‘Uzlaşma dörtlü görüşmeye kalacak’

Ankara’da temaslarda bulunan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro De Soto, Ada’da uzlaşının, Türkiye ve Yunanistan’ın katılımıyla yapılacak dörtlü toplantılara kalacağı mesajını verdi.

Ankara
NTV

   

6 Mart 2004— De Soto, zaman ilerledikçe, Ada’daki tarafların kendi aralarında anlaşmaları şansının azaldığını söyledi.

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs özel temsilcisi, Dışişleri Bakanlığı’nda 7 saate yakın süren görüşmelerde bulundu. De Soto, Dışişleri Bakanı Gül, Müsteşar Ziyal ve ekibiyle Ada’da devam eden müzakerelerde gelinen noktayı değerlendirdi.
Türk tarafının, Rum tarafına göre çözüm yönünde daha kararlı olduğunu dile getiren Türk yetkililer,
bir an önce al-ver sürecine girilmesi gerektiğini belirttiler. Ankara’nın, Türkiye ve Yunanistan’ın katılacağı dörtlü toplantıların başbakan ya da dışişleri bakanları düzeyinde yapılması önerisi De Soto’ya iletildi.
Özel temsilci, bu öneriyi Genel Sekreter
Annan’a aktaracağını söyledi. De Soto, Bakanlık’tan ayrılırken yaptığı açıklamada, gelecek hafta al-ver sürecinin başlayacağını umduğunu söyledi.
Başbakan Erdoğan’ın çözüm yönündeki güçlü kararlılığının devam ettiğine inancını ifade eden De Soto, dörtlü t
oplantıların ne şekilde yapılacağına Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin, Ada’daki liderlerle konuşup, Türkiye ve Yunanistan’a danışarak karar vereceğini de belirtti.

‘Denktaş uzlaşmaz tutum izliyor’

Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, Türk tarafının uzlaşmaz tutumunu sürdürdüğünü ileri sürdü.

Lefkoşa
AA

6 Mart 2004 — Öte yandan, Rum Ulusal Konseyi, Rum lider Tasos Papadopulos başkanlığında toplandı.

Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakerelerinde Türk tarafının tutumunun uzlaşmaz olduğunu iddia etti ve bunun özlü görüşmeler için olanakları daralttığını savundu. Hristofyas, uluslararası toplumun, tavrını değiştirmesi için Türk tarafına baskısını artırmasını istedi.
Öte yandan, Rum Ulusal K
onseyi, Rum lider Tasos Papadopulos başkanlığında toplandı. Toplantıda, Papadopulos parti liderlerine müzakereler ve bu haftaki program hakkında bilgi verdi. Toplantı sonrası bir açıklama yapan hükümet sözcüsü, parlamentodaki partilerin tümünün KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın görüşmelerde uzlaşmaz bir tutum izlediği konusunda hemfikir olduklarını belirtti

Erdoğan'dan güvence


4 Mart günü, Ankara'da çoşkulu bir kalabalıkla karşılanan, ATO'da, duygusal ve etkili bir konuşma yapan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakereleri açısından karamsar bir tablo çizdikten sonra Ada'ya "memnun ve umutlu" döndü.
Denktaş'ın morali sadece Ankara'da büyük bir konvoy ve binlerce kişiyle karşılanmasından değil akşam saatlerinde Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül'l
e yaptığı görüşmelerden kaynaklanıyordu.
Denktaş'a sorduk:
- Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül, size ne söylediler ki, Kıbrıs'a memnun ve moralli döndünüz?
- Ben Ankara'daki konuşmamda da belirttim gibi olmazsa olmaz dediğimiz konuları önemsiyorum.
Nedir bunlar? İki kesimliliğin güçlendirilmesi, bu amaçla Kuzey'e geçecek Rum sayısının sınırlandırılması, Türkiye'nin garantörlüğü, mal-mülk sorununun adil ve toplu biçimde çözülmesi, yapabilirsek yapacağımız anlaşmanın AB'nin değiştirilmeyecek temel hukukuna dahil olması. Bunlar plana geçmezse evet diyemeyiz. Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül yaptığım görüşmede, onlar da aynı düşüncede olduklarını söylediler. Beni memnun eden bu oldu.
- Size bir güvence verdiler mi?
- Eğer bu hususlar plana geçmezs
e biz de kabul etmeyiz, dediler. Bu bana güç verdi. Tabii şunu da vurgulamak gerekir, sorun kabul edip etmemekten çok nasıl tavır alınacağıdır.
- Sizin düşünceniz nedir?
- Ben birkaç kez açıkladım. Biz bunları plana geçirmek için uğraşıyoruz. Bunun için ça
ba harcıyoruz. Ancak, bu sonuç alınamazsa iş otomatik olarak referanduma gidiyor. Önemli olan bu aşamada konulacak tavırdır. Eğer, Annan Planı bu haliyle referanduma gider bizim olmazsa olmazlarımız kabul edilmezse o zaman çıkıp halka bu plana `hayır' deyin, demek gerekir. Yoksa bu tavrı ortaya koymadan sonuç ne olursa osun kabulümüzdür diyerek, olmazsa olmazlarımızın yer almadığı bir planı kabullenmek doğru yol olmaz. Benim işaret etmek istediğim budur.
Denktaş, Erdoğan ve Gül'den aldığı "biz de kabul etme
yiz" güvencesiyle, masaya daha güçlü oturacak. Daha sıkı pazarlık edebilecek. Ancak, bugüne kadar Rum tarafından gördüğü tavrın değişeceği konusunda fazla umutlu değil.
Son görüşmede Rum tarafının, görüşmelerin 1 Mayıs'a kadar yetişmeyeceği, anlaşmazlık ko
nularının geçici olarak bir paket halinde bir kenara konulması, sanki uzlaşma sağlanmış gibi AB'ye mevcut Rum devletiyle girişin kabul edilmesi, bu amaçla Kuzey'de de Avrupa Parlamentosu seçimlerinin yapılması, bu seçime sadece 1963'te oy kullananlar ile onların çocuklarının katılması gibi önerilerde bulunmuş olmaları, Türk tarafının umudunu sıfırlamış durumda...
Denktaş, bu önerileri, "Rumlar Kuzey'i anahtar teslim istiyorlar" diye nitelendiriyor.
De Soto'nun Ankara'da belirttiği gibi Denktaş da Ada'daki g
örüşmelerden uzlaşma çıkmasını beklemiyor. Rumların çok katı olduklarını vurguluyor. Bu aşamadan sonra devreye girecek olan Türkiye ve Yunanistan'ın uzlaşmasını da zor görüyor. Yunanistan'ın da Güney Kıbrıs'ın izlediği tutumu benimseyeceğini tahmin ediyor.
Geriye Annan kalıyor. Ankara, Türkiye ve Yunanistan'ın devreye girdiği aşamada da, Annan aşamasında da ABD'nin devreye gireceği ve Türk tarafının istekleri doğrultusunda değişiklik sağlayacağı beklentisinde. Ankara, Washington'a güveniyor. Denktaş'da bu güven de yok...
KKTC Cumhurbaşkanı, Güney Kıbrıs ve Yunanistan'ın her aşamada direnip 1 Mayıs'a ulaşmaya çalışacaklarını düşünüyor.
FIKRET BILA 07/03/2004

Gül'den De Soto'ya: Biz bu işi çözeceğiz

Dışişleri Bakanı, umutsuzluğunu 'Liderler anlaşamıyor, şimdi ne yapacağız' sorusuyla gösteren De Soto'yu net sözlerle rahatlattı

07/03/2004 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - Kıbrıs'taki görüşmelerin gidişatı karşısında umutsuzluğa kapılıp tura çıkanlar, Ankara'da iyimser mesajlarla teskin ediliyor. Önce ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston'a 'cesaret' veren Ankara, ardından görüşmelerde arabuluculuk yapan BM Temsilcisi Alvaro De Soto'yu da güçlü mesajlarla 'şaşırttı'. Adadaki durumu, "Liderler anlaşamıyor, şimdi ne yapacağız" sorusuyla özetleyen De Soto'ya, Ankara'nın yanıtı "Bu işi bitireceğiz" oldu. De Soto'nun tepkisi ise ağzından "Bu Türkler, beni hep şaşırtıyor. Şimdi de şaşırmış durumdayım" sözleriyle döküldü.

Beklentiler...
De Soto, önceki günkü Ankara ziyaretinde, adada garantör ülkelerin de katılımıyla 22 Mart'ta başlaması öngörülen dörtlü görüşmelere ilişkin Türkiye'den 'en kapsamlı katkıyı' aldı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le bir saatlik görüşmesinde "Biz bu işi bitireceğiz" güvencesi alan Alvaro De Soto, Dışişleri bürokratlarıyla beş saatlik top
lantıda, Türkiye'nin dörtlü görüşmelerden beklentilerinin ayrıntılarını öğrendi.
Ankara şunlara dikkat çekti:
Kıbrıslı Rumların adada iki halk yaşadığına ikna edilmesi konusunda kesinlikle kararlıyız.
Annan Planı'ndaki 'Kıbrıs Türkleri' ile 'Kıbrıs Ruml
arı' ifadeleri, Türk tarafının isteğini tam olarak yansıtmıyor.
Garantörlüğün korunması ve sınırların 'düzleştirilmesi' konusundaki
ısrar, Türk tarafının 'gerçekçi tutumu'nu yansıtıyor.
Türk askeri varlığı üzerinde tartışmaya ve asker sayısının azaltılm
asına ilişkin teklifleri değerlendirmeye hazırız.

'Türkiye çözüme yakın'
De Soto, "Tüm isteklerinizi yazılı görüp değerlendirmelere başlamamız gerekiyor" deyince, Türk tarafı Perulu diplomata belgeyi verdi. BM Temsilcisi, "Dörtlü görüşmelerin siyasi kimlikler düzeyinde yürütülmesi önerinize en kısa sürede yanıt vereceğim" teminatını verdi. Dışişleri yetkilileri, "Alvaro De Soto, Kıbrıs işini 1 Mayıs'a kadar bitireceğimiz konusundaki kararlılığımızı gördü. Dörtlü görüşmelerin daha hızlı ve daha verimli ola
cağı beklentilerimizi sıralayınca, Türkiye'nin çözüme daha yakın olduğunu teyit etti" izlenimini aktardı.

Kuzey Kıbrıs'ta referandumdan hayır çıkmaz

İsmet Berkan

07/03/2004 RADIKAL

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde aralık ayında yapılan genel seçimlerde Annan Planı doğrultusunda çözüm arayan partiler ufak bir farkla seçimi kazandılar. Seçim sonuçlarını Annan Planı ile ilgili bir referandum gibi okumaya kalkarsak, planın yüzde 51'le onaylandığını görürüz.
Ama bir genel seçimin sonucunu sanki referandummuş gibi okumak çok sakıncalı olabilir. Bana soracak olursanız, referandumda çözüm lehine evet oyu vereceklerin sayısı ve oranı, seçimdeki yüzde 51'den çok ama çok daha fazla olacaktır.
Bana göre 21 Nisan'
da yapılacak referandumun sonucunu büyük ölçüde Türkiye'den giden göçmenler belirleyecek. Bu göçmenlerin sayısının kaç olduğu pek bilinmiyor, doğrusu bilinsin de istenmiyor. Ortada çeşitli tahminler var. 50 bin diyen var, 70 bin diyen var, nihayet 100 bin diyen var.
Annan Planı'nın en zorlu müzakereleri bu Türkiyeli göçmenler için yapıldı. Planın şu anki halinde, göçmenlerin 45 binine hemen Türk oluşturucu devletin vatandaşlığının, yani aynı zamanda Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığının verileceği sö
yleniyor.
Bu 45 bine ilaveten Kıbrıslılarla evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuş Türkiyelilere de vatandaşlık veriyor plan. Bunların sayısı bilinmiyor ama
7-8 bin arasında olduğu varsayılıyor.
Türk oluşturucu devletinin nüfusu, Kıbrıslı Türkler, bu 45 bin
göçmen ve bir de 7-8 bin kişi olduğu söylenen Kıbrıslılarla evli olanlardan oluşacak. Toplam sayı her ne ediyorsa, diyelim 150 bin oldu, o sayının yüzde 10'u kadar (yani örnekteki sayıya göre 15 bin) Türkiyeli göçmen de çalışma ve oturma müsaadesi alabilecek.
Yani, adayı terk etmek zorunda kalacak olan Türkiyeli göçmen sayısı epey bir azalacak. Bunun anlamı, plana hayır diyeceklerin sayısının da azalması. Birleşik Kıbrıs'ın vatandaşı olabilenler ya da burada çalışma-oturma iznine sahip olacaklar 1 Mayıs't
an itibaren AB vatandaşı
olacaklar, serbest dolaşıma girebilecekler.
Rauf Denktaş'ı zorlayan işte bu faktör. Yani referandumda Türk tarafının hayır deme olasılığı yok gibi bir şey. Gelip Ankara'da bangır bangır bağırmasına, birtakım marjinal siyasi grupl
arın yol kenarına dizdiği insanları gerçek sanmasına bakmayın siz. Aynı akşam Başbakan ve Dışişleri Bakanı'nın sert sözlerini dinleyince Lefkoşa'ya güçlenmiş olarak değil sinmiş olarak döndü.
Şimdi Kıbrıs'ta çözüm karşıtlarının Kıbrıs Türk halkını korkutm
ak ve oylarını hayıra çevirebilmek için söyledikleri son bir yalan kaldı: Güney'den Kuzey'e geçecek göçmen sayısı. Maalesef bu yalanla Türkiye'de ana muhalefet partisinin genel başkanını da kandırmış durumdalar. Oysa Annan Planı'nı okuyan ve okuduğunu anlama becerisine sahip herkes, Güney'den Kuzey'e geçecek insanlar için konmuş olan üst limitin Türk nüfusun yüzde 21'i ile sınırlandığını görebiliyor. Fakat yine de yüzde 40 yalanları söylenmeye devam ediliyor.
Tabii Kıbrıs Türk halkı bütün bunları görüyor,
çünkü onlar Annan Planı'nı herkesten daha iyi okumuş ve incelemiş durumdalar.
Yani söylenen yalanlar, yalancıları daha da marjinalleştirmekten başka
bir işe yaramıyor.

Denktaş güç topluyor

Erdal Güven

07/03/2004 RADIKAL

Geçen hafta 'Acele etmeyelim' başlığı altında şu satırlar yer almıştı
bu sütunda: "Denktaş'a gelince... Talat'ın dediği gibi, Denktaş kendi içinde bir devrim yapmış olabilir. Ve bunu Talat söylüyorsa kulak vermek gerekir. Ancak bu devrimin ne kadar yöntemsel ya da taktik, ne kadar zihinsel ya da stratejik bir devrim olduğunu kestirmek hiç de kolay değil.
Denktaş, Lefkoşa'daki süreçte günlük basın toplantıları düzenlemekle bir yandan kamuoyuna bilgi vererek doğru bir iş yapıyor, ama satırarala
rında Annan Planı temelinde bir çözüme muhalefetini ince ince sürdürdüğü de gözden kaçmıyor.
Denktaş (...) Annan Planı temelinde bir anlaşmanın referandumdan geçmesini ve Türkiye kamuoyunda (tabii Meclis'te de) kabul görmesini zora da sokabilir, son derec
e kolaylaştırabilir de.
Dolayısıyla (...) Denktaş'a kredi açmak için de henüz erken."
Geçen perşembe günkü 'şov'dan sonra yukarıdaki satırlara yansıyan soru işaretleri, kuşkular en azından benim zihnimde ortadan kalktı.
Denktaş'ın New York'ta BM binasın
da gerçekleştirdiği 'devrim', Ankara'daki Ticaret Odası binasında sona erdi. Daha doğrusu o devrim, yöntemsel ya da taktik bile değilmiş, Talat kusura bakmasın ama, meğer hiç olmamış.
Denktaş, Annan Planı temelinde bir anlaşmaya New York'tan bu yana sürdü
rdüğü ince muhalefeti de kalınlaştırdı ATO'daki konuşmasıyla. Kendi buluşu, "Annan Planı Kıbrıs Türkünün imha planıdır" ifadesini yeniden yüksek sesle dile getirdi işte, daha ne yapsın.
Ve nihayet Denktaş, Annan Planı temelinde bir anlaşmanın hem Kuzey Kı
brıs'taki referandumda hem de Türkiye kamuoyunda (tabii Meclis'te de) benimsenip kabul edilmesini zora sokmak için elinden geleni yapacağını da gayet net biçimde ortaya koydu. Hatta içinde bulunduğumuz süreçte görüşmelerden çekilebileceğini ve 'Hayır' kampanyası için meydanlara ineceğini söyledi açık açık.
Velhasıl Denktaş bildiğimiz Denktaş. Ve anlaşılan o ki 'Hayır' kampanyası için şimdiden güç topluyor...
Denktaş'ın Ankara çıkarmasının hazin bir tarafı da vardı. Türkiye'deki muhalefetin ne hallere düşt
üğünü gösterdi bu ziyaret. Denktaş, ATO'daki 'şov'uyla Türkiye'deki muhalefetin imdadına yetişmiş oldu. CHP dahil muhalefet aczi içindeki partilere tutunabilecekleri bir dal uzattı Denktaş. İç politikada, ekonomide, hatta dış politikanın genelinde sözü bitenler ve seçimde halktan layık oldukları yanıtı alanlar belli ki son umutlarını 'milli dava'ya bağlamıştı. Meğer nasıl da özlemişler muhalefet etmeyi, nasıl da örgütlenmişler. Denktaş'a bir can simidi gibi sarıldılar, kendisini baş tacı ettiler. Denktaş dolaylı olarak AKP'ye yüklenirken, verip veriştirirken nasıl da mest olup dinlediler.
Tabii karşılığında eli boş göndermediler Denktaş'ı. 'Ses' istemeye gelmişti Denktaş, fazlasıyla verdiler. Kimi 'Bozkurt' diye bağrına bastı kendisini, kimi 'antiemperyalis
t halk kahramanı' diye, kimi gözyaşlarıyla, kimi alkışlarla.
Bu açıdan bakıldığında Türkiye ve KKTC'deki 'statüko koalisyonu'nun şaha kalktığı tarihtir 4 Mart 2004. Ve bu koalisyonunun bugün son dayanağı
'Kıbrıs davası'dır artık. Başka sığınacak yerleri
kalmadı çünkü.
O dayanağı çekip alabilecek, o sığınağı dağıtabilecek tek güç var bugün Türkiye'de: AKP. Ancak ve ancak AKP sağlam durursa, durabilirse, bir başka deyişle çözüm için ortaya koyduğu iyi niyet ve siyasi iradeyi koruyabilirse ne Türkiye muhale
feti Denktaş'ı, ne de Denktaş Türkiye muhalefetini kurtarabilir. 'Statüko koalisyonu' da çöker gider.
Bu açıdan bakıldığında 4 Mart 2004 yalnız ve yalnız 'statüko koalisyonu'nun son çırpınışlarından birinin tarihi olarak da kayda geçebilir.
AKP başından
beri bir ikilem içinde: Kıbrıs satrancında hamle yapmak istiyor, ama vezir olarak seçtiği Denktaş yerinden kımıldamıyor. Bir adım ileri gitse bile çok geçmeden eski yerine geri geliyor...Çünkü o hamleye ve getireceklerine inanmıyor Denktaş...Gelgelelim aynı AKP hem yapacağı hamlenin başarı şansını yükseltmek, hem de risklerini azaltmak için Denktaş'tan da vazgeçemiyor...
Neyse ki bu kez satranç eninde sonunda bitecek. AKP de hamlesini ya yapacak ya yapacak.
Hal böyle olunca Annan'ın hakemlik rolü, garantö
r güçlerin desteği ve referandum güvencesinde ısrar etmesinin ne kadar yerinde bir tavır olduğu da daha iyi anlaşılıyor.

Rumlar, Makarios'un kalbini gömecek

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

Rum Ortodoks Kilisesi Sen Sinod Meclisi, Rum Başpiskoposluğu'nda özel bir bölümde tutulan Başpiskopos Makarios'un kalbini gömme kararı aldı. Filelefteros gazetesinin haberine göre, başpiskoposluktaki özel bir bölümde korunan Makarios'un kalbi, kilise yöneticilerinin gömülü bulunduğu güney Lefkoşa'daki eski Rum mezarlığına gömülecek.

Trimitunta Piskoposu Vasilios, Rum meclisi Çevre Komitesi toplantısında yaptığı açıklamada, konunun Sen Sinod meclisinde görüşüldüğünü söyledi.

Vasilios, toplantıda başpiskoposlar Sofroniu Kirillu III, Makarios II gibi kişilerin bulunduğu mezarlığın alanının güzelleştirilmesinin de ele alındığını belirtti. Türk-Rum ortaklığında 1960'ta kurulan ve 1963'te yıkılan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı olan Başpiskopos Makarios 1977'de ölmüştü.

Kalp rahatsızlığından ölen Makarios'un kalbi inc
elenmek için gömülmemişti, ancak bu zamana kadar gömülmemiş olması da bir Rum fanatikliği olarak yorumlanıyor.

HURRIYET 07/03/2004

Referandum çantada keklik değil

Başbakan Mehmet Ali Talat, referandumdan çıkacak neticenin, müzakere masasında varılacak sonuca bağlı olacağını belirterek, “Referandum çantada keklik değil. Hiçbir tarafta ille de ‘sonuç mutlaka pozitif çıkacak’ demek mümkün değil. Neyin çıkacağına bağlıdır, masaya neyin geleceğine bağlıdır sonuç olarak” dedi.

Bayrak ve marş komitelerinin 8 Mart Pazartesi günü çalışmaya başlayacağını açıklayan Başbakan Talat, Türk tarafının bu komitelerde yer alacak isimleri öngörüldüğü tarihte belirlediğini, ancak Rum tarafının bu konuda sıkıntı yaşadığını ve hala daha “evet” demediğini belirterek, “Ama De Soto, bu komiteleri Pazartesi günü toplantıya çağırdı. Dolayısıyla Rumlar da bu komitelere üyelerini verecekler” diye konuştu.

Referandum tarihinin henüz kesinleşmediğini de bildiren Talat, “Referandum günü belli olduğunda yasasını çıkaracağız. Başbakanlık’ta yasayı hazırladık, bugün bir taslağını gördüm. Tarihin ve referanduma sunulacak maddenin Türkçe’ye çevirisinin konulması gerekiyor. O iki boşluk dışında hemen hemen hazırdır. Her halukarda bu plan halk oyuna gidecek. Bu açık ve nettir. Bu süreçte ne kadar çok katkı yapabilirsek ona gayret göstermemiz lazım” dedi.

Başbakan Talat, Kıbrıs’ta 1 Mayıs’a kadar çözümü ve birleşik bir Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne üyeliğini destekleyen Ortak Vizyon gurubunu oluşturan sivil toplum örgütü temsilcilerini, 19 Şubat’ta başlayan Kıbrıs müzakerelerine ilişkin süreçte gelinen son durum hakkında bilgilendirdi.

Kıbrıs Türk Ticaret Odası Mustafa Çağatay Konferans Salonu’nda gerçekleşen toplantının basına açık bölümünde ilk sözü alarak, Ortak Vizyon grubu adına konuşan Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi (ÇABP) Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Damdelen, Kıbrıs’ta çözümün ve Avrupa Birliği üyeliğinin gerçekleşmesi için geçmişte verilen ortak mücadeleye yeni bir dinamizimle daha aktif biçimde devam edilmesi gerektiğini söyledi.

"SÜREÇTEN GERİYE DÖNÜŞ YOK”

Kıbrıs müzakereleri sürecinin, geriye dönüşü olmayan bir süreç olarak başladığına işaret eden Başbakan Talat, “Bu görüşme sürecinin geri dönüşsüz olarak başlamış olması ve mutlaka 1 Mayıs’a kadar bir sonuca varılacak olması, tabii ki yepyeni bir ortam yarattı” diyerek, bu süreçteki bütün uğraşlarının, Kıbrıs Türk’nün uzun vadeli çıkarlarını gözeten yaşayabilir bir çözümü sağlayabilmek olduğunu belirtti. Talat, bu konuda şunları söyledi:

"BÜTÜN ÇABAMIZ..."

“Şimdi bütün çabamız, bütün uğraşımız, yaşayabilir bir çözümü elde etmeye çalışmak, çözümü daha da iyileştirmek, daha dengeli ve Kıbrıs Türkü’nün uzun vadeli çıkarlarını gözeten hale getirmektir. Bunun için de mümkün olduğunca Rum tarafıyla pazarlık ederek, değerlendirme yaparak, bu noktaya varmak önemli. Ama eğer bunda zorluklarla karşılaşılırsa, üçüncü tarafları, özellikle dünyanın önemli merkezlerini ve tabii ki Birleşmiş Milletler’le Avrupa Birliği’ni haklı olduğumuz noktalarda yanımıza almaya çalışmak çok önemli. Çünkü bunun arkasından gelecek olan Türkiye ve Yunanistan’ın katılımıyla yer alacak konferansta bir sonuca varılıp varılmayacağı henüz müphem olduğu halde, kesin olan şey, Genel Sekreter’in takdir hakkını kullanarak, planı sona ulaştıracağı, finalize edeceğidir. İşte bu noktada önemli olan, Genel Sekreter’e yeterince veri sunmak, yeterince gerekçeli haklı pozisyon tanımı yaparak, onu, bizim bu hayati derecedeki önemli çıkarlarımız yönünde yönlendirmektir. Dolayısıyla bu görüşme sürecinin böyle önemli bir yanı var…”

“ŞU ANA KADAR BÜYÜK BİR UZLAŞMA ORTAYA ÇIKMADI”

Müzakerelerde şu ana kadar, küçük konular dışında, büyük bir uzlaşma sağlanamadığına dikkati çeken ve sürecin hiç de kolay bir süreç olmadığını söyleyen Başbakan Talat, Rumlarla yürüttükleri müzakere sürecinde önemli olanın, çoğu konunun çözüme kavuşturularak, sürece Mart ayının son haftasında dahil olacak Türkiye ile Yunanistan ve olasılıkla da bunun ardından Genel Sekreter’e en az sayıda konunun bırakılması olduğunu kaydetti ve “Çabamız bu çerçevededir” dedi.

HALKIN SESI 06/03/2004

Al-ver süreci Perşembe’ye başlıyor

Kıbrıs müzakere sürecinin 10’uncu gününde, tarafların karşılıklı taleplerini çarşamba gününe kadar belge teatisiyle tamamlamaları ve perşembe gününden itibaren al-ver sürecinin başlaması kararlaştırıldı. Müzakerelerin esasını oluşturacak pazarlık süreci, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’nun tarafların taleplerine göre hazırladığı esasa ilişkin 4 ayrı başlık altında yapılacak.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili saat 14.00’te düzenlediği rutin basın toplantısında, 4 paragraf altında yapılacak al-ver sürecinin esasa ilişkin başlıklardan oluştuğunu söyledi, ancak ayrıntıya girmedi.

DİNLEME DÖNEMİ BİTTİ, PAZARLIK BAŞLIYOR

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’nun, tarafların 10 günlük müzakere sürecinde dile getirdiği talepleri 4 paragraf halinde topladığını ve bunların çarşamba gününe kadar belge teatisiyle tamamlanması, perşembeden itibaren de al-ver sürecinin başlaması yönündeki önerisinin kabul edildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, “Perşembeden sonra al-vere girebilirsek gireceğiz” dedi.

Al-ver sürecine temel olacak 4 paragrafın easasa ilişkin olduğunu söyleyen Denktaş, ayrıntıya girmedi ancak sorulara karşılık haritanın bu kapsamda olmadığını kaydetti.

REHABİLİTE, MAL-MÜLK KONUSU--

Müzakerelerin dünkü bölümünde göçmenlerin rehabilitesi ve mal-mülk konusunun uzun süre ele alındığını belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, bu konudaki önerileri ve Türk heyetinin tutumunu şu ifadelerle özetledi:

“Göçmen sorununu, göçmen yaratarak halletmenin insan haklarına hizmet olmayacağını, Rumların mal-mülk hakkını inkar etmediğimizi, bunların tazminatlarla halledilmesi gerektiğini vurguladık. Bunları reddediyorlar. Bizim istediğimiz iki kesimliliğin ‘etnik temizlik’ olacağını belirtiyorlar ve bizim önerilerimizin ‘insan haklarına aykırı’ olduğunu söylüyorlar. İki halk arasındaki kavganın sona ermesi, insanların rehabilite edilmesi, ekonomik hayatın devamı için almış olduğumuz yasal tedbirlerin reddedilmesinin, meselenin halline yardımcı olmayacağını tekrar dile getirdik...”

DEROGOSYONLARI KABUL ETMİYORLAR...

Türk kurucu devletin karma devlet haline getirilmemesi için talep ettikleri derogasyonların (ayrıcalıkların) ek protokolle AB’ın “birincil hukuku” haline getirilmesine ilişkin taleplerini de yeniden dile getirdiklerini söyleyen Denktaş, Rumların bu talebe karşı çıkışlarını sürdürdüklerini kaydetti.

Denktaş, “Biz bunu Rumlar’dan değil, BM ve AB’dan talep ediyoruz. Bu esastır. Bu olmazsa bütün taleplerimiz kağıt üzerinde kalacak ve hukuki geçerliliği olmayacak” dedi.

RUMLAR ALMANYA ÖRNEĞİ İSTİYOR

Rum tarafının 4 Mart’ta verdiği geçici döneme ilişkin yazılı önerilerini incelediklerini ve pazartesi yazılı yanıt vereceklerini de söyleyen Denktaş, Rum önerileriyle ilgili olarak, şunları söyledi:

“Bu yaklaşımları devam ederse Kıbrıs’ı alıp götürme niyetinden vazgeçmediklerini anlamış olacağız. Çünkü ‘AB’a girme hakkı kazandık, bugüne kadar tüm çalışmalar tamamlandı. Bunlar 1 Mayıs’tan itibaren geçerli olsun’ yaklaşımını sergiliyorlar. Yani her şey kendi yasalarına göre tanzim edilecek... Bu Almanya’nın birleşmesine benzer. Yani Kıbrıs Türk halkının hakkını, statüsünü dikkate almayan, üzerinde dikkatle durulması gereken çok önemli bir durum.”

HEDEF 1 MAYIS AMA ZORLUKLAR, ENGELLER VAR

Rumların bu yaklaşımının, takvimle belirlenen zaman içerisinde herşeyin halledilmesinin mümkün olmadığınının göstergesi olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, “Bunun başka türlü tedbirleri düşünülecekse bunları da düşüneceğiz ve kendilerine gereken cevabı vereceğiz” diye konuştu.

Türkiye’nin 1 Mayıs’a kadar çözüm istemiyle ilgili sorular üzerine ise Denktaş, “Biz de Türkiye ile birlikte 1 Mayıs takvimini tutturmak için elden geleni yapıyoruz. Ama önümüze çıkan zorlukları, engelleri görmek lazım. Zannedersem sadece Rumların verdikleri belgeleri okumak suretiyle mümkün olmadığını görürsünüz. Ama 1 Mayıs’a kadar devam edelim bakalım, inşallah bir yerden daha büyük kolaylık gelir ve olur” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Denktaş ile Rum Yönetimi Başkanı Tasas Papadopulos başkanlığındaki heyetler arasındaki görüşmeler, hafta sonu tatilinin ardından pazartesi saat 10.00’da devam edecek. Görüşmelere başkanlık eden BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi de Soto, hafta sonu arasından yararlanarak bugün öğleden sonra Ankara’ya gidecek.

HALKIN SESI 06/03/2004

Pazarlık başlıyor!..

Müzakerelerin esasını oluşturacak pazarlık süreci, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’nun tarafların taleplerine göre hazırladığı esasa ilişkin 4 ayrı başlık altında yapılacak.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Kıbrıs müzakere süreciyle ilgili dün saat 14.00’te düzenlediği rutin basın toplantısında, 4 paragraf altında yapılacak al-ver sürecinin esasa ilişkin başlıklardan oluştuğunu söyledi, ancak ayrıntıya girmedi.

Dinleme dönemi bitti, pazarlık başlıyor

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’nun, tarafların 10 günlük müzakere sürecinde dile getirdiği talepleri 4 paragraf halinde topladığını ve bunların çarşamba gününe kadar belge teatisiyle tamamlanması, perşembeden itibaren de al-ver sürecinin başlaması yönündeki önerisinin kabul edildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, “Perşembeden sonra al-vere girebilirsek gireceğiz” dedi.

Al-ver sürecine temel olacak 4 paragrafın easasa ilişkin olduğunu söyleyen Denktaş, ayrıntıya girmedi ancak sorulara karşılık haritanın bu kapsamda olmadığını kaydetti.

Rehabilite, mal-mülk konusu

Müzakerelerin dünkü bölümünde göçmenlerin rehabilitesi ve mal-mülk konusunun uzun süre ele alındığını belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, bu konudaki önerileri ve Türk heyetinin tutumunu şu ifadelerle özetledi:

“Göçmen sorununu, göçmen yaratarak halletmenin insan haklarına hizmet olmayacağını, Rumların mal-mülk hakkını inkar etmediğimizi, bunların tazminatlarla halledilmesi gerektiğini vurguladık. Bunları reddediyorlar. Bizim istediğimiz iki kesimliliğin ‘etnik temizlik’ olacağını belirtiyorlar ve bizim önerilerimizin ‘insan haklarına aykırı’ olduğunu söylüyorlar. İki halk arasındaki kavganın sona ermesi, insanların rehabilite edilmesi, ekonomik hayatın devamı için almış olduğumuz yasal tedbirlerin reddedilmesinin, meselenin halline yardımcı olmayacağını tekrar dile getirdik...”

Derogosyonları kabul etmiyorlar...

Türk kurucu devletin karma devlet haline getirilmemesi için talep ettikleri derogasyonların (ayrıcalıkların) ek protokolle AB’ın “birincil hukuku” haline getirilmesine ilişkin taleplerini de bugün yeniden dile getirdiklerini söyleyen Denktaş, Rumların bu talebe karşı çıkışlarını sürdürdüklerini kaydetti.

Denktaş, “Biz bunu Rumlar’dan değil, BM ve AB’dan talep ediyoruz. Bu esastır. Bu olmazsa bütün taleplerimiz kağıt üzerinde kalacak ve hukuki geçerliliği olmayacak” dedi.

“Rumlar Almanya örneği istiyor”

Rum tarafının 4 Mart’ta verdiği geçici döneme ilişkin yazılı önerilerini incelediklerini ve pazartesi yazılı yanıt vereceklerini de söyleyen Denktaş, Rum önerileriyle ilgili olarak, şunları söyledi:

“Bu yaklaşımları devam ederse Kıbrıs’ı alıp götürme niyetinden vazgeçmediklerini anlamış olacağız. Çünkü ‘AB’a girme hakkı kazandık, bugüne kadar tüm çalışmalar tamamlandı. Bunlar 1 Mayıs’tan itibaren geçerli olsun’ yaklaşımını sergiliyorlar. Yani her şey kendi yasalarına göre tanzim edilecek... Bu Almanya’nın birleşmesine benzer. Yani Kıbrıs Türk halkının hakkını, statüsünü dikkate almayan, üzerinde dikkatle durulması gereken çok önemli bir durum.”

“Hedef 1 Mayıs ama...”

Rumların bu yaklaşımının, takvimle belirlenen zaman içerisinde herşeyin halledilmesinin mümkün olmadığınının göstergesi olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, “Bunun başka türlü tedbirleri düşünülecekse bunları da düşüneceğiz ve kendilerine gereken cevabı vereceğiz” diye konuştu.

Türkiye’nin 1 Mayıs’a kadar çözüm istemiyle ilgili sorular üzerine ise Denktaş, “Biz de Türkiye ile birlikte 1 Mayıs takvimini tutturmak için elden geleni yapıyoruz. Ama önümüze çıkan zorlukları, engelleri görmek lazım. Zannedersem sadece Rumların verdikleri belgeleri okumak suretiyle mümkün olmadığını görürsünüz. Ama 1 Mayıs’a kadar devam edelim bakalım, inşallah bir yerden daha büyük kolaylık gelir ve olur” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Denktaş ile Rum Yönetimi Başkanı Tasas Papadopulos başkanlığındaki heyetler arasındaki görüşmeler, hafta sonu tatilinin ardından pazartesi saat 10.00’da devam edecek. Görüşmelere başkanlık eden BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi de Soto, hafta sonu arasından yararlanarak bugün öğleden sonra Ankara’ya gidecek.

De Soto’nun pazar günü yapılacak seçimlerin ardından da Yunanistan’a gitmesi bekleniyor.(tak

YENIDUZEN 06/03/2004

Talat: Son kartlar açılıyor!..

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu çözmeye yönelik müzakereler çerçevesinde Pazartesi ve Salı günleri tarafların son kartlarını açacağına inandığını bildirerek, bunun al-ver sürecini başlatabileceğini söyledi.

Sorunun Kıbrıs’taki müzakerelerde çözülmesini istediklerini yineleyen Talat, “Olmazsa belki Türkiye ile Yunanistan’ın katılımıyla ilerleme sağlanır. Olmazsa da Genel Sekreter’e tercih hakkını kullanırken güçlü argümanlar vermiş oluruz. SonuÇ olarak son kararı halkımız verecek” dedi.

Talat, duruma “iyi veya kötü” denemeyeceğini, zaten bugüne kadar herşeyin bitmesini beklemediğini, bu nedenle umutsuz olmaya gerek olmadığını belirterek, “Hem BM, hem AB, mantık ve dünyadaki uygulamalar çerçevesinde ortaya koyduğumuz görüşlerimizi algılıyorlar. Bu da bizim için son derece önemli. Çünkü sonuçta onların da etkili olacağı bilinen bir gerçektir” şeklinde konuştu.

DAܒde referandumla ilgili arama konferansı

Talat, DAÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Halil Güven’in davetiyle KKTC’ye gelen Türkiye’deki Arı Hareketi heyetini ve heyete eşlik eden DAÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Rifat Yalınç ile DAÜ Rektör Vekili Güven’i kabul etti.

Başbakanlık Şeref Salonu’nda dün saat 15.30’da yer görüşmede, Arı Hareketi ile DAÜ arasındaki protokol, dün gerçekleştirilen panel ve bundan sonrası için düşünülen girişimler hakkında Talat’a bilgiler verildi.

Görüşmede, DAܒde önümüzdeki günlerde referandumla ilgili bir arama konferansı gerçekleştirileceği de açıklandı. DAÜ ve Arı Hereketi’nin işbirliğinde düzenlenecek arama konferansıyla ilgili hazırlık için Türkiye’deki Bahçeşehir Üniversitesi’nin yetkililerinin KKTC’ye gelerek çalışmaları başlattığı bildirildi.

İlk görüşme

Talat’ın Arı Hareketi ve DAÜ yetkilileriyle yaptığı görüşme, Başbakan Talat ile Prof. Güven’in DAÜ Rektör Vekili olduktan sonraki ilk görüşmesi de oldu.

Görüşmede, Güven Başbakan Talat’a kalem hediye ederken; Arı Hareketi de Talat’a AB’yi tanıtma için yayımladıkları kitaplar ile ajandayı takdim etti.

Köprülü: "Destekliyoruz"

Arı Hareketi Başkanı Kemal Köprülü, görüşme öncesinde yaptığı konuşmada, Talat’ı Başbakan olmasından dolayı kutlayıp görevinde başarılar diledi.

Talat’ın Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki çabalarına destek belirten Köprülü, Arı Hareketi’nin çözüm yönünde her türlü katkıyı vermeye hazır olduğunu söyledi.

Dünya kamuoyunun bugüne kadar Türk tarafının aleyhine görüşler verdiğini anlatan Arı Hareketi Başkanı Köprülü, ancak Kıbrıs sorununun çözümü için atılan adımlar üzerine son 60 gündür durumun değiştiğini ve Türk tarafının lehine görüşler almaya başladıklarını dile getirdi.

Talat: “Uslup ayarlamalarına ihtiyaç olacak”

Başbakan Talat ise, Güven’in DAÜ Rektör Vekili görevine gelir gelmez DAÜ ile Arı Hareketi’nin işbirliğinde çalışma yapmasının güzel bir adım olduğunu belirtti ve DAÜ ile Arı Hareketi’ne başarı diledi.

Kıbrıs sorununu çözmek için başlatılan müzakerlerin kötü gitmediğini, tarafların görüşme sürecine angaje olmaya çalıştıklarını, şimdilik katı davrandıklarını söyleyen Talat, önümüzdeki günlerde uslup ayarlamalarına ihtiyaç olacağını, günümüz koşullarına daha uygun usluplar yakalamanın gerekeceğini belirtti.Kendilerinin Türkiye’yle görüş ayrılığı olmadığını, politikaların birlikte belirlendiğini kaydeden Talat, “Önümüzdeki dinamik süreci umarım ki başarıyla sonuçlandıracağız” dedi.

(tak)

YENIDUZEN 06/03/2004

De Soto: “Dileğimiz iki tarafın uzlaşmaya varması”

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, temaslarda bulunmak üzere dün Ankara’ya gitti.

De Soto, Esenboğa Havaalanı’nda yaptığı açıklamada, Ankara’daki görüşmelerinde Kıbrıs müzakerelerinde gelinen noktada neler yapılabileceğini ele alacaklarını söyledi.

Temennilerinin Kıbrıs’taki iki tarafın bütün konularda uzlaşmaya varması olduğunu belirten De Soto, bunun olabilmesi için geriye iki hafta kaldığını ve bu nedenle zorluklar olabileceğini kaydetti.

De Soto, iki tarafın anlaşmaya varamamasının da olasılık dahilinde olduğunu, bu durumda Türkiye ve Yunanistan’ın da katılacağı bir toplantı yapılacağını belirtti.

Özel Temsilci, Atina’yı büyük olasılıkla gelecek hafta ziyaret edeceğini, Türkiye ve Yunanistan’ın katılacağı dörtlü toplantının hangi düzeyde yapılacağı konusunun da bu ziyaret sırasında ele alınacağını kaydetti.

De Soto dün TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül tarafından kabul edildi ve TC Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal ile biraraya geldi.

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi’nin bugün adaya dönmesi bekleniyor.(AA)

YENIDUZEN 06/03/2004

Papadopulos, Denktaş’in önerisini “garip” buldu

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la dün sabah 10. kez bir araya gelen Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın Kıbrıslı Türklerin iskanına ilişkin önerilerini “garip” diye niteledi.

Rum radyosunun haberine göre Papadopulos, dünkü görüşme sonrasında Rum Başkanlık Köşkü’ne dönüşünde yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın Kıbrıslı Türklerin iskanıyla ilgili “yeni ve garip” önerilerle geldiğini söyledi.

Papadopulos, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın iskan edileceklere yer ve tatmin edici iş imkanları sağlanmadan hiçbir Kıbrıslı Türk’ün yerinden edilmemesi ve 1963’te yerinden edilen Kıbrıslı Türklerin iskan edildikleri yerlerde kalmaları gerektiği şeklindeki önerisini, “garip” buldu.

“Ankara’nın toprak konusunda jest yapması şaşırtırdı”

Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Türk tarafınca toprak verilmesi olasılığı konusunun ne müzakere masasına getirildiğini ne de bu konuda Rum tarafının nabzının tutulduğunu söyledi.

Rum radyosunun haberine göre Hrisostomidis, Türk tarafının daha fazla toprak vermesine ilişkin bilgilerin sadece basın haberlerinden ibaret olduğunu, Rum yönetiminin böyle bir olasılığa ilişkin hiçbir resmi bilgi almadığını söyledi. Hrisostomidis, “Ankara’nın toprak konusunda böyle bir jest yapması şaşırtırdı” dedi.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto’nun Ankara ziyaretini yorumlaması istenen Rum Sözcü, De Soto’nun ziyaretinin “Cumhurbaşkanı Rauf Dentkaş’ın müzakerelerde gütmekte olduğu olumsuz tavırla alakalı olabileceğini” iddia etti ve Denktaş’ın müzakere masasına koyduğu hemen bütün tezlerinin Annan planının dışında olduğunu, planın temel yapılarını yeniden açtığını” savundu.

Dörtlü konferansın yüksek düzeyde olması önerisine de değinen Kipros Hrisostomidis, bunun geçmişte de konuşulduğunu, böyle birşey olursa, BM Genel Sekreteri’nin de katılması gerektiğini söyledi. (rum radyosu)

YENIDUZEN 06/03/2004

“Annan Planı çözüm için en iyi yol”

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher, Kıbrıs’ta çözüm için Annan planının en iyi yol olduğunu ve çözüm yönünde herkesin umutlu bulunduğunu, günlük açıklamalara tepki vermek yerine, anlaşmaya ulaşmak için ne yapılabileceğine odaklanmak gerektiğini söyledi.

Boucher, “Annan planı Kıbrıs için, Kıbrıslılar için iyi. Fırsat ve umut kaynağı. Çok da destek alıyor. Değişiklikler konusunda elbette siyasi tartışmalar var. Ancak ABD’nin desteği tam. Biz, Annan planının Kıbrıs’ta çözüme ulaşma yolu olduğunu düşünüyoruz. Bu Kıbrıs’ta uzun zamandır ortaya çıkan en iyi fırsat” dedi.

Türk ve Yunan hükümetleriyle Kuzey ve Güney Kıbrıs’ın, Annan planı temelinde çalışmayı kabul ettiğini ve şimdi de bu planın tartışıldığını belirten Boucher, şunları kaydetti:

“Günlük açıklamalara tepki vermemek lazım. Onun yerine, anlaşmaya ulaşmak için gerçekten ne yapılabileceğine odaklanmak gerek.

Bizim yaptığımız da bu. Bu yüzden ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston’ı adaya gönderdik. Bu yüzden adadaki büyükelçimiz çok çalışıyor. Annan planı en iyi yol.”

Görüşmelerde tıkanıklık olması durumunda ABD’nin tutumunun sorulması üzerine Boucher, “tıkanıklığı aşarız ve devam ederiz” yanıtını verdi.(AA)

YENIDUZEN 06/03/2004

Gidişat dörtlü konferansa doğru

Kıbrıs sorununu Annan Planı temelinde 1 Mayıs 2004'ten önce çözme amacıyla 19 Şubat'ta başlatılan görüşmelerde 10'uncu turu geride bırakan Kıbrıs Türk ve Rum tarafı, perşembe günü başlaması beklenen al-ver süreciyle ilgili hazırlıklarını sürdürürken, çözüm umutlarının dörtlü konferansa doğru kaymakta olduğu belirtiliyor.

Güney Kıbrıs'ta yayımlanan gazeteler, Denktaş ve Papadopulos önümüzdeki perşembe günü al-ver sürecini başlatıyor ancak esaslı müzakerelerin ve büyük pazarlığın, Türkiye ve Yunanistan'ın da katılacağı dörtlü konferansta yapılacağını bildiriliyor. Dörtlü konferans için de 23-28 Mart tarihleri veriliyor.

Diplomatik kaynaklara göre, dörtlü konferansta tarafların önüne şu ikilem konulacak: Ya Kıbrıs sorununu burada çözün, ya da BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hakemlik rolünü oynamasını ve boşlukları doldurmasını bekleyin.

BM kaynaklı bilgilere göre, Türkiye ve Yunanistan'ın başbakan veya dışişleri bakanlarının katılmaları halinde dörtlü konferansa Annan başkanlık edecek, aksi halde BM'yi, Genel Sekreter Yardımcısı Kieran Prendergast temsil edecek. Annan'ın şu ya da bu şekilde, dörtlü konferansın son iki gününde hazır bulunması bekleniyor

Dörtlü konferansa Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın aynı statüyle, yani toplum lideri olarak davet edilecekleri belirtiliyor. Rum basınına göre, Denktaş ve Papadopulos, dörtlü konferansta, kendi taraflarından başka hiçbir şeyi temsil etmeyecek.

Bu arada BM Genel Sekreteri Alvaro De Soto, iki tarafın Annan planında istediği değişikliklere göre hazırladığı 4 maddelik belgeye çarşamba gününe kadar değerlendirmesini istedi. De Soto, perşembeden itibaren al-ver sürecini bu noktadan başlatmak istiyor.

Esaslı müzakereler dörtlü konferansta ele alınacak

Rum basını, Kıbrıs müzakerelerinde ilerleme olmamasına rağmen BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto'nun müzakerelerde al-ver ortamı oluşturmaya çalıştığını yazdı.

Simerini Gazetesi, "Sıkı Pazarlık Dörtlü Konferansta - Annan Ne Zaman Başkanlık Edecek ve ABD'nin Rolü Ne - Başkan ve De Soto Atina'da Ne Görüşecek" başlıklı manşet haberinde, esaslı müzakerelerin ve büyük pazarlığın Türkiye ve Yunansitan'ın da katılacağı ve 23-28 Mart'ta düzenlenecek dörtlü konferansta yapılacağını yazdı.

Türk hükümetiyle temaslarda bulunmakta olan De Soto'nun Ankara'da yaptığı açıklamayla kastettiğinin tam da bu olduğunu belirten ve De Soto'nun, geriye sadece 2 hafta kaldığını, tarafların bu süre içinde anlaşmaya varamayabileceklerini söylediğine dikkat çeken gazete, haberini şöyle sürdürdü:

"Rum tarafına göre görüşmelerde müzakere olamaması, Türk tarafının tavrının sonucudur. Ankara ve Denktaş'ın her şeyi dörtlü konferansa sürüklediğine işaret ediliyor. Diplomatik kaynakların söylediğine göre dörtlü konferansta tarafların önüne şu ikilem konulacak: ya Kıbrıs sorununu burada çözün veya Annan'ın hakemlik rolünü oynamasını ve boşlukları doldurmasını bekleyin...

Alvaro De Soto dörtlü konferansı hazırlıyor. Önümüzdeki hafta da seçimlerin galibiyle temaslarda bulunmak üzere Atina'ya gidiyor. Başkan Papadopulos'un da ortak hareketleri ve özellikle güvenlik ve Annan planının anavatanların parlamentolarında onaylanması konularını görüşmek üzere Atina'ya gitmesi bekleniyor.

Bu konular dörtlü konferansın konusu olacak. Garantiler ve güvenlik konularına ilişkin Atina-Ankara görüşmelerinin bir sonraki hafta başlaması olasıdır.

BM merkezi kaynaklı bilgiler, TC Başbakanı Erdoğan'ın, Weston'a önerdiği gibi Türkiye ve Yunanistan'ın başbakan veya dışişleri bakanlarının katılmaları halinde dörtlü konferansa Annan başkanlık edecek, aksi halde BM'yi, Genel Sekreter Yardımcısı Kieran Prendergast temsil edecek. Annan'ın şu ya da bu şekilde, dörtlü konferansın son iki gününde hazır bulunması bekleniyor.

Türkiye, Rum tarafının reddettiği dörtlü konferansın taraftarıydı ve öyle olmaya devam ediyor.

Toplum lideri statüsüyle katılacaklar

Diplomatik kaynaklar, dörtlü konferans ile BM'nin rolünün, hakemlik hakkı bulunmadığı için, müdahale etmeksizin koordinatörlük olacağını belirtiyorlar. Diğer yandan Türkiye'nin, Başkan Papadopulos dörtlü konferansa devlet başkanı olarak değil toplum lideri olarak katıldığı sürece, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaksızın, suçlarından arınarak, suçlu konumundan çözüme katkı koyan konumuna getirilmesiyle, müzakere zemininin değişmekte olduğunu eklediler.

Dörtlü konferansa Denktaş da aynı statüyle, toplum lideri olarak katılacak. Genel Sekreter'in kendilerine yaptığı davetlere göre, her ikisi de (Denktaş ve Papadopulos), kendi taraflarından başka hiçbir şeyi temsil etmeyecekler. Yani Denktaş Kıbrıslı Türklerin, Papadopulos da Rumların temsilcisi olacak.

BM çevreleri, 'bu yöntemle, müzakerelere zemin kabul edilen Annan planında desteklenmekte olan taraflar arası siyasi eşitliğin güçlendirilmekte olduğunu' savundular. Bu, 'asgari ölçülü varlıkları ve güçlü sözleri olacak' diyen Amerikalıların da desteklediği bir tutumdur."

Fileleftheros, "Açık Kartlar ve Al-Ver -- De Soto Tezleri Şifreledi ve 4 Kategoride Öneriler İstedi - Müzakerelerdeki Hareketsizliğe Rağmen Çarşambadan İtibaren Sadede Geliniyor" başlığıyla manşete çıkardığı haberinde, De Soto'nun iki tarafın talep ettiği değişikliklerin yer aldığı 4 paragraflık bir belge sunduğunu, tarafların söz konusu belgeyi çarşamba gününe kadar inceleyeceğini ve müzakerelerin Perşembe günü başlayacağını yazdı.

Toprak en sona

Rum tarafının, başka belge sunmadığını yazan gazete, edindiği bilgilere dayanarak, De Soto'nun taraflardan, belgesinde yer verdiği dört kategoriye ilişkin önerilerini yarından itibaren sunmalarını istediğini ve al-ver'in bu temelde ilerleyeceğini yazdı, şöyle devam etti:

"De Soto'nun yarın görüşmelere, toprakla ilgili olan 3. kategoriden devam etmeyeceği, güvenlikle ilgili olan 4. kategoriyi ileri götüreceği ve bunu yaparken güttüğü amacın açık olduğu, toprak konusunu prosedürün sonuna bırakmayı arzuladığı söyleniyor.

