Papadopulos: Takvim Türkiye'yi bağlar

 

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, “3 Ekim takviminin Rum tarafı için değil, Türkiye için geçerli bir takvim olduğunu” savundu.

Papadopulos, Rum Fileleftheros gazetesine yaptığı açıklamada, “3 Ekim 2005 takviminin Avrupa Birliği'ne (AB) karşı Türkiye'yi bağladığını ve baskı altında olanın Türkiye olduğunu” iddia etti. Kendilerinin çabasının Türkiye'nin 3 Ekim öncesinde gümrük birliği anlaşmasını 10 yeni AB üyesiyle imzalamasını sağlamak olduğunu ifade eden Papadopulos, “bu takvimin Türkiye'ye bir baskı teşkil ettiğini ve bu baskıdan kendilerinin de yararlanmaya çalışacağını” söyledi.

“Kıbrıs konusunda özlü görüşmeler için önce çerçevenin belirlenmesi gerektiğini” belirten Papadopulos, “Kıbrıs Rum tarafının Annan Planı'nda istediği değişikliklerin sıralanmasının, yardımcı olmayacağı gibi, müzakere konularını da önemli şekilde darbeleyeceğini sık sık tekrarladığını” söyledi. Papadopulos, ”planda tüm siyasi partilerin hemfikir olduğu değişiklikler bulunduğunu, ancak sadece bazı partilerde destek bulan değişiklikler de olduğunu” kaydetti.

Papadopulos, 'istenilen değişikliklerin basına açıklanmasının, Kıbrıs Rum tarafında siyasi güçler arasında açık müzakerelere yol açacağını” söyledi.

"ANNAN PLANI'NDA MUTLAKA DEĞİŞMESİ GEREKEN UNSURLAR VAR”

Papadopulos, “Herhangi bir çözüm Annan Planı'ndan ne kadar uzaklıkta olabilir?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Konu mesafe konusu değil. Halkın çoğunluğu tarafından kabul göreceğini düşünebilmemiz için Annan Planı'nda mutlaka değişmesi gereken unsurlar vardır. İstenilen değişiklikler biliniyor, çünkü defalarca sözlü ve yazılı olarak açıklandı. Ayrıca hemen hemen tüm partiler de kendi değişiklik önerilerini sundular. Halkın çözümü onaylayabileceği şekilde değişikliklerin olup olamayacağı ise özlü görüşmeler başladığı zaman belli olacak.”

“Herkesin Rum tarafının Annan Planı'nda ne tür değişiklikler istediğini bildiğini” savunan Papadopulos, “Somut olarak ne istiyoruz?” sorusuna karşılık ise şunları söyledi:

“Bizler müzakerelerin yeniden başlayabilmesi için önkoşulların yaratılmasını istiyoruz. Düğmeye basar ve her şey biter sanmayın. BM ile, büyükelçilerle ve muhtelif ülkelerle temaslar yapıyoruz ve onlara görüşlerimizi anlatıyoruz. Bunu koşulların yaratılması ve önerinin hazırlanması için yapıyoruz. Ne demek Türkler bizden önce davranmasın. Sayın (Başbakan Recep Tayyip) Erdoğan'ın öneri yapacağını söylüyorlar, bunu yaparsa ne avantaj sağlayacak... Ne istediğini ilk söyleyen ne kazanır? Bununla, bizim ilk görüş belirtmememiz gerektiğini söylemiyorum. Söylemek istediğim buna çok önem vermemiz gerektiğidir.”

Papadopulos, başka bir soru üzerine, dış ülkelere özel temsilci göndermeye devam ettiklerini söyledi ve Annan Planı ile ilgili AKEL partisiyle arasında hiçbir olumsuzluk bulunmadığını belirtti.

KKTC İLE DOĞRUDAN TİCARET

Papadopulos, AB'nin KKTC'ye doğrudan ticaretiyle ilgili bir soru üzerine de şöyle konuştu:

“İngiltere'nin doğrudan ticaret için önerdiği madde üçüncü ülkelerle ilgili 133'ncü maddedir. Biz buna tepki gösteriyoruz. 'İşgal' bölgeleri liman işletme vs. haklarla üçüncü ülke kabul edemeyiz. Bu konuda İspanya, Fransa, Avusturya ve başka ülkelerden destek görüyoruz. Bu doğrudan ticaret tüzüğü onaylanırsa, AB mahkemesine başvuracağız. Bu konudaki tutumumuzda bir değişiklik yok.

 (aa)

HURRIYET 02/01/05

 

Bence Kıbrıs artık kaybedilmiş davadır

Turan YILMAZ/ANKARA

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kendisine mektup yazarak Türkiye’nin AB’den müzakere tarihi alarak döndüğü Brüksel Zirvesi’nden çıkan Kıbrıs kararına ilişkin görüşünü soran bir asteğmene gönderdiği mektupta, ‘Kıbrıs, hükümetin AB yolculuğu nedeniyle gözü kararmışlığı karşısında, bence kaybedilmiş bir davadır’ görüşünü dile getirdi.

Mektubuna, ‘Cumhurbaşkanı olarak istihkam yedek teğmeni dostumun sorularını cevaplamaya kalksam, yine Cumhurbaşkanlığının kaçınılmaz kısıtlamalarına sığınmak zorunda kalacağım aşikardır’ diye başlayan Denktaş, şöyle devam etti:

DURUMU KURTARAMAYIZ

‘Dolayısıyla 1974 Barış Harekátı ile yeniden doğmuş ve Kıbrıs’ın Türkiye açısından bir güvenlik meselesi, Türk toprağı olduğuna inanarak 52 yıldır bu inançla meslek, aile düşünmeden bir haklı davanın kutsallığına inandırarak herşeyini ortaya koymuş bir ferd olarak sorularınızı, kendimi kısıtlamaksızın gönülden cevaplayacak olursam, ‘
Aziz teğmenim, Kıbrıs bizdeki mutlak ve katıksız barış severlerin katkısı ve Türk Hükümetinin AB yolculuğu nedeniyle gözü kararmışlığı karşısında bence, kaybedilmiş bir davadır.’ 1974’de olduğu gibi karşı tarafın bir çılgınlığı nedeniyle yüce Allah tarafından bize yeniden olağanüstü bir fırsat verilmezse durumu nasıl kurtarabileceğimizi göremiyorum. Karardaki tavsiyelerden kaçta kaçından pazarlık yoluyla Türkiye yakasını sıyırabilecektir, belli değil. 10-15 yıl sonra Türkiye’nin üye yapılıp yapılamayacağı, AB’nin kendisinin ne olacağı da belli değil. ’

MAHALLE TAKIMINA YENİLMEYELİM

‘TC’nin devlet politikası, TBMM kararlarında duruyor. Bugüne kadar bunlar unutulmuş durumda, Güvenlik Kurulu kararlarını dinleyen mi var?’
diyen Denktaş, mektubunu şu sözlerle noktaladı:

‘Endişem, ‘Şu Kıbrıslılar Rumlarla birleşmek istiyor, Türkiye’yi istemiyor, Kıbrıs milli ve stratejik bir dava değildir’ diyerek, ‘Milli maçın şampiyonu Türkiye’ topu ‘Kıbrıs’taki mahalle takımına’ atarak yenilgiye, Kıbrıs’ın kaybına seyirci kalmasıdır. İnşallah yanılırım.’ 

 

HURRIYET 02/01/05

 

30 yıllık sır aydınlandı

İngilizleri uyutarak Kıbrıs'a çıktık

İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın gizlilik süresi dolan belgelerinde, dönemin başbakanları Ecevit ve Wilson'ın telefon kayıtları yer aldı

Yorgo Kırbaki - Atina

İngiltere'nin, 1974'teki Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Lefkoşa Havaalanı'na olası operasyonuna müdahale edeceği tehdidinde bulunduğu ortaya çıktı. Gizlilik süresi dolduğu için açıklanan İngiliz belgelerine göre, Türk ordusu, harekâtı iddialı İngiliz istihbaratını atlatarak gerçekleştirdi.

'Eğer saldırırsanız...'
Yunan basınının, İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın 30 yıllık gizlilik süresi dolduğu için açıklanan belgelerine dayanarak verdiği bilgilere göre, harekâtın başlamasından 4 gün sonra, 24 Temmuz 1974'te dönemin İngiltere Başbakanı Harold Wilson ile Başbakan Bülent Ecevit arasındaki telefon görüşmesinde şu diyalog yaşandı:
Wilson: Bugün (Lefkoşa) havaalanına saldırmayı düşünüyor musunuz?
Ecevit: Hayır. Tam aksine havaalanına hiçbir operasyon yapılmamasını emrettik.
Wilson: Yani bu akşam havaalanına operasyon yok, öyle mi?
Ecevit: Hayır, hayır.
Wilson: Hayır mı?
Ecevit: Hayır. Biliyor musunuz, bizim ordunun verdiği bilgi, havaalanının kontrolünü zaten elimizde bulundurduğumuz şeklinde. BM güçleri ise "Kontrol bizde" diyorlar. Gerçek hangisi olursa olsun, havaalanına operasyon düzenlenmeyecek.
Wilson: İyi... Tamam. Ben yine de söyleyeyim. Havaalanına saldırı olursa, BM askerlerinin hayatı tehlikeye girer. O zaman biz tepki göstereceğiz. İngiliz Kraliyet uçaklarına saldırıyı önlemeleri emri verildi.

'Anlamını anladınız mı?'
Ecevit: Evet.
Wilson: Bunun ne demek olduğunu anlıyorsunuz değil mi?
Ecevit: Evet.
Wilson: Sizden de bunu duymak isterdim.

'Girne'ye 15 mil kala fark ettik'

Bir diğer belgede, İngiltere hükümeti ve istihbarat servislerinin, Türkiye'nin 20 Temmuz 1974 sabahı Kıbrıs'a müdahalede bulunmasını beklemedikleri itiraf ediliyor. Başbakan Wilson'ın danışmanı Lord Bridges, şunları belirtiyor: "20 Temmuz saat 02.20'de uyurken telefonum çaldı ve Kıbrıs üzerinde devriye uçuşu yapan bir İngiliz uçağının, Girne'den 15 mil mesafede Türk çıkarma gemileri tespit ettiğini öğrendim." Bridges, müdahalenin tarihi konusunda İngiliz Savunma Bakanlığı ve istihbaratının yanlış değerlendirme yaptıklarını kabulleniyor, "hatalı olduğunu" ifade ederek, "Türklerin 1964 ve 1967'deki başarısız teşebbüslerinden etkilenmiştim" diyor.

Londra adada gafil avlanmış

Ecevit'in Kıbrıs harekâtı konusunda Londra'yı gafil avladığına dair gizli Britanya belgeleri yayımlandı

02/01/2005 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Britanya Dışişleri'nin 30 yıl sonra yayımlanan gizli belgeleri, 15 Temmuz 1974'te Atina'da yönetimde bulunan Yunan cuntasının Kıbrıs'ta Başpiskopos Makarios'a darbe yapması sonrası yaşanan gelişmelere ışık tutuyor. Daha önce dönemin Britanya Başbakanı Harold Wilson'ın Kıbrıs'a 12 bin asker göndererek müdahale ve Makarios'u yeniden başkan yapma planı hazırlattığı, ama hayata geçirmekte tereddüt ettiği basına yansımıştı. Yunan basını, hemen ardından gelen Türkiye'nin müdahalesinin Britanya'yı gafil avladığını, ayrıca Londra'nın TSK'nın Lefkoşa Havaalanı'na olası operasyonu halinde müdahale tehdidi savurduğunu aktardı.
Yunan basınının aktardığı Britanya belgelerine göre, 24 Temmuz 1974'te Wilson ile Başbakan Bülent Ecevit arasında şöyle bir telefon görüşmesi geçmiş:
Wilson: Bugün havaalanına saldırmayı düşünüyor musunuz?
Ecevit: Hayır. Tam aksine hiçbir operasyon yapılmamasını emrettik.
Wilson: Yani bu akşam havaalanına operasyon yok öyle mi?
Ecevit: Hayır, hayır.
Wilson: Hayır mı?
Ecevit: Hayır. Biliyor musunuz, bizim ordunun verdiği bilgi, havaalanının kontrolünün zaten elimizde bulunduğu yönünde. BM güçleri ise 'Kontrol bizde' diyor. Gerçek hangisi olursa olsun, havaalanına operasyon düzenlenmeyecek.
Wilson: İyi, tamam. Ben yine de söyleyeyim. Havaalanına saldırı olursa, BM askerlerinin hayatı tehlikeye girer.
O zaman biz tepki göstereceğiz. Uçaklara saldırıyı önlemeleri emri verildi.
Ecevit: Evet.
Wilson: Ne demek olduğunu anlıyorsunuz değil mi?
Ecevit: Evet.
Wilson: Sizden de bunu duymak isterdim.

Savunma bakanlığı ve istihbarat uyumuş
Bir diğer belgede, Britanya hükümeti ve istihbarat servislerinin Türiye'nin 20 Temmuz sabahı adaya müdahalede bulunmasını beklemedikleri itiraf ediliyor. Londra, Ecevit'in böyle bir karar alması için zamana ihtiyacı olduğu kanısındaymış. Wilson'un danışmanı Lord Bridges şunları belirtiyor: "20 Temmuz saat 02.20'de yatağımda uyurken telefonum çaldı ve Kıbrıs üzerinde devriye uçuşu yapan bir Britanya uçağının, Girne'den 24 km mesafede Türk çıkarma gemileri tespit ettiğini öğrendim." Bridges, müdahalenin tarihi konusunda savunma bakanlığı ve istihbarat servislerinin yanlış değerlendirmeler yaptıklarını kabullendikten sonra, kendisinin hatalı olduğunu söyleyip, "Türklerin 1964 ve 1967'de başarısız müdahale teşebbüslerinden etkilenmiştim" diyor.
Dönemin Savunma Bakanı Roy Mason, adada bulunan Britanya üsleri ile bu üslere sığınan Britanya vatandaşlarının korunması için Türklerle aynı gün çıkarma yapmayı düşündüklerini belirtiyor. Bridges da, "Türklerle aynı zamanda çıkarma yapsaydık, birbirimizi hedef aldığımız gibi bir intiba yaratılacaktı. Bunu gözönüne alarak düşüncemizden vazgeçtik" diyor.

İki devletli çözüm modeli mi geliyor?

Liğeros’un Rum Başkanlık Sarayı ve Yunan Dışişleri’yle irtibatı bulunduğunu ve bunun gerek Yunanistan, gerekse Güney muhalefetinde endişe yarattığı iddia edildi

 

Liğeros, Yunanistan’ın “Kathimerini” gazetesinde “Toprak karşılığı Kıbrıs Türkleri’nin tanınması mantığında Kıbrıs’ta iki devletli çözümü” üzerinde durdu

 

Annan planını “hilkat garibesi” olarak niteleyen Liğeros, temiz çözümün “kadife ayrılıkla” geleceğini savundu ve Rum Yönetimi’ni uluslararası kamu oyunu buna yöneltmeye çağırdı

 

Güney’de yayınlanan Alithia gazetesi, “Yeni Yılla Birlikte Kıbrıs Konusunda Yön Değişikliği… ‘Kadife Boşanma’ İçin Zemin Hazırlanıyor” başlık ve spotlarıyla manşetten verdiği haberinde, özel bilgilerine dayanarak Atina’da önemli kişilerin Kıbrıs’ta iki devletli çözümü ileriye götürmeye başladığını, bu kişilerin ise Güney Kıbrıs’ta Rum Başkanlık Sarayı ve Yunanistan’da Dışişleri Bakanlığı’yla irtibatları bulunduğunu ve bunun da gerek Yunanistan, gerekse Güney Kıbrıs’ta muhalefet partilerinde yoğun endişe yaratmaya başladığını yazdı.

Gazete “önemli kişi” olarak yıllardan beridir Kıbrıs konusuyla ilgilenen Yunanlı gazeteci Stavros Liğeros’tan söz etmektedir.

Gazeteye göre Liğeros, Kıbrıs konusunda bir de kitap yazmıştır.

Liğeros, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos tarafından da desteklenen birisidir. Liğeros, Yunanistan “Kathimerini” gazetesinde “Toprak karşılığı Kıbrıs Türkleri’nin tanınması mantığında Kıbrıs’ta iki devletli çözümü kendilerini atık kesin şekilde meşgul etmesi gerektiği” üzerinde durdu.

Liğeros karşı çıktığı Annan planını “hilkat garibesi” olarak niteledi ve temiz çözümün “kadife ayrılıkla” geleceğini savundu ve Rum Yönetimi’ni uluslar arası kamu oyunu buna yöneltmeye çağırdı.

Liğeros, Annan planının uygulanmasıyla Kıbrıs’ta iki devletin resmen tanınacağını ve Annan planının içerdiği koşulların da Rum tarafı için daha ağır olduğunu, ekonomisinin ise sürekli kan kaybetmeye devam edeceğini de savundu.

Gazete yukarıdaki yazıyla bir kamuoyu oluşturulmasına çalışıldığını da yazdı.

Politis gazetesi ise, “Evet veya Hayır 2005’te De… Kıbrıs Konusundaki Tablo Netleşecek…” başlığıyla manşetten verdiği haberinde yeni yılda Kıbrıs konusundaki tablonun artık netleşmek durumunda olduğunu vurguladı.

Gazeteye göre önümüzde iki muhtemel senaryo bulunuyor. Birincisi Annan planını istemeyen Papadopulos, Mayıs-Ekim döneminde zaman törpülemeye çalışacak ve Kıbrıs konusu da ister istemez “Kadife ayrılığın” yolunu tutacak.

İkinci senaryoya göre de ABD, BM ve AB’ın güçlü ülkelerinin desteğini alacak olan Türkiye yeni tur müzakereler için girişim üstlenecek. Kıbrıs Rum tarafı buna yanıt verirse, Annan planının iyileştirilmiş bir versiyonu gündeme gelebilecek. Rum tarafı yine hayır derse çözüm çabaları kesin şekilde duracak.

Bu durumda da kuzeyle Tayvan modeli bir devletin kurulması kaçınılmaz olacak.”

Gazete bir diğer haberinde Kıbrıs sorunu “dikeninden” kurtulmak için AB’ın erken zamanda çözüm arayacağını ve “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” dolaylı tanınması ve Kıbrıs Türkleriyle doğrudan ticaret baskı unsurlarıyla BM çerçevesinde bir çözümü teşvik edeceğini yazdı.

Gazete, AB’ın mesajının “ya yakın zamanda çözüm bulunur veya KKTC’nin defacto tanınmasına yol açacak Kıbrıs Türkleri’nin düzeyinin yükseltilmesine gidilir” şeklinde net olduğunu da yazdı.

 HALKIN SESI 02/01/05

2005, çözüm yılı olacak

CTP-BG: 2002'de Kopenhag'a Denktaş gitmediği için, Tahsin Ertuğruloğlu odasına kapandığı için, Eroğlu, Yeşilırmak'ta muz bahçelerini gezmeyi tercih ettiği için, onlar saltanatlarının garantisi olarak gördükleri çözümsüzlükte ısrar ettikleri için çözüm süreci bu günlere kadar uzadı

Cumhuriyetçi Türk Partisi Basın Bürosu tarafından yapılan açıklamada, 2005'in çözüm yılı olacağı vurgulandı. Yeni yıla yeni umutlarla girildiği belirtilen açıklamada, yıllarca Kıbrıs'ta kalıcı barış ve çözüm bekleyen Kıbrıs Türk toplumunun, çözümün yeniden ivme kazandığı bir yıla girdiği ifade edildi.

CTP-BG'den yapılan açıklamada şu görüşlere yer verildi:

"Kıbrıs Türk toplumunun varlığını gözeten gerçekçi bir çözümü içeren, Avrupa Birliği üyeliğine ulaşma kararlılığı ve azmi ile yola devam ediyoruz. Bu kez her zamankinden çok daha güçlü ve kararlı bir şekilde.

2005, Avrupa'ya ve dünyaya olan sözümüzü her zamankinden daha gür bir sesle söyleme zamanıdır. 2005, Kıbrıs'ta çözüm yılıdır!

Biliyoruz: 2002'de Kopenhag'a Denktaş gitmediği için; Tahsin Ertuğruloğlu odasına kapandığı için; Eroğlu, Yeşilırmak'ta muz bahçelerini gezmeyi tercih ettiği için; onlar saltanatlarının garantisi olarak gördükleri çözümsüzlükte ısrar ettikleri için çözüm süreci bu günlere kadar uzadı...

İşte, Papadopulos bunu biliyor! Onun için sesi böyle yüksek çıkabiliyor!

Onlar, çözüm masasından kaçarak Kıbrıs Cumhuriyetini gasp eden Kıbrıs Rum hakimiyetçi anlayışının temsilcisi Papadopulos'a bütün Kıbrıs adına AB'ye üye olma imkanı sağladı.

Kopenhag başarısızlığı, Lahey bozgunu ile devam etti! İşte bu çözümsüzlükten yarar uman anlayış yüzünden, Kıbrıs Türkleri bir toplumsal varlık olarak AB'de yer alamamış, Türkiye AB sürecinde veto tehdidi ile karşı karşıya kalmıştır!17 Aralık'ta Türkiye'yi veto edeceği tehdidini savurarak sadece Türkiye'nin değil, Kıbrıs'ın da geleceğini karartma olanağını bulan Papadopulos'a bu gücü, işte bu çözümsüzlükten yarar uman anlayış vermiştir! Papadopulos'un elindeki bu Demokles Kılıcı'ndan Türkiye'yi de, Kıbrıs Türk halkını da koruyan kalkan, 24 Nisan referandumunda halkımızın %65'le verdiği EVET kararıdır.

Yıllarca "Türkiye-Türkiye" nutukları atanların, gerçekte Türkiye'ye ve Kıbrıs Türkü'ne en büyük zararı verdikleri, en büyük kötülüğü yaptıkları 17 Aralık'ta açıkça anlaşılmıştır! Ancak bugün, Kıbrıs sorununun çözümü, Kıbrıs Türk halkının çözüm yönündeki irade ve kararlılığı ile 2005 yılı içinde her zamankinden daha yakın ve mümkün hale gelmiştir. Bu irade hem Papadopulos'u hem de kuzey ve güneyde Annan Planı'na dayalı çözüme "Hayır" diyen çözümsüzlük güçlerini telaşlandırmıştır.

Değerli halkımız, şimdi önümüzde iki temel görev durmaktadır: Bir, çözüm sürecini hızlandırarak, Papadopulos'u masaya oturmak zorunda bırakacak ve Kıbrıs Türk halkını çözüme hazırlayacak olan izolasyonların kaldırılması mücadelesini hızlandırmak ve sonuca götürmek...

İki, 2005'teki çözüm sürecine hazırlanmak için ülke içindeki ödevlerimizi yapmaya devam etmek... Yani, devlet yapısında reform, demokratikleşme, sivilleşme, hızlı ekonomik kalkınma ile işsizliğe çözüm!

Bu amaçla şubatta gerçekleşecek olan erken genel milletvekilliği seçimi ve ardından da cumhurbaşkanlığı seçimi iki büyük, tarihsel fırsattır!

Bu seçimlerde önce bize Kopenhag yarasını açan ve Lahey bozgununa neden olan çözümsüzlük güçlerini, demokratik-halk irademizle mecliste azınlığa düşürmek temel görevimizdir.

Ardından, çözümsüzlüğün son kalesini düşürerek cumhurbaşkanlığı katına çözüm iradesini taşımak....

Değerli yurttaşlar,

CTP BG olarak yeni yılda halkımızın bu zor görevi başaracağına ve Kıbrıs'ta çözüm isteyen güçlerin en kararlı ve en güçlü adresi CTP BG'yi mecliste çoğunluğa ulaştıracağına inanıyoruz.

Şimdi hedef, görüşmeleri başlatıp sonuçlandıran ve referanduma götüren görüşmecimiz, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın başkanlığındaki CTP-BG'nin 2005 Şubatı'ndaki seçimlerde mecliste çoğunluğu sağlamasıdır.

2005 yılında, Kıbrıs'a toplumların siyasi eşitliği temelinde çözüm getirmek ve Avrupa Birliği'nde Kıbrıs Türk halkını da eşit ortak olarak temsil edebilmek için...

Haydi görev başına...

"Kıbrıs'a Avrupa'ya, dünyaya sözümüz var..." Sözümüzü hep birlikte söylemek ve yerine getirmek için yeni yılda da el ele, omuz omuza! Mutluluk sağlık ve barış dolu günler dileğiyle...Yeni yılınız kutlu olsun.

KIBRIS 03/01/05

 

KTHY, direkt uçuşlara hazır

KTHY Yönetim Kurulu üyesi ve genel müdür vekili Sadettin Gezmek direkt uçuş yapabilecek her türlü olanağa sahip olduklarını belirterek yaptığı açıklamada, "Ancak havacılıkta birtakım kurallar vardır. Planlama da bunun en önemli ayağıdır. Uçuş planları ve pazarlaması da yıllık yapılır. Dolayısı ile siyasi amaçlı uçuşlar yapabiliriz ama önümüzde altı-sekiz aylık plan sıkıntı yaratıyor" dedi

Gezmek, atılan adımlarla "iftihar ettiğini" belirterek yaşanan bütün zorlukların etkisine rağmen, KTHY'nin ticari, mali ve teknik yönetim açısından son yılların en kârlı ve verimli döneminin yaşandığını söyledi. Gezmek, KTHY gelirlerinin yüzde 21 arttığını, şirketin toplam karının da yüzde 200 artış gösterdiğini vurguladı

Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY), direkt seferlerin başlaması ile birlikte sıkıntı yaratmayacak gerekli alt yapıya sahip olduğunu açıkladı.

KTHY Yönetim Kurulu üyesi ve genel müdür vekili Sadettin Gezmek, direkt uçuş yapabilecek her türlü olanağa sahip olduklarını belirterek yaptığı açıklamada, "Ancak havacılıkta birtakım kurallar vardır. Planlama da bunun en önemli ayağıdır. Uçuş planları ve pazarlaması da yıllık yapılır. Dolayısı ile siyasi amaçlı uçuşlar yapabiliriz ama önümüzde altı-sekiz aylık plan mevcut. Siz direkt olarak gitmek isteseniz bile havaalanlarındaki rezervasyonlar yıllık yapılır ve her gitmek istediğiniz yere istediğiniz an gidemezsiniz" dedi.

Gezmek, KTHY'de 2004 yılının oldukça verimli geçtiğini belirterek yaşanan zorlukların etkisine rağmen, ticari, mali ve teknik yönetim açısından son yılların en karlı döneminin yaşandığını anımsattı.

2004 yılında atılan adımlarla 2005'te çok sayıda değişikliğin ve yeniliğin yaşanacağını söyleyen Gezmek, internet üzerinden bilet satışına başlandığını, Almanya'ya sefer sayısının artırılacağını, daha fazla noktaya uçuş için adımlar atıldığını, THY ile ilişkilerin geliştiğini ve uçak filosuna da önemli yatırımlar sağlandığını anlattı.

