Rum halkını korkutuyor

Başpiskopos Hrisostomos, Federasyon girişimlerini bertaraf etmeyi amaçlayan kitaptan 10 bin adet satın aldı.

Güney Kıbrıs’ta dua etmekten daha çok siyasetle ilgilenen Başpiskopos’a, ülkenin iki büyük partisinden sert tepki geldi. Ana muhalefet DİSİ, Başpiskopos’un aşırılıklara son vermesini istedi. Kolaisyon hükümetinin büyük ortağı komünist AKEL ise “İnananların Kilise’ye verdiği paraları, isteyen istediği biçimde kullanamaz” dedi.
   Başpiskopos II. Hrisostomos’un, Rum Merkez Bankası eski yöneticisi Hristodulos Hristodulu’nun yazmış olduğu, “Federasyon, Annan Planı ve Yeni Çözüm Planının Gebe Olduğu Ekonomi” isimli kitaptan 10 bin baskı satın alıp kiliselere dağıtmasına AKEL ve DİSİ’den tepki geldi.
   Fileleftheros gazetesinin haberine göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu konuya ilişkin yaptığı açıklamada, partisinin Hrisostomos’un görüşleriyle ters düştüğünü kaydederek, Başpiskopus’un, Hristodulu’nun kitabından 10 bin baskı satın alarak kiliselere dağıtmasını eleştirdi.
   Kitapları bedava dağıtmanın Hrisostomos’un hakkı olduğunu bildiğini belirten Kiprianu, buna rağmen ahlaki düzen konusunu gündeme getirerek; “İnananların Kilise’ye verdiği paraları, isteyen istediği biçimde kullanamaz” dedi.
   Kiprianu, bu gibi hareketlerin daha dikkatli biçimde düşünülerek yapılması gerektiğini kaydetti.
   Gazeteye göre, DİSİ Meclis Grubu Sözcüsü Hristos Purguridis ise, Hrisostomos’u sert biçimde eleştirerek, Rum Meclisi’ne Kilise bütçesinde keyfi ve aşırı harcamalar yapılmasını kısıtlayıcı önlemler alması çağrısında bulundu.
   Hrisostomos’un yetkilerini kötüye kullandığını ifade eden Purguridis, Hrisostomos’un sarf ettiği sözler ve gerçekleştirdiği eylemlerle, Kilise cemaatinin büyük bir kısmının duygularını kışkırttığını kaydetti.
   Purguridis, Başpiskopos’un bu aşırılıklarına bir son vermesi gerektiğini söyledi.

KIBRIS 01/01/10

 

Bu olay aydınlatılmalı

Mağusa ve Beyarmudu, bebek kaçakçılığı iddiasıyla çalkalanıyor.

Gazimağusa’da özel bir klinikte dünyaya gelen bir bebeğin, Beyarmudu’nda sakin bir karı - kocaya satılmak istendiği iddia edildi. Mağusa ve Beyarmudu “kaçak bebek” olayı ile çalkalanırken, bebeğin 35 bin TL karşılığı bir aile satıldığı yönündeki iddiaların polis tarafından aydınlatılması bekleniyor.
   Bebeği doğuran annenin kimliği açıklanmadı ancak annenin “bebek satışından” 15 bin TL, bir doktorun ve bir aracının da 10’ar bin TL talep ettikleri ileri sürüldü.
   Türk Ajansı Kıbrıs (TAK), dünkü haber bülteninde, “Gazimağusa’da bir doğum kliniğinde terk edilmiş yeni doğmuş çocuk, gayri yasal yollardan evlatlık verilmek istendi” denildi.
   Polisin açıklamasına göre, isim ve soy isminin baş harfleri Ö.E. olan 53 yaşındaki erkek bir doktor, doğum kliniğinde meçhul bir bayan tarafından doğum yapıldıktan sonra orada bırakılan bir erkek bebeği, Sosyal Hizmetler Dairesine bilgi vermeyip evlat edinmelerini sağlamak amacıyla yetkisi olmadığı halde, M.B. (E-42) ve A.B’ye(K-40) vererek evlat edindirme yasasına aykırı harekette bulundu. Söz konusu şahıslar hakkında yasal işlem başlatan polisin soruşturması devam ediyor.

Muhabirlerimize konuşmak istemediler

   KIBRIS Muhabirleri Ergül Ernur, Emre Diner ve Ergün Yahat dün Mağusa ve Beyarmudu’nda konuyla ilgili araştırma yaptı.
   Mağusa’da bebeğin dünyaya geldiği kliniğin kapalı olduğu saptandı. Tüm uğraşlara rağmen, doktor Ö.E.’ye ulaşamayan muhabirlerimiz, Beyarmudu’nda, Büyük Britanya Üsler bölgesinde, M.B. ve A.B.’nin evine gitti. M.B. olduğu tahmin edilen bir kişi, muhabirlerimize, “herhangi bir açıklama yapmayacağız, isterseniz avukatımızı bulup onunla konuşun” dedi.

Polis kliniği kapattı, doktor kayıp

   Mağusa’daki kliniğin polis tarafından kapatıldığı ve Ö.E. rumuzlu doktorun da sorgulandığı belirlendi.
   Çok güvenilir bir kaynak, KIBRIS muhabirlerine, bebeğin Beyarmudu’ndaki aileye 35 bin TL’ye satılmak istendiğini anlattı. İddialara göre, “bebek satışına” aracılık eden bir kişi ile doktor Ö.E. “satış” işinden 10’ar bin TL alacaktı. Bebeği doğuran ve kimliği belirlenemeyen ancak Beyarmudu’nda ikamet ettiği öne sürülen anne ise aynı “ticaret” işleminden 15 bin TL kazanacaktı.
   Polis kaynakları, olayın çok yönlü olarak araştırıldığını belirtirken, Gazimağusa Sosyal Hizmetler Dairesi yetkililerinin, Beyarmudu’nda olduğu tahmin edilen bebeği alıp, Gazimağusa Devlet Hastanesi’ne götürecekleri öne sürüldü. Dün akşam saatlerine kadar Beyarmudu köyünde böyle bir gelişme olmadı. Gazetemiz baskıya hazırlandığı akşam saatlerinde, Gazimağusa Hastanesi’ne de bir bebeğin getirilmediği saptandı.

KIBRIS 01/01/10

 

 

HEDEF 2010’U BARIŞ YILI YAPMAK

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çözümsüzlüğün artık sürdürülebilir bir durum olmadığına işaret ederek, 2009 için öngörülen Kıbrıs sorununun çözümünün 2010’da elde edilmesi için hızlandırılmış, yoğun müzakerelerde bulunacaklarını söyledi.
Talat, Kıbrıs Türk tarafının ulusal politikasının, “çözümsüzlüğün sürdürülmemesi” olduğunu belirterek, bu politikanın Türkiye Cumhuriyeti’nin de kararı olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, TAK ve BRT’ye yaptığı açıklamada, 2009’un değerlendirmesini yapıp, 2010’a ilişkin beklentilerini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, acısıyla, tatlısıyla güzel geçen 2009’un Kıbrıs sorunu müzakerelerinin devam ettiği ve sorunun sonlandırılacağı “çözüm” yılı olarak öngörüldüğünü, ancak bunu sağlamanın mümkün olmadığını söyledi.
Birinci turu tamamlanan müzakerelerde bütün konuların gözden geçirildiğini ve hangi konularda uzlaşıldığı, hangilerinde uzak olunduğu tespiti yapıldığını kaydeden Talat, yapılan çalışmalarda yeni görüşler de ortaya konulduğunu belirtti.

“DAHA YOĞUN BİR MÜZAKERE ÖNGÖRÜYORUZ”
Talat, 2010 başında hızlandırılmış bir müzakere süreci ve oldukça ilerleme sağlanan “Yönetim ve Güç Paylaşımı”, “Ekonomi” ve “AB ile ilişkiler” başlıklarında daha yoğun bir müzakere öngördüklerini söyledi. Türk tarafının, daha fazla yakınlaşma çabasının ortaya konulacağı yoğunlaştırılmış müzakerelerde ele alınacak 3 başlığın kapanması hedefiyle çalışacağını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, “2009 yılını yoğun bir çalışmayla tamamlayıp, 2010’a büyük ve yeni umutlarla giriyoruz. Hedefimiz; 2010 yılını bir barış, çözüm yılı yapmaktır. Yılbaşında yoğunlaştırılmış müzakereler kesin sonuç verir ya da vermez, Kıbrıs sorunu mutlak surette çözüme kavuşacaktır. Kavuşturulmalıdır ve mutlaka kavuşacaktır” dedi.

“KOŞULLAR ÇÖZÜMÜ GEREKLİ KILIYOR”
Koşulların Kıbrıs sorununun çözümünü gerekli kıldığına işaret eden Talat, “Kıbrıs, teorik de olsa AB’dedir. Ada bölünmüştür. Türkiye AB üyeliği süreci yaşamaktadır. Yunanistan AB’dedir. Bu nedenle Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü artık sürdürülebilir bir durum değil” şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının ulusal politikasının, “çözümsüzlüğün sürdürülmemesi” olduğunu ve bu politikanın Türkiye Cumhuriyeti’nin her düzeydeki kurumlarının kararı olduğunu söyledi.
Talat, “Türk tarafı olarak 2010 yılını erken bir zamanda çözüm yılı haline getirmek hedefimizdir. Bunu istiyor ve bunu amaçlıyoruz” dedi.

“ULUSLARARASI YARDIMA İHTİYACIMIZ OLDUĞUNU ORTAYA KOYDUK”--
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sadece müzakerelerle geçmeyen 2009’da çok önemli gelişmeler yaşandığını söyledi.
Talat, ABD Başkanı Barrack Obama’nın görevine başladığı 2009’da, önemli bir değişim motivasyonu olan bu seçimin dünyada önemli umutların doğmasına neden olduğunu kaydetti.
2009 yılı boyunca çok sayıda uluslararası temas yaptığını söyleyen Cumhurbaşkanı Talat, aralarında ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ve İngiltere Başbakanı Gordon Brown’ın da bulunduğu çok sayıda uluslararası temas gerçekleştirdiğini belirtti.
Talat, “Kıbrıs Türkü’nün görüşlerini, çözüme bağlılığını ve kararlılığını ortaya koyduk. Uluslararası alanda yardıma ihtiyacımız olduğunu ve bu yardımı ancak uluslararası aktörlerin sağlayabileceğini ortaya koyduk” dedi.
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile de görüşme imkanı bulduğunu ve görüşlerini aktardığını kaydeden Talat, BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde devam eden müzakereler açısından bu temasların büyük önem taşıdığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, ülkede de çok önemli olayların yaşandığı, birçok sorunun ortaya çıktığı 2009’da bir seçim meydana geldiğini ve hükümetin değiştiğini belirtti.

“2010’DAN ÇOK ŞEY BEKLİYORUZ”
2010’dan çok şey beklediklerini kaydeden Talat, en başta Kıbrıs sorununun çözümünü beklediklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
“Halkımızın sorunlarının çözümünü bekliyoruz. Bir süredir küresel krizin etkisiyle ciddi sıkıntılar yaşayan ekonomimizin daha iyi noktaya gelebilmesi için bazı gelişmeler umut ediyoruz.
2010 yılının tüm Kıbrıslı Türklere, tüm Kıbrıslı Rumlara, Türkiye halkına, tüm bölge insanına ve dünya halklarına barış ve mutluluk getirmesini diliyorum”

STAR KIBRIS 01/01/10

 

TALAT’I TOPA TUTTULAR

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın “The Daily Telegraph” isimli İngiliz gazetesine verdiği mülakatta söylediklerinin Rum siyasi camiasında sert tepkilere neden olduğu belirtildi.

Simerini Gazetesi “Talat’a Yanıt Veriyorlar... Hristofyas’a Meydan Okuyorlar” başlığıyla verdiği haberde, Rum siyaset dünyasının, Cumhurbaşkanı Talat’ın; “Türkiye’nin oluru olmadan Kıbrıs sorununa özüm bulunamayacağı ve ocak ayında yapılacak yoğunlaştırılmış görüşmelerde hemen ve özlü ilerleme olmaması halinde müzakereler prosedürünün tamamen yıkılma tehlikesinde olduğu” sözlerine tepki gösterdiğini yazdı.
AKEL, DİSİ, DİKO ve EDEK’in Cumhurbaşkanı Talat’ın sözlerine; parti basın sözcülerinin bu gazeteye yaptığı açıklamalarıyla yanıt verdiğini belirten gazete şunları yazdı:

Anahtar Ankara’da

“Kıbrıslı Türk liderin dikkatini, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelerde muhtemel bir ilerlemenin tamamen ve yalnızca kendisine bağlı olduğuna çektiler. Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümündeki rolü konusunda ise çözüm anahtarının Ankara’da olduğuna işgal gücü olarak Türkiye’ye Kıbrıs’ta sorumluluklarını üstlenmesi için baskı yapılması gerektiğini söylediler.
Tepkili dört partinin, Türk sorumlulukları konusunda ortak noktada buluşmasına rağmen; (DİKO ve EDEK) çözümün kökeni, (DİSİ, DİKO, EDEK) ise müzakerelerin yoğunlaştırılması konusunda Başkan Hristofyas’ın politikalarını eleştirmekten çekinmediler ve son dönemde Kıbrıs sorununda olup bitenlerin, duydukları endişeleri doğruladığını savundular.

‘Biz de öyle diyoruz’

DİSİ Basın Sözcüsü H.Georgiadis, Mehmet Ali Talat’ın, yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk aşamasında ilerleme olmaması halinde müzakerelerin çökebileceği değerlendirmesini yorumlarken, kendilerinin değerlendirmesinin de bu olduğuna işaret ederek ‘Ancak biz, müzakerelerde şekillenen duruma Kıbrıslı Türk lider açısından, karşı cepheden bir saptama yapıyoruz’ dedi. Georgiadis, Nikos Anastasiadis’in bu nedenle müzakerelerin gidişatından büyük bir endişe belirttiğine işaret ederek; ‘başlıkların yarısının görüşüleceğine ve Türklerin nisan ayından sonra bu konularda özlü tavizler vermesi gerektiğine atıfta bulunulması, yoğunlaştırılmış müzakerelerin ve bütün prosedürün perspektifleri konusunda ciddi endişeler gündeme getiriyor’ ifadesini kullandı.
Gelişmelerin, çıkmaz tehlikesinin büyük olduğunu gösterdiğine işaret eden Georgiadis, DİSİ’nin endişesinin ana unsurunun, Mehmet Ali Talat’ın müzakerelerde takınacağı tavır olduğunu da söyledi.
Kıbrıslı Türk liderin, Türkiye’nin, kendi milli çıkarını gözetmeyecek bir çözümü asla kabul etmeyeceği uyarısına da değinen Georgiadis, Türkiye’nin oynayacak belirleyici bir rolü olduğunu belirterek ‘Ancak soru, AB üyelik müzakerelerinin de ışığı altında kendi malum çıkarlarını mı yoksa Kıbrıslı Türk ve Rum, Kıbrıs’ın sakinlerinin çıkarlarını mı dikkate alacağıdır’ dedi.

Bizi teyit ediyor

DİKO Basın sözcüsü Fotis Fotiu ‘Talat’ın açıklaması bir süredir DİKO olarak söylediklerimizi, yani; müzakerelere Türk uzlaşmazlığını ve Ankara’nın gerçek niyetlerini ortaya koyabilecek başlıklardan başlamamız gerektiğini teyit ediyor’ dedi. Böyle bir şeyin kendileri için müzakerelerin özlü bir sonucunu teşkil edeceğine işaret eden Fotiu, ocak ayında başlayacak yoğunlaştırılmış müzakereler çerçevesinde ilerleme kaydedilse de Türk uzlaşmazlığının şirin gösterilmesinden ve Ankara’nın sorumluluklarından arındırılmasından başka bir şeye yaramayacağını belirtti.
Türkiye’nin, sorunun hallindeki rolüne de değinen Fotiu sözlerini şöyle sürdürdü:
‘Sayın Talat, ‘çözümün Kıbrıslılara Kıbrıslılar tarafından geleceği’ tezini destekleyenleri kendisi yalanlıyor. Biz, Kıbrıs sorununun çözümünün Talat’ın veya herhangi başka bir Kıbrıslı Türk liderin meselesi olmadığını, karar alma merkezinin Türkiye ve Türk derin devleti olduğunu söylemeye devam edeceğiz.’

‘Sonuç Talat’a bağlıdır’

AKEL Basın Sözcüsü Stavros Evagoru, ‘müzakerelerden sonuç çıkması Sayın Talat’ın kendisine bağlıdır’ dedi. Evagoru, Kıbrıs Türk tarafının müzakere masasına koyduğu tezlerin ve sorunun çözümü konusunda göstereceği iradenin, ocak ayında başlayacak müzakerelerin yoğunlaştırılmış aşamasında özlü ilerleme kaydedilip kaydedilmeyeceğini belirleyeceğini söyledi.
Talat’ın, hiçbir Türk hükümetinin, kendi milli çıkarlarını gözetmeyen bir çözüme rıza göstermesinin beklenmemesi gerektiği sözlerini de yorumlayan Evagoru şunları söyledi:
‘Elbette çözümün anahtarı Ankara’nın elindedir, ancak bizim tarafın ve Başkan Hristofyas’ın müzakerelerdeki çabası, çözümün dıştan dayatma olmaması, Kıbrıslılardan gelmesi yönündedir. Bu itibarla Kıbrıs sorununun bir de uluslar arası yönü vardır ve uluslar arası camia, işgal kuvveti olarak Türkiye’ye, Kıbrıs’taki sorumluluklarını üstlenmesi yönünde baskı yapmalıdır.’”

STAR KIBRIS 01/01/10

 

Archbishop: we ignore dictatorship threats

By George Psyllides Published on January 1, 2010

ARCHBISHOP Chrysostomos yesterday appeared defiant in the face of criticism over his political comments and actions.
Chrysostomos found himself under heavy fire on Wednesday over the purchase of 10,000 copies of a book written by former Central Bank Governor Christodoulos Christodoulou on the cost of a solution of the Cyprus problem, which were distributed through churches.
The Archbishop said he wanted people to be informed of the hardship awaiting them after a federal solution.
DISY lawmaker Christos Pourgourides accused the primate of squandering Church property and suggested the money be given to those in need instead.
Pourgourides said Church property should be put under the scrutiny of an independent elected body “to put an end to the arbitrary acts and abuse of Church finances.”
Chrysostomos said as a deputy Pourgourides can propose a change of the constitution.
“It is not the first time they did it. They can do it again and can also impose a dictatorship,” the Archbishop said.
He pointed out that through its long history the Church has survived many dictatorships, many atheist emperors, who put pressure on it.
But it survived because it is not a human structure but a divine creation, Chrysostomos said.
“That is why we ignore all those threats and if need be we will give all the Church property … for the salvation of the country,” he said. “Mr. Pourgourides cannot tell us we squander the Church property.”
Chrysostomos said the Church gave €1.5 million more than last year, despite the economic crisis, to the needy.
The author of the book said in reality his writings reveal in an “objective and substantiated manner” that both the Annan plan and the ongoing talks, which are based on the provisions of the said plan, lead to a dysfunctional and non-viable solution.
“They lead to a solution, that if accepted, we spell the destruction of the Cypriot economy,” Christodoulou said.
He said Pourgourides was insincere and acted with prejudice guided by his support of the Annan plan.
Christodoulou said his book had cost the Church two euros each “which does not even cover the cost of printing.”
“The people must be informed because it is about their history, survival and the future of their children,” Christodoulou said.

Cyprus Mail

 

Christofias appeals for unity in New Year message

By George Psyllides Published on January 1, 2010

PRESIDENT Demetris Christofias yesterday appealed for unity on the domestic front that would assist in reaching a solution of the Cyprus problem.
In his New Year’s message, Christofias said unity on the domestic front was as necessary to finding a solution as the Turkish side showing good will.
“We are sorry to observe that the level of unity that exists does not satisfy us,” the President said.
Christofias called for an end to disputing the bizonal, bicommunal federation as the form of a potential solution “irrespective of the pretexts.”
“Commitment to this solution, which the Greek Cypriot side has assumed since 1977 and all presidents of the Republic of Cyprus have honoured since, is the minimum basis for building unity.”
Unity necessitates the termination of scare-mongering and spreading various scenarios for a supposed interim agreement and the existence of a prepared plan that would be imposed on the people, Christofias said.
He urged the people not to listen to such rumours and remain calm.
 Christofias wished all Cypriots happy New Year that would bring to the country lasting peace and prosperity.
“To succeed in enjoying the fruit of permanent peace … it is necessary to find a solution to the Cyprus problem,” Christofias said.
The Greek and Turkish Cypriot communities have been engaged in direct talks for the past 16 months but “unfortunately I cannot say we are close to a solution,” he added.
The president said there is a difference in views in some aspects while some issues have not been sufficiently discussed.
“However, progress has been achieved, even if it was below our expectations,” Christofias said.
He said the talks were difficult but patience and realism was necessary as well as persistence to principles in order to reach a solution.
“We negotiate with the Turkish Cypriot community to achieve a compromising, mutually acceptable solution,” the President said. “I want to assure that the difficulties in the negotiations do not frighten us. They make us more tenacious to continue the efforts, always consistent with the principles of solution of the Cyprus problem.”
Christofias said the New Year finds Cyprus struggling with the negative effects of the global economic crisis.
He said collective effort from all the political forces and social partners was necessary at this time to tackle the effects and exit the crisis.
“Irrespective of the difficulties I want to assure that we will continue with the implementation of the ambitious program of our administration for the strengthening of the social state, promoting development and bolstering the mixed economy,” Christofias said.

CYPRUS MAIL 01/01/10

 

OCAK’TA AL-VER YOK’

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Ocak ayında başlayacak yoğunlaştırılmış müzakerelerin “bir al-ver süreci olmayacağını” ve gelinen noktanın çözüme yakın olmadığını söyledi

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Ocak ayında başlayacak yoğunlaştırılmış müzakerelerin
“bir al-ver süreci olmayacağını, al ver süreci olabilmesi için Kıbrıs sorununun tüm başlıklarının ele alınarak bütünlüklü bir görünümün elde edilmesi” gerektiğini söyledi.
Haravgi Gazetesi’ne özel mülakat veren Hristofiyas; iç siyaset ve İspanya’nın AB Dönem Başkanlığı’nı üstlenmesi konularındaki görüşlerini dile getirdi.
Hristofyas söyleşisinde yoğunlaştırılmış müzakerelerin bir al-ver süreci olmadığını, bunu Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la gerçekleştirdiği son görüşmede de net bir biçimde ifade ettiğini belirtti.

Bütünlüklü imaj oluştuğu zaman

Al-ver sürecinin, her iki tarafın Kıbrıs sorunundaki tezlerine ilişkin bütünlüklü bir imaj oluştuğu zaman işe yarayabileceğini savunan Hristofyas, “Henüz Toprak konusuna değinmedik, bugüne kadarki müzakerelerde taraflar arasında büyük görüş ayrılığı olduğu izlenimi olsa da Güvenlik konusuna da derinlemesine girmedik” şeklinde konuştu.
Hristofyas, Mülkiyet konusundaki müzakerelerin de henüz beklemede olduğunu ve bu konuda da önemli görüş ayrılıklarının bulunduğunu kaydetti.
Vatandaşlık ve Göç konularının, dolayısıyla “yerleşiklerin” (T.C kökenli vatandaşlar) yakın geçmişteki 3 görüşmede ele alındığı söyleyen Hristofyas, taraflar arasında bu konunun çözümünde de büyük felsefe ayrılığı bulunduğunu belirtti.
Hristofyas “Görüş ayrılıkları not ediliyor... Ancak Sayın Talat tezinde ısrar ederse, anladığınız üzere çıkmaza gireriz” şeklinde konuştu.

Yoğunlaştırılmış son değil

Hristofyas bir soruya karşılık, yoğunlaştırılmış müzakerelerin Kıbrıs sorunu müzakerelerinin sonu olmadığını, ayrıca Kıbrıs sorununun Ocak ayında çözülmesinin de mümkün olmadığını belirtti.
Yoğunlaştırılmış müzakerelerin hedefinin, Yönetim, Ekonomi ve AB başlıklarında daha fazla görüş birliği, hatta mümkünse tam uzlaşı sağlanması, ayrıca Mülkiyet konusunun da daha derinlemesine ele alınması olduğunu söyleyen Hristofyas, bir ara anlaşmanın imzalanacağı ya da hazır bir planın sunulacağına ilişkin iddiaları da kesin bir dille yalanladı.
Sıkı takvimleri ve hakemliği kabul etmeyeceklerini bir kez daha vurgulayan Hristofyas, Rum iç siyasi dünyasına da, kendisine güven duyması çağrısında bulundu.
Hristofyas, yoğunlaştırılmış müzakerelere iyi niyet ve uzlaşı bulma hedefiyle katılacaklarını, Kıbrıs Türk tarafından da aynı iyi niyeti görmeyi umut ettiklerini belirtti.

Talat konfederasyon istemedi

Kıbrıs Türk tarafının yoğunlaştırılmış müzakerelerde Kıbrıs Rum tarafının görüşlerine yakınlaşacak ve “konfederasyon istemediğini kanıtlayacak” tezler sunmasını bekleyip beklemediği şeklindeki bir soru üzerine ise Hristofyas, kendisinin Talat’ın müzakerecisi olduğu Kıbrıs Türk tarafının konfederasyon istediği şeklinde bir şeyi hiçbir zaman söylemediğini belirtti.
Hristofyas, Kıbrıs sorununun bazı konularında, “konfederasyon koktukları için kendilerinin kabul edemeyeceği tezlerin ortaya konduğunun gerçek olduğunu, ancak genel anlamda Talat’ın müzakerelerde ortaya koyduğu anlayışın konfederasyon olmadığını” ifade etti.
Hristofyas; Kıbrıs Türk tarafının tüm tezlerinin kabul edilmesi durumunda devletin fonksiyonelliğinde sorunlar yaşanacağını da savundu.

Seçim süreci etkileyecektir

KKTC’de gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sorulması üzerine ise Hristofyas, seçim
sürecinin müzakereleri etkilediğinin kesin olduğunu belirtti ve bu etkinin “olumlu olmadığını” ileri sürdü.
Hristofyas söyleşisinde AB Dönem Başkanlığını üstlenecek olan İspanya’ya ilişkin değerlendirmelerde de bulundu.
Noel tatilini Güney Kıbrıs’ta geçiren ve Hristofyas’la da görüşen İspanya Başbakanı Jose Zapatero’nun müzakereleri memnunlukla karşıladığını hatırlatan Hristofyas, İspanya’nın Güney Kıbrıs’ın tezlerine saygı duyduğunu ve kendilerine yönelik herhangi bir baskı beklemediklerini dile getirdi.
Hristofyas ayrıca, İspanya’nın Türkiye’nin AB sürecine ilişkin tutumunun; Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiği şeklinde olduğunu da savundu.

Çözüme yakın değiliz

Öte yandan gazeteler, Hristofyas’ın kamuoyuna yayınladığı Yeni Yıl mesajında, federasyon çözümüne yönelik şüphelere son verilmesini talep ederken, Kıbrıs sorununda çözüme yakın olunmadığını söylediğini yazdılar.
Politis’in haberine göre de Hristofyas yayımladığı mesajında, “Taraflar arasında Kıbrıs sorununun çeşitli konularında görüş ayrılıkları bulunduğunu, bazı konuların ise bu görüş ayrılıkları sebebiyle yeterince görüşülemediğini, bu yüzden de sorunun çözümüne yakın olunmadığını” savundu.
“Müzakerelerin beklendiği gibi zor olduğunu, beklenen ilerlemenin gerçekleşmediğini” ifade eden Hristofyas, müzakerelerin başarıya ulaşması için “Kıbrıs Türk tarafının iyi niyet göstermesi” gerektiğini iddia etti, ayrıca içte de birlik çağrısı yaptı.
Hristofyas ayrıca, Kıbrıslı Rumlara iki toplumlu, iki kesimli federasyon hakkındaki şüphelere son vermeleri ve bir ara anlaşma ya da empoze anlaşma olacağı konusunda endişe etmemeleri çağrısında da bulundu.

STAR KIBRIS 02/01/10

 

GÜNEYDE ‘ORDU’ MUHTIRASI

   

RMMO’dan Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’a “Ordu çözümden sonra da olsun”

RMMO’nun, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’a “Ordu çözümden sonra da olsun” muhtırası verdiği bildirildi
Simerini Gazetesi; “Milli Muhafız Ordusu’nun Muhtırası Başkan Hristofyas’ın Elinde... Ordunun, Çözümden Sonra İdame Ettirilmesinin Gereği Vurgulanıyor” başlıklı haberinde RMMO Genel Kurmaylığı’nın, RMMO’nun Kıbrıs’ın geleceğinden duyduğu kaygıyı Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a bir muhtırayla ilettiğini bildirdi.
Güvenilir kaynaklarına dayandırdığı haberinde söz konusu muhtırada “silahlı kuvvetlerin” Kıbrıs sorununun çözümünden sonra da idame ettirilmesinin “gereğine” vurgu yapıldığını yazan gazete, Hristofyas’ın muhtırada yer alan endişeleri birinci elden bildiğini ve gerek yabancılarla temaslarında gerek müzakere masasında güvenlik konularını buna göre yönettiğini kaydetti, özetle şunları yazdı:

Her halükarda silahlı kuvvetler

“Üst rütbeli kurmaylar, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin her halükarda silahlı kuvvetlerini idame ettirmesi gerektiğini, çünkü büyük tehlikelerde ve kaygan zeminde olan bir bölgede başka türlüsünü yapamayacağını vurguladılar. Güney Kıbrıs’ın AB içerisindeki ihtiyaçlarının, kara, hava ve deniz silahlı kuvvetlerini idame ettirmesini zaruri kıldığını, yapılan kamuoyu araştırmalarından çıkan sonuçların, bunu halkın da istediğini ortaya koyduğunu kaydettiler.
Milli Muhafız Ordusu Komutanı Korgeneral Petros Çalikidis gazetemize, Türk kuvvetlerinin saldırı düzenlerini yorumlarken; Türkiye’nin stratejik hedefinin her zaman, şartların elvermesi halinde Kıbrıs’ı tamamen almak olduğunu söyledi.

Bizim işimiz cydırıcılık

‘Bizim işimiz; rakiplerin her türlü planına karşı caydırıcılık işlevi görebilmesi için orduyu mükemmel şekilde hazırlamak ve eğitmektir’ diyen Çalikidis, halkı sakinleştirmek için; ordunun savaş kabiliyetine ve Atilla’nın süper güçlerine karşı yeterli caydırıcılığa sahip olması amacıyla gerekenin yapıldığını söylemekle yetindi.
Yunanistan’la ilişkilerimiz konusunda ise; gündelik olarak karşılıklı iletişim olduğunu söyledi.
Savunma Bakanı Kostas Papakostas da gazetemize; zaman zaman olumsuz eleştiri alınmasına rağmen ordumuzun yapısını geliştirmeye sessiz sedasız devam ettiğini söyledi. Reorganizasyonun sessiz sedasız ilerlemekte olduğunu ve yeterli personeli olmayan küçük birliklerin çok daha iyi koordinasyon sağlanması amacıyla başka birliklerle birleştirildiğini anlatan Papakostas, silahlanma konusunda da, mevcut ekonomik kriz içerisinde; Milli Muhafız Ordusu’nun çoğu sorununu çözecek 200 milyon Euro’luk bir silahlanma programları olduğunun altını çizdi.

15 bin kadın ve erkek asker

Uçar imkanlar ile taşıma araçlarının, satın alımlarımızın çok önemli bir bölümünü oluşturduğu izahında bulunan Bakan, 15 bin kadın ve erkek askerimizin olabildiğince çok caydırıcılık kabiliyetine sahip olması için askerlerin psikolojisiyle ilgili de çalışma yaptıklarını açıkladı.”

STAR KIBRIS 02/01/10

 

Observer: "İstanbul mutlaka görülmeli"

İngiliz Observer gazetesi, okuyucularına İstanbul'u, "bu yıl mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri" olarak tanıttı.


Gazetenin yazarı Barbara Ellen, bugünkü sayıda yer alan makalede, İstanbul'a yaptığı seyahatten söz etti.

"İstanbul: Sultanlar ve Boğaz Kenarında Alışveriş" başlıklı makalede, "Müslüman ve Batı dostu, iki kıtayı birleştiren ve yüzyıllardır kültürleri barındıran, camileri, Osmanlı sarayları, hamamları ve pazarlarıyla, İstanbul modern dünyadaki gururlu yerini alıyor" ifadelerine yer verildi.

Gazetenin yazarı, "İnançların ve kıtaların arasında denge olan İstanbul 2010 kültür başkentinin, bu yıl mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri olduğunu" yazdı

CNN  TURK 03/01/10

 

 

PİLE KEŞMEKEŞİ!

 

   

Haluk DOĞANDOR

Beyarmudu köylüsü Kafa ailesinin, dede mirası Pile Larnaka yolu üzerinde bulunan 20 dönüm arazisi Rum emlakçının kıskacında. Kafa ailesi arazisini ne satabiliyor, ne de kullanabiliyor

Arazilerini satışa çıkaran Kafa ailesi, araziye talip olan Patrocklos emlak şirketinin oyununa geldiğini iddia ediyor. İddiaya göre şirket, dönümü 45 bin Kıbrıs Lirası’na anlaştığı Kafa ailesine 10 bin Kıbrıs Lirası kapora verdi.
Kafa ailesi bundan sonraki süreçte oyuna geldiklerini fark etti. Çünkü kapora kağıdında tarih belirtmeyen şirket, 4 yıl boyunca Kafa ailesini oyalayarak, satışı bir türlü gerçekleştirmedi. Şirkete kaporasını iade eden Kafa ailesi, şirketle bağını koparmak istedi.

Bunun üzerine harekete geçen şirket yetkilileri, ‘süresiz kaparo parasını iade ettikleri ve satıştan vazgeçtikleri’ gerekçesiyle aile aleyhine Larnaka Mahkemesinde dava açarak, arazinin satışını ve kullanımını engelledi. Kafa ailesi şimdi yetkililerden yardım bekliyor.
STAR KIBRIS’ı arayan Gürsel Kafa, Rum emlak şirketi Patrocklos şirketinin aracı göndererek kendilerini nasıl tehdit ettiğini anlattı:

ARAZİ DEDEDEN KALMA

“Babamız hayattayken Pile-Larnaka yolu üzerinde bulunan arazimiz üzerinde bir iş kurup, bir şeyler yapmak istedik, herkes gibi. Ancak Rumlar hatta Pile’de yaşayan Türkler dahi bize karşı çıktılar. Daha sonra Beyarmudu’nda bir Barış Gücü askeri babamı ağılda çalışırken vurdu öldürdü. Tüm bu olaylardan sonra biz oradan soğuduk. Aile olarak dedemizden kalma bu araziyi satma kararı aldık.

PİLE’DEKİ ARAZİ LARNAKA’YA KAYDIRILDI

Arazimiz Pile sınırı içinde, yani Barış Gücü kontrolünün altındayken, alınan kararla Larnaka sınırına dahil edildi. Bu işi de o dönemde Rum ve Türk muhtarlarının ortak kararlarıyla yaptılar. Çünkü Barış Gücü’nün sorumlu olduğu sınırı gösteren tabelanın, bizim arazimizin başlangıç noktasına konulması bizim için sonun başlangıcı oldu. Böylece bizim arazi Larnaka tarafında kalınca artık oraya ne Türk polisi ne de Barış Gücü müdahale edebilirdi. Çaresiz kaldığımızı anlayınca aile kararıyla araziyi satışa çıkardık.

‘PATROCKLOS ARAZİYE TALİP OLDU’

Arazi satışa çıkarıldıktan bir süre sonra, Patrocklos isimli üç ortaklı bir Rum emlak şirketi kapımızı çaldı. Önce aracı ortaya koyarak bize yaklaştılar ve 10 bin Kıbrıs Lirası’nı kapora verdiler. İki ay içerisinde devlet dairelerinde tapu ve benzeri işleri bitirip, satış günü de dönümü 45 bin Kıbrıs Lirası’ndan 20 dönüm arazimizin parasını vereceklerdi. Ancak biz aldığımız kaporayı aramızda harcamadan olduğu gibi bankaya yatırdık. Aradan iki ay gibi bir zaman geçmesine rağmen Rum Patrocklos şirketinden ses seda çıkmadı.

‘OYALAMA TAKTİĞİ’
Şirketle temasa geçerek neler olduğunu sorduk. Bizden bir ay daha müsaade istediler.
Son olarak verdiğimiz bir aylık sürenin sonunda da şirket hiç bir yasal işlem başlatmadı ve bizi oyalamaya başladı. Kendileri bize ilk geldiklerinde kaporanın iki ay süresi olduğunu kendilerinin de bunu kabul ettiklerini söylemişlerdi. Biz kaporanın süresinin sonsuza kadar olmadığını, iki aylık süreden bahsedince, bize gösterdikleri kaparo makbuzunda süre yazılmadığını fark ettik. Vefat eden teyzemlerin yerine tereke olan teyzemin oğlu ve kardeşim, lisan bilmediklerinden yalnızca kaparo miktarını görüp imza atmışlar. Rum emlak şirketi makbuza kaparo süresini baştan koymamakla belli ki oynayacakları oyunu biliyorlardı.
Biz de bankaya yatırdığımız kaporayı çekerek kendilerine teslim ettik.

‘ŞİRKET PEŞİMİZİ BIRAKMADI’

Kaparo’yu kendilerine teslim ettiğimizde olayın kapanacağını düşündük. Araziye başka bir müşteri arayalım dedik. Ama öyle olmadı. Olaylar bundan sonra can sıkıcı olmaya başladı.
Rum şirketi sık, sık bize aracılar göndererek, arazimizi almak istediğini bildiriyordu. Ama ortada bize verecekleri para da yoktu, yani ben araziyi bedavaya mı vereyim dedim. Sonradan öğrendim ki, bize gönderilen aracılardan Pile’de yaşayan Rum Thassos 100.000 Kıbrıs lirasını komisyon olarak alacakmış. Onun için sürekli bize geliyor, araziyi Patrocklos’a satın diyordu. Bana hissedar olarak 29.000 Kıbrıs Lirası düşüyor arazi benim olduğu halde, adam aracı 100.000 Kıbrıs lirası alacak.

‘BİZE DAVA AÇTILAR’

Rum Patrocklos şirketi, süresiz kaparo parasını iade ettiğimiz ve satıştan vazgeçtiğimiz için bize Larnaka Mahkemesi’nde dava açtı. Mahkemede dava bitene kadar arazi üzerinde ara emir alarak başkasına satışımızı engelledi. Biz de avukat tutalım dedik ve Rum tarafından bir avukat’ı görevlendirdik. Ancak avukat bizim hakkımızı savunacağı yerde, devamlı bizi Rum şirketi ile anlaştırma yoluna gidiyordu. Biz hakkımızı arayalım diye avukat tutuyoruz, Rum avukat bizi şirketle barıştırma yoluna gidiyor. İlk tuttuğumuz avukatı azlettik, bir başka avukat derken üç avukat tuttuk. Üç avukat’ta aynı yolu izledi, hakkımızı savunmadı. Ya şirket çok güçlü, ya da işin içinde avukatlara yönelik bir tehdit var.

‘TEHDİT EDİLDİK’

Arazi bizim, tapusu, koçanı bizim elimizde ama ne satabiliyoruz ne de kullanabiliyoruz. Her yıl araziyi birileri ekiyor, biçiyor kullanıyor. Kim kullanıyor, kim icar ediyor onu dahi bilmiyoruz. Bazı Rum arkadaşlarımız var, onlar dahi bu şirketin çok güçlü olduğunu, arazimizi almak için her türlü oyunu yapacaklarını söylüyorlar. Thassos daha geçen hafta Beyarmudu’na geldi, bizi resmen tehdit etti. ‘Ya araziyi Patrocklos’a satarsınız, ya da hiç kimseye satamazsınız’ dedi. Bu arada araziyi almak isteyen bazı şirketler ortaya çıktı, hatta biraz daha yüksek fiyat verdiler, ama onlara da satamıyoruz. Çünkü mahkeme dört yıldır devam ediyor, satışı da engelliyor. Şu anda çaresiz bir vaziyette kaldık, bekliyoruz.

STAR KIBRIS 03/01/10

 

 

‘2010 ÇÖZÜM YILI OLMALI’

   

Çayönü Kalkınma Kooperatifi’nin yeni binasının açılışında konuşan Cumhurbaşkanı Talat; “2010 çözüm yılı olmalı çünkü Kıbrıs sorunu herkesi olumsuz etkiliyor” dedi.

Çayönü Kalkınma Kooperatifi’nin yeni inşa edilen hizmet binası, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Derviş Eroğlu’nun da katıldığı törenle hizmete açıldı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 2010’un Kıbrıs sorununun çözüldüğü yıl olması gerektiğini çünkü bu sorunun Kıbrıs’ı ve bölgedeki herkesi ilgilendirdiğini ve olumsuz etkilediğini söyledi.
Başbakan Derviş Eroğlu ise ekonomik krizin iyi yönetilmesi ve gerekli tedbirler alınması halinde aşılmasının mümkün hale geldiğini belirterek, geçen yıl başlattıkları tedbirlerin yeni yılda da süreceğini; büyük acı veren tedbirler almayacaklarını ama eksilere düşen ekonomiyi artıya çıkarabilmek için çalışmaların süreceğini ifade etti.
Çayönü Kalkınma Kooperatifi’nin binasının bugün öğleyin düzenlenen açılış törenine Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve eşi, Oya Talat, Başbakan Derviş Eroğlu, bazı bakanlar, milletvekilleri, CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş ve öteki davetliler katıldı.

TALAT: UMUTLARIMA UMUT KATTI
Cumhurbaşkanı Talat Çayönü Kalkınma Kooperatifi’nin yeni binasının açılışında yaptığı konuşmaya köylülerin yeni yılını kutlayarak başladı ve 2010’un daha iyi olması, sıkıntıların aşılması için herkesin elinden gelen katkıyı yapması gerektiğini söyledi.
“2010 başında umutlarımızı yenilerken Çayönü Kalkınma Kooperatifi’nin bu güzel eserini açmak benim için son derece sevindirici olmuştur ve umutlarıma umut katmıştır” diyen Cumhurbaşkanı Talat, bir köy kooperatifinin hele ekonomik krizin etkili olduğu bir dönemde böylesine güzel bir bina yaratması ve köylüsüne hizmet ederken bu binadan yararlanmasının önemli olduğunu ifade etti.
Talat, bu binayı yaratmanın kararlılık, özveri ve çaba istediğini kaydetti.

“2010 ÇÖZÜM YILI OLMALI ÇÜNKÜ HERKESİ OLUMSUZ ETKİLİYOR”
2010’un Kıbrıs sorununun çözüldüğü yıl olması gerektiğini çünkü bu sorunun Kıbrıs’ı ve bölgedeki herkesi ilgilendirdiğini ve olumsuz etkilediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Talat, “Bazıları zannedebilir ki çözümsüzlük iyidir fakat bunun böyle olmadığını iyice düşünüp değerlendirdiği zaman herkes görecektir. Rumlar da, bölgedeki herkes de görecektir. Ondan dolayıdır ki Türkiye’nin son derece kararlı desteğiyle oldukça hareketli bir müzakere süreci yaşıyoruz” diye konuştu.

“MÜZAKERE SÜRECİNİ BİZ YÖNETİYORUZ”
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakereler için iyi hazırlıklar yaparak, öneriler oluşturarak Rum tarafına sunup sorunun çözümü için ne kadar aktif olduklarını her gün gösterdiklerini belirterek, “Bu son derece önemlidir ve Kıbrıs müzakere sürecinde ilkler arasındadır. Biz Kıbrıs Türk tarafı olarak müzakere sürecini doğruyu söylemek gerekiyorsa, yönetiyoruz. Birilerinin öneriler getirmesine, bazı önerilerle öne çıkmasına veya bize öneri empoze etmesine kesinlikle imkan yaratmıyoruz. Bunları biz yaratıyor, hazırlıyor ve sunuyoruz” dedi.
Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin koordinasyon içinde aktif müzakere sürecini başarıya götürmek için elinden geleni yaptığını, dosta düşmana, herkese gösterdiklerini vurgulayan Talat, önümüzdeki dönemde de yoğun çabalar içinde olacaklarını; bu ay içindeki yoğun müzakerelerde ve tüm görüşmelerde bu tutumu sürdüreceklerini kaydetti.

“AMACIMIZ HAKLARIMIZI KORUYARAK ÇÖZMEK”
Talat, amaçlarının Kıbrıs sorununu Kıbrıslı Türklerin hayati çıkarlarını koruyarak ve geliştirerek çözmek olduğunu vurguladı.
2010 yılında yapılması gereken birçok iş bulunduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, küresel krizin etkilerinden kurtularak daha iyi bir ekonomik yapıya kavuşmak için elden gelen çabayı ortaya koymak gerektiğini, bu konuda başta hükümete görev düştüğünü söyledi.
Özellikle özel sektörün yatırım imkanlarını geliştirmek için tedbirler almak gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bunun işsizliği, ekonomik sıkıntıları ortadan kaldıracak en önemli adım olacağını ifade etti. Köylerde de kooperatiflerin yeni girişimlerinin gerek altyapıya yapacakları katılar, gerekse köylünün ekonomik kalkınmasına yapacakları katkının son derece önemli olduğunu dile getiren Talat, kooperatifçiliğin Kıbrıslı Türkler açısından tarihi öneme haiz olduğuna dikkat çekti.

HEDEF ENGELLERİ ORTADAN KALDIRMAK

Bir gazetecinin, Rum Başpiskopos Hristostomos’un “Hristofyas önümüze TC kökenlileri içeren bir anlaşma koyarsa bunu reddederim ve hatta kilisenin mallarını bile bu iş için harcarım” sözünü yorumlamasını istediği Cumhurbaşkanı Talat, “Müzakereler müzakere masasında yürütülür, müzakereler ve müzakerelerdeki konularla ilgili herkesin değişik görüşleri olabilir” dedi.
Kilisenin de görüşü olabileceğini belirten Talat, şöyle konuştu:
“Kilise liderliğinin Kıbrıs sorununun çözümünü istemediğini herkes biliyor. Kilise bildiğini yapacaktır. Biz Kıbrıs’ta bir çözümün gerekli olduğunu düşünüyor ve bunun için çalışıyoruz. Müzakere masasındayız. Müzakereleri sürdüreceğiz. Önemli olan 2010 yılının Kıbrıs sorununun çözümü yılı olmasıdır, bunun için çalışacağız. Engellemeye çalışacakları aşmak, engelleri ortadan kaldırmak için de çalışacağız.”
Müzakereler devam ettiği sürece yeni fikirlerle konuları tartışmaya devam edeceklerini, müzakere masasında olanların önemli olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat, Başpiskopos’un kilise mallarını harcama sözünün yinelenmesi üzerine de “Varsın harcasın, iyi olur, kilise malsız kalır” dedi.

KARANLIK YILLARDA KOOPERATİFÇİLİK
Talat, kooperatifçiliğini karanlık yıllarda, Kıbrıslı Türklerin ayakta kalabilmesi, ekonomik yönden çökmemesi için büyük çabalar ortaya koyduğunu hatırlatarak, son yıllarda özel sektörün aktifleşmesiyle kooperatifçiliğin geri plana düştüğünü ancak kooperatifçiliğin yerini tutabilecek başka bir şey olabileceğini sanmadığını dile getirdi.
Kooperatifçiliği korumanın, geliştirmenin boyunlarının borcu olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, AB içinde de kooperatiflerin son derece önemli olduğunu kaydetti ve Kıbrıs sorunu çözüldükten sonra da kooperatifleri diri, sağlam tutmak, geliştirip güçlendirmenin görevleri olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Çayönü Kalkınma Kooperatifi yetkililerini bu yatırımlarından dolayı kutladı.


BERTUĞ: GURUR DUYDUM
Gazimağusa Kaymakamı Beran Bertuğ da kısa konuşmasında, böylesi açılışlarda bulunmaktan gurur duyduğunu ifade ederek, Çayönü halkını tebrik etti ve onlara mutlu yıllar diledi.

‘DÜRÜSTLÜK, DOĞRULUĞU İLKE EDİNDİK’
Çayönü Kalkınma Kooperatifi Sekreteri Ahmet Yeşilada ise, binanın yapımına katkıda bulunanların isimlerini sıralayarak tek tek teşekkür etti.
Mimari projesi Turizm, Çevre, ve Kültür Bakanı Ersan Saner tarafından çizilen binanın, kooperatifin öz kaynaklarıyla yapıldığını ifade eden Yeşilada, 1975’te kurulan kooperatifin dürüstlük ve doğruluğu ilke edinerek, siyaset dışı kaldığını söyledi.

“BATAK BORÇLUSU OLMAYAN YEGÂNE KOOPERATİF”
Yeşilada, verdikleri tüm kredilerin tahsil edildiğini, batak borçlusu olmayan yegane kooperatif olmaktan gurur duyduklarını söyledi. Tarımsal kredilerde en düşük faizi uyguladıklarını, üyelerine her türlü zirai ilaç, tohum, gübrenin düşük faizle ve azalan bakiye uygulamasıyla verildiğini anlattı.
Kredi ve sigorta hizmeti de verdiklerini belirten Yeşilada, hedeflerinin bölgeye hizmet edecek bir patates paketleme tesisi, bin tonluk soğuk hava deposu ve 5 bin tonluk tahıl ve gübre ambarı yapmak olduğunu açıkladı.
Yeşilada, Kıbrıs Türk halkının üç kez göçmen olduğunu; kendilerinin de Güney’den 1975’te gelerek Çayönü köyüne yerleştiklerini ifade ederek, yıllarca verilecek diye tek çivi çakılmayan köyün bugün yeni evler, işyerleri, çiftlikler ve bahçelerle yenilendiğini; burayı terk edip yeniden göçmen olmak istemediklerini söyledi.

“ÇOCUKLARIMIZ ÖLÜM KORKUSU YAŞAMASIN”
Ahmet Yeşilada, gençliklerini ölüm korkusuyla geçirdiklerini, aynı şeyleri çocuklarının yaşamasını istemediklerini vurgulayarak, “Bu topraklarda kendi kendimizi idare edip, kendi bayrağımız altında hür ve bağımsız yaşamak istiyoruz” dedi.
Konuşmaların ardından Çayönü Kalkınma Kooperatifi binasının açılışı kurdele kesilerek yapıldı. Cumhurbaşkanı Talat ve Başbakan Eroğlu ile diğer yetkililer binayı gezerek bilgi aldı ve köylülerle sohbet etti. Talat, Eroğlu ve bakanlar daha sonra köy kahvesinde de bir süre oturdu.

STAR KIBRIS 03/01/10

 

SON ÜMİDİMİZ İNGİLİZ HAKİMLER

   

Mihrişah Safa

Kıbrıs’ta siyasi görüşmeler ve emlak konularında hayati önem taşıyan Orams Davası’nda, son karar bu ay içinde belli olacak. İngiliz İstinaf Mahkemesi’nde Kasım ayında görüşülen ve karar için Ocak ayı belirlenen davanın, Lordlar Kamarası’na gitme şansı yok.

KIBRIS’taki siyasi görüşmeler ve adadaki emlak konularında hayati önem taşıyan Orams Davası’nda geriye sayım başladı.
Geçtiğimiz Kasım ayında Londra’daki İstinaf Mahkemesinde iki gün süren duruşmanın sonucu, bu ay içinde kesin belli olacak. Davayı yakından izleyen Londra Barosuna kayıtlı avukat Erdoğan Derviş, konuyu Star Kıbrıs için değerlendirerek, çıkabilecek olası sonuçları gazetemize yorumladı.
Davanın ATAD’a gönderilme olasılığından da bahseden Derviş, bu durumda davanın reddi, aynı kararın yeniden alınması veya zilyonda bir de olsa lehimize karar
çıkabileceği olasılığı bulunduğunu da söyledi.


SON ÜMİDİMİZ İNGİLİZ HÂKİMLER
Avukat Erdoğan Derviş; “Son ümidimiz İngiliz hakimler” derken, davayla ilgili kaybetme olasılığının , kazanmaktan daha fazla olduğunu öne sürdü.
Avukat Derviş, Orams Davasının, İstinaf Mahkemesi’nden Lordlar Kamarası olarak bilinen ve en yüksek yargı kurumu olan “Supreme Court”a gitmesinin mümkün olmadığını, bunun duruşmada dile getirildiğini belirterek, gazetemize şunları söyledi;

“Kamuoyunda Orams davası olarak bilinen Linda ve David Orams’a ait Rum Meletis Apostelidos’a ait arsaya yapılan villa ile ilgili duruşma, bu ay içinde kesin noktalanacağa benziyor. Bu davanın daha önce Lordlar Kamarası’na gitmeyeceği geçen mahkemede, net olarak söylendi. Ayrıca sizin de izlediğiniz gibi bu duruşma Ocak veya en geç Şubat sonunda noktalanacak. Ancak önemli olan nasıl noktalanacağı. Geçen duruşmada hatırlayacağınız gibi Oramsların avukatlarından Cherie Booth Blair Q.C, davanın yeniden ATAD’a gönderilmesi için talepte, bulundu. En büyük neden olarak da ATAD’ın Yunanlı baş hâkimi Vassilios Scouris’in tarafsız olmadığını öne sürdü. Cherie Booth Blair Q.C, duruşmada ‘Kesinlikle tarafsızdır demiyorum. Dıştan bakıldığında böyle bir hâkimin Kıbrıs Cumhuriyeti ile olan bağlantılarından dolayı bağımsız olabileceğine inanılabilir mi? Bunun da cevabının kesinlikle ‘hayır’ olması lazım’ şeklinde görüş bildirdi. Bakınız Avrupa Toplulukları Adalet Divanı ATAD’daki İngiliz hâkim, hiç kimsenin bir itirazı olmadan kendiliğinden bu davadan çekildi. Kendiliğinden çekilmesine neden olarak da bu davanın İngiltere’yi yakından ilgilendirmesini gösterdi. Davayla yakından ilgilenmesinin doğru olmayabileceğini gerekçe olarak ayrılmasının nedeni olarak sundu. Kendisine çekil diyen olmadı. Yani itiraz üzerine çekilmedi.


“ORAMS AVUKATLARINI GÜLÜNÇ DURUMA DÜŞÜRDܔ

Yunanlı hâkim ile İngiliz hâkimi karşılaştırın. Scouris, Kıbrıs’ta, Kıbrıslı Rumlara verdiği destek nedeniyle en yüksek nişanı aldı. Ve adayla ilgili böyle hayati bir davanın baş hâkimliğini yapıyor. “Scouris bunu sakladı. Kimse bilmezdi” demek ise Oramsların avukatlarını gülünç duruma düşürdü. Bu inandırıcı değil. Böyle önemli bir davada özellikle hiç inandırıcı değil. Gülünç duruma düştük.”


“MİLYONDA BİR ŞANS”

Bu nedenle davanın yeniden ATAD’a geri gitme şansı olup olmadığıyla ilgili sorumuza ise Erdoğan Derviş şu yanıtı verdi;
“Pek bir şansı yoktur. Çünkü fırsatı kaçırdık. Başında itiraz edecektik. Bunun tehlikeli bir tarafı da vardır. ATAD aslında politik bir kulüptür. Bence bu davayı İstinaf Mahkemesinin, ATAD’a geri göndermesinde yüzde bir şans bile olsa, ATAD’ın fikrini değiştirip, kendi kuruluşunun baş hâkimi olan kişiyi eleştirip, kendi kararını tersleyip, yeniden değerlendirmesi milyonda birdir. Olursa lottery’I kazanmak gibi bir şeydir. Gitmesinin tehlikeli tarafı şudur. ATAD yine değerlendirir, yine aynı kararı alabilir ve bu da son nokta, tabuta çakılan son çivi olur.
ATAD’ın kararlarının tüm AB üyelerinde uygulanma zorunluluğu vardır. İstisnası kararda hata varsa veya kendi ülkesinde kamu düzenine aykırı ise uygulanmaz. Bunu da gözden geçirmekde yarar vardır. Bugüne kadarki ATAD kararlarının büyük çoğunluğu uygulanmıştır. Uygulanmaması nadirdir. Şahsi görüşüm, zaten Kıbrıs’ın sorunu çözümlenmeden AB’ye üye alınması hataydı. Slovenya’nın sınır sorunları var diye AB’ye üyelik müzakereleri reddediliyor. Avrupa’nın aldığı zıt kararlardan biri de budur.
Davada şansımız belki en fazla yüzde 10’dir. Bence tek umudumuz İngiliz Hakimlerdir. Lehte karar alabilecek tek yer de İngiliz İstinaf Mahkemesidir. Dünyanın en tarafsız hakimleri İngiliz yargıçlarıdır. Her zaman da böyle olmuştur. İngiliz hakimler olup, biteni görüp, bize ne kadar haksızlık yapıldığını anlarsa, belki konuyu kamu düzeni kapsamında ele alır, değerlendirirlerse lehimize karar çıkabilir. Verilen kararlar ATAD’ın daha önceki kararlarıyla çarpışıyor. Kıbrıs’I AB’ye alırken, şartlı almışsın. Sonra Kıbrıs Cumhuriyet mahkemelerinde karar alınıyor ve sen bunu uyguluyorsun. Bu kendi verdiğin karara aykırıdır. Bu kadar haksızlık var ortada.. Belki İngiliz hakimler durumu bu yönden değerlendirir. Duruşma yargıçlarından Justice Pill, İngilizlerin 1960 Garanti Anlaşmasına herhangi bir kısıtlama getirip getirmeyeceği sorusunu sordu mahkemede.” Eğer bu karar, Garanti Anlaşmasını etkileyecekse, bu kamu düzeni konusuna girer.” Dedi. Belki bu konudan girerek, lehte karar alabilirler. Aslında İngiltere, Türkiye, Yunanistan’ın da imzaladığı Garanti Anlaşması, Kıbrıs Cumhuriyetini korumayı hedefler.
Bir başka konu ise ATAD’ın üyesi değilsen söz hakkın da yoktur. Nitekim, ne Türkiye, ne de Kuzey Kıbrıs mahkemede söz aldı, onların kendini savunması gündeme geldi. Bu davada ilgili taraf olmalarına rağmen, söz alamadılar. Kuzey Kıbrıs’ın söz hakkı olmasına rağmen temsil edilemedi. Öte yandan Yunanistan’a bol bol söz hakkı verildi.”

Avukat Erdoğan Derviş, davanın ATAD’a gönderilmemesi durumunda kesin kararın bu ay veya en geç Şubat’da çıkacağı görüşünde. ATAD’a gönderilmesi halinde ise 3 olasılık var; “Reddedilebilir, Aynı kararı yeniden alabilir veya milyonda bir lehimize karar verebilir.
Londra’dan çıkacak sonuç, Kıbrıs’la ilgili birçok konuya da ışık tutacağı için, merakla bekleniyor.

STAR KIBRIS 03/01/10

 

2010 TEDBİRLERİ ACITMAYACAK

   

Başbakan Derviş Eroğlu 2010’un 2009’u aratmayacak bir yıl olmasını dileyerek; “Alacağımız tedbirler, büyük acı veren tedbirler olmayacaktır. Ama ekonomiyi ayakta tutmak, eksilere düşmüş ekonomiyi artıya çıkarabilmek için çalışmamızı sürdüreceğiz” dedi.

Başbakan Derviş Eroğlu, yeni yılı kutlayarak 2010’un 2009’u aratmayacak bir yıl olmasını diledi.
Çayönü Kalkınma Kooperatifi yöneticilerini kutlayan Eroğlu, birçok kooperatif mali sarsıntı geçirirken, Çayönü’dekinin yönetimin gerekli önlemleri almasıyla iyi durumda, kendi binasını yapabilecek potansiyele sahip olduğunu söyledi.
Çayönü’ne, kuzeyden ve güneyden gelenlerin yerleştiğini, bu köye yerleşenlerin köylerini sahiplenip geliştirdiğini ve gıptayla izlenecek bir köy durumuna getirdiğini belirten Başbakan Derviş Eroğlu, KKTC’nin 2010’da da bazı ekonomik sorunlarla boğuşacağını; geçen yıl aldıkları tedbirlerin bu yıl da devam edeceğini ifade etti.
Başbakan Eroğlu şöyle konuştu:
“Dünya krizin içinde, bizim ekonomimiz de küçük, en ufak krizden etkilenebilen bir ekonomi. İyi yönetilirse, alınması gereken tedbirler zamanında alınırsa, bu gibi krizlerin aşılması da mümkün hale gelir. Bizim de hükümet olarak yaptığımız ve 2010’da da yapacağımız budur. Alacağımız tedbirler, büyük acı veren tedbirler olmayacaktır. Ama ekonomiyi ayakta tutmak, eksilere düşmüş ekonomiyi artıya çıkarabilmek için çalışmamızı sürdüreceğiz.”

2010’un görüşmelerle geçecek bir yıl olduğunu ifade eden Eroğlu, dünyanın artık Kıbrıs Rum tarafının uzlaşmazlığını görüp kabullenmesini ve Kıbrıs Türk halkına uyguladığı haksız ambargolardan vazgeçmesinin 2010 beklentilerinin en önemlilerinden biri olduğu söyledi.

EKONOMİK SEFERBERLİK

Başbakan Derviş Eroğlu, KKTC’nin görüşmeler devam ediyor diye ekonomik seferberlikten vazgeçmeyeceğini, ekonominin güçlenmesi için bazı tedbirlerin şart olduğunu, kendilerinin de görüşmeler devam ederken ülke sorunlarını çözme gayretinde olacaklarını vurguladı.
Ekonomik sorunların aşılmasıyla halkın “bu ülkede huzur ve refah içinde yaşıyorum” demesi için ellerinden geleni yapmanın boyunlarının borcu olduğunu dile getiren Başbakan Eroğlu, halkın da ekonomik seferberlik içinde olduğunu söyledi.
Eroğlu, Kooperatif Şirketler Mukayyitliği’nin incelemesinde bazı kooperatiflerde sorunlar saptandığını kaydederek, bunların aşılması için teftişlerin daha sık yapılması ve ortaya çıkacak bozuk düzenin halledilmesi, tedbirlerin zamanında alınması üzerinde durulacağını belirtti.
Başbakan Eroğlu, Çayönü Kalkınma Kooperatifi gibi diğer köy kooperatiflerin de varlıklarını daha canlı hale getirmesi ve sorunsuz hizmet vermeleri için çok çalışmaları temennisinde bulunarak, Çayönülüleri kutladı.

STAR KIBRIS 03/01/10

 

Noel Baba tartışması Amerika’da

   

Tüm dünyada “Noel Baba” olarak bilinen Antalya'da Patara'da doğan ve Demre ilçesinde ölen Aziz Nicholas'ın İtalya'daki kemiklerinin Türkiye'ye iade edilmesi isteği, ABD basınında yer aldı.

