‘Annan planı yeniden düzenlenir’

 

Başbakan Erdoğan, Annan Planı’nın yeniden masaya getirelebileceğini belirterek “Annan Planı ortada, iki tarafın mutabakatıyla içeriği düzenlenip, yeniden gündeme gelebilir. Halkın oylamasına sunulur. Bundan rahatsız olmamak lazım” dedi.

 

Ankara
NTV

 

 

 

 

24 Aralık 2004—  Erdoğan, TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu’nda yaptığı konuşmada dokunulmazlıkların kaldırılması konusuna da değindi. Erdoğan dokunulmazlıkların sadece siyasetçiler için değil, istisnasız tüm kamu görevlileri için kaldırılması gerektiğini söyledi.

 

Başbakan Erdoğan AB’den müzakere tarihiyle ilgili alınması konusunda gelinen noktanın varış değil, çıkış noktası olduğunu belirtti. Erdoğan “Süreci hep birlikte elele götürmek lazım. Arada makas çok açık. Bu makası hep birlikte kapayacağız. Aksi takdirde tarih bizi affetmez” dedi.
       
DOKUNULMAZLIKLAR
       Erdoğan dokunulmazlık konusunda sadece siyasetçinin dokunulmazlığının kaldırılmasını kabul edemeyeceklerini çünkü bu durumun siyaset kurumunu zayıf düşüreceğini belirtti. Erdoğan “Bizim dokunulmazlıkla ilgili düşüncemiz, istisnasız bütün kamu görevlilerinin dokunulmazlık zırhından çıkarılmasıdır. Bunda varız. Ama sadece siyasetçi için olursa bunda yokuz” dedi. .
       
KIBRIS KONUSU
       Başbakan Erdoğan Kıbrıs konusunda kararı verirken “Güney Kıbrıs’ı mağlup ettik anlayışıyla değil, bir hakkı almak için” çalıştıklarını söyledi. Erdoğan “AB sürecini yeniden yaşanacak Kuzey Kıbrıs-Güney Kıbrıs sürtüşmesine kurban etmek istemiyoruz. 24 Nisan sürecinde nasıl olumlu gayret gösterdiysek, yarın da aynı olumlu yaklaşımı gösteririz.
        Kıbrıs konusunda barış ve uzlaşma olması gerektiğini belirten Başbakan Erdoğan “Şimdi bazı dedikodular yapılıyor, efendim Annan Planı ortada değil. Zaten Annan Planı’nın ruhunda şu var, 24 Nisan referandumunda her iki taraftan da evet çıkmayınca Annan Planı düşüyordu. Ama Annan Planı yeniden düzenlenir. Her iki tarafın da mutabık kaldığı şekilde yeniden düzenlenip yeniden önümüze gelebilir.
       Adı Annan Planı’dır diye niye rahatsız oluyorsunuz? Önemli olan içeriği değil mi? Bunun içeriğini yeniden karşılıklı olarak her iki tarafın da mutabık kaldığı şekilde düzenlenir. Ondan sonra da halka bu sunulur. Tarafların ön yargılardan kurtulması için hepimizin birlikte el ele vermesi, barışınsürmesi için çok faydalı olacağına inanıyorum” dedi.
       ‘Erdoğan Brüksel Zirvesi’nden sonra BM Genel Sekreteri ile görüştüğünü belirterek ‘Kendisine önümüzde yapacağımız işler var, bu konuda birlikte neler yapabiliriz, meseleyi çözmemiz lazım’ dedim” diye konuştu.
       Erdoğan AB üyesi ülkelerin Kuzey Kıbrıs’a verdikleri sözü tutmadıklarını belirterek “Vereceklerini söyledikleri 259 milyon doların, 6 milyon dolarını bu yıl verelim, dediler. Yeni Cami önündeki dilenciye layık görülen bir uygulama bu. Türkiye gerekli desteği Kuzey Kıbrıs’a bundan sonra da verecek. Biz buradaki sorunun dostça çözülmesini istiyoruz.” dedi.
       
DİYARBAKIR’A ZİYARETLER
       Başbakan Erdoğan, Avrupa’dan gelen veya AB ülkelerinden gelenlerin Diyarbakır’ı gezmek istediğini ve bunun ‘tamamen siyasi bir yaklaşım tarzı’ olduğunu ifade etti. Erdoğan Diyarbakır’ın Türkiye’nin Ankara ve İstanbul’dan sonra üçüncü ili durumuna geldiğine işaret ederek, “Diyarbakır niye acaba? Bir ekonomik canlılık, kültürel canlılık, turizmde aşırı zenginlik olduğu için mi, yok niye? Oradaki tamamen siyasi bir yaklaşım tarzı. Bu bizi rahatsız etmektedir” diye konuştu. Başbakan Erdoğan, “Adı zaman zaman konulan ama ülkemizdeki birlik beraberliğe kalkıp da olumsuz yaklaşım gayreti içinde olanların tezgahıdır. AB’li dostlarıma da söylüyorum. Diyarbakır’a bu kadar gidiyorsunuz, niçin Erzurum’a, Konya’ya, Kayseri’ye Rize’ye gitmiyorsunuz? Türkiye 81 vilayet. Niçin oralara gitmiyor sunuz? Neyi anlamayı neyi öğrenmeyi istiyor sunuz, söyler misiniz?
        Elinize uzatılmış olan sipariş listesine bakarak, eğer ülkeyle ilgili rapor hazırlayacaksanız, bu raporları kabul etmeyiz. Bu Türkiye’nin kabulü olamaz, raporların sağlıklı olması için, her cepheden Türkiye’yi görmeniz lazım. Ama öyle bir derdiniz yoksa bunu da görmek mümkün olmayacaktır” dedi.