Direkt uçuşlara hazırız ama...

Gezmek, KTHY'nin alt yapı donanımı ve kurumsal olarak direkt uçuşlara hazır olduğunu, bunun da uçuş maliyetlerini önemli oranda düşüreceğini söyledi.

Gezmek, buna karşın havacılıkta "yıllık planlamanın" esas olduğunu anımsatarak, "Her isteyen istediği alana istediği zaman uçuş yapamaz. Bunun için rezervasyon yapmanız gerekir ve bu da altı-sekiz aylık bir zaman ister" dedi.

Gezmek, siyasi olarak yapılacak direkt uçuşlarda KTHY'nin görevini yerine getireceğini de belirtti. Yılda bir kez uçuş şirketlerinin dünyanın değişik bir yerinde bir araya geldiğini ve alan rezervasyonlarının burada yapıldığını anımsatan Gezmek, şunları söyledi:

"Hangi ülkeye, hangi meydana ineceğinizi bir yıl önceden belirlemeniz lazım. Yani direkt olarak bir meydana uçacaksınız ama o meydanda iniş saatinizin uygunluğu önemli. Bu da bir yıl önceden planlanıyor.

Düşünün ki biz İngiltere seferlerini şu anda Antalya, İstanbul aktarmalı yapıyoruz. Oralara da bu uçuşlara göre biletler satmışız. Şimdi, 'hadi bir direkt uçuyoruz' dersek bunun bir ekonomik kaybı olur. Bütün bunların da hesaplanması lazım. Ama direkt uçuş için adım atılacak olursa, biz hazırız.

Bir de direkt uçuşların getireceği rekabet ortamı var. Biz buna da hazırız. Fiyatlarımızı piyasaya göre uyduracağız ve gereken adımları atacağız."

KTHY, ayakları üzerinde durabilmeli

KTHY'de görev almazdan önce kendilerine, "Burayı, ayakta durabilen bir şirket yapın" dendiğini anımsatan Gezmek, "Bütün çalışmalarımızı buna göre şekillendiriyoruz" dedi.

Daha önce KTHY'yi yönetme iddiasında olanların kötü izlenimler bırakarak ayrıldıklarını savunan Gezmek, "Bu nedenle ateşten gömlek giydim. Yaptığınız bir doğruyu bile kabullendirmeniz çok zor. Dolayısı ile sadece işletmecilik anlayışı değil, insan psikolojisi ile de donanımlı olmanız gerekiyor" ifadesini kullandı.

Şirketi ayakta tutma mücadelesi yanında, "ülke turizmine de katkı sağlama" amaçlarının var olduğunu ifade eden Gezmek, Almanya'dan "zararına" getirdikleri turist topluluklarını örnek verdi.

Sadece ekonomik faydaların değil, sosyal alanlarda da faaliyet verdiklerini söyleyen Gezmek şöyle devam etti:

"Zaman zaman zararına da olsa ülke menfaatleri için adımlar atabiliyoruz. Bunu da yapıyoruz. Buradaki sivil toplum örgütleri ile iyi ilişkiler çerçevesinde yaptığımız yardımlar var.

Sistem içerisinde devlete, belediyelere, çalışanlara ödediğimi maaş yanında, sosyal yardımlarımızla da yine halka hizmet anlayışımızı sürdürüyoruz."

Neler yapıldı?

Gezmek, 2004 yılı içinde yapılanlardan ve 2005 yılında da neler yapılması gerektiğinden bahsetti. "Müşteri memnuniyeti" odaklı yenilenme çalışmaları başlatıldığını söyleyen Gezmek, yaptıkları bazı çalışmaları şöyle sıraladı:

"Bir yılı aşkın bir süredir devam eden yolcu hizmetlerinin elektronik ortamda yönetilmesi projesi ilk meyvesini vermiş ve internet üzerinden online rezervasyon bilet satışları başlatıldı,

Devam eden online bilet satışının İngiltere'de de devreye girebilmesi için gerekli alt yapı girişimleri yapıldığı gibi, İngiltere Uluslararası Bilet Satış Sistemi'ne de dahil olabilmek için adımlar atıldı. İngiltere'nin herhangi bir noktasında bilet satışını sağlayacak bu sistem ile birlikte 2004 yılında taşınan 120 bin yolcu sayısının 150 bine ulaşması hedefleniyor.

Acenteler ile kurulan iyi ilişkiler devam ettiriliyor. Acentelerin büyük bir bölümüne kurs verilirken, internete girmelerine de katkı sağlandı.

Almanya ofisi, Ocak 2005 içerisinde Frankfurt'ta hizmete giriyor. Ofisin devreye girmesi ile Almanya'ya sefer sayılarını artırılması hedefleniyor.

Başta Ercan Devlet Havaalanı olmak üzere bütün havaalanlarında 7x24 saat esasına göre hizmet verecek yolcu rezervasyonları ve uçuşla ilgili bütün sorunlara son verecek "çağrı merkezi" hizmetleri devreye sokuluyor."

KTHY'de ciddi bir büyüme yaşandı

Gezmek, atılan adımlarla "iftihar ettiğini" belirterek yaşanan bütün zorlukların etkisine rağmen, KTHY'nin ticari, mali ve teknik yönetim açısından son yılların en karlı ve verimli döneminin yaşandığını söyledi. Gezmek, KTHY gelirlerinin yüzde 21 arttığını, şirketin toplam karının da yüzde 200 artış gösterdiğini vurguladı.

Ortaya çıkan rakamlarla "kendi tahminlerini de aştıklarını" söyleyen Gezmek şöyle devam etti:

"2002 yılından itibaren blok uçuş saati yüzde 47 ve günlük uçuş süreleri de yüzde 48 artmıştır. Bu artışın sebebi de filo yapısından ve uçakların verimli kullanılmasından kaynaklanmaktadır.

KTHY ekonomik ömürlerini tamamladıkları için halihazırda satışa çıkarılan Airbus A310 uçakları hariç tutulursa, mevcut bulunan üç adet Boeing 737- 800 ve üç adet yeni Airbus A 321- 200 uçakları ile TC havayolları dahil, bütün havayolları içinde filo yaşı, esnekliği ve teknoloji olarak en önde gelen havayolları arasına girmiştir.

Gerek Boing 737- 800 gerekse Airbus A321- 200 uçak modelleri bugün en çok para kazandıran ve kendi markalarının en gözde uçak modelleridir. Bilhassa yönetimimizin stratejik vizyonu doğrultusunda Boing modellerine ilaveten Airbusların devreye sokulması filomuzu gerçekten esnek, kârlı, rekabetçi ve etkin bir duruma getirmiştir.

KTHY olarak mali ve teknik konularda atılan olumlu adımların güzel sonuçlarını artan nakit akışı ve artan koltuk arzı olarak görüyoruz. Ancak uzun yıllar ihmal edilmiş ve KTHY hakkındaki şikayetlerin haklı olarak en başında gelen otomasyon konusunda ise çok önemli projeler tamamlanmıştır."

KIBRIS 03/01/05

 

İngiltere'de turizm atağı

KUZEY KIBRIS'A BÜYÜK İLGİ... 24 Nisan referandumunda Kıbrıs Rumlarının "hayır" oylarına karşılık Kıbrıslı Türklerin "evet" demesi, dış dünyada Kuzey Kıbrıs'a karşı büyük ilgi gösterilmesini sağladı. KKTC'nin İngiltere'deki Avrupa turizm koordinatörü Yılmaz Kalfaoğlu, ülkemizin 2004 ve 2005'te İngiltere ve İrlanda Cumhuriyeti'nde Kuzey Kıbrıs turizmi için yapılacak toplam tanıtım ve pazarlama harcamasının bir milyon 330 bin sterline ulaşacağını söyledi

HER KOLDAN TANITIM YAPILIYOR... İngiltere'de turizmle ilgili fuar ve etkinliklere katılan KKTC, ayrıca İngiltere'deki ulusal ve yerel gazetelerde reklam kampanyası başlattı. Kalfaoğlu, 2004 yılının Kuzey Kıbrıs turizminin bugüne kadar İngiltere pazarındaki en başarılı yılı olduğunu ve eylül sonu istatistiklerine göre tatillerini konaklama tesislerinde geçirmek üzere gelen ziyaretçi sayısında 2003'ün aynı dönemine kıyasla yüzde 40 artış olduğunu belirtti

Ali CANSU

24 Nisan referandumunda Kıbrıs Rumlarının "hayır" oylarına karşılık Kıbrıslı Türklerin "evet" demesi, dış dünyada Kuzey Kıbrıs'a karşı büyük ilgi gösterilmesini sağladı.

Buradan hareketle Turizm Bakanlığı İngiltere'de turizm atağına geçti. İngiltere'de turizm ve Kıbrıs'ın tanıtımı alanında çalışmalar yapan Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi yoğun bir tempo içerisinde çalışmalarını sürdürüyor.

Merkez, İngiltere'de turizmle ilgili fuar ve etkinliklere katılan KKTC, ayrıca İngiltere'deki ulusal ve yerel gazetelerde reklam kampanyası başlattı.

KKTC'nin İngiltere'deki Avrupa turizm koordinatörü Yılmaz Kalfaoğlu ülkemizin 2004 ve 2005'te İngiltere ve İrlanda Cumhuriyeti'nde turizm ile ilgili planlarını KIBRIS'a anlattı.

Kalfaoğlu, çalışmaların İngiltere ve İrlanda Cumhuriyeti'nde Kuzey Kıbrıs'a tatil pazarlayan tur operatörleriyle temasa geçerek başladıklarını söyledi.

2005 yılında ayrıca Birleşik Krallık (İngiltere, İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda) ve İrlanda Cumhuriyeti'nde basında tanıtım yazıları yayınlanması ile ilgili çalışmalara başlandığını anlatan Yılmaz Kalfaoğlu, "Bu çalışmalar Kuzey Kıbrıs turizm merkezi veya tur operatörlerinin organizasyonu ile Kıbrıs'a turizm ve seyahat yazarlarının gönderilmesinden oluşuyor."

2004 yılı içinde çeşitli zamanlarda Kıbrıs'a gönderilen veya kendiliğinden giden gazeteci ve yazarların kaleme aldıkları ve dokuzu eylül ile kasım ayları döneminde olmak üzere, Kuzey Kıbrıs turizmini tanıtan 18 yazı yayınlandı.

Ekim ve kasımda yayınlanan ve Kuzey Kıbrıs'a talebin artırılmasında önemli etkisi bulunan bu yazılardan bazıları şöyle:

2 Ekim'de Daily Mirror'de yayınlanan 'Turkish Delightful - The place is so unhurried, unspoilt and so beautiful', 24 Ekim'de Sunday Mirror'de 'Northern Delights' başlığıyla çıkan- Head off to the other side of Cyprus for beaches better than the Carribean, The Irish Post'ta 6 Kasım'da yayımlanan ' Change Your Christmas Climate'- The Charms of Northern Cyprus - If the idea of cold wet Christmas doesn't appeal, why not leave the cold and wet behind ve 7 Kasım'da The Mail on Sunday'de yayımlanan 'This is Beautiful Cyprus' (But keep it to yourself) - Giles Milton is suddened that the island is now preparing for a tourist invasion.

Basında ülkemizi tanıtmak için de ekim ayından itibaren düzenlenen turizm tanıtım kampanyası çerçevesinde The Times, Daily Telegraph, Daily Mail, Daily Express, The Mail on Sunday, Sunday Telegraph, Sunday Express ve Manchester, Glasgow, Belfast yerel gazetelerinde tanıtıcı reklamlar yayınlanmaya başlamıştır. 2005 yılının mart ayı ortalarına kadar devam edecek olan bu kampanya için 130 bin sterlin ayrıldı.

Tur operatörlerinin pazarlamaya yönelik reklamlarına Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nca yapılan katkı ile yukarıdaki rakama ek olarak tur operatörlerinin bütçelerine koydukları bir milyon 200 bin sterlin kaynakla birlikte Kuzey Kıbrıs turizmi için yapılacak toplam tanıtım ve pazarlama harcamasının bir milyon 330 bin sterline ulaşacağı tahmin ediliyor."

Dünya Turizm Fuarı'na katıldık

Ülkemizin, bu yıl 25'incisi düzenlenen ve Londra'da yapılan Dünya Turizm Fuarı'na 23'üncü kez katıldığını kaydeden Kalfaoğlu, fuarda KKTC'nin büyük ilgi gördüğünü belirtti.

Kuzey Kıbrıs'ın dünya turizm fuarına 135 metrekare büyüklüğünde bir stand ile katıldığını anlatan Kalfaoğlu, fuarın dünyanın her yerinden seyahat ve turizmle ilgili kamu ve özel kuruluşları (ulusal turizm büroları, otel işletmecileri, tur operatörleri, hava yolları, seyahat acenteleri vs.) bir araya getirerek bu kuruluşlar arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine katkı yapmayı amaçladığını kaydetti.

Kalfaoğlu, fuardaki KKTC standında Ekonomi ve Turizm Bakanlığı, Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi (Londra), Kıbrıs Türk Hava Yolları, İngiltere'de Kuzey Kıbrıs'ı pazarlayan operatörleri, Kıbrıs Türk Otelciler Birliği, Kıbrıs Türk Seyahat Acenteleri Birliği ile Onur Hava Yolları İngiltere operatörünün katkı koyduğunu belirtti.

Basın toplantısına büyük ilgi

Fuarın ikinci günü olan 9 Kasım'da KKTC Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz'in basın toplantısının büyük ilgi gördüğünü kaydeden Kalfaoğlu, İngiltere'nin prestiji en yüksek seyahat dergilerinin başında gelen Travel Trade Gazette dahil olmak üzere yabancı basının sayfalarında toplantıya geniş yer verdiklerini söyledi.

Kalfaoğlu, Travel Trade Gazette'nin 19 Kasım 2004 tarihli sayısında "Bakan Kıbrıs'a iyi bakacaklarını bildirdi" başlıklı haberinde, Kuzey Kıbrıs hükümeti, turizm master planının uygulanmasında parasal baskılara direnmekte ısrarlı olacağı, planla yatak kapasitesinin 2006'ya kadar 11 bin 700'den 20 bine çıkacağı, Avrupa havayolu şirketlerinin Türk kontrolünde bulunan cumhuriyetteki gelişmelerden yararlanmak amacıyla direkt uçuşları başlatma umudu, kitle turizmi peşinde olmadıkları, çabalarını adanın tarihi zenginlikleri ve kültürünü de yaşamak isteyen ziyaretçileri çekmeye ve doğayı korumaya yoğunlaştıracaklarına yer verdiğini belirtti.

Kalfaoğlu, bundan üç-beş yıl öncesine kadar Kuzey Kıbrıs reklamlarını dahi yayınlamayı reddeden Travel Trade Gazette'in bu haberi verirken "işgal"e değinmemesi, ayrıca Kuzey Kıbrıs hükümeti ve Ekonomi ve Turizm Bakanı sayın Derviş Deniz'den söz ederken, herhangi başka bir niteleme kullanmaması dış dünyada Kıbrıslı Türklere karşı tutumun değişmekte olduğunu göstermesi bakımından önemlidir" diye konuştu.

2005'te, 11 fuara katılıyoruz

Yılmaz Kalfaoğlu, İngiltere'deki Kuzey Kıbrıs Turizm Merkezi'nin Dünya Turizm Fuarı'ndan sonra 2005'in mart ayının ilk haftasına kadar İngiltere, İskoçya, Kuzey İrlanda, İrlanda Cumhuriyeti ve Galler'de tamamı tüketicilere yönelik sekiz turizm fuarına katılmak için hazırlıklarını tamamladığını söyledi.

Fuarların Blacpool, Manchester, Glasgow, Belfast, Dublin, Londra, Cardiff ve Birmingham semtlerinde gerçekleşeceğini anlatan Kalfaoğlu, "Bu fuarlar dışında, güneyde Bournemouth ve Exeter fuarları için organizatörler ile görüşmeler yapılmaktadır. Bu iki fuarın da eklenmesi halinde, Kuzey Kıbrıs turizmi 2005 yılına yönelik olarak toplam 11 turizm fuarında tanıtılmış olacaktır. Gerekli parasal kaynakları Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın sağladığı bu tanıtım çalışmalarının büyük bölümü Kuzey Kıbrıs turizmini pazarlayan tur operatörleri ile işbirliği yapılarak yürütülmektedir" dedi.

2004 yılı, en başarılı yıl oldu

KKTC'nin İngiltere'deki Avrupa turizm koordinatörü Yılmaz Kalfaoğlu, 2004 yılı Kuzey Kıbrıs turizminin bugüne kadar İngiltere pazarındaki en başarılı yılı olduğunu söyledi.

2004'ün eylül sonu istatistiklerine göre tatillerini konaklama tesislerinde geçirmek üzere gelen ziyaretçi sayısında 2003'ün aynı dönemine kıyasla yüzde 40 artış olduğunu kaydeden Kalfaoğlu, "Yine aynı istatistiklere göre gerçekleşen gecelemeler ve konaklama tesislerindeki doluluğa katkı bakımından İngiltere pazarının yüzde 53 ile en büyük pazarı konumuna geldi" dedi.

KIBRIS 03/01/05

 

Rumlardan 'KKTC'ye açılım' iddiası


4 Ocak, 2005 20:42:00 (TSİ) CNN TURK

 

Rum medyası, ABD ve İngiltere'nin mayıs ayından itibaren KKTC ile doğrudan ticarete ve yeniden görüşme çabalarına başlayacağını iddia etti.

Rum Fileleftheros gazetesi, haberi 'Anglo-Amerikanların ilk adımı işgal bölgelerini güçlendirmek' başlığıyla verdi.

Gazete, haberinde İngiltere ve ABD'nin KKTC'deki parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarını beklediğini yazdı.

Gazeteye göre, ABD'liler ve İngilizler için öncelik Kıbrıslı Türkleri ekonomik ve siyasi olarak güçlendirmek. Kıbrıs sorununa ilişkin özlü girişimler ise mayıs ayı sonrasına bırakılacak.

"3 ekim tarihi baz alınacak"

Gazete, arabulucuların Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin başlangıç tarihi olan 3 ekim 2005'i baz alarak hareket edeceklerini de öne sürdü.

 

 

Eski Alman Başsavcısı KKTC'nin temsilcisi oldu

 

Lefkoşa

Almanya'nın eski Başsavcısı Alexander Von Stahl, KKTC'nin Berlin Fahri Temsilcisi olarak atandı.

KKTC Bakanlar Kurulu, Stahl'ın atamasını, Kıbrıs Türk halkı üzerindeki tecridin kaldırılması doğrultusundaki çabalar çerçevesinde ve KKTC'nin Almanya'daki temsilinin güçlendirilmesi yönünde aralık ayında yaptı.

   

Halen Berlin'de hukuk bürosu sahibi olan Stahl'ın atama kararı, Resmi Gazete'de de yayımlandı.

 (aa)

HURRIYET 04/01/05

 

Denktaş: “Statükocuyuz”

 

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bazı kişilerin “Rum yalakalığı” yaptıklarını, her söylenen sözü kendilerine göre yorumlayıp halka satmaya çalıştığını söyleyerek, “Bunlar şunu bilsinler: biz devlete ve egemenliğe sahip çıkanlardan yanayız; statükoculuk bu ise, statükocuyuz. Ve halkımız da bu noktaya gelmezse tümüyle, Türkiye’nin de elini zayıflatırız, Kıbrıs elden gider” dedi.

“Kıbrıs elden gider” lafının, “Kıbrıs Türkü Rum’un kulu, kölesi olur” anlamına gelmekte olduğunu belirten Denktaş, “Kul ve köle olmak isteyen varsa, bu yalakacıların yazdıklarını okusunlar, onların yoluna gitsinler. Kul, köle olmak istemeyen varsa, bizi dinlesin ve devletine sahip çıksın” şeklinde konuştu.

Dünkü bir kabulü sırasında Türkiye’deki bir asteğmene gönderdiği mektupla ilgili olarak gazetelerde çıkan yorumlara yanıt veren Cumhurbaşkanı Denktaş, “Kıbrıs meselesi kaybedilmiştir” sözüne bağlı olarak, “Denktaş pes etmiştir, statükocular” gibi laflarının gündeme getirilmek istendiğini belirterek ve şöyle konuştu:

 

 “Pes etmeyiz”

 

“Biz pes etmeyiz. 52 yıldır pes etmedik. Böyle giderse kaybedilecek bir davanın mesajını verdik. Ve bazı satılmış kalemlerin gayretiyle kaybedilmekte olan bir dava vardır. Bunu biz gündeme getiriyoruz.

Eğer benim bu ikazım da hala Denktaş fobisiyle hareket eden insanları birazcık olsun ‘Kıbrıs ne oluyor, nereye götürülüyor; devletimize sahip çıkmazsak ne oluruz’ noktasına getirmezse, hiçbir şeye getirmez demektir.

Emin olsunlar ki devlete sahip çıkanlar vardır. Varolmaya devam edecektir. Kazanılmış olan devlet ve egemenlik, onun bunun hatırı için heba edilmez. Rum’a bahşedilmez. (TAK)

YENIDUZEN 04/01/05

 

“ABD’nin Kıbrıs’ta attığı olumlu adımlar yeterli değil”

 

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs’ta referandumların yapılmasından sonra ABD’nin bazı olumlu adımlar attığını, ancak bunların yeterli olmadığını söyledi.

Gül, İsrail, Filistin ve Ürdün’ü kapsayan Ortadoğu gezisinin ilk durağı İsrail’e hareketinden önce Dışişleri Bakanlığı’nda gezisine ilişkin açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Abdullah Gül, dün sabah ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage ile görüşmesinde Kıbrıs konusunun ele alınıp alınmadığının sorulması üzerine, Armitage ile bugüne kadar atılan adımları görüştüklerini söyledi.

“Referandumlardan sonra ABD’nin yaptığı bazı güzel işler var Kıbrıs Türklerine karşı. Bunları takdir ettiğimizi belirttik, ancak bunlar artık yeterli değil” diyen Gül, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin uzlaşmacı bir tutum içine girmesini sağlamak için daha fazla adım atılması gerektiğini kaydetti.

Gül, başka bir soru üzerine, Armitage ile görüşmesinde, Türkiye’nin Irak’ın geleceğine ilişkin hassasiyetlerini açık ve yalın şekilde ABD tarafına aktardığını söyledi. (AA

 

YENIDUZEN 04/01/05

 

ABD'yi bekliyoruz

YENİ ADIMLAR ŞART... Gül: Referandumlardan sonra Kıbrıs Türklerine karşı ABD'nin yaptığı bazı güzel işleri var. Bunları takdir ettiğimizi belirttik, ancak bunlar artık yeterli değil. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin uzlaşmacı bir tutum içine girmesini sağlamak için daha fazla adım atılması gerekiyor

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta referandumların yapılmasından sonra ABD'nin bazı olumlu adımlar attığını, ancak bunların yeterli olmadığını söyledi.

Gül; İsrail, Filistin ve Ürdün'ü kapsayan Ortadoğu gezisinin ilk durağı İsrail'e hareketinden önce Dışişleri Bakanlığı'nda gezisine ilişkin açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

Abdullah Gül, dün sabah ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage ile görüşmesinde Kıbrıs konusunun ele alınıp alınmadığının sorulması üzerine, Armitage ile bugüne kadar atılan adımları görüştüklerini söyledi.

"Referandumlardan sonra ABD'nin yaptığı bazı güzel işler var Kıbrıs Türklerine karşı. Bunları takdir ettiğimizi belirttik, ancak bunlar artık yeterli değil" diyen Gül, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin uzlaşmacı bir tutum içine girmesini sağlamak için daha fazla adım atılması gerektiğini kaydetti.

Gül, başka bir soru üzerine Armitage ile görüşmesinde, Türkiye'nin Irak'ın geleceğine ilişkin hassasiyetlerini açık ve yalın şekilde ABD tarafına aktardığını söyledi.

Gül, Ecevitlere şaşırdı

Eski DSP Genel Başkan Yardımcısı Rahşan Ecevit'in, "Din elden gidiyor" şeklindeki sözlerine ilişkin görüşünün sorulması üzerine de Gül, şunları kaydetti:

"Ben de okudum, çok dikkat çekici. Ama hemen aklıma partisinin iktidar olduğu dönemlerde imam-hatip okullarının nasıl kapatıldığı, Kuran kurslarının nasıl kapatıldığı ve Türkiye'de İslamiyet'i anlatacak bütün kurumların, merkezlerin nasıl zayıflatıldığı aklıma geldi ve bu mesajı okuyunca doğrusu bugün derin derin düşündüm."

Gül, eski başbakan Bülent Ecevit'in, İsmet İnönü'nün Musul'un alınması şeklinde bir vasiyeti olduğunu doğrulaması hakkında görüşünün sorulması üzerine de, şunları söyledi:

"O konuyla ilgili en iyi cevap şu oldu bence: Sarıkamış'ta 90 bin Türk askerinin şehit olmasının 90. yıldönümünde Genelkurmay tarafından bir açıklama yayınlandı. O açıklamaya herkes bir kez daha bakarsa, o zaman dış politikada nasıl hareket edilir, onu herkes anlar. Şüphesiz ki tarihte çok büyük işler yaptık, tarihte çok büyük toprakları yönettik, çok iyi anılar bıraktık."

Abdullah Gül'e, kendisinin AB ile müzakerelerde baş müzakereci olmak istemediğini Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a söylediği yönünde bazı gazetelerde çıkan haberler de soruldu. "Bu tür haberlerin kendi ağzından yazılmadığı sürece bir anlamı olmadığını" söyleyen Gül, çalışmaların sürdüğünü ve müzakereleri ilişkin kararın hükümet tarafından alınacağını belirtti.

KIBRIS 04/01/05

 

Çözüm için izolasyonlar kaldırılmalı

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat,  yeni koşullar sunan ve yeni “hayırlar” planlayan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos’un Kıbrıs sorununun çözümünde çok istekli olmadığını vurguladı. Başbakan Talat, “Çözüm için izolasyonların kaldırılmasından başka yol görmüyorum” dedi.

2005 yılında Rum hükümetinin Kıbrıs sorununun çözümünü istemesini, Türklerle  güç bölüşümünü kabul etmesini sağlamak ve Rum yönetimi üzerinde baskı yapabilmenin  adada çözüm isteyenlerin  en temel görevi olacağını söyleyen Talat, “2005 yılı böyle geçecek; uluslararası aktör ve faktörlerin  Kıbrıs sorununun çözümü için Papadopulos hükümetine baskı yaptığını gözlemleyebileceğiz” dedi.

Başbakan Mehmet Ali Talat dün öğleden sonra, Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Politikalar Merkezi’nin mecliste temsil edilen siyasi parti liderlerine yönelik düzenlediği konferanslar dizisinin sonuncuna katılarak Kıbrıs konusunda gelinen noktayı değerlendirdi ve  soruları yanıtladı.

