Medvedev'den Kıbrıs Rum kesimine tarihi ziyaret

hurriyet.com.tr / DIŞ HABERLER 06/10/10

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, bu gece Kıbrıs Rum kesimine tarihi bir ziyaret gerçekleştirecek. Ziyaret çerçevesinde Rusya ve Güney Kıbrıs arasında başta “stratejik hedef belgesi" olmak üzere çok sayıda ikili anlaşma imzalanması öngörülüyor.

Beraberindeki bir heyetle birlikte bu gece yarısı özel uçağıyla Ada'ya gideceği bildirilen Medvedev, böylece Kıbrıs Rum kesimini ziyaret eden ilk Rus devlet başkanı olacak.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, "tarihi" olarak nitelediği bu ziyaretin Rusya ve Kıbrıs Rum kesimi arasındaki "çok yakın siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerin altını çizeceğini" belirtti.

Hristofyas, Medvedev'in ziyaretinin Türk ve Rum tarafı arasında devam eden barış görüşmeleri için de büyük önem arz ettiğini ifade etti.

MEDVEDEV'İN PROGRAMI

Anadolu Ajansı'nın haberine göre, Medvedev için yarın, Rum başkanlık sarayında, Hristofyas tarafından resmi karşılama töreni yapılacak ve ardından Hristofyas ile Medvedev başbaşa görüşmeye geçecek. Başbaşa görüşmelerin ardından resmi görüşmeler başlayacak.

Görüşmelerin sonunda, Rusya ve Güney Kıbrıs arasında "2010-2013 faaliyet planını" içeren, “stratejik hedef belgesi”nin yanı sıra, ikili anlaşmalar imzalanacak. İki taraf arasında 14 ikili anlaşma imzalanacağı, bunlardan altısının ekonomiyle ilgili olduğu belirtildi.

Anlaşmaların imzalanmasının ardından, Medvedev Hristofyas'a “Dostluk Nişanı” takacak ve ardından ortak basın açıklaması yapılacak.

Daha sonra, Rum Meclisi ve Rum Başpiskoposu 2. Hrisostomos'u ziyaret edecek olan Medvedev, Hristofyas'la birlikte Rus Ticaret Bankası'nın açılışını yapacak.

Hristofyas, onuruna vereceği akşam yemeğinde Medvedev'e "Üçüncü Makarios  Kolyesi" takacak. Medvedev aynı gece Kıbrıs Rum kesiminden ayrılacak.

YOĞUN GÜVENLİK ÖNLEMİ

Rus devlet başkanının ziyareti dolayısıyla, Kıbrıs Rum kesiminde yoğun güvenlik önlemleri alınıyor.

Medvedev'in Rum tarafında yapacağı temaslarda seyahat ederken kullanacağı zırhlı limuzinin de Rum tarafına getirildiği belirtildi.

 

 

Medvedev'den Kıbrıs Rum kesimine tarihi ziyaret

 06 Ekim 2010 MILLIYET

 

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, bu gece Kıbrıs Rum kesimine tarihi bir ziyaret gerçekleştirecek. Ziyaret çerçevesinde Rusya ve Güney Kıbrıs arasında başta “stratejik hedef belgesi" olmak üzere çok sayıda ikili anlaşma imzalanması öngörülüyor.

Beraberindeki bir heyetle birlikte bu gece yarısı özel uçağıyla Ada'ya gideceği bildirilen Medvedev, böylece Kıbrıs Rum kesimini ziyaret eden ilk Rus devlet başkanı olacak.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, "tarihi" olarak nitelediği bu ziyaretin Rusya ve Kıbrıs Rum kesimi arasındaki "çok yakın siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkilerin altını çizeceğini" belirtti.

Hristofyas, Medvedev'in ziyaretinin Türk ve Rum tarafı arasında devam eden barış görüşmeleri için de büyük önem arz ettiğini ifade etti.

MEDVEDEV'İN PROGRAMI Anadolu Ajansı'nın haberine göre, Medvedev için yarın, Rum başkanlık sarayında, Hristofyas tarafından resmi karşılama töreni yapılacak ve ardından Hristofyas ile Medvedev başbaşa görüşmeye geçecek. Başbaşa görüşmelerin ardından resmi görüşmeler başlayacak.

Görüşmelerin sonunda, Rusya ve Güney Kıbrıs arasında "2010-2013 faaliyet planını" içeren, “stratejik hedef belgesi”nin yanı sıra, ikili anlaşmalar imzalanacak. İki taraf arasında 14 ikili anlaşma imzalanacağı, bunlardan altısının ekonomiyle ilgili olduğu belirtildi.

Anlaşmaların imzalanmasının ardından, Medvedev Hristofyas'a “Dostluk Nişanı” takacak ve ardından ortak basın açıklaması yapılacak.

Daha sonra, Rum Meclisi ve Rum Başpiskoposu 2. Hrisostomos'u ziyaret edecek olan Medvedev, Hristofyas'la birlikte Rus Ticaret Bankası'nın açılışını yapacak.

Hristofyas, onuruna vereceği akşam yemeğinde Medvedev'e "Üçüncü Makarios Kolyesi" takacak. Medvedev aynı gece Kıbrıs Rum kesiminden ayrılacak.

YOĞUN GÜVENLİK ÖNLEMİ Rus devlet başkanının ziyareti dolayısıyla, Kıbrıs Rum kesiminde yoğun güvenlik önlemleri alınıyor.

Medvedev'in Rum tarafında yapacağı temaslarda seyahat ederken kullanacağı zırhlı limuzinin de Rum tarafına getirildiği belirtildi.

 

 

KTHY’Yİ UÇURDULAR

   

KTHY’nin 20 milyon dolarlık borcu nedeniyle, isim hakkı dahil paraya dönüşebilecek tüm mallarına THY tarafından haciz konuldu. KKTC hükümetinin KTHY'yi bu aşamadan itibaren hiçbir koşul öne sürmeden şartsız olarak THY'ye vermekten başka çaresi de kalmadı.


Kıbrıs Türk Hava Yolları’ndan (KTHY), yaklaşık 20 milyon dolarlık alacağını tahsil edemeyen Türk Hava Yolları (THY), şirketin isim hakkı dahil paraya dönüşebilecek bütün mallarına haciz koydurdu.
Airporthaber.com’un haberine göre KKTC hükümeti, Atlasjet ile KTHY beraberliği için kurulacak yeni havayolu şirketi ortaklığına nakit para yerine sermaye olarak koymayı taahhüt ettiği “KTHY-Cyprus Turkish” isim hakkını Türk Hava Yolları’na (THY) kaptırdı.
Buna göre THY, KTHY'nin Turkish Technic'e olan temerrüt faizleri ve avukatlık giderleri ile beraber yaklaşık 20 milyon dolara ulaşan borçlarına karşılık KTHY'nin isim haklarına icra takibi ile el koydu. 2 aydan bu yana devam eden sürecin sonunda THY, KTHY’nin paraya dönüşebilecek bütün mallarına da el koydu.

THY’DEN BAŞKA ŞANS KALMADI
THY ile yaşanan bu durumun 31 Ekim 2010 tarihine kadar daha önceden satılan bilet sahibi yolcuların İngiltere ve Türkiye’ye taşınmasına yönelik Atlasjet ile KTHY arasında imzalanan protokolün ortaklığa dönüşmesindeki en büyük engel olduğu bildiriliyor. Yetkililerden alınan bilgiye göre “önceden alınması gereken önlemleri almayıp isim haklarını THY'ye kaptıran” KKTC hükümetinin KTHY'yi bu aşamadan itibaren hiçbir koşul öne sürmeden şartsız olarak THY'ye vermekten başka çaresi de kalmadı.
THY'nin ne KTHY eski personelini devralmaya ne de yeni ortak şirket kurmaya parlak bakmadığı biliniyor. Ortaya çıkan bu durumun yeni bir kriz yaratacağı, bunun da yavru vatanın gelecek turizm sezonuna olumsuz olarak yansıyacağı da ifade edilenler arasında bulunuyor.

BİLETLERİN PARASINI TÜRKİYE Mİ ÖDEYECEK?
Yetkililer KTHY tarafından daha önce bilet satışı yapılmış ancak şirketin zora girmesiyle taşınması mümkün olmayan yolcuların ulaşımını üstlenen Atlas Jet’in şimdiye kadar yaklaşık 60 ile 70 bin yolcu taşıdığını belirtiyorlar. Alınan bilgilere göre Atlas Jet’e bu sayıdaki biletin fiyat olarak karşılığı olan yaklaşık 15 milyon doların ödemesini Türkiye üstlenecek. Daha sonraki aşamada ise THY’nin ipleri ele alması bekleniyor.

STAR KIBRIS 06/10/10

 

 

FÜLE YEŞİLIRMAK KAPISINI AÇMAYA GELİYOR

   

AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Stefan Füle, Yeşilırmak Sınır Kapısı’nın açılışı için 14 Ekim’de adaya geliyor. Fule, KKTC’ye geçerek Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile de görüşecek.

AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Stefan Füle’nin, Yeşilırmak geçidinin 14 Ekim’de yapılacak açılışı için adaya geleceği ve KKTC’ye de geçerek Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’yla görüşeceği belirtildi.
Fileleftheros Gazetesi, “Limnidi ve Kıbrıs Sorunu İçin Geliyor… Füle, Eroğlu ve Hristofyas’ı Görecek” başlıklı haberinde Füle’nin Cumhurbaşkanı Eroğlu dışında Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu’yla gelişmeleri görüşeceğini yazdı.
Gazete Füle’nin KKTC’de ve Güney Kıbrıs’ta yapacağı temaslarla; Avrupa Komisyonu içerisinde, Kıbrıs sorunuyla ilgili meselelerin yönetiminin kendisinin elinde olduğu mesajını vereceği yorumunda bulundu ve Rum yönetiminin, Güney Kıbrıs’ın AB üyesi olması dolayısıyla Kıbrıs sorununun 2004 öncesinde olduğu gibi genişlemeden sorumlu komiserinin konusu olamayacağı görüşünde olduğunu kaydetti.
Habere göre Stefan Füle’nin; Hristofyas’ın Maraş’la ve Türkiye’nin müzakere başlıklarının açılmasıyla ilgili önerileri hakkındaki açıklamaları; Füle’nin Güney Kıbrıs’ta yapacağı temaslar sırasında masaya yatırılacak. Dahası; Yeşil Hat üzerinden yapılan ticaret ve AB’nin Kıbrıslı Türklere yönelik 259 milyon Euro’luk mali yardımı konuları da irdelenecek.

ERENKÖY’E ELEKTRİK VERMEYE BAŞLAMIŞLAR

Simerini “Şimdi Erenköy’e de Elektrik Veriyoruz… Öncesinde Limnidi Barikatı’nın Açılması Anlaşması Yapılmadan” başlıklı haberinde Rum yönetiminin; “Yeşilırmak geçidinin 14 Ekim’deki açılışını engellememesi için”, “Attila” olarak nitelediği Türk askerini yatıştırmak amacıyla Erenköy’e; rekor bir sürede elektrik enerjisi götürmekte olduğunu yazdı.
Gazete Rum Elektrik İdaresi Baf şubesinin önceki gün bütün gün çalışarak; Paşiammo’dan Erenköy’e kadar ara bölge içerisinde yaklaşık 2 kilometre mesafeye elektrik direkleri yerleştirdiğini yazdı.
Erenköy’e elektrik enerjisi verilmesinin eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında; insani gerekçeler dikkate alınarak uzlaşılmış bir konu olduğuna işaret eden gazete, ancak “Erenköy’de sivil nüfus bulunmadığından, bunun insani bir tarafı olmadığını” iddia etti.

SORUN YARATACAK KAPININ AÇILIŞI GECİKEBİLİR
Gazete güvenilir bir kaynaktan edindiği bilgiye dayanarak yapılan anlaşma uyarınca; askerin Erenköy’de kullanacağı elektrik enerjisinin bedelini Rum tarafına ödeyeceğini, ancak anlaşmanın; Pirgo’da sakin Rumların Poli’ye ve Baf’a giderken Erenköy’den geçerek yollarını 45 dakika kısaltmalarına dair bir anlaşma yapılmadığını yazdı ve hal böyleyken Erenköy’e elektrik verilmesinin haksız olduğunu savundu.
Gazete Türk tarafının Yeşilırmak Kara Geçiş Kapısı’na gümrük binaları, kontrol noktaları ve bayraklar yerleştirerek “ara bölgenin 200 metre içine girerek mevcut fiili durumu ihlal ettiğini” de ileri sürdüğü haberinde Aşağı Pirgo Muhtarı Kostas Mihailidis’in “bu ihlalin soruna yol açıp geçidin açılmasını geciktirebileceğinden” endişe belirttiğini yazdı.

STAR KIBRIS 06/10/10

 

 

İTHALATIN % 68’İ TÜRKİYE’DEN

   

2010’un ilk 7 ayında ithalat 845 milyon 518 bin; ihracat 44 milyon 644 bin 884 dolar olarak gerçekleşti. Türkiye ithalatta yüzde 68.9; ihracatta ise yüzde 44.7 ile KKTC için birinci ülke konumunda


KKTC’de 2009 yılında toplam 670 milyon 268 bin dolar olan ithalat, bu yılın aynı döneminde 845 milyon 518 bin dolara yükseldi.
Aynı 7 aylık dönem itibarıyla 2009 yılında 44 milyon 644 bin dolar olan ihracat da, 2010 yılında 63 milyon 221 bin dolar oldu.
Konuyla ilgili olarak Ticaret Dairesi’nden yapılan açıklamada, 2010 yılında 7 ayda gerçekleşen toplam ithalatın yüzde 68.9’unun Türkiye’den; yüzde 15.9’unun Avrupa Birliği (AB); yüzde 6.2’sinin Uzakdoğu; yüzde 4.7’sinin ise Ortadoğu ülkelerinden; geriye kalan kısmı ise diğer Avrupa ülkeleriyle diğer ülkelerden yapıldığı kaydedildi.
2010 yılı ihracat verilerine göre, toplam ihracatın yüzde 44.7’si Türkiye, yüzde 6’sı AB; yüzde 0.3’ü Uzakdoğu; yüzde 5.7’si diğer Avrupa; yüzde 38.6’sı ise Ortadoğu; geriye kalan yüzde 4.7’lık kısım ise diğeri ülkelere yapıldı.
Verilere göre, Türkiye, ithalatta yüzde 68.9; ihracatta ise yüzde 44.7 oranıyla KKTC için birinci ülke konumunda.
2010 yılında Türkiye’den 582 milyon 712 bin 625 dolarlık ithalata karşılık 28 milyon 267 bin 58 dolarlık ihracat yapıldı. Bu yılın ilk yedi ayında, AB ülkelerinde ise 134 milyon 510 bin 601 dolar ithalat; aynı ülkelere 3 milyon 791 bin 571 dolarlık ihracat yapıldı.

STAR KIBRIS 06/10/10

 

 

‘Cenazeyi kaldırmaya uğraşıyoruz’

   

Çiçek, gelecek nesillerin refahı için kamu ve yargı reformunun yapılmasını ve devletin elini eteğini bu işlerden çekmesi gerektiğini kaydederek, aşırı istihdamın da kaynakları tüketen bir sorun olduğunu, bir yumurtanın 40 kişiyle taşındığını ve yolda kırıldığını anlattı. KKTC’de bu sorun konusundaki tipik misalin KTHY olduğunu söyleyen Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, bunların konuşulması gerektiğini, duyduklarına ve gördüklerine üzüldüğünü belirtti. Çiçek, KTHY’nin THY ile ortaklıktan KKTC’nin isteğiyle ayrıldığını, o zamana kadar kar eden bu şirketin sonra zarar ettiğini, baştan tedbir alınması gerektiğini dile getirerek, “Bugün bu cenazeyi nasıl kaldıracağız diye uğraşıp duruyoruz” ifadelerini kullandı.

“DEVLET İSTİHDAM KAPISI GÖRÜLMEMELİ”

Cemil Çiçek, devlet istihdam kapısı olarak görülmemesi, mevzuatın da iş verimini engellememesi gerektiğini kaydederek, THY ile ortakken kar eden KTHY’nin şimdi 120 milyon dolar zarar ettiğini; herkesin devlette görev almaya çalıştığını, özel sektörün de çalıştıracak eleman bulamadığını; devletin bunların altından kalkmasının mümkün olmadığını anlattı. Yabancı sermayenin gelmesi için reformun önemini yineleyen Çiçek, Türkiye’nin bunları yaptığını ve eskiden “Avrupa’nın hasta üyesi” denilen Türkiye’nin bugünkü ekonomik kriz döneminde tek sağlıklı üye olduğunu kaydetti. Cemil Çiçek, zamanın aleyhlerine işlediğini ve bedelin gelecek nesillerce ödendiğini ifade ederek, toplantının sonuçlarını önemsediğini ve söylenenlerin burada kalmaması gerektiğini vurguladı. Çiçek, Türkiye’nin elinden geldiğince Kıbrıs’a yardımcı olmaya çalıştığını vurguladı ve bir başka toplantıya geldiğinde bu sorunların bir kısmının konuşulmaması dileğinde bulundu.

STAR KIBRIS 06/10/10

 

 

1 milyon mu?

Çiçek, “KTHY öldü, biz cenazeyi nasıl kaldıracağımızı tartışıyoruz” diyerek, KKTC hükümetlerini eleştirdi ve nüfusu sordu.

NÜFUS BİLİNMELİ… Cemil Çiçek, KKTC’de nüfusun ne kadar olduğunun bilinmemesini eleştirerek, iyi işleyen bir devlette evvela rakamların sağlıklı olması gerektiğini vurguladı. Çiçek, “Buranın nüfusu 250 bin mi, 270 bin mi, 300 bin mi, açık artırmaya çıkmış gibi 1 milyon mu? Hesap kitap bu rakamlara dayanır. Evvela devletin verdiği rakamların güvenilir olması gerekir” dedi


   Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, “KKTC Yabancı Yatırım Danışma Konseyi” toplantısında yaptığı konuşmada Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın (KTHY) öldüğünü belirterek, “Bugün bu cenazeyi nasıl kaldıracağız diye uğraşıp duruyoruz” dedi.
   Aşırı istihdam nedeniyle KTHY’nin zor duruma düştüğünü belirten Cemil Çiçek, geçmişte KTHY’nin THY ile ortaklığı bulunduğunu ve kâr eden bir şirketin ayrılarak zarar eden duruma düşürüldüğünü ifade etti.
   KKTC hükümetlerini suçlayan Çiçek, “Konuşmak mecburiyetindeyiz. Duyduklarımız gördüklerimiz bizi üzüyor. Baştan tedbir alınmalıydı” dedi.
   Çiçek, KKTC’de kamudaki aşırı istihdamın kaynakları tükettiğini vurgulayan Çiçek, Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın buna en büyük örnek olduğunu söyledi.
   Çiçek, devletin istihdam kapısı olmaması gerektiğini kaydederek, THY ile ortakken kâr eden KTHY’nin şimdi 120 milyon dolar zarar ettiğini, herkesin devlette görev almaya çalıştığını, özel sektörün çalıştıracak adam bulamadığını; devletin bunun altından kalkmasının mümkün olmadığını ifade etti.
   Cemil Çiçek, “Biz burada kendi yaşadıklarımızı doğru veya yanlış paylaşıyoruz, doğru sonuçları çıkararak, bizim tavsiyelerimize itibar edilip edilmemesi buradaki KKTC makamlarının kendi inisiyatif ve takdirlerine kalmıştır” dedi.

Çiçek nüfusu sordu

   Cemil Çiçek, KKTC’de nüfusun ne kadar olduğunun bilinmemesini eleştirerek, iyi işleyen bir devlette evvela rakamların sağlıklı olması gerektiğini vurguladı.
   Çiçek, şöyle konuştu: “Buranın nüfusu 250 bin mi, 270 bin mi, 300 bin mi, açık artırmaya çıkmış gibi 1 milyon mu? Ben belediye başkanlığı da yaptım, devletten yardım almak için nüfus rakamları şişirilirdi.
   Rakam söylenenlerin üçte biriyse farklı. Hesap kitap bu rakamlara dayanır. Evvela devletin verdiği rakamların güvenilir olması gerekir. Bu nedenle ciddi bir devlet reformuna ihtiyaç var.”
   Çiçek, sosyalist ekonomilerin bile özelleştirme yaptığını ancak Türkiye’de özelleştirmeyi ilk konuşan hükümet olmalarına rağmen yargıdan dolayı bunun yapılamadığını anlatarak, günü kurtarma çabalarının ülke değerlerinin o günkü fiyatlarının gerisinde satılması sonucunu doğurduğunu kaydetti.

Halk dalkavukluğu zararlı

   Türkçesi “halk dalkavukluğu” olan popülizmin Türkiye’de yol açtığı sorunlardan örnekler veren Çiçek, erken emeklilikle günün kurtarıldığını ama bütçenin ipotek altına alındığını; emekliler için bu yıl bütçeden 56 katrilyon ödediklerini, geçmişte yapılan yanlışın bedelinin ancak 2035 yılında düzeltilmiş olacağını anlattı. Çiçek, “Bir ülke gelecek nesillerin hakkını bugünden yiyorsa, bu çok adil, insaflı değildir” diye konuştu.
   Türkiye’de lokanta bile açamayacak kişilere banka açma izni verildiğini, sonra bu bankaların içinin boşaldığını ve milletin sırtından 46 milyar doların, 5-10 adamın zararının karşılanması için verildiğini ifade eden Çiçek, bu acı tecrübelerin iyi değerlendirilmesini istedi.

“KKTC Yabancı Yatırım Danışma
Konseyi”nin ilk toplantısı

   KKTC ekonomisinin rekabetçi bir niteliğe kavuşması ve kendi ayakları üzerinde durabilmesi için özel sektör-kamu işbirliğinde başlatılan yeni süreçte kurulan “KKTC Yabancı Yatırım Danışma Konseyi” ilk toplantısı yapıldı.
   Girne Mercure Otel’de yapılan toplantının sonunda, 38 maddeden oluşan sonuç bildirisi yayımlandı. “Kamu reformu, YAGA’nın etkinliğinin artırılması, şeffaf ihale sistemi, kamuda koordinasyon eksikliğinin giderilmesi, rekabet koşullarının sağlanması, TC-KKTC firmalarının işbirliğinin artırılması, bürokrasinin azaltılması, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun fiziki ve personel kapasitesinin artırılması, telekomünikasyon hizmetleri, enerji üretimi ve dağıtımı, havaalanı işletmesi, havayolu ve denizyolu ulaştırması gibi alanlarda süratle özelleştirmeye gidilmesi; kapsamlı yargı reformu” gibi konuların yer aldığı önerilerle ilgili gelişmeler, 3 ay sonraki toplantı için takip edilerek raporlanacak.
   Başbakan İrsen Küçük tarafından okunan sonuç bildirisinde, KKTC Yatırım Danışma Konseyi'nin'' oluşturulması ve toplantıya çağrılmış olmasının, ülkenin uzun vadeli sürdürülebilir ekonomik kalkınması ve ada ekonomisinin rekabetçi yapıya kavuşması açısından önemli bir girişim olduğu belirtildi.
   Toplantı, KKTC Başbakanı Küçük'ün daveti ve katılımıyla, KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanlığı ev sahipliğinde TOBB, DEİK, Kıbrıs Türk Ticaret Odası ve Kıbrıs Türk Sanayi Odasının katkılarıyla gerçekleştirildi.
   Toplantıda, Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Başbakan İrsen Küçük, TC Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Büyükelçi Kaya Türkmen ve TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu birer konuşma yaparken, dinleyiciler arasında KKTC’den ilgili Bakanlar, Türkiye-KKTC İş Konseyi Başkanları, üst düzey bürokratlar ve Türkiye'den ve çok sayıda iş insanı vardı.

Konsey'in oluşumu
   KKTC Yatırım Danışma Konseyi'nin daimi olarak, KKTC Başbakanı, Kıbrıs İslerinden Sorumlu Türkiye Devlet Bakanlığı, ilgili bakanlar, AB Koordinasyon Merkezi Temsilcisi, YAGA Temsilcisi, TC Lefkoşa Büyükelçiliği, DPÖ Müsteşarı, Türkiye-KKTC Teknik Heyet eşbaşkanları, KTTO Başkanı, KTSO Başkanı, TOBB ve DEİK Temsilcisi, Türk-KKTC İş Konseyi Eş-Başkanlarından oluştuğu belirtildi.
   Ayrıca, KKTC’de yatırım yapan firmalardan Yatırım Danışma Konseyi’ne müracaat eden yatırımcılar arasından, onaylanan kişi ve kurumlar ile KKTC'de yatırım yapan veya yapma düşüncesinde olan ciddi profili bulunan veya kurumsal niteliği haiz yabancı yatırımcılar ile uluslararası kuruluşların da Konsey üyesi olduğu ifade edildi.
   Konsey, KKTC Başbakanının başkanlığında, ilk yıl iki kez, daha sonra yılda bir kez KKTC'de toplanacak.

KIBRIS 06/10/10

 

 

 

Cyprus readies for Medvedev visit

By Patrick Dewhurst Published on October 6, 2010 CYPRUS MAIL

CYPRUS was gearing up yesterday for the arrival tonight of Russian President Dmitry Medvedev who will visit the island for two days in what is being billed “the business highlight of the year”.

According to the official programme, Medvedev flys in from Algiers, arriving in Larnaca at midnight with a reportedly 60-strong press entourage. There he will be met by Minister of Foreign Affairs Marcos Kyprianou.

Security has already been beefed up ahead of the visit. Police deputy spokesperson Lefki Solomontos said yesterday that police had developed a comprehensive security plan for Medvedev’s visit, covering all of his movements from the time of arrival of until his departure.

"It should be stressed that we have had excellent cooperation with police and Russian embassy in development and design (of the security plan)... We are confident that this cooperation will continue until the departure of the Russian President from Cyprus" Solomontos said.

Medvedev’s official meetings will begin tomorrow with a welcoming ceremony at the Presidential Palace, an inspection of the Guard of Honour and a wreath-laying at Archbishop Makarios’ statue.

The two Presidents will then introduce their official delegations, proceed to the presidential office for a tete-a-tete meeting and hold official talks before signing an action plan, bilateral agreements and memoranda

Later on Medvedev will also meet House President Marios Garoyian and Archbishop Chrysostomos II before inaugurating the Russian Commercial Bank with President Christofias.

In the evening, President Christofias will give a banquet dinner in honour of Medvedev who he will decorate with the Grand Collar of the Order of Makarios III. I

To mark the occasion Cypriot and Russian students will hold three events tomorrow as part of the “‘Russia-Cyprus Grow up together” project.

This aims “to bring young people from Cyprus and Russia together, create relationships and friendships and enhance the already existing strong bonds between the two countries.”

The day will begin with a symbolic planting of 50 trees to represent 50 years of friendship Andreas Anastasopoulos street, near the 3rd Makedonitissa Primary School at 10 am.

This will be followed by the opening of a painting exhibition at the PASYDY Theatre foyer at 6pm by Russian Ambassador Vyacheslav Shumskiy and education and culture minister Andreas Demetriou.

At 7pm children from the Spivakov Foundation, the Ensemble of Traditional Music from the Nicosia Music School, the Rymvos Youth Dance Group and the young tenor George Ioannou will perform a gala concert at the Pasydy.

 

 

Rusya ve Rum Kesimi arasında stratejik adım

Rusya Devlet Başkanı Medvedev Kıbrıs Rum Kesimi'ne bir ziyaret gerçekleştiriyor. Ziyarette iki ülke ''stratejik hedef belgesi'' imzalayacak

AA

06 Ekim. 2010 Çarşamba NTV

LEFKOŞA - Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, beraberindeki bir heyetle birlikte bu gece yarısı özel uçağıyla Kıbrıs Rum Kesimi'ne gidecek.

Geceyarısı Larnaka Havaalanı'nda olması beklenen Medvedev, temaslarına yarın başlayacak.

Medvedev için yarın, Rum başkanlık sarayında, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas tarafından resmi karşılama töreni yapılacak ve ardından Hristofyas ile Medvedev başbaşa görüşmeye geçecek. Başbaşa görüşmelerin ardından resmi görüşmeler başlayacak.

Görüşmelerin sonunda, iki ülke arasında "2010-2013 faaliyet planını" içeren, ''stratejik hedef belgesi''nin yanısıra, ikili anlaşmalar imzalanacak. İki taraf arasında 14 ikili anlaşma imzalanacağı, bunlardan altısının ekonomiyle ilgili olduğu belirtildi.

Anlaşmaların imzalanmasının ardından, Medvedev Hristofyas'a ''Dostluk Nişanı'' takacak ve ardından ortak basın açıklaması yapılacak.

Daha sonra, Rum Meclisi ve Rum Başpiskoposu 2. Hrisostomos'u ziyaret edecek olan Medvedev, Hristofyas'la birlikte Rus Ticaret Bankası'nın açılışını yapacak.

Hristofyas, onuruna vereceği akşam yemeğinde Medvedev'e "Üçüncü Makarios Kolyesi" takacak. Medvedev aynı gece Kıbrıs Rum Kesimi'nden ayrılacak. Medvedev'in programının ilk şeklinde, Larnaka'daki Ayos Lazaros Kilisesi ve Cikko Manastırı'nı ziyaretlerin de yeraldığını, ancak daha sonra bu ziyaretlerin iptal edildiği belirten Rum basını, iki ziyaretin iptal edilmesinin nedeninin, Rusya'nın, Medvedev'in yapacağı ziyaretleri olabildiğince sınırlama isteğinin olduğunu yazdı.

Rus devlet başkanının ziyareti dolayısıyla, Kıbrıs Rum kesiminde yoğun güvenlik önlemleri alınıyor.

Medvedev'in Rum tarafında yapacağı temaslarda seyahat ederken kullanacağı zırhlı limuzinin de Rum tarafına getirildiği belirtildi.

 

Iglesias da KKTC'ye gelmiyor

Rum basını, Julio Iglesias'ın Girne konserini iptal ettiğini yazdı.

AA

07 Ekim. 2010 Perşembe NTV

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum basını, ünlü İspanyol şarkıcı Julio İglesias'ın Girne'deki Merit Crystal Cove Otel'de 16 Ekim'de vereceği konseri iptal ettiğini duyurdu.

Rum Alithia gazetesi, İglesias'ın, ''Kuzey Kıbrıs'ta varolan rejim'' hakkında bilgi almasının ardından, Girne'de vereceği konseri iptal ettiğini iddia etti.

İglesias'ın, KKTC'de son 4 ay içerisinde konserini iptal eden beşinci mega star olduğuna değinen gazete, konserin iptal edilmesinde, şarkıcının internet sayfasına protesto yollayan ve KKTC'deki durum hakkında bilgi veren Amerika'daki Yunanlı ve Kıbrıslı Rumların etkili olduğunu ileri sürdü.

Haberde, Iglesias'ın açıklamasında, ''kendine devlet diyen ve uluslararası açıdan tanınmayan bir yerde hiçbir zaman konser düzenlemeyeceğini'' söylediği iddia edildi.

Haberde, ''daha önce Jenifer Lopez, Anastacia, Rihanna ve Justin Timberlake'in Kuzey Kıbrıs'taki konserlerini iptal ettiği'' belirtildi.

Yunanistan'daki LAOS partisinden bazı milletvekilleri, daha önce, İglesias'ın konserinin engellenmesi için, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Jerzy Buzek'ten ''müdahale etmeleri'' talebinde bulunmuştu.

KKTC'deki Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar da, konserin engellenmesi girişimleriyle ilgili yaptığı açıklamada, ''Julio Iglesias konserinin KKTC'de bir dostluk nişanesi olarak yer alması gerektiği'' düşüncesinde olduğunu belirterek, sanat ve kültürün evrensel olduğunu ve politik çekişmelere malzeme olmaması gerektiğini kaydetmişti.

 

 

Rusya Rumları mest etti

Tarihi ziyarette Rumlara açık destek veren Rus lider Medvedev Rum basınına göre, ''Kıbrıs'ın 1974'te cereyan eden ve etkileri bugün bile giderilemeyen trajedisini izlerken kalbimiz sızladı'' ifadesini kullandı . Medvedev sorununun dışardan baskılar olmadan çözülmesinden yana olduklarını da söyledi.

ntvmsnbc ve Ajanslar

07 Ekim. 2010 Perşembe

LEFKOŞA - Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, Kıbrıs Rum Kesimi'ne tarihi bir ziyaret gerçekleştiriyor. Rumlar ilk kez bir Rus devlet başkanını ağırlarken, ziyarette iki ülke arasında 13 anlaşma imzalanacak. Bu anlaşmalar 7'si Kıbrıs sorunu olmak üzere ticaret, yatırım ve turizm alanlarını kapsıyor.

Rusya Devlet Başkanı Medvedev, Fileleftheros gazetesine bir makale yazdı. Bugün çıkan makalesinde ''Kıbrıs'ın 1974'te cereyan eden ve etkileri bugün bile giderilemeyen trajedisini izlerken kalbimiz sızladı'' diye yazan Medvedev, şu görüşlere yer verdi:

''Rusya, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olarak Kıbrıs sorununa adil ve yaşayabilir bir çözüm bulunması çabalarına sürekli destek veriyor. Bu çözümün kapsamlı ve bütün Kıbrıslıların çıkarına olmasını istiyoruz. Kıbrıs sorununa dıştan baskılar olmadan, hazır "reçeteler' ve suni takvimler dayatılmadan, toplumlararası görüşmeler yoluyla çözüm bulunmasını sarsılmaz bir şekilde destekliyoruz. Dahası, müzakerelerin tamamlanmasına ilişkin takvim belirlenmesi ve dıştan hakemlik sonuca aykırıdır.''

Medvedev, ''Kıbrıs Cumhuriyeti'' olarak nitelediği Kıbrıs Rum yönetimi için, ''Tescilli dostumuz ve ortağımız oldu, öyle olmaya devam ediyor'' ifadesini kullanarak şöyle devam etti: ''Avrupa Birliği'ne tam üye olarak 'Kıbrıs', Rusya ile AB arsındaki stratejik kalkınma için, eşitlik ve karşılıklı fayda ilkeleri temelinde çok şeyler yapıyor'' ifadesini kullandı.

Güney Kıbrıs ile Rusya'nın uluslararası politikalarının birbiri ile örtüştüğünü dile getiren Medvedev, ''Avrupa güvenliği için yeni sözleşme yapılmasına ilişkin Rus inisiyatifine Rum liderliğinin verdiği desteğe müteşekkiriz'' diye yazdı.

Güney Kıbrıs'ın yatırımlar alanında Rusya'nın en önemli ortaklarından biri haline geldiğini vurgulayan Dimitriy Medvedev, rakamlara dikkat çekti:

''En büyük 5 yatırımcı arasındadır ve Rusya ekonomisine doğrudan yatırımlar alanındaki hacmiyle birinci sırada bulunuyor. Güney Kıbrıs'ın, küresel ekonomik krize rağmen bu yılın ilk 6 ayında Rusya'ya yaptığı toplam yatırımlar 1 milyar dolar gibi etkileyici bir seviyede ."

Medvedev, ayrıca Rusya'daki üniversitelerde eğitim gören ''Kıbrıslı'' sayısının 3 bin civarında olduğunu belirterek, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile eşinin da bunlar arasında olduğunu, Rusya'da Rumca öğrenmeye ilgi gösterenlerin sayısının da arttığını söyledi.

 

Julio Iglesias Girne konserini iptal mi etti?

Kıbrıs Rum basını, ünlü İspanyol şarkıcı Julio İglesias'ın Girne'deki Merit Crystal Cove Otel'de 16 Ekim'de vereceği konseri iptal ettiğini duyurdu.

Rum Alithia gazetesi, İglesias'ın, "Kuzey Kıbrıs'ta varolan rejim" hakkında bilgi almasının ardından, Girne'de vereceği konseri iptal ettiğini iddia etti.

İglesias'ın, KKTC'de son 4 ay içerisinde konserini iptal eden beşinci mega star olduğuna değinen gazete, konserin iptal edilmesinde, şarkıcının internet sayfasına protesto yollayan ve KKTC'deki durum hakkında bilgi veren Amerika'daki Yunanlı ve Kıbrıslı Rumların etkili olduğunu ileri sürdü.

Haberde, İglesias'ın açıklamasında, "kendine devlet diyen ve uluslararası açıdan tanınmayan bir yerde hiçbir zaman konser düzenlemeyeceğini" söylediği iddia edildi.Haberde, "daha önce Jenifer Lopez, Anastasia, Rihanna ve JustinTimberlake'in Kuzey Kıbrıs'taki konserlerini iptal ettiği" belirtildi.

Yunanistan'daki LAOS partisinden bazı milletvekilleri, daha önce, İglesias'ın konserinin engellenmesi için, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Jerzy Buzek'ten "müdahale etmeleri" talebinde bulunmuştu.

KKTC'deki Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar da, konserin engellenmesi girişimleriyle ilgili yaptığı açıklamada, "Julio Iglesias konserinin KKTC'de bir dostluk nişanesi olarak yer alması gerektiği" düşüncesinde olduğunu belirterek, sanat ve kültürün evrensel olduğunu ve politik çekişmelere
malzeme olmaması gerektiğini kaydetmişti.

CNN TURK 07/10/10

 

 

 

Medvedev Rumları mest etti

Kıbrıs Rum kesimini ziyaret eden Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev, "Kıbrıs sorununun dıştan baskılar olmadan, hazır reçeteler veya suni takvimler dayatılmaya çalışılmadan, toplumlararası görüşmelerle çözülmesinden yana olduklarını" belirtti.

Medvedev, Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Fileleftheros gazetesinde bugün çıkan makalesinde, Kıbrıs sorununa ve Rum-Rus işbirliğine değindi.

Makalesinde Güney Kıbrıs’dan "tescilli dostumuz ve ortağımız" diye bahseden Medvedev, "Avrupa Birliği’nin (AB) tam üyesi olarak (Güney) ’Kıbrıs’, Rusya ile AB arasındaki stratejik işbirliğinin geliştirilmesinde çok şeyler yapıyor" ifadesini kullandı.

Güney Kıbrıs’ın yatırımlar alanında Rusya’nın en önemli ortaklarından biri haline geldiğine işaret eden Dimitriy Medvedev, "En büyük 5 yatırımcı arasındadır ve Rusya ekonomisine doğrudan yatırımlar alanındaki hacmiyle birinci sırada bulunuyor" diye yazdı. Medvedev, "Güney Kıbrıs’ın, küresel ekonomik krize rağmen bu yılın ilk 6 ayında Rusya’ya yaptığı toplam yatırımların 1 milyar dolar gibi etkileyici bir seviyede gerçekleştiğini" kaydetti.

"HAZIR REÇETELER, TAKVİMLER, DIŞTAN HAKEMLİĞE" RET"

Kıbrıs’ın 1974’te cereyan eden ve etkileri bugün bile giderilemeyen trajedisini izlerken kalbimiz sızladı" ifadesini kullanan Medvedev, makalesinde şu görüşlere yer verdi: "Rusya, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olarak Kıbrıs sorununa adil ve yaşayabilir bir çözüm bulunması çabalarına sürekli destek veriyor. Bu çözümün kapsamlı ve bütün Kıbrıslıların çıkarına olmasını istiyoruz. Kıbrıs sorununa dıştan baskılar olmadan, hazır "reçeteler’ ve suni takvimler dayatılmadan, toplumlararası görüşmeler yoluyla çözüm bulunmasını sarsılmaz bir şekilde destekliyoruz. Dahası, müzakerelerin tamamlanmasına ilişkin takvim belirlenmesi ve dıştan hakemlik sonuca aykırıdır." Medvedev, "Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak nitelediği Kıbrıs Rum yönetimi için, "tescilli dostumuz ve ortağımız oldu, öyle olmaya devam ediyor" ifadesini kullanarak şöyle devam etti: "Avrupa Birliği’ne tam üye olarak ’Kıbrıs’, Rusya ile AB arsındaki stratejik kalkınma için, eşitlik ve karşılıklı fayda ilkeleri temelinde çok şeyler yapıyor." Güney Kıbrıs ile Rusya’nın, "uluslararası politikanın ana meselelerine ilişkin görüşlerinin birbiri ile örtüştüğünü" kaydeden Medvedev, "Avrupa güvenliği için yeni sözleşme yapılmasına ilişkin Rus inisiyatifine Kıbrıs (Rum) liderliğinin verdiği desteğe müteşekkiriz" diye yazdı.

GÜNEY KIBRIS’TAN RUSYA’YA 1 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM

"İki ülke arasındaki ilişkilerin dostluk, dayanışma ve işbirliği ruhu içerisinde başarıyla geliştiğini" ifade eden Medvedev, şunları kaydetti: "Son yıllarda bu ilişkiler yeni içerik de kazandı. Elbette ticaret, ekonomi ve yatırım alanı perde önüne çıkıyor, yatırımcılar arasındaki temaslar gelişiyor. Küresel ekonomik krize rağmen toplam ticari alışverişler bu yılın ilk yarısında 1 milyar dolara ulaştı. ’Kıbrıs’ bizim için yatırımlar alanında önemli ortaklarımızda biri haline geldi, en büyük 5 yatırımcı arasındadır ve Rus ekonomisine doğrudan yatırım hacmi açısından da birinci sıradadır. Yalnız Moskova’da, ’Kıbrıs’ (Rum) sermayesinin de katıldığı 1500’ün üzerinde şirket var.

Bugün Lefkoşa’da (Rum tarafında) yapılacak Kıbrıs Rum-Rus Yatırım Forumu ticaret ve yatırım alanındaki işbirliği önceliklerini belirleyecek. Görüşlerimiz bu noktada da örtüşüyor. Çağdaşlaşma ve ileri teknoloji ürün üretiminin gelişmesi hedefini taşıyan bir ortaklıktır. Bu tür görüşmelerin gelecekte de rutin hale gelmesini diliyorum." Medvedev, ayrıca, Rusya’daki üniversitelerde eğitim gören "Kıbrıslı" sayısının 3 bin civarında olduğunu belirterek, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile eşinin da bunlar arasında olduğunu, Rusya’da Rumca öğrenmeye ilgi gösterenlerin sayısının da arttığını söyledi.

MILLIYET 07/10/10

 

 

 

Julio Iglesias, konserini iptal ettti'

Kıbrıs Rum basını, ünlü İspanyol şarkıcı Julio İglesias'ın Girne'deki Merit Crystal Cove Otel'de 16 Ekimde vereceği konseri iptal ettiğini duyurdu.

LEFKOŞA-Rum Alithia gazetesi, İglesias'ın, “Kuzey Kıbrıs'ta varolan rejim” hakkında bilgi almasının ardından, Girne'de vereceği konseri iptal ettiğini iddia etti.

İglesias'ın, KKTC'de son 4 ay içerisinde konserini iptal eden beşinci mega star olduğuna değinen gazete, konserin iptal edilmesinde, şarkıcının internet sayfasına protesto yollayan ve KKTC'deki durum hakkında bilgi veren Amerika'daki Yunanlı ve Kıbrıslı Rumların etkili olduğunu ileri sürdü.

Haberde, İglesias'ın açıklamasında, “kendine devlet diyen ve uluslararası açıdan tanınmayan bir yerde hiçbir zaman konser düzenlemeyeceğini” söylediği iddia edildi.

Haberde, “daha önce Jenifer Lopez, Anastasia, Rihanna ve Justin Timberlake'in Kuzey Kıbrıs'taki konserlerini iptal ettiği” belirtildi.

Yunanistan'daki LAOS partisinden bazı milletvekilleri, daha önce, İglesias'ın konserinin engellenmesi için, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Jerzy Buzek'ten “müdahale etmeleri” talebinde bulunmuştu.

KKTC'deki Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar da, konserin engellenmesi girişimleriyle ilgili yaptığı açıklamada, “Julio Iglesias konserinin KKTC'de bir dostluk nişanesi olarak yer alması gerektiği” düşüncesinde olduğunu belirterek, sanat ve kültürün evrensel olduğunu ve politik çekişmelere malzeme olmaması gerektiğini kaydetmişti.(aa)

RADIKAL 07/10/10

 

SHULZ GELİYOR

   

Avrupa Parlamentosu’ndaki Sosyalist Grup Başkanı Martin Schulz bugün Ada’ya geliyor. Fileleftheros “Schulz Doğrudan Ticaret Tüzüğü Odağında Kıbrıs’a (Geliyor)… Sosyalist Liderin Ada’da 3 Günlük Ziyareti” başlığıyla yansıttığı, Brüksel çıkışlı haberinde, Doğrudan Ticaret Tüzüğü hakkında Avrupa Parlamentosu’nda (AP) alınacak karar konusunda Sosyalist Grup ve grup lideri Martin Schulz’un takınacağı tavrın belirleyici olmasının beklendiğini yazdı. Habere göre, bugün Ada’ya gelecek olan Schulz, yarın Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, AKEL ve EDEK ile görüşecek; Cumartesi günü de KKTC’ye gelerek Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile bir araya gelecek. Gazete edindiği bilgilere dayanarak Avrupa Parlamentosu’nun Alman üyesi Schulz’un bugün başlayacağı ziyaretinin hem Sosyalist Grubun hem de Rum Dışişleri Bakanlığı’nın ortak arzusu olduğuna işaret etti ve özetle şunları yazdı:
“AB çevreleri gazetemize, Türk tarafının, Schulz’dan; Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün onaylanmasına destek belirterek aylar önce yaptığı açıklamaya bağlı kalmasını istemesi beklendiğini aktardı. Aynı çevreler Kıbrıs hükümetinin de; sahte devletin yükseltilmesi merkezli, Kıbrıs’ın işgal altındaki kesiminin olası ‘Tayvanlaştırılması’nın yaratacağı olumsuz etkilere işaret ederek Tüzüğün ileri götürülmesine itirazlarını belirteceğine inanıyorlar. Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün; Hukuk Dairesi’nin bilirkişi görüşünü de dikkate alarak kendi görüşünü vermesi beklenen AP Hukuk Komitesi’nin önünde bulunduğu hatırlatılıyor.”

SİMERİNİ: TÜZÜKLE İLGİLİ TÜRK DOLAPLARI
Simerini ise, “Doğrudan Ticaret Tüzüğü’yle İlgili Türk Dolapları” başlıklı haberinde, Türkiye’nin, KKTC devletiyle birlikte; Kıbrıslı Türklere uygulanmakta olan izolasyonların kaldırılması “kisvesi altında” Ercan Havaalanı ile Mağusa, Girne ve Gemikonağı limanlarının özeleştirilmesi yoluna gittiğini ileri sürdü. Türkiye’nin Kıbrıs işlerinden de sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek’in KKTC ziyaretinin de bu kapsamda olduğunu savunan gazete, Çiçek’in ziyareti ve temaslarıyla ilgili Kıbrıs Türk basınında yer alan haberleri iktibas etti. Gazete Rum Sözcü Stefanos Stefanu’nun Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün dayandırıldığı hukuki zeminin “gerek hukuki gerek siyasi açıdan yanlış olduğu” şeklindeki Rum tezini dün tekrarladığını da haber verdi. Gazeteye göre Stefanu Rum Yönetiminin bu tezinin bütün AB yetkililerine iletildiğini belirterek “Bu tüzüğü tam da bu nedenle reddediyoruz ve doğrudan ticaret tüzüğünün 2004 kararlarının ne lafzına ne de ruhuna uygun olduğunu savunuyoruz” dedi, şunları savundu:
“Çünkü 2004 kararlarında; ülkenin yeniden birleşmesine yardımcı olmak hedefiyle düzeylerinin yükseltilmesine yardımcı olmak için Kıbrıs Türk toplumunun desteklenmesi gerektiği belirtiliyor. Doğrudan ticaret tüzüğü ile ülkenin yeniden birleşmesine değil bölünmesine yardımcı olunur.”
Hükümetin bu konuda AB’deki güçlerini ölçüp ölçmediği sorusuna karşılık ise Stefanu, şunları söyledi:
“Fazla konuşmadan, güçlerimizi sürekli ölçüyoruz. Çok yoğun ve planlanmış çalışma yapıyor ve sonunda her şeyin iyi gideceğine inanıyoruz. Başkan Hristofyas AB yetkilileriyle ne zaman temas etse, gerek müzakerelerin gidişatı gerek askıda bulunan çeşitli konularda kendilerine bilgi veriyor.”
STAR KIBRIS 07/10/10

 

 

Nüfusu bilmeyince böyle olur

KKTC’nin bir yıllık ilaç bütçesi 9 ayda tükendi, hastaneler ilaçsız kaldı, Sağlık Bakanlığı maliyeden 10 milyonluk ek bütçe talep etti.

Ergül ERNUR
  
   Türkiye’nin, Kıbrıs İşlerinden de sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek “Buranın nüfusu 250 bin mi, 270 bin mi, 300 bin mi, bir milyon mu?” diye sorup, adadan ayrıldıktan sonra, nüfus patlamasının boyutlarını ortaya çıkaran bir gelişme yaşandı. Dün Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’ne giden ve reçetede yazılı ilaçların büyük bir bölümünü bulamayan vatandaşlara “bu ilaçlar bir süreden beri eczanemizde yok” yanıtı verildi.
   İlaç bulamayan ve paralı eczanelere yönlendirilen vatandaşlar tepkilerini KIBRIS’a aktarırken, İlaç ve Eczacılık Dairesi, eksik ilaçlar için ihaleye çıkıldığını ve sorunun yakında çözülmesi umudunda olduklarını söyledi.
   Sağlık Bakanlığı Müsteşar Vekili Mustafa Akçaba da, hastane eczanelerinde ilaç sıkıntısı yaşandığını doğrulayarak sorunun en kısa sürede giderileceğini söyledi. Bütçenin tükendiğini belirten Akçaba, maliyeden 10 milyon TL tutarında ek bütçe sağlandığını ve ihaleye çıkıldığını anlattı. Akçaba, Aralık ayına kadar tüm ilaçların temin edileceğini ifade etti.
  Vatandaşlar, ilaç bulamamaktan dert yanarken, İlaç ve Eczacılık Dairesi Müdürü Ayden Kutalp, en fazla 20 gün içerisinde sorunun giderileceğini söyledi.
   Kutalp, ihalenin sonuçlanmasını beklediklerini ifade ederek vatandaşları mağdur etmemek için zaman zaman iç piyasadan ilaç aldıklarını belirtti.

Kalp hastasının isyanı

   Lefkoşa Devlet Hastanesi’nin eczanesinden dün kalp ilaçlarını almak için giden Ali Tunçalın’a “bu ilaçların hiçbiri yok” denilerek geri gönderildi.
   Emekli maaşıyla geçinen ve kalp kaslarının üçte biri çalışan Ali Tunçalın, eczane görevlisinden aldığı yanıt üzerine ne yapacağını bilemedi.
   Kendisine yazılan reçetedeki bazı ilaçların çok ucuz ve sürekli bulunabileceğine işaret eden Tunçalın, bir hastane eczanesinde aranan ilaçların bulunamamasına tepki gösterdi.
   Ali Tunçalın, doktorunun kendisine yazdığı ve içerisinde “Belok Zok 25 mg, Aldactan A 25 mg, Delix 2.5 mg, Ator 10 mg, Coraspin 100 mg ve Lasix 40 mg tablet” isimli ilaçların bulunduğu reçetesini temin etmek için devlet hastanesinin eczanesine başvurdu.
   Oradaki görevlinin kendisine söz konusu ilaçların hiçbirinin bulunmadığını söylemesi üzerine Tunçalın, ilaçları nasıl temin edeceğini bilemediğini söyledi.
  Tunçalın, reçeteye yazılan ilaçların dışarıdan da alınabileceğini ancak hastaneden alma hakkını kullandığını belirterek “halktan kesilen paralarla bu alımlar yapılıyor. Peki neden ilaç eksiklikleri giderilmiyor. İlaçları aradığımızda neden bulamıyoruz” dedi.
   Tunçalın, yaşadığı sağlık sorunu nedeniyle kalbine pil takılabileceğini, sağlık kuruluna girdiğini ve geçtiğini ifade ederek ameliyatının yapılan bir anlaşma gereği Yakın Doğu Hastanesi’nde gerçekleşeceğini belirtti.
   Halkın ihtiyaçlarının ön planda tutulması gerektiğini söyleyen Tunçalın, devletin müşavirlere, resmi hizmet araçlarına harcadığı giderlerde kısıtlamaya giderek, gelir edebileceğini ve halkın sorun yaşadığı ilaç eksikliği sorununu giderebileceğini ifade etti.

Akçaba: İlaç için ayrılan para bitti, ek bütçe istedik

   Sağlık Bakanlığı Müsteşar Vekili Mustafa Akçaba, hastane eczanelerinde yaşanan ilaç sıkıntısının ihalelerden kaynaklandığını belirtti.
   2010 bütçesinde ilaç için ayrılan paranın kullanıldığını ama yetmediğini ifade eden Akçaba, Maliye Bakanlığı’ndan 10 milyon TL’lik ek bütçe talep ettiklerini söyledi. Akçaba, Maliye Bakanlığı’nın söz konusu talebi karşıladığını belirterek gerekli ihalelere çıkıldığını anlattı.
   Akçaba, çıkılan ihalelerin birkaç hafta içerisinde sonuçlanacağını ifade ederek sorunun ivedilikle çözüleceğini söyledi.
   Akçaba, sağlık konusunda ilerleme sağlandığını, özel ve kamu sağlık kuruluşlarının vatandaşları Türkiye ve Rum tarafına muhtaç etmemek için çalıştığının altını çizdi.

Kutalp: 20 güne kadar sorun giderilecek

   İlaç ve Eczacılık Dairesi Müdürü Ayden Kutalp, hastane eczanelerindeki ilaç eksikliğinin çıkılan ihalenin henüz sonuçlanmamasından kaynaklandığını belirtti.
   Devlet kaynaklarının kısıtlı olmasından dolayı iç piyasadan ilaç almayı tercih etmediklerini çünkü ihaleyle alınan ilaçlar arasında parasal farkın bulunduğunu anlatan Kutalp, “Yine de vatandaşlarımızı mağdur etmemek için zaman zaman iç piyasadan ilaç alıyoruz” dedi.
   Kutalp, şu an 10 milyon TL değerinde bir ihaleye çıkıldığını belirterek ilaç eksikliği sorununun en fazla 20 gün içerisinde çözüleceğini söyledi.
   Kutalp, ihale süreçlerinde bu tür sıkıntıların yaşandığını kaydetti.


Özkardaş’tan nüfus konusunda hem hükümete, hem de Cemil Çiçek’e tepki:

Halk travma geçiriyor

   Kıbrıs Türk Kamu Görevlileri Sendikası (Kamu-Sen) Genel Başkanı Mehmet Özkardaş, hükümetin, “kontrol edilemeyen nüfusun halka yüklediği ekonomik yükü engellemeyip, memurların, işçilerin, emeklilerin, dulların ve yetimlerin maaşlarından kesintiler yaparak düze çıkmaya çalıştığını” iddia etti.
   Özkardaş, ülkede kontrol edilemeyen nüfusu da TC yetkililerinin söylemesini istedi.
   Türkiye hükümeti yetkililerini, özellikle adayı ziyaretinde yaptığı açıklamalardan dolayı TC Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’i de eleştiren Özkardaş, “Bizim ne Anavatan halkı ile ne de devleti ile bir sorunumuz yoktur. Ancak bizim endişelerimizi ve hassasiyetimizi görmezden gelerek sorma gir hanı yaptıkları ve artık kaldıramayacak kadar ağır kriminal olayların merkezi haline gelen Kuzey Kıbrıs’ta halkımız travma geçirmektedir. Bu gidişe dur denmezse yalnız biz değil Türkiye de kaybedecek” dedi.
   “Kontrol edilemeyen” nüfusun halka ekonomik yük yüklediğini savunan Özkardaş, sosyal ve kültürel yapının da giderek yok olup bozulduğunu ve buna göz yumulduğunu ileri sürdü.
   Özkardaş, “Nüfusumuzu bilmediğimiz ve sorma gir hanına döndüğümüz için ne eğitimde, ne sağlıkta ne de başka bir kurumda planlama yapamıyoruz. Kayıt dışı ekonomi ve vergi kaçakçılığı yüzde 70’lerde. Tüm bunları görmezden gelen hükümet ve üyeleri, hala emekliyle ve emekçiyle uğraşmaktadırlar” dedi.
   Özkardaş, “Gün geçmiyor ki gazetelerin üç-dört sayfası tecavüzler, tacizler, cinayetler, hırsızlıklar, darplar, tehdit ve silah zoruyla para ve mal tahsil edilmeleri, mafya ve çetelerin hesaplaşmaları, uyuşturucu, fuhuş, her türlü musibetbet ülkemizde kol gezmekte. İnsanlarımız artık parklarda, sokaklarda dolaşamadığı gibi evinde ve iş yerinde dahi güvenlikli değildirler” şeklinde konuştu.
   Adaya turist vizesiyle gelip, vize süresi sona ermesine rağmen ülkeden çıkış yapmayan insanlar bulunduğunu kaydeden Özkardaş, ülkeye giriş tarihleri ve aldıkları vizenin süresi belli olan söz konusu kişilerin çalışma dairesine, sigortalara, muhacerete ve ilgili yerlere neden bildirilmeyip, gerekli denetimler yapılmadığına açıklık getirilmesini istedi.


CTP lideri Soyer, nüfus tartışmalarına katıldı:

DPÖ rakamları açıklasın

   Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, İstatistik Dairesi ve DP֒yü, nüfus konusunda açıklama yapmaya davet etti.    Soyer dün yaptığı yazılı açıklamada, ülkede “inanılmaz” açıklamalar yapıldığını belirterek, Başbakan İrsen Küçük’ün ülke nüfusuyla ilgili olarak “galabalık” ifadesini kullandığını, şimdi de TC Devlet Bakanı Cemil Çiçek’in “bir başka noktadan hareketle, nüfus meselesini ele alarak” açıklamalar yaptığını kaydetti.
   Ülkede nüfus konusunun hep tartışmalı olduğunu kaydeden Soyer, buna bir de ülkede aşırı kâr peşinde koşanların yol açtığı kayıt dışı işçilik ve bu konuda “UBP hükümetinin vurdumduymazlığının” eklendiğini savundu.
   Ancak yapılan bu açıklamaların yalnız içte değil, dışta da Kıbrıs Türk halkını zora soktuğunu öne süren CTP-BG Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, 2004 referandumunun KKTC seçmen listeleri üzerinden gerçekleştiğini ve bu seçmen listeleri üzerinden gerçekleşen referandumun sonuçlarını başta BM olmak üzere tüm uluslararası kamuoyunun kabul ettiğini söyledi.
   KKTC’de hangi siyasi parti olursa olsun, KKTC vatandaşlığı ile oynanamayacağını artık anlamak zorunda olması gerektiğini belirten Soyer, seçimlerde oy hesabı ile vatandaşlık konusunda vaatler vermenin, Kıbrıs sorunu başta olmak üzere tüm KKTC vatandaşlarının konumunu tartışmalı hale sokacağını artık herkesin anlaması gerektiğini kaydetti.
   UBP liderliğinin, son Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde vatandaşlıklarla oynayarak iç siyasi hesaplarla hareket ettiğini iddia eden Soyer, şöyle dedi:
   “Bu yüzden açıkça bugün sayın Dimirtis Hristofyas’ın görüşme sürecine kendi ifadesiyle ‘yerleşikler’ ifadesi ile toprak ve mülkiyeti taşımasına yol açmışlardır. 2004 referandumunda uluslararası kabul gören bu yapıyı bozmak, geleceğe kurşun sıkmaktır. Şimdi bunu perçinleyecek olanın görevi ise ülkeye giriş ve çıkışları denetlemek ve kayıt dışı işçiliği kontrol altına almak olmalıdır.”


BKP, Cemil Çiçek’i, nüfus açıklamasından dolayı eleştirdi:
Nüfusu aktaran sizsiniz

   Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Örgüt Sekreteri Abdullah Korkmazhan, TC Devlet Bakanı Cemil Çiçek’i nüfusla ilgili ifadelerinden dolayı protesto etti.
   Abdullah Korkmazhan, BKP Basın Bürosu aracılığıyla yaptığı açıklamada, Cemil Çiçek’i, Yabancı Yatırım Danışma Konseyi’nde “Buranın nüfusu 250 bin mi, 270 bin mi, 300 bin mi, açık artırmaya çıkmış gibi 1 milyon mu?” ifadelerinden dolayı eleştirdi.
   Korkmazhan, yaptığı yazılı açıklamada, Kıbrıs’ın kuzeyinde nüfusun ne kadar olduğunun bilinmediğini belirterek, uluslararası gözlemciler eşliğinde nüfus sayımı yapılması gerektiğini savundu.
   Cemil Çiçek’in “Kıbrıslı Türklere yönelik aşağılayıcı söylemler” kullandığını savunan Korkmazhan, Türkiye hükümetini KKTC’ye “sistemli bir şekilde nüfus aktararak, KKTC’nin demografik yapısını bozmakla “ suçladı.
KIBRIS 07/10/10

 

Medvedev heyecanı!

Rum medyasına göre, Rusya, bugünkü “tarihi ziyarette”, Rum yönetimi’ne, son yıllardaki en önemli siyasi desteği verecek.

Rumlar, son yıllardaki en önemli uluslar arası desteği, Rusya’dan almaya hazırlanıyor. Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in bugün Rum Yönetimi’ne, siyasi anlamda önemli sayılabilecek bir destek vermesi bekleniyor.
   Medvedev ile Hristofyas arasında imzalanacak bir anlaşma ile Kıbrıs’ta çözümün, Rum tezi olan, BM Güvenlik Konseyi kararları, Doruk Anlaşmaları’na tamamen uygun olması istenecek.
   Bulunacak çözümün, Kıbrıs Cumhuriyeti çatısı altında, iki bölgeli - iki toplumlu federasyona dönüşümünü güvence altına alması da talep edilecek. Rusya, hakemlik ve suni takvimler olmaksızın çözümün Kıbrıs’a ait olmasını da destekleyecek ve uluslar arası konferans olmasını engelleyecek.

Gece yarısı geldi

   Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, beraberindeki bir heyetle, dün gece yarısı özel uçağıyla Güney Kıbrıs’a geldi. Medvedev ziyareti dolayısıyla, Güney Kıbrıs’ta yoğun güvenlik önlemleri alınıyor.
   Politis gazetesi Medvedev’in yoğun programına yer verdi.
   Buna göre, Medvedev bu gece yarısı eski Larnaka Havaalanını kullanarak adaya geldi. Medvedev bu sabah 09.45’te Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas tarafından resmi karşılama töreninin gerçekleştirileceği Rum Başkanlık Sarayına gidecek. Saat 10.00’da Hristofyas ile Medvedev baş başa bir görüşme gerçekleştirecek. Bir saat sonra 11.00’da resmi görüşmeler yapılacak. Ardından, 2010-2013 faaliyet planı, ikili anlaşmalar ve memorandumlar imzalanacak. Saat 12.30’da Medvedev Hristofyas’a Dostluk Nişanı takacak. 12.40’da basın açıklaması yapılacak. Medvedev 13.30’da Rum Meclisine gidecek. Medvedev akşamüzeri 17.00’de Rum Başpiskopos İkinci Hrisostomos’u ziyaret edecek ve 17.40’ta Hristofyas’la birlikte Rus Ticaret Bankasının açılışını yapacak.
   Medvedev 20.00’da Hristofays’ın onuruna verdiği akşam yemeğine katılacak. Hristofays burada Medvedev’e Üçüncü Makarios Kolyesi takacak. Medvedev 22.20’de adadan ayrılacak.
   Bu arada Medvedev’in ilk programında Larnaka’daki Ayos Lazaros Kilisesi ve Cikko Manastırını ziyaret edeceğinin de yer aldığı ancak daha sonra bu ziyaretlerin iptal edildiği belirtildi.
   Fileleftheros gazetesi,  elde ettiği bilgilere dayanarak, iki ziyaretin iptal edilmesinin sebebinin Rusya’nın, Medvedev’in gerçekleştireceği ziyaretleri olabildiğince sınırlamak olduğunu belirtti.
   Öte yandan Haravgi gazetesi Medvedev’in Güney Kıbrıs’ta bulunacak olması dolayısıyla polisin yoğun güvenlik önlemleri alacağını yazdı.
   Habere göre Rum Polis Müdürlüğü Basın Sözcüsü Lefki Solomondos, Medvedev’in güvenliği için adaya gelişinden gidişine kadar özel bir faaliyet planın hazırlandığını belirtti.
   Güvenlik önlemlerinin alınması çerçevesinde Rusya’nın Güney Kıbrıs Büyükelçiliğiyle işbirliği yapıldığını ifade eden Solomondos, güvenliğin sağlanması için tüm canlı ve cansız malzemelerin tedarik edildiğini söyledi.

Limuzini önceden getirildi

   Fileleftheros gazetesi, Medvedev’in Rum tarafında yapacağı temaslar esnasında seyahat ederken kullanacağı zırhlı limuzininin Rum tarafına getirildiğini yazdı.
   Habere göre Medvedev’in korumasını, özel polisler ve birkaç gün önce adaya gelen Medvedev’in özel korumaları yapacak.
   Medvedev’e eşlik etmesi ve ziyaret edeceği yerlerin korunması için 300’den fazla Rum polisinin görev yapacağını aktaran gazete, Lefkoşa Rum kesiminde bazı yolların kapalı olacağını da belirtti.

“Stratejik hedef belgesi” imzalanacak


   Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in Güney Kıbrıs’a gerçekleştireceği ziyaretin; Rusların Güney Kıbrıs’taki Rus yatırımlarının çifte vergilendirilmesinin önlenmesi ile Rum Yönetiminin Kıbrıs sorununda uluslararası konferans düzenlenmesini engelleme talepleri açısından büyük önem taşıdığı haber verildi.

KIBRIS 07/10/10

 

Historic visit by Russian President

By Jacqueline Agathocleous Published on October 7, 2010 CYPRUS MAIL

CYPRUS was on high alert yesterday as it prepared for the historic visit of Russian President Dmitry Medvedev, who was due to arrive in the early hours of this morning after a last-minute flight delay.
The Russian President was initially due to arrive around midnight at the old Larnaca Airport where Foreign Minister Marcos Kyprianou, and a host of Cypriot media, had gone to greet him. But Medvedev’s flight from Algiers was delayed by over an hour, Kyprianou said.
A bulletproof limo – flown over from Russia yesterday – was waiting to transport him to the Hilton Hotel in Nicosia on his arrival.
Medvedev is being accompanied by a large entourage, including dozens of businessmen and 60 Russian journalists. Draconian security measures were put in place, with over 300 policemen on alert since yesterday.
The Hilton was vetted from top to bottom by the police and sniffer dogs, who searched the entire hotel, inside and out, for explosives.
Bomb experts checked both floors were Medvedev and his delegation will be staying, while the entire first floor of the hotel was closed off to the public.
A bulletproof limo was flown over from Russia, and was being kept at the Russian Embassy until the President’s arrival, along with another two vehicles for the Russian state officials that would be accompanying him.
At around 8pm last night, these vehicles, along with the ones that would be given by Cyprus for use by the Russian delegation, were searched extensively by police.
The entire hotel, including the parking area, was cordoned off with a strong police presence in and around the perimeter.
The security plan was coordinated by local police and members of Medvedev’s team, which has been in Cyprus for the past few days and has attended meetings at police headquarters.
Although police said no roads would be closed off to the public – as they were during the Pope’s June visit  – motorists should be aware that there could be temporary roadblocks as the delegation moves around.
President Demetris Christofias yesterday described the visit as a success of his government and a “historic event”, while he said he hoped the visit would send its own messages.
“I feel the visit is a great achievement of this government, which I hope will be appreciated,” said Christofias. “It is a historic event, which of course is related to the longstanding common tradition of the two states - which will be sealed once again – and the very close political, financial and cultural relations between the two countries.”
Medvedev’s visit would mean a lot for the Cyprus problem also, the President pointed out.
In Limassol, he added, there is a large Russian community. “It has qualitative characteristics; it is a dynamic community, which has flourished a large business activity that is to the best interests of the people of both countries,” said Christofias.
Asked if the visit should send messages to other Cypriot parties, Christofias said he hoped “the people at least get these messages and understand the importance of visits, such as of the Pope, Medvedev, (Angela) Merkel and other Presidents who will follow – among them (Nicolas) Sarkozy”.
Today, Medvedev will meet President Christofias at the Presidential Palace, where a special ceremony has been planned.
The two presidents will engage in talks, and then Medvedev will head off for the House of Representatives where he will meet with House President Marios Garoyian. He will then meet Archbishop Chrysostomos II in the afternoon.
Medvedev will then join President Christofias to attend the opening ceremony of the Russian Trade Bank and in the evening a banquet will be held in his honour. The Russian president will then be waved off by Kyprianou as he departs for Moscow at 10.20pm tonight.
The visit was covered extensively by the Russian media, especially the agreements that will be signed today.
In an interview to Russian news agency ITAR-TASS, Christofias said Russia was Cyprus’ dearest friend and at the same time a tried, tested and irreplaceable ally in efforts to find a solution to the Cyprus problem.
The island’s political parties agreed Medvedev’s visit was of vast significance.
Deputy DISY spokesman Christoforos Fokaides said Russia remained one of the most powerful countries on the planet and further strengthening Cypriot Russian relations would bring significant benefits on a political as well as financial level.
He said Cyprus could use Turkey’s new relations with Russia to convince the former to alter its stance in the Cyprus problem.
In an announcement, DIKO welcomed the Russian President and said it hoped the visit would further reinforce the strong bonds of friendship and cooperation between Cyprus and Russia.
DIKO expressed its gratitude to the Russian people and leadership, for their steady and efficient support they offer Cyprus and its people.
EDEK leader Yiannakis Omirou welcomed the visit at a critical time in Cypriot developments. He added that the Russian Federation stood by the Cyprus Republic and its people during the critical era after the 1974 Turkish invasion, as well as the 1960s when it was Soviet Union, but also 2004 when attempts were made to impose an unfair solution to the Cyprus problem – the Annan Plan.

 

 

 

Russian President starts official visit

Published on October 7, 2010 CYPRUS MAIL

President of the Russian Federation Dmitry Medvedev began his official visit to Cyprus today with a private meeting with the President of the Republic of Cyprus Demetris Christofias.
An official welcoming ceremony was held at the Presidential Palace this morning. The tete-a-tete meeting, will be followed by official talks and statements to the media.The two countries will sign an action plan,  and various agreements and memoranda.
The Russian President will later on meet President of the House of Representatives Marios Garoyian and the primate of the Church of Cyprus, Archbishop Chrysostomos II.

 

 

Türkiye ve Çin'den tarihi antlaşma

Türkiye ve Çin'den tarihi adım. Dünyanın yükselen gücü Çin, Türkiye ile birlikte ticarette doları devre dışı bıraktı.

Türkiye ile Çin arasındaki ticaret artık Türk Lirası ve Yuan ile yapılacak. İki ülke arasında 8 ayrı anlaşmaya imza atıldı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Ven Ciabao'yla bir araya geldi. Başbakan Erdoğan ve Ciabao daha sonra ortak bir basın toplantısı düzenledi. Erdoğan, Türkiye ile Çin arasındaki ticaretin TL ve Yuan ile yapılacağını açıkladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Çin Halk Cumhuriyeti ile ikili dış ticaret hacimine baktığımızda, 17 milyar dolar gibi bir dış ticaret hacmine sahibiz. Bugün aramızda bir takvim belirledik, bu takvime göre, 2015 yılına kadar bu ticaret hacmini 50 milyar dolara çıkaralım dedik ve ikinci bir etabı da 2020 yılına kadar koyduk, 2020 yılında da bu ticaret hacmini 100 milyar dolara ulaştıralım dedik" diye konuştu.

Erdoğan ve Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı Ven Ciabao, Başbakanlık Merkez Bina’da, başbaşa ve heyetlerarası görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi ve soruları yanıtladı.

Görüşmelerin çok verimli bir şekilde geçtiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, 8 yıl aradan sonra ilk kez bir Çin Halk Cumhuriyeti Başbakanı’nın Türkiye’ye geldiğini, kendisinin de daha önce Çin’e yaptığı ziyaretten önemli hatıralarla döndüğünü ifade etti.

Başbakan Erdoğan, Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında 8 anlaşmaya ilgili Bakanların imza koyduklarını anımsatarak, şöyle devam etti: "Ve bu ortak anlaşmaların imzalanmasıyla birlikte Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki geleceğe yönelik ilişkilerimiz çok daha farklılık kazanmış oluyor. Özellikle ulaştırmada bildiğiniz gibi şu anda Eskişehir-İstanbul Hızlı Tren Hattını birlikte yapıyoruz. Aynı şekilde Ankara-Sivas birlikte yürüyor.

Bundan sonraki süreçte 4 bin 500, 5 bin kilometrelik demiryolu ağımızı, Çin Halk Cumhuriyeti ile birlikte yapmayı da hedefliyoruz. Temenni ederiz ki uygun şartlarda finansmanın temini ile bu çalışmaları birlikte yürütürüz. Bu konu da da görüşmeleri de kendileriyle ayrıca yapmış bulunuyoruz.

Tabi enerjide gerek nükleer enerji alanında, gerek termik santrallerde, gerek hidroelektrik santrallerde müşterek çalışmalar yapabileceğimizi kendileriyle konuştuk. Güzel de bir latifeleri oldu; ’Bakanlarımıza hemen talimatları verelim ve süratle bu süreci başlatalım’. Ve heyetlerarası görüşmelerde de bakanlarımıza gerekli talimatları verdik. Aynı şekilde Dışişleri bakanlarımıza da gerekli talimatları verdik ve yoğun şekilde bu çalışmaları yürüteceğiz. Ekim ayında da zaten Dışişleri Bakanımızın bir Çin seyahati de olacak. Orada da bu çalışmaları yine ele alarak süreci hızlandırmanın gayreti içerisinde olacağız."

-"İLİŞKİLERİMİZİ STRATEJİK İŞBİRLİĞİ SEVİYESİNE YÜKSELTME HUSUSUNDA MUTABAKATIMIZ VAR"-

Başbakan Erdoğan, Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında uzun bir geçmişe dayanan dostluk ve ilişkilerin daha kapsamlı ve derinlemesine bir sürece girmesinin kendilerini mutlu ettiğini vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Aramızdaki şu andaki ikili dış ticaret hacmine baktığımızda, 17 milyar dolar gibi bir dış ticaret hacmine sahibiz. Bugün aramızda bir takvim belirledik, bu takvime göre, 2015 yılına kadar bu ticaret hacmini 50 milyar dolara çıkaralım dedik. Ve ikinci bir etabı da 2020 yılına kadar koyduk, 2020 yılında da bu ticaret hacmini 100 milyar dolara ulaştıralım dedik ve bu konuda da değerli meslektaşımla, mevkidaşımla mutabık kaldık. Heyetlerarası görüşmenin inanıyorum ki hedef belirlemedeki en önemli yanıydı bu. Ekonomiden sorumlu olan bakanlarımız, gerek Başbakan Yardımcım, gerekse Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanım, onlar da bu kayıtları, kendi kayıtlarına düştüler ve bu sürecin yakın takipçisi olacaklar.

Tabiki bu bağlamdaki ilişkilerimizi stratejik işbirliği seviyesine de yükseltme hususunda bir mutabakatımız var. Yeni bir adım olarak da diyoruz ki bu rakamlara ulaşırken artık bir adım daha atalım. Bu adım da ne olsun? Bütün ilişkilerimizi Türk Lirası ve Yuan bazında yürütelim. Böyle bir adımı da atalım dedik ve bu konuda da mutabık kaldık. Bu da öyle zannediyorum ki Rusya ile ilgili, İran’la ilgili bu anlamdaki adımlardan sonra en önemli adım olacak."

-KÜLTÜR VE TURİZM ALANINDA ATILACAK ORTAK ADIMLAR-

Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin uluslararası kuruluşlarda da örnek bir işbirliği içinde olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: "Bunun artarak devam etmesini tabiki bizim en önemli arzumuz. Bir diğer önemli konu yine kültürel noktada attığımız adımlar, turizm noktasında müşterek olarak atabileceğimiz adımlar, bunları aramızda değerlendirme imkanımız oldu.

Havayolu ulaşımı var, bunu arttıralım istiyoruz, bunu kendileriyle görüştük. Bir diğer noktada da biliyorsunuz bizim Kars-Tiflis-Bakü hattıyla ilgili demiryolu ağında attığımız adım var. Fakat biz İstanbul’u Pekin’e bağlayacak adımı atma kararlılığı içerisindeyiz bunu kendileriyle paylaştık. Nitekim Marmaray 2013’de bitiyor. Marmaray’ın bitişiyle birlikte şu anda Edirne-Kars bu aradaki zaten belli bir bölgesi bitmiş olan hızlı tren hattının, bitecek olan hızlı tren hattının bunlarla tamamlanması suretiyle şimdi Modern İpekyolu’nda yeniden tesis etme imkanına kavuşmuş olacağız. Bununla ilgili de Ulaştırma Bakanlarımıza gerekli talimatları vermiş bulunuyoruz. Değerli meslektaşım bugün Ankara’dan İstanbul’a hareket edecekler ve sayın Cumhurbaşkanımıza bir nezaket ziyaretinde bulunacaklar. İstanbul’da kültür çevreleri ve iş dünyamızın temsilcileriyle bir araya gelecekler. Çin Halk Cumhuriyeti ile bu sürecin başarıyla artarak devamına olan inancımı burada tekrar ifade etmek istiyorum."

MILLIYET 08/10/10

 

 

‘1974’te içimiz sızladı’

Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde resmi temaslarda bulunan Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Kıbrıs Rum Kesimi’ne giden ilk Rus lider oldu.

08 Ekim 2010 MILLIYET

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Ada’da yaptığı açıklamalarda Rumlara tam destek veren Medvedev, Türkiye’nin de tepkisini çekecek açıklamalarda bulundu. Medvedev, Rum Fileleftheros gazetesinde yayımlanan makalesinde, Rumlardan “tescilli dostumuz ve ortağımız” diye bahsetti. Medvedev, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ile ilgili, “Kıbrıs’ın 1974’te cereyan eden ve etkileri bugün bile giderilemeyen trajedisini izlerken kalbimiz sızladı” ifadesini kullandı. Rusya Devlet Başkanı, liderler arası müzakerelerle ilgili de Rum lider Dimitris Hristofyas’ın tezlerini destekledi. Medvedev, “Kıbrıs sorununa dıştan baskılar olmadan, hazır reçeteler ve suni takvimler dayatılmadan, toplumlararası görüşmeler yoluyla çözüm bulunmasını sarsılmaz bir şekilde destekliyoruz. Dahası, müzakerelerin tamamlanmasına ilişkin takvim belirlenmesi ve dıştan hakemlik sonuca aykırıdır” dedi.
Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı, Rumların karşı çıkmasına rağmen; görüşmelere bir takvim konulmasını ve BM’nin süreçte hakem rolü almasını istiyor. Öte yandan Medvedev, Rum Lider Hristofyas’ı da ziyaret etti. İki lider düzenledikleri basın toplantısında, hedefin “Birleşmiş bir Kıbrıs olduğunu” dile getirdi. Dimitris Hristofyas, Rusya Federasyonu’nun, Kıbrıs sorununa ilişkin desteğinin paha biçilmez olduğunu söyledi. Rus yetkililer, Rum Kesimi’ne 1 milyar dolarlık yatırım yapılacağını açıkladı. Rusya ve Rum Kesimi Orotodoks inancını paylaşıyor.

