Başpiskopos
Hrisostomos, Federasyon girişimlerini bertaraf etmeyi amaçlayan kitaptan
10 bin adet satın aldı.
Güney
Kıbrısta dua etmekten daha çok siyasetle ilgilenen
Başpiskoposa, ülkenin iki büyük partisinden sert tepki geldi. Ana
muhalefet DİSİ, Başpiskoposun aşırılıklara
son vermesini istedi. Kolaisyon hükümetinin büyük ortağı komünist
AKEL ise İnananların Kiliseye verdiği paraları, isteyen
istediği biçimde kullanamaz dedi.
Başpiskopos II. Hrisostomosun, Rum Merkez Bankası eski
yöneticisi Hristodulos Hristodulunun yazmış olduğu,
Federasyon, Annan Planı ve Yeni Çözüm Planının Gebe Olduğu
Ekonomi isimli kitaptan 10 bin baskı satın alıp kiliselere
dağıtmasına AKEL ve DİSİden tepki geldi.
Fileleftheros gazetesinin haberine göre, AKEL Genel Sekreteri
Andros Kiprianu konuya ilişkin yaptığı açıklamada,
partisinin Hrisostomosun görüşleriyle ters düştüğünü
kaydederek, Başpiskopusun, Hristodulunun kitabından 10 bin baskı
satın alarak kiliselere dağıtmasını eleştirdi.
Kitapları bedava dağıtmanın Hrisostomosun
hakkı olduğunu bildiğini belirten Kiprianu, buna rağmen
ahlaki düzen konusunu gündeme getirerek; İnananların Kiliseye
verdiği paraları, isteyen istediği biçimde kullanamaz dedi.
Kiprianu, bu gibi hareketlerin daha dikkatli biçimde
düşünülerek yapılması gerektiğini kaydetti.
Gazeteye göre, DİSİ Meclis Grubu Sözcüsü Hristos
Purguridis ise, Hrisostomosu sert biçimde eleştirerek, Rum Meclisine
Kilise bütçesinde keyfi ve aşırı harcamalar
yapılmasını kısıtlayıcı önlemler alması
çağrısında bulundu.
Hrisostomosun yetkilerini kötüye kullandığını
ifade eden Purguridis, Hrisostomosun sarf ettiği sözler ve
gerçekleştirdiği eylemlerle, Kilise cemaatinin büyük bir
kısmının duygularını
kışkırttığını kaydetti.
Purguridis, Başpiskoposun bu
aşırılıklarına bir son vermesi gerektiğini
söyledi.
KIBRIS
01/01/10
Mağusa
ve Beyarmudu, bebek kaçakçılığı iddiasıyla
çalkalanıyor.
Gazimağusada özel bir klinikte dünyaya gelen
bir bebeğin, Beyarmudunda sakin bir karı - kocaya satılmak
istendiği iddia edildi. Mağusa ve Beyarmudu kaçak bebek olayı
ile çalkalanırken, bebeğin 35 bin TL
karşılığı bir aile satıldığı
yönündeki iddiaların polis tarafından aydınlatılması
bekleniyor.
Bebeği doğuran annenin kimliği
açıklanmadı ancak annenin bebek satışından 15 bin
TL, bir doktorun ve bir aracının da 10ar bin TL talep ettikleri
ileri sürüldü.
Türk Ajansı Kıbrıs (TAK), dünkü haber bülteninde,
Gazimağusada bir doğum kliniğinde terk edilmiş yeni
doğmuş çocuk, gayri yasal yollardan evlatlık verilmek istendi
denildi.
Polisin açıklamasına göre, isim ve soy isminin baş
harfleri Ö.E. olan 53 yaşındaki erkek bir doktor, doğum
kliniğinde meçhul bir bayan tarafından doğum
yapıldıktan sonra orada bırakılan bir erkek bebeği,
Sosyal Hizmetler Dairesine bilgi vermeyip evlat edinmelerini sağlamak
amacıyla yetkisi olmadığı halde, M.B. (E-42) ve
A.Bye(K-40) vererek evlat edindirme yasasına aykırı harekette
bulundu. Söz konusu şahıslar hakkında yasal işlem
başlatan polisin soruşturması devam ediyor.
Muhabirlerimize konuşmak istemediler
KIBRIS Muhabirleri Ergül Ernur, Emre
Diner ve Ergün Yahat dün Mağusa ve Beyarmudunda konuyla ilgili
araştırma yaptı.
Mağusada bebeğin dünyaya geldiği kliniğin
kapalı olduğu saptandı. Tüm uğraşlara rağmen,
doktor Ö.E.ye ulaşamayan muhabirlerimiz, Beyarmudunda, Büyük Britanya
Üsler bölgesinde, M.B. ve A.B.nin evine gitti. M.B. olduğu tahmin edilen
bir kişi, muhabirlerimize, herhangi bir açıklama
yapmayacağız, isterseniz avukatımızı bulup onunla
konuşun dedi.
Polis kliniği kapattı, doktor kayıp
Mağusadaki kliniğin polis
tarafından kapatıldığı ve Ö.E. rumuzlu doktorun da
sorgulandığı belirlendi.
Çok güvenilir bir kaynak, KIBRIS muhabirlerine, bebeğin
Beyarmudundaki aileye 35 bin TLye satılmak istendiğini
anlattı. İddialara göre, bebek satışına
aracılık eden bir kişi ile doktor Ö.E. satış
işinden 10ar bin TL alacaktı. Bebeği doğuran ve kimliği
belirlenemeyen ancak Beyarmudunda ikamet ettiği öne sürülen anne ise
aynı ticaret işleminden 15 bin TL kazanacaktı.
Polis kaynakları, olayın çok yönlü olarak
araştırıldığını belirtirken, Gazimağusa
Sosyal Hizmetler Dairesi yetkililerinin, Beyarmudunda olduğu tahmin
edilen bebeği alıp, Gazimağusa Devlet Hastanesine götürecekleri
öne sürüldü. Dün akşam saatlerine kadar Beyarmudu köyünde böyle bir
gelişme olmadı. Gazetemiz baskıya
hazırlandığı akşam saatlerinde, Gazimağusa
Hastanesine de bir bebeğin getirilmediği saptandı.
KIBRIS
01/01/10
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
çözümsüzlüğün artık sürdürülebilir bir durum
olmadığına işaret ederek, 2009 için öngörülen
Kıbrıs sorununun çözümünün 2010da elde edilmesi için
hızlandırılmış, yoğun müzakerelerde
bulunacaklarını söyledi.
Talat, Kıbrıs Türk tarafının ulusal
politikasının, çözümsüzlüğün sürdürülmemesi olduğunu
belirterek, bu politikanın Türkiye Cumhuriyetinin de kararı
olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, TAK ve BRTye yaptığı
açıklamada, 2009un değerlendirmesini yapıp, 2010a ilişkin
beklentilerini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Talat, acısıyla, tatlısıyla güzel
geçen 2009un Kıbrıs sorunu müzakerelerinin devam ettiği ve
sorunun sonlandırılacağı çözüm yılı olarak
öngörüldüğünü, ancak bunu sağlamanın mümkün
olmadığını söyledi.
Birinci turu tamamlanan müzakerelerde bütün konuların gözden
geçirildiğini ve hangi konularda uzlaşıldığı,
hangilerinde uzak olunduğu tespiti yapıldığını
kaydeden Talat, yapılan çalışmalarda yeni görüşler de
ortaya konulduğunu belirtti.
DAHA YOĞUN BİR MÜZAKERE ÖNGÖRÜYORUZ
Talat, 2010 başında hızlandırılmış bir
müzakere süreci ve oldukça ilerleme sağlanan Yönetim ve Güç
Paylaşımı, Ekonomi ve AB ile ilişkiler başlıklarında
daha yoğun bir müzakere öngördüklerini söyledi. Türk tarafının,
daha fazla yakınlaşma çabasının ortaya konulacağı
yoğunlaştırılmış müzakerelerde ele alınacak
3 başlığın kapanması hedefiyle
çalışacağını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, 2009 yılını yoğun bir
çalışmayla tamamlayıp, 2010a büyük ve yeni umutlarla giriyoruz.
Hedefimiz; 2010 yılını bir barış, çözüm yılı
yapmaktır. Yılbaşında yoğunlaştırılmış
müzakereler kesin sonuç verir ya da vermez, Kıbrıs sorunu mutlak
surette çözüme kavuşacaktır. Kavuşturulmalıdır ve
mutlaka kavuşacaktır dedi.
KOŞULLAR ÇÖZÜMÜ GEREKLİ KILIYOR
Koşulların Kıbrıs sorununun çözümünü gerekli
kıldığına işaret eden Talat, Kıbrıs, teorik
de olsa ABdedir. Ada bölünmüştür. Türkiye AB üyeliği süreci
yaşamaktadır. Yunanistan ABdedir. Bu nedenle Kıbrıs
sorununun çözümsüzlüğü artık sürdürülebilir bir durum değil
şeklinde konuştu.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Türk tarafının ulusal
politikasının, çözümsüzlüğün sürdürülmemesi olduğunu ve
bu politikanın Türkiye Cumhuriyetinin her düzeydeki
kurumlarının kararı olduğunu söyledi.
Talat, Türk tarafı olarak 2010 yılını erken bir zamanda
çözüm yılı haline getirmek hedefimizdir. Bunu istiyor ve bunu
amaçlıyoruz dedi.
ULUSLARARASI YARDIMA İHTİYACIMIZ OLDUĞUNU ORTAYA KOYDUK--
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, sadece müzakerelerle geçmeyen 2009da
çok önemli gelişmeler yaşandığını söyledi.
Talat, ABD Başkanı Barrack Obamanın görevine
başladığı 2009da, önemli bir değişim motivasyonu
olan bu seçimin dünyada önemli umutların doğmasına neden
olduğunu kaydetti.
2009 yılı boyunca çok sayıda uluslararası temas
yaptığını söyleyen Cumhurbaşkanı Talat,
aralarında ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton,
İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt ve İngiltere
Başbakanı Gordon Brownın da bulunduğu çok sayıda
uluslararası temas gerçekleştirdiğini belirtti.
Talat, Kıbrıs Türkünün görüşlerini, çözüme
bağlılığını ve
kararlılığını ortaya koyduk. Uluslararası alanda
yardıma ihtiyacımız olduğunu ve bu yardımı ancak
uluslararası aktörlerin sağlayabileceğini ortaya koyduk dedi.
BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile de görüşme imkanı bulduğunu
ve görüşlerini aktardığını kaydeden Talat, BM Genel
Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde devam eden müzakereler
açısından bu temasların büyük önem
taşıdığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, ülkede de çok önemli olayların
yaşandığı, birçok sorunun ortaya
çıktığı 2009da bir seçim meydana geldiğini ve
hükümetin değiştiğini belirtti.
2010DAN ÇOK ŞEY BEKLİYORUZ
2010dan çok şey beklediklerini kaydeden Talat, en başta
Kıbrıs sorununun çözümünü beklediklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
Halkımızın sorunlarının çözümünü bekliyoruz. Bir
süredir küresel krizin etkisiyle ciddi sıkıntılar yaşayan
ekonomimizin daha iyi noktaya gelebilmesi için bazı gelişmeler umut
ediyoruz.
2010 yılının tüm Kıbrıslı Türklere, tüm
Kıbrıslı Rumlara, Türkiye halkına, tüm bölge insanına
ve dünya halklarına barış ve mutluluk getirmesini diliyorum
STAR KIBRIS 01/01/10
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın The Daily
Telegraph isimli İngiliz gazetesine verdiği mülakatta
söylediklerinin Rum siyasi camiasında sert tepkilere neden olduğu
belirtildi.
Simerini Gazetesi Talata Yanıt Veriyorlar... Hristofyasa Meydan
Okuyorlar başlığıyla verdiği haberde, Rum siyaset
dünyasının, Cumhurbaşkanı Talatın; Türkiyenin oluru
olmadan Kıbrıs sorununa özüm bulunamayacağı ve ocak
ayında yapılacak yoğunlaştırılmış
görüşmelerde hemen ve özlü ilerleme olmaması halinde müzakereler
prosedürünün tamamen yıkılma tehlikesinde olduğu sözlerine
tepki gösterdiğini yazdı.
AKEL, DİSİ, DİKO ve EDEKin Cumhurbaşkanı
Talatın sözlerine; parti basın sözcülerinin bu gazeteye
yaptığı açıklamalarıyla yanıt verdiğini
belirten gazete şunları yazdı:
Anahtar Ankarada
Kıbrıslı Türk liderin dikkatini, Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik müzakerelerde muhtemel bir ilerlemenin tamamen ve
yalnızca kendisine bağlı olduğuna çektiler. Türkiyenin Kıbrıs
sorununun çözümündeki rolü konusunda ise çözüm anahtarının Ankarada
olduğuna işgal gücü olarak Türkiyeye Kıbrısta
sorumluluklarını üstlenmesi için baskı yapılması
gerektiğini söylediler.
Tepkili dört partinin, Türk sorumlulukları konusunda ortak noktada
buluşmasına rağmen; (DİKO ve EDEK) çözümün kökeni,
(DİSİ, DİKO, EDEK) ise müzakerelerin
yoğunlaştırılması konusunda Başkan
Hristofyasın politikalarını eleştirmekten çekinmediler ve
son dönemde Kıbrıs sorununda olup bitenlerin, duydukları
endişeleri doğruladığını savundular.
Biz de öyle diyoruz
DİSİ Basın Sözcüsü H.Georgiadis, Mehmet Ali Talatın,
yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk
aşamasında ilerleme olmaması halinde müzakerelerin
çökebileceği değerlendirmesini yorumlarken, kendilerinin değerlendirmesinin
de bu olduğuna işaret ederek Ancak biz, müzakerelerde
şekillenen duruma Kıbrıslı Türk lider açısından,
karşı cepheden bir saptama yapıyoruz dedi. Georgiadis, Nikos
Anastasiadisin bu nedenle müzakerelerin gidişatından büyük bir
endişe belirttiğine işaret ederek; başlıkların
yarısının görüşüleceğine ve Türklerin nisan
ayından sonra bu konularda özlü tavizler vermesi gerektiğine
atıfta bulunulması, yoğunlaştırılmış
müzakerelerin ve bütün prosedürün perspektifleri konusunda ciddi endişeler
gündeme getiriyor ifadesini kullandı.
Gelişmelerin, çıkmaz tehlikesinin büyük olduğunu
gösterdiğine işaret eden Georgiadis, DİSİnin
endişesinin ana unsurunun, Mehmet Ali Talatın müzakerelerde
takınacağı tavır olduğunu da söyledi.
Kıbrıslı Türk liderin, Türkiyenin, kendi milli
çıkarını gözetmeyecek bir çözümü asla kabul etmeyeceği
uyarısına da değinen Georgiadis, Türkiyenin oynayacak
belirleyici bir rolü olduğunu belirterek Ancak soru, AB üyelik
müzakerelerinin de ışığı altında kendi malum
çıkarlarını mı yoksa Kıbrıslı Türk ve Rum,
Kıbrısın sakinlerinin çıkarlarını mı
dikkate alacağıdır dedi.
Bizi teyit ediyor
DİKO Basın sözcüsü Fotis Fotiu Talatın açıklaması
bir süredir DİKO olarak söylediklerimizi, yani; müzakerelere Türk
uzlaşmazlığını ve Ankaranın gerçek niyetlerini
ortaya koyabilecek başlıklardan başlamamız gerektiğini
teyit ediyor dedi. Böyle bir şeyin kendileri için müzakerelerin özlü bir
sonucunu teşkil edeceğine işaret eden Fotiu, ocak ayında
başlayacak yoğunlaştırılmış müzakereler çerçevesinde
ilerleme kaydedilse de Türk uzlaşmazlığının şirin
gösterilmesinden ve Ankaranın sorumluluklarından
arındırılmasından başka bir şeye
yaramayacağını belirtti.
Türkiyenin, sorunun hallindeki rolüne de değinen Fotiu sözlerini
şöyle sürdürdü:
Sayın Talat, çözümün Kıbrıslılara
Kıbrıslılar tarafından geleceği tezini
destekleyenleri kendisi yalanlıyor. Biz, Kıbrıs sorununun
çözümünün Talatın veya herhangi başka bir Kıbrıslı
Türk liderin meselesi olmadığını, karar alma merkezinin
Türkiye ve Türk derin devleti olduğunu söylemeye devam edeceğiz.
Sonuç Talata bağlıdır
AKEL Basın Sözcüsü Stavros Evagoru, müzakerelerden sonuç
çıkması Sayın Talatın kendisine bağlıdır
dedi. Evagoru, Kıbrıs Türk tarafının müzakere masasına
koyduğu tezlerin ve sorunun çözümü konusunda göstereceği iradenin,
ocak ayında başlayacak müzakerelerin
yoğunlaştırılmış aşamasında özlü
ilerleme kaydedilip kaydedilmeyeceğini belirleyeceğini söyledi.
Talatın, hiçbir Türk hükümetinin, kendi milli çıkarlarını
gözetmeyen bir çözüme rıza göstermesinin beklenmemesi gerektiği
sözlerini de yorumlayan Evagoru şunları söyledi:
Elbette çözümün anahtarı Ankaranın elindedir, ancak bizim
tarafın ve Başkan Hristofyasın müzakerelerdeki çabası,
çözümün dıştan dayatma olmaması, Kıbrıslılardan
gelmesi yönündedir. Bu itibarla Kıbrıs sorununun bir de uluslar
arası yönü vardır ve uluslar arası camia, işgal kuvveti
olarak Türkiyeye, Kıbrıstaki sorumluluklarını üstlenmesi
yönünde baskı yapmalıdır.
STAR KIBRIS 01/01/10
By George Psyllides Published on January 1,
2010
ARCHBISHOP Chrysostomos yesterday appeared defiant in the
face of criticism over his political comments and actions.
Chrysostomos found himself under heavy fire on Wednesday over the purchase of
10,000 copies of a book written by former Central Bank Governor Christodoulos
Christodoulou on the cost of a solution of the Cyprus problem, which were
distributed through churches.
The Archbishop said he wanted people to be informed of the hardship awaiting
them after a federal solution.
DISY lawmaker Christos Pourgourides accused the primate of squandering Church
property and suggested the money be given to those in need instead.
Pourgourides said Church property should be put under the scrutiny of an
independent elected body to put an end to the arbitrary acts and abuse of
Church finances.
Chrysostomos said as a deputy Pourgourides can propose a change of the
constitution.
It is not the first time they did it. They can do it again and can also impose
a dictatorship, the Archbishop said.
He pointed out that through its long history the Church has survived many
dictatorships, many atheist emperors, who put pressure on it.
But it survived because it is not a human structure but a divine creation,
Chrysostomos said.
That is why we ignore all those threats and if need be we will give all the
Church property
for the salvation of the country, he said. Mr. Pourgourides
cannot tell us we squander the Church property.
Chrysostomos said the Church gave 1.5 million more than last year, despite the
economic crisis, to the needy.
The author of the book said in reality his writings reveal in an objective and
substantiated manner that both the Annan plan and the ongoing talks, which are
based on the provisions of the said plan, lead to a dysfunctional and
non-viable solution.
They lead to a solution, that if accepted, we spell the destruction of the
Cypriot economy, Christodoulou said.
He said Pourgourides was insincere and acted with prejudice guided by his
support of the Annan plan.
Christodoulou said his book had cost the Church two euros each which does not
even cover the cost of printing.
The people must be informed because it is about their history, survival and
the future of their children, Christodoulou said.
Cyprus Mail
By George Psyllides Published on January 1,
2010
PRESIDENT Demetris Christofias yesterday appealed for
unity on the domestic front that would assist in reaching a solution of the
Cyprus problem.
In his New Years message, Christofias said unity on the domestic front was as
necessary to finding a solution as the Turkish side showing good will.
We are sorry to observe that the level of unity that exists does not satisfy
us, the President said.
Christofias called for an end to disputing the bizonal, bicommunal federation
as the form of a potential solution irrespective of the pretexts.
Commitment to this solution, which the Greek Cypriot side has assumed since
1977 and all presidents of the Republic of Cyprus have honoured since, is the
minimum basis for building unity.
Unity necessitates the termination of scare-mongering and spreading various
scenarios for a supposed interim agreement and the existence of a prepared plan
that would be imposed on the people, Christofias said.
He urged the people not to listen to such rumours and remain calm.
Christofias wished all Cypriots happy New Year that would bring to the
country lasting peace and prosperity.
To succeed in enjoying the fruit of permanent peace
it is necessary to find
a solution to the Cyprus problem, Christofias said.
The Greek and Turkish Cypriot communities have been engaged in direct talks for
the past 16 months but unfortunately I cannot say we are close to a solution,
he added.
The president said there is a difference in views in some aspects while some
issues have not been sufficiently discussed.
However, progress has been achieved, even if it was below our expectations,
Christofias said.
He said the talks were difficult but patience and realism was necessary as well
as persistence to principles in order to reach a solution.
We negotiate with the Turkish Cypriot community to achieve a compromising,
mutually acceptable solution, the President said. I want to assure that the
difficulties in the negotiations do not frighten us. They make us more
tenacious to continue the efforts, always consistent with the principles of
solution of the Cyprus problem.
Christofias said the New Year finds Cyprus struggling with the negative effects
of the global economic crisis.
He said collective effort from all the political forces and social partners was
necessary at this time to tackle the effects and exit the crisis.
Irrespective of the difficulties I want to assure that we will continue with
the implementation of the ambitious program of our administration for the
strengthening of the social state, promoting development and bolstering the
mixed economy, Christofias said.
CYPRUS MAIL 01/01/10
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Ocak
ayında başlayacak yoğunlaştırılmış
müzakerelerin bir al-ver süreci olmayacağını ve gelinen
noktanın çözüme yakın olmadığını söyledi
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Ocak ayında
başlayacak yoğunlaştırılmış müzakerelerin
bir al-ver süreci olmayacağını, al ver süreci olabilmesi için
Kıbrıs sorununun tüm başlıklarının ele
alınarak bütünlüklü bir görünümün elde edilmesi gerektiğini söyledi.
Haravgi Gazetesine özel mülakat veren Hristofiyas; iç siyaset ve
İspanyanın AB Dönem Başkanlığını
üstlenmesi konularındaki görüşlerini dile getirdi.
Hristofyas söyleşisinde yoğunlaştırılmış
müzakerelerin bir al-ver süreci olmadığını, bunu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatla gerçekleştirdiği son
görüşmede de net bir biçimde ifade ettiğini belirtti.
Bütünlüklü imaj oluştuğu zaman
Al-ver sürecinin, her iki tarafın Kıbrıs sorunundaki tezlerine
ilişkin bütünlüklü bir imaj oluştuğu zaman işe
yarayabileceğini savunan Hristofyas, Henüz Toprak konusuna
değinmedik, bugüne kadarki müzakerelerde taraflar arasında büyük
görüş ayrılığı olduğu izlenimi olsa da Güvenlik
konusuna da derinlemesine girmedik şeklinde konuştu.
Hristofyas, Mülkiyet konusundaki müzakerelerin de henüz beklemede olduğunu
ve bu konuda da önemli görüş ayrılıklarının
bulunduğunu kaydetti.
Vatandaşlık ve Göç konularının, dolayısıyla
yerleşiklerin (T.C kökenli vatandaşlar) yakın geçmişteki
3 görüşmede ele alındığı söyleyen Hristofyas, taraflar
arasında bu konunun çözümünde de büyük felsefe
ayrılığı bulunduğunu belirtti.
Hristofyas Görüş ayrılıkları not ediliyor... Ancak
Sayın Talat tezinde ısrar ederse, anladığınız
üzere çıkmaza gireriz şeklinde konuştu.
Yoğunlaştırılmış son değil
Hristofyas bir soruya karşılık,
yoğunlaştırılmış müzakerelerin Kıbrıs
sorunu müzakerelerinin sonu olmadığını, ayrıca
Kıbrıs sorununun Ocak ayında çözülmesinin de mümkün
olmadığını belirtti.
Yoğunlaştırılmış müzakerelerin hedefinin,
Yönetim, Ekonomi ve AB başlıklarında daha fazla görüş
birliği, hatta mümkünse tam uzlaşı sağlanması,
ayrıca Mülkiyet konusunun da daha derinlemesine ele alınması
olduğunu söyleyen Hristofyas, bir ara anlaşmanın
imzalanacağı ya da hazır bir planın sunulacağına
ilişkin iddiaları da kesin bir dille yalanladı.
Sıkı takvimleri ve hakemliği kabul etmeyeceklerini bir kez daha
vurgulayan Hristofyas, Rum iç siyasi dünyasına da, kendisine güven
duyması çağrısında bulundu.
Hristofyas, yoğunlaştırılmış müzakerelere iyi
niyet ve uzlaşı bulma hedefiyle katılacaklarını,
Kıbrıs Türk tarafından da aynı iyi niyeti görmeyi umut
ettiklerini belirtti.
Talat konfederasyon istemedi
Kıbrıs Türk tarafının
yoğunlaştırılmış müzakerelerde Kıbrıs
Rum tarafının görüşlerine yakınlaşacak ve
konfederasyon istemediğini kanıtlayacak tezler sunmasını
bekleyip beklemediği şeklindeki bir soru üzerine ise Hristofyas,
kendisinin Talatın müzakerecisi olduğu Kıbrıs Türk
tarafının konfederasyon istediği şeklinde bir şeyi
hiçbir zaman söylemediğini belirtti.
Hristofyas, Kıbrıs sorununun bazı konularında,
konfederasyon koktukları için kendilerinin kabul edemeyeceği
tezlerin ortaya konduğunun gerçek olduğunu, ancak genel anlamda
Talatın müzakerelerde ortaya koyduğu anlayışın
konfederasyon olmadığını ifade etti.
Hristofyas; Kıbrıs Türk tarafının tüm tezlerinin kabul
edilmesi durumunda devletin fonksiyonelliğinde sorunlar
yaşanacağını da savundu.
Seçim süreci etkileyecektir
KKTCde gerçekleştirilecek Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin sorulması üzerine ise Hristofyas, seçim
sürecinin müzakereleri etkilediğinin kesin olduğunu belirtti ve bu
etkinin olumlu olmadığını ileri sürdü.
Hristofyas söyleşisinde AB Dönem Başkanlığını
üstlenecek olan İspanyaya ilişkin değerlendirmelerde de
bulundu.
Noel tatilini Güney Kıbrısta geçiren ve Hristofyasla da
görüşen İspanya Başbakanı Jose Zapateronun müzakereleri
memnunlukla karşıladığını hatırlatan
Hristofyas, İspanyanın Güney Kıbrısın tezlerine
saygı duyduğunu ve kendilerine yönelik herhangi bir baskı
beklemediklerini dile getirdi.
Hristofyas ayrıca, İspanyanın Türkiyenin AB sürecine ilişkin
tutumunun; Türkiyenin yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiği
şeklinde olduğunu da savundu.
Çözüme yakın değiliz
Öte yandan gazeteler, Hristofyasın kamuoyuna
yayınladığı Yeni Yıl mesajında, federasyon
çözümüne yönelik şüphelere son verilmesini talep ederken, Kıbrıs
sorununda çözüme yakın olunmadığını söylediğini
yazdılar.
Politisin haberine göre de Hristofyas yayımladığı
mesajında, Taraflar arasında Kıbrıs sorununun çeşitli
konularında görüş ayrılıkları bulunduğunu,
bazı konuların ise bu görüş ayrılıkları sebebiyle
yeterince görüşülemediğini, bu yüzden de sorunun çözümüne yakın
olunmadığını savundu.
Müzakerelerin beklendiği gibi zor olduğunu, beklenen ilerlemenin
gerçekleşmediğini ifade eden Hristofyas, müzakerelerin
başarıya ulaşması için Kıbrıs Türk
tarafının iyi niyet göstermesi gerektiğini iddia etti,
ayrıca içte de birlik çağrısı yaptı.
Hristofyas ayrıca, Kıbrıslı Rumlara iki toplumlu, iki
kesimli federasyon hakkındaki şüphelere son vermeleri ve bir ara
anlaşma ya da empoze anlaşma olacağı konusunda endişe
etmemeleri çağrısında da bulundu.
STAR KIBRIS 02/01/10
![]()
RMMOdan Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyasa Ordu
çözümden sonra da olsun
RMMOnun, Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyasa Ordu çözümden sonra da
olsun muhtırası verdiği bildirildi
Simerini Gazetesi; Milli Muhafız Ordusunun Muhtırası
Başkan Hristofyasın Elinde... Ordunun, Çözümden Sonra İdame
Ettirilmesinin Gereği Vurgulanıyor başlıklı haberinde
RMMO Genel Kurmaylığının, RMMOnun
Kıbrısın geleceğinden duyduğu kaygıyı Rum
Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasa bir muhtırayla
ilettiğini bildirdi.
Güvenilir kaynaklarına dayandırdığı haberinde söz
konusu muhtırada silahlı kuvvetlerin Kıbrıs sorununun
çözümünden sonra da idame ettirilmesinin gereğine vurgu
yapıldığını yazan gazete, Hristofyasın
muhtırada yer alan endişeleri birinci elden bildiğini ve gerek
yabancılarla temaslarında gerek müzakere masasında güvenlik
konularını buna göre yönettiğini kaydetti, özetle
şunları yazdı:
Her halükarda silahlı kuvvetler
Üst rütbeli kurmaylar, Kıbrıs Cumhuriyetinin her halükarda
silahlı kuvvetlerini idame ettirmesi gerektiğini, çünkü büyük tehlikelerde
ve kaygan zeminde olan bir bölgede başka türlüsünü
yapamayacağını vurguladılar. Güney Kıbrısın
AB içerisindeki ihtiyaçlarının, kara, hava ve deniz silahlı
kuvvetlerini idame ettirmesini zaruri kıldığını,
yapılan kamuoyu araştırmalarından çıkan sonuçların,
bunu halkın da istediğini ortaya koyduğunu kaydettiler.
Milli Muhafız Ordusu Komutanı Korgeneral Petros Çalikidis gazetemize,
Türk kuvvetlerinin saldırı düzenlerini yorumlarken; Türkiyenin
stratejik hedefinin her zaman, şartların elvermesi halinde
Kıbrısı tamamen almak olduğunu söyledi.
Bizim işimiz cydırıcılık
Bizim işimiz; rakiplerin her türlü planına karşı
caydırıcılık işlevi görebilmesi için orduyu mükemmel
şekilde hazırlamak ve eğitmektir diyen Çalikidis, halkı
sakinleştirmek için; ordunun savaş kabiliyetine ve Atillanın
süper güçlerine karşı yeterli caydırıcılığa
sahip olması amacıyla gerekenin yapıldığını
söylemekle yetindi.
Yunanistanla ilişkilerimiz konusunda ise; gündelik olarak
karşılıklı iletişim olduğunu söyledi.
Savunma Bakanı Kostas Papakostas da gazetemize; zaman zaman olumsuz
eleştiri alınmasına rağmen ordumuzun
yapısını geliştirmeye sessiz sedasız devam
ettiğini söyledi. Reorganizasyonun sessiz sedasız ilerlemekte
olduğunu ve yeterli personeli olmayan küçük birliklerin çok daha iyi
koordinasyon sağlanması amacıyla başka birliklerle
birleştirildiğini anlatan Papakostas, silahlanma konusunda da, mevcut
ekonomik kriz içerisinde; Milli Muhafız Ordusunun çoğu sorununu
çözecek 200 milyon Euroluk bir silahlanma programları olduğunun
altını çizdi.
15 bin kadın ve erkek asker
Uçar imkanlar ile taşıma araçlarının, satın
alımlarımızın çok önemli bir bölümünü oluşturduğu
izahında bulunan Bakan, 15 bin kadın ve erkek askerimizin
olabildiğince çok caydırıcılık kabiliyetine sahip
olması için askerlerin psikolojisiyle ilgili de çalışma
yaptıklarını açıkladı.
STAR KIBRIS 02/01/10
İngiliz
Observer gazetesi, okuyucularına İstanbul'u, "bu yıl
mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri" olarak tanıttı.
Gazetenin yazarı Barbara Ellen, bugünkü sayıda yer alan makalede,
İstanbul'a yaptığı seyahatten söz etti.
"İstanbul: Sultanlar ve Boğaz Kenarında
Alışveriş" başlıklı makalede, "Müslüman
ve Batı dostu, iki kıtayı birleştiren ve
yüzyıllardır kültürleri barındıran, camileri, Osmanlı
sarayları, hamamları ve pazarlarıyla, İstanbul modern
dünyadaki gururlu yerini alıyor" ifadelerine yer verildi.
Gazetenin yazarı, "İnançların ve kıtaların
arasında denge olan İstanbul 2010 kültür başkentinin, bu
yıl mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri olduğunu"
yazdı
CNN TURK 03/01/10

![]()
Haluk DOĞANDOR
Beyarmudu köylüsü Kafa ailesinin, dede mirası Pile Larnaka yolu üzerinde
bulunan 20 dönüm arazisi Rum emlakçının kıskacında. Kafa
ailesi arazisini ne satabiliyor, ne de kullanabiliyor
Arazilerini satışa çıkaran Kafa ailesi, araziye talip olan
Patrocklos emlak şirketinin oyununa geldiğini iddia ediyor.
İddiaya göre şirket, dönümü 45 bin Kıbrıs Lirasına
anlaştığı Kafa ailesine 10 bin Kıbrıs Lirası
kapora verdi.
Kafa ailesi bundan sonraki süreçte oyuna geldiklerini fark etti. Çünkü kapora
kağıdında tarih belirtmeyen şirket, 4 yıl boyunca Kafa
ailesini oyalayarak, satışı bir türlü gerçekleştirmedi.
Şirkete kaporasını iade eden Kafa ailesi, şirketle
bağını koparmak istedi.
Bunun üzerine harekete geçen şirket yetkilileri, süresiz kaparo
parasını iade ettikleri ve satıştan vazgeçtikleri
gerekçesiyle aile aleyhine Larnaka Mahkemesinde dava açarak, arazinin
satışını ve kullanımını engelledi. Kafa
ailesi şimdi yetkililerden yardım bekliyor.
STAR KIBRISı arayan Gürsel Kafa, Rum emlak şirketi Patrocklos
şirketinin aracı göndererek kendilerini nasıl tehdit
ettiğini anlattı:
ARAZİ DEDEDEN KALMA
Babamız hayattayken Pile-Larnaka yolu üzerinde bulunan arazimiz üzerinde
bir iş kurup, bir şeyler yapmak istedik, herkes gibi. Ancak Rumlar
hatta Pilede yaşayan Türkler dahi bize karşı
çıktılar. Daha sonra Beyarmudunda bir Barış Gücü askeri
babamı ağılda çalışırken vurdu öldürdü. Tüm bu
olaylardan sonra biz oradan soğuduk. Aile olarak dedemizden kalma bu
araziyi satma kararı aldık.
PİLEDEKİ ARAZİ LARNAKAYA KAYDIRILDI
Arazimiz Pile sınırı içinde, yani Barış Gücü
kontrolünün altındayken, alınan kararla Larnaka
sınırına dahil edildi. Bu işi de o dönemde Rum ve Türk
muhtarlarının ortak kararlarıyla yaptılar. Çünkü
Barış Gücünün sorumlu olduğu sınırı gösteren
tabelanın, bizim arazimizin başlangıç noktasına
konulması bizim için sonun başlangıcı oldu. Böylece bizim
arazi Larnaka tarafında kalınca artık oraya ne Türk polisi ne de
Barış Gücü müdahale edebilirdi. Çaresiz kaldığımızı
anlayınca aile kararıyla araziyi satışa çıkardık.
PATROCKLOS ARAZİYE TALİP OLDU
Arazi satışa çıkarıldıktan bir süre sonra, Patrocklos
isimli üç ortaklı bir Rum emlak şirketi kapımızı
çaldı. Önce aracı ortaya koyarak bize yaklaştılar ve 10 bin
Kıbrıs Lirasını kapora verdiler. İki ay içerisinde
devlet dairelerinde tapu ve benzeri işleri bitirip, satış günü
de dönümü 45 bin Kıbrıs Lirasından 20 dönüm arazimizin
parasını vereceklerdi. Ancak biz aldığımız
kaporayı aramızda harcamadan olduğu gibi bankaya
yatırdık. Aradan iki ay gibi bir zaman geçmesine rağmen Rum
Patrocklos şirketinden ses seda çıkmadı.
OYALAMA TAKTİĞİ
Şirketle temasa geçerek neler olduğunu sorduk. Bizden bir ay daha
müsaade istediler.
Son olarak verdiğimiz bir aylık sürenin sonunda da şirket hiç
bir yasal işlem başlatmadı ve bizi oyalamaya başladı.
Kendileri bize ilk geldiklerinde kaporanın iki ay süresi olduğunu
kendilerinin de bunu kabul ettiklerini söylemişlerdi. Biz kaporanın
süresinin sonsuza kadar olmadığını, iki aylık süreden
bahsedince, bize gösterdikleri kaparo makbuzunda süre
yazılmadığını fark ettik. Vefat eden teyzemlerin
yerine tereke olan teyzemin oğlu ve kardeşim, lisan bilmediklerinden
yalnızca kaparo miktarını görüp imza atmışlar. Rum
emlak şirketi makbuza kaparo süresini baştan koymamakla belli ki
oynayacakları oyunu biliyorlardı.
Biz de bankaya yatırdığımız kaporayı çekerek
kendilerine teslim ettik.
ŞİRKET PEŞİMİZİ BIRAKMADI
Kaparoyu kendilerine teslim ettiğimizde olayın
kapanacağını düşündük. Araziye başka bir müşteri
arayalım dedik. Ama öyle olmadı. Olaylar bundan sonra can
sıkıcı olmaya başladı.
Rum şirketi sık, sık bize aracılar göndererek, arazimizi
almak istediğini bildiriyordu. Ama ortada bize verecekleri para da yoktu,
yani ben araziyi bedavaya mı vereyim dedim. Sonradan öğrendim ki,
bize gönderilen aracılardan Pilede yaşayan Rum Thassos 100.000
Kıbrıs lirasını komisyon olarak alacakmış. Onun
için sürekli bize geliyor, araziyi Patrocklosa satın diyordu. Bana
hissedar olarak 29.000 Kıbrıs Lirası düşüyor arazi benim
olduğu halde, adam aracı 100.000 Kıbrıs lirası alacak.
BİZE DAVA AÇTILAR
Rum Patrocklos şirketi, süresiz kaparo parasını iade
ettiğimiz ve satıştan vazgeçtiğimiz için bize Larnaka
Mahkemesinde dava açtı. Mahkemede dava bitene kadar arazi üzerinde ara
emir alarak başkasına satışımızı engelledi.
Biz de avukat tutalım dedik ve Rum tarafından bir avukatı
görevlendirdik. Ancak avukat bizim hakkımızı savunacağı
yerde, devamlı bizi Rum şirketi ile anlaştırma yoluna
gidiyordu. Biz hakkımızı arayalım diye avukat tutuyoruz,
Rum avukat bizi şirketle barıştırma yoluna gidiyor.
İlk tuttuğumuz avukatı azlettik, bir başka avukat derken üç
avukat tuttuk. Üç avukatta aynı yolu izledi, hakkımızı
savunmadı. Ya şirket çok güçlü, ya da işin içinde avukatlara
yönelik bir tehdit var.
TEHDİT EDİLDİK
Arazi bizim, tapusu, koçanı bizim elimizde ama ne satabiliyoruz ne de
kullanabiliyoruz. Her yıl araziyi birileri ekiyor, biçiyor
kullanıyor. Kim kullanıyor, kim icar ediyor onu dahi bilmiyoruz.
Bazı Rum arkadaşlarımız var, onlar dahi bu şirketin
çok güçlü olduğunu, arazimizi almak için her türlü oyunu
yapacaklarını söylüyorlar. Thassos daha geçen hafta Beyarmuduna
geldi, bizi resmen tehdit etti. Ya araziyi Patrocklosa satarsınız,
ya da hiç kimseye satamazsınız dedi. Bu arada araziyi almak isteyen
bazı şirketler ortaya çıktı, hatta biraz daha yüksek fiyat
verdiler, ama onlara da satamıyoruz. Çünkü mahkeme dört yıldır
devam ediyor, satışı da engelliyor. Şu anda çaresiz bir
vaziyette kaldık, bekliyoruz.
STAR KIBRIS 03/01/10
![]()
Çayönü Kalkınma Kooperatifinin yeni
binasının açılışında konuşan
Cumhurbaşkanı Talat; 2010 çözüm yılı olmalı çünkü
Kıbrıs sorunu herkesi olumsuz etkiliyor dedi.
Çayönü Kalkınma Kooperatifinin yeni inşa edilen hizmet binası,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Derviş
Eroğlunun da katıldığı törenle hizmete
açıldı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 2010un Kıbrıs sorununun
çözüldüğü yıl olması gerektiğini çünkü bu sorunun
Kıbrısı ve bölgedeki herkesi ilgilendirdiğini ve olumsuz
etkilediğini söyledi.
Başbakan Derviş Eroğlu ise ekonomik krizin iyi yönetilmesi ve
gerekli tedbirler alınması halinde aşılmasının mümkün
hale geldiğini belirterek, geçen yıl başlattıkları
tedbirlerin yeni yılda da süreceğini; büyük acı veren tedbirler
almayacaklarını ama eksilere düşen ekonomiyi artıya
çıkarabilmek için çalışmaların süreceğini ifade etti.
Çayönü Kalkınma Kooperatifinin binasının bugün öğleyin
düzenlenen açılış törenine Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talat ve eşi, Oya Talat, Başbakan Derviş Eroğlu, bazı
bakanlar, milletvekilleri, CTP Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer, DP
Genel Başkanı Serdar Denktaş ve öteki davetliler
katıldı.
TALAT: UMUTLARIMA UMUT KATTI
Cumhurbaşkanı Talat Çayönü Kalkınma Kooperatifinin yeni
binasının açılışında yaptığı
konuşmaya köylülerin yeni yılını kutlayarak
başladı ve 2010un daha iyi olması,
sıkıntıların aşılması için herkesin elinden
gelen katkıyı yapması gerektiğini söyledi.
2010 başında umutlarımızı yenilerken Çayönü
Kalkınma Kooperatifinin bu güzel eserini açmak benim için son derece
sevindirici olmuştur ve umutlarıma umut katmıştır
diyen Cumhurbaşkanı Talat, bir köy kooperatifinin hele ekonomik
krizin etkili olduğu bir dönemde böylesine güzel bir bina yaratması
ve köylüsüne hizmet ederken bu binadan yararlanmasının önemli
olduğunu ifade etti.
Talat, bu binayı yaratmanın kararlılık, özveri ve çaba
istediğini kaydetti.
2010 ÇÖZÜM YILI OLMALI ÇÜNKÜ HERKESİ OLUMSUZ ETKİLİYOR
2010un Kıbrıs sorununun çözüldüğü yıl olması
gerektiğini çünkü bu sorunun Kıbrısı ve bölgedeki herkesi
ilgilendirdiğini ve olumsuz etkilediğini ifade eden
Cumhurbaşkanı Talat, Bazıları zannedebilir ki çözümsüzlük
iyidir fakat bunun böyle olmadığını iyice düşünüp
değerlendirdiği zaman herkes görecektir. Rumlar da, bölgedeki herkes
de görecektir. Ondan dolayıdır ki Türkiyenin son derece kararlı
desteğiyle oldukça hareketli bir müzakere süreci yaşıyoruz diye
konuştu.
MÜZAKERE SÜRECİNİ BİZ YÖNETİYORUZ
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakereler için iyi
hazırlıklar yaparak, öneriler oluşturarak Rum tarafına
sunup sorunun çözümü için ne kadar aktif olduklarını her gün
gösterdiklerini belirterek, Bu son derece önemlidir ve Kıbrıs
müzakere sürecinde ilkler arasındadır. Biz Kıbrıs Türk
tarafı olarak müzakere sürecini doğruyu söylemek gerekiyorsa,
yönetiyoruz. Birilerinin öneriler getirmesine, bazı önerilerle öne
çıkmasına veya bize öneri empoze etmesine kesinlikle imkan
yaratmıyoruz. Bunları biz yaratıyor, hazırlıyor ve
sunuyoruz dedi.
Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiyenin koordinasyon içinde aktif
müzakere sürecini başarıya götürmek için elinden geleni
yaptığını, dosta düşmana, herkese gösterdiklerini
vurgulayan Talat, önümüzdeki dönemde de yoğun çabalar içinde
olacaklarını; bu ay içindeki yoğun müzakerelerde ve tüm
görüşmelerde bu tutumu sürdüreceklerini kaydetti.
AMACIMIZ HAKLARIMIZI KORUYARAK ÇÖZMEK
Talat, amaçlarının Kıbrıs sorununu Kıbrıslı
Türklerin hayati çıkarlarını koruyarak ve geliştirerek
çözmek olduğunu vurguladı.
2010 yılında yapılması gereken birçok iş
bulunduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Talat, küresel krizin
etkilerinden kurtularak daha iyi bir ekonomik yapıya kavuşmak için
elden gelen çabayı ortaya koymak gerektiğini, bu konuda başta
hükümete görev düştüğünü söyledi.
Özellikle özel sektörün yatırım imkanlarını
geliştirmek için tedbirler almak gerektiğini belirten
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bunun işsizliği, ekonomik
sıkıntıları ortadan kaldıracak en önemli adım
olacağını ifade etti. Köylerde de kooperatiflerin yeni
girişimlerinin gerek altyapıya yapacakları katılar, gerekse
köylünün ekonomik kalkınmasına yapacakları katkının
son derece önemli olduğunu dile getiren Talat, kooperatifçiliğin
Kıbrıslı Türkler açısından tarihi öneme haiz
olduğuna dikkat çekti.
HEDEF ENGELLERİ ORTADAN KALDIRMAK
Bir gazetecinin, Rum Başpiskopos Hristostomosun Hristofyas önümüze TC
kökenlileri içeren bir anlaşma koyarsa bunu reddederim ve hatta kilisenin
mallarını bile bu iş için harcarım sözünü
yorumlamasını istediği Cumhurbaşkanı Talat,
Müzakereler müzakere masasında yürütülür, müzakereler ve müzakerelerdeki
konularla ilgili herkesin değişik görüşleri olabilir dedi.
Kilisenin de görüşü olabileceğini belirten Talat, şöyle
konuştu:
Kilise liderliğinin Kıbrıs sorununun çözümünü istemediğini
herkes biliyor. Kilise bildiğini yapacaktır. Biz Kıbrısta
bir çözümün gerekli olduğunu düşünüyor ve bunun için
çalışıyoruz. Müzakere masasındayız. Müzakereleri
sürdüreceğiz. Önemli olan 2010 yılının Kıbrıs
sorununun çözümü yılı olmasıdır, bunun için
çalışacağız. Engellemeye çalışacakları
aşmak, engelleri ortadan kaldırmak için de çalışacağız.
Müzakereler devam ettiği sürece yeni fikirlerle konuları
tartışmaya devam edeceklerini, müzakere masasında olanların
önemli olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Talat,
Başpiskoposun kilise mallarını harcama sözünün yinelenmesi
üzerine de Varsın harcasın, iyi olur, kilise malsız kalır
dedi.
KARANLIK YILLARDA KOOPERATİFÇİLİK
Talat, kooperatifçiliğini karanlık yıllarda,
Kıbrıslı Türklerin ayakta kalabilmesi, ekonomik yönden çökmemesi
için büyük çabalar ortaya koyduğunu hatırlatarak, son yıllarda
özel sektörün aktifleşmesiyle kooperatifçiliğin geri plana
düştüğünü ancak kooperatifçiliğin yerini tutabilecek başka
bir şey olabileceğini sanmadığını dile getirdi.
Kooperatifçiliği korumanın, geliştirmenin boyunlarının
borcu olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, AB içinde de
kooperatiflerin son derece önemli olduğunu kaydetti ve Kıbrıs
sorunu çözüldükten sonra da kooperatifleri diri, sağlam tutmak,
geliştirip güçlendirmenin görevleri olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, Çayönü Kalkınma Kooperatifi yetkililerini
bu yatırımlarından dolayı kutladı.
BERTUĞ: GURUR DUYDUM
Gazimağusa Kaymakamı Beran Bertuğ da kısa
konuşmasında, böylesi açılışlarda bulunmaktan gurur
duyduğunu ifade ederek, Çayönü halkını tebrik etti ve onlara
mutlu yıllar diledi.
DÜRÜSTLÜK, DOĞRULUĞU İLKE EDİNDİK
Çayönü Kalkınma Kooperatifi Sekreteri Ahmet Yeşilada ise, binanın
yapımına katkıda bulunanların isimlerini sıralayarak
tek tek teşekkür etti.
Mimari projesi Turizm, Çevre, ve Kültür Bakanı Ersan Saner tarafından
çizilen binanın, kooperatifin öz kaynaklarıyla
yapıldığını ifade eden Yeşilada, 1975te kurulan
kooperatifin dürüstlük ve doğruluğu ilke edinerek, siyaset
dışı kaldığını söyledi.
BATAK BORÇLUSU OLMAYAN YEGÂNE KOOPERATİF
Yeşilada, verdikleri tüm kredilerin tahsil edildiğini, batak borçlusu
olmayan yegane kooperatif olmaktan gurur duyduklarını söyledi.
Tarımsal kredilerde en düşük faizi uyguladıklarını,
üyelerine her türlü zirai ilaç, tohum, gübrenin düşük faizle ve azalan
bakiye uygulamasıyla verildiğini anlattı.
Kredi ve sigorta hizmeti de verdiklerini belirten Yeşilada, hedeflerinin
bölgeye hizmet edecek bir patates paketleme tesisi, bin tonluk soğuk hava
deposu ve 5 bin tonluk tahıl ve gübre ambarı yapmak olduğunu
açıkladı.
Yeşilada, Kıbrıs Türk halkının üç kez göçmen
olduğunu; kendilerinin de Güneyden 1975te gelerek Çayönü köyüne
yerleştiklerini ifade ederek, yıllarca verilecek diye tek çivi
çakılmayan köyün bugün yeni evler, işyerleri, çiftlikler ve
bahçelerle yenilendiğini; burayı terk edip yeniden göçmen olmak
istemediklerini söyledi.
ÇOCUKLARIMIZ ÖLÜM KORKUSU YAŞAMASIN
Ahmet Yeşilada, gençliklerini ölüm korkusuyla geçirdiklerini, aynı
şeyleri çocuklarının yaşamasını istemediklerini
vurgulayarak, Bu topraklarda kendi kendimizi idare edip, kendi
bayrağımız altında hür ve bağımsız
yaşamak istiyoruz dedi.
Konuşmaların ardından Çayönü Kalkınma Kooperatifi
binasının açılışı kurdele kesilerek
yapıldı. Cumhurbaşkanı Talat ve Başbakan Eroğlu
ile diğer yetkililer binayı gezerek bilgi aldı ve köylülerle
sohbet etti. Talat, Eroğlu ve bakanlar daha sonra köy kahvesinde de bir
süre oturdu.
STAR KIBRIS 03/01/10
![]()
Mihrişah Safa
Kıbrısta siyasi görüşmeler ve emlak konularında hayati
önem taşıyan Orams Davasında, son karar bu ay içinde belli
olacak. İngiliz İstinaf Mahkemesinde Kasım ayında
görüşülen ve karar için Ocak ayı belirlenen davanın, Lordlar
Kamarasına gitme şansı yok.
KIBRIStaki siyasi görüşmeler ve adadaki emlak konularında hayati
önem taşıyan Orams Davasında geriye sayım
başladı.
Geçtiğimiz Kasım ayında Londradaki İstinaf Mahkemesinde
iki gün süren duruşmanın sonucu, bu ay içinde kesin belli olacak.
Davayı yakından izleyen Londra Barosuna kayıtlı avukat
Erdoğan Derviş, konuyu Star Kıbrıs için
değerlendirerek, çıkabilecek olası sonuçları gazetemize
yorumladı.
Davanın ATADa gönderilme olasılığından da bahseden
Derviş, bu durumda davanın reddi, aynı kararın yeniden
alınması veya zilyonda bir de olsa lehimize karar
çıkabileceği olasılığı bulunduğunu da
söyledi.
SON ÜMİDİMİZ İNGİLİZ HÂKİMLER
Avukat Erdoğan Derviş; Son ümidimiz İngiliz hakimler derken,
davayla ilgili kaybetme olasılığının , kazanmaktan
daha fazla olduğunu öne sürdü.
Avukat Derviş, Orams Davasının, İstinaf Mahkemesinden
Lordlar Kamarası olarak bilinen ve en yüksek yargı kurumu olan
Supreme Courta gitmesinin mümkün olmadığını, bunun
duruşmada dile getirildiğini belirterek, gazetemize şunları
söyledi;
Kamuoyunda Orams davası olarak bilinen Linda ve David Oramsa ait Rum
Meletis Apostelidosa ait arsaya yapılan villa ile ilgili duruşma, bu
ay içinde kesin noktalanacağa benziyor. Bu davanın daha önce Lordlar
Kamarasına gitmeyeceği geçen mahkemede, net olarak söylendi.
Ayrıca sizin de izlediğiniz gibi bu duruşma Ocak veya en geç
Şubat sonunda noktalanacak. Ancak önemli olan nasıl
noktalanacağı. Geçen duruşmada
hatırlayacağınız gibi Oramsların avukatlarından
Cherie Booth Blair Q.C, davanın yeniden ATADa gönderilmesi için talepte,
bulundu. En büyük neden olarak da ATADın Yunanlı baş hâkimi
Vassilios Scourisin tarafsız olmadığını öne sürdü.
Cherie Booth Blair Q.C, duruşmada Kesinlikle tarafsızdır
demiyorum. Dıştan bakıldığında böyle bir hâkimin
Kıbrıs Cumhuriyeti ile olan bağlantılarından
dolayı bağımsız olabileceğine inanılabilir mi?
Bunun da cevabının kesinlikle hayır olması lazım
şeklinde görüş bildirdi. Bakınız Avrupa Toplulukları
Adalet Divanı ATADdaki İngiliz hâkim, hiç kimsenin bir itirazı
olmadan kendiliğinden bu davadan çekildi. Kendiliğinden çekilmesine
neden olarak da bu davanın İngiltereyi yakından
ilgilendirmesini gösterdi. Davayla yakından ilgilenmesinin doğru
olmayabileceğini gerekçe olarak ayrılmasının nedeni olarak
sundu. Kendisine çekil diyen olmadı. Yani itiraz üzerine çekilmedi.
ORAMS AVUKATLARINI GÜLÜNÇ DURUMA DÜŞÜRDÜ
Yunanlı hâkim ile İngiliz hâkimi
karşılaştırın. Scouris, Kıbrısta,
Kıbrıslı Rumlara verdiği destek nedeniyle en yüksek
nişanı aldı. Ve adayla ilgili böyle hayati bir davanın
baş hâkimliğini yapıyor. Scouris bunu sakladı. Kimse
bilmezdi demek ise Oramsların avukatlarını gülünç duruma
düşürdü. Bu inandırıcı değil. Böyle önemli bir davada
özellikle hiç inandırıcı değil. Gülünç duruma düştük.
MİLYONDA BİR ŞANS
Bu nedenle davanın yeniden ATADa geri gitme şansı olup
olmadığıyla ilgili sorumuza ise Erdoğan Derviş şu
yanıtı verdi;
Pek bir şansı yoktur. Çünkü fırsatı kaçırdık.
Başında itiraz edecektik. Bunun tehlikeli bir tarafı da
vardır. ATAD aslında politik bir kulüptür. Bence bu davayı
İstinaf Mahkemesinin, ATADa geri göndermesinde yüzde bir şans bile olsa,
ATADın fikrini değiştirip, kendi kuruluşunun baş
hâkimi olan kişiyi eleştirip, kendi kararını tersleyip,
yeniden değerlendirmesi milyonda birdir. Olursa lotteryI kazanmak gibi
bir şeydir. Gitmesinin tehlikeli tarafı şudur. ATAD yine
değerlendirir, yine aynı kararı alabilir ve bu da son nokta,
tabuta çakılan son çivi olur.
ATADın kararlarının tüm AB üyelerinde uygulanma
zorunluluğu vardır. İstisnası kararda hata varsa veya kendi
ülkesinde kamu düzenine aykırı ise uygulanmaz. Bunu da gözden
geçirmekde yarar vardır. Bugüne kadarki ATAD kararlarının büyük
çoğunluğu uygulanmıştır. Uygulanmaması nadirdir.
Şahsi görüşüm, zaten Kıbrısın sorunu çözümlenmeden
ABye üye alınması hataydı. Slovenyanın sınır
sorunları var diye ABye üyelik müzakereleri reddediliyor. Avrupanın
aldığı zıt kararlardan biri de budur.
Davada şansımız belki en fazla yüzde 10dir. Bence tek umudumuz
İngiliz Hakimlerdir. Lehte karar alabilecek tek yer de İngiliz
İstinaf Mahkemesidir. Dünyanın en tarafsız hakimleri
İngiliz yargıçlarıdır. Her zaman da böyle olmuştur.
İngiliz hakimler olup, biteni görüp, bize ne kadar haksızlık
yapıldığını anlarsa, belki konuyu kamu düzeni
kapsamında ele alır, değerlendirirlerse lehimize karar
çıkabilir. Verilen kararlar ATADın daha önceki kararlarıyla çarpışıyor.
KıbrısI ABye alırken, şartlı
almışsın. Sonra Kıbrıs Cumhuriyet mahkemelerinde karar
alınıyor ve sen bunu uyguluyorsun. Bu kendi verdiğin karara
aykırıdır. Bu kadar haksızlık var ortada.. Belki
İngiliz hakimler durumu bu yönden değerlendirir. Duruşma
yargıçlarından Justice Pill, İngilizlerin 1960 Garanti
Anlaşmasına herhangi bir kısıtlama getirip
getirmeyeceği sorusunu sordu mahkemede. Eğer bu karar, Garanti
Anlaşmasını etkileyecekse, bu kamu düzeni konusuna girer. Dedi.
Belki bu konudan girerek, lehte karar alabilirler. Aslında İngiltere,
Türkiye, Yunanistanın da imzaladığı Garanti
Anlaşması, Kıbrıs Cumhuriyetini korumayı hedefler.
Bir başka konu ise ATADın üyesi değilsen söz hakkın da
yoktur. Nitekim, ne Türkiye, ne de Kuzey Kıbrıs mahkemede söz
aldı, onların kendini savunması gündeme geldi. Bu davada ilgili
taraf olmalarına rağmen, söz alamadılar. Kuzey
Kıbrısın söz hakkı olmasına rağmen temsil
edilemedi. Öte yandan Yunanistana bol bol söz hakkı verildi.
Avukat Erdoğan Derviş, davanın ATADa gönderilmemesi durumunda
kesin kararın bu ay veya en geç Şubatda çıkacağı
görüşünde. ATADa gönderilmesi halinde ise 3 olasılık var;
Reddedilebilir, Aynı kararı yeniden alabilir veya milyonda bir
lehimize karar verebilir.
Londradan çıkacak sonuç, Kıbrısla ilgili birçok konuya da
ışık tutacağı için, merakla bekleniyor.
STAR KIBRIS 03/01/10
![]()
Başbakan Derviş Eroğlu 2010un 2009u
aratmayacak bir yıl olmasını dileyerek;
Alacağımız tedbirler, büyük acı veren tedbirler
olmayacaktır. Ama ekonomiyi ayakta tutmak, eksilere düşmüş
ekonomiyi artıya çıkarabilmek için çalışmamızı
sürdüreceğiz dedi.
Başbakan Derviş Eroğlu, yeni yılı kutlayarak 2010un
2009u aratmayacak bir yıl olmasını diledi.
Çayönü Kalkınma Kooperatifi yöneticilerini kutlayan Eroğlu, birçok
kooperatif mali sarsıntı geçirirken, Çayönüdekinin yönetimin gerekli
önlemleri almasıyla iyi durumda, kendi binasını yapabilecek
potansiyele sahip olduğunu söyledi.
Çayönüne, kuzeyden ve güneyden gelenlerin yerleştiğini, bu köye
yerleşenlerin köylerini sahiplenip geliştirdiğini ve
gıptayla izlenecek bir köy durumuna getirdiğini belirten
Başbakan Derviş Eroğlu, KKTCnin 2010da da bazı ekonomik
sorunlarla boğuşacağını; geçen yıl
aldıkları tedbirlerin bu yıl da devam edeceğini ifade etti.
Başbakan Eroğlu şöyle konuştu:
Dünya krizin içinde, bizim ekonomimiz de küçük, en ufak krizden etkilenebilen
bir ekonomi. İyi yönetilirse, alınması gereken tedbirler
zamanında alınırsa, bu gibi krizlerin aşılması da
mümkün hale gelir. Bizim de hükümet olarak yaptığımız ve
2010da da yapacağımız budur. Alacağımız
tedbirler, büyük acı veren tedbirler olmayacaktır. Ama ekonomiyi
ayakta tutmak, eksilere düşmüş ekonomiyi artıya
çıkarabilmek için çalışmamızı sürdüreceğiz.
2010un görüşmelerle geçecek bir yıl olduğunu ifade eden
Eroğlu, dünyanın artık Kıbrıs Rum tarafının
uzlaşmazlığını görüp kabullenmesini ve
Kıbrıs Türk halkına uyguladığı haksız ambargolardan
vazgeçmesinin 2010 beklentilerinin en önemlilerinden biri olduğu söyledi.
EKONOMİK SEFERBERLİK
Başbakan Derviş Eroğlu, KKTCnin görüşmeler devam ediyor
diye ekonomik seferberlikten vazgeçmeyeceğini, ekonominin güçlenmesi için
bazı tedbirlerin şart olduğunu, kendilerinin de görüşmeler
devam ederken ülke sorunlarını çözme gayretinde
olacaklarını vurguladı.
Ekonomik sorunların aşılmasıyla halkın bu ülkede
huzur ve refah içinde yaşıyorum demesi için ellerinden geleni
yapmanın boyunlarının borcu olduğunu dile getiren
Başbakan Eroğlu, halkın da ekonomik seferberlik içinde
olduğunu söyledi.
Eroğlu, Kooperatif Şirketler Mukayyitliğinin incelemesinde
bazı kooperatiflerde sorunlar saptandığını kaydederek,
bunların aşılması için teftişlerin daha sık
yapılması ve ortaya çıkacak bozuk düzenin halledilmesi,
tedbirlerin zamanında alınması üzerinde
durulacağını belirtti.
Başbakan Eroğlu, Çayönü Kalkınma Kooperatifi gibi diğer köy
kooperatiflerin de varlıklarını daha canlı hale getirmesi
ve sorunsuz hizmet vermeleri için çok çalışmaları temennisinde
bulunarak, Çayönülüleri kutladı.
STAR KIBRIS 03/01/10
![]()
Tüm dünyada Noel Baba olarak bilinen Antalya'da Patara'da
doğan ve Demre ilçesinde ölen Aziz Nicholas'ın İtalya'daki
kemiklerinin Türkiye'ye iade edilmesi isteği, ABD basınında yer
aldı.
Los Angeles Times'ın haberinde, Türkiye'nin Aziz Nicholas'nın
İtalya'ya kaçırılan kemiklerinin, doğduğu ve
öldüğü topraklara iade edilmesini istediği belirtilerek, Türkiye
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Akdeniz Üniversitesi Fen
Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Demre Myra Andriake Kazı
Başkanı Prof. Dr. Nevzat Çevik ve Noel Baba Müzesi'ni ziyaret eden
turistlerin görüşleri aktarıldı.
