Dünyanın kapısını çaldık!
Cenk MUTLUYAKALI Brükselden bildiriyor
Kıbrıslı Türkler, kendilerine hayırı tavsiye eden sembolik liderlere rağmen Birleşik Kıbrısa ve Annan Planına güçlü bir evet diyerek dünyanın kapısını çaldı. Brükselde dün bir ilk gerçekleşti ve Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Toplantısında Kıbrıslı Türkler adına konuşma yaptı...
Talat, Brükselde konuşmasını yaparken, Strasbourgda Kıbrıslı Türk parlamenterlerin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde önünü açacak bir tasarı hazırlanıyor, Birleşmiş Milletlere Kıbrıslı Türklere yönelik bugüne kadar aldığı yaptırım kararlarını gözden geçirme daveti yapılıyordu.
Brükselde, Avrupa Birliğinin Genişlemeden Sorumlu üyesi Verheugen, Kuzey Kıbrısta resmi temsilcilik açılmasını gündeme getirirken; Kıbrıslı Türklere bir önemli mesaj da Berlinden geliyordu... Almanya Başbakanı Schröder, Kuzey Kıbrısa yönelik hem ticaret hem de turizm alanında açılım yapılması için çalışmaların başlatıldığını açıklıy
or ve Kıbrıslı Türkler cezalandırılamaz görüşünü ortaya koyuyordu.
Başbakan Mehmet Ali Talat, Brükselde Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Toplantısında yaptığı konuşmada mesajını çok açık ortaya koydu: Avrupa Birliği kurumlarına davetim 1 Mayıs öncesinde halkıma yönelik sosyal ve ekonomik ambargoların kaldırılmasıdır. Referandum sonrası yeni ortamda Avrupa Birliği ile doğrudan ilişki kurmamız için hiçbir engel yoktur ve Kıbrısta çözüm hala mümkündür
Kıbrıslı Rumların Avrupa Birliğindeki görüşmecisi Vasiliu ilk kez ikinci referandumu dile getirirken, Yunanlı diplomatın Verheugene yönelik Adadaki Türk askeri ne olacak sorusuna sert bir yanıt geliyordu: Kıbrıslı Rumlar evet deseydi, makul bir sayıya inecekti. Şimdi aynen kalacak, belki de artacak
Kıbrıslı Türkler, kendilerine hayırda hayır vardır diyen sembolik liderleri dinlemeyerek dünyanın kapısını çaldı, halkımızın dünyaya bağlanması yönünde atılan önemli adımlar, dün önemli bir ivme kazandı.
İstanbuldan Brüksele doğru uçarken, bir yandan Rauf Denktaşın artık görüşmeciliği devrettiği yönünde halkın duygularına tercüman gazete ön sayfasını okuyor, öte yandan Türkiyeden bir yazarın şu satırlarına göz gezdiriyordum...
....... Denktaş istifa etmeyecekmiş. Çürük meyve, dalında dursa da aynıdır, yere düşse de. Fark etmez...
Ve bir yandan da iç politikaya yönelik telefonlar geliyordu, Brüksele adım attığımız andan itibaren...
Koltuk hesapları, kriz politikaları, hükümet düşer mi kalkar mı beklentileri arasında, Erken seçime kim ce
saret eder acaba? sorularını yöneltiyordum kendime...
Oysa Avrupalı kent Brüksel, Avrupa Parlamentosunun toplantısında ilk kez bir Kıbrıslı Türk lideri konuk etmeye hazırlanıyordu.
Talat kürsüde
Brükselde dün bir ilk gerçekleşti ve Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Toplantısında Kıbrıslı Türkler adına konuşma yaptı...
Avrupa Birliği Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunter Verheugenin başkanlığındaki kürsüde, (güney) Kıbrıs adına Avrupa Birliği ile görüşmeleri yürüten Yorgo Vasiliu, hemen yanında da Mehmet Ali Talat vardı. Talat mesajını net ve kararlılıkla veriyordu:
Avrupa Birliği kurumlarına davetim 1 Mayıs öncesinde halkıma yönelik sosyal ve ekonomik ambargoların kaldırılmasıdır. Referandum sonrası yeni ortamda Avru
pa Birliği ile doğrudan ilişki kurmamız için hiçbir engel yoktur.
Ancak Mehmet Ali Talat, çok önemli bir noktanın daha altını çiziyordu:
Biz çözüm vizyonunu terk etmedik ve hala Kıbrıs sorununun çözümünü istiyoruz. Ancak Kıbrıslı Türklerin çözüm yönünde ortaya koyduğu kararlılığın da artık görülmesini bekliyoruz
Ve şöyle sürdürüyordu sözlerini:
Kıbrıslı Türkler iyi niyetli olduklarını ve çözümü arzuladıklarını uluslar arası topluluğa gösterdiler. Düne kadar, adada anormal bir durum olduğunu söyleyen güney Kıbrıs, Avrupa Birliği ile doğrudan ilişki kurmamızı önlüyordu. Ancak son durumda görüldü ki, sorunun çözümü için onay veren Kıbrıslı Türkler oldu. Artık, Avrupa Birliğinin Kıbrıslı Türklerle doğrudan temas etmesi için uygun zemin vardır. Her alanda s
omut ve doğrudan işbirliği istiyoruz.
Vasiliu: Yeniden referandum
Avrupa Birliğinden ve dünyanın farklı noktalarından gelen mesajlar karşısında, bir anlamda affet bizi dünya mahcupluğu içerisindeki Kıbrıslı Rumlar adına, mesajı, Kıbrıs Cumhuriyetini ABye hazırlayan isimlerden Yorgo Vasiliu veriyordu:
Yeni bir referandum için gerekli hazırlıklar yapılsın. Kıbrıslı Rumların özellikle güvenlikle ilgili kaygıları ortadan kaldırılırsa, yeni bir referandumdan evet yanıtı çıkacaktır.
Referandum sonucunun Kıbrıslı Rumların güvenlik kaygılarını ortaya koyduğuna işaret eden Vasiliu, bu anlamda halkın liderliğin endişelerini de paylaştığını savunuyordu.
Kıbrıslı Rumların Avrupa Birliğindeki görüşmecisi Vasiliu ilk kez ikinci referandumu dile getirirken, bir Yunanlı diplomat Verheugene soruyordu: Adadaki Türk askeri ne olacak?
Yanıt sertti:
Kıbrıslı Rumlar evet deseydi, makul bir sayıya inecekti. Şimdi aynen kalacak, belki de artacak
Bu açıklamaların ardından, Yunanistan hükümet sözcüsü Teodoros Rusopulosun açıklaması geldi:
Annan Planı tekrar masaya gelebilir. Atinada Rum lider Papadopulos ile Yunanistan Başbakanı Karamanlis yarın (bugün) bir araya gelecekler!
Verheugenden kararlı mesajlar
ABnin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunter Verheugenin sert çıkışı bunlarla da kalmadı... Kıbrısta gerginliğin tırmandırılmaması için açıklamaların çok önemli olduğunu söyleyen Verheugen, kiliseye yönelik de mesajını gönderdi: Irkçı yaklaşımlardan ve konuşmalardan artık vazgeçiniz
Ancak, kimi Türk diplomatlar ve Avrupa Birliği uzmanı gazetecilere göre en önemli açıklama, Kuzey Kıbrısta bir irtibat bürosu açılacağının ifade edilmesiydi.
295 milyon euroluk mali yardım bir kez daha anımsatılıyor, Türk askerinin adada uluslar arası anlaşmalar çerçevesinde bulunduğu vurgulanıyordu... Aslında, Kıbrıslı Türklerin kararlı eveti karşısında, düne kadar Türk askerine yönelik işgalci durumuna düşecekler söylemleri de yerini garantörlük hakkı vurgusuna bırakıyordu.
Avrupa Konseyinde temsiliyet yolu
Brükselde bu gelişmeler yaşanırken, Strasbourgdan çok önemli bir mesaj geldi. Kıbrıslı Türk parlamenterlere Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde temsiliyet yolunun açılması için önemli bir ışık yakıldı.
Yarın Strasbourgta tartışılacak ve oylanarak, karara bağlanacak karar taslağında şu hususlar vardı:
1- Kıbrıslı Türk parlamenterler Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi toplantılarında temsil edilebilecek.
2- Parlamenterlerimiz, AKPM genel kurul ve komisyonlarına katılarak, görüşlerini ortaya koyma hakkına sahip olacak. Ancak oy hakları olmayacak.
3- Kıbrıslı Türkler, referandumda evet dedikleri için kutlanacak. Avrupa Birliği ile Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplumun Kıbrıslı Türklere yönelik açılımlar yapması istenecek.
4- Kıbrıslı Türklere yönelik uluslar arası yaptırımların hafifletilmesi istenecek ve Birleşmiş Milletler bugüne kadar aldığı yaptırım kararlarını gözden geçirmeye davet edilecek.
Berlinden gelen mesaj
Tüm bu olumlu gelişmelerin yanısıra Berlinden gelen açıklamalar da Brükselde bomba etkisi yapıyor, bir anda Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Toplantısının da gündemi değişiyordu.
TC Başbakanı Erdoğanla görüşen Almanya Başbakanı Schröderin mesajı açıktı.
1- Kıbrıs sorununun çözümü yönünde irade gösteren Kıbrıslı Türkler cezalandırılamazdı.
2- Hem ticaret hem de turizm alanında Kıbrısın kuzeyine yönelik açılımlar kaçınılmaz olarak yaşama geçmeliydi.
Ve Rumların başı sansürden dertte!
Kıbrıslı Rumların başını ağrıtacak bir diğer olay ise referandum propaganda kampanyası sürecinde basına yönelik uygulanan kısıtlamalar. Evet, güney Kıbrısın başı sansürle de dertte...
Yarın, Avrupa Parlamentosunun İçişleri Komisyonunda Kıbrıs Rum tarafında basın özgürlüğü ve basına sınırlama getirilmesi tartışılacak.
Avrupa Birliği yasalarının çiğnendiği ve güneye yönelik bu yönde önemli yaptırımların ortaya çıkabileceği konuşuluyor. Güney Kıbrısta sansürcü bir zihniyetle Avrupa Birliği yetkilileri dahil çok sayıda kişinin sesinin kısıldığına ilişkin bir raporun da İçişleri Komisyonunda ele alınması bekleniyor.
***
Anlayacağınız, yüreklerinin ve gerçeklerin ve kendilerini temsil eden gerçek liderlerin sesini dinleyerek evet diyen Kıbrıslı Türkler dünyanın kapısını çalmaya devam ederken; Denktaş-Papadopulosun hayırına kananların yüzüne kapılar bir bir kapanıyor....
Gözler bugün yine Brükselde... Yine Strasbourgda... Yine Atinada... Yine Ankarada... Gözler bugün yine dünyada... Kıbrısta ve Kıbrıslı Türlerde...
Dünyanın kapısını çalanlar, bakalım, bekledikleri yanıtı çok daha somut alabilecek mi?
YENIDUZEN 28/04/2004
Verheugen:Adada Türk askeri kalmasında sakınca yok
ŞOK AÇIKLAMA...
Avrupa Parlamentosunun dış ilişkiler toplantısında, Kıbrıstaki referandum sonuçlarını değerlendiren Avrupa Birliğinin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türk askerinin Kıbrısta kalmasında bir mahsur olmadığını açıkladı. Açıklama Rum tarafında şok etkisi yarattı.
İRTİBAT BÜROSU DA AÇILIYOR...
Verheugen, 259 milyon euroluk mali yardım için ABnin Kuzey Kıbrısta bir irtibat bürosu açacağını da söyledi
ABnin genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen, Türkiyenin ABye aday bir ülke olduğunu hatırlatttı. Türkiyenin Kıbrısta garantör ülke olduğunu belirten Verheugen, Adadaki Türk askerinin uluslararası anlaşmalar çerçevesinde bulunduğunu dile getirdi.
ABnin Kuzey Kıbrısa 259 milyon euroluk mali yardımda bulunacağını hatırlatan Verheugen, bu mali yardımın dağıtımı ve kontrolünün sağlanması için Avrupa Komisyonunun Kuzey Kıbrısta bir irtibat bürosu açacağının haberini de ve
rdi.
YENIDUZEN 28/04/2004
Yunanistan: Annan Planı ölmedi!..
PLAN MASAYA GELEBİLİR...
Yunanistan Hükümet Sözcüsü Teodoros Rusopulos, 24 Nisanda Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilen Annan Planının tekrar masaya gelebileceğini söyledi
ATİNADA KIBRIS GÖRÜŞMESİ...
Rusopulos, Kıbrıs konusunda bundan sonraki girişimlerin bugün Atinada Rum lider Papadopulos ile Yunanistan Başbakanı Karamanlisin yapacağı görüşmede ele alınacağını belirtti.
Yunanistan Hükümet sözcüsü Teodoros Rusopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın sunduğu planın öldüğünün söylenemeyeceğini belirtti. Rusopulos, Annanın ve Özel Temsilcisi Alvaro De Sotonun açıklamalarından sonra bu planın ortadan kalktığını hiç kimse öne süremez. Kuşkusuz bu tüm tarafları ilgilendiren bir konudur dedi.
Teodoros Rusopulos, Kıbrıs konusunda bundan sonra yapılacak girişimlerin yarın Atinada Rum lider Tasos Papadopulos ile Başbakan Kostas Karamanlisin yapacakları görüşmede ele alınacağını kaydetti.
Türk-Yunan ilşkilerini etkilemez
Kıbrıstaki referandumların sonuçlarının Türk-Yunan ilişkileri ile bağlantısı bulunmadığını da kaydeden Rusopulos, Atinanın Türkiyenin AB geleceğini destekleyeceğini belirtti.
Rusopulos, Karamanlisin Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ve Yardımcısı Yannis Valinakis ile bir araya gelerek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Mayıs ayı başında yapacağı Atina ve Karamanlisin aynı ayın ortalarındaki ABD ziyaretini ele aldıklarını açıkladı.(ntv)
YENIDUZEN 28/04/2004
Ekonomik ve sosyal ambargolar kalkmalı
Başbakan Mehmet Ali Tal
at, Avrupa Birliği Parlamentosu Dışilişkiler Komitesinde dün yaptığı konuşmada özellikle ambargoların kaldırılması gereği üzerinde durdu ve Kıbrıslı Türkler ve onların yönetimi, AB ile temasa geçmeye hazırdır dedi. CTP Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talatın İngilizce olarak yaptığı konuşmasının tam metni şöyle:
Kıbrıslı Rum arkadaşlarım gibi burada kendi anadilimde konuşabilseydim memnun olurdum, ancak çözümsüzlük nedeniyle bunu yapamıyorum.
Kıbrıs Rum Yönetiminin ve Kıbrıslı Rumların Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm için BM'nin sunduğu ve uluslararası topluluktan ve özellikle AB üyelerinin ve AB organlarının desteklediği öneriyi reddetme yönündeki kararlarına üzüldük. Kıbrıslı Türkler çözüm ve AB üyeliği leyhinde referandumda %65 evet oyu ver
diler.
Sadece görüşmeler değil ayrıca referandumun sonucu da Kıbrıslı Türklerin iyi niyetini ve ortaklık zemininde Kıbrıs meselesine kalıcı bir çözüme hazır olduklarına dair çabalarının ispatıdır. Adanın AB üyesi olma şansını kaçırdığını görmekten dolayı büyük bir acı ve hayal kırıklığı içindeyiz.
Bununla birlikte, Kıbrıslı Türkler ve onların yönetimi, uluslararası topluluk ve özellikle de AB ile Kıbrıs Rum Yönetiminin tek taraflı üyeliğinin etkilerini azaltmak için işbirliği yapmaya hazırdır.
Kıbrıslı Türkler ve onların yönetimi, AB ile temasa geçmeye hazırdır.
Uluslararası destek gören ve sunulan Annan Planı, Kuruluş Anlaşmasının önsözünde Kıbrıslı Türklerin özgü oluşturucu gücünün ortak istekten ayrı olarak ifade edildiğini vurguladı. Bu özgü güçse, Annan Planının uygulamaya girmesinden bağımsızdır. Bu nedenle, AB organlarının Kıbrıs Türk yönetimi ile temas kurmasını imkansız kılan hiçbir şey yoktur.
BMnin pozisyonu, BM Genel Sekreterinin de ifade ettiği gibi, taraflar birbirlerinin politik eşiti ola
rak kendilerini temsil etti. Bu AB ile gelecekteki ilişkilerin prensibinin temelidir.
Bu durumda, biz Kıbrıslı Türkler yasal, ekonomik ve politik sistemlerin BM himayesinde başlatılan AB müktesebatına uyumları için hazırız.
Benim görüşüme göre, üyelik anl
aşmasının Kıbrıslı Türkler, onların yönetimi ve AB ile işbirliğinin yasal zeminini sağlayan 10uncu protokol adadaki son duruma göre yeniden gözden geçirilmelidir. Bahsedilen işbirliğinin Kıbrıslı Rumların yönetimi aracılığıyla yapılması Kıbrıslı Türkler için imkansızdır.
Kıbrıs Rum yönetiminin Kıbrıs Cumhuriyetinin yasal hükümeti olarak kabul edilmesi uzun zamandır bir ihtiyaç devleti tartışmasına dayandırılmaktadır.
Bu adadaki anormal duruma göre formüle edilmiştir. Bu uluslararası kabul görmüş prensiptir ki, bir kurum eğer adadaki anormal duruma katkıda bulunuyorsa bu tartışmadan bahsedemez. Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıs Rum Yönetiminin, planı reddi ile yeni bir devlet yönetimi oluşmasını ve anormal
durumun sona ermesini engellemişlerdir. Kıbrıslı Türkler adanın birleşmesini sağlayacak yeni yönetimin oluşmasına rıza göstermişlerdir.
Dolayısıyla Kıbrıs Rum Yönetiminin tüm adanın yasal hükümeti olması ve Kıbrıslı Türkleri de temsil etmesi tartışması artık yasal değildir.
Bu noktada, Kıbrıs Rum Yönetiminin AB organlarından önce Kuzey Kıbrısla ilgili konularda uygulama yapmasına, kontrol etmesine izin verilmeyeceği vurgulanmalıdır. Bu durumda yukarıda bahsedilen ilişkileri sağlamak için yeni bir formül bulunmasını gerektirmektedir.
Muktesebat ile uyum sağlama konusundaki istekliliğe ek olarak, Kıbrıs Türk Yönetimi AB organları ile her alanda daha ileri ve somut ilişkiler için hazırdır.
Bu nedenle, Kıbrıslı Türklerin demokratik olarak seçilmiş bir temsilcisi olarak, AByi şansı yakalamaya ve 1 Mayıs öncesinde de facto politik, ekonomik ve sosyal ambargoların kaldırılması için gerekli adımları atmaya çağırıyorum.
Son söz olarak, şunu vurgulamak isterim ki biz ambargoların kaldırılmasını çözümün yerine koymuyoruz. Biz, Kıbrıslı Türkler çözüm ve adanın birleşmesiyle
ilgili vizyonumuzu kaybetmedik."
YENIDUZEN 28/04/2004
ABD çözüm için devrede
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıstaki referandumların sonucu çerçevesinde Washingtonın Kıbrıs Türklerine ilişkin politikalarını gözden geçirmekte olduğunu ve ABDnin AB ile koordinasyon içinde davranacağını söyledi.
Powell, Washingtonda bulunan Danimarka Dışişleri Bakanı Per Stig Möller ile görüşmesinin ardından, gazetecilerin Kıbrıs konusundaki sorularını yanıtlarken, ABDnin Rum kesimindeki referandum sonucundan büyük hayal kırıklığı duyduğunu belirterek, Önemli, tarihi bir fırsatın kaçırıldığını düşünüyoruz, ancak halklar konuştu ve halkların iradesini dinlemek gerekiyor dedi.
Bakan Powell, ABDnin Kuzey Kıbrısa ilişkin olası politika değişikliği konusunda, AB bugün toplanıyor ve sanırım Kıbrıslı Türklere yardıma nasıl devam edecekleri konusunda bazı açıklamalar oldu. (Kıbrıslı Türklere ilişkin) pozisyonumuzu biz gözden geçiriyoruz ve Avrupalı meslektaşlarımızla tutarlı bir şekilde davranmamız için ABnin hare
ketlerini de gözden geçireceğiz diye konuştu.
Danimarka Dışişleri Bakanı Möller de Powell ile aynı görüşleri taşıdığını belirterek, Bu fırsat Kıbrıslı Türkler ve Rumlarca kullanılmalıydı. Ancak görüyoruz ki Kıbrıslı Türkler ABye katılmak istediler ve biz de bundan çok memnunuz, bu yüzden de Kıbrıslı Türklerle iyi ilişkilerimiz olması gerekiyor ve bunu nasıl yapabileceğimize bakıyoruz dedi.
Möller, Powellın da söylediği gibi, halkların kararına saygı duymalıyız, ancak Kıbrıslı Türklerin ABye katılmak istediğini de görmemiz gerekiyor dolayısıyla da buna pozitif bakmamız gerekiyor dedi.
Talat haftaya Washıngtona gidiyor
Öte yandan, Amerikan kaynakları, Başbakan Mehmet Ali Talatın gelecek hafta Washingtona gideceğini belirttiler.
Talatın Washingtonda üst düzeyde görüşmeler yapması bekleniyor.
Gözlemciler Talatın gezisinin Kuzey Kıbrısın sıkıntılarının hafifletilmesi amacıyla başlatılan uluslararası girişimin parçası olacağını kaydettiler. (AA)
YENIDUZEN 28/04/2004
Rum'a şamar
ADADA TÜRK ASKERİ KALMASINDA SAKINCA YOK: Avrupa Parlamentosu'nun dış ilişkiler toplantısında, Kıbrıs'taki referandum sonuçlarını değerlendiren Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türk askerinin KKTC'de kalmasında bir mahsur olmadığını açıkladı
AB, KUZEYDE TEMSİLCİLİK AÇACAK: Verheugen, 259 milyon euro'luk mali yardım için AB'nin Kuzey Kıbrıs'ta irtibat bürosu açacağını da söyledi. AB'nin, kuzeye kesintisiz ve ciddi mali yardım aktaracağını ifade eden Verheugen, bu amaçla yasal temeller üzerinde
çalıştıklarını kaydetti
AVRUPA KONSEYİ'NDE TEMSİLİYET: Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Kıbrıslı Türklerin AKPM'de temsiliyetini sağlayacak bir karar tasarısı hazırladı. AKPM'nin yarın Strasburg'da tartışılıp oylanacak karar taslağında, Kıbrıslı Türk parlamenterlerin AKPM genel kurul ve komisyon toplantılarına katılıp görüş belirtme hakkına sahip olmalarının önü açılıyor
TALAT, HALKIN GURURU OLDU: Referandumun ardından diplomatik seferberlik başlatan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türklerinin başbakanı olarak dün ilk kez Avrupa Parlamentosu'nun dış ilişkiler toplantısına katılıp bir konuşma yaptı ve Kıbrıs Türk halkının gururu oldu. Tüm yabancı haber ajansları, Talat'tan "Kıbrıs Türklerinin başbakanı" olarak söz etti
RUMLARIN KARARIYLA TÜRKLER CEZALANDIRILAMAZ: Başbakan Talat, "Adanın bölünmüşlüğünün sorumlusu artık biz değiliz" dedi. Talat, "Bizim tek istediğimiz ambargonun kalkması değildir. İnançlı ve kararlı davrandık. Rumların kararıyla Türkler cezalandırılamaz. Bu Avrupa değerlerine sığmaz. Bizim çözüm ve birleşme isteğimiz devam ediyor" diye konuştu
Kıbrıs'ta tarihi referandumlarda Türk tarafının "evet", Rum tarafının "hayır" demesinin ardından TC ve KKTC hükümetlerinin başlattığı diplomatik atak, dış dünyada ses getirmeyi sürdürürken, Rum'a şamar olacak kararlar da yolda...
Avrupa Parlamentosu'nun dış ilişkiler toplantısında, Kıbrıs'taki referandum sonuçlarını değerlendiren Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türk askerinin KKTC'de kalmasında bir mahsur olmadığını açıkladı.
Verheugen, 259 milyon euro'luk mali yardım için AB'nin Kuzey Kıbrıs'ta irtibat bürosu açacağını da söyledi. AB'nin, kuzeye kesintisiz ve ciddi mali yardım aktaracağını ifade eden Verheugen, bu amaçla yasal temeller üzerinde çalıştıklarını kaydetti.
Bu arada Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi(AKPM), Kıbrıslı Türklerin AKPM'de temsiliyetini sağlayacak bir karar tasarısı hazırladı. AKPM'nin yarın Strasburg'da tartışılıp oylanacak karar taslağında, Kıbrıslı Türk parlamenterlerin AKPM genel kurul ve komisyon toplantılarına katılıp görüş belirtme hakkına sahip olmalarının önü açılıyor.
Öte yandan referandumun ardından diplomatik seferberlik başlatan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türklerinin Başbakanı olarak dün ilk kez Avrupa Parlamentosu'nun dış ilişkiler toplantısına katılıp bir konuşma yaptı ve Kıbrıs Türk halkının gururu oldu. Tüm yabancı haber ajansları, Talat'tan "Kıbrıs Türklerinin başbakanı" olarak söz etti.
Başbakan Talat burada yaptığı konuşmada, "Adanın bölünmüşlüğünün sorumlusu artık biz değiliz" dedi. Talat, "Bizim tek istediğimiz ambargonun kalkması değildir. İnançlı ve kararlı davrandık. Rumların kararıyla Türkler cezalandırılamaz. Bu Avrupa değerlerine sığmaz. Bizim çözüm ve birleşme isteğimiz devam ediyor" diye konuştu.
Kuzey Kıbrıs'a AK'ta temsiliyet yolu açılıyor
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Kıbrıslı Türklerin AKPM'de temsiliyetini sağlayacak bir karar tasarısı hazırladı.
AKPM'nin 29 Nisan Perşembe günü Strasbourg'da tartışılıp oylanacak karar taslağında, Kıbrıslı Türk parlamenterlerin AKPM genel kurul ve komisyon toplantılarına katılarak görüş belirtme hakkına sahip olmalarının önü açılıyor.
Taslak kabul gördüğü takdirde Kıbrıslı Türk parlamenterler AKPM genel kurul ve komisyon toplantı ve çalışmalarına düzenli olarak katılabilecek ve görüş belirtebilecekler. Buna karşılık Kıbrıslı Türk parlamenterlerin oy hakkı olmayacak.
Kıbrıslı Rumların şiddetle karşı çıktığı ve değiştirmek için yoğun lobi faaliyeti yürüttüğü AKPM'nin taslağında Rumların "hayır" oyu da "derin hayal kırıklığı" olarak niteleniyor. Rum tarafındaki referandum sonucunun adanın bölünmüşlüğünü kuvvetlendirdiği ve yeni bir girişimi uzun süre için "imkansız" hale getirdiği görüşü belirtiliyor.
Taslakta Kıbrıslı Türkler de "evet" oyu için kutlanıyor. Başta AB ve Avrupa Konseyi olmak üzere, uluslararası toplum Kıbrıslı Türklere yönelik açılıma çağrılıyor. Kıbrıslı Türklere yönelik uluslararası yaptırımların hafifletilmesi isteniyor ve BM'nin bugüne kadar aldığı yaptırım kararlarını gözden geçirmesi çağrısı yapılıyor
.
Verheugen sert çıktı
Avrupa Parlamentosu'nun dış ilişkiler toplantısında, Kıbrıs'taki referandum sonuçlarını değerlendiren Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, çok sert bir çıkış yaptı.
Verheugen, Türkiye'nin AB'ye aday bir ülke olduğunu hatırlattı. Türk askerinin adadaki varlığından şikayetçi olan bir Yunan parlamentere sinirlenen Verheugen, Annan Planı'nın onaylanmamasının ardından Türk askerinin Kıbrıs'ta daha güçlü bir şekilde kalabileceğini ima etti.
Türkiye'nin Kıbrıs'ta garantör ülke olduğunu belirten Verheugen, adadaki Türk askerinin uluslararası anlaşmalar çerçevesinde bulunduğunu dile getirdi.
AB'nin KKTC'ye 259 milyon euro'luk mali yardımda bulunacağını hatırlatan Verheugen, bu mali yardımın dağıtımı ve kontrolünün sağlanması için Avrupa Komisyonu'nun KKTC'de bir irtibat bürosu açacağının haberini de verdi.
Kuzeye kesintisiz mali yardım
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, AB'nin adanın birleşmesi hedefiyle önlemler alacağını, kuzeye kesintisiz ve ciddi bir mali yardım aktaracağını, bu amaçla yasal temeller üzerinde çalıştıklarını bildirdi.
Verheugen, Kıbrıs sorununda yaşanan sıkıntıların sorumlusunun AB olmadığı görüşünü sık sık tekrarlayarak konunun geçmişteki aşamalarını anlatırken, Rumları eleştirdi.
Başlangıçta AB üyesi ülkelerin Kıbrıs'ta çözüm istediklerini ve bu çözüme ulaşılmadıkça adanın üyeliğine karşı çıktıklarını hatırlatan Verheugen, 1999'da bu tavrın değiştiğini, çünkü Kıbrıslı Rumlara kapılar açılmadıkça AB'nin genişlemesinin gerçekleşemeyeceğinin görüldüğünü ifade etti.
Rumların başlangıçta BM sürecine destek verdiklerini, 2002'de AB'ye katılım antlaşmasını imzalayıncaya kadar bu tavırlarını değiştirmediklerini belirten Verheugen, daha sonra iki tarafta da hükümetlerin değiştiğini, Türk tarafının çok yapıcı bir tavır izlediğini belirtti. Rumların ise olumsuz davrandıklarını anlatan Verheugen, İsviçre'de Türklerin Annan Planı'nı imzaya hazır olduklarını, Rumların buna yanaşmadıklarını belirtti.
Yeterli zaman vardı
Verheugen, Rum tarafının bugün ileri sürdüğü ret gerekçelerini yerinde bulmadığını, planın incelenmesi için yeterli zaman bulunduğunu kaydetti. Kıbrıs'ın katılım antlaşmasının 10. protokolünde Annan Planı'na destek koşulu getirildiğini, ancak Rumların buna saygı göstermediklerini belirten Verheugen, güneyin bugün ileri sürdüğü korkuların yersiz olduğunu, bir AB üyesi ülkeye, bir AB adayı ülkeden tehdit geldiğini söylemenin ciddiye alınamayacak "saçma" bir iddia olduğunu ifade etti. AB Komisyonu üyesi, Ortodoks Kilisesi'nin olumsuz tavrını da çok yadırgadığını, adadaki Türkleri ikinci sınıf vatandaş görmenin yakışık almadığını anlattı.
AB'nin, adanın birleşmesi hedefiyle önlemler alacağını, kuzeye kesintisiz ve ciddi bir mali yardım aktaracağını, bu amaçla yasal temeller üzerinde çalıştıklarını bildiren Verheugen, yardımın sadece altyapıyı değil, kültürel, sosyal ve hukuki projelere de yönelik olacağını belirtti. Verheugen, kuzeyde bir temsilcilik bürosu açacaklarını, bu amaçla yasal yöntemleri incelediklerini bildirdi.
Kuzeyin ekonomik izolasyonuna son vermek, Yeşil Hat'tı malların, insanların ve fikirlerin geçeceği bir çizgi haline getirmek istediklerini belirten Verheugen, bu amaçla hukuki engelleri aşmaya çalıştıklarını ifade etti.
Verheugen, soruları yanıtlarken, AB'nin Türk tarafı ile ilişkiye geçmesinin KKTC'yi diplomatik açıdan tanımak anlamına gelmeyeceğini, adanın yapısını ancak BM'nin değiştirebileceğini söyledi.
Soruna çözüm için bugünkü aşamada ve öngörülebilir bir gelecekte yeni bir girişim düşünemediğini belirten Verheugen, BM Genel Sekreteri Koffi Annan'ın buna sıcak bakmadığını, BM'nin ve Genel Sekreteri'nin itibarının söz konusu olduğunu belirtirken, Türk askerinin adadaki varlığından şikayetçi olan bir Yunan parlamentere sinirlenerek, Annan Planı'nın onaylanmamasının ardından Türk askerinin Kıbrıs'ta daha güçlü bir şekilde kalabileceğini ima etti.
Talat: Artık hiçbir engel kalmadı
AFET'te konuşan KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat da, BM ve AB tarafından da onaylanmış bir çözüm planını Rumların reddetmesini kınadı ve bu fırsatın kaçmasından doğan hayal kırıklığını dile getirdi.
Talat, Kıbrıslı Türklerin uluslararası toplum ve AB ile işbirliğine hazır olduğunu, KKTC ile temas kurulması önünde artık hiçbir engel kalmadığını, Kıbrıs Rum yönetiminin artık yasallığını tamamen yitirdiğini ve Türkleri temsil edemeyeceğini anlatarak, şimdi AB'nin "fırsatı yakalaması" gerektiğini, ambargoların kaldırılmasını istediklerini, ancak bunun bir çözüm olmadığını da hatırlattığını ifade etti.
Mehmet Ali Talat, kendisiyle görüşmek için kuzeye gelemediğini ileri süren bir Rum parlamentere, devlet yetkililerine saygı göstermek koşuluyla istediği zaman gelebileceğini söyledi ve "Adanın bölünmüşlüğünün sorumlusu artık biz değiliz" dedi.
KKTC Başbakanı Talat, Rumların öne sürdükleri "güvenlik endişesi" gibi "bahanelerin" kabul edilemez olduğunu belirterek, "Rumlar çözümü Türklerin engelleyeceğini düşünüyorlardı. İlk defa çözüm gerçeği ve olasılığıyla karşı karşıya geldiler. Şimdi tavırlarına bütün dünya şaşırıyor. Bizim tek istediğimiz ambargonun kalkması değildir. İnançlı ve kararlı davrandık. Rumların kararıyla Türkler cezalandırılamaz. Bu, Avrupa değerlerine uymaz. Bizim çözüm ve birleşme isteğimiz devam ediyor" diye konuştu.
Rum ve Yunanlılar
AFET toplantısında konuşan Rum ve Yunan temsilciler ise AB'den "anlayış ve destek" talebinde bulundular ve Türk ordusunun adadaki varlığının, Türkiye'nin garantörlüğünün sürmesinin kabul edilemez olması nedeniyle referandumdan olumsuz sonuç çıktığını ileri sürdüler.
Toplantıda konuşan diğer parlamenterler, Kıbrıslı Rumlara, AB'ye katılımın yeterli güvence olduğunun anlatılamadığını ifade ederlerken, Türk kökenli Alman sosyalist parlamenter Ozan Ceyhun, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in son değerlendirmesiyle mutabık olduğunu, fırsatın kaçırılmasından üzüntü duyulduğunu, Kıbrıs'ta yeni bir "Berlin Duvarı" olmaması isteniyorsa, AB'nin de sorumlulukları bulunduğunu söyledi.
KIBRIS 28/04/04
Halk, Denktaşları istemiyor
BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, başbakan yurt dışındayken hükümet krizi yaratmak için güvensizlik önergesi verilmesinin "etik" olmadığını söyledi ve referandum sonucunu değerlendirdi:
Halk, Denktaşları istemiyor
BABA VE OĞUL DENKTAŞ, HÂLÂ PİŞKİNLİK YAPIYOR.. Akıncı: Yüzde 65 "evet" diyen toplumun beklentisi de bellidir. Halk cumhurbaşkanına, "Senin politikaların bizi mahvediyor. AB istiyoruz, bu plana onay veriyoruz. Buna evet derken, sana hayır diyoruz" demiştir. Sayın cumhurbaşkanı ve sayın dışişleri bakanı bu mesajı algılayamıyor, anlamıyor ve halen pişkinlik yapıyor. Ş
u anda yapılması gereken, halk iradesine uygun iç düzenlemeleri yapmaktır
Barış ve Demokrasi Hareketi(BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, halkın yüzde 65'inin çözüme ve Annan Planı'na destek verirken, kendisine, "Bu plana hayır deyin, mahvolacağız" diyen cumhurbaşkanına da, "Önümüzden çekil. Bizi yanlış yöne çekiyorsun. Esas sana ve politikalarına hayır diyoruz" mesajını verdiğini belirtti.
Bundan böyle halkın hayır kampanyasının başını çeken cumhurbaşkanına ve hayır oyu veren dışişleri bakanına tahammül edemeyeceğini belirten Akıncı, her iki ismin de gerekeni yapması gerektiğini, halkın verdiği mesajı doğru algılaması gerektiğini söyledi.
KIBRIS TV'de Gökhan Altıner'in sorularını yanıtlayan Akıncı, başbakan yurt dışındayken hükümet krizi yaratmaya zemin hazırlamanın etik olmayacağını belirtirken, yurt dışı dönüşü Başbakan Mehmet Ali Talat'ın uygun görmesi halinde kendisi ile görüşmekten mutluluk duyacaklarını belirtti.
KIBRIS: İstifaları nasıl değerlendirmek gerekiyor?
Akıncı: Hükümetlerin güvenoyu alması ve düşürülmesi yasada bellidir. Güvensizlik önergesinde hükümetin düşmesi için 26 oy yeterli. Ama bir hükümetin sağlıklı bir şekilde iş yapabilmesi için 26 milletvekili dahi sıkıntılı bir rakamdır. Bu hükümet kurulurken CTP'nin "üçlü koalisyon" demesinin a
ltında yatan nedende bizim çözüm isteyen bir parti olmamızın yanında, bu 26 sayısının önemi vardı. Şimdi sayı 24. 26 ile zor giden bir model 24'le yürüyemez. Komisyonlar, bütçenin geçmesi, bunlar hep sıkıntı yaratacaktır.
DP'de uzun süreli bir sıkıntı vardı. Gelişmeleri değerlendireceğiz. Bizim bu hükümete kuruluş aşamasından itibaren engel olmama tavrımızın bir gerekçesi vardı. Çözüm... Kıbrıs'ta çözüm, barış istiyorduk. Annan Planı temelinde birleşik bir Kıbrıs istiyorduk. Sayın Talat güvenoyu istemişti.
Veremeyeceğimizi söylemiştik. Denktaşların olduğu bir hükümete güvenoyu vermemiz mümkün değildi. Güvenoyu vermemekte ne kadar haklı olduğumuzu yaşayarak herkes gördü. Ama hükümete güvensizlik de vermedik, çekimser kalarak hükümeti rahatlattık.
Ondan sonra da bazı kesimler katkımızı küçümsemeye kalksa da, meclisin çalışması için gerekli katkıyı koyduk. Gelinen noktada, sayın Denktaş büyük bir hayır kampanyası yürüttü. Evet çıkarsa istifa ederim demişti, yapmadı. Yine bizi yanıltmadı. Hayır diyen bir dışişleri bakanı ile bu kampanyanın öncülüğünü yapan bir cumhurbaşkanı var. Buna karşılık da evet diyen bir Türk halkı var. Bu açıdan dış teması nasıl yapacağız? Halkın verdiği karar, AB ve plana evet yanında, iç politikada da bazı değişiklikleri istediğini ortaya koyuyor.
KIBRIS: Sayın Talat, bu yöndeki soruları yanıtsız bıraktı. Siz Sayın Talat'la görüştünüz mü?
Akıncı: Hayır. Şimdi ortada bir hükümet var. Sayın Talat ve Serdar Denktaş birbirinden çok memnun olduğunu söylüyor. Ama önemli olan Kıbrıs Türk halkı ne istiyor. Kıbrıs Türk halkı Denktaşları istemiyor. Bu açık ve net. Kıbrıs Türk halkının sesine kulak vermek gerekir mi gerekmez mi? Buna kulak vermek gerekir.
Kulak verildiği zaman da çareler bulunur. Çoğunluğu düşen bir hükümet var. Dolayısıyla Sayın Talat ve Serdar Denktaş bunu değerlendirmeli. Ama en başta sayın cumhurbaşkanı ve dışişleri bakanı bunu düşünmeli ve gereğini yerine getirmeli.
Önümüzdeki günlerde gelişmelere bağlı olarak bu görüşme belki olur. Biz şu anda Sayın Talat'a bir çağrı yapacak değiliz. Bu günün şartlarında bu bize düşmez. Hükümeti yürüteceğiz diyorsa bunu göreceğiz.
KIBRIS: Erken seçim olasılığı var mı?
Akıncı: Sanmıyorum. Şu anda gündemin birinci maddesi o değil. Ama şu beklenti var. Halk evet derken; çözüme, AB'ye Annan Planı zemininde Birleşik Kıbrıs'ın AB üyeliğine evet diyordu; kendisine hayıra yönlendirenlere de bir "size hayır" diyordu.
Yüzde 65 evet diyen toplumun beklentisi de bellidir. Halk cumhurbaşkanına, "Senin politikaların bizi mahvediyor. AB istiyoruz, bu plana onay veriyoruz. Buna evet derken, sana hayır diyoruz" demiştir. Sayın cumhurbaşkanı ve sayın dışişleri bakanı bu mesajı algılayamıyor, anlamıyor ve halen pişkinlik yapıyor. Şu anda yapılması gereken, halk iradesine uygun iç düzenlemeleri yapmaktır.
KIBRIS: Peki yapılması gerekenler nelerdir?
Akıncı: Çözüm doğrultusunda evet derken, bunu taktik gerekçeyle bunu yapmamıştır, gerçekten istediği için bu karara varmıştır. Rum toplumu hayır diyince biz istediğimiz sonuca ulaşamadık. Bu işten vazgeçecek değiliz. Bir yandan biz Rumların hayır demesi yüzünden mağdur olmamalı ve dış ilişkilerimizi kurabilmeliyiz. Rum toplumuna hayır demelerini bir daha gözden geçirmeleri şansı verilmeli. Bir daha referandum yok diye kapı kapanmamalı. Avrupa kıta olarak birleşiyor. Avrupa birleşirken Kıbrıs'ı bölünmüş bir ada olarak bırakamayız. Bu bizim suçumuz değil. Biz mağdur olmadan bu ilişkileri kurmalıyız. Aynı zamanda da Rumlara, 'Bunu dikkate almazsanız iki devlete doğru bir gidiş olur...' denmeli.
Bu arada, süratle tedbirler almalıyız. Annan Planı'nda öngörülen bazı iyileştirmelere gidebiliriz. Geçiş noktaları artırılabilir, pasaport istemi hafifletilebilir, Rumların kuzeye daha çok geçişi sağlanabilir... Çözümden korktuklarını söyleyenlere korkulacak bir şey olmayacağını göstermeliyiz.
Bir de halkın verdiği mesajı iç düzenimiz açısından da değerlendirmeliyiz. Biz AB'yi sadece euro cebe insin diye istemiyoruz. Demokratikleşmeyi de istiyoruz. Bu evetin bir sebebi de budur. İç düzenleme de Denktaşlarla olmaz. BDH elinden gelen her türlü katkıyı yapmaya devam edecektir.
KIBRIS: Sayın Talat'ın bazı temasları var ve tek taraflı çalışıyor gibi... Bu durumda siz Sayın Talat adaya dönünce yeni bir hükümet çalışması yapmasını bekliyor musunuz?
Akıncı: Ortada CTP'nin kurduğu bir hükümet var ve düşmüş değil. Düşürülmesi yönünde ortaya konan bir önerge de yok. Başbakan da istifa etmedi. Etik açıdan, başbakan yurt dışındayken bizim bir şey söylememiz doğru olmaz. Sayın Talat dönsün, kendi organlarında değerlendirsin, bizimle görüşmek isters
e biz kendisi ile konuşmaktan mutluluk duyacağız.
KIBRIS 28/04/04
Denktaş, koltuğa yapıştı
Cumhurbaşkanı Denktaş, hükümetin başlattığı diplomatik atakta devre dışı kalmayacağını söyledi ve istifa etmesini gerektirecek bir durum bulunmadığını yineledi
Denktaş, koltuğa yapıştı
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, referandumlar sonucunda her iki taraftan da "evet" çıksaydı devlet ortadan kalkacağı için cumhurbaşkanlığı koltuğunda bir saat bile oturmayacağını ifade ederek istifa etmeyeceğini yineledi.
Hükümetin başlatt
ığı diplomatik atakta devre dışı kalmayacağını belirten Denktaş, bundan sonra sürdürülecek siyasette kendisinin soyutlanmasının söz konusu olamayacağını, söz hakkının bulunduğunu kimsenin inkar edemeyeceğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, ayrıca halkın bir çok yalanlara kanarak referandumda "evet" dedi iddiasını dün de sürdürdü.
Denktaş, dün sabah kendisine destek için adaya gelen Türkiye Mahalli İdarelere Destek Derneği'nden kalabalık bir heyeti kabul etti.
"'Evet' çıksa bir saat bile oturmazdım"
Denktaş, istifa etmesi gerektiği yönündeki görüşlere de yanıt verdi ve şöyle konuştu:
"İki tarafta da 'evet' çıkarsa benim burada bir saat bile oturmam mümkün değildi. Çünkü devlet ortadan kalkıyordu. Devlet ortadan kalktıktan sonra benim burada süs gibi oturmam mümkün değildi. Bütün inançlarıma aykırı bir durum hasıl olurdu. Dolayısıyla bu hasıl olmamıştır. İki taraf da 'evet' dememiştir. Bizim taraf 'evet' demiştir. Birçokları şu veya bu şekilde inandırılmıştır. Birçoklarına 'evet' dediğiniz taktirde KKTC tanınacaktır' yalanı söylenmiştir. Bu büyük bir yalandı. Biz tanınmayacağı için, vilayet haline geleceği için, zaman içinde eritileceğimiz için 'hayır' kampanyası açtık. Ve açmaya da mecburdum çünkü anayasa bana bir görev veriyor. Yemin ettim. Halkın egemenliğini ve bağımsızlığını koruyacağıma ant içtim."
Kendisini istifaya davet edenlerin bir kısmının Annan Planı'nın birinci versiyonu ortaya konduğunda da kendisine "ya imzala ya istifa et" dediğini kaydeden Denktaş, direnmeleri sonucu planın beş kez değiştirildiğini ve Türklerin de haklarının korunduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın bundan böyle diplomatik atağın sadece hükümetçe yürütüleceği yönündeki sözleriyle ilgili soruyu yanıtlarken de "Dünyanın hiçbir yerinde Cumhurbaşkanlığı mevkii varken hükümet tek başına bir şey yürütmez. Muhakkak cumhurbaşkanının da katkısı, birlikte değerlendirmeler olur" dedi.
Uluslararası kuruluşların Rumların tepkisini kabul etmediğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Denktaş, hükümetin ortada görünmesinin, hükümetlik etmesinin, dış temaslarda var olduğunu kanıtlamasının bir kazanç olduğunu vurguladı. "Ama cumhurbaşkanından tam soyutlanmış bir siyaset sürdürecekler diyorlarsa onda yanılıyorlar" diyen Denktaş, söz hakkının olduğunu kimsenin inkar edemeyeceğini söyledi.
"Parasını verirsem herhalde cevabımı yayımlarlar"
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bir gazetecinin "Bugün bir gazetede Kıbrıs Türk halkı adına tam sayfa bir ilan var, sizin emekliliğinizi istiyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna "Ben de o sayfanın parasını versem herhalde benim cevabımı da aynı gazete yayımlar" karşılığını verdi. Denktaş'ın bu sözleri konuk heyetin alkışlarıyla karşılandı.
KIBRIS 28/04/04
Powell: Kuzey Kıbrıs'ı tanıma noktasına henüz gelmedik...
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, ''Kuzey Kıbrıs'ı henüz tanıma noktasına gelmedik'' ifadesini kullanırken, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher, ABD'nin KKTC üzerindeki ambargonun hafifletilmesi için hangi adımları atacağını açıklamaktan kaçındı, ancak Washing
ton'ın AB'ye paralel davranmasının beklenmesi gerektiğini söyledi.
Powell, Reuters ajansına dün verdiği, ancak metni ABD Dışişleri Bakanlığı'nca bugün yayınlanan özel demecinde, ''ABD'nin, kuzeydeki Türk devletini tanıma seklinde bir düşüncesi var mi? Yoksa, ticaretin artırılması için ne tip önlemler düşünülüyor?'' sorusuna su yanıtı verdi:
''Öncelikle, Kıbrıslı Rumlar'ın plan lehinde oy vermemelerinden ne kadar büyük bir hayal kırıklığı duyduğumu söyleyeyim. Bu iyi bir plandı, tarihi bir fırsattı ve bu tarihi an kaçırılacak. Bu da, gelecekte kaybedilmiş bir fırsat olarak görülecek. Türk Hükümeti ise büyük bir siyasi cesaret gösterdi. Kıbrıslı Türkler de plan lehinde oy vererek öyle yaptı. Dolayısıyla, plana (evet) dedikleri için Kıbrıslı Türklerin bazı yararlar görmeleri gerekiyor. AB'deki meslektaşlarımızın ne yapmakta olduğunu izliyoruz. Onların ne yaptıklarını göreceğiz ve bizim ne yapabileceğimizi inceleyeceğiz. Size su anda yapabileceğim bir açıklama yok ve tanıma noktasına henüz gelmedik. Şimdi duruma bakıyoruz, referandumların sonuçları üzerinde çalışıyoruz ve başlangıçta AB'nin ne yapacağını izliyoruz.'' Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Boucher da düzenlediği basın toplantısında, Powell'in ''henüz tanıma noktasına gelmedik'' sözüyle ne kastettiğinin sorulması üzerine, ''Bizim seçenek olarak düşünebileceğimiz şeylerin listesini çıkarmayacağım. AB'nin ne yaptığını biliyorsunuz. Ben ABD'nin, AB'nin yaptıklarına benzer ve onlarla tutarlı şekilde davranmasını beklerim. Biz de bunlara benzer adımlara bakıyoruz'' diye konuştu.
MILLIYET 28/04/2004
Kritik yıl, 2004
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül'le konuşuyorum. Kıbrıs'ta Türk tarafının "evet"lerini kazanca çevirmek için yürüttükleri yoğun diplomasi trafiğine dikkat çekerek diyor ki:
- Elimizi çabuk tutmalıyız. 'Evet' oyları uluslararası toplumda çok olumlu bir hava yarattı. Bir ay sonra bu havanın etkisi azalır...
Ve Gül ekliyor:
- Rumlar da 'evet' oylarının yarattığı olumlu konjonktürün bir an önce geçmesini bekliyorlar, ona göre politika hazırlıyorlar.
Gerçekten 'evet'ler olumlu bir konjonktür yarattı:
AB, KKTC'de temsilcilik açıyor. Ekonomik yardım geliyor. ABD ve AB "tecrite son vereceğiz" diyor.
"Yeşil Hat, Avrupa'nın sınırı" oluyor; artık Türkiye "Avrupa toprağında asker bulunduran ülke" olarak görülemeyecek. Verheugen "Türk askerinin adada kalacağını" resmen ifade ediyor.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ne KKTC parlamenterleri de katılacak!
Bunlar fevkalade önemli gelişmelerdir ve arkası gelecektir tabii...
* * *
ULUSLARARASI toplumda belirli ölçüler var demek ki... "Verilen sözler" bir anlam ifade ediyor demek ki...
Bunu görmek ve "konjonktür"ü değerlendirmek önemli.
Abdullah Gül şunu da söyledi:
- AB sürecinde de aynı şekilde olumlu bir konjonktürdeyiz. 2004 sonuna kadar bunu en kararlı bir şekilde değerlendireceğiz. Hiçbir şeyi eksik bırakmayacağız....
Gerçekten Kıbrıs'ta çözümü desteklemiş ve Kopenhag kriterlerini yerine getirmiş bir Türkiye'ye "söz vermiş" olan Avrupa ne diyebilir?!
- İyi ama artık Rumlar AB üyesi, Aralık 2004'te Türkiye'ye tarih verilmesini veto edebilirler!
Gül'ün cevabı:
- Bu o kadar kolay değil. 'Evet' sonrası olumlu gelişmeler, Aralık 2004'ün de göstergeleridir.
İyi de Avrupa sözünde durur mu?
* * *
DİPLOMASİ tarihi kaypaklıklarla, sözden dönmelerle, kandırmalarla doludur. 18. ve 19. yüzyıl diplomasisinde bunlar "maharet" sayılırdı.
Napoleon'un Dışişleri Bakanı Talleyrand demişti ki:
- Ben bazen fikirlerimi anlatmak, bazen fikirlerimi anlatmamak için konuşurum.
Diplomaside bu hâlâ vardır! Ama milletlerarası bağlar güçlendikçe uluslararası normlar ve kurumlar geliştikçe diplomaside de "söz" ya da "ahde vefa" eskisinden daha önemli hale geliyor. İşte Kıbrıs referandumunda "evet" sonrasında ABD ve AB'nin tavrı...
O bakımdan Gül "2004 sonuna kadar, AB sürecinde eksik bırakmamalıyız, Avrupa sözünden dönemez" diyor.
Fakat AB içinde bazıları "Hayır, Türkiye biraz beklesin" diyerek 'kaypaklık' yapabilir.
Ben Fransa'dan şüpheliyim mesela...
Bu ihtimal vardır ve Türkiye'nin bir "B Planı" olmalıdır.
Ama Gül'ün dediği doğru:
- Kriterleri yerine getirmiş bir Türkiye ile müzakerelere başlamamak, Avrupa'nın güvenilirliğine çok zarar verir.
Türkiye'ye aralık ayında "biraz bekleyin" denilmesi Avrupa'nın "söz"ünü çiğnemesi olur, bir siyasi ahlak skandalı olur gerçekten.
Bu ahlaki ilke de Türkiye lehine bir konjonktür yaratmıştır ve bunu da çok iyi değerlendirmemiz lazımdır.
TAHA AKYOL MILLIYET 28/04/2004
Rumlardan gelen işaretler
Hayır oyuyla, 1 Mayıs'ta tek başına AB'ye girmeye hazırlanan Güney Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs'ı "en fazla" Doğu Almanya modeliyle kabul edebileceğine dönük işaretler veriyor.
Eşit, egemen iki toplum tezi, iki kurucu devlet tezini reddediyor. Bunu oylarıyla da kanıtladı.