BM yetkilisi dün Ankara'da temaslar gerçekleştirdi. Yaptığı açıklamalardan, masadaki müzakerelerin ilerlemediği ortaya çıktı. İki tarafın bir anlaşmaya varamamaları ve böyle bir durumda müzakerelere Türkiye ve Yunanistan'ın da müdahil olması olasılığı bulunduğundan bahsetti.

Seçim sonuçlarının alınmasıyla Yunanistan'daki siyasi sahnenin netleşeceği bugün ve devamında, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Atina ve Ankara'ya müdahalede bulunacağına işaret ediliyor. Prosedürün birinci aşamasının tamamlanmasına yaklaşıldıkça bu müdahaleler tırmanacak."

Politis, "Al-Ver Pazartesi Günü Başlıyor -De Soto Ankara'nın Nabzını Tutuyor" başlıklı haberinde, Alvaro De Soto'nun yarından itibaren al-ver turunu başlatmak istediğini yazdı.

Gazete, De Soto'nun önceki gün Kıbrıs Türk ve Rum taraflarından, müzakere masasında görüşülmekte olan 4 başlığa ilişkin tutumlarını önümüzdeki görüşmede yazılı olarak sunmalarını ve her bir tarafın, diğer tarafın taleplerini karşılayabileceği noktaları düşünmesini istediğini yazdı ve Ankara'da yaptığı sondajların da bu çerçevede olduğunu haber verdi, özetle şunları yazdı:

"Dörtlü konferansa yalnızca 2 hafta kala Alvaro De Soto tarafları al-ver trafiğine sokuyor. Genel Sekreter'in Özel Danışmanı, iki tarafın istediği değişikliklere ilişkin dört maddelik bir belge hazırladı ve taraflardan, Perşembe günü müzakerelerin bu noktadan başlayabilmesi için Çarşamba gününe kadar bu belgeyi değerlendirmelerini istedi.

Kıbrıslı Türk lider yaptığı açıklamada böyle bir belgenin varlığından söz ederken; Başkan Papadopulos, önceki günkü görüşmelerden dönüşünde yaptığı açıklamada buna hiç değinmedi. Resmi bir hükümet kaynağı POLİTİS'e, yeni belge verilmediğini ve Kıbrıslı Türk liderin, De Soto'nun yaptığı başlıkların gruplandırılmasından bahsettiğini söyledi.

Edindiğimiz bilgilere göre Alvaro De Soto iki taraftan, yarına kadar kendisi tarafından hazırlanan belgedeki 4 başlığa ilişkin tutumlarını yazılı olarak sunmalarını istedi. De Soto taraflardan ayrıca, bir tarafın diğer tarafı tatmin edebileceği (veya ne dereceye kadar tatmin edebileceği) alanları araştırmalarını da istedi.

De Soto bu prosedür aracılığıyla iki lideri, bugüne kadar yaptıkları tutum analizlerinden uzaklaştırmak ve takas (al-ver) yapabilecekleri noktalara ilişkin bir görüşmeye sokmak istiyor. Hedef, müzakerelerin ikinci aşaması olan Dörtlü Konferans'a doğru gitmesi öncesinde dikkatlerin, açık kalmaları beklenmekte olan daha ciddi meseleler üzerinde yoğunlaştırılmasıdır.

Yabancı bir diplomatik kaynağın gazetemize söylediğine göre, Kıbrıs Türk ve Rum tarafları Çarşamba gününe kadar iki olumlu unsura sahip olacak ve geriye kalanlar Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla görüşülecek.

De Soto'nun müzakere masasına yeni belge koyması ve devamında Ankara'ya gitmesi tesadüf değil. De Soto, Ankara Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, Ankara'da yapacağı temaslar sırasında, Kıbrıs müzakereleriyle ilgili olarak olabilecekleri görüşeceğini söyledi."

Mahi, BM'nin kendisine tahsis ettiği özel uçakla Türkiye'ye Ağrotur Üssü'nden dün giden De Soto'nun adaya bugün dönmesinin beklendiğini yazdı.

Papadopulos Atina yolcusu

Politis, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, önümüzdeki dönemde yaşanacak kritik gelişmeler öncesinde, Yunanistan'da bugün yapılacak seçimler sonrasında sahne netleşir netleşmez Atina'ya gideceğini bildirdi.

Gazete, Papadopulos'un Atina ziyaretinin, gerek halihazırda başlayacak olan olan al-ver gerek Elen tarafının dörtlü konferans sırasında izleyeceği taktik konularında Rum ve Yunan taraflarının koordine olma çabaları çerçevesinde, önümüzdeki hafta içinde gerçekleşmesi olasılığının göz ardı edilmediğini yazdı.

Gazeteye göre BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Türkiye ve Yunanistan'ın başbakanlar veya dışişleri bakanları düzeyinde temsil edilmeleri halinde dörtlü konferansa iştirak edeceğini, aksi halde BM'nin Kieran Prendergast tarafından temsil edileceğini ilettiği yolunda bilgiler bulunuyor.

Alvaro De Soto, tarafların dörtlü konferansta hangi düzeyde temsil edilecekleri konusunun, Ankara ziyaretinin gündem maddelerinden biri olduğunu açıkladı.

Haberde ayrıca, Rum Ulusal Konseyi'nin, tamamlanan hafta içinde Kıbrıs müzakerelerinde cereyan edenleri inceleyecek üzere dün saat 10.30'da toplanacağı hatırlatıldı.

Alithia, "Müzakerecilere Değerlendirme Belgesi - De Soto Müzakerelerde Anlaşmazlarsa, Anavatanların Dahil Olacağını Hatırlatıyor - Çarşamba Gününe Kadar Yanıt Bekliyor - Dün Gözlemler İçin Ankara'ya Gitti" başlıklı manşet haberinde, tarafların Çarşamba gününe kadar değerlendirmeleri için masaya 4 maddelik bir belge koyduktan sonra Ankara'ya giden Alvaro De Soto'nun Ankara'ya varışında yaptığı açıklamayı AA'yı kaynak göstererek okurlarına aktardı.

Haravgi de haberi manşetten ve "De Soto Al-Ver İstiyor - İki Tarafın Tezlerinin Yer Aldığı Bir Belge Sundu ve Müzakerelerin Perşembe Günü Başlamasını İstedi" başlığıyla yansıttı

KIBRIS 07/03/2004

Denktaş ve Papadopulos'la çözüm zor

BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, zaman geçtikçe Kıbrıs müzakerelerinde çözüme ulaşma şansının azaldığını söyledi.

De Soto, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal ve diğer bakanlık yetkilileriyle Dışişleri Bakanlığı'nda yaklaşık 6.5 saat süren görüşmesinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bakanlıktaki görüşmelerinde, müzakerelere konu olan bütün noktaları gözden geçirdiklerini kaydeden De Soto, "Tüm herkesin paylaştığı arzu, sorunu, (KKTC Cumhurbaşkanı Rauf) Denktaş ve (Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos) Papadopulos'un kendi aralarında çözmeleri, ancak zaman geçtikçe tabii ki şanslar azalıyor" dedi.

De Soto, bir soru üzerine, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kıbrıs'ta çözüm yolunda ortaya koyduğu iradeden memnuniyet duyduğunu hatırlatarak, Türk hükümetinin bu iradesinin süreceğine inandıklarını belirtti. De Soto, "Ancak aynı zamanda umuyoruz ki, Yunanistan'ın da desteği sürecektir" ifadesini kullandı.

Alvaro de Soto, bir başka soruya karşılık olarak, adada "al-ver sürecinin" gelecek hafta başlamasını ümit ettiğini söyledi.

Adadaki liderlere sunmak üzere bir belge hazırlayıp hazırlamadığının sorulması üzerine de De Soto, şu anda böyle bir belge olmadığını, ancak bu durumu olasılık dışı bırakmadığını kaydetti.

"Şu anda ortada Annan Planı var ve taraflar yapılabilecek değişiklikleri tartışıyorlar" diyen De Soto, "4'lü görüşmelerin modalitelerinin ele alınıp alınmadığının" sorulması üzerine, bu konunun Annan tarafından değerlendirildiğini, zamanı geldiğinde Türkiye ve Yunanistan ile konuyu görüşeceklerini belirtti.

Bu arada diplomatik kaynaklar, De Soto ile yapılan görüşmelerde, Kıbrıs müzakerelerinde "al-ver sürecine" girilmesi gerektiğini kendisinin de dile getirdiğini aktardılar.

De Soto ile görüşmelerde Kıbrıs müzakerelerindeki mevcut durum, müzakerelerde konuşulanlar ve Annan Planı'nın kapsamlı şekilde değerlendirildiğini ve her konunun ele alındığını belirten kaynaklar, Türk tarafının, sürece ilişkin değerlendirmelerini aktardığını ve Kıbrıs'ta çözüm sağlanmasına yönelik çabalarını vurguladığını, De Soto'nun da bu çabaları farkında olduğunu ifade ettiler.

Kaynaklar, Kıbrıs müzakerelerinde muhtemelen "dörtlü görüşmelerin" olacağını, ancak yerinin henüz belli olmadığını da belirttiler.

De Soto ile görüşmede, Türk tarafının, dörtlü görüşmelerde siyasi kişiliklerin bulunmasının daha yararlı olacağı yönündeki düşüncesini dile getirdiğini kaydeden kaynaklar, De Soto'nun da bunu kendi makamlarına götüreceğini ilettiğini söylediler.

KIBRIS 07/03/2004

Al-ver süreci başlıyor

Kıbrıs müzakere sürecinin 10'uncu gününde, tarafların karşılıklı taleplerini çarşamba gününe kadar belge teatisiyle tamamlamaları ve perşembe gününden itibaren al-ver sürecinin başlaması kararlaştırıldı. Müzakerelerin esasını oluşturacak pazarlık süreci, BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto'nun tarafların taleplerine göre hazırladığı esasa ilişkin 4 ayrı başlık altında yapılacak.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakere süreci konusunda düzenlediği rutin basın toplantısında,

4 paragraf altında yapılacak al-ver sürecinin esasa ilişkin başlıklardan oluştuğunu söyledi, ancak ayrıntıya girmedi.

Dinleme dönemi bitti, pazarlık başlıyor

BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto'nun, tarafların 10 günlük müzakere sürecinde dile getirdiği talepleri 4 paragraf halinde topladığını ve bunların çarşamba gününe kadar belge

teatisiyle tamamlanması, perşembeden itibaren de al-ver sürecinin başlaması yönündeki önerisinin kabul edildiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, "Perşembeden sonra al-vere girebilirsek gireceğiz" dedi.

Al-ver sürecine temel olacak 4 paragrafın esasa ilişkin olduğunu söyleyen Denktaş, ayrıntıya girmedi ancak sorulara karşılık haritanın bu kapsamda olmadığını kaydetti.

Rehabilite, mal-mülk konusu

Müzakerelerin bugünkü bölümünde göçmenlerin rehabilitesi ve mal-mülk konusunun uzun süre ele alındığını belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, bu konudaki önerileri ve Türk heyetinin tutumunu şu ifadelerle özetledi:

"Göçmen sorununu, göçmen yaratarak halletmenin insan haklarına hizmet olmayacağını, Rumların mal-mülk hakkını inkar etmediğimizi, bunların tazminatlarla halledilmesi gerektiğini vurguladık. Bunları reddediyorlar. Bizim istediğimiz iki kesimliliğin 'etnik temizlik' olacağını belirtiyorlar ve bizim önerilerimizin 'insan haklarına aykırı' olduğunu söylüyorlar. İki halk arasındaki kavganın sona ermesi, insanların rehabilite edilmesi, ekonomik hayatın devamı için almış olduğumuz yasal tedbirlerin reddedilmesinin, meselenin halline yardımcı olmayacağını tekrar dile getirdik..."

Derogasyonları kabul etmiyorlar...

Türk kurucu devletin karma devlet haline getirilmemesi için talep ettikleri derogasyonların (ayrıcalıkların) ek protokolle AB'nin "birincil hukuku" haline getirilmesine ilişkin taleplerini de bugün yeniden dile getirdiklerini söyleyen Denktaş, Rumların bu talebe karşı çıkışlarını sürdürdüklerini kaydetti.

Denktaş, "Biz bunu Rumlardan değil, BM ve AB'den talep ediyoruz. Bu esastır. Bu olmazsa bütün taleplerimiz kağıt üzerinde kalacak ve hukuki geçerliliği olmayacak" dedi.

Rumlar, Almanya örneği istiyor

Rum tarafının 4 Mart'ta verdiği geçici döneme ilişkin yazılı önerilerini incelediklerini ve pazartesi yazılı yanıt vereceklerini de söyleyen Denktaş, Rum önerileriyle ilgili olarak, şunları söyledi:

"Bu yaklaşımları devam ederse Kıbrıs'ı alıp götürme niyetinden vazgeçmediklerini anlamış olacağız. Çünkü 'AB'ye girme hakkı kazandık, bugüne kadar tüm çalışmalar tamamlandı. Bunlar 1 Mayıs'tan itibaren geçerli olsun' yaklaşımını sergiliyorlar. Yani her şey kendi yasalarına göre tanzim edilecek... Bu Almanya'nın birleşmesine benzer. Yani Kıbrıs Türk halkının hakkını, statüsünü dikkate almayan, üzerinde dikkatle durulması gereken çok önemli bir durum."

Hedef 1 Mayıs ama zorluklar, engeller var

Rumların bu yaklaşımının, takvimle belirlenen zaman içerisinde her şeyin halledilmesinin mümkün olmadığının göstergesi olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, "Bunun başka türlü tedbirleri düşünülecekse bunları da düşüneceğiz ve kendilerine gereken cevabı vereceğiz" diye konuştu.

Türkiye'nin 1 Mayıs'a kadar çözüm istemiyle ilgili sorular üzerine ise Denktaş, "Biz de Türkiye ile birlikte 1 Mayıs takvimini tutturmak için elden geleni yapıyoruz. Ama önümüze çıkan zorlukları, engelleri görmek lazım. Zannedersem sadece Rumların verdikleri belgeleri okumak suretiyle mümkün olmadığını görürsünüz. Ama 1 Mayıs'a kadar devam edelim bakalım, inşallah bir yerden daha büyük kolaylık gelir ve olur" ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Denktaş ile Rum Yönetimi Başkanı Tasas Papadopulos başkanlığındaki heyetler arasındaki görüşmeler, hafta sonu tatilinin ardından pazartesi saat 10.00'da devam edecek. Görüşmelere başkanlık eden BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi De Soto, hafta sonu arasından yararlanarak dün öğleden sonra Ankara'ya gitti.

De Soto'nun yarın yapılacak seçimlerin ardından da Yunanistan'a ayrılması bekleniyor.

KIBRIS 06/03/2004

Halk artık gerçeklere hazırlanmalı

Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Kıbrıs Türk halkının artık gerçeklere hazırlanması ve ayaklarının yere basması gerektiğini belirtti.

Halka Rum tarafında ve KKTC'de referandumdan "evet" çıkması halinde nelerle karşılaşacağının anlatılması gerektiğini kaydeden Serdar Denktaş, müzakerelerde talep edilen her şeyin alınamamasının normal olduğunu kaydetti.

Serdar Denktaş, Ünsal Özbilenler başkanlığındaki İşadamları Derneği (İŞAD) yönetim kurulunu kabul etti.

İŞAD Başkanı Ünsal Özbilenler kabuldeki konuşmasında, 23 Nisan'dan bugüne ekonominin Rum tarafına doğru kaydığına dikkat çekerek, Rum tarafında son bir yılda gümrük ve fonların düştüğünü, gıda ürünlerinde ise KDV'nin kalktığını hatırlattı.

"Fiyatlar Kıbrıs Türklerine cazip geliyor" diyen Özbilenler, KKTC'de ise Kıbrıs Türk Petrolleri'nin hâlâ dolar kurunu 1 milyon 600 bin TL'den hesapladığını ve fonların düşürülmediğini kaydetti.

Fon ve gümrüklerle oynamak gerektiğini ifade eden Özbilenler, devletin KDV'den büyük kaybı olduğunu da belirtti.

Özbilenler, geçen yıl bazı ürünlerde fon ve gümrüklerin düşmesinin bu ürünlere talebin artmasına neden olduğunu, devlete ödenen vergi ve KDV'nin de arttığını hatırlattı.

Kıbrıs konusunda çözüme ulaşılmasını beklediklerini kaydeden Ünsal Özbilenler, teknokrat bakan atamasından dolayı Serdar Denktaş'ı kutladı.

Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da, çok sıkışık bir dönemden geçilmekte olduğunu ancak içte hayatın devam ettiğini söyledi.

Maliye ve ekonomi bakanlarının Rum tarafı ile fiyat farkı konusunda çalışmalarının sürdüğüne dikkat çeken Serdar Denktaş, ancak hiçbir şeyin bir anda olamayacağını kaydetti.

Denktaş, "Çalışmaların iki hafta içerisinde sonuca ulaşacağını ve gerekli düzenlemelerin yapılacağını sanıyorum" dedi.

Bir araştırma yaptıklarını ve Rum tarafından yapılan alışverişlerin psikolojik olduğunu gördüklerini ifade eden Serdar Denktaş, Rum tarafından ucuz şeylerin yanında KKTC'de daha ucuz olan malların da alınmakta olduğunu, bunun da halkın doyuma ulaşmasının beklenmesi gerektiğini gösterdiğini söyledi.

KDV'de büyük kayıplar bulunduğunu, bunun fiyatlardaki dengeleme ile kazanıma dönüşmesi gerektiğini belirten Denktaş, AB'ye uyum için süratlenmek gerektiğini vurguladı.

Serdar Denktaş, Yüksek Planlama Kurulu'nun önümüzdeki hafta toplanacağını da kaydetti.

Kıbrıs görüşmelerinin tam anlamıyla "görüşme" kapsamında sürdüğünü ve henüz al-verlere geçilmediğini de belirten Serdar Denktaş, Türk tarafının önerilerine Rum tarafınca "cevap verilecek öneriler değil" yaklaşımıyla bakıldığını ve diyalog sorunu bulunduğunu söyledi.

Dünkü görüşmede, perşembeye kadar bilgi akışı olması daha sonra al-verin başlaması kararının çıktığını belirten Denktaş, çözümün nasıl olursa olsun sancılı olacağını, bunun çok sancılı ya da kaldırılabilir sancılı olabileceğini kaydetti.

"Halkımızı artık gerçeklere hazırlamamız gerekir" diyen Serdar Denktaş, halka Rum tarafında ve KKTC'de referandumdan "evet" çıkması halinde nelerle karşılaşacağının anlatılması gerektiğini vurguladı.

Müzakerelerde talep edilen her şeyin alınamamasının normal olduğunu da hatırlatan Denktaş, yapılması gerekenin talep edilenin alınamaması halinde ne gibi önlemler alınabileceğini saptamak olduğunu, hazırlıkların yapılmaması halinde zor yaşanabilir bir döneme girileceğini ifade etti.

Ekonomik açıdan geçiş döneminin önemini de anlatan Serdar Denktaş, bu hakkın mutlaka Türk tarafına tanınması gerektiğini, Rum tarafının AB'ye kendini 7 yılda uyarladığını kaydetti.

KKTC ekonomisinin ise bir anda kendini AB ortamında bulacağını vurgulayan Denktaş, "Geçiş dönemi lazım... İş adamlarımıza güven meselesi değil, sistem bu rekabet ortamına hazır değil" dedi.

Türk tarafının geçiş dönemi olarak üç yıl öngördüğünü, daha tempolu çalışılması halinde bu sürecin kısalabileceğini kaydeden Serdar Denktaş, KKTC'nin 200 bin nüfusu bulunduğunu ve fazla da kapasitesi bulunmadığını söyledi.

Müzakere edilen konuların bazılarında anlayışla karşılanmalarına rağmen bazı konularda Rum tarafının reddi nedeniyle ilerleyemediklerini de belirten Denktaş, önlerinde 24 gün olduğunu bu sürede nereye varabilirlerse varacaklarını ifade etti.

Sonrasındaki müzakerelerde artık detay konulara girilmeyeceğini anlatan Serdar Denktaş, Türkiye ve Yunanistan'ın da dahil olacağı süreçte veya Annan'ın dolduracağı boşluklarda detayların söz konusu olmayacağını, ne yapılırsa şimdi yapılabileceğini belirtti.

"Hedef yaşayabilir bir çözüm" diyen Serdar Denktaş, mülk çözüm yönteminin yeniden ele alınmaması halinde işin zor olduğunu, anlaşma olduktan sonra çok sorunlarla karşılaşılacağını söyledi.

Serdar Denktaş, Rum tarafına bunu anlatmaya çalıştıklarını ve anlamalarını dilediğini de vurguladı.

KIBRIS 06/03/2004

Talat: Pazartesi ve salı günleri taraflar son kartlarını açacak

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununu çözmeye yönelik müzakereler çerçevesinde pazartesi ve salı günleri tarafların son kartlarını açacağına inandığını bildirerek, bunun al-ver sürecini başlatabileceğini söyledi.

Sorunun Kıbrıs'taki müzakerelerde çözülmesini istediklerini yineleyen Talat, "Olmazsa belki Türkiye ile Yunanistan'ın katılımıyla ilerleme sağlanır. Olmazsa da genel sekretere tercih hakkını kullanırken güçlü argümanlar vermiş oluruz. Sonuç olarak son kararı halkımız verecek" dedi.

Talat, duruma "iyi veya kötü" denemeyeceğini, zaten bugüne kadar her şeyin bitmesini beklemediğini, bu nedenle umutsuz olmaya gerek olmadığını belirterek, "Hem BM, hem AB, mantık ve dünyadaki uygulamalar çerçevesinde ortaya koyduğumuz görüşlerimizi algılıyorlar. Bu da bizim için son derece önemli. Çünkü sonuçta onların da etkili olacağı bilinen bir gerçektir" şeklinde konuştu.

DAÜ'de referandumla ilgili arama konferansı

Talat, DAÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Halil Güven'in davetiyle KKTC'ye gelen Türkiye'deki Arı Hareketi heyetini ve heyete eşlik eden DAÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Rifat Yalınç ile DAÜ Rektör Vekili Güven'i kabul etti.

Başbakanlık Şeref Salonu'nda dün saat 15.30'da yer görüşmede, Arı Hareketi ile DAÜ arasındaki protokol, dün gerçekleştirilen panel ve bundan sonrası için düşünülen girişimler hakkında Talat'a bilgiler verildi.

Görüşmede, DAÜ'de önümüzdeki günlerde referandumla ilgili bir arama konferansı gerçekleştirileceği de açıklandı. DAÜ ve Arı Hareketi'nin işbirliğinde düzenlenecek arama konferansıyla ilgili hazırlık için Türkiye'deki Bahçeşehir Üniversitesi'nin yetkililerinin KKTC'ye gelerek çalışmaları başlattığı bildirildi.

Talat'ın Arı Hareketi ve DAÜ yetkilileriyle yaptığı görüşme, Başbakan Talat ile Prof. Güven'in DAÜ rektör vekili olduktan sonraki ilk görüşmesi de oldu.

Görüşmede Güven, Başbakan Talat'a kalem hediye ederken; Arı Hareketi de Talat'a AB'yi tanıtma için yayımladıkları kitaplar ile ajandayı takdim etti.

Arı Hareketi Başkanı Kemal Köprülü, görüşme öncesinde yaptığı konuşmada, Talat'ı başbakan olmasından dolayı kutlayıp görevinde başarılar diledi.

Talat'ın Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki çabalarına destek belirten Köprülü, Arı Hareketi'nin çözüm yönünde her türlü katkıyı vermeye hazır olduğunu söyledi.

Dünya kamuoyunun bugüne kadar Türk tarafının aleyhine görüşler verdiğini anlatan Arı Hareketi Başkanı Köprülü, ancak Kıbrıs sorununun çözümü için atılan adımlar üzerine son 60 gündür durumun değiştiğini ve Türk tarafının lehine görüşler almaya başladıklarını dile getirdi.

Talat: Üslup ayarlamalarına ihtiyaç olacak

Başbakan Talat ise, Güven'in DAÜ rektör vekili görevine gelir gelmez DAÜ ile Arı Hareketi'nin işbirliğinde çalışma yapmasının güzel bir adım olduğunu belirtti ve DAÜ ile Arı Hareketi'ne başarı diledi.

Kıbrıs sorununu çözmek için başlatılan müzakerelerin kötü gitmediğini, tarafların görüşme sürecine angaje olmaya çalıştıklarını, şimdilik katı davrandıklarını söyleyen Talat, önümüzdeki günlerde üslup ayarlamalarına ihtiyaç olacağını, günümüz koşullarına daha uygun üsluplar yakalamanın gerekeceğini belirtti.

Kendilerinin Türkiye'yle görüş ayrılığı olmadığını, politikaların birlikte belirlendiğini kaydeden Talat, "Önümüzdeki dinamik süreci umarım ki başarıyla sonuçlandıracağız" dedi.

KIBRIS 06/03/2004

Kıbrıs’ta al-ver süreci başlıyor

Kıbrıs’ta çözüme yönelik görüşmelere yarın devam edilecek. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos 19 Şubat’ta başlatılan müzakereler çerçevesinde yarın 11. kez bir araya gelecek.

Lefkoşa
AA

   

 

7 Mart 2004— Türk ve Rum tarafının, müzakerelerde ortaya koyduğu görüşleri içeren konular üzerindeki görüşmelerin çarşambaya kadar tamamlanması, 11 Mart Perşembe’den itibaren de al-ver sürecine geçilmesi bekleniyor.

 

Görüşmelere, BM Genel Sekreteri Kofi Annan adına katılan Genel Sekreter’in Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, cuma günü yapılan görüşmede, Türk ve Rumların görüşlerini içeren dört paragraftan oluşan yazıyı taraflara vererek, bunlar üzerindeki görüşmelerin çarşambaya kadar tamamlanmasını istemişti.
Rum tarafı, geçen 10 görüşmede, Türk tarafının ortaya koyduğu tüm
önerileri reddetmiş, Türk tarafının iki kesimliliğin güçlendirilmesi yönündeki talebi üzerine de “ırkçılık” suçlamasında bulunmuştu.

Kıbrıs’ta al-ver süreci başlıyor

Kıbrıs sorununa, Annan Planı temelinde 1 Mayıs’a dek çözüm bulmayı hedefleyen görüşmelere bugün devam ediliyor. Taraflar 11’inci kez biraraya geldi.

Lefkoşa
AA

   

 

8 Mart 2004— Türk ve Rum tarafının, müzakerelerde ortaya koyduğu görüşleri içeren konular üzerindeki görüşmelerin Çarşamba gününe kadar tamamlanması, 11 Mart Perşembe’den itibaren ise al-ver sürecine geçilmesi bekleniyor.

Görüşmelere, BM Genel Sekreteri Kofi Annan adına katılan Genel Sekreter’in Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Cuma günü yapılan görüşmede, Türk ve Rumların görüşlerini içeren dört paragraftan oluşan yazıyı taraflara vererek, bunlar üzerindeki görüşmelerin Çarşamba gününe kadar tamamlanmasını istemişti.
Rum tarafı, geçen 10 görüşmede, Türk tarafının ortaya koyduğu tüm önerileri reddetmiş, Türk tarafının iki kesimliliğin g
üçlendirilmesi yönündeki talebi üzerine de “ırkçılık” suçlamasında bulunmuştu

Rumlar 'hayır'da ısrar ediyor

Rum kesiminde yapılan üç yeni kamuouyu araştırmasıyla, Rumların Kıbrıs'ta Türklerle Annan Planı temelinde bir uzlaşmayı benimsemedikleri ortaya çıktı


YORGO KIRBAKİ Atina


Rum kesiminde dün açıklanan üç yeni kamuouyu araştırması, Kıbrıs'ta müzakereler başlamadan önce Annan Planı'na "hayır" deme eğiliminde olan Rumların bu düşüncelerinde ısrarlı olduklarını, üstelik çözüm sürecine son derece şüpheli baktıklarını ortaya koydu.
İntercollege kamuoyu araştırmalar şirketinin anketine göre, bugün referandum yapılsa Rumların yüzde 54.3'ü "hayır" ve sadece yüzde 11'i "evet" diyecekti. Kararsızların oranı yüzde 34.6. Aynı araştırmaya göre, Rumların yüzde 65.8
'i, Annan Planı'nın Kıbrıslı Türkler ve Türkiye'nin işine yaradığına inanıyor.
Planın iki toplumun da yararına olduğuna inananların oranı yüzde 8.6, "Plan Rum tarafının çıkarına" diyenler sadece yüzde 0.8.

Çözüm 1 Mayıs'tan sonra olsun
1 Mayıs'a kadar çözümün gerekli olduğuna inananlar yüzde 6.9, Rumların AB üyeliğinden sonra çözüm arzuladıklarını söyleyenler de yüzde 47.6 olarak belirlendi. Rumların sadece yüzde 12.4'ü Kıbrıs Türk yönetimi altında yaşabileceğini söyledi. Yüzde 77.8 ise yaşamak istemiyor.

Türkiye'den Ada'ya gelen Türklerin geri dönmelerini isteyenler yüzde 89. Dönüşümlü başkana ise Rumların yüzde 72.7'si karşı.
AC Nielsen araştırma şirketinin anketine göre de, bugün referandum yapılsaydı, Rumların yüzde 53'ü "hayır", yüzde 19'u ise "evet
" diyecekti. Kararsızlar yüzde 28. Referandumda, Annan Planı'na onay verilmesi için gereken tabanın, yüzde 50 artı 1 oy yerine, yüzde 60'ın üzerinde olmasını isteyenler yüzde 61. Rumların yüzde 82'si Papadopulos'un müzakerelerdeki tutumundan memnun.
RAI C
onsultancy kamuoyu araştırma şirketinin anketinde ise, "hayır" oranı yüzde 62, "evet" oranı ise yüzde 24 çıktı. Rumların yüzde 63'ü müzakerelerden çözüm çıkmayacağına inanıyor.
Aynı ankette, 1 Mayıs'tan sonra çözüm olasılıklarının daha iyi olacağına inana
nlar yüzde 35, inanmayanlar da yüzde 48 olarak gösterildi.

MILLIYET 08/03/2004

Kıbrıs'ta on ikiye beş var

Gündüz Aktan

08/03/2004 RADIKAL

Sn. Denktaş'ın, 4 Mart günü Ankara'da karşılanışı ve ATO'da yaptığı konuşma büyük bir heyecan yarattı ve beklediği destekten çok fazlasını bulmasına vesile teşkil etti. Bu olayı 'Marjinallerin desteği', 'Halka söyleyecek başka şeyleri olmayanların Kıbrıs konusunu istismarı' diyerek küçümsemek, Sn. Gül ve Sn. Erdoğan tarafından Sn. Denktaş'ın azarlandığını iddia etmek gibi çocuksu telafi mekanizmalarına başvurmak, hem yanlış hem de yararsız.
Sn. Denktaş milliyetçi duygu yoğunluğu çok yüksek bir topluluğa hiç de hamasi olmayan bir konuşma yaptı. Üç kez 'Pazarlıktayım, olmazsa olmazlarım kabul edilmezse ne yapacağımı kar
şı tarafa söylemek zorundayım' dedi ve o durumda 'çekilip' referandumda halkın hayır oyu vermesine çalışacağını sözlerine ekledi. Annan Planı'nın Türkleri mahvedeceğini söylerken, gayet tabii planın bizim isteklerimiz doğrultusunda değiştirilmemiş halinden söz ediyordu. Topluluğun 'ses vermesi'ni istemesiyse, müzakerelerde desteklenmesini istemekten ibaretti.
Sn. Denktaş'ın destek ihtiyacı duyması doğal. Sn. Başbakan'ın, adadaki toplantıların sonunda açıklama yapmamasını kendisinden basın yoluyla talep etm
esi ve basının bu açıklamaları sansürlemesini istemesinden bu yana, malum köşe yazarlarımızın Kıbrıs dışında konulara kaydıkları; Sn. Denktaş'ın açıklamalarının arka sayfalarda anlaşılmaz derecede kısaltılmış verildiği; asıl uzlaşmaz kişinin Papadopulos olduğu böylesine açığa çıktığı halde pek eleştirilmediği görülüyor. Sn. Denktaş'ın açıklamalarıyla referandumda olumsuz oy verilmesi propagandası yaptığı yazılıyor.
Anlaşılan o ki, basının bu kesimi için Sn. Denktaş'ı desteklemek, müzakerelerde şansımızı ar
tırmak değil, çözümsüzlüğü savunmak anlamına gelmeye devam ediyor. Bunlar, Sn. Denktaş'ın değiştirmeyi amaçladığı Annan Planı'nın ne kadar harika olduğunu, Rumlar reddetseler de planı referandumda destekleyeceğini sürekli söyleyerek, kendilerini teskin etmesini bekliyor gibiler. Böyle müzakere olmaz.
Hükümetin 22-29 Mart'ta yapılacak görüşmelere garantör ülkelerin dışişleri bakanı düzeyinde katılmasını istemesi, sorumluluğunu yüklenmesi istikametinde doğru bir adım oldu. Ancak Sn. Denktaş'ın açıklamalarınd
an hareketle, Rum tarafının uzlaşmazlığını ılımlı bir milliyetçi söylemle bile eleştirmemesi, toplumda hükümetin teslimiyetçi olarak algılanması eğilimini güçlendirebilir. Bu da, nihai anlaşmanın hem halk hem de AKP tarafından kabulünü iyice zorlaştırabilir. Tüm uluslararası sorunlar gibi Kıbrıs sorunu da önemli ödünler vermeden çözülemeyeceğine göre, en iyi çözüm dahi çok ciddi eleştirilere zaten açık olacak. Oysa hükümet çözüm için gösterdiği kadar güçlü bir iradeyi Kıbrıs'ta ulusal çıkarları korumak konusunda göstermiyor izlenimi veriyor. Ardından Ege konuları gündeme geldiğinde bu güvensizlik ortamı daha da derinleşebilir.
Ankara'daki bazı AB büyükelçileri, hükümetin siyasi meşruiyetini kendilerinden aldığını çekinmeden söylüyorlar. AB üyeliği iştiyakını da buna bağlıyorlar. Bu durumda hükümetin Kıbrıs gibi bir milli davada ulusal çıkarları savunamayacağı izlenimi güçleniyor.
Hükümet, türban, YÖK, imam hatipler, kadrolaşma, başbakanlık müsteşarı gibi konular ortadayken anti laik görüntüsünü kolayca deği
ştiremez. Şimdi buna bir de gayrimillilik ekleniyor. Bu durumda mahalli seçimlerde oylarını yüzde 50'nin üstüne çıkarması, meşruiyet sorununu çözemeyeceğe benziyor. Aynı seçimlerde diğer partilerin marjinalize olması, ekonomimizin 2001 başında girdiği kriz gibi, siyasi sistemimizin de dibe vurduğu şeklinde anlaşılabilecek.
Bu nedenle 4 Mart toplantısı, anti laik ve gayrimilli bir iktidara karşı muhalefetsiz kalan ülkede laik, cumhuriyetçi ve ulusalcı bir siyasi oluşumun mayalanmasına yol açabilir. Böyle bi
r gelişmeyi tehlikeli bulanlar çıkabilir. Ancak etnik, dini ve ulusal konularda Cumhuriyet öncesi statükoya dönülmesini savunan, aslında gerici liberal köşe yazarlarının ve onların destekçilerinin, tam karşıtlarını yaratması engellenebilir mi?

Rumlardan referandumda hayır

Fileleftheros “Politiki” eki, RAİ Consultants’ın 2-3 Mart tarihlerinde gazete adına, 18 yaş ve üzeri, 810 kişi üzerinde, telefonla yapmış olduğu ankete yer verdi.

Gazete, anket sonuçlarına dayanarak, büyük bir çoğunluğun, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un ve siyasi yönetimin New York’taki tutumundan memnun kaldığını yazdı.

Habere göre, New York’taki karar, Birleşik Demokratlar (EDİ) Partisi mensuplarının yüzde 100’ünü AKEL mensuplarının yüzde 75’ini, K.S. EDEK’in yüzde 76’sını, DİSİ yüzde 67’sini DİKO’nun ise yüzde 61’ini NEO’nun ise yüzde 50’sini memnun etti.

Habere göre diğer anket soruları ve yanıtlar şöyle yer aldı:

“Referandumda Oyunuz Ne olur? Sorusuna yüzde 62 Hayır, yüzde 24 Evet, yüzde 13 Bilmiyorum\yanıt yok, yüzde 1 boş oy.

Annan planını ne kadar iyi biliyorsunuz? Sorusuna yüzde 55 az, yüzde 28 oldukça, yüzde 5 çok, yüzde 12 hiç; süreç çözüme neden olacak mı? sorusuna yüzde 63 hayır, yüzde 27 evet, yüzde 10 bilmiyorum\yanıt yok; son kararınızı ne daha çok etkileyecek? Sorusuna yüzde 31 güvenlik, yüzde 28 yaşayabilirlik, yüzde 23 insan haklarına saygı, yüzde 7 geri dönecek göçmen sayısı, yüzde 8 ekonomi, yüzde 5 bilmiyorum\yanıt yok; Rum Yönetimi Başkanı Yunan hükümeti ve büyük partilerin halkı referandumda evet deme çağrısı yapması durumunda, ne yanıt verirsiniz? Sorusuna yüzde 47 hayır, yüzde 40 evet, yüzde 12 bilmiyorum\yanıt yok yüzde 1 boş oy; Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un kararı sizi etkiler mi? sorusuna yüzde 31 çok, yüzde 32 az, yüzde 34 hiç, yüzde 3 bilmiyorum\yanıt yok; Yunanistan’ın (Yunan hükümeti) kararı sizi etkiler mi? sorusuna yüzde 19 çok, yüzde 33 az, yüzde 44 hiç, yüzde 3 bilmiyorum\yanıt yok; AKEL’in kararı sizi etkiler mi? sorusuna yüzde 21 çok, yüzde 27 az, yüzde 49 hiç, yüzde 3 bilmiyorum\yanıt yok; DİKO’nun kararı sizi etkiler mi? sorusuna yüzde 14 çok, yüzde 35 az, yüzde 48 hiç, yüzde 3 bilmiyorum\yanıt yok; DİSİ’nin kararı sizi etkiler mi? sorusuna yüzde 18 çok, yüzde 30 az, yüzde 51 hiç, yüzde 2 bilmiyorum\yanıt yok; K.S. EDEK’in kararı sizi etkiler mi? sorusuna yüzde 11 çok, yüzde 32 az, yüzde 55 hiç yüzde 2 bilmiyorum\yanıt yok; Annan Planı hakkındaki bildiklerinizle, referandumda görüş ortaya koyma konumunda olacağınıza inanıyor musunuz? Sorusuna, yüzde 50 evet, 5 45 hayır, yüzde 5 bilmiyorum\yanıt yok cevapları verildi”

Öte yandan Politis Acnielsen şirketinin, gazete adına, 5-6 Mart tarihleri arasında, 604 kişi üzerinde Güney Kıbrıs genelinde telefonla yapmış olduğu ankete yer verdi.

Habere göre anket soruları ve yanıtları şöyle:

"Annan Planında bugün öngördüklerine çok yakın bir çözüm için gelecek Pazar günü referandum yapılırsa evet mi, hayır mı dersiniz? yüzde 53 hayır, yüzde 19 evet, yüzde 28 düşünüyorum; Rum Yönetimi Başkanı Annan Planında değişiklik için 7 noktada öneride bulundu. Eğer bu değişiklikler plana katılırsa, o zaman ne yanıt verirsiniz? yüzde 9 kesinlikle karşı, yüzde 11 oldukça karşı, yüzde 30 oldukça Annan Planını onaylarım, yüzde 27 kesinlikle Annan Planını onaylarım, yüzde 33 düşünürüm;

Kıbrıs sorununun çözüm ve AB üyeliği ekonomiyi iyileştirecek mi, kötüleştirecek mi yoksa etkileyecek mi? yüzde 65 kötüleştirecek, yüzde 21 iyileştirecek yüzde 6 etkilemeyecek, yüzde 8 bilmiyorum\yanıt yok; Güvenlik, BM tarafından garanti garantilenmiş olursa, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, Annan Planı temelinde çalışabilir mi? yüzde 45 çalışamaz, yüzde 40 çalışabilir, yüzde 15 bilmiyorum\yanıt yok; Referandumda, Kıbrıs sorununun onaylanması, güçlü bir çoğunluk mu, nispi bir çoğunluk mu tarafından desteklenecek? yüzde 61 güçlü bir çoğunluk, yüzde 50 nispi bir çoğunluk, yüzde 9 bilmiyorum\yanıt yok; Annan Planında, öngörüldüğü gibi, Kıbrıs sorununun çözüm boyutlardan size göre hangisini (hangi konuları) onaylar veya onaylamazsınız? Toprak konusu yüzde 54 onaylamam, yüzde 29 onaylarım, yüzde 17 bilmiyorum\yanıt yok; Mülk konusu; yüzde 60 onaylamam, yüzde 22 onaylarım, yüzde 18 bilmiyorum\yanıt yok; Güvenlik konusu; yüzde 49 onaylamam yüzde 27 onaylarım, yüzde 24 bilmiyorum\yanıt yok; Yerleşikler Konusu; yüzde 77 onaylamam, yüzde 82 onaylarım, yüzde 9 bilmiyorum\yanıt yok; Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un şimdiye kadar müzakerelerdeki tutumunu destekliyor musunuz? yüzde 82 destekliyorum, yüzde 9 desteklemiyorum, yüzde 9 bilmiyorum\yanıt yok; Annan Planının ne kadar iyi biliyorsunuz? yüzde 57 çok iyi değil, yüzde 21 oldukça iyi, yüzde 7 çok iyi, yüzde 14 hiç, yüzde 1 bilmiyorum\yanıt yok; Size göre hangi siyasetçi, müzakerelerin kritik döneminde daha büyük sorumluluk tavır takınır? yüzde 25 Dimitris Hristofyas, yüzde 23 Nikos Anastasiadis, yüzde 22 Glafkos Klerides, yüzde 8 Yorgo Vasiliu, yüzde 7 Yannakis Omiru, yüzde 7 Alekos Markidis, yüzde 6 Vasos Lissaridis, yüzde 5 Nikos Kutsu, yüzde 4 Nikos Kleanthus"

HALKIN SESI 08/03/2004

Kuzeye dönecek Rumlar % 15’e düşecek!

** "Alvaro De Soto, mesai arkadaşlarıyla birlikte bir al-ver sürecini şekillendiriyor. De Soto bunu Perşembeden itibaren uygulamaya koymaya çalışacak. Bu konuyu Türkiye’deki ziyaretinde de tartıştı ve düşünceleri konusunda Ankara’yı sondajladı. Diplomatik kaynaklardan aldığımız bilgilere göre Perulu diplomat, iki bölgeliliğin güçlendirilmesi ve toprak arasında al-ver için bir ikili oluşturmaya çalışacak.”

** “Türk tarafının talebi olan iki bölgeliliğin güçlendirilmesi, Türk idaresi altına dönecek Rum sayısının % 21’den % 15-17’ye düşürmekle tatmin edilebilir. Bu değişiklik karşısında, Genel Sekreterin 26 Şubat 2003’te ortaya koyduğu haritada değişiklikler olacak.”

Güney Kıbrıs’ın en yüksek tirajlı gazetesi FİLELEFTHEROS “Toprak Karşılığında İki Bölgeliliğin Güçlendirilmesi… Alvaro De Soto Büyük Pazarlık İçin Hazırlanıyor... Karpaz Senaryosu Yeniden Geliyor” başlık ve spotları altındaki haberinde, şunları yazdı:

“Alvaro De Soto, mesai arkadaşlarıyla birlikte bir al-ver sürecini şekillendiriyor. De Soto bunu Perşembeden itibaren uygulamaya koymaya çalışacak. Bu konuyu Türkiye’deki ziyaretinde de tartıştı ve düşünceleri konusunda Ankara’yı sondajladı. Diplomatik kaynaklardan aldığımız bilgilere göre Perulu diplomat, iki bölgeliliğin güçlendirilmesi ve toprak arasında al-ver için bir ikili oluşturmaya çalışacak. Türk tarafının talebi olan iki bölgeliliğin güçlendirilmesi, Türk idaresi altına dönecek Rum sayısının % 21’den % 15-17’ye düşürmekle tatmin edilebilir. Bu değişiklik karşısında, Genel Sekreterin 26 Şubat 2003’te ortaya koyduğu haritada değişiklikler olacak.

Edinilen bilgilere göre bu konuda birçok senaryo var ve gelişmelere ve tarafların niyetlerine göre bu senaryolar aktifleştirilecek. İyi haber alan kaynaklar Karpaz’ın yeniden dahil edilmesini ihtimal dışı etmediler. Mesarya bölgesinin ise Kıbrıslı Rumların leyhine değiştirilebileceği yoğun şekilde işitilmektedir.

Değişikliklere Annan Planının ekonomik konuları da kaçınılmaz olarak dahil edilecektir. (Gazetemizin yazdığına göre mülkiyet ve bir dizi başka konuyu incelemek için uzman çağrıldı). Değişikliklere, geçici kurallar ve merkezi devletin organları ve kurumların oluşturulması konuları da şüphesiz dahil edilecek.

De Soto geçen Cuma günü iki liderin görüşmesi sırasında liderlerden Çarşambaya kadar tüm görüşlerini ortaya koyup bunların tartışılmasını istedi. BM yetkilisi önceki gün Ankara’daki temasları sırasında Yunanistan ve Türkiye’nin müzakerelere katılmasına önemli yatırım yaptığını ima etti.

Tespitleri, Denktaş’ın tartışma ve ciddi müzakerelere girme niyeti olmadığı ve herşeyin 4’lüye bağlı olacağı yönündedir. Ankara’daki temaslarından sonra konuşan De Soto her geçen gün Kıbrıs sorununa çözüm bulma ihtimalinin azaldığını söyledi. Görüşmelerde al-ver sürecine başlayacağı beklentisini de dile getirdi.

Süreçteki bu gelişme ışığında Cumhurbaşkanı Papadopulos’un Çarşamba günü Ulusal Konseyde temsil edilen siyasi parti başkanlarıyla yeni bir görüşme yapması ihtimal dışı değil.”

POLİTİS “Perşembeden İtibaren Derin Sularda, Papadopulos Al-Vere Hazır” başlıklı haberinde dünkü Ulusal Konsey toplantısında, Alvaro De Soto’nun Perşembeden itibaren başlatılmasını önerdiği Al-Ver sürecinin ele alındığını yazdı.

Gazeteye göre toplantıda “De Soto’nun yeni belge sunmadığı ve Denktaş’ın demecinin De Soto’nun başında verdiği ve tartışılacak konuları sıralayan belgeyle ilgili olduğunun da açıklık kazandığı” belirtildi.

Gazeteye göre Papadopulos görüşmede ciddi bir al-vere girmeye hazır göründü ve bir Ulusal Konsey üyesinin böyle bir sürece girmeyi kabul ettiniz mi?” sorusunu yanıtlarken “ya al-vere gireceğiz ya da Annan Planı olduğu gibi yerinde sayacak” şeklinde konuştu.

SİMERİNİ “AB Müktesebatını Öldürüyorlar. Üç Türk Talebi Avrupai Çözümü Nakaut Ediyor. Ulusal Konsey Zor Referandumla İlgili Komite Kurdu.” Başlıklı manşet haberinde Ankara ve Denktaş’ın öne sürdüğü talepleriyle demokratik ve Avrupai karakterli bir çözümün elde edilmesini “katlettiğini” iddia etti.

Gazete “Talat ve Türk Dışişleri Bakanlığı teknokratlarının desteğini alan Denktaş’ın 16 Nisan 2003’te imzalanan AB üyelik sözleşmesinin iptal edilmesini talep ettiğine” dikkat çekti.

YENIDUZEN 08/03/2004

11’inci randevu bugün

Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı çözüm bulmak amacıyla sürdürülen Kıbrıs müzakerelerinde bugün taraflar 11. randevuda buluşuyor.

Taraflar bugün saat 10.00’da yeniden Lefkoşa Havaalanı bölgesindeki Uluslar arası Konferans Merkezinde bir araya gelerek çeşitli konular üzerindeki görüşlerini açıklayacaklar.

Müzakerelerde bu hafta, Perşembe gününden itibaren al-ver sürecine başlanacağı açıklanmıştı.

YENIDUZEN 08/03/2004

Kıbrıs'ta çözüme yönelik görüşmelere bugün devam edilecek

11'inci randevu

MÜZAKERELERE DEVAM... Cumhurbaşkanı Denktaş ve Rum Yönetimi lideri Papadopulos, 19 Şubat'ta başlatılan müzakereler çerçevesinde bugün 11'inci kez bir araya gelecek. Taraflar saat 10.00'da yeniden Lefkoşa Havaalanı bölgesindeki Uluslararası Konferans Merkezi'nde, çeşitli konular üzerindeki görüşlerini açıklayacaklar

PERŞEMBE, AL VER SÜRECİ BAŞLAYACAK.. Türk ve Rum tarafının, müzakerelerde ortaya koyduğu görüşleri içeren konular üzerindeki görüşmelerin çarşambaya kadar tamamlanması, 11 Mart Perşembe'den itibaren de al-ver sürecine geçilmesi bekleniyor. Müzakerelerde geçtiğimiz hafta, perşembe gününden itibaren al-ver sürecine başlanacağı açıklanmıştı

TOPRAĞA KARŞI İKİ BÖLGELİLİK... Rum basını, toprak karşılığında iki bölgeliliğin güçlendirileceğini ve Karpaz konusunun yeniden gündeme geleceğini bildirdi. İddiaya göre, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı De Soto, mesai arkadaşlarıyla birlikte bir al-ver sürecini şekillendirdi. Buna göre, Karpaz'ın yanı sıra Mesarya'da da Rumlar lehine değişiklik planlanıyor, buna karşılık Türk idaresi altına dönecek Rum sayısı yüzde 21'den yüze 15'e kadar düşürülebilecek

Kıbrıs'ta çözüme yönelik görüşmelere bugün devam edilecek. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos 19 Şubat'ta başlatılan müzakereler çerçevesinde yarın 11'inci kez bir araya gelecek.

Taraflar yarın saat 10.00'da yeniden Lefkoşa Havaalanı bölgesindeki Uluslararası Konferans Merkezi'nde bir araya gelerek çeşitli konular üzerindeki görüşlerini açıklayacaklar.

Türk ve Rum tarafının, müzakerelerde ortaya koyduğu görüşleri içeren konular üzerindeki görüşmelerin çarşambaya kadar tamamlanması, 11 Mart Perşembe'den itibaren de al-ver sürecine geçilmesi bekleniyor. Müzakerelerde bu hafta, perşembe gününden itibaren al-ver sürecine başlanacağı açıklanmıştı.

Görüşmelere, BM Genel Sekreteri Kofi Annan adına katılan genel sekreterin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, cuma günü yapılan görüşmede, Türk ve Rumların görüşlerini içeren dört paragraftan oluşan yazıyı taraflara vererek, bunlar üzerindeki görüşmelerin çarşambaya kadar tamamlanmasını istemişti.

Rum tarafı, geçen 10 görüşmede, Türk tarafının ortaya koyduğu tüm önerileri reddetmiş, Türk tarafının iki kesimliliğin güçlendirilmesi yönündeki talebi üzerine de "ırkçılık" suçlamasında bulunmuştu.

Rum basını: Toprağa karşı iki bölgelilik

Bu arada Rum basını al-ver süreciyle ilgili çeşitli iddialarda bulunuyor.

Fileleftheros'a göre, toprak karşılığında iki bölgelilik güçlendirilecek ve Karpaz konusu yeniden gündeme gelecek.

Gazete, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı "Alvaro de Soto"nun, mesai arkadaşlarıyla birlikte bir al-ver sürecini şekillendirdiğini belirterek, Karpaz'ın yanı sıra Mesarya'da da Rumlar lehine değişiklik planlandığını, buna karşılık Türk idaresi altına dönecek Rum sayınsın yüzde 21'den yüze 15'e kadar düşürülebileceğini yazdı.

Gazete bir başka haberinde, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Kıbrıs'ın, Belçika modelinde AB'de temsiliyetini talep ettiğini kaydederek, söz konusu Belçika modelinde gündemdeki konular kendilerini ilgilendirdiği zaman devletçiklerin AB'de temsil edildiğini aktardı.

Gazete "Denktaş'ın ayrıca ısrarla AB müktesebatının, temel anlaşmayı etkilemediği zaman uygulanabileceğine ilişkin bir ifadenin anlaşma metninde yer almasını istediğini, Rum tarafınca reddedilen ve AB'nin de kabul etmemesi beklenen bu konuda Türkiye tarafından yoğun bir hareketlilik bulunduğunu ve Ankara'nın bu talebi ileriye götürmek için diplomatik düzeyde kampanya başlatacağını" da yazdı.