Öte yandan, konuyu aynı hafta içinde ikinci kez ele alan gazetenin ilk
haberinin yorum bölümünde, bazı Türk ve Yunan okuyucular arasında
Anadolu'nun tarihi ve Aziz Nicholas'nın şu anki Türkiye ile bir
bağının bulunup bulunmadığına dair
tartışmaların olduğu gözlendi.
STAR KIBRIS 03/01/10

![]()
Mihrişah Safa
Daily Mail gazetesi yeni yılda gidilip, görülecek yerler arasında
İstanbulu da saydı ve kenti merak uyandırıcı olarak
niteledi. Gazete, TLye karşı kuvvetli durumdaki Sterlinle, Paris
veya Romada 3 yıldızlı otelde kalma fiyatına,
İstanbulda 5 yıldızlı otelde kalınabileceğini
belirtti
İngilterenin en yüksek tirajlı gazetelerinden Daily Mail, 2010
yılının gidilip, görülecek 10 favori destinasyonu arasına
İstanbulu da aldı.
İstanbulun merak uyandırıcı, ilgi çekici bir şehir
olduğunu yazan gazete, Yuvarlak kubbeler, incecik minareleri batan
güneşe karşı görmek istiyorsanız, bu fantezinizi
gerçekleştirmek için ideal yıl şimdi. TLye karşı 2.44
değer taşıyan sterlinle, İstanbulda 5
yıldızlı şahane lüks bir otelde, Paris veya Romada 3
yıldızlı basit bir otel fiyatına kalabilirsiniz dedi.
Gazete, ayrıca Mavi Cami (Sultanahmet) ve Ayasofyayı ziyaret etmenin
de hemen hemen hiçbir maliyeti bulunmadığını yazdı.
Şehri denizden görmek için vapurla Boğaz turunun da sudan ucuz
olduğunu kaydeden Daily Mail, Kapalı çarşının ucuz
fiyatında veya Teşvikiyedeki modern butiklerde
alışverişin de tadının doyumsuz olduğunu
belirtti.
Gazete, İstanbul dışında Laos adası, Meksika, Kuba,
Vancouver , Mozambik, Dubai, ABC, Seychelles ve Shanghai de favori tatil
yerleri arasında saydı.
STAR KIBRIS 03/01/10
By
Dr Andrestinos Papadopoulos Published on January 3, 2010
EIGHT MONTHS after President Barack Obamas
visit to Ankara, in April 2009, the Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan
payed a reciprocal visit to Washington in early December. Time-wise, the
meeting of the two leaders in the White House took place at a time when Turkey
enjoys the fruits of an up-grading in various fields.
Without producing petrol or natural gas she became energy player. East and West
need Turkey as a transit country for energy issues, as it is shown by the
Nabucco and South Steam Agreements. As a result of a multidimensional foreign
policy, on the basis of the neo-Ottomanism and the theory of strategic depth
of Foreign Minister Ahmet Davutoglu, Turkey managed to project the image of a
strong regional power.
She participates in peace-keeping forces all over the world. And promotes
economic co-operation with various countries, especially in the Caribbean and
Latin America. This is possible due to the fact that Turkey is the 6th biggest
economy in Europe and the 17th in the world. In the Balkans, she established
her position by participating in peace-keeping operations of the UN, NATO and
EU in Kosovo, Bosnia-Herzegovina and the FYROM, investing in various projects
and supporting the Muslims of these countries.
Through high level visits to more than 60 countries, Turkey aims at promoting
her positions at the international level and her role as regional power. Good
examples are the visits of President Gul to Iraq, where he talked to the Kurds,
and Iran, where he was received by Ayatolah Khamenei, who for the first time
gave audience to the leader of a NATO country. Fruit of all these efforts was
the election of Turkey as a non-permanent member of the UN Security Council
with 151 out of 192 votes, giving her additional margin of diplomatic manoeuvring.
Having such capital at his disposal, Prime Minister Erdogan met Obama, who
visited Turkey on his first overseas trip and described US-Turkish relations as
a model partnership. At the meeting they discussed issues of common interest
like Iran, Iraq, Afghanistan, Turkish-Armenian relations, the Middle East, the
Cyprus problem, the fight against terrorism and other.
On most of these issues they disagree. Concerning the Iranian nuclear programme
the United States favours new stronger sanctions, whereas Turkey is against
them expressing scepticism about their effectiveness. To the call of the US for
more troop commitment to Afghanistan, Turkey responded negatively. On the
question of the normalisation process between Turkey and Armenia, the United States
stand for a speedy implementation of the Protocol signed between the two
countries, whereas Turkey demands the withdrawal of Armenia from
Nagorno-Karabakh as a precondition.
More important, the close co-operation with Israel does not exist for Turkey
any more. Despite the existence of the 1996 Treaty of military co-operation,
Turkey cancelled common military exercises. Israel angrily retaliated by
announcing the erection of an Armenian genocide monument and the termination of
sophisticated weapons supply, which prompted Turkey to hold common military
exercises with Syria, the arch-enemy of Israel.
Efforts by the United States to bring the two countries together failed, while
the US is sharing Israels criticism of Turkish behaviour. The language used by
Erdogan in Davos to characterise Israels bombardment of Gaza and the initial
objection to the election of the former Danish Prime Minister Rasmussen to the
post of Secretary-General of NATO demonstrated that Turkey has chosen the Arab
camp.
Finally, it should be noted that Obama raised the question of the continuation
of the Halki Seminary and that of the Ecumenical Patriarchy. On the other hand,
Erdogan raised the Cyprus question asking for more active involvement of the US
through the appointment of a special representative for the Cyprus question. On
both issues there was disagreement. They agreed, however, to further develop
their model partnership, with emphasis on the economic cultural fields.
In general, we observe an effort of disengagement of Turkey from the US through
differentiation of her policies on many international issues, which is due to
the prominent role she seeks to play in the region. Erdogan said it clearly:
We look towards the West, without neglecting the East. It remains to be seen
whether a future coincidence of interests will lead to an agreement on issues
where there is at present disagreement. One thing is, however, certain...the
recognition of Turkey by the US as a regional power of the first magnitude.
n Dr Andrestinos N, Papadopoulos is a
former ambassador for the Republic of Cyprus
CYPRUS MAIL
By
Hermes Solomon Published on January 3, 2010
DID YOU have a nice Christmas? Perhaps you
were indifferent, having had so many that it is now simply a chore, something
to get through with weak smiles, lots of patience and pointless presents.
I went to a cousin on Christmas Day, four families and four screaming kids,
pandemonium but a wonderful spread, a stroll in the park afterwards, and what
superb weather with the rest of Europe freezing as if it was Antarctica.
During the evening we snoozed on sofas like overstuffed polar bears watching
TV, amazed at how little news there is during festivities. It was as if the
world had come to a sudden standstill; a peaceful few days...apart from in
Antarctica, which is melting faster than we would like. Did you know that that
70 per cent of the planets fresh water is stored there, megalith chunks
continually breaking off, crashing into the sea and floating north towards
Argentina, Australia and New Zealand? One such chunk is the size of the Duchy
of Luxembourg and up to a mile thick in places.
Luxembourg is 2,600 kilometres square with a population of just under half a
million. Cyprus is a little less than four times larger with twice as
many inhabitants; imagine it floating north towards Turkey...wed have to learn
the language p.d.q. and then, since we are indistinguishable in looks, merge
with the indigenes unnoticeably. Perhaps thats what Demetris and Mehmet are
waiting for... a miraculous merging.
Getting back to the icebergs; the faster they break off the quicker glaciers
will melt and the poles diminish in size. By 2050 sea levels will have risen by
8metres some pundits say, swamping Bangladesh and their millions. Cyprus
doesnt really have a problem with eight metres and Luxembourg is landlocked.
But Bangladesh has invented micro-credit to stave off starvation and
drowning. Micro-credit is what Bangladeshi finance companies lend to one man
businesses in an effort to keep the nations economy afloat, the problem being
that when these businesses grow successful their owners sell off the assets and
invest in land, land that will ultimately become submerged.
Selling off businesses and buying land with the proceeds does little for any
economy apart from swell the coffers of the Land Registry.
With house sales here at a standstill and businesses struggling to survive, our
present government is complicit in watching tourism, banking and construction
melt away. Its only a matter of time before our Minister of Finance Charilaos
increases taxes to keep our economy afloat.
Enduring the indignity of increased taxation without the support of tobacco is
going to be nerve racking. We should have stopped smoking in public by now can
you believe? Given the manner in which we drive, park up pavements and on
double yellows what hope is there to enforce a smoking ban yet another
pointless law. How do you stop the average guy smoking three packs a day - up
the price to 7 a pack?
My cousins daughter is the secretary of OELMEK, the teachers union. She
smokes and supports teachers in their action to allot smoking areas at schools.
What hope is there for our kids? But then again, we cant stop the poles melting
so who cares about smokers?
Sea temperatures have risen between 2-6 degrees Celsius in the past ten years.
So what? Are you skeptical about man-made climate change? It seems many more
are; 29 per cent believe the threat has been exaggerated compared to 15 per
cent five years ago. And the more this economic depression worsens the fewer of
us will give two hoots about sea temperatures.
Our stomachs and pockets come first. Its only logical...we had suckling pig on
Boxing Day. A friend ordered one too late from a Dhali piggery, birth to death
but six weeks old and was obliged to swap it for one two months old. At midday
he fetched it in a returnable dish crisping from the fourno, I suddenly lost
my appetite watching him rip it apart at the dining table with his bare hands.
The boy (see photo) didnt bat an eyelid...
As well as suckling pig there was moussaka, king prawn, chicken gizzards in
green pepper, sea bream in white wine, spring rolls, salads, etc, the piglet
going the way of much of the festivity food, home with guests in Tupperware
containers; puddings and all, a selection of walnut cake, cream caramel and
strawberry something. And wine was imbibed like water for a second day running,
one of the guests turning up late for lunch still drunk from the day before. I
guided him to my home by mobile phone, he supposedly knowing the city like the
back of his trembling hand - no cops about at all thank God!
I havent seen one in ages...still looking for dem bones no doubt? And what a
pigs ear thats become, calling in the FBI, Mossad and Scotland Yard
after muddying les lieux du crime like a sty?
I wish readers and the team at the Cyprus Mail a Happy New Year. And for those
of us with any money left, I suggest we hang on to it until deflation causes a
crash in the price of everything... if not, inflation will put much beyond our
reach. Not that many of us really need much at all anymore...
CYPRUS MAIL
Published
on January 3, 2010
PRESIDENT Demetris Christofias said rumours
regarding Cyprus problem solution scenarios should be ignored and that the
island was nowhere near reaching such a solution.
In his New Year message to the people
Christofias said to stay calm and that the government would remain faithful to
UN resolutions, international and European law, and the high level agreements
of 1977 and 1979, in efforts to reach a settlement, for which the goodwill of
the Turkish side was necessary.
Unfortunately I cannot say that we are
close to a solution
in various aspects of the Cyprus problem there is a
discord in the opinions expressed, while there are also issues which we have
not managed to discuss adequately due to our differences. Nonetheless progress
has been made but even this progress is less than we had expected, he added.
The president said the current talks were
proving difficult and that patience, realism and insistence on principles were
necessary in order to reach a solution.
He reiterated he was struggling for a
viable and functional solution, which would rid Cyprus of the Turkish
occupation and settlers, reunify the territory, the people, the institutions
and the economy, safeguard the human rights and fundamental freedoms of the
whole of the people of Cyprus, promote peace, friendship and cooperation among
Greek Cypriots and Turkish Cypriots, in the framework of a united federal
republic, and create a demilitarised, truly independent EU member state,
without guardians.
I wish to assure you that we are not
daunted by the difficulties in the negotiations, he said, and added that the
government was lobbying the international community in order for it to exert
pressure on Turkey to change its stance on the Cyprus problem.
Referring to the global financial crisis,
Christofias said the government has taken measures and promoted specific
policies to manage the situation in Cyprus, adding that the joint effort of all
political forces and social partners was necessary.
He assured that, despite the difficulties,
the government would continue to promote its ambitious programme to enhance the
welfare state, promote development and strengthen the economy.
CYPRUS MAIL
By
Loucas Charalambous Published on January 3, 2010
IT HAS now become blatantly clear that for
the 22 months he has been in office, President Christofias has been playing
silly games with regard to the national problem. Unfortunately he has managed
to fool a lot of people.
Now, faced with an impasse, even many members of the Left have realised that
his behaviour all this time was nothing more than a cleverly orchestrated
communications game. He pretended to have been working, night and day, for a
settlement, but in reality his objective was to never reach a deal.
This column has the right to boast that it identified this game from the start.
On March 9, 2008 nine days after he assumed office we had written that
Christofias would follow in the steps of his predecessor, Tassos Papadopoulos.
All the presidents efforts were aimed at wasting time. And now that he has
achieved his objective, now that the party is over, he is ready for intensive
negotiations. He knew, from the beginning that he had 18 months ahead of him.
He knew that in April 2010 the Turkish Cypriots would have had presidential
elections. He knew there was a good chance that Mehmet Ali Talat would lose
these elections.
You did not have to be a great politician to realise what he was playing at. We
had written this as far back as 22 June 2008. But the objective was the passing
of the time. He wasted 16 months of negotiations and more than 60 meetings,
talking about one issue, which he still has not managed to complete. And he has
decided now now that everything is over and Talat is on the way out to
engage in supposedly intensive talks.
To do what? To discuss the same issue he has been discussing for 16 months?
Since the talks started in September 2008, Talat had on countless occasions
requested the speeding of the process and the holding of more meetings, but
Christofias simply repeated the familiar tune he would not accept
suffocating time-frames. On a couple of occasions, he also said that he had
other serious business to tend to.
The president has an obligation to give answers to the following questions:
What is the thinking for going to intensive talks now? And what could six
meetings produce, considering that after 60 meeting he failed to close the one
chapter that was considered the easiest of all? What would be achieved at six
meetings with a representative of the Turkish Cypriots who, in all likelihood,
would not be representing them three months after January? And why has he now
accepted suffocating time-frames?
Why had he never accepted Talats proposal for intensive talks before December?
It had been made on countless occasions, before then. Is it because this
January is the only month of the last 16 that he did not have more serious
business to tend to?
It is high time the president stopped taking us for a ride. Most people have
understood his game by now. And if there was anyone who had not understood what
he was playing at, all was revealed, unintentionally, by AKEL chief Andros
Kyprianou, who said the following about the presidents critics: All those who
accuse Demetris Christofias want to prevent his re-election.
This is the real issue. Christofias has just completed 22 of his 60 months in
office, but his main concern is his re-election in three years time. Now, even
the biggest fool could understand why he had been filibustering for 16 months.
He plans on seeking a second term so as to complete the negotiations for a
Cyprus settlement with Dervis Eroglu.
CYPRUS MAIL 03/01/10
Balanced between faiths and continents,
Istanbul is the 2010 Capital of Culture, and the year's must-do city break

Istanbul's Blue Mosque. Photograph: Robert
Frerck/Getty Images
It's more than a little
embarrassing that one of our first experiences in Istanbul was being ripped off
in a "rookie tourist sting". It happened to me, and my travelling
mate, Emma, as we took a night cab back to our hotel, the Ciragan Palace
Kempinski, on the western (European) shore of the Bosphorus.
Cabs were already proving
expensive the Ciragan is some way from the main sightseeing areas, and the
traffic was particularly dire because our visit coincided with Istanbul's
annual marathon.
As much as this made the city
difficult to navigate, it was worth it to see the streets festooned with
colourful bunting, bearing images of the national flag, team colours from Turkey's fanatical football
fans, and most numerous of all, the much-venerated founder of the Turkish
republic, Mustafa Kemal Ataturk.
However, that night in the cab,
we weren't admiring the bunting. Alarm bells should have rung when the driver
dropped us hundreds of yards from our hotel, abruptly swerving on to the kerb.
Then he insisted that the 50 lira (£20.50) note we'd given him for the L40
fare, was only a five and waved one under our noses to prove it.
Alone, at night, without speaking
the language, it was hard to tell what exactly was happening as the driver
became increasingly threatening, and demanded another L50 note. We told the
hotel, but shamefully never made it to the police station to make an official
complaint.
Back in the US, Emma came across
a feature in the New York Times about the "10 biggest cons to
avoid while travelling" one of which was the "famous Istanbul cab
driver trick, where they drop your L50 at their feet, and switch it for a
L5". Doh, as Homer would say. If it happens to you, don't be drips like
us: report it the authorities are keen to eradicate this widespread scam.
However, it would take more than
one isolated incident to put a body off a city as fascinating, idiosyncratic,
as steeped in history and throbbing with vitality, as Istanbul. At once Muslim
and western-friendly, famously straddling two continents (there is a point on
the Ataturk bridge where you can have one foot in Europe, the other in Asia), and boasting centuries of
culture, with its mosques, Ottoman palaces, hammams offering full-body salt
scrubs and shopping bazaars, Istanbul takes a palpable pride in its place in
the modern world.
Indeed, for all the ancient
sights on offer, this year's Capital of Culture is a fast-paced
international-minded city, boasting hotels, art galleries, shopping
parades, restaurants, nightclubs and
bars non-stop modernity swirling through the sense of history.
Even the things you might expect
to find jarring, such as public Tannoys relaying the call to prayer several
times a day, end up being atmospheric punctuations to the Istanbul experience,
to the point where, when I got home, I rather missed them.
The Ciragan Palace, the only
five-star hotel on the European side of the Bosphorus, turned out to be, well,
palatial, boasting helipads, shops, gardens and even a ballroom. Essentially
two hotels, the palace part is where Ottoman sultans used to live. If you wish
to stay in the master suite, it will set you back L30,000 a night a mere
£12,300. But the standard rooms are luxurious enough ours had a balcony
overlooking the Bosphorus, a marble bathroom, and handmade chocolates were
delivered nightly.
Next door is a former harem,
transformed into a high school. Buildings with strange histories seem to be par
for the course in Istanbul the Four Seasons hotel, where we sampled the
fabled "afternoon tea", turns out to have been a notorious prison.
Finding ourselves imprisoned by
the road-choking marathon, we ate lunch at the Ciragan's Gazebo Lounge and,
later, dined at its flagship Tugra restaurant. With gorgeous views of the
Bosphorus, the Tugra only offers Ottoman cuisine (not exactly
vegetarian-friendly), and the silver platters and omnipresent waiters added up
to a less than relaxing atmosphere. Exiting as gracefully as possible, Emma and
I realised we'd spent the meal smiling so tensely we'd given ourselves
cheek-ache.
This turned out to be our biggest
culinary mis-step. The cuisine in Istanbul is varied and glorious. There are
upmarket establishments, such as the fashionable and grand Matbah in the old
city, offering food "just as the sultans ate it", and stand-up
lunches from street carts including balik ekmek (fish in a
sandwich), corn on the cob and hot figs.
Istanbul's history as a trade
route means the quality of its Indian cuisine is high. Dubb is considered the
best Indian restaurant in the Sultanahmet, or old city (deservedly so; we
couldn't resist dining there twice). The best tables are at the top of a long
winding staircase, so don't drink too much: getting down is difficult enough
sober. Once seated, you eat by candlelight, looking out over spectacular
floodlit landmarks including the Blue Mosque and Aya Sofya, the Church of the
Divine Wisdom.
Aya Sofya, once a church, then a
mosque and now a museum, is no less impressive in the daylight. With entrance
costing L20 (the standard tourist charge in Istanbul), and centuries of
Christian and Muslim imagery jumbling together, this cavernous 16th-century
building is seen as representative of Istanbul's harmonious melding of
cultures.
Inside, people quietly mingled,
taking photographs. Others, like us, yomped up the staggering amount of steps
to take in the view from the upper gallery. As we left, some traditionally
dressed women were crowding around the Weeping Column, pushing their hands
against it. Legend says this is where St Gregory the miracle worker appeared,
and the moisture from the column possesses curative properties. Emma and I
dared each other to stick our hands in. Did it do swine flu, we wondered.
Close by is Topkapi Palace, which
for several centuries served as Turkey's spiritual and political centre.
Outside on the manicured lawns, cats were sprawling in the sun. Cats are
revered in Istanbul and thought to bring good fortune, hence their air, in the
Topkapi gardens, of owning the place.
A maze of buildings and
courtyards, Topkapi is too much for one visit. Some buildings were for state
business, others for domestic purposes, such as kitchens or bakeries. One room
houses likenesses of Ottoman sultans and dignitaries, all looking remarkably
similar sleek, well padded, pale. Portrait painters were clearly the Photoshop
of their day, prone to flattering subjects with the same look.
We got to see the Topkapi Dagger,
as well as the Spoonmaker's Diamond, the fifth-largest in the world (eat your
heart out, Liz Taylor). Also on display are eccentric-sounding religious relics
such as the Footprint of Prophet Mohammed and the Saucepan of Abraham.
Annoyingly, you have to pay
another fee for the Topkapi harem, and the queue was very long. It was
disappointing not to view this scurrilous and highly political phenomenon (some
sultans' favourites wielded significant power behind the throne). I tried to
peek through a side window but could only spy a sliver of a mural in the
process disgracing myself as a kind of Ottoman Peeping Tom.
Topkapi is dwarfed by the
18th-century Dolmabahce Palace, known as "the Versailles of
Istanbul". Outside, soldiers were engaged in a changing of the guard.
Inside, the obligatory guided tour snaked slowly up the ornate staircase. At
Dolmabahce, where Ataturk spent his final years, everything that's yellow is
said to be real gold and there is a lot of yellow. To protect the
original parquet, you have to shuffle around in plastic shoe covers though
seemingly endless throne rooms, ballrooms and state reception areas.
The nearby Blue Mosque, famously
decorated with countless blue-hued mosaic pieces, is a stunning dome among
Istanbul's many stunning domes the skyline sometimes resembles a line-up of
those bells you bang for attention in small hotels.
At the Blue Mosque, all visitors
are asked to remove shoes and females are asked to wear headscarves, though
quite a few don't. Indeed, at times in Istanbul we got the feeling our dogged
religious reverence was overdone. Outside the Blue Mosque, Emma was putting on
a scarf, when a guard suddenly barked: "You can't go in like THAT!"
She froze: "Why not?" "You're too sexy!" he grinned, then
strolled away, laughing.
At night in Istanbul, there is a
bustling alfresco culture of crammed pavement restaurants in areas such as
Nevisade Sokak, Mayhene and Kumkapi. Be warned: quality is variable. One night,
we ended up having such bad meze in a deserted side street in Kumkapi that we
dumped the money we owed, fled and finished our meal at a more vibrant eatery
in the next street.
There I slurped down chardonnay
that tasted of bubble bath (one black mark against Istanbul is the wild
variation in the quality of wine), picking at the meze as cats wove about our
legs. We smiled at some men at the table behind us who were feeding the
felines, but probably shouldn't have. They fed them more to hold our attention,
until we were seriously concerned the cats might explode. It was time to make
an exit.
There is much scope for
entertainment in Istanbul. We tried but failed to visit DogStar, an
intriguing-sounding "indie club" in the Asian quarter. There are
umpteen nightclubs and bars, some posh, others makeshift, many playing live
music, or holding impromptu discos.
One night, we found ourselves
watching students bop about to Soft Cell and Oasis in Kulp, a "club"
the size of a shoe cupboard. Another night was spent listening to horrific
Muzak in an upmarket though hilariously awful mirrored confine I forget the
name of. Best of all was Babylon, a night club with live music. The time we
went, guitarist Justin Adams, and African musician Juldeh Camara played an
astonishing set. Babylon, currently celebrating its 10th anniversary, has also
hosted the likes of Grandmaster Flash, Patti Smith and Arrested Development.
European Capital of Culture or
not, it was time to utter the immortal phrase of every all-female city break
since the dawn of time: "Lets go shopping!" Istanbul has a Harvey
Nichols, and a pedestrian-only area in Taksim that could be Oxford Street (if
Oxford Street had more antique bookshops).
In the less touristy back streets
the scent of the city is strong, with street barbecues, bubbling coffee pots
and thick cigarette smoke. There are scores of hairdressers girls with the
vibrant aubergine hair colour so favoured in Istanbul sit outside on stone
steps, waving their hairdryers. In more upmarket areas such as Nisantasi and
Tesvikiye, Emma tried on jewellery that should have had its own security guard.
No trip to Istanbul would be
complete without a visit to the Grand Bazaar. It is the largest of its type in
the world, and even reading the statistics is breathtaking: 60 streets, 4,000
shops, its own mosque, post office and bank, and even a health centre. Indeed,
walking into the Grand Bazaar is akin to being devoured by a giant mythical
animal, albeit one with a stomach full of rugs, jewellery (the "evil
eye" symbol is ubiquitous), antiques, gold, leather, ceramics,
calligraphy, and pretty much anything else you can think of.
I am too much of a wimp to
haggle, though it is supposed to be welcomed here. But when Emma tried to haggle
over some earrings, the stallholder told us to clear off. As we left, he yelled
after us, "Don't come back!" So much for joining in with the local
customs.
There are cafes scattered
throughout the bazaar. The best is Café Bedestan, where we drank coffee and ate
baklava. Some shopkeepers kindly offer customers a small glass cup of their
refreshing local tea (cay), as they struggle to take in this veritable
Aladdin's Cave. Indeed, so complex and compelling is the bazaar, it is wise to
factor in a second visit.
We were coming to the end of our
stay, so the next morning we made sure to view the Istanbul Modern, a wonderful
art space with an eclectic mix of traditional culture and modern works.
Just outside the gallery, we
stopped at one of the nargile (water pipe) cafes. These are enjoying a
comeback among the young (with three universities, there is a huge student
presence in the city). These days, the pipes are for tobacco, not opium, though
there still seems something deliciously decadent about people lolling around on
velvet chairs, sucking on bubbling water pipes.
Then it was time to say goodbye
to Istanbul with a boat trip across the Bosphorus. There are guided two-hour
cruises but we had no time for that. In any case, the commuter boats are fast,
cheap and fun.
Our unpleasant experience with
the cab driver seemed a world away as we glided across the water, marvelling
once again at how the domes and turrets of old Istanbul nestle with the bustle
and drama of the modern city.
A city of culture, indeed; but
also so much more.
A three-night
stay at the Ciragan Palace costs from £837 through Kirker Holidays (020 7593
2283; kirkerholidays.com)
including scheduled flights from Heathrow, private transfers, breakfasts and
Kirker's guide notes to restaurants and sightseeing in the city.
ntvmsnbc
04
Ocak. 2010 Pazartesi
İSTANBUL -
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast
iddiasıyla ilgili soruşturma kapsamında Özel Kuvvetler
Komutanlığı, sadece Türkiye'de değil, Kıbrıs'ta
da faaliyet yürüttü.
Eski adıyla Özel Harp
Dairesi, 1950'li yılların sonunda Rumların EOKA örgütüyle
mücadele amacıyla "Türk Mukavemet Teşkilatı"nı
(TMT) örgütledi.
1974'e kadar geçen sürede
Kıbrıslı Türkler, Türkiye'ye getirilerek silahlı
eğitim aldı. Özel Harp Dairesi'nden adaya subay ve silah gönderildi.
Eski KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, konuyla ilgili olarak NTVnin
sorularını yanıtladı.
Rauf Denktaş, Özel
Harp Dairesiyle olan temasını şöyle anlattı: 1957nin
sonunda Kasım ayında üç arkadaş TMTyi kurduk. Ve Volkan
görevini yapmıştır, teşekkür ederiz dedik. Ama silah yok,
teşkilat yok, uzman yok. Benim istediğim EOKAya karşı bir
direniş, Türkiye'nin siyasetine bağlı bir kuvvet
oluşmasıdır. Ocak ayında Doktor Küçükle Ankara
geldiğimizde Rüştü Zorlu Beyden bunu rica ettik. Dokuz ay sonra
uzman girebildi.
Özel Harp Dairesinin
görevi, Türkiye istila halinde olursa gizlice teşkilatlanıp, o
istilayı önlemekti. O yüzden Türkiye, milli bir davası için buradaki
liderliğin talebi üzerine organize etmiştir. Silah vermiştir
Allah razı olsun ki vermiştir, yoksa burası şimdi Yunan
adası olacaktı.
Biz Seferberlik Dairesi
dendiğinde, karşımızda orduyu gördük. Türkiye ile resmi
temaslarda bulunduk, bütün işlemler resmi temaslarla yapıldı.
'ADADA
KONTRGERİLLA YOK'
Kontrgerillanın adaya girmediğini savunan Denktaş, Kontrgerilla
adada olmamıştır. Burada Türkiye'nin kolordusu var. Kolordunun
içinde hangi seksiyonlar var, bunu bilemem diye konuştu.
'İTHAMDA
BULUNMAK YANLIŞ'
Rauf Denktaş, Kutlu Adalı suikasti veya Afrika gazetesinde patlayan
bomba ile ilgili olarak ise şöyle konuştu: Hepsinin izahı var,
bütün mesele polisin yapanları tespit etmesidir. Bu gibi durumlarda
savaş içindesiniz, seferberlik halindesiniz. Birileri işgüzarlık
yapar, Vatan hainidir, ben ona göstereyim der ve bir halt ederse bu
teşkilata mal edilir. Bunları ayıklamadan ithamlarda bulunmak
bence doğru değildir. Ama TMT'yi bununla kirletmek büyük bir
günahtır.
'ÖZEL
HARP'TEN EĞİTİM ALMADIM'
Kendisinin TMTnin siyasi kanadını yönettiğini belirten
Denktaş, Ben Özel Harp Dairesinde eğitim görmedim, sadece siyasi
kanadını sevk ve idare ettim. Bana gelen istihbaratı
değerlendirip teşkilata ve Türkiye'ye gönderiyordum. Ama kontrolden
çıkan arkadaşlar olmuş olabilir, onlar da teşkilat
tarafından çekilmişlerdir dedi.
'O
MEKTUP ARŞİVDE VARDIR'
Ergenekon soruşturmasında bahsi geçen, emekli Orgeneral Şener
Eruygur tarafından 2004 yılında kendisine hitaben yazılan
ve Devlete ve millete ihanet edenlerin tarihin karanlıklarına
yuvarlanacaklarına inanarak, biz 4 kuvvet komutanı sonuna kadar sizin
desteğinizde olacağımızı arz eder, derin saygılar
sunarız ifadelerinin geçtiği iddia edilen mektupla ilgili ise Hatırlayamam.
Bu mektup bana gelmişse muhakkak Cumhurbaşkanlığı arşivinden
vardır, gizli bir dosyaya konmuş değildir. Bana destek
vermiş olabilirler diye konuştu.
AA
04
Ocak. 2010 Pazartesi
NTV
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Simerini gazetesi, KKTC'de
yaptırdığı anket sonuçlarına dayanarak, Nisan
ayında yapılacak KKTC cumhurbaşkanlığı seçimini
yüzde 50,1 ile Derviş Eroğlu'nun kazanacağını öne sürdü.
Gazete, 22-27 Aralık
arasında KKTC'de cep telefonları ve sabit telefonlarla görüşme
şeklinde 18 yaş üstü 505 kişiyle yapılan anketin
sonuçlarını dün ve bugün yayımladı.
KKTC'deki Kıbrıs
Toplumsal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezine (KADEM)
yaptırılan anketin sonuçlarına göre, cumhurbaşkanı
seçimini "kimin kazanacağı" sorusuna
Kıbrıslı Türklerin yüzde 50,1'i Başbakan ve Ulusal Birlik
Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu, yüzde 24'ü
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat yanıtını verdi. Yüzde
17,8'lik bir kesim soruya cevap vermezken, yüzde 8,1'lik kesim "başka
bir aday" dedi.
RUMLARA
GÜVEN YOK
Anket sonuçları, Kıbrıslı Türklerin yüzde 68,9'unun
Rumlara hiç güvenmediğini gösterirken, Rumlara çok güvenenlerin oranı
yüzde 2,2 oldu. "Çözüm durumunda çocuğunuzun Kıbrıslı
Rum ile evlenmesinden ne kadar rahatsız olurdunuz" sorusuna ise,
ankete katılanların yüzde 49,9'u "Çok rahatsız
olurdum", yüzde 34,5 "Hiç rahatsız olmam" karşılığını
verdi.
"Çözüm durumunda
çocuğunuzun Kıbrıslı Rum ortağının
olmasından ne kadar rahatsız olurdunuz" sorusuna da ankete
katılanların yüzde 41,8'i "Hiç rahatsız olmam"
karşılığını verirken, yüzde 34,9 "Çok
rahatsız olurum" dedi.
KIBRISLI
TÜRKLER ÇÖZÜM OLACAĞINA İNANMIYOR
Anket sonuçlarına göre Kıbrıslı Türkler, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas'ın anlaşmayı başaracakları konusunda genel
olarak kötümser.
Kıbrıslı
Türklerin sadece yüzde 13,7'si Talat ile Hristofyas'ın anlaşmayı
başaracaklarına inanıyor. Yüzde 84,6'lık gibi büyük bir
oran ise anlaşma olacağına inanmıyor.
Gazete, anket
sonuçlarına dayanarak, Kıbrıslı Türklerin, Kıbrıs
sorunundaki görüşlerini
katılaştırdığını ve ayrılma (bölünme)
istediğini" öne sürdü.
Kıbrıslı
Türklerin yüzde 44,6'lık bir oranı, siyasi eşitlik ve tek egemenliğe
dayanacak iki toplumlu-iki kesimli federasyonu "büsbütün kabul
edilemez" olarak nitelendiriyor. Yüzde 14,7'lik bir kesim bunu
"şartlı" kabul ederken, yüzde 39,2'lik kesim kabul
ettiğini belirtiyor.
Ankete
katılanların 67,5'i Zürih anlaşmalarında öngörülen
birleşik devleti "büsbütün kabul edilemez" olarak
nitelendiriyor.
Ankete göre,
Hristofyas'ın Kıbrıslı Türkler arasındaki
popülerliğinde de önemli düşüş görülüyor.
Kıbrıslı Türklerin yüzde 74,7'si Hristofyas hakkında
olumsuz düşünüyor. Sadece yüzde 12,5'lik bir kesim, Hristofyas
hakkında olumlu düşüncelere sahip.
Kıbrıslı
Türklerin yüzde 78'lik bir oranı, garantilerin çözüm durumunda da muhafaza
edilmesini istiyor. Yüzde 21'lik bir kesim ise garantilerin yürürlükten
kaldırılması gerektiğini düşünüyor.
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrıs Rum Kesiminde yayımlanan Simerini gazetesinin KKTCde yaptırdığı
ankete göre kuzeyde yaşayan Türklerin yüzde 48i adanın bölünmesini
ve yola iki ayrı devlet olarak devam edilmesini istiyor.
Anket,
Türklerin yüzde 80inin nisanda yapılacak
Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Başbakan Derviş
Eroğlunun, yüzde 20sinin Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talatın kazanacağını düşündüğünü ortaya
koydu.
Ankete göre, Kıbrıslı Türkler, Rum
Yönetiminin, Rumlar KKTCdeki seçimlerde yüzde 20 oranında etkili olsun
şeklindeki önerisi Çapraz Oylamaya da karşı çıkıyor.
Çapraz Oylama Talat ve iktidar partisi arasında sert
tartışmalara neden olmuştu.
Anket, Kıbrıs
Toplumsal ve Ekonomik Araştırmalar Merkezi (KADEM) tarafından,
22-27 Aralık 2009 tarihleri arasında, telefonla görüşerek, 18
yaş ve üzeri 505 kişiyle gerçekleştirildi. Anketten çıkan
çarpıcı sonuçlar şunlar:
Bölünme
* Yüzde 48,1 kabul
* Yüzde 24,2 şartlı kabul
* Yüzde 26,9 kabul edilemez
Tek
egemenlik
* Yüzde 44,6 kabul edilemez
* Yüzde 14,7 şartlı kabul
* Yüzde 39,2 kabul
* Yüzde 1,6 bilmiyorum/cevap vermiyorum
İki
eşit devlet
* Yüzde 38,2 kabul
* Yüzde 29,7 şartlı kabul
* Yüzde 31,3 kabul edilemez
Anlaşma
olacak mı?
* Yüzde 84,6 Hayır
* Yüzde 13,7 Evet
* Yüzde 1,8 Cevapsız
Çapraz
Oylama
* Yüzde 61,4 kabul edilemez
* Yüzde 28,5 kabul
* Yüzde 10,1 tarafsız
Garantiler
* Yüzde 78 Çözüm durumunda da muhafaza edilsin
* Yüzde 21 Yürürlükten kaldırılsın
* Yüzde 1 Cevapsız
MILLIYET 04/01/10
İbrahim Fırtına'nın Ergenekon ifadeleri: Darbe suçlamalarını lanetliyorum
04/01/2010 RADIKAL
Eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına'nın 10 saat süreyle darbe iddialarına ilişkin sorgulandığı ortaya çıktı.
Ergenekon soruşturması kapsamında ifade veren eski Hava
Kuvvetleri Komutanı İbrahim Fırtına'nın sorgu
tutanaklarına NTV ulaştı.
5 Aralık'ta adliyeye gelen eski Hava Kuvvetleri Komutanı İbrahim
Fırtınaya darbe iddialarıyla ilgili 131 soru sorulduğu ve
bu soruların büyük bölümünün, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden
Örnek'e ait olduğu öne sürülen günlüklerden
hazırlandığı öğrenildi.
İfadelerinde zaman zaman sertleştiği belli olan
Fırtına'nın, "Lanetliyorum, reddediyorum" gibi
sözcükler kullandığı, Kıbrısla ilgili bir soruya ise
savcıları "Devlet sırrı" konusunda
uyardığı ortaya çıktı.
İbrahim Fırtına 35 sayfalık ifadesine darbe günlüklerinin
gerçekliğinden duyduğu endişeyi dile getirdi.
Günlüğün eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, tarafından
yalanlandığına belirten Fırtına, "Bir darbe
suçlaması kapsamı içerisinde bana soru yöneltilmesini üzüntü ile
karşılıyorum ve reddediyorum" dedi.
"Sarıkız", "Ayışığı",
"Yakamoz" ve "Eldiven" isimli darbe planlarını
emekli olduktan sonra basından duyduğunu anlatan Fırtına
"Görev yaptığım dönem içerisinde Cumhuriyetçi
Çalışma Grubundan haberim yoktur. Emekli olduktan sonra Şener
Eruygur ile bir iki kez sosyal ortamlarda bir araya geldim. Böyle bir
çalışma yapmış olmasına ihtimal vermiyorum"
ifadesini kullandı.
DENKTAŞA YAZILAN MEKTUP
Fırtına, Şener Eruygur'un dönemin KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'a yazdığı ileri sürülen mektupla ilgisi olup
olmadığını soran savcıya itiraz edip, bir de devlet
sırrı uyarısında bulunduğu öğrenildi.
Fırtına, bu konuyla ilgili Annan Planına karşı yavru
vatanın sokağa dökülmesi, Türkiyede tepki gösterilmesi
iddialarına ilişkin olarak 2 noktada itirazım var. Birincisi
doğru olmayan bu iddialar uluslararası boyutta tartışmaya
yol açar. Bu husus iddianamede yer almasın ya da örtülü olarak
kullanılsın. İkinci itirazım,bu iddia öncekilerde
olduğu gibi ülkenin birlik ve dirliğine, yavru vatanda
oluşabilecek çözümlere dinamit koyucu ve başkalarına istismar
etme fırsatını veren yanlış bir kurgudur cevabını
verdi.
İbrahim Fırtına, "Ayışığı"
darbe planında geçen 22 Eylül 2003'deki toplantıda, eski Genelkurmay
Başkanı Hilmi Özkök'e hitaben "Ya sen çekil ya da biz
çekileceğiz" şeklinde notun verilmediğini ifade etti.
Fırtına, konuyla ilgili şunları söyledi: "Notun tarihi
Özden Örnek ve benim göreve başladığımız ilk aydır.
Belki ilk kez bir toplantıda bir araya gelen kişilerin önceden
planlayarak sarfedeceği sözler değildir. İlk ay zaten nezaket
ziyaretleriyle iadei ziyartlerle geçen dönemdir. Bu işlere girişmek,
kanunlara, nizamlara devlete aykırılıktır kabul etmiyorum.
Ayrıca Genelkurmay Başkanının mektup yoluyla istifaya
davet edildiği yönünde kendisinden birşey duymadım."
Mektupta TSK'nın protokol kurallarının ihlal edilmiş
olduğuna da dikkat çeken Fırtına "Hava Kuvvetleri
Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığından
önce yazılmış. Böyle bir yanlışı Şener
Eruygurun yapacağına ihtimal vermiyorum. Bu nedenle
yazının Şener Paşa'ya ait olmadığını,
bir kurgu olduğunu düşünüyorum dedi.
SEZERİN GÖREV SÜRESİ
Hilafetin ilgasıyla ilgili 3 Mart 2004te toplantıda AKP'den
milletvekili kopartılması, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer'in görev süresinin uzatılması konuşuldu mu diye soruldu.
İbrahim Fırtına "O toplantıya katılmadım.
Ben o toplantı sırasında görev gereği Ankara
dışındaydım cevabını verdi.
Fırtına, Cumhurbaşkanı Sezerin görevini sürdürmesi için ne
gibi görüşmelerde bulunduğu, Sezer ile görüşmeleri kim ya da
kimler gerçekleştiriyordu sorusuna ise "Bu ifade Türkiye
Cumhuriyetini ve TSK'nın, birliğini tahrip etmek amaçlı bir
kötü niyet beyanıdır, lanetliyorum" diyerek yanıtladı.
KOÇ, DOĞAN VE AKÇAKOCA SORUSU
Savcıların İbrahim Fırtınaya ayrıca
işadamları Rahmi Koç, Aydın Doğan ve Engin Akçakocayı
tanıyıp tanımadığını sorduğu
öğrenildi.
Fırtına, bu soru üzerine Koçu sanayici olması nedeniyle tanıdığı Doğan ve Akçakocayla ise tanışmadığını söyledi.
Kıbrıslı Türklerin yüzde 84ü, Talat
ile Hristyofyas arasında anlaşma sağlanacağına
inanmıyor.
KADEM,
Simerini gazetesi için kamuoyu araştırması yaptı
Güney
Kıbrısta yayımlanan Simerini gazetesi, Kıbrıslı
Türklerin siyasi duruşunu belirlemek amacıyla kamuoyu
araştırması yaptırdı. Kıbrıs Toplumsal ve
Ekonomik Araştırmalar Merkezi (KADEM) tarafından, 2227 Aralık
2009 tarihleri arasında, cep telefonları ve sabit telefonlarla
görüşmeler yapmak suretiyle, 18 yaş ve üzeri 505 kişiyle
gerçekleştirilen anketin sonuçlarına göre, Kıbrıslı
Türklerin yüzde 84.6sı, Talat ile Hristofyas arasında anlaşma
sağlanacağına inanmıyor.
İki eşit devlet arasında konfederasyon
görüşünü kabul edenler yüzde 38.2, şartlı kabul edenler de yüzde
29.7 oranında. İkisinin toplamı yüzde 67.7ye
ulaşıyor. Karşı çıkanlar ise yüzde 31.3te
kalıyor.
Uluslar arası garanti edilen sınırlarla bölünme
(Taksim) konusunda ise hayır diyen Kıbrıslı Türklerin
sayısı sadece yüzde 26.9. Ankete katılanların yüzde 48.1i
kabul derken, yüzde 24.2si şartlı kabul yönünde görüş
belirtti. İkisinin toplamı yüzde 72.3e
ulaşıyor.
Kıbrıslı
Türklerin yüzde 48i ayrılma diyor
Ankete dayanarak, Kıbrıslı Türklerin yüzde 48,1inin;
uluslararası anlamda garanti altına alınmış
sınırlarla birlikte ayrılmayı/bölünmeyi kabul ettiklerini
yazan Simerini gazetesi, Kıbrıslı Türklerin yüzde 24,2sinin
bunu şartlı kabul ettiklerini, yüzde 26,9unun ise bunu büsbütün
kabul edilemez olarak nitelendirdiklerini ifade etti.
Kıbrıslı Türklerin yüzde 43,8inin ise bugünkü
mevcut durumun (statükonun) devam etmesini kabul ettiğini belirten gazete,
Kıbrıslı Türklerin yüzde 18inin bunu şartlı kabul
ettiğini, yüzde 36,8inin ise bunu kabul edilemez olarak nitelediklerini
kaydetti.
Tek
egemenliğe dayalı federasyon
Kıbrıslı Türklerin yüzde 44,6lık bir oranının
siyasi eşitlik ve tek egemenliğe dayanacak iki toplumlu-iki kesimli
federasyonu büsbütün kabul edilemez olarak nitelendirdiğini bildiren
gazete, Kıbrıslı Türklerin yüzde 14,7sinin bunu
şartlı kabul ettiğini, yüzde 39,2sinin kabul ettiğini,
yüzde 1,6sının ise bilmiyorum/cevap vermiyorum dediklerini iletti.
Kıbrıslı Türklerin yüzde 38,2sinin iki eşit
devlet arasındaki konfederasyonu kabul ettiklerini belirten gazete, yüzde
29,7sinin bunu şartlı kabul ettiğini, yüzde 31,3ünün ise
büsbütün kabul edilemez olarak nitelendirdiğini ifade etti.
Gazete, Kıbrıslı Türklerin yüzde 67,5inin Zürih
Antlaşmalarında öngörülen birleşik devleti büsbütün kabul
edilemez olarak nitelendirdiklerini de belirtti.
UBPliler
iki kesimliliği kabul etmiyor
Başbakan Derviş Eroğlunun Genel Başkanı olduğu
Ulusal Birlik Partisinin (UBP) seçmenlerinin çoğunluğunun, yani
yüzde 54,2sinin, federasyonu tamamen kabul edilemez olarak nitelediklerini
yazan gazete, Cumhuriyetçi Türk Partisinde (CTP) bu oranın yüzde 30,8,
Demokrat Partide (DP) yüzde 41,4, Toplumcu Demokrasi Partisinde (TDP) de
yüzde 11,1 olduğunu kaydetti.
Hristofyasın
önerisi destek bulmadı
10 Kıbrıslı Türkten 6sının Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasın ağırlıklı
oyla birlikte dönüşümlü başkanlık konusundaki önerisiyle hem
fikir olmadığını yazan gazete, Derviş Eroğlunun
partisi UBPde bu oranın yüzde 73, Serdar Denktaşın partisi
DPde ise yüzde 79lara ulaştığını belirtti.
Buna göre, Kıbrıslı Türklerin yüzde 61,4ünün
Hristofyasın önerisiyle hem fikir olmadığını dile
getiren gazete, Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 28,5nin bununla
hem fikir olduklarını, yüzde 10,1inin ise tarafsız
olduklarını kaydetti.
Gazete, CTPnin yüzde 42,9unun, Mustafa
Akıncının partisi TDPnin ise yüzde 11,1inin de bu öneriyle
hem fikir olmadığını yazdı.
En zor
problem mülkiyet
Kıbrıslı Türklerin yüzde 56sının Mülkiyet
başlığını müzakerelerdeki en zor problem olarak
düşündüklerini ileten gazete, Mülkiyet
başlığını yüzde 21,8le Toprak, yüzde 13,7yle
Garantiler ve yüzde 7,7yle Yeni Anayasanın takip ettiğini
belirtti.
Müzakereler
konusunda kötümser
Kıbrıslı Türklerin, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın anlaşmayı
başaracakları konusunda genel olarak kötümser olduklarını
ifade eden gazete, Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 13,7sinin
Talat ile Hristofyasın anlaşmayı başaracaklarına
inandıklarını iletti.
Gazete, Kıbrıslı Türklerin yüzde 84,6lık gibi
büyük bir oranın anlaşma olacağına
inanmadığını, yüzde 1,8inin ise bu soruya bilmiyorum
dediklerini veya cevap vermediklerini ifade etti.
Gazete, 2008 yılının Temmuz ayında
(müzakereler başladığı zaman) Kuzey Kıbrısta
gerçekleştirilen ankette söz konusu oranın yüzde 33 olduğunu; o
zamandan bu yana Kıbrıslı Türklerin müzakerelerin
başarılı bir şekilde sonuçlanacağına dair
inançlarında büyük oranda düşüş
yaşandığını belirtti.
Türkiyesiz
karar veremez
Gazete, Kıbrıslı Türklere göre Talat Ankaranın piyonu
ara başlığıyla devam ettiği haberinde; Talat
müzakerelerde Türkiyenin onayı olmaksızın ne derece kararlar
alabilir? şeklindeki soruya, ankete katılanların yüzde
87,9unun asla/katiyen şeklinde yanıt verdiklerini belirtti.
Gazete, Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 6lık
bir oranın Cumhurbaşkanı Talatın yeterince serbest hareket
edebileceğine inandıklarını ifade etti.
Hristofyasın
popülerliğinde düşüş
Söz konusu ankete dayanarak, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasın Kıbrıslı Türkler arasındaki
popülerliğinin önemli düşüş gösterdiğini kaydeden gazete,
Kıbrıslı Türklerin yüzde 74,7sinin Hristofyas hakkında
olumsuz düşündüklerini bildirdi.
Kıbrıslı Türklerin sadece yüzde 12,5inin
Hristofyas hakkında olumlu düşünceleri bulunduğunu belirten
gazete, yüzde 12,7sinin ise bu konuda tarafsız olduklarını
kaydetti.
2008 yılının Temmuz ayında
gerçekleştirilen ankette, Kıbrıslı Türklerin yüzde 33ünün
Hristofyas hakkında olumlu düşündüğünü hatırlatan gazete,
şu anda 4 Kıbrıslı Türkten 3ünün bu konuda olumsuz
düşüncelere sahip olduğunu kaydetti.
Mülkiyette
söz hakkı kimin olsun?
Gazete, Kıbrıs sorununun çözümü durumunda, mal-mülklerle ilgili ilk
söz hakkına kimin sahip olması gerektiğine inanıyorsunuz?
şeklindeki soruya ise ankete katılanların yüzde 57,8inin
bugünkü kullanıcı şeklinde cevap verdiklerini bildirdi.
Gazete, ankete katılanların yüzde 37,8inin bu soruya
yasal sahipler şeklinde yanıt verdiğini belirtti.
Garantiler
muhafaza edilmeli
Kıbrıslı Türklerin yüzde 78lik bir oranının,
garantilerin çözüm durumunda da muhafaza edilmesini istediklerini ileten
gazete, yüzde 21lik bir oranın ise bunların yürürlükten
kaldırılması gerektiğini düşündüklerini yazdı.
Gazete, anketin ikinci kısmını bugün
yayımlamaya devam edecek.
Çözüm
Şekli sizce nasıl olmalı
1-Uluslararası garanti edilen sınırlarla
bölünme
Kesinikle
hayır %26.9
Şartlarla
kabul %24.2
Kabul
%48.1
2-Bugünkü Statükonun devamı
Kesinlikle hayır %36.8
Şartlarla kabul %18
Kabul
%43.8
3-Tek
egemenlikle iki toplumlu iki bölgeli federal siyasi eşitlik
Kesinlikle
Hayır
%44.6
Şartlarla
Kabul
%14.7
Kabul
%39.2
4-İki
eşit Devlet(eyalet) arasında konfederasyon
Kesinlikle
hayır
%31.3
Şartlarla
Kabul
%29.7
Kabul
%38.2
5-Zürih
anlaşmalarında olduğu gibi Birleşik Devlet
Kesinlikle
hayır
%67.5
Şartlarla
Kabul
%14.9
Kabul
%16.8
Talat-Hristofyas
anlaşmaya varacak mı?...
EVET
%13.7
HAYIR
%84.6
Cevapsız %1.8
Hristofyas
Hakkındaki düşünceniz...
Olumlu
%12.5
Olumsuz
%74.7
Tarafsız
%12.7
Cevapsız
%0.2
Bir çözüm
olasılığında Garantiler
Kaldırılsın
%21
Korunsun
%78
Cevapsız
%1
Görüşmelerde
en zor sorun sizce ne?
Mülk
%56.2
Toprak
%21.8
Garantiler
%13.7
Yeni
Yasa
%7.7
Talat
Türkiyesiz sizce ne ölçüde karar alabilir?
Hiç
%87.9
Çok
%5.7
Az
%6.3
Mülk
konusunda sizce birinci söz sahibi kim olmalı..?
Yasal mülk
sahipleri
%37.8
Bugünkü Mülk sahipleri %57.6
Cevapsız
%4.6
KIBRIS
04/01/10
![]()
Hristofyas hükümetinin koalisyon ortaklarından EDEKin
Başkanı Yannakis Omiru Fileleftheros Gazetesine verdiği
mülakatta, Kıbrıs doğrudan müzakerelerinde, kötü bir çözüme
doğru geri dönüşü olmayan bir yola girilmesi halinde partisinin
koalisyondan ayrılacağını söyledi.
Partisinin; doğrudan müzakerelerde, Kıbrıs sorununun dikenli
başlıkları olarak nitelediği toprak, mülkiyet, TC kökenli
KKTC vatandaşları, güvenlik ve garantiler
başlıklarının görüşülmesinde ısrar ettiğini
söyleyen Omiru; bu tutumu, görüşmeleri sırasında Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyasa da ilettiğini söyledi.
Omiru, Rum Yönetimi Başkanı Hristofyasın Kıbrıs
sorunundaki icraatlarında EDEKin görüşlerini dikkate
almasını beklediğini belirterek Hristofyastan, partisinin
kaygı ve endişelerini giderecek ilave hareketler beklediğini
söyledi.
EN ULUSAL HALK BİRLİĞİ
Hristofyasa güven meselesinin ancak; koalisyon hükümetine
katılımlarına son vermeleri ile gündeme geleceğini,
koalisyondan ayrılmalarının da ancak; Kıbrıs sorununda
kötü bir çözüme doğru, geri dönüşü olmayan bir yola girildiğini
saptamaları halinde gerçekleşeceğini anlatan Omiru
şunları söyledi:
En ulusal halk birliğini arzu ediyoruz. Ancak, tekrar ediyorum; kötü bir
çözüme doğru geri dönüşü olmayan bir yola girdiğimizi
saptamamız durumunda Hareketin bütün organları, hükümete
iştirakimiz konusunu gözden geçirmek üzere toplanacak.
STAR
KIBRIS 04/01/10
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın son koz
olarak yoğunlaştırılmış müzakerelerle ilgili
beklentiler çıtasını yükselttiği ileri sürüldü.
Kathimerini, Ocak ayındaki altı günlük yoğunlaştırılmış
müzakerelerde bütün ihtimallerin açık olduğunu, müzakerelerin
Şubat ayında da devam edebileceğini yazdı
Rum tarafında Pazar günleri yayınlanan Kathimerini Gazetesi; Mehmet
Ali Talatın Son Kozu... Kıbrıslı Türk Liderin Çevresi
Seçim Öncesinde Kazanç Öngörerek
Yoğunlaştırılmış Müzakerelerle İlgili
Beklentiler Çıtasını Yükseltiyor başlık ve
spotlarıyla yansıttığı haberinde, Ocak ayındaki
altı günlük yoğunlaştırılmış müzakerelerde
bütün ihtimallerin açık olduğunu, hatta bu müzakerelerin Şubat
ayında da devam edebileceğini yazdı.
Haberinde; Kıbrıslı Türk liderin yakın bir mesai
arkadaşı ile konuştuğuna işaret eden gazete, bu
kaynağa dayanarak şunları yazdı:
ŞUBAT BOŞ AY GÖRÜLÜYORDU
Kıbrıslı Türk liderin yakın bir mesai arkadaşı
bize; altı günlük yoğunlaştırılmış
müzakerelerde önemli ilerleme kaydedilmesinin, müzakerelerin Şubatta da
devam etmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Şubat, işgal
bölgelerindeki seçim kampanyaları dolayısıyla bugüne kadar
boş ay olarak görülen bir aydır.
Talatın aynı mesai arkadaşına göre, Kıbrıs Türk tarafı,
ele alınacak üç başlıkta görüş birliklerine
varılmasına çalışacak ki Talatın mesai
arkadaşlarının arzusu da budur. Ocak ayında
Kıbrıs sorununda ilerleme olmazsa bu, Talatın
Kıbrıslı Türklerin liderliğine yeniden seçilmedeki
başarısızlığının altına imza da olacak.
EROĞU İLK TURDA SEÇİLİR
Halen işgal bölgelerinde yapılan kamuoyu yoklamaları
Eroğlunun sözde seçimlerin ilk turda Kıbrıslı Türklerin
liderliğine seçileceğini gösteriyor. Talatın mesai
arkadaşı, Kıbrıs Türk tarafında Ocak ayında ilerleme
olması, müzakerelerin Şubatta devam etmesi ve belki Nisan
ayında; yani işgal bölgelerindeki sözde seçimlerden önce, referandum
yapılması beklentisi bulunduğunu savundu. Bu mümkündür ve
Talatın kurtarılıp yeniden seçilmesinin tek yolu da budur.
Eroğlunun şu ana kadarki iki ayrı devletle ilgili tezleri
ortadayken, onun müzakereciliği ile başlıklarda görüş
birliğine varılması neredeyse imkansızdır.
RUM TARAFI PAYLAŞMIYOR
Kıbrıs Rum tarafı, Talatın çevresinde var olan bu
beklentiyi paylaşıyor görünmüyor. Yetkili kaynaklara göre
Kıbrıs Türk tarafı, tezlerini şekillendirmez ve iki bölgeli
iki toplumlu federasyona ve güçlü üniter erke sahip tek ve bir devlet
kurulmasına uygun tezler sunmazsa, çözüm bulunması imkansızdır
ve bunun Nisan ayına kadar olması çok daha zordur.
Kıbrıs Rum tarafı, Ocak ayındaki
yoğunlaştırılmış müzakerelerde, ara anlaşma
imzalanması ve açıklanmasına olanak tanıyacak bir
anlaşma olmasını imkansız görüyor ki Başkan Hristofyas
da kısa süre önce yaptığı açıklamalar ile bunu teyit etti.
Yetkili bir kaynağın gazetemize söylediğine göre, neredeyse bir
başlığın bile kapatılması
imkansızdır, çünkü anlaşmazlıklar çoktur ve
Kıbrıs Türk tarafının tezleri birleşmeden çok
konfederasyona yöneliktir.
TÜRK TARAFININ ÖNERİSİNİ TARTIŞMAYIZ
Aynı kaynaklara göre Kıbrıs Türk tarafının, Yönetim ve
Yetki Paylaşımı başlığında tavır
değiştirmesinin, yani; Başkan Hristofyasın dönüşümlü
başkanlıkla ilgili revize önerisini kabul etmesi ihtimali göz
ardı edilmiyor.
Ancak aynı kaynaklar; Kıbrıs Türk tarafının,
başkanın ve başkan yardımcısının
doğrudan halk tarafından değil, Senato tarafından seçilmesi
tezinde ısrar etmesi halinde bu meselede anlaşmaya
varılmasının söz konusu olmadığını
vurguluyorlar.
Kaynaklar gazetemize, Senato tarafından seçilme tartışma konusu
değildir dediler.
STAR
KIBRIS 04/01/10
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın,
yoğunlaştırılmış görüşmelerle ilgili
tutumunu şimdiden belli etmeye başladı. Rum liderin, daha ilk
turda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talattan kendisine, Hoş bir
sürpriz yapmasını beklediği vurgulandı
Hristofyasın bu tutumunu değerlendiren siyasi gözlemciler; Rum
tarafı şimdiden cırlamaya hazırlanıyor. Talattan
sürpriz bekleyerek, Çıkmaza oynadığını ispatlayan
Hristofiyasın kendisi bir sürpriz yaparak çözümden yana olduğunu
göstermesi gerekir
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın,
yoğunlaştırılmış görüşmelerle ilgili
tutumunu şimdiden belli etmeye başladı. Rum liderin, daha ilk
turda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talattan kendisine hoş bir
sürpriz yapmasını beklediği ifade edilirken; Rum liderin bu
tutumunu değerlendiren siyasi gözlemciler; Rum tarafı şimdiden
cırlamaya ve çıkmaza oynamaya hazırlanıyor. Hristofiyas
Talattan sürpriz bekleyeceğine, bir sürpriz yaparak çözümden yana
olduğunu göstersin dedi.
KABUL ETSİN, İYİLEŞTİRSİN
Politis Gazetesi; belli bir merkezden
sızdırıldığı anlaşılan yorum-haberinde;
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın,
yoğunlaştırılmış görüşmelerin ilk turunun
yapılacağı 11, 12 ve 13 Ocakta Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talatın, yürütme erkinin seçilmesiyle ilgili önerisini kabul edip
Türk tarafının ekonomi başlığındaki tezlerini iyileştirerek
kendisine hoş bir sürpriz yapmasını beklediğini yazdı.
KABUL ETMEZSE SEÇİLEMEZ!
Hristofyasın Talata; bunu yapmazsa, her şeyden önce, Nisan
ayında yeniden Kıbrıslı Türklerin liderliğine seçilme
konusundaki ihtirasını baltalamış ve meydanı
Derviş Eroğluna bırakmış olacağı
uyarısında bulunacağını haber verdi.
Gazete; Yoğunlaştırılmış Görüşmelerde Ele
Alınacak 4 Başlığın Sivri Noktası...
Başarının Sırrı Ekonomi
başlığıyla yansıttığı haberinde
Hristofyasın yoğunlaştırılmış görüşmelerin
ilk turuna büyük bir endişe ve bir o kadar da beklenti içerisinde
gideceğini belirtti.
DİKO VE EDEK HOŞNUT DEĞİL
Hristofyasın, hükümetteki ortakları DİKO ve EDEKin niyetlerine
(Hristofyasın) özellikle kuşkuyla yaklaşmalarından
hoşnut olmadığını ve yakın zamana kadar
desteğine kesin gözüyle baktığı ana muhalefet
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadisin son günlerde aleni
olarak, yoğunlaştırılmış müzakerelerin
başarısıyla ilgili kötümser bir perspektif ortaya
koymasının da kendisini düşündürmekte olduğunu belirten
gazete, devamla şunları kaydetti:
TALAT BUNU YAPMAZSA!
Ancak aynı zamanda, Dimitris Hristofyas, Kıbrıslı Türk
liderin yoğunlaştırılmış görüşmelerde,
yürütme erkinin seçilme yöntemiyle ilgili önerisini kabul ederek ve Türk
tarafının ekonomi başlığındaki tezlerini
iyileştirerek kendisine hoş bir sürpriz yapması beklentisi
içerisindedir. Talat bunu yapmazsa, her şeyden önce, Nisan ayında
yeniden Kıbrıslı Türklerin liderliğine seçilme konusundaki
ihtirasını baltalamış ve meydanı Derviş
Eroğluna bırakmış olacak.
Hristofyas ve Talat yarın, gelecek Pazartesi başlayacak olan
yoğunlaştırılmış görüşmelerin ilk turunun
gündemini ve izlenecek metodolojiyi tamamlamak üzere akşam üzeri bir araya
gelecek. Başkan Hristofyas, Kıbrıslı Türk lidere Ocak
ayı içerisinde, seçimlerde Talata yardımcı olmak
maksadıyla Şubat ayı başlarında özlü ilerleme
kaydedilmesi hedefiyle, gerçekçi şekilde hareket etmezse
başarısız olacağını, Kıbrıs sorununun
çözüm prosedürünün de ağır bir darbe alacağını
vurgulayacak.
