuna göreyönlendirileceği ifade edilen belgede, Üyelik
için aşağıdaki gerekleri belirleyen Kopenhag kriterlerinin
yerine getirilmesi gerektiği belirtiliyor:
Demokrasiyi,
hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve
azınlıklarasaygı ve azınlıkların
korunmasını teminat altına alan kurumların istikrarı;
İşleyen
bir pazar ekonomisinin varlığı ve Birlik içindeki rekabetçi
baskıyla ve pazar güçleriyle başa çıkabilme kapasitesi;
Siyasi,
ekonomik ve parasal birliğin amaçlarına uygunluk ve müktesebatın
etkin bir şekilde uygulanması ve yürütülmesi için gerekliidari
kapasite dahil olmak üzere, üyeliğin getirdiği yükümlülükleri
üstlenebilme yetisi.
![]()
Bu bölümde ayrıca şu taleplere yer veriliyor:
Türkiyenin
iyi komşuluk ilişkileri yönünde verdiği açık taahhüt ve
henüz çözümlenmemiş olan tüm sınır ihtilaflarını,
gerektiğinde Uluslararası Adalet Divanının zorunlu
yargılama yetkisi de dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler
Şartına göre, ihtilafların sulh yoluyla halli ilkesine uygun
olarak çözüme kavuşturmayı taahhüt etmesi;
Kapsamlı
bir çözüm için uygun ortamın yaratılmasına katkıda
bulunmaya yönelik adımlar atılması ve Kıbrıs
Cumhuriyeti (Rum kesimi) dahil tüm AB ülkeleriyle Türkiye arasındaki ikili
ilişkilerin normalleştirilmesinde ilerleme kaydedilmesinin yanı
sıra BM nezdinde ve Birliğin üzerine inşa edildiği ilkeler
doğrultusunda, Türkiyenin Kıbrıs sorunu için kapsamlı bir
çözüme ulaşma çabalarını devamlı olarak desteklemesi.
Türkiyenin
Ortaklık Anlaşmasında ve Ortaklık
Anlaşmasını tüm yeni AB üye devletlerini içine alacak
şekilde genişleten Ek Protokolünde yer alan yükümlülükleri, özellikle
de AB-Türkiye gümrük birliğine ve düzenli aralıklarla revize edilen
Katılım Ortaklığının uygulanmasına yönelik
yükümlülükleri yerine getirmesi.
ÜYELİK
ÖNCESİ SÜREÇ
Türkiyenin, üye devletler ve birlik tarafından kabul edilen tutum ve
politikalarla, (bu örgütler ve düzenlemelerdeki AB ülkelerinin üyelikleri de
içinde olmak üzere) uluslararası örgütler içindeki kendi pozisyonunu ve
üçüncü ülkelere ilişkin politikalarını, katılıma kadar
olan dönemde içinde uyarlaması gerektiği belirtilen belgede,
Türkiyenin, tüm diğer katılım müzakerelerinin
sonuçlarını,katılımı zamanındaki haliyle kabul
etmelidir ifadesine yer veriliyor.
Lüksemburgda yapılan yoğun müzakerelerden sonra, İngiltere, AB
Konseyi ülkelerinin de onayı ile, bu maddenin Türkiye aleyhine
yorumlanmamasını talep eden bir bölümün müktesebatın içine dahil
edilmesini kabul etti. Bu bölüm, ileride Rum Kesiminin, NATO gibi
uluslararası bir kuruluşa üye olma talebi halinde, Türkiyenin veto
koyma hakkını korumayı hedeflediği bildirildi.
Müzakerelerin kurallarıyla ilgili bölümün sonunda ayrıca özetle
şu görüşlere yer veriliyor:
Katılım müzakerelerine paralel olarak, Birlik Türkiye ile
yoğunbir siyasi diyaloga ve sivil toplum diyaloguna girecektir.
Kapsamlı sivil toplum diyalogunun amacı, halkları bir araya
getirmek yoluyla karşılıklı anlayışı
arttırmak olacaktır.
Müzakere
başlıkları
Avrupa Birliğinin Türkiye ile yapacağı tam üyelik
müzakereleri 35 bölümden oluşuyor:
AA
Güncelleme: 11:05 04 Ekim 2005 Salı
-
Bu bölümler sırasıyla şu şekilde:
1-Malların serbest
dolaşımı.
2-İş gücünün serbest dolaşımı
3-Yerleşme hakkı ve hizmet sağlama özgürlüğü
4-Sermayenin serbest dolaşımı
5-Kamu ihaleleri
6-Şirketler hukuku
7-Fikri haklar hukuku
8-Rekabet politikası
10-Bilgi toplumu ve medya
11-Tarım ve kırsal kesim kalkınması
12-Gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı
politikası
13-Balıkçılık
14-Ulaştırma politikası
15-Enerji
16-Vergilendirme
17-Ekonomi ve para politikası
18-İstatistik
19-Sosyal politika ve istihdam
20-Şirketler ve sanayi politikası
21-Avrupa üzerinden giden ulaştırma ağları
22-Bölgesel politika
23-Hukuki ve temel haklar
24-Adalet, özgürlük ve güvenlik
25-Bilim ve araştırma
26-Eğitim ve kültür
27-Çevre
28-Tüketim ve sağlık koruması
29-Gümrük birliği
30-Dış ilişkiler
31-Dış güvenlik ve savunma
32-Mali kontrol
33-Mali ve bütçe koşulları
34-Kurumlar
35-Diğer konular
Müzakere
prosedürünün detayları
Müzakere Çerçeve Belgesinin üçüncü bölümünde, müzakere prosedürüne
yer veriliyor.
AA
Güncelleme: 11:05 04 Ekim 2005 Salı
-
AB Komisyonunun, Türkiyenin belli alanlarda müzakerelerin
başlatılabilmesi için ne derece hazırlıklı
olduğunu değerlendireceği ifade edilen bu bölümde, AB
Komisyonunun, yine müzakereler sırasında gündeme gelmesi en muhtemel
olan sorunların emarelerini önceden elde etmek için, tarama olarak
adlandırılan resmi bir süreç çerçevesinde müktesebatı
inceleyeceği hatırlatılıyor.
Tarama
amaçları çerçevesinde ve tarama sonrasında gerçekleştirilecek
müzakereler için, müktesebatın her biri belli bir politika
alanını kapsayan bir dizi başlığa
ayrılacağı vurgulanan belgede, bu başlıkların
bir listesinin ekte sunulduğu belirtiliyor.
BAŞLIKLAR
ÜZERİNDE MUTABAKAT, TÜM BÖLÜMLER MUTABAKAT SAĞLANINCA GEÇERLİ
OLACAK
Müzakerelerin belli bir başlığı hakkında Türkiye ya
da AB tarafından ifade edilecek görüşler hiçbir şekilde
başka başlıklarla ilgili olarak takınılacak tutumu
etkilemeyeceği kaydedilen metinde,Ayrıca, müzakereler
sırasında, kısmi olanlar da dahil olmak üzere, belli
başlıklar üzerinde varılan mutabakat, tüm bölümler üzerinde tam
bir mutabakata varılana dek nihayete ermiş
sayılamayacağı ifade ediliyor.
Türkiyenin katılıma yönelik kaydettiği ilerlemeler
hakkında AB Komisyonu tarafından hazırlanan düzenli
raporların ve özellikle de tarama sırasında AB Komisyonunun
elde ettiği bilgileri esas alarak, AB Konseyinin, AB Komisyonunun
teklifi üzerine oybirliğiyle hareket ederek, bir
başlığın geçici olarak kapatılması ve uygun
olduğu yerlerde, başlığın açılması için
karşılaştırma ölçütleri tespit edeceği vurgulanan
belgede daha sonra şunlar kaydediliyor:
Birlik
bu karşılaştırma ölçütlerini Türkiyeye bildirecektir.
İlgili başlığa bağlı olarak, özellikle
işleyen bir pazar ekonomisinin varlığına, mevzuatın
müktesebatla uyumuna, ve yeterli bir idari ve adli kapasitenin olduğunu
ortaya koymak için müktesebatın temel unsurlarının
uygulanmasında tatmin edici bir seyir izlendiğine ilişkinnet
karşılaştırma ölçütleri bulunacaktır.
İlgili
yerlerde, karşılaştırma ölçütleri aynı zamanda
Ortaklık Anlaşmasının altındaki taahhütlerin,
özellikle de AB-Türkiye gümrük birliğiyle ilgili olan taahhütlerin ve
müktesebat çerçevesindeki şartları yansıtan taahhütlerin yerine
getirilmesini de içerecektir.
Müzakerelerin
geniş bir süreyi kapsadığı hallerde ya da yeni müktesebat
gibi yeni öğelerin dahil edilmesi amacıyla bir başlığa
dahasonraki bir tarihte geri dönüldüğü hallerde, var olan
karşılaştırma ölçütleri güncellenebilir.
Belgede şu görüşlere yer veriliyor:
Türkiyeden
müktesebatla ilgili olarak tavrını belirtmesi ve ölçütleri
karşılama konusunda kaydettiği ilerlemeleri rapor etmesi
istenecektir.
Müktesebatın
uygun idari ve adli yapılar vasıtasıyla etkin ve verimli bir
şekilde uygulanması da dahil olmak üzere,
Türkiye
tarafından doğru bir şekilde iç hukuka aktarılması ve
uygulanması, müzakerelerin hızını belirleyecektir.
Bu
amaçla Komisyon, Komisyon tarafından ya da Komisyon adına uzmanlar
tarafından yapılacak yerinde incelemeler de dahil olmak üzere,
elindeki tüm araçlardan yararlanarak Türkiyenin tüm alanlarda kaydettiği
ilerlemeyi yakından izleyecektir.
Komisyon,
AB Ortak Pozisyonları taslağını sunarken Türkiyenin belli
bir alanda kat ettiği ilerleme hakkında Konseyi bilgilendirecektir.
Konsey,
söz konusu başlık hakkındaki müzakerelerle ilgili olarak
atacağı ileriye dönük adımları
kararlaştırırken bu değerlendirmeyi gözönünde
bulunduracaktır.
ABnin
her bir başlıkla ilgili müzakereler için isteyebileceği ve
Türkiye tarafından Konferansa temin edilecek olan bilgilere ek olarak,
Türkiyeden belli bir başlıkla ilgili müzakerelerin geçici
kapanışından sonra bile müktesebatla uyum ve müktesebatın
uygulanması konularında kat edilen ilerlemeler hakkında düzenli
aralıklarla ayrıntılı, yazılı bilgi vermesi
istenecektir.
Müzakeresi
geçici olarak kapatılan bölümlerin söz konusu olduğu hallerde,
özellikle Türkiyenin taahhütlerini ya da önemli
karşılaştırma ölçütlerini yerine getiremediği yerlerde
Komisyon müzakerelerin tekrar açılmasını önerebilir.
Tarama
amaçları çerçevesinde ve tarama sonrasında gerçekleştirilecek
müzakereler için, müktesebatın her biri belli bir politika
alanını kapsayan bir dizi başlığa
ayrılacağı vurgulanan belgede, bu başlıkların
bir listesinin ekte sunulduğu belirtiliyor.
BAŞLIKLAR
ÜZERİNDE MUTABAKAT, TÜM BÖLÜMLER MUTABAKAT SAĞLANINCA GEÇERLİ
OLACAK
Müzakerelerin belli bir başlığı hakkında Türkiye ya
da AB tarafından ifade edilecek görüşler hiçbir şekilde
başka başlıklarla ilgili olarak takınılacak tutumu
etkilemeyeceği kaydedilen metinde,Ayrıca, müzakereler
sırasında, kısmi olanlar da dahil olmak üzere, belli
başlıklar üzerinde varılan mutabakat, tüm bölümler üzerinde tam
bir mutabakata varılana dek nihayete ermiş
sayılamayacağı ifade ediliyor.
Türkiyenin katılıma yönelik kaydettiği ilerlemeler
hakkında AB Komisyonu tarafından hazırlanan düzenli
raporların ve özellikle de tarama sırasında AB Komisyonunun
elde ettiği bilgileri esas alarak, AB Konseyinin, AB Komisyonunun
teklifi üzerine oybirliğiyle hareket ederek, bir
başlığın geçici olarak kapatılması ve uygun
olduğu yerlerde, başlığın açılması için
karşılaştırma ölçütleri tespit edeceği vurgulanan
belgede daha sonra şunlar kaydediliyor:
Birlik
bu karşılaştırma ölçütlerini Türkiyeye bildirecektir.
İlgili başlığa bağlı olarak, özellikle
işleyen bir pazar ekonomisinin varlığına, mevzuatın
müktesebatla uyumuna, ve yeterli bir idari ve adli kapasitenin olduğunu
ortaya koymak için müktesebatın temel unsurlarının
uygulanmasında tatmin edici bir seyir izlendiğine ilişkinnet
karşılaştırma ölçütleri bulunacaktır.
İlgili
yerlerde, karşılaştırma ölçütleri aynı zamanda
Ortaklık Anlaşmasının altındaki taahhütlerin,
özellikle de AB-Türkiye gümrük birliğiyle ilgili olan taahhütlerin ve
müktesebat çerçevesindeki şartları yansıtan taahhütlerin yerine
getirilmesini de içerecektir.
Müzakerelerin
geniş bir süreyi kapsadığı hallerde ya da yeni müktesebat
gibi yeni öğelerin dahil edilmesi amacıyla bir başlığa
dahasonraki bir tarihte geri dönüldüğü hallerde, var olan
karşılaştırma ölçütleri güncellenebilir.
Belgede şu görüşlere yer veriliyor:
Türkiyeden
müktesebatla ilgili olarak tavrını belirtmesi ve ölçütleri
karşılama konusunda kaydettiği ilerlemeleri rapor etmesi
istenecektir.
Müktesebatın
uygun idari ve adli yapılar vasıtasıyla etkin ve verimli bir
şekilde uygulanması da dahil olmak üzere,
Türkiye
tarafından doğru bir şekilde iç hukuka aktarılması ve
uygulanması, müzakerelerin hızını belirleyecektir.
Bu
amaçla Komisyon, Komisyon tarafından ya da Komisyon adına uzmanlar
tarafından yapılacak yerinde incelemeler de dahil olmak üzere,
elindeki tüm araçlardan yararlanarak Türkiyenin tüm alanlarda kaydettiği
ilerlemeyi yakından izleyecektir.
Komisyon,
AB Ortak Pozisyonları taslağını sunarken Türkiyenin belli
bir alanda kat ettiği ilerleme hakkında Konseyi bilgilendirecektir.
Konsey,
söz konusu başlık hakkındaki müzakerelerle ilgili olarak
atacağı ileriye dönük adımları
kararlaştırırken bu değerlendirmeyi gözönünde
bulunduracaktır.
ABnin
her bir başlıkla ilgili müzakereler için isteyebileceği ve
Türkiye tarafından Konferansa temin edilecek olan bilgilere ek olarak,
Türkiyeden belli bir başlıkla ilgili müzakerelerin geçici
kapanışından sonra bile müktesebatla uyum ve müktesebatın
uygulanması konularında kat edilen ilerlemeler hakkında düzenli
aralıklarla ayrıntılı, yazılı bilgi vermesi
istenecektir.
Müzakeresi
geçici olarak kapatılan bölümlerin söz konusu olduğu hallerde, özellikle
Türkiyenin taahhütlerini ya da önemli karşılaştırma
ölçütlerini yerine getiremediği yerlerde Komisyon müzakerelerin tekrar
açılmasını önerebilir.
En zorlu
başlıklar tarım ve çevre
Avrupa Ekonomik Topluluğu adı altında 6 üye ile
yolculuğuna başlayan ve bugün 25 üyesi bulunan ABnin son
genişleme hareketi, müzakere sürecinde Türkiyenin zorlanabileceği
alanlar hakkında önemli ipuçları veriyor.
AA
Güncelleme: 09:10 ET 04 Ekim 2005 Salı
İSTANBUL
- ABnin yeni üyelerinden özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin
müzakere süreçleri yakından incelendiğinde, en çok zaman alan ve
geçişsüreçleri taleplerinin fazla olduğu konular arasında
tarım, işgücünün serbest dolaşımı ve çevre
başlıkları göze çarpıyor.
Türkiyede olduğu gibi, ABnin yeni 15 üyesinde de
tarımın ekonomide diğer AB ülkelerine oranla daha geniş yer
alması, tarım konusunu müzakerelerin en zorlu, kapsamlı ve uzun
süren başlığı haline getirdi.
ABnin 2006ya kadar planlanan bütçesinde yeni üyelerin
tarımpolitikalarını uyumlaştırmasına destek
olacak fonlar ayrılmış olsa da,bu fonların
sübvansiyonları kapsamaması yeni üyelerin sorunlarla
karşılaşmalarına neden oldu.
Tarım politikaları AB bütçesinin neredeyse yarısını
oluştururken, bu politikaların yürütülmesi konusunda ise
şiddetli tartışmalar sürüyor.
Çevre başlığı söz konusu olduğunda ise Türkiyenin de
ABnin yeni üyeleriyle benzer sıkıntılarla karşı
karşıya kalacağı açıkça görülüyor. Türkiye de müzakere
sürecinde özellikle Orta ve Doğu Avrupaülkeleri gibi hava kalitesi,
atıkların yönetimi, endüstriyel atıklarınkontrolü
konularındaki düzenlemeleri karşılayabilmek için önemli
yatırımlara ihtiyaç duyacak.
Çevre, ABnin bugüne kadar ki genişleme deneyimleri içinde, aday ülkelerin
en fazla geçiş dönemi istediği konubaşlığı
olmuş. AB içindeki çevre lobileri ise bazı alanlarda uzun geçiş
dönemleri tanımaya, ABnin bütününün sağlığını
tehdit etme risklerini gerekçe göstererek karşı çıkıyor.
AB istatistiklerine bakıldığında, 10 yeni üyenin AB çevre
yasalarını tam olarak karşılamalarının
yatırım maliyetinin 120 milyar avro olarak tahmin edildiği
görülüyor. Bu rakam, tarımla birlikte çevrenin neden müzakerelerin en
zorlu başlığı olacağını anlatmaya yeterli
görünüyor.
Müktesebat
sorumlulukları
AB ile Türkiye arasında tam üyelikmüzakerelerinde yol haritası
görevi görecek Müzakere Çerçeve Belgesinin müzakerelerin özü
başlıklı ikinci bölümünde, AB müktesebatına ilişkin
sorumluluklar yer alıyor.
AA
Güncelleme: 11:05 04 Ekim 2005 Salı
-
ABye katılımın, birlik sisteminin ve birliğin
müktesebatı olarak bilinen kurumsal çerçevenin getirdiği hak ve
yükümlülüklerin kabulü anlamına geldiği vurgulanan bu bölümde,
Türkiyenin, bu müktesebatı katılım zamanındaki
şekliyle uygulaması gerektiği ifade ediliyor. Ayrıca,
mevzuatın uyumlu hale getirilmesine ek olarak, katılımın
aynı zamanda müktesebatın zamanında ve etkin bir şekilde
uygulanması anlamına geldiği vurgulanıyor.
Müktesebatın
içerdiği bölümler kısaca şöyle özetleniyor:
AB
Birliğinin üzerine kurulduğu antlaşmaların içeriği,
ilkelerive siyasi hedefleri;
Antlaşmalar
uyarınca benimsenen mevzuat ve kararlar ve Adalet Divanının
içtihadı;
Kurumlar
arası anlaşmalar, kararlar, beyanatlar, tavsiyeler, kılavuzlar
gibi, yasal olarak bağlayıcı olan ya da olmayan, Birlik
çerçevesinde benimsenmiş diğer belgeler;
Ortak
dışişleri ve güvenlik politikaları çerçevesindeki ortak
eylemler, ortak tutumlar, bildirgeler, sonuçlar ve diğer belgeler;
Adalet
ve içişleri çerçevesinde kabul edilen ortak eylemler, ortak tutumlar,
imzalanan sözleşmeler, tavsiyeler, beyanatlar ve diğer belgeler;
Birlik
faaliyetlerine ilişkin olarak topluluğun, toplulukla birlikte üye
devletlerin, birliğin ve kendi aralarında üye
devletlerinakdettiği uluslararası anlaşmalar.