Temel hedef olan çözümün  tek taraflı sağlanamayacağını belirten Talat, çözüm için Türk tarafının çözüm yönünde kısa bir süre önce başlattığı yeni politikaların sürdürülmesi gerektiğini, bu yapıldığı taktirde Türk tarafının  uluslararası toplumda daha fazla kabul göreceğini, Rum tarafının harekete geçmesi için baskıların mümkün kılınacağını kaydetti.

Talat, tercihlerinin Kıbrıs sorununun 3 Ekim’e kadar Türkiye’nin de AB ile müzakerelerde daha rahat hareket edebilmesi için çözümlenmesi olduğunu belirterek, bu olmazsa izolasyonların kalkması, direkt uçuşlar ve doğrudan ticaret konularında uluslararası aktörlerin atacağı adımların süreci hızlandıracağını kaydetti.

ÇÖZÜM NE KADAR UZARSA          

Başbakan Talat, Kıbrıs sorununun çözümü ne kadar gecikirse Kıbrıs Türkü’nün  süreçte inisiyatifinin o kadar kaçacağını  belirterek, “Sürüklenir hale geliriz ama henüz o noktada değiliz” dedi.

Türkiye’nin 3 Ekim’e kadar Kıbrıs Rum tarafını da kapsayan ve Gümrük Birliği’ni genişletmeyi içeren ekonomik prtokolü imzalayacağını hatırlatan Talat, bunun Rum tarafını tanıma anlamına gelmeyeceğini vurguladı.

Başbakan Talat iyi niyet gösterisi olarak asker çekme konusundaki bir soruya karşılık olarak, asker çekmenin  son derece önemli ve tehlikeli bir konu olduğunu belirtti.

Talat, asker çekme konusunun  Rum tarafında “biz direndik Türkiye asker çekmeye başladı” demagojisini yaratacağını, Kıbrıs sorununu ordu çekme noktasına indirgeyeceğini, Rum tarafının da dünyayı ayağa kaldırma çabasındaki amacının bu olduğunu kaydetti.

Talat Maraş’ın açılması veya Rumlara iade edilmesiyle ilgili soruyu yanıtlarken, “Bu konu değerinde birşeye karşı düşünülebilir. Maraş-toprak, devlette güç bölüşümüne ve ortaklığa karşıdır. Maraş karşılığında ne alacağımızın somut bir karşılığı yok. Bunları değerlendirirken dikkatli olmalı” diye konuştu.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde DP Genel Başkanı Serdar Denktaş veya BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı’yla cumhurbaşkanlığı seçiminde tek bir isim üzerinde ittifaka varıp varmadıklarının sorulması üzerine de Talat, “O ittifakı halk yapacak” dedi.

SOYER: KKTC’DE İLK KEZ UCUZLUK YAŞATILDI

CTP/BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, ilk kez bir hükümetin arka arkaya aldığı kararlarla halka zam yerine ucuzluğu yaşattığı görüşünü belirtti.

Soyer, siyasi partiler, sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin ilk kez bakanlar kurulu toplantılarının ardından zam kararlarını protesto eden bildiriler yayınlamadığını kaydetti.

CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer yayımladığı bildiride, hükümetin hayatı ucuzlatan, halkın alım gücünü artıran ve rekabet etme koşullarını güçlendiren tedbirler ürettiğini belirterek, KKTC halkının zamlı günleri yaşamak zorunda kalmak yerine ucuzluk olgusunu yaşamaya başladığını ifade etti.

HALKIN SESI 04/01/05

 

Diz çökmüş olanlar ayağa kalksın

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bazı kişilerin “Rum yalakalığı” yaptıklarını, her söylenen sözü kendilerine göre yorumlayıp halka satmaya çalıştığını söyleyerek, “Bunlar şunu bilsinler: biz devlete ve egemenliğe sahip çıkanlardan yanayız; statükoculuk bu ise, statükocuyuz. Ve halkımız da bu noktaya gelmezse tümüyle, Türkiye’nin de elini zayıflatırız, Kıbrıs elden gider” dedi.

“Kıbrıs elden gider” lafının, “Kıbrıs Türkü Rum’un kulu, kölesi olur” anlamına gelmekte olduğunu belirten Denktaş, “Kul ve köle olmak isteyen varsa, bu yalakacıların yazdıklarını okusunlar, onların yoluna gitsinler. Kul, köle olmak istemeyen varsa, bizi dinlesin ve devletine sahip çıksın” şeklinde konuştu.

Türkiye’deki bir asteğmene gönderdiği mektupla ilgili olarak gazetelerde çıkan yorumlara yanıt veren Cumhurbaşkanı Denktaş, “Kıbrıs meselesi kaybedilmiştir” sözüne bağlı olarak, “Denktaş pes etmiştir, statükocular” gibi laflarının gündeme getirilmek istendiğini belirterek ve şöyle konuştu:

“PES ETMEYİZ”

“Biz pes etmeyiz. 52 yıldır pes etmedik. Böyle giderse kaybedilecek bir davanın mesajını verdik. Ve bazı satılmış kalemlerin gayretiyle kaybedilmekte olan bir dava vardır. Bunu biz gündeme getiriyoruz.

Eğer benim bu ikazım da hala Denktaş fobisiyle hareket eden insanları birazcık olsun ‘Kıbrıs ne oluyor, nereye götürülüyor; devletimize sahip çıkmazsak ne oluruz’ noktasına getirmezse, hiçbir şeye getirmez demektir.

Emin olsunlar ki devlete sahip çıkanlar vardır. Varolmaya devam edecektir. Kazanılmış olan devlet ve egemenlik, onun bunun hatırı için heba edilmez. Rum’a bahşedilmez.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos’un “AB izolasyonları kaldırma yönüne girerse mahkemeye başvuracağım” yönündeki açıklamasını yorumlamasının istenmesi üzerine ise, “İnşallah başvurur. Niyetini tüm dünya görür” dedi.

“TANINSA BİRLEŞME ÇOK DAHA KOLAY OLUR...”

Denktaş, “iki devlete dayalı anlaşma” dediğinde, “iki ayrı devletin ayrı ayrı tanınmasını mı istiyorsunuz” diye sorulduğunu ifade etti ve şunları söyledi:

“İki devlet ayrı ayrı tanınsa, birleşme çok daha kolay olur. Biz onu da söylemiyoruz. Biz diyoruz ki;, ‘İki ayrı devletin ve iki ayrı egemen halkın varlığını kabul edin, Rum’a da kabul ettirin ve esas egemenlik temeli üzerine kurulsun, o zaman görürsünüz ki, Rum’un iştahı devam etmez ve uzlaşma yoluna gelir. Başka türlü gelmez.”

“Barış, uzlaşma” diyerek sanki de Rumların önünde diz çökmüş gibi duranların ayağa kalkmasını isteyen Denktaş, Rum’un uzlaşmaya ihtiyacı olabilmesi için herkesin ayağa kalması gerektiğini söyledi.

İki devlet bulunduğunu, yapılması gerekenin sınırları ayarlamak, mal-mülk mübadelesini halletmek olduğunu belirten Denktaş, yoksa ABD ve İngiltere temsilcilerinin karmakarışık anlaşmalar yaparak halkın boğazına sokmaya çalışmalarının kabul edilmez yaklaşımlar olduğunu ifade etti.

HALKIN SESI 04/01/05

 

Mayıs’tan sonra İngiliz ve Amerikan desteği

 

Kıbrıs’ın en yüksek tirajlı gazetesi Fileleftheros, kuzey Kıbrıs’taki “Cumhurbaşkanlığı seçimi” sonrasında İngiltere ile Amerika Birleşik Devletleri’nin devreye gireceğini, Kıbrıslı Türklere yönelik önemli ekonomik ve siyasi açılımlar yapılacağını iddia etti.

 

Kıbrıs’ın en yüksek tirajlı gazetesi Fileleftheros, kuzey Kıbrıs’taki “Cumhurbaşkanlığı seçimi” sonrasında İngiltere ile Amerika Birleşik Devletleri’nin devreye gireceğini, Kıbrıslı Türklere yönelik önemli ekonomik ve siyasi açılımlar yapılacağını iddia etti.

Amerika’nın kuzey Kıbrıs’ı güçlendirmek için hazırlık içerisinde olduğu belirtilen haberde, Kıbrıs sorununa yönelik girişimlerin de mayıs ayı sonrasına sarkacağı belirtildi.

ABD ve İngiltere hükümetlerinin, Kıbrıslı Türklerin gerek siyasi gerek ekonomik düzeyde güçlendirilmesi için girişim başlatacaklarını ve bunun için kuzey Kıbrıs’taki  “iki seçimin” geçmesinin beklendiği de belirtildi.


Öncelik ‘ekonomik ve siyasi’ destek

Gazete, Amerikanlar ve İngilizler için önceliğin kuzey Kıbrıs’ı ekonomik ve siyasi olarak güçlendirmek olduğunu, Kıbrıs sorununa ilişkin özlü girişimlerin ise Mayıs ayı sonrasında yapılmasının öngörüldüğünü belirtti.

İngiltere ile Amerika’nın, kuzey Kıbrıs’taki iç ortamın Şubat ayındaki milletvekili ve Nisan ayındaki cumhurbaşkanı seçimleriyle netleşmesini beklerken, Kıbrıslı Türklerin ekonomik açıdan desteklenmesi yönünde hareket edecekleri de öne sürüldü.

Gazete, diplomatik kaynakların, Mayıs ayına kadar girişimlere ilişkin ön hazırlık çabalarının olacağını ve bunların yurdumuzdaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonucuyla orantılı olarak açığa çıkacağını ifade ettiklerini yazdı.

Haberde ayrıca, arabulucuların Türkiye ile AB arasındaki müzakerelerin başlangıç tarihi olan 3 Ekim tarihini baz alarak hareket edecekleri ve çabaların bu tarih öncesinde gelişmelerin sağlanması olacağı belirtilirken, Rum Yönetimi’nin ise Kıbrıs sorununun çözümü için müzakerelerin başlamasına dair bazı önkoşulları bulunduğu yinelendi.

 

Rum yönetiminden girişim

POLİTİS gazetesi ise Rum Yönetimi’nin AB Komisyonu’nun Kıbrıslı Türklerin doğrudan ödenekler ve ticaret ile güçlendirilmesi yönündeki tüzüklerini birbirinden ayırmak için girişim başlatacağını, ancak bu yönde engellerin çok olduğunu yazdı.

Gazete, Rum Yönetimi’nin önümüzdeki haftadan itibaren doğrudan ticaret ve mali destek tüzüklerinin birbirinden ayrılması için Brüksel’de girişim başlatacağını ve bu amaca ulaşmak için Kıbrıslı Türklere verilmesi öngörülen 259 milyon euroluk yardımın en kısa sürede serbest bırakılması için yoğun şekilde hareket edeceğini belirtti.

Gazete, Rum Yönetimi’nin amacının bu iki tüzüğün “paketleşmesini” önlemek olduğunu belirtirken, Lüksemburg (AB Dönem) Başkanlığı’nın ise her iki tüzüğün de aynı anda onaylanmasını istediğini ve AB başkanlığını devralmadan önce de bunu Hollandalı denklerine ilettiğini yazdı.

 

Yunanistan’ın önceliği çözüm

Öte yandan Politis gazetesi bir diğer haberinde, Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis Valinakis’in Yunan gazetelerine yapmış olduğu açıklamalarda “önceliğin Kıbrıs sorununun çözülmesinde olduğunu” söylediğini yazdı.

Valinakis, Annan Planı’na ilişkin olarak, Yunan hükümetinin en baştan beridir “Kıbrıslıların yanında olduğunu ve nihai kararları ne olursa olsun, hem evet hem de hayır kararını destekleyeceklerini” ifade ettiklerini belirterek, “Uluslararası toplumun tamamı Kıbrıs’a karşı durduğunda biz aktif destekçileriydik. Bu şekilde Kıbrıs bugün AB’nin üyesidir ve Türkiye’nin seçmiş olduğu AB yolunda denetleyici ülkedir. Bütün bunlar birileri tarafından yapılmıştırlar, kendiliğinden olmadılar” dedi.

Valinakis, “BM Genel Sekreteri’nin herhangi bir yeniden hareketinde önceki dönemin tecrübesini dikkate alması mantıklıdır. Bunun gerekli olduğuna inanıyorum. Elbette Kıbrıs’ın 1 Mayıs 2004’te AB’ye üye olmasının yarattığı yeni koşullar da dikkate alınmalıdır. Avrupa Birliği gerçekten bu konuda daha aktif bir rol elde etmiştir” şeklinde konuştu.

 YENIDUZEN 05/01/05

 

Partilerde adaylık heyecanı...

 

Cumhuriyet Meclisi’nin 50 yeni üyesinin seçileceği 20 Şubat erken genel seçimlerinde adaylık heyecanı artıyor. Siyasi partiler, adaylarını belirlemek için yeni yılın ilk günlerini yoğun tempoda geçiriyor. Partiler, resmi propaganda süreci henüz başlamasa da seçmeni etkilemek için seçim çalışmalarına ise çoktan başladı.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) belirlediği seçim takvimine göre, adaylık saptamada son gün 11 Ocak. Siyasi partiler, bu tarihe kadar değişik yöntemlerle adaylarını belirleyecek. 14 Ocak’ta ise adaylar YSK’ya başvuracak.

Anayasa ve Seçim ve Halkoylaması Yasası gereğince, milletvekili seçilebilmek için şu niteliklerin taşınması gerekiyor:

“KKTC vatandaşı” ve 25 yaşını doldurmuş olmak; kısıtlı olmamak; yurt ödevini yasaların öngördüğü biçimde yerine getirmiş olmak veya yurt ödevinden bağışık tutulmuş olmak; oy verme gününden önce en az 3 yıldan beri daimi ikametgahı KKTC sınırları içinde bulunmak; 5 yıldan fazla hapis cezasına çarptırılmamış olmak veya kasten adam öldürme, adam öldürmeye teşebbüs, uyuşturucu madde imal etme, ithal etme, tasarrufunda bulundurma, kullanma veya satıp alma; ırza geçme veya ırza geçmeye teşebbüs; dolandırıcılık, hileli iflas, rüşvet almak veya vermek veya hırsızlık suçlarından biriyle mahkum olmamış olmak.”

20 Şubat erken genel seçimlerinde Cumhuriyet Meclisi’ne Lefkoşa’dan 16, Gazimağusa’dan 13, Girne’den 9, Güzelyurt’tan 7 ve İskele’den de 5 milletvekili seçilecek.

 

CTP olağanüstü tüzük kurultayına gidiyor

 

Cumhuriyetçi Türk Partisi- Birleşik Güçler (CTP-BG)-, adaylık başvuruları için 6 Ocak Perşembe’ye kadar süre tanıdı. Aynı gün olağanüstü tüzük kurultayına gidecek olan CTP-BG, aday saptanması ve sıralanmasında halen üyelerde olan yetkinin, bu seçimde geçerli olmak üzere merkez yönetim kuruluna verilmesi yönündeki parti meclisi önerisini oylayacak.

Basın, Yayın ve Propaganda Sekreteri Asım Akansoy’dan alınan bilgiye göre, CTP-BG’nin olağanüstü tüzük kurultayı, Perşembe akşamı saat 19.00’da YDÜ Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi’nde yer alacak.

CTP-BG’den “Birleşik Güçler kontenjanları” dışından adaylık başvurusunda bulunmak isteyenlerin 6 Ocak Perşembe günü saat 14.00’e kadar parti genel sekreterliğine başvurması gerekiyor.

Birleşik Güçler kontenjanı Lefkoşa’da 4, Mağusa 3, diğer bölgelerde ise 2’şer olarak belirlendi. Birleşik Güçler kontenjanından aday olacaklar da merkez yönetim kurulunun kararıyla sıralanacak.

 

DP’de son söz MYK’nın

 

İktidarın küçük ortağı Demokrat Parti (DP) Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, DP’nin 20 Şubat’taki erken genel seçimlerde yarışacak adaylarıyla ilgili son sözü merkez yönetim kurulunun söyleyeceğini, adaylık belirlemede başvuru yöntemi izlemediklerini ifade etti.

Arabacıoğlu, “Süre sınırlı olduğu için ilçelerde, başkanlarla yönetim kurulllarıyla, bölgenin ileri gelenleriyle, kimler üzerine gidilebileceği konusunda çalışma yapıyoruz” dedi.

Cuma akşamı parti meclisinin de toplanacağını kaydeden Arabacıoğlu, “Adaylarla ilgili son kararı merkez yönetim kurulu verecek. Bu süreçte bence adaylar çok önemlidir, partilerin duruş pozisyonları zaten ortada. Bir ayda adayları tanıtma öne çıkacak” diye konuştu.

 

UBP’de tek yetkili Eroğlu...

 

Son kurultayında yaptığı tüzük değişikliğiyle milletvekili adaylarını belirleme ve sıralama yetkisini, delegelerin yetkisini saklı tutarak parti meclisine veren Ulusal Birlik Partisi (UBP), parti meclisi kararıyla Genel Başkan Derviş Eroğlu başkanlığında ilçelerden aday olmayacak 2’şer üyeden oluşacak bir komite oluşturdu.

UBP Genel Sekreter Yardımcısı Enver Öztürk, UBP’nin 20 Şubat’taki erken genel seçimde yarışacak adaylarını bu komitenin belirleyeceğini, başvuru alınmadığını, doğrudan aday tespiti yapıldığını söyledi.

Öztürk, genel başkanın Lefkoşa ve Mağusa’da 3’er; Girne, Güzelyurt ve İskele’den de 2’şer kontenjan hakkı bulunduğunu ancak bunu kullanıp kullanmayacağını henüz bilmediğini kaydetti. 

 

BDH Perşembeye kadar başvuru kabul ediyor

 

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) de milletvekili adayı olmak isteyenlerden 6 Ocak Perşembe günü saat 17.00’ye kadar başvurular kabul edecek

BDH Genel Sekreteri Mehmet Çakıcı’dan alınan bilgiye göre, adayların saptanması ve sıralamasında hangi yöntemin uygulanacağını, başvuruların tamamlanmasının ardından toplanacak parti meclisi belirleyecek.

BDH Genel Sekreteri Mehmet Çakıcı, aday belirleme ve sıralamada hassas olduklarını belirterek “Demokratik olmasına özen gösteriyoruz” dedi.

Seçim çalışmaları için eylem planı belirlediklerini ve eylem takvimi yaparak propaganda komitesi oluşturduklarını kaydeden Çakıcı, bu komitenin ürettikleri doğrultusunda ilçelerde çalışmaların başladığını ifade etti.

 

TKP görüşmelerini sürdürüyor

 

Cumhuriyet Meclisi’nde tek sandalyeyle temsil edilen siyasi partilerden Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP), seçime Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) ve Kıbrıs Sosyalist Parti’yle (KSP) birlikte girme doğrultusunda görüşmelerini sürdürüyor.

TKP Genel Sekreteri Mehmet Davulcu, aday belirlemede başvuru da aldıklarını, gazete ilanı vermediklerini çünkü bazı tüzük maddelerinin parti meclisince yorumlanarak uygulandığını söyledi.

“TKP seçimlere kendi adı altında, kendi tüzel kişiliğiyle katılacak ancak bünyesinde en geniş güç birlikteliğini oluşturacak” diyen Davulcu, BKP ve KSP’yle görüşmelerinin sürdüğünü ve bugünlerde sonuçlanacağını açıkladı.

Davulcu, sivil toplum örgütlerinde çalışan gerçek kişilerle de görüşmeler yaptıklarını kaydederek, TKP’nin kendi bünyesi dışından farklı yöntemle isimleri de listelerine alacağını, bunların parti meclisi kararıyla düzenleneceğini, sayı sınırlaması da bulunmadığını, adayların kabul edilebilirliği dikkate alınarak sayıların saptanacağını anlattı.

 

BKP çözüm yanlılarının geniş birlikteliği arayışında

 

Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan, çözüm yanlılarının en geniş birlikteliğini sağlamak ve topluma doğru siyasetler üretecek kadrolar yaratmak için çabalarının sürdüğünü söyledi.

İzcan, bu yönde olumlu hava bulunduğunu, birkaç gün içinde sonuçlanacağını ifade ederek, bunun ardından parti yetkili organlarının adayları belirleyeceğini açıkladı.

 

Yeni Parti başvuru alıyor

 

Mecliste 1 milletvekiliyle temsil edilen partilerden bir diğeri olan Yeni Parti (YP) Genel Başkanı Nuri Çevikel, aday belirleme çalışmalarının sürdüğünü, yeni genel merkezlerine taşındıklarını ve başvuru aldıklarını söyledi. Çevikel, partililer yanında halka çağrı yaptıklarını belirterek, başvuruların ardından listelerin hazırlanacağını, adayların genel merkezdeki yürütme kurulunca saptanıp sıralanacağını bildirdi. (TAK)

 

İzcan çözüm yanlısı güçleri birlikte harekete çağırdı

 

BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, Kıbrıslı Türklerin “kurtarılmayı bekleme lüksü olmadığı” görüşünü belirterek, çözüm yanlısı güçleri, “20 Şubat’ta yapılacak milletvekilli seçimi ile Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için birlikte hareket etmeye ve en geniş güçbirliğini oluşturmaya” çağırdı. 

BKP Genel Sekreteri İzcan, dün yayımladığı basın bildirisinde, 24 Nisan’da Kıbrıslı Türklerin iradesini ortaya koymasına rağmen, CTP-DP hükümetinin bu iradeyi yansıtacak icraatlarda bulunmadığını savunarak, referandum sonucunda ortaya çıkan iradenenin 20 Şubat seçiminde meclise yansıması gerektiğini kaydetti.

BKP olarak tüm partilerle görüştüklerini ve seçimlerde sağlanabilecek en geniş büçbirliğini sağlamaya çalıştıklarını ifade eden İzcan, çözüm yanlısı güçlerin bir birleriyle kavga yerine güçbirliğinde olması, seçimin ardından da hem Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlayacak hem de içteki sorunlara çözüm bulabilecek bir hükümet oluşturlması gerektiğini dile getirdi.

İzcan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile UBP liderliğinin, çözümü engelleme hedefinde olduğunu da ileri sürdü. (TAK)

 

 

MAP hükümet programını tamamladı               

 

Milliyetçi Adalet Partisi (MAP) Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yıldırım,  kişisel ve dolayısiyle toplumsal zenginliğin, huzurun ve hürriyetin tek güvenliğinin, garantisinin devlet olduğunu belirtti.

Yıldırım yaptığı açıklamada, “Artık hiç kimse Kıbrıs sorunu ile müzakerelerde Kıbrıs’ta yaşayan Türklerden , devletinden başka bir kavramı muhattap talep etme, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yok sayma cüretini gösteremeyecektir” diyerek, MAP’ın, devletin varlığının bir daha tartışmaya açılmaması, milletin evine evim, malına malım, Kuzey Kıbrıs sonsuza dek vatanım diyebilmesi şifresini ortaya koyarak zengin, huzurlu ve hür bir gelecek müjdesi ile hükümet programını tamamladığını belitti.

YENIDUZEN 05/01/05

 

Tek gündem seçim

PARTİLERDE YOĞUN ÇALIŞMA... Cumhuriyet Meclisi'nin 50 yeni üyesinin seçileceği 20 Şubat erken genel seçimlerinde adaylık heyecanı artıyor. Siyasi partiler, adaylarını belirlemek için yeni yılın ilk günlerini yoğun tempoda geçiriyor. Partiler, resmi propaganda süreci henüz başlamasa da seçmeni etkilemek için seçim çalışmalarına başladı

ADAYLARI MYK'LAR VE GENEL BAŞKANLAR BELİRLEYECEK... Ulusal Birlik Partisi'nde adayları genel başkan Dr. Derviş Eroğlu'nun belirleyecek. CTP-BG'de ise aday belirleme yetkisinin merkez yönetim kuruluna devredilmesi için olağanüstü kurultaya gidiliyor. Demokrat Parti'de de MYK belirleyici olacak. TKP, BKP ve KSP'den cevap bekliyor. Yeni Parti ise başvuru kabul ediyor

"EN İYİ ADAYI KAPMA" YARIŞI... Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) belirlediği seçim takvimine göre, adaylık saptamada son gün 11 Ocak. Siyasi partiler, bu tarihe kadar değişik yöntemlerle adaylarını belirleyecek. 14 Ocak'ta ise adaylar YSK'ya başvuracak. Seçim takvimi gereği önlerinde kısa süre bulunan partiler, "en iyi adayı kapma" yarışında

Cumhuriyet Meclisi'nin 50 yeni üyesinin seçileceği 20 Şubat erken genel seçimlerinde adaylık heyecanı artıyor.

Siyasi partiler, adaylarını belirlemek için yeni yılın ilk günlerini yoğun tempoda geçiriyor. Partiler, resmi propaganda süreci henüz başlamasa da seçmeni etkilemek için seçim çalışmalarına ise çoktan başladı.

Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) belirlediği seçim takvimine göre, adaylık saptamada son gün 11 Ocak. Siyasi partiler, bu tarihe kadar değişik yöntemlerle adaylarını belirleyecek. 14 Ocak'ta ise adaylar YSK'ya başvuracak.

Anayasa ve Seçim ve Halkoylaması Yasası gereğince, milletvekili seçilebilmek için şu niteliklerin taşınması gerekiyor:

"KKTC vatandaşı ve 25 yaşını doldurmuş olmak, kısıtlı olmamak, yurt ödevini yasaların öngördüğü biçimde yerine getirmiş olmak veya yurt ödevinden bağışık tutulmuş olmak, oy verme gününden önce en az üç yıldan beri daimi ikametgahı KKTC sınırları içinde bulunmak, beş yıldan fazla hapis cezasına çarptırılmamış olmak veya kasten adam öldürme, adam öldürmeye teşebbüs, uyuşturucu madde imal etme, ithal etme, tasarrufunda bulundurma, kullanma veya satıp alma, ırza geçme veya ırza geçmeye teşebbüs, dolandırıcılık, hileli iflas, rüşvet almak veya vermek veya hırsızlık suçlarından biriyle mahkum olmamış olmak."

20 Şubat erken genel seçimlerinde Cumhuriyet Meclisi'ne Lefkoşa'dan 16, Gazimağusa'dan 13, Girne'den dokuz, Güzelyurt'tan yedi ve İskele'den de beş milletvekili seçilecek.

CTP, olağanüstü tüzük kurultayına gidiyor

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG), adaylık başvuruları için yarına (6 Ocak Perşembe) kadar süre tanıdı. Aynı gün olağanüstü tüzük kurultayına gidecek olan CTP-BG, aday saptanması ve sıralanmasında halen üyelerde olan yetkinin, bu seçimde geçerli olmak üzere merkez yönetim kuruluna verilmesi yönündeki parti meclisi önerisini oylayacak.

Basın, yayın ve propaganda sekreteri Asım Akansoy'dan alınan bilgiye göre, CTP-BG'nin olağanüstü tüzük kurultayı, yarın akşam saat 19.00'da YDÜ Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi'nde yer alacak.