YENİ GÖRÜŞLER ORTAYA KOYACAKLAR
Yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk turunda iki
taraf; yönetim, ekonomi ve Avrupa konularındaki
anlaşmazlıklarını açmak amacıyla yeni görüşler
ortaya koyacaklar ve mülkiyetin düzenlenmesine ilişkin kriterlerin
görüşülmesine de zaman verecekler. Köprü kurucu önerilerin incelenmesi
için verilecek kısa bir aradan sonra başlayacak ikinci turda, üç
başlık üzerinde daha geniş görüş birliğine
varılmaya ve mülkiyetle ilgili kriterlerle ilgili bir
karşılıklı anlayış ilkesine varmaya çalışacaklar.
GERİYE ANAYASA BAŞLIĞI KALIYOR
Kıbrıs Türk tarafının Hristofyasın, federal hükümetin
başkan ve başkan yardımcısının,
Kıbrıslı Türk aday için Kıbrıslı Rumların
ağırlıklı oy kullanmasıyla doğrudan halk
tarafından seçilmesi önerisini sonunda kabul edeceği söylentilerini
doğrulayıp doğrulamayacağının ortaya
çıkması için geriye, Anayasa Başlığı
kalıyor. Nami ve Yakovunun şu ana kadarki görüşmelerinden;
Kıbrıslı Türklerin bu öneriyi, devletlerin dış
ilişkileriyle ilgili kendi önerilerinin kabulüne
bağladıkları anlaşılıyor. Yani evet demek için;
federal hükümetin eyaletlere, istedikleri her alanda BM üyesi bütün ülkelerle
uluslararası anlaşma imzalama olanağı vermesini istiyorlar.
Üstelik Kıbrıslı Türkler, merkezi hükümette Kıbrıs Rum
tarafının önerdiği 6/4 yerine 4/3 oranında temsiliyet talep
ediyorlar, bu; siyasi eşitlikle ilgili yorumun geçerliliğini de
şaibe altına sokuyor.
ÜNİTER EKONOMİ VE KIBRIS
Kıbrıslı Türklerin, ekonomiyle ilgili çalışma
gruplarınca uzlaşılmış ve üniter ekonomi ve
Kıbrısın bütününün kalkınmasını öngören metinden
uzaklaştığı andan itibaren bu başlıkta durum
karıştı. İki ayrı işleyiş çerçevesi ileri
götürerek devletçiklerin ekonomilerinin bölünmesine sıcak bakan tezler
ortaya koymaya başladılar. Kıbrıs Rum tarafı bu
caymanın, Talatın ve çalışma
arkadaşlarının; Kıbrıs Türk devletçiğinin
ekonomisinin absorbe edilmesinden duydukları büyük korkudan
kaynaklanıyor. Bu, Kıbrıs Rum tarafının niyetine
duyulan güvensizliğin bir göstergesidir. Kıbrıs Rum müzakere
grubunun yoğunlaştırılmış müzakerelerdeki ana
misyonlarından biri de tam olarak budur: Kıbrıslı Türklerin
bu kuşkularının dağıtılması ve devleti
bölmek yerine yeniden birleştirecek yapıların ileri götürülmesi
için karşılıklı işbirliği
mantığının yeniden tesis edilmesi...
EKONOMİ BAŞLIĞI İLK CİDDİLEŞECEK
Ekonomide görüş birliklerine varılmasını engelleyen ana
noktalardan bazıları şunlardır:
1- Kıbrıslı Türkler , 4 temel özgürlüğün (malların,
hizmetlerin, sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımı)
uygulanmasını ilke olarak kabul ediyor ancak hemen olması mümkün
değildir. Yani, geçici sapma talep ediyorlar.
2- Devletçiklerin, bir dizi ürün için koruyucu gümrük vergileri
koymalarını istiyorlar, bu; federal birimlerin değil devlet
birimlerinin sahip olduğu bir taktiktir.
3- Merkez Bankasının Kıbrıs Türk devletçiğinde bir
şubesi olmasını ve Federal Hükümetin söz hakkı
olmaksızın ekonomisinin müktesebatla uyumlaşmasını
istiyorlar. Aynı mantıkla, Federal devletin altın rezervlerinin
devletçiklere ait olması gerektiği görüşündedirler.
4- KDVnin federasyona ait olduğunu kabul etmekle birlikte, KDV
gelirlerinin büyük bölümünün devletçiklere aktarılmasından söz
ediyorlar.
5- Devlet katkıları prosedürü için; ABnin denetim ve onayına
tabi olacak ayrı kurumlar istiyorlar.
6-Kamu borcunun yönetilmesi için üç birim oluşturulmasını
istiyorlar. Biri federal ve ikisi de devletçikler için. Maddelerini artık
AB üyesi ülkelerin ekonomi politikalarının belirlediği Avrupa
müktesebatı bu tür bir uygulamaya izin vermiyor. Kamu borcunun yönetilmesi
üniter bir meseledir ve üçe bölünmez. Yetkili merci de artık oyuncudur
ve faizleri ve devlet tahvillerini kararlaştırır. Farklı
birimler oluşturmayı Belçika da denedi ancak ilgili öneri AB
tarafından reddedildi.
Genel hatlarıyla, iki liderin de toplumlarının
vatandaşlarına kolay satabilecekleri bir başlık olan
Ekonomi başlığında geniş görüş birliklerine
ulaşılamaz ise, kapsamlı çözüm perspektifleri çirkindir.
TALAT NEREDEYSE GÖRÜŞ BİRLİĞİ AÇIKLADI
İki taraf; geçen Nisan ayındaki milletvekilliği seçimlerinde
Talatın partisinin güçlendirilmesi uğruna neredeyse görüş
birliği açıkladığı Avrupa
Başlığına bakacak zamanı var. Bu başlıktaki
ana anlaşmazlık konusu, Kıbrısın ABye girişinin
tabi olduğu 10uncu Protokoldür. Kıbrıslı Türkler, 10uncu
Protokolün tasfiye edilmesini ve ABnin diğer 26 üyesi tarafından
onaylanması gerekecek kapsamlı bir sözleşme
yapılmasını istiyor. Bu, bakir doğuma göndermede bulunan ve
Kıbrısın AB üyeliğini tehlikeye sokan bir
mantıktır, çünkü yeniden diğer üyelerin onayı gerekir.
İLK SÖZ HAKKININ KİMDE OLACAK?
Mülkler, yoğunlaştırılmış müzakerelerin
gündemindedir ve görüşülecek. Ancak her bir mülk için ilk söz
hakkının kimde olacağına dair bir anlaşmaya varacak
derecede ilerlenmesi beklenmiyor. Kıbrıslı Türkler, son
kararın Mülkiyet Komisyonu tarafından verilmesinde ısrar ediyor.
Komisyon ilk söz hakkını yasal mal sahibine de, son
kullanıcısına da verebilme yetkisine sahip olacak.
Kıbrıs Rum tarafı bu mantığa karşı
çıkıyor, çünkü Talatın ortaya koyduğu kriterlere güçlü
itirazları var. Dolayısıyla bu aşamada mülkiyette;
mülklerin kategorilere ayrılmasında (ki neredeyse tamamlandı) ve
belki, bu başlığın düzenlenmesinin tabi olacağı
kriterlerle ilgili bir karşılıklı anlayış
ilkesine varılması mümkün olabilir.
STAR
KIBRIS 04/01/10
AA
NTV 05 Ocak. 2010 Salı
LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas
arasında 3. yılına giren Kıbrıs müzakerelerinde, 11
Ocak pazartesi gününden itibaren yoğunlaştırılmış
görüşmelere geçilecek.
Müzakereler çerçevesinden
dün 60. görüşmeyi yapan liderler,
yoğunlaştırılmış müzakere sürecinde
planlanmış toplam 6 görüşme daha yapacak.
11 Ocak pazartesi gününden
itibaren 3 gün art arda yapılacak görüşmelerin ardından, ikinci
bölüm müzakereler yine aralıksız 3 gün şeklinde 25 Ocak'ta
başlayacak.
Yoğunlaştırılmış
görüşmelerde ''Yönetim ve Güç Paylaşımı'', ''Ekonomi'',
''AB'' ve ''Mülkiyet'' konuları ele alınacak.
Yoğunlaştırılmış
müzakerelerin 18, 19 ve 20 Ocak günlerinde yapılması planlanan ikinci
kısmı, Hristofyas'ın talebi üzerine, Atina'ya yapacağı
ziyaret ve ''ilk kısımda sunulması muhtemel önerilerin daha iyi
incelenebilmesi için yeterli zamanın sağlanması amacıyla''
bir hafta ileriye; 25, 26 ve 27 Ocak günlerine alınmıştı.
Yoğunlaştırılmış
görüşmelerin ilk 3 gününde, Kıbrıs Türk tarafının
öneriler sunması bekleniyor.
Yoğunlaştırılmış
müzakereler, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook
Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgedeki resmi ikametgahında yapılacak.
Yoğunlaştırılmış
müzakerelere hazırlık çerçevesinde, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downer KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ı ziyaret etti. Downer,
Cumhurbaşkanlığında yaklaşık bir saat süren
görüşmenin ardından yaptığı açıklamada,
Cumhurbaşkanı Talat ile
yoğunlaştırılmış müzakerelere ilişkin
hazırlıkları ele aldıklarını söyledi.
TALAT
BRÜKSEL'E GİDİYOR
Bu arada, KKTC Cumhurbaşkanı Talat, AB Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barroso ile görüşmek üzere yarın
Brüksel'e gidecek. Talat, 7 Ocak'ta ise Brüksel'den ayrılarak
İstanbul üzerinden Ankara'ya geçerek, görüşmelerde bulunacak.
Cumhurbaşkanı Talat, büyükelçiler toplantısında da
konuşacak.
NTV
06 Ocak. 2010 Çarşamba
LEFKOŞA
- Kıbrıs müzakerelerinde masaya yeni bir öneri paketi geldi.
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
pazartesi günkü görüşmede Rum yönetimi lideri Hristofyas'a "yönetim
ve güç paylaşımı konusunda" 6 sayfalık bir metin
sundu.
Ankara
ile Lefkoşa'nın birlikte hazırladığı pakette öne
çıkan en önemli başlık, kurulacak yeni yönetimde başkan ve
yardımcısının seçimiyle ilgili. Rumlar, Türk adayın,
Türklerse Rum adayın seçiminde kısmen etkili olabilecek. Bir
başka deyişle çapraz oylama yapılacak.
İlk
tasarıda Türk tarafının yüzde 20 olarak düşündüğü bu
oranda değişiklik yapıldığı ve çarpraz oyun yüzde
10'la sınırladırıldığı öğrenildi.
Ancak
türk tarafının bu önerisi şartlı. Türk tarafı,
ortaklık devletinde, başkan ve yardımcısına bakanlar
kurulu kararlarını veto hakkı da tanınmasını
talep ediyor.
İkinci
şart, uçuş bölgesinin sınırı yani fır
hattıyla ilgili. Türk tarafı çözüm sonrası, 2 fır
hattı olmasını istiyor.
Üçüncü
şarttaysa Ada'daki Türk-Yunan dengesini korumak için Türkiye kökenlilerin,
Yunan vatandaşlarıyla aynı haklara sahip olmasını
istiyor. Buna göre, Türkiye vatandaşlarının da, kurulacak
devlette serbest yerleşim, mülk edinme ve çalışma hakkı
elde etmesi talep ediliyor.
Türk
tarafı, bu önerilerle, müzakerelere ivme kazandırmayı ve
uluslararası aktörlerin de sürece destek olmasını hedefliyor.
Ancak Rum yönetiminin, Türk tarafının her üç önerisini kabul
etmesinin uzak bir olasılık olduğuğu kaydediliyor.
Guardian'dan AB'ye
"ayrımcılık" eleştirisi
İngiliz Guardian
gazetesinde "Türkiye'yi Avrupa Dışında Tutmak"
başlığıyla yayımlanan makalede, "Eğer bir
golf kulübü üye kabul ederken benzer bir politika uygulasaydı,
eşitlik kanunlarını ihlalden hakkında dava
açılırdı. AB
kağıt üzerinde bir demokrasiler kulübü, peki o zaman dini
gerekçelerle ayrımcılık yapmasına neden izin
veriliyor?" sorusu soruldu.
Gazetenin yazarı ve Inter Press haber ajansının Brüksel muhabiri
David Cronin'in kaleme aldığı makalede, "Başvurusunun
üzerinden 22 yıldan fazla bir zaman geçerken, Türkiye'nin AB'ye
girişi hala insan haklarıyla ilgili kaygılar ve önyargılar
nedeniyle engelleniyor" denildi.
Cronin makalesine, yazar Orhan
Pamuk'un İstanbul'la ilgili kitabına gönderme yaparak
başladı ve bu kitaptaki hüzünden bahsederek, birçok Türk'ün de AB
üyeliğiyle ilgili benzer bir hüzne kapıldığını
yazdı.
Türkiye'nin AB
ile resmi üyelik görüşmelerine 2005 yılında
başladığını hatırlatan Cronin, bu süreçte Kıbrıs'la
ilgili engeller mevcutken, "şimdi de Türkiye'nin yeni bir engelle,
Bulgaristan'ın Osmanlı tarafından yerinden edilen
Trakyalılar için tazminat talep etmesi, aksi halde müzakereleri
engelleyeceğini ima etmesiyle karşı karşıya
olduğunu" kaydetti.
Cronin, Türkiye'nin AB'ye
katılması için insan hakları sicilini temizlemesi
gerektiğini vurgulayarak, "Nobel
ödüllü yazar Orhan
Pamuk'un da bu ifade özgürlüğünün kurbanlarından biri
olduğunu" ifade etti.
"Pamuk hakkındaki dava teknik olarak düşse de ve Ermenistan'a
yönelik dostluk jestleri yapılsa da, Ankara'nın muhalif sesleri
susturmaya devam ettiği" yorumunu yapan Cronin, buna örnek olarak
Anayasa Mahkemesi'nin Demokratik Toplum Partisi'ni (DTP)
kapatma kararını hatırlattı.
"Ancak ifade konusundaki bu engellerin, Fransa
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Almanya
Başbakanı Angela Merkel'in Türkiye'ye yönelik antipatisiyle bir
ilgisi yok" diyen Cronin, Türkiye
karşıtlığının, ırkçılıkla
aynı olduğunu savundu.
"AB'nin
Hıristiyan kimliği... "
Cronin makalesinde, AB
kurumları resmi olarak çeşitliliğe destek verse de,
birliğin en güçlü liderlerinde AB'nin
Hıristiyan kimliğini koruması gerektiği fikrinin
baskın olduğunu bildirdi ve AB'nin
yeni Başkanı Herman Van Rompuy'un başkan seçilmeden önce
Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili görüşlerini anımsattı.
Cronin makalesinin sonundaysa, "Eğer bir golf kulübü üye kabul
ederken benzer bir politika uygulasaydı, eşitlik
kanunlarını ihlalden hakkında dava açılırdı. AB
kağıt üzerinde bir demokrasiler kulübü, peki o zaman dini
gerekçelerle ayrımcılık yapmasına neden izin
veriliyor?" ifadesine yer verdi
CNN TURK
07/01/10
More than 22 years after it first applied,
Turkey's entry to the EU is still blocked by human rights concerns and subtle
prejudice
Istanbul is haunted by a unique
type of melancholy, Orhan Pamuk writes in his wondrous book on Turkey's largest
city. Known as hüzün, "the black mood shared by millions of
people together" is particularly dense on cold winter mornings "when
the sun suddenly falls on the Bosphorus and the faint vapour almost rises from
the surface".
Many Turks must be overcome by a
comparable weariness (this one not mitigated by beautiful scenery) when they
hear of their country's never-ending quest for membership of the European
Union. More than 22 years after Turkey first applied to join, the prospect of
its EU entry seems as remote as ever, even if formal accession talks began in
2005.
With progress in those
negotiations already sluggish, primarily because of unresolved
questions over the future of Cyprus, there is now a new hurdle to be
overcome. Bulgaria has
indicated it will block Turkey's membership unless compensation is paid for
the expulsion of Thracians by Ottoman forces in the early 20th century.
It is only right that Turkey
should be required to improve its human rights record in order to join the
union. The aforementioned Pamuk is among those to have fallen victim to its
restrictions on free speech; the Nobel laureate was prosecuted over a 2005
interview in which he discussed the genocide perpetrated by Ottoman forces
against 1.5m Armenians nine decades earlier. While charges against him were
eventually erased on a technicality and while important gestures of friendship towards
Armenia have been made by the present Turkish leadership, the Ankara
authorities continue to muffle voices of dissent. This has been illustrated by
a ruling from the Turkish constitutional court last month, banning the
Kurdish Democratic Society party.
Such curbs on expression,
however, have nothing to do with the antipathy directed
at Turkey by Nicolas Sarkozy in France and Angela Merkel in Germany. Rather,
their opposition to Turkey's bid for EU membership is explained by what a
columnist in the Turkish newspaper Hürriyet accurately described as "basic
facts not pronounced openly" on Monday. "Turkey is a Muslim
country," Mehmet Ali Birand wrote. "And Europe is not ready yet to
accept a Muslim country in the EU."
This anti-Turkish bias is
tantamount to racism. Even though the EU institutions officially claim to
cherish diversity, there is a tacit agreement among some of their most powerful
leaders that the union must remain predominantly Christian. Herman Van Rompuy,
the EU's new president, is one of the few to have voiced this desire in a
public forum (and that was long before his recent elevation in status).
"The universal values which are in force in Europe, and which are also
fundamental values of Christianity, will lose vigour with the entry of a large
Islamic country such as Turkey," he told a meeting at the
Belgian parliament in 2004.
As a Christian myself (albeit not
a devout one), I am not sure what teachings of the poor Nazarene that Van
Rompuy professes to follow provide a justification for slamming the door on
adherents to another faith. If a golf club adopted a similar policy of
exclusion, there is a strong likelihood it would be sued for breaching equality
laws. The EU is nominally a club of democracies; why is it allowed to discriminate
on religious grounds?
Cumhurbaşkanı
Talat, Brükselde, Barroso ile görüştü:
T.A.K.-Özgül
Gürkut MUTLUYAKALI)
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum
tarafının çözüm için hareketlenmesi amacıyla Avrupa
Birliğinin girişim yapması gerektiğini söyledi. Talat, AB
Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ve ABden bu yönde aktif rol
oynamalarını istediğini belirtti.
Barrosonun davetlisi olarak dün ABnin merkezi Belçikanın
başkenti Brüksele giden Cumhurbaşkanı Talat,
akşam saatlerinde Barrosoyla bir araya geldi. Talat, görüşmeden
sonra yaptığı açıklamada, Barrosonun Kıbrıs
sorununun çözüm çabalarıyla ilgili Kıbrıs Türk
tarafının görüşlerini dinledikten sonra son derece
heyecanlandığını ve çözüm çabalarına desteğini
esirgemeyeceğini ifade ettiğini söyledi.
Talat, Rumların AB üyeliği yüzünden bir AB sorunu haline
gelen Kıbrıs sorununun çözümünde ABye daha fazla görev
düştüğünü kaydederek, Kıbrıs sorununun çözümüne
yardımcı olacak tutumun, herhangi bir şekilde Türkiyenin AB
üyeliğini Kıbrıs sorununun esiri yapmamaktan geçtiğini de
ifade ettik dedi.
Cumhurbaşkanı Talatın Avrupa Komisyonu
Başkanı Jose Manuel Barrosoyla görüşmesi bir saat sürdü ve saat
20.00 sıralarında tamamlandı.
Talat, görüşmenin ardından gazetecilere açıklama
yaptı ve soruları yanıtladı.
Barossoyla güzel bir toplantı yaptıklarını,
Avrupa Komisyonuyla uzun zamandır çalıştıklarını
belirten Talat, yeni dönemde de Barrosonun başkan olmasının, en
azından 5 yıl daha çalışacaklarını
gösterdiğini söyledi.
Heyecanlandı
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
Sayın Barrosonun bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra
da Kıbrıs sorununun çözümünü destekleyeceğini umduğumuzu
ifade ettik. Sayın Barroso da bunu bugüne kadar yaptığı
gibi bundan sonra da yapacağını ifade etti. Çok yararlı bir
görüşme oldu. Kendisine son gelişmeleri anlattık. Sayın
Hristofyasla yoğunlaştırılmış müzakerelere
başlayacağımızı, bazı düşüncelerimizi Rum
tarafıyla paylaştığımızı ve uzlaşma
yoluyla karşılıklı esneklikle Kıbrıs sorununun
çözümünün ileri bir noktaya taşıyabileceğimizi anlattık.
Sayın Barroso son derece heyecanlandı ve desteğini
esirgemeyeceğini ifade etti. Kıbrıs sorununun bir AB sorunu
haline gelmesi nedeniyle de bu konuda ABye daha fazla görev
düştüğünü anlattık.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABnin
yapabileceğinin azamisini yapmak durumunda olduğunu kaydederek,
Kıbrıslı Türklerin izolasyonunun kaldırılması
için daha aktif olmasının ve halen bekleyen Doğrudan Ticaret
Tüzüğünün Kıbrıslı Türkler için çok önemli olduğunu
Barrosoya anlattıklarını ifade etti.
Doğrudan
ticaret tüzüğü
Doğrudan Ticaret Tüzüğünün yerini tutmayan Yeşil Hat
Tüzüğünün bile Kıbrıs Türk ekonomisinde bazı ilerlemeler
yarattığını, Doğrudan Ticaret Tüzüğüne büyük
gereksinimleri olduğunu da Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel
Barrosoya anlattıklarını bildiren Talat, Barrosonun
kendilerini çok dikkatli dinlediğini, anlayışla
karşıladığını ve sorular sorduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Barrosonun müzakerelerin
gidişatını nasıl gördüğüne ilişkin soruya karşılık,
Rum tarafından umutsuzluk mesajları aldığını ama
Kıbrıs Türk tarafı ve BMden gelen bilgilerin böyle
olmadığını söyledi.
Talat, Doğrudur, büyük bir ilerleme var, çözüme çok
yakınız dememiz mümkün değil belki ama hiçbir şey de
yapmadık değil. Çok şey yaptık ve birçok konuda ortak
noktalara ulaştık. Bunları hep anlattık, bundan heyecan
duydu dedi.
Rum
tarafı da kararlılık göstermeli
Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiyenin çözümde son derece
kararlı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, bütün beklentilerinin
Kıbrıs Rum tarafının da aynı
kararlılığı göstermesi ve sorunu bir an önce çözmeleri
olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
yoğunlaştırılmış müzakerelerin bunun için büyük
bir fırsat olduğunu ifade ederek, üçer tam günlük iki seans halinde
yapılacak müzakerelerde ekipleriyle birlikte büyük çalışma ve
pazarlık içinde olacaklarını anlattı.
Talat, Rum tarafının da kendileri gibi
pazarlığa ve bazı esneklikler göstermeye hazır olması
gerektiğini belirterek, bu gerçekleşirse çözüm yolunda adımlar
atmış olacaklarını vurguladı. Talat, Barrosoya da
bunları anlattıklarını ve onun da memnun olduğunu
belirtti.
Engel
durması yanlış
Cumhurbaşkanı Talat, bir başka soruyu yanıtlarken,
müzakerelerle ilgili fikirleri Türkiye yetkilileriyle tartıştıklarını
ancak B veya C planı gibi şeyler olmadığını
kaydederek, Kıbrıs sorununun varlığının
Türkiyenin AB sürecinin önünde bir engel olarak durmasının yanlışlığını
anlattık. Kıbrıs sorunuyla Türkiyenin AB üyeliği bir
biriyle bağlantılıdır, bunu inkar edemeyiz. Resmi bir
bağ yoktur ama kendiliğinden kuruluyor. Çünkü Kıbrıs Rum
tarafı üyedir ve onayı gerekecektir... diye konuştu.
Talat, bu nedenle de çözüme ihtiyaç olduğunu herkesin
bildiğini kaydederek, Türkiyenin AB üyeliği müzakerelerinde teknik
konularda başlık açılmamasını anlayabileceğini
ancak Kıbrıs Rum tarafı siyasi engel çıkardı diye
başlıkların bloke edilmesinin son derece yanlış
olduğunu vurguladı ve bu görüşlerini Barrosoya da
anlattıklarını söyledi.
Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacak
tutumun herhangi bir şekilde Türkiyenin AB üyeliğini
Kıbrıs sorununun esiri yapmamaktan geçtiğini de ifade
ettiklerini kaydeden Talat, çözüm parametrelerini ABnin zaten bildiğini,
Leopold Maurerin müzakereler için görevlendirilmiş bir kişi olduğunu
ve görüşmede bunların üzerinde de durduklarını belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat ve heyeti bugün sabah İstanbul
üzerinden Ankaraya gitmek üzere Brükselden ayrılacak.
KIBRIS 07/01/10
Kayıp
Şahıslar Komitesi, bugüne kadar bin 464 Kıbrıslı
Rumdan 145ini ve 502 Kıbrıslı Türkten 51ini buldu.
Gözde SÜREÇ
Kıbrıstaki Türk ve Rum kayıpların
bulunması amacıyla Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi
tarafından 2006 yılında başlatılan Kazı Kimlik
Tespiti ve Kalıntıların İadesi Projesi çerçevesinde bugüne
kadar 585 kayıp çıkarıldı.
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk Üyesi Gülden
Plümer Küçük, komitenin bugüne kadar kayıp olduğu bildirilen bin 464
Kıbrıslı Rumdan 145ini, 502 Kıbrıslı Türkten
ise 51ini bulduklarını açıkladı.
Gülden Plümer Küçük, komitenin enstitü haline gelmiş iki
toplumlu tek komite olduğunu ve Kıbrıstaki barış ve
yakınlaşma sürecine büyük katkı konduğunu söyledi. Küçük,
komitenin çalışmalarıyla ilgili KIBRISa bilgi verdi.
Kayıplara ait kalıntıların
çıkarılması amacıyla bugüne kadar 300e yakın yer
kazıldığını belirten Küçük, 145i Rum ve 51i Türk
toplam 196 kişinin kimliğinin belirlenerek ailelerine teslim
edildiğini söyledi.
Yıllık yaklaşık 2 milyon 200 bin Euro bütçesi
olan Kayıp Şahıslar Komitesi, bağışlar ve
Kıbrıs Türk ve Rum tarafının lojistik ve maddi
desteğiyle projeyi sürdürüyor. Komitenin çalışmalarıyla
ilgili detaylı bilgi
KIBRIS 07/01/10
![]()
Talat: Barroso çözüm çabalarından heyecan duydu,
desteğini esirgemeyeceğini söyledi.
Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacak tutumun,
Türkiyenin AB üyeliğini Kıbrıs sorununun esiri yapmamaktan
geçtiğini de anlattık
(TAK Özgül Gürkut MUTLUYAKALI):-Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, dün
akşam görüştüğü Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel
Barrosonun Kıbrıs sorununun çözüm çabalarıyla ilgili
Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini dinledikten sonra
son derece heyecanlandığını ve çözüm çabalarına desteğini
esirgemeyeceğini ifade ettiğini söyledi.
Talat, Rumların AB üyeliği yüzünden bir AB sorunu haline gelen
Kıbrıs sorununun çözümünde ABye daha fazla görev düştüğünü
kaydederek, Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacak
tutumun, herhangi bir şekilde Türkiyenin AB üyeliğini
Kıbrıs sorununun esiri yapmamaktan geçtiğini de ifade ettik
dedi.
Cumhurbaşkanı Talatın Avrupa Komisyonu Başkanı Jose
Manuel Barrosoyla görüşmesi bir saat sürdü ve saat 20.00
sıralarında tamamlandı.
Talat, görüşmenin ardından gazetecilere açıklama yaptı ve
soruları yanıtladı.
Barossoyla güzel bir toplantı yaptıklarını, Avrupa
Komisyonuyla uzun zamandır çalıştıklarını
belirten Talat, yeni dönemde de Barrosonun başkan olmasının, en
azından 5 yıl daha çalışacaklarını gösterdiğini
söyledi.
HEYECANLANDI
Cumhurbaşkanı Talat, şöyle devam etti:
Sayın Barrosonun bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da
Kıbrıs sorununun çözümünü destekleyeceğini umduğumuzu ifade
ettik. Sayın Barroso da bunu bugüne kadar yaptığı gibi
bundan sonra da yapacağını ifade etti. Çok yararlı bir
görüşme oldu. Kendisine son gelişmeleri anlattık. Sayın
Hristofyasla yoğunlaştırılmış müzakerelere
başlayacağımızı, bazı düşüncelerimizi Rum
tarafıyla paylaştığımızı ve uzlaşma
yoluyla karşılıklı esneklikle Kıbrıs sorununun
çözümünün ileri bir noktaya taşıyabileceğimizi anlattık.
Sayın Barroso son derece heyecanlandı ve desteğini
esirgemeyeceğini ifade etti. Kıbrıs sorununun bir AB sorunu
haline gelmesi nedeniyle de bu konuda ABye daha fazla görev
düştüğünü anlattık.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, ABnin yapabileceğinin azamisini
yapmak durumunda olduğunu kaydederek, Kıbrıslı Türklerin
izolasyonunun kaldırılması için daha aktif olmasının
ve halen bekleyen Doğrudan Ticaret Tüzüğünün Kıbrıslı
Türkler için çok önemli olduğunu Barrosoya anlattıklarını
ifade etti.
DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ
Doğrudan Ticaret Tüzüğünün yerini tutmayan Yeşil Hat
Tüzüğünün bile Kıbrıs Türk ekonomisinde bazı ilerlemeler
yarattığını, Doğrudan Ticaret Tüzüğüne büyük
gereksinimleri olduğunu da Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel
Barrosoya anlattıklarını bildiren Talat, Barrosonun
kendilerini çok dikkatli dinlediğini, anlayışla
karşıladığını ve sorular sorduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Barrosonun müzakerelerin
gidişatını nasıl gördüğüne ilişkin soruya
karşılık, Rum tarafından umutsuzluk mesajları
aldığını ama Kıbrıs Türk tarafı ve BMden
gelen bilgilerin böyle olmadığını söyledi.
Talat, Doğrudur, büyük bir ilerleme var, çözüme çok yakınız
dememiz mümkün değil belki ama hiçbir şey de yapmadık
değil. Çok şey yaptık ve birçok konuda ortak noktalara
ulaştık. Bunları hep anlattık, bundan heyecan duydu dedi.
RUM TARAFI DA KARARLILIK GÖSTERMELİ
Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiyenin çözümde son derece
kararlı olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Talat, bütün
beklentilerinin Kıbrıs Rum tarafının da aynı
kararlılığı göstermesi ve sorunu bir an önce çözmeleri
olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
yoğunlaştırılmış müzakerelerin bunun için büyük
bir fırsat olduğunu ifade ederek, üçer tam günlük iki seans halinde
yapılacak müzakerelerde ekipleriyle birlikte büyük çalışma ve
pazarlık içinde olacaklarını anlattı.
Talat, Rum tarafının da kendileri gibi pazarlığa ve
bazı esneklikler göstermeye hazır olması gerektiğini
belirterek, bu gerçekleşirse çözüm yolunda adımlar atmış
olacaklarını vurguladı. Talat, Barrosoya da bunları
anlattıklarını ve onun da memnun olduğunu belirtti.
ENGEL DURMASI YANLIŞ
Cumhurbaşkanı Talat, bir başka soruyu yanıtlarken,
müzakerelerle ilgili fikirleri Türkiye yetkilileriyle
tartıştıklarını ancak B veya C planı gibi
şeyler olmadığını kaydederek, Kıbrıs
sorununun varlığının Türkiyenin AB sürecinin önünde bir
engel olarak durmasının yanlışlığını
anlattık. Kıbrıs sorunuyla Türkiyenin AB üyeliği bir biriyle
bağlantılıdır, bunu inkar edemeyiz. Resmi bir bağ
yoktur ama kendiliğinden kuruluyor. Çünkü Kıbrıs Rum tarafı
üyedir ve onayı gerekecektir... diye konuştu.
Talat, bu nedenle de çözüme ihtiyaç olduğunu herkesin bildiğini
kaydederek, Türkiyenin AB üyeliği müzakerelerinde teknik konularda
başlık açılmamasını anlayabileceğini ancak
Kıbrıs Rum tarafı siyasi engel çıkardı diye
başlıkların bloke edilmesinin son derece yanlış
olduğunu vurguladı ve bu görüşlerini Barrosoya da
anlattıklarını söyledi.
KIBRIS SORUNUNUN ESİRİ YAPMAMAKTAN GEÇER
Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacak tutumun herhangi
bir şekilde Türkiyenin AB üyeliğini Kıbrıs sorununun esiri
yapmamaktan geçtiğini de ifade ettiklerini kaydeden Talat, çözüm
parametrelerini ABnin zaten bildiğini, Leopold Maurerin müzakereler için
görevlendirilmiş bir kişi olduğunu ve görüşmede
bunların üzerinde de durduklarını belirtti.
Cumhurbaşkanı Talat ve heyeti yarın sabah İstanbul
üzerinden Ankaraya gitmek üzere Brükselden ayrılacak.
STAR KIBRIS 07/01/10
![]()
Mihrişah Safa
Londrada faaliyet gösteren Kıbrıs Türk Cemiyeti Vakıflar
İdaresi Genel Müdürünün Eski Yönetim döneminde Vakıflar
İdaresinin ciddi zararlara uğratıldığı
yönündeki açıklamasına destek verdi
Cemiyet Yönetim Kurulu, Vakıf İdaresi Müdürü Kaymakamzadeye zarara
neden eski yöneticilerden hesap sorma konusunda her türlü desteği vermeye
hazır olduklarını bildirdi
LONDRAda kurulu Avrupanın en eski Türk Cemiyeti, Kıbrıs Türk
Cemiyeti (KTC), KKTC Vakıflar İdaresinin geçtiğimiz gün
Ajanskıbrısa yaptığı açıklamada Vakıflar
ciddi zarara uğratıldı sözlerini doğrulayarak, konuyla
ilgili bir açıklama yayınladı.
Başkanı Mustafa Gençsoy imzasıyla Yönetim Kurulu adına
yayınlanan duyuruda, KTCnin başkent Londranın en gözde
mahallelerinden Sohodaki binasıyla ilgili davanın Vakıflara
550 bin, KTCye ise 200 bin toplam 750 bin sterline mal olduğunu
bildirerek, Bizi dinleselerdi bu durumlara gelinmezdi. Vakıflar
İdaresi Müdürü Sayın Mustafa Kemal Kaymakzadeye hesap sorması
konusunda KTC Yönetim Kurulu olarak her türlü desteği vermeye
hazırız. Sayın Kaymakzade, Londradaki binamızın
davasıyla ilgili harcanan paralar vardır. Burada vakıflar ciddi
maddi zararlara uğratıldı diyerek, uzun bir süre sonra da olsa
önemli bir konuyu gündeme getirmiştir. Biz Cemiyet olarak davanın
masraf yapılmadan çözümlenmesi için elimizden gelen herşeyi
yaptık, birkaç kere Kıbrısa geldik. Ancak sonuç alamadık.
Harcanan parayla ikinci bir bina alınabilirdi dendi.
KTC Yönetim Kurulu adına Başkan Mustafa Gençsoyun imzasıyla
Basına ve kamuoyuna yapılan açıklama, KTCnin
yıllardır anlatmaya çalıştığı bir soruna
parmak bastığı belirtilerek, konunun masraf yapılmadan
giderilebilmesi için Cemiyet olarak herşeyin denendiği belirtildi ve
şunlar denildi;
Basına ve kamuoyuna
Değerli basın mensupları, Kıbrıs, Türkiye ve
İngilterede yaşayan Türkiyeli ve Kıbrıslı Türkler.
Bizi dinleselerdi bugün bu durumlara gelinmezdi.
KKTC Vakıflar İdaresi Müdürü Sayın Mustafa Kemal Kaymakamzade
Ajanskıbrıs a gecen gün yaptığı açıklamada
Vakıflar ciddi maddi zararlara uğratıldı diyerek
yıllardır anlatmaya çalıştığımız bir
soruna parmak basmıştır.
Londradaki bazı yerel Türk gazetelerinde de yayınlanan Hesabı
sorulacak başlıklı açıklamada Sayın Kaymakamzade
Londradaki binamızın davasıyla ilgili harcanan paralar
vardır. Burada vakıflar ciddi maddi zararlara
uğratıldı sözüyle uzun bir süre sonra da olsa önemli bir konuyu
yeniden gündeme getirmiştir.
Hem kamuoyunu hem de ilgili makamları Londra Kıbrıs Türk
Cemiyeti binasının davası konusunda birkez daha aydınlatmak
üzere bu açıklamayı yapmak gereğini duyduk. Tekrarlıyorum;
Bizi dinleselerdi bugün bu durumlara gelinmezdi.
Sayın Kaymakamzadeye hesab sorması konusunda Kıbrıs Türk
Cemiyeti Yönetim Kurulu olarak her türlü desteği vermeye
hazırız. Konuyla ilgili tarihler, belgeler ve sorumlular açıkça
ortadadır.
Olayı kısaca bir kez daha özetleyerek, yargıyı kamuoyuna
bırakıyoruz.
Sözkonusu dava açıldığını öğrenir öğrenmez
dönemin Vakıflar İdaresi Müdürü Bayan Hatice Çavlanı Londradan
arayarak konuyu görüşmek üzere randevu talep ettik. Kendileri bize 12
Aralık 2005 için gün verdi. Toplantıya katılmak üzere Hukuk
Danışmanımız Sayın Ahmet Osam ve Gazeteci Sayın
Faruk Zabcı ile 11 Aralıkta Londradan Lefkoşaya uçtuk. Tüm
amacımız sözkonusu paraların harcanmasını önlemek ve
sorunu çözmekti. Görüşmemizin henüz ilk dakikalarında Sayın
Çavlan ın sekreteri toplantı odasına girerek Sayın
Çavlanın diğer toplantısının başlamak üzere
oldugunu söyledi. Gözlerimize inanamadık. Sayın Çavlan konuya olan
ciddiyetini böyle gösterdi. Tek isteğimiz 1951de kurulan, Avrupanın
en eski Türk Kuruluşunun devamlılığını garanti altına
almaktı. Yarım saat süren görüşmer sonrası Sayın
Çavlan bize yönetim Kurulu ile konuyu tartışacağını
belirtip iki üç gün içinde bize geri döneceğini söyledi.
Ne yazıkki birkaç gün beklememize rağmen kendisinden hiçbir haber
alamadık. Eski Vakıf Müdürlerinden Sayın Derviş
Coşkuner araya girip bir müddet daha beklememizi istedi. Bize Sayın
Çavlan ile görüşüp 30 Aralık 2005e için tarih verdi.
Londraya geri döndük. 30 Aralıktaki görüşme için Londradan
Lefkoşaya tekrar uçtuk. Tüm çabalarımıza rağmen kendisiyle
temas kuramadık. Aradan iki yıla yakın bir süre geçtikten sonra
avukatımız aracılığıyla bizimle 20 Hairan 2007de
görüşebileceğini iletti.
Bunun üzerine, Asbaşkan Sayın Niyazi Yalçın ve Hukuk
Danışmanımız Sayın Ahmet Osam ile tekrar Londradan
Lefkoşaya gittik. Kendisini arayan avukatımıza Görüşsek
ne, görüşmesek ne. Ben tatile çıkıyorum dedi.
Tekrar Londraya geri döndükten sonra Gazeteci Sayın Faruk
Zabcının isteğiyle bir randevu daha ayarlanarak 8 Ekim 2007 ye
gün alındı. Bu toplantı için 6sında Londradan
Lefkoşaya uçtuk. Sayın Faruk Zabcı da benimle geldi.
Toplantıda bir iki dakikalık hoşgeldiniz sohbetinden sonra
Sayın Çavlan Değişen bir şey yok deyip görüşmeyi çok
kısa kesip ayrıldı.
Kısacası sorunu masrafsız çözmek için elimizden geleni
yaptık ancak Sayın Hatice Çavlan her zaman uzlaşmadan
kaçtı. Dava vakıflara 550 bin, Kıbrıs Türk Cemiyetine de
200 bin sterline mal oldu.
Bu sorun uğranan maddi hasarlar yaşanmadan önlenebilirdi. Buna hep
inandık ve bunun için elimizden geleni yaptık. Şimdi de
sorumlularının ortaya çıkarılması konusunda Yönetim
Kurulu olarak elimizden gelen tüm desteği vermeye hazırız.
Sorunu Cumhurbaşkanı Sayın M. Ali Talata da 16 Aralık
2005te kendisiyle yaptığımız görüşmede ilettik.
Dönemin Başbakanı Sayın Ferdi Soyerden ise görüşme
isteklerimize olumlu yanıt alamadık. Davalara harcanan parayla
Vakıflar ve Kıbrıs Türk Cemiyeti Londrada ikinci bir bina
alabilirdi.
Bu gerçekler altında sayın Kaymakamzadeye ve kamuoyuna seslenerek
Londra Kıbrıs Türk Cemiyeti ve yönetim Kurulu olarak hesap sorma
konusunda kendilerine her türlü destekeği ve bilgiyi sağlamaya
hazırız diyoruz
STAR KIBRIS 07/01/10
![]()
Müzakere masasında Türk tarafı adına paket
halinde öneri yapıldığıyla haberin Türkiye
basınına KKTC iktidar partisi UBP tarafından
sızdırıldığı iddia edildi
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın Pazartesi günü yapılan
müzakereler sırasında Türk tarafı adına öneri paketi
sunduğu haber verildi.
Türk tarafının önerdiği pakette, başkan ve
yardımcısı için çapraz oylama yapılması, ülkede iki
hava sahasının korunması ve Türk vatandaşlarının
da yeni devlette yerleşim hakkına sahip olması öngörülüyor.
NTVnin haberine göre, Kıbrıs'ta bir yılı aşkın
süredir devam eden müzakerelerde Türk tarafı ilk kez kapsamlı bir
öneri paketi sundu. KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
Brüksel temaslarında da bu önerilerle ilgili görüş
alışverişinde bulunması bekleniyor. Türk
tarafının esneklik göstererek ortaya koyduğu öneri paketi, iyi
niyet açılımı olarak niteleniyor.
Cumhurbaşkanı Talat'ın, Pazartesi günkü 60. görüşmede
sunduğu 6 sayfalık metni, Ankara ve Lefkoşa birlikte
hazırladı. Pakette öne çıkan en önemli başlık ise
kurulacak yeni yönetimde başkan ve yardımcısının
seçimiyle ilgili. Rumlar Türk adaya, Türkler ise Rum adaya oy verebilecek bu
çerçevede. Başkanlık için adaylığını koyan bir
Türk, Rumların oyuna da talip olacak. Yani çapraz oylama yapılacak.
Yeni ortaklık devletinde, başkan ve yardımcısının
bakanlar kurulu kararlarını veto etme hakkı da olacak. Bakanlar
kurulu kararlarında başbakanın ve
yardımcısının onayı gerekecek.
Pakette yer alan bir başka önemli başlık ise uçuş bölgesi
yani FIR hattıyla ilgili. Türk tarafı adada çözüm sonrası 2 FIR
hattı olmasını istiyor. Türk kurucu devletinin FIR hattı
kuzey hava sahasını, Rum kurucu devletininki ise güney hava
sahasını kapsayacak. Rum tarafı ise adada bir FIR hattı
olmasından yana.
Pakette adadaki Türk-Yunan dengesini korumak için Türk
vatandaşlarının Kıbrıs'ta Yunan
vatandaşlarının sahip olduğu haklara sahip olması da
öneriliyor. Buna göre Türk vatandaşları Kıbrıs'ta kurulacak
devlette serbest yerleşim, mülk edinme ve çalışma hakkı
elde edecek.
Talat, sunduğu öneri paketiyle müzakerelere ivme kazandırmayı ve
soruna yön veren ülkelerin de sürece destek olmasını hedefliyor.
STAR KIBRIS 07/01/10
![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulmak için yürütülen
müzakere sürecinde ''ara anlaşma olmayacağını'' ve
dışarıdan sunulacak çözüm planlarının
reddedileceğini söyledi.
Kıbrıs Rum Gazeteciler Birliğinin yeni yıl resepsiyonunda
konuşan Hristofyas, ''Sizi bir kez daha temin etmek isterim ki ara
anlaşma olmayacak, dıştan kullanıma hazır bir plan da
olmayacak. Bu müzakerelerin Kıbrıslılara ait olduğu
anlamına geliyor'' dedi.
Hristofyas, Rum halkına birlik çağrısı yaparak, ''zor
zamanlardan geçildiğini, bunu ilk elden deneyimli biri olarak
söyleyebileceğini'' belirtti.
Kıbrıs sorununun temelinde, Türkiye'nin adaya müdahalesi ile mevcut
durum ve Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının
varlığı olduğunu iddia eden Hristofyas, ''Tüm bunlar
vatanımızın bölünmesine yol açtı'' ifadesini kullandı.
Geçmişten ders almaları gerektiğini belirten Hristofyas, 2010'un
adanın birleştirilmesi yılı olmasını dileyerek,
''Kıbrıs'ı 35 yıldan bu yana bölmekte olan dikenli utanç telleri
kaldırılmalı'' dedi.
STAR KIBRIS 07/01/10

ATVnin sevilen
dizisi Canım Ailemin kadın başrol oyuncusu Şebnem
Bozoklunun Kıbrıs Ercan Havaalanında
yaşadığı bu olaya tanık olmadım.
Olayı bana, yılbaşını geçirdikleri Kuzey
Kıbrıstan Şebnem Bozoklu ile aynı uçakla İstanbula
dönen arkadaşlarım anlattı.
Tarih 2 Ocak 2010, akşam saatleri.
Kuzey Kıbrıs Türk
Hava Yollarına (KKTHY) ait uçakla saat 19.00da İstanbula
uçacak yolcular arasında Canım Ailemdeki Meliha Abla rolüyle
yıldızı parlayan Şebnem Bozoklu ve sevgilisi de vardır.
Ve bu olay havaalanındaki son güvenlik noktasında yaşanır.
Bozoklunun önündeki üç kadından biri x-rayden
geçerken ötünce, görevli polis, Ellerinizi havaya kaldırıp, tekrar
geçer misiniz? der.
Kadın da öyle yapar.
Onun arkasından x-rayden geçen kadınlar da.
Sıra Bozokluya gelince o da ellerini havaya kaldırıp, ama göbek
atar gibi yapıp geçer x-rayden.
Cihaz ötünce polis Bozokluyu, Doğru dürüst geçsene diye yüksek sesle
uyarır.
Polisin tavrına bozulan Bozoklu, Ne biçim konuşuyorsunuz. Düzgün
konuşur musunuz? Zaten uçak korkusu var bende, o yüzden stresliyim. Benden
önceki kadınlar nasıl geçtiyse, ben de öyle geçtim. Niye bu
tavrınız? diye tepkisini dile getirir.
Ancak polisin geri adım atmaya niyeti yoktur.
Aynı ses tonuyla Bozokluya, Tekrar geç der.
Bunun üzerine Bozoklu, polisin yanına gidip, şöyle der:
Tavrınızı düzeltir misiniz? Ne biçim konuşuyorsunuz?
Diğer insanlara nasıl davranıyorsanız bana da öyle
davranmak zorundasınız...
Polis, Bozokluya, Git ve cihazdan düzgün geç deyince bu kez sevgilisi gelir
yanlarına.
Memur bey
görevinizi düzgün yapar mısınız? Hanımefendiye
davranışınız çok çirkin, lütfen insanlara karşı
davranışınızı düzeltin diye sitem eder.
Ancak polis memuru, davranışında hiçbir anormallik
olmadığında ısrar eder.
Bu sırada Bozoklu, x-rayden elleri havada, ama oynamadan geçer.
Az önce ötüp, ortalığı karıştıran x-rayden bu
kez uyarı sesi gelmez.
Bozoklu, uçuş korkusu üstüne binen öfkeyle uçağa doğru giderken,
polis memuru da arkasından, Hah şöyle der.
Sizlere
son iki gündür Ak Partinin iktidar olmasıyla birlikte, ülkemizdeki
Asker-Sivil iktidar dengesinin nasıl değiştiğini anlatmaya
çalıştım.
Özetle, Komutanın eskiden hayatımızdaki yerini, Atatürkçü-laik
kesim için ne anlama geldiğini, Onu nasıl
tabulaştırdığımızı ve ardından da, Ak
Partinin iktidar olmasından sonra yaşananları kısaca ve
ana hatlarıyla çizdim.
Aslında 2003ten bu yana giderek yoğunlaşan bir hesaplaşma
yaşanıyor.
Atatürkçü, laik kesim adına TSK ile büyük bölümü dindar, ve pragmatik muhafazakar,
diğer bir bölümü de dinci karışımı olan AKP
arasındaki bu hesaplaşma çok eskilere dayanıyor. Türkiyenin
gelecekte kimler tarafından yönetileceğinin bir
hesaplaşması bu...
1994te Refah Partisinin yerel seçimlerdeki büyük çıkışı, 28
Şubat 1997de TSK tarafından frenlenmiş, dönemin güçlü
Komutanı Çevik Bir Demokrasiye balans ayarı yaptık
demiş, ancak 2002de AKPnin iktidar olması engellenememişti.
Ak Parti, başta TSKyi fazla rahatsız etmek istemeyen bir tutum
takınmıştı. Komutan ile belirli bir sınır
çerçevesinde uyum içinde kalmayı denemiş ve bu ortamı bir oranda
Org. Özkök ile de bulabilmişti.
Ancak sonrası gelmedi.
2007deki Çankaya
savaşları, Başbakan Erdoğanın nasırına
basılmasıyla sonuçlandı. Genel seçimlerde oy oranını
arttıran AKP, kapanma davasında da kıl payıyla kurtulunca,
harekete geçti.
2008den itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerine balans ayarı
yapılmaya başlandı. Adına da Ergenekon
dendi.
AKP
devlet mekanizmasını kontrolüne aldı...
Erdoğan, partisine karşı açılan kampanyaya
direnmediği taktirde, hiçbir zaman iktidar olamayacağını
gördü ve karşı kampanyasını başından itibaren
Demokrasi açılımına dayandırdı.
Her adımını Demokrasi adına attı. Bu sayede de,
hem içerideki Demokratları, Liberalleri, hem de dışarıdaki
(ABD ve AB) güçleri yanına çekebildi. Çekemediklerini de izole etmesini
bildi.
Türbanın Üniversitelerde serbest bırakılmasından tutun,
İmam Hatiplilerin önünün açılmasına, Vakıf okullarına
yardımcı olmaktan tarikatların rahatlatılmasına kadar,
her alanda Demokrasi adına harekete geçti.
Erdoğanın bir diğer çok önemli girişimi, nasıl
Kemalist kesim TSKnın etrafında bir koalisyon oluşturduysa, O
da Cemaatleri ve özellikle Fethullah
Güleni yanına aldı.
Hoca Efendinin bu kampanyaya katkısı, inanılmaz derecede etkili
oldu. Ergenekon bu sayede genişletilebildi, TSKya yönelik balans
ayarıın boyutları yaygınlaştırıldı ve
polisin rolü ve konumu güçlendirilebildi.
Ülkenin yönetimini ve kontrolünü elinde tutan güçler açıkça el
değiştirdi.
TSK geri plana çekildi, polis ön aldı.
Kemalistler etkisizleşti, Ak Parti koalisyonu toplumun hemen her
alanında etkinleşti.
Başta mali bürokrasi olmak üzere, yargı sisteminin önemli
bir bölümü, Sivil Toplum Örgütlerinin büyük bölümü, yani Devlet
Mekanizması AKPnin kontrolüne geçti ve Medyanın hemen hemen
yüzde 75i de ya AKP yanlısı veya AKPye anlayışla bakar
oldu.
Ergenekon,
tüm dengeleri bozdu
Bu noktaya gelinmesinde, yani dengelerin değişmesindeki en önemli
etken, Ergenekon davası oldu. Toplum, ilk defa asıl gücün kimin eline
geçtiğini, Ergenekon sürecinde gördü.
Türk toplumunun geçmişten bu yana görmeye
alıştığı, hatta
tabulaştırdığı birçok kavram yıkıldı.
İlk defa, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, kimilerine fiilen katıldığı,
kimilerini desteklediği birçok gizli kalmış,
yasadışı örgütlenmeler ortaya çıktı.
İddiaların bir bölümü abartılı, diğer bölümü yalan
dahi olsa, geri kalanı toplumun kafasında soru işaretleri
yaratmaya yetti. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz inancı
yaygınlaştı.
Asker-Sivil koalisyonu ve çetevari oluşumlara Komutanların adın
karışması çok büyük bir kesimi şaşırttı.
Eskiden dokunulmaz sayılan, sivil iktidar hatta TBMMnin
soruşturmalarına dahi (Susurluk soruşturmasındaki gibi)
yanıt vermeyen komutanların gözaltına alınmaları,
evlerinde polisin araştırma, karargahlarda sivil
yargıçların inceleme yapması, ülkedeki güç dengesinin nasıl
değiştiğinin en simgesel gelişmeleriydi.
Başbuğ,
tüm çabasına rağmen gidişi durduramadı
TSKya karşı harekat, belki Demokrasi adına yapılıyor
gibi gösteriliyordu, ancak bunun içinde eski hesaplaşmalar da
yatıyordu.
Ergenekon, süreci, bir süre sonra Asimetrik Psikolojik bir savaşa
dönüştü. Geçmişin acıları ve intikam
çığlıkları atılmaya başlandı. Oysa Ak Parti
hükümetini bu görüntüye izin vermeden bir demokrasi ayarı yapabilseydi,
taşlar çok daha yerli yerine otururdu.
TSKdan inanılmaz belge, döküman ve söylentili sızmalar
yaşanır oldu. Ak Parti geçmiş yıllarda
yaşananların bir açıdan hesabını soruyordu. Bir bölümü
yalan-yanlış, dahi olsa, ortaya atılan gizli saklı
komplolar, kamuoyunu etkiledi. TSK büyük bir prestij kaybına
uğradı.
2008de Komutan değişti.
Org. Başbuğ, 1 inci Başkan (Genelkurmay Başkanı) oldu.
Kelimenin tam anlamıyla kamuoyu ile iletişim açısından
bir ENKAZ
devraldı. Org. Başbuğ, TSKnın herhalde en
şanssız ve en hırpalandığı döneminde göreve
geliyordu. Nitekim ilk başta da iletişimi güçlendirebilmek için çok
önemli adımlar attı.
Ancak istediği veya beklediği sonucu alamadı.
Kimse de TSKya yardımcı olmadı. Asker eskiden
hırpaladığı liberal kesimi kaybetmenin
acısını çekti. Kemalistlerin güçsüzlüğü de buna eklenince,
AKP harekatını istediği gibi sürdürebildi.
TSK, kendinden beklenen iç düzenlemeyi yapabilse, yine de zararı
azaltabilirdi, ancak nedense bunu da yapmadı veya yapamadı.
İlerde Org. Başbuğ, yaşadıklarını
açıklarsa, bu durumun nedenlerini daha iyi anlayabiliriz.
Dışarıdan bakınca, TSKnın bu karşı
harekatla başa çıkamadığı ve hesaplaşmada zemin
kaybettiği sonucuna varılıyor.
Bu
mücadele ne zaman ve nasıl biter?
Kısa vadede, 2012 seçimlerinin sonucu çok önemli. Eğer Ak Parti
kazanırsa, bu süreç devam eder ve TSKnın etkinliği tümüyle yok
olmasa dahi, önemli ölçüde azalır.
Eğer AKP kaybeder ve yerine ya tek başına laik bir parti veya
laik bir partinin katılacağı bir koalisyon gelirse, TSK yeniden
etkinliğini kurma sürecine girebilir. Ancak bunun tek koşulu
vardır. O da, Askerin gerçekten eski
alışkanlıklarını bırakması ve kendi içinde
yeni bir EĞİTİM, yeni bir DÜZEN kurmasıdır.
Eski uygulamalara geri dönülmesi beklenmemelidir.
Yeni düzene ayak uydurana kadar da, içerde ve dışarıda
bazı çalkantılara hazırlıklı olmakta yarar
vardır.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 08/01/10
ABD'nin New York kentinde yaşayan bir Türk öğrenciden, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını destekleyen bir ev ödevi hazırlaması istendi. Öğrencinin Türkiye Başkonsolosluğu'nu bilgilendirmesiyle diploması savaşı başladı
New Yorkun Manhattan semtinde bulunan bir lisede okuyan Türk
öğrenciden, "Dünya Tarihi" dersinde, 1915 olaylarına
ilişkin Ermeni iddialarını destekleyen bir ev ödevi
hazırlaması istenince, öğrencinin ailesi hem okul yönetimine
itiraz mektubu yazdı, hem de New York Başkonsolosluğuna
başvurdu.
Ailenin okul yönetimine yazdığı mektupta, ev ödevinin tamamen
yanlı olduğu, ödevde ve ilgili okul kitabında konuyla ilgili
verilen kaynakçaların tarafsız olmadığı belirtilerek,
söz konusu iddiaları reddeden ve tarafsız bir görüş
açısı sunan kaynakçaların neden yer almadığı
sorusu da yöneltildi.
Mektupta, okul yönetiminin 1915 olaylarını tarafsız şekilde
değerlendiren referanslara ve akademisyenlerin kitaplarına
başvurması gerektiği vurgulandı.
İddiaları çürüten ödev hazırladı
Bu arada öğrenci, 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni
iddialarının doğru olmadığını nedenleriyle
anlatan ev ödevini öğretmenine verdi. Bu arada aile, New York
Başkonsolosluğuna da başvurarak durumla ilgili yetkilileri
bilgilendirdi.
Başkonsolosluk yetkilileri de derhal okul yönetimiyle temasa geçtiler.
Yetkililer, New York ve çevresindeki okullarda bu tür durumlarla
karşılaşan Türk öğrencilerin ailelerinin durumdan
kendilerini, "tcbkny@broadviewnet.net" e-posta adresi üzerinden
haberdar etmelerini, ABDnin diğer eyaletlerinde benzer durumlarla
karşılaşan velilerin de Türk Başkonsolosluklarına
başvurmalarını istediler.
Amerikalı öğrencilerin yer aldığı bir
sınıfta tek Türk olan öğrenciye, diğer Amerikalı
öğrencilerle birlikte verilen ev ödevinde, öğrencilerden önce
internet üzerinde 1915 olaylarına ilişkin tamamen Ermeni
iddialarını savunan ve yaşlı Ermenilerle yapılan
kısa röportajları içeren bir video filmi izlemeleri, ardından da
Ermeni iddialarını destekler şekilde sorulmuş detaylı
sorulara yanıt vermeleri isteniyor.
New Yorkta 1996 yılından beri devlet liselerinde "Dünya
Tarihi-Küresel Tarih" dersinde, Birinci Dünya Savaşı
kapsamında 1915 olayları, Ermeni iddialarını destekleyen
bir perspektiften verilerek okutuluyor ve okul kitaplarında kaynakça
olarak Ermeni tarafının görüşlerini savunan kitaplara ve
yazılara yer veriliyor.(aa)
RADIKAL 08/01/10
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Türkiyenin çeşitli ülkelerde görev yapan büyükelçilerine Kıbrıs
sorununu anlattı.
Dün öğle saatlerinde Ankaraya giden Talat, Türkiye
Dışişleri Bakanlığı Fatin Rüştü Zorlu
Salonunda İkinci Büyükelçiler Toplantısına katılarak 200
civarındaki Türk büyükelçiye Kıbrıs sorunu konusunda brifing
verdi.
Toplantının açış konuşmasını yapan Türkiye
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,
Kıbrısın dış politikadaki en önemli konuları
olduğuna işaret ederek, Cumhurbaşkanı Talatın
yapacağı konuşmanın önemini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Talat da, Türk büyükelçilerin izole edilmiş
Kıbrıs Türk halkının dünyayla iletişim kurmasında
önemli rolü bulunduğunu vurguladı.
Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil
Çiçekin de katıldığı toplantıyı,
Cumhurbaşkanının müzakere heyeti de izledi.
Toplantının başında basına görüntü olanağı
sağlandı, daha sonra toplantıya basına kapalı olarak
devam edildi.
ERDOĞANLA DA GÖRÜŞTÜ
Cumhurbaşkanı Talat ile Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan arasındaki görüşme yaklaşık bir saat sürdü.
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlunun da
katılımıyla Başbakanlıkta yapılan görüşmeye
ilişkin açıklama yapılmadı.
STAR KIBRIS 08/01/10
![]()
Cumhurbaşkanı Talat Rum tarafına
yazılı öneriler yaptıklarını ancak içeriğini
açıklayamayacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununa çözüm
bulunması için sürdürdükleri ve pazartesi günü
yoğunlaştırılmış safhası başlayacak
müzakerelerde ele alınmak üzere Kıbrıs Rum tarafına
yazılı öneriler yaptıklarını, ancak bu önerilerin
içeriğini açıklayamayacağını söyledi.
Talat, bir soru üzerine, yoğunlaştırılmış
müzakerelerde, Rum tarafına sundukları önerilerin içeriğinin
müzakere edileceğini belirterek, içerik
açıklayamayacağını, bu konuda medyada yer alan haberlerin
de doğru olmadığını kaydetti.
Hükümet cephesinden gelen tepkilerin hatırlatılması üzerine de
Talat, Tepkisi olan çıksın söylesin dedi.
STAR KIBRIS 08/01/10
By Patrick Dewhurst Published on January 8,
2010
TURKISH Cypriots spent nearly three times as much in the government
controlled areas as Greek Cypriots in the north in 2009, it emerged yesterday.
The total spend on Turkish credit cards in Cyprus in 2009 was 17,350,593 in
293,232 transactions, according to the latest figures by credit card handling
agency, JCC Payments Ltd. This compares with just 6,823,609 by Greek Cypriots.
According to the figures, the largest spend was in supermarkets (3.7 million),
closely followed by clothing (3.6 million). "Other Retailers"
received 2.8 million and household and DIY received 2.6 million.
The figures shed light on the spending habits of Turkish Cypriot credit card
holders in the government controlled areas of Cyprus. The figures show, for
example, that there were nearly three times more health transactions than
hotels (1,768 compared with 607), equating to over four and a half times as
much money spent (488,145 compared with 102,911)
Entertainment, motoring and petrol transactions also feature prominently, with
Turkish credit card holders spending around 500,000 in each category.
The allocation and scale of spending by Greek Cypriots in the north is in
marked contrast to the Turkish credit card holders, revealing a very different
range of products and services.
Over two thirds of the Greek Cypriot spend (6,823,609) in the north and
Antalya, on the southern coast of Turkey, was on entertainment (3,734,680) and
hotels (1204693). JCC does not subdivide the categories, although it is fair
to assume much of the entertainment spending is in casinos, which are illegal
in the south of the island.
After gambling and hotels, motoring is the next largest category, with just
over 500,000 spent, followed by "Other" retailers (385,120) and
Airlines (347,185). The figures show that the north is becoming a popular
route for Greek Cypriots flying to Turkish mainland, as there are no direct
flights between the government controlled areas and Turkey.
The figures also confirm that Greek Cypriots are travelling to the north for
healthcare, spending 22,332 in 2009.
CYPRUS MAIL
By George Psyllides Published on January 8,
2010
THE UNITED Nations yesterday handed President Demetris Christofias the
Turkish Cypriot sides proposals on governance and power-sharing, which will be
discussed during the intensive talks on Monday.