MÜKTESEBAT
TÜRKÇEYE ÇEVRİLECEK
Belgede, Türkiyenin, katılımdan yeterli bir süre önce
müktesebatın Türkçeye çevirisini ve katılımdan sonra AB
kurumlarının çalışmalarını aksatmadan yerine
getirmesini temin edecek yeterli sayıda yazılı ve sözlü
çevirmeni eğitmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.
Sonuç olarak ortaya çıkan ve bir üye devlet olarak Türkiyenin uymak
zorunda olacağı haklar ve yükümlülükler, Türkiye ile
topluluklararasındaki tüm mevcut ikili anlaşmaların ve Türkiye
tarafından akdedilen, üyelik yükümlülükleriyle uyumlu olmayan tüm
diğer uluslararası anlaşmaların sona ereceği
anlamına gelmektedir denilen belgede, Ortaklık
Anlaşmasının müktesebattan ayrılan hükümleri,
katılım müzakerelerinde emsal olarak kabul edilemez ifadesi kullanılıyor.
TÜRKİYENİN
ÖZEL DURUMLARI
Türkiyenin müktesebattan doğan hak ve yükümlülükleri kabul etmesinin,
müktesebatta belli uyarlamaların yapılmasını
gerektirebileceği belirtilen belgede, Gerektiğinde müktesebatta
belli uyarlamalara karar verilirken, üye devletlerin müktesebatı
benimserken uyguladıkları ve o müktesebatın ayrılmaz
parçası haline gelmiş olan ilkeler, kriterler ve parametrelerin esas
alınacağı ve Türkiyenin özel durumları göz önüne
bulundurulacağı belirtiliyor.
Birliğin, zaman ve kapsam açısından sınırlı
olması ve müktesebatın uygulanmasına ilişkin olarak
açıkça tanımlanmış aşamaları içeren bir plan
eşliğinde olması koşuluyla, geçici tedbirler için
Türkiyeden gelecek talepleri kabul edebileceğine dikkati çekilen
belgede, iç pazarın genişletilmesiyle bağlantılı
alanlar için, düzenleyici tedbirlerin hızlı bir şekilde
uygulanması gerektiği ve geçiş dönemlerinin kısa ve az
sayıda olması gerektiği, büyük mali giderler de dahil olmak
üzere ciddi çaba gerektiren kapsamlı uyarlamaların gerekli
olduğu yerlerde, uyumlaştırmaya yönelik sürekli,
ayrıntılı ve bütçeli bir planın bir parçası olarak
uygun geçiş düzenlemeleri öngörülebileceği ifade ediliyor.
BİRLİĞİN
VE ABNİN MENFAATLERİ
Her halükarda, geçiş düzenlemeleri Birliğin kural ya da
politikalarında herhangi bir değişiklik
yapılmasını içermemeli, bunların sağlıklı
bir şekilde işleyişini bozmamalı ve rekabetin büyük ölçüde
zarar görmesine neden olmamalıdır. Bu bağlamda, Birliğin ve
Türkiyenin menfaatleri göz önünde bulundurulmalıdır şeklinde
ifadelere yer verilen belgede, Uzun geçiş dönemleri, derogasyonlar, özel
düzenlemeler ya da kalıcı koruma hükümleri, bir başka
deyişle koruma tedbirlerine bir temel oluşturmak üzere sürekli olarak
emre amade olacak maddeler düşünülebilir. Komisyon bunları, uygun
olan hallerde, kişilerin dolaşım özgürlükleri, yapısal
politikalar ya da tarım gibi alanlarda getireceği tekliflere dahil
edecektir. Bunun yanısıra, kişilerin dolaşım
özgürlüğünün nihai olarak tesis edilmesine ilişkin karar alma süreci,
üye devletlerin bireysel olarak azami düzeyde rol oynayabilmesine olanak
vermelidir. Geçici düzenlemeler ya da koruma tedbirleri, rekabet üzerinde ya da
iç pazarın işleyişi üzerinde yaratacakları etkiler göz
önüne alınarak gözden geçirilmelidir deniliyor.
Müktesebatta yapılacak ayrıntılı teknik
uyarlamaların, katılım müzakereleri sırasında
belirlenmesinin gerekli olmadığı belirtilen belgede, Bunlar
Türkiye ile işbirliği içerisinde hazırlanacak ve
katılım tarihinde yürürlüğe girmek üzere Birlik kurumları
tarafından zamanı geldiğinde benimsenecektir ifadesi yer
alıyor.
MALİ
ÇERÇEVE
Türkiyenin Birliğe katılımının mali yönleri kabili
tatbik Mali Çerçevede göz önünde bulundurulması gerektiği kaydedilen
belgede, Bu nedenle, Türkiyenin katılımı çok büyük mali
sonuçlar doğurabileceğinden, müzakereler ancak sonuç olarak ortaya
çıkacak olası mali reformlarla birlikte 2014ten itibaren
başlayacak olan döneme ilişkin Mali Çerçevenin
oluşturulmasından sonra sonuca ulaştırılabilir
ifadesi yer alıyor.
TL
YERİNE EURO
Belgede, Türkiye, katılımdan itibaren derogasyona sahip bir üye
devlet olarak ekonomik ve parasal birliğe katılacak ve gerekli
koşulları karşılayıp
karşılamadığına yönelik olarak yapılacak bir
değerlendirme esasında Konseyin bu amaca yönelik vereceği
kararın ardından ulusal para birimi olarak euroyu benimseyecektir.
Bu alandaki diğer müktesebat katılımdan itibaren tamamen geçerli
olacaktır deniliyor.
Müzakerelerin özü ile ilgili bu bölümde kısaca şu görüşlere yer
veriliyor:
Özgürlük,
adalet ve güvenlik alanıyla ilgili olarak, Avrupa Birliğine üyelik,
Türkiyenin katılımla birlikte Schengen müktesebatı da dahil
olmak üzere, bu alandaki tüm müktesebatı tamamen kabul etmesi
anlamına gelmektedir. Ancak, bu müktesebatın bir kısmı
Türkiyede sadece, Türkiyenin hazır olup olmadığına
yönelik olarak yapılacak kabili tatbik Schengen değerlendirmesine
dayalı olarak, iç sınırlarda kişiler üzerindeki
kontrollerin kaldırılması konusunda alınacak bir Konsey
kararından sonra uygulanacaktır.
AB,
nükleer güvenliğin tüm yönleri de dahil olmak üzere, yüksek düzeyde bir
çevresel korumanın önemine işaret etmektedir.
Müktesebatı
etkin bir şekilde uygulamak amacıyla, ya da duruma göre,
müktesebatı katılımdan yeterli bir süre önce etkin bir
şekilde uygulayabilmek amacıyla, Türkiye müktesebatın tüm
alanlarında kurumlarını, yönetim kapasitesini ve idari ve
yargı sistemlerini -hem ulusal hem bölgesel düzeyde- Birlik
standartlarına getirecektir. Bunun yapılabilmesi için, genel düzeyde,
verimli ve tarafsız bir sivil hizmet anlayışı üzerine
kurulmuş, iyi işleyen ve istikrarlı bir kamu idaresine ve
bağımsız ve etkin bir yargı sistemine ihtiyaç vardır.
ABye
üyelik sürecinin aşamaları
Aday ülke, tam üye olmadan önce tarama, müzakere ve onay süreçlerinden
geçiyor.
AA
Güncelleme: 16:11 TSI 04 Ekim 2005 Salı
ANKARA
- AB üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının
katıldığı AB zirvesinde adaylığı resmen
kabul edilen bir ülke, aday statüsünden tam üyeliğe uzanan
yolculuğunda tarama, müzakere ve onay olmak üzere üç ana süreçten geçiyor.
Müzakerelerin
başlaması için Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmesi gereken
aday ülke, müzakere sürecinde ekonomik yapısını ve yasal
düzenlemelerini AB normlarına uygun hale getiriyor. Başlıklar
halinde yürütülen müzakerelerde aynı anda birden fazla başlık
ele alınabiliyor.
Müzakere başlıklarının tamamının
kapanmasının ardından ise onay süreci başlıyor. ABnin
tüm üyelerinin yeni üyenin katılımını onaylamaları
gerekiyor.
TARAMA
SÜRECİ
Tarama süreci, aday ülkenin, Avrupa Komisyonu ile birlikte hukuki
düzenlemeleriyle AB yasalarını karşılaştırması
anlamına geliyor. Bu süreçteki çalışmalarda yasal düzenlemeler
üç başlık altında kategorileştiriliyor;
AB
düzenlemeleriyle uyumlu olanlar, düzeltilmesi ya da değiştirilmesi
gerekenler ve ABde olup da aday ülkede olmayan yasal düzenlemeler.
Müzakere
sürecine büyük katkı sağlayan tarama aşamasında,
yalnızca aday ülkenin yapması gerekenlerin bir haritası
çıkarılmış olmuyor, aynı zamanda hangi alanlarda
geçiş dönemleri ya da istisnaların söz konusu olabileceği de
belirleniyor.
Müzakereler,
AB ile aday ülke yasal düzenlemeleri arasındaki bu tür
farklılıkların net biçimde tanımlanmasından sonra
başlatılıyor.
Aday ülkelerin tümü için geçerli olacak şekilde AB Komisyonu, tarama
sürecini iki aşamada tamamlıyor. Çok taraflı görüşmelerde
aday ülkelerin tümü ve Komisyon temsilcileri Brükselde bir araya geliyor ve bu
görüşmelerde Komisyon daha çok söz alarak AB normları ve beklentileri
hakkında adayları detaylı şekilde bilgilendiriyor.
İki taraflı görüşmeler ise daha büyük önem taşıyor ve
bu görüşmelerde aday ülke ile Komisyon temsilcileri bire bir
yaptıkları toplantılarda söz konusu aday ülke ile AB yasal
düzenlemelerini karşılaştırıp olmayan ya da eksik
düzenlemeleri tespit ediyor.
MÜZAKERE
SÜRECİ
AB katılım müzakerelerinde, tüm adaylar için geçerli olan kurallar
mevcut. Müzakereler, aday ülke ve AB üyesi ülkeler tarafından
oluşturulan ve Katılım Konferansları adı verilen
yapı tarafından yürütülüyor.
Konferans üç farklı seviyede toplanabiliyor ve en üst seviyesini her dönem
başkanlığında bir kez, yani altı ayda bir kez toplanan
dışişleri bakanları toplantısı oluşturuyor.
Eğer aday ülkenin baş müzakerecisi ve üye ülkelerin Brükseldeki
daimi temsilcileri Konferansta bir araya gelirlerse, o zaman Konferans
vekiller
düzeyinde toplanmış kabul ediliyor.
Vekiller düzeyindeki toplantı da her dönem başkanı için ortalama
iki kez yapılıyor. İlk ikisinden farklı olarak uzmanlar
seviyesindeki toplantılar, tarafların
gerekli buldukları sıklıkta yapılabiliyor.
Müzakerelerde AB Komisyonu önemli rol oynuyor ve teknik işlerin çoğu
Komisyon tarafından yürütülüyor. Buna karşılık, son sözü
üye ülkelerin siyasi temsilcileri söylüyor. Müzakerelerin başlangıç
dönemlerinde birden fazla başlığa ilişkin görüşmelerin
paralel olarak sürdürülmesi mümkün olabiliyor. Başlıkların
açılma tarihleri ABnin önerisi üzerine netlik kazanıyor.
Aday ülkenin başmüzakerecisi, söz konusu başlığa
ilişkin ülkesinin müzakere pozisyonunu, dönem
başkanlığına ve AB Komisyonuna iletiyor. Komisyon ise
kendisine sunulan belgeleri değerlendirerek, ABnin Ortak Pozisyonu
adı verilen belgenin taslağını oluşturuyor.
Üye ülkelerin uzmanları da bu belge üzerindeki görüşlerini ortaya
koyuyor, belgeye son şekli verilmiş oluyor ve bu belge AB üyelerinin
daimi temsilcilerinden oluşan COREPERe sunuluyor. Bir
başlığın resmen açılabilmesi için COREPERde
değerlendirilmesi ve AB Pozisyonu belgesinin onaylanması gerekiyor.
Aday ülkenin o başlıktaki yasal düzenlemelerini, AB normlarıyla
uyumlu hale getirmesi sonucunda, söz konusu başlık yine COREPERde
geçici olarak kapatılıyor. Kapatılmış bir
başlık, müzakere süreci içinde gerekli görülmesi durumunda tekrar
açılabiliyor, yani AB içinde sıkça kullanılan deyişle her
şey kabul edilene kadar hiçbir şey kabul edilmemiş oluyor.
Müzakere prosedürleri incelendiğinde, görüşmelerin 30
başlık altında yapıldığı
varsayılırsa, aday ülkenin sadece müzakere aşamasında en
azından altmış kez aday ülkelerin tümünün onayına ihtiyaç
duyduğu ortaya çıkıyor.
ONAY
SÜRECİ
Kapatılan her müzakere başlığı için AB ve aday ülke
arasında varılan anlaşma, Katılım
Anlaşmasının temellerini oluşturuyor. Katılım
Anlaşmasında aday ülkenin hangi tarihte ABye gireceği, hangi
konulara ilişkin geçiş dönemlerini ne kadar süreyle
uygulayacağı detaylı şekilde belirtiliyor.
Anlaşmanın üye ülke temsilcileri tarafından
imzalanmasının ardından onay süreci başlıyor. AB, üye
ülkeleri onay sürecinde seçecekleri yönteme ilişkin serbest
bırakıyor. Buna göre, ülkeler Anlaşmayı ya
Parlamentolarında oyluyorlar ya da referanduma götürüyorlar.
Borrell:
Karar felaketi önledi
Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph Borrell, Türkiye ile tam
üyelik müzakerelerinin başlanmasaydı bir felaket
yaşanabileceğini söyledi.
NTV
Güncelleme: 20:20 04 Ekim 2005 Salı
LEFKOŞA - Kıbrısta temaslarda
bulunan Avrupa Parlamentosu Başkanı Joseph Borrell, Türkiye ile
müzakerelere başlanması yönünde son dakikada varılan
anlaşmanın potansiyel bir felaketi engellediğini söyledi.
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos ile görüştükten sonra bir açıklama yapan Borrell,
Eğer birliğin dışişleri bakanları Türkiye
konusunda bir anlaşmaya varamasaydı, bir felaket
yaşanırdı çünkü bu durum birliğin güvenilirliği
açısından çok, çok kötü olurdu dedi.
Kıbrıs Rum yönetiminin de bu anlaşmanın
sağlanmasında olumlu katkıları olduğunu belirten
Borrell, şimdi de Türkiyenin üyelik için gerekli tüm kriterleri yerine
getirmesi gerektiğini söyledi. Avrupa Parlamentosu Başkanı,
Kıbrıstaki bölünmüşlüğün sürdürülebilir olmadığını
da belirtti.
Borrell, Türkiyenin, müzakerelerin sonunu beklemeden Kıbrıs
Cumhuriyetini tanıması ve Ankara Anlaşmasının
gereklerini Güney Kıbrıs dahil tüm üyelere uygulaması
gerektiğini söyledi.
Borrel, yarın da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Başbakan Ferdi Sabit Soyerle bir araya gelecek.
|
NTV
Güncelleme: 14:59 tsi 04 Ekim 2005 Salı
-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği ile yapılan
pazarlıklarda tam üyeliğe alternatif getirilmek istendiğini
ancak hükümetin kararlı duruşuyla bunun engellendiğini söyledi.
Erdoğan, ulusal menfaatlerden ödün verildiği eleştirilerini de
reddetti.
Partisinin grup toplantısında
konuşan Başbakan Erdoğan, AKP hükümeti Türkiye Cumhuriyetinin
hükümetidir. Türkiyenin menfaatlerinden başka hiçbir önceliği
olamaz dedi.
Muhalefetin tutumunu eleştiren
Erdoğan, Hiç kimse siyasi rant elde etmek için gerçeklikten uzak koruklar
icaat ederek milletimizin ufkunu daraltmasın. Türkiyenin 17
Aralıkta elde ettiği kazançların gerisine düşmesi mümkün
değildi diye konuştu.
HEDEF TAM ÜYELİK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği ile yapılan
pazarlıklarda tam üyeliğe alternatif getirilmek istendiğini
ancak hükümetin kararlı duruşuyla bunun engellendiğini
belirterek, şunları söyledi:
Müzakere çerçeve belgesinin 2. mddesinde,müzakerelerin ortak hedefinin
katılım yani tam üyelik olduğu açık bir şekilde ifade
edilmiştir. İstenen tam üyelik hedefinin ortadan
kalkmasıydı. Eğer o cümlerdan kalkmış olsaydı, ki
istenen oydu, o zaman biz muhaliflerin görüşlerini dikkate
alırdık.
VETO HAKKI
Türkiyenin özellikle AB-NATO toplantılarında Kıbrıs Rum
Kesimine karşı kullandığı veto kartının
ortadan kalkmadığını belirten Başbakan, Türkiye üye
olduğu tüm örgütlerde kendi iradesiyle hareket edecek. Türkiye NATO
başta olamk üzere üyesi olduğu bütün uluslararası kuruluşlarda
kendi özgür iradesiyle hareket etme hakkını korumuştur dedi.
|
Demirel: AB uzun bir yol Eski cumhurbaşkanlarından Süleyman Demirel, ABnin Türkiye
ile tam üyelik müzakerelerine başlama kararı konusunda bir
değerlendirme yaptı. |
NTV
Güncelleme: 20:54 04 Ekim 2005 Salı
İSTANBUL
- Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Avrupa Birliği
yolunun uzun ama faydalı bir yol olduğunu, bu yolda küsüp gücenmeden
ilerlemek gerektiğini söyledi.
Marmara Üniversitesindeki
açılış töreninde müzakerelerin başlamasını
değerlendiren Demirel, Türkiyeyi tepeleri aşmaya çalışan
dağcılara benzetti.
Avrupa Birliğini, Kişi başı geliri 25 bin dolara
ulaşmış bir barış-medeniyet -demokrasi projesi diye
niteleyen Demirel, Avrupa altın çağını yaşıyor
buna imrenmemek mümkün değil dedi.
HER
ŞEY ŞİMDİ BAŞLIYOR
Müzakerelerin başlamasıyla Türkiye için asıl şimdi her
şeyin başladığını ifade eden Demirel, Şunu
benim vatandaşım iyi bilmeldir ki, Türkiye yarın Avrupa
Birliğine üye olacak değildir. Olduğu zaman da cebi parayla
dolacak değildir. Yine Türk halkının cebini parayla
doldurması, mutluluğu, saadeti kendi çabasıyla olacaktır
dedi.
Dış basın Türkiye gündemine devam
5 Ekim, 2005 09:46:24 (TSİ) CNN TURK
Dış basında Türkiye yorumları sürüyor.
İngiliz The Times gazetesi, Türkiye'nin önünde zorlu bir dönüm
olduğunu vurgularken, Almanya ve Avusturya basını
Hırvatistan ile ilgili gelişmelere geniş yer verdi.
The Times
İngiltere'de yayımlanan Times gazetesi Ankara'nın önünde zorlu
bir dönem olduğunu belirtti. Gazete, "Türkiye, modern, ekonomik
açıdan kalkınmış bir demokrasiye dönüşmek için çok
büyük çaba harcama sözü verdi" yorumu yaptı.