Hayır sonucu alınmasında en önemli etken olarak görülen AKEL'in lideri Dimitris Hristofyas, Annan Planı'nın ölmediğini söylüyor. Belli ki, Güney Kıbrıs, AB üyesi olduktan sonra planı, Rumlar lehine değiştirip yeniden masaya getirme olasılığı görüyor. Ayrıca, "Türk vatandaşlarımızın AB olanaklarından yararlanması" söylemiyle de AB üyesi Güney Kıbrıs'ın cazibesini kullanarak, Doğu Almanya'nın Batı Almanya'ya katılması gibi bir "yamanma" , bir "teslim alma" projenin ipuçları da Rum kesiminde baş göstermeye başladı.
AB, Türkiye'nin müzakere tarihi alma umudunu sonuna kadar kullandı. Türkiye'yi bu umutla yönlendireceğini anladı. Ancak, referandum sonucu artık bu yöntemin uygulanamayacağını ortaya koymalı. AB yeni süreçte hatasını tekrarlayarak, Rum kesiminin yaklaşımına destek vermemeli. Türkiye'yi ve Kıbrıs Türklerini, her şeye evet demeye hazır görmemeli. Türkiye'nin ve KKTC'nin beklentisinin "lütuf" değil, haklarının teslim edilmesi olduğunu bilmeli.
Rum tarafından gelen işaretlere karşı Türkiye'de ve KKTC'de kararlı, sağlam bir duruş sergilemek önem taşıyor. Referandum sonuçlarının, küçük hesaplar uğruna istismar edilmesinin yanlışlığı ortada.
KKTC'de DP'den istifa eden iki milletvekilinin takınacağı tutum da önemli. Bu süreçte bir hükümet sorunu yaratmak, zaman kaybı olacaktır. Hükümetin bir kanadını sürekli baskı altında tutarak, dış ataklar için ayrılacak mesaiyi, iç sorunlara yöneltmek sorumlu bir davranış olmayacaktır. Bakanlık beklentisiyle, hükümeti değiştirmeyi düşünmek, bu tarihi süreçte çok küçük bir hesap olur.
Ambargonun kalkması yönünde güçlü sinyallerin geldiği, AB'nin KKTC'de temsilcilik açmaya hazırlandığı, Türk askerinin adadaki varlığının uluslararası anlaşmalara dayandığının Verheugen tarafından ifade edildiği bir ortamda, KKTC'de hükümet krizi yaratmak, seçim hesabı yapmaya yönelmek büyük hata olur.
FIKRET BILA MILLIYET 28/04/2004
'Evet' kumar değildi...
LEFKOŞA RUM KESİMİ
KIBRIS sorununda Türk tarafı bunca yıldır ilk kez bu kadar rahat... Ve ilk kez uluslararası camiadan bu kadar takdir ve de destek görüyor.
Rumların durumu ise tam aksi, AB'den BM'ye ve ABD'ye kadar her taraftan Rumlara karşı çok sert eleştiriler ve hatta tehditler yağıyor.
Dünya basını da ilk kez Kıbrıs Türklerine ve Türkiye'ye bu konuda bu kadar sempati gösteriyor...
Bu takdir ve sempatinin pratik sonuçları da ortaya çıkmaya başlıyor: İşte AB'nin KKTC'ye 259 milyon euroluk yardım kararı... İşte ABD ve Avrupa ülkelerinin, Türk tarafına uygulanan ekonomik kısıtlamaları kaldırmak, KKTC ile bir şekilde (resmen tanımak olmasa dahi) direkt ilişkiye geçmek konusundaki arzusu...
Rumlar bu gelişmeleri şimdi büyük şaşkınlık ve endişe ile izliyorlar. Sanki "ohi" diyenler, bütün bunların başlarına geleceğini öngörmemiş... Buradaki Rum gazeteleri - ve bu arada İngilizce çıkan "Cyprus Mail" - referandumda büyük bir güven (hatta fiyaka ile) "Hayır" diyen birçok insanın şimdi pişmanlık duymaya başladıklarını yazıyor. İşte tipik bir örnek: "Ohi" diyenlerden 35 yaşındaki Maria Ioannu, Cumhurbaşkanı Papadopulos'un söylediklerinin tesiri altında kaldığını, ancak şimdi büyük hata yaptığını anladığını söylüyor...
* * *
RUM tarafından referandumda güçlü bir "hayır" çıkacağı daha baştan belli idi. Buradaki Batılı diplomatlar ve analistler, kendi merkezlerine bunun böyle olacağını 24 Nisan'dan çok önce bildirmişlerdi.
Bu bakımdan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın bir "kumar oynadığı"nı söylemesi ve ancak şimdi "üstündeki yükün kalktığını" belirtmesi, garip doğrusu. Türkiye'de de referandum öncesinde "Rumlar bize oyun oynuyor, onlar sonunda 'evet' diyecekleri için bizim tarafı aldatmaya çalışıyorlar" şeklinde konuşanlar olmamış mıydı?..
Aslında bu olayı bir "kumar" olarak görmek ve "Ne yapalım, risk aldık, neyse ki sonunda kazandık" diye düşünmek yakışık ve gerçekçi değil.
Bir kere, yukarıda belirttiğimiz gibi Rumlardan güçlü bir "ohi" çıkacağı açıkça belli idi. Bunun için özel bir istihbarata da gerek yoktu...
İkincisi - ve en önemlisi - Türk kesiminde halkın gerçekten önerilen çözümü istediği, bunun kendi geleceği açısından gerekli olduğuna inandığı için "evet" dedi. Yoksa bir oyun (kumar) niyeti ile değil...
Kuşkusuz, sonuç (yani Türklerin "evet", Rumların "hayır" demesi) Türk tarafına büyük bir "taktik başarı" ve üstünlük sağladı. Ama Kıbrıslı Türk, oyunu kullanırken "taktik" düşüncelerle değil, gerçekten daha iyi bir gelecek kurma niyeti ve umudu ile hareket etti...
* * *
AYNI şey Türk hükümeti için de söylenebilir. Gerçekten Erdoğan hükümeti, "Annan süreci"nin sonunda Kıbrıs meselesinin nihayet hal yoluna gireceğini umuyor, bunun gerçekleşmesini de samimi olarak istiyordu. Diğer bir deyişle, Ankara da bu "evet" "hayır" egzersizini bir oyun ya da kumar olarak görmedi.
Bugün varılan noktada, Türk tarafı "evet"in meyvelerini toplamaya başlıyor. Bu başarı, Türk diplomasisinin uyguladığı kararlı stratejinin ve Kıbrıs Türk halkının gösterdiği olgunluğun ve iradenin sonucu.
Türk tarafı "hayır" deseydi bunlar olur muydu? O zaman KKTC ve Türkiye ne duruma düşerdi?..
"Hayır"cılardan beklenen, hiç olmazsa bunun muhasebesini doğru yapmalarıdır...
SAMI KOHEN MILLIYET 28/04/2004
Denktaş istifa etmeli, çünkü...
Rauf Denktaş, 16 Nisan günü Esenboğa Havaalanı'nda gazetecilere referandumda Kıbrıs Rum tarafının evet diyeceğine inandığını söyledi. Bu sözleri her gazetede yayımlandı ama biz kaynak olarak 17 Nisan tarihli Milliyet ve Cumhuriyet'i gösterelim..
"Hayır" kampanyasını sürdürürken de sık sık bunu tekrarladı.
Özetle şöyle de
di: Bakmayın Rum tarafının "hayır" diyeceği iddialarına. Bizi kandırmak için böyle yapıyorlar. Bu tuzağa düşmeyelim..
Denktaş'ın bu "zehir hafiye" yaklaşımının Kıbrıs'ın Türk kesiminde değilse bile Türkiye'de epeyce taraftar topladığını da hatırlıyorum.
Bu "tez" üzerine yazılmış bir hayli köşe yazısı okuduğumu da..
Oysa o günlerde Kıbrıs'ın Rum kesiminde sonucun "hayır" çıkacağı da herkes tarafından biliniyordu..
Rum tarafında yapılan kamuoyu yoklamalarını, gazetelere de yansıyan yorumları Denktaş'ın bilmiyor olması elbette söz konusu değildi.
Bunları bile bile yukarıdaki gibi konuşmuş olmasına Türkçede ne denildiğini hepimiz biliyoruz ama buna şimdilik kibarca "halkı yanıltma çabası" diyelim..
Denktaş ve yandaşları aksini ne kadar iddia ederlerse etsinler Kıbrıs'ta statükonun devamından zarar görecek olanlar Kıbrıslı Türkler ve Türkiye idi..
Rumlar tüm Kıbrıs'ı temsil ederek AB'ye girecekler, KKTC'nin dünyadan izole edilmiş durumu sürecek, AB ile görüşmelerinde Türkiye'nin önüne Kıbrıs sorununun çözülmemesi bir engel olarak çıkarılacaktı..
İki amacı vardı
Kıbrıslı Türklerin Denktaş'ın dezenformasyon çabalarına inanmayarak referandumda "evet" demeleri oyunu tersine çevirdi.
Referandum sonuçlarının belli olmasından beri ortaya çıkan gelişmeler kimin haklı olduğunu ortaya koyuyor.
Rumlar "hayır" dedikleri için cezalandırılıyor, Kıbrıs Türklerinin ekonomik ve ticari yanlızlığını sona erdirecek adımlar ardı ardına atılıyor.
Denktaş, gelişmelerin böyle cereyan edeceğini bilecek durumda olmayan bir siyasetçi midir?
Kuşkusuz hayır!
Denktaş da sonucun böyle olacağını biliyordu ama yine de "hayır" kampanyasını sürdürmekte ısrar etti..
İki amacı vardı: Kıbrıs'ta statükonun ve dolayısıyla kendi iktidarının devamını sağlamak, ikincisi Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliğini engellemek.
Bu bir siyasi ahlak sorunu
Denktaş'ın kampanyasının en büyük destekçilerinin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan çevreler olduğunu bilmiyorum tekrar hatırlatmaya gerek var mı?
Kıbrıslı Türkler, kendilerine söylenen yalanlara kanmadılar ve bu oyunu temelinden bozdular..
İşte Denktaş'ın artık bulunduğu makamı terk etmesini gerektiren şeyler de burada yatıyor:
Denktaş istifa etmeli, çünkü halkının yüzde 65'i onun söylediklerine inanmadığını oylarıyla ortaya koydu.
Denktaş istifa etmeli, çünkü h
alkına bile bile yalan söylediği de ortaya çıktı.. Rumlar da tıpkı Denktaş gibi anlaşmaya "hayır" dediler.
Denktaş istifa etmeli, çünkü Kıbrıs Türk halkını tecritten kurtaracak olası gelişmeleri ya görmedi ya da gördü de bunu halkından sakladı..
Denktaş istifa etmeli, çünkü halkını kandırmayı başarabilseydi bunun bedelini sadece Kıbrıs Türk halkı değil, AB'den görüşme tarihi almayı bekleyen Türk halkı da ödeyecekti..
Bütün bunlara rağmen koltuğundan kalkmamakta ısrar etmesi ciddi bir siyasi ahlak sorunu olarak önümüzde duruyor.
MEHMET Y.YILMAZ MILLIYET 28/04/04
Hemen nakit ödül beklemeyelim...
Bilmem sizin de dikkatinizi çekiyor mu, bazı çevrelerde eski bir hastalığımız nüksetti. Genlerimize işlemiş geleneksel bir aceleciliğimiz, sabırsızlığımız vardır. Şu sıralarda bazı yazarlarımız ve sesini duyurabilen bazı çevreler durmadan tekrarlıyorlar:
"Kıbrıs Türkleri plana EVET dediklerine göre, şimdi hemen ödüllendirilmeli, Rumlar ise dövülmelidir. "
Bu mantık çizgisi öylesine kontrolden çıkmak üzere ki, sonucun h
emen elde edilmesi gereğine kadar gidiyor. Yani, Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi veya liderlerinin Rumları yerden yere vurması, karşılığında da Türk tarafının derhal ödüllendirilmesi bekleniyor.
Oysa Uluslararası ilişkiler, ne aceleciliği ne de sabırsızlığı kaldırır.
Beklememiz ve oyunu kurallarına göre oynamamız gerekiyor.
Bu arada, Lüksemburg'daki AB konseyi toplantısı sonrasında ve özellikle genişlemeden sorumlu komiser Verheugen'in açıklamaları önemli gelişmelerin hazırlandığının işaretleriyle doluydu.
Verheugen, KKTC'nin yanlızlıktan kurtarılması ve Rumların HAYIR oyundan dolayı cezalandırılmaması gerektiğinin yeniden altını çizdi. "Dün dündür, bugün bugündür" demedi. AB Komisyonu'nun bu konuda yeni bir önlem paketi hazırlayacağını da sözlerine ekledi.
Basın toplantısındaki açıklamaları, AB Komisyonu'nun kafasındaki yaklaşımın ana çizgilerini de belirledi.
Buna göre, KKTC bir devlet olarak tanınmayacak. Buna karşılık, adı konmadan ayrı bir birim gibi ayrı ilişki kurulacak. Yani Rumlar, Kıbrıs'ın tümünü temsil edemeyecekler. Komisyon, Türk bölgesine uygulanan, özellikle ticaret ve turizm alanındaki ambargoların kalkmasını sağlayacak. Bugünkü Yeşil Hattın da, Kıbrıs'ı ikiye bölen bir sınır gibi kalacağı anlaşılıyor. Aynı şekilde yardımlar da, KKTC'ye Rum hükümeti üzerinden değil, direkt olarak akacak.
Hepimizin hazırlıklı olmamız gereken nokta, bundan böyle belirisizliklerle dolu bir döneme girdiğimizdir. 30 yıldır alışkın olduğumuz veriler ve koşullar artık değişiyor. Bunun yerine, yaratıcılık ve vizyon gerektiren politikalar üretme dönemi başlıyor. Eğer bu politikaları bizler oluşturmazsak, başkaları önümüze koyacak.
En büyük tehlike de bu...
* * *
MEĞER DENKTAŞ NE RUMLARI, NE DE TÜRKLERİ TANIYORMUŞ...
Doğrusunu söylemek gerekirse, ben çok şaşırdım.
Rauf Denktaş'ı her iki toplumun nabzını iyi tutan, olası davranışlarını çok iyi okuyan biri olarak bilirdim. Ancak son tartışmalar ve referandum sonuçlarına bakınca, Denktaş'ın ne kendi toplumunu, ne de Rumları tanıdığı sonucuna vardım.
Başından itibaren, Rumla
rın Annan planının üstüne balıklama atlayacaklarını ve Türk toplumunu yok etmek için bu fırsatı kaçırmayacaklarını söyledi. Son dakikaya kadar, Rumların EVET oyu vereceklerini iddia etti. Bir ara "Aldanmayın, bizi şaşırtmak için böyle davranıyorlar. Son anda tutumlarını değiştirecekler " dahi dedi.
Sonuç ortada.
Denktaş'ın , kendi toplumunun da nabzını tutamadığı anlaşılıyor.
Son derece etkili bir kampanya yürüttü.
Ankara'dan bindirilmiş kuvvetler getirttiği gibi, etkili olabileceklerini düşündüğü kimi siyasi liderlerden de destek aldı.
Sonuç yine ortada.
Kendi kendine yazık etti. Oysa biz onu tarihi kişiliği ile hatırlamak istiyorduk...
* * *
LOİZİDU DAVALARI NE OLACAK ?
Referandumlardan bilinen sonuç çıktıktan sonra, belki siyasi kararlarla KKTC rahatlatılacak, ancak Türkiye yönünden en tehlikeli sorun Avrupa Mahkemesinin gündeminde kalacak.
Loizidu davalarından söz ediyorum.
Hatırlayacaksınız, Loizidu'nun Avrupa Mahkemesine başvurusu yıllar boyunca, belki bir çözüm bulunabilir diye bekletildikten sonra,
Ecevit'in ünlü "Kıbrıs sorunu 1974 harekatıyla çözülmüştür. Başkaca bir çözüm aranmasına gerek yoktur" şeklindeki açıklamasından sonra gündeme alınmış ve Türkiye yaklaşık 1 milyon dolar tazminat ödemeye mahkum edilmişti. Şu anda Avrupa Mahkemesinde aynı tip 47 dava var. Ayrıca 1500 kişinin taraf olduğu başka davalar da sıralarını bekliyor.
Annan planı kabul edilseydi, bu davaların tümü mahkeme dışına çıkacaktı.
Olmadı.
Peki şimdi bizi ne bekliyor ?
Avrupa Mahkemesi yargıçlarından Rıza Türmen'in pazartesi günkü MANŞET programında (Hergün saat 17.00'de) yaptığı açıklama geleceğe ışık tutucuydu. Türmen, Loizidu davası sonuçlandıktan sonra, KKTC tarafından kurulan yeni gayrimenkul Komisyonun etkili bir iç yargı yolu sayılıp sayılmayacağına dair bir karar vereceğini söyledi.
Eğer bu komisyon kabul edilirse, Avrupa Mahkemesi yeni davaları önce bu komisyona yönlendirilecek. Yani iç hukuk yollarının denenmesi tavsiyesinde bulunabilecek. Bu da Türkiye üzerindeki baskıları çok azaltacak.
Mahkemenin bu yolda karar alması da, büyük oranda AB'nin takınacağı tutumdan etkilenecektir.
MILLIYET MEHMET ALI BIRAND 28/04/2004
AKPM ambargonun kaldırılmasını isteyecek
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) hazırlanan ve yarın oylanacak bir karar tasarısında, BM'den KKTC üzerindeki yaptırımları gözden geçirmesi istendi.
Tasarıda "KKTC'nin Avrupa'daki siyasi tartışmalarda temsil hakkından mahrum bırakılmasının artık haksızlık olacağı" vurgulandı. AKPM genel kurul oturumunda yarın tartışılarak oylanacak tasarıda, Avrupa'daki siyasi liderlerin, KKTC'ye mali yardım yapılması ve adanın kuzeyine yönelik uluslararası yaptırımların azaltılması yolunda verdikleri desteğin memnuniyetle karşılandığı bildirildi.
Tasarıda, ''BM'den de bu yaptırımları temel alan kararların hala haklı olup olmadığını gözden geçirmesi'' istendi.
''Referandum sonucunda birleşik Kıbrıs için açık destek veren KKTC'nin Avrupa'daki siyasi tartışmalarda temsil hakkından mahrum bırakılmasının artık haksızlık olacağı'' vurgulanan tasarıda, ''Bu tür yalnızlığın birleşik Kıbrıs'a karşı çıkanların pozisyonlarını güçlendireceği'' görüşü savunuldu.
KKTC'Lİ PARLAMENTERLERE SÖZ HAKKI
KKTC'nin uluslararası yalnızlığının azaltılması istenilen tasarıda, KKTC'li parlamenterlerin AKPM genel kurul ve uzmanlık komisyonu toplantılarına da artık katılmalarına olanak verilmesi istendi.
AKPM'de yarın yapılacak oylamada tasarının kabul edilmesi halinde,daha önce toplantıları kulislerde ve dinleyici localarında izleyen KKTC'li parlamenterler, genel kurul ve diğer komisyon toplantılarına istedikleri gibi katılıp, konuşma hakkına sahip olacaklar.
(aa)
HURRIYET 28/04/2004
Emekli oldun ilanı Denktaş'ı kızdırdı
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
KKTCde yayınlanan, İşadamı Asil Nadire ait Kıbrıs Gazetesi, ilk sayfasından, Kıbrıs halkı Denktaşı görüşmecilikten aldı ilanına yer vermesi Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşı kızdırdı. Denktaş, emekliliğini isteyen ilana yine parasını vererek ilanla karşılık vermeyi düşündüğünü açıkladı. Denktaş, Umarım benim ilanımı da yayınlarlar dedi. Denktaş, İstifamı istiyorlar. Eğer Rumlar da evet deseydi burada süs gibi bir saat bile durmazdım diye konuştu.
HURRIYET 28/04/2004
AB Kıbrıs Tüzüğü'nü görüşüyor
AB, KKTC'ye yönelik ekonomik açılımları değerlendirmeye başladı. Görüşülen Kıbrıs Tüzüğü'nde, Yeşil Hat yönetmeliğinin değiştirilmesi ve KKTC'ye 259 milyon euroluk yardım var.
AB üyesi ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcilerinden oluşan Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), Kıbrıs tüzüğü görüşmelerini bugün başlattı.
AB Komisyonu sözcülerinden Jean-Christophe Filori, konuya ilişkin açıklamasında, ''COREPER, cumartesi günü yürürlüğe sokulacak tüzüğü bugün tartışıyor'' diyerek, şöyle konuştu:
''Bu tüzük, Kıbrıs'ın kuzey ve güneyini ayıran Yeşil Hat üzerinde kişilerin ve malların dolaşımını düzene sokuyor. Ayrıca AB Konseyi, geçen pazartesi günü, Kıbrıslı Türklere destek iradesi gösterdi. Komisyon, konseyin bu kararını memnuniyetle karşıladı. Bunu biz de istiyorduk.
Konsey, bu amaçla komisyonun ayrıntılı öneriler hazırlaması talimatı verdi. Bu çalışma zaman alacaktır. Cuma gününe kadar 259 milyon euro'luk yardımın kullanılış programını belirlemek mümkün değil. Biraz daha fazla zamana ihtiyaç var. Bir program belirlemek gerekiyor. Elbette en kısa zamanda önerilerimizi belirleyeceğiz ve açıklayacağız.''
YEŞİL HAT YÖNETMELİĞİ
Kıbrıstaki tarihi referandumların ardından KKTCye uygulanan ambargoların kaldırılması Yeşil Hat yönetmeliğine kilitlendi. Yunanistan ve Rum yönetimi, KKTCye yardımların Yeşil Hat üzerinden yapılmasını isterken, İngiltere, KKTC ve Türkiyenin isteği çerçevesinde yönetmeliğin değiştirilmesi için öneri sundu.
Rum yönetimi ABdeki tepkileri azaltmak için KKTCye yardım adı altında 4 maddelik öneri sundu. Kıbrısın AB ile yaptığı katılım sözleşmesinin 10uncu protokolü, AB müktesebatının, anlaşma olmaması durumunda adayı ikiye ayıran Yeşil Hatın kuzeyinde (Türk tarafında) uygulanmamasını öngörüyor. Bu çerçevede AB, Yeşil Hat yönetmeliği hazırlamış ve Türk tarafı ile ticaretin Rum kesimi üzerinden yapılmasını kararlaştırmıştı.
RUMLARIN AMACI KKTCYİ KONTROL
Rum Yönetimi KKTCye yönelik açılımları kendi kontrolü altında tutmak ve KKTC limanlarının uluslararası trafiğe açılmasını engellemek için ABye Yeşil Hat Yönetmeliğini genişleten teklif sundu. KKTCye yardımı biz de destekliyoruz söylemi altında sunulan teklif dört maddeden oluşuyor:
- Kıbrısın tamamında üretilen ürünlerin listesinin Yeşil Hattan gidip-gelecek olanlarla da genişletilmesi,
- Yeşil Hattan girip çıkan sanayi (imalat) ürünleri listesinin genişletilmesi,
- Kişi ve ürün dolaşımı için Kuzey ve Güney arasındaki geçiş noktalarının artırılması,
- AB tarafından onaylanan 259 milyon euroluk miktarın verilmesi.
İNGİLTERE-KKTC TEMASI
Ancak İngiltere, KKTCyi denetim altında tutma girişiminde bulunan Rumların bu manevrasını engelledi ve dört maddelik karşı öneri sundu. ABnin KKTC ile doğrudan temasa geçmesi gerektiğini vurgulayan İngiltere, Rumların büyük tepkisini çekti. İngilterenin önerileri şöyle:
- Kıbrıslı Türklerin ABa katılım şartları yaratılsın.
- AB Konseyi, AB Komisyonuna Kıbrıslı Türklerle derhal ve doğrudan ilişki kurmaya çağırması kararı alsın. (limanlar açılsın)
- AB, Kıbrıslı Türklerle ilişkileri Kıbrıs Cumhuriyeti üzerinden geçirmesin.
- Referandumlarda takındığı tavır nedeniyle Kıbrıs Rum tarafı kınansın.
(Hürriyetim)
HURRIYET 28/04/2004
BM Kıbrıs'ı görüşecek
BM Güvenlik Konseyi, bugün TSİ 17.30'da başlayacak oturumunda Kıbrıs'ı görüşecek.
Toplantıya, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun yerine Genel Sekreter'in Siyasi İşlerden sorumlu Yardımcısı Sir Kieran Predergast'ın katılması ve Konsey üyelerine Kıbrıs'taki referandumlar sonrası gelişmeler konusunda bilgi vermesi bekleniyor.
BM diplomatik kaynaklarından edinilen bilgiye göre, toplantıdan sonra Konsey tarafından bir başkanlık açıklaması yapılması öngörülüyor.
Ancak, bunun da geçen hafta olduğu gibi Rusya'nın engellemesi tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu belirtiliyor.
Rusya'nın Kıbrıs konusunda Konsey'in herhangi bir karar tasarısını kabul etmesini reddettiğini kaydeden BM kaynakları, Moskova'nın KKTC'ye yönelik ambargonun kaldırılmasına kesinlikle karşı çıktığını kaydediyorlar.
Konsey'de tamamen Rum yanlısı bir tutum izleyen Rusya'ya Fransa, Çin ve Brezilya da katılırken, ABD, İngiltere, Almanya ve
Pakistan Türk tezlerine destek veriyor.
Rusya geçen hafta BM Genel Sekreteri'nin talimatı olmasına karşın Kıbrıs'ta referandumlar öncesinde tarafları cesaretlendirici bir karartasarısını veto etmiş, bunun tasarının özüne yönelik olmadığı, teknik nedenlerden kaynaklandığı açıklamasını getirmişti.
(aa)
HURRIYET 28/04/2004
|
Türkiye: KKTC'nin ihtiyacı tecride son verilmesi |
|
|
Ankara
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, KKTC'nin gerçek ihtiyacının kendi ayakları üzerinde duracak biçimde izolasyonun ve ambargoların kaldırılması olduğunu belirtti.
Tan, haftalık basını bilgilendirme toplantısında KKTC'nin tanınması ve ambargoların kaldırılmasına ilişkin soruya yanıt verdi.
KKTC'nin asıl ihtiyacının izolasyonunu kaldırılması ve KKTC'nin kendi ayakları üzerinde güçlü bir biçimde durması olduğunu belirten Tan, "Esas gayret ve amacımız ambargonun kırılmasına yöneliktir" diye konuştu.
AB ile Kıbrıs Rum kesimi arasında, üzerinde uzlaşılan ve Kıbrıs Türk tarafının durumunu belirleyen Tüzük'e ilişkin olarak Tan, "Tüzük'te değişiklik olmamasının sözkonusu olmadığını düşünüyoruz" dedi.
Mutlaka Tüzük'te değişikliğin gerçekleşeceğini belirten Tan, önemli olanın bunun yeterli olup olmadığı konusu olduğunu kaydetti. Tan, "Beklentimiz AB'nin KKTC ile doğrudan ilişki kurmasıdır" dedi.
Namık Tan, yapılmakta olan girişimlerini AB Adalet Divanı kararına ilişkin değişikliklerin yapılmasını da içerdiğini bildirdi.
Eurovizyon Şarkı Yarışması'nda Rum kesiminin TRT tarafından hangi ad altında temsil edileceğinin sorulması üzerine Tan TRT'nin özerk bir kurum olduğunu anımsattı.
Bu kurumun kullandığı sıfatın Türkiye'yi herhangi bir zan altında bırakmayacağını kaydeden Tan, "Bu coğrafi bir tanımlama anlamına geliyor. Olaya bu yönden bakmak uygun olur" dedi.
(ANKA) |
HURRIYET 28/04/2004
AB, Kuzey Kıbrısta temsilcilik açacak
Zeynel LÜLE/BRÜKSEL
AVRUPA Birliği, Kuzey Kıbrısla meşru ilişkiyi resmen başlatıyor ve kısa bir süre içinde KKTCde AB Temsilciliği açıyor. Avrupa Parlamentosunun Dış İlişkiler Komisyonunda yapılan Kıbrıs konulu bir oturumda konuşma yapan AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, Artık şu anki hukuki zemini değiştirmemiz gerekiyor. En iyi yol Kuzey Kıbrısta bir temsilcilik açılmasıdır dedi. Verheugen ayrıca, bir Kıbrıslı Rumun, Adadan askerlerin çekilmesi gerekmiyor mu? şeklindeki sorusuna ise tepki göstererek, Eğer Annan Planı kabul edilseydi, (Türk askeri) çekilecekti ve sembolik sayıya inecekti. Ama artık aynen kalacak ve de büyük bir ihtimalle sayısı daha da artacak dedi.
KİLİSEYE TEPKİ
Dünkü toplantıya iki tarafın Evetçiler cephesinde bulunan KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve eski Rum Kesimi Lideri Yorgo Vasiliu da davetliydi. Verheugen yaptığı konuşmada Rum tarafına yönelik yoğun eleştiri getirdi. Verheugen, Rum tarafındaki referandum öncesi söylemleri ırkçı söylemler olarak niteledi ve özellikle kilisenin yaklaşımını, Adadaki Türkleri ikinci sınıf olarak algılayan ve Hıristiyanlık dininin ruhuna aykırı söylemler olarak değerlendirdi. Bugüne kadar Kuzeydeki Türklerle, ancak Rumlar aracılığıyla bağlantı kurabildiklerini, aksi durumu Rumların reddettiğini belirterek, Artık durum değişmiştir. Şu anki hukuki zemini değiştirmek zorundayız. En iyi yol Kuzeyde bir temsilcilik açmak olacaktır dedi.
AMBARGO KALKSIN
Toplantıda bir konuşma yapan Talat ise, 1 Mayıs öncesinde sosyal ve ekonomik ambargoların kaldırılması gerektiğini söyledi. Avrupa Parlamentosunda basın toplantısı düzenleyen Talat, asker çekilmesinin gündemde olmadığını, çözüm ile sözkonusu olabilecek bu eylemin çözümsüzlükle gündeme getirilmesinin kabul edilmeyeceğini belirtti. Talat, Hazirandaki AB seçimlerinde de altı milletvekili ile temsil edilecek olan Kıbrısın iki sandalyesinin Türklere ait olduğunu belirterek, APden ya bu sandalyelerin boş bırakılmasını ya da iki Türk milletvekilinin gözlemci olarak gönderilmesini talep ettiklerini ifade etti. Tayvan modelinin geçici bir unsur olduğunu belirten Talat, Bu model geçici bir rahatlık yaratır ama sorunu çözmez dedi.
HURRIYET 28/04/2004
|
2 Rum KKTCye G-3 mermisi sokuyordu |
|
|
Ömer BİLGE/LEFKOŞA
KKTCde, Rum tarafından gizlice G-3 mermisi sokmaya çalışan iki Rum tutuklandı. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Bu gösteriyor ki bu tarafa silah kaçırıp sakladılar. EOKA zamanında da yapıyorlardı diye tepki gösterdi.
Polis önceki akşam Lefkoşayı Rum kesimine bağlayan kontrol noktalarından Metehanda iki Rum aracını şüphe üzerine aradı.31 yaşındaki Stephanos Yiannakou ve 33 yaşındaki Christakis Ioannou adlı Rumlardın kullandığı iki araçta 200 adet G-3 mermisi ele geçirildi. Rumları tutuklayan polis, sınır kapısındaki kontrollerini sıkılaştırdı.
HER RUMUN EVİNDE ZİMMETLİ G-3
1974 Barış Harekatının ardından Rum yönetimi, her eve milis gücü oluşturmak amacıyla bir G-3 ve 250 mermi dağıttı. Rum tarafında aile reislerine zimmetli olarak verilen ağır silahlar her yıl kontrolden geçiriliyor ve tatbikatlar yapılarak Rumlara silah kullanma eğitimi veriliyor. Rum tarafında G-3 modeli ağır silahlar ile mühimmatın kaybolması sık yaşanan olaylar arasında yer alıyor.
DENKTAŞ: SİLAH SOKTULAR
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Metehan Sınır Kapısında ele geçirilen G-3 mermileri ile ilgili olarak yaptığı açıklamada, Demek ki bu tarafa silah kaçırıp gizlemişler dedi. Denktaş, şöyle konuştu:
Son üç yılda Rum tarafında zannedersem 367 tane benzeri silah güya askeri kamplardan çalınmıştır. EOKA zamanı da bunları yaparlardı, İngiliz kamplarından güya silah çalınırdı. Çalına çalına, Yunanistanla da birlikte getirip gizledikleriyle birlikte bir ordu oldular ve çıktılar karşımıza. |
olduğunu belirten Talat, Bu model geçici bir rahatlık yaratır ama sorunu çözmez
dedi.
HURRIYET 28/04/2004
İKÖye KKTC brifingi
DIŞİŞLERİ
Bakanlığı dünya genelinde KKTCye yönelik izolasyonun kaldırılması için girişimlerini sürdürüyor. Dışişleri Bakanlığına dün davet edilen İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) üyesi ülkelerin Ankara büyükelçilerine, KKTC ile ticarete başlamaları ve ekonomik ambargonun kaldırılması çağrısı yapıldı. Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Baki İlkin, Türkiyenin en büyük önceliği KKTCye uygulanan ambargoların kaldırılması ile ekonominin canlandırılmasına verdiğini anlattı. İlkin, büyükelçilerden temsil ettikleri ülkelerin KKTC limanlarını kullanmalarını ve KKTC ile sportif karşılaşmalara izin vermelerini istedi. Benzer talep, bakanlığa çağrılan Latin Amerika ülkeleri ile Norveç ve İsviçre büyükelçilerine de iletildi.
HURRIYET 28/04/2004
Ruma referandum soruşturması
Zeynel LÜLE/BRÜKSEL
AVRUPA Parlamentosu Başkanı Pat Cox, Referandumda Hayır diyen Rumların antidemokratik ve taraflı bir kampanya yürüttükleri gerekçesiyle soruşturma başlattı. Kıbrıs Rum kesimindeki ana muhalefet partisi DİSİnin Başkanı Nikos Anastasiadesin başvurusunu değerlendiren Cox, Rum Lider Tasos Papadopulosun referandumda devlet araçlarını kullanması, kamu çalışanlarına baskı yapması ve medyanın özgür ortamını engellemesi nedeniyle bir soruşturma açılmasına karar verdi. Cox, APnin yurttaşlarının hak ve özgürlük komisyonuna konuyu havale ederek, bir rapor yazılması talimatını verdi. İddialar doğru bulunursa, Rum vatandaşa uluslararası mahkemelere başvuru yolunun açılması sözkonusu olabilecek.
HURRIYET 28/04/2004
De Soto rötar yaptı
28/04/2004 RADIKAL
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun Ankara'ya birkaç saat önce beklenen gelişi, uçağında çıkan arıza nedeniyle gecikti.
BM yetkililerinden edinilen bilgiye göre, veda ziyaretleri için bugün öğle saatlerinde Ankara'ya gelerek, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal ile biraraya gelmesi beklenen De S
oto, uçağındaki arıza nedeniyle Ada'dan ayrılamadı. De Soto'nun halen Kıbrıs'ta olduğu ve uçağındaki arıza giderilince Ankara'ya hareket edeceği belirtiliyor.
De Soto'nun bugün Müsteşar Ziyal'le yapması planlanan görüşmenin yarın sabaha alındığı öğrenilirken, Şilili diplomatın, yarın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül tarafından kabul edilmesi bekleniyor.
Avrupa, KKTC ile ilişki hazırlığında
Verheugen, Rumların, 'Doğrudan yardım yapamazsınız' sözlerini duymadı: Kuzey'de AB ofisi şart. Sosyal-kültürel ilişkiler de olacak
28/04/2004 RADIKAL
GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL - AB, Kıbrıs'ta 24 Nisan'daki referandumda Annan Planı'na 'Hayır' diyerek uluslararası toplumun arzuladığı çözüm ve üyelik fırsatını tepen Rum tarafından olumsuz yanıtının acısını çıkarmaya başladı. AB Bakanlar Konseyi'nin pazartesi günkü toplantıda Kıbrıslı Türklere mali yardımları serbest bırakarak, 'Türk tarafının ekonomik kalkınması ve tecridin sona erdirilmesinde kararlı olunduğu' açıklamasının ardından Rum tarafı dün bu kez Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in
'atış alanına' girdi. Verheugen, Rum Yönetimi'nin 'Türklere doğrudan yardım yapamazsınız' ve 'çözüm için yeni girişim başlatın' taleplerine adeta 'nanik' yaparcasına, "AB'nin kuzeyde ofis açması kaçınılmazdır" derken 'Yeni girişimin muhatabı AB değil, BM'dir' dedi.
Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu'nun (AFET) davetiyle Brüksel'e giden KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın da katıldığı oturumda konuşan Verheugen, şu mesajları verdi:
'Ayrılık çizgisi olmamalı'
KUZEY'DE OFİS AÇACAĞIZ: Verheugen AB'nin adanın kuzeyine yönelik devreye sokacağı açılımların sadece ekonomik boyutla sınırlı kalmayarak sosyal ve kültürel boyutlar da taşıyacağını belirterek, "Bu açılımları BM üzerinden yapamayız. Şu ana kadar Türk tarafının tutumu nedeniyle Kuzey'de faaliyet gösteremiyorduk ancak artık orada olmamız gerek. Kuzey'de Komisyon'un bir temsilciliğinin bulunması kaçınılmazdır" dedi. Verheugen, Yeşil Hat'tın 'ayrılık çizgisi' olmaması için gerekli çalışmaları sürdürdüklerini söyledi.
ASKER KALICI: Referandumun ardından 'Türk askeri adada işgalci konumunda' söylemini bir kenara bırakan Verheugen, Rum ve Yunan tarafından gelen soruları sert bir dille yanıtlayıp adadaki Türk askeri varlığının devam etmesinin sorumlusu olarak Rum Yönetimi'ni gösterdi. Verheugen şöyle konuştu: "Annan Planı'nda Türk askerinin adadan çekilmesi de vardı. Bunu Kıbrıslı Türkler kabul etti. Siz hayır dediniz. Şimdi adadaki 30 bin asker orada kalacak. Hatta yakında yenilerinin eklenmesini de bekleyebilirsiniz." Alman komiser, Rumların Türk askerinden kaynaklanan güvensizlik ve korku yüzünden 'Hayır' dediğinin öne sürüldüğüne de dikkat çekip, "Bunu anlamakta güçlük çekiyorum. AB üyesi olma aşamasına gelmiş bir ülkenin bir aday ülkenin askeri tehdidi altında olması bahanesi kabul edilemez" dedi.
RUM KİLİSESİ IRKÇI: Verheugen, referandum sürecinde Rum Kilisesi'nin açıklamaları için, "Kilise tamamen ırkçı bir yaklaşım benimsedi. Söylemlerinin Hıristiyanlık'la bağdaşan bir yanı da yok. Ayrıca Kıbrıs Türk halkını ikinci sınıf vatandaş olarak görmeleri kabul edilemez. Kilise adına açıklama yapanlar hakkında ne düşündüğümü söylemek için yeterince kuvvetli bir kelime bulamıyorum" dedi.
İKİNCİ REFERANDUM ZOR: Rum temsilcilerinin ısrarcı biçimde
"Desteğinizi bekliyoruz. Destek olun ki evet çıkması için yine referandum yapalım" söylemini de eleştiren Verheugen, "Bu aşamada kimsenin yeniden bir girişime soyunacağını düşünmüyorum. Referandum görevi BM'ye ait. O da bunu yapmayacağını net bir şekilde açıkladı. Zaten artık Genel Sekreter ve BM'nin prestiji de söz konusu" diye konuştu.
TANIMA OLMAZ: Kuzey'le sıkı ilişki kurmanın tanıma anlamına gelmeyeceğini söyleyen Verheugen, "Tanımanın hukuki temeli BM'ye ait. Kendi başımıza buna kalkışamayız. Zaten böyle bir niyetimiz yok" dedi. Verheugen, tanımanın çok siyasi bir boyuta sahip olduğunu da belirtti.
KOPENHAG KRİTERLERİ: Verheugen'in Rum tarafının kriterleri tam anlamıyla uygulayıp uygulamadığı yönündeki soruyu da "Maalesef artık bunu denetleme yetkimiz yok" diye yanıtladı.
Talat'tan önemli mesaj
Toplantıda KKTC Başbakanı Talat da AB'ye "Ambargoları kaldırın" çağrısı yaptı. Yapıcı söylemiyle takdir toplayan Talat, AB'yle yakın işbirliğine hazır olduklarını belirterek, "Buradan size artık ekonomik ve siyasi tüm ambargoların kaldırılması çağrısını yapıyorum" dedi. Talat, BM müzakere sürecinde herkesin kendi toplumunu temsil ettiğine dikkat çekip, "Artık bu yaklaşım AB'yle ilişkilerde de temel alınmalı" diye konuştu. Kıbrıs'ın kuzeyiyle işbirliğinin Güney üzerinden yapılmasının mümkün olmayacağını vurgulayan Başbakan Talat, "Ambargonun kaldırılmasını istiyoruz. Ancak bu çözümün yerine geçmez. Birleşme şansını kaybetmek istemiyoruz" dedi.
Niye 'Hayır' dedin Ahileas?
Erdal Güven
Övgü, 23 yaşında Kıbrıslı Türk, Ahileas, 28 yaşında Kıbrıslı Rum. Övgü 'Annan Planı'nı öldürdünüz', Ahileas, 'Korkularımız var' diyor. Ama karamsar değiller
28/04/2004 RADIKAL
LEFKOŞA - Övgü İnce 23 yaşında. Kıbrıslı Türk. Lefkoşalı. Doğu Akdeniz Üniversitesi'nden halkla ilişkiler ve reklamcılık bölümünden mezun olmuş. Halen özel sektörde çalışıyor.
Ahileas Vligas 28 yaşında. Limasollü bir Rum. Kıbrıs Üniversitesi'nde siyaset bilimi okumuş. Bürokra
t olarak görev yapıyor.
Övgü 24 Nisan'daki referandumda 'Evet' oyu kullandı, Ahileas ise 'Hayır.' Zaten onları bir araya getirmek istememin nedeni de bu. Övgü'nün herhangi bir parti bağlantısı yok, ancak siyasi tercihi hep 'çözüm ve barış' partilerinden yana olmuş. Ahileas ise AKEL'ci.
Lefkoşa'nın güneyinde bir kafede buluşuyoruz. Tanışıyorlar ve bir masaya oturup konuşmaya başlıyoruz. Ben mümkün mertebe geride durup onların tartışmalarını istiyorum, niye 'Evet' ya da 'Hayır' dediler, birbirlerine eleştirileri ne, birbirlerinden beklentileri var mı, geleceği nasıl görüyorlar...
Ahileas: Ben 'Hayır' dedim, ama sokağa çıkıp 'Hayır' sonucunu kutlamak aptallıktı bence.
Övgü: Niye?
Ahileas: Çünkü ben statükocu değilim. Rum halkının çoğu da statükocu değil. Korkularımız var. Güvenlikle ilgili. Türkiye'den, Türk askerinden. Erdoğan'dan değil. Ama asker onu engelleyebilir. Anlaşmanın uygulanmasında sorun çıkabilir. Evlerini, köylerini terk etmesi gereken Türkler hakikaten edecek mi belli değil...
'Ya benim güven
liğim...'
Övgü: Ama sen ve diğerleri 'Hayır' diyerek bu kaygılarınızı gideremediniz ki. Annan Planı'nı öldürdünüz...
Ahileas: Ben şuna inanıyorum ve insanların çoğundan aldığım izlenim de şu...
Övgü: Bunların artık ne önemi var ki? Ben sonuca bakıyorum ve koca bir 'Hayır' görüyorum. Nedenlerinin hiç önemi yok...
Ahileas: Olmaz olur mu...
Övgü: Elimizde bir 'Evet' var bir de 'Hayır' var, sonuç ne?
Ahileas: Şu anda dediğin gibi...
Övgü: Sana bir de sorum var: Senin güvenlik sorunun var da benim yok mu sanıyorsun? Rumlar kendilerini güvende hissetmiyorsa, bu şunu gösterir: Bize saldırmayı düşünüyorlar, bunun karşılığında da Türkiye askerinin kendilerine saldıracağından korkuyorlar... Türkiye niye 1974'te müdahale etti Kıbrıs'a?
Ahileas: Çünkü bir planı vardı.
Övgü: Senin kadar ben de güvenliğimi istiyorum.
Ahileas: Sorun da bu zaten. Bu plan senin güvenliğini sağlıyor.
Ama benim güvenliğimi sağlamıyor.
Övgü: Ne diye masada konuşmadı bunu liderleriniz o zaman?
Ahileas: Konuştular ama ne yazık ki istedikleri sonucu alamadılar.
Övgü: Bu yüzden mi 'Hayır' dediniz?
'Türklerin lehineydi'
Ahileas: Bürgenstock'a kadar 'Evet' ve 'Hayır'lar yarı yarıyaydı. Ancak orada Annan Planı'nın dengesi ne yazık ki bariz biçimde Türkiye'nin lehine değiştirildi. Kıbrıslı Türklerin değil, Türkiye'nin lehine. Bu da 'Hayır' oylarını artırdı.
İnsanlar Birleşmiş Milletler (BM) tarafından kandırıldığını hissetti.
Övgü: Peki Papadopolus niye bunu söylemedi masada?
Ahileas: Söyledi ama işe yaramadı. Zaten bu yüzden anlaşmaya varılamadı. Bence Kıbrıs Türk liderliği ve demokratik güçler bir hata yaptı burada...
Övgü: Aman Allahım, hata mı yaptı? Ne hatası?
Ahileas: Görüşmeler sırasında Papadopulos'un bazı taleplerini kabul etmeliydiler. Rumlar için değil, tüm Kıbrıslıların çıkarına taleplerdi bunlar.
Övgü: Bence Annan Planı gayet dengeli bir plandı.
Ahileas: Evet ama Bürgenstock'ta bu denge bozuldu.
Övgü: Bir haftada mı? Ben buna inanmıyorum.
Ahileas: O zaman Erdoğan orada niye zafer ilan etti? Türk basını niye 'Ala turca plan' diye başlıklar attı? Tüm bunlar bizim yenildiğimiz izlenimini, ortada kazan-kazan durumu olmadığını gösterdi. Ben tüm bunlara rağmen 'Evet' demeyi düşünüyordum. Ancak baktım ki bir haftalık süre içinde halkın çoğunu ikna etmek mümkün olmayacaktı...
Övgü: Senin de bağlı bulunduğun en güçlü partinin lideri 'Hayır' derse, cumhurbaşkanın 'Hayır' derse halk nasıl aksine ikna edilebilir ki?
Ahileas: Bir dakika, bir dakika. Sen AKEL'in ilk kararını biliyor musun? Politbüronun kararından bahsediyorum. Orada 'Evet' kararı alındı. Ve inanamayacağın kadar çok, binlerce telefon geldi parti merkezine, "Bizi sattınız" diye. Bak ben burada kendimi savunma durumunda kalmak istemiyorum. Biz 30 yıl boyunca çözüm için mücadele ederken siz neredeydiniz?
Övgü: Nerede miydik?
Ahileas: Evet, 1990'ların sonuna kadar nerelerdeydiniz? Ne yaptınız çözüm için? Hiçbir şey...
Övgü: Hayır yanılıyorsun. Elbette bir şeyler yaptık. Biz de taksime karşı mücadele ettik.
Ahileas: Neyse geçmişi, birbirimizi suçlamayı bırakalım bir kenara. Geleceği düşünelim, önümüzdeki aylarda Rum toplumundan bir 'Evet' çıkarmak için ne yapabileceğimize bakalım.
Övgü: Tamamen katılıyorum.
Ahileas: Dolayısıyla şu anda Rum liderliğini suçlamak doğru değil. Papadopulos'u kastetmiyorum. Ben Papadopulos'un ne istediğini de tam olarak kestiremiyorum. Kendisine birçok konuda katılmıyorum.
Övgü: İyi ama Papadopulos'u kim getirdi başa? Senin partin getirmedi mi?
'Papadopulos iyi götürdü'
Ahileas: Bürgenstock'a kadar Papadopulos iyi götürdü işi. Planı kalıcı ve işlevsel yapmaya çalıştı.
Ama sonrası için onunla aynı görüşte değilim. Her neyse şu anda yapmamız gereken bir olup Rum tarafındaki havayı değiştirmek...
Övgü: Evet ama referandum sonucu Rumların bizimle pek de bir olmak istemediklerini gösteriyor. Ben böyle hissediyorum.
Ahileas: Bir sorum var sana,
AKEL niye 'Hayır' dedi sence?
Övgü: Çünkü Hristofyas güvenlikle ilgili kaygılarının olduğunu söyledi ve BM Güvenlik Konseyi'nden garanti istedi....
Ahileas: Bunun neresi yanlış?
Övgü: Alamayınca da 'Hayır' dedi.
Ahileas: Bu işin bir kısmı. AKEL, Annan Planı'nın Kıbrıs sorununun çözümü olabileceği görüşündeydi, zaten ilk karar da bu yöndeydi. Ama Papadopulos'un konuşmasından sonra 'Hayır'lar yüzde 80'e çıkınca bir hafta içinde halkı 'Evet'e ikna edemeyeceğimizi anladık. İkinci olarak, General Özkök'ün bazı sözleri bizi kaygılandırdı. Mesela, Türklerin yerlerinden edilmeleriyle ilgili rahatsızlığını dile getirdi. Bu da bizde kuşkulara yol açtı. Üçüncüsü de Talat'ın sözde parlamentoda kapalı bir oturumda anlaşmadaki bazı maddelerin uygulanmayabileceğini söylediğini öğrendik. Tüm bu nedenlerden ötürü referandumun ertelenmesini istedik.
'Halkı ikna edemezdik'
Övgü: Talat da madem öyle Kıbrıs'ın AB'ye girişinin ertelenmesini istedi.
Ahileas: Halkı böyle bir şeye nasıl ikna edebilirdik ki? Hem sizin kazancınız ne olurdu?
Övgü: Bu plan ne zaman masaya geldi?
Ahileas: 1.5 yıl önce...
Övgü: Peki 1.5 yıldır halkı bu plana hazırlamak için ne yaptınız? Bizim tarafta 1.5 yıldır bu planla yatıp kalkıyoruz. Siz doğru dürüst tartışmadınız bile. Onun için şimdi bana 'Sadece bir haftamız vardı' deme...
Ahileas: Sizin vaktiniz vardı ama geçen yılkı seçimlerde Annan Planı taraftarları mecliste çoğunluğu bile sağlayamadı... Üstelik bizde durum daha zor. Rumların çoğu için durum şu: Şu anda hem güvendeler hem de ekonomik olarak durumları iyi. Birkaç gün sonra AB'ye de giriyorlar.
'Evet' derlerse siyasi ödünler vereceklerini, ekonomik olarak bir bedel ödeyeceklerini biliyorlar, bunlara razılar. Ama güvenliklerini hiçbir şekilde riske atmak istemiyorlar.
Övgü: Plana 'Hayır' diyerek güvenliklerini sağlayacaklarını mı sanıyorlar? Türk askerlerinin, Türkiyelilerin geri döneceğini mi sanıyorlar. Şu anda ada onlar için daha mı güvenli?
Ahileas: AKEL 'Evet' kararı alsaydı bile 'Hayır'lar daha fazla çıkacaktı...
Övgü: Nasıl emin olabilirsin bundan?
Ahileas: Eminim ve Annan Planı asıl o zaman ölecekti. Biz 'Hayır' kararı alarak Annan Planı'nı ölümden kurtardık. Çünkü bizim 'Hayır'ımız planın özüne değil. Bizimki prosedürel bir 'Hayır'dı. Planı halka kabul ettirebilmek için zamana ve ek güvencelere ihtiyacımız vardı. Bunları sağlamak için 'Hayır' dedik.
Övgü: Bunların Kıbrıslı Türkleri ikna edeceğini mi sanıyorsun?
Ahileas:Peki ne yapmamızı istiyorsun bizim?
Övgü: Artık Rumlardan hiçbir şey istemiyorum. Öyle bir hayal kırıklığına uğradım ki bir süre yalnızca kafamı dinlemek istiyorum. Yıllardır mücadele ediyoruz, yüzüp yüzüp kuyruğuna kadar geliyoruz, tam adayı birleştirip barış içinde AB'ye gireceğiz derken ve bunun için üstümüze düşen her şeyi fazlasıyla yapmışken siz çıkıp 'Hayır' diyorsunuz...
Ahileas: Haklısın, ben de senin yerinde olsam aynı şeyleri, belki daha fazlasını hissederdim. Ama sen de bizim durumumuzu anlamaya çalış...
'Beşikten beri bekliyoruz'
Övgü: Ne yararı var ki bunun? Sen şimdi bana, 'Bekle, çözüm olacak' diyorsun. Ben doğduğumdan beri bekliyorum zaten. Üstelik çözüm olacağının hiçbir güvencesi yok. Papadopulos'u nasıl ikna edeceksiniz bir kere? Daha fazla bekleyip bekleyemeceğimden emin değilim. Benim ablam öğretmen, iş bulamadığı için İngiltere'ye gitti. Babam şimdi diyor ki, "Şimdi ona nasıl 'Ülkene dön' derim, ya da sana nasıl 'Burada kal' derim." Ya da mesela ben çocuk sahibi olmak istiyorum, ama çocuğumun nasıl bir ülkede yaşayacağını bilmiyorum. Bunu anlayabiliyor musun? Birbirimizi anlayabileceğimizi hiç sanmıyorum.
Ahileas: En azından anlamaya çalışıyorum. Anlattıkların beni şoke etti. Şoka uğradım. Hiç bu açıdan düşünmemiştim daha önce. Demek ki birbirimizle daha fazla konuşmamız lazım.
Övgü: Kesinlikle.
Ahileas: Ama duygusal olmamamız lazım, gerçekçi yaklaşımlar oluşturmamız lazım.
Övgü: Hem hayatımdan, duygularımdan bahsedip hem duygusal olmamamı nasıl beklersin?
'Beraber çalışalım'
Ahileas: Çözüm için birlikte çalışacaksak karamsar olmamamız lazım. Ben iyimserim. Bu ülkede ikinci bir referandum yapılacağından ve o referandumdan 'Evet', hem de çok güçlü bir 'Evet' çıkacağından eminim. Bunun için beraber çalışmalıyız. Biz çalışıyoruz. Seni dinledikten sonra artık daha fazla çalışmamız gerektiğini düşünüyorum...