 

Diasporanın 2015 paniği
A.A

ABD'deki Ermeni diasporasında 2015 paniği. Diaspora Türkiye aleyhine açtığı mülkiyet davalarından sonuç alamıyor ama 2015 öncesi Türkiye'ye karşı bir dava furyası başlatmaya hazırlanıyor.

ABD'deki  Ermeniler tarafından, 1915 olaylarında mülklerine el konulduğunu iddia edenlerin varislerine tazminat talebiyle Türkiye Devleti, Merkez Bankası ve Ziraat Bankası'na karşı yeni açılan davanın, "karşı tarafta, son yıllarda açılan diğer  davalardan sonuç alamaması ve 2015 yılına yaklaşılması nedeniyle oluşan paniği yansıttığı” belirtildi. 

ABD'de özellikle son yıllarda başta terör örgütü PKK, Kıbrıs ve  Ermenistan konularında Türkiye aleyhinde açılan davalarda Türk tarafını savunan Saltzman & Evinch hukuk firmasının ortaklarından, Türk-Amerikan Dernekleri  Asamblesi (ATAA) Başkanı Günay Evinç ve David Saltzman, bu davalarla ilgili olarak Washington'da basın toplantısı düzenledi.

Amerikan mahkemelerinde son dönemlerde Türkiye'ye karşı önemli girişimlerin varlığına işaret eden Evinç, bunların terör örgütü PKK ile Kıbrıs ve Ermenistan ile ilgili tazminat davaları olmak üzere üç alanda toplandığını  belirtti.

Evinç, Türkiye aleyhine bu tür girişimlerin son 10 yıl içinde  geliştirilmeye başladığına, son iki yılda ise büyük bir hızlanma gösterdiğine dikkati çekti.

PKK'NIN AÇTIĞI DAVALAR TÜRKİYE LEHİNE SONUÇLANIYOR

Amerikan federal mahkemelerinin terör örgütü PKK konusunda verdiği kararların hep Türkiye'nin lehine olduğunu ve bundan mutluluk duyduğunu ifade eden Evinç, bu konuda ABD Yüksek Mahkemesi'nin "Humanitarian Law Project"  davasında verdiği karar ile terörist İbrahim Parlak ile Selahattin Özdemir davalarında verilen kararları örnek gösterdi.
        
MAHKEMEDE OLMAK KONGRE'DE UĞRAŞMAKTAN İYİ
        
Kıbrıs konusunda da 1997 yılında Türkiye lehine sonuçlanan "Crist davasının" benzeri olarak geçen yılın Ekim ayında, üç Rum'un Kuzey Kıbrıs'taki mülkiyetlere ilişkin KKTC, Türkiye ve HSBC Bankası aleyhine dava açtığını  hatırlatan Evinç, Türkiye'nin daha sonra "Toumazou davası" olarak bilinen bu davadan düşürüldüğünü, davacıların KKTC'yi de "bir devlet olarak değil, organize  suç örgütü" olarak gösterdiklerini belirtti.

Davada KKTC'yi savunduklarını bildiren Evinç, davanın tümüyle siyasi  amaçla açıldığını, davacıların, söz konusu davanın medyada geniş yankı bulmasını  sağlayarak Türkiye'ye karşı kullanılmasını sağlamayı hedeflediğini söyledi.  Evinç, davanın, "ultra milliyetçi bir bakış açısıyla Kıbrıs'ta çözümü önleme  hedefine dönük" olduğunu da kaydetti.

Saltzman & Evinch'in diğer ortağı David Saltzman da bu davada, konunun  ABD mahkemelerini ilgilendirmediğini savunduklarını belirtti. Davanın tamamen  Kongre ve yönetimi etkileme amaçlı açıldığını ifade eden Saltzman, bu davanın  kazanılmasının önemini vurgulayarak, şöyle dedi: "Adli arena bizim için daha iyi, çünkü Türkiye'nin adil muamele  görebileceği yerlerden biri olduğunu düşünüyoruz. Yani, bir yargıca karşı  lobicilik yapamazsınız, siyasi kampanyalar için ne kadar para topladığınız  mahkemede önemli değildir. Federal mahkemede, atanmış bir yargıçla karşı  karşıyasınızdır. Olabilecek en adil ortamda olursunuz. Dolayısıyla Türkiye, KKTC  ve Türklerle ilgili mülk davalarında, mahkemelerde bulunmak, Kongre'de olmaktan  çok daha iyi."
        
ERMENİLERİN AÇTIĞI DAVANIN AMACI ÇÖZÜMÜ ENGELLEMEK
        
Günay Evinç, ABD'deki Ermeniler tarafından, 1915 olaylarında mülklerine el konulduğunu iddia edenlerin varislerine tazminat talebiyle Türkiye Devleti, Merkez Bankası ve Ziraat Bankası'na karşı geçen Temmuz ayında açılan ve "Davoyan davası" olarak bilinen davayı da hedefleri bakımından "Toumazou davası"na  benzettiğini, bu davanın da medyada ses getirme ve çözümü önleme amacını taşıdığını söyledi.

"Bu girişimi de tipik bir ultra milliyetçi Ermeni Amerikan yaklaşımı olarak görüyorum" diyen Evinç, bu davayı da çok yakından takip ettiklerini  bildirdi.

Ermenilerin, davalarla 1915 olaylarının "soykırım" olarak tanınması, tazminat ve toprak talebini amaçladığını belirten Evinç, şunları kaydetti: "Son 10 yıla bu konuda birkaç dava gelişti. 1995'e kadar bunların bir  kısmı uzlaşma yoluna gidilerek kapatıldı ve (sigorta şirketleri ve bankalar)  büyük tazminatlar ödedi. Ama 1995'ten itibaren Ermeni tazminat davalarında artık  müzakere düşünülmüyor, davalı olan bankalar ve hayat sigortası şirketleri, sonuna  kadar savaşıyorlar ve bu davaları kazanıyorlar.

Bu nedenle Ermeni tazminat davaları 2005'ten itibaren müthiş düşüşte. Bu  açıdan, Davoyan davasının bugünlerde (Temmuz ayının sonunda) açılması bize ilginç  geliyor, çünkü yaşanan bu hukuki süreci düşünürseniz, böyle bir dava açılmaz.

Dolayısıyla bana göre, Davoyan davasının bu aşamada açılması, Daşnak  siyasi bakış açısından bir paniği yansıtıyor. (1915 olaylarının yıl dönümü olan)  2015 yılı yaklaşıyor ve bugüne kadar federal seviyede 1915 olayları 'soykırım'  olarak tanınmadı, panik içindeler."

Ermenilerin, 1915 olaylarının "soykırım" olarak tanınmasına yönelik  davalardan sonuç alamamaları üzerine, "birinci aşamanın tanındığını iddia  ederek", şimdi doğrudan "tazminat" taleplerine yönelik davalara başladıklarını ifade eden Evinç,  davacıların, mahkeme sürecini sömürüp, federal seviyede bir sempati yaratarak, Kongre'de Ermeni tasarısının kabul edilmesini sağlamak ya da  ABD Başkanı Barack Obama'ya "soykırım" ifadesini kullandırtmayı amaçladığını  söyledi.

Evinç, Davoyan davasının da Amerikalı Ermenilerce uzun vadede siyasi  amaçlara hizmet vermek üzere açıldığı düşüncesini dile getirdi.
HURRIYET 08/10/10

 

Bütün yollar Ercan’a!

Borajet Şanlıurfa’dan, Turkuaz ise Kayseri’den KKTC’ye yolcu getirecek.
Adem USLU
   Türkiye’de daha çok iç hat seferleri gerçekleştiren Borajet ve Turkuaz hava yolu şirketleri, sessiz sedasız bir kararla bugünden itibaren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uçuşlar başlatıyor.
   KIBRIS’ın ulaştığı bilgiye göre, Borajet Şanlıurfa’dan, Turkuaz ise Kayseri’den haftada 2 gün olmak üzere Ercan’a karşılıklı sefer düzenleyecek.
   Güvenilir bir kaynak, Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın (KTHY) iflas etmeden önce başlattığı ve belli bir süre devam ettirdiği Gaziantep ve Kayseri yönüne olan uçuşlardaki eksikliği doldurmak için bu iki firmanın KKTC’ye seferler düzenlediğini belirtti.
   Türkiye’de, kısa pisti olan illere başlattığı dolmuş uçak seferleriyle adından söz ettiren Borajet’in, Ercan’a olan uçuşlarını da pervaneli uçaklarla gerçekleştirmesi bekleniyor.
   Türkiye Ulaştırma Bakanlığı’nın, Dolmuş Uçak Projesi için verdiği izin sonrası, büyük gövdeli uçakların sefer yapamadığı kısa pisti olan havaalanlarına 66 yolcu kapasiteli pervaneli uçaklarıyla uçuş başlatan Borajet, KKTC’ye ilk seferini bugün saat 20.15’te gerçekleştiriyor.
   Borajet’in filosunda bulunan ATR72-500 tipi pervaneli uçakların bir özelliği de örneğin, Tokat'tan kalkacak uçak, önce Zonguldak'a inecek. Bu şehirde inmek isteyen yolcuları bırakacak ve Zonguldak'tan İstanbul'a gitmek isteyen yolcuları da alıp Sabiha Gökçen Havalimanı'na götürmesi olarak biliniyor.

KIBRIS 08/10/10

 

Rusya, Rumların yanında
Medvedev’in bir günlük ziyareti, Hristofyas’a büyük güç Verdi.

Güney Kıbrıs’ı ziyaret eden Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dimitri Medvedev dün sabah Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile baş başa görüşme yaptı; heyetler arası görüşmeye katıldı. Görüşmelerin ardından anlaşmalar imzalandı.
   15 anlaşmaya imza koyan iki lider, Kıbrıs sorununa çözüm parametrelerinin “tek devlet, temsiliyet” olduğunu da bildirdi.
   Rum radyosunun haberine göre, Rum Başkanlık Sarayı’na saat 10:45’te gelen ve Hristofyas tarafından Başkanlık Sarayı avlusunda karşılanan Medvedev için resmi karşılama töreni düzenlendi.
   Karşılama töreni ve milli marşların okunmasının ardından Medvedev, Başkanlık Sarayı’nın avlusunda bulunan Başpiskopos Makarios’un heykeline çelenk bıraktı.
   Medvedev’in çelenk bırakmasının ardından, iki ülkenin heyetleri ve liderleri, Başkanlık Sarayı’na girdiler.
   Başkanlık Sarayı’na girişleri sırasında basın ve yayın organlarına kısa bir seslenişte bulunan Hristofyas, Güney Kıbrıs ile Rusya arasında uzun yıllardır süregelen ilişkilere değinerek, Medvedev’e, “Rusya Federasyonu’nun, Kıbrıs halkının, yabancıların değil, iki toplumun menfaatine olacak bir çözüm için verdiği mücadeleye destek olmasından” dolayı teşekkürlerini sundu.
   Hristofyas, Medvedev’in ziyaretinin tarihi bir önemi bulunduğunun da altını çizdi.
   Medvedev ise, Güney Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, gerçekleştirdiği ziyaretin, Rusya ile Güney Kıbrıs arasındaki ilişkiler açısından büyük bir önemi bulunduğuna dikkat çekti.
   Medvedev ayrıca, Hristofyas ile yapacakları görüşmenin, Rusya ile Güney Kıbrıs arasındaki ilişkilerin siyasi, ticari ve insani alandaki ilişkilerin gelişmesine belirgin bir katkı yapacağını kaydederek, imzalanmak üzere 15 anlaşma hazırladıklarını ve bunun da, iki ülke arasındaki ilişkilerin, yeni bir yasal ve kurumsal düzeyde ve yeni bir kurumsal zeminde gelişmesi anlamını taşıdığını söyledi.
   Bu açıklamaların ardından ise, önce Medvedev ile Hristofyas arasında baş başa görüşme yapıldı, daha sonra da, iki liderin de hazır bulunduğu heyetler arası görüşme gerçekleştirildi.
   Görüşmelerin bitiminde ise, Medvedev, Hristofyas’a dostluk nişanı taktı. Nişanın takılmasının ardından ziyaretçi defteri ile anlaşmalar ve memorandumlar imzalandı.

Hristofyas, “ekleme” yaptı

   Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Dimitri Medvedev ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
   Dimitri Medvedev, ülkesinin Kıbrıs sorunundaki tutumunun değişmediğini ve dış baskılar olmadan bir çözümden yana olduğunu yineledi.
   Hedefin; Kıbrıs’ta tek uluslararası temsiliyeti olan birleşmiş bir devlet olmaya devam ettiğini kaydeden Medvedev, Rum ve Rus halklarının birbirine büyük bir tarih ve dostlukla bağlı olduğunu, ziyaretinin iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlamasını umduğunu söyledi.
   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas konuşma sırası kendisine geldiğinde, Dimitri Medvedev’in; tek uluslararası temsiliyeti olan birleşmiş bir devlet ifadesine “ekleme” yaptı ve Medvedev’in “tek egemenlik” de demek istediğini kaydetti.
   Hristofyas, Rusya Federasyonu’nun BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi olarak Kıbrıs sorununda kendilerine verdiği desteğin paha biçilemez değerde olduğunu belirterek, bu konudaki ilkelere dayalı tutumundan dolayı Rusya’ya teşekkür etti.
   Dimitri Medvedev ile iki ülke arasındaki ilişkilerin ana yönlerini görüşme ve geleceğe dair projelerini ortaya koyuma fırsatı bulduklarına dikkat çeken Hristofyas, görüşmelerinde, Medvedev’in; Avrupa güvenliği için yeni bir anlaşma imzalanması önerisini de ele aldıklarını ve Rusya’nın bu önerisine olumlu desteklerini yinelediklerini söyledi.
   Hristofyas, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı ile bütün uluslararası konularda görüşlerinin birbiriyle örtüştüğünü saptadıklarını söyledi ve bütün mercilerdeki yapıcı işbirliklerini sürdüreceklerini anlattı.
KIBRIS 08/10/10

 

GÜVENLİK ANLAŞMASI İMZALADILAR

   

Rusya Başkanı Medvedev dün Rum tarafıyla aralarında güvenlik anlaşması da dahil bazı anlaşmalara imza attı. Hristofyas’a dostluk nişanı takan Medvedev’in, “Hedef; Kıbrıs’ta tek uluslararası temsiliyeti olan birleşmiş bir devlet” sözlerini eksik bulan Rum lider, “Tek uluslararası temsiliyet ve tek egemenlik de demek istedi” diyerek Rus Başkan’ın sözlerini tamamladı.



Güney Kıbrıs’a ziyaret gerçekleştiren Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, dün sabah Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile baş başa görüşme yaptı; heyetler arası görüşmeye katıldı. Görüşmelerin ardından anlaşmalar imzalandı. Rum radyosunun haberine göre, Rum Başkanlık Sarayı’na saat 10:45’te gelen ve Hristofyas tarafından Başkanlık Sarayı avlusunda karşılanan Medvedev için resmi karşılama töreni düzenlendi. Karşılama töreni ve milli marşların okunmasının ardından Medvedev, Başkanlık Sarayı’nın avlusunda bulunan Başpiskopos Makarios’un heykeline çelenk bıraktı. Medvedev’in çelenk bırakmasının ardından, iki ülkenin heyetleri ve liderleri, Başkanlık Sarayı’na girdiler. Başkanlık Sarayı’na girişleri sırasında basın ve yayın organlarına kısa bir seslenişte bulunan Hristofyas, Güney Kıbrıs ile Rusya arasında uzun yıllardır süregelen ilişkilere değinerek, Medvedev’e, “Rusya Federasyonu’nun, Kıbrıs halkının, yabancıların değil, iki toplumun menfaatine olacak bir çözüm için verdiği mücadeleye destek olmasından” dolayı teşekkürlerini sundu. Hristofyas, Medvedev’in ziyaretinin tarihi bir önemi bulunduğunun da altını çizdi.

RUM LİDERE DOSTLUK NİŞANI
Medvedev ise, Güney Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, gerçekleştirdiği ziyaretin, Rusya ile Güney Kıbrıs arasındaki ilişkiler açısından büyük bir önemi bulunduğuna dikkat çekti. Medvedev ayrıca, Hristofyas ile yapacakları görüşmenin, Rusya ile Güney Kıbrıs arasındaki ilişkilerin siyasi, ticari ve insani alandaki ilişkilerin gelişmesine belirgin bir katkı yapacağını kaydederek, imzalanmak üzere 15 anlaşma hazırladıklarını ve bunun da, iki ülke arasındaki ilişkilerin, yeni bir yasal ve kurumsal düzeyde ve yeni bir kurumsal zeminde gelişmesi anlamını taşıdığını söyledi. Bu açıklamaların ardından ise, önce Medvedev ile Hristofyas arasında baş başa görüşme yapıldı, daha sonra da, iki liderin de hazır bulunduğu heyetler arası görüşme gerçekleştirildi.
Görüşmelerin bitiminde ise, Medvedev, Hristofyas’a dostluk nişanı taktı. Nişanın takılmasının ardından ziyaretçi defteri ile anlaşmalar ve memorandumlar imzalandı.

HRİSTOFYAS ‘EKLEME’ YAPTI
Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in, dün Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la düzenlediği ortak basın toplantısında, “Hedef; Kıbrıs’ta tek uluslararası temsiliyeti olan birleşmiş bir devlet olmaya devam ediyor” dediği, bunu “eksik bulan” Hristofyas’ın ise, “tek uluslararası temsiliyet ve tek egemenlik de demek istedi” diyerek Medvedev’in sözlerine “ekleme” yaptığı belirtildi. Rum radyosunun haberine göre, Güney Kıbrıs’ı ziyarete etmekte olan Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanı Dimitri Medvedev, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la ortak basın toplantısı düzenledi.
Dimitri Medvedev, ülkesinin Kıbrıs sorunundaki tutumunun değişmediğini ve dış baskılar olmadan bir çözümden yana olduğunu yineledi.
Hedefin; Kıbrıs’ta tek uluslararası temsiliyeti olan birleşmiş bir devlet olmaya devam ettiğini kaydeden Medvedev, Rum ve Rus halklarının birbirine büyük bir tarih ve dostlukla bağlı olduğunu, ziyaretinin iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağlamasını umduğunu söyledi.

AVRUPA GÜVENLİĞİ İÇİN ANLAŞMA İMZALANDI
Hristofyas, Rusya Federasyonu’nun BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi olarak Kıbrıs sorununda kendilerine verdiği desteğin paha biçilemez değerde olduğunu belirterek, bu konudaki ilkelere dayalı tutumundan dolayı Rusya’ya teşekkür etti. Dimitri Medvedev ile iki ülke arasındaki ilişkilerin ana yönlerini görüşme ve geleceğe dair projelerini ortaya koyuma fırsatı bulduklarına dikkat çeken Hristofyas, görüşmelerinde Medvedev’in; Avrupa güvenliği için yeni bir anlaşma imzalanması önerisini de ele aldıklarını ve Rusya’nın bu önerisine olumlu desteklerini yinelediklerini söyledi. Hristofyas, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı ile bütün uluslararası konularda görüşlerinin birbiriyle örtüştüğünü saptadıklarını söyledi ve bütün mercilerdeki yapıcı işbirliklerini sürdüreceklerini anlattı.

RUSYA’NIN TAVRI NET VE DEĞİŞMEZ
Resmi temaslarda bulunmak amacıyla Güney Kıbrıs’ta bulunan Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, ülkesinin; Kıbrıs sorununa ilişkin tutumunun değişmez olduğunu, dış baskılar olmaksızın Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasından yana olduğunu ifade etti.
Medvedev, “hedefin; Kıbrıs’ta tek egemenlik ve tek uluslararası temsiliyetli birleşik bir devlet olduğunu” söyledi. Medvedev, iki ülke halklarının, gerçek dostluk ve büyük bir tarih ilişkisine sahip olduğunu belirterek, Güney Kıbrıs’a ziyaretinin; iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine katkı koyacağı temennisini dile getirdi.

STAR KIBRIS 08/10/10

 

 

HRİSTOFYAS: RUSYA FEDERASYONU TESCİL EDİLMİŞ MÜTTEFİKİMİZDİR

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ITAR-TASS’a demeç verdi: “Rusya Federasyonu; Kıbrıs sorunun çözüm çabalarında, yeri doldurulamaz ve tescilli bir müttefiktir”

“Sovyetler Birliği sonrasında Rusya Federasyonu, BM Güvenlik Konseyi’nde Kıbrıs Cumhuriyeti’ne her zaman ilkelere dayalı, istikrarlı ve değişmeyen destek verdi'


Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Rusya’nın; uluslararası hukuk, BM kararlarına dayalı olacak olan Kıbrıs sorunun çözümünün sağlanması çabalarında, yeri doldurulamaz ve tescilli bir müttefik olduğunu savundu.
Rum basınına göre, Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in adaya gelişinden kısa bir süre önce Rusya Devlet Haber Ajansı “ITAR-TASS”a söyleşi veren Hristofyas, “çok eskiye giden ve de ilkelere dayalı olan iki ülke ve iki halk arasındaki ilişkilerin derinliğinden” bahsetti.
Hristofyas, Rusya’nın, ilkelere dayalı tezlere yönelik bağlılığı bulunduğunu; Kıbrıs sorununa adil, yaşayabilir ve üzerinde bir anlaşamaya varılan çözüm sağlanması çabalarına yönelik destek verdiğini iddia etti.
İki ülke arasındaki ilişkilerin öneme sahip olduğunu ifade eden Hristofyas, bunların, karşılıklı yarar ve dayanışma ilkelerine dayalı olduğunu söyledi.

SOVYETLER BİRLİĞİ SONRASINDA RUSYA FEDERASYONU DESTEK VERDİ

Hristofyas, Sovyetler Birliği sonrasında Rusya Federasyonu’nun, BM Güvenlik Konseyi’nde “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin topraksal bütünlüğünün, egemenliğinin ve bağımsızlığının savunulmasında aktif ve kararlı bir rol oynayarak, her zaman “Kıbrıs”a destek verdiğini ileri sürdü.
Rusya’nın istikrarlı ve değişmeyen desteğinin, Kıbrıslıların kendilerinin bulması gereken, Kıbrıs sorununa yaşayabilir, işlevsel ve adil bir çözüm bulunmasına yönelik adadaki iki toplumun çabaları ve Kıbrıs sorunun çözümü için çok zor olan bir dönemde, özellikle bugün çok değerli olduğunu söyleyen Hristofyas, Rusya’nın, en çok sevilen dostları olduğuna da vurgu yaptı.
Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in ziyaretine de değinen Hristofyas, bu ziyaretin sadece iki ülke arasındaki geleneksel ilişkilerin simgesini değil, çeşitli alanlardaki işbirliğinin genişletilmesi için çıkış noktasını teşkil edeceğinden bahsetti. Hristofyas, Medvedev’in ziyareti sırasında, bu gidişata yönelik olarak birçok anlaşmanın imzalanacağını; bu olayın, iki tarafın, yatırım, yargı, eğitim, kültür alanlarındaki gibi işbirliğinin yasal zeminin sadece geliştirilmesini ve pekiştirilmesi çabalarına değil, sağlık, bilim ve ortak araştırma faaliyetlerinde, işbirliğinin derinleştirilmesi çabalarına da tanıklık edeceğini söyledi.

RUSYA İLE ‘KIBRIS’ ARASINDA MÜKEMMEL İLİŞKİLER ŞEKİLLENDİ

Hristofyas, Rusya ve Güney Kıbrıs arasında, tarihi ve kültürel bağlara dayalı mükemmel ilişkilerin şekillendiğini, “1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilanının ardından Sovyetler Birliği’nin, Kıbrıs’ın diplomatik ilişkilere sahip olduğu, ilk ülkelerden biri olduğunu, sonraki 50 yılda iki ülkenin, kültürel, ekonomik, siyasi alanlarda istikrarlı ve dostane ilişkiler inşa ettiğini” ifade etti.
Güney Kıbrıs’ta ikamet eden Rus vatandaşlarına da değinen Hristofyas, bunun; tarihi ve kültürel ilişkilerin bir kanıtını teşkil ettiğini söyledi.
Hristofyas, ayrıca iki ülke arasında Kasım 2008’de, Moskova’da imzalanan Ortak Siyasi Bildiri’yi anımsatarak; bunun iki ülke arasındaki ilişkileri teyit ettiğini ifade etti.
İki ülkenin ayrıca, uluslararası terör, uluslararası organize suçlar, uyuşturucu, insan ticareti, kaçak muhaceret ve kitle imha silahları dahil olmak üzere yeni dünya tehditleri ile kışkırtmalarının geri püskürtülmesi için de işbirliği içerisinde olduğunu belirten Hristofyas, bu nedenden dolayı Güney Kıbrıs’ın, Rusya Federasyonu Başkanı Dimitri Medvedev’in yeni bir Avrupa askeri siyasi mimarisinin kurulmasına yönelik önerisine destek verdiğini ifade etti.

MEDVEDEV’İN ‘KIBRIS’I ZİYARET ETMESİ HÜKÜMETİN BÜYÜK BAŞARISI

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Limasol’da düzenlenen “Uluslararası Barış Habercisi Şehirleri Örgütü” toplantısında yaptığı açıklamada ise, Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in, “Kıbrıs” ziyaretini, Hükümetin büyük bir başarısı olarak nitelendirdi.
Medevedev’in ziyaretinin önemine vurgu yapan Hristofyas, bunu ayrıca tarihi bir olay olarak nitelendirdi.
Bu ziyaretin, Kıbrıs sorunu ve “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin varlığı için çok şey manasına geldiğini ifade eden Hristofyas, Medvedev’in ziyaretini, Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’nin ziyaretlerinin takip edeceğini söyledi ve halkın mesajı alarak bu ziyaretlerin önemini anlaması çağrısında da bulundu.

STAR KIBRIS 08/10/10

 

Medvedev visit: ‘We have done a great deal today’

By Elias Hazou Published on October 8, 2010 CYPRUS MAIL

THE SLEW of bilateral agreements concluded with Cyprus during his stay here would boost ties between the two nations, Russian President Dmitry Medvedev said yesterday.

Addressing an audience of business leaders from both countries, Medvedev called his visit to the island – the first-ever state visit by a Russian head of state – “a watershed” in relations between the two countries.

He was speaking at a news conference he and President Demetris Christofias held at the Cyprus-Russia Business Forum. Medvedev said his visit to Cyprus had been extremely productive, particularly from the standpoint of the agreement concluded for the avoidance of double taxation.

“We have done a great deal today, and I hope we shall continue with the same pace, and already we have a significant outcome, this large package of bilateral documents that have just been signed.”

The Russian President drew particular attention to the Joint Action Programme covering many facets of economic cooperation.

He said Russian people “loved” the island and came here not just as tourists but also in search of business prospects, since “Cyprus affords such opportunities.”

Thanking his Cypriot hosts for their cordial welcome, Medvedev said the two nations had a long history of “real friendship...mutual interest, and I hope that my visit here today will contribute in a concrete way to the further development of our nations’ friendly ties.”

Although the emphasis of his visit was bilateral relations, Medvedev said he and President Christofias discussed international affairs, “such as regional and global challenges, and of course the Cyprus problem.”

Christofias noted there was a “huge potential” for further developing ties in the areas of commerce, tourism and two-way investment by Cypriot and Russian entrepreneurs.

The preparation of the agreements and the memoranda signed yesterday involved the work of 43 Russian government departments and agencies and all the government ministries in Cyprus, Christofias said, which was indicative of the level of cooperation between the two countries.

Christofias said the three-year Joint Action Programme contained a “clear reference” to Russia’s interest in the Cyprus problem as well as its tangible support for a mutually acceptable solution that is beneficial to all Cypriots, Greeks and Turks.”

Noting a “total convergence of opinions” between the two governments on all matters of international policy, Christofias went on to thank Russia for its continued backing in the international arena

“To us, having the support of the Russian Federation, a permanent member of the UN Security Council, is priceless,” Christofias said.

Dubbed the ‘single most important economic event of the year’, Cyprus-Russia Business Forum brought together some 300 businessmen from Cyprus and 160 from Russia.

Addressing the forum, Manthos Mavrommatis, chairman of the Cyprus Chamber of Commerce and Industry (KEVE) said Cypriot business activities have in recent years grown beyond Moscow to other cities, such as Saint Petersburg, Sochi, Samara and Ekaterinburg.

“I dare say that today’s business forum is the most important business meeting to take place in our country,” he added.

For his part, the chairman of the Russian Chamber of Commerce and Industry Yevgeny Primakov said the forum laid the groundwork for further broadening cooperation.

Stressing the Russian Federation’s confidence in the Cyprus economy, Primakov noted that during the first eight months of 2010 total investments in Russia from Cyprus amounted to US $52 billion.

“It is a huge figure and, as I understand it, the largest part of this amount comes from investment companies,” he said.

Primakov also highlighted the 50 per cent increase in the numbers of Russian tourists visiting the island.

Finance Minister Charilaos Stavrakis said he was confident that the signing of the agreement for the avoidance of double taxation would lead to an increase in the flow of investments in Russia from Cyprus.

Noting that the future of the Cypriot economy lies in tourism and financial services, Stavrakis said the island had a great deal going for it as a regional business hub: low unemployment and inflation, a stable legal and economic system, and relative immunity from ‘toxic’ financial products.

Ruben Yavryan, President of the Union of Investors, called on Cypriot investors to take an interest in areas in Russia which are under-developed.

 

 

 

Medvedev visit: ‘A long history of real friendship’

By Elias Hazou Published on October 8, 2010 CYPRUS MAIL

THE CYPRUS dispute should be resolved without pressure from outside as all attempts to impose ready-made “recipes” are counterproductive, Russian President Dmitry Medvedev said yesterday during a 24-hour visit to the island.

The first Russian head of state to visit the ethnically divided island, Medvedev reiterated Moscow's support for long-running reunification talks. He said the Cyprus and Russia had a long history of “real friendship and mutual interest and assured Nicosia that the development of relations between Moscow and Ankara would not affect Russian-Cypriot ties. “I can tell you frankly: this cannot threaten Cyprus at all,” Medvedev said. “Russia’s position on the settlement of the Cyprus dispute remains unchanged: there must be a united country with a single sovereignty and two communities.”

Medvedev’s busy itinerary began with a formal welcoming ceremony in his honour at the Presidential Palace, followed by a private meeting with President Demetris Christofias and official talks.

Christofias thanked Medvedev for Russia’s unwavering support, calling it “priceless.”  There was a “total convergence of opinion” between the two governments on all matters of international policy, the President added.

“Your visit is indeed of historic significance,” Christofias told Medvedev.

At the Presidential Palace, the two leaders signed 15 agreements enhancing bilateral ties, including a key accord abolishing double taxation that officials hope will boost investment in both countries.

Much was made of the double taxation agreement, which Medvedev said made business activity more transparent and allowed for better monitoring.

In 2008 Russia had declared Cyprus a “tax haven” on the grounds it was not cooperating enough in exchanging information on bank assets, leading to tax evasion.

Medvedev noted that the new agreement makes such business activity more transparent, allowing for better monitoring.  He said overall investment from Cyprus to Russia has exceeded $50 billion (€37.5 billion) and that the double taxation agreement would further enhance economic cooperation.

President Christofias said the two countries worked together to “dispel any shadows" hampering deeper economic cooperation.

Medvedev next held a meeting with House Speaker Marios Garoyian, after which he was sped to the Hilton Hotel to address the Cyprus-Russia Business Forum held there.

Security around the Russian President was tight and visible, with a police helicopter constantly airborne shadowing Medvedev’s bomb-proof limo from above. The security operation was coordinated from the Rapid Reaction Unit headquarters in Nicosia.

Later in the afternoon, Medvedev met with Archbishop Chrysostomos II at the Archbishopric.

Together with Christofias, Medvedev also inaugurated a branch of VTB Bank subsidiary Russian Commercial Bank.

The official dinner in Medvedev’s honour, held at the Presidential Palace, had symbolic undertones, as Christofias said the Russian leader’s visit coincided with the 50-year anniversary of the Republic of Cyprus.

Reiterating Cyprus’ “gratitude” for Russia’s steadfast support, Christofias said Nicosia favoured the creation of a special strategic partnership between Russia and the European Union, which he said would ensure peace and security.

The Russian President’s flight out of Larnaca’s old airport was scheduled for 10pm last night.

 

 

 

KKTC'nin nüfusu ne kadar?

KKTC Devlet Planlama Örgütü (DPÖ), KKTC'de sürekli ikamet edenlere göre yapılan projeksiyonlar sonucunda ortaya çıkan nüfusun, 2009 sonu itibarıyla 285 bin 356 kişi olduğunu açıkladı. Bu rakama, ülkede bir yıl ve daha az süre yaşayanlar ile turistler ve mevsimlik işçiler dahil değil.


KKTC DPÖ İstatistik ve Araştırma Dairesi Başkanı Güner Mükellef, son günlerde ülkenin nüfusu ile ilgili tartışmalar konusunda yazılı bir açıklama yaptı.

Mükellef, gelecek yıldan itibaren çağdaş bir sayım sistemi olan "adrese dayalı nüfus kayıt sistemi"ne geçilmesi için çalışmaların başlatıldığını bildirdi.

Güner Mükellef, tüm ülkelerde olduğu gibi KKTC'de de nüfus sayımının, "yoğun emek ve hatırı sayılır paralar harcanan bir çalışma" olduğunu kaydederek, sayımla ilgili detaylı sonuçların da 1-2 yıl gibi uzun bir sürede alındığını belirtti. Mükellef, şu bilgileri verdi:

"Ancak ülkemizdeki uygulamaların diğer birçok ülkedekinden tek farkı, nüfus sayımlarının sokağa çıkma yasağı uygulamasıyla bir gün içerisinde başlatılıp tamamlanmasıdır. Birçok ülkede ise adres altyapısının uygun olması nedeniyle, adrese dayalı nüfus kayıt sistemleri bulunmaktadır.

Bu sisteme sahip ülkeler sayımlarını 1 ay gibi bir süre içerisinde başlatıp sonuçlandırmakta ve sayım sonuçlarını da yine 1,5-2 yıl gibi bir süre içerisinde açıklamaktadırlar. Bu gibi ülkeler sahip oldukları bu sistem sayesinde bir diğer nüfus verisi olan kısa veya uzun süreli iç göç (kısa süreli göç: 6 aydan az bir süre, uzun süreli göç: 6 ve 6 aydan fazla ancak bir yıldan az bir süre), dış göç ile içteki göçe ilişkin aylık bazda veriler de üretip yayınlayabilirken, maalesef bugünkü şartlarda bizler bu konuda yetersiz kalmaktayız."

KKTC;de ilki 1996;da, ikincisi 2006;da olmak üzere iki kez nüfus sayımı yapıldığını hatırlatan Güner Mükellef, 1996;da 29, 2006;da ise AB ve BM;nin sayımlarla ilgili tavsiye metni tam olarak uygulanarak 61 soruluk formlar kullandıklarını belirtti.

Mükellef, 2006;dan itibaren projeksiyonlar sonucu ortaya çıkan nüfusun 2006'da 259 bin 168, 2007'de 271 bin 223, 2008'de 279 bin 64 ve 2009'da ise 285 bin 356 kişi olduğunu, bu rakamların yıl sonu verileri olduğunu kaydetti.
CNN TURK 08/10/10

 

 

 

Rumlar askeri tatbikatı iptal etti

Kıbrıs Rum kesimi bu yıl 19-23 Ekim arasında yapılması planlanan askeri tatbikatı iptal etti. Gerekçe adadaki barış sürecine katkı sağlamak.

CNN TURK 09/10/10
Rum kesimi, adada barış müzakerelerinin başladığı 2008 yılından bu yana tatbikatı iptal ediyor.

Adada müzakereler de 1 aylık aradan sonra 13 Ekim Çarşamba günü yeniden başlıyor.

KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas yine ara bölgede bir araya gelecek.

Görüşmede, en zorlu konu olan mülkiyet konusunun ele alınmasına devam edilmesi bekleniyor.

Liderler, bir sonraki görüşmeyi 19 Ekim'de yapacak.

 

GÖRÜŞME TARİHİ BELİRSİZ

   

Cumhurbaşkanı Eroğlu görüşme tarihi konusunda belirsizlik olduğunu açıkladı. Eroğlu, “Biz Hristofyas’a 6 tarih verdik. Kendisinden hiç bir yanıt almış değiliz” diyerek Medvedev’in ziyareti nedeniyle 15 Ekim’e kadar bir cevap alınamayacağını belirtti.


Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la yeni görüşme tarihinin belli olmadığını açıklayarak, “Biz bir araya gelip görüşmeleri sürdürmek için 6 tarih verdik. Ancak Sayın Hristofyas’tan hiç bir yanıt almış değiliz. Medvedev’in ziyareti nedeniyle 15 Ekim’e kadar da bir cevap alacağımızı zannetmiyorum” dedi.
Cumhurbaşkanı Eroğlu, BM Genel Sekreteri’nin Kasım ayında yayınlayacağı rapor öncesi Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in Güney Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyareti ise “gövde gösterisi” olarak nitelendirdi.
Bu yöndeki açıklamayı dün Türkiye’den Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Mahsun Türker’i kabulünde yapan Cumhurbaşkanı Eroğlu, Medvedev’in ziyaret sırasında yaptığı “hakem ve takvimin kabul edilemeyeceği” şeklindeki açıklamalarının, Hristofyas’ı daha da katı bir tutum izleme noktasına taşıyacağı inancını belirtti.
Bu açıklamaların Hristofyas’ı daha fazla zamana oynama yönünde cesaretlendireceğine işaret eden Cumhurbaşkanı Eroğlu, oysa yılsonuna kadar çözüm ve referandum hedefinin konulmuş olduğunu anımsattı.

CEVAP ALACAĞIMIZI ZANNETMİYOR
BM Genel Sekreteri’nin bundan önceki raporunda da yılsonuna kadar çözüm hedeflendiğine ilişkin ifadeler olduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Eroğlu, Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in Rumlara Kasım’da çıkacak raporda böyle bir ifadenin yer almayacağını söylemiş olabileceğini belirtti.
Türk tarafı olarak yılsonuna kadar çözüm bulunması yönündeki kararlılıklarının devam ettiğini, bu nedenle duran görüşmelerin yeniden başlaması için Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’a 6 tarih verdiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Eroğlu, “Ancak Sayın Hristofyas’tan hiç bir yanıt almış değiliz. Medvedev’in ziyareti nedeniyle 15 Ekim’e kadar da bir cevap alacağımızı zannetmiyorum” dedi.
Eroğlu, “Rusya Devlet Bakanı Medvedev’in Kasım’da yayınlanacak rapor öncesi Güney Kıbrıs’a yaptığı ziyaret ve yapılan açıklamalar birçok mana ifade ediyor. Hristofyas da, ‘Bu ziyarette verilen mesajları alması gerekenler alacaklar’ demiştir. Maksat zaten kendiliğinden ortaya çıkıyor” diyerek sözlerini tamamladı.

STAR KIBRIS 09/10/10

 

DİMİTRİLER BİRBİRLERİNE ÖVGÜ YAĞDIRDI

   

Rum-Rus ‘tüm cephelerde’ müttefik… Medvedev: Türkiye ile işbirliğimiz Kıbrıs’a karşı tehdit değil’

* Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in Güney Kıbrıs’a gerçekleştirdiği resmi ziyaretin, “Üretken ve sonuç verici olduğu” belirtildi. Rum basını; “Rusya ile tüm cephelerde müttefikiz”

* Fileleftheros Gazetesi; “Rusya Devlet Başkanı, ülkesinin Türkiye ile olan işbirliği konusunda ‘Kıbrıslıları’ sakinleştirmek istedi. Medvedev: Bu işbirliği ‘Kıbrıs’a’ karşı tehdit değil”

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in Güney Kıbrıs’a gerçekleştirdiği resmi ziyaret, Rumlar arasında gündemin ilk sırasını işgale devam ediyor. Rum basını; “Rusya ile tüm cephelerde müttefikiz” manşetleri ile yayımlandı.
Fileleftheros; “Rusya Devlet Başkanı, ülkesinin Türkiye ile olan işbirliği konusunda ‘Kıbrıslıları’ sakinleştirmek istediğini ve Medvedev’in, “Bu işbirliği ‘Kıbrıs’a’ karşı tehdit değil” dediğini yazdı.

‘RUSYA İLE GÜNEY TÜM CEPHELERDE MÜTTEFİK

Fileleftheros gazetesi, “Tüm Cephelerde Müttefik” başlıklı haberinde, Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in ziyaretinin, imzalanan anlaşmaların ötesinde tüm alanları kapsadığını; ayrıca Kıbrıs sorununa ilişkin olarak mesajlar gönderdiğini yazdı.
Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in, iki ülke arasındaki ilişkilerin derinleştirilmesine pratik ve özlü bir şekilde damga vurduklarını belirtti.
Habere göre, Güney Kıbrıs ve Rusya, özellikle ekonomik ilişkilerini derinleştirirken, uluslararası alandaki adımlarını da koordine ettiler.
Güney Kıbrıs’ın, bu ziyaretin gerçekleştirilmesinin zaman konjonktürünü değerlendirerek Kıbrıs sorunundaki gelişmeler ışığında Moskova’nın desteğini garanti altına aldığını yazan gazete, Rus Liderin, zaman takvimlerinin, dış baskıların, hakemliğin kabul edilmeyeceğini tüm yönlere net bir şekilde ifade ettiğini belirtti.

TÜRKİYE İLE İŞBİRLİĞİMİZ ‘KIBRIS’A’ TEHDİT DEĞİL

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in, Rusya’nın Türkiye ile olan işbirliği konusunda “Kıbrıslıları” sakinleştirmek istediğini savunan gazete, Medvedev’in bu işbirliğinin “Kıbrıs”a karşı tehdit olmadığını ifade ettiğini aktardı.
Habere göre, iki ülke arasındaki işbirliği, her iki ülkeye hem ekonomik hem de siyasi açıdan hizmet edecek.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıs sorunu ve ekonomi konusunda istediklerini aldığını belirten gazete, Hristofyas’ın, Medvedev’in tutumundan memnun olduğunu ve Rusya’nın Kıbrıs sorununa yönelik desteğinin, iki liderin imzaladığı üç yıllık Eylem Planı içerisinde damgalandığı yönünde vurgu yaptığını yazdı.
Gazete ayrıca Hristofyas ve Medvedev’in ortak basın toplantısı sırasındaki sözlerinden alıntılar da yaparak bu açıklamaların bir kısmına yer verdi.
Habere göre, Hristofyas, bunun içerisinde ayrıca Kıbrıs sorununa, zaman takvimi, hakemlik olmaksızın, çözümün, tek egemenlik, tek uluslararası temsiliyet ve tek vatandaşlık iki bölgeli, iki toplumlu federal çözümün, sağlanması için harcadıkları çabalara yönelik desteğin ifade edildiğini söyledi.

İKİSİ DE HALLERİNDEN OLDUKÇA MEMNUN GÖRÜNDÜ

Gazete gerek Medvedev gerekse Hrisofyas’ın anlaşmaların sonucundan oldukça memnun göründüklerini; Güney Kıbrıs’ın, ekonomik ilişkilerinin daha da ileri geliştirilmesinden kar elde edeceğini, Moskova için ise çifte vergilendirmeden kaçınılmasına ilişkin anlaşmanın oldukça önemli olduğunu, böylelikle Rusya’nın Güney Kıbrıs’ta bulunan Rus sermayelerini kontrol altına alabileceğini yazdı.
Habere göre, Medvedev açıklamasında Rus işadamlarının, müteşebbisleriyle “Kıbrıs”ta çalışmak istediklerini ve adayı yatırımlar için kullanmayı tercih ettiklerini söyledi.
Medvedev,  Güney Kıbrıs’tan Rus pazarına yönelik kümelenen yatırımların hacminin 50 milyar doları aştığını ifade etti.
Medvedev, yeni bir Avrupa Güvenlik Mimarisi oluşturulmasına ilişkin önerisine Hristofyas’ın destek vermesinden dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve bu yeni anlaşmanın, Avrupa alanında var olan sorunların çözümlenmesine katkı sağlayacağı için çok yararlı olduğunu belirtti.
Gazete, Moskova’nın, Güney Kıbrıs’ın, diğer ortakları ikna etmek için Medvedev’in bu girişimini ileriye götüreceğini düşündüğünü de yazdı.
Habere göre Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise, Medvedev’in önerisi konusunda yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs’ın (AB’deki) ortaklarıyla, yapıcı ve eşit taraflardan oluşan işbirliğinden yana olduklarını ifade etti.
Hristofyas AB ile Rusya arasındaki vizenin kaldırılması konusunda ise, kendilerinin, bu yönde Moskova’ya yardım edeceğini söyledi.

HRİSTOFYAS-MEDVEDEV VE HEYETLER ARASI GÖRÜŞME

Fileleftheros gazetesi ve diğer gazeteler, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in dün sabah Rum Başkanlık binasında baş başa bir görüşme gerçekleştirdiğini ardından ise iki ülke arasında heyetler arası görüşmeye geçildiğini yazdı.
Gazete, heyetler arasındaki görüşmede, Hristofyas ve Medvedev’in yanında 34 kişinin yer aldığını, 17’sinin Hristofyas’ın diğer 17’sinin ise Medvedev’in yanında olduğunu belirtti.

MEDVEDEV HRİSTOFYAS’A RUS DOSTLUK NİŞANI TAKTI

Haravgi gazetesi ve diğer gazeteler, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev arasındaki görüşmenin ardından Rum Başkanlık binasından düzenlenen özel bir törenler Medvedev’in; iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesine büyük katkı sağladığı için Hristofyas’a “Rusya Federasyonu Halklarının Dostluk Nişanı”nı taktığını yazdılar.
Habere göre, Medvedev, Hristofyas’ı “Rusya’nın büyük dostu” olarak nitelendirerek bunun birçok alanda gözüktüğünü ifade etti.
Hristofyas’la mükemmel konuşmalar yaptığını, zira Hristofyas’ın mükemmel Rumca ve mükemmel Rusça konuştuğunu belirten Medvedev, bu nedenle Hristofyas’la görüştüğü zaman bundan hoşnutluk duyduğunu ifade etti.

HRİSTOFİYAS’TAN MEDVEDEV’E MAKARİOS NİŞANI

Haravgi Gazetesi, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın dün akşam Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev onuruna verdiği yemekten önce, Medvedev’e, Makarios Nişanı taktığını yazdı.
Habere göre, Hristofyas bu nişanın, Medvedev’in iki ülke arasındaki tüm alanlardaki işbirliği ve dostluğun gelişmesine sağladığı katkının ifadesini teşkil ettiğini söyledi.
Medvedev ise bu nişanın, iki ülke arasındaki ilişkileri teyit ettiğini ifade etti.

‘MEDVEDEV İLİŞKİLERİMİZİN DİNAMİĞİNİ ETKİLİYOR’

Hristofyas, Dostluk Nişanı’nın takılmasıyla birlikte, “Rusya ve Rus halkının, ruhunun derinliklerinde bulunduğunu” ifade etti.
Medvedev, Hristofyas’ın görüşme sırasında, burayı ziyaret eden ilk Rus Devlet Başkanı’nın ziyaretinin kendi Başkanlığı döneminde gerçekleştirilmesinden dolayı memnun olduğunu söylediğini, kendisinin de, Hristofyas’a nişan takmaktan dolayı memnuniyet duyduğunu söyledi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise açıklamasında Medvedev’in Güney Kıbrıs’a bağlı olduğunu; bunun da, iki ülke arasındaki ilişkilerin tüm dinamiğini etkilediğini söyledi.
Hristofyas, Dostluk Nişanı’nın takılmasıyla birlikte, “Rusya ve Rus halkının, ruhunun derinliklerinde bulunduğunu” ifade etti.
Hristofyas açıklamasında ayrıca “manevi ışığa Moskova’da sahip olduğunu, tüm siyasi meslek kariyeri içerisinde Rus gençliği ve Liderliğiyle sıkı ilişkiler geliştirdiğini” söyledi.
Hizmetlerini, Rus halkıyla olan dostluk ilişkilerinin geliştirilmesine sunacağını belirten Hristofyas, bu nişanın, iki halk ve devletin ilişkilerinin geliştirilmesinin taahhüdünü ve devletler arası ilişkilerin örneğini teşkil edeceğini de ifade etti.



15 belge-üç yıllık eylem planı yeni bir dinamik

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, düzenlenen Dostluk Nişanı takılması töreninin ardından ortak bir basın toplantısı düzenledi.
Haravgi Gazetesi’ne göre, Medvedev ve Hristofyas, basın toplantısının başlangıç konuşmasında, iki ülke arasındaki ilişkilerin derinliğine ve bu ziyaretin önemine değindiler.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, “15 Belge-Üç Yıllık Eylem Planı, 65. Antifaşist Zafer Yıldönümüne İlişkin Ortak Bildiri, 13 Anlaşma ve İşbirliği Memorandumlarının” iki ülke arasındaki kültürel ve siyasi-ekonomik işbirliği yelpazesine yeni bir dinamik kazandırdığını söyledi.
Hristofyas, Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ve Rus halkının, Kıbrıs sorununa yönelik, uluslararası hukuka saygı BM Güvenlik Konseyi kararlarına dayalı olan  ilkelere dayalı tezlerinden dolayı teşekkür etti.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Rusya Federasyonu’nun, Kıbrıs sorununa ilişkin desteğinin paha biçilmez olduğunu söyledi.

RUSYA’NIN KIBRIS’A İLİŞKİN TUTUMUNUN DEĞİŞMEZ

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev ise, ülkesinin; Kıbrıs sorununa ilişkin tutumunun değişmez olduğunu, dış baskılar olmaksızın Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasından yana olduğunu ifade etti.
Medvedev, “hedefin; Kıbrıs’ta tek egemenlik ve tek uluslararası temsiliyetli birleşik bir devlet olduğunu” söyledi.
Medvedev, iki ülke halklarının, gerçek dostluk ve büyük bir tarih ilişkisine sahip olduğunu belirterek, Güney Kıbrıs’a ziyaretinin; iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesine katkı koyacağı temennisini dile getirdi.
Ortak basın toplantısı çerçevesinde Hristofyas ve Medvedev’in, çifte vergilendirmeden kaçınılmasına ilişkin imzalan Protokolün önemine de vurgu yaptığını yazan gazete, bu Protokol’ün; iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine katkı yapacağına da dikkat çektiklerini belirtti.
Bir gazetecinin, görüşme sırasında Rusya ile AB arasındaki vizenin kaldırılması ve Rus vatandaşlarının Güney Kıbrıs’a girişinin kolaylaştırılması konusunun ele alınıp alınmadığı sorusuna karşılık Hristofyas, bu konuların ele alındığını, iki tarafın da bu konuya çok büyük ilgi gösterdiğini, kendilerinin ayrıca AB ülkeleri içerisindeki vizelerin kaldırılması için Rusya’ya yardımcı olma konusuna ilgi gösterdiklerini söyledi.

HRİSTOFYAS’TAN ‘TEK EGEMENLİK’ DÜZELTMESİ

Alithia Gazetesine göre, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Medvedev’in; “hedefin; Kıbrıs’ta tek egemenlik ve tek uluslararası temsiliyetli birleşik bir devlet olduğu” ifadesinin ardından, tercüme yapılmadan önce, araya girerek düzeltme yaptı ve Medvedev’in tek egemenlik ve uluslararası kimlikten de bahsettiğini ifade etti.

İKİ OLAY HEYECAN YARATTI

Fileleftheros gazetesi, Medvedev’in ziyareti ile ilişkilendirilen ve dün meydana gelen iki olayın heyecana neden olduğunu belirtti.
Gazete, ilk olayın; Medvedev’in Rum Başkanlık Binası’na gittiği saatlerde, sabah 10.20 sularında Güney Lefkoşa’da bulunan İngiliz Okulu’na (English School) yönelik bomba ihbarı yapılması, ikinci olayın ise Güney’deki Rus Büyükelçilik binası dışında bir paket tespit edilmesi olduğunu yazdı.
Rum Başkanlık binasının, İngiliz Okulu’na çok yakın olduğunu yazan gazete, bu nedenden dolayı polisin alarma geçtiğini ancak yapılan incelemeler sonucunda bomba ihbarının asılsız olduğunun anlaşıldığını belirtti.
Habere göre, Rum polisi bomba uzmanları, Rus Büyükelçilik binası dışında bulunan pakette yaptıkları inceleme sonucunda ise pakette tehlikeli bir veriye rastlamadılar.


Dimitriler birbirlerine övgü yağdırdı

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in Güney’i ziyareti çerçevesinde Güney Kıbrıs-Rusya İşadamları Forumu da gerçekleştirildi. Forumda konuşan Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Rusya ile ekonomik ilişkilerinde yeni perspektifler açıldığını belirtirken, . Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev da, işbirliğinin daha çok gelişmesi için her şeyi yapmaya çalıştıklarını söyledi.

RUM BASINI: EKONOMİ İÇİN YENİ BİR DİNAMİK

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in önceki gün Güney Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyaret çerçevesinde a Güney Kıbrıs-Rusya İşadamları Forumu da gerçekleştirildiği bildirildi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in forumda yaptıkları konuşmalarda, “iki ülke müteşebbisleri arasındaki ilişkilerin daha çok güçlenmesi için ellerinden geleni yapacaklarını” ifade ettiler.
Fileleftheros Gazetesi “Ekonomi İçin Yeni Bir Dinamik -Rusya İle Anlaşmalar İki Ülke Arasındaki Perspektifleri Genişletiyor -İşadamlarının Destekleneceğine İlişkin Hristofyas ve Medvedev’den Teyitler” başlıklarıyla verdiği haberinde, foruma her iki ülkeden yaklaşık olarak 500 iş adamının katıldığını yazdı.

İKİ ÜLKE ARASINDA HER ALANDA İŞBİRLİĞİ

Gazete forumda konuşan Hristofyas’ın “Medvedev’in ziyaretinin her alanda iki ülke arasındaki işbirliğinin genişlemesi ve derinleşmesinde yeni bir dinamik yarattığını” ifade etti ve Rusya’ya yapılan yatırımlarda Güney Kıbrıs’ın ilk sıralardan birine sahip olduğunu belirtti.
Habere göre bunun ekonomik ve müteşebbis çevrelerin sistemli çabaları, ayrıca iki hükümetin siyasi iradesinin bir sonucu olduğunu söyleyen Hristofyas bu ilişkilerin gelişmesinin en üst öncelikleri olduğunu kaydetti. Hristofyas, “Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı olarak” yolu açmak ve iki ülke arasındaki işbirliğinin yayılması ve derinleşmesini kolaylaştırmak için ellerinden geleni yapma taahhüdü verdi.
Güney Kıbrıs ile Rusya arasında çifte vergilendirmeden kaçınılmasına ilişkin imzalanan anlaşmaya ve diğer anlaşmalara da değinen Hristofyas “anlaşmaların imzalanmasıyla (Güney) Kıbrıs-Rusya ekonomik ilişkilerinde yeni perspektifler açıldığını” belirtti.

GÜNEY KIBRIS ÖNEMLİ KANALLARDAN BİRİ

Simerini Gazetesi’ne göre Medvedev forumdaki konuşmasında Güney Kıbrıs’ın, Rusya’ya yapılan yabancı yatırımların cazip hale gelmesinde en önemli kanallardan biri olduğunu ifade etti ve iki ülke arasında imzalanan anlaşmaların çoğunun, iki ülkenin ekonomik ilişkilerinin daha çok gelişmesini, daha etkili bir alanın yaratılmasını hedeflediğini söyledi.
Rusya Hükümeti adına iki ülke arasındaki işbirliğinin daha çok gelişmesi için her şeyi yapmaya çalıştıklarını belirten Medvedev, 15 yeni anlaşmanın imzalanmasından sonra yeni yatırım imkânlarının doğması dileğinde bulundu.

GÜNEY KIBRIS BAŞARILI MALİ BİR MERKEZ

Rum Maliye Bakanı Harilaos Stavrakis, Güney Kıbrıs’ın çok başarılı mali bir merkez olduğunu belirterek Güney Kıbrıs ekonomisine ilişkin uluslararası hizmet alanlarının önemine değindi.
Çifte vergilendirmeden kaçınılmasına ilişkin imzalanan anlaşmanın çok önemli olduğunu belirten Stavrakis her iki ülke için de çok iyi bir anlaşma yaptıklarına ilişkin inancını dile getirdi ve bu anlaşmayla, Güney Kıbrıs’ın yabancı yatırımlar için en elverişli ortama sahip ülkelerden biri konumunu koruduğunu söyledi.
Güney Kıbrıs’ın Rusya’daki en büyük yatırımcılardan biri olduğuna dikkat çeken Stavrakis “temel olarak, Güney Kıbrıs’ta var olan elverişli vergilendirme sisteminden yararlanarak bu sayede yabancı şirketlerin Rusya’ya yatırım yapmasının söz konusunu olduğunu kaydetti.

SONSUZA KADAR EN BÜYÜK YATIRIM GÜCÜ

Rum Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Manthos Mavromatis Güney Kıbrıs’ın “sonsuza kadar Rusya’daki en büyük yatırım gücü olarak kalacağına” ilişkin inancını dile getirerek “Rusya ekonomisinin perspektiflerinin hem kısa vadede hem de uzun vadede çok elverişli olduğunu” belirtti.
Mavromatis Rus yatırımcılara, onları “kendi ailelerinin bir mensubu” olarak gördüklerini teyit etmek istediğini de kaydetti.

ANLAŞMALAR YATIRIMLARA İVME KATACAK

Rusya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı ve eski Başbakan Evgeny Primakov iki ülke arasındaki anlaşmaların yatırımlara yeni bir ivme katacağını ifade etti.
2010 yılının ilk 8 ayı itibarıyla Güney Kıbrıs’ın toplamda Rusya’ya yaptığı yatırımların 52 milyar dolara yükseldiğine işaret eden Primakov “bunun devasa bir miktar olduğunu” söyledi. Primakov Rus turistlerin Güney Kıbrıs’a ziyaretlerinde yüzde 50 artış olduğunu da ifade etti.
Alithia Gazetesi de Hristofyas ve Medvedev’in önceki akşam “UNIASTRUM BANK” adlı Rus bankasının Güney Kıbrıs şubesinin açılış törenine katıldıklarını yazdı. Habere göre her iki başkan bankanın açılış kurdelesini birlikte kestiler.


İmzalanan 15 anlaşma ve memorandum

Medvedev’in Güney Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyaretle iki ülke arasında çeşitli alanlarda anlaşmalar ve memorandumların imzalandığı bildirildi.
Fileleftheros gazetesi imzalanan anlaşmaları şu şekilde verdi:
- Hristofyas ve Medvedev arasında 2010-2013 Ortak Faaliyet Planı.
- Hristofyas ve Medvedev arasında Anti-faşist Zaferin 65’inci yıldönümü dolayısıyla ortak açıklama.
- “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile Rusya arasında; Rusya Federasyonu ile Avrupa Toplumu arasında 25 Mayıs 2006 tarihlinde imzalanan anlaşmanın hayata geçirilmesine ilişkin Protokol.
- “Kıbrıs Cumhuriyeti” ile Rusya arasında çifte vergilendirmenin önlenmesine ilişkin anlaşmayla ilgili Protokol.
- Rum Dışişleri Bakanlığı ile Rusya Dışişleri Bakanlığı Diplomatik Akademisi arasında Karşılıklı Anlayış Memorandumu.
- Rum Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanlığı ile Rusya Kültür Bakanlığı arasında kaçak kazılar, çalıntı kültürel eserlerin yasadışı ithalat ve ihracatını önlemeye yönelik İşbirliği Memorandumu.
- Rum Ticaret Sanayi ve Turizm Bakanlığı ile Rusya Enerji Bakanlığı arasında enerji ve yenilenebilir enerji kaynakları alanlarında işbirliğine yönelik Karşılıklı Anlayış Memorandumu.
- Rum Ulaştırma ve Bayındırlık Bakanlığı ile Rusya Ulaştırma Bakanlığı arasında Karşılıklı Anlayış Memorandumu.
- Rum Hükümeti ile Rus Hükümeti arasında 2011-2012 dönemlerine ilişkin turizm alanındaki anlaşmanın uygulanmasına yönelik Ortak Faaliyet Planı.
- Ekonominin modernleşmesi amacıyla Güney Kıbrıs-Rusya İşbirliğinin İlanı.
- Rum Ticaret Sanayi ve Turizm Bakanlığı ile Rusya Adalet Bakanlığına bağlı tescil birim arasında işbirliği Anlaşması.
- Rum Ticaret ve Sanayi Odası ile Rusya Ticaret ve Sanayi Odası arasında İşbirliği Anlaşması.
- Rum Ticaret ve Sanayi Odası ile Rusya Adalet Bakanlığına bağrı birim arasında İşbirliği Memorandumu.
- Rum Nöroloji ve Genetik Enstitüsü ile Rusya Devlet Tıp Üniversitesi arasında Karşılıklı Anlayış Memorandumu.
- Rum Menkul Kıymetler Borası ile Rusya Borsası “Russian Trading System” arasında Karşılıklı Anlayış Memorandumu.


Ortak açıklamada sözde ‘işgalden’ söz ettiler

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ile Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi anlamına gelen “Anti-Faşist Zaferin” 65’inci yılı dolayısıyla ortak bir açıklamaya imza koydukları ve iki başkanın bu açıklamada 1974 yılında gerçekleştiği ileri sürülen “Türk işgaline” atıfta bulundukları belirtildi.
Habere; “Başkanların Açıklaması... İşgale Atıf” başlıklarıyla yer veren Politis Gazetesi, “işgale” ilişkin ifadenin, Hristofyas ile Medvedev’in “İkinci Dünya Savaşı sırasında Rusya’da ve 1974 yılında Kıbrıs’ta meydana gelen Türk işgali sırasında hayatını kaybedenlerin ve kayıpların anılarının canlı tutulmasıyla ilgili olarak; iki ülkenin tecrübelerini paylaşmaya hazır olduklarına dair yaptıkları açıklamada yer aldığını” öne sürdü.

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI TARİHİNİN ÇARPITILMASI

Gazete, Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in bu açıklamayı, iki başkanın; “özellikle ikinci dünya savaşı tarihinin çarpıtılmasına ilişkin her çabayı sert bir şekilde kınamaları ve Faşizm karşısındaki zafere katkıda bulunan Rus ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ndeki diğer halkların rolünden kuşku duyulmasıyla ilgili her çabayı reddetmelerinden ötürü; politik bir metin” olarak nitelendirdiğini kaydetti.
Gazeteye göre Medvedev ile Hristofyas söz konusu açıklamada; “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, ABD ve Büyük Britanya gibi Hitler karşıtı ittifaka mensup ülkelerin Nazizm’in çöküşüne yönelik belirleyici ortak katkılarını vurguladılar.
Bu ittifakın ordusunda, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumundan olmak üzere; Kıbrıs halkının, Fransa ve Avustralya’nın temsilcileri aynı zamanda Yugoslavya, Yunanistan ve işgal altındaki diğer ülkelerden direniş hareketlerinin savaştıkları da vurgulandı.
İki başkan, Faşizm karşısındaki büyük zaferin uluslararası ve tarihi anlamdaki öneminin altını da çizdiler.
”Fileleftheros habere; “Tarih Çarpıtılmasın...”, Haravgi ise; “Kıbrıs ve Rusya Tarihin Çarpıtılmasını Kınıyorlar- Anti-Faşist Zafer ve Türk İşgalinde Hayatını Kaybedenlerin Anılarının Canlı Tutulmasına İlişkin Tecrübe Paylaşımı” başlıklarıyla yer verdi.


Ziyaret Hristofyas’ın yemeği ile sona erdi

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in adaya gerçekleştirdiği bir günlük resmi ziyaret; Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın dün akşam Rus Başkan onuruna verdiği akşam yemeğiyle sona erdi.
Haberi, “İlişkileri Teyit Ettiler... Medvedev’in, Moskova’nın Kıbrıs Sorunundaki İlke Tezlerine İlişkin Israrına Dair Sözü” başlıklarıyla veren Politis, Rusya Devlet Başkanı Medvedev’in dün akşam Rum Başkanlık Konutunda düzenlenen akşam yemeğinde Rusya’nın “Kıbrıs sorunuyla ilgili ilke tezlerinde gelecekte de istikrarlı bir şekilde kalacağı sözünü verdiğini” yazdı.
Medvedev’in akşam yemeğine katılanlara Yunanca “iyi akşamlar dileğinde” bulunduğunu yazan gazete, Rus Başkanın Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın eşi Elsi Hristofyas’ın dünkü doğum gününü kutlamayı ihmal etmediğini de belirtti.
Rum lider Hristofyas’ın, Rusya’yla muhafaza edilen ilişkilerle ilgili söylediklerinden duygulandığını belirten Medvedev, şöyle devam etti:

‘ANA YAKIN SÖZLERİNİZ BENİ DERİNDEN ETKİLEDİ’

“Sayın Başkan; Rusya ve Rus halkı için dile getirdiğiniz cana yakın sözler beni derinden etkiledi. Siz Rusya’nın samimi bir dostu ve iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesine kişisel olarak katkıda bulunmuş bir insansınız. Sizi, öğrencilik yıllarınızı yaşadığınız Moskova’yla bağlayan birçok şey bulunduğunu biliyorum. Burada yüksek öğrenim gördünüz, Rus dilini öğrendiniz ve bunun akabinde gelecekteki eşinizle tanıştınız.”
Gazete, Medvedev’in Rusya’da “her daim Kıbrıs için en iyi duyguları beslediklerini ve adanın kültürüyle ilgilendiklerini söylediğini” ekledi.
İki ülke arasındaki dini ve manevi (ruhani) ilişkilerden de bahseden Medvedev, “Sovyetler Birliği’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’yle diplomatik ilişkiler kuran ilk ülkelerden biri olduğunu, Sovyetler Birliği’nin Kıbrıs devletinin kurulmasına siyasi anlamda destek verdiğini” anımsattı.

‘GÜNEY KIBRIS RUSYA İÇİN ÖNEMLİ BİR MERKEZ’

Güney Kıbrıs’ta gerçekleştirdiği görüşmelerin, iki ülke ilişkilerinin büyük bir dinamiğe sahip olduğunu teyit ettiğini dile getiren Medvedev, Güney Kıbrıs’ı Rusya için “önemli bir kalkınma faaliyetleri merkezi” olarak tasvir etti ve iki ülkenin “bölgesel çatışmaların çözümü hususunda tek taraflı ve özellikle şiddete dayalı yöntemlerin kabul edilmemesinde; uluslararası hukuk kanunları ve ilkelerinin sıkı bir şekilde muhafaza edilmesi gerekliliğini anlama konusunda hem fikir olduklarını” kaydetti.
Medvedev, Rusya ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin istikrarlı bir gelişmesine yönelik desteğinden ötürü Rum Yönetimine şükranlarını da sundu.

‘ZİYARET İÇİ VE DIŞINA GÜVEN VE DESTEK MESAJI’

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise, yemekte yaptığı konuşmada, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı’nın “ilk resmi Kıbrıs ziyaretini tarihi olarak niteledi” ve bunun “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin 50’nci kuruluş yıldönümüyle denk düştüğünü ekledi.
Gazete, Hristofyas’ın bu unsuru (Medvedev’in ziyaretini), “Kıbrıs içi ve dışına; Kıbrıs ve Kıbrıs halkına yönelik güven ve destek mesajı olarak yorumladığını” ifade etti.
Gazeteye göre, Hristofyas, konuşmasının devamında, hali hazırda mükemmel düzeyde olan işbirliğinin gelişmesi ve tüm alanlarda genişletilmesine yönelik ortak siyasi isteği bir kez daha tespit etmekten ötürü de memnuniyetini ifade etti ve bu vesileyle Kıbrıs’ta yaşayan ve faaliyette bulunan dinamik Rus toplumuna atıfta bulundu.
Hristofyas’ın, “(ortak paydada) uluslararası hukuka saygı gösterilmesiyle; uluslararası ilgi konularında da Rusya’yla özdeşleşme veya ortak çizgi tespit ettiğini” yazan gazete, Hristofyas’ın bu çerçevede Rusya’yı Rum kesiminin en önemli ortaklarından ve müttefiklerinden; ayrıca çözüm için harcadıkları çabalarda en istikrarlı destekçilerinden olarak methettiğini ekledi.

‘RUS HALKINA VE RUSYA FEDERASYONU’NA BORCUMUZ

Hristofyas, Rum tarafının, Moskova ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin gelişmesi ve derinleşmesine yönelik desteğini; “Rus halkına ve Rusya Federasyonu’na yönelik borcu” olarak da niteledi.
Hristofyas, “Rusya’nın Avrupa Birliği’nin stratejik ortağı olarak ilan edilmesinin iki tarafın çıkarlarına da hizmet ettiğini” söyledi.
Hristofyas, Avrupa Birliği üye ülkesi olarak Rum tarafının; “tüm süreçte olumlu rol oynadığını ayrıca peşin hükümlerle baş edilmesi ve Rusya-AB ilişkilerinin gelişmesi ve derinleşmesi yolundaki engellerin aşılması için çalıştığını” sözlerine ekledi.
Fileleftheros gazetesi ise, haberi, “Tek Taraflı ve Şiddete Dayalı Çözüm Yöntemlerini Kabul Etmiyoruz... Dimitri Medvedev Bölgesel Sorunlarla Baş Edilmesine İlişkin Koordinatları Verdi” başlıklarıyla verirken; Simerini ise, “Kıbrıs İçi ve Dışı Mesajlar” başlığını kullandı.

STAR KIBRIS 09/10/10

 

Schulz in Cyprus ahead of direct trade discussion

By George Psyllides Published on October 9, 2010 CYPRUS MAIL

MARTIN Schulz, the leader of the Socialists in the European Parliament (EP) expressed hope yesterday that the talks between the island’s divided Greek Cypriot and Turkish Cypriot communities would be successful to also resolve the direct trade issue.

Schulz, who is on a fact-finding mission in Cyprus said he was on the island to listen and learn.

“I am here to listen, learn, before I make decisions and there is an impact,” Schulz said after a meeting with House President and DIKO leader Marios Garoyian. “It is very important to better understand the different views and discussions. Thus before I can make a recommendation to my colleagues in the EP’s Socialist Group, I should learn and that is why I must listen.”

The German MEP yesterday held meetings with the leaders of AKEL and EDEK.

He also met President Demetris Christofias and Foreign Minister Marcos Kyprianou but no statements were made to the media afterwards.

On the Direct Trade Regulation, Schulz said it was not yet clear if the EP would be involved as the legal basis of the regulation had to be clarified.

The issue will be discussed next Monday by the EPs Committee on Legal Affairs.

The question under debate is whether the EP has a say in the regulation allowing for direct trade between northern Cyprus and the rest of the EU under the new terms of the Treaty of Lisbon.

The European Commission argues that the EP’s International Trade Committee is the competent body to decide whether to pass the DTR or not.

The Cyprus Republic counter-argues that the issue is not a matter of international trade since the north is still considered a part of the Republic under the Treaty of Accession.

It seems however that the EU will wait for the results of the talks between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Dervis Eroglu before any concrete steps are taken regarding the matter.

“I sincerely hope that the direct talks are successful,” Schulz said. “Because if they are successful then we will not get involved and it is better for outside people not to intervene in a solution as much as possible.”

Schulz said he told the leaders of the other political groups in the EP to wait for the legal basis to be clarified before discussing direct trade.

“The best way to solve the problems is the success of the President of the Republic in the direct negotiations,” Schulz said.

 

 

 

Working towards a landmine-free Cyprus

By Patrick Dewhurst Published on October 9, 2010 CYPRUS MAIL

 

THE HEAD of implementation of the Ottawa convention on landmines, Kerry Brinkert yesterday praised Cyprus’ commitment to destroying its stock of anti-personnel mines.

At a ceremony at Kalo Chorio firing range yesterday where 494 anti-personnel land mines were destroyed Brinkert said “Cyprus has converted its commitments into meaningful action on the ground”.

He noted that Cyprus had decided to reduce its stockpile of land mines “despite being in a situation where the matter of national security is profound” indicating Cyprus’ decision that “the marginal utility of anti-personnel mines is greatly outweighed by the human suffering that results from the use of these weapons.”

Brinkert said that Cyprus had “demonstrated leadership by ratifying the Convention and by making commitments to implement it” and that real leadership rests in living up to one’s commitments.

Defence Minister Costas Papacostas said: “(this ceremony) brings us to the end of a momentous initiative undertaken by the Republic of Cyprus concerning the destruction of 494 anti-personnel mines of the National Guard, in accordance with Article 3 of the Ottawa Convention.”

Papacostas said that after signing the Ottawa Convention on December 3, 1997 the foreign affairs ministry formulated a national plan for landmine destruction, containing detailed provisions for the timely adherence to the conventions obligations.

Since July 2007, some 48,475 stockpiled anti-personnel landmines have been destroyed while a further 2,183 landmines in five mine fields under the control of the Republic are due to be destroyed before July 1st 2013.

The government’s ongoing efforts to clear minefields are being met by similar initiatives to clear Greek Cypriot and Turkish laid minefields in the buffer zone by the United Nations.

A spokesman for the UN’s Mine Action Service said that yesterday’s service was a low key event, but a positive sign for the demining process. “To be honest everyone wants a mine-free Cyprus” he said, adding that next week the service expects to his a target of 25,000 mines cleared.

In addition to highlighting Cyprus successful removal of anti-personnel mines, Papacostas said “Today's ceremony highlights the broader long-term commitment of Cyprus to successfully combat the spread of small arms and light weapons in all its forms”

He reported that to date Cyprus has also destroyed about 4,500 light weapons of Czech origin, which had been stored in Cyprus since 1974, and 324 Strela 2 anti aircraft missiles.

 

 

Rumlar tatbikatı bu yıl da erteledi

Kıbrıs Rum Kesimi Savunma Bakanı Costas Papacostas, Türk tarafı ile yapılan barış görüşmelerine zarar vermemek için yıllık en büyük tatbikatları olan Nikiforos’u ertelediklerini açıkladı.

 

10 Ekim 2010 MILLIYET

Rum Yönetimi lideri Hristofyas’ın BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma nedeniyle böyle bir kararı aldıklarını söyleyen Papacostas, Türk tarafından da benzeri bir ertelemeyi beklediklerini vurguladı. Rumlar, son 4 yıldır yapılmayan Nikiforos tatbikatında, genelde, “Ada’nın bütününü ele geçirme” senaryosunu uyguluyordu.

 

 

Avcı'dan değil devletten şikayetçi oldum

10 Ekim 2010

Şimdi cennet vatanın son gündem maddesi, Hanefi Avcı’nın çalışma odasından çıktığı ileri sürülen ses bantları. Bu bantlarda sesi duyulan gazeteciler mağdur sıfatıyla ifade veriyorlar.

           

İlk çağırılanlardan biri de bendim .

           

Savcı’ya “şikayetçi olmadığımı” söyledim.

           

Ne garip bir dünyada yaşıyoruz.

           

Twitter’de, Facebook’da ve okurlarımın bir bölümü “Neden şikayetçi olmadın?” sorusunu sormaya başladılar. Sanki, bana ait bantlarda suç unsuru varmış da, onun ortaya çıkmaması için şikayet etmemişim gibi bir izlenim yaygınlaşıverdi.

           

Hanefi Avcı’ya yönelik linç kampanyasına ters düştüğümden dolayı olacak, garip garip tepkilerle karşılaşıyorum. Bunlardan biri de, Fatih Altaylı’dan geldi. Aynı şekilde davet edilmiş, bantları dinletilmiş ve o şikayetçi olmuş. Olabilir, kendi bileceği bir iş. Ancak, orada durmayıp, adliye çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, bana da bodoslamış. “M.Ali Birand’ın neden şikayetçi olmadığını anlamadım. Şimdi şikayetçi olunmayacakta ne zaman olunacak?” demiş.  “Bana ne, M.Ali’ye sorun “ diyeceğine, o da bir komplo havası vermiş. Gereksiz bir polemiğin tohumunu atmış...

 

HANEFİ AVCI , BANA ŞANTAJ YAPMADI Kİ...

 

Neden şikayetçi olacakmışım ki?

 

1. Savcılar bana, Hanefi Avcı’nın bu kasetlerle bana şantaj yapıp yapmadığını sordular. Ben de böyle bir şey olmadığını söyledim. Hanefi Avcı’dan bu nedenle şikayetçi olmadığımı söyledim.

2. Ayrıca, bu dinlemeleri Hanefi Avcı tarafından yapılıp yapılmadığını -savcılar dahil- kimse bilmiyor. Üstüne üstlük, Hanefi Avcı, bana dolaylı şekilde yolladığı mektupta, kendinde böyle kasetlerin bulunmadığına yemin ediyor. Bu durumda, bana söyler misiniz lütfen, nereden geldiği dahi bilinmeyen kasetlerden dolayı Hanefi Avcı’yı neden şikayet edeyim?

3. Üstelik, bu dinlemelerin kimin tarafından yapıldığını saptamak, yasal olup olmadığını bulmak devletin işi değil midir? Devletin bizi koruması gerekmez mi? Benim veya diğer meslekdaşlarımın şikayetleri mi gerekir?

                                               *                                 *                                 *

 

DEVLET BENİ YOK ETMEYE ÇALIŞTI, BEN BUNDAN ŞİKAYETÇİYİM

           

İşin doğrusu şudur:

           

1993-1998 döneminde Devletimizin bazı kesimleri beni yok etmeye çalıştı. Özetle şöyle olaylar yaşadım:

 

            - Devletin hangi kurumundan emir aldığını anlayamadım, ancak birileri arkama Yeşil adındaki katili  taktı. Daha ayrıntılı bilgi isteyenler, Mehmet Ağar ile Mehmet Eymür’e sorabilirler.

- Asker kökenli olduklarını iddia eden, yasa dışı bir gurup, beni öldürme kararı aldı. Dönemin MİT müsteşarı Sönmez Köksal ve o zamanki yardımcısı Şenkal Atasagun’a sorarsanız, ayrıntılarıyla anlatırlar. Onların dikkati ve MİT’in sürekli korumasıyla hayatta kalabildiğime inanıyorum.

- TRT davasında, hem olayın hazırlanışı, hem de mahkeme sırasında Devletin parmağını da, avukatım olan değerli Prof. Köksal Bayraktar’a sorarsanız anlatabilir.

- Genelkurmay Başkanlığı yalan dolan bir Andıç hazırlattı ve beni kamuoyunun gözünde lekelemek istedi.Askerı mahkemelerde yıllarım geçti. Ancak sonunda yine kendileri yalanlarını kabul ettiler.

- Defalarca mahkemeye verildim, yıllarca yazdıklarımı savunmak zorunda kaldım.

 

Anlayacağınız, ben T.C Devletinin bazı kesimleri tarafından sistematik şekilde “yok edilmeye çalışılmış” bir insanım.

 

Neden biliyor musunuz ?