The Times, "müzakerelere başlanmasının
yarattığı coşku havasından sonra Avrupalı
liderler, topraklarının neredeyse tamamı Asya'da olan, yarı
gelişmiş Müslüman bir ülkeyi Avrupa standartlarına
ulaştırmanın kolay olmayacağı mesajını
vermeye başladı" ifadelerine de yer verdi.
Gazetede diğer bir haber 'Türkiye, kültürel devrim geçirmeli'
başlığını taşıyor. Times, bu haberinde
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın "Türkiye'nin büyük
bir kültürel devrim geçirmesi gerekiyor. Türkiye belki de üyeliğe asla
hazır olmayabilir" dediğini aktarıyor.
Financial Times
İngiliz gazete Financial Times, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakerelerine
başlaması için yapılan törende pek fazla sevinç
olmadığını ama asıl kutlamayı Türkiye'nin para
birimi, bono ve hisse senet piyasalarının yapacağını
yazdı. AB'ye girmek için gerekli şartları yerine getirmenin Türk
ekonomisine yarayacağını yazan gazete, şartların tarımdan
rekabet politikasının hukuki düzenlemesine kadar geniş bir yelpazeyi
kapsadığını hatırlattı.
Financial Times, "yatırımcılar hemen bir gecede
değişim beklemesin. Üyelik süreci yıllar alacak ve
reformların kolay olanları yapıldı bile. AB'nin hiç de
hoş olmayan tereddütü nedeniyle tartışmalı olan bazı
önlemleri uygulama isteği zayıflamıştır muhakkak"
diye yazdı.
Yatırımcıların sevinmesi için geçerli bir neden
olduğunu savunan gazete, Türkiye'nin Uluslararası Para Fonu ile
yaptığı anlaşmadaki sert performans kriterinin ekonomi
üzerinde kısa vadede yaratacağı etkinin AB'nin uzaktaki üyelik
sözünden daha güçlü olduğuna dikkat çekti.
Şimdiye dek ekonomide muazzam sonuçlar alındığını
yazan Financial Times, ancak Türkiye'nin bazı hedefleri tutturma
şansını geçtiğimiz aylarda kaybettiğini de
hatırlattı. Gazete, "yüksek petrol fiyatları ve güçlü
talepin ortak sonuçları inatçı enflasyona yansıdı. Bu da
kredilerin hızla artmasına ve ticaret açığının
daha da büyümesine yol açtı" diye yazdı.
Yabancı yatırımcıları Türkiye ile ilgili herşeyi
iyiye yorumlamak istediklerini ifade eden gazete, iç piyasada satışa
sunulan bonoların getirisinin yüzde 15, dış borçların ise
Alman bonolarından 225 taban puan daha yüksek olduğuna dikkat çekti.
Financial Times, "AB'nin çekimser rızası iyi bir haber olarak
yorumlanabilir ama Türkiye'nin kağıtlarının değerleri
bu kadar yüksek olduğu sürece herşeyi fiyat belirler"
ifadelerine yer verdi.
Independent
İngiliz Independent gazetesi Avrupa Komisyonu yetkililerinin kadın
hakları, ifade özgürlüğü ve gayri azınlıklar konusunda
Ankara'ya baskıya hazırlandığını belirtiyor.
The Guardian
İngiltere'de yayımlanan The Guardian gazetesi ise Türkiye'de kesin
üyelik garantisinin verilmediğine dikkat çekerek Ankara'yı bekleyen
engelleri sıralıyor. "Türkiye'nin üye olabilmesi için tüm
üyeleri tatmin etmesi gerekecek. Herhangi bir ülke herhangi bir gerekçeyle
Türkiye müzakereleri derhal durdurulabilir" diyen gazete, Türkiye'de
önemli reformlar yapılmasına karşın, insan hakları
ihlallerinin devam ettiğini belirtiyor.
Gazete, "ifade özgürlüğünün önünde engeller var. Kadınlara
karşı işlenen suçlar hala yaygın. Azınlıklar
ayrımcılığa uğruyor. Geçen yıl Erdoğan
zinayı yasaklamayı denedi. Protestolar üzerine bundan vazgeçti. Bir
Avrupalı diplomat, 'en büyük korkumuz, Erdoğan'ın gelenekçi
tabandan gelen baskıyla tekrar değişmesi' diyor"
ifadelerine yer verdi.
Die Presse
Avusturya'da yayımlanan Die Presse, Viyana hükümetinin Hırvatistan
konusundaki ısrarının sonuç verdiğini yazıyor.
Hırvatistan'la müzakerelere başlanması için Savaş
Suçları Mahkemesi'yle işbirliği yapma şartının
hiç gündeme getirilmemesi gerektiğine dikkat çeken gazete,
"Türkiye'yi bir kenara bırakalım, Hırvatistan AB
üyeliğine Romanya ve Bulgaristan'dan daha hazır durumda. Avusturya
Hırvatistan'da en fazla yatırımı olan ülke. Doğal
olarak hükümet halkının çıkarlarımızı savundu ve
Türkiye üzerinden AB ile girdiği savaşta gerçek bir zafer elde
etti" diye yazdı.
Die Tageszeitung
Almanya'da yayımlanan Die Tageszeitung, Hırvatistan ile Türkiye'nin
görüşmelere başlaması arasında bağ
kurulmasının rahatsız edici olduğunu belirtiyor. Gazete
'Brüksel'de tehlikeli oyunlar' başlıklı haberinde,
"Avusturya, Hırvatistan'ın savaş suçu
zanlılarının iadesi konusunda Lahey'deki mahkemeyle gerçekten
işbirliği yapıp yapmadığına bakmadan Türkiye
konusunda uzlaşmaya varılmasını son dakikaya kadar
engelledi. Demek ki Avrupa sahnesinde istediklerinizi kabul ettirmek için güçlü
argümanlar ya da dürüst talepleriniz olmasa da pazarlık gücünüzün
olması yeterli" ifadelerine yer verdi.
Türkiye - AB müzakereleri başladı
4 Ekim, 2005 10:05:00 (GMT +02:00) CNN TURK
42 yıllık
Türkiye - AB ilişkilerinde tarihi dönemeç geçildi. Ankara ve AB, Müzakere
Çerçeve Belgesi'ne onay verdi, müzakereler başladı.
17 aralık 2004'te aldığı müzakere tarihiyle
AB kapısını aralayan Türkiye, 3 ekim 2005'te Lüksemburg'da
ve Ankara'da yürütülen yoğun pazarlıkların ardından üyelik
için adımını attı.
AB Genel İşler Konseyi'nin Türkiye'nin Müzakere Çerçeve Belgesi'ni
ele aldığı toplantısı, Lüksemburg ile Ankara
arasında son iki günde yoğun bir telefon diplomasine sahne oldu.
Müzakere Çerçeve Belgesi'nde, tam üyeliğe alternatif olarak Türkiye'ye tam
üyelik yerine 'imtiyazlı ortaklık' önerilmesinde ısrar eden
Viyana'nın ikna edilememesi, Lüksemburg toplantılarında ciddi
bir sorun yarattı.
AB dönem başkanı İngiltere'nin Dışişleri
Bakanı Jack Straw'un AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli
Rehn ile birlikte Avusturya'yı tutumunu değiştirmesi yönündeki
ikna çabaları uzun süre etkili olmadı.
Ankara'nın, imtiyazlı ortaklığı
çağrıştıran ifadeyi kesinlikle kabul etmeyeceğini
belirtmesi ve diğer üye ülkelerin de Türkiye'yi desteklemesi sonucu
yalnız kalan Avusturya, tutumunu öğle saatlerinde
değiştirmeye başladı.
|
|
|
Türkiye'nin güvence talebi
Avusturya engelinden sonra Türkiye, ilk metinde beşinci madde olarak
geçen, sonraki halinde yedinci maddede yer alan ifadelere itiraz etti ve bu
maddenin yorumlanmasına ilişkin AB Konseyi'nden güvence istedi.
'AB üyesi bir ülkenin herhangi bir uluslararası kuruluşa üyelik
talebi durumunda Türkiye'nin veto hakkını kullanmaması'nı
öngören bu maddenin kendi haklarını
kısıtlamamasını isteyen Ankara, AB'den garanti istedi.
Dönem başkanı İngiltere, bu maddenin Türkiye aleyhine
yorumlanmayacağının garantisini veren bir mektup
yayımlamayı teklif etti.
Türkiye buna, ileride hukuki sorun yaratacağı ve yeteri kadar
bağlayıcı olmayacağı gerekçesiyle karşı
çıktı.
Uzun müzakerelerden sonra ve Kıbrıs Rum kesiminin de ikna edilmesi
sonucu, 'dönem başkanı İngiltere, AB Konseyi'nin de
onayıyla' ifadesiyle, yorumlama konusunda Türkiye'ye güvence veren bölümün
müktesebat içinde yer alması görüşü benimsendi.
'Özel statü' ve 'Kıbrıs' kaygıları giderildi
Son iki güne
damgasını vuran pazarlıklarda Türkiye'nin istediği oldu. AB
Konseyi, Müzakere Çerçevesi'ni akşam saatlerinde onaylayarak Türkiye'ye
gönderdi.
Metne Avusturya'nın ısrarla üzerinde durduğu 'imtiyazlı
ortaklık' ya da 'özel statü' çağrışımı yapan
ifadeler girmedi, hedef 17 aralıkta alınan karar çerçevesinde yine
tam üyelik olarak belirlendi.
Hazmetme kapasitesi şart oldu
Müzakere Çerçeve Belgesi'ne 'imtiyazlı ortaklık' girmedi ancak
birliğin 'hazmetme kapasitesi' katılım koşulu olarak
tanımlandı.
Türkiye'nin Kıbrıs Rum yönetimini uluslararası kuruluşlarda
veto etme hakkı, dolaylı da olsa saklı tutuldu.
Müzakere Çerçeve Belgesi'nin tartışmalı ilk paragrafı,
müzakere hedefini tanımlıyor.
Söz konusu paragraf 'müzakerelerin ortak hedefi katılımdır'
cümlesiyle başlıyor. Viyana bu cümlenin
çıkarılmasını, 'imtiyazlı ortaklığı'
çağrıştıran ifadelerin konulmasını, hazmetme
kapasitesinin hatırlatılmasını ve AB'nin kuruluş
anlaşmasının 49'uncu maddesine atıf
yapılmasını talep etti.
Cümle çıkarılmadı, imtiyazlı ortaklık metne girmedi.
AB Kuruluş Anlaşması ve hazmetme kapasitesine atıfta
bulunan Avusturya'nın isteği oldu. Bu madde şöyle ifade
edildi:
"Aralık 2004'te AB Konseyi'nin aldığı kararda
öngörüldüğü gibi bu müzakereler AB Kuruluş
Anlaşması'nın 49'uncu maddesini temel alır. Müzakereler
açık uçludur, sonucu önceden garanti edilemez.
AB'nin hazmetme kapasitesi ve tüm Kopenhag kriterleri dikkate
alınarak Türkiye'nin tam üyelik yükümlülüklerini yerine getirememesi
halinde Avrupa kurumlarına mümkün olan en güçlü bağla
çıpalanması sağlanmalıdır"
AB Kuruluş Anlaşması'nın 49'uncu maddesine göre, yeni
üye olacak bir ülkenin kabulü, üye ülkelerin anayasal sürecinden de geçmeli.
Yani teorik olarak AB üyesi, bir ülkenin üyeliğini referanduma
götürebilir.
Beşinci madde
Tartışmalı bir başka madde ise beşinci maddeydi.
Türkiye, Üstü kapalı olarak Rum yönetiminin olası NATO
üyeliğinin engellenmemesi' yönündeki bu maddeyi kabul etmedi.
Kritik bir pazarlık sürecine girildi. İngiltere bir orta yol buldu ve
Türkiye'nin endişelerini giderecek 'konsey onaylı bir
başkanlık açıklaması' hazırladı ve bunun
yedinci paragraf olarak yayımlanmasını öngördü.
Rum yönetiminin itirazına karşı AB müktesebatının
parçası haline gelen, dolayısıyla hukuki
bağlayıcılığı olan açıklama şöyle:
"Bütün uluslararası kuruluşları kapsayan Müzakere Çerçeve
Belgesi'nin 7'nci paragrafı, AB üyesi ülkelerin uluslararası
kuruluşların veya üyelerinin haklarına ve karar alma
bağımsızlıklarına halel getiriyor şeklinde
yorumlanamaz"
Türk diplomatik kaynaklarına göre bu önemli bir kazanım. Bu
açıklama sayesinde, Türkiye'nin gerek NATO, gerekse diğer tüm
teşkilatlarda başka bir ülkenin üyeliğini veto etme hakkı
korunuyor.
|
|
||
|
ABD, Türkiye için devreye girdi
Müzakere Çerçeve Belgesi üzerinde anlaşma sağlanmadan birkaç saat
önce, gerginliğin yükseldiği sıralarda, Reuters haber
ajansı diplomatik kaynaklara dayanarak, ABD Dışişleri
Bakanı Condoleezza Rice'ın Türkiye için devreye girdiğini
duyurdu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile telefonda görüşen Rice, Çerçeve
Belge'nin beşinci paragrafındaki ifadenin NATO'yu
kapsamadığı konusunda garanti verdi.
Bu açıklama, Türkiye'nin 'AB üyelerinin uluslararası organizasyonlara
katılımını engellememe' ifadesine itirazının
ardından geldi.
|
|
|
Erdoğan, yol kenarına çektiği
aracında Rice ile görüşürken |
ABD
Dışişleri Bakanlığı'nın üç numarası
Nicholas Burns, Lüksemburg'daki düğümün çözüldüğü saatlerde,
ülkesinin tavrını, "Türkiye Avrupa'ya aittir" sözleriyle
açıkladı.
ABD Dışişleri Sözcüsü Sean McCormack ise, "Avrupa'ya
sağlam biçimde demirlemiş bir Türkiye, transatlantik ailesinin daha
da güvenilir bir ortağı, barış, refah ve demokrasiyi
ilerletme yolunda daha pozitif bir güç olacaktır" dedi.
McCormack, Çerçeve Belge'de Kıbrıs Rum yönetiminin NATO
üyeliğini ima eden madde konusunda Türkiye'ye tam destek veren
Rice'ın son birkaç günde İngiltere Dışişleri
Bakanı Jack Straw dahil AB'deki bazı meslektaşlarıyla
görüştüğünü söyledi.
Avrupalı kaynaklara göre, ABD'li diplomatların Viyana nezdindeki son
dakika girişimleri, Avusturya'nın 'imtiyazlı ortaklık'
ısrarının aşılmasında etkili oldu. ABD,
'Avusturya'ya ya da başka bir AB ülkesine baskı
yaptığı' yönündeki haberleri resmi ağızdan doğrulamadı.
Ancak CNN TÜRK'ün görüştüğü bir ABD'li diplomat, "Türkiye'nin
tam üyelik müzakerelerine gecikmeden başlamasından yana
tavrımızı AB'de herkes biliyor" diye
konuştu.
Müzakere süreci nasıl işleyecek?
· Müzakereler genellikle, 'kolay' olarak kabul
edilen ve kısa sürede sonuçlandırılması beklenen konu
başlıklarıyla başlatılıyor.
· Tüm konu başlıklarında
müzakerelerin tamamlanmasının ardından, Komisyon, taslak
Katılım Antlaşması'nı hazırlıyor,
Antlaşmaya son şekli Hükümetlerarası Konferans'ta veriliyor.
· Antlaşma Avrupa Parlamentosu ve AB
Konseyi'nce onaylandıktan sonra, üye ülkeler ve ilgili aday ülke
tarafından imzalanıyor.
· Üyelik ise Katılım
Antlaşması'nın tüm taraflarca onaylanmasından sonra hayata
geçiyor.
Unutulmaması gereken bir diğer nokta da, bölümler
altında yürütülecek müzakerelerin, bir bütün olarak kabul edilmesi
gerektiği. Başka bir deyişle, AB, Topluluk
müktesebatının bölümleri üzerindeki müzakereleri geçici olarak
kapatsa dahi, Topluluk müktesebatının tamamı üzerinde
anlaşmaya varılmadan, bölümler üzerinde anlaşmaya
varılmış olmuyor.
AB'nin aday ülkelerle yürüttüğü müzakereler, aralarında mal,
kişi,hizmet ve sermayenin serbest dolaşımı, rekabet
politikası, tarım, balıkçılık, ulaştırma,
çevre, enerji, sanayi, bilim ve araştırma, eğitim, tüketici ve
sağlığın korunması gibi konuların bulunduğu
toplam 35 başlıkta yürütülüyor.
Diplomatik kaynaklar, Türkiye'yi en çok zorlayabilecek
başlıkların, büyük yatırım ve yapısal
değişiklikler gerektirmeleri nedeniyle tarım ve çevre
olacağını belirtiyor.
AB ile müzakerelerin resmen başlamasıyla birlikte Türkiye, müzakere
sürecinde AB'nin bazı program ve olanaklarından
yararlanabilecek.
Diplomatik kaynaklar, önceki genişleme süreçlerindeki miktarlara
yaklaşmasa da, bugüne kadar AB hazırlık sürecinde ''kendi
cebinden harcayan'' Türkiye'nin, bundan sonra Birliğin bazı
imkanlarından yararlanabileceğini kaydediyorlar.
AB bütçesinden aday ülkeye ayrılan kaynakların
dağılımına bakıldığında, toplam
kaynağın yüzde 30'luk bölümünün daha iyi işleyen bir kamu
yönetimi sağlanması amacıyla kurumların yeniden
yapılanmasına, kalan kısmının da iş
dünyasına ve önemli altyapı projelerine
aktarıldığı görülüyor. Söz konusu altyapı projeleri,
katılım öncesi anlaşmalarda belirtilen öncelikli alanlar arasından
seçiliyor.
Avrupa'dan ilk tepkiler
Jose Manuel Barroso
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, AB-Türkiye
ilişkilerinde bir dönüm noktası yaşadıklarını
bildirdi. Barroso, Müzakere Çerçeve Belgesi'nin onaylanmasından sonra
yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye ile
müzakerelerin adil bir şekilde yapılacağı garantisini verdi.
Barroso, ''Avrupa Türkiye'yi daha iyi tanımayı
öğrenmelidir. Türkiye, tam üyelik konusunda son sözü söyleyecek olan
Avrupalıların kalplerini ve zihinlerini
kazanmalıdır'' ifadelerini kullandı.
Olli Rehn
AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn de, AB'nin
istikrarlı ve demokratik bir Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu
söyledi. Rehn, düzenlediği basın toplantısında, son 30
saatin herkesin hazmetme kapasitesini test ettiğini belirterek, ''sonuçtan
tatmin olmak için bütün nedenlerimiz var'' dedi.
Rehn, Türkiye için, diğer aday ülkelerden istenilenden farklı ve yeni
şartların öne sürülmeyeceğini söyledi. Olli Rehn
ayrıca, CNN TÜRK'e verdiği demeçte, "birkaç ay içinde bazı
başlıklarda müzakereler başlayabilir" dedi.
Petros Molivyatis
Yunan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis'e göre artık
Türkiye ile yeni bir dönem başlıyor. Molivyatis, çok mutluyuz, bu
çok büyük birgün, Türkiye ve Yunanistan ilişkilerinde çok güzel yeni bir
dönem baylayacağına inanıyoruz bunu umuyoruz dedi.
Joschka Fischer
Alman Dışişleri Bakanı Joschka Fischerin sonuçtan
memnuniyeti, yüzünden okunuyordu. Fischer, 42 yıllık taahüt
yerine getirildi çok yorgun ama çok mutluyum diyordu.