Los Angeles Times'ın haberinde, Türkiye'nin Aziz Nicholas'nın İtalya'ya kaçırılan kemiklerinin, “doğduğu ve öldüğü” topraklara iade edilmesini istediği belirtilerek, Türkiye Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Demre Myra Andriake Kazı Başkanı Prof. Dr. Nevzat Çevik ve Noel Baba Müzesi'ni ziyaret eden turistlerin görüşleri aktarıldı.
Öte yandan, konuyu aynı hafta içinde ikinci kez ele alan gazetenin ilk haberinin “yorum” bölümünde, bazı Türk ve Yunan okuyucular arasında Anadolu'nun tarihi ve Aziz Nicholas'nın “şu anki Türkiye” ile bir bağının bulunup bulunmadığına dair tartışmaların olduğu gözlendi.

STAR KIBRIS 03/01/10

 

İstanbul İngilizlerin favori kenti

   

 

Mihrişah Safa

Daily Mail gazetesi yeni yılda gidilip, görülecek yerler arasında İstanbul’u da saydı ve kenti “merak uyandırıcı” olarak niteledi. Gazete, TL’ye karşı kuvvetli durumdaki Sterlinle, Paris veya Roma’da 3 yıldızlı otelde kalma fiyatına, İstanbul’da 5 yıldızlı otelde kalınabileceğini belirtti

İngiltere’nin en yüksek tirajlı gazetelerinden Daily Mail, 2010 yılının gidilip, görülecek 10 favori destinasyonu arasına İstanbul’u da aldı.
İstanbul’un “merak uyandırıcı, ilgi çekici” bir şehir olduğunu yazan gazete, “Yuvarlak kubbeler, incecik minareleri batan güneşe karşı görmek istiyorsanız, bu fantezinizi gerçekleştirmek için ideal yıl şimdi. TL’ye karşı 2.44 değer taşıyan sterlinle, İstanbul’da 5 yıldızlı şahane lüks bir otelde, Paris veya Roma’da 3 yıldızlı basit bir otel fiyatına kalabilirsiniz” dedi.

Gazete, ayrıca Mavi Cami (Sultanahmet) ve Ayasofya’yı ziyaret etmenin de hemen hemen hiçbir maliyeti bulunmadığını yazdı. Şehri denizden görmek için vapurla Boğaz turunun da sudan ucuz olduğunu kaydeden Daily Mail, Kapalı çarşının ucuz fiyatında veya Teşvikiye’deki modern butiklerde alışverişin de tadının doyumsuz olduğunu belirtti.

Gazete, İstanbul dışında Laos adası, Meksika, Kuba, Vancouver , Mozambik, Dubai, ABC, Seychelles ve Shanghai de favori tatil yerleri arasında saydı.

STAR KIBRIS 03/01/10

 

Turkey looking to the West without neglecting the East

By Dr Andrestinos Papadopoulos Published on January 3, 2010

EIGHT MONTHS after President Barack Obama’s visit to Ankara, in April 2009, the Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan payed a reciprocal visit to Washington in early December. Time-wise, the meeting of the two leaders in the White House took place at a time when Turkey enjoys the fruits of an up-grading in various fields.
Without producing petrol or natural gas she became energy player. East and West need Turkey as a transit country for energy issues, as it is shown by the Nabucco and South Steam Agreements. As a result of a multidimensional foreign policy, on the basis of the neo-Ottomanism and the theory of “strategic depth” of Foreign Minister Ahmet Davutoglu, Turkey managed to project the image of a strong regional power.
She participates in peace-keeping forces all over the world. And promotes economic co-operation with various countries, especially in the Caribbean and Latin America. This is possible due to the fact that Turkey is the 6th biggest economy in Europe and the 17th in the world. In the Balkans, she established her position by participating in peace-keeping operations of the UN, NATO and EU in Kosovo, Bosnia-Herzegovina and the FYROM, investing in various projects and supporting the Muslims of these countries.
Through high level visits to more than 60 countries, Turkey aims at promoting her positions at the international level and her role as regional power. Good examples are the visits of President Gul to Iraq, where he talked to the Kurds, and Iran, where he was received by Ayatolah Khamenei, who for the first time gave audience to the leader of a NATO country. Fruit of all these efforts was the election of Turkey as a non-permanent member of the UN Security Council with 151 out of 192 votes, giving her additional margin of diplomatic manoeuvring.
Having such capital at his disposal, Prime Minister Erdogan met Obama, who visited Turkey on his first overseas trip and described US-Turkish relations as “a model partnership.” At the meeting they discussed issues of common interest like Iran, Iraq, Afghanistan, Turkish-Armenian relations, the Middle East, the Cyprus problem, the fight against terrorism and other.
On most of these issues they disagree. Concerning the Iranian nuclear programme the United States favours new stronger sanctions, whereas Turkey is against them expressing scepticism about their effectiveness. To the call of the US for more troop commitment to Afghanistan, Turkey responded negatively. On the question of the normalisation process between Turkey and Armenia, the United States stand for a speedy implementation of the Protocol signed between the two countries, whereas Turkey demands the withdrawal of Armenia from Nagorno-Karabakh as a precondition.
More important, the close co-operation with Israel does not exist for Turkey any more. Despite the existence of the 1996 Treaty of military co-operation, Turkey cancelled common military exercises. Israel angrily retaliated by announcing the erection of an Armenian genocide monument and the termination of sophisticated weapons’ supply, which prompted Turkey to hold common military exercises with Syria, the arch-enemy of Israel.
Efforts by the United States to bring the two countries together failed, while the US is sharing Israel’s criticism of Turkish behaviour. The language used by Erdogan in Davos to characterise Israel’s bombardment of Gaza and the initial objection to the election of the former Danish Prime Minister Rasmussen to the post of Secretary-General of NATO demonstrated that Turkey has chosen the Arab camp.
Finally, it should be noted that Obama raised the question of the continuation of the Halki Seminary and that of the Ecumenical Patriarchy. On the other hand, Erdogan raised the Cyprus question asking for more active involvement of the US through the appointment of a special representative for the Cyprus question. On both issues there was disagreement. They agreed, however, to further develop their “model partnership”, with emphasis on the economic cultural fields.
In general, we observe an effort of disengagement of Turkey from the US through differentiation of her policies on many international issues, which is due to the prominent role she seeks to play in the region. Erdogan said it clearly: “We look towards the West, without neglecting the East.” It remains to be seen whether a future coincidence of interests will lead to an agreement on issues where there is at present disagreement. One thing is, however, certain...the recognition of Turkey by the US as a regional power of the first magnitude.

n Dr Andrestinos N, Papadopoulos is a former ambassador for the Republic of Cyprus

CYPRUS MAIL

 

Imagine Cyprus floating north towards Turkey

By Hermes Solomon Published on January 3, 2010

DID YOU have a nice Christmas? Perhaps you were indifferent, having had so many that it is now simply a chore, something to get through with weak smiles, lots of patience and pointless presents.
I went to a cousin on Christmas Day, four families and four screaming kids, pandemonium but a wonderful spread, a stroll in the park afterwards, and what superb weather with the rest of Europe freezing as if it was Antarctica.
During the evening we snoozed on sofas like overstuffed polar bears watching TV, amazed at how little news there is during festivities. It was as if the world had come to a sudden standstill; a peaceful few days...apart from in Antarctica, which is melting faster than we would like. Did you know that that 70 per cent of the planet’s fresh water is stored there, megalith chunks continually breaking off, crashing into the sea and floating north towards Argentina, Australia and New Zealand? One such chunk is the size of the Duchy of Luxembourg and up to a mile thick in places.
Luxembourg is 2,600 kilometres square with a population of just under half a million.  Cyprus is a little less than four times larger with twice as many inhabitants; imagine it floating north towards Turkey...we’d have to learn the language p.d.q. and then, since we are indistinguishable in looks, merge with the indigenes unnoticeably. Perhaps that’s what Demetris and Mehmet are waiting for... a miraculous merging.
Getting back to the icebergs; the faster they break off the quicker glaciers will melt and the poles diminish in size. By 2050 sea levels will have risen by 8metres some pundits say, swamping Bangladesh and their millions. Cyprus doesn’t really have a problem with eight metres and Luxembourg is landlocked. But Bangladesh has invented ‘micro-credit’ to stave off starvation and drowning. Micro-credit is what Bangladeshi finance companies lend to one man businesses in an effort to keep the nation’s economy afloat, the problem being that when these businesses grow successful their owners sell off the assets and invest in land, land that will ultimately become submerged.
Selling off businesses and buying land with the proceeds does little for any economy apart from swell the coffers of the Land Registry.
With house sales here at a standstill and businesses struggling to survive, our present government is complicit in watching tourism, banking and construction melt away. It’s only a matter of time before our Minister of Finance Charilaos increases taxes to keep our economy afloat.
Enduring the indignity of increased taxation without the support of tobacco is going to be nerve racking. We should have stopped smoking in public by now can you believe?  Given the manner in which we drive, park up pavements and on double yellows what hope is there to enforce a smoking ban – yet another pointless law. How do you stop the average guy smoking three packs a day - up the price to €7 a pack?
My cousin’s daughter is the secretary of OELMEK, the teacher’s union. She smokes and supports teachers in their action to allot smoking areas at schools. What hope is there for our kids? But then again, we can’t stop the poles melting so who cares about smokers?
Sea temperatures have risen between 2-6 degrees Celsius in the past ten years. So what? Are you skeptical about man-made climate change? It seems many more are; 29 per cent believe the threat has been exaggerated compared to 15 per cent five years ago. And the more this economic depression worsens the fewer of us will give two hoots about sea temperatures.   
Our stomachs and pockets come first. It’s only logical...we had suckling pig on Boxing Day. A friend ordered one too late from a Dhali piggery, birth to death but six weeks old and was obliged to swap it for one two months old. At midday he fetched it in a returnable dish crisping from the ‘fourno’, I suddenly lost my appetite watching him rip it apart at the dining table with his bare hands. The boy (see photo) didn’t bat an eyelid...
As well as suckling pig there was moussaka, king prawn, chicken gizzards in green pepper, sea bream in white wine, spring rolls, salads, etc, the piglet going the way of much of the festivity food, home with guests in Tupperware containers; puddings and all, a selection of walnut cake, cream caramel and strawberry something. And wine was imbibed like water for a second day running, one of the guests turning up late for lunch still drunk from the day before. I guided him to my home by mobile phone, he supposedly knowing the city like the back of his trembling hand - no cops about at all thank God!
I haven’t seen one in ages...still looking for ‘dem bones’ no doubt? And what a pig’s ear that’s become, calling in the FBI, Mossad and Scotland Yard after  muddying les lieux du crime like a sty?
I wish readers and the team at the Cyprus Mail a Happy New Year. And for those of us with any money left, I suggest we hang on to it until deflation causes a crash in the price of everything... if not, inflation will put much beyond our reach. Not that many of us really need much at all anymore...

CYPRUS MAIL

 

Christofias: we are nowhere near a solution

Published on January 3, 2010

PRESIDENT Demetris Christofias said rumours regarding Cyprus problem solution scenarios should be ignored and that the island was nowhere near reaching such a solution.

In his New Year message to the people Christofias said to stay calm and that the government would remain faithful to UN resolutions, international and European law, and the high level agreements of 1977 and 1979, in efforts to reach a settlement, for which the goodwill of the Turkish side was necessary.

“Unfortunately I cannot say that we are close to a solution… in various aspects of the Cyprus problem there is a discord in the opinions expressed, while there are also issues which we have not managed to discuss adequately due to our differences. Nonetheless progress has been made but even this progress is less than we had expected,” he added.

The president said the current talks were proving difficult and that patience, realism and insistence on principles were necessary in order to reach a solution.

He reiterated he was struggling for a viable and functional solution, which would rid Cyprus of the Turkish occupation and settlers, reunify the territory, the people, the institutions and the economy, safeguard the human rights and fundamental freedoms of the whole of the people of Cyprus, promote peace, friendship and cooperation among Greek Cypriots and Turkish Cypriots, in the framework of a united federal republic, and create a demilitarised, truly independent EU member state, without guardians.

“I wish to assure you that we are not daunted by the difficulties in the negotiations,” he said, and added that the government was lobbying the international community in order for it to exert pressure on Turkey to change its stance on the Cyprus problem.

Referring to the global financial crisis, Christofias said the government has taken measures and promoted specific policies to manage the situation in Cyprus, adding that the joint effort of all political forces and social partners was necessary.

He assured that, despite the difficulties, the government would continue to promote its ambitious programme to enhance the welfare state, promote development and strengthen the economy.

CYPRUS MAIL

 

You can’t accomplish in six meetings what you couldn’t in sixty

By Loucas Charalambous Published on January 3, 2010

IT HAS now become blatantly clear that for the 22 months he has been in office, President Christofias has been playing silly games with regard to the national problem. Unfortunately he has managed to fool a lot of people.
Now, faced with an impasse, even many members of the Left have realised that his behaviour all this time was nothing more than a cleverly orchestrated communications game. He pretended to have been working, night and day, for a settlement, but in reality his objective was to never reach a deal.
This column has the right to boast that it identified this game from the start. On March 9, 2008 – nine days after he assumed office – we had written that Christofias would follow in the steps of his predecessor, Tassos Papadopoulos.
All the president’s efforts were aimed at wasting time. And now that he has achieved his objective, now that the party is over, he is ready for intensive negotiations. He knew, from the beginning that he had 18 months ahead of him. He knew that in April 2010 the Turkish Cypriots would have had ‘presidential’ elections. He knew there was a good chance that Mehmet Ali Talat would lose these elections.
You did not have to be a great politician to realise what he was playing at. We had written this as far back as 22 June 2008. But the objective was the passing of the time. He wasted 16 months of negotiations and more than 60 meetings, talking about one issue, which he still has not managed to complete. And he has decided now – now that everything is over and Talat is on the way out – to engage in supposedly intensive talks.
To do what? To discuss the same issue he has been discussing for 16 months? Since the talks started in September 2008, Talat had on countless occasions requested the speeding of the process and the holding of more meetings, but Christofias simply repeated the familiar tune – he would not accept ‘suffocating time-frames’. On a couple of occasions, he also said that he had other serious business to tend to.
The president has an obligation to give answers to the following questions: What is the thinking for going to intensive talks now? And what could six meetings produce, considering that after 60 meeting he failed to close the one chapter that was considered the easiest of all? What would be achieved at six meetings with a representative of the Turkish Cypriots who, in all likelihood, would not be representing them three months after January? And why has he now accepted ‘suffocating time-frames’?
Why had he never accepted Talat’s proposal for intensive talks before December? It had been made on countless occasions, before then. Is it because this January is the only month of the last 16 that he did not have more serious business to tend to?
It is high time the president stopped taking us for a ride. Most people have understood his game by now. And if there was anyone who had not understood what he was playing at, all was revealed, unintentionally, by AKEL chief Andros Kyprianou, who said the following about the president’s critics: “All those who accuse Demetris Christofias want to prevent his re-election.”
This is the real issue. Christofias has just completed 22 of his 60 months in office, but his main concern is his re-election in three years’ time. Now, even the biggest fool could understand why he had been filibustering for 16 months. He plans on seeking a second term so as to complete the negotiations for a Cyprus settlement with Dervis Eroglu.

CYPRUS MAIL 03/01/10

 

Istanbul: sultans and shopping beside the Bosphorous

Balanced between faiths and continents, Istanbul is the 2010 Capital of Culture, and the year's must-do city break

 

Istanbul's Blue Mosque

Istanbul's Blue Mosque. Photograph: Robert Frerck/Getty Images

 

It's more than a little embarrassing that one of our first experiences in Istanbul was being ripped off in a "rookie tourist sting". It happened to me, and my travelling mate, Emma, as we took a night cab back to our hotel, the Ciragan Palace Kempinski, on the western (European) shore of the Bosphorus.

Cabs were already proving expensive – the Ciragan is some way from the main sightseeing areas, and the traffic was particularly dire because our visit coincided with Istanbul's annual marathon.

As much as this made the city difficult to navigate, it was worth it to see the streets festooned with colourful bunting, bearing images of the national flag, team colours from Turkey's fanatical football fans, and most numerous of all, the much-venerated founder of the Turkish republic, Mustafa Kemal Ataturk.

However, that night in the cab, we weren't admiring the bunting. Alarm bells should have rung when the driver dropped us hundreds of yards from our hotel, abruptly swerving on to the kerb. Then he insisted that the 50 lira (£20.50) note we'd given him for the L40 fare, was only a five and waved one under our noses to prove it.

Alone, at night, without speaking the language, it was hard to tell what exactly was happening as the driver became increasingly threatening, and demanded another L50 note. We told the hotel, but shamefully never made it to the police station to make an official complaint.

Back in the US, Emma came across a feature in the New York Times about the "10 biggest cons to avoid while travelling" – one of which was the "famous Istanbul cab driver trick, where they drop your L50 at their feet, and switch it for a L5". Doh, as Homer would say. If it happens to you, don't be drips like us: report it – the authorities are keen to eradicate this widespread scam.

However, it would take more than one isolated incident to put a body off a city as fascinating, idiosyncratic, as steeped in history and throbbing with vitality, as Istanbul. At once Muslim and western-friendly, famously straddling two continents (there is a point on the Ataturk bridge where you can have one foot in Europe, the other in Asia), and boasting centuries of culture, with its mosques, Ottoman palaces, hammams offering full-body salt scrubs and shopping bazaars, Istanbul takes a palpable pride in its place in the modern world.

Indeed, for all the ancient sights on offer, this year's Capital of Culture is a fast-paced international-minded city, boasting hotels, art galleries, shopping parades, restaurants, nightclubs and bars – non-stop modernity swirling through the sense of history.

Even the things you might expect to find jarring, such as public Tannoys relaying the call to prayer several times a day, end up being atmospheric punctuations to the Istanbul experience, to the point where, when I got home, I rather missed them.

The Ciragan Palace, the only five-star hotel on the European side of the Bosphorus, turned out to be, well, palatial, boasting helipads, shops, gardens and even a ballroom. Essentially two hotels, the palace part is where Ottoman sultans used to live. If you wish to stay in the master suite, it will set you back L30,000 a night – a mere £12,300. But the standard rooms are luxurious enough – ours had a balcony overlooking the Bosphorus, a marble bathroom, and handmade chocolates were delivered nightly.

Next door is a former harem, transformed into a high school. Buildings with strange histories seem to be par for the course in Istanbul – the Four Seasons hotel, where we sampled the fabled "afternoon tea", turns out to have been a notorious prison.

Finding ourselves imprisoned by the road-choking marathon, we ate lunch at the Ciragan's Gazebo Lounge and, later, dined at its flagship Tugra restaurant. With gorgeous views of the Bosphorus, the Tugra only offers Ottoman cuisine (not exactly vegetarian-friendly), and the silver platters and omnipresent waiters added up to a less than relaxing atmosphere. Exiting as gracefully as possible, Emma and I realised we'd spent the meal smiling so tensely we'd given ourselves cheek-ache.

This turned out to be our biggest culinary mis-step. The cuisine in Istanbul is varied and glorious. There are upmarket establishments, such as the fashionable and grand Matbah in the old city, offering food "just as the sultans ate it", and stand-up lunches from street carts – including balik ekmek (fish in a sandwich), corn on the cob and hot figs.

Istanbul's history as a trade route means the quality of its Indian cuisine is high. Dubb is considered the best Indian restaurant in the Sultanahmet, or old city (deservedly so; we couldn't resist dining there twice). The best tables are at the top of a long winding staircase, so don't drink too much: getting down is difficult enough sober. Once seated, you eat by candlelight, looking out over spectacular floodlit landmarks including the Blue Mosque and Aya Sofya, the Church of the Divine Wisdom.

Aya Sofya, once a church, then a mosque and now a museum, is no less impressive in the daylight. With entrance costing L20 (the standard tourist charge in Istanbul), and centuries of Christian and Muslim imagery jumbling together, this cavernous 16th-century building is seen as representative of Istanbul's harmonious melding of cultures.

Inside, people quietly mingled, taking photographs. Others, like us, yomped up the staggering amount of steps to take in the view from the upper gallery. As we left, some traditionally dressed women were crowding around the Weeping Column, pushing their hands against it. Legend says this is where St Gregory the miracle worker appeared, and the moisture from the column possesses curative properties. Emma and I dared each other to stick our hands in. Did it do swine flu, we wondered.

Close by is Topkapi Palace, which for several centuries served as Turkey's spiritual and political centre. Outside on the manicured lawns, cats were sprawling in the sun. Cats are revered in Istanbul and thought to bring good fortune, hence their air, in the Topkapi gardens, of owning the place.

A maze of buildings and courtyards, Topkapi is too much for one visit. Some buildings were for state business, others for domestic purposes, such as kitchens or bakeries. One room houses likenesses of Ottoman sultans and dignitaries, all looking remarkably similar – sleek, well padded, pale. Portrait painters were clearly the Photoshop of their day, prone to flattering subjects with the same look.

We got to see the Topkapi Dagger, as well as the Spoonmaker's Diamond, the fifth-largest in the world (eat your heart out, Liz Taylor). Also on display are eccentric-sounding religious relics such as the Footprint of Prophet Mohammed and the Saucepan of Abraham.

Annoyingly, you have to pay another fee for the Topkapi harem, and the queue was very long. It was disappointing not to view this scurrilous and highly political phenomenon (some sultans' favourites wielded significant power behind the throne). I tried to peek through a side window but could only spy a sliver of a mural – in the process disgracing myself as a kind of Ottoman Peeping Tom.

Topkapi is dwarfed by the 18th-century Dolmabahce Palace, known as "the Versailles of Istanbul". Outside, soldiers were engaged in a changing of the guard. Inside, the obligatory guided tour snaked slowly up the ornate staircase. At Dolmabahce, where Ataturk spent his final years, everything that's yellow is said to be real gold – and there is a lot of yellow. To protect the original parquet, you have to shuffle around in plastic shoe covers though seemingly endless throne rooms, ballrooms and state reception areas.

The nearby Blue Mosque, famously decorated with countless blue-hued mosaic pieces, is a stunning dome among Istanbul's many stunning domes – the skyline sometimes resembles a line-up of those bells you bang for attention in small hotels.

At the Blue Mosque, all visitors are asked to remove shoes and females are asked to wear headscarves, though quite a few don't. Indeed, at times in Istanbul we got the feeling our dogged religious reverence was overdone. Outside the Blue Mosque, Emma was putting on a scarf, when a guard suddenly barked: "You can't go in like THAT!" She froze: "Why not?" "You're too sexy!" he grinned, then strolled away, laughing.

At night in Istanbul, there is a bustling alfresco culture of crammed pavement restaurants in areas such as Nevisade Sokak, Mayhene and Kumkapi. Be warned: quality is variable. One night, we ended up having such bad meze in a deserted side street in Kumkapi that we dumped the money we owed, fled and finished our meal at a more vibrant eatery in the next street.

There I slurped down chardonnay that tasted of bubble bath (one black mark against Istanbul is the wild variation in the quality of wine), picking at the meze as cats wove about our legs. We smiled at some men at the table behind us who were feeding the felines, but probably shouldn't have. They fed them more to hold our attention, until we were seriously concerned the cats might explode. It was time to make an exit.

There is much scope for entertainment in Istanbul. We tried but failed to visit DogStar, an intriguing-sounding "indie club" in the Asian quarter. There are umpteen nightclubs and bars, some posh, others makeshift, many playing live music, or holding impromptu discos.

One night, we found ourselves watching students bop about to Soft Cell and Oasis in Kulp, a "club" the size of a shoe cupboard. Another night was spent listening to horrific Muzak in an upmarket though hilariously awful mirrored confine I forget the name of. Best of all was Babylon, a night club with live music. The time we went, guitarist Justin Adams, and African musician Juldeh Camara played an astonishing set. Babylon, currently celebrating its 10th anniversary, has also hosted the likes of Grandmaster Flash, Patti Smith and Arrested Development.

European Capital of Culture or not, it was time to utter the immortal phrase of every all-female city break since the dawn of time: "Lets go shopping!" Istanbul has a Harvey Nichols, and a pedestrian-only area in Taksim that could be Oxford Street (if Oxford Street had more antique bookshops).

In the less touristy back streets the scent of the city is strong, with street barbecues, bubbling coffee pots and thick cigarette smoke. There are scores of hairdressers – girls with the vibrant aubergine hair colour so favoured in Istanbul sit outside on stone steps, waving their hairdryers. In more upmarket areas such as Nisantasi and Tesvikiye, Emma tried on jewellery that should have had its own security guard.

No trip to Istanbul would be complete without a visit to the Grand Bazaar. It is the largest of its type in the world, and even reading the statistics is breathtaking: 60 streets, 4,000 shops, its own mosque, post office and bank, and even a health centre. Indeed, walking into the Grand Bazaar is akin to being devoured by a giant mythical animal, albeit one with a stomach full of rugs, jewellery (the "evil eye" symbol is ubiquitous), antiques, gold, leather, ceramics, calligraphy, and pretty much anything else you can think of.

I am too much of a wimp to haggle, though it is supposed to be welcomed here. But when Emma tried to haggle over some earrings, the stallholder told us to clear off. As we left, he yelled after us, "Don't come back!" So much for joining in with the local customs.

There are cafes scattered throughout the bazaar. The best is Café Bedestan, where we drank coffee and ate baklava. Some shopkeepers kindly offer customers a small glass cup of their refreshing local tea (cay), as they struggle to take in this veritable Aladdin's Cave. Indeed, so complex and compelling is the bazaar, it is wise to factor in a second visit.

We were coming to the end of our stay, so the next morning we made sure to view the Istanbul Modern, a wonderful art space with an eclectic mix of traditional culture and modern works.

Just outside the gallery, we stopped at one of the nargile (water pipe) cafes. These are enjoying a comeback among the young (with three universities, there is a huge student presence in the city). These days, the pipes are for tobacco, not opium, though there still seems something deliciously decadent about people lolling around on velvet chairs, sucking on bubbling water pipes.

Then it was time to say goodbye to Istanbul with a boat trip across the Bosphorus. There are guided two-hour cruises but we had no time for that. In any case, the commuter boats are fast, cheap and fun.

Our unpleasant experience with the cab driver seemed a world away as we glided across the water, marvelling once again at how the domes and turrets of old Istanbul nestle with the bustle and drama of the modern city.

A city of culture, indeed; but also so much more.

Essentials

A three-night stay at the Ciragan Palace costs from £837 through Kirker Holidays (020 7593 2283; kirkerholidays.com) including scheduled flights from Heathrow, private transfers, breakfasts and Kirker's guide notes to restaurants and sightseeing in the city.

 

 

Denktaş: Kontrgerilla adaya girmedi

Eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, kendi talepleri doğrultusunda Özel Kuvvetler’in kurduğu Türk Mukavemet Teşkilatı’nı “kontrgerillanın bir uzantısı olarak tanımlamanın günah olacağını” söyledi.

ntvmsnbc

04 Ocak. 2010 Pazartesi

İSTANBUL - Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddiasıyla ilgili soruşturma kapsamında Özel Kuvvetler Komutanlığı, sadece Türkiye'de değil, Kıbrıs'ta da faaliyet yürüttü.

Eski adıyla Özel Harp Dairesi, 1950'li yılların sonunda Rumların EOKA örgütüyle mücadele amacıyla "Türk Mukavemet Teşkilatı"nı (TMT) örgütledi.

1974'e kadar geçen sürede Kıbrıslı Türkler, Türkiye'ye getirilerek silahlı eğitim aldı. Özel Harp Dairesi'nden adaya subay ve silah gönderildi.

Eski KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, konuyla ilgili olarak NTV’nin sorularını yanıtladı.

Rauf Denktaş, Özel Harp Dairesi’yle olan temasını şöyle anlattı: “1957’nin sonunda Kasım ayında üç arkadaş TMT’yi kurduk. Ve ‘Volkan görevini yapmıştır, teşekkür ederiz’ dedik. Ama silah yok, teşkilat yok, uzman yok. Benim istediğim EOKA’ya karşı bir direniş, Türkiye'nin siyasetine bağlı bir kuvvet oluşmasıdır. Ocak ayında Doktor Küçük’le Ankara geldiğimizde Rüştü Zorlu Bey’den bunu rica ettik. Dokuz ay sonra uzman girebildi.

Özel Harp Dairesi’nin görevi, Türkiye istila halinde olursa gizlice teşkilatlanıp, o istilayı önlemekti. O yüzden Türkiye, milli bir davası için buradaki liderliğin talebi üzerine organize etmiştir. Silah vermiştir Allah razı olsun ki vermiştir, yoksa burası şimdi Yunan adası olacaktı.

Biz Seferberlik Dairesi dendiğinde, karşımızda orduyu gördük. Türkiye ile resmi temaslarda bulunduk, bütün işlemler resmi temaslarla yapıldı.”

'ADADA KONTRGERİLLA YOK'
Kontrgerillanın adaya girmediğini savunan Denktaş, “Kontrgerilla adada olmamıştır. Burada Türkiye'nin kolordusu var. Kolordunun içinde hangi seksiyonlar var, bunu bilemem” diye konuştu.

'İTHAMDA BULUNMAK YANLIŞ'
Rauf Denktaş, Kutlu Adalı suikasti veya Afrika gazetesinde patlayan bomba ile ilgili olarak ise şöyle konuştu: “Hepsinin izahı var, bütün mesele polisin yapanları tespit etmesidir. Bu gibi durumlarda savaş içindesiniz, seferberlik halindesiniz. Birileri işgüzarlık yapar, ‘Vatan hainidir, ben ona göstereyim’ der ve bir halt ederse bu teşkilata mal edilir. Bunları ayıklamadan ithamlarda bulunmak bence doğru değildir. Ama TMT'yi bununla kirletmek büyük bir günahtır.”

'ÖZEL HARP'TEN EĞİTİM ALMADIM'
Kendisinin TMT’nin siyasi kanadını yönettiğini belirten Denktaş, “Ben Özel Harp Dairesi’nde eğitim görmedim, sadece siyasi kanadını sevk ve idare ettim. Bana gelen istihbaratı değerlendirip teşkilata ve Türkiye'ye gönderiyordum. Ama kontrolden çıkan arkadaşlar olmuş olabilir, onlar da teşkilat tarafından çekilmişlerdir” dedi.

'O MEKTUP ARŞİVDE VARDIR'
Ergenekon soruşturmasında bahsi geçen, emekli Orgeneral Şener Eruygur tarafından 2004 yılında kendisine hitaben yazılan ve “Devlete ve millete ihanet edenlerin tarihin karanlıklarına yuvarlanacaklarına inanarak, biz 4 kuvvet komutanı sonuna kadar sizin desteğinizde olacağımızı arz eder, derin saygılar sunarız” ifadelerinin geçtiği iddia edilen mektupla ilgili ise “Hatırlayamam. Bu mektup bana gelmişse muhakkak Cumhurbaşkanlığı arşivinden vardır, gizli bir dosyaya konmuş değildir. Bana destek vermiş olabilirler” diye konuştu.

 

Kıbrıslı Türkler Rumlara güvenmiyor

Bir Rum gazetesinin KKTC'de yaptırdığı araştırmaya göre, Kıbrıslı Türkler adada çözüm olacağına inanmıyor ve Rumlara güvenmiyor.

 

AA

04 Ocak. 2010 Pazartesi NTV

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Simerini gazetesi, KKTC'de yaptırdığı anket sonuçlarına dayanarak, Nisan ayında yapılacak KKTC cumhurbaşkanlığı seçimini yüzde 50,1 ile Derviş Eroğlu'nun kazanacağını öne sürdü.

Gazete, 22-27 Aralık arasında KKTC'de cep telefonları ve sabit telefonlarla görüşme şeklinde 18 yaş üstü 505 kişiyle yapılan anketin sonuçlarını dün ve bugün yayımladı.

KKTC'deki Kıbrıs Toplumsal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezine (KADEM) yaptırılan anketin sonuçlarına göre, cumhurbaşkanı seçimini "kimin kazanacağı" sorusuna Kıbrıslı Türklerin yüzde 50,1'i Başbakan ve Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu, yüzde 24'ü Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yanıtını verdi. Yüzde 17,8'lik bir kesim soruya cevap vermezken, yüzde 8,1'lik kesim "başka bir aday" dedi.

RUMLARA GÜVEN YOK
Anket sonuçları, Kıbrıslı Türklerin yüzde 68,9'unun Rumlara hiç güvenmediğini gösterirken, Rumlara çok güvenenlerin oranı yüzde 2,2 oldu. "Çözüm durumunda çocuğunuzun Kıbrıslı Rum ile evlenmesinden ne kadar rahatsız olurdunuz" sorusuna ise, ankete katılanların yüzde 49,9'u "Çok rahatsız olurdum", yüzde 34,5 "Hiç rahatsız olmam" karşılığını verdi.

"Çözüm durumunda çocuğunuzun Kıbrıslı Rum ortağının olmasından ne kadar rahatsız olurdunuz" sorusuna da ankete katılanların yüzde 41,8'i "Hiç rahatsız olmam" karşılığını verirken, yüzde 34,9 "Çok rahatsız olurum" dedi.

KIBRISLI TÜRKLER ÇÖZÜM OLACAĞINA İNANMIYOR
Anket sonuçlarına göre Kıbrıslı Türkler, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın anlaşmayı başaracakları konusunda genel olarak kötümser.

Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 13,7'si Talat ile Hristofyas'ın anlaşmayı başaracaklarına inanıyor. Yüzde 84,6'lık gibi büyük bir oran ise anlaşma olacağına inanmıyor.

Gazete, anket sonuçlarına dayanarak, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs sorunundaki görüşlerini katılaştırdığını ve ayrılma (bölünme) istediğini" öne sürdü.

Kıbrıslı Türklerin yüzde 44,6'lık bir oranı, siyasi eşitlik ve tek egemenliğe dayanacak iki toplumlu-iki kesimli federasyonu "büsbütün kabul edilemez" olarak nitelendiriyor. Yüzde 14,7'lik bir kesim bunu "şartlı" kabul ederken, yüzde 39,2'lik kesim kabul ettiğini belirtiyor.

Ankete katılanların 67,5'i Zürih anlaşmalarında öngörülen birleşik devleti "büsbütün kabul edilemez" olarak nitelendiriyor.

Ankete göre, Hristofyas'ın Kıbrıslı Türkler arasındaki popülerliğinde de önemli düşüş görülüyor. Kıbrıslı Türklerin yüzde 74,7'si Hristofyas hakkında olumsuz düşünüyor. Sadece yüzde 12,5'lik bir kesim, Hristofyas hakkında olumlu düşüncelere sahip.

Kıbrıslı Türklerin yüzde 78'lik bir oranı, garantilerin çözüm durumunda da muhafaza edilmesini istiyor. Yüzde 21'lik bir kesim ise garantilerin yürürlükten kaldırılması gerektiğini düşünüyor.

 

Kıbrıslı Türkler bölünme istiyor

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

Kıbrıs Rum Kesimi’nde yayımlanan Simerini gazetesinin KKTC’de yaptırdığı ankete göre kuzeyde yaşayan Türklerin yüzde 48’i adanın bölünmesini ve yola iki ayrı devlet olarak devam edilmesini istiyor.

Anket, Türklerin yüzde 80’inin nisanda yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Başbakan Derviş Eroğlu’nun, yüzde 20’sinin Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın kazanacağını düşündüğünü ortaya koydu. 
Ankete göre, Kıbrıslı Türkler, Rum Yönetimi’nin, “Rumlar KKTC’deki seçimlerde yüzde 20 oranında etkili olsun” şeklindeki önerisi “Çapraz Oylamaya” da karşı çıkıyor. “Çapraz Oylama” Talat ve iktidar partisi arasında sert tartışmalara neden olmuştu.
Anket, Kıbrıs Toplumsal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi (KADEM) tarafından, 22-27 Aralık 2009 tarihleri arasında, telefonla görüşerek, 18 yaş ve üzeri 505 kişiyle gerçekleştirildi. Anketten çıkan çarpıcı sonuçlar şunlar:

Bölünme
* Yüzde 48,1 “kabul”
* Yüzde 24,2 “şartlı kabul”
* Yüzde 26,9 “kabul edilemez”

Tek egemenlik
* Yüzde 44,6 “kabul edilemez”
* Yüzde 14,7 “şartlı kabul” 
* Yüzde 39,2 “kabul”
* Yüzde 1,6 “bilmiyorum/cevap vermiyorum”

İki eşit devlet
* Yüzde 38,2 “kabul”
* Yüzde 29,7 “şartlı kabul”
* Yüzde 31,3 “kabul edilemez”

Anlaşma olacak mı?
* Yüzde 84,6 “Hayır”
* Yüzde 13,7 “Evet”
* Yüzde 1,8  “Cevapsız”

Çapraz Oylama 
* Yüzde 61,4 “kabul edilemez”
* Yüzde 28,5 “kabul”
* Yüzde 10,1 “tarafsız”

Garantiler 
* Yüzde 78 “Çözüm durumunda da muhafaza edilsin”
* Yüzde 21 “Yürürlükten kaldırılsın”
* Yüzde 1 “Cevapsız”

MILLIYET 04/01/10

İbrahim Fırtına'nın Ergenekon ifadeleri: Darbe suçlamalarını lanetliyorum

 

04/01/2010 RADIKAL

Eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına'nın 10 saat süreyle darbe iddialarına ilişkin sorgulandığı ortaya çıktı.


Ergenekon soruşturması kapsamında ifade veren eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına'nın sorgu tutanaklarına NTV ulaştı.

5 Aralık'ta adliyeye gelen eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına’ya darbe iddialarıyla ilgili 131 soru sorulduğu ve bu soruların büyük bölümünün, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen günlüklerden hazırlandığı öğrenildi.

İfadelerinde zaman zaman sertleştiği belli olan Fırtına'nın, "Lanetliyorum, reddediyorum" gibi sözcükler kullandığı, Kıbrıs’la ilgili bir soruya ise savcıları "Devlet sırrı" konusunda uyardığı ortaya çıktı.


İbrahim Fırtına 35 sayfalık ifadesine darbe günlüklerinin gerçekliğinden duyduğu endişeyi dile getirdi.

Günlüğün eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, tarafından yalanlandığına belirten Fırtına, "Bir darbe suçlaması kapsamı içerisinde bana soru yöneltilmesini üzüntü ile karşılıyorum ve reddediyorum" dedi.

"Sarıkız", "Ayışığı", "Yakamoz" ve "Eldiven" isimli darbe planlarını emekli olduktan sonra basından duyduğunu anlatan Fırtına "Görev yaptığım dönem içerisinde Cumhuriyetçi Çalışma Grubu’ndan haberim yoktur. Emekli olduktan sonra Şener Eruygur ile bir iki kez sosyal ortamlarda bir araya geldim. Böyle bir çalışma yapmış olmasına ihtimal vermiyorum" ifadesini kullandı.

DENKTAŞ’A YAZILAN MEKTUP
Fırtına, Şener Eruygur'un dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a yazdığı ileri sürülen mektupla ilgisi olup olmadığını soran savcıya itiraz edip, bir de devlet sırrı uyarısında bulunduğu öğrenildi.

Fırtına, bu konuyla ilgili “Annan Planı’na karşı yavru vatanın sokağa dökülmesi, Türkiye’de tepki gösterilmesi iddialarına ilişkin olarak 2 noktada itirazım var. Birincisi doğru olmayan bu iddialar uluslararası boyutta tartışmaya yol açar. Bu husus iddianamede yer almasın ya da örtülü olarak kullanılsın. İkinci itirazım,bu iddia öncekilerde olduğu gibi ülkenin birlik ve dirliğine, yavru vatanda oluşabilecek çözümlere dinamit koyucu ve başkalarına istismar etme fırsatını veren yanlış bir kurgudur” cevabını verdi.

İbrahim Fırtına, "Ayışığı" darbe planında geçen 22 Eylül 2003'deki toplantıda, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'e hitaben "Ya sen çekil ya da biz çekileceğiz" şeklinde notun verilmediğini ifade etti.

Fırtına, konuyla ilgili şunları söyledi: "Notun tarihi Özden Örnek ve benim göreve başladığımız ilk aydır. Belki ilk kez bir toplantıda bir araya gelen kişilerin önceden planlayarak sarfedeceği sözler değildir. İlk ay zaten nezaket ziyaretleriyle iadei ziyartlerle geçen dönemdir. Bu işlere girişmek, kanunlara, nizamlara devlete aykırılıktır kabul etmiyorum. Ayrıca Genelkurmay Başkanı’nın mektup yoluyla istifaya davet edildiği yönünde kendisinden birşey duymadım."

Mektupta TSK'nın protokol kurallarının ihlal edilmiş olduğuna da dikkat çeken Fırtına "Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan önce yazılmış. Böyle bir yanlışı Şener Eruygur’un yapacağına ihtimal vermiyorum. Bu nedenle yazının Şener Paşa'ya ait olmadığını, bir kurgu olduğunu düşünüyorum” dedi.

SEZER’İN GÖREV SÜRESİ
Hilafetin ilgasıyla ilgili 3 Mart 2004’te toplantıda AKP'den milletvekili kopartılması, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in görev süresinin uzatılması konuşuldu mu diye soruldu.

İbrahim Fırtına "O toplantıya katılmadım. Ben o toplantı sırasında görev gereği Ankara dışındaydım” cevabını verdi.

Fırtına, Cumhurbaşkanı Sezer’in görevini sürdürmesi için ne gibi görüşmelerde bulunduğu, Sezer ile görüşmeleri kim ya da kimler gerçekleştiriyordu sorusuna ise "Bu ifade Türkiye Cumhuriyeti’ni ve TSK'nın, birliğini tahrip etmek amaçlı bir kötü niyet beyanıdır, lanetliyorum" diyerek yanıtladı.

KOÇ, DOĞAN VE AKÇAKOCA SORUSU
Savcıların İbrahim Fırtına’ya ayrıca işadamları Rahmi Koç, Aydın Doğan ve Engin Akçakoca’yı tanıyıp tanımadığını sorduğu öğrenildi.

Fırtına, bu soru üzerine Koç’u sanayici olması nedeniyle tanıdığı Doğan ve Akçakoca’yla ise tanışmadığını söyledi.

 

 

Konfederasyon: % 67.7

Kıbrıslı Türklerin yüzde 84’ü, Talat ile Hristyofyas arasında anlaşma sağlanacağına inanmıyor.

KADEM, Simerini gazetesi için kamuoyu araştırması yaptı

  Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Simerini gazetesi, Kıbrıslı Türklerin siyasi duruşunu belirlemek amacıyla kamuoyu araştırması yaptırdı. Kıbrıs Toplumsal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi (KADEM)” tarafından, 22–27 Aralık 2009 tarihleri arasında, cep telefonları ve sabit telefonlarla görüşmeler yapmak suretiyle, 18 yaş ve üzeri 505 kişiyle gerçekleştirilen anketin sonuçlarına göre, Kıbrıslı Türklerin yüzde 84.6’sı, Talat ile Hristofyas arasında anlaşma sağlanacağına inanmıyor.
   “İki eşit devlet arasında konfederasyon’ görüşünü kabul edenler yüzde 38.2, şartlı kabul edenler de yüzde 29.7 oranında. İkisinin toplamı yüzde 67.7’ye ulaşıyor. Karşı çıkanlar ise yüzde 31.3’te kalıyor.
   Uluslar arası garanti edilen sınırlarla bölünme (Taksim) konusunda ise “hayır” diyen Kıbrıslı Türklerin sayısı sadece yüzde 26.9. Ankete katılanların yüzde 48.1’i ‘kabul’ derken, yüzde 24.2’si ‘şartlı kabul’ yönünde görüş belirtti. İkisinin toplamı yüzde 72.3’e ulaşıyor.  

“Kıbrıslı Türklerin yüzde 48’i ayrılma diyor”

   Ankete dayanarak, Kıbrıslı Türklerin yüzde 48,1’inin; “uluslararası anlamda garanti altına alınmış sınırlarla birlikte ayrılmayı/bölünmeyi” kabul ettiklerini yazan Simerini gazetesi, Kıbrıslı Türklerin yüzde 24,2’sinin bunu “şartlı” kabul ettiklerini, yüzde 26,9’unun ise bunu “büsbütün kabul edilemez” olarak nitelendirdiklerini ifade etti.
   Kıbrıslı Türklerin yüzde 43,8’inin ise bugünkü mevcut durumun (statükonun) devam etmesini kabul ettiğini belirten gazete, Kıbrıslı Türklerin yüzde 18’inin bunu “şartlı” kabul ettiğini, yüzde 36,8’inin ise bunu “kabul edilemez” olarak nitelediklerini kaydetti.

“Tek egemenliğe dayalı federasyon”

   Kıbrıslı Türklerin yüzde 44,6’lık bir oranının “siyasi eşitlik ve tek egemenliğe dayanacak iki toplumlu-iki kesimli federasyonu ‘büsbütün kabul edilemez’ olarak nitelendirdiğini” bildiren gazete, Kıbrıslı Türklerin yüzde 14,7’sinin bunu “şartlı” kabul ettiğini, yüzde 39,2’sinin kabul ettiğini, yüzde 1,6’sının ise “bilmiyorum/cevap vermiyorum” dediklerini iletti.
   Kıbrıslı Türklerin yüzde 38,2’sinin “iki eşit devlet arasındaki konfederasyonu” kabul ettiklerini belirten gazete, yüzde 29,7’sinin bunu “şartlı” kabul ettiğini, yüzde 31,3’ünün ise “büsbütün kabul edilemez” olarak nitelendirdiğini ifade etti.
   Gazete, Kıbrıslı Türklerin yüzde 67,5’inin “Zürih Antlaşmaları’nda öngörülen birleşik devleti “büsbütün kabul edilemez” olarak nitelendirdiklerini” de belirtti.

“UBP’liler iki kesimliliği kabul etmiyor”

   Başbakan Derviş Eroğlu’nun Genel Başkanı olduğu Ulusal Birlik Partisi’nin (UBP) seçmenlerinin çoğunluğunun, yani yüzde 54,2’sinin, federasyonu “tamamen kabul edilemez” olarak nitelediklerini yazan gazete, Cumhuriyetçi Türk Partisi’nde (CTP) bu oranın yüzde 30,8, Demokrat Parti’de (DP) yüzde 41,4, Toplumcu Demokrasi Partisi’nde (TDP) de yüzde 11,1 olduğunu kaydetti.

“Hristofyas’ın önerisi destek bulmadı”

   10 Kıbrıslı Türk’ten 6’sının Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın “ağırlıklı oyla birlikte dönüşümlü başkanlık” konusundaki önerisiyle hem fikir olmadığını yazan gazete, Derviş Eroğlu’nun partisi UBP’de bu oranın yüzde 73, Serdar Denktaş’ın partisi DP’de ise yüzde 79’lara ulaştığını belirtti.
   Buna göre, Kıbrıslı Türklerin yüzde 61,4’ünün Hristofyas’ın önerisiyle hem fikir olmadığını dile getiren gazete, Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 28,5’nin bununla hem fikir olduklarını, yüzde 10,1’inin ise tarafsız olduklarını kaydetti.
   Gazete, CTP’nin yüzde 42,9’unun, “Mustafa Akıncı’nın partisi” TDP’nin ise yüzde 11,1’inin de bu öneriyle hem fikir olmadığını yazdı.

“En zor problem mülkiyet”

   Kıbrıslı Türklerin yüzde 56’sının “Mülkiyet” başlığını müzakerelerdeki en zor problem olarak düşündüklerini ileten gazete, “Mülkiyet” başlığını yüzde 21,8’le “Toprak”, yüzde 13,7’yle “Garantiler” ve yüzde 7,7’yle “Yeni Anayasa”nın takip ettiğini belirtti.

“Müzakereler konusunda kötümser”

   Kıbrıslı Türklerin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın anlaşmayı başaracakları konusunda genel olarak kötümser olduklarını ifade eden gazete, Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 13,7’sinin Talat ile Hristofyas’ın anlaşmayı başaracaklarına inandıklarını iletti.
   Gazete, Kıbrıslı Türklerin yüzde 84,6’lık gibi büyük bir oranın anlaşma olacağına inanmadığını, yüzde 1,8’inin ise bu soruya “bilmiyorum” dediklerini veya cevap vermediklerini ifade etti.
   Gazete, 2008 yılının Temmuz ayında (müzakereler başladığı zaman) Kuzey Kıbrıs’ta gerçekleştirilen ankette söz konusu oranın yüzde 33 olduğunu; o zamandan bu yana Kıbrıslı Türklerin müzakerelerin başarılı bir şekilde sonuçlanacağına dair inançlarında büyük oranda düşüş yaşandığını belirtti.

“Türkiye’siz karar veremez”

   Gazete, “Kıbrıslı Türklere göre Talat Ankara’nın piyonu” ara başlığıyla devam ettiği haberinde; “Talat müzakerelerde Türkiye’nin onayı olmaksızın ne derece kararlar alabilir?” şeklindeki soruya, ankete katılanların yüzde 87,9’unun “asla/katiyen” şeklinde yanıt verdiklerini belirtti.
   Gazete, Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 6’lık bir oranın Cumhurbaşkanı Talat’ın yeterince serbest hareket edebileceğine inandıklarını ifade etti.

“Hristofyas’ın popülerliğinde düşüş”

   Söz konusu ankete dayanarak, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın Kıbrıslı Türkler arasındaki popülerliğinin önemli düşüş gösterdiğini kaydeden gazete, Kıbrıslı Türklerin yüzde 74,7’sinin Hristofyas hakkında olumsuz düşündüklerini bildirdi.
   Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 12,5’inin Hristofyas hakkında olumlu düşünceleri bulunduğunu belirten gazete, yüzde 12,7’sinin ise bu konuda tarafsız olduklarını kaydetti.
   2008 yılının Temmuz ayında gerçekleştirilen ankette, Kıbrıslı Türklerin yüzde 33’ünün Hristofyas hakkında olumlu düşündüğünü hatırlatan gazete, şu anda 4 Kıbrıslı Türk’ten 3’ünün bu konuda olumsuz düşüncelere sahip olduğunu kaydetti.

“Mülkiyet’te söz hakkı kimin olsun?”

   Gazete, “Kıbrıs sorununun çözümü durumunda, mal-mülklerle ilgili ilk söz hakkına kimin sahip olması gerektiğine inanıyorsunuz?” şeklindeki soruya ise ankete katılanların yüzde 57,8’inin “bugünkü kullanıcı” şeklinde cevap verdiklerini bildirdi.
   Gazete, ankete katılanların yüzde 37,8’inin bu soruya “yasal sahipler” şeklinde yanıt verdiğini belirtti.

“Garantiler muhafaza edilmeli”

   Kıbrıslı Türklerin yüzde 78’lik bir oranının, garantilerin çözüm durumunda da muhafaza edilmesini istediklerini ileten gazete, yüzde 21’lik bir oranın ise bunların yürürlükten kaldırılması gerektiğini düşündüklerini yazdı.
   Gazete, anketin ikinci kısmını bugün yayımlamaya devam edecek.

Çözüm Şekli sizce nasıl olmalı
                                         
1-Uluslararası garanti edilen sınırlarla bölünme                                            

Kesinikle hayır         %26.9
Şartlarla kabul           %24.2
Kabul                        %48.1
     
2-Bugünkü Statükonun devamı
                  
Kesinlikle hayır     %36.8
Şartlarla kabul        %18
Kabul                       %43.8

3-Tek egemenlikle iki toplumlu iki bölgeli federal siyasi eşitlik

Kesinlikle Hayır              %44.6
Şartlarla Kabul                 %14.7
Kabul                                %39.2

4-İki eşit Devlet(eyalet) arasında konfederasyon

Kesinlikle hayır                %31.3
Şartlarla Kabul                  %29.7
Kabul                                 %38.2

5-Zürih anlaşmalarında olduğu gibi Birleşik Devlet

Kesinlikle hayır                   %67.5
Şartlarla Kabul                        %14.9
Kabul                                       %16.8        

Talat-Hristofyas anlaşmaya varacak mı?...

EVET               %13.7
HAYIR             %84.6
Cevapsız           %1.8

Hristofyas Hakkındaki düşünceniz...
 
Olumlu              %12.5
Olumsuz             %74.7
Tarafsız              %12.7
Cevapsız             %0.2

Bir çözüm olasılığında Garantiler

Kaldırılsın             %21
Korunsun               %78
Cevapsız                %1

Görüşmelerde en zor sorun sizce ne?

Mülk                        %56.2
Toprak                     %21.8
Garantiler                 %13.7
Yeni Yasa                 %7.7

Talat Türkiyesiz sizce ne ölçüde karar alabilir?

Hiç                        %87.9
Çok                        %5.7
Az                         %6.3

Mülk konusunda sizce birinci söz sahibi kim olmalı..?

Yasal mülk sahipleri             %37.8
Bugünkü Mülk sahipleri        %57.6
Cevapsız                                 %4.6

KIBRIS 04/01/10

 

DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOLA GİRİLİRSE’

   

Hristofyas hükümetinin koalisyon ortaklarından EDEK’in Başkanı Yannakis Omiru Fileleftheros Gazetesi’ne verdiği mülakatta, Kıbrıs doğrudan müzakerelerinde, kötü bir çözüme doğru geri dönüşü olmayan bir yola girilmesi halinde partisinin koalisyondan ayrılacağını söyledi.

Partisinin; doğrudan müzakerelerde, Kıbrıs sorununun “dikenli” başlıkları olarak nitelediği toprak, mülkiyet, TC kökenli KKTC vatandaşları, güvenlik ve garantiler başlıklarının görüşülmesinde ısrar ettiğini söyleyen Omiru; bu tutumu, görüşmeleri sırasında Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a da ilettiğini söyledi.
Omiru, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın Kıbrıs sorunundaki icraatlarında EDEK’in görüşlerini dikkate almasını beklediğini belirterek Hristofyas’tan, partisinin kaygı ve endişelerini giderecek ilave hareketler beklediğini söyledi.

‘EN ULUSAL HALK BİRLİĞİ’

Hristofyas’a güven meselesinin ancak; koalisyon hükümetine katılımlarına son vermeleri ile gündeme geleceğini, koalisyondan ayrılmalarının da ancak; Kıbrıs sorununda kötü bir çözüme doğru, geri dönüşü olmayan bir yola girildiğini saptamaları halinde gerçekleşeceğini anlatan Omiru şunları söyledi:
“En ulusal halk birliğini arzu ediyoruz. Ancak, tekrar ediyorum; kötü bir çözüme doğru geri dönüşü olmayan bir yola girdiğimizi saptamamız durumunda Hareket’in bütün organları, hükümete iştirakimiz konusunu gözden geçirmek üzere toplanacak.”

STAR KIBRIS 04/01/10

 

‘TALAT ÇITAYI YÜKSELTİYOR’

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın son koz olarak yoğunlaştırılmış müzakerelerle ilgili beklentiler çıtasını yükselttiği ileri sürüldü. Kathimerini, Ocak ayındaki altı günlük yoğunlaştırılmış müzakerelerde bütün ihtimallerin açık olduğunu, müzakerelerin Şubat ayında da devam edebileceğini yazdı

Rum tarafında Pazar günleri yayınlanan Kathimerini Gazetesi; “Mehmet Ali Talat’ın Son Kozu... Kıbrıslı Türk Liderin Çevresi ‘Seçim Öncesinde’ Kazanç Öngörerek Yoğunlaştırılmış Müzakerelerle İlgili Beklentiler Çıtasını Yükseltiyor” başlık ve spotlarıyla yansıttığı haberinde, Ocak ayındaki altı günlük yoğunlaştırılmış müzakerelerde bütün ihtimallerin açık olduğunu, hatta bu müzakerelerin Şubat ayında da devam edebileceğini yazdı.
Haberinde; “Kıbrıslı Türk liderin yakın bir mesai arkadaşı ile” konuştuğuna işaret eden gazete, bu “kaynağa” dayanarak şunları yazdı:

ŞUBAT BOŞ AY GÖRÜLÜYORDU

“Kıbrıslı Türk liderin yakın bir mesai arkadaşı bize; altı günlük yoğunlaştırılmış müzakerelerde önemli ilerleme kaydedilmesinin, müzakerelerin Şubat’ta da devam etmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Şubat, işgal bölgelerindeki seçim kampanyaları dolayısıyla bugüne kadar boş ay olarak görülen bir aydır.
Talat’ın aynı mesai arkadaşına göre, Kıbrıs Türk tarafı, ele alınacak üç başlıkta görüş birliklerine varılmasına çalışacak ki Talat’ın mesai arkadaşlarının arzusu da budur. Ocak ayında Kıbrıs sorununda ilerleme olmazsa bu, Talat’ın Kıbrıslı Türklerin liderliğine yeniden seçilmedeki başarısızlığının altına imza da olacak.

EROĞU İLK TURDA SEÇİLİR

Halen işgal bölgelerinde yapılan kamuoyu yoklamaları Eroğlu’nun sözde seçimlerin ilk turda Kıbrıslı Türklerin liderliğine seçileceğini gösteriyor. Talat’ın mesai arkadaşı, Kıbrıs Türk tarafında Ocak ayında ilerleme olması, müzakerelerin Şubat’ta devam etmesi ve belki Nisan ayında; yani işgal bölgelerindeki sözde seçimlerden önce, referandum yapılması beklentisi bulunduğunu savundu. Bu mümkündür ve Talat’ın kurtarılıp yeniden seçilmesinin tek yolu da budur. Eroğlu’nun şu ana kadarki iki ayrı devletle ilgili tezleri ortadayken, onun müzakereciliği ile başlıklarda görüş birliğine varılması neredeyse imkansızdır.

RUM TARAFI PAYLAŞMIYOR

Kıbrıs Rum tarafı, Talat’ın çevresinde var olan bu beklentiyi paylaşıyor görünmüyor. Yetkili kaynaklara göre Kıbrıs Türk tarafı, tezlerini şekillendirmez ve iki bölgeli iki toplumlu federasyona ve güçlü üniter erke sahip tek ve bir devlet kurulmasına uygun tezler sunmazsa, çözüm bulunması imkansızdır ve bunun Nisan ayına kadar olması çok daha zordur.
Kıbrıs Rum tarafı, Ocak ayındaki yoğunlaştırılmış müzakerelerde, ara anlaşma imzalanması ve açıklanmasına olanak tanıyacak bir anlaşma olmasını imkansız görüyor ki Başkan Hristofyas da kısa süre önce yaptığı açıklamalar ile bunu teyit etti.
Yetkili bir kaynağın gazetemize söylediğine göre, neredeyse bir başlığın bile ‘kapatılması’ imkansızdır, çünkü anlaşmazlıklar çoktur ve Kıbrıs Türk tarafının tezleri birleşmeden çok konfederasyona yöneliktir.

TÜRK TARAFININ ÖNERİSİNİ TARTIŞMAYIZ

Aynı kaynaklara göre Kıbrıs Türk tarafının, Yönetim ve Yetki Paylaşımı başlığında tavır değiştirmesinin, yani; Başkan Hristofyas’ın dönüşümlü başkanlıkla ilgili revize önerisini kabul etmesi ihtimali göz ardı edilmiyor.
Ancak aynı kaynaklar; Kıbrıs Türk tarafının, başkanın ve başkan yardımcısının doğrudan halk tarafından değil, Senato tarafından seçilmesi tezinde ısrar etmesi halinde bu meselede anlaşmaya varılmasının söz konusu olmadığını vurguluyorlar.
Kaynaklar gazetemize, ‘Senato tarafından seçilme tartışma konusu değildir’ dediler.”

STAR KIBRIS 04/01/10

 

DİMİTRİS HRİSTOFYAS CIRLAMAYA HAZIRLANIYOR

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, yoğunlaştırılmış görüşmelerle ilgili tutumunu şimdiden belli etmeye başladı. Rum liderin, daha ilk turda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’tan kendisine, ‘Hoş bir sürpriz yapmasını’ beklediği vurgulandı

Hristofyas’ın bu tutumunu değerlendiren siyasi gözlemciler; “Rum tarafı şimdiden cırlamaya hazırlanıyor. Talat’tan sürpriz bekleyerek, ‘Çıkmaza oynadığını’ ispatlayan Hristofiyas’ın kendisi bir sürpriz yaparak çözümden yana olduğunu göstermesi gerekir”

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, yoğunlaştırılmış görüşmelerle ilgili tutumunu şimdiden belli etmeye başladı. Rum liderin, daha ilk turda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’tan kendisine ‘hoş’ bir sürpriz yapmasını beklediği ifade edilirken; Rum liderin bu tutumunu değerlendiren siyasi gözlemciler; “Rum tarafı şimdiden cırlamaya ve çıkmaza oynamaya hazırlanıyor. Hristofiyas Talat’tan sürpriz bekleyeceğine, bir sürpriz yaparak çözümden yana olduğunu göstersin” dedi.

KABUL ETSİN, İYİLEŞTİRSİN

Politis Gazetesi; belli bir merkezden sızdırıldığı anlaşılan yorum-haberinde; Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, yoğunlaştırılmış görüşmelerin ilk turunun yapılacağı 11, 12 ve 13 Ocak’ta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, yürütme erkinin seçilmesiyle ilgili önerisini kabul edip Türk tarafının ekonomi başlığındaki tezlerini “iyileştirerek” kendisine hoş bir sürpriz yapmasını beklediğini yazdı.

KABUL ETMEZSE SEÇİLEMEZ!

Hristofyas’ın Talat’a; bunu yapmazsa, her şeyden önce, Nisan ayında yeniden Kıbrıslı Türklerin liderliğine seçilme konusundaki “ihtirasını baltalamış” ve “meydanı Derviş Eroğlu’na bırakmış olacağı” uyarısında bulunacağını haber verdi.
Gazete; “Yoğunlaştırılmış Görüşmelerde Ele Alınacak 4 Başlığın Sivri Noktası... Başarının Sırrı Ekonomi” başlığıyla yansıttığı haberinde Hristofyas’ın yoğunlaştırılmış görüşmelerin ilk turuna büyük bir endişe ve bir o kadar da beklenti içerisinde gideceğini belirtti.

DİKO VE EDEK HOŞNUT DEĞİL

Hristofyas’ın, hükümetteki ortakları DİKO ve EDEK’in niyetlerine (Hristofyas’ın) özellikle kuşkuyla yaklaşmalarından hoşnut olmadığını ve yakın zamana kadar desteğine kesin gözüyle baktığı ana muhalefet DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis’in son günlerde aleni olarak, yoğunlaştırılmış müzakerelerin başarısıyla ilgili kötümser bir perspektif ortaya koymasının da kendisini düşündürmekte olduğunu belirten gazete, devamla şunları kaydetti:

TALAT BUNU YAPMAZSA!

“Ancak aynı zamanda, Dimitris Hristofyas, Kıbrıslı Türk liderin yoğunlaştırılmış görüşmelerde, yürütme erkinin seçilme yöntemiyle ilgili önerisini kabul ederek ve Türk tarafının ekonomi başlığındaki tezlerini iyileştirerek kendisine hoş bir sürpriz yapması beklentisi içerisindedir. Talat bunu yapmazsa, her şeyden önce, Nisan ayında yeniden Kıbrıslı Türklerin liderliğine seçilme konusundaki ihtirasını baltalamış ve meydanı Derviş Eroğlu’na bırakmış olacak.
Hristofyas ve Talat yarın, gelecek Pazartesi başlayacak olan yoğunlaştırılmış görüşmelerin ilk turunun gündemini ve izlenecek metodolojiyi tamamlamak üzere akşam üzeri bir araya gelecek. Başkan Hristofyas, Kıbrıslı Türk lidere Ocak ayı içerisinde, ‘seçimlerde’ Talat’a yardımcı olmak maksadıyla Şubat ayı başlarında özlü ilerleme kaydedilmesi hedefiyle, gerçekçi şekilde hareket etmezse başarısız olacağını, Kıbrıs sorununun çözüm prosedürünün de ağır bir darbe alacağını vurgulayacak.