 

1. Başta Kürt sorunu olmak üzere resmi ideolojileri reddetmem ve liberal yaklaşımımı bozmamam.

2. PKK terörünün sadece silahla çözümlenemeyeceğini yazıp çizmem. (Bugün, eskiden yazdıklarım resmen uygulanıyor)

3. Fethullah Gülen hareketine karşı çıkmaman, başörtüsünün üniversitelerde serbest kalması gerektiğine inanmam.

 

Özetlemem gerekirse, bugün ortada kahraman gibi dolaşan bazı meslakdaşlarım beni Askere espiyonladıkları, televizyonlarda yalan haberlerle lekelemeye çalıştıkları, siperlerde saklandıkları dönemlerde, sesimi kısmadım, korkmadım. Bazıları gibi, Askere yaranmaya çalışmadım. Doğru bildiğimi yazdım.

           

Bütün bu yıllarda da, Hanefi Avcı , patronlarından korkmadan destek olan nice Devlet bürokratı gibi, manevi destek verdi. Hanefi Avcı ile birkaç defanın dışında temasım olmamıştır. Geçmişte neler yaptığı, kime ve neye inandığı da umurumda değil. Babamın oğlu hiç değil. Savunmasını da yüklenecek değilim, üstelik böyle birşeye de ihtiyacı yok.

Benim kafamdaki Avcı, başkaları ne düşünürse düşünsün, sağlam biridir. Yanılabilirim, ancak bu benim kendi değerlendirmemdir.

                                             

Benim asıl şikayetçi olduğum, beni dinleten, beni yok etmeye çalışan Devlet’in içindeki odaklardır.

                                   *                                 *                                 *

BAKALIM BU BANTLARI KİM NASIL SIZDIRACAK?

                                                                                                                 

Şimdi çok merak ediyorum, acaba bu gazetecilere ait bantları kim, nasıl sızdıracak.

           

Savcılardan hiçbir kuşkum yok.

           

Bakın göreceksiniz, emniyet içindeki bu garip hesaplaşma uğruna ve sırf Hanefi Avcı’yı vurmak için emniyet teşkilatından bazıları harekete geçeceklerdir. Yakında, bu konuşmalar internete düşecektir.

           

Çok merak ediyorum...

           

Acaba hala eski hoyrat Devlet düzeni mi sürüyor, yoksa Devlet artık hepimizin özel hayatını güvence altına almakta kararlı mı?

           

Bakalım, İçişleri Bakanı Atalay bu konuda ne oranda duyarlı olacak ve bu çirkinliğin önüne geçebilecek.

           

Yeter artık, Devlet’ten korkmak istemiyoruz...

           

Devlet’ e güvenmek istiyoruz.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 10/10/10

 

 

 

“Çatışmalar yakında sona erebilir”
Newsweek dergisinin son sayısındaki yazıda, "dünyanın en uzun ve kanlı isyanlarından biri yakında bitebilir" denildi


Amerikan Newsweek dergisi son sayısında Türkiye'de Kürt sorunuyla ilgili yaşanan son gelişmelere dikkat çekti.
Owen Matthews imzasıyla yayımlanan yazıda "Türkiye Kürtleri'nin yürüttüğü dünyanın en uzun ve en kanlı isyan hareketlerinden biri, 36 yıl ve 40 binden fazla insanın yaşamına mal olduktan sonra yakında sona erebilir" dendi.

REFERANDUMUN ÖNEMİ
Öcalan’la görüşmelerin bir süre önce olsa siyasi intihar anlamına gelebileceğinin belirtildiği yazıda, bu konuda referandum sonuçlarının önemi vurgulandı: "Türk seçmenlerin önemli bir çoğunluğu, sivillerin hâkimiyetini arttıran ve Kürtler ile her türlü anlaşmaya geleneksel olarak şiddetle karşı çıkan orduyu siyaset dışına iten yeni bir anayasayı destekledi."

Yazının devamında şöyle deniyor:
"Kürt militanlar ise ayrılık talebiyle başlattıkları savaşı siyasi ve askeri olarak yitirdiklerinin farkına vardılar. Türk uçakları ve komandoları, PKK’nın Kuzey Irak dağlarındaki iyi korunan sığınaklarını, ABD’nin de istihbarat desteğiyle üç yıldır dövüp duruyor. Örgüt, Türkiye topraklarındaki hakimiyetini de yitirdi. Kürtlerin öteden beri devam eden PKK’yı eleştirmeme tabusu da geçen ay Kürt bölgesinin en büyük kentinin belediye başkanı Osman Baydemir’in kentteki taş kesme fabrikasına yapılan baskını eleştirmesiyle delindi."

"KÜRTLERİN HAYALLERİ DEĞİŞTİ"
Yazıda, "bu fikre milliyetçiler ve ordudaki subayların birçoğu öfkeyle yaklaşsa da" bir barış anlaşmasının PKK’nın kalan militanları için affı da içerebileceği söyleniyor. Ama yazara göre asıl soru, daha fazla özerklik isteyen Kürtlere haklar verirken nereye kadar gidileceği.

Yazı şöyle noktalanıyor:
"Kürtlerin çoğunun da bu arada hayalleri değişti. Şimdi artık bağımsızlık yerine kendi dil ve geleneklerini korurken Türkiye’nin artmaya başlayan refahından yararlanmak istiyorlar. Bazıları hâlâ Kürtlere daha önce görülmemiş özgürlükleri tanımanın milli birliği bozacağını düşünüyor. Ama diğerleri ülkede etnik farklılıkları kabul etmenin yıllardır süren kanlı savaşın sona ermesi için katlanılması gereken küçük bir maliyet olduğunun farkına vardı." (Habertürk)
RADIKAL 10/10/10

 

Türklere yüksekten baktık

“Kıbrıs’ın bölünmüşlüğünden NATO, EOKA B, Cunta ve Türkiye sorumludur” diyen Kiprianu, Rumların en önemli hatasına dikkat çekti:

Güney Kıbrıs’ın en büyük partisi, iktidardaki AKEL’in lideri Andros Kiprianu, “Kıbrıslı Rumların geçmişte Kıbrıslı Türklere yüksekten baktığını ve bazı hataların yapıldığını itiraf ederek “Böyle olmamalıydı... Çünkü; Kıbrıslı Türkler bizimle ayni toprakların evlatlarıdır. Kıbrıslı Rumlarla ayni siyasal haklara sahip olmalıdır” dedi.
   KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Reşat Akar ile görüşen AKEL lideri, geçmişte yapılan hatalarla ilgili önemli itiraflarda bulundu ve Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili düşüncelerini oldukça net bir şekilde ortaya koydu. “Kıbrıs’ta geçmişte ne olduğu hakkında gerçekleri halka söylemek zorundayız. Yunan Cuntası ve EOKA B, NATO tarafından planlanmış olan darbeyi yaptı, Türkiye ise aradığı fırsatı buldu ve adayı işgal etti” diyen Andros Kiprianu, “Tarihi gerçek budur. AKEL bunu o zaman da dile getirdi bugün de dile getiriyor. Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofiyas da bunu söylüyor” şeklinde konuştu.
   Çarpıcı açıklamalar yapan AKEL Genel Sekreteri, eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat döneminde masaya konulan tezlerin aynı kaldığını ancak Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nun bu tezlerin ifade ediliş biçimini sertleştirdiğini öne sürdü.
   Kiprianu, her iki taraftaki göçmenlere “geri dönme hakkının verilmesini” savunduklarını yineledi ve “Göçmenler kendileri geriye dönüp dönmeme hakkına sahip olsunlar istiyoruz. Bizim kanaatimize göre dönmeyecek göçmen sayısı çok olacaktır” dedi.

Henüz uzlaşma umudu yok

   AKEL lideri Kiprianu, Reşat Akar’ın sorularını şöyle yanıtladı:
   Akar: Geçen defa buluşmamızda Hristofiyas, Talat ile görüşüyordu ve iki taraf arasındaki görüş ayrılıklarının büyük olduğunu söylemiştiniz. Şimdi Hristofyas, Eroğlu ile müzakere ediyor. Görüş ayrılıkları devam ediyor mu?

   Kiprianu: Ne yazık ki şunu belirtmek gerekiyor. Kıbrıs Türk tarafının tezleri sadece geçmişte olduğu gibi ayni kalmadı, ayni zamanda ifade biçimi olarak da çok sert biçimde ifade edilir oldu. Şu ana kadar tartışılmış olan konu mülkiyet meselesi. Kıbrıs Türk tarafının sunduğu öneriler bu konuda anlaşmaya varılmasının önünde engel yaratıyor. Yıl sonuna kadar sorunun çözümü konusuna değindiniz. Kıbrıs sorununun çözümünde zaman meselesi masaya sunulan önerilerin içeriği ile bağlantılıdır.    

   Akar: Mülkiyet konusunda Hrsitofiyas’ın önerileri açıklandı. Pratik olarak nasıl bir uzlaşı sağlanabilir? İki bölgeli olacağına göre en azından bazı bölgelerdeki Rum mülkleri takas veya tazminatla halledilemez mi? AKEL’in bu konudaki somut düşüncesi nedir? 

   Kiprianu: Öncelikle iki bölgeliliğin ne olduğunu netleştirelim. İki bölgelilik iki bölgenin var olması demektir ve bu bölgelerden birinin Kıbrıs Türk toplumu tarafından yönetiliyor olması demektir. Diğer bölge de Kıbrıs Rum toplumu tarafından yönetilecektir. Uluslararası sözleşmelere göre Kıbrıs’takine benzer olayların yaşandığı, bir darbe ve işgalin olduğu yerlerde ortaya çıkan bu tür sorunların çözümünde uygulanan yöntemler bellidir. Bunlar, mülk sahiplerine mülklerinin iade edilmesidir. Takas ve tazminattır. Kıbrıs Türk toplumu ile mülkiyet konusunda üzerinde büyük anlaşmazlığın olduğu konu bu sorunun çözümü ile ilgili olarak ilk söz hakkının kimde olacağı konusudur. Bizim önerimiz ilk sözün mülk sahibinde olmasıdır. AKEL olarak hiç şüphemiz yok ki bu sorun uluslararası görüşmeler ve uluslararası hukuk zemininde çözüldüğü takdirde ve mülk sahibinin karar vermesi durumunda Kıbrıslı Türklerin de durumu göz önüne alınacağı bir şekilde bu sorun çözülecektir.

“Eroğlu’nun önerileri asla kabul edilemez”

   Akar: Eroğlu’nun mülkiyet önerileri Rum tarafı açısından kabul edilebilir mi?         

   Kiprianu: Bu önerilerin içerisinde bazı temel hususlar var ki bunların Kıbrıs Rum tarafınca kabul edilmesi asla söz konusu olamaz. Basit, açık tek bir neden vardır. Bu da uluslararası hukuk ve Avrupa hukukunu çiğneyen hususlardır. AB üyesi olan bir ülkeden uluslararası hukukun ilkelerini çiğnemesini isteyemeyiz. Biz şuna inanıyoruz ki, Kıbrıslı Türklerin çıkarları zedelenmeksizin ve insan hakları çiğnenmeksizin çözüm yolları bulunup, ortaya konacak çaba bu noktalar üzerine yoğunlaşmalıdır. Ne Kıbrıslı Türklerin çıkarları zedelenmelidir ne de insan hakları sınırlandırmalıdır.

   Akar: Herkesin evine döneceği bir formülü Kıbrıslı Türkler kabul ederse o zaman Kıbrıs sorunu çözülür mü? Diğer konularda uzlaşma sağlanabilir mi?

   Kiprianu: Bu temel bir mesele. Düşüncemiz “göçmenler” dediğimizde yerlerinden olmuş olanlardır. Her iki tarafın toplumlarını kastediyoruz. Her iki taraf göçmenlerinin kendilerinin karar vermesi hakkının sağlanmasını savunuyoruz. Göçmenler kendileri geriye dönüp dönmeme hakkına sahip olsunlar istiyoruz ve bizim kanaatimize göre dönmeyecek göçmen sayısı çok olacaktır.

Akar: Bunlar ABD, AB ve Brüksel tarafından onay buluyor mu?

Kiprianu: Kıbrıs sorununun çözümünde biz ABD, AB ve Britanya’nın veya başka bir ülke veya gücün ne istediğinden ziyade uluslararası hukukta, Avrupa hukukunda ne denildiğini ve Kıbrıslı Türk ve Rumların çıkarına neyin geldiğine bakıyoruz. Elbette Amerikan ve İngilizlerin ne dediklerini dikkate alıyoruz. Ancak, eminiz ki Kıbrıs Türk tarafı bu öneriyi kabul ettiği takdirde ABD’nin herhangi bir itirazı olmayacaktır.

“Maraş iade edilsin, Mağusa limanı açılsın”

Akar: Maraş konusu son zamanlarda çok ısıtılıyor. Açık bir şekilde bu kentin eski sakinlerine iadesi Türkiye’den istendi mi? Kıbrıs Rum tarafı veya Yunanistan ile AB tarafından resmi bir talep oldu mu?

   Kiprianu: Hristofiyas Mağusa’nın kapalı kenti ile ilgili bazı inisiyatifleri bugüne kadar yaşama geçirtti. Bunlardan biri geçen yılın mayıs ayında olan inisiyatifti. Yakın zamandaki inisiyatifi de Kıbrıs Türk tarafına sunmuş olduğu üçlü öneridir. Cumhurbaşkanın önerilerinin birincisi, kentin yasal sakinlerinin evlerine dönebilmeleridir. Mağusa limanı açılsın ve iki belediye başkanı geçmişte de olduğu gibi olsun ve AB gözetiminde bu liman çalışsın.
   Bu önerinin yaşama geçmesi doğrudan ticarete yardımcı olacaktır. Doğrudan ticaretin yapılması sağlanacaktır. Bundan da Kıbrıs Türk toplumu yararlanacaktır. Ancak, Türkiye’yi de teşvik etme bağlamında Hristofiyas’ın bir önerisi daha oldu. Eğer Türk tarafı bu öneriyi kabul ederse, bu durumda bizim tarafımızdan geçen aralık ayında dondurulmuş olan Türkiye’nin AB sürecindeki altı başlığının açılmasını önerdik. Ancak, Türk tarafı ne yazık ki bu öneriyi reddetti

Akar: Kıbrıs Türk tarafı veya Ankara bir karar verip Maraş’ı Türk yönetiminde açarsa veya eski sakinlerine bu yönetim altında kente dönme çağrısı yaparsa sizin tepkiniz ne olur?

   Kiprianu: BM’nin 1984’deki 550 sayılı kararı bunun tam zıttını söylüyor. BM kararlarını bizim ihlal etmemiz söz konusu olamaz. Ümit ediyorum ve diliyorum ki uluslararası camiadan da BM’nin aldığı bu kararı; kendilerinin bizzat onaylamış oldukları bu kararı ihlal etmeyeceklerdir. Böylesi bir hareket “olumlu bir hareket” olmakla sınırlı kalacaktır.

Akar: Mülkiyet konusunda bir uzlaşı görünmüyor gibi. Bu konuda bir uzlaşma sağlanamazsa müzakereler durur mu yoksa başka bir konuya mı geçilir?

   Kiprianu: Eğer müzakereler kesilirse biz neyi talep edeceğiz. Müzakerelerin yeniden başlamasını mı? Bizim gerek Türkiye’ye gerekse Kıbrıs Türk liderliğine yaptığımız çağrı şu; Kıbrıs sorununun en kısa süre içerisinde çözümü kendilerinin de çıkar ve lehlerine olacaktır. Taksim yaklaşımını ve benzer anlayışları terk ederek Hristofiyas ile işbirliği yapsınlar ve üzerinde anlaşmaya varılan çerçeve içerisindeki önerilerle müzakerelere gelsinler.

“Erdoğan bizi ikna edemedi”
Akar: Türkiye’deki referandumun sonuçlarından memnuniyet belirttiniz. Recep Tayyip Erdoğan’ın bundan sonra ne yapmasını istersiniz?

   Kiprianu: AKEL olarak Türkiye’nin AB’ye tam üyelik sürecini destekliyoruz. Bu bizim bilinçli olarak tercih ettiğimiz bir siyasi tutumdur. Eğer Türkiye AB standartlarına uygun bir biçimde hareket ederse bu Türkiye halkının lehine olacaktır. Ayrıca Kıbrıs’ta da her iki tarafın lehine olacaktır. Elbette biz şunu da ifade ediyoruz; Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini desteklememizin şartı Türkiye’ni de Kıbrıs sorununun çözümünde yardımcı olmasıdır.
   Ne yazık ki Sayın Erdoğan şu ana kadar Kıbrıs sorununun çözümüne hazır olduğuna dair bizi ikna etmiş değil. Sözleriyle yaptığı açıklamalarıyla her zaman değil zaman zaman olumlu tutumlar ortaya koyuyor. Ancak, pratikte gerçekten Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen somut bir harekete bulunmuş değil. İster, bunu yapmasının sebebi yakın bir süre içerisinde 9 ay sonra yapılacak olan milletvekilliği seçimleri olsun ister sayın Erdoğan’ın görüşü bu olsun, pratikte bizim açımızdan somut bir hareket olmadığı sürece Kıbrıs sorununun çözümü yönünde bir etkisi olmadığını görüyoruz

   Akar: Somut olarak Rum tarafı ne bekliyor? Türkiye’nin asker çekmesini ve Maraş’ı şartsız iade etmesini mi istiyorsunuz?

   Kiprianu: Bizi öncelikle ilgilendiren Kıbrıs sorununun çözümü. Sözünü ettiğiniz hareketler sadece havanın iyileşmesine yardımcı olabilir, sorunun özünün çözümüne ilişkin değil. Bizim arzumuz Türk tarafının müzakere masasına üzerinde anlaşmaya varılmış olan çerçeve içerisindeki önerilerle gelmesidir. Elbette ki iyi niyetle yapılan her hareket memnuniyetle kabul edilecektir. Ancak bizim açımızdan önemli olan Kıbrıs sorununun çözümüdür. Bir an şunu düşünün; Kıbrıs’ta çözüm sonrası koşulları barış koşullarını düşünün… Bu koşullarda yaşam, her şey, her iki taraf için de ne kadar çok değişecektir. Herkes için güvenlik ve istikrar gelecektir… İlerleme ve refah koşulları oluşacaktır…

“NATO, EOKA B, Cunta ve Türkiye suçludur”

   Akar: Hristofiyas son demeçlerinde iki ana vatanı da suçladı ve güneydeki faşistlerden sert tepki gördü. “Anavatanlar Kıbrıs’ın bu hale gelmesinden suçludur” diye ifadeler kullandı sayın Hristofiyas. Bu zamanlama çok önemlidir. Hristofiyas neden bu zamanı seçti? Bu çözümün bir işareti mi?   

   Kiprianu: Hristofiyas çözüme ulaşmanın koşullarını yaratma amacıyla ve varılacak olan çözümün desteklenmesi amacıyla hareket ediyor. Kıbrıs’ta ne olduğu hakkında gerçekleri halka söylemek zorundayız. Yunan Cuntası ve EOKA B, NATO tarafından planlanmış olan darbeyi Kıbrıs’ta yaptılar. Türkiye bu vesileyle aradığı fırsatı buldu. Adayı işgal etti ve o zamandan beri adayı istila ediyor. Tarihi gerçek budur. AKEL bunu o zaman da dile getirdi bugün de dile getiriyor. Hristofiyas da bunu söylüyor. Kıbrıs Rum toplumu içerisindeki partilerden ve ortaya konan tepkilerden dolayı biz üzüntü duyuyoruz. Daha çok bizi üzen de kimilerinin de çıkmaza götüren tezleri tercih etmeleridir. Bazı partilerin Kıbrıs sorununda çözüme götürmeyecek olan tezleri desteklemesinden üzüntü duyuyoruz. Kıbrıs Rum toplumunda var olan tüm olumsuz havaya rağmen Hristofiyas çözüm yönünde ilerlemeye kararlıdır. Ancak, gerek çözüm konusunda anlaşmaya varılabilmesi için gerekse çözümün daha sonrasında bu çözümün uygulanabilmesi için, çözümün ilkeler temelinde olmasında Hristofiyas ısrar ediyor. Türk tarafı, tüm bu güçlükleri görerek, bir kez daha belirtmek isterim ki müzakere masasına, BM kararlarına ve yüksek düzey anlaşmalarına, uluslararası hukuk ve AB hukukuna uygun önerilerle gelmelidir.

   Akar: Hristofiyas’ın bazı gerçekleri geç de olsa itiraf etmesi önemlidir... Fakat bu gerçekler neden okullarda gençlere anlatılmıyor? Bir EOKA B’nin ve Grivas’ın neler yaptığı mesela… Eğitim Bakanlığı şimdi sizin yönetiminizde. Bunları ne zaman Rum gençlerine anlatacaksınız?

   Kiprianu: Öncelikle şunu dile getireyim bu ilk kez söylenmiyor. 1974’ten bu yana AKEL sürekli bunu dile getiriyor. Ancak, şunu da ifade etmek istiyorum ki Kıbrıs Türk toplumunda da pek çokları gerçekleri olduğu şekliyle dile getirmiyorlar. Ne Türk istilasından ne de Türkiye’nin işgalinden söz ediyorlar. Okullarda tarihi gerçekliğin öğretilmesi konusunda eğitim sisteminde bir zaaf mevcuttur. Bu konuya ilişkin olarak biz geçmişte siyasal partilerle tartıştık. Biz AKEL olarak geçmişin hatalarından gelecekte kaçınılmasını arzuluyorsak tarihi gerçeklerin okullarda öğretilmesi şarttır. Biz tarihi gerçeklerin öğretilmesi konusunda ısrarlı olacağız. NATO’nun, Yunanistan Cuntası’nın, EOKA’nın ve elbette Türkiye’nin Kıbrıs’ta neler yaptığının öğrenilmesi konusunda ısrarlı olacağız.

 

   Akar: Hristofiyas’ın ses getiren açıklamasından hemen sonra bir ikinci itiraf da eski Rum liderlerinden Glafkos Klerides’ten geldi ve Kıbrıslı Türkleri 1963’ten sonra tecrit etmenin hatalı bir politika olduğunu söyledi. Bu konudaki yorumunuz nedir?    
        
   Kiprianu: Sayın Klerides’in dedikleri hakkında düşüncemi söylemeden önce bir şeye işaret etmek istiyorum. NATO’nun, Yunanistan Cuntasının, EOKA B’nin de çok büyük sorumlulukları var ancak tüm bunlar 36 yıl boyunca devam etmekte olan işgali hiçbir biçimde haklılaştırmıyor. Bizim düşüncemize göre 1960’ta Kıbrıs bağımsızlığını kazandığında ciddi hatalar oldu. Bilindiği gibi biz o dönemde Zürih ve Londra anlaşmalarına karşıydık. Ancak, bazı sınırlamalar da olsa bir bağımsızlığın Kıbrıs halkı için bir kazanım olduğu düşüncesiyle hareket ettik ve bu bağımsızlığı destekledik. İki toplumda da aşırı uçtaki milliyetçi çevreler bu bağımsızlık aşamasını bir geçiş aşaması olarak gördüler. Kıbrıs Rum toplumu içindeki aşırı milliyetçi çevreler bu bağımsızlığı ENOSİS’e varmak için bir ara aşama olarak gördü. Kıbrıs Türk toplumu içindeki milliyetçi çevreler de taksime varmak için bunu bir araç olarak gördüler. 1963’teki sorunlar bu noktalardan kaynaklandı ve ardından da hatalar olduğu düşüncesindeyim. Kıbrıslı Rumlar’ın Türklere yüksekten bakmaması lazımdı. Kıbrıslı Türkler bizimle ayni toprakların evlatlarıdır. Kıbrıslı Rumlarla ayni siyasal haklara sahip olmalıdır. Elbette ki matematiksel eşitlikten söz etmiyorum. Ama Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türkler ayni siyasal haklara sahip olmalıdır diyorum.

Tüm Kıbrıs halkına özür borcu var

   Akar: Klerides ve onun gibi liderlerin hayatının bu sayılı günlerinde sizce Kıbrıslı Türklere bir özür borcu yok mudur?

   Kiprianu: Öncelikle şunu belirteyim, bu kişiler tüm Kıbrıs’a ve Kıbrıs halkının tümüne özür borcu olan kişilerdir. Bu dediğim kişiler yanlış biçimde hareket etmiş olanlardır. Ancak, benim düşünceme göre geçmişe yapışıp kalmamalıyız. Önemli olan ileriye bakabilmektir. Biz ülkemizi ve halkımızı yeninden birleştirebilir miyiz? Kıbrıs halkının değil başkalarının çıkarlarına olan planları bir kenara itip Kıbrıs halkının çıkarlarına olacak çözümler yönünde ilerleyebilir miyiz? Hristofiyas ve AKEL bunu yapmaya hazırdır. Eğer çözümü istiyorsak sadece bu şekilde ilerleyebileceğimizi Türkiye ve Kıbrıs Türk liderliğinin anlaması lazım. Konfederasyon çözümü ya da iki ayrı devletli çözüm anlayışlarını terk etmeleri gerekiyor. Çünkü böylesi bir ısrar Kıbrıslı Türklerin de çıkarlarının aleyhinedir. Halkımızın büyük çoğunluğunun da aleyhinedir.

   Akar: Kuzeyde son zamanlarda çok büyük yatırımlar yapılıyor. Bunlar çoğunluğu Türkiyeli yatırımcılardır. Güneyde olmayan 5 yıldızlı oteller inşa ediliyor. Bu çözümsüzlüğün bir sonucu olabilir mi? Yoksa bu tür uluslararası yatırımlar çözüme yardımcı olur düşüncesinde misiniz?

   Kiprianu: Bu yatırımların ardında Yunan sermayesi var mı bilmiyorum. Ancak, eğer sizin dediğiniz gibi oluyorsa, Kıbrıslı Rumların toprakları üzerine bu tür oteller inşa ediliyorsa, yani Kıbrıs Cumhuriyeti’nin işgal altındaki topraklarında bu tür oteller inşa ediliyorsa; bu, Kıbrıs sorunu yönünde isteklerinin olmadığı yönündedir. Yani 2010 yılının sonuna kadar çözüm konusunda iyimser havada ortaya atılmış bir havayi fişekten fazla bir şey olmadığının kanıtıdır eğer bunlar oluyorsa. Bu şekilde yapılacak olan tek şey istikrarsızlığın sürdürülmesi olacak ve her iki taraf arasında yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olacaktır. Eğer kendimizi düşünmüyorsak en azından çocuklarımızı düşünerek hareket etmeliyiz. Gelecekte çocuklarımız bir çatışma sürecine sürüklenebilirler.

   Akar: Liderlerin çözüm konusunda uzlaştığını ve yeni bir referanduma gidiyoruz diyelim. Kıbrıslı Rumlar iki toplumlu biz çözüme hazır mı? Çünkü, kamuoyu yoklamalarında sürekli çözüme destek azalıyor. Sizler de yaptığınız basın toplantısında Rum gençlerin kamplarda eğitildiğini söylediniz.

   Kiprianu: Birincisi Hristofiyas’ın anlaşmaya varması için çözümü oluşturan unsurlar ve çözümün içeriğinin iyi olması gerekecektir. İyi bir çözümü, iyi niyetli bir çözümü Kıbrıslı Rumların destekleyeceğinden eminim. Ancak çözümün uygulamaya geçirilmesinde pek çok güçlükler ortaya çıkacaktır. Bu nedenle de bu güçlükler karşısında dayanabilmesi için çözümün iyi olması lazım.

KIBRIS 10/10/10

 

Arazi Kıbrıslı Türklerin

Hollanda ve Malezya’dan iki büyük şirket Güney’deki Vasilikon bölgesine 400 milyon Euro’luk yatırım yapacak .

Akaryakıt depolanması konusunda dünya çapında dev şirketler kategorisinde oldukları belirtilen Hollanda’nın ‘Vitol’ ile Malezya’nın ‘Petronas’ tarafından ortaklaşa kurulan “VTTI” (Vitol Tank Terminals International) Güney Kıbrıs’a büyük yatırım yapmaya hazırlanıyor.
   Politis gazetesinin manşetten verdiği haberde “VTTI” şirketinin Larnaka’nın Vasiliko bölgesinde 100 milyon Euro’yu bulacak ve tüm bölge ülkelerine akaryakıt sağlayabilecek kapasitede olacak bir yatırım yapma niyetinde olduğunu, yatırım miktarının 400 milyon Euro’ya çıkacağını duyurdu.
   VTTI şirketinin “Kıbrıs’ın ekonomik münhasır bölgesinde” mevcut olduğu ileri sürülen doğalgaz yataklarına göz diktiğini, bu amaçla yatırım miktarını 100 milyon Euro’dan, 400 milyon Euro’ya çıkardığını yazan gazete, Rum hükümetinin de aynı bölgede bir akaryakıt depolama merkezi kurma kararı aldığını duyurdu.
   Politis gazetesi, VTTI şirketinin, Vasiliko bölgesindeki 500 dönümlük arazi için kilise ile pazarlık yaptığını belirtirken, KIBRIS’a bilgi aktaran bir Rum kaynağı “arazinin gerçek sahibi Kıbrıslı Türklerdir, fakat bu gelişmelerden haberdar değillerdir” dedi.
   Vasilikon’da arazisi bulunan Kıbrıslı Türklerin, en kısa sürede ortaya çıkması ve olaya müdahale etmeleri bekleniyor.

Patronlar, Güney’e ziyaret gerçekleştirecek

   Politis gazetesi, arazi konusunun çözüme kavuşması için VTTI ortakları olan Vitol şirketinin yönetim kurulu başkanı Ian Taylor ve Petronas şirketinin CEO’su Nasarudin Bin Md İdris’in, 20 Ekim tarihinde Güney Kıbrıs’a geleceğini yazdı.
   Habere göre, Taylor ve İdris, Rum hükümeti ve diğer yetkililerle temaslarda bulunacaklar.
   Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve bakanların, 20 Ekim’de söz konusu şirketler tarafından yapılacak büyük resepsiyona davetiye almış olduklarını da vurguladı.
   Haberde ayrıca, Rum Bakanlar Kurulu’nun önceki günkü toplantısında, “Public, Private, Partnership”, yani devlet ve özel sektörün ortaklığıyla akaryakıt depolama tesisinin kurulması ve ilgili büyük şirketlere yatırım için davetiye gönderilmesi için üç bakanlı bir komite kurulması kararına varıldığı belirtildi.

KIBRIS 10/10/10

 

Uluslararası Adalet Divanı’nın, Kosova’ nın bağımsızlığına ilişkin kararı ve KKTC ye olası etkileri (1)

 

Uluslararası Adalet Divanı (UAD)’ın  22 Temmuz 2010 tarihli kararı
Kosova’nın 17 Şubat 2008 tarihinde  bağımsız bir devlet olduğunu ilan etmesi üzerine Sırbistan,  Uluslararası Adalet Divanı(UAD)’a başvurmuş ve  kararın uluslararası hukuka aykırı olduğunu iddia etmişti. UAD, 22 Temmuz 2010 tarihinde  açıkladığı  tavsiye niteliğindeki görüş ile Kosova’nın  bağımsızlık ilanının  uluslararası hukuka aykırı olmadığına karar vermiştir. Bu karar  Kosova’yı tanımış olan 69  devlete moral destek sağlamıştır. Karardan sonra Kosova’yı tanıyan devletlerin sayısında artış olması beklenmektedir.

Karar, dünya devletleri tarafından  büyük ilgi ile karşılanmıştır. Devletlerin bağımsızlığı konusu sadece Kosova’yı değil birçok dünya devletini ilgilendirmektedir. Çünkü dünyada bağımsızlık talep eden ve bunun için çaba harcayan başka ülkeler de vardır. Acaba Kosova kararı bu ülkeleri  nasıl etkileyecektir. Herkesin kendi kendine sorduğu ve yanıtlamaya çalıştığı  soru budur.
Bağımsızlık ilan eden ve tanınması söz konusu olan diğer devletlerin başında  KKTC gelmektedir. Kosova davasında gerek mahkeme kararında ve gerekse devletlerin mahkemeye sundukları görüşlerde  KKTC ye değinilmiştir. KKTC nin bağımsızlığı bazen açıkça, bazen isim vermeden tartışılmıştır.  Bu durumda  bizim de Kosova kararını büyük bir dikkatle incelememiz ve tartışmamız  gerekiyor değil mi?
Kosova kararının açıklanması, Kıbrıs Rum kesiminde KKTC nin tanınacağı yönünde kaygılara neden olmuştur. Bu kaygılar  ciddi boyutlarda olmalı ki o tarihlerde  Güney Kıbrısı ziyaret etmekte olan Alman Dışişleri Bakanı Westerwelle Rumlara kaygı duymamalarını  kararın Kosova’ya özgü bir karar olduğunu ve Kıbrıs’ı etkilemeyeceğini  söyleme gereği duymuştur. Westerwelle’ nin açıklamasının Kıbrıs Rum Yönetimini ne ölçüde rahatlattığını bilmiyoruz. Ancak şunları söyleyebiliriz. Westerwelle’nin görüşleri kesin veya doğru olmaktan uzaktır . Kosova kararının bağımsızlık talep eden diğer  ülkeleri ve KKTC yi etkileyip etkilemeyeceği tartışma konusudur ve uzun süre tartışılacaktır.
 Kosova kararını incelemeye başladığımız zaman daha ilk bakışta ilginç özelliklerle karşılaşırız.
Kararın tavsiye niteliğinde görüş olması
Kosova kararının   ilk dikkati çeken özelliği normal bir mahkeme kararı olmayıp tavsiye niteliğinde  görüş olmasıdır.  Kosova davasında izlenen  bu yargılama yöntemi, diğer yargı organlarında pek görülmeyen ve mahkemelerin genellikle  uygulamaktan kaçındıkları bir  yöntemdir. Acaba bir mahkemenin tavsiye niteliğinde  görüş  vermesi ne anlama geliyor? Arzu ederseniz öncelikle bu konu üzerinde duralım.
 Normal davalarda  davacı ve davalı olmak üzere iki  taraf  bulunur. Mahkeme tarafları dinledikten sonra iki taraf arasında  sorunu çözen bir karar verir. Verilen kararı icra etme olanağı vardır.  Davayı kaybeden hükme uymayı reddederse kazanan taraf  devlet gücünü kullanarak bu hükmü icra ettirebilecektir.  Halbuki tavsiye niteliğindeki görüşte bu özellikler yoktur. Tavsiye niteliğindeki görüşlerin daha çok akademik bir soruya yanıt verdiğini söyleyebiliriz. Buna rağmen verilen görüşün  birçok  kişiyi etkilemesi söz konusudur. Mahkemenin görüşüne uyanlar hukuka uygun hareket etmenin rahatlığına kavuşurken diğerleri ters düşmenin rahatsızlığını yaşayacaklardır.
Mahkeme kararlarının emsal olması
 Mahkeme kararlarının en önemli  özelliği  emsal olma özelliğidir.  Bir  mahkeme dinlediği   davada  sonuca ulaşmak için  bazı gerekçeler göstermek zorundadır .  Bu gerekçeler daha sonra yine aynı mahkemeyi bağlamaktadır. Çünkü  mahkemelerin  benzer davalarda farklı gerekçeler göstererek farklı sonuçlara varması  kabul edilemez.  Eğer kararı veren yüksek bir mahkeme ise gösterdiği gerekçeler daha altta bulunan diğer mahkemeleri de bağlayacaktır. Dolayısıyla yargıda  benzer davalarda  benzer sonuçlar ortaya çıkma, yani verilen bir kararın benzer davalara emsal olma özelliği  vardır.
Mahkeme kararlarının  bu  özelliği nedeniyle dava açanlar kendi olaylarını geçmiş mahkeme kararlarındaki olaylarla  kıyaslarlar  ve  “o davada  şöyle karar verildiğine göre bu davada da benim lehime karar verilmesi gerekir” diye argüman  yaparlar. Tavsiye niteliğinde görüşlerde teorik olarak bu özellikler yoktur. Buna rağmen Kosova kararını incelediğimiz zaman bağımsız hareketlerini etkileyecek görüşlerle dolu olduğunu görürüz.
UAD ın Kosova davasını dinleme yetkisi
UAD, Birleşmiş Milletlere bağlı olan ve devletleri yargılayan bir mahkemedir. Bir davayı dinleyebilmesi için iki devletin anlaşarak birlikte UAD a başvurmaları gerekir. Devletlerin mahkemeye başvurma konusunda anlaşamamaları durumlarda ise  Birleşmiş Milletler bir yöntem düşünmüş ve Uluslararası Adalet Divanı Sözleşmesinin 65.ci maddesinde yetkili bir kuruluşun müracaat etmesi üzerine  UAD ın yasal konularda, tavsiye niteliğinde görüş verebileceğini kabul etmiştir.
İlk aşamada Sırbistanın açtığı davayı  UAD ın dinlemesi mümkün değildi. Çünkü diğer devlet, yani Kosova davanın dinlenmesini kabul etmemişti. Daha doğrusu Kosovanın bağımsız devlet olması henüz kesinlik kazanmadığı için kabul beyanının geçerli olup olmayacağı tartışmalıydı. Bu nedenle  BM genel kurulu Sırbistan’ın açtığı davada 65.ci maddeye dayanarak UAD ın  tavsiye niteliğinde görüş vermesini talep etmiştir.
Kosova kararı KKTC için emsal olacak mı?
İlk bakışta tavsiye niteliğinde bir görüşün yargının bağlayıcılık ve emsal oluşturma özelliklerini taşımayacağını düşünebiliriz. Buna ek olarak Kosova davasında mahkemenin de genel bir kural koymaktan kaçınarak Kosova ya özgü bir karar verme çabası içine girdiğini söyleyebiliriz. Buna rağmen Kosova kararının emsal olma özelliği olacaktır.  Çünkü emsal olma yargının doğasında vardır. Mahkeme ne kadar önündeki meseleye özgü bir görüş verme çabası içine girerse girsin, sonuçta diğer ülkelerin bu olayı kendi durumları ile kıyaslamaları ve buna göre talepte bulunmaları kaçınılmazdır. Kosova kararından hemen sonra başlayan tartışmalar da bunu göstermektedir.
 Acaba Kosova kararı KKTC yi ve Kıbrıs Türk Halkını nasıl etkileyecektir? Bu soruyu yanıtlamak için bir yazı dizisi hazırlamış bulunuyorum.  Arzu ederseniz bu konuyu  çeşitli boyutları ile birlikte inceleyelim ve  soruyu birlikte yanıtlamaya çalışalım.
Kosova davasının  ilginç diğer bir özelliği birçok devletin davaya katılarak bağımsızlık konusundaki görüşlerini açıklamış olmalarıdır. Bu görüşlerin  mahkeme kararı kadar ve belki de  daha fazla bağımsızlık hareketlerini etkilemesi söz konusudur.  Çünkü bir devletin ileride benzer bir bağımsızlık talebi ile karşılaştığında Kosova davasında öne sürdüğü görüşlerden farklı ve  çelişkili  iddialar yapması büyük rahatsızlık yaratacaktır.
Örnek olarak İngiltere Hükümetinin mahkemeye sunduğu görüşlere bakalım.
İngiltere’nin Mahkemeye sunduğu görüş
İngiltere Hükümeti Kosova’nın bağımsızlık ilanını desteklemiş ve özetle öyle demiştir: “Sırbistan,  Kosova’nın  bağımsızlık ilanını geri almasını ve iki taraf arasındaki  müzakerelerin devam etmesini talep etmektedir.  Halbuki müzakerelerin bir sonuç vermeyeceği anlaşılmıştır. Sırbistan, Kosova’nın bağımsızlık ilan etmesine neden olan olayları görmezlikten gelmektedir ve saati  geri almaya çalışmaktadır. Bir mahkeme,  ayrılan eşlerin tekrar birlikte yaşamaları  için emir veremeyeceği gibi ayrılan devletlerin bir araya gelmeleri için de emir veremez.” 
 İngiltere’nin  Kosova davasında  öne sürdüğü bu görüşler  KKTC’nin bağımsızlığını destekleyen görüşlere tıpatıp benziyor değil mi?  Bu durumda sormamız gerekiyor: Bir gün KKTC , İngiltere’den tanınma talep ederse   İngiltere Hükümeti  hangi gerekçe ile tanımamazlık edebilecektir. KKTC yi tanımamak için hangi gerekçeyi öne sürerse sürsün Kosova davasında öne sürdüğü gerekçelere ters düşecek  değil mi? Bunu yapması halinde iki halk ve iki ülke arasında çifte standart uygulamış ve diskriminasyon yapmış olmayacak mı?
 Özetlersek Kosova davası ve kararı KKTC’nin bağımsızlığı lehinde  kullanılabilecek görüşlerle  doludur.  Bu görüşlerin  yerinde kullanılması halinde Kıbrıs Türk Halkının  büyük yarar sağlaması söz konusudur. Hata yapılması halinde ise fırsatlar yitirilecek ve büyük zarar görülecektir.
   Bu yazı dizisinde Kosova kararının çeşitli yönlerini  birlikte inceleyeceğiz.
   Yarın kararı büyüteç altına alıp nasıl bir karar verildiğini anlamaya çalışacağız. (devam edecek)

KIBRIS 10/10/10

 

 

ÇARŞAMBA GÜNÜ GÖRÜŞÜYORLAR

   

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla devam eden müzakereler çerçevesinde bir aylık aradan sonra 13 Ekim Çarşamba günü bir araya gelecek.

TAK’ın haberine göre, 13 Ekim’de 11:00 ile 13:00 saatleri arasında görüşecek liderler, 19 Ekim’de saat 10:00’da yeniden buluşacak.

Cumhurbaşkanlığı’nın liderler seviyesinde daha çok görüşme önerdiği, ancak Kıbrıs Rum tarafının sadece 13 ve 19 Ekim’i kabul ettiği öğrenildi.
Birleşmiş Milletler tarafından, BM kontrolündeki bölgede görüşmeler işin tahsis edilen binada bir araya gelecek liderlerin, görüşmelerde, mülkiyet konusunu ele almaya devam etmeleri bekleniyor.

10 EYLÜL GÜNDEMİNDE MÜLKİYET VARDI

Liderler 10 Eylül’de gerçekleştirdiği son görüşmede, birbirlerine mülkiyetle ilgili sundukları öneriler üzerinde tartışmışlardı.
Eroğlu ile Hristofyas, 14 Ekim’de ise, Yeşilırmak-Pirgo yolu ve sınır kapısının açılışına katılacak.
Bu arada Cumhurbaşkanı Eroğlu ve Kıbrıs Rum Lideri Hristofyas’ın temsilcileri, 15 Ekim’de bir araya gelecek.
Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafının 11 Ekim Pazartesi günü temsilciler seviyesinde görüşme teklifini de geri çevirdiği öğrenildi.

STAR KIBRIS 10/10/10

 

RUMLAR KKTC VE ANTALYA’DA 8 MİLYON TÜRKLER GÜNEY’DE 13 MİLYON EURO HARCADI

   

Rumların, yılın ilk 9 ayında, KKTC’de ve Antalya’da kredi kartlarıyla 8 milyon 130 bin Euro harcadığı belirtildi. Kıbrıslı Türkler ise aynı dönemde Güney’de 13 milyon harcadı

Rumların, yılın ilk 9 ayında, KKTC’de ve Türkiye’nin turistik Antalya kentinde kredi kartlarıyla yaptıkları toplam harcamanın, 8 milyon 130 bin Euro olarak gerçekleştiği bildirildi.
Fileleftheros Gazetesi, “Kıbrıslı Rumlar Türkiye’de Milyonlar Savuruyor... Antalya’da Oteller, Havayolu Şirketleri ve Eğlence” başlıklı haberinde, JCC’nin son verilerine dayanarak, Rumların KKTC ve Antalya’da yaptıkları toplam 8 milyon Euro’luk harcamanın 1 milyon 760 bin Euro’luk kısmının otel konaklamaları, 1 milyon 620 bin Euro’luk bölümünün eğlence ve 1 milyon 480 bin Euro’luk bölümünün ise havayolları şirketlerine ödendiğini yazdı.

BİR AYDA KUMARHANELERDE 133 BİN EURO

Gazete, JCC’nin kredi kartları işlemleriyle ilgili verilerine dayanarak Rumların bir ay (Eylül) içerisinde KKTC’deki kumarhanelerde toplam 574 kredi kartı işlemi yaptırarak 133 bin Euro harcadıklarını yazdı.
Habere göre, yine KKTC’deki otellerde ikamet maksadıyla 689 kredi kartı işlemi yapıldı ve bu amaç için toplamda 177 bin 618 Euro harcandı. Rumlar kredi kartlarını Ercan Havaalanı üzerinden Türkiye’ye gitmek amacıyla uçak bileti alımlarında da kullanıyorlar. Eylül ayında bu maksatla 497 kredi kartı işlemi yapıldı ve yaklaşık 160 bin Euro harcandı.
Gazete Rumların Türkiye’de yaptıkları harcamalar da eklendiğinde bu meblağın 206 bin 618 Euro’ya ulaştığını kaydetti ve Rumların eylül ayında KKTC’de kredi kartlarıyla yaptıkları toplam harcamanın 1 milyon 82 bin 561 Euro olarak gerçekleştiğini haberine ekledi.

TÜRKLERİN GÜNEY’DEKİ HARCAMALARI

Gazete, Kıbrıslı Türklerin Rum tarafında kredi kartlarıyla yaptığı toplam alışverişlerin ise, 13 milyon Euro’ya ulaştığını yazdı. Gazeteye göre, bu meblağın 2 milyon 850 bin Euro’luk bölümü süpermarketlerde, 2 milyon 400 bin Euro’luk bölümü konfeksiyon ve 2 milyon 50 bin Euro’luk bölümü de ev eşyası alışverişlerinde harcandı.


KREDİ KARTLARININ SAHTELENDİĞİ İDDİASI

Gazete, KKTC’de kumarhanelere gelen Rumların, kredi kartlarının sahtelendiği ve kullanıldığını da iddia etti.
Gazete, KKTC’deki kumarhanelerin müdavimlerinden olan bir Rumun, Girne’deki bir bankanın otomatik para çekme makinesinde (ATM) kullandığı kredi kartının, bu işlem sırasında kopyalandığını ve kendisinin bilgisi olmadan, hesabından harcama yapıldığının saptandığını ileri sürdü.
Hesap özetlerinde kendisi tarafından yapılmamış harcamalar gören Rumun konuyu Rum polisine ve KKTC’de şikayet ettiğini yazan gazete, Rumun, ATM’lere mikro kamera yerleştiren bazı kişiler tarafından kredi kartlarının kopyalarının alındığı yanıtını aldığını ve bunun üzerine bankasıyla irtibata geçerek kredi kartını iptal ettirdiğini öne sürdü. Gazete, benzer olaylar dolayısıyla kredi kartlarını iptal ettiren başka Rumlar da bulunduğunu savundu.

STAR KIBRIS 10/10/10

 

RUSYA İLE ANLAŞMALARDAN KİM KAZANÇLI ÇIKACAK?

   

Güney Kıbrıs’ın Rusya ile imzaladığı anlaşmaların Güney ekonomisinin güçlenmesini sağlayacağı belirtildi.

Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’in Güney Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyarette, iki ülke arasında imzalanan anlaşmaların Güney Kıbrıs’ın ekonomisinin güçlenmesini sağlayacağı belirtildi.

Simerini gazetesi, “Rusya İle Yapılan Anlaşmalardan Kim Kazançlı Çıkıyor – Kıbrıs-Rusya Birliği Başkanı Pilidis Açıklıyor – Ekonominin Pek Çok Bölümü Güçleniyor” başlıklarıyla manşetten verdiği haberinde, Güney Kıbrıs’ın Medvedev’in gerçekleştirdiği ziyareti iyi bir şekilde değerlendireceğini ve iki ülke arasında imzalanan anlaşmalarla Rum ekonomisinin büyük kazanç sağlayacağını yazdı.

Gazete, iki ülke arasında çifte vergilendirmenin önlenmesiyle ilgili imzalanan anlaşmayla Güney Kıbrıs’ın artık iyi bir isme sahip olacağını, Rus Hükümetinin “kara listesinden” çıkacağını kaydetti ve “kara listeden” çıkışın 2011 yılının Ocak ayında olmasının beklendiğini, çünkü anlaşmanın önce Rusya Duması tarafından onaylanması gerektiğini belirtti.

KEVE’NİN YARDIMI İLE ŞİMDİ ÇOK DAHA KOLAY

Gazete, çifte vergilendirmeyle ilgili imzalanan anlaşmanın dışında, Rum Ticaret ve Sanayi Odası (KEVE) ile Rusya Devlet Kayıt Odası arasında imzalanan anlaşmanın da önemli olduğunu kaydetti.
Rum Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Manthos Mavromatis, gazeteye yaptığı açıklamada, Devlet Kayıt Odasının, Rusya’da çalışma izni isteyen yabancı şirketlerin akreditasyonundan yetkili olduğunu belirtti.
Geçtiğimiz gün Rusya’da imzalanan anlaşmayla, Rusya’da faaliyet göstermek isteyen Rum ya da diğer şirketlerin KEVE’nin yardımı ile şimdi çok daha kolay bir şekilde söz konusu izini alabilmek için Rus Devlet Odasına başvurabileceğini ifade eden Mavromatis, şirketler KEVE’nin yardımı ile izin istediklerinde artık bu izinin alınmasında bir sorun ya da gecikmeyle karşı karşıya kalmayacaklarını söyledi.

GÜÇLÜ RAKİPLER KARŞISINDA AVANTAJ SAĞLANDI

Rum ve Rus Ticaret ve Sanayi Odaları arasında işbirliği anlaşmasının yenilenmesinin de önemine işaret eden Mavromatis, anlaşmayla Güney Kıbrıs’ın Malta, Lüksemburg, Hollanda gibi rakipleri karşısında avantaj sağladığını belirtti.
Medvedev’in ziyareti ve imzalanan anlaşmalarla Güney Kıbrıs’ı ve AB yatırım dünyasında iyi adını, güçlendirdiğini ifade eden Mavromatis, ayrıca Güney Kıbrıs’ın Rusya’ya yabancı yatırımların akışında bir kanal olduğuna işaret edildiğini anımsatarak tüm bunların Güney Kıbrıs’a yönelik bir güvenoyu olduğunu ifade etti.

STAR KIBRIS 10/10/10

 

SCHULZ İLE TÜZÜĞÜ GÖRÜŞTÜ

   

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Avrupa Parlamentosu Sosyalistler ve Demokratlar Grup Başkanı Martin Schulz’u kabul etti.

Önceki gün de Güney Kıbrıs’ta temaslarda bulunan Schulz ile Eroğlu’nun görüşmesi, yaklaşık bir saat sürdü.

Güney Kıbrıs basınına göre, Martin Schultz, Kıbrıs Rum lideri Dimitris Hristofyas ve Kıbrıs Rum siyasi parti liderleri ile önceki gün yaptığı görüşmelerde, 18 Ekim’de Avrupa Parlamentosu Hukuk Komitesi’nin gündemine gelecek olan Kıbrıslı Türklere yönelik “Doğrudan Ticaret Tüzüğünü” de ele aldı.

STAR KIBRIS 10/10/10

 

Nikiforos exercise cancelled

Published on October 10, 2010 CYPRUS MAIL

THE ANNUAL Nikiforos military exercise has been cancelled irrespective what Turkey does about its own exercise in the north, Defence Minister Costas Papacostas said.

Speaking before the United Nations General Assembly in September, President Demetris Christofias had suggested scrapping both Nikiforos and Toros to maintain a good climate in light of the ongoing negotiations.

“The president made this proposal for reasons of good will. What Turkey decides is another issue,” Papacostas said. “As regards us, I have given instructions for the preparations to stop.”

The minister said it was not proper to have talks and on the other hand conduct live-fire military exercises because they “create a climate of animosity.”

Meanwhile Christofias and Turkish Cypriot leader Dervis Eroglu will resume their talks on the Cyprus problem this week. The two leaders will continue their talks on the thorny property issue.

 

 

 

Our View: Russia is a good ally but no political saviour

Published on October 10, 2010 CYPRUS MAIL

THE Government Spokesman on Friday gave 10 out of 10 for this week’s visit by Russian President Dmitry Medvedev, and it would be churlish to disagree. There can be no doubting the importance – both symbolic and real – of such a high profile visit, the first ever by a Russian head of state.

A resurgent Russia is being courted by states across the world far more powerful than Cyprus, including many of the island’s European Union partners, attracted by its vast gas reserves and cash rich oligarchs in an age of increasing energy and financial austerity.

So the presence on the island of President Medvedev was an undoubted coup for President Demetris Christofias and his government, and the raft of agreements and army of accompanying business representatives that came in the President’s luggage represent a very real boost for the island’s economy and international financial standing as it seeks to claw its way out of recession.

Christofias’ overtly Communist background, his Soviet education and uncritical admiration of Russia are deeply unpalatable to many. Most, however, will acknowledge that there is a major difference between his ideology and his political practice as President of a capitalist country in the European Union; even his fiercest critics are unlikely to resent his use of those symbolic ties in order to lure Russian investment and political support to the island.

And there can be no doubt as to the economic importance of Russia to the island. Increasingly prominent in the banking, energy, financial services and property sectors, Russian investment in Cyprus has reached more than €12 billion in the past five years. Cyprus investment in Russia over the same period topped €37 billion, mainly through the reinvestment of Russian offshore money based in Cyprus.

But that status had been at risk: Russia was increasingly concerned the island was being used as a tax loophole for its citizens, with Cypriot authorities accused of failing adequately to cooperate with the Russian tax authorities. This week’s signature of a key double taxation agreement finally removes the blacklist threat hanging over Cyprus – both presidents underlining the transparency that would now further enhance economic cooperation.

“Our cooperation in the economic sector is developing dynamically,” said Medvedev, adding it was “not a one-way street”. And Christofias underlined the dynamism in relations: “It is with satisfaction that I note the development of a drive to deepen and broaden current links in the areas of the economy, trade, tourism and reciprocal investments,” the President said.

Throughout the week, the government has been keen equally to underline the political significance of the visit and its importance for the Cyprus problem. Russia had “reaffirmed its principles regarding the Cyprus problem”, the Government Spokesman said, adding it was in a position to press Turkey on the issue. The visit confirmed that “Cyprus has support in the international arena”, the Foreign Minister added.

Here, we are entitled to be sceptical. Medvedev’s statements on the issue were as neutral as could be. He said Cyprus had nothing to fear from Russia’s ties with Turkey, and that Russia’s position on the Cyprus problem remained unchanged, underlining Moscow’s support for a “united country with a single sovereignty and two communities”. There was no condemnation of Turkey, no mention of occupying forces.

Let’s be clear: Russia may be unlikely to pressure Cyprus to accept a solution it does not want (unlike the United States), but nor will it push Turkey to give way on Cyprus. Let’s not forget that for all the symbolism of this week’s visit, Moscow’s ties with Turkey are on every level more important than Cyprus. Indeed, Washington is if anything more likely to exert pressure on Ankara, because it is far more engaged in the search for a solution on the island.

In our satisfaction at Russian support, we must not forget that it is not Moscow that will unlock the gates of the Cyprus problem. It is in the European Union and Washington that a settlement is seen as imperative, and – like it or not – those are the powers that will push both Cyprus and Turkey for a settlement.

There is no doubt as to the importance of our economic partnership with Russia – a partnership that is driven by mutual self-interest. But we would be sorely deluded to see in Russia a political saviour, a counterpoint to the pressures we might face from some of our European partners. A country like Germany can afford to irritate its European partners through its sometimes cosy ties with Russia. A country like Cyprus cannot, and needs to remember that it is above all a member of the European Union.

As our leaders mark the 50th anniversary of the island’s independence, they would do well to remember that small countries seeking to play off the superpowers will always lose – as Cyprus learned to its tragic detriment in the Republic’s early years, flirting with the Soviet Union at the height of the Cold War to end up high and dry in 1974.

 

 

 

Limnitis: A new beginning

By Bejay Browne Published on October 10, 2010 CYPRUS MAIL

 

 

FOR the residents of Pyrgos the opening of Pyrgos-Limnitis crossing point is nothing short of a desperately sought lifeline.

The isolated village consists of the larger Kato Pyrgos and the smaller Pano Pyrgos, both of which nestle in the western foothills of the Troodos mountains and are accessed only by a steep narrow twisting road up from Polis, or an even more tortuous route across the mountains.

It currently takes residents of Pyrgos over three hours to get to Nicosia. Opening the Limnitis crossing will cut this down to under an hour. A large part of its inaccessibility is a result of the Turkish-controlled enclave of Kokkina on the coast to the south of Pyrgos, forcing visitors to go on a picturesque but long detour inland.

Ellie Petrou is 43 years old and was born in Kato Pyrgos. She works as a hotel management teacher at a catering school in Nicosia and lives in Nicosia during term time, returning to Pyrgos to see her hotelier parents for about six months of the year. She regards those who have stayed in the village as heroes.

“The families who have stayed there to keep their homes and property have kept the village alive, we owe them everything,” she said. “You can’t understand the current conditions unless you have lived there.”

Petrou explained about some of the problems that residents of the area have been experiencing for decades and underlined the hope they now all feel for the future.

“It’s practically impossible to exist there and until now everyone has forgotten about us,” she said.

The mother of two pointed out that the travelling time from Nicosia to Pyrgos is a six hour round trip and costs about 60 euros in petrol.

“The road is terrible, you are continually turning up a mountainside for an hour and a half, there are holes in the roads and you are isolated. Mobile phones don’t work, so if you get into trouble you are on your own”’

Petrou says that during winter months when it rains the roads are often impassable. “You feel physically sick when you get out of the car,” she said.

“Soon it will only take around 40 minutes to reach Nicosia which is no time at all, it will be wonderful,” she said.

She explained that most of the younger generations have left Pyrgos because up to now there were no real prospects for the future.

“You can’t start a new business because there are not enough customers and the village is so remote.”

She believes the opening of the new road will change everything.

Twenty-four-year-old Maria Efthivoulou is one of the younger generation who chose to stay and work in Pyrgos. She lives with her parents and has one sister and two brothers.

Efthivoulou studied office administration at Intercollege in Nicosia and then lived in the city during the week, travelling home to her parents at weekends.

“I always planned to live and work in my village, I wouldn’t want to be anywhere else,” said the young woman who now works as the secretary to Costas Michaelides, the community leader of Kato Pyrgos.

“The opening of the crossing point will make a huge difference to all of our lives,” she told the Sunday Mail.

According to Efthivoulou there are about 1,500 residents of Kato Pyrgos and “everyone knows each other.”

She agrees with Petrou that many people have been forced to move away for work, “even though they love Pyrgos because it’s so beautiful”.

But according to the young woman all that is changing due to the imminent opening of the crossing.

“There are many new companies coming to open shops in the area and already there are plans to build another hotel and houses and flats,” she said.

Residents hope new investments in Pyrgos in the areas of tourism and retail amongst others, will boost the local economy and encourage villagers to return home whilst also enticing new blood to move to the area.

At present there are few facilities. Pyrgos doesn’t even have a pharmacy. There is a small hospital in the village, but Petrou says that doctors never want to stay there because it’s so remote and cut off.

“I am sure that in the future the facilities will greatly improve, and this will be good for everyone,” she said.

“People are dying because they can’t get medical help quick enough. This is the best thing about the road being opened. Ambulances will be able to travel to Nicosia hospital and patients will be given the treatment they need.”

All of Petrou’s friends left Pyrgos and now live in Nicosia. Most return at weekends to see their parents, despite the long trek.

“My kids love their grandparents but they hate the journey there,” she said.

Petrou’s parents own and run a small hotel called ‘Tylos’, and she explained that even to secure supplies for the hotel is extremely difficult.

“Up to now, suppliers didn’t want to deliver to my parent’s hotel because they say it’s too far, so they have to travel to Polis of Paphos to purchase supplies. This means my parents effectively have to pay double for everything.”

Staples such as milk, for instance, are only delivered to the village twice a week.

“It’s been a long wait with many delays along the way, but everyone is very excited that the crossing is about to open,” said Efthivoulou, adding that numerous celebrations will be held in Pyrgos to mark the occasion. “We plan to have a big party.”

Petrou shares her excitement. “I have already booked the day off work and I plan to be one of the first people to travel along the new road, and then I will celebrate the new beginning with my family and friends.”

 

 

'Güzelyurt, Rumlara verilmeden çözüm olmaz'

Rum lider Hristofyas, "Güzelyurt Kıbrıs Rum idaresine verilmeksizin çözüm olamaz" iddiasında bulundu.

AA

11 Ekim. 2010 Pazartesi NTV

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, müzakerelerde Annan Planı'ndaki haritaya bakmaksızın daha fazla toprak talep ettiklerini belirterek, "Güzelyurt'un Kıbrıs Rum tarafına verilmeden Kıbrıs sorununda çözüm olamayacağını" savundu.

Rum radyosunun haberine göre, Güzelyurt kökenli Rumların Astromerit Kültür Merkezi'nde düzenlediği "işgal" karşıtı etkinlikte bir konuşma yapan Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, Kıbrıs Rum tarafının "müzakere sürecine ivme kazandırılması amacıyla" kısa bir süre önce sunduğu önerilerin, mülkiyet, Toprak ve Türkiye kökenli KKTC vatandaşları konularının ilişkilendirilmesini öngördüğünü kaydetti.

"Bu önerinin direkt olarak 'Omorfo'nun (Güzelyurt) Kıbrıs Rum idaresine geri verilmesiyle ilişkili olduğunu" belirten Hristofyas, "Güzelyurt Kıbrıs Rum idaresine verilmeksizin çözüm olamaz" iddiasında bulundu.

Hristofyas, Rum tarafının ayrıca "Annan Planı'ndaki haritanın ne öngördüğünün ötesinde Kıbrıs Rum idaresi altına girecek toprakların genişlemesini arzuladığını ve talep ettiğini" söyledi.

Hristofyas, çok sayıda Kıbrıslı Rum göçmenin Kıbrıs Rum idaresine verilecek topraklara geri dönmesinin, "Mülkiyet" başlığını çok daha az karmaşık ve çözümünü çok daha kolay hale getireceğini savundu.

Kıbrıs Rum tarafının, "Mülkiyet" konusunda sunmuş olduğu önerilere yönelik eleştiriler konusunda ise Hristofyas, "bu önerilerin merkezinde yasal hak sahiplerinin, mülkünün takasını, tazminat ya da iadesini isteyip istemeyeceği tercihinin bulunduğunu" söyledi.

"Kıbrıs Türk tarafının önerilerinin kabul edilmesinin mümkün olmadığını" savunan Hristofyas, bu önerilerin, "Kıbrıslı" vatandaşların insan haklarıyla çatışma halinde olduğunu ileri sürdü.

Rum Meclis Başkanı ve Demokratik Parti (DİKO) Başkanı Marios Karoyan da etkinlikteki konuşmasında, "Türkiye'nin bugüne kadarki taktik ve davranışının, doğrudan müzakereler sürecine ilişkin herhangi bir iyimserliğe olanak sağlamadığını" iddia etti.

Etkinliğin ardından Astromerit barikatındaki anıta doğru yürüyüş yapıldı.

Etkinlikte, Rumların kendi kendine belirlediği Omorfo (Güzelyurt) "belediye başkanı" Haralambus Pittas, BM yetkilisine bir muhtıra vererek, Güzelyurt'un iadesini talep etti.

 

AP Başkanı Kıbrıs'ta

Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek, KKTC ve Kıbrıs Rum Kesimi'nde temaslarda bulunmak üzere adaya gitti. Buzek, Kıbrıs'ın geleceğini siyasi eşitliğe dayalı iki kesimli federasyonda gördüklerini söyledi.

NTV

11 Ekim. 2010 Pazartesi

LEFKOŞA - Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek, KKTC ve Kıbrıs Rum Kesimi'nde temaslarda bulunmak üzere adaya gitti.

Buzek, Kıbrıs'ın geleceğini iki kesimli federasyonda gördüklerini söyledi.

Buzek, bugün Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la bir araya gelecek. Yarın ise KKTC'ye geçerek Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu tarafından kabul edilecek.

Avrupa Parlamentosu Başkanı, ziyareti öncesinde Rum basınına verdiği demeçte Kıbrıs'ın geleceğini siyasi eşitliğe dayalı iki kesimli federasyonda gördüklerini söyledi.

Kıbrıs sorununa hem Kıbrıslı Rumların hem de Türklerin yasal haklarını ve endişelerini tam anlamıyla göz önüne alacak bir çözüm aradıklarını vurguladı.

 

En önemli çıkmaz Kıbrıs
Reuters haber ajansı, Türkiye’nin AB üyelik sürecini yorumladı:
İngiliz haber ajansı Reuters, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecindeki en önemli çıkmazın “Kıbrıs sorunu” olduğunu yazdı.
   Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’in geçtiğimiz cumartesi akşamı Berlin’de düzenledikleri ortak basın toplantısını haberleştiren Reuters, Erdoğan’ın, “Türkiye’nin AB üyelik süreci yavaşlamamalı” sözlerini de yayınladı.
   Abonelerine duyurduğu haberinde, ocak ayında Güney Kıbrıs’ı ziyaret etmesi beklenen Almanya Başbakanı Merkel’in, “Kıbrıs’ta iki taraf da bir şeyler yapmalı, ileriye doğru hareketlenmeli” sözlerini de yayınlayan dünyaca ünlü ajans, şunları yazdı:
   “AB Komisyonu, Türkiye’nin AB’nin istemleri doğrultusunda nasıl hareket ettiğiyle ilgili raporunu tamamlamak üzere. Kıbrıs sorununda bir çıkmaz ve Türkiye’nin AB üyesi bir ülkeyi tanımayı reddetmesi, halihazırdaki en büyük problem olarak görülüyor. Merkel, “çıkmazı kırmak, çıkmazdan kurtulmak için, Kıbrıs’taki Türk ve Rum tarafları harekete geçmelidir” dedi. Merkel, “bir yerde sorun varsa, o sorunu aşmak için iki taraf da bir şeyler yapmalı” diye devam etti. Merkel, Almanya’nın bu konuda yardım önerisini sunmak için ocak ayında Kıbrıs’a gidebileceğini de belirtti.”
KIBRIS 11/10/10

 

Sinsi plan bozulacak
KIBRIS’ın yayını sonrasında, güneydeki Vasilikon bölgesinde yabancı petrol şirketine peşkeş çekilen arazinin Türk sahiplerinden biri ortaya çıktı.

Elmas TOKAY

   Larnaka Uluslararası Havaalanı’nı Kıbrıslı Türklere ait topraklar üzerine kuran Rumlar, şimdi de Limasol ve Larnaka arasındaki bölgede, Türklere ait topraklar üzerinde dev bir akaryakıt depolama merkezi kurmak isteyen yabancı bir şirkete izin veriyor. Mal sahibi Türkler ise örgütlenip, bu projeye karşı çıkmaya ve haklarını aramaya hazırlanıyor.
   Akaryakıt depolanması konusunda dünya çapında dev şirketler kategorisinde bulunan Hollanda’nın ‘Vitol’ ile Malezya’nın ‘Petronas’ adlı petrol şirketleri tarafından ortaklaşa kurulan “VTTI” (Vitol Tank Terminals International) adlı firmanın, Güney Kıbrıs’a 400 milyon Euro’luk petrol yatırımı yapacaklarına ilişkin haber dünkü KIBRIS’ın manşetinde yayınlandı. KIUBRIS, söz konusu arazinin Kıbrıslı Türklere ait olduğunu, ancak bu gerçeğin Rum yönetimi tarafından açıklanmadığını duyurmuştu.
    Gazetemizin dünkü yayını üzerine harekete geçen Tatlısu göçmeni Salih Serdarlı “Adı geçen bölgede benim 45 dönüm arazim var, eğer birileri alıp kullanacaksa, parasını ödeyecek” dedi. “Satmam, hiçbir köylüm de satmaz ama illa ki alacaklarsa, oturalım anlaşalım, paramızı ödesinler; ben ayrıca güneyde bıraktığım malımın karşılığını da kuzeyde almış değilim” diyen Serdarlı, Rum tarafının gizli, kapaklı oyunlar çevirmemesini istedi.

Arazi, kilisenin değil
 
   Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Politis gazetesi, VTTI şirketinin, Vasiliko bölgesindeki 500 dönümlük arazi için kilise ile pazarlık yaptığını belirtirken, KIBRIS’a bilgi aktaran bir Rum kaynağı “arazinin gerçek sahibi Kıbrıslı Türklerdir, fakat bu gelişmelerden haberdar değillerdir” demişti. Haberin yayınlanması sonrasında KIBRIS’ı arayan Salih Sedarlı, arazinin Kıbrıslı Türklere ait olduğunu söyledi.
   Vasilikon’da arazisi bulunan Kıbrıslı Türklerin, en kısa sürede ortaya çıkması ve olaya müdahale etmeleri bekleniyordu. İlk mal sahibi olarak Salih Sedarlı dün konuştu ve “orası bizimdir ve çok iyi biliyorum ki; bugüne kadar bir tek dönüm satan köylümüz yoktur” dedi.
   Salih Serdarlı, şunları söyledi:
   “KIBRIS Gazetesi’nde 2003 yılı öncesi bir haber yayınlanmış ve bu bölgede 10 kilometrelik yol yapıldığı yazılmıştı. Vassiliko ile Tatlısu arasında bir yoldu. Benim arazimden 5 dönüm istimlak edildi. Gazete o günlerde istimlak sahiplerinin gidip bankadan paralarını alabileceklerini yazmıştı. Gittim ve bankaya sorduğumda, paramızı anlaşmadan sonra alacağımızı söylediler. Araştırdım. Mal istimlak edilirse, 1974 öncesi değeri neyse onu verecekler. Bu konunun da herhalde Eroğlu ile Hristofyas arasındaki görüşmelerde ele alınması gerekir.”

Birlik olup hakkımızı arayacağız

   “Köylülerimizle konuştuk. Gidip Rum hükümetine şikayet edeceğiz. Herhalde kimse, malı üzerine, izinsiz inşaat yapılmasını kabul edemez. Rum hükümeti de, mal mülk konusunda atıp tutmasın. İşte bizim de malımıza açıkça el koyuyorlar ve bir şey de yapamıyoruz”.
  
Piyango bileti satarak geçiniyor

   Sigorta emeklisi 63 yaşındaki Salih Serdarlı, 1974’te göçmen olduğu günden beri Lefkoşa’da Kızılbaş bölgesinde yaşam sürüyor. Üç yıldan beri Girne Kapısı’nda piyango bileti satarak geçimini sağlıyor. Güneyde bıraktığı onlarca dönüm malına karşılık, ne kendisinin ne de ailesinin “eşdeğer” almadığını da kaydediyor.
   Serdarlı, Tatlısulu köylülerinin, bu konuda bilgi alış verişinde bulunabilmeleri için, 0533 851 4750 numaralı telefondan kendilerine ulaşmalarını da istedi.

Büyük patronlar geliyor

   Politis gazetesi, arazi konusunun çözüme kavuşması için VTTI ortakları olan Vitol Şirketi’nin Yönetim Kurulu Başkanı Ian Taylor ve Petronas şirketinin CEO’su Nasarudin Bin Md İdris’in, 20 Ekim tarihinde Güney Kıbrıs’a geleceğini yazdı.
   Habere göre, Taylor ve İdris, Rum hükümeti ve diğer yetkililerle temaslarda bulunacaklar.
   Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ve bakanların, 20 Ekim’de söz konusu şirketler tarafından yapılacak büyük resepsiyona davetiye aldıklarını da vurguladı.
  
VTTI’ın internet sitesindeki bilgiler

   VTTI’ın yapacağı akaryakıt terminaliyle ilgili şirket internet sitesinde ayrıntılı bilgiler var. Bu bilgilere göre, Vassiliko’da yapılacak yeni terminal, 2012’de tamamlanacak. İlk bölüm, 347 bin metre küp yakıt depolama kapasitesine sahip olacak.
   20 adet 17 metre yüksekliğindeki dev depoda jet yakıtı, mazot, benzin depolanabilecek. Yakıt, tankerler aracılığıyla karayolu ile tüm adaya dağıtılabilecek.

KIBRIS 11/10/10

 

KASULİDİS HRİSTOFYAS’I ELEŞTİRDİ

   

DİSİ’li Avrupa Parlamentosu (AP) Milletvekili ve Dışişleri Eski Bakanı Yoannis Kasulidis, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, dışta, tercihlerini yönetmekte yetersiz bir başkan imajı çizdiğini söyledi. Mahi gazetesine verdiği demeçte Kasulidis, Hristofyas’ın konuları ele alışını ve müzakerelerde gelinen son noktayı eleştirdi.Kasulidis, Kıbrıs müzakerelerinin bulunduğu noktadan duyduğu hayal kırıklığını dile getirirken, “çok değerli” momentumun kaybedildiğini ve bunun sonucu olarak da, Rum tarafı için önemli olan güvenlik, toprak ve mülkiyet konularına, müzakerelerin başlamasının üzerinden 2,5 yıl geçmiş olmasına rağmen neredeyse hiç değinilmediğini öne sürdü.Zamanın ilerlemesine rağmen sonuç üretilememesinin, Hristofyas’ın seçilmesinin ardından durgunluğun sona ereceğini düşünen Avrupalılarda hayal kırıklığını yarattığını belirten Kasulidis, Rum Hükümeti’nin uluslararası konferans konusundaki korkularının yersiz olduğunu kaydetti.Kasulidis, Hristofyas’ın yapmış olduğu “işgalci anavatanlar” açıklamasının yalnızca içte gerginlik yaratmakla kalmadığını, aynı zamanda dışta da büyük zararlara yol açtığını söyledi.Hristofyas’ın ideolojilerine “yapışık bir şekilde” hareket ederek Avrupa’nın aleyhinde çalıştığını ve Güney Kıbrıs için kötü izlenimler oluşturduğunu belirten Kasulidis, Barış İçin Ortaklığa katılmayı reddetmesinin de, bunun en güzel örneği olduğunu ifade etti.
Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili olarak ise Kasulidis, AP Hukuk Komitesi’nin tüzük ile ilgili 18 Ekim’de karar alacağını belirterek, tüzüğün geçmemesi için “ellerinden geleni” yaptıklarını kaydetti.

STAR KIBRIS 11/10/10

 

HRİSTOFYAS: OMORFO VERİLMEDEN ÇÖZÜM OLMAZ

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, “Omorfo”nun (Güzelyurt) Kıbrıs Rum idaresine verilmeksizin, Kıbrıs sorununda çözüm olamayacağını savundu. Rum radyosunun haberine göre, sözde “Omorfo Belediyesi”, Astromerit Kültür Merkezi’nde dün sabah “anti işgal” etkinliği düzenledi. Etkinliğin ardından Astromerit barikatındaki anıta doğru “Anti İşgal Omorfo Yürüyüşü” gerçekleştirildi.

BM’YE MUHTIRA
Etkinlikte sözde “Omorfo Belediye Başkanı” Haralambus Pittas, BM yetkilisine bir muhtıra vererek, “Omorfo”nun iadesini talep etti.
Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas etkinlikte yaptığı konuşmada, Kıbrıs Rum tarafının, sürecin ivme kazandırılması amacıyla kısa bir süre önce sunduğu üç eksenli önerilerin, Mülkiyet, Toprak ve TC kökenli KKTC vatandaşları konularının ilişkilendirilmesini önermekte olduğunu söyledi.
“Bu önerinin direkt olarak Omorfo’nun Kıbrıs Rum idaresine geri verilmesiyle ilişkili olduğunu” belirten Hristofyas, Rum tarafının ayrıca Annan Planı’ndaki haritanın ne öngördüğünün ötesinde Kıbrıs Rum idaresi altına dönecek toprakların genişlemesini arzuladığını ve talep ettiğini kaydetti.

ELEŞTİRİLERE YANIT VERDİ
Hristofyas, çok sayıda Kıbrıslı Rum göçmenin Kıbrıs Rum idaresine geri dönmesinin, “Mülkiyet” başlığını çok daha az karmaşık ve çözümünü çok daha kolay hale getireceğini savundu. Kıbrıs Rum tarafının, “Mülkiyet” konusunda sunmuş olduğu önerilere yönelik yapılan eleştiriler konusunda ise Hristofyas, bu önerilerin merkezinde, yasal hak sahiplerinin, mülkünün takasını, tazminat ya da iadesini isteyip istemeyeceği tercihinin bulunduğunu söyledi Kıbrıs Türk tarafının önerilerinin kabul edilmesinin mümkün olmadığını savunan Hristofyas, bu önerilerin, “Kıbrıslı” vatandaşların insan haklarıyla çatışma halinde olduğunu ileri sürdü.

“TÜRKİYE USLANDIRILMALI”

Rum Meclis Başkanı ve DİKO Başkanı Marios Karoyan ise etkinlikte yaptığı konuşmada, “Türkiye’nin bugüne kadarki taktik ve davranışının, doğrudan müzakereler sürecine ilişkin herhangi bir iyimserliğe olanak sağlamadığını” savundu.
Karoyan, Türkiye’nin “uslanmaması” durumunda veya Türkiye’yi etkileme konumunda olan uluslararası toplum unsurlarının Türkiye’yi “uslandırmaması” durumunda BM ve genel olarak uluslararası toplumun, “Kıbrıs sorununun çözüm başarısızlığıyla bir kez daha karşı karşıya kalacaklarını” öne sürdü. Karoyan, “yeni bir taktikle birlikte Türkiye’nin yeniden sanık sandalyesine oturtulması gerektiğini” iddia ederek, gerek Türkiye ve gerekse uluslararası toplumun bugünkü etkinlikten doğru mesajları alması temennisinde bulundu.
Sözde “Omorfo Belediye Başkanı” Haralambus Pittas ise konuşmasında, “Omorfo şehrinin iadesi için mücadelelerini sürdürmeye devam edeceklerini' söyledi.

STAR KIBRIS 11/10/10

 

SIRADA APLIÇ KAPISI VAR

   

Yeşilırmak’ın ardından Aplıç Kapısı’nın açılmasının gündemde olduğu bildirildi. Konu hakkındaki durum değerlendirmesinin Çarşamba günü Bakanlar Kurulu’nda yapılacağı da belirtildi. Aplıç Kapısı’ndaki teknik ihtiyaçlar ve bölgeye sağlayacağı imkanların tespiti için Maliye Bakanı Ersin Tatar ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel dün bölgeyi ziyaret etti. Ziyarette Lefke Belediye Başkanı Mehmet Zafer, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Aytaç Çaluda, Gümrük Dairesi Müdürü Mustafa Çobanoğlu ve bazı yetkililer hazır bulundu.
Maliye Bakanı Ersin Tatar temaslarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, hükümetin Lefke bölgesine önem verdiğini bu nedenle sorunları yerinde tespit etmek istediklerini belirtti.
Bölgede yatırımların sürdüğünü aktaran Tatar, hazırlanan projelerle ilgili düzenlemelerin yapılmasıyla Lefke halkına daha iyi hizmet verileceğini söyledi.
Ersin Tatar, Yeşilırmak’ın ardından açılması gündeme gelen Aplıç Kapısı’nda da incelemelerde bulunduklarını belirterek, konuya ilişkin yapılabileceklerin değerlendirildiğini kaydetti.