Bıraksam belki daha saatlerce konuşacak Övgü ile Ahileas... Ama birbirlerinin görüşlerini değiştirecekleri yok. Değiştirmeleri de gerekmiyor zaten, dinlemeleri, anlamaya çalışmaları bile yeterli... Belki ikisi de haklı, belki Kıbrıs sorunu bu yüzden Kıbrıs sorunu...
Papadopulos: Lahey'e gideriz
28/04/2004 RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Bugün Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis ile görüşmeye hazırlanan Rum lideri Tasos Papadopulos, AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik açılımlarına karşı çıktı. Birliğin doğrudan Kıbrıslı Türklere ekonomik yardım yapamayacağını savunan Papadopulos, aksi halde Lüksemburg'daki Adalet Divanı'na başvuracağını açıkladı. Papadopulos, Kıbrıslı Türklere AB yardımının sadece 'Kıbrıs Cumhuriyeti' üzerinden verilebileceğini öne sürüp, "Ben paraları Kıbrıs Türk rejimine değil, Kıbrıslı Türk yurttaşlarıma vermek istiyorum. Avrupalılar parayı doğrudan veremez" dedi. Atina'nın da aynı görüşü paylaştığını söyleyen Rum lideri, AB'de durumun normale döneceğine inandığını belirtti. Papadopulos ayrıca, "Kıbrıslı Türkler için teşvik tedbirlerimizi, Ankara engeller diye şimdilik
açıklamıyoruz" diye konuştu.
Tasos 'kara listede'
Bu arada Politis gazetesi BM, ABD ve Britanya'nın Papadopulos'u 'kara listeye' almayı düşündüğünü öne sürdü. Buna göre, BM, ABD ve Britanya artık Güney'in en büyük siyasi partisi AKEL'in Genel Sekreteri Dimitrios Hristofyas'ı 'gayriresmi müzakereci' saymayı düşünüyor.
AB'de dört ayrı tavır
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise AB Genel İşler Konseyi toplantısında Almanya ve Britanya gibi ülkeler ağır eleştirilerde bulunsa da diğerlerinin kendisine ılımlı davrandığını savundu.
Kuzey Kıbrıs AKPM yolunda
28/04/2004 RADIKAL
RADİKAL
- STRASBOURG - Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), KKTC'li parlamenterlerle ilgili önemli bir kararın eşiğinde. AKPM'de yarın tartışılarak oylanacak tasarıda, bugüne kadar sadece Kıbrıs'la ilgili komisyon toplantılarına giren Kıbrıslı Türk parlamenterlerin, genel kurulun bütün toplantılarının yanı sıra siyasi grup ve uzmanlık komisyonlarına katılmaları ve söz almalarının yolu açılıyor. Tasarı kabul edilirse, KKTC'li parlamenterler artık genel kurulu kulisler ve dinleyici localarından izlemek zorunda kalmayacak. Ancak parlamenterlerin tüzük gereği genel kurulda oy hakları olmayacak. Tasarıda ayrıca AB'nin KKTC'ye ekonomik yardım kararının memnuniyetle karşılandığı belirtiliyor.
DEP engeli
Bu arada, AKPM, Türkiye üzerindeki denetim sürecinin kaldırılmasını, DGM'nin DEP kararını gerekçe göstererek haziran ayına erteledi. Sosyalist parlamenterlerin, DGM'nin son kararını gerekçe göstererek, yarın tartışılarak oylanması beklenen kararın, yaz dönemine ertelenmesi yönündeki istekleri destek gördü. AKPM Denetim Komisyonu şubat toplantısında, Türkiye ile ilgili denetim sürecinin kaldırılması kabul edilmiş ve bu konuda hazırlanan rapor ile karar tasarısı son kez oylanmak üzere genel kurula gönderilmişti. Rapor ve tavsiye kararında, son üç yılda Türkiye'nin insan hakları ve demokrasi alanında önemli reformlar yaptığı belirtilerek, denetim sürecinin artık kaldırılması isteniyor.
Ankara'nın ilk hedefi İKÖ
Dışişleri Bakanlığı, İKÖ büyükelçilerine 'KKTC'ye ticari açılım başlatın' mesajı verdi. İKÖ elçileri, 'Desteğe hazırız' dedi
28/04/2004RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - Kuzey Kıbrıs'ın 'tecritten kurtulması' için AB ve ABD nezdinde diplomatik atak başlatan Ankara, İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) üyesi ülkeleri de harekete geçirdi. Dışişleri Bakanlığı'na davet edilen İKÖ büyükelçilerine, "Referandum sonrası haklı olan AB dışında kaldı, haksız olan ödüllendirildi. Kuzey Kıbrıs'a ticari açılım başlatın" çağrısı yapıldı. Müsteşar Yardımcısı Baki İlkin'in verdiği brifingde Ankara'nın çağrısına 'Desteğe hazırız' yanıtı geldi. Ankara, bu desteğin uluslararası topluma gösterilmesi için İKÖ'nün 14-16 Haziran'da İstanbul'da düzenlenecek 31. Dışişleri Bakanları toplantısının 'önemli fırsat' olacağını vurguladı.
Yeni bir kavga
Ankara'nın stratejisi ve beklentiler şöyle sıralandı:
Haksız bir şekilde Rum yönetimi adanın tümünü temsilen 1 Mayıs'ta AB üyesi olacak.
Türkiye'nin bu aşamadaki önceliği, Kuzey Kıbrıs'a ambargoların kaldırılması ve KKTC ekonomisinin canlandırılması.
Türkiye, Kıbrıs için uluslararası alanda 'yeni bir kavga'ya girdi. Bu kavganın muhatabı yalnızca ABD ve AB değil tüm dünya.
İslam ülkelerinin KKTC ile ticari işbirliği yapmaları için yasal engel yok. Gemilerini Kuzey'e gönderebilir, turist yollayabilir, eğitimkültür desteği verebilir. Ankara, AB Adalet Divanı'nın KKTC'ye uygulanan ambargoya hukuki dayanak sağlayan 1994 tarihli kararının sadece AB'yi bağladığını, bu nedenle İKÖ ülkelerinin kuzeyle rahatça ekonomik ilişkiye girebileceğine işaret etti. Kararın herhangi bir AB ülkesinin girişimiyle kaldırılabileceğini düşünen Ankara, bu konuda harekete geçebilecek AB üyelerinin nabzını yokluyor.
Azerbaycan en önde yer alacak
Kıbrıs'ta referandum öncesi kuzeyden 'Evet', güneyden de 'Hayır' çıkması halinde KKTC'yi tanıyacaklarını açıklayan Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev desteğini Ankara'ya iletti. Azerbaycan'ın Ankara Büyükelçisi Mehmet Nevruzoğlu, Dışişleri'ne "Elimizden gelen her şeyi yapmaya hazırız. KKTC'yle ticari ilişki kuracaklar arasında bir adım önde olacağız" mesajı verdi. Ankara, ambargoların kaldırılması çağrısını AB ve BM Güvenlik Konseyi dışında kalan Japonya, Avustralya, Norveç, İsviçre ve Latin Amerika ülkelerine de yaptı. Ankara, AB'den Kıbrıs'taki referandum sonucuna ilişkin Türkiye'yi tatmin edecek tek reaksiyonun KKTC ile doğrudan ilişki kurulması yönündeki ısrarını da koruyor.
KKTC lideri: Hâlâ yetkiliyim
28/04/2004 RADIKAL
AA
- LEFKOŞA - Referamdumda 'Hayır' kampanyası tutmayan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, istifa çağrılarına kulak asmazken, Talat hükümetinin diplomatik girişimlerine set çekme çabasında. Denktaş, KKTC hükümetinin dünya
önüne çıkmasının kazanç olduğunu söylese de, "Cumhurbaşkanlığı mevkii varken hükümet tek başına bir şey yürütmez" dedi. KKTC lideri, istifasının istendiği hatırlatıldığında, "Devlet ortadan kalktıktan sonra benim burada bir süs gibi oturmam mümkün değildi. Bu hasıl olmamıştır. İki taraf da 'Evet' dememiştir" yanıtını verdi. Artık yeni bir durumun var olduğunu belirten Denktaş, "Kıbrıs Türklerine vaatleri almak için uğraşmaları gerekli. Elbirliğiyle, gönül birliğiyle bunu yapalım. Dağınıklığa sebep vermeyelim" dedi.
ABD: KKTC ortada kalmaz
28/04/2004 RADIKAL
RADİKAL
- İSTANBUL - ABD yönetimi, referandumun ardından KKTC'nin
'cezalandırılmaması' için somut mesajlar gönderiyor. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, "Kıbrıslı Türklerin ortada kalmamasını sağlayacağız" diyerek Washington'ın desteğini yineledi. 'Türk-Amerikan İlişkilerinde Geleceğe Bakış' konulu konferanta konuşan Edelman şunları söyledi: "Türkiye, Kıbrıs'ta anlaşma için önemli çabalar sarf ederek planı destekledi ve iyi niyetini ispat etti. Şimdi yeni bir dönem var. Gerekli tedbirleri alacağız. Avrupa ile yakın çalışacağız ve Kıbrıslı Türklerin ortada kalmamasını sağlayacağız."
Afganistan'da yeni rol
Edelman, önceki gün, ABD NATO Büyükelçisi Nicholas Burns'ün, ittifakın Afganistan'daki operasyonlarında Türkiye'den daha fazla yararlanmak istedikleri yönündeki açıklamasını da tekrarladı. Türkiye'nin NATO'nun güney kanadındaki öneminin arttığını belirten Edelman, şu anda Türkiye'nin liderliğinde Kâbil dışında bir askeri ekibin bulundurulmasının ele aldığını bildirdi.
Denktaş: Evet diyecektim...
28/04/2004 RADIKAL
AA
- LEFKOŞA - KKTC'de koalisyonun küçük ortadığı Demokrat Parti'nin (DP) lideri ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, 24 Nisan'daki referandumda 'Hayır' oyu vermesinin asıl nedeninin Türkiye'deki bazı açıklamalara tepki olduğunu yineleyerek aslında ilk kararının plana 'Evet' demek olduğunu açıkladı. Denktaş, 'Hayır' oyu vermesine giden süreci anlatırken, "Bunu ben insanları provoke etmek olarak anlıyorum, Rauf Denktaş beye hırsız diyemezsiniz. Kendisi bizim tarihimizi temsil ediyor. Ve son güne geldik, propaganda bitti ve benim oyum 'Hayır' oldu" dedi. DP lideri Serdar Denktaş, referandumun ardından şimdi, BM Güvenlik Konseyi'nin KKTC'nin tanınmamasına yönelik kararını ortadan kaldıracak bir prosedür başlatılması gereğine dikkat çekti.
Kıbrıs'ta beş minare
H.Bülent Kahraman
28/04/2004 RADIKAL
Kıbrıs referandumu bize iki şeyi açıkça gösteriyor. Pazartesi günkü yazımda da belirttiğim gibi, elde edilen sonuçla birlikte bir devrin kapandığı açık açık ortaya çıktı. Ama bunun birçok dalı budağı var...
1. Bundan sonra Türkiye'nin gündeminde olsa da, 1 Mayıs'tan sonra, KKTC, eriyip giden, içi boşalan bir olguya dönüşecek.
İlhak gibi kavramları telaffuz etmenin de bu aşamada bir anlamı yok. Kuzey'deki Türkle
r, bir süre direnseler bile, ardından Güney'e göçecekler. Ceplerine AB pasaportunu koyacaklar. Bir anlamda, yurttaşsız ve insansız
bir ülkeye dönüşecek Kıbrıs. Bu görüldüğü için de dünya Kıbrıs için pek öyle elini kolunu kımıldatmayacak. Kimse, Kuzey'i yeniden haritaya dahil etmek istemeyecek. AB yardımları gelse de Kıbrıs kendi çözülme sürecine bırakılacak.
2. Kıbrıs'ta büyük bir otorite boşluğu doğdu. İstediği kadar bin dereden su getirsin, Denktaş, sürdürdüğü politikayla, ayağının altındaki zemini çekmiş, kendisini boşluğa almıştır. Bundan sonra söylediği sözün bir anlamı, gücü ve iktidarı yoktur; olamaz da. Talat haklıdır. Dünyada oluşan bir durum var. Denktaş o duruma direndi. Oysa Kıbrıs halkı o durumla bütünleşen bir karar/lılık koydu ortaya. Şimdi, Denktaş o durumda,
'sahnede' nasıl yer alacak? AB nezdinde mi sözü geçerli olacak, kendi halkı indinde mi? Kaldı ki, Denktaş, eğer Güney'in uzlaşmaz olduğunu, uzlaşmayacağını önceden biliyor idiyse, akil bir politikacı ve diplomasi taktisyeni olarak neden işe bu kadar dışından baktı? Süreci o üstlenip hem halkıyla hem durumla bütünleşip bugün bulunduğu yerden çok farklı bir konum kazansaydı. Üstelik, söyledikleri içinde doğrular da vardı. Oysa bugün Kıbrıs'ı yok olmaya mahkûm etmiş kişidir.
3. Türkiye'de iç siyaset bundan iki yönlü etkilenecek. Türkiye'nin 'hayır' kanadı da tıpkı Denktaş gibi artık büsbütün boşluktadır. Bu referandum Türkiye'de yapılsaydı sonuç aynı olurdu. Halk, MHP-DSP-DYP çizgisini aynı ağırlıkta bir oranla silerdi.
Bu anlaşıldı. Bu siyasetlerin marjinalleştiği saklanamaz bir gerçek artık. Devamı, onları sıfıra irca edecek. O nedenle, ordunun, her şeye rağmen, çekinik tavrı, kendisi açısından çok daha öngörülü ve sağlıklı oldu. Bundan sonrası tek yanlı asker çekmektir.
4. İkincisi, AKP'nin durumu. Bugünden sonra ana politika, AB'yle olan ilişkilere yönelecek. Aralık ayında, Türkiye tarih almak istiyor. Bu tarih, büyük bir terslik olmazsa verilecek. Nedeni, uluslararası konjkonktür: Büyük Ortadoğu Projesi türünden oluşumlar ve bu süreçte Türkiye'ye biçilen rol. Bu aşamada, Türkiye ve iç iktidarı gözden çıkarılamaz. Oysa aralıkta tarih alınmaması iktidara dönük çok büyük bir güven krizi demektir. Onu da ağır bir ekonomik bunalımının izlemesine şaşmamak gerek.
5. Yalnız, bir husus var. Bundan böyle AB'ye girmiş Güney Kıbrıs'ın uluslararası hegemonik güçler tarafından nasıl değerlendirileceğini, kullanılacağını bilemiyoruz. O ada, bu haliyle Ortadoğu'nun kontrolünde giderek artan bir önem kazanabilir. Bu da ağırlık merkezinin Türkiye'den, kısmen de olsa, alınması, kaydırılması demektir. Bu da gene Türkiye'deki iktidarın dikkatle izlemesi gereken bir olgudur.
Bütün bunlar dış politikanın ne derecede kırılgan, ince denge üstüne oturduğunu ve uluslararası süreçlerin belirleyici dinamiklerini dikkate almayan bir anlayışın ne derecede iflasa mahkûm olduğunu gösteriyor. Bu, herhangi bir ülkenin kendi kendisine o planda vehmettiği gücün çok ötesinde bir şeydir. Siyasal ve diplomatik gerçekçilik de budur ve bu nedenle dış politika asla hamaset ve milliyetçilik türü esneklik dışı, fanatik söylemleri kaldırmaz.
Kıbrıs ve ekonomimiz
Mustafa Aysan
28/04/2004 RADIKAL
Kıbrıs'taki halkoylamasının sonucu, bizim için iyi bir sonuçtur. Ancak, KKTC'deki 'Evet' Güney'in 'Hayır'ı nedeniyle, sorunları çözememiştir. Soydaşlarımızın geleceği ile ilgili belirsizlikler pek çoktur. Bu belirsizliklerin, önümüzdeki birkaç ay içinde uygun ve kalıcı çözümlere bağlanması zorunludur. Aksi halde, KKTC ve ülkemiz ekonomileri olumsuz etkilenecektir. KKTC'deki 'Evet' sonucunun
ülkemiz ekonomisini olumlu etkilemesi beklenirken, geçen pazartesi günü ortaya çıkan finansal pazardaki ilk gelişmeler, olası olumsuz etkilerin ilk örneğini vermiştir: devlet borçlanma senetlerinin faizleri yükselmiş, halkın ve bankaların elinde bulunan devlet borç senetlerinin değerleri ile borsadaki hisse fiyatları hızla düşmüştür. Halkoylamasını izleyen ilk günün hızlı gelişmeleri, Kıbrıs'la ilgili belirsizliklerin, ortaya çıkaracağı olumsuz etkilerin çok şiddetli olacağı konusunda ilk kanıtı vermiştir. Bu nedenle, KKTC'nin siyasal, sosyal ve ekonomik sorunlarının kalıcı çözümlere bağlanması konusunda çok acele etmeliyiz. Konuyla ilgili olarak diplomatik alanda, tarihimizin en önemli meydan okumalarından biriyle karşı karşıya olduğumuza inanmalı ve bunun için, gece-gündüz demeden çalışmalıyız. Son yılda ekonomimizde ulaştığımız iyi sonuçların, sözü edilen belirsizlikler ile zararlı iç politika tartışmaları içinde yitirilmesine boyun eğmemeliyiz. KKTC'nin geleceğindeki belirsizlikleri kısa zamanda giderebilmek için yapabileceğimiz çok şey vardır.
KKTC'nin dünya ülkelerince bağımsız bir devlet olarak tanınması, zor görünmektedir. Bununla birlikte Türkiye, kapsamlı bir diplomatik atılım içinde, tanınma da dahil olmak üzere, dünyanın tüm ülkelerinde, KKTC'ye uygulanan her alandaki ambargonun kaldırılmasını istemelidir. KKTC'deki mülkiyet rejiminin, ülkemizden ve öteki dünya ülkelerinden gelecek yatırımları çekecek kadar düzeltilmesi, Türkiye ve KKTC ekonomilerinin birleştirilmesi, KKTC'nin de Avrupa Birliği'ne (AB'ye) tam üyelik için başvurması için çalışmalıyız. KKTC'nin tam üyelik başvurusu kabul edilmez ise, ülkemiz ile birlikte, KKTC'nin de, 2004 Aralık ayında, tam üyelik görüşmelerine başlaması sağlanmalıdır. Uzmanlarımız ve Dışişleri Bakanlığımız, bu alanlarda yapılabilecekleri tespit etmeye ve bunlarla ilgili görüşler belirtmeye başlamışlardır. Bunların dünya devletlerince de kabul edilmeleri için, ülkemiz tüm diplomatik gücünü kullanmalıdır. Halkoylamasından önce, dünya devletlerinden KKTC'nin ekonomik gelişmesine yardım konusunda çok sözler verilmiştir. KKTC'nin tanınması yönündekiler de dahil, bu konudaki sözlerin, eksiksiz yerine getirilmesi sağlanmalıdır.
KKTC sınırları içindeki Rumlara ait taşınmazların, soydaşlarımız, Güney Kıbrıs'ta kalmış Türklere ait taşınmazların da Güney'deki Rumlar tarafından mülk edinilebilmesi için, büyük bir uluslararası yardım kampanyası başlatılmalı ve bu mal değişiminin, uluslararası gözetimle yapılması yönünde çalışılmalıdır. Bu konuda ülkemiz, Güney ve Kuzey Kıbrıs devletleri arasında görüşmelere başlanması için girişimde bulunmalıdır.
Kıbrıs'ın güney ve kuzey devletlerinde yaşayan insanların, karşılıklı olarak biri birilerinin ülkelerindeki işyerlerinde çalışmaları sağlanmalıdır.
Yukarıdakilerin elde edilebilmesi için, ülkemizde ve KKTC'de, aramızdaki tartışmaları en aza indirmeliyiz. Halkoylaması öncesinde, ana ve yavru vatanlardaki halk çoğunluğunun 'Evet' yanlısı olduğu ve önceki görüşmelerde hükümetimizin ve KKTC görüşmecilerinin kabul ettikleri yönteme göre davranılması sözleşmeye bağlanmış olduğu halde, eski siyasetçilerimizden bazıları, ülkemizde ve KKTC'de, hükümetlerin aksine 'Hayır' kampanyaları ve zorlamaları yapmaya çalışmışlardır. Halkoylamasından sonra tescil edilmiş yenilgiyi kabul ederek, halk çoğunluğunun görüşüne saygılı olmaları ve pişkinliği terk ederek köşelerine çekilmeleri sağlanmalıdır. Güçlerimizi birleştirerek, hedefe kilitleyebildiğimiz zaman elde ettiğimiz önceki büyük başarılarımıza bir yenisini ekleyebilmeliyiz. Sorunla boğuşan görevlilerimize başarılar dileriz.
|
AB, ambargoyu hafifletiyor |
|
|
AB Daimi Temsilciler Komitesi, KKTCdeki izolasyonun kaldırılması yönünde bir ara formül benimsedi.
 |
|
Brüksel
NTV-MSNBC |
|
|
|
|
|
28 Nisan 2004 AB büyükelçilerinin ambargonun hafifletilmesine yönelik önlemler paketinde, KKTC ve AB vatandaşlarının Rum Kesimine vizesiz geçişi, AB vatandaşlarının doğrudan KKTCye gidebilmesi, KKTCde üretilen narenciye ürünlerinin Rum Kesiminde serbestçe satılabilmesi gibi kolaylıklar var. |
Avrupa Birliğine üye ülkelerin daimi temsilcileri, saatler süren toplantının ardından, KKTCye yönelik izolasyonun kaldırılması yönünde bir ara formül benimsedi.
Daha önce tartışılan tüzük, sadece yeşil hat uygulamalarını içerecek şekilde daraltıldı. Üzerinde anlaşmaya varılan tüzükte, Kıbrıslı Türklerin, KKTCde daimi ikamet edenlerin ve adaya KKTC limanlarından giren Avrupa Birliği vatandaşlarının, vizeye gerek kalmadan, Güneye geçişi öngö
rülüyor. Tüzükte, Avrupa Birliği vatandaşlarının, KKTCye doğrudan seyahat edebileceği de belirtiliyor. Narenciye ürünlerinin de Rum Kesimine serbestçe girişi konusunda anlaşma sağlanmış durumda.
KOMİSYONA YETKİ
Avrupa Birliği büyükelçileri, tüzüğün yanısıra, Komisyona bu konuda yönetmelik hazırlaması için yetki veren bir çerçeve anlaşması üzerinde de uzlaştı. Buna göre Komisyon, KKTCdeki hangi ürünlerin Avrupa Birliğine ihraç edilebileceğine ilişkin bir liste hazırlayacak. Bu listede yer alan hangi ürünlerin doğrudan KKTC limanlarından, hangilerinin Rum Kesimi üzerinden ihraç edilebileceğini de Komisyon belirleyecek. Yönetmelikte öngörülen bir başkan nokta da, 259 milyon Euroluk yardımın doğrudan KKTCye yapılması ve Türk kesiminde bir irtibat bürosu kurulması.
Avrupa Birliği daimi temsilcilerinin böyle bir ara formülü benimsemesi, Rum kesimi ve Yunanistanın veto tehdidini ortadan kaldırmış oldu.
|
Ankara, tanıma için strateji belirliyor |
|
|
Ankara, 1 Mayısta resmen AB üyesi olacak Rum yönetimi ile ilişkiler konusunda strateji belirlemeye çalışıyor.
 |
|
Ankara
NTV-MSNBC |
|
|
|
|
|
28 Nisan 2004 1 Mayıstan itibaren Türkiyenin Rum yönetimini tanımasına yönelik uluslararası baskının gündeme geleceğini hesaplayan Ankara, siyasi tanımayı olabildiğince erteleme niyetinde. Ancak ABnin KKTC ile kuracağı ilişkinin seviyesine göre Türkiyenin de Rum yönetimi ile ilişkilerinde bazı açılımlara gidebileceği belirtiliyor. |
Ankara, Rum Kesiminin üye olduğu AB gibi çoktaraflı kuruluşlar ile ilişkiler çerçevesinde Rum yönetimi ile temas kuracak. Bu çerçevedeki ilk temas ise 16 Mayıstaki Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısında gerçekleşecek.
ERMENİSTAN MODELİ
Rum yönetimi ile ilişkilere hazırlık yapılırken, Ermenistan modelinin örnek alındığı öğrenildi. Ankara Ermenistanı devlet olarak tanıyor ancak diplomatik ilişki kurmuyor. Ermenistanın Ankarada büyükelçiliği de bulunmuyor. 
Ermenistan örneğinden yola çıkan diplomatik kaynaklar, Rum yönetimi ile ilişki kurmanın da siyasi tanıma anlamına gelmeyeceğine dikkat çekiyor. Tanımanın ancak hükümetin yapacağı tek taraflı beyan ile olabileceği vurgulanıyor. 
İlerde Rum yönetimi tanınsa dahi büyükelçilik açması düşünülmüyor. Rum yönetiminden böyle bir talep gelmesi halinde KKTC büyükelçiliği adres gösterilecek
Atinadan Rumlara şartlı destek
Rum Yönetimi lideri Tasos Pap
adopulos, referandum sonrası süreci değerlendirmek üzere Atinaya giderek Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile görüştü.
|
|
|
28 Nisan 2004 Karamanlis, Yunanistanın karar aşamalarından dışlanmaması ve Kıbrıs konusunun Türk-Yunan ve Türk-AB ilişkilerini etkilememesi şartıyla Papadopulosa destek olacağını söyledi. |
Başbakan Tayyip Erdoğanın Atina ziyareti öncesi önem taşıyan bu ziyarette Papadopulos, karşılaştığı uluslararası baskı ile başedebilmek için Kostas Karamanlisten, yardım istedi. Atinanın amacı ise, Rum kesimine yönelik uluslararası tepkinin aşılması ve yeni çözüm girişimlerinin önünü açmak.
LEFKOŞA-ATİNA HATTI TERSİNE DÖNDÜ
Atinadaki Karamanlis-Papadopulos görüşmesinde referanduma kadar Rum kesimi-Yunanistan ilişkilerinde etkili olan Lefkoşa karar verir, Atina destekler doktrini rafa kaldırıldı. Karamanlis, Uluslararası alanda adımların birlikte atılmasından bahsetti.
Karamanlis, referandumdan çıkan karara saygı duyduklarını ifade ederken, Kıbrıs sorununun Yunan dış politikasının en öncelikli konularından birisi olduğunu belirtti. Yunan Başbakanı, Kıbrıslı Türklere yönelik teşvik tedbirlerini desteklediğini de söyledi.
TÜRKİYENİN ÜYELİĞİ ÇIKARIMIZA
Papadopulos, Türkiyenin AB ile müzakerelere başlamasına karşı veto kullanıp kullanmayacaklarına ilişkin soruya ise Bu konudaki tutumumuzu daha önce de açıkladım. Avrupalı bir Türkiye bizim çıkarımızadır. Tabii ki AB müktesebatına ve Avrupanın temel aldığı kurallar ve ilkelere uyması şartıyla" yanıtını verdi.
Papadopulos ise, sorunun çözümü için yeni bir girişimi ne zaman üstleneceği sorusuna zamanı geldiğinde Kıbrıs halkı karar verecek sözleriyle yanıt verdi ve yeni bir referandumun sinyallerini verdi.
BOUCHERA SERT TEPKİ
Papadopulos, Atina ziyareti öncesinde Lefkoşada yaptığı açıklamada da, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucherın yaptığı ve ölüm tehditleri, şantaj gibi berbat suçlamaları içeren provokatif açıklamaları en sert ifadelerle kınıyorum dedi. Tasos Papadopulos, ABDnin açıklamalarını, aşağılama olarak da niteledi.
Boucher dün yaptığı açıklamada, Rum yönetimini, referandumdan hayır çıkması için halkı etkilemekle suçlamış, hatta, seçmenlerin fiziki tehditlerle korkutulduğu yolunda haberler alındığını, öğretmenlerin, öğrencilerini, plan aleyhinde oy vermeleri için teşvik ettiklerini söylemişti.
|
Tanınmak KKTCnin yolunu uzatır |
|
|
Referandum sonrasında oluşan olumlu hava pek çok kişiyi cesaretlendirirken, özellikle hayırcıların yeni savı KKTCnin tanınmasını sağlamak. Baykal, bunun için Erdoğanla dünyayı dolaşmaya bile hazır olduğunu açıkladı.
 |
|
Ankara
NTV-MSNBC |
|
|
|
|
|
28 Nisan 2004 Ancak Ankara ve KKTC hükümetleri bu görüşe katılmıyor. Temel hedef KKTCyi tanıtmak değil, AB içinde yeni bir statüyle kabul ettirmek. AB dışındaki bir ülkenin tanıması ise KKTC-AB ilişkileri için büyük risk olarak kabul ediliyor. |
Büyük çoğunluğunu referandumda hayır oyunu savunanların oluşturduğu bir grup siyasetçi, uluslararası camiada görülen olumlu havayı KKTCnin tanınması için fırsat olarak kabul ediyor.
Bu isimlere göre Hükümet başta Azerbaycan, Pakistan, Bangladeş olmak üzere dost ve müttefik ülkelerle derhal temasa geçerek KKTCnin tanınması için elinden geleni yapmalı. Hatta CHP lideri Deniz Baykal, bu amaç için Başbakan Erdoğanla birlikte bütün dünyayı dolaşmaya hazır olduğunu bile açıkladı. Oysa aynı Baykal, geçen yıl Kopenhag Zirvesi öncesinde AB ülkelerine yapılacak böyle bir ziyaret önerisini reddetmişti.
Tabii bu gruba en büyük desteği veren ismin Rauf Denktaş olduğu ortada. Denktaş Hükümeti sıkıştırmak amacıyla Taahhütleri vardır, sözleri vardır, namus borçları vardır türü demeçler de veriyor.
Ancak, hem Ankara hem de KKTC hükümeti bu öneriye katılmıyor. İki başkentte görevli diplomasi bürokrasisi de hazırladıkları raporlarda KKTCnin tanıtılması için yapılacak çalışmaları yalnız beyhude olmakla nitelemediler, stratejik bir hata olacağının altını çizdiler.
KKTC TANINIRSA....
KKTCyi şu aşamada tanıyacak bir devlet bulunup bulunmayacağı ayrı bir mesele ama bulunabileceği varsayılsa bile, tanınmanın bir faydası olacağı çok şüpheli.
Diplomatların hazırladığı raporlara göre Avrupa Birliğinin KKTCyi tanıması bugünkü koşullarda mümkün değil. Böyle bir adım hem bugüne kadar ABnin attığı pek çok adıma, aldığı pek çok karara ters hem de ellerinde veto hakkı bulunduran Yunanistan ve Rum kesimi varken sadece hayal.
Yani ABye KKTCyi tanıtmak imkansız... Bu noktada akla gelen ülke elbette Amerika Birleşik Devletleri.... Ancak ABD Dışişleri sözcüleri bir kaç gündür yaptıkları açıklamada, KKTC üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması için atacakları adımları bile ABnin alacağı kararlar paralelinde belirleyeceklerini söylüyorlar. Yani ABD, Avrupa Birliği ile uyumlu adım atacağını çoktan ilan etti. Bu demektir ki, ABnin tanımayacağı bir ülkeyi ABD de tanımaz...
Geriye Azerbaycan, Pakistan, Bangladeş gibi ülkelerle Araplar kalıyor. Diplomatlar ABD ve ABnin tanımayacağı bir KKTCyi bu ülkelerden herhangi birisinin tanımaya cesaret edemeyeceğini düşünüyorlar.
Ancak, diyelim ki Azerbaycan, Rumların en büyük destekçisi Rusyayla kapışmayı göze alıp KKTCyi tanıdı. Olmaz ya, diyelim ki oldu. Pekii, KKTC bu tanınmadan ne elde edecek?
Tek cevabı var; AB ile yaşanacak büyük problemler.
Böyle bir tanınma, ABnin bugüne kadar Kıbrısın bütününe yönelik aldığı tüm kararların reddi sayılacağı için KKTCnin AB ile ipleri koparması anlamına gelecek.
Elbette böyle bir sonuç Türkiye-AB ilişkileri açısından da hiç hayırlı olmayacak.
TALAT HERŞEYİN FARKINDA
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, tanınma tavsiyelerinin bir tuzak olduğunu düşünüyor. Yaptığı iki ayrı açıklamada da temel hedeflerinin çözüme ulaşmış, AB üyesi birleşik Kıbrıs olduğunun değişmediğini vurguladı. Yani AB üyeliği fikrinden hiç bir taviz vermeyen Talat Hükümeti için, AB ile ilişkilere zarar verecek girişimlerin kabul edilme şansı yok.
Talat; kısıtlamaların, ambargoların kaldırılması, ticari ilişkinin başlaması gibi taleplerin temel hedef olmadığını, kısa ve orta vadeli kazanımlar olarak düşünüldüğünü belirtiyor. Uzun vadede hedef ise ABye tam üyelik...
Talatın bu düşüncesinin, Ankarada hem Hükümetin hem de tecrübeli dışişleri bürokratlarının tam desteğini aldığını söyleyebiliriz.
AB İÇİN ÇALIŞMAYA DEVAM
Kısaca Birleşik bir Kıbrısın egemen parçası olarak AB üyeliği dururken, bir kaç ülke tarafından tanınan ayrı bir devlet olarak AB üyeliği için çırpınmak, kulağını ters taraftan göstermek olarak kabul ediliyor.
Bu nedenle de AB içinde ve uluslararası kamuoyunda esen olumlu rüzgarların tanınmak için değil, AB içinde somut ciddi kazanımlar elde etmek amacıyla kullanılması kararı alındı.
Üstelik bu olumlu rüzgarların yalnız KKTC adına değil, Türkiyenin üyelik süreci açısından da verimli bir şekilde kullanılmasına çalışılıyor.
Bunun yolu da AByi olmayacak taleplerle sıkıştırmaktan değil, üyelik kriterlerini biran önce tamamlamaktan geçiyor. İlk adım da Anayasa değişiklik paketi olacak.
Aylarca sürmeyeceği bilinen bu olumlu hava henüz sürerken, yapılacak Anayasa değişikliklerinin hesaplananın da ötesinde faydalı olacağı düşünülüyor.
AB ile ilişkilerde olası en büyük sorunsa Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması tartışması olacak. 1 Mayıstan belli bir süre sonra AB yönetiminin Ankaraya Şu Kıbrıs Cumhuriyetini resmen ve hukuken tanıyın bakalım diyeceği açık.
Ankara, Kıbrıs Cumhuriyetini tanımanın kaçınılmaz son olduğunu biliyor ama şu aralar buna pek kafa yormuyor. NTV diplomasi muhabiri Didem Tuncayın tespit ettiği gibi, Ankara şu sıralar Kıbrıs diplomasisinde elde ettiği başarının tadını çıkarmak istiyor. Dışişleri koridorlarındaki hakim görüşü ise, orta şekerli bol telveli bir kahve eşliğinde söylenen Önce Rumlar hayırlarının bedelini ödesinler bakalım! cümlesiyle özetlemek mümkün...
Ümit Sezgin / NTV - CNBC-e Ankara Haber Müdürü
|
Weston: Öncelik ambargonun kaldırılması |
|
|
ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, ABDnin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tanımasının uzun vadede ihtimal dahilinde olduğunu söyledi.
 |
|
|
NTV-MSNBC |
|
|
|
|
|
28 Nisan 2004 Weston, asıl önceliklerinin, Kıbrıslı Türkleri kısa vadede ekonomik izolasyondan kurtarmak olduğunu vurguladı. |
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, Kıbrıslı Türkleri izolasyondan kurtarmak için Avrupa Birliği ile koordinasyon içinde bir dizi karar üzerinde çalıştıklarını söyledi.
Weston, Amerikan Hükümetinin Kuze
y Kıbrıs Türk Cumhuriyetini resmen tanıyıp tanımayacağına ilişkin soru üzerine, bunun uzun vadede ihtimal dahili olduğunu söyledi.
Weston, Amerikan Hükümetinin almayı planladığı kısa vadeli önlemleri de anlattı. Thomas Weston, Kıbrıs sorununun Türkiyenin AB perspektifini etkilemeyeceğini de vurguladı.
Ambargolar kalkıyor
AB üyesi ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcilerinden oluşan Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), dün Kıbrıs tüzüğünü görüştü, KKTC lehine kararlar aldı
Ambargolar kalkıyor
l TÜZÜKTE DEĞİŞİKLİK YAPILDI... AB üyesi ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcilerinden oluşan COREPER, Kıbrıs tüzüğünde yaptığı değişikliklerle KKTC'deki Türklerin ekonomik izolasyonunu hafifletici önlemler aldı. COREPER, adanın kuzeyinde üretilen ve ambargo uygulanan malların Yeşil Hat üzerinden AB pazarına girebilmesine yönelik kolaylıklar getiriyor
l VİZESİZ GEÇİŞ- DOĞRUDAN KKTC'YE SEYAHAT- SERBEST SATIŞ... AB büyükelçilerinin ambargonun hafifletilmesine yönelik önlemler paketinde, KKTC ve AB vatandaşlarının Rum kesimine vizesiz geçişi, AB vatandaşlarının doğrudan KKTC'ye gidebilmesi, KKTC'de üretilen narenciye ürünlerinin Rum kesiminde serbestçe satılabilmesi gibi kolaylıklar var
l YÖNETMELİK HAZIRLANACAK... AB büyükelçileri, tüzüğün yanı sıra AB Komisyonu'na bu konuda yönetmelik hazırlaması için yetki veren bir çerçeve anlaşması üzerinde de uzlaştı. Buna göre komisyon, KKTC'deki hangi ürünlerin AB'ye ihraç edilebileceğine ilişkin bir liste hazırlayacak. Bu listede yer alan hangi ürünlerin doğrudan KKTC limanlarından, hangilerinin Rum kesimi üzerinden ihraç edilebileceğini de komisyon belirleyecek
l 259 MİLYON EUROLUK YARDIM DOĞRUDAN KKTC'YE YAPILACAK... Yönetmelikte öngörülen bir başka nokta da 259 milyon euroluk yardımın doğrudan KKTC'ye yapılması ve Türk kesiminde bir irtibat bürosu kurulması. AB daimi temsilcilerinin böyle bir ara formülü benimsemesi, Rum kesimi ve Yunanistan'ın veto tehdidini ortadan kaldırmış oldu. Yardımın kullanılış programı ise henüz belirlenmedi
AB üyesi ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcilerinden oluşan Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER), dün Kıbrıs tüzüğünü görüştü.
AB üyesi ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcilerinden oluşan COREPER, Kıbrıs tüzüğünde yaptığı değişikliklerle KKTC'deki Türklerin ekonomik izolasyonunu hafifletici önlemler aldı.
COREPER, adanın kuzeyinde üretilen ve ambargo uygulanan malların Yeşil Hat üzerinden AB pazarına girebilmesine yönelik kolaylıklar getiriyor.
AB büyükelçilerinin ambargonun hafifletilmesine yönelik önlemler paketinde, KKTC ve AB vatandaşlarının Rum kesimine vizesiz geçişi, AB vatandaşlarının doğrudan KKTC'ye gidebilmesi, KKTC'de üretilen narenciye ürünlerinin Rum kesiminde serbestçe satılabilmesi gibi kolaylıklar var.
AB büyükelçileri, tüzüğün yanı sıra, AB Komisyonu'na bu konuda yönetmelik hazırlaması için yetki veren bir çerçeve anlaşması üzerinde de uzlaştı. Buna göre komisyon, KKTC'deki hangi ürünlerin Avrupa Birliği'ne ihraç edilebileceğine ilişkin bir liste hazırlayacak. Bu listede yer alan hangi ürünlerin doğrudan KKTC limanlarından, hangilerinin Rum kesimi üzerinden ihraç edilebileceğini de komisyon belirleyecek.
Yönetmelikte öngörülen bir başka nokta da 259 milyon euroluk yardımın doğrudan KKTC'ye yapılması ve Türk kesiminde bir irtibat bürosu kurulması. Avrupa Birliği daimi temsilcilerinin böyle bir ara formülü benimsemesi, Rum kesimi ve Yunanistan'ın veto tehdidini ortadan kaldırmış oldu.
Jean-Christophe Filori'nin açıklaması
AB Komisyonu sözcülerinden Jean-Christophe Filori, dün sabah konuya ilişkin açıklamasında, COREPER'in cumartesi günü yürürlüğe sokulacak tüzüğü dün tartıştığını belirterek, şunları söylemişti:
"Bu tüzük, Kıbrıs'ın kuzey ve güneyini ayıran Yeşil Hat üzerinde kişilerin ve malların dolaşımını düzene sokuyor. Ayrıca, AB Konseyi, geçen pazartesi günü, Kıbrıslı Türklere destek iradesi gösterdi.
Komisyon, konseyin bu kararını memnuniyetle karşıladı. Bunu biz de istiyorduk. Konsey, bu amaçla komisyonun ayrıntılı öneriler hazırlaması talimatı verdi. Bu çalışma zaman alacaktır. Cuma gününe
kadar 259 milyon euroluk yardımın kullanılış programını belirlemek mümkün değil. Biraz daha fazla zamana ihtiyaç var. Bir program belirlemek gerekiyor. Elbette en kısa zamanda önerilerimizi
belirleyeceğiz ve açıklayacağız."
COREPER'in dün onayladığı Kıbrıs tüzüğünün, bugün Lüksemburg'da yapılacak Adalet ve İçişleri Konseyi'nden de onay alarak 1 Mayıs'tan itibaren yürürlüğe sokulması öngörülüyor.
Kıbrıs tüzüğünün ayrıntıları
Brüksel'deki kaynaklar, COREPER'in attığı "mütevazı adımların" somutlaşması için AB Komisyonu'nun önerilerinin belirlenmesinin beklenmesi gereği üzerinde duruyorlar.
COREPER, Yeşil Hat'tan geçişlerde AB vatandaşlarının serbest dolaşımına izin vererek KKTC turizm sektörüne katkı sağlıyor.
Tüzük değişikliğinin "siyasi önemi" üzerinde duran uzmanlar, Yeşil Hat'tın kişilerin ve malların serbest dolaşıma açılmasının bir ilk adım olduğunu, bu konuda Rumların etki ve kontrol alanının ne derece kısıtlanacağının görülmesi gerektiğini ifade ediyorlar.
AB'nin KKTC'yi ne kadar muhatap alabileceği, komisyonun Kuzey Kıbrıs'ta ne tür bir temsilcilik açacağı, bu konularda hukuki engellerin nasıl aşılacağı soruları gündemde kalıyor.
COREPER'in dünkü yaklaşımını "ilk açılım" olarak nitelendiren diplomatik kaynaklar, AB'nin KKTC'yi ne şekilde muhatap alabileceğini sorguluyor ve bu konuda gelişmelerin beklenmesi gerektiğini, somut adımların bunu izleyeceğini ifade ediyorlar.
COREPER kararına göre, AB Komisyonu, Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonuna son vermek için gerekli önlemleri ve yöntemleri teknik açıdan belirleyerek önümüzdeki haftalarda öneriler getirecek. AB'nin Türkler için ayırdığı 259 milyon euronun ne şekilde değerlendirilebileceği de bu öneriler çerçevesinde ortaya çıkacak.
Kaynaklar, AB'nin en büyük sıkıntısının "hukuki engelleri aşmak" ve "Rum-Yunan tavrını etkisiz hale getirmek" olduğunu belirtiyorlar. COREPER'in dün onayladığı Kıbrıs tüzüğünün, Lüksemburg'da yapılacak Adalet ve İçişleri Konseyi'nden, bugün veya yarın onay alarak 1 Mayıs'tan itibaren yürürlüğe sokulması öngörülüyor.
AB Komisyonu'nun önerilerinin ise iki ay içinde açıklanması bekleniyor.
KIBRIS 29/04/2004
BM Güvenlik Konseyi'nde uzlaşma sağlanamadı
TOPLANTI, BUGÜN DEVAM EDECEK... BM Güvenlik Konseyi, dünkü oturumunda Kıbrıs'ı görüştü, ancak Rusya'nın engellemeleri sonucu başkanlık açıklaması için bir uzlaşma sağlanamadı. Konsey, Kıbrıs konusunu görüşmeye bugün devam etme kararı aldı
RUSYA, TAKOZ OLDU... KKTC'ye yönelik ambargonun kaldırılmasına karşı çıkan Rusya'nın, Rum yanlısı tutumunu sürdürerek, dün yapılması beklenen başkanlık açıklamasında KKTC'ye yönelik "tecrit"in kaldırılmasına ilişkin bir ifadeyi reddettiği belirtiliyor
BM Güvenlik Konseyi, dünkü oturumunda Kıbrıs'ı görüştü, ancak Rusya'nın engellemeleri nedeniyle bir sonuca varılamadı. Konsey, Kıbrıs konusunu görüşmeye bugün devam etme kararı aldı.
Konseyde dün sabah başlayan ve öğleden sonraya sarkan oturumda Kıbrıs konusunda bir başkanlık açıklaması için uzlaşma sağlanamadı.
Toplantıya, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto'nun yerine genel sekreterin siyasi işlerden sorumlu yardımcısı Sir Kieran Predergast katıldı ve konsey üyelerine Kıbrıs'taki referandumlar sonrası gelişmeler konusunda bilgi verildi.
Rusya'nın Kıbrıs konusunda konseyin herhangi bir karar tasarısını kabul etmesini reddettiğini kaydeden BM kaynakları, Moskova'nın KKTC'ye yönelik ambargonun kaldırılmasına kesinlikle karşı çıktığını kaydediyorlar.
KKTC'ye yönelik ambargonun kaldırılmasına karşı çıkan Rusya'nın Rum yanlısı tutumunu sürdürerek, dün yapılması beklenen başkanlık açıklamasında KKTC'ye yönelik "tecrit"in kaldırılmasına ilişkin bir ifadeyi reddettiği belirtiliyor.
Konseyde tamamen Rum yanlısı bir tutum izleyen Rusya'ya Fransa, Çin ve Brezilya da katılırken, ABD, İngiltere, Almanya ve Pakistan Türk tezlerine destek veriyor.
Rusya geçen hafta BM genel sekreterinin talimatı olmasına karşın Kıbrıs'ta referandumlar öncesinde tarafları cesaretlendirici bir karar tasarısını veto etmiş, bunun tasarının özüne yönelik olmadığı, teknik nedenlerden kaynaklandığı açıklamasını getirmişti.
Pakistan, tecridin kaldırılmasından yana
Konseydeki toplantı sonrasında basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Pakistan'ın BM nezdindeki daimi temsilcisi Münir Akram, ülkesinin Kıbrıs Türklerine yönelik tecridin kaldırılmasından yana olduğunu belirtti.
Güvenlik Konseyi'nde gelecek ay dönem başkanlığını devralacak büyükelçi Akram, uluslararası toplumun Kıbrıs Türklerine yönelik tecridin kaldırılması için harekete geçmesi gerektiğini söyledi.
Konseyde, Rusya'nın başını çektiği aralarında Fransa, Çin ve Brezilya'nın bulunduğu grup, Rum yanlısı bir tutum izlerken, ABD ve İngiltere Türk tezlerine destek veriyor.
KIBRIS 29/04/2004
Weston: Uzun vadede KKTC tanınabilir
ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, ABD'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımasının uzun vadede ihtimal dahilinde olduğunu söyledi.
Weston, asıl önceliklerinin, Kıbrıslı Türkleri kısa vadede ekonomik izolasyondan kurtarmak olduğunu vurguladı.
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, Kıbrıslı Türkleri izolasyondan kurtarmak için Avrupa Birliği ile koordinasyon içinde bir dizi karar üzerinde çalıştıklarını söyledi.
Weston, Amerikan hükümetinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni resmen tanıyıp tanımayacağına ilişkin soru üzerine, bunun uzun vadede ihtimal dahili olduğunu söyledi.
Weston, Amerikan hükümetinin almayı planladığı kısa vadeli önlemleri de anlattı. Thomas Weston, Kıbrıs sorununun Türkiye'nin AB perspektifini etkilemeyeceğini de vurguladı.
KIBRIS 29/04/2004
AFP: ABD
, Kıbrıslı Türklere De facto diplomatik tanınma sunabilir
Fransız haber ajansı AFP, Amerikalı yetkililerin, ABD'nin Kıbrıslı Türklerin Annan planına evet dediğini göz önünde bulundurarak, Kuzey Kıbrıs'a de facto diplomatik tanınma sunabileceğini söylediğini bildirdi.
AFP'ye göre, adının açıklanmasını istemeyen Amerikalı bir yetkili, ''Biz de Avrupa Birliği gibi yapacağız. Avrupalılarla ne yapılması gerektiği, neyin uygun olduğu konusunda güçlü bir görüş birliği var. Alacağımız önlemler bu görüş birliği üz
erine temellenecek'' dedi.
Güvenilir kaynaklar, AB'nin Kıbrıs Türk mallarının Rum kesimi ve genişleyecek AB'de piyasaya sürülmesine kolaylık sağlayacağını belirtirken, Amerikalı yetkililer, şu anda hiçbir karar alınmadığının altını çiziyor.
Bir başka Amerikalı yetkili de, ABD'nin 25 yıldır Tayvan'da resmi büyükelçilik rolü üstlenen Amerikan Enstitüsü'nün bir benzerini KKTC'de kurmayı planladığını da kaydetti ve NATO üyesi Türkiye ve Yunanistan'a atıfta bulunarak, ''Bu ortalıkta dolaşan bir fikir. En az sıkıntıyla (Kıbrıs'ın) kuzeyinin izolasyonunu hafifletmek istiyoruz'' diye konuştu.
MILLIYET 29/04/2004
Baykal: Muazzam bir tablo yakaladık
CHP lideri Deniz Baykal, Kıbrıs'taki referandum sonuçlarını analiz ederken, Türkiye ve KKTC'nin kaçırılmaması gereken bir fırsat yakaladığını vurguluyor.
Baykal, dünkü görüşmemizde, şu yaklaşımı gösteriyor:
"Referandum sonrasında muazzam bir tablo yakaladık. Bunu değerlendirmeliyiz. Çıtayı yüksek tutmalıyız. İşe KKTC'nin tanınması için ortak çaba göstermekle başlamalıyız."
Rumların iki hatası
Baykal, referandumda Rumların hayır oyu vermekle tarihi bir hata yaptıkları kanısında. Bu hata nedeniyle de Türklere tarihi fırsatlar doğduğunu kaydediyor ve şöyle diyor:
"Rumlar Kıbrıs konusunda iki büyük, tarihi hata yaptılar:
Birincisi, 1974'te Sampson darbesiydi. İkincisi ise, bu referandumda hayır oyu vererek Annan Planı'nı reddetmeleri olmuştur.
Birinci hataları sonucunda Türkiye haklı olarak uluslararası anlaşmaların gereğini yerine getirdi ve Türk askeri Kıbrıs'a çıktı. Bu, T
ürklerin Kuzey'de, Rumların Güney'de toplanmaları sonucunu doğurdu ve fiilen iki ayrı toplum, iki ayrı kesimi yurt edinmiş oldu. Bu fiili durum kimsenin burnu kanamadan 30 yıl sürdü ve kökleşti.
İkinci hatalarının sonucunda ise, asıl uzlaşmaz tarafın Rum tarafı olduğu bütün dünya tarafından görüldü. Ayrıca Kıbrıs'ın AB yolunda Türkiye'nin önüne bir engel olarak çıkarılması ortadan kalktı. Artık, AB, bu gerekçeyi, bu koşulu bir daha Türkiye'nin önüne getiremez.
Rumların hayır demeleri, Türkiye için böyle muazzam bir uygun zemin yaratmış oldu. Şimdi sıra bu zeminin gereğini yapmaktır."
Erdoğan korkmasın
CHP lideri Baykal, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül'ün referandum öncesi söylemleriyle, sonrasındaki söylemlerinin farklılaştığına dikkat çekerek şu çağrıyı yapıyor:
"Sayın Başbakan ve Dışişleri Bakanı, referandum öncesi Rumlar hayır derse KKTC'nin tanınmasını isteyeceklerini söylüyorlardı. Ancak, dikkat ediyorum, referandum sonrasında tanınmaktan söz etmiyorlar. Bu değişiklik niye? Türkiye çıtayı düşür
memeli. Tanınma için çalışmaya başlamalı. Sayın Erdoğan, KKTC'nin tanınması için çaba göstermekten korkmamalı. Tanınmayı şimdi neden ağzına almıyor, bilemiyorum. Birileri bir şey mi dedi? Oysa, ortam buna çok uygundur.
Eğer iki taraftan da evet çıksaydı, Annan Planı gereği en fazla 20 yıl içinde Rumlar adanın hakimi haline gelecek ve Türkleri azınlık konumuna düşüreceklerdi. Hala da niyetleri budur. Ama hayır diyerek, KKTC'nin tanınması için çok uygun bir ortam sunmuş oldular. Türkiye bunu değerlendirmelidir. Eğer Sayın Başbakan bu amaçla girişimlerde bulunacaksa, kendisiyle birlikte çalışmaya, birlikte yurtdışı gezilerine gitmeye hazırım. Bunu bir fantezi olarak söylemiyorum, gerçekten yapmak için söylüyorum. Yeter ki Sayın Erdoğan çıtayı düşürmesin."
Önümü
z açıldı
Baykal, referandum sonuçlarının Türkiye'nin önünü açtığını da vurguluyor ve şöyle diyor:
"Bu sonuçlar Türkiye'nin iki konuda önünü açmıştır. Birincisi KKTC'nin tanınması yoludur. Diğeri AB'den tarih alma konusudur. Türkiye iyi bir performans gösterirse, KKTC'nin tanınması yolunda mesafe alabilir. Azerbaycan Devlet Başkanı buna öncülük edeceklerini söylemişti. İKÖ de bu konuda devreye sokulabilir. Kuzey Kıbrıs'ta bir toplantı düzenlenebilir. AB'nin Türkiye'nin üyeliği konusunda Kıbrıs konusuyla zor
la kurduğu bağ, artık yoktur. Referandum sonucunda bu bağ kendiliğinden kopmuş oldu. Artık Türkiye'ye tarih vermek zorundadır. Klasik Kopenhag kriterlerinin dışında bir koşul kalmamıştır. Türkiye de bu koşulları büyük ölçüde yerine getirmiştir. Biz CHP olarak, bu konuda da katkı veriyoruz, vermeyi sürdüreceğiz. Avrupa sosyal demokratlarının tereddütlerini gidermeye uğraşıyoruz. Brüksel'de yaptığımız gibi bu amaçla temasları sürdüreceğiz. Aralık 2004'te mutlaka tarih almalıyız."