YENİ GÖRÜŞLER ORTAYA KOYACAKLAR

Yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk turunda iki taraf; yönetim, ekonomi ve Avrupa konularındaki anlaşmazlıklarını ‘açmak’ amacıyla yeni görüşler ortaya koyacaklar ve mülkiyetin düzenlenmesine ilişkin kriterlerin görüşülmesine de zaman verecekler. Köprü kurucu önerilerin incelenmesi için verilecek kısa bir aradan sonra başlayacak ikinci turda, üç başlık üzerinde daha geniş görüş birliğine varılmaya ve mülkiyetle ilgili kriterlerle ilgili bir karşılıklı anlayış ilkesine varmaya çalışacaklar.

GERİYE ANAYASA BAŞLIĞI KALIYOR

Kıbrıs Türk tarafının Hristofyas’ın, federal hükümetin başkan ve başkan yardımcısının, Kıbrıslı Türk aday için Kıbrıslı Rumların ağırlıklı oy kullanmasıyla doğrudan halk tarafından seçilmesi önerisini sonunda kabul edeceği söylentilerini doğrulayıp doğrulamayacağının ortaya çıkması için geriye, Anayasa Başlığı kalıyor. Nami ve Yakovu’nun şu ana kadarki görüşmelerinden; Kıbrıslı Türklerin bu öneriyi, devletlerin dış ilişkileriyle ilgili kendi önerilerinin kabulüne bağladıkları anlaşılıyor. Yani ‘evet’ demek için; federal hükümetin eyaletlere, istedikleri her alanda BM üyesi bütün ülkelerle uluslararası anlaşma imzalama olanağı vermesini istiyorlar.
Üstelik Kıbrıslı Türkler, merkezi hükümette Kıbrıs Rum tarafının önerdiği 6/4 yerine 4/3 oranında temsiliyet talep ediyorlar, bu; siyasi eşitlikle ilgili yorumun geçerliliğini de şaibe altına sokuyor.

‘ÜNİTER EKONOMİ VE KIBRIS’

Kıbrıslı Türklerin, ekonomiyle ilgili çalışma gruplarınca uzlaşılmış ve üniter ekonomi ve Kıbrıs’ın bütününün kalkınmasını öngören metinden uzaklaştığı andan itibaren bu başlıkta durum karıştı. İki ayrı işleyiş çerçevesi ileri götürerek devletçiklerin ekonomilerinin bölünmesine sıcak bakan tezler ortaya koymaya başladılar. Kıbrıs Rum tarafı bu caymanın, Talat’ın ve çalışma arkadaşlarının; Kıbrıs Türk devletçiğinin ekonomisinin absorbe edilmesinden duydukları büyük korkudan kaynaklanıyor. Bu, Kıbrıs Rum tarafının niyetine duyulan güvensizliğin bir göstergesidir. Kıbrıs Rum müzakere grubunun yoğunlaştırılmış müzakerelerdeki ana misyonlarından biri de tam olarak budur: Kıbrıslı Türklerin bu kuşkularının dağıtılması ve devleti bölmek yerine yeniden birleştirecek yapıların ileri götürülmesi için karşılıklı işbirliği mantığının yeniden tesis edilmesi...

EKONOMİ BAŞLIĞI İLK CİDDİLEŞECEK

Ekonomide görüş birliklerine varılmasını engelleyen ana noktalardan bazıları şunlardır:
1- Kıbrıslı Türkler , 4 temel özgürlüğün (malların, hizmetlerin, sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımı) uygulanmasını ilke olarak kabul ediyor ancak hemen olması mümkün değildir. Yani, geçici sapma talep ediyorlar.
2- Devletçiklerin, bir dizi ürün için koruyucu gümrük vergileri koymalarını istiyorlar, bu; federal birimlerin değil devlet birimlerinin sahip olduğu bir taktiktir.
3- Merkez Bankası’nın Kıbrıs Türk devletçiğinde bir şubesi olmasını ve Federal Hükümet’in söz hakkı olmaksızın ekonomisinin müktesebatla uyumlaşmasını istiyorlar. Aynı mantıkla, Federal devletin altın rezervlerinin devletçiklere ait olması gerektiği görüşündedirler.
4- KDV’nin federasyona ait olduğunu kabul etmekle birlikte, KDV gelirlerinin büyük bölümünün devletçiklere aktarılmasından söz ediyorlar.
5- Devlet katkıları prosedürü için; AB’nin denetim ve onayına tabi olacak ayrı kurumlar istiyorlar.
6-Kamu borcunun yönetilmesi için üç birim oluşturulmasını istiyorlar. Biri federal ve ikisi de devletçikler için. Maddelerini artık AB üyesi ülkelerin ekonomi politikalarının belirlediği Avrupa müktesebatı bu tür bir uygulamaya izin vermiyor. Kamu borcunun yönetilmesi üniter bir meseledir ve üçe ‘bölünmez’. Yetkili merci de artık ‘oyuncudur’ ve faizleri ve devlet tahvillerini kararlaştırır. Farklı birimler oluşturmayı Belçika da denedi ancak ilgili öneri AB tarafından reddedildi.
Genel hatlarıyla, iki liderin de toplumlarının vatandaşlarına kolay ‘satabilecekleri’ bir başlık olan Ekonomi başlığında geniş görüş birliklerine ulaşılamaz ise, kapsamlı çözüm perspektifleri çirkindir.

TALAT NEREDEYSE GÖRÜŞ BİRLİĞİ AÇIKLADI

İki taraf; geçen Nisan ayındaki ‘milletvekilliği seçimleri’nde Talat’ın partisinin güçlendirilmesi uğruna neredeyse görüş birliği açıkladığı Avrupa Başlığı’na bakacak zamanı var. Bu başlıktaki ana anlaşmazlık konusu, Kıbrıs’ın AB’ye girişinin tabi olduğu 10’uncu Protokol’dür. Kıbrıslı Türkler, 10’uncu Protokol’ün tasfiye edilmesini ve AB’nin diğer 26 üyesi tarafından onaylanması gerekecek kapsamlı bir sözleşme yapılmasını istiyor. Bu, bakir doğuma göndermede bulunan ve Kıbrıs’ın AB üyeliğini tehlikeye sokan bir mantıktır, çünkü yeniden diğer üyelerin onayı gerekir.

İLK SÖZ HAKKININ KİMDE OLACAK?

Mülkler, yoğunlaştırılmış müzakerelerin gündemindedir ve görüşülecek. Ancak her bir mülk için ilk söz hakkının kimde olacağına dair bir anlaşmaya varacak derecede ilerlenmesi beklenmiyor. Kıbrıslı Türkler, son kararın Mülkiyet Komisyonu tarafından verilmesinde ısrar ediyor. Komisyon ilk söz hakkını yasal mal sahibine de, son kullanıcısına da verebilme yetkisine sahip olacak. Kıbrıs Rum tarafı bu mantığa karşı çıkıyor, çünkü Talat’ın ortaya koyduğu kriterlere güçlü itirazları var. Dolayısıyla bu aşamada mülkiyette; mülklerin kategorilere ayrılmasında (ki neredeyse tamamlandı) ve belki, bu başlığın düzenlenmesinin tabi olacağı kriterlerle ilgili bir karşılıklı anlayış ilkesine varılması mümkün olabilir.”

STAR KIBRIS 04/01/10

 

Kıbrıs'ta 'yoğun' müzakereler başlıyor

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde dün 60. kez görüşen KKTC lideri Mehmet Ali Talat ve Rum lider Hristofyas, yoğunlaştırılmış müzakerelere başlıyor.

AA

NTV 05 Ocak. 2010 Salı

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında 3. yılına giren Kıbrıs müzakerelerinde, 11 Ocak pazartesi gününden itibaren yoğunlaştırılmış görüşmelere geçilecek.

Müzakereler çerçevesinden dün 60. görüşmeyi yapan liderler, yoğunlaştırılmış müzakere sürecinde planlanmış toplam 6 görüşme daha yapacak.

11 Ocak pazartesi gününden itibaren 3 gün art arda yapılacak görüşmelerin ardından, ikinci bölüm müzakereler yine aralıksız 3 gün şeklinde 25 Ocak'ta başlayacak.

Yoğunlaştırılmış görüşmelerde ''Yönetim ve Güç Paylaşımı'', ''Ekonomi'', ''AB'' ve ''Mülkiyet'' konuları ele alınacak.

Yoğunlaştırılmış müzakerelerin 18, 19 ve 20 Ocak günlerinde yapılması planlanan ikinci kısmı, Hristofyas'ın talebi üzerine, Atina'ya yapacağı ziyaret ve ''ilk kısımda sunulması muhtemel önerilerin daha iyi incelenebilmesi için yeterli zamanın sağlanması amacıyla'' bir hafta ileriye; 25, 26 ve 27 Ocak günlerine alınmıştı.

Yoğunlaştırılmış görüşmelerin ilk 3 gününde, Kıbrıs Türk tarafının öneriler sunması bekleniyor.

Yoğunlaştırılmış müzakereler, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgedeki resmi ikametgahında yapılacak.

Yoğunlaştırılmış müzakerelere hazırlık çerçevesinde, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı ziyaret etti. Downer, Cumhurbaşkanlığında yaklaşık bir saat süren görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Talat ile yoğunlaştırılmış müzakerelere ilişkin hazırlıkları ele aldıklarını söyledi.

TALAT BRÜKSEL'E GİDİYOR
Bu arada, KKTC Cumhurbaşkanı Talat, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ile görüşmek üzere yarın Brüksel'e gidecek. Talat, 7 Ocak'ta ise Brüksel'den ayrılarak İstanbul üzerinden Ankara'ya geçerek, görüşmelerde bulunacak. Cumhurbaşkanı Talat, büyükelçiler toplantısında da konuşacak.

Kıbrıs için Türk tarafından öneri paketi

Kıbrıs'ta 60 görüşme geride kalırken, Türk tarafı görüşme masasına ‘yönetim ve güç paylaşımı’ konusunda kapsamlı öneri paketi sundu.Türk tarafının önerdiği pakette, başkan ve yardımcısı için çapraz oylama yapılması, ülkede iki hava sahasının korunması ve Türk vatandaşlarının da yeni devlette yerleşim hakkına sahip olması öngörülüyor.

NTV

06 Ocak. 2010 Çarşamba

LEFKOŞA - Kıbrıs müzakerelerinde masaya yeni bir öneri paketi geldi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, pazartesi günkü görüşmede Rum yönetimi lideri Hristofyas'a "yönetim ve güç paylaşımı konusunda" 6 sayfalık bir metin sundu.

Ankara ile Lefkoşa'nın birlikte hazırladığı pakette öne çıkan en önemli başlık, kurulacak yeni yönetimde başkan ve yardımcısının seçimiyle ilgili. Rumlar, Türk adayın, Türklerse Rum adayın seçiminde kısmen etkili olabilecek. Bir başka deyişle çapraz oylama yapılacak.

İlk tasarıda Türk tarafının yüzde 20 olarak düşündüğü bu oranda değişiklik yapıldığı ve çarpraz oyun yüzde 10'la sınırladırıldığı öğrenildi.

Ancak türk tarafının bu önerisi şartlı. Türk tarafı, ortaklık devletinde, başkan ve yardımcısına bakanlar kurulu kararlarını veto hakkı da tanınmasını talep ediyor.

İkinci şart, uçuş bölgesinin sınırı yani fır hattıyla ilgili. Türk tarafı çözüm sonrası, 2 fır hattı olmasını istiyor.

Üçüncü şarttaysa Ada'daki Türk-Yunan dengesini korumak için Türkiye kökenlilerin, Yunan vatandaşlarıyla aynı haklara sahip olmasını istiyor. Buna göre, Türkiye vatandaşlarının da, kurulacak devlette serbest yerleşim, mülk edinme ve çalışma hakkı elde etmesi talep ediliyor.

Türk tarafı, bu önerilerle, müzakerelere ivme kazandırmayı ve uluslararası aktörlerin de sürece destek olmasını hedefliyor. Ancak Rum yönetiminin, Türk tarafının her üç önerisini kabul etmesinin uzak bir olasılık olduğuğu kaydediliyor.

 

Guardian'dan AB'ye "ayrımcılık" eleştirisi

İngiliz Guardian gazetesinde "Türkiye'yi Avrupa Dışında Tutmak" başlığıyla yayımlanan makalede, "Eğer bir golf kulübü üye kabul ederken benzer bir politika uygulasaydı, eşitlik kanunlarını ihlalden hakkında dava açılırdı. AB kağıt üzerinde bir demokrasiler kulübü, peki o zaman dini gerekçelerle ayrımcılık yapmasına neden izin veriliyor?" sorusu soruldu.


Gazetenin yazarı ve Inter Press haber ajansının Brüksel muhabiri David Cronin'in kaleme aldığı makalede, "Başvurusunun üzerinden 22 yıldan fazla bir zaman geçerken, Türkiye'nin AB'ye girişi hala insan haklarıyla ilgili kaygılar ve önyargılar nedeniyle engelleniyor" denildi.

Cronin makalesine, yazar Orhan Pamuk'un İstanbul'la ilgili kitabına gönderme yaparak başladı ve bu kitaptaki hüzünden bahsederek, birçok Türk'ün de AB üyeliğiyle ilgili benzer bir hüzne kapıldığını yazdı.

Türkiye'nin AB ile resmi üyelik görüşmelerine 2005 yılında başladığını hatırlatan Cronin, bu süreçte Kıbrıs'la ilgili engeller mevcutken, "şimdi de Türkiye'nin yeni bir engelle, Bulgaristan'ın Osmanlı tarafından yerinden edilen Trakyalılar için tazminat talep etmesi, aksi halde müzakereleri engelleyeceğini ima etmesiyle karşı karşıya olduğunu" kaydetti.

Cronin, Türkiye'nin AB'ye katılması için insan hakları sicilini temizlemesi gerektiğini vurgulayarak, "Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk'un da bu ifade özgürlüğünün kurbanlarından biri olduğunu" ifade etti.

"Pamuk hakkındaki dava teknik olarak düşse de ve Ermenistan'a yönelik dostluk jestleri yapılsa da, Ankara'nın muhalif sesleri susturmaya devam ettiği" yorumunu yapan Cronin, buna örnek olarak Anayasa Mahkemesi'nin Demokratik Toplum Partisi'ni (DTP) kapatma kararını hatırlattı.

"Ancak ifade konusundaki bu engellerin, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Türkiye'ye yönelik antipatisiyle bir ilgisi yok" diyen Cronin, Türkiye karşıtlığının, ırkçılıkla aynı olduğunu savundu.

"AB'nin Hıristiyan kimliği... "

Cronin makalesinde, AB kurumları resmi olarak çeşitliliğe destek verse de, birliğin en güçlü liderlerinde AB'nin Hıristiyan kimliğini koruması gerektiği fikrinin baskın olduğunu bildirdi ve AB'nin yeni Başkanı Herman Van Rompuy'un başkan seçilmeden önce Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili görüşlerini anımsattı.

Cronin makalesinin sonundaysa, "Eğer bir golf kulübü üye kabul ederken benzer bir politika uygulasaydı, eşitlik kanunlarını ihlalden hakkında dava açılırdı. AB kağıt üzerinde bir demokrasiler kulübü, peki o zaman dini gerekçelerle ayrımcılık yapmasına neden izin veriliyor?" ifadesine yer verdi

CNN TURK 07/01/10

 

 

Keeping Turkey out of Europe

More than 22 years after it first applied, Turkey's entry to the EU is still blocked by human rights concerns – and subtle prejudice

 

Istanbul is haunted by a unique type of melancholy, Orhan Pamuk writes in his wondrous book on Turkey's largest city. Known as hüzün, "the black mood shared by millions of people together" is particularly dense on cold winter mornings "when the sun suddenly falls on the Bosphorus and the faint vapour almost rises from the surface".

Many Turks must be overcome by a comparable weariness (this one not mitigated by beautiful scenery) when they hear of their country's never-ending quest for membership of the European Union. More than 22 years after Turkey first applied to join, the prospect of its EU entry seems as remote as ever, even if formal accession talks began in 2005.

With progress in those negotiations already sluggish, primarily because of unresolved questions over the future of Cyprus, there is now a new hurdle to be overcome. Bulgaria has indicated it will block Turkey's membership unless compensation is paid for the expulsion of Thracians by Ottoman forces in the early 20th century.

It is only right that Turkey should be required to improve its human rights record in order to join the union. The aforementioned Pamuk is among those to have fallen victim to its restrictions on free speech; the Nobel laureate was prosecuted over a 2005 interview in which he discussed the genocide perpetrated by Ottoman forces against 1.5m Armenians nine decades earlier. While charges against him were eventually erased on a technicality and while important gestures of friendship towards Armenia have been made by the present Turkish leadership, the Ankara authorities continue to muffle voices of dissent. This has been illustrated by a ruling from the Turkish constitutional court last month, banning the Kurdish Democratic Society party.

Such curbs on expression, however, have nothing to do with the antipathy directed at Turkey by Nicolas Sarkozy in France and Angela Merkel in Germany. Rather, their opposition to Turkey's bid for EU membership is explained by what a columnist in the Turkish newspaper Hürriyet accurately described as "basic facts not pronounced openly" on Monday. "Turkey is a Muslim country," Mehmet Ali Birand wrote. "And Europe is not ready yet to accept a Muslim country in the EU."

This anti-Turkish bias is tantamount to racism. Even though the EU institutions officially claim to cherish diversity, there is a tacit agreement among some of their most powerful leaders that the union must remain predominantly Christian. Herman Van Rompuy, the EU's new president, is one of the few to have voiced this desire in a public forum (and that was long before his recent elevation in status). "The universal values which are in force in Europe, and which are also fundamental values of Christianity, will lose vigour with the entry of a large Islamic country such as Turkey," he told a meeting at the Belgian parliament in 2004.

As a Christian myself (albeit not a devout one), I am not sure what teachings of the poor Nazarene that Van Rompuy professes to follow provide a justification for slamming the door on adherents to another faith. If a golf club adopted a similar policy of exclusion, there is a strong likelihood it would be sued for breaching equality laws. The EU is nominally a club of democracies; why is it allowed to discriminate on religious grounds?

 

AB, aktif rol almalı

Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel’de, Barroso ile görüştü:

T.A.K.-Özgül Gürkut MUTLUYAKALI)

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum tarafının çözüm için hareketlenmesi amacıyla Avrupa Birliği’nin girişim yapması gerektiğini söyledi. Talat, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve AB’den bu yönde aktif rol oynamalarını istediğini belirtti.
   Barroso’nun davetlisi olarak dün AB’nin merkezi Belçika’nın başkenti Brüksel’e giden Cumhurbaşkanı Talat,
akşam saatlerinde Barroso’yla bir araya geldi. Talat, görüşmeden sonra yaptığı açıklamada, Barroso’nun Kıbrıs sorununun çözüm çabalarıyla ilgili Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini dinledikten sonra son derece heyecanlandığını ve çözüm çabalarına desteğini esirgemeyeceğini ifade ettiğini söyledi.
   Talat, Rumların AB üyeliği yüzünden bir AB sorunu haline gelen Kıbrıs sorununun çözümünde AB’ye daha fazla görev düştüğünü kaydederek, “Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacak tutumun, herhangi bir şekilde Türkiye’nin AB üyeliğini Kıbrıs sorununun esiri yapmamaktan geçtiğini de ifade ettik” dedi.
   Cumhurbaşkanı Talat’ın Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’yla görüşmesi bir saat sürdü ve saat 20.00 sıralarında tamamlandı.
   Talat, görüşmenin ardından gazetecilere açıklama yaptı ve soruları yanıtladı.
   Barosso’yla güzel bir toplantı yaptıklarını, Avrupa Komisyonu’yla uzun zamandır çalıştıklarını belirten Talat, yeni dönemde de Barroso’nun başkan olmasının, en azından 5 yıl daha çalışacaklarını gösterdiğini söyledi.

Heyecanlandı

   Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
   “Sayın Barroso’nun bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıs sorununun çözümünü destekleyeceğini umduğumuzu ifade ettik. Sayın Barroso da bunu bugüne kadar yaptığı gibi bundan sonra da yapacağını ifade etti. Çok yararlı bir görüşme oldu. Kendisine son gelişmeleri anlattık. Sayın Hristofyas’la yoğunlaştırılmış müzakerelere başlayacağımızı, bazı düşüncelerimizi Rum tarafıyla paylaştığımızı ve uzlaşma yoluyla karşılıklı esneklikle Kıbrıs sorununun çözümünün ileri bir noktaya taşıyabileceğimizi anlattık.
   Sayın Barroso son derece heyecanlandı ve desteğini esirgemeyeceğini ifade etti. Kıbrıs sorununun bir AB sorunu haline gelmesi nedeniyle de bu konuda AB’ye daha fazla görev düştüğünü anlattık.”
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB’nin yapabileceğinin azamisini yapmak durumunda olduğunu kaydederek, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılması için daha aktif olmasının ve halen bekleyen Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün Kıbrıslı Türkler için çok önemli olduğunu Barroso’ya anlattıklarını ifade etti.

Doğrudan ticaret tüzüğü

   Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün yerini tutmayan Yeşil Hat Tüzüğü’nün bile Kıbrıs Türk ekonomisinde bazı ilerlemeler yarattığını, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’ne büyük gereksinimleri olduğunu da Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’ya anlattıklarını bildiren Talat, Barroso’nun kendilerini çok dikkatli dinlediğini, anlayışla karşıladığını ve sorular sorduğunu kaydetti.
   Cumhurbaşkanı Talat, Barroso’nun müzakerelerin gidişatını nasıl gördüğüne ilişkin soruya karşılık, Rum tarafından umutsuzluk mesajları aldığını ama Kıbrıs Türk tarafı ve BM’den gelen bilgilerin böyle olmadığını söyledi.
   Talat, “Doğrudur, büyük bir ilerleme var, çözüme çok yakınız dememiz mümkün değil belki ama hiçbir şey de yapmadık değil. Çok şey yaptık ve birçok konuda ortak noktalara ulaştık. Bunları hep anlattık, bundan heyecan duydu” dedi.

Rum tarafı da kararlılık göstermeli

   Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin çözümde son derece kararlı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, bütün beklentilerinin Kıbrıs Rum tarafının da aynı kararlılığı göstermesi ve sorunu bir an önce çözmeleri olduğunu söyledi.
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yoğunlaştırılmış müzakerelerin bunun için büyük bir fırsat olduğunu ifade ederek, üçer tam günlük iki seans halinde yapılacak müzakerelerde ekipleriyle birlikte büyük çalışma ve pazarlık içinde olacaklarını anlattı.
   Talat, Rum tarafının da kendileri gibi pazarlığa ve bazı esneklikler göstermeye hazır olması gerektiğini belirterek, bu gerçekleşirse çözüm yolunda adımlar atmış olacaklarını vurguladı. Talat, Barroso’ya da bunları anlattıklarını ve onun da memnun olduğunu belirtti.

Engel durması yanlış

   Cumhurbaşkanı Talat, bir başka soruyu yanıtlarken, müzakerelerle ilgili fikirleri Türkiye yetkilileriyle tartıştıklarını ancak B veya C planı gibi şeyler olmadığını kaydederek, “Kıbrıs sorununun varlığının Türkiye’nin AB sürecinin önünde bir engel olarak durmasının yanlışlığını anlattık. Kıbrıs sorunuyla Türkiye’nin AB üyeliği bir biriyle bağlantılıdır, bunu inkar edemeyiz. Resmi bir bağ yoktur ama kendiliğinden kuruluyor. Çünkü Kıbrıs Rum tarafı üyedir ve onayı gerekecektir...” diye konuştu.
   Talat, bu nedenle de çözüme ihtiyaç olduğunu herkesin bildiğini kaydederek, Türkiye’nin AB üyeliği müzakerelerinde teknik konularda başlık açılmamasını anlayabileceğini ancak Kıbrıs Rum tarafı siyasi engel çıkardı diye başlıkların bloke edilmesinin son derece yanlış olduğunu vurguladı ve bu görüşlerini Barroso’ya da anlattıklarını söyledi.
   Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacak tutumun herhangi bir şekilde Türkiye’nin AB üyeliğini Kıbrıs sorununun esiri yapmamaktan geçtiğini de ifade ettiklerini kaydeden Talat, çözüm parametrelerini AB’nin zaten bildiğini, Leopold Maurer’in müzakereler için görevlendirilmiş bir kişi olduğunu ve görüşmede bunların üzerinde de durduklarını belirtti.
   Cumhurbaşkanı Talat ve heyeti bugün sabah İstanbul üzerinden Ankara’ya gitmek üzere Brüksel’den ayrılacak.

KIBRIS 07/01/10

 

Uzun bir yol

Kayıp Şahıslar Komitesi, bugüne kadar bin 464 Kıbrıslı Rum’dan 145’ini ve 502 Kıbrıslı Türk’ten 51’ini buldu.

Gözde SÜREÇ

   Kıbrıs’taki Türk ve Rum kayıpların bulunması amacıyla Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi tarafından 2006 yılında başlatılan “Kazı Kimlik Tespiti ve Kalıntıların İadesi Projesi” çerçevesinde bugüne kadar 585 kayıp çıkarıldı.
   Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üyesi Gülden Plümer Küçük, komitenin bugüne kadar kayıp olduğu bildirilen bin 464 Kıbrıslı Rum’dan 145’ini, 502 Kıbrıslı Türk’ten ise 51’ini bulduklarını açıkladı.
   Gülden Plümer Küçük, komitenin enstitü haline gelmiş iki toplumlu tek komite olduğunu ve Kıbrıs’taki barış ve yakınlaşma sürecine büyük katkı konduğunu söyledi. Küçük, komitenin çalışmalarıyla ilgili KIBRIS’a bilgi verdi.
   Kayıplara ait kalıntıların çıkarılması amacıyla bugüne kadar 300’e yakın yer kazıldığını belirten Küçük, 145’i Rum ve 51’i Türk toplam 196 kişinin kimliğinin belirlenerek ailelerine teslim edildiğini söyledi.
   Yıllık yaklaşık 2 milyon 200 bin Euro bütçesi olan Kayıp Şahıslar Komitesi, bağışlar ve Kıbrıs Türk ve Rum tarafının lojistik ve maddi desteğiyle projeyi sürdürüyor. Komitenin çalışmalarıyla ilgili detaylı bilgi

KIBRIS 07/01/10

BARROSO MÜDAHALEYE ‘EVET’ DEDİ

   

Talat: Barroso çözüm çabalarından heyecan duydu, desteğini esirgemeyeceğini söyledi.
Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacak tutumun, Türkiye’nin AB üyeliğini Kıbrıs sorununun esiri yapmamaktan geçtiğini de anlattık

(TAK Özgül Gürkut MUTLUYAKALI):-Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün akşam görüştüğü Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’nun Kıbrıs sorununun çözüm çabalarıyla ilgili Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini dinledikten sonra son derece heyecanlandığını ve çözüm çabalarına desteğini esirgemeyeceğini ifade ettiğini söyledi.

Talat, Rumların AB üyeliği yüzünden bir AB sorunu haline gelen Kıbrıs sorununun çözümünde AB’ye daha fazla görev düştüğünü kaydederek, “Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacak tutumun, herhangi bir şekilde Türkiye’nin AB üyeliğini Kıbrıs sorununun esiri yapmamaktan geçtiğini de ifade ettik” dedi.
Cumhurbaşkanı Talat’ın Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’yla görüşmesi bir saat sürdü ve saat 20.00 sıralarında tamamlandı.
Talat, görüşmenin ardından gazetecilere açıklama yaptı ve soruları yanıtladı.
Barosso’yla güzel bir toplantı yaptıklarını, Avrupa Komisyonu’yla uzun zamandır çalıştıklarını belirten Talat, yeni dönemde de Barroso’nun başkan olmasının, en azından 5 yıl daha çalışacaklarını gösterdiğini söyledi.

“HEYECANLANDI”
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
“Sayın Barroso’nun bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıs sorununun çözümünü destekleyeceğini umduğumuzu ifade ettik. Sayın Barroso da bunu bugüne kadar yaptığı gibi bundan sonra da yapacağını ifade etti. Çok yararlı bir görüşme oldu. Kendisine son gelişmeleri anlattık. Sayın Hristofyas’la yoğunlaştırılmış müzakerelere başlayacağımızı, bazı düşüncelerimizi Rum tarafıyla paylaştığımızı ve uzlaşma yoluyla karşılıklı esneklikle Kıbrıs sorununun çözümünün ileri bir noktaya taşıyabileceğimizi anlattık.

Sayın Barroso son derece heyecanlandı ve desteğini esirgemeyeceğini ifade etti. Kıbrıs sorununun bir AB sorunu haline gelmesi nedeniyle de bu konuda AB’ye daha fazla görev düştüğünü anlattık.”
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, AB’nin yapabileceğinin azamisini yapmak durumunda olduğunu kaydederek, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılması için daha aktif olmasının ve halen bekleyen Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün Kıbrıslı Türkler için çok önemli olduğunu Barroso’ya anlattıklarını ifade etti.

DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ
Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün yerini tutmayan Yeşil Hat Tüzüğü’nün bile Kıbrıs Türk ekonomisinde bazı ilerlemeler yarattığını, Doğrudan Ticaret Tüzüğü’ne büyük gereksinimleri olduğunu da Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’ya anlattıklarını bildiren Talat, Barroso’nun kendilerini çok dikkatli dinlediğini, anlayışla karşıladığını ve sorular sorduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Barroso’nun müzakerelerin gidişatını nasıl gördüğüne ilişkin soruya karşılık, Rum tarafından umutsuzluk mesajları aldığını ama Kıbrıs Türk tarafı ve BM’den gelen bilgilerin böyle olmadığını söyledi.
Talat, “Doğrudur, büyük bir ilerleme var, çözüme çok yakınız dememiz mümkün değil belki ama hiçbir şey de yapmadık değil. Çok şey yaptık ve birçok konuda ortak noktalara ulaştık. Bunları hep anlattık, bundan heyecan duydu” dedi.

RUM TARAFI DA KARARLILIK GÖSTERMELİ
Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye’nin çözümde son derece kararlı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, bütün beklentilerinin Kıbrıs Rum tarafının da aynı kararlılığı göstermesi ve sorunu bir an önce çözmeleri olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yoğunlaştırılmış müzakerelerin bunun için büyük bir fırsat olduğunu ifade ederek, üçer tam günlük iki seans halinde yapılacak müzakerelerde ekipleriyle birlikte büyük çalışma ve pazarlık içinde olacaklarını anlattı.
Talat, Rum tarafının da kendileri gibi pazarlığa ve bazı esneklikler göstermeye hazır olması gerektiğini belirterek, bu gerçekleşirse çözüm yolunda adımlar atmış olacaklarını vurguladı. Talat, Barroso’ya da bunları anlattıklarını ve onun da memnun olduğunu belirtti.

ENGEL DURMASI YANLIŞ
Cumhurbaşkanı Talat, bir başka soruyu yanıtlarken, müzakerelerle ilgili fikirleri Türkiye yetkilileriyle tartıştıklarını ancak B veya C planı gibi şeyler olmadığını kaydederek, “Kıbrıs sorununun varlığının Türkiye’nin AB sürecinin önünde bir engel olarak durmasının yanlışlığını anlattık. Kıbrıs sorunuyla Türkiye’nin AB üyeliği bir biriyle bağlantılıdır, bunu inkar edemeyiz. Resmi bir bağ yoktur ama kendiliğinden kuruluyor. Çünkü Kıbrıs Rum tarafı üyedir ve onayı gerekecektir...” diye konuştu.
Talat, bu nedenle de çözüme ihtiyaç olduğunu herkesin bildiğini kaydederek, Türkiye’nin AB üyeliği müzakerelerinde teknik konularda başlık açılmamasını anlayabileceğini ancak Kıbrıs Rum tarafı siyasi engel çıkardı diye başlıkların bloke edilmesinin son derece yanlış olduğunu vurguladı ve bu görüşlerini Barroso’ya da anlattıklarını söyledi.

“KIBRIS SORUNUNUN ESİRİ YAPMAMAKTAN GEÇER”
Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacak tutumun herhangi bir şekilde Türkiye’nin AB üyeliğini Kıbrıs sorununun esiri yapmamaktan geçtiğini de ifade ettiklerini kaydeden Talat, çözüm parametrelerini AB’nin zaten bildiğini, Leopold Maurer’in müzakereler için görevlendirilmiş bir kişi olduğunu ve görüşmede bunların üzerinde de durduklarını belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat ve heyeti yarın sabah İstanbul üzerinden Ankara’ya gitmek üzere Brüksel’den ayrılacak.

STAR KIBRIS 07/01/10

BİR VAKIF REZALETİ DE LONDRA’DA

   

Mihrişah Safa

Londra’da faaliyet gösteren Kıbrıs Türk Cemiyeti Vakıflar İdaresi Genel Müdürü’nün “Eski Yönetim döneminde Vakıflar İdaresi’nin ciddi zararlara uğratıldığı” yönündeki açıklamasına destek verdi

Cemiyet Yönetim Kurulu, Vakıf İdaresi Müdürü Kaymakamzade’ye zarara neden eski yöneticilerden hesap sorma konusunda her türlü desteği vermeye hazır olduklarını bildirdi

LONDRA’da kurulu Avrupa’nın en eski Türk Cemiyeti, Kıbrıs Türk Cemiyeti (KTC), KKTC Vakıflar İdaresi’nin geçtiğimiz gün Ajanskıbrıs’a yaptığı açıklamada “Vakıflar ciddi zarara uğratıldı” sözlerini doğrulayarak, konuyla ilgili bir açıklama yayınladı.
Başkanı Mustafa Gençsoy imzasıyla Yönetim Kurulu adına yayınlanan duyuruda, KTC’nin başkent Londra’nın en gözde mahallelerinden Soho’daki binasıyla ilgili davanın Vakıflar’a 550 bin, KTC’ye ise 200 bin toplam 750 bin sterline mal olduğunu bildirerek, “Bizi dinleselerdi bu durumlara gelinmezdi. Vakıflar İdaresi Müdürü Sayın Mustafa Kemal Kaymakzade’ye hesap sorması konusunda KTC Yönetim Kurulu olarak her türlü desteği vermeye hazırız. Sayın Kaymakzade, ‘Londra’daki binamızın davasıyla ilgili harcanan paralar vardır. Burada vakıflar ciddi maddi zararlara uğratıldı’ diyerek, uzun bir süre sonra da olsa önemli bir konuyu gündeme getirmiştir. Biz Cemiyet olarak davanın masraf yapılmadan çözümlenmesi için elimizden gelen herşeyi yaptık, birkaç kere Kıbrıs’a geldik. Ancak sonuç alamadık. Harcanan parayla ikinci bir bina alınabilirdi” dendi.

KTC Yönetim Kurulu adına Başkan Mustafa Gençsoy’un imzasıyla “Basına ve kamuoyuna” yapılan açıklama, KTC’nin yıllardır anlatmaya çalıştığı bir soruna parmak bastığı belirtilerek, konunun masraf yapılmadan giderilebilmesi için Cemiyet olarak herşeyin denendiği belirtildi ve şunlar denildi;

“Basına ve kamuoyuna
Değerli basın mensupları, Kıbrıs, Türkiye ve İngiltere’de yaşayan Türkiyeli ve Kıbrıslı Türkler.
‘Bizi dinleselerdi bugün bu durumlara gelinmezdi’.
KKTC Vakıflar İdaresi Müdürü Sayın Mustafa Kemal Kaymakamzade Ajanskıbrıs’ a gecen gün yaptığı açıklamada “Vakıflar ciddi maddi zararlara uğratıldı” diyerek yıllardır anlatmaya çalıştığımız bir soruna parmak basmıştır.
Londra’daki bazı yerel Türk gazetelerinde de yayınlanan “Hesabı sorulacak” başlıklı açıklamada Sayın Kaymakamzade “Londra’daki binamızın davasıyla ilgili harcanan paralar vardır. Burada vakıflar ciddi maddi zararlara uğratıldı” sözüyle uzun bir süre sonra da olsa önemli bir konuyu yeniden gündeme getirmiştir.

Hem kamuoyunu hem de ilgili makamları Londra Kıbrıs Türk Cemiyeti binasının davası konusunda birkez daha aydınlatmak üzere bu açıklamayı yapmak gereğini duyduk. Tekrarlıyorum; Bizi dinleselerdi bugün bu durumlara gelinmezdi.
Sayın Kaymakamzade’ye hesab sorması konusunda Kıbrıs Türk Cemiyeti Yönetim Kurulu olarak her türlü desteği vermeye hazırız. Konuyla ilgili tarihler, belgeler ve sorumlular açıkça ortadadır.

Olayı kısaca bir kez daha özetleyerek, yargıyı kamuoyuna bırakıyoruz.
“Sözkonusu dava açıldığını öğrenir öğrenmez dönemin Vakıflar İdaresi Müdürü Bayan Hatice Çavlan’ı Londra’dan arayarak konuyu görüşmek üzere randevu talep ettik. Kendileri bize 12 Aralık 2005 için gün verdi. Toplantıya katılmak üzere Hukuk Danışmanımız Sayın Ahmet Osam ve Gazeteci Sayın Faruk Zabcı ile 11 Aralık’ta Londra’dan Lefkoşa’ya uçtuk. Tüm amacımız sözkonusu paraların harcanmasını önlemek ve sorunu çözmekti. Görüşmemizin henüz ilk dakikalarında Sayın Çavlan ın sekreteri toplantı odasına girerek Sayın Çavlan’ın diğer toplantısının başlamak üzere oldugunu söyledi. Gözlerimize inanamadık. Sayın Çavlan konuya olan ciddiyetini böyle gösterdi. Tek isteğimiz 1951’de kurulan, Avrupa’nın en eski Türk Kuruluşu’nun devamlılığını garanti altına almaktı. Yarım saat süren görüşmer sonrası Sayın Çavlan bize yönetim Kurulu ile konuyu tartışacağını belirtip iki üç gün içinde bize geri döneceğini söyledi.

Ne yazıkki birkaç gün beklememize rağmen kendisinden hiçbir haber alamadık. Eski Vakıf Müdürlerinden Sayın Derviş Coşkuner araya girip bir müddet daha beklememizi istedi. Bize Sayın Çavlan ile görüşüp 30 Aralık 2005’e için tarih verdi.
Londra’ya geri döndük. 30 Aralık’taki görüşme için Londra’dan Lefkoşa’ya tekrar uçtuk. Tüm çabalarımıza rağmen kendisiyle temas kuramadık. Aradan iki yıla yakın bir süre geçtikten sonra avukatımız aracılığıyla bizimle 20 Hairan 2007’de görüşebileceğini iletti.

Bunun üzerine, Asbaşkan Sayın Niyazi Yalçın ve Hukuk Danışmanımız Sayın Ahmet Osam ile tekrar Londra’dan Lefkoşa’ya gittik. Kendisini arayan avukatımıza ‘Görüşsek ne, görüşmesek ne. Ben tatile çıkıyorum’ dedi.
Tekrar Londra’ya geri döndükten sonra Gazeteci Sayın Faruk Zabcı’nın isteğiyle bir randevu daha ayarlanarak 8 Ekim 2007 ‘ye gün alındı. Bu toplantı için 6’sında Londra’dan Lefkoşa’ya uçtuk. Sayın Faruk Zabcı da benimle geldi. Toplantıda bir iki dakikalık hoşgeldiniz sohbetinden sonra Sayın Çavlan “Değişen bir şey yok deyip” görüşmeyi çok kısa kesip ayrıldı.
Kısacası sorunu masrafsız çözmek için elimizden geleni yaptık ancak Sayın Hatice Çavlan her zaman uzlaşmadan kaçtı. Dava vakıflara 550 bin, Kıbrıs Türk Cemiyeti’ne de 200 bin sterline mal oldu.

Bu sorun uğranan maddi hasarlar yaşanmadan önlenebilirdi. Buna hep inandık ve bunun için elimizden geleni yaptık. Şimdi de sorumlularının ortaya çıkarılması konusunda Yönetim Kurulu olarak elimizden gelen tüm desteği vermeye hazırız. Sorunu Cumhurbaşkanı Sayın M. Ali Talat’a da 16 Aralık 2005’te kendisiyle yaptığımız görüşmede ilettik. Dönemin Başbakanı Sayın Ferdi Soyer’den ise görüşme isteklerimize olumlu yanıt alamadık. Davalara harcanan parayla Vakıflar ve Kıbrıs Türk Cemiyeti Londra’da ikinci bir bina alabilirdi.

Bu gerçekler altında sayın Kaymakamzade’ye ve kamuoyuna seslenerek
‘Londra Kıbrıs Türk Cemiyeti ve yönetim Kurulu olarak’ hesap sorma konusunda kendilerine her türlü destekeği ve bilgiyi sağlamaya hazırız diyoruz”

STAR KIBRIS 07/01/10

 

TALAT PAKET ÖNERİ YAPTI

   

Müzakere masasında Türk tarafı adına paket halinde öneri yapıldığıyla haberin Türkiye basınına KKTC iktidar partisi UBP tarafından sızdırıldığı iddia edildi

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Pazartesi günü yapılan müzakereler sırasında Türk tarafı adına öneri paketi sunduğu haber verildi.
Türk tarafının önerdiği pakette, başkan ve yardımcısı için çapraz oylama yapılması, ülkede iki hava sahasının korunması ve Türk vatandaşlarının da yeni devlette yerleşim hakkına sahip olması öngörülüyor.

NTV’nin haberine göre, Kıbrıs'ta bir yılı aşkın süredir devam eden müzakerelerde Türk tarafı ilk kez kapsamlı bir öneri paketi sundu. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Brüksel temaslarında da bu önerilerle ilgili görüş alışverişinde bulunması bekleniyor. Türk tarafının esneklik göstererek ortaya koyduğu öneri paketi, iyi niyet açılımı olarak niteleniyor.

Cumhurbaşkanı Talat'ın, Pazartesi günkü 60. görüşmede sunduğu 6 sayfalık metni, Ankara ve Lefkoşa birlikte hazırladı. Pakette öne çıkan en önemli başlık ise kurulacak yeni yönetimde başkan ve yardımcısının seçimiyle ilgili. Rumlar Türk adaya, Türkler ise Rum adaya oy verebilecek bu çerçevede. Başkanlık için adaylığını koyan bir Türk, Rumların oyuna da talip olacak. Yani çapraz oylama yapılacak. Yeni ortaklık devletinde, başkan ve yardımcısının bakanlar kurulu kararlarını veto etme hakkı da olacak. Bakanlar kurulu kararlarında başbakanın ve yardımcısının onayı gerekecek.
Pakette yer alan bir başka önemli başlık ise uçuş bölgesi yani FIR hattıyla ilgili. Türk tarafı adada çözüm sonrası 2 FIR hattı olmasını istiyor. Türk kurucu devletinin FIR hattı kuzey hava sahasını, Rum kurucu devletininki ise güney hava sahasını kapsayacak. Rum tarafı ise adada bir FIR hattı olmasından yana.

Pakette adadaki Türk-Yunan dengesini korumak için Türk vatandaşlarının Kıbrıs'ta Yunan vatandaşlarının sahip olduğu haklara sahip olması da öneriliyor. Buna göre Türk vatandaşları Kıbrıs'ta kurulacak devlette serbest yerleşim, mülk edinme ve çalışma hakkı elde edecek.
Talat, sunduğu öneri paketiyle müzakerelere ivme kazandırmayı ve soruna yön veren ülkelerin de sürece destek olmasını hedefliyor.

STAR KIBRIS 07/01/10

 

HRİSTOFYAS: ARA ANLAŞMA OLMAYACAK

   

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için yürütülen müzakere sürecinde ''ara anlaşma olmayacağını'' ve dışarıdan sunulacak çözüm planlarının reddedileceğini söyledi.

Kıbrıs Rum Gazeteciler Birliği’nin yeni yıl resepsiyonunda konuşan Hristofyas, ''Sizi bir kez daha temin etmek isterim ki ara anlaşma olmayacak, dıştan kullanıma hazır bir plan da olmayacak. Bu müzakerelerin Kıbrıslılara ait olduğu anlamına geliyor'' dedi.
Hristofyas, Rum halkına birlik çağrısı yaparak, ''zor zamanlardan geçildiğini, bunu ilk elden deneyimli biri olarak söyleyebileceğini'' belirtti.

Kıbrıs sorununun temelinde, Türkiye'nin adaya müdahalesi ile mevcut durum ve Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının varlığı olduğunu iddia eden Hristofyas, ''Tüm bunlar vatanımızın bölünmesine yol açtı'' ifadesini kullandı.
Geçmişten ders almaları gerektiğini belirten Hristofyas, 2010'un adanın birleştirilmesi yılı olmasını dileyerek, ''Kıbrıs'ı 35 yıldan bu yana bölmekte olan dikenli utanç telleri kaldırılmalı'' dedi.

STAR KIBRIS 07/01/10

·                     Şebnem Bozoklu’yu polis nasıl bozdu?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ATV’nin sevilen dizisi Canım Ailem’in kadın başrol oyuncusu Şebnem Bozoklu’nun Kıbrıs Ercan Havaalanı’nda yaşadığı bu olaya tanık olmadım.
Olayı bana, yılbaşını geçirdikleri Kuzey Kıbrıs’tan Şebnem Bozoklu ile aynı uçakla İstanbul’a dönen arkadaşlarım anlattı.
Tarih 2 Ocak 2010, akşam saatleri.
Kuzey Kıbrıs Türk Hava Yolları’na (KKTHY) ait uçakla saat 19.00’da İstanbul’a uçacak yolcular arasında ‘Canım Ailem’deki ‘Meliha Abla’ rolüyle yıldızı parlayan Şebnem Bozoklu ve sevgilisi de vardır.
Ve bu olay havaalanındaki son güvenlik noktasında yaşanır.
Bozoklu’nun önündeki üç kadından biri x-ray’den geçerken ötünce, görevli polis, “Ellerinizi havaya kaldırıp, tekrar geçer misiniz?” der.
Kadın da öyle yapar.
Onun arkasından x-ray’den geçen kadınlar da.
Sıra Bozoklu’ya gelince o da ellerini havaya kaldırıp, ama göbek atar gibi yapıp geçer x-ray’den.
Cihaz ötünce polis Bozoklu’yu, “Doğru dürüst geçsene” diye yüksek sesle uyarır.
Polisin tavrına bozulan Bozoklu, “Ne biçim konuşuyorsunuz. Düzgün konuşur musunuz? Zaten uçak korkusu var bende, o yüzden stresliyim. Benden önceki kadınlar nasıl geçtiyse, ben de öyle geçtim. Niye bu tavrınız?” diye tepkisini dile getirir.
Ancak polisin geri adım atmaya niyeti yoktur.
Aynı ses tonuyla Bozoklu’ya, “Tekrar geç” der.
Bunun üzerine Bozoklu, polisin yanına gidip, şöyle der:
“Tavrınızı düzeltir misiniz? Ne biçim konuşuyorsunuz? Diğer insanlara nasıl davranıyorsanız bana da öyle davranmak zorundasınız...”
Polis, Bozoklu’ya, “Git ve cihazdan düzgün geç” deyince bu kez sevgilisi gelir yanlarına.
“Memur bey  görevinizi düzgün yapar mısınız? Hanımefendiye davranışınız çok çirkin, lütfen insanlara karşı davranışınızı düzeltin” diye sitem eder.
Ancak polis memuru, davranışında hiçbir anormallik olmadığında ısrar eder.
Bu sırada Bozoklu, x-ray’den elleri havada, ama oynamadan geçer.
Az önce ötüp, ortalığı karıştıran x-ray’den bu kez uyarı sesi gelmez.
Bozoklu, uçuş korkusu üstüne binen öfkeyle uçağa doğru giderken, polis memuru da arkasından, “Hah şöyle” der.

 

·                     Şimdi AKP, TSK'ya balans ayarı yapıyor

Sizlere son iki gündür Ak Parti’nin iktidar olmasıyla birlikte, ülkemizdeki Asker-Sivil iktidar dengesinin nasıl değiştiğini anlatmaya çalıştım.
Özetle, Komutan’ın eskiden hayatımızdaki yerini, Atatürkçü-laik kesim için ne anlama geldiğini, O’nu nasıl tabulaştırdığımızı ve ardından da, Ak Parti’nin iktidar olmasından sonra yaşananları kısaca ve ana hatlarıyla çizdim.
Aslında 2003’ten bu yana giderek yoğunlaşan bir hesaplaşma yaşanıyor.
Atatürkçü, laik kesim adına TSK ile büyük bölümü dindar, ve pragmatik muhafazakar, diğer bir bölümü de dinci karışımı olan AKP arasındaki bu hesaplaşma çok eskilere dayanıyor. Türkiye’nin gelecekte kimler tarafından yönetileceğinin bir hesaplaşması bu...
1994’te Refah Partisinin yerel seçimlerdeki büyük çıkışı, 28 Şubat 1997’de TSK tarafından frenlenmiş, dönemin güçlü Komutanı Çevik Bir  “Demokrasiye balans ayarı yaptık” demiş, ancak 2002’de AKP’nin iktidar olması engellenememişti.
Ak Parti, başta TSK’yi fazla rahatsız etmek istemeyen bir tutum takınmıştı. Komutan ile belirli bir sınır çerçevesinde uyum içinde kalmayı denemiş ve bu ortamı bir oranda Org. Özkök ile de bulabilmişti.
Ancak sonrası gelmedi.
2007’deki Çankaya savaşları, Başbakan Erdoğan’ın nasırına basılmasıyla sonuçlandı. Genel seçimlerde oy oranını arttıran AKP, kapanma davasında da kıl payıyla kurtulunca, harekete geçti.
2008’den itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerine “balans ayarı” yapılmaya başlandı. Adına da Ergenekon dendi.

AKP devlet mekanizmasını kontrolüne aldı...
Erdoğan, partisine karşı açılan kampanya’ya direnmediği taktirde, hiçbir zaman iktidar olamayacağını gördü ve karşı kampanyasını başından itibaren “Demokrasi açılımına” dayandırdı.
Her adımını Demokrasi adına attı. Bu sayede de,  hem içerideki Demokratları, Liberalleri, hem de dışarıdaki (ABD ve AB) güçleri yanına çekebildi. Çekemediklerini de izole etmesini bildi.
Türbanın Üniversitelerde serbest bırakılmasından tutun, İmam Hatiplilerin önünün açılmasına, Vakıf okullarına yardımcı olmaktan tarikatların rahatlatılmasına kadar, her alanda Demokrasi adına harekete geçti.
Erdoğan’ın bir diğer çok önemli girişimi, nasıl Kemalist kesim TSK’nın etrafında bir koalisyon oluşturduysa, O da Cemaatleri ve özellikle Fethullah Gülen’i yanına aldı.
Hoca Efendi’nin bu kampanyaya katkısı, inanılmaz derecede etkili oldu. Ergenekon bu sayede genişletilebildi, TSK’ya yönelik “balans ayarı”ın boyutları yaygınlaştırıldı ve polisin rolü ve konumu güçlendirilebildi.
Ülkenin yönetimini ve kontrolünü elinde tutan güçler açıkça el değiştirdi.
TSK geri plana çekildi, polis ön aldı.
Kemalistler etkisizleşti, Ak Parti koalisyonu toplumun hemen her alanında etkinleşti.
Başta mali bürokrasi  olmak üzere, yargı sisteminin önemli bir bölümü,  Sivil Toplum Örgütlerinin büyük bölümü, yani Devlet Mekanizması  AKP’nin kontrolüne geçti ve Medyanın hemen hemen yüzde 75’i de ya AKP yanlısı veya AKP’ye “anlayışla” bakar oldu.

Ergenekon, tüm dengeleri bozdu
Bu noktaya gelinmesinde, yani dengelerin değişmesindeki en önemli etken, Ergenekon davası oldu. Toplum, ilk defa asıl gücün kimin eline geçtiğini, Ergenekon sürecinde gördü.
Türk toplumunun geçmişten bu yana görmeye alıştığı, hatta tabulaştırdığı birçok kavram yıkıldı.
İlk defa, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, kimilerine fiilen katıldığı, kimilerini desteklediği birçok gizli kalmış, yasadışı örgütlenmeler ortaya çıktı.
İddiaların bir bölümü abartılı, diğer bölümü yalan dahi olsa, geri kalanı toplumun kafasında soru işaretleri yaratmaya yetti. “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” inancı yaygınlaştı.
Asker-Sivil koalisyonu ve çetevari oluşumlara Komutanların adın karışması çok büyük bir kesimi şaşırttı.
Eskiden “dokunulmaz” sayılan, sivil iktidar hatta TBMM’nin soruşturmalarına dahi (Susurluk soruşturmasındaki gibi) yanıt vermeyen komutanların gözaltına alınmaları, evlerinde polisin araştırma, karargahlarda sivil yargıçların inceleme yapması, ülkedeki güç dengesinin nasıl değiştiğinin en simgesel gelişmeleriydi.

Başbuğ, tüm çabasına rağmen gidişi durduramadı
TSK’ya karşı harekat, belki Demokrasi adına yapılıyor gibi gösteriliyordu, ancak bunun içinde eski hesaplaşmalar da yatıyordu.
Ergenekon, süreci, bir  süre sonra Asimetrik Psikolojik bir savaşa dönüştü.  Geçmişin acıları ve intikam çığlıkları atılmaya başlandı. Oysa Ak Parti hükümetini bu görüntüye izin vermeden bir demokrasi ayarı yapabilseydi, taşlar çok daha yerli yerine  otururdu.
TSK’dan inanılmaz belge, döküman ve söylentili sızmalar yaşanır oldu. Ak Parti geçmiş yıllarda yaşananların bir açıdan hesabını soruyordu. Bir bölümü yalan-yanlış, dahi olsa, ortaya atılan gizli saklı komplolar, kamuoyunu etkiledi. TSK büyük bir prestij kaybına uğradı.
2008’de Komutan değişti.
Org. Başbuğ, 1 inci Başkan (Genelkurmay Başkanı) oldu.
Kelimenin tam anlamıyla “kamuoyu ile iletişim” açısından bir ENKAZ devraldı. Org. Başbuğ, TSK’nın herhalde en şanssız ve en hırpalandığı döneminde göreve geliyordu. Nitekim ilk başta da iletişimi güçlendirebilmek için çok önemli adımlar attı.
Ancak istediği veya beklediği sonucu alamadı.
Kimse de TSK’ya yardımcı olmadı. Asker eskiden hırpaladığı liberal kesimi kaybetmenin acısını çekti. Kemalistlerin güçsüzlüğü de buna eklenince, AKP harekatını istediği gibi sürdürebildi.
TSK, kendinden beklenen “iç düzenlemeyi” yapabilse, yine de zararı azaltabilirdi, ancak nedense bunu da yapmadı veya yapamadı. İlerde Org. Başbuğ, yaşadıklarını açıklarsa, bu durumun nedenlerini daha iyi anlayabiliriz.
Dışarıdan bakınca, TSK’nın bu karşı harekatla başa çıkamadığı ve hesaplaşmada zemin kaybettiği sonucuna varılıyor.

Bu mücadele ne zaman ve nasıl biter?
Kısa vadede, 2012 seçimlerinin  sonucu çok önemli. Eğer Ak Parti kazanırsa, bu süreç devam eder ve TSK’nın etkinliği tümüyle yok olmasa dahi, önemli ölçüde  azalır.
Eğer AKP kaybeder ve yerine ya tek başına laik bir parti veya laik bir partinin katılacağı bir koalisyon gelirse, TSK yeniden etkinliğini kurma sürecine girebilir. Ancak bunun tek koşulu vardır. O da, Askerin  gerçekten eski alışkanlıklarını bırakması ve kendi içinde yeni bir EĞİTİM, yeni bir DÜZEN kurmasıdır.
Eski uygulamalara geri dönülmesi beklenmemelidir.
Yeni düzene ayak uydurana kadar da, içerde  ve dışarıda bazı çalkantılara  hazırlıklı olmakta yarar vardır.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 08/01/10

 

'Soykırım' ödevi New York'u karıştırdı

ABD'nin New York kentinde yaşayan bir Türk öğrenciden, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını destekleyen bir ev ödevi hazırlaması istendi. Öğrencinin Türkiye Başkonsolosluğu'nu bilgilendirmesiyle diploması savaşı başladı

New York’un Manhattan semtinde bulunan bir lisede okuyan Türk öğrenciden, "Dünya Tarihi" dersinde, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını destekleyen bir ev ödevi hazırlaması istenince, öğrencinin ailesi hem okul yönetimine itiraz  mektubu yazdı, hem de New York Başkonsolosluğuna başvurdu.

Ailenin okul yönetimine yazdığı mektupta, ev ödevinin tamamen yanlı olduğu, ödevde ve ilgili okul kitabında konuyla ilgili verilen kaynakçaların tarafsız olmadığı belirtilerek, söz konusu iddiaları reddeden ve tarafsız bir görüş açısı sunan kaynakçaların neden yer almadığı sorusu da yöneltildi.

Mektupta, okul yönetiminin 1915 olaylarını tarafsız şekilde değerlendiren referanslara ve akademisyenlerin kitaplarına başvurması gerektiği vurgulandı.

İddiaları çürüten ödev hazırladı

Bu arada öğrenci, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının doğru olmadığını nedenleriyle anlatan ev ödevini öğretmenine verdi. Bu arada aile, New York Başkonsolosluğuna da başvurarak durumla ilgili yetkilileri bilgilendirdi.

Başkonsolosluk yetkilileri de derhal okul yönetimiyle temasa geçtiler. Yetkililer, New York ve çevresindeki okullarda bu tür durumlarla karşılaşan Türk öğrencilerin ailelerinin durumdan kendilerini, "tcbkny@broadviewnet.net" e-posta adresi üzerinden haberdar etmelerini, ABD’nin diğer eyaletlerinde benzer durumlarla karşılaşan velilerin de Türk Başkonsolosluklarına başvurmalarını istediler.

Amerikalı öğrencilerin yer aldığı bir sınıfta tek Türk olan öğrenciye, diğer Amerikalı öğrencilerle birlikte verilen ev ödevinde, öğrencilerden önce internet üzerinde 1915 olaylarına ilişkin tamamen Ermeni iddialarını savunan ve yaşlı Ermenilerle yapılan kısa röportajları içeren bir video filmi izlemeleri, ardından da Ermeni iddialarını destekler şekilde sorulmuş detaylı sorulara yanıt vermeleri isteniyor.

New York’ta 1996 yılından beri devlet liselerinde "Dünya Tarihi-Küresel Tarih" dersinde, Birinci Dünya Savaşı kapsamında 1915 olayları, Ermeni iddialarını destekleyen bir perspektiften verilerek okutuluyor ve okul kitaplarında kaynakça olarak Ermeni tarafının görüşlerini savunan kitaplara ve yazılara yer veriliyor.(aa)

RADIKAL 08/01/10

TALAT, TC BÜYÜKELÇİLERİNİ BİLGİLENDİRDİ

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin çeşitli ülkelerde görev yapan büyükelçilerine Kıbrıs sorununu anlattı.
Dün öğle saatlerinde Ankara’ya giden Talat, Türkiye Dışişleri Bakanlığı Fatin Rüştü Zorlu Salonu’nda İkinci Büyükelçiler Toplantısı’na katılarak 200 civarındaki Türk büyükelçiye Kıbrıs sorunu konusunda brifing verdi.
Toplantının açış konuşmasını yapan Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs’ın dış politikadaki en önemli konuları olduğuna işaret ederek, Cumhurbaşkanı Talat’ın yapacağı konuşmanın önemini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Talat da, Türk büyükelçilerin izole edilmiş Kıbrıs Türk halkının dünyayla iletişim kurmasında önemli rolü bulunduğunu vurguladı.
Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in de katıldığı toplantıyı, Cumhurbaşkanı’nın müzakere heyeti de izledi.
Toplantının başında basına görüntü olanağı sağlandı, daha sonra toplantıya basına kapalı olarak devam edildi.

ERDOĞAN’LA DA GÖRÜŞTÜ
Cumhurbaşkanı Talat ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki görüşme yaklaşık bir saat sürdü. Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da katılımıyla Başbakanlık’ta yapılan görüşmeye ilişkin açıklama yapılmadı.

STAR KIBRIS 08/01/10

 

Talat Rumlara yazılı öneri götürdü

   

Cumhurbaşkanı Talat Rum tarafına yazılı öneriler yaptıklarını ancak içeriğini açıklayamayacağını söyledi. 


Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için sürdürdükleri ve pazartesi günü yoğunlaştırılmış safhası başlayacak müzakerelerde ele alınmak üzere Kıbrıs Rum tarafına yazılı öneriler yaptıklarını, ancak bu önerilerin içeriğini açıklayamayacağını söyledi.

Talat, bir soru üzerine, yoğunlaştırılmış müzakerelerde, Rum tarafına sundukları önerilerin içeriğinin müzakere edileceğini belirterek, içerik açıklayamayacağını, bu konuda medyada yer alan haberlerin de doğru olmadığını kaydetti. 

Hükümet cephesinden gelen tepkilerin hatırlatılması üzerine de Talat, “Tepkisi olan çıksın söylesin” dedi.

STAR KIBRIS 08/01/10

 

Turkish Cypriots spent €17m on credit cards in the south of the island in 2009

By Patrick Dewhurst Published on January 8, 2010

TURKISH Cypriots spent nearly three times as much in the government controlled areas as Greek Cypriots in the north in 2009, it emerged yesterday.
The total spend on Turkish credit cards in Cyprus in 2009 was €17,350,593 in 293,232 transactions, according to the latest figures by credit card handling agency, JCC Payments Ltd. This compares with just €6,823,609 by Greek Cypriots.
According to the figures, the largest spend was in supermarkets (€3.7 million), closely followed by clothing (€3.6 million). "Other Retailers" received €2.8 million and household and DIY received €2.6 million.
The figures shed light on the spending habits of Turkish Cypriot credit card holders in the government controlled areas of Cyprus. The figures show, for example, that there were nearly three times more health transactions than hotels (1,768 compared with 607), equating to over four and a half times as much money spent (€488,145 compared with €102,911)
Entertainment, motoring and petrol transactions also feature prominently, with Turkish credit card holders spending around €500,000 in each category.
The allocation and scale of spending by Greek Cypriots in the north is in marked contrast to the Turkish credit card holders, revealing a very different range of products and services.
Over two thirds of the Greek Cypriot spend (€6,823,609) in the north and Antalya, on the southern coast of Turkey, was on entertainment (€3,734,680) and hotels (€1204693). JCC does not subdivide the categories, although it is fair to assume much of the entertainment spending is in casinos, which are illegal in the south of the island.
After gambling and hotels, motoring is the next largest category, with just over €500,000 spent, followed by "Other" retailers (€385,120) and Airlines (€347,185). The figures show that the north is becoming a popular route for Greek Cypriots flying to Turkish mainland, as there are no direct flights between the government controlled areas and Turkey.
The figures also confirm that Greek Cypriots are travelling to the north for healthcare, spending €22,332 in 2009.