Politis ise, "Perşembeden İtibaren Derin Sularda, Cumhurbaşkanı Papadopulos Al-Vere Hazır" başlıklı haberinde dünkü Ulusal Konsey toplantısında, Alvaro de Soto'nun perşembeden itibaren başlatılmasını önerdiği al-ver sürecinin ele alındığını yazdı.

Gazeteye göre toplantıda, "De Soto'nun yeni belge sunmadığı ve Denktaş'ın demecinin De Soto'nun başında verdiği ve tartışılacak konuları sıralayan belgeyle ilgili olduğunun da açıklık kazandığı" belirtildi.

Gazeteye göre Papadopulos görüşmede ciddi bir al-vere girmeye hazır göründü ve bir Ulusal Konsey üyesinin böyle bir sürece girmeyi kabul ettiniz mi?" sorusunu yanıtlarken "Ya al-vere gireceğiz ya da Annan Planı olduğu gibi yerinde sayacak" şeklinde konuştu.

Alithia da, "Annan ve Referandumlara Doğru... Görüşmelerin BM Genel Sekreteri Annan'ın Eline Götürülmekte Olduğuna Kesin Gözüyle Bakılıyor" başlıklı haberinde, şimdiye kadarki görüşmelerin sonucuna bakıldığı zaman bu sürecin anlaşmada son sözü söyleyecek genel sekreter Kofi Annan'ın ellerine doğru götürüldüğünün kesin olduğunu yazdı.

Gazeteye göre, taraflar bir referandum için de hazırlanmakta, çünkü bunun artık kaçınılmaz olduğunu görüyorlar.

KIBRIS 08/03/2004

Rum basınının iddiası: ABD, Kıbrıs'ta asker bulundurmak istiyor

Kıbrıs Rum basını, ABD'nin Kıbrıs'ta çözümden sonra adada asker bulundurmak istediğini iddia etti. Fileleftheros gazetesi, ABD'nin Güzelyurt ve Geçitkale'de 10 bin asker bulundurma niyetinde olduğunu yazdı. Ancak gazete, ABD'nin bu yöndeki haberleri teyit etmediğini belirtti.

Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Sunday Mail gazetesi, ABD'nin, Kıbrıs'ta varılacak çözümden sonra adada asker bulundurmak istediğini iddia etti.

Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ise, "Zaman zaman bu tür şeyler basında çıkıyor. Geçen 20 yılda ise Amerikalılar hiçbir zaman böyle bir öneride bulunmadı. Mevcut İngiliz üsleriyle stratejik amaçlarını yerine getirdiğini düşünüyorum. Yeni üs kurulmasını doğru bulmuyor, ancak ihtimal dışı da bırakmıyorum" dedi.

Güzelyurt ve Geçitkale'de 10 bin asker

Fileleftheros gazetesi de "Barışın korunması ve anlaşmanın düzgün şekilde uygulanması için ABD'nin Kıbrıs'ta iki bölgede, Güzelyurt ve Geçitkale'de asker konuşlandırma niyetinde" olduğunu belirtti.

Gazete, diplomatik kaynaklara dayanarak, ABD'nin Kıbrıs'ta 10 bin asker konuşlandırmak istediğini, bununla da Türk ve Yunan kontenjanlarındaki asker sayısının önemli ölçüde azaltılmasının sağlanabileceğini yazdı.

ABD: Böyle bir plan yok

Asker konuşlandırılacağıyla ilgili haberlerin ABD tarafından teyit edilmediğini belirten gazete, Lefkoşa'nın Rum kesimindeki ABD Büyükelçiliği'nden bir yetkilinin, "Kıbrıs'ta Amerikan askeri konuşlandırılmasıyla ilgili plan yoktur" dediğini kaydetti.

KIBRIS 08/03/2004

Talat: Çözüme yakınız

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, ABD Güney Kıbrıs Büşükelçisi Michael Klosson ile bir görüşme gerçekleştirdi. Talat görüşme öncesi, “bölgesel bir problemi değil Avrupa Birliği’nin de sorunu olma aşamasındaki bir problemi çözmeye çalıştıklarını” söyledi.

Lefkoşa
AA

8 Mart 2004— ABD Büyükelçisi Michael Klosson ise Kıbrıs’ta çözüme yönelik her türlü çabayı destekleyeceklerini ve taraflara yardıma hazır olduklarını söyledi.

Talat, görüşme öncesinde yaptığı açıklamada, Kıbrıs müzakere sürecinde belirlenen programı tamamlamak için iyi niyetle çalıştıklarını belirtti.
“Planın kesin olarak referanduma gideceğini, anlaşılır ve kabul edilebilir bir plan sunmaya çalışacaklarını” ifade eden Talat, “çözümün yakın olduğunu ve bunun insanların ka
rarlarına bağlı olduğunu” söyledi. Başbakan Talat, bundan ümitli olduklarını ve çok sıkı çalıştıklarını belirtti.

‘ÇÖZÜM ÇABALARINI DESTEKLİYORUZ’
ABD Büyükelçi Michael Klosson ise ABD olarak BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde Kıbrıs’ta çözüme ulaşma çabalarını tamamen desteklediklerini, BM Genel Sekreterine ve taraflara yardıma hazır olduklarını söyledi.
“Kıbrıs tarihinde yeni bir sayfanın açılmasına yardımcı olmak istiyoruz” diyen Büyükelçi Klosson, kapsamlı ve güvenli bir çözüme varıla
bileceğine inandığını kaydetti.
Klosson ayrıca, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston’un Ada’ya ziyaretinin, tarafların 1 Mayıs’ta çözüme ulaşmak yönünde gösterdiği iyi niyeti cesaretlendirici olduğunu ifade etti.

Plan değişmezse sonumuz olur’

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, müzakere sürecinde Annan Planı’nı değiştirmeye çalıştıklarını belirterek, “Eğer değişmez ve olduğu gibi kalırsa işimiz zor, bizi darmadağın eder” dedi. Lefkoşa NTV

9 Mart 2004— Öte yandan Kıbrıs’ta liderler bugün 12’nci kez bir araya geliyorlar. İki liderin bugün yine güvenlik konusunu ele almaları bekleniyor

Annan Planı hakkındaki düşüncelerini halktan gizlemediğini ifade eden Denktaş, “Bu plan olduğu şekliyle kalırsa işimiz zor. Bizi harmanlar, darmadağın eder” dedi. Müzakere sürecini, “yaşanabilecek, halkın haklarını koruyan, huzur getirecek bir bina için temel kazma” olarak niteleyen Denktaş, “Dikkatli olmazsak bu temel hepimiz için felaket çukuru olur’ diye konuştu.

DENKTAŞ’TAN REFERANDUM UYARISI
Anlaşmanın imzayla değil referandumla kabul edileceğini belirterek halka güven duyduğunu dile getiren Denktaş, şöyle devam etti: “Halkın, geçici çıkarları için gerçeklere göz yummayacağına, düşünerek, bilerek karar vereceğine inanıyorum, inanmak istiyorum.
Bu kez
rolümüz bir yolu yürümek, yapabileceğimizi yapmaktır. Yapamasak dahi neticeyi referanduma sunmaktır. Bizden imza istemiyorlar, imza atmayacağımızı bildikleri için imzayı kaldırdılar.
Ama bu süreç içine girdik, sonuna geldiğimizde halka ‘şunları değiştirebi
ldik güzeldir veya tehlikeler devam etmektedir, ona göre oy verin’ diyeceğiz. Bugünkü çıkar için yanlış oy kullanılırsa hem kendimizi, hem memleketimizi içinden çıkılamayacak uçuruma atarız. Herkes bilinçli ve dikkatli olmalı.”
Halkı, referandumda bilinçli
oy kullanmaya çağıran Denktaş, “Kovboy filmlerinde başına silah dayalı olarak mezarını kazanlara benziyoruz” diye konuştu.

MÜZAKERELER SÜRÜYOR
Kıbrıs müzakereleri sürüyor. kuzey kıbrıs türk cumhuriyeti cumhurbaşkanı rauf denktaş ve rum lider tasos papadopulos ara bölgede şu dakikalarda 12’inci kez biraraya geliyor.
İki liderin bugün yine güvenlik konusunu ele almaları bekleniyor. Türk tarafının, Rumların güvenlik konusunda sunduğu önerilere yanıt vereceği belirtiliyor. Denktaş, dünkü görüşmelerin ardından
yaptığı açıklamada, Türk tarafının tüm önerilerini, ilk günlerde, 3-4 sayfaya sığdırıp toplu olarak verdiklerini belirtmiş, buna karşın Rum tarafının, önerilerini parça parça sunduğunu ve önerilerini henüz tamamladıklarına dikkat çekmişti.
Denktaş, dün ay
rıca Rumların güvenlik konusunda, hava sahası ve kıyılar konusundaki yetkilerin, merkezi hükümete verilmesi önerisini de eleştirmişti.

ABD, Türkiye’nin Kıbrıs önerilerini inceliyor

ABD, Türkiye’nin Kıbrıs’ta Annan Planı’nda gerçekleştirilmesini istediği değişiklikleri incelemeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın Türkiye’nin taleplerinin karşılanması yönünde Washington’da çaba göstereceğine dair söz verdiği belirtiliyor.

9 Mart 2004— NTV- Öte yandan Washington yönetimi, Yunanistan genel seçimini kazanarak başbakan olan Yeni Demokrasi Partisi lideri Kostas Karamanlis’i kutlayarak,Kıbrıs’ta yakın işbirliği beklentisini dile getirdi

Türkiye’nin, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs planında çeşitli değişiklik talepleri bulunuyor. ABD yönetim kaynakları, Türkiye’nin bu değişiklik önerilerinin geçen Cuma günü Washington’ın eline ulaştığını bildirdiler.
Değişiklik önerilerinin, geçen hafta ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston’a verildiği bildirildi
. Amerikan yönetimine yakın kaynaklar, bu önerilerin ABD Dışişleri Bakanlığı’nca incelenmeye başladığını belirttiler.
Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın, Türkiye’nin taleplerinin elden geldiğince karşılanması yönünde Washington’ın çaba göstereceğine
ilişkin Ankara’ya söz verdiğine işaret ediliyor.

KARAMANLİS’E KIBRIS’TA İŞBİRLİĞİ MESAJI
Bu arada ABD yönetimi, Yunanistan genel seçimini kazanarak başbakanlığa atanan Yeni Demokrasi Partisi lideri Kostas Karamanlis’i kutladı. Amerikan Dışişleri sözcüsü Richard Boucher, Karamanlis’i seçim zaferinden dolayı tebrik ettiklerini bildirdi.
Boucher, Kıbrıs’ta 1 Mayıs’a kadar çözüm sağlanması için Karamanlis ve yeni Atina yönetimiyle yakın çalışma sürdürülmesi yönündeki Amerikan beklentisini
dile getirdi. Sözcü,
Yunanistan seçimini kaybeden PASOK lideri Yorgo Papandreu ile de ana muhalefet lideri sıfatıyla işbirliğini sürdüreceklerini belirtti.

Rumlar, havadan atılacak silahtan korkuyormuş!..

Denktaş, bütün önerilerini reddeden Rumların, Türkiye'den adaya gelen Türklerin 'tehlikeli olacakları' gerekçesiyle geri dönmesini istediğini söyledi

SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Kıbrıs sorununun çözümü için Ada'da sürdürülen müzakerelerinin dün yapılan 11. görüşmesinde, güvenlik konusu ele alındı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum Yönetimi'nin, "Türkiye'den Ada'ya gelen yerleşiklerin askeri eğitim aldığı ve havadan kendilerine silah atılması durumunda tehlikeli olacakları" tezini savunduğunu, yerleşiklerin geri dönmesini talep ettiğini belirtti. Türkiye'de Kıbrıs konusunda "bü
yük bir oyun oynandığını" savunan Denktaş, "Bir kısım basın beni küçük düşürmeye, Türk hükümetini bana öfkelendirmeye çalışıyor" dedi.
Denktaş, basın toplantısında, önceki gece 40 sayfalık bir belge sunan Rumların, tarafların statüsü konusunda Annan Planı'
nın atıfta bulunduğu İsviçre ve Belçika modellerini reddettiğini, tüm Rumların eski yerlerine dönmeleri konusunda ısrarcı olduğunu söyledi. Rumların KKTC'nin Türkiye'yle yaptığı anlaşmaları kabul etmediğini belirten Denktaş, Türkiye'nin anlaşmayı görmeden garanti vermesi talebini ortaya koyduğunu, kıyılar, havaalanları gibi konuları federal devlete devretmek isteğini kaydetti. Denktaş, "Annan Planı'nı yaşayabilir hale getirmek için yaptığımız tüm önerileri reddettiler. Planda değiştirmedik madde bırakmadılar" dedi.

'Büyük bir oyun oynanıyor'
Rumların, 21 Nisan'ın Yunanistan'daki 1967 darbesinin yıldönümü olduğu gerekçesiyle, bu tarihte yapılması beklenen referandumu, 20 Nisan'a almak istediğini de belirten Denktaş, Yunanistan'daki iktidar değişiminin görüşmeleri etkilemeyeceğini vurguladı.
Denktaş, "Türkiye'de Kıbrıs konusunda büyük bir oyun oynanıyor. Maksatlı haberler çıkıyor. Bir kısım basın beni küçük düşürmeye, Türk hükümetini bana öfkelendirmeye çalışıyor. Basın çok acayip bir durumdadır" dedi.

MILLIYET 09/03/2004

Denktaş doğru söylemiyor...

AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, Annan Planı'nın AB hukukuna uyumu konusunda KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın "doğruları söylemediğini" öne sürerek, "Kafa karıştırmasına izin vermeyeceğim" dedi. Verheugen, NTV'ye Türkiye'nin AB üyeliği ve Kıbrıs konusundaki görüşlerini açıkladı. Kıbrıs'ta ortaya çıkacak anlaşmanın AB'ye uyumunu sağlayacaklarını kaydeden Verheugen, şunları söyledi: "Denktaş'ın bu konuda ilerleme sağlanamadığı yönündeki söyledikleri doğru değil. En iyi seçeneği kullanacağız. Bizim için sorun olmayacak." Denktaş'ı Rumlarla "özde bir anlaşmaya varamamakla" da suçlayan Verheugen, "Rumlar referanduma 'hayır' derse ne olacak?" sorusuna "Bence Rumlar hayır demeyecek" yanıtını verdi. KKTC üzerindeki ambargonun kalkıp kalmayacağı sorusu üzerine de Verheugen, "Biz ambargo uygulamıyoruz. Adalet Divanı'nın kararını uyguluyoruz. Ancak, bazı kısıtlamaların kaldırılma olasılığı var" diye konuştu.
MILLIYET 09/03/2004

Müzakere...

Kıbrıs'ta Türk ve Rum tarafları arasında yapılan görüşmelere "müzakere" demek mümkün mü?
11'incisi dün yapılan görüşmelerde Rum tarafının KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'a söylediklerine bakalım:
"Kuzey'de Türkiye kökenli 80 bin Türk askeri eğitim almış kişilerdir. İleride, eğer ha
vadan silah atılırsa bu kişiler silahlanırlar. Rumlara saldırıp, çatışma çıkarabilirler."
Buyrun, müzakereye...
Rumların bu yaklaşımı ipe un sermekten başka ne anlama gelir? Bu müzakere mantığıyla ilerleme kaydetmek mümkün olabilir mi?
Nitekim olmamıştır.
Türk tarafının bütün önerilerine tartışmadan geri çevirne Rum tarafı, "havadan silah atılırsa" gibi ipe sapa gelmez "kaygı"lar öne sürerek sözüm ona müzakere yürütüyorlar.
Türk tarafının güvenlik kaygısıyla Türkiye'nin garantisi ve Türk askerinin varlığı k
onusundaki bütün önerilerini, Rumlardan önce, "AB'ye girmiş Kıbrıs'ta güvenlik kaygısı da ne oluyor, güldürmeyin insanı" türünden bir savla Ankara'dan geri çeviren kesimler acaba Rumların "kaygı"sını duyunca ne düşünmüşlerdir. İhtimal ki, "yerinde" görmüşlerdir...
Kıbrıs'ta müzakereler işte böyle geçiyor. Rumların zaman doldumasıyla. Bu görüşmeler hiçbir sonuç ortaya çıkarmamışsa da, şu gerçeği açığa çıkarmıştır ki, uzlaşmak istemeyen Rum tarafıdır. Bu gerçekten hareketle artık Denktaş'a yüklenip durmanın y
anlış olduğu kabul edilmelidir.
Kıbrıs'ta gerçek bir müzakere olmayacağı başından belliydi. Bunun nedeni New York'ta kabul edilen sonu başından belli müzakere sürecidir. Türk tarafının önerisiyle kabul edildiği övünülerek söylenen mekanizma, uzlaşma olsun
veya olmasın sonuçta Annan Planı'nın otomatik referanduma götürülmesidir. Buna Rum tarafına verilen "ne olursa olsun 1 Mayıs'ta AB'ye üye olacaksınız" garantisi de eklenince, Türk tarafı açısından gerçek bir müzakere şansı kalmamıştır. Bugün Kıbrıs görüşmeleri bunu kanıtlamaktadır.
22 Mart'tan sonra devreye girecek olan Türkiye ve Yunanistan'ın yapacağı müzakerenin farklı olacağının da bir garantisi yoktur. Rum tarafına ciddi bir baskı ve yaptırım uygulanmadıkça, Türk tarafının olmazsa olmazlarının plana ge
çirilmesini kabul ettirmek çok zordur. Ankara'nın beklentisi, ola ki, ABD'nin ağırlığını koyması ve dörtlü aşamada veya Annan'ın boşlukları doldurması sırasında Türk tarafı lehine de bir iki değişiklik yaptırmasıdır.
Türk tarafının kabul ettiği "müzakere"
budur...
Gerçek şu ki, Türkiye, New York'ta Annan Planı'nın bu halini kabul etmiştir. Beklentisi müzakere sürecinin son aşamasında ABD yardımıyla metni bir parça düzeltebilmektir. O da olabilirse...
Böyle davranmasının nedeni de açıktır. Aralık 2004'te AB'
den müzakere tarihi alabilmek. Bu amaçla Kıbrıs konusunda Annan'ın dikte ettirdiği yol haritası onaylanmıştır.
Bir koşul olmayan Kıbrıs, AB'den tarih alabilmek için koşul olarak kabul edilmiştir. Kıbrıs'ın, Annan'ın, AB'nin ve ABD'nin istediği gibi çözülme
si tarih almak için tek ve yeter koşul değildir. AB, Kıbrıs'ı hem koşul olarak Türkiye'ye kabul ettirmiş, hem de dünkü troyka toplantısında yeniden vurguladığı gibi Kopenhag kriterlerinin uygulamasına "bakacağım" demiştir.
MILLIYET 09/03/2004 FIKRET BILA

AP'den Kıbrıs uyarısı gelecek

09/03/2004 RADIKAL

AA - STRASBOURG - Avrupa Parlamentosu'nun (AP) bu hafta Kıbrıs'ta tarafları çözüm için uyaran ve çözümsüzlüğün Türkiye'nin AB hedefi için sorun yaratacağını vurgulayan bir raporu kabul etmesi bekleniyor.
AP'nin Lüksemburglu parlamenteri Jacques Poos'un hazırladığı ve yarın tartışılmaya başlanacak olan raporda, AB'ye üye olmak üzere olan Rum Yönetimi'nin iyi niyet göstermesi gerektiği ifade edilirken, birliğin birleşik Kıbrıs'ı üye olarak görme arzusu teyit
ediliyor.

'KKTC halkı Denktaş'tan farklı'
KKTC'nin de, BM planını temel alması gerektiği vurgulanıyor. KKTC halkının çoğunun KKTC lideri Rauf Denktaş'ın tersine, birleşik Kıbrıs'ın AB'ye girmesini arzu ettiği savunulan raporda, son seçimlerde eski muhalefet partisinin daha fazla oy toplamasına atıf yapılıyor. Raporda ayrıca KKTC'de medyanın baskı altında tutulduğu belirtilerek, haberleşme özgürlüğü ve hukuk devleti ilkesinin garanti altına alınması ve sivil toplum örgütleriyle ilişkilerin geliştirilmesi
çağrısı yapılıyor. Türkiye'ye kısmında, Kıbrıs'ta çözümün Türkiye'nin için koşul olmadığı kaydedilse de çözümsüzlüğün AB üyeliliği için ciddi engel teşkil edeceği ifade ediliyor. Raporda, 'Türk yetkililerin, tanımadıkları, topraklarının bir kısmında asker bulundurdukları, gemilerine boykot uygulayıp hava sahasını kapalı tuttukları bir üye ülkenin yer aldığı AB'ye girmeyi hayal etmenin zorluğunu anlamalarını umut ediyoruz' deniliyor.

Rum lider memnun

09/03/2004 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Yunan seçimini merkez sağcı Yeni Demokrasi'nin (ND) kazanması Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u sevindirdi. ND lideri Kostas Karamanlis'i ilk tebrik eden Papadopulos'un, geçen yılki Rum seçiminde eski lider Glafkos Klerides'i destekleyen Yorgos Papandreu'yla yıldızı barışmıyordu. Yunan seçimini 'demokrasi bayramı' diye niteleyen Papadopulos, "Atina'nın Kıbrıs Helenizminin mücadelesine tam desteğinden eminiz" dedi. İktidar değişikliğinin Kıbrıs'ta ertelemeye yol açmayacağını söyleyen Papadopulos, "ND, konumumuz ve Annan Planı'nda istediğimiz değişikliklerden haberdar" dedi. Karamanlis'in ilk yurtdışı durağının Güney Kıbrıs olması, Papadopulos'un da bu hafta Atina'ya gitmesi bekleniyor.

'Ada'da kritik eşiğe doğru

Kıbrıs'ta taraflar bu hafta kritik sürece girdi ama ilerleme sağlanabilmiş değil. Denktaş: Rumlar her önerimizi reddetti

09/03/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde 1 Mayıs'a dek çözüm için 19 Şubat'ta başlatılan müzakerelerde bu hafta kritik bir sürece giriliyor. Türk ve Rum heyetleri, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs
Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun sunduğu dört başlık üzerinde görüşlerini yarın beyan ederek perşembe günü al-ver sürecine girecek. 22 Mart'taki dörtlü zirveye kadar sürecek müzakerelerde masada, Türk tarafının bir kaç sayfadan oluşan değişiklik taleplerine karşı Rum tarafının 110 sayfalık belgesi bulunuyor. Taraflar dün güvenlik konusuna odaklanan 11. görüşmeden de sonuç alamadı. Görüşmelerin ardından KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş şu bilgileri verdi:
RUMLAR HEP REDDETTİ: Biz iki tarafın statüsü ve eşitliği konusunda İsveç modelini öneren, kurulacak yeni ortaklığın AB ile ilişkileri konusunda iki ayrı dil üzerine bina edilmiş Belçika'yı model alan öneriler sunduk. Rumlar bunları reddetti. İki kesimliliği iyice sulandırdılar, çoğunluk idaresini empoze etmek için ellerinden geleni yapıyorlar.
AB TATMİN ETMİYOR: Olmazsa olmazlarımızın başında yer alan derogasyonlar (istisnalar) konusunda AB'den aldığımız yanıtlar maalesef tatmin edici değildir. Bize, 'Uyum sağlamaya çalışacağız' demişlerdi. Şimdi biz, 'Artık kati cevap isteriz, derogasyonları birinci sınıf yasa haline getirecek misiniz' dediğimiz de, 'bazı konulara geçici bir süre için olabileceğini ve zorluklarını' söylemeye başladılar.
GÜVENLİK İÇİN BELGE VERDİLER: Biz görüşümüzü sürecin başında sunmuştuk. Rumlar ise dün gece (önceki gece) geç saatlerde güvenlik konusunda 40 sayfalık belge verdi. KKTC'nin Türkiye ile yaptığı anlaşmaları reddediyor, kıyıları, havaalanlarını ortak devlete devretmek istiyorlar. Meğer 'yerleşik' dedikleri insanlardan korkuyorlarmış. Çünkü bunların çoğu askeri eğitim görmüş ve her an askere çağrılabilirlermiş. Kendi basınlarında yazıyorlar, 80 bin Rum yedek olarak her an askere çağrılabilecek durumdadır.
TÜRK HÜKÜMETİ BENİ ELEŞTİRMEDİ: Ankara'daki temaslarımda gayet samimi, gayet içten, gayet açık her şeyi karşılıklı olarak konuştuk. Yemek verilecekmiş de, 'Uçağım gidiyor' diye ben reddetmişim. Bunların hepsi yalan. Biz özel uçakla gittik, özel uçakla geldik. Bunlar maksatlı yapılmaktadır. Bir kısım basın beni küçük düşürmek için yapmaktadır. Bir kısım basın da Türk hükümetini bana karşı öfkelendirmek için yapmaktadır. Türkiye'de büyük bir oyun oynanmaktadır.


Denktaş'lı ana muhalefet cephesine ne dersiniz?..

Hakkı Devrim

09/03/2004 RADIKAL

Aramızda CHP'nin yerel seçimlerde AKP'yi geride bırakacağını düşünen tek kişi yok.
Varılan ortak hüküm şu: AKP seçimin mutlak galibi olurken, CHP muhalefet olduğu halde oy kaybetmenin acısını çekecek ve belki de bu defa son nefesini verecektir.
Allah saklasın! diyen de vardır muhakkak, acı patlıcanı kırağı çalmaz, diyen de...
Ama bu arada Türkiye'nin güçlü bir muhalefet partisine, hatta cephesine ihtiyacı olduğunu inkâr eden de yok.
4 mart perşem
be günü Ankara'da dikkati çeken bir hadise yaşandı. KKTC Cumhurbaşkanı başını kaşıyacak vakti yokken, ne yapmış etmiş Ankara'ya gelmiş ve Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün'ün ĞEniştem beni neden öptü?ğ konulu toplantısında boy göstermişti.
Ama ne gösteri!
.. Sonu gelmez konvoylar, ĞBozkurt Denktaş!ğ âvâzeleri, mehter marşları, ĞÖl de ölelim, vur de vuralım!ğ sloganları...
Ya kürsüdeki Allah için usta hatibi dinleyen Ğrical-i siyasetğ?
Süleyman Demirel (Dokuzuncu), Bülent Ecevit (DSP), Recai Kutan (SP), Mu
hsin Yazıcıoğlu (BBP)... Ne kalıyor geriye? DYP, ANAP vd... Bir de CHP değil mi? (Toplantıya katılmasa da ana muhalefetimizin Rauf Denktaş'ta gönlü olduğunu biliyoruz.)
Kıbrıs'ta dilerim beklenen sonuç alınır. (Kimin beklediği sonuç, deyip de işimi güçleş
tirmeyin!) Yani Denktaş ĞBenden buraya kadar!ğ diyecek noktaya gelirse, ATO'ya koşup ona destek veren bölük pörçük partiler, bu kurt siyasetçinin etrafında bir ana muhalefet cephesi oluşturmaya yanaşmazlar mı dersiniz?
Niye olmasın? Başka bir çıkar yolunu
z var mı? Hele bir deneyin bu ihtimali de düşünmeyi! Belki zihninize küşayiş gelir.

Aklıevvel
CHP deyince aklıma geldi.
Çizgi roman kahramanı Temel Reis figürünü reklam kampanyasında kullanmayı tasarlayanların, daha açık tarifiyle Deniz Baykal'ın anlı şanlı basın yayın ve halkla ilişkiler danışmanlarının aklına Ğtelif hakkını ne yaparız?ğ suali sahiden gelmemiş olabilir mi?
Böyleyse bunlar benim sandığımdan da...

Dil Yâresi

Nuray Mert, Ğ11 Eylül sonrası dünyanın hali gerçekten çok kaygı verici, ama benim intibama göre, Türkiye'de yapılan tartışmalar işin ciddiyetini ıskalıyorğ yazmış (Radikal, 4 mart).
İntibama denmez; aşırı öz-Türkçe'ci Nurullah Ataç bile, bu eski kelimeyi bakın kuralına uygun olarak kullanıyor: ĞBenim hoş, parlak sözler söyleyebilen
bir insan olduğum intibaını uyandırmak arzusu mizacımın bir türlü atamadığım bir zaafıdırğ.
Dizgi hatası derseniz, o zaman da sorarım:
– İzlenim kelimesinin bir kusuru mu var? Ğİntibaımağ
demektense Ğizlenimimeğ demek daha doğru olmaz mı?

Can Gürzap ve ti-yat-ro!
Cumartesi akşamı tiyatrodaydım. Ti-yat-ro'da! Oyunun adı Taraf Tutmak. Ronald Harwood bildiğim bir tiyatro yazarı değil. (Oyunu Türkçe'ye bütün ustalığıyla Filiz Ofluoğlu çevirmiş.) Can Gürzap dışında, sahnede pek tanıdık simaya rastlamadım. (Televizyondan aşinalar var.) Ama hissediyorum ki tiyatroseverler tarikatı mensupları olarak sahiden tiyatrodayız.
Sahneye, dört ayağıyla birden yere sağlam basan bir masa gibi oturtulmuş oyunu seyrediyoruz. (Yönetmen Can Gürzap.)
İkinci Büyük Savaş erte
si mağlup Almanya'dayız. Nürnberg Muhakemesi devam ederken, Amerikalılar bir yandan da muhtemel sanıkları kovalamaya devam ediyor. ABD istihbaratından bir binbaşı aklına koymuş, ünlü orkestra şefi Wilhelm Furtwängler'in (Can Gürzap) NAZİ ileri gelenleriyle yakınlığını, iş ve suç birliğini belgeleyecek. Hikâye, harap Berlin'de bir sorgu bürosunda geçiyor.
Furtwängler vakur ve muhteşem, sorguyu cesaretle göğüslüyor. (Oyunu bir Türk yazsa, inandırıcı olmak için, maestronun biraz alttan almasına özen gösterird
i. Amerikalı öfkeleniyor, ama belli ki, sanığın üzerine yürüme gibi bir lüksü yok.) Belki çok tanındığı için, ünlü şef Furtwängler'in kişiliği üzerinde durma ihtiyacı duyulmamış. O
oyunda bir çeşit simge. Ama binbaşı (Tarık Ünlüoğlu), yardımcısı teğmen (M
etin Yavuzoğlu), İngilizce bilen Alman sekreteri (Özgü Namal), zayıf karakterli ikinci keman (Mahmut Gökgöz) ve kaybettiği kocasının hesabını soran kadın (Zeynep Erkekli) iyi çizilmiş portreler ve hepsi bu insanları hakkıyla canlandırıyor.
Hikâyesinin ana
hatları ve kahramanlarıyla oyun bu. Yönetmen Can Gürzap'ın seçimi isabetli, daha inandırıcı bir Furtwängler bulamazdı. Zeynep Erkekli sarsıcı, Tarık Ünlüoğlu sevimsiz ve budala binbaşı rolünde çok başarılıydı. Beşerî zaafları sahnede canlandıran, güzel oyunuyla ikinci keman rolünde Mahmut Gökgöz'dü. Gençlerin de (Özgü Namal, Metin Yavuzoğlu) kimseden geri kalır yanı yoktu.
Yazarın anlattığı bir yerde gene insanoğlunun çaresizliği. Ben, belki tek başıma duyduğum bir rahatsızlığı da söyleyeceğim. Oyunu görü
rseniz siz de dikkat edin lütfen:
– İnsanın kendini sevmeyen, güvenilir bulmayan, yaptıklarını onaylamayan yardımcılarla çalışması ne zor iş, değil mi?

ABD, Kıbrıs'a ilişkin Türk teklifini inceliyor

ABD yönetiminin, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs planı üzerinde Türkiye'nin değişiklik önerilerini incelemeye başladığı bildirildi.

ABD yönetimine yakın kaynaklar, Türkiye'nin önerilerinin geçen hafta, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs özel koordinatörü Thomas Weston'a iletildiğini belirttiler.

Bu kaynaklar, ABD yönetimine Cuma günü ulaşan bu değişiklik önerilerinin Washington'da incelenmeye başladığını kaydettiler.

Washington'daki gözlemciler, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın,Türk tarafının değişiklik taleplerinin mümkün olduğunca karşılanma
sı için Amerikan tarafının çaba göstereceği yönünde daha önce Ankara'ya söz verdiğine işaret ediyor.

Lefkoşa'da halen iki taraf arasında süren görüşmelerin ardından geriye kalan anlaşmazlık noktalarının, Türkiye ile Yunanistan'ın devreye girmesiyle 22-29
Mart arasında çözülmesine çalışılacak.

Hala devam edecek anlaşmazlıklarda ise boşlukların, Kofi Annan tarafından doldurulması planlanıyor.

Washington'daki gözlemciler, o aşamada ABD'nin Annan'a yapacağı telkinlerin önem taşıyacağına işaret ediyor. Annan'ın hazırlayacağı nihai metin, daha sonra Kıbrıs'ta iki tarafta referanduma götürülecek.

HURRIYET 09/03/2004

Papadopulos Rum örgütleri harekete geçirdi

Kıbrıs Rum yönetimil ideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs konusundaki Rum tezlerine dış dünyada destek almak amacıyla çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren Rum kuruluşlarını harekete geçirdi

Papadopulos'un, önemli ülkeler üzerinde etki sağlamak amacıyla çeşitli ülkelerdeki Rum topluluklarını harekete geçirdiği ve bu amaçla ABD ve İngiltere'deki büyük Rum örgütlerinin ileri gelenlerini, bilgilendirmek üzere Güney Kıbrıs'a çağırdığı bildirildi.

Fileleftheros gazetesi, Papadopulos'un bu amaç çerçevesinde dün ''Pankıbrıs Kıbrıs Mücadelesi Koordinasyon Komitesi'' (PASEKA) Başkanı Philip Kristofer, ''Amerika Federasyonu'' Başkanı Panikos Papanikolau ve İngiltere'deki Rum örgütünün başkanı Haris Sofoklidis ile görüştüğünü yazdı.

Çeşitli ülkelerde yaşayan Rumların, özellikle de ABD ve İngiltere'de yaşayanların, bulundukları ülkelerde Kıbrıs konusunda Rum tarafına baskı uygulanmasına karşı faaliyette bulunacakları ve Türk tarafının endişelerini giderecek hareketleri engellemeye çalışacakları belirtildi.

HURRIYET 09/03/2004

11. görüşmede güvenlik tartışıldı

Türk ve Rum heyetlerinin, değişiklik taleplerinde mutabakat sağlayabilmeleri için yaklaşık üç haftalık süresi kaldı... Belge verme işleminin bugün sona erdirilmesi isteniyor

11. görüşmede güvenlik tartışıldı

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rumların "ortaklık ve ortaklar arasında tam eşitlik" yerine "çoğunluk" idaresini empoze etmeye çalıştığını söyledi. Rumların her şeye itiraz ettiğine dikkat çeken Denktaş, "Biz ne istemişsek Annan Planı'nı yaşayabilir bir hale getirmek için... Bunların tümünü reddediyorlar ve kendileri planın değiştirmedik maddesini hemen hemen bırakmadılar" dedi

Kıbrıs Türk tarafının güvenlikle ilgili önerisini sürecin başında sunmasına rağmen Güney Kıbrıs'ın 40 sayfalık belgesini önceki gece geç vakit verdiğini söyleyen Denktaş, üzerinde henüz detaylı bir çalışma yapılmış olmamasına rağmen Rumların sunduğu belgeyle ilgili ilk görüşün verildiğini kaydetti

Annan Planı temelinde çözüm hedefiyle başlayan Kıbrıs müzakere sürecinde liderler dün 11'inci kez bir araya geldi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş başkanlığındaki KKTC müzakere heyeti, ara bölgedeki BM Konferans Merkezi'nde saat 10.00'da başlayan görüşmeye katılmak amacıyla saat 09.50 sıralarında Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı.

Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın eşlik ettiği Cumhurbaşkanı Denktaş, görüşmeye giderken herhangi bir açıklama yapmadı.

Tarafların mutabakatıyla BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan takvim uyarınca Kıbrıs'taki müzakere süreci özel temsilci Alvaro de Soto gözetiminde 19 Şubat'ta başlamış ve her gün toplantıların devamı yönünde karar alınmıştı.

Bu sürede iki günlük aksama dışında her gün bir araya gelen Türk ve Rum heyetlerin, takvim uyarınca 22 Mart'a kadar süreleri var. Dünden itibaren yaklaşık 3 haftalık süre içerisinde taraflar Annan Planı'na ilişkin değişiklik taleplerinde mutabakat sağlayamamaları halinde, 22 Mart'tan itibaren Türkiye ve Yunanistan da masaya oturacak.

"Türkiye'yle yaptığımız anlaşmaları reddediyorlar"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumların "ortaklık ve ortaklar arasında tam eşitlik" yerine "çoğunluk" idaresini empoze etmeye çalıştığını söyledi.

Rumların her şeye itiraz ettiğine dikkat çeken Denktaş, "Biz ne istemişsek Annan Planı'nı yaşayabilir bir hale getirmek için... Bunların tümünü reddediyorlar ve kendileri planın değiştirmedik maddesini hemen hemen bırakmadılar" dedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dünkü rutin basın toplantısında Kıbrıs müzakerelerinde gelinen aşama hakkında bilgi verdi. Açıklamasına 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlamasıyla başlayan Denktaş, görüşmelerin dünkü bölümünde esas gündem maddesinin güvenlik olduğunu söyledi.

Kıbrıs Türk tarafının güvenlikle ilgili önerisini sürecin başında sunmasına rağmen Güney Kıbrıs'ın 40 sayfalık belgesini önceki gece geç vakit verdiğine dikkat çeken Denktaş, üzerinde henüz detaylı bir çalışma yapılmış olmamasına rağmen Rumların sunduğu belgeyle ilgili ilk görüşün verildiğini kaydetti. Denktaş, "Biz ilk günden 3-4 sayfaya sığan bütün önerilerimizi ana hatlarıyla kendilerine verdik. Onların, peyderpey verdikleri kağıtlar 110 sayfayı bulmaktadır" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bugün yapılacak görüşmede 40 sayfaya varan ve planın esas kısımlarını oldukça değiştiren güvenlikle ilgili belgelerine cevap vereceklerini kaydetti. Denktaş, tüm belge verme işlemlerinin bugün sona erdirilmesinin istendiğine dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, AB normları altında tüm Rumların eski yerlerine gitmesi konusunu gündemde tutan Rum tarafının Türk tarafının Türkiye'yle yapmış olduğu anlaşmaları reddettiğini kaydetti.

Denktaş, "Anlaşmada öngörülen geçici süre; işler zamanında yürümedi diye bu süreleri tamamen kısaltmak suretiyle bizim hakkımız olan ne varsa iyice müzakere etmeden, gözümüz kapalı kabul etmemizi gerektirecek bir yaklaşım içerisindedirler" dedi.

"Ortaklık değil çoğunluk idaresi istiyorlar"

Denktaş, Rumların, ortaklık ve ortaklar arasında tam eşitlik yerine çoğunluk idaresini empoze etmeye çalıştığını kaydetti.

Tarafların statüsü, eşitliği konusundaki İsveç modelini reddeden Rumların kurulacak yeni ortaklığın AB'yle ilişkileri konusunda iki ayrı dil üzerine bina edilmiş Belçika modelini de kabul etmediğini kaydeden Denktaş, Türklerin arasına gelecek çok sayıda Rum'la iki kesimlilikle birlikte planın da sulandırıldığını söyledi.

Rumların Türk tarafı için hayati önem taşıyan hava sahası, karasuları ve benzeri konuları da "bunlar merkezi hükümetindir" diyerek kurucu devlete bir şey bırakmadığını söyleyen Denktaş, Türkiye'nin anlaşmayı görmeden garantileyeceği yönünde güvence vermesinin de istendiğini belirtti.

Denktaş, "Yani kısacası biz ne istemişsek Annan Planı'nı yaşayabilir bir hale getirmek için bunların tümünü reddediyorlar ve kendileri planın değiştirmedik maddesini hemen hemen bırakmadılar."

"Derogasyonlar konusuna da

sıcak yaklaşmıyorlar"

Rumların derogasyonlar konusuna da sıcak yaklaşmadığını kaydeden Denktaş, AB'nin de bu konudaki tavrının pek tatmin edici olmadığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, "Bugüne kadar bize, 'sizi accommodate yapacağız, uyum sağlayacağız, uyum sağlamaya çalışacağız' demişlerdi. Şimdi, kati cevap istediğimizde kalıcı ve devamlı olamayacağını, bazı konularda geçici bir süre için olabileceğini ve zorluklarını söyleme başladılar" dedi.

Denktaş, konunun, AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen'in Ankara ziyaretinde ele alınacağını söyledi.

"Yerleşiklerden korkuyorlarmış"

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rumların sunduğu belgelerde "Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesi ve adaya zorla nüfus getirerek uluslar arası suç işlendiği ve yerleşik diye nitelenen Türkiye kökenli nüfustan korkulduğu" yönünde ifadeler yer aldığını kaydetti.

Denktaş, "Güya bunların çoğu askeri eğitim görmüş ve bunlar dolayısıyla herhangi bir an askere çağrılabilirlermiş. Havadan bunlara silah vesaire atılırsa o zaman büyük bir tehlike arz edermiş" dedi.

Denktaş, "Karşı tarafta 80 bin Rum, herhangi bir an askere çağrılacak durumdadır. Ve bunlar milis olarak kullanılmakta, silahlarını evlerinde tutmaktadırlar" dedi.

"Referandumun 20 Nisan'a alınması

önerisinde bulunuldu"

Cumhurbaşkanı Denktaş, plana göre 21 Nisan'da yapılması öngörülen referandumun, Yunanistan'daki darbenin yıldönümü nedeniyle tatil olacağından 20 Nisan'a alınmasını önerisinde bulunulduğunu kaydetti.

Denktaş, ayrıca kurucu devletlerin kendi anayasalarını 12 Mart'a kadar BM genel sekreterinin Kıbrıs özel danışmanı Alvaro de Soto'ya sunması gerektiğini hatırlattı.

Sorular

BRT'nin yayınları ve Vakıflar İdaresi'nin yeni yönetim kurulunun kararlarına ilişkin bir soru üzerine Denktaş, "Mücahidin Sesi" olan BRT'nin başına gelenlerin istediği gibi yayın yapamayacağını kaydederek konuyla ilgili bir araştırma yapıldığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, vakıf mallarının ilgili yasalarla korunduğuna işaret ederek malların özel statüsünün anayasada da korunması gerektiğini belirtti. Denktaş, anayasanın meclisten geçmeden Rumlara verilmesi konusunun da tartışılmakta olduğunu kaydetti.

Yunanistan'daki seçimlerle ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine Denktaş, "Kıbrıs konusunda fazla bir şey değişmez" yanıtını verdi.

"Bir kısım basın, beni küçük

düşürmek için yayın yapmaktadır"

Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye basınında yer alan "Ankara ziyaretinde hükümetin sert eleştirisine maruz kaldığı" yönündeki haberlerle ilgili soruya verdiği yanıtta, söz konusu haberlerin tamamıyla yalan olduğunu söyledi.

Görüşmelerin gayet samimi ve içten geçtiğini kaydeden Denktaş, her şeyin çok açık bir şekilde konuşulduğunu belirtti. Denktaş, şöyle devam etti:

"Bunlar maksatlı yapılmaktadır. Bir kısım basın beni küçük düşürmek için yapmaktadır. Bir kısım basın da Türk hükümetini bana karşı öfkelendirmek için yapmaktadır. Türkiye'nin içinde Kıbrıs konusunda büyük bir oyun oynanmaktadır. Basının inanılırlığı giderse demokrasinin de zaafiyeti meydana çıkar. Basın hakikaten çok acayip durumdadır. Bunu görüyor ve üzülüyoruz..."

Denktaş, Ankara'nın De Soto'ya bir güvence verdiği yönündeki haberlere ilişkin soruyu yanıtında, "Haberlere bakmayınız. Her şey kendisine söylenmiştir. Olmazsa olmazlar konusunda gereken her şey söylendi. Basına bakarak ahkam kesmemek lazım" dedi.

KIBRIS 09/03/2004

Tek yol, Annan Planı

Türkiye'nin AB sürecine ilişkin değerlendirmelerinin yapıldığı ve Kıbrıs sorununun da ele alındığı Türkiye-AB Troykası toplantısı dün gerçekleşti. Görüşme sonrasında ortak bir basın toplantısı düzenlendi:

Tek yol, Annan Planı

TEK YOL ANNAN PLANI... AB Dönem Başkanı İrlanda'nın Dışişleri Bakanı Brian Cowen, AB olarak BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs konusundaki rolünü desteklediklerini belirterek, taraflara halen devam eden müzakere sürecinde Annan Planı temelinde çözüme katkıda bulunma çabalarını sürdürme çağrısı yaptı. Cowen, birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB'ye girmesinin önemine işaret ederek, Kıbrıs'taki iki taraf, AB ve Türkiye'nin de çıkarına olacağını söylediği bu gelişmenin tek yolunun Annan Planı olduğu görüşünü dile getirdi

TÜRKİYE VE YUNANİSTAN, GEREKLİ KATKIYI KOYACAK.... TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ise, "Günü geldiğinde, eğer iki taraf çözemeyip bizlere kalırsa Türkiye ve Yunanistan en üst seviyede toplantılara katılıp gerekli katkıyı verecekler" diye konuştu. Kıbrıs sürecine Yunanistan'daki iki önemli liderin de pozitif yaklaştıklarını belirten Abdullah Gül, liderlerin süreci seçim malzemesi yapmadıklarını kaydetti

AB Dönem Başkanı İrlanda'nın Dışişleri Bakanı Brian Cowen, AB olarak BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs konusundaki rolünü desteklediklerini belirterek, taraflara halen devam eden müzakere sürecinde Annan Planı temelinde çözüme katkıda bulunma çabalarını sürdürme çağrısı yaptı.

Cowen, Türkiye-AB Troykası toplantısının ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB'ye girmesinin önemine işaret ederek, Kıbrıs'taki iki taraf, AB ve Türkiye'nin de çıkarına olacağını söylediği bu gelişmenin tek yolunun Annan Planı olduğu görüşünü dile getirdi.

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ise, adadaki iki tarafın sorunu çözememesi halinde, Türkiye ve Yunanistan en üst seviyede toplantılara katılıp gerekli katkıyı koyacaklarını söyledi.

Abdullah Gül, düzenlenen ortak basın toplantısında, Kıbrıs konusuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Günü geldiğinde, eğer iki taraf çözemeyip bizlere kalırsa Türkiye ve Yunanistan en üst seviyede toplantılara katılıp gerekli katkıyı verecekler" diye konuştu.

Türkiye'nin AB sürecine ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı ve Kıbrıs sorunun da ele alındığı Türkiye-AB Troykası toplantısı dün gerçekleşti.

Devlet Konukevi'nde saat 10.00'da başlayıp, çalışma yemeğiyle devam eden görüşmeler toplam dört buçuk saat sürdü.

Toplantıda, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AB-Troykası heyetinde bulunan AB Dönem Başkanı İrlanda'nın Dışişleri Bakanı Brian Cowen, bir sonraki dönem başkanı Hollanda'nın Dışişleri Bakanı Ben Bot ve AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile bir araya geldi. Görüşmelere AB Konseyi Genel Sekreteri ve Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana da katıldı.

Türkiye'nin AB'ye katılım süreci çerçevesinde gelecek dönemde yapılacak çalışmaların ele alındığı toplantıda, her iki tarafı da ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konular değerlendirildi.

Ortak basın toplantısı

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, görüşmelerin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, Helsinki Zirvesi'nden bu yana Türkiye ile AB arasındaki siyasi istişarelerin sıklıkla yapıldığını belirterek, Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin gözden geçirildiğini ve alınan mesafelerin dikkatlice incelendiğini söyledi.

Gül, bu çerçevede dünkü toplantıda, Türkiye'ye 2004 sonunda müzakere tarihi verilebilmesi için gerekli siyasi kriterlerin Türkiye'de uygulanıp uygulanmadığını detaylı olarak gözden geçirme fırsatı bulduklarını kaydetti.

Kıbrıs'taki gelişmelere ilişkin de AB temsilcilerine bilgi verdiğini kaydeden Gül, Türkiye-AB sürecinin yanı sıra bazı bölgesel ve uluslararası konuları da görüştüklerini belirtti.

l, ayrıca İran, Afganistan, Ortadoğu süreci, Güneydoğu Kafkaslar'ı da ele aldıklarını belirterek, siyasi istişarelerin önümüzdeki günlerde devam edeceğini bildirdi.

Bakan Gül, Yunanistan'daki seçim sonuçlarının Kıbrıs sürecine etkisine ilişkin bir soru üzerine, Yunanistan halkının karar verdiğini ve en kısa sürede hükümetin kurulacağını umduklarını söyledi.

Kıbrıs sürecine Yunanistan'daki iki önemli liderin de pozitif yaklaştıklarını belirten Gül, liderlerin süreci seçim malzemesi yapmadıklarını kaydetti.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, "Günü geldiğinde, eğer iki taraf çözemeyip bizlere kalırsa Türkiye ve Yunanistan en üst seviyede toplantılara katılıp gerekli katkıyı verecekler" diye konuştu.

Cowen, Türkiye'ye ilişkin

alınan kararı teyit etti

AB Dönem Başkanı İrlanda'nın Dışişleri Bakanı Brian Cowen, AB olarak, Türkiye için 2002 Kopenhag Zirvesi'nde alınan "kriterler yerine getirildiğinde gecikme olmaksızın müzakerelere başlama taahhüdünü" teyit ettiklerini belirtti.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün açılış konuşmasının ardından söz alan Cowen, toplantının yararlı geçtiğini belirterek, Türkiye-AB ilişkilerinin yanı sıra Irak, Afganistan, Ortadoğu, İran ve Kafkaslar gibi birçok konuyu ele aldıklarını söyledi.

Cowen, aralık ayında düzenlenecek AB zirvesinden önce yapılan bu toplantının önemine dikkat çekerek, 2002 Kopenhag Zirvesi'nde Türkiye'ye ilişkin alınan (Kopenhag kriterleri yerine getirdiğinde AB, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini gecikme olmaksızın açmayı taahhüt eder kararını) güçlü bir şekilde teyit ettiklerini belirtti.

Müzakerelerin başlamasındaki önemli noktanın reform sürecindeki ilerleme olduğunu ifade eden Cowen, şimdiye kadar kaydedilen gelişmeyi olumlu karşıladıklarını, ancak tüm alanlardaki uygulamanın hayati önem taşıdığını kaydetti.

Cowen, AB olarak BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs konusundaki rolünü desteklediklerini belirterek, taraflara halen devam eden müzakere sürecinde Annan Planı temelinde çözüme katkıda bulunma çabalarını sürdürme çağrısı yaptı.

Birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB'ye girmesinin önemine işaret eden Cowen, Kıbrıs'taki iki taraf, AB ve Türkiye'nin de çıkarına olacağını söylediği bu gelişmenin tek yolunun Annan Planı olduğu görüşünü dile getirdi.

Bakan Gül'e, Kıbrıs'ta varılacak bir anlaşmayı AB ilkeleri ile uyumlaştırma konusunda AB'nin hazır olduğu güvencesi verdiklerini söyleyen Cowen, bu çerçevede Kofi Annan ile temas halinde olmaya hazır olduklarını da belirtti.

"Herkesin ciddi olması, elini

taşın altına koyması gerekiyor"

Gül, Türkiye olarak AB'nin "uyumlaştırma" yönünde verdiği taahhüdü yeterli görüp görmediklerinin sorulması üzerine, bu konuya ilişkin çalışmaların sürdüğünü belirtti. Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bizim için önemli olan Kıbrıs'ta varılacak bir anlaşma. İnşallah 1 Mayıs'tan önce bir uzlaşma olur. Bu anlaşmanın ileride herhangi bir şekilde değiştirilmemesi. Bunun garantisinin verilmesi. Bu hangi yolla olur? Bu hukuki bir şey. Buna uzmanlar çalışıyorlar. Eminim ki bunun yolu bulunacaktır. Önemli olan bu anlaşmanın başka bir yolla birkaç sene sonra değiştirilmemesi, bu yolların hepsinin tıkanması."

Kıbrıs'ta devam eden müzakerelerde Rum tarafının izlediği uzlaşmaz tavrın hatırlatılması üzerine Gül, herkesin bu sorunun çözümü için elinden gelen katkıyı gösterdiğini, tercih edilenin adadaki iki tarafın anlaşarak bir sonuca varması olduğunu kaydetti.

Gül, Rum tarafının da bu işi ciddiye alarak, çözüme yönelik adımlar atmasının önemine dikkat çekerek, "Herkesin ciddi olması, elini taşın altına koyması gerekiyor" dedi. Kıbrıs'ta bu hafta daha önemli konuların ele alınacağı bir dönemin başlayacağını hatırlatan Gül, AB ve BM'nin ilerleme için her iki tarafa da elinden gelen teşviki yaptığını kaydetti.

Verheugen: Türkiye'nin derogasyonlar

konusundaki isteklerini ciddiye alıyoruz

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen de, Türk tarafının ayrıcalıklar (derogasyonlar) konusundaki isteklerini ciddiye aldıklarını belirtti.