Baykal'ın yaklaşımı böyle, ancak hükümet cephesinde KKTC'nin tanınması ilk hedef gibi gözükmüyor. Bu konudaki referandum öncesindeki söylem yumuşatılmış görünüyor. Tanınmaktan çok ambargonun kaldırılması, ticari ilişkilerin başlatılması hedef alınmış durumda. Çıta tanınmanın altında görünüyor.
FIKRET BILA MILLIYET 29/04/2004
'Annan'dan iyisi, yine 'Annan'
'DÜNYANIN akilleri' kafa kafaya verdi, Kıbrıs'ı içinden çıkılmaz hale getirmeyi başardı!..
Hayırcı Rumlar AB'de, evetçi Türkler açıkta. Peki Kıbrıs Türkleri ödüllendirilmeyecek mi?
Bu, ödülden ne anladığınıza bağlı.
Ama bir gerçek var.
Referandumdan önce Kuzey Kıbrıs'a yapılan vaatler tutulsa, adanın bölünmüşlüğü kalıcı olacak demektir. Bu bizi memnun etse de Batı'nın amacına aykırı düşmez mi?
Öyleyse "Kuzey Kıbrıs'ı tanıma", hatta "a
mbargoyu kaldırma" senaryolarını unutun.
Zaten bu balonların son iki günde tek tek patladığını da görüyoruz.
Bunun böyle olacağını olayları yakından izleyenler referandumdan önce de görüyor, yazıyor, çiziyorlardı.
Batı'nın izlediği bir politika var ve Kuzey'i tanımak onların mevcut politikalarına da, hukukuna da aykırı.
Geçen gün, Verheugen "Kuzey'le bazı şeyleri görüşmek onları tanımak sayılmaz" demiyor muydu? ABD Dışişleri Bakanı Powel da dün Kuzey'i tanıma diye bir şey yok" diye konuşmadı mı?
***
TÜRKİYE ve Kıbrıs Türkleri için tehlikeler bitti sayılamaz. Kıbrıs sorunu bugün de sürüyor.
Annan planı iki kurucu devlet öngörüyordu. Yani iki tarafın, iki toplumun eşitliği söz konusuydu.
Rumlar bunu içlerine sindiremedi. Onlar Türkleri hâlâ azınlık olarak düşünüyor, öyle olmasını istiyor.
Oysa Batı'nın amacı Kıbrıs adasını AB içinde sorunsuz bir bütün olarak görmek. Batı, "nizalı" bir mülk almak istemiyor.
O nedenle de AB eninde sonunda adanın tamamını AB'ye katmak isteyecek.
Kısacası; Batı için bu film burada bitmez.
***
KİM bilir, belki de çok yakında, Güney Kıbrıs'a yeni avantajlar sunulup Türklere "Bunları kabul edin" denilebilecek.
Böylece, adada bütünleşme şansı Türklerin sırtından bir kez daha denenecek.
Türkiye'ye AB için müzakere tarihi verme konusu da bu yolda şantaj olarak kullanılabilecek.
Anlaşılan o ki, ister iki kesimli, ister iki toplumlu, ister iki devletli deyin Batı'ya göre Kıbrıs birleşecek...
Belki de Annan planı bu birleşmenin Türkler için en elverişli olanıydı. Ama Rumlar bunu başarıyla sabote etti.
Türkiye ve Kıbrıslı Türkler artık Annan planından daha geri bir planı kabul edemez, etmemelidir.
İyimser havaya kapılıp, tehlikelere karşı tedbirler gevşetilmemeli.
* * * * * * *
DOGAN HEPER MILLIYET 29/04/2004
Avrupa'da AKP, CHP
Kuzey Kıbrıs'ın referandumda sergilediği "evet"çi tutumun Avrupa'da yol açtığı olumlu dalga, Başbakan Erdoğan'ın Almanya ziyaretine de yansıdı.
Almanya Başbakanı Schröder, 2004 sonunda AB ile müzakerelere başlama kararı bekleyen Türkiye'ye verilen 40 yıllık sözün tutulması gerektiğini söyledi.
Dün Avrupa Parlamentosu üyesi Alman Sosyal Demokrat Ozan Ceyhun ile konuştuk.
Erdoğan - Schröder görüşmesi öncesinde Almanya Başbakanı'nın konuşma metni hazırlanırken devreye girmişti Ceyhun... Kıbrıs'ta AKP hükümetinin aldığı inisiyatifin ve Kuzey'de çıkan "evet" oylarının Türkiye'ye bakışı çok olumlu etkilediğini söyledi. Ancak bu diplomatik atağın iç politikada yeni reform politikalarıyla sürdürülmesi gerekiyor.
Özellikle Zana davasının Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde yol açtığı düş kırıklığının aşılması şart.
CHP'li Zülfü Livaneli de Strasbourg kulislerindeki havayı yazdı.
Türkiye'nin önünde şimdi haziran sonuna kadar süre var. CHP'ye büyük görev düşüyor. Anayasa paketi Meclis'e sunuldu. CHP destek olacak mı? İnfaz yasası değişikliğiyle eski DEP üyelerinin serbest bırakılması konusunda attığı adımın arkasında duracak mı?
Ozan Ceyhun CHP'nin Kıbrıs'ta izlediği "hayır"cı tutumun ardından Anayasa değişikliği paketi ve Zana davasında frene basması halinde Avrupa sosyalist grubu içindeki yerinin sarsılacağı inancında.
Başbakan Erdoğan'ın son Almanya ziyaretinde de görüldü ki, AKP - SPD ilişkisi CHP'nin önüne geçti! AKP "reform"cu kimliğiyle Avrupa'daki Hıristiyan Demokratlardan çok, sosyal demokrat - sosyalist bloka yakın durmaya başladı.
Hazirandaki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Türklerin oylarının "Türkiye'nin AB üyeliği yanlısı" parti ve adaylara yönlendirilmesinde AKP, CHP'den daha aktif bir rol oynayabilir.
Ozan Ceyhun tarih konusunda "Fransa engelinin aşılabileceği"ni savunuyor.
Ankara'daki duruma gelince. CHP Meclis Grup Başkanvekili Haluk Koç, infaz yasasındaki değişiklikten vazgeçmediklerini ve bir hukuk komisyonu oluşturarak Zana teklifini incelediklerini belirtti. Bu konuda görev TBMM Anayasa Komisyonu üyesi CHP Konya milletvekili Atilla Kart'a verilmiş.
Dün konuştuğumuz CHP'li Kart 3713 sayılı infaz yasasındaki "şahsi hürriyetleri bağlayıcı cezalarda"ki indirim oranlarının üçte ikiye düşürülmesi halinde Zana ve arkadaşlarının serbest kalacakları düşüncesinde. Ancak bu indirim, benzer durumdaki tüm hükümlüler için uygulanabilecek.
Bakalım CHP, AB yolunda üzerine düşeni yapacak mı?
Dokunulmazlık pazarlığı reform paketine engel oluşturmamalı.
DERYA SAZAK MILLIYET 29/04/2004
Fazla gülmeyelim, bugünkü ortam 6 ayda değiş
ir
Nereye bakarsanız bakın, genel bir memnuniyet havası var.
Medya'dan başlayan, bilimsel çevrelerde genişleyen, siyasi çevrelerde zafere dönüştürülen, askeri kesimlerde de keyifle sözü edilen konu, Kıbrıs Rumlarının düştükleri zor durum.
Uluslararası kamu oyunda Rumlara yönelik eleştirilerin yoğunlaşmasını, özellikle de Avrupa Birliğinden kaynaklanan tepkileri gereğinden fazla abartıyoruz.
Doğrudur, Rumlar referandumda HAYIR oyu kullandıktan sonra, beklendiği gibi güç duruma düşmüşlerdir.
Ancak bizlerin b
u ortamı gerçekçi olarak okumamızda da çok yarar vardır.
Uluslararası ilişkilerde, özellikle müttefikler arasında esen ters rüzgarlar hiçbir zaman sürekli olmaz. Fırtınalar kopar, karşılıklı sert eleştiriler yapılır ancak eninde sonunda ortalık yine yatışır.
Göreceksiniz, hemen hemen aynı durum Kıbrıs Rumlarıyla Avrupa Birliği arasında yaşanacak. Önümüzdeki haftalarda, eğer işi iyi idare edemezlerse, Rumlar önümüzdeki aylar boyunca epey dayak yiyecekler. AB ve ABD tarafından, KKTC'nin cezalandırılmaması için önemli adımlar atılacak ve Rumlar sinirden tırnaklarını yiyerek, hiçbir tepki gösteremeden seyirci kalacaklar. KKTC'yi tatmin edecek her adımın Ada'nın biraz daha bölünmesi anlamına gelmesine rağmen, Güney Kıbrıs vetosunu kullanamayacak veya kullandırılmayacak.
En büyük desteği bekleyecekleri Atina'nın da Kıbrıs Rumlarına pek yararı dokunmayacak. Yunanlılar da belirli oranda seyirci kalmayı tercih edecekler.
Bizler de bu manzarayı büyük bir keyifle seyredeceğiz.
ANCAK DİKKAT EDELİM, RÜZGAR FAZLA SÜRMEZ
Beni en çok kuşkulandıran da, işte bu durum. Yani KKTC lehindeki gelişmeler karşısında rehavete kapılmamız ve Kıbrıs'ı gündemimizden çıkarmamız.
Fazla abarttığımı sanmıyorum, ancak Rumlar referandumdaki gibi ağaç devirmeyi sürdürmezler ve oyunu hakkıyla oynamaya başlarlarsa, en fazla 6-7 ay içinde bugünkü rüzgarlar durulur.
Avrupa Birliğinin gündemi değişir.
Rumlar ne kadar iyi çocuk olduklarını gösterirler. Brüksel kendilerinden ne isterse yerine getirirler.
Tabii bu senaryoya, bir de Türkiyemizin vatanı herkesten çok seven bazı kurumları, tarafsız yargısı, polisi ve milliyetçiliği kimselere bırakmayan dernekleriyle, direnişçi güçlerin devirecekleri ağaçları da eklememiz gerekir.
İşte böyle bir havaya girilince, birde bakarsınız, eski rollere dönülmüş.
Türkiye'den askerlerini çekme takvimi istenir olmuş. Türkiyeli göçmenlerin geri gidip gitmeyecekleri konuşulmaya başlanmış.
Rumlar yine iyi çocuk, bizler ise yine işgalci konumuna düşmüşüz.
BU TEHLİKEDEN KURTULMANIN TEK YOLU, HEP BİR ADIM İLERDE OLMAKTIR
Bu başlığı görür görmez, içinizden neler söylediğinizi tahmin edebiliyorum. Benim de içimden aynıları geçiyor: Ne yani, hala bu herifleri memnun etmeye mi çalışacağız ? Hala ödün mü vereceğiz ? Bizim hiç kırmızı çizgilerimiz yok mudur ?
Uluslararası ilişkilerde herşey her an değişir. Hedefe varana kadar da, tutumunuzu sürekli değiştirirsiniz. Gerektiğinde ödün de verir, blöf de yapar, beyaz yalanlar da söyler, bugün söylediğinizin tam tersini -iyi bir kılıf bulup- yarın tekrarlarsınız. Çifte standart kullanırsınız. Daha önceki kırmızı çizgilerin ne olduğunu gördüğünüz için de, özellikle Kırmızı Çizgi çizmezsiniz !
Türk tarafı ilk defa Kıbrıs'ta iki ayrı bölge veya iki ayrı devletli bir çözümü AB'ye kabul ettirebilme şansını yakalamıştır. Uluslararası kamuoyu ilk defa "İstemediklerine göre bu adamları neden bir arada yaşamaya zorluyoruz" sorusunu kendi kendine sormaya başlamıştır.
Türkiye bu şansı kaçırmamalıdır.
Gereken herşeyi yapmalı ve Rumların attıkları bu hatalı adımı nakit paraya (!) çevirmelidir.
Bunun da tek yolu vardır.
Tayyip Erdoğan'ın sürekli tekrarlamaktan memnuniyet duyduğu gibi "Rumların bir adım önünde gidilmelidir."
Oyun hakkıyla oynanmalıdır. Kısır Milliyetçilik veya Ulusalcılık kaygılarıyla değil, hedefe varmak için akılcı ve pragmatik adımlar atılmalıdır.
Kendimizi aldatmayalım... KKTC'nin AB'ye üye olması ancak, Türkiye'nin tam üyeliği ile eş zamanlı gerçekleşecektir. Kuzeyin tümüyle zenginleşmesi gecikecektir. Kıbrıs Türkleri, Kıbrıs pasaportlarıyla istediklerini yapabilecekler, oysa ne yazık ki kabak Türkiye'den göçmüş olanların başına patlayacaktır.
Eğer ilerde istediğimizi elde etmek istiyorsak yani iki bölge veya devletli bir Kıbrıs hedefliyorsak, dünyayı etkilemeyi sürdürelim. İnsanları şaşırtalım ve hep bir adım ilerde olalım. Büyük düşünelim.
Örneğin:
- Göz boyamak gibi nitelense dahi, 3-4 bin asker çekelim. Kuzey'deki güvenliği hiçbir şekilde etkilemez.
- En az on defa geri vereceğimizi açıkladığımız Maraş'ı iskana açalım. İster Rum, ister Türk veya Uluslararası firmaların yatırım yapmasına izin verelim.
- Rumların Kuzey'de yazlık ev almalarına izin verelim.
- Kuzey'deki Rum yatırımlarını teşvik edelim.
- Annan planında söz verdiğimiz gibi, Karpaz'daki dini bölgeleri Rumlara açalım.
Bu listeyi uzatabiliriz.
Osmanlı gibi, zafer kazanmışların gönül zenginliği ve büyüklüğü ile davranalım.
Uzun vadeli düşünelim.
Lehimize dönen bu rüzgarları kaçırmayalım.
Yelkenlerimizi bu meltemle dolduralım...
MILLIYET MEHMET ALI BIRAND 29/04/2004
Rumların üyelik töreni için Dubline giderim
Erdal SAĞLAM
Başbakan Tayyip Erdoğan, Almanya gezisinde KKTCde referandum sonrası artan tansiyonu düşürecek mesajlar verdi. Hürriyete konuşan Erdoğan, KKTCye uygulanan ambargoların kaldırılması için ABDden olumlu mesajlar geldiğini, bu konuda Başkan Bushla görüşe
ceğini söyledi.
Erdoğan, Kıbrıs Rum kesiminin ABye üye olacağı tören için Dubline gideceğini belirterek, Tanımıyorum demekle bir şeyi gerçekleştiremiyorsun dedi.
Tanımıyorum demekle olmaz
Kıbrıs Rum kesiminin 1 Mayısta üye olmasından sonra Ankaranın tavrı, bu ülkenin tanınıp tanınması gibi konular MGKda gündeme gelmedi. Geleceği çok iyi okumamız lazım. Şu anda ABye bir kere tam üye olarak kabul edilmiş bir ülke var. Tam üye olarak kabul edilmeden önce bile biz uluslararası bir çok münasebetlerde
onlarla bir arada olmadık mı? Örneğin sportif müsabakalarda bir arada olmadık mı? Olduk. Ben tanımıyorum demekle, bir şeyi gerçekleştiremiyorsun, yok böyle bir şey. Dolayısıyla İrlandadaki törene büyük ihtimalle ben kendim katılacağım. Önemli olan bundan sonraki süreçtir. Temenni ederiz ki inşallah Aralık 2004de de Türkiyenin müzakere süreci ile ilgili adım atılsın.
Dargınlığı aşmaları lazım
Referandum olmuş bitmiştir ve KKTCdeki kardeşlerimiz bir siyasi irade ortaya koymuşlardır. Ve bu siyasi iradeye kim olursa olsun hangi düşüncede olursa olsun, saygı duymak zorunluluğu vardır. Bu gayet açık net bir demokratik tavırdır. Gerek Türkiyeden oraya giden, gerek içerdeki kampanyalara rağmen Kuzey Kıbrısta yaşayan vatandaşlar yüzde 66 oranıyla evet cevabıyla referandumu noktalamıştır. Şimdi bunlar geride kaldı. Bizim artık yüzde 66yla yüzde 34ü beraber buluşturma noktasında desteklememiz lazım. Bizim desteğimiz psikolojik bir destektir. Bunu biz en ileri derecede devam ettireceğiz. Burada bir ayrımcılık bir dargınlık bir kırgınlık olmamalı, bunların aşılması lazım. Bu birinci derecede önemli.
Denktaş ve Talat barışsın
Cumhurbaşkanı ile başbakan arasındaki bir olumsuzluğun devamı orada doğru değil. Sayın Cumhurbaşkanının seçilmiş olarak zaten belli bir dönemi vardır. Bu dönem sonunda yeni bir seçim getirecektir. Bence bu dönem içersinde hükümetle cumhurbaşkanı arasındaki münasebetin sevgi ve saygıya dayalı bir şekilde yürütülmesinde çok büyük fayda var. Gerek Sayın Denktaşın gerekse Sayın Talatın siyasi düşüncelerinin eleştirilmesi noktasında yapacakları değerlendirmeler, yorumlar da dahil olmak üzere asla saygı çerçevesini aşmamalı. O saygı çerçevesinde kalmalı. Bu her ikisi içinde geçerli. Olayın uzun yıllara ve KKTCye yönelik önemi var. Bunun halka yansıması var. Halkta meydana getireceği olumsuzluğun bedelini kimse ödeyemez. KKTCnin böyle bir lüksü yok.
Sadece 259 milyon Euro yeterli değil
Bizim asıl burada izlememiz gereken önemli ataklardan bir tanesi, ki bunları iyi takip etmemiz lazım, AB üyesi ülkelerle temaslar. Çünkü ben genel başkanlığım döneminde dolaştığım 14 tane AB üyesi ülkenin hepsinde neredeyse ilk soru olarak hep Kıbrısı gündeme getiriyorlardı. Halbuki Kopenhag siyasi kriterlerinin içinde bu yoktu. Ama de facto bir durum olarak bunu bizim önümüze hep getiriyorlardı. Neticede yine bizim dediğimiz oldu. Davosta bir süreci başlattık. Ve gelinen noktada da, Güneyde yüzde 76 hayır çıkması, bizim ABnin yaklaşımına nasıl bir uzlaşı ile yaklaştığımızı net göstermiştir. Bunu iyi değerlendirmemiz lazım. 259 milyon Euronun Kuzey Kıbrıs için verilmesi kararı ve bazı ekonomik yaptırımların kaldırılması adımları bunlar olumlu adımlar. Ama yeterli değildir.
Kıbrısı görüşeceğim
ABDden Dışişleri Bakanımıza gelen haberler var. Bunlar olumlu haberler. Ben de döndükten sonra Sayın Başkanla görüşmeyi düşünüyorum. Arayacağım kendisiyle görüşeceğim. Ben oradan da çok olumlu adımların atılacağına inanıyorum. Siyasetçiler bu tür kararları verirken içerdeki yansımaları da düşünmeden edemiyorlar. ABD daha ilk andan itibaren, seçimin öncesinde ve sonrasında bu konuda olumlu düşüncesini Dışişlerine yansıttı. Şu anda bize göre öncelikli konu, ambargolardır. Bunlar halledildiği andan itibaren ben inanıyorum ki Kuzey Kıbrıstaki Türk halkının kendisine güveni daha da fazlasıyla artacaktır.
Asker çekme gündemde yer almıyor
Çeşitli şeyler konuşuluyor. Tabii bunlar gerek Kuzey Kıbrıstaki gerekse Türkiyedeki ilgililerle konuşulur. Genelkurmayımızla, Kıbrısla görüşürüz. Oturup değerlendiririz. Ona göre bir karar veririz. Ama şu an için böyle bir karar, düşünce gündemimizde yok.
HURRIYET 29/04/2004
AB Konseyi Kıbrıs tüzüğünü onayladı
AB Konseyi, Kıbrıslı Türkleri izolasyondan çıkarmak yönünde "ilk adım" olarak nitelendirilen Kıbrıs tüzüğünü onayladı.
AB üyesi ülkelerin Brüksel'deki daimi temsilcilerinden oluşan Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER), dün görüşerek kabul ettikten sonra Konsey'in onayına sunduğu tüzük 1 Mayıs'tan itibaren geçerlik kazanacak.
Tüzük, Yeşil Hat'tan geçişlerde AB vatandaş
larının serbest dolaşımına izin vererek KKTC turizm sektörüne katkı sağlayan, kuzeyin bazı ürünlerinin güney üzerinden AB'ye aktarılmasına yeşil ışık yakan, AB'nin Türk tarafı için öngördüğü 259 milyon euroluk yardımın değerlendirilmesine izin veren kapılar açıyor.
Lüksemburg'da toplanan AB İçişleri ve Adalet Bakanları Konseyi, tüzüğü tartışmasız oylayarak onayladı.
AB Komisyonu, önümüzdeki iki ay içerisinde, Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyondan çıkmalarına yönelik önlem önerilerini ve çeşitli projele
ri sunacak.
Brüksel'deki Komisyon yetkilileri, Kıbrıs tüzüğünün getirdiği yeniliklerin ve AB Komisyonu'nun sunacağı önerilerin ''pratik uygulamasının'' nasıl olacağı, ne tür ''aksiliklerle'' ve ''hukuki sorunlarla'' karşılaşılacağı konularında son derece tereddütlü ve endişeli gözüküyor, soruları yanıtlamakta büyük güçlük çekiyorlar.
TÜZÜK VE TEREDDÜTLER
Brüksel'de, kulislerde ve ''off the record'' brifinglerde gazetecilerin yoğun sorularına muhatap olan Komisyon yetkilileri, genel olarak, alınan ve alınacak kararların ne şekilde uygulanabileceğinin ''saha üzerinde gözlemleneceğini'' anlatıyor ve tereddütlerini gizlemiyor.
''Kıbrıs sorununu çözemedik, ama çabalarımıza da son vermedik'' diyen yetkililer, onaylanan Kıbrıs tüzüğünün, 1 Mayıs'tan itibaren, Yeşil Hat üzerinde kişilerin ve malların serbest dolaşımına olanak tanıyacağını belirtiyor, ancak hangi kişi ve hangi malların söz konusu olduğu, hangi geçiş kapılarının kullanılacağı sorusunu karmaşık ifadelerle yanıtlıyor.
İlk aşamada, Kuzey Kıbrıs'tan narenciye, deniz mahsülleri ve bazı tarım ürünlerinin güneye gümrüksüz aktarılabileceğini belirten kaynaklar, bu ürünlerin Kıbrıs kaynaklı olması ve sağlık standarlarınauyulması gereği üzerinde duruyor. Türk tarafından gelecek belirli ürünlerin miktarları
nın ''korkutucu'' değil ''mütevazı'' olduğunu, ancak bu açılımın Türkler için önem taşıdığını anlatan kaynaklar, Kıbrıslı Rumların Yeşil Hat'taki kapıların genişletilmesinden yana olduğunu söylediklerini, ancak somut öneri getirmediklerini, malların nereden geçeceğinin şimdilik bilinmediğini belirtiyor.
AB Komisyonu, AB Konseyi'nin talebi doğrultusunda, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu hafifletmek amacıyla, iki ay içinde yeni öneriler getireceğini, Kıbrıslı Türklere AB pazarının doğrudan açılımına olanak için hukuki temellerin incelendiğini, bunun yakın gelecekte gerçekleşeceğini, 450 milyon kişilik AB pazarının Kıbrıslı Türkler için büyük önem taşıdığını ifade ediyor.
Komisyon, önerilerini hazırlarken AB başkentlerine sürekli bilgi vereceğini ve uygulamadaki deneyimleri göz önünde bulunduracağını belirtiyor ve ''Fikir üretmek, yepyeni ve özel yöntemler belirlemek durumundayız'' diyor.
Türk tarafına aktarılması öngörülen 259 milyon euro'luk katkının altyapı, turizm, yönetim, taşımacılık ve çevre gibi alanlarda değerlendirilebileceği düşüncesini yansıtan kaynaklar, bu bütçenin kullanımının oybirliğiyle onaylanması gereği üzerinde de duruyor.
Turizm sektörünün Kıbrıslı Türkler açısından önemini de kaydeden kaynaklar, bu sektörün gelişmesine katkıda bulunmak arzularını dile getiriyor.
Komisyon kaynakları, ticari ilişkilerde KKTC Ticaret Odası yetkililerinin muhatap alındığını, uzmanların ürün ve mallara yönelik incelemelerde bulunduklarını, kuzeyde malların kaliteli olduğunu belirtiyor.
AB Komisyonu yetkililerinin yanıtlamakta en fazla zorluk çektikleri sorular, kişilerin serbest dolaşımına ilişkin. AB vatandaşlarının, 1 Mayıs'tan itibaren adanın tüm bölgelerinde serbest dolaşım hakları bulunacağını ''düşündüklerini'' belirten yetkililer, normal koşullarda bir AB vatandaşının doğrudan Kuzey Kıbrıs'a gidebileceğini, bunun engellenemeyeceğini anlatıyor. Aynı kaynaklar, adanın kuzeyine doğrudan uçak seferleri konusunda karar yetkileri bulunmadığını, gelişmeleri izleyeceklerini, bunun önemli bir konu olduğunu bildiklerini söylemekle yetiniyor.
Kıbrıslı Rumların, zaman kısıtlaması olmadan kuzeye geçebilecekleri belirtilirken, Türklerin dolaşımının Rumlar tarafındanne şekilde ele alınacağı sorusu da yanıtsız kalıyor.
Yetkililer, ''sınır'' olarak nitelendirmekte zorluk çektikleri Yeşil Hat'ta Rumların, ''Schengen kuralları çerçevesinde'' gümrük ve pasaport kontrollerini artırmak durumunda ve sorumluluğunda olacaklarını ifade ediyor.
Bir Yunan gazetecinin, ''Ben yarın İstanbul'a gideceğim. Oradan THY ile KKTC'ye geçeceğim. Oradan da Kıbrıs Rum kesimini görmek istiyorum. Bu mümkün olacak mı?'' sorusu, ''Tüzük metnine ve bizim yorumumuza göre mümkün olacak, ama pratikte neler olacağını göreceğiz.Dönünce bize anlatırsınız'' şeklinde yanıtlanıyor.
Kıbrıslı Türklerin kimlik kartları ve pasaportlarına ilişkin soruları da açıkça yanıtlayamayan kaynaklar, Rum kesimi pasaportu taşıyanların AB vatandaşı olacaklarını, Türkler arasında da bu pasaporta sahip kişiler bulunduğunu, bazılarının Türkiye Cumhuriyeti pasaportu taşıdıkları
nı, ellerindeki bu belgelere göre işlem göreceklerini söylüyor. Kıbrıslı Rumların, Türklerin güneye geçişini, ellerindeki kimlik kartlarıyla kabul ettiğini belirten kaynaklar, bu uygulamanın ne şekilde devam edeceği konusunda da bilgisiz gözüküyor.
Rum kesiminin, ''Kıbrıs'ın tamamını temsilen'' AB'ye alındığı, ortada AB'nin kabul ettiğini söylediği bir ''Kıbrıs vatandaşlığı kavramı'' bulunduğu, bu durumda Türklerin AB içinde dolaşımlarında ''mantıksız ve haksız'' engellemeler görüleceği görüşü yorumsuz kalıyor.
AB kaynakları, uygulamaların ''iyi niyet ve karşılıklı anlayış'' çerçevesinde, ''zihniyetlerin değişmesi ile'' gerçekleşeceğini anlatıyor. Buna karşın, ''Ortada bir tüzük ve resmi belge var. Rum kesimi bunu uygulamazsa cezai önlem yok mu?'' sorusuna, ''Olabilir. Rumlar tüzük ile mutabıklar ve işbirliği sözü verdiler'' yanıtı veriliyor ve ''Gelişmeleri göreceğiz'' ifadesi çok sık duyuluyor.
(aa)
HURRIYET 29/04/2004
De Soto: Rumlar yeni referandum yapabilir
BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi de Soto, Annan Planı'na "hayır" diyen Kıbrıslı Rumların, yeni bir referandum yapmalarında bir sakınca olmadığını söyledi.
KKTC'nin tanınmasının Ada'yı ikiye böleceğini savunan De Soto, KKTC'ye uygulanan ambargoların kaldırılmasından yana olduğunu söyledi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Annan Planı'nın Kıbrıslı Rumlara iyi anlatılamadığını belirterek plana "hayır" diyen Kıbrıslı Rumların, yeni bir referandum yapmalarında bir sakınca olmadığını söyledi. De Soto, "Kıbrıslı Rumlar kendi kendilerine ve bağımsız olarak yeni bir oylama yapabilirler, kimse buna karışmaz" dedi.
Veda ziyaretleri çerçevesinde Ankara'da temaslarda bulunan BM Genel Sekreteri Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, NTV'de katıldığı bir programda Kıbrıs konusunda gelinen son durum hakkında değerlendirmelerde bulundu.
Kıbrıs'ta yapılacak ikinci bir referandumun sadece Rum Kesimi için olabileceğini belirten de Soto, "Kıbrıslı Rumlar kendi kendilerine ve bağımsız olarak yeni bir oylama yapabilirler, kimse buna karışmaz" dedi.
KKTC'nin tanınmasının Ada'nın ikiye bölünmesine neden olacağını kaydeden de Soto, "Ada'da çözüm için yolun yarısına geldik" açıklamasını yaptı.
Annan Planı'nın KKTC'de iyi anlatıldığını kaydeden de Soto, bu planının çok iyi hazırlanmış geniş kapsamlı bir plan olduğunu ifade etti. "Kıbrıs Rum halkı, Annan Planı'nı yeterince değerlendiremedi" diyen de Soto, planın değerlendirilmesi için yeterince zaman olduğunu öne sürdü.
Kıbrıs konusunda çok fazla zaman kaybedildiğini anlatan de Soto, "Kopenhag ve Lahey'de ortaya sunulan fırsatlar da kaçırılmıştı" dedi.
"HAYAL KIRIKLIĞI"
De Soto, referandumun sonuçlarını "hayal kırıklığı" olarak yorumladı. Annan Planı'nın "dengeli" bir biçimde anlatılamadığından yakınan de Soto, "Biz Kıbrıslılarla birlikte kapsamlı bir plan hazırladık. Bu planı Türk kesimi yeterince değerlendirdi. Ancak Rum kesiminde plan anlatılmadı" diye konuştu.
Ankara'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal'le yapacağı görüşmeler hakkında da bilgi veren de Soto, bu görüşmelerin "geleceğe" yönelik olduğunun altını çizdi. De Soto, görüşmelerin faydalı geçeceğine inandığını kaydetti.
''BAŞKA BİR PLAN SUNMAK İÇİN BİR PLANIMIZ YOK''
Alvaro De Soto, Annan planının 5. hali temelindeki çözüm sürecinin çökmesinin ve Ada'daki BM ofisinin kapatılma kararının ardından Ankara'ya veda ediyor.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ve yaklaşık 4 yıldır Kıbrıs müzakerelerinde karşılıklı oturduğu Balık bürokratlarıyla biraraya gelen De Soto, Bakanlık'tan ayrılışı sırasında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
De Soto, Kıbrıs için bundan sonra yeni bir plan gelip gelmeyeceğinin sorulması üzerine, ''Başka bir plan sunmak için bir planımız yok'' yanıtını verdi. Bundan sonraki görevinin ne olacağı sorusuna karşılık da De Soto, Kıbrıs sorununun çözümünün kendisi için geçici bir misyon olduğunu, şimdi asıl görevine döneceğini kaydetti.
''Annan planı öldü mü?'' sorusu üzerine de De Soto, bu kelimenin kulağa hoş gelmediğini belirterek, bir başka soru üzerine de, Kıbrıs Türklerinin referandumda ''evet'' demesiyle planının ''yarı kabul edilmiş'' olduğunu söyledi.
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması sürecinde kendisini en zorlayıcı unsurun ne olduğunun sorulmasına karşılık da De Soto, gazetecilere bunlara kitabında yer vereceğini, isterlerse kendilerine de kitabını gönderebileceğini ifade etti.
ÖĞLE YEMEĞİNDE SANDVİÇ
Dışişleri Bakanı Gül ile görüşmesinin ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a da veda eden De Soto, öğle yemeğiniyse Dışişleri Bakanlığı'nda kendisine ısmarlanan sandviçle geçiştirmek zorunda kaldı.
Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, De Soto'ya Bakanlık'taki görüşmelerinde, BM'ye sunacağı Kıbrıs raporunun gerçekleri ortaya koyması isteği iletildi. De Soto da, raporun ''dengeli ve doğru'' olacağını belirtti.
Görüşmede, raporunu BM'ye sunmasının ardından Batı Sahra'daki görevine döneceğini belirten De Soto'nun, referandumlarda ortaya çıkanolumsuz tablonun çok cesaret kırıcı olduğunu kaydetti de öğreni
ldi.
Diplomatik kaynaklar, BM'nin Kıbrıs için bundan sonra mevcut koşullar altında ve Rumların referandumda büyük çoğunlukla ''hayır'' demesinin ardından yeni bir özel temsilci atamasına ihtimal vermiyorlar.
DE SOTO'NUN EN ZOR GÖREVİ; KIBRIS
Kıbrıs'taki referandumlarda BM'nin istediği sonucun elde edilememesinin ardından veda ziyaretlerini sürdüren BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Kıbrıs sorununu, şimdiye kadar üstlendiği görevler içinde en zorlusu olarak görüyor.
De Soto'nun son 4 yıl içinde verdiği demeçlerden ve kendisine ilişkin kaleme alınan makalelerden derlenen bilgilere göre, 16 Mart 1943 doğumlu Perulu diplomat, Kıbrıs sorununu ''en zorlumisyonu'' olarak nitelendiriyor.
De Soto, görevinin zorluğunun bir nedenini ''çatışma olmayan bir bölgeye BM'nin dikkatini daha zor çekmesi'' olarak gösteriyor.
DE SOTO KİMDİR?
Genel Sekreter Kofi Annan tarafından 1 Kasım 1999 tarihinde bu göreve atanan De Soto, El Salvador'da 10 yıl süren iç savaşın bitirilmesi için yine BM adına üstlendiği arabuluculuk rolündeki başarısıyla tanınıyor. Alvaro De Soto, ayrıca Hindistan ile Pakistan arasındaki uzun soluklu sorunda rol alarak, çözüm çabalarına katkıda bulunmuş.
22 yıldır BM için çalışan De Soto, örgüte 1982 yılında o dönemin Genel Sekreteri Perez De Cuellar'ın özel asistanı olarak girerek, kısaz amanda yönetici asistanlığına yükseldi. Kofi Annan'dan önceki BM Genel Sekreteri Butros Gali'nin 1994 yılına kadar kıdemli siyasi danışmanlığını sürdüren De Soto, 1990-1991 yıllarında barış a
nlaşmasıyla sonuçlanan El Salvador müzakerelerini BM adına yürüttü.
De Soto, BM'ye katılmadan önce ise Peru Dışişleri Bakanlığı'na bağlı olarak 1978-1982 yılları arasında ülkesini önce New York'taki BMmerkezinde, ardından Cenevre'deki BM Daimi Ofisi'nde çe
şitli düzeylerde temsil etti.
Yüksek öğrenimine Peru'da başlayarak Cenevre'de tamamlayan De Soto'nun denizler hukuku, çatışmalar sonrası barışın inşası gibi konularda çeşitli makaleleri bulunuyor. Özel Temsilci'nin El Salvador'daki ve çok taraflı arabuluculuğa ilişkin deneyimlerini aktardığı bir kitabı da mevcut.
DE SOTO'NUN TAKTİĞİ
Kıbrıs Özel Temsilciliği'ne atanmasından önce kaleme aldığı bir makalede De Soto, Kıbrıs sorununun çözümü için uygulayacağı taktiklerin ipuçlarını veriyordu.
Bu makalesinde, Kıbrıs sorunu için de El Salvador'daki stratejisinin benzerini uygulamayı hedeflediğini belirten De Soto, taraflara, görüş farklılıklarını azaltmayı amaçlayan ve tepkilere göreyenilenebilecek planlar sunmak olduğunu söylüyordu. De Soto, bu planıngerekli görüldüğü müddetçe, bir uzlaşma bulunana kadar defalarca sunulabileceğini de yine bu makalesinde belirtiyordu.
PLAN BU KEZ ÖLDÜ MÜ?
Kıbrıs'taki referandumlarda Rum kesiminin ''hayır'' dediği, 5 kez yenilenen, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ''ölmüş olarak bilinen birplanı yeniden dirilttik'' diye nitelendirdiği Annan planının bu kez gerçekten ölüp ölmediği tartışmaları sürerken, bu soruya De Soto, 2003 Mart'ında başarısızlıkla sonuçlanan Lahey görüşmelerinin ardından şu yanıtı veriyordu:
''Plan belki öldü. Ancak, Anka kuşunun ölümü veya Lazarus'un ölümügibi yeniden doğmak için öldü. Genel olarak diplomaside, şu veya bu yaklaşımın öldüğünü ilan etmek, sanırım erken ilan edilen bir tutumdur.''
Referandum sonuçlarının alınması ve Ada'daki ara bölgede bulunan BM ofisinin kapatılma kararıyla New York'a dönme hazırlığı yapan De Soto, 2003 Lahey görüşmelerindeki çözümsüzlüğün ardından da Ada'dan ayrılmıştı.
HURRIYET 29/04/2004
ABD Kıbrıs'ı 'de facto' tanıyacak
Fransız haber ajansı AFP, ABD'li yetkililerin, Kuzey Kıbrıs'a 'de facto' diplomatik tanınma sunabileceğini söylediğini bildirdi.
AFP'ye göre, adının açıklanmasını istemeyen Amerikalı bir yetkili,''Biz de Avrupa Birliği gibi yapacağız. Avrupalılarla ne yapılması gerektiği, neyin uygun olduğu konusunda güçlü bir görüş birliği var. Alacağımız önlemler bu görüş birliği üzerine temellenecek'' dedi.
Güvenilir kaynaklar, AB'nin Kıbrıs Türk mallarının Rum kesimi ve genişleyecek AB'de piyasaya sürülmesine kolaylık sağlayacağını belirtirken, Amerikalı yetkililer, şu anda hiçbir karar alınmadığının altını çiziyor.
Bir başka Amerikalı yetkili de, ABD'nin 25 yıldır Tayvan'da resmi büyükelçilik rolü üstlenen Amerikan Enstitüsü'nün bir benzerini KKTC'de kurmayı planladığını da kaydetti ve NATO üyesi Türkiye ve Yunanistan'a atıfta bulunarak, ''Bu ortalıkta dolaşan bir fikir. En az sıkıntıyla (Kıbrıs'ın) kuzeyinin izolasyonunu hafifletmek istiyoruz'' diye konuştu.
HURRIYET 29/04/2004
Kısmen uygularız dedi asker gidiyor anladılar
Ömer BİLGE/LEFKOŞA
KKTC Başbakanı Talatın partisi CTPnin iki numaralı ismi Ferdi Sabit Soyerin, Annan Planının mülkiyet bölümünü uygulayacağız demeci Rum Kesimini umutlandırdı.
Rum basını bu sözleri Annan Planını tek taraflı uygulayacaklar diye çarpıtınca Rum liderler, Türk askeri gidecek sevinci yaşadı.
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talatın lideri olduğu Cumhuriyetçi Türk Partinin (CTP) iki numaralı ismi, Genel Sekreter Ferdi Sabit Soyer, önceki gün Rum Astra radyosuna Annan Planının mülkiyet ile ilgili bölümlerini tek taraflı olarak uygulayacaklarını söyledi. Konunun Talat tarafından Ankaraya teklif edileceğini belirten Soyerin bu sözleri Rum medyası tarafından yorumlanarak manşetlere taşındı. Gazeteler haberi okurlarına şöyle iletti:
BASIN ÇARPITTI
Fileleftheros: Mehmet Ali Talat, Annan Planını tek taraflı olarak uygulama kararı aldı. Türk tarafından aldığımız bilgilere göre, ilk önce Maraşı verecekler.
Alithia: Talatın resitali, Tasosun çaresizliği. CTP Genel Sekreteri Soyerin açıkladığı üzere, Rum tarafının ikinci referandumu ileri götürmeye hazır olması halinde Kıbrıs Türk tarafı, çözümü tek taraflı olarak ileri götürme niyetinde.
Haravgi: CTP, Annan Planının öngörülerini tek taraflı uyguluyor.
Mahi: Toprak ve evlerimizi verecekler.
Politis: Türkiye-Kıbrıslı Türkler karşı atağa geçiyor. Talat hükümeti, toprak iadesi, göçmenlere tazminat verilmesi ve askerlerin uzaklaştırılması gibi önlemler açıklamayı düşünüyor.
LİDERLER UMUTLANDI
Gazete haberlerini okuyan Rum hükümeti radyodan ses kayıt kasetlerini istedi. Rum liderler, dün peş peşe olumlu demeçler vermeye başladı. Rum liderlerin yorumları şöyle:
Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos: Bu yöndeki her türlü çaba hoş karşılanır. Ancak Talat bir yandan bunları söylerken diğer yandan Kıbrısın üyeliğinin ertelenmesini istiyor ki bu, tabiatıyla olamaz.
DİSİ Lideri Nikos Anastasiadis: Kıbrıs Türk toplumunu temsil etmekte olan bir Kıbrıs Türk partisinin yetkilisi tarafından yapılan bir açıklamayı kimse gözardı edemez.
Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis: İnanmıyoruz ama öneridir. Talat önce Ankara ile bağlarını koparsın.
AKEL Sözcüsü Andros Kiprianu: Hele bir niyetleri netleşsin.
Anlayışları bu kadarmış
CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer ise sözlerinin çarpıtılmasına tepki gösterdi. Soyer, Rum yönetimini karıştıran sözleri ile ilgili olarak şunları söyledi:
Anlayışları bu kadar. Ben, Sizin Kıbrıs Türk halkını ve Türkiyeyi, milliyetçi çıkarlarınıza göre sıkıştırmak için ele aldığınız mal mülk demogojisine, finans kaynakları bulursak, çözüm bulacağız. Annan planının toprak ve mülkiyet bölümlerini uygulamak istiyoruz dedim.
Soyer, Annan Planına göre verilecek topraklardaki insanları belirsizlikten kurtarmak için yine planda öngörüldüğü gibi yeni yerleşim birimleri oluşturmak istediklerini de sözlerine ekledi.
HURRIYET 29/04/2004
Ta Nea: AB, Tayvan modeli uyguluyor
Yunan medyası, Rumların Annan Planını reddettiklerini ancak Tayvan modelini kabul etmek zorunda kalacaklarını yazdı. Gazeteler, Yunanistanla Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklere verilecek yardımın Güneyden geçmesi için sonuna kadar mücadele edeceklerini de bildirdi.
Tayvan usulü tanınma başlığını atan Ta Nea Gazetesi, AB, KKTCyi resmek tanımayacak ancak ticari ve ekonomik anlaşmalar yapacak. AB, Kuzeyde temsilcilik açacak ve yardımı doğrudan KKTCye gönderecek diye yazdı. Yunanistanın İngiltereyle karşı karşıya geldiğini de belirten gazete, Yunanistanın veto kullanıp kullanmayacağına toplantıda karar vereceğini vurguladı.
HURRIYET 29/04/2004
Referandumu bir kez daha yapalım
|
Nur BATUR/ATİNA
Kıbrıs Rum Lideri Tasos Papadopulos, referandum sonuçlarını değerlendirmek üzere gittiği Atinada dün Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile bir araya geldi. Görüşmenin ardından açıklama yapan iki lider, Annan Planında bazı değişiklikler yapıldıktan sonra bir kez daha referanduma gidilmesi çağrısında bulundu.
KKTCYE MALİ YARDIM SÖZÜ
Karamanlis, Kıbrıs Rum halkının aldığı karara saygı duyduklarını belirterek Yunanistanın Kıbrısdaki Helenizm davasını yürekten desteklediğini bildirdi. Bundan sonraki hedefin de Kıbrısın birleşmesi olacağını vurgulayan Karamanlis, Annan Planının ölmediğini savundu.
Karamanlis, müzakerelerin yeniden ne zaman başlayacağını söylemenin bu aşamada zor olduğunu kaydederek ABnin Kıbrıs Türklerine ekonomik yardım yapılması için aldığı kararı memnuniyetle karşılaşıladıklarını vurguladı. Karamanlis, Biz de Kıbrıslı Türklerin ekonomik koşullarını yükseltmek için büyük çaba göstereceğiz dedi.
PLAN DEĞİŞİRSE KABUL EDERİZ
Papadopulos da Yunanistanın verdiği desteğe teşekkür ederek Kıbrıs halkının kararına saygı gösterilmesini istedi. ABnin de hedefinin Kıbrısın birleşmesi olduğunu söyleyen Papadopulos, Annan Planı öldü mü? sorusuna şu yanıtı verdi:
Annan Planı gibi planlar ölmez. Biz planın tümünün yeniden müzakere edilmesini istemiyoruz. Planda bazı değişiklikler yapılıp yeniden halk oyuna sunulursa bu kez Kıbrıs Rum halkı planı kabul eder. |
HURRIYET 29/04/2004
Kıbrıs'la gelen imkânlar ve ihtimaller
Murat Yetkin
AB gibi, başka ülkeler de KKTC'de bazı kuruluşları devreye sokabilir
29/04/2004 RADIKAL
Türkiye'nin Kıbrıs politikasını 30 yıldır izlediği kozadan çıkarıp uzlaşmadan yana tavır alması, yıllardır kendi politikalarını Türk tarafının uzlaşmazlığı ardına saklayan Rum tarafını açığa çıkardı. Aynı zamanda, önceki gün CHP lideri Deniz Baykal'ın partisinin Meclis grup toplantısında söylediği gibi, Türkiye'nin önüne yeni fırsatlar çıkardı.
Baykal'ın sözünü ettiği, Başbakan Erdoğan ile 'kapı kapı
dolaşıp' KKTC'nin tanınması için çalışmak ortadaki seçeneklerden birisi. Ama ikincisi. Çünkü KKTC'yi tanıyacak ülkelerin şu anda ABD ve İngiltere tarafından engellendiğini gösteren bir işaret bulunmasa da, ciddiye alınabilir sayıda ülkeyi tanımaya teşvik edecek koşullar da henüz olgunlaşmamış görünüyor.
Bu koşulların başında tanınmanın uluslararası (meşruiyet değil ama) yasallık kazanması için çoğu ülke yeni bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararına bakacaktır. Burada en azından Rusya'nın veto hakkını yeniden kullanarak engellemede bulunacağı tahmin edilebilir. Rusya, özellikle de kendi Çeçen sorunu çözüm paketi içine alınmadıkça (yani güney sınırlarına istikrar gelmedikçe) bölgede ABD-AB etkinliğini artıracak ve Kıbrıs'taki Rus off-shore yatırımlarına halel getirecek çözüm girişimlerinin karşısında durmayı sürdürebilir.
Öte yandan AB'nin de merkezi bir karar alarak KKTC'nin tanınmasını gündeme getirmesi uzak görünüyor. AB'nin önceki gün açıklandığı üzere, KKTC'de ayrı bir temsilcilik kurması ve Rum hükümetini devreden çıkararak Kıbrıs Türklerine doğrudan mali yardım yapma kararı şu anda Yunanistan'ın vetosu olmadan yapabileceklerinin sınırı sayılmalı. Kararların oybirliği ile alındığı AB'de, Yunanistan hükümetinin bu kadarını bile kabul etmiş olması, Kıbrıs Rumlarının uzlaşmaz tavırlarının uluslararası camiada yol açtığı tepkinin bir başka göstergesi. Bu aşamada, tıpkı AB gibi, başka ülkelerin de KKTC'de özel temsilcilik, ticaret bürosu, havayolu şirketi gibi kuruluşları devreye sokması daha muhtemel.
Bu durum Türkiye'nin, tıpkı Baykal'ın önerdiği gibi KKTC'nin tam tanıma alma çabalarını hızlandırıp el altında tutmasını engellememeli. Tam tersine cesaretlendirmeli. Ancak bunun şu aşamada yüksek bir ihtimal olmadığı hesaba katılmalı.
Şu anda yüksek bir ihtimal olan plana ise, 24 Nisan'da Kıbrıs Türklerinin kabul ettiği metnin, virgülüne dokunmadan, yeniden Rumların onayına sunulması.
New York'taki BM kulisinde 'ikinci şans' adıyla ısıtılmaya başlanan bu planın daha önce uygulanmış örnekleri olduğu bildiriliyor ve İrlanda'nın AB üyeliği süreci örnek veriliyor.
Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un dün 'Annan planı ölmez' yollu konuşması, bu plandan haberli olduğunu ve belki bir tür pişmanlık içinde 'ikinci şans' planı çerçevesinde 24 Nisan'da reddedilen planı yeniden ve aynen oylamayı kabul edebileceğini gösteriyor.
Bu süreçte Azerbaycan'ın KKTC'yi tanımasını yine de ciddi bir olasılık olarak değerlendirmek gerekebilir. Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev açısından KKTC'nin tanınması, Azeri-Ermeni uzlaşmazlığında cesur adımlar atmasını da getirebilir. Kıbrıs uzlaşmazlığının siyasi gündemden çıkmasının, Azeri-Ermeni ihtilafı için model alınması ihtimali mutlaka hesaba katılmalı. Doğu Akdeniz'den sonra Kafkaslarda da havanın uzlaşma ve istikrardan yana dönmesi en çok Türkiye'nin çıkarına olacaktır.
Türkiye'nin atağını sürdürerek AB uyumu çerçevesinde 10 maddelik yeni bir Anayasa değişikliği paketini 30 Nisan'da tartışmaya açıyor olması, AB üyelik süreci açısından Ankara'yı bir adım daha öne geçiriyor. Özellikle bu değişiklikte yer alan uluslararası atlaşmaların mevzuata üstünlüğü, DGM'lerin kaldırılması, Silahlı Kuvvetler'in mali denetimi üzerinde Sayıştay yetkisinin artırılması ve YÖK'teki askeri temsilciliğin kaldırılması gibi maddeler, Türkiye'ye yönelik eleştiri alanlarını giderek yalnızca uygulamaya yönelik hale getirmeye aday.
Bu önemli adımları atan AKP hükümetinin, reformlar konusunda kendisine destek veren CHP'nin 3 Kasım 2002'den bu yana süren milletvekili dokunulmazlıkları talebini hâlâ gündemine almaması ise, bir sabıka kaydı olarak hâlâ yerinde duruyor.
AB ambargoyu yumuşattı
AB, KKTC'ye ambargoyu yumuşatmaya yönelik ilk somut adımı attı. Kuzey'den Güney'e mal ve hizmet geçişinde yetki AB Komisyonu'na kaydırıldı. İnsan geçişlerinde
ise söz sahibi Rumlar
29/04/2004 (412 defa okundu)
GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL - Kıbrıs'ta referandumların ardından AB'nin Türk tarafına açılım yapma çabalarında bir adım daha atıldı. Referandumda Rumların 'Evet' Türklerin 'Hayır' diyeceği hesaplanarak çok önceden hazırlanan Kıbrıs tüzüğü dün değişiklik istemleriyle Avrupa Birliği'nin (AB) daimi temsilcilerinden oluşan COREPER tarafından masaya yatırıldı. Yoğun tartışmaların yaşandığı toplantı sonrasında KKTC'nin ekonomik tecritini azaltacak bir uzlaşı ortaya çıktı. Varılan uzlaşı çerçevesinde mal ve hizmet geçişlerinde ağırlıklı yetki Avrupa Komisyonu'na kaydırılırken, insan geçişlerindeki yetki ise Rum Yönetimi'ne bırakılıyor. Yeşil Hat, insan geçişleri açısından hukuken olmasa da fiilen dış sınır haline geliyor. Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik tecritten kurtarılması için Komisyon iki ay içinde bir rapor hazırlayacak ve bu rapor belirleyici olacak. Bulunan formül çerçevesinde Rum Kesimi ya da Yunanistan'ın gündeme getirebileceği veto tehdidi engelleniyor.
İnsan geçiş
leri
COREPER'in vardığı uzlaşı çerçevesinde Yeşil Hat her ne kadar 'hukuken' dış sınır olmasa da 'özel şartların uygulandığı bir sınır' haline geliyor. Bu çerçevede üçüncü ülke vatandaşlarının Yeşil Hat'tan güneye geçişinde tek yetkili Rum Kesimi oluyor. Sadece geçerli belge ve oturma iznine sahip olanlara serbest geçiş hakkı tanınırken, diğer kişilere, Rum Kesimi'nin vize sistemi uygulanıyor. AB vatandaşlarına uygulanacak yönteme ise değinilmedi. Avrupa Birliği kaynakları bu konudaki gelişmelerin Rum tarafının uygulamasına bakılarak netleşeceğini ifade ediyorlar.
İki ay içinde rapor
Malların Yeşil Hat'tan geçişlerinde ilk etapta narenciye ürünlerine izin verilecek. Komisyon'un yapacağı bir teknik çalışma çerçevesinde bu malların kapsamı genişletilecek. Ancak Komisyon ana raporunu ve önerilerini tamamlayana kadar kuzeyden geçecek mallar sadece güney pazarına yönelik olacak. Komisyon'un iki ay içinde hazırlayacağı öneri paketine ilişkin rapor asıl belirleyici belgeyi oluşturacak. Komisyon, AB Konseyi'ne sunacağı raporda şu konularda önerilerini sıralayacak:
Kıbrıslı Türklerin kullanımına verilen 259 milyon euro'nun hangi projelerde kullanılacağı.
KKTC'de açılacak Komisyon bürosunun işleyişi ve statüsü.