CYPRUS MAIL

 

Turkish side’s proposals handed over

By George Psyllides Published on January 8, 2010

THE UNITED Nations yesterday handed President Demetris Christofias the Turkish Cypriot side’s proposals on governance and power-sharing, which will be discussed during the intensive talks on Monday.
The proposals were given to Christofias by UN special envoy Alexander Downer.
On receiving the proposals the president summoned a meeting of party leaders this Sunday, to discuss the Turkish Cypriot proposals.
Reports said the Turkish Cypriot side has conditionally accepted the Greek Cypriot proposal for a weighted vote or cross vote.
This would mean that both communities will vote for president and vice president though the Greek Cypriot vote would be weighted based on the population ratio between the two communities.
One of the conditions set is that Turkish nationals will enjoy the same rights EU nationals would have in Cyprus after a settlement while a second condition calls for two Flight Information Regions, reports said.
A third condition states that the president and vice president of the country would have veto powers.
Government spokesman Stefanos Stefanou declined to comment on the contents of the proposals.
The first round of intensive talks between Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat is scheduled for January 11, 12 and 13 followed by three more meetings on January 25, 26 and 27.
“The main thing is that the leaders have the chance to sit down and discuss these issues at the beginning of the coming week and will be able to decide about them on their own,” Downer said. “I hope the two leaders will be able to make substantial progress.”
The UN envoy reiterated there has been some convergence in the past 15 months although differences remained.
He said he hoped the procedure would speed up convergence between the two sides.
Downer said talks would not be completed by the end of January but this was a good chance to take the procedure forward.
Turkish Cypriots will be voting for their leader in April, something which some suggested condemned the talks to failure as the Turkish Cypriot side would toughen its stance.

CYPRUS MAIL 08/01/10

 

Derviş Eroğlu cumhurbaşkanlığına aday

Ulusal Birlik Partisi Genel Yönetim Kurulu, UBP genel başkanı ve başbakan Derviş Eroğlu'nun cumhurbaşkanı adayı olarak Parti Meclisi'ne önerilmesini kararlaştırdı.

NTV

09 Ocak. 2010 Cumartesi

LEFKOŞA - UBP genel başkanı ve başbakan Derviş Eroğlu başkanlığındaki 18 kişilik genel yönetim kurulu, cumhurbaşkanı adayının, 19 Ocak salı günü yapılacak parti meclisi toplantısında saptanıp ilan edilmesi kararına vardı.

Parti Genel Yönetim Kurulu'nun toplantısında, Kıbrıs konusundaki gelişmeler ve hükümet çalışmalarını da görüşüldü.

Başbakan Eroğlu, nisan ayında cumhurbaşkanı seçilmesi halinde müzakerelerin aksayacağı yorumlarına, "seçimde kim kazanırsa kazansın müzakereler devam edecektir" yanıtını vermişti.

Economist: "Türkiye 2. yükselen borsa"

İngiliz Economist dergisi, Türkiye'yi 2009 yılında yükselen borsalar sıralamasında ikinci sırada gösterdi.
Dergi bu haftaki sayısında, 31 Aralık 2008-31 Aralık 2009 dönemini kapsayan tabloya sayfalarında yer verdi.

Borsadaki yüzdelik artışları gösteren "Thomson Reuters" kaynaklı tabloda birinci sırada Arjantin, ikinci sırada Türkiye, üçüncü sırada ise Brezilya yer aldı.

Bu üç ülkeyi sırasıyla, Çin, Singapur, Tayland, Venezuela, Hong Kong, Meksika, Avustralya, Almanya, Fransa, İngiltere, Japonya ve ABD takip etti.

Derginin haberinde ayrıca, dünya genelinde borsaların 2009 yılında, yıl başından daha yüksek puanlarla yıl sonunu kapattığına dikkati çekilerek, Türkiye ile ilgili, "Türkiye'de 2009'da hisse senedi fiyatları neredeyse iki katına çıktı" denildi

CNN TURK 09/01/10

 

Dışişleri'nden Kıbrıs açıklaması

Kıbrıs'ta pazartesi günü başlayacak yoğunlaştırılmış müzakereler öncesinde, Dışişleri Bakanlığı'ndan, KKTC ve Türkiye'nin üzerinde çalıştığı Kıbrıs paketiyle ilgili açıklama geldi. Açıklamada, Türk tarafının yönetim ve yetki paylaşımı başlıklarını içeren öneri paketinin, kapsamlı çözüme ulaşabilmek için önemli bir açılım içerdiği belirtildi.


Bakanlık açıklamasında, Türkiye'nin KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın müzakerelerde ortaya koyduğu yapıcı yaklaşıma tam destek verdiği vurgulandı.

Kıbrıs Türk tarafınca sunulan önerinin, yoğunlaştırılmış müzakereler sonunda kapsamlı çözüm hedefine ulaşılması için önemli bir açılım olduğu kaydedildi.

Türk tarafının sunduğu paketin en önemli maddesi, Rumlara, ağırlıklı oy modeliyle Kıbrıslı Türk lider seçme hakkı verilmesi.

Türkiye ve KKTC bu teklif karşılığında, Türkiye AB'ye tam üye olana kadar garantör ülkelerden Yunanistan vatandaşlarına tanınan tüm hakların AB nezdinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da tanınmasını istiyor.

Paketteki bir diğer madde de, Türk ve Rum siyasilerden ortak kurulacak federasyon hükümetinin başkan ve başkan yardımcısının her konuda veto hakkının bulunması.

Pazartesi günü başlayacak olan yoğunlaştırılmış müzakereler, her hafta 3'er gün yapılacak

CNN TURK 09/01/10

"KKTC'nin önerileri Hristofyas'ı zor durumda bıraktı"
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer tarafından dün Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a iletilen, Kıbrıs Türk tarafının yoğunlaştırılmış müzakerelerde ele alınmak üzere "Yönetim ve Güç Paylaşımı" konusundaki önerilerinin Hristofyas'ı "zor durumda" bıraktığı bildirildi.


Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının önerilerini Downer'den aldıktan sonra Ulusal Konsey'de temsil edilen siyasi parti başkanlarını, pazar günü saat 11.00'de Rum başkanlık köşkünde toplantıya çağırdı.

Toplantıda, Türk tarafının önerileriyle ilgili görüş alışverişinde bulunulacak. Rum gazeteleri, Hristofyas'ın siyasi parti başkanlarını olağanüstü toplantıya çağırmasını, Hristofyas'ın içinde bulunduğu "zorluğun ve hatta çaresizliğin göstergesi" olarak niteledi.

Öneriler Rum basınının manşetlerinde

Rum gazeteleri, Downer'in Hristofyas'a ilettiği Kıbrıs Türk tarafının önerilerinin içeriğiyle ilgili haberleri manşetlerine taşıdı.

KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın, önerileri, yoğunlaştırılmış müzakerelere birkaç gün kala yaptığına işaret eden gazeteler, Rum lider Hristofyas'ın zor durumda kaldığını yazıyor. Bazı Rum gazeteleri, Kıbrıs Türk tarafının yeni önerilerini "Talat konfederasyon istiyor" şeklinde yorumladı.

Simerini gazetesi, önerilere ilişkin şu yorumu yaptı:

"Mehmet Ali Talat hem oy toplama, hem de Başkan Hristofyas'ı tuzağa düşürme çabasıyla yoğunlaştırılmış müzakerelerin arifesinde konfederal tezler sundu ve bu öneriler paketiyle her şeyi alt-üst etti. İnisiyatif ve müzakerelerde ilerleme gösterme isteyerek Hristofyas'ı, 'ya benim şartlarım kabul edilir, ya Kıbrıs Rum tarafı müzakereler prosedürünü engellemekten sorumlu olur' ikilemine getirdi. Başkan Hristofyas için durum öyle zorlaştı ki, doğrudan müzakerelerin başladığı günden beri ilk kez, bundan sonra atılacak adımları belirlemek üzere siyasi parti başkanlarını önceden çağrı yapmaksızın olağanüstü toplantıya çağırdı."

Radikal görüşleriyle bilinen Mahi gazetesi, "Türk önerileri saatli bomba" başlığını kullandığı haberinde, Hatay örneğini vererek, önerilerin kabul edilmesi halinde "Kıbrıs'ın İskenderunlaşma tehlikesi olduğunu" iddia etti.

ÖNERİLER

Rum gazetelerinde yayımlanan, Kıbrıs Türk tarafının sunduğu önerilerin bazıları şöyle:

-Talat'ın önerilerinde, Kıbrıs Türk tarafı, başkan ve başkan yardımcısının ağırlıklı oyla seçilmesini kabul ediyor. Buna göre, Kıbrıslı Türklerin tamamı Rum aday için oy kullanacak. Kıbrıslı Türk aday için oy kullanacak olan Kıbrıslı Rumların oyları ise ilk önce Kıbrıs Türk oylarının yüzde 10'u, daha sonra da yüzde 20'si oranında hesaplanacak. Yani, Rum seçmenlerin tamamı Kıbrıslı Türk adayın seçilmesinde yüzde 10'a denk olacak, ilk seçimlerden sonra bu sınır Hristofyas'ın önerdiği gibi yüzde 20'ye getirilebilecek.
-Talat, dönüşümlü başkanlığı destekliyor, ancak önerilen görev sürelerine itiraz ediyor. Kıbrıslı Rum başkanın görev süresinin 3, Kıbrıslı Türk başkanın ise 2 yıl olmasını öneriyor.
-Bakanlar Kurulu üyelerinin 7 Rum ve 5 Kıbrıslı Türk'ten oluşmasını öneriliyor. Kıbrıs Rum tarafının önerisi 6 Rum, 3 Türk'ten oluşması yönünde.
-Dışişleri ve Avrupa Konuları bakanları aynı toplumdan olmayacak, aynı şey İçişleri ve Maliye bakanları için de geçerli olacak.
-Kıbrıslı Türkler ve Rumların, rekabet ve sigortayla ilgili federal örgütlerdeki oranı 4'e 3 olacak, karar alınması için de her bir toplumun iki temsilcisinin olumlu oyu gerekecek.
-Yeni ortaklık devletinde başkan ve başkan yardımcısının Bakanlar Kurulu kararları için veto hakları olacak.
-Türk kurucu devletinin FIR hattı Kuzey'in hava sahasını, Kıbrıs Rum kurucu devletinin FIR hattı da Güney'in hava sahasını kapsayacak. Kıbrıs Rum tarafı Ada'da tek FIR hattı olmasından yana.
-Ada'daki Türk ve Yunan dengesinin korunması için Yunan vatandaşlarının yararlandığı haklardan Türk vatandaşlarının da yararlanması gerekir. Türk vatandaşlarının yeni devlette serbest yerleşim, taşınmaz mal ve iş edinme hakkına sahip olması gerekir.

Bu arada, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'la dün telefonda görüşen BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la da telefon görüşmesi yaptı.



Ömer Bilge / CNN TÜRK / Lefkoşe


Sorularla önerinin getirecekleri:


* Türk ve Rum liderler ayrı ayrı mı seçilecek?

Hayır tek bir sandık kurulacak. Başkan ve yardımcısının belirleneceği federal seçimlerde Türk ve Rumlar ayrı ayrı yarışmayacak. Çapraz oy sisteminde adaylar biri Rum biri Türk ikili olarak oy isteyecek. Bu da Rum ve Türk liderler ile siyasi partilerin koalisyon kurma zorunluluğu anlamına geliyor. İster Türk ister Rum, aday olan kişi, karşı toplumdan bir kişiyle aynı listede seçime girecek. Yani Türk ve Rumlar iki kişiye tek oy verecek. Türk ve Rum çiftler seçilmeleri halinde başkan ve yardımcılığını dönüşümlü yürütecek. Görev süreleri eşit olacak.

* Rumlar blok oy kullanırsa Türk lideri belirler mi?
Yaklaşık bir milyon nüfuslu Rumların 300 bin nüfuslu Kıbrıslı Türklerin lideri için blok oy kullanmaları halinde bile en fazla yüzde 20 oranında etkili olacak. Ağırlıklı oy sisteminde Türk liderin oyları hesaplanırken, Kıbrıslı Türklerin oyları bir bütün sayılacak. 5 Rum 'un oyu ise bir bütün kabul edilecek. Rum liderin oyları hesaplanırken, Kıbrıslı Türkler 'in nüfus azlığı nedeniyle ağırlık aranmayacak. Rumlar ağırlıklı oy oranının yüzde 25 'e çıkartılmasını istiyor. Ağırlık yüzdesi pazarlık masasında.

* Oyların Türk, Rum olduğu nasıl anlaşılacak?
Federasyonu oluşturacak kurucu Türk devleti ile Rum devletinde sandıklar ayrı olacak. Türk devletinde seçim listelerine dahil olanlar Türk oyu, Rum devletinde oy verenler ise Rum oyu kabul edilecek. Rum devletinde oy verenlerin sayısı Türk liderin oyu hesaplanırken 1/5 yani yüzde 20 ağırlıklı hesaplanacak. Nüfus değiştikçe katsayı da uyarlanacak.

* Önerinin dezavantajı nedir?
Rumlar başta olmak üzere taraflardan biri sorun çıkartırsa, seçim sistemi nedeniyle ayrılmaları mümkün olmaz. Sistem tıkanır. Ayrıca adadaki siyasi yapı, Türk ve Rum sol partilerin koalisyon yapmalarına daha uygun. Sağ partiler Rum ya da Türk ortak bulma güçlüğü çekecek. KKTC'de hükümet ve muhalefet sistemin, iki ayrı demokrasiyi yok edeceğini savunuyor.

* Türk vatandaşları Kıbrıs üzerinden AB 'ye gidebilir mi?
Pratikte hayır. Kıbrıslı Rumlar, AB 'ye tam üye olsa da ortak vize sistemi Schengen'e dahil değil. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları adada serbest dolaşım hakkı kazansa bile, herhangi bir havaalanından bir AB ülkesine seyahat edemeyecek çünkü seyahat şirketinden bilet alırken bile gidilecek ülkenin vizesi soruluyor ayrıca pasaport kontrolü yapılıyor. Ada olduğu için Kıbrıs 'tan sadece deniz ya da hava yoluyla ayrılabilirsiniz.

* Rumlar 70 milyona kapıları açar mı?
Rumlar ekonomik düşünürse kabul edeceklerdir. KKTC 'de 200 bine yakın Türkiye vatandaşı ya çalışma izni ya da iş kurma izniyle bulunuyor. Çok sayıda Türkiyeli 'nin adada mülkü bulunuyor. 45 bine yakın öğrenci de KKTC üniversitelerinde eğitim görüyor. Ayrıca bu hak Türkiye AB 'ye tam üye olana kadar geçerli olacak. Türkiye üye olursa, sadece Kıbrıs 'ta değil otomatik olarak tüm AB ülkelerinde bu haklara sahip olacak. Rumlar bu öneriyi kabul ederse, Rum kesiminde turizm ve yatırım patlaması yaşanır. Ticaret maksimum seviyelere ulaşır. Ancak özellikle kilise ve sağ partiler, Türkiye 'nin nüfus işgali altında kalacaklarını sürekli tekrarlıyor.

AB bu öneriyi kabul eder mi?
Türklerin serbet dolaşım ve yerleşim hakkına sahip olması sadece Kıbrıs'ı etkileyeceği için AB'nin sorun çıkarması beklenmiyor. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat dün AB komisyonu Başkanı Manuel Barraso ile görüşmek üzere Brüksel'e gitti. Barraso bir süre önce Türk ve Rum liderlerin anlaşması halinde AB yasalarının bu anlaşmaya uyumlaştırılacağını açıklamıştı. Türklerin Kıbrıs'ta AB hakkı kazanması, özellikle nüfus akışından endişe eden diğer AB üyesi ülkeleri için de bir deney alanı olacak.

CNN TURK 09/01/10

Karar 19 Ocak’ta

UBP Genel Yönetim Kurulu, parti başkanı Eroğlu’nu cumhurbaşkanlığı adaylığına önerdi.

Ulusal Birlik Partisi (UBP)’nin Cumhurbaşkanı adayının 19 Ocak Salı günü saptanıp ilan edileceği açıklandı.
   UBP Genel Sekreteri İrsen Küçük, KIBRIS’a yaptığı açıklamada, Genel Yönetim Kurulu ile Milletvekili Kurulu’nda Genel Başkan Dr. Derviş Eroğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olarak önerilmesi için tavsiye kararı alındığını ifade etti.
   Adayın Parti Meclisi tarafından saptanacağı, Parti Meclisi toplantısının Atatürk Meydanı’ndaki UBP Genel Merkez Binası’nda saat 14.00’de yer alacağını belirten Küçük, Parti Meclisi’nin Salı günkü toplantısıyla ilgili karar ile toplantı gündemi kararın, dün, Genel Başkan ve Başbakan Derviş Eroğlu başkanlığında toplanan UBP Genel Yönetim Kurulu tarafından alındığını belirtti.
   Küçük,  Parti Genel Yönetim Kurulu’nun dünkü toplantıda Cumhurbaşkanı adayının ne zaman belirleneceği kararı dışında, Kıbrıs konusundaki gelişmeler ve hükümet çalışmalarını da görüştüğü ifade etti.
   Toplantıda, bu yıl gerekçeleştirilecek yerel seçimlerin yöntemi, adayların açıklanması ve zamanlaması konusunun da görüşüldüğünü söyleyen Küçük, önümüzdeki günlerde söz konusu seçimlerin de gündeme alınacağını belirtti.

KIBRIS 09/01/10

 

HABERLERİ VARDIR

   

“Rum tarafına yapılan önerilerden tüm taraflar haberdardır. Talat’ı destekliyoruz”

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs'ta Türkiye'nin iki hedefi bulunduğunu söyledi: Kıbrıs'taki Türklerin varlıklarını, güvenliklerini garanti altına alacak bir düzen ve Akdeniz’deki dengelerin korunması
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kıbrıs'ta gelinen süreçte Türkiye'nin iki hedefi bulunduğunu söyledi.

Davutoğlu; katıldığı bir televizyon programında, bunlardan ilkinin Kıbrıs'taki Türklerin varlıklarını, güvenliklerini garanti altına alacak bir düzenin kurulması, ikincisinin de Doğu Akdeniz'deki dengelerin korunması ve bu bölgenin istikrar havzası haline dönüşmesi olduğunu belirtti.

KIBRIS’TA İKİ HEDEF
Kıbrıs'ta gelinen süreçte Türkiye'nin iki hedefi bulunduğunu ifade eden Davutoğlu, bunun ilkinin Kıbrıs'taki Türklerin varlıklarını, güvenliklerini garanti altına alacak bir düzenin kurulması, ikincisinin de Doğu Akdeniz'deki dengelerin korunması ve bu bölgenin istikrar havzası haline dönüşmesi olduğunu belirtti. Davutoğlu, bu iki hedefi sağlayan bir çözümün çözüm olacağını, yoksa başka bir hedefi yansıtan paket ya da çözümün yeni sorunlar çıkarabileceğini kaydetti.

TALAT’I DESTEKLİYORUZ
Davutoğlu, Kıbrıs konusunda son 7 yıl içinde çok istikrarlı bir politika takip ettiklerini söyleyerek, şu anda da KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı desteklediklerini, KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ile de geçen günlerde kapsamlı görüşmeler yaptıklarını bildirdi.

Annan planının çok uzun ve ciddi çabalar sonucu ortaya konulduğunu hatırlatan Davutoğlu, ancak şimdiki çalışmaların yeni bir çerçevede yürüdüğünü ifade etti. Davutoğlu, Rum tarafının artık masaya ciddiyetle gelmesi gerektiğini belirterek, son çalışmaların bu ciddiyetin ortaya konulmasını gerektirecek çalışmalar olduğunu kaydetti.

BÜTÜN TARAFLAR HABERDARDIR
Kıbrıs konusunda Türk tarafınca oluşturulduğu belirtilen yeni paketin hatırlatılması üzerine, bunun ciddi bir inisiyatif olduğunu kaydeden Davutoğlu, bu konudaki kararlılıklarını sürdüreceklerini, paketin detaylarına giremeyeceğini, ancak ilgili bütün tarafların bu çalışmalardan haberdar olduğunu bildirdi.
Şu anda 'Türk tarafının siyasi ve psikolojik üstünlüğe sahip olduğunu' söyleyen Davutoğlu, bu çerçevede 2010 yılı içinde Kıbrıs konusundaki çözüm çabalarını artırarak sürdüreceklerini kaydetti.

STAR KIBRIS 09/01/10

 

38 MİLYON STERLİN ÖDEDİK

   

Kıbrıs sorununun temel noktalarından mülkiyet sorununa “iç hukuk” oluşturma amacıyla kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu’na Rumların başvuruları sürüyor. 1974 öncesinde Kuzey’de kalan malları için Komisyon’a Rumlardan gelen başvuru sayısı 444’e ulaştı.

TAK muhabirinin Komisyon’un güncel web sayfasından derlediği bilgilere göre, yabancıların da görev aldığı mahkeme statüsündeki Komisyon, başvuru dosyalarından 86’sını karşılıklı anlaşmayla, 4’ünü de duruşma yoluyla sonuçlandırdı. Bu dosyalardan çoğunluğu tazminatla karara bağlanırken, 2 başvuru için tazminata ek olarak takas, 4’ü için tazminat yanında iade, 1’i için de çözümden sonra iade kararı alındı.
Komisyon’un karara bağlanan dosyalar için ödediği tazminat miktarı ise 38 milyon 580 Sterlin.

ARTIK WEB VAR
Mahkeme statüsünde görev yapan ve Anayasal bağımsız bir kuruluş özelliği taşıyan Komisyon, bir süreden beri şeffaf bir çalışma izlemeye başladı. Yaklaşık 6 ay önce Türkçe ve İngilizce olmak üzere iki dilde oluşturulan ve sürekli güncellenen www.kuzeykibristmk.org adlı web sitesinden başvurulardan kararlara kadar her tür bilgiye ulaşmak mümkün.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Mira Ksenidi-Aresti davasında verdiği hüküm uyarınca yasayla oluşturulan ve yasadaki kurallara bağlı olarak Cumhurbaşkanı tarafından önerilen kişiler arasından atanan Komisyon, Sümer Erkmen başkanlığında Güngör Günkan, Ayfer Erkmen, Hans C. Kruger, Romans Mapolar ve Daniel Tarschys'ten oluşuyor.

Anayasa’nın 159’uncu maddesine göre hazırlanan ve 19 Aralık 2005’te yasalaşarak yürürlüğe giren “Taşınmaz Malların Tazmini, Takası ve İadesi” adlı yasayla oluşturulan Komisyon, Kuzey’de kalan Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesi öngören yasayı uygulamakla yükümlü bulunuyor.

İADE HANGİ ŞARTLARDA
İlgili yasa uyarınca, mülkiyet veya kullanım hakkı gerçek veya tüzel kişiye ait olmayan; konumu ve niteliği uyarınca ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye düşürmeyecek taşınmaz mallar hemen iade kapsamında. Tahsisten kullanımda olan veya inkişaf edilmiş malların iadesi yönünde karar alınması halinde, iade yasayla çözüm sonrasına erteleniyor. Eşdeğer karşılığı mallar ise iade kapsamı dışında.
Aynı yasaya göre tazminata karar verilmesi halinde, bu miktar devlet adına İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanlığı tarafından ödeniyor. Tazminat alan Rum’un mülkiyet hakkı da ortadan kalkıyor.

STAR KIBRIS 09/01/10

 

ÖNERİLERİN İÇERİĞİNİ AÇIKLAMAYACAK

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için sürdürdükleri ve önümüzdeki hafta yoğunlaştırılmış safhası başlayacak müzakerelerde ele alınmak üzere Rum tarafına yazılı öneriler yaptıklarını, ancak bu önerilerin içeriğini açıklayamayacağını söyledi.

Müzakerelerde ilerleme için BM’nin daha fazla katkı yapması gerektiğini Genel Sekreter Ban Ki Moon’a ilettiğini anlatan Talat, Ban’ın Kıbrıs ziyaretini şubat ayının ilk yarısında yapmasının uygun olacağını da ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel ve Ankara’daki temaslarını tamamlayarak önceki gün gece yarısı Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün tahsis ettiği özel GAP uçağıyla yurda döndü. Cumhurbaşkanı Talat’a Brüksel temaslarında eşlik eden heyet ve Ankara temaslarına katılan müzakere heyeti de aynı uçakla KKTC’ye geldi.

ANKARA’DAKİ TEMASLAR
Brüksel temaslarını tamamlamasından sonra İstanbul üzerinden Ankara’ya gittiğini ve Türkiye’nin dünyanın değişik ülkelerinde görev yapan büyükelçilerinin toplantısında konuştuğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Talat, sorularla da zengin bir toplantı olduğunu söyledi.
Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmesinde başta Kıbrıs sorunu olmak üzere, karşı karşıya oldukları izolasyonlar, Kıbrıs Rum tarafıyla sürdürülen ve yoğunlaştırılmış safhaya geçecek görüşmeleri ve ekonomik sorunları konuştuklarını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun verdiği çalışma yemeğinde çeşitli konuları konuştuklarını belirtti. Yemeğe İzmir’den gelen Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün’ün de katıldığını ve güzel bir toplantı olduğunu ifade eden Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le de randevulaştıklarını ancak erken dönmeleri nedeniyle görüşemedikleri ve Gül’ün soğuk algınlığı nedeniyle bir gün önceki görüşmelerini de iptal ettiğini kaydetti.

BAN GAYRET SARFEDECEK
Talat, Ankara’ya gittiği sıralarda havaalanındayken BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un kendisini telefonla aradığını da hatırlatarak, yeni yılını kutlayan Ban’ın başlatacakları yoğunlaştırılmış müzakere sürecini memnuniyetle karşıladığını ve uluslararası toplumun ilerleme kaydedilmesini beklediğini söylemek için aradığını belirtti.

ÖNERİLER MÜZAKERE EDİLECEK
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir soru üzerine, müzakerelerde Rum tarafına sundukları önerilerin içeriğinin müzakere edileceğini belirterek içerik açıklayamayacağını, bu konuda Türkiye medyasında yer alan haberlerin de doğru olmadığını söyledi.

Hükümet cephesinden gelen tepkilerin hatırlatılması üzerine de Talat, “Tepkisi olan çıksın söylesin” dedi.
Talat’ı Ercan Havaalanı’nda Meclis Başkan Yardımcısı Mustafa Yektaoğlu, hükümet adına Sağlık Bakanı Ahmet Kaşif ve TC Büyükelçilik Maslahatgüzarı Bekir Uysal karşıladı.

STAR KIBRIS 09/01/10

 

UBP SALIYA SALLADI

   

Ulusal Birlik Partisi (UBP)’nin Cumhurbaşkanı adayının 19 Ocak Salı günü saptanıp ilan edileceği açıklandı.

UBP Basın Bürosu’ndan yapılan açıklamada, adayın Parti Meclisi tarafından saptanacağı, Parti Meclisi toplantısının Atatürk Meydanı’ndaki UBP Genel Merkez Binası’nda saat 14.00’de yer alacağı bildirildi.
Parti Meclisi’nin Salı günkü toplantısıyla ilgili karar ile toplantı gündemi kararı, dün, Genel Başkan ve Başbakan Derviş Eroğlu başkanlığında toplanan UBP Genel Yönetim Kurulu tarafından alındı.

UBP Basın Bürosu açıklamasında, Parti Genel Yönetim Kurulu’nun bugünkü toplantıda Cumhurbaşkanı adayının ne zaman belirleneceği kararı dışında, Kıbrıs konusundaki gelişmeler ve Hükümet çalışmalarını da görüştüğü bildirildi.

STAR KIBRIS 09/01/10

 

EU presidency hopes to open more talks with Turkey

Published on January 9, 2010

EUROPEAN UNION president Spain hopes to open accession talks with Turkey in four new policy areas in the next six months, Spanish Foreign Minister Miguel Angel Moratinos said yesterday.

He said Spain, which holds the presidency until the end of June, was hoping for progress in the Cyprus issue, which was affecting Turkey’s accession.

"Both (sides) are aware of the risk of failure. We hope there will be success and that we can open some negotiating chapters," he told reporters in Madrid.

"We have four in mind. We hope we can open them during our presidency." He did not say which chapters he had in mind.

Turkey has opened 12 chapters out of 35 since starting talks in 2005.

Negotiations are still suspended in eight areas that were frozen by the EU in 2006 because of Turkey's failure to comply with a 2005 agreement to open its ports and airports to Cyprus.

Ankara says it will open up to traffic from the Greek Cypriot part of Cyprus if the EU ends the so-called isolation of the Turkish Cypriots.

The drawn-out procedure that could eventually lead to Turkey, a mainly Muslim country of 70 million people, joining the EU faces opposition in some member states including France and Germany.

Germany said on Thursday it would not block Turkey's bid to join the European Union but Ankara has yet to meet all the criteria for membership, German's Foreign Minister Guido Westerwelle said.

Westerwelle said Turkey must step up progress towards solving the Cyprus issue and improve religious and press freedom.

"Strict compliance with the Copenhagen criteria remains a prerequisite for accession," he said.

German Chancellor Angela Merkel has expressed opposition to Ankara's bid, saying it should be offered a "privileged partnership" short of full membership. Turkey has rejected the idea.

The suspension of Turkey's EU bid would require unanimity among the 27 member states. In any case, membership is expected to be achieved in decades rather than years.
CYPRUS MAIL

 

 

Backlash against Turkish side’s proposals begins

By George Psyllides Published on January 9, 2010

 

THE PRESIDENT yesterday declined to be drawn into a public discussion of the proposals submitted by the Turkish Cypriot side regarding governance and power sharing as government partners DIKO said they “effectively torpedoed” the talks.

The proposals were handed over to Demetris Christofias on Thursday through the United Nations.

Pressed by the media, Christofias said it would not be right to discuss the proposals in public.

“I gave the proposals to the party chiefs and asked them to study them,” Christofias said. “I am sorry, it is not possible to give any information on the proposals.”

Christofias has convened an informal meeting of party leaders for tomorrow to discuss the matter.

However the president called upon Ankara to “come to its senses and that all it declares about (resolving the issue in) 2010 become action” and are not just said for public relations reasons.

According to reports, the Turkish Cypriots accept the weighted vote or cross voting suggested by the Greek Cypriots but under certain conditions.

Included in the conditions is Turkish nationals wanting to reside on the island will enjoy the four basic freedoms, and there will be two separate flight information regions or FIRs.

It also suggests the rotating presidency to be on a 3:2 ratio – three years for the Greek Cypriot president and two years for the Turkish Cypriot, reports said.

The Turkish Cypriot side also wants the cabinet to be made up of seven Greek Cypriots and five Turkish Cypriots and not six to three as proposed by the Greek Cypriot side.

DIKO said the Turkish Cypriot proposals “effectively torpedoed the negotiations” making absolutely clear the Turkish intransigence.

Party spokesman Fotis Fotiou said the Turkish proposals were outside the defined framework of principles regarding the solution of the Cyprus problem – bizonal, bicommunal federation.

DISY spokesman Haris Georgiades said the proposals were being studied by the party chief and his associates and any views will be expressed during the Sunday meeting.

He was echoed by AKEL leader Andros Kyprianou who said the issues would be studied and the party’s views will be voiced on Sunday.

Kyprianou declined to comment on the specifics of the proposals but warned that any “positions outside the defined framework of principles” will not be accepted.

Meanwhile United Nations Secretary-general Ban Ki-moon encouraged both leaders to “remain committed and show flexibility and leadership.”

In phone calls with Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat, Ban said he is convinced that win-win solutions in many different areas are available and he is confident that together both leaders have the political courage and vision required to make progress.

The two leaders will on Monday kick start two three-day rounds of intensive talks.

CYPRUS MAIL

 

Greek flag lowered at Papadopoulos’ grave

Published on January 9, 2010

ALMOST a month after the body of former President Tassos Papadopoulos was dug up and stolen, a Greek flag at the grave was removed from the flagpole, authorities said yesterday.

Police said the act was discovered at around 8 am on Friday by a former member of Papadopoulos’ security detail.

An eyewitness said a Cypriot flag at the site had been left untouched.

Police said the flag was removed from the flagpole after cutting the rope.

The rope was missing though the flag was found near the cemetery intact.

Papadopoulos’ widow Photini, visited the site where she was briefed by the police about the incident.

Police spokesman Michalis Katsounotos did not immediately link the flag incident to the theft of Papadopoulos’ body, which remains unresolved almost a month later.

He said however that the possibility of the two being connected was under investigation.

Police cordoned off the scene and scoured the area for clues, taking the flag for further examination.

Katsounotos said a police guard had been placed at the site after the desecration of the grave but was lifted after a long while and replaced with frequent patrols.

A day before the anniversary of his death on December 12, 2008, Papadopoulos’ corpse was removed from its casket overnight in torrential rain after the culprits shifted a 250-kg granite slab and dug through several feet of earth.

It was a well-organised act that police believe was executed by a group of people who apparently did not leave any clues behind.

CYPRUS MAIL

 

The Baroness Kinnock,

Minister of State

Foreign & Commonwealth Office,

Whitehall,

London SW1.

 

 

31st December 2009.

 

 

Dear Baroness Kinnock,

 

CYPRUS

 

I refer to your letter of 7th December in response to my 19th November contribution to the Foreign Affairs and Defence debate on the Noble Address.

 

I disagree with your view that, “The Cyprus settlement process has at times suffered from too much emphasis on past events and not enough on the future  The reverse is in fact the case.  For too long the FCO has preferred to look to the future without any sufficient regard for the past. Their failure to make a fair and balanced diagnosis of the problem has caused the present state of affairs and could, I fear, lead to a “settlement” that would actually make matters worse. 

 

Every time the Greek Cypriots speak in any international forum, they talk of 1974, but when Turkish Cypriots try to remind the world what happened between 1960 and 1974 they are told to stop living in the past. 

 

Like many of my ex-service friends, the UK Government’s attitude to the Cyprus tragedy makes me feel utterly ashamed.  While we are well aware of the military interests that the UK had in Cyprus, these can never justify the treatment that the Turkish Cypriots have had to endure for the past 46 years.

 

The privileges that the Greek Cypriots enjoy today as “the Government of Cyprus” and as a member of the institutions of the European Union have resulted from a fundamentally immoral disregard by Britain and by the international community of the appalling crimes of the Greek Cypriots and of the rights of the Turkish Cypriots.  The Greek Cypriots have no legal or moral right to those privileges, but they are the result of the events of the past, and they are of immense importance today. 

 

The UK government is fundamentally wrong to regard the Cyprus problem as one for which both Greek Cypriots and Turkish Cypriots are to blame.

 

You concede that the atrocities committed against the Turkish Cypriots in the 1963/64 period are well documented, and the detailed research conducted by JD Bowers cannot be simply dismissed as “his opinions.”  May I suggest that you and your officials begin by examining the Greek Cypriot plans for genocide contained in the ‘Akritas’ and ‘Iphestos 1974’ plans, and may I remind you here of just a few of the contemporaneous reports:

 

On 28th December 1963 the Daily Express "We went tonight into the sealed‑off Turkish Cypriot Quarter of Nicosia in which 200 to 300 people had been slaughtered in the last five days.   We were the first Western reporters there and we have seen sights too frightful to be described in print.   Horror, so extreme that the people seemed stunned beyond tears."

 

On 12th January 1964 the High Commission in Nicosia wrote to London “The Greek (Cypriot) police are led by extremists who provoked the fighting and deliberately engaged in atrocities.  They have recruited into their ranks as “special constables” gun-happy young thugs. .......Makarios assured Sir Arthur Clark that there will be no attack.  His assurance is as worthless as previous assurances have proved.” 

 

On 14th January 1964 the Daily Telegraph reported that the Turkish Cypriot inhabitants of Ayios Vassilios had been massacred on 26th December 1963, and reported their exhumation from a mass grave in the presence of the Red Cross and British paratroops.   This harrowing story and many others from that period and 1974 are recounted by the Matron of the Nicosia Hospital, Türkan Aziz MBE, in her memoirs “The Death of Friendship.” 

 

She recalls how Greek Cypriots roamed the hospital wards killing the Turkish Cypriot patients, and how she found the bodies of two Turkish Cypriot boys who had taken refuge in her own apartment. “The two sat on chairs exactly where I had left them, but this time they did not rise to greet me with smiles. Dark blood welled through the tattered remnants of their shirts and dripped on the carpet.  Their Greek Cypriot “guard” had vanished, spraying the staircase senselessly with bullets as he left.”

 

On 1st January 1964 the Daily Herald reported: "When I came across the Turkish Cypriot homes they were an appalling sight.  Apart from the walls they just did not exist.  I doubt if a napalm attack could have created more devastation.  Under roofs which had caved in I found a twisted mass of bed springs, children's cots, and grey ashes of what had once been tables, chairs and wardrobes.  In the neighbouring village of Ayios Vassilios I counted 16 wrecked and burned out homes.  They were all Turkish Cypriot.  In neither village did I find a scrap of damage to any Greek Cypriot house."

 

Where is the evidence to which you refer, Baroness Kinnock, of “… the Greek Cypriots who were also killed during this troubled time”?  Where is there evidence that the Turkish Cypriot leadership were in any way responsible for what had happened? 

 

This merciless attack upon Turkish Cypriot men, women and children was a premeditated act of policy on the part of the Greek Cypriots.  According to Lt. Gen. Karayiannis of the Greek Cypriot militia (reported in  "Ethnikos Kiryx" 15.6.65)"When the Turkish Cypriots objected to the amendment of the constitution Makarios put his plan into effect, and the Greek Cypriot attack began in December 1963" The General is referring to the notorious "Akritas Plan", which was the blueprint for the extermination of the Turkish Cypriots and the annexation of the island to Greece.  This plan was prepared in 1960 before the new constitution had been given any chance to work, and was published in Patris on 24th April 1966. Its existence is admitted by Glafcos Clerides in “Cyprus: My Deposition” (Nicosia 1989) Vol. 1 pp 212-219.

 

Where is the evidence that the Turkish Cypriots were responsible for the next merciless attack by Greek Cypriots on Turkish Cypriot civilians in 1967, or for the civil war which erupted between Greek Cypriots in July 1974 and which caused the Turkish intervention five days later?  Let there be no doubt that if Turkey had not intervened, the attacks on Turkish Cypriot men, women and children would have continued until the Turkish Cypriots had been utterly destroyed or expelled. 

 

The Turkish Cypriot leader, Rauf Denktas, correctly described the situation as follows:“The Akritas Plan destroyed the only compromise ever reached between Greece and Turkey and between Greek and Turkish Cypriots about Cyprus.  It revived bloodshed and hatred.  It thrust Cyprus and its peoples back into the extremes of ENOSIS and partition.  It was bound sooner or later to bring some kind of intervention from Turkey.  This rash, wicked, conspiracy was an act of supreme folly by the Greek Cypriot leaders, who still refuse to admit their wrongdoing.  They continue to accuse others of bringing undeserved disasters upon them, but the truth is that it was they who broke up the bi-communal state and separated the Greeks and Turks from one another.”

 

At no time in or since 1963 did the UK guarantee even the right to life of the Turkish Cypriots, in complete disregard of its obligations under the 1960 Treaty of Guarantee. It is unacceptable to me and to others who have served to uphold our British moral standards and ethos that the UK, being a guarantor power, stood by and watched these outrages.

 

NATO did not bomb the Greek Cypriots.  Nobody sought the extradition of their leaders to stand trial for genocide. Instead, the Greek Cypriot leadership were received with respect in London, and in the Commonwealth and the United Nations. The Greek Cypriots were treated as if they were the Government of Cyprus, and the Turkish Cypriot people were treated as a ‘mere community’.

 

Such a disgraceful response by the British Government and the international community cannot be forgiven or forgotten, even after the passage of 46 years.  It is made worse by the fact that for every day that has passed, until the present day, Greek Cypriots have continued to be treated as if they were the Government of Cyprus, and the Turkish Cypriot co-founders of the Republic of Cyprus have continued to be treated as a mere community.

 

Since 1963 British policy on Cyprus has been, and still is, to appease the Greek Cypriots and to pressurise the Turkish Cypriots into a settlement acceptable to the Greek Cypriots.  This is a policy of which all British people should feel ashamed.  It is the policy which resulted in the absence of British Ministers from the memorial ceremony in Kyrenia on 8th November 2009 for our 371 troops who died between 1955 and 1959, and for the failure of the BBC to broadcast on radio or television any coverage of that historic event.  You should incidentally be aware that the servicemen who died were not only “soldiers”, but sailors, marines and airmen as well.

 

The status accorded to the Greek Cypriots as “the Government of Cyprus” has enabled them to exclude the Turkish Cypriots from all the Councils of the world and to place totally unjustified restrictions upon their cultural, economic and political freedom.  These restrictions are possible only because Britain and the international community are willing to give effect to them, and this has to stop.  Further delay is tantamount to facilitating ‘cultural and economic genocide’.

 

It is no answer to say that “The UK remains committed to supporting the economic development of the Turkish Cypriot community  This is a totally inadequate response, and even this is being blocked by the Greek Cypriots in exercise of the governmental power that was so ill-advisedly conferred on them. 

 

In 2004 the Greek Cypriots rejected the Annan Plan that Britain, the EU, the US and the UN all regarded as a reasonable basis for settlement. They obtained full membership of the EU nevertheless, and the unjustified privileges accorded to the Greek Cypriots as “the Government of Cyprus” together with Britain’s continued policy of appeasement have made it much less likely that the Greek Cypriots will ever agree to terms acceptable to the Turkish Cypriots, even if the world again regards those terms as reasonable.

 

Anyone who understands Cyprus knows that the Greek Orthodox Church still has enormous influence on the political life of the Greek Cypriots.  The churches, and educational institutions administered by the Church, are used to incite hatred against Turkish people and the Bishops and priests are actively involved in politics.  They campaigned against the Annan Plan in 2004, and as recently as 25th December 2009 Archbishop Chrysostomos II issued a hard-line statement against a settlement, in which he said “Concessions do not lead to any compromise

 

When Turkish Cypriots call for the removal of the restrictions, the UK Government says that this can only be achieved through a “comprehensive settlement”, but this is just another way of saying that the Turkish Cypriots will continue under restriction until such time as they agree to settlement terms which the Greek Cypriots are determined to impose. It is a thoroughly unprincipled position, which cannot continue.

 

If there is no settlement by the end of April, the Turkish Cypriots cannot be expected any longer to suffer the restrictions upon them. Therefore, the British Government must prepare to make long overdue amends by giving a lead and taking unilateral action to cease participation in any of the restrictions imposed by the Greek Cypriots upon the Turkish Cypriots. 

 

The British Government can not ignore the views expressed in the opinion poll conducted in Cyprus in November which showed that 60% of Greek Cypriots and 77.9% of Turkish Cypriots favoured a two-state solution.  Britain should abandon its futile attempts to encourage the two peoples of Cyprus into a new partnership which they clearly do not want, and should work for the recognition of two states in Cyprus.  A new federal constitution unwillingly accepted by one or both of the peoples of Cyprus would be much worse than the status quo.

 

I will place a copy of this letter in the Library of both Houses, together with a copy of your letter of 7th December and of my 19th November speech.

 

Yours sincerely,

 

MAGINNIS OF DRUMGLASS

 

 

 

Rumlar çözüm önerilerini reddetti

Yarın başlayacak görüşmeler öncesinde, Rum tarafı Mehmet Ali Talat’ın geçen hafta sunduğu önerileri reddetti.

SELİM SAYARI

NTV

10 Ocak. 2010 Pazar

LEFKOŞA - Kıbrıs'ta, hızlandırılmış görüşmeler yarın başlıyor. Görüşmeler öncesi Rum yönetimi Türk tarafının geçen hafta sunduğu çözüm önerilerini reddetti. Rum yönetimi sözcüsü, ‘yönetim ve güç paylaşımı’ konusunda sunulan önerileri, "kabul edilemez" olarak nitelendirdi. Rumların ret yanıtının yoğunlaştırılmış müzakere sürecini de çıkmaza sürükleyeceği yorumları yapılıyor.

Türkiye'nin öneri paketinde dönüşümlü başkanlık ve ağırlıklı oyla doğrudan seçim konusundaki 2 madde Rum basınında taviz olarak yorumlanmıştı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Rum Yönetimi Lideri Dimitris Hristofyas'a geçen hafta ilettiği önerilerde Türk tarafının en önemli açılımı yüzde 20'lik çapraz oy. Buna göre Rumlar Türk liderin, Kıbrıslı Türkler de Rum liderin seçiminde yüzde 20 oranında etkili olabilecek. Sadece ilk seçimde bu oran yüzde 10'la sınırlı kalacak.

DİĞER ÖNERİLER
Paketteki diğer önerilere göreyse merkezi hükümette başkanlık dönüşümlü olacak. Rumlar 3 yıl, Kıbrıslı Türkler 2 yıl başkanlık yapacak. Kabinede ise 7 Rum'a karşılık 5 Türk bulunacak.

Başkan veya başkan yardımcısının bakanlar kurulu kararlarını veto hakkı bulunacak. Adada tek egemenlik, tek uluslar arası kimlik ve tek vatandaşlık olacak. Ancak kurucu devletler üçüncü ülkelerle ayrı ilişki kurabilecek ve anlaşma yapabilecek.

Adada Türk-Yunan dengesini korumak amacıyla, Avrupa Birliği üyeliği gerçekleşene kadar Türk vatandaşları da mal, sermaye, hizmet ve kişilerin serbest dolaşımı hakkından yararlanacak.

Merkezi devletin de kurucu devletlerin de orduları olmayacak. Yani ada askersizleştirilecek. Merkezi hükümetteki polis gücü eşit sayıda Türk ve Rumdan oluşacak.

Havasahası, karasuları, ve denizlerdeki ekonomik alan, merkezi hükümetin kontrolünde olacak, 2 ayrı fır hattı bulunacak.

 

Kıbrıs'ta Türk tarafının paketine ret

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas başkanlığında Rum başkanlık köşkünde bugün yapılan "gayrı resmi siyasi parti başkanları konseyi" toplantısında, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın sunduğu önerilerin "görüşmeler için zemin olamayacağı ve kabul edilemeyeceği" kararına varıldı.

Rum radyosunun haberine göre toplantıda, Kıbrıs Türk tarafının "Yönetim" konusundaki önerileri incelendi ve Rum tarafının bundan sonra atacağı adımlar belirlenmeye çalışıldı.

Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, Hristofyas'ın, toplantıya katılan siyasi parti başkanlarına, yoğunlaştırılmış müzakerelere katılarak Kıbrıs sorununun temel ilkelerini ve üzerinde uzlaşılmış zemini savunacağını söylediğini açıkladı.

Stefanu, Rum ulusal konseyini oluşturan siyasi partilerin başkanlarının katıldığı toplantıda alınan kararı toplantı sonrasında gazetecilere okudu. Stefanu, Kıbrıs Türk tarafınca sunulan önerilerle ilgili olarak, "önerilerin kabul edilemez ve uzlaşılmış zeminin çok uzağında olduğu" ortak saptamasına varıldığını bildirdi.

Kararda, Türk tarafının önerilerinin, "iki bölgeli, iki kesimli, BM Güvenlik Konseyi kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe sahip, tek egemenliği, tek uluslararası temsili ve tek vatandaşlığı bulunan federasyon çözümü yönündeki uzlaşılmış çözüm zemininin çok dışında olduğu" savunuldu.

"Bu öneriler görüşme zemini olamaz" diyen Stefanu, "önerilerin, Türkiye'nin iletişim oyunu olduğu" ortak tespitine varıldığını da söyledi.

Stefanu, Hristofyas'ın Rum siyasilere, yoğunlaştırılmış müzakerelere katılarak, Kıbrıs sorununun temel ilkelerini ve üzerinde uzlaşılmış zemini savunacağını söylediğini de açıkladı.

Stefanu, Rum ulusal konseyinin de gelecek cuma günü toplanacağını açıkladı. Rum başkanlık köşkündeki toplantı sonrasında, Rum siyasiler de gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Hristofyas, siyasi parti başkanlarıyla toplantı halindeyken, "Özgür Girne" isimli örgüt, Rum başkanlık köşkü önünde eylem yaparak, Kıbrıs Türk tarafının Rum tarafına ilettiği önerileri protesto etti.

Örgüt görevlileri, Kıbrıs Türk önerileriyle ilgili "aldıkları kararı", toplantı sırasında dikkate almaları için köşke girişleri sırasında parti liderlerine verdi.

AKEL tahrikkar buldu

Hristofyas başkanlığında yapılan "gayrı resmi siyasi parti başkanları konseyi" toplantısına, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Demokratik Parti (DİKO) ve Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan, ana muhalefet partisi Demokratik Seferberlik Partisinin (DİSİ) Başkanı Nikosa Anastasiadis, Sosyalist EDEK Başkanı Yannakis Omiru, EURO.KO Başkanı Dimitris Şilluris, Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri Yoanna Panayotu katıldı.

Toplantıda ayrıca, Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, Rum yönetimi başkanlık müsteşarı Titos Hristofidis ve Hristofyas'ın müzakerelerdeki danışmanı Tumazos Çelebis de yer aldı.

Toplantıdan sonra açıklama yapan, hükümetin en büyük ortağı AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, "AKEL, Türk tarafının tahrikkar tavrından sonra şekillenen durumun soğukkanlılık, tutarlılık ve kararlılıkla göğüslenmesi gerektiğinde ısrarlıdır" dedi.

Kiprianu, "Hiçbir şekilde Türk tavrını kolaylaştıracak hareketlerde bulunmamalıyız" ifadesini kullandı.

Hristofyas'ın, gayrı resmi siyasi parti başkanları konseyinde, şekillenen durumun karşılanması için yapılması gerekenlerle ilgili bir dizi öneri sunduğunu ve bu önerilerin, toplantıya katılan liderlerce sunulan önerilerle zenginleştirildiğini anlatan Kiprianu, "AKEL, inisiyatifler alınmasını destekliyor. Uluslararası camia 'Lefkoşa'nın (Rum tarafı) ilkeler temelinde görüşmeler yapılması çabalarını destekleyecek" dedi.

DSİ: "Ana ilkeyi ortadan kaldırdı"

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis da, "Belge; iki bölgeli, iki toplumlu, tek uluslar arası temsili, tek egemenliği ve tek vatandaşlığı bulunan federasyon ana ilkesini ortadan kaldırıyor" iddiasında bulundu.

Anastasiadis, "Kıbrıs Türk tarafınca sunulan belgede yer alan çeşitli önerilerle federal bir devletin tabi olduğu ana yönlerin ortadan kaldırıldığını" savunarak şöyle devam etti. "Dolayısıyla Türk belgesi diyalog yapılmasına zemin teşkil edemez. Kıbrıs Rum tarafı diyaloga, iyi niyetini devam ettirmek ve çözümü isteyen, yaşayabilir ve işleyebilir bir çözüme ulaşılması için diyalogda ısrar edenlerin Kıbrıslı Rumlar olduğunu göstermek için, herkesin desteklediği, yani uluslararası ilke ve değerlerle oturmalıdır."

DİKO: "BM kararlarına aykırı"

DİKO lideri ve Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan, Türk belgesinin "tamamen konfederasyona göndermede bulunduğunu, BM'nin bütün kararları ve her türlü uluslararası meşruiyetin mantığına aykırı olduğu" görüşünü savundu.

Partisi hükümet ortağı da olan Karoyan, "Uluslararası unsurun ve BM'nin, Türk tarafının, üzerinde uzlaşılanları ihlal eder ve bunlardan uzaklaşırken, bu tür önerilerde bulunamayacağını net şekilde anlaması için inisiyatif almasının şimdi tam zamanıdır" dedi.

DİKO'nun değişmez tutumunun, "her şey üzerinde uzlaşılana kadar hiçbir şeyde uzlaşılmış sayılmaması" gerektiği olduğunu da hatırlatan Karoyan, "Sayın Hristofyas'ın müzakerelerde, masaya konulan fikir ve önerileri değiştirme, zenginleştirme ve hatta geri çekme olanağı mevcuttur" diye konuştu.

EDEK: "Kışkırtıcı ve alaycı"

Hükümetin bir diğer ortağı EDEK Başkanı Yannakis Omiru da, Türk tarafının önerilerini "kışkırtıcı ve alaycı" olarak niteledi.

Omiru, "Türkiye'nin AB'ye girişinden önce Türk vatandaşlarının da Avrupa vatandaşlarının haklarına sahip olması" önerisini kastederek, "Bu belgede, diğer şeyler yanında Kıbrıs Helenizm'inin bu ülkede sona eriş tarihi olması önerisinde de bulunuluyor" dedi.

Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri Yoanna Panayotu, Kıbrıs Türk tarafının önerilerinin, Hristofyas'a, "yaptığı bonkör önerileri" geri çekme, "Kıbrıs sorununun ana yönleriyle ilgili görüşmelere, AB'nin de müdahil olmasıyla başlama fırsatı verdiği" görüşünü savundu.

"Sunulan öneriler konfederatif nitelik taşıyor ve bu nedenle kabul edilemez" diyen Panayotu, Hristofyas'ın müzakere masasına koyduğu önerileri geri çekmesinin bazı partilerce ifade edildiğini, ancak Hristofyas'ın bu konuyu çekinceli karşıladığını açıkladı.

KKTC üzgün

Kıbrıs Türk tarafı, müzakereler çerçevesinde, "Yönetim ve Güç (yetki) Paylaşımı" konusunda Rum tarafına sunduğu önerilerin görüşme masasına gelmeden basına yansıtılmasını ve küçük düşürülmeye çalışılmasını üzüntüyle karşıladı.

KKTC Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu'nun, bugün Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın başkanlığında yapılan ve Kıbrıs Türk tarafının sunduğu önerilerin ele alındığı toplantının ardından yaptığı, "önerilerin kabul edilemez olduğu ve görüşmelere zemin olamayacağı" yönündeki açıklamaları değerlendirdi.

Erçakıca, yazılı açıklamasında, "Kıbrıs Rum tarafının, daha görüşme masasına gelmeden, Türk tarafının önerilerini basına yansıtmasını ve bizzat hükümet sözcüsünün açıklamasıyla bu önerileri küçük düşürmeye çalışmasını üzüntüyle karşıladıklarını" bildirdi.

"Kıbrıs Rum tarafının son iki gündeki çabalarının, müzakere sürecinde yeterince ciddi ve sonuç alıcı davranmadıklarının yeni bir göstergesi olduğunu" kaydeden Erçakıca, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, resmi Rum görüşünü, yarınki görüşmede Hristofyas'tan duymak istediğini belirtti.

Erçakıca, açılamasında, "Türk tarafı, görüşme sürecindeki sorunlara karşın, Kıbrıs Rum tarafının Birleşmiş Milletler (BM) görevlileri huzurunda ortaya koyacağı resmi tutumu dikkate alarak hareket etmek ve olumlu yaklaşımlar ortaya konulması durumunda katkılarını olumlu olarak devam ettirmek kararlılığındadır" ifadelerini kullandı.
CNN TURK 10/01/10

 

 

Kıbrıs görüşmelerinde yeni dönem

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında 3. yılına giren Kıbrıs müzakerelerinde yarından itibaren yoğunlaştırılmış görüşmelere geçiliyor.
BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihon'un Lefkoşa ara bölgedeki resmi ikametgahında tam gün yapılacak görüşmelerde, ağırlıklı olarak Kıbrıs Türk tarafının "yönetim ve yetki paylaşımı" konusunda Rum tarafına sunduğu öneri paketi ele alınacak.

Eylül 2008'de başlayan ve 4 Ocak 2010'da 60. görüşmeyi yapan liderler, yoğunlaştırılmış müzakere sürecinde planlanmış toplam 6 görüşme yapacaklar.

Yarından itibaren 3 gün art arda yapılacak görüşmelerin ilk turunun sonunda, 25 Ocak'a kadar ara verilecek.

Verilen arada, Rum lider Hristofyas 18 Ocak'ta Atina'yı ziyaret ederek, istişarelerde bulunacak. Yoğunlaştırılmış görüşmelerin ikinci bölümü 25 Ocak'ta başlayacak ve 3 gün sürecek.

Yoğunlaştırılmış müzakerelerde "Yönetim ve Güç Paylaşımı", "AB" ve "Ekonomi" konularını ele alacak olan taraflar, "mülkiyet" konusunda görüşmeyi planlıyor.

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, yoğunlaştırılmış müzakereler konusunda, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesinden sonraki açıklamasında, "Yoğunlaştırılmış müzakereler iki liderin süreçte önemli bir ilerleme kaydetmesi için önemli bir fırsat olacak. Bu görüşmeler için ciddi hazırlık yapıldı" demişti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise yoğunlaştırılmış müzakerelerden bütün beklentilerinin, Kıbrıs Rum tarafının da çözüm için Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye gibi aynı kararlılığı göstermesi ve sorunu bir an önce çözmeleri olduğunu belirterek, yoğunlaştırılmış müzakerelerin bunun için büyük bir fırsat olduğunu kaydetmişti.

Talat, görüşmelerde Rum tarafının da kendileri gibi pazarlığa ve bazı esneklikler göstermeye hazır olması gerektiğini, bu gerçekleşirse çözüm yolunda adımlar atmış olacaklarını vurgulamıştı.

Bu arada, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas, yarın başlayacak görüşme öncesinde, Rum Ulusal Konseyini oluşturan siyasi partilerin liderlerini bugün gayri resmi olarak olağanüstü toplantıya çağırdı.

Rum başkanlık binasındaki görüşmede, Kıbrıs Türk tarafının sunduğu öneriler üzerinde duruluyor. Rum basınına yansıyan haberlere göre, Kıbrıs Türk tarafının önerisi Hristofyas'ı zor durumda bıraktı. Rum siyasiler de önerilere sıcak bakmıyor

CNN TURK 10/01/10

 

Hristofyas'tan yine Türk bayrağı öfkesi

Beşparmaklar'daki KKTC bayrağını daha önce "hilkat garibesi" olarak niteleyen Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimtris Hristofyas, bayraklar yüzünden "hem üzgün, hem öfkeli" olduğunu söyledi.


Rum Haravgi gazetesine göre, Hristofyas, bir etkinlikte yaptığı konuşmada, Beşparmaklar'daki bayrakların kendisini üzdüğünü, hatta bayrakların kendi köyü olan Dikmen'e yakın olmasının kendisini öfkelendirdiğini kaydetti.

Bayraklar konusunda yaptığı "hilkat garibesi" nitelemesine KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın tepki göstermesinin kendisini rahatsız etmediğini belirten Hristofyas, Talat'ın kendi işini yaptığını, kendisinin de hem kendi duygularını, hem de Kıbrıslı Türk, Rum, Maruni veya Latin "Kıbrıs halkının" duygularını dile getirdiğini iddia etti.

Hristofyas, "Çocukların Beşparmaklar'da bayraklar görmeksizin özgür bir şekilde ve yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'ta yaşayabilecekleri koşulların yaratılmasını umduğunu" da söyledi.

 "Türkiye'nin yapması gereken açılımları yapmadığını ve Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak rota değiştirmediğini" de ileri süren Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının müzakereler çerçevesinde sunduğu önerilerin kendisini şaşırtmadığını da belirtti.

Önerilerle ilgili olarak daha fazla yorumda bulunmak istemediğini ifade eden Hristofyas, gereken yorumların gereken zamanda yapılacağını kaydetti

CNN TURK 10/01/10

 

KKTC bayrağı Hristofyas'ı öfkelendiriyormuş

KKTC bayrağı Hristofyas'ı öfkelendiriyormuş

Beşparmaklar'daki KKTC bayrağını daha önce "hilkat garibesi" olarak niteleyen Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimtris Hristofyas, bayraklar yüzünden "hem üzgün, hem öfkeli" olduğunu söyledi.

Rum Haravgi gazetesine göre, Hristofyas, bir etkinlikte yaptığı konuşmada, Beşparmaklar'daki bayrakların kendisini üzdüğünü, hatta bayrakların kendi köyü olan Dikmen'e yakın olmasının kendisini öfkelendirdiğini kaydetti.

Bayraklar konusunda yaptığı "hilkat garibesi" nitelemesine KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın tepki göstermesinin kendisini rahatsız etmediğini belirten Hristofyas, Talat'ın kendi işini yaptığını, kendisinin de hem kendi duygularını, hem de Kıbrıslı Türk, Rum, Maruni veya Latin "Kıbrıs halkının" duygularını dile getirdiğini iddia etti.

Hristofyas, "Çocukların Beşparmaklar'da bayraklar görmeksizin özgür bir şekilde ve yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'ta yaşayabilecekleri koşulların yaratılmasını umduğunu" da söyledi.

"Türkiye'nin yapması gereken açılımları yapmadığını ve Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak rota değiştirmediğini" de ileri süren Hristofyas, Kıbrıs Türk tarafının müzakereler çerçevesinde sunduğu önerilerin kendisini şaşırtmadığını da belirtti. Önerilerle ilgili olarak daha fazla yorumda bulunmak istemediğini ifade eden Hristofyas, gereken yorumların gereken zamanda yapılacağını kaydetti.

HURRIYET 10/01/10

 

İki kurucu devlet

Ankara’daki ‘İkinci Büyükelçiler Konferansı’nın ardından yayınlanan sonuç bildirisinde Kıbrıs sorunu da yer aldı:

TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun başkanlığında, yurt dışı ve yurt içinde görev yapan tüm büyükelçilerin katılımıyla yapılan, “Demokrasi, Güvenlik ve İstikrar: Dünyada ve Türk Dış Politikasında 2010'a Bakış” temalı İkinci Büyükelçiler Konferansının ardından, sonuç bildirisi yayımlandı. Sonuç bildirgesinde, Kıbrıs’ta, “iki kesimlilik ve siyasi eşitlik temelinde eşit statüye sahip iki kurucu devleti haiz yeni ortaklık kurulması” ifadesi yer aldı.
   Konferansta, “Küresel Güvenlik ve İstikrar” konusunda, global dengelerin tüm bileşenleri ele alınırken, güvenlik başta olmak üzere ekonomik, çevresel ve kültürel düzeylerde yaşanan dönüşüm sürecinin tahlili yapıldı ve geleceğe yönelik öngörüler değerlendirildi.
   Türkiye-AB ilişkileri konferansta ele alınan başlıca konulardan birini oluşturdu. Bu kapsamda, Türkiye'nin stratejik önceliğini teşkil eden AB'ye katılım süreci ve bu süreçle birlikte yürüyen siyasi, ekonomik ve teknik reformlara devam edilmesinin elzem olduğu, bunun her şeyden önce Türkiye'nin çağdaşlaşma yönündeki dönüşümü açısından büyük önem taşıdığı vurgulandı.
   Bu çerçevede, sözde siyasi nedenlerle bloke edilenler hariç olmak üzere, mevcut 35 fasıldan halihazırda 12'sinin açılmış olması göz önünde bulundurularak, açılabilecek fasılların açılması, siyasi engellere takılmış fasıllarda her hal ve karda çalışmalara devam edilmesi, açılmış fasılların kapatılmaya hazır hale getirilmesinin gerektiği ön plana çıktı.
   Son olarak, siyasi reformlara ivme kazandırılması ve iletişim stratejisinin güçlendirilerek tatbik edilmesi gerektiğinin, 2013 sonuna kadar Türkiye'nin uyum çalışmalarını tamamlamasının şart olduğu; katılım sürecinin gerek Türkiye, gerek AB için hayati önem taşıdığı; ortak vizyon, ortak gelecek ve ortak çıkarlara sahip bu iki uluslararası aktörün, sürecin geri dönülemez bir şekilde ilerletilmesi için çalışmalarının herkesin yararına olacağı hususları vurgulandı.