YEŞİLIRMAK KAPISI’NDAN SONRA
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Türkay Tokel de, gerçekleştirdikleri ziyarete ilişkin yaptığı değerlendirmede, 14 Ekim’de açılacak Yeşilırmak Kapısı’nda devam eden altyapı çalışmaları ve açılması gündemde olan Aplıç Kapısı’nın teknik yönden durumu ile bölgeye sağlayacağı imkânların incelendiğini ifade etti.
Bölge halkının gerek kapıların açılması gerekse üniversitenin durumuna ilişkin birtakım beklentileri bulunduğunu söyleyen Tokel, üniversiteden narenciyeye kadar geniş kapsamlı bir inceleme yapıldığını belirtti. Tokel, Bakanlar Kurulu’nun ilk toplantısında Lefke bölgesi hakkında durum değerlendirmesi yapılacağını da açıkladı.
Lefke Belediye Başkanı Mehmet Zafer ise, Lefke halkının Aplıç Kapısı’nın açılmasını istediğini vurgulayarak, kapının açılmasının Lefke’ye rahatlama getireceğini söyledi. Zafer, konuyu hükümetin gündemine getirdiklerini de

STAR KIBRIS 11/10/10

 

İngiltere'den KKTC'ye kötü haber

hurriyet.com.tr / DIŞ HABERLER 12/10/10

İngiltere'de temyiz mahkemesi, bu ülkeden KKTC'ye doğrudan uçuşları yasaklayan mahkeme kararının bozulmasını talep eden Kıbrıs Türk Hava Yolları'na (KTHY) olumsuz yanıt verdi.

İngiliz temyiz mahkemesi, bir alt mahkemenin, İngiltere'den KKTC'ye doğrudan uçuş yasağının devam etmesi yönünde aldığı kararın haklı olduğunu belirti.

KTHY, alt mahkemenin aldığı karara Londra'daki bir temyiz mahkemesinde itiraz etmişti.

Her yıl İngiltere'den KKTC'ye 100 bin yolcu taşıyan KTHY, doğrudan uçuş yasağının Kıbrıslı Türklerin seyahatlerini ve işlerini engellediğini savunuyordu.

Mahkeme ise KTHY'nin talebini, doğrudan uçuş izninin Uluslararası Sivil Havacılık kurallarına ve Güney Kıbrıs'ın haklarına aykırı olacağı gerekçesiyle reddetti.

KTHY'nin doğrudan uçuşlarının sağlanmasının, İngiltere ile KKTC arasında önemli bir sembolik anlam taşıyacağına inanılıyordu.


S&P dünyanın en borçlu ülkelerini sıraladı

EkoNet

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor's (S&P), yaşlanan nüfus ve finansal krizle mücadelenin maliyeti nedeniyle dünyanın önde gelen bazı ekonomilerinde kamu borçlarının 'patlama yolunda' olduğunu belirtti.

S&P'nin raporuna göre, mevcut mali politikalar temel alındığında, 2050 yılı itibariyle dünya nüfusunun üçte ikisinden fazlasını oluşturacak 49 ekonominin ortalama net borç oranı, gayrisafi yurtiçi hasılalarının (GSYİH) yüzde 245'ine ulaşacak. Bu oran, 2007 yılında yüzde 148 düzeyindeydi.

 

Raporda, kamu ve özel sektörün toplam dış borç miktarını gösteren 'dış borç sıralamasında' ilk sırada dünyanın en büyük ekonomisi ABD'nin yer aldı. ABD'yi 9.123 trilyon dolarla İngiltere, 5.123 trilyon dolarla Fransa ve 4.969 trilyon dolarla Almanya izledi.

        

Toplam dış borcun GSYH'ye oranına bakıldığında ise en kötü durumdaki ülkenin İrlanda olduğu görüldü. İrlanda'nın milli gelirinin 11 katı kadar dış borcu bulunuyor.

 

Türkiye ise bu kategoride değerlendirmeye alınan 32 ülke arasında yüzde 36.4 ile 25'inci sırada yer alıyor.

 

S&P'nin raporunda 32 ülkenin 2010 yılı ilk çeyrek itibarıyla toplam dış borçlarının yanı sıra, 2010 yılı tahmini GSYİH'leri, dış borçlarının GSYİH'ye oranları ve kişi başına düşen borçları da sıralandı.

 

HURRIYET 12/10/10

 

İşte dünyanın en borçlu ülkeleri

Borçlü ülkeler sıralamasında başı ABD çekiyor. En kötü durumda olan ülke ise Hollanda. Türkiye ise bu listede 26'ıncı sırada ve kişi başı dış borç ise 3 bin 724 dolar.

12:18 | 12 Ekim 2010 MILLIYET

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), yaşlanan nüfus ve kamu maliyesini eriten finansal krizle mücadele maliyeti nedeniyle dünyanın en büyük bazı ekonomilerinde kamu borçlarının "patlama yolunda" olduğunu belirtti.

S&P’nin raporuna göre, mevcut mali politikalar temel alındığında, 2050 yılı itibariyle dünya nüfusunun üçte ikisinden fazlasını oluşturacak 49 ekonominin ortalama net borç oranı, Gayri Safi Yurtiçi Hasılalarının (GSYH) yüzde 245’ine ulaşacak. Bu oran, 2007 yılında yüzde 148 düzeyindeydi.

Bu kuruluşun kamu borçlarının "patlama yolunda" olduğu raporu dünyanın en borçlu ülkelerinin hangileri olduğunu akla getirirken, kamu ve özel sektörün toplam dış borç miktarını gösteren "dış borç sıralamasında" ilk sırada dünyanın en büyük ekonomisi ABD’nin yer aldığı görülüyor.

Dünya Bankası ve IMF’nin Ekim ayı "Dünya Ekonomik Görünümü 2010" raporuna göre, 2010 yılı ilk çeyrek itibariyle ABD’nin 13 trilyon 917 milyar dolar toplam dış borcu (devlet ve özel sektör dış borç toplamı) bulunuyor. ABD’yi 9 trilyon 123 milyar dolarla İngiltere, 5 trilyon 123 milyar dolarla Fransa ve 4 trilyon 969 milyar dolarla Almanya izliyor.

Toplam dış borcun GSYH’ye oranına bakıldığında ise en kötü durumdaki ülkenin İrlanda olduğu görülüyor. İrlanda’nın milli gelirinin 11 katı kadar dış borcu (toplam dış borcun GSYH’ye oranı yüzde 1.102) bulunuyor.

Her ne kadar ABD, toplam dış borç miktarında ilk sırayı alsa da toplam dış borcun GSYH’ya oranına bakıldığında ABD’nin durumu İrlanda, İngiltere, Hollanda, Hong Kong, Belçika, Portekiz, İsviçre, Avusturya, İsveç, Fransa, Danimarka, Yunanistan, İspanya, Macaristan, Finlandiya, Almanya, Norveç ve İtalya’dan daha iyi durumda.

Gelişmiş ülkeler içinde toplam dış borcun GSYH’ye oranı bakımından en kötü durumda olan İrlanda’yı ise İngiltere, Hollanda, Hong Kong, Belçika, Portekiz, İsviçre, Avusturya ve Fransa izliyor.

Türkiye ise toplam dış borcun GSYH’ye oranına bakıldığında, değerlendirmeye alınan 32 ülke arasında yüzde 36,4 ile 26’inci sırada yer alıyor.

Toplam dış borcun GSYH’ye oranına bakıldığında en iyi durumdaki ülkenin yüzde 14,4 ile Brezilya olduğu görülüyor. Brezilya’yı yüzde 18,2 ile Hindistan, yüzde 20,4 ile Meksika, yüzde 22,8 ile Güney Afrika, yüzde 25,8 ile Endonezya, yüzde 33,6 ile Arjantin, yüzde 36,4 ile Türkiye, yüzde 37,8 ile Japonya, yüzde 41,4 ile Güney Kore ve yüzde 63 ile Polonya takip ediyor.

Bu arada kişi başına düşen dış borç bakımından 503 bin 18 dolarla İrlanda başı çekerken, İrlanda’yı 152 bin 604 dolarla İsviçre ve 146 bin 971 dolarla Hollanda takip ediyor. ABD’de kişi başına düşen dış borç 44 bin 893 dolar, İngiltere’de 146 bin 620, Fransa’da 81 bin 375 dolar, Almanya’da 60 bin 892 dolar, İspanya’da 52 bin 349 dolar, İtalya’da 40 bin 793, Kanada’da 29 bin 786 dolar ve Japonya’da ise 16 bin dolar seviyesinde bulunuyor.

Ayrıca Hindistan’da kişi başına düşen dış borç 210 dolar iken, Endonezya’da 767 dolar, Brezilya’da 1.516 dolar, Güney Afrika’da 1.622 dolar, Meksika’da 1.877 dolar, Rusya’da 3 bin 342 dolar ve Türkiye’de ise 3 bin 724 dolar.

-S&P RAPORU-

S&P’nin raporunda, hükümetlerin, yeniden büyümeye dönmek için trilyonlarca dolar teşvik harcaması yaptığı için dünya genelinde ülke borçlarının şiştiğine dikkat çekildi. Avrupa’da Mayıs ayında Avrupa Birliği önderliğindeki ülkelerin mali sorunlar nedeniyle Yunanistan ekonomisini kurtarma çabasına giriştiğini belirten kuruluş, benzer bir yardıma ihtiyaçları olacağı düşünülen İrlanda ve Portekiz’de de borçlanma maliyetlerinin zirve yaptığını kaydetti.

S&P’nin araştırmasına göre, Avrupa Birliği’nin birçok ülkesi ile ABD, Çin ve Avustralya’nın da içinde bulunduğu 49 ülkenin mevcut ortalama borç seviyesi, GSYH’lerinin yüzde 36’sı seviyesinde bulunuyor.

Yaşlanan nüfusun, emeklilik ve diğer sosyal hizmetlerin maliyetini yukarı doğru çekerken, hükümetler mali politikalarında değişiklik yapmadıkça, borçlanmadaki artış ülke kredi notlarının düşmesine neden olacağına işaret edilen raporda, "Nüfusun yaşlanması, dünya genelinde ülkelerin ekonomik büyümelerinin geleceğinde derin değişikliklere yol açacak" denildi.

 

 

En fazla toplam dış borcu olan 32 ülkenin 2010 yılı ilk çeyrek itibarıyla toplam dış borçları, 2010 yılı tahmini GSYH’leri, dış borçlarının GSYH’ye oranları ve kişi başına düşen borçları şöyle:

 ÜLKE             Toplam (milyar dolar)    2010 GSMH   Borcun GSH'ye oranı Kişibaşı borç (bin dolar)

1- ABD

13.917,0

14.624,0

95,1

44.893

2- İngiltere

9.123,0

2.258,0

404,0

146.620

3- Fransa

5.123,0

2.555,0

200,5

81.375

4- Almanya

4.969,0

3.305,0

150,3

60.892

5- Hollanda

2.439,0

770,0

316,7

146.971

6- İspanya

2.409,0

1.374,0

175,3

52.349

7- İrlanda

2.250,0

204,0

1.102,9

503.018

8- İtalya

2.456,0

2.036,0

120,6

40.793

9- Japonya

2.038,0

5,390,0

37,8

16.000

10- Belçika*

1.252,0

461,0

271,5

115.604

11- İsviçre

1.191,0

522,0

228,1

152.907

12- Avustralya

1.037,0

1.219,0

85,0

46.648

13- Kanada

1.015,0

1.563,0

64,9

29.786

14- Avusturya

809,0

366,0

221,0

96.573

15- İsveç

893,0

444,0

201,1

95.743

16- Hong Kong

678,0

226,0

300,0

95.197

17- Danimarka

607,0

304,0

199,6

109.844

18- Yunanistan

557,0

305,0

192,6

49.789

19- Norveç

558,0

413,0

135,1

114.087

20- Portekiz

537,0

223,0

240,8

50.484

21- Rusya

469,0

1.476,0

31,7

3.341

22- Güney Kore

409,0

986,0

41,4

8.632

23- Finlandiya

383,0

231,0

165,8

71.216

24- Brezilya

293,0

2.023,0

14,4

1.516

25- Polonya

276,0

438,0

63,0

7.245

26- Türkiye

266,0

729,0

36,4

3.724

27- Hindistan

261,0

1.430,0

18,2

0.210

28- Macaristan

224,0

132,0

169,6

22.370

29- Meksika

205,0

1.004,0

20,4

1.887

30- Endonezya

180,0

695,0

25,8

767

31- Arjantin

118,0

351,0

33,6

2.912

32- Güney Afrika

81,0

354,0

22,8

1.622

 

Şili'de mutluluk Zonguldak'ta hüzün

15:28 | 12 Ekim 2010

Şili’de yerin 624 metre altında mahsur kalan işçilere 2 ayda ulaşılmasına karşın Zonguldak’ta grizu patlamasında kuyuya düşen 2 işçinin cenazesi yaklaşık 5 aydır çıkarılamıyor.

AA muhabirinin aldığı bilgilere göre, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında 17 Mayıstaki patlamanın ardından kuyuya düştüğü tahmin edilen 2 madencinin cesetlerinin çıkarılması için hasarlı kuyuda çalışma yapması beklenen Çinli firmanın işi üstlenmekten vazgeçmesi üzerine uluslararası ihale hazırlıkları tamamlandı.

Maden ocağının eksi 540 kodunda meydana gelen patlamayla oluşan göçüklerde Engin Düzcük ve Dursun Kartal’ın cesetlerine rastlanılmaması üzerine 735 metre derinliğe kadar ulaşan kuyuya düştüğü tahmin edilen işçilerin cenazesinin çıkarılması için ihalenin sonuçlanmasının beklendiği öğrenildi.

Kuyunun ilk montajını yapan CITIC International Cooperation firmasının 10 yıllık tamir ve bakım sözleşmesi bulunmasına karşın deneyimli elemanları olmadığını gerekçe göstererek işten çekilmesi üzerine yönelinen uluslararası ihale kapsamında, 18 Ekimde tekliflerin alınmaya başlanacağı bildirildi.

Şili’de yaklaşık 2 ayda kurtarma kuyusu açılarak 33 madenciye ulaşılmasına karşın eksi 540 kodundan yaklaşık 200 metre derinlikteki açık kuyudan 2 cenazenin çıkarılmaması ailelerinin üzüntülerini arttırmasının yanı sıra tepkilere de neden oldu.

-"YA SAĞ OLSALARDI?"-

Dursun Kartal’ın oğlu Pamukkale Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü son sınıf öğrencisi Turgut Kartal (23) AA muhabirine, Şili’de madencilere verilen değeri gördüklerinde aileleri adına sevindiklerini, kendi adlarına ise üzüntülerinin arttığını söyledi.

Facianın ardından 5 ay geçmesine rağmen babasının ve arkadaşının cenazesine ulaşılamadığını anlatan Kartal, şöyle dedi: "Şili’de yerin 624 metre altına yeni kuyu açılarak işçilere ulaşılırken bizim 200 metre derinlikte açık olan kuyudan cenazelerimizin çıkarılmaması üzüntümüzü arttırmıştır. İnsanın aklına ister istemez ’Ya babam sağ olsaydı’ sorusunu getiriyor. Demek ki kurtarma çalışması yürütemeyeceğimiz için beklerken ölecekti. Bunları düşünmek acımızı katlıyor. Yetkililer 18 Ekimden sonra ihale sürecinin tamamlanmasıyla kuyuda onarıma başlanacağını söylüyorlar. Aile fertleri olarak en azından babamızın mezarının başında dua etmek istiyoruz." Kartal’ın eşi Gülhizar da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan konuyla ilgili destek beklediğini, tek isteğinin eşinin cenazesinin bir an önce çıkarılması olduğunu kaydetti.

Engin Düzcük’ün amcasının oğlu Ergin Düzcük de Şili’deki madencilerin kurtarılması olayının herkese örnek olması gerektiğini belirterek, "Bizim isteğimiz cenazemize kavuşmak. Aradan geçen her gün üzüntümüzü arttırıyor. Dua edecek bir mezarımız bile yok" dedi.

-"SKANDAL"-

Maden Mühendisleri Odası Zonguldak Şube Başkanı Erdoğan Kaymakçı ise AA muhabirine yaptığı açıklamada, Çinli firmanın 4,5 ay sonunda işi üstlenmekten vazgeçmesini ve madencilerin çıkarılması için kuyu onarımına yönelik ihalenin beklenmesini skandal olarak tanımladıklarını söyledi.

Şili’de daha zor şartlarda madencilere ulaşıldığına dikkati çeken Kaymakçı, şunları söyledi: "TTK başlangıçtan itibaren Çinli firmayı beklemek yerine farklı arayışlara girseydi bu işçiler çıkarılmıştı. Biz kurumun kendi bilgi, deneyim ve elemanlarıyla madencilerin cenazelerinin çıkarabileceğine inanıyoruz. Ancak ne yazık ki Çinli firma beklendi ve skandal şekilde bu kadar süre geçti. Şimdi de ihale süreci işliyor. Madencilerin cenazesinin çıkartılması süresini ihale belirleyecek. Bunu kabul etmek mümkün değil. Siz kuyunun onarımını ihale edin ama madencilerin cenazelerini çıkarılma işini kendiniz yapamıyorsanız hemen bir uzman kuruluşa verin. Bunların hiçbiri olmadı, süreci üzüntüyle izliyoruz."

-"TTK CENAZELERİ ÇIKARABİLİR"-

Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı Ramis Muslu da süreci takip ettiklerini, Şili’de yaşanan olayın madencilere iki ülke arasında verilen değer farkını ortaya koyduğunu bildirdi.

TTK’da yaşanan olayın taşeronlaşmanın bir sonucu olduğunu, 2005’den itibaren bu konuda uyarılarda bulunduklarını ifade eden Muslu, Taşeron firmaların TTK’dan iş alırken oluşabilecek kazalarda kurtarma işini de üstlenmesi gerektiğini söyledi.

Muslu, "Karadon’daki sorumluluk TTK’nın değil, taşeron firmanındır. Eğer siz kuyuya düşen madencileri çıkartamıyorsanız bu işi niye üstleniyorsunuz? Burada kurumun suçlu gösterilmesine karşıyız. Bazı bürokratik engellerden dolayı işçilerin cenazesi 5 aydır çıkarılamıyor. Kurumdaki mühendis ve personel kurtarma faaliyetlerini planlayacak bilgi ve deneyime sahipler. Müessese müdürlüklerindeki kuyu açma ve derinleştirme çalışmalarında görev almış mühendis ve personeller, kurtarma çalışması için bir araya getirilmeyi bekliyorlar. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, TTK Genel Müdürlüğü önündeki bürokratik engelleri kaldırmalı. Bu arkadaşlarımız bir araya gelerek işçilerimizin cenazelerini çıkartmalıdır" dedi.

-İHALE AŞAMASI-

TTK yetkilileri, patlamada hasar gören Yeni Karadon Servis Kuyusu’nun montaj işini yapan CITIC’in onarım işini üstlenmekten vazgeçmesi üzerine alınan ihale kararı doğrultusundan 18 Ekimde tekliflerin alınacağını belirterek, şunları kaydetti: "İhale uluslararası nitelikte. Kuyunun onarım işine bir an önce başlanması planlanıyor. Kuyu işler hale gelmeden madencilerimizin cenazelerini çıkartmak mümkün değil. Çinli firma yetkililerinin bizi oyalaması süreci uzattı.

Firmanın deneyimli elamanları bulunmadığı ve uzmanlık isteyen iş olduğu gerekçesiyle onarımı yapamayacaklarını bildirmesinden dolayı 4 ay boşa geçmiş oldu." Yetkililer, yer altına inip çıkmayı sağlayan kuyudaki kafesin eksi 540 koduna kadar çalıştığını, patlamadan önce kurtarma kafesiyle 735 metre derinliğindeki kuyunun eksi 720 kodunda bulunan ızgaraya kadar inilebildiğini kaydetti.

MILLIYET 12/10/10

 

İngilize yasak
Lefkoşa Kaymakamı “KKTC Anayasası, gösteri ve yürüyüş hakkını sadece yurttaşlara tanıyor” dedi ve konutzedelere eylem izni vermedi.

Serhat İNCİRLİ

   Kuzey Kıbrıs’tan mülk satın alan ve parasını ödedikleri halde evlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan İngilizlere ‘sessiz eylem’ izni dahi verilmedi. Ve bu gerekçe KKTC Anayasası’nın bir maddesine dayandırıldı.
   Lefkoşa Kaymakamı Müslüm Aykılıç, “KKTC Anayasası sadece yurttaşlara gösteri ve yürüyüş yapma hakkı veriyor, bu durumda, Anayasaya aykırı düşmemek için izin vermedik” dedi.
   Aykılıç, “anayasamızın 32’nci maddesi gereğince, yurttaş olmayanların gösteri veya benzeri yürüyüş yapma hakkı yoktur” diye konuştu.
   KKTC Anayasası’nın “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Hakkı” başlıklı “32’nci Maddesi” şöyle:
   “Yurttaşlar, önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplanma veya gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahiptir. Bu hak, kamu düzenini korumak için yasa ile sınırlanabilir.”

İngilizler tepkili

   Lefkoşa Kaymakamı’nın, mülkiyet mağduru İngilizlerin, TC Lefkoşa Büyükelçiliği önündeki eylemine izin vermemesi, organizasyon heyetinden tepki gördü. Elçilik önündeki eylemi organize etmeye çalışan Pauline Ann Read adlı İngiliz kadın, “geçtiğimiz hafta İngiltere’nin başkenti Londra’nın merkezi yerlerinden Trafalgar Meydanı’nda, Kıbrıslı Türkler gösteri yaparken, bize KKTC’de izin verilmemesi adil değildir” dedi.
   Pauline Ann Read, mum yakıp, barıçıl bir eylem yapamadıkları için çok üzgün olduklarını belirtirken, uğradıkları haksızlıkların giderilmesi için KKTC makamlarının yanı sıra Türk hükümetinden ilgi ve destek beklediklerini söyledi.

KKTC vatandaşı çok İngiliz var, izni onlar alsın

   Bu arada, KKTC Anayasası’ndaki 32’nci maddeyi değerlendiren bir hukukçu, “Anayasa açık, vatandaşlara bu hakkı tanıyor; ülkemizde vatandaş olan çok İngiliz var, izni onlar alsın, vatandaş olmayanlar destek verecekse, verebilir, kimse de gidip kimlik kontrolü yapmaz” dedi.

KIBRIS 12/10/10

 

Ancak ortada şirket kalmadı

İngiltere İstinaf Mahkemesi, artık sadece adı kalan KTHY’nin aylar önce
Londra’da açtığı doğrudan uçuş davasını 5 aylık gecikmeyle bugün sonuçlandırıyor.

ERAYDIN / LONDRA
  
   Artık olmayan Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın (KTHY) ve CTA Holidays’in İngiltere Ulaştırma Bakanlığı’na karşı direkt uçuşlarla ilgili olarak Londra’da açtığı dava, bugün İngiltere İstinaf Mahkemesi’nde sonuca bağlanıyor.
   18- 21 Mayıs tarihleri arasında temyiz mahkemesinde son duruşmaları yapılan davanın 2 ay içinde sonuçlanması bekleniyordu, ancak karar 5 aylık gecikmeyle bugüne kaldı. Karar bu sabah yerel saatle 09.45’te açıklanacak.
   KTHY ve seyahat acentesi CTA Holidays’in avukatlığını yapan Charles Haddon-Cave, mayıs ayında yapılan mahkemede, savunmasını direk uçuş izni verilmesinin uluslararası hukuka aykırı olmadığı tezine dayandırmıştı.
   Türk tarafı Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü ve Şikago Anlaşmalarına göre, bir bölgede egemen olanın o bölge havaalanlarını belirleme yetkisinden yola çıkarak, Güney Kıbrıs’ın 1974 yılından beri kuzeyde hiçbir egemenliği olmadığı teziyle savunmasını yapmıştı.
   Kıbrıs Türk tarafı, buna göre 35 yıldır tanınan bir devlet olmasa da Kuzey Kıbrıs’ın adanın kuzeyinde egemen olduğunu ifade ederek, kendi havaalanlarını belirleme yetkisine sahip olduğunu kaydetmişti. Kıbrıs Türk tarafı mahkemede ayrıca Kuzey Kıbrıs’a direk uçuşların başlamasının, ülkenin tanınması anlamına gelmeyeceğini de belirtmişti.
   Kıbrıs Türk tarafına karşılık İngiltere Ulaştırma Bakanlığı ve müdahil taraf Rum kesimi de savunmalarını yapmıştı. İngiliz hükümeti avukatı David Anderson, KTHY’nin İngiltere’den KKTC’ye direkt uçuş başvurusunu reddetmelerine gerekçe olarak, direk uçuş izni verilmesinin Şikago Konvensiyonu’na aykırı olacağını savunmuştu. Davaya ilgili taraf olarak katılan Kıbrıs Rum tarafından avukat Vaughan Lowe da, direkt uçuş izni verilmesinin sadece Şikago Konvensiyonu değil, aynı zamanda 1960 Garanti Anlaşması’na da aykırı olacağını iddia etmişti.

KIBRIS 12/10/10

 

Vasilikon projesi tehlikede

KIBRIS’ın yayını, sadece güneyde değil, Hollanda ve Malezya’da da ses getirdi.

Hollanda ve Malezya’dan iki büyük şirketin 400 milyon Euro harcayarak Güney Kıbrıs’taki Vasilikon bölgesine yapacağı yatırım tehlikeye girdi. KIBRIS gazetesinin, yatırım yapılacak arazinin Kıbrıslı Türklere ait olduğu yönündeki yayınları, Hollanda ve Malezya’da da ses getirdi.
   KIBRIS’ın, arazilerin Kıbrıslı Türklere ait olduğunu duyurması ve ardından da sahiplerden birinin ortaya çıkması, yatırım yapacak iki şirketin ortak kuruluşu olan Vitol Tank Terminals International’ın (VTTI)  yetkililerini endişelendirdi.
    Tatlısu göçmeni Salih Serdarlı’nın gazeteye konuşup, adı geçen bölgede 45 dönüm arazisi olduğunu, burayı satma niyeti bulunmadığını ancak değeri ödenirse gündemine alabileceğini açıklaması üzerine VTTI yetkilileri, geniş çaplı bir araştırma başlattı.
   Güvenilir kaynaklardan alınan bilgiye göre, VTTI firması, KIBRIS’ta çıkan haberleri tercüme ettirerek işe başladı. Hem Güney Kıbrıs’tan hem de KKTC’den bazı kişilerle bağlantı kuran şirket yetkilerinin ayrıntılı bilgi aldığı öğrenildi.
  Yatırımları ile ilgili sorun yaşamak istemeyen VTTI yetkililerinin, Vasilikon’daki projeden vazgeçebileceği de bildirildi. 
  Güney Kıbrıs’taki bazı medya kuruluşları da Vasilikon’daki arazilerin Türk sahipleriyle ilgili KIBRIS’ın yayınlarının ardından, Kuzey Kıbrıs’tan bilgi toplamaya çalıştı.

Haber nasıl ortaya çıktı?
 
 Güney’deki Vasilikon bölgesine 400 milyon Euro’luk yatırım yapacak olan Hollanda ve Malezya’dan iki büyük şirketin ortaklığında kurulan Vitol Tank Terminals International, akaryakıt depolanması konusunda dünya çapında isim yapmış dev bir firma olarak biliniyor.
   Vitol Tank Terminals International, Hollanda’nın ‘Vitol’ ile Malezya’nın ‘Petronas’ şirketleri tarafından ortaklaşa kuruldu. Söz konusu şirket, geçen hafta Larnaka’nın Vasiliko bölgesinde 100 milyon Euro’yu bulacak ve tüm bölge ülkelerine akaryakıt sağlayabilecek kapasitede olacak bir yatırım yapma niyetinde olduğunu, yatırım miktarının 400 milyon Euro’ya çıkacağını duyurmuştu.
   Rum basını, VTTI şirketinin “Kıbrıs’ın ekonomik münhasır bölgesinde” mevcut olduğu ileri sürülen doğalgaz yataklarına göz diktiğini, bu amaçla yatırım miktarını 100 milyon Euro’dan, 400 milyon Euro’ya çıkardığını yazmış, Rum hükümetinin de aynı bölgede bir akaryakıt depolama merkezi kurma kararı aldığını belirtmişti.
   Politis gazetesi, VTTI şirketinin, Vasiliko bölgesindeki 500 dönümlük arazi için kilise ile pazarlık yaptığını belirtirken, KIBRIS’a bilgi aktaran bir Rum kaynağı, arazinin gerçek sahibinin Kıbrıslı Türkler olduğunu, ancak bu gelişmelerden haberdar olmadıklarını açıklamıştı.
   Haberin KIBRIS’ta yayınlanmasının ardından güneydeki Vasilikon bölgesinde yabancı petrol şirketine peşkeş çekilen arazinin Türk sahiplerinden biri ortaya çıkmıştı. 
   Gazetemize konuşan Tatlısu göçmeni Salih Serdarlı, “Adı geçen bölgede benim 45 dönüm arazim var, eğer birileri alıp kullanacaksa, parasını ödeyecek” demişti.
   Salih serdarlı, “Satmam, hiçbir köylüm de satmaz ama illa ki alacaklarsa, oturalım anlaşalım, paramızı ödesinler; ben ayrıca güneyde bıraktığım malımın karşılığını da kuzeyde almış değilim” diyerek, Rum tarafının gizli, kapaklı oyunlar çevirmesini kınamıştı.

KIBRIS 12/10/10

 

Buzek çark etti

AP Başkanı, dün Hristofyas’la görüşmesinin ardından, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün meşru hale gelmesiyle ilgili görüş belirtmediğini söyledi.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, dün Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Jerzy Buzek ile Avrupa ve Avrasya Konularından Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Tina Kaidanow’u ayrı ayrı kabul etti.
      Haberi veren Rum radyosu RİK, Hristofyas ile bir araya gelen Buzek’in, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, “hiçbir zaman doğrudan ticaretle ilgili tüzüğün meşru hale gelmesine ilişkin bir görüş belirtmediğini” söylediğini haber verdi.
   Bunun yanlış anlamadan ibaret olduğundan söz eden Buzek, doğrudan ticaret tüzüğü meselesinin hassas bir mesele olduğunu ve bunun için Avrupa Parlamentosu’nun kararının beklenmesi gerektiğini ekledi.
   Buzek, geçtiğimiz gün Rum basınında yer alan bir demecinde, “yıllardır Kıbrıs’ın Kuzey bölümünden yasadışı bir şekilde gerçekleştirildiği ileri sürülen ticari alışverişleri” kastederek, “de fakto var olan bir durumu meşru kılmak için bir yöntem bulmaları gerektiğini” söylemişti.
   Adaya “Kıbrıs sorununun BM kararları zeminindeki çözümüne ilişkin teşvik mesajı” getirdiğini dile getiren Buzek, Kıbrıs’ın yaklaşan AB Dönem Başkanlığı’nı anımsattı ve “hayalinin, adayı o zamana kadar yeniden birleşmiş olarak görmek olduğunu” kaydetti.
   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas ise, açıklamasında, AP Başkanı Buzek’i, doğrudan müzakereler süreci ve Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak kısa zaman önce ortaya koyduğu üç eksenli öneriler hakkında bilgilendirdiğini ifade etti.
   Bunların sürecin hızlandırılmasına yönelik öneriler olduğunu anımsatan Hristofyas, “hiçbir şekilde Avrupa hukuku ve uluslararası hukuktan sapma gösterecek bir çözüme varmaya hakları olmadığını” öne sürdü.
   Hristofyas’ın ardından Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan’la da bir araya gelen Buzek, geçtiğimiz akşam adaya varışının akabinde ise BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Lisa Buttenheim’la görüştü.

Hristofyas-Kaidanow görüşmesi

   Öte yandan Hristofyas’la dün sabah bir araya gelen Avrupa ve Avrasya Konularından Sorumlu ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Tina Kaidanow,  “Kıbrıs’ın iki kesimli, iki toplumlu federasyon zemininde yeniden birleşmesi hedefinin gerçekleşmesi için, ABD’nin, Kıbrıs’taki tarafların ihtiyaç duyduğu tüm girişim ve yardıma katkıda bulunacağını” söyledi.
   Kaidanow, ABD’nin Kıbrıs sorunuyla ilgili prosedürün Kıbrıs aidiyetli olması ve Kıbrıs’ın iki kesimli, iki toplumlu federasyon temelinde yeniden birleşmesine yol açması gerektiğine inandığını da dile getirdi.
   Müzakerelerin hangi noktada olduğunu görmek için Kıbrıs’ta bulunduğunu belirten Kaidanow, Hristofyas’la gerçekleştirdikleri görüşmede, müzakerelerin gidişatını ele aldıklarını ve ülkesinin müzakerelerle ilgili tutumunu yinelediğini sözlerine ekledi.
   Kaidanow’un temasları çerçevesinde, Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu ile de bir araya geldiği, fakat görüşmenin ardından açıklama yapılmadığı da ifade edildi.

KIBRIS 12/10/10

 

İNGİLTERE’DE TÜRKİYE’Yİ KONUŞTU

   

Liberal Demokratlar, Barones Meral Ece Hüssein başkanlığında toplanarak Türkiye'nin dış politikasını konuştular.

İngiltere'de 65 yıl aradan sonra ilk kez hükümeti kuran koalisyondaki Liberal Demokrat Parti'nin Liverpool'da gerçekleştirilen parti kurultayında 'Türkiye ve gelişen dış politikası' başlıklı bir seminer düzenlendi. İngiliz Parlamentosu'nun üst kanadı Lordlar Kamarası'nın ilk Türk üyesi Barones Meral Ece Hüssein'in yönettiği seminerde konuşmacılar, Türkiye'nin Londra Büyükelçisi Ünal Çeviköz, Lord Wallace ve Barones Ludford oldu. Liberal ve Demokrat Partili Türkiye Dostları Grubu (Lid Dem Friends of Turkey) tarafından düzenlenen seminerde, Barones Hüssein Türkiye'de yapılan anayasa referandum seçiminde ‘evet’ oyunun ağırlıklı çıkmasından duyduğu sevinci belirterek, bunun Türkiye adına demokratik bir adım olduğunu söyledi.

TÜRKİYE KIBRIS’TA ASKER SAYISINI AZALTMALI
Lord Wallace konuşmasında, Avrupa'da hala Türkiye'nin soğuk savaş döneminde oluşmuş imajının yaygın olduğunu söyleyerek, 'Türkiye yüzünü batıdan doğuya döndü' yorumları arasında aslında Türkiye'nin daha olgun bir dış politika izlemesi gerektiğini belirtti. Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'ta asker sayısını azaltması gerektiğini de söyleyen Lord Wallace, adanın her iki tarafında da barış zemini hazırlayan politikalar izlenmediğini söyledi.

AB TÜRKİYE’NİN ÖNEMİNİNİ FARK ETMELİ
Avrupa Birliği Parlamentosu'nda Milletvekili olan Barones Ludford da Kıbrıs konusuna değinerek, Kuzey Kıbrıs'ta Türk nüfusunun, ciddi haksızlıklara uğradığını, 2004'de AB tarafından halka verilen sözlerin tutulmadığını belirtti. Ludford, 'Türkiye'nin reformların yerine getirilerek AB üyesi olmasını istiyorum. AB Türkiye'nin öneminin farkına varmalı. AB'nin dünyadaki gücü nasıl daha etkin hale getirilebilir sorusu değerlendirildiğinde, Türkiye'nin coğrafik konumu ve yükselen ekonomisi iyi kullanılmalı.' diyerek Gaza Flotilla saldırısı sonrasında, İsrail hükümetinin flotilla konusunda davranışını onaylamadığını, hükümetin yaptıklarını kınadığını ancak Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nın bir broşür yayınlayarak, İsrail devletinin meşruluğunu sorgulamasının akıllıca bir dış politika ve yaklaşım olmadığını belirtti.
Son olarak söz alan Büyükelçi Çeviköz, konuşmasında Türkiye'nin komşuları ile gelişen ilişkisi başta olmak üzere Kıbrıs konusu, Kürt meselesi ve AB'ye giriş gibi pek çok sıcak gündem maddesini değerlendirdi. Temmuz ayında göreve başlayan yeni Londra Büyükelçisi Çeviköz, İngiltere'de ilk kez bir parti kurultayında konuşma yaparak, Londra'da yaşayan Türkiyeli farklı etnikten Kürt, Kıbrıslı Türk ve diğer Türkçe konuşan tüm vatandaşları temsil ettiğini söyledi.

OLGUN DIŞ POLİTİKANIN GEREKLİLİĞİ
Büyükelçi Çeviköz, ‘Lord Wallace'in dile getirdiği olgun dış politikanın gerekliliği görüşlerini onaylıyorum’ diyerek başladığı konuşmasında, Türkiye'nin olgun dış politikasında Balkanlar, Karadeniz ve Kafkaslar ile Orta Doğu'da iyi ilişkiler geliştirmek gerektiğini söyledi.
Orta Doğu'da meydana gelen tüm olumlu olumsuz gelişmelerden Türkiye'nin etkilendiğini, bu nedenle bölgeye kayıtsız kalamayacağını söyleyen Çeviköz, 11 Eylül ikiz kule saldırılarının ardından, terörist çabalarının merkezi olan Orta Doğu topraklarında, Türkiye'nin bölgeyi istikrarlı hale getirme mücadelesinin var olduğunu belirtti. 'Neo-Ottomans' eleştirilerine de değinen Çeviköz, 'Türkiye'nin Osmanlı dönemindekine benzer hegemonya kurma çabası olsaydı bu eleştirilebilirdi, Türkiye sadece komşularıyla barış ve huzur içinde olmak istiyor' ifadesinde bulundu.

KÜRT AÇILIMI DURMADI
Kürt kökenli vatandaşların Türkiye'de haklarını elde etmesi ile PKK'nın varlığının ayrı konular olduğunu söyleyerek bunların ikisinin karıştırıldığına dikkat çeken elçi, 'Kürt açılım sürecinde bir sorun yok, durmadı. Bu vakit isteyen bir süreç. 20 yıl önce bu konuları tartışmak imkansızdı. Bu zaman alacak. Türkiye'de 47 yıl AB üyeliği için beklendi. Bu konuda da sabırlı olunmalı' diye konuştu.

KIBRIS SORUN, AKDENİZ'DE İSTİKRARSIZLIK
Büyükelçi Çeviköz, 'Türkiye'nin Kıbrıs sorununu çözmemek gibi bir amacı yok. Kıbrıs'ta sorun Akdeniz'de istikrarsızlık getiriyor. 2004 Annan referandumunda ‘evet’ çıksaydı o zaman Türk ordusunun adadan çekilmesi gündeme gelecekti' diyerek Kıbrıs konusuna ilişkin görüşlerini paylaştı.

AB ÜYELİĞİNE HALKIN İLGİSİ AZALDI
Bir soru üzerine Çeviköz, AB üyeliğinde sürecin sahte zorluklarla uzatılmasından dolayı, artık Türkiye'de halkın bu yöndeki ilgisinin azaldığını belirtti. ‘Türkiye, yapılan reformlar sonrasında üye olmaya düşünüldüğünden daha hazır bir konumda’ diyen Büyükelçi, 'Türkiye'nin dış politikasında AB, halen en önemli iki konudan birisi konumunda fakat AB Türkiye'ye ne teklif ettiğine dikkat etmeli. Karşılıklı yapılması ve yapılmaması gerekenler var' dedi.
Seminerin ardından konuşma yapan ve ikinci kez Türkiye konulu seminer düzenleyen partinin Türkiye Dostları Grubu, katılımdan ve ilgiden memnun olduklarını belirttiler.

NICK CLEGG İLE AKŞAM YEMEĞİ
Büyükelçi Ünal Çeviköz, İşadamı Hüseyin Özer ve Liberal Demokrat Partili Barones Hüssein konferanstan sonra Başbakan Yardımcısı Nick Clegg'in özel davetlisi olarak akşam yemeğinde buluştular. Yemeğin güzel geçtiğini belirten İşadamı Hüseyin Özer, Clegg'in misafirleri ile yakından ilgilendiğini söyledi.

ETNİK AZINLIK LİB DEMS GRUBU'NA YENİ BAŞKAN
Kurultayın ilk gününde yıllık genel kurul (AGM) toplantısını gerçekleştiren Etnik Azınlık Liberal Demokratların (EMLD) dört yıldır başkanlığını yürüten Barones Meral Ece Hüssein, toplantıda artık grubun başkanlığından ayrılmak istediğini, Lordlar Kamarası'nın kırmızı koltuklarından grubu desteklemeye devam edeceğini söyledi. Grubun yeni Başkanı Gazeteci Mohammed Shafiq oldu. Shafiq aynı zamanda Lib Dems Kurultayı organize komitesinde görev yapıyor.

STAR KIBRIS 12/10/10

 

Julio Iglesias cancels Kyrenia gig

By Patrick Dewhurst Published on October 12, 2010 CYPRUS MAIL

YET ANOTHER celebrity singer has been drawn into in the Cyprus problem following an invitation to perform at a hotel in the occupied areas.

This time veteran Spanish singer Julio Iglesias was due to perform a gig Merit Crystal Cove Hotel in occupied Kyrenia, but reportedly announced the cancellation on Sunday after he faced strong opposition from Greek Cypriots who oppose the ongoing occupation of the north.

According to media reports a Greek political party, the Peoples’ Orthodox Rally (LAOS) led the protest, and had even requested European Commission president Manuel Barroso and European Parliament’s President Jerzy Buzek to take action to block the performance.

In the end this was unnecessary after Greek Cypriots flooded Iglesias website with messages informing him about the ongoing occupation.

A spokesman for Iglesias was quoted by the Greek Reporter saying: “Mr. Iglesias will not appear in Kyrenia. His scheduled concert was cancelled the moment we were informed that the city is an area called an independent country without being internationally recognised.”

As with previous stars who withdrew from performances, such as J-Lo and Justin Timberlake, Iglesias’ spokesman said they were unaware of the Cyprus problem.

“If we knew about this from the beginning we would not have scheduled the concert” He said

A campaign group called “Hellenic Vanguard” yesterday described the cancellation as “Yet another moral victory for Cyprus (and) another blow to Turkey's plans for indirect recognition of occupied Cyprus as a separate state.”

Iglesias is the fifth high profile performer to pull out of scheduled gigs in the occupied area following international pressure. The others were Jennifer Lopez, Anastasia, Rihanna and Justin Timberlake.

Prior to Iglesias’ withdrawal, Merit hotel chairman Reha Arar defended his right to invite celebrities, saying "Arts and culture are universal and should not be made a tool for political clashes, I think the Iglesias concert should be a sign of friendship, and I hope it brings genuine friendship and brotherhood.” The Merit hotel was inaugurated by the Gypsy Kings ten years ago.

The opposition campaign differed from previous efforts by not being run through facebook, which was used to rally opposition to Jennifer Lopez, Rihanna and Justin Timberlake.

 

 

 

DIKO to deliver its verdict on property

By Elias Hazou Published on October 12, 2010 CYPRUS MAIL

THE GOVERNMENT’S sole remaining partner DIKO will today deliver its verdict on the President’s much-maligned proposals for the property chapter of the peace talks.

Debate at the Executive Bureau, which starts at 4pm, is expected to be heated and long, if past sessions are anything to go by. It’s well known the party is bitterly divided over Christofias’ handling of the talks.

However DIKO moved swiftly yesterday to stress that its confidence in the Greek Cypriot negotiator was a given, whatever its feelings on the subject

“Tomorrow’s meeting will most likely be the last to discuss the [property] proposals, after which we shall issue a statement of position. The issue of whether to withdraw from the government is definitely not on the agenda,” said DIKO spokesman Fotis Fotiou.

In an interview with Kathimerini newspaper published over the weekend, DIKO chief Marios Garoyian ruled out the possibility, remarking that a departure from the government coalition now would be tantamount to a “coup.”

President Christofias has taken flak for the proposals he submitted at the negotiating table regarding the status of refugee properties post-reunification.

The proposals do not cater for the return of all refugees to their homes, and give refugees the options of compensation, restitution or exchange of their properties.

Government officials have since indicated that those proposals are not final.

DIKO MP Angelos Votsis said yesterday his party would stand by a previous decision to stick with the government alliance, “for the sake of the country.”

“Yes, we are making a sacrifice,” Votsis said in response to a question. “It is better to be on the inside and wield whatever influence you can on policy-making rather than be on the outside even if you disagree.”

He said DIKO’s departure now would be the worst possible timing, given the fact peace talks are ongoing and the country is in the midst of an economic crisis.

“Also, if we left, Cyprus would be the only country in Europe with a purely leftist government, something which would not sit well with many quarters,” he added.

Votsis said the purpose of the Executive Bureau discussion was to identify “what can be fixed, amended or added” to the President’s proposals.

Kyriacos Kenevezos, general secretary of the party was less conciliatory, calling Christofias’ property proposals “unacceptable, catastrophic.”

Himself an advocate of abandoning the coalition with AKEL, Kevevezos added however that the issue would not be raised today.

Socialists EDEK meanwhile delivered its own judgment on the property talks, branding the negotiations “a theatre of the absurd” following a meeting of its Political Bureau yesterday.

The Turkish Cypriot proposals, said EDEK’s Antonis Koutalianos, violated “every sense of justice and international principles.” The Greek Cypriot document fared no better, he added, since it was an “unacceptable document which in essence nullifies the right to property.”

The socialists, who walked out of the government coalition last February, said they would submit its findings to the next session of the National Council, the President’s advisory body.

 

 

 

Buzek: time for blame is at an end

By George Psyllides Published on October 12, 2010 CYPRUS MAIL

THE President of the European Parliament (EP) yesterday said a non-solution of the Cyprus problem, or partition of the island, “is not an option” for Europe.

Speaking in Parliament, Jerzy Buzek also called upon Turkey to contribute in concrete terms to a lasting settlement of the Cyprus issue.

“A solution of the Cyprus problem is within your reach,” Buzek said. “The European Parliament and the EU strongly support the efforts towards reaching a solution to the Cyprus problem, which will reunify the island to the benefit of all its people. For Europe, a no-solution or a partition is not an option.”

Buzek said a bi-zonal, bi-communal federal agreement would only work if “your Turkish Cypriot compatriots are fully integrated within the state’s institutions.”

“This involves reaching out to the Turkish Cypriot community right now,” the EP President said. “The European institutions are doing their part to encourage social and economic development, improve infrastructure and bring Turkish Cypriots closer to the Union, because they too must see the benefit of integration.”

He added: “I am convinced that a lasting solution to the division of this island can, and must be found. The time for blaming is at an end, it is time for Cyprus not to defeat itself.”

Buzek urged Turkey to implement the Ankara Protocol – open its ports and airports to Cypriot traffic – which will show its commitment to fulfil its obligations to the EU.

“It is also my hope that Turkey will actively support reunification negotiations and contribute in concrete terms to a lasting settlement of the Cyprus issue, Buzek said.

He said the EU was here to help but resolving the Cyprus problem “is something both communities must achieve on their own since no imposed solution will ever be credible.”

Earlier yesterday, the EP President met with President Demetris Christofias, House President Marios Garoyian and party leaders.

Buzek said the main message of his visit was ''encouragement, solidarity, support and trust in both leaders to reach a comprehensive solution, which is important, not only for Cyprus and for the region, but also for the whole EU, as you are, your island, in the crucial strategic position for all of us.''

He also said that Cyprus' EU Presidency is only 21 months away and pointed out that ''a united Cyprus keeping the Presidency of the EU is our dream.''

Today, the EP President is scheduled to meet the leader of the Turkish Cypriot community Dervis Eroglu and the leader of the Republican Turkish Party Ferdi Sabit Soyer.

 

 

 

Our View: President is acting like a political novice

Published on October 12, 2010 CYPRUS MAIL

PRESIDENT Christofias’ incessant moaning about the criticism of his policies has become quite tiresome. Almost every time he speaks in public he feels obliged to complain because the political parties pan his policies and question his choices. Even when he was in New York he could not restrain himself from having a go at Cyprus’ politicians who did not appreciate all the good work he was doing for the country and were causing divisions in the home front.

Inevitably, this was one of the themes of his speech to Morphou refugees on Sunday. He was not happy, he said, with the reaction to his proposals regarding the property issue. He would have expected the political forces of the country to expose the substance of the Turkish Cypriot proposals, “instead of trying to destroy our own proposals,” he said. “In some cases the criticism of our proposals was indiscriminate and unfair,” he complained. He also tried to explain why this was so.

The President is acting like a political novice, who is only just finding out how the political system of Cyprus operates. Yet the man has been in politics all his life and before being elected to the top post he had been House president and the leader of AKEL for 20 years. Had he never noticed that opposition parties routinely attacked the president, whoever he was, for his handling of the Cyprus problem? During the Clerides presidency, when he was the leader of the opposition, he was constantly attacking the government’s supposedly inadequate handling of the Cyprus talks.

The opposition has always been irresponsibly hard line and negative on the Cyprus issue, so why is Christofias expecting it to behave differently under his presidency? Why is he constantly calling for national unity which, apart from a few years after the invasion, has never existed? Is he implying that he is a better president than all his predecessors and therefore deserves better treatment? It is not even as if the decisions on the Cyprus talks are taken collectively - he decides everything himself, which is his prerogative. Having chosen this path he should also be man enough to accept that he would not receive praise and applause.

The problem is that Christofias over-sensitive to criticism. As leader of AKEL, he became accustomed to never being questioned or challenged because this was the ethos of the communist party. But he should have been mature enough to accept that as president of the country he would never have the universal approval he enjoyed as party chief. His constant public complaining is not only tiresome but it shows him up as a weak leader, a leader more concerned with public approval than taking the unpopular decisions that would benefit the country.

 

 

 

 

Kıbrıs'ta 7. sınır kapısı açılıyor

Kıbrıs'ta liderler Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için müzakerelere devam ederken, iki taraf arasında yarın yeni bir sınır kapısı açılacak.

AA

TSİ 13 Ekim. 2010 Çarşamba NTV

LEFKOŞA - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Kıbrıs Rum kesimi arasında geçişleri sağlayan 7. sınır kapısı olan Yeşilırmak Kapısı, yarın bölgede düzenlenecek bir törenle açılacak.

KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın yapacağı açılışa, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Stefan Füle de katılacak.

Yeşilırmak Kapısı'nın açılmasıyla KKTC toprağı olan, ancak KKTC'yle kara bağlantısı bulunmayan Erenköy'e karayoluyla kontrollü geçiş imkanı da sağlanacak.

Ayrıca, bölgede yaşayan Rumların Lefkoşa'ya ulaşım süreleri daha da kısalacak. Yeşilırmak Kapısı'yla ilgili altyapı çalışmaları, KKTC'nin 2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Hristofyas'ın katıldığı, 29 Mart'ta düzenlenen törenle başlatılmıştı.

KKTC ile Kıbrıs Rum kesimi arasında geçişi sağlayan, 1'i Gazimağusa, 1'i Beyarmudu, 3'ü Lefkoşa ve 1'i de Bostancı'da olmak üzere 6 sınır kapısı bulunuyor.

 

İki arkadaşımızın cesedi neden hala orada?”

13/10/2010 RADIKAL

Madenciler, Şili'de mahsur kalan 33 işçiye 2 ayda ulaşılmasına rağmen, Zonguldak Karadon'da göçük altında kalan iki madencinin cesedine 5 aydır ulaşılamamasına isyan etti.


ANKARA - Maden sendikalarının başkanları, Karadon’da göçük altında kalan iki işçinin cesedine ulaşılamamasını eleştirdi. Sendika başkanları iki işçinin cesedinin çıkarılması konusunda geç kalındığını ifade ederken, Türkiye’nin bu insanları göçük altından çıkarabilecek kapasiteye sahip olup olmadığı konusunda ise ikiye ayrıldı.

Türkiye Devrimci Maden Arama ve İşletme İşçileri Sendikası(Dev Maden-Sen) Genel Başkanı Çetin Uygur, Türkye’de işçilerin sağ olarak kurtarılmasının söz konusu olmadığını belirterek, “Ülkemizde işçilerin sağ olarak kurtarılması zaten söz konusu değil, onu bırakın cesetlere ulaşılması konusunda bile ne denli aciz kalındığı görünüyor” dedi.

Türkiye Maden İşçileri Sendikası(Maden-İş) Genel Başkanı İsmail Aslan, göçük altında kalan cesetleri çıkarmaya yetecek ekipmanın Türkiye’de olmadığını belirterek, “Bu işçilerin çıkarılması için çok geç kalındı. Bu süre kabul edilemez bir süredir. Bu nedenle bir an evvel harekete geçilmeli” dedi.

İŞÇİLER İHALE SONRASI ÇIKARILACAK
Şili'de yerin yaklaşık 700 metre altında mahsur kalan işçilere 2 ayda ulaşılmasına karşın, Zonguldak'ta grizu patlamasında kuyuya düşen iki işçinin cenazesi yaklaşık 5 aydır çıkarılamadı.
Türkiye Taşkömürü Kurumu(TTK) Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında 17 Mayıstaki patlamanın ardından kuyuya düştüğü tahmin edilen iki madencinin cesetlerinin çıkarılması için hasarlı kuyuda çalışma yapması beklenen Çinli firmanın işi üstlenmekten vazgeçmesi üzerine, uluslararası ihale hazırlıkları tamamlandı.

Maden ocağının eksi 540 kodunda meydana gelen patlamayla oluşan göçüklerde Engin Düzcük ve Dursun Kartal'ın cesetlerine rastlanılmaması üzerine 735 metre derinliğe kadar ulaşan kuyuya düştüğü tahmin edilen işçilerin cenazesinin çıkarılması için 18 Ekim tarihinde ihaleye çıkılacak.

“O İŞÇİLERİ BİZLERDE ÇIKARABİLİRİZ AMA BUNA MÜSAADE EDİLMİYOR”
Türkiye Devrimci Maden Arama ve İşletme İşçileri Sendikası(Dev Maden-Sen) Genel Başkanı Çetin Uygur, işçilerin hayatının kaybetmesini Başbakan’ın kadere bağladığını belirterek, “Akıl almaz derece de bir tanımlamayla işçilerin hayatını kaybetmesini kadere bağlayan Başbakan’ın tutumu durumun vehametini zaten gösteriyor. Ülkemizde işçilerin kurtarılması zaten söz konusu değil, onu bırakın cesetlere ulaşılması konusunda bile ne denli aciz kalındığı görünüyor” dedi.

Hayatını kaybeden işçilerin cesetlerinin bulunması arkasında gizli bir gerçeğin olabileceğini belirten Uygur, “Hükümet 'cesetleri çıkaracağız' diyor ama aceleci davranmıyor, çünkü arkadaşlarımız o enerjinin içinde bütünüyle yok olmuş olabilirler bunu söylemekten çekiniyorlar. Çok uzun bir süredir kendi çevrelerine dağıttıkları ihaleler ve taşeron sistemi ile kamuya olan ihtiyacı azaltıyorlar. İhaleye çıktıklarını söyleyerek kendilerince sorumluluklarını yerine getiriyorlar. Kaybedilen iki işçinin hayatını kaybetmesi üzerinden bile hala birilerine para kazandırmak istiyorlar” dedi.

Türkiye’deki maden mühendislerinin ve ekipmanlarının iki madenciyi göçük altından çıkarabilecek kapasiteye sahip olduğunu belirten Uygur, “İki işçi arkadaşın ciddi anlamda çıkarılmalarının sorumsuzlukları anlamında işi birilerine ihale ediyorlar. Bu kendi kadrolarında kendi mühendislerinin ve ekipmanının yapacağı bir şeydir. Ancak hükümet kendi arkasında bir sınıf yaratmak ve buradan bile birilerine para kazandırmak için işi ihale ediyor” diye konuştu.

“İŞÇİLERİ ÇIKARACAK KAPASİTEYE SAHİP DEĞİLİZ”
Türkiye Maden İşçileri Sendikası(Maden-İş) Genel Başkanı İsmail Aslan, herkesten empati yapmasını isteyerek, göçük altında kalan insanların herkesin yakını olabileceğini ifade etti. Aslan, “İnsanlar tabii ki çıkarılmalı, o çocuklar bizim çocuğumuz olsa, aile düzeni nasıl olur bu insanların cesedinin çıkarılması bu vakite kalmamalıydı. Şili’de insanlar tek tek çıkarılmaya başlandı. Bu mutluluğu biz de yaşamak istiyoruz” dedi.

Göçük altında kalan iki işçinin yaşama şansı olmadığını, ancak insanların bir an önce çıkarılmasının devletin görevi olduğunu dile getiren Aslan, “Bz bu insanları çıkaracak kapasiteye sahip değiliz. Genellikle iş kazalarının olması özel sektöre verilen ocaklarda oluyor. Bu insanlar biran önce kömürü çıkarmak istiyor bu nedenle önünü göremiyor. Ben buraya yatırım yapayım 10 sene sonra parasını alırım mantığı yok. O teknoloji bizim ocaklarda yok. Olsa ben neden başka ülkelere ihale vereyim. Ölünün üzerinde ben ihale yapayım para kazanayım” diye konuştu.(anka)

 

 

Rumların baskısı ona da geri adım attırdı

13/10/2010 RADIKAL

KKTC'deki Merit Otelleri Yönetim Kurulu Başkanı Reha Arar, Julio Iglesias'ın 16 Ekim'de otellerinde vereceği konserin Rumların olumsuz propagandası sonucu iptal edildiğini açıklayarak sanatın politikaya alet edilmesinden son derece üzüntü duyduğunu belirtti.


LEFKOŞA - Arar, yazılı açıklamasında konuyla ilgili hukuki işlem başlattıklarını da vurguladı. Daha önce konserin barışa ve kardeşliğe sebep olmasını dilediğini anımsatan Arar, “Ancak bugün üzülerek öğreniyorum ki, Iglesias, Güney Kıbrıslıların yaptığı menfi propagandalar sonucunda KKTC’ye gelişini, yapmış olduğumuz 18 sayfalık sözleşmeye rağmen iptal ettiğini bildirmiştir. Bunu yapanları tarih bir gün halkın önünde yargılayacaktır. Biz her şeye rağmen Merit ailesi olarak bu girişimlerimize devam edeceğiz” dedi. (aa)

 

“Türkiye'nin AB süreci için bir mucize gerekiyor”

13/10/2010 RADIKAL

Wall Street Journal, Türkiye'nin müzakere sürecini canlandırma çabasında ciddi zorluklarla karşı karşıya bulunduğunu belirtti. Gazete, “Avrupa Komisyonu yetkilileri, özel sohbetlerde Kıbrıs'ın(Rum Kesimi) Aralık ayında geri kalan (açılabilir) üç başlığı bloke edebileceğini, Türkiye'nin ise bu üç başlığa ilişkin koşulları yerine getirme maliyetini üstlenme konusunda pek istekli olmadığını hissettiklerini söylüyorlar” dedi.


NEW YORK (ANKA) – Türkiye’nin AB üyelik sürecinin dondurucudan indirilmesi için "küçük bir mucize”nin gerekeceği savunulurken, Türkiye’nin AB hedefine olan bağlılığı da sorgulanıyor. Wall Street Journal gazetesi, Türkiye’nin müzakere sürecini canlandırma çabasında ciddi zorluklarla karşı karşıya bulunduğunu belirtirken, “Avrupa Komisyonu yetkilileri, özel sohbetlerde Kıbrıs’ın(Rum Kesimi) Aralık ayında geri kalan (açılabilir) üç başlığı da bloke edebileceğini, Türkiye’nin, bu üç başlığa ilişkin koşulları yerine getirme maliyetini üstlenme konusunda pek istekli olmadığını hissettiklerini söylüyorlar” diye yazdı.

ABD’nin en çok satan gazetesi Wall Street Journal gazetesi, Türkiye muhabirini Marc Champion imzasıyla Türkiye’nin AB üyeliği sürecini değerlendirildiği bir haber analizi yayımladı. “Türkiye, AB Hedefi İçin Destek Arıyor, Fransa da Pek Bir Şey Vermiyor” başlıklı haber analizinde Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner’in, Ankara ziyareti sırasında Türkiye’nin AB müzakere sürecine ilişkin “Top Sizde” ifadesinin Ankara’nın adeta duran müzakereleri canlandırma çabalarında karşı karşıya bulunduğu zorluklara vurgu yaptığını kaydetti.

Fransa’nın Türkiye’nin AB üyeliğinin “kilit bir muhalifi” olduğunu belirten ABD’li gazete, buna karşın Kouchner’in açılabilecek üç başlıkta müzakerelerin başlaması konusunda destek sözünü verdiğine dikkat çekti. Ancak Kouchner’in, bunun için gerekli koşulların Türkiye tarafından yerine getirilmesi gerektiğini söylerken, Fransa’nın Türkiye’nin üyelik hedefi karşıtı politikasını değiştirmediğini de belli ettiğini yazdı.

“TÜRKİYE’NİN AB HEDEFİNE BAĞLILIĞI DA SORGULANIYOR”
WSJ, haber analizinde Türkiye’nin Rumlara limanlarını açmaya yanaşmaması nedeniyle AB liderlerinin 8 başlığı dondurduğunu, bundan sonra, Fransa’nın dört, Rum Kesimi’nin de altı başlığı bloke ettiğine dikkat çektikten sonra Türk hükümetinin son günlerde AB’nin bu başlıkların dondurucudan indirilmesi talebini daha sık sık dile getirdiğini kaydetti. Gazete şunları yazdı:

“Ankara’nın çabası, Avrupa Komisyonu’nun, 9 Kasım’da açıklanacak ve Türkiye için sert olabilecek yıllık ilerleme raporu ve AB liderlerinin ne yapılacağına ilişkin kararı alacağı Aralık öncesi gerçekleşiyor. Konuya yakın gözlemciler, Ankara’nın, yakın bir tarihte sürecin dondurucudan indirilmesini sağlamayı başarması için küçük bir mucize gerekeceğini söylerken Türkiye’nin bağlılığının derinliğini de sorguluyorlar.”

ABD’li gazete, bazı AB ülkeleri ve ABD’nin, AB üyeliğinin Türkiye’nin kalıcı bir biçimde Batı’ya demir atmasını, İslam dünyası ile sağlam bir köprü atılmasını sağlayacağına inandıklarını belirtti ancak Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’nde İran’a yaptırımlara karşı oy kullanmasının AB’de soru işaretlerini yarattığına da işaret etti.

EGEMEN BAĞIŞ’IN AÇIKLAMALARI
Bu arada, WSJ, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’a e-posta aracılığıyla sorduğu sorulara verilen yanıtlara da yer verdi. Egemen Bağış, “Eğer, British Airways ya da Lufthansa, Kuzey Kıbrıs’taki Ercan Havaalanına uçuşlar başlatırsa, o zaman Türkiye, limanlarını Rum uçakları ve gemilerine açar” dedi.

Egemen Bağış ayrıca, Türkiye’nin geri kalan başlıkları açmaya istekli olduğunu ve görüşmeleri 2013 yılında tamamlamayı amaçladığını belirtirken ancak Türkiye reddedilirse eğer, bunun AB’nin küresel bir dış politika aktörü olma hedefinin sonu, AB için giderek istikrarsızlaşan bir komşuluk ve bazı AB ülkelerinin entegrasyon politikalarının başarısızlığı anlamına geleceği uyarısını da yaptı.

WSJ, konuya yakın gözlemcilerin bir hamle yapılabilmesinden kuşku duymaya devam ettiğine, AB’nin Kuzey Kıbrıs’a açılacağı yönünde bir işaretin bulunmadığına, sıradan Türklerin de AB hedefi konusunda soğuduğuna, Avrupa’nın Türkiye’nin dış ticaretindeki payının gerilediğine dikkat çektikten sonra şunları da yazdı:

“Avrupa Komisyonu yetkilileri, özel sohbetlerde Kıbrıs’ın (Rum Kesimi) Aralık ayında geri kalan üç başlığı bloke edebileceğini, Türkiye’nin de, açılabilecek üç başlığa–Kamu Alımları, Rekabet Politikası ile Sosyal Politika ve İstihdam-ilişkin koşulları yerine getirme maliyetini üstlenme konusunda pek istekli olmadığını hissettiklerini söylüyorlar. Çünkü Türkiye, ne yaparsa yapsın bu yöndeki hedefinin yine bir duvara çarpacağı bilincindedir.”(anka)

Özal'ı limonatayla öldürdüler!

13/10/2010 RADIKAL

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın eşi Semra Özal, "Ben eşimi zehirlediklerini düşünüyorum" dedi.


Kanaltürk televizyonunda yayınlanan Merkez Siyaset programına telefonla katılan Semra Özal çarpıcı açıklamalarda bulundu.

İşte Semra Özal'ın açıklamalarından öne çıkan satırlar:

- Ambulans olsaydı hastaneye sedye ile getirilirdi. Garsonu ve yaveri kucaklayarak makam aracına götürmüşler. Orada doktor yoktu.

- Hastaneye iki kişinin kollarında sürükleherek getirildi bunlar görüntülerde mevcut. Bir televizyon kanalında izledim ambulans gelmiş olsaydı hastaneye sedye ile girmez miydi ?

- Ben eşimin zehirlendiğini düşünüyorum

- Turgut Bey'in hayatında yemediği iki şey vardı: Biri kuru fasülye diğeri limonata

- Kaya Toper ve yanındaki iki kişi bir kokteyle gitmek için ısrar ettiler, Bulgar Konsolosluğu'nun bir kokteyliydi. Israrlara dayanamayıp oraya gittiler.

- Akşam eve geldiginde ben kendisine yemek hazırlamıştım, bana birşey yemeyeceğini söyledi. Bende kendisine "Orada birşeyler mi yedin?'' diye sordum, "Hayır birşey yemedim sadece bir bardak limonata içtim" dedi.

- Ben kendisine "Turgut Bey sen hayatında limonata içmezsin" dedim, o da bana
"Kokteylde 'Sayın Cumhur başkanım siz içki içmiyorsunuz sadece sizin için hazırladık bu limonatayı' dediler, bende ayıp olmasın, madem benim için hazırlanmış deyip bir bardak içtim" dedi.

- Ben bu limonatadan şüpheleniyorum.

 

“İstimlak ettik”
Rum Yönetimi, KIBRIS’ın yayınları sonrasında, Vasilikon bölgesindeki Türk arazileriyle ilgili açıklama yapmak zorunda kaldı.

KIBRIS’ın, Güney Kıbrıs’taki ‘Vasilikon’ bölgesinde 400 milyon Euro’luk yatırımla ilgili haberleri, Rum Yönetimi’ni paniğe soktu. Yatırımın yapılacağı arazinin Kıbrıslı Türklere ait olduğu yönündeki haberimizi iktibas eden ‘Alithia’ gazetesi de, “yapılan araştırma sonucunda, arazinin yüzde 95’lik bölümünün Kıbrıslı Türklere ait olduğu doğrulandı” dedi.
   Tatlısu göçmeni Salih Serdar’ın, KIBRIS’ta yayınlanan açıklamalarını ve fotoğrafını kullanan Alithia gazetesi, Kıbrıslı Türklerin, Rum Yönetimi’ne karşı tepkili olduğunu bildirdi. Hollanda ve Malezya’dan iki büyük şirketin ortaklığında kurulan Vitol Tank Terminals International şirketinin, Vasilikon bölgesinde yatırım için seçtiği arazinin büyük bölümünün Kıbrıslı Türklere ait olduğunu vurgulayan gazete, bu durumun rahatsızlık yarattığına dikkat çekti.

Kum üzerine milyarlık inşaat

   Alithia gazetesi, Rum Yönetimi’nin, “bir milyar Euro’yu aşan değerdeki enerji merkezi kurulmasına dayanan enerji siyasetini kum üzerine inşa etmeye hazırlandığını” kaydetti.
   Akaryakıt ve doğal gaza ilişkin iki terminal yapılmasının planlandığı alanın büyük bir bölümünün Kıbrıslı Türklere ait olduğunu tekrar tekrar anımsatan gazete, Rum Kimyasal Sanayi’nin de bulunduğu arazinin yüzde 95’nin Kıbrıslı Türklere ait olduğunun bilinmekte olduğunu kaydetti.

Müdür Kasinis açıklama yaptı

   Rum Enerji Dairesi Müdürü Solonas Kasinis, Alithia’ya yaptığı açıklamada, söz konusu alanın yasal prosedür izlenerek istimlak edildiğini söyledi. Kasinis, istimlakin hangi tarihte yapıldığını ve ne kadarlık bir ödeme yapıldığını açıklamadı.
   Kasinis’in açıklamasından tatmin olmayan Alithia gazetesi, Kıbrıslı Türk hak sahiplerinin, konu hakkında bilgilendirilmediklerine dikkat çekti. Gazete ayrıca, Kıbrıslı Türklerin mahkemeye başvurarak çalışmanın durdurulması için organize olmaya hazırlandıklarını yazdı.

Herkes hakkını arasın

   Vasilikon bölgesindeki Türk arazilerinin, yasa dışı bir şekilde kullanılmasına tepki gösteren Salih Serdar, sözkonusu bölgede sadece kendisine ait 45 dönümlük bir arazi bulunduğunu tekrarladı. Diğer mülk sahibi Kıbrıslı Türklerin de harekete geçtiğini anlatan Serdar “Kıbrıs gazetesinde yayınlanan haberlerden sonra, mülk sahipleri birer birer ortaya çıkmaya başladı”dedi.
  Rum kesiminden çok sayıda gazetecinin yanı sıra, yabancı haber ajanslarının da kendisine ulaştığını anlatan Serdar, önümüzdeki günlerde Vasilikon bölgesine giderek, kendisine ait arazileri basına göstereceğini kaydetti. Salih Serdar “Kıbrıs gazetesi yazdı, ortalık allem, kallem oldu”dedi.

KIBRIS 13/10/10

 

Vatandaşlık durdu

Nüfus artışı nedeniyle büyük sorunların yaşandığını itiraf eden Başbakan Küçük, ülkeye girişlerde pasaport zorunluluğunun gündeme gelebileceğini söyledi.
UBP Genel Başkanı ve Başbakan İrsen Küçük, ülke nüfusunun arttığı yönündeki görüşlere katıldığını belirterek öncelikle vatandaşlıkları durdurduklarını açıkladı.
   KIBRIS TV’de yayınlanan ‘Son Durum’ programına katılarak, Genel Yayın Yönetmenimiz Reşat Akar’ın sorularını yanıtlayan Küçük, hükümete geldikten sonra kendilerinin sadece 7 kişiye vatandaşlık verdiklerini söyledi.
   Nüfusun sürekli artması nedeniyle son 2 yılda fazladan 300 öğretmen istihdam ettiklerini, hastanelerde ilaç sıkıntısının başgösterdiğini anlatan Küçük, “ülkede çok ciddi sorunlar vardır ve köklü tedbirler gereklidir” dedi. Giriş, çıkışlarla ilgili gerekli tedbirleri alacaklarını ve kimlikle girişlerin iptali ve pasaport kullanımının gündeme gelmesiyle ilgili çalışma içerisinde olduklarını anlatan Küçük, İçişleri Bakanlığı’ndan ülkedeki kayıtlı işçi sayısı ve vatandaşlık hakkı kazanacakların sayısıyla ilgili bilgi istediğini belirtti.
   Küçük, “Ülkeye giriş çıkışlar, ciddi olarak kontrol altına alınmalıdır. Disiplin gelmesi için biz öncelikle vatandaşlıkları durdurduk. Bu konu yılların ihmalidir. Bir dönem, Beyaz Kimlik olayı gündeme gelmişti. Doğru bir adımdı. Gerekirse, daha ciddi tedbirler alınmalıdır” şeklinde konuştu.

300’ün üzerinde öğretmen istihdamı

   Küçük, resmi kayıtlarda 265 bin olarak belirlenen nüfusun, kısa süre önce Devlet Planlama Örgütü’nün yaptığı çalışmada 285 bin olabileceği yönündeki açıklamalara işaret etti.
   Kayıtlı kişilerin dışında ülkede bulunanlar olduğuna dikkat çeken Küçük, şöyle devam etti:
   “Ülkede, kaçak işçi olmadığını söylemek mümkün değildir. Çalışan, izinli veya izinsiz işçiler vardır. Üniversitelerde okuyan yabancı öğrenciler vardır. Hepsini düşününce belirtilen rakamın üzerinde bir nüfus olduğu görülüyor.
   Son 2 yılda 300’ün üzerinde öğretmen istihdam edildi. Bu nüfus artışından kaynaklanan ihtiyaçtan dolayıdır. Birçok okulda derslik ve hastanelerde ilaç sıkıntısı vardır.
   Nüfusun fazlalığını gösteren bir diğer bilgi de, saat 17.00’den sonra acil servisin işçilerle dolup taşmasıdır. Nüfusumuzu bilemezsek, yatırımlarımızı yapamayız”.

Yüksek Mahkeme’ye çağrı
 
   Ülkede suç oranlarının arttığı yönündeki görüşlere hem fikir olduğunu açıklayan Küçük, ağır cezada yetersiz kaldığı dile getirilen yasaları Yüksek Mahkeme’nin talebi olması durumunda gözden geçirebileceklerini söyledi.
   Küçük, yasal zeminin yanı sıra adliyenin bina ihtiyacına da yeniden dikkat çekti.
 
Maaş kesintilerine rağmen açık kapatılamaz

   Başbakan ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı İrsen Küçük, emekli ve çalışanların maaşından yapılan kesintilerle ilgili bilgi de vererek emeklilerden farklı olarak çalışanlardan yüzde 2 oranında kesinti yapıldığını söyledi.
   Aynı kesintinin milletvekilleri ve bakanlardan da yapıldığını ifade eden Küçük, 200 milyon TL’lik bütçe açığını kapatmak için tedbirler aldıklarını belirtti.
   Küçük, açık bütçeyle değil, denk bütçeyle yönetim yapılması gerektiğini ifade ederek, “Denk bütçeli bir yönetim yakalanırsa ekonomiye de katkı sağlar” dedi.
   Her sene Türkiye ile bütçe çalışmaları yapıldığını belirten Küçük, alınan kaynaklarla bütçe gelirlerinin birleştirilerek denk bütçe yaratmaya çalışacaklarını söyledi.
   “Ekonominin düze çıkabilmesi ve yersiz tartışmalar için denk bütçeye kavuşmalıyız.
Kesintiler, 2010 yılında 12 aya yayılmış değildir” diye konuşan Küçük, maaşlardan yapılan kesintiler veya alınan diğer tedbirlere rağmen 2011 yılında da bütçe açığının kapatmasının mümkün olmadığını belirtti.
   Çalışanların maaşlarından kesinti yapılırken, casinoların vergilerinin artırıldığını, akaryakıt fiyatlarının dengelendiğini, bet ofislerle ilgili çalışma yaptıklarını, lüks araçların fon ve vergilerinin arttırıldığını söyleyen Küçük, 2009 yılından gelen 100 milyon TL’lik ayrı bir bütçe açığı olduğunu belirtti.
   Söz konusu paranın avans olarak alındığını ve 13’üncü maaşlar için kullanıldığını söyleyen Küçük, “Alınan tedbirlerle denk bütçe yapılması olası görünmüyor. 2011 yılında, ya bütçeyi denkleştireceğiz ya da tasarrufları arttırmaya çalışacağız. Yeni kaynaklar aramamız gerekiyor” dedi.

RHA kullanımına kısıtlama

   Ülkede birçok resmi Hizmet Aracı (RHA) bulunduğunu anımsatarak, bunların giderlerinin devlet bütçesini etkilediği yönündeki iddiaları da yanıtlayan Küçük, bu durumu engelleyebilmek için cumartesi-pazar ve tatil günlerinde kaymakamlık dışındaki hiçbir RHA aracının dışarıya çıkmayacağı yönünde bir genelge çıkardıklarını söyledi.
   Kira ödenen bakanlık binalarının da gündemde olduğunu ifade eden Küçük, Tarım Bakanlığı’nın ayda 10 bin sterlin kira verdiği bakanlığı boşalttığını kaydetti.
   Küçük, Maliye Bakanlığına verdiği bir talimat kapsamında Mütehhitler Birliğiyle görüşülmesini ve TOKİ örneğinin hayata geçirilmesini istediğini söyledi.
   “Devlet kira verir gibi taksit verecek ve kendi binasına sahip olacak” diyen Küçük, “Bu durum inşaat sektörünü de hareketlendirecek” açıklamasını yaptı.

Meclis ve adliye binası acil

   Devlet bütçesinde sıkıntı varken yeni Cumhuriyet Meclisi’ne neden ihtiyaç duyulduğu yönündeki bir soruyu da yanıtlayan İrsen Küçük, Lefkoşa’da biri meclis diğeri de adliye olmak üzere iki binaya acilen ihtiyaç olduğunu ifade etti.
   Küçük, bugünkü meclis binasının partilere, milletvekillerine ve halka hizmet verecek durumda olmadığının altını çizerek, önceliğin adliye binası olduğunu söyledi.
   Küçük, Lefkoşa İlçe Seçim Kurulu binasının ve mahkemelerin salon imkanının artırılması için 2011 yılında projelendirilme istediğini ifade etti.

KTHY, bugün Bakanlar Kurulu gündemi

   Ülke gündemini uzun süre meşgul eden KTHY konusunun ise bugün Bakanlar Kurulu gündeminde olacağını ifade eden Küçük, şöyle devam etti:
   “Mevcut şekliyle KTHY’yi devam ettirmek mümkün değildi. Aşırı istihdam ve savurganlık vardı. 2009 seçimlerinden sonra UBP, Derviş Eroğlu’nun başbakanlık döneminde KTHY’ye 46 milyon TL destek verdi. Ama borçları, 60 milyon dolardan 100 milyon dolara çıktı. KTHY, sağlıklı bir yapıya kavuşturulmalıydı. Bazı personel Cyprus Airlines Services’e (CAS) aktarıldı, geriye 450’ye yakın personel kaldı.
   Personeli sokağa atmayı hiç düşünmedim. Bazı kaynaklar geleceğini ve maaşlarını ödeyebileceğimizi düşündük. Geçen aya kadar maaşlarını ödedik. Ancak, yerli müteşebbislerle bir şirket oluşturulması için THY’nin de katılacağı üçlü bir oluşum gündeme geldi.
   Ancak, yeni oluşumun uçuşa 2011 mart ayında başlayacağı söylendi. Bu durumda personelin maaşlarını ödemeye devam etmemiz mümkün değildir ama bir çözüm bulacağız.
   Ödeyecek kaynağımız geçtiğimiz ay vardı ancak banka, paraya güvenlik açısından el koyduğu için ödeyemedik”.

Denetleme kurulu bir dosyayı tamamladı

   Başbakanlık Denetleme Kurulu’nun da yolsuzluklarla ilgili gerekli çalışmaları yürütmeye başladığını belirten Küçük, bir dosyanın da sonuçlandırılarak savcılığa gönderildiğini söyledi.

İngilizlerin hakkı savunulamadı

   Tapularını alamayan İngilizler konusunda da oluşturulan komitede eski hukukçularla görüştüğünü belirten Küçük, konuyla ilgili çalışma başlatıldığını söyledi.
   Küçük, Kulaksız Sitesi örneğinde, konunun mahkemede iyi şekilde savunulmadığını belirterek mahkemenin de yasalara bakarak karar verdiğini ifade etti.
   Bu olayların tekrarlanmaması için önerilerin değerlendirildiğini belirten Küçük, Maliye Bakanlığı’nın çalışmalarını takip ettiğini söyledi.
   Küçük, yabancıların ülkedeki önemine işaret etti.