KKTC mallarından hangilerinin AB pazarına girebileceği ve bunun hangi yöntemlerle yapılabileceğine açıklık getirilecek.
Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanacak bu kapsamlı rapora ilişkin nihai karar AB Konseyi tarafından verilecek.
Oybirliği gerekmeyecek
Üzerinde varılan uzlaşı ve Komisyon'a yetki verilmesi Yunanistan ve Rum Kesimi'nin ileride veto kullanmasını engeller nitelikte. Kıbrıs 1 Mayıs'ta AB üyesi olacağından, ürünlerin AB pazarlarına girmesinde iç pazar kuralları uygulanacak. İç pazar kurallarının uygulanacak olması, Avrupa Komisyonu önerisinin görüşüleceği AB Konseyi'nde oybirliği sistemi uygulanmaması anlamına geliyor. Kararlar burada oyçokluğuyla alınacak. COREPER'de üzerinde anlaşılan belge yarın toplanacak olan adalet ve içişleri bakanları tarafından Avrupa Birliği Konseyi adına onaylanacak. Bakanlar toplantısında belgeye ilişkin herhangi bir tartışma yapılmayacak.
Atina mesafe koydu
'Lefkoşa karar alır, Atina destekler' doktrini rafa kalktı. Papadopulos, Karamanlis'ten Kıbrıs'ta yeni çözüm çabasına 'şartlı destek' alabildi: Türkiye-AB ve
Türk-Yunan ilişkileri etkilenmemeli
29/04/2004 RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos 24 Nisan'daki referandumda desteklediği 'Hayır'ın büyük bir çoğunlukla (yüzde 75.83) üstün çıkması üzerine AB, ABD ve BM'den gelen tepki bombardımanından kaçınabilmek için Atina'ya sığındı. Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Rum lider Papadopulos'a şartlı destek vermeyi kabul etti.
Edinilen bilgilere göre Karamanlis gerek uluslararası tepkinin aşılması, gerekse yeni bir çözüm gayretinin başlatılması için Yunanistan'ın tecrit edilmemesi ve Kıbrıs konusunun mevcut aşamada Türkiye-AB ve Türk-Yunan ilişkilerini etkilememesi şartıyla Papadopulos'a şemsiye olacak.
Eski doktrin rafa kalktı
Atina'daki Karamanlis-Papadopulos görüşmesinde, referandum gününe kadar Yunanistan-Kıbrıs Rum Kesimi ilişkilerinde hüküm süren "Lefkoşa karar verir Atina destekler" doktrini mevcut konjonktürde rafa kaldırıldı. Karamanlis 'uluslararası alanda adımların birlikte atılmasından' söz etti. Karamanlis, "Yunanistan ve bizzat ben, Kıbrıs Helenizminin mücadelesine elimizden gelen desteği göstereceğiz. Tüm gücümüzle Kıbrıs'ı destekleyeceğiz" dedi. Hedefinin Kıbrıs'a yönelik uluslararası ilginin canlı tutulması ve birleşme olduğunu vurgulayan Karamanlis, Kıbrıs sorununun dış politikalarının öncelikli konulardan birisi olduğunu vurguladı. Yunan başbakanı, Kıbrıslı Türklere yönelik teşvik tedbirlerini desteklediklerinin de altını çizdi.
Rahat nefes aldı
Papadopulos, destek vaadi için Atina'ya teşekkür ederken, sanki rahat bir nefes almış gibi göründü. Ancak, günlerdir sözünü ettiği 'yeni çözüm girişimi'nden bahsederken Karamanlis'ten farklı düşündüğünü ortaya koydu. Karamanlis 'Rumların kendilerini güven içinde hissedebilmeleri şartıyla Annan Planı temelinden' söz ederken Papadopulos "Annan Planı gibi planlar asla zamanla ölmez" ifadelerini kullandı. Rum lider, ne zaman girişim üstleneceği sorusunu cevapsız bırakırken "Zamanı geldiğinde Kıbrıs halkı yine karar verecek" diyerek, yeni bir referandumun sinyallerini verdi.
AB kozu oynayacak
Papadopulos ayrıca, Türkiye'nin AB'den üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih almasını koz olarak kullanma niyetini de ortaya koydu. Rum lider "Aralık ayında AB üyesi olarak Türkiye için veto hakkınızı kullanacak mısınız?" sorusunu "Avrupai bir Türkiye Kıbrıs'ın çıkarınadır. Tabii Türkiye'nin Avrupa ülkesi gibi hareket etmesi kaydıyla" diye cevapladı.
Mümtaz Soysal, istifa için Denktaş'a ne dedi, dersiniz?
Hakkı Devrim
29/04/2004 RADIKAL
Rauf Denktaş'ın Serdar Bilgili'yi örnek almasını bekleyenler var. Sizi o makama getirenler bile aleyhinize döndüyse, siz de artık gerekeni yapmalı ve istifayı basmalısınız, diyorlar.
Böyle diyeceklerini öngörmüş olmalı ki, sonuçların belirginleşmesiyle Denktaş'ın ekranda boy göstermesi bir olmuştu. Siyasette hezimete uğrayanların, zaferi ben kazandım diyemese de, benim istediğim de zaten buydu iddiasıyla ortaya çıkışının tarihî bir örneğini daha vermiş oldu KKTC Cumhurbaşkanı. Bu elbette bir ilk
değildi. Ben akran olanlar, gençler kadar yadırgamamıştır Denktaş'ın bu tavrını.
Denktaş benim gözümde sıkı bir siyasetçidir. Millî geleneğimize uyarak iktidardaki ikametini mümkün olduğunca uzatabilmekten öte, benim bildiğim kusurları yok. Varsa da, buradakilerden daha çok değildir.
Benim, şimdi ne diyeceğini asıl merak ettiğim kişi Mümtaz Soysal'dı. Taa başından beri... Çünkü o Denktaş için herhangi bir danışman değil; en olumlu anlamıyla dış siyaset konularındaki akıl hocasıdır.
KKTC'de evetçilerin ağır bastığı halkoylamasından sonra, ne düşündüğünü mutlaka sormuş olan Denktaş'a onun verdiği cevabı merak ediyordum doğrusu.
Dün, köşeyazısında açıkladığını görünce dikkatle okudum.
Söze, Beşiktaş Kulübü Başkanı'nın istifasından giriyor Soysal. Tribün küfürlerini kendince değerlendirdikten ve ĞBunlar, Türkiye'deki yaşamın günlük vukuatı değil midir?ğ diye sorduktan sonra sadede geliyor:
ĞDaha iğrenci ve isyan ettirici olanı, görünürde küfür olmayan küfürlerdir.
ĞÖrneğin, halkını ve devletini korumak için, her şeyi göğüsleyerek, temelsiz düzenlemelere dayalı bir birleşmenin tehlikelerini belirtmekten çekinmemiş ve sonuçta haklı çıkmış bir Denktaş'a, en kibar sözcüklerle de olsa, <Çekil artık!> demek küfür değildir de nedir?
ĞSerdar Bilgili, bugünün Türkiyesi'nde statlardakilerden çok daha kirli küfür çeşitlerinin bulunduğunu öğrendikçe, doğru bildiğini sonuna kadar yapmak yerine sahneden çekilivermenin, açık ya da örtülü küfürlere verilebilecek en kolay yanıt olduğunu anlayacaktır.
ĞÜstelik, küfür sahiplerinin beklediği de budurğ.
*
ĞKızım sana söylüyorum, gelinim sen anla!ğ vezninde bir uyarı gibi geldi bana Mümtaz Hoca'nın Rauf Denktaş'a söylediği. Yanıldım mı dersiniz?
* * * * *
Kıbrıs hesaplaşması
M.Ali Kışlalı
29/04/2004 RADIKAL
Herkes Kıbrıs'ta referandumdan sonra ortaya çıkan diplomatik içerikli gelişme olasılıklarını değerlendiriyor. 1974 askeri müdahalesinden ve 1983 KKTC ilanından sonra kuzeyde olup bitenler üzerinde durulmuyor.
200-250 bin nüfuslu bir kasaba büyüklüğündeki KKTC'ye 70 mil
yon nüfuslu dev Türkiye'nin 30 yıl boyunca gösterdiği yakın ilgi ve onca maddi yardımın neden başarılı olamadığı irdelenmiyor.
Bu konuyu sadece son dönemde değil, daha önceki yıllarda da merak etmişimdir. Avrupa Birliği'nin, diplomasi geçmişi olmayan, Karen Fogg isimli Türkiye temsilcisi KKTC'de ve Türkiye'de belli görüşlerin militanı küçük ama etkili bir kadro oluşturduğunda da. Dışişleri Bakanlığı'nın kilit ve deneyimli elemanlarına, mali yardımı yönetenlere, iç ve dış istihbarat ve güvenlik yetkililerine, velhasıl konuyla ilgili olduklarını düşündüğüm her çevreye sordum. "KKTC neden bu hale düştü? Neden bunca mali yardıma değin oradaki maddi ve manevi durum Güney'e göre çok geride kaldı? Neden Karen Fogg isimli bir bayan Türkiye'de ve KKTC'de oluşturduğu militan kadrolarla bir psikolojik savaş kazanabildi?" dedim.
KKTC'de görev yapmış olan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, en parlak geçmişli komutanlarına da aynı soruları yönelttim. Aldığım yanıtlar beni hiçbir zaman ikna edici olmadı. Genelde öne sürülen mazeretlerin başında KKTC'ye uygulanan ekonomik ambargo geliyordu. 1974'ten bu yana işbaşına gelen hükümetlerin hepsinin gerekli kararlılığı göstermediği öne sürülüyordu.
'Bütün başbakanlar suçlu' deniyordu. Kimi eski komutanlardan "KKTC görev yapmış komutanlarımızın saptamaları zaman zaman Milli Güvenlik Kurulu'na getirilmiş, hükümetlere bilgi verilmiştir" görüşü ifade ediliyordu.
Bunların hiçbiri yeterli inandırıcılık taşımıyordu. Denktaş işin diplomatik yanıyla meşgul olmuş, ama orada iktidarı elinde bulunduran siyasilerin Türkiye'den sağlanan kaynakları nasıl kullandıklarını yakından izlemeye, ilgili Türk yetkilileri gibi, hiç öncelik vermemişti. Böylece, kişi başına düşecek miktar bakımından çok büyük sayılacak, maddi yardımlar 30 yıl boyunca doğru saptanamayan hedeflere harcanmış, ama netice yaratamamıştı. Güney'in refahı karşısında Kuzey çok geride kalınca Karen Fogg kadroları Türkiye ve KKTC'de, arkalarındaki büyük ve etkili çevrelerin de itici gücüyle, bilinen yenilgici havayı yaratabilmişlerdi. Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm Kıbrıs ile ilgili kurum ve kuruluşlarının ihmali ya da yetersizliği ortada. Sadece ekonomik ve toplumsal alanda değil, diplomatik ve siyasi alanda da ortaya çıkan KKTC zafiyetinin Türkiye'yi nerelere getirdiğini gördük.
Rum tarafının 'Hayır' demesiyle açılan yeni dönemin, gereken değerlendirmeler yapılır da şimdiye kadar ihmal edilmiş olan dersler alınırsa, bir çıkmazdan kurtulma olasılığının belirebileceğini düşünenler var. Ama öncelikle bu konuda gerçekçi bir hesaplaşmanın, tüm ilgili kurum ve kuruluşlar içinde hesaplaşmasının yapılması gerekiyor.
Bu konuda ilk önemli adımı, yaşamını Kıbrıs ile ilgili mücadeleye adamış olan Denktaş'ın atması gerek. İlgili kurum ve kuruluşların her biri kendi kendine sormalı; "Acaba kendi alanımda, üzerime düşeni gerektiği gibi yapsaydım KKTC Güney karşısında bu duruma düşer miydi?" demeli.
* * *
SPOR NOTU - Futbol maçlarında, kimi seyirci gruplarının yarattığı rezaletin ulaştığı boyut Serdar Bilgili gibi sportmenlik örneği olan bir şahsiyetin pes etmesine kadar vardı. Oysa, iyi kötü alınmış kararlar, konulmuş kurallar var. Nedense, öncelikle hakemler, sonra da ilgili ceza kurulları bunların ihlali halinde üzerlerine düşeni yapmıyorlar. Hep düşünmüşümdür; bu kurallar sürekli uygulansa, örneğin bir maç iptal edilebilse, büyük seyirci kitlesi şirretçi azınlık karşısında seyirci kalır mıydı?
Gül: Kıbrıstan asker çekmeyeceğiz
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kuzey Kıbrıs için ekonomik ambargoların kalkmasından sonra siyasi ambargoların da kaldırılacağını söyledi. Gül; Adım adım hepsi olacak dedi.
|
|
|
29 Nisan 2004 Dışişleri Bakanı Kıbrıstan asker çekilmesinin sözkonusu olmadığını bildirdi. |
NTVnin sorularını yanıtlayan Gül, Strasburgda bu konuların ele alındığını, ortaya çıkan yeni durumdan sonra Avrupa Konseyinde Türk milletvekilleri de oturumlara katılacağının, siyasi ambargonun kalkacağını bildirdi.
Gül, İlerleyen günlerde Avrupa Birliğinin talebi üzerine Kıbrıstan Türk askerin
in çekilmesi gündeme gelebilir mi? sorusuna ise Böyle birşey asla sözkonusu olmayacak. Plan kabul edilseydi bu olacaktı, Rumlar bunu reddetti dedi.
De Soto: Yakında yeni girişim yok
BMnin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Genel Sekreter Annanın yakın gelecekte Adada çözüme yönelik yeni bir girişim başlatmayı düşünmediğini söyledi. NTV-MSNBC
|
29 Nisan 2004 Evet oyu veren Türk tarafında yeni bir referanduma gerek olmadığını belirten De Soto, Rumlar isterse ikinci bir referandumun Güneyde yapılabileceğini vurguladı. De Soto, Kuzeyin tanınmasını Adayı böleceğini ancak Kıbrıslı Türklerin birleşme yönünde irade belirttiğini ifade etti. |
|
BMnin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto veda ziyareti için geldiği Ankarada canlı yayında Murat Akgünün sorularını yanıtladı. De Soto, Kıbrısla ilgili değerlendirmenin BM Genel Sekreteri Annanın yeni hazırladığı raporda ortaya konacağını belirtti.
RUM TARAFI PLANI ÇARPITTI
De Soto, Rum tarafından hayır çıksa da Türk tarafından evet oyu çıkmasından dolayı yolun yarısının katedildiğini ifade etti. De Soto, referandum öncesi Rum tarafında Annan Planının çarpıtıldığını, bu konuda açıklama yapmak için televizyona çıkmasının da engellendiğini kaydetti.
KUZEYDE YENİ REFERANDUMA GEREK YOK
BM Kıbrıs Özel Temsilcisi, Genel Sekreter Annanın yeni bir girişim başlatmayı düşünmediğini söyledi. Planın, Rum tarafında iyi değerlendirilemediğini belirten De Soto, Rumlara daha dengeli bir rehberlik gerekiyordu dedi. Alvaro De Soto, evet oyu kullanan Türk tarafında yeni bir referanduma gerek olmadığını vurgulayarak olası ikinci bir referandumun yalnızca Rum tarafında yapılacağının sinyalini de verdi.
TANINMA ADAYI BÖLER
Annanın Kıbrıslı Türklere daha adil davranılması konusundaki tavrını ortaya koyduğunu ifade eden De Soto, ambargoların kaldırılmasını desteklediklerini söyledi.
BM temsilcisi, tanınmanın ise Adanın ikiye bölünmesine yol açacağını ancak Kıbrıslı Türklerin birleşme yönünde irade ortaya koyduğunu dile getirdi.
ANKARAYA GÜVENCE
Ankara temasları çerçevesinde Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Bakanlık Müsteşarı Uğur Ziyale veda ziyaretlerinde bulunan De Soto BM Güvenlik Konseyine gerçekleri yansıtan bir rapor hazırlayacağı yönünde güvence verdi.
Özel Temsilci, Rum Kesiminde referandumdan çıkan sonuçla ilgili olarak ise, Bu kadar menfi oy olması, bütün cesaretimizi kırdı dedi.
|
Açıklama beklentileri karşılamadı |
|
|
Türkiyenin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ümit Pamir, BM Güvenlik Konseyinin Kıbrıs konusunda yaptığı son açıklamanın, Türkiyenin istediği tüm unsurları içermediğini söyledi. |
|
|
New York
AA |
|
|
|
29 Nisan 2004 Pamir, Kıbrısta Türk tarafının durumunu daha iyileştirici bir karar çıkması için çaba sarf etmek gerektiğini belirtti. |
Türkiyenin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ümit Pamir, yaptığı açıklamada, Güvenlik Konseyinden Kıbrıs konusunda çıkan açıklamanın, Kıbrıslı Türklerin çözüm ve AB yolundaki kararlılıklarının kayda geçirilmesi ve tecritlerinin sona ermesi açısından istenilen tüm unsurları içermediğini belirtti.

Türk diplomatlarının sürekli çabalarına rağmen Adadaki Türklerin tecridinin sona ermesine yönelik bir ifadenin Konseydeki engellemeler yüzünden kayda geçirilemediğini ifade eden Pamir, yine de Rum tarafının Konseyden bu konuda hiçbir şey çıkmamasını tercih ettiği düşünüldüğünde, açıklamanın olumlu olduğunu söyledi.
DAHA FAZLA ÇABA GEREKİYOR
Rapor sonrasında Güvenlik Konseyinin kabul edeceği karara odaklanmak ve Kıbrısta Türk tarafının durumunu daha iyileştirici bir karar çıkması için çaba sarf etmek gerektiğini söyleyen Ümit Pamir, ABde Türk tarafının tecridinin azaltılmasına yönelik girişimlerin Konseyin alacağı karara olumlu yansıyabileceğini belirtti.
|
AKPMden KKTCli parlamenterlere ret |
|
|
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Kıbrıs tasarısını değişiklik önergeleriyle kabul etti. Tasarıyla Kıbrıslı Türklere uygulanan yaptırımların gözden geçirilmesi çağrısı yapıldı. Ancak Kıbrıslı parlamenterlere politik statü verilmesi reddedildi.
 |
|
Strasbourg
NTV |
|
|
|
|
|
29 Nisan 2004 Rum parlamenterlerin önergesiyle değiştirilen maddede Kıbrıslı Türk parlamenterlere AKPMde temsiliyet hakkı sağlanması öngörülüyordu. |
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin bugün Strasbourgda yapılan Genel Kurul toplantılarında alınan kararda, taslak metinde Kıbrıslı Türkelere verilmesi öngörülen politik statü teklifi, Rumların verdiği bir değişiklik önergesiyle reddedildi.
Rum parlamenterler, söz konusu önergenin oylanmasından önce söz alarak Bu önergeyi oylarsanız Kıbrısı bölersiniz dedi. Rumlar tarafından sunulan ve Genel Kurulda kabul edilen maddede, Kıbrıslı Türk Parlamenterlerin Av
rupa Konseyi toplantılarına Rumlar tarafından temsil edilen Kıbrıs heyetine entegre olarak katılmaları öngörülüyor.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, kararda, Kıbrıslı Türklere yönelik uluslararası yaptırımların hafifletilmesi ve uluslararası izalosyonun sona erdirilmesi çağrısında da bulundu. Öte yandan oturumu izleyen Kıbrıslı Türk parlamentere söz verilmesi yönündeki önerge de kabul edilmedi.
TÜRKLERE AZERİ SÜRPRİZİ
Kararın en önemli unsuru olan maddenin Rum parlamenterlerin istediği gibi geçmesi, toplantılara katılan Kıbrıslı Türk ve Türk parlamenterler arasında büyük hayal kırıklığı yarattı. Özellikle AKPM üyesi 12 Türk parlamenter, Kıbrıslı Türklerin 24 Nisan halk oylamasındaki evet oyu sonrası Avrupada oluşan olumlu havanın Strasbourgda politik tanınma konusunda pozitif etki oynayacağı beklentisi içindeydiler.
AKPM üyesi Azeri parlamenterlerin çoğunun Başkan Aliyev Strasbourgda gerekçesiyle Kıbrıs oylamasına katılmaması ise Türk heyeti açısından ikinci darbe oldu. Rumların ilk başta Kıbrıslı Türkler lehinde esen havayı yoğun lobi faaliyetiyle kendi lehlerine çevirmeleri de gözlerden kaçmadı.
TÜRKLERE EVET KUTLAMASI
Avrupa Konseyi Parlamanterler Meclisinde onaylanan tasarıda Kıbrıslı Türkler evet oyu için kutlandı. Başta AB ve Avrupa Konseyi ve BM olmak üzere, uluslararası topluma, Kıbrıslı Türkleri izolasyondan kurtarmak için açılım çağrısı yapıldı.
Talat: Tüzük yetersiz
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, ABnin Kuzeyde izolasyonu son vermeye yönelik Kıbrıs tüzüğünü tatmin edici bulmadığını söyledi.
NTV-MSNBC
29 Nisan 2004
Güneyin Türk tarafını temsil edemeyeceğini belirten Talat, tüzükte yeşil hat üzerinden yürütülecek ihracatın Rum Yönetiminin onayına bağlanmasını eleştirdi
Dışişleri Bakanı Gülle bir araya gelen Talat, Ankaradan ayrılışında yaptığı açıklamada, AB Temsilciler Meclisinin hazırladığı Kıbrıs tüzüğünü olumlu bir adım olarak nitelendirdi ancak tatmin edici olmadığını söyledi. KKTC Başbakanı tüzükte Kuzeyden yapılacak ihracatın Rum kesiminin onayına bağlanmasını el
eştirdi. Talat, zorunluluk ilkesi nedeniyle bugüne kadar Rum kesiminin bütün Kıbrısı temsil ettiğinin iddia edildiğini ancak artık self-determinasyon hakkını kullanan Kıbrıslı Türkleri Rumların temsil edemeyeceklerini söyledi.
Tecrit politikasını sona erdirmek insanlık borcudur diyen Talat, uluslararası toplumdan bu yönde gelecek adımları beklediklerini kaydetti.
İKİNCİ REFERANDUM ÇÖZÜMSÜZLÜK YARATABİLİR
NTV canlı yayınında da Murat Akgünün sorularını yanıtlayan Talat, ikinci bir referandumun Kıbrıs sorununu çözümsüzlüğe götürebileceğini belirtti. Talat, Rum tarafından bir kere daha hayır çıkması halinde Adada birleşmenin sonsuza kadar gerçekleşmeyeceği konusunda uyardı. Talat, yeni bir girişim başlatmaya da temkinli yaklaştı ve girişimin Rum kesiminden gelmesi gerektiğini kaydetti.
BİRLEŞME VİZYONU KORUNMALI
Talat, izolasyonun kaldırılması ve seyahat serbestisinin ara formül olduğunu belirterek, Kıbrıs sorununun çözülmesi esastır dedi. Türk tarafının Adanın birleşmesi vizyonunu koruması gerektiğini belirten Talat, bu vizyon korunmadığı takdirde kazanılan avantajların da kaybedileceğini söyledi.
KKTC Başbakanı Talat, Türkiyeyle Kıbrıs konusunda politik uyum olması gerektiğine de dikkat çekti ve Gülle ortak polita oluşturulması konusunda görüşeceklerini kaydetti.
Rum, Avrupalıyı yine tuşa getirdi
AKPM genel kurulunda kabul edilen kararda, Avrupa'daki siyasi liderlerin KKTC'ye mali yardım yapılması ve adanın kuzeyine yönelik
uluslararası yaptırımların azaltılması yolunda verdikleri desteğin
memnuniyetle karşılandığı belirtildi. Kararda, ''BM'nin de bu yaptırımları temel alan kararların hala haklı olup olmadığını gözden geçirmesi gerektiği'' ifade edildi.
''Referandum sonucunda birleşik Kıbrıs için açık destek veren KKTC'nin Avrupa'daki siyasi tartışmalarda temsil hakkından mahrum bırakılmasının artık haksızlık olacağı'' vurgulanan tasarıda, ''Bu tür yalnızlığın birleşik Kıbrıs'a karşı çıkanların tutumlarını güçlendireceği'' görüşü savunuldu.
Referandum sonucunun ''derin hayal kırıklığı'' yarattığı ifade edilen kararda, BM planını kabul eden Kıbrıslı Türklerin takdir edildiği bildirildi.
KKTC'Lİ PARLAMENTERLERİN SÖZ HAKKI
Oylama sırasında, karar tasarısında yer alan ve KKTC'li parlamenterlerin AKPM genel kurul ve uzmanlık komisyonu çalışmalarına katılmalarıyla birlikte söz almalarını isteyen bölüm geniş tartışma yarattı.
AKPM içindeki Yunan ve İngiliz parlamenterlerin sunduğu değişiklik
önergesinin kabul edilmesiyle bu talebe karşı çıkıldı ve bunun yerine,
''AKPM'nin, Kıbrıs Türk kesimi temsilcileriyle genel kurul ve ilgili
komisyon çalışmalarında daha yakın ilişkiye girmesi ve Kıbrıslı Türk
temsilcilerin Rum kesimi heyeti içinde yer almaları'' çağrısında bulunuldu.
Rum parlementerlerin böyle bir karar alınması durumunda Kıbrısın bölüneceği yönündeki iddiaları karşısında kararda değişikliy oldu. KKTC'li parlamenterlere doğrudan genel kurul ve komisyon toplantılarına katılma hakkı verecek bu bölümün karardan çıkarılması,
Türk parlamenterler arasında hayal kırıklığı yarattı. Bu arada, genel kuruldaki tartışmalara sırasında, Avrupalı parlamenterler Rumların ''hayır'' oyu kullanarak plana karşı çıkmalarını eleştiren konuşmalar yaptılar.
HALKIN SESI 30/04/2004
AB Konseyi Kıbrıs tüzüğünü onayladı
AB Konseyi, Kıbrıslı Türkleri izolasyondan çıkarmak yönünde ilk adım olarak nitelendirilen Kıbrıs tüzüğünü onayladı.
AB üyesi ülkelerin Brükseldeki daimi temsilcilerinden oluşan Daimi Temsilciler Komitesinin (COREPER), önceki gün görüşerek kabul ettikten sonra Konseyin onayına sunduğu tüzük 1 Mayıstan i
tibaren geçerlik kazanacak.
Tüzük, Yeşil Hattan geçişlerde AB vatandaşlarının serbest dolaşımına izin vererek KKTC turizm sektörüne katkı sağlayan, kuzeyin bazı ürünlerinin güney üzerinden ABye aktarılmasına yeşil ışık yakan, ABnin Türk tarafı için öngördüğü 259 milyon euroluk yardımın değerlendirilmesine izin veren kapılar açıyor.
Brükseldeki Komisyon yetkilileri, Kıbrıs tüzüğünün getirdiği yeniliklerin ve AB Komisyonunun sunacağı önerilerin pratik uygulamasının nasıl olacağı, ne tür aksiliklerle ve hukuki sorunlarla karşılaşılacağı konularında son derece tereddütlü ve endişeli gözüküyor, soruları yanıtlamakta büyük güçlük çekiyorlar.
TÜRK TARAFI, UYGULAMAYI TAKİBE ALACAK
Ankara, Kıbrıs tüzüğünün uygulaması, 2 ay boyunca Türk tarafınca yakınd
an izlenecek.
Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Türk tarafının değişiklik önerileri doğrultusunda AB tarafından yeniden kaleme alınan tüzük, son haliyle yine de Türk tarafının isteklerini tam anlamıyla karşılamıyor.
Bu çerçevede, diplomatik kaynaklar, önümüzdeki iki ay boyunca tüzüğün uygulamasının Türk tarafınca izleneceğini belirterek, bu sürenin bitiminde ABnin yeni bir açılım paketi hazırlaması beklentilerini dile getiriyorlar.
İŞTE KIBRIS TÜZÜĞÜ
15 sayfalık tüzüğün önemli unsunları şöyle:
-Kıbrısın AB Katılım Anlaşmasında olduğu gibi tüzükte de Rum tarafı ``Kıbrıs Cumhuriyeti'' adıyla anılırken, KKTC için ``Kıbrıs Cumhuriyeti'nin etkin kontrolü altında bulunmayan alanlar'' ifadesi kullanılıyor.
-Tüzüğün 2. maddesinde, çözümün henüz sağlanamaması nedeniyle AB hukukunun
(acquis), Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kontrolü altında bulunmayan alanlarda ``askıya alınacağı'' vurgulanıyor.
-Yeşil hattın, ``AB'nin dış sınırı olmadığı'' ifade edilirken, kişi, mallar ve hizmetlerin geçişinde özel kuralların getirilmesi gerektiği, bunun ``temel sorumluluğunun'' Kıbrıs Cumhuriyeti'nde olduğu belirtiliyor.
TİCARET VE İLİŞKİLER KOLAYLAŞACAK
-Son taslağa eklenen ifadeyle, yeşil hattın iki tarafı arasında ticaret ve diğer ilişkilerin kolaylaştırılmasının amaçlandığı belirtiliyor. Tüzük taslağının 7. maddesinde, ``Kıbrıs Cumhuriyeti'nin meşru çıkarlarının'' dikkate alınacak olmakla birlikte, AB vatandaşlarının serbest dolaşım haklarını kullanabilmelerinin zorunlu olduğu vurgulanıyor. Bu ifade, AB vatandaşlarının, yexil hattan geçişlerine Rum yönetiminin koyabileceği sınırlamaları engellemeyi amaçlıyor.
-Önceki taslakta, yeşil hattan ticarette ancak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yetkilendirmesiyle Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın sertifika vermesi öngörülüyordu. Yeni tüzük taslağında AB Komisyonu'nun, ``Kıbrıs Cumhuriyeti ile anlaşması sonucunda'', Kıbrıs Türk Ticaret Odası veya anlaşmada öngörülen başka bir kuruma ticaret için sertifika düzenleme yetkisi vermesi öngörülüyor.
-AB Komisyonu, Kıbrıs Cumhuriyeti ile anlaşma sağlaması durumunda tüzükte öngörülen hükümlerde değişiklik yapabilecek. Böyle bir durumda Kıbrıs Türk Ticaret Odası'na da danışılacak.
-AB Komisyonu, bir yıldan daha fazla bir süre geçmeden AB'nin en yüksek karar organı AB Konseyi'ne uygulamalar hakkında bir rapor hazırlayacak. Burada tüzükte değişiklikler için önerilere yer verilebilecek.
ANKARA, KIBRIS PAKETİNİ BEKLİYOR
ABDE TEREDDÜTLERİ
ABnin yürütme organı olan AB Komisyonu, Kıbrıs tüzüğünün onaylanmasının ardından uygulamaya ilişkin bazı soruları yanıtlamakta güçlük çekiyor.
İlk aşamada, Kuzey Kıbrıstan narenciye, deniz mahsülleri ve bazı tarım ürünlerinin güneye gümrüksüz aktarılabileceğini belirten kaynaklar, bu ürünlerin Kıbrıs kaynaklı olması ve sağlık standarlarına uyulması gereği üzerinde duruyor. Türk tarafından gelecek belirli ürünlerin miktarlarının korkutucu değil mütevazı olduğunu, ancak bu açılımın Türkler için önem taşıdığını anlatan kaynaklar, Kıbrıslı Rumların Yeşil Hattaki kapıların genişletilmesinden yana olduğunu söylediklerini,ancak somut öneri getirmediklerini, malların nereden geçeceğinin şimdilik bilinmediğini belirtiyor.
Türk tarafına aktarılması öngörülen 259 milyon euroluk katkının altyapı, turizm, yönetim, taşımacılık ve çevre gibi alanlarda değerlendirilebileceği belirtiliyor.
HALKIN SESI 30/04/2004
AB'ye girişte Rumlar'a Erdoğan eşlik edecek...
Kıbrıs Rum Kesimi'nin de aralarında bulunduğu 10 ülkenin AB'ye giriş törenine, Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile birlikte Devlet Bakanı Mehmet Aydın ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan katılacak.
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Başbakan Recep Tayip Erdoğan, 1 Mayıs 2004 tarihinde Dublin'de düzenlenecek Avrupa Birliği'nin genişleme törenine katılacak. Erdoğan'a, Devlet Bakanı Mehmet Aydın ve Maliye Bakanı Kemal
Unakıtan refakat edecek.
Açıklamada, 16 Nisan 2003 tarihinde Katılım Antlaşmasını imzalamış olan 10 ülke'nin, 1 Mayıs 2004 tarihi itibariyle AB'ye resmen ve fiilen tam üye olacaklarına dikkat çekildi.
Erdoğan, genişleme töreninin ardından, İrlanda Cumhurbaşkanı'nın vereceği resepsiyona ve ardından Devlet Başkanları onuruna düzenlenen akşam yemeğine katılacak.
Başbakan Erdoğan, akşam saatlerinde Ankara'ya dönecek.
MILLIYET 30/04/2004
Talat: Ankara ile görüş ayrılığımız yok
KKTC Başbakan Mehmet Ali Talat, ''referandum sonrasında zorunluluk ilkesi nedeniyle bugüne kadar tüm Kıbrıs'ın temsilcisi olarak tanınan Rum tarafının, artık bu iddiasını öne sürme imkanı kalmadığını'' belirterek, ''Bu yeni durum artık eskisinin devamı olarak algılanamaz'' dedi.
Başbakan Talat ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Ankara'da dün yaptıkları temasları değerlendirdi.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ile Ankara'da hükümet yetkilileriyle politika uyumu ve gelecek günlerde yapılabilecekleri değerlendirdiklerini belirten Talat, ''Bu konuda görüş ayrılığı olmadığını tespit ettik'' dedi.
Gerek Türkiye, gerek KKTC'nin bu aşamada izleme ve değerlendirme safhasında olduğunu kaydeden Talat, ''Çünkü bir şeyler yapacak olan biz değiliz. Biz görevimizi yerine getirdik. Artık başkalarının bir şeyler yapması lazım. Uluslararası topluluğu, AB'yi, BM'yi ve önemli ülkeleri bekliyoruz bir anlamda'' diye konuştu.
Talat, Türk hükümetiyle çözüm vizyonuyla hareket ettiklerini ve izolasyonları mutlaka ortadan kaldırma yönünde ortak politika yürütüldüğünü kaydetti.
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ve ekibiyle teknik değerlendirmelerde bulunduklarını anlatan Talat, değerlendirme safhasının sürdüğünü, bunların olumlu sonuçlarının alınacağını umduğunu ifade etti.
Ankara'daki yetkelilerle yeniden biraraya gelebileceklerini kaydeden Talat, ilerleyen günlerde ABD ziyaretinin de gündemde olduğunu belirterek, ''Henüz resmi davet almadık ama olacak gibi görünüyor'' dedi.
Talat, büyük bir hızla diplomatik atak ve çalışma içerisinde olduklarının altını çizdi.
HÜKÜMET SORUNU
''KKTC'den ayrıldığım günlerde bir kriz eşiğine geldi gibi göründü'' diyen Talat, gelinen aşamada başlatılan atağı durdurmaya hiç kimsenin hakkı olmadığını ifade etti.
Talat, ''Başka alanlarda yarışsak bile, bu konuda kesinlikle birbirimizin kuyusunu kazmadan yürümek zorundayız. Böyle bir fırsatı başka bir zaman yakalamak herhalde mümkün olmaz'' diye konuştu.
Başbakan Talat, ''referandumla Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında örgütlenen Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklerin temsilcisi olamayacağının kanıtlandığına'' işaret ederek, dünyanın ve Avrupa Birliği'nin (AB) bunu dikkate alarak Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonu kaldırmasını istedi.
Bugüne kadar Rum toplumunun genelinin Kıbrıs sorununun çözümünden yana olduğu inancı nedeniyle Kıbrıs Türklerinin dünyadan tecrit edilme sürecinin yaşandığını söyleyen Talat, ancak bugün Rum halkının çözüme hazır olmadığının görüldüğünü ifade etti.
Rum tarafının geçmişte Türk tarafının hatalarının arkasına saklanarak, kendisini çözüm yanlısı gibi gösterdiğini kaydeden Talat, ''İlk defa bu süreç yaşandıktan sonra böyle olmadığı gerçeği ortaya çıktı. Bu noktadan sonra çok önemli değişiklikler olması gerekir'' dedi.
''KIBRIS TÜRKÜNÜ RUMLAR TEMSİL EDEMEZ''
Talat, ''zorunluluk ilkesinin arkasına saklanarak tüm Kıbrıs'ın temsilcisi olarak tanınan Rum tarafının, referandumdan sonra bu iddiasını sürdürme imkanı kalmadığını'' vurgulayarak, şöyle konuştu:
''Kıbrıs Türkü kendisini temsil etmektedir. Kıbrıs Türkünü Rumlar temsil edemez. Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında örgütlenen Rum yönetimi, Kıbrıslı Türklerin temsilcisi olamaz. Bu da kanıtlanmıştır bu son referandumda.'' Başbakan Talat, bir halkın ortaya koyduğu iradenin, ancak o halkı bağlaması gerektiğini dile getirerek, ''Eğer Rum tarafı 'hayır' demişse bu Kıbrıs Türk tarafının tecridinin devamını getirmemeli. Bir ülke halkoylaması yapıp komşu bir ülkeyi ablukaya alamaz, ama Kıbrıs'ta bugün bunu yaşıyoruz'' dedi.
Geçmişte Türkiye'nin Kıbrıs'taki duruşuna öfke duyan bir kısım Avrupalı parlamenterlerin bu kez ''aldatıldık'' noktasına geldiklerini ve Rumlara tepki gösterdiğini anlatan Talat, ''Avrupa'da iyi bir gelişme olduğu gayet açık görünüyor. Ancak bunun gerçekten hayata geçmesi, sonuç getirmesi son derece önemli. Bunun için biz çözüm vizyonumuzu hiçbir zaman kaybetmemek zorundayız'' diye konuştu.
Talat, ''ekonominin gelişmesinin, tecritten kurtulmanın gelecekteki olası birlikteliğin daha sağlam temeller üzerinde kurulmasını sağlayacağını'' belirtti.
SERDAR DENKTAŞ'IN AÇIKLAMASI
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da, ''kısa bir süre içerisinde ince ayarı da yapılarak yeni bir atak dönem başlatılacağını'' kaydetti.
Denktaş, ''Bu esnada bizden beklenen gerek Türkiye ile gerek kendi içimizde fikir ayrılıklarımız ne isterse olsun birlik ve beraberlik içerisinde kazanılan bu momentumu olabildiğince lehimize kullanmaktır'' dedi.
''Her şeyi elde etmenin mümkün olamayacağını'' söyleyen Denktaş, ''Birbirimize düşerek, dışarıdaki kazancı kaybetmemeliyiz'' ifadesini kullandı.
Bu anlayışı Türkiye hükümetinde de gördüklerini aktaran Denktaş, Türk hükümetinin inançla elinden geleni yapmakta olduğunun altını çizdi.
Serdar Denktaş, BM ve AB'den bugüne kadar çıkan neticelerin tatminkar olmadığını ifade ederek, ''Bu moral bozmasın, daha iyisini elde etmek için her girişim yapılacaktır'' diye konuştu.
MILLIYET 30/04/2004
Kıbrıs ve milliyetçilik
BAŞBAKAN Erdoğan, 24 Ocak'ta Davos'ta Kofi Annan'la görüştü, "Barış sürecini başlatın" dedi. Bunun anlamı Annan planını "müzakere zemini" olarak kabul etmekti.
Davos'ta Erdoğan "boşlukları Annan'ın doldurmasını" da kabul etti.
New York'taki dörtlü görüşmede boşlukları Annan'ın doldurması imzalandı, referanduma giden takvim kabul edildi.
"Boşlukl
arı Annan'ın doldurması" hükümetin en çok eleştirildiği konu oldu. Cumhurbaşkanı Sezer de "MGK kararında bu yoktu" diye açıklama yaptı.
Süreci başlatmak ve Annan'a bu yetkiyi vermek elbette bir ölçüde "risk" almaktı. Annan, "emperyalizm"in emriyle Rumları sevinçten uçuracak, Türkleri köleleştirecek şekilde de "boşlukları doldurabilir"di!!!
Peki hükümet kumar mı oynamıştı?
* * *
KUMAR oynamamıştı. BM Genel Sekreteri'nin nelere dikkat ettiğini Türk hükümeti ve Hariciyesi biliyordu. Başta ABD ve AB olmak üzere, BM Genel Sekreteri'ni etkileyebilecek güçlerle de Ankara sıkı görüşmeler yapmıştı.
Nitekim Annan planındaki değişiklikler her defasında biraz daha Türkler lehine olmuştu.
İşte bu noktada Ankara, "risk"in göze alınabilir nitelikte olduğunu hesapladı ve "risk"i göze aldı.
İyi de etti. Referandum yapılabildi, Türkler "evet", Rumlar "hayır" dedi.
Genelkurmay Başkanı Org. Özkök "diplomatik bakımdan üstün" bir konuma geldiğimizi açıkladı. Denktaş bile gelinen noktada "yeni ufuklar açıldığını" söyledi.
İşte ambargoda gedikler açılmaya başlandı. AB Konseyi bir iki ay içinde bu gedikleri daha da genişletecek, KKTC iktisaden nefes alacak, ilişkiler kurabilecek.
BM Güvenlik Konseyi "KKTC tanınamaz, ilişki kurulamaz" şeklindeki 1983 tarihli ve 541 numaralı kararını biraz yumuşatınca, KKTC daha da rahatlayacak.
"Biraz yumuşatınca" diyorum, çünkü daha fazlasını Rusya veto eder!
Denktaş'ın "Allah razı olsun" dediği Rusya!
* * *
DAVOS'TA başlayan adımlar atılmasa, riskler alınmasa bugünkü avantajlı noktaya gelemezdik.
Hangisi doğru milliyetçiliktir?
Türkiye'ye ve Kıbrıs Türklüğüne yararlar sağlayan, yol açan, "diplomatik üstünlük" kazandıran bu diplomasi mi?
Yoksa bu yolu daha Davos'ta tıkayacak malum irrasyonel hamaset mi?
Annan planında rahatsız edici yönler yok muydu? Vardı... Bile bile yola çıkmak "taviz" değil miydi? Tavizdi...
Kemalizmin rasyonel versiyonunu temsil eden değerli siyaset bilimci Prof. Toktamış Ateş, dünkü yazısında Lozan'da verdiğimiz tavizleri belirterek şunları yazıyordu:
"Lozan'da ödün vermediğimizi yazan cahil kalemler, acaba bunları bilmezler mi?
Verilmesi gereken ya da zorunlu olduğumuz tüm ödünleri verdik. Düşünün ki, Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarımızı bile uluslararası bir komisyona bıraktık."
Ateş, haklı olarak, Lozan'ın bunlarla birlikte büyük bir diplomatik başarı olduğunu vurguluyor.
Şimdi, Türkiye riskleri ve sınırlı ödünleri göze alarak Kıbrıs meselesinde "diplomatik üstünlük" kazanma başarısını göstermiştir.
Yol bitmedi, başarıdan başarılar çıkarmak için seferberliğe devam...
MILLIYET 30/04/2004 TAHA AKYOL
Dertleri Kıbrıs değil, AB'ydi..
Surası çok açık: Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü savunan ve referandumda "hayır" denilmesini isteyenlerin gerçek amacı Türkiye'nin, Avrupa Birliği üyeliğinin önünü kesmekti.
Aslında Kıbrıs umurlarında değildi. Gerçekten Kıbrıs Türklerini düşünüyor olsalardı KKTC'nin bugünkü yalıtılmışlığının kırılması için çalışırlardı, bu tecrite son verecek anlaşmayı önlemek için değil..
Önümüzdeki aralık ayında Türkiye'ye Avrupa Birliği ile tam üyelik görüşmelerinin başlaması için bir tarih verilip verilmemesi karara bağlanacak.
Bu karar verilirken bakılacak şeylerin başında ünlü Kopenhag Kriterleri geliyor.. Demokrasi ve insan haklarının korunup geliştirilmesine ilişkin düzenlemeler.. Bu yasal düzenlemelerin uygulama alanı bulup bulmadığı..
AB'den bir tarih alınmasını etkileyecek konulardan birisi de Kıbrıs'tı.. Sorunun görüşmeler yoluyla çözülmesiydi.. Türkiye'nin AB'ye taahhütleri arasında bu da vardı..
'Beş benzemez' bir arada
"Hayırcılar"ın yapmak istedikleri buydu: Kıbrıs'ta çözümü engelleyerek, Türkiye'ye AB üyeliği için tarih verilmesi sürecini tıkamak!
Zaten "hayır" kampanyası sırasında bir araya gelenlerin kimler olduğuna bakarsanız bunu açıklıkla görebilmeniz de mümkün.. Pokerdeki "beş benzemez" olarak tanımlanabil
ecek bir kadronun bir araya gelebilmiş olması başka nasıl açıklanabilir?
Devlet Bahçeli ile Doğu Perinçek! Bülent Ecevit ile Necmettin Erbakan! Onur Öymen ile Gündüz Aktan! Mümtaz Soysal ile Süleyman Demirel!
Rüyanızda bir araya gelseler "kâbus gördüm" diye uyanacağınız bir dev kadro!
Ortak paydaları Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıkmak..
Şimdi önümüzde Türkiye'nin bundan önceki hükümet tarafından hazırlayıp AB'ye sunduğu "Ulusal Programı"ndaki son eksiklikleri tamamlamak işi var.
Bu amaçla hazırlanan Anayasa değişikliği TBMM'de önümüzdeki günlerde görüşülecek.
DGM'lerin kaldırılması, daha önce yapılmış düzenlemelerdeki uygulamaların hayata geçirilmesine engel olan maddelerin düzeltilmesi gibi bir dizi değişiklik..
'Gelecekten' korkuyorlar
Falcı değilim ama bu Anayasa değişikliklerine en çok kimlerin karşı çıkacağını da şimdiden biliyor gibiyim.
İki hafta önceki gazeteleri karıştırın. Hangi köşe yazarı Kıbrıs'ta bir anlaşmaya varılmasına karşı çıkmış, hangi siyasetçi uzlaşma aleyhine demeç vermi
ş, hangi düşman kardeşler Kıbrıs için el ele vermiş bir bakın..
Aynı kişilerin bu kez Anayasa değişikliklerine de karşı çıktıklarını göreceksiniz.
Çünkü amaçları ortak: Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini engellemek. Türkiye'yi orta doğulu üçüncü sınıf bir diktatörlük haline getirerek dünyadan tecrit etmek!
Çünkü biliyorlar ki Avrupa'yla bütünleşmiş bir Türkiye'de onlara yer olmayacak.
Biliyorlar ki değişim rüzgârlarına bugün direnmezlerse yarın hepsi savrulup gidecekler.
MEHMET Y. YILMAZ MILLIYET 30/04/2004
Kıbrıs için 6 altın adım...
Baykuşlar yine tepemizde dolanmaya başladılar. Dünya'nın dolaylı olarakta Türkiye'nin değiştiğini bir türlü göremiyorlar.
Kıbrıs ile ilgili direnmeleri bunun en açık simgesi. Sevr'den beter, dediler. Teslimiyetçilik belgesi olduğunu söylediler. Bugün geldiğimiz noktaya bakın...
Şimdi de tutturmuşlar, aman daha fazla ileri gitmeyin, aman kıpırdamayın. Bu düşüncedeki çevreler bir ülke'nin ilerlemesini durdurduklarının farkına varmazlar. Oysa Uluslararası ilişkilerin dinamiği, t
am tersi bir tutum gerektirir.
Bir soru sorarak anlatayım:
Kıbrıs ile ilgili hedefiniz nedir?
- Eğer "Güney'deki referandum sonucundan tam anlamıyla yararlanmak, Uluslararası alanda yakalanan avantajı sürekli ayakta tutmak, KKTC'nin ayrı kimliğini ve varlığını (tanınmak değil) aşamalı şekilde geliştirmek, yerleştirmek" ise, yapılması ve atılması gereken bazı adımlar var. Bu olasılık KKTC'nin kazanımlarını güvenceye alır...
- Eğer hedefiniz, birkaç ay sürecek olan kutlamalarla yetinmekse AB ve BM'den sırtınızın sıvazlanması, içi boş övgülerle gününüzü geçirip olduğunuz yerde kalmak ise, hiçbir adım atmayın. " Dolmuşa ve dolduruluşa gelme korkusuyla" kapınızı pencerenizi kapayıp oturun. Bu olasılık sizin en fazla 6 ay içinde yine suçlu sandalyesine oturmanızı garanti eder. (!)
KIBRIS'I TEKRAR KAZANMAK İSTİYORSANIZ...
Tekrar söylemeliyim;
Eğer Kıbrıs'ta bağcıyı dövmekle yetinmek istiyorsanız yerinizden kıpırdamayın. "Son Türk Devletini koruyalım" edebiyatının yalan rüzgarıyla avunun ve sonunda kaybedin.
Eğer Kıbrıs'ta üzüm yemek istiyorsanız, bugüne kadar olduğu gibi, bir adım önde yürümeyi sürdürün. Yakaladığınız momentum'u nakde dönüştürmek için dünyayı şaşırtmaya devam edin.
Nedir bu adımlar?
Türkiye'nin kazanmasını istemeyenler, bağcıyı dövmenizi tavsiye ediyorlar. Papadopulos'un da en büyük arzusu Türkiye'nin sertleşmesi. Böyle bir tutumun elini güçlendireceğini bildiğinden dolayı, Ankara'dan tepkili yaklaşım bekliyor.
Türkiye'nin kazanmasını isteyen Türk uzmanlar, AB'deki etkin çevreler ve BM'nin deneyimli isimleriyle konuştum ve şöyle bir liste ile karşı karşıya geldim. Bunları Türkiye'den kimse talep etmiyor. "Türkiye ve KKTC'nin, üzüm yemek ve nihai hedefe varabilmek amacıyla atabileceği adımlar" olarak öneriliyor.
1. GÜNEY KIBRIS'I TANIYIN:
KKTC'yi resmen tanımış olan Türkiye'nin, Güney Kıbrıs hükümetini de tanıması hiçbir dezavantaj getirmez. Tam aksine Kıbrıs'ın iki bölgeli, iki ayrı varlıktan (Türk ve Rum) oluştuğu tezini perçinler. İlerde AB içinde belirecek tüm sıkıntılardan kurtulunmuş olur ve Ankara'nın kendine güveninin göstergesi sayılır.
2. KAPI AÇIN VE KİMLİK KARTI SORUN:
Annan planında kabul ettiğiniz gibi, sınır boyunda yeni giriş çıkış kapıları açın. Güney ile Kuzey arasındaki giriş çıkışlarda pasaport istemek yerine (bu önlem KKTC'yi kabul ettirmek için konmuştu. Artık gerek kalmadı, zira Kuzey farklılığını gösterdi) sadece kimlik kartının yeterli olacağını söyleyin.
3. MARAŞI HEMEN AÇIN:
Bugüne kadar enaz 5 defa resmen geri verileceği açıklanan Maraş'ı, Rumlar dahil Uluslararası yatırımcılara bırakın. Bu şekilde Kuzey'deki turizm yatırımlarını ve direkt turist gelmesini teşvik edin.
4. AB'YE UYUM SAĞLA:
Annan planında olduğu gbi, KKTC iç mevzuatını AB mevzuatı ile uyumlu hale getirin. Aranızda hiç fark bırakmayın. Bu adımlar KKTC'ye AB yatırımları açısından büyük yarar sağlayacaktır.
5. BUGÜNKÜ SİSTEMİ DEĞİŞTİRİN:
Türkiye KKTC'yi küçük bir vilayeti gibi görmekten , her yıl 500 milyon dolar ulufe vererek, toplumu devlet maaşı almaktan, ekonomisi bulunmayan bir varlık olmaktan kurtarmalı. En önemlisi KKTC'yi giderek artan kumar ve uyuşturucu dan kaynaklanan bir kara para merkezi konumundan çıkarın.
6. AZ DAHİ OLSA ASKER ÇEKİN:
Güvenlik kaygılarına yol açmadan, az dahi olsa bando mızıka eşliğinde asker çekin. Kıbrıs gibi küçücük bir ada için 35 bin asker aşırıdır. 5 bin asker çekilse hiçbir sakınca doğmaz, ancak dünya şaşırır...
MALİYETİ BEDAVA, SATIŞI İSE ÇOK YÜKSEK
Görüştüğüm uzmanların üstünde durdukları unsur, bu listenin istenirse uzatılabileceği ve özellikle Annan planında bulunanların tercih edilerek önemli kazanımlar elde edilebileceği şeklinde:
"Bunlar maliyeti sıfır olan, kolaylıkla atılabilecek ve zaten Annan planında bulunan adımlardır. Maliyeti yoktur, ancak satışı çok yüksektir. Uluslararası sahada bedavadan puan kazanma sanatı da budur."
Sizce ne yapmalıyız?
Yola devam edip, sonunda KKTC'yi ayrı bir varlık olarak kabul mü ettirelim; yoksa dolmuşa binip dolduruşa gelmekten korkup yerimizde mi oturalım. Sırtımızı sıvazlatıp, içi boş övgü dolu sözlerle mi yetinelim?
MILLIYET 30/04/2004
Weston: Kıbrıs'ı tanıma seçenekler arasında
ABD, şu sırada önceliği KKTC'nin tanınmasından çok ekonomik iyileşmesine verirken, Türk tarafının tanınmasını ilk defa "seçenekler arasında" gördüğünü dile getirmeye başladı.
KKTC'yi diplomatik olarak tanınmasının seçenekler arasında bulunduğu sinyalini veren ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın ardından, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, bu görüşü daha açık ifadelerle dile getirdi.
Weston, Johns Hopkins Üniversitesi Paul Nitze İleri Uluslararası Etütler Okulu (SAIS) tarafından düzenlenen ''Referandum Sonrası Kıbrıs'' konulu panelde, ''KKTC'nin tanınmasını bir seçenek olarak görüyor musunuz?'' sorusunu yanıtlarken, ''Bütün seçenekleri değerlendiriyoruz. Tanınmanın gerçekten yaşayabilir bir seçenek olmadığı yönündeki yasal desteklerin aşınmakta olduğunu görüyorum. Bu yasal temeller, BM Güvenlik Konseyi'nde aşınmaya uğradı, AB içinde aşınmaya uğradı. Şu sırada içinde bulduğumuz durumla mücadele etmeye çalışırken alınan kararlarla aşınıyor'' dedi.