Kıbrıs’ta “yeni ortaklık”

   Kıbrıs'ta kapsamlı, adil ve kalıcı bir çözümün ancak yerleşik BM parametreleri olan iki kesimlilik ve siyasi eşitlik temelinde eşit statüye sahip iki kurucu devleti haiz yeni ortaklık kurulması suretiyle bulunabileceği ve Türkiye'nin, adada devam eden kapsamlı çözüm müzakerelerine, liderlerin ortak açıklamalarıyla bu sürece getirmiş oldukları çerçeveye ve Kıbrıs Türk tarafının bu temeldeki yapıcı çabalarına tam destek verdiğinin altı bir kez daha çizildi.
   Öte yandan gelecek dönemde kapsamlı çözüm hedefine ulaşılabilmesi için, Türkiye'nin, diğer ana vatan ve garantör Yunanistan'la da işbirliğine hazır olduğu ifade edilerek, ilgili tüm tarafların süreçte gerekli sorumluluğu üstlenmelerinin önemine değinilerek, BM ve uluslararası toplumun da bu çerçevede daha aktif ve teşvik edici bir rol üstlenmesi beklentisi dile getirildi.

Davutoğlu yarın İngiltere’ye gidiyor

   Bu arada Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun 11-12 Ocak’ta İngiltere'ye çalışma ziyaretinde bulunacağı bildirildi.
   Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Davutoğlu'nun ziyareti çerçevesinde İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile yapacağı görüşmelerde, ikili ilişkilerin yanı sıra Türkiye'nin AB'ye katılım süreci, Kıbrıs ile başlıca bölgesel ve uluslararası konuların ele alınacağı belirtildi.
   Açıklamada, İngiltere'de bazı önemli siyası şahsiyetler ile görüşecek olan Davutoğlu'nun ayrıca İngiltere'nin seçkin üniversitelerinden King's College'da “Türkiye ve İngiltere'nin Genişletilmiş Avrupa Birliği ve Ötesinde Birleşen Çıkarları” başlıklı bir konferans vereceği kaydedildi.

KIBRIS 10/01/10

 

ÖNERİLER RIK’TE YAYIMLANDI

   

Kıbrıs Türk tarafının 7 sayfa, 10 maddelik önerisi Rum devlet radyo-televizyonu (RIK) tarafından yayımlandı.

Kıbrıs Türk tarafının, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer tarafından Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a iletilen, Yönetim ve Yetki Paylaşımı’yla ilgili 7 sayfa, 10 maddelik öneriler; önceki akşam, Rum devlet radyo-televizyonu (RIK) tarafından yayımlandı. Önerilere, Rum gazeteleri de geniş şekilde yer verdi.
Politis “Yoğunlaştırılmış Müzakerelere Talat Bombası” başlıklı haberinde, Cumhurbaşkanı Talat’ın, Pazartesi günü başlayacak olan yoğunlaştırılmış müzakerelerin perspektiflerini, “doğrudan şaibe altına soktuğu” yorumunda bulundu.

‘AĞIRLIK OY FİKRİNİ KABUL ETTİ’
Hristofyas’a iletilen önerilerde, açıkça; konfederatif yaklaşımlar saptandığını savunan ve Rum tarafının “yaptığı iyi niyetli açılımlara hiç de karşılık vermediğini” öne süren gazete, Talat’ın Rum tarafının “ağırlıklı oy” fikrini şartlı olarak kabul ettiğini; ancak “bölücü nitelikli önerilerde bulunduğunu” öne sürdü. Gazete Cumhurbaşkanı Talat’ın Downer aracılığıyla Hristofyas’a ulaştırdığı Yönetimle ilgi gayrı resmi belgede “önemli görüş birliklerine ulaşma ve uzlaşı sağlama yönünde en küçük bir niyet dahi bulunmadığını” savundu.

1.YÜRÜTME ERKİ
Kıbrıs Türk tarafı Hristofyas’ın; dönüşümlü başkanlık ve başkan ve başkan yardımcısının iki oluşturucu eyalette eş zamanlı seçimlerle seçilmesini kabul ediyor. Kıbrıslı Rum oylarının yüzde 20 ağırlıklı olmasını da kabul ediyor. Ancak çözümden sonra yapılacak ilk seçimde bu oranın yüzde 10’la sınırlı kalmasını önererek Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türk adayın seçilmesini etkileme olanağını esasen sıfırlıyor. Bu tedbirin, Kıbrıslı Rum seçmenlerden haz etmeyen Eroğlu’nun tepkisini yumuşatmayı hedeflediği değerlendiriliyor. Kıbrıs Trük önerisi, yapılacak ilk oylamada başkanların salt çoğunlukla seçilememesi halinde ikinci tur seçim de öngörüyor. Bu da bu başlıktaki yegâne olumlu ifadedir. Daha sonra Talat ve Türkiye, özellikle düşündürücü olarak görülen fikirler ortaya koyuyor, şöyle ki:
-Başkan ve Başkan Yardımcısı 3’e 2 yıl oranında dönüşümlü olacak. Yani Kıbrıslı Rum 3, Kıbrıslı Türk 2 yıl başkanlık yapacak. (Kıbrıs Rum önerisi 4’e 2’ydi)
-12 üyeli bakanlar kurulu 7 Kıbrıslı Rum ve 5 Kıbrıslı Türk’ten oluşacak. (Kıbrıs Rum önerisi 6’ya 3’tü). Dışişleri ve Avrupa Konuları, Maliye ve İçişleri, Doğal Kaynaklar ve Ulaştırma bakanlarının aynı toplumdan kişiler olamayacağı vurgulanıyor.
-Bakanlar Kurulu kararları ancak Başkan ve Başkan Yardımcısı’nın eş zamanlı oluru ile alınacak (bu aslında başkan yardımcısının veto hakkı demek).

2. YASAMA ERKİ
Yasama erki için şu maddeler öneriliyor:
-Senato’da toplumsal temelde eşit temsiliyet. Bu, bir Kıbrıslı Rumun, Kıbrıs Türk oluşturucu eyaletinde ikamet ediyor ise senatör seçilemeyeceği anlamına geliyor.
-Temsilciler Meclisi’nde iç vatandaşlık temelinde temsiliyet ve her bir eyaletin en az yüzde 25 oranında temsiliyeti. Yani; mecliste milletvekillerinin en az 4’te 1’i Kıbrıslı Türk ve en az 4’te 1’i Kıbrıslı Rum olması gerek.
-Temsilciler Meclisi’nde kararlar; her bir eyaletten milletvekillerinin 4’te 1’ini kapsaması şartı ile, basit çoğunlukla alınacak.
-Özel yasaların ve anayasada bulunan karaların geçebilmesi için her bir eyaletten senatörlerin 5’te 2’sinin; her bir eyaletten milletvekillerinin 4’te 1’i kapsayacak şekilde özel çoğunluğu aranacak. Bu, işleyiş bozukluklarına neden olabilecek bir maddedir.

3. YÖNETİM
Aşağıda sayılan kurumlarda 4’e 3 oranında katılım ve kararların, farklı eyaletlerden en az iki temsilcinin oluru ile alınması öneriliyor:
Ekonomi Düzenleme ve Denetleme Bağımsız Makamı, Rekabet Kurulu, Özel Fonlar Denetleme idaresi, Sigorta ve Sermaye Piyasalarıyla ilgili Bağımsız Denetleme Organları ve Makroekonomik İstikrar Konseyi. Bu örgütlere katılım neredeyse sayısal açıdan eşit olacak, karar alma prosedürü ise işleyemezdir.

4. ULUSLARARASI İLİŞKİLER
Bu başlıktaki önerler oluşturucu devletçiklere söz hâkimiyeti veriyor ve tamamen konfederatiftir.
-Birleşik Kıbrıs’ın tanımadığı devletlerle ilgili olup olmadığına veya devletçiklerin bu tür anlaşmalarının Federasyon’un dış politikasına zarar verip vermediğine bakılmaksızın; devletçiklerin kendi yetkilerindeki bütün alanlarda uluslar arası anlaşmalar yapmaları.
-Başkan veya Başkan Yardımcısı’nın, devletçiklerin yaptığı; Anayasa maddelerini ihlal eden uluslar arası anlaşmalarını Anayasa Mahkemesi’ne götürebilmesi.
-Merkezi hükümetin, devletçiklerin yetkisindeki dış konularda ancak kendilerinin (devletçiklerin) olurunu alarak karar verebilmesi. Devletçiklerin, kendi yetkilerini etkileyen federal kararlarda söz sahibi olması.
-Kıbrıs, Yunan ve Türk vatandaşlarına -Türkiye’nin AB üyesi olmasına kadar AB’nin dört özgürlüğünden yararlanma da dahil- eşit muamelede bulunmalı. Bu madde yüz binlerce yerleşiğe meşruiyet kazandırılması veya devletçiklerin; Yunan veya Türklerin Kıbrıs hükümranlığındaki mevcudiyetlerine ilişkin narh üzerinde anlaşmaya zorlanması yolunu açıyor.

5. ÇÖZÜMÜN TEMEL İLKELERİ
Burada, Federal Cumhuriyet’in iki toplumdan, Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarından kaynaklanacak tek bir egemenliği olacağı belirtiliyor. Oluşturucu devletçiklerin eşit statüye sahip olacağı ve Anayasa’nın Federal Hükümet’e vermediği yetkileri ‘egemen’ şekilde kullanacakları vurgulanıyor. Dahası, Kıbrıslı Türkler ve Rumların, kurucu haklarını kullanırken ortaklıklarını yineleyecekleri ve yeni bir düzen kuracakları belirtiliyor. Yeni ortaklık Kıbrıslı Türklerin ve Rumların ayrı kimliklerini tanıyacak ve aralarındaki ilişki azınlık-çoğunluk ilişkisi değil siyasi eşitlik ilişkisi olacak.

6. YASALARIN HİYERARŞİSİ
Federal hükümetin yetkileriyle ilgili federal yasalar oluşturucu devletçiklerin yasalarının üzerinde olacak, oluşturucu devletçiklerin kendi yetkileriyle ilgili yasları da federal yasaların üzerinde olacak.

7. ÖNCEKİ İŞLEMLER
Kıbrıs’ın herhangi bir makamının yasama, yürütme veya yardı nitelikli her faaliyeti, çözüm anlaşmasının maddelerine aykırı olmaması şartı ile, çözüm anlaşmasının yürürlüğe girmesinden önce tanınacak. Aslında burada, çözümü etkilememesi halinde (mesela mülkiyetle ilgili işlemler tanınamaz) ‘sahte devletin’ işlemlerinin tanınması tartışılıyor. Daha önceki işlemlerle ilgili herhangi bir talep talebin geldiği eyaletçe yönetilecek. Yani; Kıbrıslı Rumlar Kıbrıs Türk mahkeme kararlarına itiraz edemeyecekler.

8. YETKİLER
Kıbrıs Türk taraf, merkezi hükümet için önerdiği az yetkiler dışında, geriye kalan bütün yetkilerin ‘artık yetkiler’ maddesi temelinde devletçiklere verileceğini net şekilde ortaya koyuyor. Dahası Dış Politika, Maliye, Vergi, Tarım, Balıkçılık ve Kalkınma politikasını federal yetkiler olarak öngörmüyor. Federasyonun yetkileri şöyle sıralanıyor: Sağlık ve Hava Taşımacılığı (devletçiklere ait olacak iki FIR bölgesi ve iki Hava Trafik Kontrol Merkezi ile farklı kontrol merkezlerinin normal işleyişini güvence altına alacak bir Federal Koordinasyon makamı maddesi ile). Yine; Uluslararası deniz taşımacılığı, kara suları, kıta sahanlığı, sınır şeritleri, münhasır ekonomik bölge, komşu ülkelerle hak iddia edilen meselelerin hali ve sınır düzenlemeleri, savunma politikası, eski eserler (ziyaretçilerden elde edilecek gelirlerin oluşturucu devletçiklere ait olacağı şartı ile) de federal yetkilerdir.

9. POLİS
Oluşturucu devletçiklerin, Federal Polis personelinde ve federal Polis’in Ortak Araştırma Makamı’nda sayısal eşitliği olacak: oluşturucu devletçiklerin polisi tamamen her bir devletçiğin kendi yetki bölgesi içerisinde konuşlanacak ve çalışacak.

10. KAMU HİZMETLERİ
Kamu Hizmetleri Komisyonu bir başkan ve bir başkan yardımcısı ile her bir oluşturucu devletçikten 2 olmak üzere toplam 4 üyeden oluşacak. Başkan ve başkan yardımcısı farklı devletçiklerden gelecek ve Komisyon’a her yıl münavebe ile başkanlık edecek. Başkan; oy eşitliği durumunda bunu bozacak oy yetkisine sahip olacak. Dahası, Federasyon’un kamu hizmetlerinde her iki eyaletten vatandaşlar en az yüzde 33,3 oranında çalışacak. Dahası her bir federal örgütün müdür ve müdür yardımcısı aynı toplumdan olmamalıdır.”

STAR KIBRIS 10/01/10

 

ÇÖZÜM İSTEMEYENLER SIZDIRDI’

   

Kıbrıs Türk tarafının Rum Yönetimi’ne sunduğu önerilerin Rum basınında yer almasını eleştiren Talat; “Dünyanın neresinde müzakere metinleri gazetelerde yayınlanır?... Muhatabınız bunun gizli tutulmasını isterse gizli tutmak sizin de boynunuzun borcudur” dedi.


Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği’nin kuruluşunun 36’ncı yıldönümü vesilesi ile düzenlediği yemeğe katıldı.
Talat, yemekten önce yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla devam eden müzakerelerde amaçlarının, güvenli bir çözüm bulmak olduğunu kaydetti.
Talat, “(Müzakereler) Güvenli bir çözüme ulaşmak içindir. Çözümün güvenli olması lazımdır. Bir daha o acı günlerin tekrarlanmayacağı bir çözüm olmalıdır. Bumun için çalışıyoruz... Türkiye’nin garantörlüğünün devam etmesini hedeflerimiz arasında tespit ettik ve çalışmalarımızı bu yönde sürdürüyoruz” dedi.
Görüşmelerde can güvenliğinin yanında başka önemli unsurların bulunduğunu ifade eden Talat, “Müzakereler, mal güvenliği, ekonomik güvenlik, sosyal güvenlik, kimlik erozyonuna uğramama, kimlik güvenliği olmak üzere, güvenli bir ülke yaratmak içindir” diye konuştu.

Önerilerin yayımlanmasını eleştirdi
Kıbrıs Türk tarafının müzakereler çerçevesinde Kıbrıs Rum Yönetimi’ne sunduğu önerilerin Kıbrıs Rum basınında yer alması ile ilgili bir sorunun üzerine Talat, “Dünyanın neresinde müzakere metinleri gazetelerde yayınlanır?... Muhatabınız bunun gizli tutulmasını isterse gizli tutmak sizin de boynunuzun borcudur” dedi.
Önerilerin Kıbrıs Rum basınında kullanılmasına müsaade edilmesinin yanlış bir uygulama olduğunu belirten Talat, önerilerin en üst koordinasyonla hazırlandığını ve söz konusu önerilerin müzakere masasında ele alınacağını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum basınında çıkan haberleri henüz inceleme fırsatını da bulamadığını; yansıtılanların doğru olup olmadığını söyleyemeyeceğini ifade etti.

Daha önce değiştilmişti
Önerilerin tartışılmadan basına duyurulmasının, çözümü zorlaştıracağını belirten Talat, “Çözüm istemeyenler bu işi yapar her zaman. Her zaman yaptılar. Bizde de geçmişte bir kaç defa oldu. Çözüm istemeyenler sızdırdı” dedi.
Talat, daha önce hazırlanan bir takım önerilerin basına sızdırılması ile söz konusu önerilerin değiştirilmesi gerektiğini anımsattı.
Çözüm müzakereleri çerçevesinde 11 Ocak Pazartesi günü başlayacak yoğunlaştırılmış müzakerelerle ilgili basının ne sıklıkta bilgilendirileceğinin sorulması üzerine Talat, bu konuda Kıbrıs Rum Kesimi ile henüz bir karara varılmadığını; kendisinin 3 günün sonunda bilgilendirilmesi taraftarı olduğunu kaydetti.

STAR KIBRIS 10/01/10

 

 

Where to now for the talks?

By George Psyllides Published on January 10, 2010

THE INTENSIVE talks between the Greek and Turkish Cypriot communities kick off tomorrow but will Demetris Christofias and Mehmet Ali Talat be able to accomplish in just six sessions what they have not done in the 60 or so meetings over the past 16 months?
Admittedly, some convergences have been achieved between the two sides, but as Christofias himself has repeatedly said, we are not anywhere close to a solution.
“There has been some movement from both sides in getting closer, but a lot more could have been done,” a diplomatic source told the Sunday Mail.
The new round of talks is being held in the run up to April’s elections in the north, where the Turkish Cypriot community will be asked to choose its leader and negotiator.
United Nations special envoy Alexander Downer said there has not been a decision yet on whether there will be a break in the negotiations during the campaign.
But inevitably there will be a hiatus as Talat – widely believed to stand as candidate --- will concentrate on being re-elected.
“There will be at least a slowdown in discussions,” the diplomat said.
However, “I think discussions will go on at a representative level, though it is not impossible that leaders could meet.”
Christofias has said there was no aim to solve the problem before April’s vote.
“There is no target to solve the Cyprus problem before elections in the occupied north. As a result, we will continue negotiations after the elections with whomever the Turkish Cypriot community prefers to be its leader,” the president said.
Polls in the north show Talat trailing behind Dervis Eroglu, a hardliner whose potential election is not expected to be conducive to the talks.
Was the timing of the talks designed to give Talat a boost? Something to show his seemingly disillusioned electorate?
“I believe the fact that the talks take place at this moment is not something to be critical about,” said Stavros Tompazos, Assistant Professor of Political Science at the University of Cyprus. “Why not help Talat if that is the reason? I do not consider it a mistake to help in this indirect way”
Tompazos said there is a perception among the Greek Cypriots that Turkish Cypriot leaders do not play such a big role and that it is Turkey who calls the shots.
No one doubts Turkey’s major role but one also has to consider the alliances built by Turkish Cypriot leaders with Turkey, Tompazos said.
While former Turkish Cypriot leader Rauf Denktash aligned himself with the army – a very powerful institution in Turkey – Talat chose to have stronger relations with Prime Minister Tayyip Erdogan, which makes him more conciliatory.
Opposition DISY thinks the timing of the intensive talks was wrong and they were doomed to fail.
“It does not mean we are wiser but I believe at this point, before the election to vote for a Turkish Cypriot leader, positions toughen,” DISY chief Nicos Anastassiades said recently.
Party spokesman Haris Georgiades stressed that DISY wants the talks to succeed: “We would very much want to see progress and a positive outcome.”
He noted however that the first person to express pessimism has been President Christofias himself.
According to DISY, Christofias has his own share of responsibility for this pessimistic prospect.
“The talks should have been held earlier,” Georgiades told the Sunday Mail.
It was a mistake to reach the point where Talat is in an election period – with the polls showing him trailing – and expect him to be conciliatory, Georgiades said.
Georgiades seized the opportunity to remind Christofias of the pivotal role DISY has played in the process of a potential solution of the Cyprus problem.
“We are ready to support the president. Of course, he never asked for it in the past two years and I don’t expect he will now,” Georgiades said.
The three chapters to be discussed by the two leaders during the intensive talks are governance, EU affairs, and the economy.
These are three chapters where the Greek Cypriot side has something to give, Georgiades said. “It is therefore logical not to expect a positive stance (from the Turkish Cypriots).”
His point was made clear by the proposals the Turkish Cypriot side submitted this week on the issue of governance and power-sharing.
It became obvious that the conditions – as reported in the media – set by the Turkish Cypriot side could not be accepted by the Greek Cypriots.
DISY believes it is not wise to enter a give-and-take procedure on these three chapters when the big, substantial issues regarding, property, territory, settlers and security were still open.
Tompazos would not say these three were chapters where the Greek Cypriot side has something to give.
“They are relatively easier than others. We could get progress and create a positive climate,” he said.
Coalition partner DIKO deputy Andreas Angelides does not think there will be any positive outcome since any kind of negotiation was faced with Turkish intransigence.
And Turkey “expects concessions beyond what we have already given,” Angelides said.
He said Turkey has repeatedly spoken of two peoples, two religions and two languages, indicating she wants a two-state solution.
“Turkey has no reason to give us anything,” he added, criticising Christofias for not making use of the EU. “The only power we have.”
Angelides warned that the negotiations could lead to a point where the Greek Cypriot side would be blamed for the failure of the talks.
The first round of intensive talks is scheduled for January 11, 12 and 13.
The second round is scheduled for January 25, 26 and 27.
In between, there will also be meetings between the two leaders’ representatives.

CYPRUS MAIL

 

How will the talks be affected by Turkish Cypriot elections?

By Simon Bahceli Published on January 9, 2010

WITH TURKISH Cypriots being asked to choose between a re-unifier and a separatist, the outcome of the ‘presidential’ election this April will give a stark indication of whether the north retains the desire for reunification last expressed in 2004, or whether they now believe it is time to give up.
While neither the dovish Mehmet Ali Talat nor veteran nationalist Dervish Eroglu have officially declared their intentions to fight for the leadership, and thereby the role of chief negotiator for the Turkish Cypriot community at UN-sponsored reunification talks, officials close to both politicians told the Sunday Mail yesterday the two would “certainly” be in the running for an election that will mark either a more serious continuation of negotiations or their sudden death.
“In 2004, the [Turkish Cypriot] people had hope and a vision of a solution. They came out onto the streets and into the squares to demand that solution. But nothing came of it,” a high-ranking official from Eroglu’s National Unity Party (UBP) told the Mail yesterday.
“So now there is disenchantment and the only alternative for Turkish Cypriots is to embrace the TRNC,” the official, who chose to remain nameless, said, adding that while the current status quo might not be perfect, it was “much better than nothing, and much better than what [President Demetris] Christofias is offering”.
While one can argue that Turkish Cypriot disenchantment is understandable, it is hard to see how such an approach will win favour with either the Greek Cypriot leadership or with those in Brussels.
It might not even go down very well in the Turkish capital where these days one hears more about the ruling Justice and Development Party’s (AKP) policy of “zero conflict” with its neighbours than of “the national cause”.
No one inside or outside the UBP is claiming that Eroglu has won Ankara’s support for the upcoming election.
“Turkey will not show a preference, or even an inference of a preference,” the UBP official insisted yesterday. “It never has, and it never will, intervene in Turkish Cypriot politics.”
While agreeing that Ankara would never come out in public support for one or other of the leaders, a source close to Talat did however highlight that the current Turkish Cypriot leader’s approach to negotiations ran “parallel” to Ankara’s position on Cyprus, and even went as far as saying Turkey “does not want to lose Talat”.
But does that mean Ankara might seek to block Eroglu’s ‘presidential’ aspirations in the north? The answer is probably not, because while it would rather see Talat continue talking to Christofias, being seen to meddle directly in the internal politics would draw greater criticism from the international community than an Eroglu victory. And besides, such an outcome could even work out well for Ankara, for it could then say it was the Turkish Cypriots, and not Ankara, who now blocked concessions put forward by Turkey.
That said, Eroglu and his party insist negotiations will continue, even if the opinion polls that put him ahead in the race turn out to be true.
“He [Eroglu] will not leave the table,” the UBP official insisted yesterday and added: “If Christofias changes his mind and offers something the Turkish Cypriots can accept, they will change their minds again”.
In other words, Eroglu does not plan to call an end to negotiations if he wins. Rather, he will simply ask for more.

CYPRUS MAIL 10/01/10

 

EU presidency hopes to open more talks with Turkey

Published on January 9, 2010

EUROPEAN UNION president Spain hopes to open accession talks with Turkey in four new policy areas in the next six months, Spanish Foreign Minister Miguel Angel Moratinos said yesterday.

He said Spain, which holds the presidency until the end of June, was hoping for progress in the Cyprus issue, which was affecting Turkey’s accession.

"Both (sides) are aware of the risk of failure. We hope there will be success and that we can open some negotiating chapters," he told reporters in Madrid.

"We have four in mind. We hope we can open them during our presidency." He did not say which chapters he had in mind.

Turkey has opened 12 chapters out of 35 since starting talks in 2005.

Negotiations are still suspended in eight areas that were frozen by the EU in 2006 because of Turkey's failure to comply with a 2005 agreement to open its ports and airports to Cyprus.

Ankara says it will open up to traffic from the Greek Cypriot part of Cyprus if the EU ends the so-called isolation of the Turkish Cypriots.

The drawn-out procedure that could eventually lead to Turkey, a mainly Muslim country of 70 million people, joining the EU faces opposition in some member states including France and Germany.

Germany said on Thursday it would not block Turkey's bid to join the European Union but Ankara has yet to meet all the criteria for membership, German's Foreign Minister Guido Westerwelle said.

Westerwelle said Turkey must step up progress towards solving the Cyprus issue and improve religious and press freedom.

"Strict compliance with the Copenhagen criteria remains a prerequisite for accession," he said.

German Chancellor Angela Merkel has expressed opposition to Ankara's bid, saying it should be offered a "privileged partnership" short of full membership. Turkey has rejected the idea.

The suspension of Turkey's EU bid would require unanimity among the 27 member states. In any case, membership is expected to be achieved in decades rather than years.

CYPRUS MAIL

 

Kıbrıs'ta yoğun dönem başladı

Kıbrıs'ta 16 ay süren görüşmelerin ardından, yoğunlaştırılmış müzakereler başladı.

AA

11 Ocak. 2010 Pazartesi NTV

LEFKOŞA - Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla 11 Eylül 2008'de başlayan müzakerelerde yeni bir aşamaya geçildi.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, 16 ayı geride bırakan Kıbrıs müzakerelerinde bugün yoğunlaştırılmış görüşmelere geçti.

Üçer günlükten iki turda yapılacak yoğunlaştırılmış görüşmelerin ilk turu, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgedeki resmi ikametgahında başladı.

Görüşmeye, liderlerin ekipleri ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve Özel Temsilci Zerihoun da katılıyor.

Liderler görüşmeye başlamadan önce içeride KKTC'nin Bayrak televizyonu ile devlet televizyonuna görüntü verdi. Dışarıda birlikte görüntü verilmedi. Tam gün sürmesi öngörülen görüşme, Kıbrıs Türk tarafının, ''Yönetim ve Güç Paylaşımı'' konusunda Kıbrıs Rum tarafına sunduğu öneri paketinin, Rum tarafınca ''kabul edilemez'' bulunması gölgesinde başlıyor.

Eylül 2008'de başlayan ve 4 Ocak 2010'da 60. görüşmeyi yapan liderler, yoğunlaştırılmış müzakere sürecinde planlanmış toplam 6 görüşme yapacak. Bugün, yarın ve çarşamba günü bir araya gelecek olan liderler, 25, 26 ve 27 Ocak günlerinde de görüşecek.

Taraflar görüşmelerde, ''Yönetim ve Güç Paylaşımı'', ''AB'' ve ''Ekonomi'' konularını müzakere ederek ve farklılıkları gidererek, daha fazla yakınlaşma sağlamaya çalışacak. Görüşmelerde, ''Mülkiyet'' konusunun da ele alınması planlanıyor.

BM, yoğunlaştırılmış müzakereleri, ''iki liderin süreçte önemli bir ilerleme kaydetmesi için önemli bir fırsat'' olarak görüyor.

RUMLAR ÖNERİYİ, DAHA MASAYA GELMEDEN REDDETTİ
Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs Türk tarafının, yoğunlaştırılmış görüşmelerde ele alınmak üzere sunduğu öneri paketini, daha müzakere masasına gelmeden reddetti ve önerileri basına sızdırdı.

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Hristofyas başkanlığında Rum başkanlık köşkünde dün yapılan ''gayriresmi siyasi parti başkanları konseyi'' toplantısında, Cumhurbaşkanı Talat'ın sunduğu önerilerin ''görüşmeler için zemin olamayacağı ve kabul edilemez'' olduğu kararına varıldı.

Hristofyas, toplantıya katılan siyasi parti başkanlarına, ''yoğunlaştırılmış müzakerelere katılarak, Kıbrıs sorununun temel ilkelerini ve üzerinde uzlaşılmış zemini savunacağını'' söyledi.

Toplantıda, üçü koalisyon ortağı olan Rum siyasiler, ''önerilerin kabul edilemez ve uzlaşılmış zeminin çok uzağında olduğu'' ortak saptamasına da vardı.

Kararda, Türk tarafının önerilerinin, ''iki bölgeli, iki kesimli, BM Güvenlik Konseyi kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi eşitliğe sahip, tek egemenliği, tek uluslararası temsiliyeti ve tek vatandaşlığı olan federasyon çözümü yönündeki uzlaşılmış çözüm zemininin çok dışında olduğu'' savunuldu.

KIBRIS TÜRK TARAFI ÜZÜNTÜYLE KARŞILADI
Kıbrıs Türk tarafı ise, Rum tarafına sunulan önerilerin görüşme masasına gelmeden basına yansıtılmasını ve küçük düşürülmeye çalışılmasını üzüntüyle karşıladığını açıkladı.

KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, yazılı açıklamasında, ''Kıbrıs Rum tarafının son iki gündeki çabalarının, müzakere sürecinde yeterince ciddi ve sonuç alıcı davranmadıklarının yeni bir göstergesi olduğunu'' vurguladı.

Cumhurbaşkanı Talat'ın, resmi Rum görüşünü, bugünkü görüşmede Hristofyas'tan duymak istediğini bildiren Erçakıca, açıklamasında, ''Türk tarafı, görüşme sürecindeki sorunlara karşın, Kıbrıs Rum tarafının BM görevlileri huzurunda ortaya koyacağı resmi tutumu dikkate alarak hareket etmek ve olumlu yaklaşımlar ortaya konulması durumunda katkılarını olumlu olarak devam ettirmek kararlılığındadır'' ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise, son açıklamasında, ''önemli gelişmelerin arifesinde olduklarını'' belirterek, Kıbrıs müzakerelerinde bugünden itibaren çok yoğun bir görüşme sürecine girileceğini söylemişti.

Talat, ''Bunun için hazırlıklarımızı yaptık ve müzakerelere güçlü bir şekilde gidiyoruz'' demişti.

Talat ve Hristofyas, Mart 2008'de başlayan ve 5 ay süren hazırlık görüşmeleri ile 11 Eylül 2008'de başlayan kapsamlı müzakerelerin prosedürünün belirlendiği 3 Eylül 2008'deki görüşmeyi de, bugünkü mekanda, yani BM Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin resmi ikametgahında yapmıştı.

Daha önce, yoğunlaştırılmış görüşmelerin liderlerin evinde yapılacağı açıklanmış, Rum siyasi partileri buna karşı çıkmıştı.

Hep böyle olsun

Hafta sonunda Lokmacı’ya akın eden Rumların ve güneydeki yabancıların alış-verişi esnafı memnun etti.

İKİ TARAF DA MEMNUN… Geçtiğimiz hafta sonunda kuzeyden güneye olduğu gibi, güneyden kuzeye geçişlerde canlılık görüldü. Özellikle Lefkoşa’daki Lokmacı Kapısı’ndan giriş yapan çok sayıda Kıbrıslı Rum ve güneyde ikamet eden yabancıların alış-verişleri esnafı sevindirdi. Arasta esnafı, önlem alınması halinde satışların
daha da artacağı inancında.


Ali CANSU
   Güney Kıbrıs’tan Lokmacı kapısını kullanarak gelen Kıbrıslı Rumlar ve turistler, özellikle hafta sonu arasta esnafının yüzünü güldürüyor.
   Geçtiğimiz hafta sonunda kuzeyden güneye olduğu gibi, güneyden kuzeye geçişlerde canlılık görüldü.
   Ancak, bazı mağaza sahipleri ise halen satışlardan memnun olmazken, yetkililerin kendilerine verdiği sözleri yerine getirmemesinden yakındı.
   Kıbrıslı Rumlar ve özellikle balkanlardan gelen turistler dün de Kuzey Kıbrıs’taki mağazalara akın etti. Lefkoşa’daki Arasta çarşısına gelen Rum müşteriler ile turistler, mağaza ve restoranlara büyük ilgi gösterdi.
   Önceki hafta olduğu gibi geçen hafta sonu da özelikle Lokmacı kapısından birçok kişi kuzeye geçti. Özellikle restoranlar dün adeta bayram yaptı. Restoranlarda dün neredeyse yer bulmak mümkün değildi.
   Arasta esnafı ise aslında ortada görülen kalabalığın tümünün alışveriş yapmadığını, sorup geçen, gezmeye gelen insanların çoğunlukta olduğunu ama az da olsa satış yaptıklarını söyledi.
   Özellikle hafta içi bölgede adeta “ölüm sessizliğinin” hâkim olduğunu anlatan arasta esnafı, hafta sonarlı ise alışverişlerin artmasıyla yüzlerinin biraz olsun güldüğünü belirtti.
   Bazı mağaza sahipleri ise Rumları yalnızca böyle özel günlerde değil, her zaman Kuzey Kıbrıs’a çekecek yolu bulmanın, kuzeyi Rumlara cazip kılmak için bazı formüller yaratmanın şart olduğunu yineledi.
   Öte yandan, dün Arasta’nın bir bölümündeki mağazaların elektriklerinin kesik olması ise esnafın işlerini sekteye uğrattı. Birçok mağaza sahibi karanlıkta müşteri bekledi. Esnafın anlattığına göre, müşteriler mağazaların karanlık olduğunu görünce içeri girmedi. Bazı esnaf, dükkânlarının içerisini jeneratörler ile bazılarıysa ışıldaklarla aydınlattı.

Dertlerimizi söylüyoruz çözen yok

  Arasta esnafı, devlet yetkililerinden bölgeyi ziyarete gelenlere dertlerini ve bölgenin sorunlarını aktardıklarını ancak, “Tamam, yapacağız, halledeceğiz” sözünden öteye gidilmediğini iddia etti.
   KIBRIS’a konuşan esnaf, “Yıllarca söyledik, hep aynı. Dinliyorlar bir şey yapmıyorlar. Biz söylemekten usandık, onlar halen ‘tamam yapacağız’ demekten usanmadı. Yapacakları zamanı söylesinler. Bugün turist var ancak elektriğimiz kesildi. Biz ne diyelim artık bu yetkililere” diye sitem etti.
   Bölgenin sorunlarının çözülmemesi nedeniyle konuşmaktan usandığını söyleyen birçok esnaf ise gazetemize konuşmaktan kaçındı.

Arasta esnafı ne dedi? Arasta esnafı ne dedi? Arasta esnafı ne dedi?

Onur Özkan
Satışlarımız bayram ve yılbaşında çok iyi geçti. Şu anda düşme eğiliminde. Hafta sonları güneyden gelen Kıbrıslı Rumlar ve turistler sayesinde iyi. Alışveriş yapıyorlar ve yaptıkları alışverişi güneye geçirebiliyorlar. O konuda bir sıkıntı çekmediklerini söylüyorlar. Bu ara balkan ülkelerinden, Rusya’dan ve Ukrayna’dan turistler alışveriş yapmaya geliyor. Çarşıda bir yoğunluk oluyor. Diğer çarşılara göre Arasta daha iyi. Ancak, hafta içi burası çok sönük ve satış olmuyor.  

Mehmet Istikoğlu
Satışlarımız bu ara durgun. Kuru kalabalık var diyebiliriz. Gelenler genellikle giyim türü şeyler alıyor ve restoranda oturup yemek yiyip ayrılıyor. Arasta’ya turistin gelmesi için devletin el atması şart. Arasta bir restoran bölgesi olabilir. Ancak, marangozlar, tavukçular burada iş yapıyor. Bu olmaz. Buraya değişik bir hava verilmesi gerekir. İstanbul’daki kapalı çarşı gibi. İlgi çekmesi için mutlaka bir düzenleme şarttır.  

Leyla Asiyegüngör
Satışlarımız iyidir ama çarşıda elektrik yok. Turistler ve Kıbrıslı Rumlar dükkanımızda elektrik olmadığını görünce bize gülüyorlar. Her ay paramızı ödememize rağmen karşı dükkanların elektriği var bizim sıradaki dükkanların yok. İki gündür elektriğimiz gidiyor. Buranın daha fazla ilgi görmesi için çok şey yapılmalı. Bizi resmen bir köşeye attılar. Yılbaşında bile her yer süslenmesine rağmen buraya hiçbir süs takılmadı. Sonuçta burası turistik ülke ise ve geçiş kapısı ise burası ise ilgilenilmesi gerekirdi. Süsleyin burayı dediğimiz belediyeden aldığımız cevap “Siz süsleyeceksiniz. Herkes parası ile yaptı” oldu.

Mustafa Yüksekbaş
Kapının açılmasıyla çarşıya bir hareketlilik geldi ve satışlarımızda biraz yükselme oldu. Tabii ki umduğumuz kadar değil. Özellikle hafta sonları çarşıda kuru kalabalık var, buradan bir nebze faydalanan esnaf oluyor. Eskiden bu kalabalığa da alışık değildik. Elektriğin iki gündür kesilmesi işlerimize sekte vuruyor. Buna bir çare bulunması gerekiyor. Arasta’ya özellikle kapı kontrollerinde biraz esneklik getirilmesi, park sorununun ve tuvalet sorununun giderilmesi gerekiyor. Çevre düzenlemesi Arasta için şart. Özellikle bakım ve temizlikte biraz gevşeme vardır.       

KIBRIS 11/01/10

 

Sadece CTP memnun

KABUL GÖRMEZ, KABUL EDİLEMEZ…” Cumhurbaşkanı Talat’ın görüşmelerin aksamaması için açıklamadığı müzakere maddelerinin Rum devlet televizyonu tarafından kamuoyuna aktarılmasıyla, Türk tarafı da öneri paketini tartışmaya başladı. Kıbrıs’a konuşan siyasi partilerin temsilcileri genel olarak önerileri, “kabul görmez ve kabul edilemez” olarak değerlendirirken, sadece CTP-BG’den ılımlı açıklamalar geldi


Gizem ÖZGEÇ
   Siyasiler, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alexandar Downer aracılığı ile Rum Lider Dimitris Hristofyas’a ilettiği önerileri KIBRIS’a değerlendirdi.
   Rum basınına sızan öneriler Güney Kıbrıs’ta geniş yankı uyandırırken, Türk tarafı da paketi tartışıyor.
   İktidar Ulusal Birlik Partisi (UBP), Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın fikir danışmadan öneri götürmesini eleştirirken, ana muhalefet partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi Birleşik Güçler (CTP-BG), Rum tarafından henüz yanıt gelmeden konunun kamuoyuna taşınmasına sıcak bakmadı ancak önerileri yapıcı buldu. 
   Demokrat Parti (DP) ise, önerilerin genel bütünlüğünün “kabul edilemez” olduğunu açıkladı. Özgürlükçü Reform Partisi’nden (ÖRP) de Rum liderin önerilerle ilgili Türkiye’ye yönelik yaptığı açıklamalara sert tepki geldi. Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) ise, Talat’ın öneri paketini “çözüm süreci önündeki tıkaç” olarak değerlendirirken, Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), önerilerin; ne Avrupa Birliği (AB), ne Rumlar ne de Türklerin kabul edebileceği nitelikte olduğu görüşünü belirtti.

Ertuğruloğlu: Hükümetle mutabık kalınmadı

   UBP Lefkoşa milletvekili Tahsin Ertuğruloğlu, Rum tarafından bir yanıt beklendiği için kamuoyunda çok fazla tartışma yapılmasının doğru olmadığını söyledi.  Ertuğruloğlu, paketin resmen açıklamamasına rağmen Rum tarafının her zamanki gibi dışarıya bilgi sızdırdığını ifade etti ve “Maalesef Cumhurbaşkanı Talat,  hükümetle mutabık kalınarak bir paket hazırlama gereğini hissetmedi ve öneriler Rum tarafına sunuldu” diye konuştu.
  Gerek iktidar gerekse muhalefetin bu aşamada derinlemesine yorum yapmasının sağlıklı olmayacağını da kaydeden Ertuğruloğlu, şöyle konuştu:
   “İçerisinde bizi rahatsız eden maddeler vardır. Bunların üzerinde tekrar durmanın anlamı yok. Rum tarafından gelecek yanıtı görelim, ona göre kapsamlı görüşlerimizi iletelim.”

Erk: Etkili ve etkin katılım önerileri

   CTP-BG Genel Sekreteri Kutlay Erk, görüşme sürecinde liderlerin sağlıklı ve sonuç getirici şekilde görüşme yapabilmeleri için önerileri kendi aralarında ilgili taraflarıyla değerlendirmeleri gerektiğini söyleyerek, paketin Rum tarafından basına sızmasına tepki gösterdi.
   Erk, “Liderlerin kendi düzenleri içinde ekipleri ile tartışmaları daha doğru olur. Kamuoyuna açıklanırsa tepkileri ile beraber müzakere etmek zorunda kalınır ve sonuca varmak zor olur” şeklinde konuşarak, değerlendirmenin öneriyi veren tarafa sunulması gerektiğini vurguladı.
   Kutlay Erk, “Bu şekilde olacaksa basın yoluyla herkesin görüş beyan etmesi anlamı doğar” dedi ve ilerleme kaydetmek ve hassas olunan noktalarda mutabakata varmak için bunun önemli olduğunu söyledi.
   Erk, Kıbrıslı Türkler için yeni kurulacak olan federal devlet içinde etkili ve etkin katılım ihtiyacı olduğuna vurgu yaparak, bu önerilerin de o doğrultuda yapıldığını belirtti. Kıbrıslı Rum liderin de buna karşı fikirlerini elbette söyleyeceğini ifade eden Erk, şunları söyledi:
   “Bunu yaparken hassasiyeti hiç unutmamaları gerekir. 50 yıllık deneyimden ve süreçlerden sonra, Kıbrıslı Türkler adanın yeni politik yapısında artık hem kendi coğrafyalarında yönetmek hem de Kıbrıs yönetimde katılımcı taraf olmak zorundadır. Bunun yanında Annan Planı’nda da var olan TC’ye Avrupa Birliği’ne üye olana kadar Yunanistan’ın Kıbrıs adasında her nedenle olursa olsun sahip olduğu imtiyazlara TC’nin de sahip olması ihtiyacı vardır. Yunanlıların Kıbrıs’a yatırım yapma, yerleşme ve özel hakları var ise, bunun aynısının Türkiye yönetimine de verilmesi gerekir. Bu bir güvencedir. Türk-Yunan dengesi için de bir güvencedir. Bunun dikkate alınması gerekir.”

Hasipoğlu: Kabul etmek mümkün değil

   DP Gazimağusa milletvekili Ertuğrul Hasipoğlu da “Talat’ın önerilerini kabul etmemiz asla mümkün değil” dedi ve bunu cumhurbaşkanının  “yaptığı hatalardan” biri olarak değerlendirdiklerini söyledi.
   Hasipoğlu, daha önce de Cumhurbaşkanı Talat’a bu konudaki düşüncelerini ilettiklerini ifade ederek, “Ancak kendisi yine de bu önerileri yaptı. Özellikle birleşik pusulayı kabul etmemiz mümkün değildir. Siyasal eşitliği tamamen ortadan kaldırır. Bir tek değerlendirilebilecek olan nokta; KKTC ve TC vatandaşlarının aynı haklara sahip olması konusudur. Bunun dışında hiçbir öneriye onay veremeyiz” diye konuştu.

Avcı: Türkiye’de hazırlandı iddiası küstahça

    ÖRP Genel Başkanı Turgay Avcı ise, Rum liderinin, önerilerin “Türkiye’de hazırlandığını” iddia etmesinin ve “Türkiye aklını başına toplasın” şeklinde ifadeler kullanmasının “devlet adamı ciddiyetinden uzak ve küstahça” olduğunu ifade etti.
   Avcı, Rum tarafının bu tutumuyla bir kez daha barış ve çözüm peşinde olmadığını ve Kıbrıs Türklerini anavatanlarından kopararak teslim almayı hedeflediklerini gösterdiğini kaydetti.
   Turgay Avcı yaptığı açıklamada, “Rumların her aşamada güvenilmez, ikiyüzlü, zamana oynayan, Kıbrıs Türklerinin anavatanları Türkiye ile tarihsel ve vazgeçilmez bağlarını zayıflatmaya ve Türkiye’nin garantörlüğünü yok etmeye çalışan oyunlarına asla gelmeyeceklerini” belirtti.
   Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin aklının her zaman başında olduğunu vurgulayan Avcı, şöyle devam etti:
   “Türkiye’ye küstahça dil uzatmaya çalışan ve ay yıldızlı bayraklarımıza kabul edilemez sözlerle saldıran
Hristofyas ve onun gibi düşünenler, Kıbrıs adasında Türk varlığını kabul etmek istemeyenler, Türk askerine düşmanlık yapanlar şunu çok iyi bilsinler: Kıbrıs Türkleri, Anavatanları ile el ele ve omuz omuza Kıbrıs adasında egemen ve bağımsız kimlikleriyle sonsuza kadar yaşamaya devam edecekler.
   ÖRP olarak inanıyoruz ki bütün bu yaşananlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ne kadar değerli ve gerekli olduğunu göstermektedir. Her şeye rağmen, Kıbrıs Türkleri olarak eşit ve adil koşullarda bir çözüme hazır olacağız, ancak asla teslim olmayacak, asla Rumların karanlık oyunlarına gelmeyeceğiz. Özgürlük ve Reform Partisi, Hristofyas gibilerinin kuru gürültüsüne kulak asmadan ve asla geri adım atmadan Anavatan Türkiye ile birlikte emin adımlarla ilerlemeye, Kıbrıs Türklerinin çıkarlarını ve doğruları savunmaya devam edecektir.”

Çakıcı: Çözüm sürecini tıkar

   TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, önerileri Cumhurbaşkanı Talat’tan duymadıklarını ve bir açıklama beklediklerini söyledi. Çakıcı, önerilerin Ankara’da hazırlandığını ifade ederek, “Sayın Talat bizim bildiğimizi söyle de biz detaylardan yoksunuz” dedi ve basından takip ettiği kadar, önerilerin pazarlık şansını yitirdiğini belirtti. Öneri paketi içerisinde Rumlar tarafından hiç kabul edilmeyecek maddeler bulunduğuna işaret eden Çakıcı,  şu değerlendirmelerde bulundu:
   “Talat, daha kapsamlı ve uzlaşıcı önerilerde bulunabilirdi. Yalnız Kıbrıslı Türklerin öne çıkaran maddeler olabilirdi. AB’ye Türkiye’nin girmeden girmiş gibi kabul edilmesi önerisi mümkün olmayacak bir husustur. Bu çerçevede olan öneriler; çözümü tıkar, süreci olumsuz etkiler. Ancak çapraz oya karşılık Türklerin federal yetkilerinin artırılması isteği al ver sürecinde olumlu bir tavır olacakken, Türkiye’nin bütün vatandaşlarına AB içinde, Kıbrıs’la aynı hakların verilmesi isteği süreci tıkayacak önerilerdir.” 

İzcan: Öneriler Talat’tan değil, TC’den

   BKP Genel Başkanı İzzet İzcan ise önerilerin Cumhurbaşkanı Talat tarafından değil, Türkiye yönetimi tarafından hazırlandığını savundu.
   “Bu Türkiye Dışişlerinin dayatmasıdır” diyen İzcan, önerilerin özünde Türkiye’nin menfaatlerinin bulunduğunu söyledi. İzcan sözlerine şöyle devam etti:
   “70 milyon Türkiye vatandaşının Kıbrıs üzerinden Avrupa Birliği’ne girmesi, tüm haklara sahip olma önerisi vardır. Bunları değil Rumların, Türklerin de kabul etmesi mümkün değildir. Çözüme hizmet etmez.  Milliyetçi karşıtların elini güçlendirecek çözümü zorlaştıracak noktalardır. Pratik uygulaması da yoktur. Kuzey Kıbrıs’a zaten nüfusun pompalandığı düşünülürse, 70 milyon TC vatandaşının Kıbrıs üstünden, çalışma yurt edinme hakkına sahip olması, ne AB tarafından, ne de Rumlarca kabul edilir. Türklerin de kabul etmemesi gerekir”.

KIBRIS 11/01/10

 

‘HRİSTOFYAS HAZIRSA BENDE HAZIRIM’

   

Başbakan Derviş Eroğlu; Kathimerini gazetesi muhabirinin “Üzerinde uzlaşıya varılmış bir bölünme anlaşmasını imzalamaya hazır mısınız?” şeklindeki sorusuna çarpıcı bir cevap verdi; ‘Hristofyas hazırsa bende hazırım. Uzlaşıya varılmış bölünme en iyi çözümdür; çünkü daha sürdürülebilirdir’

Ağırlıklı oy konusu çok karışıktır ve ayrıntılı incelenmesi gerekir. Ancak ben müzakereler masasında kendi tezlerimi savunmakla yükümlüyüm. Sayın Talat bazı önerilerde bulunmuştur, ancak benim kendi önerilerim vardır. Şu ana kadar iki tarafça kabul edilen bir şey olmadı, müzakereler kaldığı yerden devam edecek’

Başbakan Derviş Eroğlu; Güney Kıbrıs’ta haftalık yayımlanan “Kathimerini” gazetesi muhabirinin “Üzerinde uzlaşıya varılmış bir bölünme anlaşmasını imzalamaya hazır mısınız?” sorusuna, “Hristofyas hazırsa bende hazırım. Uzlaşıya varılmış bölünme en iyi çözümdür; çünkü daha sürdürülebilirdir’ cevabını verdi.
Kathimerini; Başbakan Derviş Eroğlu ile gerçekleştirdiği söyleşiyi; “Derviş Eroğlu Uzlaşılmış Taksimi Tercih Ediyor –Kathimerini’ye Konuştu ve Tanınmayı, Müzakere Edilemez Çözüm Koşuluna Yükseltti –‘Sadece İki Devletin Varlığını Kabul Ederseniz Çözüm Olur’” başlıkları altında manşetten ve iç sayfalarında yayımladı.
Gazete, “anketlere göre Nisan ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanacak aday olarak” nitelendirdiği Eroğlu’nun söyleşisinde “sözünü esirgemediği” yorumunda bulunarak, Eroğlu’nun Kıbrıs sorununun çözümü olarak “üzerinde uzlaşılmış taksimi tercih ettiğini” kaydetti.
Başbakan Eroğlu’nun söz konusu gazeteye verdiği söyleşinin yorumlar kısmının tam çevirisi şöyle:

SEÇİMLERİN GALİBİ DERVİŞ EROĞLU

“İşgal bölgesinin “Başbakanı” ve anketlere göre Nisan ayındaki seçimlerin galibi Derviş Eroğlu gazetemize verdiği söyleşisinde sözünü esirgemedi. Kıbrıs sorununda artık yaşayabilir bir çözüm olarak üzerinde uzlaşıya varılmış taksimi seçen Eroğlu, adada bir uzlaşının olabilmesi için Kıbrıslı Rumların ilk önce “KKTC’yi” devlet olarak tanımaları gerektiğini vurguladı. Nisan ayından itibaren Kıbrıslı Türklerin müzakerecisi konumuna gelmesi durumunda müzakerelerde izleyeceği tutuma ilişkin olarak ise, o ana kadar Dimitris Hristofyas ve Mehmet Ali Talat’ın yaptıkları çalışmalardan, kendisi için uygun olan noktaları seçerek, kendi tezleriyle müzakerelere geleceğini söyledi. Kıbrıs sorununun önemli başlıkları hakkındaki tutumunu da gayet netti: Garantilerin devamı, partenogenez (bakir doğum) ve “çözüm gününe kadar vatandaş olmuş Türkiye’den gelen tüm Türkiyelilerin adada kalması...”

İSMİ ÜST SIRALARDA

İsmi uzun zamandır Kıbrıs’ın gündeminde üst sıralarda bulunuyor. İşgal bölgelerinde seçimler yaklaştıkça, ona ve müzakereleri ne kadar olumsuz etkileyeceği yönündeki değinmeler de artıyor. Bahsettiğimiz kişi, geçen Salı günü ofisinde bizi ağırlayan Derviş Eroğlu. Bizimle yaptığı söyleşisinde Kıbrıs sorununa ilişkin istekleri konusunda tam bilinçli olarak karşımıza çıktı. Gerek kendisi gerek çalışma arkadaşları tarafından çok sıcak karşılandık; ancak konu kırmızı çizgilere ve uzlaşmaz noktalara geldiğinde, bakışları değişiyor ve sözleri tek bir paydada buluşuyordu: “Çıkmazdan ve ilerleme sağlanamamasından tek sorumlu Kıbrıslı Rumlardır”.
Arzu ettiği çözüm şekli konusundaki tercihi de netti. “İki toplumlu, iki kesimli federasyon; şimdiki durumun devam etmesi ve üzerinde uzlaşıya varılmış bir bölünme seçenekleri arasından sonuncusunu seçiyorum. Çünkü sürdürülebilir olan artık budur” şeklinde konuştu. Çok umutlu olmasa da, iki tarafın bir ortaklığa varabilmesi için ortaya koyduğu temel koşul şuydu: “Kıbrıs’ta iki halkın, iki devletin, iki demokrasinin varlığını kabul etmelisiniz””.
Söyleşinin soru cevap kısmının tam tercümesi ise şöyle:

YÜZDE YÜZ DOĞRU ÇIKMIŞTI

Soru: Anketlerin UBP’ye ilişkin gösterdikleri rakamlarla başlayalım. Nisan ayındaki “seçimlerde” favori olarak görünüyorsunuz. Sizce anketlerin doğru çıkmaması ihtimali var mıdır?
Eroğlu: KADEM şirketinin bir önceki milletvekili seçimlerinde yapmış olduğu anket tam olarak yüzde yüz doğru çıkmıştı. Şimdi olabilecek şey yüzde 2-3 oranında yanılma olmasıdır.
Soru: Ancak o zaman konu başkaydı. Şu anda söz konusu olan, Sayın Talat’la görüş ayrılığında bulunduğunuz Kıbrıs sorunudur. Sizin görüşünüzün nihai sonucu etkileyebileceğine inanıyor musunuz?
Eroğlu: Evet seçimlerin sonucunun etkileneceğinden eminim ve fark UBP’nin tezlerinin lehine olacaktır. Sayın Talat’la Kıbrıs sorununda aynı görüşte olsaydık, aynı partide olurduk. Elbette ben de müzakerelerin devamından yanayım. Bunu da seçildiğim gece söylemiştim. Tüm bunlara karşın tüm dünyada, özellikle de Kıbrıslı Rumlar tarafından, aleyhime organize bir propaganda yürütülerek, uzlaşmaz gösteriliyorum. Örneğin Kıbrıs Rum siyasi parti liderleri, Eroğlu’nun uzlaşmaz olduğunu söyleyen, Sayın Talat’ın CTP’sini desteklemeye devam ediyorlar.

ANLAŞMAYA VARDILAR DA!

Soru: Müzakerelerin devamından yana olduğunuzu söylediniz, ancak Sayın Talat’la görüş ayrılıklarınızın bulunuyor. Eğer seçilirseniz, Sayın Hristofyas ve Talat’ın şu anda müzakere ettikleri temel üzerinden mi müzakereleri sürdüreceksiniz?
Eroğlu: Hristofyas ve Talat anlaşmaya vardılar da ben bunu bozacağımı mı demek istiyorsunuz!
Soru: Kamuoyuna yapılan açıklamalara göre 1.5 yıl önce müzakerelerin başladığı, üzerinde uzlaşıya varılmış bir temel mevcut.
Eroğlu: Temel değişmez. Değişen şey süreçten doğacak sonuçlardır.
Soru: ‘Temel’ derken tam olarak neyi kastediyorsunuz?
Eroğlu: Birleşmiş Milletler tarafından konulan kriterler ve Kıbrıslı Türkler olarak bizim tarafımızdan, Kıbrıslı Türklerin çıkarlarını ve haklarını korumak için konulan kriterler var. Temel, bu ikisinin karışımından olacaktır. Kıbrıs Rum tarafı bir şeyler istediği gibi, Kıbrıs Türk tarafının da istekleri vardır... Ve ben de istediğimiz şeyi almamızı sağlamak için orada olacağım.
Soru: Sözünü ettiğiniz bu karışım müzakereleri iki toplumlu, iki kesimli federasyona mı götürecek?
Eroğlu: Çözümün adının önemi yoktur. Önemli olan her iki halkın da ortaya çıkacak anlaşmaya gereken “evet” yanıtını verebilmeleridir.

DEVLET OLDUĞUMUZ KABUL EDİLMELİ

Soru: Ancak bu “evet” yanıtını nasıl görüyorsunuz? Bir federasyona mı “evet”, bir konfederasyona mı “evet”, yoksa iki ayrı devlete mi “evet”?
Eroğlu: Her şeyden önce bizim devlet olduğumuz kabul edilmelidir. Yani Güney’de olan Kuzey’de de vardır. Kıbrıslı Rumların olduğu gibi Kıbrıslı Türklerin de ayrı bir halk oldukları kabul edilmelidir. Şu anda adada iki ayrı cumhuriyet olduğu kabul edilmelidir.
Soru: Sözünü ettiğiniz bu iki cumhuriyetten çözüm sonrasında ne ortaya çıkacak, tek cumhuriyet mi?
Eroğlu: Şu anda Kıbrıs’ta iki eşit, egemen halk olduğunu yinelemek isterim. Bu iki devlet ve iki halk bir ortaklık kurmaya çalışıyorlar.

BİR ÇÖZÜME “EVET” DİYECEKSEM

Soru: Yani ne arzu ediyorsunuz, tek devlet mi, yoksa iki ayrı devlet mi?
Eroğlu: Bir çözüme “evet” diyeceksem, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortadan kalkması ve yeni bir Cumhuriyet oluşması gerekir. Ancak Kıbrıs Rum tarafı partenogenezi kabul etmiyor. Kıbrıs Rum tarafı da, bir çözüm durumunda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devam edeceğini söylerlerken yeni bir ortaklığa varmamızı nasıl bekliyor?
Soru: Her iki tarafta da, şu anki durum göz önüne alındığında, Kıbrıs sorununun çözümü için uzlaşıya varılmış bir bölünmenin en iyi çözüm olduğunu düşünenler bulunuyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Eroğlu: Kıbrıslı Rumların Annan Planı’na “hayır” demeleri ve Avrupa Birliği’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne verdiği sözlerini yerine getirmemesinden ötürü taksim daha yakında bulunuyor. Bir diğer sebep de, çözüm istediklerini söyleyen Mehmet Ali Talat ve Dimitris Hristofyas’ın 15 aydır çözüme ulaşamamalarıdır.

HRİSTOFYAS HAZIRSA BENDE HAZIRIM

Soru: Yani üzerinde uzlaşıya varılmış bir bölünme anlaşmasını imzalamaya hazır mısınız?
Eroğlu: Eğer Hristofyas hazırsa bende hazırım.
Soru: Üç seçenekten, “yani iki toplumlu, iki kesimli federasyon”, “mevcut durumun devamı” ve “uzlaşıya varılmış bölünme” seçeneklerinden hangisini tercih ediyorsunuz?
Eroğlu: Uzlaşıya varılmış bölünme en iyi çözümdür; çünkü daha sürdürülebilirdir.
Soru: Bildiğiniz üzere, ifade ettiğiniz görüşler Kıbrıs Rum tarafınınkilerle tam olarak zıttır. Bu görüşlerle bir ortaklığa ulaşabileceğinizi nasıl umut edebilirsiniz?
Eroğlu: Nasıl ki Dimitris Hristofyas öncelikle kendi halkının çıkarını düşünüyor, bende kendi halkımın çıkarlarını düşünüyorum. Varacağımız anlaşma Kıbrıslı Rumlara göre hazırlanmış olmayacak. Yani onların istediği gibi değil. Eşit halklar olduğumuz kabul edilmediği sürece, bu bizim azınlık olduğumuz anlamına gelecek. Ben de halkımın böyle bir şeyi kabul etmesine izin veremem.

GARANTİLER NE OLACAK?

Soru: Siyasi eşitlik konusunda Hristofyas ve Talat’ın vardıkları anlaşma sizi kapsamıyor mu? Yani tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek uluslararası temsiliyetin olduğu tek egemenlik?
Eroğlu: Ben Kıbrıs sorununun çözümü çerçevesinde egemenliğin eşitliğinden bahsediyorum. “İki toplumlu, iki kesimli federasyon” ve “siyasi eşitlik” kavramları, çözüm çerçevesinde içerikleri tam ayrıntısıyla doldurulmadıkları sürece hiçbir anlam ifade etmezler. Her şeyden önce, ne hakkında konuştuğumuzu bilebilmemiz için, bu terimlerin anlamlarının netleştirilmesi gerekir. Böyle bir çözümde garantiler ne olacak? İnsanlar yeniden göçmen mi olacaklar? Benim için bunlar önemlidir.

RUMLAR HİÇBİR ÖNERİYİ KABUL ETMEDİ

Soru: Mehmet Ali Talat’ın şu ana kadar Kıbrıslı Türklerin aleyhine olacak tavizlerde bulunduğunu mu düşünüyorsunuz?
Eroğlu: Bildiğim kadarıyla Kıbrıslı Rumlar, Talat’ın bugüne kadar sunduğu hiçbir öneriyi kabul etmediler. Mülkiyette anlaşamadılar, hatta önemli olan diğer konularda da anlaşmadılar. Sadece Ekonomi, Yönetim ve AB konularını konuşuyorlar ve bunlarda dahi anlaşmaya varamadılar. Ben Kıbrıs’ta bir anlaşma olacağına sadece bir kez inandım ve Perez De Cuellar’ın önerilerine “evet” diyerek meclise de sundum. Buna karşın Spiros Kiprianu “hayır” dedi ve böylece anlaşma olmadı. Çözüm bulunması için Kıbrıslı Rumların eşit halklar olduğumuzu kabul etmesi gerektiğini yinelemek istiyorum. Kıbrıslı Rumların Annan Planı’na “hayır” dediklerini de hatırlatmak isterim. Neden uzlaşmazlığı bizde arıyorsunuz ve kendinizde görmüyorsunuz?

FELSEFELERİMİZ FARKLIDIR ANCAK!

Soru: Cevabınız Kıbrıslı Rumların tutumuna ilişkin oldu. Biz Sayın Talat’ınkine ilişkin sizin tutumunuzu sorduk. Sayın Talat’ın, sizin asla vermeyeceğiniz tavizler verdiğine ilişkin açıklamalarınızı gördüm. Bunlar hangileridir?
Eroğlu: Ben Sayın Talat için hiçbir şey söylemedim. Felsefelerimiz farklıdır ancak her zaman söylediğim şey; çözümsüzlüğün sorumlusunun Kıbrıs Rum tarafı olduğudur. Hristofyas müzakere masasına oturduğuna sizdeki insanlar tarafından ona yönelik eleştiriler olmuyor mu? Ben şu anda ülkenin başbakanıyım ve benim çok büyük sorumluluğum vardır. Bildiğiniz gibi bizde başkanlık sistemi yoktur. Bu yüzden Sayın Talat’ın benimki kadar çok sorumluluğu ve yetkisi yoktur. Yapacağım şey halkımın çıkarlarını savunmaktır.