Diogo Freitas do Amaral
Portekiz Dışişleri Bakanı Diogo Freitas do Amaral ise,
AB'nin Türkiye ile müzakereleri başlatma kararı almasının,
El Kaide lideri Usame Bin Ladin'in hoşuna gitmeyeceğini söyledi.
Ursula Plassnik
Avusturya'nın Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik,
Müzakere Çerçeve Belgesinin onayından sonra CNN TÜRK mikrofonlarına
konuşurken tabii ki hedefimiz üyelik yorumunu yaptı.
Javier Solana
AB Ortak Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana da,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'e sürece yaptıkları katkıdan ötürü teşekkür
etti. ''Herkes kazandı'' diyen Solana, sürece katkıda bulunan herkese
teşekkür etti.
Karel De Gucht
Belçika Dışişleri Bakanı Karel De Gucht ise, Türkiye ile
müzakereleri başlatma konusunda uzlaşma sağlayan AB'nin, itibar
kaybetmekten kurtulduğunu söyledi.
Gianfranco Fini
İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini, Türkiye
ile AB arasında tam üyelik müzakerelerinin
başlatılmasını, 'tarihi bir randevu' olarak niteledi. Fini,
gece Lüksemburg'dan Roma'ya hareket etmeden önce yaptığı
açıklamada, "müzakereler için uzlaşma sağlanmış
olması sağduyunun ürünüdür. Uzlaşmaya varılamaması
çılgınlık olurdu. Avrupa yeni bir fiyaskoya müsaade edemezdi''
dedi.
|
MÜZAKERE SÜRECİ |
|
Türkiye-AB müzakerelerin resmen
başlatılmasının ardından bugüne kadar 'Kopenhag
kriterleri' ifadesine alışkın olan kamuoyu, artık
müzakere sürecine odaklanacak. 'Avrupa Mevzuatına Uyum' olarak görülen
ve AB hukuk sistemine ve politikalarına uyumlaşma anlamına
gelen süreçte, müzakere edilen konu, AB'nin ortaya koyduğu kurallar
bütünü değil, aday ülkenin bu sisteme hangi yöntemlerle ve ne kadar süre
içinde uyum sağlayacağı oluyor. Müzakerelerin ne kadar
süreceğine ilişkin standart bir süreden sözetmenin mümkün
olmadığına dikkat çeken kaynaklar, her adayın kendi
koşulları ve hazırlığı sonucunda farklı
sürelerde müzakereleri tamamladığını belirtiyor. Bu süre
Avusturya, İsveç ve Finlandiya için sadece 13 ay olurken, İspanya
ve Portekiz katılım müzakerelerini yedi yılda
tamamladı. |
CNN TURK 04/10/2005
|
· MÜZAKERE
BAŞLIKLARI |
|
1-Malların serbest dolaşımı |
CNN TURK 04/10/2005
"AB ile ilişkilerde dönüm noktası"
4 Ekim, 2005 22:34:00 (TSİ) CNN TURK
AB Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Hansjörg
Kretschmer, Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerine resmen
başlamasıyla Türkiye-AB ilişkilerinde bir dönüm noktasına
ulaşıldığını söyledi.
Basın mensuplarına evinde verdiği resepsiyonda,
İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott ile kameraların
karşısına geçen Kretschmer, bu sabah erken saatlerde hem AB'de
hem Türkiye'de çok büyük bir rahatlama ve mutluluk
yaşandığını belirtti.
Kretschmer, "ben herkesin kullandığı tabiri, bunun 'tarihi
bir adım olduğu' tabirini kullanmak istemiyorum, ancak öyle...
Gerçekten de Türkiye-AB ilişkilerinde bir dönüm noktasına
ulaştık'' dedi.
Türkiye'nin yolunun uzun ve zorlu olduğunu belirten Kretschmer,
katılımın otomatik ya da garanti edilmiş bir sonuç
olmadığını, ancak Türkiye'ye bunun adil bir süreç
olacağını garanti edebileceğini söyledi.
Kretschmer, Türkiye'ye tüm aday ülkelere uygulanmış kriterlerin
aynısının uygulanacağını, aynı zamanda
AB'nin ve Türkiye'nin birbirleri hakkında daha fazla şey
öğrenmesinin gerektiğini belirterek, bu çerçevede
başlatılan 'sivil toplum diyalogu'na değindi.
Bu çerçevede medyaya çağrıda bulunan Kretschmer, hem AB'de hem
Türkiye'de medyaya büyük sorumluluk düştüğünü belirtti ve ''Türkiye,
AB halkının aklını ve gönlünü kazanmalıdır.
Sonuçta Türkiye'nin katılımına karar verecek olan AB
halkıdır. Türkiye, reform sürecinde ne kadar yol katederse kamuoyunun
Türkiye hakkındaki olumlu düşünceleri de o ölçüde artacaktır''
diye konuştu.
Westmacott: "AB ve Türkiye birlikte
çalışıyoruz"
İngiltere Büyükelçisi Westmacott da yaptığı konuşmada
dün gece Lüksemburg'da çok önemli bir adım
atıldığını belirterek, ''Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül geldiğinde, ortamda bir elektrik bir
sözkonusuymuş. Çünkü orada AB'nin ve Türkiye'nin geleceğine dair son
derece önemli bir karar alınacaktı'' dedi.
Müzakerelerin başlatılmasının AB'nin dönem
başkanlığını yapan İngiltere açısından
gerçekten büyük bir başarı olduğunu belirten Westmacott, bu
süreçte İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un,
Brüksel'deki İngiliz delegasyonunun ve Türk yetkililerin olağanüstü
çabasının takdire değer olduğunu söyledi.
Gelecek yıllarda Türkiye'nin AB müktesebatını iç hukukuna
aktarmasının yanı sıra AB halkını
kazanmasının da çok önemli olduğuna değinen Westmacott,
''zannediyorum bakanlar da bunun farkında. Türkiye'deki Ermeni
konferansının ikinci kere iptal edilmesinin ardından
Dışişleri Bakanı Gül, New York'ta bir açıklama
yapmıştı. Ve 'Kendini bu kadar iyi bir şekilde topuktan
vuran bir halk yoktur' demişti'' diye konuştu.
Türkiye için başlayan ciddi ve zorlu süreçte, AB dönem başkanı İngiltere'nin
elinden gelen yardımda bulunmaya devam edeceğini belirten Westmacott,
AB-Türkiye ilişkilerinin doğasının
değiştiğini, Türkiye'nin artık yalnızca bir aday ülke
değil, müzakerelerin yürütüldüğü bir ülke olduğunu kaydetti.
"Deklarasyonun geçeliliğinden kimsenin şüphesi
olmasın"
AB Komisyonu Türkiye Delegasyonu Başkanı Hansjörg Kretschmer ve
İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott, resepsiyonda basın
mensuplarının sorularını da yanıtladılar.
Westmacott, bir gazetecinin 'Müzakere Çerçeve Belgesi'nin yedinci
maddesine ilişkin deklarasyonun AB müktesebatına dahil olup
olmadığına' ilişkin sorusunu, Müzakere Çerçeve
Belgesi'nin yedinci maddesiyle ilgili olarak İngiltere tarafından hazırlanan
ve AB Konseyi'nin onayına sunulan deklarasyonun geçerliliğinden
kimsenin şüphe duymasına gerek olmadığını
söyledi.
Hansjörg Kretschmer de, müzakere sürecinde açılacak başlıklara
ilişkin bir soru üzerine, Komisyon'un planına göre
başlıklarla ilgili müzakereler başlamadan önce tarama sürecinin
olacağını anlattı.
Kretschmer, ''tarama sürecinin sonunda, eğer belli başlıklarla
ilgili olarak ya da belli bir alanda Türkiye'nin yeterli bir düzeye
geldiğine kanaat getirilirse o zaman Komisyon o alanla ilgili ortak
pozisyon belirleyen bir taslak rapor oluşturacak ve bunun üye devletlerce
onaylanması durumunda o bölümle ilgili müzakereler başlayacak'' dedi.
|
HAZMETME KAPASİTESİ |
|
Tarım müşaviri Carla Konsten ile birlikte Antalya'ya
ilk resmi ziyaretinde bulunan Hollanda Büyükelçisi Dr. Marcel Kurpershoek,
Avrupa Birliği'nin Müzakere Çerçeve Belgesi içine aldığı
`hazmetme' maddesini, "10 ülkenin kabul ettiğini müzakere sonunda
80 milyon nüfusu olacak bir Türkiye'nin kabul etmesi daha zordur"
şeklinde yorumladı. Kurpershoek, Türkiye'nin AB'ye alınan 10 yeni ülkenin
toplam nüfusundan daha kalabalık olduğunu vurguladı. Bu durumun her iki taraf için de büyük zorluklar
getirdiğini dile getiren Dr. Kurpershoek, "özellikle bu zorluklar
tarım sektörü için geçerli. AB bunu çok önemsediği için tarım
sektörüne büyük fonlar ayırıyor" dedi. Tarım müşaviri Carla Konsten ise, `hazmetme'
maddesiyle Türkiye'nin doğusuyla batısı arasındaki
hizmetlerinin eşit ve AB standartlarına uygun olması
gerektiğinin kastedildiğini söyledi. |
CNN TURK 04/10/2005
Chirac, AB Komisyonu'na çattı
5 Ekim, 2005 07:03:00 (TSİ) CNN TURK
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Avrupa
Birliği Komisyonunun Avrupanın çıkarlarını
koruyamadığını öne sürdü.
Paris'te konuşan Fransa Cumhurbaşkanı Chirac,
Komisyonun küresel ticaret konularında Avrupa'nın
çıkarlarına sahip çıkmadığını, Avrupa
iş pazarını savunmadığını iddia etti.
"Avrupa kurumlarının temel görevi, Avrupayı ekonomik ve
sosyal anlamda korumaktır" diyen Chirac, "Komisyon bu sorunlarla
nasıl ilgilenmez?" sorusunu yöneltti.
Eleştirilere cevapsa AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel
Barroso'dan geldi. Barroso, Chirac'ı popülist davranmakla suçladı,
"Avrupa daha açık olmalı" dedi.
Chiracın AB Komisyonuna saldırısının iç politikayla
bağlantılı olduğu tahmin ediliyor.
Fransa'da işçiler hükümetin ekonomi politikalarını protesto için
greve giderken, ABDnin bilgisayar devi HP ise Fransa'da bin 300'e yakın
çalışanını işten çıkartmaya
hazırlanıyor.
Chirac HP'nin bu kararından vazgeçmesi için AB Komisyonundan yardım
istedi, ancak Barroso reddetti.
Hoş geldin, inşallah
ABnin Türkiye
ile müzakerelere başlama kararı alması, Avrupa
basınında büyük yankı buldu. Avrupa basınının bu
olayı, sanki Türkiye ABye üye olmuş, her şey bitmiş
havasında vermesi dikkat çekiciydi.
Yunan Elefterotipia Türkçe Hoş geldin diye manşet atarken,
İngiliz Independent gazetesi, Yeni Avrupa sınırı
manşetiyle Türkiye haritası yayınladı. Belçika gazetesi Le
Soir ise İnşallah (Inch Allah) başlığını
kullandı.
YUNANİSTAN
Elefterotipia: Türkiye güç şartları kabul etti, müzakereler
başlıyor. Hoş geldin (Türkçe) ama yavaş yavaş (Yunanca
yazım Türkçe okunuş).
Etnos: Türkiyenin AB pasaportunun harcını biz ödedik.
Pasaportun damgası ise ABDden.
To Vima: Sert geçen pazarlıklardan sonra Condi müdahalesiyle
anlaşmaya varıldı.
Elefteros Tipos: ABD vizesiyle Türkiyeye AB bileti.
Apoyevmatini: Türkiyenin AB üyeliği için yol son anda
açıldı. Türkiyenin Avrupa ailesine katılımı için geri
sayım başladı.
RUM KESİMİ
Fileleftheros: Türkiye, ABDnin hayır duası ile ABde. Straw ve
Solana Türkiyenin çıkarlarını teminat altına aldılar.
Simerini: Türkiye bileti aldı.
Politis: Ekspres, geceyarısı Lüksemburgdan hareket etti.
Herkes şarabına (rakıya anlamında) su kattı.
İNGİLTERE
Independent: Avrupanın sınırları yeniden çizildi. AB,
şimdi İslam dünyasıyla Batı arasında köprü kurma
projesine dönüşüyor.
Guardian: Diplomatik çıkmaz aşıldı ve Avrupa Türkiyeyi
kucakladı.
Times: Türkiyeye karşı duyulan kuşku ve korkular,
müzakere süreci içinde azalacak.
Daily Telegraph: Anlaşmanın son dakikada gelmesi, Türkiye
konusunda basiretsiz davranan ABnin imajı açısından iyi
olmadı. Ancak şimdi Türkiye ile iyi niyetli olarak müzakere yaparak
imajını düzeltebilir.
Financial Times: Topallayarak da olsa başlama çizgisine varılabildi.
Önemli olan da bu...
İtalyan basını
La Repubblica: AB kapılarını Türkiyeye açtı.
Kararın alınmasında ABDnin ısrarı büyük rol
oynadı.
Corriere della Sera: Anneciğim Türkler geliyor korkusu tarihe
karıştı.
Il Messaggero: İngilizlerin diplomasisi ve ABDnin
baskısına Avusturya dayanamadı.
ALMANYA
Bild: Avusturyalıların niçin Türk kompleksi var? Herhalde
Viyana, Dışişleri Bakanı Ursula Plassniki Lüksemburga
göndermeden önce yine tarih kitabını okudu.
Frankfurter Allgemeine Zeitung: Türkiye ile görüşmeler
başlıyor. Avusturya seçimlerinde Türkiye aleyhinde açıklamalar
yapan parti ÖVP başarılı olamadı.
Der Tagesspiegel: AB, nişanın arefesinde, acaba arkadaş
olarak kalmak daha mı iyiyidi diye düşünen gelin gibi davrandı.
Abdullah Güle de törene gidip gitmeyeceğine karar veremeyen ve sonunda
duyguları incinmiş bir damat rolü düştü.
Süddeutsche Zeitung: Viyana kuşatmasından sonra 20 bin Türk
esir alındı. Bu Türkler, Viyanada kalıp asimile oldu. Bu
nedenle Viyanalılarda Türk kanı da var. Bu durum, Avusturyanın,
Lüksemburgdaki Dışişleri Bakanları toplantısına
neden arka odada sakladığı yeni bir malı satmaya
çalışan Doğulu bir tacir gibi girdiğini açıklıyor.
ABD
The Wall Street Journal: Türkiyeyi engellemeye çalışan
Avusturyanın yönetici sınıfı ırkçı ve
cahillerden oluşuyor. Habsburglar döneminde, Avusturyanın
bugünkünden daha hoşgörülüydü.
HURRIYET 05/10/05
|
Tarama 20 Ekimde |
|
||
Avrupa Birliği Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, ABnin Türkiye ile müzakere kararına ilişkin bilgi vermek üzere bugün Ankaraya gelecek. Rehn, TBMMdeki siyasi parti temsilcileri başta olmak üzere üst düzey temaslarda bulunacak. Türkiye ile müzakerelerin teknik sürecinin belirleneceğini belirten Rehn, tarama sürecinin 20 Ekimde bilim ve araştırma dosyasıyla başlayacağını bildirdi. |
|||
HURRIYET 05/10/05
İşte Müzakere Çerçeve Belgesi
Müzakere Çerçeve Belgesi, üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde müzakerelerin kuralları, ikinci bölümde özü, üçüncü bölümde ise prosedürü yer alıyor.
Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yürütülecek
müzakerelerde yol haritasını oluşturan Müzakere Çerçeve Belgesi,
üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde müzakerelerin kuralları,
ikinci bölümde özü, üçüncü bölümde ise prosedürü yer alıyor.
Müzakerelerin kurallarıyla ilgili bölümde, Türkiye'den beklentilerle
birlikte, müzakerelerin ilerlemesi ve askıya alınmasına
ilişkin koşullara geniş biçimde yer veriliyor.
MÜZAKERELERİN KURALLARI
Müzakerelerin, Türkiye'nin liyakatına dayanacağı ve
hızının, Türkiye'nin üyelik gereklerini karşılama
yönünde kaydettiği ilerlemelere bağlı olacağı vurgulanan
bu bölümde, AB dönem başkanı ülkenin ya da AB Komisyonu'nun, hangisi
uygunsa, karar organı AB Konseyi'ni devamlı olarak
bilgilendireceği vurgulanıyor.
Belgede, AB Konseyi'nin durumu düzenli olarak kontrol altında
tutabileceği hatırlatılıyor.
AB'nin, kendi üstüne düşenler çerçevesinde, müzakerelerin sonuca
ulaştırılması için gerekli şartların
karşılanıp karşılanmadığını uygun
zaman içinde kararlaştıracağı belirtilen belgede, bunun
aşağıda yer alan ilgili maddede sıralanan
şartların Türkiye tarafından yerine getirildiğini teyit
eden bir AB Komisyonu raporu temelinde yapılacağı kaydediliyor.
Müzakerelerin kurallarının belirlendiği bu bölümde, AB
Konseyi'nin Aralık 2004 zirve kararına atıfta bulunuluyor ve
müzakerelerin AB Anlaşması'nın 49. maddesini temel
aldığı ifade ediliyor. Bu bölümde özetle şu görüşlere
yer veriliyor.
-Müzakerelerin ortak hedefi katılımdır. Bu müzakereler ucu
açık bir süreç olup, sonucu önceden garanti edilemez. Kopenhag
kriterlerinin tam değerlendirmesi, AB'nin hazmetme kapasitesi de göz önüne
alınarak, eğer Türkiye'nin tüm üyelik yükümlülüklerini tamamen
üstlenecek konumda olmadığını ortaya koyarsa, Türkiye'nin
mümkün olan en güçlü bağ ile Avrupa yapılarına
bağlanması sağlanmalıdır.
-Genişleme, Birliğin ve üye devletlerinin
katıldığı sürekli entegrasyon sürecini güçlendirmelidir.
Birliğin uyum ve etkinliğini korumak için her türlü çaba sarf
edilmelidir. 1993 Kopenhag AB Konseyi toplantısının
sonuçlarına uygun olarak, Birliğin bir yandan Avrupa entegrasyonunun
momentumunu korurken öte yandan Türkiye'yi özümseme kapasitesi, hem
Birliğin hem de Türkiye'nin genel menfaati açısından göz önüne
alınması gereken önemli bir noktadır. Komisyon müzakereler
sırasında bu kapasiteyi 2004 Ekim kararlarına uygun olarak
izleyecektir.
-Müzakereler, Türkiye'nin 1993'te Kopenhag'da AB Konseyi'nce belirlenen siyasi
kriterleri, özellikle de daha sonra AB Antlaşması madde 6(1)de kabul
edilen ve Temel Haklar Şartında ilan edilen kriterleri yeterli ölçüde
karşılamasına dayanarak açılmıştır. AB,
Türkiye'den reform sürecini sürdürmesini ve ilgili Avrupa içtihadı da
dahil olmak üzere özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan
haklarına ve temel özgürlüklere saygı ilkeleriyle ilgili olarak daha
fazla iyileşme sağlanması yönünde çabalamasını, özellikle
işkence ve kötü muameleye karşı mücadelede sıfır
tolerans politikasıyla ve ifade özgürlüğü, din özgürlüğü,
kadın hakları, sendika haklarını içeren ILO
standartları ve azınlık haklarıyla ilgili hükümlerin
uygulanmasında mevzuatı ve uygulama tedbirlerini pekiştirmesini
ve genişletmesini beklemektedir. Birlik ve Türkiye yoğun siyasi
diyaloglarına devam edecektir. Bu alanlarda, özellikle temel özgürlükler
ve insan haklarına tam saygı konularında kaydedilen ilerlemelerin
geri dönülmezliğini ve tam ve etkin bir şekilde
uygulanmasını sağlamak için, ilerlemeler Komisyon
tarafından yakından izlenmeye devam edecek olup, Komisyon
yıllık rapor ve 2004'teki raporu da göz önüne alarak, düzenli
aralıklarla bu konudaki raporlarını Konseye sunmaya devam etmeye
çağrılmaktadır.