Verheugen, Kıbrıs'ta varılacak bir anlaşmada Kıbrıs Türkleri lehinde yer alacak derogasyonların AB temel hukukunun bir parçası olması yönünde Türk tarafının ısrarlı olduğunun hatırlatılması üzerine, Türk tarafının bu isteğinin farkında olduklarını ve bunu ciddiye aldıklarını söyledi.

Kıbrıs sorununa çözümün siyasi ve hukuki sonuçlarını değerlendirmekte olduklarını, bu konuyu uzmanlar düzeyinde ele alacaklarını kaydeden Verheugen, bu aşamada teyit edebileceği tek şeyin, olası anlaşmanın hükümlerini söz verdikleri şekilde "uyumlaştırmak" olduğunu söyledi.

Ayrıcalıklar için çeşitli yollar

Verheugen, ayrıcalıkların (derogasyonlar) AB ülkeleri parlamentolarından geçirilmesinin mümkün olup olmadığının sorulması üzerine, gerekli uyumlaştırmayı yapmanın konunun mahiyetine bağlı olarak birkaç değişik yolu olduğunu söyledi.

Kıbrıs'ta bir çözümün AB'nin üstüne kurulduğu ilkelere aykırı olamayacağını vurgulayan Verheugen, bu ilkeleri demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve azınlıkların korunması olarak sıraladı.

Verheugen, uyumlaştırma yolları çerçevesinde, ilk seçenek olarak belli bir zaman periyodu için "şartlı düzenlemeler" yapılabileceğini, ikinci olarak daha esnek şartlı düzenlemeler oluşturulabileceğini ve son olarak da daimi derogasyonlar konulabileceğini kaydetti. Verheugen, bununla birlikte daimi derogasyonların ancak çok istisnai durumlarda konulabileceğine dikkat çekerek, bu durumda bunların hukuki açıdan ortadan kaldırılamaz olması gerektiğini belirtti.

Gül: ABD, Türkiye'nin Irak'la ilgili

önem verdiği konuların farkında

Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın kendisini arayarak, Türkiye'nin Irak'la ilgili "önem verdiği konuların farkında olduklarını" söylediğini kaydetti.

Irak'ta imzalanan geçici anayasaya ilişkin soruyu yanıtlayan Gül, bunun zor bir konu olduğunu ve bu nedenle çok çeşitli çalışmalar yapıldığını belirterek, bu çerçevede kendilerinin de çeşitli görüşleri olduğunu kaydetti.

Gül, bu görüşleri Powell'a daha önce yazdığını söyleyerek, basın toplantısından kısa süre önce Powell'ın da kendisini arayarak, dün imzalanan yasa ile ilgili bilgi verdiğini bildirdi.

Gül, "Ümit ediyoruz ki Irak istikrarını korur, kalıcı barış, demokrasi ve huzur, Irak'ın toprak ve siyasi bütünlüğü içinde gerçekleşir" dedi.

Bakan Gül, bunun gerçekleşmesi için Türkiye'nin elinden gelen katkıyı yapmaya devam edeceğini de belirterek, "Lüzum gördüğümüzde de tavsiyelerimizi en etkili şekilde bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

Gül, Irak'taki ABD yönetiminden bir temsilcinin yakında Ankara'ya gelerek anayasa konusu hakkında detaylı bilgi vereceğini de belirtti ve Powell'ın kendisine "Türkiye'nin önem verdiği konuların farkında olduklarını ve buna önem vermeye devam edeceklerini" söylediğini aktardı.

Bu arada, diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Gül, dün akşam Irak'taki geçici anayasaya ilişkin Powell'a bir mektup gönderdi. Powell da bu mektup üzerine bugün AB Troykası toplantısı sırasında Gül'ü telefonla arayarak, mektubu dikkatle okuduğunu ve incelediğini söyledi.

Irak'taki ABD yönetiminden birisini çok kısa bir süre içinde Ankara'ya göndereceğini belirten Powell, Gül'e "geçici anayasayı incelediğini, şu aşamada kaygıya gerek olmadığını, bunun geçici bir belge olduğunu, asıl anayasanın hazırlanması aşamasında daha zaman bulunduğunu, bu hazırlıklar sırasında komşuların görüşlerine de değer verdiklerini, yakın çalışma içinde olacaklarını" ifade etti.

KIBRIS 09/03/2004

AP: Kıbrıs, Ankara için politik test

RAPORDA KIBRIS DA VAR... Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından bu hafta Strasbourg'da ele alınacak bir raporda, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB üyeliği perspektifi açısından "politik bir test" haline geldiği görüşü savunuluyor

ÜYELİK KIBRIS'TAN GEÇER... AP'nin "Dış İlişkiler, İnsan Hakları, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası Komisyonu" başkanı Alman parlamenter Elmar Brok tarafından hazırlanan raporun Kıbrıs'la ilgili bölümünde, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin doğrudan olmasa da dolaylı olarak Kıbrıs sorununun çözümünden geçtiği belirtiliyor

Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından bu hafta Strasbourg'da ele alınacak bir raporda, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye'nin AB üyeliği perspektifi açısından "politik bir test " haline geldiği görüşü savunuluyor.

Avrupa Parlamentosu (AP), Mayıs ayında AB'ye üye olacak 10 ülkenin üyeliğe hazırlık durumuyla ilgili son bilanço raporunu bu hafta görüşecek.

AP'nin Strasbourg'daki genel kurul toplantılarının yarınki oturumlarında ele alınacak raporda, Kıbrıs'a da yer veriliyor ve adadaki sorunun çözümünün Ankara için "politik bir test" olduğu görüşü savunuluyor.

AP'nin "Dış İlişkiler, İnsan Hakları, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası Komisyonu" başkanı Alman parlamenter Elmar Brok tarafından hazırlanan raporun Kıbrıs'la ilgili bölümünde, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin doğrudan olmasa da dolaylı olarak Kıbrıs sorununun çözümünden geçtiği belirtiliyor.

'AB üyeliği önünde engel'

"Kıbrıs'ta çözümsüzlük Türkiye'nin AB emelleri önünde ciddi bir engel oluşturabilir" görüşünün belirtildiği raporda, "Kıbrıs sorunu, Türkiye'nin üyeliği için koşul olmasa da, üyelik yolunda ciddi bir engel olarak görünüyor ve Türkiye'nin Avrupalı olma istemi bağlamında politik bir teste dönüşüyor.

Türkiye'nin; üyelerinden birini tanımadığı, topraklarından bir bölümünü askeri olarak işgal ettiği, gemilerine boykot uyguladığı ve hava sahasını yasakladığı bir birliğe üye olmasını tasavvur etmek zor" ifadeleri kullanılıyor.

'Türkiye bu şansı kullanmalı'

Raporda, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Kıbrıs sorununun çözümü konusundaki tavrının Türkiye'deki bazı çevrelerce de eleştirilmeye başlandığı, bu tavrın Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğu tarafından paylaşılmadığı ve Kıbrıslı Türklerin "yeniden birleşmiş bir adanın AB üyeliğinden yana olduğu" da savunularak, "Türkiye bu şansı kullanmalı ve üyelik öncesi çözüm için tüm çabayı göstermelidir" deniyor.

AP ayrıca, çözüm halinde Türkçe'nin AB'nin resmi dillerinden biri haline geleceğini, AB'nin adaya mali yardım için uluslararası bir konferansa öncü olacağını ve 300 milyon eurodan fazla ek yardımda bulunacağını da hatırlatıyor

KIBRIS 09/03/2004

Bayrak ve marş komiteleri de oluştu

Liderler arasında devam eden müzakere sürecine koşut olarak, kurulması öngörülen yeni devletin alt yapısını hazırlamak amacıyla teknik düzeydeki çalışmalar yoğun tempoda devam ediyor.

Uluslararası anlaşmalar, federal yasalar ve ekonomi-finans ana başlıkları altında uzmanların ve kamu görevlilerinin katılımıyla oluşturulan iki toplumlu teknik komitelere, bayrak ve marş konusunda çalışma yapacak 2 komite daha eklendi. Yeni devletin bayrak ile marşını belirlemek amacıyla çalışma yapacak bayrak ve marş komiteleri, bugün BM gözetiminde ilk ortak toplantıların yaptılar.

TAK muhabirinin edindiği bilgiye göre marş komitesinde Türk tarafını Yılmaz Taner, Özkay Hoca ve Eralp Adanır; bayrak komitesinde ise Gönen Atakol, Nilgün Güney ile Ayer Kaşif temsil ediyor.

6 alt başlık

Dün ilk toplantılarını yapan bayrak ve marş komiteleri yanında, 20 günden beri yoğun bir tempoda çalışan teknik komiteler de ortak çalışmalarını sürdürüyor. Ara bölgedeki BM Konferans Merkezi'nde bugün 6 ayrı komite ortak toplantı yaptı.

Yeni devletin kuruluş anlaşmasına uygunluk çerçevesinde KKTC ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi mevzuatını, iki tarafın bugüne kadar yaptığı uluslararası anlaşmaları, Avrupa Birliği'ne uyum sürecini ve yeni oluşumun mali-ekonomik yapısının nasıl oluşacağını teknik düzeyde inceleyen komiteler, Kıbrıs müzakereleriyle ilgili takvim uyarınca 22 Mart'a kadar çalışmalarını tamamlamayı hedefliyorlar.

BM gözetiminde Türk ve Rum üyelerden oluşan teknik komitelerin özellikle yasal mevzuatın incelenmesi konusunda önemli ilerleme sağlamasına karşın, komitelerde yapılan çalışmalar ve varılan mutabakatlar siyasi iradenin onayına tabi olması nedeniyle içerik hakkında bilgi verilmiyor.

Teknik komiteler çalışmalarını yönetim, kamusal konular, dış ilişkiler ve ceza hukuku; polis, vatandaşlık ve muhaceret; denizcilik ve su kaynakları; ekonomi ve finans; uluslararası anlaşmalar ve AB uyum çalışmaları olmak üzere 6 ayrı alt başlıkta sürdürüyorlar.

Yeni devletin kuruluş anlaşmasına uygunluk çerçevesinde KKTC'nin bugüne kadar yaptığı 180 uluslararası anlaşma veya protokolün ile Rum tarafının imzaladığı 1900 civarında uluslararası anlaşma incelemeye alındı. Bu anlaşmalar tek tek İngilizceye tercüme edilerek karşı tarafın incelemesine sunulurken, karşılıklı bu çalışmanın ardından yeni ortaklığı bağlayacak uluslararası anlaşmaların belirlenmesi hedefleniyor.

KIBRIS 09/03/2004

Denktaş: Plan değişmezse darmadağın oluruz

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, müzakere sürecinde Annan Planı'nı değiştirmeye çalıştıklarını belirterek, "Eğer değişmez ve olduğu gibi kalırsa işimiz zor, bizi darmadağın eder" dedi ve halkı referandumda bilinçli oy kullanmaya çağırdı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Kamu-Sen Başkanı Ahmet Ötüken ve beraberindeki heyeti kabulünde, Kıbrıs konusundaki gelişmeleri de değerlendirdi.

Annan Planı hakkındaki düşüncelerini halktan gizlemediğini tekrarlayan Denktaş, "Bu plan olduğu şekliyle kalırsa işimiz zor. Bizi harmanlar, darmadağın eder" dedi.

Müzakere sürecini, "Yaşayabileceğimiz, halkımızın haklarını koruyan, huzur getirecek bir bina için temel kazma" olarak niteleyen Denktaş, "Dikkatli olmazsak bu temel hepimiz için felaket çukuru olur" ifadelerini kullandı.

Anlaşmanın imzayla değil referandumla kabul edileceğini belirterek halka güven duyduğunu söyleyen Denktaş, şunları kaydetti:

"Halkın geçici çıkarları için gerçeklere göz yummayacağına, düşünerek, bilerek karar vereceğine inanıyorum, inanmak istiyorum. Bu kez rolümüz bir yolu yürümek, yapabileceğimizi yapmaktır. Yapamasak dahi neticeyi referanduma sunmaktır. Bizden imza istemiyorlar, imza atmayacağımızı bildikleri için imzayı kaldırdılar. Ama bu süreç içine girdik, sonuna geldiğimizde halka 'şunları değiştirebildik güzeldir veya tehlikeler devam etmektedir, ona göre oy verin' diyeceğiz. Bugünkü çıkar için yanlış oy kullanılırsa hem kendimizi, hem memleketimizi içinden çıkılamayacak uçuruma atarız. Herkes bilinçli ve dikkatli olmalı..."

Denktaş, "Kovboy filmlerinde başına silah dayalı olarak mezarını kazanlara benziyoruz" ifadelerini de kullandı.

KIBRIS 09/03/2004

‘Rumlar hayır derse BM’ye gideriz’

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs’taki referandumda Türk tarafının “evet”, Rum tarafının “hayır” demesi durumunda ambargonun kaldırılması için BM Güvenlik Konseyi’ne gideceklerini söyledi.

Ankara
NTV

 

     

 

9 Mart 2004— Gül, varılacak uzlaşma metninin AB tarafından kabul edilmesi konusunda emin olmaları gerektiğini belirterek “Böyle bir konuda tartışma götürülemez. Metin değiştirilecekse biz niye uzlaşmak için böyle bir çaba olalım” dedi.

 

NTV’de Murat Akgün’ün sorularını yanıtlayan Abdullah Gül, Kıbrıs müzakerelerinde bir anlaşmaya varılması durumunda AB’nin bunun ileride değişmeyeceği yönünde garanti verilmesi gerektiğini söyledi. Gül “AB’nin bunu değiştirilemeyecek bir metin olarak kabul etmesi konusunda bir tartışma yok. Biz onlara buna girmeyiz dedik.
Bizim bir şeyden emin olmamız gerekir. Anlaşma öyle kalmalı. İki sene sonra bu herhangi bir yolla aşındırılmamalı, değiştirilmemeli. Yoksa niye çırpınıyoruz ki biz. Teknik olarak nasıl olacak, bunun yolları araştırılıyor. Zaman
sıkıştırmamız yok. 1 Mayıs’a yetişirse iyi ama sonrasında da bir süre verilebilir” dedi.
Gül “AB’de geçmişte verilen bazı sözler tutulmamıştı?” sorusu üzerine “Kulağımızda küpedir. Böyle bir konuda tartışma götürülemez. Metin değiştirilecekse biz niye uzl
aşmak için böyle bir çaba olalım. Bunun yolu aranıyor” dedi.

RUMLAR HAYIR, TÜRKLER EVET DERSE
Gül “Kıbrıs’ta ortaya çıkacak metnin referanduma götürülmesinin ardından eğer Rumlar hayır Türk tarafı evet derse ne olacak” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Bunların hepsi ile ilgili görüşülüyor. Türk tarafı çantada keklik değil. Türk tarafı da hayır diyebilir. Referandumun sonucunu bilemeyiz. Ama Türk tarafı evet derse BM Güvenlik Konseyi’ne gidilir. ‘Türk tarafı daha ne yapacaktı’ denilir. O zaman tek taraflı ambar
golar filan gündeme gelir”
Gül, Türkiye ve Yunanistan’ın katılacağı dörtlü görüşmelerin önce Dışişleri ardından da başbakanlar düzeyinde olabileceğini belirterek görüşmelerin Kıbrıs dışında, büyük ihtimalle Avrupa’da olacağını söyledi.

IRAK’TA DURUM
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül “Irak’ta Kürtler istediklerini parça parça alıyorlar gibi gözüküyor.Bu konuda ABD’ye tam olarak güveniyor musunuz” sorusuna “Kimse kimseye tam olarak, yüzde yüz güvenemez. Tam güveniyoruz diye bir şey söz konusu değil. Orada herk
es birşeyler istiyor, kimi alıyor, kimi alamıyor.” diye yanıt verdi.
Gül geçici anayasada taslaktan farklı olarak Türkmenlere Türkçe okul açabilme imkanı getirilmesinin olumlu bir gelişme olduğunu söyledi.

IRAK’TA PKK VARLIĞI
Gül, Irak’taki PKK varlığıyla ilgili soruya ise “Benim teröristim iyi senin teröristin kötü anlayışını kabul edemeyiz. Biz bunu başkasına güvenerek bırakmayız. Biz kendi tedbirimizi alırız ve sorumluluğumuzu biliriz. Benim teröristimi başkası ne kadar ciddiye alırsa ben de onun şika
yet ettiğini o kadar ciddiye alırım” yanıtını verdi.
Bakan Gül ayrıca Büyük Ortadoğu Projesinde Türkiye’nin başkalarının yaptığı projenin taşeronu olması gibi bir durumun sözkonusu olmadığını sözlerine ekledi.

Kıbrıs’ta 4’lü görüşmeler ertelenebilir

Yunanistan’ın yeni başbakanı Kostas Karamanlis, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a “Türk-Yunan İşbirliği Konseyi” kurulmasını önermeyi düşünüyor.

NTV

9 Mart 2004 — Karamanlis’in ikinci iş olarak da 22-29 Mart tarihleri arasında yapılması öngörülen 4’lü toplantının muhtemelen bir hafta ertelenmesini isteyebileceği ileri sürüldü

Karamanlis’e yakın çevrelere göre bu konsey, Türk ve Yunan başbakanlarının yılda en az bir defa bir araya gelmelerini ve hem ikili hem de Türkiye-AB ilişkilerini değerlendirmelerini öngörüyor.
PASOK hükümeti döneminde Türk ve Yunan dışişleri bakanları altı ayda bir Atina ve Ankara’yı ziyaret ediyorlardı. Erdoğan ile Karamanlis’in ilk buluşması da Mart ayı içinde olacak. Dışişleri bakanları düzeyindeki Türk-Yunan zirvele
rinin başbakanlar düzeyine çıkarılması, Karamanlis’in lideri olduğu Yeni Demokrasi Partisi’nin (YDP) seçim öncesi programında da yer alıyordu.


Karamanlis, Kıbrıs konusunda ise ilk iş olarak Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile görüşecek. Papadopulos’un Kıbrıs’taki müzakereleri aksatmamak için haftasoru Atina’ya gelmesi bekleniyor. Karamanlis Rum lidere, “kendisiyle görüşmeden önce Kıbrıs hakkında açıklama bile yapmayacağını” söyledi.

4’LÜ TOPLANTI ERTELENEBİLİR
Karamanlis’in ikinci iş olarak da 22-29 Mart tarihleri arasında yapılması öngörülen 4’lü toplantının muhtemelen bir hafta ertelenmesini isteyebileceği ileri sürüldü. Karamanlis, Kıbrıs konusunda eski Başbakan Kostas Simitis’ten bu aşamada farklı bir politika izlemeyecek. Seçim öncesi Annan Planı’nın müzakere zemini teşkil etmesini ve New York’taki anlaşmayı kabul eden Karamanlis, başbakanlığının ilk günlerinde AB ve ABD’yi de karşısına almak istemeyecek.

PAPADOPULOS’TAN SERTLİK TALEBİ

Buna karşı, Papadopulos’un Simitis’e kabul ettiremediği, daha sert politika izlenmesi için Karamanlis’i ikna etmeye çalışması olasılığı bulunuyor. Diplomatik çevrelere göre “Papadopulos Atina’yı kendi dümen suyuna sokmaya çalışacak”.
Karamanlis başbakan olarak gö
rüşeği ilk yabancı yetkililerden biri de BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Özel temsilcisi Alvaro De Soto olacak. De Soto Atina’ya gelip görüşme talebini Karamanlis’e iletti

Rumlar 'evet'i unuttu

Masaya koydukları belgeyle Denktaş'ın tüm önerilerini reddeden Rumlar, Türkiye'nin AB üyeliğine endekslenen düzenlemelere de 'Türkiye'nin üyeliği meçhuldür' diyerek karşı çıktı

BARKIN ŞIK Ankara


Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türk tarafının önerilerine, "İki halk kavramı, yeni icat edilmiş bir Türk kavramıdır. Taraflar Ada'nın ortak sahibi değildir. Derogasyonların bağlandığı Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) üyeliği de meçhuldür" yanıtını verdi. Türk tarafının, Annan Planı'nda değişikliğe gidilmesini istediği ve Rum tarafına da sunduğu öner
iler Papadopulos tarafından sert bir dille geri çevrildi. Rum tarafının, al - ver sürecinde yol haritasını da oluşturacak Türk tarafının önerilerine verdiği yazılı yanıtın satırbaşları şöyle:
• Denktaş tarafından tasarlanan değişiklikler BM Genel Sekreteri
'nin mektubu ve Annan Planı parametreleri dışındadır. Türk pozisyonunu teşkil eden kâğıt, AB'nin temelini teşkil eden ilkelere aykırıdır.
• Annan Planı uyarınca Kuzey'e dönmesi öngörülen Rumların sayısı bakımından tavanın daha da düşük tutulması ve bu tava
na Karpaz Rumları ile 65 yaş üstü Rumların da dahil edilmesi kabul edilemez.
• Global mal takası yapılması, Rumlara sınırlı mal iadesi ve tazminatla yetinilmesi kabul edilemez.
• Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin birinci protokolünün Birleşik Kıbrıs Cumh
uriyeti'ni bağlayıcı olmaması kabul edilemez. Kıbrıs AB'ye girmiştir.
• Denktaş, federal düzeyde ve federe düzeyde Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların kendi oluşturucu devletlerinde siyasal haklarını kullanmasını önermekle bunu etnik bir temele oturtmakt
adır. "İki halk" kavramı yeni icat edilmiş bir Türk kavramıdır. Kıbrıs'ta iki toplumdan oluşan tek halk vardır.
• Taraflar Ada'nın ortak sahipleri değildir. Egemenlik halen Kıbrıs Cumhuriyeti'ne aittir.
• Türkiye'nin AB'ye girişine kadar sürmesi istenen d
erogasyonlar, sonu olmayan bir kuraldır. Çünkü, Türkiye'nin AB'ye üye olma tarihi meçhuldür.
• Kıbrıs'ta haddinden fazla kalmış olan Türk askerinin varlığının daha da uzatılması kabul edilemez. Denktaş'ın önerdiği gibi planın kabul edilmesinden 45 ay sonra
değil, 29 ay sonra 6 bin askeri personel dışındaki bütün birlikler buradan çıkarılmalıdır. Yabancı asker sayısının indirilmesine ilişkin zaman cetveli ve iki tarafın silahsızlandırılmasının Türk ordusunun kontrolünde gerçekleştirilmesi kabul edilemez.
• B
u belge toptan kabul edilemezdir. Denktaş, teklifleriyle, uzlaşma sağlayarak 1 Mayıs'ta birleşik olarak AB'ye girmeyi açıkça reddetmektedir.
MILLIYET 10/03/2004

Referandum 20 Nisan'da

DIŞ HABERLER SERVİSİ

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde dün 12. kez Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la görüşen KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, referandumun 20 Nisan'da yapılacağının kesinleştiğini, bu tarih hafta içine geldiği halde Rumların referandumu öne almak ya da ertelemek istemediğini açıkladı. Rum Yönetimi, referandum için öngörülen 21 Nisan tarihine, Yunanistan'daki 1967 darbesinin yıldönümü olduğu gerekçesiyle karşı çıkıyordu.
Dünkü görüşmenin ardından bir açıklama yapan KKTC Cumhurbaşkanı, geçici Yüksek Mahkeme'nin görev süresi konusunda Rumlarla tartıştıklarını, ayrıca Rumların, anlaşmanın ardından 3 yıl içinde kendilerine bırakılacak toprağın derhal BM'ye devredilmesi konusunda ısrarlı olduklarını belirtti. Rehabilitasyonun mali kaynakları hazır olmadan kimsenin yer değiştiremeyeceğini, insanları çadıra yerl
eştiremeyeceklerini söyleyen Denktaş, KKTC'ye uygulanan ambargoların kaldırılmasını istediklerini, Rumların, "Ambargoyu biz değil Avrupa Birliği Adalet Divanı uyguluyor" dediğini anlattı.

Verheugen'le çok sevişiyoruz
Denktaş, AB Komisyonu'nun Genişlemeden
Sorumlu Üyesi Günter Verheugen'in, kendisini derogasyonlar konusunda kafa karıştırıcı açıklama yapmakla suçladığının hatırlatılması üzerine, "Verheugen'le çok sevişiyoruz! Ben de onun kafa karıştırdığını söylüyorum" dedi.
MILLIYET 10/03/2004

Kıbrıs'ta referanduma ABD yorumu

10/03/2004 RADIKAL

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs'ta yapılması öngörülen referandumlarda Rum tarafının çözüm planı konusunda 'hayır' yanıtı vermesi ihtimalini 'spekülatif' olarak değerlendirdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher gazetecilere, "Rumlar referandumda ret kararı verirse, Türk tarafı üzerindeki ambargoyu kaldırmayı düşünür müsünüz?" seklindeki soru üzerine, "Mevcut noktada bu çok spekülatif. Biliyorsunuz ben spekülasyon yapmam" dedi. Boucher, ABD'nin şimdiye
kadar Kıbrıs'ta ilgili taraflarla yakından çalıştığını belirterek, "Tarafların önemli bulduğu herhangi bir konuyu tabii ki ciddi şekilde inceleyeceğiz. Ancak amacın, BM gözetiminde ilerlenme sağlanması olduğunu hatırlayalım" diye konuştu.
Kıbrıs konusunda
Lefkoşa'da süren görüşmelerin ardından anlaşma sağlanamayan konularda Türkiye ve Yunanistan'ın da 22-29 Mart arasında devreye girmesi öngörülüyor. Bunun ardından hala çözümlenemeyen noktaların, BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından doldurulması ve bu nihai metnin Kıbrıs'ta iki tarafta referanduma götürülmesi planlanıyor

Referandum 20 Nisan'da

10/03/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Lefkoşa'daki Kıbrıs görüşmelerinde gözler perşembe günü geçilecek al-ver sürecine çevrilirken, adanın iki kesiminde yapılacak referandumların tarihi belli oldu: 20 Nisan. Rum tarafı askeri cuntanın iktidara gelmesiyle aynı güne rastladığı için Annan Planı'ndaki 21 Nisan tarihine itiraz ediyordu. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün 12. görüşmenin çoğu konuda kararın Türkiye ve Yunanistan'ın da katılacağı dörtlü konferansa, orada da olmazsa BM Genel Sekreteri'ne kalacağını söylerken, "Esas mesele halkımıza kalacak" dedi. Denktaş, dörtlü zirvenin Avrupa'da olacağını ama yerinin belirlenmediğini kaydetti.

'Verheugen'le çok sevişiyoruz'
KKTC'ye uygulanan ambargoların kaldırılmasını istediğini belirten KKTC lideri, "Rumlar reddetti ve ambargoyu Avrupa Adalet Divanı uyguluyor dediler" diye konuştu. Denktaş, Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in "Biz ambargo uygulamıyoruz" sözü anımsatılınca, "Kimse uygulamıyor Allah'tan! Bir ambargo uygulanıyor üzerimize ama kimse sorumluluğunu almıyor" yanıtını verdi. Denktaş, Verheugen'in, kendisini derogasyonlar (istisnalar) konusunda 'kafa karıştırıcı olmakla' eleştirdiğ
i söylenince de, "Verheugen'le çok sevişiyoruz! Ben de onun bizim kafamızı iyice karıştırdığını söylüyorum" ifadelerini kullandı. Denktaş ayrıca görüşmede yüksek mahkemeye atanacak yabancılar ile merkezi devletin geçici ve daimi binalarının yerinin ele alındığını sözlerine ekledi.

Papadopulos: Denktaş daha da uzlaşmaz
Rum lideri Tasos Papadopulos ise Denktaş'ı 'uzlaşmazlığını artırmakla' suçladı. Papadopulos, servet konusu görüşülürken, KKTC liderinin iki ayrı egemenliği açıp, kuzeye dönecek Rumların sayısının azaltılmasını istediğini söyledi. Denktaş'ın güvenlikle ilgili taleplerini reddettiğini belirten Papadopulos, referandum öncesi anlaşmanın TBMM'de onayında ne kadar ısrarlı oldukları sorusuna, "Hukuki çözüm bulunabilir" diye yanıt verdi

Denktaş doğru söylüyor ama...

İsmet Berkan

10/03/2004 RADIKAL

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş bu kez doğruyu söyledi, doğru tespit yaptı. Denktaş'ın 'doğru' sözleri şöyle: "(....) Bunlar (bazı gazete haberleri) maksatlı yapılmaktadır. Bir kısım basın beni küçük düşürmek için yapmaktadır. Bir kısım basın da Türk hükümetini bana karşı öfkelendirmek için yapmaktadır. Türkiye'de Kıbrıs üzerinden büyük bir oyun oynanmaktadır."
Evet, Türkiye'de Kıb
rıs üzerinden büyük bir oyun oynanıyor gerçekten de. Denktaş'ın tespiti bu anlamda doğru. Peki ama acaba Denktaş bu oyunun tamamen dışında mı, yoksa oyunun en önemli aktörlerinden biri mi? Soru bu.
Türkiye'de Kıbrıs üzerinden oynanan büyük oyun basitçe şu
: Türkiye'de seçimle gelmiş, meşruiyeti tartışma konusu yapılmayan hükümet ile başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere bazı devlet kurumları arasında özellikle Kıbrıs'ta izlenecek yol konusunda bir çatışma, bir kavga olduğu izlenimini doğurmak ya da bu izlenimin alttan alta yayılmasına yardımcı olmaya çalışmak, bu yolla hükümeti 'gayrimilli' (vatan haini diyemedikleri için 'gayrimilli' gibi yeni bir kavram üretiyorlar) ilan etmek ve sonra da hükümeti bir askeri darbe ile devirmek.
Evet, şaka değil oyun p
lanı bu, oyun bu.
Peki kimler bu oyunun planlayıcısı ve aktörü?
Şu anda gözüken, geçen hafta Ankara Ticaret Odası'nda yapılan toplantıya katılan, bu toplantıyı düzenleyen ve destekleyenler. Yani 'Kızıl Elma' koalisyonu, bazı marjinal muhalefet partileri
ile bazı köşe yazarları.
Yazılan ve uygulanmak istenen senaryonun ucu askeri darbeye vardığına göre TSK bu işin içinde mi? Hayır değil. Bazıları üst düzeyde olan kimi TSK mensupları o senaryo yazarlarının yarattığı sanal heveslere kapılıyor gibi gözüksele
r bile bir kurum olarak TSK bu senaryoların tamamen dışında.
TSK bu işin içinde değilse oynanan bu oyunun bir anlamı kalıyor mu? Hayır kalmıyor. Ama söz konusu senaryoları yazanlar ve sahneye koymaya çalışanlar bu işe yeni başlamadılar. Sonu askeri darbey
e varan senaryolar neredeyse 4 Kasım 2002 sabahından beri oluşturuluyor. Her seferinde senaryoya konu olan olay değişti ama senaryo değişmedi. Ankara kaynaklı bu
söylentileri Avrupa Birliği reformlarında da birkaç kez duyduk, şimdi Kıbrıs ve AB bağlamında
bir kez daha duymaya başladık.
Maalesef bu çeşit senaryoların her ortaya çıkışında ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi doğrudan ve resmen değil belki ama bazı sözcüleri aracılığıyla bu senaryoları destekleyen beyanatların altına imza attı, senaryo
yazarlarıyla aynı çizgiyi savundu. Bu, Milli Güvenlik Kurulu Yasası değişirken de böyle oldu, CHP sözcüsü çıkıp MGK'nın hükümet üstü yetkilerini savundu; şimdi Kıbrıs konusunda da oluyor, CHP sözcüleri hükümetin 'Devlet politikasının dışına çıktığını' öne sürebiliyorlar.
Üzücü olan, CHP'nin ve bir kısmını kişisel olarak tanıyıp sevgi-saygı duyduğum bazı köşe yazarlarının bu ülkede hükümetin seçimle değil de zorla değiştirilmesini savunanlara moral malzeme sunması. Yoksa 'Kızıl Elma' koalisyonunun ne olduğu
da, başka bazı köşe yazarlarının geçmişi de belli, onlarda şaşıracak bir şey yok.
Yine üzücü ama şaşırtıcı olmayan bir başka şey, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Türkiye'de hükümet-genelkurmay-Cumhurbaşkanlığı üçgeninde bir minik görüş ayrılığı kırıntısını defalarca aramış ve bulamamış olmasına rağmen hâlâ 'Kızıl Elma'dan medet umması, kendisini marjinalleştirmesi, bugün masada pazarlığı yapmakta olduğu Annan Planı'ndan bir kez daha
'Kıbrıs'ta Türklüğü imha planı' nitelemesiyle söz etmesi...

Kıbrıs'ta al-ver süreci cuma günü başlıyor

Kıbrıs'ta görüşmelerin 13. gününde Türk ve Rum heyetleri al-ver sürecinden önce son kez biraraya geldi. Rumlar bugün mal-mülk konusunda 30 sayfalık belge verdi. Yarın görüşmelere ara verildikten sonra, cuma günü al-ver müzakerelerine geçilecek.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetleri, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün 13. kez bir araya geldi.

Taraflar, Kıbrıs sorununa 1 Mayıs'a kadar Annan planı temelinde çözüm bulunması amacıyla 19 Şubat'ta başlatılan müzakereler çerçevesinde, Lefkoşa ara bölgede BM Konferans Merkezi'nde görüşüyor.

Görüşmelere, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto da gözlemci olarak katılıyor.

Cumhurbaşkanı Denktaş, görüşmeye giderken açıklama yapmadı.

Bugünkü görüşmede, geçici yüksek mahkemede görev alacak yabancı hakimlerle ilgili Türk tarafının görüşü Rum tarafına sunulacak ve taraflar karşılıklı belge verme işini tamamlayacak.

Müzakereler çerçevesinde dün 12'ncisi yapılan görüşmede, referandumun 20 Nisan'da yapılacağı kesinleşmişti. Dün ayrıca, Türk tarafı mal-mülk ve iki kesimlilikle ilgili belge sunmuş, Rum tarafı daanlaşma sonunda kendilerine devredilecek toprağın ilk günden BM'ye devredilmesinde ısrarlı olmuş ve geçiş süreleri konusunda uzun ve tartışmalı bir görüşme yapılmıştı.

Görüşmede, merkezi devletin geçici ve kalıcı binalarının nerede olacağı konusu da gündeme gelmiş ve bu konunun, bugün ikiarafın ilgili komitelerinin yapacağı toplantıda görüşülmesi kararlaştırılmıştı.

RUMLAR MAL-MÜLK KONUSUNDA 30 SAYFALIK BELGE VERDİ

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün 13'üncüsü yapılan görüşmede Rum tarafı, mal-mülk konusunda 30 sayfalık belge sundu ve bunun üzerinde görüşüldü.

Marş ve bayrak konusunun da ele alındığı görüşmede, Türk ve Yunan bayraklarının resmi binalara asılmaması üzerinde tartışıldı. Anayasal konuların da görüşüldüğü toplantıda Türk tarafı, polis teşkilatındaki sayının artırılmasını önerdi.

YARIN ARA VERİLECEK SONRA AL-VER BAŞLAYACAK

Müzakerelere yarın ara verilecek ve cuma günü al-ver sürecine başlanacak. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş yarın Ankara'da temaslarda bulunacak.

HURRIYET 10/03/2004

Referandum 20 Nisan’da

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum tarafının kendilerine bırakılacak toprakların süratle BM’ye devrinde ısrarcı olduğunu ancak bunun kabul edilemeyeceğini belirterek, “Rehabilitasyon tamamlanacak, parası herşeyi bulunacak ondan sonra insanlarımız yer değiştirecekler" dedi.

Kıbrıs Türk ekonomisinin Rum ekonomisi seviyesine ulaşması için geçiş dönemi gerektiğini ve bu süreçte ambargoların kaldırılmasının önemli olduğunu kaydeden Denktaş, Rumların ise kendilerinin ambargo uygulamadıkları gerekçesiyle bu konuda “oralı olmadıklarını” ifade etti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, “Ambargoların sorumluluğunu kimse üstlenmiyor” şeklinde konuştu.

Referandum tarihinin 20 Nisan olarak kesinleştiğini ifade eden Denktaş, Türk tarafının mal-mülk konusunda iki kesimlilik ve iki halk teorisi ile bağlantılı kapsamlı düşüncelerini içeren bir belgeyi Rumlara verdiklerini de vurguladı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dünkü görüşmenin ardından saat 14.00’de görüşmede ele alınan konular hakkında açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bugünkü görüşmenin saat 10.15’e alındığını da kaydetti.

KOMİTELER

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş konuşmasına, “Yapılan çalışmalar hakkında size bilgi vereyim ki halkımız da şaşkınlık içine girmesin veya olduğundan da fazla şaşkınlığa düşmesin” diyerek başladı.

Komiteler safhasında, “eğer siyasi anlaşma olursa” veya “anlaşma olsun veya olmasın referanduma gidileceğine göre, her iki taraf da ‘evet’ der isenin” hazırlıklarının yapıldığını belirten Denktaş, bunlara örnek olarak devletin bayrağının saptanacağını -ancak her iki taraftan da evet çıkmaması halinde bayrağın bir kenarda kalacağını- merkezi hükümetlerin yerinin belirleneceğini anlattı.

“Esas çalışmalar siyasi seviyede yapılan çalışmalardır” diyen Denktaş, kendilerinin bunu yaptığını ve hergün bunlar hakkında halka bilgi verdiğini söyledi.

GEÇİCİ YÜKSEK MAHKEME

Geçici Yüksek Mahkeme konusunun tekrar gündeme geldiğini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, bugün Rumlara bu konudaki düşüncelerin verileceğini ifade etti.

Bu mahkemeye atanacak hakimlerin, geçici sürenin öngördüğü 15 ay için mi, 36 ay için mi atanacakları konusunun da gündeme geldiğini kaydeden Denktaş, “Bizim bu konudaki hassasiyetimiz; planın öngördüğü geçici süreler ortadan kaldırılmasın veya kısaltılmasındır. Rum tarafı da bunların kısaltılması için uğraşıyor. Halbuki bizim zamana ihtiyacımız var. Bunlar üzerinde duruyoruz” dedi.

Denktaş, bugün mahkemeler hakkındaki belgenin Rum tarafına verileceğini de söyledi.

FEDERAL BİNALAR

Federal ve daimi binaların nerede olacağı konusunu da görüştüklerini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, “Yarın saat 15.00’de bu konuda her iki tarafın temsilcileri toplanacak ve bu konuda bize bilgi verecekler” şeklinde konuştu.

Rauf Denktaş, idari ihtiyaçlar, kurulacak merkezi idarede kaç memurun lazım olduğu ve hangi daireler olacağının görüşülmesi ve plana bağlanması için çalışma olduğunu kaydetti.

DEVREDİLECEK YERLER KONUSUNDA ANLAŞMAZLIK

Rum tarafının kendilerine bırakılacak toprakların süratle BM’ye devrinde ısrarcı olduğunu, Türk tarafının da bunun aksini savunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş bu konuda şunları söyledi:

“Yer değiştirecek insanlarımızın gidecekleri yerler tespit edilmeden, rehabilitasyon konusu tamamen parasal açıdan ve planlama açısından halledilmeden kimse yer değiştirmeyecek. Plan diyor ki; 3 yıl içerisinde bunlar yapılmalıdır.’ Diyorum ki; ‘parasını bulmamışsak; bu parayı uluslararası fonlar ve Amerika verecek diyor... Parası gelmemişse biz bu insanları sokağa mı atacağız, çadıra mı göndereceğiz. Sizin göçmenleriniz de evlerinde yerleşmiştirler, sokakta çadırda insan yok, bizimkiler de öyle. Dolayısıyla biraz gecikme gerekebilir… Ama sizin istediğiniz hayır 3 yıl geldi BM’de olacak bütün idare ve gerekirse bu insanları zorla atacak. Biz böyle birşeyi kabul edemeyiz. Rehabilitasyon tamamlanacak, parası herşeyi bulunacak ondan sonra bunlar da yer değiştirecekler.’ Diyorum ki; ‘İnsanlar yer değiştireceğini bildiği için onlar da acele edecek. Gideceğim yere bir an önce gideyim, geçici yerde kalmayayım, kök salmak isteyeceğim diye onlar da acele edecek. Bizim bunu geciktirmekten çıkarımız yok aksine biz de en erken zamanda insanlarımızın yerlerine yerleşmesi için elden geleni yapacağız..”

MAL-MÜLK KONUSUNDA BELGE

Mal-mülk konusunda Türk tarafının kapsamlı düşüncelerini içeren bir belgeyi Rumlara verdiklerini ifade eden Denktaş, bunun iki kesimlilik ve iki halk teorisi ile bağlantılı olduğunu ve birinin diğerinden ayrılamayacağını vurguladıklarını söyledi.

AMBARGOLAR

Görüşmede ambargolara da değindiğini ifade eden Denktaş, artık ambargoların da kaldırılması gerektiğini ilettiğini söyledi.

Türklerin ekonomisinin Rumların ekonomisinin seviyesine gelinceye kadar bir geçiş dönemi gerektiğine dikkat çektiğini anlatan Denktaş, ekonominin süratle gelişmesi için ambargoların kalkmasının şart olduğunu söylediğini kaydetti.

Rauf Denktaş, Rum tarafının bu konuya verdiği cevabın ise “Biz size ambargo uygulamıyoruz” şeklinde olduğuna işaret ederek, ambargoyu ABAD’ın uyguladığının söylendiğini ancak Avrupa’nın bu kararı uygulaması için Rum tarafının müracaatı olduğunu hatırlattı.

Denktaş, “Bizim isteklerimiz limanlarımıza gelecek gemilere müdahale edilmesin, hava trafiği açılsın gibi konulardadır. Hiç o yoldan gelmiyorlar” dedi.

Bir iki konuda kağıtlar bulunduğunu, yarın onları vereceklerini ve bir gün ara verildikten sonra al-ver sürecinin başlayacağını zannetiğini kaydeden Denktaş, “Bakacağız ne alıp ne vereceğiz” şeklinde konuştu.

SORULAR; VERGAUHEN’İN AÇIKLAMALARI

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Verhaugen’in Kuzey Kıbrıs’a ambargo uygulanmadığı şeklindeki açıklamasının hatırlatılması üzerine, “Uygulanan ambargoların sorumluluğunu kimse almıyor.. Bal gibi uyguluyorlar ve büyük bir haksızlıkla uyguluyorlar. Çünkü ambargoyu uygulatan taraf meşru Kıbrıs hükümeti değil ve hiçbir zaman olmadı. Kendileri de bunu, yasa nedir, anayasa nedir, hukukun üstünlüğü nedir diye baksalar bize yaptıkları haksızlığı görecekler” dedi.

Verhaugen’in kendisini kafa karıştıran açıklamalar yapmakla suçladığının belirtilmesi üzerine de Denktaş, “Verheugen ile çok sevişiyoruz. Ben de onun bizim kafamızı iyice karıştırdığını söylüyorum. Ben o karıştırılmış kafaların daha az karışması için doğruları söylüyorum” şeklinde konuştu.

Verhaugen’in beyanatında “Biz AB müktesebatını uygularız, ayrıcalık yapmayız” dediğini hatırlatan Denktaş, bunun, Kıbrıs Türk tarafının korunmak istediği konuların “AB’ın temel müktesebatıdır “ denilerek reddedilmesi demek olduğunu söyledi.

4’LÜ KONFERANSA KALACAK İŞLER

Cumhurbaşkanı Denktaş başka bir soru üzerine çoğu işin 4’lü konferansa, oradan da birşey çıkmazsa işin BM Genel Sekreteri Annan’a kalacağını belirterek, “Ama esas iş halkımıza kalacak. Halkımız bilerek gerçekleri görerek hareket ederse zararlı çıkmayacak. Onun için inşallah herkes söylediklerimizi takip eder. Annan Planı değişmediği takdirde neleri alıp götüreceğini görür ona göre hareket eder" dedi.

Türk tarafı için öngörülen memur sayısının 2 bin 500 olduğu hatırlatılarak, kalan memurların ne olacağı konusunun görüşülüp görüşülmediğinin sorulması üzerine de Denktaş, o konuda henüz bir çalışma olmadığını, bunun devletlerin kendi problemleri olacağını söyledi.

4’lü konferans için Avrupa’nın düşünüldüğü ancak tam yerinin belli olmadığını da kaydeden Denktaş, referandumun da 20 Nisan’da yapılacağını ve hafta içine denk geldiğini ifade etti.

BAF DİRENİŞİ MESAJI

Soruları cevapladıktan sonra Baf Direnişi’nin yıldönümü konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Bugün Baf katliamının yıldönümü ve şehitler günü. Şehitleri saygıyla anıyoruz. Yıllarca Baf’ta direnen ve bayrağı yere düşürmeyen gazilerimizi de saygıyla selamlıyorum” dedi.

Dünkü törenlere katılamadığını ifade eden Denktaş, Filistin’de devlet olmak için verilen bir mücadele bulunduğunu, Kıbrıs Türklerinin ise bu mücadeleyi vererek devletini kurduğunu egemenliğe kavuştuğunu ve bayrağını çektiğini söyledi.

“Bunlar şehitler ve gaziler sayesinde oldu. Halkın anavatanına güvenerek verdiği direniş sayesinde” diyen Rauf Denktaş, bunların heba olmaması için masada olduğunu ve başarmak için halkın aynı duygularla, devletine, haklarına egemenliğine sahip çıkmasını istediğini söyledi.

Barışın güzel bir şey olduğunu, uzlaşmanın da çok gerekli olduğunu vurgulayan Denktaş, “Ama sağlıklı bir uzlaşma yapacağız düşüncesindeyiz. Sağlıklı uzlaşma için haklarımızı koruyarak sağlıklı güzel bir anlaşma yapılabilir. Yeter ki haklarımıza sahip çıkacağımızı herkes görsün ve anlasın” dedi.

HALKIN SESI 10/03/2004

11. görüşmede güvenlik tartışıldı

Türk ve Rum heyetlerinin, değişiklik taleplerinde mutabakat sağlayabilmeleri için yaklaşık üç haftalık süresi kaldı... Belge verme işleminin bugün sona erdirilmesi isteniyor

11. görüşmede güvenlik tartışıldı

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rumların "ortaklık ve ortaklar arasında tam eşitlik" yerine "çoğunluk" idaresini empoze etmeye çalıştığını söyledi. Rumların her şeye itiraz ettiğine dikkat çeken Denktaş, "Biz ne istemişsek Annan Planı'nı yaşayabilir bir hale getirmek için... Bunların tümünü reddediyorlar ve kendileri planın değiştirmedik maddesini hemen hemen bırakmadılar" dedi

Kıbrıs Türk tarafının güvenlikle ilgili önerisini sürecin başında sunmasına rağmen Güney Kıbrıs'ın 40 sayfalık belgesini önceki gece geç vakit verdiğini söyleyen Denktaş, üzerinde henüz detaylı bir çalışma yapılmış olmamasına rağmen Rumların sunduğu belgeyle ilgili ilk görüşün verildiğini kaydetti

Annan Planı temelinde çözüm hedefiyle başlayan Kıbrıs müzakere sürecinde liderler dün 11'inci kez bir araya geldi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş başkanlığındaki KKTC müzakere heyeti, ara bölgedeki BM Konferans Merkezi'nde saat 10.00'da başlayan görüşmeye katılmak amacıyla saat 09.50 sıralarında Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı.

Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın eşlik ettiği Cumhurbaşkanı Denktaş, görüşmeye giderken herhangi bir açıklama yapmadı.

Tarafların mutabakatıyla BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan takvim uyarınca Kıbrıs'taki müzakere süreci özel temsilci Alvaro de Soto gözetiminde 19 Şubat'ta başlamış ve her gün toplantıların devamı yönünde karar alınmıştı.

Bu sürede iki günlük aksama dışında her gün bir araya gelen Türk ve Rum heyetlerin, takvim uyarınca 22 Mart'a kadar süreleri var. Dünden itibaren yaklaşık 3 haftalık süre içerisinde taraflar Annan Planı'na ilişkin değişiklik taleplerinde mutabakat sağlayamamaları halinde, 22 Mart'tan itibaren Türkiye ve Yunanistan da masaya oturacak.

"Türkiye'yle yaptığımız anlaşmaları reddediyorlar"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumların "ortaklık ve ortaklar arasında tam eşitlik" yerine "çoğunluk" idaresini empoze etmeye çalıştığını söyledi.

Rumların her şeye itiraz ettiğine dikkat çeken Denktaş, "Biz ne istemişsek Annan Planı'nı yaşayabilir bir hale getirmek için... Bunların tümünü reddediyorlar ve kendileri planın değiştirmedik maddesini hemen hemen bırakmadılar" dedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dünkü rutin basın toplantısında Kıbrıs müzakerelerinde gelinen aşama hakkında bilgi verdi. Açıklamasına 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlamasıyla başlayan Denktaş, görüşmelerin dünkü bölümünde esas gündem maddesinin güvenlik olduğunu söyledi.

Kıbrıs Türk tarafının güvenlikle ilgili önerisini sürecin başında sunmasına rağmen Güney Kıbrıs'ın 40 sayfalık belgesini önceki gece geç vakit verdiğine dikkat çeken Denktaş, üzerinde henüz detaylı bir çalışma yapılmış olmamasına rağmen Rumların sunduğu belgeyle ilgili ilk görüşün verildiğini kaydetti. Denktaş, "Biz ilk günden 3-4 sayfaya sığan bütün önerilerimizi ana hatlarıyla kendilerine verdik. Onların, peyderpey verdikleri kağıtlar 110 sayfayı bulmaktadır" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bugün yapılacak görüşmede 40 sayfaya varan ve planın esas kısımlarını oldukça değiştiren güvenlikle ilgili belgelerine cevap vereceklerini kaydetti. Denktaş, tüm belge verme işlemlerinin bugün sona erdirilmesinin istendiğine dikkat çekti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, AB normları altında tüm Rumların eski yerlerine gitmesi konusunu gündemde tutan Rum tarafının Türk tarafının Türkiye'yle yapmış olduğu anlaşmaları reddettiğini kaydetti.

Denktaş, "Anlaşmada öngörülen geçici süre; işler zamanında yürümedi diye bu süreleri tamamen kısaltmak suretiyle bizim hakkımız olan ne varsa iyice müzakere etmeden, gözümüz kapalı kabul etmemizi gerektirecek bir yaklaşım içerisindedirler" dedi.

"Ortaklık değil çoğunluk idaresi istiyorlar"

Denktaş, Rumların, ortaklık ve ortaklar arasında tam eşitlik yerine çoğunluk idaresini empoze etmeye çalıştığını kaydetti.

Tarafların statüsü, eşitliği konusundaki İsveç modelini reddeden Rumların kurulacak yeni ortaklığın AB'yle ilişkileri konusunda iki ayrı dil üzerine bina edilmiş Belçika modelini de kabul etmediğini kaydeden Denktaş, Türklerin arasına gelecek çok sayıda Rum'la iki kesimlilikle birlikte planın da sulandırıldığını söyledi.

Rumların Türk tarafı için hayati önem taşıyan hava sahası, karasuları ve benzeri konuları da "bunlar merkezi hükümetindir" diyerek kurucu devlete bir şey bırakmadığını söyleyen Denktaş, Türkiye'nin anlaşmayı görmeden garantileyeceği yönünde güvence vermesinin de istendiğini belirtti.

Denktaş, "Yani kısacası biz ne istemişsek Annan Planı'nı yaşayabilir bir hale getirmek için bunların tümünü reddediyorlar ve kendileri planın değiştirmedik maddesini hemen hemen bırakmadılar."

"Derogasyonlar konusuna da

sıcak yaklaşmıyorlar"

Rumların derogasyonlar konusuna da sıcak yaklaşmadığını kaydeden Denktaş, AB'nin de bu konudaki tavrının pek tatmin edici olmadığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, "Bugüne kadar bize, 'sizi accommodate yapacağız, uyum sağlayacağız, uyum sağlamaya çalışacağız' demişlerdi. Şimdi, kati cevap istediğimizde kalıcı ve devamlı olamayacağını, bazı konularda geçici bir süre için olabileceğini ve zorluklarını söyleme başladılar" dedi.

Denktaş, konunun, AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen'in Ankara ziyaretinde ele alınacağını söyledi.

"Yerleşiklerden korkuyorlarmış"

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rumların sunduğu belgelerde "Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesi ve adaya zorla nüfus getirerek uluslar arası suç işlendiği ve yerleşik diye nitelenen Türkiye kökenli nüfustan korkulduğu" yönünde ifadeler yer aldığını kaydetti.

Denktaş, "Güya bunların çoğu askeri eğitim görmüş ve bunlar dolayısıyla herhangi bir an askere çağrılabilirlermiş. Havadan bunlara silah vesaire atılırsa o zaman büyük bir tehlike arz edermiş" dedi.

Denktaş, "Karşı tarafta 80 bin Rum, herhangi bir an askere çağrılacak durumdadır. Ve bunlar milis olarak kullanılmakta, silahlarını evlerinde tutmaktadırlar" dedi.