KIBRIS 13/10/10

 

YOLLAYIN FATURAYI KKTC’YE

   

Mihrişah Safa

Geçtiğimiz Mayıs ayında İngiltere Ulaştırma Bakanlığına karşı direkt uçuşlarla ilgili açılan, kaybedilen ve temyize giden davadan yine “ ret “ kararı çıktı. 8-21 Mayıs tarihleri arasında temyiz mahkemesinde yapılan son duruşmadan bu yana geçen 5 ay sonunda açıklanan karardan sonra şimdi faturanın nasıl ödeneceği gündemde. Milyonlarca sterlinlik faturayı KKTC tarafı ödeyecek


HAZİRAN sonundan bu yana olmayan Kıbrıs Türk Hava Yolları ile CTA Holidays’in, İngiliz Ulaştırma Bakanlığına karşı Londra’da açtığı ve İngiliz İstinaf Mahkemesine (Temyiz) giden davadan “ret” kararı çıktı. KTHY’nin Kuzey’e direkt uçmak için İngiltere’de açtığı ve ilk mahkemede reddedilen davanın, Temyiz’den de reddiyle akıllara “ davanın faturasının kim ve nasıl ödeneceği” sorusu geldi.
Dava boyunca Cumhurbaşkanlığı ve bakanlık avukatlarının geldiği Londra’da, aylarca süren duruşmalar sonunda, hem KTHY hem de İngiliz Ulaştırma Bakanlığı avukatlarının ve hukuki servislerin alacağının milyonlarca sterlini aştığı belirtiliyor. Genellikle mahkeme ve avukat masraflarını bu tür davalarda kaybeden taraf ödediği için, şimdi gözler Kuzey Kıbrıs’a çevrildi. Faturanın tam rakamı belirtilmezken, her iki tarafın masraflarının birkaç milyonu bulduğu belirtiliyor ve bunun büyük olasılıkla Kıbrıs Tük tarafınca ödenmesi bekleniyor.

Fiilen uçuşları Haziran sonunda durdurulan, ancak dava süreci devam eden KTHY tarafı yani KKTC Ulaştırma bakanlığı karara bir üst basamak olan Lordlar Kamarasına giderek itirazda bulunabilir. Hukuken bu yolun açık olduğu belirtilirken, artık var olmayan bir hava şirketi için ekstra masrafa gidilmesinin gereksizliği de hukuk çevreleri tarafından telaffuz ediliyor.

KTHY ve CTA Holidays, İngiliz Ulaştırma Bakanlığa aleyhine direkt uçuş konusunda 2009 Mayıs ayında Yüksek Mahkemede dava açmış ve kaybetmişti. Daha sonra Türk tarafı son çare olarak İstinaf Mahkemesine giderek, davayı bu sefer de daha yüksek mahkemede tartışmıştı.
Davanın “olumsuz” sonuçlanması karşısında fazla yorumda bulunmayan KTHY Londra yetkilileri, “ sonuç ya öyle, ya böyle çıkacaktı. Zaten ortada havayolu da kalmadı. Olumlu çıksa bile bu sadece KTHY için geçerli olacak, başka şirketler direkt uçabilmek için ayrı dava açmak zorunda kalacaklardı” yorumunda bulundular.
Temmuz ayı sonunda karar çıkması beklenmesine rağmen araya yaz tatili girmesi nedeniyle ekim ortasını bulan karardan sonra Kıbrıs Türk tarafının ne tutum alacağı merakla bekleniyor.

 

Mali zorluk nedeniyle ilan edilmemiş iflas durumunu yaşayan Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) çalışanları ile CAS’da yeniden işe başlayanlardan oluşan Hava-Sen üyeleri dün KTHY Genel Müdürlüğü önünde eylem düzenleyerek basın açıklaması yaptı.

“Durumlarının netleştirilmesi, tasfiye, yeni şirketin kurulması veya başka bir seçeneğin ortaya konması konusundaki belirsizliğin ortadan kalkması” istenen eylem ve basın açıklamasından sonra Başbakanlık önüne yürünerek Başbakan İrsen Küçük’le görüşme talep edildi. Başbakanlık Müsteşarı Hüda Aksoy ile görüşen Hava-Sen, Cuma günü tüm konuları görüşmek üzere Başbakan İrsen Küçük tarafından randevu verildiğini açıklayarak Babakanlık’tan ayrıldı.

LATİFOĞLU: VERİLEN SÖZLERE RAĞMEN SORUNLAR ÇÖZÜLMEDİ

Hür İşçi Sendikaları Federasyonu (Hür-İş) Genel Başkanı Yakup Latifoğlu, Genel Müdürlük önünde yaptığı konuşmada KTHY konusunda iflas, yeni şirketin kurulması veya farklı herhangi bir uygulamanın ivedilikle yaşama geçirilmesi gerektiğini söyledi.Belirsizliğin en kötü durum olduğunu kaydeden Latifoğlu, KHTY’deki mali sıkıntı nedeniyle çalışanların maaşlarının ödenmediğini, Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığı paralarının yatırılmaması nedeniyle emekli olma konumunda olanların emekli olamadığını, kimsenin işsizlik parası alamadığını; CAS’da işe başlayanlara ise maaşlarının geç ödendiğini ve yıllara göre yapılması gereken maaş artışlarının yapılmadığını anlattı.

ATAKAN: RTIK ÇALIŞANLARIN YAŞATILMASIYLA İLGİLENİYORUZ

Hava-Sen Başkanı Buran Atakan ise konuşmasında, “KTHY’yi yaşatmak için verdikleri mücadeleyi kaybettiklerini, bugün artık çalışanların yaşatılmasıyla ilgilendiklerini” belirterek, “Ancak bunu da yapamaz noktaya geldik” dedi. Atakan, hükümeti, KTHY’nin yaşatılması amacıyla aylar önce Hava-Sen’in ortaya koyduğu projeleri “yeni bulmuş gibi ortaya atarak” sorunu çözmek yerine, zaman kazanmakla suçladı, ivedilikle çözüm talep etti.

BAŞBAKANLIĞA YÜRÜDÜLER

Hava-Sen üyeleri, basın açıklamasının okunmasından sonra Başbakanlığa gitti.Başbakan İrsen Küçük’le görüşme talep eden Hava-Sen heyeti bunun üzerine Başbakanlık Müsteşarı Hüda Aksoy ile görüşerek sorunlarını aktardı ve Küçük ile görüşme talep etti.

AKSOY: BİRAZ DAHA SABIR

Başbakanlık Müsteşarı Hüda Aksoy sorunları dinledikten sonra yaptığı açıklamada, devletin vereceklerini her zaman ödediğini, kimsenin alacağının devlette kalmadığını ifade ederek “Belirli bazı çalışmalar var. Bunlar netleşmeden açıklama yapmak pek doğru olmayacak” dedi. Çalışmaların iyiye doğru gittiğini, biraz daha sabredilmesi gerektiğini kaydeden Aksoy, kendisine anlatılan ve bilinen sorunları Başkan İrsen Küçük’e aktaracağını kaydetti.

STAR KIBRIS 13/10/10

AB’NİN GELECEK AY EN ÖNEMLİ İŞİ: TÜZÜK

   

Eroğlu dün kabul ettiği Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek’e müzakere masasındaki tavrımızı ve BM parametrelerine bağlılığımızı anlattı. Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili görüşlerin aktarıldığı toplantının ardından yapılan açıklamada Buzek, “Tüzük çok hassas ve çok önemli bir konu. Önümüzdeki ay bizim için en önemli iş bu tüzük olacak” dedi.

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek’e Türk tarafının müzakere masasındaki tavrı, BM parametrelerine bağlılığı ve mülkiyetle ilgili görüşleri hakkında detaylı bilgi verdiğini söyledi. Eroğlu, Avrupa Parlamentosu’nun (AP) gündeminde olan Doğrudan Ticaret Tüzüğü’yle ilgili görüşlerini ve bu konudaki beklentilerini de Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek’e aktardıklarını belirtti. Cumhurbaşkanı Eroğlu, “Kıbrıs Türk halkının samimi olarak anlaşma istediğini, ama AB’nin ülkemize uygulanan ambargolar ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda Rumların etkisi altında kalması halinde halkımızın AB’a olan güveninin azalabileceğini ifade etmeye çalıştım” dedi. Cumhurbaşkanı Eroğlu ile Cumhurbaşkanlığında kabul ettiği AP Başkanı Jerzy Buzek, yaklaşık bir saat süren görüşmeleri sonrasında basına açıklama yaptılar. Açıklamalar sırasında AP Kıbrıslı Türklerle Yüksek Seviyede Temas Grubu Koordinatörü Libor Roucek de hazır bulundu.

EROĞLU: “RUMLARIN ETKİSİ ALTINDAKİ BİR AB…”
Cumhurbaşkanı Eroğlu, açıklamasında, çok anlamlı bir toplantı gerçekleştirdiği Buzek’e, Türk tarafının müzakere masasında ortaya koyduğu tavır, BM parametrelerine bağlılığı ve mülkiyetle ilgili ortaya koydukları görüşler hakkında detaylı bilgi verdiğini söyledi. Avrupa Parlamentosu’nun gündeminde olan Doğrudan Ticaret Tüzüğü’yle ilgili görüşlerini ve bu konudaki beklentilerini aktardıklarını kaydeden Eroğlu, “Yıllardan beri iyi niyetle müzakere masasında oturan ve anlaşma arzusunu çeşitli vesilelerle gösteren Kıbrıs Türk halkına uygulanan ambargolar ve bu adaletsizlikle ilgili düşüncelerimizi dile getirdik” dedi, şunları ekledi: “Kıbrıs Türk halkının samimi olarak anlaşma istediğini ama AB’nin ülkemize uygulanan ambargolar ve Doğrudan Ticaret Tüzüğü konusunda Rumların etkisi altında kalması halinde halkımızın AB’a olan güveninin azalabileceğini ifade etmeye çalıştım.”

BUZEK: “BM GÜVENLİK KONSEYİ KARARLARI ZEMİN”
Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek de konuşmasında, iki lidere kapsamlı çözüm müzakerelerinde cesaret, destek, dayanışma ve güven mesajı vermeyi amaçladığını söyledi. Daha iyi bir noktaya ulaşmanın her iki toplum için de daha iyi olacağına işaret eden Buzek, her iki toplumun da izolasyonuna imkân vermeyeceklerini kaydetti. Taraflarla temas kurarak aktif olmaya çalıştıklarını, Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıslı Türklerle temas kurmak amacıyla Yüksek Seviyede Temas Grubu oluşturduklarını ifade eden Buzek, bu tip temasların tüm ada için büyük önem taşıdığını belirtti. Buzek, Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun BM Güvenlik Konseyi kararlarını müzakerelerde zemin olarak kabul etmesinden memnuniyet duyduğunu söyledi, şöyle devam etti:

“AKDENİZ’İN KAVŞAK NOKTASINDAKİ KIBRIS ÇOK ÖNEMLİ”
“Şimdi çözümü cesaretlendirici vizyon ve yapıcı hareketler geliştirmek gerekir. Çözüm AB için de çok önemli. Çünkü Kıbrıs, Akdeniz’de çok önemli, kavşak pozisyonda bulunuyor. Tüm Avrupa Birliği, tüm bölge ve AP başkanlığı için çok önemli.” Adadaki iki toplumun birleşmesi temennisinde bulunarak, müzakerelerde açık olunması halinde bunun başarılabileceğini kaydeden Buzek, “Merkezi Doğu Avrupa’da biz bunu yapabiliyorsak, Kıbrıs’ta da bu olur” dedi.

“TÜZÜK ÖNEMLİ VE HASSAS BİR KONU”
AP Başkanı Jerzy Buzek, gazetecilerin sorusu üzerine, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün çok önemli ve çok hassas bir konu olduğuna işaret ederek konuyu AP’da doğru bir şekilde ele almak istediklerini söyledi. Konunun Hukuk İşleri Komitesi’nde bulunduğunu ve bununla bir raportörün ilgilendiğini anlatan Buzek, parlamentonun da konuyu görüşmeye başladığını, ancak bunun zaman alacağını belirtti. Buzek “Çok önemli bir konu. Tüm bakış açılarından her şeyi kontrol etmek zorundayız. Gelecek ayki en önemli işimiz olacak” dedi. Jerzy Buzek, kişisel görüşünün sorulması üzerine, kendisinin kişisel görüşünü açıklayamayacağını, çünkü şu an Avrupa Parlamentosu adına konuştuğunu belirterek, gerekli açıklamaların parlamentodaki görüşme sonrasında yapılacağını kaydetti.

EROĞLU: “MÜZAKERELER DEVAM EDECEK”
Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, bir başka soruya yanıtında, müzakerelere devam edeceklerini ve Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’la yarın bir araya gelerek mülkiyet konusu ve Yeşilırmak Kapısı’nı görüşeceklerini söyledi. Eroğlu, “Müzakereleri, BM parametreleri ve Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs ile ilgili kararları dikkate alarak sürdürüyoruz” dedi.

BUZEK: “BİR ŞEY EMPOZE ETMİYORUZ”
Yeniden söz alan Buzek, görüşmelerde taraflara uzlaşmacı önerilerde bulunduklarını, ancak herhangi bir şey empoze etmediklerini söyledi. Tarafların kendi önerilerini görüşmesi gerektiğini kaydeden Buzek, adanın yeniden birleşmesini istedikleri için yakından ilgilendikleri müzakerelerde yardımcı olmaya hazır olduklarını belirtti. Buzek, toplumlararası temasa, özellikle genç neslin birbiriyle iletişim kurmasına büyük önem verdiklerini kaydetti. Jerzy Buzek, neden sadece CTP ile görüştüğünün sorulması üzerine, “topluma etkileri büyük olan en güçlü, başlıca partilerle görüşmeye özen gösterdiklerini” belirtti.

STAR KIBRIS 13/10/10

 

EROĞLU, DOWNER VE BUTTENHEİM İLE GÖRÜŞTÜ

   

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer ve Kıbrıs Özel Temsilcisi Lisa Buttenheim’i kabul etti. Görüşme yaklaşık 1.5 saat sürdü. Downer, görüşmeden ayrılırken basının görüşmeyle ilgili değerlendirmesini sorması üzerine, Eroğlu ile iyi bir görüşme yaptıklarını belirterek, bugün yapılacak görüşme öncesinde her iki liderle ayrı ayrı görüşerek değerlendirme yapma fırsatı bulduklarını kaydetti. Mülkiyet konusunda sürdürülen müzakerelerde, ilerleyen günlerde özel temsilciler ve teknik heyetlerin ve gelecek Salı da liderlerin yeniden bir araya geleceğini ifade eden Downer, görüşmelerin sürdürülmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

MEDVEDEV’İN ZİYARETİ BARIŞ SÜRECİNİ NASIL ETKİLEYECEK?

Downer, Rusya Devlet Başkanı’nın geçen hafta Güney Kıbrıs’a gerçekleştirdiği ziyaretin barış sürecini nasıl etkileyeceği yönündeki bir soruya karşılık, farklı ülkelerin Kıbrıs konusundaki pozisyonlarının iyi bilindiğini, ancak burada sorunun Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların meselesi olduğunu belirterek tarafların pozisyonlarıyla ilgili yargıların müzakere masasına bağlı olduğunu; önemli olanın müzakerelere odaklanmak olduğunu vurguladı. Downer, Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesi olan ülkelerin Kıbrıs sorunuyla farklı açılardan ilgilendiklerini belirterek, “Ancak günün sonunda esas mesele, her iki tarafın, bu ada insanlarını tatmin edecek bir çalışma ortaya koymaları gerekeceğidir. Müzakerelerin başarıya ulaşılmasında belirleyici unsur bu olacak” şeklinde konuştu.

STAR KIBRIS 13/10/10

 

KIBRISLI PARLAMENTERLER TOPLANMALI

   

Buzek’i kabulünde Rum bir gazetecinin sorusunu yanıtlayan Soyer, “Umarız çok erken bir zamanda Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum parlamenterler ortak toplantılar yaparlar ve her konuda Kıbrıs’ın geleceğiyle ilgili kararlar alırlar” dedi.

Kıbrıs’ta temaslarda bulunan Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Jerzy Buzek, dün, CTP-BG Genel Merkezi’ni ziyaret ederek, Genel Başkan Ferdi Sabit Soyer ve diğer parti yetkilileriyle yaklaşık bir saat görüştü. Buzek, görüşme girişinde, parti genel merkezinin bahçesinde bir süre parti yetkilileri ve gazetecilerle sohbet etti. Bahçedeki portakal ağaçlarıyla yakından ilgilenen ve bina hakkında bilgi alan Buzek’in ziyaretini Türk basını yanında Rum basın mensupları da takip etti. Buzek görüşme çıkışında açıklama yapmadan ayrılırken, CTP-BG Genel Başkanı Soyer görüşmeye ilişkin açıklama yaptı.

BÜTÜNLÜKLÜ ÇÖZÜM VE AP’DE TEMSİLİYET
Soyer, Buzek’e, Kıbrıs sorunun bütünlüklü çözümü ve federal çözüm konusundaki görüşlerini aktardıklarını, federal çözümün bir an önce gerçekleşmesi üzerinde durduklarını söyledi. Soyer, Doğrudan Ticaret Tüzüğü ve Kıbrıs Türk halkının Avrupa Parlamentosu’nda temsiliyeti konularını da ele aldıklarını belirterek, bu konudaki görüşlerini Parlamento Başkanı’na anlattıklarını söyledi.
AVRUPA’DAKİ ORTAK SİYASAL BİRLİK KIBRIS’TA DA GERÇEKLEŞMELİ
Önemli noktanın Kıbrıs’ta bir an önce karşılıklı kabul edilebilir, BM parametrelerinde bir çözümün gelmesi olduğunu kaydeden Soyer, AB’nin bu bölgede ve Avrupa’da gündeme getirdiği ortak siyasal birliğin Kıbrıs’ta da gerçekleşmesinin de önem taşıdığını söyledi.

“TÜRK VE RUM PARLAMENTERLER TOPLANSIN”
Soyer, Kıbrıs konusunun ele alındığı ve Cumhurbaşkanı’nın da katıldığı önceki günkü meclis toplantısıyla ilgili bir Rum gazetecinin sorusuna karşılık, Güney Kıbrıs’ta, Kıbrıs konusunda Ulusal Konsey’in toplantı yaptığını anımsatarak, Kuzey’de de kendilerinin mecliste toplanarak bu konuyu ele aldıklarını ifade etti. Bu toplantıların içeriğinin gizli olduğunu, ancak ertesi gün gazetelerde “kim dedi, ne dedi” bunların yer aldığını kaydeden Soyer, “Umarız çok erken bir zamanda Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum parlamenterler ortak toplantılar yaparlar ve her konuda Kıbrıs’ın geleceğiyle ilgili kararlar alırlar” diye konuştu.

STAR KIBRIS 13/10/10

 

AP BAŞKANI JERZY BUZEK RUM İTİRAZLARINI ‘NOT’ ETTİ

   

Adada bulunan Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek, özel birleşimde Rum Meclisi’ne hitap etti. Rum basını; “Buzek hükümetin ve partilerin tüzüğe ilişkin itirazlarını not etti

Adada bulunan Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek, önceki gün Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hrisytofyas ve diğer yetkililerle görüştü. Özel birleşimde Rum Meclisi’ne de hitap eden Buzek, konuşmasını, Neşe Yaşın’ın “benim vatanım ikiye bölünmüş ortasından” isimli şiiriyle tamamladı.
Fileleftheros Gazetesi; “Doğrudan Ticaret Konusunda Birleşik Cephe...Avrupa Parlamentosu Başkanı hükümetin ve partilerin itirazlarını not etti” başlıklı haberinde Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek’in Rum Meclisi Genel Kurulu’nun özel birleşiminde yaptığı konuşmada KKTC ile AB ülkeleri arasında doğrudan ticarete ilişkin tüzükle ilgili tutumunu izah ettiğini yazdı.
Gazete, Buzek’in Rum Meclisi kürsüsünde Avrupa Birliği organlarının Kıbrıslı Türklere mümkün olduğunca çok sosyal ve ekonomik gelişim sağlamak için elinden geleni yaptığına işaret etti ve özetle şunları yazdı:

KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ SİZİN ELİNİZDEDİR

“Avrupa Parlamentosu Başkanı Ankara Protokolü’nün hayata geçirilmesinin Türkiye’nin AB’ye karşı yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmeye bağlılığının göstergesi olacağını vurguladı. Buzek, meclisin özel oturumunda konuşurken Türkiye’nin müzakereleri etkin şekilde destekleyeceği ve soruna BM Güvenlik Konseyi kararlarına, uluslararası hukuka ve AB’nin üzerine bina edildiği ilkelere uygun bir çözüm bulunmasına yapıcı şekilde katkı koyacağı ümidini dile getirdi.
‘Kıbrıs sorununun çözümü sizin elinizdedir, iki toplum arasındaki herhangi bir çözüm zamana dayanacaksa işleyebilir ve yaşayabilir olmalıdır’ ifadesini kullanan Buzek, iki bölgeli iki toplumlu federasyonun ancak ‘Kıbrıslı Türk vatandaşlarının devlet kurumlarına tam adapte olduğunda işleyeceğini’ vurguladı.

MARAŞ BUGÜNKÜ BAŞARISIZLIĞIN SEMBOLÜDÜR

Buzek, Maraş konusuna değinirken de, ‘gerek bugünkü başarısızlığın, gerek gelecekteki olası başarının sembolüdür’ dedi. Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını AB ile NATO arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesine bağlayan Buzek, Kıbrıs sorununun çözümünün NATO’nun yeni Stratejik Planlama ilanı açıklamasıyla aynı zamana denk gelmesinin ideal bir zaman sınırı olacağını söyledi. Buzek, Türkiye nedeniyle NATO konusunun Kıbrıs açısından hassas bir konu olduğunu da kabul etti.”
Gazete, Rum Yönetimi Başkanı, Meclis Başkanı ve siyasi partilerin Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün hukuki açıdan yanlış zemine dayandığı iddialarını Buzek’e aktardıklarını da yazdı.
Buzek’in, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’la görüşmesinin ardından, “tüzüğün çok önemli ve hassas bir mesele olduğunu, bunun Brüksel’de bilindiğini” belirterek, “nihai karar alınana kadar birkaç hafta hatta birkaç ay sabır istediğini” yazdı.
Haberde, şunlar kaydedildi:

‘DOĞRUDAN TİCARETDE BUZEK’LE ÇATIŞMIYORUZ’

“Başkan Hristofyas doğrudan ticaret konusunda Buzek’le çatışmadıklarını belirterek Avrupa Parlamentosu’nun sonunda Kıbrıs’ın tek ve bir egemenliği, tek uluslararası temsiliyeti ve tek vatandaşlığı olduğuna dair AB tezini izleyeceği ümidini dile getirdi. Buzek-Hristofyas görüşmesinde, doğrudan ticaret tüzüğü yanında, Kıbrıs sorunu ve Avrupa Birliği’ni ilgilendiren diğer konular da ele alındı.
Buzek’e müzakerelerin gidişatına ilişkin bilgi verdiğini, bilinmekte olan üç eksenli önerilerini anlattığını söyleyen Başkan Hristofyas, Rum tarafının önerilerinin müdahil bütün tarafların yararına şartlar yaratarak Kıbrıs sorununun çözüm prosedürünü hızlandırmayı öngördüğü izahında bulundu.
Hristofyas, ‘Kıbrıs sorununun uluslararası hukuk ve Avrupa hukuk ilkeleri temelinde çözümü, ne bizim ne de Avrupalı ortaklarımızın dışarıda bırakma hakkı olmayan bir hedeftir’ dedi.
Avrupa Parlamentosu Başkanı da, AB Kıbrıs dönem başkanlığı konusuna atıfta bulundu ve ‘Vizyonumuz, dönem başkanlığını birleşik bir Kıbrıs’ın almasıdır’ ifadesini kullandı.
BM Güvenlik Konseyi kararlarının Kıbrıs’ın geleceğinin temelini oluşturduğuna da işaret eden Buzek, ‘ortak kabul görecek bir çözüm mümkündür. Ne kadar çabuk olursa o kadar iyi. Böyle bir şeyin başarılabilmesi için büyük vizyona ve çalışmaya gerek var’ ifadesini kullandı.”

TÜZÜK KONUSUNDA BİRLEŞİK CEPHE OLUŞTURDULAR

Aynı gazeteye göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu da, AP Başkanı Buzek’in AKEL’in doğrudan ticaret tüzüğü konusunda ortaya koyduğu argümana çok büyük anlayış gösterdiğini söyledi ve “Bana, iki toplumun oynayacağı role ilişkin görüşümüzü anlatma fırsatı verdi” dedi.
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis ise, Buzek’in “doğrudan ticaretin muhtemel onaylanmasının Kıbrıs sorununa ilişkin diyaloğa ilişkin gelişmeler açısından ne kadar cesaret kırıcı olacağını anladığını” savundu.
EDEK Başkanı Yannakis Omiru da Buzek’e, “Tüzüğün olası onaylanmasının doğrudan müzakere sürecine ve Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin çabalara nahoş etki yapacağını” anlattığını belirterek, “Kendisine, Türkiye’ye özellikle AB tarafından baskı yapılmazsa Kıbrıs sorununa yakında çözüm bulunmasının beklenmediğini vurguladım” dedi.

DOĞRUDAN TİCARET ONAYLANIRSA HER ŞEY YIKILIR

Simerini, “Buzek’e Net Mesaj... Doğrudan Ticaret Onaylanırsa Her Şey Yıkılır” başlığıyla yansıttığı haberinde, Buzek’in dün Rum meclisi genel kuruluna hitap ettiğini haber verdi.
Gazeteye göre, Başkan Dimitris Hristofyas, Meclis Başkanı Marios Karoyan ve siyaset dünyasının “sert mesajlarına” maruz kalan Buzek, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’yle ilgili bir açıklamasının yanlış anlaşıldığını söyledi.
Rum Meclisi Genel Kurulu’na hitabında Kıbrıs Türk ve Rum taraflarına “birbirlerini suçlamaktan vazgeçme” çağrısında bulunan Buzek, Rum tarafını Kıbrıs Türk toplumuna yaklaşmaya çağırdı, Maraş’ı da gelecekteki çözümün sembolü olarak niteledi.
Türkiye’yi de AB’a yönelişi için çok şeyler yapması çağrısında bulunan Buzek, Ankara Protokolü’nün hayata geçirilmesinin Türkiye’nin AB’a karşı üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmek istediğini göstereceği görüşünü ortaya koydu. Buzek konuşmasının sonunda, Neşe Yaşın’ın “benim vatanım ikiye bölünmüş” şiirinden kıtalar da okudu.
Gazete, Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan’ın Buzek’e hitabında; “Birlik, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde katalizör olabilir ancak yasadışı rejimin yükseltilmesi hedefini kolaylaştıracağı şeklinde algılanabilecek hareketlerden kaçınmalıdır” dediğini yazdı.
AÇIKLAMAM BURADA TAMAMEN YANLIŞ ANLAŞILDI

Gazeteye göre Buzek, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’la görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, doğrudan ticaret tüzüğüyle ilgili açıklamasının Rum tarafında “tamamen yanlış anlaşıldığını” söyledi ve şöyle devam etti:
“Doğrudan ticaret konusunda halen herhangi bir karar alınmadı, mesele tartışma aşamasında bulunuyor. Herhangi bir görüş belirtmedim çünkü, Avrupa Parlamentosu’nun kararını tamamlamasını bekliyoruz ve halen karardan haberim yoktur. Yanıt için birkaç hafta, iki veya üç ay gerek. Çok hassas, çok zor bir mesele ve ne kadar önemli olduğunun da bilincindeyiz.”
Aynı gazete, “Marios Karoyan’ın Kötümserliğine İtiraz Etti” başlıklı haberinde ise Buzek’in, Meclis Başkanı Marios Karoyan’la görüşmede 2012’ye kadar Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını istediğini, görüşme sonrasında yaptığı açıklamada da “bir çözüm bulunması mümkündür” diyerek iki lidere kapsamlı ve karşılıklı kabul edilebilir bir çözüme ulaşabilmeleri için cesaret verdiğini yazdı.

STAR KIBRIS 13/10/10

 

Downer: no plans for international conference

By George Psyllides Published on October 13, 2010 CYPRUS MAIL

THE UNITED NATIONS have no plans to host an international conference on the Cyprus problem, the UN Secretary-General’s Special Adviser Alexander Downer said yesterday.

Speaking after meeting President Demetris Christofias, Downer said the UN did not have any plans to host an international conference on the Cyprus problem and reiterated that nothing was agreed in the negotiations until everything is agreed.

Turkey has repeatedly asked for an international conference to resolve the matter but the Greek Cypriot side says that one should take place only on the international aspects of the Cyprus problem and after the rest were resolved.

“We had the opportunity to review where we are at in the negotiations and we look forward to the two leaders’ meeting tomorrow (today),” Downer said.

Christofias and Turkish Cypriot leader Dervis Eroglu will meet today and October 19 after a hiatus in the talks during which they met UN Secretary-General Ban Ki Moon in New York.

“We expect them to continue working on property,” Downer said. “Property is a difficult issue and it is good they are working on it.”

If agreement cannot be reached the process will not go too much further forward, the Australian diplomat said.

“You can start negotiating other issues but in the end if you can never agree on what is going to happen to property in Cyprus, you can never have a comprehensive agreement. Everyone knows that, it is perfectly clear”, he said.

He added: “nothing is agreed until everything is agreed; if you don’t agree on one chapter – you might agree on all the others – but if you can’t agree on one then you haven’t got a comprehensive agreement.”

Asked, he said that there are no deadlines to reaching a solution but it is important that the process has real momentum and that the leaders move forward as fast as they can, but not so fast as not to do the job properly, but on the other hand not drag their feet.

On Thursday, the two leaders will open the new crossing point at Pyrgos, in the northwest of the island.

Presidential commissioner Giorgos Iacovou said the road was ready apart from a 300-metre stretch, where pipes had been found under the old tarmac.

The road will be up and running by 3 pm, Iacovou said.

The opening ceremony will be attended by EU Enlargement Commissioner Stefan Fule.

"The European Union is fully behind confidence building measures like the opening of this crossing point and is proud to have contributed with its financial support to a major landmark of the Cypriot pursuit of peace,” Fule said.

 

 

UK court upholds ban on direct flights to the north

Published on October 13, 2010 CYPRUS MAIL

CYPRUS Turkish Airlines, known as KTHY, has lost its bid in the Court of Appeal to overturn the ban on flights from the UK to the north.

KTHY and its UK tour operator, CTA Holidays Limited, argued that the ban unfairly restricted Turkish Cypriots and their companies wishing to travel and conduct business with the EU and the rest of the world.

Currently, flights to northern Cyprus must land in Turkey first, which is the only country in the world that recognises the ‘TRNC’.

Yesterday three appeal judges ruled that granting permits would contravene the Chicago Convention on International Civil Aviation and constitute a breach of the UK's obligation to respect the rights of the Republic of Cyprus (RoC).

The High Court held that the UK Government was right to refuse permits to KTHY and CTA Holidays as granting them would breach the RoC's rights under the Chicago Convention.

Yesterday the decision was upheld by appeal judges Lord Justice Ward, Lord Justice Richards and Sir David Keene.

Lord Justice Richards ruled: "The grant of the permits sought by the appellants would constitute a breach of the UK's obligation to respect the rights of the RoC under the Chicago Convention and would in consequence be unlawful as a matter of domestic law." No exceptions could be made, the judges ruled.

The court ordered KTHY and CTA Holidays to pay the legal costs of the Secretary of State for Transport and the RoC, who had both opposed the appeal, and to make interim payments of £37,000 each pending the assessment of the final costs bill.

KTHY and CTA, which fly about 100,000 visitors from the UK to the north each year, say the present restrictions increase flight times, fares and fuel emissions.

Permitting direct flights between UK airports and northern Cyprus would have "huge, symbolic importance" for a divided island with a painful modern history, their lawyers argued. The restrictions had "absolutely no operational justification", they said. (PA)

 

 

Time to bring the EU to all Cypriots

By Stefan Fule Published on October 13, 2010 CYPRUS MAIL

THIS WEEK I will pay my first visit to Cyprus as European Commissioner. This is a good opportunity to set out my vision of the Commission's approach to a united Cyprus.

We strongly supported the accession of Cyprus to the EU in 2004. We wanted and expected the accession process to be used as catalyst for a Cyprus settlement in order for all Cypriots to fully benefit from membership. It did not work in 2004. Now Cyprus is a well established Member State, the first of the Member States that acceded in 2004 to join the euro and soon, in 2012, will take up the EU Presidency.

Today Cyprus is making a distinctive contribution to European Union policies, as a full Member State with all the privileges, obligations and respect that this entails. The Commission works with the Government of Cyprus on the basis of the principle of sincere co-operation and partnership.

Cyprus joined the EU as de facto a divided island. The EU had no choice but to deal with the consequences of this situation. Foreign Ministers in 2004 agreed on a strategy which had two key objectives: ending the isolation of the Turkish Cypriot community and facilitating the reunification of the island.

The chosen mechanism to facilitate this was to encourage the economic development of the Turkish Cypriot community. We proposed three legislative acts: the Green Line Regulation, helping the movement of persons and goods across the dividing line; the Regulation on aid for the Turkish Cypriot community and a Regulation granting trade preferences for Turkish Cypriot goods sent from the northern part of Cyprus to the EU, widely known as the "Direct Trade Regulation".

Two of them were adopted and are being implemented on an everyday basis, visibly changing the landscape on the island. The third is now before the European Parliament which acquired new competences for trade issues under the Lisbon Treaty.

Green Line trade has been gradually growing to a level of €6 million per year. The European Commission is implementing a €259 million Aid Programme in support of the Turkish Cypriot community meant to reduce the economic gap in Cyprus ahead of reunification, helping the Turkish Cypriots meet EU standards particularly in the field of environment and bringing them closer to the European Union. EU money is also invested in confidence building measures for example the highly valued work of the Committee on Missing Persons, de-mining actions and  new crossings at the Green Line including  the Limnitis crossing which will be opened during my visit. Additional EU funding is underway for 2011.

From the outset, the European Commission has fully supported the current settlement process under UN auspices and provided advice on EU related matters. In October last year, President Barroso appointed a personal representative to the UN Good Offices Mission in Cyprus to support the settlement process to the greatest extent possible. The Commission welcomes any proposal aimed at producing progress in the UN led talks from the leaders of either of the two communities. It is ready to support any agreed effort under UN auspices to reach specific solutions, including on Varosha. It is not for the Commission to approve or reject proposals which are to be discussed between the leaders at the negotiation table. When there is an agreement the Commission will support it.

A united Cyprus is first and foremost in the interest of the Cypriots. It would allow Greek Cypriots and Turkish Cypriots to reconcile through a shared vision of the future for Cyprus. A united Cyprus is also in the interest of the European Union as a whole. A non-solution is not an option. The EU, therefore, strongly encourages the leaders of the two communities to bring settlement talks swiftly to a successful end. Once the deal is sealed, the EU is committed to accommodating the settlement in line with the European Union's founding principles: liberty, democracy, rule of law, respect for human rights and fundamental freedoms. After reunification, the EU will help Cypriots be they Greek or Turkish to meet the challenges of uniting the country and mobilise all available resources to make the Cyprus settlement a truly European success story.

A Cyprus settlement is not possible without a constructive attitude and concrete and continued support from Turkey. The Turkish Government is well aware that a solution will give a boost to Turkey's own accession process. Supporting a settlement is therefore in Turkey's own interest for many reasons. It would, however, be a miscalculation to think that blocking the accession process with Turkey will increase the chances for a settlement. The Commission and the EU as a whole are fully behind Cyprus when expecting Turkey to fulfill its obligations deriving from the Additional Protocol to the Ankara Agreement which the Turkish Government signed before the EU opened accession negotiations in 2005.

The foundations of the European Union are built on reconciliation between communities and between countries. Reconciliation is what Cyprus needs now. I am convinced that the price of a non-solution is much higher than that of any fair compromise. A solution to the Cyprus problem creates a win-win situation for everybody, not only for Cyprus, but also for Greece, Turkey, and Europe as a whole. Cypriots from both communities can count on the European Commission as a fair and impartial partner in their efforts to reach a lasting, fair and comprehensive settlement of the Cyprus issue.

Stefan Fule is the European Commissioner responsible for Enlargement and Neighbourhood Policy

 

RUM’UN MASRAFINI DA BİZ ÖDEYECEĞİZ

 Londra’da İstinaf Mahkemesinde KTHY’nin direkt uçuşuyla ilgili reddedilen davadan, Türk tarafına sadece İngiliz Hükümetinin değil, Rum Yönetiminin mahkeme masraflarını da ödeme kararı çıktı. 2009 Mayıs ayında açılan davanın kesin faturası daha belli değil. Ancak birkaç milyon sterlini bulması tahmin edilen fatura KKTC’ye kesildi.


Mihrişah Safa

KUZEY Kıbrıs’a direkt uçuş hakkı için 2009 Mayıs ayında Londra’da Yüksek Mahkemede açılıp, kaybedilen, daha sonra bu mayıs ayında İstinaf Mahkemesinde temyize götürülüp yine kaybedilen “var olmayan KTHY” davasında Türk tarafının, Kıbrıs Rum yönetiminin mahkeme masraflarını da ödemesi kararı çıktı. Londra’daki İstinaf Mahkemesinden çıkan 27 sayfalık kapsamlı dava sonucunda, Kuzey Kıbrıs’a doğrudan uçuşa neden izin vermediklerini belirten dava yargıçlarının aldığı en önemli karar ise Rum tarafının mahkeme masraflarının Türk tarafına fatura edilmesi oldu. Londra’daki davalara Rum tarafı da müdahil olarak katılmış, fikirlerini sunmuştu. Mahkeme yargıçları Lord Justice Ward, Lord Justice Richard ile Lord Justice Keen İngiliz Hükümetinin ve Rum yönetiminin hukuki masraflarının faturasını, davayı açan KTHY ve CTA Holidays firmasına kesti. Davanın Cumhurbaşkanlığı tarafından açıldığını ve işin maddi yönüyle KKTC Cumhurbaşkanlığının ilgilendiğini hatırlatan KTHY çevreleri, “Bize mahkeme masrafları zarfı gelir. Zarfı açmadan temsilciliğe göndeririz. Şimdi de aynısı olacak” bilgisini verdiler.
Davayı kaybeden Kıbrıs Türk tarafı sadece İngiliz Ulaştırma Bakanlığı yani Britanya Hükümetinin mahkeme masraflarını değil, davaya dahil olan Kıbrıs Rum Yönetiminin masraflarını da ödemekle sorumlu tutuldu. Şimdi en önemli soru, mahkemenin masraflarının ne kadar tuttuğu. İngiltere’de mahkeme, avukat masraflarının ne kadar yüksek olduğunu bilenler, nihai faturanın milyonlarca sterlini bulacağını tahmin ediyor.

Mahkemeden yapılan dünkü açıklamada, yargıçlar temyiz kararını neden “ret” ettiklerini şöyle açıkladılar;
“- İstinaf Mahkemesi, Kuzey Kıbrıs’a direkt uçuşa izin vermeyen kararı savunmaya devam etmektedir.
- Mahkemeye göre, bu yasaklamanın kaldırılması uluslararası sivil havacılık kurallarını çiğnemek olur,
- Akdeniz adası, 1974 yılından bu yana bölünmüş durumdadır”

2009 yılında Yüksek Mahkemede başlayan ve Ekim ayının 12’sinde Londra’da İstinaf Mahkemesinde son bulan davada alınan kararla ilgili açıklamada, ayrıca şu ifadelere de yer verildi;
“- Kuzey Kıbrıs’a giriş ve çıkışlardaki her uçuş, mutlaka Türkiye üzerinden yapılmalı. Türkiye, KKTC’yi resmi devlet olarak tanıyan tek ülke.
KTHY her yıl 100 bin kişiyi Britanya’dan Kuzey Kıbrıs’a taşıyor. KTHY’nin direkt uçuş kararı isteme nedenleri arasında bilet fiyatlarının ucuzlaması, hava kirliliğinin azalması ve uçuş zamanlarının kısalması yer alıyor. Ancak, daha önceki mahkeme kararını savunmaya devam ediyoruz. Çünkü direkt uçuşa izin verdiğimiz takdirde Chicago Anlaşmasının, Uluslararası Sivil Havacılık kurallarını çiğnemiş oluruz. Ayrıca Britanya’nın Kıbrıs Cumhuriyetinin haklarına saygı göstermesi görevine de karşı geliriz. Mahkeme, Türk tarafının Britanya ve Kıbrıs hükümetlerinin faturasını ödemesi de alınan kararlar arasındadır.”
Temyiz mahkemesinin ret kararından sonra, fiilen var olmasa da KTHY ve CTA Holidays’in kaybettiği davanın faturasının miktarı, hem Türk, hem Rum, hem de İngiliz çevrelerinde büyük merak konusu.

STAR KIBRIS 14/10/10

 

 

 

GERGİN GÖRÜŞME

   

Liderlerin dünkü görüşmesinin ardından açıklama yapan BM Özel Temsilcisi Downer, liderlerin kendi aralarında varacakları bir anlaşma olacağının altının çizerek görevinin arabuluculuk olmadığını belirtti. Downer, ““BM’nin herhangi gizli bir planı dayatacağı” gibi bir komplo teorisini de kimsenin ortaya atmaması gerektiğini söyledi.

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma hedefiyle sürdürülen müzakerelerde Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas dün yeniden biraraya geldi. BM’nin olağanüstü güvenlik önlemleri altında, Eroğlu’yla Hristofyas arasında mülkiyet konusunun ağırlıklı olarak ele alındığı görüşme yaklaşık 1 saat 45 dakika sürdü. Yağmurlar sonrası altyapı eksikliklerinin baş gösterdiği ve yeniden restore edilen ikametgâhta, Mülkiyet ve Yeşilırmak Kapısı’nın açılışı hakkında görüşecek liderler saat 11.00 sıralarında müzakereleri sürdürecekleri yere geldiler. Eroğlu’na Özel Temsilcisi Kudret Özersay, Hristofyas’a da temsilcisi Yorgo Yakovu eşlik ederken BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile Lisa Buttenheim da görüşmede yer aldı.

OLAĞANÜSTÜ GÜVENLİK ÖNLEMLERİ

Görüşmeleri yerinde izlemek isteyen basın mensupları yine Barış Gücü’nün olağanüstü güvenlik önlemleriyle karşılandı. Barış Gücü’ne akredite basın mensuplarının barikatta BM Basın Kartları alınıp yerine “12 saatlik ziyaretçi” kartları verildi. Buttenheim’ın ikametgâhı yakınlarında önlemler devam etti, içeriye geçecek araçlar motor kısımlarına kadar, yaya gelenler ise “içerisi görünmeyen çadırda teke tek” şekilde hem detektör hem “vücut aramasına” tabi tutuldular.

HRİSTOFYAS DOWNER’LE AYAKÜST܅

Cumhurbaşkanı Eroğlu saat 12.45 sıralarında görüşmenin yapıldığı BM Misyon Şefi Lisa Buttenheim’ın ikametgâhından ayrılırken, Hristofyas BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer’le ayaküstü 10 dakika sohbet etti. Hristofyas’ın bu kısa görüşmede gergin tavırları ve hareketleri dikkat çekti. Bu görüşmenin görüntülerinin dışarıya yansımaması için korumalar ve görevlilerin görüş açısını kapatmak için çaba harcadıkları gözlendi.

DOWNER: GİZLİ BİR PLAN DAYATACAK DEĞİLİZ

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer görüşme sonrasında basına yaptığı açıklamada, liderlerin mülkiyet konusunda bir görüşme gerçekleştirdiklerini ve 18’le 22 Ekim tarihlerinde yeniden biraraya geleceklerini söyledi. Downer 18 Ekim Pazartesi günkü görüşmenin saat 10.00’da başlayacağını, 22 Ekim Cuma günkü görüşmenin saatinin daha sonra belirleneceğini, ayrıca liderlerin temsilcilerinin 15 Ekim Cuma günü biraraya geleceklerini bildirdi. Downer bir soruya karşılık, BM’nin arabulucu görevine soyunmak istemediğini, sadece yardımcı olmaya çalıştığını, sadece kendi seviyesinde değil değişik seviyelerde kişilerin iki tarafla konuşup görüş alışverişinde bulunduklarını, BM’nin müzakerelerde ele alınan konularda “uzmanlara” sahip olduğunu ve bunun müzakerelere fayda sağladığını ifade etti. Alexander Downer, liderlerin kendi aralarında konuşup anlaşmaları gerektiğini, kendilerinin bir şey söyleyemeyeceğini kaydederek, “BM’nin herhangi gizli bir planı dayatacağı” gibi bir komplo teorisini de kimsenin ortaya atmaması gerektiğini söyledi. Downer, tarihten ders çıkartılarak liderlerin “başkasının değil”; kendi aralarında uzlaştıkları anlaşmayı referanduma sunacaklarını söyledi ve bunu “satmaya” çalışıp kabullenilmesi olasılığını artırmak için çaba göstereceklerini ifade etti.

STAR KIBRIS 14/10/10

 

DIKO: our position is crystal clear on the property issue

By George Psyllides Published on October 14, 2010 CYPRUS MAIL

COALITION partners DIKO yesterday said the Greek Cypriot proposals on the property issue cannot be the basis for a solution of the matter, but they neither rejected nor approved the relevant document tabled by President Demetris Christofias in the negotiations.

“We do not care about labels,” DIKO leader Marios Garoyian said yesterday. “One can receive this any way they want. If some people think that we rejected it (document) or accepted it as a whole, it is their right.”

On Tuesday, the party’s executive office unanimously agreed that the “document on the property issue submitted by the President cannot constitute a basis for a solution of the matter.”

“Our position is crystal clear,” Garoyian said. “From then on the essence is the most important thing.”

The DIKO chief also had a go at those who suggested that the party would emerge divided on the matter.

“For once more, those who imagine and speculate about divisive views and scenarios in the Democratic Party are proven wrong,” Garoyian said.

Tuesday’s unanimous decision on property confirms the party’s consistence on principles and its unwavering and enduring positions, he added.

The party said some of the Greek Cypriot positions need to be restated more clearly and there should be additions, like stressing the respect for human rights, international law and the EU acquis communitaire.

The document also contains ambiguities and contradictions whose wording cannot be accepted because they limit, distort and negate principles and positions – something that could be dangerous.

“Especially considering Turkey’s aims but also those of cunning third parties who are inclined to misinterpret positions and exploit constructive ambiguities,” Garoyian said.

DIKO said it will submit its observations, views, concerns and disagreements in detail to the National Council and the president.

The basic position of the Greek Cypriot side is that the legal owners of the properties in the north should have first choice – in case of a solution – to decide if they want restitution, exchange or compensation.

The Turkish Cypriot side proposes that the final decision for every property should be made by a property commission based on criteria, which will essentially preclude – except in rare cases -- restoration of the property rights of the lawful owners, DIKO said.

 

 

 

Downer: UN is only a sounding board

By George Psyllides Published on October 14, 2010 CYPRUS MAIL

 

THE UNITED Nations made it clear yesterday they do not want to act as arbitrators in the Cyprus problem talks as they try to quell concerns over the degree of their involvement.

“Just so that people don’t get carried away with conspiracy theories, the UN doesn’t want to be involved in arbitration and mediation here,” UN Secretary-General Special Adviser Alexander Downer said after a meeting between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Dervis Eroglu who resumed talks to resolve the Cyprus problem yesterday.

Downer said the international organisation wanted to help with the process “so we spent a good deal of time at different levels, not just at my level, but at different levels talking to the two sides about the issues and exchanging views on the issues.”

The UN has specialists with great expertise in the different chapters discussed in the talks who are used to help, Downer said.

“Their job isn’t to write solutions for the two sides or anything like that but to be sounding boards for the two sides,” the Australian diplomat said. “But you know at the end of the day they have to work out these solutions amongst themselves and be comfortable with it, because as I have explained, contrary to conspiracy theories which suggest that the UN has a secret plan to impose a solution on Cyprus, this has to be approved by two referendums.”

He said ultimately the leaders are going to put agreement to the people as their agreement – not someone else’s – and they are going to have to sell it as their agreement.

“And that of course will maximise the prospect of it being accepted by the public,” Downer said. “If it is a foreigner’s agreement, and I know from my own country, it will be very hard to sell I suspect.”

Christofias and Eroglu met for a couple of hours yesterday, focusing their discussion on the property issue.

Downer said they agreed to meet again on Monday and next Friday, October 22.

Their representatives will meet again this Friday to organise a schedule of meetings beyond the agreed dates.

 

Rumlar Türkiye'yi şikayet etti

Güney Kıbrıs Yönetimi, Türkiye'yi hava sahasını Rum havayolu şirketlerine açmadığı için Avrupa Birliği'ne şikayet etti.

AA

15 Ekim. 2010 Cuma NTV

BRÜKSEL - Kıbrıs Rum yönetimi, Türkiye hava sahasını açmadığı için, Rum kesiminden iki havayolu şirketinin bazı uçak seferlerinde yolun uzadığı ve havaya tonlarca fazladan karbondioksit bırakıldığı gerekçesiyle Türkiye'yi AB'ye şikayet etti.

Kıbrıs Rum yönetimi, Brüksel'de bugün toplanan AB ulaştırma, telekomünikasyon ve enerji bakanlarına sunduğu belgede, Türkiye'nin sadece Rum tarafında kayıtlı "Cyprus Airways" ve "Eurocypria" şirketlerine uyguladığı uçuş yasağının, Larnaka havaalanından Moskova'ya uçuşların normalden 1 saat ve Helsinki'ye uçuşların normalden 35 dakika daha fazla sürdüğü belirtildi.

Rumlar, Türkiye'nin hava sahasını kullanamadıkları için Yunanistan üzerinden geçmek zorunda kaldıklarını ve bu ülkedeki beklenmedik grevlerden olumsuz etkilendiklerini belirtti.

Yunanistan üzerinden dolaşmak zorunda kalan 2 havayolu şirketinin, ilave yakıt maliyetiyle karşılaştığı, vakit kaybetmek istemeyen müşterilerin rakip şirketlere kaptırıldığı ve Gürcistan ve Ukrayna gibi ülkelere sefer düzenleyemedikleri savunulan belgede, Türkiye'nin hava sahasını açmamasının bu iki Rum havayolu şirketine yıllık maliyetinin yaklaşık 5 milyon Euro olduğu ileri sürüldü.

AB'nin iklim değişikliği duyarlılığından da faydalanmaya çalışan Rum yönetimi tarafından hazırlanan belgede, "Türkiye'nin hava sahası yasağı, çevre açısından bakıldığında da çok yüksek bir maliyet yaratıyor. Airbus A320 model bir uçağın, Larnaka'dan Moskova'ya 1 saat daha fazla süren seferi 9 milyon ton karbondioksite karşılık geliyor. Benzer şekilde Boeing 737 model bir uçağın Larnaka'dan Helsinki'ye 35 dakika daha uzun sürede varması 5 ton ilave karbondioksit üretiyor" denildi.

AB'ye uzak bir adada yaşadıkları için Türkiye'nin yasağı karşısında demiryolu ve deniz ulaşımı gibi alternatiflerinin olmamasının durumu daha da zorlaştırdığını savunan Rumlar, AB'nin bu gerekçeleri gözönünde bulundurarak iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında belirlediği karbondioksit salınımını düşürme hedefinde kendilerine kolaylık göstermesini talep etti.

 

Daha çok yakınlaşma
Kuzey ile Güney arasındaki yedinci sınır kapısı, Eroğlu, Hristofyas ve Füle’nin katıldığı törenle hizmete girdi.
Kuzey ile Güney Kıbrıs arasındaki yedinci sınır kapısı olan Yeşilırmak yolunun açılması, iki toplum arasındaki ilişkilerin gelişmesini arzulayan barış yanlılarını memnun etti. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın yanı sıra, dünkü törene AB Komisyonu üyesi Stefan Füle de katıldı.
   Tören yerine ilk önce Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu karayoluyla geldi. Ardından helikopterle yakın bir noktaya iniş yapan Dimitris Hristofyas, tören noktasına resmi makam aracıyla ulaştı. Törene, ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi Frank Urbancik, BM Kalkınma Programı Avrupa Bölge Bürosu Başkan Yardımcısı Haoliang Xu ve BM’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alxesander Downer konuşma yaptı.Konuşmaların ardından kurdele kesilerek açılış gerçekleşti.

Dostluk görüntüleri dikkat çekti

   Cumhurbaşkanı Eroğlu ile Rum lideri Hristofyas’ın kahve içerek, karşılıklı sohbet etmelerinin ardından, vatandaşlarla esprili sohbetleri dikkat çekti. Törene katılanlar, her iki liderin de Kıbrıs sorununun çözümü konusunda samimiyetle çalışması için cesaretlendirici mesajlar verdi.
   Eroğlu, açılış töreninde yaptığı konuşmada “Yeşilırmak Kapısı’nın açılışı çaba gösterildiğinde, karşı tarafın da hassasiyetleri dikkate alındığında bir şeylerin başarılabileceğini göstermesi bakımından son derece önemlidir” dedi.Yeşilırmak Kapısı’nın açılmasıyla, Aşağı Pirgo köyü sakinlerinin Lefkoşa’ya kısa sürede ulaşabileceklerini belirten Eroğlu,  “Ancak Kıbrıs Türkler bakımından önemli ihtiyaç arz eden geçiş kapıları ve benzeri hususlar olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bunların başında Pile - Yiğitler yolunun yapılması ve Lefke Aplıç Kapısı’nın açılması gelir” dedi.

Kağıttan kale yıkıldı

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hiristofya ise, Yeşilırmak Kapısı’nın açılması yönünde ortaya konulan çabaların öncülerinden olan merhum Yeşilırmak Muhtarı Göksel Kabaran’ı anarak sözlerine başladı.
   Geçiş noktalarının açılmasının iki toplum arasında yakınlaşmaya katkısı olduğunu belirten Hristofyas, iki toplumun bir arada yaşamasının mümkün olmadığı görüşünde olan kesimin ‘kağıttan bir kale gibi yıkıldığını’ söyledi.
   Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların barış içinde ortak bir vatanda yaşayabilecekleri ve yaşamak istediklerinin ortaya konulan çalışmalarla görüldüğünü ifade eden Hirstofyas, “Ana hedefimiz; durumu tamamen normalleştirecek ve Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin ortak vatanlarının, birleşik federal Kıbrıs’ın her karışında özgür bir şekilde dolaşabilecekleri koşulları yaratacak kapsamlı bir çözüme ulaşmaktır... Benim için yaşam hedefi olan bu vizyona sarsılmaz bir şekilde bağlı olduğumu bir kez daha teyit etmek isterim” dedi.
   Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Stefan Füle ise, Avrupa Birliği’nde 500 milyon insanın barış içinde yaşadığına işaret etti ve AB projesinin Kıbrıs sorunu çözülmeden tamamlanmış sayılmayacağını ve AB’nin Kıbrıs politikasının birleşik bir Kıbrıs’ın AB içerisinde yer alması olduğunu kaydetti.

Urbancic:Tarihi bir adım

   Amerika Birleşik Devletleri’nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Frank Urbancic, Yeşilırmak Kapısı’nın açılışının tarihi bir adım olduğunu ifade etti.
   Yeşilırmak Kapısı’nın her iki toplumun yararına olacağını, bunun Ada’da kazan kazan durumlarının var olduğunun göstergesi olduğunu kaydeden Urbancic, ABD’nin Ada’daki toplumların daha refah bir yaşam sürmesi için kararlı olduğunu belirtti.
   BM Kalkınma Programı (UNDP) Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölge Bürosu Başkan Yardımcısı Haoliang Xu ise, Yeşilırmak Kapısı’nın açılışının Ada’nın yeniden birleşmesi yönünde atılan önemli bir adım olduğunu söyledi.
   UNDP’nin Ada’da ortak bir geleceği desteklediğini ifade Eden Xu, çözüme ulaşılmasına yardımcı olmak için pek çok şeyin daha yapılabileceğini ifade etti.

Kötü düşünceliler yanıldı

   Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ise, Yeşilırmak Kapısı’nın açılışından büyük bir memnuniyet duyduğunu ve “açılışa tatminkar duygular ile katıldığını” söyledi.
   Kapının açılmasının liderlerin ve iki toplumun ortaya koyduğu çalışmalara önemli bir mükafat olduğunu ifade eden Downer, Yeşilırmak Kapısı’nın açılışının kötümser düşüncelere sahip olan kesimleri yanılgıya uğrattığını ve iki kesimin bir noktada buluşmasının mümkün olduğunu gösterdiğini kaydetti.

KIBRIS 15/10/10

 

 

115 milyon Euro istiyor

Güney Kıbrıs’ın en ünlü işadamlarından Andreas Lordos, tekerlekli sandalye ile kuzeye geçerek Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvurdu

Rekor talep


  Sadece Maraş’ın  değil, 1974 öncesinde Kıbrıs adasının en zengin isimlerinden biri olan 83 yaşındaki Andreas Lordos, Kuzey’de bıraktığı gayrı menkullerinin neredeyse tamamının kendisine iade edilmesi ve bu gayrı menkullerin kullanım kaybının kendisine ödenmesi talebiyle Taşınmaz Mal Komisyonu’na  başvurdu.
   Tekerlekli sandalye ile kuzeye geçen Lordos, 115 milyon Euro’luk rekor tazminat başvurusunda bulundu. Rum Yönetimi’ni oldukça kızdıracak bu girişimi yaparken KIBRIS’a açıklamalarda bulunan Lordos, “yaptığım bu girişimden kimsenin bilgisi yoktur. Bu benim şahsi girişimimdir” dedi.
   Kapalı Maraş’ta bulunan 5 adet otel, 9 adet apartman dairesi, 5 adet dükkan ve 1 adet ev ile Gülseren bölgesindeki arazileri için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurduğunu anlatan Lordos, mahkemenin yönlendirmesiyle KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’na gittiğini söyledi.
   İnsan Hakları Mahkemesi’ne 2002 yılında başvuran ve 8 yıl sonra iç hukuk yolunun tüketilmesi gerektiğine karar veren mahkeme tarafından Taşınmaz Mal Komisyonu’na yönlendirilen Andreas Lordos, Kıbrıslı Türk avukatı Tarık Kadri ile birlikte dün sabah saatlerinde komisyonun binasına giderek başvurusunu gerçekleştirdi.
   Bugüne kadar toplamda 45 milyon Euro civarında tazminat ödeyen Komisyon, ilk defa 115 milyon Euro gibi rekor bir tazminat talebiyle karşılaştı.

Maraş’ta yaşamak istiyor”

   Güney Lefkoşa’da yaşayan 83 yaşındaki Andreas Lordos’un avukatı Tarık Kadri, 1927 yılında Maraş’ta doğan müvekkilinin, bu kente geri dönüp, kendi mülkünde yaşamak istediğini açıkladı.
   KIBRIS’ın sorularını yanıtlayan Kadri, “müvekkilim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yönlendirmesi ile Komisyon’a başvurdu” dedi.
   “Sayın Lordos’un Maraş’ta Blue Sea, Royal Beach ve Lordos Hotel Apartments 1 – 2 -3 olmak kaydıyla beş oteli; 1974’e kadar ailesiyle yaşam sürdüğü bir evi, 9 apartman dairesi ve 5 dükkanı bulunmaktadır” diyen Kadri, müvekkilinin tüm bu gayrı menkullerin iadesini talep ettiğini kaydetti.

Uzlaşı umut ediyor

   Kadri, “müvekkilim, bu gayrı menkullerin kullanım kaybı ile Gülseren bölgesindeki arazilerin bugünkü değerinden tazminat olarak 115 milyon Euro talep etmektedir” derken, komisyon ile uzlaşılacağı inancında olduğunu vurguladı.
   “Müvekkilim kesinlikle evine dönmeyi, orada yaşamayı ve beş oteli, dokuz dairesi, bir evi ile beş dükkanının kendisine iadesini istemektedir. Bu konuda komisyonla uzlaşacağına inanmaktadır” diyen Kadri, Lordos’un,  birkaç yıl önce tüm mal varlığını İsrailli işadamlarına satmaya çalıştığı yönündeki  iddiaların doğru olmadığını kaydetti.

KIBRIS 15/10/10

 

7. KAPI DA AÇILDI

   

Yeşilırmak-Pirgo kapısının açılışına Cumhurbaşkanı Eroğlu kara yoluyla Rum lider Hristofyas helikopterle geldi. Renksiz geçen açılışta, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden ve Komşuluk Politikalarından Sorumlu Komiseri Stefan Füle de yer aldı.

Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasındaki yedinci sınır kapısı olan Yeşilırmak Sınır Kapısı, Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’ın da katıldığı törenle dün açıldı. Saat 10:25’te başlayan tören, Yeşilırmak Kapısı ile Aşağı Pirgo arasında kalan BM kontrolündeki bir noktada yapıldı. Tören yerine ilk önce Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu karayoluyla geldi. Ardından helikopterle törene yakın bir noktaya iniş yapan Dimitris Hristofyas, tören noktasına resmi makam aracıyla ulaştı. Törende Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden ve Komşuluk Politikalarından Sorumlu Komiseri Stefan Füle, ABD’nin Lefkoşa Büyükelçisi Frank Urbancik, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Avrupa Bölge Bürosu Başkan Yardımcısı Haoliang Xu ve Birleşmiş Milletleri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alxesander Downer konuşma yaptı. Konuşmaların ardından kurdele kesilerek açılış gerçekleşti. Liderler törenin ardından önce Yeşilırmak, ardından Aşağı Pirgo’yu ziyaret için tören yerinden ayrıldı.

YOL KISALDI

BM’nin basın bildirisine göre, Yeşilırmak Kapısı’nın açılışı liderlerin gündemine ilk olarak 21 Mart 2008’de gelmişti. Yeşilırmak ile Güney Kıbrıs’taki aşağı Pirgo köyünü birbirine bağlayan altı kilometrelik yolun yeniden yapılmasına 29 Mart’ta başlanmıştı. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Gelecek için Ortaklık İnisiyatifi tarafından finanse edilen yol, KKTC ve Güney Kıbrıs’tan iki şirketin kurduğu SAP ortaklığı tarafından yapıldı. BM’ye göre Yeşilırmak ile Aşağı Pirgo arasında 1964’den sonra ilk geçişler 7 Ağustos 2009’da ambulans araçlarının seferleriyle başladı. Aşağı Pirgo sakinleri Lefkoşa’ya gitmek için Trodos dağını aşmak zorunda kalıyordu. Yeşilırmak Kapısı’nın açılışıyla Aşağı Pirgo-Lefkoşa arasındaki seyahat süresi 3 saatten 1.5 saate düşürülmüş oldu.
STAR KIBRIS 15/10/10

 

AVRUPA PARLAMENTOSU’NDA KIBRIS PANELİ

   

Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıs ile ilgili düzenlenen panelde Yeni Kıbrıs Partisi Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı “KKTC’de 380 bin TC vatandaşının olduğunu” söyledi. EDEK Başkanı Yannakis Omiru da “Kıbrıs’ta Türk işgali olduğunu” iddia etti.

Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıs ile ilgili düzenlenen panelde Yeni Kıbrıs Partisi Yürütme Kurulu Sekreteri Murat Kanatlı “KKTC’de 380 bin TC vatandaşının olduğunu” ve EDEK Başkanı Yannakis Omiru ise “Kıbrıs’ta Türk işgali olduğunu” iddia etti.
Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı Martin Schulz’un ise, “doğrundan ticaret konusunda hangi tezi koruması gerektiğine henüz karar vermediğini” ifade ettiği kaydedildi.
Simerini gazetesi; “İşgal Bölgelerinde 380 Bin Yerleşik! – Kanatlı Avrupa Parlamentosu’na Veriler Sundu ve Savaş Suçundan Bahsetti – Schulz Ertelenmeyle Flört Ediyor” başlıklarıyla verdiği haberinde, Avrupa Sosyalist Grup ve EDEK’in AP Milletvekili Kullis Mavronikolas tarafından Avrupa Parlamentosu’nda “Kıbrıs Sorunu ve Avrupa Perspektifi” konulu panel düzenlendiğini yazdı.

KKTC’NİN NÜFUSUNUN 500 BİN KADAR

Kanatlı’nın panelde yaptığı açıklamalara geniş yer veren gazete, Kanatlı’nın “KKTC’nin nüfusunun 500 bin kadar olduğunu ve bu nüfusun sadece 120 bininin Kıbrıslı Türklerden olduğunu” söylediğini aktardı.
“Cenevre anlaşması temelinde işgal edilmiş bölgeye nüfus taşınmasının bir savaş suçu olduğunu” iddia eden Kanatlı, KKTC’deki imamların sayısında da artış olduğunu savunarak, “2004 yılında 110, 2008 yılında ise 320 imam bulunduğunu” öne sürdü.

ANKARA’YA BASKI UYGULAMAK GEREK

Habere göre panelde konuşan Omiru ise, “Kıbrıs’ta Türk işgali olduğunu” iddia etti.
“Ankara’nın çözüm konusunda bir anahtar olduğunu ve bu nedenden dolayı (Ankara’ya) baskı uygulanması gerektiğini” öne süren Omiru, “Türkiye’nin, üzerinde anlaşmaya varılmış federal çözüme ulaşılabilmesi için görüşmelerin ilerleyebilmesi yönünde Kıbrıs sorunundaki uzlaşmaz tutumu bırakması gerektiğini” savundu.
Omiru konuşmasında ayrıca, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın üçlü öneriler paketi ile ilgili bilgi verdi.
Omiru, “Doğrudan Ticaret Tüzüğü onaylanırsa görüşmelerin kirleneceğini ve olumsuz gelişmeler olacağını” da ileri sürdü.
“Rum hükümetinin, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin başlamasına oy verdiğini, ancak bunun açık bir çek olmadığını” kaydeden Omiru, “Kıbrıs’ın Türkiye tarafından işgalinin uluslararası toplum için bir hakaret olduğunu” öne sürdü.

DAHA ÇOK ÇABA GEREKTİĞİNİ ANLADIM

Schulz ise paneldeki konuşmasında, “Kıbrıs’a gerçekleştirdiği son ziyaretinde çözümün olması için daha çok çaba gösterilmesi gerektiğini anladığını ve 18 Ekim’de Strazburg’da görüşülecek olan doğrundan ticaret konusunda hangi tezi koruması gerektiğine henüz karar vermediğini” belirtti.
“Avrupa Parlamentosu’nun kararının Kıbrıs’taki her iki tarafı, AB’yi ve BM’yi de etkileyeceğini” söyleyen Schulz, “Bu nedenden dolayı her iki taraftan da diğer argümanları dinlemek istediğini” belirtti ve “Böyle bir konuda acele etmememiz gerekiyor, zamana İhtiyaç var” dedi.
Gazete, Schulz’un yaptığı konuşmadan, Doğrundan Ticaret Tüzüğü’nün görüşülmesinin ertelenmesine sıcak baktığı yorumunu yaparak, Schulz’un konuşmasında “AB’nin ilk kez bir çatışmaya doğrudan müdahalede bulunduğu” gözlemini dile getirdiğini aktardı.
STAR KIBRIS 15/10/10

 

Direct trade likely a legal ‘no go’ for European Commission

By George Psyllides Published on October 15, 2010 CYPRUS MAIL

 

THE European Parliament’s (EP) legal service has ruled that the European Commission cannot bypass the Republic of Cyprus government by implementing direct trade with the Turkish-occupied north, reports said yesterday.

According to daily Phileleftheros, the EP’s legal service has ruled that the legal basis chosen by the Commission to push through the Direct Trade Regulation was unsuitable and its potential adoption could undermine Cyprus’ sovereign rights.

The Commission is trying to pass the regulation under Article 207 of the Lisbon Treaty that governs EU trade with third countries thus depriving Cyprus of the right to veto.

External trade issues come under the “co-decision” procedure as stipulated in the Lisbon Treaty and the European Council “shall act by a qualified majority.”

In its ruling, the EP’s legal service suggests that Protocol 10 of the island’s Accession Treaty could be the proper legal basis, a position supported by Cyprus.

Cyprus has argued that the direct trade regulation should not be examined as a matter of international trade with third countries since the north is considered part of the Republic of Cyprus – according to the accession treaty -- despite the suspension of the acquis.

The EP legal service’s decision essentially says the EP cannot discuss the matter as it only deals with agreements concerning third countries.

It would be up to the Council to decide – unanimously – but it is certain that Cyprus, Greece, and possibly other countries that may not want the regulation to pass for their own domestic reasons, will not acquiesce.

DISY MEP Ioannis Kasoulides said if this is what the EP legal service’s ruling says then it echoes that of the Council’s legal service, which makes it “blatantly obvious even for a second-year law student that the Accession Treaty Protocol cannot be bypassed nor the occupied areas can be considered” and area outside the EU, Kasoulides said.

In 2004, the Council’s legal service agreed with the Cyprus government’s interpretation and the regulation was put on the shelf, despite the Commission’s legal service having a different view.

The direct trade regulation is scheduled for discussion on Monday – though it could be postponed -- by the EP’s Legal Affairs Committee “but it will be very difficult to say something different,” AKEL MEP Takis Hadjigeorgiou told the Cyprus Mail.

He repeated what he was saying all along in the past that it would be very difficult for the regulation to go through in this manner since it comes into conflict with the essence of the existence of the EU, which is based on consent.

He was echoed by Kasoulides who said “barring the unexpected, something which never happened before in the past, it should be considered that this will be the decision of the legal affairs committee. If there is an attempt to bring in political criteria in a clearly legal decision I believe we have the necessary majority to tackle it.”

This would leave the European Commission on its own but should it attempt to inject political criteria – when two other EU bodies apparently disagree with it – then it would call into question its own role as “guardian of the Treaties.”

 

 

 

‘Another difficult barrier has gone’

By Simon Bahceli Published on October 15, 2010 CYPRUS MAIL

AFTER 45 years, including a wait of more than two years for work to finish, the Limnitis crossing, in the far northwest of the island finally opened yesterday, marking a historic move that will change the lives of residents in two divided villages.

Although the area was not officially closed off until 1974, intercommunal troubles during the 1960s left the road rarely used for the best part of a decade before the Turkish invasion.

Limnitis, known as Yesilirmak to the Turkish Cypriots - yesterday became Cyprus’ seventh crossing across the buffer zone in the past seven years since the first one opened in April 2003.

UN Secretary-General Ban Ki-moon, through a spokesman, welcomed the opening, and said he was confident it would lead to increased interaction and cooperation between the Greek Cypriot and Turkish Cypriot communities.

Ban hoped this would help strengthen the climate of trust and good will, which are necessary to achieve a mutually acceptable and lasting solution as soon as possible.

In his address President Demetris Christofias said: “A difficult and at times painful effort comes today to a successful end. His audience included local villagers, Turkish and Greek Cypriot officials, UN top brass, the EU Commissioner for Enlargement Stefan Fule and US Ambassador to Cyprus Frank Urbanic, who had gathered at a point in the newly built 6km stretch between the villages of Pyrgos and Limnitis.

The road is the joint effort of contractors from the two communities and was funded to a tune of €4.2 million by the UNDP, the EU, the US government and the administrations of the two communities. It links the isolated north-western part of the government–controlled areas with the Turkish-controlled areas in the north, thereby cutting travel times to the capital from three hours to one and a half.

Although finishing touches were still being added to the road as crowds gathered yesterday morning, all involved in the scramble to complete the project appeared pleased with the outcome. Speaking first at the opening ceremony, Tiziana Zennaro of the UNDP explained how a single-lane road between the villages, built 60 years ago, had been transformed into a comfortable two-lane road, and praised the workers and planners who had managed to complete the project in just seven months.

But the road signifies more than just a route allowing villagers cut off by geography and the political divide to travel to the capital more quickly, as Christofias was eager to point out.

“I hope with all my heart that this day will give impetus to the further strengthening of the cooperation between the organised groups and the ordinary people of the region,” he told the audience.

EU Commissioner for Enlargement Stefan Fule, in Cyprus for the opening and to add the EU’s support to ongoing reunification talks, added a similar sentiment, saying, “Today’s opening is an encouraging signal... We are witnessing another example of this pursuit of peace and another difficult barrier has gone”. He added however that the “EU’s project” would not be complete until Cypriots “achieve their destiny as a united Cyprus in Europe”.

Turkish Cypriot leader Dervis Eroglu in his speech praised those who had worked on building the road, and said he believed its construction helped “establish healthy links between the Turkish Cypriots and Greek Cypriots”. As well as making the lives of Greek Cypriots in the northwestern corner of the island easier, he said. It also proved that Cypriots from the sides could work together.

 

Eroglu added that the “true understanding a cooperation” exhibited during the creation of the new crossing was the key to finding a formula for the reunification of the island.

Addressing the audience, US Ambassador Frank Urbanic said the opening came as a result of direct negotiations between Cypriots, and was proof that “win-win situations do exist”. For his part, UN Special Advisor on Cyprus Alexander Downer said yesterday’s opening was a good day for those who still believed that Greek and Turkish Cypriots could live and work together.

“I remember not so long ago that some said this process would not be completed. It is the pessimists who were wrong,” he said. Downer added that the opening of Limnitis gave “hope that these two leaders can bring the country together”.

Following the opening ceremony, which involved releasing two white doves, Christofias and Eroglu, pursued by numerous UN officials and journalists decamped to a coffee shop in the Turkish Cypriot village, where they were swamped by well-wishers and campaigners calling for another crossing near the town of Lefka, also in the north, to be opened.

“All the crossings help with the peace process,” said Hakan Oran, a local civil engineer. “It will bring economic benefits to both sides”.

“We don’t want any more Green Lines,” added local landowner Bumin Bezmen. “I’m very glad Limnitis has opened, but we also want ours and all other crossings to be open. We want a united Cyprus”.

The entourage then travelled through the new crossing to the Greek Cypriot village of Kato Pyrgos, where again a large crowd had gathered to see the unprecedented sight of the two leaders together in one coffee shop.

“This is wonderful,” said Stella Charilaou, who works in her brother’s restaurant in the village. “We waited for years for this day. Life will be a lot easier now that we can get to the capital quickly, and we can expect more tourists too”.

The opening of the crossing has already brought a least one returnee to Kato Pyrgos. Koulla Andreou has lived in the UK for the last 50 years but is now returning – something she said she would not have done if the crossing had not been about to open.

“My mother is in her 80s so is important that I can get to a decent hospital in time,” she said.

As in Limnitis, the opening of one crossing has led to a desire for yet more.

Retired villager John Charalambous said he now wanted to see the barricades at Kokkina lifted so that villagers from Pyrgos could get to Paphos more quickly.

“This would reduce the journey from 27km to just 3km,” he said.

 

 

Our view: Brussels is clearly concerned about the course of the talks

Published on October 15, 2010 CYPRUS MAIL

PRESIDENT Medvedev, during last week’s visit, may have endorsed President Christofias’ call for no ‘asphyxiating time-frames’ for a settlement, but our EU partners do not seem to take such a laid-back approach to the peace procedure. In the last week or so we have been bombarded with calls for a swift settlement from a host of EU officials visiting the island.

German Chancellor Angela Merkel, who is due here on a state visit in January, also joined the chorus last weekend, after meeting Turkish Prime Minister Tayyip Erdogan. She called both sides to make the necessary compromises to reach an agreement. “For a problem to be solved both sides need to move,” she said, implying that she did not share Christofias’ view that Turkey was preventing an agreement.

In an article published in Wednesday’s Cyprus Mail, EU Commissioner for Enlargement and Neighbourhood Policy, Stefan Fule, who was in Cyprus for the opening of the Limnitis checkpoint, said that “a non-solution was not an option.” He also wrote that the EU “strongly encourages the leaders to bring settlement talks swiftly to a successful end.”

Not surprisingly, the same message was conveyed by the President of the European Parliament Jerzy Buzek who was visiting earlier this week. “For Europe, a no-solution or a partition is not an option,” he said echoing Fule’s views and adding that “the time for blame is at an end.” Buzek is also in a hurry, even though he did not mention deadlines and time-frames.

It is no coincidence that the only backing for Christofias’ leisurely approach to the peace talks, “without asphyxiating time-frames” comes from a non-EU government. The EU, by contrast is unanimously in favour of a swift deal, because a non-solution creates big internal problems – not only does it prevent the opening of chapters in EU-Turkey accession negotiations, but also places big obstacles to EU-NATO relations, which perfectly suits Russia.

This is why we are constantly reminded that a non-solution is not an option. There are obviously fears in Brussels that the latest peace drive will end in failure. Christofias has already begun openly engaging in the blame game, as if he was preparing for a collapse of the talks. He knows that domestically, he would win rather than lose support if he did not reach an agreement, but he is also aware that his EU partners desperately want a deal as soon as possible.

He also knows that accusing the Turkish government of not wanting a deal is no longer a persuasive argument abroad and that he would not avoid blame if the UN called an end to the talks. But this is a price he seems willing to pay as long as his alliance with DIKO remains intact and his re-election prospects are not harmed.

 

 

Fule: where there’s a will, there’s a way

By Elias Hazou Published on October 15, 2010 CYPRUS MAIL

EU Enlargement Commissioner Stefan Fule yesterday urged both sides to redouble their efforts to reunite the island, and stressed that a non-solution of the Cyprus problem was not an option.

“Non-solution is not an option and the status quo has gone on for too long,” Fule said in opening remarks at a news conference in Nicosia.

He added that he shared the leaders’ desire “to find a solution in the shortest time possible”.

“I encouraged them to act in the spirit of compromise to find common ground on the property issue,” he said, adding that “reaching a comprehensive settlement will have an immense value to all of us who want to overcome this conflict on European soil”.

Fule, on a one-day visit to the island on the occasion of the opening of the Limnitis crossing, was speaking at the Ledra Palace following a screening of a documentary film on the work of the Committee on Missing Persons in Cyprus (CMP).

Commenting on President Demetris Christofias’ proposal on opening up the Famagusta port, Fule said the EU welcomed “any proposal that will move us closer to a comprehensive solution, any proposals which will help both leaders to make those extra steps in that effort and that is what I discussed with both leaders.”

Fule pledged the EU would help in the implementation of a settlement “once it is reached.”

“I have not come here with any magic formula for how to reach that solution but to make it clear to both leaders that it is their determination, their work and good will to find a compromise that will be acceptable by the citizens of the two communities”, he noted.

In response to questions, Fule said the European Commission is “very keen that the solution is found sooner than later, we all share a vision in Brussels that the EU presidency of Cyprus in 2012 will be a presidency of a reunited island.”

On his meeting with the UN Secretary-General’s Special Advisor Alexander Downer, Fule said they talked about prospects of reaching a solution by the end of the year.

“It is obvious to me from today’s discussion that not only good will but hard work needs to come from both sides to achieve such an ambitious goal”, he said.

On the opening of the Limnitis crossing point, the Czech Commissioner said it was “an encouraging example that where there is a will, there is a way.”

Speaking earlier at the ribbon-cutting ceremony in the buffer zone, Fule called the opening "another example of this pursuit of peace" and reiterated full EU backing for the talks.

"I am convinced that you can manage the historical task to arrive at a comprehensive settlement that reunites the island,” he said.

Regarding an EU proposal on direct trade with the north, Fule said at the news conference that the matter was now in the hands of the European Parliament, adding that the EP President, who recently paid an official visit to Cyprus was “in a much better position than me to tell you at what stage discussions on the direct trade regulation are”.

The direct trade regulation was one of the top items during a meeting yesterday between Fule and Foreign Minister Marcos Kyprianou.

Asked by newsmen whether Fule understood the government’s position on the matter, Kyprianou said the EU Commissioner “certainly understands them. Now, whether he adopts them is something that will emerge in future discussions.”

Fule also discussed direct trade at a meeting in the north between Turkish Cypriot leader Dervis Eroglu.