MÜZAKERELERİN ASKIYA ALINMA KOŞULU
-Birliğin temelini oluşturan özgürlük, demokrasi, insan
haklarına ve temel özgürlüklere tam saygı ve hukukun üstünlüğü
ilkelerinin Türkiye'de ciddi ve ısrarlı bir şekilde ihlal
edilmesi durumunda, Komisyon, kendi inisiyatifiyle veya üye devletlerin üçte
birinin talebi üzerine, müzakerelerin askıya alınmasını
önerebilir ve müzakerelerin tekrar başlaması için
karşılanması gereken koşullara yönelik tekliflerde
bulunabilir. Konsey, Türkiye'yi dinledikten sonra, müzakerelerin askıya
alınıp alınmaması veya müzakerelerin yeniden
başlaması için aranacak koşullarla ilgili bu tür bir öneriyi
nitelikli çoğunluk esasına göre kararlaştıracaktır.
Üye devletler, Hükümetlerarası Konferanstaki genel oybirliği
şartından bağımsız olarak Hükümetlerarası
Konferansta Konsey kararına uygun olarak hareket edeceklerdir. Avrupa
Parlamentosu'na bilgi verilecektir.
MÜZAKERELERİN İLERLEMESİ
Müzakerelerin ilerlemesinin, ekonomik ve sosyal bir birleşme çerçevesi
kapsamında Türkiye'nin katılıma hazırlık
aşamasında kaydettiği ilerleme ile 2. paragraftaki AB
Komisyonu'nun raporuna göre yönlendirileceği ifade edilen belgede,
Üyelik için aşağıdaki gerekleri belirleyen Kopenhag kriterlerinin
yerine getirilmesi gerektiği belirtiliyor:
· Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan
haklarını ve azınlıklara saygı ve
azınlıkların korunmasını teminat altına alan
kurumların istikrarı;
· İşleyen bir pazar ekonomisinin
varlığı ve Birlik içindeki rekabetçi baskıyla ve pazar
güçleriyle başa çıkabilme kapasitesi;
· Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin
amaçlarına uygunluk ve müktesebatın etkin bir şekilde
uygulanması ve yürütülmesi için gerekli idari kapasite dahil olmak üzere,
üyeliğin getirdiği yükümlülükleri üstlenebilme yetisi.
Bu bölümde ayrıca şu taleplere yer veriliyor:
- Türkiye'nin iyi komşuluk ilişkileri yönünde verdiği açık
taahhüt ve henüz çözümlenmemiş olan tüm sınır
ihtilaflarını, gerektiğinde Uluslararası Adalet
Divanı'nın zorunlu yargılama yetkisi de dahil olmak üzere
Birleşmiş Milletler Şartına göre, ihtilafların sulh
yoluyla halli ilkesine uygun olarak çözüme kavuşturmayı taahhüt
etmesi;
- Kapsamlı bir çözüm için uygun ortamın yaratılmasına
katkıda bulunmaya yönelik adımlar atılması ve
Kıbrıs Cumhuriyeti (Rum kesimi) dahil tüm AB ülkeleriyle Türkiye
arasındaki ikili ilişkilerin normalleştirilmesinde ilerleme
kaydedilmesinin yanı sıra BM nezdinde ve Birliğin üzerine
inşa edildiği ilkeler doğrultusunda, Türkiye'nin
Kıbrıs sorunu için kapsamlı bir çözüme ulaşma
çabalarını devamlı olarak desteklemesi.
- Türkiye'nin Ortaklık Anlaşmasında ve Ortaklık
Anlaşmasını tüm yeni AB üye devletlerini içine alacak
şekilde genişleten Ek Protokolünde yer alan yükümlülükleri, özellikle
de AB-Türkiye gümrük birliğine ve düzenli aralıklarla revize edilen
Katılım Ortaklığının uygulanmasına yönelik
yükümlülükleri yerine getirmesi.
ÜYELİK ÖNCESİ SÜREÇ
Türkiye'nin, üye devletler ve birlik tarafından kabul edilen tutum ve
politikalarla, (bu örgütler ve düzenlemelerdeki AB ülkelerinin üyelikleri de
içinde olmak üzere) uluslararası örgütler içindeki kendi pozisyonunu ve
üçüncü ülkelere ilişkin politikalarını, katılıma kadar
olan dönemde içinde uyarlaması gerektiği belirtilen belgede,
Türkiye'nin, tüm diğer katılım müzakerelerinin
sonuçlarını, katılımı zamanındaki haliyle kabul
etmelidir ifadesine yer veriliyor.
Lüksemburg'da yapılan yoğun müzakerelerden sonra, İngiltere, AB
Konseyi ülkelerinin de onayı ile, bu maddenin Türkiye aleyhine
yorumlanmamasını talep eden bir bölümün müktesebatın içine dahil
edilmesini kabul etti.
Bu bölüm, ileride Rum Kesimi'nin, NATO gibi uluslararası bir kuruluşa
üye olma talebi halinde, Türkiye'nin veto koyma hakkını korumayı
hedeflediği bildirildi.
Müzakerelerin kurallarıyla ilgili bölümün sonunda ayrıca özetle
şu görüşlere yer veriliyor:
-Katılım müzakerelerine paralel olarak, Birlik Türkiye ile
yoğun bir siyasi diyaloga ve sivil toplum diyaloguna girecektir.
Kapsamlı sivil toplum diyalogunun amacı, halkları bir araya
getirmek yoluyla karşılıklı anlayışı
arttırmak olacaktır.
MÜKTESEBAT
İLE İLGİLİ SORUMLULUKLAR
AB'ye
katılımın, birlik sisteminin ve birliğin müktesebatı
olarak bilinen kurumsal çerçevenin getirdiği hak ve yükümlülüklerin kabulü
anlamına geldiği vurgulanan bu bölümde, Türkiye'nin, bu
müktesebatı katılım zamanındaki şekliyle
uygulaması gerektiği ifade ediliyor. Ayrıca, mevzuatın
uyumlu hale getirilmesine ek olarak, katılımın aynı zamanda
müktesebatın zamanında ve etkin bir şekilde uygulanması
anlamına geldiği vurgulanıyor.
Müktesebatın
içerdiği bölümler kısaca şöyle özetleniyor.
- AB
Birliği'nin üzerine kurulduğu antlaşmaların içeriği,
ilkeleri ve siyasi hedefleri;
-
Antlaşmalar uyarınca benimsenen mevzuat ve kararlar ve Adalet
Divanı'nın içtihadı;
- Kurumlar
arası anlaşmalar, kararlar, beyanatlar, tavsiyeler, kılavuzlar
gibi, yasal olarak bağlayıcı olan ya da olmayan, Birlik
çerçevesinde benimsenmiş diğer belgeler;
- Ortak
dışişleri ve güvenlik politikaları çerçevesindeki ortak
eylemler, ortak tutumlar, bildirgeler, sonuçlar ve diğer belgeler;
- Adalet ve
içişleri çerçevesinde kabul edilen ortak eylemler, ortak tutumlar,
imzalanan sözleşmeler, tavsiyeler, beyanatlar ve diğer belgeler;
- Birlik
faaliyetlerine ilişkin olarak Topluluğun, Toplulukla birlikte üye
devletlerin, birliğin ve kendi aralarında üye devletlerin
akdettiği uluslararası anlaşmalar.
MÜKTESEBATIN
ÇEVİRİSİ
Belgede,
Türkiye'nin, katılımdan yeterli bir süre önce müktesebatın
Türkçeye çevirisini ve katılımdan sonra AB kurumlarının
çalışmalarını aksatmadan yerine getirmesini temin edecek yeterli
sayıda yazılı ve sözlü çevirmeni eğitmesi gerektiğine
dikkat çekiliyor.
Sonuç olarak
ortaya çıkan ve bir üye devlet olarak Türkiye'nin uymak zorunda
olacağı haklar ve yükümlülükler, Türkiye ile topluluklar
arasındaki tüm mevcut ikili anlaşmaların ve Türkiye
tarafından akdedilen, üyelik yükümlülükleriyle uyumlu olmayan tüm
diğer uluslararası anlaşmaların sona ereceği
anlamına gelmektedir denilen belgede, Ortaklık
Anlaşmasının müktesebattan ayrılan hükümleri,
katılım müzakerelerinde emsal olarak kabul edilemez ifadesi
kullanılıyor.
Türkiye'nin
müktesebattan doğan hak ve yükümlülükleri kabul etmesinin, müktesebatta
belli uyarlamaların yapılmasını gerektirebileceği
belirtilen belgede, Gerektiğinde müktesebatta belli uyarlamalara karar
verilirken, üye devletlerin müktesebatı benimserken
uyguladıkları ve o müktesebatın ayrılmaz parçası
haline gelmiş olan ilkeler, kriterler ve parametrelerin esas
alınacağı ve Türkiye'nin özel durumları göz önüne bulundurulacağı
belirtiliyor.
Birliğin,
zaman ve kapsam açısından sınırlı olması ve
müktesebatın uygulanmasına ilişkin olarak açıkça
tanımlanmış aşamaları içeren bir plan
eşliğinde olması koşuluyla, geçici tedbirler için
Türkiye'den gelecek talepleri kabul edebileceğine dikkati çekilen
belgede, iç pazarın genişletilmesiyle bağlantılı
alanlar için, düzenleyici tedbirlerin hızlı bir şekilde
uygulanması gerektiği ve geçiş dönemlerinin kısa ve az
sayıda olması gerektiği, büyük mali giderler de dahil olmak
üzere ciddi çaba gerektiren kapsamlı uyarlamaların gerekli
olduğu yerlerde, uyumlaştırmaya yönelik sürekli,
ayrıntılı ve bütçeli bir planın bir parçası olarak
uygun geçiş düzenlemeleri öngörülebileceği ifade ediliyor.
Her halükarda,
geçiş düzenlemeleri Birliğin kural ya da politikalarında
herhangi bir değişiklik yapılmasını içermemeli,
bunların sağlıklı bir şekilde işleyişini
bozmamalı ve rekabetin büyük ölçüde zarar görmesine neden
olmamalıdır. Bu bağlamda, Birliğin ve Türkiye'nin menfaatleri
göz önünde bulundurulmalıdır şeklinde ifadelere yer verilen
belgede, Uzun geçiş dönemleri, derogasyonlar, özel düzenlemeler ya da
kalıcı koruma hükümleri, bir başka deyişle koruma
tedbirlerine bir temel oluşturmak üzere sürekli olarak emre amade olacak
maddeler düşünülebilir. Komisyon bunları, uygun olan hallerde,
kişilerin dolaşım özgürlükleri, yapısal politikalar ya da
tarım gibi alanlarda getireceği tekliflere dahil edecektir. Bunun
yanı sıra, kişilerin dolaşım özgürlüğünün nihai
olarak tesis edilmesine ilişkin karar alma süreci, üye devletlerin
bireysel olarak azami düzeyde rol oynayabilmesine olanak vermelidir. Geçici
düzenlemeler ya da koruma tedbirleri, rekabet üzerinde ya da iç pazarın
işleyişi üzerinde yaratacakları etkiler göz önüne alınarak
gözden geçirilmelidir deniliyor.
Müktesebatta
yapılacak ayrıntılı teknik uyarlamaların,
katılım müzakereleri sırasında belirlenmesinin gerekli
olmadığı belirtilen belgede, Bunlar Türkiye ile
işbirliği içerisinde hazırlanacak ve katılım tarihinde
yürürlüğe girmek üzere Birlik kurumları tarafından zamanı
geldiğinde benimsenecektir ifadesi yer alıyor.
Türkiye'nin
Birliğe katılımının mali yönleri kabili tatbik Mali
Çerçevede göz önünde bulundurulması gerektiği kaydedilen belgede,
Bu nedenle, Türkiye'nin katılımı çok büyük mali sonuçlar
doğurabileceğinden, müzakereler ancak sonuç olarak ortaya
çıkacak olası mali reformlarla birlikte 2014'ten itibaren
başlayacak olan döneme ilişkin Mali Çerçevenin
oluşturulmasından sonra sonuca ulaştırılabilir
ifadesi yer alıyor.
Belgede,
Türkiye, katılımdan itibaren derogasyona sahip bir üye devlet olarak
ekonomik ve parasal birliğe katılacak ve gerekli koşulları
karşılayıp karşılamadığına yönelik
olarak yapılacak bir değerlendirme esasında Konseyin bu amaca
yönelik vereceği kararın ardından ulusal para birimi olarak
euro'yu benimseyecektir. Bu alandaki diğer müktesebat katılımdan
itibaren tamamen geçerli olacaktır deniliyor.
Müzakerelerin
özü ile ilgili bu bölümde kısaca şu görüşlere yer veriliyor:
-Özgürlük,
adalet ve güvenlik alanıyla ilgili olarak, Avrupa Birliğine üyelik,
Türkiye'nin katılımla birlikte Schengen müktesebatı da dahil
olmak üzere, bu alandaki tüm müktesebatı tamamen kabul etmesi
anlamına gelmektedir. Ancak, bu müktesebatın bir kısmı
Türkiye'de sadece, Türkiye'nin hazır olup olmadığına
yönelik olarak yapılacak kabili tatbik Schengen değerlendirmesine
dayalı olarak, iç sınırlarda kişiler üzerindeki
kontrollerin kaldırılması konusunda alınacak bir Konsey
kararından sonra uygulanacaktır.
-AB, nükleer
güvenliğin tüm yönleri de dahil olmak üzere, yüksek düzeyde bir çevresel
korumanın önemine işaret etmektedir.
-Müktesebatı
etkin bir şekilde uygulamak amacıyla, ya da duruma göre,
müktesebatı katılımdan yeterli bir süre önce etkin bir
şekilde uygulayabilmek amacıyla, Türkiye müktesebatın tüm
alanlarında kurumlarını, yönetim kapasitesini ve idari ve
yargı sistemlerini - hem ulusal hem bölgesel düzeyde - Birlik
standartlarına getirecektir.
Bunun
yapılabilmesi için, genel düzeyde, verimli ve tarafsız bir sivil
hizmet anlayışı üzerine kurulmuş, iyi işleyen ve
istikrarlı bir kamu idaresine ve bağımsız ve etkin bir
yargı sistemine ihtiyaç vardır.
MÜZAKERE PROSEDÜRÜ
AB Komisyonu'nun, Türkiye'nin belli alanlarda müzakerelerin
başlatılabilmesi için ne derece hazırlıklı
olduğunu değerlendireceği ifade edilen bu bölümde, AB Komisyonu'nun,
yine müzakereler sırasında gündeme gelmesi en muhtemel olan
sorunların emarelerini önceden elde etmek için, tarama olarak
adlandırılan resmi bir süreç çerçevesinde müktesebatı
inceleyeceği hatırlatılıyor.
Tarama
amaçları çerçevesinde ve tarama sonrasında gerçekleştirilecek
müzakereler için, müktesebatın her biri belli bir politika
alanını kapsayan bir dizi başlığa
ayrılacağı vurgulanan belgede, bu başlıkların
bir listesinin ekte sunulduğu belirtiliyor.
Müzakerelerin
belli bir başlığı hakkında Türkiye ya da AB
tarafından ifade edilecek görüşler hiçbir şekilde başka
başlıklarla ilgili olarak takınılacak tutumu
etkilemeyeceği kaydedilen metinde, Ayrıca, müzakereler
sırasında, kısmi olanlar da dahil olmak üzere, belli
başlıklar üzerinde varılan mutabakat, tüm bölümler üzerinde tam
bir mutabakata varılana dek nihayete ermiş
sayılamayacağı ifade ediliyor.
Türkiye'nin
katılıma yönelik kaydettiği ilerlemeler hakkında AB
Komisyonu tarafından hazırlanan düzenli raporların ve özellikle
de tarama sırasında AB Komisyonu'nun elde ettiği bilgileri esas
alarak, AB Konseyi'nin, AB Komisyonu'nun teklifi üzerine oybirliğiyle
hareket ederek, bir başlığın geçici olarak
kapatılması ve uygun olduğu yerlerde, başlığın
açılması için karşılaştırma ölçütleri tespit
edeceği vurgulanan belgede daha sonra şunlar kaydediliyor:
Birlik bu
karşılaştırma ölçütlerini Türkiye'ye bildirecektir.
İlgili başlığa bağlı olarak, özellikle
işleyen bir pazar ekonomisinin varlığına, mevzuatın
müktesebatla uyumuna, ve yeterli bir idari ve adli kapasitenin olduğunu
ortaya koymak için müktesebatın temel unsurlarının
uygulanmasında tatmin edici bir seyir izlendiğine ilişkin net
karşılaştırma ölçütleri bulunacaktır. İlgili
yerlerde, karşılaştırma ölçütleri aynı zamanda
Ortaklık Anlaşmasının altındaki taahhütlerin,
özellikle de AB-Türkiye gümrük birliğiyle ilgili olan taahhütlerin ve
müktesebat çerçevesindeki şartları yansıtan taahhütlerin yerine
getirilmesini de içerecektir.
Müzakerelerin
geniş bir süreyi kapsadığı hallerde ya da yeni müktesebat
gibi yeni öğelerin dahil edilmesi amacıyla bir başlığa
daha sonraki bir tarihte geri dönüldüğü hallerde, var olan
karşılaştırma ölçütleri güncellenebilir.
Belgede şu
görüşlere yer veriliyor:
-Türkiye'den
müktesebatla ilgili olarak tavrını belirtmesi ve ölçütleri
karşılama konusunda kaydettiği ilerlemeleri rapor etmesi
istenecektir. Müktesebatın uygun idari ve adli yapılar
vasıtasıyla etkin ve verimli bir şekilde uygulanması da
dahil olmak üzere, Türkiye tarafından doğru bir şekilde iç
hukuka aktarılması ve uygulanması, müzakerelerin
hızını belirleyecektir. Bu amaçla Komisyon, Komisyon
tarafından ya da Komisyon adına uzmanlar tarafından
yapılacak yerinde incelemeler de dahil olmak üzere, elindeki tüm
araçlardan yararlanarak Türkiye'nin tüm alanlarda kaydettiği ilerlemeyi
yakından izleyecektir. Komisyon, AB Ortak Pozisyonları
taslağını sunarken Türkiye'nin belli bir alanda kat ettiği
ilerleme hakkında Konseyi bilgilendirecektir. Konsey, söz konusu
başlık hakkındaki müzakerelerle ilgili olarak atacağı
ileriye dönük adımları kararlaştırırken bu
değerlendirmeyi göz önünde bulunduracaktır. AB'nin her bir
başlıkla ilgili müzakereler için isteyebileceği ve Türkiye
tarafından Konferansa temin edilecek olan bilgilere ek olarak, Türkiye'den
belli bir başlıkla ilgili müzakerelerin geçici
kapanışından sonra bile müktesebatla uyum ve müktesebatın
uygulanması konularında kat edilen ilerlemeler hakkında düzenli
aralıklarla ayrıntılı, yazılı bilgi vermesi istenecektir.
Müzakeresi geçici olarak kapatılan bölümlerin söz konusu olduğu
hallerde, özellikle Türkiye'nin taahhütlerini ya da önemli
karşılaştırma ölçütlerini yerine getiremediği yerlerde
Komisyon müzakerelerin tekrar açılmasını önerebilir.