CTP-BG'den "Birleşik Güçler kontenjanları" dışından adaylık başvurusunda bulunmak isteyenlerin yarın saat 14.00'e kadar parti genel sekreterliğine başvurması gerekiyor.

Birleşik Güçler kontenjanı Lefkoşa'da dört, Mağusa'da üç, diğer bölgelerde ise ikişer olarak belirlendi. Birleşik Güçler kontenjanından aday olacaklar da merkez yönetim kurulunun kararıyla sıralanacak.

DP'de son söz MYK'nın

İktidarın küçük ortağı Demokrat Parti (DP) Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu, DP'nin 20 Şubat'taki erken genel seçimlerde yarışacak adaylarıyla ilgili son sözü merkez yönetim kurulunun söyleyeceğini, adaylık belirlemede başvuru yöntemi izlemediklerini ifade etti.

Arabacıoğlu, "Süre sınırlı olduğu için ilçelerde, başkanlarla yönetim kurullarıyla bölgenin ileri gelenleriyle kimler üzerine gidilebileceği konusunda çalışma yapıyoruz" dedi.

Cuma akşamı parti meclisinin de toplanacağını kaydeden Arabacıoğlu, "Adaylarla ilgili son kararı merkez yönetim kurulu verecek. Bu süreçte bence adaylar çok önemlidir, partilerin duruş pozisyonları zaten ortada. Bir ayda adayları tanıtma öne çıkacak" diye konuştu.

UBP'de yetki genel başkanda

Son kurultayında yaptığı tüzük değişikliğiyle milletvekili adaylarını belirleme ve sıralama yetkisini, delegelerin yetkisini saklı tutarak parti meclisine veren Ulusal Birlik Partisi (UBP), parti meclisi kararıyla genel başkan Derviş Eroğlu başkanlığında ilçelerden aday olmayacak ikişer üyeden oluşacak bir komite oluşturdu.

UBP Genel Sekreter Yardımcısı Enver Öztürk, UBP'nin 20 Şubat'taki erken genel seçimde yarışacak adaylarını bu komitenin belirleyeceğini, başvuru alınmadığını, doğrudan aday tespiti yapıldığını söyledi.

Öztürk, genel başkanın Lefkoşa ve Mağusa'da üçer; Girne, Güzelyurt ve İskele'den de ikişer kontenjan hakkı bulunduğunu ancak bunu kullanıp kullanmayacağını henüz bilmediğini kaydetti.

BDH, yarına kadar başvuru kabul ediyor

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) de milletvekili adayı olmak isteyenlerden yarın (6 Ocak Perşembe) saat 17.00'ye kadar başvurular kabul edecek

BDH Genel Sekreteri Mehmet Çakıcı'dan alınan bilgiye göre, adayların saptanması ve sıralamasında hangi yöntemin uygulanacağını, başvuruların tamamlanmasının ardından toplanacak parti meclisi belirleyecek.

Dün akşam merkez yönetim kurulunu da toplayan BDH, parti meclisine yöntemle ilgili bir öneri sundu ancak, son söz parti meclisinin olacak.

BDH Genel Sekreteri Mehmet Çakıcı, aday belirleme ve sıralamada hassas olduklarını belirterek "Demokratik olmasına özen gösteriyoruz" dedi.

Seçim çalışmaları için eylem planı belirlediklerini ve eylem takvimi yaparak propaganda komitesi oluşturduklarını kaydeden Çakıcı, bu komitenin ürettikleri doğrultusunda ilçelerde çalışmaların başladığını ifade etti.

TKP, görüşmelerini sürdürüyor

Cumhuriyet Meclisi'nde tek sandalyeyle temsil edilen siyasi partilerden Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP), seçime Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) ve Kıbrıs Sosyalist Parti'yle (KSP) birlikte girme doğrultusunda görüşmelerini sürdürüyor.

TKP Genel Sekreteri Mehmet Davulcu, aday belirlemede başvuru da aldıklarını, gazete ilanı vermediklerini çünkü bazı tüzük maddelerinin parti meclisince yorumlanarak uygulandığını söyledi.

"TKP seçimlere kendi adı altında, kendi tüzel kişiliğiyle katılacak ancak bünyesinde en geniş güç birlikteliğini oluşturacak" diyen Davulcu, BKP ve KSP'yle görüşmelerinin sürdüğünü ve bugünlerde sonuçlanacağını açıkladı.

Davulcu, sivil toplum örgütlerinde çalışan gerçek kişilerle de görüşmeler yaptıklarını kaydederek TKP'nin kendi bünyesi dışından farklı yöntemle isimleri de listelerine alacağını, bunların parti meclisi kararıyla düzenleneceğini, sayı sınırlaması da bulunmadığını, adayların kabul edilebilirliği dikkate alınarak sayıların saptanacağını anlattı.

BKP, çözüm yanlılarının geniş birlikteliği arayışında

Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan, çözüm yanlılarının en geniş birlikteliğini sağlamak ve topluma doğru siyasetler üretecek kadrolar yaratmak için çabalarının sürdüğünü söyledi.

İzcan, bu yönde olumlu hava bulunduğunu, birkaç gün içinde sonuçlanacağını ifade ederek bunun ardından parti yetkili organlarının adayları belirleyeceğini açıkladı.

Yeni Parti başvuru alıyor

Mecliste bir milletvekiliyle temsil edilen partilerden bir diğeri olan Yeni Parti (YP) Genel Başkanı Nuri Çevikel, aday belirleme çalışmalarının sürdüğünü, yeni genel merkezlerine taşındıklarını ve başvuru aldıklarını söyledi.

Çevikel, partililer yanında halka çağrı yaptıklarını belirterek başvuruların ardından listelerin hazırlanacağını, adayların genel merkezdeki yürütme kurulunca saptanıp sıralanacağını bildirdi.

KIBRIS 05/01/05

 

Talat’tan çağrı: Müzakerelere hazırız

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rum liderliğine çağrı yaptı ve Türk tarafının, sorunun çözümüne yönelik müzakerelere hazır olduğunu açıkladı.

 

NTV

6 Ocak 2005 —  Temel hedefin Kıbrıs sorununun çözümü olduğunu vurgulayan Başbakan Talat, kuzeyde yapılacak parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin çözüm müzakerelerine başlanmasına engel oluşturmadığını söyledi.

Talat, “Sorun bir an önce çözümlenmeli, Türk halkı çözüme hazır, biz de müzakerelere başlamaya hazırız, üzerimize düşeni yaparız” dedi.
       Kıbrıs sorunu sürecinde Ada içinde serbest ticaretin büyük önem taşıdığını vurgulayan Talat, bu amaçla kuzeydeki limanların Rumların kullanımına açıldığını hatırlattı. Talat, Avrupa Birliği’yle Rum yönetiminin bu açılıma olumlu yaklaşması halinde, serbest ticaret ortamının oluşacağına dikkat çekti.
       
YAKOVU: YASADIŞI VE TAMAMEN TEMELSİZ
       Ancak Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, KKTC’nin, limanlarını Rumların ticari kullanımına açma kararının “yasadışı ve tamamen temelsiz” olduğunu söyledi. Yakovu, sadece Rum Yönetimi’nin bu limanların yasal olduğu kararını alabileceğini savundu.
       KKTC’yi ‘işgal rejimi’ olarak niteleyen Rum Dışişleri Bakanı, “İşgal rejiminin aldığı kararın hiçbir hukuki temeli yoktur” dedi. Yakovu, Türkiye’nin Gümrük Birliği anlaşmasını imzalamaya zorlandığını, bu şekilde limanlarını Rum ticaret gemilerine açmak durumunda kalacağını da söyledi.
       KKTC Bakanlar Kurulu, KKTC limanlarının Güney Kıbrıs ile Türkiye ve diğer ülkeler arasında yapılacak ticarette kullanılabileceğine karar vermişti.
       

KKTC, limanlarını Rumlara açıyor

 

Lefkoşa

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Bakanlar Kurulu, KKTC limanlarının, Güney Kıbrıs ile Türkiye ve diğer ülkeler arasında yapılacak ticarette kullanılabilmesi yönünde bir karar aldı.

Güneydoğu Asya'daki deprem ve tsunami felaketzedelerine Kıbrıs Türk halkının da yardım eli uzatması için kampanya başlatılmasını kararlaştıran hükümet, ekonomik konularda da bir dizi karar aldı.
   
Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığında dün yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında alınan kararları Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal açıkladı.
   
Bakanlar Kurulu'nun, KKTC limanlarının Güney Kıbrıs'tan Türkiye ve başka ülkelere veya Türkiye ve başka ülkelerden Güney Kıbrıs'a yapılacak ticaret amacıyla kullanılmasına ilişkin bir karar aldığını açıklayan Hüseyin Celal, limanların bu amaçlar için kişiler veya şirketlerce kullanılabileceğini söyledi.
   
Bununla Türkiye ve Güney Kıbrıs arasındaki ticarette çok daha avantajlı olan KKTC limanlarının kullanılmasını amaçladıklarını kaydeden Celal, limanların açılacağını, bu yönde Güney Kıbrıs'taki özel girişimcilerden de talep geldiğini bildirdi.

YAKOVU: KARAR YASADIŞI VE TAMAMEN TEMELSİZ

Güney Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, “KKTC'nin, limanlarını Rumların ticari kullanımına açma kararının yasadışı ve tamamen temelsiz olduğunu” iddia etti.
   
Yakovu, Rum haber ajansına yaptığı açıklamada, “Sadece Rum hükümetinin bu limanların yasal olduğu kararını alabileceğini” öne sürdü. KKTC'yi “işgal rejimi” olarak niteleyen Yakovu, “(İşgal rejimi)nin aldığı kararın hiçbir hukuki temeli olmadığını” ileri sürdü.
   
Yakovu, “Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasını imzalamaya zorlandığını, bu şekilde limanlarını Rum ticaret gemilerine açmak durumunda kalacağını” söyledi.
   
Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis de KKTC'nin, limanlarını Rum ticaretine açan kararını yorumlarken, Rum tarafının, “Mağusa'nın kapalı bölgesinin (Maraş) eski sahiplerine verilmesi ve limanın Kıbrıslı Türklerle Rumlar tarafından ortak işletilmesi” yönündeki önerisini hatırlattı.
   
Hrisostomidis, “Bu önerinin geçerliliğini koruduğunu, Avrupa Birliği (AB) önünde bulunduğunu, ancak herhangi bir gelişme olmadığını” söyledi.

 (aa)

HURRIYET 06/01/05

Adada mezar aranıyor

06/01/2005 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA - Kıbrıs'ta çatışma döneminde kaybolanların akıbetinin belirlenmesi için ilk mezar tespit çalışmaları yapılıyor. Bu çerçevede Rumların gösterdiği 35 mezarda kayıp 500 Türk'ün izleri aranacak. Rumlar bu mezarlarda kayıp Türklerden 369'unun bulunduğunu söylüyor. Türk tarafının gösterdiği üç mezardan birindeki kazı çalışmaları ise dün başladı. Lefkoşa'nın Domuzcular Burnu'nda yapılan kazıda ilk gün bulguya rastlanmadı. Britanya'nın Inforce uzmanlarının yaptığı çalışmalarda mezar tespit edilirse, iki toplumlu komite kimlik belirlemeye çalışacak.

İLK KÜREK

 

Kıbrıs’taki kayıpların akibetini araştıran Otonom Kayıplar Şahıslar Komitesi’nin çalışmalarının sonuçları ortaya çıkıyor. Kıbrıs’ta kayıplar konusunda “mezar tespit amaçlı” ilk kazı dün, Kıbrıs Türk tarafının gösterdiği 3 mezardan birinin bulunduğu tahmin edilen Kızılbaş’ta, Domuzcular Burnu diye bilinen yerde başladı.

Kayıp Şahıslar Komitesi’nin Türk üyesi Rüstem Tatar, söz konusu yerde konuyla ilgili açıklama yaptı. Basının görüntü alınmasına izin verilmeyen bölgede bu konularda uzman olan İngiltere merkezli adli tıp kuruluşu Inforce mezar tespit çalışması yapıyor.

Tatar, dün yapılan işlemin mezarların açılmasıyla ilgili bir başlangıç olduğunu belirterek, bunun, Türk tarafının 1998’de Rum tarafına verdiği 3 mezar yerinden biri olduğunu, Rumların da buna karşılık 18’i güneyde, 4’ü kuzeyde 22 mezar yerini harita üzerinde gösterdiğini kaydetti.

Tatar, burada mezar bulunduğunu farz ettiklerini, söz konusu mezar yerini 1998’de gösterdiklerinde kesin mezar tespit etmediklerini, uzmanların bölgede mezarın tam yerini tespite çalıştığını, şu anda sonucu bilmediklerini, çalışmaların bugün devam edeceğini, bir mezar varsa meydana çıkacağını ifade etti.

Tatar, bu olayın “mezar açma” değil, “mezar olup olmadığını tespit etme” çalışması olduğunu söyleyerek, mezar olduğu tespit edilirse çalışmalara devam edilmeyeceğini, komite olarak oturup uzmanlarla görüşeceklerini ve bir anlaşma yaparak çalışmalara öyle devam edeceklerini, anlaşmanın ardından mezarların açılacağını, kemiklerin alınarak iki tarafın mutabık kalacağı bir laboratuvar’da DNA testi yapılacağını belirtti.

Laboratuvar konusunda henüz bir mutabakat kalınmadığını anlatan Tatar, bunun 2005 yılı içinde olabileceğini düşündüklerini, olayın gizli tutulmasının nedeninin uzmanların çalışma yönteminden kaynaklandığını, ayrıca burada bir mezar bulunması halinde mezarda bulunan şahısların aileleri için ıstırap verici bir olay olduğunu, bu bölgede eşini, evladını kaybeden ailelerin bölgeye gelmek isteyebileceklerini bu nedenle çalışmaları gizli yürüttüklerini söyledi.

Tatar, bir netice alınması halinde uygun bir açıklama yapılacağını ifade etti.

 “Güney’deki mezarların ne zaman açılacağının” sorulması üzerine Tatar, Rumların Türklerin gömülü olduğu 22 mezarın yerini haritada tespit ettiklerini, istatistiklere göre Rumların toplam 35 mezar yeri gösterdiklerini, bunların 5’inin kuzeyde, 30’unun güneyde olduğunu, Rum ifadesine göre bu 35 mezarda toplam 500 Türk kaybın 369’unun bulunduğunu kaydetti.

Tatar, bu mezarlarda gerçekten kaç kişi olduğunun ve kemiklerin kimlere ait bulunduğunun tespitinden sonra tam sayıların ortaya çıkacağını, söylediklerinin tahminden ibaret olduğunu kaydetti.

Rumların bu mezarları nasıl tespit ettiklerini bilemediklerini anlatan Tatar, Inforce kuruluşunun uzmanlarının çalışmaları sonucu gerçek sayıların ortaya çıkacağını kaydetti. (TAK)

 

YENIDUZEN 06/01/05

 

KKTC limanları ticarete açıldı

Başbakan Mehmet Ali Talat'ın başkanlığında dün yapılan toplantıda alınan kararları açıklayan kurul sözcüsü, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal, Bakanlar Kurulu'nun, KKTC limanlarının Güney Kıbrıs'tan Türkiye ve başka ülkelere veya Türkiye ve başka ülkelerden Güney Kıbrıs'a yapılacak ticaret amacıyla kullanılmasına ilişkin bir karar aldığını, limanların bu amaçlar için kişiler veya şirketlerce kullanılabileceğini söyledi.

Bir soru üzerine bu karara Rum hükümetinin çok da sevimli bakacağını zannetmediğini ifade eden Hüseyin Celal, "Herhalde engellemeye çalışacak ama serbest ticaret ortamında bu ne kadar engellenebilir? O da ayrı bir konu" diye konuştu. Bakan Celal, KKTC limanlarının bu şekilde kullanımı sırasında malların transit mal işlemi göreceğini ve vergilendirilmeyeceğini de belirtti.

 

Bakanlar Kurulu, KKTC limanlarının Güney Kıbrıs, Türkiye ve diğer ülkeler arasında yapılacak ticarette kullanılabilmesi yönünde bir karar aldı.

Başbakan Mehmet Ali Talat'ın başkanlığında dün yapılan toplantıda alınan kararları açıklayan kurul sözcüsü, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal, Bakanlar Kurulu'nun, KKTC limanlarının Güney Kıbrıs'tan Türkiye ve başka ülkelere veya Türkiye ve başka ülkelerden Güney Kıbrıs'a yapılacak ticaret amacıyla kullanılmasına ilişkin bir karar aldığını, limanların bu amaçlar için kişiler veya şirketlerce kullanılabileceğini söyledi.

Bununla Türkiye ve Güney Kıbrıs arasındaki ticarette çok daha avantajlı olan KKTC limanlarının kullanılmasını amaçladıklarını kaydeden, limanların açılacağını, bu yönde Güney Kıbrıs'taki özel girişimcilerden de talep geldiğini bildirdi.

Celal, "Çünkü bir malın Türkiye'ye Limasol veya Larnaka'dan gitmesi başkadır, Girne'den gitmesi başkadır. Üstelik Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasında kurulmuş bir hazır ulaşım düzeni de vardır. Halbuki güneyle Türkiye arasında bu yoktur. Bu avantajımızı kullanacağız" dedi.

"Rum hükümeti, herhalde

engellemeye çalışacak ama..."

Bir soru üzerine bu karara Rum hükümetinin çok da sevimli bakacağını zannetmediğini ifade eden Hüseyin Celal, "Herhalde engellemeye çalışacak ama serbest ticaret ortamında bu ne kadar engellenebilir? O da ayrı bir konu" diye konuştu.

Bakan Celal, KKTC limanlarının bu şekilde kullanımı sırasında malların transit mal işlemi göreceğini ve vergilendirilmeyeceğini de belirtti.

Otellerin deniz suyu

arıtma projelerine teşvik

Bakanlar Kurulu, dünkü toplantısında ayrıca ekonomik konularda da bir dizi kararlar aldı.

Hüseyin Celal, Girne bölgesinde şu anda inşaatı devam eden 2 bin 73 yatak kapasiteli 29 adet otel bulunduğunu ve bu yoğun inşaat faaliyetinin su kaynaklarını zorladığını belirterek, bu otellerde deniz suyunun artırılarak içme ve kullanma suyu olarak kullanılması için hazırlayacakları projelere devletin katkı yapmasının kararlaştırıldığını kaydetti.

Bu karara göre devletin bu tür projelerin maliyetinin yüzde 20'sini direkt ödeyeceğini; yüzde 60'a kadar olan bölümü için de Kalkınma Bankası'ndan düşük faizle uzun vadeli kredi verileceğini anlatan Bakanlar Kurulu Sözcüsü Celal, "Böylelikle son yıllarda maliyeti çok düşen deniz suyundan arıtılmış su elde etme işlemine imkan tanımış olacağız. Bu belki uzun vadede genel bir uygulama da olur" diye konuştu.

Fişeklerdeki KDV yeniden

yüzde 5'e düşürüldü

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı ve Bakanlar Kurulu Sözcüsü Hüseyin Celal, geçtiğimiz haftalarda alınan bir kararla ateşli silahların KDV'si yüzde 20'ye yükseltilirken fişeklerin de sehven aynı orana çekildiğini, dün bu hatanın düzeltilerek fişeklerin eski düzeyine yani yüzde 5'e düşürüldüğünü açıkladı.

Tarıma destek

Celal, KDV'yle ilgili bir başka düzenleme kararı hakkında bilgi verirken, tarımın bütün dallarıyla ilgilenen üreticilerin üretim ve satışı sırasındaki KDV'lerde üretici aleyhine bir fark doğması halinde bunun devlet tarafından üreticiye iade edileceğini duyurdu. Celal, bunun üretimi teşvik için alınan bir karar olduğunu ifade etti.

Bazı ürünlerde KDV'nin sıfırlanmasıyla fiyatların düşmesinden Bakanlar Kurulu'nun memnuniyet duyduğunu belirten Celal, fiyat artışı olmaması için Maliye Bakanlığı'nın gerekli tedbirleri alacağını da vurguladı.

KIBRIS 06/01/05

 

Kayıplar için tarihi adım

İLK KAZI ÇALIŞMASINDA KALINTI BULUNAMADI... Başbakan Mehmet Ali Talat, Domuzlar Burnu bölgesinde dün, İngiltere'deki Uluslararası Adli Soykırım Kuruluşu (INFORCE) ekibi tarafından başlatılan kazı çalışmasının sadece bir araştırma kazısı olduğunu, bölgede gerçekten bir mezar bulunup bulunmadığına dair bir ön araştırma yapıldığını belirterek şu ana kadar kendisine ulaşan bilgilere göre mezarda bir kalıntı bulunamadığını bildirdi. Talat, henüz mezar açma aşamasına gelinmediğini, kazı çalışmaları sırasında kalıntı bulunması halinde mezar açma çalışmalarına başlanacağını kaydetti

TÜRK TARAFI ÜÇ MEZAR YERİ GÖSTERDİ... Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Türk delegasyonu başkanı Rüstem Tatar, görüntü alınmasına izin verilmeyen bölgede, bu konularda uzman olan İngiltere merkezli adli tıp kuruluşu INFORCE'un mezar tespit çalışması yaptığını, dün yapılan işlemin mezarların açılmasıyla ilgili bir başlangıç olduğunu söyledi. Tatar, söz konusu mezar yerinin Türk tarafının 1998'de Rum tarafına verdiği üç mezar yerinden biri olduğuna işaret ederek Rumların da buna karşılık 18'i güneyde, 4'ü kuzeyde 22 mezar yerini harita üzerinde gösterdiğini belirtti

Pınar SELENGİN

Kıbrıs sorununun en dramatik yanı olan toplu mezarların açılmasına başlandı.

Türk tarafı bu konuda ilk adımı attı ve Lefkoşa'da Domuzlar Burnu'nda mezar bulabilmek için araştırma kazısı yapıldı. Kazı, dün geniş güvenlik önlemleri altında gerçekleşti.

Başbakan Mehmet Ali Talat, ilk kazı çalışmasında herhangi bir kalıntıya rastlanmadığını söyledi.

Toplu mezar tespiti için yapılan kazı çalışmalarını İngiltere'de faaliyet gösteren Uluslararası Adli Soykırım Araştırma Merkezi-INFORCE (International Forensic Center of Excellence for Investigation of Genocide) kuruluşu üstlendi.

Başbakan Mehmet Ali Talat dün akşam saatlerinde yaptığı açıklamada, Domuzcular Burnu bölgesinde araştırma kazısı yapıldığını belirterek kalıntı bulunması halinde mezarı açma aşamasına geçileceğini, ancak şu ana kadar kendisine kalıntı bulunduğuna dair bir bilgi ulaşmadığını kaydetti.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Türk delegasyonu başkanı Rüstem Tatar'dan elde edilen bilgiye göre bölgede Rumların gömülü olduğu toplu mezar olduğunun tahmin edildiğini belirterek INFORCE tarafından bölgede mezar tespiti yapılması yönünde çalışma başlatıldığını belirtti.

Tatar, kazılar için INFORCE ile anlaşma yapıldığını, kazı çalışmalarında iki adli tıp uzmanının araştırma yapacağını belirterek bölgede mezar olup olmadığının kazılar sonunda ortaya çıkacağını ifade etti.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi başkanlığını yapan BM yetkilisi Pierre Guberen, konu ile ilgili yorum yapmayacağını, basına önümüzdeki günlerde bir açıklama yapmasının söz konusu olabileceğini söyledi.

INFORCE yetkilileri ise ülkemizde başlayan toplu mezar tespiti kazı çalışmaları ile ilgili bilgi vermekten kaçındı.

Talat: Bu bir araştırma kazısıdır,

mezar açma aşamasına gelinmedi

Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında gazetecilerin konuya ilişkin sorularını yanıtlayan Başbakan Mehmet Ali Talat, Domuzcular Burnu bölgesinde dün bir araştırma kazısı yapıldığını söyledi.

Kazının sadece bir araştırma kazısı olduğunu vurgulayan Talat, bu tür kazı çalışmalarına devam edileceğini söyledi.

Bölgede gerçekten bir mezar bulunup bulunmadığına dair ön bir araştırma yapıldığını kaydeden Başbakan, şöyle konuştu:

"Bu mezarda kalıntı bulunup bulunmadığına dair çalışma yapıldı. Takdir edersiniz ki 30 yıl aradan sonra buraların mezar olduğuyla ilgili bilgilerin doğruluğunu kanıtlamak gerekiyor. Kayıp Şahıslar Komitesi'nin yetkilendirdiği İngiltere'deki Uluslararası Adli Soykırım Kuruluşu (INFORCE), söz konusu araştırma kazısını yaptı."

Henüz mezar açma aşamasına gelinmediğini belirten Başbakan Talat, dünkü kazı çalışmaları esnasında kalıntı bulunması halinde mezar açma çalışmalarına başlanacağını, ancak şu ana kadar kendisine ulaşan bilgilere göre mezarda bir kalıntı bulunamadığını kaydetti.

"Rumlar, 35 mezarda kayıp 500 Kıbrıslı

Türk'ün 369'unun bulunduğunu söylüyor"

Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Türk delegasyonu başkanı Rüstem Tatar, görüntü alınmasına izin verilmeyen bölgede bu konularda uzman olan İngiltere merkezli adli tıp kuruluşu INFORCE'un mezar tespit çalışması yaptığını ifade ederek dün yapılan işlemin mezarların açılmasıyla ilgili bir başlangıç olduğunu söyledi.

Tatar, söz konusu mezarın Türk tarafının 1998'de Rum tarafına verdiği üç mezar yerinden biri olduğuna işaret ederek, Rumların da buna karşılık 18'i güneyde, 4'ü kuzeyde 22 mezar yerini harita üzerinde gösterdiğini belirtti.

Tatar, burada mezar bulunduğunu tahmin ettiklerini, söz konusu mezar yerini 1998'de gösterdiklerinde kesin mezar tespit etmediklerini, uzmanların bölgede mezarın tam yerini tespite çalıştığını söyledi. Tatar, şu anda sonucu bilmediklerini, çalışmaların önümüzdeki günlerde de devam edeceğini, bir mezar varsa meydana çıkacağını ifade etti.

Tatar, olayın "mezar açma" değil, "mezar olup olmadığını tespit etme" çalışması olduğunu söyleyerek mezar olduğu tespit edilirse çalışmalara devam edilmeyeceğini, komite olarak oturup uzmanlarla görüşeceklerini ve bir anlaşma yaparak çalışmalara öyle devam edeceklerini, anlaşmanın ardından mezarların açılacağını, kemiklerin alınarak iki tarafın mutabık kalacağı bir laboratuvarda DNA testi yapılacağını belirtti.

Laboratuvar konusunda henüz bir mutabakata varılamadığını, bunun 2005 yılı içinde olabileceğini düşündüklerini, olayın gizli tutulmasının nedeninin de uzmanların çalışma yönteminden kaynaklandığını anlatan Tatar, ayrıca burada bir mezar bulunması halinde mezarda bulunan şahısların aileleri için ıstırap verici bir olay olduğunu, bu bölgede eşini, evladını kaybeden ailelerin bölgeye gelmek isteyebileceklerini, bu nedenle çalışmaları gizli yürüttüklerini söyledi.