Eroglu told reporters later that the Turkish Cypriot community “expects” the European Parliament to approve the regulation.

He said he reminded Fule that prior to 2004 and even before the referenda on the UN peace plan, the EU gave “certain promises” regarding the lifting of the “embargo” on the Turkish Cypriots.

Asked what the EU had to do to convince countries such as Germany and France to agree to full EU membership for Turkey, Fule called the issue of Turkish accession a “credibility test, which both sides need to pass.”

He said Ankara needed to pass those reforms necessary, adding that the EU “should have a 100% commitment to the rules of the game.

''I don't think it is useful for any negotiations if in the middle of the game you start to question the rules,'' he noted.

 

 

 

Clinton BBC'ye Türkiye'yi değerlendirdi

 

 

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve AB Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton, İngiliz gazeteci Shirin Wheeler tarafından Brüksel'de hazırlanıp sunulan ve BBC World News televizyonunda yayınlanan “Record Europe" programının özel bölümüne konuk oldu. Clinton ve Ashton burada Türkiye ile ilgili soruları yanıtladı.

CNN TURK 16/10/10
Hillary Clinton, Türkiye'nin NATO ile önemli ilişkisi bulunan bir müttefik olduğunu Türkiye ile birlikte hareket ettikleri önemli ikili görevler bulunduğunu belirttiği konuşmasında, “Türkiye çok daha büyük bir küresel ve bölgesel varlık haline geliyor. Ekonomisi dramatik biçimde büyüyor. Ülkelere uzanıyorlar ve bizimle birlikte olduğu kadar tek başlarına etkili olmayı deniyorlar" dedi.

Türkiye-AB ilişkilerinin tartışıldığı bir yayında Clinton, “Türkiye'yi AB'de destekliyoruz ama oyumuz yok" diye ifade etti.

“ABD, Türkiye'nin üyeliğini güçlü biçimde destekliyor"

Clinton, “ABD, Avrupa Birliği'nin özellikle Türkiye konusunda gücünü yeterince etkin kullandığını düşünmüyor biçimindeki anımsatmaya “Ben öyle görmüyorum. Süren bir taahhüt görüyorum. Cathy (AB Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton) benim gibi özellikle Türkiye'yle etkin biçimde çalışıyor. Yani bizlerin Türkiye ile ilişkilerimizi geliştirme taahhüdümüz olduğuna inanıyorum. ABD'nin Türkiye'nin AB üyeliğini güçlü biçimde desteklediğini belki biliyorsunuz. Karar vermenin ise bize değil, AB'ye ait olduğu da açık" dedi.

Hillary Clinton, BBC'nin “Bazı eleştiriler var. Belli AB hükümet başkanlarının üyelikle konusunda isteksiz oldukları belirtiliyor" sorusuna ise şöyle dedi: “Bu konuda, ifade ettiğimiz gibi, dostların birbirlerine aktardıkları şekliyle kendi görüşümüz olduğuna inanıyorum. Fakat burası, bizim bir oyumuzun bulunmadığı, üye devletlerin bir alanı. Ancak Türkiye ile çalışma konusunda kesin sözümüz var. Türkiye, NATO ile önemli ilişkisi bulunan bir müttefik. Türkiye ile birlikte hareket ettiğimiz önemli ikili görevler bulunuyor. Ve Türkiye çok daha büyük bir küresel ve bölgesel varlık haline geliyor. Ekonomisi dramatik biçimde büyüyor. Ülkelere uzanıyorlar ve bizimle birlikte olduğu kadar tek başlarına etkili olmayı deniyorlar. Hala yapılacak çok şey olduğunu düşünüyorum, bunların yapılması konusunda köklü taahhütlerimiz bulunuyor."

Ashton: “Türkiye'nin konumu benim için önemli"

AB Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ise BBC muhabirinin, “AB'nin tamamı aynı notadan mı şarkı söylüyor?" biçimindeki sorusuna, “Hillary'nin söylediği gibi Türkiye'nin benim için konumu son derece önemli. Türkiye, karşılaştığımız bölgesel ve uluslararası zorlukların bir bölümüne birlikte bakmaya çalışırken pek çok durumda, bir ortak. Dış ilişkilere bakış perspektifi açısından da öyle, güçlü ilişki kurma ihtiyacı içinde bulunduğum ülkeler açısından baktığımda da, Türkiye'nin durumu, Hillary'nin de hakkıyla vurguladığı gerekçelerle ortada" dedi.

AB üyesi devletlerin Türkiye konusunda daha ileri adımlar atmaları ihtiyacı tartışmaları konusunda ise Ashton, “Türkiye bir aday ülke. Biri bana farklı bir şey söyleyene kadar Türkiye bir aday ülke. Ve ben bu temel üzerinde çalışacağım, onlar da öyle yapacaklar. Her durumda, AB üyeliğini elde etmek uzun vadeli ve zorlu bir yol" şeklinde ifade etti.

 

 

19 yıl gizlendi
Asil Nadir'in avukatları dünkü duruşmada, “Ağır Dolandırıcılık Dairesi, Nadir’in suçlu olmadığını ve para kaçırmadığını 19 yıldır biliyordu” diyerek, mahkemeye 1991 yılına ait bir belge sundu.

Masumiyetin kanıtı


Eylem ERAYDIN-Londra

   Kıbrıslı Türk İşadamı Asil Nadir’in avukatları, “Ağır Dolandırıcılık Masası (SFO), 19 yıldan beri işadamının suçsuz olduğunu çok iyi biliyordu” diyerek, dün Londra’daki Old Bailey Mahkemesi’ne, bağımsız bir finans raporu sundu. Raporda, işadamı Asil Nadir’in suçsuzluğunun 1991 yılından beri SFO tarafından bilindiğini ortaya konuyor.
   Asil Nadir'in avukatı William Clegg QC'den önemli bir açıklama geldi. Clegg, Asil Nadir'in sahibi olduğu Polly Peck şirketi hakkında hazırlanan gizli bir raporun, SFO’nun raporuyla çeliştiğini söyledi.

Clegg QC: Bulgular davayı düşürecek

   Asil Nadir'in para çalmadığına dikkat çeken avukatı Clegg, bu paranın yasal çerçevede Kuzey Kıbrıs'taki bir şirkete transfer edildiğini söyledi. William Clegg, bu bulguların Asil Nadir hakkındaki davayı düşüreceğini de söyledi.
   Hazırlanan gizli raporun açıklanmadığını belirten Clegg, ancak bu rapordan olaya yakın isimlerin haberdar olduğunu söyledi. Clegg, bu bulgular ışığında Asil Nadir hakkındaki davanın tümden kaldırılması için yeni bir girişimde bulunacaklarını da kaydetti.
   İngiliz Yayın Kurumu BBC, dünkü bültenlerinde, bu habere geniş yer ayırırken, “Poly Peck’in patronu Asil Nadir, tek kuruş çalmadı” yorumlarını yaptı.
  
Duygulandıran destek

   Kıbrıslı Türk işadamı Asil Nadir, İngiltere'de ön duruşma için dün bir kez daha mahkeme önüne çıktı. Nadir’in geçmiş yıllar içerisinde sıklıkla maddi yardımda bulunduğu bir hayır kurumunun eski yöneticilerinden Ron Angliss adlı İngiliz vatandaşının mahkeme önünde Nadir’e destek pankartı açması dikkat çekti.Angliss, yetkilisi olduğu bir yardım kuruluşuna 1990'lı yıllarda Nadir'in destek sağladığını belirterek, medyanın Nadir'le ilgili haberleri yanlış yansıttığını söyledi.

Eşiyle birlikte gitti

   Yargıç Lord Holyrode'un yönetimindeki mahkemeye Asil Nadir, eşi Nur Nadir'le birlikte katıldı.
   Ağustosta KKTC'den İngiltere'ye giden ve eylül başında ilk ön duruşmaya katılan Nadir'in kefaletle serbest bırakılma koşulları açıklanmış ve Nadir, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.
   İngiltere'nin başkenti Londra'daki "Old Bailey" Ağır Ceza Mahkemesinde dün ikinci ön duruşma, Asil Nadir'in avukatı William Clegg'in, müvekkilinin davayı mahkeme salonundaki camekanın arkasından değil, avukatlarının yanından dinlemesi talebiyle başladı. Yargıç Holyrode, Nadir'in camekanın arkasından iyi duyamadığı gerekçesiyle yapılan talebi kabul etti ve avukatlarının yanına oturmasına izin verdi.

Yargıç: Umarım belgeler zarar görmemiştir

   Tarafların savunmalarıyla ilgili belge ve kanıt hazırlıklarının da anlatıldığı, yaklaşık 1 saat süren ön duruşmada, karşı tarafın avukatı Philip Shears, Nadir'in suçlanmasıyla ilgili 281 tanıktan 201'ine ulaştıklarını ancak bunlardan 18'inin hayatını kaybettiğinin ortaya çıktığını ifade etti.
   Konuya ve Nadir'le ilgili suçlamalara ilişkin belgelerin bin 400 kutudan oluştuğunu ve bunların bir kısmının açılmaya başladığını söyleyen avukat Shears, belgelerin eskiliğinden dolayı kutuyu açan yetkililerden birinin zehirlenerek hastaneye kaldırıldığını anlattı. Shears, olayın ardından, çalışanların ağızlarına maske takarak belgeleri kutularından çıkardıklarını belirtti.
   Bu esnada yargıcın, “umarım belgeler zarar görmemiştir” derken, gülümsediği gözden kaçmadı.

Asil Nadir: Duruşmalara titizlikle katılacağım

   Ön duruşmada bundan sonraki takvim de ele alındı. Buna göre, bir diğer ön duruşmanın 12 Kasım’da yapılması bekleniyor. Yine hazırlık niteliği taşıyacak ön duruşmaya Nadir'in katılması zorunlu olmayacak.
   Yargıç, bu durumu Asil Nadir’e dün açıkladı. Ancak Asil Nadir, “Hayır Sayın Yargıç, titizlikle katılacağım” dedi.
   Nadir'in yargılanmasının adil olmadığının savunulacağı duruşmanın, 14 Mart 2011'de görüşülmeye başlanması bekleniyor. Dört hafta sürecek bu duruşma sonunda yargıç, Nadir'in savunmasını haklı bulursa, dava düşecek. Nadir'in haksız bulunması halinde ise asıl yargı sürecine, gelecek yıl ekim ayında başlanması bekleniyor.

“Asil Nadir masumdur”
  
   Nadir’in avukatı William Clegg, İngiliz "Old Bailey" Ağır Ceza Mahkemesinden ayrılırken, gazetecilerin "Yargılanmanızın adil olmadığını savunduğunuz süreci sizce kazanacak mısınız?" sorusuna, "Göreceğiz" yanıtını verdi.

KIBRIS 16/10/10

 

 

 

FIR HATTI KONUSUNDA CİDDİ ÇALIŞMALARIMIZ VAR

   

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda onuruyla yaşayacağı kalıcı bir anlaşma için çalıştıklarını belirtti. FIR hattının önemli bir konu olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Eroğlu, “Biz daha bu konuya girmedik ama FIR hattımız da önemli ve bu konu görüşmelerde gündeme geldiğinde ortaya koyabileceğimiz netleşmiş görüşlerimiz var” dedi. Cumhurbaşkanı Eroğlu, Toycan Özdoğalar başkanlığındaki Hava Trafik Kontrolörleri Derneği’ni kabul etti. Hava Trafik Kontrolörleri Derneği Başkanı Toycan Özdoğalar Cumhurbaşkanı Eroğlu’na plaket verdi. Özdoğalar, 20 Ekim Dünya Hava Kontrolörleri günü nedeniyle Cumhurbaşkanı Eroğlu’nu ziyaret etmekte olduklarına dikkat çekerek, hava kontrolörlerinin kritik bir noktada çalışarak KKTC bayrağını havacılık sektöründe göklerde tutmakta olduklarını ifade etti. Özdoğalar, müzakere sürecinde adil kalıcı bir anlaşma olması dileğinde de bulundu.

EROĞLU: HALKIN GÜVENİNİ HİSSEDİYORUM
Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu da, hava kontrolörlerinin hassas bir görevi yerine getirmekte olduklarını belirterek, hava kontrolörlüğünün dıştan bakıldığında kolay gibi görünmesine rağmen zor ve hata kabul etmeyen bir meslek olduğunu ifade etti. KKTC hava sahasından geçen uçaklara bilgi ve rota vermenin görevin zorlukları olduğunu kaydeden Eroğlu, bugüne kadar hava sahasında dikkatli çalışmaları nedeniyle hiçbir hata olmadığını, verdikleri hizmetten dolayı hepsine teşekkür ettiğini söyledi. Eroğlu, Dünya Hava Kontrolörleri gününü de kutladı. Görüşmelere de değinen Eroğlu, verilen desteğe teşekkür ederek, kalıcı bir anlaşma yapmak için uğraş vermekte olduklarını ifade etti. Halkın güvenine layık olmaya çalıştıklarını, Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda onuruyla yaşayacağı kalıcı bir anlaşma istediklerini belirten Cumhurbaşkanı Eroğlu, halkın güvenini yanında hissettiği için müzakerelerde görüşlerini daha rahat dile getirmekte olduklarını söyledi. FIR hattının önemli bir konu olduğunu ve bu konuda geçmişte başlayan bir pazarlık olduğunu anlatan Eroğlu, “Biz daha bu konuya girmedik ama FIR hattımız da önemli ve bu konu gündeme geldiğinde ortaya koyabileceğimiz netleşmiş görüşlerimiz var” dedi.

STAR KIBRIS 16/10/10

 

 

Limnitis opening was almost scuppered

By George Psyllides Published on October 16, 2010 CYPRUS MAIL

THE OPENING of the Limnitis crossing on Thursday was almost scuppered when it emerged that the Turkish ‘ambassador’ in the breakaway north could be attending the ceremony.

When we arrived “at Limnitis the first thing we heard when the door opened was that there was a possibility of last-minute problems,” Androulla Kaminara, the Head of the EU Representation in Cyprus told state radio. The opening was not a given, she said.

According to government sources, as soon as the Republic was informed about the possibility of the Turkish ‘ambassador’ in the breakaway north of the island attending the opening ceremony, it told the United Nations it would not be accepted.

Reports said the Turkish Cypriot side reacted by not accepting the presence of EU and UN Security Council ambassadors attending the opening.

Government spokesman Stefanos Stefanou yesterday referred queries about those reports to the UN who were responsible for organising the ceremony.

“From then on you realise that the Republic of Cyprus cannot accept the fact that there is a so-called Turkish ambassador in the occupied areas, in Cyprus, for the simple reason that the occupation is pointed out and highlighted in UN resolutions,” Stefanou said.

“The UN also takes a clear stance with its resolutions on the issue of the Turkish republic of northern Cyprus. It is Turkey’s illegal action, condemned by the international community and through its resolutions the international organisation urges all countries not to recognise this illegal formation.”

Kaminara said the UN had sent invitations to the EU ambassadors but then there was a request for ambassadors not to attend so there would be no problem with the opening.

In the end they did not attend.

“They showed a lot of goodwill so there would not any problem,” Kaminara said.

The UN could not immediately confirm.

A UN spokesman said it had been “decided by the event organisers that the ceremony would be attended by the representatives of the two key financial contributors to the project -- European commission and US government – and the leaders of the two communities who have been committed to this crossing point opening as they demonstrated themselves very clearly yesterday (Thursday).”

The Limnitis crossing, in the far north-west of the island, became the seventh crossing in the buffer zone since the first one opened in April 2003.

 

 

Kıbrıs'ta rekor tazminat talebi

Kıbrıslı Rum işadamı Andreas Lordos, Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvurup KKTC'de kalan 5 otel, 9 daire, 5 dükkân, 1 villa ile arazileri için 115 milyon Euro tazminat talep etti.

ntvmsnbc ve Ajanslar

17 Ekim. 2010 Pazar

LEFKOŞA - 1974 öncesinde Kıbrıs'ın en zengin işadamı olarak kabul edilen Andreas Lordos (83) Taşınmaz Mal Komisyonu'na başvurarak rekor sayılabilecek bir tazminat talebinde bulundu.

Sabah gazetesinin haberine göre Lordos, tekerlekli sandalye ile önceki gün KKTC'ye geçti ve burada bıraktığı gayrı menkullerinin tamamının kendisine iade edilmesini talep etti.

Lordos, kullanım kaybından dolayı da 115 milyon Euro (yaklaşık 230 milyon lira) istedi. Bugüne kadar KKTC'den toplam 45 milyon Euro (yaklaşık 110 milyon lira) talepte bulunulduğuna dikkat çeken Taşınmaz Mal Komisyonu yetkilileri "Bu bir rekor, ilk defa böylesi bir taleple karşılaşıyoruz" yorumunu yaptı.

Kıbrıs Rum Kesimi'nde bir gazeteye konuşan Lordos ise şunları söyledi:

"Bu girişimimden Rum yönetiminin haberi yok. Rum tarafı kendi bilgileri dışında KKTC'ye bu tür başvurulara oldukça tepkiyle yaklaşıyor. Ancak kapalı Maraş'ta bulunan 5 otel, 9 daire, 5 dükkân, 1 villa ile Gülseren bölgesinde bulunan çok sayıda arazilerim var."

Güney Lefkoşa'da yaşayan Andreas Lordos'un avukatı Tarık Kadri de Sabah gazetesine yaptığı açıklamada şöyle dedi:

"Müvekkilim 1927'de Maraş'ta doğmuş. Geri dönüp kalan ömrünü burada geçirmek istiyor. Biz bu gayrımenkullerin iadesini ve bugüne kadar uğradığımız zararın tazmin edilmesini istiyoruz.Özellikle Gülseren Bölgesi'ndeki arazilerin değerleri oldukça arttı. Komisyon ile uzlaşmak istiyoruz."

EN YÜKSEĞİ 510 BİN STERLİNDİ
5 Ekim 2010 itibariyle, KKTC Mal Tazmin Komisyonu'na toplam 718 başvuru yapıldı ve bunlardan 120'si dostane çözüm yoluyla ve 4'ü de duruşma yoluyla sonuçlandırıldı. Bugüne kadar ödenen en yüksek tazminat ise Lapta'da bulunan mülk için yapılan 510 bin sterlinlik (yaklaşık 1 milyon 50 bin lira) ödeme.

 

Kıbrıs Rum film festivalinde bir Türk filmi

Türk Sinemasının son dönemlerdeki en başarılı yapımları arasında gösterilen ve pek çok uluslararası festivalde Türkiye'ye ödülle dönen "Başka Dilde Aşk" adlı film, Kıbrıs Rum kesimince düzenlenen "Kıbrıs Uluslararası Film Festivali" adlı organizasyonda ödüle aday gösterildi. Film, yarın düzenlenecek törende "En İyi Aktör", "En İyi Yönetmen" ve "En İyi Senaryo" dallarında yarışacak.


Filmin dünya temsilciliğini üstlenen İzzet Pinto, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İlksen Başarır'ın yönettiği, Mert Fırat ve Saadet Işıl Aksoy'un başrolünü üstlendiği "Başka Dilde Aşk" adlı yapımın Türk sinema tarihinde bir ilke imza attığını söyledi.

Kıbrıs Rum Kesimi'nin düzenlediği "Kıbrıs Uluslararası Film Festivali" adlı organizasyon kapsamında ilk defa bir Türk filminin yarışmaya seçildiğini ifade eden Pinto, "Yarışmaya basvuran yüzlerce film arasından bizim filmimiz 3 dalda ilk 4'e girmeyi başardı" dedi.

Filmin "En İyi Aktör", "En İyi Yönetmen" ve "En İyi Senaryo" olmak üzere 3 dalda ödül arayacağını dile getiren Pinto, "Film, son 1 yılda almış olduğu 15'i aşkın ödüle bir yenisini daha ekleyeceğe benziyor. Kıbrıs Rum Kesiminden ödülle döneceğimizi bekliyorum" diye konuştu.

Ödül töreninin yarın Larnaka'da düzenleneceğini aktaran İzzet Pinto, filmin dünya temsilcisi olarak kendisinin geceye katılacağını belirtti. Pinto, "Hem aday gösterilmemiz, hem de bu yarışmanın güçlü adaylarından biri olmamız bir dönüm noktası. Bu, sanatla siyasetin nihayet ayrıldığının da bir göstergesidir" değerlendirmesini yaptı.

Ödül rekortmeni film

Yönetmenliğini İlksen Başarır'ın üstlendiği 2009 yapımı "Başka Dilde Aşk" filminde Saadet Işıl Aksoy, Mert Fırat, Emre Karayel, Lale Mansur, Timur Acar, Ayten Uncuoğlu, Metin Coşkun, Şebnem Köstem, Tuğrul Tülek ve Tuna Kırlı rol alıyor.

Senaryosunu İlksen Başarır ile Mert Fırat'ın kaleme aldığı filmin müzikleri Uğur Akyürek'in imzasını taşıyor. Bugüne değin 15'i aşkın sayıda ödülün sahibi olan yapım, sinema eleştirmenlerinin de büyük övgüsüyle karşılaşıyor.

Filmin konusu kısaca şöyle gelişiyor:

"Onur'un hayatı kürek takımından arkadaşı Vedat'ın doğum günü partisinde Zeynep ile tanışmasıyla değişir. Kalabalık ve gürültülü bir barda hiç konuşmadan geçen gecenin sonunda Zeynep, Onur'un işitme engelli olduğunu öğrenir. Ama bu durum Zeynep'i Onur'dan uzaklaştırmaz. İşiyle, ailesiyle sorunlar yaşayan Zeynep, yaşadığı çevreyi sorgularken, öbür taraftan biraz da bilmediği bir dünyanın merakıyla unuttuğu ceketini bahane ederek Onur'u görmeye gider.

Babasının annesini aldattığını öğrendikten sonra bu durumu kabullenemeyip evden ayrılan Zeynep, bir çok iş değiştirdikten sonra çağrı merkezinde çalışmaya
başlar. Ama ağır çalışma şartlarından ve karşılığında kazandığı paranın yetersiz olmasından dolayı da çok mutsuzdur. Bütün gün telefonda tanımadığı  insanlarla konuşmak zorunda kalan Zeynep, konuşmadan anlaşabildiği Onur ile huzuru bulacağına inanır.

Bu ilişki, kendilerini ve hayatı sorgulayan Zeynep ve Onur için bir sınav olacaktır."
CNN TURK 17/10/10

 

 

 

 

Bir ilke imza attı

Türk Sinemasının son dönemlerdeki en başarılı yapımları arasında gösterilen ve pek çok uluslararası festivalde Türkiye'ye ödülle dönen “Başka Dilde Aşk” adlı film, Kıbrıs Rum kesimince düzenlenen “Kıbrıs Uluslararası Film Festivali” adlı organizasyonda ödüle aday gösterildi.

Film, yarın  düzenlenecek törende “En İyi Aktör”, “En   İyi Yönetmen” ve “En İyi Senaryo” dallarında yarışacak. Filmin dünya temsilciliğini üstlenen İzzet Pinto, AA muhabirine yaptığı   açıklamada, İlksen Başarır'ın yönettiği,  Mert Fırat ve Saadet Işıl Aksoy'un   başrolünü üstlendiği “Başka Dilde Aşk” adlı yapımın Türk sinema tarihinde bir  ilke imza attığını söyledi.
         Kıbrıs Rum Kesimi'nin düzenlediği “Kıbrıs Uluslararası Film Festivali”  adlı organizasyon kapsamında ilk defa bir Türk filminin yarışmaya seçildiğini  ifade eden Pinto, “Yarışmaya basvuran yüzlerce film arasından bizim filmimiz 3  dalda ilk 4'e girmeyi başardı” dedi. Filmin “En İyi Aktör”, “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Senaryo” olmak  üzere 3 dalda ödül arayacağını dile getiren Pinto, “Film, son 1 yılda almış  olduğu 15'i aşkın ödüle bir yenisini daha ekleyeceğe benziyor. Kıbrıs Rum  Kesiminden ödülle döneceğimizi bekliyorum” diye konuştu. Ödül töreninin yarın Larnaka'da düzenleneceğini aktaran İzzet Pinto,  filmin dünya temsilcisi olarak kendisinin geceye katılacağını belirtti. Pinto,  “Hem aday gösterilmemiz, hem de bu yarışmanın güçlü adaylarından biri olmamız  bir dönüm noktası. Bu, sanatla siyasetin nihayet ayrıldığının da bir  göstergesidir” değerlendirmesini yaptı.
        
         -ÖDÜL REKORTMENİ “BAŞKA DİLDE AŞK”-

         
Yönetmenliğini İlksen Başarır'ın üstlendiği 2009 yapımı “Başka Dilde  Aşk” filminde Saadet Işıl Aksoy, Mert Fırat, Emre Karayel, Lale Mansur, Timur  Acar, Ayten Uncuoğlu, Metin Coşkun, Şebnem Köstem, Tuğrul Tülek ve Tuna Kırlı rol  alıyor.
         Senaryosunu İlksen Başarır ile Mert Fırat'ın kaleme aldığı filmin  müzikleri Uğur Akyürek'in imzasını taşıyor. Bugüne değin 15'i aşkın sayıda ödülün  sahibi olan yapım, sinema eleştirmenlerinin de büyük övgüsüyle karşılaşıyor.  Filmin konusu kısaca şöyle gelişiyor:
         “Onur'un hayatı kürek takımından arkadaşı Vedat'ın doğum günü partisinde  Zeynep ile tanışmasıyla değişir. Kalabalık ve gürültülü bir barda hiç konuşmadan  geçen gecenin sonunda Zeynep, Onur'un işitme engelli olduğunu öğrenir. Ama bu  durum Zeynep'i Onur'dan uzaklaştırmaz. İşiyle, ailesiyle sorunlar yaşayan Zeynep,  yaşadığı çevreyi sorgularken, öbür taraftan biraz da bilmediği bir dünyanın  merakıyla unuttuğu ceketini bahane ederek Onur'u görmeye gider.
         Babasının annesini aldattığını öğrendikten sonra bu durumu kabullenemeyip  evden ayrılan Zeynep, bir çok iş değiştirdikten sonra çağrı merkezinde çalışmaya  başlar. Ama ağır çalışma şartlarından ve karşılığında kazandığı paranın yetersiz  olmasından dolayı da çok mutsuzdur. Bütün gün telefonda tanımadığı insanlarla  konuşmak zorunda kalan Zeynep, konuşmadan anlaşabildiği Onur ile huzuru  bulacağına inanır.
Bu ilişki, kendilerini ve hayatı sorgulayan Zeynep ve Onur için bir sınav  olacaktır.”
HURRIYET 17/10/10

 

Türkiye’ye hibe etmeyeceğiz
Maraş’taki malına dönmek isteyen 83 yaşındaki Andreas Lordos’un oğlu Rum medyasına konuştu.

Maraşlı zengin Andreas Lordos’un oğlu Dimitris Lordos, babasının KKTC’deki Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvurduğunu teyit etti ve “bir ömrün emeklerini Türkiye’ye hibe etmeyeceğiz” dedi.
    KKTC’deki mülkleri için Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvurarak 114 milyon Euro tazminat talep eden Andreas Lordos’un oğlu Dimitris Lordos’un, başvurularında sonuna kadar gitmeye kararlı olduklarını, “bir ömrün emeklerini Türkiye’ye hibe etmeyeceklerini” söylediği bildirildi.
   Alithia gazetesi “Kıbrıslı Rum Dev Tazminat İstiyor -Maraş’taki Mülkünün Kullanım Kaybı İçin Başvuruda Bulundu” başlıklarıyla verdiği haberinde, gazeteye açıklamada bulunan Dimitris Lordos’un; babası Andreas Lordos’un KKTC’deki Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvurduğunu teyit ettiğini, başvuru yapılırken kendisinin de babasına eşlik ettiğini belirtti.
   Habere göre Lordos, 2001 yılında başvuru yaptıkları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararıyla Taşınmaz Mal Komisyonuna başvurmaya karar verdiklerini ifade etti.
   Babasının kapalı Maraş bölgesinde 5 otel, 10 daireli bir apartman, 5 mağaza ve Karakol bölgesinde 5 arsasının bulunduğunu savunan Lordos, başvurularında, babasının 1973 ve1974’te Maraş’taki otellerine turistlerin götürülmesine ilişkin turizm acenteleri ve yabancı turizm şirketleriyle imzalanmış, onaylanmış anlaşmaların ve belgelerin de yer aldığını kaydetti.
   Başvurularında sonuna kadar gitmeye kararlı olduklarını ve “bir ömrün emeklerini Türkiye’ye hibe etmelerinin söz konusu olmadığını” söyleyen Lordos, Rum hükümetinin ve siyasi liderliğin KKTC’de mülkleri olan Rumların Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvuru yapmamaya teşvik etmesinin hatalı olduğunu belirtti ve “bunları hediye mi etmeliyiz?” sorusunu sordu. Lordos “Bu yanlıştır, herkesin başvuru yapması gerekiyor, çünkü açıklandığı gibi 2011 yılında Komisyonun çalışması sona erdiğinde başvurabileceğimiz başka bir yer olmayacak” dedi.
   Öte yandan Lordos’un 114 milyon Euro tazminat isteyerek yaptığı başvurusunun KKTC’de endişelere sebep olduğunu yazan gazete, konunun siyasi bir boyut aldığının görüldüğünü, çünkü; tek bir başvuru için yapıldığı göz önüne alındığında, KKTC’nin, Kapalı Maraş’ta bulunan mülkler için böyle büyük bir miktara yanıt vermesinin mümkün olmadığı yazdı.

KIBRIS 17/10/10

 

İyi başlangıç

Yeşilırmak’tan bir günde 219 araç güneye geçiş yaptı.

Geçtiğimiz Perşembe günü törenle açılan Yeşiırmak sınır kapısından geçişler sorunsuz bir şekilde devam ediyor.
   Yeşilırmak - Pirgo kapısına giderek, geçiş yapanlarla konuşan KIBRIS muhabirleri, iki toplumlu temaslara büyük destek veren Rum Yönetimi eski Tarım Bakanı Kostas Temistekleous ile de karşılaştı. Temistekleous “sınır kapısının açılmasından dolayı çok mutluyum. Diğer kapıların da açılmasını ve Kıbrıs halkının artık birleşmesini gönülden arzuluyorum” dedi.
   Barış ve çözüm yanlısı görüşleri ile bilinen Temsitokleous, güney Lefkoşa’dan KKTC’ye geçti ve buradan da Pirgo’ya giderek, halkla sohbet etti. DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiadis’in danışmanlarından biri olan Temsitokleous’a arkadaşları eşlik etti.

İlk 24 saatlik rapor

   Rum polisinin verdiği bilgilere göre, 14 Ekim Perşembe akşam üzeri saat 15.00’ten 15 Ekim Cuma akşamı saat 18.00’e kadar 386 Kıbrıslı Rum, 162 araç içerisinde Pirgo’dan, Yeşilırmak’a geçti. 342 Rum ise KKTC’den, yani Yeşilırmak’tan, 160 araç içerisinde Güney Kıbrıs’a geçiş yaptı.
   Aynı sürede 136 Kıbrıslı Türk 59 araç içerisinde Rum kesimine, 115 Kıbrıslı Türk ise 49 araç içerisinde Rum kesiminden Kuzey bölgelere geçti.

Kabaran sınır kapısı olsun

   Yeşilırmak Muhtarı Ersoy Köycü, kendi köyleri ile Pirgo arasındaki sınır kapısına, bu yıl içerisinde zamansız kaybedilen eski muhtar Göksel Kabaran’ın adının verilmesini istedi.
   KIBRIS’a konuşan Köycü, “kapı açılalı henüz bir kaç gün oldu, öyle çok yoğun bir trafik yok, ancak zaman içerisinde gerek bizlerin, gerekse komşumuz Pirgoluların gelişme beklentileri vardır” dedi.
   Köycü, geçiş noktasına fiber optik telefon hattı çekileceğini, bundan köyün de yararlanmasını beklediklerin belirtti ve “en azından doğru dürüst çalışmayan telefonlarımız daha kaliteli hale gelsin, bunu istiyoruz” şeklinde konuştu.
   “Belki bizim yetkililerimiz de, Pirgo köyünü gördükten sonra umarım kıskanırlar ve benzer yatırımları Yeşilırmak için de düşünürler” diyen Köycü, aynı anda hem Rum lider Dimitris Hristofyas’ı hem de Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’nu ağırlamaktan mutluluk duyduklarını da belirtti.
   Köycü, “gönlümüz, iki lideri, hem bizi hem de Rumları tatmin eden bir anlaşma yapmalarından yanadır. Onları bu şekilde misafir etmek isterdik, fakat bu kadarı da bizi gururlandırdı” dedi.
   Köyün ortasından geçen dere üzerindeki köprüden Gemikonağı’na kadar olan yolun iyileştirilmesini beklediklerini de ekleyen Köycü, yıl içinde kaybettikleri eski muhtar Göksel Kabaran’ın isminin geçiş noktasına verilmesine, Pirgolu Rumların da karşı çıkmaycağını ekledi. Göksel Kabaran’ın bu kapının açılmasında büyük emeği olduğunu herkesin iyi bildiğini hatırlatan Köycü, “bu isteğimizi Cumhurbaşkanına da ilettik” dedi.

KIBRIS 17/10/10

 

Beşparmaklar oyuldu

Taş ocağı işletmecileri, “işler düşük, masraflar çok yüksek” deyip, şikayet ediyor ama çevre katliamı da sürüyor.


Serhat İNCİRLİ

   Kıbrıs adasının Trodos ile birlikte iki sıradağından biri olan Beşparmaklar, kum ve çakıl ocaklarının tehdidi altında. Adını Beşparmak Tepesi’nden alan ve Geçitköy’den başlayıp Karpaz’daki Yedikonuk köyüne kadar uzanan dağların Kozanköy ile Alevkayası arasında kalan bölümünde 12 taş ocağı faaliyet yürütüyor ve dağlar her geçen gün biraz daha fazla oyuluyor.
   KIBRIS, ülkemizin en önemli çevre felaketlerinden biri olan bu konuyu yerine inceledi, ülkemizdeki çevrecilerin “derhal kapatılsın” dediği taş ocaklarının sahipleri ve vatandaşlarla görüştü.
   KKTC’de, ikisi devlete ait olmak üzere toplam 14 taş ocağı faaliyet yürütüyor ve çoğunluğu, Değirmenlik – Taşkent arasındaki bölgede bulunuyor.
   Bu bölgede, taş ocaklarının bazılarının uzaktan görüntüsü korku yaratırken, yanlarına yaklaşıldığı zaman, felaketin büyüklüğü daha çok ortaya çıkıyor. Bazı bölgelerde, vatandaşların uzaktan baktığı zaman göremediği, tepeler ve vadiler arasına saklanmış dev çukurların oluştuğu gözden kaçmıyor.
   Doğanın kazılarak yok edilmesinin ötesinde, taş ocaklarından çıkan toz bulutu, bölgedeki ağaçları ve hayvanları öldürüyor, nefes almalarını zorlaştırıyor.
   Çeşitli çevre örgütleri, taş ocaklarının ülkeye daha da zarar vermeden kapatılmasını ve inşaat sektörü için başka çarelerin üretmesini isterken, taş ocağı işletmecileri, “devam etmemiz kaçınılmaz” diyor.

“Dünyanın en zor işini yapıyoruz”

   Ülkemizin en eski taş ocağı işletmecilerinden ve RBM adlı şirketin direktörü Metin Ulu, taş ocağı işletmeciliğini “dünyanın en zor işi” olarak tanımladı ve KIBRIS’a şunları anlattı:
   “Taş ocağı işletmeciliği, bir tür madenciliktir. Bilimsel olarak yapıldığı zaman, çevreye zararı en aza iner ama elbette çevreye zararı yok değildir. Dünyanın en zor işi olan taş ocakçılığı, aynı zamanda büyük masrafları da gerektiriyor. Bugün, modern bir tesis kurmak, en az 2 milyon sterlini gerektirir.”
   “Kum ve çakıl üretiyoruz. Beton – asfalt işlerinde kullanılan her türlü malzemeyi piyasaya sürüyoruz. Ancak son zamanlarda işler düşmüş durumda. İnşaat sektöründeki düşüş ilk bizi etkiliyor. Aynı şekilde inşaat sektöründe çıkış, yine ilk bize yansıyor. Taş ocağımızda hiç iş yapmadan günlük harcamamız en az 5 bin TL’dir. Akaryakıt, elektrik girdileri çok yüksektir. Günde en az bin TL’lik elektrik parası ödüyoruz. Günlük mazot harcaması 2 – 3 bin TL’dir. İşçi masraflarımızla birlikte, hiç iş yapmadan bir günde en az 5 bin TL harcama yapıyoruz. Patlama masraflarını da eklersek, bu rakam büyür.”

“Çevreye zarar verdiğimiz bir gerçek, ama ne yapalım!”

   “Bu sektörde iş kuran ilk kişi benim. Rumlardan kalan makinelerle değil, kendi getirdiğimiz makinelerle, Gaziveren ve Kumköy sahillerinde bu işi ilk biz yaptık. Bizim sıkıntımız şu anda çok büyük ama çevreye verdiğimiz zarar da bir gerçek. Ne yazık ki talihsiz bir ülkedeyiz. Başka ülkelerde kaynak dibe doğrudur. Bizde ise yüzeydedir ve bakıldığı zaman göründüğü için rahatsızlık vermektedir. Ama ev, yol yapılacaksa, çakıl, kum çıkacaktır. Bu bir zorunluluktur. Kirli görüntü oluşacaktır.”
   Rum tarafına satış yapıldığı iddialarının asılsız olduğunu savunan Metin Ulu şöyle devam etti:
   “2007 yılı Ocak ayında tonu 10 TL olan bir malzeme bugün 7 TL’ye düştü. Rekabet arttı, fiyatlara yansıdı, yani çok ucuzladı. Ayrıca işler de az ve oldukça zor duruma düştük. Şu anda 20 ton çakıl taşıyan bir kamyondan 140 TL alıyoruz. 20 ton kum için de 160 TL tahsil ediyoruz. Bir tonun maliyeti 7 TL’dir. Gerisini siz düşünün… Hakikatten para kazanmaktan vazgeçtik, işi yürütmeye çalışıyoruz.”

Vatandaş ne dedi?

   Değirmenlik bölgesindeki taş ocaklarına yakın bir yerde, at çiftliğinde çalışan Hüseyin Tumbak, her yanın toz bulutu ile kaplandığını ve hem hayvanların, hem ağaçların tozdan nefes alamaz hale geldiğini kaydetti.
   At eğitimcisi Tumbak, bölgede çok insan yaşamamasını yine de şans olarak değerlendirirken, “ağaçlar, bitkiler ve hayvanlar nefes alamıyor, doğa kazılarak yok ediliyor” dedi.

KIBRIS 17/10/10

 

 

ÖZERSAY VE YAKOVU MÜLKİYETİ VE TAZMİNATLARI GÖRÜŞTÜ

Liderlerin temsilcileri Kudret Özersay ve Yorgos Yakovu önceki gün bir araya gelerek iki tarafın mülkiyet önerilerini yakınlaştırma çalışmalarını sürdürdü. Cumhurbaşkanı’nın Özel Temsilcisi Kudret Özersay ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu başkanlığındaki müzakere heyetleri iki saat süren görüşmede mülkiyette yakınlaşmanın yollarını aradı.

Cumhurbaşkanı Eroğlu ile Rum lider Hristofyas yarın bir araya gelerek heyetlerin yaptıkları çalışmaları değerlendirecek.Liderlerin bir sonraki görüşmesinin 22 Ekim Cuma günü gerçekleştirilmesi öngörülüyor.

STAR KIBRIS 17/10/10

 

 

BAŞBAKAN KÜÇÜK MARAŞ ÖNERİSİNİ ELEŞTİRDİ.

   

Görüşmeler sürerken sunulacak önerilerde dikkatli olunmalı
Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı, Başbakan İrsen Küçük, Maraş’ın yerleşime açılmasının kapsamlı çözümün bir parçası olduğuna dikkat çekerek, Cumhurbaşkanı Eroğlu ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında belirlenen başlıklar çerçevesinde görüşmeler devam ederken, başka yönlere sapılmasına yol açacak öneriler ortaya atılmasının sadece ve sadece Rum oyunlarının devam etmesine hizmet edeceğini vurguladı.

Küçük UBP Basın Bürosu aracılığıyla yaptığı yazılı açıklamada, Kıbrıs konusunda hala bir antlaşmaya varılamamasının nedenlerinin başında Rum tarafının adadaki gerçekler temelinde bir antlaşmaya yanaşmaması ve hala 1974 öncesine dönülebileceğini hayal etmesinin bulunduğunu ifade etti.Türk tarafının, son mülkiyet önerileriyle tüm ilgili çevrelere gösterdiği gibi yapıcı davrandığını ve bir an önce kalıcı bir antlaşmaya varılabilmesi için çalıştığını vurgulayan Küçük, “Rum tarafı giderek sıkışmasının sonucu, devam eden sürecin dışına çıkmaya çalışmakta ve kendilerince meselenin çözümünü, Türkiye’nin AB yolunda ilerlemesine takoz koyarak taviz koparabilmek adına ertelemeye çalışmaktadır” dedi.

Türk tarafını zora sokacak, rum oyunlarına devamına hizmet edecek nitelikte
UBP Genel Başkanı Başbakan İrsen Küçük, “Cumhuriyetçi Türk Partisi Merkez Yürütme Kurulu ve bazı çevrelerin; zaman sınırlaması, uluslararası konferans toplanması, Mağusa Limanı üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması, karşılıklı güç indirilmesi ve Maraş’ın BM kontrolünde açılması önerisini ortaya atmasının Hristofyas’ın işine yarayacak, ona manevra kabiliyeti sağlayacak, Türk tarafını zora sokacak nitelikte olduğunu” söyledi.Küçük, “Anavatan Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun daha geçen gün vurguladığı gibi, Maraş’ın yerleşime açılması kapsamlı çözümün bir parçasıdır ve Cumhurbaşkanı Eroğlu ile Rum lider Hristofyas arasında belirlenen başlıklar çerçevesinde görüşmeler devam ederken başka yönlere sapılmasına yol açacak öneriler ortaya atılması sadece ve sadece Rum oyunlarının devam etmesine hizmet edecektir” dedi.

Ambargoların kaldırılmasını istemeliyiz
“Unutulmamalıdır ki bizim taraftan böylesi açıklamalar yapılarak görüşmecimiz zora sokulurken diğer taraftan Rumlar Avrupa Birliği Parlamentosu’nun Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nü onaylamasını engellemektedir” şeklinde konuşan Küçük, “oysa yapılması gereken Rum tarafının uzlaşmazlığını ortadan kaldırabilmek adına hep birlikte, halkımıza uygulanan haksız ambargo ve kısıtlamaların bizden hiçbir şey beklenmeksizin kaldırılması gerektiğini hep birlikte haykırmak, bu yönde çaba göstermektir” dedi.

STAR KIBRIS 17/10/10

 

 

The long road from Cyprus to Washington is a two-way street

By Andreas Jacovides Published on October 17, 2010 CYPRUS MAIL

THERE IS a tendency among some in Cyprus to, generally and uncritically, take a negative view of the United States. No doubt, there have been many situations on which such criticism is well-founded. The George Ball and Dean Acheson activities in 1964 and certainly Henry Kissinger’s policies and “tiltings” in 1974 are such examples and of course Turkey, over the years, has been considered by US policymakers a major factor weighing heavily in their decisions.

But it is often overlooked that there is also another side to Cypriot-US relations and the US role in Cyprus developments.

Back in 1962, President Kennedy invited President Makarios on a State Visit to Washington with full honours attaching to such visit. It was then that the Archbishop asked me to draft his proposed major speech in Congress. When I, a green 25-year-old junior diplomat, appeared overwhelmed by the magnitude of the task, he calmly reassured me: “Just put yourself in my position and write it as if you were Archbishop and president!”.

(I drafted many of President Makarios’ speeches over the years at the United Nations, at several Commonwealth Conferences, at the Non-Aligned Summit in Colombo, and during his 1966 visits to six Latin American states. I also drafted many of the speeches of Presidents Kyprianou and Clerides.

There followed several other visits by successive Cypriot presidents to the White House since then, the last one being that of President Clerides in 1996.

In July 1964, it was President Lyndon Johnson’s letter to Turkish Premier Inonu that was instrumental in averting the then threatened Turkish invasion.

In 1967, it was Cyrus Vance’s dexterous diplomacy that defused the crisis over the Kophinou incident, and averted another threat of an invasion. Makarios in New York in 1974 after the coup is supposed to have said to Vance – only half in jest – “If only I had consented in 1967 to the dissolution of the National Guard, we might not have had the coup and the invasion.”

In 1972, the US prevented an impending coup by the Greek Junta against Archbishop Makarios through the timely action of Ambassador David Popper (this, of course, did not happen in 1974 despite the timely warnings of the Cyprus desk officer Thomas Boyatt.).

In 1978, the US-British-Canadian Plan (in fact Mathew Nimetz’s plan) could have been, in my view – then and in retrospect – a sound opportunity for progress towards a solution and certainly would have secured the return of Famagusta even if no solution was achieved.

In November 1983, the Unilateral Declaration of Independence (UDI) of the so-called “TRNC” was strongly condemned both by Congress in a joint resolution and by the Administration (including support for Security Council Res. 541 at the UN and a specially arranged visit by President Kyprianou to the White House to meet President Reagan) and the US was instrumental in averting recognition of this “legally invalid” entity by Islamic countries such as Bangladesh and still does. The Bangladeshi Ambassador in Washington, called me at the time, to tell me that his country’s earlier declared recognition was a private initiative of the then foreign minister.

In late October 1984, a letter by President Reagan to President Evren, elicited Turkey’s acceptance of “29 per cent +” on the territorial aspect and the non-insistence on rotating presidency – not enough for a breakthrough in the then ongoing Kyprianou-Denktash talks, but significant concessions nevertheless, as seen in perspective.

In 1995, Richard Holbrooke, as Assistant Secretary of State for Europe, was instrumental in securing the support of the US for the accession course of the Republic of Cyprus to the European Union, a strategic move towards the solution of the Cyprus problem through Greece, Cyprus, and Turkey being (or becoming) EU members, on the parallel of the Northern Ireland situation.

I will not even attempt to relate the numerous ways in which Congress, both the Senate and the House, supported the just cause of Cyprus, other than to mention the congressionally imposed arms embargo on Turkey in 1975 on the “rule of law” issue; the financial aid to Cyprus over the years, being tripled every year by Congress over the Administration’s request, which went a long way towards alleviating the suffering caused by the invasion; major initiatives, such as the Pressler-Biden Amendment in 1984 in the wake of the illegal UDI; and the overwhelming support in Congress for the significant resolution in 1995 endorsing the Clerides initiative on the demilitarisation of Cyprus.

Evidently, in an after-dinner speech, it is neither possible nor desirable to make a detailed scholarly presentation (some of you may recall the variation of the Androcles and the lion story: “After dinner, there will be speeches”, Androcles is supposed to have whispered to the lion’s ear – and the lion didn’t eat him!).

But I feel that it is both appropriate and fair, at an introspective event such as this to look back and acknowledge that Cyprus owes much to the United States. Indeed, the United States also owes much to Cyprus, for instance, for its helpful role on Lebanon, both in 1983 in the wake of the Marine barracks bombing and, more recently, in 2006 with the US citizens’ evacuation, its cooperation in fighting terrorism and drug trafficking and in other substantial ways such as providing FBIS facilities (Foreign Broadcast Information Service).

Andreas Jacovides is a former Ambassador of Cyprus to the United States. This is an excerpt from Ambassador Jacovides’ Keynote speech at the American Hellenic Institute Foundation conference for the Fifty Year Anniversary of the Cyprus Republic. Other aspects of the speech included Cyprus in the United Nations: the role of international law; and comments on the present situation.

 

 

 

Our View: Between galas, the president has tough a job to do

Published on October 17, 2010 CYPRUS MAIL

THE LAST four or five weeks was a highly enjoyable period for President Christofias. It was a period during which he put aside all the woes and stress of running a country and focused on the lighter, ceremonial side of the job.

He travelled to New York where he addressed the UN General Assembly, met the UN Secretary-General, was a guest at President Obama’s reception for world leaders, gave a speech to a Washington think-tank and opened an exhibition of Cyprus antiquities at the Smithsonian.

On his return, he took the salute at the parade and led the celebrations for the 50th anniversary of Republic, which was followed by the state visit of the Russian President. Other distinguished guests also arrived this week.

Entertaining important visitors, travelling and attending official events are an important part of the job, but they could also be a distraction from the more serious affairs of state. Christofias gives the impression that he is happy to be distracted by his ceremonial duties as he does not have to think about the country’s problems, in urgent need of attention. It is almost as if he believes they would go away if he does not think about them, putting off tough decisions for as long as possible.

But time is running out on all decision-making fronts. His government has still to come up with suggestions as to how next year’s forecasted budget deficit would be reduced by an additional €150 million. There is no indication he has any idea what to do, bearing in mind that the proposed increase in corporate tax and a real estate tax had already been rejected by the legislature. He refuses to discuss the possibility of freezing public-sector pay, because he is terrified of the reaction by the unions, allowing the problem to fester.

Meanwhile, the European Commission is waiting for the government to inform it how it proposes to cover the €150 million, by the end of the year. Standard and Poor’s, the international credit-rating agency however, is unlikely to show such patience. It is expected to reduce Cyprus’ credit rating before the end of this month, if no decisions are taken on reducing the deficit by then. At best, the finance minister may secure a delay of the downgrading by a month. This could eventually lead to even higher interest rates than we are paying at present, which would be a disastrous development for the economy and the prospects of a recovery.

And it would be a direct consequence of Christofias’ insistence on putting off tough decisions. For the past 18 months, he has been completely ignoring calls for measures to reduce the public-sector wage bill, by respected economists, Cypriot and foreign, heeding the idiotic advice of irresponsible union bosses who urged him to increase taxes on wealth. This prevarication and indecision have destroyed business confidence, and now they could cause irreparable damage to the economy.

Christofias has been displaying the same traits in his handling of the Cyprus talks. He is terrified of taking any decision that would help the process move forward, because he would come under heavy domestic criticism. Surely he should have known this would happen when he agreed to the peace procedure two years ago. Was he hoping that the procedure would drag on inconclusively forever? Perhaps this was why he was fiercely opposed to ‘asphyxiating time-frames’. Without a time-frame there would be no need for him to take any decision that would provoke a political outcry by the opponents of a settlement.

With the international community now turning the screw, and demanding some form of agreement before the end of the year, he has found a new excuse for avoiding making a decision – he has concluded that Ankara was not prepared to pursue a deal yet, a claim he has been repeating at every opportunity. He is being very naive if he believes that by repeating this assertion, our side would escape blame-free from another failed procedure, given how he has approached the talks from day one.

When will the president realise that his job is not just about performing ceremonial duties? He was elected to take decisions, some of which would not be popular but to the benefit of the country. He was not elected to ignore problems in the hope they would eventually disappear. If he does not change his attitude now, the last opportunity for an agreement would be lost and our economy would suffer a devastating blow, from which it would need many years to recover.

 

 

 

Selling off the ‘TRNC’

By Simon Bahceli Published on October 17, 2010 CYPRUS MAIL

 

FEARS are growing in the north that Ankara plans to sell off all of most of the breakaway state’s ‘assets’, potentially putting thousands of jobs at risk and possibly muddying the waters in a potential Cyprus solution.

Ever since Cyprus Turkish Airlines (CTA) was disbanded and handed on a plate to Turkish air operator Atlas Jet last June, suspicion has been growing among Turkish Cypriot public sector workers that Ankara, aided and abetted by the ‘government’, plans to sell off all or most of the north’s ‘state’ enterprises, potentially putting thousands of jobs at risk.

With economic austerity the norm across Europe, such fears are natural. What’s more is that workers themselves know better than anyone the sorry state of the corporations, and that keeping them afloat is simply a matter making sure Ankara pumps in more money each month to pay salaries and pensions of staff past and present.

Echoing and amplifying these fears, their leaders, like Turkish Cypriot Teachers Union (KTOS) head Sener Elcil, say they will oppose any form of austerity head on, and call on workers not to bow to Ankara’s “colonialist intention to make slaves of Turkish Cypriots”.

Whatever the intentions behind austerity, economic planners and workers alike are aware that something has to change. But for workers, who will bear the brunt of a transition, there is real fear.

Eastern Mediterranean University (EMU) economist Musfafa Besim believes a “transition” in the Turkish Cypriot economy is nevertheless long overdue and that enterprises like Ercan Airport, Famagusta harbour, telecommunications and the electricity provider KIBTEK need to be rescued from their current loss-making status so that they can’t provide decent and decently priced services for consumers, as well as revenue for the ‘state’.

“A big part of the economy is aid dependent, and this has to change,” he says, and called on the authorities to seek rational ways to implement a transition without inflaming unions unduly.

“The main thing that needs to be done is for a proper mechanism to be established for privatisation,” he says.

At present such a mechanism does not exist – something that was clearly illustrated by the farcical scenes witnessed during the privatisation of CTA.

“The tender was done in a very dishonest way,” Besim said, referring to the fact that the authorities made sure no other applicants got a look in on the deal and presented the agreement between themselves and Atlas Jet as a fait accompli to existing staff, many of whom were not offered new jobs.

“Such experiences make workers very wary of the government’s intentions,” Besim said, but added that unions to should avoid knee-jerk reactions and try to provide a more “positive input”.

“They too should be involved in the process. If there is going to be unemployment created by a privatisation, society has to be able to see that the privatisation will have benefits in the long run”.

“If privatisation is done in a proper, legal and transparent way, the suspicions will disappear,” he adds.

Many in the private sector naturally agree with privatisation, seeing themselves as having for too long paid taxes for little more than the upkeep of public sector salaries.

“We cannot continue subsidising loss-making operations,” businessman Fikri Toros insists, adding that the only way forward for the Turkish Cypriot economy is for it to struggle towards EU standards and prepare itself for competition in the free market.

“Telecom is the most desperate case,” followed by KIBTEK, which he says produces electricity in the “most outdated way for the most expensive rates”.

If privatised, these two corporations would receive investment in modern technology that would allow them to produce efficiently and at competitive prices, Toros believes.

However, such privatisations would not be in the interests of the community, or the economy in general if carried out with political, rather than economic motives in mind.

And this is perhaps where the economic and political motives behind the current privatisation project become confused.

“Tenders must never be restricted to companies in the north and Turkey,” he insists.

“This would lead to nothing but more corruption,” says Toros, not because he believes Turkish companies to be corrupt, but because to limit tenders in such a way would expose purely political motives that would manifest a move towards economic stagnation rather than away from it.

“I’m sure that in an open tender there would be applications from Turkish companies,” he says, but theirs, like all applications, would need to be examined on economic and performance criteria alone, he adds.

But what are the chances of foreign, non-Turkish, companies applying to buy out or run the Turkish Cypriot telecommunications network, Famagusta port or KIBTEK?

“With all the property disputes here in the north, it might be hard to imagine,” says Toros, but points that privatisation of services does not have to mean the total selloff of assets.

“It can mean joint ventures between public and private enterprise,” he says, giving the example of mobile phone services provider Turkcell, which is now managed privately but who’s transmission infrastructure is provided by the ‘state’.

But if one accepts such economic arguments for privatisation, does it mean the denial of political motives on the part of Ankara?

According to Eastern Mediterranean University (EMU) international relations expert Ahmet Sozen such things are not mutually exclusive.

In recent years, at least since the currently ruling AK Party, took power in Ankara in 2002, “there has been a rationalisation of economic life, and a rationalisation of foreign policy,” Sozen says, adding that “rationalisation here means acting like a normal, democratic European country”. With Turkey seeking rationalisation in such spheres, “Cyprus is viewed as an aberration,” Sozen says.

“Money spent here by the Turkish government here is seen as wasted. Whatever you put in disappears. So now it wants its money spent rationally, and privatising these loss making corporations is part of this, he adds”.

But this is a two-pronged approach that can also fulfil a political objective.

“I believe Turkey wants to solve the Cyprus problem, which means that when it happens, whether it be in five years or ten years, Turkey will one day not have an army on Cyprus. It will no longer have hard power on the island,” he says.

What Turkey now seeks on Cyprus, Sozen believes, is soft power.

“This is what Turkey has been doing in northern Iraq and Syria, expanding trade and cultural links, he says. And here Turkey plans a similar approach through encouraging Turkish investment in the infrastructure, tourism and education. Sozen points to recent investments, such the Turkish-built 5-star tourism complexes in Kyrenia.

“If companies are going to invest 220 million dollars in a hotel they must be pretty sure they’re going to make a profit,” he says.

Sozen believes these “rational economic and foreign policy objectives” constitute Turkey’s “plan A and B” for Cyprus. And while he accepts this may be painful for Turkish Cypriots, there appears to be little the unions, or even the ‘government’ (which would naturally be happier handing out cash from Ankara to contented voters) can do about it.

 

 

 

 

 

Kıbrıs'ta seks köleliği

18/10/2010 RADIKAL

Kıbrıs'ta Kuzey ve Güney kesimin en büyük derdi adada zirve yapan seks ticareti. Her iki kesimde de radyolar bilinçlendirme kampanyasına başladı.

LEFKOŞA /DIŞ HABERLER
Akdeniz’in Türkiye ile Yunanistan arasında ikiye bölünmüş adası Kıbrıs’ta seks ticaretinin zirve yaptığı iddiaları gündemde. Kıbrıs Rum ve Türk kesiminde radyo istasyonları adada artarak süren kayıtdışı seks ticareti konusuna geniş yer ayırıyor. Kuzey Kıbrıs’ta Radyo Mayıs ve Rum kesiminde Radyo Astra işbirliği içinde toplumu bilinçlendirmeye yönelik mesajlar yayımlıyorlar. Bir tarafı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) bir tarafı Rum kesimine ait olan Lefkoşa’nın yerleşim olmayan bölgelerinde onlarca gece kulübü ve casino yer alıyor. Bu kulüpler ve casinolar aynı zamanda kayıtdışı genelev olarak da işletiliyor. Hatta bu kulüpler arasında, Playboy’un tavşan logosunu kullanan sahte bir Playboy Club bile yer alıyor. 

Pasaportları alınıyor
AFP haber ajansının dün geçtiği bir habere göre adaya gece kulübü ve casinolarda çalışmak üzeredaha çok Doğu Avrupa ülkelerinden getirilen yabancı uyruklu kadınlar ellerinden pasaportları alınarak fuhuşa zorlanıyor. Rum kesiminde iktidardaki Akel partisinin sahibi olduğu Radyo Astra’ya konuşan bir kadın, “Kıbrıs’a garson olarak çalışmaya geldim. Bana bu söylendi. Ama şimdi müşterilerle birlikte olmaya zorlanıyorum. Ben fahişe değilim ama beni bunu yapmaya zorluyorlar” ifadelerini kullandı. Rum kesiminde dansçılar ve garsonlar için 2 yıl önce gündeme getirilen farklı bir vize çeşidine karşı çıkılınca şimdi yeniden turistik vize uygulamasına geçildi. Ancak bunun da kayıtdışı fuhuş sorununa çözüm olmadığı, şimdi kadınların bar ve masaj salonlarında pazarlandığı belirtiliyor.

Ada’nın Türk tarafında da kayıtdışı fuhuş yükselen bir tehlike olarak nitelendiriliyor.  AFP’nin haberinde, başta Moldova olmak üzere KKTC dışındaki ülkelerden getirilen ve özgürlükleri ellerinden alınarak zorla çalıştırılan kadınların Lefkoşa’nın kuzeyinde yol kenarında müşteri beklediklerine dikkat çekildi.

Polis işbirliği içinde
 KKTC Dışişleri Bakanlığı’nın verilerine göre 2009 yılında toplam 42 gece kulübünün bulunduğu Kuzey Kıbrıs’ta bin adet ‘hostes’e çalışma izni verildi. Bu izni veren makamların insan ticareti kurbanlarını belirleyecek hiçbir yönteme sahip olmadığı da altı çizilen unsurlar arasında. Kıbrıslı Türk Öğretmenler Birliği Genel Sekreteri Şener Elçil, “Türkiye bu aktivitelerden sorumlu. Adanın kuzeyinde mafya iş başında ve polis hiçbir şey yapmıyor. Hatta onlar da işe bulaşıyor, fuhuş için getirilen kadınların pasaportlarını alıkoyuyorlar” dedi.

İzbe barınaklarda zorla fuhuş
 Kıbrıs’taki gece kulübü ve casino’larda fuhuşa zorlanan kadınlar çok kötü şartlarda barınıyor ve çalıştırılıyor. Haftanın 7 günü sekse zorlanan bu kadınlara kontrat süreleri dolana kadar ödeme de yapılmıyor. Çalıştıkları gece kulüplerinin ya da casinoların arkasında izbe barınaklarda kalan kadınlar haftada bir kez, koruma eşliğinde alışverişe çıkabiliyor. Uyumalarına neredeyse hiç izin verilmeyen ve kimi zaman sadece su ve ekmekle beslenen kadınlar 6 ayda 2000 ila 10000 euro arasında para kazanıyor.

 

Hayal kırıklığı
İkinci Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas’ın sorumluluk üstlenmekten korktuğu için çözüme ulaşamadıklarını açıkladı.

İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ı sorumluluk üstlenmekten korkmak ve çözüme engel olmakla suçladı.
   Talat, Rum tarafında haftalık olarak yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği söyleşide, Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla gerçekleştirilen doğrudan müzakereler sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
   Talat, “Müzakere masasında istediğimiz sonuçları alamadık, bunun sonucunda da hayal kırıklığı ve kızgınlık ortaya çıktı. Ne yazık ki Hristofyas, çözüme ulaşmamız için; gerekli olan faaliyetleri gerçekleştirme konusunda hazır değil. Çok temkinli görünüyor, sorumluluk üstlenmekten korkuyor... Bu şekilde de ciddi bir müzakereye giremezsiniz” diye konuştu.
   Andonis Polidoru imzalı haberini, “Hristofyas Çözüme Hazır Değil” başlıklarıyla yayımlayan gazete, İkinci Cumhurbaşkanı Talat’ın, “Sayın Eroğlu Kıbrıs Türk liderliğine seçildiğinde Hristofyas’ın müzakere masasında 3 günden fazla kalmakta zorlanacağını söylemiştiniz. Fakat iyi gidiyor görünüyorlar. Hristofyas ile sizin aranızda meydana gelen çekişmeleri ve sorumluluk yükleme oyunları burada görmüyoruz” ifadesine karşılık olarak şunları söylediğini yazdı:
   “Bununla hem fikir olduğum hususunda emin değilim. Benim sorumluluk yükleme oyununa dâhil olduğunu düşündüğüm şey; mevcut süreçtir. Bizim aramızdaki süreç farklıydı. Biz Dimitris Hristofyas’la birlikte çok daha samimi bir sürece sahiptik. Bahsettiğiniz çekişmeler bizi uzun yıllardır bağlayan dostluğun sonucu olsa gerek... Ortak bir hedefimiz olduğunu düşünüyorduk fakat müzakere masasında istediğimiz sonuçları alamadık, bunun sonucunda da hayal kırıklığı ve kızgınlık ortaya çıktı. Ne yazık ki Hristofyas, çözüme ulaşmamız için; gerekli olan faaliyetleri gerçekleştirme konusunda hazır değil. Çok temkinli görünüyor, sorumluluk üstlenmekten korkuyor... Bu şekilde de ciddi bir müzakereye giremezsiniz.”
   Hristofyas’ın kendisini birçok kez “müzakerelerin ilerlememesinin sorumlusu olarak suçlamasına” da değinen Talat, bunun Hristofyas tarafından birçok kez söylendiğini fakat Rum liderin neye atıfta bulunduğuna hiçbir zaman açıklık getirmediğini söyledi.
   “Bende diyeceğim ki sözünü tutmayan odur ve bunu kanıtlamaya yönelik olarak sıralayabileceğim birçok örnek var” diyen Talat, “seçimlerden önce Hristofyas’ın partisi ile kendi eski partisinin Rumlar tarafından kabul edilmesi için Annan Planı üzerinde yapılması gereken değişikliklerle ilgili görüşmeye başladıklarını” dile getirdi.
   Başkanlığa seçilmesiyle birlikte, Hristofyas’ın Planı terk etmekle kalmayıp, bunu şeytanlaştırdığını da ifade eden Talat, başlangıçtan bu yana, bir sorumluluk yükleme mantığına girmekten kaçındığını ekledi.
   Bunun tam aksine, kendi çabalarının; çözüm gidişatına yönelik olarak kararlılıkla hareket etmeleri gerektiği konusunda Hristofyas’ı ikna etmeye odaklandığını dile getiren Talat, ne yazık ki Hristofyas’ın Kıbrıs sorununun çözümünü zamanın derinliğine sürükleme mantığında hareket etmeyi seçtiğini belirtti.

“Masadaki önerilerim Annan
Planı çerçevesi dışında değildi”

   Gazetecinin sorusu üzerine, müzakere masasına koyduğu önerilerin Annan Planı çerçevesi dışında olduğunu düşünmediğini kaydeden Talat, (Türk tarafınca) birtakım küçük değişiklikler yapılmış olabileceğini fakat bunların tam anlamıyla mantıklı olduğunu dile getirdi.
   “Tüm TC kökenlilerin kalması gerekeceği konusundaki ısrarı ve Güzelyurt’un iadesini kabul etmediği” şeklindeki ifadeler üzerine ise İkinci Cumhurbaşkanı Talat, Güzelyurt’la ilgili söylenenlerin geçerli olmadığını, çünkü toprak konusunun özünü tartışmaya başlamadıklarını söyledi.
   TC kökenli vatandaşların hepsinin oldukları yerde kalması gerekeceğini de söylemediğine işaret eden Talat, “benim söylediğim şey, Hristofyas’ın kabul etmeye hazır olduğu 50 bin rakamıyla birlikte, neredeyse hepsinin kalmasının mümkün olduğu şeklindeydi” dedi.
   “Konunun kapanması ve daha ileriye gidilmesi için neden o zamanlar Hristofyas’ın önerdiği 50 bin rakamını üst sınır olarak kabul etmediniz?” şeklindeki soruya ise Talat, “çünkü bu bir prensip meselesiydi” dedi.
   “Bir kısım insana, haklarına saygı göstermeyeceğinizi söyleyemezsiniz” ifadelerini kullanan Talat, yaptığı hesaplamaların; oldukları yerde kalabilecek olan TC kökenlilerin miktarının bu rakamı aşmayacağı şeklinde olduğunu ve bunu ispatlayacak bilgileri Rum tarafına verdiğini söyledi.
   Yönetim başlığıyla ilgili olarak Hristofyas’la gerçekleştirdikleri müzakerelere de değinen Talat, Kıbrıs Türk tarafının önerisinin, Annan Planının da öngördüğü gibi, Üst Meclis tarafında seçilecek olan Başkanlık Konseyinin muhafaza edilmesi olduğunu anımsattı.
   Hiçbir zaman Başkanın yürütme erklerine sahip olmasını istemediklerini dile getiren Talat, bunun Rum tarafının talebi olması yanı sıra bunun geçmişte tartışmadıkları tam anlamıyla yeni bir öneriden ibaret olduğunu kaydetti.
   Kıbrıs Rum tarafı için bunun yola koyulmasının önemli olduğunu anladıklarında, örneğin Kıbrıslı Türklerin karar merkezlerindeki katılımlarının artması gibi küçük düzenlemelerle; bunun kabul edilebileceğini ifade ettiklerini söyleyen Talat, zira çapraz oyun Kıbrıs Türk tarafının tercihlerini etkilediğini belirtti.
   Bu önerinin kabul edilmesinin seçim kampanyasında kendi aleyhinde kullanıldığını dile getiren Talat, bunun beklide yeniden seçilmesine mal olduğunu ekledi.
   Gazeteciye atfen, “sizin değiniz gibi, Mülkiyet başlığında bizim tarafımızdan önemli tavizler ortaya çıkmamasının sebebi; Rum tarafının tavrının bu boyutun esaslı bir şekilde tartışılmasına müsaade etmemesidir” diyen Talat, “diğer taraf ilk söz hakkının daima önceki kullanıcıya ait olması gerektiğinde ısrar ederken ne tartışacaktık ki?” diye sordu.
   Rum tarafının Türk tarafından karşılıklar almaksızın sözde tavizlerde bulunduğuna dair meselenin, Yönetim
başlığında elle tutulur sonuçlar ortaya çıkmışken tuhaf bir şekilde gündeme geldiğini dile getiren Talat, Hristofyas’ın “güya ilk önce Rum tarafının taviz verdiği başlıkları görüşmeyi kabul etmiş de alacaklarını da sona bırakmış gibi” ansızın basın ve bazı partiler tarafından eleştirilmeye başlandığını kaydetti.

“İlerleme olduğunu göstermek istemiştim”

   KKTC’deki Cumhurbaşkanı seçimlerinden hemen önce, müzakerelerde varılan görüş birlikleriyle ilgili ortak açıklama yayımlanması konusunda ise Talat, o zamanlar, görev süresinin sonunda olduğunu ve kendisini Kıbrıs sorununu çözmesi için seçen Kıbrıslı Türklere ilerleme yaşandığını göstermek istediğini ifade etti.
   Ne yazık ki, ortak açıklama veya yazılı beyanatta bulunamadıkları gibi uzlaşmaya vardıkları noktaları da söyleyemediklerini anımsatan Talat, tarafların kendi toplumlarını ayrı ayrı bilgilendirmesiyle sınırlı kaldıklarını; bunun ise çok da ikna edici olmadığını kaydetti.

“Hristofyas görevimden
uzaklaşmama katkıda bulundu”

   “(Başkanlığa) seçilmemeniz konusunda, Hristofyas’ın sorumlu olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusuna karşılık ise Mehmet Ali Talat şunları söyledi:
   “Ben Hristofyas’ın başkanlığa seçilmesine, onun da benim başkanlıktan uzaklaştırılmama katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Benim siyaseti yapış şeklimle, Tassos Papadopulos’un Kıbrıs sorunundaki politikasını ortaya çıkardım ve bu da Hristofyas’ın seçilmesine yol açtı. Öte yandan Hristofyas müzakere masasında muhafaza ettiği tavırla birlikte, Kıbrıslı Türk liderliğinin başına Sayın Eroğlu’nu getirdi...”
   Meydana gelen her yeni başarısızlıkla birlikte, Kıbrıs sorununun çözümünün daha zor hale geldiğini dile getiren Talat, anlaşmaya varmayı başaramamaları konusundaki esas sebebin, Dimitris Hristofyas’ın “herhangi bir çözüme su götürmez bir şekilde eşlik edecek olan tenkitlerle başa çıkmaya hazır olmamasından kaynaklandığını” söyledi.
   Bunun hiçbir noktada, Hristofyas’ın kararlılıkla müzakere etmesine müsaade etmediğini kaydeden Talat, çıkmazın ortadan kaldırılmasına yönelik olarak ne zaman yeni fikirlerle ortaya çıksa, Hristofyas’ın olası tepkiler konusunda endişelendiğini ifade etti.
   “Milliyet gazetesine verdiğiniz demeçte, Kıbrıs sorununun çözümü olmaksızın, Hristofyas’ın politik kariyerinin biteceğini söylemiştiniz. Buna karşılık gelen şeyin sizin durumunuzda gerçekleştiğini söyleyebilir miyiz? Perspektif yitirildi, bunun sonucu olarak da bir politikacı olarak Kıbrıs Türk toplumu içerisindeki varlık sebebinizi kaybettiğiniz, Kıbrıslı Türkler de Eroğlu’nun tarafına döndüler...” ifadesine karşılık ise Talat, şunları söyledi:
   “Kuşkusuz böyle oldu. Ne yazık ki, halk arasında; Rum liderliğinde Hristofyas’ın olmasıyla dahi, anlaşmaya varılmasının mümkün olmadığı anlayışı galip geldi. Bundan dolayı da toplumu çözüme sevk etmesi için seçilen bir lidere olan ihtiyaç ortadan kalktı. Ve Eroğlu’na yöneldiler. Benim kendi düşüşümün Dimitris Hristofyas’ın da düşüşünün başlangıcına yön verdiğine inanıyorum.”

“Eroğlu’nun gerçekten çözüm
istediğini düşünmüyorum”

   Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile aralarındaki farkın ne olduğu hususunda ise Talat, kendisinin çözüm istediğini söylediğinde samimi olduğunu fakat Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun gerçekten çözüm istediğini düşünmediğini ifade etti.
   Müzakere masasında, Eroğlu’nun bu ana kadar, çözümü isteyen bir lider gibi davrandığını dile getiren Talat, bu şekilde davranmaya devam ederse, başarabileceğini ekledi.

“Eroğlu’nun daha ikna edici
göründüğünü söyleyebilirim”

   Uluslararası topluluk içerisindeki genel kanının, Dimitris Hristofyas’ın çözüm için hazır olmadığı şeklinde olduğunu dile getiren Talat, şu anda Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun çözüme ilişkin isteği konusunda daha ikna edici göründüğünü söyleyebileceğini ifade etti.
   Hiçbir zaman Kıbrıs’taki garantilerin devamının aleyhinde bir tavır almadığını ifade eden Talat, Kıbrıs Türk toplumunun iç meselelerine müdahale etmesine ilişkin olarak çoğu durumda Türkiye’ye yönelik tenkitlerde bulunduğunu ekledi.
   Kıbrıs sorununu doğru bir şekilde müzakere ettiği ve çözüme ulaşılması için her şeyi yaptığı konusunda vicdanının rahat olduğunu ifade eden Talat, Kıbrıs sorununun tarihinde ilk kez Kıbrıs Türk tarafı olarak tüm süreç içerisinde başrol üstlendiklerini, inisiyatifler aldıklarını, öneriler sunduklarını ve çözüm gidişatına yönelik hareket etmesi için Türkiye’yi etkilediklerini dile getirdi.
   Ne yazık ki bu çabasında, Hristofyas’ın yandaşı/müttefiki olmadığını dile getiren Talat, Hristofyas’ın çözüm istemediğini söyleyemeyeceğini fakat koşulları doğru bir şekilde ölçüp tartmadığını ekledi.

KIBRIS 18/10/10

 

Eroğlu ile Hristofyas bugün yeniden
Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Rum lider Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında bugün yeniden bir araya geliyor.
Liderler arasındaki görüşme, saat 10:00’da, Birleşmiş Milletler (BM) kontrolündeki ara bölgede bulunan Barış Gücü Misyon Şefinin ikametgahında yer alacak.
   Eroğlu ile Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında en son 13 Ekim’de görüşmüştü. Liderlerin bir sonraki görüşmesinin 22 Ekim Cuma günü gerçekleştirilmesi öngörülüyor.
   Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı görevine gelmesinin ardından iki lider arasındaki görüşmelerde sadece mülkiyet konusu ele alındı.
   Liderlerin yanında görüşmeler yapan Cumhurbaşkanı’nın Özel Temsilcisi Kudret Özersay ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu başkanlığındaki müzakere heyetleri ise en son 15 Ekim’de mülkiyet konusunda iki saat süren bir görüşme gerçekleştirmişti.

KIBRIS 18/10/10

 

HRİSTOFYAS ÇÖZÜME HAZIR DEĞİL EROĞLU DAHA İKNA EDİCİ

   

İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafında haftalık olarak yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği söyleşide, Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla gerçekleştirilen doğrudan müzakereler sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu

Uluslararası topluluk içerisindeki genel kanı Dimitris Hristofyas’ın çözüme hazır olmadığı... Eroğlu’nun daha ikna edici göründüğünü de söyleyebilirim. Benim kendi düşüşüm, Hristofyas’ın düşüşünün başlangıcına da yön vermiş bulunuyor

İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum tarafında haftalık olarak yayımlanan Kathimerini gazetesine verdiği söyleşide, Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla gerçekleştirilen doğrudan müzakereler sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Andonis Polidoru imzalı haberini, “Hristofyas Çözüme Hazır Değil” başlıklarıyla yayımlayan gazete, İkinci Cumhurbaşkanı Talat’ın, “Sayın Eroğlu Kıbrıs Türk liderliğine seçildiğinde Hristofyas’ın müzakere masasında 3 günden fazla kalmakta zorlanacağını söylemiştiniz. Fakat iyi gidiyor görünüyorlar. Hristofyas ile sizin aranızda meydana gelen çekişmeleri ve sorumluluk yükleme oyunları burada görmüyoruz” ifadesine karşılık olarak şunları söylediğini yazdı:

HRİSTOFYAS’LA DAHA SAMİMİ BİR SÜRECE SAHİPTİK

“Bununla hem fikir olduğum hususunda emin değilim. Benim sorumluluk yükleme oyununa dâhil olduğunu düşündüğüm şey; mevcut süreçtir. Bizim aramızdaki süreç farklıydı. Biz Dimitris Hristofyas’la birlikte çok daha samimi bir sürece sahiptik. Bahsettiğiniz çekişmeler bizi uzun yıllardır bağlayan dostluğun sonucu olsa gerek... Ortak bir hedefimiz olduğunu düşünüyorduk fakat müzakere masasında istediğimiz sonuçları alamadık, bunun sonucunda da hayal kırıklığı ve kızgınlık ortaya çıktı. Ne yazık ki Hristofyas, çözüme ulaşmamız için; gerekli olan faaliyetleri gerçekleştirme konusunda hazır değil. Çok temkinli görünüyor, sorumluluk üstlenmekten korkuyor... Bu şekilde de ciddi bir müzakereye giremezsiniz.”
Hristofyas’ın kendisini birçok kez “müzakerelerin ilerlememesinin sorumlusu olarak suçlamasına” da değinen Talat, bunun Hristofyas tarafından birçok kez söylendiğini fakat Rum liderin neye atıfta bulunduğuna hiçbir zaman açıklık getirmediğini söyledi.

BEN DE DİYECEĞİM Kİ SÖZÜNÜ TUTMAYAN ODUR

“Ben de diyeceğim ki sözünü tutmayan odur ve bunu kanıtlamaya yönelik olarak sıralayabileceğim birçok örnek var” diyen Talat, “seçimlerden önce Hristofyas’ın partisi ile kendi eski partisinin Rumlar tarafından kabul edilmesi için Annan Planı üzerinde yapılması gereken değişikliklerle ilgili görüşmeye başladıklarını” dile getirdi.

Başkanlığa seçilmesiyle birlikte, Hristofyas’ın Planı terk etmekle kalmayıp, bunu şeytanlaştırdığını da ifade eden Talat, başlangıçtan bu yana, bir sorumluluk yükleme mantığına girmekten kaçındığını ekledi.

Bunun tam aksine, kendi çabalarının; çözüm gidişatına yönelik olarak kararlılıkla hareket etmeleri gerektiği konusunda Hristofyas’ı ikna etmeye odaklandığını dile getiren Talat, ne yazık ki Hristofyas’ın Kıbrıs sorununun çözümünü zamanın derinliğine sürükleme mantığında hareket etmeyi seçtiğini belirtti.