MÜZAKERE BAŞLIKLARI
Avrupa
Birliği'nin Türkiye ile yapacağı tam üyelik müzakereleri 35
bölümden oluşuyor:
1-Malların
serbest dolaşımı.
2-İş
gücünün serbest dolaşımı
3-Yerleşme
hakkı ve hizmet sağlama özgürlüğü
4-Sermayenin
serbest dolaşımı
5-Kamu ihaleleri
6-Şirketler
hukuku
7-Fikri haklar
hukuku
8-Rekabet
politikası
9-Mali hizmetler
10-Bilgi toplumu
ve medya
11-Tarım ve
kırsal kesim kalkınması
12-Gıda
güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı politikası
13-Balıkçılık
14-Ulaştırma
politikası
15-Enerji
16-Vergilendirme
17-Ekonomi ve
para politikası
18-İstatistik
19-Sosyal
politika ve istihdam
20-Şirketler
ve sanayi politikası
21-Avrupa
üzerinden giden ulaştırma ağları
22-Bölgesel
politika
23-Hukuki ve
temel haklar
24-Adalet,
özgürlük ve güvenlik
25-Bilim ve
araştırma
26-Eğitim
ve kültür
27-Çevre
28-Tüketim ve
sağlık koruması
29-Gümrük birliği
30-Dış
ilişkiler
31-Dış
güvenlik ve savunma
32-Mali kontrol
33-Mali ve bütçe
koşulları
34-Kurumlar
35-Diğer
konular
HURRIYET 05/10/05
|
Müzakere Çerçeve Belgesi'nin İngilizce orijinali |
|
|
Negotiating
Framework 1. The negotiations will
be based on Turkey's own merits and the pace will depend on Turkey's progress
in meeting the requirements for membership. The Presidency or the Commission
as appropriate will keep the Council fully informed so that the Council can keep
the situation under regular review. The Union side, for its part, will decide
in due course whether the conditions for the conclusion of negotiations have
been met; this will be done on the basis of a report from the Commission
confirming the fulfilment by Turkey of the requirements listed in point 6. 2. As agreed at the
European Council in December 2004, these negotiations are based on Article 49
of the Treaty on European Union. The shared objective of the negotiations is
accession. These negotiations are an open-ended process, the outcome of which
cannot be guaranteed beforehand. While having full regard to all Copenhagen
criteria, including the absorption capacity of the Union, if Turkey is not in
a position to assume in full all the obligations of membership it must be
ensured that Turkey is fully anchored in the European structures through the
strongest possible bond. 3. Enlargement should
strengthen the process of continuous creation and integration in which the
Union and its Member States are engaged. Every effort should be made to
protect the cohesion and effectiveness of the Union. In accordance with the
conclusions of the Copenhagen European Council in 1993, the Union's capacity
to absorb Turkey, while maintaining the momentum of European integration is
an important consideration in the general interest of both the Union and
Turkey. The Commission shall monitor this capacity during the negotiations,
encompassing the whole range of issues set out in its October 2004 paper on
issues arising from Turkey's membership perspective, in order to inform an
assessment by the Council as to whether this condition of membership has been
met. 4. Negotiations are
opened on the basis that Turkey sufficiently meets the political criteria set
by the Copenhagen European Council in 1993, for the most part later enshrined
in Article 6(1) of the Treaty on European Union and proclaimed in the Charter
of Fundamental Rights. The Union expects Turkey to sustain the process of
reform and to work towards further improvement in the respect of the
principles of liberty, democracy, the rule of law and respect for human
rights and fundamental freedoms, including relevant European case law; to
consolidate and broaden legislation and implementation measures specifically
in relation to the zero tolerance policy in the fight against torture and
ill-treatment and the implementation of provisions relating to freedom of
expression, freedom of religion, women's rights, ILO standards including
trade union rights, and minority rights. The Union and Turkey will continue
their intensive political dialogue. To ensure the irreversibility of progress
in these areas and its full and effective implementation, notably with regard
to fundamental freedoms and to full respect of human rights, progress will
continue to be closely monitored by the Commission, which is invited to
continue to report regularly on it to the Council, addressing all points of
concern identified in the Commission's 2004 report and recommendation as well
as its annual regular report. 5. In the case of a
serious and persistent breach in Turkey of the principles of liberty,
democracy, respect for human rights and fundamental freedoms and the rule of
law on which the Union is founded, the Commission will, on its own initiative
or on the request of one third of the Member States, recommend the suspension
of negotiations and propose the conditions for eventual resumption. The
Council will decide by qualified majority on such a recommendation, after
having heard Turkey, whether to suspend the negotiations and on the
conditions for their resumption. The Member States will act in the
Intergovernmental Conference in accordance with the Council decision, without
prejudice to the general requirement for unanimity in the Intergovernmental
Conference. The European Parliament will be informed. 6. The advancement of the
negotiations will be guided by Turkey's progress in preparing for accession,
within a framework of economic and social convergence and with reference to
the Commission's reports in paragraph 2. This progress will be measured in
particular against the following requirements: - the
Copenhagen criteria, which set down the following requirements for
membership: * the stability of
institutions guaranteeing democracy, the rule of law, human rights and
respect for and protection of minorities; * the existence of a
functioning market economy and the capacity to cope with competitive pressure
and market forces within the Union; * the ability to take on
the obligations of membership, including adherence to the aims of political,
economic and monetary union and the administrative capacity to effectively
apply and implement the acquis; - Turkey's
unequivocal commitment to good neighbourly relations and its undertaking to
resolve any outstanding border disputes in conformity with the principle of
peaceful settlement of disputes in accordance with the United Nations
Charter, including if necessary jurisdiction of the International Court of
Justice; - Turkey's
continued support for efforts to achieve a comprehensive settlement of the
Cyprus problem within the UN framework and in line with the principles on
which the Union is founded, including steps to contribute to a favourable
climate for a comprehensive settlement, and progress in the normalisation of
bilateral relations between Turkey and all EU Member States, including the
Republic of Cyprus. - the
fulfilment of Turkey's obligations under the Association Agreement and its
Additional Protocol extending the Association Agreement to all new EU Member States,
in particular those pertaining to the EU-Turkey customs union, as well as the
implementation of the Accession Partnership, as regularly revised. 7. In the period up to
accession, Turkey will be required to progressively align its policies
towards third countries and its positions within international organisations
(including in relation to the membership by all EU Member States of those
organisations and arrangements) with the policies and positions adopted by
the Union and its Member States. 8. Parallel to accession
negotiations, the Union will engage with Turkey in an intensive political and
civil society dialogue. The aim of the inclusive civil society dialogue will
be to enhance mutual understanding by bringing people together in particular
with a view to ensuring the support of European citizens for the accession
process. 9. Turkey must accept the
results of any other accession negotiations as they stand at the moment of
its accession. Substance of
the negotiations 10. Accession implies the
acceptance of the rights and obligations attached to the Union system and its
institutional framework, known as the acquis of the Union. Turkey will have
to apply this as it stands at the time of accession. Furthermore, in addition
to legislative alignment, accession implies timely and effective
implementation of the acquis. The acquis is constantly evolving and includes: - the content,
principles and political objectives of the Treaties on which the Union is
founded; - legislation
and decisions adopted pursuant to the Treaties, and the case law of the Court
of Justice; - other acts,
legally binding or not, adopted within the Union framework, such as
interinstitutional agreements, resolutions, statements, recommendations,
guidelines; - joint
actions, common positions, declarations, conclusions and other acts within
the framework of the common foreign and security policy; - joint
actions, joint positions, conventions signed, resolutions, statements and
other acts agreed within the framework of justice and home affairs; -
international agreements concluded by the Communities, the Communities
jointly with their Member States, the Union, and those concluded by the
Member States among themselves with regard to Union activities. Turkey will
need to produce translations of the acquis into Turkish in good time before
accession, and will need to train a sufficient number of translators and
interpreters required for the proper functioning of the EU institutions upon
its accession. 11. The resulting rights
and obligations, all of which Turkey will have to honour as a Member State,
imply the termination of all existing bilateral agreements between Turkey and
the Communities, and of all other international agreements concluded by
Turkey which are incompatible with the obligations of membership. Any
provisions of the Association Agreement which depart from the acquis cannot
be considered as precedents in the accession negotiations. 12. Turkey's acceptance of
the rights and obligations arising from the acquis may necessitate specific
adaptations to the acquis and may, exceptionally, give rise to transitional
measures which must be defined during the accession negotiations. Where
necessary, specific adaptations to the acquis will be agreed on the basis of
the principles, criteria and parameters inherent in that acquis as applied by
the Member States when adopting that acquis, and taking into consideration
the specificities of Turkey. The Union may
agree to requests from Turkey for transitional measures provided they are
limited in time and scope, and accompanied by a plan with clearly defined
stages for application of the acquis. For areas linked to the extension of
the internal market, regulatory measures should be implemented quickly and
transition periods should be short and few; where considerable adaptations
are necessary requiring substantial effort including large financial outlays,
appropriate transitional arrangements can be envisaged as part of an
on-going, detailed and budgeted plan for alignment. In any case, transitional
arrangements must not involve amendments to the rules or policies of the
Union, disrupt their proper functioning, or lead to significant distortions
of competition. In this connection, account must be taken of the interests of
the Union and of Turkey. Long
transitional periods, derogations, specific arrangements or permanent
safeguard clauses, i.e. clauses which are permanently available as a basis
for safeguard measures, may be considered. The Commission will include these,
as appropriate, in its proposals in areas such as freedom of movement of
persons, structural policies or agriculture. Furthermore, the decision-taking
process regarding the eventual establishment of freedom of movement of
persons should allow for a maximum role of individual Member States.
Transitional arrangements or safeguards should be reviewed regarding their
impact on competition or the functioning of the internal market. Detailed
technical adaptations to the acquis will not need to be fixed during the
accession negotiations. They will be prepared in cooperation with Turkey and
adopted by the Union institutions in good time with a view to their entry
into force on the date of accession. 13. The financial aspects
of the accession of Turkey must be allowed for in the applicable Financial
Framework. Hence, as Turkey's accession could have substantial financial
consequences, the negotiations can only be concluded after the establishment
of the Financial Framework for the period from 2014 together with possible
consequential financial reforms. Any arrangements should ensure that the
financial burdens are fairly shared between all Member States. 14. Turkey will
participate in economic and monetary union from accession as a Member State
with a derogation and shall adopt the euro as its national currency following
a Council decision to this effect on the basis of an evaluation of its
fulfilment of the necessary conditions. The remaining acquis in this area
fully applies from accession. 15. With regard to the
area of freedom, justice and security, membership of the European Union
implies that Turkey accepts in full on accession the entire acquis in this
area, including the Schengen acquis. However, part of this acquis will only
apply in Turkey following a Council decision to lift controls on persons at
internal borders taken on the basis of the applicable Schengen evaluation of
Turkey's readiness. 16. The EU points out the
importance of a high level of environmental protection, including all aspects
of nuclear safety. 17. In all areas of the
acquis, Turkey must bring its institutions, management capacity and
administrative and judicial systems up to Union standards, both at national
and regional level, with a view to implementing the acquis effectively or, as
the case may be, being able to implement it effectively in good time before
accession. At the general level, this requires a well-functioning and stable
public administration built on an efficient and impartial civil service, and
an independent and efficient judicial system. Negotiating
procedures 18. The substance of
negotiations will be conducted in an Intergovernmental Conference with the
participation of all Member States on the one hand and the candidate State on
the other. 19. The Commission will
undertake a formal process of examination of the acquis, called screening, in
order to explain it to the Turkish authorities, to assess the state of
preparation of Turkey for opening negotiations in specific areas and to
obtain preliminary indications of the issues that will most likely come up in
the negotiations. 20. For the purposes of
screening and the subsequent negotiations, the acquis will be broken down
into a number of chapters, each covering a specific policy area. A list of
these chapters is provided in the Annex. Any view expressed by either Turkey
or the EU on a specific chapter of the negotiations will in no way prejudge
the position which may be taken on other chapters. Also, agreements reached
in the course of negotiations on specific chapters, even partial ones, may
not be considered as final until an overall agreement has been reached for
all chapters. 21. Building on the
Commission's Regular Reports on Turkey's progress towards accession and in
particular on information obtained by the Commission during screening, the
Council, acting by unanimity on a proposal by the Commission, will lay down
benchmarks for the provisional closure and, where appropriate, for the
opening of each chapter. The Union will communicate such benchmarks to
Turkey. Depending on the chapter, precise benchmarks will refer in particular
to the existence of a functioning market economy, to legislative alignment
with the acquis and to a satisfactory track record in implementation of key
elements of the acquis demonstrating the existence of an adequate administrative
and judicial capacity. Where relevant, benchmarks will also include the
fulfilment of commitments under the Association Agreement, in particular
those pertaining to the EU-Turkey customs union and those that mirror
requirements under the acquis. Where negotiations cover a considerable period
of time, or where a chapter is revisited at a later date to incorporate new
elements such as new acquis, the existing benchmarks may be updated. 22. Turkey will be
requested to indicate its position in relation to the acquis and to report on
its progress in meeting the benchmarks. Turkey's correct transposition and
implementation of the acquis, including effective and efficient application
through appropriate administrative and judicial structures, will determine the
pace of negotiations. 23. To this end, the
Commission will closely monitor Turkey's progress in all areas, making use of
all available instruments, including on-site expert reviews by or on behalf
of the Commission. The Commission will inform the Council of Turkey's
progress in any given area when presenting draft EU Common Positions. The
Council will take this assessment into account when deciding on further steps
relating to the negotiations on that chapter. In addition to the information
the EU may require for the negotiations on each chapter and which is to be
provided by Turkey to the Conference, Turkey will be required to continue to
provide regularly detailed, written information on progress in the alignment
with and implementation of the acquis, even after provisional closure of a
chapter. In the case of provisionally closed chapters, the Commission may
recommend the re-opening of negotiations, in particular where Turkey has
failed to meet important benchmarks or to implement its commitments. |
|
HURRIYET 05/10/05
|
Rum talebi, NATOyu bağlamaz |
|
||
Başbakan Erdoğan dün Lüksemburgda AB pazarlığı sürerken, Ankara-İstanbul yolunda ABD Dışişleri Bakanı Rice ile görüştü. Reutersin bir diplomata dayanarak verdiği habere göre Rice, çerçeve belgeye Rumların isteği üzerine giren maddenin, NATOyla ilgili olmadığını söyledi. BAŞBAKAN
Tayyip Erdoğan, dün Kızılcahamamda partisinin istişare
toplantısının kapanış konuşmasını
yapıp otelden ayrıldıktan sonra konvoyu Ankaraya doğru
giderken yavaşladı ve yol kenarında durdu. Erdoğan bu
sırada Özel Kalem Müdürlüğü üzerinden ABD Dışişleri
Bakanı Condoleezza Rice ile Lüksemburgdaki gelişmeleri
görüştü. Reutersa konuşan Lüksemburgtaki diplomatlara göre Rice,
Müzakere Çerçeve Belgesinde yer alan 5inci paragrafın Türkiyenin NATO
ile ilgili haklarını ihlal etmeyeceği konusunda güvence verdi.
Bu paragraf, uluslararası örgütlerde Türkiyenin Kıbrıs Rum
Kesimi konusundaki vetolardan vazgeçmesini öngörüyordu. |
|||
HURRIYET 05/10/2005
|
Rumlarla 5. madde krizi nasıl çözüldü |
|
|
Avusturyanın
inadı kırıldıktan sonra, pazarlık MÇBnin
beşinci maddesinde Rumların talebi olan konuya kilitlendi.
Taslağın ilk halinde Türkiyenin özellikle AB-NATO toplantılarında
Kıbrıs Rum Kesimine karşı kullandığı veto
kartını ortadan kaldırması hedefleniyor ve Rumların
NATO üyeliğine imkan tanınıyordu. AB, Türkiyenin 5. paragrafa
yönelik itirazını, belgeye Bu paragraf Türkiyenin uluslarası
kuruluşlarda yükümlülüklerine halel getirmez şeklinde ek yaparak
kaldırtmak istedi. Rumlar kabul etmedi. Sonuçta bu ifadenin, AB
Konseyinin onayıyla dönem başkanı İngilterenin
açıklamasında yer alması konusunda mutabakata varıldı.
|
|
HURRIYET 05/10/2005
|
Zirveyi kurtaran ek metin |
|
||
Özgür EKŞİ/ANKARA Türkiye ile AB arasında müzakerelerin başlamasının önündeki engeli kaldıran ek metin uzun diplomatik pazarlıklar sonucu ortaya çıktı. Yoğun
görüşme maratonuyla şekillenen metin İngilterenin Ankaradaki
Büyükelçisi Peter Westmacott tarafından, AKP Genel Merkezindeki
Başbakan Tayyip Erdoğan, Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül ve Devlet Bakanı Ali Babacana
ulaştırdı. |
|||
HURRIYET 04/10/2005
|
Sizinleyim dedi, çözdü |
|
||
Nur BATUR yazdı ERDOĞAN
(Blairi
arıyor) Başkanlık belgesinin AB konseyinde alınan karara
dayandığının yer almasını istiyoruz. |
|||
HURRIYET 05/10/05
Perde arkası
'Gerekirse Bulgaristan'dan dönersiniz'
Erdoğan, Blair'e "Metnin kapağı bize ulaşmadan Gül
yola çıkmayacak" dedi. İngiltere Büyükelçisi, Gül'ü ikna etmek
için, "Siz uçağa binin, gerekirse Bulgaristan'dan dönersiniz"
ifadesini kullandı
ELÇİN ERGÜN Ankara
Başbakan Erdoğan'ın, Ankara - Lüksemburg hattında
tıkanıklık yaşanmasına yol açan, Dönem
Başkanı İngiltere'nin hazırladığı
açıklama metni konusunda İngiltere Başbakanı Tony Blair'e,
"Metnin kapağı bize ulaşmadan Abdullah Gül yola çıkmayacak"
dediği ortaya çıktı.
Çerçeve metinde, Türkiye'nin uluslararası kuruluşlardaki veto
hakkını ortadan kaldıracağı belirtilen 7. madde
konusunda Ankara'nın elini güçlendiren açıklamayla ilgili
tıkanıklık sırasında Erdoğan, Blair'i arayarak,
yapılacak açıklamanın hukuki belge niteliği
taşıması, bu nedenle kapaktaki ifadenin "AB Konseyi'nin
rızasını alan Başkanlık açıklaması"
niteliğinde olması gerektiğini söyledi. Blair, bu öneriyi makul
bulduklarını söylerken Erdoğan da, "Açıklamanın
kapağı ulaşmadan Gül oraya gelmeyecek" dedi.
Yaşanan sıkıntılı dakikalar sırasında AB
Komisyonu Başkanı Barroso, Erdoğan'ı arayarak, "Gül ne
zaman geliyor? Çok yol kat ettiniz" diye sordu. Erdoğan da Blair'le
yaptığı telefon görüşmesini aktardı.
Bu 2 kritik görüşmenin ardından Türkiye'nin önerisinin makul
bulunduğu bildirilerek, Erdoğan'ın istediği kapak metni AKP
Genel Merkezi'ne gönderildi. Mutabakata varılmasının
ardından Erdoğan, Gül ve Babacan'ı "hayırlı yolculuklar"
dileyerek asansöre kadar uğurladı.
7. maddeyle ilgili açıklama konusunda büyük çaba harcayan
İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott'un,
pazarlığın en kritik bölümünde, "İngiltere
başkanlık açıklamasını hazırladı. Bunu AB de
onaylıyor" diyerek Türk heyetini ikna etmeye
çalıştığı kaydedildi. Westmacott, "Emin
misiniz?" diye soran Gül'e, "Siz uçağa binin, tatmin
olmazsanız Bulgaristan'dan dönersiniz" yanıtını verdi.