Thomas Weston, ABD'nin şu sırada en çok üzerine odaklandığı konunun tanıma olmadığını, önceliklerinin, KKTC'nin ekonomik durumunu düzeltmek olduğunu söyledi. Weston, ''Tanıma, tam şu sırada üzerine odaklandığımız bir şey değil. Şu anda dikkatimizi Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesi ve ekonomik gelişmelere destek sağlanmasına topladık. Biz, tanımanın özellikle önemli bir konu olduğuna inanmıyoruz. Tanınma meselesi, uzun Güvenlik Konseyi kararları, anlaşmaları, tarihiyle karışık bir konu'' diye konuştu.
ABD'nin önce AB'nin alacağı kararları, özellikle de ekonomik adımları görmek istediğini belirten Weston, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Çünkü Kıbrıslı Türkler için gerçekten önemli olan bu. Biz de bu konuların destekçisi olmak istiyoruz. Kıbrıslı Türklere daha fazla ekonomik yardım etmeye yönelik şeyler yapacağız. AB'nin liderliğini takip edeceğiz, ancak biz ABD olarak bütün seçeneklerin üzerinde çalışıyoruz. Hem ekonomik hem de diğer seçenekler.
Tanıma bizim kendimize sorduğumuz bir soru değil. Şu anda bizim kendimize sorduğumuz, Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu nasıl sona erdireceğimiz, ekonomik durumu nasıl geliştireceğimiz. Bunu öyle bir yolla yapmalıyız ki, Rumlar eğer bir gün çözüm istediklerine karar verirse, çözümün yolu açık olabilsin.''
Weston, referandumdan sonra yakın gelecekte Kıbrıs'ta çözüm imkanı olmadığını, müzakerelerin yeniden başlaması veya yeni bir referandum yapılması yönünde hiçbir çaba beklemediğini belirtti.
Dışişleri Bakanı Powell, bu hafta Reuters ajansına verdiği demeçte, KKTC'nin tanınması yönündeki bir soruya, ''Henüz tanıma noktasına gelmedik'' diyerek, tanımanın seçenek dışı olmadığı sinyalini vermişti. Daha sonra Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher'dan, Powell'ın bu sözlerini açması istenmişti. Boucher, Türk tarafının tanınmasının seçenekler arasında olduğu görüşünü reddetmekten kaçınmıştı.
HURRIYET 29/04/2004
Talat ABD'de destek arayacak
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, gelecek hafta ABD'de BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile biraraya gelecek.
Talat'ın Pazartesi günü New York'a gelmesi ve Salı günü Annan ve Powell ile ayrı ayrı görüşmelerde bulunması bekleniyor. Daha sonra Washington'a geçecek olan Talat'ın, düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Etüdler Merkezi CSIS'te bir konuşma yapması öngörülüyor.
Talat'ın Washington'da kaldığı sürede, ABD kongresinin önemli yetkilileriyle de biraraya gelmesi bekleniyor.
Washington'daki gözlemciler, Kıbrıs'ta referandumların ardından AB ve Avrupa Konseyi'nde KKTC'ye ilişkin alınan kararların Türk tarafını yeterince memnun etmemesinin ardından Talat'ın Amerikalı yetkililerle temaslarında, ABD'den, KKTC'nin sıkıntılarının hafifletilmesi konusunda aktif destek isteyeceğini belirttiler.
''YENİ DURUM ESKİSİNİN DEVAM
I OLARAK ALGILANAMAZ''
KKTC Başbakan Mehmet Ali Talat, ''referandum sonrasında zorunluluk ilkesi nedeniyle bugüne kadar tüm Kıbrıs'ın temsilcisi olarak tanınan Rum tarafının, artık bu iddiasını öne sürme imkanı kalmadığını'' belirterek, ''Bu yeni durum artık eskisinin devamı olarak algılanamaz'' dedi.
Başbakan Talat ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Ankara'da dün yaptıkları temasları değerlendirdi.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ile Ankara'da hükümet yetkilileriyle politika uyumu ve gelecek günlerde yapılabilecekleri değerlendirdiklerini belirten Talat, ''Bu konuda görüş ayrılığı olmadığını tespit ettik'' dedi.
Gerek Türkiye, gerek KKTC'nin bu aşamada izleme ve değerlendirme safhasında olduğunu kaydeden Talat, ''Çünkü bir şeyler yapacak olan biz değiliz. Biz görevimizi yerine getirdik. Artık başkalarının bir şeyler yapması lazım. Uluslararası topluluğu, AB'yi, BM'yi ve önemli ülkeleri bekliyoruz bir anlamda'' diye konuştu.
Talat, Türk hükümetiyle çözüm vizyonuyla hareket ettiklerini ve izolasyonları mutlaka ortadan kaldırma yönünde ortak politika yürütüldüğünü kaydetti.
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ve ekibiyle teknik değerlendirmelerde bulunduklarını anlatan Talat, değerlendirme safhasının sürdüğünü, bunların olumlu sonuçlarının alınacağını umduğunu ifade etti.
Ankara'daki yetkelilerle yeniden biraraya gelebileceklerini kaydeden Talat, ilerleyen günlerde ABD ziyaretinin de gündemde olduğunu belirterek, ''Henüz resmi davet almadık ama olacak gibi görünüyor'' dedi. Talat, büyük bir hızla diplomatik atak ve çalışma içerisinde olduklarının altını çizdi.
HÜKÜMET SORUNU
''KKTC'den ayrıldığım günlerde bir kriz eşiğine geldi gibi göründü'' diyen Talat, gelinen aşamada başlatılan atağı durdurmaya hiçkimsenin hakkı olmadığını ifade etti.
Talat, ''Başka alanlarda yarışsak bile, bu konuda kesinlikle birbirimizin kuyusunu kazmadan yürümek zorundayız. Böyle bir fırsatı başka bir zaman yakalamak herhalde mümkün ol
maz'' diye konuştu.
Başbakan Talat, ''referandumla Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında örgütlenen Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklerin temsilcisi olamayacağının kanıtlandığına'' işaret ederek, dünyanın ve Avrupa Birliği'nin (AB) bunu dikkate alarak Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonu kaldırmasını istedi.
Bugüne kadar Rum toplumunun genelinin Kıbrıs sorununun çözümünden yana olduğu inancı nedeniyle Kıbrıs Türklerinin dünyadan tecrit edilmesürecinin yaşandığını söyleyen Talat, ancak bugün Rum halkının çözüme hazır olmadığının görüldüğünü ifade etti.
Rum tarafının geçmişte Türk tarafının hatalarının arkasına saklanarak, kendisini çözüm yanlısı gibi gösterdiğini kaydeden Talat, ''İlk defa bu süreç yaşandıktan sonra böyle olmadığı gerçeği ortaya çıktı. Bu noktadan sonra çok önemli değişiklikler olması gerekir'' dedi.
''KIBRIS TÜRKÜNÜ RUMLAR TEMSİL EDEMEZ''
Talat, ''zorunluluk ilkesinin arkasına saklanarak tüm Kıbrıs'ın temsilcisi olarak tanınan Rum tarafının, referandumdan sonra bu iddiasını sürdürme imkanı kalmadığını'' vurgulayarak, şöyle konuştu:
''Kıbrıs Türkü kendisini temsil etmektedir. Kıbrıs Türkünü Rumlar temsil edemez. Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında örgütlenen Rum yönetimi,Kıbrıslı Türklerin temsilcisi olamaz. Bu da kanıtlanmıştır bu son referandumda.''
Başbakan Talat, bir halkın ortaya koyduğu iradenin, ancak o halkı bağlaması gerektiğini dile getirerek, ''Eğer Rum tarafı 'hayır' demişse bu Kıbrıs Türk tarafının tecridinin devamını getirmemeli. Bir ülke halkoylaması yapıp komşu bir ülkeyi ablukaya alamaz, ama Kıbrıs'ta bugün bunu yaşıyoruz'' dedi.
Geçmişte Türkiye'nin Kıbrıs'taki duruşuna öfke duyan bir kısım Avrupalı parlamenterlerin bu kez ''aldatıldık'' noktasına geldiklerini ve Rumlara tepki gösterdiğini anlatan Talat, ''Avrupa'da iyi bir gelişme olduğu gayet açık görünüyor. Ancak bunun gerçekten hayata geçmesi, sonuç getirmesi son derece önemli. Bunun için biz çözüm vizyonumuzu hiçbir zaman kaybetmemek zorundayız'' diye konuştu.
Talat, ''ekonominin gelişmesinin, tecritten kurtulmanın gelecekteki olası birlikteliğin daha sağlam temeller üzerinde kurulmasını sağlayacağını'' belirtti.
S. DENKTAŞ: KISA SÜREDE YENİ BİR ATAK DÖNEM BAŞLATILACAK
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da, ''kısa bir süre içerisinde ince ayarı da yapılarak yeni bir atak dönem başlatılacağını'' kaydetti.
Denktaş, ''Bu esnada bizden beklenen gerek Türkiye ile gerek kendiiçimizde fikir ayrılıklarımız ne isterse olsun birlik ve beraberlik içerisinde kazanılan bu momentumu olabildiğince lehimize kullanmaktır'' de
di.
''Her şeyi elde etmenin mümkün olamayacağını'' söyleyen Denktaş, ''Birbirimize düşerek, dışarıdaki kazancı kaybetmemeliyiz'' ifadesini kullandı.
Bu anlayışı Türkiye hükümetinde de gördüklerini aktaran Denktaş, Türk hükümetinin inançla elinden geleni yapmakta olduğunun altını çizdi.
Serdar Denktaş, BM ve AB'den bugüne kadar çıkan neticelerin tatminkar olmadığını ifade ederek, ''Bu moral bozmasın, daha iyisini elde etmek için her girişim yapılacaktır'' diye konuştu.
Erdoğan, Bush ve Putin ile Kıbrıs'ı görüştü
30/04/2004 RADIKAL
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı George W. Bush ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri yaptı. Başbakanlık Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Erdoğan, bugün saat 14.15'te Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin ile telefonda görüştü. Görüşmede, Kıbrıs'ta yapılan referandum sonrasında ortaya çıkan durumu değerlendiren Erdoğan, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk tarafının çözüm istediğinin ortaya çıktığını vurguladı.
Kıbrıs
Türkleri'nin tüm dünya ile bütünleşme arzularına destek verilmesi gerektiğini bildiren Erdoğan, Türkiye'nin güçlü ve özel ilişkilere sahip olduğu Rusya Federasyonu'nun da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi bir üyesi olarak Kıbrıs sorununa barışçı bir çözüm bulunması çabalarına desteğini esirgemeyeceğine inandığını ifade etti.
Erdoğan, saat 14.45'te de ABD Başkanı Bush'u telefonla arayarak Türkiye'nin Kıbrıs sorununa 1 Mayıs'tan önce çözüm bulunması çabalarına ABD'nin sağladığı güçlü destek ve yapıcı katkıları için teşekkür etti. Rum tarafındaki referandumda çözüm planının onaylanmamasından dolayı bir fırsatın kaçırıldığını belirten Erdoğan, Kıbrıs Türk halkının sorumlusu olmadığı bu sonuçtan dolayı mağdur durumda kalmaması gerektiğini bildirdi.
Erdoğan, Kıbrıs Türkleri'nin tüm dünya ile bütünleşme zamanının geldiğini dile getirerek, Kıbrıslı Türkler'in ıstırabının giderilmesine ABD'nin desteğini sürdüreceğine inandığını sözlerine ekledi.
Erdoğan'dan Rumlara jest
30/04/2004 RADIKAL
Kıbrıs Rum Kesimi'nin de aralarında bulunduğu 10 ülkenin yarınki AB'ye giriş törenine, Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile birlikte Devlet Bakanı Mehmet Aydın ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan katılacak.
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, Başbakan Recep T
ayip Erdoğan, 1 Mayıs 2004 tarihinde Dublin'de düzenlenecek Avrupa Birliği'nin genişleme törenine katılacak. Erdoğan'a, Devlet Bakanı Mehmet Aydın ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan refakat edecek. Açıklamada, 16 Nisan 2003 tarihinde Katılım Antlaşmasını imzalamış olan 10 ülke'nin, 1 Mayıs 2004 tarihi itibariyle AB'ye resmen ve fiilen tam üye olacaklarına dikkat çekildi.
Erdoğan, genişleme töreninin ardından, İrlanda Cumhurbaşkanı'nın vereceği resepsiyona ve ardından Devlet Başkanları onuruna düzenlenen akşam yemeğine katılacak
Gül: Siyasi tanınma da olacak
30/04/2004 RADIKAL
AA
- ANKARA - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC'ye yönelik ekonomik ambargoların ardından siyasi ambargoların da kaldırılacağını söyledi.
"Adım adım hepsi olacak" diyen Gül, AB'nin talebi üzerine Kıbrıs'tan asker çekilmesinin söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine, "Böyle bir şey asla söz konusu değil. Plan kabul edilseydi bu olacaktı, Rumlar reddetti" dedi.
Dışişleri Bakanı dün de BM Güvenlik Konseyi'nde KKTC lehine karar çıkmasını engelleyen Rusya'nın Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'la telefonda görüştü. Ancak Lavrov'un Rum görüşlerine yakın bir tavır sergilediği belirtildi. Türkiye, konseyde yapılması beklenen başkanlık açıklamasında ambargoların 'yumuşatılması' sözcüğü yerine 'kaldırılması' ifadesinin kullanılmasını istiyor.
Adada şikâyetçi yok
Ankara ve KKTC'ye göre, AB'nin Kıbrıs tüzüğü gelecek için yetmez, ama 'şimdilik' iyi. Rum-Yunan tarafından açılımlara resmi bir itiraz gelmedi
30/04/2004 RADIKAL
GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL - AB, Kıbrıslı Türkleri tecritten çıkarma yolunda şimdiye dek en somut adım görülen Kıbrıs tüzüğünü dün onayladı. Avrupa Komisyonu'nun referandumdan önce hazırladığı, önceki gün AB Daimi Temsilciler Komitesi'nin (COREPER) referandum sonrası durumu göz önüne alarak son halini verdiği tüzük, dün AB (İçişleri ve Adalet Bakanları) Konseyi'nden sorunsuz geçti. 1 Mayıs'ta yürürlüğe girecek tüzük, Türk tarafına çok geniş kapsamlı açılımlar yapamıyor, ancak ilk haliyle karşılaştırıldığında kuzey lehine unsurlar içeriyor. AB, kapsamlı açılımları komisyonun iki ay içinde hazırlayacağı rapora bıraktı. Bu raporun kabulünde veto sisteminin işletilmeyecek olması, kuzey açısından önemli bir kazanım.
Kafalardaki soru işaretleri ile bunların yanıtları ise şöyle:
Yeşil Hat, AB'nin dış sınırı mı?
Hukuki açıdan Yeşil Hat, AB'nin dış sınırı kabul edilmiyor. Bununla birlikte Yeşil Hat'tan kişi, mal ve hizmetlerin geçişinde 'birtakım özel kuralların uygulanması gereği' üzerinde duruluyor. AB vatandaşı olmayanlara ise dış sınır rejimi uygulanıyor.
Yeşil Hat'tan insan geçişleri nasıl olacak?
Rum Yönetimi, şimdiki gibi kontrolleri sürdürecek. Üçüncü ülke vatandaşlarının geçişlerine, güney tarafından düzenlenen oturma izni, geçerli seyahat belgesi ve gerektiğinde vizeye sahip olmaları halinde izin verilecek.
KKTC'ye giden AB vatandaşı güneye geçebilecek mi?
Buna tam açıklık getirilmiyor. Halihazırda buna izin verilmiyor. Komisyon, "Bu konuda bir sorun çıkmaması gerekir. Ancak bu bir tüzük ve uygulaması üye ülkeye ait" diyor. Hukuk uzmanları, AB vatandaşlarının önce kuzeye gelip oradan güneye sorunsuz geçebileceği yorumunu yapıyor.
Kuzeyden gelecek mallar için nasıl uygulama olacak?
Temel ilke, malların kuzeyde üretilmiş ya da üretim sürecinin önemli kısmının kuzeyde tamamlanmış olması. Bu mallara gümrük vergisi uygulanmayacak. Sertifikaları, Kıbrıs Türk Ticaret Odası ya da komisyonun yetkilendirdiği bir kurum verecek.
KKTC mallarının AB pazarına geçişinde kuzeydeki limanlar kullanılabilecek mi?
Kuzeyin malları sadece güneye geçebilecek ve AB pazarlarına olası çıkışı güneyden yapılabilecek. Ancak komisyonun ticaretle ilgili hazırlayacağı raporda, limanların kullanım şartları, kuzey mallarının AB pazarlarına güneyden geçmeksizin nasıl gönderilebileceğine karar verilecek.
Komisyonun raporu, üye ülkelerce veto edilebilir mi?
Rapordaki meseleler AB iç pazarına bağlı konular olacağından, konsey karar aşamasında oybirliği yöntemini uygulamayacak. Nitelikli oy çoğunluğu sistemi kullanılmasıyla bir üyenin veto tehdidi ortadan kaldırılacak.
AB müktesebatı kuzeyde geçerli olabilecek mi?
Hayır. AB kuralları sadece uluslararası hukuka göre adayı temsil eden Rum Yönetimi'nin egemenlik alanında geçerli olacak.
Açılım neden sınırlı kaldı?
Teknik olarak çok geniş kapsamlı bir açılım mümkün değil. Çünkü, Kıbrıs Türk tarafı ile AB arasında kurulacak ilişkinin hukuki temeli, Kıbrıs'ın (Rum Yönetimi) Katılım Antlaşması'na dayandırılıyor. Bu antlaşmada Kıbrıs'ın kuzeyi siyasi bir yapı olarak kabul görmüyor.
Rum tarafı: Tüzükten memnunuz
Atina v
e Rum Yönetimi, AB'nin tüzük formülünü beğendiğini söyledi. Ama diplomatlar, 'Artık Yeşil Hat'ın ipleri Brüksel'de' diyor
30/04/2004 RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi, Rum halkının 24 Nisan'daki referandumda Annan Planı'na 'Hayır' demesinden sonra uluslararası tepkinin yoğunlaştığı bir sırada, AB Daimi Temsiciler Komitesi'nin (COREPER) Yeşil Hat yönetmeliği için benimsediği formülü kendisine göre yorumlayıp memnun kaldıklarını açıkladı. Ancak Rum diplomatik çevreler 'deve kuşu' misali gerçeğin görmezlikten gelindiğini ve KKTC ürünlerinin dolaşımında son sözün artık Rum Yönetimi'nde değil Avrupa Komisyonu'nda olacağını belirtti.
Yunan Dışişleri Sözcüsü Yorgos Kumuçakos, formülün kendilerini tamamıyla memnun ettiğini savunarak şöyle değerlendirdi: "Yeşi Hat'ın AB'nin dış sınırı olmadığı ve buna dönüşemeyeceği tescil edildi. Tüzükle Yeşil Hat'ın hukuki statüsü ile ilgili muhtemel belirsizlik ve boşluklar önlendi. Tüzükte öngörülen maddelerin uygulamasında, AB tarafından tanınan tek resmi merci olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin merkezi rolü kesinleşti."
'Sorun Verheugen'
Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise "Durumu kontrol altına alabildik. Tek olumsuz gelişme Avrupa Komisyonu üyesi Günter Verheugen'in işgal topraklarında (KKTC) irtibat bürosu açılması ısrarı. Bunu da pazartesi görüşeceğiz" dedi. Rum diplomatik çevreleri, Rum Yönetimi'nin artık KKTC ürünlerinin AB'de serbest dolaşımında başrolü oynamayacağını, Yeşi Hat'ın AB için adeta 'yumuşak sınır' olacağını belirtti.
ABD'li muha
tap bulunamıyor
Rum yönetimi 'Hayır'ı mazeretlendirmek için Atina'nın da yardımıyla uluslararası propaganda seferberliğe hazırlansa da Papadopulos'a muhatap bulamıyor. Rum liderin 28 Mayıs'taki gayriresmi ABD ziyaretinin programı hazır ama kendisiyle görüşecek Amerikalı yetkili bulunamıyor. Bunun için 20 Mayıs'ta Washington'a gidecek Karamanlis'in ortam yaratacağı kaydedildi
ABD'nin aklında 'Tayvan tipi' var
30/04/2004 RADIKAL
AFP
- WASHINGTON - Fransız haber ajansı AFP, ABD'nin referandumda Annan Planı'na 'Evet' diyen Kıbrıslı Türklere ödül olarak 'de facto diplomatik tanıma' sunabileceğini duyurdu. AFP'ye konuşan Amerikalı yetkililer, sadece Türkiye'nin tanıdığı KKTC'ye Tayvan'ınkine benzer bir statü verilebileceğini söyledi.
Bir Amerikalı yetkili, Washington'ın açılımlarının doruk noktasının, Tayvan'daki Amerikan Enstitüsü'nün muadilinin KKTC'de açılması olacağını belirtti. Washington'ın 25 yıl önce Taypey yerine Pekin'i tanımasından beri, ABD'nin Tayvan'la ilişkilerini yürüten Amerikan Enstitüsü, 'de facto' elçilik konumunda. Tayvan da, Pekin'i tanıyan ABD ve diğer ülkelerde, 'Taypey Ekonomik ve Kültürel Ofisi'yle temsil ediliyor. ABD'nin diplomatik sorun çıkarmadan kuzeyin tecritini hafifletmeyi amaçladığını aktaran yetkili, 1979 tarihli Tayvan'la İlişkiler Yasası gibi bir yasa çıkarmak gerektiğini belirtti. Ancak KKTC'ye silah satışı olmayacağını hatırlatan yetkili, yasanın direnişle karşılaşmayacağını kaydetti. Bir başka Amerikalı yetkili, "Biz de AB gibi yapacağız. Avrupalılarla ne yapılması gerektiğine dair güçlü görüş birliği var. Önlemlerimiz bu görüş birliği üzerine temellenecek" dedi.
Talat'la ortak taktik tamam
30/04/2004 RADIKAL
RADİKAL
- ANKARA - Brüksel'de 'Kuzey'e yönelik siyasi ve ekonomik tüm ambargoları kaldırın' çağrısı yapan KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, referandum sonrası izleyeceği Kıbrıs politikasının ayrıntılarını Başbakan Tayyip Erdoğan ile belirledi. İki başbakan, AB ile KKTC arasındaki tüm ilişkilerde Rum kesimininin devreden çıkarılması için ortak çalışma kararı aldı. Talat ve koalisyon ortağı Demokrat Parti'nin (DP) lideri ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, dün Ankara'da, Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile bir araya geldi. Görüşmede Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıs tüzüğünün 'şimdilik' yeterli görülebileceği, ancak uzun vadede tecridin kaldırılmasına yetmeyeceği görüşünde birleşti.
Tarafların üzerinde uzlaştığı strateji şöyle:
Adada birleşme kapısını açık tutmak için AB, BM ve ABD nezdindeki girişimler sürdürülecek. Talat'ın muhtemel ABD gezisi, Erdoğan'ın mesajlarıyla pekiştirilecek.
AB'nin vereceği 259 milyon euro, turizm ve eğitim projelerinde kullanılacak.
Türk vatandaşlarının adaya giden Yunan vatandaşlarıyla aynı imkânları olması için düzenleme istenecek.
KKTC mallarının tümünün AB pazarına girmesi için komisyonun çalışmalarına katkı yapılacak.
Asker sayısı 'ikincil öncelik'
Adadaki asker sayısının azaltılması konusundaki adımlar ise 'ikincil öncelik' olarak belirlendi. Asker çekme doğrudan gündeme getirilmeyecek ancak BM barış gücü Kıbrıs'taki askeri varlığını gözden geçirirken, Türkiye de aynı işlemi yapacak. Kuzeydeki birliklerin zaman içinde küçültülmesi yoluna gidilecek.
AKPM Kıbrıslı parlamentere açılmadı
30/04/2004 RADIKAL
RADİKAL
- STRASBOURG - Kıbrıslı Türklere açılım eğilimi Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi'nin (AKPM) genel kurul oturumunda yerini 'kemikleşmiş yaklaşıma' bıraktı. Kıbrıs konusunda bir karar tasarısını oylayan AKPM, KKTC'li parlamenterlerin genel kurul ve komisyon çalışmalarına katılmasını kabul etmedi. AKPM, diğer uluslararası kurumlara 'izolasyonu kaldırıp politikaları gözden geçirme çağrısı' yapmakla yetindi.
Taslak kabul görseydi KKTC'li parlamenterler, AKPM genel kurulu ile komisyon toplantı ve çalışmalarına düzenli katılabilecek, oy kullanmaksızın söz alıp görüş belirtebilecekti. Ancak Yunanlı ve Rumların yoğun lobisi sonucunda bu öneri kabul edilmedi. Bunun yerine 'Kıbrıs Türk toplumunun seçilmiş temsilcileriyle Rum delegasyonuna dahil olmaları şartıyla yakın işbirliğinde bulunması kararlaştırılmıştır' denildi.
İzin ve
rmediler
Dünkü oturumda Avrupa Konseyi'nde gözlemci sıfatıyla bulunan KKTC'li parlamenterlerden birinin genel kurula seslenmesi önerildi. Ancak bu yaklaşım da Yunan ve Rum parlamenterlerin yoğun itirazıyla karşılaştı. Yapılan oylamada sonuç olumsuz oldu.
Tasarının en önemli unsurlarından birini de uluslararası kuruluşlara yapılan çağrı oluşturdu. AKPM, başta AB ve Avrupa Konseyi olmak üzere, uluslararası topluma, Kıbrıslı Türkleri izolasyondan kurtarmak için açılım çağrısı yaptı. 23 ret oyuna karşı 47 oyla kabul edilen kararda BM'den de aldığı yaptırım kararlarını da gözden geçirmesi istendi. Kararda Rumların referandumda 'hayır' demesinin 'derin düş kırıklığı' yarattığı da vurgulandı.
Referanduma De Soto noktası
De Soto, veda ziyaretinde Ankara'ya BM'y
e sunacağı raporunun 'dengeli' olacağı garantisi verdi. BM temsilcisi, 'İsterlerse Güney'de yeni referandumu yaparlar' dedi
30/04/2004 RADIKAL
RADİKAL
- ANKARA - Referandum sonrası Kıbrıs'ta başladığı veda turunu Ankara'da sürdüren BM'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın adada ikinci bir referanduma ilişkin görüşünü yokladı. Erdoğan, Türk tarafının hedefinin artık izolasyonun kırılması olduğunu belirterek bu olasılığa kapıyı kapattı. De Soto, referandumdan sonra KKTC'ye yönelik vaatlerin muhatabının BM değil AB olduğunu belirtirken, Erdoğan, Rum kesiminin Türkiye tarafından tanınmasına ilişkin olarak, "Gerçekleri görmek zorundayız" dedi.
Erdoğan kapıları kapattı
Dışişleri'ndeki temaslarının ardından Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan'la görüşen De Soto, görüşmede, Erdoğan'ın ikinci bir referandum konusunda nabzını yokladı. De Soto, "Papadopulos zor durumda. Rum tarafı fırsat kaçırdığını yeni fark ediyor" dedi. Erdoğan bu olasılığa kapıları kapatarak, "Artık bu iş yeni bir aşamaya gelmiştir. Türk tarafının
hedefi KKTC üzerindeki haksız tecritin sona ermesidir" diye konuştu. Erdoğan, KKTC'nin mağduriyetinin giderilmesine ilişkin açıklanan niyetleri yeterli bulmadıklarını belirtirken, De Soto, "Ambargonun kaldırılmasında AB kadar taraf değiliz. Ancak Kıbrıslı Türklerin ödüllendirilmesini adil buluyoruz" mesajını verdi. De Soto NTV'ye açıklamasında da, plana 'Evet' diyen Türk tarafında referandumun gerekmediğini, sadece Rumların yeni referandum düzenleyebileceğini söyledi.
Objektif rapor
Hükümetin AB'ye üye olacak Rum kesiminin tanınmasına ilişkin görüşünü soran De Soto, Erdoğan'dan, "Gerçekleri görmek zorundayız. Rum tarafının tanınması halinde Kıbrıs'taki yeni duruma ve gerçeklere uygun davranacağız" yanıtı aldı. De Soto, sürece ilişkin hazırlayacağı raporda, Papadopulos'tan etkilenmeyerek, objektif değerlendirmelere yer vereceğini belirtti.
Anılarını kitap yapacak
De Soto temaslarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlarken, 'Annan planı öldü mü' sorusuna, "Öldü demek istemiyorum ama ortada bir şey var ki plan, adanın sadece kuzeyinde onaylandı" dedi. De Soto, Kıbrıs'la ilgili anılarını kitap haline getirip, Ankara'ya göndereceğini anlattı ve Batı Sahra'daki asıl görevine döneceğini kaydetti. De Soto bugün son olarak Atina'ya veda ziyareti yapacak.
Talat'ın Powell ve Annan ile görüşmesi gündemde
Murat Yetkin
Denktaş toplum lideri olarak muhatap alındı. Talat, KKTC Başbakanı sıfatıyla ağırlanacak
30/04/2004 RADIKAL
Irak'la yatıp 11 Eylül Komisyonu soruşturmalarıyla kalkan Amerikan başkenti, hafta sonu KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı konuk etmeye hazırlanıyor. KKTC resmen tanınmadığı için bu görüşme resmi ziyaret niteliği taşımayacak. Ancak 24 Nisan halkoylamasında 'Evet' oyu çıkmasında büyük payı olan Talat'a Washington'da yarı resmi protokol uygulanacak ve yönetim üyeleriyle önceden ilan edilmiş, basına açık görüşmeleri olacak. Talat'ın dün NTV canlı yayınında bir ihtimal olarak söz ettiği ABD Dışişleri B
akanı Colin Powell ile görüşmesi, yalnızca saat randevusu verilmesi ayrıntısına kalmış durumda. Amerikan kaynaklarının verdiği bilgilere göre, Talat'ın yönetimin diğer güçlü isimleriyle de görüşmesi söz konusu.
Bu görüşmelerde Talat'ın KKTC'nin tanınması konusunu masaya getireceği de tahmin ediliyor. ABD'nin şu aşamada KKTC'yi resmen tanıyacağı yönünde bir işaret yok. Ancak Avrupa Birliği'nin dün resmileştirdiği kararı izleyerek, Kıbrıs Türkleri üzerindeki ekonomik ve sosyal ambargonun kaldırılması, dolayısıyla siyasi ambargonun da delinmesine yönelik adımlar atılması mümkün. Bir AB yetkilisinin Radikal'e verdiği bilgiye göre, komisyon kararının en önemli yönü, Kuzey Kıbrıs'a yapılacak 259 milyon euro'luk yardım üzerindeki 'Birleşme olduğunda' koşulunu kaldırması; yardımın Rum hükümeti üzerinden değil, doğrudan Türklere verilmesi (ve böylece Türk tarafının ayrı bir kimlik olarak resmen tanınması) ve Türk tarafında düşük düzeyde de olsa bir temsilcilik açılması önündeki engelleri kaldırması. Ayrıca AB vatandaşlarının KKTC'yi ziyareti önündeki engellerin kaldırılması, Kuzey'de turizmin teşvik edilmesi anlamına geliyor.
Buna karşın AB, sağlık onayı getirilen örneğin gıda ürünlerinin hâlâ Güney Kıbrıs üzerinden satışını öngörüyor. Oysa ABD'nin bu zorunluluğu yok. Bir ABD şirketinin bir Kıbrıs Türk şirketinden ithal edeceği örneğin bir kasa portakalın siyasi anlamı çok fazla olabilir.
Dün Ankara'da temaslarda bulunan BM Kıbrıs Koordinatörü Alvaro de Soto'nun, "Yeni girişim olmayacak, Rumlar kendi isteğiyle Annan
Planı'nı yeniden oylamak isterlerse başka" türünden sözleri, bir süreden beri aktarmaya çalıştığımız ABD-AB ortak planının BM tarafından da kabul görmeye başladığını gösteriyor.
Talat'ın bu hafta sonu Washington'da Powell ve diğer yetkililerle görüşmesi gerçekleştikten sonra sırada muhtemelen New York'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve diğer BM yetkilileriyle görüşmesi olacak. Talat, Annan'dan da tanınma ve uzlaşma planını kabul etmiş olmaktan dolayı mağdur edilmemeyi talep edecek. Tanınmanın şu aşamada geleceği şüpheli. Çünkü planı devrede ve Kıbrıs Türklerinin ayrı bir kimlik olarak tanınması yoluyla Rumların baskı altına alınması ve 24 Nisan'de reddettikleri planı, üzerinde bir değişiklik yapılmadan yeniden oylayarak kabul etmelerinin sağlanması hedefleniyor.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin, dünkü oturumda Kıbrıslı Türklere bazı açılımlar içeren kararı kabul etmesine karşın, siyaseten de reddetmesi bunun göstergesi olsa gerek.
Zaten Talat'ın, hafta başında Brüksel'de görüşmeler yaptıktan sonra şimdi de Washington ve New York'ta üst düzey ve ilan edilmiş temaslarda bulunacak olmasının siyasi önemi de burada.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da daha önce benzeri görüşmeler yapmıştı. Ancak bu görüşmelerin tamamına, 1974 öncesinden gelen sıfatıyla 'Türk toplumunun temsilcisi' sıfatıyla muhatap alınmıştı. Hatta Annan, son süreci başlatan mektubunda kimseye cumhurbaşkanı demek zorunda kalmamak için hem Türk, hem de Rum liderlere aynı sözcükle 'Ekselansları'
diye hitap ederek başlamıştı.
Oysa Talat, uluslararası camiada Kıbrıs Türklerinin seçilmiş başbakanı olarak muhatap alınan ilk isim oluyor. Geleneksel Kıbrıs politikalarıyla 30 yıldır ulaşılamayan uluslararası meşruiyete, ön alıcı ("proaktif" sözcüğünü böyle mi çevirmeli?) ve uzlaşmacı politikalarla ne kadar kısa sürede ulaşılabildiğine birlikte tanık oluyoruz.
Kıbrıs nereye?
Erdal Güven
30/04/2004 RADIKAL
Türk tarafı, Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde çözüm bulunabilmesi için üzerine düşeni geç de olsa yaptı. Rum liderliği dışında bundan kimsenin kuşkusu yok.
Şu anda bir geçiş sürecindeyiz. ABD, BM ve AB 24 Nisan sonrasında oluşan yeni fiili duruma göre Kıbrıs politikalarını gözden geçiriyor. Ayrıntılar ve araçlar bir yana oluşturacakları politi
kanın genel çerçevesi ve amacı belli: Türk tarafını rahatlatıp Rum tarafını 'sıkıştırarak' Kıbrıs'ın Annan Planı'nı öngördügü çözümün yörüngesinde kalmasını sağlamak. Dolayısıyla amaç aynı, değişen araçlar.
ABD, BM ve AB Türk tarafına hak ettiği açılımı yaparken elinin kolunun hukukla bağlı bulunduğunun farkında. Ortada KKTC'nin statüsüne ilişkin BM Güvenlik Konseyi ve Avrupa Adalet Divanı kararları var. Bu kararlar mevcut konjonktürde ne KKTC'nin tanınmasına ne de ambargonun kaldırılmasına elveriyor.
Ancak şu da bir gerçek ki hiçbir uluslararası hukuk düzenlemesi bir toplumun kendi iradesinin hilafına düştüğü bir durumdan ötürü cezalandırılmasına izin vermez.
Dolayısıyla uluslararası topluluk hak ile hukuk arasında bir arayış içinde şu anda.
Kıbrıs'ta referandumların ardından parametrelerin değişmesiyle asimetrik bir durum oluştuğu ortada. Bu asimetrinin ortadan kaldırılmasında öncelikli sorumluluğun başta AKEL olmak üzere Rum liderliğinde bulunduğu da su götürmez. Papadopulos hiçbir zaman 'çözüm adamı' olmadı, olacağı da yok. Papadopulos'un değişmesi, Denktaş'ın değişmesinden daha kolay değil. Dolayısıyla Kıbrıs sorununun önümüzdeki dönemde nasıl bir bağlama oturacağı her şeyden önce AKEL'in alacağı tavıra bağlı.
AKEL referandum öncesinde 'Hayır' alma kararının gerekçelerinde hakikaten samimiyse, artık bu samimiyetini kanıtlaması gerekiyor. AKEL, Annan
Planı'nın özüne karşı olmadığını, yalnızca Rum toplumu genelinde plan aleyhinde oluşturulan olumsuz havanın dağıtılmasına ihtiyaç bulunduğunu, bunun için de zaman ve planın uygulanacağına ilişkin ek güvenceler istediklerini yineleyip durdu. Ve sonuçta kendini 'Hayır'a, Kıbrıs'ı da çözümsüzlüğe mahkûm etti. Tarihi bir hata yaptı.
Şimdi de çıkış yolu arıyor.
Bu durumda Türk tarafının iki seçeneği var: AKEL'i hatasıyla baş başa bırakıp bedelini ödemesini seyretmek ya da bu hatasını telafi etmesi için AKEL'e yardım elini uzatmak.
Kıbrıs'tayken konuştuğum Kıbrıslı Türklerin bazılarını ilk seçeneğin cazibesine kapılmış gördüm. Üstelik bu insanların tamamı, hayatlarını yeniden adanın birleşmesine, iki halkın yeniden kaynaşmasına adamış insanlar. Bunda hiç kuşku yok ki dost bildikleri, aynı amaca hizmet ettiğini düşündükleri AKEL'in yol açtığı hayal kırıklığının, şokun ve öfkenin payı büyük. Dolayısıyla Kıbrıslı Türkler arasındaki bu halet-i ruhiyeyi anlayışla karşılamak lazım. Zaten referandum sonuçlarının Kıbrıs'taki iki halk açısından en olumsuz yanı, Kıbrıslı Türkleri, Rumlardan uzaklaştırması, yabancılaştırması oldu.
Ancak doğru yolun, ikinci seçeneğin arkasında saklı olduğu da ortada. Bir kere AKEL karar değiştirmeden Rum tarafının Annan Planı'na bakışının değişmesi mümkün değil. Kaldı ki iki halkın çoğunluğunun benimsemediği bir anlaşmanın, dünyanın en iyi anlaşması da olsa, işleme şansı nedir ki?
Daha önce de yazdım: Mevcut konjonktürde Kıbrıs'a getirilecek hiçbir düzen adil ve kalıcı bir çözümün yerini tutamaz, özellikle de Kıbrıslı Türkler için.
Bu yüzden gerek Kıbrıs Türk liderliğinin, gerekse Kıbrıs Türk toplumunun, kendi içlerinde yakaladığı dinamizmi, Rum liderliği ve toplumunun da yakalamasına omuz vermekten başka şansları yok...
Washington'da Kıbrıs haberi
Murat Belge
30/04/2004 RADIKAL
Amerika kıtası uzak. Ama uzak olmaktan başka bir de büyük. 'Ya Allah!' deyip git Kaliforniya'ya... Bayağı yorucu. Oradan dön doğruca Washington'a... Bu işler böyle kısacık zamanlar içinde olacaksa, insanın pestili çıkıyor.
Hafta sonu uykusuz bir geceden sonra Washington'a vasıl olup Kıbrıs haberini de orada aldım. Tarihte bazı sorunlar var; bitemiyor. Bu da onlar
dan biri. Bitememesinin başlıca nedeni, sorunun 'tarafları' olarak gördüğümüz zevatın aslında sorunun kendisi olmaları. Sorunlarla kendilerini özdeşleyen kişilerde bu eğilim her zaman çok kuvvetli, anlaşılan.
'Bitmediğine' göre, daha konuşmaya devam edeceğiz. Washington'da bulunduğum toplantıda da bir miktar konuşuldu. Birlikte bir panele çıkan ABD'nin eski Türkiye sefiri Marc Grossman da, Almanya'nın şimdiki ABD sefiri Ischinger de (başkaları da) ortaya çıkan bu durumun Türkiye için ve Kıbrıs'taki Türkler için herhangi bir haksızlık yaratmasına meydan verilmemesinin ne kadar önemli olduğunu vurguladılar.
Tabii Denktaş'a ve onun omuzdaşlarına kalsa biz de 'Hayır' demiş olacak ve dünya kamuoyunda uyanan bu olumlu izlenimin uyanmasına imkân bırakmayacaktır. Denktaş'ı da nasıl olsa daha uzun zaman konuşmaya devam edeceğiz.
Dönüşte uçakta okuduğum Herald Tribune'da aynı şeyleri söyleyen, Kıbrıs Türk kesimine ödül, Rum kesimine de ceza verilmesi gerektiğini anlatan bir imzasız makale vardı.
Rastlantı bu ya, Washington'da kendi kendime gezinirken, Massachussets'le kesişen, Florida mıdır, hangisidir. Woodrow Wilson Müzesi'nin de olduğu sokağa sapmıştım; meğer Kıbrıs Elçiliği bu sokak üstündeymiş. Küçük bir ülkenin, küçük bir bahçe içinde, küçük elçilik binası! Kıbrıs'ın kendi fiziksel boyutlarıyla dünyanın başına dert olmuş boyutları ne kadar farklı!
Böyle günlerde insanlar kendi öznel duygularını o günü öyle biçimlendiren nesnelere yansıtırlar. Şimdi, Washington kentinde bütün elçilikler, ister istemez, içine kapalı ve dışa karşı korumalı binalarda müzik çalacak, şarkı söyleyecek halleri yok! Gene de, Kıbrıs Elçiliği, özellikle bir kasvete dalmış gibi geldi bana. Hani karikatürlerde, 'Tatile gittik. Kapalıyız. Üç ay yokuz' filan diye mesajlar bırakılmış evler görürüz. 'Tatile gittik' dese de pek inandırıcı değildir; tatile gitmekten çok, ortalıkta görünmemek üzere bir 'yer değiştirme' olmuş gibidir. Bu binada da, örtülü perdeler, bu kadar önemli bir olayın olmasından iki gün sonra, böyle bir sessizlik, bende bu tür izlenimler yarattı. Diplomatlar, her ülkede, ülkenin bir tür gördüğü konuları, sorunları, dünyanın bunları gördüğü yerden de görmek durumunda kişilerdir. Kıbrıs Rum kesiminin yüzde 75'i herhalde doğal bir iş yaptığına inanarak, o gün sandık başına gitti ve 'Hayır' oyu verdi. Ama Kıbrıs'ın Washington'daki diplomat temsilcisi herhalde bu sonucun çıkmasının başlatacağı sorunlar zincirine başka bir gözle bakıyordur.
İşte süreç başladı ve belirli bir aşamaya kadar da geldi. Tamamlanması için belki en 'önemli' sayılacak koşul (yani, Rum kesiminin 'Evet' demesi) gerçekleşmedi, ama en 'zor' sayılan koşul (yani Türk kesiminin 'Evet' demesi) gerçekleşti. Böyle yüzülmüş ve kuyruğuna gelinmiş bir uluslararası sonunda ilgili tarafların (bunların, doğrudan taraf olanların dışında kalanlar) "Eh, ne yapalım? Kısbet bu kadarmış" deyip ellerini konudan çekmeleri mümkün değildir. Dolayısıyla Kıbrıs'ın güneyinde şimdiye kadar görmeye alışık olmadığımız bir baskı yağmuru başlayacaktır. Bunun seyri 'ilginç' olacak herhalde.
Kıbrıs'ta asıl kayıp
30/04/2004 RADIKAL
BESSAM DAWU
Kıbrıs'ta adanın birleştirilmesine yönelik Annan planı etrafında yapılan seçim sonuçları bir yana durum gerçekten kaygı verici. Bu kaygı son haftalarda iyice suyüzüne çıktı. Peki niçin Kıbrıslı Türklerin planı destekleme eğilimi gösterdiği, Ankara'nın birçok açıklamasında 1974 deneyiminin yinelenmeyeceğine dair garantiler verdiği bir zamanda Rumlarda planı reddetme eğilimi belirdi?
Bu sorunun yanıtı derinlerde yatıyor. Acaba Rumlar, Kıbrıslı Türklerle birlikte yaşamak istemiyorlar mı?
Hiç şüphesiz bu arka plan mevcut ve hayli de tehlikeli. Kültürel, sosyal ve dini düşünceler çok zaman siyasi denklemlerin patlak vermesine, devletin ulusal ve sosyal yapısının yoluna mayın döşenmesine yol açmıştır. Rumların 30 yıl süren trajik bölünme sonrası aynı vatana ortak olan 'öteki'ne yukarıdan bakmak ve tutucu davranmak yerine birleşik Kıbrıs içinde Rum'uyla Türk'üyle, Hıristiyan'ı ve Müslüman'ıyla birlikte yaşamanın zorunluluğunu dikkate almaları uygun düşerdi.
AB'nin
hatası
Avrupa Birliği'nin bu hususa yeterli önemi vermesi gerekiyordu. Eğer Avrupa Birliği, Rumlara birliğe katılımlarının adanın birleştirilmesine onay vermekten geçtiğini açıklasaydı şartlar daha farklı olurdu.
Avrupa-İslam ve Batı-Doğu buluşma noktası olarak Kıbrıs, Avrupa ile İslam dünyası arasındaki ilişkilerin arka planı ve geleceği üzerindeki göstergelerinden biri haline gelmekte. Bu durum Akdeniz adasında yeşermesi mümkün siyasi dengelerden daha önemli. Kıbrıslı Rumların dikkat etmediği, belki de gerçekleşmesi imkânsız olan 'enosis' düşüncesinin hâlâ mümkün olacağı zannıyla, dikkat etmeyi reddettiği nokta bu.
(Katar'da yayımlanan El Vatan gazetesi, 26 Nisan 2004)
Kandırıldık ey halkım
Bundan sonra herkes başımıza gelebilecekler ve kendilerinden kasten gizlenen gerçekler için kendi düşünsün. Herkes kendisini kandıranlara kendi sorsun
30/04/2004 RADIKAL
Yorgos Kaskanİs
Başımıza gelmesi beklenenler hakkındaki heyecanımızı ve endişelerimizi dile getirmek uğruna son günlerde Annan Planı hakkında bazen gerginlik dozajı yüksek tartışmalar yaptık. Ahlaksız suçlamalara hedef olduk. Bazı çevreler, bankalardaki hesaplarımızın ABD dolarları ile şiştiğini iddia ederek, bizleri bir tek kendilerinin bildikleri karanlık sokaklara doğru sürüklemeye çalıştı. Ancak biz ne oy toplayan politikacılarız ne de koltuklarını korumayı her şeyden üstün tutan iktidar yetkilileri. Biz tertemiz ve saf niyetlerimizle sadece düşüncelerimizi, endişelerimizi ve saptırmadan olayları aktarmaya çalıştık. Sonunda dayanamayıp bu söylediklerimiz için gazetemizde 'Acaba duyan var mı?' manşetini attık. Muhtemelen pek duyan çıkmadı. Artık kimse duymuyor. Ya da duyanlar çok az.
İşte bu yüzden artık Annan Planı, referandum ve sonuçları hakkında son kez yazıyorum. Yarından itibaren daha az yıpratıcı konulara değineceğim. Siyasi platformdaki son gelişmeler şunlar:
AB sahte devletin (KKTC kastediliyor) 'yetkilileri' ile direkt diyalog başlatmayı kararlaştırdı. Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bir kenara iterek Kıbrıs Türk tarafına 249 milyon euro tahsis etmeye de karar verdi. Hükümet memnuniyetini dile getirdi ama AB Genel İşler Konseyi toplantısının sonuç belgesine baktığımızda bir kere bile olsun 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nden bahsedilmediğini endişeyle müşahede ettik.
AB sadece Kıbrıs'ın Rum tarafının 1 Mayıs'ta üye olduğu görüşünü pekiştirircesine Yeşil Hat'ta geçerli olacak statüyü yeniden inceliyor. Dışişleri Bakanı Yakovu, Avrupa salonlarında güç saatler yaşıyor.
'Başbakan' Talat, Alvaro De Soto'nun da dediği gibi 'ileriye bakan lider' olarak Brüksel ve Washington'a davet ediliyor.
BM'de Barış Gücü'nün Kıbrıs'ta kalıp kalmaması konusu bile ortaya atılıyor. Biz Rusya'nın vetosundan yararlandık yararlanmasına da Barış Gücü için bir başka ülke kendi vetosunu kullanırsa acaba ne yapacağız? Barış Gücü Kıbrıs'tan giderse ne olur, hiç düşünen çıktı mı?
İşgal topraklarında Annan Planı'nın tek taraflı uygulanmaya başlanacağı söyleniyor. Böyle bir şey bizi daha da zor pozisyona sokacak. Ayrıca sahte devletin ayrı bir varlık olduğu görüşünü kuvvetlendirecek. Dolayısıyla kısa sürede Annan Planı'nın karmaşık federasyonundan değil, apaçık bir konfederasyondan söz ediyor olacağız.
Meselenin insani boyutları da var şüphesiz. Bir de onlara bakalım:
Morfulu (Güzelyurt) bir vatandaş referandumda 'Hayır' demesi için kendisini ikna eden kişilerin aynı zamanda nasıl olup da Morfu'daki Kıbrıslı Türklerin yetiştiriği turunçgilllerin ihracatını savunduklarını, hatta desteklediklerini soruyor. Morfulu vatandaş, Annan Planı uygulansaydı tarlalarını geri alacaktı.
Maraşlıların artık şehirlerine dönmek için 104 günü saymalarına gerek kalmadı.
Bazı göçmenler (Rum) servetlerini kaybettikleri için hükümete tazminat davası açma yollarını araştırıyor. Çözüme hararetle karşı çıkan Baf Metropoliti'nin sözünü tutup göçmenlere ekonomik yardım yapıp yapmayacağı merak ediliyor.
Kıbrıslı Türkler, Annan Planı'nın uygulanabilmesi için kaçınılmaz olan muhtemel güçlüklerin aşılmasında itici güç rolünü oynayacak, adanın tekrar birleşmesi hedefiyle ilgili şevklerini yitirdi. Kıbrıslı Türkler belki de yarın hür bölgelerdeki (Rum kesimi) servetlerinin iadesini talep edecek.
Sanırım bir 'son mektup' için bunlar yeterli. Bundan sonra herkes başımıza gelebilecekler ve kasten gizlenen gerçekler için kendi düşünsün. Herkes kendisini kandıranlara kendi sorsun.
(Rum gazetesi Politis, 28 Nisan 2004)
|
ABDde ilk defa KKTCnin tanınması tartışılıyor |
|
|
Kıbrıstaki referandumlar öncesinde kimsenin aklına getirmediği KKTCnin tanınması kavramı, ilk defa Washingtonda tartışmalara konu oluyor.
 |
|
|
NTV-MSNBC |
|
|
|
|
|
30 Nisan 2004 Amerikan Dışişlerinin Kıbrıs özel koordinatörü Weston, Washingtonun ağırlığı Türk tarafının tecridinin sona ermesine verdiğini belirtirken, bir taraftan da tanınmaya karşı olan yasal temeller aşınıyor dedi. |
Referandumların ardından Kuzey Kıbrısın tanınması kavramı, Washingtonda giderek yaygınlaşan bir tartışma konusu oluyor. Önce ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Henüz kuzey Kıbrısı tanıma noktasına gelmedik diyerek dikkatleri kendiliğinden tanınma kavramı üzerine çekti.
Ardından Dışişleri sözcüsü Richard Boucher, ABDnin KKTCye ilişkin bütün seçeneklerinin açık olduğunu söyledi. Daha sonra ABD Dışişlerinin Kıbrıs özel koordinatö
rü Thomas Weston, NTVye demecinde, Amerikanın KKTCyi gelecekte tanıması ihtimalini reddetmedi. Weston, en son Johns Hopkins Üniversitesindekı bir panelde, bu konuda yeni ve ilginç ifadelerde bulundu. Weston, ABDnin ilgisinin, şu anda KKTCnin tanınması değil, Kıbrıs Türklerinin tecridine son verilmesi üzerinde yoğunlaştığını söyledi. Weston, buna karşılık, tanınmanın yaşayabilir bir seçenek olmadığı yönündeki yasal temeller aşınıyor dedi. Böylece, gelecekte bir noktada KKTCnin tanınmasının gündeme gelebileceğini ima etti.
TALAT DA BÖYLE DEMİŞTİ
Burada ilginç bir nokta su. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat da, Kıbrıslı Türkler için önceliğin tanınmada değil, tecridin sona ermesinde ve adanın nihai birleşmesinde olduğunu vurguluyor.
Washingtondaki uzmanlara göre, Kıbrıslı Türkler, ağırlığı tanınmaya vermedikçe de, bir hafta öncesine kadar kimsenin aklına getirmediği tanınma kavramı, Washingtonda giderek daha fazla tartışılıyor.
|
Rum kesiminde AB kutlaması |
| |
|
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bugün başlayacak Avrupa Birliği üyeliği nedeniyle çeşitli kutlama etkinlikleri düzenliyor. Lefkoşa Rum Belediyesi, öğleden sonra Eleftheria Meydanında kutlamaları başlattı. |
| |
|
Lefkoşa
AA |
|
|
| |
|
30 Nisan 2004 Lefkoşa Rum Belediye Başkanı Mihalakis Zambelas de akşam bir konuşma yapacak ve saat 23.59dan itibaren etkinliğe katılanlar Merhaba Avrupa diyerek 1 Mayısı karşıladı. |
|
Rum kesiminin AB üyeliğini kutlama etkinlikleri Limasol, Baf ve Larnaka gibi şehirlerde de düzenleniyor.
Eleftheria Meydanında düzenlenen kutlamada, Rum asıllı Yunanlı ses sanatçısı Anna Vissi konser verdi. Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulosun konuşmasının ardından, havai fişekler eşliğinde AB Bayrağı, Kıbrıs Rum Kesiminde göndere çekildi.
Bu arada, Rum Milli Muhafız
Ordusundan (RMMO) yapılan açıklamada, Rum Genelkurmayında 3 Mayıs Pazartesi günü düzenlenecek resmi törenle, AB bayrağının göndere çekileceği bildirildi. Törende, Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolasın da hazır bulunacağı belirtildi.