TECRÜBELERİNDEN DE FAYDALANACAĞIM

Soru: Eğer seçilirseniz, Kıbrıs Türk toplumunun müzakerecisi olarak Sayın Talat’ın yerini alacak mısınız?
Eroğlu: Elbette. Ancak Sayın Talat’ın ve müzakere grubundan bazı kişilerin müzakerelerindeki tecrübelerinden de faydalanmaya çalışacağım.
Soru: Sayın Talat müzakereler konusunda sizi bilgilendiriyor mu?
Eroğlu: Daha bugün (Salı) öğlen yemek yedik. Bu “evet” anlamına geliyor.
Soru: Sayın Hristofyas’ın müzakere masasına koyduğu dönüşümlü başkanlık ve ağırlıklı (çapraz) oy gibi unsurlar bulunuyor. Sizin bunlar hakkındaki görüşünüz nelerdir?
Eroğlu: Evet. Dönüşümlü başkanlık siyasi eşitlik olarak nitelendirilebilir.

KENDİ ÖNERİLERİM VARDIR

Soru: Ağırlıklı oy konusunda ne diyeceksiniz?
Eroğlu: Bu konu çok karışıktır ve ayrıntılı incelenmesi gerekir. Ancak ben müzakereler masasında kendi tezlerimi savunmakla yükümlüyüm. Sayın Talat bazı önerilerde bulunmuştur, ancak benim kendi önerilerim vardır.
Soru: Peki seçimlerden sonra eğer kazanırsanız, Sayın Hristofyas ve Talat’ın bugüne kadar görüştüklerini ne yapacaksınız? Bunları silip yeni öneriler mi sunacaksınız, yoksa ikisinin yaptıkları çalışma üzerinden devam mı edeceksiniz?
Eroğlu: Şu ana kadar iki tarafça kabul edilen bir şey olmadığı için, müzakereler kaldıkları yerden devam edecek. Hatırlatmak isterim ki Sayın Talat muhalefetteyken Kıbrıs sorununu 3 ay içerisinde çözeceğini söylüyordu. Ancak şu ana kadar hiçbir şey olmadı.

BUNLARI 1977’DEN BERİ DUYUYORUM

Soru: Yani bugün Sayın Talat’la yemekte buluşmanızda, size AB, Ekonomi ve Yönetim konularında anlaşmaya çok yakın olduklarını söylemedi mi? En azından kamuoyuna böyle söyleniyor.
Eroğlu: Bu sözleri 1977’den beri duyuyorum, ama hiçbir şey olmuyor.
Soru: Yani toparlanan malzemenin değerlendirilebileceğini düşünmüyor musunuz?
Eroğlu: Konu, Sayın Talat’ın bugüne kadar sunduğu hiçbir öneriyi kabul etmeyen Kıbrıs Rum tarafının tutumuyla alakalıdır. Önemli konularda uzlaşıya varılmadığı andan itibaren, müzakereler bir taraf diğer tarafa empozede bulunmadan devam edeceğiz. Eğer Kıbrıs Rum tarafı taksim istemiyorsa, o zaman Kıbrıs Türk tarafıyla anlaşmaya varmalıdır. Eğer çözüm olmazsa, o zaman iki ayrı devlet yollarına devam edecekler.

SİZİN TARAFTA 300 BİN YABANCI VAR

Soru: Her iki tarafın kırmızı çizgilerine geldik. Sizdeki, Türklere ilişkin ne olacak?
Eroğlu: Hristofyas hali hazırda 50 bin kişiyi kabul ediyor. Benim çözüme evet diyebilmem için KKTC vatandaşı olmuş herkesin adada kalması gerekiyor.
Soru: Bunların sayısı ne kadardır?
Eroğlu: Rakamı bilmiyorum. Ancak bildiğim kadarıyla sizin tarafta da gerek Yunanistan’dan gerek diğer ülkelerden 300 bin yabancı bulunuyor.
Soru: Garantiler başlığı... Sizce çözüm çerçevesinde hala garantilere ihtiyaç olacak mı?
Eroğlu: Evet. Şu anda ihtiyacımız vardır ve çözüm için de ihtiyacımız olacaktır. Ancak kalacak asker sayısını müzakere edebiliriz.
Soru: Sayın Hristofyas’ın müzakerelerin sizinle değil de Sayın Talat’la devam etmesi yönünde istek belirtmesi sizi rahatsız ediyor mu?
Eroğlu: Demokratik bir devletin başkanının başka bir demokratik devlette yakın zamanda yapılacak seçimlere müdahale etme çabasını takdir etmiyorum.

KAYIP BİRADER VE KIBRISLI RUM DOSTLAR

Gazete, Eroğlu’nun söyleşisinin son kısmında, kayıplar konusunun açıldığını ve röportaj günü Eroğlu’nun kayıplar arasında bulunan kayınbiraderinin kemiklerini teslim aldıklarını söylediğini yazdı.
Eroğlu’nun “1963 yıllarında Lefkoşa Genel Hastanesinde” yaklaşık 7 ay doktor olarak çalıştığını ve bu sırada tanıdığı meslektaşları ile arkadaşlarından bazılarını hatırladığını da belirten gazete, Güney Kıbrıs’ı neden ziyaret etmediği şeklindeki bir soruya karşılık ise Eroğlu’nun; “Belirli bir sebep yok, gerekli görmedim. Ancak yakın zamanda, Ocak ayı içerisinde DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis’i ziyaret etmek için geleceğim” yanıtını verdiğini belirtti.
Eroğlu, geçmişte eski Rum Yönetimi Başkanlarından Glafkos Klerides’le görüşme ayarlandığını, ancak daha sonra Klerides’in vazgeçtiği bilgisinin kendisine ulaşması sonrasında ziyaretin gerçekleşmediğini, Yorgos Vasiliu’yla da görüşme temasının olmasına karşın konunun bu noktada kaldığını ifade etti.

STAR KIBRIS 11/01/10

 

ÖNEMLİ GELİŞMELERİN ARİFESİNDEYİZ...

   

Eroğlu: KKTC’yi vatan bilenler hakkında kimse yorum yapamaz

Çakıcı: Ada için, çocuklarımız için barış istiyoruz…

Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, “Aşure Günü” etkinliği düzenledi.
Atatürk Spor Salonu’nda düzenlenen etkinliğe Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Başbakan Derviş Eroğlu, Maliye Bakanı Ersin Tatar, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Hasan Taçoy, bazı milletvekilleri, sivil toplum örgütü temsilcileri ile vatandaşlar katıldı.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan etkinlikte sırasıyla Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Server Kaya, Dede Ali Büyükşahin, Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, Başbakan Derviş Eroğlu ve Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat birer konuşma yaptı.
Etkinlik şiirlerin okunması, semah gösterisi ve aşure dağıtımıyla sona erdi.

TALAT
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat etkinlikte yaptığı konuşmada, dünyanın insan sevgisine ihtiyacı olduğunu belirterek, dünyada “neredeyse ölüm arifesinde” milyonlarca aç insan bulunduğunu ancak zenginlerin yoksullara yardım etmediğini söyledi. Talat, bu tutumun kendi düşüncelerine aykırı olduğunu, kendilerinin tüm insanların kardeşçe yaşamasını istediğini ve bunun için çalıştıklarını ifade etti.
Bu isteklerine bağlı olarak da Kıbrıs’ta bir barış çalışması, müzakere yürüttüklerini dile getiren Talat, hedeflerinin Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturmak olduğunu belirtti. Talat, Kıbrıs sorununu çözerek, hep birlikte kardeşçe ve dostça, KKTC’de yaşadıkları gibi Kıbrıs’ın tamamına bu ortamı yaymayı istediklerini söyledi. Talat, Kıbrıs sorununu çözerken, adanın bütününde insan sevgisinin egemen kılınmasını hedeflediklerini ifade etti.

“ÖNEMLİ GÜNLERİN ARİFESİNDEYİZ”
Talat, yarından itibaren çok yoğun bir müzakere sürecine girileceğini anımsatarak, “Bunun için hazırlıklarımızı yaptık ve müzakerelere güçlü bir şekilde gidiyoruz” dedi.
Rum tarafına, Yönetim ve Güç paylaşımı altında yeni bir uzlaşma yaratacak öneriler hazırladıklarını kaydeden Talat, bu önerileri Türkiye ile de istişare ederek son şeklini verdiklerini belirtti.
Önerilerinin kesinlikle kabul edilebilir olduğunu ve bugüne kadarki önerilerinden farklı olmadığını dile getiren Talat, “Bugüne kadar yapmadığımız öneriler hazırladığımız iddiaları, kesinlikle doğru değildir. Sadece iki taraf için de biraz esnetilmiş şeklidir” dedi.
Talat, Kıbrıs Türk tarafı olarak öne çıkarak çözüm için hareketlendiklerini, dünyanın gözü önünde kararlılıklarını bir kez daha teyit ettiklerini ifade ederek, “Önemli gelişmelerin arifesindeyiz” dedi.

“ADADAKİ VARLIĞINIZI PAZARLIK KONUSU YAPMAYIZ”
Zamanın aktığını, herkesin günlük sorunlarla uğraştığını, ancak Kıbrıs sorununa da ilgi göstermek gerektiğini belirten Talat, KKTC’ye kök salmış, burayı vatan bilmiş insanların endişelenmesini gerektirecek herhangi bir şey olmadığını vurguladı.
“Sizlerin adadaki varlığını pazarlık konusu yapmak niyetinde değiliz” diyen Talat, bir yere gidenlerin, oranın koşullarına entegre olması, bütünlüklü kültüre katkı koyması gerektiğini ve burada bunun gerçekleştirildiğini söyledi. Talat, “Her zaman birlikte olacağımızı bir kez daha vurguluyorum” dedi.

EROĞLU
Başbakan Derviş Eroğlu ise, Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği kurulduğu zaman yetkilileriyle görüşmeler yaptıklarını ifade ederek, derneğin sorunları olmasının doğal olduğunu, kendilerinin de bu sorunları çözmeyi görev bildiğini belirtti.
Bu günün “birlik, beraberlik ve kardeşlik günü” olduğunu dile getiren Eroğlu, nerden gelirlerse gelsinler KKTC’yi vatan bilen herkesin devlet çatısı altında yaşayacağını ve bu kişiler hakkında kimsenin yorum yapma hakkının olmadığını söyledi.
“Hepimiz biriz, hepimiz Müslüman’ız, hepimizin anavatanı Türkiye’dir” diyen Eroğlu, herkesin farklı zamanlarda buraya gelip, bu toplumu kalıcı kılmak için uğraş veren aynı milletin mensupları olduğunu ve buna devam edeceklerini ifade etti.
Eroğlu bu uğraşlarını sürdüreceklerini ve burayı hep birlikte dünyaya örnek bir yapmak için çalışacaklarını belirtti.

ÇAKICI
Toplumcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ise, inanışlarını dik tutmak için çaba harcayan Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne ayrı bir sevgisi ve saygısı olduğunu ifade ederek, “Burada barışı ve kardeşliği savunan, ezilenin yanında duran, bu topraklarda kökleşmeye çalışan başkaları da var” dedi.
Çakıcı, birlik olarak doğru olanın aranması gerektiğini ifade ederek, kendilerinin de parti olarak, halkların çatışmasına ve ayrımcılığa karşı olduklarını söyledi.
“Ada için, çocuklarımız için barış istiyoruz” diyen Çakıcı, Kıbrıs’ta “Yezitlerin” olduğunu bu nedenle birlik beraberlik içerisinde geleceği şekillendirmek için uğraşacaklarını söyledi.
Çakıcı, parti olarak zorunlu din eğitimine her zaman karşı çıktıklarını, bundan sonra da bu tutumlarını devam ettireceklerini belirtti.

BÜYÜKŞAHİN
Dede Ali Büyükşahin ise, Allahın tüm insanlık âlemine huzur vermesini diledi.
Büyükşahin, Kerbela olayı ve Muharrem orucu hakkında bilgi verdi.

KAYA
Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Server Kaya, konuşmasına Kerbela olaylarını anlatarak başladı.
Kaya, derneklerinin sadece Alevileri temsil eden bir dernekten çok, aydın, demokrat, ilerici, tüm insanlara açık bir oluşum olduğunu belirtti.
Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin insan sevgisini ve hoşgörüsünü anlatan ve yaşatan bir dernek olduğunu ifade eden Kaya, bundan sonraki etkinliklerini daha rahat yapabilmek için yetkililerden yer talep etti.

STAR KIBRIS 11/01/10

 

HRİSTOFYAS’IN ‘BAYRAK’ TAKINTISI

   

 

Rum Yönetimi Başkanı Dimtris Hristofyas, Beşparmaklar’daki bayraklar konusunda yaptığı “hilkat garibesi” tanımlamasına Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın tepki koymasının kendisini rahatsız etmediğini söyledi.

Haravgi Gazetesi’ne göre bir etkinlikte yaptığı konuşmada, Beşparmaklar’daki bayrakların kendisini üzdüğünü, hatta kendi köyü olan Dikmen’e yakın olmasının da kendisini öfkelendirdiğini ifade eden Hristofyas, “hilkat garibesi” nitelemesine Talat’ın tepki koymasının kendisini rahatsız etmediğini belirtti. Hristofyas, Talat’ın kendi işin yaptığını, kendisinin de hem kendi, hem de ister Kıbrıslı Türk, Rum, Maronit veya Latin olsun “Kıbrıs halkının” duygularını dile getirdiğini iddia etti.
Hristofyas, “çocukların Beşparmaklarda bayraklar görmeksizin özgür bir şekilde ve yeniden birleşmiş bir Kıbrıs’ta yaşayabilecekleri koşulların yaratılmasını umduğunu” da dile getirdi.

MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas aynı etkinlikte, Rum iç cephesindeki bazı kişilerin Kıbrıs Rum kesiminin müzakere olanağını zayıflatma çabalarına aldırmadan “mücadeleye devam edeceklerini” söyledi.
Gazete, “İşgal Aleyhinde Mücadele… Bazı Kişilerin Rum Tarafının Müzakere Olanağını Zayıflatmaya İlişkin Çabalarından Ötürü Üzüntü” başlıklarıyla manşete çektiği haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın konuşmasında, “bazı kişilerin Kıbrıs Rum tarafının müzakerecisini zayıflatmaya yönelik işlev göstermelerine aldırmadan mücadeleye devam etme kararlılığını bir kez daha ortaya koyduğunu” yazdı.

ZORLUKLARI GÖĞÜSLEMEK İÇİN

Kendi deyimiyle “işgal gücünün yol açtığı zorlukları” göğüslemek için tüm gücünü harcamaya devam edeceğini sözlerine ekleyen Hristofyas, Rum iç cephesine birlik çağrısında bulundu. Hristofyas, “Müzakereci kim olursa olsun onu desteklemememiz gerekir” dedi.
Rum tarafındaki siyasi parti yönetimlerini tavırlarını gözden geçirmeye ve iç cepheyle ilgili olarak birleştirici şekilde hareket etmeye davet eden Hristofyas, “daha iyi ve daha adil bir toplum, aynı zamanda yeniden birleşmiş, özgür ve federal bir Kıbrıs için elinden gelen her şeyi yapmaya devam edeceğini” kaydetti.

İKİNCİ HEDEF TÜRKİYE

Hristofyas, “yapması gereken açılımları yapmadığı ve tavır değiştirmediği” iddiasıyla Türkiye’ye de eleştiriler yöneltti. Hristofyas, Türkiye’nin yapması gereken açılımları yapmadığını ve Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak rota değiştirmediğini ileri sürerek, “bazı şeylerin Kıbrıs Rum tarafının resmi müzakerecisi için geçmişte de şimdi de basit olmadığını” ifade etti.

ÖNERİLERE ŞAŞIRMADIM

Mahi Gazetesi De haberinde, Hristofyas’ın dün Kıbrıs Türk tarafının sunduğu önerilerin kendisini şaşırtmadığını söylediğini belirtti.
Önerilerle ilgili olarak daha fazla yorumda bulunmak istemediğini söyleyen Hristofyas, gereken yorumların gereken zamanda yapılacağını söyledi.

STAR KIBRIS 11/01/10

 

TÜRK TARAFI İKİ TAVİZ VERDİ’

   

Türk tarafınca sunulduktan sonra Rum Yönetimi tarafından basına sızdırılan 10 maddelik öneriler içerisinde “2 taviz bulunduğu” ileri sürüldü.

Alithia Gazetesi; “Talat’a Başarı Belgesi... BM Kıbrıslı Türk Liderin Önerilerinin Müzakereleri Çıkmazdan Çıkardığı Görüşünde... İki Tavizden Söz Ediliyor... Talat Dönüşümlü Başkanlığı ve Ağırlıklı Oyla Doğrudan Seçimi Kabul Etti” başlıklı manşet haberinde, Türk tarafınca sunulduktan sonra Rum Yönetimi tarafından basına sızdırılan 10 maddelik öneriler içerisinde “2 taviz bulunduğunu” ileri sürdü.
Türk tarafınca öneriler sunulmasından sonra bu durumun “çok tehlikeli gelişme” olarak nitelendirildiğini belirten gazete, BM’nin, Kıbrıs Türk tarafının ilerlediği görüşünde olduğunu ve şimdi Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’tan adım atmasını beklediğini yazdı, yabancı diplomatların da aynı kanaatte olduğuna işaret etti.

KENDİ KENDİNİ KAPANA KISTIRDI

Rum siyasi çevrelerinin, Rum tarafının kendi kendini kapana kıstırdığı ve Hristofyas’ın icraatlarının Rum tarafını teşhir ettiği görüşlerini dile getirdiğini yazan gazete, Kıbrıs Türk tarafının önerilerine Rum medyasının neredeyse tamamı tarafından “olumsuz” ve Rum siyasi partileri tarafından “kabul edilemez” olarak nitelendirilmesine rağmen BM’nin aynı görüşte görünmediğine işaret etti, özetle şunları yazdı:
“Diplomatik çevreler, Talat’ın (Ankara’nın) önerilerinin Kıbrıs Rum tarafınca ‘mantık dışı’ bulunabileceğini, ancak bunun; Kıbrıslı Türk liderin ve dolayısıyla Ankara’nın önceki tezlerinden taviz verdikleri ve Başkan Hristofyas’ın dönüşümlü başkanlık ve ağırlıklı oy önerilerini kabul ettikleri olgusunu ortadan kaldırmadığına işaret ediyorlar. BM tarafından buna; olumlu nokta ve Kıbrıs Türk tarafı ve Ankara’nın ‘irade işareti’ olarak dikkat çekiliyor. Geriye kalan önerilerin ise müzakere ve uzlaşı konusu olduğu değerlendiriliyor.

TALAT ÖNEMLİ TAVİZ VERDİ

Diplomatik çevreler ve BM, Kıbrıs Türk tarafının dönüşümlü başkanlığı ve ağırlıklı oyu kabul etmesi olgusuna dayanarak; Mehmet Ali Talat’ın bu tutumunu ‘önemli taviz’ olarak algılıyor. AB üyesi bir ülkenden bir diplomat gazetemize Talat’ın Başkanlık Konseyi’nde, Hristofyas’ın da dönüşümlü başkanlıkta ısrar edebileceğini ve çıkmaz ortaya çıkabileceğine işaret etti ve şunları söyledi:
‘Ancak şu anda, biri önceki tezlerinden taviz verdiği için müzakereler devam ediyor. Taviz veren de Kıbrıs Türk tarafıdır. Bir değil, iki taviz vermiştir. İlk aşamada taviz vererek dönüşümlü başkanlığı kabul etti, şimdi yine taviz veriyor ve başkan ve başkan yardımcısının halk tarafından ağırlıklı oyla seçilmesini kabul ediyor.’
Sonuç olarak gerek BM’nin gerek AB’nin şu anda beklediği şey; ‘Kıbrıs Türk tarafının etkin iyi niyeti’ olgusuyla birlikte müzakerelerin devam etmesidir ve herkes gözlerini Başkan Hristofyas’a çevirdi. Herkes, bundan sonraki hareketlerini bekliyor. Hristofyas’ın bundan sonraki hareketleri müzakerelere ivme de katabilir, çıkmaza da sürükleyebilir.

MANTIK DIŞI OLDUĞU SÖYLENSE DE

Kıbrıs Rum tarafında; kamuoyu önünde Talat önerilerinin ‘mantık dışı olduğu’ söylense de çok ciddi bir gelişme söz konusu olduğunun, Kıbrıs Rum tarafının ve Başkan Hristofyas’ın sonunda olası bir çıkmaz konusunda ‘suçlanması’ tehlikesinin artık gözle görünür olduğunun kabul edildiği görülüyor. Ancak bütün görüşler, ‘Kıbrıs Türk tarafının’ önerileri için; en azından dönüşümlü başkanlığı ve ağırlıklı oy ile doğrudan halk tarafından seçimin kabul edilmesiyle ilgili olanları için başarı belgesi alabileceği saptaması üzerinde yoğunlaşıyor.”

BAN SPEHAR’I GÖNDERİYOR

Öte yandan Fileletheros Gazetesi; Kıbrıs Türk tarafının Yönetim Başlığı’ndaki 7 sayfa 10 maddelik öneriler paketinin Pazartesi günü (yarın) başlayacak yoğunlaştırılmış müzakereleri “gölgelediği ve uyuşuk başlamasının beklendiği” yorumunda bulundu.
Gazete haberi “Yoğunlaştırılmış Müzakereler Yoğun Bakımda... BM Genel Sekreteri Ocak Sonunda Spehar’ı Lefkoşa’ya Gönderiyor” başlığıyla manşete çekti.
BM’nin, zorlukların ve sorunların bilincinde olmakla birlikte; yoğun bir hareketlilik yaratmak ve önümüzdeki iki ayda çığ gelişmelere neden olmak şeklindeki kendi planlamaları temelinde devam edecek göründüğünü yazan gazete özetle şöyle devam etti:

KENDİSİNİN HABERCİSİ OLARAK

“Güvenilir bilgilerimize göre BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, BM yetkilisi Elizabeth Spehar’ı; kendisinin (Ban) adaya gelişinin habercisi olarak ocak ayının son haftasında gönderecek. Taye Brook Zerihoun’un adaya gelişinden önce, Mart 2008’de Michael Moller’in yerine atanan Spehar rapor hazırlayacak ve aslında Genel Sekreter’in adaya gelişi için yeşil ışığı o yakacak. Ban Spehar’ın yoğunlaştırılmış müzakerelerle ilgili raporunu değerlendirecek ve ‘ilerlemenin altına mühür vurmak üzere’ şubat başlarında Kıbrıs’a gelecek.
İstenilen, yoğunlaştırılmış müzakerelerin, yani ertesi günün nasıl ilerleyeceğinin değerlendirilmesidir.

STAR KIBRIS 11/01/10

 

Kiprianu'nun mezarına saldırı

   

Kıbrıs Rum kesiminde, eski liderlerden Tasos Papadopulos'un cesedinin mezarından çalınması ve mezarı başındaki Yunan bayrağının indirilmesinden sonra, bu kez de eski Rum liderlerinden Spiros Kiprianu'nun Limasol'daki mezarı saldırıya uğradı.


Kimliği belirsiz kişilerce yapılan saldırıda, mezarlıkta büyük tahribat yapıldığı bildirildi. Rum basın haberlerine göre, Limasol'daki 'Ayios Nikolaos' mezarlığında, aralarında Spiros Kiprianu'nun da bulunduğu pek çok mezar saldırıya uğradı, mezarlarda asılı Rum ve Yunan bayrakları indirildi ve mumluklar söküldü.

Olayın dün akşam saatlerinde fark edilmesi üzerine mezarlığa giden Rum polisi, mezarlığı koruma altına aldı. Saldırganlar, Kiprianu'nun mezarı ve diğer mezarlarda bulunan Rum ve Yunan bayraklarını çıkararak, mumlukları kırdı ve mezar taşlarına zarar verdi.

Olayın duyulmasının ardından mezarlığa giden, Spiros Kiprianu'nun oğlu, Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Markos Kiprianu, yaptığı açıklamada, saldırının özellikle babasının mezarına yönelik olmadığını, diğer mezarlara da zarar verildiğini ifade ederek, bu tür olayların herkesi düşündürmesi gerektiğini söyledi.

'Hedefin, babamın mezarı değil, bayraklar olduğu görülüyor' diyen Markos Kiprianu, mezarlıkların ve anıtların güvenliği konusunda herkesin kaygı duyması gerektiğini kaydetti. Olayın olduğu sırada mezarlıkta en az üç gencin görüldüğü, araştırmaların bu yönde yoğunlaştırıldığı belirtiliyor.

Bu arada, eski Rum lider Tasos Papadopulos'un 11 Aralık 2009'da güney Lefkoşa'nın Deftera bölgesinde bulunan mezarından çalınan cesedini arama çalışmalarından henüz bir sonuç alınamadı.

STAR KIBRIS 11/01/10

 

Rum medya patronu öldürüldü

Kıbrıs Rum Kesimi'nde en büyük medya kuruluşunun patronu evinin önünde vurularak öldürüldü.

AA

12 Ocak. 2010 Salı NTV

LEFKOŞA - Kıbrıs Rum kesiminde, bünyesinde muhafazakar Simerini gazetesi, Sigma televizyonu, Radyo Prodo ile 25 dergiyi barındıran en büyük medya kuruluşu DİAS medya grubunun patronu Andis Hacıkostis dün akşam uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

Rum basın kuruluşlarının haberlerine göre, dün akşam, Lefkoşa'daki evinin önünde aracından indiği sırada kimliği belirsiz bir kişinin silahlı saldırısına uğrayan 41 yaşındaki Hacıkostis, göğsünden aldığı 2 kurşun yarasıyla hayatını kaybetti.

Cinayetin duyulmasının ardından, başta Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan olmak üzere Rum siyasiler olay yerine gitti.

ÜLKEMİZİ İSTİKRARSIZLAŞTIRMAK İSTİYORLAR
Kıbrıs Rum yönetimi Meclis Başkanı Marios Karoyan konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Bazıları ülkemizi istikrarsızlaştırmak istiyor, ancak başarılı olamayacaklar, çünkü demokrasimiz güçlüdür" dedi.

Rum radyosunun haberine göre, Hacıkostis, ABD ve Fransız büyükelçilikleri ile Rum istihbarat örgütü KİP'in merkez binasının yakınında, işlek bir yolda bulunan evinin önünde, aracından indiği sırada, sürat motoruyla kendisine yaklaşan iki kişi tarafından, yakın mesafeden ateş açılarak öldürüldü.

Polis, olay yeri yakınlarında, saldırganlardan birine ait olduğu sanılan plastik bir başlık buldu.

Hacıkostis'in yapılan otopsisinde, av tüfeğiyle yakın mesafeden ateş açılarak, göğsünden ve sırtından aldığı yaralarla öldüğü tespit edildi. Hacıkostis'in cenazesi, yarın güney Lefkoşa'da toprağa verilecek.

Bu arada, Dias Medya Grubu'nun sahibinin Kostas Hacıkostis olduğu, öldüren Andis Hacıkostis'in ise Kostas'ın oğlu ve medya grubunun uluslararası danışmanı olduğu belirtildi.

HRİSTOFYAS BAŞSAĞLIĞI ZİYARETİNDE BULUNDU
Bu arada Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs görüşmelerinden, öldürülen Dias Medya Grubu'nun üst düzey yöneticisi Andis Hacıkostis'in cenaze töreni için değil, ailesine başsağlığı dilemek üzere ayrıldığı öğrenildi.

Bir BM yetkilisinin verdiği bilgiye göre, Hristofyas, cinayete kurban giden Andis Hacıkostis'in babası Kostas Hacıkostis'e başsağlığı ziyaretinde bulundu.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgedeki ikametgahında yoğunlaştırılmış görüşmelerde bulunan Hristofyas, öğle saatlerinde görüşmelerden kısa süreliğine ayrılarak, Andis Hacıkostis'in ailesine başsağlığı dilemiş ve daha sonra görüşmeye dönmüştü.

 

 

Güney Kıbrıs öldürülen medya patronunun şokunu yaşıyor

A.A

Kıbrıs Rum kesimi, uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden medya patronu Andis Hacıkostis'in ölümünün şokunu yaşıyor.

Bünyesinde Simerini gazetesi, Sigma televizyonu, Radyo Prodo ile 25 dergiyi barındıran en büyük medya kuruluşu DİAS medya grubunun sahibi Hacıkostis, dün gece evinin önünde, aracından indiği sırada, motosikletle kendisine yaklaşan iki kişi tarafından, yakın mesafeden ateş açılarak öldürüldü.               

bulunan evinin önünde, aracından indiği sırada, motosikletle kendisine yaklaşan iki kişi tarafından, yakın mesafeden ateş açılarak öldürüldü.                         

Polis, ABD ve Fransız büyükelçilikleri ile Rum istihbarat örgütü KİP'in merkez binasının yakınında gerçekleşen olay yeri yakınlarında, saldırganlardan birine ait olduğu sanılan plastik bir başlık buldu.                  

Hacıkostis'in yapılan otopsisinde, av tüfeğiyle yakın mesafeden ateş açılarak, göğsünden ve sırtından aldığı yaralarla öldüğü tespit edildi.  Hacıkostis'in cenazesi, yarın güney Lefkoşa'da toprağa verilecek.                        

Bu arada, Dias Medya Grubu'nun sahibinin Kostas Hacıkostis olduğu,  öldüren Andis Hacıkostis'in ise Kostas'ın oğlu ve medya grubunun uluslararası danışmanı olduğu belirtildi.

Rum Meclis Başkanı Karoyan, ziyarette yaptığı açıklamada, "Bazıları ülkemizi istikrarsızlaştırmak istiyor, ancak başarılı olamayacaklar, çünkü demokrasimiz güçlüdür" dedi.

HRİSTOFYAS BAŞSAĞLIĞI ZİYARETİNDE BULUNDU

Bu arada Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs görüşmelerinden, öldürülen Dias Medya Grubu'nun üst düzey yöneticisi Andis  Hacıkostis'in cenaze töreni için değil, ailesine başsağlığı dilemek üzere  ayrıldığı öğrenildi.

Bir BM yetkilisinin verdiği bilgiye göre, Hristofyas, cinayete kurban giden Andis Hacıkostis'in babası Kostas Hacıkostis'e başsağlığı ziyaretinde bulundu.

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgedeki ikametgahında yoğunlaştırılmış görüşmelerde bulunan Hristofyas, öğle saatlerinde görüşmelerden kısa süreliğine ayrılarak, Andis Hacıkostis'in ailesine başsağlığı dilemiş ve daha sonra görüşmeye dönmüştü.

HURRIYET 12/01/10

 

Rum önerileri bugün masada

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’la yoğunlaştırılmış müzakereler çerçevesinde dün Lefkoşa ara bölgedeki görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığına yoğunlaştıklarını ve Rum tarafının bu konudaki bazı görüşlerini kendileriyle paylaştığını belirterek, “Boşuna zaman harcamadık” dedi.

Rum Yönetimi’nin Türk tarafının önerileriyle ilgili olarak bugün masaya yazılı belge koyması bekleniyor. Rum Kesimi’nde, “Bugünkü (dünkü) görüşmede daha fazla görüşbirliği sağlanıp sağlanmadığı?” sorusuna Hristofyas, “Henüz az” karşılığını verdi. Hristofyas, ne kendisinin ne de Talat’ın müzakerelerden çekilmesinin söz konusu olduğunu, müzakerelerin devam edeceğini söyledi.

MILLIYET 12/01/10

 

·                     Kıbrıs’ta yeni bir aşama daha

Kıbrıs’la ilgili çeşitli müzakere süreçlerinin bir türlü sonuç vermeyen sayısız aşamalarının birine daha girildi. Bu kez “yoğunlaştırılmış görüşmeler” diye nitelendirilen yeni turun ilk toplantısı dün gerçekleşti.
Bu aşamadaki görüşmeler, “yoğun” sıfatını hak etmesi için, bu hafta peş peşe 3 gün yapılacak, 2 haftalık bir aradan sonra, 25-26-27 Ocak’ta devam edecek.
Adada şimdiki doğrudan müzakere süreci 16 ay önce başlamıştı. Bu zaman zarfında iki tarafın liderleri, Mehmet Ali Talat ile Dimitri Hristofyas, 60 toplantı yaptılar. Bu görüşmelerde bazı ilerlemeler kaydedilmedi değil. Ama açıkçası, iki taraf arasındaki anlaşmazlıklar, vardıkları görüş birliğinden çok daha fazla.
Peki, şimdi “yoğunlaştırılmış görüşmeler” sürecinde bu ayrılıklar giderilebilecek mi?
Kuşkusuz hiç kimse 16 ay süren 60 toplantıda başarılamayan bir şeyin, 6 toplantıda gerçekleşmesini beklemiyor. Belki, Türk tarafının sunduğu yeni öneri paketi üzerinde bir görüş yakınlığı sağlanır ve bu da diğer konularla ilgili ayrılıkların giderilmesine yardımcı olur... Sadece bir umut bu. Ama açıkçası zayıf bir umut...

Taktik avantaj

Türk tarafı -yani Talat ve Ankara- “Yönetim ve Yetki Paylaşımı” başlıklı yeni önerilerini, son zamanlarda tıkanan müzakere sürecini hareketlendirmek için ortaya koydu.
Bu kuşkusuz Türk diplomasisinin inisiyatifini elinde tuttuğunu ve Rum tarafını çözüm konusunda zorlamak istediğini gösteriyor.
Türk tarafının bu girişiminde, önümüzdeki nisanda KKTC’de yapılacak başkanlık seçimlerinin de büyük payı var. Artık herkes biliyor ki, müzakere sürecinin kilitlenmesi veya sonuç vermemesi, Talat’ın yeniden seçilme şansını sarsıyor. Talat olmazsa müzakerelerin büsbütün kilitlenmesi, hatta kesilmesi mümkün.
Türk tarafı bu nedenle görüşmelerin hızlandırılmasını istiyor. Oysa Hristofyas, -herhalde sonunda kaybedecek fazla bir şeyi olmadığı düşüncesiyle- işi ağırdan alıyor...
Bununla beraber, yeni Türk öneri paketinin Rum tarafını baskı altında tuttuğu açık. Nitekim BM yetkilileri ve bazı Batılı ülkeler, Hristofyas’ın bu yeni aşamada daha uzlaşıcı davranmasını istiyor.
Bir bakıma Türk diplomatik girişimi, taktiksel bir avantaj sağlamış görünüyor. Ama bu, gerçekten Türk önerileri zemininde, ciddi pazarlıklarla bir anlaşmaya varılmasını sağlayabilecek mi? İşte bu şüpheli...

Temel anlaşmazlık

Türk önerileri iki kurucu devletin oluşturacağı ortaklığın, yönetim açısından nasıl işleyeceğinin ana hatlarını içeriyor. Örneğin, devlet başkanı dönüşümlü olarak (Rum 3, Türk 2 yıl) görev yapacak. Hükümet 7 Rum ve 5 Türkten oluşacak. Adada TC vatandaşları AB üyeliği gerçekleşinceye kadar serbest dolaşım ve oturma hakkına sahip olacak. Tek egemenlik ve tek vatandaşlık yürürlüğe girecek, ancak iki kurucu devlet başka ülkelerle direkt anlaşmalar imzalayabilecek, havacılıkta iki ayrı FIR hattı kurulacak...
Rum tarafının bu önerilere ilk tepkileri olumsuz. Rumlar bunu gevşek bir konfederasyon modeli olarak görüyorlar. Onlar daha merkezi bir federasyondan söz ediyorlar. Zaten bütün anlaşmazlık da bu temel görüş ve duruş farkından kaynaklanıyor.
Görüşmeler ne kadar yoğunlaştırılırsa yoğunlaştırılsın, bu temel fark devam ettikçe kapsamlı bir anlaşma beklemek fazla iyimserlik olur.

SAMI KOHEN MILLIYET 12/01/10

 

Ankaralı bir Ermeni'nin mektubu

“İnanmanızı isterim ki ben ve benim gibi yaban ellerde, dahası 'gavur ellerinde' köksüz, ruhsuz yaşamaya mahkum edilen 'Ermeni Türkler'in hiçbiri gerçek anlamda mutlu olamaz!”

BASKIN ORAN (Arşivi)

1920’lerden beri devlet büyüklerimizin ettiği lafları hiç karıştırmayacağım. Sadece son bir yılı alacağım. Dışişleri Bakanı, “Bizim tarihimizde ve geçmişimizde hiçbir zaman çarmıh olmamıştır, olmayacaktır da” dedi (Radikal, 20.12.09). Cumhurbaşkanı “Sayın Dışişleri Bakanı gayet güzel söylediler. Söyleyecek başka bir şey yok konuyla ilgili” diye arka çıktı (Radikal, 22.12.09). Diyanet Başkanı, “Dini azınlıklar özgürlüklerden yararlanmaktadır” dedi (Hürriyet, 02.01.10). Başbakan, “Tek dil, tek millet; beğenmeyen çeker gider” dedi (Milliyet, 13.03.09). Milli Savunma Bakanı, “Rumlar ve Ermeniler devam etseydi, bugün acaba böyle milli bir devlet olabilir miydik?” dedi (10.11.08). Hükümet sözcüsü, “Iğdır’ı da aldılar, yani Ermenistan sınırındalar’’ dedi (E. Berberoğlu, Hürriyet, 31.03.09). Son bir yıl kuralını biraz bozayım: En harbisi de, doğrusu, bir kadın bakanın ağzına yakışmıştı: “Ermeni dölü” (27.03.1997).
“Ulus-devlet”in tanımı bu olduğu için, dert değil; doğaldır. Ama dün gece TV kameraları olgun yaşta bir kadını sokakta konuşturdu. Aynen: “Ben ülkemizde gayrimüslimlere ayrımcı muamele yapıldığı kanaatin dedeğilim” dedi.
İşte, bu vahim. Çünkü o aslında bir insan. Her an karşılaştığımız biri. Sadece gayrimüslimlerin değil, bu ülkede eşcinselinden Kürdüne bütün “farklı” insanların esas sorunu da bu zaten. Bendeniz, dikkat ettiyseniz, hep ulus-devlet’in farklı’ya nasıl muamele ettiğini örneklerim. Ama bugün, olayın halk yönünü dile getiren bir mektup yayınlamak istiyorum. Adını vermek için kendisinden özel izin aldım. Sağolsun, beni öven cümleler de yazmış, bunları (...) koyarak ayıklıyor ve (bir de, bir öğretmenin adını silerek) gerisini aynen yayınlıyorum. TV’deki o “insan”, farklı’nın bu memlekette neler yaşadığını görür belki diye.

İlkokuldan üniversiteye
“Çok sevgili ve değerli Baskın Hocam. (...) Ben 18 yıldır Almanya’da yaşayan 46 yaşında, Ankaralı, evli, 2 çocuklu bir Ermeni’yim. Eşimse Alevi-Türk. Yaşam dolu minicik yavruların asker gibi üniformalara sokulduğu ilk mektebin ilk sınıfında ‘öteki’ olarak ilk façalarımı aldım. Tatlı bir kız bir gün şaşkınlıkla: ‘Sen Ermeniymişsin’ dediğinde çocuksu bir tepki verdim ona: “Sensin Ermeni!”. Mahallemizde komşu çocuklarıyla oynarken en ufak bir sürtüşmede ana ya da babalarının çıkıp: ‘Seni gavurun dölü!’ ya da ‘Burası Ermenistan değil!’ diye ünlemeleri hiç kulağımdan gitmedi.”
“Büyüdükçe, bu horlanma ve aşağılanma artarak sürdü. Ortaokulda din dersine girmek istemediğim için hoca: ‘Defol pis Yahudi!’ diye tekmeyle çıkardı beni sınıftan. Dışarıda acı acı ağladım. Kayserili babam ve Amasyalı anam adlarını açıkça söylemekten korktuklarından, benimkini hem Türkçe Kitab-ı Mukaddes’ten hem de Türkçeye kamufle ederek ‘Erden’ koymuşlar. Ne var ki, ileri yaşına ve emekliliğine rağmen çalışmaya devam eden babamın vergi işlerini takip için gittiğim dairede yüksek sesle: ‘Abraham’ diye çağrılması beni ezerdi. Keçiören Lisesi son sınıfta okul müdürü ve de tarih hocamız ... Bey’in başparmağını sallayarak (kelimesi kelimesine): ‘Çocuklar, ennn büyük düşmanınız Ermenilerdir! Bunu unutmayın!’ sözleri hiç aklımdan çıkmadı.”
“Dahası da var ne yazık ki. Ege Üniversitesi İngiliz Filolojisinde okurken (ahh ne severdim Bornova’yı!), inanması güç ama bir hocamız pervasızca şöyle diyivermez mi: ‘Biz Erzurum’da birisine hakaret etmek istersek Ermeni derdik!’ Haydaa! Buyur buradan yak. Böyle densizler bir-iki tane olsaydı uğraşırdık belki Baskın Hocam. Ancak maalesef her köşeyi tutmuşlardı. Yıllar sonra, şimdi uzaktan baktığımda memlekette fazla bir şey değişmediğini esefle gözlemliyorum. Yalnız tek tesellim, sizin gibi, Hrant gibi yürekli yiğitleri tanımak oldu benim için (...)”.
“Okuldan sonra Financial Times, The Independent ve İlnur Çevik’in Turkish Daily News’unda kısa süreli çalışma olanağı buldum. Ama kendi öz yurdumda dışlanmaktan ve hepten yabancı muamelesi görmekten yorulmuş ve yıpranmıştım artık. Değerli ozan Ruhi Su’nun meşhur ‘uzakçıl’ı gibi umarsızca uzaklardaydı gözüm ve gönlüm. Ya babam gibi her şeyi sineye çekecektim ya da çekip gidecektim. Dışişleri’nin haftalık olağan basın toplantısına akreditasyon çıkaran memur babamın adını görünce bana: ‘Tabiiyetiniz ne?’ diye sordu. Konferansın sonunda aracıma döndüğümde ise aracın aranmış olduğunu gördüm.” 

İşyeri ve mahalle
“Daha bunun gibi çok örnekler anlatabilirim size. Ancak, bardağı taşıran son damla 1991 yılında komşu apartmanda bir sol örgütün hücre evine yapılan baskın sırasında, bir sivil aynasızın densizce ve haddini aşarak benim ‘nerden geldiğimi’ sorgulaması ve ‘İşte şu gördüğünüz evde doğdum’ yanıtım üzerine terbiyesizce: ‘Baban-deden nerden gelmiş ulannn?’ diye çıkışması oldu. Serde erkeklik vardı tabii Sayın Hocam; inanın sert bir tonla şöyle dedim ona mahalle bakkalının şaşkın bakışları arasında: ‘Siz geldiğinizde biz buradaydık!’ Ve sonra zavallı anama beni ‘alacaklarını’ haber ettim. Ama memur neden çekindiyse bıraktı beni. İşte o an kesin kararımı vermiştim: ‘Ben bu ülkede durmam!’ Onun gibi soysuzlar bizi çok sevdiğimiz anayurdumuzdan ve baba ocağından ayırdılar.”
“İyi mi ettik, bilemem ama şuna tüm yürekle inanmanızı isterim ki ben ve benim gibi yaban ellerde, dahası ‘gavur ellerinde’ köksüz, ruhsuz yaşamaya mahkum edilen ‘Ermeni Türklerin hiçbiri gerçek anlamda mutlu olamaz! Bizim kalbimiz ve aklımız illaki Anadolu’dadır. Benim acısı büyük halkıma empati gösterip hislerimize tercüman olduğunuz için ellerinizden saygıyla öper, nefreti ve kini cehaletten kaynaklanan zavallı düşmanlarınızdan kendinizi sakınmanızı rica eder, sağlıklı uzun bir ömür dilerim. Bir gün gerçeklerin tüm açıklığıyla ortaya çıkması dileğiyle hoşçakalın Hocam.
“(İmza) Erden Kasapbiçer. Abraham oğlu, Heranuş’tan olma, 24 Nisan 1963 Ankara doğumlu. Ayrıca, doğum günümün 24 Nisan’a denk gelmesi de kaderin garip bir cilvesi olsa gerek.
RADIKAL 10/01/10

 

Güney’de cinayet

En büyük medya kuruluşunun Yönetim Kurulu Başkanı Andi Hacıkostis, dün gece uğradığı silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybetti.

Motosikletli katiller kaçtı… Güney Kıbrıs dün akşam, DİAS adlı ülkenin en büyük medya kuruluşunun Yönetim Kurulu Başkanı Andi Hacıkostis’in, silahlı bir saldırı sonucunda hayatını kaybetmesiyle sarsıldı. Annan Planı’na karşı çıkışlarıyla tanınan ünlü işadamı, DİAS patronu Kostas Hacıkostis’in 43 yaşındaki oğlu Andi Hacıkostis’in motosikletli iki kişi tarafından iki kurşunla öldürüldüğü bildirildi.


   Bünyesinde, günlük Simerini gazetesi, SİGMA TV, Radyo Prodo ve 25 dergiyi barındıran DİAS Medya Grubu’nun Yönetim Kurulu Başkanı Andi Hacıkostis’in, dün akşam 20.30 raddelerinde, işyerinden ayrılarak evine hareket ettiği bildirildi.
   Güney Lefkoşa’daki Amerikan elçiliğine çok yakın mesafedeki evine geldikten sonra aracından inerken, motosikletli iki kişinin silahlı saldırısına uğrayan Andi Hacıkostis, olay yerinde can verdi. Hacıkostis’in vücuduna iki merminin isabet ettiği öğrenildi.
   KIBRIS’ın, Rum kaynaklarından elde ettiği bilgilere göre, paralı katil olduğuna inanılan saldırganlar, cinayeti işledikten sonra süratle olay bölgesinden ayrıldılar. Rum polisi, olay bölgesinde yaptığı incelemede sadece motosikletten kopan küçük bir plastik parça ele geçirdi.
   Cinayetin duyulması sonrasında Rum güvenlik güçleri üst düzeyde alarma geçirildi. Güney Kıbrıs’ın tüm bölgelerinde geniş çaplı arama başlatan Rum polisi, saldırganları ele geçirmeyi hedefliyor.

OHİ kampanyasının başını çekiyordu

   DİAS Medya Grubu patronu, ünlü Rum işadamı Kostas Hacıkostis, merhum Rum lideri Tassos Papadopulos’a yakınlığı ve Annan Planı aleyhindeki ‘OHİ’ kampanyasına güçlü destek vermekle tanınıyor. Kostas Hacıkostis, oğlunun öldürüldüğünü, Atina’da bulunduğu bir sırada öğrendi. Acı haberi alır almaz, Kıbrıs’a dönen Hacıkostis’in, üzüntüden yıkıldığı bildirildi.
   Silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybeden Andi Hacıkostis, evli ve iki çocuk babasıydı.

KIBRIS 12/01/10

 

YEŞİLIRMAK BAŞKA BAHARA

   

Yeşilırmak (Limnidi) sınır kapısının açılmasına yönelik çalışmalarda hiçbir ilerleme olmadığı iddia edildi.
Simerini “Limnidi: Sonu Olmayan Dizi Film -Bölgenin Öfkeli Sakinleri Önlem İçin Hazırlanıyor” başlıklarıyla yansıttığı haberinde Yeşilırmak sınır kapısının açılmasına ilişkin anlaşmanın ilan edilmesinden bu yana 5 ay geçtiğini, ancak bu konuda hiçbir gelişme olmadığını yazdı. Gazete kapının açılması konusunun “mini Kıbrıs sorunu” haline geldiği yorumu yaptı.

BÖLGEDE HALKI ÖFKELi
Gazete öte yandan bölgede yaşayanların öfkelenmeye başladığını, kendi önlemlerini alacakları konusunda uyarıda bulunmaya başladıklarını belirtti.
Yolun açılmasına yönelik sürecin “kaplumbağa adımlarıyla” ilerlediğini savunan gazete; sürecin, bir dereceye kadar müzakereler masasındaki gelişmeleri takip ettiğini; ancak kimsenin resmi olarak bunu söylemediğini ileri sürdü.
Gazete BM’nin, 5 Kıbrıs Türk ve Rum inşaat şirketinden, yol çalışmasının yapılmasına yönelik ihalelerini sunmalarını istediğini yazan gazete, İhale Komitesi’nin bu ayın sonuna kadar kararını vereceğini dün açıkladığını kaydetti.

BAZI ÇALIŞMALAR YAPILIYOR
Gazete BM’nin 2 buldozerle, yeni yolun geçeceği bölgeyi temizleme çalışmaları yaptığını yazdı.
Yolun Türk askerlerini rahatsız etmemesi için Türk nöbetçi kulübesi ve Türklerin konumlandıkları yerin uzağından geçeceğini belirten gazete, BM’nin sorunları çözmek için elinden geleni yaptığını kaydetti.

MÜZAKERELERDE YEŞİLIRMAK
Gazeteye göre ayrıca Aşağı Pirgos Muhtarı Kostas Mihailidis ve bölgede yaşayanlar; Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, siyasi gelişmelerden bağımsız olarak Yeşilırmak konusunu “ilk güven önlemi olarak” yoğunlaştırılmış müzakerelerde gündeme getirmesi gerektiğini iddia ettiler.
STAR KIBRIS 12/01/10

 

İLK GÜN 9 SAAT SÜRDÜ

   

Talat: Yazılı görüş sunmadılar... Bazı görüşlerini paylaştılar… Farklılıklarımız üzerinde görüş alış verişi yaptık... Derinlemesine tartışma yaptık... Devam edeceğiz...”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” konusunun ele alındığı yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk gününde Rumların bazı görüşlerini kendileriyle paylaştıklarını, ancak yazılı olarak sunmadıklarını söyledi.
Yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk görüşmesi tamamlandı.
Cumhurbaşkanı Talat gün boyu devam eden görüşmeden dönüşünde, saat 19:00 sıralarında Cumhurbaşkanlığı’nda basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Talat bugün, gün boyunca, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” üzerinde değerlendirmeler yaptıklarını belirterek, söyleyecek fazla bir şeyi olmadığını ifade etti.
Söz konusu başlıkla ilgili görüşmelerinin yarın devam edeceğini kaydeden Talat, yarın ve öbür gün daha somut bir noktaya gelmeyi umduklarını belirtti.

FARKLILIKLAR ÜZERİNDE DURULDU...
Başlıkla ilgili farklılıkları üzerinde Rum heyetiyle görüş alışverişinde bulunduklarını kaydeden Cumhurbaşkanı, tartışma ve değerlendirmelerini yarına devrettiklerini söyledi.
Talat, bir gazetecinin Rum tarafının bir belge sunduğu yönünde iddialar bulunduğunu belirtmesi üzerine, “Sundu veya sunmadı demeyeyim ama bazı görüşlerini bizimle paylaştı... Yazılı olarak bir şey henüz sunmadı” dedi.
Cumhurbaşkanı, Yönetim ve Güç paylaşımı konusunda derinlemesine bir tartışma yaptıklarını ve tüm günü buna harcadıklarını ifade ederek boşa zaman harcamadıklarını söyleyebileceğini kaydetti.

GERGİN HAVADA GEÇMEDİ
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir soru üzerine, görüşmelerin gergin bir havada geçmediğini belirterek, çok uzun sürmeyen baş başa görüşmelerinde de çeşitli konuları ele aldıklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmeler ve iç politikaya ilişkin bazı sorular üzerine ise “Şu anda bir değerlendirme yapmak istemiyorum” şeklinde konuştu ve görüşmelere ilişkin konsantrasyonunu bozmak istemediğini vurguladı. Talat, yarın çok yoğun bir gündemleri bulunduğunu ve ona yoğunlaşmak istediğini söyledi.

AB VE EKONOMİ DE ELE ALINACAK
Talat, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığına devam edeceklerini, ancak AB ve Ekonomi başlıklarını da görüşmeyi planladıklarını söyledi. Talat, konuşmasının sonunda müzakerelerle ilgili bazı sorulara da gülümseyerek “Her şeyi konuştuk” yanıtını verdi ancak ayrıntıya girmedi.

STAR KIBRIS 12/01/10

 

HRİSTOFİYAS’IN İKİ EKSENLİ TAKTİĞİ

   

Rum basını; Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, dün başlayan yoğunlaştırılmış müzakerelere gideceği taktiğin, iki eksene dayandığını bildirdi

Politis Gazetesi, yukarıdaki başlıkla verdiği haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, dün başlayan yoğunlaştırılmış müzakerelere gideceği taktiğin, iki eksene dayandığını yazdı.
Gazete, Kıbrıs Türk tarafının, “Yönetim” başlığına ilişkin olarak Rum tarafına; BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer aracılığıyla sunduğu önerileri ele almak için dün yapılan gayrı resmi siyasi parti başkanları konseyi toplantısına geniş bir biçimde yer verdi.

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, müzakerelerin yoğunlaştırılmış aşamasının erken çökmesi de dahil olmak üzere tüm ihtimallere hazır bir şekilde bugün başlayacak ilk üç günlük müzakere masasına gideceğini yazan gazete, Hristofyas’ın, öncelikle, “Ankara’nın tutumunu katılaştırması ve de çözümden gerilemesi” ışığında, müzakereleri doğru zemine geri getirmeyi arzulayacağını; buna paralel olarak Türk tarafının dönüşünü, uluslararası toplum önünde işaret etme girişiminde bulunacağını belirtti.

TÜRK ÖNERİLERİNE YANIT

Habere göre, Hristofyas’ın, yoğunlaştırılmış müzakerelere gideceği taktik iki eksene dayanmaktadır. Hristofyas, bu çerçevede, Kıbrıs Türk tarafının önerilerine yanıt olarak, müzakere masasına, müzakerelerin üzerinde anlaşmaya varılan zeminde ısrarlı ve Rum tarafının bugüne kadar sunduğu önerilere bağlı bir şekilde gidecek.
Hristofyas’ın, tezlerini yazılı bir şekilde sunmasının beklendiğini belirten gazete, Hristofyas’ın müzakerelere Türk önerileriyle gitmeyi ret ederek, bunların “yersiz” (uygunsuz) olduğunu belirteceğini yazdı.
Gazete, Hristofyas’ın bir diğer ekseninin ise, uluslararası toplumun, Türk “gerilemesiyle” ilgili olarak bilgilendirilmesi kampanyasının dün itibarıyla başlatılmasıyla ilgili olduğunu kaydetti.
Gazete, bu çerçevede, AB üyesi 26 ülkeye, Avrupa Komisyonuna ve de BM’ye gönderilmek üzere mektup hazırlandığını; ayrıca bu gidişata yönelik olarak Yunanistan’ın da yardımının talep edileceğini; Hristofyas’ın gelecek Pazartesi günü, Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu’yla ortak eylem çerçevesini ele alacağını yazdı.

TÜRK ÖNERİLERİNE RET

POLİTİS ile birlikte diğer gazeteler de, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas başkanlığında dün yapılan ve de Kıbrıs Türk tarafının “Yönetim” konusuna ilişkin sunduğu önerilerin ele alındığı gayrı resmi siyasi parti başkanları konseyi toplantısı sonunda, Kıbrıs Türk önerilerinin görüşme zemini dışında olduğu sonucuna varıldığını yazdılar.
Gerek Hristofyas gerekse siyasi parti başkanlarının, Rum Başkanlık binasında gerçekleştirilen toplantı sırasında, yoğun müzakerelerin, Hristofyas-Talat arasında ortaya çıkan herhangi bir görüş birliğini çürüten yeni Türk tezleriyle başlamasının, tehlikeli olduğu kanaatine vardıklarını yazan POLİTİS, parti başkanlarının, Türk önerilerinin “kabul edilemez” olduğu ve de herhangi bir başarısızlığın Kıbrıs Rum tarafına yüklenilmesinden kaçınmak için müzakerelerin devam etmesi konusunda görüş birliğine vardıklarını belirtti.

ÖNERİLER TÜRK DIŞİŞLERİ’NİN

Fileleftheros, önerileri, Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Cumhurbaşkanı Talat aracılığıyla Hristofyas’a sunulan öneriler diye nitelendirdi ve Kıbrıs Rum tarafının, bu önerileri ret ettiğini ve bunların, bugün başlayacak olan yoğunlaştırılmış müzakerelerde görüşme zemini teşkil etmeyeceğini dile getirdiğini yazdı.
Gazete, bu sonucun dünkü toplantıdan çıktığını, Rum tarafının, ileri sürülen “Türk uzlaşmazlığı” konusunda uluslararası unsuru bilgilendirmek için girişim üstleneceğini belirtti.

Habere göre, Hristofyas başkanlığında yapılan dünkü toplantıda, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, DİKO Başkanı Marios Karoyan, KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru, EVRO.KO Başkanı Dimitris Şilluris, Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Genel Sekreteri Yoanna Panayiotu’nun yanı sıra Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, Rum Başkanlık Müsteşarı Titor Hristofidis, Hristofyas’ın müzakerelerdeki danışmanı Tumazos Çelebis de yer aldı.
Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, toplantı sırasında, Türk tarafına yönelik sunduğu (dönüşümlü başkanlık ve 50 bin TC kökenli vatandaşın kalması) “promosyonları” (önerileri) geri çekmeyeceğini; bu konuyu gündeme getiren DİKO, EDEK, EVRO.KO ve Çevrecilere ilettiğini yazdı.

GÖRÜŞME ZEMİNİ OLUŞTURMAZ

Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, toplantı sonrasında yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Talat’ın önerilerinin görüşme zemini oluşturmasının mümkün olmadığını savundu.
Stefanu, Rum Ulusal Konseyi’nin, ilk üç günlük yoğunlaştırılmış müzakerelerde yapılacak olan görüşmeler ışığında, gelecek Cuma günü saat 09:00’da toplanacağını da duyurdu.
Haravgi’ye göre, Stefanu, açıklamasında, söz konusu önerilerin “Türkiye’nin imaj yaratma oyunu” olarak addedildiğini ifade etti.
Türk tarafının önerilerinin, siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federal çözümle ilgili olara üzerinde anlaşmaya varılanlardan çok uzak olduğunu savunan Stefanu, Hristofyas’ın, Rum siyasilere, yoğunlaştırılmış müzakerelere katılacağını ve her zamanki gibi, Kıbrıs sorununun temel ilkelerini ve üzerinde uzlaşılmış zemini savunacağını söylediğini belirtti.

SİYASİ PARTİLERİN AÇIKLAMALARI

Simerini’ye göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, dünkü toplantıları sonrasında yaptığı açıklamada, toplantıyı yapıcı olarak nitelendirdi ve görüş alış verişinde bulunulmasıyla birlikte Türk tarafınca sunulan önerilerin kabul edilemez olduğu tespitine varıldığını söyledi.
Durumun kararlılıkla göğüslenmesi amacıyla herkesin soğukkanlı olması yönünde çağrı yapan Kiprianu, hiç bir durumda, Türk tutumunu kolaylaştıracak faaliyetlerin yapılmaması gerektiğini dile getirdi; Kıbrıs Rum tarafının önerilerinin geri çekilmesinin mümkün olmadığını, zira sonra tutarsız olacaklarını ifade etti.

DİSİ

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, açıklamasında, söz konusu önerilere ilişkin belgenin kabul edilemez öngörüler içerdiği ve “görüşme zeminini alaşağı ettiği” şeklinde ortak tespite vardıklarını söyledi.
Anastasiadis, önerilerin ayrıca tek uluslararası kimlik, tek vatandaşlık ve tek egemenlikli, iki bölgeli, iki toplumlu federasyonla ilgili temeli ilkeyi de çürüttüğünü savundu.
Bu belge üzerinde diyalog yapılmasının mümkün olmadığını öne süren Anastasiadis, “bizim tarafın diyaloğa, desteklediğimiz ilkeler temelinde bir diğer deyişle uluslararası ilkeler, uluslararası boyutlar ve Avrupa değerleri temelinde gitmesi gerektiğini söylemiştik” ifadesini de kullandı.

DİKO

DİKO Başkanı Marios Karoyan, Türk tarafının son belgeyi sunmasıyla görüşmeleri çıkmaza sürüklediğini iddia etti.
Bu önerilerin, özlü müzakere olanaklarına mayın döşediğini ve sabote ettiğini ileri süren Karoyan, yoğunlaştırılmış müzakerelerin sonuç vermesinin ve getirmesinin de mümkün olmadığını savundu.
Karoyan “yoğun müzakerelerin başlamasından bir hafta önce Türk tarafının kabul edilemez bir belge sunduğu zaman yoğunlaştırılmış müzakereler hangi akıbete sahip olabilir?” sorusunu sordu.

KS EDEK

KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru, açıklamasında, öneriler paketinin alay (kandırma) ve tahriği teşkil ettiğini savundu.
Bu belgede, Kıbrıs helenizminin, bu ülkedeki bitiş tarihine (son kullanım tarihi) sahip olmasına ilişkin önerinin de bulunduğunu iddia eden Omiru, Yönetim ve Güç Paylaşımı konularına yoğunlaşıldığı 16 aylık doğrudan müzakerelerin ardından, sürecin temellerinde mayını teşkile den bu belgenin ortaya çıktığını öne sürdü.
EVRO.KO

EVRO.KO Başkanı Dimitris Şilluris, söz konusu belgenin, Türk tarafının tezleri ve süreç nedeniyle görüşmelerdeki nihai başarısızlığı kanıtladığını iddia etti.
Söz konusu önerilerin BM ilkelerine dayandığını düşünüp düşünmediği konusunda BM’den izahat isteyen Şilluris, bu önerilerin ortak zemine dayanmaması durumunda müzakerelere devam etmelerine sebep bulunmadığını, zira kendilerinin başka düşünüp görüştüğünü, Türklerin ise başka düşünüp görüştüğünü savundu.

ÇEVRECİLER

Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Genel Sekreteri Yoanna Panayiotu, açıklamasında, Türk tarafının konfederasyon nitelikli önerilerinin Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’a cömert önerilerini geri çekmesi fırsatı sunduğunu belirtti.
Panayiotu, önerilerin bütünün de kabul edilemez olduğunu da savundu.

ÖZGÜR GİRNE”DEN EYLEM

Bu arada, “Özgür Girne” isimli Rum örgüt, Rum parti başkanlarının dünkü toplantısı sırasında, Rum Başkanlık binası önünde eylem yaparak, Kıbrıs Türk tarafının Rum tarafına ilettiği önerileri protesto etti.
Örgüt temsilcileri, Rum Başkanlık binasına girişlerinde, parti liderlerine, Türk önerilerine ilişkin muhtıra verdi ve bu önerilerin dikkate alınmamasını talep etti.

STAR KIBRIS 12/01/10

 

CEO of Cyprus media group murdered in Nicosia

By Alexia Saoulli Published on January 12, 2010

MEDIA owner Andis Hadjicostis was shot dead outside his Nicosia home last night.

Eyewitnesses said a hooded man shot the managing director of Sigma television twice at point blank range at 8.30pm and then ran off through a nearby walkway where he was picked up by a second man on a motorbike.

Hadjicostis’ second wife, clothes designer Efi Papaioannou, and her two daughters were in the house at the time of the shooting.

Within minutes neighbours who heard the shots in the normally quiet Engomi residential area gathered at the scene. The 43-year-old victim’s mother arrived soon after along with close friends and family.

A neighbour opened up her home to the victim’s devastated family as his wife wailed in grief at the loss of her husband.

“Andi, my Andi, my love, my life,” she said repeatedly as her friends tried desperately to calm her down without success.

Police quickly cordoned off a portion of the Eleon swimming pool side street as Hadjicostis’ lifeless body lay on the ground outside his car. A witness said he had seen blood spattered across the 43-year-old’s chest.