MILLIYET
05/10/05
Rumları ABD susturdu
ABD Dışişleri Bakanı Rice'tan Rum lider Papadopulos'a:
NATO'ya katılma emelinizi, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde takoz
gibi kullanmaktan vazgeçin
YASEMİN ÇONGAR WASHINGTON
TÜRKİYE'nin tam üyelik müzakerelerine başlaması önünde beliren
"Kıbrıs-NATO" pürüzünün aşılması, ABD'nin,
AB Dönem Başkanı İngiltere ile tam bir eşgüdüm içinde ve
Ankara ile yakın temas halinde hareket ederek, Rum Yönetimi üzerinde
baskı kurması sayesinde sağlandı.
ABD'li diplomatik kaynaklara göre, önceki gün Lüksemburg'daki kriz sürerken
Güney Kıbrıs lideri Tasos Papadopulos'a telefon eden ABD
Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, bu konudaki ABD tutumunu
çok net ifadelerle iletti. Bir diplomat, Rice'ın telefonda Papadopulos'a
söylediklerini şöyle özetledi:
"NATO'ya kimin üye olacağına, NATO üyeleri karar verir. Siz de
NATO'ya katılma emelinizi, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde takoz
gibi kullanmaktan vazgeçin."
Straw'un ricası
Aynı kaynak, Papadopulos'un da, Rice'ın bu uyarısına
karşılık olarak, "NATO'da veto" konusunu "mesele
yapmayacakları" yönünde taahhüt verdiğini aktardı.
Rice'ın doğrudan devreye girmesinde İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un ricası belirleyici
oldu. ABD'li yetkililer, bu etkeni "AB'nin içişlerine müdahale
etmeyiz, ama bu kez durum hem doğrudan NATO'yu ilgilendiriyordu, hem de
İngiltere'nin yardım beklentisi vardı" diye
açıklıyor.
Rum Yönetimi'nin AB içinde Türkiye'ye karşı tavrı, eylül
ortasında New York'ta Dışişleri Bakanı Abdullah Gül
ile Rice arasındaki ikili görüşmede de ele
alınmıştı. ABD, önceki gün Kıbrıs Rum Yönetimi'ne
baskı yaparken, "NATO'ya dışarıdan müdahaleye izin
vermeyeceği" mesajını da vermiş oldu. Rice-Papadopulos
görüşmesine ilişkin bilgi veren ABD'li diplomat, "Böylece
NATO'nun, AB'den bağımsız olduğunu hatırlatan bir
işaret gönderdik" dedi.
ABD Dışişleri Sözcüsü Sean McCormack düzenlediği basın
toplantısında, Türkiye ile müzakere sürecinin
başlatılması konusunda ABD'nin katkısının olup
olmadığını soran bir gazeteciye, Dışişleri
Bakanı Condoleezza Rice'ın, dün AB ülkelerinin Washington'daki
temsilcileriyle bir araya geldiğini ve Türkiye'nin üyeliğine
desteğini bir kez daha yinelediğini söyledi.
MILLIYET 05/10/05
AB standartları ile yeni bir hayat
Müzakere sürecinde ilerlendikçe gerek kurallar, gerekse standartlar
adım adım ve dozu giderek artan bir şekilde günlük hayatı
etkilemeye başlayacak. Denizlere, göllere atık atmak yasaklanacak,
trafikteki dolmuşlar bile standart olacak
GÖKÇER TAHİNCİOĞLU, YILDIZ YAZICIOĞLU
Ankara
Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerine başlayan Türkiye,
müzakere süreci ilerledikçe birliğin günlük yaşamı yakından
etkileyen standartlarıyla tanışacak.
Müzakere sürecinde ilerlendikçe gerek kurallar, gerekse standartlar adım
adım ve dozu giderek artan bir şekilde günlük yaşamı
etkilemeye başlayacak. Bu etkinin alanının genişliği,
35 müzakere başlığının kapsama alanına paralel
olacak.
AB; müzakere sürecinde, aldığı kararlara ve mevzuatına
geçirdiği gıda, çevre, çalışma hayatına ilişkin
tebliğlere uyumluluk sağlamasını isteyecek. Bu çerçevede
müzakere sürecine paralel olarak hayatımıza artan düzeyde
yansıyacak bazı yenilikler şöyle olacak:
Temiz hava, sakin çevre
· ÇÖP DAĞLARINA SON: Katı
atıklar, mutlaka kâğıt, cam ve plastik olarak
ayrıştırılacak. Boş araziye yığma
şeklindeki "vahşi çöp depolama" kalkacak. Her ilde
şırınga, serum, laboratuvar tüpü, kirli pamuk gibi atıklar
için tıbbi atık bertaraf tesisi kurulacak. Yatak çarşafı,
şampuan, ampul, tişört, kedi kumu gibi pek çok üründe üretim
aşamasından son kullanımına kadar "çevreye
zararlı olmama" kriteri aranacak.
· DENİZLER, GÖLLER, DERELERE ATIK YOK:
Denizlerde kirletici nitelikte mallar taşıyan gemilere yasaklar
getirilecek. Arıtma tesisi olmaksızın denizlere, göllere,
akarsulara hiçbir şekilde atık su boşaltılamayacak.
· KİRLETEN ÖDEYECEK: AB ülkelerinin
tamamında uygulanan "kirleten öder" felsefesi Türkiye'de de
geçerli olacak. Tüm tedbirleri almış olsa bile kişilerden
kurumlara kadar herkes çevreye verdiği zararı
caydırıcı düzeylerdeki rakamlarla tazmin etmeye
çalışacak.
· SES SINIRLARI GELECEK: Sadece eğlence
mekânlarında değil, şehiriçi inşaatlarda,
işyerlerinde, trafikte gürültü ölçümleri yapılacak. Ev aletlerinin
bile gürültü standartları denetlenecek.
· HAVA KİRLİLİĞİ
AZALACAK: AB'nin belirlediği standartlara uygun geliştirilecek
denetim sistemleri ile havayı kirleten gazların kullanımı
belli oranların altına çekilecek.
· KURŞUNSUZ BENZİN: Tüm AB ülkeleri
2011'de tamamen kurşunsuz, kükürtsüz ve dizel benzine geçiş yapacak.
Türkiye de bu alanda önlem alacak.
· DOLMUŞLARA AB MAKYAJI: Taksi,
dolmuş gibi toplu taşım araçları için standartlar
belirlenecek. Bu araçlarda, koltuk kılıflarından aynalara,
kapılardan bagaja kadar standart malzemeler kullanılacak.
· EHLİYET ALMAK ZORLAŞACAK: Sürücü
eğitimleri yeniden gözden geçirilecek ve ehliyet almak
zorlaştırılacak.
· GIDA MADDELERİNİN TAMAMI
PAKETLENECEK: Gıda ürünlerinin tamamı paketlenerek satılacak.
Ürünlerin üzerinde üretim tarihi, son kullanma tarihi, fiyat, içinde
kullanılan tüm madde ve malzemelerin listesi belirtilmek zorunda olacak.
· SULAR ÇEŞMEDEN İÇİLECEK: AB
standartlarında laboratuvarların ve analiz sistemlerinin
kurulması zorunlu olacak. Böylece kentsel içme sularının
kalitesi yükseltilecek.
· SİGARA ÖLDÜRÜR: Sigara paketlerinin
yüzde 40'ını uyarı yazıları oluşturacak.
Kapalı alanlarda sigara içme yasağının uygulanıp
uygulanmadığı etkin biçimde denetlenecek.
· · HIZLI GIDA ALARMI:
Kurulacak hızlı alarm sistemiyle, ülkenin herhangi bir yerinde
sağlıksız ürünlerin satıldığı
saptanırsa bu ülke genelindeki birimlere bildirilecek.
· KAHVALTIYA AB STANDARDI: Bal,
işlenmiş süt, yemeklik zeytinyağı, tereyağı gibi
gıda ve tüketim maddeleri AB tebliğlerine uydurulacak.
· SEBZELER FAZLA BÜYÜK OLAMAYACAK: Sebze ve
meyvelerin büyüklüklerinin belirlenmiş tebliğlere uygun olup
olmadığı denetlenecek.
A'dan Z'ye standart
· CE STANDARDI: Sadece iç piyasaya sunulacak
olsa dahi oyuncaklar, tartı aletleri, tıbbi cihazlar gibi pek çok
üründe Türk Standartları Enstitüsü'nün (TSE) ibaresi yeterli olmayacak. Bu
ürünlerde CE (Conformite Europeenne) işareti aranacak.
· DÜDÜKLÜ STANDARDI: AB düdüklü tencereden
televizyona kadar birçok alete AB standartlarının getirilmesi için
proje kaynakları yaratacak.
Hayvanlara geniş mekân
· HAYVANLAR RAHAT EDECEK: Hayvanat
bahçelerinde hangi hayvanın hangi ortamda
barındırılması gerektiğine yönelik standartlar
bildirilecek.
· HAYVAN-ÜRÜN KAYIT SİSTEMİ: Merkezi
bilgisayarlarda hangi bölgede hangi hayvan veya ürün cinsinden ne kadar
yetiştiği, o yılki sayılar kayıt altına
alınacak.
İşçilerin de sözü olacak
· ÇALIŞMA KONSEYLERİ KURULACAK: En
az bin çalışanı veya en az iki üye ülkenin her birinde 150
çalışanı bulunan şirketler işyerlerinde,
işçilerin yer aldığı çalışma konseyleri kuracak.
İşçilerin yönetime katılımı sağlanacak.
· ÇİFTÇİ KADINA SİGORTA:
Tarım alanında çalışan kadınların sosyal
güvenliğe sahip olabilmelerine yönelik önlemler geliştirilecek.
· SERTİFİKALI USTA: Ustalık
sertifikaları AB standartlarına göre verilecek. Ustaların bu
nedenle yeniden sınava girmesi gerekecek. Belgeyi alan ustanın AB
üyesi ülkelerde de mesleğini yapma şansı olacak.
· DOĞUM SONRASI ÖNLEM:
İşyerleri hamile kadınlarla, doğum sonrası işe
dönen kadınların karşılaşabilecekleri risklere göre
tedbirler alacak. Çalışan anne ve babalara, yeni doğan veya
evlat edinilen çocuğa bakmak için, çocuk 8 yaşına gelinceye
kadar her yıl 3 ay ebeveyn izni verilecek.
MILLIYET 05/10/05
The Wall Street Journal: 'Irkçı, cahil, cüretkâr,
taşralı'
YASEMİN ÇONGAR Washington
Amerikan gazetesi "Wall Street Journal", Türkiye'nin Avrupa
Birliği (AB) ile tam üyelik müzakereleri önünde son ana kadar engel
çıkararak uzun süre "imtiyazlı ortaklık" formülünde
direten Avusturya'yı çok sert ve alaycı ifadelerle eleştirdi.
Gazetenin Avrupa baskısının editörlerinden Mathhew Kaminski'nin
dün yayımlanan yorum yazısı, Avusturya hükümetini
"ırkçı", "cahil", "taşralı"
ve "oyunbozan" davranmakla suçladı.
Kaminski, Avusturyalıların geleneksel, milli kıyafeti olan
askılı, kısa paçalı deri pantolonlara atıfla
"Lederhosen Lobisi" başlığını verdiği
makalesinde özetle şunları yazdı:
"Aslında Avrupa'nın Türkiye'ye en son yaptığı
tersliğe 'chutzpah' ('bu ne cüret') kelimesi, tıpkı vücudu iyi
saran deri kısa pantolonlar gibi oturuyor. Ama bu tersleme Avusturya'dan
geldiği için, Avrupa Yahudilerinin dilinden alınma bir kelime pek de
uygun değil. Biz de, bu Alp ülkesinin yönetici sınıfını
tanımlamak için ırkçılık, katıksız cüret ve
basbayağı cehalet kavramlarıyla yetineceğiz.
(...) Naçizane soruyoruz, Avusturya Avrupa'nın gelecek on yıldaki en
önemli projesini bloke etmiş olmaktan kendisini nasıl
sıyırıyor? (Avusturya Başbakanı Wolfgang) Schüssel ve
bakanları, dörtte üçü Türkiye'yi AB'de istemeyen 'halkı
dinlediklerini' söylüyorlar. Başbakan, en son 2000'de, Nazilerin istihdam
modelini öven yerel politikacı Jörg Haider ile koalisyon kurduğunda,
15 dakikalığına uluslararası üne kavuşmuştu.
Avusturya Volk'unun (halk takımının) demokratik
imtiyazlarını kullanmasını bir yandan savunurken, bir
yandan da bu görüşleri yadsıyabilmek gerek.
Avusturyalılar, bedel ödememeye gereğinden fazla
alıştı. Biraz da "Neşeli Günler" (Sound of Music)
filmi sayesinde, dünya Avusturyalıları Hitler'in (milliyetini
hatırlasanıza!) kurbanları sanmaya başladı.
(...) Avusturya'nın son tutumunu savunurken propagandasını
yaptığı tarihi masallar da aynı ölçüde küstahça. AP,
"Avusturyalılar, Osmanlı Türkleri'nin 1683'te Viyana'yı
kuşatmasından beri, kendilerini Avrupa'nın kapı bekçisi
sayıyorlar" diye yazdı. 'Önde gelen bir siyasi yorumcu' Georg
Hoffman-Ostenhof, International Herald Tribune gazetesine, "Avrupa'yı
Türkiye'den biz kurtardık" demiş. Affedersiniz, neymiş?
Türkleri Viyana kapılarından çeviren Kral Yan 3. Sobieski her
şeyden önce bir Polonyalıydı ve bugün olsa, AB üyeliğinden
sonra da Polonya'ya istihdam kısıtlamasını sürdüren
Avusturya'da çalışma izni alamazdı.
(...)Avusturyalılar Avrupa'ya taşralı yüzlerini göstermeyi
seçtiler. O zaman biz de onlara gerçekte oldukları gibi davranalım.
Uygarlıklarını kahve kaşığıyla ölçen
zıpçıktı oyunbozanlar olarak."
MILLIYET 05/10/05
Türkiye bugün de manşetlerde
Avrupa basınında Türkiye haberleri
hız kesmiyor.
İngiltere'nin en prestijli gazetesi The
Times, Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle üyelik müzakerelerine
başlamasını değerlendirdiği haberinde Ankara'nın
önünde zorlu bir dönem olduğunu belirtiyor:
"Türkiye, modern, ekonomik açıdan
kalkınmış bir demokrasiye dönüşmek için çok büyük çaba harcama
sözü verdi. Müzakerelere başlanmasının yarattığı
coşku havasından sonra Avrupalı liderler,
topraklarının neredeyse tamamı Asya'da olan, yarı
gelişmiş Müslüman bir ülkeyi Avrupa standartlarına
ulaştırmanın kolay olmayacağı mesajını
vermeye başladılar".
Times, bu haberinde Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın "Türkiye'nin büyük bir
kültürel devrim geçirmesi gerekiyor. Türkiye belki de üyeliğe asla
hazır olmayabilir" dediğini aktarıyor.
The Guardian: Erdoğan tekrar değişir mi?
Guardian gazetesi ise Türkiye'de kesin üyelik
garantisinin verilmediğine dikkat çekerek Ankara'yı bekleyen
engelleri sıralıyor:
"Türkiye'nin üye olabilmesi için tüm
üyeleri tatmin etmesi gerekecek. Herhangi bir ülke herhangi bir gerekçeyle
müzakereleri derhal durdurulabilir.
Türkiye'de önemli reformlar
yapılmasına karşın , İnsan hakları ihlalleri
devam ediyor. İfade özgürlüğünün önünde engeller var. Kadınlara
karşı işlenen suçlar hala yaygın. Azınlıklar
ayrımcılığa uğruyor. Geçen yıl Erdoğan
zinayı yasaklamayı denedi. Protestolar üzerine bundan vazgeçti. Bir
Avrupalı diplomat, 'En büyük korkumuz, Erdoğan'ın gelenekçi
tabandan gelen baskıyla tekrar değişmesi' diyor." Guardian,
hükümetin Avrupa Birliği'nin yanı sıra kendi
vatandaşlarını da ikna etmesi gerekeceğine dikkat çekiyor:
"Türkiye'de daha şimdiden birçok
kişi, AB'ye fazla taviz verildiğini düşünüyor. Avrupa
Birliği üyeliğine destek azalıyor.
Bu durum Türk hükümetlerinin işini daha da
zorlaştıracak. Ankara Avrupa Birliği'nin istediği herşeyi
yapsa bile müzakerelerin sonunda karşısında referandum
yapacağını açıklayan Fransa ve Avusturya'yı
bulacak."
'AB'deki seçkinler artık Avrupa
halkına kulak vermeli'
Guardian yazarı Jonathan Freedland ise
"Avrupalı seçkinler, halklarını daha fazla görmezden
gelemez" diyor. Yazar şöyle devam ediyor:
"Fransa ve Hollanda'da Avrupa
Anayasası için yapılan referandumlar, Avrupalıların,
siyasetçilerin görüşlerini dikkate almamasından
usandıklarını gösterdi. Türkiye'ye kapıların
açılması doğru bir karardı. Ama hayal peşinde
koşanlar çoğunluğun sesini dinlemezlerse, genişleme projesi
başarısızlıkla sonuçlanacak.
Guardian yazarı Jonathan Freedland, Avrupa
Birliği'nin, istenilen adımları atmaması halinde Ankara'ya
üyelik kapılarını kapatması gerektiğini savunuyor:
"Türkiye konusunda karamsar olanlar,
cezalandırılması gereken zihniyetin aksine
ödüllendirildiğini düşünüyorlar. Ankara'da geçen hafta eşcinsel
hareketine karşı dava açıldı. Muhalif olmak hala suç.
Türkiye'nin 20'nci yüzyılda Ermenilere karşı işlediği
suçları inkarına meydan okuma cesaretini gösteren Orhan Pamuk
hakkında açılan davaya bakın.
"Türkiye'ye şüpheyle bakanlar,
"Irak bölünür ülkenin kuzeyi bağımsız Kürdistan'a
dönüşürse gerçek Türkiye'yi o zaman göreceğiz" diyorlar.
İyimser görüşte olanlar ise üyelik perspektifinin dönüşüm
konusunda Türkiye'yi teşvik edici rol oynayacağını
söylüyorlar.
Financial Times: Yabancı sermaye girişi başlayacak
Financial Times ise üyelik müzakerelerin
başlamasıyla Türkiye'nin yabancı yatırımcı çekme
şansının artacağını vurguluyor.
Commerzbank, Deka ve General Electrics'ten uzman
ve yöneticilerin görüşlerinin aktarıldığı haberde
şimdiye kadar Türkiye hakkında doğru dürüst fikir sahibi olmayan
birçok yatırımcının, Türk piyasalarına ilgi göstermeye
başlayabileceği belirtiliyor.
Bu uzmanlardan biri, müzakerelere başlama
kararının önümüzdeki 10 yıllık süreçte Türkiye'nin çok
hızlı bir şekilde kalkınmasını
sağlayacağını belirtiyor.
Independent: AB, Ankara'ya baskıya hazırlanıyor
Independent gazetesi de Avrupa Komisyonu
yetkililerinin kadın hakları, ifade özgürlüğü ve gayri
azınlıklar konusunda Ankara'ya baskıya
hazırlandığını belirtiyor.
Die Presse: Avusturya zafer kazandı
Almanya ve Avusturya basınında
Hırvatistan'la ilgili tartışmalar öne çıkıyor.
Avusturya gazetesi, Die Presse, Viyana
Hükümeti'nin Hırvatistan konusundaki ısrarının sonuç
verdiğini yazıyor.
"Hırvatistan'la müzakerelere
başlanması için Savaş Suçları Mahkemesi'yle
işbirliği yapma şartı hiç gündeme getirilmemeliydi.