The proposals were given to Christofias by UN special envoy Alexander Downer.
On receiving the proposals the president summoned a meeting of party leaders
this Sunday, to discuss the Turkish Cypriot proposals.
Reports said the Turkish Cypriot side has conditionally accepted the Greek
Cypriot proposal for a weighted vote or cross vote.
This would mean that both communities will vote for president and vice
president though the Greek Cypriot vote would be weighted based on the
population ratio between the two communities.
One of the conditions set is that Turkish nationals will enjoy the same rights
EU nationals would have in Cyprus after a settlement while a second condition
calls for two Flight Information Regions, reports said.
A third condition states that the president and vice president of the country
would have veto powers.
Government spokesman Stefanos Stefanou declined to comment on the contents of
the proposals.
The first round of intensive talks between Christofias and Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat is scheduled for January 11, 12 and 13 followed by
three more meetings on January 25, 26 and 27.
The main thing is that the leaders have the chance to sit down and discuss
these issues at the beginning of the coming week and will be able to decide
about them on their own, Downer said. I hope the two leaders will be able to
make substantial progress.
The UN envoy reiterated there has been some convergence in the past 15 months
although differences remained.
He said he hoped the procedure would speed up convergence between the two
sides.
Downer said talks would not be completed by the end of January but this was a
good chance to take the procedure forward.
Turkish Cypriots will be voting for their leader in April, something which some
suggested condemned the talks to failure as the Turkish Cypriot side would
toughen its stance.
CYPRUS MAIL 08/01/10
09
Ocak. 2010 Cumartesi
LEFKOŞA - UBP genel
başkanı ve başbakan Derviş Eroğlu
başkanlığındaki 18 kişilik genel yönetim kurulu,
cumhurbaşkanı adayının, 19 Ocak salı günü
yapılacak parti meclisi toplantısında saptanıp ilan
edilmesi kararına vardı.
Parti Genel Yönetim
Kurulu'nun toplantısında, Kıbrıs konusundaki
gelişmeler ve hükümet çalışmalarını da görüşüldü.
Başbakan Eroğlu, nisan ayında
cumhurbaşkanı seçilmesi halinde müzakerelerin aksayacağı
yorumlarına, "seçimde kim kazanırsa kazansın müzakereler
devam edecektir" yanıtını vermişti.
Economist:
"Türkiye 2. yükselen borsa"
İngiliz Economist dergisi, Türkiye'yi 2009
yılında yükselen borsalar sıralamasında ikinci sırada
gösterdi.
Dergi bu haftaki sayısında, 31 Aralık 2008-31 Aralık 2009
dönemini kapsayan tabloya sayfalarında yer verdi.
Borsadaki yüzdelik artışları gösteren "Thomson
Reuters" kaynaklı tabloda birinci sırada Arjantin, ikinci
sırada Türkiye, üçüncü sırada ise Brezilya yer aldı.
Bu üç ülkeyi sırasıyla, Çin, Singapur, Tayland, Venezuela, Hong Kong, Meksika,
Avustralya, Almanya, Fransa, İngiltere, Japonya ve ABD takip etti.
Derginin haberinde ayrıca, dünya genelinde borsaların 2009
yılında, yıl başından daha yüksek puanlarla yıl
sonunu kapattığına dikkati çekilerek, Türkiye ile ilgili,
"Türkiye'de 2009'da hisse senedi fiyatları neredeyse iki katına
çıktı" denildi
CNN TURK 09/01/10
Dışişleri'nden
Kıbrıs açıklaması
Kıbrıs'ta
pazartesi günü başlayacak yoğunlaştırılmış
müzakereler öncesinde, Dışişleri Bakanlığı'ndan,
KKTC ve Türkiye'nin üzerinde çalıştığı Kıbrıs
paketiyle ilgili açıklama geldi. Açıklamada, Türk tarafının
yönetim ve yetki paylaşımı başlıklarını
içeren öneri paketinin, kapsamlı çözüme ulaşabilmek için önemli bir
açılım içerdiği belirtildi.
Bakanlık açıklamasında, Türkiye'nin KKTC Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat'ın müzakerelerde ortaya koyduğu yapıcı
yaklaşıma tam destek verdiği vurgulandı.
Kıbrıs
Türk tarafınca sunulan önerinin, yoğunlaştırılmış
müzakereler sonunda kapsamlı çözüm hedefine ulaşılması için
önemli bir açılım olduğu kaydedildi.
Türk tarafının sunduğu paketin en önemli maddesi, Rumlara,
ağırlıklı oy modeliyle Kıbrıslı Türk lider
seçme hakkı verilmesi.
Türkiye ve KKTC bu teklif karşılığında, Türkiye AB'ye
tam üye olana kadar garantör ülkelerden Yunanistan
vatandaşlarına tanınan tüm hakların AB
nezdinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına da
tanınmasını istiyor.
Paketteki bir diğer madde de, Türk ve Rum siyasilerden ortak kurulacak federasyon
hükümetinin başkan ve başkan yardımcısının her
konuda veto hakkının bulunması.
Pazartesi günü başlayacak olan
yoğunlaştırılmış müzakereler, her hafta 3'er gün
yapılacak
CNN TURK 09/01/10
"KKTC'nin
önerileri Hristofyas'ı zor durumda bıraktı"
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
Özel Danışmanı Aleksander Downer tarafından dün Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'a iletilen, Kıbrıs
Türk tarafının yoğunlaştırılmış
müzakerelerde ele alınmak üzere "Yönetim ve Güç
Paylaşımı" konusundaki önerilerinin Hristofyas'ı
"zor durumda" bıraktığı bildirildi.
Hristofyas, Kıbrıs
Türk tarafının önerilerini Downer'den aldıktan sonra Ulusal
Konsey'de temsil edilen siyasi parti başkanlarını, pazar günü
saat 11.00'de Rum başkanlık köşkünde toplantıya
çağırdı.
Toplantıda, Türk tarafının önerileriyle ilgili görüş
alışverişinde bulunulacak. Rum gazeteleri, Hristofyas'ın
siyasi parti başkanlarını olağanüstü toplantıya
çağırmasını, Hristofyas'ın içinde bulunduğu
"zorluğun ve hatta çaresizliğin göstergesi" olarak
niteledi.
Öneriler Rum basınının manşetlerinde
Rum gazeteleri, Downer'in Hristofyas'a ilettiği Kıbrıs
Türk tarafının önerilerinin içeriğiyle ilgili haberleri
manşetlerine taşıdı.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat'ın, önerileri,
yoğunlaştırılmış müzakerelere birkaç gün kala
yaptığına işaret eden gazeteler, Rum lider
Hristofyas'ın zor durumda kaldığını yazıyor.
Bazı Rum gazeteleri, Kıbrıs
Türk tarafının yeni önerilerini "Talat konfederasyon
istiyor" şeklinde yorumladı.
Simerini gazetesi, önerilere ilişkin şu yorumu yaptı:
"Mehmet Ali Talat hem oy toplama, hem de Başkan Hristofyas'ı
tuzağa düşürme çabasıyla
yoğunlaştırılmış müzakerelerin arifesinde
konfederal tezler sundu ve bu öneriler paketiyle her şeyi alt-üst etti.
İnisiyatif ve müzakerelerde ilerleme gösterme isteyerek Hristofyas'ı,
'ya benim şartlarım kabul edilir, ya Kıbrıs
Rum tarafı müzakereler prosedürünü engellemekten sorumlu olur' ikilemine
getirdi. Başkan Hristofyas için durum öyle zorlaştı ki,
doğrudan müzakerelerin başladığı günden beri ilk kez,
bundan sonra atılacak adımları belirlemek üzere siyasi parti
başkanlarını önceden çağrı yapmaksızın
olağanüstü toplantıya çağırdı."
Radikal görüşleriyle bilinen Mahi gazetesi, "Türk önerileri saatli
bomba" başlığını kullandığı
haberinde, Hatay örneğini vererek, önerilerin kabul edilmesi halinde
"Kıbrıs'ın
İskenderunlaşma tehlikesi olduğunu" iddia etti.
ÖNERİLER
Rum gazetelerinde yayımlanan, Kıbrıs
Türk tarafının sunduğu önerilerin bazıları şöyle:
-Talat'ın önerilerinde, Kıbrıs
Türk tarafı, başkan ve başkan yardımcısının
ağırlıklı oyla seçilmesini kabul ediyor. Buna göre,
Kıbrıslı Türklerin tamamı Rum aday için oy kullanacak.
Kıbrıslı Türk aday için oy kullanacak olan
Kıbrıslı Rumların oyları ise ilk önce Kıbrıs
Türk oylarının yüzde 10'u, daha sonra da yüzde 20'si oranında
hesaplanacak. Yani, Rum seçmenlerin tamamı Kıbrıslı Türk
adayın seçilmesinde yüzde 10'a denk olacak, ilk seçimlerden sonra bu
sınır Hristofyas'ın önerdiği gibi yüzde 20'ye
getirilebilecek.
-Talat, dönüşümlü başkanlığı destekliyor, ancak
önerilen görev sürelerine itiraz ediyor. Kıbrıslı Rum
başkanın görev süresinin 3, Kıbrıslı Türk
başkanın ise 2 yıl olmasını öneriyor.
-Bakanlar Kurulu üyelerinin 7 Rum ve 5 Kıbrıslı Türk'ten
oluşmasını öneriliyor. Kıbrıs
Rum tarafının önerisi 6 Rum, 3 Türk'ten oluşması yönünde.
-Dışişleri ve Avrupa Konuları bakanları aynı
toplumdan olmayacak, aynı şey İçişleri ve Maliye
bakanları için de geçerli olacak.
-Kıbrıslı Türkler ve Rumların, rekabet ve sigortayla ilgili
federal örgütlerdeki oranı 4'e 3 olacak, karar alınması için de
her bir toplumun iki temsilcisinin olumlu oyu gerekecek.
-Yeni ortaklık devletinde başkan ve başkan yardımcısının
Bakanlar Kurulu kararları için veto hakları olacak.
-Türk kurucu devletinin FIR hattı Kuzey'in hava sahasını, Kıbrıs
Rum kurucu devletinin FIR hattı da Güney'in hava sahasını
kapsayacak. Kıbrıs
Rum tarafı Ada'da tek FIR hattı olmasından yana.
-Ada'daki Türk ve Yunan dengesinin korunması için Yunan
vatandaşlarının yararlandığı haklardan Türk
vatandaşlarının da yararlanması gerekir. Türk
vatandaşlarının yeni devlette serbest yerleşim,
taşınmaz mal ve iş edinme hakkına sahip olması
gerekir.
Bu arada, KKTC Cumhurbaşkanı Talat'la dün telefonda görüşen BM
Genel Sekreteri Ban Ki-mun, Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'la da telefon görüşmesi
yaptı.
CNN TURK 09/01/10
UBP
Genel Yönetim Kurulu, parti başkanı Eroğlunu
cumhurbaşkanlığı adaylığına önerdi.
Ulusal
Birlik Partisi (UBP)nin Cumhurbaşkanı adayının 19 Ocak
Salı günü saptanıp ilan edileceği açıklandı.
UBP Genel Sekreteri İrsen Küçük, KIBRISa
yaptığı açıklamada, Genel Yönetim Kurulu ile Milletvekili
Kurulunda Genel Başkan Dr. Derviş Eroğlunun
cumhurbaşkanı adayı olarak önerilmesi için tavsiye kararı
alındığını ifade etti.
Adayın Parti Meclisi tarafından saptanacağı,
Parti Meclisi toplantısının Atatürk Meydanındaki UBP Genel
Merkez Binasında saat 14.00de yer alacağını belirten
Küçük, Parti Meclisinin Salı günkü toplantısıyla ilgili karar
ile toplantı gündemi kararın, dün, Genel Başkan ve Başbakan
Derviş Eroğlu başkanlığında toplanan UBP Genel
Yönetim Kurulu tarafından alındığını belirtti.
Küçük, Parti Genel Yönetim Kurulunun dünkü toplantıda
Cumhurbaşkanı adayının ne zaman belirleneceği
kararı dışında, Kıbrıs konusundaki
gelişmeler ve hükümet çalışmalarını da
görüştüğü ifade etti.
Toplantıda, bu yıl gerekçeleştirilecek yerel
seçimlerin yöntemi, adayların açıklanması ve zamanlaması
konusunun da görüşüldüğünü söyleyen Küçük, önümüzdeki günlerde söz
konusu seçimlerin de gündeme alınacağını belirtti.
KIBRIS
09/01/10
![]()
Rum tarafına yapılan önerilerden tüm taraflar
haberdardır. Talatı destekliyoruz
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,
Kıbrıs'ta Türkiye'nin iki hedefi bulunduğunu söyledi:
Kıbrıs'taki Türklerin varlıklarını, güvenliklerini
garanti altına alacak bir düzen ve Akdenizdeki dengelerin korunması
Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu,
Kıbrıs'ta gelinen süreçte Türkiye'nin iki hedefi bulunduğunu
söyledi.
Davutoğlu; katıldığı bir televizyon programında,
bunlardan ilkinin Kıbrıs'taki Türklerin varlıklarını,
güvenliklerini garanti altına alacak bir düzenin kurulması,
ikincisinin de Doğu Akdeniz'deki dengelerin korunması ve bu bölgenin
istikrar havzası haline dönüşmesi olduğunu belirtti.
KIBRISTA İKİ HEDEF
Kıbrıs'ta gelinen süreçte Türkiye'nin iki hedefi bulunduğunu
ifade eden Davutoğlu, bunun ilkinin Kıbrıs'taki Türklerin
varlıklarını, güvenliklerini garanti altına alacak bir
düzenin kurulması, ikincisinin de Doğu Akdeniz'deki dengelerin
korunması ve bu bölgenin istikrar havzası haline dönüşmesi
olduğunu belirtti. Davutoğlu, bu iki hedefi sağlayan bir çözümün
çözüm olacağını, yoksa başka bir hedefi yansıtan paket
ya da çözümün yeni sorunlar çıkarabileceğini kaydetti.
TALATI DESTEKLİYORUZ
Davutoğlu, Kıbrıs konusunda son 7 yıl içinde çok
istikrarlı bir politika takip ettiklerini söyleyerek, şu anda da KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ı desteklediklerini, KKTC
Başbakanı Derviş Eroğlu ile de geçen günlerde kapsamlı
görüşmeler yaptıklarını bildirdi.
Annan planının çok uzun ve ciddi çabalar sonucu ortaya
konulduğunu hatırlatan Davutoğlu, ancak şimdiki
çalışmaların yeni bir çerçevede yürüdüğünü ifade etti.
Davutoğlu, Rum tarafının artık masaya ciddiyetle gelmesi
gerektiğini belirterek, son çalışmaların bu ciddiyetin
ortaya konulmasını gerektirecek çalışmalar olduğunu
kaydetti.
BÜTÜN TARAFLAR HABERDARDIR
Kıbrıs konusunda Türk tarafınca oluşturulduğu
belirtilen yeni paketin hatırlatılması üzerine, bunun ciddi bir
inisiyatif olduğunu kaydeden Davutoğlu, bu konudaki
kararlılıklarını sürdüreceklerini, paketin detaylarına
giremeyeceğini, ancak ilgili bütün tarafların bu çalışmalardan
haberdar olduğunu bildirdi.
Şu anda 'Türk tarafının siyasi ve psikolojik üstünlüğe
sahip olduğunu' söyleyen Davutoğlu, bu çerçevede 2010 yılı
içinde Kıbrıs konusundaki çözüm çabalarını artırarak
sürdüreceklerini kaydetti.
STAR KIBRIS 09/01/10
![]()
Kıbrıs sorununun temel noktalarından
mülkiyet sorununa iç hukuk oluşturma amacıyla kurulan
Taşınmaz Mal Komisyonuna Rumların başvuruları
sürüyor. 1974 öncesinde Kuzeyde kalan malları için Komisyona Rumlardan
gelen başvuru sayısı 444e ulaştı.
TAK muhabirinin Komisyonun güncel web sayfasından derlediği
bilgilere göre, yabancıların da görev aldığı mahkeme
statüsündeki Komisyon, başvuru dosyalarından 86sını
karşılıklı anlaşmayla, 4ünü de duruşma yoluyla
sonuçlandırdı. Bu dosyalardan çoğunluğu tazminatla karara
bağlanırken, 2 başvuru için tazminata ek olarak takas, 4ü için
tazminat yanında iade, 1i için de çözümden sonra iade kararı
alındı.
Komisyonun karara bağlanan dosyalar için ödediği tazminat miktarı
ise 38 milyon 580 Sterlin.
ARTIK WEB VAR
Mahkeme statüsünde görev yapan ve Anayasal bağımsız bir
kuruluş özelliği taşıyan Komisyon, bir süreden beri
şeffaf bir çalışma izlemeye başladı.
Yaklaşık 6 ay önce Türkçe ve İngilizce olmak üzere iki dilde oluşturulan
ve sürekli güncellenen www.kuzeykibristmk.org adlı web sitesinden
başvurulardan kararlara kadar her tür bilgiye ulaşmak mümkün.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Mira Ksenidi-Aresti davasında
verdiği hüküm uyarınca yasayla oluşturulan ve yasadaki kurallara
bağlı olarak Cumhurbaşkanı tarafından önerilen
kişiler arasından atanan Komisyon, Sümer Erkmen
başkanlığında Güngör Günkan, Ayfer Erkmen, Hans C. Kruger,
Romans Mapolar ve Daniel Tarschys'ten oluşuyor.
Anayasanın 159uncu maddesine göre hazırlanan ve 19 Aralık
2005te yasalaşarak yürürlüğe giren Taşınmaz Malların
Tazmini, Takası ve İadesi adlı yasayla oluşturulan
Komisyon, Kuzeyde kalan Rum malları için tazminat, takas ve mal iadesi
öngören yasayı uygulamakla yükümlü bulunuyor.
İADE HANGİ ŞARTLARDA
İlgili yasa uyarınca, mülkiyet veya kullanım hakkı gerçek
veya tüzel kişiye ait olmayan; konumu ve niteliği uyarınca
ulusal güvenliği, kamu düzenini ve kamu yararını tehlikeye
düşürmeyecek taşınmaz mallar hemen iade kapsamında.
Tahsisten kullanımda olan veya inkişaf edilmiş malların
iadesi yönünde karar alınması halinde, iade yasayla çözüm
sonrasına erteleniyor. Eşdeğer
karşılığı mallar ise iade kapsamı dışında.
Aynı yasaya göre tazminata karar verilmesi halinde, bu miktar devlet
adına İçişleri ve Yerel Yönetimler Bakanlığı
tarafından ödeniyor. Tazminat alan Rumun mülkiyet hakkı da ortadan
kalkıyor.
STAR KIBRIS 09/01/10
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs
sorununa çözüm bulunması için sürdürdükleri ve önümüzdeki hafta
yoğunlaştırılmış safhası başlayacak
müzakerelerde ele alınmak üzere Rum tarafına yazılı
öneriler yaptıklarını, ancak bu önerilerin içeriğini
açıklayamayacağını söyledi.
Müzakerelerde ilerleme için BMnin daha fazla katkı yapması
gerektiğini Genel Sekreter Ban Ki Moona ilettiğini anlatan Talat,
Banın Kıbrıs ziyaretini şubat ayının ilk
yarısında yapmasının uygun olacağını da
ifade etti.
Cumhurbaşkanı Talat, Brüksel ve Ankaradaki temaslarını
tamamlayarak önceki gün gece yarısı Türkiye Cumhurbaşkanı
Abdullah Gülün tahsis ettiği özel GAP uçağıyla yurda döndü.
Cumhurbaşkanı Talata Brüksel temaslarında eşlik eden heyet
ve Ankara temaslarına katılan müzakere heyeti de aynı uçakla
KKTCye geldi.
ANKARADAKİ TEMASLAR
Brüksel temaslarını tamamlamasından sonra İstanbul
üzerinden Ankaraya gittiğini ve Türkiyenin dünyanın
değişik ülkelerinde görev yapan büyükelçilerinin
toplantısında konuştuğunu kaydeden Cumhurbaşkanı
Talat, sorularla da zengin bir toplantı olduğunu söyledi.
Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğanla
görüşmesinde başta Kıbrıs sorunu olmak üzere,
karşı karşıya oldukları izolasyonlar, Kıbrıs
Rum tarafıyla sürdürülen ve yoğunlaştırılmış
safhaya geçecek görüşmeleri ve ekonomik sorunları
konuştuklarını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Türkiye Dışişleri
Bakanı Ahmet Davutoğlunun verdiği çalışma
yemeğinde çeşitli konuları konuştuklarını
belirtti. Yemeğe İzmirden gelen Dışişleri Bakanı
Hüseyin Özgürgünün de katıldığını ve güzel bir
toplantı olduğunu ifade eden Talat, Türkiye Cumhurbaşkanı
Abdullah Gülle de randevulaştıklarını ancak erken
dönmeleri nedeniyle görüşemedikleri ve Gülün soğuk
algınlığı nedeniyle bir gün önceki görüşmelerini de
iptal ettiğini kaydetti.
BAN GAYRET SARFEDECEK
Talat, Ankaraya gittiği sıralarda havaalanındayken BM Genel
Sekreteri Ban Ki Moonun kendisini telefonla aradığını da
hatırlatarak, yeni yılını kutlayan Banın
başlatacakları yoğunlaştırılmış
müzakere sürecini memnuniyetle karşıladığını ve
uluslararası toplumun ilerleme kaydedilmesini beklediğini söylemek
için aradığını belirtti.
ÖNERİLER MÜZAKERE EDİLECEK
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir soru üzerine, müzakerelerde Rum
tarafına sundukları önerilerin içeriğinin müzakere
edileceğini belirterek içerik açıklayamayacağını, bu
konuda Türkiye medyasında yer alan haberlerin de doğru
olmadığını söyledi.
Hükümet cephesinden gelen tepkilerin hatırlatılması üzerine de
Talat, Tepkisi olan çıksın söylesin dedi.
Talatı Ercan Havaalanında Meclis Başkan
Yardımcısı Mustafa Yektaoğlu, hükümet adına
Sağlık Bakanı Ahmet Kaşif ve TC Büyükelçilik
Maslahatgüzarı Bekir Uysal karşıladı.
STAR KIBRIS 09/01/10
![]()
Ulusal Birlik Partisi (UBP)nin Cumhurbaşkanı
adayının 19 Ocak Salı günü saptanıp ilan edileceği
açıklandı.
UBP Basın Bürosundan yapılan açıklamada, adayın Parti
Meclisi tarafından saptanacağı, Parti Meclisi
toplantısının Atatürk Meydanındaki UBP Genel Merkez
Binasında saat 14.00de yer alacağı bildirildi.
Parti Meclisinin Salı günkü toplantısıyla ilgili karar ile
toplantı gündemi kararı, dün, Genel Başkan ve Başbakan
Derviş Eroğlu başkanlığında toplanan UBP Genel
Yönetim Kurulu tarafından alındı.
UBP Basın Bürosu açıklamasında, Parti Genel Yönetim Kurulunun
bugünkü toplantıda Cumhurbaşkanı adayının ne zaman
belirleneceği kararı dışında, Kıbrıs
konusundaki gelişmeler ve Hükümet çalışmalarını da
görüştüğü bildirildi.
STAR KIBRIS 09/01/10
Published on January 9, 2010
EUROPEAN UNION president Spain hopes to open accession talks with Turkey in
four new policy areas in the next six months, Spanish Foreign Minister Miguel
Angel Moratinos said yesterday.
He said Spain, which holds the presidency until the end of June, was hoping
for progress in the Cyprus issue, which was affecting Turkeys accession.
"Both (sides) are aware of the risk of failure. We hope there will be
success and that we can open some negotiating chapters," he told reporters
in Madrid.
"We have four in mind. We hope we can open them during our
presidency." He did not say which chapters he had in mind.
Turkey has opened 12 chapters out of 35 since starting talks in 2005.
Negotiations are still suspended in eight areas that were frozen by the EU
in 2006 because of Turkey's failure to comply with a 2005 agreement to open its
ports and airports to Cyprus.
Ankara says it will open up to traffic from the Greek Cypriot part of
Cyprus if the EU ends the so-called isolation of the Turkish Cypriots.
The drawn-out procedure that could eventually lead to Turkey, a mainly
Muslim country of 70 million people, joining the EU faces opposition in some
member states including France and Germany.
Germany said on Thursday it would not block Turkey's bid to join the
European Union but Ankara has yet to meet all the criteria for membership,
German's Foreign Minister Guido Westerwelle said.
Westerwelle said Turkey must step up progress towards solving the Cyprus
issue and improve religious and press freedom.
"Strict compliance with the Copenhagen criteria remains a prerequisite
for accession," he said.
German Chancellor Angela Merkel has expressed opposition to Ankara's bid,
saying it should be offered a "privileged partnership" short of full
membership. Turkey has rejected the idea.
The suspension of Turkey's EU bid would require unanimity among the 27
member states. In any case, membership is expected to be achieved in decades
rather than years.
CYPRUS MAIL
By George Psyllides Published on January 9,
2010
THE PRESIDENT yesterday declined to be drawn into a public discussion of
the proposals submitted by the Turkish Cypriot side regarding governance and
power sharing as government partners DIKO said they effectively torpedoed the
talks.
The proposals were handed over to Demetris Christofias on Thursday through
the United Nations.
Pressed by the media, Christofias said it would not be right to discuss the
proposals in public.
I gave the proposals to the party chiefs and asked them to study them,
Christofias said. I am sorry, it is not possible to give any information on
the proposals.
Christofias has convened an informal meeting of party leaders for tomorrow
to discuss the matter.
However the president called upon Ankara to come to its senses and that
all it declares about (resolving the issue in) 2010 become action and are not
just said for public relations reasons.
According to reports, the Turkish Cypriots accept the weighted vote or
cross voting suggested by the Greek Cypriots but under certain conditions.
Included in the conditions is Turkish nationals wanting to reside on the
island will enjoy the four basic freedoms, and there will be two separate
flight information regions or FIRs.
It also suggests the rotating presidency to be on a 3:2 ratio three years
for the Greek Cypriot president and two years for the Turkish Cypriot, reports
said.
The Turkish Cypriot side also wants the cabinet to be made up of seven
Greek Cypriots and five Turkish Cypriots and not six to three as proposed by
the Greek Cypriot side.
DIKO said the Turkish Cypriot proposals effectively torpedoed the
negotiations making absolutely clear the Turkish intransigence.
Party spokesman Fotis Fotiou said the Turkish proposals were outside the
defined framework of principles regarding the solution of the Cyprus problem
bizonal, bicommunal federation.
DISY spokesman Haris Georgiades said the proposals were being studied by
the party chief and his associates and any views will be expressed during the
Sunday meeting.
He was echoed by AKEL leader Andros Kyprianou who said the issues would be
studied and the partys views will be voiced on Sunday.
Kyprianou declined to comment on the specifics of the proposals but warned
that any positions outside the defined framework of principles will not be
accepted.
Meanwhile United Nations Secretary-general Ban Ki-moon encouraged both
leaders to remain committed and show flexibility and leadership.
In phone calls with Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali
Talat, Ban said he is convinced that win-win solutions in many different areas
are available and he is confident that together both leaders have the political
courage and vision required to make progress.
The two leaders will on Monday kick start two three-day rounds of intensive
talks.
CYPRUS MAIL
Published on January 9, 2010
ALMOST a month after the body of former President Tassos Papadopoulos was
dug up and stolen, a Greek flag at the grave was removed from the flagpole,
authorities said yesterday.
Police said the act was discovered at around 8 am on Friday by a former
member of Papadopoulos security detail.
An eyewitness said a Cypriot flag at the site had been left untouched.
Police said the flag was removed from the flagpole after cutting the rope.
The rope was missing though the flag was found near the cemetery intact.
Papadopoulos widow Photini, visited the site where she was briefed by the
police about the incident.
Police spokesman Michalis Katsounotos did not immediately link the flag
incident to the theft of Papadopoulos body, which remains unresolved almost a
month later.
He said however that the possibility of the two being connected was under
investigation.
Police cordoned off the scene and scoured the area for clues, taking the
flag for further examination.
Katsounotos said a police guard had been placed at the site after the
desecration of the grave but was lifted after a long while and replaced with
frequent patrols.
A day before the anniversary of his death on December 12, 2008,
Papadopoulos corpse was removed from its casket overnight in torrential rain
after the culprits shifted a 250-kg granite slab and dug through several feet
of earth.
It was a well-organised act that police believe was executed by a group of
people who apparently did not leave any clues behind.
CYPRUS MAIL
The
Baroness Kinnock,
Minister
of State
Foreign
& Commonwealth Office,
Whitehall,
London
SW1.
31st
December 2009.
Dear
Baroness Kinnock,
CYPRUS
I
refer to your letter of 7th December in response to my 19th
November contribution to the Foreign Affairs and Defence debate on the Noble
Address.
I
disagree with your view that, The Cyprus settlement process has at times
suffered from too much emphasis on past events and not enough on the future. The reverse is in fact the case. For too long the FCO has preferred to look
to the future without any sufficient regard for the past. Their failure to make
a fair and balanced diagnosis of the problem has caused the present state of
affairs and could, I fear, lead to a settlement that would actually make
matters worse.
Every
time the Greek Cypriots speak in any international forum, they talk of 1974,
but when Turkish Cypriots try to remind the world what happened between 1960
and 1974 they are told to stop living in the past.
Like
many of my ex-service friends, the UK Governments attitude to the Cyprus
tragedy makes me feel utterly ashamed.
While we are well aware of the military interests that the UK had in
Cyprus, these can never justify the treatment that the Turkish Cypriots have
had to endure for the past 46 years.
The
privileges that the Greek Cypriots enjoy today as the Government of Cyprus
and as a member of the institutions of the European Union have resulted from a
fundamentally immoral disregard by Britain and by the international community
of the appalling crimes of the Greek Cypriots and of the rights of the Turkish
Cypriots. The Greek Cypriots have no
legal or moral right to those privileges, but they are the result of the events
of the past, and they are of immense importance today.
The
UK government is fundamentally wrong to regard the Cyprus problem as one for
which both Greek Cypriots and Turkish Cypriots are to blame.
You
concede that the atrocities committed against the Turkish Cypriots in the
1963/64 period are well documented, and the detailed research conducted by JD
Bowers cannot be simply dismissed as his opinions. May I suggest that you and your officials begin by examining the
Greek Cypriot plans for genocide contained in the Akritas and Iphestos 1974
plans, and may I remind you here of just a few of the contemporaneous reports:
On 28th December 1963 the Daily Express "We
went tonight into the sealed‑off Turkish Cypriot Quarter of Nicosia in
which 200 to 300 people had been slaughtered in the last five days. We were the first Western reporters there
and we have seen sights too frightful to be described in print. Horror, so extreme that the people seemed
stunned beyond tears."
On 12th January 1964 the High Commission in Nicosia
wrote to London The Greek (Cypriot) police are led by extremists who provoked the
fighting and deliberately engaged in atrocities. They have recruited into their ranks as special constables
gun-happy young thugs. .......Makarios assured Sir Arthur Clark that there will
be no attack. His assurance is as
worthless as previous assurances have proved.
On 14th January 1964 the Daily Telegraph reported that
the Turkish Cypriot inhabitants of Ayios Vassilios had been massacred on 26th
December 1963, and reported their exhumation from a mass grave in the presence
of the Red Cross and British paratroops.
This harrowing story and many others from that period and 1974 are
recounted by the Matron of the Nicosia Hospital, Türkan Aziz MBE, in her
memoirs The Death of Friendship.
She recalls how Greek Cypriots roamed the hospital
wards killing the Turkish Cypriot patients, and how she found the bodies of two
Turkish Cypriot boys who had taken refuge in her own apartment. The two sat on chairs exactly where I had
left them, but this time they did not rise to greet me with smiles. Dark blood
welled through the tattered remnants of their shirts and dripped on the
carpet. Their Greek Cypriot guard had
vanished, spraying the staircase senselessly with bullets as he left.
On 1st January 1964 the Daily Herald reported: "When
I came across the Turkish Cypriot homes they were an appalling sight. Apart from the walls they just did not
exist. I doubt if a napalm attack could
have created more devastation. Under
roofs which had caved in I found a twisted mass of bed springs, children's
cots, and grey ashes of what had once been tables, chairs and wardrobes. In the neighbouring village of Ayios
Vassilios I counted 16 wrecked and burned out homes. They were all Turkish Cypriot. In neither village did I find a scrap of damage to any Greek
Cypriot house."
Where
is the evidence to which you refer, Baroness Kinnock, of
the Greek Cypriots who were
also killed during this troubled time? Where is there evidence that the Turkish Cypriot leadership were
in any way responsible for what had happened?
This merciless attack upon Turkish Cypriot men, women
and children was a premeditated act of policy on the part of the Greek
Cypriots. According to Lt. Gen.
Karayiannis of the Greek Cypriot militia (reported in "Ethnikos Kiryx"
15.6.65)"When the Turkish Cypriots objected to the amendment of the
constitution Makarios put his plan into effect, and the Greek Cypriot attack
began in December 1963"
The General is referring to the notorious "Akritas Plan",
which was the blueprint for the extermination of the Turkish Cypriots and the
annexation of the island to Greece.
This plan was prepared in 1960 before the new constitution had been
given any chance to work, and was published in Patris on 24th April 1966. Its existence is admitted by
Glafcos Clerides in Cyprus: My Deposition (Nicosia 1989) Vol. 1 pp 212-219.
Where
is the evidence that the Turkish Cypriots were responsible for the next
merciless attack by Greek Cypriots on Turkish Cypriot civilians in 1967, or for
the civil war which erupted between Greek Cypriots in July 1974 and which
caused the Turkish intervention five days later? Let there be no doubt that if Turkey had not intervened, the
attacks on Turkish Cypriot men, women and children would have continued until
the Turkish Cypriots had been utterly destroyed or expelled.
The Turkish Cypriot leader, Rauf Denktas, correctly
described the situation as follows:The Akritas
Plan destroyed the only compromise ever reached between Greece and Turkey and
between Greek and Turkish Cypriots about Cyprus. It revived bloodshed and hatred.
It thrust Cyprus and its peoples back into the extremes of ENOSIS and
partition. It was bound sooner or later
to bring some kind of intervention from Turkey. This rash, wicked, conspiracy was an act of supreme folly by the
Greek Cypriot leaders, who still refuse to admit their wrongdoing. They continue to accuse others of bringing
undeserved disasters upon them, but the truth is that it was they who broke up
the bi-communal state and separated the Greeks and Turks from one another.
At
no time in or since 1963 did the UK guarantee even the right to life of the
Turkish Cypriots, in complete disregard of its obligations under the 1960
Treaty of Guarantee. It is unacceptable to me and to others who have served to
uphold our British moral standards and ethos that the UK, being a guarantor
power, stood by and watched these outrages.
NATO
did not bomb the Greek Cypriots. Nobody
sought the extradition of their leaders to stand trial for genocide. Instead,
the Greek Cypriot leadership were received with respect in London, and in the
Commonwealth and the United Nations. The Greek Cypriots were treated as if they
were the Government of Cyprus, and the Turkish Cypriot people were treated as a
mere community.
Such
a disgraceful response by the British Government and the international
community cannot be forgiven or forgotten, even after the passage of 46
years. It is made worse by the fact
that for every day that has passed, until the present day, Greek Cypriots have
continued to be treated as if they were the Government of Cyprus, and the
Turkish Cypriot co-founders of the Republic of Cyprus have continued to be
treated as a mere community.
Since
1963 British policy on Cyprus has been, and still is, to appease the Greek
Cypriots and to pressurise the Turkish Cypriots into a settlement acceptable to
the Greek Cypriots. This is a policy of
which all British people should feel ashamed.
It is the policy which resulted in the absence of British Ministers from
the memorial ceremony in Kyrenia on 8th November 2009 for our 371
troops who died between 1955 and 1959, and for the failure of the BBC to
broadcast on radio or television any coverage of that historic event. You should incidentally be aware that the servicemen
who died were not only soldiers,
but sailors, marines and airmen as well.
The
status accorded to the Greek Cypriots as the Government of Cyprus has enabled
them to exclude the Turkish Cypriots from all the Councils of the world and to
place totally unjustified restrictions upon their cultural, economic and
political freedom. These restrictions
are possible only because Britain and the international community are willing
to give effect to them, and this has to stop.
Further delay is tantamount to facilitating cultural and economic
genocide.
It
is no answer to say that The UK remains
committed to supporting the economic development of the Turkish Cypriot
community. This is a totally
inadequate response, and even this is being blocked by the Greek Cypriots in
exercise of the governmental power that was so ill-advisedly conferred on
them.
In
2004 the Greek Cypriots rejected the Annan Plan that Britain, the EU, the US
and the UN all regarded as a reasonable basis for settlement. They obtained
full membership of the EU nevertheless, and the unjustified privileges accorded
to the Greek Cypriots as the Government of Cyprus together with Britains
continued policy of appeasement have made it much less likely that the Greek
Cypriots will ever agree to terms acceptable to the Turkish Cypriots, even if
the world again regards those terms as reasonable.
Anyone
who understands Cyprus knows that the Greek Orthodox Church still has enormous
influence on the political life of the Greek Cypriots. The churches, and educational institutions
administered by the Church, are used to incite hatred against Turkish people
and the Bishops and priests are actively involved in politics. They campaigned against the Annan Plan in 2004,
and as recently as 25th December 2009 Archbishop
Chrysostomos II issued a hard-line statement against a settlement, in which he
said Concessions do not lead to any
compromise.
When
Turkish Cypriots call for the removal of the restrictions, the UK Government
says that this can only be achieved through a comprehensive settlement, but this is just another way of saying
that the Turkish Cypriots will continue under restriction until such time as
they agree to settlement terms which the Greek Cypriots are determined to
impose. It is a thoroughly unprincipled position, which cannot continue.
If
there is no settlement by the end of April, the Turkish Cypriots cannot be
expected any longer to suffer the restrictions upon them. Therefore, the
British Government must prepare to make long overdue amends by giving a lead
and taking unilateral action to cease participation in any of the restrictions
imposed by the Greek Cypriots upon the Turkish Cypriots.
The
British Government can not ignore the views expressed in the opinion poll
conducted in Cyprus in November which showed that 60% of Greek Cypriots and
77.9% of Turkish Cypriots favoured a two-state solution. Britain should abandon its futile attempts
to encourage the two peoples of Cyprus into a new partnership which they
clearly do not want, and should work for the recognition of two states in
Cyprus. A new federal constitution
unwillingly accepted by one or both of the peoples of Cyprus would be much
worse than the status quo.
I
will place a copy of this letter in the Library of both Houses, together with a
copy of your letter of 7th December and of my 19th
November speech.
Yours
sincerely,
MAGINNIS OF DRUMGLASS
NTV
10
Ocak. 2010 Pazar
LEFKOŞA -
Kıbrıs'ta, hızlandırılmış görüşmeler
yarın başlıyor. Görüşmeler öncesi Rum yönetimi Türk
tarafının geçen hafta sunduğu çözüm önerilerini reddetti. Rum
yönetimi sözcüsü, yönetim ve güç paylaşımı konusunda sunulan
önerileri, "kabul edilemez" olarak nitelendirdi. Rumların ret
yanıtının yoğunlaştırılmış
müzakere sürecini de çıkmaza sürükleyeceği yorumları
yapılıyor.
Türkiye'nin öneri
paketinde dönüşümlü başkanlık ve ağırlıklı
oyla doğrudan seçim konusundaki 2 madde Rum basınında taviz
olarak yorumlanmıştı.
Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Rum Yönetimi
Lideri Dimitris Hristofyas'a geçen hafta ilettiği önerilerde Türk
tarafının en önemli açılımı yüzde 20'lik çapraz oy.
Buna göre Rumlar Türk liderin, Kıbrıslı Türkler de Rum liderin
seçiminde yüzde 20 oranında etkili olabilecek. Sadece ilk seçimde bu oran
yüzde 10'la sınırlı kalacak.
DİĞER
ÖNERİLER
Paketteki diğer önerilere göreyse merkezi hükümette başkanlık
dönüşümlü olacak. Rumlar 3 yıl, Kıbrıslı Türkler 2
yıl başkanlık yapacak. Kabinede ise 7 Rum'a
karşılık 5 Türk bulunacak.
Başkan veya
başkan yardımcısının bakanlar kurulu
kararlarını veto hakkı bulunacak. Adada tek egemenlik, tek
uluslar arası kimlik ve tek vatandaşlık olacak. Ancak kurucu
devletler üçüncü ülkelerle ayrı ilişki kurabilecek ve anlaşma
yapabilecek.
Adada Türk-Yunan dengesini
korumak amacıyla, Avrupa Birliği üyeliği gerçekleşene kadar
Türk vatandaşları da mal, sermaye, hizmet ve kişilerin serbest
dolaşımı hakkından yararlanacak.
Merkezi devletin de kurucu
devletlerin de orduları olmayacak. Yani ada askersizleştirilecek.
Merkezi hükümetteki polis gücü eşit sayıda Türk ve Rumdan
oluşacak.
Havasahası,
karasuları, ve denizlerdeki ekonomik alan, merkezi hükümetin kontrolünde
olacak, 2 ayrı fır hattı bulunacak.
Kıbrıs'ta Türk tarafının paketine ret
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas başkanlığında Rum
başkanlık köşkünde bugün yapılan "gayrı resmi
siyasi parti başkanları konseyi" toplantısında, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın sunduğu önerilerin
"görüşmeler için zemin olamayacağı ve kabul
edilemeyeceği" kararına varıldı.
Rum radyosunun haberine göre toplantıda, Kıbrıs
Türk tarafının "Yönetim" konusundaki önerileri incelendi ve
Rum tarafının bundan sonra atacağı adımlar
belirlenmeye çalışıldı.
Kıbrıs
Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, Hristofyas'ın, toplantıya
katılan siyasi parti başkanlarına,
yoğunlaştırılmış müzakerelere katılarak Kıbrıs
sorununun temel ilkelerini ve üzerinde uzlaşılmış zemini
savunacağını söylediğini açıkladı.
Stefanu, Rum ulusal konseyini oluşturan siyasi partilerin
başkanlarının katıldığı toplantıda
alınan kararı toplantı sonrasında gazetecilere okudu.
Stefanu, Kıbrıs
Türk tarafınca sunulan önerilerle ilgili olarak, "önerilerin kabul
edilemez ve uzlaşılmış zeminin çok uzağında
olduğu" ortak saptamasına varıldığını
bildirdi.
Kararda, Türk tarafının önerilerinin, "iki bölgeli, iki kesimli,
BM Güvenlik Konseyi kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi
eşitliğe sahip, tek egemenliği, tek uluslararası temsili ve
tek vatandaşlığı bulunan federasyon çözümü yönündeki
uzlaşılmış çözüm zemininin çok dışında
olduğu" savunuldu.
"Bu öneriler görüşme zemini olamaz" diyen Stefanu,
"önerilerin, Türkiye'nin iletişim oyunu olduğu" ortak
tespitine varıldığını da söyledi.
Stefanu, Hristofyas'ın Rum siyasilere,
yoğunlaştırılmış müzakerelere katılarak, Kıbrıs
sorununun temel ilkelerini ve üzerinde uzlaşılmış zemini
savunacağını söylediğini de açıkladı.
Stefanu, Rum ulusal konseyinin de gelecek cuma günü
toplanacağını açıkladı. Rum başkanlık
köşkündeki toplantı sonrasında, Rum siyasiler de gazetecilere
açıklamalarda bulundu.
Hristofyas, siyasi parti başkanlarıyla toplantı halindeyken,
"Özgür Girne" isimli örgüt, Rum başkanlık köşkü önünde
eylem yaparak, Kıbrıs
Türk tarafının Rum tarafına ilettiği önerileri protesto
etti.
Örgüt görevlileri, Kıbrıs
Türk önerileriyle ilgili "aldıkları kararı",
toplantı sırasında dikkate almaları için köşke
girişleri sırasında parti liderlerine verdi.
AKEL tahrikkar buldu
Hristofyas başkanlığında yapılan "gayrı
resmi siyasi parti başkanları konseyi" toplantısına,
AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, Demokratik Parti (DİKO) ve Rum
Meclis Başkanı Marios Karoyan, ana muhalefet partisi Demokratik
Seferberlik Partisinin (DİSİ) Başkanı Nikosa Anastasiadis,
Sosyalist EDEK Başkanı Yannakis Omiru, EURO.KO Başkanı
Dimitris Şilluris, Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri
Yoanna Panayotu katıldı.
Toplantıda ayrıca, Rum yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu, Rum
yönetimi başkanlık müsteşarı Titos Hristofidis ve
Hristofyas'ın müzakerelerdeki danışmanı Tumazos Çelebis de
yer aldı.
Toplantıdan sonra açıklama yapan, hükümetin en büyük ortağı
AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, "AKEL, Türk tarafının
tahrikkar tavrından sonra şekillenen durumun
soğukkanlılık, tutarlılık ve kararlılıkla
göğüslenmesi gerektiğinde ısrarlıdır" dedi.
Kiprianu, "Hiçbir şekilde Türk tavrını
kolaylaştıracak hareketlerde bulunmamalıyız" ifadesini
kullandı.
Hristofyas'ın, gayrı resmi siyasi parti başkanları
konseyinde, şekillenen durumun karşılanması için
yapılması gerekenlerle ilgili bir dizi öneri sunduğunu ve bu
önerilerin, toplantıya katılan liderlerce sunulan önerilerle
zenginleştirildiğini anlatan Kiprianu, "AKEL, inisiyatifler
alınmasını destekliyor. Uluslararası camia
'Lefkoşa'nın (Rum tarafı) ilkeler temelinde görüşmeler
yapılması çabalarını destekleyecek" dedi.
DSİ: "Ana ilkeyi ortadan kaldırdı"
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis da, "Belge; iki
bölgeli, iki toplumlu, tek uluslar arası temsili, tek egemenliği ve
tek vatandaşlığı bulunan federasyon ana ilkesini ortadan
kaldırıyor" iddiasında bulundu.
Anastasiadis, "Kıbrıs
Türk tarafınca sunulan belgede yer alan çeşitli önerilerle federal
bir devletin tabi olduğu ana yönlerin ortadan
kaldırıldığını" savunarak şöyle devam
etti. "Dolayısıyla Türk belgesi diyalog yapılmasına
zemin teşkil edemez. Kıbrıs
Rum tarafı diyaloga, iyi niyetini devam ettirmek ve çözümü isteyen,
yaşayabilir ve işleyebilir bir çözüme ulaşılması için
diyalogda ısrar edenlerin Kıbrıslı Rumlar olduğunu
göstermek için, herkesin desteklediği, yani uluslararası ilke ve
değerlerle oturmalıdır."
DİKO: "BM kararlarına aykırı"
DİKO lideri ve Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan, Türk
belgesinin "tamamen konfederasyona göndermede bulunduğunu, BM'nin
bütün kararları ve her türlü uluslararası meşruiyetin
mantığına aykırı olduğu" görüşünü
savundu.
Partisi hükümet ortağı da olan Karoyan, "Uluslararası
unsurun ve BM'nin, Türk tarafının, üzerinde
uzlaşılanları ihlal eder ve bunlardan uzaklaşırken, bu
tür önerilerde bulunamayacağını net şekilde anlaması
için inisiyatif almasının şimdi tam zamanıdır"
dedi.
DİKO'nun değişmez tutumunun, "her şey üzerinde
uzlaşılana kadar hiçbir şeyde uzlaşılmış
sayılmaması" gerektiği olduğunu da hatırlatan
Karoyan, "Sayın Hristofyas'ın müzakerelerde, masaya konulan
fikir ve önerileri değiştirme, zenginleştirme ve hatta geri
çekme olanağı mevcuttur" diye konuştu.
EDEK: "Kışkırtıcı ve alaycı"
Hükümetin bir diğer ortağı EDEK Başkanı Yannakis Omiru
da, Türk tarafının önerilerini
"kışkırtıcı ve alaycı" olarak niteledi.
Omiru, "Türkiye'nin AB'ye
girişinden önce Türk vatandaşlarının da Avrupa
vatandaşlarının haklarına sahip olması" önerisini
kastederek, "Bu belgede, diğer şeyler yanında Kıbrıs
Helenizm'inin bu ülkede sona eriş tarihi olması önerisinde de
bulunuluyor" dedi.
Rum Ekologlar ve Çevreciler Hareketi Genel Sekreteri Yoanna Panayotu, Kıbrıs
Türk tarafının önerilerinin, Hristofyas'a,
"yaptığı bonkör önerileri" geri çekme, "Kıbrıs
sorununun ana yönleriyle ilgili görüşmelere, AB'nin
de müdahil olmasıyla başlama fırsatı verdiği"
görüşünü savundu.
"Sunulan öneriler konfederatif nitelik taşıyor ve bu nedenle
kabul edilemez" diyen Panayotu, Hristofyas'ın müzakere masasına
koyduğu önerileri geri çekmesinin bazı partilerce ifade
edildiğini, ancak Hristofyas'ın bu konuyu çekinceli karşıladığını
açıkladı.
KKTC üzgün
Kıbrıs
Türk tarafı, müzakereler çerçevesinde, "Yönetim ve Güç (yetki)
Paylaşımı" konusunda Rum tarafına sunduğu
önerilerin görüşme masasına gelmeden basına
yansıtılmasını ve küçük düşürülmeye çalışılmasını
üzüntüyle karşıladı.
KKTC Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum
yönetimi sözcüsü Stefanos Stefanu'nun, bugün Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas'ın başkanlığında yapılan ve Kıbrıs
Türk tarafının sunduğu önerilerin ele
alındığı toplantının ardından
yaptığı, "önerilerin kabul edilemez olduğu ve
görüşmelere zemin olamayacağı" yönündeki açıklamaları
değerlendirdi.
Erçakıca, yazılı açıklamasında, "Kıbrıs
Rum tarafının, daha görüşme masasına gelmeden, Türk
tarafının önerilerini basına yansıtmasını ve
bizzat hükümet sözcüsünün açıklamasıyla bu önerileri küçük
düşürmeye çalışmasını üzüntüyle
karşıladıklarını" bildirdi.
"Kıbrıs
Rum tarafının son iki gündeki çabalarının, müzakere
sürecinde yeterince ciddi ve sonuç alıcı
davranmadıklarının yeni bir göstergesi olduğunu"
kaydeden Erçakıca, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın,
resmi Rum görüşünü, yarınki görüşmede Hristofyas'tan duymak
istediğini belirtti.
Erçakıca, açılamasında, "Türk tarafı, görüşme
sürecindeki sorunlara karşın, Kıbrıs
Rum tarafının Birleşmiş Milletler (BM) görevlileri
huzurunda ortaya koyacağı resmi tutumu dikkate alarak hareket etmek
ve olumlu yaklaşımlar ortaya konulması durumunda
katkılarını olumlu olarak devam ettirmek kararlılığındadır"
ifadelerini kullandı.
CNN TURK 10/01/10
Kıbrıs görüşmelerinde yeni dönem
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında 3. yılına giren
Kıbrıs
müzakerelerinde yarından itibaren
yoğunlaştırılmış görüşmelere geçiliyor.
BM Genel Sekreteri Kıbrıs
Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihon'un Lefkoşa ara bölgedeki resmi
ikametgahında tam gün yapılacak görüşmelerde,
ağırlıklı olarak Kıbrıs
Türk tarafının "yönetim ve yetki paylaşımı"
konusunda Rum tarafına sunduğu öneri paketi ele alınacak.
Eylül 2008'de başlayan ve 4 Ocak 2010'da 60. görüşmeyi yapan
liderler, yoğunlaştırılmış müzakere sürecinde
planlanmış toplam 6 görüşme yapacaklar.
Yarından itibaren 3 gün art arda yapılacak görüşmelerin ilk
turunun sonunda, 25 Ocak'a kadar ara verilecek.
Verilen arada, Rum lider Hristofyas 18 Ocak'ta Atina'yı ziyaret ederek,
istişarelerde bulunacak. Yoğunlaştırılmış
görüşmelerin ikinci bölümü 25 Ocak'ta başlayacak ve 3 gün sürecek.
Yoğunlaştırılmış müzakerelerde "Yönetim ve
Güç Paylaşımı", "AB"
ve "Ekonomi" konularını ele alacak olan taraflar,
"mülkiyet" konusunda görüşmeyi planlıyor.
BM Genel Sekreteri Kıbrıs
Özel Danışmanı Alexander Downer,
yoğunlaştırılmış müzakereler konusunda, KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmesinden sonraki
açıklamasında, "Yoğunlaştırılmış
müzakereler iki liderin süreçte önemli bir ilerleme kaydetmesi için önemli bir
fırsat olacak. Bu görüşmeler için ciddi hazırlık
yapıldı" demişti.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ise
yoğunlaştırılmış müzakerelerden bütün
beklentilerinin, Kıbrıs
Rum tarafının da çözüm için Kıbrıs
Türk tarafı ve Türkiye gibi aynı kararlılığı
göstermesi ve sorunu bir an önce çözmeleri olduğunu belirterek,
yoğunlaştırılmış müzakerelerin bunun için büyük
bir fırsat olduğunu kaydetmişti.
Talat, görüşmelerde Rum tarafının da kendileri gibi
pazarlığa ve bazı esneklikler göstermeye hazır olması
gerektiğini, bu gerçekleşirse çözüm yolunda adımlar
atmış olacaklarını vurgulamıştı.
Bu arada, Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Hristofyas, yarın başlayacak görüşme
öncesinde, Rum Ulusal Konseyini oluşturan siyasi partilerin liderlerini
bugün gayri resmi olarak olağanüstü toplantıya
çağırdı.
Rum başkanlık binasındaki görüşmede, Kıbrıs
Türk tarafının sunduğu öneriler üzerinde duruluyor. Rum
basınına yansıyan haberlere göre, Kıbrıs
Türk tarafının önerisi Hristofyas'ı zor durumda
bıraktı. Rum siyasiler de önerilere sıcak bakmıyor
CNN TURK
10/01/10
Hristofyas'tan yine Türk bayrağı öfkesi
Beşparmaklar'daki
KKTC bayrağını daha önce "hilkat garibesi" olarak
niteleyen Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimtris Hristofyas, bayraklar yüzünden "hem üzgün, hem
öfkeli" olduğunu söyledi.
Rum Haravgi gazetesine göre, Hristofyas, bir etkinlikte yaptığı
konuşmada, Beşparmaklar'daki bayrakların kendisini
üzdüğünü, hatta bayrakların kendi köyü olan Dikmen'e yakın
olmasının kendisini öfkelendirdiğini kaydetti.
Bayraklar konusunda yaptığı "hilkat garibesi"
nitelemesine KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın tepki
göstermesinin kendisini rahatsız etmediğini belirten Hristofyas,
Talat'ın kendi işini yaptığını, kendisinin de hem
kendi duygularını, hem de Kıbrıslı Türk, Rum, Maruni
veya Latin "Kıbrıs
halkının" duygularını dile getirdiğini iddia
etti.
Hristofyas, "Çocukların Beşparmaklar'da bayraklar görmeksizin
özgür bir şekilde ve yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'ta
yaşayabilecekleri koşulların yaratılmasını
umduğunu" da söyledi.
"Türkiye'nin yapması gereken açılımları
yapmadığını ve Kıbrıs
sorunuyla ilgili olarak rota değiştirmediğini" de ileri
süren Hristofyas, Kıbrıs
Türk tarafının müzakereler çerçevesinde sunduğu önerilerin kendisini
şaşırtmadığını da belirtti.
Önerilerle ilgili olarak daha fazla yorumda bulunmak istemediğini ifade
eden Hristofyas, gereken yorumların gereken zamanda
yapılacağını kaydetti
CNN TURK 10/01/10
|
|
Beşparmaklar'daki KKTC
bayrağını daha önce "hilkat garibesi" olarak niteleyen
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimtris Hristofyas, bayraklar yüzünden
"hem üzgün, hem öfkeli" olduğunu söyledi.
Rum Haravgi gazetesine göre,
Hristofyas, bir etkinlikte yaptığı konuşmada,
Beşparmaklar'daki bayrakların kendisini üzdüğünü, hatta
bayrakların kendi köyü olan Dikmen'e yakın olmasının
kendisini öfkelendirdiğini kaydetti.
Bayraklar konusunda yaptığı "hilkat garibesi"
nitelemesine KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın tepki göstermesinin
kendisini rahatsız etmediğini belirten Hristofyas, Talat'ın
kendi işini yaptığını, kendisinin de hem kendi
duygularını, hem de Kıbrıslı Türk, Rum, Maruni veya
Latin "Kıbrıs halkının" duygularını
dile getirdiğini iddia etti.
Hristofyas, "Çocukların Beşparmaklar'da bayraklar görmeksizin
özgür bir şekilde ve yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'ta
yaşayabilecekleri koşulların yaratılmasını
umduğunu" da söyledi.
"Türkiye'nin yapması gereken açılımları
yapmadığını ve Kıbrıs
sorunuyla ilgili olarak rota değiştirmediğini" de ileri
süren Hristofyas, Kıbrıs
Türk tarafının müzakereler çerçevesinde sunduğu önerilerin
kendisini şaşırtmadığını da belirtti.
Önerilerle ilgili olarak daha fazla yorumda bulunmak istemediğini ifade
eden Hristofyas, gereken yorumların gereken zamanda
yapılacağını kaydetti.
HURRIYET
10/01/10
Ankaradaki İkinci Büyükelçiler
Konferansının ardından yayınlanan sonuç bildirisinde
Kıbrıs sorunu da yer aldı:
TC Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun
başkanlığında, yurt dışı ve yurt içinde
görev yapan tüm büyükelçilerin katılımıyla yapılan,
Demokrasi, Güvenlik ve İstikrar: Dünyada ve Türk Dış
Politikasında 2010'a Bakış temalı İkinci Büyükelçiler
Konferansının ardından, sonuç bildirisi yayımlandı.
Sonuç bildirgesinde, Kıbrısta, iki kesimlilik ve siyasi
eşitlik temelinde eşit statüye sahip iki kurucu devleti haiz yeni
ortaklık kurulması ifadesi yer aldı.
Konferansta, Küresel Güvenlik ve İstikrar konusunda, global
dengelerin tüm bileşenleri ele alınırken, güvenlik başta
olmak üzere ekonomik, çevresel ve kültürel düzeylerde yaşanan dönüşüm
sürecinin tahlili yapıldı ve geleceğe yönelik öngörüler
değerlendirildi.
Türkiye-AB ilişkileri konferansta ele alınan
başlıca konulardan birini oluşturdu. Bu kapsamda, Türkiye'nin
stratejik önceliğini teşkil eden AB'ye katılım süreci ve bu
süreçle birlikte yürüyen siyasi, ekonomik ve teknik reformlara devam
edilmesinin elzem olduğu, bunun her şeyden önce Türkiye'nin
çağdaşlaşma yönündeki dönüşümü açısından büyük
önem taşıdığı vurgulandı.
Bu çerçevede, sözde siyasi nedenlerle bloke edilenler hariç olmak
üzere, mevcut 35 fasıldan halihazırda 12'sinin açılmış
olması göz önünde bulundurularak, açılabilecek fasılların
açılması, siyasi engellere takılmış fasıllarda
her hal ve karda çalışmalara devam edilmesi, açılmış
fasılların kapatılmaya hazır hale getirilmesinin
gerektiği ön plana çıktı.
Son olarak, siyasi reformlara ivme kazandırılması
ve iletişim stratejisinin güçlendirilerek tatbik edilmesi
gerektiğinin, 2013 sonuna kadar Türkiye'nin uyum çalışmalarını
tamamlamasının şart olduğu; katılım sürecinin
gerek Türkiye, gerek AB için hayati önem taşıdığı;
ortak vizyon, ortak gelecek ve ortak çıkarlara sahip bu iki
uluslararası aktörün, sürecin geri dönülemez bir şekilde
ilerletilmesi için çalışmalarının herkesin yararına
olacağı hususları vurgulandı.
Kıbrısta yeni ortaklık
Kıbrıs'ta kapsamlı, adil ve
kalıcı bir çözümün ancak yerleşik BM parametreleri olan iki
kesimlilik ve siyasi eşitlik temelinde eşit statüye sahip iki kurucu
devleti haiz yeni ortaklık kurulması suretiyle bulunabileceği ve
Türkiye'nin, adada devam eden kapsamlı çözüm müzakerelerine, liderlerin
ortak açıklamalarıyla bu sürece getirmiş oldukları
çerçeveye ve Kıbrıs Türk tarafının bu temeldeki
yapıcı çabalarına tam destek verdiğinin altı bir kez
daha çizildi.
Öte yandan gelecek dönemde kapsamlı çözüm hedefine
ulaşılabilmesi için, Türkiye'nin, diğer ana vatan ve garantör
Yunanistan'la da işbirliğine hazır olduğu ifade edilerek,
ilgili tüm tarafların süreçte gerekli sorumluluğu üstlenmelerinin
önemine değinilerek, BM ve uluslararası toplumun da bu çerçevede daha
aktif ve teşvik edici bir rol üstlenmesi beklentisi dile getirildi.
Davutoğlu yarın İngiltereye gidiyor
Bu arada Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu'nun 11-12 Ocakta İngiltere'ye çalışma
ziyaretinde bulunacağı bildirildi.
Dışişleri Bakanlığından yapılan
açıklamada, Davutoğlu'nun ziyareti çerçevesinde İngiltere
Dışişleri Bakanı David Miliband ile yapacağı
görüşmelerde, ikili ilişkilerin yanı sıra Türkiye'nin AB'ye
katılım süreci, Kıbrıs ile başlıca bölgesel ve
uluslararası konuların ele alınacağı belirtildi.
Açıklamada, İngiltere'de bazı önemli siyası
şahsiyetler ile görüşecek olan Davutoğlu'nun ayrıca
İngiltere'nin seçkin üniversitelerinden King's College'da Türkiye ve
İngiltere'nin Genişletilmiş Avrupa Birliği ve Ötesinde
Birleşen Çıkarları başlıklı bir konferans
vereceği kaydedildi.
KIBRIS
10/01/10
![]()
Kıbrıs Türk tarafının 7 sayfa, 10
maddelik önerisi Rum devlet radyo-televizyonu (RIK) tarafından
yayımlandı.
Kıbrıs Türk tarafının, BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer
tarafından Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasa iletilen,
Yönetim ve Yetki Paylaşımıyla ilgili 7 sayfa, 10 maddelik
öneriler; önceki akşam, Rum devlet radyo-televizyonu (RIK) tarafından
yayımlandı. Önerilere, Rum gazeteleri de geniş şekilde yer
verdi.
Politis Yoğunlaştırılmış Müzakerelere Talat
Bombası başlıklı haberinde, Cumhurbaşkanı
Talatın, Pazartesi günü başlayacak olan
yoğunlaştırılmış müzakerelerin perspektiflerini,
doğrudan şaibe altına soktuğu yorumunda bulundu.
AĞIRLIK OY FİKRİNİ KABUL ETTİ
Hristofyasa iletilen önerilerde, açıkça; konfederatif
yaklaşımlar saptandığını savunan ve Rum
tarafının yaptığı iyi niyetli açılımlara
hiç de karşılık vermediğini öne süren gazete,
Talatın Rum tarafının ağırlıklı oy
fikrini şartlı olarak kabul ettiğini; ancak bölücü nitelikli
önerilerde bulunduğunu öne sürdü. Gazete Cumhurbaşkanı
Talatın Downer aracılığıyla Hristofyasa
ulaştırdığı Yönetimle ilgi gayrı resmi belgede
önemli görüş birliklerine ulaşma ve uzlaşı sağlama
yönünde en küçük bir niyet dahi bulunmadığını savundu.