İÇKİ UCUZLARKEN SUYA ZAM GELECEK
Öte yandan, Güney Kıbrısın AB üyeliği çerçevesinde, ABye uyum sağlanması amacıyla yapılan vergi düzenlemleri uyarınca, ithal alkollü içki fiyatlarının ucuzlayacağı, şişe suyunun ise yüzde 5lik KDVden dolayı pahalılaşacağı bildirildi.
Rum basınında yer alan haberlere göre, AB ülkelerinden Güney Kıbrısa ithal edilen alkollü içki fiyatlarında, yeni vergi düzenlemeleri çerçevesinde düşüşler olacak. Yeni vergi düzenlemelerinin dün akşam itibarıyla geçerli olmaya başladığı, bu çerçevede ithal içki fiyatlarının düşeceği, yerli içki fiyatlarının ise yükseleceği kaydedildi.
Çocuk ayakkabısı ve konfeksiyon ürünleri fiyatlarına yüzde 15lik KDV oranı eklendi. Bu durum söz konusu ürünlerde pahalılığa neden olacak. Yeni uygulama akaryakıt fiyatlarında da artışı öngörüyor.
Rum Meclisi, herhangi bir inceleme ve görüşme yapmadan AB uyum yasalarını onayladı. Rum Meclisinin büyük bir hızla 60 uyum yasasını onayladığı belirtildi
|
Talat: AB yeterince adım atmadı |
| |
|
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliğinin Kuzey Kıbrısın izolasyonunu sona erdirilmesi için henüz yeterince adım atmadığını söyledi. |
| |
|
NTV |
|
|
| |
|
30 Nisan 2004 Bu arada KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talatın gelecek hafta ABDde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ve ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile bir araya geleceği bildirildi. |
|
Akşam haberlerinde NTVnin sorularını yanıtlayan Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliğinden beklentilerinin Kuzey Kıbrısın izolasyonun sona erdirilmesi olduğunu belirtti. Avrupa Birliğinin hızlı karar alamadığını ve hantal bir yapısının olduğunu söyleyen Talat, birliğin izolasyonu kaldırılması yönünde atacağı adımları bekleyip göreceklerini kaydetti.
Mehmet Ali Talat, Amerika Birleşik Devletlerine
yapacağı ziyarette ABDli yetkililerden uçuş yasağının kaldırılması ve limanların kullanılması konusunda destek isteyeceklerini belirtti KKTC Başbakanı, Washington yönetiminin daha hızlı karar alma yeteneğine sahip olduğuna dikkat çekti.
Talat, Amerikalı yetkililerle kredi olanaklarının sağlanması konusunu da ele alacaklarını bildirdi. KKTC Başbakanı, tanınmayı talep etmektense izolasyonun kaldırılması için çaba harcamayı öngören bir politika izleyeceklerini de kaydetti.
TALATIN ABD ZİYARETİ
Mehmet Ali Talatın Pazartesi New Yorka gitmesi ve Salı Annan ve Powell ile ayrı ayrı görüşmesi bekleniyor. Daha sonra Washingtona geçecek olan Talatın, düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Etüdler Merkezi CSISte bir konuşma yapması öngörülüyor.
Talatın Washingtonda kaldığı sürede, ABD Kongresinin önemli yetkilileriyle de biraraya gelmesi planlanıyor. Washingtondaki gözlemciler, Talatın Amerikalı yetkililerle temaslarında, ABDden, Kuzey Kıbrısın sıkıntılarının hafifletilmesi konusunda aktif destek istey
eceğini belirttiler.
ABnin adımları tatmin etmedi
Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrısta çözüm vizyonlarını kaybetmediklerini belirterek, referandumun ardından ekonomik, siyasi ve diğer alanlardaki izolasyonların kaldırılması için verdikleri uğraşta durumun kötü olmadığını söyledi. Talat, henüz işin başında olunduğuna işaret ederek Adım adım birçok hakkımızı alacağız. Endişeye kapılacak bir durum görmüyorum, hava oldukça iyidir dedi.
Başbakan Talat, dünyanın Kıbrıs Türküne, yüzde 65 oranında desteklediği çözüm planı nedeniyle farklı bir gözle bakmaya başladığını da kaydetti.
1 Mayısta Rum tarafının ABye gireceğinin en baştan beri bilindiğini, bunun haksız bir durum olduğunu ama kaydeden Talat, Bizim buna karşılık talebimiz gayet açık ve nettir. Biz çöz
üm vizyonumuzu kaybetmedik. Çözüm, bizim için esas olmaya devam ediyor" dedi.
TALAT, ABNİN KARARLARINDAN HOŞNUT OLMADIĞINI YİNELEDİ
Başbakan Mehmet Ali Talat, KKTC ve Güney Kıbrıstaki referandumlardan sonra ABnin KKTCye ilişkin kararlarından hoşnut olmadıklarını ve Rum kesimiyle müzakerelere yeniden başlamayı planlamadığını söyledi.
Başbakan Talat, malların serbest dolaşımına dair koşulların beklentileriyle örtüşmediğini, çünkü ticari alanda Rum kesimine daha fazla kontrol vereceğini belirterek, Rum yönetimi böyle bir yetkiye sahip değil, bunu kabul edemeyiz dedi.
Talat, yakın bir gelecekte Rum kesimiyle yeniden müzakerelere başlamayı planlamadığını belirterek, yapabilecekleri her şeyi yaptıklarını hatırlattı ve bazı küçük düzenlemeler dışında Annan planının yeniden müzakere edilmesini de ihtimal dışı bıraktı.
UBP: DAĞ FARE DOĞURMUŞTUR
UBP, gerek Avrupa Birliği gerek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin daimi üyelerinin yetkililerinin, ambargoların kaldırılacağını, tecrit politikasına son verileceğini ifade ettiklerini anımsatarak, Ama tabiri caizse, Kıbrıs Türk halkının beklentileri ve umutları boşa çıkmış, dağ fare doğurmuştur dedi.
UBP Basın Bürosu tarafından yapılan yazılı açıklamada, ABnin Kıbrıs Yeşilhat Tüzüğünün tatmin edici olmaktan hayli uzak olduğu kaydedilerek, özetle şunlar dile getirildi:
Tüzük, Kıbrıs Türk halkına vaat edilenlerden çok uzak olmasının yanısıra Kıbrıs Cumhuriyetini bizim üzerimizde bir devlet mekanizması olarak tutmakta ve Avrupa Birliğinin Rum uzlaşmazlığını cezalandırmak yerine primlendirmeyi sürdürdüğünü gözler önüne sermektedir.
Halkımızın en büyük beklentisi olan hava ve deniz limanlarımıza uygulanan kısıtlamaların kaldırılması konusunda, en küçük bir adım bile atılabilmiş değil.
Birleşmiş Milletler Güvenl
ik Konseyinin son tavır ise, Avrupa Birliğinin tavrından da olumsuzdur. Kıbrıs Türk halkının tecrit edilmesi politikasının devamına yeşil ışık yakılmıştır.
Avrupa Konseyi Parlamenterler Mecliside Kıbrıslı Türk parlamenterlere politik statü verilmekten kaçınılması da eleştirilen UBP açıklamasında, Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin, Kıbrıs Türküne uygulanan ambargoların kaldırılması, tecrit politikalarına son verilmesi konularında yoğun çaba göstermeleri gerektiğine inandıkları if
ade edildi.
TKP, AKPMNİN KIBRIS ÖNERGESİNİ BEKLENTİLERİMİZİ KARŞILAMAKTAN UZAK
Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP), Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde dün kabul edilen Kıbrıs önergesini değerlendirdi.
Parti Genel Başkan Vekili Mehmet Davulcu yaptığı yazılı açıklamada, söz konusu kararın Kıbrıs Türk tarafının beklentilerini karşılamaktan uzak olduğunu belirtti.
Davulcu, KKTC Hükümetini, Türkiye Hükümetiyle de istişare ederek, Annan çözüm planını tek yanlı uygulamaya koymak için harekete geçmeye de çağırdı.
Kıbrıs Türkünün Annan çözüm planına evet demesiyle ortaya çıkan olumlu havanın Kuzey Kıbrısa uygulanan izolasyonu ortadan kaldırmaya yetmeyeceği belliydi diyen Davulcu, AKPM kararında fazla önemi olmayan mali yardım ve uygulamada zorlukları olan ticari kolaylık gibi sözlerden başka kayda değer hak görülmediğini ifade etti.
Karar tasarısında Rum tarafının verdiği değişiklik önergesinin kabulüyle Türkler aleyhinde değişiklikler yapılmasını eleştiren TKP Genel Başkan Vekili Davulcu, şöyle dedi:
"Karar tasarısında yer alan, Kıbrıslı Türklerin Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde iki sandalyeyle temsil edilmesi ve Kıbrıslı Türkler parlamenterlere politik statü verilmesi hükmü, Kıbrıslı Rumların verdiği değişiklik önergesinin kabulüyle değiştirildi.
Bunun yerine Rumların verdiği önergeyi kabul eden AKPM, Kıbrıslı Türk parlamenterlerin Avrupa Konseyi toplantılarına Rumların oluşturduğu Kıbrıs heyetine entegre olarak katılmasını kararlaştırdı.
HALKIN SESI 01/05/2004
Yeni durum eskisinin devamı olam
az
Başbakan Mehmet Ali Talat, refereandum sonrasında zorunluluk ilkesi nedeniyle bugüne kadar tüm Kıbrısın temsilcisi olarak tanınan Rum tarafının artık bu iddiasını öne sürme imkanı kalmadığını kaydetti.
Kıbrıs Türk halkının bir anlamda self determinasyon hakkını kullanarak kendi iradesiyle Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetini (bölünmüş Kıbrısın yeniden birleşmesini) dsteklediğini, karşı tarafın ise buna karşı çıktığını vurgulayan Talat, Bu yeni durum artık eskisinin devamı olarak algılanamaz dedi.
Talat referandumla Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında örgütlenen Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklerin temsilcisi olamayacağının kanıtlandığına işaret ederek,dünyanın ve ABnin bunu dikkate alarak Kıbrıs Türkü üzerindeki izolasyonu kaldırarak, cezlandırılmasının önüne geçmesini istedi.
Brükselde AB Komisyonuyla ve AB Parlamentosunun bütün grup başkanlarıyla görüştüğünü ifade eden Talat, tüm görüşmelerinde Kıbrıs Türkünün uluslararası topluma verdiği sözleri takvimleri de dahil olmak üzere harfiyen yerine getirdiğini ancak bunun karşılığını Rum tarafından görmediğini bildirdiğini kaydetti.
Bugüne kadar Rum toplumunun genelinin Kıbrıs sorununun çözümünden yana olduğu inancı nedeniyle Kıbrıs Türklerinin dünyadan tecrit edilme sürecinin yaşandığını söyleyen Talat, ancak bugün Rum halkının çözüme hazır olmadığının görüldüğünü ifade etti.
Rum tarafının geçmişte Türk tarafının hatalarının arkasına saklanarak kendisini çözüm yanlısı gibi gösterdiğini vurgulayan Talat, İlk defa bu süreç yaşandıktan sonra böyle olmadığı gerçeği ortaya çıktı. Bu noktadan sonra çok önemli değişiklikler olması gerekir dedi.
Talat, zorunluluk ilkesinin arkasına saklanarak tüm Kıbrısın temsilcisi olarak tanınan Rum tarafının referandumdan sonra bu iddiasını sürdürme imkanı kalmadığını vurgulayarak, zorunluluk ilkesinin gerekleri yerine getirilerek, önlenemezse ve Kıbrıs sorunu çözülmezse sözkonusu olabileceğini ifade etti.
EVET TECRİDİN DEVAMINI GETİRMEMELİ
Başbakan Talat, bir halkın ortaya koyduğu iradenin ancak o halkı bağlaması gerektiğini vurgulayarak, Eğer Rum tarafı hayır demişse bu Kıbrıs Türk tarafının tecridinin devamını getirmemeli şeklinde konuştu.
Talat özetle şunları kaydetti:
Böyle demokratik bir ilke olamaz Yani örneğin dünyanın herhangi bir bir konuda referandum olursa ancak kendisiyle ilgili bir karar verebilir. O halk başka bir halkla ilgili karar veremez. Bir ülke halkoylaması yapıp komşu bir ülkeyi ablukaya alamaz, ama Kıbrısta bugün bunu yaşıyoruz.
PARLAMENTERLER ALDATILDIK NOKTASINDA
Geçmişte Türkiyenin Kıbrıstaki duruşuna öfke duyan bir kısım parlamenterlerin bu kez aldatıldık noktasına geldiklerini ve Rumlara tepki gösterdiklerini ifadee den Talat, Avrupada iyi bir gelişme olduğu gayet açık görünüyor. Ancak bunun gerçekten hayata geçmesi, sonuç getirmesi son dere
ce önemli. Bunun için biz çözüm vizyonumuzu hiçbir zaman kaybetmemek zorundayız dedi.
Türk tarafının niyetinin Kıbrısı yeniden birleştirmek olduğunu ortaya koymaya devam etmesi gerektiğini belirten Talat, bunun dışında başarı elde etmenin mümkün olmadığının gün geçtikçe daha iyi görülüdğünü aktardı.
Ekonominin gelişmesinin, tecritten kurtulmanın gelecekteki olası birlikteliğin daha sağlam temeller üzerinde kurulmasını sağlayacağını belirten Talat, İlle Rumlara bir ceza verilsin diye değil ama Kıbrıs Türkünün (madem ki bugünkü çözüm reddedildi) gelecekte ortaya çıkabilecek birlikteliğin de daha güçlü bir ekonomik ve sosyal yapıyla
Siyasal duruşla yeralmasının gereklilik olduğunu anlatmamız lazım diye konuştu.
ANKARAYLA GÖRÜŞ AYRILIĞI YOK
Ankarada gerçekleştirdikleri temaslar hakkında da bilgi aktaran Başbakan Talat, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaşla birlikte Ankarada hükümet yetkilileriyle politika uyumu ve ileriki günlerde yapılabilecekler konularında değerlendirmelerde bulunduklarını kaydetti ve Bu konuda görüş ayrılığı olmadığını tespit ettik dedi.
Gerek Türkiye gerek KKTCnin bu aşamada izleme ve değerlendirme safhasında olduğunu kaydeden Talat, Çünkü birşeyler yapacak olan biz değiliz. Biz görevimizi yerine getirdik. Artık başkalarının bir şeyler yapması lazım. Uluslararası topluluğu, AByi, BMyi ve önemli ülkeleri bekliyoruz bir anlamda dedi.
Talat, Türkiye hükümetiyle çözüm vizyonuyla hareket ettiklerini izolasyonları mutlak ortadan kaldırma yönünde ortak politika yürütüldüğünü aktardı.
DENKTAŞ
Dışişleri Bakanı ve Başbaka Yardımcısı Serdar Denktaş da kısa bir süre içerisinde ince ayarı da yapılarak yeni bir atak dönem başlatılacağını kaydetti.
Denktaş, Bu esnada bizden beklenenen gerek Tükiyeyle gerek kendi içimizde fikir ayrılıklarımız ne isterse olsun birlik ve beraberlik içerisinde kazanılan bu momentumu olabildiğince lehimize kullanmaktır dedi
Herşeyi elde etmenin mümkün olamayacağını söyleyen Denktaş, Birbirimize düşerek, dışarıdaki kazancı kaybetmemeliyiz dedi.
Bu anlayışı Türkiye hükümetinde de gördüklerini aktaran Denktaş, Türkiye hükümetinin inançla elinden geleni yapmakta olduğunun altını çizdi.
Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talatın da belirttiği gibi BM ve ABden bugüne kadar çıkan neticelerin tatminkar olmadığını ifade ederek, Bu moral bozmasın, daha iyisini elde etmek için her girişim yapılacaktır diye konuştu.
HALKIN SESI 01/05/2004
Erdoğan:G.Kıbrıs tanınmış zaten, 'Ben tanımıyorum'la ne yapabilirsiniz?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanınması konusunda ne düşünüyorsunuz?'' sorusu üzerine, ''Tanınmış zaten. Orada yapılabilecek herhangi bir şey yok. Şimdi dünya tanımış, (ben tanımıyorum) demekle siz ne yapabilirsiniz?'' dedi.
Erdoğan, ''Biz dünya gerçekleri ile hiçbir zaman çelişmeyi, çatışmayı düşünmüyoruz. Dünya gerçekleri neyi gösteriyorsa biz de bu gerçekler içerisinde yerimizi almaya mecburuz'' açıklamasında bulundu.
Recep Tayyip Erdoğan, İrlanda'ya hareketinden önce Esenboğa Havalimanı'nda açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Erdoğan, bir gazetecinin ''Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde Yunanistan'ın hep engel olduğunu'' anımsatarak, ''Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni üyelik sürecinde engel olarak görüp görmediğini'' sorması üzerine, şöyle konuştu:
''Şimdi tabii üyelik süreci diye soruyorsun. Bunlar karışıyor. Bu, üyelik süreci değil, müzakere süreci... Müzakere sürecinin başlatılmasına yönelik olarak, şu anda Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nden herhangi bir sıkıntı yaşayacağımıza ihtimal vermiyorum. Zira, Yunanistan'ın bu konuda tavrı çok açık ve nettir. Bunu sadece ikili görüşmelerde değil, bunu artık çok açık ve net olarak ilan ediyor. Kopenhag Zirvesi'ne katılan son 10 ülke, 'Türkiye'nin müzakere süreciyle ilgili olumsuz davranmasını asla beklemeyiz' diye, o zaman Abdullah Gül'ün Başbakan olduğu dönemde bu ifadeleri kullanmışlardır.
Şu anda da aynı düşünceyi, görüştüğümüz ülke başbakanlarından alıyoruz. Onlar da bunu teyit ediyorlar. Bir sıkıntı olacağına ihtimal vermiyorum.''
BUSH VE PUTİN GÖRÜŞMESİ
ABD Başkanı George W. Bush, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştüğü anımsatılarak, Bush ve Putin'den gerekli desteği görüp görmediğinin sorulması üzerine Erdoğan, Bush ve Putin'in olumlu yaklaşımlarda bulunduğunu söyledi.
Erdoğan, şunları kaydetti:
''(Sizler gerçekten bu süreçte çok olumlu katkılarda bulundunuz) dedik. Sayın Putin, 'böyle bir netice olsun istemezdik. Ama böyle çıktı', Sayın Bush ise 'Biz şu ana kadar gerek Türkiye'nin gerekse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki Türkler'in verdiği olumlu mücadeleyi destekliyoruz. Bundan sonra da bu olumlu çalışmalarımızı göreceksiniz. Ayrıca BM'deki daimi temsilcimizin de kendi temsilcileri ile irtibat halinde olmasını sağlayacağız' dedi.''
AKPM'DEKİ OYLAMA
Erdoğan, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) yapılan oylamada Azeri milletvekillerinin tavrının sorulması üzerine, konuyu detaylı olarak bilemediğini söyledi. Orada da teknik bir hatanın olduğunu belirten Erdoğan, hatanın Türk diplomatlardan mı yoksa Azeriler'den mi kaynaklandığının belli olmadığını ifade etti. Erdoğan, bu teknik hatanın Dışişleri Bakanlığı'nca da araştırıldığını bildirdi.
Başbakan Erdoğan, ''Kıbrıs sorunu çözülemedi. Bu anlamda bir burukluk yaşıyor musunuz?'' sorusunu yanıtlarken de, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin zaten AB'ye girmiş olduğunu söyledi. Bugün yapılacak törenin bir merasim olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:
''Bundan sonra artık fiilen, resmen yürürlüğe girmiş olacak. Biz burada şunu arzu ederdik: Güney ve Kuzey, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB'ye girsin. Bunu sadece biz istemiyoruz, tüm AB üyesi ülkeler de arzu ediyordu. Fakat biz bekledik, olmadı. Çıkan neticeye de hepimiz saygılı olmak zorundayız. Rum halkı böyle arzu etmiş, Kuzey Kıbrıs'ta da Türk kardeşlerimiz böyle arzu ettiler. Buna da saygı duymak durumundayız. Bundan sonra da yeni bir sürecin başladığına inanıyoruz ve bu sürecin de her iki halk için hayırlı olmasını dilemekten başka elimizden bir şey gelmez. Bundan sonra Kuzey Kıbrıs'taki kardeşlerimize gerekli desteği vermeye devam edeceğiz.''
RUM KESİMİ'NİN TANINMASI MESELESİ
Başbakan Erdoğan, ''Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanınması konusunda ne düşünüyorsunuz?'' sorusuna da şu yanıtı verdi:
''Tanınmış zaten. Orada yapılabilecek herhangi bir şey yok. Ben bugün o merasime niye gidiyorum, bunun için gidiyorum. Şimdi dünya tanımış, (ben tanımıyorum) demekle siz ne yapabilirsiniz? Böyle bir şey var mı? Bunlar anlamsız şeyler. Biz dünya gerçekleri ile hiçbir zaman çelişmeyi, çatışmayı düşünmüyoruz. Dünya gerçekleri neyi gösteriyorsa biz de bu gerçekler içerisinde yerimizi almaya mecburuz.''
DIŞİŞLERİ BAKANI GÜL'ÜN SÖZLERİ
Erdoğan, Abdullah Gül'ün, ''Bu yanlış anlaşılacak. Sanki Türkiye tanıyormuş gibi çıkar. Böyle bir şey yok'' şeklindeki uyarısı üzerine de şunları kaydetti:
''Bu, Avrupa Birliği'nin tanıdığı, uluslararası noktada BM'ye varıncaya kadar hepsinin tanıdığı bir konumda... Siz (ben tanıyorum) demekle zaten herhangi bir şey elde edemezsiniz. Bunların size getireceği, kazandıracağı bir şey yok. Tam aksine bunların hepsi geleceğe yönelik olumlu gelişmeleri de zedeler. Başka bir şey kazandırmaz.'' Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin amacının, Aralık 2004'teki AB Zirvesi'nde üyelik müzakerelerinin başlatılması için kesin bir karar alınması olduğunu söyledi.
Esenboğa Havalimanı'ndan İrlanda'ya hareketinden önce açıklamalarda bulunan Erdoğan, AB'nin genişleme törenine katılmak üzere Dublin'e gittiğini belirtti.
Bu akşam yapılacak katılım merasimleriyle beraber bazı ikili görüşmeler de yapacağını ifade eden Erdoğan, genişleme töreni ile birlikte 16 Nisan 2003 tarihinde Katılım Anlaşması imzalayan 10 ülkenin bugün itibariyle AB'ye resmen ve fiilen tam üye olacağını söyledi.
Erdoğan, AB'nin merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerine yönelik genişleme dalgasının, Avrupa'da İkinci Dünya Savaşı'nın ardından oluşan ayrım çizgilerinin ortadan kaldırılması açısından tarihi bir adım olduğunu ifade etti.
Avrupa Birliği'nin genişleme ve derinleşme süreciyle, bu kıtadaki en büyük siyasi ve ekonomik oluşumun gerçekleştiğini belirten Erdoğan, ''Bunun ilk kez barışçı ve katılımcı bir biçimde gerçekleştiğinin önemi unutulmamalıdır'' dedi.
Başbakan Erdoğan, geçen yüzyılda yaşanan iki dünya savaşının yaralarının sarılması amacıyla kömür-çelik alanında başlayan mütevazı işbirliği ve karşılıklı bağımlılık sürecinin, ekonomik işbirliği ve ortak pazar aşamalarından geçerek bugünkü siyasi açıdan derinleşmeyi ve ortak dış politika ve savunma kimliğini geliştirmeyi öngören 25 üyeli bir Avrupa Birliği'ne dönüştüğünü kaydetti. Erdoğan, üyelik sırasında Bulgaristan, Romanya ve Türkiye'nin bulunduğunu söyledi.
''DÖNÜM NOKTASI''
Erdoğan, şöyle konuştu:
''1999'da düzenlenen Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin AB üyeliğine aday ilan edilmesi, Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir dönüm noktası olmuştur. Böylece, hem Türkiye, hem de Avrupa Birliği, ortaklığın tam üyelik hedefine yönelik olduğunu teyit etmişlerdir. Nitekim AB toplantılarına diğer aday ülkelerle birlikte sürekli davet edilmemiz de bu anlamdadır. AB, Aralık 2002 tarihli Kopenhag Zirvesi'nde, Aralık 2004'te Türkiye'nin Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirdiğine karar verildiği takdirde, Türkiye ile katılım müzakerelerinin gecikmeksizin başlatılacağı taahhüdünde bulunmuştur.
Zaman zaman AB üyesi ülkelerde yapılan açıklamalar ülkemize farklı bir şekilde yansıtılmaktadır. Müzakere süreci ve tam üyelik iki ayrı konu. Ama tam üyelik hakkında yapılan açıklamayı müzakere süreci ile karıştırmak suretiyle, (işte Türkiye'nin önüne yeni bir farklı süreç koydular) gibi açıklamaları aleyhte açıklamalarmış gibi yayınlayıp, ülkemizde farklı bir hava oluşmasına da bunlar neden olmaktadır. Müzakere süreci farklı bir adımdır, tam üyelik ise farklı bir adımdır. Aralık 2004'te Türkiye ile ilgili verilecek karar, müzakere sürecinin başlatılmasına yönelik bir karardır. Bunun altını çizmem gerekiyor. Tam üyelik ise farklı bir süreçtir. Onun tarihi ne zaman olur. Bu, 3 yıl mı, 5 yıl mı, 7 yıl mı, 10 yıl mı sürer, bunu artık ondan sonraki müzakere süreci içerisinde ülkemizin yerine getirmesi gerekli olan, uyum paketlerinin uygulamaya geçirilmesi, ekonomik kriterler gibi... Bunlarla atılacak olan adımlar ve ondan sonra verilecek olan karardır.'' Erdoğan, AB'ye adaylık statüsünün tescil edilmesiyle birlikte önemli ve köklü reformlara imza atan Türkiye'nin, ''mini paket'' denilebilecek bir anayasa değişikliğini TBMM'ye getirdiğini ifade ederek, bununla birlikte artık yapılması gerekenlerin hemen hemen tamamlandığını kaydetti. Bunların tam ve etkin bir şekilde uygulanması için gerekli tüm önlemlerin alındığını belirten Erdoğan, ''Amacımız, Aralık 2004'te AB Zirvesi'nde ülkemizle üyelik müzakerelerinin başlatılması için kesin bir karar alınmasıdır. AB'nin vizyon sahibi bir yaklaşım sergileyerek doğru karar almasını da ümit ediyorum'' diye konuştu.
Öte yandan, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Vekili Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan'ı uğurladıktan sonra gazetecilerin, Başbakan Erdoğan'ın, Güney Kıbrıs Rum Kesimi'yle ilgili sözlerini hatırlatmaları üzerine, şunları söyledi:
''Şu karıştırılıyor: Rum, AB'ye giriyor. Dolayısıyla AB'ye tam üye oldular, muhatabız onlarla komisyonlarda, toplantılarda... İşte şimdi zirve toplantısında, dışişleri bakanları toplantısında herkes bir araya gelecek. İster istemez konuşacağız, muhatap alacağız, el sıkışacağız. Bu kaçınılmaz. Bu önceden bilinen bir şey. Onun için zaten, bu sürecin böyle olacağını bildiğimiz için Birleşik Kıbrıs olsun diye çok gayret etmiştik. Ama onların gelip de burada büyükelçilik açmaları, ya da bizim onları ayrı bir devlet olarak tanımamız... Bunlar dediğim gibi bir süreç. Biz bakacağız, nasıl hareket ediyorlar? Bütün bunlara bakacağız. Şu anda bu erken bir şey. Bununla ilgili herhangi bir kararımız yok.
Bakalım orada iyi niyetle mi kötü niyetle mi hareket ediyorlar. Türkiye ve Türkler'e karşı bir görünür görünmez problemler mi yapıyorlar, yoksa gerçekten bir sorumluluk içerisinde kalıcı bir barış olsun, Türkiye'yi desteleyen bir tavırları mı var. Bütün bunlar ortaya çıkacak. Bütün bunlar ortadan çıksın, ondan sonra değerlendiririz.''
MILLIYET 01/05/2004
Rum basını: Günaydın Avrupa...
Kıbrıs Rum basını, Güney Kıbrıs'ın bugünden itibaren resmen Avrupa Birliği (AB) üyesi olmasını manşetlerden ''Günaydın Avrupa'' şeklinde yansıttı.
Fileleftheros gazetesi, ''Ve şimdi Avrupalı olduk'' başlığıyla verdiği haberde, ''Kıbrıs'' için yeni bir dönemin başladığını belirtti ve üyeliğin Rumların hayatında yapacağı bazı değişiklikleri şöyle sıraladı:
1. ''Kıbrıslılar'' için iş kapıları açıldı.
2. Yeni 9 üyeyle de ticari ilişki kurma olanağı doğdu.
3. Artık yılda 1150 Kıbrıs Lirası'na (KL) İngiltere'de yüksek eğitim olanağı var.
4. Avrupa'da kriz göğüsleme tatbikatlarında Rum Milli Muhafız Ordusu da (RMMO) hazır bulunacak.
Diğer Rum gazeteleri de, AB üyeliğinin ilk gününü şu ifadelerle okuyucularına aktardı:
Simerini, ''Günaydın yeni Avrupa. Kıbrıs bugünden itibaren AB'nin tam üyesi''.
Mahi, ''Günaydın Avrupa.'' Politis, ''Devalüasyon korkusuyla dövizdeki sınırlamalar tam olarak kaldırıldı. Üyelik arifesinde faizler yükseldi. Kıbrıs için yeni dönem.'' Haravgi, ''Gözler çözüme çevrili olarak üyeliği kucakladık.'' Alithia, ''Welcome To Europe'' (Avrupa'ya Hoşgeldiniz).
MILLIYET 01/05/2004
"Referandum, Avrupa'nın birleşme hedefinin zarar görebileceğini gösterdi"
AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi, Kıbrıs'ta ''hayal kırıklığı yaratan'' referandumun, Avrupa'nın geniş tabanlı birleşme hedefinin, hala bölgesel sorunlardan dolayı zarar görebileceğini gösterdiğini söyledi.
Prodi, AB'nin genişleme törenleri dolayısıyla Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox ve AB Dönem Başkanı İrlanda Başbakanı Bertie Ahern ile ortak basın toplantısı düzenledi.
Basın toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, ''Daha bitirmemiz gereken işler var'' diyen Prodi, ''hayal kırklığı yaratan referandum, Avrupa'nın geniş tabanlı birleşme hedefinin, hala çözülmemiş bölgesel sorunlardan dolayı zarar görebileceğini gösterdi'' diye konuştu.
DUBLİN'DE TÖRENLER
Dublin'deki törenlerde güvenliği sağlamak için 5 bin polisle, 2 bin 500 asker görevlendirildi.
AB'ye üye ve aday ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının, Avrupa'nın en büyük parklarından ''Phoenix Parkı''nda katılacakları törenle 25 ülkenin bayrağı, çocuklardan oluşan 500 kişilik dev bir koronun söylediği şarkılarla göndere çekilecek.
Bayrak çekme töreninden sonra, devlet ve hükümet başkanları İrlanda Cumhurbaşkanı Mary McAleese tarafından onurlarına verilen resepsiyona ve akşam yemeğine katılacaklar.
Dublin'de akşam saatlerinde gökyüzü renklendirilecek ve havai fişekler atılacak.
Genişleme törenleri dolayısıyla yeni üye ve aday ülkelerin sanatsal, kültürel, el yapımı ve mutfak ürünlerinin sergileneceği bir fuar da açılacak. Pazar günü de açık kalacak fuarı yaklaşık 100 bin kişinin ziyaret etmesi bekleniyor.
Törenler sırasında, yeni üye ülkelerden gelecek filarmoni orkestraları ve caz grupları konserler verecek.
Farklı dinlerden temsilcilerin katılımıyla dini törenler de öngörülüyor.
AB'nin bu yeni genişleme hamlesi, özellikle eski Doğu Bloku'ndan 8 ülkenin katılmasından dolayı, bir anlamda, 1989 yılında Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla başlayan soğuk savaşın sona ermesi sürecinin son halkası olarak yorumlanıyor.
Genişlemeyle birlikte AB'nin nüfusu 75 milyon artarak yaklaşık 450 milyona ulaştı.
AB'nin genişlemesinin mali faturasının önümüzdeki üç yıl içinde yılda 16.5 milyar euro'yu bulması bekleniyor.
MILLIYET 01/05/2004
Papadopulos, Duplin'e gitti...
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, referandumda ''hayır'' dedikleri için, bazı ülkelerin Rum tarafını cezalandırmak istediğini söyledi.
Papadopulos, 10 yeni ülkenin Avrupa Birliği'ne katılması nedeniyle düzenlenen törene katılmak üzere İrlanda'nın başkenti Dublin'e gitti.
Papadopulos, Rum kesiminden ayrılmadan önce yaptığı açıklamada, referandumda halkın ''hayır'' demesi nedeniyle bazı ülkelerin Rum tarafını cezalandırmak istediğini belirtti, ancak bu ülkelerin adını vermedi
MILLIYET 01/05/2004
Rumları tanıma süreci Dublin'de bugün başlıyor
UTKU ÇAKIRÖZER Dublin
Türkiye'nin, 1974 Barış Harekâtı'ndan bu yana diplomatik ilişki kurmadığı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanımasıyla sonuçlanacak "sancılı" takvim bugün başlıyor.
10 ülkenin daha AB'ye katılımı nedeniyle bugün İrlanda'nın başkenti Dublin'de tören düzenlenecek. Her ülkenin bayrağı çekilirken, milli marşı da çalınacak. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, "Kıbrıs Cumhuriyeti" adıyla ve Ada'nın tamamının temsilcisi olarak AB'ye girişini simgeleyen bayrak törenini izlemek durumunda kalacak. Akşam yemeği, Güney Kıbrıs'la Türkiye'nin AB platformunda bir araya geleceği ilk buluşma olacak.
Türkiye, Rum Yönetimi'ni en geç yıl sonuna kadar tanımak zorunda. Aralıkta yapılacak AB zirvesinde, Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerine başlayıp başlamamasıyla ilgili kritik oylamada Rumlar da diğer 24 üye ile birlikte oy kullanacak. Ankara'nın, kararı veto etmemesi için, yedi ay içinde Rum Yönetimi'ni resmen tanıması kaçınılmaz olacak.
MILLIYET 01/05/2004
Türk dünyası, İslam dünyası
AZERBAYCAN herkesi şaşırttı! Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ndeki oylamada 6 Azeri KKTC lehine oy kullansa da netice değişmeyecekti ama çok iyi bir dayanışma sergilenmiş olacaktı.
Bu dayanışmayı Rumlar, Yunanlılar, Sırplar, Ermeniler ve Ruslar gösterdi. Karabağ meselesinde bunlar dayanışma halindeler!
Ama Türkiye Karabağ meselesinde, elbette doğru olarak, Azerbaycan'ı kayıtsız şartsız desteklediği halde Azeriler AKPM'de bizden 6 oyu esirgediler.
Denktaş'ın "Allah r
azı olsun" dediği Ruslar ise Güvenlik Konseyi'nde de KKTC'nin yolunu kestiler!
Cumhurbaşkanı İlham Aliyev sözlerini de 'tevil' etti! Türkiye'ye geldiğinde, evet oyu çıkması halinde KKTC'yi tanıyabileceklerini söylemişti. Ben o zaman da fazla önemsemediğim için o konuda bir şey yazmadım.
***
İLHAM Aliyev'in yerinde rahmetli babası Haydar Aliyev olsaydı, "KKTC için ne mümkünse onu yaparız" derdi. Çünkü, bilirdi ki, Rus - Rum Ortodoks dayanışması, Güvenlik Konseyi'nden KKTC'nin tanınmasını kolaylaştıracak bir karar çıkmasına imkan vermez!
Rahmetli Ebulfez Elçibey olsaydı "civanmertlik" yapardı, realist değil, idealist bir tavırla KKTC'yi tanıyabilirdi, en azından ilk uçağı o indirirdi.
Musafat Partisi lideri İsa Gamberov olsaydı, o da KKTC lehine oy kullandırırdı kesinlikle...
İlham Aliyev ne babası gibi devlet adamı, ne Elçibey gibi idealisttir, ne de Gamberov gibi politik olgunluğa ve istikamete sahiptir.
Sanıyorum Karabağ meselesini çözmek için Avrupa'ya hoş görünmek ve Rusya'yı da yumuşatmak amacıyla "Türkiye ile yapışık ikiz gibi gözükmemek" istedi, Türkiye'ye geldiğinde ise "KKTC'yi tanırım" demişti!
İki tavrı da 'ağırlık' taşımıyor.
Bu arada 'Türk dünyası'ndan KKTC lehine bir ses çıkmadığını da hatırlamak gerekiyor.
***
BUNLAR doğaldır. Çünkü Türkçülerin zihnindeki "Türk dünyası"nın, İslamcıların zihnindeki "İslam dünyası"nın realitede mevcut olmadığı daha 20. yüzyılın ilk çeyreğinde görülmüştü.
Batıcılarımızın idealindeki "medeni alem"in olmadığı da savaşlarla, diplomatik skandallarla görüldü.
Bugün en kurumlaşmış olan Avrupa'da bile her kafadan bir ses çıkıyor.
Türk ve İslam dünyaları dediğimiz coğrafyalarda ise, entegrasyonu kolaylaştıracak ekonomik ve sosyal düzey henüz yakalanamadığı gibi, ortak kurumlar da yok gibidir.
Arap için Filistin, Türk için KKTC, Azeri için Karabağ önceliklidir. Orta Asyalılar ise bu sorunlardan coğrafi olarak da, 'hissiyat' olarak da epeyce uzaktırlar.
Herkes için kendi ülkesinin sorunu birinci önceliğe sahiptir.
Türkiye elbette Aliyev yönetimini uyarmalı, tek samimi desteği Türkiye'nin vermekte olduğunu hatırlatmalıdır.
Ama İlham Aliyev yönetimine kızarak bu aşamada Ermenistan'a kapı açmak Türkiye'nin ağırbaşlılığına yakışmayan bir 'tehevvür' olur.
Azerbaycan bizim için sadece 'kardeş' değildir, aynı zamanda stratejik Kafkasya'dır, petroldür...
Sovyetler'in yıkılmasıyla patlayan duyguların olaylarla yatışması, belki de daha realist politikalar geliştirmek için uzun vadede daha yararlı olacaktır.
TAHA AKYOL MILLIYET 01/05/2004
Dağınık...
Ee bugün Güney Kıbrıs Rum Devleti lamsız cimsiz AB üyesi oldu. Zaten adam başına düşen ulusal gelir birimi 17 bin dolardı. Bakalım AB üyeliği daha neler kazandıracak Kıbrıs Rumlarına?
Avrupa Birliği'nin zengin üyelerinden Lüksemburg'un da nüfusu, Kıbrıs Rumlarınınkinden daha az; adam başına ulusal geliri ise 32 bin dolar...
Bendenizin asıl aklına takılan soru başka; acaba yeryüzünde daha kaç ülke, Avrupa kıtasının çerçevesi içinde sayılsa, şıpınişi AB üyesi olurdu?
Japonya'yı, Kanada'yı, ABD'yi geçelim. Onların durumu ve insanlarının yaşam kalitesi ortada...
Örneğin "muz cumhuriyetleri" dediğimiz Orta Amerika ülkelerinden birkaçının da, toplumsal düzeni ve düzeyi, AB üyesi olmalarına olanak sağlayabilir miydi?
* * *
Nedense Türkiye "biz - onlar" ayrımı dışında kendi durumunu objektif olarak çeşitli açılardan, dünyadaki öteki ülkelerle karşılaştırmaya hiç girişmedi, yahut girişemedi.
Sadece politikacılar, eksi durumlarda yaparlar böyle bir karşılaştırmayı. Yağmur yağıp da, İstanbul'u sular seller bastığı zaman:
- Her yerde oluyor böyle şeyler, Kaliforniya'yı da seller basmıyor mu, derler.
* * *
Ajans haberlerinden öğrendiğimize göre, Orta Amerika ülkelerinden Salvador'un başkenti San Salvador'da, halk polislerle çatışmış. Polisler, plastik mermi ve göz yaşartıcı bomba kullanmak zorunda kalmışlar.
Çatışmanın da nedeni, Salvador hükümetinin Başkan Bush'a destek vermek için, Irak'a asker göndermiş olmasıymış. Halk, gönderilen askerlerin hemen geri çekilmesini istiyormuş.
* * *
Salvador'un nüfusu, bizde yerel seçimlere katılmak isteyen aday adaylarınki kadar; 5 milyon falan... Ve Pentagon'a güç katmak için Irak'a asker gönderiyor. Kimbilir Salvador iktidarı da, hangi özel hesaplarla almıştır bu kararı...
İspanya'da da son genel seçimlerde İşçi Partisi iktidara gelince, ilk aldığı kararlardan biri, Irak'a gönderilen askerlerin hemen geri çekilmesi olmadı mı?
Salvador da İspanyolca konuşan bir ülke. Halk, etkisi altında kalmış olabilir Madrid'de alınan kararın...
* * *
Bu arada acaba Salvador'da da, hamaset nutukçuları var mı, diye şöyle bir geçti aklımdan...
Salvador'un kahraman evlatları...
Christophe Colomb'un, buraları keşfetmesinden sonra, atalarınız dünya tarihine her gün yeni bir şan, yeni bir şeref kattı.
Sizin ürettiğiniz kahveler, dünya pazarlarında, şimdiye dek insanlığın hiç tatmadığı yepyeni bir tat yarattı.
Ezilip sürünseniz de, bayrağınız dik durdu.
Salvador, sizler gibi cesur kahramanların yurdu...
* * *
Böyle bir hamasetçilik, Salvador'da da varsa, kimbilir getirisi ne ola?
Bir de insanlarının "yaşam kalitesi"ne bakmak gerek Salvador'da. Çünkü bendenizin saptadığım o ki, ülkelerdeki insanların "yaşam düzeyi"yle, hamasetçi getirisi ters orantılı...
Yaşam kalitesi ne kadar düşükse, hamasetçi getirisi o kadar yükseliyor. Yaşam kalitesi yükseldikçe de, hamasetçi getirisi bitiyor...
Bugün adam başına ulusal gelir birimi 32 bin dolar olan Lüksemburg'da, hamasetçilikle kim artırabilir getirisini?
Zaten Avrupa Birliği'nde de hamasetçilik çoktan tükenmiş görünüyor; hamasetçilikle toplanılabilir mi, tek bir bayrak altında?
* * *
Salvador'un "yaşam kalitesi" açısından 173 ülke arasında, Türkiye'nin üstünde mi, altında mı olduğunu da, bendeniz bilmiyorum.
Salvador'un komşusu Nikaragua 40. basamakta, yani Türkiye'nin 56 basamak üstünde...
Bakalım Salvador da, çekecek mi askerini Irak'tan...
Çekerse de, çeksin...
Pentagon'un, Salvador'dan çok daha sadık dostları vardır dünyada.
* * *
Objektif olarak, Türkiye'nin durumunu çeşitli açılardan, dünyadaki başka ülkelerle şayet karşılaştırabilseydik; "Türk'e Türk propagandası" yapıp durmaktan da kurtulurduk; hamasetçi getirilerine dört elle yapışmış olanlardan da...
Her ne kadar "biz bize benzesek" de, evrensel ekonominin anlama olanağı yok böyle bir sloganı...
"Kahrolsun ekonomi" diye de, bağıramayacağımıza göre; yeni sloganlar bulmaya gerek var; örneğin şöyle:
"Evrensel başarılar, dünyayı vatan yapar"
"Yoksulluk azaldıkça, dostların da çoğalır"
"Saydamlığa sahip çık, yok et beleşçiliği"
"Ekonominin kuvveti, sollar kaba kuvveti"...
* * *
Bugün 1 Mayıs... Yakın tarihimizde kanlı belalarla damgalanmış bir gün...
Ve Güney Kıbrıs Rum Devleti'nin AB üyesi olduğu gün...
20 yıla kadar elbet Türkiye de, AB üyesi olacak...
Yıllar çabuk geçiyor, enseyi karartmayın...
CETIN ALTIN MILLIYET 01/05/2004
Rumlar Denktaş'a dua etmeliler
HAYIR cephesinin kalemşörlerini okuyor musunuz?
İnanılır gibi değil.
Öylesine bir mantıkla ortaya çıkıyorlar, öylesine kıvırtıyorlar ve "Bizim dediğimiz oldu. Allah Denktaş'tan razı olsun. Onun sayesinde bir felakatten kurtulduk" sonucuna varıyorlar ki, insanın ağzı açık kalıyor.
Resmen çıldırmış durumdal
ar. Üstelik kendilerini komik duruma düşürüyorlar.
Hele içlerinden 1-2 azılısı var ki, "Bunun neresi zafer (!)" diyerek, en anlaşılmaz yorumlarla Denktaş'ı savunuyorlar. " Hani, her iki taraftan da EVET oyu çıkacaktı. Ne oldu, Rumlar reddetti" diyerek bunu Türkiye'nin yanlış (!) politikalarına bağlıyorlar.
Dedim ye inanılır gibi değil...
Denktaş'ı savunsunlar, bir diyeceğimiz yok. Ancak okurlarını da aptal yerine koymasınlar.
Bazı gerçekler var ki, göz ardı edilemez.
Eğer muhafazakar cephe böylesine azmamış olsaydı, yazmayacaktım. Ancak tarihe bir not düşmek gerekiyor.
Herkesin bilmesinde yarar var. Eğer bugün Rumlar, Türkleri AB üyeliğinin nimetlerinden yararlandırmamış, Türkiye'nin omuzlarındaki Kıbrıs sorununu çözümsüz bırakabilmiş ve bütün bunlara rağmen kendileri yine de AB'ye tam üye olabilmişlerse, bu durumun en önemli sorumlusu Rauf Denktaş'tır.
Denktaş'ın uyguladığı politikalar sayesindedir ki, Rumlar tam üyeliğe geçebilmişlerdir.
Denktaş özellikle son 3 yıldır tüm tutumuyla çözümsüzlük peşinde koştuğunu göstermiştir. Bu durumdan yararlanan Rum tarafı kolaylıkla çözüm isteyen taraf izlenimi vermişlerdir. Denktaş'ın arkasına saklanarak, Kopenhag doruğuna kadar gelmeyi başarmışlardır.
Denktaş, bugünkü sonuca giden en önemli iki adımdan birini, AB'nin Kopenhag doruğuna katılmayarak attı. Yerine yolladığı dışişleri bakanı Tahsin Ertuğruloğlu kendinden de beter bir HAYIR'cı idi. Türk tarafı Kopenhag'da EVET dese, herşey değişecek ve son aylarda yaşadığımız pazarlık süreci hemen başlayacak, anlaşmanın uzaması durumunda da AB, Rumların tam üyeliğini bekletecekti.
Teknik deyişle, saati durduracaklardı.
İkinci büyük fırsat 10.3.2003'teki Lahey toplantısında kaçırıldı.
Kofi Annan , masanın etrafına Denktaş ile Papadopulos'u oturttu ve planı kabul edip etmeyeceklerini sordu.
Denktaş'ın yanıtı hemen HAYIR oldu.
Kapıyı vurup çıktı.
Bu kadar acele etmese, EVET deyip yeni bir müzakere süreci istese, Papadopulos HAYIR diyecekti.
Denktaş bu tutumuyla hem Papadopulos'u kurtardı, hem de Rumların tek başlarına AB'ye katılma anlaşmasını imzalamalarını sağladı.
AB'nin karşısında, planı reddeden Denktaş ve susarak tutum açıklamayan Papadopulos vardı. Rum lideri bu sayede AB'ye katılma anlaşmasını imza edebildi.
Aksi olsaydı...
Yani Denktaş, EVET yaklaşımıyla Papadopulos'u HAYIR'a zorlasaydı, Rumların katılımı ertelenecekti. Kısacası, Denktaş tam üyeliği Rumlara kendi eliyle hediye etmiş oldu.
Şimdi biraz duralım ve söyleyeceklerimizi iyi bilelim.
Bu mu üstün yetenekli müzakerecilik?
Bu mudur deneyimlilik?
Hayır.
Rauf Denktaş, halkına öylesine inanmıyor, bu halkın fırsatını bulduğu anda herşeylerini Rumlara satıp KKTC'yı terk edeceklerinden öylesine emin ki, kendine göre tek çıkış yolunun çözümsüzlük ve Türkiye'ye ilhak olduğunu kafasına yazmış. Bu inançla uyguladığı politikaların faturası ise ne yazık ki Sayın Cumhurbaşkanına değil, KKTC halkına çıkıyor. Türkiye'deki kalemşörler bu gerçekleri bilmediklerinden bol keseden atıp tutuyorlar.
Hadi canım sizde...
***
ATİNA, RUMLARI DEĞİL TÜRKLERİ GÖZETMELİ...
Atina güç durumda.
Kalbi, Kıbrıs Rumlarından yana çarpıyor.
Ancak, Papadopulos'un son manevrasından hiçte memnun değil. Zira Papadopulos Yunanistanın oyununu bozdu. Yunanistanın yeni muhafazakar hükümeti de, Pasok gibi, Türkiye ile ilişkileri germek istemiyordu. Karamanlis'in de kalbinde yatan, Annan planı'nın kabul edilmesi, Ada'nın AB'ye tam üye olması ve bu sorunun gündemden çıkmasıydı.
Papadopulos oyunu bozdu.
Tabii bu saatten sonra, Karamanlis'in kamu oyu önünde kalkıp "neden böyle hareket ettin" diye soracak hali de yok. Belki kapalı kapılar ardında söylüyor olabilir, ancak dışarda desteğini yine de vermek zorunda...
İşte asıl güçlükte bundan kaynaklanıyor.
Kıbrıs'lı Rumların tuzu kuru olduğu için, Atina'nın bundan böyle Türk tarafını da koruyup kollaması gerekiyor.
Nedeni de çok basit.
Kıbrıs'taki her olumsuz gelişme, Türk- Yunan ilişkilerine yansıyacak. Oysa ne Atina, ne de Ankara gerilim istiyorlar.
Keşke bir mucize olsa da, Kıbrıs sorunu çözümleniverse, her iki başkentte çok rahat edecek. Ancak bu mucize gerçekleşemediğine göre, geriye akılcı davranış kalıyor.
Bakalım Karamanlis hükümeti bu akılcı yaklaşımı gösterebilecek mi ?
***
KİTAP KÖŞESİ
KORYÜREK'İN NEFİS OLİMPİYAD KİTABI ÇIKTI
İlk defa 1995'te Arçelik tarafından düşünülmüş ve Cüneyt Koryürek'e hazırlatılmıştı. Şimdi de İstanbul Olimpiyad oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kurulu aynı eseri yenileyerek yayınlanmasını akıl etmiş.
Bravo...
Koryürek'ten başkası da böyle bir çalışmayı yapamazdı.
Olimpiyad'ların başlangıcından bu yana tarihçesini ve özellikle Türkiye'nin bu ünlü oyunlardaki yeri öylesine güzel anlatılmış ki, insan tadına doyamıyor.
Meraklılara tavsiye ederim.
***
BİR DİPLAMATIN ANILARI...
Emekli Büyükelçi Yaman Başkurt, diplomatlar ordumuzun içinde özel yeri olanlardan biridir. "Aferin iyiydin..." adlı anılar kitabını (İnkılap tel: 0212 514 06 10-11, e-mail: posta@inkilap.com) yayınladı. Son derece rahat okunan, başarılı bir insanın başından geçenleri hikaye eden çok hoş bir kitap.
Türkiye'nin dış ilişkilerine, hükümetlerle diplomatlar arasındaki iletişimi m
erak edenler için kaçırılmaması gereken bir çalışma.
Yaman Başkurt'ın başarısı sadece dış politika değil, dış ekonomik ilişkilere de emek vermesinden kaynaklanıyor. Komple diplomatlarımızdan biriydi.
***
TALAT İÇİN, ÖNCE KIBRIS GELİYOR...
M.Ali Talat her geçen gün kişisel damgasını biraz daha belirgin şekilde vuruyor. Başbakanlığa geldiği günden bu yana karşımızda farklı bir Talat var. Devlet adamlığı ağır basan, ilerde Cumhurbaşkanlığına en güçlü aday olma işaretlerini veren bir politikacı...
Talat eskiden Ankara'da bazı çevreler tarafından kaygıyla izlenirdi. Şimdilerde bu kaygılar belirli oranda azaldı, ancak kuşkuların tamamen yok olduğunu söyleyemeyiz.
Bu kuşkunun temeli de, Talat'ın herşeyi Ankara gözlüğünden görmemesi. Rauf Denktaş "emret komutanım" yaklaşımı sergiler, son Annan planına kadar da hem asker, hem de sivil hükümetlerin sözünden çıkmaz idi. Talat'ın böylesine biat (hükümranlığını tanımak-uymak-bağlanmak) etmeyeceğini bilen çevreler, şimdiden kara kara düşünüyorlar. Ancak, Talat'ın prestiji de artmış durumda. Artık, Denktaş'çılarla yola devam edilemeyeceği biliniyor.
Ne olursa olsun, Ankara'nın da KKTC'ye bakışını ve yaklaşımını değiştirmesi gerekiyor. Kuzey'e küçük bir vilayet muamelesi yapmak, Cumhurbaşkanını Vali, Başbakanını da Belediye Başkanı gibi görme alışkanlığını sürdürmek artık imkansız.
Talat, bu geçiş dönemi için iyi bir isim sayılır.
***
RUSLARIN RUM AŞKI NEREDEN GELİYOR?
Rusya birden bire Kıbrıs Rumlarıyla iç içe yaşar oldu. Referandum öncesinde, BM Güvenlik Konseyi Annan planının uygulanacağına dair güvence verecek ve bu da AKEL'in oyunu değiştirmesine yol açacaktı. Uzun pazarlıklar sonucunda bir metin çıktı, ancak Ruslar veto ettiler. Gerekçesini de "teknik nedenlerle" diye açıkladılar. Sonradan anlaşıldı ki, Rum Dışişleri
Bakanı Yakuvu, bizzat Moskova'ya gidip veto etmelerini rica etmiş.
Rusların gözünde Güney Kıbrıs nasıl oluyor da, Türkiye'den daha ağırlıklı bir yer buluyor?
Anlaşılması güç bir hesap.