"Referandumun 20 Nisan'a alınması

önerisinde bulunuldu"

Cumhurbaşkanı Denktaş, plana göre 21 Nisan'da yapılması öngörülen referandumun, Yunanistan'daki darbenin yıldönümü nedeniyle tatil olacağından 20 Nisan'a alınmasını önerisinde bulunulduğunu kaydetti.

Denktaş, ayrıca kurucu devletlerin kendi anayasalarını 12 Mart'a kadar BM genel sekreterinin Kıbrıs özel danışmanı Alvaro de Soto'ya sunması gerektiğini hatırlattı.

Sorular

BRT'nin yayınları ve Vakıflar İdaresi'nin yeni yönetim kurulunun kararlarına ilişkin bir soru üzerine Denktaş, "Mücahidin Sesi" olan BRT'nin başına gelenlerin istediği gibi yayın yapamayacağını kaydederek konuyla ilgili bir araştırma yapıldığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, vakıf mallarının ilgili yasalarla korunduğuna işaret ederek malların özel statüsünün anayasada da korunması gerektiğini belirtti. Denktaş, anayasanın meclisten geçmeden Rumlara verilmesi konusunun da tartışılmakta olduğunu kaydetti.

Yunanistan'daki seçimlerle ilgili değerlendirmesinin sorulması üzerine Denktaş, "Kıbrıs konusunda fazla bir şey değişmez" yanıtını verdi.

"Bir kısım basın, beni küçük

düşürmek için yayın yapmaktadır"

Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye basınında yer alan "Ankara ziyaretinde hükümetin sert eleştirisine maruz kaldığı" yönündeki haberlerle ilgili soruya verdiği yanıtta, söz konusu haberlerin tamamıyla yalan olduğunu söyledi.

Görüşmelerin gayet samimi ve içten geçtiğini kaydeden Denktaş, her şeyin çok açık bir şekilde konuşulduğunu belirtti. Denktaş, şöyle devam etti:

"Bunlar maksatlı yapılmaktadır. Bir kısım basın beni küçük düşürmek için yapmaktadır. Bir kısım basın da Türk hükümetini bana karşı öfkelendirmek için yapmaktadır. Türkiye'nin içinde Kıbrıs konusunda büyük bir oyun oynanmaktadır. Basının inanılırlığı giderse demokrasinin de zaafiyeti meydana çıkar. Basın hakikaten çok acayip durumdadır. Bunu görüyor ve üzülüyoruz..."

Denktaş, Ankara'nın De Soto'ya bir güvence verdiği yönündeki haberlere ilişkin soruyu yanıtında, "Haberlere bakmayınız. Her şey kendisine söylenmiştir. Olmazsa olmazlar konusunda gereken her şey

KIBRIS 10/03/2004

Karar günü 20 Nisan

Kıbrıs müzakerelerinin 12'nci bölümü de tamamlandı ancak belge alışverişi henüz bitmedi... Belge alışverişinin tamamlanmasının ardından al-ver sürecine geçileceğini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, referandum tarihinin kesinleştiğini açıkladı

Karar günü 20 Nisan

ÖNCE REHABİLİTASYON, SONRA YER DEĞİŞTİRME: Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum tarafının kendilerine bırakılacak toprakların süratle BM'ye devrinde ısrarcı olduğunu ancak bunun kabul edilemeyeceğini belirterek, "Rehabilitasyon tamamlanacak, parası her şeyi bulunacak, ondan sonra insanlarımız yer değiştirecekler" dedi

AL-VER SÜRECİ HENÜZ BAŞLAMADI: Türk heyeti olarak Rumlara mal-mülk ve iki kesimlilikle ilgili bir belgeyi verdiklerini vurgulayan Denktaş, referandum tarihiyle ilgili bir soru üzerine, "20 Nisan tarihi kesinleşti" dedi. Denktaş, belge alışverişinin bitmediğini, al-ver sürecinin ise başlamadığını kaydetti

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum tarafının kendilerine bırakılacak toprakların süratle BM'ye devrinde ısrarcı olduğunu ancak bunun kabul edilemeyeceğini belirterek, "Rehabilitasyon tamamlanacak, parası her şeyi bulunacak ondan sonra insanlarımız yer değiştirecekler" dedi.

Kıbrıs Türk ekonomisinin Rum ekonomisi seviyesine ulaşması için geçiş dönemi gerektiğini ve bu süreçte ambargoların kaldırılmasının önemli olduğunu kaydeden Denktaş, Rumların ise kendilerinin ambargo uygulamadıkları gerekçesiyle bu konuda "oralı olmadıklarını" ifade etti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, "Ambargoların sorumluluğunu kimse üstlenmiyor" dedi.

Referandum tarihinin 20 Nisan olarak kesinleştiğini ifade eden Denktaş, dün Türk tarafının mal-mülk konusunda iki kesimlilik ve iki halk teorisi ile bağlantılı kapsamlı düşüncelerini içeren bir belgeyi Rumlara verdiklerini de vurguladı.

Kıbrıs müzakere sürecinde liderler dün 12'inci kez bir araya geldi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos başkanlığındaki heyetler arasında Ara Bölge'deki BM Konferans Merkezi'nde devam eden Kıbrıs müzakerelerinin dünkü bölümü saat 12.15 sıralarında tamamladı.

Görüşmede Cumhurbaşkanı Denktaş'a, Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun, Anayasa Danışmanı Mümtaz Soysal ve KKTC Washington Temsilcisi Osman Ertuğ'un eşlik etti.

İki saatten fazla süren görüşme sonrasında Cumhurbaşkanlığı'na saat 12.35'de dönen Cumhurbaşkanı Denktaş, basın mensuplarının sorularını yanıtladı, ardından da saat 14.00'te bir basın toplantısı düzenleyerek, görüşmede ele alınan konular hakkında açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bugünkü görüşmenin saat 10.15'e alındığını da kaydetti.

Referandum 20 Nisan'da

Görüşme sonrasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dünkü görüşmede Rum tarafına mal-mülk ve iki kesimlilikle ilgili belge verdiklerini belirtti.

Geçici binalarla ilgili dün komite seviyesinde toplantı yapılmasının istendiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, komitede personel ihtiyacı ve diğer konuların konuşulacağını ifade etti.

Bir soru üzerine henüz karşılıklı pozisyonların verilmediğini de belirten Denktaş, "Geçici süre konusunda uzun ve tartışmalı görüşmeler oldu. Rumlara devredeceğimiz toprağın birinci günden BM'ye verilmesini istiyorlar. Bu konuda ısrarları devam ediyor. Biz de kendilerine cevap verdik" dedi.

Türk heyeti olarak Rumlara mal-mülk ve iki kesimlilikle ilgili bir belgeyi verdiklerini vurgulayan Denktaş, referandum tarihiyle ilgili bir soru üzerine "20 Nisan tarihi kesinleşti" diye konuştu.

Belge alışverişinin bitmediğini bugüne kaldığını da ifade eden Denktaş, al-ver sürecinin ise başlamadığını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, başka bir soru üzerine kurucu devlet anayasası ile ilgili, her iki tarafın da çalışmasının devam ettiğini, birkaç gün gecikme olabileceğini söyledi.

Komiteler

Görüşmede ele alınan konular hakkında açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş konuşmasına, "Yapılan çalışmalar hakkında size bilgi vereyim ki halkımız da şaşkınlık içine girmesin veya olduğundan da fazla şaşkınlığa düşmesin" diyerek başladı.

Komiteler safhasında, "eğer siyasi anlaşma olursa" veya "anlaşma olsun veya olmasın referanduma gidileceğine göre, "her iki taraf da 'evet' der ise"nin hazırlıklarının yapıldığını belirten Denktaş, bunlara örnek olarak devletin bayrağının saptanacağını -ancak her iki taraftan da evet çıkmaması halinde bayrağın bir kenarda kalacağını- merkezi hükümetlerin yerinin belirleneceğini anlattı.

"Esas çalışmalar siyasi seviyede yapılan çalışmalardır" diyen Denktaş, kendilerinin bunu yaptığını ve her gün bunlar hakkında halka bilgi verdiğini söyledi.

Geçici Yüksek Mahkeme

Geçici Yüksek Mahkeme konusunun dün tekrar gündeme geldiğini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, bugün Rumlara bu konudaki düşüncelerin verileceğini ifade etti.

Bu mahkemeye atanacak hakimlerin, geçici sürenin öngördüğü 15 ay için mi, 36 ay için mi atanacakları konusunun da gündeme geldiğini kaydeden Denktaş, "Bizim bu konudaki hassasiyetimiz; planın öngördüğü geçici süreler ortadan kaldırılmasın veya kısaltılmasındır. Rum tarafı da bunların kısaltılması için uğraşıyor. Halbuki bizim zamana ihtiyacımız var. Bunlar üzerinde duruyoruz" dedi.

Denktaş, bugün mahkemeler hakkındaki belgenin Rum tarafına verileceğini de söyledi.

Federal binalar

Dün Federal ve daimi binaların nerede olacağı konusunu da görüştüklerini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, "Yarın (bugün) saat 15.00'te bu konuda her iki tarafın temsilcileri toplanacak ve bu konuda bize bilgi verecekler" şeklinde konuştu.

Rauf Denktaş, idari ihtiyaçlar, kurulacak merkezi idarede kaç memurun lazım olduğu ve hangi daireler olacağının görüşülmesi ve plana bağlanması için çalışma olduğunu kaydetti.

Devredilecek yerler konusunda anlaşmazlık

Rum tarafının kendilerine bırakılacak toprakların süratle BM'ye devrinde ısrarcı olduğunu, Türk tarafının da bunun aksini savunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş bu konuda şunları söyledi:

"Yer değiştirecek insanlarımızın gidecekleri yerler tespit edilmeden, rehabilitasyon konusu tamamen parasal açıdan ve planlama açısından halledilmeden kimse yer değiştirmeyecek. Plan diyor ki; 3 yıl içerisinde bunlar yapılmalıdır.' Diyorum ki; 'parasını bulmamışsak; bu parayı uluslararası fonlar ve Amerika verecek diyor... Parası gelmemişse biz bu insanları sokağa mı atacağız, çadıra mı göndereceğiz. Sizin göçmenleriniz de evlerinde yerleşmiştirler, sokakta çadırda insan yok, bizimkiler de öyle. Dolayısıyla biraz gecikme gerekebilir... Ama sizin istediğiniz hayır 3 yıl geldi BM'de olacak bütün idare ve gerekirse bu insanları zorla atacak. Biz böyle bir şeyi kabul edemeyiz. Rehabilitasyon tamamlanacak, parası her şeyi bulunacak ondan sonra bunlar da yer değiştirecekler.' Diyorum ki; 'İnsanlar yer değiştireceğini bildiği için onlar da acele edecek. Gideceğim yere bir an önce gideyim, geçici yerde kalmayayım, kök salmak isteyeceğim diye onlar da acele edecek. Bizim bunu geciktirmekten çıkarımız yok aksine biz de en erken zamanda insanlarımızın yerlerine yerleşmesi için elden geleni yapacağız..."

Mal-mülk konusunda belge

Mal-mülk konusunda Türk tarafının kapsamlı düşüncelerini içeren bir belgeyi Rumlara verdiklerini ifade eden Denktaş, bunun iki kesimlilik ve iki halk teorisi ile bağlantılı olduğunu ve birinin diğerinden ayrılamayacağını vurguladıklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bugün 10.15'te toplanılacağına da dikkat çekti.

Ambargoların sorumluluğunu kimse üstlenmiyor

Görüşmede ambargolara da değindiğini ifade eden Denktaş, artık ambargoların da kaldırılması gerektiğini ilettiğini söyledi.

Türklerin ekonomisinin Rumların ekonomisinin seviyesine gelinceye kadar bir geçiş dönemi gerektiğine dikkat çektiğini anlatan Denktaş, ekonominin süratle gelişmesi için ambargoların kalkmasının şart olduğunu söylediğini kaydetti.

Rauf Denktaş, Rum tarafının bu konuya verdiği cevabın ise "Biz size ambargo uygulamıyoruz" şeklinde olduğuna işaret ederek, ambargoyu ABAD'ın uyguladığının söylendiğini ancak Avrupa'nın bu kararı uygulaması için Rum tarafının müracaatı olduğunu hatırlattı.

Denktaş, "Bizim isteklerimiz limanlarımıza gelecek gemilere müdahale edilmesin, hava trafiği açılsın gibi konulardadır. Hiç o yoldan gelmiyorlar" dedi.

Bir iki konuda kağıtlar bulunduğunu, bugün onları vereceklerini ve bir gün ara verildikten sonra al-ver sürecinin başlayacağını zannettiğini kaydeden Denktaş, "Bakacağız ne alıp ne vereceğiz" diye konuştu.

Sorular; Vergauhen'in açıklamaları

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Verheugen'in Kuzey Kıbrıs'a ambargo uygulanmadığı şeklindeki açıklamasının hatırlatılması üzerine, "Uygulanan ambargoların sorumluluğunu kimse almıyor... Bal gibi uyguluyorlar ve büyük bir haksızlıkla uyguluyorlar. Çünkü ambargoyu uygulatan taraf meşru Kıbrıs hükümeti değil ve hiçbir zaman olmadı. Kendileri de bunu, yasa nedir, anayasa nedir, hukukun üstünlüğü nedir diye baksalar bize yaptıkları haksızlığı görecekler" dedi.

Verheugen'in kendisini kafa karıştıran açıklamalar yapmakla suçladığının belirtilmesi üzerine de Denktaş, "Verheugen ile çok sevişiyoruz. Ben de onun bizim kafamızı iyice karıştırdığını söylüyorum. Ben o karıştırılmış kafaların daha az karışması için doğruları söylüyorum" diye konuştu.

Verheugen'in beyanatında "Biz AB müktesebatını uygularız, ayrıcalık yapmayız" dediğini hatırlatan Denktaş, bunun, Kıbrıs Türk tarafının korunmak istediği konuların "AB'nin temel müktesebatıdır " denilerek reddedilmesi demek olduğunu söyledi.

4'lü konferans Avrupa'da olacak

Cumhurbaşkanı Denktaş başka bir soru üzerine çoğu işin 4'lü konferansa, oradan da bir şey çıkmazsa işin BM Genel Sekreteri Annan'a kalacağını belirterek, "Ama esas iş halkımıza kalacak. Halkımız bilerek gerçekleri görerek hareket ederse zararlı çıkmayacak. Onun için inşallah herkes söylediklerimizi takip eder. Annan Planı değişmediği takdirde neleri alıp götüreceğini görür ona göre hareket eder" dedi.

Türk tarafı için öngörülen memur sayısının 2 bin 500 olduğu hatırlatılarak, kalan memurların ne olacağı konusunun görüşülüp görüşülmediğinin sorulması üzerine de Denktaş, o konuda henüz bir çalışma olmadığını, bunun devletlerin kendi problemleri olacağını söyledi.

4'lü konferans için Avrupa'nın düşünüldüğü ancak tam yerinin belli olmadığını da kaydeden Denktaş, referandumun da 20 Nisan'da yapılacağını ve hafta içine denk geldiğini ifade etti.

Baf direnişi mesajı

Soruları cevapladıktan sonra Baf Direnişi'nin yıldönümü konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Bugün Baf katliamının yıldönümü ve şehitler günü. Şehitleri saygıyla anıyoruz. Yıllarca Baf'ta direnen ve bayrağı yere düşürmeyen gazilerimizi de saygıyla selamlıyorum" dedi.

Dünkü törenlere katılamadığını ifade eden Denktaş, Filistin'de devlet olmak için verilen bir mücadele bulunduğunu, Kıbrıs Türklerinin ise bu mücadeleyi vererek devletini kurduğunu egemenliğe kavuştuğunu ve bayrağını çektiğini söyledi.

"Bunlar şehitler ve gaziler sayesinde oldu. Halkın anavatanına güvenerek verdiği direniş sayesinde" diyen Rauf Denktaş, bunların heba olmaması için masada olduğunu ve başarmak için halkın aynı duygularla, devletine, haklarına egemenliğine sahip çıkmasını istediğini söyledi.

Barışın güzel bir şey olduğunu, uzlaşmanın da çok gerekli olduğunu vurgulayan Denktaş, "Ama sağlıklı bir uzlaşma yapacağız düşüncesindeyiz. Sağlıklı uzlaşma için haklarımızı koruyarak sağlıklı güzel bir anlaşma yapılabilir. Yeter ki haklarımıza sahip çıkacağımızı herkes görsün ve anlasın" dedi.

KIBRIS 10/03/2004

Rum lobisi ABD’den destek arıyor

 

ABD’deki Rum lobisi Annan Planı’nda Rum tarafı lehine değişiklik yapılması içi Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nde girişim başlattı.

 

NTV-MSNBC

 

11 Mart 2004— Rum lobisi Ada’da çözüm çabalarına soğuk bakarken ABD konuya iyimser yaklaşıyor. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıs’ta referandumun hem Türk, hem Rum tarafında kabul edileceğini umduğunu söyledi

ABD’deki Rum lobisi, çözüm çabalarına soğuk bakıyor. Rum lobisi, Annan Planı’nın Rumlar aleyhine önemli hükümler taşıdığı iddiasıyla Kongre’nin alt kanadı Temsilciler Meclisi’nde bir girişim başlattı.
Rum lobisi, imzasını alabileceği milletvekillerinin desteğiyle Başkan Bush’a ve BM’ye bir mektup göndermeye hazırlanıyor. Bu mektupta Annan Planı’nda Rumlar lehinde değişikli istenecek.
Kıbrıs’ta süreç devam ederken, en son aşama niteliğindeki referandum
da özellikle Rum tarafının kararının ne olacağına ilişkin kuşkular artarken, ABD tarafı ise, konuya iyimser bakıyor.

POWELL REFERANDUMDAN UMUTLU
Powell, Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıs’ta referandumun hem Türk, hem de Rum taraflarınca kabul edileceği umudunu taşıdığını söyledi.
ABD Dışişleri Bakanı, “Kıbrıslılar, Ada’nın sadece Rum tarafıyla değil, bir bütün olarak Avrupa Birliği’ne girmesinin yararlarını incelerse, kabul yönünde oy kullanır” dedi.
Powell, Amerikan Temsilciler Meclisi’nin bir komite
sinde yaptığı konuşmanın sonunda, bir milletvekillinin, “Rum tarafı referandumda ‘evet’ der mi?” sorusuyla karşılaştı.
Bakan Powell, yanıt olarak, “Kıbrıslılar, liderlerinin bir çözüm bulduğunu ve uluslararası topluluğun bunun arkasında olduğunu görürse ve
Avrupa Birliği’ne bütün olarak girmenin yararlarını incelerse, kabul yönünde oy kullanır. Ben, iki tarafın da referandumda güçlü destek verececeğini umuyorum” dedi.

Talat: Al-ver süreci gergin geçecek

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde al-ver sürecine geçileceğini belirterek, bundan sonraki sürecin gergin geçeceğini söyledi.

Lefkoşa
AA

10 Mart 2004— Talat, al-ver sürecinde ilerleme olması için basına bilgi vermeme yönünde “karartma” uygulanabileceğini açıkladı

Başbakan Talat, Geçitkale Havaalanı’nda yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’nun, görüşme sürecine bir gün ara verdiğini ve tarafların, verilen arada al-ver sürecine hazırlanacağını belirterek, bu sürecin gergin geçeceğini söyledi.

BASINA KARARTMA UYGULANACAK
Başbakan Talat, bir gazetecinin, “al-ver sürecinde basına açıklama yapılmaması yönünde taraflar mutabakata mı vardı?” sorusu üzerine, böyle bir şey olmadığını, ancak al-ver sürecinde basına bilgi vermeme yoluna gidilebileceğini, bunun kişisel görüşü olduğunu kaydetti.
Talat, mecliste Kıbrıs konusu tartışılırken de kapalı oturum yapıldığına işaret ederek, amacın, halktan bir şey gizlemek olmadığını, spekülasyonları önlemek olduğunu kaydet
ti.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da, aynı konuyla ilgili olarak, tarafların görüşlerini masaya koyduğunu ifade ederek, “Şimdi nerede geri adım atılacak, nerede ileri adım atılacak. Bu büyük bir ihtimalle biraz kapalı geçecek. Tabi
i meclisimiz bilgilendirilecek" dedi.

‘Planda köklü değişiklik artık zor’

Yunanistan’ın yeni Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, New York’taki anlaşmayla Kıbrıs sorunun çözüm sürecinin belirlendiğini ve değiştirme olanaklarının imkansız değilse bile çok güç olduğunu kaydetti.

Atina
NTV

   

11 Mart 2004 — Dün yemin ederek göreve başlayan Karamanlis hükümetinin Dışişleri Bakanı olan Molivyatis, yaptığı ilk açıklamada, Annan Planı’nın bağlayıcı olduğunu vurguladı.

 

Yunanistan’ın yeni Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, dün Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan devir teslim töreninde, Yunan hükümeti olarak 1 Mayıs’a kadar Kıbrıs sorunun çözümlenerek Rumların ve Türklerin, birlikte AB üyesi olmasını samimiyetle arzuladıklarını ve bu yolda çalışacaklarını kaydetti.
Yeni Dışişleri Bakanı, 22 Mart’a kadar müzakarelerin başarıyla sonuçlanması temennisinde de bulundu. Molivyatis, aksi takdirde 22-29 Mart arasında Türkiye ve Yunanistan’ın müzakerelerde taraf olacaklarını bu süreçte de ilerleme kayd
edilmemesi halinde, Annan Planı’nın bugünkü şekliyle kalıp, boşlukların Genel Sekreter tarafından doldurulacağını belirtti.

ATİNA’YA ZİYARET TRAFİĞİ
Bu arada Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un hafta sonunda Atina’ya giderek Başbakan Karamanlis’le Kıbrıs müzakerelerindeki durumu değerlendireceği kaydedildi. BM Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro De Soto da yarın Karamanlis ile görüşmek üzeye Atina’ya gidecek.

Atina: Takvim değişmemeli

Yunanistan'ın yeni Dışişleri Bakanı, göreve gelir gelmez, "Kıbrıs için belirlenen çözüm takvimi değişmemeli" dedi

DIŞ HABERLER SERVİSİ


Yunanistan'da genel seçimden zaferle çıkan Yeni Demokrasi Partisi'nin Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis, dün Bakanlığı devraldıktan sonra yaptığı ilk açıklamada, Kıbrıs konusunun yeni hükümetin birinci önceliği olduğunu söyledi ve sorunun 1 Mayıs'tan önce çözülmesi hedefine bağlı oldukları mesajını verdi. Moliviatis, "New York'taki mutabakat taraflar için bağlayıcıdır ve bu takvimin değişmesi imkânsız değilse bile çok zordur. Çözüm yoluna gir
ilmiştir" dedi.
Kıbrıs görüşmelerinin başından beri uzlaşma mesajları veren Ankara ise, dün Rum Yönetimi'ne karşı söylemini sertleştirdi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, "Rum tarafının çözüm arzusu yok" dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, dün
Rum tarafıyla 13. görüşmesinin ardından, KKTC Anayasası'na göre, referandumda devletin ortadan kaldırılamayacağını, KKTC'nin kurucu devlete tekabül etmesini istediklerini, ancak BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun bunu kabul etmediğini söyledi. Çözüm halinde Kıbrıs'tan gönderilecek ilk Avrupa Birliği (AB) komiserinin Türk olmasını önerdiklerini belirten Denktaş, 7 bin kişilik BM Barış Gücü önerisine karşı çıktıklarını anlattı.
Ada'da bugün görüşme yapılmayacak, cuma günü al - ver süreci başlayacak
. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, bugün Ankara'ya gelerek temaslarda bulunacak. Rum lider Tasos Papadopulos ise hafta sonu Atina'da yeni hükümetle görüşecek.
MILLIYET 11/-3/2004

Verheugen: Sorumlu Denktaş

Avrupa Parlamentosu (AP), 1 Mayıs'ta AB'ye üye olacak 10 ülkenin performanslarına ilişkin olarak Dışişleri Komisyonu Başkanı Elmar Brok tarafından hazırlanan "bilanço raporunu" genel kurul oturumunda ele aldı. Kıbrıs konusu da ele alınmasına karşın Türkiye'nin doğrudan eleştirilmediği ender toplantılardan birisi olarak dikkat çeken AP oturumunda söz alan AB Komiseri Günter Verheugen'in hedefi ise yine KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş oldu. Verheugen, çözüm sürecindeki gecikmelerin sorumlusu olarak Denktaş'ı gösterdi.
Kıb
rıs'ta soruna yönelik görüşmelerin AB'nin girişimiyle başladığına dikkat çeken Verheugen, olası bir çözüm halinde bunun AB'nin kriz çözme kapasitesini de ortaya koyacağını vurguladı. Kuzey'in AB'ye hazırlanması için çalışmaların sürdüğünü söyleyen Verheugen, "Bu çalışmaların geç başladığını itiraf ediyorum ancak bunun sorumlusu Denktaş'tır" dedi. AB'nin teknik ve hukuki destek verdiği görüşmelerin genel seyrinin olumlu olduğuna değinen Verheugen, çözümün AB müktesebatına uydurulması için çalışmaların devam ettiğini ifade etti.
MILLIYET 11/03/2004

Sağ-sol tarifi KKTC'de farklı


İskele'yi Güzelyurt'tan sonra neden mi ikinci durak olarak seçtik? Güzelyurt çözümden yana. İskele çözüme karşı


Hasan Cemal Kuzey Kıbrıs''ta nabız tutuyor - 2
İSKELE

Kuzey Kıbrıs'ta sağ - sol tarifi daha farklı. Çözümden yana mısın, değil misin? Tarif buna göre yapılıyor. Çözümden yana partilere sol, çözüme karşı olan partilere sağ sıfatı takılmış burada...
Sabah vakti Girne'den Karpaz'a, İskele'ye doğru yol alırken gazetemizin Kıb
rıs muhabiri Sefa Karahasan anlatıyor:
"İskele, Kuzey Kıbrıs'ta milletvekili çıkaran beş bölgeden biri. Sağ partileri kurtaran bir bölge sayılır. Çünkü Türkiyeliler çok yoğun. Burada onlara kısaca TC kökenliler deniyor. Türkiye'den getirilip mal mülk sahib
i edildikleri için daha çok sağ partilerin, Denktaş'ın yanında yer alıyorlar. Son seçimde İskele'den 5 milletvekilinin 4'ünü onlar çıkardı. Çoğunlukla çözümü de benimsemiyorlar. Çünkü Annan Planı'na göre çözüm halinde, ya mal mülklerinden olacaklar ya da az da olsa bir bölümü Türkiye'ye dönmek zorunda kalacak."
İskele'yi Güzelyurt'tan sonra neden mi ikinci durak olarak seçtik? Güzelyurt'ta çözüm halinde malından mülkünden olacaklar, yani Rum'a geri verecek olanlar, ilginçtir, çözümden yana. Çünkü Avrupa vat
andaşı olup geleceklerini belirsizlikten kurtarmak istiyorlar. Buna karşılık İskele'de aynı durumda olanlar, çözüme karşı. Bunun için İskele'yi ikinci durak yaptık.
Çözümden hoşlanmıyor
Belediye Başkanı Halil İbrahim Orun çözüm sözcüğünden hiç hoşlanmıyor. Kısa adı UBP olan Ulusal Birlik Partisi'nin üyesi.
İskele 1974 öncesinde bir Rum köyü, adı da Trikomo. Bugünkü nüfusu 20 bin. Yarısı, 1975'ten itibaren Karadeniz'den göç edenlerden oluşuyor. Annan Planı'na göre verilecek bölgeler arasında yer almıyor. Anc
ak küçük bir bölümünün Türkiye'ye geri dönmesi, bir bölümünün de Avrupa vatandaşı olurken, otuz yıllık evini barkını asli sahiplerine geri vermesi gündemde...
Belediye Başkanı diyor ki:
"Burada esas olan mülkiyet sorunudur. 21 Nisan'da referandumdan evet m
i, hayır mı çıkacak? Mal mülk meselesi tayin edici olacak. Hele bir 9 Nisan gelsin, referanduma gidecek belgeyi Annan açıklasın, haritalar yayımlansın, siz o zaman göreceksiniz curcunayı..."

Biz içinde yaşıyoruz
Rum'la ortaklığa inanmıyor. Larnaka göçmeni, Güney Kıbrıs'tan gelmiş 1974 sonrası. Beni de eleştiriyor:
"Hasan Cemal olayları dışarıdan biliyor. Biz içinde yaşıyoruz. İlk defa 15 yaşında mücahit oldum, elime piyade tüfeğini aldım. İngiliz müstemleke idaresinde yaşadım. Tıpkı 1960'ta da böyle olmuşt
u. Bize, Türk ve Rum toplumuna zorla nikâh kıydılar. Bu zoraki nikâh üç yılda, 1963'te bozuldu. Şimdi de aynı güçler, aynı devletler bunun peşinde..."
Konuştukça öfkeleniyor, Türkiye medyasına kızıyor. TÜSİAD'a, "TÜSİAD'cı gruplar"a, ABD ile AB'ye veryansı
n ediyor. İçimize Rum gelmesin dedikten sonra ekliyor:
"15 yaşından beri verdiğim bir mücadele var. Bu bir ömür. Şimdi bu çözüm diye bir hiçle mi çarpılacak?.. Annan Planı'yla çözüm mözüm olmaz. Annan boşlukları doldururken bize adaletli davranmaz."
Kahven
in adı, İskele Gençler Birliği Spor Kulübü. Emekli bir mücahit olduğunu söylüyor. "Türkiye göndermese aç kalırız" diyor ve ekliyor: "Rum'la çözüm olmaz, inanmıyorum Annan Planı'na..." Bir genç kafasını uzatıyor kalabalığın arasından, emekli mücahide bağırıyor:
"Daha ne kadar geçineceksiniz Türkiye'den?.. Biraz da 1 Mayıs sonrasını konuşun. Ne olacak Rumlar AB'ye girince?.. Benim genç bir insan olarak geleceğim ne olacak? Çekip gideceğim buralardan. Bu seni hiç ilgilendirmiyor mu?"

AB para mı dökecek?

Emekli mücahidin yanıtı:
"Avrupa'ya girince ortaya paralar mı saçılacak?"
Meydan kızışıyor. 27 yaşında bir genç alıyor sözü. Halen üniversitede mastır yapıyormuş. Yanındaki adam, "Şuradaki market de onun..." diye beni dürtüklüyor. Söyledikleri ilginç: "Türkiye
bizi otuz yıldır besliyor. Besleme olduk. Kendimize bu kadar güvensizlik niye? Bu karamsarlıktan kurtulalım. Türkiye'nin de Avrupa yolunu kapatmayalım."
Emekli mücahit sözü kapıyor:
"Gençler işte. Geçmişi bilmiyorlar."
Yanıt genç adamdan geliyor:
"Biz emek
li mücahit Yüksel Abi'ye de, emekli öğretmenimiz Osman Bey'e de saygı duyarız. Rumların kucağına falan da oturmaktan yana değiliz. Ama çözüm istiyoruz, barış istiyoruz. Denktaş'tan da hesap soralım, otuz yıldır niye masadan kaçtı diye..."
Kahvenin önü miti
ng alanı.
Bir teknisyen emeklisi:
"Ben de savaştım. 11 yıl askerlik yaptım. Şimdi 59 yaşındayım. Burası tam bir emekli cennetidir. Bütün dava mal mülktedir. Avantası olanlar barışı istemiyor. Bütün dünya bizi de tanıyacak. Bayrağımız, dilimiz tanınacak. Av
rupa'ya gireceğiz. Daha ne istersin? Bir sürü şey yaptık, onlar da yaptı, biz de... Harpti, savaştı. Ne diye gâvurdan korkacağım ki? İşte bir adım ötemizde Türkiye, ordumuz da orada... 1 Mayıs'tan sonra adada halk kalmayacak, eğer çözüm olmazsa, Rumlar tek başına girerse içeri... Şimdi barışı, çözümü istiyorum. Gençlerin önünü açmak için istiyorum."
İskele yakınındaki bir köyde din görevlisiymiş. Karadeniz'den 1977'de göç etmiş. Kulağıma eğiliyor: "Burada barış olmaz. Olacaksa bu kadar olur. Düdüğü esas çal
acak olan, yani asker şimdi sessiz. Yumruğunu masaya o vuracak, hudut böyle diyecek ve iş bitecek..." Bir diğeri, şoförlük yapan TC kökenli bir emekli, o da kulağıma fısıldıyor:
"Bakmayın bu konuşmalara... Eğer Kofi Annan bize haksızlık etmezse, referandum
dan evet çıkar."
İskele'den Gazimağusa'ya geçiyoruz. Belediye Başkanı Oktay Kayalp. Başbakan Mehmet Ali Talat'ın kısa adı CTP olan Cumhuriyetçi Türk Partisi'nden. 1994'ten beri Belediye Başkanı seçiliyor. Mücahitliği de var.

'Evet' nasıl çıkar?

Referandum için kampanyanın daha şimdiden başladığını belirtiyorum. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın her gün televizyonların karşısına çıkıp yaptığı açıklamalarla kampanyayı kızıştırdığını söylüyorum. Onaylıyor. Evet nasıl çıkar sorusuna yanıtına gelince, üç noktada topluyor:
"(1) Çözümden en az insanın rahatsız olması, mağduriyetlerin en aza inmesi. Çekilecek sıkıntının hafifletilmesi... Bu sadece para sorunu değil. Unutmayın, 1958'de, 1963'te, 1974'te evinden barkından olanlar, şimdi dördüncü kez göç etmeye hazırlanıyor. (
2) 9 Nisan'da belli olacak ve 21 Nisan'da oylanacak dördüncü planı (Annan Planı dördüncü kez değişiyor, HC) Annan adına yazacak olan De Soto. Türklere büyük haksızlık yapacağını sanmıyorum. (3) Ve Başbakan Erdoğan'ın işareti... Türkiye'den gelmiş olanlar arasında bir araştırma yaptık. Yüzde 60'ı kendini AK Parti'ye yakın buluyor. Tayyip Erdoğan'dan, Gül'den evet mesajı çok önemli... Bu üç koşulla birlikte yüzde 70'i aşar evetler 21 Nisan'da..."
Yani çözüm kapıyı çalar.
Kuzey Kıbrıs yazılarımın üçüncüsü yarı
n.
HASAN CEMAL MILLIYET 11/03/2004

Ankara'da iki alarm

Murat Yetkin

Türkiye, itiraz ettiği geçici Irak anayasasının onaylanmasından rahatsız. Kıbrıs'ta ise Papadopulos'un tıkadığı görüşmeleri açmanın yolu aranıyor

11/03/2004 RADIKAL

Ankara'daki ABD Büyükelçisi Eric Edelman ve İngiltere Büyükelçisi Peter Westmacott 9 Mart akşamüzeri Türk Dışişleri'ne gittiler. Daha önceden planlanmamış bu ziyarette büyükelçiler Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal ile iki konu üzerinde konuştular: Kıbrıs ve Irak.
Ziyal, her iki konuda da Türkiye'nin mutsuzluğunu ve endişelerini dile getirdi.
Irak konusunda iki temel sıkıntı vardı. Birincisi, Şii grupların itirazı üzerine bir süre imzalanamayan geçici Irak anayasası sonunda Amerika
'nın baskısıyla imzalanmıştı. Ancak Kürtlere verilen geniş idari imkânlar ve Türkmenlerin asli unsur sayılmaması Ankara'yı rahatsız etmişti. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü telefonla arayıp, anayasanın kesinleşmesi öncesinde 'komşuların da görüşünün alınacağını' söylemesi bu rahatsızlığı gidermemişti. Irak üzerine ikinci konu ise ABD'nin Kuzey Irak'taki PKK'ya karşı söz verdiği gibi harekete geçmekte isteksiz davranmasıydı. Daha önce eve dönüş yasasının başvuru süresinin dolmasını bekleyen Amerikalılar, şimdi de PKK'daki bölünme sürecinin açıklığa kavuşmasını istiyorlardı. Ankara ise bu gecikmeyi Amerika'nın Irak Kürtlerini kızdırmama özenine bağlıyor ve bunu tutulmayan sözler listesine eklemeye hazırlanıyor.

Kıbrıs'ta acil durum sinyali
Dışişleri Müsteşarı Ziyal'in ABD ve İngiltere büyükelçileriyle konuştuğu bir konu da Kıbrıs'tı. Adada süren görüşmelerde bir süredir gerilimi artırıcı bir politika izleyen Rum lider Tasos Papadopulos, nihayet o günkü görüşmede Türk lider Rauf Denktaş'ın sunduğu ve sunacağı hiçbir öneriyi tartışmayacağını söylüyor. Dahası, 'Kıbrıs'ta Türk halkı yoktur, Türk toplumu vardır' diyerek New York görüşmeleri öncesi tutumuna dönüyor. (Ankara'ya göre Papadopulos'un uzlaşmaz tutumunu güçlendirmesind
e Yunanistan'da 7 Mart seçimleriyle gelen iktidar değişikliğinin etkisi var. Kurt siyasetçi Papadopulos, Yunanistan hükümetinin PASOK'tan Kostas Karamanlis liderliğindeki Yeni Demokrasi'ye geçmesini fırsat bilerek Atina'nın 1 Mayıs öncesi kendi üzerinde uzlaşma baskısı kurmasını önlemeye çalışıyor.)
Denktaş, Papadopulos'un bu tutumunu görüşmelerin Türkler tarafından sona erdirilmesi kışkırtması boyutunu fark ederek, Türk tarafının çeşitli konular üzerine görüşlerini BM şahitliği altında aktarmayı sürdürüyo
r.
Ancak acil durum sinyali Ankara'ya ulaşıyor.
Ziyal, görüşmede büyükelçilere Rum tarafının tutumunun görüşmeleri 1 Mayıs'a dek oyalayarak Türk tarafının barış çabalarını boşa çıkarmayı amaçladığını söylüyor ve baskı yapılmasını talep ediyor.
Bu gelişm
eler üzerine hükümet KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'la görüşerek yeni bir taktiğe gerek olup olmadığını tartışma kararı alıyor. Talat ve oğul Denktaş'ın dün Ankara'ya geliş nedeni bu. Ayrıca bugün başlaması gereken 'al-ver' görüşmeleri de
'şimdilik' kaydıyla 12 Mart Cuma gününe erteleniyor.
Türk hükümetinin KKTC hükümetiyle birlikte değerlendirmeye aldığı konularsa şöyle özetlenebilir:

Dörtlü görüşme öne çekilebilir mi?
ABD'den devreye girmesi istenmeli mi?
ABD Başkan
ı George Bush, Başbakan Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede devreye girebileceğini söylemişti. Ancak Ankara bu hakkını gerçekten gerektiğinde ve gerçekten ABD'nin bunu kabul edebileceği bir anda, yani gerçekten çözüme katkı sağlayacağı noktada kullanmak istiyor. O anın, şimdi olup olmadığı KKTC ile birlikte değerlendirilecek.
BM'den Yunanistan ve Türkiye'nin katılımıyla 22 Mart'ta başlaması öngörülen dörtlü görüşmenin öne çekilmesi istenebilir mi? Ankara'nın endişesi, Rum tarafının tutumu nedeniyle al-ve
r süreciyle geçmesi beklenen
10 günlük sürecin zaman kaybından başka bir şey getirmeyecek olması. Bu haftanın Türk ve Yunan dışişlerinin devreye girmesi ve BM'nin kabulüyle çözüm doğrultusunda değerlendirilip değerlendirilemeyeceği de konuşulacak.
Görüşm
elerde bunların dışında fikirler de tartışılıp kabul görebilir ya da takvime sadık kalınması kararı çıkabilir.
Ancak kesin olan, Kıbrıs Rumlarının uzlaşmaz tutumlarından sıkıntıya düşen Ankara'nın çözüm için yeni arayışlar içine girdiği.


Powell'a göre Kıbrıs'tan 'evet' çıkacak

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıs'ta çözüm için düzenlenmesi öngörülen referandumlarda hem Türk, hem de Rum tarafında ''kabul'' kararının çıkacağı umudunu taşıdığını söyledi.

Powell, ABD Temsilciler Meclisi'nin Tahsisler Komitesi'nde yaptığı bir konuşmanın sonunda, bir milletvekilinin ''Kıbrıs'ta Rum tarafının referandumda 'hayır' kararı vermesinden kaygılı mısınız? Bunu önlemek için ne adımlar atılıyor?'' şeklindeki sorusuyla karşılaştı.

Colin Powell, bu soruya özetle '
'iki tarafta da çözüme referandumda güçlü bir destek geleceğini umuyorum'' yanıtını verdi. Powell, şöyle konuştu:

''Son anketleri bilmiyorum. Ancak içgüdülerim bana, Kıbrıslıların, liderlerinin kabul edilebilecek bir anlaşma bulduklarını ve uluslararası
topluluğun bunun arkasında olduğunu görmeleri ve adanın AB'ye sadece Rum tarafıyla değil bir bütün olarak girmesinin yararlarını incelemeleri durumunda, bu sonuç yönünde oy kullanacaklarını söylüyor.

Geçen yıl sınırda meydana gelen gelişmelerden etkilend
im. Birdenbire insanlar, çizginin diğer tarafına geçip arkadaşlarını ziyarete başladılar, liderlerine 'çözüm istiyoruz' dediler. Adil görünen bir çözüm referanduma götürülürse iki tarafın da biraz alıp biraz vermesi gerekecek. Ben iki tarafta da referandumda sağlam bir destek geleceğini umuyorum.''

RUM LOBİSİ

Öte yandan ABD Kongresi'nde etkisi bulunan Rum lobisi, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs planında Kıbrıslı Rumların aleyhinde önemli unsurlar olduğunu savunarak, buna karşı Kongre'nin alt kanadı Temsilciler Meclisi'nde bir girişim başlattı.

Rum lobisinin önde gelen isimlerinin, imzalarını toplayabildikleri milletvekillerinin desteğiyle Başkan George Bush ve Annan'a birer mektup yazarak planda Rum tarafına karşı gördükleri unsurların ''düzelti
lmesini'' isteyecekleri belirtildi

HURRIYET 11/03/2004

'Denktaş beş katrilyonluk altın mı istedi'

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs'ta çözümle birlikte yerinden edilecek Türkler için 4 milyar dolar talep eden bir belgeyi Rumlara sundu. Rum basını Denktaş'ın parayı altın olarak istediğini iddia etti.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM'nin Kıbrıs'ta anlaşmanın hemen ardından ‘‘çok çetin olaylar’’ beklediğini belirterek, güvenlik konusunda büyük endişeler olduğunu açıkladı. Denktaş ayrıca Kıbrıs'ta çözümün Türk tarafına maliyetinin 4 milyar dolar (Yaklaşık 5.3 katrilyon TL) olduğunu belirterek, konuyla ilgili bir belgeyi Rumlar'a verdiğini söyledi.

Rum Simerini ve Fililefteros gazeteleri ise Denktaş'ın birleşmenin maliyeti konusunda Ru
mlara verdiği belgede, 4 milyar doları nakit değil, altın olarak istediğini iddia ettiler. Gazeteler ayrıca Denktaş'ın ‘‘KKTC'nin parası yok, kaparo da verilmelidir’’ dediğini öne sürdüler.

BM ÇATIŞMA BEKLİYOR

Denktaş dünkü olağan basın toplantısında BM'nin birleşmenin ardından çok çetin olaylar beklediğini ifade ederek, ‘‘Bu nedenle güvenlik çok önemli. Çok çetin olaylar olabileceğini düşünüyorlar. Rumların teklif ettikleri kabul edilirse, yani verilecek topraklar hemen BM'ye devredilirse, işler zorlaşır
. Güvenlik konusunda BM'ye geniş yetkiler verilmesi de çözüm olmaz. Yeni ülkede 1700 Türk, 3000 bin Rum, 7 bin de BM barış gücü polisi öngörülüyor. Dünyanın hiçbir yerinde yerel güçlerden kat kat daha fazla BM gücü görülmüş değildir. Nedeni sorduk, ‘Başlangıçta çok çetin olaylar bekliyoruz önlem almalıyız' yanıtı verdiler’’ dedi.

Hükümet Ankara’ya geldi

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş bugün Ankara'da Kıbrıs görüşmelerinde al-ver sürecinde ele alınacak konularla ilgili temaslarda bulunacak. Ali Talat ve Serdar Denktaş dün akşam geldikleri Ankara'da Dışişleri Bakanlığı'nda bir görüşme yapacak.

HURRIYET 11/03/2004

Referandumda Anayasal zorluklar var

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, referandum konusunda anayasal zorunluluklar ve zorluklar bulunduğunu, Annan Planı’nın felsefesinin hiçbir zaman KKTC olmamış gibi bir yaklaşım olduğunu söyledi. Bunu anayasal, yasal ve siyasal açıdan kabul etmelerinin mümkün olmadığını belirten Denktaş, referandum için meclisten bir yasa geçmesi gerektiğini kaydetti.

Denktaş, Cumhuıriyet Meclisi’nde oluşturulan “Görüşmelerdeki Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nin Anayasa Taslağını Hazırlama Komitesi”nin gece gündüz çalışarak ortaya kabarık bir anayasa çıkardığını ama bu çalışmanın Türkçe olduğunu, tercümesinin bile günler alacağını belirterek görüşme sürecine konan zaman sınırlamalarına bir kez daha tepki gösterdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ve heyetiyle dün yaptıkları görüşmede ele alınan konular hakkında saat 14.00’te basına açıklamalar yaptı, soruları yanıtladı.

“KABUL ETMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, referandum konusunda anayasal zorunluluklar ve zorluklar bulunduğunu, görüşmede bunlara değindiklerini belirterek, “Meclisimizin bir yasa geçirmesi lazım. Bu yasanın statüsü nedir? Bazı insanlar, bazı arkadaşlar KKTC’nin var olmaya devam edeceği zannı içerisindedir. Halbuki Annan Planı’nın felsefesi ve esprisi sanki hiçbir zaman KKTC olmamış gibi bir yaklaşım içerisindedir. Böyle bir yaklaşımı tabiatıyla bizim anayasal, yasal, siyasi açıdan kabul etmemiz mümkün değildir” dedi.

“ANAYASA TASLAĞI HAZIR… TERCÜME GÜNLER ALIR”

Denktaş, Başsavcı’nın bu konuyla ilgilendiğini kaydederek, sorunun en kolay hallinin KKTC’nin bütün hakları ve varlıklarıyla kurucu devlete tekabül etmesi olabileceğini söyledi. Bu zorlukların var olduğunu söylediklerini kaydeden Denktaş, komitenin gece gündüz çalışarak ortaya kabarık bir anayasa çıkardığını ama Türkçe olduğunu, tercümesinin bile günler alacağını, halbuki 12 Mart’ta verilmesi gerektiğini anlattı.

Anayasa çalışmasını dün sabah aldığını ancak henüz incelemediğini ifade eden Denktaş, “İki ayağı bir pabuca sığdırma meselesi devam etmektedir. Acele işe şeytan karışır daha evvel de söyledim, yine tekrarlıyorum. Bir topluluğun, halkın geleceği, kaderi tayin edilecektir. Ama zaman bizi zorlamaktadır” diye konuştu.

“AB KOMİSERİ TÜRK OLSUN”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB yasalarıyla uyum sağlayabilmek için zamana ihtiyaçları olduğunu, AB’la yakın işbirliği gerektiğini belirterek, dolayısıyla AB komiserlik görevine bir Türk’ün atanmasını uygun gördüklerini açıkladı. Ya Dışişleri Bakanı’nın ya da AB’yle ilgili bakan arasında Türk Rum değişimi olacağını, komiserin de bir dönem Türk, bir dönem Rum olacağını, Türk’ten başlamasını istediklerini anlatan Denktaş, konuyla ilgili belge de verdiklerini bildirdi.

“BORÇLANAN ÖDESİN.. GÜVENLİKTEKİ YAKLAŞIMLARI TEHLİKELİ..”

Kurucu devletlerin borçları konusunun ele alındığını ifade eden Denktaş, borçlanan kurucu devletlerin borcunu ödemesi gerektiği, paylaşmanın anlamı olmadığı yönünde görüşlerini açıkladıklarını kaydetti. Cumhurbaşkanı Denktaş, güvenlik konusundaki Rum yaklaşımını ise “birçok tehlikeler yaratan, tamamen kabul edilmez, kendilerini büyük güvensizlikle karşı karşıya bırakan bir belge” diye niteledi.

Denktaş, güvenlik konusunda tatmin edilmesi gereken tarafın hem sayı, hem de 1963’ten başlayan olayların sorumlusu olmadıkları gerekçesiyle Türk tarafı olduğunu belirterek, Rumların istediği şekilde BM Barış Gücü’ne icra hakkı veremeyeceklerini söyledi.

Dünkü toplantıda polis sayısının da görüşülüğünü, KKTC’de 1700 polis olduğunu, Başbakan’ın bu sayının bugünkü şartlarda yetersiz kaldığını savunurken plana 1700 rakamının girdiğini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, rakamın çoğalması gerektiğini, bunun aslında karışılmaması gereken bir iç mesele olduğunu ifade etti.

"KAT KAT FAZLA BM GÜCÜ"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, şöyle konuştu:

“Bize 1700, Rumlara 3 bin kadar polis kuvveti öngörürlerken, kendileri 7 bine yakın BM gücü getirecekler Kıbrıs’a… Dünyanın hiçbir yerinde, bölgedeki polis, güvenlik kuvvetlerinden kat kat fazla yabancı kuvvetler bulundurulmuş değildir. Bunu niye yaptıklarını sorduğumuzda, -bu kez değil bundan evvel- cevapları ‘çünkü başlangıçta çetin olaylar bekliyoruz’ olmuştur. 30 yıldır hiçbir olay olmayan memleketi barışa götüreceksiniz diye çetin olaylar ortamına götürmenin anlamı nedir? Tedbirli olmak lazım diyorlar. Ama bölge polis kuvvetlerinin fevkinde (üstünde) ve kat kat fevkinde bir BM kuvvetinin konuşlandırılması ve bunlara icra yetkisi verilmesi, tabiatıyla düşündürücüdür, kabul edilemezdir”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Yüksek Mahkeme’nin oluşumu ve çalışmasıyla ilgili belgeleri de verdiklerini kaydederek, ilk mahkeme denilen bir mahkeme kurulmak suretiyle Rumların kuzeydeki mahkemelere başvurmasını önlemek için istedikleri bir kuruluş gördüklerini ve doğrusunun, doğal olarak her yerde yapılanın yapılması için belge verdiklerini açıkladı.

Görüşmede gündeme gelen bir diğer konunun havacılık olduğunu bildiren Denktaş, konuıyla ilgili görüşlerini bugün öğleden sonra ileteceklerini duyurdu ve Rumların da kendilerine bugün öğleden sonra vereceği belgeler olacağını, bugün sundukları belgelere cevap haklarını kullanacaklarını anlattı.

BUGÜN GÖRÜŞME YOK

Denktaş, bugün toplantı olmayacağını, De Soto’nun Yunanistan’a gidip geleceğini öğrendiklerini ve bundan sonraki toplantının yarın saat 10.00’da yapılacağını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bugüne kadar Türk ve Rum taraflarının ne istediğini ortaya koyacak şematik bir çalışma sürdürdüklerini de açıklayarak, “Hazır olunca bunu da halkımıza sunacağız” dedi.

Denktaş, yarın başlayacak al-ver sürecinden önce “ev sahibiyle uşak mı, yoksa evin iki eşit sahibi mi olunduğunun belirlenmesi; alıp verilecek şeylerin de eşit değerde olması gerektiğini” söyledi.

Referandum yasası konusundaki zorlukların KKTC açısından neler olduğunu soran gazeteciyi yanıtlayan Denktaş, şu açıklamayı yaptı:

“Bana göre ve bazı kişilere göre, referandum yasası meclisten geçeceğine göre, meclis meclisimizi ortadan kaldıracak, devleti yok farzedecek bir referandum için cevaz veremez diyoruz. Bunun yapılabilmesi için hiç olmazsa asgari, meclisin üçte ikisinin oy vermesi gerekir. Çünkü anayasayı ortadan kaldırmaktır ki bizim anayasamızda dokunulmayacak, değiştirilemez maddeler vardır. Yani bir yasal durumla karşı karşıyayız.

Sayın De Soto’nun yaklaşımı ‘bir süreç başlamıştır bu sürecin sonunda halk karar verecektir. Dolayısyla bütün bunları siz halka sunacaksınız. Halkın kararı neyse bu da kabul edilecektir’ şeklindedir. Halk neyi bilecek? Önümüzde kalan 3-4 hafta içinde Annan Planı’nın içeriğini mi bilecek? Kendisi için yapılmış anayasayı mı bilecek? Neyi bilecek? Neyi bilerek karar verecektir?”

“BU ACELE NİÇİN?”

Cumhurbaşkanı Denktaş, bazı insanların ‘ev benim mi değil mi, Rum geldi de istediydi, onun için bu belirsizlikten kurtulayım’ diye düşündüğünü belirterek, “Düşünülecek şey, bundan sonra ne olacağımızdır. Şahıs olarak değil, halk olarak ne olacağımızdır. Devletimizin ne olacağıdır. Hangi statüyle bizi Rumlar peşlerine takıp AB’ye sürüklemek istemektedirler ve bu acele niçindir" diye sordu.