Grown men sobbed openly as news of the death of their beloved employer and friend rippled through the gathering crowd. One man leaned over a car retching and shaking his head.

“I can’t believe it,” he said over and over again.

DISY deputy Stella Kyriakides who is a clinical psychologist was also on the scene to lend her professional support to the family. Kyriakides was overheard giving instructions to remove the two young girls from a backstreet and to have them taken to a friend’s house nearby so that they would not have to witness the horror of their dead stepfather.

Hadjicostis’ mother sat sobbing in a chair unable to take in the news that her son had been taken from her. The 43-year-old’s father, Costis who was the founder of the Dias Group to which Sigma belongs, was in Greece last night and contacted by friends to return home as soon as possible.

By 10pm people who heard the news were still flocking to the area.

“What happened? What do you mean he was shot? Who? Who?” shocked relatives and friends asked in disbelief before breaking down in tears.

“What sort of world are we living in? Stealing flags, stealing bodies from graves and now this? What world are we living in?” a bewildered onlooker muttered.

The chilling news left everyone in the normally sleepy neighbourhood stunned as women clung to each other weeping desperately. One neighbour rushed off to get a blanket to throw over Papaioannou who was inconsolable outside a neighbour’s house repeatedly asking if her husband was really dead.

“At 8pm he was talking to me about his visions and now this. What sort of society have we become,” a senior Sigma staff member said.

Police remained tight lipped surrounding details of the case and by late last night there was no indication as to what had motivated the horrific attack.

Hadjicostis was the Managing Director of Dias publishing group, the largest media company in Cyprus. He started working in the media field upon the completion of his studies in Germany.

The group runs and owns the Sigma television station and Proto radio station.  Hadjicostis was the publisher of Simerini newspaper and also of the Cyprus edition of the magazines Time Out, Harpers Bazaar, OK and Madame Figaro and also published To Periodiko and Teletheatis.
CYPRUS MAIL

 

Nine-hour marathon for two leaders

By George Psyllides Published on January 12, 2010

LEADERS of the Greek and Turkish Cypriot communities yesterday kicked off the first round of intensive talks with a nine-hour meeting where they exchanged views on governance.

“We have freely exchanged views on the various aspects of governance, without having any document as a basis; I want to make this clear,” President Demetris Christofias said after the meeting.

He was referring to the proposals submitted by the Turkish side, outlining its positions regarding governance and power-sharing.

He said both him and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat had stated that nothing has been agreed and nothing will be agreed if there is no agreement on everything.

“Without getting into detail at this moment, we will also submit our view -- which I have analysed today -- in writing and continue the discussion,” Christofias said.

The start of the intensive talks, which continue tomorrow and Wednesday before a week’s break, had been overshadowed by the universal rejection of the Turkish proposals, which the Greek Cypriot side said smacked with confederate elements.

“We are not starting with the best of omens,” said government spokesman Stefanos Stefanou yesterday morning.

He said Christofias yesterday planned to clarify the Greek Cypriot side’s approach on the Turkish Cypriot proposals and indicate the targets of the intensive negotiations.

DIKO chairman Marios Garoyian appeared certain the talks would “not yield any result.”

“The omens were bad from the beginning and this was clearly evident in the Turkish side’s stance,” Garoyian said.

EDEK leader Yiannakis Omirou said the proposals were “unacceptable and provocative” and originated in Turkey.

“It is a document of provocation and mockery to Cypriot Hellenism because it speaks of two separate sates in the framework of a confederation and moves between confederation and relations between two neighbouring states,” Omirou said.

DISY chief Nicos Anastassiades said the Turkish positions could not constitute a basis for fruitful negotiation.

“This does not mean that this cycle of six meetings cannot be used by the President of the Republic in an effort to advance our positions,” Anastassiades said.

United Nations Secretary-General Ban Ki Moon expressed hope that the talks will achieve progress.

“I sincerely hope that during the two rounds of negotiations this month they will be able to agree on these long-standing issues,” Ban told reporters in New York.

The talks between the two leaders started at 10 am with a mid-morning break.

After that Christofias and Talat were joined by their teams and continued discussions.

There was a break for lunch and a break for dinner at around 6:30 pm.

The talks concluded at 7 pm.

The meetings were held at the residence of UN special envoy to Cyprus Tayι-Brook Zerihoun.

The security measures were markedly more stringent than on the past.

Journalists’ cars were searched and made to park at quite a distance from the residence. Likewise journalists were made to pass through metal detectors and some were also frisked.

CYPRUS MAIL

 

Kıbrıs’ı sarsan cinayet

SEFA KARAHASAN

Rum Kesimi’nin en büyük medya patronu evinin önünde öldürüldü. Televizyonu Türklerle Rumları yakınlaştırma projeleri üreten Hacıkostis’in milliyetçiler tarafından öldürülmüş olabileceği öne sürüldü

Kıbrıs Rum Kesimi’nin en büyük medya patronu Andis Hacıkostis (41), evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldü. “Kıbrıs’ın Berlusconisi” olarak bilinen Hacıkostis’in medya grubu, Ada’nın birleşmesini öngören Annan Planı’na “hayır” kampanyasının başını çekiyordu. Hacıkostis, güneyin en büyük gazetesi Simerini, Sigmas televizyonu, Radyo Prodo ve 25 dergiyi barındıran DİAS Medya Grubu’nun patronuydu.
Rum Kesimi’ni şoka sokan cinayet önceki akşam Hacıkostis’in işyerinden evine geldiği sırada işlendi. Hacıkostis 20.45’te evinin kapısına yaklaşırken, iki ikişinin kendisini çağırmasıyla arkasına döndü. Kimliği belirsiz kişilere yaklaşan medya patronu, yakın mesafeden av tüfeğiyle vuruldu ve olay yerinde öldü.
Hacıkostis, cinayet işlendiği sırada halası Annas ile telefonda konuşuyordu. Hacıkostis’in, ölmeden saniyeler öncesinde, halasına, “Bir saniye hala, iki kişi beni çağırıyor” dediği belirtildi. ABD ve Fransız büyükelçilikleri ile Rum İstihbarat Örgütü KİP’in merkez binasının yakınında gerçekleşen cinayetin ardından polis, bir Mini Cooper araç ve bir motorsikleti terk edilmiş olarak buldu. 

Eşinin eski kocası mı?
Yapılan yorumlara göre, cinayetin üç nedeni olabilir. Rumların eski şahin lideri Tasos Papadopulos destekçilerinin çalıştığı medya grubunda, son dönemlerde “iki toplumun yakınlaşmasına yönelik” projeler hazırlanıyordu. Sigma TV’de yer alacak programlarda, Rum ve Türk toplumunun yakınlaşmasına yönelik programlar yayınlanacaktı. Aşırı milliyetçiler bundan rahatsızlık duydu ve Andis Hacıkostis’i öldürerek projenin önünü kesmek istedi.
İkinci neden ise ekonomik. Rum Yönetimi, televizyonlarda dijital yayına geçme hazırlıkları yapıyordu. Her eve bir LCD tele-  vizyon verilmesi gündeme geldi. Çalışmanın içindeki Hacıkostis, rakiplerinin tepkisini çekti ve öldürüldü.
Üçüncü olarak Hacıkostis’in, iki ay önce evlendiği eşi Efi’nin eski kocası tarafından intikam amaçlı olarak öldürülmüş olabileceği ihtimalı üzerinde duruluyor. Efi’nin son günlerde eski kocasından tehdit alması üzerine koruma tutulması isteğinin Hacıkostis tarafından geri çevrildiği belirtildi.

Rum medya devi Andis Hacıkostis’in     son sözleri, evine birkaç adım kala halasına telefonda söylediği, “Bir saniye hala, iki kişi beni çağırıyor” oldu.
MILLIYET 13/01/10

Kıbrıs Rum medyasının imparatorunu öldürdüler

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında önceki gün başlayan yoğunlaştırılmış müzakerelere ikinci gün güneyi sarsan cinayet damga vurdu.



YORGO KIRBAKİ

Rum medya imparatoru Kostas Hacikostis’nin oğlu Andis Hacikostis’in pazartesi gecesi faili meçhul cinayetle öldürüldü. Hristofyas, cenaze için Talat’la görüşmelere ara verdi. Simerini gazetesi, Sigma televizyonu, Radyo Prodo ve 25 dergiyi barındıran Dias yayıncılığın kurucusu Kostas Hacikostis, bir süre önce dümeni 41 yaşındaki oğluna bırakmıştı.
Rum medyasına göre oğul Hacikostis, ABD elçiliğinin de bulunduğu sıkı korunan sokaktaki evi önünde motosiketli iki kişinin saldırısına uğradı. Hacikostis kısa namlulu bir av tüfeğiyle öldürülürken saldırı şekli polis tarafından ‘Kıbrıs usulü cinayet’ diye yorumlandı. Basın Hacikostis’in KKTC ve özellikle Girne’de yatırıma hazırlandığını yazarken, ‘İnfazı mafya yaptı’ yorumları öne çıktı. Polisin katillere ulaşmak için Lefkoşa cezaevindeki yeraltı dünyası üyelerini sorgulamaya başladığı aktarıldı.
Babasının aksine sadece işadamı kimliği ile öne çıkan Hacikostis’nin siyasi nedenlerle öldürülmesine ihtimal verilmiyor. Baba Hacikostis, 2004’deki referandumda Rumların Annan Planı’na ‘Hayır’ demesinde yayınlarıyla etkili olmuştu. Politis, Hacikostis’in ekonomik nedenlerle öldürüldüğünü savunurken, başka kaynaklar cinayetin eski Rum lider Tasos Papadopoulos’un kemiklerini çalanların işi olduğunu ileri sürdü. Cenazeya katılıp Talat ile görüşmelere dönen Hristofyas ise, “Bu cinayeti ancak uzmanlar işlemiş olabilir” dedi.
RADIKAL 13/01/10

 

Downer: Gidişat iyi

Liderlerin, yoğunlaştırılmış görüşmelerin ikinci günündeki çalışmaları 8 saat sürdü

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yaptıkları yoğunlaştırılmış görüşmelerin ikinci gün çalışmalarını gerçekleştirdi.
   “Yönetim ve Güç Paylaşımı” konularının ele alındığı dünkü görüşme yaklaşık 8 saat sürdü.
   Toplantının ardından BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer basına açıklamalarda bulundu.
   Liderlerin “Yönetim ve Güç Paylaşımı” konusunu görüştüğünü, ayrıca Rum tarafının, Türk tarafının önerilerine karşılık bir belge sunduğunu söyleyen Downer, BM’nin görüşmelerin gidişatından son derece memnun olduğunu kaydetti.
   Downer, gazetecilerin detay istemesi üzerine kendisinin herhangi bir detay veremeyeceğini, detayların liderlerden edinilebileceğini söyledi.
   Toplantının ardından Dimitris Hristofyas, Taye Brook Zerihoun’un konutundan ayrılırken, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat bir süre daha içeride kaldı. Talat’ın kalma nedeninin, Aleksander Downer’in eşiyle tanışmak için olduğu öğrenildi.

Hıristofyas: Biz de belge sunduk

   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, yoğunlaştırılmış müzakerelerin ikinci günü olan dünkü bölümde, öğleden sonra, Kıbrıs Rum tarafının “Yönetim ve Güç Paylaşımına” ilişkin görüşlerini içeren bir belge sundu.
   Rum radyosunun haberine göre Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, görüşmeden sonra Başkanlık Köşkü’nde yaptığı açıklamada iki liderin; Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin yoğunlaştırılmış müzakereler çerçevesinde, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı üzerindeki serbest görüşmeyi dün de sürdürdüklerini söyledi.
   Hristofyas, Kıbrıs Rum tarafının, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” konusuyla ilgili tezlerinden oluşan belgeyi dün sunduğunu belirtti.
   Kıbrıs Rum tarafının yazılı olarak herhangi bir şey sunup sunmadığı sorusuna karşılık olarak Hristofyas “Sundum. Yönetim konusu üzerindeki Kıbrıs Rum tarafının bütünlüklü tezleriyle ilgili bizim yazılı belgemizi sundum” dedi.
   Görüşmeye bugün de devam edeceklerini ifade eden Hristofyas, Kıbrıs Türk belgesi üzerinde görüşmeyeceklerini söylediklerini, bununla birlikte Kıbrıs Rum tarafının belgesinde yer alan tezlerin de görüşülmesinin gerekmediğini belirtti.
   Hristofyas, iki tarafın tezlerini akılda tuttuklarını ve bunlara ilişkin serbest görüşme yaptıklarını söyledi.

Talat: İyi bir görüşme oldu

   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, görüşme sonrası Cumhurbaşkanlığı’nda yaptığı açıklamada, dün de “Kıbrıs sorununun nedeni ve temeli” olarak tanımladığı “Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığını görüşmeye devam ettiklerini söyledi.
   Talat, Rum tarafının da Yönetim ve Güç Paylaşımı konusunda bir kağıt verdiğini, dünkü görüşmede Türk tarafının aynı konuda verdiği kağıtla birlikte her iki kağıdın ele alındığını anlattı.
   Görüşmeyi “iyi bir görüşme” olarak değerlendirdiğini belirten Mehmet Ali Talat, bugün de Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığını görüşmeye devam edeceklerini belirtti.
   Bir gazetecinin, tarafların ayrı ayrı verdiği Yönetim ve Güç Paylaşımı kağıtlarında hangi oranda ortaklaşıldığı yönündeki bir soruya karşılık Cumhurbaşkanı Talat, bu konuda bugün bir açıklama yapmak istemediğini, belki bugün böyle bir açıklama yapmasının mümkün olabileceğini söyledi.
   Talat, her konuda anlaşmadan hiçbir konuda anlaşmış olunmayacağı ilkesinin geçerli olduğunu, bu nedenle bu konuyla ilgili olarak yarın da bir açıklama yapamayabileceğini, ancak yapmayı arzu ettiğini belirtti.
   Mehmet Ali Talat, görüşmelerde iyi bir noktaya geldiklerini ifade ederek, erken bir çözüme ihtiyaç olduğunu yineledi. Erken çözüme ihtiyacın sadece Kıbrıs Türk tarafı için değil uluslar arası konumun da erken çözüme ihtiyacı olduğunu anlatan Talat, Rum tarafının verdiği belgenin Yönetim ve Güç Paylaşımı konusunda Türk tarafının görüşlerine yanıt olmadığını söyledi.
   Talat, Rum tarafının verdiği kağıdın Yönetim ve Güç Paylaşımı konusunda Rumların görüşlerini içerdiğini belirtti.
   Bir soruya karşılık, Rum tarafının Yönetim ve Güç Paylaşımı konusunda verdiği kağıdın Türk tarafının verdiği kağıttaki sırayla bire bir uyup uymadığının söylenemeyeceğini kaydetti.
   Bir soruya karşılık görüşmen 18.30 yerine 18.10’da bittiğini anlatan Talat, Hristofyas’ın acil bir işi olması nedeniyle ayrıldığını, kendisinin ise BM hazırlıklarını kırmamak amacıyla yapılan yemeğe katıldığını söyledi.
   Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, yoğunlaştırılmış görüşmelerin birici turunun son görüşmesinin, planlandığı gibi bugün saat 10.00’da başlayacağını belirtti.

KIBRIS 13/01/10

“Hayati bir seçim olacak”

Denktaş, “KKTC ilan edildiği gün ağladım” sözlerinin, Talat’a büyük zarar verdiğini söyledi

ÖNEMLİ MESAJLAR VERDİ… Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KIBRIS TV’ye yaptığı açıklamada önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminin Kıbrıs Türkü’nün kaderini tayin edeceğini, bu nedenle halkın, milli davayı KKTC’yle birlikte yaşatmak için istekle çalışacak adaya yönelmesini istedi. Denktaş, Kıbrısla ilgili gelişmeleri değerlendirirken “Uykularım kaçıyor. Ateş üzerinde oturuyorum. Bu halk yeniden aldanırsa işimiz zor” dedi.


   Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın bir yıllık görev sürecinde ciddi şekilde yıprandığını ve desteğinin azaldığını söyledi. Denktaş, Talat’ın bir kitapta yer alan “KKTC ilan edildiği gece ağladım” sözlerine anlam veremediğini belirtirken “bu sözlerin seçim sürecinde kendisine büyük zarar verdiğini düşünüyorum” dedi. Çok önemli ve hayati bir seçim süreci olacağının altını çizen Denktaş, KKTC halkına Lozan Anlaşması’na göz atarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu kararlarına bakması çağrısı yaptı. “Ulusal davayı savunacak ve KKTC’yi yaşatacak bir aday üzerinde yoğunlaşması” mesajını da veren Denktaş, müzakere sürecinden umutlu olmadığını, Rum tarafının olumsuz tavırları karşında müzakereleri durdurmanın ve masadan kalkmanın bir seçenek olduğunu kaydetti.
   Denktaş, “TC kökenli KKTC vatandaşlarını geri göndermeyi öngören bir anlaşmaya imza atacak kişinin ertesi gün bavulu toplayarak ülkeyi terk eder” dedi ve dünyanın birçok ülkesinde KKTC’de uygulanan yöntemle benzer şekilde vatandaşlıklar yapıldığını kaydetti. Denktaş, planlı nüfus artışının karşısında olmadığını vurguladı.
   Denktaş, KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni Reşat Akar’ın hazırlayıp sunduğu “Son Durum” programının konuğu oldu ve çarpıcı açıklamalarda bulundu.

“AB’li olmak için egemenlikten vazgeçemeyiz”

   Denktaş, Rum tarafının meşru Kıbrıs hükümeti olarak Avrupa Birliği (AB) üyesi olduğu sürece görüşmelere taktik icabı bakacağını çünkü bir anlaşmaya ihtiyacı olmadığını söyledi. Rumların tüm propagandasının “işgal” üzerine kurulduğunu belirten Denktaş, uzlaşma ve barış sözlerinin kağıt üzerinde olduğunu kaydetti. Denktaş, Cumhurbaşkanı Talat’ın “uzlaşma istiyoruz” ifadesi için, “1960 anlaşması da Rumlar için uzlaşmaydı. Barış yürek ister, kalbi değişiklik ister. Karşı tarafın haklarını, yaptıklarını kabul etmek gerekir” dedi.
   Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas’ın, Makarios’un izinde olduğunu söylediğini anımsatan Denktaş, Rum liderin üniter devleti, federal bir hale sokmak istediğini kaydetti. Denktaş şöyle konuştu:
   “1960 hükümetim üniter olduğunu söylüyor. Hepimiz Kıbrıslıyız diyor. Kıbrıslılardan oluşan mesut bir hayat diyor. Bu ikinci Elen cumhuriyeti kurmak demektir. Rumlarla uzlaşma yapılırsa 1960’taki gibi, iki üç yıl bile sürmeden yeniden çıkmak için baskı başlayacaktır. Bugün içinde yaşadığımız güvenliği bulamayız. Rumlar Kıbrıs Yunandır diyor. Sayın Talat bizi Avrupalı yapacakmış. AB’li olmak için devletten ve egemenlikten vazgeçmek mi gerekir. Azılık olmamız mı gerekir?”

“Masadan kalkmak pazarlıkta esastır”

   Cumhurbaşkanı Talat’ın öneri paketine, Hristofyas’ın ret cevabı vermesini beklediğini ifade eden Denktaş, şunları söyledi:
   “Yanlış bir yoldayız. Hayır cevabı beni şaşırtmadı ama Türkiye’ye hakaret etmesi ve belgeyi ertesi gün başlayacak olan temaslara rağmen hemen reddetmesine hayret ettim. Lütfen Lozan Anlaşması’nın tutanaklarını okusunlar. Masadan kalmak pazarlıkta esastır. Tek devletin var olan anayasasını tahrip etmek suretiyle federasyon istiyor. Yani bizim egemenlik hakkımız yok. Diyor ki hudutları da merkezi idare edebilir. Sayın Talat bunu kabul etti. Seçimlerde bunun sonucunu alacak. Derviş Eroğlu’nun Rum basınında yer alan demecini okudum. İki ayrı halk iki ayrı devlet diyor ve doğruyu söylüyor. Bu onun namus sözü olsun, kendisini destekleyeceğiz.”
 

“Uykularım kaçıyor, ya halk yeniden aldanırsa…”

   1960 antlaşmasına benzeri bir anlaşma yapmaya çalışıldığına da dikkat çeken Denktaş, “Rumlar sana çok hak verdi diye yıktı bu cumhuriyeti. Garanti anlaşması var diye yok etti. Şimdi aynı şeyleri vermeyeceği aşikar. Kurtuluşumuz, hakların somut bir hale getirilen devlete sahip çıkmaktan geçer. Benim uykularım kaçıyor. Ateş üzerinde oturuyorum. Bu halk yeniden aldanırsa işimiz zor. Bizim içimizden, TC karışmasın diye sesler yükselirse, Rumların ne yapmak istediğini göz ardı edip, yeme içmeyi barış zannediyorsak, Türkiye’den gelen paraları Rum çarşısında akıtırsak, kimse bizi dinlemez. Milliyetçi kanadın daha hareketli olması gerekir. Köylere çıkılması ve insanların aydınlatılması gerekiyor. Türkiye neyi destekliyor önce onu bir anlayalım. TBMM’de Annan Planı döneminde alınmış iki hak, iki devlet ve garantilerin devamı kararı vardır. Ben TC’nin milli davasını karar olarak görüyorum. Bu unutulmamalıdır” ifadelerini kullandı.

“Kıbrıs Türkü’nün kaderini tayin edecek bir seçim”
 
   Önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçiminin önemine de dikkat çeken Denktaş, seçilecek kişinin milli dava kriterlerini savunması, ekonomiye önem verecek muazzam bir yapıda ve dünya ile ilişkileri sağlam bir ekiple yürütmesi gerektiğini söyledi. Denktaş, yeni broşürler, belgeseller ve propaganda ile Türklerin nerden nereye geldiğini anlatma noktasında çok istekli birisinin cumhurbaşkanı olmasının gerekliliğine vurgu yaptı.
   Cumhurbaşkanı Talat’ın görev süresince yıprandığını ifadeden Denktaş, şunları da kaydetti:
   “Kitapta KKTC ilan edildiğinde, gereği yoktu, ağladım ve hala inanırım demesinin bir anlamı yoktu. Bunlar seçim döneminde yapılacak işler değildi. Adayların Allah yardımcısı olsun. Benim her adaylığımda sırf bana küfretsinler diye ortaya çıkan insanlar vardı. Yüzde bir oy alacak olanlar. Bu maskaralığı yapmasınlar, çünkü Kıbrıs Türkü’nün kaderini tayin edecek bir seçim olacak.”

“Müzakerelerin durması gerekir”

   Sancı çekerek oluşturulan bir devletin yaşamasının esas olduğunu vurgulayan Denktaş, tecrübelerinden yararlanılmasını istedi. “Sayın Talat ve yardımcılarına bir önerim var. Cumhuriyet kitabını alsınlar ve okusunlar. Lozan Anlaşması’nı görsünler. Müzakere yöntemini öğrensinler” diyen Denktaş, masadan kalkmamanın her şeyi yutmak anlamına geldiğini belirtti. Denktaş, “Kalmamak erkeklik değil. Adam hakaret etti, verdiğin önerileri reddetti. Şimdi masada konuşacak ne kaldı?” dedi.
   Denktaş bu aşamada artık müzakerelerin durması gerektiğini söyledi. Bunu adaylar açısından da söylediğini ifade eden Denktaş, ortaya yarım bir belge çıkması halinde, esas konularda büyük ayrılıklar olduğu için karşı tarafın daha da fazla şey isteyeceğini vurguladı. Denktaş, “Hiçbir belge çıkmazsa ümit olacak. Ara belge demek, Talat kaybederse yerine gelenin bağlı olması demektir. Sayın Eroğlu kazanıra tertemiz bir belge de ortaya çıkabilir.”

“Avrupalı olmanın tek yolu devlet olmaktır”

   Denktaş, Güney Kıbrıs’ta kilisenin geçmişle aynı pozisyonda olduğunu ve bugünkü papazın da aynı şeyi söylediğini vurguladı. Denktaş, son yapılan kamu yoklamasında yüzde 60 oranında Rum’un “ayrı yaşayalım” dediğine işaret etti ve “Bir kısmı çingeneleri biz beslemeyelim, fakir Türkleri adam etmeyelim. Diğerleri de yani geçmişten gelenler de yeniden bir tatsızlık çıkacak diye istemiyor” dedi.
   Rumlarla ancak komşu olarak yaşanabileceğinin üzerinde duran Denktaş, onların bir çözüme ihtiyaçları olmadığını vurguladı ve şöyle konuştu:
   “Onları suçlamayalım. Kızacağımız ve Türkiye’nin de uğraşacağı makamlar; AB ve Amerika’dır. Bu bizim güvenliğimizle ilgilidir. Lozan Anlaşmasının dengesi ile ilgilidir. Türkiye’nin bu çıkışları yapabilmesi lazım. Bizim de devletimize sahip çıkmamız gerekir. Bu şartlarda anlaşma yapmayacağımızı bağırmamız lazım.
   Avrupalı olmanın tek yolu devlet olmaktır. Talat bizi cemaat olarak Rumlarla birleştirmek suretiyle Avrupalı yapacak.”

“İmza atan bavulunu toplar gider”

   Denktaş, TC kökenli KKTC vatandaşlarının geri gönderilmesinin altına gözünü kapayıp imza atarsa bavulunu toplayıp ülkeyi terk etmesi gerektiğini söyledi. Kırk sene önce KKTC’ye gelerek yerleşen insanlara “gideceksin” demenin insanlığa sığmayacağını ifade eden Denktaş, şunları söyledi:
   “Rum bizden tazminat istiyor. Biz niye istemiyoruz? Niye 1963–74 yıllarını tamamen masaya getirmiyoruz. Rum bizdeki yabancıları soruyor. Biz niye sormuyoruz? Orada 200 bin yabancı var. Dıştan heyet gelsin ve yabancı nüfusu tespit etsin her iki tarafta da. Buna da mı razı olacağız? Sırf herkes beni sevsin diye iyi niyet mi göstereceğim? Görevin seni seven ve seçen haklarını korumaktır. Var olan hakkım, egemenliğim, devletim, self determinasyon ve kendi kaderimi tayin hakkımdır. Yoksa cemaatçik olarak hükümete yamalanıyorsun demektir”.
   Denktaş, TC kökenlilere verilen vatandaşlıklar konusunda ise ciddi savunmaları olduğunu, dünyanın her yerinde uygulanan prensibin, KKTC’de de uygulandığını dile getirdi. “Nereye gidersen git izinli olarak yerleş, hele de devlet davet etmişse çalışman için, o devletin vatandaşlık sistemi içinde bu bir insan hakkıdır” diyen Denktaş, şöyle devam etti:
  “Hayır vatandaşlık vermiyorum diyemezsin. Bu kadar müessese varken senin nüfusa ihtiyacın var. İki ayrancı anlaşmış sadece birbirimize satacağız diye. Bu akıl işi değildir. Nüfustan korkmamak lazım. Sen ona o sana hakkını vermelisin. Senin kuvvetin her şeyindir. Rum yeniden saldırırsa bu insanlar seninle beraber çarpışacaktır. Aksi halde iki defa ayrancı kalacağız bu memlekette.”

“AB’den gelecek çingeneleri ne yapacaksın?”

   Denktaş, nüfus artmasının, dengeli olduğu ve ekonominin kaldırdığı oranda yapılabileceğini söyledi.
   Adi suçlar ve cinayetlere de dikkat çeken Denktaş, “Ama yarın sen Rum’la birleşince, garantide olmadığı zaman AB’den gelecek olan çingeneleri ne yapacaksın? Gelme mi diyeceksin? Zenginler seni dört defa satın alacak. O zaman çeker gidersin. Senin devletine sahip çıkman ve nüfusu programlı şekilde artırman esastır. Avustralya ortada, Amerika, Kanada örnekleri ortada. Amerika beyin takımını alıyor. Ürkmemek lazım.”

KIBRIS 13/01/10

İNGİLTERE TAAHHÜTLERİ YERİNE GETİRECEK

   

Mihrişah Safa

Davutoğlu ve Miliband, Kıbrıs konusunda artık kritik, dönüm noktası zamanına geldiklerini kaydederek, adada iki toplumlu, iki devletli federal çözümün “ Kıbrıslılar tarafından, Kıbrıslılar için” bulunacağını söyledi.

İngiliz Bakan Miliband, Britanya’nın garantör ülke olarak adaya taahhütleri bulunduğunu ve yerine getireceğini, bunun diğer 2 garantör ülke için de geçerli olduğunu vurguladı. Miliband, Kıbrıslılar için 2010 yılının “tarihi adımlar atmak için anahtar yıl” olduğunu söyledi.

Resmi bir ziyaret için Londra’ya giden Dışişleri Bakanı Prof. Ahmet Davutoğlu, İngiliz mevkidaşı David Miliband ile ortak düzenlediği basın toplantısında, İsrail ile sertleşen ilişkilere cevap vererek, iki ülkenin yakın tarihe kadar sıkı ilişkiler içinde bulunduğunu, ancak son Gazze saldırılarının bunları yok ettiğini söyledi.
İngiliz televizyon kanalı BBC’sinin ‘Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerindeki ani değişmenin, İngiltere dışındaki diğer AB ülkelerinin Türk Hükümetinin İslamlaşma belirtilerine gösterdiği soğukluk ve Türkiye’nin Batı yerine Doğu’ya bakmasından mı kaynaklandığına’ ilişkin sorusuna; “Aramızda soğukluk nedenleri bunlar değil” diyerek şu yanıtı verdi;
“Aynı Türk hükümeti, aynı başbakanla yakın tarihe kadar İsrail Hükümeti ile Olmert Hükümeti ile çok yakın çalışıyordu. İsrail-Suriye arasındaki bölgede barış sağlanmasına çok yaklaşmıştı. Barışın yapılacağından bir gün önce İsrail, Gazze’ye saldırarak, yüzlerce kişinin ölümüne, 5 bin kişinin yaralanmasına yol açan saldırıda bulundu. Bu olay, aramızda dönüm noktası oldu. Türkiye, İsrail’in bu tavrını çok eleştirdi. Ülkemiz, bölge barışının sağlanması için çok çalıştı. Ancak ne yazık ki bir saldırı, tüm bunları yok etti. Gazze halkı hala evsiz, çocuklar okulsuz. Blokaj devam ediyor. Gazze hala getto halinde. Gazze trajedisine insani nedenlerle, bölgede lider olarak karışmamız normaldir ve hakkımız da vardır. İsrail ile ilişkilerimizin olumluya çevrilmesine çalışılıyor”

NÜKLEER SİLAHLANMA
İki bakan ortak basın toplantısında, Kıbrıs, Afganistan, Orta Doğu ve İran’ın nükleer silahlanması konularını ele aldıklarını belirtti. İngiliz Dışişleri Bakanı David Miliband, BM Güvenlik Konseyinin üyesi olan Türkiye ile ülkesi arasında sıkı bir ortaklık ve dostluk bulunduğunu, paylaştıkları amaçları bulunduğunu belirterek, iki ülkenin daha da birbirine yakın çalışacağını söyledi.


2010 TARİHİ YIL
İki bakan, Londra’da diplomatlarının da katıldığı kapsamlı görüşmede Kıbrıs konusunu da geniş şekilde konuştu. İngiliz Bakan Miliband, Britanya’nın garantör ülke olarak adaya taahhütleri bulunduğunu ve yerine getireceğini, bunun diğer 2 garantör ülke için de geçerli olduğunu vurguladı. Miliband, Kıbrıslılar için 2010 yılının “tarihi adımlar atmak için anahtar yıl” olduğunu söyledi.

Adanın geleceğinin Avrupa, uluslararası toplum ve bölge için çok önemli olduğuna vurgu yapan Miliband, Türkiye’nin AB’ye üyeliğine verdikleri desteği de devam ettireceklerini, Türkiye’nin üyeliğinin, Birleşik Krallık’la küresel yarar sağlayacağını söyledi. Miliband hafta başında Kıbrıs’ta başlayan yoğunlaştırılmış müzakerelere de değinerek, görüşmelerin müthiş kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Çözüm getirici her fikri memnuniyetle karşılayacaklarını ekledi.

Prof. Ahmet Davutoğlu, mevkidaşı Miliband ile görüşmesinde Kıbrıs konusunu kapsamlı ele aldıklarını belirterek; “Oldukça tarihi ve kritik bir dönüm noktasına gelmiş bulunuyoruz. 2004’de adada çok önemli bir fırsat kaçırıldı. Ve o tarihten günümüzde kadar A.B, Kıbrıslı Türklere verdiği “ambargoları kaldırma” sözünü yerine getirmedi. Mehmet Ali Talat, müzakerelere yapıcı bir çözüm paketi sundu. Adada, olumlu yöndeki gelişmelere tam destek veriyoruz. Adada çok yakında kalıcı bir kapsamlı çözüme erişilmesini umut ediyoruz. Konunun, uluslararası boyutu da bulunuyor. 3 garantör ülkeyi ilgilendirdiği gibi, uluslararası yönü de var. Ayrıca B.M’I de ilgilendiriyor. Tüm uluslararası aktörlerin, hem Talat’ı, hem Hristofyas’ı bir sonuç alma yönünde destekleme zamanı” dedi.

Miliband ve Prof. Davutoğlu, Londra’da 28 Ocak’ta düzenlenecek uluslararası Afganistan konferansından önce İstanbul’da da 2 gün üst üste konuyla ilgili hazırlık mahiyetinde kapsamlı görüşmeler düzenleneceğini duyurdu. Prof. Davutoğlu, 25 Ocak’ta Türkiye-Pakistan-Afganistan’ın katılacağı, bir toplantı, 26 Ocak’ta ise bölgesel konferans yapılarak bölgesel sahipliğin ele alınıp, görüşüleceğini açıkladı. David Miliband ise 28 Ocakta Londra’daki konferansta konunun uluslararası boyutuyla ele alınıp, tartışılacağını kaydetti.

STAR KIBRIS 13/01/10

GÜNEY’DE MEDYA CİNAYETİ

   

Bünyesinde Simerini gazetesi, SİGMA televizyonu, Radyo Prodo ve 25 dergiyi barındıran DİAS Medya Grubu’nun Patronu 41 yaşındaki Andis Hacıkostis, önceki akşam saat 20:45 sıralarında, kimliği belirsiz bir şahıs tarafından silahlı saldırıya uğrayarak öldü. Rum polisi yaptığı araştırmada Hacıkostis’in av tüfeğiyle öldürüldüğünü belirledi.

Rum basınında geniş yankı bulan olay, gazeteler tarafından manşetten aktarıldı.
Simerini, “Namert Cinayet... Andis Hacıkostis’i Soğukkanlılıkla Öldürdüler” başlık ve spotuyla aktardığı haberinde, Hacıkostis’in göğsünden aldığı 2 kurşun yarasıyla hayatını kaybettiğini yazdı.

Habere göre, saat 20:30 sıralarında bürosundan ayrılan Hacıkostis, eve gitmek üzere aracına bindi. Evinin önüne gelen ve aracından inen Hacıkostis’in yanına, aracını kilitlediği sırada kimliği belirsiz bir şahıs yaklaştı. Söz konusu kişi, Hacıkostis’e iki el ateş açtıktan sonra, başka bir şahsın kullandığı motosiklete binerek gözden kayboldu.

Gazete, edindiği bilgilere dayanarak, Rum polisinin, olayla ilgili yaptığı araştırmalarda, söz konusu motosikleti ve motosikletle birlikte, cinayetin işlenilmesinin ardından kullanıldığına inanılan mini bir arabayı terk edilmiş bir vaziyette bulduğunu yazdı.
Habere göre, cinayetin işlenmesinin ardından, başta Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan olmak üzere Rum siyasiler olay yerine gitti.

Öte yandan POLİTİS, polisten edindiği bilgilere dayanarak, cinayetin ekonomik nedenlerle işlenmiş olabileceği üzerinde durulduğunu kaydetti.
Gazete, Rum polisinin geçiş kapılarına talimat vererek, kapılardaki denetimlerin artırılmasını istediğini de yazdı.

STAR KIBRIS 13/01/10

İLK TUR BUGÜN TAMAMLANIYOR

   

Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla başlatılan müzakerelerdeki yoğunlaştırılmış görüşmeler devam ediyor.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas dün saat 10.00’da yeniden bir araya geldi. Sürece ivme kazandırma adına müzakereleri ocak ayında yoğunlaştırma kararı alan liderlerin, üçer günlük 2 tur şeklinde planladığı görüşmelerin ilk turu önceki gün başladı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun’un resmi konutunda gerçekleşen ve yaklaşık 9 saat süren önceki günkü görüşmede “Yönetim ve Güç Paylaşımı” ele alındı.
Bugün yeniden bir araya gelecek liderler, yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk turunu tamamlayacak. İkinci tur yoğunlaştırılmış müzakere süreci ise 25 Ocak’ta başlayacak.
Yarım saatlik ara
Rum liderin aracının saat 12.00’de görüşmenin yapıldığı binanın önüne çekilmesi gazetecileri hareketlendirdi. Ancak, bir BM yetkilisi hemen basın mensuplarının yanına gelerek, Rum liderin, oğlu Andris Hacıkostis dün gece evinin önünde öldürülen Rum medya patronu Kostas Hacıkostis’e başsağlığı ziyareti gerçekleştirmek üzere, görüşme yerini sadece yarım saatliğine terk ettiğini açıkladı.
BM yetkilisi, Rum liderin ayrı olduğu sürede Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile heyeti ve Rum heyetinin binadan ayrılmayacağını ve Rum lideri bekleyeceğini söyledi.
BM yetkililerinin de belirttiği gibi Rum liderin tam yarım saat sonra görüşme yerine dönmesiyle müzakerelere 12.30’da yeniden başlandı. Hacıkostis, aralarında Sigma Tv ile Simerini gazetesinin de bulunduğu medya grubunun sahibi.

STAR KIBRIS 13/01/10

Liderler 63. kez bir araya geldi

   

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, pazartesi günü başlayan yoğunlaştırılmış görüşmelerin sonuncusu için BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgedeki ikametgahında bir araya geldi.


Liderlerin heyetleri ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un da katıldığı görüşmede, ilk iki günde olduğu gibi, 'Yönetim ve Güç Paylaşımı' konusu tam gün ele alınacak. Görüşmede, tarafların bu başlıkla ilgili karşılıklı önerilerinin konuşulması bekleniyor.

Rum tarafı, dünkü görüşmede, 'Yönetim ve Güç Paylaşımı' konusundaki görüşlerini içeren resmi önerilerini sunmuştu. Türk tarafı ise bu konudaki önerilerini 7 Ocakta Downer aracılığıyla Hristofyas'a sunmuş, buna karşılık Rum tarafı, görüşmelerden bir gün önce Türk önerilerini 'kabul edilemez ve anlaşma zemini olamaz' bulduğunu açıklamıştı.

Talat ve Hristofyas, Eylül 2008'de başlayan ve Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan görüşmeler çerçevesinde bugün 63. görüşmeyi yapıyor. 

Cumhurbaşkanı Talat, dünkü görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, ciddi şekilde erken bir çözüme ihtiyaçları bulunduğunu, bunun sadece Kıbrıslı Türklerin ihtiyacı olmadığını, uluslararası konjonktürün de gereği olduğunu ifade ederek, bir an önce çözüme ulaşabilmek için yoğunlaştırılmış görüşmelerin iyi sonuç vermesini umduklarını söylemişti.

Rum tarafının yazılı öneri sunduğunu belirten Talat, görüşmede, her iki tarafın önerilerinden unsurları ele aldıklarını belirtmişti. Rum lideri Hristofyas ise 'Türk belgesi (önerileri) üzerinde görüşmeyeceğiz. Rum belgesindeki tezlerin de görüşlemesine gerek yok' demiş ve 'iki tarafın tezlerini akılda tuttuklarını ve bunlara ilişkin serbest görüşme yaptıklarını' söylemişti.

Downer ise, 'Biz BM olarak yoğunlaştırılmış toplantının gidişatından oldukça memnunuz' ifadesini kullanmıştı. Yoğunlaştırılmış görüşmelerin ikinci turu, 25, 26, 27 Ocakta yapılacak. İki tur arasında Hristofyas, Atina'yı ziyaret ederek Yunan hükümetiyle istişarelerde bulunacak.

STAR KIBRIS 13/01/10

 

High-profile murder shocks Cyprus

By Alexia Saoulli Published on January 13, 2010

ALL OF Cyprus was left stunned yesterday following the murder of Sigma boss Andis Hadjicostis on Monday night.

Political figures, the Archbishop, journalists’ and even President Demetris Christofias paid tribute to the 41-year-old whose life was taken so suddenly.

By yesterday afternoon police were nowhere nearer to uncovering who was behind the 8.40pm shooting. “We have nothing tangible as yet,” said Nicosia CID assistant chief Andreas Christodoulou.

The senior officer said police were questioning friends and family of the deceased but that so far they had found no motive for the senseless killing.

State pathologist Sophoclis Sophocleous who carried out the autopsy on Hadjicostis’ remains said he had been killed instantly by two shots – one to the chest and one to the back – with a sawn-off shotgun. “Cause of death was severe thoracic injury,” he said.

Eyewitnesses place two suspects wearing crash helmets at the scene of the crime; one who shot Hadjicostis just outside his home as he was getting out of his car and a second man who was riding a motorbike and picked up the shooter before speeding off into the night.

The police are said to be keen to examine CCTV footage from security cameras of neighbouring houses and the nearby US Embassy.

At around noon yesterday Engomi municipality sent around a rapid reaction crew to clean up the crime scene located just off a side street by Eleon swimming pool. Three employees scrubbed away at the ground to get rid of any traces of blood while a police officer kept watch. A neighbour came out on to his balcony and looked on at the now empty street. Gone was the glaring yellow police tape from the night before, and the crowds of onlookers who had flocked to the scene as news of the Sigma managing director’s death broke.  Instead the house stood eerily empty, it’s shutters drawn almost as if in mourning.

Earlier in the day CID officers combed the area outside the house, gathering evidence in an effort to find anything that would shed some light on the killing.

Authorities vowed to leave no stone unturned in solving the crime and on Monday night Nicosia CID officers met with Justice Minister Loucas Louca to discuss what evidence police had gathered so far.

Meanwhile President Christofias interrupted yesterday’s Cyprus problem talks with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat to pay his condolences to Hadjicostis’ family at the 41-year-old’s paternal home.

“One can only express abhorrence about such kinds of acts. Irrespective of our beliefs, I have always had a very good relationship with Costis (Hadjicosti, Andi’s father) and Andi, and my grief is even greater in light of our acquaintance and our friendly family relations,” he said.

“I want to express my deepest condolences to Andi’s wife, his mother and his father and to wish them courage. I want to believe and believe that the police will exhaust all avenues to shed light on this heinous crime,” Christofias added.

All political parties and a number of business unions and associations, as well as Nicosia mayor Eleni Mavrou, released statements expressing their deepest sorrow at Hadjicostis’ untimely loss and their revulsion at how his life had been taken.

The House Commerce, Communication and Works, Watchdog and European Affairs Committees all postponed yesterday’s scheduled meetings in light of the murder.

House speaker Marios Garoyian also condemned the killing.

“He was a great person, a friend, a person who never harmed anyone...We will not let lawlessness, crime or murders prevail. Our democracy is strong enough to withstand all of this,” Garoyian said.

Last night, more than 100 employees from Sigma TV held a candle-lit procession from the channel’s studios to the scene of the crime, retracing the journey Hadjicostis made every day.

Hadjicostis’ funeral will take place today at 2pm at the Agioi Omoloyites Church. The family will accept condolences from 12.30pm till 2pm at the Church. The burial will take place at the new Constantino and Eleni cemetery.

CYPRUS MAIL 13/01/10

 

Could Uri Geller help to locate Papadopoulos’ remains?

By Patrick Dewhurst Published on January 13, 2010

THE FAMILY of Tassos Papadopoulos yesterday denied reports that they had enlisted celebrity psychic, Uri Geller, in their hunt for the late President's remains.

Nicholas Papadopoulos said "I have not read the reports, but I have been told about them and they are not true. They have no basis in reality."

Geller, who was in Kefalonia yesterday, declined to comment.

However, on Friday Geller told Sigma TV that he would happily help with the investigation into the theft of the body if he was asked to do so. He has in the past worked for the CIA and the FBI on criminal cases.

According to Politis newspaper, members of the Papadopoulos contacted Geller last week. Allegedly, they asked for the police to pass photographs of graveside and surrounding area to be passed to the psychic, after he requested them to help him activate his metaphysical skills and unravel the case.

Papadopoulos’ body was stolen from the Deftera cemetery in the early hours of December 11, a day before the first anniversary of his death.

Police spokesman Michalis Katsounotos yesterday denied that they were using Geller's paranormal talents to locate the body.

Asked if they had enlisted the help of psychics to solve crimes, Katsounotos said "We use everything we can, but not psychics."

The confirmed link between Geller and the family has been a long-term friend of both Geller and the family is Polakis Sarris, who was a close aide to the late president.

Sarris confirmed that he had met with the psychic after being seen together in public. However, he added that he did not discuss or know anything about the case of the remains.

The identity of family members who requested Geller's help was not disclosed in the Politis report and Papadopoulos yesterday denied any knowledge of family members’ attempts to enlist Geller to find the former President’s remains.

Famous for his cutlery bending proclivity, Geller has been in Cyprus this week to promote a lithographic exhibition "Symbols Folio" which is currently on display at The Four Seasons in Limassol.

According to his website, he first noticed his magical abilities aged of five. After a mysterious encounter with a sphere of light in his garden, he developed the ability to curl up and break spoons without applying force. His mother attributes the abilities to an inheritance from his relative, Sigmund Freud. He lived in Cyprus from the age of 11 to 17.

Those sceptical of his detective skills may be surprised to learn that he has previously worked for the FBI and the CIA. As his website says "His work with the FBI and the CIA has ranged from using mind power to erase KGB computer files and track serial killers, to attending nuclear disarmament negotiations to bombard and influence the Russian chief negotiator with positive thought waves so that the Soviet delegation would sign the Nuclear Arms Reduction Treaty."

 

CYPRUS MAIL 13/01/10

 

‘Open and frank’ talks continue

By Charles Charalambous Published on January 13, 2010

THE SECOND day of intensive talks on the Cyprus issue between President Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat were “very open and very frank about the issues of governance and power-sharing”, UN Special Adviser Alexander Downer said yesterday.

Speaking after the eight-hour session, Downer said that the United Nations “are happy with the way the two leaders are conducting the negotiations. We think it is appropriate. There are, obviously, challenging issues. But we are happy with the way the negotiations have been proceeding over the last couple of days.”

The talks focused for a second day on the issue of governance and power sharing, with Christofias formally tabling a position paper containing the points he had made verbally on Monday. This took place against a rumble of discontent from some political parties over the latest proposals tabled in a document last week by Talat.

Opposition DISY leader Nicos Anastassiades said yesterday that his party’s official position is that the recent proposals from the Turkish Cypriot side were “unacceptable”.

EDEK leader Yiannakis Omirou said that during the ad-hoc meeting with the leaders of the main political parties last Sunday – the day before the start of the intensive talks – Christofias had assured them that “not only would he reject the Turkish Cypriot side’s (most recent) document, he would refuse to have any discussion on it – in effect deny that the position paper exists.”

Omirou also said that Christofias had indicated that he intended to discuss on the basis of the position papers already tabled by the Greek Cypriot side, and that any new document would be finalised at the National Council before being tabled formally.

AKEL spokesman Stavros Evagorou said that the most recent Turkish Cypriot position paper fell outside the agreed framework for the intensive talks, but there was no question of the Greek Cypriot side responding to this by withdrawing its own proposals or withdrawing from the talks altogether.

In comments to the press after yesterday’s talks, Christofias skirted around the document issue, saying that although he had formally submitted a paper containing “the full positions of the Greek Cypriot side on the issue of governance”, the ensuing discussion was based on the substance of the issue rather than dealing line by line with the document’s content.

The reason, he said, was “since, as you understand, we said we will not discuss the Turkish Cypriot document, it is not necessary to discuss the exact positions contained in our document.”

He added that “we are taking the positions of the two sides into account and we are discussing freely, having these positions in mind.”

Today’s talks will continue the discussion on the issue of governance and power-sharing.

Anastassiades said yesterday that DISY would make it its business to inform the governments of EU member states and UN Security Council members “on the positions of the Greek Cypriot side” through a series of meetings and working meals with local ambassadors. Anastassiades added that DISY will also arrange “as soon as possible” a series of meetings in Brussels to brief senior EU officials.

Meanwhile, Egemen Bagis, Turkey’s Minister of European Affairs and chief negotiator for accession to the EU, is due to visit to Spain shortly, where he will meet Spanish Foreign Minister Miguel Angel Moratinos on Sunday.

According to reports in the Turkish press, Bagis will be asking Moratinos to use his excellent relations with Christofias and other senior Greek Cypriot political figures to push for acceptance of four-way talks, involving the two sides in Cyprus plus Greece and Turkey.

CYPRUS MAIL 13/01/10

 

 

Rum Kesimi'nde neler oluyor?

Kıbrıs Rum Kesimi'nde son dönemde yaşanan bazı olaylar, Rum derin devleti devrede mi sorusunu gündeme getirdi.

NTV

14 Ocak. 2010 Perşembe

LEFKOŞA - Rum Kesimi'nde son bir ayda peş peşe meydana gelen esrarengiz olaylar, akılları karıştırdı. Eski Rum lider Tasos Papadopulos'un mezarının açılıp kemiklerinin çalınmasıyla başlayan süreçte, son olarak ılımlı çizgisiyle tanınan medya patronu Andis Hacıkostis öldürüldü. Olayların arkasında Rum derin devletinin olabileceği yorumları yapılıyor.

Kapsamlı müzakereler devam ederken yaşanan gelişmeler, "Rum Gladio'su süreci baltalamak için harekete mi geçti?" yorumlarına neden oldu.

Olaylar zincirinin son halkası, ılımlı çizgisiyle tanınan medya patronu Andis Hacıkostis'in öldürülmesi oldu.

Rum polisi, cinayetin arkasında siyasi bir neden olmadığını söylese de istihbarat servisinin daha önce Hacıkostis'i hayatının tehlikede olduğuna dair uyardığı söyleniyor.

Rum Kesimi'nde tansiyonu yükselten olaylar, 3 Aralık'ta Rum başkanlık sarayının duvarına "Kıbrıs Türk'tür" sloganının yazılmasıyla başlamıştı.

8 Aralık'ta da Metehan Sınırı'ndan Rum kesimine geçen Kıbrıslı Türkler'in araçlarına sprey boyalarla rum direniş örgütü "EOKA" yazılmıştı.

11 Aralık'ta ise eski Rum lider Papadopulos'un kemikleri, ölüm yıldönümünden 1 gün önce mezarından çalınmıştı. Geçen hafta boş mezar tekrar hedef alındı, mezarın başındaki Yunan bayrağı, ipi kesilerek yere atılmış halde bulunmuştu.

10 Ocak'ta da eski Rum lider Spiros Kipriyanu'nun mezarına saldırı düzenlenmiş, Rum ve Yunan bayraklarının gönderleri yerlerinden sökülmüştü.

 

·                     Kıbrıs: Şimdi ne olacak?

Lefkoşa
KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın sunup Rum lideri Hristofyas’ın reddettiği öneri paketini okuyunca anladım ki bu kafalarla Kıbrıs sorunu çözülemez.
Pardon. Bir daha anladım, demeliydim. Kıbrıs sorununun çözülemeyeceğini zaten biliyordum. Artık eminim. Hristofyas paketi alınca Rum Temsilciler Meclisi’nde sandalyesi bulunan siyasi partilerin temsilcilerini topladı ve önerilerini paylaştı. Ardından bunların müzakerelere zemin teşkil edemeyeceğini açıkladı. Hristofyas’ın neden böyle davrandığını anlamak ve hatta ona hak vermek zor değil. Bir defa öneriler federasyondan değil, gündemde olmayan konfederasyon yapısı öngörüyor.
Federasyon kısmen kendi kendini idare eden devletçiklerden müteşekkil egemen bir devlettir. Konfederasyon iki veya daha fazla egemen devletten müteşekkil bir devlettir. Söylemedik ama açıkça belli ettik ki kalbimizde yatan aslan konfederasyondur. İşte iki kanıt: Türk yönetimi yabancı devletlerle anlaşma imzalayabilecek. Ve KKTC toprakları üzerindeki hava sahasında egemenlik hakkına sahip olacak. Bir diğer temel nokta, yönetimde nüfusumuzla orantılı olmayan temsil taleplerimizdir.
Türkler ada nüfusunun yüzde 25’ini teşkil ederken, kabinedeki sandalyelerin yüzde 40’ını talep ettik: 7 Rum, 5 Türk bakan istiyoruz. Buna ek olarak Türk toplumunun bütün yasaları ve kabine kararlarını veto etme yetkisi olsun istiyoruz.  Rekabet Kurumu gibi önemli kurumlarda 4 Rum, 3 Türk temsilci bulunacak.

Öneriden daha önemli olan
Bir anlamda önerilerden de daha önemli olan şey, onlara ilham vermiş olan mantalitedir. Bu önerileri hazırlayanlar Rumlara zerre kadar güvenmiyorlar ve varılacak herhangi bir anlaşmanın yürüyeceğine dair en ufak ümitleri yok. Kurulacak ortaklığın, 1960’ta kurulup üç yıldan az bir zaman içinde çöken ilk cumhuriyet gibi yürümeyeceğine inanıyorlar. Bu nedenle Türk toplumunu mümkün olduğu kadar sağlama almaya mümkün olduğu kadar çok şeyi kontrata bağlamaya çalışıyor.
Bu önerileri hazırlayanlar özgüvene de sahip değil. Türklerin Rumlara yem olacağına garanti gözüyle bakıyorlar ve bunu uygulamada çalışması mümkün olmayan bir yönetim mekanizması kurarak önlemeye çalışıyorlar. O zaman şunu sormak lazım: Mademki bu adamlara nano güven duyuyorsun, o zaman başının belasını mı arıyorsun? Neden onlarla ortaklık kurmaya uğraşıyorsun? 
Bu öneriler bir şeyi daha ortaya çıkardı: Türkler ve Rumlar ortaklıktan çok uzaktır. Bundan önce yapılacak işler var. Affetmek ve barışmak. Savaş baltasını gömmek ve geçmişi unutmak. Nefret tarlalarına sevgi ve anlayış ekmek.  Ama mümkün mü? Kıbrıs gerçi Avrupa Birliği’ne üye ama coğrafi olarak Asya kıtasındadır. Ortadoğu’nun bir parçasıdır. Burada kin, kan ve akılsızlık egemendir. Şimdi ne olacak? Talat’la Hristofyas tebessüm saçarak el ele yürümeye devam edecek çünkü hiçbiri müzakereleri bozan taraf olmak istiyor. Ama artık herkes biliyor ki arkasında yürüdükleri düğün alayı değil, cenaze arabasıdır.

METIN MUNIR MILLIYET 14/01/10

 

Hristofyas:Trajedi

Silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybeden gazete patronu Andis Hacikostis dün düzenlenen törenle toprağa verildi

Geçtiğimiz pazartesi akşamı kimliği belirsiz şahıslar tarafından silahlı saldırıya uğrayan ve hayatını kaybeden DİAS Medya Grubu’nun patronu, 41 yaşındaki Andis Hacıkostis, dün düzenlenen cenaze töreninin ardından defnedildi.
   Hacıkostis dün saat 14.00’te, Güney Lefkoşa’daki Ay. Omologiton Kilisesi’nde düzenlenen cenaze töreninin ardından Konstantinos ve Eleni Mezarlığı’nda defnedildi. Hacıkostis’in ailesi saat 12:30’dan 14:00’e kadar kilisede taziyeleri kabul etti.
      Cenaze törenine katılan Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, saldırıyı “trajedi” olarak nitelendirerek olayın bir an önce aydınlatılması için polise talimat verdiğini söyledi. Hristofyas’ın, dünkü ayin sırasında çok üzgün olduğu görüldü. Dini ayini Rum Başpiskoposu Hrisostomos yönetti.
   Rum siyasi partileri AKEL, DİSİ, DİKO, KS EDEK, Çevreciler ve Ekologlar ile EVRO. KO tarafından yayınlanan mesajlarda, Andis Hacıkostis’in öldürülmesi sert ifadelerle kınandı.

Alithia ekonomik nedenler üzerinde durdu

   Alithia gazetesinde yayınlanan bir habere göre olayı araştırmakta olan Rum polisi, Hacıkostis’in ekonomik nedenlerden dolayı öldürülmüş olabileceği üzerinde duruyor. Diğer iki senaryoda ise Hacıkostis’in “görüş ayrılıklarının bulunduğu biri tarafından öldürülmüş olması” veya “cinayetin, mevcut siyasi belirsizliğin kışkırtılması çabaları çerçevesinde işlenmiş olması” ihtimali üzerinde duruluyor.
   Alithia gazetesi, Hacıkostis’in, içte ve dışta birçok ticari faaliyetinin olduğunu anımsatarak, bunun ekonomik bir hesaplaşma olabileceğine dikkat çekti.
   Gazete, “KİP Üyesi Andis’i bilgilendirmişti” alt başlığıyla verdiği haberinde ise, Rum İstihbarat Teşkilatı (KİP) üyesi ve Hacıkostis’in yakın arkadaşı olan, ismi belirtilmeyen bir şahsın, 15 gün önce Hacıkostis’e hayatının tehlikede olabileceği ve dikkatli olması gerektiğiyle ilgili bir uyarı yaptığını yazdı.
    Habere göre KİP üyesi Hacıkostis’e, koruma alması önerisinde bulundu, fakat Hacıkostis bu önerilere kulak asmadı.
   Gazete haberinin devamında, elde ettiği bilgilere dayanarak Hacıkostis’in evinin bulunduğu yoldan son günlerde sıklıkla motor geçtiğini ve bunun da, Hacıkostis’in evinin daha önceden izlemeye alınmış olabileceği düşüncesini akıllara getirdiğini yazdı. 
   Haberde polisin, olayla ilgili iki kişiden ifade aldığı ve çiftlikleri araştırdığı, fakat herhangi bir iz bulamadığı belirtildi.

KIBRIS 14/01/10

 

Eroğlu ilk kez güneye geçecek

Başbakan Derviş Eroğlu başkanlığındaki UBP heyeti, Rum Anamuhalefet DİSİ’ye 20 Ocak Çarşamba günü iadei ziyaret yapacak.
Haberi  “‘Başbakan’ İlk Kez Özgür Gölgelere…” başlığıyla veren güneyde yayımlanan Politis gazetesi, DİSİ’nin aralık ayında UBP’yi ziyaret ettiğini ve ocak ayındaki iadei ziyaretin o görüşmede belirlendiğini kaydederek, Derviş Eroğlu’nun ilk kez Güney Kıbrıs’a geçeceğine dikkat çekti.
Bunun, Eroğlu’nun bir Kıbrıs Rum parti lideriyle gerçekleştireceği ikinci görüşme olacağını da kaydeden gazete, iki görüşmenin de DİSİ Başkanı Anastasiadis’le gerçekleştirileceğini yazdı.
Haberde, UBP yönetiminin daha önce Güney Kıbrıs’a geçip görüşmeler yaptığını, fakat partinin o zamanlar Derviş Eroğlu tarafından yönetilmediğini de anımsattı.
“UBP ile Kıbrıs konusundaki görüşleri oldukça uzak olmasına karşın DİSİ’nin, iletişim kanalını açık tutmak istediğini” yazan gazete, Eroğlu’nun Güney Kıbrıs’a ilk ziyaretinin “Nisan ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili ‘en güçlü aday’ görüntüsünü güçlendirme ve seçilmesi halinde müzakerelere devam edeceğine dair zemin kazanma” şeklinde yorumlandığını da ekledi.

HALKIN SESI 14/01/10

 

İLK TUR TAMAMLANDI

   

Yoğunlaştırılmış müzakerelerin ikinci turu 25 Ocak Pazartesi başlayacak

Talat: Son derece derinlemesine ve yararlı bir müzakere oldu. Müzakere sürecinin önemli bir dönemecini aşmış bulunmaktayız. 3 günde yönetim ve güç paylaşımı konusunda çok derinlemesine tartışmalarımız oldu. Her konuyu ele aldık ve sonuçta tartışmalar bir olgunlaşma noktasına geldi. Gerekli değerlendirmeleri yaptıktan sonra ikinci üç günde sonuç almak için çalışacağız.

Cumhurbaşkanı Talat, yoğunlaştırılmış görüşmelerin ilk etabında son derece derinlemesine ve yararlı bir müzakere olduğuna işaret ederek, “müzakere sürecinin önemli bir dönemecini aşmış bulunmaktayız. Artık ikinci 3 günde birçok konuda; özellikle Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı altında ki birçok konuda sonuca varmış olacağız diye düşünüyorum, inanıyorum” dedi.
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde başlatılan yoğunlaştırılmış görüşmelerin ilk ayağı tamamlandı.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun’un ara bölgedeki resmi ikametgâhında Pazartesi günü başlayan bu üç günlük müzakere döneminin bugün gerçekleştirilen son görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanı Talat, Cumhurbaşkanlığı’na dönüşünde basına açıklamada bulundu.
Cumhurbaşkanı Talat, “Son üç günde olgunlaşma sağladık. Aşağı yukarı tarafların pozisyonları netleşti. Kimin nerede kıpırdaması gerektiği belli oldu. Şimdi onları değerlendireceğiz yani yeni bir çalışma yapıp yeni bazı esneklikler göstererek acaba ortak noktalara varabilir miyiz ona çalışacağız” dedi.

HRİSTOFYAS’IN YUNANİSTAN ZİYARETİ
Talat, bu arada, Rum Yönetimi Lideri Hristofyas’ın Yunanistan’ı ziyaretini de önemli ve kritik bir ziyaret olarak değerlendirdi.
Basının sorularını da yanıtlayan Talat, Hristofyas’ın dünkü görüşme sonrasında yaptığı “kağıtlar üzerinden gitmedikleri” şeklindeki açıklamalarının anımsatılarak yönetimle ilgili bilgi vermesinin istenilmesi üzerine, “yani ona bakarsanız kağıtlar ezberimizdedir. Ama kağıt üzerinde madde madde gitmedik çünkü Rum tarafının reddi bizim reddimiz bunu şeklen mümkün kılmadı ama orada öngörülen tüm konuları görüştük hatta fazlasını görüştük” dedi.

Yöntemle ilgili olarak ise, “değişik saatlerde, ekipler halinde; değişik saatlerde liderler baş başa, ekipler ayrı çalışmalar halinde güne yayıldı” diyen Talat, son derece derinlemesine ve yararlı bir müzakere olduğunu kaydetti.

“ANKARA ZİYARETİ OLACAĞINI TAHMİN EDİYORUM”
Talat, “Ankara ziyareti var mı” sorusuna ise, “herhalde olacak. Kesinleşmiş bir şey yok ama Ankara ziyareti olacağını tahmin ediyorum. Ama ben de gider miyim onu bilmiyorum. Malum değişik düzeylerde yapabiliriz” yanıtını verdi.
Bu sürede siyasi partilerle değerlendirme yapılıp yapılmayacağı sorusuna karşılık ise Talat, “yapacağız ama henüz herhangi bir program yapmadık. Herhalde önümüzdeki hafta. Önce bir kendi içimizde değerlendirelim sonra da siyasi partilerle tabi değerlendireceğiz” ifadesini kullandı.