1.YÜRÜTME ERKİ
Kıbrıs Türk tarafı Hristofyasın; dönüşümlü
başkanlık ve başkan ve başkan
yardımcısının iki oluşturucu eyalette eş
zamanlı seçimlerle seçilmesini kabul ediyor. Kıbrıslı Rum
oylarının yüzde 20 ağırlıklı olmasını
da kabul ediyor. Ancak çözümden sonra yapılacak ilk seçimde bu oranın
yüzde 10la sınırlı kalmasını önererek
Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türk adayın
seçilmesini etkileme olanağını esasen sıfırlıyor.
Bu tedbirin, Kıbrıslı Rum seçmenlerden haz etmeyen
Eroğlunun tepkisini yumuşatmayı hedeflediği
değerlendiriliyor. Kıbrıs Trük önerisi, yapılacak ilk
oylamada başkanların salt çoğunlukla seçilememesi halinde ikinci
tur seçim de öngörüyor. Bu da bu başlıktaki yegâne olumlu ifadedir.
Daha sonra Talat ve Türkiye, özellikle düşündürücü olarak görülen fikirler
ortaya koyuyor, şöyle ki:
-Başkan ve Başkan Yardımcısı 3e 2 yıl
oranında dönüşümlü olacak. Yani Kıbrıslı Rum 3,
Kıbrıslı Türk 2 yıl başkanlık yapacak.
(Kıbrıs Rum önerisi 4e 2ydi)
-12 üyeli bakanlar kurulu 7 Kıbrıslı Rum ve 5
Kıbrıslı Türkten oluşacak. (Kıbrıs Rum önerisi
6ya 3tü). Dışişleri ve Avrupa Konuları, Maliye ve
İçişleri, Doğal Kaynaklar ve Ulaştırma
bakanlarının aynı toplumdan kişiler olamayacağı
vurgulanıyor.
-Bakanlar Kurulu kararları ancak Başkan ve Başkan
Yardımcısının eş zamanlı oluru ile alınacak
(bu aslında başkan yardımcısının veto hakkı
demek).
2. YASAMA ERKİ
Yasama erki için şu maddeler öneriliyor:
-Senatoda toplumsal temelde eşit temsiliyet. Bu, bir
Kıbrıslı Rumun, Kıbrıs Türk oluşturucu eyaletinde
ikamet ediyor ise senatör seçilemeyeceği anlamına geliyor.
-Temsilciler Meclisinde iç vatandaşlık temelinde temsiliyet ve her
bir eyaletin en az yüzde 25 oranında temsiliyeti. Yani; mecliste
milletvekillerinin en az 4te 1i Kıbrıslı Türk ve en az 4te
1i Kıbrıslı Rum olması gerek.
-Temsilciler Meclisinde kararlar; her bir eyaletten milletvekillerinin 4te
1ini kapsaması şartı ile, basit çoğunlukla alınacak.
-Özel yasaların ve anayasada bulunan karaların geçebilmesi için her
bir eyaletten senatörlerin 5te 2sinin; her bir eyaletten milletvekillerinin
4te 1i kapsayacak şekilde özel çoğunluğu aranacak. Bu,
işleyiş bozukluklarına neden olabilecek bir maddedir.
3. YÖNETİM
Aşağıda sayılan kurumlarda 4e 3 oranında
katılım ve kararların, farklı eyaletlerden en az iki
temsilcinin oluru ile alınması öneriliyor:
Ekonomi Düzenleme ve Denetleme Bağımsız Makamı, Rekabet
Kurulu, Özel Fonlar Denetleme idaresi, Sigorta ve Sermaye Piyasalarıyla
ilgili Bağımsız Denetleme Organları ve Makroekonomik
İstikrar Konseyi. Bu örgütlere katılım neredeyse sayısal
açıdan eşit olacak, karar alma prosedürü ise işleyemezdir.
4. ULUSLARARASI İLİŞKİLER
Bu başlıktaki önerler oluşturucu devletçiklere söz hâkimiyeti
veriyor ve tamamen konfederatiftir.
-Birleşik Kıbrısın tanımadığı
devletlerle ilgili olup olmadığına veya devletçiklerin bu tür
anlaşmalarının Federasyonun dış politikasına
zarar verip vermediğine bakılmaksızın; devletçiklerin kendi
yetkilerindeki bütün alanlarda uluslar arası anlaşmalar
yapmaları.
-Başkan veya Başkan Yardımcısının, devletçiklerin
yaptığı; Anayasa maddelerini ihlal eden uluslar arası
anlaşmalarını Anayasa Mahkemesine götürebilmesi.
-Merkezi hükümetin, devletçiklerin yetkisindeki dış konularda ancak
kendilerinin (devletçiklerin) olurunu alarak karar verebilmesi. Devletçiklerin,
kendi yetkilerini etkileyen federal kararlarda söz sahibi olması.
-Kıbrıs, Yunan ve Türk vatandaşlarına -Türkiyenin AB üyesi
olmasına kadar ABnin dört özgürlüğünden yararlanma da dahil-
eşit muamelede bulunmalı. Bu madde yüz binlerce yerleşiğe
meşruiyet kazandırılması veya devletçiklerin; Yunan veya
Türklerin Kıbrıs hükümranlığındaki mevcudiyetlerine
ilişkin narh üzerinde anlaşmaya zorlanması yolunu açıyor.
5. ÇÖZÜMÜN TEMEL İLKELERİ
Burada, Federal Cumhuriyetin iki toplumdan, Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarından
kaynaklanacak tek bir egemenliği olacağı belirtiliyor.
Oluşturucu devletçiklerin eşit statüye sahip olacağı ve
Anayasanın Federal Hükümete vermediği yetkileri egemen
şekilde kullanacakları vurgulanıyor. Dahası,
Kıbrıslı Türkler ve Rumların, kurucu haklarını
kullanırken ortaklıklarını yineleyecekleri ve yeni bir
düzen kuracakları belirtiliyor. Yeni ortaklık Kıbrıslı
Türklerin ve Rumların ayrı kimliklerini tanıyacak ve aralarındaki
ilişki azınlık-çoğunluk ilişkisi değil siyasi
eşitlik ilişkisi olacak.
6. YASALARIN HİYERARŞİSİ
Federal hükümetin yetkileriyle ilgili federal yasalar oluşturucu
devletçiklerin yasalarının üzerinde olacak, oluşturucu
devletçiklerin kendi yetkileriyle ilgili yasları da federal yasaların
üzerinde olacak.
7. ÖNCEKİ İŞLEMLER
Kıbrısın herhangi bir makamının yasama, yürütme veya
yardı nitelikli her faaliyeti, çözüm anlaşmasının
maddelerine aykırı olmaması şartı ile, çözüm
anlaşmasının yürürlüğe girmesinden önce tanınacak.
Aslında burada, çözümü etkilememesi halinde (mesela mülkiyetle ilgili
işlemler tanınamaz) sahte devletin işlemlerinin
tanınması tartışılıyor. Daha önceki
işlemlerle ilgili herhangi bir talep talebin geldiği eyaletçe
yönetilecek. Yani; Kıbrıslı Rumlar Kıbrıs Türk mahkeme
kararlarına itiraz edemeyecekler.
8. YETKİLER
Kıbrıs Türk taraf, merkezi hükümet için önerdiği az yetkiler
dışında, geriye kalan bütün yetkilerin artık yetkiler
maddesi temelinde devletçiklere verileceğini net şekilde ortaya
koyuyor. Dahası Dış Politika, Maliye, Vergi, Tarım,
Balıkçılık ve Kalkınma politikasını federal
yetkiler olarak öngörmüyor. Federasyonun yetkileri şöyle
sıralanıyor: Sağlık ve Hava
Taşımacılığı (devletçiklere ait olacak iki FIR
bölgesi ve iki Hava Trafik Kontrol Merkezi ile farklı kontrol
merkezlerinin normal işleyişini güvence altına alacak bir
Federal Koordinasyon makamı maddesi ile). Yine; Uluslararası deniz
taşımacılığı, kara suları, kıta
sahanlığı, sınır şeritleri, münhasır
ekonomik bölge, komşu ülkelerle hak iddia edilen meselelerin hali ve
sınır düzenlemeleri, savunma politikası, eski eserler
(ziyaretçilerden elde edilecek gelirlerin oluşturucu devletçiklere ait
olacağı şartı ile) de federal yetkilerdir.
9. POLİS
Oluşturucu devletçiklerin, Federal Polis personelinde ve federal Polisin
Ortak Araştırma Makamında sayısal eşitliği
olacak: oluşturucu devletçiklerin polisi tamamen her bir devletçiğin
kendi yetki bölgesi içerisinde konuşlanacak ve çalışacak.
10. KAMU HİZMETLERİ
Kamu Hizmetleri Komisyonu bir başkan ve bir başkan
yardımcısı ile her bir oluşturucu devletçikten 2 olmak
üzere toplam 4 üyeden oluşacak. Başkan ve başkan
yardımcısı farklı devletçiklerden gelecek ve Komisyona her
yıl münavebe ile başkanlık edecek. Başkan; oy
eşitliği durumunda bunu bozacak oy yetkisine sahip olacak.
Dahası, Federasyonun kamu hizmetlerinde her iki eyaletten
vatandaşlar en az yüzde 33,3 oranında çalışacak.
Dahası her bir federal örgütün müdür ve müdür yardımcısı
aynı toplumdan olmamalıdır.
STAR
KIBRIS 10/01/10
![]()
Kıbrıs Türk tarafının Rum Yönetimine
sunduğu önerilerin Rum basınında yer almasını
eleştiren Talat; Dünyanın neresinde müzakere metinleri gazetelerde
yayınlanır?... Muhatabınız bunun gizli
tutulmasını isterse gizli tutmak sizin de boynunuzun borcudur dedi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Şehit Aileleri ve Malul Gaziler
Derneğinin kuruluşunun 36ncı yıldönümü vesilesi ile
düzenlediği yemeğe katıldı.
Talat, yemekten önce yaptığı konuşmada, Kıbrıs
sorununa çözüm bulmak amacıyla devam eden müzakerelerde
amaçlarının, güvenli bir çözüm bulmak olduğunu kaydetti.
Talat, (Müzakereler) Güvenli bir çözüme ulaşmak içindir. Çözümün güvenli
olması lazımdır. Bir daha o acı günlerin
tekrarlanmayacağı bir çözüm olmalıdır. Bumun için
çalışıyoruz... Türkiyenin garantörlüğünün devam etmesini
hedeflerimiz arasında tespit ettik ve
çalışmalarımızı bu yönde sürdürüyoruz dedi.
Görüşmelerde can güvenliğinin yanında başka önemli
unsurların bulunduğunu ifade eden Talat, Müzakereler, mal
güvenliği, ekonomik güvenlik, sosyal güvenlik, kimlik erozyonuna
uğramama, kimlik güvenliği olmak üzere, güvenli bir ülke yaratmak
içindir diye konuştu.
Önerilerin yayımlanmasını eleştirdi
Kıbrıs Türk tarafının müzakereler çerçevesinde
Kıbrıs Rum Yönetimine sunduğu önerilerin Kıbrıs Rum
basınında yer alması ile ilgili bir sorunun üzerine Talat,
Dünyanın neresinde müzakere metinleri gazetelerde
yayınlanır?... Muhatabınız bunun gizli
tutulmasını isterse gizli tutmak sizin de boynunuzun borcudur dedi.
Önerilerin Kıbrıs Rum basınında kullanılmasına
müsaade edilmesinin yanlış bir uygulama olduğunu belirten Talat,
önerilerin en üst koordinasyonla hazırlandığını ve söz
konusu önerilerin müzakere masasında ele alınacağını
kaydetti.
Cumhurbaşkanı Talat, Kıbrıs Rum basınında
çıkan haberleri henüz inceleme fırsatını da
bulamadığını; yansıtılanların doğru
olup olmadığını söyleyemeyeceğini ifade etti.
Daha önce değiştilmişti
Önerilerin tartışılmadan basına duyurulmasının,
çözümü zorlaştıracağını belirten Talat, Çözüm
istemeyenler bu işi yapar her zaman. Her zaman yaptılar. Bizde de
geçmişte bir kaç defa oldu. Çözüm istemeyenler sızdırdı
dedi.
Talat, daha önce hazırlanan bir takım önerilerin basına
sızdırılması ile söz konusu önerilerin
değiştirilmesi gerektiğini anımsattı.
Çözüm müzakereleri çerçevesinde 11 Ocak Pazartesi günü başlayacak
yoğunlaştırılmış müzakerelerle ilgili
basının ne sıklıkta bilgilendirileceğinin
sorulması üzerine Talat, bu konuda Kıbrıs Rum Kesimi ile henüz bir
karara varılmadığını; kendisinin 3 günün sonunda
bilgilendirilmesi taraftarı olduğunu kaydetti.
STAR
KIBRIS 10/01/10
By George Psyllides Published on January
10, 2010
THE INTENSIVE talks between the Greek and Turkish Cypriot
communities kick off tomorrow but will Demetris Christofias and Mehmet Ali
Talat be able to accomplish in just six sessions what they have not done in the
60 or so meetings over the past 16 months?
Admittedly, some convergences have been achieved between the two sides, but as
Christofias himself has repeatedly said, we are not anywhere close to a
solution.
There has been some movement from both sides in getting closer, but a lot more
could have been done, a diplomatic source told the Sunday Mail.
The new round of talks is being held in the run up to Aprils elections in the
north, where the Turkish Cypriot community will be asked to choose its leader
and negotiator.
United Nations special envoy Alexander Downer said there has not been a
decision yet on whether there will be a break in the negotiations during the
campaign.
But inevitably there will be a hiatus as Talat widely believed to stand as
candidate --- will concentrate on being re-elected.
There will be at least a slowdown in discussions, the diplomat said.
However, I think discussions will go on at a representative level, though it
is not impossible that leaders could meet.
Christofias has said there was no aim to solve the problem before Aprils vote.
There is no target to solve the Cyprus problem before elections in the
occupied north. As a result, we will continue negotiations after the elections
with whomever the Turkish Cypriot community prefers to be its leader, the
president said.
Polls in the north show Talat trailing behind Dervis Eroglu, a hardliner whose
potential election is not expected to be conducive to the talks.
Was the timing of the talks designed to give Talat a boost? Something to show
his seemingly disillusioned electorate?
I believe the fact that the talks take place at this moment is not something
to be critical about, said Stavros Tompazos, Assistant Professor of Political
Science at the University of Cyprus. Why not help Talat if that is the reason?
I do not consider it a mistake to help in this indirect way
Tompazos said there is a perception among the Greek Cypriots that Turkish
Cypriot leaders do not play such a big role and that it is Turkey who calls the
shots.
No one doubts Turkeys major role but one also has to consider the alliances
built by Turkish Cypriot leaders with Turkey, Tompazos said.
While former Turkish Cypriot leader Rauf Denktash aligned himself with the army
a very powerful institution in Turkey Talat chose to have stronger
relations with Prime Minister Tayyip Erdogan, which makes him more
conciliatory.
Opposition DISY thinks the timing of the intensive talks was wrong and they
were doomed to fail.
It does not mean we are wiser but I believe at this point, before the election
to vote for a Turkish Cypriot leader, positions toughen, DISY chief Nicos
Anastassiades said recently.
Party spokesman Haris Georgiades stressed that DISY wants the talks to succeed:
We would very much want to see progress and a positive outcome.
He noted however that the first person to express pessimism has been President
Christofias himself.
According to DISY, Christofias has his own share of responsibility for this
pessimistic prospect.
The talks should have been held earlier, Georgiades told the Sunday Mail.
It was a mistake to reach the point where Talat is in an election period with
the polls showing him trailing and expect him to be conciliatory, Georgiades
said.
Georgiades seized the opportunity to remind Christofias of the pivotal role
DISY has played in the process of a potential solution of the Cyprus problem.
We are ready to support the president. Of course, he never asked for it in the
past two years and I dont expect he will now, Georgiades said.
The three chapters to be discussed by the two leaders during the intensive
talks are governance, EU affairs, and the economy.
These are three chapters where the Greek Cypriot side has something to give,
Georgiades said. It is therefore logical not to expect a positive stance (from
the Turkish Cypriots).
His point was made clear by the proposals the Turkish Cypriot side submitted
this week on the issue of governance and power-sharing.
It became obvious that the conditions as reported in the media set by the
Turkish Cypriot side could not be accepted by the Greek Cypriots.
DISY believes it is not wise to enter a give-and-take procedure on these three
chapters when the big, substantial issues regarding, property, territory,
settlers and security were still open.
Tompazos would not say these three were chapters where the Greek Cypriot side
has something to give.
They are relatively easier than others. We could get progress and create a
positive climate, he said.
Coalition partner DIKO deputy Andreas Angelides does not think there will be
any positive outcome since any kind of negotiation was faced with Turkish
intransigence.
And Turkey expects concessions beyond what we have already given, Angelides
said.
He said Turkey has repeatedly spoken of two peoples, two religions and two
languages, indicating she wants a two-state solution.
Turkey has no reason to give us anything, he added, criticising Christofias
for not making use of the EU. The only power we have.
Angelides warned that the negotiations could lead to a point where the Greek
Cypriot side would be blamed for the failure of the talks.
The first round of intensive talks is scheduled for January 11, 12 and 13.
The second round is scheduled for January 25, 26 and 27.
In between, there will also be meetings between the two leaders
representatives.
CYPRUS
MAIL
By Simon Bahceli Published on January 9,
2010
WITH TURKISH Cypriots being asked to choose between a
re-unifier and a separatist, the outcome of the presidential election this
April will give a stark indication of whether the north retains the desire for
reunification last expressed in 2004, or whether they now believe it is time to
give up.
While neither the dovish Mehmet Ali Talat nor veteran nationalist Dervish
Eroglu have officially declared their intentions to fight for the leadership,
and thereby the role of chief negotiator for the Turkish Cypriot community at
UN-sponsored reunification talks, officials close to both politicians told the
Sunday Mail yesterday the two would certainly be in the running for an
election that will mark either a more serious continuation of negotiations or
their sudden death.
In 2004, the [Turkish Cypriot] people had hope and a vision of a solution.
They came out onto the streets and into the squares to demand that solution.
But nothing came of it, a high-ranking official from Eroglus National Unity
Party (UBP) told the Mail yesterday.
So now there is disenchantment and the only alternative for Turkish Cypriots
is to embrace the TRNC, the official, who chose to remain nameless, said, adding
that while the current status quo might not be perfect, it was much better
than nothing, and much better than what [President Demetris] Christofias is
offering.
While one can argue that Turkish Cypriot disenchantment is understandable, it
is hard to see how such an approach will win favour with either the Greek
Cypriot leadership or with those in Brussels.
It might not even go down very well in the Turkish capital where these days one
hears more about the ruling Justice and Development Partys (AKP) policy of
zero conflict with its neighbours than of the national cause.
No one inside or outside the UBP is claiming that Eroglu has won Ankaras
support for the upcoming election.
Turkey will not show a preference, or even an inference of a preference, the
UBP official insisted yesterday. It never has, and it never will, intervene in
Turkish Cypriot politics.
While agreeing that Ankara would never come out in public support for one or
other of the leaders, a source close to Talat did however highlight that the
current Turkish Cypriot leaders approach to negotiations ran parallel to
Ankaras position on Cyprus, and even went as far as saying Turkey does not
want to lose Talat.
But does that mean Ankara might seek to block Eroglus presidential
aspirations in the north? The answer is probably not, because while it would
rather see Talat continue talking to Christofias, being seen to meddle directly
in the internal politics would draw greater criticism from the international
community than an Eroglu victory. And besides, such an outcome could even work
out well for Ankara, for it could then say it was the Turkish Cypriots, and not
Ankara, who now blocked concessions put forward by Turkey.
That said, Eroglu and his party insist negotiations will continue, even if the
opinion polls that put him ahead in the race turn out to be true.
He [Eroglu] will not leave the table, the UBP official insisted yesterday and
added: If Christofias changes his mind and offers something the Turkish
Cypriots can accept, they will change their minds again.
In other words, Eroglu does not plan to call an end to negotiations if he wins.
Rather, he will simply ask for more.
CYPRUS
MAIL 10/01/10
Published on January 9, 2010
EUROPEAN UNION president Spain hopes to open accession
talks with Turkey in four new policy areas in the next six months, Spanish
Foreign Minister Miguel Angel Moratinos said yesterday.
He said Spain, which holds the presidency until the end
of June, was hoping for progress in the Cyprus issue, which was affecting
Turkeys accession.
"Both (sides) are aware of the risk of failure. We
hope there will be success and that we can open some negotiating
chapters," he told reporters in Madrid.
"We have four in mind. We hope we can open them
during our presidency." He did not say which chapters he had in mind.
Turkey has opened 12 chapters out of 35 since starting
talks in 2005.
Negotiations are still suspended in eight areas that were
frozen by the EU in 2006 because of Turkey's failure to comply with a 2005
agreement to open its ports and airports to Cyprus.
Ankara says it will open up to traffic from the Greek
Cypriot part of Cyprus if the EU ends the so-called isolation of the Turkish
Cypriots.
The drawn-out procedure that could eventually lead to
Turkey, a mainly Muslim country of 70 million people, joining the EU faces
opposition in some member states including France and Germany.
Germany said on Thursday it would not block Turkey's bid
to join the European Union but Ankara has yet to meet all the criteria for
membership, German's Foreign Minister Guido Westerwelle said.
Westerwelle said Turkey must step up progress towards
solving the Cyprus issue and improve religious and press freedom.
"Strict compliance with the Copenhagen criteria
remains a prerequisite for accession," he said.
German Chancellor Angela Merkel has expressed opposition
to Ankara's bid, saying it should be offered a "privileged
partnership" short of full membership. Turkey has rejected the idea.
The suspension of Turkey's EU bid would require unanimity
among the 27 member states. In any case, membership is expected to be achieved
in decades rather than years.
CYPRUS
MAIL
11
Ocak. 2010 Pazartesi
NTV
LEFKOŞA -
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla 11 Eylül
2008'de başlayan müzakerelerde yeni bir aşamaya geçildi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Dimitris Hristofyas, 16 ayı geride bırakan Kıbrıs
müzakerelerinde bugün yoğunlaştırılmış
görüşmelere geçti.
Üçer günlükten iki turda
yapılacak yoğunlaştırılmış görüşmelerin
ilk turu, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook
Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgedeki resmi ikametgahında
başladı.
Görüşmeye, liderlerin
ekipleri ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer ve Özel Temsilci Zerihoun da katılıyor.
Liderler görüşmeye
başlamadan önce içeride KKTC'nin Bayrak televizyonu ile devlet
televizyonuna görüntü verdi. Dışarıda birlikte görüntü
verilmedi. Tam gün sürmesi öngörülen görüşme, Kıbrıs Türk
tarafının, ''Yönetim ve Güç Paylaşımı'' konusunda
Kıbrıs Rum tarafına sunduğu öneri paketinin, Rum
tarafınca ''kabul edilemez'' bulunması gölgesinde başlıyor.
Eylül 2008'de
başlayan ve 4 Ocak 2010'da 60. görüşmeyi yapan liderler,
yoğunlaştırılmış müzakere sürecinde
planlanmış toplam 6 görüşme yapacak. Bugün, yarın ve
çarşamba günü bir araya gelecek olan liderler, 25, 26 ve 27 Ocak
günlerinde de görüşecek.
Taraflar
görüşmelerde, ''Yönetim ve Güç Paylaşımı'', ''AB'' ve
''Ekonomi'' konularını müzakere ederek ve
farklılıkları gidererek, daha fazla yakınlaşma sağlamaya
çalışacak. Görüşmelerde, ''Mülkiyet'' konusunun da ele
alınması planlanıyor.
BM,
yoğunlaştırılmış müzakereleri, ''iki liderin
süreçte önemli bir ilerleme kaydetmesi için önemli bir fırsat'' olarak
görüyor.
RUMLAR
ÖNERİYİ, DAHA MASAYA GELMEDEN REDDETTİ
Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs Türk
tarafının, yoğunlaştırılmış
görüşmelerde ele alınmak üzere sunduğu öneri paketini, daha
müzakere masasına gelmeden reddetti ve önerileri basına
sızdırdı.
Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Hristofyas başkanlığında Rum başkanlık
köşkünde dün yapılan ''gayriresmi siyasi parti başkanları
konseyi'' toplantısında, Cumhurbaşkanı Talat'ın
sunduğu önerilerin ''görüşmeler için zemin olamayacağı ve
kabul edilemez'' olduğu kararına varıldı.
Hristofyas,
toplantıya katılan siyasi parti başkanlarına,
''yoğunlaştırılmış müzakerelere katılarak,
Kıbrıs sorununun temel ilkelerini ve üzerinde
uzlaşılmış zemini savunacağını'' söyledi.
Toplantıda, üçü
koalisyon ortağı olan Rum siyasiler, ''önerilerin kabul edilemez ve
uzlaşılmış zeminin çok uzağında olduğu''
ortak saptamasına da vardı.
Kararda, Türk
tarafının önerilerinin, ''iki bölgeli, iki kesimli, BM Güvenlik
Konseyi kararlarında tarif edildiği şekliyle siyasi
eşitliğe sahip, tek egemenliği, tek uluslararası
temsiliyeti ve tek vatandaşlığı olan federasyon çözümü
yönündeki uzlaşılmış çözüm zemininin çok
dışında olduğu'' savunuldu.
KIBRIS
TÜRK TARAFI ÜZÜNTÜYLE KARŞILADI
Kıbrıs Türk tarafı ise, Rum tarafına sunulan
önerilerin görüşme masasına gelmeden basına
yansıtılmasını ve küçük düşürülmeye çalışılmasını
üzüntüyle karşıladığını açıkladı.
KKTC
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca,
yazılı açıklamasında, ''Kıbrıs Rum
tarafının son iki gündeki çabalarının, müzakere sürecinde
yeterince ciddi ve sonuç alıcı davranmadıklarının yeni
bir göstergesi olduğunu'' vurguladı.
Cumhurbaşkanı
Talat'ın, resmi Rum görüşünü, bugünkü görüşmede Hristofyas'tan
duymak istediğini bildiren Erçakıca, açıklamasında, ''Türk
tarafı, görüşme sürecindeki sorunlara karşın, Kıbrıs
Rum tarafının BM görevlileri huzurunda ortaya koyacağı
resmi tutumu dikkate alarak hareket etmek ve olumlu yaklaşımlar
ortaya konulması durumunda katkılarını olumlu olarak devam
ettirmek kararlılığındadır'' ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ise, son açıklamasında, ''önemli gelişmelerin
arifesinde olduklarını'' belirterek, Kıbrıs müzakerelerinde
bugünden itibaren çok yoğun bir görüşme sürecine girileceğini
söylemişti.
Talat, ''Bunun için
hazırlıklarımızı yaptık ve müzakerelere güçlü bir
şekilde gidiyoruz'' demişti.
Talat ve Hristofyas, Mart
2008'de başlayan ve 5 ay süren hazırlık görüşmeleri ile 11
Eylül 2008'de başlayan kapsamlı müzakerelerin prosedürünün
belirlendiği 3 Eylül 2008'deki görüşmeyi de, bugünkü mekanda, yani BM
Kıbrıs Özel Temsilcisi'nin resmi ikametgahında
yapmıştı.
Daha önce,
yoğunlaştırılmış görüşmelerin liderlerin
evinde yapılacağı açıklanmış, Rum siyasi
partileri buna karşı çıkmıştı.
Hep böyle olsun
Hafta sonunda Lokmacıya akın eden
Rumların ve güneydeki yabancıların alış-verişi
esnafı memnun etti.
İKİ
TARAF DA MEMNUN
Geçtiğimiz hafta sonunda kuzeyden güneye olduğu
gibi, güneyden kuzeye geçişlerde canlılık görüldü. Özellikle
Lefkoşadaki Lokmacı Kapısından giriş yapan çok
sayıda Kıbrıslı Rum ve güneyde ikamet eden
yabancıların alış-verişleri esnafı sevindirdi. Arasta
esnafı, önlem alınması halinde satışların
daha da artacağı inancında.
Ali CANSU
Güney Kıbrıstan Lokmacı kapısını
kullanarak gelen Kıbrıslı Rumlar ve turistler, özellikle hafta
sonu arasta esnafının yüzünü güldürüyor.
Geçtiğimiz hafta sonunda kuzeyden güneye olduğu gibi,
güneyden kuzeye geçişlerde canlılık görüldü.
Ancak, bazı mağaza sahipleri ise halen
satışlardan memnun olmazken, yetkililerin kendilerine verdiği
sözleri yerine getirmemesinden yakındı.
Kıbrıslı Rumlar ve özellikle balkanlardan gelen
turistler dün de Kuzey Kıbrıstaki mağazalara akın etti.
Lefkoşadaki Arasta çarşısına gelen Rum müşteriler ile
turistler, mağaza ve restoranlara büyük ilgi gösterdi.
Önceki hafta olduğu gibi geçen hafta sonu da özelikle
Lokmacı kapısından birçok kişi kuzeye geçti. Özellikle
restoranlar dün adeta bayram yaptı. Restoranlarda dün neredeyse yer bulmak
mümkün değildi.
Arasta esnafı ise aslında ortada görülen
kalabalığın tümünün alışveriş
yapmadığını, sorup geçen, gezmeye gelen insanların
çoğunlukta olduğunu ama az da olsa satış
yaptıklarını söyledi.
Özellikle hafta içi bölgede adeta ölüm sessizliğinin hâkim
olduğunu anlatan arasta esnafı, hafta sonarlı ise
alışverişlerin artmasıyla yüzlerinin biraz olsun
güldüğünü belirtti.
Bazı mağaza sahipleri ise Rumları yalnızca
böyle özel günlerde değil, her zaman Kuzey Kıbrısa çekecek yolu
bulmanın, kuzeyi Rumlara cazip kılmak için bazı formüller
yaratmanın şart olduğunu yineledi.
Öte yandan, dün Arastanın bir bölümündeki
mağazaların elektriklerinin kesik olması ise esnafın
işlerini sekteye uğrattı. Birçok mağaza sahibi
karanlıkta müşteri bekledi. Esnafın anlattığına
göre, müşteriler mağazaların karanlık olduğunu görünce
içeri girmedi. Bazı esnaf, dükkânlarının içerisini jeneratörler
ile bazılarıysa ışıldaklarla aydınlattı.
Dertlerimizi
söylüyoruz çözen yok
Arasta esnafı, devlet yetkililerinden bölgeyi ziyarete gelenlere
dertlerini ve bölgenin sorunlarını aktardıklarını
ancak, Tamam, yapacağız, halledeceğiz sözünden öteye
gidilmediğini iddia etti.
KIBRISa konuşan esnaf, Yıllarca söyledik, hep
aynı. Dinliyorlar bir şey yapmıyorlar. Biz söylemekten
usandık, onlar halen tamam yapacağız demekten usanmadı.
Yapacakları zamanı söylesinler. Bugün turist var ancak
elektriğimiz kesildi. Biz ne diyelim artık bu yetkililere diye sitem
etti.
Bölgenin sorunlarının çözülmemesi nedeniyle
konuşmaktan usandığını söyleyen birçok esnaf ise
gazetemize konuşmaktan kaçındı.
Arasta
esnafı ne dedi? Arasta esnafı ne dedi? Arasta esnafı ne dedi?
Onur Özkan
Satışlarımız bayram ve yılbaşında çok iyi
geçti. Şu anda düşme eğiliminde. Hafta sonları güneyden
gelen Kıbrıslı Rumlar ve turistler sayesinde iyi.
Alışveriş yapıyorlar ve yaptıkları
alışverişi güneye geçirebiliyorlar. O konuda bir
sıkıntı çekmediklerini söylüyorlar. Bu ara balkan ülkelerinden,
Rusyadan ve Ukraynadan turistler alışveriş yapmaya geliyor.
Çarşıda bir yoğunluk oluyor. Diğer çarşılara göre
Arasta daha iyi. Ancak, hafta içi burası çok sönük ve satış
olmuyor.
Mehmet
Istikoğlu
Satışlarımız bu ara durgun. Kuru kalabalık var
diyebiliriz. Gelenler genellikle giyim türü şeyler alıyor ve
restoranda oturup yemek yiyip ayrılıyor. Arastaya turistin gelmesi
için devletin el atması şart. Arasta bir restoran bölgesi olabilir.
Ancak, marangozlar, tavukçular burada iş yapıyor. Bu olmaz. Buraya
değişik bir hava verilmesi gerekir. İstanbuldaki kapalı
çarşı gibi. İlgi çekmesi için mutlaka bir düzenleme
şarttır.
Leyla
Asiyegüngör
Satışlarımız iyidir ama çarşıda elektrik yok.
Turistler ve Kıbrıslı Rumlar dükkanımızda elektrik
olmadığını görünce bize gülüyorlar. Her ay
paramızı ödememize rağmen karşı dükkanların
elektriği var bizim sıradaki dükkanların yok. İki gündür elektriğimiz
gidiyor. Buranın daha fazla ilgi görmesi için çok şey
yapılmalı. Bizi resmen bir köşeye attılar.
Yılbaşında bile her yer süslenmesine rağmen buraya hiçbir
süs takılmadı. Sonuçta burası turistik ülke ise ve geçiş
kapısı ise burası ise ilgilenilmesi gerekirdi. Süsleyin
burayı dediğimiz belediyeden aldığımız cevap Siz
süsleyeceksiniz. Herkes parası ile yaptı oldu.
Mustafa
Yüksekbaş
Kapının açılmasıyla çarşıya bir hareketlilik
geldi ve satışlarımızda biraz yükselme oldu. Tabii ki
umduğumuz kadar değil. Özellikle hafta sonları çarşıda
kuru kalabalık var, buradan bir nebze faydalanan esnaf oluyor. Eskiden bu
kalabalığa da alışık değildik. Elektriğin
iki gündür kesilmesi işlerimize sekte vuruyor. Buna bir çare
bulunması gerekiyor. Arastaya özellikle kapı kontrollerinde biraz
esneklik getirilmesi, park sorununun ve tuvalet sorununun giderilmesi
gerekiyor. Çevre düzenlemesi Arasta için şart. Özellikle bakım ve
temizlikte biraz gevşeme
vardır.
KIBRIS
11/01/10
Sadece CTP memnun
KABUL
GÖRMEZ, KABUL EDİLEMEZ
Cumhurbaşkanı Talatın
görüşmelerin aksamaması için açıklamadığı müzakere
maddelerinin Rum devlet televizyonu tarafından kamuoyuna
aktarılmasıyla, Türk tarafı da öneri paketini
tartışmaya başladı. Kıbrısa konuşan siyasi
partilerin temsilcileri genel olarak önerileri, kabul görmez ve kabul
edilemez olarak değerlendirirken, sadece CTP-BGden ılımlı
açıklamalar geldi
Gizem ÖZGEÇ
Siyasiler, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Alexandar Downer aracılığı ile Rum Lider
Dimitris Hristofyasa ilettiği önerileri KIBRISa değerlendirdi.
Rum basınına sızan öneriler Güney
Kıbrısta geniş yankı uyandırırken, Türk
tarafı da paketi tartışıyor.
İktidar Ulusal Birlik Partisi (UBP), Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talatın fikir danışmadan öneri götürmesini
eleştirirken, ana muhalefet partisi Cumhuriyetçi Türk Partisi
Birleşik Güçler (CTP-BG), Rum tarafından henüz yanıt gelmeden
konunun kamuoyuna taşınmasına sıcak bakmadı ancak
önerileri yapıcı buldu.
Demokrat Parti (DP) ise, önerilerin genel bütünlüğünün kabul
edilemez olduğunu açıkladı. Özgürlükçü Reform Partisinden
(ÖRP) de Rum liderin önerilerle ilgili Türkiyeye yönelik
yaptığı açıklamalara sert tepki geldi. Toplumcu Demokrasi
Partisi (TDP) ise, Talatın öneri paketini çözüm süreci önündeki
tıkaç olarak değerlendirirken, Birleşik Kıbrıs
Partisi (BKP), önerilerin; ne Avrupa Birliği (AB), ne Rumlar ne de
Türklerin kabul edebileceği nitelikte olduğu görüşünü belirtti.
Ertuğruloğlu:
Hükümetle mutabık kalınmadı
UBP Lefkoşa milletvekili Tahsin Ertuğruloğlu, Rum tarafından
bir yanıt beklendiği için kamuoyunda çok fazla tartışma
yapılmasının doğru olmadığını
söyledi. Ertuğruloğlu, paketin resmen açıklamamasına
rağmen Rum tarafının her zamanki gibi dışarıya
bilgi sızdırdığını ifade etti ve Maalesef
Cumhurbaşkanı Talat, hükümetle mutabık kalınarak bir
paket hazırlama gereğini hissetmedi ve öneriler Rum tarafına
sunuldu diye konuştu.
Gerek iktidar gerekse muhalefetin bu aşamada derinlemesine yorum
yapmasının sağlıklı olmayacağını da
kaydeden Ertuğruloğlu, şöyle konuştu:
İçerisinde bizi rahatsız eden maddeler vardır.
Bunların üzerinde tekrar durmanın anlamı yok. Rum
tarafından gelecek yanıtı görelim, ona göre kapsamlı
görüşlerimizi iletelim.
Erk: Etkili
ve etkin katılım önerileri
CTP-BG Genel Sekreteri Kutlay Erk, görüşme sürecinde liderlerin
sağlıklı ve sonuç getirici şekilde görüşme
yapabilmeleri için önerileri kendi aralarında ilgili taraflarıyla
değerlendirmeleri gerektiğini söyleyerek, paketin Rum tarafından
basına sızmasına tepki gösterdi.
Erk, Liderlerin kendi düzenleri içinde ekipleri ile
tartışmaları daha doğru olur. Kamuoyuna
açıklanırsa tepkileri ile beraber müzakere etmek zorunda
kalınır ve sonuca varmak zor olur şeklinde konuşarak,
değerlendirmenin öneriyi veren tarafa sunulması gerektiğini vurguladı.
Kutlay Erk, Bu şekilde olacaksa basın yoluyla herkesin
görüş beyan etmesi anlamı doğar dedi ve ilerleme kaydetmek ve
hassas olunan noktalarda mutabakata varmak için bunun önemli olduğunu
söyledi.
Erk, Kıbrıslı Türkler için yeni kurulacak olan
federal devlet içinde etkili ve etkin katılım ihtiyacı
olduğuna vurgu yaparak, bu önerilerin de o doğrultuda
yapıldığını belirtti. Kıbrıslı Rum
liderin de buna karşı fikirlerini elbette söyleyeceğini ifade
eden Erk, şunları söyledi:
Bunu yaparken hassasiyeti hiç unutmamaları gerekir. 50
yıllık deneyimden ve süreçlerden sonra, Kıbrıslı
Türkler adanın yeni politik yapısında artık hem kendi
coğrafyalarında yönetmek hem de Kıbrıs yönetimde
katılımcı taraf olmak zorundadır. Bunun yanında Annan
Planında da var olan TCye Avrupa Birliğine üye olana kadar
Yunanistanın Kıbrıs adasında her nedenle olursa olsun
sahip olduğu imtiyazlara TCnin de sahip olması ihtiyacı
vardır. Yunanlıların Kıbrısa yatırım yapma,
yerleşme ve özel hakları var ise, bunun aynısının
Türkiye yönetimine de verilmesi gerekir. Bu bir güvencedir. Türk-Yunan dengesi
için de bir güvencedir. Bunun dikkate alınması gerekir.
Hasipoğlu:
Kabul etmek mümkün değil
DP Gazimağusa milletvekili Ertuğrul Hasipoğlu da Talatın
önerilerini kabul etmemiz asla mümkün değil dedi ve bunu
cumhurbaşkanının yaptığı hatalardan biri
olarak değerlendirdiklerini söyledi.
Hasipoğlu, daha önce de Cumhurbaşkanı Talata bu
konudaki düşüncelerini ilettiklerini ifade ederek, Ancak kendisi yine de
bu önerileri yaptı. Özellikle birleşik pusulayı kabul etmemiz
mümkün değildir. Siyasal eşitliği tamamen ortadan
kaldırır. Bir tek değerlendirilebilecek olan nokta; KKTC ve TC
vatandaşlarının aynı haklara sahip olması konusudur.
Bunun dışında hiçbir öneriye onay veremeyiz diye konuştu.
Avcı:
Türkiyede hazırlandı iddiası küstahça
ÖRP Genel Başkanı Turgay Avcı ise, Rum liderinin, önerilerin
Türkiyede hazırlandığını iddia etmesinin ve
Türkiye aklını başına toplasın şeklinde
ifadeler kullanmasının devlet adamı ciddiyetinden uzak ve
küstahça olduğunu ifade etti.
Avcı, Rum tarafının bu tutumuyla bir kez daha
barış ve çözüm peşinde olmadığını ve
Kıbrıs Türklerini anavatanlarından kopararak teslim almayı
hedeflediklerini gösterdiğini kaydetti.
Turgay Avcı yaptığı açıklamada,
Rumların her aşamada güvenilmez, ikiyüzlü, zamana oynayan,
Kıbrıs Türklerinin anavatanları Türkiye ile tarihsel ve
vazgeçilmez bağlarını zayıflatmaya ve Türkiyenin
garantörlüğünü yok etmeye çalışan oyunlarına asla
gelmeyeceklerini belirtti.
Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin aklının her
zaman başında olduğunu vurgulayan Avcı, şöyle devam
etti:
Türkiyeye küstahça dil uzatmaya çalışan ve ay
yıldızlı bayraklarımıza kabul edilemez sözlerle
saldıran
Hristofyas ve onun gibi düşünenler, Kıbrıs adasında Türk
varlığını kabul etmek istemeyenler, Türk askerine
düşmanlık yapanlar şunu çok iyi bilsinler: Kıbrıs
Türkleri, Anavatanları ile el ele ve omuz omuza Kıbrıs adasında
egemen ve bağımsız kimlikleriyle sonsuza kadar yaşamaya
devam edecekler.
ÖRP olarak inanıyoruz ki bütün bu yaşananlar, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin ne kadar değerli ve gerekli
olduğunu göstermektedir. Her şeye rağmen, Kıbrıs
Türkleri olarak eşit ve adil koşullarda bir çözüme hazır
olacağız, ancak asla teslim olmayacak, asla Rumların
karanlık oyunlarına gelmeyeceğiz. Özgürlük ve Reform Partisi,
Hristofyas gibilerinin kuru gürültüsüne kulak asmadan ve asla geri adım
atmadan Anavatan Türkiye ile birlikte emin adımlarla ilerlemeye, Kıbrıs
Türklerinin çıkarlarını ve doğruları savunmaya devam
edecektir.
Çakıcı:
Çözüm sürecini tıkar
TDP Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, önerileri
Cumhurbaşkanı Talattan duymadıklarını ve bir
açıklama beklediklerini söyledi. Çakıcı, önerilerin Ankarada
hazırlandığını ifade ederek, Sayın Talat bizim
bildiğimizi söyle de biz detaylardan yoksunuz dedi ve basından takip
ettiği kadar, önerilerin pazarlık şansını
yitirdiğini belirtti. Öneri paketi içerisinde Rumlar tarafından hiç
kabul edilmeyecek maddeler bulunduğuna işaret eden
Çakıcı, şu değerlendirmelerde bulundu:
Talat, daha kapsamlı ve uzlaşıcı önerilerde
bulunabilirdi. Yalnız Kıbrıslı Türklerin öne çıkaran
maddeler olabilirdi. ABye Türkiyenin girmeden girmiş gibi kabul edilmesi
önerisi mümkün olmayacak bir husustur. Bu çerçevede olan öneriler; çözümü
tıkar, süreci olumsuz etkiler. Ancak çapraz oya karşılık
Türklerin federal yetkilerinin artırılması isteği al ver
sürecinde olumlu bir tavır olacakken, Türkiyenin bütün vatandaşlarına
AB içinde, Kıbrısla aynı hakların verilmesi isteği
süreci tıkayacak önerilerdir.
İzcan:
Öneriler Talattan değil, TCden
BKP Genel Başkanı İzzet İzcan ise önerilerin
Cumhurbaşkanı Talat tarafından değil, Türkiye yönetimi
tarafından hazırlandığını savundu.
Bu Türkiye Dışişlerinin dayatmasıdır diyen
İzcan, önerilerin özünde Türkiyenin menfaatlerinin bulunduğunu
söyledi. İzcan sözlerine şöyle devam etti:
70 milyon Türkiye vatandaşının Kıbrıs
üzerinden Avrupa Birliğine girmesi, tüm haklara sahip olma önerisi
vardır. Bunları değil Rumların, Türklerin de kabul etmesi
mümkün değildir. Çözüme hizmet etmez. Milliyetçi
karşıtların elini güçlendirecek çözümü zorlaştıracak
noktalardır. Pratik uygulaması da yoktur. Kuzey Kıbrısa
zaten nüfusun pompalandığı düşünülürse, 70 milyon TC
vatandaşının Kıbrıs üstünden, çalışma yurt
edinme hakkına sahip olması, ne AB tarafından, ne de Rumlarca
kabul edilir. Türklerin de kabul etmemesi gerekir.
KIBRIS 11/01/10
![]()
Başbakan Derviş Eroğlu; Kathimerini gazetesi
muhabirinin Üzerinde uzlaşıya varılmış bir bölünme
anlaşmasını imzalamaya hazır mısınız?
şeklindeki sorusuna çarpıcı bir cevap verdi; Hristofyas
hazırsa bende hazırım. Uzlaşıya varılmış
bölünme en iyi çözümdür; çünkü daha sürdürülebilirdir
Ağırlıklı oy konusu çok karışıktır ve
ayrıntılı incelenmesi gerekir. Ancak ben müzakereler
masasında kendi tezlerimi savunmakla yükümlüyüm. Sayın Talat
bazı önerilerde bulunmuştur, ancak benim kendi önerilerim
vardır. Şu ana kadar iki tarafça kabul edilen bir şey
olmadı, müzakereler kaldığı yerden devam edecek
Başbakan Derviş Eroğlu; Güney Kıbrısta haftalık
yayımlanan Kathimerini gazetesi muhabirinin Üzerinde uzlaşıya
varılmış bir bölünme anlaşmasını imzalamaya
hazır mısınız? sorusuna, Hristofyas hazırsa bende
hazırım. Uzlaşıya varılmış bölünme en iyi
çözümdür; çünkü daha sürdürülebilirdir cevabını verdi.
Kathimerini; Başbakan Derviş Eroğlu ile
gerçekleştirdiği söyleşiyi; Derviş Eroğlu Uzlaşılmış
Taksimi Tercih Ediyor Kathimeriniye Konuştu ve Tanınmayı,
Müzakere Edilemez Çözüm Koşuluna Yükseltti Sadece İki Devletin
Varlığını Kabul Ederseniz Çözüm Olur başlıkları
altında manşetten ve iç sayfalarında yayımladı.
Gazete, anketlere göre Nisan ayındaki
Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanacak aday olarak
nitelendirdiği Eroğlunun söyleşisinde sözünü
esirgemediği yorumunda bulunarak, Eroğlunun Kıbrıs
sorununun çözümü olarak üzerinde uzlaşılmış taksimi tercih
ettiğini kaydetti.
Başbakan Eroğlunun söz konusu gazeteye verdiği söyleşinin
yorumlar kısmının tam çevirisi şöyle:
SEÇİMLERİN GALİBİ DERVİŞ EROĞLU
İşgal bölgesinin Başbakanı ve anketlere göre Nisan
ayındaki seçimlerin galibi Derviş Eroğlu gazetemize verdiği
söyleşisinde sözünü esirgemedi. Kıbrıs sorununda artık
yaşayabilir bir çözüm olarak üzerinde uzlaşıya
varılmış taksimi seçen Eroğlu, adada bir
uzlaşının olabilmesi için Kıbrıslı Rumların
ilk önce KKTCyi devlet olarak tanımaları gerektiğini
vurguladı. Nisan ayından itibaren Kıbrıslı Türklerin
müzakerecisi konumuna gelmesi durumunda müzakerelerde izleyeceği tutuma
ilişkin olarak ise, o ana kadar Dimitris Hristofyas ve Mehmet Ali
Talatın yaptıkları çalışmalardan, kendisi için uygun
olan noktaları seçerek, kendi tezleriyle müzakerelere geleceğini
söyledi. Kıbrıs sorununun önemli başlıkları
hakkındaki tutumunu da gayet netti: Garantilerin devamı, partenogenez
(bakir doğum) ve çözüm gününe kadar vatandaş olmuş Türkiyeden
gelen tüm Türkiyelilerin adada kalması...
İSMİ ÜST SIRALARDA
İsmi uzun zamandır Kıbrısın gündeminde üst
sıralarda bulunuyor. İşgal bölgelerinde seçimler
yaklaştıkça, ona ve müzakereleri ne kadar olumsuz etkileyeceği
yönündeki değinmeler de artıyor. Bahsettiğimiz kişi, geçen
Salı günü ofisinde bizi ağırlayan Derviş Eroğlu.
Bizimle yaptığı söyleşisinde Kıbrıs sorununa
ilişkin istekleri konusunda tam bilinçli olarak karşımıza
çıktı. Gerek kendisi gerek çalışma arkadaşları
tarafından çok sıcak karşılandık; ancak konu
kırmızı çizgilere ve uzlaşmaz noktalara geldiğinde,
bakışları değişiyor ve sözleri tek bir paydada
buluşuyordu: Çıkmazdan ve ilerleme sağlanamamasından tek
sorumlu Kıbrıslı Rumlardır.
Arzu ettiği çözüm şekli konusundaki tercihi de netti. İki
toplumlu, iki kesimli federasyon; şimdiki durumun devam etmesi ve üzerinde
uzlaşıya varılmış bir bölünme seçenekleri
arasından sonuncusunu seçiyorum. Çünkü sürdürülebilir olan artık
budur şeklinde konuştu. Çok umutlu olmasa da, iki tarafın bir
ortaklığa varabilmesi için ortaya koyduğu temel koşul
şuydu: Kıbrısta iki halkın, iki devletin, iki
demokrasinin varlığını kabul etmelisiniz.
Söyleşinin soru cevap kısmının tam tercümesi ise
şöyle:
YÜZDE YÜZ DOĞRU ÇIKMIŞTI
Soru: Anketlerin UBPye ilişkin gösterdikleri rakamlarla
başlayalım. Nisan ayındaki seçimlerde favori olarak
görünüyorsunuz. Sizce anketlerin doğru çıkmaması ihtimali var
mıdır?
Eroğlu: KADEM şirketinin bir önceki milletvekili seçimlerinde
yapmış olduğu anket tam olarak yüzde yüz doğru
çıkmıştı. Şimdi olabilecek şey yüzde 2-3
oranında yanılma olmasıdır.
Soru: Ancak o zaman konu başkaydı. Şu anda söz konusu olan,
Sayın Talatla görüş ayrılığında
bulunduğunuz Kıbrıs sorunudur. Sizin görüşünüzün nihai
sonucu etkileyebileceğine inanıyor musunuz?
Eroğlu: Evet seçimlerin sonucunun etkileneceğinden eminim ve fark
UBPnin tezlerinin lehine olacaktır. Sayın Talatla Kıbrıs
sorununda aynı görüşte olsaydık, aynı partide olurduk.
Elbette ben de müzakerelerin devamından yanayım. Bunu da seçildiğim
gece söylemiştim. Tüm bunlara karşın tüm dünyada, özellikle de
Kıbrıslı Rumlar tarafından, aleyhime organize bir
propaganda yürütülerek, uzlaşmaz gösteriliyorum. Örneğin
Kıbrıs Rum siyasi parti liderleri, Eroğlunun uzlaşmaz
olduğunu söyleyen, Sayın Talatın CTPsini desteklemeye devam
ediyorlar.
ANLAŞMAYA VARDILAR DA!
Soru: Müzakerelerin devamından yana olduğunuzu söylediniz, ancak
Sayın Talatla görüş ayrılıklarınızın
bulunuyor. Eğer seçilirseniz, Sayın Hristofyas ve Talatın
şu anda müzakere ettikleri temel üzerinden mi müzakereleri
sürdüreceksiniz?
Eroğlu: Hristofyas ve Talat anlaşmaya vardılar da ben bunu
bozacağımı mı demek istiyorsunuz!
Soru: Kamuoyuna yapılan açıklamalara göre 1.5 yıl önce
müzakerelerin başladığı, üzerinde uzlaşıya
varılmış bir temel mevcut.
Eroğlu: Temel değişmez. Değişen şey süreçten
doğacak sonuçlardır.
Soru: Temel derken tam olarak neyi kastediyorsunuz?
Eroğlu: Birleşmiş Milletler tarafından konulan kriterler ve
Kıbrıslı Türkler olarak bizim tarafımızdan,
Kıbrıslı Türklerin çıkarlarını ve
haklarını korumak için konulan kriterler var. Temel, bu ikisinin
karışımından olacaktır. Kıbrıs Rum
tarafı bir şeyler istediği gibi, Kıbrıs Türk
tarafının da istekleri vardır... Ve ben de istediğimiz şeyi
almamızı sağlamak için orada olacağım.
Soru: Sözünü ettiğiniz bu karışım müzakereleri iki
toplumlu, iki kesimli federasyona mı götürecek?
Eroğlu: Çözümün adının önemi yoktur. Önemli olan her iki
halkın da ortaya çıkacak anlaşmaya gereken evet
yanıtını verebilmeleridir.
DEVLET OLDUĞUMUZ KABUL EDİLMELİ
Soru: Ancak bu evet yanıtını nasıl görüyorsunuz? Bir
federasyona mı evet, bir konfederasyona mı evet, yoksa iki
ayrı devlete mi evet?
Eroğlu: Her şeyden önce bizim devlet olduğumuz kabul
edilmelidir. Yani Güneyde olan Kuzeyde de vardır.
Kıbrıslı Rumların olduğu gibi Kıbrıslı
Türklerin de ayrı bir halk oldukları kabul edilmelidir. Şu anda
adada iki ayrı cumhuriyet olduğu kabul edilmelidir.
Soru: Sözünü ettiğiniz bu iki cumhuriyetten çözüm sonrasında ne
ortaya çıkacak, tek cumhuriyet mi?
Eroğlu: Şu anda Kıbrısta iki eşit, egemen halk
olduğunu yinelemek isterim. Bu iki devlet ve iki halk bir ortaklık
kurmaya çalışıyorlar.
BİR ÇÖZÜME EVET DİYECEKSEM
Soru: Yani ne arzu ediyorsunuz, tek devlet mi, yoksa iki ayrı devlet mi?
Eroğlu: Bir çözüme evet diyeceksem, Kıbrıs Cumhuriyetinin
ortadan kalkması ve yeni bir Cumhuriyet oluşması gerekir. Ancak
Kıbrıs Rum tarafı partenogenezi kabul etmiyor. Kıbrıs
Rum tarafı da, bir çözüm durumunda Kıbrıs Cumhuriyetinin devam
edeceğini söylerlerken yeni bir ortaklığa varmamızı
nasıl bekliyor?
Soru: Her iki tarafta da, şu anki durum göz önüne
alındığında, Kıbrıs sorununun çözümü için
uzlaşıya varılmış bir bölünmenin en iyi çözüm
olduğunu düşünenler bulunuyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Eroğlu: Kıbrıslı Rumların Annan Planına
hayır demeleri ve Avrupa Birliğinin Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyetine verdiği sözlerini yerine getirmemesinden ötürü taksim daha
yakında bulunuyor. Bir diğer sebep de, çözüm istediklerini söyleyen
Mehmet Ali Talat ve Dimitris Hristofyasın 15 aydır çözüme
ulaşamamalarıdır.
HRİSTOFYAS HAZIRSA BENDE HAZIRIM
Soru: Yani üzerinde uzlaşıya varılmış bir bölünme
anlaşmasını imzalamaya hazır mısınız?
Eroğlu: Eğer Hristofyas hazırsa bende hazırım.
Soru: Üç seçenekten, yani iki toplumlu, iki kesimli federasyon, mevcut durumun
devamı ve uzlaşıya varılmış bölünme
seçeneklerinden hangisini tercih ediyorsunuz?
Eroğlu: Uzlaşıya varılmış bölünme en iyi
çözümdür; çünkü daha sürdürülebilirdir.
Soru: Bildiğiniz üzere, ifade ettiğiniz görüşler
Kıbrıs Rum tarafınınkilerle tam olarak zıttır. Bu
görüşlerle bir ortaklığa ulaşabileceğinizi nasıl
umut edebilirsiniz?
Eroğlu: Nasıl ki Dimitris Hristofyas öncelikle kendi
halkının çıkarını düşünüyor, bende kendi
halkımın çıkarlarını düşünüyorum.
Varacağımız anlaşma Kıbrıslı Rumlara göre
hazırlanmış olmayacak. Yani onların istediği gibi
değil. Eşit halklar olduğumuz kabul edilmediği sürece, bu
bizim azınlık olduğumuz anlamına gelecek. Ben de
halkımın böyle bir şeyi kabul etmesine izin veremem.
GARANTİLER NE OLACAK?
Soru: Siyasi eşitlik konusunda Hristofyas ve Talatın
vardıkları anlaşma sizi kapsamıyor mu? Yani tek egemenlik,
tek vatandaşlık ve tek uluslararası temsiliyetin olduğu tek
egemenlik?
Eroğlu: Ben Kıbrıs sorununun çözümü çerçevesinde
egemenliğin eşitliğinden bahsediyorum. İki toplumlu, iki
kesimli federasyon ve siyasi eşitlik kavramları, çözüm
çerçevesinde içerikleri tam ayrıntısıyla
doldurulmadıkları sürece hiçbir anlam ifade etmezler. Her şeyden
önce, ne hakkında konuştuğumuzu bilebilmemiz için, bu terimlerin
anlamlarının netleştirilmesi gerekir. Böyle bir çözümde
garantiler ne olacak? İnsanlar yeniden göçmen mi olacaklar? Benim için
bunlar önemlidir.
RUMLAR HİÇBİR ÖNERİYİ KABUL ETMEDİ
Soru: Mehmet Ali Talatın şu ana kadar Kıbrıslı
Türklerin aleyhine olacak tavizlerde bulunduğunu mu düşünüyorsunuz?
Eroğlu: Bildiğim kadarıyla Kıbrıslı Rumlar,
Talatın bugüne kadar sunduğu hiçbir öneriyi kabul etmediler.
Mülkiyette anlaşamadılar, hatta önemli olan diğer konularda da
anlaşmadılar. Sadece Ekonomi, Yönetim ve AB konularını
konuşuyorlar ve bunlarda dahi anlaşmaya varamadılar. Ben
Kıbrısta bir anlaşma olacağına sadece bir kez
inandım ve Perez De Cuelların önerilerine evet diyerek meclise de
sundum. Buna karşın Spiros Kiprianu hayır dedi ve böylece
anlaşma olmadı. Çözüm bulunması için Kıbrıslı
Rumların eşit halklar olduğumuzu kabul etmesi gerektiğini
yinelemek istiyorum. Kıbrıslı Rumların Annan Planına
hayır dediklerini de hatırlatmak isterim. Neden
uzlaşmazlığı bizde arıyorsunuz ve kendinizde
görmüyorsunuz?
FELSEFELERİMİZ FARKLIDIR ANCAK!
Soru: Cevabınız Kıbrıslı Rumların tutumuna
ilişkin oldu. Biz Sayın Talatınkine ilişkin sizin
tutumunuzu sorduk. Sayın Talatın, sizin asla vermeyeceğiniz
tavizler verdiğine ilişkin açıklamalarınızı
gördüm. Bunlar hangileridir?
Eroğlu: Ben Sayın Talat için hiçbir şey söylemedim.
Felsefelerimiz farklıdır ancak her zaman söylediğim şey;
çözümsüzlüğün sorumlusunun Kıbrıs Rum tarafı
olduğudur. Hristofyas müzakere masasına oturduğuna sizdeki
insanlar tarafından ona yönelik eleştiriler olmuyor mu? Ben şu
anda ülkenin başbakanıyım ve benim çok büyük sorumluluğum
vardır. Bildiğiniz gibi bizde başkanlık sistemi yoktur. Bu
yüzden Sayın Talatın benimki kadar çok sorumluluğu ve yetkisi
yoktur. Yapacağım şey halkımın
çıkarlarını savunmaktır.
TECRÜBELERİNDEN DE FAYDALANACAĞIM
Soru: Eğer seçilirseniz, Kıbrıs Türk toplumunun müzakerecisi
olarak Sayın Talatın yerini alacak mısınız?
Eroğlu: Elbette. Ancak Sayın Talatın ve müzakere grubundan
bazı kişilerin müzakerelerindeki tecrübelerinden de faydalanmaya
çalışacağım.
Soru: Sayın Talat müzakereler konusunda sizi bilgilendiriyor mu?
Eroğlu: Daha bugün (Salı) öğlen yemek yedik. Bu evet
anlamına geliyor.
Soru: Sayın Hristofyasın müzakere masasına koyduğu
dönüşümlü başkanlık ve ağırlıklı (çapraz) oy
gibi unsurlar bulunuyor. Sizin bunlar hakkındaki görüşünüz nelerdir?
Eroğlu: Evet. Dönüşümlü başkanlık siyasi eşitlik
olarak nitelendirilebilir.
KENDİ ÖNERİLERİM VARDIR
Soru: Ağırlıklı oy konusunda ne diyeceksiniz?
Eroğlu: Bu konu çok karışıktır ve
ayrıntılı incelenmesi gerekir. Ancak ben müzakereler
masasında kendi tezlerimi savunmakla yükümlüyüm. Sayın Talat
bazı önerilerde bulunmuştur, ancak benim kendi önerilerim
vardır.
Soru: Peki seçimlerden sonra eğer kazanırsanız, Sayın
Hristofyas ve Talatın bugüne kadar görüştüklerini ne
yapacaksınız? Bunları silip yeni öneriler mi
sunacaksınız, yoksa ikisinin yaptıkları çalışma
üzerinden devam mı edeceksiniz?
Eroğlu: Şu ana kadar iki tarafça kabul edilen bir şey
olmadığı için, müzakereler kaldıkları yerden devam
edecek. Hatırlatmak isterim ki Sayın Talat muhalefetteyken
Kıbrıs sorununu 3 ay içerisinde çözeceğini söylüyordu. Ancak
şu ana kadar hiçbir şey olmadı.
BUNLARI 1977DEN BERİ DUYUYORUM
Soru: Yani bugün Sayın Talatla yemekte buluşmanızda, size AB,
Ekonomi ve Yönetim konularında anlaşmaya çok yakın
olduklarını söylemedi mi? En azından kamuoyuna böyle söyleniyor.
Eroğlu: Bu sözleri 1977den beri duyuyorum, ama hiçbir şey olmuyor.
Soru: Yani toparlanan malzemenin değerlendirilebileceğini
düşünmüyor musunuz?
Eroğlu: Konu, Sayın Talatın bugüne kadar sunduğu hiçbir
öneriyi kabul etmeyen Kıbrıs Rum tarafının tutumuyla
alakalıdır. Önemli konularda uzlaşıya
varılmadığı andan itibaren, müzakereler bir taraf
diğer tarafa empozede bulunmadan devam edeceğiz. Eğer
Kıbrıs Rum tarafı taksim istemiyorsa, o zaman Kıbrıs
Türk tarafıyla anlaşmaya varmalıdır. Eğer çözüm
olmazsa, o zaman iki ayrı devlet yollarına devam edecekler.