AB’nin Rumları üye almakla yaptığı hatayı acel acele Türklerin imzasıyla meşrulaştırmak istediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş, şöyle devam etti:

“İnsaflı olmalarını istiyoruz. Bu anlaşmayı kabul ettiğimiz taktirde insanlarımızın nasıl etkileneceğini, herkesin düşünmesini istiyoruz ve yerinden olacak insanların rehabilite edilecekleri parasal ve planlama açısından imkanların elde olmasını istiyoruz. Kumar oynayamayız halkmızın hayatıyla ve geleceğiyle... Dolayısıyla hakikaten herkes kendi durumunu düşünüp de propaganda altında ‘Rum geldi seni atacak evden’ diye bir huzursuzluk içine girip yanlış karar vermesinler. Ne kadar sahip çıkarsak o kadar kazanacağız. Her şeyimize sahip çıkalım. Tapumuza da sahip çıkalım. Eğer biz kendi tapumuz geçersizdir demeye başlarsak, tabiatıyla o tapunun kıymeti olmaz. Kendi tapularımız, devletimizin her kararı gibi geçerlidir. Bunun bilinci içinde olmamız gerekir.”

Denktaş, al-ver süreci için Ankara’yla bir starateji belirlenip belirlenmediği sorusuna “Ankara burada biliyorsunuz. Ankara’nın üst seviyede bir heyeti devamlı burada.. Temas halindeyiz. Tabiatıyla belirledik” yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, “Bir meclis kendi devletini iptal etme yetkisine haiz mi” sorusuna karşılık, bunları konuşunca “Denktaş işi yokuşa sürmek istiyor” dendiğini belirtti ve bunların bırakılmasını istedi. Hukukçunun düşünüp taşınıp kendilerine görüş vereceğini bildiren Denktaş, ona göre bu konuyu konuşacaklarını söyledi.

HALKIN BİLMESİ GEREKEN ŞEY

Hukukçuların bu konuda değişik görüşleri olduğunu kaydeden Denktaş, “Ancak halkımızın bilmesi gereken birşey vardır, bu egzersiz sadece KKTC’yi ortadan kaldıran bir egzersiz değil, hiç yokmuş, hiç olmamış gibi davranan bir egzersizdir. Yani 30 senedir yapılan icraatlar, alınan kararlar, geçirilen yasalar ne olacak? Bunların cevabı yok bunun içinde” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye’yle yapılan anlaşmaları kabul ettirmek istediklerini ona da itiraz geldiğini belirterek, “Biz o zaman senin Yunanistan’la yaptığın anlaşmaları kabul eder miyiz” diye sordu ve bu konularda iki tarafın birbirine daha açık ve samimi davranması gerektiğini vurguladı.

REHABİLİTASYON İÇİN 4 MİLYAR DOLAR

Denktaş, bir uzmanın yaptığı araştırmada rehabilitasyon konusunda gereken kaynağın 4 milyar dolar olarak hesaplandığını belirterek, bunun resmi bir rakam olmadığını, çok daha fazla bir rakam da çıkabileceğini ve bu çalışmanın suretini gayrı resmi belge olarak sunduklarını açıkladı.

Denktaş, plandaki işlemlerin yapılabilirliğinin paranın bulunmasına bağlı olduğunu kaydederek, “Bulunamadığında ne yapacağız” diye sorduklarında Rum tarafının “Bize ne, zaman içinde yap” dediğini söyledi.

“Bulunamazsa ne yapacağız? Atacak mıyız insanları? Aşağı yukarı onların istediği o... BM’ye hak verilsin, günü, saati gelince gelsin hepimizi sokağa atsın” diyen Denktaş, BM’nin de bunları dinlediğini ve haklı bir durum olduğunu görünce, eski görüşlerde ısrar edilmeyeceği umudunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı bir başka soru üzerine, al-ver sürecinin herhalde BM insiyatifinde gerçekleşeceğini, iki tarafı dinleyen BM yetkililerinin görüşlerini söyleyeceğini, bunların tartışılacağını, alıp vermek için evvela karşılıklı kim olunduğunu da teslim etmek gerektiğini vurguladı.

HALKIN SESI 11/03/2004

Avrupa Parlementosu Kıbrıs’ı tartıştı

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, “Kıbrıs sorununun çözümü konusunda, Türk ve Rum toplumlarının önlerindeki tarihi fırsatı kaçırmaması gerektiğini” söyledi.

Avrupa Parlamentosu’nun (AP) genel kurul toplantısında, AB’ye üye olacak 10 ülkenin hazırlıklarına ilişkin raporlar tartışıldı.

Verheugen, yaptığı konuşmada, Türk ve Rum toplumlarının barış ve uzlaşmayı sağlamak ve bölgenin istikrarı için çözüm konusunda ortaya çıkan fırsatı değerlendirmeleri gerektiğini ifade etti.

Kıbrıs’a geçen ay yaptığı ziyarete atıfta bulunan Verheugen, AB’nin 20 üyeli yürütme organı Avrupa Komisyonu’ndan uzmanların da adada bulunduğunu, teknik düzeyde sürdürülen müzakerelerin iyi gittiğini söyledi. Verheugen, konuşmasında, “Uluslararası arenada tek sesli bir Kıbrıs’ın temsil edilmesini, AB müktesebatını güçlü ve etkili biçimde uygulayabilecek, sağlam bir yapıya sahip yeni bir Kıbrıs istiyoruz” diye konuştu.

VERHEUGEN DENKTAŞ’I SUÇLADI

Kıbrıs müzakerelerinin Avrupa Birliği sayesinde yeniden başladığını söyleyen Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, varılacak anlaşmanın muktesebatına uyması gerektiğini ifade etti

Verheugen, “1 Mayıs’a kadar adada çözüme varılırsa, bu genişleme sürecinin krizleri çözme kapasitesini de gösterir" dedi.

Avrupa Birliği Komisyonu olarak, adanın kuzeyinin de AB’ye hazırlanması için çalışmalar başladıklarını belirten Günter Verheugen, “Bu çalışmaların geç başladığını itiraf ediyorum, ancak bunun sorumlusu Denktaş’tır” ifadesini kullandı.
Türkçe’nin, birliğin resmi dillerinden biri olması için hukuksal çalışmaların başlatıldığını anlatan Verheugen, yine de bu çalışmaların Mayıs’a kadar yetişmeyebileceğini bildirdi. Verheugen, AB muktesebatını uygulayab
ilecek, sağlam merkezi yapıya sahip yeni bir Kıbrıs istediklerini de kaydetti.

AVRUPA PARLAMENTOSU KIBRIS RAPORTÖRÜ

Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıs raportörü Jaques Poos, “BM planı için yapılacak referandumda Kıbrıslı Türklerin üyelik için ‘evet’ demesi halinde, geçmişin hayaletlerinin tarihin arşivine gönderileceğini” söyledi.

Poos, Avrupa Parlamentosu genel kurulunda yaptığı konuşmada, yarın oylanacak Kıbrıs raporu hakkında görüşlerini açıkladı.

Konuşmasında genelde KKTC lideri Rauf Denktaş’a yönelik daha önceki eleştirilerini yineleyen Poos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın hazırladığı planın daha önceden müzakereler için temel alınmaması konusunda yine Denktaş’ı suçladı.

Lüksemburglu parlamenter, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen’in “adadaki iki toplumun tarihi fırsatı kaçırmaması” yolundaki temennisine katıldığını bildirdi.

Poos, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün Türkiye için sorun yaratacağı yolundaki AB Komisyonu raporuna da atıfta bulundu ve Türkiye ile Yunanistan’ın 22 marttan sonra katılacağı görüşmelerde, özellikle Ankara’nın geride kalan ciddi sorunların çözülmesi için ağırlığını koyması gerektiğini öne sürdü.

Bu arada Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü Arie Oslander’in hazırladığı raporun, nisanda genel kurulda tartışılarak oylanacağı bildirildi.

KIBRIS RAPORU

Kıbrıs raporunda, adadaki sorunun nihai çözümü için tarafların kesin bir takvim belirlemesinden memnuniyet duyulduğu bildirildi.

AP’de bugün oylanacak raporda, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün, Türkiye’nin AB üyelik hedefi için de ciddi sorun teşkil edeceği yolundaki AB Komisyonu görüşünün paylaşıldığı ifade edildi.

Lüksemburglu parlamenter Jacques Poos’un kaleme aldığı raporda, AB’nin birleşik Kıbrıs’ı AB’de üye olarak görme arzusu teyit edildi.

AB’ye üye olmak üzere olan Kıbrıslı Rumların iyi niyetlerini göstermesi gerektiği ifade edilen raporda, KKTC yönetiminin de, AB’ye girebilmek ve adadaki sorunu çözebilmek için müzakerelerde BM planını temel alması gerektiği görüşü savunuldu.

Raporda, BM kararları çerçevesinde, tek bir uluslararası kimliği olan, iki kesimli federal bir devletin oluşmasına destek verildi.

Adanın kuzeyinde yaşayan Türk halkının büyük bir bölümünün birleşik Kıbrıs’ın AB’ye girmesini arzu ettiği kaydedilen raporda, son seçimlerden alınan sonuç bu görüşe dayanak olarak gösterildi.

KKTC’de basın yayın organlarının baskı altında tutulduğu ileri sürülen raporda, yetkililere, haberleşme özgürlüğü ve hukuk devleti ilkesinin garanti altına alınması, siyasi partilerle ve sivil toplum örgütleriyle ilişkilerin geliştirilmesi çağrısında bulunuldu.

TÜRKİYE’NİN ÜYELİĞİ İÇİN SORUN OLUR

Kıbrıs raporunun Türkiye’ye ilişkin bölümünde, çözüm konusunda Ankara’nın ağırlığını koyması istendi ve Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşılamamasının Türkiye’nin AB üyelik hedefi için de ciddi engel teşkil edeceği ifade edildi. Kıbrıs’ta çözümün Türkiye’nin üyeliği için koşul olmadığı kaydedilen raporda, bununla birlikte bu sorunun Türkiye’nin AB yolunda engel teşkil edeceği belirtildi.

Raporda, “Türk yetkililerin, tanımadıkları, topraklarının bir bölümünde askerlerinin bulunduğu, gemilerine boykot uygulayarak hava sahasını kapalı tuttuğu bir üye ülkenin de yer aldığı AB’ye girmeyi hayal etmenin zorluğunu anlamalarını umut ediyoruz” ifadesi kullanıldı.

AP raporunda, Kıbrıs’ta çözüm sağlanması halinde uluslararası yardım konferansı toplanmasına öncülük edileceği, AB’nin de ilave olarak 300 milyon euro’dan fazla yardımda bulunacağı ve Türkçeyi resmi dil olarak kabul edeceği bildirildi.

Raporda son olarak, AB Komisyonu’ndan iki toplum arasında kalıcı barış için güven artırıcı önlemleri artırmak için programlar geliştirmesi istendi.

HALKIN SESI 11/03/2004

Halk kendi kaderini tayin edecek

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs konusunda yetkinin halkta olduğunu, halkın kendi kaderini tayin edeceğini belirtti.

“Eğer halk yanılırsa. Başka düşüncelerle sırf şahsi veya yakın günlerin kazancı için karar verirse o zaman bütün halkı mahkum edecektir” diyen Rauf Denktaş, büyük bir imtihan verileceğini söyledi.

Denktaş, planda istenen değişikliklerin yapılmaması, olmazsa olmazların plana konulmaması ve en önemlisi Türk tarafına verilen hakların AB tarafından 1. sınıf yasa olarak kabul görmemesi halinde Türk tarafının kandırılmış olacağını vurguladı.

“Bunun geriye dönüşü de olmaz” diyen Cumhurbaşkanı Denktaş, “Onun için herkesin söylediğini değil gözüyle gördüğünü aklıyla muhakeme etmesi lazım. Biz bunları yapabilmeniz için malzemeyi hergün önünüze koyuyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ahmet Yesevi Derneği organzasyonu ile kurulan ve Türkiye’de temaslarda bulunan Ulusal Dayanışma Konseyi heyetini kabul etti.

Kabulde konsey adına konuşan basın sözcüsü Habil Yılmaz, 28 örgütten oluşan Ulusal Dayanışma Konseyi’nin Türkiye’de “Dayan Denktaş Uyan Türkiye” sloganıyla etkinlikler yaptığını kaydetti.

Ahmet Yesevi Derneği Başkanı Mehmet Zeki Yıldırım, önümüzdeki günlerde dernek olarak iki büyük organizasyon daha gerçekleştireceklerini de sözlerine ekledi.

“DESTEK ŞAHSIMA DEĞİL DAVAYA”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da konuşmasında, desteğin kendi şahsına değil müdafaa edilen davaya olduğunu belirterek, “Hepimiz bu devletin kurulması için elden gelen fedakarlığı yapmış insanlarız” dedi.

Birçok kişinin bu yolda sevdiklerini kaybettiğini ifade eden Denktaş, hürriyet, Türkiye’den kopmamak, Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki haklarını heba ettirmemek için mücadele verildiğini anlattı.

BÜYÜK KORKU

Bugün gelinen noktada herkesin içinde bir korku olduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş söyle devam etti:

“Altımızdan devletimiz, halkımızdan eşitliği egemenliği alınıyor mu? Kayıp mı edeceğiz diye korkuyoruz. Bugünkü durumumuz 21 Aralık 1963’den sonra başlayan o korkunç günlerin durumundan çok daha korkunç ve tehlikeli değildir. Halk herhalde neyi ne için müdafaa etmekte olduğunu bilirse, nelerin alınması gerektiğini görürse bunları veremeyeceği kararını kendisi verecektir diye düşünüyoruz. Büyük bir fikir karmaşası var. ‘AB kurtuluş’, ‘AB dünyaya açılış’ diye. Bedelini sormak lazım. Bize verilecek herşeyin bedeli var. Bu bedel eğer hürriyetin, devletin ve senin geleceğinse tabiyatıyla ‘bu verilmez ‘ diyeceksiniz. Buna göre hareket edeceksiniz.."

Denktaş, Rumların ne istediğini, Türklerin ne istediğini, neleri aldığını veya alamadığını, Annan Planı olduğu şekli veya Rumun istediği tadilatla yürürlüğe girerse, referandumda kabul edilirse nasıl bir hayat yaşanacağını göstermek için gereken hazırlığın yapıldığını da ifade etti.

ELDEN ALINAN YETKİ

“Halkımıza şunu söylemek istiyorum” diyerek sözlerini sürdüren Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş şöyle dedi:

“Elimizden yetki alınmıştır. Hangi yetki alındı? Halk adına ‘olmaz’ deme yetkimiz alındı. Niçin alındı? Çünkü bütün dünya bize ve Türkiye’ye ‘Annan Planı’nın öngördüğü referanduma kadar yürümek mecburiyetindesiniz’ demiştir. Türkiye bunu kabul ettiği için biz bu yolu yürümek zorunda bırakıldık. Çünkü Türkiyesiz ne geride kalabiliriz ne de Türkiye’nin önüne geçebiliriz. Türkiye ‘Annan Planı görüşülebilir’ deyince bizim bu planı görüşüp düzeltmeye çalışmak görevimiz oldu. Düzeltmeye çalışıyoruz. Düzeltemezsek ne olur? Bunun cevabını ben verecek değilim. ‘Halkım bunu kabul etmez ‘diyecek değilim çünkü halka sorulacaktır. Cevabını halk verecek..”

KANDIRILAN İNSANLAR

Bazı insanların, özellikle Türkiye’den gelen vatandaşların kandırılmakta olduğunu da belirten Denktaş, onlara referandumda evet demeleri halinde AB pasaportu alacakları ve ceplerine para konularak Anadolu’ya gönderileceklerinin söylenmekte olduğunu anlattı.

“Yalan söyleniyor. Bu insanları kandırmamak lazım” diyen Rauf Denktaş, bunun bir cürüm ve cinayet olduğunu, insanlığa sığmadığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, ne olacağını herkesin doğru şekilde halka anlatması gerektiğini vurguladı.

Denktaş, “Biz bunu yapmaya çalışıyoruz ama gördüğünüz gibi yayın organlarının çoğu başka makamlar çalıyor. Başka sözler söylüyor. Ümit ederim ki bu birkaç günde manzara meydana çıkacaktır. Bunu bütün çıplaklığıyla halka söylemek görevimiz olur” dedi.

KENDİ KADERİNİ TAYİN

Yetkinin halkta olduğunu tekrarlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, halkın kendi kaderini tayin edeceğini belirtti.

“Eğer yanılırsa. Başka düşüncelerle sırf şahsi veya yakın günlerin kazancı için karar verirse o zaman bütün halkı mahkum edecektir” diyen Denktaş, bunların düşünülmesi gerektiğini, büyük bir imtihan verileceğini söyledi.

Rauf Denktaş, büyük bir imtihan verileceğini ve bu imtihana normal şartlarda halkın hazır olduğuna ve doğruyu yapacağını bildiğini vurguladı.

ANNAN PLANI İLE KANDIRILMAK

Türkiye ve Yunanistan’ın müdahalesiyle Türk tarafının istediği değişikliklerin yapılmasını umduğunu söyleyen Denktaş, yapılmaması halinde, olmazsa olmazların plana konulmaması ve özellikle Türk tarafına verilen hakların AB tarafından 1. sınıf yasa durumuna getirilmemesi halinde hiçbir hükmünün olmayacağını ve Türk tarafının kandırılmış olacağını belirtti.

“Geriye dönüşü olmaz” diyen Denktaş, toprak ve mal-mülk konuları, çıkacak olan göçmenlerin rehabilitasyonu, nereye gidecekleri, parasının kimin vereceği, para var mı yok mu? Bunların düşünülmesi gerektiğini ifade etti.

HAVUZ

Kendilerinin bunları düşündüğünü ve halka gerçekleri söylediklerini anlatan Cumhurbaşkanı Denktaş, konuyla ilgili olarak havuz benzetmesi yaparak şöyle açıkladı:

“Bize yükseklerden bomboş bir havuz gösteriyorlar. ‘Atla da havuzdur’ diyorlar. ‘İçinde su yok’ diyoruz. ‘Olur mu canım su var sen atla’ diyorlar. Eğer su var mı yok mu diye bakmaz da atlarsanız, alkış tuttular, ‘atla da çok iyi olacak’ dediler diye atlarsan boynunu kırarsın. Onun için herkesin söylediğini değil gözünle gördüğünü aklınla muhakeme ettiğini yapman lazım. Biz bunları yapabilmeniz için malzemeyi hergün önünüze koyuyoruz. Bütün bunlara rağmen ‘bu havuza atlamak güzeldir’ diyerek atlayacak olanlar varsa. Kendileri atlasın bütün halkı da peşinden alıp götürmesin. Eğer havuz dolmazsa tabii. Havuzu doldurmak için uğraşıyoruz. Türkiye ve Yunanistan da elini koyacak. Olmadı. Annan diyecek ki ‘benim bu havuzum çok güzeldir hadi bakalım buyurun’. O zaman hesabı vereceğiz...”

Rumlarla biraraya konulması halinde Türklerin başlarına geleceği bildiğini de ifade eden Denktaş, “Bu nedenle temkinliyiz” diye konuştu.

BM’nin de ilk zamanlarda Kıbrıs’a 7 bin Barış Gücü getirmeyi öngördüğünü anlatan Denktaş, buna ‘niye?’ diye sorulduğu zaman ‘ilk zamanlarda büyük hadiseler olacağını biliyoruz da onun için’ diye cevap verdiklerine de dikkat çekti.

Denktaş, plana göre Türk tarafına 1500, Rum tarafına da 3000 polis öngörüldüğünü de hatırlatarak, bunların çok üstünde de yabancı askerlerin gelip halkı korumasının düşünüldüğünü ifade etti.

HALKIN SESI 11/03/2004

Planda köklü değişiklik artık zor’

Yunanistan’ın yeni Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, New York’taki anlaşmayla Kıbrıs sorunun çözüm sürecinin belirlendiğini ve değiştirme olanaklarının imkansız değilse bile çok güç olduğunu kaydetti.
Dün yemin ederek göreve başlayan Karamanlis hükümetinin Dışişleri Bakanı olan Molivyatis, yaptığı i
lk açıklamada, Annan Planı’nın bağlayıcı olduğunu vurguladı.
Yunanistan’ın yeni Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, dün Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan devir teslim töreninde, Yunan hükümeti olarak 1 Mayıs’a kadar Kıbrıs sorunun çözümlenerek Rumların ve Tü
rklerin, birlikte AB üyesi olmasını samimiyetle arzuladıklarını ve bu yolda çalışacaklarını kaydetti.
Yeni Dışişleri Bakanı, 22 Mart’a kadar müzakarelerin başarıyla sonuçlanması temennisinde de bulundu. Molivyatis, aksi takdirde 22-29 Mart arasında Türkiye
ve Yunanistan’ın müzakerelerde taraf olacaklarını bu süreçte de ilerleme kaydedilmemesi halinde, Annan Planı’nın bugünkü şekliyle kalıp, boşlukların Genel Sekreter tarafından doldurulacağını belirtti.

ATİNA’YA ZİYARET TRAFİĞİ
Bu arada Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos’un haftasonunda Atina’ya giderek Başbakan Karamanlis’le Kıbrıs müzakerelerindeki durumu değerlendireceği kaydedildi. BM Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro De Soto da yarın Karamanlis ile görüşmek üzeye Atina’ya gidecek.

YENIDUZEN 11/03/2004

DEVREDE

Kıbrıs müzakerelerinin Avrupa Birliği sayesinde yeniden başladığını söyleyen Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, varılacak anlaşmanın AB muktesebatına uyması gerektiğini ifade etti.

Avrupa Parlamentosu’nda aday ülke raporlarının görüşüldüğü oturumda konuşan Verheugen, “1 Mayıs’a kadar adada çözüme varılırsa, bu genişleme sürecinin krizleri çözme kapasitesini de gösterir” dedi.
Avrupa Birliği Komisyonu olarak, adanın kuzeyinin de AB’ye hazırlanması için çalışmalar başl
adıklarını belirten Günter Verheugen, “Bu çalışmaların geç başladığını itiraf ediyorum, ancak bunun sorumlusu Denktaş’tır” ifadesini kullandı.
Türkçe’nin, birliğin resmi dillerinden biri olması için hukuksal çalışmaların başlatıldığını anlatan Verheugen, y
ine de bu çalışmaların Mayıs’a kadar yetişmeyebileceğini bildirdi. Verheugen, AB muktesebatını uygulayabilecek, sağlam merkezi yapıya sahip yeni bir Kıbrıs istediklerini de kaydetti.

YENIDUZEN 11/03/2004

4 Milyar Dolar istiyor!

Rum gazetelerinden Fileleftheros, “Denktaş 4 Milyar Dolar İstiyor” yan başlığıyla yansıttığı haberinde; Cumhurbaşkanı Denktaş’ın önceki günkü görüşme sırasında, toprak düzenlemeleri nedeniyle yerinden edilecek Kıbrıslı Türklerin tazmin edilmesi için 4 milyar dolar talep ettiğini yazdı.

Gazete, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın “esasen; yalnız Kıbrıs Türk idaresinde değil, aynı zamanda geçiş döneminde Rum idaresine verilecek yerlere de geri dönecek Rum göçmenlerin geri dönüşüne kapıyı kapatmaya çalıştığı” yorumunda bulundu ve Cumhurbaşkanı tarafından sunulan belgede yer alanları şöyle yansıttı:

“1-Denktaş’ın, Rum idaresine verilecek bölgelerden yer değiştirecek olan yerleşiklere ve Kıbrıslı Türkleri yeniden iskan edebilmesi için kaparo olarak 4 milyar Dolar verilmesi. Çünkü Kıbrıslı Türklerin parası yoktur ve bu parayı yabancıların ve BM’nin ödemesi öneriliyor. Aksi halde, evlerine dönmek istiyorlarsa bu paraları Kıbrıslı Rumların ödemesi gerekecek

2-Kendisine 4 milyar dolar verilirse, yerleşiklerin ve Kıbrıslı Türklerin nakli, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğindeki yeni evleri hazır olur olmaz gerçekleşebilecek. Ancak aynı zamanda, başka bir şart daha istiyor. Hiçbir Kıbrıslı Türk veya yerleşik, iskan edilmemesi veya kendisi için yeni bir ev ve gelir getiren bir iş bulunmadan nakledilmeyecek.

Diğer bir deyişle Denktaş, şartlarının yerine getirilmemesi halinde, 3 yıllık geçiş süreci sonrasında Rum idaresine verilecek bölgelere gidecek Rumların bile geri dönmesine izin vermiyor. Çünkü evlerinde Kıbrıslı Türkler ve yerleşikler oturmaktayken göçmenler oraya nasıl dönecekler? Aynı zamanda, göçmenlerin Kıbrıs Türk idaresi altında geri dönmelerini de öldürüyor ve iki kesimlilik ilkesi temelinde;

a- Annan planında öngörülen 12 yılda % 21 oranında göçmenin geri dönmesi öngörülürken, sadece % 12 oranında göçmenin dönmesini talep ediyor;

b-Rumların, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğinde sadece % 5 ve her kent ve köyde % 10 oranında toprak bulundurmasını istiyor.”

Türk tarafı neler isteyecek?

Gazeteye göre Kıbrıs Türk tarafına kalacak toprak oranının ne olacağı konusu, dörtlü konferansta hakim konu olacak. Türk tarafı Annan planında öngörülen oranın azaltılması talebine karşılık olarak şunları isteyecek:

“-İki kesimliliğin kuzeye az sayıda Rumun gelmesiyle güçlendirilmesi,

-Avrupa normlarından sapmaların Avrupa asli hukukuna dahil edilmesi..."

Gazete, bu konulara ilişkin esaslı müzakerenin Türkiye ve Yunanistan arasında, Cenevre veya Paris’te 22 –29 Mart’ta düzenlenecek genişletilmiş müzakerelerde olacağını belirtti.

HARAVGİ de haberi manşetten ve “Uzlaşmazlık Dorukta” başlığıyla yansıttı. (rum basını)

YENIDUZEN 11/03/2004

Talat-Denktaş Ankara, Papadopulos Atina’ya...

Başbakan Talat, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’la, Kıbrıs müzakere sürecinde gelinen aşamada istişarelerde bulunmak amacıyla Ankara’ya gitti.

Başbakan Talat, Geçitkale Havaalanı’nda yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’nun, görüşme sürecine bir gün ara verdiğini ve tarafların, verilen arada al-ver sürecine hazırlanacağını belirterek, bu sürecin gergin geçeceğini söyledi.
Başbakan Talat, bir gazetecinin, “al-ver sürecinde basına açıklama yapılmaması yönünde taraflar mutabakata mı vardı?” sorusu üzerine, böyle bir şey olmadığını, ancak al-ver sürecinde basına bilgi vermeme yoluna gid
ilebileceğini, bunun kişisel görüşü olduğunu kaydetti.
Talat, mecliste Kıbrıs konusu tartışılırken de kapalı oturum yapıldığına işaret ederek, amacın, halktan bir şey gizlemek olmadığını, spekülasyonları önlemek olduğunu kaydetti.
Dışişleri Bakanı ve Başba
kan Yardımcısı Serdar Denktaş da, aynı konuyla ilgili olarak, tarafların görüşlerini masaya koyduğunu ifade ederek, “Şimdi nerede geri adım atılacak, nerede ileri adım atılacak. Bu büyük bir ihtimalle biraz kapalı geçecek. Tabii meclisimiz bilgilendirilecek" dedi

Talat ve Serdar Denktaş’ın buakşam saatlerinde Türkiye’den ayrılması bekleniyor.

Papadopulos Cumartesi günü Atina'ya gidiyor

Güney Kıbrıslı Rum LiderTassos Papadopulos Cumartesi günü Atina'yı ziyaret edecek. Papadopulos Pazar günü Yunanistan yeni Başbakanı Kostas Karamanlis ile görüşecek.
Papadopulos dün Başkanlık Sarayında siyasi partilerin liderleri yada temsilcileri ile görüşüp Kıbrıs barış görüşmelerinde kaydedilen son gelişmeleri hakkında bilgilendirdi.
Cumhurbaşkanlığı basın sözcüsü Mario
s Karoyan Kıbrıs Haber Ajansına (KHA) verdiği beyanatta, Cumhurbaşkanı Papadopulos ile siyasi partilerin temsilcileri arasındaki görüşme sırasında Kıbrıs Rum tarafının müzakere masasına koyduğu öneriler ile ilgili görüş alış verişinde bulunduklarını söyledi.

YENIDUZEN 11/03/2004

Müzakerelerde çok şey oluyor

Alvaro de Soto, KIBRIS'a, müzakerelerde gelinen son noktayı değerlendirdi... De Soto, "iki tarafın halka söylediklerinden ortada bir şeyin olmadığının sanıldığını, bunun aldatmaca olduğunu" belirtti...

Müzakerelerde çok şey oluyor

Emine DAVUT YİTMEN

"AÇIKLAMALAR ALDATMACA"... Birleşmiş Milletler genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, Kıbrıs müzakerelerinde çok yoğun bir çalışma sürdürdüklerini, insanların karşısına her konuda kapsamlı bir çözüm koyulduğundan emin olması için yasalar üzerinde sıkı çalışmalar yaptıklarını belirterek şöyle konuştu: "Görünen o ki, halk arasındaki tartışmalarda, masada liderlerin nerelerde anlaştıkları tartışılıyor. Her iki tarafın da halka söylediğine bakıldığında, ortada bir şeyin olmadığı sanılıyor. Bu etkinin aldatıcı olduğuna inanıyorum."

TARAFLARDA OLUMSUZLUĞA BAĞLI BİR ŞEY YOK"... Aslında şu anda pek çok şey olduğuna, müzakerelerde al-ver sürecinin yapılandırıldığına işaret eden Alvaro de Soto, "Bir kağıt yığını, taraflar arasında değiş tokuş edildi. Bunlar, tarafların pozisyonlarını aktardığı önemli miktarlarda belgelerdi. Belki şunu ifade etmemden dolayı şaşıracaksınız ama ne bir tarafta ne de öbür tarafta olumsuzluğa bağlı bir şey görmüyorum. Biz biraz pırıltı görüyoruz ve bu sürecin 20 Nisan'daki referandumda başarılı bir uzlaşma ile sonuçlanacağını düşünüyoruz." diye konuştu.

Birleşmiş Milletler (BM ) genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, Kıbrıs müzakerelerinde çok yoğun bir çalışma sürdürdüklerini, insanların karşısına her konuda kapsamlı bir çözüm koyulduğundan emin olması için yasalar üzerinde sıkı çalışmalar yaptıklarını belirterek, "ortada bir şey olmadığı yönündeki açıklamalar tamamen aldatmacadır" dedi.

Şu ana kadar yoğun ve detaylı bir çalışmanın sürdürüldüğüne, ortada herhangi bir olumsuzluğun bulunmadığına dikkat çeken Alvaro de Soto, 20 Nisan'da yapılacak olan referandumun, başarılı bir uzlaşma ile sonuçlanması yönünde, 'pırıltıların' varolduğunu söyledi.

De Soto, tüm bunlara rağmen iyimserlik konusunda fazla ileri gitmek, bu konuda neler olabileceği konusunda tahminlerde bulunmak istemediğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın iki kesimlilik, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopoulos'un da planın fonksiyonelliğinin iyileştirilmesi üzerinde durduğuna işaret eden De Soto, Papadopoulos'un daha çok fonksiyonelliğin üzerinde ısrar edeceğini sanmadığını, önemli olanın fonksiyonellik ve iki kesimlilik kavramlarının uzlaştırıcı bir şekilde birleştirilerek, işlerlilik kazandırılması olduğunun altını çizdi.

Müzakerelerde, Türkiye ve Yunanistan'ın da yer alacağı ikinci aşamanın başlamasına kısa bir zaman kaldığının hatırlatılması üzerine De Soto, 1990'lı yıllardan itibaren Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde farklı bir sürece girildiğini ve bunun sorunu çözmede yardımcı olabileceğine inandığını ifade etti.

De Soto, 1 Mayıs'a kadar anlaşılamaması halinde, ara bir anlaşmanın kabulünün mümkün olmadığına değinerek, bunun BM anlayışıyla bağdaşmadığını ve tüm çabaların her şeyin kapsamlı bir şekilde düzenleneceği bir anlaşma için olduğunu vurguladı.

İnsanların büyük bir çoğunluğunun Annan Planı ile ilgili bilgisi bulunmadığını aktaran De Soto, bunun kendileri için bir sürpriz olmadığını, planın oldukça komplike bir yapısı olduğunu ve bu konuda tamamlanmış metnin her iki toplumun liderleri tarafından desteklenerek, toplumlarını bu konuda bilgilendirmesi umudunu taşıdığını ifade etti.

BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, KIBRIS TV ve Kıbrıs Yayın Kurumu'na (PIK) Kıbrıs müzakerelerinde gelinen son noktayı değerlendirdi. De Soto'nun KIBRIS'ın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Soru: Kıbrıs müzakerelerinde ilk sürecin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Al-ver sürecine gireceğimiz şu sıralarda, her iki taraf birbirine ne kadar yakın ya da birbirinden ne kadar uzak? Bugüne kadarki süreçte her iki taraf arasında gerekli diyalog sağlanabildi mi?

Cevap: Her şeyden önce şunu söylemek isterim ki, meslektaşlarınızın yazdıkları dışında pek çok şey gerçekleşti. Burada çok büyük miktarda önemli çalışmalar ortaya kondu. Gerek yasal komitelerde, gerek diğer yardımcı komitelerde, ekonomi ve finansal konularla ilgili komitelerde, birkaç gün önce çalışmalarına başlayan bayrak ve marş komitesinde, federal binaların seçilmesi ve yenilenmesi ile ilgili komitelerde 200'ün üzerinde insan, bu çalışmalara katkı koydu. Benim ekibimde bulunan 30 görevli, sadece BM yetkilileriyle değil, AB komisyonundaki, IMF, Dünya Bankası AB Merkez Bankası, Almanya'daki Bunder Bank, İsviçre ve Hollanda'daki pek çok kurumlardaki yetkililer, avukatlar ve ekonomistlerle ortaklaşa çalıştı. Adlarını unutabileceğim olduğu için burada teker teker isim saymak istemiyorum.

Neticede, çok yoğun bir çalışma sürdürüyoruz. İnsanların, karşılarına her konuda kapsamlı bir çözüm koyulduğundan emin olması için yasalar üzerinde yoğun çalışmalar yapılıyor. Fakat görünen o ki, halk arasındaki tartışmalarda, masada Sayın Denktaş ve Sayın Papadopoulos'un nerelerde anlaştıkları tartışılıyor. Her iki tarafın da halka söylediğine bakıldığında, ortada bir şeyin olmadığını sanılıyor. Bu etkinin aldatıcı olduğuna inanıyorum.

Aslında şu anda pek çok şey oluyor. Müzakerelerde al-verin olduğu bir süreci yapılandırdık. Bir kağıt yığını, taraflar arasında değiş tokuş edildi. Bunlar, tarafların pozisyonlarını aktardığı önemli miktarlarda belgelerdi. Belki şunu ifade etmemden dolayı şaşıracaksınız ama ne bir tarafta ne de öbür tarafta olumsuzluğa bağlı bir şey görmüyorum. Biz biraz pırıltı görüyoruz ve bu sürecin 20 Nisan'daki referandumda başarılı bir uzlaşma ile sonuçlanacağını düşünüyoruz. Halen şansımızın olduğuna inanıyorum.

Soru: Yakın bir zamanda ortaya olumlu bir şeylerin çıkacağı konusunda iyimser misiniz?

Cevap: Tamamlanacak olan metnin referanduma sunulması yolundaki sürecin, 13 Şubat tarihinde New York'ta sağlanan mutabakat uyarınca, garanti altına alındığını düşünüyorum. Bu, her iki tarafın da bağlılığına ve müzakerelerin iki lider arasında sürdürülmesiyle ilgili. Eğer bu yöntem işlemezse Türkiye ve Yunanistan'dan işbirliği göstermesi ve çaba harcaması için sürece dahil olması yönünde çağrıda bulunulacak. Eğer bunda da başarılı olunmazsa BM genel sekreteri tarafların kendisine vermiş olduğu gücü kullanarak, metine son şeklini verecek ve referanduma gidilecek. Fakat biz umuyoruz ki, referanduma gidecek olan metin, Yunanistan ve Türkiye'nin çabalarıyla asistanlığını yaptığı ve adadaki iki tarafın yürüttüğü sürecin parçası olarak ortaya çıksın.

Soru: Ancak iki lider arasında zıtlıklar var....

Cevap: Görüntüde öyle; fakat süreçte daha önce söyledikleriyle şimdi söyledikleri karşılaştırılmalı. Şu unutulmamalı ki, bu aslında dört yıl önce başlayan sürecin yeni dönemi ve bu standartlar dikkate alınarak bir karara varılmalı. Şu anda temeli kabul edilmiş bir çalışma yürütüldüğü dikkate alınırsa, ki daha önce böyle değildi, temeldeki parametreler üzerinde samimi bir çaba sarf ediliyor. Cesaretlendirildiğimiz çok yer var. Yine de iyimserliğin üzerini aşmak istemiyorum. Özellikle ne olabileceği yönünde de tahminde bulunmak istemiyorum. Bir yol kazası için ortada pek çok risk bulunuyor. Fakat bir çözüme ulaşmak için politik isteğin anlaşıldığını düşünüyorum. Sonuçta bunu dünya bekliyor.

Soru: Açıklamalarınızdan birinde, iki tarafın önümüzdeki iki haftada çözüm yönünde uzlaşmaya varmasının zor olabileceğini söylemiştiniz. 22 Mart tarihinde kadar, adada çözüme ulaşmanın imkansız olduğunu söyleyebilir miyiz? Türkiye ve Yunanistan'ın müdahalesine ihtiyaç duyulacak...

Cevap: Hiçbir zaman imkansız dememeyi öğrendim. Şu aşamada çözüm çok zor. Yine de çözüm yönünde o anı oluşturabileceğimizi söylemek isterim. Açıkça iki tarafın pozisyonlarında köprü olabilecek fırsatlar görüyorum. Umarım bizi diğer aşamalara götürecek dinamiği geliştirebiliriz.

Soru: İki taraf anlaşamaza devreye Türkiye ve Yunanistan girecek. Dörtlü zirvede bazı gelişmelerin olacağını düşünüyor musunuz?

Cevap: Şu anda harcanan tüm çabalar planda iyileşmelerin sağlanması yönünde. Kendi bakış açılarına göre bunun yapılmasına çalışılıyor. Bizim tarafımızdan zor olan, her iki taraf arasında köprüler kurarak, aradaki boşluğun daraltılması yönünde onlara yardımcı olmamız.

Soru: Al-ver süreci yakında başlıyor... Bazı haberlere baktığımızda beş konunun masada olacağı söyleniyor. Bunu bize teyit edebilir misiniz?

Cevap: Bu beş konuyu merak ettim. Bana da söyler misiniz?

Soru: Toprak, başkanlık konseyinin oluşumu, iki kesimlilik, güvenlik, harita ve mal-mülk...

Cevap: Sizin söylediğiniz dört konu, toprak, mal, güvenlik ve yönetim genel sekreterin yıllar önce sürece başlandığında ortaya koyduğu esas konulardır. Şu anda söyleyeceğim bir sır değil, çünkü halka genel temalar üzerinde her iki tarafın da ikna edilmeye çalışıldığı açıklanmıştı. Sayın Papadopulos açısından planının fonksiyonelliğinin iyileştirilmesi önemli. Sayın Denktaş ise iki kesimlilik üzerinde yoğunlaşıyor.

Soru: Şu anda iki kesimlilik veya fonksiyonel bir çözüm üzerine konuşuyoruz. Peki bu iki kavram nasıl uzlaştırılacak?

Cevap: Sayın Papadopulos'un daha çok fonksiyelliğin üzerinde ısrar edeceğini düşünmüyorum Kıbrıs Türk tarafıyla anlaşmazlığa düşülen şey üzerinde çalışılarak, bunun iyileştirileceğini düşünüyorum. Türk tarafında, planının fonksiyonelliğinin iyileştirilmesiyle her iki kurucu devlete ve hükümet yapısında her iki devletteki insanlar için genel sekreter tarafından plana konulan temel prensiplerin yıkılacağı yönünde çekince var. Öte yandan, iki kesimlilik kavramı yeni bir kavram değil. Bu, 1970'lere dayanıyor. Burada iki ayrı bölgenin ki, biri Kıbrıslı Türklere diğeri de Rumlara ait, birbirine eşit olan iki ayrı bölge düşüncesi var. Burada zor olan her iki kavramı uzlaştırıcı bir kavramın belirlenmesi ve bunun birleşik Kıbrıs'ta işlerliliği olması. Bu uzlaşı yönündeki çalışmanın, katılımcıların kapasitesi üstünde olduğuna inanmıyorum.

Soru: İki kesimlilik etnik temizliği yaratıyor mu?

Cevap: Katılımcıların etnik temizliğe uğramış bir kurucu devlet aradığına inanmıyorum.

Soru: Eğer Kıbrıslılar çözüm için 'evet' derse bu fonksiyonel ve mantıklı olmalı. Şu anda Sayın Denktaş ve Sayın Papadopulos'a rağmen mantıklı bir çözüme doğru mu gidiliyor? Yoksa farklı bir yöne doğru mu gidiyoruz?

Cevap: Her iki tarafın birbirinden koptuğu yönünde bir izlenimim olmadı. Yapılan açıklamalara baktığımda, bunların daha çok her iki tarafın da müzakerelerde elde etmeye çalıştığı hedefler doğrultusunda yapılan ikazlar olduğunu görüyorum. Her iki taraftan da daha önce de söylediğim gibi çözüm yolundaki faziletlerini duymak istiyorum.

Soru: Rum tarafında yapılan kamuoyu araştırmalarına baktığımızda, Kıbrıslı Rumların çoğunluğunun referandumda'hayır' oyu verme ihtimalinin yüksek olduğunu görüyoruz. Eğer referandumda Kıbrıslı Rumlardan 'hayır' oyu çıkarsa bu durumda BM ne gibi önlem alır?

Cevap: Ben de bu araştırmaları büyük bir ilgi ve merakla takip ediyorum. Ancak şunu söyleyebilirim ki insanların büyük çoğunluğu, planın içeriğiyle ilgili bilgi sahibi değil. Aslında bu bir sürpriz değil. Bu komplike bir plan. Anladığım kadarıyla planın içeriğiyle ilgili olarak bazı gazeteler ayrı baskı yaptı ve geniş olarak dağıtıldı. Bunu görmekten dolayı memnun oldum. Plan bir yıl önce yazıldı ve geliştirilme aşamasından geçiyor. Biz de bu planın yazarları olarak çalıştık. Bizler de bir insanız ve umarız ki son ürünü insanların önüne getirmeden önce, onlar içeriği ile ilgili bilgiyi elde ederler. Ben şunu umuyorum ki liderler yıllar süren çalışmaların bir ürünü olarak ortaya çıkacak olan tamamlanmış metni desteklerler ve binlerce sayfadan oluşan metin konusunda insanları bilgilendirirler.

Soru: İnsanların referandum gününe kadar plan hakkında bilgilendirileceğine inanıyor musunuz?

Cevap: Planın açığa çıkmasıyla insanların, planın felsefesiyle ilgili genel bilgilere sahip olabileceklerini düşünüyorum. En önemli an, gerekli iyileştirilmeler yapılıp, metin tamamlandıktan sonra ortaya çıkacak süreç. O zaman kamuoyu araştırmalarını daha çok dikkate alacağım.

Soru: Eğer bir anlaşma olmazsa prosedürde bu kez ne olacak?

Cevap: 13 Şubat'ta New York'ta varılan mutabakat uyarınca genel sekreter, Türkiye ve Yunanistan'ı işbirliği yolunda çaba harcaması için sürece davet edecek.

Soru: Eğer referandumda olumsuz sonuçlar alınırsa bu Kıbrıslı Türk ve Rumları nereye götürecek? neler olacak?

Cevap: Bu sorunun insanlar tarafından iyice değerlendirilmesini istiyorum. İnsanlar liderlerinin yardımıyla önemli bir fırsatın kaçırılabileceğini düşünmeli.

Soru: Müzakerelerde ikinci aşama yakında başlıyor. Türkiye ve Yunanistan'a ne kadar güveniyorsunuz? Her iki anavatanın, adadaki iki tarafın açıklamalarına rağmen, çözüme ulaşmak için taraf olacağına inanıyor musunuz?

Cevap: Bu konuda tahmin yapmak istemem. Bu olay ikinci aşamanın son sahnesinde, sorunun çözümünde sorumluluğu olan iki aktörün çabaları olarak görülebilir. Türkiye ve Yunanistan arasında, 1990'lı yıllardan itibaren değişen ilişkilere baktığımızda bana göre sorunu çözmede yardımcı olabilecekleri görünüyor. Türkiye'deki yeni hükümet de çözümün sağlanması yolunda yardım etmekte kararlı. Bu katılımdan bir takım yararların sağlanacağını düşünüyorum.

Soru: Kıbrıs'taki insanların fayda elde etmelerinden söz ediyoruz. İnsanların bazı endişelerine cevap için bugün BM'deyiz. Bu endişelerden bir tanesi de Kıbrıs'ın ürünü olamayan ve anavatanlar tarafından empoze edilmiş bir anlaşmanın kabul edilmesi. Sizce Kıbrıslıların özgür iradesinin ürünü dışında olan bir anlaşmanın kabulü mümkün mü?

Cevap: Burada bir yanlış anlamanın olduğunu düşünüyorum. Genel sekreter tarafından hazırlanan planın, Kasım 2002 yılından itibaren üç versiyonu daha ortaya kondu. Bunlar üzerinde uzun tartışmalar yapılmadı. Şu andaki metin kasım, aralık ve şubat 2002 -2003 aylarından bu yana müzakere süreci içerisinde, BM ve taraflar arasında derin ve yoğun konsültasyon sonucu ortaya çıktı. Neticede, tarafların anlaşmazlık ve tartışma oranları oldukça azaltıldı. Bu kesinlikle üzerinde yoğun olarak çalışılmış, Türkiye ve Yunanistan'la da yıllar boyunca süren konsültasyonların ve AB'nin de yeri olduğu bir metin. Annan Planı'nın güncelleştirilmesi gerekiyordu ki, her iki tarafı da tatmin edecek iyileştirilmelerin yer alacağı konusunda eminim.

Soru: Bu yoğun çalışmanın ardından dördüncü Annan Planı'nın hazırlandığını söyleyebilir miyiz?

Cevap: Burada hedeflediğimiz tamamlanmış bir metnin referanduma sunulması. Bunu diğerleri gibi Annan Planı 1,2 ve 3 gibi kategoriye koymanın ne kadar doğru olacağından emin değilim; çünkü bu metin referanduma gidecek. Bu kapsamlı bir çözümü içeriyor.

Soru: Kıbrıslı Türk yetkililere göre, Rum tarafı kendilerine bırakılacak toprakların BM idaresine verilmesini isitiyor. BM'nin bu konudaki yaklaşımı nedir?

Cevap: Şu anda tartışılmakta olan detaylar konusundaki sorulardan uzak durmak istiyorum. Aksi takdirde, oldukça konuşkan katılımcılar gibi kötü bir örnek sergilemiş olurum.

Soru: Anavatanların güçlerinden söz etmiştiniz. Bu sağlanamazsa ve son aşamaya gelinirse genel sekreterin çözüm bulunması yönündeki rolünün oranı nedir?

Cevap: Genel sekreter konuyla oldukça ilgili. Hem zaman, hem enerji hem de duygusal yönden Kıbrıs'a odaklanmış durumda. Adaya birkaç kez gelmiş ve liderlerle pek çok kez görüşmüştü. Umuyor ki, BM asistanlığında en iyi sonucun elde edilir ki, ben ve meslektaşlarım bunun için çalışıyoruz

Soru: BM genel sekreterinin boşlukları doldurma olayını, önceden ABD Başkanı Bush'la anlaştığı ve Erdoğan- Bush görüşmesinde de bunun kabul edildiği söyleniyor. Yorumunuz nedir?

Cevap Önceden anlaşılmış olsaydı benim de işimi gerçekten kolaylaştıracaktı. Doğal olarak geniş çapta danışıyoruz. Birkaç gün önce Ankara'daydım. Yakında yeni hükümetle temaslarda bulunmak üzere Atina'da olacağım. Çok dikkatli bir şekilde dinlemekteyiz. Ancak, genel sekreter kendi rolünü oynar. Bu bir BM çabasıdır.

Soru: Bazı haberlere göre, Kıbrıslı Türkler için ayrılmış olan 2004-2005 AB yardımının kontrolü BM'ye bırakılacakmış. BM'nin bu konudaki yaklaşımı nedir?

Cevap: Böyle bir şey anlayışımızla bağdaşmaz. AB, üye devletlere yaptığı para yardımlarını kendi yöntemleriyle aktarmaktadır. BM bu konuyla ilgili değil.

Soru: New York'ta anlaşmaya varılan takvime uyulacak mı?

Cevap: 13 Şubat mutabakatına bakacak olursanız, bunlar genel sekretere özel bir tutum sağlamaktadır. Burada belirlenen mühlete göre çalışmaktayız; çünkü tüm bunlar 1 Mayıs'tan önce çözülmelidir. Geriye doğru çalışılacak olsaydı, AB tarafından Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yeni anlaşmaya uygun bazı adımlar atması gerekirdi...

Soru: İki tarafın da tatmin olmaması halinde referanduma ısrarla gidilecek mi?

Cevap: Son rötuşların yapılabilmesi için bu ayın sonuna kadar zaman vardır. Ancak, umarım, çıkacak olan sonuç, iki tarafın liderliği tarafından desteklenen, uzlaşma ruhu ile ulaşılmış bir anlaşma sonucu olur. Buna da işaret etmeliyim ki, anlaşmayı referanduma sunan BM değil, iki taraftır.

Soru : Yıl içinde daha geç bir zamanda kapsamlı bir çözüme götürecek anayasal bir çözüm olasılığı görüyor musunuz?

Cevap: Hayır. Bu hiç de bizim anlayışımızla bağdaşmamaktadır. Her şeyi düzenleyecek kapsamlı bir anlaşma için çalışıyorlar. Bu çok önemlidir. Bizi, Birleşik Kıbrıs'a götürecek olan, bu anlaşmanın bel kemiğini yeni devlet ilişkileri oluşturmalıdır. Öyle ki, 1 Mayıs'ta, AB'ye giren bölünmüş bir Kıbrıs yerine, birleşik Kıbrıs olsun. Bunun için de Birleşik Kıbrıs'ın orada olması gerekir. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ne sahip olmanız şart. Bir ara anlaşma ile bu sonuca ulaşılamaz.

Soru: İki taraf da referanduma hayır derse, örneğin aralık ayı için yeni bir takvime doğru gidecek misiniz?

Cevap: Bu hipoteze değinmemeyi yeğlerim. Bana göre çok uzak ve düşünülmesi güç bir durumdur.

Soru: İki tarafı da memnun edecek bir şeylerin çıkabileceği konusunda iyimser misiniz?

Cevap:Burada olanlardan ve önümüzdeki haftalarda çıkacak olanlardan dolayı iyi duygular içindeyim. Lahey'den önceki bir kaç gün içinde olduğumdan daha fazla cesaretlenmiş durumdayım. O zaman olduğundan daha fazla açıklık var. Teknik açı da dahil olmak üzere çok büyük bir efor sarf edilmektedir. Herkes, çoğu kişi de ücretsiz olmak üzere, canla başla çalışmaktadır.

KIBRIS 11/03/2004

Çözüm şansı yüksek

Başbakan Mehmet Ali Talat, görüşmelerde al- ver sürecine gelindiğini ve bu aşamadan sonra görüşmelerin şekilleneceğini belirtti ve çözüm için umutlu olduğunu söyledi:

Çözüm şansı yüksek

"BEN UMUTLUYUM": Başbakan Mehmet Ali Talat, 1 Mayıs'a kadar çözüm şansının yüzde 80 oranında olduğunu söyledi. Referandum sonucunu kesin olarak bilmenin mümkün olmamasına rağmen görüşlerini ortaya koyan başbakan, "Ben umutluyum" dedi. Halkın umutsuz olmaması gerektiğini belirten Talat, "Yaşayabilir bir çözüm için sürece katkı koyduğunu" anlattı

"İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ DURUM DEĞİŞECEK": "İçinde yaşadığımız durum, ne Türkler, ne de Rumlar için sürdürülebilir değil. Değişecek. Değişirken, müzakereleri yürütenler, halk, barış mücadelesi verenlerle bütün çabamız yaşayabilir, benimsenebilir bir çözümü ve rahatsız olabilecek insanların en az düzeyde olmasını hedef olarak önümüze koymaktır"

UMUTSUZ OLMAYA GEREK YOK: "Umutsuz olmaya gerek yok. Ama şartlar ne olursa olsun süreç olumlu çıkacak demek de yanlış. Bir yol kazası yaşanmazsa, bu süreç mutlaka olumlu sonuçlanacaktır. Yol kazası ihtimali de görmüyorum ancak yine de değerlendiren biri olarak ben oldukça umutluyum ve sonuçta bu süreç mutlaka bizi başarıya götürecektir"

seyin EKMEKÇİ

Başbakan Mehmet Ali Talat, 1 Mayıs'a kadar çözüm şansının yüksek olduğunu söyledi. Talat, 1 Mayıs'a kadar çözüm şansını değerlendirirken de bu konuda yüzde 80 oranını kullandı. Referandum sonucunu kesin olarak bilmenin mümkün olmadığını ifade eden Talat, yine de "Ben umutluyum" dedi.