Tatar, bir netice alınması halinde uygun bir açıklama yapılacağını ifade etti.

"Güneydeki mezarların ne zaman açılacağı" ile ilgili olarak ise Tatar, Rumların Türklerin gömülü olduğu 22 mezarın yerini haritada tespit ettiklerini, istatistiklere göre Rumların toplam 35 mezar yeri gösterdiklerini, bunların 5'inin kuzeyde, 30'unun güneyde olduğunu kaydetti. Tatar, Rum ifadesine göre bu 35 mezarda toplam 500 Türk kaybın 369'unun bulunduğunu kaydetti.

Tatar, bu mezarlarda gerçekten kaç kişi olduğunun ve kemiklerin kimlere ait bulunduğunun tespitinden sonra tam sayıların ortaya çıkacağını, söylediklerinin tahminden ibaret olduğunu belirtti.

Rumların bu mezarları nasıl tespit ettiklerini bilemediklerini anlatan Tatar, INFORCE kuruluşunun uzmanlarının çalışmaları sonucu gerçek sayıların ortaya çıkacağını kaydetti.

Komite aylardır çalışmalarını sürdürüyor

1981 yılında kurulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin ağustos ayında başlayan toplantılarında aylardır sürdürülen çalışmalarda BM yetkilisi Pierre Guberen başkanlığında Türk delegasyon başkanı Rüstem Tatar ile Rum delegasyon başkanı Elias Georgiades ve Kıbrıslı Türk ve Rum yetkililer yer alıyor.

Komite çalışmalarında, mezarların açılmasının öngörülmesi yanında Rum tarafı, 4'ü KKTC topraklarından olmak üzere toplam 22 mezar yeri ile ilgili Türk tarafına bilgi verirken, bu yerlerde 201 kişinin gömülü olduğu de kaydedilmişti. Türk tarafı ise kuzeydeki dört mezar yeri hakkında Rum tarafına harita üzerinde bilgi vermişti.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki resmi rakamlara göre kayıp Türklerin sayısı 211'i 1963 yılına ait olmak üzere 500 iken, bu kişilerin tümünün sivil ve yüzde 26'sının kadın ve çocuklardan oluştuğu kaydedildi.

Kayıp Rumların sayısının ise 1460 civarında olduğu ve resmi rakamlara göre kayıp Rumların yüzde 60'ının asker olduğu, çocuk ve kadınların yüzde 9 oranında olduğu bildirildi.

KIBRIS 06/01/05

 

Limanlar Güney Kıbrıs-Türkiye arasında...

Bakanlar Kurulu, KKTC limanlarının Güney Kıbrıs ile Türkiye ve diğer ülkeler arasında yapılacak ticarette kullanılabilmesi yönünde bir karar aldı.

Güneydoğu Asya’daki deprem ve tsunami felaketzedelerine Kıbrıs Türk halkının da yardım eli uzatması için kampanya başlatılmasını kararlaştıran hükümet, ekonomik konularda da bir dizi kararlar aldı.

Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığında yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı saat 19.30’da tamamlandı. Toplantıda alınan kararları Kurul Sözcüsü, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal açıkladı.

FELAKET İÇİN YARDIM KAMPANYASI

Celal, Güneydoğu Asya’da yaşanan felaketten etkilenenler için yardım kampanyası başlatılması kararı alındığını duyurarak, örgütler ve bireylerin katkısı için banka hesap numaralarının yarın tespit edilip yarın açıklanacağını ve toplanacak paranın BM İnsancıl İşler Ofisi aracılığıyla deprem ve tsunami bölgesine gönderileceğini; daha başka nasıl katkı yapılabileceğinin de değerlendirildiğini anlattı.

Celal, kampanyanın Başbakanlık ve Maliye Bakanlığı’nca koordine edileceğini bildirdi.

LİMANLAR TİCARETE AÇILIYOR

Bakanlar Kurulu’nun, KKTC limanlarının Güney Kıbrıs’tan Türkiye ve başka ülkelere veya Türkiye ve başka ülkelerden Güney Kıbrıs’a yapılacak ticaret amacıyla kullanılmasına ilişkin bir karar aldığını açıklayan Hüseyin Celal, limanların bu amaçlar için kişiler veya şirketlerce kullanılabileceğini söyledi.

Bununla Türkiye ve Güney Kıbrıs arasındaki ticarette çok daha avantajlı olan KKTC limanlarının kullanılmasını amaçladıklarını kaydeden Celal, limanların açılacağını, bu yönde Güney Kıbrıs’taki özel girişimcilerden de talep geldiğini bildirdi.

Celal, “Çünkü bir malın Türkiye’ye Limasol veya Larnaka’dan gitmesi başkadır, Girne’den gitmesi başkadır. Üstelik Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasında kurulmuş bir hazır ulaşım düzeni de vardır. Halbuki Güney’le Türkiye arasında bu yoktur. Bu avatajımızı kullanacağız” dedi.

Bir soru üzerine bu karara Rum hükümetinin çok da sevimli bakacağını zannetmediğini ifade eden Hüseyin Celal, “Herhalde engellemeye çalışacak ama serbest ticaret ortamında bu ne kadar engellenebilir? O da ayrı bir konu” diye konuştu.

Sözcü Celal, KKTC limanlarının bu şekilde kullanımı sırasında malların transit mal işlemi göreceğini ve vergilendirilmeyeceğini de belirtti.

OTELLERİN DENİZ SUYU ARITMA PROJELERİNE TEŞVİK

Hüseyin Celal, Girne bölgesinde şu anda inşaatı devam eden 2 bin 73 yatak kapasiteli 29 adet otel bulunduğunu ve bu yoğun inşaat faaliyetinin su kaynaklarını zorladığını belirterek, bu otellerde deniz suyunun artılarak içme ve kullanma suyu olarak kullanılması için hazırlayacakları projelere devletin katkı yapmasının kararlaştırıldığını kaydetti.

Bu karara göre devletin bu tür projelerin maliyetinin yüzde 20’sini direkt ödeyeceğini; yüzde 60’a kadar olan bölümü için de Kalkınma Bankası’ndan düşük faizle uzun vadeli kredi verileceğini anlatan Bakanlar Kurulu Sözcüsü Celal, “Böylelikle son yıllarda maliyeti çok düşen deniz suyundan arıtılmış su elde etme işlemine imkan tanımış olacağız. Bu belki uzun vadede genel bir uygulama da olur” diye konuştu.

FİŞEKLERDEKİ KDV YENİDEN YÜZDE 5’E DÜŞÜRÜLDÜ

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı ve Bakanlar Kurulu Sözcüsü Hüseyin Celal, geçtiğimiz haftalarda alınan bir kararla ateşli silahların KDV’si yüzde 20’ye yükseltilirken fişeklerin de sehven aynı orana çekildiğini, bugün bu hatanın düzeltilerek fişeklerin eski düzeyine yani yüzde 5’e düşürüldüğünü açıkladı.

TARIMA DESTEK

Celal, KDV’yle ilgili bir başka düzenleme kararı hakkında bilgi verirken, tarımın bütün dallarıyla ilgilenen üreticilerin üretim ve satışı sırasındaki KDV’lerde üretici aleyhine bir fark doğması halinde bunun devlet tarafından üreticiye iade edileceğini duyurdu. Celal, bunun üretimi teşvik için alınan bir karar olduğunu ifade etti.

HALKIN SESI 06/01/05

 

Limanlar Güney Kıbrıs-Türkiye arasında...

Bakanlar Kurulu, KKTC limanlarının Güney Kıbrıs ile Türkiye ve diğer ülkeler arasında yapılacak ticarette kullanılabilmesi yönünde bir karar aldı.

Güneydoğu Asya’daki deprem ve tsunami felaketzedelerine Kıbrıs Türk halkının da yardım eli uzatması için kampanya başlatılmasını kararlaştıran hükümet, ekonomik konularda da bir dizi kararlar aldı.

Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığında yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı saat 19.30’da tamamlandı. Toplantıda alınan kararları Kurul Sözcüsü, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Hüseyin Celal açıkladı.

FELAKET İÇİN YARDIM KAMPANYASI

Celal, Güneydoğu Asya’da yaşanan felaketten etkilenenler için yardım kampanyası başlatılması kararı alındığını duyurarak, örgütler ve bireylerin katkısı için banka hesap numaralarının yarın tespit edilip yarın açıklanacağını ve toplanacak paranın BM İnsancıl İşler Ofisi aracılığıyla deprem ve tsunami bölgesine gönderileceğini; daha başka nasıl katkı yapılabileceğinin de değerlendirildiğini anlattı.

Celal, kampanyanın Başbakanlık ve Maliye Bakanlığı’nca koordine edileceğini bildirdi.

LİMANLAR TİCARETE AÇILIYOR

Bakanlar Kurulu’nun, KKTC limanlarının Güney Kıbrıs’tan Türkiye ve başka ülkelere veya Türkiye ve başka ülkelerden Güney Kıbrıs’a yapılacak ticaret amacıyla kullanılmasına ilişkin bir karar aldığını açıklayan Hüseyin Celal, limanların bu amaçlar için kişiler veya şirketlerce kullanılabileceğini söyledi.

Bununla Türkiye ve Güney Kıbrıs arasındaki ticarette çok daha avantajlı olan KKTC limanlarının kullanılmasını amaçladıklarını kaydeden Celal, limanların açılacağını, bu yönde Güney Kıbrıs’taki özel girişimcilerden de talep geldiğini bildirdi.

Celal, “Çünkü bir malın Türkiye’ye Limasol veya Larnaka’dan gitmesi başkadır, Girne’den gitmesi başkadır. Üstelik Kuzey Kıbrıs ile Türkiye arasında kurulmuş bir hazır ulaşım düzeni de vardır. Halbuki Güney’le Türkiye arasında bu yoktur. Bu avatajımızı kullanacağız” dedi.

Bir soru üzerine bu karara Rum hükümetinin çok da sevimli bakacağını zannetmediğini ifade eden Hüseyin Celal, “Herhalde engellemeye çalışacak ama serbest ticaret ortamında bu ne kadar engellenebilir? O da ayrı bir konu” diye konuştu.

Sözcü Celal, KKTC limanlarının bu şekilde kullanımı sırasında malların transit mal işlemi göreceğini ve vergilendirilmeyeceğini de belirtti.

OTELLERİN DENİZ SUYU ARITMA PROJELERİNE TEŞVİK

Hüseyin Celal, Girne bölgesinde şu anda inşaatı devam eden 2 bin 73 yatak kapasiteli 29 adet otel bulunduğunu ve bu yoğun inşaat faaliyetinin su kaynaklarını zorladığını belirterek, bu otellerde deniz suyunun artılarak içme ve kullanma suyu olarak kullanılması için hazırlayacakları projelere devletin katkı yapmasının kararlaştırıldığını kaydetti.

Bu karara göre devletin bu tür projelerin maliyetinin yüzde 20’sini direkt ödeyeceğini; yüzde 60’a kadar olan bölümü için de Kalkınma Bankası’ndan düşük faizle uzun vadeli kredi verileceğini anlatan Bakanlar Kurulu Sözcüsü Celal, “Böylelikle son yıllarda maliyeti çok düşen deniz suyundan arıtılmış su elde etme işlemine imkan tanımış olacağız. Bu belki uzun vadede genel bir uygulama da olur” diye konuştu.

FİŞEKLERDEKİ KDV YENİDEN YÜZDE 5’E DÜŞÜRÜLDÜ

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı ve Bakanlar Kurulu Sözcüsü Hüseyin Celal, geçtiğimiz haftalarda alınan bir kararla ateşli silahların KDV’si yüzde 20’ye yükseltilirken fişeklerin de sehven aynı orana çekildiğini, bugün bu hatanın düzeltilerek fişeklerin eski düzeyine yani yüzde 5’e düşürüldüğünü açıkladı.

TARIMA DESTEK

Celal, KDV’yle ilgili bir başka düzenleme kararı hakkında bilgi verirken, tarımın bütün dallarıyla ilgilenen üreticilerin üretim ve satışı sırasındaki KDV’lerde üretici aleyhine bir fark doğması halinde bunun devlet tarafından üreticiye iade edileceğini duyurdu. Celal, bunun üretimi teşvik için alınan bir karar olduğunu ifade etti.

 

HALKIN SESI 06/01/05

 

Seçim süreci devam ediyor

Milletvekilliği genel seçimleriyle ilgili süreç devam ediyor. 20 Şubat’ta yapılacak seçimler için Yüksek Seçim Kurulu tarafından açıklanan ve 25 Aralık’ta başlayan takvim çerçevesinde partiler aday saptama çalışmalarına devam ediyor.

Seçim için Lefkoşa’dan 16, Gazimağusa’dan 13, Girne’den 9, Güzelyurt’tan 7 ve İskele’den 5 olmak üzere toplam 50’şer milletvekili adayı belirleyecek partilerden CTP-BG ve BDH’da aday başvurusu için bugün son gün.

Seçime yine “Birleşik Güçler”le girecek CTP’ye “Birleşik Güçler kontenjanları” dışından adaylık başvurusunda bulunmak isteyenler, bugün saat 14.00’e kadar parti genel sekreterliğine başvuru yapabilecek.

BDH’dan milletvekili adayı olmak isteyenler için de başvuru süresi bugün dolacak. BDH adayı olmak isteyenler, saat 17.00’ye kadar adaylık başvurusunda bulunabilecek.

Milletvekili adayları için diğer partiler de çalışmalarını sürdürürken; seçim takviminde, siyasal partilerce adayların saptanmasının son günü, 11 Ocak olarak yer alıyor. Partrilerin adaylık için başvuru günü ise, 14 Ocak.

Yüksek Seçim Kurulu’nun açıkladığı seçim takviminin geriye kalan kısmı şöyle:

“15.1.2005            Adayların Yüksek Seçim Kurulu tarafından geçici ilânı       

15.1.2005            İlçe Seçim Kurullarının, kendi ilçelerinde çıkacak adayları geçici olarak ilânı (İSK kapısına asılmak suretiyle)                     

Sandık Seçmen Listelerinin askıya alınmasının en son günü. (Sandık Seçmen Listeleri askıya alındığı günden İtibaren 7 gün askıda kalır)

23.1.2005                    Adayların kesinleşmesi                                                                   

24.1.2005                    Kesinleşen adayların Yüksek Seçim Kurulu tarafından İlânı             24.1.2005                     İlçe Seçim Kurullarının kendi ilçelerinde kesinleşen adayların ilânı            24.1.2005                    Duvar ilânları için İlçe Seçim Kurullarında adçekme                       

24.1.2005                    Oy pusulalarının tanzimi için adaylar arasında yapılacak adçekmenin Yüksek Seçim Kurulu tarafından duyurulması            25.1.2005                    Seçim propagandasının başlangıç günü   

            25.1.2005                    Siyasal partilerin BRT’de propaganda yapmak

                                                    için Yüksek Seçim Kuruluna

                                                   dilekçe vermelerinin son günü        

            26.1.2005                    Oy pusulalarının tanzimi için Yüksek Seçim Kurulunda adçekme            26.1.2005                    Yüksek Seçim Kurulu tarafından BRT konuşmaları için yayın zaman

ve sıra saptanması                                                     

26.1.2005                    BRT konuşmaları için adçekme                                               31.1.2005                    Sandık seçmen listelerinin tamamlanmasının son günü (Düzeltmeler olmuşsa bu husus siyasal partilere bildirilir)   

5.2.2005                      Seçimler ile ilgili kamuoyu yoklama ve araştırmalarının  yayımlanmasının son günü

10.2.2005                                Yüksek Seçim Kurulu tarafından seçim eşyalarının İlçe Seçim Kurullarına gönderme işleminin son günü                   

17.2.2005                    Seçmen kartlarının dağıtılmasının son günü                            

           19.2.2005                    Seçim propagandasının son günü                                       20.2.2005                    Oy verme günü”

HALKIN SESI 06/01/05

 

Lefkoşa'da 27 kilometre boru döşendi

Lefkoşa Türk Belediyesi'nin (LTB) Ortaköy, Marmara, Köşklüçiftlik, Kumsal ve Küçük Kaymaklı bölgelerinde sürdürdüğü "Lefkoşa Kanalizasyon Projesi" başşehir Lefkoşa'nın altyapısına önemli bir katkı yapacak.

27 kilometre uzunluğundaki bir bölgenin ana boru döşenerek merkezi kanalizasyona bağlanacağı projede, toplam 40,5 kilometre PVC boru ve aksamı kullanılacak.

27 kilometre 200 milimetrelik PVC ana boru ve 13 kilometre 110 milimetrelik ev bağlantı borusunun döşeneceği proje sonucunda merkezi kanalizasyona bağlı nüfus kent nüfusunun yüzde 70'ine ulaşacak.

Lefkoşa'daki 3 bin hanenin daha merkezi kanalizasyona bağlanması ile toplam sayı 12 bin 200'e çıkacak. Proje tamamlandığında ise şehrin yüzde 60'ının merkezi kanalizasyon sistemine bağlanacağı projede, asfaltlama çalışmaları ocak ayının ikinci haftası başlayacak. Hava şartlarının durumuna göre sürecek asfaltlamaya ilk kazılan bölgelerden başlanacak.

Kanalizasyon Projesi'nde yüksek kalitede malzeme kullanılıyor. Projede kullanılan bütün malzemenin Türkiye Standartları Enstitüsü (TSE) ve İSO belgeli olduğu kanalizasyon projesinde bütün dünyada ve Türkiye'de de kullanılan özel kanalizasyon rengindeki RAL 8023 boruları kullanılıyor. Ev bağlantıları için ise en son teknoloji enjeksiyon tipi Kanal T'ler kullanılıyor. Projede kullanılan malzemedeki titizlik ve sistemin kurulduktan sonra test edilmesi ise çalışmalarda kullanılan bilimsel yöntemlerin göstergesi oluyor. Temiz bir çevre için de kanalizasyona suların karışmamasını kontrol eden LTB Kanalizasyon Şubesi, çalışmalarda çift kontrol sistemini uyguluyor.

Ayrıca LTB mühendisleri kanalizasyon çalışması yapılan bölgelerdeki yer planlarını da çıkarıp haritalara aktarıyorlar. Bu ise geleceğe yönelik yapılacak çalışmalarda büyük kolaylıklar sağlayacak.

Bunun yanında altyapısı tamamlanan sokaklarda ev bağlantıları aşamasına gelindi. Vatandaşların ev bağlantısı işlemleri için LTB Kanalizasyon Şubesi'ne başvurmaları gerekiyor. Lefkoşa'daki kanalizasyon altyapısı tamamlanan bölgelerde yaşayan vatandaşlar, evin veya arsanın koçan fotokopisi ve arsanın tapu planı yanında 20 YTL (20 milyon TL) + KDV'yi ödeyerek evlerine bağlantı yapabilecek. Vatandaşların kendi ev bağlantılarını ise kendilerinin yaptırması gerekiyor. Ev bağlantısına hazır hale gelen yeni sokaklar şöyle:

Ortaköy: 1'nci Sokak, Şht. Mustafa Yerlioğlu Sokak, Şht. Hasan Yalçın Sokak, Sht. İbrahim Karaçoğlu Sokak, Şht. Fevzi Öztürk Sokak Sokak, Şht. Abdülkerim Uruk Sokak, Şht. Yusuf Uluğ Sokak ve Şht. Arif Diktepe Sokak.

Marmara Bölgesi: 6'ncı Sokak, İkizler Sokak, Dilek Sokak, 10'uncu Sokak ve 11'inci Sokak Köşklüçiftlik: Sabri Kazmaoğlu Sokak, Tabak Derviş Sokak, 9 Eylül Sokak, Gündüz Tezel Sokak, Güner Türkmen Sokak, Cengizhan Sokak, Şht. Ahmet Sadık Sokak, Ziya Gökalp Sokak, Sakarya Sokak, Münür Özbek Sokak ve Osmanpaşa Caddesi.

KIBRIS 06/01/05

 

Gül: Müzakere için Kıbrıs şartı yok

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AB ile müzakerelerin başlaması için, 3 Ekim tarihine kadar Kıbrıs sorunun çözülmünün şart olmadığını söyledi. Gül, “Sorunun çözüm adresi Birleşmiş Milletlerdir” dedi.

 

NTV

7 Ocak 2005—  NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını yanıtlayan Dışişleri Bakanı, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs sorununun çözümünü zorlaştırdığını belirtti.

Müzakerelere başlamak için 3 Ekim tarihine kadar Kıbrıs sorununun çözülmesi gibi bir şartın olmadığını belirten Dışişleri Bakanı, “Çözüm yeri Avrupa Birliği değil, Birleşmiş Milletlerdir” dedi. Gül, AB tarama sürecinin çok kolay ve kısa olacağını da söyledi.
       
FİLİSTİN SORUNU
       Ortadoğu gezisine ilişkin değerlendirmede de bulunan Gül, gezisinin çok doğru bir zamanda yapıldığını belirterek, İsrail ve Filistin’in Türkiye’nin desteğini beklediğini söyledi.
       Filistin seçiminin, sorunun çözümü konusunda çok önemli olduğunu belirten Gül, “Filistinliler haklı davalarını devam ettirebilmek için, seçimden çok güçlü çıkmalılar” dedi.
       Türkiye’nin bundan sonra çözüme çok daha fazla katkı sağlayacağını da belirten Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan’ın İsrail’e gitmesinin söz konusu olduğunu ancak zamanlamasının henüz belirlenmediğini söyledi.
       
IRAK’TA GELİŞMELER
       Irak’taki gelişmeleri de değerlendiren Gül, seçimlerin mutlaka yapılması gerektiğine dikkat çekti. Gül, Amerikan ordusunun şu durumda Irak’tan çekilmesi halinde iç savaş çıkacağını ve çok daha fazla kan akacağını söyledi. Irak’ın bölünmesinin bölgedeki sorunları daha da artıracağını ifade eden Gül, “Iraklıların öfkesini anlamadan sorun çözülemez” dedi.
       

CTP-BG seçime hazır!

 

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP BG), çok kısa bir süre sonra gerçekleşecek olan Genel seçimlere güçlü aday kadrolarıyla girebilmek için sadece 20 Şubat seçimlerine yönelik olarak tüzük değişikliği gerçekleştirdi.

Dün akşam geçekleşen Olağanüstü Tüzük Kurultayı’nda onaylanan değişikliğe göre kontenjan adaylarının sırası ile daha sonra adayların tespiti; başvuruda bulunan aday adayları arasından seçme ve sıralama, ilçelerin de görüşlerini alarak merkez Yönetim Kurulu tarafından gerçekleşecek...

Başbakan, CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, 3 Ekim 2005 tarihinin çözüm için gözetilen genel tarih olduğuna işaret ederek, partisinin ve Kıbrıs Türk halkının, güçlü bir iktidar ve istikrarlı politikalarla çözüm hedefine varmakta kararlı olduğunu vurguladı.

Cumhuriyetçi Türk Partisi dün akşam Yakın Doğu Üniversitesi, Atatürk Kongre Merkezi’nde gerçekleşen Olağanüstü Tüzük Kurultayı’nda sadece 20 Şubat Seçimleri için geçerli olmak üzere aday saptama ve sıralama yetkisi, ilçelerin de görüşünü alacak olan Merkez Yönetim Kurulu’na verilmesi yönündeki Parti Meclisi tarafından önerilen tüzük değişikliği oy çokluğuyla onaylandı.

YENIDUZEN 07/01/05

 

 

 

Önce Kıbrıs sorunu!..
Seçim, ikinci derecede önemli!

Başbakan Mehmet Ali Talat, seçimin hiçbir şeyi engellemeyeceğini, temel hedefin Kıbrıs sorununun bitirilmesi olduğunu ve seçimin devlet dairelerinde aksamalara yol açmaması için önlem aldıklarını belirtti.

Seçim kampanyasının, Kıbrıs sorunuyla kıyaslandığında ikinci derece önem taşıdığını anlatan Talat, koşulların uygun olması ve AB ile Rumların da bunu kabul etmesi halinde ada içinde serbest ticareti başlatacaklarını, atılan adımların hep buna yönelik olduğunu vurguladı.

Başbakan Talat, dün öğle saatlerinde İŞAD heyetini kabul etti.

Talat konuşmasında, seçimin neye engel olacağını anlamadığını belirterek, seçimin bir şeye engel olmayacağını vurguladı.

Başbakan seçimin hiçbir şeyi engelleyemeyeceğini belirterek, temel hedeflerinin Kıbrıs sorunun bitirilmesi olduğunu, üzerlerine düşeni bugüne kadar yaptıklarını ancak her şey bitti inancında olmadıklarını ve yapmaları gerekeni yapmaya hazır olduklarını söyledi.

Seçimlere kadar bir bekleme ve hazırlık süreci olacağını anlatan Talat, Kıbrıs sorunun çözümü sürecinde tüm güçleriyle yer almaya hazır olduklarını, üzerlerine düşeni yapmaya devam edeceklerini, seçim kampanyasının kendileri için Kıbrıs sorunuyla kıyaslandığında ikinci derecede önem taşıyacağını, Kıbrıs sorunun çözümü için her şeyi yapmayı sürdüreceklerini belirtti.

Talat, seçim yasaklarının kendi icadı olmadığını ve yasa gereği olduğunu, birçok icraatın seçim yasakları döneminde gerçekten de yapılamadığını söyledi.

Talat:“Madem ki hukuk devleti olmaya çalışıyoruz, -çalışıyoruz derken değiliz demiyorum- ama sürekli gelişim içindeyiz ve bunu engellemek gibi bir duruşumuz yok, ancak yasalara da kesinlikle uymak zorundayız ve uyacağız” dedi.

Bu arada devlet dairelerinde aksamalara yol açılmaması için tedbirler aldıklarını ancak seçim yasaklarına gireceği için bu konuda ayrıntıya inmeyeceğini söyledi.

 

“Eğer çözüm olsaydı...”

 

Ekonomi konusuna da değinen Talat, eğer bir çözüm olsaydı Kıbrıs Türk ekonomisinin karşılaşacağı sorunlar bulunduğunu ancak bu sorunlara hazır olduklarını, psikolojik olarak da hazır olduklarını, dünyanın da yardım edeceğini varsaydıklarını, aynı şekilde Türkiye’den de yardım geleceğini de düşündüklerini dolayısıyla çözüme hazır olduklarını ancak sorunun çözülemediğini ve bir şaşkınlık dönemi yaşadıklarını ifade etti.

Hükümetin bir yılını 13 Ocak’ta dolduracağını söyleyen Talat, çözüm olmamasının şaşkınlığını attıktan sonra ekonomiye ağırlık verdiklerini çünkü, ekonomi güçlendikçe bir çözümün maliyetinin, Rum tarafında yarattığı endişe de dikkate alınarak, Kıbrıs Türkü’ne düşen payının Kıbrıs Türkü tarafından karşılanmasının bir anlamda hazırlığını tam olarak yapabilmek için ekonominin güçlenmesi gerektiğini ve bu bilinçle hareket ettiklerini söyledi.