“OLGUNLAŞMA SAĞLADIK…”
Cumhurbaşkanı Talat, “bu son 3 günde, geçmişe göre ilerleme sağlanıp sağlanamadığı; problemin egemenlikten mi kaynaklandığı” sorusuna verdiği yanıtta ise, sadece egemenlikten kaynaklanmadığını; onun da bir yeri olduğunu belirtti ve şöyle devam etti:
“Son üç günde daha doğrusu olgunlaşma sağladık. Belli konularda şu noktaya gelebilirim mesajı ama şu konuda da anlaşmaya varırsak gibi bir tartışma süreci yaşadık. Dolayısıyla aşağı yukarı tarafların pozisyonları netleşti.Kimin nerede kıpırdaması gerektiği belli oldu. Şimdi onları değerlendireceğiz yani yeni bir çalışma yapıp yeni bazı esneklikler göstererek acaba ortak noktalara varabilir miyiz ona çalışacağız.”

“Anavatanlara giderken tarafların dosyalarında sadece Yönetim ve Güç Paylaşımına ilişkin mi yoksa konuların bütünüyle ilgili tezler mi olacağı” sorusunu da yanıtlayan Talat, Hristofyas’ın ne götüreceğini bilemediğini ancak kendilerinin dosyalarında Yönetim ve Güç Paylaşımı başta olmak üzere, hazırlıklarını tamamlarlarsa, AB İlişkileri ile Ekonomi başlıklarının da olabileceğini kaydetti.

Hristofyas daha temkinli

“Henüz, görüş birlikleri olduğunu söylemekte çok çok dikkatliyim”

Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa çözüm müzakereleriyle ilgili olarak “henüz, görüş birlikleri olduğunu söylemekte çok çok dikkatliyim” dedi.
Rum radyosu RIK’e göre, yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk aşamasının tamamlandığı dünkü görüşmenin ardından Rum Başkanlık Köşkü’ne dönüşünde Rum gazetecilerin sorularına çok kısa yanıtlar veren Hristofyas, “serbest müzakerelere devam ettiklerini” belirtti.

“Havadan sudan konuşmadık” ifadesini kullanan Hristofyas, Rum gazetecilerin sorduğu; bu görüşmelerin hangi zeminde gerçekleştirildiği sorusuna yanıt vermedi.
Hristofyas, “Görüş birliklerinden söz ederken çok dikkatliyim... daha... Bildiğiniz gibi çok sabırlıyım. Gerek Talat’a da, Türkiye’ye de, iç cepheye karşı...” diye konuştu.
Bu sözü ile; Rum tarafında, uyguladığı taktiğe ve icraatlarına karşı yükselen muhalif sesleri kasteden Hristofyas, “Soğukkanlı olmak ve çabalarımı sürdürmek için çok sabırlıyım. Çünkü hedef başarısız olmamız değil başarılı olmamızdır. Sizi temin etmek isterim ki, savunmamız gerekenleri savunuyoruz” dedi.

STAR KIBRIS 14/01/10

RUM İSTİHBARATI UYARMIŞ

   

Kimliği belirsiz şahıslar tarafından öldürülen 41 yaşındaki medya patronu Andis Hacıkostis’in, dikkatli olması ve koruma alması yönünde uyarıldığı, ancak, kulak asmadığı belirtildi

Pazartesi akşamı kimliği belirsiz şahısların düzenlediği silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden DİAS Medya Grubu’nun Patronu Kostas Hacıkostis’in oğlu ve DİAS Medya Grubu’nun Danışma Müdürü 41 yaşındaki Andis Hacıkostis’in, dikkatli olması ve koruma alması yönünde uyarıldığı ortaya çıktı.

Alithia Gazetesi, “KİP Üyesi Andis’i bilgilendirmişti” alt başlığıyla verdiği haberinde ise, Rum İstihbarat Teşkilatı (KİP) üyesi ve Hacıkostis’in yakın arkadaşı olan, ismi belirtilmeyen bir şahsın, 15 gün önce Hacıkostis’e hayatının tehlikede olabileceği ve dikkatli olması gerektiğiyle ilgili bir uyarı yaptığını yazdı.
Habere göre KİP üyesi Hacıkostis’e, koruma alması önerisinde bulundu, fakat Hacıkostis bu önerilere kulak asmadı.

TOPRAĞA VERİLDİ

Bu arada, Andis Hacıkostis, düzenlenen cenaze töreninin ardından toprağa verildi. Rum basınında geniş yer bulan ve fotoğraflarla desteklenen haberlere göre olayla ilgili soruşturmalar devam ederken, ortaya çeşitli senaryolar atılıyor.
Habere göre olayı araştırmakta olan Rum polisi, Hacıkostis’in ekonomik nedenlerden dolayı öldürülmüş olabileceği üzerinde duruyor. Diğer iki senaryoda ise Hacıkostis’in “görüş ayrılıklarının bulunduğu biri tarafından öldürülmüş olması” veya “cinayetin, mevcut siyasi belirsizliğin kışkırtılması çabaları çerçevesinde işlenmiş olması” ihtimali üzerinde duruluyor.

EVİNİN ÖNÜNDEN MOTOR GEÇİYORDU

Gazete haberinin devamında, elde ettiği bilgilere dayanarak Hacıkostis’in evinin bulunduğu yoldan son günlerde sıklıkla motor geçtiğini ve bunun da, Hacıkostis’in evinin daha önceden izlemeye alınmış olabileceği düşüncesini akıllara getirdiğini yazdı.
Haberde polisin, olayla ilgili iki kişiden ifade aldığı ve çiftlikleri araştırdığı, fakat herhangi bir iz bulamadığı belirtildi.

STAR KIBRIS 14/01/10

 

ARA BÖLGEDE ‘RİSK ALTINDAKİ ÇOCUKLAR’ KONUŞULDU

   

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma müzakereleri sürecinde kurulan Suç ve Suça İlişkin Konular İle İlgili Teknik Komite, dün “Children At Risk” (Risk Altındaki Çocuklar) isimli iki toplumlu bir seminer çalışması düzenledi.
Seminer, ara bölgedeki Ledra Palace Otel’de saat 09.00’da BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve komitenin Türk ve Rum eş başkanlarının açılış konuşmaları ile başladı.

Seminerde, Türk ve Rum konuşmacılar “Çocuklara karşı yapılan fiziki ve cinsel tacizler ile kabadayılık, zorbalık, okul çağı çocuklarında görülen şiddet ve kurallara karşı gelme ve bunlara karşı koruma ve etkin müdahale konuları üzerinde duruldu.
BM tarafından katılan konuşmacılar ise, polis gözüyle bu gibi konulara yaklaşım şekillerini ele aldı.

Seminere KKTC’den konuşmacı olarak Emine İnsay ve Dr. Fatih Bayraktar, Güney Kıbrıs’tan Dr. Ernestina Sismani-Papacosta ve Prof. Andreas Kapardis ile Birleşmiş Milletler tarafından Hollanda Polisi’nden Nordin Veelenturf ve Avustralya Polisi’nden Wayne M. Brayshaw katıldı.

GELECEK İÇİN BİR ŞEYLER YAPILABİLİNİR
Seminerin açılışında konuşan BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, iki toplumdan temsilcilerin bir araya gelmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
BM içerisinde farklı ülke ve toplumlardan kişiler bulunduğunu, fakat bunun yanında birçok ortak noktada birleşildiğini hatırlatan Downer, farklılıkların ayırıcı tarafına fırsat vermediklerini söyledi.

Çocukların korunmasız ve tehditlere açık varlıklar olduğunu dile getiren Downer, büyüklerin liderliğine ihtiyaç duyan çocukların, ilgiden mahrum kaldıkları anda gelişimlerinin olumsuz yönde etkileneceğini kaydetti.
Downer, geçmişi değiştirmenin asla mümkün olamayacağını fakat gelecek için bir şeyler yapılabileceğinin altını çizerek, çocuklara gösterilen ilgi ve korumanın geleceği kurtarabileceğini ifade etti.

İYİ BİR BAŞLANGIÇ
Suç ve Suça İlişkin Konular İle İlgili Teknik Komite’nin Rum Eş Başkanı Andreas Kapardis de, yapılacak çok iş olduğunu, bu semineri ileriye gidebilme potansiyelinin bir kanıtı olarak gördüğünü ve herkesin aynı değerler ve endişeleri, ayrıca gerekli bilgi ve uzmanlığı taşımakta da birleştiğini söyledi.

Birçok “Kıbrıslı” akademisyenin araştırma yaptığını, seminerin iyi bir başlangıç olacağını ve gerekli tartışma zeminini yaratmasını umduğunu söyleyen Kapardis, konuşmasının sonunda “çocuklar ve Kıbrıs için” Kıbrıslı Türk akademisyenleri ortak araştırma ve yayın yapmaya da davet etti.

İKİ TOPLUM ARASINDA GÜVEN
Komitenin Türk Eş Başkanı avukat Hakkı Önen de, komitenin ve alt komitenin çalışmaları ve kuruluşu hakkında bilgi verdiği konuşmasında, seminerin komite için ilk iki toplumlu aktivite olacağını belirtti.

Önen, bu tür çalışmaların adadaki iki toplum arasında güvenin yaratılması ve artırılması açısından devamının gelmesini umduklarını, var olan ve muhtemel var olabilecek sorunların önlenebilmesi ve çarelerinin bulunması açısından bunun önemli olduğunu kaydetti.

STAR KIBRIS 14/01/10

A social movement for a united Cyprus

By Sebastian Heller Published on January 14, 2010

A BICOMMUNAL peace movement went public in Nicosia yesterday, with the stated aim of rallying support for a unified federal state.
The United Cyprus Bi-Communal Peace Initiative, was founded three months ago in Limassol, decided to make itself known to the wider public “to give support to the ongoing negotiation process”.
The group used yesterday’s news conference to outline their five primary principles, including what they believed were the current hindrances to reunification. Citing issues of property and demographic change as being serious issues that require both sides’ attention, the group also believes both communities must be continually informed about the ongoing negotiations.
Over 30 Greek Cypriot and Turkish Cypriot organisations, including unions and NGOs, are involved in the initiative and its efforts are supported by over 1,000 signatories so far.
“Our priority must be to fight the separatist, fascist and racist forces that have been instrumental in the division of our island as well as in the rise of chauvinism and enmity,” said Themis Demetriou, spokesperson for the movement.
Demetriou acknowledged that there have been such movements before but said that the United Cyprus Bi-Communal Peace Initiative was founded because Cyprus needs such a movement at this point in history.
“Whether it will become a force that will be effective, is up to us,” he said.
The members of the movement are drawn from both sides of the Green Line and joining it is open to anyone who wishes to lend their support.
“If AKEL wants to come tomorrow and say ‘I am supporting this movement’, which they should be, then they are welcome,” said a one person within the movement who did not wish to be named.
Grigoris Ioannou, a younger member involved in the initiative, said that it was filling a vacuum which existed in the political and diplomatic processes of the island.
“Since the parties don’t take the initiative to do an actual bi-communal event, that’s where we come in,” he said.
Of particular concern to the delegates was the possible victory of Dervis Eroglu’s National Unity Party in April’s elections in the north.
The younger members of the movement stressed that it was necessary for the island’s progress as a society and mentality to arrive at a finalised solution to the division of the island as the current situation prevents any real progress in every other field.
“‘I lost my house and my land, I lost my family, why should I care about immigrants getting beaten up?’ is the attitude that prevails today in Cypriot society,” said one supporter, while another added, “We need to get the Cyprus Problem solved to move forward as a society.”
The movement said it would continue its concerted action until they arrive at their intended aim which is “nothing less than the solution: a united, demilitarised, federated homeland at peace and without divisive barbed wire fences”.

CYPRUS MAIL 14/01/10

 

Mourners pay tribute to Hadjicostis at funeral

By George Psyllides Published on January 14, 2010

HUNDREDS OF people gathered in Nicosia yesterday to bid a final farewell to Andis Hadjicostis, the media owner murdered on Monday by unknown gunmen.
His funeral service was held at the Ayioi Omologites church and was conducted by Archbishop Chrysostomos II.
Mourners waited patiently in pouring rain to extend their condolences to the Hadjicostis family.
A long line of umbrella-wielding people stretched from inside the church to the courtyard, the street, and beyond.
“What can one say? We have lost an outstanding man. It is a big injustice,” one woman said.
“I am shocked. He is the last person I expected to be murdered,” a man added.
President Demetris Christofias interrupted his talks with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat to attend the funeral service.
It was also attended by politicians, government officials, colleagues, media workers and friends of Hadjicostis.
Representatives from the DIAS media empire lined up to pay their respects to their murdered boss.
In his eulogy on behalf of Simerini, columnist Savvas Iacovides described Hadjicostis as a dynamic and sincere man, a passionate patriot who selflessly contributed at critical times for “our occupied country.”
He vowed that workers at the media group would not be terrorised by the “ruthless killers”.
“Your father laid solid foundations, building a powerful DIAS along with us, on a nice and exciting journey. You took over as a worthy and capable son to continue the creative course forward,” Iacovides said.
Radio Proto presenter Lazaros Mavros said the “worthy captain of the flagship of expression of the people’s resistance” had been murdered.
“We will not let them sink the flagship. We not only owe it to the people and the country... from today we also owe it to our murdered captain,” Mavros said.
Hadjicostis’ close friend Giorgos Pamporides said it seemed like a lie, “a bad dream; to be standing here to tell you the final goodbye.”
“The sorrow is untold my friend; the gap is huge,” Pamporides said with tears in his eyes.
The crowd burst into spontaneous applause as the casket-bearers carried the coffin outside the church, on its way to the cemetery for the burial.

CYPRUS MAIL

Low key end to first round of intensive talks

By Stefanos Evripidou Published on January 14, 2010

THE TWO leaders ended the first three-day session of intensive talks yesterday on a low key, leaving nearly two weeks for thought, reflection, a National Council meeting and trips to Athens and Ankara before resuming intensive talks on January 25.
The meeting lasted eight hours, after which UN Special Adviser Alexander Downer said the two had “a free and very open exchange of views on the issue of governance and power sharing”.
Asked whether the UN had met its objective of achieving progress, the Australian diplomat replied: “As I said, and I choose my words carefully, these talks are being held very much in a positive spirit and in a very good atmosphere.”
The two leaders’ respective aides will meet next Wednesday to continue discussions on governance and power sharing, after which the second three-day session will begin the following Monday.
Downer shot down suggestions there had been no progress since the aides would continue on the same topic next week. He reminded that he “very deliberately” said the negotiations were held in a very positive spirit and good atmosphere, “so it is important to note that”. He added that the intensive sessions needed to be judged in their totality.
“You’ll find out how this has all gone at the end of the process, rather than us giving a running commentary on how it’s going day by day,” he said.
Following the conclusion of the three-day period, President Demetris Christofias said he was very cautious about speaking of convergences during the first phase of the intensive talks.
Free discussions on governance continued “in an effort to reach a mutual understanding. And this will continue during the next meeting”, he said.
Asked if the two sides had reached convergences, he said “not yet”.
“I cannot say that we have concrete results,” said Christofias, adding that the two leaders were not making small talk either.
“I am very, very cautious about telling you that there have been convergences. Still, I have a lot of patience, as you know, with Mr (Mehmet Ali) Talat and Turkey, and with our people, in order to be calm and continue the effort because the target is not to fail. The target is to succeed,” he said, adding, “I want to assure you once again, we defend (in the talks) what we have to defend”.
Speaking on his return, Turkish Cypriot leader Talat expressed the view that the two would achieve results on a range of issues mainly regarding governance and power sharing in the second phase of intense talks.
He said the two leaders had a substantive discussion, and that the talks had reached a “mature point”.
“I think it would be very significant at this stage to have a result and announce it to our people,” he said.
Governance and power sharing was the main aspect of the Cyprus problem and needed time, said Talat, who hinted that a visit to Ankara was on the cards, though not necessarily by him.
The Turkish Cypriot leader said the two did not necessarily discuss each side’s proposals line by line as submitted in the last week but had an “intense and useful negotiation”. 
Christofias will convene the National Council this Friday to brief party leaders before leaving for Athens on Saturday for talks with Greek PM George Papandreou.
Meanwhile, US Secretary of State Hillary Clinton called both leaders on the telephone to discuss the peace process. 
Talat said she congratulated him on his courage while he told her that the Greek Cypriot side needed “encouragement”.
According to reports, Clinton told Christofias of the important role Cyprus plays in the Middle East and how a solution could contribute to peace in the wider region. The US diplomat also referred to the need for flexibility in the talks, to which the president replied that the Greek Cypriot side had this but with limits.

CYPRUS MAIL

Our View: Christofias’ political skills are sorely lacking

Published on January 14, 2010

AFTER three days of marathon meetings, President Christofias and Mehmet Ali Talat will take a 10-day break from the intensive talks that began on Monday in a climate of negativity and pessimism. After the second day, UN Special Representative, Alexander Downer, said he was “happy with the way the negotiations have been proceeding” and that they were “very open and frank”.
This is a peculiar development, considering that 24 hours before the start of the talks Christofias had a meeting with all the parliamentary party leaders and they unanimously decided to reject the proposals submitted by the Turkish side.
The report about the decision, which appeared in government mouthpiece Haravghi said the proposal would be rejected without being discussed. Yet the seven-page document was not rejected and Christofias also submitted his own written proposals on Tuesday, so that talks could proceed.
This erratic behaviour has become the president’s trademark. He agrees with the party leaders because he is afraid to stand up to them but then completely ignores them because he has no intention of walking out of the talks. There is no strategy or plan of action; he is content to improvise policy, always following the path of least resistance.
The way he reacted to the Turkish proposals was a case in point. The Turkish proposals were conveyed to him on January 4 and he expressed no objections, recognising they were negotiable. When they were leaked to the Turkish press on Thursday and he was faced with the knee-jerk reactions of the Greek Cypriot politicians, he changed tack. He started publicly complaining and called a meeting of the party leaders to discuss the ‘unacceptable proposals’. At the meeting, he agreed that he would not discuss the Turkish proposals and that he would report Talat to the UN and European Commission for having deviated from the agreed basis of the negotiations.
He would not have said anything about the proposals if they were not made public. He would have accepted that their submission was part of the Turkish side’s negotiating tactics. Only a fool would have expected the Turks to submit proposals that Omirou, Garoyian and Syllouris might consider to be acceptable. But Christofias did not have the courage to stand up to his critics, choosing the easy option of siding with them. So then if the critics were right, why did he agree to discuss the unacceptable proposals at his meetings with Talat this week?
These are demonstrations in weak and indecisive leadership. The president swings from one position to the other in order to stay on good terms with everyone, not realising that in the process he is destroying the last shreds of credibility he may have had as a politician.

CYPRUS MAIL

İşte hükümetin Kürt açılımı paketi

İçişleri Bakanı Beşir Atalay aylardır beklenen açıklamasını bugün yaptı. Kamuolunda Kürt açılımı olarak bilinen demokratik açılımın ilk paketi bugün duyuruldu. İşte hükümetin ilk Kürt açılımı paketi:

CEZAEVLERİNDE KÜRTÇE GÖRÜŞME   

- Cezaevlerindeki hükümlülerin yakınlarıyla farklı lehçelerde konuşmasını sağlayan yönetmelik yürürlüğe girmiştir. TRT, TRT-6’yla yayına başlamıştı. Şu anda özel televizyon ve radyolarda farklı dil ve lehçelerde 24 saat yayın yapılabilir. Üniversiteler bünyesinde farklı dil ve lehçelerde enstitü araştırma merkezi kurulması yönünde YÖK’ün tasarrufları var.  
 
YOL KONTROLLERİ AZALTILACAK

- Terörle mücadeleyi aksatmayacak şekilde, vatandaşlarımızın günlük yaşamlarını kolaylaştıracak adımlar atılmaktadır. Yol kontrollerinin azaltılması ve yayla yasaklarının asgari seviyeye indirilmesi amacıyla genelgeler hazırlanmıştır. Bu önemlidir. Bunlar ülkemizin değişik kesimleri için hayatı çok kolaylaştıran çok önemli, idari tasarruflarla sağlanabilecek tedbirlerdir. Biz bunları önemsiyoruz. Özellikle günlük hayatta ülkemizin her köşesinde insanımızın rahat edeceği adımları atmaya devam ediyoruz.

- Bunlar yasal değişiklik gerektiren adımlardır.

TAŞ ATAN ÇOCUKLAR, ÇOCUK MAHKEMESİNDE YARGILANACAK

- 18 yaş altındaki tüm çocukların çocuk mahkemesinde yargılamaya yönelik kanun tasarısı Meclis’e gönderilmiştir. İnsan haklarıyla ilgili yeni mekanizmaların kurulması bu sürecin en önemli sonuçlarından biridir. İnsan haklarını birey boyutunda daha da böyle hücrelere kadar hissedilir şekle getirecek bazı tasarıların hazırlığı içerisindeyiz.

-Hükümetimiz milletimizi layıkıyla temsil etmek için çalışmalarını devam ettiriyor. Türkiye’nin en itibarlı şekilde temsil edilmesi için çaba veriyoruz. Son 7 yıldaki çabalarımız ülkemizi hem bölgesinde büyük bir güç hemde küresel bir aktör haline gelmiştir.

İÇ SORUNLARI CESARETLE ÇÖZMEYE ÇALIŞIYORUZ

-Bütün bunları yaparken ülkelerin kendi iç sorunlarını çözmesi ve bunları iyi yönetmesi yani içerdeki ev ödevini iyi yapması da çok önemlidir. Biz bu iç sorunlarımızı da cesaretle çözmeye çalışıyoruz. Hükümetimiz sorunlardan kaçan değil sorunları çözen bir iktidardır. Biz bunu ilke edindik. Risk almaktan kaçan değil millet adına sorumluluklarının farkında olan ve bunları üstlenen bir iktidarız.

- Çünkü biz çözümü ne kadar büyütürsek sorunu o kadar küçülteceğimize inanıyoruz. Çözümsüzlüğü politika olarak benimsemedik. Kınayıcıların kınamasından, felaket senaryolarından çekinmeyerek sorunların üzerine gittik. Ak Parti hükümetleri olarak geçmiş iktidarlarının yaptığı gibi biz kanayan yaralarına dokunmayabilirdik. Ama biz başta da söylediğim gibi farkı bir iktidarız. Sorunları iyi analiz eden teşhis eden ve birbir çözen bir hükümetiz. Daha fazla yıllarca devam eden kanın akmasına da seyirci kalmadık kalmayacağız.

- Bazen içeriği bilinmiyor gibi ifadeler kullanılıyor. Bunlardan birincisi terörün sona erdirilmesi. İkincisi ise demokratik standardımızın yükseltilmesi.

HUZURLU BİR ÜLKEDE YAŞAYACAĞIZ

- Bu iki hedefin gerçekleşmesi halinde, kader birliği yapmış olan milletimizin tüm fertleriyle daha huzurlu özgür bir ülkede yaşayacağı açıktır. Ayrıca kardeşliğimizi perçinleyecek bu hedeflere aklı başında hiç kimsenin karşı çıkacağına da ihtimal vermiyoruz. Bu nedenle biz milli birlik ve kardeşlik projesi dedik. Burada hedefimiz sonsuzca kardeşlik. 

- Kurumlarla ilgili kanun çalışmalarının önemli ölçüde tamamlandığını biliyoruz. İhtiyari protokolün onaylanmasına ilişkin kanun tasarısı Meclis’e gönderildi. Meclis’te önceliklerimiz arasında olacaktır. Türkiye insan hakları kurumu’nun kurulmasına yönelik kanun tasarısı haftaya Meclis’e gidebilir.

- Diğer ikisi, bağımsız kolluk gözetim komisyonu hakkındaki kanun taslağının çalışması tamamlandı ve ilgili kamu kurumlarına gönderildi. Tasarılarda ilgili kurumların görüşlerinin alınması önemlidir. Çok gecikmeden bunu

- Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik kurulu’na ilişkin kanun tasarısı da tamamlanmak üzere, haftaya da bunu ilgili kuruluşların görüşlerine göndereceğiz.

- Şu geçen sürece meclis’teki bu konuların sunumundan sonra, tüm bu kanun tasarılarının hazırlanması sürecinde biz, katılımcı yöntemi mümkün olduğunca uygulamaya çalıştık. STK’larla, akademisyenlerle toplantılar yaptık, önerilerini aldık. Sivil katılımı da dahil ederek yürütüyoruz bu çalışmayı.

- Yapılan bu değişiklikler, etnik kökeni, siyasi tercihi ne olursa olsun herkesin temel hak ve özgürlüklerini korumayı amaçlamaktadır. Vatandaşlarımızın bütününü kapsamaktadır. Bu mekanizmalar herkese hitap ediyor.

- Bu adımlar uluslar arası insan hakları hukuku’na bağlı devletimizin attığı atacağı adımlardır.

- Bu mekanizmaların en az üç ortak özelliği var. Bunların tamamının öznesi insan olan, kurumsal yapılardır. İkincisi, bu dört mekanizma bağımsız mekanizmadır. Hepsi bağımsızdır. Hiçbir organdan emir ve talimat almadan faaliyet göstereceklerdir. Üçüncüsü de bunlar kendiliğinden, başvuru üzerine çalışacak mekanizmalardır.

- Türkiye İnsan Hakları Kurumu, hemen her demokratik ülkede bulunan bir kurumdur. Bildiğiniz gibi başbakanlık bünyesinde faaliyet gösteren bir insan hakları başkanlığı’mız vardır. Ancak bu kurumumuzun bağımsızlık ve tarafsızlığı taşımadığı gerekçesiyle eleştirilmektedir. Biz bu nedenle bağımsız olarka çalışacak yeni bir kurum oluşturuyoruz. İnsan hakları kurumu, toplumda hak arama bilincinin gelişmesinde görevleri de olacaktır. Bu kurumların etkili şekilde çalışmasının toplumumuza büyük faydası olacaktır. Bu kurumlar sayesinde AİHM önünde, ülkemize yapılan şikayetlerde büyük azalma bekliyoruz. Ülkemizi yüklü miktarda tazminata mahkum edildiği düşünüldüğünde önemi büyüktür.

KANUN ÖNÜNDE HERKES EŞİTTİR

- Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu: Herkes ayrım edilmeksizin kanun önünde eşittir. Bağımsız bir mekanizma oluşturuyoruz. Bu gerçekten Türkiye’de insan hakları ve demokrasiyi yükseltme bakımından büyük bir adımdır. Bu kurum her türlü ayrımcılığın önlenmesi için, ihlalin ortadan kaldırılması için görev yapacaktır. Bu kurul, sembolik yetkilerin ötesinde önemli yetkilere sahip olacaktır. Kurumun kararları tüm devlet organlarını bağlayacak düzeyde olacaktır. Ayrımcılığa tabi tutulduğunu düşünen bütün vatandaşlarımız başvurabilecektir. Kurulun kararları, bilirkişi raporu olarakta kabul edilecektir.

- Kolluk Gözetim Komisyonu: İşkenceye sıfır tolerans politikamızı başarıyla uygulamaktayız. Bunun son örneklerinden biri de bu komisyonun kurulmasına yönelik kanun çalışmasıdır. Kamu kurumlarından, üniversitelerden temsilciler görev yapacaktır. Komisyon bir yandan ihlal iddialarıyla ilgili başlatılan soruşturmaları izleyecek, diğer yandan bizzat kolluk hakkında idari soruşturmanın başlatılmasını isteyebilecektir. Esasen bu komisyn hem vatandaşlarımızı koruyacak, hemde kolluk görevlilerimizi koruyacaktır. Kolluk görevlilerinin güvenlik personelinin, vatandaşa zaman zaman kötü muamele ettiği vs biz bu konuda bir çok tedbirler aldık. 2009’da bütün polis merkezleirmizi yeniden gözden geçirdik. Standartlar getirdik, kamera sistemi getirdik. Bu da daha ileri bir mekanizma. Kötü muamelede elbette yargı yolu var. Ama aynı zamanda idari olarakta disiplin soruşturması yapılıyor. Ben yeni bir uygulama getirdim. Önce açığa alıyoruz, sonra inceleme yaptırıyoruz. Sonunda durum ortaya çıktığında da uygulama yapıyoruz. Şimdi bağımsız bir mekanizma getiriyoruz. Bunu sadece vatandaşın hakkını korumak için de ifade etmiyorum, diğer yandan güvenlik güçlerimiz için de bir güvence olacaktır.

- Tüm bu mekanizmalar herkes için daha fazla hak ve özgürlük anlayışını hayata geçiren koruma mekanizmalarıdır. Bunlar baştan beri sürdürdüğümüz demokrasi sürecinin parçalarıdır. Biz partimiz kuruldığında bu hedefleri koyduk. 58. hükümetten itibaren çok ileri adımlar attık. Bu getirdiğimiz 4 mekanizma, demokratikleşme alanında çok ileri çok rafine tedbirlerdir. Çok ince ayarlardır. Bireyi koruyacak, bireyin hakkını aramasına imkan verecek gelişmelerdir. Bunun çok iyi algılanmasını gerçekten önemli görüyorum. Milli iradeye dayanan demokratik hukuk devletinin tüm kurallarıyla işlemesi için çok önemli adımlar attık, devam edeceğiz.

- Demokratik açılım Ak Parti’nin kurulmasıyla başlamıştır. Partimizin varlık nedenlerinden en önemlisi demokrasi açığını kapatmaktır.

YAŞANAN TRAJİ KOMİKTİR

- Bu gerçekler ortadayken yaşanan bir tartışma traji komiktir.  Ülkemizin polis devletine doğru gittiğini iddia ediyorlar. İnsanın ciddiye alası bile gelmiyor. Türkiye neredeyse, demokratik standartlarını en uç noktalara doğru götürüyor. Yeni bir temcit pilavıyla karşı karşıyayız. Çok ucuz bir sosyal mühendislik projesi. İşte sivil darbe, sivil faşizm gibi, özünde çelişkili ifadeler yeniden gündeme getirilmeye başlanıyor. Aslında bunlar bazı siyasetçilerin ve partilerin klasiğidir. Geçmişte de bunlar olmuştur.

- Bunların hepsi önceden biraz çalışılmış, yapaylığı sırıtan, düşünce asaletinden de yoksuldur. Sığ ve yapan olduğundan da ömrü bir haftayı geçmiyor. Ülkemizde tartışmamız gereken şey, ülkemizin standartlarının daha nasıl yükseltebiliriz kaygıları olmalıdır. Bizim derdimiz milletimiz tarafından çok iyi biliniyor. Bizi anaların vicdanı çok iyi anlıyor. Girdiğimiz yol, başbakanımızın ifade ettiği gibi, analar daha fazla ağlamasın ve daha güçlü bir Türkiye ortaya çıksın yoludur. Bunun en büyük karşılığı milletimizin vicdanıdır. Türkiye normalleştikçe büyüyor.

- Dere yatağında akmaya başladı, bırakın Türkiye’de tekrar demokratik alanların sınırlanması veya işte sivil dikta vs. bu bizim getirdiğimiz mekanizmalar ve Ak Parti’nin 2002’den bu yana yaptığı uygulamalarla, bırakın şimdileri gelecekte de bunların heveslileri olsa bile dönemeyeceklerdir. Türkiye öyle mesafe aldı. Onun için diyorum dere yatağı akmaya başladı, Türkiye büyüyor. Bizim görevimiz bu.

- Bu idare işkenceye sıfır tolerans. Şu anda Türkiye’de işkenceyle ilgili dava yok denecek kadar azdır. Kolluklarla ilgili olan tedbirler almaktadır. Bağımsız kolluk denetim ve gözetim mekanizması kuruyoruz biz. Polis devleti olanlar bu mekanizmayı kurmazlar. Yani bunlar milletimizin kafasını karıştırmaya yönelik bazı suçlamalar. Türkiye’de artık o yollar geride kaldı. Türkiye’de artık herkes herkesi düşünüyor ve konuşuyor. Biz yeter ki bu özelliğini daha da takviye edelim.

KARANLIK ODA KALMASIN

- Karanlık odalar kalmasın, karanlık kapıların ardında bir şey kalmasın. Her şey şeffaf ve açık. Biz baştan itibaren Türkiye’nin demokratikleşmesi için büyük çaba sarf ediyoruz. Biz hepimiz birlikte Türkiye’yiz diyoruz. Hepimiz birlikte Türk milletiyiz.

- Vatandaşımızın kadim kardeşlik hukuku ve engin ön görüsü bu söylemleri boşa çıkarıyor. Çözümün karşısında durmak, çözümü baltalamak, kitleleri galeyana getirme çabası anlaşılır değildir. Birileri bunu yapıyor. Milletimiz basiret sahibidir. Ben özellikle bir toplum araştırmacısı olarak, bizim milletimizin, Türk milletinin bu özelliğine karakterine çok güveniyorum. Oynanan oyunları dönen dolapları çok iyi biliyor. Bu sorunları, siyasi rüştünü ispatlayamamış siyasi partiler, marjinal gruplar çözemez. Bu konular geniş ufuk vizyon ister. Bu sorunlar ancak öyle çözülür. Bugün mikro boyutta boğulanlar var. Özden uzaklaşmamak lazım. Bu süreçler kolay süreçler değildir.

CESARETLE ÇÖZÜLÜR

- Bu sorunlar ancak hükümetimizin ortaya koyduğu ufuk vizyon samimiyet ve cesaretle çözülür. Bizim farkımız bu. Ak Parti kendisini iktidar yapan gücün farkındadır. Ak Parti’ye oy veren vermeyen her vatandaşımızın şikayeti derdi, bizim derdimizdir.

TERÖRÜ SONA ERDİRECEĞİZ
- Biz bu süreci kararlı şekilde devam ediyoruz. Terörün sonlandırılmasına yönelik olarak sonuç alınacak önemli çok ileri kapsamlı çalışmalar yapıyoruz.   

- İçerde ve dışarıda kapsamlı bir çalışma yürütüyoruz. Terörün sona erdirilmesi için gereken ne varsa onu yapıyoruz. Bütün en ileri adımları atıyoruz ve ince ince dokunarak devam ediyor. Bunun pek çok boyutları ve bütün boyutlarıyla bu yürütülüyor.

TÜRKİYE BU TERÖRÜ TAŞIMAYACAK

- Bildiğiniz gibi Türkiye’ye dönük terör daima zaman zaman komşu ülkelerden zaman zaman bazı Avrupa ülkelerinden destek görmüştür. Şu anda Türkiye eski Türkiye değil. Türkiye güçlü bir ülke ve uluslar arası alanda bu gücünü, Türkiye’ye dönük terör desteklerini bitirmek için sonuna kadar kullanıyor.  Türkiye bu terörü artık taşımayacak. Bunun için çalışıyoruz. Milletimizin desteğini devam ettirmesini biz talep ediyoruz.

HURRIYET 15/01/10

·                     Kıbrıs: Kim başkan seçilecek?

Lefkoşa
Rum lideri Hristofyas KKTC Cumhurbaşkanı Talat’ın Ankara ile birlikte hazırladığı bir dizi öneriyi geçen hafta reddetti. Bu ret Türk tarafında şok etkisi yarattı.
Talat ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu üzerinde uzun zaman çalıştıkları önerilerin Kıbrıs sorununun çözümünde bir dönüm noktası teşkil edeceğini umuyorlardı.
Hristofyas önerilerin en azından bir bölümünü kabul edecek, görüşmeler hızlanacaktı. Talat nisandaki cumhurbaşkanlığı seçimlerine elinde toplumlar arası görüşme başarısıyla girecekti. Ancak bu olmayacak ve belki de bu nedenle seçimleri kaybedecek.
Talat’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakibi, daha resmen açıklanmamış olsa bile, Başbakan Derviş Eroğlu’dur.
Kamuoyu araştırmaları Eroğlu’nu önde gösteriyor. Talat kampına göre fark yüzde 4 ile 7 ve “kapatılabilir.” Eroğlu kampına göre fark yüzde 15 ve “kapatılması imkânsızdır.”
Talat, Kıbrıs politikasında AKP hükümetiyle tam uyum içinde ve hem Başbakan Erdoğan hem de Cumhurbaşkanı Gül ile arası çok iyi.
Eroğlu ise Kıbrıs konusunda bir şahin. O Hristofyas’ın fazla uç diye reddettiği öneri paketini aşırı tavizkâr buluyor.
Genel beklenti, Eroğlu’nun seçilmesi halinde toplumlar arası görüşmelerin kısa sürede çıkmaza gireceği. 

Seçimlere müdahale
Eroğlu’na yakın çevreler böyle bir olasılığın olmadığını söylüyor. 23 yıl parti başkanlığı, 19 yıl başbakanlık yapan ve 9 Türk başbakanıyla çalışan Eroğlu, “Hiçbir zaman Ankara’ya ters düşmedi. KKTC’nin Türkiye’den bağımsız bir Kıbrıs politikası yürütmesi düşünülemez” diyor danışmanları.
Ama fazla insanı ikna ettiklerini sanmıyorum. Hristofyas ortalığı birbirine katacağına, önerileri beğenmediğini Talat’a özel olarak söyleyebilir, nisanda yapılacak seçimlerin arifesinde ayağının altından halıyı çekmeyebilirdi.
Ama yapmadı. Neden?  
Sanıyorum toplumlar arası görüşmelerden ümidini kesti. Talat’tan kurtulmak ve müzakerelerden çekilmek istiyor. Ama bunu yaparken kabahati Türk tarafının üzerine yıkması lazım. Talat ona bir mazeret vermeyecekti. Eroğlu verebilir. 
Kıbrıs konusunda moral üstünlüğü elinde tutmak isteyen Ankara, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Talat’ı destekliyor. Müzakerelere yakın bir kaynağa göre, “Ankara çözüm istiyor. Olmazsa Rum tarafı uluslararası topluluk tarafından şüphe bırakmayacak şekilde çözümü istemeyen taraf olarak görünsün istiyor.”
Aynı inancı taşıyan Talat’ın desteklenmesi bu yüzden. Uzun zamandır politikada olmasına rağmen uluslararası deneyimi az olan Eroğlu ise Ankara’nın başına dert açabilir.
Sual şu: Ankara buna izin verecek mi? Yoksa, geçmişte de sık sık görüldüğü gibi, seçimlere müdahale edecek mi?

MILLIYET 15/01/10 METIN MUNIR

 

Bakan Atalay'dan Kürt açılım paketi açıklaması

15/01/2010 RADIKAL

İçişleri Bakanı Beşir Atalay açılımla ilgili açıklamalarda bulunuyor. Atalay, daha önce soyut olarak bahsettiği Kürt açılımyla ilgili maddeleri bugün düzenlediği basın toplantısında somut şekilde açıklıyor. İşte hükümetin Kürt açılımı paketi.




İLERİ KAPSAMLI ÇALIŞMALARIMIZ VAR

- Biz bu süreci kararlı şekilde devam ediyoruz. Terörün sonlandırılmasına yönelik olarak sonuç alınacak önemli çok ileri kapsamlı çalışmalar yapıyoruz.

TERÖRÜ SONA ERDİRECEĞİZ

- İçerde ve dışarıda kapsamlı bir çalışma yürütüyoruz. Terörün sona erdirilmesi için gereken ne varsa onu yapıyoruz. Bütün en ileri adımları atıyoruz ve ince ince dokunarak devam ediyor. Bunun pek çok boyutları ve bütün boyutlarıyla bu yürütülüyor.

TÜRKİYE BU TERÖRÜ TAŞIMAYACAK

- Bildiğiniz gibi Türkiye’ye dönük terör daima zaman zaman komşu ülkelerden zaman zaman bazı Avrupa ülkelerinden destek görmüştür. Şu anda Türkiye eski Türkiye değil. Türkiye güçlü bir ülke ve uluslar arası alanda bu gücünü, Türkiye’ye dönük terör desteklerini bitirmek için sonuna kadar kullanıyor. Türkiye bu terörü artık taşımayacak. Bunun için çalışıyoruz. Milletimizin desteğini devam ettirmesini biz talep ediyoruz.

TARİHİ BİR OTURUM GERÇEKLEŞTİRDİK

- İkinci boyuta geldiğimizde 13 Kasım 2009’da Meclis’te tarihi bir oturum gerçekleştirdik. Kısa orta ve uzun vadede hangi adımları atacağımızı da detayıyla verdik. Burada verdiğimiz programa uygun olarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hepsini tek tek takip ediyoruz. oradaki ifadelerimiz bizim taahhütlerimizdir.

CEZAEVLERİNDE KÜRTÇE KONUŞULACAK

- Cezaevlerindeki hükümlülerin yakınlarıyla farklı lehçelerde konuşmasını sağlayan yönetmelik yürürlüğe girmiştir. TRT, TRT-6’yla yayına başlamıştı. Şu anda özel televizyon ve radyolarda farklı dil ve lehçelerde 24 saat yayın yapılabilir. Üniversiteler bünyesinde farklı dil ve lehçelerde enstitü araştırma merkezi kurulması yönünde YÖK’ün tasarrufları var.

- Terörle mücadeleyi aksatmayacak şekilde, vatandaşlarımızın günlük yaşamlarını kolaylaştıracak adımlar atılmaktadır. Yol kontrollerinin azaltılması ve yayla yasaklarının asgari seviyeye indirilmesi amacıyla genelgeler hazırlanmıştır. Bu önemlidir. Bunlar ülkemizin değişik kesimleri için hayatı çok kolaylaştıran çok önemli, idari tasarruflarla sağlanabilecek tedbirlerdir. Biz bunları önemsiyoruz. Özellikle günlük hayatta ülkemizin her köşesinde insanımızın rahat edeceği adımları atmaya devam ediyoruz.

- Bunlar yasal değişiklik gerektiren adımlardır.

18 YAŞ ALTI ÇOCUK MAHKEMESİNDE YARGILANACAK

- 18 yaş altındaki tüm çocukların çocuk mahkemesinde yargılamaya yönelik kanun tasarısı Meclis’e gönderilmiştir. İnsan haklarıyla ilgili yeni mekanizmaların kurulması bu sürecin en önemli sonuçlarından biridir. İnsan haklarını birey boyutunda daha da böyle hücrelere kadar hissedilir şekle getirecek bazı tasarıların hazırlığı içerisindeyiz.

-Hükümetimiz milletimizi layıkıyla temsil etmek için çalışmalarını devam ettiriyor. Türkiye’nin en itibarlı şekilde temsil edilmesi için çaba veriyoruz. Son 7 yıldaki çabalarımız ülkemizi hem bölgesinde büyük bir güç hemde küresel bir aktör haline gelmiştir.

İÇ SORUNLARI CESARETLE ÇÖZMEYE ÇALIŞIYORUZ

-Bütün bunları yaparken ülkelerin kendi iç sorunlarını çözmesi ve bunları iyi yönetmesi yani içerdeki ev ödevini iyi yapması da çok önemlidir. Biz bu iç sorunlarımızı da cesaretle çözmeye çalışıyoruz. Hükümetimiz sorunlardan kaçan değil sorunları çözen bir iktidardır. Biz bunu ilke edindik. Risk almaktan kaçan değil millet adına sorumluluklarının farkında olan ve bunları üstlenen bir iktidarız.

- Çünkü biz çözümü ne kadar büyütürsek sorunu o kadar küçülteceğimize inanıyoruz. Çözümsüzlüğü politika olarak benimsemedik. Kınayıcıların kınamasından, felaket senaryolarından çekinmeyerek sorunların üzerine gittik. Ak Parti hükümetleri olarak geçmiş iktidarlarının yaptığı gibi biz kanayan yaralarına dokunmayabilirdik. Ama biz başta da söylediğim gibi farkı bir iktidarız. Sorunları iyi analiz eden teşhis eden ve birbir çözen bir hükümetiz. Daha fazla yıllarca devam eden kanın akmasına da seyirci kalmadık kalmayacağız.

- Bazen içeriği bilinmiyor gibi ifadeler kullanılıyor. Bunlardan birincisi terörün sona erdirilmesi. İkincisi ise demokratik standardımızın yükseltilmesi.

HUZURLU BİR ÜLKEDE YAŞAYACAĞIZ

- Bu iki hedefin gerçekleşmesi halinde, kader birliği yapmış olan milletimizin tüm fertleriyle daha huzurlu özgür bir ülkede yaşayacağı açıktır. Ayrıca kardeşliğimizi perçinleyecek bu hedeflere aklı başında hiç kimsenin karşı çıkacağına da ihtimal vermiyoruz. Bu nedenle biz milli birlik ve kardeşlik projesi dedik. Burada hedefimiz sonsuzca kardeşlik.

Kurumlarla ilgili kanun çalışmalarının önemli ölçüde tamamlandığını biliyoruz. İhtiyari protokolün onaylanmasına ilişkin kanun tasarısı Meclis’e gönderildi. Meclis’te önceliklerimiz arasında olacaktır. Türkiye insan hakları kurumu’nun kurulmasına yönelik kanun tasarısı haftaya Meclis’e gidebilir.

Diğer ikisi, bağımsız kolluk gözetim komisyonu hakkındaki kanun taslağının çalışması tamamlandı ve ilgili kamu kurumlarına gönderildi. Tasarılarda ilgili kurumların görüşlerinin alınması önemlidir. Çok gecikmeden bunu

Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik kurulu’na ilişkin kanun tasarısı da tamamlanmak üzere, haftaya da bunu ilgili kuruluşların görüşlerine göndereceğiz.

Şu geçen sürece meclis’teki bu konuların sunumundan sonra, tüm bu kanun tasarılarının hazırlanması sürecinde biz, katılımcı yöntemi mümkün olduğunca uygulamaya çalıştık. STK’larla, akademisyenlerle toplantılar yaptık, önerilerini aldık. Sivil katılımı da dahil ederek yürütüyoruz bu çalışmayı.

Yapılan bu değişiklikler, etnik kökeni, siyasi tercihi ne olursa olsun herkesin temel hak ve özgürlüklerini korumayı amaçlamaktadır. Vatandaşlarımızın bütününü kapsamaktadır. Bu mekanizmalar herkese hitap ediyor.

Bu adımlar uluslar arası insan hakları hukuku’na bağlı devletimizin attığı atacağı adımlardır.

Bu mekanizmaların en az üç ortak özelliği var. Bunların tamamının öznesi insan olan, kurumsal yapılardır. İkincisi, bu dört mekanizma bağımsız mekanizmadır. Hepsi bağımsızdır. Hiçbir organdan emir ve talimat almadan faaliyet göstereceklerdir. Üçüncüsü de bunlar kendiliğinden, başvuru üzerine çalışacak mekanizmalardır.

Türkiye İnsan Hakları Kurumu, hemen her demokratik ülkede bulunan bir kurumdur. Bildiğiniz gibi başbakanlık bünyesinde faaliyet gösteren bir insan hakları başkanlığı’mız vardır. Ancak bu kurumumuzun bağımsızlık ve tarafsızlığı taşımadığı gerekçesiyle eleştirilmektedir. Biz bu nedenle bağımsız olarka çalışacak yeni bir kurum oluşturuyoruz. İnsan hakları kurumu, toplumda hak arama bilincinin gelişmesinde görevleri de olacaktır. Bu kurumların etkili şekilde çalışmasının toplumumuza büyük faydası olacaktır. Bu kurumlar sayesinde AİHM önünde, ülkemize yapılan şikayetlerde büyük azalma bekliyoruz. Ülkemizi yüklü miktarda tazminata mahkum edildiği düşünüldüğünde önemi büyüktür.

Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu: Herkes ayrım edilmeksizin kanun önünde eşittir. Bağımsız bir mekanizma oluşturuyoruz. Bu gerçekten Türkiye’de insan hakları ve demokrasiyi yükseltme bakımından büyük bir adımdır. Bu kurum her türlü ayrımcılığın önlenmesi için, ihlalin ortadan kaldırılması için görev yapacaktır. Bu kurul, sembolik yetkilerin ötesinde önemli yetkilere sahip olacaktır. Kurumun kararları tüm devlet organlarını bağlayacak düzeyde olacaktır. Ayrımcılığa tabi tutulduğunu düşünen bütün vatandaşlarımız başvurabilecektir. Kurulun kararları, bilirkişi raporu olarakta kabul edilecektir.

Kolluk Gözetim Komisyonu: İşkenceye sıfır tolerans politikamızı başarıyla uygulamaktayız. Bunun son örneklerinden biri de bu komisyonun kurulmasına yönelik kanun çalışmasıdır. Kamu kurumlarından, üniversitelerden temsilciler görev yapacaktır. Komisyon bir yandan ihlal iddialarıyla ilgili başlatılan soruşturmaları izleyecek, diğer yandan bizzat kolluk hakkında idari soruşturmanın başlatılmasını isteyebilecektir. Esasen bu komisyn hem vatandaşlarımızı koruyacak, hemde kolluk görevlilerimizi koruyacaktır. Kolluk görevlilerinin güvenlik personelinin, vatandaşa zaman zaman kötü muamele ettiği vs biz bu konuda bir çok tedbirler aldık. 2009’da bütün polis merkezleirmizi yeniden gözden geçirdik. Standartlar getirdik, kamera sistemi getirdik. Bu da daha ileri bir mekanizma. Kötü muamelede elbette yargı yolu var. Ama aynı zamanda idari olarakta disiplin soruşturması yapılıyor. Ben yeni bir uygulama getirdim. Önce açığa alıyoruz, sonra inceleme yaptırıyoruz. Sonunda durum ortaya çıktığında da uygulama yapıyoruz. Şimdi bağımsız bir mekanizma getiriyoruz. Bunu sadece vatandaşın hakkını korumak için de ifade etmiyorum, diğer yandan güvenlik güçlerimiz için de bir güvence olacaktır.

 

KKTC körfez ülkelerinde tanıtılıyor

Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun, Abu Dabili iş çevrelerine KKTC’nin yatırıma müsait bir ülke olduğunu ve hükümetin yabancı yatırımcılara yardımcı olacak bir politika güttüğünü söyledi.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Umman Sultanlığı’nı kapsayan KKTC’de yatırım olanaklarını tanıtım turu çerçevesinde ilk konferans BAE’nin Abu Dabi Emirliği’nde yapıldı.

YAGA ile KKTC’nin gözlemci statüsüne sahip olduğu İslam Konferansı Örgütü’nün bir kolu olan  İslam Ticareti Geliştirme Merkezi’nin işbirliği ile düzenlenen konferanslar, İslam Kalkınma Bankası’nın katkıları ile gerçekleşiyor.

Potansiyel yatırımcılara yönelik verilen konferans sonrasında misafirler ve KKTC heyeti, konferansın yer aldığı Shereton Otel’de verilen öğle yemeğinde karşılıklı sohbet etme olanağı buldu.  

Konferansta Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun, YAGA Direktörü Ayşe Dönmezer ve Sanayi Odası Başkanı Ali Çıralı birer konuşma yaptı.

Ticaret Odası İslam Dünyası ile İlişkiler Komitesi Başkanı Taner Yolcu ise Oda Başkanı Günay Çerkez’in mesajını ileti.

SUNAT ATUN

Sunat Atun, KKTC’de yatırım olanakları ile ilgili tanıtım turunun Körfez bölgesinde hayata geçirilen ilk somut program olduğunu, bu çerçevede KKTC ile Abu Dabi asında sürdürülebilir ilişkilerin kurulabilmesi açısından önemli olduğunu kaydetti.

Atun, ziyaretin KKTC’nin yatırımlar için daha cazip bir yer yapılabilmesi açısından sağlanacak ilişkiler sonrası ortaya konacak tavsiyeler açısından da önemi rol oynadığını belirtti.

Abu Dabi Yatırım Dairesi’nin çok yönlü yatırım stratejisi takip edeceklerini açıkladığına işaret eden Atun, “Kuzey Kıbrıs şimdi yatırıma müsait bir ülkedir. Hükümetimiz dıştan gelecek yatırımlara karşı kararlı bir politikası var” dedi.

Hükümetin sadece teşviklerle değiş uygun koşullar sunarak yabancı yatırımcıları çekme amacında olduğunu kaydeden Atun,  reel ve turizm alanındaki yatırımlara Kalkınma Bankası tarafından uzun vadeli kredi verildiğini anlattı.

KKTC’den Abu Dabi’ye yılda 1 milyon dolar ihracat, Abu Dabi’den ise  6 milyon dolar ithalat yapıldığına işaret eden Atun, bunun iki ülke arasındaki ticaretin geliştirilebileceğinin bir işareti olduğunu ifade etti.

MAVİ AKIM

Türkiye’nin enerji açısından önemli bir konuma gelmekte olduğunu kaydeden Atun, “Bizim de bu projeler içerisinde özellikle Mavi Akım projesinde ciddi bir rolümüz olacağına inanıyorum” dedi.

Kuzey Kıbrıs’ın yatırım için neden tercih edilebileceği konusunda Atun, KKTC’de liberal düzen olduğunu, AB ülkeleri arasında en düşük şirket vergisi uygulandığını, son beş yılda iyi bir ekonomik performans gösterdiğini, sağlam bir bankacılık sektörü bulunduğunu, Avrupa ve Ortadoğu arasında önemli bir stratejik konumda bulunulduğunu anlattı.

Turizm alanındaki büyük yatırım imkanlarına da dikkat çeken Atun, KKTC’nin dünya rekabet edilebilirlik indeksinde 44. sırada yer aldığını  kaydetti ve “Bu sebeplerden dolayı KKTC iyi bir yatırım alanı olarak ortaya çıkıyor” dedi.

ÇIRALI

Kıbrıs Türk Sanayi Odası Başkanı Ali Çıralı da konuşmasında, KKTC’de yatırım ortamının iyileştirilmesine büyük önem verildiğini, daha yararlı işbirliği ortamı yaratmak adına odanın Uluslararası Ticaret Odası ve İslam Ticaret ve Sanayi Odasına üye olduğunu kaydetti.

BAE’deki iş adamları ile işbirliğini geliştirebileceklerine inandığını ifade eden Çıralı, Kıbrıs’ın küçük bir  ekonomiye sahip olduğunu ancak coğrafik konumundan ve potansiyelinden dolayı pek çok alanda fırsatlar sunduğunu söyledi.

ÇERKEZ

Kıbrıs Türk Ticaret Odası (KTTO) Başkanı Günay Çerkez ise toplantıya gönderdiği mesajda, KKTC’nin doğu ve batıyı bir araya getiren uluslararası bir merkez olabileceğini kaydetti. Mesajda, Körfez bölgesindeki oda ve iş dünyası örgütleri ile daha çok işbirliği arzusu belirtildi.

DÖNMEZER

YAGA Direktörü Ayşe Dönmezer ise, YAGA’nın yerel ve dıştan yatırımcıları çekmek amacıyla kurulduğunu ifade etti ve YAGA’nın tanıtım programı için BAE’ni seçmesinin nedeninin Körfez bölgesindeki iş adamlarının artan öneminden kaynaklandığını belirtti.

TEMASLAR

Öte yandan Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) temaslarda bulunan Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun, beraberindeki heyetle BAE Yüksek Öğrenim ve Bilimsel Araştırma Bakanı Şeyh Nahyan bin Mubarak Al Nahyan’ı ziyaret etti.

Nahyan ziyarette yaptığı konuşmada, Ekonomi Bakanı Atun ve beraberindeki heyetin ziyaretinden büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.

Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun ise konuşmasında, Yatırım Geliştirme Ajansı’nın (YAGA) Abu Dabi’de düzenlediği KKTC’deki yatırım olanakları ile ilgili konferans hakkında Nahyan’a bilgi verdi.

HALKIN SESI 15/01/10

 

GÖRÜŞ BİRLİĞİ SIFIR

   

Rum basını; yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk aşamasının önceki gün hiçbir önemli görüş birliğine varılamadan tamamlandığına dair haberler yayınladı.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofiyas arasında ilk turu tamamlanan “Yoğunlaştırılmış” görüşmelerde, önemli konularda görüş birliği sağlanamadığı belirtildi.
Rum basını; yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk aşamasının önceki gün hiçbir önemli görüş birliğine varılamadan tamamlandığına dair haberler yayınladı.

ANLAŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜ ASKIDA

Haberini; “Görüş Birliği Olmadan Üç Gün... Dönüşümlü Başkanlık Hristofyas’ın Belgesinde, Anlaşmazlıkların Çözümü Mekanizması Askıda. Bakanlar Kurulu’nun Oluşumu Baş Ağrısı Değil” başlık ve spotlarıyla duyuran Fileleftheros Gazetesi, Talat-Hristofyas yoğunlaştırılmış müzakerelerinin ilk aşamasının, önemli görüş birlikleri olmadan ancak prosedürün devam etmesiyle dün tamamlandığını yazdı.
İki müzakerecinin 8 saatten daha az süren son görüşmelerinde “Yönetim” konularını ele aldıklarını belirten gazete, şunları yazdı:

HERKES KENDİNİ SAVUNDU

“İfade edildiği üzere son görüşme de daha öncekiler (önceki iki gün) gibi ‘serbest’ gerçekleştirildi, ancak tarafların her biri, masaya koyduğu kendi yazılı tezlerini savundu. Öğrendiğimize göre Kıbrıs Rum tarafı, 13 sayfalık belgesinde; müzakerelerin önceki aşamasında sunduğu bütün tezleri ortaya koydu. Ancak, Ulusal Konsey’de ele alınacak olmasından dolayı, anlaşmazlıkların çözüm mekanizması başlığına herhangi bir atıfta bulunmaktan kaçındı. Bu, Kıbrıs Rum tarafının sunduğu öneriye Ulusal Konsey’de ortaya konulan itirazların da bir sonucudur.
Kıbrıs Rum tarafı; belgesinde, 4 yıl Rum-2 yıl Kıbrıslı Türk başkan ve Bakanlar Kurulu’nun da 6 Rum ve 3 Kıbrıslı Türk’ten oluşmasını öngören dönüşümlü başkanlık önerisini yineledi. Görüşme sırasında, Bakanlar Kurulu’ndaki sayısal oran konusunda uzlaşı niyeti ortaya çıktı gibi görünüyor. Diplomatik kaynakların işaret ettiği üzere bu çok önemli bir konu da değil. Yetkilerin paylaşımı meselesinin görüşülmesi üzerinde de duruldu. Yoğunlaştırılmış müzakerelerin ikinci aşamasında aynı hızda hareket edileceği ve çöküşler beklenmediği aşikardır. Yabancı unsurlar aynı fikirde olmasa da, en azından Lefkoşa’nın yaklaşımı budur.

KARŞILIKLI ANLAYIŞ İÇİN SERBEST

Başkan Hristofyas, dünkü görüşme sonrasında Başkanlık Köşkü’ne dönüşünde gazetecilere yaptığı kısa açıklamada, yönetim başlığı üzerinde serbest görüşmeye devam edildiğini belirterek, ‘karşılıklı anlayış olması için serbest görüşmeye devam ettik, bundan sonraki görüşmede de bu devam edecek’ dedi.
Yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk aşamasında, yönetim ve yetki paylaşımı konusunda görüş birliklerine varma hedefinin başarılıp başarılmadığı sorusuna karşılık Hristofyas şunları söyledi:
‘Daha değil... somut sonuçlara ulaştığımızı söyleyemem, ancak havadan konuşmuyoruz, yani anlamsız konuşmuyoruz. Ancak, sizlere, görüş birlikleri var demekte çok çok dikkatliyim. Bildiğiniz gibi, genel olarak Talat’a da, Türkiye’ye de bizim insanlarımıza karşı da çok sabrım var ki soğukkanlı olayım ve çabamı sürdüreyim. Çünkü hedef başarısızlığa uğramamız değildir. Hedef, başarmaktır ve sizi bir kez daha temin etmek isterim ki savunulması gerekenler savunuluyor.’

BAŞ BAŞA TERCİH ETTİLER

Politis de haberini; “Baş Başa Görüşmeyi Tercih Ettiler... Liderler Dün Müzakereleri Yüz Yüze Görüşerek Gerçekleştirdi” başlıklarıyla verdi.
Gazete, iki liderin dünkü müzakerelerin büyük bölümünü baş başa görüşerek geçirdiğini, iki tarafın genişletilmiş heyetlerini görüşmelerine çok az dahil ettiklerini yazdı ve özetle şöyle devam etti:
“Gazetemizin bundan anladığı; Talat ve Hristofyas’ın Bakanlar Kurulu’nu yani; Kıbrıslı Türklerin ve Rumların federal hükümete katılım oranını, başkan ve başkan yardımcısının karar alınmasındaki veto hakkıyla ilgili Türk önerilerini ve Bakanlar Kurulu oluşumuna bağlı olarak merkezi hükümetin yetkileri konularını derinlemesine konuştuklarıdır. Başkan Hristofyas’ın söylediğine göre serbest görüşme yapıldı, ancak her iki tarafça da sunulan belgelerin maddelerini satır satır incelemediler.

STAR KIBRIS 15/01/10

 

 

‘A lot of sophistry going on’

By Stefanos Evripidou Published on January 15, 2010

PARTY LEADERS yesterday pinned hopes on today’s National Council to shed light on the talks, following confusion over which side’s proposals were being used as a basis for discussion.

Leaders yesterday widely slammed the Turkish Cypriot proposals introduced last week for importing significant elements of a confederation into a proposed solution.

According to reports, the proposals include provisions which would pass on to Turkish nationals the four fundamental freedoms of the EU before Turkey’s EU accession; a reference to the free movement of goods, services, capital and persons.

EDEK leader Yiannakis Omirou said this was “the cherry on the cake”, arguing that not only settlers but all Turkish nationals would have the right to overrun Cyprus in the future.

DISY leader Nicos Anastassiades said he told UN Special Adviser Alexander Downer yesterday that: “It is impossible to support a solution which not only will not be a significant improvement on the rejected solution plan in 2004, but in most cases constitutes a dramatic regression.”

Asked to comment on Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu’s claim that the Turkish side submitted balanced proposals and plans to introduce more, he said: “If the remaining proposals are equally balanced, you can understand how much balance there is in the world.”

AKEL leader Andros Kyprianou attempted to clarify the situation, saying: “The president (Demetris Christofias) made it clear he would not accept the Turkish proposals as a basis for discussion”.

Government spokesman Stefanos Stefanou attributed the proposals to Turkey and not the Turkish Cypriot side, saying Davutoglu “obviously wants to show that Turkey is ready to submit new proposals”.

One diplomat said the debate over which set of principles were being discussed boiled down to “a lot of sophistry going on”.

“Even if Christofias can’t accept what’s in the proposals, in principle, they still have to talk about the subjects. For example, he won’t accept that Turkish nationals enjoy the EU’s four freedoms, but he still has to discuss what they will be entitled to.”

According to another diplomatic source, some headway had been made last week but no breakthrough. He argued that by the end of the second round of intensive talks, the two leaders had to reach some kind of tentative agreement on issues where they are very close in principle, before Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat embarks on his election campaign.

However, progress is a double-edged sword in these negotiations, as the process is still viewed as a zero-sum game. A victory for Christofias is considered a loss for Talat and vice-versa, meaning both will have to play a great balancing act to walk the tightrope of negotiations, with progress for one firing the domestic audience of the other.

Christofias is due in Athens tomorrow for consultations while the two leaders’ aides will meet next Wednesday for talks on governance. The second round of three-day talks begins on January 25.

CYPRUS MAIL