Başbakan, bazı kesimlerin, gelinen aşamayı topluma aktarırken umutsuzluk pompaladığının hatırlatılması üzerine, "Bu çok yanlış, umutsuz olmaya gerek yok. Ama şartlar ne olursa olsun süreç olumlu çıkacak demek de yanlış. Bir yol kazası yaşanmazsa, bu süreç mutlaka olumlu sonuçlanacaktır. Yol kazası ihtimali de görmüyorum ancak yine de değerlendiren biri olarak ben oldukça umutluyum ve sonuçta bu süreç mutlaka bizi başarıya götürecektir" ifadesini kullandı.

Başarılı olmanın nedeninin gayet açık olduğunu belirten Talat, bugünkü yapının sürdürülebilir olmadığının altını çizdi. Sürdürülebilir olmayan yapının sadece Türkler açısından değil, Rumlar tarafından da geçerli olduğunu hatırlatan Talat, Rumların da sonsuza kadar çözümsüz bir ortamda rahat yaşayamayacağını kaydetti

Başbakan Talat, müzakerelerde gelinen aşama değerlendirilirken, bir kesimin topluma umutsuzluk pompaladığının hatırlatılması üzerine, "Umutsuzluğa hiç gerek yok. Bu çok yanlış" dedi.

Talat şöyle devam etti:

"İçinde yaşadığımız durum, ne Türkler, ne de Rumlar için sürdürülebilir değil. Değişecek. Değişirken, müzakereleri yürütenler, halk, barış mücadelesi verenlerle bütün çabamız yaşayabilir, benimsenebilir bir çözümü ve rahatsız olabilecek insanların en az düzeyde olmasını hedef olarak önümüze koymaktır.

Sonucun başarılı olacağına inanıyorum. Gerekçem de, bırakın iyi niyetimi, bugünkü yapının sürdürülebilir olmaması en temel gerekçemdir."

"Ankara ziyareti için arayı fırsat bildik"

Başbakan Talat, Ankara ziyaretinin planlandığını ve bir günlük arayı fırsat bildiklerini söyledi. Görüşmelerden kopmadan Ankara ziyaretini gerçekleştirdiklerini ifade eden Talat, "Planlı değil belki ama, ara verilince bugünü tercih ettik" dedi.

Görüşmelerde gelinen aşamayı değerlendiren Talat, tarafların tüm önerilerini yazılı olarak sunduklarını, artık yeni bir şey çıkma ihtimaline rağmen, al- ver sürecinin yaşanacağını söyledi. Genel sekreterin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto'nun bugüne kadar sunulan önerileri masaya koyacağını ve "tartışın" diyeceğini anlatan Talat şöyle devam etti:

"En azından ne alabilirsiniz, ne verebilirsiniz diye bir gündem yaratılacak. Cuma günü (yarın) bu başlayacak. Belki daha değişik düşünce olabilir mi, bilemiyoruz. Bu görüşme sürecinde ortaya çıkacak."

Yol haritasının varlığı, uzlaşmayı kolaylaştırıyor

BM tarafından taraflara sunulan yol haritası ile ilgili görüşlerini ifade eden Talat, "Hiç kuşkusuz yol haritasının varlığı, tarafların kaçınılmaz bir sona doğru ilerlemek zorunda olduklarını ortaya koydu" yorumunu yaptı.

Yepyeni bir durumun ortaya çıktığını ve geçmişte bunun yaşanmadığını anlatan Talat şunları söyledi:

"Çözüm süreci ilk kez bir takvimle eşleştirilmiştir. Bu tabii ki çok önemli bir avantaj. Bu uzlaşmayı zorlayacak bir gelişmedir.

Ama, 'şu ana kadar bir gelişme yaşandı mı da böyle konuşuyorsunuz?' derseniz... Şu ana kadar çok fazla bir şeye varılması beklenmiyordu doğrusu. Bundan sonra, önümüzdeki birkaç gün içinde al- ver hayata geçecek."

1 Mayıs'a kadar çözüm şansı yüzde 80

Başbakan Mehmet Ali Talat, 1 Mayıs'a kadar çözüm şansını yüzde 80 olarak değerledi. Talat, "Sonuç, referandumlar sonucu ortaya çıkacak. İddia edebilirsiniz ama sonucu kesin söyleyemezsiniz. Ancak ben umutluyum" dedi.

Talat şöyle devam etti:

"Her iki tarafın da 'evet' diyeceği bir anlaşma metni hazırlamak temel görevimizdir. Bunun için katkı yapıyorum. Mutlaka Kıbrıs Türkü ve Kıbrıs Rumu'nun gönül rahatlığıyla 'evet' diyeceği bir anlaşmayı biz sağlamak zorundayız. Görüşmeciler eğer bunu başarırsa, bırakınız bir anlaşmanın referandumlarda onaylanmasını, kalıcı olacak bir anlaşmayı da bu yolla sağlamış olacağız.

Ben anlaşma konusunda çok ümitliyim. Yüzdelik oranı verecek olursam, bu yüzde 80 olumlu olur diyorum

KIBRIS 11/03/2004

Denktaş: Referandum için meclisten yasa geçmelidir

19 Şubat'ta başlayan müzakere sürecinde liderler, dün 13'üncü randevuda bir araya geldi. Cumhurbaşkanı Denktaş, "referandumu" gündeme getirdi

Denktaş: Referandum için meclisten yasa geçmelidir

YASAL DÜZENLEME GEREKİR... Denktaş: Annan Planı temelinde sürdürülen müzakerelerin sonucunda varılacak anlaşmanın referanduma sunulabilmesi için bir takım yasal düzenlemeler gerekir. Yasal ve anayasal zorluklar bulunuyor. Referandum için meclisten bir yasa geçmesi gerekir

KABARIK ANAYASA TASLAĞI... "Komitelerin çalışmasıyla ortaya kabarık bir anayasa taslağı çıktı, ancak bunun tercümesi uzun zaman alacak. Görüşmeler, Türk tarafının iki ayağını bir pabuca sokacak şekilde sürdürülüyor. "Acele işe şeytan karışır", halkın geleceği söz konusudur"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan Planı temelinde sürdürülen müzakerelerin sonucunda varılacak anlaşmanın halkın referandumuna sunulabilmesi için bir takım yasal düzenlemeler gerektiğini, yasal ve anayasal da zorluklar bulunduğunu söyledi.

Annan Planı'nın KKTC'yi ortadan kaldıracağını ve böyle bir oluşumu kabul etmediklerini belirten Denktaş, "Halkın bilmesi gereken bu egzersizin sadece KKTC'yi ortadan kaldıran değil, hiç yokmuş gibi davranan bir egzersiz olduğudur" diye konuştu.

Komitelerin çalışmasıyla ortaya kabarık bir anayasa taslağı çıktığını ancak bunun tercümesinin bile uzun zaman alacağını ifade eden Denktaş, görüşmelerin iki ayaklarını bir pabuca sokacak şekilde sürdürüldüğünü belirtti ve "acele işe şeytan karışır" atasözünü anımsatarak, bir halkın geleceğinin söz konusu olduğuna işaret etti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, dün 13'üncüsü yapılan görüşmede, referandum, AB'yle uyum, kurucu devletlerin borçları, güvenlik, yüksek mahkemenin oluşumu, havacılık gibi konuların ele alındığını açıkladı.

Saat 14.00'teki rutin basın açıklamasında dünkü görüşmenin içeriğiyle ilgili bilgi veren ve gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, gelinen aşamada bugüne dek Türk ve Rum taraflarının ne istediğini ortaya koyacak şematik bir çalışma yaptıklarını, tamamlanınca basına ve kamuoyuna açıklayacaklarını duyurdu.

Denktaş, bugün görüşme yapılmayacağını ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto'nun Atina'ya gideceğini kaydederek, yarın başlayacak al-ver sürecinde Türk tarafının stratejisinin Ankara'yla birlikte hazırlandığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, kuzey parça devletinin 1700 polisi olması önerisini kabul etmediklerini ve sayının artırılmasını istediklerini belirterek, "güvenlik" konusundaki Rum yaklaşımını kabul edilemez ve tehlikeli diye niteledi.

Bu arada Başbakan Mehmet Ali Talat, cumhurbaşkanının basın açıklamasından kısa süre önce Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı. Talat, gazetecilerin sorusu üzerine Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'la İstanbul'a uçacaklarını, oradan Ankara'ya geçeceklerini, bu akşam da İstanbul üzerinden KKTC'ye döneceklerini söyledi.

Taraflar, 13'üncü kez bir araya geldi

Kıbrıs'ta, Avrupa Birliği üyeliğinin resmen başlayacağı 1 Mayıs 2004'ten önce Annan Planı çerçevesinde bir anlaşmaya varılması hedefiyle 19 Şubat'ta başlayan müzakere sürecinde liderler dün 13'üncü randevuda bir araya geldi.

Denktaş'la birlikte dünkü görüşmeye Başbakan Mehmet Ali Talat, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun, Anayasa Danışmanı Mümtaz Soysal ve KKTC Washington Temsilcisi Osman Ertuğ eşlik etti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un heyetleriyle birlikte katıldıkları Kıbrıs müzakerelerinin 13'üncüsü tamamlandı.

Bir buçuk saatten kısa süren dünkü görüşmenin ardından Cumhurbaşkanı Denktaş, görüşmelerin dünkü bölümüyle ilgili saat 14.00'te basına açıklamalar yaptı, soruları yanıtladı.

New York'ta varılan mutabakat gereği 19 Şubat'ta Lefkoşa'da ara bölgede başlayan görüşmeler, BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto gözetiminde yapılıyor. 22 Mart'a kadar sürecek müzakerelerin ikinci safhasında Türkiye ve Yunanistan da devreye girecek ve bir haftalık sürede uzlaşılamayan noktaları gidermeye çalışacak. Tarafların Annan Planı'ndaki değişikliklerde anlaşmaya varamaması halinde son sözü BM Genel Sekreteri Kofi Annan söyleyecek ve kendi adını taşıyan Kıbrıs çözüm planına son halini verecek."

"Annan Planı'nın felsefesinde, KKTC hiç

olmamış gibi bir yaklaşım var"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, basın açıklamasında, referandum konusunda anayasal zorunluluklar ve zorluklar bulunduğunu, Annan Planı'nın felsefesinin hiçbir zaman KKTC olmamış gibi bir yaklaşım olduğunu söyledi. Bunu anayasal, yasal ve siyasal açıdan kabul etmelerinin mümkün olmadığını belirten Denktaş, referandum için meclisten bir yasa geçmesi gerektiğini kaydetti.

Denktaş, Cumhuriyet Meclisi'nde oluşturulan "Görüşmelerdeki Kıbrıs Türk Kurucu Devleti'nin Anayasa Taslağını Hazırlama Komitesi"nin gece gündüz çalışarak ortaya kabarık bir anayasa çıkardığını ama bu çalışmanın Türkçe olduğunu, tercümesinin bile günler alacağını belirterek görüşme sürecine konan zaman sınırlamalarına bir kez daha tepki gösterdi.

"Kabul etmemiz mümkün değil"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, referandum konusunda anayasal zorunluluklar ve zorluklar bulunduğunu, dünkü görüşmede bunlara değindiklerini belirterek, "Meclisimizin bir yasa geçirmesi lazım. Bu yasanın statüsü nedir? Bazı insanlar, bazı arkadaşlar KKTC'nin var olmaya devam edeceği zannı içerisindedir. Halbuki Annan Planı'nın felsefesi ve esprisi sanki hiçbir zaman KKTC olmamış gibi bir yaklaşım içerisindedir. Böyle bir yaklaşımı tabiatıyla bizim anayasal, yasal, siyasi açıdan kabul etmemiz mümkün değildir" dedi.

"Anayasa taslağı hazır,

tercüme günler alır"

Denktaş, başsavcının bu konuyla ilgilendiğini kaydederek, sorunun en kolay hallinin KKTC'nin bütün hakları ve varlıklarıyla kurucu devlete tekabül etmesi olabileceğini söyledi. Bu zorlukların var olduğunu söylediklerini kaydeden Denktaş, komitenin gece gündüz çalışarak ortaya kabarık bir anayasa çıkardığını ama Türkçe olduğunu, tercümesinin bile günler alacağını, halbuki 12 Mart'ta verilmesi gerektiğini anlattı.

Anayasa çalışmasını dün sabah aldığını ancak henüz incelemediğini ifade eden Denktaş, "İki ayağı bir pabuca sığdırma meselesi devam etmektedir. Acele işe şeytan karışır daha evvel de söyledim, yine tekrarlıyorum. Bir topluluğun, halkın geleceği, kaderi tayin edilecektir. Ama zaman bizi zorlamaktadır" diye konuştu.

"AB komiseri Türk olsun"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB yasalarıyla uyum sağlayabilmek için zamana ihtiyaçları olduğunu, AB'yle yakın işbirliği gerektiğini belirterek, dolayısıyla AB komiserlik görevine bir Türk'ün atanmasını uygun gördüklerini açıkladı. Ya dışişleri bakanının ya da AB'yle ilgili bakan arasında Türk Rum değişimi olacağını, komiserin de bir dönem Türk, bir dönem Rum olacağını, Türk'ten başlamasını istediklerini anlatan Denktaş, konuyla ilgili belge de verdiklerini bildirdi.

"Borçlanan ödesin... Güvenlikteki yaklaşımları tehlikeli..."

Kurucu devletlerin borçları konusunun ele alındığını ifade eden Denktaş, borçlanan kurucu devletlerin borcunu ödemesi gerektiği, paylaşmanın anlamı olmadığı yönünde görüşlerini açıkladıklarını kaydetti. Cumhurbaşkanı Denktaş, güvenlik konusundaki Rum yaklaşımını ise "birçok tehlikeler yaratan, tamamen kabul edilmez, kendilerini büyük güvensizlikle karşı karşıya bırakan bir belge" diye niteledi.

Denktaş, güvenlik konusunda tatmin edilmesi gereken tarafın hem sayı, hem de 1963'ten başlayan olayların sorumlusu olmadıkları gerekçesiyle Türk tarafı olduğunu belirterek, Rumların istediği şekilde BM Barış Gücü'ne icra hakkı veremeyeceklerini söyledi.

Dünkü toplantıda polis sayısının da görüşüldüğünü, KKTC'de 1700 polis olduğunu, Başbakan'ın bu sayının bugünkü şartlarda yetersiz kaldığını savunurken plana 1700 rakamının girdiğini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, rakamın çoğalması gerektiğini, bunun aslında karışılmaması gereken bir iç mesele olduğunu ifade etti.

"Kat kat fazla BM gücü"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, şöyle konuştu:

"Bize 1700, Rumlara 3 bin kadar polis kuvveti öngörürlerken, kendileri 7 bine yakın BM gücü getirecekler Kıbrıs'a... Dünyanın hiçbir yerinde, bölgedeki polis, güvenlik kuvvetlerinden kat kat fazla yabancı kuvvetler bulundurulmuş değildir. Bunu niye yaptıklarını sorduğumuzda, -bu kez değil bundan evvel- cevapları 'çünkü başlangıçta çetin olaylar bekliyoruz' olmuştur. 30 yıldır hiçbir olay olmayan memleketi barışa götüreceksiniz diye çetin olaylar ortamına götürmenin anlamı nedir? Tedbirli olmak lazım diyorlar. Ama bölge polis kuvvetlerinin fevkinde (üstünde) ve kat kat fevkinde bir BM kuvvetinin konuşlandırılması ve bunlara icra yetkisi verilmesi, tabiatıyla düşündürücüdür, kabul edilemezdir.

Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası konusunda Rumlar Yunanistan'ın da kendilerinin askeri kuvvetlerinin Kıbrıs'a gelmesini istiyorlar. Biz bu kuruluşla işbirliğini askeri katılımın dışında düşünüyoruz. Askeri olmayan konularda işbirliğini kabul ediliyoruz ve bu konuda yazılı değişiklik önerilerimizi verdik."

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Yüksek Mahkeme'nin oluşumu ve çalışmasıyla ilgili belgeleri de verdiklerini kaydederek, ilk mahkeme denilen bir mahkeme kurulmak suretiyle Rumların kuzeydeki mahkemelere başvurmasını önlemek için istedikleri bir kuruluş gördüklerini ve doğrusunun, doğal olarak her yerde yapılanın yapılması için belge verdiklerini açıkladı.

Havacılık

Dünkü görüşmede gündeme gelen bir diğer konunun havacılık olduğunu bildiren Denktaş, konuyla ilgili görüşlerini bugün (dün) öğleden sonra ileteceklerini duyurdu ve Rumların da kendilerine bugün (dün) öğleden sonra vereceği belgeler olacağını, dün sundukları belgelere cevap haklarını kullanacaklarını anlattı.

Bugün görüşme yok

Denktaş, bugün toplantı olmayacağını, De Soto'nun Yunanistan'a gidip geleceğini öğrendiklerini ve bundan sonraki toplantının yarın saat 10.00'da yapılacağını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bugüne kadar Türk ve Rum taraflarının ne istediğini ortaya koyacak şematik bir çalışma sürdürdüklerini de açıklayarak, "Hazır olunca bunu da halkımıza sunacağız" dedi.

"Uşak mı, yoksa evin iki eşit

sahibi miyiz belirlenmesi lazım"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan Planı'nın sadece KKTC'yi ortadan kaldıran bir egzersiz değil, hiç yokmuş, hiç olmamış gibi davranan bir egzersiz olduğunu halkın bilmesini istedi.

Denktaş, yarın başlayacak al-ver sürecinden önce "ev sahibiyle uşak mı, yoksa evin iki eşit sahibi mi olunduğunun belirlenmesi; alıp verilecek şeylerin de eşit değerde olması gerektiğini" söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, basına açıklamalarının ardından soruları yanıtladı.

Referandum yasası konusundaki zorlukların KKTC açısından neler olduğunu soran gazeteciyi yanıtlayan Denktaş, şu açıklamayı yaptı:

"Bana göre ve bazı kişilere göre, referandum yasası meclisten geçeceğine göre, meclis meclisimizi ortadan kaldıracak, devleti yok farz edecek bir referandum için cevaz veremez diyoruz. Bunun yapılabilmesi için hiç olmazsa asgari, meclisin üçte ikisinin oy vermesi gerekir. Çünkü anayasayı ortadan kaldırmaktır ki bizim anayasamızda dokunulmayacak, değiştirilemez maddeler vardır. Yani bir yasal durumla karşı karşıyayız.

Sayın De Soto'nun yaklaşımı 'bir süreç başlamıştır bu sürecin sonunda halk karar verecektir. Dolayısyla bütün bunları siz halka sunacaksınız. Halkın kararı neyse bu da kabul edilecektir' şeklindedir. Halk neyi bilecek? Önümüzde kalan 3-4 hafta içinde Annan Planı'nın içeriğini mi bilecek? Kendisi için yapılmış anayasayı mı bilecek? Neyi bilecek? Neyi bilerek karar verecektir?"

"Bu acele niçin?"

Cumhurbaşkanı Denktaş, bazı insanların 'ev benim mi değil mi, Rum geldi de istediydi, onun için bu belirsizlikten kurtulayım' diye düşündüğünü belirterek, "Düşünülecek şey, bundan sonra ne olacağımızdır. Şahıs olarak değil, halk olarak ne olacağımızdır. Devletimizin ne olacağıdır. Hangi statüyle bizi Rumlar peşlerine takıp AB'ye sürüklemek istemektedirler ve bu acele niçindir" diye sordu.

AB'nin Rumları üye almakla yaptığı hatayı acele acele Türklerin imzasıyla meşrulaştırmak istediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş, şöyle devam etti:

"İnsaflı olmalarını istiyoruz. Bu anlaşmayı kabul ettiğimiz taktirde insanlarımızın nasıl etkileneceğini, herkesin düşünmesini istiyoruz ve yerinden olacak insanların rehabilite edilecekleri parasal ve planlama açısından imkanların elde olmasını istiyoruz. Kumar oynayamayız halkımızın hayatıyla ve geleceğiyle... Dolayısıyla hakikaten herkes kendi durumunu düşünüp de propaganda altında 'Rum geldi seni atacak evden' diye bir huzursuzluk içine girip yanlış karar vermesinler. Ne kadar sahip çıkarsak o kadar kazanacağız. Her şeyimize sahip çıkalım. Tapumuza da sahip çıkalım. Eğer biz kendi tapumuz geçersizdir demeye başlarsak, tabiatıyla o tapunun kıymeti olmaz. Kendi tapularımız, devletimizin her kararı gibi geçerlidir. Bunun bilinci içinde olmamız gerekir."

Denktaş, al-ver süreci için Ankara'yla bir strateji belirlenip belirlenmediği sorusuna "Ankara burada biliyorsunuz. Ankara'nın üst seviyede bir heyeti devamlı burada. Temas halindeyiz. Tabiatıyla belirledik" yanıtını verdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, "Bir meclis kendi devletini iptal etme yetkisine haiz mi" sorusuna karşılık, bunları konuşunca "Denktaş işi yokuşa sürmek istiyor" dendiğini belirtti ve bunların bırakılmasını istedi. Hukukçunun düşünüp taşınıp kendilerine görüş vereceğini bildiren Denktaş, ona göre bu konuyu konuşacaklarını söyledi.

Halkın bilmesi gereken şey

Hukukçuların bu konuda değişik görüşleri olduğunu kaydeden Denktaş, "Ancak halkımızın bilmesi gereken bir şey vardır, bu egzersiz sadece KKTC'yi ortadan kaldıran bir egzersiz değil, hiç yokmuş, hiç olmamış gibi davranan bir egzersizdir. Yani 30 senedir yapılan icraatlar, alınan kararlar, geçirilen yasalar ne olacak? Bunların cevabı yok bunun içinde" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye'yle yapılan anlaşmaları kabul ettirmek istediklerini ona da itiraz geldiğini belirterek, "Biz o zaman senin Yunanistan'la yaptığın anlaşmaları kabul eder miyiz" diye sordu ve bu konularda iki tarafın birbirine daha açık ve samimi davranması gerektiğini vurguladı.

"Çünkü onlar bizden ne istiyorsa biz de onlardan istiyoruz, hemen hemen aynı şeyi" diyerek bu görüşünün gerekçesini açıklayan Cumhurbaşkanı Denktaş, bunun da varlığın, eşitliğin, iki halktan biri olduğunun kabul edilmesine geldiğini anlattı. Bunlar bile reddediliyorsa ve kendilerini reddediyorlarsa ne olacağını düşüneceklerini kaydeden Denktaş, bu konularda tarafların isteklerini içeren şematik bir çalışma yapıldığını, hazırlandıktan sonra basına tam bilgi verileceğini söyledi.

Rehabilitasyon

için 4 milyar dolar

Denktaş, bir uzmanın yaptığı araştırmada rehabilitasyon konusunda gereken kaynağın 4 milyar dolar olarak hesaplandığını belirterek, bunun resmi bir rakam olmadığını, çok daha fazla bir rakam da çıkabileceğini ve bu çalışmanın suretini gayrı resmi belge olarak sunduklarını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan Planı'ndaki işlemlerin yapılabilirliğinin paranın bulunmasına bağlı olduğunu kaydederek, "Bulunamadığında ne yapacağız" diye sorduklarında Rum tarafının "Bize ne, zaman içinde yap" dediğini söyledi.

"Bulunamazsa ne yapacağız? Atacak mıyız insanları? Aşağı yukarı onların istediği o... BM'ye hak verilsin, günü, saati gelince gelsin hepimizi sokağa atsın" diyen Denktaş, BM'nin de bunları dinlediğini ve haklı bir durum olduğunu görünce, eski görüşlerde ısrar edilmeyeceği umudunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı bir başka soru üzerine, al-ver sürecinin herhalde BM inisiyatifinde gerçekleşeceğini, iki tarafı dinleyen BM yetkililerinin görüşlerini söyleyeceğini, bunların tartışılacağını, alıp vermek için evvela karşılıklı kim olunduğunu da teslim etmek gerektiğini vurguladı.

"Evin eşit sahibi mi, uşağı mıyız?"

Denktaş, "Ev sahibiyle uşak mıyız? Yoksa evin iki eşit sahibi miyiz? Bunların belirlenmesi lazım. Ve alıp verilecek şeylerin de eşit değerde olması lazım" dedi.

Anayasal sıkıntıların aşılabilmesi için KKTC'nin 24 saatliğine tanınması formülünün konuşulup konuşulmadığı sorusuna da Denktaş, "Hayır bu konuşulmadı" diye karşılık verdi.

KIBRIS 11/03/2004

Gündem, Kıbrıs

Kıbrıs müzakerelerinde al-ver sürecine geçilmeden önce Başbakan Talat ve Dışişleri Bakanı Denktaş, dün akşam Ankara'ya gitti

Gündem, Kıbrıs

Başbakan Mehmet Ali Talat ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Kıbrıs müzakerelerinde gelinen noktayı değerlendirmek üzere dün akşam Ankara'ya gitti.

Talat ve Denktaş, Kıbrıs müzakerelerinde yarın başlaması beklenen al-ver sürecinden önce son durumu Ankara'daki yetkililerle değerlendirecek.

Başbakan Talat ile Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, görüşmeler süreciyle ilgili olarak Ankara'da görüş alışverişinde bulunmak üzere dün akşam saat 19.00'da adadan ayrıldı.

İstanbul üzerinden dün akşam Ankara'ya geçen Talat ve Serdar Denktaş, bugün başkentte Kıbrıs müzakerelerinde gelinen son aşamayla ilgili olarak TC hükümetinin üst düzey yetkilileriyle temaslarda bulunacaklar.

Başbakan Talat ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ı Geçitkale Havaalanı'ndan Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu ve Başbakanlık Müsteşarları Eşref Vaiz ile Ahmet Fikretler uğurladı.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Namık Tan da Kıbrıs müzakerelerinde al-ver sürecine geçilmeden önce, görüşmelere bugün bir günlüğüne ara verileceğini belirterek, bu çerçevede Talat ve Serdar Denktaş ile yapılacak görüşmelerde gelinen noktanın değerlendirileceğini bildirdi.

Talat: Al-ver sürecine karartma uygulanması gerekir

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik sürdürülen müzakerelerde yeni bir safha olarak yarın başlayacak al-ver sürecine karartma uygulanması gerektiği görüşünde olduğunu söyledi.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da al-ver sürecine karartma uygulanmasının doğal olacağını bildirdi.

Kıbrıs müzakerelerinde farklı ve önemli bir aşamaya gelindiğine işaret eden ve bu aşamanın yarın başlayacak olan al-ver süreci olduğunu kaydeden Talat, bu aşama öncesinde bir değerlendirme ihtiyacı doğduğunu ve bundan dolayı Ankara'ya resmi bir ziyaret gerçekleştireceklerini belirtti.

Başbakan Talat, al-ver sürecine karartma uygulanması gerektiği görüşünde olduğunu söyleyerek, "Cuma günü bir al-ver süreci başlayacak. Bir al-veri mümkün kılabilecek gerekli karartmanın da yapılacağı bir çalışma dönemi sanıyorum bizleri bekliyor" şeklinde konuşarak şöyle devam etti.

"Sanıyorum diyorum çünkü takdir edersiniz ki, al-ver sürecinde eller açılır; eğer diğer tarafın adım atması isteniyorsa da bu açık eller spekülasyona mahal bırakmayacak şekilde çok fazla yayılmaz, çok fazla anlatılmaz. Böyle bir sürecin başlangıcındayız diye düşünüyorum, biz hazırlıklarımızı yapıyoruz, Türkiye'ye yapacağımız bu ziyaret koordinasyon içindir, görüş alışverişi içindir, belki ince ayarlar içindir sonuçta. Ama buna ihtiyaç vardır."

"Al-ver sürecinin yöntemi henüz belirlenmedi"

Talat, al-ver sürecinde izlenecek yöntemin ise henüz belirlenmediğini belirterek, yöntemin ne olacağının BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvero de Soto'nun taraflarla yapacağı danışmalar sonucunda saptanacağını kaydetti.

Başbakan Talat, al-ver sürecinin en kritik ve en gergin dönem olacağına dikkati çekti.

Başbakan Talat, al-ver sürecine karartma uygulanmasına ilişki görüşünü biraz daha açması istenince bu konuda şöyle konuştu:

"Al-ver sürecinin gerçekleşebilmesi için karartma uygulamasına gidebilme olasılığı var diye görüyorum. Çünkü takdir edersiniz ki, masaya konulan ve 'buna karşı bu' diye konuşulan bir safhada bu konuyla ilgili sürekli spekülasyon yapılması tarafları rahatsız eder. Benimkisi sadece bir görüştür, belki her şey açık olur onu da bilmiyorum. O zaman ilerleme olur mu biraz kuşkuluyum doğruyu söylemek gerekirse. O zaman herkes kamuoyuna oynar..."

Bu arada Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da aynı soruya karşılık söz alarak şunları söyledi:

"Her taraf zaten taleplerini masaya koymuş durumda ve bunu da çok açık bir şekilde söyledi. Gayet şeffaftır vaziyet ama şimdi bu yeni süreçte, nerede geri adım atılacak nerede ileri adım atılacak büyük bir ihtimalle biraz kapalı geçecek. Karşı tarafı rahatsız etmemek için, onların tekliflerinden de bizim rahatsız olmamamız için daha kapalı geçmesi doğal olur.

Talat ile Denktaş, bu akşam saat 21.30 uçağıyla İstanbul üzerinden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne dönecek. Ziyarette, Talat'a Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit eşlik ediyor.

KIBRIS 11/03/2004

ATO siyasi parti mi oluyor?

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün bir zamanlar medya'nın çok aradığı bir isimdi. Aykırı görüşleri, farklı tutumları, ilginç raporlarıyla sıra dışı bir Başkan portresi çizerdi. Kibarlığı, sevecen yaklaşımıyla hemen her programa konuk olurdu.
Ancak son dönemlerde bu
durum değişmeye başladı.
Aygün'ün hazırlattığı bazı raporların doğruluğu tartışılır oldu. Daha da önemlisi Aygün giderek, ATO Başkanlığı yerine bir siyasi parti Başkanı gibi hareket etmeye başladı.
Aygün, seçimle gelmiş bir Başkandır ve onu seçenler memnun
oldukları sürece istediğini yapabilir, istediği görüşleri seslendirir. Ancak son zamanlardaki bu tip faaliyetler birçok ATO üyesini rahatsız etmeye başlamış olacak ki, e-mail ve telefonlarla şikayetler yağıyor. ATO adına benimsediği tutumların, Ankara ticaret çevrelerinin önemli bir bölümünün çıkarlarıyla çeliştiği belirtiliyor.
Sinan Aygün Türkiye'nin AB'ne katılmasına kesin karşıdır. AB'ye tam üyeliği kapitülasyon olarak görür. Görmekle kalmaz sayısız istatistik, rapor ve kitaplarla uzun süredir de bir k
ampanya sürdürür.
Şimdi akla şu sorular gelmiyor mu?
Bu tutum, Türkiye'nin AB'ye girmesiyle birlikte genişleyecek olan ticari ilişkilere, yani Ankaralı ticaret erbabının çıkarlarına ters düşmüyor mu? Yoksa, Ankaralı ticaret kesimini oluşturanlar Türkiye'ni
n AB üyeliğine karşı mı çıkıyorlar?
ATO'nun yönetim kurulunda bulunduğu TOBB, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği için büyük mücadele verirken, ATO'nun uyguladığı ve giderek sertleşen kampanyadan rahatsız olmuyor mu?
Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü savunan Aygün, ATO'yu
neredeyse Denktaş'ın kalesi durumuna sokarken, üyelerinin onayı ile mi hareket ediyor, yoksa kişisel tercihlerini mi sergiliyor?
Sevgili Aygün, Kıbrıs'ın Annan planı çerçevesinde AB'ye girmek yerine, Türkiye'ye ilhak edilmesini ve bir İl statüsüne sokulmasını önerirken, böyle bir olasılıkta karşılaşılacak Uluslararası tepkileri ve bu tepkilerin ülke ekonomisine getireceği büyük zararları görmüyor mu, yoksa görüyorda sırf popülizm adına mı hareket ediyor?
Tabii bütün bu kaygılı mesajların temelinde bir ana s
oru yatıyor: Sinan Aygün ATO Başkanlığını, görüşlerini paylaşan (MHP veya İşçi Partisi gibi) bir partiyle siyasete açılmak için mi kullanıyor?
Bunu istemek ve yapmak tabii ki hakkıdır. Ancak sürdürdüğü kampanyalar ATO Başkanlığı ile bağdaşmadığı gibi, Anka
ra ticaretine de zarar tohumları ekmektedir.
İşin o yanını da artık ATO üyesi Ankaralı tüccarlar düşünsünler.

* * *
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 11/03/2004

Kıbrıs’ta al-ver süreci başlıyor

Kıbrıs’ta 1 Mayıs’a kadar çözümü hedef alan görüşmelerde bugün al-ver sürecine geçiliyor.

NTV

12 Mart 2004— KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos 14’üncü görüşmeleri için bugün saat 10.00’da ara bölgede bir araya gelecek. Al-ver sürecinde toprak pazarlığının ön plana çıkması bekleniyor.

BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’nun arabuluculuğundaki görüşmelerde bugün al-ver sürecine geçiliyor. Taraflara değişiklik taleplerine karşılık ne verebilecekleri sorulacak. Süreçte, toprak pazarlığının ön plana çıkması bekleniyor. Bu çerçevede Türk tarafı, daha az Rum göçmenin kuzeye geçmesine karşılık, Rum tarafına Annan Planı’nda öngörülenden daha fazla toprak vermeyi önerecek. Gözlemcilere göre, liderlerin al-ver sürecinde de tüm konuları çözmeleri olanaklı görülmüyor.

Rum lobisi ABD’den destek görmedi

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs’ta Annan planına karşı cephe alan Rum lobisinin “planın çalışamaz olduğu” yönündeki eleştirilerini reddetti.

AA

12 Mart 2004— Kongre’de Rum lobisinin isteğini değerlendiren Boucher, “Annan Planı çalışır, başarılı olur, özellikle yapılan tartışmaların, oluşturulmakta olan anlayışın getireceği eklemelerle daha da iyi çalışır. Annan planının, adanın bütün halkı için iyi ve adil bir çözüm sağlayacağına inanıyoruz” dedi.

 


ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, “Anlaşmaya varılabilmesi için herkesin Annan Planını bizim kadar ciddiye alması gerektiğini düşünüyoruz” diyerek, plana karşı çıkan Rum lobisini dolaylı dille eleştirdi.
ABD Kongresi’ndeki Rum lobisinin Annan Planı’nda köklü değişiklik istekleri arasında, KKTC’de malları bulunduğu belirtilen Rumların tamamının kuzeye dönebilmesi, Türkiye’den KKTC’ye göç edenlerden mümkün olduğu kadar fazlasının geri gönderilmesi ve Kıbrıs’ta Türk v
e Yunan askeri varlığının hiç kalmaması yer alıyor.
Rum lobisine mensup Temsilciler Meclisi üyelerinden Michael Bilirakis ve Carolyn Maloney tarafından hazırlanan ve Annan planında değişiklik isteklerini içeren mektup, Rumların konumuna yakın diğer millet
vekillerinin imzasına açıldı. Mektubun bugün ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a gönderilmesi bekleniyor.

YARDIM KONFERANSI NİSAN ORTASINDA
Öte yandan Kıbrıs’ta olası birleşmede özellikle tazminat meselesinin çözümlenmesine katkı için düşünülen, Kıbrıs’a mali yardım için bir ön konferansın, Nisan ortalarında Avrupa’da ve muhtemelen Brüksel’de toplanması bekleniyor. Amerikan kaynakları, ağırlıklı olarak ABD ve AB ülkelerinin katılımının öngörüldüğü ön konferans için daveti
n bugünlerde çıkarılmasının beklendiğini söylediler.

Talat: Herşey Annan’a kalacak gibi

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat görüşme sürecinde masadan taraflardan birinin kalkmasının söz konusu olmadığını belirterek “Ancak anlaşmak kolay değil. Herşey Annan’a kalacak gibi gözüküyor. Papadopulos da biz de bunu istemiyoruz” diye konuştu.

NTV

11 Mart 2004— KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Ada’da yürütülen müzakerelerde al-ver süreci öncesinde Ankara’da son değerlendirmelerini yaptılar. Türk tarafına yansıyan bilgilere göre, Türkiye ve Yunanistan’ın da katılımıyla gerçekleşecek dörtlü görüşmeler 24 Mart’ta İsviçre’nin Lüzern kasabasında yapılacak.

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş Dışişleri Bakanlığında ilk olarak Müsteşar Uğur Ziyal ve Kıbrıs Dairesi Yetkilileri ile biraraya geldi.
Adada 13. turu tamamlanan müzakerelerde gelinen nokta ve yarın başlayacak olan al-ver sürecinde Türk tarafının izleyeceği
tutum masaya yatırıldı. Görüşmeler arasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Mehmet Ali Talat, masadan taraflardan birinin kalkmasının söz konusu olmadığını belirtti.
Ancak, anlaşmanın kolay olmadığını da dile getirdi. Talat, “Herşey Annan’a kalacak gib
i gözüküyor. Papadopulos da biz de bunu istemiyoruz” diye konuştu. Al- ver sürecinin hangi konudan başlayacağına ilişkin belgeyi De Soto’nun hazırladığını belirten Talat, kendilerinin bu konuda bilgi sahibi olmadıklarını ifade etti. Talat ve Serdar Denktaş öğleden sonra ise Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile biraraya geldi. Görüşmede 22 Mart’ta anavatanların da katılımı ile başlaması öngörülen dörtlü zirveye yönelik hazırlıklar ele alındı.
Mehmet Ali Talat Dışişleri Bakanlığı’ndan ayrılırken dörtlü zirvenin
nerede ve ne zaman yapılacağı sorusunu yanıtladı. Talat “Zürih değil de İsviçre’de Bern ile Zürih arasında. 24’ünde başlayacak. Türkiye başbakanlar düzeyinde olmasını istiyor. Biz de buna destek veriyoruz ” dedi.
Diplomatik kaynaklar Talat’ın sözünü ettiği yerin Lüzern olduğunu belirtti. Bu arada Dışişleri Bakanı Gül de dörtlü zirve ve müzakere takvimi konusunda Genel Sekreter Annan’ın bilgisi dahilinde bazı düzenlemeler yapılabileceğini belirterek “Önemli olan sürecin 1 Mayıs’ta tamamlanması” dedi.

Denktaş'a, 'sus' çağrısı

Dışişleri Bakanı Gül, müzakerelerde her şeyin canlı yayın gibi aktarılmasına karşı olduğunu söyledi

ANKARA Milliyet


Kıbrıs sorununa 1 Mayıs'a kadar çözüm bulmayı hedefleyen görüşmelerde, çetin pazarlıklara sahne olması beklenen al - ver sürecine bugün girilirken, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, son durumu değerlendirmek amacıyla dün Ankara'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüştü. Dışişleri Bakanı Gül, görüşme öncesi yaptığı açıklamada, "müzaker
elerdeki her şeyin canlı yayın gibi aktarılmasına karşı olduğunu" söyleyerek, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a mesaj verdi.
Gül'ün, "Müzakerelerin sağlıklı yürümesi için bazı şeyler kapı arkasında devam eder. Eminim ki devlet adamı sorumluluğuna sahip ol
anlar neyin söylenip neyin söylenmeyeceğine dikkat ederler. Sayın Denktaş da bunu en iyi bilen kişilerden biridir. Sorun olacağını sanmıyorum" sözleri, hafta içi her gün yapılan görüşmelerin ardından basın toplantısı düzenleyerek görüşmenin içeriğini aktaran KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'a, "sus" çağrısı olarak yorumlandı.

Göl kenarında pazarlık
Bu arada dörtlü zirvenin İsviçre'nin başkenti Bern ile Zürih kenti arasında yer alan göl kenarındaki Lüzern kasabasında yapılacağı bildirildi. Türkiye'nin önerisi Atina tarafından kabul edildiği takdirde, Dışişleri Bakanı Gül ve Yunan Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis'in katılımıyla 24 - 31 Mart tarihleri arasında yapılacak görüşmelerin son bölümüne 2 ülkenin başbakanları Recep Tayyip Erdoğan ve Kostas Karamanlis baş
kanlık edecek. KKTC'yi Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Rum Kesimi'ni de Tasos Papadopulos ve ekibi temsil edecek.

Talat: Al-ver sürecinde basına karartma olabilir

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde bugün başlayacak olan al - ver sürecinin gergin geçeceğini, ilerleme olması için basına bilgi vermeme yönünde "karartma" uygulanabileceğini açıkladı.
Talat, önceki akşam Ankara'ya gelmeden önce Geçitkale'de yaptığı açıklamada, al - ver için masaya k
onan konunun sürekli spekülasyon yapılmasının tarafları rahatsız edeceğini söyledi ve "kişisel görüşüne göre, basına karartma uygulanabileceğini" belirtti. Talat, "Herşey açık olursa ilerleme olur mu biraz kuşkuluyum. Herkes kamuoyuna oynar" diye konuştu. Talat, dün de tüm konuların BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a kalacağı izlenimini edindiklerini, ancak ne Rum lider Tasos Papadopulos'un ne de kendilerinin bunu istediklerini söyledi.

AP'den Kıbrıs raporu: Türkiye ağırlığını koysun

GÜVEN ÖZALP Brüksel

Avrupa Parlamentosu (AP) 1 Mayıs'ta AB'ye üye olacak 10 ülkenin üyeliğe hazırlık durumlarını değerlendiren bilanço niteliğindeki rapora onay verdi. AP Dışişleri Komisyonu Başkanı Elmar Brok imzalı raporun Kıbrıs'a ilişkin paragraflarında ilgili tüm taraflara çağrı yapıldı. Raporun Kıbrıs bölümünde Rum tarafına, "İyi niyetinizi gösterin" denirken, KKTC'ye de, "Ada'daki sorunu çözebilmek için müzakerelerde BM planının temel alınması gerekli" mesajı verildi, Türkiye'den de çözüm için ağırlığını koyması istendi ve "Kıbrıs'ta çözümsüzlük, Türkiye'nin AB üyelik hedefi için de ciddi sorun teşkil eder" yaklaşımı benimsendi. Raporda, Türklerin çoğunluğunun Kıbrıs'ın AB'ye girmesini istediği öne sürüldü

MILLIYET 12/03/2004

Annan, boşluk doldurmaya hazırlanıyor

SEMA EMİROĞLU New York


Kıbrıs Türk ve Rum liderleri arasında üç haftadır devam eden müzakerelerde şu ana kadar ilerleme sağlanamamasından rahatsızlık duyan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan, 24 Mart'ta Türkiye ve Yunanistan'ın da katılması öngörülen dörtlü görüşmelere bizzat katılmaya hazırlanıyor. Annan, dün New York'ta gazetecilerin konuyla ilgili sorularını yanıtlarken, müzakere masasındaki ilerlemenin yavaş olduğunu vurguladı. Ancak Türk ve Rum liderlerle üzerinde anlaşmaya vardıkları çözüm takvimine bağlı kalacaklarını belirten Annan, "Bu takvim, tarafların kendi aralarında 22 ve 23 Mart'a kadar anlaşmaya varamamaları halinde benim de sürece dahil olmamı öngörüyor. Dolayısıyla dörtlü görüşmelere katılmam kuvvetle muhtemel"dedi.
BM'deki diplom
atik kaynakları, Genel Sekreter Annan'ın, görüşmelerin 1 Mayıs'tan sonraya sarkmasını kabul etmediğini ve dörtlü görüşmede de anlaşmazlık noktalarının çözülememesi halinde, boşlukların kendisi tarafından doldurulmasına kesin gözle bakıldığını bildirdiler.
MILLIYET 12/03/2004

Başbakan Mehmet Ali Talat'tan Milliyet'e:

Referandumdan 'evet' çıkacak

Talat, normal koşullarda sandıktan hem Kuzey'de hem Güney'de 'evet' çıkmasını yakın ihtimal görüyor. Ve Ankara'da hükümet sağlam durursa, 'evet' oranının daha da yükseleceği kanısında


Hasan Cemal Kuzey Kıbrıs'ta nabız tutuyor - 3

LEFKOŞA
Başbakan Mehmet Ali Talat'la çarşamba günü öğleden sonra makamında baş başa sohbet ediyoruz. Çözüm konusunda umutlu, iyimser. 20 Nisan referandumunda yol kazası beklemediğini belirtiyor. Normal koşullarda sandıktan hem Kuzey'de hem Güney'de evet çıkmasını yakın ihtimal görüyor. Ve Ankara'da hükümet sağlam durursa, evet oranının daha da yükseleceği kanısında.
Talat'la Denktaş akla kara gibi.
Öyle bakıyorlar Annan Planı'yla yakın gele
ceğe. Başbakan Talat'ın gözü sürekli bardağın dolu tarafında. Cumhurbaşkanı Denktaş ise bardağın boş tarafıyla meşgul. Daha şimdiden hayır kampanyasını başlatmış gibi.
Ama bazen o soru işareti insanın aklına takılıyor: Talat'la Denktaş acaba iyi polis - kö
tü polis oyunu mu oynuyorlar? Bu akla kara tablosu bir müzakere taktiği olabilir mi? Bu soru belki biraz fazla şeytanın avukatlığı oluyor. Ya da bir özlemin ifadesi...

Kutuplaşma olur endişesi
Başbakan Talat'ın bir söyledikleri var, bir de söylemek istedikleri... Ya da kafasının arkasında duranlar... Önce kendisinden edindiğim bazı izlenimleri özetlemek istiyorum:
(1) Anladığım kadarıyla, gerek halen devam eden ikili görüşmelerden, gerekse Ankara ve Atina'yla birlikte başlayacak dörtlü müzakerelerden bir ş
ey çıkmayacağını görüyor. En önemli konuların 'hakem'e, yani BM Genel Sekreteri Annan'a kalacağı kanısında. Bu benim baştan beri Ankara'dan da edindiğim izlenimi doğruluyor.
(2) Yine Başbakan Talat'tan gördüğüm kadarıyla, Annan Planı Annan'ın elinde de çok
fazla değişmeyecek. Dengeyi Türk tarafı aleyhine bozacak gelişmeler de olmayacak.
(3) Peki, Denktaş ne yapar? Hayır kampanyasını resmen açar da, sandıktan da evet çıkarsa, bunun hem Denktaş hem Türk toplumu açısından hiç de iyi olmayan sonuçlar doğuracağı
nı düşünüyor Talat. Bir yandan tarihe böyle geçmenin olumsuzluğu, öte yandan barışa giden yeni bir Kıbrıs'ta Türk toplumunu kutuplaştırmanın, içinde bir yara açmanın vebali...
Denktaş bunu göze alabilir mi?
(4) Ankara'dan gelecek mesajın niteliği? Hükümett
en evet mesajı gelirse, referandumda evetler fazlasıyla ağır basar. Bu görüş Kuzey Kıbrıs'ta yaygın. Başbakan Talat'tan edindiğim izlenim de farklı olmadı. Hükümetin bugüne kadar sağlam durduğu kanısında. Durmaya devam ederse, evet çizgisi yükselir diye düşünüyor anlaşılan...
(5) Türkiye'de asker, referandum öncesi ne yapar, ses verebilir mi? Bu duyarlı konuda Başbakan Talat konuşmak istemiyor. Ama öyle anlıyorum ki, bu bakımdan da Ankara'da hükümetin sağlam durması belirleyici olacak.
İzlenimler böyle.
Tal
at'ın söylediklerine gelince...
CNN Türk'ten Barçın Yinanç ve benimle konuşmasında Denktaş'ın daha çok negatif bir çizgi izlediğini belirtti. Annan Planı'nın düzeltilmesi gereken yanlarını sayarken mal mülk konusuyla siyasal eşitliğe işaret etti.
Askerin ü
zerinde özellikle durduğu güvenlik ile toprak, yani harita, iki kesimlilik gibi çok hassas konularda tarafların anlaşamayacağını, bunların BM Genel Sekreteri Annan'a kalacağını söyledi.
Rum tarafında hayır çıkacağını gösteren kamuoyu araştırmalarını ise oy
un olarak niteledi ve "Rum bunu mahsus yapıyor; BM tarafına baskı yaptığına inanıyor" dedi.
Kıbrıs'ta oyun çok!
Çünkü bu güzelim ada belki de tarihinin en kritik dönüm noktasında. Kuzey Kıbrıs'ta belki en büyük oyun da TC kökenlileri, yani 1970'lerin ikinc
i yarısından itibaren Türkiye'den adaya getirilen Türkiyeli göçmenleri hedef alıyor. Sayıları genellikle 70 bin olarak verilen göçmenler (Başbakan Talat da 70 bin dedi) 20 Nisan referandumunda nasıl oy kullanacaklar?

Çevikel'in görüşleri
Sonucu bu belirleyecek.
Türkiyeli göçmenler ve referandum konusunu Gazimagosa milletvekili Nuri Çevikel'le konuşuyoruz. Kendisi, tarih doçenti. Fazla çözüm yanlısı olduğu için Denktaş - Eroğlu gölgesiyle üniversitedeki öğretim üyeliğinden olmuş. Kendisi de göçmen. KKTC Göç
menler Derneği Başkanlığı'nı yapıyor. Başbakan Talat'ın CTP'sinden güç birliği çerçevesinde parlamentoya girmiş.
Diyor ki:
"Göçmenler ne mi bekliyor? Eve ev verilecek mi? İşimiz olacak mı? Çözüm metninde bunların somut güvenceleri yer alacak mı? Şimdi iyi
kötü bir evimiz, bir tarlamız var. Bunlar Rum'a geri gidince, bizim garantimiz ne olacak? Türkiye'den bunların garantisini istiyoruz diyorlar. Ankara'ya da gidip anlattık hükümete bunları... Bunlar eğer muallakta kalırsa, güvencelere bağlanmazsa, referandumda işimiz güçleşir. Ayrıntılı olarak nüfusunu bilmeyen tek millet biziz. Adadaki Türk nüfusu fiilen 180 - 190 bin kadar. Bunun içinde göçmenler en çok 70 bin civarında. Hemen hepsi burada kalacak. 50 - 55 bini yeni devletin vatandaşı olacak. Geri kalanı da oturma ve çalışma iznine sahip olup yine burada kalacaklar."
Şöyle devam ediyor:
"Denktaşçılar bütün oyunlarını göçmenler, 'TC kökenliler' üzerinde oynayacaklar. Onları korkutacaklar. Annan Planı'yla çözüm halinde malınız elden gidecek, size bir şey kalm
ayacak diye... Onun için göçmenlere önceden anlatılması lazım, size şöyle ev, şöyle iş, şöyle tazminat verilecek diye. Yani kesenin ağzını açmak..."
Başbakanlık'tan çıkarken genç bir adam yolumu kesip yine referandum düğümünden söz ediyor:
"Evet mi isteniy
or? O zaman gecikilmeden açıklansın Türkiyeli göçmenlere: (1) Yeni konutların bedelleri Türk Kurucu Devleti tarafından üstlenecek. (2) Rum, evini 20 yıl boyunca kiralarsa, bunun bedelini devlet ödeyecek. (3) Çiftçilik yapanlar, mal mülklerini Rum'a geri verdikten sonra, yeni iş bulana kadar geçinecekleri parayı devlet üstlenecek. Bunlar olursa, Türkiyeli göçmenler de 'evet'e yönelir referandumda..."

Eroğlu, Denktaş gibi
Konu çok önemli.
Referandumda evet buna bağlı.
Örneğin ana muhalefet partisi bu hassas nokta üstünde zıplıyor. Geçen aralık ayındaki genel seçimlere kadar uzun yıllar Başbakanlık koltuğunda oturan Ulusal Birlik Partisi'nin lideri Derviş Eroğlu, Denktaş gibi düşünüyor. Yani Annan Planı'nın Türk'ün imha planı olduğu düşüncesinde.
Şöyle diyor:
"Mal canın yongasıdır. Türkiye'den gelenlerin elinde mal kalmayacak. 30 sene sonra malını elinden çıkaracak. Bunca yıl sonra ver tapuyu, ver anahtarı diyorsunuz. Referandum şimdiden başladı. Biz diyoruz ki, önce Türkiye çıkacak adadan. Sonra Türkler çıkacak. Sonra da Enosis olacak! Rumlarla baş başa kalırsak rekabet edemeyiz onlarla..."
UBP lideri Eroğlu'yla partisinin Lefkoşa'daki tarihi binasında sohbet ederken, dikkat ettim, itiraf sayılabilecek bir söz söyledi:
"Ucunda Avrupa Birliği olmasa, Avrupa vata
ndaşlığı olmasa, böyle bir anlaşmaya pek kimse evet edemezdi. Ama gel gör ki gençlere de, 60 - 70 yaşındaki insanlara Avrupa fikri cazip geliyor."