SİZİN TARAFTA 300 BİN YABANCI VAR
Soru: Her iki tarafın kırmızı çizgilerine geldik. Sizdeki,
Türklere ilişkin ne olacak?
Eroğlu: Hristofyas hali hazırda 50 bin kişiyi kabul ediyor.
Benim çözüme evet diyebilmem için KKTC vatandaşı olmuş herkesin
adada kalması gerekiyor.
Soru: Bunların sayısı ne kadardır?
Eroğlu: Rakamı bilmiyorum. Ancak bildiğim kadarıyla sizin
tarafta da gerek Yunanistandan gerek diğer ülkelerden 300 bin
yabancı bulunuyor.
Soru: Garantiler başlığı... Sizce çözüm çerçevesinde hala
garantilere ihtiyaç olacak mı?
Eroğlu: Evet. Şu anda ihtiyacımız vardır ve çözüm için
de ihtiyacımız olacaktır. Ancak kalacak asker
sayısını müzakere edebiliriz.
Soru: Sayın Hristofyasın müzakerelerin sizinle değil de
Sayın Talatla devam etmesi yönünde istek belirtmesi sizi rahatsız
ediyor mu?
Eroğlu: Demokratik bir devletin başkanının başka bir
demokratik devlette yakın zamanda yapılacak seçimlere müdahale etme
çabasını takdir etmiyorum.
KAYIP BİRADER VE KIBRISLI RUM DOSTLAR
Gazete, Eroğlunun söyleşisinin son kısmında, kayıplar
konusunun açıldığını ve röportaj günü Eroğlunun
kayıplar arasında bulunan kayınbiraderinin kemiklerini teslim
aldıklarını söylediğini yazdı.
Eroğlunun 1963 yıllarında Lefkoşa Genel Hastanesinde
yaklaşık 7 ay doktor olarak çalıştığını
ve bu sırada tanıdığı meslektaşları ile
arkadaşlarından bazılarını
hatırladığını da belirten gazete, Güney
Kıbrısı neden ziyaret etmediği şeklindeki bir soruya
karşılık ise Eroğlunun; Belirli bir sebep yok, gerekli
görmedim. Ancak yakın zamanda, Ocak ayı içerisinde DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadisi ziyaret etmek için geleceğim
yanıtını verdiğini belirtti.
Eroğlu, geçmişte eski Rum Yönetimi Başkanlarından Glafkos
Kleridesle görüşme ayarlandığını, ancak daha sonra
Kleridesin vazgeçtiği bilgisinin kendisine ulaşması
sonrasında ziyaretin gerçekleşmediğini, Yorgos Vasiliuyla da
görüşme temasının olmasına karşın konunun bu
noktada kaldığını ifade etti.
STAR KIBRIS 11/01/10
![]()
Eroğlu: KKTCyi vatan bilenler hakkında kimse
yorum yapamaz
Çakıcı: Ada için, çocuklarımız için barış
istiyoruz
Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Aşure Günü
etkinliği düzenledi.
Atatürk Spor Salonunda düzenlenen etkinliğe Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat, Başbakan Derviş Eroğlu, Maliye Bakanı
Ersin Tatar, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı
Hasan Taçoy, bazı milletvekilleri, sivil toplum örgütü temsilcileri ile
vatandaşlar katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşının
okunmasıyla başlayan etkinlikte sırasıyla Kıbrıs
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Server Kaya, Dede Ali
Büyükşahin, Toplumcu Demokrasi Partisi (TDP) Genel Başkanı
Mehmet Çakıcı, Başbakan Derviş Eroğlu ve
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat birer konuşma yaptı.
Etkinlik şiirlerin okunması, semah gösterisi ve aşure
dağıtımıyla sona erdi.
TALAT
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat etkinlikte yaptığı
konuşmada, dünyanın insan sevgisine ihtiyacı olduğunu
belirterek, dünyada neredeyse ölüm arifesinde milyonlarca aç insan
bulunduğunu ancak zenginlerin yoksullara yardım etmediğini
söyledi. Talat, bu tutumun kendi düşüncelerine aykırı
olduğunu, kendilerinin tüm insanların kardeşçe
yaşamasını istediğini ve bunun için
çalıştıklarını ifade etti.
Bu isteklerine bağlı olarak da Kıbrısta bir
barış çalışması, müzakere yürüttüklerini dile getiren
Talat, hedeflerinin Kıbrıs sorununu çözüme kavuşturmak
olduğunu belirtti. Talat, Kıbrıs sorununu çözerek, hep birlikte
kardeşçe ve dostça, KKTCde yaşadıkları gibi Kıbrısın
tamamına bu ortamı yaymayı istediklerini söyledi. Talat,
Kıbrıs sorununu çözerken, adanın bütününde insan sevgisinin
egemen kılınmasını hedeflediklerini ifade etti.
ÖNEMLİ GÜNLERİN ARİFESİNDEYİZ
Talat, yarından itibaren çok yoğun bir müzakere sürecine
girileceğini anımsatarak, Bunun için hazırlıklarımızı
yaptık ve müzakerelere güçlü bir şekilde gidiyoruz dedi.
Rum tarafına, Yönetim ve Güç paylaşımı altında yeni
bir uzlaşma yaratacak öneriler hazırladıklarını
kaydeden Talat, bu önerileri Türkiye ile de istişare ederek son
şeklini verdiklerini belirtti.
Önerilerinin kesinlikle kabul edilebilir olduğunu ve bugüne kadarki
önerilerinden farklı olmadığını dile getiren Talat,
Bugüne kadar yapmadığımız öneriler
hazırladığımız iddiaları, kesinlikle doğru
değildir. Sadece iki taraf için de biraz esnetilmiş şeklidir
dedi.
Talat, Kıbrıs Türk tarafı olarak öne çıkarak çözüm için
hareketlendiklerini, dünyanın gözü önünde
kararlılıklarını bir kez daha teyit ettiklerini ifade
ederek, Önemli gelişmelerin arifesindeyiz dedi.
ADADAKİ VARLIĞINIZI PAZARLIK KONUSU YAPMAYIZ
Zamanın aktığını, herkesin günlük sorunlarla
uğraştığını, ancak Kıbrıs sorununa da
ilgi göstermek gerektiğini belirten Talat, KKTCye kök salmış,
burayı vatan bilmiş insanların endişelenmesini gerektirecek
herhangi bir şey olmadığını vurguladı.
Sizlerin adadaki varlığını pazarlık konusu yapmak
niyetinde değiliz diyen Talat, bir yere gidenlerin, oranın
koşullarına entegre olması, bütünlüklü kültüre katkı
koyması gerektiğini ve burada bunun gerçekleştirildiğini
söyledi. Talat, Her zaman birlikte olacağımızı bir kez
daha vurguluyorum dedi.
EROĞLU
Başbakan Derviş Eroğlu ise, Kıbrıs Pir Sultan Abdal
Kültür Derneği kurulduğu zaman yetkilileriyle görüşmeler
yaptıklarını ifade ederek, derneğin sorunları
olmasının doğal olduğunu, kendilerinin de bu sorunları
çözmeyi görev bildiğini belirtti.
Bu günün birlik, beraberlik ve kardeşlik günü olduğunu dile getiren
Eroğlu, nerden gelirlerse gelsinler KKTCyi vatan bilen herkesin devlet
çatısı altında yaşayacağını ve bu
kişiler hakkında kimsenin yorum yapma hakkının
olmadığını söyledi.
Hepimiz biriz, hepimiz Müslümanız, hepimizin anavatanı Türkiyedir
diyen Eroğlu, herkesin farklı zamanlarda buraya gelip, bu toplumu
kalıcı kılmak için uğraş veren aynı milletin
mensupları olduğunu ve buna devam edeceklerini ifade etti.
Eroğlu bu uğraşlarını sürdüreceklerini ve burayı
hep birlikte dünyaya örnek bir yapmak için çalışacaklarını
belirtti.
ÇAKICI
Toplumcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Mehmet Çakıcı ise,
inanışlarını dik tutmak için çaba harcayan Kıbrıs
Pir Sultan Abdal Kültür Derneğine ayrı bir sevgisi ve
saygısı olduğunu ifade ederek, Burada barışı ve
kardeşliği savunan, ezilenin yanında duran, bu topraklarda
kökleşmeye çalışan başkaları da var dedi.
Çakıcı, birlik olarak doğru olanın aranması gerektiğini
ifade ederek, kendilerinin de parti olarak, halkların
çatışmasına ve ayrımcılığa karşı
olduklarını söyledi.
Ada için, çocuklarımız için barış istiyoruz diyen
Çakıcı, Kıbrısta Yezitlerin olduğunu bu nedenle
birlik beraberlik içerisinde geleceği şekillendirmek için
uğraşacaklarını söyledi.
Çakıcı, parti olarak zorunlu din eğitimine her zaman
karşı çıktıklarını, bundan sonra da bu
tutumlarını devam ettireceklerini belirtti.
BÜYÜKŞAHİN
Dede Ali Büyükşahin ise, Allahın tüm insanlık âlemine huzur
vermesini diledi.
Büyükşahin, Kerbela olayı ve Muharrem orucu hakkında bilgi
verdi.
KAYA
Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Server
Kaya, konuşmasına Kerbela olaylarını anlatarak
başladı.
Kaya, derneklerinin sadece Alevileri temsil eden bir dernekten çok, aydın,
demokrat, ilerici, tüm insanlara açık bir oluşum olduğunu
belirtti.
Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin insan sevgisini ve
hoşgörüsünü anlatan ve yaşatan bir dernek olduğunu ifade eden
Kaya, bundan sonraki etkinliklerini daha rahat yapabilmek için yetkililerden
yer talep etti.
STAR KIBRIS 11/01/10

![]()
Rum Yönetimi Başkanı Dimtris Hristofyas,
Beşparmaklardaki bayraklar konusunda yaptığı hilkat
garibesi tanımlamasına Cumhurbaşkanı Mehmet Ali
Talatın tepki koymasının kendisini rahatsız
etmediğini söyledi.
Haravgi Gazetesine göre bir etkinlikte yaptığı konuşmada,
Beşparmaklardaki bayrakların kendisini üzdüğünü, hatta kendi
köyü olan Dikmene yakın olmasının da kendisini
öfkelendirdiğini ifade eden Hristofyas, hilkat garibesi nitelemesine
Talatın tepki koymasının kendisini rahatsız
etmediğini belirtti. Hristofyas, Talatın kendi işin
yaptığını, kendisinin de hem kendi, hem de ister
Kıbrıslı Türk, Rum, Maronit veya Latin olsun Kıbrıs
halkının duygularını dile getirdiğini iddia etti.
Hristofyas, çocukların Beşparmaklarda bayraklar görmeksizin özgür
bir şekilde ve yeniden birleşmiş bir Kıbrısta
yaşayabilecekleri koşulların yaratılmasını
umduğunu da dile getirdi.
MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas aynı etkinlikte, Rum iç
cephesindeki bazı kişilerin Kıbrıs Rum kesiminin müzakere
olanağını zayıflatma çabalarına aldırmadan
mücadeleye devam edeceklerini söyledi.
Gazete, İşgal Aleyhinde Mücadele
Bazı Kişilerin Rum
Tarafının Müzakere Olanağını Zayıflatmaya
İlişkin Çabalarından Ötürü Üzüntü başlıklarıyla
manşete çektiği haberinde, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasın konuşmasında, bazı kişilerin
Kıbrıs Rum tarafının müzakerecisini zayıflatmaya
yönelik işlev göstermelerine aldırmadan mücadeleye devam etme
kararlılığını bir kez daha ortaya koyduğunu
yazdı.
ZORLUKLARI GÖĞÜSLEMEK İÇİN
Kendi deyimiyle işgal gücünün yol açtığı zorlukları
göğüslemek için tüm gücünü harcamaya devam edeceğini sözlerine
ekleyen Hristofyas, Rum iç cephesine birlik çağrısında bulundu.
Hristofyas, Müzakereci kim olursa olsun onu desteklemememiz gerekir dedi.
Rum tarafındaki siyasi parti yönetimlerini tavırlarını
gözden geçirmeye ve iç cepheyle ilgili olarak birleştirici şekilde
hareket etmeye davet eden Hristofyas, daha iyi ve daha adil bir toplum,
aynı zamanda yeniden birleşmiş, özgür ve federal bir
Kıbrıs için elinden gelen her şeyi yapmaya devam edeceğini
kaydetti.
İKİNCİ HEDEF TÜRKİYE
Hristofyas, yapması gereken açılımları
yapmadığı ve tavır değiştirmediği
iddiasıyla Türkiyeye de eleştiriler yöneltti. Hristofyas,
Türkiyenin yapması gereken açılımları
yapmadığını ve Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak
rota değiştirmediğini ileri sürerek, bazı şeylerin
Kıbrıs Rum tarafının resmi müzakerecisi için geçmişte
de şimdi de basit olmadığını ifade etti.
ÖNERİLERE ŞAŞIRMADIM
Mahi Gazetesi De haberinde, Hristofyasın dün Kıbrıs Türk
tarafının sunduğu önerilerin kendisini
şaşırtmadığını söylediğini belirtti.
Önerilerle ilgili olarak daha fazla yorumda bulunmak istemediğini söyleyen
Hristofyas, gereken yorumların gereken zamanda
yapılacağını söyledi.
STAR KIBRIS 11/01/10
![]()
Türk tarafınca sunulduktan sonra Rum Yönetimi
tarafından basına sızdırılan 10 maddelik öneriler
içerisinde 2 taviz bulunduğu ileri sürüldü.
Alithia Gazetesi; Talata Başarı Belgesi... BM
Kıbrıslı Türk Liderin Önerilerinin Müzakereleri Çıkmazdan
Çıkardığı Görüşünde... İki Tavizden Söz Ediliyor...
Talat Dönüşümlü Başkanlığı ve
Ağırlıklı Oyla Doğrudan Seçimi Kabul Etti
başlıklı manşet haberinde, Türk tarafınca sunulduktan
sonra Rum Yönetimi tarafından basına sızdırılan 10
maddelik öneriler içerisinde 2 taviz bulunduğunu ileri sürdü.
Türk tarafınca öneriler sunulmasından sonra bu durumun çok tehlikeli
gelişme olarak nitelendirildiğini belirten gazete, BMnin,
Kıbrıs Türk tarafının ilerlediği görüşünde
olduğunu ve şimdi Rum Yönetimi Başkanı Hristofyastan
adım atmasını beklediğini yazdı, yabancı
diplomatların da aynı kanaatte olduğuna işaret etti.
KENDİ KENDİNİ KAPANA KISTIRDI
Rum siyasi çevrelerinin, Rum tarafının kendi kendini kapana
kıstırdığı ve Hristofyasın
icraatlarının Rum tarafını teşhir ettiği
görüşlerini dile getirdiğini yazan gazete, Kıbrıs Türk
tarafının önerilerine Rum medyasının neredeyse tamamı
tarafından olumsuz ve Rum siyasi partileri tarafından kabul
edilemez olarak nitelendirilmesine rağmen BMnin aynı görüşte
görünmediğine işaret etti, özetle şunları yazdı:
Diplomatik çevreler, Talatın (Ankaranın) önerilerinin
Kıbrıs Rum tarafınca mantık dışı
bulunabileceğini, ancak bunun; Kıbrıslı Türk liderin ve
dolayısıyla Ankaranın önceki tezlerinden taviz verdikleri ve
Başkan Hristofyasın dönüşümlü başkanlık ve
ağırlıklı oy önerilerini kabul ettikleri olgusunu ortadan
kaldırmadığına işaret ediyorlar. BM tarafından
buna; olumlu nokta ve Kıbrıs Türk tarafı ve Ankaranın
irade işareti olarak dikkat çekiliyor. Geriye kalan önerilerin ise
müzakere ve uzlaşı konusu olduğu değerlendiriliyor.
TALAT ÖNEMLİ TAVİZ VERDİ
Diplomatik çevreler ve BM, Kıbrıs Türk tarafının
dönüşümlü başkanlığı ve ağırlıklı
oyu kabul etmesi olgusuna dayanarak; Mehmet Ali Talatın bu tutumunu
önemli taviz olarak algılıyor. AB üyesi bir ülkenden bir diplomat
gazetemize Talatın Başkanlık Konseyinde, Hristofyasın da
dönüşümlü başkanlıkta ısrar edebileceğini ve
çıkmaz ortaya çıkabileceğine işaret etti ve
şunları söyledi:
Ancak şu anda, biri önceki tezlerinden taviz verdiği için
müzakereler devam ediyor. Taviz veren de Kıbrıs Türk
tarafıdır. Bir değil, iki taviz vermiştir. İlk
aşamada taviz vererek dönüşümlü başkanlığı kabul
etti, şimdi yine taviz veriyor ve başkan ve başkan
yardımcısının halk tarafından
ağırlıklı oyla seçilmesini kabul ediyor.
Sonuç olarak gerek BMnin gerek ABnin şu anda beklediği şey;
Kıbrıs Türk tarafının etkin iyi niyeti olgusuyla birlikte
müzakerelerin devam etmesidir ve herkes gözlerini Başkan Hristofyasa
çevirdi. Herkes, bundan sonraki hareketlerini bekliyor. Hristofyasın
bundan sonraki hareketleri müzakerelere ivme de katabilir, çıkmaza da
sürükleyebilir.
MANTIK DIŞI OLDUĞU SÖYLENSE DE
Kıbrıs Rum tarafında; kamuoyu önünde Talat önerilerinin
mantık dışı olduğu söylense de çok ciddi bir
gelişme söz konusu olduğunun, Kıbrıs Rum
tarafının ve Başkan Hristofyasın sonunda olası bir
çıkmaz konusunda suçlanması tehlikesinin artık gözle görünür
olduğunun kabul edildiği görülüyor. Ancak bütün görüşler, Kıbrıs
Türk tarafının önerileri için; en azından dönüşümlü
başkanlığı ve ağırlıklı oy ile
doğrudan halk tarafından seçimin kabul edilmesiyle ilgili
olanları için başarı belgesi alabileceği saptaması
üzerinde yoğunlaşıyor.
BAN SPEHARI GÖNDERİYOR
Öte yandan Fileletheros Gazetesi; Kıbrıs Türk tarafının
Yönetim Başlığındaki 7 sayfa 10 maddelik öneriler
paketinin Pazartesi günü (yarın) başlayacak
yoğunlaştırılmış müzakereleri gölgelediği
ve uyuşuk başlamasının beklendiği yorumunda bulundu.
Gazete haberi Yoğunlaştırılmış Müzakereler
Yoğun Bakımda... BM Genel Sekreteri Ocak Sonunda Speharı
Lefkoşaya Gönderiyor başlığıyla manşete çekti.
BMnin, zorlukların ve sorunların bilincinde olmakla birlikte;
yoğun bir hareketlilik yaratmak ve önümüzdeki iki ayda çığ
gelişmelere neden olmak şeklindeki kendi planlamaları temelinde
devam edecek göründüğünü yazan gazete özetle şöyle devam etti:
KENDİSİNİN HABERCİSİ OLARAK
Güvenilir bilgilerimize göre BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, BM yetkilisi
Elizabeth Speharı; kendisinin (Ban) adaya gelişinin habercisi olarak
ocak ayının son haftasında gönderecek. Taye Brook Zerihounun
adaya gelişinden önce, Mart 2008de Michael Mollerin yerine atanan Spehar
rapor hazırlayacak ve aslında Genel Sekreterin adaya gelişi
için yeşil ışığı o yakacak. Ban Speharın
yoğunlaştırılmış müzakerelerle ilgili raporunu
değerlendirecek ve ilerlemenin altına mühür vurmak üzere şubat
başlarında Kıbrısa gelecek.
İstenilen, yoğunlaştırılmış müzakerelerin,
yani ertesi günün nasıl ilerleyeceğinin değerlendirilmesidir.
STAR KIBRIS 11/01/10
![]()
Kıbrıs Rum kesiminde, eski liderlerden Tasos
Papadopulos'un cesedinin mezarından çalınması ve mezarı
başındaki Yunan bayrağının indirilmesinden sonra, bu
kez de eski Rum liderlerinden Spiros Kiprianu'nun Limasol'daki mezarı
saldırıya uğradı.
Kimliği belirsiz kişilerce yapılan saldırıda,
mezarlıkta büyük tahribat yapıldığı bildirildi. Rum
basın haberlerine göre, Limasol'daki 'Ayios Nikolaos' mezarlığında,
aralarında Spiros Kiprianu'nun da bulunduğu pek çok mezar
saldırıya uğradı, mezarlarda asılı Rum ve Yunan
bayrakları indirildi ve mumluklar söküldü.
Olayın dün akşam saatlerinde fark edilmesi üzerine
mezarlığa giden Rum polisi, mezarlığı koruma altına
aldı. Saldırganlar, Kiprianu'nun mezarı ve diğer mezarlarda
bulunan Rum ve Yunan bayraklarını çıkararak, mumlukları
kırdı ve mezar taşlarına zarar verdi.
Olayın duyulmasının ardından mezarlığa giden,
Spiros Kiprianu'nun oğlu, Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri
Bakanı Markos Kiprianu, yaptığı açıklamada,
saldırının özellikle babasının mezarına yönelik
olmadığını, diğer mezarlara da zarar verildiğini
ifade ederek, bu tür olayların herkesi düşündürmesi gerektiğini
söyledi.
'Hedefin, babamın mezarı değil, bayraklar olduğu görülüyor'
diyen Markos Kiprianu, mezarlıkların ve anıtların
güvenliği konusunda herkesin kaygı duyması gerektiğini
kaydetti. Olayın olduğu sırada mezarlıkta en az üç gencin görüldüğü,
araştırmaların bu yönde
yoğunlaştırıldığı belirtiliyor.
Bu arada, eski Rum lider Tasos Papadopulos'un 11 Aralık 2009'da güney
Lefkoşa'nın Deftera bölgesinde bulunan mezarından çalınan
cesedini arama çalışmalarından henüz bir sonuç
alınamadı.
STAR KIBRIS 11/01/10
AA
12
Ocak. 2010 Salı
NTV
LEFKOŞA -
Kıbrıs Rum kesiminde, bünyesinde muhafazakar Simerini gazetesi, Sigma
televizyonu, Radyo Prodo ile 25 dergiyi barındıran en büyük medya
kuruluşu DİAS medya grubunun patronu Andis Hacıkostis dün
akşam uğradığı silahlı saldırı sonucu
öldürüldü.
Rum basın
kuruluşlarının haberlerine göre, dün akşam,
Lefkoşa'daki evinin önünde aracından indiği sırada
kimliği belirsiz bir kişinin silahlı saldırısına
uğrayan 41 yaşındaki Hacıkostis, göğsünden
aldığı 2 kurşun yarasıyla hayatını kaybetti.
Cinayetin
duyulmasının ardından, başta Rum Meclis Başkanı
Marios Karoyan olmak üzere Rum siyasiler olay yerine gitti.
ÜLKEMİZİ
İSTİKRARSIZLAŞTIRMAK İSTİYORLAR
Kıbrıs Rum yönetimi Meclis Başkanı Marios Karoyan
konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Bazıları
ülkemizi istikrarsızlaştırmak istiyor, ancak
başarılı olamayacaklar, çünkü demokrasimiz güçlüdür" dedi.
Rum radyosunun haberine
göre, Hacıkostis, ABD ve Fransız büyükelçilikleri ile Rum istihbarat
örgütü KİP'in merkez binasının yakınında, işlek
bir yolda bulunan evinin önünde, aracından indiği sırada, sürat
motoruyla kendisine yaklaşan iki kişi tarafından, yakın
mesafeden ateş açılarak öldürüldü.
Polis, olay yeri
yakınlarında, saldırganlardan birine ait olduğu
sanılan plastik bir başlık buldu.
Hacıkostis'in
yapılan otopsisinde, av tüfeğiyle yakın mesafeden ateş
açılarak, göğsünden ve sırtından aldığı
yaralarla öldüğü tespit edildi. Hacıkostis'in cenazesi, yarın
güney Lefkoşa'da toprağa verilecek.
Bu arada, Dias Medya
Grubu'nun sahibinin Kostas Hacıkostis olduğu, öldüren Andis
Hacıkostis'in ise Kostas'ın oğlu ve medya grubunun
uluslararası danışmanı olduğu belirtildi.
HRİSTOFYAS
BAŞSAĞLIĞI ZİYARETİNDE BULUNDU
Bu arada Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris
Hristofyas'ın, Kıbrıs görüşmelerinden, öldürülen Dias Medya
Grubu'nun üst düzey yöneticisi Andis Hacıkostis'in cenaze töreni için
değil, ailesine başsağlığı dilemek üzere
ayrıldığı öğrenildi.
Bir BM yetkilisinin
verdiği bilgiye göre, Hristofyas, cinayete kurban giden Andis
Hacıkostis'in babası Kostas Hacıkostis'e
başsağlığı ziyaretinde bulundu.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara
bölgedeki ikametgahında yoğunlaştırılmış
görüşmelerde bulunan Hristofyas, öğle saatlerinde görüşmelerden
kısa süreliğine ayrılarak, Andis Hacıkostis'in ailesine
başsağlığı dilemiş ve daha sonra görüşmeye
dönmüştü.
A.A
Kıbrıs Rum kesimi,
uğradığı silahlı saldırı sonucu
hayatını kaybeden medya patronu Andis Hacıkostis'in ölümünün
şokunu yaşıyor.
Bünyesinde
Simerini gazetesi, Sigma televizyonu, Radyo Prodo ile 25 dergiyi
barındıran en büyük medya kuruluşu DİAS medya grubunun
sahibi Hacıkostis, dün gece evinin önünde, aracından indiği
sırada, motosikletle kendisine yaklaşan iki kişi
tarafından, yakın mesafeden ateş açılarak
öldürüldü.
bulunan
evinin önünde, aracından indiği sırada, motosikletle kendisine
yaklaşan iki kişi tarafından, yakın mesafeden ateş
açılarak
öldürüldü.
Polis,
ABD ve Fransız büyükelçilikleri ile Rum
istihbarat örgütü KİP'in merkez binasının yakınında
gerçekleşen olay yeri yakınlarında, saldırganlardan birine
ait olduğu sanılan plastik bir başlık
buldu.
Hacıkostis'in
yapılan otopsisinde, av tüfeğiyle yakın mesafeden ateş
açılarak, göğsünden ve sırtından aldığı
yaralarla öldüğü tespit edildi.
Hacıkostis'in cenazesi, yarın güney Lefkoşa'da
toprağa
verilecek.
Bu
arada, Dias Medya Grubu'nun sahibinin Kostas Hacıkostis olduğu, öldüren Andis Hacıkostis'in ise
Kostas'ın oğlu ve medya grubunun uluslararası
danışmanı olduğu belirtildi.
Rum
Meclis Başkanı Karoyan, ziyarette yaptığı
açıklamada, "Bazıları ülkemizi
istikrarsızlaştırmak istiyor, ancak başarılı
olamayacaklar, çünkü demokrasimiz güçlüdür" dedi.
HRİSTOFYAS BAŞSAĞLIĞI ZİYARETİNDE BULUNDU
Bu
arada Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas'ın, Kıbrıs
görüşmelerinden, öldürülen Dias Medya Grubu'nun üst düzey yöneticisi
Andis Hacıkostis'in cenaze töreni
için değil, ailesine başsağlığı dilemek
üzere ayrıldığı
öğrenildi.
Bir
BM yetkilisinin verdiği bilgiye göre, Hristofyas, cinayete kurban giden
Andis Hacıkostis'in babası Kostas Hacıkostis'e
başsağlığı ziyaretinde bulundu.
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs
Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgedeki
ikametgahında yoğunlaştırılmış
görüşmelerde bulunan Hristofyas, öğle saatlerinde görüşmelerden
kısa süreliğine ayrılarak, Andis Hacıkostis'in ailesine
başsağlığı dilemiş ve daha sonra görüşmeye
dönmüştü.
HURRIYET 12/01/10
Rum önerileri
bugün masada
KKTC
Cumhurbaşkanı Mehmet
Ali Talat, Kıbrıs
Rum
Yönetimi lideri Dimitris
Hristofyasla yoğunlaştırılmış müzakereler
çerçevesinde dün Lefkoşa ara bölgedeki görüşmenin ardından
yaptığı açıklamada, Yönetim ve Güç
Paylaşımı başlığına yoğunlaştıklarını
ve Rum tarafının bu konudaki bazı görüşlerini kendileriyle
paylaştığını belirterek, Boşuna zaman
harcamadık dedi.
Rum
Yönetiminin Türk tarafının önerileriyle ilgili olarak bugün
masaya yazılı belge koyması bekleniyor. Rum Kesiminde, Bugünkü
(dünkü) görüşmede daha fazla görüşbirliği sağlanıp
sağlanmadığı? sorusuna Hristofyas, Henüz az
karşılığını verdi. Hristofyas, ne kendisinin ne
de Talatın müzakerelerden çekilmesinin söz konusu olduğunu,
müzakerelerin devam edeceğini söyledi.
MILLIYET 12/01/10
Kıbrısla
ilgili çeşitli müzakere süreçlerinin bir türlü sonuç vermeyen
sayısız aşamalarının birine daha girildi. Bu kez
yoğunlaştırılmış görüşmeler diye
nitelendirilen yeni turun ilk toplantısı dün gerçekleşti.
Bu aşamadaki görüşmeler, yoğun sıfatını hak
etmesi için, bu hafta peş peşe 3 gün yapılacak, 2 haftalık
bir aradan sonra, 25-26-27 Ocakta devam edecek.
Adada şimdiki doğrudan müzakere süreci 16 ay önce
başlamıştı. Bu zaman zarfında iki tarafın
liderleri, Mehmet Ali Talat ile Dimitri Hristofyas, 60 toplantı
yaptılar. Bu görüşmelerde bazı ilerlemeler kaydedilmedi
değil. Ama açıkçası, iki taraf arasındaki
anlaşmazlıklar, vardıkları görüş birliğinden çok
daha fazla.
Peki, şimdi yoğunlaştırılmış
görüşmeler sürecinde bu ayrılıklar giderilebilecek mi?
Kuşkusuz hiç kimse 16 ay süren 60 toplantıda başarılamayan
bir şeyin, 6 toplantıda gerçekleşmesini beklemiyor. Belki, Türk
tarafının sunduğu yeni öneri paketi üzerinde bir görüş
yakınlığı sağlanır ve bu da diğer konularla
ilgili ayrılıkların giderilmesine yardımcı olur...
Sadece bir umut bu. Ama açıkçası zayıf bir umut...
Taktik avantaj
Türk tarafı -yani Talat ve Ankara-
Yönetim ve Yetki Paylaşımı başlıklı yeni
önerilerini, son zamanlarda tıkanan müzakere sürecini hareketlendirmek
için ortaya koydu.
Bu kuşkusuz Türk diplomasisinin inisiyatifini elinde tuttuğunu ve Rum
tarafını çözüm konusunda zorlamak istediğini gösteriyor.
Türk tarafının bu girişiminde, önümüzdeki nisanda KKTCde
yapılacak başkanlık seçimlerinin de büyük payı var.
Artık herkes biliyor ki, müzakere sürecinin kilitlenmesi veya sonuç
vermemesi, Talatın yeniden seçilme şansını sarsıyor.
Talat olmazsa müzakerelerin büsbütün kilitlenmesi, hatta kesilmesi mümkün.
Türk tarafı bu nedenle görüşmelerin
hızlandırılmasını istiyor. Oysa Hristofyas, -herhalde
sonunda kaybedecek fazla bir şeyi olmadığı
düşüncesiyle- işi ağırdan alıyor...
Bununla beraber, yeni Türk öneri paketinin Rum tarafını baskı
altında tuttuğu açık. Nitekim BM yetkilileri
ve bazı Batılı ülkeler, Hristofyasın bu yeni aşamada
daha uzlaşıcı davranmasını istiyor.
Bir bakıma Türk diplomatik girişimi, taktiksel bir avantaj
sağlamış görünüyor. Ama bu, gerçekten Türk önerileri zemininde,
ciddi pazarlıklarla bir anlaşmaya varılmasını
sağlayabilecek mi? İşte bu şüpheli...
Temel anlaşmazlık
Türk önerileri iki kurucu devletin oluşturacağı
ortaklığın, yönetim açısından nasıl
işleyeceğinin ana hatlarını içeriyor. Örneğin, devlet
başkanı dönüşümlü olarak (Rum 3, Türk 2 yıl) görev yapacak.
Hükümet 7 Rum ve 5 Türkten oluşacak. Adada TC vatandaşları AB
üyeliği gerçekleşinceye kadar serbest dolaşım ve oturma
hakkına sahip olacak. Tek egemenlik ve tek vatandaşlık
yürürlüğe girecek, ancak iki kurucu devlet başka ülkelerle direkt
anlaşmalar imzalayabilecek, havacılıkta iki ayrı FIR
hattı kurulacak...
Rum tarafının bu önerilere ilk tepkileri olumsuz. Rumlar bunu
gevşek bir konfederasyon modeli olarak görüyorlar. Onlar daha merkezi bir
federasyondan söz ediyorlar. Zaten bütün anlaşmazlık da bu temel
görüş ve duruş farkından kaynaklanıyor.
Görüşmeler ne kadar yoğunlaştırılırsa
yoğunlaştırılsın, bu temel fark devam ettikçe
kapsamlı bir anlaşma beklemek fazla iyimserlik olur.
SAMI KOHEN MILLIYET 12/01/10
Ankaralı bir Ermeni'nin mektubu
İnanmanızı isterim ki ben ve benim gibi yaban ellerde, dahası 'gavur ellerinde' köksüz, ruhsuz yaşamaya mahkum edilen 'Ermeni Türkler'in hiçbiri gerçek anlamda mutlu olamaz!
BASKIN ORAN (Arşivi)
1920lerden beri devlet büyüklerimizin ettiği lafları hiç
karıştırmayacağım. Sadece son bir yılı
alacağım. Dışişleri Bakanı, Bizim tarihimizde ve
geçmişimizde hiçbir zaman çarmıh olmamıştır,
olmayacaktır da dedi (Radikal, 20.12.09). Cumhurbaşkanı Sayın
Dışişleri Bakanı gayet güzel söylediler. Söyleyecek
başka bir şey yok konuyla ilgili diye arka çıktı (Radikal,
22.12.09). Diyanet Başkanı, Dini azınlıklar özgürlüklerden
yararlanmaktadır dedi (Hürriyet, 02.01.10). Başbakan, Tek dil, tek
millet; beğenmeyen çeker gider dedi (Milliyet, 13.03.09). Milli Savunma
Bakanı, Rumlar ve Ermeniler devam etseydi, bugün acaba böyle milli bir
devlet olabilir miydik? dedi (10.11.08). Hükümet sözcüsü,
Iğdırı da aldılar, yani Ermenistan
sınırındalar dedi (E. Berberoğlu, Hürriyet, 31.03.09).
Son bir yıl kuralını biraz bozayım: En harbisi de,
doğrusu, bir kadın bakanın ağzına
yakışmıştı: Ermeni dölü (27.03.1997).
Ulus-devletin tanımı bu olduğu için, dert değil;
doğaldır. Ama dün gece TV kameraları olgun yaşta bir
kadını sokakta konuşturdu. Aynen: Ben ülkemizde gayrimüslimlere
ayrımcı muamele yapıldığı kanaatin
dedeğilim dedi.
İşte, bu vahim. Çünkü o aslında bir insan. Her an
karşılaştığımız biri. Sadece
gayrimüslimlerin değil, bu ülkede eşcinselinden Kürdüne bütün
farklı insanların esas sorunu da bu zaten. Bendeniz, dikkat
ettiyseniz, hep ulus-devletin farklıya nasıl muamele ettiğini
örneklerim. Ama bugün, olayın halk yönünü dile getiren bir mektup
yayınlamak istiyorum. Adını vermek için kendisinden özel izin
aldım. Sağolsun, beni öven cümleler de yazmış, bunları
(...) koyarak ayıklıyor ve (bir de, bir öğretmenin
adını silerek) gerisini aynen yayınlıyorum. TVdeki o
insan, farklının bu memlekette neler
yaşadığını görür belki diye.
İlkokuldan üniversiteye
Çok sevgili ve değerli Baskın Hocam. (...) Ben 18 yıldır
Almanyada yaşayan 46 yaşında, Ankaralı, evli, 2 çocuklu
bir Ermeniyim. Eşimse Alevi-Türk. Yaşam dolu minicik yavruların
asker gibi üniformalara sokulduğu ilk mektebin ilk
sınıfında öteki olarak ilk façalarımı aldım.
Tatlı bir kız bir gün şaşkınlıkla: Sen
Ermeniymişsin dediğinde çocuksu bir tepki verdim ona: Sensin
Ermeni!. Mahallemizde komşu çocuklarıyla oynarken en ufak bir
sürtüşmede ana ya da babalarının çıkıp: Seni gavurun
dölü! ya da Burası Ermenistan değil! diye ünlemeleri hiç
kulağımdan gitmedi.
Büyüdükçe, bu horlanma ve aşağılanma artarak sürdü. Ortaokulda
din dersine girmek istemediğim için hoca: Defol pis Yahudi! diye
tekmeyle çıkardı beni sınıftan. Dışarıda
acı acı ağladım. Kayserili babam ve Amasyalı anam
adlarını açıkça söylemekten korktuklarından, benimkini hem
Türkçe Kitab-ı Mukaddesten hem de Türkçeye kamufle ederek Erden
koymuşlar. Ne var ki, ileri yaşına ve emekliliğine
rağmen çalışmaya devam eden babamın vergi işlerini
takip için gittiğim dairede yüksek sesle: Abraham diye
çağrılması beni ezerdi. Keçiören Lisesi son sınıfta
okul müdürü ve de tarih hocamız ... Beyin
başparmağını sallayarak (kelimesi kelimesine): Çocuklar,
ennn büyük düşmanınız Ermenilerdir! Bunu unutmayın!
sözleri hiç aklımdan çıkmadı.
Dahası da var ne yazık ki. Ege Üniversitesi İngiliz
Filolojisinde okurken (ahh ne severdim Bornovayı!), inanması güç ama
bir hocamız pervasızca şöyle diyivermez mi: Biz Erzurumda
birisine hakaret etmek istersek Ermeni derdik! Haydaa! Buyur buradan yak. Böyle
densizler bir-iki tane olsaydı uğraşırdık belki
Baskın Hocam. Ancak maalesef her köşeyi tutmuşlardı.
Yıllar sonra, şimdi uzaktan baktığımda memlekette
fazla bir şey değişmediğini esefle gözlemliyorum.
Yalnız tek tesellim, sizin gibi, Hrant gibi yürekli yiğitleri
tanımak oldu benim için (...).
Okuldan sonra Financial Times, The Independent ve İlnur Çevikin Turkish
Daily Newsunda kısa süreli çalışma olanağı buldum.
Ama kendi öz yurdumda dışlanmaktan ve hepten yabancı muamelesi
görmekten yorulmuş ve yıpranmıştım artık.
Değerli ozan Ruhi Sunun meşhur uzakçılı gibi
umarsızca uzaklardaydı gözüm ve gönlüm. Ya babam gibi her şeyi
sineye çekecektim ya da çekip gidecektim. Dışişlerinin
haftalık olağan basın toplantısına akreditasyon
çıkaran memur babamın adını görünce bana: Tabiiyetiniz ne?
diye sordu. Konferansın sonunda aracıma döndüğümde ise
aracın aranmış olduğunu gördüm.
İşyeri ve mahalle
Daha bunun gibi çok örnekler anlatabilirim size. Ancak, bardağı
taşıran son damla 1991 yılında komşu apartmanda bir
sol örgütün hücre evine yapılan baskın sırasında, bir sivil
aynasızın densizce ve haddini aşarak benim nerden
geldiğimi sorgulaması ve İşte şu gördüğünüz
evde doğdum yanıtım üzerine terbiyesizce: Baban-deden nerden
gelmiş ulannn? diye çıkışması oldu. Serde erkeklik
vardı tabii Sayın Hocam; inanın sert bir tonla şöyle dedim
ona mahalle bakkalının şaşkın bakışları
arasında: Siz geldiğinizde biz buradaydık! Ve sonra
zavallı anama beni alacaklarını haber ettim. Ama memur neden
çekindiyse bıraktı beni. İşte o an kesin kararımı
vermiştim: Ben bu ülkede durmam! Onun gibi soysuzlar bizi çok
sevdiğimiz anayurdumuzdan ve baba ocağından
ayırdılar.
İyi mi ettik, bilemem ama şuna tüm yürekle inanmanızı
isterim ki ben ve benim gibi yaban ellerde, dahası gavur ellerinde
köksüz, ruhsuz yaşamaya mahkum edilen Ermeni Türklerin hiçbiri gerçek
anlamda mutlu olamaz! Bizim kalbimiz ve aklımız illaki
Anadoludadır. Benim acısı büyük halkıma empati gösterip
hislerimize tercüman olduğunuz için ellerinizden saygıyla öper,
nefreti ve kini cehaletten kaynaklanan zavallı
düşmanlarınızdan kendinizi sakınmanızı rica eder,
sağlıklı uzun bir ömür dilerim. Bir gün gerçeklerin tüm
açıklığıyla ortaya çıkması dileğiyle hoşçakalın
Hocam.
(İmza) Erden Kasapbiçer. Abraham oğlu, Heranuştan olma, 24
Nisan 1963 Ankara doğumlu. Ayrıca, doğum günümün 24 Nisana denk
gelmesi de kaderin garip bir cilvesi olsa gerek.
RADIKAL 10/01/10
Güneyde cinayet
En büyük medya
kuruluşunun Yönetim Kurulu Başkanı Andi Hacıkostis, dün
gece uğradığı silahlı saldırı sonucunda hayatını
kaybetti.
Motosikletli
katiller kaçtı
Güney Kıbrıs dün akşam, DİAS adlı
ülkenin en büyük medya kuruluşunun Yönetim Kurulu Başkanı Andi
Hacıkostisin, silahlı bir saldırı sonucunda
hayatını kaybetmesiyle sarsıldı. Annan Planına
karşı çıkışlarıyla tanınan ünlü
işadamı, DİAS patronu Kostas Hacıkostisin 43
yaşındaki oğlu Andi Hacıkostisin motosikletli iki
kişi tarafından iki kurşunla öldürüldüğü bildirildi.
Bünyesinde, günlük Simerini gazetesi, SİGMA TV, Radyo Prodo
ve 25 dergiyi barındıran DİAS Medya Grubunun Yönetim Kurulu
Başkanı Andi Hacıkostisin, dün akşam 20.30 raddelerinde,
işyerinden ayrılarak evine hareket ettiği bildirildi.
Güney Lefkoşadaki Amerikan elçiliğine çok yakın
mesafedeki evine geldikten sonra aracından inerken, motosikletli iki
kişinin silahlı saldırısına uğrayan Andi
Hacıkostis, olay yerinde can verdi. Hacıkostisin vücuduna iki
merminin isabet ettiği öğrenildi.
KIBRISın, Rum kaynaklarından elde ettiği bilgilere
göre, paralı katil olduğuna inanılan saldırganlar, cinayeti
işledikten sonra süratle olay bölgesinden ayrıldılar. Rum
polisi, olay bölgesinde yaptığı incelemede sadece motosikletten
kopan küçük bir plastik parça ele geçirdi.
Cinayetin duyulması sonrasında Rum güvenlik güçleri üst
düzeyde alarma geçirildi. Güney Kıbrısın tüm bölgelerinde
geniş çaplı arama başlatan Rum polisi, saldırganları
ele geçirmeyi hedefliyor.
OHİ
kampanyasının başını çekiyordu
DİAS Medya Grubu patronu, ünlü Rum işadamı Kostas
Hacıkostis, merhum Rum lideri Tassos Papadopulosa yakınlığı
ve Annan Planı aleyhindeki OHİ kampanyasına güçlü destek
vermekle tanınıyor. Kostas Hacıkostis, oğlunun
öldürüldüğünü, Atinada bulunduğu bir sırada öğrendi.
Acı haberi alır almaz, Kıbrısa dönen Hacıkostisin,
üzüntüden yıkıldığı bildirildi.
Silahlı saldırı sonucunda hayatını
kaybeden Andi Hacıkostis, evli ve iki çocuk babasıydı.
KIBRIS 12/01/10
![]()
Yeşilırmak (Limnidi) sınır
kapısının açılmasına yönelik çalışmalarda
hiçbir ilerleme olmadığı iddia edildi.
Simerini Limnidi: Sonu Olmayan Dizi Film -Bölgenin Öfkeli Sakinleri Önlem
İçin Hazırlanıyor başlıklarıyla
yansıttığı haberinde Yeşilırmak sınır
kapısının açılmasına ilişkin anlaşmanın
ilan edilmesinden bu yana 5 ay geçtiğini, ancak bu konuda hiçbir
gelişme olmadığını yazdı. Gazete
kapının açılması konusunun mini Kıbrıs sorunu
haline geldiği yorumu yaptı.
BÖLGEDE HALKI ÖFKELi
Gazete öte yandan bölgede yaşayanların öfkelenmeye başladığını,
kendi önlemlerini alacakları konusunda uyarıda bulunmaya
başladıklarını belirtti.
Yolun açılmasına yönelik sürecin kaplumbağa
adımlarıyla ilerlediğini savunan gazete; sürecin, bir dereceye
kadar müzakereler masasındaki gelişmeleri takip ettiğini; ancak
kimsenin resmi olarak bunu söylemediğini ileri sürdü.
Gazete BMnin, 5 Kıbrıs Türk ve Rum inşaat şirketinden, yol
çalışmasının yapılmasına yönelik ihalelerini
sunmalarını istediğini yazan gazete, İhale Komitesinin bu
ayın sonuna kadar kararını vereceğini dün
açıkladığını kaydetti.
BAZI ÇALIŞMALAR YAPILIYOR
Gazete BMnin 2 buldozerle, yeni yolun geçeceği bölgeyi temizleme
çalışmaları yaptığını yazdı.
Yolun Türk askerlerini rahatsız etmemesi için Türk nöbetçi kulübesi ve
Türklerin konumlandıkları yerin uzağından geçeceğini
belirten gazete, BMnin sorunları çözmek için elinden geleni
yaptığını kaydetti.
MÜZAKERELERDE YEŞİLIRMAK
Gazeteye göre ayrıca Aşağı Pirgos Muhtarı Kostas
Mihailidis ve bölgede yaşayanlar; Rum Yönetimi Başkanı Dimitris
Hristofyasın, siyasi gelişmelerden bağımsız olarak
Yeşilırmak konusunu ilk güven önlemi olarak
yoğunlaştırılmış müzakerelerde gündeme getirmesi
gerektiğini iddia ettiler.
STAR KIBRIS 12/01/10
![]()
Talat: Yazılı görüş sunmadılar...
Bazı görüşlerini paylaştılar
Farklılıklarımız üzerinde görüş alış
verişi yaptık... Derinlemesine tartışma yaptık... Devam
edeceğiz...
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Yönetim ve Güç
Paylaşımı konusunun ele alındığı
yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk gününde
Rumların bazı görüşlerini kendileriyle
paylaştıklarını, ancak yazılı olarak
sunmadıklarını söyledi.
Yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk görüşmesi
tamamlandı.
Cumhurbaşkanı Talat gün boyu devam eden görüşmeden
dönüşünde, saat 19:00 sıralarında
Cumhurbaşkanlığında basın mensuplarının
sorularını yanıtladı.
Cumhurbaşkanı Talat bugün, gün boyunca, Yönetim ve Güç
Paylaşımı üzerinde değerlendirmeler
yaptıklarını belirterek, söyleyecek fazla bir şeyi
olmadığını ifade etti.
Söz konusu başlıkla ilgili görüşmelerinin yarın devam
edeceğini kaydeden Talat, yarın ve öbür gün daha somut bir noktaya
gelmeyi umduklarını belirtti.
FARKLILIKLAR ÜZERİNDE DURULDU...
Başlıkla ilgili farklılıkları üzerinde Rum heyetiyle
görüş alışverişinde bulunduklarını kaydeden
Cumhurbaşkanı, tartışma ve değerlendirmelerini
yarına devrettiklerini söyledi.
Talat, bir gazetecinin Rum tarafının bir belge sunduğu yönünde
iddialar bulunduğunu belirtmesi üzerine, Sundu veya sunmadı
demeyeyim ama bazı görüşlerini bizimle paylaştı...
Yazılı olarak bir şey henüz sunmadı dedi.
Cumhurbaşkanı, Yönetim ve Güç paylaşımı konusunda
derinlemesine bir tartışma yaptıklarını ve tüm günü
buna harcadıklarını ifade ederek boşa zaman
harcamadıklarını söyleyebileceğini kaydetti.
GERGİN HAVADA GEÇMEDİ
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir soru üzerine, görüşmelerin
gergin bir havada geçmediğini belirterek, çok uzun sürmeyen baş
başa görüşmelerinde de çeşitli konuları ele aldıklarını
söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, görüşmeler ve iç politikaya ilişkin
bazı sorular üzerine ise Şu anda bir değerlendirme yapmak
istemiyorum şeklinde konuştu ve görüşmelere ilişkin
konsantrasyonunu bozmak istemediğini vurguladı. Talat, yarın çok
yoğun bir gündemleri bulunduğunu ve ona yoğunlaşmak
istediğini söyledi.
AB VE EKONOMİ DE ELE ALINACAK
Talat, Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığına
devam edeceklerini, ancak AB ve Ekonomi başlıklarını da
görüşmeyi planladıklarını söyledi. Talat,
konuşmasının sonunda müzakerelerle ilgili bazı sorulara da
gülümseyerek Her şeyi konuştuk yanıtını verdi ancak
ayrıntıya girmedi.
STAR KIBRIS 12/01/10
![]()
Rum basını; Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyasın, dün başlayan
yoğunlaştırılmış müzakerelere gideceği
taktiğin, iki eksene dayandığını bildirdi
Politis Gazetesi, yukarıdaki başlıkla verdiği haberinde,
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın, dün başlayan
yoğunlaştırılmış müzakerelere gideceği
taktiğin, iki eksene dayandığını yazdı.
Gazete, Kıbrıs Türk tarafının, Yönetim
başlığına ilişkin olarak Rum tarafına; BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer
aracılığıyla sunduğu önerileri ele almak için dün
yapılan gayrı resmi siyasi parti başkanları konseyi
toplantısına geniş bir biçimde yer verdi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın, müzakerelerin
yoğunlaştırılmış aşamasının erken
çökmesi de dahil olmak üzere tüm ihtimallere hazır bir şekilde bugün
başlayacak ilk üç günlük müzakere masasına gideceğini yazan
gazete, Hristofyasın, öncelikle, Ankaranın tutumunu
katılaştırması ve de çözümden gerilemesi
ışığında, müzakereleri doğru zemine geri
getirmeyi arzulayacağını; buna paralel olarak Türk
tarafının dönüşünü, uluslararası toplum önünde işaret
etme girişiminde bulunacağını belirtti.
TÜRK ÖNERİLERİNE YANIT
Habere göre, Hristofyasın, yoğunlaştırılmış
müzakerelere gideceği taktik iki eksene dayanmaktadır. Hristofyas, bu
çerçevede, Kıbrıs Türk tarafının önerilerine yanıt
olarak, müzakere masasına, müzakerelerin üzerinde anlaşmaya
varılan zeminde ısrarlı ve Rum tarafının bugüne kadar
sunduğu önerilere bağlı bir şekilde gidecek.
Hristofyasın, tezlerini yazılı bir şekilde
sunmasının beklendiğini belirten gazete, Hristofyasın
müzakerelere Türk önerileriyle gitmeyi ret ederek, bunların yersiz
(uygunsuz) olduğunu belirteceğini yazdı.
Gazete, Hristofyasın bir diğer ekseninin ise, uluslararası
toplumun, Türk gerilemesiyle ilgili olarak bilgilendirilmesi
kampanyasının dün itibarıyla başlatılmasıyla
ilgili olduğunu kaydetti.
Gazete, bu çerçevede, AB üyesi 26 ülkeye, Avrupa Komisyonuna ve de BMye
gönderilmek üzere mektup hazırlandığını; ayrıca
bu gidişata yönelik olarak Yunanistanın da yardımının
talep edileceğini; Hristofyasın gelecek Pazartesi günü, Yunanistan
Başbakanı Yorgos Papandreuyla ortak eylem çerçevesini ele
alacağını yazdı.
TÜRK ÖNERİLERİNE RET
POLİTİS ile birlikte diğer gazeteler de, Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas başkanlığında dün
yapılan ve de Kıbrıs Türk tarafının Yönetim konusuna
ilişkin sunduğu önerilerin ele alındığı
gayrı resmi siyasi parti başkanları konseyi toplantısı
sonunda, Kıbrıs Türk önerilerinin görüşme zemini dışında
olduğu sonucuna varıldığını yazdılar.
Gerek Hristofyas gerekse siyasi parti başkanlarının, Rum
Başkanlık binasında gerçekleştirilen toplantı
sırasında, yoğun müzakerelerin, Hristofyas-Talat arasında
ortaya çıkan herhangi bir görüş birliğini çürüten yeni Türk
tezleriyle başlamasının, tehlikeli olduğu kanaatine
vardıklarını yazan POLİTİS, parti
başkanlarının, Türk önerilerinin kabul edilemez olduğu ve
de herhangi bir başarısızlığın Kıbrıs
Rum tarafına yüklenilmesinden kaçınmak için müzakerelerin devam
etmesi konusunda görüş birliğine vardıklarını
belirtti.
ÖNERİLER TÜRK DIŞİŞLERİNİN
Fileleftheros, önerileri, Türk Dışişleri
Bakanlığının Cumhurbaşkanı Talat
aracılığıyla Hristofyasa sunulan öneriler diye
nitelendirdi ve Kıbrıs Rum tarafının, bu önerileri ret
ettiğini ve bunların, bugün başlayacak olan
yoğunlaştırılmış müzakerelerde görüşme
zemini teşkil etmeyeceğini dile getirdiğini yazdı.
Gazete, bu sonucun dünkü toplantıdan çıktığını,
Rum tarafının, ileri sürülen Türk uzlaşmazlığı
konusunda uluslararası unsuru bilgilendirmek için girişim
üstleneceğini belirtti.
Habere göre, Hristofyas başkanlığında yapılan dünkü
toplantıda, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiadis, DİKO Başkanı Marios
Karoyan, KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru, EVRO.KO Başkanı
Dimitris Şilluris, Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Genel Sekreteri
Yoanna Panayiotunun yanı sıra Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, Rum
Başkanlık Müsteşarı Titor Hristofidis, Hristofyasın
müzakerelerdeki danışmanı Tumazos Çelebis de yer aldı.
Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın,
toplantı sırasında, Türk tarafına yönelik sunduğu
(dönüşümlü başkanlık ve 50 bin TC kökenli vatandaşın
kalması) promosyonları (önerileri) geri çekmeyeceğini; bu
konuyu gündeme getiren DİKO, EDEK, EVRO.KO ve Çevrecilere ilettiğini
yazdı.
GÖRÜŞME ZEMİNİ OLUŞTURMAZ
Rum Hükümet Sözcüsü Stefanos Stefanu, toplantı sonrasında
yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Talatın
önerilerinin görüşme zemini oluşturmasının mümkün
olmadığını savundu.
Stefanu, Rum Ulusal Konseyinin, ilk üç günlük
yoğunlaştırılmış müzakerelerde yapılacak
olan görüşmeler ışığında, gelecek Cuma günü saat
09:00da toplanacağını da duyurdu.
Haravgiye göre, Stefanu, açıklamasında, söz konusu önerilerin
Türkiyenin imaj yaratma oyunu olarak addedildiğini ifade etti.
Türk tarafının önerilerinin, siyasi eşitliğe dayalı
iki bölgeli, iki toplumlu federal çözümle ilgili olara üzerinde anlaşmaya
varılanlardan çok uzak olduğunu savunan Stefanu, Hristofyasın,
Rum siyasilere, yoğunlaştırılmış müzakerelere
katılacağını ve her zamanki gibi, Kıbrıs
sorununun temel ilkelerini ve üzerinde uzlaşılmış zemini
savunacağını söylediğini belirtti.
SİYASİ PARTİLERİN AÇIKLAMALARI
Simeriniye göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu, dünkü
toplantıları sonrasında yaptığı açıklamada,
toplantıyı yapıcı olarak nitelendirdi ve görüş
alış verişinde bulunulmasıyla birlikte Türk tarafınca
sunulan önerilerin kabul edilemez olduğu tespitine
varıldığını söyledi.
Durumun kararlılıkla göğüslenmesi amacıyla herkesin
soğukkanlı olması yönünde çağrı yapan Kiprianu, hiç
bir durumda, Türk tutumunu kolaylaştıracak faaliyetlerin
yapılmaması gerektiğini dile getirdi; Kıbrıs Rum
tarafının önerilerinin geri çekilmesinin mümkün
olmadığını, zira sonra tutarsız olacaklarını
ifade etti.
DİSİ
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, açıklamasında,
söz konusu önerilere ilişkin belgenin kabul edilemez öngörüler
içerdiği ve görüşme zeminini alaşağı ettiği
şeklinde ortak tespite vardıklarını söyledi.
Anastasiadis, önerilerin ayrıca tek uluslararası kimlik, tek
vatandaşlık ve tek egemenlikli, iki bölgeli, iki toplumlu
federasyonla ilgili temeli ilkeyi de çürüttüğünü savundu.
Bu belge üzerinde diyalog yapılmasının mümkün
olmadığını öne süren Anastasiadis, bizim tarafın diyaloğa,
desteklediğimiz ilkeler temelinde bir diğer deyişle
uluslararası ilkeler, uluslararası boyutlar ve Avrupa değerleri
temelinde gitmesi gerektiğini söylemiştik ifadesini de
kullandı.
DİKO
DİKO Başkanı Marios Karoyan, Türk tarafının son
belgeyi sunmasıyla görüşmeleri çıkmaza sürüklediğini iddia
etti.
Bu önerilerin, özlü müzakere olanaklarına mayın döşediğini
ve sabote ettiğini ileri süren Karoyan,
yoğunlaştırılmış müzakerelerin sonuç vermesinin
ve getirmesinin de mümkün olmadığını savundu.
Karoyan yoğun müzakerelerin başlamasından bir hafta önce Türk
tarafının kabul edilemez bir belge sunduğu zaman
yoğunlaştırılmış müzakereler hangi akıbete
sahip olabilir? sorusunu sordu.
KS EDEK
KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru, açıklamasında, öneriler
paketinin alay (kandırma) ve tahriği teşkil ettiğini
savundu.
Bu belgede, Kıbrıs helenizminin, bu ülkedeki bitiş tarihine (son
kullanım tarihi) sahip olmasına ilişkin önerinin de
bulunduğunu iddia eden Omiru, Yönetim ve Güç Paylaşımı
konularına yoğunlaşıldığı 16 aylık
doğrudan müzakerelerin ardından, sürecin temellerinde
mayını teşkile den bu belgenin ortaya
çıktığını öne sürdü.
EVRO.KO
EVRO.KO Başkanı Dimitris Şilluris, söz konusu belgenin, Türk
tarafının tezleri ve süreç nedeniyle görüşmelerdeki nihai
başarısızlığı
kanıtladığını iddia etti.
Söz konusu önerilerin BM ilkelerine dayandığını
düşünüp düşünmediği konusunda BMden izahat isteyen
Şilluris, bu önerilerin ortak zemine dayanmaması durumunda
müzakerelere devam etmelerine sebep bulunmadığını, zira kendilerinin
başka düşünüp görüştüğünü, Türklerin ise başka
düşünüp görüştüğünü savundu.
ÇEVRECİLER
Rum Çevreciler ve Ekologlar Hareketi Genel Sekreteri Yoanna Panayiotu,
açıklamasında, Türk tarafının konfederasyon nitelikli
önerilerinin Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasa cömert
önerilerini geri çekmesi fırsatı sunduğunu belirtti.
Panayiotu, önerilerin bütünün de kabul edilemez olduğunu da savundu.
ÖZGÜR GİRNEDEN EYLEM
Bu arada, Özgür Girne isimli Rum örgüt, Rum parti
başkanlarının dünkü toplantısı sırasında,
Rum Başkanlık binası önünde eylem yaparak, Kıbrıs Türk
tarafının Rum tarafına ilettiği önerileri protesto etti.
Örgüt temsilcileri, Rum Başkanlık binasına girişlerinde,
parti liderlerine, Türk önerilerine ilişkin muhtıra verdi ve bu önerilerin
dikkate alınmamasını talep etti.
STAR KIBRIS 12/01/10
By Alexia Saoulli Published on January 12,
2010
MEDIA owner Andis Hadjicostis was shot dead outside his Nicosia home last
night.
Eyewitnesses said a hooded man shot the managing director of Sigma
television twice at point blank range at 8.30pm and then ran off through a
nearby walkway where he was picked up by a second man on a motorbike.
Hadjicostis second wife, clothes designer Efi Papaioannou, and her two
daughters were in the house at the time of the shooting.
Within minutes neighbours who heard the shots in the normally quiet Engomi
residential area gathered at the scene. The 43-year-old victims mother arrived
soon after along with close friends and family.
A neighbour opened up her home to the victims devastated family as his
wife wailed in grief at the loss of her husband.
Andi, my Andi, my love, my life, she said repeatedly as her friends tried
desperately to calm her down without success.
Police quickly cordoned off a portion of the Eleon swimming pool side
street as Hadjicostis lifeless body lay on the ground outside his car. A
witness said he had seen blood spattered across the 43-year-olds chest.
Grown men sobbed openly as news of the death of their beloved employer and
friend rippled through the gathering crowd. One man leaned over a car retching
and shaking his head.
I cant believe it, he said over and over again.
DISY deputy Stella Kyriakides who is a clinical psychologist was also on
the scene to lend her professional support to the family. Kyriakides was
overheard giving instructions to remove the two young girls from a backstreet
and to have them taken to a friends house nearby so that they would not have
to witness the horror of their dead stepfather.
Hadjicostis mother sat sobbing in a chair unable to take in the news that
her son had been taken from her. The 43-year-olds father, Costis who was the
founder of the Dias Group to which Sigma belongs, was in Greece last night and
contacted by friends to return home as soon as possible.
By 10pm people who heard the news were still flocking to the area.
What happened? What do you mean he was shot? Who? Who? shocked relatives
and friends asked in disbelief before breaking down in tears.
What sort of world are we living in? Stealing flags, stealing bodies from
graves and now this? What world are we living in? a bewildered onlooker
muttered.
The chilling news left everyone in the normally sleepy neighbourhood
stunned as women clung to each other weeping desperately. One neighbour rushed
off to get a blanket to throw over Papaioannou who was inconsolable outside a
neighbours house repeatedly asking if her husband was really dead.
At 8pm he was talking to me about his visions and now this. What sort of
society have we become, a senior Sigma staff member said.
Police remained tight lipped surrounding details of the case and by late
last night there was no indication as to what had motivated the horrific
attack.
Hadjicostis was the Managing Director of Dias publishing group, the largest
media company in Cyprus. He started working in the media field upon the
completion of his studies in Germany.