AB ile uyum çalışmalarını da sürdürdüklerini özellikle Tayex ile ilişkilerinin çok iyi bir durumda bulunduğunu anlatan Talat, çok sayıda insanın eğitildiğini, projelerin hazırlandığını, AB’nin de finansman olarak desteklediği çok kapsamlı kamu yönetimi reformunu içerecek proje hazırlıklarının sürdüğünü, yıl ortasından itibaren uygulanmasına başlanacağını, bu projenin oldukça büyük önem taşıdığını belirtti. Bunun tüm Doğu Avrupa ülkelerinde, AB’ye girişleri öncesinde hazırlanan projelerin mimarları tarafından hazırlandığını anlatan Talat, “Oldukça çağdaş ve AB normlarında bir projedir” dedi.

Bunun gibi birçok alanda çalışmaların sürdüğünü belirten Talat, bu arada AB ile bir tadilat iki yeni tüzük üzerinde çalışıldığını, Rum Yönetimi’nin engellemeleri yüzünden ertelendiğini ancak önümüzdeki günlerde değerlendirileceğini, Lüksemburg’da 10 Ocak’ta bir komisyonda ele alınacağını kaydetti.

AB parlamentosunda Sosyalist Grubu bilgilendirme çalışması yaptıklarını anlatan Talat, ekonomiyi iyileştirmek için de adımlar attıklarını söyledi. Güneyle rekabet koşullarını yaratmanın büyük önem taşıdığını kaydeden Talat, Doğrudan Ticaret Tüzüğü, Yeşilhat Tüzüğü’nün iyileştirilmesi ve belki genişletilmesinin sağlandığı takdirde dünkü Bakanlar Kurulu toplantısında Türkiye’ye ticaretlerinde Limanların Rumlara açılması kararını aldıklarını kaydetti.

Temel amaçlarının çözüm olduğunu ama amaçlarının çözüm olmasa bile ada içinde serbest ticareti tamamen sağlamak olduğunu kaydeden Talat, tabii bazı koşulların yerine gelmesi, rekabet gücünün eşitlenmesi, ticaret yapılan limanların yasaklılığının uluslararası anlamda kalkması böylece rekabetin Larnaka ve Limasol limanlarıyla bağlı değil ekonominin kendi parametreleri içinde yaratılmasını sağlayacak mekanizmayı kurunca ada üzerindeki ticareti tamamen serbest bırakmayı öngördüklerini belirtti.

Atılan adımların hep buna yönelik olduğunu ifade eden Talat, koşulların uygun olması ve AB ile Rumların da bunu kabul etmesiyle ada içinde serbest ticareti, başlatacaklarını buradaki temel amacın da Güney Kıbrıs ekonomisiyle rekabet etmek olduğunu ifade etti.

Talat, çözüm halinde AB’ye girilmesi durumunda geçiş dönemlerini kısaltmak ve/veya daha az sancılı kılmak açısından önemli olduğunu kaydetti.

Başbakan Talat, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi’nin Kızılbaş bölgesinde başlattığı mezar tespit çalışmasıyla ilgili bir soru üzerine, bu konudaki açıklamaları komitenin yapabileceğini, kendisine bilgi verildiğini ve henüz yeni bir bilgi bulunmadığını söyledi. (TAK)

YENIDUZEN 07/01/05

 

Seçim hiçbir şeyi engelleyemez

Başbakan Mehmet Ali Talat, seçimin hiçbir şeyi engellemeyeceğini, temel hedefin Kıbrıs sorununun bitirilmesi olduğunu ve seçimin devlet dairelerinde aksamalara yol açmaması için önlem aldıklarını belirtti.

Seçim kampanyasının, Kıbrıs sorunuyla kıyaslandığında ikinci derece önem taşıdığını anlatan Talat, koşulların uygun olması ve AB ile Rumların da bunu kabul etmesi halinde ada içinde serbest ticareti başlatacaklarını, atılan adımların hep buna yönelik olduğunu vurguladı.

Başbakan Talat, dün öğle saatlerinde İŞAD heyetini kabul etti.

İŞAD Başkanı Ünsal Özbilenler, yaptığı konuşmada, özellikle Maliye Bakanlığı’nın fonlar ve vergilerde yaptığı düşürmeler ve temel tüketimde KDV’lerin sıfırlanmasının önemli olaylar olduğunu belirterek teşekkür etti. Ancak bunların yeterli olmadığını kaydeden İŞAD Başkanı, daha yapılması gerekenler bulunduğunu, bunların iyileştirilmesine devam edilmesini diledi.

Şubat’ta gerçekleştirilecek seçimin yapılması gereken iyi olayların önüne geçmesini istemediklerini kaydeden Özbilenler, “Bunun bir engel olmamasını diliyoruz, AB normlarında ekonomik seviyeye ulaşmak istiyoruz” dedi.

Özbilenler, en büyük kuşkularının da seçim döneminin icraatlara engel olması olduğunu ayrıca, Kıbrıs’ta çözüm istediklerini kaydetti.

BAŞBAKAN TALAT

Talat ise konuşmasında, seçimin neye engel olacağını anlamadığını belirterek, seçimin bir şeye engel olmayacağını vurguladı.

Özbilenler, bunun üzerine yeniden söz alarak geçmiş dönemlerde seçim zamanları dairelerdeki hizmetler de dahil her şeyin durduğunu ve seçimin icraatlara engel olmasını istemediklerini söyledi.

Başbakan bunun üzerine seçimin hiçbir şeyi engelleyemeyeceğini belirterek, temel hedeflerinin Kıbrıs sorunun bitirilmesi olduğunu, üzerlerine düşeni bugüne kadar yaptıklarını ancak her şey bitti inancında olmadıklarını ve yapmaları gerekeni yapmaya hazır olduklarını söyledi.

Seçimlere kadar bir bekleme ve hazırlık süreci olacağını anlatan Talat, Kıbrıs sorunun çözümü sürecinde tüm güçleriyle yer almaya hazır olduklarını, üzerlerine düşeni yapmaya devam edeceklerini, seçim kampanyasının kendileri için Kıbrıs sorunuyla kıyaslandığında ikinci derecede önem taşıyacağını, Kıbrıs sorunun çözümü için her şeyi yapmayı sürdüreceklerini belirtti.

Talat, seçim yasaklarının kendi icadı olmadığını ve yasa gereği olduğunu, birçok icraatın seçim yasakları döneminde gerçekten de yapılamadığını söyledi.

Talat, devlet dairelerinde aksamalara yol açılmaması için tedbirler aldıklarını ancak seçim yasaklarına gireceği için bu konuda ayrıntıya inmeyeceğini söyledi.

EKONOMİ

Güneyle rekabet koşullarını yaratmanın büyük önem taşıdığını kaydeden Talat, Doğrudan Ticaret Tüzüğü, Yeşilhat Tüzüğü’nün iyileştirilmesi ve belki genişletilmesinin sağlandığı takdirde önceki günkü Bakanlar Kurulu toplantısında Türkiye’ye ticaretlerinde Limanların Rumlara açılması kararını aldıklarını kaydetti.

Temel amaçlarının çözüm olduğunu ama amaçlarının çözüm olmasa bile ada içinde serbest ticareti tamamen sağlamak olduğunu kaydeden Talat, tabii bazı koşulların yerine gelmesi, rekabet gücünün eşitlenmesi, ticaret yapılan limanların yasaklılığının uluslararası anlamda kalkması böylece rekabetin Larnaka ve Limasol limanlarıyla bağlı değil ekonominin kendi parametreleri içinde yaratılmasını sağlayacak mekanizmayı kurunca ada üzerindeki ticareti tamamen serbest bırakmayı öngördüklerini belirtti.

Atılan adımların hep buna yönelik olduğunu ifade eden Talat, koşulların uygun olması ve AB ile Rumların da bunu kabul etmesiyle ada içinde serbest ticareti, başlatacaklarını buradaki temel amacın da Güney Kıbrıs ekonomisiyle rekabet etmek olduğunu ifade etti.

 

HALKIN SESI 07/01/05

 

Müzakere süreci açık uçlu olmalı

Güneydeki Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkan Yardımcısı Keti Kleridis, Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerine yeniden başlanmasının, ne BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ne de AB'nin çözüm inisiyatif üstlenmesiyle mümkün olabileceğini, çözüm inisiyatifinin Kıbrıslılardan gelmesi gerektiğini vurguladı

Kleridis, güneydeki siyasi partilerin, çözüm müzakerelerinin sıkı bir takvim çerçevesinde yeniden başlamaması, açık uçlu bir süreç olması konusunda mutabık kaldığını belirterek Ekim 2005'in bir dönüm tarihi olarak görülmesi halinde geçen yıl 24 Nisan'daki senaryoların bir tekrarının yaşanabileceğine dikkat çekti

Anıl IŞIK

Güneydeki Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkan Yardımcısı Keti Kleridis, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını hedefleyen müzakerelerin yeniden başlaması için çözüm inisiyatifinin adadaki taraflardan gelmesi gerektiğini söyledi.

Adada çözüm müzakerelerine yeniden başlanmasının ne Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ne de Avrupa Birliği'nin (AB) çözüm inisiyatifi üstlenmesiyle mümkün olabileceğine işaret eden Kleridis, çözüm inisiyatifinin Kıbrıslılardan gelmesi gerektiğini vurguladı.

Kleridis, güneydeki siyasi partilerin, Kıbrıs sorununa çözüm müzakerelerinin sıkı bir takvim çerçevesinde yeniden başlamaması konusunda mutabık kaldığını belirterek, "3 Ekim 2005 tarihi bir dönüm tarihi olarak görülmemelidir, aksi takdirde geçen yıl 24 Nisan'daki senaryoların bir tekrarı yaşanabilir" dedi.

Kıbrıs sorununa çözüm bulunması hedefinin sıkı bir takvime bağlanmasının Kıbrıs Rum toplumunun üzerinde olumsuz psikolojik etki yaratacağını vurgulayan Kleridis, müzakerelerin yeniden başlaması halinde bunun açık uçlu bir süreç olmasının daha iyi olacağını kaydetti.

Kıbrıs Rum toplumunda iki farklı siyasi görüşün hakim olduğuna işaret eden Kleridis, bir grubun Kıbrıs Rum tarafının AB'ye katılarak veto hakkını elde etmesiyle elinin güçlendiğini, diğer bir grubun ise geç kalınmadan müzakerelere yeniden başlanması gerektiği görüşünü savunduğunu kaydetti.

Kleridis, müzakerelerin yeniden başlamasında AKEL'in kilit parti olduğunu ifade ederek, AKEL'in Kıbrıs sorunundaki tutumunun belirleyici olacağını kaydetti.

Kleridis, kuzeyde 20 Şubat'ta yapılacak genel seçimlerde barış yanlısı partilerin geçen seçimlerde olduğu gibi oy alıp almayacaklarının da güneydeki siyasilerin endişeleri arasında yer aldığına işaret etti.

DİSİ Başkan Yardımcısı Keti Kleridis, KIBRIS'a, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakereleri için tarih aldığı 17 Aralık AB Zirvesi sonrasında Kıbrıs sorununda yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

"Çözüm inisiyatifi

Kıbrıslılardan gelmeli"

Kleridis, 17 Aralık AB Zirvesi sonrasında, Kıbrıs sorununa nihai bir çözüm bulunması hedefiyle müzakerelerin yeniden başlamasıyla ilgili birçok tartışma yapıldığına işaret ederek, "Bir başka çözüm fırsatı, tarafların bu fırsatı değerlendirme kararlarına bağlıdır" dedi.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın tarafların istemesi halinde müzakerelerin yeniden başlayabileceğini ifade ettiğini anımsatan Kleridis, AB'nin, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde inisiyatif üstlenmesinin ise olası gözükmediğini kaydetti. Keti Klerides şöyle konuştu:

"AB, Kıbrıs sorununun çözümlenmesini arzuluyor ve Türkiye'nin üyelik müzakerelerinde bu sorunun sürekli olarak karşısına çıkmasını istemiyor. Ancak, AB'nin bu konuda inisiyatif alacağını düşünmüyorum. AB'nin üye ülkeler ve olası üyeler arasındaki farklılıkları etkileyen konularda ve geleneksel bir duruşu vardır, iç sorunlara karışmıyor. Ülkelerin kendilerinin bu sorunlarını çözmesini bekliyor."

Keti Kleridis, "Ne AB'den ne de genel sekreterden bir inisiyatif beklememeliyiz. İnisiyatif Kıbrıslılardan gelmelidir" dedi.

"Türkiye'den çözüm

inisiyatifi gelebilir"

Kleridis, 17 Aralık AB Zirvesi sonrasında, Türkiye'nin, Kıbrıs'ın da dahil olduğu AB'ye katılan yeni on üyenin katılımını kapsayacak şekilde Ankara Anlaşması'nın uyarlanmasını öngören protokolü sıkıntısız şekilde imzalaması için çözüme yönelik adım atması konusunda ise şöyle konuştu:

"Türkiye, Kıbrıs sorununun çözümlenmesini istiyor. Türkiye, AB'ye doğru her adım attığında Kıbrıs sorunuyla karşı karşıya kalmak istemiyor. Bu nedenle, Türkiye'den bir çözüm inisiyatifi gelebilir. Türkiye Başbakanı Erdoğan, 17 Aralık AB Zirvesi için Brüksel'e gitmeden önce, Kıbrıs'ı bir çözümden sonra tanımaya hazır olduklarını söyledi ki, bu Türkiye'nin Kıbrıslı Rumların Annan Planı'yla ilgili endişelerinin göz önüne alınmasına istekli olabileceği anlamına geliyor. Bu, aynı zamanda Türkiye'nin yeni fikirlerle bazı öneriler sunmaya hazır olabileceğinin göstergesidir."

"Somut gelişmeler var"

Keti Klerides, Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerinin yeniden başlaması için ortada somut adımlar olup olmadığı konusunda, "Evet, kesinlikle vardır. İnsanlar bundan dolayı umutludurlar. Kıbrıs sorununa nihai bir çözüm bulunması için görüşmelerin yeniden başlayacağına yönelik bazı göstergeler bunuyor" diye konuştu.

"Müzakere süreci açık uçlu olmalı"

Klerides, Kıbrıs sorununa, Ekim 2005'e kadar, 10 aylık kısa bir sürede, çözüm bulunabilmesi

konusunda Rum tarafının tutumunu değerlendirirken de, Papadapulos ve tüm Ulusal Konsey üyeleri arasında, sıkı bir takvim baskısı altında müzakerelerin yeniden başlamaması konusunda mutabakat

bulunduğunu ifade ederek şöyle konuştu:

"3 Ekim tarihi, bir dönüm tarihi olarak görülmemelidir, aksi takdirde geçen yıl 24 Nisan'daki senaryoların bir tekrarı yaşanabilir. Bir sıkı takvim belirlendiği zaman insanlar bu takvime uyma zorunluluğunun baskısı altında kalıyor. Bu nedenle, yeniden müzakereler başlayacaksa bunun açık uçlu bir süreç olması daha iyi olacaktır."

"İki farklı görüş var"

Adanın kuzeyinde "Kıbrıs Cumhuriyeti" adı altında AB üyesi olan Kıbrıs Rum tarafıyla bir çözüme varılmasının daha güç olacağı şeklindeki görüşe Klerides, Kıbrıs Rum siyasi toplumunda iki farklı görüşün bulunduğunu söyleyerek yanıt verdi.

Bu siyasi görüşlerden birinin AB üyesi olan Kıbrıs'ın elinin güçlendiği düşüncesine dayandığını belirten Keti Kleridis, Papadopulos'un, geçen hafta yaptığı açıklamada, "Veto etmedim, ancak

gelecek sefer veto hakkını kullanabilirim" dediğini anımsattı.

Bu strateji arkasında veto tehdidiyle çözüm sürecinde bir şeyler elde etme düşüncesinin yattığına işaret eden Kleridis, "Bu sadece Papadopulos'un değil, diğer bazı siyasilerin de görüşleridir. Veto tehdidiyle Mağusa'ya geri dönüş ve tanınma gibi konularda başarı elde edilmeye çalışılmaktadır" dedi.

Keti Kleridis, siyasi arenada hakim olan diğer görüşün ise veto tehdidi taktiğinin işlemeyeceği şeklinde olduğunu belirterek, "Her durumda güçler dengesi Türkiye'nin lehinedir, çünkü Türkiye stratejik olarak çok daha önemlidir" dedi.

Kleridis, ikinci siyasi görüşe göre Rum tarafının veto tehdidiyle bir şey elde etmek istemesi halinde her seferinde 17 Aralık AB Zirvesi'ndeki senaryoların yaşanacağını ve bu süreçten çok az bir kazanım elde edileceğini ve bu süreçte temelde konunun daha da donacağını kaydetti.

Kleridis şöyle konuştu:

"Kıbrıslı Rumların kuzeydeki mülklerinin satışı gibi benzeri durumlar meydana gelmeye devam edecek. Böylelikle en sonunda bir çözüme varılacağı zaman Kıbrıslı Rumların kuzeye geri dönmesi gerekçesi ya da müzakere edebileceği herhangi bir konu kalmayacaktır. Bu görüşteki siyasi grup, en kısa sürede müzakere masasına geri dönülmesi ve Annan Planı'nda yapılması gerekli olduğu düşünülen değişikliklerle ilgili noktaların ortaya konulması ve Kıbrıs Türk siyasi liderleriyle müzakere edilmesi gerektiği görüşündedir. Böylelikle liderlerin, Yunanistan ve Türkiye'nin yardımlarıyla sorunlarla ve nihai bir çözümle ilgili konuları ele alabilecekleri düşüncesi var."

"Esas sorun, Kıbrıs Rum toplumu içindeki hangi siyasi görüşün günün sonunda etkili olacağıdır" diyen Keti Kleridis, uluslararası topluluğun da bunu görmeyi beklediğini kaydetti.

"AB için Türkiye Kıbrıs'tan daha önemli"

Papadopulos liderliğinin Kıbrıs Rum tarafının AB'deki veto hakkını Kıbrıs sorununun müzakere sürecinde Türkiye üzerinde baskı unsuru olarak kullanması olasılığıyla ilgili olarak Keti Kleridis, "Avrupa Birliği'nde her ne kadar Türkiye'nin üyeliğine karşı birtakım çekinceleri bulunan üye devletler bulunsa da Papadopulos'un veto hakkini sürekli olarak bir tehdit olarak kullanmaya çalışacağını düşünmüyorum. Avrupa Birliği üye devletlerinin kendi gündemleri var. Türkiye'nin üyeliği konusunda ise Kıbrıs üye devletlerin öncelikli bir konusu değil. Kıbrıs sorununu bir süre Türkiye'nin karşısına getirebilirler, ancak Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin nihai değerlendirmesinde Türkiye ile Kıbrıs arasındaki güç dengesi çerçevesinde bir karar verilecektir ki, bu durumda Türkiye her zaman daha iyi bir el kağıda sahiptir. Her seferinde, veto hakkini tehdit olarak kullanmanın başarılı sonuçlar getireceğini düşünmüyorum.

"Zirveden beklenilen sonuçlar çıktı"

Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerine başlamak için tarih aldığı 17 Aralık AB Zirvesi'nin sonuçlarını değerlendiren Keti Kleridis, "Zirve sonuçları beklediğim bir sonuçtu. AB'de kararlar uzlaşma yöntemiyle alınıyor. Müzakereye katılan tüm tarafların bir şeyler kazanmasına olanak tanıyacak şekilde uzlaşımcı bir karar alınıyor. Zirvede de böyle oldu. Ülkelerine dönen liderler kazanımlarını gösteriyorlar; ne kaybediyorlar, ne de kazanıyorlar" diye konuştu.

"Uzlaşımcı bir çözüm mümkün"

Tarafların yeniden Annan Planı zemininde bir araya gelerek müzakerelere başlaması halinde, nihai bir çözüme ulaşılabilmesiyle ilgili olarak değerlendirmede bulunan Keti Kleridis, uzlaşımcı bir çözüme ulaşılabileceğini söyledi.

Tarafların tüm taleplerinin karşılanabileceği bir çözüm değil, her tarafın bazı isteklerinin yer alacağı uzlaşımcı bir çözümün mümkün olabileceğini söyleyen Kleridis, "İyi bir uzlaşımla tabii ki her tarafın birçok talebinin karşılanması da mümkün olabilir. Bunun olacağına inanıyorum" dedi.

Keti Kleridis, tarafların müzakere sürecinin zemininin ne olacağına karar verip en kısa sürede müzakerelere başlaması gerektiğini söyledi.

"AKEL, kilit durumdadır"

Gerek kuzeyde gerekse güneyde bazı kesimler arasında Papadopulos'la çözümün mümkün olmayacağı görüşünün bulunmasına ilişkin Keti Kleridis, AKEL'in kilit durumda olduğunu söyledi.

Güneyde iki farklı siyasi görüş olduğunu yineleyen Kleridis, AKEL'in hangi siyasi gruba ait olmayı seçeceğinin belirleyici olacağını kaydetti.

Kleridis, AKEL'in her durumda veto hakkını bir tehdit olarak kullanmayı seçmesi halinde gerçekçi olarak müzakerelerin yeniden başlamasından söz etmenin mümkün olmayacağını belirtti.

AKEL'in, DİKO'nun, Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın uyarlanmasını öngören protokolü, AB'ye katılım müzakerelerine başlayacağı 3 Ekim 2005 tarihinde kadar imzalanmasının beklenmesi görüşünü benimsemesi halinde de 3 Ekim 2005 tarihine kadar herhangi bir hareketlilik olmasının beklenmemesi gerektiğini ifade etti.

Müzakerelere yeniden başlanıp başlanmayacağında kilit partinin AKEL olduğunu vurgulayan Keti Kleridis, AKEL'in ne yöne gideceğine karar vermesinin önemli olduğunun altını çizdi.

DİSİ'nin müzakere masasına en kısa sürede yeniden dönülmesi ihtiyacı olduğu görüşünde olduğunu belirten Kleridis, "Biz, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözümün en kısa sürede bulunması görüşündeyiz. Kıbrıs sorununun zemini bizim lehimize değildir ve sorunun çözümsüzlüğünü ne kadar uzun süre bırakırsak durum çözüm bizim için o kadar güç olacaktır. Kıbrıslı Rumların kuzeyde geri dönecekleri evleri daha da azalacak ve daha fazla yerleşik gelecektir. Buna benzer faktörlerden dolayı zemin değişmektedir" diye konuştu.

"Kıbrıslı Türklerin

izolasyonuna çözüm bulunacak"

Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılmasıyla ilgili olarak Keti Kleridis, Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türklerin izole edilmesini ya da dünya ile ilişkilerinin kesilmesini istemiyor. Bizim için esas sorun tanınma konusudur. Kıbrıs Cumhuriyeti'ne göre kuzeydeki havalimanları ve deniz limanları gayrı yasal durumdadır. AB'nin yasal olarak tanınmadan izolasyonları kaldırmasını oldukça güç buluyorum. Bildiğiniz gibi uyulması gereken birtakım uluslararası anlaşmalar var. Ancak sonuçta kolay olmasa da uluslararası hukukun ihlali olmadan kuzeyin dünya ile ilişkilerinin açılması için bir yol bulunacağına inanıyorum."

KIBRIS 07/01/05

 

Talat: Güçlü bir iktidarla çözüm hedefine varmakta kararlıyız

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP BG), 20 Şubat'taki erken genel seçimlere güçlü bir aday kadrosuyla girebilmek için partinin tüzüğünde değişiklik yaptı. Buna göre, aday saptanması ve sıralanmasında üyelerde olan yetki, bu seçimde geçerli olmak üzere merkez yönetim kuruluna geçmiş oldu

CTP-BG'nin dün akşam yapılan olağanüstü tüzük kurultayında konuşan parti genel başkanı, Başbakan Mehmet Ali Talat, 3 Ekim 2005'in çözüm için gözetilen genel tarih olduğuna işaret ederek, partisinin ve Kıbrıs Türk halkının, güçlü bir iktidar ve istikrarlı politikalarla çözüm hedefine varmakta kararlı olduğunu vurguladı

Gizem ÖZGEÇ

Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP BG), 20 Şubat'taki erken genel seçimlere güçlü bir aday kadrosuyla girebilmek için partinin tüzüğünde değişiklik yaptı. Buna göre, aday saptanması ve sıralanmasında üyelerde olan yetki, bu seçimde geçerli olmak üzere merkez yönetim kuruluna geçmiş oldu.

CTP-BG'nin dün akşam yapılan olağanüstü tüzük kurultayında konuşan parti genel başkanı, Başbakan Mehmet Ali Talat, 3 Ekim 2005'in çözüm için gözetilen genel tarih olduğuna işaret ederek, partisinin ve Kıbrıs Türk halkının, güçlü bir iktidar ve istikrarlı politikalarla çözüm hedefine varmakta kararlı olduğunu vurguladı.

CTP-BG'nin olağanüstü tüzük kurultayı, "Son Söz Bizim", "Sözümüz var Avrupa'ya Kıbrıs'a" sloganıyla, dün akşam saat 19.00'da Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi'nde yapıldı.

Kurultaya genel başkan yanında, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, parti meclis üyeleri, merkez yönetim kurulu ve çok sayıda partizan katıldı.

CTP tarihinden kesitlerin verildiği sinevizyon gösterisiyle başlayan kurultay, CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer'in sunuş konuşmasıyla devam etti.

Ardından demokrasi şehitleri adına saygı duruşunda bulunuldu ve divan oluşturuldu. Divan başkanlığına Salih Usar, üyeliklere ise Hüseyin Özen, Andaç Barkut, Olgun Olay, Emel Ulaş ve Abdülrahim Türkmen getirildi.

Divan oluşturulduktan sonra kürsüye gelen genel başkan Mehmet Ali Talat konuşmasında hükümetteki bir yıllık sürede Kıbrıs konusunda meydana gelen gelişmelerle ve seçim stratejisinin nasıl olması gerektiğiyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Kurultayda daha sonra tüzük değişikliği görüşüldü. Karar tasarısının sunulmasının ardından, öneri onaylandı.

Soyer: 20 Şubat'ta memleketi yeşile açacağız

CTP-BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer kurultayda yaptığı konuşmada CTP'li olmanın kolay olmadığını söyleyerek, CTP'lilerin verdiği mücadeleyle bugün bu noktaya gelindiğini kaydetti.

Soyer, CTP'lilerin toprağına barışı, özgürlüğü ve kardeşliği getirmek için yılmadan çalıştığını ve mücadelesine devam ettiğini söyledi.