Ben çözemedim.
Acaba Çeçen hesaplaşması mı? Yoksa Kıbrıs'a silah satışının devamını sağlamak için mi?
***
GELECEĞİN SESİ TÜRK-YUNAN DİYALOĞU
1980'lere kadar Türkiye ve Yunanistan'da sayıca önemli bir varlık gösteremeyen Sivil Toplum Kuruluşları 2000'lere gelindiğinde barıştan eğitime, kadın sorunlarından yerel yönetimlere, çevreden, iş dünyasına, tarihten kültür ve sanata kadar uzanan geniş bir alanda etkin olmaya başladılar.
Bu diyalog zemini nasıl oluştu? Türk ve Yunan STK'larının işbirliği nasıl başladı, nasıl gelişti? Türk-Yunan dostluğunun Avrupa Birliği açısından anla
mı nedir? Geçmiş deneyimlerden nasıl yararlanabiliriz? Kitapta hepsi anlatılıyor.
Türk, Yunan, İngiliz ve Kıbrıslı Türk 22 yazarın katkılarıyla yazılan "Geleceğin Sesi-Türk-Yunan Yurttaş Diyaloğu" hem İngilizce hem de Türkçe basıldı. Türk-Yunan diyaloğuna başka bir pencereden bakmak isteyenler, bu kitabı sakın kaçırmayın... (Bilgi İletişim Grubu 0212 217 28 62- 216 22 22- yayin@bilgiyay.com- dagitim@bilgiyay.com)
MILLIYET 01/05/2004 MEHMET ALI BIRAND
Rum basını: Günaydın Avrupa
Kıbrıs Rum basını, Güney Kıbrıs'ın bugünden itibaren resmen Avrupa Birliği (AB) üyesi olmasını manşetlerden "Günaydın Avrupa" şeklinde yansıttı.
Fileleftheros gazetesi, ''Ve şimdi Avrupalı olduk'' başlığıyla verdiği haberde, ''Kıbrıs'' için yeni bir dönemin başladığını belirtti ve üyeliğin Rumların hayatında yapacağı bazı değişiklikleri şöyle sıraladı:
1. ''Kıbrıslılar'' için iş kapıları açıldı.
2. Yeni 9 üyeyle de ticari ilişki kurma olanağı doğdu.
3. Artık yılda 1150 Kıbrıs Lirası'na (KL) İngiltere'de yüksek eğitim olanağı var.
4. Avrupa'da kriz göğüsleme tatbikatlarında Rum Milli Muhafız Ordusu da (RMMO) hazır bulunacak.
Diğer Rum gazeteleri de, AB üyeliğinin ilk gününü şu ifadelerle okuyucularına aktardı:
Simerini, ''Günaydın yeni Avrupa. Kıbrıs bugünden itibaren AB'nin tam üyesi''.
Mahi, ''Günaydın Avrupa.''
Politis, ''Devalüasyon korkusuyla dövizdeki sınırlamalar tam olarak kaldırıldı. Üyelik arifesinde faizler yükseldi. Kıbrıs için yeni dönem.''
Haravgi, ''Gözler çözüme çevrili olarak üyeliği kucakladık.''
Alithia, ''Welcome To Europe'' (Avrupa'ya Hoşgeldiniz).
HURRIYET 01/05/2004
KKTC: Kardeşlik sözü işe yaramadı
Zeynel LÜLE/STRASBOURG
AVRUPA Konseyi Parlamenter Meclisinde Kıbrıslı Türk milletvekillerine temsil hakkı getirecek olan raporun kabul edilmemesi, AKPMye gelen KKTC temsilcilerini hayal kırıklığına uğrattı.
BDH Milletvekili Mehmet Çakıcı, Bizim için hayati bir konunun oylanması sırasında Azeri milletvekilleri yoktu. Böyle bir ortamda bize destek olunmayacak da ne zaman olunacak? Kardeşlik ve dostluk söylemleri bir sonuç getirmedi dedi.
Eski KKTC Dışişleri Bakanı ve UBP Milletvekili Tahsin Ertuğruloğlu, AKPMde olanlardan sadece Azerileri suçlamanın doğru olmadığını belirterek, Bu durum, bazılarının iddia ettiği gibi KKTCde evet oyunun getireceği avantajların doğru olmadığını gösterdi dedi.
HURRIYET 01/05/2004
Düş kırıklığı gecesi
ÖNCEKİ
gece, Hürriyetin manşetini değiştirme konusunda epey tereddüt ettim.
Bir yerde yemekteydim.
Ankara büromuzdan Uğur Ergan uyardı.
AZERİLER GİRMEDİ
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde, KKTC için yapılan oylamaya Azeri milletvekilleri katılmamış.
O an hissettiğim düş kırıklığını anlatmak kolay değil.
Dün Azerbaycanın Ankara Büyükelçisi sevgili dostum Mehmet Nevruzoğlu Aliyev aradı.
Hürriyetin manşeti onu çok üzmüş.
Cumhurbaşkanı İlham Aliyevin de çok üzüldüğünü anlattı. Üstelik Cumhurbaşkanının o saatte daveti yokmuş.
Ancak Büyükelçi bir noktaya da dikkatimizi çekiyor.
Bizim milletvekilleri bu oylama hakkında yeterince bilgi sahibi edilmemiş. Ayrıca Gürcü milletvekillerine de bir şey söylenmemiş. İyi bir çalışma yapılsaydı mutlaka girip oy verirlerdi diyor.
Bütün bunlar için diyeceğim bir şey yok. Ancak Büyükelçi şöyle devam ediyor:
Bizim milletvekilleri girseydi de sonuç değişmeyecekti.
Bu gerekçe beni hiç tatmin etmiyor.
Çünkü Türkiyenin ve Kıbrıs Türklerinin şu an manevi desteğe de ihtiyacı var.
Oylama kazanılmasa bile o desteği hissetmek istiyoruz.
Gerekçe ne olursa olsun Türkiye önceki akşam bir düş kırıklığı yaşadı.
Çünkü Türkiye, bütün dünyayı karşısına alma pahasına Azerbaycanla dayanışmasını sürdürüyor.
Ermenistanla sınır kapısının açılıp ambargonun kaldırılması konusu bütün canlılığı ile önümüzde duruyor.
Bu kapının açılmasını sadece Batı dünyası istemiyor.
Aynı zamanda, Ermenistan sınırına yakın bölgelerdeki bazı Türk şehirlerinde de aynı arzu var.
ERMENİSTAN KAPISI
Yani sadece bu açıdan baktığımız zaman, bu kapının açılması hem siyasi hem de ekonomik açıdan Türkiyenin menfaatinedir.
Üstelik her geçen gün Ermenistana uygulanan amgargoyu savunmak güçleşiyor.
Şimdi Türkiyeyi daha da zor durumda bırakan yeni bir gelişme var.
DAYANIŞMA DUYGUSU
Türkiye, bütün dünyada KKTCye uygulanan ambargonun kaldırılması için mücadele veriyor.
Amacımız Kıbrısın Türk halkının boğazını sıkan bu sorunu çözmek.
Peki ama bunu isteyen Türkiye, Ermenistana karşı uygulanan ambargoyu nasıl savunacak?
Birileri çıkıp, Kardeşim siz işinize geldiğinde ambargoların kaldırılmasını, işinize geldiği zaman uygulanmasını savunuyorsunuz. Böyle çifte standart olur mu derse inandırıcı bir cevap verebilir miyiz?
Ama Türkiye bütün bunlara rağmen, sırf Azerbaycanla dayanışması nedeniyle kapıyı açmıyor.
Bu ikilemi yaşayan bir halk, tarihinin en kritik oylamalarından birinde en güvendiği dostundan beklediği dayanışmayı göremezse ne yapar?
Bir ay önce 30a yakın Azerbaycanlı gazeteci, Türkiyeye gelip Doğu illerinde Ermenistan kapısının açılmaması için toplantılar düzenlediler.
Üzerlerinde Kapının açılmasına hayır tişörtleriyle gösteriler yaptılar.
Bizler de onları destekleyen haberler, yazılar yayınladık.
Şimdi bizden kapının açılmamasını isteyen gazetecilerden ve Azeri basınından bir beklentimiz var.
Onlardan, oylamaya katılmayan milletvekillerine bunun hesabını sormalarını bekliyoruz.
Aynı davranışı meclis başkanından ve siyasi parti genel başkanlarından da bekliyoruz.
Çünkü şu kahredici şüpheyi kafamızdan silmemiz gerekir:
Bu davranış basit bir ihmal midir, yoksa Azeri siyasi kurumlarının iradesi mi?
Samimi söyleyeyim, ben bu yazıyı yazdığım ana kadar bu sorunun samimi bir cevabını bulmuş değilim.
MENFAAT VE KARDEŞLİK
Kimbilir, belki de bu sorunun gerçek cevabını alabilmek için bunun kadar kritik ve hayati öneme sahip ikinci bir oylamayı beklememiz gerekecek.
Bu cevabı almadığımız sürece de kafamızdan şu inancı atamayacağız:
Demek ki uluslararası ilişkilerde menfaatler, kardeşlikten önce geliyormuş.
Ertuğrul ÖZKÖK HURRIYET 01/05/2004
'Tanıma da seçenek'
ABD'li Weston, ilk defa KKTC'nin tanınma ihtimalini dışlamadı: Kuzeyi tanımanın yaşayabilir seçenek olmadığına ilişkin yasal destekler aşınıyor
01/05/2004 RADIKAL
WASHINGTON - ABD yönetimi, Kıbrıs'taki referandumun ardından ilk kez Türk tarafının tanınmasını 'seçenekler arasında' gördüğünü dile getirmeye başladı. ABD Dışişleri Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, Johns Hopkins Üniversitesi'nde düzenlenen 'Kıbrıs' panelinde, 'KKTC'nin tanınmasını bir seçenek olarak görüyor musunuz' sorusuna, şu yanıtı verdi: "Bütün seçenekleri değerlendiriyoruz. Tanınmanın gerçekten yaşayabilir bir seç
enek olmadığı yönündeki yasal desteklerin aşınmakta olduğunu görüyorum. Bu yasal temeller, BM Güvenlik Konseyi'nde aşınmaya uğradı, AB içinde aşınmaya uğradı. Şu sırada içinde bulduğumuz durumla mücadele etmeye çalışırken alınan kararlarla aşınıyor."
Ancak şu sıralar tanıma yerine KKTC'nin ekonomik durumunu düzeltme ve tecride son vermeye odaklandıklarını belirten Weston, "Tanınma meselesi, uzun Güvenlik Konseyi kararları, anlaşmaları, tarihiyle karışık bir konu" diye konuştu. Weston ayrıca ABD'nin önce AB'nin alacağı kararları görmek istediklerini yinelerken, "Tüm seçeneklere bakıyoruz. Hem ekonomik hem de diğer seçenekler. Tanıma kendimize sorduğumuz bir soru değil. Şu anda Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu nasıl sona erdireceğiz diye soruyoruz. Bunu öyle yapmalıyız ki, Rumlar bir gün çözüme karar verirlerse, çözümün yolu açık olabilsin" ifadelerini kullandı.
Konsey bekleneni veremedi
Ancak BM Güvenlik Konseyi, dün Kıbrıslı Türklerin tecridine son verilmesine
dair başkanlık açıklaması bile çıkaramadı. Bu yöndeki çabalar Rusya'nın yanı sıra Fransa ve Çin'e takıldı. Önceki akşam bir basın açıklamasıyla yetinen konsey, çözüm için kaçırılan tarihi fırsat nedeniyle Genel Sekreter'in düş kırıklığının paylaşıldığı ve Annan'ın raporunun beklendiği belirtildi.
Açıklama Türkiye'yi tatmin etmedi ancak Annan'ın sunacağı rapora atıf yapılması olumlu karşılandı.
Talat'a Washington bileti
BM, AB ve AKPM'den umduğu açılımı bulamayan KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat da, Powell ve Annan ile görüşmek üzere ABD'ye gidiyor. Pazartesi yola çıkacak olan Talat, salı günü Powell ve Annan ile görüştükten sonra Washington'a geçerek Stratejik ve Uluslararası Etüdler Merkezi'nde (CSIS) konuşacak. Talat, Amerikan kongresi üyeleriyle de bir araya gelecek.
(aa, afp)
Prodi: Referandum,
Türkiye-AB ilişkilerini etkilemez
01/05/2004 RADIKAL
AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi, 'Kıbrıs'ta referandum sonuçlarının, AB'nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasını doğrudan etkilemeyeceğini' söyledi.
Prodi, İrlanda'nin başkenti Dublin'deki AB'nin genişleme törenleri dolayısıyla Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox ve AB Dönem Başkanı İrlanda'nın Başbakanı Bertie Ahern ile ortak basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında Kıbrıs ve Türkiye ile ilgili soruları yanıtlayan Prodi, tam üye
lik müzakerelerinin başlaması konusunda Kopenhag kriterlerinin göz önüne alınacağını söyledi. Türkiye'nin insan hakları alanında önemli reformlar yaptığını ifade eden Prodi, bu reformların uygulamaya sokulmasına da önem verdiklerini bildirdi. Prodi, AB Komisyonu'nun ekim ayında AB Konseyi'ne üyelik müzakerelerinin başlaması konusundaki görüşünü ileteceğini sözlerine ekledi.
Avrupa Parlamentosu Başkanı Cox da, Kıbrıslı Türkler'in referandum sonucuyla birleşik Kıbrıs'ın AB'ye girmesi konusunda kararlı bir tutum sergilediklerini belirterek, Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyona artık devam edilemeyeceğini söyledi. Cox, 'Avrupa Parlamentosu'nun, KKTC'ye mali yardımın en kısa sürede ulaşması konusunun yakın takipçisi olacağını' belirtti.
AB dönem başkanı İrlanda'nın Başbakanı Ahern ise Lüksemburg'da hafta başında yapılan toplantıda, Kıbrıslı Türkler'e yönelik izolasyonun kaldırılması konusunda kararlar alındığını belirti. Ahern, 'AB'nin bundan sonra da Kıbrıs'ın birleşmesini kolaylaştırmak ve Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınması için gerekli adımları atacağını' söyledi.
Türkiye'de Kıbrıs havası
Murat Belge
01/05/2004 RADIKAL
Kıbrıs'ta referandumdan sonra Rauf Denktaş kendisinin istifa etmesine gerek olmadığını, aslında istenen sonuca ulaşıldığını beyan etmiş. Bu, Denktaş'tan beklenecek cevap.
Ancak, referandumdan bu yana geçen kısacık sürede, Türkiye'nin kamuoyunda (daha doğrusu, o 'kamuoyu'nu yönlendiren ve biçimlendiren Türkiye medyasında) Denktaş'ın ima ettiği yöne doğru bir 'vaziyet alma' kendini hissett
irmiyor değil.
Şöyle bir şey: Rumlar 'Hayır' dediğine göre, aslında KKTC'nin varlığını onaylamış oldular; aynı şekilde, Türk askeri varlığını da onayladılar. Batı kamuoyu onlara kızgın, tarihte ilk kez Türkiye ve Türk kesimine bakışı olumlu. Bu elverişli koşullarda, adayı ilelebet ikiye ayıracak girişimi yapabiliriz; güney, varsın AB'ye girsin; kuzey şimdilik yeni bir statü kazansın, tanınsın, daha ileri bir vadede Türkiye'ye katılsın. Türkiye AB'ye katılırsa, onun bir parçası olarak katılır.
Bu düşünce tarzının, şimdiki konjonktürde, dünyanın konuya bakış biçimiyle herhangi bir ilgisi yok. Bu gene bildiğimiz, dünyada kimseyle kaynaşmak, herhangi bir şekilde birlikte olmak istemeyen izolasyonist Türk milliyetçiliğinin bakışı. Son durumdan, bu değişmez plana ne koparılıp katılabileceğini düşünüyor. Denktaş gibilerinde, bu bakışın her şeyi çok daha belirgin, çünkü bütün bir hayatın pusulasını bu sağlıyor. Ama genel bir ideolojinin belirleyici zembereği olduğu için, onu bu kadar inatçı bir bilinçle zihninde taşımayanlar da böyle durumlarda hemen
bu limana girip soluklanabiliyorlar.
Tekrar edeyim, dünyanın Kıbrıs konusuna, Rum kesiminin referandum tavrının yarattığı ciddi sıkıntıya bakışı ile özetlediğim bu bakış uyuşmuyor. İleride uyuşur mu, bilemiyorum. Olabilir belki. Söz konusu iki kesim de birlikte yaşamak, bir şeyleri paylaşmak konusunda böylesine kararlı bir direniş içindeyse, belki dünya da 'Ne haliniz varsa görün' deme aşamasına varır. Ama şimdilik dünya adayı bir bütün olarak görüyor, adanın bütününü bu çerçevede kapsayan bir çözüm istiyor ve bunun sağlanmasından henüz umudunu kesmiş değil. Türk tarafının davranışını bu çerçevede takdir ediyor (ve Rum davranışını kınıyor): adanın bütününe çözüme katkıları açısından.
Denktaş'ın bu durumda tam da bunları söyleyeceğini herhalde bütün dünya biliyordu. Onun için burada kimsenin hayal kırıklığına uğraması söz konusu değil. Ama bu Rum kuntluğundan Türk milliyetçiliğine ve onun Kıbrıs projesine zafer çıkarma havasına Türkiye de kapılırsa, Türkiye lehindeki bütün bu olumlu hava değişir.
Rauf Denktaş, şimdi bu ihtimali gerçekleştirmek için dişiyle tırnağıyla mücadele edecektir. Onun için de, bulunduğu yeri terk etmemek, kendisi açısından daha akılcı politikadır.
Ancak bu böyle olacaksa, başkanı ve temsilcisi ve sözcüsü olduğunu iddia ettiği toplumun yüzde 65'inin düşünce ve özlemiyle yüzde 10 ters düştüğünün bilincinde olarak tutunmalıdır koltuğuna. Hiçbir tereddüde yer bırakmayan bir açıklıkla halka 'Hayır deyin' dedi. Halk 'Evet' dedi. Bu durumda 'Aslında benim istediğim oldu' teranesine yapışması, herhalde kendisine bile inandırıcı gelemez.
Bütün bu uzun süreli varlığı boyunca 'Hayır' demekten başka bir şey yapmadı zaten. Bu son durumda da kendine çizdiği ve bunca yıldır özenle, santim santim inşa ettiği kimliğinin dışına çıkamadı. Kendi milliyetçi tasarımı için olsun, taktik bakımdan Türk tarafının 'Evet' demesini gerektiren şu stratejiye bile 'Evet' diyemedi. Bu basireti de gösteremedi çünkü sözlüğünde 'Evet' diye bir kelime yok.
Bunların hepsinden sonra Denktaş 'İstifaya gerekçe yok' diyebiliyor. Der.. bunların hepsinden sonra 'Büyük Türk devlet adamı Denktaş' demeye devam eden bunca sair Türk büyüğü varken...
Kıbrıs'ta bitmeyen tango
AB hem aldatıldı, hem aldandı, hem de kendi kendini aldattı. Sorunun asıl kökeniyse 10 yıllık
hatada: Rum tarafına AB güvencesi verilirken, Türkler 'Ya AB ya dışlanma' ikilemine sokuldu
01/05/2004 RADIKAL
BAHADIR KALEAĞASI
Yorgos Vasiliou, eski Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliği sürecinde başmüzakereci: "Biz AB'ye yıllar boyu Kıbrıs sorunun çözümünü önkoşul yaparsanız, adanın Türkiye yüzünden bölünmüş olmasından dolayı bizi cezalandırmış olursunuz dedik. Şimdi ise, Türkler aynı konuma geldi. Adanın bölünmüş kalması Rum tarafının referandumda hayır demesi yüzünden, cezasını biz çekiyoruz demeleri haklı."
Tasos Papadopulos, Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı, AB Konseyi üyesi: "Hayır dedik diye ne kaybedeceğiz ki? Bizi dışlayacaklar mı? AB zirvelerine katıldığımda, yemekte garson bana servis mi yapmayacak?"
Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı: "Avrupa Parlamentosu'nun değerli üyeleri, bugün Rum dostlar gibi, ben de kendi anadilimde Türkçe hitap ediyor olabilmeyi isterdim. Fakat, çözümsüzlük yüzünden bunu yapamıyorum."
Günther Verheugen, genişlemeden sorumlu Avrupa Birliği Komisyonu Üyesi: "Rum tarafı bizi aldattı..."
AB Komisyonu
AB Komisyonu hem aldatıldı, hem aldandı, hem de kendi kendini aldattı.
Sorunun kökeninde, daha 10 yıl öncesinden itibaren, o zamanki sorumlu komiser Hans Van den Broek tarafından savunulan hatalı yaklaşım var. Bir taraftan Kıbrıslı Rumlara AB'ye tam üyelik güvencesi verilirken, diğer bir taraftan Türklere 'AB üyeliği ya da dışlanma' yönünde işaret verildi.
'Havuç ve sopa politikası' diğer bir deyişle.
Sonuçta AB aldatıldı, çünkü Rumlar kendilerinin önceliğinin AB'ye birleşik bir ülke olarak girmek olduğunu savunmaktaydılar. Aldandı, çünkü Kıbrıs'ta çözüm için gerekli iç ve dış etkenlerin analizini yanlış yaptı. Kendi kendini aldattı, çünkü bu politikasının zayıflığını görmezden gelmeyi seçti. O zamandan beri uyarılarımız AB yetkilileri-ni ikinci kere düşünmeye sevk ettiyse de, bir dizi nedenden dolayı birliğin Kıbrıs politika-sı Türkiye bakımından olumsuz gelişti. Çünkü:
1. Yunanistan içeride: En temel neden, Yunanistan'ın AB'nin içinde yer alması. AB olarak tanımlanan öznenin bir parçası olarak alınan kararlara yön verebilmesi. AB'nin siyasal sistemi, kurulduğundan beri Lüksemburg gibi küçücük bir ülkenin bile çıkarlarını savunabilmesi esasına göre tasarlanmıştır. Yunanistan 1981'de üye olduktan sonra bu konumunu çok iyi kullandı.
İstediği zaman birçok dosyada veto yetkisini kullanabilir. Dolayısıyla, Atina AB içinde hukuksal zırh ve siyasal meşruiyete sahip bir şantaj aracına sahip. Yunanistan'ının AB üyeliğine doğru ilerlediği dönemlerde Ankara'nın gafletleri malum. Türkiye 20-30 yıl önceki dönemdeki hükümetlerin, tarihe ulusal çıkar katliamı olarak geçmesi gereken vahim hatalarının cezasını çekmekten henüz kurtulmadı.
2. Türkiye dışarıda: Türkiye'nin hatası yalnızca Yunanistan'ın AB'ye doğru ilerlediği yıllarda, Brüksel'e mesafe almasında değil. İlişkileri dondurmalar, Brüksel'den gelen davetleri reddetmeler, AB'ye başvuru hazırlığı yapan dışişleri bakanının gensoru ile düşürülmesine göz yummalar...
Sonra askıya alınan demokrasi, çığırından çıkmış insan hakları ihlalleri, Kürt sorunun kötü yönetimi... AB üyesi demokratik Yunanistan'a karşısında, görüntüsü bozuk bir Türkiye, haklı olduğu davayı iyi savunamadı. Zaman aleyhimize işlerken, birçok yetkili yanlış söylemler ve politikalarla Kıbrıs sorununu çıkmaza sürükledi.
3. Brüksel etkisiz: Bu dönemde AB zaman zaman Rum tarafının kısırdöngülerini kırmak için Türkiye'ye fırsat pencereleri açtı. Türk tarafı reddetti. Böylece Kıbrıs'ın AB'ye üyelik anlaşması öncesinde Türkiye kendi kendine zarar verdi. Aynı şekilde başka bir fırsat ta, 24 Nisan'da referandumlar ve 1 Mayıs'ta Kıbrıs'ın AB üyeliğinin gerçekleşmesi öncesinde kaçtı. Atina'dan da gelen bir ılımlı işaret sonrası, AB Türkiye ile müzakereler için 'gidişatın olumlu ve gündemdeki anayasa reformunun umut verici' olduğu yönünde bir karar alabilirdi. Nasıl bir tesadüfse, DEP davası ve Leyla Zana meselesi bir anda çıktı ortaya. Türkiye kendine ateş edince, diğer ülkelere de geriye çekilmek kaldı.
Kısa vadede kazanç
Kısa vadede Türkiye kazançlı. Referandum öncesine göre Türk tarafının saygınlığı arttı, Rum tarafı Avrupa'da eleştirilerin hedefi oldu. Hem çok geç, hem de çok güç olsa da, Türkiye artık uluslararası camiada ve AB ile ilişkilerde yapıcı ve uzlaşmacı rol oynayan bir konuma kavuştu. Orta vadede ise siyasal güç ibresi Güney Kıbrıs hükümetinden yana. Artık AB'nin Kıbrıs politikası konusunda her zaman bilincinde olmak gerekecek iki önemli etken var:
Yunanistan ve Kıbrıs, AB'nin siyasal karalarında veto yetkisine sahipler.
AB ülkeleri parlamentolarında onaylanan Kıbrıs'ın 'Katılım Anlaşması' adanın bütününü AB toprağı yapıyor. Bu durumda:
Türkiye, AB toprağı üzerinde asker bulundurmaya başlıyor. Bu, Birleşmiş Milletler hukuku uyarınca çözüm gerektiren bir sorun. Fakat bu çözüme katkıda bulunmuş bir Türk tarafı ve reddetmiş bir AB üyesi Kıbrıs hükümetinin mevcudiyetleri, sorunu karmaşıklaştırıyor. Bir süre daha sorunun askıda kalmasına tahammül edilebilir. Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlaması halinde, 27. başlık olan 'Ortak Dışişleri ve Savunma Politikası' çerçevesinde bu konu aşamalı bir çözüm yoluna girebilir. Fakat Kıbrıs'ın Türkiye tarafından tanınması, müzakereler öncesinde çözülmesi gereken bir sorun.
Ciddi bir hukuksal sorun
AB müktesebatının kuzeyde uygulanamayacak olması önemli bir hukuksal sorun. Fakat burada 'de minimis' kuralı işleyebilir. Çünkü, söz konusu durum, tek pazarın ve genelde AB'nin işleyişini olumsuz etkileyemeyecek kadar küçük bir boyuttadır. AB tarafından onaylanan Kıbrıs tüzüğü bu konuda birtakım geçici düzenlemelerle kişilerin ve malların serbest dolaşımını kısmen olası kılıyor.
Türk tarafı ve Kıbrıs dışındaki AB ülkeleri Annan Planı çerçevesinde çözümü desteklediklerine göre, KKTC va
tandaşları için, toprağa bağlı olmayacak şekilde AB vatandaşlığı haklarının geçerliliği savunulabilir. Papadopulos hükümeti bu hakları güvence altına alamaz ise, bunun hukuksal ve siyasal bedellerine maruz kalmalıdır. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir husus, KKTC vatandaşlarının bu haklarından Güney'in Kıbrıs'ın tek hükümeti olmasını güçlendirecek bir şekilde yararlanmamaları. Bunun için Annan Planı referans ve hareket noktası olmayı bir süre daha sürdürebilir.
Bugünden sonrası
AB ülkelerinde yerleşi
k Türkiye kökenli AB vatandaşları, bugünden itibaren, birer Alman, Fransız, Hollandalı vs. olarak Güney Kıbrıs'a yerleşebilirler. Artık Türkçenin resmi dil olduğu ve Türk ortamına yakın bir ülkede, emeklilik veya işsizlik paralarıyla geçinme, iş kurma, yerel seçimlerde seçme ve seçilme haklarına sahipler. Bu konuda, 'barışçıl' bir söylemle yürütülecek bir cesaretlendirme kampanyası, düşük etki yaratması hipotezinde bile, Güney Kıbrıs'ta siyasi dengeleri Türkiye lehine sarsabilir.
Yıl içinde, Annan Planı'na bazı düzenlemeler eklenerek ve uluslararası güvenceler verilerek, Rum kesiminde ikinci bir referandum denemesi gündeme gelebilir. Bu durumda Türk kesiminde yalnızca bir hükümet veya meclis kararıyla onay yeterli olabilir. Bu konuda, Annan Planı için kuzeyde ikinci bir referandumu zorunlu kılacak değişikliklere karşı açık bir tavır alınmalıdır.
Statükoyu aşmak için
Bu genel değerlendirmeler ışığında, Türkiye açısından kazanılmış uluslararası zemini kaybetmeden AB perspektifini güçlendirebilecek duyarlı bir politikanın bazı ana hatları şu şekilde beliriyor:
1- Son derece yapıcı ve Avrupalı bir söylem: "Barış, Avrupa'nın güvenliği, Avrupa Birliği'nin küresel rolü, Doğu Akdeniz'de istikrar ve ekonomik kalkınma, halkların Avrupası ülküsü, Türk-Yunan uzlaşması, AB projesinin saygınlığı, demokrasi ve insan haklarının evrenselliği, bilgi toplumu çağında halklar arası bütünleşme..."
2- Kıbrıs'tan kaynaklanan bütün sorunların çözümü için çeşitli 'istişare süreçleri' başlatmak ve bu çalışmalardaki ilerlemeleri müzakere süreci ile eşzamanlı kılmak.
3- AB müktesebatının kuzeyde de olabildiğince uygulanmasını sağlayarak fiilen 'AB üyesi bir KKTC' durumu yaratmak.
Güneydeki haklar
4- Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliği sonucunda, KKTC ve Türk kökenli Avrupa Birliği vatandaşlarının güneyde haklarını kullanmalarını teşvik etmek. Güneyin Avrupa Birliği'ne girmesinin her sonucunu yaşamasına katkıda bulunmak. Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Kuzey Kıbrıslılar için seçme ve seçilme hakkı talep etmek.
5- Kuzeye Avrupa Birliği kaynaklı mali yardımı ve açılacak olan ekonomik ilişkileri birer iletişim aracı olarak da değerlendirmek.
6- Yunanistan ve Güney Kıbrıs yönetimiyle ilişkilerde, AB içinde
üye ülkelerarası dayanışma mekanizmalarını devreye sokacak gelişmelere izin vermeyecek derecede yapıcı ve ılımlı bir yaklaşım sergilemek.
7- ABD'nin bölgeye yönelik politikasına kısa vadede münhasıran hâkim olan Irak sorununa dikkat etmek ve bu durumun Kıbrıs bağlamında olumsuz etkileri olmaması için Avrupa Birliği'yle ilişkilerde uyarıcı bir rol oynamak.
8- Demokratik reform sürecini ve uygulamanın saygınlığını daha da hızlı başararak, Türkiye aleyhine tutumların hareket alanını ve Kıbrıs dosyası ile etkileşim olasılıklarını asgariye indirmek.
Kıbrıs hâlâ bir muamma. Türkiye'nin AB yoluna açılan bir kapı mı, yoksa içeride ve dışarıda Türkiye'yi bu yolda istemeyenlerin son kalesi mi? Kıbrıs'ta siyaset dansı tango olmaktan çıktı. Herkesin piste fırladığı, ritmi giderek hızlanan bir kasaphavası çalıyor.
Dr. Bahadır Kaleağası/Brüksel
|
Rumların 'Hayır'ı şöleni berbat etti |
Rumların yüzde 75 gibi bir oranla çözüme 'Hayır' demesi yüzünden Avrupa geçmişin
yaralarını sarmak bir yana, hem hukuki hem siyasi bir sorunu geleceğe taşıdı
01/05/2004 RADIKAL
MARIE JEGO
Kıbrıs'ı yeniden birleştirmeye çalışan BM planına karşı Rum kesimininin yüzde 76 gibi ezici bir oranla 'Hayır' demesiyle 'Kıbrıs sorunu' Avrupa Birliği'nin genişleme şölenini berbat etti. 1 Mayıs'ta genişlemeye hazırlanan Avrupa, geçmişin yaralarını sarmak şöyle dursun, hem hukuki hem siyasi bir sorunu geleceğe taşıdı.
Güney Kıbrıs (Rum, 625 bin nüfuslu) 10 yeni üyeden biri olduğundan, 30 yıldır ada ile başkentini birbirinden ayıran 'Yeşil Hat' AB'nin yeni dış sınırlarından biri olacak. Bu sınır AB'yi uluslararası toplum tarafından tanınmayan, ne üye ülke ne de üçüncü şahıs konumunda olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden ayıracak. 24 Nisan referandumunda BM'nin önerdiği çözüme 'Evet' (yüzde 65) demiş olsalar da Kıbrıslı Türkler (adanın kuzeyinde 200 bin kişi), yeni bir çözüm gün ışığına çıkana kadar AB'nin sınırında kalacak.
Retçiler oralı değil
Her şeyi kaybettikleri söylenemez, zira uluslararası toplum kendilerini ekonomik darboğazdan çıkarmaya yönelik bir yardım sözü verdi. Ama daha dün ellerinin arasında olan çözüm, bugün artık imkânsız görünüyor. Rumların 'Hayır'ı nedeniyle kendisini 'aldatılmış' hisseden tek kişi, Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen değil. Toplumlararası diyalog taraftarlarının çoğu (gerek Türk gerek Rum) onunla aynı hisleri paylaşıyor. Planı reddeden siyasi partiler hiç oralı değil. Ortodoks kilisesi 'Evet' taraftarlarını neredeyse sonsuza kadar lanetlemişti. Yerel siyasetin ağır topu, geçmişte Türk kesimiyle yakınlaşmanın baş mimarı komünist Akel partisi ise herkesi şaşırtarak
'Hayır'cıların saflarına geçti.
Adanın Türk kesiminde büyük bir hayal kırıklığı var. Ne de olsa burada 'karşı taraf'la (Kıbrıs'ta hep böyle deniyor) uzlaşma hareketi birkaç yıldır kök salmış durumdaydı.
Kuzeydeki Türk kesiminde en sıkı uzlaşma taraftarları gençlerken, güneydeki Rum kesiminde Annan Planı'nın en ateşli karşıtları 18-24 yaş arasındakiler. En sık duyulan cümle "Kolonilerle birlikte yaşamak istemiyoruz". Nisan 2003'te Yeşil Hat açılana kadar iki toplum
arasında hiçbir temas olmaması yaramamış.
Diyalog her zaman kolay olmuyor. Güneyde verilen eğitim Türkleri barbar gibi gösterme eğiliminde. 50'lerinde bir aile babası olan Ali, sınır açıldıktan sonra güneydeki bir Rum arkadaşına ziyarete gittiğini anlatıyor. "Çocuklarımı da götürdüm. Götürmez olaydım! Gittiğimizde arkadaşımın çocukları benimkilerle oynamayı reddetti. Korktular. Bir daha oraya dönmedim," diye anlatıyor gücenmiş bir halde. Pek çokları gibi Ali de, Kıbrıslı Rumların planı reddetmesiyle kimlik gerginliklerinin yeniden su yüzüne çıkacağını düşünüyor.
Uzlaşma taraftarı Sevgül Uludağ da aynı görüşte: "Milliyetçi bir tehdit var ortada. Türk tarafının 'Evet' yüzünden yaptığı kendini tatmin gösterileri bana göre hiçbir şey ifade etmiyor. Rumlar 'Hayır' dedikten sonra zafer bunun neresinde? Onları suçlayabilir misiniz? Referandum üç yıl önce yapılmış olsa bizler de aynı şekilde 'Hayır' derdik. Bazı şeyleri değiştirmek için zaman lazım, ortak bir şekilde çalışmak lazım, gerçek bir siyasi irade lazım. Gecikmeden işe koyulmalıyız."
(Başyazı, 28 Nisan 2004)
Bir adım önde olmak
Haluk Şahin
01/05/2004 RADIKAL
Kıbrıs'ta referandum geride kaldı, sıra teslimata geldi. Görüşmeler sırasında verilmiş örtülü ya da açık sözlerin yerine getirilmesine...
Öyle anlaşılıyor ki, iş teslimata gelince Avrupa Birliği gene cimri davranıyor. Ortada çok ağır bir haksızlık olmasına rağmen Kıbrıs Türklerinin beklentilerini yerine getirmek için fazla bir şey yapmaya niyetli değil.
Oysa, 'Hayır' diyen Güney Kıbrıs'ın
AB'ye katılıp, 'Evet' diyen Kuzey Kıbrıs'ın açıkta kalması skandalı her şeyden önce onların eseri. Şimdi bu konudaki haksızlığı gidermek için bir şeyler yapmak sorumluluğu da herkesten önce onların omuzlarında bulunuyor.
Le Figaro gazetesinin yazdığına göre Lüksemburg'da yapılan AB Dışişleri Bakanları toplantısında Avrupalı bakanlar Güney Kıbrıs Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'ya sert sert bakmışlar! Evet, Güney Kıbrıs yönetiminin Avrupa topluluğunu en ağır biçimde kandırmasına karşı böyle bir yaptırım uygulamışlar!
Yakovu da fena halde korkmuştur herhalde. Yaşlı adamcağızın ödü filan patlamamıştır inşallah!
Şimdi gözler Amerika'ya dönüyor. Adım atma sırası onlarda. Türkiye üzerine Avrupa-Amerika çekişmesinde en son perde oynanmak üzere de diyebiliriz.
ABD; bu kez atacağı adımlarla AB'yi fena halde madara edebilir ve Brüksel'in dış politika konusundaki aczini bir kez daha suratına çarpabilir.
Öyle anlaşılıyor ki, ABD bu konuda AB'den bir adım önde olmaya kararlı. Tıpkı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kıbrıs konusunda Rumlardan
her zaman bir adım önde olmayı vaat etmesi gibi.
Amerikalılar liderleri değerlendirirken onların sözlerini yerine getirip getiremeyeceğine büyük önem verirler. Cakasına, tafrasına bakmaz, 'Can he deliver?' diye sorarlar; yani, zamanı gelince 'Malı teslim edebilir mi?'
Recep Tayyip Erdoğan tezkere olayında vaatlerini yerine getiremeyerek malı teslim konusunda kötü puan almıştı. Ama bu kez Beyaz Saray'da verdiği sözü yerine getirerek notunu düzeltti.
Amerikalılar şimdi teslimatta bulunma sırasının kendilerine geldiğini biliyorlar. Ve bu konuda, Avrupa'dan bir adım önde olmaya kararlı görünüyorlar.
Bu yüzden, referandumun hemen arkasından fazla bir şey söylemeyerek AB'nin neler yapacağını görmek için beklediler. Avrupa'nın elini gördükten sonra daha somut şeyler söylemeye başladılar. Dışişleri Bakanı Colin Powell'dan sonra Kıbrıs özel temsilcisi Thomas Weston'un KKTC'yi tanımaktan söz
etmesi boşuna değil.
KKTC Başbakanı M. Ali Talat'ın gelecek hafta Washington'da yapacağı temaslar ABD'nin 'AB'den bir adım önde' olma yaklaşımının somut sonuçlarını ortaya koyacaktır..
Tıpkı AB yetkilileri gibi Amerikan yönetimi de kendisini Papadopulos tarafından aldatılmış hissediyor. Bunun mutlaka bir bedeli olması gerektiği düşünülüyor.
Ancak, mal teslimi açısından kötü not alan sadece Papadopulos olmadı. Yeni Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis de kriz süresince zayıf bir lider görüntüsü çizdi. Kuşkusuz bu da Washington tarafından not edildi...
Şu anda Türkiye Rumlardan, ABD ise AB'den bir adım önde... Bu tangoyu dikkatle izleyiniz.
Kuzey Kıbrıs'a ambargo kırılmak üzere
Murat Yetkin
Kuzey Kıbrıs konusunda İngiltere harekete geçmezse, ABD devreye girecek
01/05/2004 RADIKAL
Kıbrıs konusunda ilginç gelişmeler devam ediyor. Avrupa Birliği'nin bugün Kıbrıs Rumlarını, yalnızca kendilerini temsilen alıp almayacakları konusu uluslararası gerilim kaynağı oluyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül dün ABD'nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman ve İngiltere'nin Ankara Büy
ükelçisi Peter Westmacott ile yediği öğle yemeğinde KKTC'nin tanınması ve ambargoların kaldırılmasını konuşurken, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın ABD programı da kesinleşiyordu.
Dün akşam saatleri itibarıyla kesinleşmeye başlayan program, Talat'a şimdiye dek bırakın KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a, çoğu Türk politikacıya da nasip olmayan yoğun bir programın hazırlandığını gösteriyor. 3 Mayıs pazartesi günü New York'a uçacak olan Talat, salı günü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'la görüşecek. Bu görüşmenin hemen ardından, yine New York'ta ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile görüşme yapılacak. Daha sonra Washington'a geçecek olan Talat, çarşamba günü Uluslararası ve Stratejik Araştırmalar Merkezi CSIS'te Kıbrıs'taki son durum üzerine bir konuşma yaptıktan sonra, Dünya Bankası Başkan Yardımcılarından Şimui Katsu ile bir araya gelerek KKTC'ye uygulanabilecek Dünya Bankası kalkınma projelerini görüşecek. Daha sonra Uluslararası Para Fonu yöneticileriyle görüşme de gündemde.
Perşembe sabahı ise Talat, Kıbrıs'taki gelişmeleri ilk kez Türk tarafının bakışıyla ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'ne anlatacak Türk siyasetçi olacak. Henüz kesinleşmese de Senato Dış İlişkiler Komitesi üyeleriyle ayrı bir toplantı düzenlenmesi söz konusu. Yine kesinleşmeyen bir başka görüşme de ABD Başkanı'nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleeza Rice ile söz konusu.
Bu yoğun programı, ABD'nin Kıbrıs Koordinatörü Thomas Weston'ın önceki gün John Hopkins Üniversitesi'nde yaptığı konuşmadaki "(Kıbrıs Türklerini) Tanımama politikası yıpranmıştır ve yıpranmaya devam etmektedir" sözleriyle ve diplomatik kulise sızan diğer gelişmelerle birleştirdiğimizde ortaya şöyle bir manzara çıkıyor:
Avrupa Birliği yarın Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni resmen üye alarak, Avrupa'da kalan son sınır ihtilafını bünyesine ithal ettikten sonra Kıbrıs konusunda bir dizi yeni gelişme beklenebilir. Talat'ın ABD'de olduğu günlerde başlaması muhtemel bu gelişmeler, Kıbrıs Türklerine karşı yıllardır uygulanan siyasi, ekonomik ve sosyal ambargoların kademeli olarak kalkmasıyla sonuçlanabilir.
Talat'a ABD, BM ve Dünya Bankası nezdinde uygulanacak program, zaten kendi başına siyasi ambargonun delinmeye başladığının işaretidir. Bugüne dek
yalnızca BM toplantılarında, Kıbrıs Türk toplumu temsilcisi olarak 1974 öncesi statüsüyle muhatap alınan Denktaş'a karşın, Talat'ın ismi önündeki etiket, Kıbrıs Türklerinin seçilmiş başbakanı olmasıdır.
Bu Kıbrıs Türklerinin siyasi kimliğinin tanınması anlamına geliyor.
Ancak ekonomik ve sosyal ambargoların kalkması konusunda sürpriz
İngiltere'den gelebilir. Örneğin, Heatrow'dan kalkarak Ercan havaalanına inecek bir sivil uçağın anlamı çok büyük olabilir. Bu uçağın turist getiren bir özel havayolu uçağı, ya da kargo uçağı olması fazla fark etmez. Paralel bir gelişme İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nın internet sitesinde düzenli olarak güncellenen, İngiliz turistlerin gitmemesi tavsiye edilen yerler listesinden (Kasım 2003 bombalamaları ardından yaşanan tartışmayı hatırlayalım) Kuzey Kıbrıs'ın çıkarılması olabilir.
Aslında benzeri adımları ABD Dışişleri de planlıyor.
Abcak Washington, bu tür adımları daha çok, Kıbrıs sorununun bu tuhaf hale gelmesinde asli sorumluluk sahibi AB tarafından atılmasını bekliyor. Ancak Amerikalı yetkililerin söylediğine göre, eğer AB harekete geçmezse ve AB'den gelen baskılar nedeniyle İngiltere bu adımları atmaktan vazgeçerse, ABD devreye girecek.
Bu tür gelişmeler, Kıbrıs'taki Rum tezlerinin ve Rumların bütün ada üzerinde egemen oldukları iddialarının uluslararası planda çürümesi demek olacak aynı zamanda.
Kıbrıs Rumlarını, Ada'nın iki parça olduğunu kendi 'Hayır' oylarıyla tescil edilmiş olmaktan kurtaracak bir ihtimal ise hâlâ var. Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un çıkıp 24 Nisan'da reddettikleri ve Türk tarafının onayladığı metni bir kez daha oylamak istediklerini söylemesi ve Kıbrıs Türklerinin de, azınlık olarak değil, kendi kimlikleriyle AB'nin tam üyelik şemsiyesine girmesini kabul etmesi. Diplomaside 'Yanılmışım' demenin birden fazla yolu bulunabilir.
|
Erdoğan: Tanımıyorum demekle olmaz |
| |
|
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs Rum yönetiminin tanınması konusunda önemli mesajlar verdi. Rum yönetiminin dünya tarafından tanındığını belirten Erdoğan, Ben tanımıyorum demekle ne yapabilirsiniz? dedi. |
| |
|
Ankara
NTV |
|
|
| |
|
1 Mayıs 2004 Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, Rum yönetiminin tanınması konusunda herhangi bir karar alınmadığını belirtti. |
|
Avrupa Birliğinin genişleme törenine katılmak üzere İrlandanın başkenti Dubline giden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, hareketinden önce Esenboğa Havaalanında açıklamalarda bulundu.
Erdoğan, Türkiyenin müzakere sürecinde Rum yönetiminin sıkıntı yaratacağına ihtimal vermediğini belirtti. Başbakan, Rum yönetiminin tanınması hakkındaki görüşünün sorulması üzer
ine ise, önemli mesajlar verdi.
Türkiyenin amacının yıl sonunda müzakere tarihi almak olduğunu belirten Erdoğan, Kıbrıs Rum yönetiminin tanınması konusundaki düşüncelerinin sorulması üzerine, Dünya tanımış. Ben tanımıyorum demekle ne yapabilirsiniz. Böyle bir şey var mı? diye konuştu.
Erdoğan, Biz dünya gerçekleri ile hiçbir zaman çelişmeyi, çatışmayı düşünmüyoruz. Dünya gerçekleri neyi gösteriyorsa biz de bu gerçekler içerisinde yerimizi almaya mecburuz açıklamasında bulundu.
ABDULLAHIN GÜLÜN UYARISI
Erdoğan, Abdullah Gülün, Bu yanlış anlaşılacak. Sanki Türkiye tanıyormuş gibi çıkar. Böyle bir şey yok şeklindeki uyarısı üzerine de şunları kaydetti:
Bu, Avrupa Birliğinin tanıdığı, uluslararası noktada BMye varıncaya kadar hepsinin tanıdığı bir konumda. Siz (ben tanımıyorum) demekle zaten herhangi bir şey elde edemezsiniz. Bunların size getireceği, kazandıracağı bir şey yok. Tam aksine bunların hepsi geleceğe yönelik olumlu gelişmeleri de zedeler. Başka bir şey kazandırmaz.
"TANIMA KARARIMIZ YOK"
Başbakan Erdoğanı İrlandaya uğurladıktan sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül, şunları söyledi:
Şu karıştırılıyor: Rum, ABye giriyor. Dolayısıyla ABye tam üye oldular, muhatabız onlarla komisyonlarda, toplantılarda. İşte şimdi zirve toplantısında, dışişleri bakanları toplantısında herkes bir araya gelecek. İster istemez konuşacağız, muhatap alacağız, el sıkışacağız. Bu kaçınılmaz. Bu önceden bilinen bir şey. Onun için zaten, bu sürecin böyle olacağını bildiğimiz için Birleşik Kıbrıs olsun diye çok gayret etmiştik. Ama onların gelip de burada büyükelçilik açmaları, ya da bizim onları ayrı bir devlet olarak tanımamız. Bunlar dediğim gibi bir süreç. Biz bakacağız, nasıl hareket ediyorlar? Bütün bunlara bakacağız. Şu anda bu erken bir şey. Bununla ilgili herhangi bir kararımız yok.
Bakalım orada iyi niyetle mi kötü niyetle mi hareket ediyorlar. Türkiye ve Türklere karşı bir görünür görünmez problemler mi yapıyorlar, yoksa gerçekten bir sorumluluk içerisinde kalıcı bir barış olsun, Türkiyeyi desteleyen bir tavırları mı var. Bütün bunlar ortaya çıkacak. Bütün bunlar ortadan çıksın, ondan sonra değerlendiririz.
|
Türkiye: ABye sadece Rum tarafı katılıyor |
|
|
Türkiye, bugün ABye katılacak olanın yalnızca Rum tarafı olduğunu belirterek, Kıbrıs Cumhuriyetinin Kıbrıs Türklerine zorla empoze edilemeyeceğini bildirdi. |
|
|
Ankara
AA |
|
|
|
1 Mayıs 2004 Kıbrıs Rum kesiminin ABye girişinin Türkiyenin 1960 anlaşmalarına dayanan Kıbrıs üzerindeki hak ve yükümlülüklerine hiçbir şekilde haleldar edemeyeceği belirtilerek, KKTCnin tanımaya devam edileceği ifade edildi. |
Rum kesimi ile birlikte 10 yeni ülkenin ABye katılım töreninin başlamasına az bir süre kala Dışişleri Bakanlığından yazılı bir açıklama yapılarak, Kıbrıs sürecine ilişkin bazı noktalara dikkat çekildi.
Açıklamada şunlar kaydedildi:
1 Mayıs 2004 tarihinde ABye katılacak olan Rumlar, Kıbrıs Türklerini veya Kıbrısın tamamını temsil etmeye yetkili olmadıkları gibi, eşit statüye sahip Kıbrıs Türkleri vey
a Kıbrıs Adasının tamamı üzerinde yetki veya egemenlikleri de bulunmamaktadır. (Kıbrıs Cumhuriyeti) Kıbrıs Türklerine zorla empoze edilemez.
KKTCYİ TANIMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Türkiye, Kıbrıs Rum kesiminin ABye girişinin Türkiyenin 1960 anlaşmalarına dayanan Kıbrıs üzerindeki hak ve yükümlülüklerine hiçbir şekilde haleldar edemeyeceğini, KKTCyi tanımaya devam edeceğini bildirdi.
ABye katılacak olanın yalnızca Rum tarafı olduğuna dikkat çekilen açıklamada, Zira, 16 Nisan 2003 tarihli Katılım Antlaşması, Adanın siyasi ve hukuki bölünmüşlüğünü esas alarak, birleşik bir Kıbrısın ABye üye olmasına imkan vermemektedir. Böylece, uluslararası bir sorun Avrupa Birliğine ithal edilmiş olmaktadır denildi
|
Azerbaycandan KKTC açıklaması |
|
|
Aze rbaycan, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde KKTC milletvekillerinin kendi hükümetlerini temsil etmelerine yönelik oylamaya Azeri milletvekillerinin katılmamasının, eksik organizasyon ve dikkatsizlikten kaynaklandığını bildirdi. |
|
|
Ankara
AA |
|
|
|
1 Mayıs 2004 Aliyev, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin 450 üyeli olmasına rağmen oylamaya sadece 70 milletvekilinin katıldığına işaret ederek, bu nedenle Azeri üyelerin katılması durumunda bile oylama sonucunun değişmeyeceğini belirtti. |
Azerbaycan, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde KKTC milletvekillerinin kendi hükümetlerini temsil etmelerine yönelik oylamaya Azeri milletvekillerinin katılmamasının, eksik organizasyon ve dikkatsizlikten kaynaklandığını bildirdi.
Azerbaycanın Ankara Büyükelçisi Mehmed Nevruzoğlu Aliyev, basın toplantısı düzenleyerek, oylamadan önce Azeri milletvekillerine haber verilmediğini ve eksik organizasyon sonucu oylamaya sadece Azeri değil, Gürcü, Arnavut ve Bulgar milletvekillerinin de katılmadığını kaydetti. Büyükelçi Aliyev, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyevin o gün Strasbourgda herhangi bir resepsiyon vermediğini de söyledi.
SONUÇ DEĞİŞMEYECEKTİ
Aliyev, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin (AKPM) 450 üyeli olmasına rağmen oylamaya sadece 70 milletvekilinin katıldığına işaret ederek, bu nedenle Azeri üyelerin katılması durumunda bile oylama sonucunun değişmeyeceğini belirtti.
Azerbaycanın KKTCye her zaman destek verdiğini ve bundan sonra da destek vermeye devam edeceğini vurg
ulayan Aliyev, AKPMdeki bu gelişmelerin Azerbaycanın KKTCye verdiği desteği çektiği anlamına gelmediğini söyledi.
İKİ OLAY ARASINDA BENZERLİK YOK
Büyükelçi Aliyev, Yukarı Karabağ ile KKTC arasında bazı çevreler tarafından kurulan benzerliğin oylamadaki tutumları üzerinde etkisi olup olmadığının sorulması üzerine, bu iki olay arasında benzerlik olmadığını bildirdi.
Aliyev, her 50 bin Ermeniye bir devlet kurulamayacağını, Kuzey Kıbrıslı Türklerin kurduğu cumhuriyet ile 3000 yıllık Azeri toprağı olan ancak şu anda Ermeni işgali altındaki Karabağ arasında bir benzerlik bulunmadığını söyledi.
Ermenistan ile kapıları açması için Türkiyenin üzerinde büyük baskı olduğunu savunan Büyükelçi Aliyev, Ermenilerin en son Kanadada soykırım iddialarını kabul ettirdiklerini hatırlattı. Aliyev, Ermenistan ile kapıların açılmasının ancak işgal ettikleri topraklardan çekilmeleri durumunda mümkün olacağını ifade ederek, dostluğun tek taraflı olamayacağını belirtti.
İKİ DOST ÜLKE
Büyükelçi Aliyev, Türkiye ile Azerbaycanın tek bir millet olduğunu vurgulayarak, iki ülkenin birbirlerinin en büyük dostu olduğunu ve Türkiyenin güçlü olmasının Azerbaycanın güçlü olması anlamına geldiğini belirtti. Aliyev, Azerbaycan gücü yettiği kadar KKTCnin yanında olmaya devam edecektir diye konuştu.