The group runs and owns the Sigma television station and Proto radio
station. Hadjicostis was the publisher of Simerini newspaper and also of
the Cyprus edition of the magazines Time Out, Harpers Bazaar, OK and Madame
Figaro and also published To Periodiko and Teletheatis.
CYPRUS MAIL
By George Psyllides Published on January
12, 2010
LEADERS of the Greek and Turkish Cypriot communities yesterday kicked off
the first round of intensive talks with a nine-hour meeting where they
exchanged views on governance.
We have freely exchanged views on the various aspects of governance,
without having any document as a basis; I want to make this clear, President
Demetris Christofias said after the meeting.
He was referring to the proposals submitted by the Turkish side, outlining
its positions regarding governance and power-sharing.
He said both him and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat had stated
that nothing has been agreed and nothing will be agreed if there is no
agreement on everything.
Without getting into detail at this moment, we will also submit our view
-- which I have analysed today -- in writing and continue the discussion,
Christofias said.
The start of the intensive talks, which continue tomorrow and Wednesday
before a weeks break, had been overshadowed by the universal rejection of the
Turkish proposals, which the Greek Cypriot side said smacked with confederate
elements.
We are not starting with the best of omens, said government spokesman
Stefanos Stefanou yesterday morning.
He said Christofias yesterday planned to clarify the Greek Cypriot sides
approach on the Turkish Cypriot proposals and indicate the targets of the
intensive negotiations.
DIKO chairman Marios Garoyian appeared certain the talks would not yield
any result.
The omens were bad from the beginning and this was clearly evident in the
Turkish sides stance, Garoyian said.
EDEK leader Yiannakis Omirou said the proposals were unacceptable and
provocative and originated in Turkey.
It is a document of provocation and mockery to Cypriot Hellenism because
it speaks of two separate sates in the framework of a confederation and moves
between confederation and relations between two neighbouring states, Omirou
said.
DISY chief Nicos Anastassiades said the Turkish positions could not
constitute a basis for fruitful negotiation.
This does not mean that this cycle of six meetings cannot be used by the
President of the Republic in an effort to advance our positions, Anastassiades
said.
United Nations Secretary-General Ban Ki Moon expressed hope that the talks
will achieve progress.
I sincerely hope that during the two rounds of negotiations this month
they will be able to agree on these long-standing issues, Ban told reporters
in New York.
The talks between the two leaders started at 10 am with a mid-morning
break.
After that Christofias and Talat were joined by their teams and continued
discussions.
There was a break for lunch and a break for dinner at around 6:30 pm.
The talks concluded at 7 pm.
The meetings were held at the residence of UN special envoy to Cyprus
Tayι-Brook Zerihoun.
The security measures were markedly more stringent than on the past.
Journalists cars were searched and made to park at quite a distance from
the residence. Likewise journalists were made to pass through metal detectors
and some were also frisked.
CYPRUS MAIL
SEFA
KARAHASAN
Rum
Kesiminin en büyük medya patronu evinin önünde öldürüldü. Televizyonu
Türklerle Rumları yakınlaştırma projeleri üreten
Hacıkostisin milliyetçiler tarafından öldürülmüş
olabileceği öne sürüldü
Kıbrıs
Rum
Kesiminin en büyük medya patronu Andis Hacıkostis (41), evinin önünde
uğradığı silahlı saldırı
sonucu öldü. Kıbrısın Berlusconisi olarak bilinen
Hacıkostisin medya grubu, Adanın birleşmesini öngören Annan
Planına hayır kampanyasının başını
çekiyordu. Hacıkostis, güneyin en büyük gazetesi Simerini, Sigmas
televizyonu, Radyo Prodo ve 25 dergiyi barındıran DİAS Medya
Grubunun patronuydu.
Rum Kesimini şoka sokan cinayet önceki akşam Hacıkostisin
işyerinden evine geldiği sırada işlendi. Hacıkostis
20.45te evinin kapısına yaklaşırken, iki ikişinin
kendisini çağırmasıyla arkasına döndü. Kimliği
belirsiz kişilere yaklaşan medya patronu, yakın mesafeden av
tüfeğiyle vuruldu ve olay yerinde öldü.
Hacıkostis, cinayet işlendiği sırada halası Annas ile
telefonda konuşuyordu. Hacıkostisin, ölmeden saniyeler öncesinde,
halasına, Bir saniye hala, iki kişi beni çağırıyor
dediği belirtildi. ABD ve Fransız büyükelçilikleri ile Rum
İstihbarat Örgütü KİPin merkez binasının
yakınında gerçekleşen cinayetin ardından polis, bir Mini
Cooper araç ve bir motorsikleti terk edilmiş olarak buldu.
Eşinin eski kocası mı?
Yapılan yorumlara göre, cinayetin üç nedeni olabilir. Rumların eski
şahin lideri Tasos Papadopulos destekçilerinin
çalıştığı medya grubunda, son dönemlerde iki toplumun
yakınlaşmasına yönelik projeler hazırlanıyordu. Sigma
TVde yer alacak programlarda, Rum ve Türk toplumunun
yakınlaşmasına yönelik programlar yayınlanacaktı.
Aşırı milliyetçiler bundan rahatsızlık duydu ve Andis
Hacıkostisi öldürerek projenin önünü kesmek istedi.
İkinci neden ise ekonomik. Rum
Yönetimi, televizyonlarda dijital yayına geçme
hazırlıkları yapıyordu. Her eve bir LCD tele-
vizyon verilmesi gündeme geldi. Çalışmanın içindeki
Hacıkostis, rakiplerinin tepkisini çekti ve öldürüldü.
Üçüncü olarak Hacıkostisin, iki ay önce evlendiği eşi Efinin
eski kocası tarafından intikam amaçlı olarak öldürülmüş
olabileceği ihtimalı üzerinde duruluyor. Efinin son günlerde eski
kocasından tehdit alması üzerine koruma tutulması isteğinin
Hacıkostis tarafından geri çevrildiği belirtildi.
Rum medya devi Andis Hacıkostisin son sözleri,
evine birkaç adım kala halasına telefonda söylediği, Bir saniye
hala, iki kişi beni çağırıyor oldu.
MILLIYET 13/01/10
Kıbrıs
Rum medyasının imparatorunu öldürdüler
KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas arasında önceki gün başlayan yoğunlaştırılmış müzakerelere ikinci gün güneyi sarsan cinayet damga vurdu.
YORGO KIRBAKİ
Rum medya imparatoru Kostas Hacikostisnin oğlu Andis Hacikostisin
pazartesi gecesi faili meçhul cinayetle öldürüldü. Hristofyas, cenaze için
Talatla görüşmelere ara verdi. Simerini gazetesi, Sigma televizyonu,
Radyo Prodo ve 25 dergiyi barındıran Dias
yayıncılığın kurucusu Kostas Hacikostis, bir süre önce
dümeni 41 yaşındaki oğluna bırakmıştı.
Rum medyasına göre oğul Hacikostis, ABD elçiliğinin de
bulunduğu sıkı korunan sokaktaki evi önünde motosiketli iki
kişinin saldırısına uğradı. Hacikostis kısa
namlulu bir av tüfeğiyle öldürülürken saldırı şekli polis
tarafından Kıbrıs usulü cinayet diye yorumlandı.
Basın Hacikostisin KKTC ve özellikle Girnede yatırıma
hazırlandığını yazarken, İnfazı mafya
yaptı yorumları öne çıktı. Polisin katillere ulaşmak
için Lefkoşa cezaevindeki yeraltı dünyası üyelerini sorgulamaya
başladığı aktarıldı.
Babasının aksine sadece işadamı kimliği ile öne
çıkan Hacikostisnin siyasi nedenlerle öldürülmesine ihtimal verilmiyor.
Baba Hacikostis, 2004deki referandumda Rumların Annan Planına
Hayır demesinde yayınlarıyla etkili olmuştu. Politis,
Hacikostisin ekonomik nedenlerle öldürüldüğünü savunurken, başka
kaynaklar cinayetin eski Rum lider Tasos Papadopoulosun kemiklerini
çalanların işi olduğunu ileri sürdü. Cenazeya katılıp
Talat ile görüşmelere dönen Hristofyas ise, Bu cinayeti ancak uzmanlar
işlemiş olabilir dedi.
RADIKAL 13/01/10
Downer: Gidişat iyi
Liderlerin, yoğunlaştırılmış
görüşmelerin ikinci günündeki çalışmaları 8 saat sürdü
Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde yaptıkları
yoğunlaştırılmış görüşmelerin ikinci gün
çalışmalarını gerçekleştirdi.
Yönetim ve Güç Paylaşımı konularının
ele alındığı dünkü görüşme yaklaşık 8 saat
sürdü.
Toplantının ardından BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Danışmanı Aleksander Downer basına
açıklamalarda bulundu.
Liderlerin Yönetim ve Güç Paylaşımı konusunu
görüştüğünü, ayrıca Rum tarafının, Türk
tarafının önerilerine karşılık bir belge
sunduğunu söyleyen Downer, BMnin görüşmelerin gidişatından
son derece memnun olduğunu kaydetti.
Downer, gazetecilerin detay istemesi üzerine kendisinin herhangi
bir detay veremeyeceğini, detayların liderlerden
edinilebileceğini söyledi.
Toplantının ardından Dimitris Hristofyas, Taye
Brook Zerihounun konutundan ayrılırken, Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat bir süre daha içeride kaldı. Talatın kalma nedeninin,
Aleksander Downerin eşiyle tanışmak için olduğu
öğrenildi.
Hıristofyas:
Biz de belge sunduk
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas,
yoğunlaştırılmış müzakerelerin ikinci günü olan
dünkü bölümde, öğleden sonra, Kıbrıs Rum tarafının
Yönetim ve Güç Paylaşımına ilişkin görüşlerini
içeren bir belge sundu.
Rum radyosunun haberine göre Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas, görüşmeden sonra Başkanlık Köşkünde
yaptığı açıklamada iki liderin; Kıbrıs sorununun
çözümüne ilişkin yoğunlaştırılmış müzakereler
çerçevesinde, Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığı üzerindeki serbest görüşmeyi dün de
sürdürdüklerini söyledi.
Hristofyas, Kıbrıs Rum tarafının, Yönetim ve
Güç Paylaşımı konusuyla ilgili tezlerinden oluşan belgeyi
dün sunduğunu belirtti.
Kıbrıs Rum tarafının yazılı olarak
herhangi bir şey sunup sunmadığı sorusuna
karşılık olarak Hristofyas Sundum. Yönetim konusu üzerindeki
Kıbrıs Rum tarafının bütünlüklü tezleriyle ilgili bizim
yazılı belgemizi sundum dedi.
Görüşmeye bugün de devam edeceklerini ifade eden Hristofyas,
Kıbrıs Türk belgesi üzerinde görüşmeyeceklerini söylediklerini,
bununla birlikte Kıbrıs Rum tarafının belgesinde yer alan
tezlerin de görüşülmesinin gerekmediğini belirtti.
Hristofyas, iki tarafın tezlerini akılda tuttuklarını
ve bunlara ilişkin serbest görüşme yaptıklarını
söyledi.
Talat:
İyi bir görüşme oldu
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, görüşme sonrası
Cumhurbaşkanlığında yaptığı
açıklamada, dün de Kıbrıs sorununun nedeni ve temeli olarak
tanımladığı Yönetim ve Güç Paylaşımı
başlığını görüşmeye devam ettiklerini söyledi.
Talat, Rum tarafının da Yönetim ve Güç
Paylaşımı konusunda bir kağıt verdiğini, dünkü
görüşmede Türk tarafının aynı konuda verdiği
kağıtla birlikte her iki kağıdın ele
alındığını anlattı.
Görüşmeyi iyi bir görüşme olarak
değerlendirdiğini belirten Mehmet Ali Talat, bugün de Yönetim ve Güç
Paylaşımı başlığını görüşmeye
devam edeceklerini belirtti.
Bir gazetecinin, tarafların ayrı ayrı verdiği
Yönetim ve Güç Paylaşımı kağıtlarında hangi
oranda ortaklaşıldığı yönündeki bir soruya
karşılık Cumhurbaşkanı Talat, bu konuda bugün bir
açıklama yapmak istemediğini, belki bugün böyle bir açıklama
yapmasının mümkün olabileceğini söyledi.
Talat, her konuda anlaşmadan hiçbir konuda anlaşmış
olunmayacağı ilkesinin geçerli olduğunu, bu nedenle bu konuyla
ilgili olarak yarın da bir açıklama yapamayabileceğini, ancak
yapmayı arzu ettiğini belirtti.
Mehmet Ali Talat, görüşmelerde iyi bir noktaya geldiklerini
ifade ederek, erken bir çözüme ihtiyaç olduğunu yineledi. Erken çözüme
ihtiyacın sadece Kıbrıs Türk tarafı için değil uluslar
arası konumun da erken çözüme ihtiyacı olduğunu anlatan Talat,
Rum tarafının verdiği belgenin Yönetim ve Güç
Paylaşımı konusunda Türk tarafının görüşlerine
yanıt olmadığını söyledi.
Talat, Rum tarafının verdiği kağıdın
Yönetim ve Güç Paylaşımı konusunda Rumların
görüşlerini içerdiğini belirtti.
Bir soruya karşılık, Rum tarafının
Yönetim ve Güç Paylaşımı konusunda verdiği
kağıdın Türk tarafının verdiği kağıttaki
sırayla bire bir uyup uymadığının
söylenemeyeceğini kaydetti.
Bir soruya karşılık görüşmen 18.30 yerine
18.10da bittiğini anlatan Talat, Hristofyasın acil bir işi
olması nedeniyle ayrıldığını, kendisinin ise BM
hazırlıklarını kırmamak amacıyla yapılan
yemeğe katıldığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
yoğunlaştırılmış görüşmelerin birici turunun
son görüşmesinin, planlandığı gibi bugün saat 10.00da
başlayacağını belirtti.
KIBRIS 13/01/10
Hayati bir seçim olacak
Denktaş, KKTC ilan edildiği gün
ağladım sözlerinin, Talata büyük zarar verdiğini söyledi
ÖNEMLİ
MESAJLAR VERDİ
Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KIBRIS
TVye yaptığı açıklamada önümüzdeki
Cumhurbaşkanlığı seçiminin Kıbrıs Türkünün
kaderini tayin edeceğini, bu nedenle halkın, milli davayı
KKTCyle birlikte yaşatmak için istekle çalışacak adaya
yönelmesini istedi. Denktaş, Kıbrısla ilgili gelişmeleri
değerlendirirken Uykularım kaçıyor. Ateş üzerinde oturuyorum.
Bu halk yeniden aldanırsa işimiz zor dedi.
Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talatın bir yıllık görev
sürecinde ciddi şekilde yıprandığını ve
desteğinin azaldığını söyledi. Denktaş,
Talatın bir kitapta yer alan KKTC ilan edildiği gece
ağladım sözlerine anlam veremediğini belirtirken bu sözlerin
seçim sürecinde kendisine büyük zarar verdiğini düşünüyorum dedi.
Çok önemli ve hayati bir seçim süreci olacağının
altını çizen Denktaş, KKTC halkına Lozan
Anlaşmasına göz atarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu
kararlarına bakması çağrısı yaptı. Ulusal
davayı savunacak ve KKTCyi yaşatacak bir aday üzerinde
yoğunlaşması mesajını da veren Denktaş, müzakere
sürecinden umutlu olmadığını, Rum tarafının
olumsuz tavırları karşında müzakereleri durdurmanın ve
masadan kalkmanın bir seçenek olduğunu kaydetti.
Denktaş, TC kökenli KKTC vatandaşlarını geri
göndermeyi öngören bir anlaşmaya imza atacak kişinin ertesi gün
bavulu toplayarak ülkeyi terk eder dedi ve dünyanın birçok ülkesinde
KKTCde uygulanan yöntemle benzer şekilde vatandaşlıklar
yapıldığını kaydetti. Denktaş, planlı nüfus
artışının karşısında
olmadığını vurguladı.
Denktaş, KIBRIS Medya Grubu Genel Yayın Yönetmeni
Reşat Akarın hazırlayıp sunduğu Son Durum
programının konuğu oldu ve çarpıcı açıklamalarda
bulundu.
ABli olmak
için egemenlikten vazgeçemeyiz
Denktaş, Rum tarafının meşru Kıbrıs hükümeti
olarak Avrupa Birliği (AB) üyesi olduğu sürece görüşmelere
taktik icabı bakacağını çünkü bir anlaşmaya
ihtiyacı olmadığını söyledi. Rumların tüm
propagandasının işgal üzerine kurulduğunu belirten
Denktaş, uzlaşma ve barış sözlerinin kağıt
üzerinde olduğunu kaydetti. Denktaş, Cumhurbaşkanı
Talatın uzlaşma istiyoruz ifadesi için, 1960 anlaşması
da Rumlar için uzlaşmaydı. Barış yürek ister, kalbi
değişiklik ister. Karşı tarafın haklarını,
yaptıklarını kabul etmek gerekir dedi.
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyasın,
Makariosun izinde olduğunu söylediğini anımsatan Denktaş,
Rum liderin üniter devleti, federal bir hale sokmak istediğini kaydetti.
Denktaş şöyle konuştu:
1960 hükümetim üniter olduğunu söylüyor. Hepimiz
Kıbrıslıyız diyor. Kıbrıslılardan
oluşan mesut bir hayat diyor. Bu ikinci Elen cumhuriyeti kurmak demektir.
Rumlarla uzlaşma yapılırsa 1960taki gibi, iki üç yıl bile
sürmeden yeniden çıkmak için baskı başlayacaktır. Bugün
içinde yaşadığımız güvenliği bulamayız.
Rumlar Kıbrıs Yunandır diyor. Sayın Talat bizi
Avrupalı yapacakmış. ABli olmak için devletten ve egemenlikten
vazgeçmek mi gerekir. Azılık olmamız mı gerekir?
Masadan
kalkmak pazarlıkta esastır
Cumhurbaşkanı Talatın öneri paketine, Hristofyasın ret
cevabı vermesini beklediğini ifade eden Denktaş,
şunları söyledi:
Yanlış bir yoldayız. Hayır cevabı beni
şaşırtmadı ama Türkiyeye hakaret etmesi ve belgeyi ertesi
gün başlayacak olan temaslara rağmen hemen reddetmesine hayret ettim.
Lütfen Lozan Anlaşmasının tutanaklarını okusunlar.
Masadan kalmak pazarlıkta esastır. Tek devletin var olan
anayasasını tahrip etmek suretiyle federasyon istiyor. Yani bizim
egemenlik hakkımız yok. Diyor ki hudutları da merkezi idare
edebilir. Sayın Talat bunu kabul etti. Seçimlerde bunun sonucunu alacak.
Derviş Eroğlunun Rum basınında yer alan demecini okudum.
İki ayrı halk iki ayrı devlet diyor ve doğruyu söylüyor. Bu
onun namus sözü olsun, kendisini destekleyeceğiz.
Uykularım
kaçıyor, ya halk yeniden aldanırsa
1960 antlaşmasına benzeri bir anlaşma yapmaya
çalışıldığına da dikkat çeken Denktaş,
Rumlar sana çok hak verdi diye yıktı bu cumhuriyeti. Garanti
anlaşması var diye yok etti. Şimdi aynı şeyleri
vermeyeceği aşikar. Kurtuluşumuz, hakların somut bir hale
getirilen devlete sahip çıkmaktan geçer. Benim uykularım
kaçıyor. Ateş üzerinde oturuyorum. Bu halk yeniden aldanırsa
işimiz zor. Bizim içimizden, TC karışmasın diye sesler
yükselirse, Rumların ne yapmak istediğini göz ardı edip, yeme
içmeyi barış zannediyorsak, Türkiyeden gelen paraları Rum
çarşısında akıtırsak, kimse bizi dinlemez. Milliyetçi
kanadın daha hareketli olması gerekir. Köylere
çıkılması ve insanların aydınlatılması
gerekiyor. Türkiye neyi destekliyor önce onu bir anlayalım. TBMMde Annan
Planı döneminde alınmış iki hak, iki devlet ve garantilerin
devamı kararı vardır. Ben TCnin milli davasını karar
olarak görüyorum. Bu unutulmamalıdır ifadelerini kullandı.
Kıbrıs
Türkünün kaderini tayin edecek bir seçim
Önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçiminin önemine
de dikkat çeken Denktaş, seçilecek kişinin milli dava kriterlerini
savunması, ekonomiye önem verecek muazzam bir yapıda ve dünya ile
ilişkileri sağlam bir ekiple yürütmesi gerektiğini söyledi.
Denktaş, yeni broşürler, belgeseller ve propaganda ile Türklerin
nerden nereye geldiğini anlatma noktasında çok istekli birisinin
cumhurbaşkanı olmasının gerekliliğine vurgu yaptı.
Cumhurbaşkanı Talatın görev süresince
yıprandığını ifadeden Denktaş, şunları
da kaydetti:
Kitapta KKTC ilan edildiğinde, gereği yoktu,
ağladım ve hala inanırım demesinin bir anlamı yoktu.
Bunlar seçim döneminde yapılacak işler değildi. Adayların
Allah yardımcısı olsun. Benim her adaylığımda
sırf bana küfretsinler diye ortaya çıkan insanlar vardı. Yüzde
bir oy alacak olanlar. Bu maskaralığı yapmasınlar, çünkü
Kıbrıs Türkünün kaderini tayin edecek bir seçim olacak.
Müzakerelerin
durması gerekir
Sancı çekerek oluşturulan bir devletin yaşamasının esas
olduğunu vurgulayan Denktaş, tecrübelerinden
yararlanılmasını istedi. Sayın Talat ve
yardımcılarına bir önerim var. Cumhuriyet kitabını
alsınlar ve okusunlar. Lozan Anlaşmasını görsünler.
Müzakere yöntemini öğrensinler diyen Denktaş, masadan kalkmamanın
her şeyi yutmak anlamına geldiğini belirtti. Denktaş,
Kalmamak erkeklik değil. Adam hakaret etti, verdiğin önerileri
reddetti. Şimdi masada konuşacak ne kaldı? dedi.
Denktaş bu aşamada artık müzakerelerin durması
gerektiğini söyledi. Bunu adaylar açısından da söylediğini
ifade eden Denktaş, ortaya yarım bir belge çıkması halinde,
esas konularda büyük ayrılıklar olduğu için karşı
tarafın daha da fazla şey isteyeceğini vurguladı.
Denktaş, Hiçbir belge çıkmazsa ümit olacak. Ara belge demek, Talat kaybederse
yerine gelenin bağlı olması demektir. Sayın Eroğlu
kazanıra tertemiz bir belge de ortaya çıkabilir.
Avrupalı
olmanın tek yolu devlet olmaktır
Denktaş, Güney Kıbrısta kilisenin geçmişle aynı
pozisyonda olduğunu ve bugünkü papazın da aynı şeyi
söylediğini vurguladı. Denktaş, son yapılan kamu
yoklamasında yüzde 60 oranında Rumun ayrı yaşayalım
dediğine işaret etti ve Bir kısmı çingeneleri biz
beslemeyelim, fakir Türkleri adam etmeyelim. Diğerleri de yani
geçmişten gelenler de yeniden bir tatsızlık çıkacak diye
istemiyor dedi.
Rumlarla ancak komşu olarak yaşanabileceğinin
üzerinde duran Denktaş, onların bir çözüme ihtiyaçları
olmadığını vurguladı ve şöyle konuştu:
Onları suçlamayalım. Kızacağımız ve
Türkiyenin de uğraşacağı makamlar; AB ve Amerikadır.
Bu bizim güvenliğimizle ilgilidir. Lozan Anlaşmasının
dengesi ile ilgilidir. Türkiyenin bu çıkışları yapabilmesi
lazım. Bizim de devletimize sahip çıkmamız gerekir. Bu şartlarda
anlaşma yapmayacağımızı bağırmamız
lazım.
Avrupalı olmanın tek yolu devlet olmaktır. Talat
bizi cemaat olarak Rumlarla birleştirmek suretiyle Avrupalı yapacak.
İmza
atan bavulunu toplar gider
Denktaş, TC kökenli KKTC vatandaşlarının geri
gönderilmesinin altına gözünü kapayıp imza atarsa bavulunu toplayıp
ülkeyi terk etmesi gerektiğini söyledi. Kırk sene önce KKTCye
gelerek yerleşen insanlara gideceksin demenin insanlığa
sığmayacağını ifade eden Denktaş,
şunları söyledi:
Rum bizden tazminat istiyor. Biz niye istemiyoruz? Niye 196374
yıllarını tamamen masaya getirmiyoruz. Rum bizdeki
yabancıları soruyor. Biz niye sormuyoruz? Orada 200 bin yabancı
var. Dıştan heyet gelsin ve yabancı nüfusu tespit etsin her iki
tarafta da. Buna da mı razı olacağız? Sırf herkes beni
sevsin diye iyi niyet mi göstereceğim? Görevin seni seven ve seçen
haklarını korumaktır. Var olan hakkım, egemenliğim,
devletim, self determinasyon ve kendi kaderimi tayin hakkımdır. Yoksa
cemaatçik olarak hükümete yamalanıyorsun demektir.
Denktaş, TC kökenlilere verilen vatandaşlıklar
konusunda ise ciddi savunmaları olduğunu, dünyanın her yerinde
uygulanan prensibin, KKTCde de uygulandığını dile getirdi.
Nereye gidersen git izinli olarak yerleş, hele de devlet davet
etmişse çalışman için, o devletin vatandaşlık sistemi
içinde bu bir insan hakkıdır diyen Denktaş, şöyle devam
etti:
Hayır vatandaşlık vermiyorum diyemezsin. Bu kadar
müessese varken senin nüfusa ihtiyacın var. İki ayrancı
anlaşmış sadece birbirimize satacağız diye. Bu
akıl işi değildir. Nüfustan korkmamak lazım. Sen ona o sana
hakkını vermelisin. Senin kuvvetin her şeyindir. Rum yeniden
saldırırsa bu insanlar seninle beraber çarpışacaktır.
Aksi halde iki defa ayrancı kalacağız bu memlekette.
ABden
gelecek çingeneleri ne yapacaksın?
Denktaş, nüfus artmasının, dengeli olduğu ve ekonominin
kaldırdığı oranda yapılabileceğini söyledi.
Adi suçlar ve cinayetlere de dikkat çeken Denktaş, Ama
yarın sen Rumla birleşince, garantide olmadığı zaman
ABden gelecek olan çingeneleri ne yapacaksın? Gelme mi diyeceksin? Zenginler
seni dört defa satın alacak. O zaman çeker gidersin. Senin devletine sahip
çıkman ve nüfusu programlı şekilde artırman esastır.
Avustralya ortada, Amerika, Kanada örnekleri ortada. Amerika beyin
takımını alıyor. Ürkmemek lazım.
KIBRIS 13/01/10
![]()
Mihrişah
Safa
Davutoğlu ve Miliband, Kıbrıs konusunda artık kritik, dönüm
noktası zamanına geldiklerini kaydederek, adada iki toplumlu, iki
devletli federal çözümün Kıbrıslılar tarafından,
Kıbrıslılar için bulunacağını söyledi.
İngiliz Bakan Miliband, Britanyanın garantör ülke olarak adaya
taahhütleri bulunduğunu ve yerine getireceğini, bunun diğer 2
garantör ülke için de geçerli olduğunu vurguladı. Miliband,
Kıbrıslılar için 2010 yılının tarihi
adımlar atmak için anahtar yıl olduğunu söyledi.
Resmi bir ziyaret için Londraya giden Dışişleri Bakanı
Prof. Ahmet Davutoğlu, İngiliz mevkidaşı David Miliband ile
ortak düzenlediği basın toplantısında, İsrail ile
sertleşen ilişkilere cevap vererek, iki ülkenin yakın tarihe
kadar sıkı ilişkiler içinde bulunduğunu, ancak son Gazze
saldırılarının bunları yok ettiğini söyledi.
İngiliz televizyon kanalı BBCsinin Türkiyenin İsrail ile
ilişkilerindeki ani değişmenin, İngiltere
dışındaki diğer AB ülkelerinin Türk Hükümetinin
İslamlaşma belirtilerine gösterdiği soğukluk ve Türkiyenin
Batı yerine Doğuya bakmasından mı
kaynaklandığına ilişkin sorusuna; Aramızda
soğukluk nedenleri bunlar değil diyerek şu yanıtı
verdi;
Aynı Türk hükümeti, aynı başbakanla yakın tarihe kadar
İsrail Hükümeti ile Olmert Hükümeti ile çok yakın
çalışıyordu. İsrail-Suriye arasındaki bölgede
barış sağlanmasına çok yaklaşmıştı.
Barışın yapılacağından bir gün önce İsrail,
Gazzeye saldırarak, yüzlerce kişinin ölümüne, 5 bin kişinin
yaralanmasına yol açan saldırıda bulundu. Bu olay, aramızda
dönüm noktası oldu. Türkiye, İsrailin bu tavrını çok eleştirdi.
Ülkemiz, bölge barışının sağlanması için çok
çalıştı. Ancak ne yazık ki bir saldırı, tüm
bunları yok etti. Gazze halkı hala evsiz, çocuklar okulsuz. Blokaj
devam ediyor. Gazze hala getto halinde. Gazze trajedisine insani nedenlerle,
bölgede lider olarak karışmamız normaldir ve hakkımız
da vardır. İsrail ile ilişkilerimizin olumluya çevrilmesine
çalışılıyor
NÜKLEER SİLAHLANMA
İki bakan ortak basın toplantısında, Kıbrıs,
Afganistan, Orta Doğu ve İranın nükleer silahlanması
konularını ele aldıklarını belirtti. İngiliz
Dışişleri Bakanı David Miliband, BM Güvenlik Konseyinin
üyesi olan Türkiye ile ülkesi arasında sıkı bir ortaklık ve
dostluk bulunduğunu, paylaştıkları amaçları
bulunduğunu belirterek, iki ülkenin daha da birbirine yakın
çalışacağını söyledi.
2010 TARİHİ YIL
İki bakan, Londrada diplomatlarının da
katıldığı kapsamlı görüşmede Kıbrıs
konusunu da geniş şekilde konuştu. İngiliz Bakan Miliband,
Britanyanın garantör ülke olarak adaya taahhütleri bulunduğunu ve
yerine getireceğini, bunun diğer 2 garantör ülke için de geçerli
olduğunu vurguladı. Miliband, Kıbrıslılar için 2010
yılının tarihi adımlar atmak için anahtar yıl
olduğunu söyledi.
Adanın geleceğinin Avrupa, uluslararası toplum ve bölge için çok
önemli olduğuna vurgu yapan Miliband, Türkiyenin ABye üyeliğine
verdikleri desteği de devam ettireceklerini, Türkiyenin üyeliğinin,
Birleşik Krallıkla küresel yarar sağlayacağını
söyledi. Miliband hafta başında Kıbrısta başlayan
yoğunlaştırılmış müzakerelere de değinerek,
görüşmelerin müthiş kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Çözüm
getirici her fikri memnuniyetle karşılayacaklarını ekledi.
Prof. Ahmet Davutoğlu, mevkidaşı Miliband ile görüşmesinde
Kıbrıs konusunu kapsamlı ele aldıklarını
belirterek; Oldukça tarihi ve kritik bir dönüm noktasına gelmiş
bulunuyoruz. 2004de adada çok önemli bir fırsat kaçırıldı.
Ve o tarihten günümüzde kadar A.B, Kıbrıslı Türklere
verdiği ambargoları kaldırma sözünü yerine getirmedi. Mehmet
Ali Talat, müzakerelere yapıcı bir çözüm paketi sundu. Adada, olumlu
yöndeki gelişmelere tam destek veriyoruz. Adada çok yakında
kalıcı bir kapsamlı çözüme erişilmesini umut ediyoruz.
Konunun, uluslararası boyutu da bulunuyor. 3 garantör ülkeyi
ilgilendirdiği gibi, uluslararası yönü de var. Ayrıca B.MI de
ilgilendiriyor. Tüm uluslararası aktörlerin, hem Talatı, hem
Hristofyası bir sonuç alma yönünde destekleme zamanı dedi.
Miliband ve Prof. Davutoğlu, Londrada 28 Ocakta düzenlenecek
uluslararası Afganistan konferansından önce İstanbulda da 2 gün
üst üste konuyla ilgili hazırlık mahiyetinde kapsamlı
görüşmeler düzenleneceğini duyurdu. Prof. Davutoğlu, 25 Ocakta
Türkiye-Pakistan-Afganistanın katılacağı, bir
toplantı, 26 Ocakta ise bölgesel konferans yapılarak bölgesel
sahipliğin ele alınıp, görüşüleceğini
açıkladı. David Miliband ise 28 Ocakta Londradaki konferansta konunun
uluslararası boyutuyla ele alınıp,
tartışılacağını kaydetti.
STAR KIBRIS 13/01/10
![]()
Bünyesinde Simerini gazetesi, SİGMA televizyonu, Radyo
Prodo ve 25 dergiyi barındıran DİAS Medya Grubunun Patronu 41
yaşındaki Andis Hacıkostis, önceki akşam saat 20:45
sıralarında, kimliği belirsiz bir şahıs
tarafından silahlı saldırıya uğrayarak öldü. Rum
polisi yaptığı araştırmada Hacıkostisin av
tüfeğiyle öldürüldüğünü belirledi.
Rum basınında geniş yankı bulan olay, gazeteler
tarafından manşetten aktarıldı.
Simerini, Namert Cinayet... Andis Hacıkostisi
Soğukkanlılıkla Öldürdüler başlık ve spotuyla
aktardığı haberinde, Hacıkostisin göğsünden aldığı
2 kurşun yarasıyla hayatını kaybettiğini yazdı.
Habere göre, saat 20:30 sıralarında bürosundan ayrılan
Hacıkostis, eve gitmek üzere aracına bindi. Evinin önüne gelen ve
aracından inen Hacıkostisin yanına, aracını
kilitlediği sırada kimliği belirsiz bir şahıs
yaklaştı. Söz konusu kişi, Hacıkostise iki el ateş
açtıktan sonra, başka bir şahsın kullandığı
motosiklete binerek gözden kayboldu.
Gazete, edindiği bilgilere dayanarak, Rum polisinin, olayla ilgili
yaptığı araştırmalarda, söz konusu motosikleti ve
motosikletle birlikte, cinayetin işlenilmesinin ardından
kullanıldığına inanılan mini bir arabayı terk
edilmiş bir vaziyette bulduğunu yazdı.
Habere göre, cinayetin işlenmesinin ardından, başta Rum Meclis
Başkanı Marios Karoyan olmak üzere Rum siyasiler olay yerine gitti.
Öte yandan POLİTİS, polisten edindiği bilgilere dayanarak,
cinayetin ekonomik nedenlerle işlenmiş olabileceği üzerinde
durulduğunu kaydetti.
Gazete, Rum polisinin geçiş kapılarına talimat vererek,
kapılardaki denetimlerin artırılmasını istediğini
de yazdı.
STAR KIBRIS 13/01/10
![]()
Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla
başlatılan müzakerelerdeki
yoğunlaştırılmış görüşmeler devam ediyor.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı
Dimitris Hristofyas dün saat 10.00da yeniden bir araya geldi. Sürece ivme
kazandırma adına müzakereleri ocak ayında
yoğunlaştırma kararı alan liderlerin, üçer günlük 2 tur
şeklinde planladığı görüşmelerin ilk turu önceki gün
başladı.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Temsilcisi Taye Brook Zerihounun resmi konutunda gerçekleşen ve
yaklaşık 9 saat süren önceki günkü görüşmede Yönetim ve Güç
Paylaşımı ele alındı.
Bugün yeniden bir araya gelecek liderler,
yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk turunu
tamamlayacak. İkinci tur yoğunlaştırılmış
müzakere süreci ise 25 Ocakta başlayacak.
Yarım saatlik ara
Rum liderin aracının saat 12.00de görüşmenin
yapıldığı binanın önüne çekilmesi gazetecileri
hareketlendirdi. Ancak, bir BM yetkilisi hemen basın
mensuplarının yanına gelerek, Rum liderin, oğlu Andris
Hacıkostis dün gece evinin önünde öldürülen Rum medya patronu Kostas
Hacıkostise başsağlığı ziyareti
gerçekleştirmek üzere, görüşme yerini sadece yarım
saatliğine terk ettiğini açıkladı.
BM yetkilisi, Rum liderin ayrı olduğu sürede Cumhurbaşkanı
Mehmet Ali Talat ile heyeti ve Rum heyetinin binadan
ayrılmayacağını ve Rum lideri bekleyeceğini söyledi.
BM yetkililerinin de belirttiği gibi Rum liderin tam yarım saat sonra
görüşme yerine dönmesiyle müzakerelere 12.30da yeniden
başlandı. Hacıkostis, aralarında Sigma Tv ile Simerini
gazetesinin de bulunduğu medya grubunun sahibi.
STAR KIBRIS 13/01/10
![]()
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, pazartesi günü
başlayan yoğunlaştırılmış görüşmelerin
sonuncusu için BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye
Brook Zerihoun'un Lefkoşa ara bölgedeki ikametgahında bir araya
geldi.
Liderlerin heyetleri ile BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel
Danışmanı Alexander Downer ve BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun'un da
katıldığı görüşmede, ilk iki günde olduğu gibi,
'Yönetim ve Güç Paylaşımı' konusu tam gün ele alınacak.
Görüşmede, tarafların bu başlıkla ilgili karşılıklı
önerilerinin konuşulması bekleniyor.
Rum tarafı, dünkü görüşmede, 'Yönetim ve Güç
Paylaşımı' konusundaki görüşlerini içeren resmi önerilerini
sunmuştu. Türk tarafı ise bu konudaki önerilerini 7 Ocakta Downer
aracılığıyla Hristofyas'a sunmuş, buna
karşılık Rum tarafı, görüşmelerden bir gün önce Türk
önerilerini 'kabul edilemez ve anlaşma zemini olamaz' bulduğunu
açıklamıştı.
Talat ve Hristofyas, Eylül 2008'de başlayan ve Kıbrıs sorununa
kapsamlı çözüm bulmayı amaçlayan görüşmeler çerçevesinde bugün
63. görüşmeyi yapıyor.
Cumhurbaşkanı Talat, dünkü görüşmenin ardından
yaptığı açıklamada, ciddi şekilde erken bir çözüme
ihtiyaçları bulunduğunu, bunun sadece Kıbrıslı
Türklerin ihtiyacı olmadığını, uluslararası
konjonktürün de gereği olduğunu ifade ederek, bir an önce çözüme
ulaşabilmek için yoğunlaştırılmış
görüşmelerin iyi sonuç vermesini umduklarını söylemişti.
Rum tarafının yazılı öneri sunduğunu belirten Talat,
görüşmede, her iki tarafın önerilerinden unsurları ele
aldıklarını belirtmişti. Rum lideri Hristofyas ise 'Türk
belgesi (önerileri) üzerinde görüşmeyeceğiz. Rum belgesindeki
tezlerin de görüşlemesine gerek yok' demiş ve 'iki tarafın
tezlerini akılda tuttuklarını ve bunlara ilişkin serbest
görüşme yaptıklarını' söylemişti.
Downer ise, 'Biz BM olarak yoğunlaştırılmış
toplantının gidişatından oldukça memnunuz' ifadesini kullanmıştı.
Yoğunlaştırılmış görüşmelerin ikinci turu,
25, 26, 27 Ocakta yapılacak. İki tur arasında Hristofyas,
Atina'yı ziyaret ederek Yunan hükümetiyle istişarelerde bulunacak.
STAR KIBRIS 13/01/10
By Alexia Saoulli Published on January 13,
2010
ALL OF Cyprus was left stunned yesterday following the murder of Sigma boss
Andis Hadjicostis on Monday night.
Political figures, the Archbishop, journalists and even President Demetris
Christofias paid tribute to the 41-year-old whose life was taken so suddenly.
By yesterday afternoon police were nowhere nearer to uncovering who was
behind the 8.40pm shooting. We have nothing tangible as yet, said Nicosia CID
assistant chief Andreas Christodoulou.
The senior officer said police were questioning friends and family of the
deceased but that so far they had found no motive for the senseless killing.
State pathologist Sophoclis Sophocleous who carried out the autopsy on
Hadjicostis remains said he had been killed instantly by two shots one to
the chest and one to the back with a sawn-off shotgun. Cause of death was
severe thoracic injury, he said.
Eyewitnesses place two suspects wearing crash helmets at the scene of the
crime; one who shot Hadjicostis just outside his home as he was getting out of
his car and a second man who was riding a motorbike and picked up the shooter
before speeding off into the night.
The police are said to be keen to examine CCTV footage from security
cameras of neighbouring houses and the nearby US Embassy.
At around noon yesterday Engomi municipality sent around a rapid reaction
crew to clean up the crime scene located just off a side street by Eleon
swimming pool. Three employees scrubbed away at the ground to get rid of any
traces of blood while a police officer kept watch. A neighbour came out on to
his balcony and looked on at the now empty street. Gone was the glaring yellow
police tape from the night before, and the crowds of onlookers who had flocked
to the scene as news of the Sigma managing directors death broke.
Instead the house stood eerily empty, its shutters drawn almost as if in
mourning.
Earlier in the day CID officers combed the area outside the house,
gathering evidence in an effort to find anything that would shed some light on
the killing.
Authorities vowed to leave no stone unturned in solving the crime and on
Monday night Nicosia CID officers met with Justice Minister Loucas Louca to
discuss what evidence police had gathered so far.
Meanwhile President Christofias interrupted yesterdays Cyprus problem
talks with Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat to pay his condolences to
Hadjicostis family at the 41-year-olds paternal home.
One can only express abhorrence about such kinds of acts. Irrespective of
our beliefs, I have always had a very good relationship with Costis
(Hadjicosti, Andis father) and Andi, and my grief is even greater in light of
our acquaintance and our friendly family relations, he said.
I want to express my deepest condolences to Andis wife, his mother and
his father and to wish them courage. I want to believe and believe that the
police will exhaust all avenues to shed light on this heinous crime,
Christofias added.
All political parties and a number of business unions and associations, as
well as Nicosia mayor Eleni Mavrou, released statements expressing their
deepest sorrow at Hadjicostis untimely loss and their revulsion at how his
life had been taken.
The House Commerce, Communication and Works, Watchdog and European Affairs
Committees all postponed yesterdays scheduled meetings in light of the murder.
House speaker Marios Garoyian also condemned the killing.
He was a great person, a friend, a person who never harmed anyone...We
will not let lawlessness, crime or murders prevail. Our democracy is strong
enough to withstand all of this, Garoyian said.
Last night, more than 100 employees from Sigma TV held a candle-lit
procession from the channels studios to the scene of the crime, retracing the
journey Hadjicostis made every day.
Hadjicostis funeral will take place today at 2pm at the Agioi Omoloyites
Church. The family will accept condolences from 12.30pm till 2pm at the Church.
The burial will take place at the new Constantino and Eleni cemetery.
CYPRUS MAIL 13/01/10
By Patrick Dewhurst Published on January
13, 2010
THE FAMILY of Tassos Papadopoulos yesterday denied reports that they had
enlisted celebrity psychic, Uri Geller, in their hunt for the late President's
remains.
Nicholas Papadopoulos said "I have not read the reports, but I have
been told about them and they are not true. They have no basis in
reality."
Geller, who was in Kefalonia yesterday, declined to comment.
However, on Friday Geller told Sigma TV that he would happily help with the
investigation into the theft of the body if he was asked to do so. He has in
the past worked for the CIA and the FBI on criminal cases.
According to Politis newspaper, members of the Papadopoulos contacted
Geller last week. Allegedly, they asked for the police to pass photographs of
graveside and surrounding area to be passed to the psychic, after he requested
them to help him activate his metaphysical skills and unravel the case.
Papadopoulos body was stolen from the Deftera cemetery in the early hours
of December 11, a day before the first anniversary of his death.
Police spokesman Michalis Katsounotos yesterday denied that they were using
Geller's paranormal talents to locate the body.
Asked if they had enlisted the help of psychics to solve crimes,
Katsounotos said "We use everything we can, but not psychics."
The confirmed link between Geller and the family has been a long-term
friend of both Geller and the family is Polakis Sarris, who was a close aide to
the late president.
Sarris confirmed that he had met with the psychic after being seen together
in public. However, he added that he did not discuss or know anything about the
case of the remains.
The identity of family members who requested Geller's help was not
disclosed in the Politis report and Papadopoulos yesterday denied any knowledge
of family members attempts to enlist Geller to find the former Presidents
remains.
Famous for his cutlery bending proclivity, Geller has been in Cyprus this
week to promote a lithographic exhibition "Symbols Folio" which is
currently on display at The Four Seasons in Limassol.
According to his website, he first noticed his magical abilities aged of
five. After a mysterious encounter with a sphere of light in his garden, he
developed the ability to curl up and break spoons without applying force. His
mother attributes the abilities to an inheritance from his relative, Sigmund
Freud. He lived in Cyprus from the age of 11 to 17.
Those sceptical of his detective skills may be surprised to learn that he
has previously worked for the FBI and the CIA. As his website says "His
work with the FBI and the CIA has ranged from using mind power to erase KGB
computer files and track serial killers, to attending nuclear disarmament
negotiations to bombard and influence the Russian chief negotiator with
positive thought waves so that the Soviet delegation would sign the Nuclear
Arms Reduction Treaty."
CYPRUS MAIL 13/01/10
By Charles Charalambous Published on
January 13, 2010
THE SECOND day of intensive talks on the Cyprus issue between President
Demetris Christofias and Turkish Cypriot leader Mehmet Ali Talat were very
open and very frank about the issues of governance and power-sharing, UN
Special Adviser Alexander Downer said yesterday.
Speaking after the eight-hour session, Downer said that the United Nations
are happy with the way the two leaders are conducting the negotiations. We
think it is appropriate. There are, obviously, challenging issues. But we are
happy with the way the negotiations have been proceeding over the last couple
of days.
The talks focused for a second day on the issue of governance and power
sharing, with Christofias formally tabling a position paper containing the
points he had made verbally on Monday. This took place against a rumble of
discontent from some political parties over the latest proposals tabled in a
document last week by Talat.
Opposition DISY leader Nicos Anastassiades said yesterday that his partys
official position is that the recent proposals from the Turkish Cypriot side
were unacceptable.
EDEK leader Yiannakis Omirou said that during the ad-hoc meeting with the
leaders of the main political parties last Sunday the day before the start of
the intensive talks Christofias had assured them that not only would he
reject the Turkish Cypriot sides (most recent) document, he would refuse to
have any discussion on it in effect deny that the position paper exists.
Omirou also said that Christofias had indicated that he intended to discuss
on the basis of the position papers already tabled by the Greek Cypriot side,
and that any new document would be finalised at the National Council before
being tabled formally.
AKEL spokesman Stavros Evagorou said that the most recent Turkish Cypriot
position paper fell outside the agreed framework for the intensive talks, but
there was no question of the Greek Cypriot side responding to this by
withdrawing its own proposals or withdrawing from the talks altogether.
In comments to the press after yesterdays talks, Christofias skirted
around the document issue, saying that although he had formally submitted a
paper containing the full positions of the Greek Cypriot side on the issue of
governance, the ensuing discussion was based on the substance of the issue rather
than dealing line by line with the documents content.
The reason, he said, was since, as you understand, we said we will not
discuss the Turkish Cypriot document, it is not necessary to discuss the exact
positions contained in our document.
He added that we are taking the positions of the two sides into account
and we are discussing freely, having these positions in mind.
Todays talks will continue the discussion on the issue of governance and
power-sharing.
Anastassiades said yesterday that DISY would make it its business to inform
the governments of EU member states and UN Security Council members on the
positions of the Greek Cypriot side through a series of meetings and working
meals with local ambassadors. Anastassiades added that DISY will also arrange
as soon as possible a series of meetings in Brussels to brief senior EU
officials.
Meanwhile, Egemen Bagis, Turkeys Minister of European Affairs and chief
negotiator for accession to the EU, is due to visit to Spain shortly, where he
will meet Spanish Foreign Minister Miguel Angel Moratinos on Sunday.
According to reports in the Turkish press, Bagis will be asking Moratinos
to use his excellent relations with Christofias and other senior Greek Cypriot
political figures to push for acceptance of four-way talks, involving the two
sides in Cyprus plus Greece and Turkey.
CYPRUS MAIL 13/01/10
14
Ocak. 2010 Perşembe
LEFKOŞA - Rum
Kesimi'nde son bir ayda peş peşe meydana gelen esrarengiz olaylar,
akılları karıştırdı. Eski Rum lider Tasos
Papadopulos'un mezarının açılıp kemiklerinin
çalınmasıyla başlayan süreçte, son olarak ılımlı
çizgisiyle tanınan medya patronu Andis Hacıkostis öldürüldü.
Olayların arkasında Rum derin devletinin olabileceği
yorumları yapılıyor.
Kapsamlı müzakereler
devam ederken yaşanan gelişmeler, "Rum Gladio'su süreci
baltalamak için harekete mi geçti?" yorumlarına neden oldu.
Olaylar zincirinin son
halkası, ılımlı çizgisiyle tanınan medya patronu Andis
Hacıkostis'in öldürülmesi oldu.
Rum polisi, cinayetin
arkasında siyasi bir neden olmadığını söylese de
istihbarat servisinin daha önce Hacıkostis'i hayatının tehlikede
olduğuna dair uyardığı söyleniyor.
Rum Kesimi'nde tansiyonu
yükselten olaylar, 3 Aralık'ta Rum başkanlık sarayının
duvarına "Kıbrıs Türk'tür" sloganının
yazılmasıyla başlamıştı.
8 Aralık'ta da
Metehan Sınırı'ndan Rum kesimine geçen Kıbrıslı
Türkler'in araçlarına sprey boyalarla rum direniş örgütü
"EOKA" yazılmıştı.
11 Aralık'ta ise eski
Rum lider Papadopulos'un kemikleri, ölüm yıldönümünden 1 gün önce
mezarından çalınmıştı. Geçen hafta boş mezar
tekrar hedef alındı, mezarın başındaki Yunan
bayrağı, ipi kesilerek yere atılmış halde
bulunmuştu.
10 Ocak'ta da eski Rum lider Spiros
Kipriyanu'nun mezarına saldırı düzenlenmiş, Rum ve Yunan
bayraklarının gönderleri yerlerinden sökülmüştü.
Lefkoşa
KKTC
Cumhurbaşkanı Talatın sunup Rum lideri
Hristofyasın reddettiği öneri paketini okuyunca anladım ki bu
kafalarla Kıbrıs sorunu çözülemez.
Pardon. Bir daha anladım, demeliydim. Kıbrıs sorununun
çözülemeyeceğini zaten biliyordum. Artık eminim. Hristofyas paketi
alınca Rum Temsilciler Meclisinde sandalyesi bulunan siyasi partilerin
temsilcilerini topladı ve önerilerini paylaştı. Ardından
bunların müzakerelere zemin teşkil edemeyeceğini
açıkladı. Hristofyasın neden böyle
davrandığını anlamak ve hatta ona hak vermek zor
değil. Bir defa öneriler federasyondan değil, gündemde olmayan
konfederasyon yapısı öngörüyor.
Federasyon kısmen kendi kendini idare eden devletçiklerden müteşekkil
egemen bir devlettir. Konfederasyon iki veya daha fazla egemen devletten
müteşekkil bir devlettir. Söylemedik ama açıkça belli ettik ki
kalbimizde yatan aslan konfederasyondur. İşte iki kanıt: Türk
yönetimi yabancı devletlerle anlaşma imzalayabilecek. Ve KKTC
toprakları üzerindeki hava sahasında egemenlik hakkına sahip
olacak. Bir diğer temel nokta, yönetimde nüfusumuzla orantılı
olmayan temsil taleplerimizdir.
Türkler ada nüfusunun yüzde 25ini teşkil ederken, kabinedeki
sandalyelerin yüzde 40ını talep ettik: 7 Rum, 5 Türk bakan
istiyoruz. Buna ek olarak Türk toplumunun bütün yasaları ve kabine
kararlarını veto etme yetkisi olsun istiyoruz. Rekabet
Kurumu gibi önemli kurumlarda 4 Rum, 3 Türk temsilci bulunacak.
Öneriden
daha önemli olan
Bir anlamda önerilerden de daha önemli olan şey, onlara ilham vermiş
olan mantalitedir. Bu önerileri hazırlayanlar Rumlara zerre kadar
güvenmiyorlar ve varılacak herhangi bir anlaşmanın
yürüyeceğine dair en ufak ümitleri yok. Kurulacak
ortaklığın, 1960ta kurulup üç yıldan az bir zaman içinde
çöken ilk cumhuriyet gibi yürümeyeceğine inanıyorlar. Bu nedenle Türk
toplumunu mümkün olduğu kadar sağlama almaya mümkün olduğu kadar
çok şeyi kontrata bağlamaya çalışıyor.
Bu önerileri hazırlayanlar özgüvene de sahip değil. Türklerin Rumlara
yem olacağına garanti gözüyle bakıyorlar ve bunu uygulamada
çalışması mümkün olmayan bir yönetim mekanizması kurarak
önlemeye çalışıyorlar. O zaman şunu sormak lazım:
Mademki bu adamlara nano güven duyuyorsun, o zaman başının
belasını mı arıyorsun? Neden onlarla ortaklık kurmaya
uğraşıyorsun?
Bu öneriler bir şeyi daha ortaya çıkardı: Türkler ve Rumlar ortaklıktan
çok uzaktır. Bundan önce yapılacak işler var. Affetmek ve
barışmak. Savaş baltasını gömmek ve geçmişi
unutmak. Nefret tarlalarına sevgi ve anlayış ekmek. Ama
mümkün mü? Kıbrıs gerçi Avrupa
Birliğine üye ama coğrafi olarak Asya
kıtasındadır. Ortadoğunun bir parçasıdır. Burada kin, kan
ve akılsızlık egemendir. Şimdi ne olacak? Talatla
Hristofyas tebessüm saçarak el ele yürümeye devam edecek çünkü hiçbiri
müzakereleri bozan taraf olmak istiyor. Ama artık herkes biliyor ki
arkasında yürüdükleri düğün alayı değil, cenaze
arabasıdır.
METIN
MUNIR MILLIYET 14/01/10
Hristofyas:Trajedi
Silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybeden
gazete patronu Andis Hacikostis dün düzenlenen törenle toprağa verildi
Geçtiğimiz
pazartesi akşamı kimliği belirsiz şahıslar
tarafından silahlı saldırıya uğrayan ve hayatını
kaybeden DİAS Medya Grubunun patronu, 41 yaşındaki Andis
Hacıkostis, dün düzenlenen cenaze töreninin ardından defnedildi.
Hacıkostis dün saat 14.00te, Güney Lefkoşadaki Ay.
Omologiton Kilisesinde düzenlenen cenaze töreninin ardından Konstantinos
ve Eleni Mezarlığında defnedildi. Hacıkostisin ailesi
saat 12:30dan 14:00e kadar kilisede taziyeleri kabul etti.
Cenaze törenine katılan Rum Yönetimi
Başkanı Dimitris Hristofyas, saldırıyı trajedi
olarak nitelendirerek olayın bir an önce aydınlatılması
için polise talimat verdiğini söyledi. Hristofyasın, dünkü ayin
sırasında çok üzgün olduğu görüldü. Dini ayini Rum
Başpiskoposu Hrisostomos yönetti.
Rum siyasi partileri AKEL, DİSİ, DİKO, KS EDEK,
Çevreciler ve Ekologlar ile EVRO. KO tarafından yayınlanan
mesajlarda, Andis Hacıkostisin öldürülmesi sert ifadelerle
kınandı.
Alithia
ekonomik nedenler üzerinde durdu
Alithia gazetesinde yayınlanan bir habere göre olayı
araştırmakta olan Rum polisi, Hacıkostisin ekonomik nedenlerden
dolayı öldürülmüş olabileceği üzerinde duruyor. Diğer iki
senaryoda ise Hacıkostisin görüş ayrılıklarının
bulunduğu biri tarafından öldürülmüş olması veya
cinayetin, mevcut siyasi belirsizliğin
kışkırtılması çabaları çerçevesinde
işlenmiş olması ihtimali üzerinde duruluyor.
Alithia gazetesi, Hacıkostisin, içte ve dışta
birçok ticari faaliyetinin olduğunu anımsatarak, bunun ekonomik bir
hesaplaşma olabileceğine dikkat çekti.
Gazete, KİP Üyesi Andisi bilgilendirmişti alt
başlığıyla verdiği haberinde ise, Rum İstihbarat
Teşkilatı (KİP) üyesi ve Hacıkostisin yakın
arkadaşı olan, ismi belirtilmeyen bir şahsın, 15 gün önce
Hacıkostise hayatının tehlikede olabileceği ve dikkatli
olması gerektiğiyle ilgili bir uyarı
yaptığını yazdı.
Habere göre KİP üyesi Hacıkostise, koruma
alması önerisinde bulundu, fakat Hacıkostis bu önerilere kulak
asmadı.
Gazete haberinin devamında, elde ettiği bilgilere
dayanarak Hacıkostisin evinin bulunduğu yoldan son günlerde
sıklıkla motor geçtiğini ve bunun da, Hacıkostisin evinin
daha önceden izlemeye alınmış olabileceği düşüncesini
akıllara getirdiğini yazdı.
Haberde polisin, olayla ilgili iki kişiden ifade
aldığı ve çiftlikleri araştırdığı,
fakat herhangi bir iz bulamadığı belirtildi.
KIBRIS
14/01/10
Başbakan Derviş Eroğlu
başkanlığındaki UBP heyeti, Rum Anamuhalefet
DİSİye 20 Ocak Çarşamba günü iadei ziyaret yapacak.
Haberi Başbakan İlk Kez Özgür Gölgelere
başlığıyla veren güneyde yayımlanan Politis gazetesi,
DİSİnin aralık ayında UBPyi ziyaret ettiğini ve ocak
ayındaki iadei ziyaretin o görüşmede belirlendiğini kaydederek,
Derviş Eroğlunun ilk kez Güney Kıbrısa geçeceğine
dikkat çekti.
Bunun, Eroğlunun bir Kıbrıs Rum parti lideriyle
gerçekleştireceği ikinci görüşme olacağını da
kaydeden gazete, iki görüşmenin de DİSİ Başkanı
Anastasiadisle gerçekleştirileceğini yazdı.
Haberde, UBP yönetiminin daha önce Güney Kıbrısa geçip
görüşmeler yaptığını, fakat partinin o zamanlar
Derviş Eroğlu tarafından yönetilmediğini de
anımsattı.
UBP ile Kıbrıs konusundaki görüşleri oldukça uzak olmasına
karşın DİSİnin, iletişim kanalını açık
tutmak istediğini yazan gazete, Eroğlunun Güney Kıbrısa
ilk ziyaretinin Nisan ayındaki Cumhurbaşkanlığı
seçimleriyle ilgili en güçlü aday görüntüsünü güçlendirme ve seçilmesi
halinde müzakerelere devam edeceğine dair zemin kazanma şeklinde
yorumlandığını da ekledi.
HALKIN SESI 14/01/10
![]()
Yoğunlaştırılmış
müzakerelerin ikinci turu 25 Ocak Pazartesi başlayacak
Talat: Son derece derinlemesine ve yararlı bir müzakere oldu. Müzakere
sürecinin önemli bir dönemecini aşmış bulunmaktayız. 3
günde yönetim ve güç paylaşımı konusunda çok derinlemesine tartışmalarımız
oldu. Her konuyu ele aldık ve sonuçta tartışmalar bir
olgunlaşma noktasına geldi. Gerekli değerlendirmeleri
yaptıktan sonra ikinci üç günde sonuç almak için
çalışacağız.
Cumhurbaşkanı Talat, yoğunlaştırılmış
görüşmelerin ilk etabında son derece derinlemesine ve yararlı
bir müzakere olduğuna işaret ederek, müzakere sürecinin önemli bir
dönemecini aşmış bulunmaktayız. Artık ikinci 3 günde
birçok konuda; özellikle Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı
altında ki birçok konuda sonuca varmış olacağız diye
düşünüyorum, inanıyorum dedi.
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde başlatılan
yoğunlaştırılmış görüşmelerin ilk
ayağı tamamlandı.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihounun
ara bölgedeki resmi ikametgâhında Pazartesi günü başlayan bu üç
günlük müzakere döneminin bugün gerçekleştirilen son görüşmesinin
ardından Cumhurbaşkanı Talat,
Cumhurbaşkanlığına dönüşünde basına
açıklamada bulundu.
Cumhurbaşkanı Talat, Son üç günde olgunlaşma
sağladık. Aşağı yukarı tarafların
pozisyonları netleşti. Kimin nerede kıpırdaması
gerektiği belli oldu. Şimdi onları değerlendireceğiz
yani yeni bir çalışma yapıp yeni bazı esneklikler
göstererek acaba ortak noktalara varabilir miyiz ona
çalışacağız dedi.
HRİSTOFYASIN YUNANİSTAN ZİYARETİ
Talat, bu arada, Rum Yönetimi Lideri Hristofyasın Yunanistanı
ziyaretini de önemli ve kritik bir ziyaret olarak değerlendirdi.
Basının sorularını da yanıtlayan Talat,
Hristofyasın dünkü görüşme sonrasında yaptığı
kağıtlar üzerinden gitmedikleri şeklindeki açıklamalarının
anımsatılarak yönetimle ilgili bilgi vermesinin istenilmesi üzerine,
yani ona bakarsanız kağıtlar ezberimizdedir. Ama
kağıt üzerinde madde madde gitmedik çünkü Rum tarafının
reddi bizim reddimiz bunu şeklen mümkün kılmadı ama orada
öngörülen tüm konuları görüştük hatta fazlasını
görüştük dedi.
Yöntemle ilgili olarak ise, değişik saatlerde, ekipler halinde;
değişik saatlerde liderler baş başa, ekipler ayrı
çalışmalar halinde güne yayıldı diyen Talat, son derece
derinlemesine ve yararlı bir müzakere olduğunu kaydetti.
ANKARA ZİYARETİ OLACAĞINI TAHMİN EDİYORUM
Talat, Ankara ziyareti var mı sorusuna ise, herhalde olacak.
Kesinleşmiş bir şey yok ama Ankara ziyareti
olacağını tahmin ediyorum. Ama ben de gider miyim onu
bilmiyorum. Malum değişik düzeylerde yapabiliriz
yanıtını verdi.
Bu sürede siyasi partilerle değerlendirme yapılıp
yapılmayacağı sorusuna karşılık ise Talat,
yapacağız ama henüz herhangi bir program yapmadık. Herhalde
önümüzdeki hafta. Önce bir kendi içimizde değerlendirelim sonra da siyasi
partilerle tabi değerlendireceğiz ifadesini kullandı.
OLGUNLAŞMA SAĞLADIK
Cumhurbaşkanı Talat, bu son 3 günde, geçmişe göre ilerleme
sağlanıp sağlanamadığı; problemin egemenlikten mi
kaynaklandığı sorusuna verdiği yanıtta ise, sadece
egemenlikten kaynaklanmadığını; onun da bir yeri
olduğunu belirtti ve şöyle devam etti:
Son üç günde daha doğrusu olgunlaşma sağladık. Belli
konularda şu noktaya gelebilirim mesajı ama şu konuda da
anlaşmaya varırsak gibi bir tartışma süreci yaşadık.