Soyer, "Dün geçmişimizi hovardaca tüketerek bize statükoyu dayatanlar ve sürsün diye geçmişimizi harcayıp geleceğe doğru gitmemizin önüne büyük bir dağ gibi statükoyu tıkayanlara karşı senelerce iğne ile kuyu kazdık. Bu tepeyi aşındırmak, aşıp, Avrupa'ya ve çözüme gitmek için iğne ile kaza kaza tepeyi aşındırdık" dedi.

14 Aralık seçimlerinde iğne ile kuyu kazan CTP'nin mücadelesi ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ın oluşturduğu CTP-BG hükümeti ile halkın "küreğe" sahip olduğunu ifade eden Soyer şunları söyledi:

"Şimdi, yola çıkacağız. Yirmisinde artık "şiro"ya bineceğiz. İğne ile kuyu kazdık, küreğe geldik, 20 Şubat'ta şiroya binip tepeyi aşacağız ve temiz iş yapacağız. Ulamayla, şunun bunun şantajıyla değil, bu yapıyı kökten değiştirmek için 20 Şubat'a hep beraber hazırlanacağız. Yağmurlar geldi, mesarya yeşerdi, Beşparmak yeşil yeşil artık. 20 Şubat'ta memleketi yeşile, dünyaya yeşil adayı özgürlüğe açacağız"

Usar: 1970'deki buğday taneciği, bugün toplumun en güçlü partisi

Divan başkanlığına seçilen Salih Usar da yaptığı kısa konuşmada, CTP'nin dünya tarihini değiştirecek ve belirleyecek işler gerçekleştirdiğini kaydetti.

"Başkalarının dediği gibi boyumuzdan büyük işler başardık" diyen Usar, 2005 yılına dönük yapacakları daha büyük işlerin kapısının açılması için dün akşam toplandıklarını ifade etti.

Usar, partilerinin daha yapacak çok işi bulunduğunu da söyleterek, "Partimiz ,kendi mücadelesinde en ön saflarda mücadelesini sürdürmüştür. En ücra köyden başkente kadar partililerin uğraşları ve mücadele sonrasında bir buğday taneciği olarak 1970'te toprağa düşen CTP bugün CTP toplumun en güçlü partisi haline gelmiştir ve topluma liderlik yapmaktadır" dedi.

Talat: CTP misyonunu tamamlayamadı

Başbakan Mehmet Ali Talat, hem Kıbrıs konusunda hem de hükümetin icraatlarıyla ilgili değerlendirme konuşmasına, Kıbrıs Türk halkına ve Kıbrıs Türk halkının tarih yazışına olanak yaratan herkese teşekkür ederek başladı.

Talat,bundan sonraki süreçte halktan aldıkları güçle yola devam edeceklerini kaydetti.

Henüz görevlerinin bitmediğini, çünkü bitmesine çeşitli etkenlerin olanak vermediğini ifade eden Başbakan Talat, CTP'nin 1970'te kurulurken Kıbrıs sorununu çözmek, Kıbrıs Türk halkını dünyayla bütünleştirmek hedefiyle kurulduğunu vurguladı. Talat, CTP'nin görevini çok büyük ölçüde yerine getirdiğini ancak misyonunu henüz tamamlayamadığını da belirtti.

Talat, 20 Şubat seçimlerinin işte bu yüzden çok önemli olduğunu söyleyerek, "14 Aralık 2003 seçimlerinde çıkan eşitlik ve dengenin bir şekilde krizler ve erken seçime yol açacağını anlamıştık. Ya bu meclis kendi gönül rızasıyla girer, ya da sürüklene sürüklene seçime gireriz demiştik. İşte bugün o noktaya geldik" dedi.

Büyük işler başardık

Başbakan Talat, CTP hükümetinin, çok kısa süre, sadece bir yıl görev yaptığını, ama büyük işler başaran, büyük gelişmelere imza atan ve dünyaya sesini duyuran Kıbrıs Türk halkına öncülük ettiğini kaydetti.

Talat, CTP-BG hükümetinin çok büyük adımların atılmasında öncülük ettiğini ifade ederek şöyle konuştu:

"Bir yıllık sürede Kıbrıs Türk halkının, Kıbrıs sorunun çözümü konusunda oraya koyduğu büyük mücadelenin tepe noktasını bütün dünyaya bir kez daha gösterdik. CTP/BG -DP hükümeti çok ciddi bir çalışma ortaya koydu. Mecliste sadece 26 milletvekilin desteğine sahipken, Kıbrıs Türk halkının gönül rızasıyla oy verebileceği bir anlaşma metninin ortaya çıkmasına katkı koydu, öncülük yaptı. Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğini sağlayan, onun kurucu devletinin diğer toplumun kurucu devletiyle eşitliğini güvenceye alan ve Kıbrıs Türk insanını yeni Kıbrıs'ın ortağı yapan bir anlaşmayı Kıbrıs Türk halkının önüne koymayı başarabildi. Sonuçta Kıbrıs'ın kuzeyinden çok kuvvetli bir "evet"i çıkarmayı da başardı".

Kıbrıs Türk halkının bu kararda büyük bir özveri de gösterdiğinin altını çizen Mehmet Ali Talat, buna karşın Kıbrıs Türk siyasetini, büyük bir kararlılıkla, büyük bir güçle kısa sürede değiştiren ve o güne kadar kendisini yönetenleri artık iktidardan, beyinlerdeki iktidardan da uzaklaştıran Kıbrıs Türk halkının, bundan sonrasını da başarabileceğinin bilinci içinde olduğundan dünyayla bütünleşmeye, AB'ye girmeye "evet" dediğini kaydetti.

Hükümetin referandumun ardından azınlığa düşmesine karşın meclisteki hiçbir partinin hükümete güvensizlik oyu vermeye cesaret edemediğinin altını çizen Talat, "Çünkü mecliste azınlık olan hükümet, halk nezdinde çoğunluktu. Halkın düşüncelerini, eğilimlerinin, arzularının hükümetiydi." şeklinde konuştu.

Politik farklılık yaratmak için eleştiriyorlar

Oldukça uzun bir şaşkınlık, ve "ne oluyoruz dönemi"nin geçirildiğine işaret eden Mehmet Ali Talat, CTP-DP hükümetinin bu dönemi "nasıl adımlar atılması" gerektiğini düşünerek geçirdiğini söyledi.

Talat, partilerine muhalefet eden barış yanlısı bazı partilere de atıfta bulunarak şunları söyledi:

"Bizimle birlikte çözüm mücadelesi veren, AB hedefini ortaya koyan güçler, siyasi farklılık ihtiyacı nedeniyle farklılaşan politikalar belirlemeye çalıştılar. Şu anda hükümette bulunan CTP-BG'nin politikasını güdersek farklılığımız söz konusu olmayacak ve siyasi destek isteğimiz toplumsal yankı bulmayacak düşüncesi vardı. Bugün de zoraki politika farklılıkları devam etmektedir. Bizim ne kadar samimi ve arzulu şekilde çözüm istediğimizi dünya gördü. Muhalefet yapma arzusuyla hareket eden arkadaşlar bunu bilmezden geliyor. Hükümetin politik farklılık yaratacağım diye çözüm konusundaki samimiyetini sorgularsanız, hele de CTP'nin sorgulamaya çalışırsanız, mücadelemize yeterince katkı yapmamış olursunuz. CTP, ta doğuşundan çözüm, barış ve Kıbrıs'ı bütünleştirmek istemektedir."

Tarihi dönemeçteyiz

 

Çözüm politikaları için BM Genel Sekreteri'nin Güvenlik Konseyine sunduğu rapor ve önerinin kılavuz kabul edilmesi gerektiğinin üzerinde duran Mehmet Ali Talat, Genel Sekreter'in, raporunda "Kıbrıs Türk halkının ayrılıkçı politikalarını terk ettiğini referandumda ortaya koyduğu, bu nedene ayrılıkçı politikalar nedeniyle maruz kaldıkları izolasyonların hiçbir mantığı kalmamıştır" sözleriyle bütün dünyayı Kıbrıs Türklerini tecrit politikasını terk etmeye davet ettiğini anımsattı ve "Bu nedenle BM Genel Sekreterinin tavsiyelerini, politikalarımızın ana hedefine oturtmamız gerekir" dedi.

Mehmet Ali Talat, "CTP-BG'nin daha güçlü olması ve daha büyük güçle iktidara gelmesi gerekiyor" diye konuştu.

Talat, iktidarı gerçek anlamıyla elde etmek ve bunu Kıbrıs Türk halkı lehine kullanmak için çalışacaklarını söyledi. CTP-BG'nin büyük güçle tek başına hükümeti kurması veya güçlü bir hükümet ortağı olmasının, Kıbrıs Türkü'nün sözünün dünyaya daha fazla yayılması anlamına geldiğini de kaydeden Talat, dünyanın Kıbrıs Türkü'nün referandumdaki kararlığını kanıtlamasını beklediğini, seçim sonuçlarının bu nedenle önem arz ettiğini kaydetti. Talat, "Yaptığım temaslarda diplomatlardan ve Kıbrıs'ı çok iyi bilmeyen AB üyesi ülkelerden bunu soru olarak alıyorum. Kıbrıslı Türkler Denktaş'ın temsil ettiği ayrıklıkçı politikalardan vaz mı geçti, yoksa yine Denktaş beyin dediği gibi kandırıldı damı sonuç böyle çıktı. 20 Şubat kararı bu bakımdan çok önemlidir. Tarihi bir dönemeçteyiz. Bu seçimi organize ederken daha fazla destek alacağımızı, halkla daha fazla bütünleştiğimizin kanıtlarını ortaya koyan tutum belirlememiz gerekiyor. Bir yıl içinde önemli, büyük işler yaptık ama Kıbrıs sorununu çözmeye yeterli olmadı. Bundan sonraki süreçte halkı daha fazla kucaklayarak, geniş şekilde temsil ederek CTP-BG'yi daha güçlü şekilde sandıktan çıkarmalıyız"

 

Seçimlerde bakanlara dokunmayalım

CTP BG'yi daha güçlü bir şekilde sandıktan çıkarmak için geniş kadrolar, engin deneyimler ve üst düzeyde yetenekli insanlara sahip olunduğunun altını çizen Talat, seçimlerde milletvekili seçilecek olmasına karşın güçlü bir iktidarın sadece milletvekilleri değil, güçlü bir bakanlar kurulu bürokrasi ve halkı kucaklayan, partizan olmayan kadrolarla mümkün olabileceğini vurguladı.

Talat, bu nedenle yaptıkları değerlendirmede, bu seçimlerde bürokrat ve bakanların esas görevlerine devam etmelerine olanak sağlamaya ve onları seçime dahil etmemeye karar verdiklerini bildirdi. Talat, "Seçimlerde bürokratlara ve bakanlara dokunmayalım. Bakanları ve bürokratları iktidarımızın parçası olarak seçim döneminde de geçerli olacak şekilde, ki eğer görüşme süresi de başlarsa rahatsız etmeyelim. Onları başka hedeflerde esas görevlerinin dışına çıkarmayalım" şeklinde konuştu.

Talat sözlerini şöyle sürdürdü:

"Erken seçim olduğundan hazırlık açısından yeterli zaman olmamakla birlikte deneyimli yetenekli sağlam kadrolar var. Birlikte hareket ederek bu kadrolarla hedefe yürümek zorundayız. 2005 Ekim, çözüm için mutlaka gözetlememiz gereken bir tarihtir. Çözümü o tarihe kadar gerçekleştirmek, o tarihe kadar birleşik Kıbrıs'ı kurmak hepimizin görevidir.

Bu politikayı devam ettirdiğimiz takdirde dünya Kıbrıs'ı yeniden derlendirmek gerektiğini anlayacaktır. Bu bile Kıbrıs Türkü'nün başardığı çok büyük bir hedeftir. Bu politikalarla hedefe ulaşacağız. İnanıyorum ki dünyanın vereceği destekle çözümü yakalamak 2005'te mümkün olacak. Bunu 20 Şubat ve ardından 17 Nisan seçimlerini yüzümüzün akıyla aşarsak, bunu başaracağız. Bu nedenle hep birlikte omuz omuza hedefe birleşik Kıbrıs'a, barış ve çözüme doğru ilerlemek için hepimize büyük görev düşüyor".

Tüzük değişikliği

Kurultaya sunulan ve kabulü görülen tüzük değişikliği önerisi aynen şöyle:

"Aşağıdaki tüzük değişiklikleri 24 Aralık 2004 ve 28 Aralık 2004 tarihlerinde yapılan parti meclisi toplantısında kurultaya önerilmek üzere kabul edilmiştir.

Geçici madde 1

Yapılacak ilk milletvekilliği seçimi için kontenjan adaylarının sırası ve daha sonra adayların tespiti ilçelerin de görüşünü alan MYK tarafından yapılır.

Müracaat eden aday ve adaylar arasından seçme ve sıralama ilçelerin de görüşlerini alan MYK tarafından yapılır. MYK her seçim bölgesini ayrı ayrı değerlendirmeye alır ve kendi seçim bölgesini değerlendirirken aday olan MYK üyeleri oylamaya katılmaz.

Yapılacak ilk milletvekilliği seçiminde CTP barış, çözüm ve Avrupa Birliği güçlerini sembolize etmek üzere parti ambleminin yanına uygun figürleri kullanabilir.

Bu geçici madde aksi kurallara bakılmaksızın ilk genel seçimlerde uygulanacak ve sonrasında kendiliğinden iptal edilecektir."

 

KIBRIS 07/01/05

 

İsrail’den KKTC’ye deniz seferi

 

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

Rum medyası, İsrail hükümetinin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün ziyaretinden sonra KKTC’ye ekonomik açılım, yatırım ve gemi seferleri kararı aldığını ileri sürdü. Politis ve Fileleftheros gazetelerinin haberlerine göre, İsrail’de yayınlanan ekonomi dergisi Globes Hebrew, İsrail hükümetinin eski politikasını değiştirerek KKTC’ye büyük yatırımlara hazırlandığını yazdı.

Dergiye göre, politika değişikliğine Gül’ün Türkiyeli ve İsrailli büyük şirket yöneticileriyle görüşerek ikna etmesi neden oldu.

Bu arada Kıbrıs Rum Yönetimi, KKTC’nin limanlarını Rum gemilerine açma kararına sert tepki göstererek, ‘Girne ve Magosa kapalı kalmalı, biz Türkiye’nin limanlarının açılmasını istiyoruz’ açıklaması yaptı. Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, ‘Türkiye’nin Gümrük Birliği yükümlülüğü, kendi deniz ve hava limanlarını bize açmasıdır, Girne ve Magosa yasadışı limanlardır’ dedi. Yakovu, Ankara’nın Girne ve Magosa limanlarını araya koyarak Rum bandıralı gemileri kendi limanlarına kabul etmeyi hedeflediğini savundu. Rum hükümet sözcüsü Kipris Hrisostomidis ise ‘Magosa limanının açılmasını istiyorlarsa, limanı ortak işletelim ve bize Maraş’ı iade etsinler’ dedi.  

HURRIYET 08/01/05

 

AP’den Kıbrıslı Türklere güçlü destek

 

Kutlay Erk’in AP Sosyalist Grup’la yaptığı görüşmelerin hemen ardından iki parlamenterden Kıbrıslı Türklere güçlü bir destek mesajı geldi. Rothe ve Wiersma Avrupa Birliği’ne “Kıbrıslı Türklere verilen sözleri yerine getirin” çağrısı yaptı.

 

AP’li parlamenterler Avrupa Konseyi’ne de seslenerek Mali Yardım ve Ticaret Tüzükleri konusunda olumlu bir karar alınması temennisinde bulunuldu...

 

Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) Başkanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) Dış İlişkiler Sorumlusu Kutlay Erk’in Brüksel’de Sosyalist Grup nezdinde Brüksel’de yaptığı temaslar ses getirdi.

Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Jan Marinus Wiersma ile AP Kıbrıs Raportörü Mechtild Rothe, Avrupa Birliği’ni (AB) “Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri yerine getirmeye” çağırdı. Wiersma ve Rothe Avrupa Konseyi’nin Kıbrıslı Türklere 259 milyon Euro mali yardım ve doğrudan ticaret konularında olumlu karar alacağına inanç belirttiler.

Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Jan Marinus Wiersma ile AP Kıbrıs Raportörü Mechtild Rothe, LTB Başkanı ve CTP-BG Dış İlişkiler Sorumlusu Kutlay Erk’in hafta içinde Brüksel’de yaptığı temaslara ilişkin bir açıklama yaptılar. AP Sosyalist Grup Basın Bürosu’ndan dün yapılan açıklamada, Kıbrıslı Türklere destek verildi.

Açıklamada “Avrupa Konseyi’nin, Kıbrıs Türk toplumuna 259 milyon Euro mali yardım ve Kıbrıs Türk toplumuyla doğrudan ticaret konularında olumlu karar alacağını umuyoruz” denildi.

Kıbrıslı Rumların referandumda “hayır” demesi nedeniyle kabul edilmeyen Annan Planı’na Kıbrıslı Türkler’in büyük oranda onay vermesinin ardından Avrupa Birliği’nin Kıbrıslı Türkleri destekleme kararı aldığına işaret eden Avrupa Parlamentosu Sosyalist grubunun iki önemli üyesi, Avrupa Parlamentosu’nun Kasım 2004’te aldığı karara atıfta bulunarak “Kıbrıs Türk toplumunun güvenini kaybetmemek için şimdi bu sözlerin gerçekleşmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

LTB Başkanı ve CTP-BG Dış İlişkiler Sorumlusu Kutlay Erk, 4-6 Ocak tarihleri arasında Brüksel’de çeşitli temaslarda bulunmuştu.

Öte yandan Kutlay Erk bugün Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş’ı ayrı ayrı ziyaret ederek Brüksel temasları hakkında ayrıntılı bilgi verdi.

YENIDUZEN 08/01/05

 

AKEL-CTP:

“Kıbrıs sorunu erken bir zamanda çözülmeli”

 

Rum komünist partisi AKEL, Cumhuriyetçi Türk Partisi ile  dün bir araya gelerek Kıbrıs konusunu ele aldı. AKEL yönetiminden bir heyet dün CTP’yi ziyaret ederek yaklaşık 2.5 saatlik bir görüşme gerçekleştirdi.

MYK Üyesi ve Basın Sözcüsü Andros Kiprianu başkanlığında MYK üyesi Yannakis Kolokasidis, parti meclisi üyeleri Eleni Mavru ile Tomazos Çelebi’den oluşan AKEL heyeti, Genel Sekreter Ferdi Sabit Soyer bakanlığında Dışilişkiler Sekreteri Kutlay Erk, Basın Yayın Propaganda Sekreteri Asım Akansoy ve MYK üyesi Hüseyin İnan’dan oluşan CTP heyetiyle görüştü.

Görüşmeye Başbakan Mehmet Ali Talat ile CTP Milletvekili Doğan Şahali da 2 dakikalığına katılarak heyetlere merhaba dedi.

Soyer ile Kiprianu görüşme sonrasında basına birer açıklama yaparak gazetecilerin sorularını yanıtladı.

 

Soyer: “Ortak noktamız erken çözüm”

 

Ferdi Sabit Soyer açıklamasında oldukça yararlı bir görüşme gerçekleştirdiklerini söyledi. Aradaki bazı farklılıkların tartışıldığını kaydeden Soyer, “Ortak noktamız Kıbrıs sorununa en erken bir zamanda, karşılıklı kabul edilebilir bir anlaşmayı gerçekleştirmektir” dedi.

Annan Planı temelinde görüşme sürecinin 2005’te Kıbrıs’a barış getirmesi konusunu detaylı bir şekilde ele aldıklarını kaydeden Soyer, farklılık ve ortak noktaları görüşmeye devam edeceklerini belirtti. Soyer, şöyle devam etti:

“En önemli konu Kıbrıs’ta karşılıklı kabul edilebilir bir çözümü getirmektir. Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan halklarının barış içinde AB çatısı altında yaşamasını sağlamak temel hedefimizdir. Temaslarımız devam edecektir.”

 

Kiprianu: “Barış ve refah”

 

Andros Kiprianu ise açıklamasında CTP ile gerçekleştirdikleri rutin görüşmenin oldukça verimli geçtiğini söyledi. Görüş alış verişinde bulunduklarını kaydeden Kiprianu, Kıbrıs konusunda çözüme ulaşmayı sağlayacak ortak zeminin nasıl oluşturulacağı konusunun ele alındığını belirtti.

AKEL’in Kıbrıs’ta çözüme ulaşılabilmesi için Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarının ortak çaba harcaması gerektiğine inandığını söyleyen Kiprianu, yaşayabilir ve sürdürülebilir bir çözüme ulaşılmasında her iki toplumdaki barışçı ve ilerici güçlerin büyük önem taşıdığını kaydetti.

Kiprianu, 2005’te adanın ve halkların birleşmesini, barış ve refah içinde yaşamasını sağlayacak bir çözüme ulaşılması temennisinde bulundu.

Ferdi Sabit Soyer, bir gazetecinin “Annan Planı, Kuzey Kıbrıs’ta yeniden referanduma sunulur mu?” yönündeki sorusuna verdiği yanıtta, Annan Planı’nın yeniden referanduma sunulmasını gerektirecek bir durumun olmamasını istediklerini, ancak durumun yürütülecek müzakerelerin sonucuna bağlı olduğunu söyledi.

Andros Kiprianu ise AKEL Genel Sekreteri Hristofyas’ın “Kuzey Kıbrıs’a geçmeyeceğim, geçen partililer de çok yetkili değil” yönündeki açıklamasına ilişkin soruya verdiği yanıtta, Hristofyas’ın söz konusu açıklamasının söylenildiği gibi olmadığını belirterek şunları söyledi:

“Hristofyas, Temsilciler Meclisi Sözcüsü olarak ‘Kuzey Kıbrıs’a kimlik kartı ya da pasaport göstererek gidemem’ dedi. Bu koşul olmasa Kuzey’deki siyasiler ve sıradan insanlarla görüşüp temaslarda bulunmayı arzuluyor. Buna ihtiyaç da vardır. Zaten Hristofyas dışındaki sekreterlik üyelerinin tamamına yakını Kuzey Kıbrıs’a geçti.” (TAK)

YENIDUZEN 08/01/05

 

Konuşmaya korkan ‘Avrupalı’ insanlar!

 

 

Güney Kıbrıs’ta, Kıbrıs sorununa yönelik son gelişmeleri konuşmak, Kıbrıslı Rum yurttaşların görüşlerini almak için dün gün boyunca ecel terleri döktük!.. Kıbrıslı Rumlar, gazeteci görünce adeta kaçacak yer aradı, gün boyunca sadece 4 kişi bize görüşlerini aktardı.

 

YeniDÜZEN’e değerlendirme yapan Kıbrıslı Rumlar, çoğunlukla Türkiye’yi suçlamaya devam ederken, “referandum” süreci sonrasında “çok fazla değişmediklerini” de ortaya koydular.

 

Sevdiye GÖKAYDIN

Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türkiye’yi suçlamaya devam ederken, Papadopulos’a da güven tazeliyor!..
En önemlisi, Kıbrıslı Rumlar, “kapalı” ve “baskı altında” bir toplum görüntüsü içerisinde konuşmaktan, görüşlerini açıklamaktan çekiniyor, ürküyor.
Güney Kıbrıs’ta, Kıbrıs sorununa yönelik son gelişmeleri konuşmak, Kıbrıslı Rum yurttaşların görüşlerini almak için dün gün boyunca ecel terleri döktük!.. Kıbrıslı Rumlar, gazeteci görünce hele Kıbrıslı Türk olduğumuzu öğrenince adeta kaçacak yer aradı, gün boyunca sadece 4 kişi bize görüşlerini aktardı.

Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopullos’un çözüm istediğine inanan çoğunluk, “izolasyonları” haksız buluyor ama suçun büyüğünün de Türkiye’de olduğuna dikkat çekiyor.

Kimi Kıbrıslı Rumlar, fotoğraflarının çekilmemesi ve isimlerinin yazılmaması şartıyla görüşlerini aktarırken, “Annan Planı”nın yeniden görüşülmesine sıcak bakanlar çoğunlukta olsa da, plana dair endişeler de dikkat çekici.


 

Sorular:

1.  Kıbrıslı Rumlar Annan Planı temelinde görüşmelerin yeniden başlamasını istiyor mu?

 

2.  Barışa ‘evet’ diyen Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar altında yaşaması haksızlık değil mi?

 

3.  Papadopullos, Kıbrıs sorununun çözümünü gerçekten istiyor mu?

 

Cevaplar:

Kostas Banayodu...

1.  Annan Planı’nı bize İngilizler ve Amerikanlar kendi çıkarları için dayattı. Bu sorunu bizler çözmeliyiz. Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar beraber çözmeli.

 

2.  Ambargolar ve bütün her şey kaldırılmalı. Mallarımıza mülklerimize biz de gidebilelim, siz de geliniz.

 

3.  Ben istediğini zannediyorum. Kleridis daha farklıydı. Durum şimdilik bu haliyle birşey ifade etmiyor. Politikacılar arasında en gerçekçisi de Hristofyas’dır.

 

Andreas Bafidis...

1.  Annan Planı’nın görüşülmesini istemiyorum. Türkler 30 senedir evimizde oturuyorlar. Ama bunun sorumlusu Kıbrıslı Türkler değildir. Türkiye’dir.

 

2.  Ambargoları kim koydu ki? Kıbrıslı Türkler bu tarafa nasıl geliyor, işliyor, yeyip içiyorlar? Ambargo mu var? Biz Kıbrıslı Türklere bizimle karışsınlar diye para da veriyoruz, iş da.

 

3. Papadopullos çözüm ister. Hem de % 100 değil, % 1000 barış için uğraşır.

 

Klidos Dimitsriadis...

1.  Çoğunluğu istiyor. Ancak, planda Rumların endişelerini karşılayacak biraz değişiklikler olursa iyi olur. O zaman görüşmeler başlasın ve oturup evet diyelim.

 

2.  Ben ambargoların doğru olduğuna inanmıyorum ama, ayrılığı siz tercih ettiniz. Kıbrıslı Türkler de uluslararası etkinliklere katılmalı, ticaret olmalı, spor olmalı. Sorun karpuz domates değil!

 

3.  Ben Papadopullos’un barış ve çözüm istediğine inanmıyorum. Bölünmüşlük Papadopullos’un umurunda bile değil. O daha dünde yaşar.

 

Yorgos George Papakiriakos...

1.  Başlamalıdır. Rum halkı da bunu istiyor. Oturup pazarlık yapsınlar, konuşsunlar ve çözüm bulsunlar.

 

2.  Bu ambargolar değişik önlemlerle ortadan kaldırılabilir. Önemli olan, çözüm ve metodları bulmaları.

 

3.  Evet. Gerçekten istiyor. Çözümü herkes istiyor. Sadece Papadopullos değil.

 

YENIDUZEN 08/01/05

 

İnşaat patlaması susuz bırakacak

Aytuğ TÜRKKAN

Ülkemizde yaşanan inşaat patlaması şu anda görülmeyen fakat ileride büyük bir sıkıntıya yol açacak olan “su” sorununu da gündeme getirdi.