MASADAKİ ÖNERİLERİM ANNAN PLANI ÇERÇEVESİ DIŞINDA DEĞİLDİ

Gazetecinin sorusu üzerine, müzakere masasına koyduğu önerilerin Annan Planı çerçevesi dışında olduğunu düşünmediğini kaydeden Talat, (Türk tarafınca) birtakım küçük değişiklikler yapılmış olabileceğini fakat bunların tam anlamıyla mantıklı olduğunu dile getirdi.
“Tüm TC kökenlilerin kalması gerekeceği konusundaki ısrarı ve Güzelyurt’un iadesini kabul etmediği” şeklindeki ifadeler üzerine ise İkinci Cumhurbaşkanı Talat, Güzelyurt’la ilgili söylenenlerin geçerli olmadığını, çünkü toprak konusunun özünü tartışmaya başlamadıklarını söyledi.
TC kökenli vatandaşların hepsinin oldukları yerde kalması gerekeceğini de söylemediğine işaret eden Talat, “benim söylediğim şey, Hristofyas’ın kabul etmeye hazır olduğu 50 bin rakamıyla birlikte, neredeyse hepsinin kalmasının mümkün olduğu şeklindeydi” dedi.

50 BİN RAKAMINI KABUL ETMEDİM ÇÜNKÜ PRENSİP MESELESİYDİ

“Konunun kapanması ve daha ileriye gidilmesi için neden o zamanlar Hristofyas’ın önerdiği 50 bin rakamını üst sınır olarak kabul etmediniz?” şeklindeki soruya ise Talat, “çünkü bu bir prensip meselesiydi” dedi.
“Bir kısım insana, haklarına saygı göstermeyeceğinizi söyleyemezsiniz” ifadelerini kullanan Talat, yaptığı hesaplamaların; oldukları yerde kalabilecek olan TC kökenlilerin miktarının bu rakamı aşmayacağı şeklinde olduğunu ve bunu ispatlayacak bilgileri Rum tarafına verdiğini söyledi.
Yönetim başlığıyla ilgili olarak Hristofyas’la gerçekleştirdikleri müzakerelere de değinen Talat, Kıbrıs Türk tarafının önerisinin, Annan Planının da öngördüğü gibi, Üst Meclis tarafında seçilecek olan Başkanlık Konseyinin muhafaza edilmesi olduğunu anımsattı.
Hiçbir zaman Başkanın yürütme erklerine sahip olmasını istemediklerini dile getiren Talat, bunun Rum tarafının talebi olması yanı sıra bunun geçmişte tartışmadıkları tam anlamıyla yeni bir öneriden ibaret olduğunu kaydetti.

ÇAPRAZ OY KONUSU BEKLİ DE YENİDEN SEÇİLMEMEME MAL OLDU

Kıbrıs Rum tarafı için bunun yola koyulmasının önemli olduğunu anladıklarında, örneğin Kıbrıslı Türklerin karar merkezlerindeki katılımlarının artması gibi küçük düzenlemelerle; bunun kabul edilebileceğini ifade ettiklerini söyleyen Talat, zira çapraz oyun Kıbrıs Türk tarafının tercihlerini etkilediğini belirtti.
Bu önerinin kabul edilmesinin seçim kampanyasında kendi aleyhinde kullanıldığını dile getiren Talat, bunun bekli de yeniden seçilmemesine mal olduğunu ekledi.
Gazeteciye atfen, “sizin değiniz gibi, Mülkiyet başlığında bizim tarafımızdan önemli tavizler ortaya çıkmamasının sebebi; Rum tarafının tavrının bu boyutun esaslı bir şekilde tartışılmasına müsaade etmemesidir” diyen Talat, “diğer taraf ilk söz hakkının daima önceki kullanıcıya ait olması gerektiğinde ısrar ederken ne tartışacaktık ki?” diye sordu.
Rum tarafının Türk tarafından karşılıklar almaksızın sözde tavizlerde bulunduğuna dair meselenin, Yönetim başlığında elle tutulur sonuçlar ortaya çıkmışken tuhaf bir şekilde gündeme geldiğini dile getiren Talat, Hristofyas’ın “güya ilk önce Rum tarafının taviz verdiği başlıkları görüşmeyi kabul etmiş de alacaklarını da sona bırakmış gibi” ansızın basın ve bazı partiler tarafından eleştirilmeye başlandığını kaydetti.

KIBRISLI TÜRKLERE İLERLEME OLDUĞUNU GÖSTERMEK İSTEMİŞTİM

KKTC’deki Cumhurbaşkanı seçimlerinden hemen önce, müzakerelerde varılan görüş birlikleriyle ilgili ortak açıklama yayımlanması konusunda ise Talat, o zamanlar, görev süresinin sonunda olduğunu ve kendisini Kıbrıs sorununu çözmesi için seçen Kıbrıslı Türklere ilerleme yaşandığını göstermek istediğini ifade etti.
Ne yazık ki, ortak açıklama veya yazılı beyanatta bulunamadıkları gibi uzlaşmaya vardıkları noktaları da söyleyemediklerini anımsatan Talat, tarafların kendi toplumlarını ayrı ayrı bilgilendirmesiyle sınırlı kaldıklarını; bunun ise çok da ikna edici olmadığını kaydetti.

BEN ONUN SEÇİLMESİNE O DA UZAKLAŞMAMA KATKIDA BULUNDU

“(Başkanlığa) seçilmemeniz konusunda, Hristofyas’ın sorumlu olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusuna karşılık ise Mehmet Ali Talat şunları söyledi:
“Ben Hristofyas’ın başkanlığa seçilmesine, onun da benim başkanlıktan uzaklaştırılmama katkıda bulunduğunu düşünüyorum. Benim siyaseti yapış şeklimle, Tassos Papadopulos’un Kıbrıs sorunundaki politikasını ortaya çıkardım ve bu da Hristofyas’ın seçilmesine yol açtı. Öte yandan Hristofyas müzakere masasında muhafaza ettiği tavırla birlikte, Kıbrıslı Türk liderliğinin başına Sayın Eroğlu’nu getirdi...”
Meydana gelen her yeni başarısızlıkla birlikte, Kıbrıs sorununun çözümünün daha zor hale geldiğini dile getiren Talat, anlaşmaya varmayı başaramamaları konusundaki esas sebebin, Dimitris Hristofyas’ın “herhangi bir çözüme su götürmez bir şekilde eşlik edecek olan tenkitlerle başa çıkmaya hazır olmamasından kaynaklandığını” söyledi.
Bunun hiçbir noktada, Hristofyas’ın kararlılıkla müzakere etmesine müsaade etmediğini kaydeden Talat, çıkmazın ortadan kaldırılmasına yönelik olarak ne zaman yeni fikirlerle ortaya çıksa, Hristofyas’ın olası tepkiler konusunda endişelendiğini ifade etti.

‘HRİSTOFYAS’IN POLİTİK KARİYERİNİN BİTECEĞİNİ SÖYLEMİŞTİNİZ’

“Milliyet gazetesine verdiğiniz demeçte, Kıbrıs sorununun çözümü olmaksızın, Hristofyas’ın politik kariyerinin biteceğini söylemiştiniz. Buna karşılık gelen şeyin sizin durumunuzda gerçekleştiğini söyleyebilir miyiz? Perspektif yitirildi, bunun sonucu olarak da bir politikacı olarak Kıbrıs Türk toplumu içerisindeki varlık sebebinizi kaybettiğiniz, Kıbrıslı Türkler de Eroğlu’nun tarafına döndüler...” ifadesine karşılık ise Talat, şunları söyledi:
“Kuşkusuz böyle oldu. Ne yazık ki, halk arasında; Rum liderliğinde Hristofyas’ın olmasıyla dahi, anlaşmaya varılmasının mümkün olmadığı anlayışı galip geldi. Bundan dolayı da toplumu çözüme sevk etmesi için seçilen bir lidere olan ihtiyaç ortadan kalktı. Ve Eroğlu’na yöneldiler. Benim kendi düşüşümün Dimitris Hristofyas’ın da düşüşünün başlangıcına yön verdiğine inanıyorum.”

‘EROĞLU’NUN GERÇEKTEN ÇÖZÜM İSTEDİĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUM’

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile aralarındaki farkın ne olduğu hususunda ise Talat, kendisinin çözüm istediğini söylediğinde samimi olduğunu fakat Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun gerçekten çözüm istediğini düşünmediğini ifade etti.
Müzakere masasında, Eroğlu’nun bu ana kadar, çözümü isteyen bir lider gibi davrandığını dile getiren Talat, bu şekilde davranmaya devam ederse, başarabileceğini ekledi.

“EROĞLU’NUN DAHA İKNA EDİCİ GÖRÜNDÜĞÜNÜ SÖYLEYEBİLİRİM”

Uluslararası topluluk içerisindeki genel kanının, Dimitris Hristofyas’ın çözüm için hazır olmadığı şeklinde olduğunu dile getiren Talat, şu anda Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun çözüme ilişkin isteği konusunda daha ikna edici göründüğünü söyleyebileceğini ifade etti.
Hiçbir zaman Kıbrıs’taki garantilerin devamının aleyhinde bir tavır almadığını ifade eden Talat, Kıbrıs Türk toplumunun iç meselelerine müdahale etmesine ilişkin olarak çoğu durumda Türkiye’ye yönelik tenkitlerde bulunduğunu ekledi.
Kıbrıs sorununu doğru bir şekilde müzakere ettiği ve çözüme ulaşılması için her şeyi yaptığı konusunda vicdanının rahat olduğunu ifade eden Talat, Kıbrıs sorununun tarihinde ilk kez Kıbrıs Türk tarafı olarak tüm süreç içerisinde başrol üstlendiklerini, inisiyatifler aldıklarını, öneriler sunduklarını ve çözüm gidişatına yönelik hareket etmesi için Türkiye’yi etkilediklerini dile getirdi.
Ne yazık ki bu çabasında, Hristofyas’ın yandaşı/müttefiki olmadığını dile getiren Talat, Hristofyas’ın çözüm istemediğini söyleyemeyeceğini fakat koşulları doğru bir şekilde ölçüp tartmadığını ekledi.

STAR KIBRIS 18/10/10

 

LİDERLER BUGÜN BULUŞUYOR 

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Rum Lider Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri kapsamında bugün bir araya geliyor.
Liderler arasındaki görüşme, saat 10:00’da, Birleşmiş Milletler kontrolündeki ara bölgede bulunan Barış Gücü Misyon Şefinin ikametgahında yapılacak.
Eroğlu İle Hristofyas Kıbrıs müzakereleri kapsamında en son 13 Ekim’de görüşmüştü. Liderlerin bir sonraki görüşmesinin 22 Ekim Cuma günü gerçekleştirilmesi öngörülüyor.
Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı görevine gelmesiyle, görüşmelerde sadece mülkiyet konusu ele alındı.
Liderlerin yanında görüşmeler yapan Cumhurbaşkanı’nın Özel Temsilcisi Kudret Özersay ile Rum Başkanlık Komiseri Yorgos Yakovu başkanlığındaki müzakere heyetleri ise, en son 15 Ekim’de, mülkiyet konusunda iki saat süren bir görüşme yapmıştı.

STAR KIBRIS 18/10/10

 

KAROYAN DİKO’DAKİ ŞAHİNLERE REST ÇEKTİ

   

DİKO Başkanı Marios Karoyan, Yürütme Bürosu’nun oy birliğiyle aldığı ‘mülkiyet önerilerinin müzakerelerde zemin oluşturamayacağı’ kararının ardından parti içerisindeki retçilere sert çıktı

DİKO Yürütme Bürosu’nun oy birliğiyle aldığı; Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın mülkiyet önerilerinin müzakerelerde zemin oluşturamayacağı kararının ardından DİKO Başkanı Marios Karoyan; parti içerisindeki retçiler cephesine resti çekti.
Karoyan, Fileleftheros’a verdiği mülakatta; partisinin mülkiyet önerilerine ilişkin gözlemlerini, endişelerini, çekincelerini ve önerilerini Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a detaylı şekilde anlatacağını, Hristofyas’la görüşene kadar, partisinin kararıyla ilgili herhangi bir yorum veya açıklama yapmayacağını söyledi.
Partisi içerisindeki sertlik yanlılarına (şahinler) da seslenen Karoyan, onları; tercihlerini yapmaya ve DİKO’nun, tez ve ilkelerini ortadan kaldırdığını düşünüyorlarsa, tezlerini partininkilerden ayırmaya çağırdı.

TÜRK TAVRINA VE DAVRANIŞLARINA BAKILDIĞINDA

Karoyan, Türk tavrına ve davranışlarına bakıldığında, Türk önerileri incelendiğinde, TC ve KKTC yetkililerinin aleni açıklamalarına bakıldığında doğrudan müzakerelerin perspektifine yönelik en küçük bir iyimserlik dahi taşınamayacağını iddia etti.

Elinde resmi bilgi olmamasına rağmen; uluslararası camiadan bazı unsurların Kıbrıs sorununda uluslararası konferans düzenlenmesi yönünde çalışmak arzusunda olduğuna dair işaretler bulunduğunu söyleyen Karoyan, partisinin bu konudaki tavrını açıklarken ise, “Kıbrıs sorununun iç yönlerinde bir anlaşma yörüngesine girilmeden uluslararası konferans toplanamayacağını, toplanmaması gerektiğini” kaydetti.

MARKOS KİPRİANU HÜKÜMETTEN AYRILMAYI DÜŞÜNDÜ

Politis ise, DİKO Yürütme Bürosu toplantısında Hristofyas’ın mülkiyet önerileri aleyhine oy birliğiyle karar alınmasının ardından, oylamaya katılamayan DİKO’lu Rum Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu’nun bakanlıktan istifa etmeyi düşündüğünü bildirdi.
Habere göre geçen Salı gecesi alınan karar Markos Kiprianu’nun ve partinin sertlik yanlısı unsurlarının işine geliyor; ancak Kiprianu, bu kararın bakanlık görevini yerine getirmesini zorlaştıracağı gerekçesiyle bu görevinden ayrılmayı düşündü.
Markos Kiprianu’nun; ayrılması halinde partisinin Dışişleri Bakanlığı’nı elinde tutamayacağı, hükümet üyesi olarak kalmasının da hem DİKO-AKEL ilişkilerindeki bağlantı noktası olması hem de 2013’teki başkanlık seçimlerinde adaylığına yardımcı olacağı düşüncesiyle görevini terk etmemeye karar verdi.

GÖRÜŞ BİRLİĞİ SAĞLANAMAZSA İŞBİRLİĞİ TASFİYE EDİLSİN

Alithia ise, DİKO Basın Sözcüsü Fotis Fotiu’nun; “AKEL ve Başkan Hristofyas’la büyük meselelerde görüş birlikleri bulunamazsa o zaman en onurlu olanı, işbirliğinin tasfiyesidir” dediğine dikkat çekti
Fotiu, bu gazeteye verdiği özel mülakatta Hristofyas koalisyon hükümeti işbirliğinde ekonominin de büyük bir diken olduğunu, koalisyonun akıbetinin kritik bir noktada bulunduğunu söyledi.

YORGOS KOLOKASİDİS: HRİSTOFYAS ÖNERİLERİNİ GERİ ÇEKSİN

DİKO Başkan Vekili Yorgos Kolokasidis ise, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın mülkiyet başlığında masaya koyduğu önerilerin “toprağı ve toplumu taksime sürüklediği” görüşünü ortaya koyarak Hristofyas’tan, önerilerini geri çekmesini istedi.
Kolokasidis Simerini’ye verdiği mülakatta “Esasen Başkan’a, mülkiyetin müzakeresine zemin oluşturamayacağını söylüyoruz. Kıbrıslı Türkler tamamını, olduğu gibi kabul etse bile DİKO bu önerileri reddederdi. Bu önerilerin yerleşmesi, göçmenlerin geri dönme hakkını ortadan kaldırır” ifadesini kulandı.

ANGELİDİS: “HRİSTOFYAS YASADIŞILIĞA MEŞRUİYET KAZANDIRIYOR”

DİKO Milletvekili Andreas Angelidis ise, Mahi’ye yaptığı açıklamada, Hristofyas’ın mülkiyet önerilerinin talepkar olmadığını, uluslararası hukuk ve Avrupa hukuku uyarınca net (temiz) olmadığını ve 2004’teki referandumda Rum halkının ortaya koyduğu iradenin dışında olduğunu söyledi.
Angelidis, Partisinin ezeli tezi olan mülkiyet-geri dönüş tezini terk etmediğini, Hristofyas’ın önerilerinin istişare ile ortaya çıkmadığını, üzerinde değişiklik veya iyileştirme yapılamayacağını, dolayısıyla mülkiyetin çözümüne zemin oluşturamayacağını savundu.

STAR KIBRIS 18/10/10

 

HRİSTOFYAS’IN KORKUNÇ YALNIZLIĞI

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, Türkiye’nin AB üyelik sürecine ilişkin raporun açıklanması ve Kıbrıs sorununda muhtemel bir uluslararası konferans çağrılması arifesinde Rum halkının ve siyasi partilerinin desteğinden yoksun kaldığı bildirildi.
Simerini Gazetesi, “Dimitris Hristofyas’ın Korkunç Yalnızlığı” başlıklı haberinde, Hristofyas’ın Kıbrıs sorununa ilişkin üç eksenli öneri paketini sunması ve DİKO’nun mülkiyetle ilgili önerilerinin bu başlığın çözümüne zemin teşkil edemeyeceği kararını alması ile Rum halkının ve siyasi partilerinin desteğinden yoksun kaldığını yazdı.

SADECE 2,5 YILDA HÜKÜMETİ DAĞITMAYI BAŞARDI

Hristofyas’ın “çözüm başkanı” olarak seçildiğini ancak sadece 2 buçuk yılda koalisyon hükümetini dağıtmayı (EDEK’in hükümetten çekilmesi ve DİKO’nun mülkiyet önerileriyle ilgili kararı) başardığını, kendisine destek veren tek siyasi partinin AKEL olduğunu; politikası ve icraatlarının genel olarak reddedildiğini yazan gazete, özetle şunları ekledi:
“Kamuoyu yoklamalarından ve bütün siyasi partilerin ve vatandaşların tepkilerinden; Başkan Hristofyas’ın artık kamuoyunun çoğunluğunun iradesini temsil etmediği açıkça ortaya çıkıyor. Seçilmiş başkan olmasına rağmen oy çokluğunu yitirmiş durumdadır. Kendisine oy verenlerin çoğu şimdi büyük bir hayal kırıklığı yaşıyor.”

DİMİTRİS HRİSTOFYAS ÇOK FAZLA KONUŞUYOR

Öte yandan Politis, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın çok konuştuğunu, bundan dolayı da hatalar yaptığını kaydettiği haberinde, Hristofyas’ı; çoğu konuşmasında atıfta bulunduğu Makarios’la kıyasladı.
Makarios’un yılda en fazla 4-5 kez konuştuğunu, çok nadir olarak mülakat verdiğini; seçtiği konuların da yalnız; fikir belirtmesi zaruri olan uluslararası konular olduğunu yazan gazete, Hristofyas’ın ise haftada 4-5; yılda 200’den fazla açıklama yaptığını kaydetti ve şu tavsiyede bulundu:
“Haliyle, bir yerde hata yapacaksın, bu matematiksel olarak kesindir. O zaman daha az konuş daha çok iş yap. Bakanlarına da daha çok çalışmalarını ve ağızlarını daha az açmalarını söyle.”

STAR KIBRIS 18/10/10

 

Toplu mezarlar Müslümanlara mı ait?

Sözde Ermeni soykırımı iddialarıyla mücadele amacıyla Van'ın Gevaş ilçesinde yapılan kazılar sırasında toplu mezar bulundu. Mezardaki 25 iskeletin Ermeni çetelerin öldürdüğü Müslümanlara ait olduğu sanılıyor. Ardahan'daki kazıda ise Müslüman Türklere ait 8 insan iskeletine rastlandı.

CNN TURK 19/10/10
1915 olaylarının aydınlatılmasına yönelik yürütülen çalışmalar kapsamında Gevaş ilçesine bağlı Yanıkçay köyünde kazı yapıldı.

Gevaş ilçesine 15 kilometre uzaklıktaki Yanıkçay köyünde, Ermeni çeteleri tarafından katledilen Müslüman Türklerin toplu mezarının ortaya çıkarılmasına yönelik Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Cevat Başaran'ın katılımıyla kazı gerçekleştirildi.

Prof.Dr. Başaran, gazetecilere yaptığı açıklamada, Gevaş ilçesine bağlı Yanıkçay köyünde bir toplu mezar kazısı gerçekleştirildiğini ifade ederek, bu kazıyla 1915 olayları sırasında bölgede Ermeniler tarafından katledilen Müslüman Türkler'e ait yeni belge ve bulgular ortaya çıktığını söyledi.

Köyün yaşlılarından edinilen bilgiye göre, Ermeni çetelerinin çevrede topladıkları köylüleri, Yanıkçay'a getirerek topluca katlettiğini anlatan Prof.Dr. Başaran, bu insanların topluca katledildikten sonra 3 büyük çukura toplu olarak gömüldüklerini bildirdi.

Prof.Dr. Başaran, 1 no'lu mezarda kazı yaptıklarını ve 25 iskelet ortaya çıkardıklarını belirterek, altaki iskeletleri çıkarmadıklarını, 1 no'lu mezarda 150 iskelet bulunduğunu tahmin ettiklerini söyledi.

Prof.Dr. Başaran, kayıtlara göre, bölgedeki katliamlarda 500 Türk'ün öldürüldüğünü ifade ederek, şöyle konuştu: "Toplu mezar kazısı esnasında çıkan bulgular arasında, kadın iskeleti, erkek iskeleti, çocuk iskeletleri topluca üst üste yığılarak bırakılmış. Üzerlerinde giysi parçaları var. Giysilerin düğmeleri, bilezikler, yüzükler ayakkabı parçaları, saç parçaları, başörtü parçaları ortaya çıktı. Bu bulgular bize katledildiklerini gösteriyor. Düzenli olarak biçimlendirilmiş bir mezar değil. Topluca katledikten sonra, toplu şekilde gömüldükleri anlaşılmakta."

Kazıda 20 işçinin görev aldığını bildiren Prof.Dr. Başaran, Van Bölge Müzesi, Atatürk Üniversitesi ve Yüzüncü Yıl Üniversitesinin elemanlarıyla yapılan kazı çalışmasında, insanların silahla öldürüldüklerine dair bulguya rastlamadıklarını ancak kemiklerdeki darp izine göre süngüyle öldürülmüş olabileceklerini kaydetti.

Ardahan
Ardahan'da da açılan toplu mezarda Ermeniler tarafından 1915'te katledilen Müslüman Türklere ait 8 insan iskeletine rastlandığı bildirildi.

Kars Müze Müdürlüğü ve Kafkas Üniversitesi (KAÜ) tarafından oluşturulan 21 kişilik kazı ekibi, Halil Efendi Mahallesi'nde, Yanık Cami bölgesinde yaptığı kazı çalışmasını tamamladı.

Kars Müze Müdürü Necmettin Alp, gazetecilere yaptığı açıklamada, Ermeni Taşnak çetelerinin bölgede ciddi bir katliam yaptığını belirterek, kazıda bu katliamı ortaya koyan bulgulara ulaştıklarını söyledi.

Alp, "Çalışmamızda, Ermeni çeteleri tarafından 1915'te katledilen Müslüman Türklere ait 8 insan iskeletine rastlandı" dedi.

KAÜ Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sezin Sezer de kısa sürede yapılan çalışmada önemli sonuçlar elde edildiği ifade etti.

Kazıda bulunan insan kemiklerinin titizlikle toplandığını dile getiren Sezer, "80 metrekarelik bir alanda, 1,5 metre derinlikte yaptığımız bu çalışmada 8 insan iskeletini parçalanmış halde tespit ettik. Bu iskeletler üzerinde yapılacak çalışma ve inceleme antropolojik olacak" diye konuştu.

 

KTHY iflas kararı aldı

Mali krize giren ve faaliyetleri durdurulan Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın (KTHY) Yönetim Kurulu, içine düştüğü maddi sıkıntılar sonrası beklenildiği gibi bugün “iflas kararı” aldı.

Fikret Çavuşoğlu başkanlığında, ortakların da katılımıyla 2 saatlik bir toplantı gerçekleştiren KTHY Yönetim Kurulu, “kontrollü iflas” kararı aldı. Karar, KTHY Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Çavuşoğlu tarafından, düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu.

İflas kararı alan yönetim kurulunun KTHY'nin tasfiyesi için yarın Lefkoşa Kaza Mahkemesi Başkanlığı'na başvuracağını açıklayan Çavuşoğlu, “Kıbrıs Türk Hava Yolları 140 milyon Dolar bilinen borçları ile iflas noktasına gelmiştir ve tasfiyesi yapılacaktır” dedi.

“KTHY'nin bu noktaya gelmesinde yönetsel sorunlar, KKTC'nin tanınmaması nedeniyle uygulanan ambargolar, zamanında doğru kararlar verilmemesi gibi birçok nedenler bulunduğunu” belirten Çavuşoğlu, Başbakanlık Denetleme Kurulu ile Meclis Araştırma Komitesi'nin tüm bunların nedenlerini araştırmakta olduğunu, yarın kendisinin gerekli bilgileri vermek üzere üçüncü kez ilgili Meclis Komitesi'nin toplantısına katılacağını söyledi.

Gerek Başbakanlık Denetleme Kurulu'nun, gerekse KTHY ile ilgili Meclis Araştırma Komitesi'nin elde edeceği sonuçları kamuoyu ile paylaşacağını umduğunu belirten Çavuşoğlu, “Kıbrıs Türk Hava Yolları ülkenin ulaşımına, turizmine, kargo hizmetlerine, kültürüne katkılar sağlayan önemli bir kurumumuzdu. Yaşanan iflasla doğacak olan boşluğun en kısa sürede doldurulacağını düşünüyorum. Bu yöndeki çalışmalar bizim dışımızda olmakla beraber devam ediyor. İnşallah kısa sürede yeni bir şirket ve ortaklık kurulur, eksik kalmış bu misyon giderilmiş olur” diye konuştu.

Çok üzgün olduklarını belirten Çavuşoğlu, “çalışanların bütün özverilerine, maaşlarının önemli bölümünden feragat etmelerine ve devletin geçen yıl yaptığı yaklaşık 40 milyon liralık yardıma rağmen sonuç elde edilemediğini” kaydetti.

Çavuşoğlu, beklentilerinin hükümetin KYHY çalışanlarının ekmek paralarını kaybetmemesi yönünde tedbir alması olduğunu belirtti.
HURRIYET 19/10/10

 

Rum kesiminden 4 ödül birden aldı
Pek çok uluslararası festivalden ödülle ayrılan ''Başka Dilde Aşk'' adlı film, Güney Kıbrıs'ta düzenlenen Kıbrıs Uluslararası Film Festivali'nde 4 dalda ödül aldı. İlksen Başarır'ın yönettiği, Mert Fırat ve Saadet Işıl Aksoy'un başrolde olduğu ''Başka Dilde Aşk'' filmi, Türk sinema tarihinde bir ilke imza atarak Güney Kıbrıs'ta düzenlenen film festivaline katıldı ve yarıştığı 6 kategoriden 4'ünde ödül kazandı.

Başka Dilde Aşk”, Larnaka'da bu akşam düzenlenen ödül töreninde “en iyi aktör”, “en iyi aktris”, “en iyi müzik”, “en iyi yönetmen”, “en iyi senaryo” ve “en iyi film” dallarında yarıştı, “en iyi aktör”, “en iyi senaryo”, “en iyi yönetmen” ve “en iyi film” ödüllerine layık görüldü.

Filmin dünya temsilciliğini üstlenen İzzet Pinto,  festivalde 4 ödül almayı hiç beklemediklerini ifade etti.

Organizasyonun en önemli ödülü olan ve “en iyi film”e verilen “Altın Afrodit” ödülünü aldıklarını kaydeden Pinto, “Gecede en fazla ödül alan bizdik” dedi.

Gecede jüriye politikayla sanatı karıştırmadıkları için teşekkür ettiğini söyleyen Pinto, “Birçok ödül aldık ama bu en önemli ödül. Güney Kıbrıs'ta yarışıyor olmak ve Güney Kıbrıs'tan bu ödülü almak çok farklı, başka bir katagoriyle kıyaslanamaz” ifadesini kullandı.

Pinto, “Çok özel bir geceydi, hiç beklemiyorduk. Çünkü aday olmak bile büyük bir olayken 4 ödülle geceden ayrıldık, çok mutlu olduk” diye konuştu.

Yönetmenliğini İlksen Başarır'ın üstlendiği 2009 yapımı “Başka Dilde Aşk” filminde Saadet Işıl Aksoy, Mert Fırat, Emre Karayel, Lale Mansur, Timur Acar, Ayten Uncuoğlu, Metin Coşkun, Şebnem Köstem, Tuğrul Tülek ve Tuna Kırlı rol alıyor. Senaryosunu İlksen Başarır ile Mert Fırat'ın kaleme aldığı filmin müzikleri Uğur Akyürek'in imzasını taşıyor. Bugüne kadar 15'ten fazla ödülün sahibi olan filmden sinema eleştirmenleri övgüyle söz ediyor.

Filmin konusu özetle şöyle:

“Onur'un hayatı kürek takımından arkadaşı Vedat'ın doğum günü partisinde Zeynep'le tanışmasıyla değişir. Kalabalık ve gürültülü bir barda hiç konuşmadan geçen gecenin sonunda Zeynep, Onur'un işitme engelli olduğunu öğrenir ama bu durum Zeynep'i Onur'dan uzaklaştırmaz. İşiyle, ailesiyle sorunlar yaşayan Zeynep, yaşadığı çevreyi sorgularken öbür taraftan biraz da bilmediği bir dünyanın merakıyla unuttuğu ceketini bahane ederek Onur'u görmeye gider. Babasının annesini aldattığını öğrendikten sonra bu durumu kabullenemeyip evden ayrılan Zeynep, birçok iş değiştirdikten sonra çağrı merkezinde çalışmaya başlar, ağır çalışma şartlarından ve karşılığında kazandığı paranın yetersiz olmasından dolayı çok mutsuzdur. Bütün gün telefonda tanımadığı insanlarla konuşmak zorunda kalan Zeynep, konuşmadan anlaşabildiği Onur'la huzuru bulacağına inanır. Bu ilişki, kendilerini ve hayatı sorgulayan Zeynep ve Onur için sınav olacaktır.”

HURRIYET 19/10/10

 

Van'da toplu mezar!

Van´ın Gevaş İlçesi Yanıkçay Köyünde, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından, toplu mezar kazısı yapıldı.

19 Ekim 2010 MILLIYET

 

Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof.Dr. Cevat Başaran başkanlığında yapılan kazılarda çok sayıda insan iskeletine rastlandı. 1915 yılında burada Ermeni çeteleri tarafından 500 yakın kişinin katledildiğini belirten Prof.Dr. Cevat Başaran "Toplu mezar kazısında ortaya çıkan bulgularda kadın, erkek ve çocuklar üst üste yığılarak kuyulara gömülmüş" dedi.
Van'ın Gevaş İlçesine yaklaşık 20 kilometre uzaklıkta bulunan Yakınçay köyünde kazı çalışması başlatıldı. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından, Ermenilerin asılsız soykırım iddialarıyla mücadele amacıyla başlatılan kazılar, Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Başkanı Prof.Dr. Cevat Başaran başkanlığında 20 kişilik ekiple yapıldı. Köy meydanında yaşlı kişilerin gösterdiği bölgede yapılan kazıda çok sayıda insan iskeletine rastlandı. Kazıda ortaya çıkarılan iskeletlerden fotoğraflar çekildi.

1915 yılında Ermeni çeteleri tarafından 500 yakın kişinin katledildiğini söyleyen Prof.Dr. Cevat Başaran "Bölgede Ermeniler tarafından katledilen  Müslüman Türklere ait yeni belge ve bulgular ortaya çıktı. Köyün yaşlılarından elde edilen bilgiler göre etraftan toplanan köylüler, Ermeni çeteciler tarafından burada topluca katledilmiştir. Daha sonra öldürülen masum insanlar burada açtırılan 3 kuyuya gömülmüştür. Biz buradaki kazıda 25 iskelet çıkarttık. Altta kalanları da gerek duymadığımız için çıkartmadık. Tahminlerimize göre burada 150 yakın iskelet var. Bulunan kayıtlarda ise öldürülen masum insan sayısı 500 olarak geçmektedir. Toplu mezar kazısında ortaya çıkan bulgularda kadın, erkek ve çocuklar üst üste yığılarak kuyulara gömüldüğünü ortaya koyuyor. Kazıda çıkarılan iskeletlerin üstünde elbise, yüzük, ayakkabı parçaları, başörtüler bulunuyor. Bu da bize katledilip topluca gömüldüklerini gösteriyor" dedi.

 

 

EROĞLU: YENİ KAPILAR AÇILMALI

   

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, müzakerelerde mülkiyetin dışına çıkmama kararlılıklarının devam ettiğini, her başlığı kendi içinde görüşüp bir sonuç almaya çalışacaklarını belirtti. Eroğlu, Rum Yönetimi Lideri Dimirtis Hristofyas’la 1 Kasım Pazartesi günü yeniden bir araya gelerek, mülkiyet konusunu görüşmeye devam edeceklerini de söyledi. Eroğlu, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’la görüşmesi sonrasında Cumhurbaşkanlığı’nda basına yaptığı açıklamada, dün mülkiyeti görüşmeye devam ettiklerini kaydetti.

YEŞİLIRMAK KAPISI

Toplantının başında Yeşilırmak kapsının açılışı ve çalışması konusunda kısa bilgiler aldıklarını, her iki halkın kapının açılmasından memnun olduğunu ifade eden Eroğlu, kısa sürede binden fazla Rum’un kuzeye, 600 civarında Türk’ün de güneye geçtiği bilgisini aldıklarını kaydetti.

“YENİ KAPILARIN AÇILMASI GÖRÜŞÜNÜ ORTAYA KOYDUK”

Aldıkları olumlu görüşler çerçevesinde, Türk tarafı olarak en kısa zamanda başka kapıların da açılması görüşünü ortaya koyduklarını, Hristofyas’ın da bu konuya sıcak baktığını ifade eden Cumhurbaşkanı Eroğlu, bunu ilerleyen günlerde yeniden görüşeceklerini belirtti.

Mülkiyet konusunda özel temsilcilerin yaptığı iki toplantı olduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı Eroğlu, dünkü görüşmede, özel temsilcilerin toplantılarda yaptıkları çalışmalar ve görüşleri birbirine yakınlaştırma konusunda karşılıklı ortaya koydukları görüşleri müzakere masasına taşıyarak değerlendirdiklerini anlattı.

TEMSİLCİLER ÇARŞAMBA GÜNÜ BULUŞUYOR

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Çarşamba günü temsilcilerin bir araya gelerek görüşeceğini, liderlerin ise yurt dışı gezileri nedeniyle artık 1 Kasım Pazartesi günü yeniden bir araya geleceklerini ifade etti.

Mülkiyet konusunda Kıbrıs Türk tarafının ve Rum tarafının önerileri bulunduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Eroğlu, bazı yakınlaştırmaların olup olamayacağının bu toplantıda ele alındığını söyledi.

“Özellikle tazminat, iade ve takas konularında yakınlaştırma olabilir mi? Mülkiyet komisyonuyla ilgili bizim bir önerimiz oldu; bu önerilerin temsilciler toplantılarında değerlendirilerek yakınlaştırma sağlanabilir mi? gibi konular üzerinde durduk” şeklinde konuşan Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, mülkiyetin dışına çıkmama kararlılıklarının devam ettiğini, her başlığı kendi içinde görüşüp bir sonuç almaya çalışacaklarını sözlerine ekledi.

STAR KIBRIS 19/10/10

 

 

KTHY MUHTARA EMANET

   

KTHY tasfiye için bugün Olağanüstü Genel Kurul’a gidiyor

İçine düştüğü mali güçlükler nedeniyle sorunlar yaşayan Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY), başlayan haciz kararları sonrası bugün tasfiye için olağanüstü genel kurula gitmeye hazırlanıyor.

Kıbrıs Türk Petrolleri’nin 2.3 milyon TL hükümlü alacakları için dün sabah KTHY’de haciz işlemleri başlatması nedeniyle olağanüstü saatler yaşandı. Kararın geçen Cuma günü bildirilmesinin ardından KTHY’ye gelen haciz memurları, binada bulunan klimaları sökmeye başladı.KTHY Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Çavuşoğlu’nun yaptığı görüşmeler sonrasında, binadaki taşınabilir gayrı menkullerin sayılarak kayıt altına alınıp anahtarın yetkili emin olarak bölge muhtarına verilmesi kararlaştırıldı. Bu gelişme üzerine haciz işlemlerine ara verildi.

ANAHTAR MUHTARA TESLİM

KTHY Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Çavuşoğlu, yaşanan gelişmelerle ilgili olarak Türk Ajansı Kıbrıs’a (TAK) değerlendirmelerde bulundu.Dün sabahki haciz işlemlerinin Kıbrıs Türk Petrolleri’nin 2.3 milyon TL’lik hükümlü alacağına karşılık başlatıldığını belirten Çavuşoğlu, haciz işlemlerine başlanacağının geçen Cuma günü kendilerine bildirildiğini söyledi.“Kıbrıs Türk Petrolleri kendi yönünden haklı olabilir. Sitemimiz; bir devlet kuruluşunun, başka bir devlet kuruluşu tarafından hacze götürülmesidir. Tabii ki bu onların yasal hakkını ortadan kaldırmaz” diyen Çavuşoğlu, KTHY’deki mahkemeden alınan karar ışığında haciz işlemlerinin dün sabah başladığını belirtti.Haciz işlemlerine klimaların sökülmesiyle başlanılmasının ardından Kıbrıs Türk Petrolleri hukukçuları ve haciz memurlarıyla gerçekleştirdikleri görüşme sonrası, mevcut taşınabilir gayrı menkullerin kayıt altına alınıp anahtarın yetkili emin olarak bölge muhtarına verilmesi yönünde mutabakata vardıklarını açıklayan Çavuşoğlu, şöyle dedi:“Böylelikle en azından bu zilletin yaşanmasını, devletin malının zay zuy olmasını bir günlüğüne olsun engellemiş olduk.

Sadece klimalar değil bilgisayar sistemleri de alınacaktı. O bilgisayarların içerisinde 36 yılık bilgi birikimi var, muhasebe sistemleri var. Bunların yedeklenmesi (back up olarak aktarılması) hiç de kolay değil. O nedenle bir günlük süre talep ettik, bu da olumlu karşılandı.”KTHY’ye ait gayrı menkullerin Vakıflar Bankası’na ipotek olduğunu anlatan Çavuşoğlu, yapılacak olan olağanüstü genel kurul sonrasında Vakıflar Bankası’nın binaya yerleşmesinin olumlu olabileceğini söyledi.KTHY’nin bu duruma getirilmesinden duyduğu üzüntüyü dile getiren Fikret Çavuşoğlu, Başbakanlık Denetleme Kurulu yanında Başbakan’ın önerisi üzerine oybirliği ile kurulan KTHY ile ilgili Meclis Araştırma Komitesi’nin çalışmalarını sürdürmekte olduğuna işaret etti.

NEDENLER ARAŞTIRILSIN

Çavuşoğlu şöyle dedi:“Burası bir limited şirkettir ve direktörler tarafından idare edilmektedir. Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın bu duruma gelmesi konusunda hepimiz soruşturulmalı ve araştırılmalıyız. 9’u Türkiye, geriye kalanları Avrupa ve İran olmak üzere 57 noktaya uçan, güvenirliliği yüksek, birkaç yıl önce Avrupa Birliği’nden kalite ödülü almış, uçtuğu meydanlarda körük önceliği bulunan bir şirketin bu noktaya gelmesi gerçekten çok üzücü bir durum.”

KTHY Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Çavuşoğlu, şirketteki birinci çöküşünün 1994 – 1996 yılları arasında yaşandığını, 1997’de ödeme güçlüğü içerisine girildiğini, ama dönemin Türkiye Başbakanı Mesut Yılmaz’ın 50 milyon Dolar vermesi üzerine şirketin kurtulduğunu, 2005’ten sonra başlayan sorunlar nedeniyle bugünkü noktaya gelinerek şirketin bu kez kurtarılamadığını kaydeden Çavuşoğlu şöyle konuştu:“Bu gelişmeler, bir şekilde araştırılmalı ve irdelenmelidir. İleride bir ulusal taşıyıcı kurulacaksa ve bu desteklenecekse çöküşlerin nedenleri çok iyi analiz edilmelidir. Dediğim gibi, sorumluluk şirketi yönetenlere aittir. Kendi adımıza, çalışanlar ve toplum adına büyük üzüntü yaşıyoruz. Bu durumdan çok ciddi dersler çıkartmalıyız.”

UÇAKLAR NE OLDU?

KTHY Yönetim Kurulu Başkanı Çavuşoğlu, KTHY uçaklarının durumuna ilişkin soru üzerine ise, “KTHY’nin elinde kiralık olarak 5’i yolcu, bir tanesi de ambulans uçağı bulunmaktaydı. Bu gelişmeler üzerine yapılan görüşmeler sonrası tüm uçaklar sahiplerine iade edildi. Bunun sonucunda da ileride uluslararası alanda ciddi bir engelle karşılaşılmaması için Eurocontrol’e borçlarımızı ödedik” şeklinde konuştu.

BAKAN SANER: HERKES BULDUĞUNU ALACAK

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ersan Saner de konuyla ilgili olarak “KTHY’nin mal varlığının hepsi ipoteklidir. Herkes şirketten sermayesi kadar sorumludur. Alacaklılar bulduğu kadarını alacak” diye konuştu.


KTHY’de haciz işlemleri başlatılması üzerine görüşüne başvurduğumuz Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ersan Saner STAR KIBRIS’a KTHY’ye ait mal varlığının değerinin ne olduğunu kendisinin de net olarak bilmediğini söyledi. Bakan Saner, “Net olarak ben de bilmiyorum. Mal varlığının hepsi de zaten ipoteklidir” dedi.
KTHY’nin mal varlığının borcun karşılanmasına yetmeyeceğini belirten Bakan Saner, “Herkes şirketten sermayesi kadar sorumludur, alacaklılar bulduğu kadarını alacak” dedi.

STAR KIBRIS 19/10/10

 

 

1 Kasım’da görüşmek üzere

   

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Rum Lider Dimitris Hristofyas dün yeniden biraraya geldi. Liderler bir sonraki görüşmesini 1 Kasım Pazartesi günü yapacak. Ara bölgede BM Barış Gücü Misyon Şefi ve BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Lisa Buttenheim’ın ikametgâhında yer alan ve yaklaşık 2.5 saat süren görüşmede, liderler mülkiyet konusunu ele almaya devam etti. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, görüşmenin tamamlanıp liderlerin görüşme yerinden ayrılmasının ardından yaptığı basın açıklamasında, yaklaşık 2.5 saat süren görüşmede mülkiyetle ilgili konuların ve önerilerin görüşülmesine devam edildiğini belirtti. Downer, mülkiyetin Kıbrıs sorununa bulunacak bir çözümde önemli bir yer tuttuğuna işaret ederek, kapsamlı bir anlaşmaya varılabilmesi için müzakerelerin önemine dikkat çekti. Liderlerin özel temsilcilerinin Çarşamba günü ve önümüzdeki hafta teknik konuları görüşmeye devam edeceğini ifade eden Downer, liderlerin ise 1 Kasım Pazartesi günü bir araya geleceğini söyledi. Downer, müzakerelerde ilerleme olup olmadığının sorulması üzerine ise, soruna kapsamlı ve komple çözüm bulunabilmesi amacıyla sürdürülen müzakerelerin devam ettiğini kaydetmekle yetindi.

STAR KIBRIS 19/10/10

 

 

Avrupa Parlamentosu’ndan KKTC’yi üzen karar

Avrupa Parlamentosu Hukuk Komitesi, KKTC ile AB arasında başlatılması öngörülen “Doğrudan Ticaret Tüzüğü”nün “yasal zemininin olmadığına” karar verdi.

ntvmsnbc ve Ajanslar

20 Ekim. 2010 Çarşamba

BRÜKSEL - Avrupa Parlamentosu (AP), AB hükümetlerinin KKTC’ye 6 yıl önce söz verdiği doğrudan ticaret tüzüğünü etkisiz hale getiren bir karara imza attı.

Avrupa Komisyonu’nun Rumların vetosunu aşmak amacıyla başvurduğu Avrupa Parlamentosu Hukuk İşleri Komisyonu, Kıbrıslı Türklerle ticaretin ancak Rumların onayıyla gerçekleşebileceğine hükmetti.

AP Hukuk Servisi, hazırladığı raporda, Kıbrıslı Türklerle doğrudan ticaretin başlatılmasının, ancak “oy birliğiyle” mümkün olacağını bildirmişti.

AB Hukuk Komisyonu’nda önceki gün yapılan toplantıda, bu raporun benimsenmesine 18 AP üyesi “evet” derken 5 AP üyesi karşı oy kullandı. AP Hukuk İşleri Komisyonu’nda Yeşil ve Liberallerin dışındaki siyasi gruplar Rumların lehine oy kullandı.

Komisyon, tüzüğün, bir dış ticaret meselesi değil, doğrudan Avrupa Biriliği'nin iç pazarını ilgilendiren bir konu olduğunu belirtti. Tüzük, yeniden ele alınmak üzere Başkanlar Konferansı’na gönderildi.

Başkanlar Konferansı, tüzüğün iç pazar komisyonunda ele alınmasına karar verirse, tüzüğün kabul edilmesi için oy birliği gerekecek. Bu durumda tüzük, Rum kesiminin vetosuyla karşı karşıya kalacak.

KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu karara sert tepki göstererek, Kıbrıs Türk halkı ile AB arasında ciddi bir güven krizinin doğduğunu, sonucun Rumları görüşme masasında sertleştireceğini, Kıbrıs sorununda çözümsüzlük siyasetine destek verdiğini söyledi.

Eroğlu yaptığı yazılı açıklamada, “AB’nin 2004 yılında Kıbrıslı Türkler için aldığı doğrudan ticaret ve mali yardım tüzüğüyle ilgili yaşanan bu süreç genel olarak Avrupa Birliği’ne, özelde de bazı kurumlarına olan güvenini daha da sarsmıştır. Kıbrıs Türk halkıyla AB arasında ciddi bir güven krizi yaratacağı aşikârdır” dedi.

Eroğlu Kıbrıs Türkü’nün 6 yıl boş yere bekletildiğini, AB’nin acizliğini ve BM görüşmelerinde olumlu katkısının bulunmayacağını ispat ettiğini kaydetti. Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu ise, bu “olumlu kararın” alınması için Rum yönetimindeki tüm siyasi partilerin birlikte hareket ettiğine de dikkat çekti.

 

Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü sıralamasında son 40'a girdi

BBC Türkçe
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün yayımladığı listeye göre, Türkiye 178 ülke arasında 138'inci oldu.
Geçen sene 122. sırada olan Türkiye'nin düşüşü raporda şöyle açıklandı: 

"Avrupa'nın kapısındaki Türkiye ve Romanya tarihlerinin en kötü sıralamalarındalar. 138. sıradaki Türkiye ile 140. sıradaki Rusya arasında yalnızca Etiyopya var. Türkiye özelinde bu düşüşün nedeni gazetecileri hedef alan davalar, hapis cezaları ve mahkeme hükümlerindeki şiddetli artış. Bu vakaların arasında bir sürü Kürt ya da Kürt sorununu ele alan medya kuruluşu ya da çalışanı da var."

Sıralama hazırlanırken göz önünde bulundurulan kategoriler ise şöyle: gazetecilerin fiziksel şiddete maruz kalıp kalmadığı, öldürülen, gözaltına alınan ya da tehdit edilen gazeteci sayısı, dolaylı tehditler ve gazetecilerin bilgiye ulaşabilme imkanı, sansür ve otosansür, medyanın kontrolü, medya üzerinde olan idari ve adli baskılar ve internet özgürlüğü.

Basın özgürlüğü küresel bir mücadele
RSF adına açıklama yapan Genel Sekreter Jean-François Julliard, dünyanın çoğu yerinde basın özgürlüğü mücadelesinin devam ettiğini söylüyor.

Julliard, "Eskisinden daha da açık görüyoruz ki, ekonomik gelişme, yapısal reform ve temel hakların korunması beraber ilerlemeyebiliyor. Basın özgürlüğünün korunması, eski Avrupa demokrasilerinde tetikte olma mücadelesi, dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış totaliter yönetimlerde ise baskı ve adaletsizliğe karşı bir mücadele olarak devam ediyor."

Konuşmasında Avrupa'nın durumuna da dikkat çeken Juilliard, Finlandiya, Hollanda ve İsveç gibi ülkelerin sıralamanın başlarında yer aldığını, ancak 49. sıradaki İtalya ve 70. sırayı paylaşan Yunanistan ve Bulgaristan gibi ülkelerin, Avrupa'nın öncü konumuna gölge düşürdüğünü vurguladı.

Juilliard'a göre, Avrupa'da basın özgürlüğünün gerilemesi, bu ülkelerin dünyanın diğer yerlerine yapacağı basın özgürlüğü çağrılarını zorlaştıracak.

Küba'da yükseliş
Türkiye'nin dört yıldır gerilediği sıralamada, bu sene ilk defa Küba son 10'un içerisinde yer almadı.

Bu yükselişin nedeninin, ülkenin geçen yaz 14 gazeteci ve 22 aktivisti serbest bırakması olduğu söyleniyor.

Listenin son on ülkesinin arasında İran, Çin, Burma, Ruanda ve Suriye var. Rapor, bu on ülkede mutlak bir haber ve bilgi eksikliği olduğunu açıklıyor ve "hangi ülkenin daha kötü olduğunu söylemek zor" diyor.

 HURRIYET 20/10/10

 

 

ÇALIŞANLARIN UMUDU İNGİLİZ MAHKEMELERİ

   

İflas eden KTHY’nin Londra müdürü Atala Ulutürk gazetemize verdiği demeçte, bu sona yanlış yönetimler nedeniyle gelindiğini söyledi. Ambargolar altındaki bir havayolu şirketinin 140 milyon dolar borcunun bulunmasına şaşırılmamasını isteyen Ulutürk, “Bu rakam son 5 yılın zararı. Zaten ambargoyla hiçbir yere direkt uçamayan şirketin yılda 18-20 milyon dolar zararı normaldir. Ancak kötü yönetimle bu zarar asgariye indirilebilirdi” dedi… Londra Bürosuna resmen KTHY Genel Müdürlüğü’nden iflas kararı bildirilmedi. İngiltere’deki personel, sendika ne derse onu uygulayacak


Mihrişah Safa

KTHY’nin aylardır beklenen iflas kararı, havayolu şirketinin “altın yumurtlayan tavuğu” Londra bürosunda üzüntüyle karşılandı.

Londra müdürü Atala Ulutürk, haziran ayı sonundan bu yana Genel Müdürlüğün hiçbir şekilde kendileriyle bilgi alışverişinden bulunmadığını belirterek, “ Genel Müdürlükten resmi olarak bilgi almadık. Ancak buraya kayyum (administratör) atanması gerektiğini düşünüyoruz. İki ofisimiz ve hava alanında çalışan 20 personelimiz de sendikalı. Sendika ne derse, yasalar neyi gerektiriyorsa onu yapacağız. İflas olduğu için belki iş anlaşmazlığı mahkemesi (tribunal)’a da gidilebilir” dedi.

KTHY’nin Londra bürosunun borcunun 700 bin sterlin civarında olduğunu kaydeden Ulutürk, “İflaslarda önce personel, sonra vergi dairesi gelir. Bazıları 30 yıldır KTHY’ye çalışan personelin tazminatı 500-600 bin sterlin tutuyor. Hava şirketi, kötü yönetim (mismanagement)’den battı. Sendika neye karar verirse biz de onu yapacağız” diye konuştu.

KTHY Londra personeli sendika temsilcisi Erol Revan ise gazetemize yaptığı açıklamada, İngiltere’de metro, otobüs, hava yolu şirketi çalışanlarının üye olduğu TSSA sendikası ile temas halinde olduklarını belirtti. “ Onların bize söylediklerinin doğrultusunda hareket edeceğiz. İngiliz hükümeti çalışma süresi ve maaşa göre iflas tazminatı verir. Bu da 2 bin ile 8 bin sterlin arasında değişir. KKTC Devleti sosyal devletse, çalışanlarının hakkına sahip çıkar, sonuçtan sorumlu olur. Ancak devletimiz ne yazık ki sorumluluğunu inkar ediyor” şeklinde konuştu.

AMBARGO ALTINDA ZARAR ETMEMEK OLMAZ

KTHY’nin uzun yıllardır Londra genel müdürlüğünü yapan Atala Ulutürk, resmen iflas duyurusunun Kıbrıs’tan kendilerine ulaşmadığını belirterek, açıklanan maddi zarar konusuna açıklık getirdi. Ulutürk, Cyprus Airways, British Airways, Air France, Japan Airways gibi dev hava şirketlerinin bile zararla uçtuğuna dikkati çekti, şunları söyledi; Bu borç 5 yılın birikimidir. Biz ambargo altında, hiçbir yere direkt uçamayan bir devletin hava yoluyduk. Zaten direkt uçamamadan her yıl 15-20 milyon dolar zarar etmemiz normaldir. Bu rakam bir hava yolu için önemli değildir. Ambargo altında olmayan şirketler bile zararla uçuyor. Ayrıca bizim İskandinavya, Almanya, İtalya gibi ülkelere uçuşlarımız oldu.. Zarar edilerek uçuldu. Amaç neydi KKTC’ye turist taşıyıp, ekonomimize girdi sağlamaktı. Belirli misyonumuz vardı. Hem misyonumuzu yapalım, hem zarar etmeyelim olmaz. Gelmiş geçmiş yöneticiler kararları onlar aldı. İstedikleri yere atama yaptı, çok sayıda gereksiz eleman aldı, istedikleri yerlere sefer koydu. Ama bu kararları yönetim kurulları aldı... Şirkette devamlılık sağlanamadı. Ambargo altındaysanız ilave yakıt masrafınız büyüktür... Ancak şirket bundan değil, kötü yönetilmekten battı. Bir yönetim uçak aldı, sonra gelen sattı. Uçakların bakımları Singapur ve Malta’da yapıldı, maliyetler çok yükseldi. Devlet, her turist getirene teşvik verir… Devlet hava şirketi zarar edebilir, ancak bu boyutta olmayabilirdi. Bu rakamlar minimuma indirgenebilirdi. “

DEVLET PERSONELİNE SAHİP ÇIKMALI

Londra bürosunun Haziran ayındaki operasyonları durdurma kararından sonra ilk haftalar büyük özveriyle çalışıp, yolcularına yardımcı olduğunu kaydeden Atala Ulutürk, maaşlarını ekim ayına kadar aldıklarını belirtti, şöyle devam etti;“ Bu ayki maaşlar ödenmedi.. İflas kararı da bize bildirilmedi. Zaten birçok konuda bize hiç bilgi verilmedi. Ancak Kıbrıs’ta şimdi kayyumlar devreye girecek. Londra’ya da atanması gerekir diye düşünüyoruz. Buradaki havalimanı, 2 ofis, muhasebe, satış, rezervasyon, CTA holiday’sin 20 elemanının hepsi sendikalı. İngiltere’de sendikalı olmak özgürdür. Hukuki durumu sendika yetkilileri ve avukatlarımızla görüşeceğiz. Şirket iflas edince öncelik sırası personelindir, ilk onlara ödeme yapılır. Vergi dairesinden önce personel gelir. CTA’in borcu yok. Ancak KTHY’nin petrol ve İngiliz Vergi Dairesine (HM Revenue and Customs) ve petrol borcu 700 bin sterline yakındır. 20 personelin tazminat tutarı ise 600 bine sterlini bulur. Son duruma avukatlarımız karar verecek. Son sözü onlar söyleyecek.”

STAR KIBRIS 20/10/10

 

 

'DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ' ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ

   

Avrupa Parlamentosu AP Hukuk İşleri Komisyonu'nun Strasbourg'da 18 Ekim akşamı yaptığı oturumda Kıbrıslı Türklere yönelik Avrupa Komisyonu'nun hazırladığı 'Doğrudan Ticaret Tüzüğü' görüşüldü.

Oturumda AP Hıristiyan Demokrat Grubu, Sol Grup, Aşırı Sağ Grubu, Uluslar Avrupası İçin Birlik Grubu, Avrupa Demokrasi ve Çeşitlilik Grubu üyeleri Rum tarafının görüşü doğrultusunda oy kullandılar. AP Sosyalist Grubu'nun ise tüzük konusunda ikiye bölündüğü gözlendi. Oturumda söz alan Alman SPD'nin AP temsilcisi Bernard Rapkay, Sosyalistlerin tüzük ile ilgili ikiye bölündüğünü söyledi ve AP Hukuk Servisi'nin tüzük ile ilgili görüşü yeni elime geçti. Onun için görüşmeyi (oturumu) erteleyelim önerisini getirdi. Ancak buna diğer Komisyon üyeleri itiraz eti. AP Hukuk İşleri Komisyonu Başkanı ve aynı zamanda tüzük raportörü Klaus Lehne tüzüğün görüşülmesinin ertelenmesi konusunda bir oylama yapmak zorunda kaldı. Oylamada 14 AP Hukuk İşleri Komisyonu üyesi ertelemeyelim yönünde oy kullandı. Erteleyelim diyenler ise 9 oyda kaldı. Bunun üzerine görüşmeye geçildi. AP Hukuk İşleri Komisyonu'nda Yeşil ve Liberallerin dışındaki siyasi gruplar Rumların lehine oy kullandı. Sosyalistlerden bile Rumların lehine oy kullananlar oldu. Görüşme sonrası yapılan oylamada AP Hukuk Servisi'nin görüşünün benimsemesine (AP Hukuk Servisi Rumların tüzük ile ilgili Protokol 10 çerçevesinde veto hakları olduğu yönünde görüş hazırlamıştı)18 AP üyesi evet derken 5 AP üyesi karşı oy kullandı. Bernard Rapkay ise çekimser oy kullandı. Buna göre Komisyonda tüzük ile ilgili nihai oylamada 18 evet 5 hayır 1 çekimse oyla Rumlar istediğini aldı. AP Hukuk İşleri Komisyonunun tüzük ile ilgili kararı sonrası açıklamalarda bulunan AP Sosyalist Grup Başkanı Martin Schulz, kararı dikkate alacaklarını belirtti. Ancak söz konusu kararı derinlemesine inceleyeceklerini: daha sonra bir karar vereceklerini kaydetti.

SÜREÇ NE OLACAK?

AP Hukuk İşleri Komisyonu'nun kararını raportör Lehne, yazılı olarak AP Başkanlık Konferansına gönderecek. Daha sonra AP Başkanlık Konferansı konuyla ilgili bir karara varacak. Ancak bu aşamadan sonra tüzük ile ilgili AP' de olumlu bir kararın çıkması çok ama çok uzak bir ihtimal olduğunu da söylemek gerekiyor.

Karar Rumları memnun etti

Fileleftheros gazetesi, “İlk Mücadele Kazançla – Avrupa Parlamentosu Doğrudan Ticareti Engelleme Adımı Attı” başlıklarıyla manşetten verdiği haberinde, önceki gün Strasbourg’da kaydedilen gelişmenin olumlu olduğu yorumunda bulundu. Gazete, Doğrundan Ticaret Tüzüğü ile ilgili konunun AP Hukuk Komitesinde görüşülmesinin ertelenmesi çabalarının olmasına rağmen onaylandığını yazdı. Haberi iç sayfasında “Doğrundan Ticarete İlişkin Çifte Şamar – Hukuk Komitesi Uzman Görüşünü Mühürledi ve Ertelenme Önerisini Reddetti – Avrupa Parlamentosu Siyasi Grup Başkanları Toplantısı Öncesinde Mesaj” başlıklarıyla aktaran gazete, KKTC limanlarından AB ülkelerine doğrudan ticaret yapılmasına ilişkin öneri merkezinde, Komisyonunun çifte şamar vurduğunu belirterek, AP Hukuk Dairesinin uzman görüşünün onaylandığını yazdı.

‘KIBRIS’IN KUZEYİ ÜÇÜNCÜ ÜLKE DEĞİL’
Toplantıyı Raportör Kurt Lechner’in açtığını kaydeden gazete, Lechner’in AP Hukuk Dairesinin uzman kabul edilmesini önererek, doğrundan ticaret tüzüğüne ilişkin Avrupa Komisyonunun seçtiği hukuki zeminin “doğru” olmadığını ve Kıbrıs’ın kuzey kısmının üçüncü ülke olmadığını vurguladığını aktardı. Habere göre Lechner, “AB üye devleti olan Kıbrıs Cumhuriyetinin egemenliğine ilişkin dikkatli olmaları gerektiğini” ve en iyi kullanılabilir hukuki zeminin Güney Kıbrıs’ın AB’ye giriş sözleşmesinin 10’uncu Protokolü olduğunu savundu.

SOSYALİSTLER ERTELEME İSTEDİ
Liberallerin çizgisinin, grubun başkan yardımcısı Diana Wallis tarafından netleştirildiğin ve Walis’in grubunun çoğunluğunun Komisyonun önerdiği doğrundan ticaret tüzüğünün onaylanması yönünde görüşlerinin olduğunu belirttiğini aktaran gazete, Sosyalist Grubun “bölünmüş” görünse de önceki günkü oylamanın ertelenmesini önerdiğini kaydetti. Haberde Sosyalist Gruptan Bernhard Rapkay uzman görüşünü okumayı yetiştiremediği gerekçesiyle uzman görüşünün oylamasının ertelenmesini istediğini yazan gazete, ertelenme önerisinin reddedilmesi üzerine Rapkay’ın oylamada çekimser oy kullandığını belirtti.

Diğer Rumca gazeteler haberi şu başlıklarla aktardılar:

Politis: “Doğrundan Ticaret Geçmiş Oldu – Avrupa Parlamentosu İçin Kıbrıslı Türklerin Tüzüğü Kapandı - 18 Oya 5 Oyla Komisyonunun Hukuki Zemini Reddedildi”

Haravgi: “Yasallık Üstün Geldi – Kıbrıs Cumhuriyetinin Tezlerinin Bütünlüklü Haklı Olması – Kıbrıs Cumhuriyetinin Müzakere Tezi Güçlendi”

Simerini: “Doğrundan Ticarete İlişkin İlk Mücadele Kazanıldı, Bir Sonraki Geliyor”

Alithia: “Doğrundan Ticarete Ezici Hayır – AP Hukuk Komitesi Hukuk Dairesinin Uzman Görüşünü Benimsedi – Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonundaki İlişkilerde Yeni Koşullar Yaratılıyor”.

 

 

 

KTHY İFLAS KARARI ALDI

   

Kıbrıs Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu, içine düştüğü maddi sıkıntılar sonrası beklenildiği gibi “iflas kararı” aldı. KTHY Yönetim Kurulu, mahkeme kararıyla tasfiye için bu sabah Lefkoşa Kaza Mahkemesi’ne başvuracak.

Fikret Çavuşoğlu başkanlığında dün öğle saatlerinde ortakların da katılımıyla 2 saatlik bir toplantı gerçekleştiren KTHY Yönetim Kurulu, kontrollü iflas kararı aldı. Karar, KTHY Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Çavuşoğlu tarafından saat 15.00’de düzenlenen basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu.Çavuşoğlu, iflas kararı alan yönetim kurulunun KTHY’nin tasfiyesi için bu sabah Lefkoşa Kaza Mahkemesi Başkanlığı’na başvuracağını açıkladı.

KTHY’nin bu noktaya gelmesinde yönetsel sorunlar, KKTC’nin tanınmaması nedeniyle uygulanan ambargolar, zamanında doğru kararlar verilmemesi gibi birçok nedenler bulunduğunu belirten Çavuşoğlu, Başbakanlık Denetleme Kurulu ile Meclis Araştırma Komitesi’nin tüm bunların nedenlerini araştırmakta olduğunu, bugün saat 14.00’te kendisinin gerekli bilgileri vermek üzere üçüncü kez ilgili Meclis Komitesi’nin toplantısına katılacağını söyledi.

SONUÇLAR AÇIKLANSIN

Gerek Başbakanlık Denetleme Kurulu’nun, gerekse KTHY ile ilgili Meclis Araştırma Komitesi’nin elde edeceği sonuçları kamuoyu ile paylaşacağını umduğunu belirten Çavuşoğlu, “Kıbrıs Türk Hava Yolları ülkenin ulaşımına, turizmine, kargo hizmetlerine, kültürüne katkılar sağlayan önemli bir kurumumuzdu. Yaşanan iflasla doğacak olan boşluğun en kısa sürede doldurulacağını düşünüyorum. Bu yöndeki çalışmalar bizim dışımızda olmakla beraber devam ediyor. İnşallah kısa sürede yeni bir şirket ve ortaklık kurulur, eksik kalmış bu misyon giderilmiş olur” şeklinde konuştu. Çok üzgün olduklarını belirterek, çalışanların bütün özverilerine, maaşlarının önemli bölümünden feragat etmelerine ve devletin geçen yıl yaptığı yaklaşık 40 milyon liralık yardıma rağmen sonuç elde edilemediğine işaret eden Çavuşoğlu, “Kıbrıs Türk Hava Yolları 140 milyon Dolar bilinen borçları ile iflas noktasına gelmiştir ve tasfiyesi yapılacaktır” dedi. Çavuşoğlu, beklentilerinin hükümetin KYHY çalışanlarının ekmek paralarını kaybetmemesi yönünde tedbir alması olduğunu da sözlerine ekledi.

STAR KIBRIS 20/10/10

 

 

 

BM MÜZAKERELERİN HIZLANDIRILMASINDAN VAZGEÇMİŞ

   

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde önceki gün yapılan görüşme, Rum basınında da çeşitli yorumlarla geniş yer buldu.

Fileleftheros, “Eroğlu Belge İle Özetledi... Mülkiyette Görüş Birlikleri Bulunana Kadar Müzakerelerin Hızlandırılmasından Vazgeçiliyor…Başkan Hristofyas Alternatif Mülke İlişkin Görüşü Ortaya Koydu” başlıklı haberinde, Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun dünkü görüşmede, Türk tarafının mülkiyetle ilgili görüşlerinin özetlendiği bir belge sunduğunu yazdı.Görüşlerin ortaya konmasıyla mülkiyet başlığıyla ilgili taraflar arasındaki uçurumun teyit edildiğini kaydeden gazete, bu durumun BM’yi, “müzakerelerin hızlandırılması fikrinden kesin bir şekilde vazgeçmeye” sevkettiğini öne sürdü.BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer’in, liderlerin danışmalarının temaslarına daha fazla ağırlık verilmesi ve liderler arasındaki görüşmelerin yoğunluğunun azaltılması görüşünde olduğunu iddia eden gazete, özel temsilciler Kudret Özersay ile Yorgos Yakovu’nun bugün, liderlerin ise 1 Kasım’da bir araya geleceklerini anımsattı.

BM’nin 1 Kasım’da yapılacak görüşmeye kadar anlaşmazlıklar arasında köprü kurulması için yöntem arayacağını kaydeden gazete, BM Genel Sekreteri Ban’ın BM Güvenlik Konseyi’ne rapor sunma tarihinin de yaklaştığına dikkat çekti. Önceki gün yapılan yaklaşık 2.5 saatlik görüşmede Hristofyas’ın, Rum tarafının “alternatif mülk” başlığına ilişkin görüşlerini ortaya koyduğunu kaydeden gazete, alternatif mülkün “eğer isterse aynı bölgede dahi olmak üzere kullanıcıya verilebileceğine” ilişkin Rum görüşünün yinelendiğini kaydetti.Gazete, bu önerinin ana fikrinin “mülkün yasal hak sahibine iade edilmesi, kullanıcıya da başka mülk verilmesi” olduğunu ifade etti.Türk tarafının bu öneriyle ilgili yorum yapmadığını savunan gazete, “okuması için Eroğlu’na verilen belgeyi ortaya koymakla yetindiler” ifadesini kullandı.Görüşmede, Yeşilırmak kapısının açılması konusunun da ele alındığını yazan gazete, Rum lider Hristofyas tarafından başka geçitlerin de açılması gereğinin vurgulandığını ve Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun bu konuyla hem fikir olduğunu kaydetti.Gazete, Hristofyas’ın görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, mülkiyetin görüşüldüğünü söylemekle yetindiğine de işaret etti.

Politis ise “Gerçeklikleri Görünüz ve Gösteriniz... Eroğlu Mülkiyetle İlgili Türk Öneriler Paketini İyileştirme Konusunda İsteksiz…Yolculukları Var… Alternatif Mülk” başlıklarıyla verdiği haberde, Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun müzakere masasında “sağlam sinirlere yönelik poker oynadığı” yorumunda bulundu.Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun Türk tarafının mülkiyetle ilgili 6 Eylül’de ortaya koyduğu öneriler paketinde yer alan maddeleri iyileştirme konusunda görüşmede isteksiz olduğunu iddia eden gazete, Eroğlu’nun beraberinde bir belge bulunduğunu ve bunu Rum heyetine okuduğunu kaydetti.Gazete, Eroğlu tarafından okunan özet şeklindeki belgenin, Mülkiyet’in tüm başlıklarıyla ilgili Türk önerilerini bir kez daha ortaya koyduğunu yazdı.Gazete, Ban’ın raporunun, prosedürün değişmesine “yeşil ışık” yakmasının beklendiğini de ekledi.Gazete, Aleksander Downer’in teşvikiyle, liderlerin 22 Ekim’de değil 1 Kasım’da görüşmesi konusunda uzlaştıklarını kaydetti.Gazete, Downer’in görüşülen konuların teknokrat tavır takınmasından dolayı, liderlerin temsilcileri Özersay ve Yakovu’nun heyetleriyle birlikte yoğun bir şekilde görüşmeleri, liderlerin de yoğunluğu azaltılmış müzakerelere yön vermeleri ve grupların çalışmalarını gözetlemelerinin daha iyi olacağını teşvik ettiğini belirtti.

Liderler arasındaki görüşmelerin 1 Kasım’a ertelenmesinin bir diğer nedeninin de yurt dışı ziyaretler olduğunu kaydeden gazete, Hristofyas’ın yarın Yunanistan başkenti Atina’da olacağını, 26-29 Ekim tarihlerinde ise Brüksel’de gerçekleştirilecek gayri resmi Avrupa Konseyi toplantısına katılacağını bildirdi.Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun ise 25-26 Ekim tarihlerinde Berlin’e bir ziyaret yapmayı planladığını ifade eden gazete, liderlerin temsilcilerinin program çıkarmak amacıyla bugün bir araya geleceklerini yazdı.

ALTERNATİF MÜLK
Önceki günkü görüşmede Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın “alternatif mülk” tahsis edilmesi konusunun ele alınmasını istediğini yazan gazete, Hristofyas’ın Rum tarafının 1990 yılından beri Kuzey’de ellerinde Rum malı bulunduran Kıbrıslı Türklerin alternatif iskânına ilişkin somut bir plan önerdiğini yazdı.Hristofyas’ın, bu planın bugünkü kullanıcılara aynı yerde alternatif mülkler devredilmesini öngördüğünü yazan gazete, bu önerinin Eroğlu’nun paketindeki ilgili maddeden oldukça farklı olduğunu ifade etti.Kıbrıs Türk tarafının Kuzey’de rehabilite edilemeyecek Rum mal sahiplerine alternatif mülkün verilmesini önerdiğini de yazan gazete, Türk tarafının alternatif mülkün adanın tümünde aynı zamanda Rum Yönetimine iade edilecek bölgelerde bulunabileceğini vurguladığını belirtti.

Gazete, Kıbrıs Türk tarafının bu yaklaşımla, Rumların Kıbrıs Türk kurucu devletçiğine dönmelerinin mümkün olduğunca sınırlanmasını hedeflediğini kaydetti.Alternatif mülkle ilgili tartışmanın müzakereyi, “iki kesimliliğin temel ilkelerine ve mülk sahipleriyle bugünkü kullanıcıların haklarına” yeniden götürdüğünü yazan gazete, bu noktada tarafların kendi görüşlerini belirttiklerini, elle tutulur sonuçlar ortaya çıkmadığını kaydetti.

MÜZAKERELER AŞILMAZ DUVARA TOSLADI... GÖRÜŞME GERGİN BİR ORTAMDA YAPILDI
Simerini ise “Müzakereler Ağır Gidiyor... Önceki günkü Görüşmede Gerilim Ortamında Durağanlık… Downer Bilindik İyimserliğini Göstermedi” başlıklı haberinde, Eroğlu ile Hristofyas arasındaki mülkiyetle ilgili önceki günkü görüşmeyi, “taraflar arasındaki büyük anlaşmazlıkların aşılmaz duvara toslamasının göstergesi” olarak niteledi.Gazete, bu yorumuna gerekçe olarak da, “Hristofyas’ın görüşmeden sonra açıklama yapma konusundaki isteksizliğine ve her zaman çenesi düşük bir şekilde iyimser olan Downer’in alçak tonlarda konuşmasını” gösterdi. Görüşmenin gergin bir ortamda gerçekleştiğini yazan gazete, en küçük bir ilerleme belirtisi olmaksızın tarafların görüşlerinde ısrarcı olduklarının görüldüğünü yazdı.Görüşler arasındaki uçurumun bir kez daha teyit edildiğini kaydeden gazete, Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun “ilk söz hakkının bugünkü kullanıcıda olması gerektiğinde” ısrarcı olduğunu, Rum lider Hristofyas’ın ise “ilk söz hakkının yasal hak sahibinde olduğunu” söyleyerek, buna karşı çıktığını ifade etti.Eroğlu’nun, “toprak başlığının paralel bir şekilde ele alınmasını, inatçı bir şekilde reddettiğini” yazan gazete, zorluklar yüzünden yükü liderlerin temsilcilerinin üstleneceğini ifade etti.Liderlerin danışmanları arasında daha sık görüşmeler yapılmasının muhtemel olduğunu belirten gazete, “Özersay ve Yakovu çıkmazı aşmayı başarırsa, nihai kararlar için daha seyrek bir araya gelecek liderlerin görüşmelerinin paralel şekilde azaltılmasıyla bağlantılı olacak” yorumunu yaptı. Eroğlu’nun, Kuzey Kıbrıs’a dönüşünde, başka sınır kapılarının daha açılması konusunu ortaya koyduğunu yazan gazete, bunun gerçek olmadığını, İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la yaptıkları anlaşmanın öngördüğü gibi başka sınır kapılarının açılması konusunu Rum lider Hristofyas’ın ortaya koyduğunu iddia etti.

AMERİKALI MÜLKİYET UZMANI: “TÜRK ÖNERİLERİ KABUL EDİLEMEZ”
Haberde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın davetiyle adaya gelen Amerikalı mülkiyet uzmanının ayrıldığı da belirtildi.Söz konusu uzmanın, mülkiyet başlığının görüşülmesinde Rum tarafının müzakere malzemesini güçlendirmek amacıyla adaya geldiğini kaydeden gazete; “Amerikalı uzmandan Rum tarafının müzakere masasında ortaya koyduğu önerilerle ilgili hukuki ve siyasi argümanın güçlendirilmesi, ayrıca Türk önerilerinin gücünün azaltılması ve Kıbrıs Türk tarafının argümanlarının savuşturulması konusunda faydalanıldığını” yazdı.

Haravgi gazetesi ise “Kullanıcı veya Mal Sahibi” başlığıyla verdiği haberde, müzakerelerin BM Genel Sekreteri’nin kasım ayındaki raporuna kadar durağanlık durumunda olduğunun teyit edildiğini yazdı, “Bu, zamanın gelişme yaşanmadan geçmesi Rum tarafını memnun ediyor anlamına gelmez” yorumunu yaptı.Tam aksine bu durumun hem Rum kesiminde, hem de BM’de hoşnutsuzluk yarattığını kaydeden gazete, Rum lider Hristofyas’ın, Rum tarafının sürece ilişkin konular hakkındaki katı görüşlerini yinelemekte tereddüt etmediğini ileri sürdü.Liderler ve heyetleri arasındaki görüşmenin tek bir konuya harcandığını yazan gazete, bunun konunun ilerlemesine izin vermediğini haber verdi.Mülkle ilgili ilk söz hakkına kimin sahip olması gerektiği konusunda tarafların tutumunu yineleyen gazete, şunları kaydetti;“Tartışma bazı noktalarda kimin mülküyle ilgili daha çok hissi bağı olduğuna odaklandı. Bu da Hristofyas’ın Eroğlu’na kendi örneğini vermesine neden oldu. Hristofyas, herhangi bir üçüncü kişinin, bir yabancının büyüdüğü, emeği geçen yerlerle ilgili kendinden daha fazla yaşanmışlığa veya hissi bağa sahip olup olamayacağını sordu…”Gazete, cuma günü gerçekleştirilmesi planlanan görüşmenin, Kıbrıs Türk tarafının talebi üzerine değiştirildiğini de öne sürdü.

Alithia gazetesi ise, “Başka Sınır Kapıları da Açıyorlar... Eroğlu Konuyu Ortaya Koydu, Hristofyas Kabul Etti” başlıklı haberinde, başka sınır kapılarının da açılması konusunu Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun ortaya koyduğunu ve Rum lider Hristofyas’ın buna olumlu karşılık verdiğini yazdı.Liderlerin 22 Ekim’de gerçekleştirmesi planlanan görüşmenin iptal edildiğini yazan gazete, bu konuyla ilgili bir yanlış anlama ortaya çıktığını, 22 Ekim için görüşme planlanmadığını, yanlışın günler öncesinden 18 ve 22 Ekim tarihlerini açıklayan Downer tarafından yapıldığını ifade etti.

ALTERNATİF MÜLKLE İLGİLİ OLARAK DA ZIT GÖRÜŞLER
Gazete yukarıdaki ara başlıkla verdiği haberinde ise, “yetkili bir kaynağa” dayanarak, tarafların mülkiyetle ilgili prensip konularındaki görüşlerinin taban tabana zıt olduğunu kaydetti ve Kıbrıs Türk tarafının alternatif mülk konusunda uzlaşmaz görüşler muhafaza ettiğini iddia etti.Gazete, Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun “alternatif mülke tabi olması gerekecek kişinin, bugün başka bir kişi tarafından yasadışı olarak kullanılan başka bir mülkün yasal hak sahibi olmasında ısrar ettiğini” kaydetti.

STAR KIBRIS 20/10/10

 

 

 

Spokesman: direct trade issue is not completely closed yet

By George Psyllides Published on October 20, 2010

THE GOVERNMENT yesterday welcomed a decision by the European Parliament’s (EP) Legal Affairs Committee that the Cypriot government will have a say in the regulation regarding direct trade with the Turkish-occupied north the European Commission is trying to push through.

“The EP Legal Affairs Committee’s decision regarding the direct trade regulation is a positive development,” government spokesman Stefanos Stefanou said.

On Monday, the Legal Affairs Committee voted 18-to-five to uphold a ruling from its legal service saying the European Commission cannot bypass the Republic of Cyprus to implement direct trade with the Turkish-occupied north.

The EP’s legal service ruled that the legal basis chosen by the Commission to push through the direct trade regulation was unsuitable and its potential adoption could undermine Cyprus’ sovereign rights.

A similar ruling had been issued in the past by the Council’s legal service.

The Legal Affairs Committee said on Monday that EU trade with the northern part of Cyprus should be governed directly by EU single market and customs union rules, and not by the EU's rules for international trade. Possible trade with the northern part of Cyprus based on article 207 of the Lisbon Treaty on international trade would wrongly imply that it is not part of the EU, it said.