Dolayısıyla aşağı yukarı tarafların
pozisyonları netleşti.Kimin nerede kıpırdaması
gerektiği belli oldu. Şimdi onları değerlendireceğiz
yani yeni bir çalışma yapıp yeni bazı esneklikler
göstererek acaba ortak noktalara varabilir miyiz ona
çalışacağız.
Anavatanlara giderken tarafların dosyalarında sadece Yönetim ve Güç
Paylaşımına ilişkin mi yoksa konuların bütünüyle
ilgili tezler mi olacağı sorusunu da yanıtlayan Talat,
Hristofyasın ne götüreceğini bilemediğini ancak kendilerinin
dosyalarında Yönetim ve Güç Paylaşımı başta olmak
üzere, hazırlıklarını tamamlarlarsa, AB
İlişkileri ile Ekonomi başlıklarının da
olabileceğini kaydetti.
Hristofyas daha temkinli
Henüz, görüş birlikleri olduğunu söylemekte çok çok dikkatliyim
Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununa
çözüm müzakereleriyle ilgili olarak henüz, görüş birlikleri olduğunu
söylemekte çok çok dikkatliyim dedi.
Rum radyosu RIKe göre, yoğunlaştırılmış
müzakerelerin ilk aşamasının tamamlandığı dünkü
görüşmenin ardından Rum Başkanlık Köşküne
dönüşünde Rum gazetecilerin sorularına çok kısa yanıtlar
veren Hristofyas, serbest müzakerelere devam ettiklerini belirtti.
Havadan sudan konuşmadık ifadesini kullanan Hristofyas, Rum
gazetecilerin sorduğu; bu görüşmelerin hangi zeminde
gerçekleştirildiği sorusuna yanıt vermedi.
Hristofyas, Görüş birliklerinden söz ederken çok dikkatliyim... daha...
Bildiğiniz gibi çok sabırlıyım. Gerek Talata da,
Türkiyeye de, iç cepheye karşı... diye konuştu.
Bu sözü ile; Rum tarafında, uyguladığı taktiğe ve
icraatlarına karşı yükselen muhalif sesleri kasteden Hristofyas,
Soğukkanlı olmak ve çabalarımı sürdürmek için çok
sabırlıyım. Çünkü hedef başarısız olmamız
değil başarılı olmamızdır. Sizi temin etmek
isterim ki, savunmamız gerekenleri savunuyoruz dedi.
STAR
KIBRIS 14/01/10
![]()
Kimliği belirsiz şahıslar tarafından
öldürülen 41 yaşındaki medya patronu Andis Hacıkostisin, dikkatli
olması ve koruma alması yönünde uyarıldığı,
ancak, kulak asmadığı belirtildi
Pazartesi akşamı kimliği belirsiz şahısların
düzenlediği silahlı saldırı sonucu hayatını
kaybeden DİAS Medya Grubunun Patronu Kostas Hacıkostisin oğlu
ve DİAS Medya Grubunun Danışma Müdürü 41 yaşındaki
Andis Hacıkostisin, dikkatli olması ve koruma alması yönünde
uyarıldığı ortaya çıktı.
Alithia Gazetesi, KİP Üyesi Andisi bilgilendirmişti alt
başlığıyla verdiği haberinde ise, Rum İstihbarat
Teşkilatı (KİP) üyesi ve Hacıkostisin yakın
arkadaşı olan, ismi belirtilmeyen bir şahsın, 15 gün önce
Hacıkostise hayatının tehlikede olabileceği ve dikkatli
olması gerektiğiyle ilgili bir uyarı yaptığını
yazdı.
Habere göre KİP üyesi Hacıkostise, koruma alması önerisinde bulundu,
fakat Hacıkostis bu önerilere kulak asmadı.
TOPRAĞA VERİLDİ
Bu arada, Andis Hacıkostis, düzenlenen cenaze töreninin ardından
toprağa verildi. Rum basınında geniş yer bulan ve
fotoğraflarla desteklenen haberlere göre olayla ilgili soruşturmalar
devam ederken, ortaya çeşitli senaryolar atılıyor.
Habere göre olayı araştırmakta olan Rum polisi,
Hacıkostisin ekonomik nedenlerden dolayı öldürülmüş
olabileceği üzerinde duruyor. Diğer iki senaryoda ise
Hacıkostisin görüş ayrılıklarının
bulunduğu biri tarafından öldürülmüş olması veya
cinayetin, mevcut siyasi belirsizliğin
kışkırtılması çabaları çerçevesinde
işlenmiş olması ihtimali üzerinde duruluyor.
EVİNİN ÖNÜNDEN MOTOR GEÇİYORDU
Gazete haberinin devamında, elde ettiği bilgilere dayanarak Hacıkostisin
evinin bulunduğu yoldan son günlerde sıklıkla motor
geçtiğini ve bunun da, Hacıkostisin evinin daha önceden izlemeye
alınmış olabileceği düşüncesini akıllara
getirdiğini yazdı.
Haberde polisin, olayla ilgili iki kişiden ifade aldığı ve
çiftlikleri araştırdığı, fakat herhangi bir iz
bulamadığı belirtildi.
STAR
KIBRIS 14/01/10
![]()
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma
müzakereleri sürecinde kurulan Suç ve Suça İlişkin Konular İle
İlgili Teknik Komite, dün Children At Risk (Risk Altındaki
Çocuklar) isimli iki toplumlu bir seminer çalışması düzenledi.
Seminer, ara bölgedeki Ledra Palace Otelde saat 09.00da BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer
ve komitenin Türk ve Rum eş başkanlarının
açılış konuşmaları ile başladı.
Seminerde, Türk ve Rum konuşmacılar Çocuklara karşı
yapılan fiziki ve cinsel tacizler ile kabadayılık,
zorbalık, okul çağı çocuklarında görülen şiddet ve
kurallara karşı gelme ve bunlara karşı koruma ve etkin
müdahale konuları üzerinde duruldu.
BM tarafından katılan konuşmacılar ise, polis gözüyle bu
gibi konulara yaklaşım şekillerini ele aldı.
Seminere KKTCden konuşmacı olarak Emine İnsay ve Dr. Fatih
Bayraktar, Güney Kıbrıstan Dr. Ernestina Sismani-Papacosta ve Prof.
Andreas Kapardis ile Birleşmiş Milletler tarafından Hollanda
Polisinden Nordin Veelenturf ve Avustralya Polisinden Wayne M. Brayshaw
katıldı.
GELECEK İÇİN BİR ŞEYLER YAPILABİLİNİR
Seminerin açılışında konuşan BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, iki toplumdan
temsilcilerin bir araya gelmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
BM içerisinde farklı ülke ve toplumlardan kişiler bulunduğunu,
fakat bunun yanında birçok ortak noktada birleşildiğini
hatırlatan Downer, farklılıkların ayırıcı
tarafına fırsat vermediklerini söyledi.
Çocukların korunmasız ve tehditlere açık varlıklar
olduğunu dile getiren Downer, büyüklerin liderliğine ihtiyaç duyan
çocukların, ilgiden mahrum kaldıkları anda gelişimlerinin
olumsuz yönde etkileneceğini kaydetti.
Downer, geçmişi değiştirmenin asla mümkün
olamayacağını fakat gelecek için bir şeyler
yapılabileceğinin altını çizerek, çocuklara gösterilen ilgi
ve korumanın geleceği kurtarabileceğini ifade etti.
İYİ BİR BAŞLANGIÇ
Suç ve Suça İlişkin Konular İle İlgili Teknik Komitenin
Rum Eş Başkanı Andreas Kapardis de, yapılacak çok iş
olduğunu, bu semineri ileriye gidebilme potansiyelinin bir
kanıtı olarak gördüğünü ve herkesin aynı değerler ve
endişeleri, ayrıca gerekli bilgi ve uzmanlığı
taşımakta da birleştiğini söyledi.
Birçok Kıbrıslı akademisyenin araştırma
yaptığını, seminerin iyi bir başlangıç
olacağını ve gerekli tartışma zeminini yaratmasını
umduğunu söyleyen Kapardis, konuşmasının sonunda çocuklar
ve Kıbrıs için Kıbrıslı Türk akademisyenleri ortak
araştırma ve yayın yapmaya da davet etti.
İKİ TOPLUM ARASINDA GÜVEN
Komitenin Türk Eş Başkanı avukat Hakkı Önen de, komitenin
ve alt komitenin çalışmaları ve kuruluşu hakkında
bilgi verdiği konuşmasında, seminerin komite için ilk iki
toplumlu aktivite olacağını belirtti.
Önen, bu tür çalışmaların adadaki iki toplum arasında
güvenin yaratılması ve artırılması açısından
devamının gelmesini umduklarını, var olan ve muhtemel var
olabilecek sorunların önlenebilmesi ve çarelerinin bulunması
açısından bunun önemli olduğunu kaydetti.
STAR
KIBRIS 14/01/10
By Sebastian Heller Published on January
14, 2010
A BICOMMUNAL peace movement went public in Nicosia yesterday, with the
stated aim of rallying support for a unified federal state.
The United Cyprus Bi-Communal Peace Initiative, was founded three months ago in
Limassol, decided to make itself known to the wider public to give support to
the ongoing negotiation process.
The group used yesterdays news conference to outline their five primary
principles, including what they believed were the current hindrances to
reunification. Citing issues of property and demographic change as being
serious issues that require both sides attention, the group also believes both
communities must be continually informed about the ongoing negotiations.
Over 30 Greek Cypriot and Turkish Cypriot organisations, including unions and NGOs,
are involved in the initiative and its efforts are supported by over 1,000
signatories so far.
Our priority must be to fight the separatist, fascist and racist forces that
have been instrumental in the division of our island as well as in the rise of
chauvinism and enmity, said Themis Demetriou, spokesperson for the movement.
Demetriou acknowledged that there have been such movements before but said that
the United Cyprus Bi-Communal Peace Initiative was founded because Cyprus needs
such a movement at this point in history.
Whether it will become a force that will be effective, is up to us, he said.
The members of the movement are drawn from both sides of the Green Line and
joining it is open to anyone who wishes to lend their support.
If AKEL wants to come tomorrow and say I am supporting this movement, which
they should be, then they are welcome, said a one person within the movement
who did not wish to be named.
Grigoris Ioannou, a younger member involved in the initiative, said that it was
filling a vacuum which existed in the political and diplomatic processes of the
island.
Since the parties dont take the initiative to do an actual bi-communal event,
thats where we come in, he said.
Of particular concern to the delegates was the possible victory of Dervis
Eroglus National Unity Party in Aprils elections in the north.
The younger members of the movement stressed that it was necessary for the
islands progress as a society and mentality to arrive at a finalised solution
to the division of the island as the current situation prevents any real
progress in every other field.
I lost my house and my land, I lost my family, why should I care about
immigrants getting beaten up? is the attitude that prevails today in Cypriot
society, said one supporter, while another added, We need to get the Cyprus
Problem solved to move forward as a society.
The movement said it would continue its concerted action until they arrive at
their intended aim which is nothing less than the solution: a united,
demilitarised, federated homeland at peace and without divisive barbed wire
fences.
CYPRUS
MAIL 14/01/10
By George Psyllides Published on January
14, 2010
HUNDREDS OF people gathered in Nicosia yesterday to bid a final farewell to
Andis Hadjicostis, the media owner murdered on Monday by unknown gunmen.
His funeral service was held at the Ayioi Omologites church and was conducted
by Archbishop Chrysostomos II.
Mourners waited patiently in pouring rain to extend their condolences to the
Hadjicostis family.
A long line of umbrella-wielding people stretched from inside the church to the
courtyard, the street, and beyond.
What can one say? We have lost an outstanding man. It is a big injustice, one
woman said.
I am shocked. He is the last person I expected to be murdered, a man added.
President Demetris Christofias interrupted his talks with Turkish Cypriot
leader Mehmet Ali Talat to attend the funeral service.
It was also attended by politicians, government officials, colleagues, media
workers and friends of Hadjicostis.
Representatives from the DIAS media empire lined up to pay their respects to
their murdered boss.
In his eulogy on behalf of Simerini, columnist Savvas Iacovides described
Hadjicostis as a dynamic and sincere man, a passionate patriot who selflessly
contributed at critical times for our occupied country.
He vowed that workers at the media group would not be terrorised by the
ruthless killers.
Your father laid solid foundations, building a powerful DIAS along with us, on
a nice and exciting journey. You took over as a worthy and capable son to
continue the creative course forward, Iacovides said.
Radio Proto presenter Lazaros Mavros said the worthy captain of the flagship
of expression of the peoples resistance had been murdered.
We will not let them sink the flagship. We not only owe it to the people and
the country... from today we also owe it to our murdered captain, Mavros said.
Hadjicostis close friend Giorgos Pamporides said it seemed like a lie, a bad
dream; to be standing here to tell you the final goodbye.
The sorrow is untold my friend; the gap is huge, Pamporides said with tears
in his eyes.
The crowd burst into spontaneous applause as the casket-bearers carried the coffin
outside the church, on its way to the cemetery for the burial.
CYPRUS
MAIL
By Stefanos Evripidou Published on January
14, 2010
THE TWO leaders ended the first three-day session of intensive talks
yesterday on a low key, leaving nearly two weeks for thought, reflection, a
National Council meeting and trips to Athens and Ankara before resuming
intensive talks on January 25.
The meeting lasted eight hours, after which UN Special Adviser Alexander Downer
said the two had a free and very open exchange of views on the issue of
governance and power sharing.
Asked whether the UN had met its objective of achieving progress, the
Australian diplomat replied: As I said, and I choose my words carefully, these
talks are being held very much in a positive spirit and in a very good
atmosphere.
The two leaders respective aides will meet next Wednesday to continue
discussions on governance and power sharing, after which the second three-day
session will begin the following Monday.
Downer shot down suggestions there had been no progress since the aides would
continue on the same topic next week. He reminded that he very deliberately
said the negotiations were held in a very positive spirit and good atmosphere,
so it is important to note that. He added that the intensive sessions needed
to be judged in their totality.
Youll find out how this has all gone at the end of the process, rather than
us giving a running commentary on how its going day by day, he said.
Following the conclusion of the three-day period, President Demetris
Christofias said he was very cautious about speaking of convergences during the
first phase of the intensive talks.
Free discussions on governance continued in an effort to reach a mutual understanding.
And this will continue during the next meeting, he said.
Asked if the two sides had reached convergences, he said not yet.
I cannot say that we have concrete results, said Christofias, adding that the
two leaders were not making small talk either.
I am very, very cautious about telling you that there have been convergences.
Still, I have a lot of patience, as you know, with Mr (Mehmet Ali) Talat and
Turkey, and with our people, in order to be calm and continue the effort
because the target is not to fail. The target is to succeed, he said, adding,
I want to assure you once again, we defend (in the talks) what we have to
defend.
Speaking on his return, Turkish Cypriot leader Talat expressed the view that
the two would achieve results on a range of issues mainly regarding governance
and power sharing in the second phase of intense talks.
He said the two leaders had a substantive discussion, and that the talks had
reached a mature point.
I think it would be very significant at this stage to have a result and
announce it to our people, he said.
Governance and power sharing was the main aspect of the Cyprus problem and
needed time, said Talat, who hinted that a visit to Ankara was on the cards,
though not necessarily by him.
The Turkish Cypriot leader said the two did not necessarily discuss each sides
proposals line by line as submitted in the last week but had an intense and
useful negotiation.
Christofias will convene the National Council this Friday to brief party
leaders before leaving for Athens on Saturday for talks with Greek PM George
Papandreou.
Meanwhile, US Secretary of State Hillary Clinton called both leaders on the
telephone to discuss the peace process.
Talat said she congratulated him on his courage while he told her that the
Greek Cypriot side needed encouragement.
According to reports, Clinton told Christofias of the important role Cyprus
plays in the Middle East and how a solution could contribute to peace in the
wider region. The US diplomat also referred to the need for flexibility in the
talks, to which the president replied that the Greek Cypriot side had this but
with limits.
CYPRUS
MAIL
Published on January 14, 2010
AFTER three days of marathon meetings, President Christofias and Mehmet Ali
Talat will take a 10-day break from the intensive talks that began on Monday in
a climate of negativity and pessimism. After the second day, UN Special
Representative, Alexander Downer, said he was happy with the way the
negotiations have been proceeding and that they were very open and frank.
This is a peculiar development, considering that 24 hours before the start of
the talks Christofias had a meeting with all the parliamentary party leaders
and they unanimously decided to reject the proposals submitted by the Turkish
side.
The report about the decision, which appeared in government mouthpiece Haravghi
said the proposal would be rejected without being discussed. Yet the seven-page
document was not rejected and Christofias also submitted his own written
proposals on Tuesday, so that talks could proceed.
This erratic behaviour has become the presidents trademark. He agrees with the
party leaders because he is afraid to stand up to them but then completely ignores
them because he has no intention of walking out of the talks. There is no
strategy or plan of action; he is content to improvise policy, always following
the path of least resistance.
The way he reacted to the Turkish proposals was a case in point. The Turkish
proposals were conveyed to him on January 4 and he expressed no objections,
recognising they were negotiable. When they were leaked to the Turkish press on
Thursday and he was faced with the knee-jerk reactions of the Greek Cypriot
politicians, he changed tack. He started publicly complaining and called a
meeting of the party leaders to discuss the unacceptable proposals. At the
meeting, he agreed that he would not discuss the Turkish proposals and that he
would report Talat to the UN and European Commission for having deviated from
the agreed basis of the negotiations.
He would not have said anything about the proposals if they were not made
public. He would have accepted that their submission was part of the Turkish
sides negotiating tactics. Only a fool would have expected the Turks to submit
proposals that Omirou, Garoyian and Syllouris might consider to be acceptable.
But Christofias did not have the courage to stand up to his critics, choosing
the easy option of siding with them. So then if the critics were right, why did
he agree to discuss the unacceptable proposals at his meetings with Talat this
week?
These are demonstrations in weak and indecisive leadership. The president
swings from one position to the other in order to stay on good terms with
everyone, not realising that in the process he is destroying the last shreds of
credibility he may have had as a politician.
CYPRUS
MAIL
İçişleri
Bakanı Beşir Atalay aylardır beklenen
açıklamasını bugün yaptı. Kamuolunda Kürt
açılımı olarak bilinen demokratik açılımın ilk
paketi bugün duyuruldu. İşte hükümetin ilk Kürt
açılımı paketi:
CEZAEVLERİNDE
KÜRTÇE GÖRÜŞME
- Cezaevlerindeki hükümlülerin yakınlarıyla farklı
lehçelerde konuşmasını sağlayan yönetmelik yürürlüğe
girmiştir. TRT, TRT-6yla yayına başlamıştı.
Şu anda özel televizyon ve
radyolarda farklı dil ve lehçelerde 24 saat yayın yapılabilir.
Üniversiteler bünyesinde farklı dil ve lehçelerde enstitü
araştırma merkezi kurulması yönünde YÖKün tasarrufları var.
YOL KONTROLLERİ AZALTILACAK
- Terörle mücadeleyi aksatmayacak şekilde,
vatandaşlarımızın günlük yaşamlarını
kolaylaştıracak adımlar atılmaktadır. Yol
kontrollerinin azaltılması ve yayla yasaklarının asgari
seviyeye indirilmesi amacıyla genelgeler hazırlanmıştır.
Bu önemlidir. Bunlar ülkemizin değişik kesimleri için hayatı çok
kolaylaştıran çok önemli, idari tasarruflarla sağlanabilecek
tedbirlerdir. Biz bunları önemsiyoruz. Özellikle günlük hayatta ülkemizin
her köşesinde insanımızın rahat edeceği
adımları atmaya devam ediyoruz.
- Bunlar yasal
değişiklik gerektiren adımlardır.
TAŞ ATAN ÇOCUKLAR, ÇOCUK MAHKEMESİNDE YARGILANACAK
- 18 yaş altındaki tüm çocukların çocuk
mahkemesinde yargılamaya yönelik kanun tasarısı Meclise
gönderilmiştir. İnsan haklarıyla ilgili yeni mekanizmaların
kurulması bu sürecin en önemli sonuçlarından biridir. İnsan haklarını
birey boyutunda daha da böyle hücrelere kadar hissedilir şekle getirecek
bazı tasarıların hazırlığı içerisindeyiz.
-Hükümetimiz milletimizi layıkıyla temsil etmek için
çalışmalarını devam ettiriyor. Türkiyenin en itibarlı
şekilde temsil edilmesi için çaba veriyoruz. Son 7 yıldaki
çabalarımız ülkemizi hem bölgesinde büyük bir güç hemde küresel bir
aktör haline gelmiştir.
İÇ SORUNLARI CESARETLE ÇÖZMEYE ÇALIŞIYORUZ
-Bütün bunları yaparken ülkelerin kendi iç
sorunlarını çözmesi ve bunları iyi yönetmesi yani içerdeki ev
ödevini iyi yapması da çok önemlidir. Biz bu iç
sorunlarımızı da cesaretle çözmeye çalışıyoruz.
Hükümetimiz sorunlardan kaçan değil sorunları çözen bir
iktidardır. Biz bunu ilke edindik. Risk almaktan kaçan değil millet
adına sorumluluklarının farkında olan ve bunları
üstlenen bir iktidarız.
- Çünkü biz çözümü ne kadar büyütürsek sorunu o kadar
küçülteceğimize inanıyoruz. Çözümsüzlüğü politika olarak
benimsemedik. Kınayıcıların kınamasından, felaket
senaryolarından çekinmeyerek sorunların üzerine gittik. Ak Parti hükümetleri
olarak geçmiş iktidarlarının yaptığı gibi biz
kanayan yaralarına dokunmayabilirdik. Ama biz başta da
söylediğim gibi farkı bir iktidarız. Sorunları iyi analiz
eden teşhis eden ve birbir çözen bir hükümetiz. Daha fazla yıllarca
devam eden kanın akmasına da seyirci kalmadık
kalmayacağız.
- Bazen içeriği bilinmiyor gibi ifadeler
kullanılıyor. Bunlardan birincisi terörün sona erdirilmesi. İkincisi
ise demokratik standardımızın yükseltilmesi.
HUZURLU BİR ÜLKEDE YAŞAYACAĞIZ
- Bu iki hedefin gerçekleşmesi halinde, kader birliği
yapmış olan milletimizin tüm fertleriyle daha huzurlu özgür bir
ülkede yaşayacağı açıktır. Ayrıca
kardeşliğimizi perçinleyecek bu hedeflere aklı başında
hiç kimsenin karşı çıkacağına da ihtimal vermiyoruz.
Bu nedenle biz milli birlik ve kardeşlik projesi dedik. Burada hedefimiz
sonsuzca kardeşlik.
- Kurumlarla ilgili kanun çalışmalarının önemli ölçüde
tamamlandığını biliyoruz. İhtiyari protokolün
onaylanmasına ilişkin kanun tasarısı Meclise gönderildi.
Mecliste önceliklerimiz arasında olacaktır. Türkiye insan
hakları kurumunun kurulmasına yönelik kanun tasarısı
haftaya Meclise gidebilir.
- Diğer ikisi, bağımsız kolluk gözetim
komisyonu hakkındaki kanun taslağının
çalışması tamamlandı ve ilgili kamu kurumlarına
gönderildi. Tasarılarda ilgili kurumların görüşlerinin
alınması önemlidir. Çok gecikmeden bunu
- Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik kuruluna
ilişkin kanun tasarısı da tamamlanmak üzere, haftaya da bunu
ilgili kuruluşların görüşlerine göndereceğiz.
- Şu geçen sürece meclisteki bu konuların sunumundan
sonra, tüm bu kanun tasarılarının hazırlanması
sürecinde biz, katılımcı yöntemi mümkün olduğunca
uygulamaya çalıştık. STKlarla, akademisyenlerle
toplantılar yaptık, önerilerini aldık. Sivil
katılımı da dahil ederek yürütüyoruz bu
çalışmayı.
- Yapılan bu değişiklikler, etnik kökeni, siyasi
tercihi ne olursa olsun herkesin temel hak ve özgürlüklerini korumayı amaçlamaktadır.
Vatandaşlarımızın bütününü kapsamaktadır. Bu
mekanizmalar herkese hitap ediyor.
- Bu adımlar uluslar arası insan hakları hukukuna
bağlı devletimizin attığı atacağı
adımlardır.
- Bu mekanizmaların en az üç ortak özelliği var.
Bunların tamamının öznesi insan olan, kurumsal
yapılardır. İkincisi, bu dört mekanizma bağımsız
mekanizmadır. Hepsi bağımsızdır. Hiçbir organdan emir
ve talimat almadan faaliyet göstereceklerdir. Üçüncüsü de bunlar
kendiliğinden, başvuru üzerine çalışacak
mekanizmalardır.
- Türkiye İnsan Hakları Kurumu, hemen her demokratik
ülkede bulunan bir kurumdur. Bildiğiniz gibi başbakanlık
bünyesinde faaliyet gösteren bir insan hakları
başkanlığımız vardır. Ancak bu kurumumuzun
bağımsızlık ve tarafsızlığı
taşımadığı gerekçesiyle eleştirilmektedir. Biz bu
nedenle bağımsız olarka çalışacak yeni bir kurum
oluşturuyoruz. İnsan hakları kurumu, toplumda hak arama
bilincinin gelişmesinde görevleri de olacaktır. Bu kurumların etkili
şekilde çalışmasının toplumumuza büyük faydası
olacaktır. Bu kurumlar sayesinde AİHM önünde, ülkemize yapılan
şikayetlerde büyük azalma bekliyoruz. Ülkemizi yüklü miktarda tazminata
mahkum edildiği düşünüldüğünde önemi büyüktür.
KANUN ÖNÜNDE HERKES EŞİTTİR
- Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu:
Herkes ayrım edilmeksizin kanun önünde eşittir.
Bağımsız bir mekanizma oluşturuyoruz. Bu gerçekten
Türkiyede insan hakları ve demokrasiyi yükseltme bakımından
büyük bir adımdır. Bu kurum her türlü ayrımcılığın
önlenmesi için, ihlalin ortadan kaldırılması için görev
yapacaktır. Bu kurul, sembolik yetkilerin ötesinde önemli yetkilere sahip
olacaktır. Kurumun kararları tüm devlet organlarını
bağlayacak düzeyde olacaktır. Ayrımcılığa tabi
tutulduğunu düşünen bütün vatandaşlarımız
başvurabilecektir. Kurulun kararları, bilirkişi raporu olarakta
kabul edilecektir.
- Kolluk Gözetim Komisyonu: İşkenceye sıfır
tolerans politikamızı başarıyla uygulamaktayız. Bunun
son örneklerinden biri de bu komisyonun kurulmasına yönelik kanun
çalışmasıdır. Kamu kurumlarından, üniversitelerden
temsilciler görev yapacaktır. Komisyon bir yandan ihlal iddialarıyla
ilgili başlatılan soruşturmaları izleyecek, diğer
yandan bizzat kolluk hakkında idari soruşturmanın
başlatılmasını isteyebilecektir. Esasen bu komisyn hem
vatandaşlarımızı koruyacak, hemde kolluk görevlilerimizi
koruyacaktır. Kolluk görevlilerinin güvenlik personelinin, vatandaşa
zaman zaman kötü muamele ettiği vs biz bu konuda bir çok tedbirler
aldık. 2009da bütün polis merkezleirmizi yeniden gözden geçirdik. Standartlar
getirdik, kamera sistemi getirdik. Bu da daha ileri bir mekanizma. Kötü
muamelede elbette yargı yolu var. Ama aynı zamanda idari olarakta
disiplin soruşturması yapılıyor. Ben yeni bir uygulama
getirdim. Önce açığa alıyoruz, sonra inceleme
yaptırıyoruz. Sonunda durum ortaya çıktığında da
uygulama yapıyoruz. Şimdi bağımsız bir mekanizma
getiriyoruz. Bunu sadece vatandaşın hakkını korumak için de
ifade etmiyorum, diğer yandan güvenlik güçlerimiz için de bir güvence
olacaktır.
- Tüm bu mekanizmalar herkes için daha fazla hak ve özgürlük
anlayışını hayata geçiren koruma
mekanizmalarıdır. Bunlar baştan beri sürdürdüğümüz
demokrasi sürecinin parçalarıdır. Biz partimiz
kuruldığında bu hedefleri koyduk. 58. hükümetten itibaren çok
ileri adımlar attık. Bu getirdiğimiz 4 mekanizma,
demokratikleşme alanında çok ileri çok rafine tedbirlerdir. Çok ince
ayarlardır. Bireyi koruyacak, bireyin hakkını aramasına
imkan verecek gelişmelerdir. Bunun çok iyi algılanmasını
gerçekten önemli görüyorum. Milli iradeye dayanan demokratik hukuk devletinin
tüm kurallarıyla işlemesi için çok önemli adımlar attık,
devam edeceğiz.
- Demokratik açılım Ak Partinin
kurulmasıyla başlamıştır. Partimizin varlık
nedenlerinden en önemlisi demokrasi açığını
kapatmaktır.
YAŞANAN TRAJİ KOMİKTİR
- Bu gerçekler ortadayken yaşanan bir tartışma
traji komiktir. Ülkemizin polis devletine doğru gittiğini iddia
ediyorlar. İnsanın ciddiye alası bile gelmiyor. Türkiye
neredeyse, demokratik standartlarını en uç noktalara doğru
götürüyor. Yeni bir temcit pilavıyla karşı
karşıyayız. Çok ucuz bir sosyal mühendislik projesi.
İşte sivil darbe, sivil faşizm gibi, özünde çelişkili ifadeler
yeniden gündeme getirilmeye başlanıyor. Aslında bunlar bazı
siyasetçilerin ve partilerin klasiğidir. Geçmişte de bunlar
olmuştur.
- Bunların hepsi önceden biraz
çalışılmış, yapaylığı
sırıtan, düşünce asaletinden de yoksuldur. Sığ ve
yapan olduğundan da ömrü bir haftayı geçmiyor. Ülkemizde tartışmamız
gereken şey, ülkemizin standartlarının daha nasıl
yükseltebiliriz kaygıları olmalıdır. Bizim derdimiz
milletimiz tarafından çok iyi biliniyor. Bizi anaların vicdanı
çok iyi anlıyor. Girdiğimiz yol, başbakanımızın
ifade ettiği gibi, analar daha fazla ağlamasın ve daha güçlü bir
Türkiye ortaya çıksın yoludur. Bunun en büyük
karşılığı milletimizin vicdanıdır. Türkiye
normalleştikçe büyüyor.
- Dere yatağında akmaya başladı,
bırakın Türkiyede tekrar demokratik alanların
sınırlanması veya işte sivil dikta vs. bu bizim getirdiğimiz
mekanizmalar ve Ak Partinin
2002den bu yana yaptığı uygulamalarla, bırakın
şimdileri gelecekte de bunların heveslileri olsa bile
dönemeyeceklerdir. Türkiye öyle mesafe aldı. Onun için diyorum dere
yatağı akmaya başladı, Türkiye büyüyor. Bizim görevimiz bu.
- Bu idare işkenceye sıfır tolerans. Şu anda
Türkiyede işkenceyle ilgili dava yok denecek kadar azdır.
Kolluklarla ilgili olan tedbirler almaktadır. Bağımsız kolluk
denetim ve gözetim mekanizması kuruyoruz biz. Polis devleti olanlar bu
mekanizmayı kurmazlar. Yani bunlar milletimizin kafasını
karıştırmaya yönelik bazı suçlamalar. Türkiyede artık
o yollar geride kaldı. Türkiyede artık herkes herkesi düşünüyor
ve konuşuyor. Biz yeter ki bu özelliğini daha da takviye edelim.
KARANLIK ODA KALMASIN
- Karanlık odalar kalmasın, karanlık
kapıların ardında bir şey kalmasın. Her şey
şeffaf ve açık. Biz baştan itibaren Türkiyenin
demokratikleşmesi için büyük çaba sarf ediyoruz. Biz hepimiz birlikte
Türkiyeyiz diyoruz. Hepimiz birlikte Türk milletiyiz.
- Vatandaşımızın kadim kardeşlik hukuku
ve engin ön görüsü bu söylemleri boşa çıkarıyor. Çözümün
karşısında durmak, çözümü baltalamak, kitleleri galeyana getirme
çabası anlaşılır değildir. Birileri bunu yapıyor.
Milletimiz basiret sahibidir. Ben özellikle bir toplum
araştırmacısı olarak, bizim milletimizin, Türk milletinin
bu özelliğine karakterine çok güveniyorum. Oynanan oyunları dönen
dolapları çok iyi biliyor. Bu sorunları, siyasi rüştünü
ispatlayamamış siyasi partiler, marjinal gruplar çözemez. Bu konular
geniş ufuk vizyon ister. Bu sorunlar ancak öyle çözülür. Bugün mikro
boyutta boğulanlar var. Özden uzaklaşmamak lazım. Bu süreçler
kolay süreçler değildir.
CESARETLE ÇÖZÜLÜR
- Bu sorunlar ancak hükümetimizin ortaya koyduğu ufuk vizyon
samimiyet ve cesaretle çözülür. Bizim farkımız bu. Ak Parti kendisini
iktidar yapan gücün farkındadır. Ak Partiye oy veren
vermeyen her vatandaşımızın şikayeti derdi, bizim
derdimizdir.
TERÖRÜ SONA ERDİRECEĞİZ
- Biz bu süreci kararlı şekilde devam ediyoruz. Terörün sonlandırılmasına
yönelik olarak sonuç alınacak önemli çok ileri kapsamlı
çalışmalar yapıyoruz.
- İçerde ve dışarıda kapsamlı bir çalışma
yürütüyoruz. Terörün sona erdirilmesi için gereken ne varsa onu yapıyoruz.
Bütün en ileri adımları atıyoruz ve ince ince dokunarak devam
ediyor. Bunun pek çok boyutları ve bütün boyutlarıyla bu yürütülüyor.
TÜRKİYE BU TERÖRÜ TAŞIMAYACAK
- Bildiğiniz gibi Türkiyeye dönük terör daima zaman zaman komşu
ülkelerden zaman zaman bazı Avrupa ülkelerinden destek görmüştür.
Şu anda Türkiye eski Türkiye değil. Türkiye güçlü bir ülke ve uluslar
arası alanda bu gücünü, Türkiyeye dönük terör desteklerini bitirmek için
sonuna kadar kullanıyor. Türkiye bu terörü artık
taşımayacak. Bunun için çalışıyoruz. Milletimizin
desteğini devam ettirmesini biz talep ediyoruz.
HURRIYET
15/01/10
Lefkoşa
Rum lideri
Hristofyas KKTC
Cumhurbaşkanı Talatın Ankara ile
birlikte hazırladığı bir dizi öneriyi geçen hafta reddetti.
Bu ret Türk tarafında şok etkisi yarattı.
Talat ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu üzerinde uzun
zaman çalıştıkları önerilerin Kıbrıs
sorununun çözümünde bir dönüm noktası teşkil edeceğini
umuyorlardı.
Hristofyas önerilerin en azından bir bölümünü kabul edecek,
görüşmeler hızlanacaktı. Talat nisandaki
cumhurbaşkanlığı seçimlerine elinde toplumlar arası
görüşme başarısıyla girecekti. Ancak bu olmayacak ve belki
de bu nedenle seçimleri kaybedecek.
Talatın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakibi, daha
resmen açıklanmamış olsa bile, Başbakan Derviş
Eroğludur.
Kamuoyu araştırmaları Eroğlunu önde gösteriyor. Talat
kampına göre fark yüzde 4 ile 7 ve kapatılabilir. Eroğlu
kampına göre fark yüzde 15 ve kapatılması imkânsızdır.
Talat, Kıbrıs politikasında AKP hükümetiyle tam uyum içinde ve
hem Başbakan Erdoğan hem de Cumhurbaşkanı Gül ile
arası çok iyi.
Eroğlu ise Kıbrıs konusunda bir şahin. O Hristofyasın
fazla uç diye reddettiği öneri paketini aşırı tavizkâr
buluyor.
Genel beklenti, Eroğlunun seçilmesi halinde toplumlar arası
görüşmelerin kısa sürede çıkmaza gireceği.
Seçimlere müdahale
Eroğluna yakın çevreler böyle bir olasılığın
olmadığını söylüyor. 23 yıl parti
başkanlığı, 19 yıl başbakanlık
yapan ve 9 Türk başbakanıyla çalışan Eroğlu, Hiçbir
zaman Ankaraya ters düşmedi. KKTCnin Türkiyeden
bağımsız bir Kıbrıs politikası yürütmesi
düşünülemez diyor danışmanları.
Ama fazla insanı ikna ettiklerini sanmıyorum. Hristofyas
ortalığı birbirine katacağına, önerileri
beğenmediğini Talata özel olarak söyleyebilir, nisanda
yapılacak seçimlerin arifesinde ayağının altından
halıyı çekmeyebilirdi.
Ama yapmadı. Neden?
Sanıyorum toplumlar arası görüşmelerden ümidini kesti. Talattan
kurtulmak ve müzakerelerden çekilmek istiyor. Ama bunu yaparken kabahati Türk
tarafının üzerine yıkması lazım. Talat ona bir mazeret
vermeyecekti. Eroğlu verebilir.
Kıbrıs konusunda moral üstünlüğü elinde tutmak isteyen Ankara,
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Talatı destekliyor.
Müzakerelere yakın bir kaynağa göre, Ankara çözüm istiyor. Olmazsa
Rum tarafı uluslararası topluluk tarafından şüphe
bırakmayacak şekilde çözümü istemeyen taraf olarak görünsün istiyor.
Aynı inancı taşıyan Talatın desteklenmesi bu yüzden.
Uzun zamandır politikada olmasına rağmen uluslararası
deneyimi az olan Eroğlu ise Ankaranın başına dert
açabilir.
Sual şu: Ankara buna izin verecek mi? Yoksa, geçmişte de sık
sık görüldüğü gibi, seçimlere müdahale edecek mi?
MILLIYET
15/01/10 METIN MUNIR
Bakan Atalay'dan Kürt açılım paketi
açıklaması
15/01/2010 RADIKAL
İçişleri Bakanı Beşir Atalay açılımla ilgili açıklamalarda bulunuyor. Atalay, daha önce soyut olarak bahsettiği Kürt açılımyla ilgili maddeleri bugün düzenlediği basın toplantısında somut şekilde açıklıyor. İşte hükümetin Kürt açılımı paketi.
İLERİ KAPSAMLI ÇALIŞMALARIMIZ VAR
- Biz bu süreci kararlı şekilde devam ediyoruz. Terörün
sonlandırılmasına yönelik olarak sonuç alınacak önemli çok
ileri kapsamlı çalışmalar yapıyoruz.
TERÖRÜ SONA ERDİRECEĞİZ
- İçerde ve dışarıda kapsamlı bir çalışma
yürütüyoruz. Terörün sona erdirilmesi için gereken ne varsa onu yapıyoruz.
Bütün en ileri adımları atıyoruz ve ince ince dokunarak devam
ediyor. Bunun pek çok boyutları ve bütün boyutlarıyla bu yürütülüyor.
TÜRKİYE BU TERÖRÜ TAŞIMAYACAK
- Bildiğiniz gibi Türkiyeye dönük terör daima zaman zaman komşu
ülkelerden zaman zaman bazı Avrupa ülkelerinden destek görmüştür.
Şu anda Türkiye eski Türkiye değil. Türkiye güçlü bir ülke ve uluslar
arası alanda bu gücünü, Türkiyeye dönük terör desteklerini bitirmek için
sonuna kadar kullanıyor. Türkiye bu terörü artık taşımayacak.
Bunun için çalışıyoruz. Milletimizin desteğini devam
ettirmesini biz talep ediyoruz.
TARİHİ BİR OTURUM GERÇEKLEŞTİRDİK
- İkinci boyuta geldiğimizde 13 Kasım 2009da Mecliste tarihi
bir oturum gerçekleştirdik. Kısa orta ve uzun vadede hangi
adımları atacağımızı da detayıyla verdik.
Burada verdiğimiz programa uygun olarak
çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Hepsini tek tek takip
ediyoruz. oradaki ifadelerimiz bizim taahhütlerimizdir.
CEZAEVLERİNDE KÜRTÇE KONUŞULACAK
- Cezaevlerindeki hükümlülerin yakınlarıyla farklı lehçelerde
konuşmasını sağlayan yönetmelik yürürlüğe
girmiştir. TRT, TRT-6yla yayına başlamıştı.
Şu anda özel televizyon ve radyolarda farklı dil ve lehçelerde 24
saat yayın yapılabilir. Üniversiteler bünyesinde farklı dil ve
lehçelerde enstitü araştırma merkezi kurulması yönünde YÖKün
tasarrufları var.
- Terörle mücadeleyi aksatmayacak şekilde,
vatandaşlarımızın günlük yaşamlarını
kolaylaştıracak adımlar atılmaktadır. Yol
kontrollerinin azaltılması ve yayla yasaklarının asgari
seviyeye indirilmesi amacıyla genelgeler
hazırlanmıştır. Bu önemlidir. Bunlar ülkemizin
değişik kesimleri için hayatı çok kolaylaştıran çok
önemli, idari tasarruflarla sağlanabilecek tedbirlerdir. Biz bunları
önemsiyoruz. Özellikle günlük hayatta ülkemizin her köşesinde
insanımızın rahat edeceği adımları atmaya devam
ediyoruz.
- Bunlar yasal değişiklik gerektiren adımlardır.
18 YAŞ ALTI ÇOCUK MAHKEMESİNDE YARGILANACAK
- 18 yaş altındaki tüm çocukların çocuk mahkemesinde
yargılamaya yönelik kanun tasarısı Meclise gönderilmiştir.
İnsan haklarıyla ilgili yeni mekanizmaların kurulması bu
sürecin en önemli sonuçlarından biridir. İnsan haklarını
birey boyutunda daha da böyle hücrelere kadar hissedilir şekle getirecek
bazı tasarıların hazırlığı içerisindeyiz.
-Hükümetimiz milletimizi layıkıyla temsil etmek için
çalışmalarını devam ettiriyor. Türkiyenin en itibarlı
şekilde temsil edilmesi için çaba veriyoruz. Son 7 yıldaki
çabalarımız ülkemizi hem bölgesinde büyük bir güç hemde küresel bir
aktör haline gelmiştir.
İÇ SORUNLARI CESARETLE ÇÖZMEYE ÇALIŞIYORUZ
-Bütün bunları yaparken ülkelerin kendi iç sorunlarını çözmesi
ve bunları iyi yönetmesi yani içerdeki ev ödevini iyi yapması da çok
önemlidir. Biz bu iç sorunlarımızı da cesaretle çözmeye
çalışıyoruz. Hükümetimiz sorunlardan kaçan değil
sorunları çözen bir iktidardır. Biz bunu ilke edindik. Risk almaktan
kaçan değil millet adına sorumluluklarının farkında
olan ve bunları üstlenen bir iktidarız.
- Çünkü biz çözümü ne kadar büyütürsek sorunu o kadar küçülteceğimize
inanıyoruz. Çözümsüzlüğü politika olarak benimsemedik.
Kınayıcıların kınamasından, felaket
senaryolarından çekinmeyerek sorunların üzerine gittik. Ak Parti
hükümetleri olarak geçmiş iktidarlarının yaptığı
gibi biz kanayan yaralarına dokunmayabilirdik. Ama biz başta da
söylediğim gibi farkı bir iktidarız. Sorunları iyi analiz
eden teşhis eden ve birbir çözen bir hükümetiz. Daha fazla yıllarca
devam eden kanın akmasına da seyirci kalmadık
kalmayacağız.
- Bazen içeriği bilinmiyor gibi ifadeler kullanılıyor. Bunlardan
birincisi terörün sona erdirilmesi. İkincisi ise demokratik
standardımızın yükseltilmesi.
HUZURLU BİR ÜLKEDE YAŞAYACAĞIZ
- Bu iki hedefin gerçekleşmesi halinde, kader birliği
yapmış olan milletimizin tüm fertleriyle daha huzurlu özgür bir
ülkede yaşayacağı açıktır. Ayrıca
kardeşliğimizi perçinleyecek bu hedeflere aklı başında
hiç kimsenin karşı çıkacağına da ihtimal vermiyoruz.
Bu nedenle biz milli birlik ve kardeşlik projesi dedik. Burada hedefimiz
sonsuzca kardeşlik.
Kurumlarla ilgili kanun çalışmalarının önemli ölçüde
tamamlandığını biliyoruz. İhtiyari protokolün
onaylanmasına ilişkin kanun tasarısı Meclise gönderildi.
Mecliste önceliklerimiz arasında olacaktır. Türkiye insan
hakları kurumunun kurulmasına yönelik kanun tasarısı
haftaya Meclise gidebilir.
Diğer ikisi, bağımsız kolluk gözetim komisyonu
hakkındaki kanun taslağının çalışması
tamamlandı ve ilgili kamu kurumlarına gönderildi. Tasarılarda
ilgili kurumların görüşlerinin alınması önemlidir. Çok
gecikmeden bunu
Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik kuruluna ilişkin
kanun tasarısı da tamamlanmak üzere, haftaya da bunu ilgili
kuruluşların görüşlerine göndereceğiz.
Şu geçen sürece meclisteki bu konuların sunumundan sonra, tüm bu
kanun tasarılarının hazırlanması sürecinde biz,
katılımcı yöntemi mümkün olduğunca uygulamaya
çalıştık. STKlarla, akademisyenlerle toplantılar
yaptık, önerilerini aldık. Sivil katılımı da dahil
ederek yürütüyoruz bu çalışmayı.
Yapılan bu değişiklikler, etnik kökeni, siyasi tercihi ne olursa
olsun herkesin temel hak ve özgürlüklerini korumayı amaçlamaktadır.
Vatandaşlarımızın bütününü kapsamaktadır. Bu
mekanizmalar herkese hitap ediyor.
Bu adımlar uluslar arası insan hakları hukukuna bağlı
devletimizin attığı atacağı adımlardır.
Bu mekanizmaların en az üç ortak özelliği var. Bunların
tamamının öznesi insan olan, kurumsal yapılardır.
İkincisi, bu dört mekanizma bağımsız mekanizmadır.
Hepsi bağımsızdır. Hiçbir organdan emir ve talimat almadan
faaliyet göstereceklerdir. Üçüncüsü de bunlar kendiliğinden, başvuru
üzerine çalışacak mekanizmalardır.
Türkiye İnsan Hakları Kurumu, hemen her demokratik ülkede bulunan bir
kurumdur. Bildiğiniz gibi başbakanlık bünyesinde faaliyet
gösteren bir insan hakları başkanlığımız
vardır. Ancak bu kurumumuzun bağımsızlık ve
tarafsızlığı taşımadığı
gerekçesiyle eleştirilmektedir. Biz bu nedenle bağımsız
olarka çalışacak yeni bir kurum oluşturuyoruz. İnsan
hakları kurumu, toplumda hak arama bilincinin gelişmesinde görevleri
de olacaktır. Bu kurumların etkili şekilde
çalışmasının toplumumuza büyük faydası olacaktır.
Bu kurumlar sayesinde AİHM önünde, ülkemize yapılan şikayetlerde
büyük azalma bekliyoruz. Ülkemizi yüklü miktarda tazminata mahkum edildiği
düşünüldüğünde önemi büyüktür.
Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu: Herkes ayrım
edilmeksizin kanun önünde eşittir. Bağımsız bir mekanizma
oluşturuyoruz. Bu gerçekten Türkiyede insan hakları ve demokrasiyi
yükseltme bakımından büyük bir adımdır. Bu kurum her türlü
ayrımcılığın önlenmesi için, ihlalin ortadan
kaldırılması için görev yapacaktır. Bu kurul, sembolik
yetkilerin ötesinde önemli yetkilere sahip olacaktır. Kurumun
kararları tüm devlet organlarını bağlayacak düzeyde
olacaktır. Ayrımcılığa tabi tutulduğunu
düşünen bütün vatandaşlarımız başvurabilecektir.
Kurulun kararları, bilirkişi raporu olarakta kabul edilecektir.
Kolluk Gözetim Komisyonu: İşkenceye sıfır tolerans
politikamızı başarıyla uygulamaktayız. Bunun son
örneklerinden biri de bu komisyonun kurulmasına yönelik kanun
çalışmasıdır. Kamu kurumlarından, üniversitelerden
temsilciler görev yapacaktır. Komisyon bir yandan ihlal iddialarıyla
ilgili başlatılan soruşturmaları izleyecek, diğer
yandan bizzat kolluk hakkında idari soruşturmanın
başlatılmasını isteyebilecektir. Esasen bu komisyn hem
vatandaşlarımızı koruyacak, hemde kolluk görevlilerimizi
koruyacaktır. Kolluk görevlilerinin güvenlik personelinin, vatandaşa
zaman zaman kötü muamele ettiği vs biz bu konuda bir çok tedbirler
aldık. 2009da bütün polis merkezleirmizi yeniden gözden geçirdik.
Standartlar getirdik, kamera sistemi getirdik. Bu da daha ileri bir mekanizma.
Kötü muamelede elbette yargı yolu var. Ama aynı zamanda idari
olarakta disiplin soruşturması yapılıyor. Ben yeni bir
uygulama getirdim. Önce açığa alıyoruz, sonra inceleme
yaptırıyoruz. Sonunda durum ortaya çıktığında da
uygulama yapıyoruz. Şimdi bağımsız bir mekanizma
getiriyoruz. Bunu sadece vatandaşın hakkını korumak için de
ifade etmiyorum, diğer yandan güvenlik güçlerimiz için de bir güvence
olacaktır.
Ekonomi
ve Enerji Bakanı Sunat Atun, Abu Dabili iş çevrelerine KKTCnin
yatırıma müsait bir ülke olduğunu ve hükümetin yabancı
yatırımcılara yardımcı olacak bir politika
güttüğünü söyledi.
Birleşik
Arap Emirlikleri (BAE) ve Umman Sultanlığını kapsayan
KKTCde yatırım olanaklarını tanıtım turu
çerçevesinde ilk konferans BAEnin Abu Dabi Emirliğinde
yapıldı.
YAGA ile
KKTCnin gözlemci statüsüne sahip olduğu İslam Konferansı
Örgütünün bir kolu olan İslam
Ticareti Geliştirme Merkezinin işbirliği ile düzenlenen
konferanslar, İslam Kalkınma Bankasının
katkıları ile gerçekleşiyor.
Potansiyel
yatırımcılara yönelik verilen konferans sonrasında
misafirler ve KKTC heyeti, konferansın yer aldığı Shereton
Otelde verilen öğle yemeğinde karşılıklı sohbet
etme olanağı buldu.
Konferansta
Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun, YAGA Direktörü Ayşe Dönmezer ve
Sanayi Odası Başkanı Ali Çıralı birer konuşma
yaptı.
Ticaret
Odası İslam Dünyası ile İlişkiler Komitesi
Başkanı Taner Yolcu ise Oda Başkanı Günay Çerkezin
mesajını ileti.
SUNAT ATUN
Sunat
Atun, KKTCde yatırım olanakları ile ilgili tanıtım
turunun Körfez bölgesinde hayata geçirilen ilk somut program olduğunu, bu
çerçevede KKTC ile Abu Dabi asında sürdürülebilir ilişkilerin
kurulabilmesi açısından önemli olduğunu kaydetti.
Atun,
ziyaretin KKTCnin yatırımlar için daha cazip bir yer
yapılabilmesi açısından sağlanacak ilişkiler
sonrası ortaya konacak tavsiyeler açısından da önemi rol
oynadığını belirtti.
Abu Dabi
Yatırım Dairesinin çok yönlü yatırım stratejisi takip
edeceklerini açıkladığına işaret eden Atun, Kuzey
Kıbrıs şimdi yatırıma müsait bir ülkedir. Hükümetimiz
dıştan gelecek yatırımlara karşı kararlı bir
politikası var dedi.
Hükümetin
sadece teşviklerle değiş uygun koşullar sunarak
yabancı yatırımcıları çekme amacında
olduğunu kaydeden Atun, reel ve
turizm alanındaki yatırımlara Kalkınma Bankası
tarafından uzun vadeli kredi verildiğini anlattı.
KKTCden
Abu Dabiye yılda 1 milyon dolar ihracat, Abu Dabiden ise 6 milyon dolar ithalat
yapıldığına işaret eden Atun, bunun iki ülke
arasındaki ticaretin geliştirilebileceğinin bir işareti
olduğunu ifade etti.
MAVİ
AKIM
Türkiyenin
enerji açısından önemli bir konuma gelmekte olduğunu kaydeden
Atun, Bizim de bu projeler içerisinde özellikle Mavi Akım projesinde
ciddi bir rolümüz olacağına inanıyorum dedi.
Kuzey
Kıbrısın yatırım için neden tercih edilebileceği
konusunda Atun, KKTCde liberal düzen olduğunu, AB ülkeleri arasında
en düşük şirket vergisi uygulandığını, son
beş yılda iyi bir ekonomik performans gösterdiğini, sağlam
bir bankacılık sektörü bulunduğunu, Avrupa ve Ortadoğu
arasında önemli bir stratejik konumda bulunulduğunu anlattı.
Turizm
alanındaki büyük yatırım imkanlarına da dikkat çeken Atun,
KKTCnin dünya rekabet edilebilirlik indeksinde 44. sırada yer
aldığını kaydetti
ve Bu sebeplerden dolayı KKTC iyi bir yatırım alanı olarak
ortaya çıkıyor dedi.
ÇIRALI
Kıbrıs
Türk Sanayi Odası Başkanı Ali Çıralı da
konuşmasında, KKTCde yatırım ortamının
iyileştirilmesine büyük önem verildiğini, daha yararlı
işbirliği ortamı yaratmak adına odanın
Uluslararası Ticaret Odası ve İslam Ticaret ve Sanayi
Odasına üye olduğunu kaydetti.
BAEdeki
iş adamları ile işbirliğini geliştirebileceklerine
inandığını ifade eden Çıralı,
Kıbrısın küçük bir
ekonomiye sahip olduğunu ancak coğrafik konumundan ve
potansiyelinden dolayı pek çok alanda fırsatlar sunduğunu
söyledi.
ÇERKEZ
Kıbrıs
Türk Ticaret Odası (KTTO) Başkanı Günay Çerkez ise
toplantıya gönderdiği mesajda, KKTCnin doğu ve batıyı
bir araya getiren uluslararası bir merkez olabileceğini kaydetti.
Mesajda, Körfez bölgesindeki oda ve iş dünyası örgütleri ile daha çok
işbirliği arzusu belirtildi.
DÖNMEZER
YAGA
Direktörü Ayşe Dönmezer ise, YAGAnın yerel ve dıştan
yatırımcıları çekmek amacıyla kurulduğunu ifade
etti ve YAGAnın tanıtım programı için BAEni seçmesinin
nedeninin Körfez bölgesindeki iş adamlarının artan öneminden
kaynaklandığını belirtti.
TEMASLAR
Öte
yandan Birleşik Arap Emirliklerinde (BAE) temaslarda bulunan Ekonomi ve
Enerji Bakanı Sunat Atun, beraberindeki heyetle BAE Yüksek Öğrenim ve
Bilimsel Araştırma Bakanı Şeyh Nahyan bin Mubarak Al
Nahyanı ziyaret etti.
Nahyan
ziyarette yaptığı konuşmada, Ekonomi Bakanı Atun ve
beraberindeki heyetin ziyaretinden büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.
Ekonomi
ve Enerji Bakanı Sunat Atun ise konuşmasında, Yatırım
Geliştirme Ajansının (YAGA) Abu Dabide düzenlediği
KKTCdeki yatırım olanakları ile ilgili konferans hakkında
Nahyana bilgi verdi.
HALKIN SESI 15/01/10
![]()
Rum basını;
yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk
aşamasının önceki gün hiçbir önemli görüş birliğine
varılamadan tamamlandığına dair haberler
yayınladı.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofiyas
arasında ilk turu tamamlanan
Yoğunlaştırılmış görüşmelerde, önemli
konularda görüş birliği sağlanamadığı belirtildi.
Rum basını; yoğunlaştırılmış
müzakerelerin ilk aşamasının önceki gün hiçbir önemli görüş
birliğine varılamadan tamamlandığına dair haberler
yayınladı.
ANLAŞMAZLIKLARIN ÇÖZÜMÜ ASKIDA
Haberini; Görüş Birliği Olmadan Üç Gün... Dönüşümlü
Başkanlık Hristofyasın Belgesinde,
Anlaşmazlıkların Çözümü Mekanizması Askıda. Bakanlar
Kurulunun Oluşumu Baş Ağrısı Değil
başlık ve spotlarıyla duyuran Fileleftheros Gazetesi,
Talat-Hristofyas yoğunlaştırılmış müzakerelerinin
ilk aşamasının, önemli görüş birlikleri olmadan ancak
prosedürün devam etmesiyle dün tamamlandığını yazdı.
İki müzakerecinin 8 saatten daha az süren son görüşmelerinde Yönetim
konularını ele aldıklarını belirten gazete,
şunları yazdı:
HERKES KENDİNİ SAVUNDU
İfade edildiği üzere son görüşme de daha öncekiler (önceki iki
gün) gibi serbest gerçekleştirildi, ancak tarafların her biri,
masaya koyduğu kendi yazılı tezlerini savundu.
Öğrendiğimize göre Kıbrıs Rum tarafı, 13 sayfalık
belgesinde; müzakerelerin önceki aşamasında sunduğu bütün
tezleri ortaya koydu. Ancak, Ulusal Konseyde ele alınacak olmasından
dolayı, anlaşmazlıkların çözüm mekanizması
başlığına herhangi bir atıfta bulunmaktan
kaçındı. Bu, Kıbrıs Rum tarafının sunduğu
öneriye Ulusal Konseyde ortaya konulan itirazların da bir sonucudur.
Kıbrıs Rum tarafı; belgesinde, 4 yıl Rum-2 yıl
Kıbrıslı Türk başkan ve Bakanlar Kurulunun da 6 Rum ve 3
Kıbrıslı Türkten oluşmasını öngören
dönüşümlü başkanlık önerisini yineledi. Görüşme
sırasında, Bakanlar Kurulundaki sayısal oran konusunda
uzlaşı niyeti ortaya çıktı gibi görünüyor. Diplomatik
kaynakların işaret ettiği üzere bu çok önemli bir konu da
değil. Yetkilerin paylaşımı meselesinin görüşülmesi
üzerinde de duruldu. Yoğunlaştırılmış
müzakerelerin ikinci aşamasında aynı hızda hareket
edileceği ve çöküşler beklenmediği aşikardır.
Yabancı unsurlar aynı fikirde olmasa da, en azından
Lefkoşanın yaklaşımı budur.
KARŞILIKLI ANLAYIŞ İÇİN SERBEST
Başkan Hristofyas, dünkü görüşme sonrasında Başkanlık
Köşküne dönüşünde gazetecilere yaptığı kısa
açıklamada, yönetim başlığı üzerinde serbest
görüşmeye devam edildiğini belirterek,
karşılıklı anlayış olması için serbest
görüşmeye devam ettik, bundan sonraki görüşmede de bu devam edecek
dedi.
Yoğunlaştırılmış müzakerelerin ilk
aşamasında, yönetim ve yetki paylaşımı konusunda
görüş birliklerine varma hedefinin başarılıp
başarılmadığı sorusuna karşılık
Hristofyas şunları söyledi:
Daha değil... somut sonuçlara ulaştığımızı
söyleyemem, ancak havadan konuşmuyoruz, yani anlamsız
konuşmuyoruz. Ancak, sizlere, görüş birlikleri var demekte çok çok
dikkatliyim. Bildiğiniz gibi, genel olarak Talata da, Türkiyeye de bizim
insanlarımıza karşı da çok sabrım var ki
soğukkanlı olayım ve çabamı sürdüreyim. Çünkü hedef
başarısızlığa uğramamız değildir.
Hedef, başarmaktır ve sizi bir kez daha temin etmek isterim ki
savunulması gerekenler savunuluyor.
BAŞ BAŞA TERCİH ETTİLER
Politis de haberini; Baş Başa Görüşmeyi Tercih Ettiler...
Liderler Dün Müzakereleri Yüz Yüze Görüşerek Gerçekleştirdi
başlıklarıyla verdi.
Gazete, iki liderin dünkü müzakerelerin büyük bölümünü baş başa
görüşerek geçirdiğini, iki tarafın genişletilmiş
heyetlerini görüşmelerine çok az dahil ettiklerini yazdı ve özetle
şöyle devam etti:
Gazetemizin bundan anladığı; Talat ve Hristofyasın
Bakanlar Kurulunu yani; Kıbrıslı Türklerin ve Rumların
federal hükümete katılım oranını, başkan ve
başkan yardımcısının karar alınmasındaki
veto hakkıyla ilgili Türk önerilerini ve Bakanlar Kurulu oluşumuna
bağlı olarak merkezi hükümetin yetkileri konularını
derinlemesine konuştuklarıdır. Başkan Hristofyasın
söylediğine göre serbest görüşme yapıldı, ancak her iki
tarafça da sunulan belgelerin maddelerini satır satır incelemediler.
STAR KIBRIS 15/01/10
By Stefanos Evripidou Published on January
15, 2010
PARTY LEADERS yesterday pinned hopes on todays National Council to shed
light on the talks, following confusion over which sides proposals were being
used as a basis for discussion.
Leaders yesterday widely slammed the Turkish Cypriot proposals introduced
last week for importing significant elements of a confederation into a proposed
solution.
According to reports, the proposals include provisions which would pass on
to Turkish nationals the four fundamental freedoms of the EU before Turkeys EU
accession; a reference to the free movement of goods, services, capital and
persons.
EDEK leader Yiannakis Omirou said this was the cherry on the cake,
arguing that not only settlers but all Turkish nationals would have the right
to overrun Cyprus in the future.
DISY leader Nicos Anastassiades said he told UN Special Adviser Alexander
Downer yesterday that: It is impossible to support a solution which not only
will not be a significant improvement on the rejected solution plan in 2004,
but in most cases constitutes a dramatic regression.
Asked to comment on Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglus claim that
the Turkish side submitted balanced proposals and plans to introduce more, he
said: If the remaining proposals are equally balanced, you can understand how
much balance there is in the world.
AKEL leader Andros Kyprianou attempted to clarify the situation, saying:
The president (Demetris Christofias) made it clear he would not accept the
Turkish proposals as a basis for discussion.
Government spokesman Stefanos Stefanou attributed the proposals to Turkey
and not the Turkish Cypriot side, saying Davutoglu obviously wants to show
that Turkey is ready to submit new proposals.
One diplomat said the debate over which set of principles were being
discussed boiled down to a lot of sophistry going on.
Even if Christofias cant accept whats in the proposals, in principle,
they still have to talk about the subjects. For example, he wont accept that
Turkish nationals enjoy the EUs four freedoms, but he still has to discuss
what they will be entitled to.
According to another diplomatic source, some headway had been made last
week but no breakthrough. He argued that by the end of the second round of
intensive talks, the two leaders had to reach some kind of tentative agreement
on issues where they are very close in principle, before Turkish Cypriot leader
Mehmet Ali Talat embarks on his election campaign.
However, progress is a double-edged sword in these negotiations, as the
process is still viewed as a zero-sum game. A victory for Christofias is
considered a loss for Talat and vice-versa, meaning both will have to play a
great balancing act to walk the tightrope of negotiations, with progress for
one firing the domestic audience of the other.
Christofias is due in Athens tomorrow for consultations while the two
leaders aides will meet next Wednesday for talks on governance. The second
round of three-day talks begins on January 25.
CYPRUS MAIL