Su akiferleri üzerine dahi inşaatların yapıldığı belirten çevre ile ilgili sivili toplum örgütü temsilcileri, yapılan bu yanlış nedeniyle ilerde içilebilir su kalmayacağını savundu.

Konuyla ilgili HALKJN SESİ’ne açıklamalarda bulunan Çevre Koruma Vakfı Yönetim Kurlu Üyesi Oral Andız ve Çevre Koruma Dernekleri Platformu Başkanı Doğan Sahir, su akiferleri üzerine bina inşa edilmesini çok tehlikeli olduğunu ve bunun geriye dönülmez bir yanlış olduğunu vurguladı. Sahir ve Andız, bu nedenle ileride ülkede içme suyu sıkıntısı yaşanacağını ifade etti.

Adada çözüm için yaşanan hareketlilik ve Annan planının referanduma sunularak Kuzey’den “evet”, Güney’den “hayır” sonucunun çıkmasının ardından KKTC’de inşaat patlaması yaşandı.

Önceleri Kuzey’den taşınmaz mal edinme konusunda çekingen davranan Avrupalılar, bugün buradan ev alabilmek için sıra beklemek zorunda kalmış durumda.

Adanın bakir dokusu ve diğer Akdeniz ülkelerine göre çok daha ucuza tatil evi edinebilme imkanın yaratılması yabancıların gözünü Kıbrıs’ın Kuzey’ine dikmesini sağladı.

Özellikle Girne bölgesinde yoğunlaşan yapılaşma buradaki ağaçların ve bakir doğanın yok olmasına neden oluyor.

Devletteki ilgili mercilerin gerekli tedbirleri almaması inşaat sektöründe patlama yaşanan bölgelerde yeşilin yok olmasını sağladı.

Konuyla ilgili HALKIN SESİ’ne görüş belirten çevre ile ilgili sivil toplum kuruluşları yaşanan olaydan siyasi erki sorumlu tuttu.

Çevre Koruma Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Oral Andız ve Çevre Koruma Dernekleri Platformu Başkanı Doğan Sahir, süratle devam eden betonlaşma için gerekli tedbirlerin alınmadığını ve gelişi güzel izinler verilerek yapıların kontrollerinin yapılmadığını savundular.

Konuyla ilgili görüşlerini açıklayan Çevre Kuruma Dairesi Müdürü Bülent Arkın, yaşanan inşaat patlamasının şu anda en büyük çevre felaketi olduğunu belirtti. Arkın, “Beklenmeyen oranda inşaat patlaması yaşandı. Ne daire olarak biz, ne yerel yönetimler ne de devletin diğer makamları bu yaşanan patlamaya önlem alabilecek techizata sahip değiliz” dedi. 

SAHİR: İNŞAATLAR TSUNAMİ GİBİ GELDİ

Çevre Koruma Platformu Başkanı Doğan Sahir, inşaat sayısındaki artışın görülenden de fazla olduğunu savunarak, “Örneğin müteahit “15 ev yapacağım” diyor, fakat bir de bakıyorsunuz ki 25 ev yapmış. Gerçek anlamda bunları denetleyen bir mekanizma maalesef ki yok” dedi.

Geçmişte kontrollerin daha iyi yapıldığını belirten Sahir, “Artık eskisi gibi denetim de yapılmıyor. İnşaatlar tam anlamıyla Tsunami gibi geldi” diyerek teklikenin boyutuna işaret etti.

Hükümetin bu duruma hazırlıksız yakalandığını söyleyen Doğan Sahir, “Biz platforma dönüşmeden önce Yeşil Barış Hareketi iken 1988 yılında ülkede planlı bir yapılaşmanın olmadığını hep söyledik, ama dinleyen olmadı. Herkes her istediği yerde inşaat yapıyor. Bu dünyanın hiç bir yerinde böyle değil” şeklinde konuştu.

ALT YAPI YOK

Sahir, çarpık yapılaşmanın altyapı sorununu da beraberinde getirdiğine dikkat çeketi. Su akiferlerinin bulunduğu bölgelere dahi binalar inşa edildiğini kaydeden Sahir, yapılanın hayati bir hata olduğunu ve geriye dönüşü olmadığını ifade etti. Su akiferleri üzerine yapılan inşaatlardan dolayı temiz yeraltı suyunun kirlenmeye başlayacağını vurgulayan Sahir, “Bu yapılan yanlıştan ileride geri dönülemeyecek” dedi.

“Su iyidir ama sel olarak gelirse çok kötü olur” diyerek inşaat sektöründe yaşanan patlamanın boyutuna dikkat çeken Sahir, “Ülkemizde yaşanan betonlaşma sel haline gelmiştir. Maalesef ki bu konuda hükümetler de gereken duyarlılığı göstermemektedirler. Çevremizi göz göre göre mahvediyoruz” diyerek sözlerini noktaladı.

ANDIZ: GİRNE’DE 5 YIL SONRA İÇME SUYU KALMAYACAK

Çevre Koruma Vakfı Başkanı Oral Andız ise yaşanan inşaat patlamasının çok tehlikeli boyutta olduğunu belirtti. Andız, “Özellikle Girne’de su akiferlerinin üzerinde inşaatların yapıldığının altını çizerek, bundan dolayı Girne’de 5 yıl sonra içme suyu kalmayacağını vurguladı. Andız, “Dağda yapılan inşaatlar su akiferlerinin üzerine yapılıyor. Buralarda altyapı olmadığı için özellikle kanalizasyon da bulunmuyor. Bu işi görmesi için kuyular açılıyor. Kuyudaki toprak bir süre sonra buradaki pislikleri çekecek ve yeraltı kaynaklarına karışacak. Böylelikle içilebilen temiz su kirlenecek. Girne’de en çok 5 yıl sonra içmeye su bulunamayacak” diye konuştu.

YEŞİL YOK OLUYOR

Andız, inşaatlar nedeniyle ülkedeki az olan yeşilin yok olmaya başladığına dikkat çekerek, özellikle kesilen zeytin ve harup ağaçlarının olduğunu söyledi.

Kıbrıs’ın hava koşullarında en iyi yetişebilen harup ve zeytin ağaçlarının katledildiğini ifade eden Andız, “Biz bu ağaçlardan daha fazla dikmeliyiz diye düşünürken, elimizdekiler de gidiyor. Buna engel olması gereken Bakanlık ve Daireler ise sesini dahi çıkarmıyor” diyerek konuya duyduğu tepkiyi dile getirdi.

ARKIN: YAŞANAN TAHRİBATI GİDERMEK KOLAY DEĞİL

Çevre Koruma Dairesi Müdürü Bülent Arkın, yaşanan inşaat patlamasının şu andaki en büyük çevre felaketi olduğunu vurguladı. Arkın, yaşanan patlamanın beklenmeyen boyutlara ulaştığını ve devlet makamlarının buna önlem alacak techizatının bulunmadığını açıkladı.

“Daire olarak yaşanan bu patlamaya önlem alacak techizata sahip değiliz” diyen Bülent Arkın, çıkarılan emirnamelerle sektörde bir yavaşlama olduğunu belirtti. Arkın, yerel yönetimlerle de çalışmalar yaptıklarını ve doğayı koruyabilmek için çalışmaya devam edeceklerini vurgulayarak, “Ne bizim ne de yerel yönetimlerin bu patlamayı önleyecek techizatı yok. Maalesef ki bu konuda çok geç kalındı. Yaşanan tahribatı gidermek kolay değil” diyerek olayın boyutuna dikkat çekti.

Yaşanan inşaat patlamasının alt yapı sorununu da beraberinde getirdiğini ifade eden Arkın, “İnşaat yapımı planlanan alt yapı çalışmalarının çok önünde gidiyor. Bu  da alt yapı bakımından sıkıntı yaratacak bir olay” diye konuştu. Arkın, plansız yapılan inşaatların bitkilerin ve dolayısıyla doğanın tahribatına yol açtığını belirtti.

İnşaat patlamasının yarattığı olumsuzlukların sadece bunlar olmadığını da hatırlatan Arkın, yapılan inşaatların atık sularının ne olacağı konusunda da sorunlar bulunduğunu ve bunların da doğaya vereceği zararın düşünülmesi gerektiğini kaydetti.

HALKIN SESI 08/01/05

 

Kıbrıs konusunda inisiyatif alacağız

SORUNUN KALICI ÇÖZÜMÜ TARAFLARIN ÇIKARINADIR... Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlaması için Kıbrıs sorununun çözülmüş olmasının gerekmediğini söyledi. Kıbrıs konusunun en önemli gündem maddelerinden biri olduğuna işaret eden Gül, sorunun kalıcı bir şekilde çözümünün Türkiye, Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarının çıkarına olduğunu, Türkiye'nin bu konuda inisiyatif alan bir ülke olacağını belirtti

SORUNUN ÇÖZÜM YERİ AB DEĞİL... Kıbrıs sorununun çözümü için AB'nin bir platform olamayacağını söyleyen Gül, "AB Kıbrıs sorununu çözebilecek bir birlik olsaydı, çözerdi, yanlış da yapmazdı. Çözüm olmadan Rum kesimini AB'ye tam üye yaparak büyük yanlış yaptı. Sorunun çözümünü kolaylaştırmadı. Yaptığı yanlışla zorlaştırdı" diye konuştu. "Kıbrıs sorununun çözümü için AB'nin zaten bir niyetinin de olmadığını" kaydeden Gül, sorunun BM'de çözümlenebileceğini ifade etti

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlaması için Kıbrıs sorununun çözülmüş olmasının gerekmediğini söyledi. Kıbrıs konusunun en önemli gündem maddelerinden biri olduğuna işaret eden Gül, sorunun kalıcı bir şekilde çözümünün Türkiye, Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarının çıkarına olduğunu, Türkiye'nin bu konuda inisiyatif alan bir ülke olacağını belirtti.

AB ile Türkiye'nin tarama sürecine ne zaman başlayacağına yönelik bir soru üzerine Gül, zamanlama konusunda henüz bir mutabakataya varılmadığını, Ankara ile Brüksel arasında çalışmaların sürdüğünü, konunun gelecek günlerde belirginleşeceğini kaydetti.

Tarama sürecinin uzun değil, birkaç ay sürecek teknik bir süreç olacağını belirten Gül, müktesebatın pek çok kısmının hayata geçirilmiş olması nedeniyle bu sürecin kolay olacağını ifade etti.

Bir soru üzerine AB ile müzakereleri yürütecek baş müzakerecinin kim olacağının henüz belli olmadığını söyleyen Gül, önemli olanının işin en iyi şekilde yapılması olduğunu kaydetti.

Gül, kabine değişikliğinin ne zaman olacağına ilişkin soru üzerine de konuyla ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasının doğru olacağını, başbakanın da ne zaman ihtiyaç duyarsa o zaman konuşacağını söyledi.

"Kıbrıs en önemli gündem maddesi"

Kıbrıs konusunun en önemli gündem maddelerinden biri olduğunu söyleyen Gül, Kıbrıs sorununun kalıcı bir şekilde çözümünün Türkiye, Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarının çıkarına olacağını kaydetti. Gül, Türkiye'nin bu konuda inisiyatif alan bir ülke olacağını belirtti.

Kıbrıs sorununun çözümü için AB'nin bir platform olamayacağını söyleyen Gül, "AB Kıbrıs sorununu çözebilecek bir birlik olsaydı, çözerdi, yanlış da yapmazdı. Çözüm olmadan Rum kesimini AB'ye tam üye yaparak büyük yanlış yaptı. Sorunun çözümünü kolaylaştırmadı. Yaptığı yanlışla zorlaştırdı" diye konuştu.

"Kıbrıs sorununun çözümü için AB'nin zaten bir niyetinin de olmadığını" kaydeden Gül, sorunun BM'de çözümlenebileceğini ifade etti.

BM'ye süreçte aktif olması yönünde yapılan çağrıyı hatırlatan Gül, BM'den bu konuda beklentileri olduğunu, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı raporun incelenmesi ve karar alınması gerektiğini söyledi.

Bir soru üzerine, Kıbrıs'la ilgili 3 Ekim'e kadar bir mecburiyetin olmadığını söyleyen Gül, "Türkiye'nin müzakereye başlaması için Kıbrıs sorununun çözülmüş olması gerekmez. Çözülürse iyi olur, ama çözülmezse bu sorun aynı şekilde kalır, müzakereler devam eder" dedi.

KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılmasıyla ilgili soru üzerine, konunun ilgili taraflarla her temasta gündeme getirildiğini belirten Gül, şimdiye kadar atılan adımların yeterli olmadığını kaydetti.

Gül, 2005'in en önemli konularının neler olabileceğinin sorulması üzerine de bu konuları, Irak, AB, Kıbrıs ve Ortadoğu olarak sıraladı.

AB ile müzakerelerin iyi şekilde başlaması ve mesafe alınmasını beklediklerini ifade eden Gül, Kıbrıs konusunda da olumlu gelişmeler olmasını umduklarını söyledi.

Gül, ABD ile ilişkileri ise konjonktürel olarak görmediklerini belirterek, Türk-Amerikan ilişkilerine çok önem verdiklerini ifade etti. Bakan Gül, "Zaman zaman her iki tarafın da tatmin olmayacağı şeyler olabilir, ama Türkiye-ABD ilişkileri sağlam ilişkilerdir. Her iki ülkenin de dünyanın da buna ihtiyacı var" diye konuştu.

"Türkiye artık Ortadoğu'da daha görünür olacak"

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye'nin bundan sonra Ortadoğu barış sürecine daha çok katkı sağlayacağını, bölgede "daha görünür" olacağını söyledi.

Gül, NTV'ye verdiği demeçte, Türkiye'nin Ortadoğu sorununun çözümüne nasıl bir katkı sağlayacağının sorulması üzerine, sorunun "çok büyük, kronik ve derin bir sorun" olduğunu belirtti.

"Bugün Ortadoğu'da eskiye göre farklı bir hava var" diyen Gül, Yaser Arafat'ın ölümünün ardından Filistin'de büyük bir değişikliğin söz konusu olduğu, İsrail'de İşçi Partisi lideri Şimon Peres'in hükümete katılma kararı aldığı ve ABD'de de ikinci kez başkan seçilen George Bush'un bu soruna artık daha çok vakit ayırabileceği noktalarına işaret etti.

Gül, bölgeye yaptığı ziyaretin zamanlamasının bu nedenle çok önemli ve uygun olduğunu, Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerinin geçmişte zaman zaman tenkit edildiğini, ancak şu anda gerek Araplar, gerekse Filistinlilerin bunu büyük bir imkan olarak gördüğünü bildirdi.

Türkiye'nin yapabileceği katkıyı iki tarafla da derinlemesine konuştuklarını kaydeden Gül, tarafların da Türkiye'nin katkısını beklediklerini söyledi. Gül, bu katkının detaylarının ise şu aşamada açıkça konuşulamayacağını, ancak Türkiye'nin katkıyı prestij ya da alkış için değil, tam tersine manevi sorumluluk hissettiği için sağlamak istediğini kaydetti.

Dışişleri Bakanlığı olarak bundan sonra sorun üzerinde daha da yoğunlaşacaklarını, gerekirse teknik ve siyasi düzeyde ziyaret ve toplantılar yapılabileceğini bildiren Gül, süreç içinde Türkiye'nin farklı görevler almasının da söz konusu olabileceğini kaydetti.

Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bölgeye yapması planlanan ziyaretin yakın bir zamanda olmayacağını, tarihin henüz saptanmadığını bildirdi.

Abdullah Gül, Türkiye ve Mısır'ın Ortadoğu sorununun çözümü noktasında bir rekabet içinde olup olmadığının sorulması üzerine de, iki ülke arasında "Onun yerini ben alayım" gibi bir düşüncenin söz konusu olmadığını ifade etti.

Filistin Yönetimi'nin, davalarını daha güçlü bir şekilde sürdürmek için 9 Ocak seçimlerinden daha kuvvetli çıkması gerektiğini belirten Gül, Filistinli yöneticilerin, artık intihar saldırılarının kendilerine kazandırdığı bir şey olmadığını söylediklerini belirtti. Gül, "Bir çocuğun tankın önünde durmasının verdiği güçle, intihar saldırısının verdiği zararı mukayese ederseniz, ikincisi Filistin'e bir şey kazandırmıyor" diye konuştu.

Gül, Filistin ve İsrail taraflarının Türkiye'de bir araya gelmesinin söz konusu olup olmadığı sorusuna da, "Neden olmasın, olabilir" yanıtını verdi.

Türkiye'nin bölgede üstlenebileceği roller için her iki taraftan birçok teklif bulunduğunu kaydeden Gül, bu tekliflerin değerlendirileceğini, kimisinin uygun, kimisinin uygun bulunmayabileceğini söyledi.

İsrail ile Türkiye arasında bir dönem yaşanan gerginliğin hatırlatılması üzerine Gül, "Artık yeni bir iklimden bahsediyoruz. O günlerde bütün dünyada bir gerginlik vardı. Ortadoğu'da zehirli bir hava vardı" dedi.

Bakan Gül, Türkiye'nin Suriye ile İsrail arasında arabuluculuk yaptığına ilişkin haberlerin hatırlatılması üzerine, Ortadoğu'da kalıcı bir çözüm için Suriye ve Lübnan'ın da sürece dahil olması gerektiğini kaydetti.

"Seçimler, Irak'taki kaos ortamından

çıkılmasının önemli bir adımıdır"

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, seçimlerin planlanan zamanda ertelenmeden yapılmasının, Irak'taki siyasi takvimin işleyebilmesi için şart olduğunu söyledi.

Gül, "seçimlerin Irak'taki kaos ortamından çıkılmasının önemli bir adımı olduğunun" altını çizerek, "seçimlerle birlikte bir siyasi takvimin başlayacağını ve bu takvim uyarınca bir süre sonra Irak'taki yabancı askerlerin çekilmelerinin söz konusu olabileceğini" kaydetti.

"Kimse bütün yabancı askerlerin bir hafta içinde çekilmesini istemiyor" diyen Gül, Irak'taki askerlerin hemen çekilmeleri durumunda "müthiş bir iç harp, iç çekişme" olacağını belirterek, böyle bir durumu Türkiye dahil bölgedeki hiçbir ülkenin istemediğini söyledi.

Irak seçimlerine ilişkin önem verdikleri bir diğer noktanın "herkesin seçimlere katılması" olduğunu ifade eden Gül, seçimler sonucunda oluşacak heyetin, ülkenin geleceği için önemli kararlar vereceğine işaret ederek, "Bu nedenle seçimlere herkes katılmalı" dedi.

Gül, seçimlere girme konusunda çekinceli davranan Arap Sünni kesimle yaptıkları temaslarda, onlara "birçok savaşın sonunda, o ülkenin esas sahiplerinin kenarda kaldıkları, yeni grupların ortaya çıktığı" mesajını verdiklerini söyledi. Gül, Sünnilerin seçimlere katılma kararı almaları yönünde ikna edilmeleri için herkesin çaba harcaması gerektiğini de kaydetti.

Irak'ın artık demokratik bir ülke olacağını ifade eden Gül, "önemli olanın böyle bir ülkenin birliğini muhafaza ederek varlığını sürdürmesini sağlamak olduğunu" kaydetti. Gül, "Bu yangın çok büyüyünce, ateşi çevresine de çok zarar veriyor. Olayların bir an önce durması, kavganın bitmesi gerekiyor. Bu kargaşa bu kadar devam ederse başka arayışlar olabilir. Bölgede herkes etkilenir, herkes bu kavgalara karışmaya başlar" diye konuştu.

Ankara'da üçlü toplantı

Ankara'da 11 Ocak Salı günü Türkiye, Irak ve ABD temsilcilerinin katılımıyla yapılacak üçlü toplantıya Amerikalı yetkililerin hazırlıklı gelmelerini beklediklerini söyleyen Gül, "İnanıyorum ki bu toplantıda önemli konular ele alınacak, önemli adımlar atılabilecek" dedi.

Ankara'da yakın zaman içinde temaslarda bulunan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage ile görüşmelerinde PKK konusunun ele alınıp alınmadığının sorulması üzerine Gül, bu konunun detaylı olarak üçlü toplantıda ele alınabileceğini belirtti.

Irak'ta çalışan kamyon şoförlerinin güvenliklerine yönelik bir soru üzerine Gül, çok sayıda tedbir aldıklarını, bu önlemlerin etkili olduğunu, ancak çalışanların sayıca fazla olmaları ve kimi zaman da öngörülen tedbirleri uygulamamaları nedeniyle talihsiz sonuçlar olduğunu kaydetti.

Bakan Gül, Irak'ta çalışan kamyon şoförleri için güzergah değişikliklerinin yakında yürürlüğe gireceğini ve güvenli park alanlarının hazırlıklarının da sürdüğünü söyledi.

Gül, Irak'ta Türk güvenlik görevlilerinin şehit edildikleri olayla ilgili soruşturmanın Türkiye ve Irak'ta çok kapsamlı şekilde sürdürüldüğünü belirtti.

KIBRIS 08/01/05

 

Görüşmeler başlatılsın ve 3 Ekim'den önce sonuçlansın

İNSİYATİF ÜSTLENSİN... 32 Sivil Toplum Örgütü'nün oluşturduğu Kuzey Sivil İnisiyatifi, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan Kıbrıs görüşmelerini başlatıp 3 Ekim'den önce sonuçlandırmasını ve Birleşik Kıbrıs'ın AB üyesi olması için inisiyatif üstelenmesini istedi

Kuzey Sivil İnisiyatifi, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan Kıbrıs görüşmelerini başlatıp 3 Ekim'den önce sonuçlandırmasını ve Birleşik Kıbrıs'ın AB üyesi olması için inisiyatif üstelenmesini istedi.

Kuzey Sivil İnisiyatifi istemlerini içeren mektubu Annan'a iletilmek üzere dün saat 11:00'de BM Temsilcisi Gabriel Plower'e verdi.

Lefkoşa ara bölgedeki Ledra Palas Otel önünde, 32 Sivil Toplum Örgütü'nün oluşturduğu Kuzey Sivil İnisiyatifi adına mektubu BM temsilcisine veren Ticaret Odası Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Damdelen, Kıbrıs sorununun Türkiye-AB müzakereleri başlamadan, BM şemsiyesi altında çözülmesi ve birleşik bir Kıbrıs'ın AB'ye üye olması gerektiğini söyledi.

Mektuplarıyla Annan'ı müzakereleri başlatma konusunda cesaretlendirmek de istediklerini söyleyen Damdelen, "kazan-kazan çözümünün" mümkün olduğunu, Kıbrıslı Türklerin temel haklarından geriye gitmeden, Annan Planı üzerinde yapılacak bazı değişikliklerle Kıbrıslı Rumların kaygı ve ihtiyaçlarının cevaplandırılabileceğini kaydetti.

Kıbrıs Türk halkının referandum sonrasında bir hayal kırıklığı yaşadığının belirtildiği mektupta, izolasyonların devam etmesi, "Direkt Ticaret" ve "Finansal Destek" konularında AB Komisyonu'nun önerilerine rağmen somut adımların engellendiği vurgulandı ve Kıbrıs sorununun çözümünün daha da geciktirilmesi halinde Kıbrıslı Türklerde muhtemel göçlerin artacağı ve toplumsal varlığın tehdit edileceği anlatıldı.

Mektupta, ilgili bütün tarafların kazançlı çıkacağı tek çıkış yolunun Türkiye ile AB giriş müzakerelerine başlamadan önce Kıbrıs sorununun çözülmesi ve birleşik bir Kıbrıs'ın AB'deki yerini alması olduğu kaydedildi.

İzolasyonların kaldırılmasına yönelik atılacak her ciddi adımın Rum tarafını çözüme yaklaştıracağının ifade edildiği mektupta, Annan'a ve uluslararası camiaya, Rum tarafını çözüm yönünde ikna etmek için önemli görevler düştüğünün de altı çizildi.

 

KIBRIS 08/01/05

 

AP'den Kıbrıslı Türklere güçlü destek

LTB Başkanı Kutlay Erk'in Brüksel temasları ses getirdi

 

VERİLEN SÖZLERİ YERİNE GETİRİN... Kutlay Erk'in AP Sosyalist Grup'la yaptığı görüşmelerin hemen ardından iki parlamenterden Kıbrıslı Türklere güçlü bir destek mesajı geldi. Rothe ve Wiersma Avrupa Birliği'ne "Kıbrıslı Türklere verilen sözleri yerine getirin" çağrısı yaptı

OLUMLU KARAR ALINSIN... AP'li parlamenterler Avrupa Konseyi'ne de seslenerek Mali Yardım ve Ticaret tüzükleri konusunda olumlu bir karar alınması temennisinde bulunuldu

 

Lefkoşa Türk Belediyesi (LTB) Başkanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) Dış İlişkiler Sorumlusu Kutlay Erk'in Brüksel'de Sosyalist Grup nezdinde Brüksel'de yaptığı temaslar ses getirdi.

Avrupa Parlamentosu (AP) Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Jan Marinus Wiersma ile AP Kıbrıs Raportörü Mechtild Rothe, Avrupa Birliği'ni (AB) "Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri yerine getirmeye" çağırdı. Wiersma ve Rothe Avrupa Konseyi'nin Kıbrıslı Türklere 259 milyon euro mali yardım ve doğrudan ticaret konularında olumlu karar alacağına inanç belirttiler.

Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı Jan Marinus Wiersma ile AP Kıbrıs Raportörü Mechtild Rothe, LTB Başkanı ve CTP-BG Dış İlişkiler Sorumlusu Kutlay Erk'in hafta içinde Brüksel'de yaptığı temaslara ilişkin bir açıklama yaptılar. AP Sosyalist Grup Basın Bürosu'ndan dün yapılan açıklamada, Kıbrıslı Türklere destek verildi.

Açıklamada, "Avrupa Konseyi'nin, Kıbrıs Türk toplumuna 259 milyon euro mali yardım ve Kıbrıs Türk toplumuyla doğrudan ticaret konularında olumlu karar alacağını umuyoruz" denildi.

Kıbrıslı Rumların referandumda "hayır" demesi nedeniyle kabul edilmeyen Annan Planı'na Kıbrıslı Türklerin büyük oranda onay vermesinin ardından Avrupa Birliği'nin Kıbrıslı Türkleri destekleme kararı aldığına işaret eden Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grubu'nun iki önemli üyesi, Avrupa Parlamentosu'nun Kasım 2004'te aldığı karara atıfta bulunarak "Kıbrıs Türk toplumunun güvenini kaybetmemek için şimdi bu sözlerin gerçekleşmesi gerekmektedir" ifadelerini kullandı.

LTB Başkanı ve CTP-BG Dış İlişkiler Sorumlusu Kutlay Erk, 4-6 Ocak tarihleri arasında Brüksel'de çeşitli temaslarda bulunmuştu.

Öte yandan Kutlay Erk, dün Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ı ayrı ayrı ziyaret ederek Brüksel temasları hakkında ayrıntılı bilgi verdi.

KIBRIS 08/01/05