Felaket senaryosu
Ana muhalefet lideri Derviş Eroğlu bir de felaket senaryosu çiziyor:
"Çözüm olsa ne olacak? 1 Mayıs sonrasını düşünün. Bir kamyon evin önüne dayanmış, hadi çıkın ben geldim diye... Anahtarı ver, bana eşyanı yükle çek git diye... O zaman neler olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Otuz yıl sonra bunlar başına gelince, o insanın psikolojik durumun
u, bunun yol açabileceği olayları düşünebiliyor musunuz?"
Sonra da ekliyor Eroğlu:
"Hesaplaşma saati yaklaşıyor!"
Kıbrıs'tan dördüncü yazım yarın. Yakın Doğu Üniversitesi'nde gençlik ne düşünüyor?
HASAN CEMAL MILLIYET 12/03/2004

Denktaş'a uyarı: Canlı yayını kes!

Gül, Denktaş'ı uyardı: Konuşulanlar canlı yayındaki gibi dışarıya nakledilmez. Devlet adamları bu konuda sorumluluk sahibi olmalı. Dörtlü görüşme ise, 24 Mart'ta Lucerne'de başlayacak

12/03/2004 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - Ankara ile KKTC hüküm
eti, Kıbrıs'ta çözüm için bugün Lefkoşa'da başlayacak al-ver süreci öncesinde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a 'içerik açıklamama' çağrısı yapma kararı alırken, garantör ülkeler Türkiye ve Yunanistan'ın da katılacağı dörtlü konferansın tarihi de netleşti: 24 Mart'ta İsviçre'nin Lucerne kasabası.
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş dün Ankara'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve bakanlık yetkilileriyle al-ver süreci öncesi son durumu değerlendirdi. Görüşmelerde al-ver süreciyle b
irlikte 'basına karartmaya' geçileceği göz önüne alınarak Cumhurbaşkanı Denktaş'ın konuşulanların içeriğine dair açıklama yapmaması için uyarılmasının şart olduğunda anlaşıldı. Ankara Denktaş'ın düzenli bilgilendirme toplantılarını 'çok yararlı' diye nitelese de taktik geliştirmeyi engellediği görüşünü dile getirdi. Talat da "Al-ver sürecinde kamuoyuna bugüne dek olandan çok daha sınırlı bilgi sunmak gerek" dedi. Toplantıda Gül'ün "Resmi açıklama dışında konuşmamak, ketum olmak lazım" ifadelerini kullandığı belirtildi. Dışişleri Bakanı, ardından Filipinli meslektaşı Delia Domingo Albert'le ortak basın toplantısında da konuya değindi. Gül, Kıbrıs'ta müzakerelerin sağlıklı yürümesi için kamuoyuna 'vakti geldiğinde' bilgi verilmesinin doğru olduğunu söylerken, "Görüşmelerde canlı yayın yapılıyor gibi içeride konuşulanlar olduğu gibi dışarıya verilemez. Devlet adamları bu konuda sorumluluk sahibidir ve nerede konuşacaklarını bilir. Denktaş da biliyor" dedi.
Talat ise açıklamasında "Her şey BM Genel Sekreteri Kof
i Annan'a kalacak gibi görünüyor" derken, dörtlü konferansın daha önce öngörüldüğü gibi 22 Mart yerine 24 Mart'ta başlayıp 28 Mart'ta sona ereceğini ve iki günlük uzatma imkânı olduğunu belirtti. Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro De Soto'nun da Ankara'yı arayıp konferansın İsviçre'nin Zürih kenti yakınındaki Lucerne kasabasında olacağını ilettiği kaydedildi. Dışişleri bakanları düzeyinde yapılması planlanan görüşmelerin başbakanlar düzeyinde tamamlanması söz konusu.

Annan: Takvime bağlı kalınacak
Anca
k Annan dün New York'taki açıklamasında Kıbrıs'taki görüşmelerdeki ilerlemeyi 'hayli' ağır diye niteleyip bu takvimden ayrı konuştu. A.A'ya göre Annan, "Biz müzakere takvimine bağlı kalacağız. Taraflar 22-23 Mart'a dek uzlaşamazsa benim müdahalem gündeme gelecek" dedi. Annan, müzakerelerin İsviçre'nin Cenevre kentinde olabileceğini, bu konuda karar alınması gerektiğini söyledi.

AP'den Kıbrıs için uyarı

12/03/2004 RADIKAL

AA - STRASBOURG - Avrupa Parlamentosu (AP), Kıbrıs'la ilgili BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çözüm çabalarına tam destek verirken, tarafları uyaran raporu dün onayladı. 10 aday ülkeye dair raporlarının yanı sıra Kıbrıs'la ilgili Lüksemburglu parlamenter Jacques Poos'un hazırladığı raporda, Avrupa Komisyonu'nun müzakereleri yakından izlemesi istenirken, AB'ye üye olacak Rumlardan iyi niyet, KKTC'den de çözüm için BM Planı'nın temel alınması isteniyor. Kıbrıs Türk halkının çoğunluğunun KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın tersine, birleşik Kıbrıs'ın AB üyeliğini arzu ettiği kaydedilirken, adanın kuzeyinde haberleşme özgürlüğü ve hukuk devleti ilkesinin garanti edilmesi talep ediliyor.

'Türkiye'ye engel'
Raporun Türkiye ile ilgili bölümünde ise Kıbrıs sorununda çözümün Türkiye'nin AB üyeliği için koşul olmadığına dikkat çekilse de adada olası çözümsüzlüğün bu hedef önünde ciddi bir engel teşkil edeceği vurgulanıyor. Raporda, 'Türk yetkililerin, tanımadıkları, topraklarının bir bölümünde askerlerinin bulunduğu, gemilerine boykot uygulayarak hava sahasını kapalı tuttuğu bir üye ülkenin de yer
aldığı AB'ye girmeyi hayal etmenin zorluğunu anlamalarını umut ediyoruz' deniliyor. Raporda, Kıbrıs'ta çözüm sağlanması halinde uluslararası yardım konferansı toplanmasına öncülük edileceği, AB'nin de 300 milyon euro'dan fazla yardımda bulunup Türkçeyi resmi dil olarak kabul edeceği kaydediliyor.

Çözüm için iyi niyet

Erdal Güven

12/03/2004 RADIKAL

Kıbrıs'ta çözümün hâlâ iki anahtarı var: İyi niyet ve siyasi irade.
İçinde bulunduğumuz süreçte, yani müzakere sürecinde öncelik iyi niyette. Siyasi irade, Annan, plana son halini verip referandum sürecini başlattığında sınanacak.
Pazarlık masasında öze ilişkin konular kadar teknik konular da konuşuluyor elbette. Bunlardan biri var ki bilgi eksikliğinden ötürü geri
de bıraktığımız günlerde hayli kafa karıştırdı: Federal yasalar.
Bu yasalar yeni devletin işleyişine ilişkin. Dolayısıyla konu teknik olmakla birlikte son derece önemli.
Rum tarafı, yeni devlet kurulduğunda herhangi bir yasal boşluk kalmaması için müzake
re sürecinde tüm federal yasalara son halini verilmesini istiyor. Bu, elbette yeni devletin işleyişi için tercihe şayan bir durum. Kaldı ki söz konusu devlet, neredeyse kuruluşuyla eşzamanlı olarak AB üyesi olacağı, AB üyeliğinin getireceği yükümlülüklere ilişkin bazı yasaların da tamamlanması, hem tarafların önlerini görmeleri hem de AB'nin tatmin edilmesi için isabetli olacak.
Buna karşılık Türk tarafı, söz konusu yasaların hacmine dikkat çekerek müzakere sürecinin, son hallerinin verilmesine yetmeyeceği
görüşünde (Federal yasalar 6 bin sayfayı buluyor). Bu yüzden Türk tarafı, önemli yasalara odaklanılmasını, kalanların anlaşma ortaya çıktıktan sonra tamamlanmasını uygun buluyor.
Dolayısıyla her iki tarafın argümanının da bir mantığı var.
Bu durumda BM'
ye de orta yol bulmak kalıyor. Annan'ın önerisi, federal yasaların tümünün değil ama devletin işleyişi ve AB üyeliğine geçişin aksamaması için gerekli sayılanların referandumdan önce son haline getirilmesi yönünde.
Halihazırda teknik komiteler bu yasalar
üzerinde çalışıyor. Ancak çok fazla yol alınabildiğini söylemek mümkün değil.
Aslında bu sıkışıklığın temel nedeni bugüne kadar kaybedilen zaman. Bunun baş sorumlusu da şimdi zaman darlığından şikâyet eden Denktaş'ın ta kendisi...
Federal yasaların hacmi
ve alacağı zaman başından beri belliydi. Bu nedenle Annan, 3-4 Ekim 2002'de New York'ta yapılan zirvede Denktaş ve Klerides'ten kolları sıvamalarını istemişti. Ne de olsa Kopenhag zirvesine üç ay kadar bir süre kalmıştı. Bu talep karşısında iki lider konuyla ilgilenmek üzere teknik komiteler kurulması gerektiği üzerinde görüş birliğine varmıştı. Ne var ki Denktaş, mutabakatın gereğini yapmadı, komite kurma işini ağırdan aldı. Bizzat Annan'ın ısrarla ricada bulunmasına karşın, harekete geçmedi. Ta ki Ocak 2003'e kadar. Böylece son derece önemli üç aylık bir süre heba edildi. Tabii arada da Kopenhag zirvesi de oldu bitti...
Peki komiteler kuruldu da ne oldu? Doğru dürüst bir ilerleme sağlanamadı. Annan'ın ifadesine göre, "Türk tarafının komitesi, aldığı tali
matlardan olsa gerek gönülsüzce ve çekinceli davrandı. Sonuç olarak komiteler karşılıklı olarak oturup konuşamadı, dolayısıyla yeterli ilerleme sağlanamadı."
Kopenhag fırsatı kaçırıldığından, artık yeni hedef Kıbrıs'ın AB'ye katılım anlaşmasını imzalayacağı 16 Nisan'dı. Annan, bu takvime yetiştirilebilmesi için söz konusu federal yasaları ikiye ayırdı: Referandumdan önce yapılması gerekenler, referandumdan sonra da yapılabilecekler. 26 Şubat'ta bu kez Lefkoşa'da liderlerle bir araya geldi ve kendilerinden
bu konuda söz aldı. Gelgelelim yine Annan'ın ifadesiyle, "Ben adadan ayrılır ayrılmaz Denktaş komitenin çalışmalarını durdurdu." Ve o günden, görüşmelerin yeniden başladığı bir-iki hafta öncesine kadar kaybedilen neredeyse bir yıl daha...
Gelinen noktadak
i sıkışıklığın temel nedeni bu. Ne yazık ki iki taraf da farklı nedenlerle zamana oynadığı için rahatlama da sağlanamıyor.
Ancak BM yine de umutlu. Görüşmelere katılan bir BM yetkilisinin ifadesiyle, "Annan'ın önerisi üzerinden bir çıkış yolu bulunabilir.
Anlaşmazlık her iki tarafı da tatmin edebilecek bir biçimde aşılabilir. Yeter ki iyi niyet olsun."
Mesele de bu zaten: İyi niyet.

Kıbrıs'ta mecburen çözüm

Kıbrıs meselesi 1 Mayıs'a kadar çözülecek. Çıkarlar o kadar büyük ki ne Denktaş, ne de Papadopulos gelişmelere engel olacak güce sahip

12/03/2004 (201 defa okundu)

Makaryos Drusyotis
Geçen hafta Rauf Denktaş Kıbrıs görüşmelerini bırakarak, Ankara'ya gitti ve Kıbrıs ile Türkiye'nin AB yönelimi konusunda düzenlenen bir panele katıldı. Ankara'ya hareket etmeden önce, Türk hükümeti ile görüş ayrılıklarını açıklamayı da ihmal etmedi Denktaş; Annan Planı'na inanmadığını, plan temelinde yapılacak anlaşmanın Kıbrıslı Türklerin mahvına yol açacağını, Türkiye'nin Kıbrıs'taki imtiyazlarına son vereceğini söyled
i.
Panel organizatörleri, Denktaş için aşırı milliyetçilerin ve Bozkurtların katıldıkları bir karşılama töreni düzenledi. Bu gruplar, yüzlerce arabadan oluşan bir konvoyla Denktaş'a havaalanından oteline kadar eşlik etti.
Toplantının yapıldığı salonda Tü
rkiye'nin Kıbrıs politikasının tüm eski şahinleri vardı; Ecevit, Demirel, Öymen. Aslında, kimlerin katılmadığı daha önemli. AKP'nin hiçbir yetkilisi panele katılmadığı gibi, askerler de yoktu.
Türkiye'de iktidar savaşı var. Bir yandan başbakan ve hükümet
Türkiye'nin AB üyesi olması hedefiyle ülkenin çağdaşlaşması yolunda çaba sarf ediyor. Diğer yandan, Türkiye'de geleneksel politikayı savunanlar, var olan dengelerin korunmasını istiyor. Kıbrıs meselesinin rekabet halindeki iki taraf arasında güç sınavına dönüştüğü görülürken Denktaş, Erdoğan'ın çağdaşlaşma politikasına karşı tepki gösteren kişi olarak ortaya çıkıyor.

Denktaş sınadı
Denktaş'ın Ankara'da gövde gösterisinde bulunmasının amacı rekabet durumunda olan iki tarafın gücünü ölçmekti. Denktaş'ın Kıbrıs'a 'sıkılmış' bir durumda dönmesi dikkate alınırsa, bu son rekabette Erdoğan'ın galip geldiği yolunda değerlendirme yapılabilir.
Erdoğan, reformları uygulama yolunda sarf ettiği çabalarla ABD'nin desteğini almış, AB'nin de dayanışmasını sağlamış bulunu
yor. Süper güç, yarım asır boyunca Türkiye'yi bölgenin jandarması olarak kullandıktan sonra, Türkiye'nin serbest ekonomi ve demokratik ilkeler uygulayan Batılı bir devlete dönüşmesini istiyor. Ancak, bu kolay değil. Buna rağmen, bu yönde çabalar sürüyor ve Kıbrıs meselesinin akıbeti de bu çabaları etkileyecek.
Türkiye'de uygulanan reformlar ve Kıbrıs sorununun çözülmesi yolunda sarf edilen çabalar, ABD'nin Orta Asya'da geniş çapta uygulamak istediği jeopolitik planların bir parçasını oluşturuyor. Bu plan g
erçekleşirse, Fas'tan Çin'e kadar olan bölgede tüm siyasi harita değişecek. ABD'nin bu planı, 28 Ocak'ta, Beyaz Saray'da, Erdoğan'a sunuldu. Yabancı basın tarafından gün ışığına çıkan bilgilere göre, söz konusu plan bölgenin şimdiye kadar olduğu gibi sadece silahlarla değil, demoktatik işlemlerle de kontrol altına alınmasını öngörüyor. Plan özellikle Türkiye, Irak, Suriye, Azerbaycan ve Gürcistan'dan bahsetmesine rağmen, gerçekte, Fas'tan başlayan, Mısır, Endonezya ve Kafkaslar'ı da içine alarak Çin'e kadar uzanan geniş bir coğrafi bölgeyi kapsıyor.
Hükümet yanlısı Yeni Şafak gazetesine göre, Erdoğan'a üç boyutlu plan hakkında bilgi verildi. Boyutlar:
1 - Demokrasi: Demokrasinin yayılması için çaba harcanacak ve demokrasi ilkelerinin uyugulandığı ülkelerde
liderler seçimlerle halk tarafından seçilecek.
2 - Serbest piyasa: Serbest piyasa ekonomisinin güçlenmesi ve kalkınması yolunda çaba harcanacak, devlet kontrolü altında bulunan kurumlar özelleştirilecek.
3 - Terörle mücadele: Radikal İslamcı grupların ö
rgütlenmesi engellenecek, faaliyetlerinin önüne geçilecek.
Türkiye'nin, planın 'omurgasını' oluşturması bekleniyor; çünkü, laik demoktratik sistemi başarıyla uygulamış tek Müslüman ülke Türkiye ve bu
modeli şimdi Türkiye ihraç edecek.
ABD Savunma Bakan
Yardımcısı Paul Wolfowitz, tanınmış Türk gazeteci Mehmet Ali Birand'a ABD'nin Türkiye ile ilişkilerini şöyle anlattı: "Stratejik ittifakımız değişti. Durum geçmişteki gibi değildir. Geçmişte ilişkilerimiz askeri temele dayanıyordu. Sadece askeri konulardan bahsediyorduk. Bu dönem artık kapandı. Askeri alanda işbirliği devam ediyor, ancak, artık stratejik işbirliğimiz askeri temele değil, demokrasiye, siyasete dayanıyor."
Aslında ABD, Ortadoğu projesinde Türkiye'ye en önemli stratejik müttefiki statüsünü ve
rmiş oluyor. Türk liderliğinin böyle bir role kayıtsız kalması ve Kıbrıs politikasını -ki kaybedilmiş bir dava olacağa benziyor- savunmaya devam etmesi zor.
Tabii ki çoğu yorumcular Amerikan planlarının ne derece uygulanabileceği konusunda kaygılarını ifa
de ediyor; zira İslam ülkelerinin demokratik ilke ve değerlere uyum sağlamalarının çok zor olduğunu biliyorlar. Irak'ta savaşın ardından kaydedilen gelişmeler buna iyi bir örnek. Bu arada, Irak'ta ABD'nin edindiği kötü deneyimler, reformlar ve demokratik süreç konusunda Amerika'nın Türkiye'yi İslam ülkelerine örnek göstermesine yol açtı. ABD komşu İslam ülkelerine Türkiye modelini ihraç etmeye çalışacak.

Kıbrıs anahtar
Erdoğan'ın iktidara gelmesi bu açıdan olumlu bir gelişme sayıldı; çünkü bu yönde sarf edilecek çabaların başını çekecek liderde var olması gereken vasıflara sahip. Karizmatik bir karakteri var, ılımlı İslamcı, halk tarafından beğeniliyor (son ankete göre halkın yüzde 50'den fazlası Erdoğan'ı beğeniyor). Ayrıca, Erdoğan'ın askeri kesimce sert
ya da kadife bir darbeyle iktidardan uzaklaştırılma tehlikesi olmadığından, uzun yıllar ülkeyi siyasi açıdan yönetme olanağına sahip görülüyor. Dolayısıyla, ABD'nin Ortadoğu projesinin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği büyük ölçüde Türkiye'nin demokratikleşmesi ve AB üyesi olması yolunda sarf
ettiği çabaların başarıyla sonuçlanıp sonuçlanmayacağına bağlı ve Türkiye'nin AB yöneliminde Kıbrıs sorunu çözümlenmeden ilerleme kaydedilemez.
Bu uluslararası konjonktüre baktığımızda, Kıbrıs sorununun çözülmesine nede
n ABD ile AB'nin bu kadar büyük önem verdikleri, Türkiye'nin Kıbrıs politikasında neden çark ettiği daha iyi anlaşılıyor.
Ay sonuna kadar gelişmeler aynı hızla kaydedilirse, Kıbrıs meselesi
1 Mayıs'a kadar çözüme bağlanacak. Çıkarlar o kadar büyük ki, ne
Denktaş, ne de Papadopulos gelişmelere engel olacak güce sahip. (Yunan gazetesi Elefterotipia, 10 Mart 2004)

RADIKAL 12/03/2003

Al-ver süreci bugün başlıyor

12/03/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, Lefkoşa'da bugün başlayacak 'al-ver' süreci öncesi yeni Yunan hükümetiyle görüştü. Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis ile 1.5 saat bir araya gelen De Soto, Kıbrıs'ta Türk ve Rum taraflarının karşılıklı suçlamaları ya da Rumların referandumda 'Hayır' diyeceğine işaret eden anketlere aldırmadan, "Biz yoğun çalışıyor ve adeta at gözlüğü takıp ilerliyoruz" dedi. De Soto Yeni Demokrasi (ND) hükümetinden 'PASOK hükümetinin politikasını devam ettireceğiz' garantisini de alarak Atina'dan memnun ayrıldı.
De Soto, gerek garantör ülkelerin katılımıyla 22 Mart'ta başlayacak dörtlü toplantının düzeyi, gerekse anlaşmanın referanduma sunulması öncesi TBMM ve Yunan parlamentosunda onayı konularında yorum yapmadı ve "Annan'ın
B planı yoktur. Müzakereler
in uzatılması da zaten geç kaldığımız için mümkün değil. Taraflar yükümlülük altına girmişti" diye konuştu. Perulu diplomat böylece Atina'nın dörtlü görüşmelerin birkaç günlüğüne ertelenmesi niyetine sıcak bakmadığını ortaya koydu.
Yunan Dışişleri Bakanı
Moliviatis ise dün ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'a telefon ederek Annan Planı'nda öngörülen güvenlik konuları için Türk-Yunan görüşmelerinin önümüzdeki hafta başlayacağını iletti.

Gül'ün çağrısı: Kıbrıs'ta takvim aksamasın

Kıbrıs'ta bugün başlayacak olan ‘al-ver’ sürecinden önce Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, seçimlerden yeni çıkan Atina'ya ‘‘Takvimi aksatmayın’’ çağrısında bulundu.

Gül, kritik müzakereleri basına sızdıran Rum yönetimine de ‘‘Devlet adamı sorumluluğuna sahip olanlar bunu yapmaz’’ mesajı gönderdi.


DIŞİŞLERİ Bakanı
Abdullah Gül, Kıbrıs'ta bugün başlayacak ‘‘al-ver süreci’’ öncesi yaptığı açıklamada Yunanistan'ın yeni başbakanı Kostas Karamanlis'e ‘‘takvime uy’’ mesajı gönderdi. Ankara'ya resmi ziyarette bulunan Filipinler Dışişleri Bakanı Delia Domingo Albert'le ortak basın toplantısı düzenleyen Gül, Yunanistan'da yeni hükümet kurulmasının Kıbrıs'ta takvimin aksamasına neden olmayacağını düşündüğünü söyledi. Gül bu sözleriyle yeni Yunan Hükümeti'nden takvime uymasını beklediğini net bir şekilde ortaya koydu.

HABER KARARTMASI

Gül aynı zamanda ‘‘Al-ver’’ süreciyle ilgili ‘‘haber karartması yapılacağı’’nın ilk sinyallerini de verdi. İçeride konuşulan her şeyin dışarıya verilmesinin müzakerelerin sağlıklı yürümesi açısından iyi olmayabileceğini söyleyen Gül, ‘‘Tüm devlet adamı sorumluluğuna sahip olanlar buna dikkat ederler’’ dedi. Bakan Gül, Kıbrıs'ta ‘‘al-ver sürecinden’’ neler beklenmesi gerektiğine ilişkin bir soru üzerine şunları söyledi:

‘‘Müzakereler devam ediyor. Bunlar açık yüreklilikle samimi, netice almaya yönelik şekilde yapılmalı. İrade ortaya konur, açık yüreklilikle müzakere yapılır, netice olup olmayacağı ayrı bir konudur. Şimdi biz böyle bir sürecin içindeyiz.’’ Gül ayrıca, dörtlü görüşmelerin hangi düzeyde ve nerede yapılacağı konularının ise henüz netlik kazanmadığını kaydetti.

ANNAN'A KALMASIN

Ankara dün Kıbrıs konusunda yoğun görüşmelere sahne oldu. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve yardımcısı Serdar Denktaş, müzakerelerde gelinen noktayı Dışişleri ile değerlendirdi. Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal ve Kıbrıs Dairesi yetkilileri ile uzun bir toplantı yapan Talat ve Denktaş, Gül ile de görüştü.

Dörtlü müzakerelerin takvime uygun ilerlemesi gerektiğini ifade eden
Talat, tüm konuların BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a kalacağı izlenimini edindiklerini, ancak ne Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un ne de kendilerinin bunu istediklerini söyledi.

Serdar Denktaş da ‘‘al-ver sürecinin’’ hangi konulardan başlayacağının sorulması üzerine, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun bu konuya ilişkin hazırlıklarını yaptığını, ancak söz konusu çalışmaların henüz kendilerine verilmediğini belirtti.

HURRIYET 12/03/2004

Annan: Takvime bağlı kalacağız

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, “Kıbrıs konusundaki müzakere takvimine bağlı kalacaklarını” söyledi.

Annan, gazetecilere yaptığı açıklamada, “müzakerelerin son aşamasının Lefkoşe yerine İsviçre’nin Cenevre kentinde yapılabileceğini, ancak bu konuda bir karar alınmasının gerektiğini” kaydetti.

BM Genel Sekreteri şöyle konuştu:

“İlerleme hayli yavaş. Biz, daha önce üzerinde anlaşmaya varılmış olan müzakere takvimine bağlı kalacağız. Buna göre, taraflar 22-23 Mart’a kadar bir uzlaşıya varamadıkları takdirde benim müdahalem gündeme gelecek.”

Annan planı gereğince, Kıbrıs’ta taraflar arasında söz konusu tarihe kadar anlaşmaya varılamadığı takdirde Türkiye ve Yunanistan da müzakerelere katılarak bir uzlaşı sağlanmasına çalışacaklar. Bu aşamada da tam anlaşma olmazsa, Genel Sekreter Annan “boşlukları bizzat dolduracak” ve ortaya çıkacak olan nihai çözüm 20 Nisan’da KKTC ve güney Kıbrıs’ta ayrı ayrı referanduma sunulacak.

DE SOTO

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, “tüm tarafların New York’ta Annan planı temelinde belirlenen Kıbrıs’ta çözüme ilişkin takvimin bağlayıcı olduğunu kabul etmiş olduklarını” söyledi.

Kıbrıs’ın ardından Atina’yı ziyaret eden De Soto, Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ile bir araya geldi.

Görüşmeden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Molivyatis’e BM gözetimindeki müzakere sürecine ilişkin bilgi verdiğini ve bundan sonraki aşamaları ele aldıklarını belirten De Soto, Molivyatis ile Kıbrıs’ta bir sonuç alınabilmesi için yoğun çalışmaların devamı gereği üzerinde hemfikir olduklarını vurguladı.

Gazetecilerin görüşmelerde sonuç alınamaması halinde süre uzatımına gidilip gidilmeyeceğine ve alternatif bir plan bulunup bulunmadığına ilişkin sorularını da yanıtlayan De Soto, “Uzatılacağını sanmıyorum. Zaten zaman dar ve gündem çok yoğun. Tüm taraflar New York’ta Annan planı temelinde belirlenen takvimin bağlayıcı olduğunu kabul ettiler. Sağa sola bakmadan devam ediyoruz, ortada bir B planı yok” dedi.

De Soto, Türkiye ile Yunanistan’ın Kıbrıs müzakerelerine hangi düzeyde katılacaklarının belirlenmesine ilişkin çalışmaların sürdüğünü ve varılacak anlaşmanın Türk ve Yunan parlamentolarında referandumdan önce onaylanıp onaylanmayacağı konusundaki görüşmelerin de devam ettiğini kaydetti.

MOLİVYATİS’İN AÇIKLAMASI-

Molivyatis ise De Soto ile yararlı bir görüşme yaptıklarını kaydederek, Atina’nın, Kıbrıs’ta BM kararları çerçevesinde, AB müktesebatına uygun ve tüm Kıbrıslıların AB üyeliğinden faydalanmalarını sağlayacak bir çözüm arzu ettiğine dair güvence verdiğini söyledi.

Türkiye ile Yunanistan arasında Kıbrıs’ta güvenlik konulu görüşmelerin, ilgili birimlerin yetkililerinin katılımıyla önümüzdeki hafta yapılacağını açıklayan Molivyatis, Kıbrıs müzakerelerinin 4’lü olarak yapılacak bölümüne ise tarafların hangi düzeyde katılacağının henüz belirlenmediğini kaydetti.

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’in Dün kendisini telefonla arayarak tebrik ettiğini de açıklayan Molivyatis, Powell ile görüşmelerinde Kıbrıs ve olimpiyatlar konularını ele aldıklarını belirtti.

Molivyatis, Madrid’deki saldırılardan sonra İspanya Dışişleri Bakanı Ana Palacio’yu arayarak derin üzüntülerini ilettiğini de söyledi

HALKIN SESI 12/02/2004

AB uyum çalışmaları sürüyor

Kıbrıs müzakere süreci çerçevesinde kısa sürede hem çözüme, hem de çözümle birlikte Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanmaya çalışan KKTC, tüm birimleriyle yoğun tempoda çalışıyor.

Müzakere sürecine koşut olarak KKTC’yi Avrupa Birliği’ne hazırlama çalışmaları çerçevesinde, AB yetkilileri ile ikili ve Rumlar ile BM yetkililerinin katılımıyla çok taraflı görüşmeler aralıksız sürüyor. Bu çerçevede dün yapılan görüşmelerde Kıbrıslı Türkler açısından büyük önem taşıyan çevre konusu ele alındı.

AB Uyum Koordinatörü Erhan Erçin’in verdiği bilgiye göre 3 Mart’tan beri devam eden AB uyum çalışmaları çerçevesinde bugüne kadar “bölgesel politikalar”, “iç pazar”, “bütçe”, “KOBİ’ler”, “sanayi politikası” ve “çevre” konuları ele alındı.

AB uyum çalışmaları bugünden itibaren ise istatistik, tarım, adalet ve içişleri, sağlık ve tüketicinin korunması, balıkçılık, enerji ve ulaştırma, vergilendirme, çalışma ve sosyal güvenlik ile enformasyon başlıkları altında devam edecek.

Avrupa Birliği ile müzakereler, Büyükelçi Peker Turgud başkanlığında AB Uyum Koordinatörü Erhan Erçin, CTP Milletvekili Özdil Nami ile diğer yetkililerden oluşan heyet tarafından sürdürülüyor.

AB uyum çalışmaları çerçevesinde Kıbrıs Türk tarafının tüm sektörleri, mevzuatı ve ekonomisiyle AB mevzuatı ile uyumlu hale getirilmesi hedefleniyor. Rum tarafının 7 yılda tamamladığı AB uyum çalışmalarını aylarla sınırlı kısa bir sürede tamamlamaya çalışan KKTC, bu amaçla ilgili birimleri eğitim çalışmalarını da sürdürüyor.

EĞİTİM SEMİNERLERİ

Başbakanlık bünyesinde faaliyet gösteren AB Koordinasyon Merkezi, ilgili kamu personelini eğitmek amacıyla geçtiğimiz günlerde bir seminer düzenlemişti. İngiliz Yüksek Komiserliği ile işbirliği halinde 3-5 Mart tarihleri arasında düzenlenen 3 günlük seminere 160 kamu görevlisi katılmıştı.

AB Koordinasyon Merkezi, bu çerçevede önümüzdeki günlerde yeni bir seminer dizisi için çalışmalarını sürdürüyor.

TEKNİK KOMİTELER

Bu arada, müzakere süreciyle birlikte çalışmaya başlayan teknik komiteler de çalışmalarını sürdürüyor.

Yeni devletin alt yapısını hazırlamak ve Kıbrıs Türk kurucu devleti mevzuatı, ekonomisi ve tüm sektörleriyle yeni oluşuma uyumlu hale getirmek amacıyla çalışmalarını sürdüren teknik komiteler, zaman zaman Rumlarla ortak toplantılar yapıyor, geri kalan zamanda da kendi iç çalışmalarını sürdürüyor.

Teknik komiteler bugün denizcilik, dış ilişkiler-federal yasalar, telif hakları olmak üzere 3 ayrı spesifik konuda BM gözetiminde ortak toplantı yaptılar.

Komitelerin çalışmaları için ayrılan eski Ticaret Bankası binasında faaliyet gösteren Türk teknik komitelerinde, 30’u idari personel olmak üzere yaklaşık 130 kişi görev yapıyor. Müzakere sürecine katkı amacıyla KKTC’de bulunan Türkiye Dışişleri Bakanlığı İkili Siyasi İşler Müdürü Ertuğrul Apakan başkanlığındaki TC heyeti de aynı binada çalışmalarını sürdürüyor.

Cumhurbaşkanı Denktaş başkanlığındaki müzakere heyetinde yer alan, aynı zamanda teknik komitelerin genel koordinatörlüğünü yapan Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun’un teknik komitelerin çalışmalarıyla ilgili bilgi vermek amacıyla yarın bir basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor.

HALKIN SESI 12/02/2004

Dörtlü görüşmeler 24 Mart’ta başlayacak”

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye ile Yunanistan’ın da katılımıyla yapılacak dörtlü görüşmelerin 24 Mart’ta İsviçre’nin Zürih ve Bern kentleri arasındaki küçük bir yerde başlayacağını söyledi.

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile görüşmesinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, bir soru üzerine, adadaki müzakerelerin 22 Mart’ta biteceğini, 24 Mart’ta da dörtlü müzakerelerin başlayacağını bildirdi.

Dörtlü müzakereler için Türkiye’nin en üst düzeydeki katılım isteğini kendilerinin de desteklediğini belirten Talat, başbakanlık düzeyinde katılım istediklerini kaydetti.

Bu arada, edinilen bilgiye göre, dörtlü müzakereler İsviçre’deki Lüzern kasabasında yapılacak.

“Çok ciddi çalışma dönemi”

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs müzakerelerinde Türkiye ve Yunanistan’ın da katılacağı toplantıya hazırlık için “çok ciddi ve yoğun” bir çalışma döneminin kendilerini beklediğini söyledi.

Talat, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile gittiği Ankara’da TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile görüşmesinin ardından, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Mehmet Ali Talat, bugünden itibaren “al-ver süreci”nin, yani yeni bir safhanın başladığını belirterek, bu yeni safhada değerlendirme yapma ihtiyacı duyduklarından ötürü Ankara’ya geldiklerini söyledi.

Talat, şöyle konuştu:

“Gördüğünüz gibi gün boyu çalıştık. Kıbrıs’ta çalışmaya devam edeceğiz. Gerek duyarsak yeniden bir araya gelmek söz konusu olabilecek. Önümüzde Türkiye ve Yunanistan’ın katılacağı toplantıya hazırlık bakımından ciddi ve yoğun bir çalışma dönemi bizi bekliyor.

Süreçte birçok hususu değerlendirdiklerini kaydeden Talat, dörtlü müzakerelerin nerede yapılacağına ilişkin bir soru üzerine, Ada’daki müzakerelerin 22 Mart’ta biteceğini hatırlatarak, dörtlü görüşmelerin Zürih ile Bern arasındaki küçük bir yerde 24 Mart’ta başlayacağını belirtti.

Talat, bir başka soru üzerine, dörtlü müzakerelere katılım düzeyinin henüz belli olmadığını, ancak Türkiye’nin en üst düzey katılım olması yönündeki isteğini kendilerinin de desteklediğini, başbakanlar düzeyinde katılım olmasını talep ettiklerini sözlerine ekledi.

Talat, TC Dışişleri Bakanlığı’nda...

Başbakan Mehmet Ali Talat ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Ankara’daki temaslarına sabah saatlerinde TC Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal ile Kıbrıs Dairesi yetkilileriyle bir araya gelerek başladı

YENIDUZEN 12/03/2004

Çetin pazarlık başlıyor!

Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde çözüm bulmak amacıyla başkent Lefkoşa’da 19 Şubat’ta başlayan müzakerelerde, taraflar arasında çetin pazarlıklara sahne olması beklenen yeni bir safhaya giriliyor.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos başkanlığındaki Kıbrıs Türk ve Rum görüşmeci heyetleri arasında BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto gözetiminde bugün başlayacak olan al-ver sürecinde, taraflar bütün kartlarını masaya açarak, büyük bir pazarlığa başlayacak.

Çetin ve kritik olarak nitelendirilen bu süreçle ilgili olarak dün bazı değerlendirmelerde bulunan Başbakan Talat, “Herhalde bu dönem en kritik dönem olacak, en zor, en gergin dönem olacak. Sanırım bizleri bir al-veri mümkün kılabilecek, karartmanın da yapılacağı yoğun bir çalışma dönemi bekliyor” demişti.

Al-Ver sürecinin yöntemi henüz belli değil

Al-ver sürecinde izlenecek yöntem ise henüz belli değil. Yöntemin ne olacağının, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’nun taraflarla yapacağı danışmalar sonucunda en geç bugüne kadar saptanması bekleniyor.

Bu arada taraflar al-ver süreciyle ilgili çalışmalarını, müzakerelere bir gün ara verilmesinden de faydalanarak, kendi aralarında yoğun şekilde sürdürüyorlar.

YENIDUZEN 12/03/2004

“Müzakerelerin son safhası Cenevre’de yapılabilir"

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, “Kıbrıs konusundaki müzakere takvimine bağlı kalacaklarını” söyledi.

Annan, gazetecilere yaptığı açıklamada, “müzakerelerin son aşamasının Lefkoşe yerine İsviçre’nin Cenevre kentinde yapılabileceğini, ancak bu konuda bir karar alınmasının gerektiğini” kaydetti.

BM Genel Sekreteri şöyle konuştu:“İlerleme hayli yavaş. Biz, daha önce üzerinde anlaşmaya varılmış olan müzakere takvimine bağlı kalacağız. Buna göre, taraflar 22-23 Mart’a kadar bir uzlaşıya varamadıkları takdirde benim müdahalem gündeme gelecek.”Annan planı gereğince, Kıbrıs’ta taraflar arasında söz konusu tarihe kadar anlaşmaya varılamadığı takdirde Türkiye ve Yunanistan da müzakerelere katılarak bir uzlaşı sağlanmasına çalışacaklar. Bu aşamada da tam anlaşma olmazsa, Genel Sekreter Annan “boşlukları bizzat dolduracak” ve ortaya çıkacak olan nihai çözüm 20 Nisan’da KKTC ve güney Kıbrıs’ta ayrı ayrı referanduma sunulacak. (AA

YENIDUZEN 12/03/2004

Pazarlık başlıyor

Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde çözüm bulmak amacıyla başkent Lefkoşa'da 19 Şubat'ta başlayan müzakerelerde en çetin pazarlıklara sahne olacak kritik süreç bugün başlıyor.

Taraflar bugün "al-ver" sürecini başlatmak için masaya oturuyor. Yani Türk ve Rum tarafları bugün görüşme masasında tüm kartlarını açarak çetin pazarlığı başlatacak. Bir başka deyişle, taraflar bugün karşılıklı olarak bir şeyler verip bir şeyler alabilmenin egzersizini yapmak amacıyla müzakere masasında olacak.

Ancak "al-ver" sürecinin yöntemi henüz açıklanmadı. Yöntemin ne olacağı bugün anlaşılacak. Çünkü BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun, "al-ver" yöntemini, taraflarla yaptığı danışmalar sonucunda bugün görüşme masasında açıklaması bekleniyor.

Görüşmelerin en kritik aşaması olarak değerlendirilen ve bugün başlayacak al-ver sürecinde basına karartma uygulanması da bekleniyor. Başbakan Talat, "Bir al-veri mümkün kılabilecek gerekli karartmanın yapılacağı bir çalışma dönemi sanıyorum bizleri bekliyor" derken, Dışişleri Bakanı Denktaş da tarafların elinin zayıflamaması için bu yönteme başvurulacağını bildirmişti.

Bu arada müzakerelere verilen bir günlük ara nedeniyle Ankara'ya giden Başbakan Mehmet Ali Talat ile Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye hükümeti ile istişarelerde bulunurken, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto da Atina'ya gitti. De Soto, işbaşına gelen Kostas Karamanlis hükümetiyle müzakerelerde gelinen son noktaya ilişkin siyasi danışmalarda bulundu.

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ise Kıbrıs konusundaki açıklamalarını dün de sürdürdü. Gül, Yunanistan'da seçimlerin yapılmasının ve yeni hükümetin kurulmasının Kıbrıs'ta takvimin aksamasına neden olmayacağı düşüncesinde olduğunu söyledi.

Gül, Kıbrıs'ta "al-ver "sürecinden neler beklenmesi gerektiğine ilişkin bir soru üzerine de, "Müzakereler devam ediyor. Bunlar açık yüreklilikle samimi, netice almaya yönelik şekilde yapılmalı. İrade ortaya konur, açık yüreklilikle müzakere yapılır, netice olup olmayacağı ayrı bir konudur. Şimdi biz böyle bir sürecin içindeyiz" dedi.

Gül basına karartma uygulanacağı yönünde bilgiler verirken, Cumhurbaşkanı Denktaş'a da buna uyması konusunda mesaj göndermeden edemedi. Gül, içeride konuşulan her şeyin dışarıya verilmesinin müzakerelerin sağlıklı yürümesi açısından iyi olmayabileceğini kaydetti. "Tüm devlet adamı sorumluluğuna sahip olanlar buna dikkat ederler" diyen Gül, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da bunu en iyi bilen kişilerden biri olduğunu belirterek, bir sorun olacağını sanmadığını ifade etti.

Ankara'da son değerlendirmeler

Öte yandan taraflar "al-ver" süreciyle ilgili çalışmalarını, müzakerelere bir gün ara verilmesinden de faydalanarak, kendi aralarında yoğun şekilde sürdürdü.

Başbakan Mehmet Ali Talat'la Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, bu çerçevede dün Ankara'da Türkiye hükümeti ile istişarelerde bulundu. Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nda gerçekleştirilen ve gün boyunca süren TC-KKTC heyetleri arasındaki görüşmelerde, "al-ver" sürecinde izlenecek politikanın bütün detayları masaya yatırıldı.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Ankara'ya gidişi öncesinde yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik sürdürülen müzakerelerde yeni bir safha olarak bugün başlayacak olan "al-ver" sürecine karartma uygulanması gerektiği görüşünde olduğunu söylemişti.

Kıbrıs müzakerelerinde al-ver süreciyle farklı ve önemli bir aşamaya gelindiğine işaret eden Talat, "Cuma günü bir al-ver süreci başlayacak. Bir al-veri mümkün kılabilecek gerekli karartmanın da yapılacağı bir çalışma dönemi sanıyorum bizleri bekliyor" şeklinde konuşmuştu.

Bu yeni süreçte, tarafların ellerini açacağını, bütün kartlarını masaya koyacağını söyleyen Talat, tarafların adım atması isteniyorsa masada pazarlığı yapılacak konuların spekülasyona mahal bırakmayacak şekilde çok fazla yayılmaması, süreç tamamlanmadan kamuoyuna açıklanmaması gerektiğini belirtmişti.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da yaptığı açıklamada, 19 Şubat'ta başlayan Kıbrıs müzakerelerinin bugüne kadarki bölümünde tarafların bütün taleplerini bütün açıklığıyla yazılı olarak masaya koyduğunu ve kendi halklarını da bu konuda devamlı surette bilgilendirdiğini söylemişti.

Ancak bugün başlayacak "al-ver" sürecinde, tarafların hangi konularda geri adım atacağı, nerelerde ileri adım atacağına ilişkin pazarlıkların hiçbir tarafın elinin zayıflatılmaması amacıyla kamuoyuna kapalı olacağını söyleyen Serdar Denktaş, "Bu sürecin, karşı tarafı rahatsız etmemek için, onların tekliflerinden de bizim rahatsız olmamamız için daha kapalı geçmesi daha doğal olur" demişti.

De Soto'nun Atina ziyareti

BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto da, dün Atina'ya giderek, Yunanistan'da geçen pazar günü yapılan genel seçimler sonrasında oluşan Kostas Karamanlis hükümetiyle müzakerelerde gelinen son noktaya ilişkin siyasi danışmalarda bulundu.

Yunan hükümetiyle, bugün başlayacak olan al-ver süreci konusunda ayrıntılı görüş alışverişinde bulunan De Soto'nun, bu ayın son haftasında anavatanlar Türkiye ile Yunanistan'ın da katılımıyla "Kıbrıs müzakerelerinin en önemli ve can alıcı safhası" olarak nitelendirilen dörtlü konferans konusunu da gündeme getirmesi bekleniyordu.

KKTC, Güney Kıbrıs ve anavatanlar Türkiye ile Yunanistan'ın katılacağı ve dörtlü konferansın, müzakerelerin aksine Lefkoşa'da yapılmayacağı daha önce açıklanmıştı.

Dün Rum basınında yer alan haberlerde "45 yıl sonra Zürih'e dönüş" başlıklarıyla dörtlü konferansın "Zürih yakınlarında" yapılacağı savunulmuştu.

Papadopulos bugün Atina'ya gidecek

Öte yandan Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Yunan hükümetiyle üst düzeyde görüşmelerde bulunmak için bugün Atina'ya gidecek. Rum kaynaklı haberlere göre Papadopulos, pazar günü Yunanistan Başbakanı ve Kültür Bakanı Kostas Karamanlis ile bir araya gelerek, müzakerelerde gelinen son aşamayı ele alacak ve "al-ver" sürecinde izlenecek stratejiyi görüşecek.

Gül: Kıbrıs'ta takvimin

aksayacağını zannetmiyorum

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Yunanistan'da seçimlerin yapılmasının ve yeni hükümetin kurulmasının Kıbrıs'ta takvimin aksamasına neden olmayacağını düşündüğünü söyledi.

Gül, resmi ziyaret için Ankara'da bulunan Filipinler Dışişleri Bakanı Delia Domingo Albert ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Kıbrıs konusuna ilişkin soruları da yanıtladı.

Bakan Gül, Yunanistan'da Kostas Karamanlis'in başkanlığındaki Yeni Demokrasi Partisi'nin seçimlerden önce de ana muhalefet partisi görevini yürüttüğünü hatırlatarak, Karamanlis ve ekibinin konulara hakim olduğunu, bu nedenle de takvimin aksayacağını zannetmediğini söyledi.

Başbakan Mehmet Ali Talat ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın ziyaretlerine ilişkin bir soru üzerine Gül, Kıbrıs'ta ilerleyen süreç içinde sık sık bir araya gelip görüş alışverişinde bulunmanın doğal olduğunu belirtti.

"Denktaş ve Talat da bu çerçeve içinde buradalar" diyen Gül, yakın görüş alışverişi içinde olduklarını kaydetti. Kıbrıs'ta "al-ver" sürecinden neler beklenmesi gerektiğine ilişkin bir soru üzerine Gül, şunları kaydetti:

"Müzakereler devam ediyor. Bunlar açık yüreklilikle samimi, netice almaya yönelik şekilde yapılmalı. İrade ortaya konur, açık yüreklilikle müzakere yapılır, netice olup olmayacağı ayrı bir konudur. Şimdi biz böyle bir sürecin içindeyiz."

Gül, Kıbrıs sürecinde bundan sonraki aşamalarda basına daha az bilgi verilmesi yönünde bir karar alınıp alınmadığının sorulması üzerine, içeride konuşulan her şeyin dışarıya verilmesinin müzakerelerin sağlıklı yürümesi açısından iyi olmayabileceğini söyledi.

"Tüm devlet adamı sorumluluğuna sahip olanlar buna dikkat ederler" diyen Gül, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da bunu en iyi bilen kişilerden biri olduğunu belirterek, bir sorun olacağını sanmadığını söyledi.

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, dörtlü görüşmelerin hangi düzeyde ve nerede yapılacağı konularınınsa henüz netlik kazanmadığını kaydetti.

KIBRIS 12/03/2004

Dörtlü görüşmeler, 24 Mart'ta İsviçre'de başlıyor

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye ile Yunanistan'ın da katılımıyla yapılacak dörtlü görüşmelerin 24 Mart'ta İsviçre'nin Zürih ve Bern kentleri arasındaki Lüzern kasabasında başlayacağını söyledi.

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile görüşmesinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, bir soru üzerine, adadaki müzakerelerin 22 Mart'ta biteceğini, 24 Mart'ta da dörtlü müzakerelerin başlayacağını bildirdi.

Dörtlü müzakereler için Türkiye'nin en üst düzeydeki katılım isteğini kendilerinin de desteklediğini belirten Talat, başbakanlık düzeyinde katılım istediklerini kaydetti.

"Bizi, çok ciddi ve yoğun bir

çalışma dönemi bekliyor

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye ve Yunanistan'ın da katılacağı toplantıya hazırlık için "çok ciddi ve yoğun" bir çalışma döneminin kendilerini beklediğini söyledi.

Talat, yarından (bugünden) itibaren "al-ver süreci"nin, yani yeni bir safhanın başlayacağını belirterek, bu yeni safhada değerlendirme yapma ihtiyacı duyduklarından ötürü Ankara'ya geldiklerini söyledi.

Talat, şöyle konuştu:

"Gördüğünüz gibi gün boyu çalıştık. Kıbrıs'ta çalışmaya devam edeceğiz. Gerek duyarsak yeniden bir araya gelmek söz konusu olabilecek. Önümüzde Türkiye ve Yunanistan'ın katılacağı toplantıya hazırlık bakımından ciddi ve yoğun bir çalışma dönemi bizi bekliyor.

Süreçte birçok hususu değerlendirdiklerini kaydeden Talat, dörtlü müzakerelerin nerede yapılacağına ilişkin bir soru üzerine, adadaki müzakerelerin 22 Mart'ta biteceğini hatırlatarak, dörtlü görüşmelerin Zürih ile Bern arasındaki küçük bir yerde 24 Mart'ta başlayacağını belirtti.

Talat, bir başka soru üzerine, dörtlü müzakerelere katılım düzeyinin henüz belli olmadığını, ancak Türkiye'nin en üst düzey katılım olması yönündeki isteğini kendilerinin de desteklediğini, başbakanlar düzeyinde katılım olmasını talep ettiklerini sözlerine ekledi.

KIBRIS 12/03/2004

ÇÖZÜME TAM DESTEK

Avrupa Parlamentosu (AP), Kıbrıs'ta devam eden müzakerelerle ilgili olarak BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın girişimlerine tam destek veren raporu kabul etti.

AP'nin, AB'ye üye olacak ülkelerin hazırlıklarıyla ilgili raporları genel kurulda oylanarak kabul edildi. Kıbrıs bölümü Lüksemburglu parlamenter Jacques Poos tarafından kaleme alınan raporda, AB Komisyonu'nun müzakereleri yakından takip etmesi isteniyor. Raporda, adadaki sorunun nihai çözümü için tarafların kesin bir takvim belirlemesinden memnuniyet duyulduğu belirtildi.

Raporda, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün, Türkiye'nin AB üyelik hedefi için de ciddi sorun teşkil edeceği yolundaki AB Komisyonu görüşünün paylaşıldığı ifade edildi.

Poos'un raporunda, AB'nin birleşik Kıbrıs'ı AB'de üye olarak görme arzusu teyit edildi. AB'ye üye olmak üzere olan Kıbrıslı Rumların iyi niyetlerini göstermesi gerektiği ifade edilen raporda, Kıbrıs Türk yönetiminin de AB'ye girebilmek ve adadaki sorunu çözebilmek için müzakerelerde BM planını temel alması gerektiği görüşü savunuldu.

AP raporunda, BM kararları çerçevesinde, tek bir uluslararası kimliği olan, iki kesimli federal bir devletin oluşmasına destek verildiği ifade edildi.

Adanın kuzeyindeki Türk halkının çoğunluğunun Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın tersine, birleşik Kıbrıs'ın AB'ye girmesini arzu belirtilen raporda, son seçimlerde eski muhalefet partisinin daha fazla oy toplaması bu görüşe dayanak gösterildi.

"Kuzeyde basın yayın

organları baskı altında"

Kuzey Kıbrıs'ta basın yayın organlarının baskı altında tutulduğu ileri sürülen raporda, yetkililere, haberleşme özgürlüğü ve hukuk devleti ilkesinin garanti altına alınmasının yanı sıra siyasi partiler ve sivil toplum örgütleriyle ilişkilerin geliştirilmesi çağrısında bulunuldu.

Raporun Türkiye'ye ilişkin bölümünde, çözüm konusunda Ankara'nın ağırlığını koyması istendi ve Kıbrıs'ta çözüme ulaşılamamasının Türkiye'nin AB üyelik hedefi için de ciddi engel teşkil edeceği ifade edildi.

"Kıbrıs,Türkiye'nin

önünde engel"

Kıbrıs'ta çözümün Türkiye'nin üyeliği için koşul olmadığı kaydedilen raporda, bununla birlikte, bu sorunun Türkiye'nin AB yolunda engel teşkil edeceği belirtildi. Raporda, "Türk yetkililerin, tanımadıkları, topraklarının bir bölümünde askerlerinin bulunduğu, gemilerine boykot uygulayarak hava sahasını kapalı tuttuğu bir üye ülkenin de yer aldığı AB'ye girmeyi hayal etmenin zorluğunu anlamalarını umut ediyoruz" ifadeleri kullanıldı.

Raporda, Kıbrıs'ta çözüm sağlanması halinde uluslararası yardım konferansı toplanmasına öncülük edileceği, AB'nin de ilave olarak 300 milyon eurodan fazla yardımda bulunacağı ve Türkçeyi resmi dil olarak kabul edeceği bildirildi.

AP raporunda son olarak, AB Komisyonu'ndan iki toplum arasında kalıcı barış için güven artırıcı önlemleri güçlendirmek amacıyla programlar geliştirmesi istendi.

KIBRIS 12/03/2004