According to a European Parliament press release yesterday, the Committee shared the opinion of the Parliament's legal service that the territory of Cyprus is fully part of EU customs territory. MEPs reiterated that the Union should not seek to regulate its internal arrangements for the movement of goods among member states on the basis of the common commercial policy, as proposed in 2004 by the Commission, because this would "imply that de facto the line separating the territory of Cyprus would be tantamount to an external border of the Union".

"We need to keep things simple. It is difficult to draft a regulation on the basis of external action and trade policy because Cyprus as a whole is already a member of the EU," said committee rapporteur Kurt Lechner, adding, "let's see the case as it is and not use other examples which do not fit". MEPs approved with 18 votes in favour, 5 against and one abstention the proposal of the rapporteur to adopt Protocol 10 of the Accession Treaty of Cyprus to the EU as the correct legal basis of the regulation.

Despite the favourable decision, Stefanou said this was not a time for exultation.

“After all, the matter is not completely closed, despite it being set on the correct base with the decision,” Stefanou said.

The Commission is trying to pass the regulation under an article in the Lisbon Treaty that governs EU trade with third countries thus depriving Cyprus of the right to veto.

Cyprus has always argued that the direct trade regulation should not be examined as a matter of international trade with third countries since the north is considered part of the Republic of Cyprus – according to the accession treaty -- despite the suspension of the acquis.

Stefanou said the government will also continue to promote President Demetris Christofias’ proposal on Famagusta, which facilitates the development of relations between the EU and the Turkish Cypriot community without violating the sovereignty of the Republic of Cyprus and international legality.

Christofias has proposed the return of the city of Varosha to its lawful owners in exchange for the opening of the Famagusta port under joint management with the EU.

The Turkish Cypriot side has rejected this proposal.

Christofias has also suggested linking discussions on property to territory and immigration, citizenship, aliens and asylum during the Cyprus problem negotiations.

Stefanou said these proposals serve the basic aim of achieving a comprehensive solution of the Cyprus problem on the basis of UN resolutions, international and European law and the 1977 and 1979 high level agreements between the two communities.

“Only a comprehensive solution of the Cyprus problem can resolve once and for all the problems caused by the continuation of the occupation and the de facto division of our country,” Stefanou said.

In the meantime, to remove the temporary suspension of the acquis in the north requires a proposal by the European Commission which has the unanimous support of the Council.

The next step is for the Legal Affairs Committee to send its conclusions to the Conference of Presidents, which had asked it for its opinion.

 

 

Our View: A small victory that buys a little time

Published on October 20, 2010 CYPRUS MAIL

THE DECISION of the European Parliament’s, Legal Affairs Committee on the direct trade regulation was welcomed in Nicosia. The prospect of the European Commission implementing the regulation in January had caused grave concern to the government and the political parties, as it was seen as a step closer to ‘Taiwan status,’ for the regime in the north. This was why the president insisted the government would take the matter to the European courts if direct trade was implemented.

We do not know what the Commission plans to do now, but Monday night’s decision has strengthened the Cyprus government’s position, with the Committee endorsing the opinion of the European Parliament’s legal service by a big majority. In a nutshell, the legal service said that the north could not be treated as a different country with which the EU could trade as it was part of the Cyprus Republic which joined the Union as single entity. With such a legal opinion, the government would feel confident about blocking any move on direct trade by the Commission.

Greek Cypriot pundits and politicians were overjoyed with the news, even though the lessons many of them drew from the decision were a bit far-fetched. It certainly did not mean that by taking an uncompromising position we stood to gain, as one MEP naively suggested; nor was this a vindication of the legalistic approach to the peace talks, as one deputy claimed on a radio show yesterday. The efforts made by our MEPs and government representatives were defensive – an exercise in damage limitation - aimed at blocking an undesirable development so it would be naïve to see them as a new method for securing political advantages.

In a way, the decision was also good news for supporters of a settlement. If the regulation was approved in January, the Turkish side may have lost interest in a settlement as direct trade would have paved the way for a new status for the north. The European Commission, which had used the threat of implementation as a way of forcing greater urgency, by President Christofias in the talks, will probably try to come up with a Plan B. How soon this will happen is anyone’s guess, but it could be said that Christofias has bought himself a little time.

Whether he will use it productively is another matter. What he should bear in mind is that the vote on direct trade was a small victory in preventing the upgrading of the regime in the north. But perhaps he should be setting higher targets than just ensuring that the status quo is preserved.

 

 

Direct trade option slips away

By George Psyllides Published on October 19, 2010 CYPRUS MAIL

THE EUROPEAN Parliament’s (EP) Legal Affairs Committee last night upheld by an 18-to-five majority vote a ruling saying the European Commission cannot bypass the Republic of Cyprus to implement direct trade with the Turkish-occupied north.

The EP’s legal service has ruled that the legal basis chosen by the Commission to push through the direct trade regulation was unsuitable and its potential adoption could undermine Cyprus’ sovereign rights.

It was a heated atmosphere inside a packed room in Strasbourg last night, with MEPs engaging in passionate debate and analysis of the Cyprus problem.

A motion was made to postpone discussion of the issue, but that was defeated by majority vote.

AKEL MEP Takis Hadjigeorgiou, the only Cypriot who spoke during the session, argued that the government was against anyone’s isolation.

“I told them I would speak as a Cypriot. We are against the isolation of anyone, be it a person or a community,” Hadjigeorgiou told the Cyprus Mail afterwards.

He added: “We are in favour of Turkish Cypriots having contacts with the outside world.”

Hadjigeorgiou stressed that legally, the direct trade regulation could not stand in any court.

The Commission is trying to pass the regulation under an article in the Lisbon Treaty that governs EU trade with third countries thus depriving Cyprus of the right to veto.

External trade issues come under the co-decision procedure as stipulated in the Lisbon Treaty and the European Council shall act by a qualified majority.

Cyprus has argued that the direct trade regulation should not be examined as a matter of international trade with third countries since the north is considered part of the Republic of Cyprus – according to the accession treaty -- despite the suspension of the acquis.

In its ruling, the EP’s legal service suggests that Protocol 10 of the island’s Accession Treaty could be the proper legal basis.

The ruling follows a similar view taken by the Council’s legal service.

Hadjigeorgiou said proof that the government was not in favor of isolation was the decision for co-management of the Famagusta port, in conjunction with the return of Varosha, which the Turkish Cypriots have rejected.

“Why jointly manage? To prove we can, together, which is the aim of the talks. Possible approval of the regulation would lead to a collapse in the talks in the next 10 seconds,” the AKEL MEP said.

“Why is it more direct to trade from Famagusta and less from Limassol?” Hadjigeorgiou said. “I asked if they knew the distance from Morphou to Famagusta and Morphou to Limassol”

The Legal Affairs Committee decision will now be discussed by the Presidents’ Conference – EP President and leaders of the political groups – but it would be unlikely for them to go against it.

The Commission would then have to decide whether to send it to the Council, where unanimity is needed -- or withdraw it.

 

 

En güvenli internet Türkiye'de

A.A.

Türkiye, Avrupa'da çocuklar için internetin en güvenli olduğu ülkeler arasında yer alıyor.

Çocukların güvenli bir şekilde interneti kullanabilmesi için araştırmalar yapan "EU Kids Online" adlı kurumun "İnternette güvenlik ve riskler" raporu, bugün İspanya'nın Bask Üniversitesinde kamuoyuna duyuruldu.

Raporda, Avrupa'da çocuklar için internetin en güvenli olduğu ülkeler Türkiye, Portekiz ve İtalya olarak gösterildi. En güvensiz ülkeler olaraksa Çek Cumhuriyeti, Estonya, Letonya ve İsveç sayıldı.

Söz konusu raporda, her 8 çocuktan 1'inin internette dolaşırken istenmeyen, uygunsuz pornografik görüntülerle karşılaştığı ifade edildi.

 

 

 

Çok kutuplu Avrupa'nın yeni kurallara ihtiyacı var

F.T

Bu hafta sonu Fransa, Almanya ve Rusya'nın liderleri arasında düzenlenen güvenlik zirvesi, Avrupa'nın çok kutuplu hale gelen yapısının gerektirdiği düzenlemeleri yapmak adına yararlı olabilir.

Hafta sonunda Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev arasında yapılan güvenlik zirvesi, başlangıçta bir hayal kırıklığına dönüşecek gibi görünüyordu. Fransa çarpıcı, Almanya akla yatkın, Rusya ise ticareti yapılabilecek bir şey istedi. Kısacası, bir toplantı yapılma ihtimali düşüktü. Ancak, Fransa’da yapılan görüşme sonuç veren bir hayal kırıklığı olmuş olabilir. Tarihçiler geçmişe baktığında, yapılan görüşmeyi liderlerin aslında çok kutuplu bir Avrupa’da yaşadıkları gerçeğiyle yüzleştikleri an olarak görebilir.

 

Yapılan görüşmenin en dikkat çekici noktası Avrupa Birliği’nin (AB) benciliğinin sonunun geldiğine işaret etmesi. 1990’larda, birçok analist Avrupa’nın daha fazla güç dengesine dayanmayan “post modern” bir kıta haline geldiğine inanıyordu. Ulusal egemenlik ile iç ve dış ilişkilerin birbirinden ayrılmasının daha az önemli olduğu varsayımından hareket ediliyordu. AB ve NATO, tüm Avrupa ülkeleri bu sürece katılmak zorunda kalana kadar kademeli olarak genişleyebilirdi. Kısa bir süre öncesine kadar, bu durum gerçekleşmiş gibi görünüyordu. Orta ve Doğu Avrupa dönüştürüldü, Gürcistan ve Ukrayna Batı yanlısı insan gücünün ortaya çıkışına tanık oldu ve Türkiye düzenli bir şekilde AB üyeliğine ilerledi.

 

Ancak şimdi tek kutuplu Avrupa düzenine yönelik beklentiler azalıyor. Hiçbir zaman NATO veya AB’nin genişlemesi konusunda rahat olmayan Rusya, yeni güvenlik yapısı için açık bir çağrıda bulunacak kadar güçlü. Bazı AB ülkelerinin üyelik müzakerelerine engel çıkarmasından dolayı öfke duyan Türkiye, giderek daha bağımsız bir dış politika peşinde koşuyor ve kendisine daha büyük bir rol arıyor. Buna bir de Afganistan, İran ile Çin’in yükselişiyle mücadele etmekle meşgul ABD’nin, daimi Avrupa gücü olmaktan vazgeçmesini ekleyin. O zaman çok kutuplu Avrupa’nın ortaya çıkışını görebilirsiniz.

 

BELİREN ÜÇ KUTUP

Sonuç olarak, AB ve NATO çevresinde tek taraflı bir düzen oluşması yerine, Rusya, Türkiye ve ABD’den oluşan üç kutbun ortaya çıktığını görüyoruz. Her biri, kendi nüfuzlarını artıran “komşuluk politikalarıyla”, Balkanlar'da, Doğu Avrupa’da, Kafkaslar'da ve Orta Asya’da nüfuz alanlarını üst üste getiriyor. Büyük güçler arasında savaş düşük bir ihtimal olsa da rekabet artıyor. Ayrıca bugün mevcut olan kurumlar 1998-99’da Kosova’da yaşanan krizlerin önüne geçemedi, Kafkaslar'da yaşanan silah yarışını yavaşlatamadı, 2008’de AB’nin doğalgaz tedarikindeki kesintileri, Rusya-Gürcistan savaşını engelleyemedi veya 2010’da Kırgızistan’da yaşanan düzensizliği durduramadı.

 

Tüm bunlar bir yana, Avrupa’nın sözde değişmeyen çatışmalarını çözümlemek adına ilerleme kaydedemediler.

 

En belirgin çelişki, AB’nin geride kalan 10 yılın büyük bir kısmını hükümetlerinin işe yaramadığını anladıkları bir sistemi savunmakla geçirmesi. AB statükoyu savunmak için Moskova’nın güvenlik konusunda görüşme taleplerine direndi. Resmi kurumların rekabet yüzünden çıkmaza girmiş olmasından dolayı, AB, Rusya ve Türkiye bu kurumların etrafındaki çalışmalarını artırdı. Örneğin, bazı AB üyeleri Rusya’nın karşı çıkmasına rağmen Kosova’nın bağımsızlığını tanıdı; Rusya, Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığını AB’nin karşı çıkmasına karşı tanıdı; Türkiye İran’ın nükleer tehdidine bir çözüm üretmek için NATO’yla görüşmeden Brezilya ile işbirliği yaptı.

 

Avrupalı liderler, hayali bir düzeni savunarak, düzensizliği gerçeğe dönüştürme riskini alıyor.

 

AB YAKLAŞIMINI DEĞİŞTİRMELİ

Deauville zirvesi tam da bu noktada önemli bir rol oynuyor. Zirvenin gündemi doğru, sahip ancak katılımcılar yanlış. Yeni bir anlaşma üzerinde müzakere yapmak veya Paris, Berlin ve Moskova’da başka bir görüşme ayarlamak yerine, AB, 21’inci yüzyılda güvenliğini oluşturacak Rusya ve Türkiye ile gayri resmi bir “üçlü güvenlik diyalogu” kurmalı.

 

Eğer AB böyle bir oturum teklif ederse, 2008 yılında Medvedev’in yeni bir güvenlik anlaşmasına yönelik teklifine verdiği cevaptan uzaklaşmış olur. Türkiye’ye masada AB’ye üyelik müzakereleri paralelinde şeref mevkii sunarak, Türkiye’nin Avrupa kimliğini hayatta tutulabileceği gibi onun bölgedeki gücünden yararlanılabilir.

 

Eğer görüşmelerde Sarkozy veya Merkel yerine AB Dışişleri Bakanı Catherine Ashton bulunsaydı, AB üyesi ülkeler, kıtanın en büyük güvenlik sağlayıcısının hiçbir güvenlik kurumunda temsil edilmemesinden kaynaklanan anormalliğe de son verebilirdi. AB, Avrupa ülkeleri arasında savaş önleyici değil. Ancak Brüksel kenarda kaldığı ve yıkılan bir komşunun güçlü bir komşuya sahip olmak kadar korkutucu olabileceği bir dünyada, beraber yaşamalarına yardım edecek yeni bir stratejik yaklaşıma ihtiyaç duyuyor.

 

Amaç, üç kutupludan çok üç taraflı bir Avrupa oluşturmak olmalı. Gayri resmi üçlü diyalog başlatmak eski kurumsal düzen için bir hayat kaynağı olabilir. NATO'nun yapısı AB’nin bir bütün, Rusya’nın imparatorluk sonrası ve Türkiye’nin ise Avrupalı kalması adına yeniden tanımlamalı.

 

 

Kıbrıs'ta petrol aramak için çalışıyoruz

21/10/2010 RADIKAL

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Kıbrıs'ın etrafında ve münhasır alanda petrol arama yapılması için çalışma yürüttüklerini bildirdi.

Bakan Yıldız, Güney Kıbrıs'ın talep etmesi halinde, Güney Kıbrıs'ın bu talebini de karşılayacak bir yapı oluşturulmaya yönelik çalışmaların sürdürüldüğünü söyledi. Türkiye ile KKTC Arasındaki İşbirliği Protokolü imzalandı. Protokole, Türkiye adına Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, KKTC adına da KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun imza koydu. Yıldız, imza töreninde gazetecilerin sorularını yanıtlarken, özellikle Mersin ile Kıbrıs arasındaki münhasır saha içinde yapılan sismik araştırmalarda bir kısım verilere rastlandığını ve bunların realize edilmesi için çalışmaların devam ettiğini söyledi. Arama faaliyetlerinin yaklaşık denizde 288 bin kilometrekarelik bir alanı kapsadığını anlatan Yıldız, yürütülen çalışmalar çerçevesinde hazırlanan master planın Kıbrıs'ın büyümesini ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek, rekabetçi ortam sağlayacak yapısal değişiklik öngörüldüğünü ifade etti.

KKTC’de özel sektör santral yapacak
Bakan Yıldız, master plan çerçevesinde eğer denizaltı kablosunu özel sektör yapacaksa Türkiye'den üretilen enerjinin KKTC'ye aktarılması, yapmayacaksa KKTC'de özel sektörün bir santral yapmasının öngörüldüğünü belirtti.
“Güney Kıbrıs'a da enerji verilecek mi” şeklindeki soru üzerine, “Güney Kıbrıs'ın talep etmesi halinde onu bile karşılayabilecek bir yapı oluşturuyoruz” dedi. Yıldız, “Teklif gitti mi?” şeklindeki bir diğer soruya da “Bu konuda ana muhatap KKTC'dir” yanıtını verdi. KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun da bu yönde AB'nin Kıbrıs'ta bulunan misyonları aracılığı ile bu niyeti yazılı olarak gerekli taraflara ilettiklerini söyledi. Atun, “Dolayısıyla kablo projesi gerçekleştikten sonra Güney Kıbrıs'a ihtiyaç halinde vermeye, paylaşmaya hazırız ve bunu ilettik” dedi. Irak'ta dün gerçekleştirilen ve 2 tanesini TPAO'nun kazandığı ihalelere ilişkin soru üzerine de Yıldız, Irak'ta doğalgaz sahaları için yapacakları 3,2 milyar dolarlık yatırımı, TPAO ve konsorsiyumla birlikte yapacaklarını bildirdi. Mansuriye'deki ihaleyi TPAO'nun operatör olarak almış olmasının önemine işaret eden Yıldız, şöyle devam etti:
“Özellikle Mansuriye'deki sahanın TPAO'nun operatörlüğünde yürütülebilir olması, gerek iş bitirme, gerekse şirket içerisindeki uluslararası arenaya açılabilecek hacim açısından önemli bir artısı vardır. Bizim yüzde 10-15 oranında girdiğimiz iş var Irak'ta. Ama bu, büyük partner, büyük ortak ve operatör olarak girdiğimiz bir iş. 80 milyar metreküp gazın çıkartılma işidir. Yani Türkiye'nin toplam miktarının kullandığı miktarın 35-36 milyar metreküpler civarında olduğunu düşünürsek, bu gazın çıkartılma işi daha da önem kazanmaktadır. Ben, 3. ihaleyi kazanamamayı kayıp olarak görmüyorum. Akkas sahasındaki gaz, farklı teknolojiler içeriyor. Ben dün yapılan ihalelerin hemen hepsinin tarafımızdan kazanıldığını düşünüyorum. “

Mersin bölgesinde büyük şirketlere yeşil ışık
Yıldız, bu gazın Nabucco'ya verilmesiyle ilgili sahaların yerlerinden kaynaklanan sıkıntılar bulunduğunu, ancak görüşmelerin devam edeceğini söyledi. Bir soru üzerine Yıldız, Mersin sahasında petrol arama konusunda, büyük şirketlerle beraberce iş yapma için ortaklık yapma ihtimalinin bulunduğunu belirterek, görüşmelerin devam edeceğini ancak henüz olgunlaşmadığını söyledi. Bakan Yıldız, Irak'ta bundan sonra nasıl bir tavır sergileneceğine ilişkin olarak da, süreç içinde konsorsiyuma dahil olunacak, oranların artırılacağı yerlerin olacağını bu konuya zamana bıraktıklarını kaydetti.
Öte yandan Yıldız imza töreninde yaptığı konuşmada, bugün imzalanan anlaşma ile TPAO'nun alt kuruluşu olan TPIC ile KKTC'nin elektrik kurumu olan KIPTEC arasında mevcut anlaşmanın uzatıldığını ve yaklaşık 100 milyon dolarlık ticaret hacminin geliştirilmesini sağlayacağını söyledi. KKTC Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun ise yaptığı konuşmada, KKTC'nin üretim, iletim ve dağıtımdan mesul olan TPIC'DEN enerji sağlaması için bir protokol imzalandığını söyledi.  (aa)

 

 

Yunanistan 1992 idamlarında günah çıkardı

21/10/2010 RADIKAL

Yunanistan Yüksek Mahkemesi 'Küçük Asya felaketi'olarak bilinen 1922'de Yunan ordusunun Anadolu'da yenilgiye uğramasından sorumlu tutularak idam edilen 6 kişiyi akladı


ATİNA - Yunan basını, Yunanistan’da "Küçük Asya Felaketi" olarak adlandırılan yenilgiyle ilgili yeniden görülen davada, olayın üzerinden 88 yıl gibi uzun bir süre geçtiğini dikkate alarak söz konusu kişilerin aklanmasına karar verdiğini yazdı.  Yüksek Mahkeme, geçen Ocak ayında, davanın karara bağlandığı 1922 yılında verilerin yanıltıcı olduğu iddiaları üzerine, davanın yeniden görülmesini kabul etmişti.

Yunan ordusunun 1922 yılında Anadolu’da yenilgiye uğramasından sonra, aralarında dönemin başbakanları ve bakanlarının da bulunduğu 6 kişi kurşuna dizilmişti.

-OLAYIN TARİHÇESİ-
"Küçük Asya Felaketi"nden hemen sonra, 14 Eylül 1922’de Albay Nikolaos Plastiras, Albay Stilyanos Gonatas ve Deniz Yarbayı Dimitrios Fokas’ın yaptığı askeri darbe sonucunda Kral 1. Konstantinos hükümeti istifa etti.

Tahta geçen Konstantinos’un oğlu 2. Georgios, halkı yatıştırmak için hezimetin suçlularını mahkemeye çıkarma kararı verdi. Yunanistan o dönemde Venizelos’çular ve Kralcılar olmak üzere ikiye bölünmüştü.

Atina’da 9 Ekim 1922’de düzenlenen ve yaklaşık 100 bin kişinin katıldığı protesto gösterisinde, suçluların cezalandırılması istendi.

Bunun ardından Atina’da "İhtilal Komisyonu" kuruldu ve olağanüstü Askeri Mahkeme oluşturulması kararı alındı. "İnceleme Komisyonu"nun başına ise bugünkü Başbakan Yardımcısı Theodoros Pangalos’un dedesi Tümgeneral Theodoros Pangalos geçti.  1920-1922 yılları arasındaki gelişmelerde önemli rol oynayan eski başbakanlar Dimitri Gunaris (59), Petros Protopapadakis (68) ve Nikolaos Stratos (50), Protopapadakis hükümetinde askeri işlerden sorumlu Bakan Nikolaos Theotokis (44), Gunaris ve Protopapadakis hükümetlerinde Dışişleri Bakanı olan Georgios Baltacis (56), Gunaris hükümetinde Ulaştırma Bakanı olan emekli subay Ksenofon Stratigos (53), Gunaris hükümetinde İçişleri Bakanı olan Georgios Hacianestis (59), Küçük Asya ve Trakya’dan sorumlu başkomutan emekli subay Mihail Gudas (54) "vatana ihanet" suçuyla yargılandı.

Atina Parlamentosunda 31 Ekim-15 Kasım 1922 tarihleri arasında yapılan duruşmalarda oy birliğiyle Gunaris, Hacianestis, Stratos, Protopapadakis, Stratos, Baltacis ve Theotokis ölüm, Gudas ve Stratigos ise müebbet hapis cezalarına çarptırıldı. Söz konusu 6 kişi karardan iki saat sonra kurşuna dizildi. (aa)

 

 

"Bir gün döneceğiz"
KKTC’den tazminat olarak 115 milyon Euro ve mallarının iadesini talep eden Rum işadamı Lordos, 13 bin gece Maraş’ı hayal ettiğini söyledi.

Serhat İNCİRLİ

   Sadece Maraş’ın değil, 1974 öncesinde Kıbrıs adasının en zengin isimlerinden biri olan 83 yaşındaki Andreas Lordos, “Annan Planı kabul edilseydi, şimdi evimdeydim” dedi.
   Kuzey’de bıraktığı gayrı menkullerinin neredeyse tamamının kendisine iade edilmesi ve bu gayrı menkullerin kullanım kaybı nedeniyle kendisine 115 milyon Euro ödenmesi talebiyle KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvuran ve bir anda gündeme oturan Andreas Lordos, Güney Lefkoşa’daki apart otelinde KIBRIS’a çarpıcı açıklamalar yaptı.
   Andreas Lordos’un yanı sıra, çok iyi Türkçe konuşan eşi Maria ve iki çocuğundan biri olan oğlu Dimitris de söyleşimize zaman zaman müdahale etti; sorularımızı yanıtladı.
   Tekerlekli sandalye ile geçtiğimiz hafta Kuzeye geçen Lordos, 115 milyon Euro’luk rekor tazminat başvurusunda bulunmuştu.
   Kapalı Maraş’ta bulunan 5 adet otel, 9 adet apartman dairesi, 5 adet dükkan ve 1 adet ev ile Gülseren bölgesindeki arazileri için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurduğunu anlatan Lordos, mahkemenin yönlendirmesiyle KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu’na gittiğini söylemişti. Lordos, geçtiğimiz günkü söyleşimizde de bu söylemini tekrarladı ve “İnsan Hakları Mahkemesi’nin yönlendirmesi nedeniyle bu başvuruyu yaptığını belirtti.
   İnsan Hakları Mahkemesi’ne 2002 yılında başvuran ve 8 yıl sonra iç hukuk yolunun tüketilmesi gerektiğine karar veren mahkeme tarafından Taşınmaz Mal Komisyonu’na yönlendirilen Andreas Lordos’u, 29 yaşındaki genç Kıbrıslı Türk avukatı Tarık Kadri temsil ediyor.
   İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu olan Tarık Kadri, çok iyi Rumca ve İngilizce biliyor.
   Ülkemizin tanınmış avukatlarından Gürsel Kadri’nin oğlu Tarık Kadri, Güney Kıbrıs Barosu’na da kayıtlı. Tarık Kadri, bu baronun sınavlarını 1974 sonrası Rumca olarak veren tek Kıbrıslı Türk avukat olarak biliniyor.

10 yaşında ticarete başladı

   Eşi Maria ile birlikte Güney Lefkoşa’da yaşayan 83 yaşındaki Andreas Lordos, Areti ve Dimitris Lordos’un beş erkek üç kız çocuğundan biri olarak 1927 yılında dünyaya geldi.
   Kökleri, Avgoru köyüne dayanıyor. Ancak tüm çocukluğu Maraş’ta geçti.
   10 yaşında henüz ülkokul öğrencisiyken ticarete başladığını anlatan Andreas Lordos, “öğretmenim bana izin verirdi, Larnaka’ya, Mağusa’ya gider, salça satardım” dedi.
   “Çok başarılı bir öğrenciydim ve babam beni okutmak istiyordu ama ben ticaret için, iş yapmak için doğdum diyerek ilkokuldan sonra okumadım” diyen Lordos, eğitim açığını, yıllarca her akşam gidip en az beş saat harcadığı Mağusa Kütüphanesi’nde kapattı.

Erkek kardeşlerinin tümü öldü

   Paraskevas, George, Michaelis ve Photos adlı kardeşleri ile birlikte, Maraş’ta efsane hatta imparatorluk kurdu.
   Andreas Lordos’un tüm kardeşleri yaşamlarını yitirdi. Ancak onların çocukları hala ülkenin en önemli iş adamları arasında yer alıyor. Örneğin 1974 öncesinde Lordos Plastic adlı işletme ülke çapında çok ünlüydü ve kardeşlerden Photos Lordos’a aitti. Şimdi Limasol’da çocukları bu işi yürütüyor ve yanlarında 500’den fazla insan çalışıyor.
   Beşi Andreas Lordos’un olmak üzere, Maraş’ın 16 oteli, 1974 öncesi bu aileye aitti.

“Bütün ailemiz evetçiydi”

   “Maraş’ın yüzde 90’ı neredeyse bize aitti ya da biz inşa etmiştik” diyen Andreas Lordos, “Annan Planı’nda tavrınız neydi?” sorusunu şöyle yanıtladı:
   “Tabii ki evet! Bütün ailemiz evetçiydi. Annan Planı kabul edilseydi şimdi evimdeydim.”
   Bu arada oğlu Dimitris devreye girdi ve “Elbette hepimiz ‘evet’çiydik ama olmadı” diye ekledi.
   Dimitris Lordos, “İki toplum eskiden barış içinde yaşıyordu; biz yeniden barış içinde bir yaşam diliyoruz” derken, “Babamın ya da ailemizin amacı, para veya mal değildir; asıl amacımız çocuklarımızın barış içinde yaşamasıdır, barıştır” diye konuştu.

“Herkes altınlarını alırken, ben evraklarımı aldım”

   Andreas Lordos, 1974 harekatı ile birlikte evlerini, işlerini terketmek zorunda kaldıklarına değindi ve “nasıl ayrıldınız?” sorusuna şöyle cevap verdi:
   “Herkes kaçıyordu. Benim ve eşimin birer arabası vardı. Oğlum askerdeydi. Kızım ve eşim benim arabama bindik, öylece ayrıldık. Ancak, herkes altınlarını, paralarını bagajlarına dolduruyordu. Ben evraklarımı aldım. Tur operatörleri ile yapılmış sözleşmelerimi, belgeleri, fiyat listelerini her türlü dökümanı bagaja koydum. Şu anda tazminat isterken, tüm bu belgeleri de ibraz ediyoruz… Nasıl para kaybettiğimiz bu belgelerde açık şekilde görülür. İngiliz, Alman, İsveçli bir yığın tur operatörü ile anlaşmamız vardı. Limasol’a gittik. Bir gece orada kaldık. Sonra Lefkoşa’da benim dairem vardı. Oraya yerleştik.”

Tazminatı tamirde kullanmak istiyor

   Andreas Lordos Maraş’ı ayrıldıktan sonra bir daha görmedi. “Şimdi gidip görürsem kalbim dayanmaz” diyen Andreas Lordos, “zaman zaman Girne’ye gidiyorum, Maraş’a ancak dönüp kendi mülkümde yaşamaya giderim” diye ekledi.
   Andreas Lordos’ın Maraş’ta Blue Sea, Royal Beach ve Lordos Hotel Apartments 1 – 2 -3 olmak kaydıyla beş oteli; 1974’e kadar ailesiyle yaşam sürdüğü bir evi, 9 apartman dairesi ve 5 dükkanı bulunuyor.
   Lordos, “malınızı geri alırsanız, tamire ihtiyaçları olacak, ne yapacaksınız?” sorusunu da şöyle yanıtladı:
   “Benim ismim sadece bu ülkede değil, dünyada bilinen bir isimdir, çok kolay kredi bulurum ama alacağım tazminatı tamire harcamayı planlıyorum.”

“En yakın arkadaşlarım Türktü”

   Eşi çok iyi Türkçe konuşan Andreas Lordos, çok fazla Kıbrıslı Türk dostu olduğunu da belirtti ve “300 çalışanımız vardı, yarıdan fazlası Kıbrıslı Türktü, en yakın arkadaşlarım da Kıbrıslı Türktü” dedi.
   Andreas Lordos’a, “yakında çözüm olur mu?” sorusunu da sorduk. Yanıtı çok net ve kısaydı: Hayır.
   Rum lider Dimitris Hristofyas’a güvenip güvenmediğini de sorduğumuz Andreas Lordos, “emin değilim” derken, oğul Dimitris Lordos, “Hristofyas çok dürüst bir şekilde çözüm istiyor, buna inanıyorum” dedi.
   Andreas Lordos, iki yıl önce Amerikan vatandaşı bir grup İsraillinin Maraş’taki mallarını satın almak istemeleri konusuna da değindi ve “Satın almak istemişler, neden satmadınız?” sorusunu şöyle yanıtladı:
   “Malımı kesinlikle, hiç bir zaman, ama hiç bir zaman ve de hiç bir zaman satmam. Bu böyle bilinmeli. Ancak İsrail asıllı Amerikalılar 5 yıl kadar önce almak istedi. Satmadım. 16 milyon Kıbrıs Lirası önermişlerdi. Neden almak istediklerini sordum, bana öyle ya da böyle anlaşma olacağını ve ileride bu malın, Türklerin ya da Rumların yönetiminde de olsa, beş kattan daha fazla fiyat yapacağını söylediler.”
  
“13 bin gece hep Maraş’a gittim”

   Dimitris Lordos, babasının gerçek bir Mağusalı olduğunu ve malına çok düşkün olduğunu anlatırken, Andreas Lordos şu çarpıcı sözleri sarfetti:
   “Maraş’ı terkedeli 13 bin gece oldu. Ben 13 bin gece hep Maraş’a gittim… Bir gün mutlaka geri gideceğiz… Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir yıl içinde Maraş’ın iadesine zorlanacağına inanıyorum. Bir şeyler olacak.”

“Politikacılardan nefret ediyorum”

   Andreas Lordos, “politikacılara güveniyor musunuz?” sorusuna da net yanıt verdi ve şöyle devam etti:
   “Politikacıların hepsinden nefret ediyorum. Televizyon seyrederken bir politikacı çıktığında, anında kanalı değişirim.”
   Bir çok gazeteye yazılar da yazan Andreas Lordos, barış ve çözüm bulamayan, barış ve çözüme karşı olan politikacıları da sert dille eleştiriyor.

“Sorumlular: 300 Rum 300 Türk”

   “Çözüm karşıtlarına ve barış yönünde negatif olanlara dayanamıyorum” diye konuşan Andreas Lordos, “Peki, malınızdan ayrılmanıza, bunca acıyı yaşamanıza sebep olan nedir, kimlerdir?” sorusuna da şu yanıtı verdi:
   “300 Kıbrıslı Rum ve 300 Kıbrıslı Türk”…

“Maraş’ın Evkaf’a ait olduğu iddiası şaka!”

   Andreas Lordos, “Maraş Türk Vakıflar İdaresi’ne aittir diyenler var, bu konuda ne düşünüyorsunuz?” sorusunu da yanıtladı ve şunları söyledi:
   “Bu herhalde bir şakadır. Sadece gülünür bu iddiaya. Çünkü, bu iddia Maraşlı Aresti davasında gündeme geldi. Türkiye tarafı bu iddianın doğru olmadığını kabul etmiş durumdadır. Mahkemenin kararı var. Maraş’ın Evkaf’a ait olduğu iddiası sadece şaka olabilir. O malı mülkü yapana kadar ben deliler gibi çalıştım. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye, bu iddiayı savunma gereği duymadı bile…”

Maria Lordos: Kıbrıslı Türklerle birlikte büyüdüm

   Bu arada Maria Lordos mükemmel Türkçesiyle devreye girdi ve “umarım barış olur, çözüm olur, eskisi gibi birlikte yaşarız” dedi. “Kıbrıslı Türklerle birlikte büyüdük, kardeştik, ben onları çok seviyorum” diyen Maria Lordos’un çok sigara içtiği, Andreas Lordos’un ise içmemek için “sahte bir sigarayı” sürekli çektiği gözden kaçmadı.
   Andreas Lordos, Maraş’taki gayrı menkullerinin kullanım kaybı ile Gülseren bölgesindeki arazilerinin bugünkü değerinden tazminatı olarak 115 milyon Euro talep ediyor.
   Komisyon ile uzlaşılacağı inancında. Kesinlikle evine dönmeyi, orada yaşamayı ve beş oteli, dokuz dairesi, bir evi ile beş dükkanının kendisine iadesini istiyor.

KIBRIS 21/10/10

 

 

 

SÜRECİ AB KİLİTLİYOR

   

Erdoğan basın toplantısında Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile ilgili alınan son kararı eleştirerek “bağlayıcı değildir” dedi. Kıbrıs sorununun önündeki engelin AB olduğunu söyleyen Erdoğan, “Limanların açılması lazım ki TBMM'de grubu olan partiler de bu işe olumlu bir yaklaşım göstersinler aksi takdirde Kıbrıs’la ilgili bir karar bu haliyle Meclis’ten geçemez” dedi.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Parlamentosu Hukuk İşleri Komitesi'nin 'Doğrudan Ticaret Tüzüğü' kararına ilişkin olarak, ''Avrupa Parlamentosu'nun bu almış olduğu karar AB'nin bağlayıcı bir kararı değildir. AB Üyesi ülkeleri bağlayıcı bir karar değildir. Bu Avrupa Birliği'nin kendi birimlerinde, komisyonlarında aldığı bir karar da değildir'' dedi. Erdoğan ve Finlandiya Başbakanı Mari Kiviniemi, yaptıkları görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenlediler ve soruları yanıtladılar. Bir gazetecinin, Avrupa Parlamentosu Hukuk İşleri Komitesi'nin 'Doğrudan Ticaret Tüzüğü' kararına ilişkin sorusu üzerine, şunları söyledi:

''Avrupa Parlamentosu'nun bu almış olduğu karar AB'nin bağlayıcı bir kararı değildir. AB Üyesi ülkeleri bağlayıcı bir karar değildir. Bu Avrupa Birliği'nin kendi birimlerinde, komisyonlarında aldığı bir karar da değildir. Ve bunun yasal zeminin olup olmadığı noktasındaki tespit, onların belki şu andaki tespiti olabilir. Ve bu konuda Güney Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne kabul edildiğinde bize verilen bir taahhüt vardır, bu iki konudadır. Serbest dolaşım ve mali konuları içeren bir konudur ve o günden bugüne bu adım atılmamıştır. Sürekli olarak da bunu Ankara Anlaşması Ek Protokolle ilişkilendirmek suretiyle bugüne kadar bu süreç devam etmiştir. Kendilerine biz her zaman şunu söylüyoruz; Bu Türkiye Cumhuriyeti'nin Parlamentosundan geçmesi gerekli bir karardır ve bu Parlamento'dan şu andaki yapı içerisinde Kıbrıs konusuna bu şekilde bir yaklaşım içerisinde TBMM'den böyle bir yaklaşım geçmez. Onun için atılması gereken adımlar var, bu konuda Finlandiya'nın çok gayretleri oldu kendi dönem başkanlığında. Özellikle limanların açılması hususunda attıkları adımlar oldu. Bu konuların giderilmesi noktasında attıkları adımlar oldu. Ne yazı ki AB burada olumlu yaklaşım göstermediği için bu iş kilitlenmiştir. Açmak istiyorlarsa önce bunun açılması lazım, limanların açılması lazım ki TBMM'de grubu olan partiler de bu işe olumlu bir yaklaşımı göstersinler.''

STAR KIBRIS 21/10/10

 

 

HEP BİRLİKTE ‘GERİLEDİK’

   

“Sınır Tanımayan Gazeteciler 2010 Basın Özgürlüğü Endeksi”nde Kuzey Kıbrıs’ın 61’inci sırada yer aldığı açıklandı. Merkezi Fransa’da bulunan Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (Reporters Without Borders - RSF) 2010 yılı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksini’ne göre Güney Kıbrıs 20, Kuzey Kıbrıs 10 sıra düştü...

Kuzey ve Güney Kıbrıs ile Türkiye ve Yunanistan da geçen yıla göre daha alt sıralara düşen ülkeler arasında yer alıyor. 5.5 puan ile geçtiğimiz yıl 25’inci sırada yer alan Güney Kıbrıs bu yıl 20 sıralık bir düşüşle 13.4 puanla 45’inci sıraya düşerken Kuzey Kıbrıs da 10 sıra birden düşerek, geçen yıl 14 puanla tutunduğu 51’incilikten 61’inciliğe indi. Türkiye ise 2009’da 38,25 ile 122’nci sıradayken bu yıl 49.25’le 138’inci sıraya düştü. Kuzey-Güney Kıbrıs, Türkiye, Yunanistan arasındaki en dramatik düşüş 35 sıra birden düşen Yunanistan’ın oldu. Örgütün Kıbrıs Temsilcisi Oya Gürel’in açıklamasına göre bu yılki sıralamada daha önceleri başı çeken Avrupa Birliği üyesi ülkelerin basın özgürlüğü sıralamasında düşüş görülen endeks için REF Genel Sekreteri Jean-François Julliard, “Her zamankinden daha güçlü bir şekilde ekonomik gelişme, kurumsal reformlar ve temel haklara saygının her zaman birlikte ilerlemediğini görmüş olduk” diye konuştu. Bu yılki basın özgürlüğü sıralamasında 0 puanla ilk 6 sırayı paylaşan Finlandiya, İzlanda, Hollanda, Norveç, İsveç ve İsviçre’yi basın özgürlüğü başta olmak üzere temel haklara saygılarından ötürü selamlayan Julliard, aynı zamanda ifade özgürlüğünü tüm dünyada kahramanca savunan insan hakları aktivistleri, gazeteciler ve blogculara da saygılarını ifade etti. Julliard, açıklamasında Çin’de özgür ifadenin sembolü haline gelen Liu Xiaobo’nun serbest bırakılma talebini de yineledi. Bu yılki basın özgürlüğü endeksinde birçok Avrupa ülkesinin düşüşler yaşadığına işaret ederek bunun çok üzücü bir gelişme olduğuna dikkat çeken RSF Genel Sekreteri, “Eğer kendine çekidüzen vermezse Avrupa Birliği insan haklarına saygı konusundaki dünya lideri konumunu yitirme riski taşımaktadır” dedi. “Eğer bunu başaramazlarsa otoriter rejimlerden ilerlemeler talep ettiklerinde nasıl ikna edici olabilirler” diyen Julliard, AB ülkelerinin örnek alınacak ülkeler statülerine geri dönmek için çaba harcamaları gerektiğinin altını çizdi. Bu yılki sıralamaya göre AB üyesi 27 ülkenin 13 üyesi her ne kadar ilk 20 sırayı paylaşıyor olsa da diğer 14 üye alt sıraları paylaşıyor. Örneğin İtalya 49, Romanya 52’nci sırada yer alırken, geçtiğimiz yıl 35’inci sırada olan Yunanistan dramatik bir düşüşle Bulgaristan’la birlikte bu yıl 70’inci sırayı paylaştı. Birçok ülkede başta Fransa ve İtalya olmak üzere iyiye doğru gelişme olmamasının da kaygı verici olduğuna işaret edilen açıklamada, bu ülkelerin olumsuz eğilimi düzeltme konusundaki yetersizliklerini teyit ettikleri ifade edildi. Kuzey Avrupa ülkelerinin her zaman olduğu gibi bu yıl da basın özgürlüğü alanında üst sıraları paylaşmayı sürdürdüğü ifade edilen açıklamada, Küba, Burma, Afganistan, Pakistan, Somali ve Meksika’nın gazeteciler ve basın özgürlüğü açısından “olumsuz” ülkeler olduğu vurgulandı. Açıklamada bu yıl göze çarpan düşüler yaşanan ülkeler ise Filipinler, Ukrayna, Yunanistan ve Kırgızistan yer aldı.

STAR KIBRIS 21/10/10

 

 

KTHY’NİN İFLASI MAHKEMEDE

   

İflasını açıklayan KTHY'nin tasfiyesi için dün Lefkoşa kaza Mahkemesi’ne başvuru yapıldı. Dosya bugün görüşülecek.

Kıbrıs Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu, tasfiye için dün sabah Lefkoşa Kaza Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme dosyayı bugün saat 09.00’da görecek. KTHY Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Çavuşoğlu ile şirketin avukatı Ergin Ulunay, dün saat 10.00 sıralarında Lefkoşa Kaza Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. KTHY’nin avukatı Ergin Ulunay, başvuru sonrasında basına yaptığı açıklamada, KTHY Şti. Ltd’nin, önceki gün genel kurulda aldığı karar çerçevesinde tasfiye edilmesi için Lefkoşa Kaza Mahkemesi’ne tasfiye dosyalamasında bulunduklarını söyledi. Ulunay, bu dosyanın bugün saat 09.00’da mahkeme tarafından görüleceğini belirtti. Ulunay, “Konu artık mahkemededir. Şirket zaten acze düşmüştür. Acze düştüğüne göre mevcut mevzuatımız altında tasfiye edilmesi gerekir” dedi. KTHY Yönetim Kurulu Başkanı Fikret Çavuşoğlu da açıklamasında bugün saat 09.00’da mahkemenin huzurunda olacaklarını söyledi. Çavuşoğlu, “Dilerim uygun bir kararla tasfiyesi yapılır. Bu şekilde maalesef 36 yıllık havayolunun hayatı son bulacaktır. Bu üzücü bir olay. Üzgünüz” dedi.

STAR KIBRIS 21/10/10

 

 

 

AKEL: Downer grilling akin to ‘public tribunal’

By Stefanos Evripidou Published on October 21, 2010 CYPRUS MAIL

PARLIAMENT IS set to scrutinise the role of UN Special Adviser Alexander Downer and his team today in what AKEL boss Andros Kyprianou has labelled a “public tribunal” that will harm the national interest.

The motion to discuss the leaked UN documents referred to in the recently published book “Simademeni Trapoula (Marked Cards)” was tabled by DIKO, EVROKO and EDEK deputies Andreas Angelides, Rikkos Erotokritou and Marinos Sizopoulos respectively.

The documents are believed to contain the private email correspondence of the UN negotiating team with property experts and others, written during the period when President Demetris Christofias and former Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat were discussing the property chapter.

While the UN has not publicly commented on its internal investigation into the documents, in private, officials have let it be known they consider the documents stolen property.

Ruling party leader Kyprianou warned on Tuesday that any effort to create friction with the UN during a critical phase of the negotiations would be “harmful to the national interest”.

If complaints exist about the role of UN representatives, these should be discussed through diplomatic channels and not by setting up “public tribunals” in parliament, he said.

Chairman of the House Institutions Committee, Erotokritou, yesterday hit back, saying that Kyprianou’s statement was an “insult to the legislature, an attempt to gag parliament and undermine democratic institutions”.

“The purpose of the meeting is to safeguard the institutions of the President of the Republic, state officials, politicians, journalists and even top priests from the improper characterisations and improper actions of Mr Downer and his team as revealed in the so-called Downer documents, which have not been denied,” he said.

Erotokritou suggested that the AKEL leader had confused his history, adding, “Whatever his beliefs and wishful thinking, the Cyprus Republic is a fully functioning state where the separation of powers is clear”.

He also indicated that Kyprianou was “protecting and covering for Mr Downer”, describing this as an “irresponsible political act to cover the actions of Downer instead of protecting the institutions and people from neo-colonial mentalities”.

Angelides accused Kyprianou acting in a way that was “irresponsible and detrimental to the Cyprus cause”, hinting that he did not respect the wishes of the majority.

Kyprianou responded yesterday saying that his positions were known and “anyone can judge whether or not they are improper”.

He added: “Right now, our priority should be how to handle the issues in the best possible way for Cyprus.”

According to Erotocritou, all parties bar AKEL are in favour of having the discussion today, meaning that if deputies from the ruling party propose a postponement, they will be outnumbered by eight to three. The EVROKO deputy confirmed that House President Marios Garoyian has also asked for a postponement. If deputies from his party DIKO follow suit, this takes the vote to six to five.

The three authors of the book in question, Achilleas Aimilianides, Michalis Kontos and Giorgios Kentas have been invited to the committee to discuss the UN documents.

 

 

 

Our View: Committee’s ‘kangaroo court’ using Downer to score political points

Published on October 21, 2010 CYPRUS MAIL

HE HOUSE Institutions Committee was scheduled to meet today to discuss the role and the activities in Cyprus of UN Special Representative Alexander Downer and his team. The meeting would provide deputies with an opportunity to attack one of their favourite targets, for his alleged bias and other sins he had supposedly committed, and in so doing advertise their unrivalled patriotism on the television news shows which would cover the proceedings. It is an excuse for individual deputies to score cheap political points.

European Party deputy, Rikkos Erotokritou, one of the two deputies who submitted the subject for discussion claimed that his primary concern was to “protect the institutional stature of the presidency and other officials of the Republic from the hostile remarks made against them by Downer.”

Deputies had an obligation to express their opinions when “individuals and institutions are insulted in a totally unacceptable way, by people with a colonialist mentality,” he said. This gives a pretty good idea of what form the debate would take.

AKEL leader, Andros Kyprianou was pretty accurate in describing the proposed meeting as a public tribunal. Deputies would be competing over who would be the most scathing in his or her criticism of Downer, with the sole purpose of getting a few seconds exposure on television and a few lines in the newspapers.

It is very difficult to see what useful purpose the meeting would serve other than as an opportunity for patriotic grandstanding. It would not create conditions for a fairer settlement, it would not change the way the Downer team has been working and it would certainly not lead to the Secretary-General replacing the Australian.

Even the stand on principle that Erotkritou was claiming is not very convincing. If deputies were so concerned about ethical behaviour and principles they would not be discussing the content of private communications that were stolen from the UN and made public.

Lawmakers, who respected the laws, would be showing a little more respect for the right to privacy, instead of treating, stolen, internal UN e-mails as public property that merited a House debate. How would Erotocritou and the other proposer of the discussion, DIKO’s Andreas Angelides have reacted if their private e-mails were stolen and became the subject of a book that was subsequently discussed at a House Committee meeting?

Erotocritou repeated yesterday that the purpose of the meeting was to safeguard our institutions from the “hostile descriptions and hostile actions of Downer and his team that were directed against the President of the Republic, state officials, politicians, journalists and top priests.” But how would today’s meeting safeguard these institutions from Downer’s “neo-colonialist mentalities”?

 

 

Hristofyas'dan Barroso'ya mektup

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hıristofyas, Avrupa Komisyonu'ndan KKTC'ye yönelik doğrudan ticaret tüzüğünün geri çekilmesini istedi.

 

AA

22 Ekim. 2010 Cuma NTV

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'ya mektup göndererek, KKTC limanlarında AB üyesi ülkelere doğrudan ticareti düzenleyen doğrudan ticaret tüzüğüne ilişkin önerisini geri çekme çağrısında bulundu.

Rum basınına göre, Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Hristofyas'ın çarşamba günü gönderdiği mektubunda, AP Hukuk Dairesinin son raporuna atıfta bulunarak, Komisyon'dan Doğrudan Ticaret Tüzüğüne ilişkin önerisini gözden geçirmesi ve öneriyi geri çekme talebinde bulunduğunu söyledi.

Hristofyas mektubunda, ''Doğrudan Ticaret Tüzüğünün Kıbrıs sorununa kısa zamanda bütünlüklü çözüm bulunması beklentilerini tehlikeye attığını, önerinin geri çekilmesinin ise Kıbrıs'taki taraflara müzakere masasındaki çabalarını oyalamadan sürdürmeleri imkanını vereceğini'' de ileri sürdü.

 

 

Rumlar sıkıştı BM imdada koştu

Kıbrıs konusunda hareketli bir döneme giriliyor. Hareket, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun'un Ada'daki iki lidere yaptığı "New York'a gelin görüşelim" davetiyle birlikte önceki gün ortaya çıktı. Daveti ilk Eroğlu açıkladı. Ardından da "Katılacağım" dedi. Gözler Rum lider Hristofyas'a döndü ve Kıbrıs politikasında sürekli yaşanan entrikalar da böylece başladı.

Kıbrıs'ta görüşmeler yapılıyor ancak amaç sanki çözüm bulmaktan çok "masadan kalkmamak"...

Dolayısıyla bu tip davetlerin kabul edilmesi "masadan kaçılmadığının da" göstergesi gibi. 

Lefkoşa'da yoğun bir trafik yaşanırken KKTC Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndayız. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile akşam yemeğinde ana gündem konusu bu. Eroğlu etrafındaki bürokratlara soruyor: "Ne yapmış Hristofyas?"

Gelen haberler çelişkili. Bir bürokrat "Hristofyas yoğun programını bahane edip reddetmiş sözcüsü de açıklamış", bir diğeri "BM'den de çelişkili mesajlar geliyor" diyor.

Nitekim biz Eroğlu'yla yemek yerken BM sözcüsü New York'ta açıklama yapıyor. Sözcü Ferhan Hak, "Kıbrıslı liderlerle bir görüşme planı var ancak bunun için bir tarih belirlenmiş değil. Öyle 15 gün içinde bir görüşme de mümkün görünmüyor" mesajı veriyor New York'ta.

Bakıyorum Eroğlu'nun yüzü kararıyor bir an. Sonra gülümseyerek bana dönüyor:

"İşte Kıbrıs'ta bunlarla uğraşıyoruz. Sıkıştılar mı hemen inkar eder bunlar. BM de yardımcı olur" diyor.

Cumhurbaşkanı'nın yanına yakın bir çalışma arkadaşı yaklaşıyor ve cep telefonunu çıkarıp mesajlaşmalarını gösteriyor. Mesajlaştığı kişi BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexander Downer. KTTC'li bürokrat sormuş:

"Did you invite Christofias? (Hristofyas'ı da davet ettiniz mi?)"

Downer'dan gelen mesaj: Of course, he is checking his calendar. (Tabii ki, şu anda programını kontrol ediyor.)

Şaşırtıcı değil bunlar da daha önce de oldu. Rumlar sıkıştılar mı hemen New York’tan bir açıklama yapıldı. Pek çok şey inkar edildi eskiden de.

Ancak KKTC tarafından yüzler yine de gülüyor. Çünkü ne olursa olsun Eroğlu'nun hem daveti hem de katılacağını açıklamış olması Türk tarafının önde olduğunu gösteriyor. Nitekim bunu Hristofyas da anlamış olmalı ki bu sabah hemen bir açıklama yapıyor: "Yanlış anlaşıldım" diyor ve ekliyor: “En kısa zamanda BM Genel Sekreteri ve Sayın Eroğlu ile New York’ta görüşmek arzusundayım.”

Ve böylece görüşmenin önü açılıyor.

Kısa bir süre sonra yine Kıbrıs konuşmaya başlayacağız. Bakalım bir gelişme olacak mı?

HURRIYET 23/10/10

 

 

 

Ban Ki-mun’dan Kıbrıs ültimatomu

Kıbrıs’ta liderler arası görüşmelerin yavaş gittiğinden yakınan BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas’ı arayarak, “Görüşmeler yavaş gidiyor, süreci hızlandırın” diye uyardı

23 Ekim 2010 MILLIYET
Ban, liderlere kasım ayında yayınlayacağı raporda süreci ele alacağını da hatırlattı. Raporda hangi tarafın “süreçte tıkanmaya” neden olduğunu belirteceğini söyledi. Ban, ayrıca liderleri New York’ta üçlü görüşme yapmaya davet etti. Eroğlu daveti kabul ederken, Hristofyas ise ilkin reddetti, daha sonra ise geri adım atarak “yanlış bilgilendirme” oldu dedi.

 

 

 

ÜÇLÜ GÖRÜŞME BİLMECESİ

   

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ı üçlü görüşme için New York’a davet ettiği şeklindeki haberler son anda bilmeceye dönüştü

Önce Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu “Ban üçlü görüşme daveti yaptı, Hristofyas kabul ederse gerçekleşecek” dedi. Anadolu Ajansı ise, akşam saatlerinde önce “Hristofyas’ın bu daveti reddettiğini servise koydu

Anadolu ajansı daha sonra geçtiği haberde; BM Sözcü Yardımcısı Ferhan Hak’ın, Ban Ki Moon ile Eroğlu ve 0Hristofyas arasında üçlü görüşme yapılması konusunda, 'bu aşamada bir plan olmadığını' söylediğini duyurdu


BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ı üçlü görüşme için New York’a davet ettiği şeklindeki haberler son anda muammaya dönüştü.

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu dün “Ban üçlü görüşme daveti yaptı, Hristofyas kabul ederse gerçekleşecek” derken, bu davetin hristofyas tarafından reddedildiği Anadolu Ajansı tarafından duyuruldu.

Daha sonra bir açıklama yapan BM Sözcü Yardımcısı Ferhan Hak ise, “BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile Eroğlu ve Hristofyas arasında üçlü görüşme yapılması konusunda, bu aşamada bir plan yok. Genel Sekreter’in 3 hafta içinde birçok seyahati olacak” dedi.
Konuyla ilgili dün yaşanan gelişmeler şöyle:

‘Ban önerdi ben kabul ettim’

Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, BM Genel Sekreteri Ban Ki Mun'un önceki gün telefon görüşmesinde kendisine 'Mülkiyet konusunda ilerleme yavaş oluyor, zaman da daralıyor, dolayısıyla üçlü bir görüşme yapmamızda fayda var' dediğini, kendisinin de olumlu yanıt verdiğini söyleyen Eroğlu, bu görüşmenin içeriğinin sadece mülkiyet konusu olacağını tahmin ettiğini kaydetti.

Diplomasi Muhabirleri Derneği (DMD) üyelerini kabulünde, Eroğlu, 'Tabii ki böyle bir davete hayır demek kolay değil ama Hristofyas'ın kendine göre düşünceleri vardır' dedi.
'BM'den beklentimiz daha gerçekçi olmaları' diyen Eroğlu, genel sekreterin durumu kendisinin görerek raporunu yazmayı düşündüğünü tahmin ettiğini bildirdi. Eroğlu, 'Genel Sekreter büyük bir ihtimalle müzakere masasındaki tavırlarımızı izlemek istedi ve o düşünce ile böyle bir karar verdi diye düşünüyorum' şeklinde konuştu. Derviş Eroğlu, müzakerelerin başarısız olması durumunda bir B planlarının olup olmadığının sorulması üzerine, 'Her şeyin zamanında değerlendirilmesi gerekir, şu anda müzakereleri devam ettirmeye çalışıyoruz' dedi. Gerek Kıbrıs Türk halkında gerekse Rum kesiminde müzakerelere karşı bir ilgisizlik ve bıkkınlık durumunun hakim olduğunu söyleyen Eroğlu, iki halkın da bir ömrünün müzakereleri izlemekle geçtiğini ve artık yorulduklarını kaydetti. Türk halkının Rumların anlaşma niyetinde oldukları yönündeki inancını, Annan Planı'nın reddedilmesiyle yitirdiğini söyleyen Eroğlu, Rumlarda özellikle de Rum gençleri arasında çözüme inanmama durumu bulunduğunu kaydetti. Eroğlu, 'Zaman geçtikçe birlikte yaşama kararlılığı ve bir anlaşma umudu eksilmektedir' diye konuştu.

ÖNERİLERİMİZİ BAZI RUM İŞ ÇEVRELERİ DE KABUL EDİYOR

Eroğlu, Türk tarafının mülkiyet ile ilgili önerilerinin, Rum kesimindeki bazı iş çevreleri tarafından kabul gördüğünü ancak Rumların önerilerinin, sanki Ada'da 1974'te hiçbir şey olmamış gibi yapıldığını kaydetti. Eroğlu, Türk tarafının mülkiyet konusunu insanları yerlerinden etmeden tazminat, takas ve sınırlı iade yoluyla çözümlemeye çalıştığını hatırlatarak, Rumların ise buna karşılık 'mal sahibi, söz sahibi' ilkesiyle tamamen iade konusunda ısrarlı olduğunu bildirdi. 'Mülkiyet konusu önemli bir başlık, bunda anlaşabilirsek önemli bir aşama kat edebiliriz diye düşünüyorum' diyen Eroğlu, Rumların dönüşümlü başkanlığı bile bir taviz olarak gördüklerini, ilerde bundan bile vazgeçebileceklerini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Eroğlu, gelecek yıl bahar aylarında Rum kesiminde, Haziran ayında da Türkiye'de seçimler olacağını anımsatarak, bu nedenle bu yılsonuna kadar müzakereleri bitirmeyi amaçladıklarını, ancak bunun kendi görüşleri olduğunu, Rumların bir acelesi bulunmadığını belirtti.

‘Hristofyas Ban'ın davetini reddetti’


Anadolu Ajansı, akşam saatlerinde servise koyduğu haberinde, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un, KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Hristofyas ve kendisinin katılımı ile New York'ta üçlü görüşme yapılması önerisini, ''yoğun programını'' gerekçe göstererek reddettiğini duyurdu.

Stefanu, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un Hristofyas'la dün yaptığı telefon görüşmesinde, önümüzdeki 15 gün içerisinde New York;ta üçlü görüşme yapılması konusunda Hristofyas'ın ''ağzını aradığını'' fakat Hristofyas''ın, ''yoğun programı nedeniyle'' Ban'ın bu davetini reddettiğini açıkladı.

Rum radyosunun haberine göre, Stefanu, Hristofyas'ın önümüzdeki günlerde Brüksel'e gideceğini ve ardından Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad'ın Güney Kıbrıs'a ''resmi'' ziyaret gerçekleştireceğini, bu nedenle New York'a gitmesinin mümkün olmadığını söyledi. Stefanu, Ban'ın, Hristofyas'ın bu yanıtına ne tepki verdiği ile ilgili bir soruya, ''Ban'ın Hristofyas'ın yoğun bir programı bulunduğunu anladığı'' karşılığını verdi.
Bu konunun gelecekte yeniden gündeme getirilip getirilmeyeceği konusundaki soruya ise Stefanu, ''Bu konu geçmişte kaldı'' dedi.


‘Üçlü görüşme konusunda bu aşamada bir plan yok’

Bu açıklamadan sonra ise, BM Sözcü Yardımcısı Ferhan Hak, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında üçlü görüşme yapılması konusunda, 'bu aşamada bir plan olmadığını' söyledi.
Sözcü Yardımcısı Hak, Genel Sekreter Ban'ın dün Kıbrıs'taki liderlerle yaptığı telefon konuşmalarında liderleri New York'a üçlü görüşme için çağırdığına yönelik haberlerin hatırlatılması üzerine, 'Üçlü görüşmenin ne New York'ta ne de başka yerde yapılması konusunda bu aşamada bir plan yok' dedi.

Ferhan Hak, Genel Sekreterin gelecek hafta Asya turuna çıkacağını hatırlatarak, 'Genel Sekreterin önümüzdeki 3 hafta içinde pek çok seyahati olacak. O yüzden bu yönde bir plan yok' diye konuştu.

STAR KIBRIS 23/10/10

 

 

İNGİLİZ SENDİKALAR KTHY İÇİN AYAKTA

   

Aylardır akıbetlerini merak eden KTHY Londra bürosu elemanları kontrattaki madde çiğnenerek işten çıkartıldı. Personelle yapılan iş anlaşmasında işten çıkmada 3 aylık zaman şartını çiğneyen KTHY, Ekim maaşını da ödemedi.


Mihrişah Safa


AYLARDIR akıbetleri konusunda Kuzey Kıbrıs’tan resmi bilgi bekleyen KTHY Londra bürosunda görevli 20 personel, faksla kendilerine bildirilen duyuruyla, 20 Ekim tarihinden itibaren sözleşmelerine son verildiğini öğrendi.
Haziran ayından bu yana gelecekleriyle ilgili hiç kimsenin bilgi vermediği KTHY Londra personeli, bekledikleri haberi 21 Ekimde almalarına rağmen, henüz bu ayın maaşını alamadıkları için çaresiz durumda kaldı.
KTHY Londra bürosu elemanlarının gazetemize verdiği bilgiye göre 21 Ekim tarihinde KTHY Genel Müdürlüğünden gelen ve Başkan Fikret Çavuşoğlu ve bazı üyelerin imzalarını taşıyan bildiri, personel arasında beklenmesine rağmen büyük üzüntü yarattı.

Birçok çalışanın, ev kirası, belediye vergisi, çocuklarının okul parasını ödeme sıkıntısı çektiği özellikle hanım görevlilerin gözyaşlarıyla işyerini terk ettiği öğrenildi. KTHY Londra Bürosunun Trafalgar Meydanı yakınındaki bürosu bildirinin geldiği 21 Ekim gününden itibaren kapanarak, akıbetine terk edildi.
Ekim ayının maaşını yüzde 35 indirimli almaları için birkaç hafta önce kendilerinden vekâlet istendiğini, herkesin bunu gönderdiğini belirten KTHY Londra bürosu görevlileri, “İşimiz bittiğini biliyorduk. Ancak ne bir teşekkür, ne bir açıklama. 21 Ekimde işimizin bir gün önce 20 Ekim tarihinde bittiğini, sözleşmemizin sona erdiğini bize bildirdiler. Ancak 20 Ekime kadar resmen çalışıyor görünüyoruz. Bu tarihe kadarki maaşlarımız nerede? Ödenecek mi? Ödenecekse ne zaman?” sorusunu yönelttiler.

Londra bürosundaki 20 personelin maaşlarının, yüzde 35 indirimle aylık 25 bin sterlini bulduğu bildirilirken, Sendikalarıyla temastaki elemanlara işten çıkartılmalarının “wrongfull dismissal” olduğu, yani yanlış şekilde işlerine son verildiği bildirildi. Ulaşım çalışanlarının üye olduğu TSSA adlı sendikaya bağlı 20 eleman, KTHY ile yaptığı iş sözleşmesinde karşılıklı işten çıkma durumunda, birbirlerine 3 aylık süre (notice) şartını imzaladı. Bu şartın şirketin iflası durumunda da geçerli olduğunu kaydeden sendika yetkilileri, Londra’daki KTHY personelinin kontrata uyulmadan işten çıkartıldığını belirtti. Kuzey Kıbrıs’ta KTHY’nin iflasından sonra kayyum atanması durumunda Londra bürosuna da kayyum (administrator) gelmesini bekleyen yetkililer, sendikanın ve avukatlarının devreye girdiğini ve son sözü onların söyleyeceğini ifade ediyor.


KUZEY’E NASIL UÇULACAK?

Bu arada, yaklaşan World Tourism Market (Dünya Turizm Fuarı) , Atlas Jet’in önümüzdeki hafta Cuma 29 Ekim’den sonra Stanstead – Ercan seferlerini durduracağını açıklaması gözleri Kuzey Kıbrıs’a giden hava şirketlerine çevirdi.
Şu anda Stanstead’den Ercan’a THY, Anadolu Jet ile Pegasus uçuyor. Pegasus Sabiha Gökçen’de durduktan sonra aynı uçakla Ercan’a devam ederken, THY Atatürk Hava Limanı ve Sabihe Gökçen’e uçarak, buradan bağlantılı şekilde başka uçaklarla Ercan’a gidiyor. Ekim ayı için Ercan’a 470 sterlinin altında bilet bulunmadığı belirtilirken, gözler daha az fiyata uçulan Güney Kıbrıs’a giden havayollarına çevrildi.

Kuzey Kıbrıs’a giden birçok yolcunun uçtuğu Baf destinasyonuna uçan bazı hava şirketleri de bu uçuşlarını durdurmaya başladı.
Güney Kıbrıs Rum yönetiminin milli havacılık yolu Cyprus Airways bu hafta yaptığı açıklamada önümüzdeki Nisan ayından itibaren Baf-Heathrow seferlerini durduracağını bildirdi. British Airways de en popüler destinasyonlarından Baf-Gatwick seferlerini Mart 2011’e kadar durdurduğunu açıkladı. BA, 2008 Temmuz ayından beri haftada 4 defa Baf’a uçuyordu.
Baf Havaalanının açıldığı günden bu yana başının dertten kurtulmadığını belirten havacılık çevreleri, seferlerin durdurulmasının bunlarla ilgisi olmadığını, hava şirketlerinin bütçe kısıtlaması nedeniyle böyle karar aldıklarını savundular.

Öte yandan Cyprus Airways ve BA güneye seferlerini durdururken, ucuz hava yollarından Easyjet, 3 Kasımdan itibaren Edinburgh’dan Baf’a haftada 2 gün sefere başlayacağını duyurdu. Adaya ucuz gitmek isteyenlerin charter şirketlerini tercih edeceğini belirten turizmciler, yaz aylarında binlerce Türkün, Kuzey’e Baf üzerinden bu şekilde gittiğini belirtti.

TURİZM FUARINDA BU YIL KTHY YOK
Bu arada Kasım’ın 8’inde başlayacak “World Travel Market” Dünya Turizm Fuarında, ilk defa bu sene KTHY yer almayacak. KKTC Turizm bakanının fuara katılmak için İngiltere’ye geleceğini belirten turizmciler, “Bakan gelip, kiminle ne görüşecek. Bize geçen yıl gelen bakan teşvik primlerini bir hafta içinde ödeneceğine söz vermişti. Hala bir şey alamadık... Bu sene hangi hava şirketleriyle masaya oturacağız? Bakan gelince bunların yanıtlarını isteyeceğiz... Milli hava yolumuz gitti, onun boşluğunu nasıl dolduracağız?” şeklinde yorumda bulundular.

STAR KIBRIS 23/10/10

 

 

UN invites Cyprus heads to a meeting in New York

By Stefanos Evripidou cyprus mail 23/10/10

 

Confusion prevails over whether meeting can be arranged

MIXED REPORTS doing the rounds yesterday left a cloud of confusion hanging over the question of whether the UN invited the two leaders for a tripartite meeting in New York or not, and whether President Demetris Christofias was the one who turned it down.

Earlier, Turkish Cypriot leader Dervis Eroglu told reporters that UN Secretary-General Ban Ki-moon invited both leaders to New York for a tripartite meeting during a phone call on Thursday.

Ban called both leaders that day to voice his concern at the “slow” pace of the talks, and urge them to achieve “concrete advances” on the property issue ahead of his progress report due on the talks next month. His concern at the slowness of the talks strongly hinted at UN concern that the property talks are going in circles.

Eroglu said he accepted the invitation to New York and that if Christofias did too then the meeting would take place there within 15 days.

Government spokesman Stefanos Stefanou yesterday acknowledged that the UNSG “sounded out the president during their telephone conversation about a meeting taking place in the next 15 days in New York”.

“As things stand it is not possible in the coming days for the president to travel to New York given his schedule. (He) travels to Brussels and then there is the official visit of the Syrian president to Cyprus,” said Stefanou.

Asked what Ban’s response was, he said: “The SG sounded out the president to see if there is such a possibility at this time. He understands that the schedule is heavy.”

Asked whether the issue would be raised in the future, Stefanou said “it was left vague”.

However, speaking from UN headquarters in New York, UN deputy spokesman Farhan Haq told reporters yesterday that “at this stage, there are no plans for a tripartite meeting between the Secretary-General and the Cypriot leaders, either in New York or elsewhere”.

He noted that Ban is leaving next week for Asia and “is going to have quite a number of travels during the coming three weeks”, adding, “So there is no plan for that”.

Speaking last night at a Ledra Palace event to celebrate 65 years of the UN, Christofias told the audience: “I want to assure you, because there is misinformation, that I hope the soonest possible to meet the Secretary-General and Mr Eroglu in New York.”

DISY leader Nicos Anastassiades yesterday called for a review of the “Cypriot ownership” of the talks so that Turkey could also participate in the talks to achieve progress.

Commenting on Ban’s concern at the “slow” pace of the talks, he said it was a “reminder which may be perceived as a ‘threat’.”

Regarding the talks, he said: “It is with grave concern that I have to report that the prospect of failure is not subsiding but, on the contrary, is now quite visible.”

Following a meeting in Athens, the Prime Ministers of Greece and Turkey, George Papandreou and Recep Tayyip Erdogan, yesterday expressed their intention to “contribute” towards moving forward and “away from stagnation” efforts to solve the Cyprus problem.

 

 

 

 

Rum basınından çarpıcı iddia

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı’nın yardımcısının bilgisayarında bulunan gizli belgelerin geçen yıl çalınarak Rum basınına sızdırılmasının arkasında Rum İstihbarat Teşkilatı'nın olduğu öne sürüldü.

AA

24 Ekim. 2010 Pazar NTV

LEFKOŞA - BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in yardımcısının bilgisayarından çalınan, yazışmalar ve görüşme notlarını içeren dosyalar, geçen yıl Rum Filleftheros gazetesinde yayımlanmış ve söz konusu yayınların ardından Rum tarafında Downer aleyhinde kampanya başlatılmıştı.

Rum Politis gazetesi, bilgi çalınması konusunda Rum İstihbarat Teşkilatı'nın (KİP) şüpheli olduğunu ve ''hırsızlıktan bir yıl sonra Rum hükümetinin hala net bir pozisyon almadığını'' yazdı.

Habere göre Rum yönetimi, geçen hafta, Aleksander Downer'in elektronik yazışmalarının içeriği konusunun Rum Meclisi Kurumlar Komitesi'nde görüşülmesini engellemek için büyük çaba harcadı, ancak Downer'e ait belgeler ilk kez çalındığında aynı hassasiyeti göstermedi.

''BM Genel Sekreterliği'nin, BM tarihindeki en büyük gizli belge çalınması olayında Rum yönetiminin parmağı olduğuna inandığını ve Kıbrıs müzakerelerinin başarısızlığa uğraması halinde diğer şeyler yanında bu olguları da, Rum tarafının kötü niyetine işaret etmek için değerlendireceğini'' yazan gazete, Rum yönetiminin, konunun Rum meclisinde görüşülmesini kapatmaya çalışmasının nedenlerinden birinin de bu ''tehlike'' olduğuna işaret etti.

Haberde, çalınan belgelerin içeriğinin, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas tarafından bizzat kullanıldığına işaret edildi.

BM EKİP GÖNDERDİ
BM uzmanlarından oluşan özel bir birimin Ekim 2009'da Rum tarafına giderek olayı araştırdığını kaydeden gazete, ''çok iyi bilgi sahibi'' kaynaklara dayanarak, bu uzmanların yaptığı saptamaları şu şekilde aktardı:

''-Bilgiler Kıbrıs'ta çalındı. Aleksander Downer'ın yardımcısının elektronik postasına 11 saldırı saptandı. Uzmanlar saldırıların yapıldığı (IP) adresleri ayıkladılar ve tamamının Kıbrıs'tan olduğunu gördüler.

-Kullanılan metot, toplamada çok basit, ancak icraatta çok uzmandı. Bilgisayar korsanları Downer'in yardımcısının elektronik postasının şifrelerini çaldılar. Daha sonra bu şifreleri kullanarak elektronik postasına ulaştılar ve bütün arşivini indirdiler. Bu istenmeyen ziyaretler Downer'in yardımcısının seyahatte olduğu zamanlarda yapıldı. Bu da bilgisayar korsanlarının, Downer'in yardımcısının programından ve hareketlerinden tam bilgi sahibi olduğunu ortaya koyuyor.

-Hırsızlık, Downer'ın yardımcısının kaldığı otelden yapıldı. Birleşmiş Milletler, bilgi vermek için kullanılan personelin kim olduğunu biliyor. Bu kişi belgelerin sızdırıldığının açıklanmasından hemen sonra ortadan kayboldu. BM uzmanları otelin 'business center' bilgisayarında, bu işler için gelişmiş yazılımı saptadı.''

Bütün bu olgulardan, hırsızlığın özel bir faaliyet değil devlet biriminin, açıkçası da KİP'in işi olduğu sonucuna varıldığına işaret eden gazete, ''Bütün bulgular, hırsızlığın yapıldığı adresler (IP adresleri) ile birlikte BM tarafından Hristofyas'a verildi ve araştırılması istendi. Hükümet, herhangi bir araştırma yapıp yapmadığını açıklamadı, BM'ye de herhangi bir bilgi vermedi'' diye yazdı.

ÇALINMA İKİNCİ TURLA BAŞLADI
Belgelerin çalınmasına, BM'nin çok daha aktif bir rol oynamasının beklendiği ikinci tur doğrudan müzakerelerin başladığı tarih olan 10 Eylül 2009'da başlandığına dikkati çeken gazete, ''sızma'' kaynağının BM merkezi olduğu izlenimi yaratmak için belgelerin, New York'tan haber olarak yayımlanacağı konusunda anlaşma yapılarak Fileleftheros gazetesine sızdırıldığını kaydetti.

Sızdırma haberlerde, ''BM'nin hakemlik oynadığı, ancak Hristofyas'ın direndiği'' mesajının verilmeye çalışıldığını savunan gazete, ''Sızdırmanın, belirli bir kişiyi etkilemek, diğerlerine şantaj yapmak, BM'nin müzakerelere aktif katılımını engellemek ve Aleksander Downer'ın itibarını zedelemek hedefini taşıdığı açıktı'' ifadelerine yer verdi.

RUM YÖNETİMİ ARAŞTIRMADI
Rum yönetiminin belge hırsızlığını araştırmadığını ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı'nı asla savunmadığını belirten gazete, aksine Hristofyas'ın, basın tarafından Downer aleyhine yeni bir saldırı turu başlatılması gerekçesini yarattığını yazdı.

Gazete, ''Mesele boyut kazanmaya başladığında Downer, Hristofyas'la görüşme talebinde bulundu ve kendisiyle sert bir görüşme yaptı. Kendisine, hırsızlığın Kıbrıs'ta yapıldığını ve devlet olarak bunu araştırmanın görevi olduğunu söyledi'' ifadelerini kullandı..

Downer'in Hristofyas'a müdahalesinden sonra Fileleftheros gazetesinin, binlercesi çalınan belgelerin hiç birini bir daha yayımlamadığı kaydedilen haberde, çalınan malzemenin 15 adet PDF dosyası şeklinde yaklaşık 6 bin 500 sayfadan oluştuğu ve bu belgelerin artık birçok yere sızdığı belirtildi.

Bu çalınan belgelere dayanılarak yazılan ''İşaretli Deste'' isimli bir de kitap yayımlandığı ifade edilen gazete haberinde, ''Hedef açıktır: yürütülmekte olan doğrudan müzakereler prosedürünün alaşağı edilmesi'' yorumuna yer verildi.

 

Gizli BM belgelerini Rum İstihbaratı mı çaldı?

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer'in yardımcısının bilgisayarında bulunan gizli belgelerin geçen yıl çalınarak Rum basınına sızdırılmasının arkasında Rum İstihbarat Teşkilatı'nın(KİP) olduğu öne sürüldü.

CNN TURK 24/10/10


Downer'in yardımcısının bilgisayarından çalınan, yazışmalar ve görüşme notlarını içeren dosyalar, geçen yıl Rum Filleftheros gazetesinde yayımlanmış ve söz konusu yayınların ardından Rum tarafında Downer aleyhinde kampanya başlatılmıştı.

Rum Politis gazetesi, bilgi çalınması konusunda KİP'in şüpheli olduğunu ve "hırsızlıktan bir yıl sonra Rum hükümetinin hala net bir pozisyon almadığını" yazdı.

Habere göre Rum yönetimi, geçen hafta, Aleksander Downer'in elektronikyazışmalarının içeriği konusunun Rum Meclisi Kurumlar Komitesi'nde görüşülmesini engellemek için büyük çaba harcadı, ancak Downer'e ait belgeler ilk kez çalındığında aynı hassasiyeti göstermedi.

"BM Genel Sekreterliği'nin, BM tarihindeki en büyük gizli belge çalınması olayında Rum yönetiminin parmağı olduğuna inandığını ve Kıbrıs müzakerelerinin başarısızlığa uğraması halinde diğer şeyler yanında bu olgularıda, Rum tarafının kötü niyetine işaret etmek için değerlendireceğini" yazan gazete, Rum yönetiminin, konunun Rum meclisinde görüşülmesini kapatmayaçalışmasının nedenlerinden birinin de bu "tehlike" olduğuna işaret etti.

Haberde, çalınan belgelerin içeriğinin, Kıbrıs Rum yönetimi lideriDimitris Hristofyas tarafından bizzat kullanıldığına işaret edildi.

BM ekip gönderdi

BM uzmanlarından oluşan özel bir birimin Ekim 2009'da Rum tarafına giderek olayı araştırdığını kaydeden gazete, "çok iyi bilgi sahibi" kaynaklaradayanarak, bu uzmanların yaptığı saptamaları şu şekilde aktardı:"

- Bilgiler Kıbrıs'ta çalındı. Aleksander Downer'ın yardımcısınınelektronik postasına 11 saldırı saptandı. Uzmanlar saldırıların yapıldığı (IP) adresleri ayıkladılar ve tamamının Kıbrıs'tan olduğunu gördüler.

-Kullanılan metot, toplamada çok basit, ancak icraatta çok uzmandı.Bilgisayar korsanları Downer'in yardımcısının elektronik postasının şifrelerini çaldılar. Daha sonra bu şifreleri kullanarak elektronik postasına ulaştılar vebütün arşivini indirdiler. Bu istenmeyen ziyaretler Downer'in yardımcıs&#