Türkiye'yi bir kenara bırakalım, Hırvatistan, Avrupa
Birliği üyeliği'ne Romanya ve Bulgaristan'dan daha hazır
durumda. Avusturya Hırvatistan'da en fazla yatırımı olan
ülke. Doğal olarak hükümet halkının
çıkarlarımızı savundu ve Türkiye üzerinden Avrupa
Birliği'yle girdiği savaşta gerçek bir zafer elde etti.
Die Tageszeitung: Brüksel'de tehlikeli oyunlar
Almanya'da yayımlanan Die Tageszeitung ise
Hırvatistan'la Türkiye'nin görüşmelere başlaması
arasında bağ kurulmasının rahatsız edici olduğunu
belirtiyor.
Gazete "Brüksel'de Tehlikeli Oyunlar"
başlıklı haberinde şöyle diyor:
Avusturya, Hırvatistan'ın savaş
suçu zanlılarının iadesi konusunda Lahey'deki mahkemeyle
gerçekten işbirliği yapıp yapmadığına bakmadan
Türkiye konusunda uzlaşmaya varılmasını son dakikaya kadar
engelledi.
Demek ki Avrupa sahnesinde istediklerinizi kabul
ettirmek için güçlü argümanlar ya da dürüst talepleriniz olmasa da
pazarlık gücünüzün olması yeterli"
MILLIYET 05/10/2005
'İş bundan sonra'
AKP Meclis Grubu'nda konuşan Başbakan, müzakere süreci için
'Başarımız Maldiv'den hissedildi. Zorlu süreçler
yaşandı. Ancak uygulamada daha fazla yorulacağız' dedi.
ANKARA Milliyet
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Müzakere Çerçeve Belgesi'nde (MÇB) Rum
Yönetimi'ne NATO dahil tüm uluslararası kuruluşlara üyelik yolunu
açabileceği ileri sürülen 7. maddede zorlu görüşmelerin olduğunu
söyledi. "Türkiye, NATO başta olmak üzere, üye olduğu tüm
uluslararası örgütlerde kendi özgür iradesiyle hareket edecektir"
diyen Erdoğan, veto hakkının saklı kaldığı
mesajını verdi.
Başbakan Erdoğan'ın, dün alkışlarla sık sık
kesilen AKP Grubu'ndaki konuşmasında verdiği mesajlar
şöyle:
'Dik duruşla başardık'
AB ile müzakerelere başlayan Türkiye, geleceği için son derece önemli
bir kavşaktan alnının akıyla döndü. Bu diplomatik
başarının yankısı sadece Avrupa'da değil,
Asya'dan Maldiv Adaları'na, Maldiv Adaları'ndan Amerika'ya kadar
hissedildi. Dik duruşumuz bir kez daha semeresini vermiş, duvar
aşılmıştır. Zaman zaman sinirleri yıpratan,
gerçekten bizleri çok ama çok yoran anlar oldu, zorlu süreçler
yaşandı. Asıl iş bundan sonra başlıyor.
Uygulamada daha fazla yorulacağız.
'Veto hakkımız duruyor
AB sürecinde 17 Aralık'taki kazanımların gerisine düşmedik.
Yol haritası olan MÇB'nin belirlenmesinde yanlışa
düşülmesine 'evet' diyemezdik. Belgenin 2. maddesinde, müzakerelerin ortak
hedefinin katılım, yani tam üyelik olduğu açık bir
şekilde ifade edilmiştir. Belgenin 7. maddesi de uzun müzakerelere
konu olmuştur. Türkiye, NATO başta olmak üzere üye olduğu tüm
uluslararası örgütlerde kendi özgür iradesiyle hareket edecektir.
AB sürecinde milli menfaatlerimize halel getirildiği iddiası,
boş iddiadan ve siyasi karalamadan öte bir anlam ifade etmez. Daha önce AB
müktesebatına ve Ulusal Program'a imza koyanların, bugün bu
yolculuğu veya bu programı inkâr etmelerini anlamakta
zorlanıyorum. Bu onurlu bir duruş değildir. Altında imzan
var. Oraya kimliğini, kişiliğini koymuşsun. Ama şimdi
kalkıyorsun, bunu inkâr ediyorsun. Bu kendini inkârdır. Onlara gönül
verenlere de sesleniyorum; bu oyunlara gelmeyin.
Arınç: Vakur duruşla kazandık
ANKARA Milliyet
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMM Başkanı Bülent
Arınç'ı ziyaret ederek, AB süreciyle ilgili teşekkür ve yeni
yasama yılıyla ilgili kutlama dileklerini iletti.
Erdoğan, görüşmeye Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, TBMM
Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger ve grup
başkan vekilleriyle gitti.
AB'yle müzakerelere başlanması nedeniyle Erdoğan'ı kutlayan
Arınç, "Vakur, şuurlu bir şekilde bu süreç takip
edilmiştir. Bu bir diplomasi başarısıysa, son 3 yıldan
beri diplomaside çok atak şekilde çalışmanın
sonuçlarını alıyoruz. Dik, milli, vakur duruşumuz
Türkiye'ye çok şeyler kazandırdı" dedi. Başbakan
Erdoğan da, "Bugün Türkiye için tarihi bir dönüm
noktasıdır. Müzakere sürecinin de birçok zorlukları olacak, çok
çok sıkıntılı günlerimiz olacak" dedi, aynı
tavır ve milletin onurlu duruşuyla süreci devam ettireceklerini
söyledi. Erdoğan, "Spekülasyonlara aldırış etmeyeceğiz.
Artık Türkiye rayına girmiştir. Piyasalar adeta patlama
yaşıyor. Bu başarı, bu zafer milletimizin ortak zaferidir,
parlamentomuzun ortak zaferidir" ifadesini kullandı.
MILLIYET 05/10/05
Baykal: Belgeleri sakladılar
CHP lideri, 'Kapalı kapılar ardında müzakereler
yapıldı, belgeler saklandı, son 3 dakikada bize bilgi verildi'
dedi
ANKARA Milliyet - Fotoğraf: Mustafa İstemi
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, dün partisinin grup
toplantısanda, müzakere sürecinin başlamasını
değerlendirdi. 3 Ekim gecesi pazarlıkların kapalı
kapılar ardında yapıldığını, müzakere
belgelerinin kıskançlıkla saklandığını
söyleyerek, "Ülkenin geleceğine bir emrivaki ve oldu bittiyle karar
verilebilir mi? AB'ye göre en iyi Türkiye, ebediyen aday olan Türkiye"
dedi.
'Böyle olmaz'
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Lüksemburg'a hareket etmek
için havaalanına giderken arabaya binmeden 5 dakika önce kendisini
aradığını söyleyen Baykal, bunun 3 dakikası içinde,
"Karar aldık, mutabakat sağlandı, Lüksemburg'a hareket
ediyorum, bunları ağzımdan duymanız için sizi aradım.
Başbakan da Cumhurbaşkanı'nı aradı" dediğini
aktardı. Baykal, "Uçağa binmeden önce açılan telefonla
muhalefet bilgilendirilmiş mi oluyor? Umarız Cumhurbaşkanı
bu şekilde bilgilendirilmemiştir" dedi.
Türkiye'nin Müzakere Çerçeve Belgesi'yle (MÇB), Güney Kıbrıs'ı
hukuken ve fiilen tanıma sürecine girdiğini belirten Baykal, AB'nin,
"Kıbrıs tanınmazsa AB üyelik müzakereleri ilerlemeyecek.
Yoksa, patinaj yapın. Avara kasnak gibi dolaşmak istemiyorsanız
bunları yapmak zorundaysınız" dediğini kaydetti.
Türkiye'nin stratejik hedefinin, 17 Aralık'ı düzeltmek ve Türkiye'yi
dışlayan noktaları ortadan kaldırmak olması
gerektiğini ifade eden Baykal, "Müzakere Çerçeve Belgesi, Türkiye
açısından, 17 Aralık'tan daha olumsuzdur" dedi.
Demirel: Yetim Avrupa sofrasında
İSTANBUL Milliyet
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Marmara Üniversitesi'nin (MÜ)
2005-2006 akademik yılı açılış töreninde
yaptığı konuşmada, "Bugün Balkanlar da, Baltıklar
da Doğu ve Orta Avrupa da AB'ye üye olma istikametini tutmuşlar ve
başarılı olmuşlardır. Onlara şöyle
bakılıyor: Bunlar Avrupa'nın yeğenleridir. Balkanlar'a
gelindiğinde, Balkanlar kuzendir. Türkiye'ye geldiğiniz zaman Türkiye
yetimdir, yetim... Fakat dün akşam bu yetim Avrupa sofrasına oturdu.
Dün 'hasta adam' dedikleri Türkiye, 2005 yılında o sofraya eşit
şartlarda oturmuştur" diye konuştu.
Yılmaz: Müzakere Kıbrıs'ta tıkanır
ANKARA Milliyet
Türkiye'nin AB sürecinde önemli rol oynayan isimlerden eski Başbakan Mesut
Yılmaz,Türkbank ihalesine fesat karıştırdığı
iddiasıyla yargılandığı Yüce Divan'daki
duruşmasına girmeden önce, gazetecilerin Türkiye'nin AB ile tam
üyelik müzakerelerine başlamasına ilişkin sorularını
yanıtladı. Yılmaz şunları söyledi:
"Türkiye, 17 Aralık'ta ikinci sınıf üyeliği kabul
etmişti. Şimdi bu daha da perçinleşti. Müzakereler başlar
ama bir yere gitmez. Kıbrıs'ta gelir tıkanır. Sonuç, 17
Aralık kararlarının ortaya koyduğu imtiyazlı
ortaklıktır."
Ağar: 2. sınıf üyelik statüsü
ANKARA Milliyet
DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar, AB ile müzakere sürecinin
başlamasıyla Cumhuriyet Türkiye'sinin vazgeçilmezliğinin tescil
edildiğini belirtti. Ağar, dün TBMM'deki basın
toplantısında Demokrat Parti'nin başvurusunu
yaptığı AB serüveninin ve Cumhuriyet'in büyük
başarısını, hükümetin kabul ettiği Çerçeve Belge'yle
taçlandıramadığını savundu. AB ile gelecekte önemli
krizler yaşanması ve sürecin askıya alınma tehlikesi
bulunduğunu dile getiren Ağar, "Belge Türkiye'yi 17
Aralık'tan daha da geriye düşürmüştür. AB'nin kriterlerine
hazmetme kriterleri ilave edilmiştir" dedi.
Mumcu: Bayram havasına girmeyin
ANKARA Milliyet
ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu, AB sürecine katkıda bulunan
lider, hükümet ve parlamentolara teşekkür etti. Hükümeti de kutlayan
Mumcu, "Müzakerelerin başlamasına vesile olan ve imzayı atan
Sayın Erdoğan'ın hükümetini kutluyorum. Son derece önemli
çabaları ortaya koymuşlardır" dedi. Çerçeve Belgesi'nde
"bazı zorluk ve tuzaklar" bulunduğunu öne süren Mumcu,
şunları söyledi:
"Bugün, yaşadığımız bütün
sıkıntılara rağmen, iyimser olma günüdür. Ama
soğukkanlı, sağduyulu, dikkatli de olmalıyız. Bir
bayram havasına kendimizi kaptırmamalıyız."
'Türkiye çok zorlu bir yola girdi'
Diğer siyasi partilerin temsilcileri, AB ile müzakere süreci konusunda,
"Türkiye'nin zorlu bir yola girdiği" görüşünde
birleşti. Yapılan değerlendirmeler şöyle:
· DSP Genel Başkanı Zeki Sezer: AKP
hükümeti Kıbrıs konusu başta olmak üzere sürdürdüğü
teslimiyetçi politikaları, verdiği ödünlerle daha da
pekiştirmiştir. Sorunların çözümü sonraya
bırakılmıştır.
· Saadet Partisi Genel Başkan Vekili
Recai Kutan: İsmi konulmamasına rağmen imtiyazlı
ortaklık, fiilen kabul edilmiştir. Türkiye müzakere etmeyecek, AB'ye
adapte olma çabasına başlayacaktır.
· Diyarbakır Büyükşehir Belediye
Başkanı Osman Baydemir: "Ok yaydan çıktı. Nihayetinde
hedefine ulaşacaktır. Türkiye'nin yönü ve rotası bellidir.
Bundan geri dönüş yok. Entegrasyon, demokratikleşme ve toplumsal
barış için bu süreci hızlandırmamız lazım."
MILLIYET 05/10/05
Dünya Basını
Türkiye'yi yüceltiyor...
Lüksemburg
Dün sabah kalktığımda kendimi garip hissettim.
4 Ekim günüydü.
"Peki ne oldu şimdi" diye kendi kendimi sorguladım.
İnternet aracılıyla bütün Türk gazetelerinin
başlıklarına baktım. Yorumlarını okudum.
Türk toplumunun en mutlu ve en güzel günü olması gereken 4 Ekim
medyası adeta karanlıklar dünyası gibiydi. İçim
kapandı.
Hayretler içinde kaldım.
Sanki kazanan Türkiye değildi. Tam aksine ülke istila edilmiş ve
İstiklal savaşı hazırlıklarına girilmişti
(!) Sanki bu yorumları yapanların çocukları ve torunları
yoktu... Sanki hem kendileri hem çocuk ve torunları daha müreffeh bir
Türkiye'de yaşamayacaklardı... Adeta kara bahtına küsmüş,
(kader utansın) diye dizlerini döven insanlar ülkesine
dönüşmüştük.
Kendimi fena hissettim.
Bir defa daha, bu ruh haletinde insan yetiştiren eğitim sistemimize
kızdım, hocalarımıza kırıldım.
İnsanlarımıza neden bardağın dolu tarafını
da görmeyi öğretmiyoruz?
Neden bu kültürümüz yok?
Ardından Avrupa'nın ve Amerika'nın belli başlı
gazetelerine geçtim. Televizyonun karşısına oturdum. Saatlerce
tüm Avrupa istasyonlarının haberlerini izledim. Yetmedi bazı
Arap ve müslüman ülkelerdeki büyükelçiliklerimizi arayıp oralarda neler
söylendiğini öğrendim.
Birden bire dünyam değişti, içim açıldı.
İşte o zaman ne kadar kendi küçük dünyamıza
sıkışıp kaldığımızı,
gelişmeleri ne kadar dar açıdan değerlendirdiğimizi bir
defa daha anladım.
Genel manşet ve izlenimleri birkaç başlık altında
toplayabilirim.
- Avrupa sonunda Türkiye'ye kapılarını açtı.
- Türkiye 40 yıl sonra Avrupa'da.
- Müslüman Türkiye Avrupa'ya giriyor.
- Türklerin rüyası gerçekleşiyor
- Avrupa'nın yeni sınırları Türkiye'yi içine alıyor.
Tümünde, Türkiye'nin kazandığı, yepyeni tarihi bir dönemecin
başladığı anlatılıyordu. Abdullah Gül ve Ali
Babacan'ın 3 Ekim geceyarısı Lüksemburg'daki AB konsey
binasına girerken karşılaştıkları sahnedeki gibi.
Yüzlerce gazeteci, yüzlerce televizyon kamerası ardı ardına
yanıp sönen flaşlar ve çekilen bir resim.
İşte gerçek buydu.
Bir manşet ve bir resim.
Dünyada kimse ayrıntılarla uğraşmıyor. Büyük resme
bakıyor.
Dün ve bugünkü Uluslararası haberler ve yorumlarda olduğu gibi.
Yaşanan krizler, karşılıklı sert demeçler çoktan
unutulup gitti bile. Sonuçta Avrupa kapısından içeri giren bir
Türkiye'nin görüntüsü, verdiği sözü tutan bir Avrupa, müslüman bir Türkiye'yi
kapı önündeki bekleme salonundan içeriye alan Hristiyanlar klübü...
İşte algılanan bu, gerisi boş.
Türkiye'mizde ise önemli bir bölümümüz bunun ne anlama geldiğini henüz
göremiyor. Birşey üretmeden sadece eleştiri yapma
alışkanlığı ve tembelliği gözümüzü
karartmış. Ancak bu körlük uzun sürmeyecektir. Kısa bir süre
sonra nasıl önemli bir adım atıldığını
herkes anlayacaktır.
Başta Erdoğan-Gül ikilisi olmak üzere, bu yolda emeği geçen tüm
siyasilere, (Menderes-Zorlu ikilisinden Demirel-Çiller-Ecevit-Yılmaz ve
Bahçeli dahil) bürokratlara, iş çevrelerine ve medya'nın
"inanmışlarına" teşekkür etmeliyiz. Biz bunu
bugün yapmazsak, ilerde tarih bu teşekkür borcumuzu yerine getirir ve
bizim kuşağımız da utancından
kıpkırmızı kesilir.
Hayırlı olsun.
KARA MUSTAFA
PAŞANIN YAPAMADIĞINI ERDOĞAN YAPTI ( ! )
Tam
320 kadar yıl önce yapamadığımızı
gerçekleştirdik !
Tarih tekrarlandı ve bu defa biz kazandık.
Herşeyi bir yana bırakın ve biraz geriye gidelim.
Osmanlı Padişahı 4.Mehmet, sadrazamı Merzifonlu Kara
Mustafa Paşa'yı görevlendirmişti: Viyanayı kuşat ve
bize Avrupanın yollarını aç.
O dönemde, Avrupanın kapılarını açmanın başka bir
yolu yoktu. Ordular göderilecek ve Avrupaya girilecekti.
Olmadı.
Sadrazam Kara Mustafa Paşa başaramadı. Dönüş yolunda da
kafasını kaybetti.
Türkiye Cumhuriyetinin Avrupa'ya yönelik 2 inci açılma girişimi,
1960'larda ortaya çıktı. Avrupa'nın isteği üzerine uzun
vadede milyonlara ulaşan işçi yolladık. Bu insanların
görevi, Osmanlı dönemindeki gibi askeri istila değildi. Onlar
davetlilerdi, ancak hepimizin kafasında yatan, bu şekilde sesimizi ve
varlığımızı Avrupada duyurmaktı.
Amacımıza hem ulaştık, hem ulaşamadık.
Avrupada varlığımızı gösterdik. İşler
kurduk, Avrupanın yapılanmasına yardımcı olduk. Ancak
bir bölümümüz, kendi kendimizi ayağımızdan vurmamıza neden
oldu. Biri Kürt milliyetçiliği, diğeri köktendinci,
bazıları da köşeyi dönme adına Türkiyenin en sevilmeyen
imajını Avrupaya tanıttı.
Sonunda 1974'te Avrupa ,bu defa vize koyarak Türk yürüyüşünü yine
durdurttu.
Bugün Türkiye, Avrupaya tarihi yürüyüşünü sürdürüyor.
Bıkmadı, vazgeçmedi.
Bugün, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa paşa'nın
intikamını, Tayyip Erdoğan aldı. Kara Mustafa Paşa,1
inci Leopold'ü yenememişti.Tayyip Erdoğan, Avusturya
Başbakanı Wolfgang Schüssel'i pes ettirerek, bir yerde Kara Mustafa
paşa'nın yapamadığını yapmış oldu.
Tarihin böyle cilveleri vardır.
Bu hikayeyi de böyle cilve olarak okuyun. Sakın ciddiye almayın...
MEHMET
ALI BIRAND MILLIYET 05/10/05
'Tarihi eşik dönüldü'
En kritik
pazarlık, uzlaşmadan önceki üç saatte yapıldı. Bu sürede
7'nci maddedeki sorunun aşılması için Britanya
Başbakanı Blair ve Avrupa Komisyonu Başkanı Barosso
belirleyici oldu
RADIKAL 05/10/05
NAZİF
İFLAZOĞLU
TARIK IŞIK