 

KKTC’de seçimler 20 Şubat’ta

 

KKTC’de erken genel seçimlerin 20 Şubat Pazar günü yapılacağı açıklandı.

 

NTV

 

 

 

24 Aralık 2004— Cumhurbaşkanlığı seçimleriyse 17 Nisan’da yapılacak.

KKTC Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Taner Erginel, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın erken seçimlerle ilgili kararının resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdiğini belirtti.
       İlgili yasaya göre seçim sürecinin ve yasakların yarından itibaren başlayacağı açıklandı. Erginel, seçmen listelerinin yenileneceğini belirtti. Bu çerçevede geçen seçimlerde oy kullanan yaklaşık 141 bin kişiye ek olarak 18 yaşına gelen ve KKTC vatandaşlığına kabul edilerek seçmen sıfatı kazananlar da oy kullanabilecek.
       Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de değinen Erginel, yasaya göre Rauf Denktaş’ın 5 yıllık görev süresinin Nisan’da sona ereceğini ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de 17 Nisan’da yapılacağını açıkladı.

 

'Kıbrıs sürtüşmesine AB’yi kurban etmeyiz'

 

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi’nde konuşan Başbakan Erdoğan, Kıbrıs konusunda ‘her yerde ben haklıyım’ mantığıyla hareket etmenin ne uzlaşma ne barış getireceğini söyledi. Erdoğan, ‘Ama biz AB sürecini Kuzey-Güney Kıbrıs sürtüşmesine kurban etmek istemiyoruz’ dedi.

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, ‘Şimdi iş nereye doğru götürülüyor, Kıbrıs olayına Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs arasındaki sürtüşmelerin başlatılmasına. Biz AB sürecini böyle bir sürtüşmeye kurban etmek istemiyoruz’ dedi. Erdoğan, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısında yaptığı konuşmada, önlerindeki süreçte AB Komisyonu ile yapacakları görüşmelere göre karar vereceklerini belirterek, şunları söyledi:

‘Ama bu kararı verirken, Güney Kıbrıs’ı mağlup ettik mantığıyla, anlayışıyla, amacıyla değil. Eğer siz her yerde ben haklıyım, bunu da almam lazım mantığıyla olaya yaklaşırsanız, bunun adı uzlaşma değildir. Bunun adı ben mantığıdır. Orada ne uzlaşma, ne barış olur.’

Erdoğan,
Brüksel dönüşü kendisini telefonla arayan BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a ‘Önümüzde beraber yapacağımız işler var. Bu konuyu oturup tekrar konuşmamız lazım. Bu konuda müşterek olarak neler yapmalıyız bunu çözmeliyiz’ dediğini iletti.

O KADAR DÜŞMEDİK

Erdoğan,
AB üyesi ülkelerin 24 Nisan’da KKTC’deki Türk vatandaşlarına verdikleri sözü tutmadıklarını belirterek, şöyle devam etti: ‘Aldıkları karar, ‘Size 259 milyon Euro yardım edeceğiz’ ondan sonra da ‘Bu yıl 6 milyon Euro vereceğiz’ demek, affedersiniz Yeni Cami önündeki dilenciye layık görülen uygulamadır. Türkiye bu noktada gereken desteği KKTC’ye nasıl verdiyse bundan sonra da verecek güçtedir. O kadar da düşmedik.’

Bu konuda duygusallık olmayacağını kaydeden Erdoğan, ‘Bu hassasiyetleri yeri geldiğinde, onlardan çok ama çok daha fazla gösteririz. Aklıselim davranıp Kıbrıs’ı bir barış adası yapmaya yönelik adımlar atmamız gerekiyor’ dedi. Erdoğan, Annan Planı’nın yeniden düzenlenebileceğini vurgulayarak şöyle dedi:

‘Her iki tarafın da mutabık kaldığı şekilde yeniden düzenlenip yeniden önümüze gelebilir. Adı Annan Planı’dır diye niye rahatsız oluyorsunuz. Önemli olan içeriği değil mi? Bunun içeriği yeniden karşılıklı olarak her iki tarafın da mutabık kaldığı şekilde düzenlenir. Ondan sonra da halka bu sunulur.’

TARİH BİZİ AFFETMEZ

Erdoğan,
tarihçilerin 17 Aralık’ı ‘medeniyetlerin yakınlaşması adına bir milat kabul edeceklerini’ söyledi. Erdoğan, gelinen bu noktayı gölgelemeye çalışanlar olduğunu savunarak, şunları söyledi:

‘Aksi takdirde tarih bizi affetmeyecektir. Nesiller bizi affetmeyecektir. Çok zaman kaybettik. 41 yılın hesabını yapamayanlar veya 45 yılın hesabını yapamayanlar, bugün kalkıp 2014’ün hesabını yapmaya başladılar. Önce gel şu 41 yılın hesabını yap. Buralara nasıl geldik?’ 

 

HURRIYET 25/12/04

 

Boncuk’u köpekler öldürdü, Denktaş yasta

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın yanından bir an olsun ayırmadığı 2 yaşındaki köpeği Boncuk, sokak köpeklerinin saldırısında hayatını kaybetti.

İstanbul’daki temaslarının ardından adaya dönen ve köpeğinin öldüğünü öğrenen Denktaş gözyaşlarını tutamadı. Boncuk üç gün önce akşam saatlerinde Cumhurbaşkanı’nın yazlık konutu Yılanadası’nda sokak köpeklerinin saldırısına uğradı. Göğsünden ağır yaralanan Boncuk hemen veterinere götürüldü. Bütün müdahalelere rağmen Boncuk önceki gece öldü. Denktaş, Boncuk için uygun bir eş arıyordu. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın bir önceki köpeği Kont da yine sokak köpeklerinin saldırısına uğrayarak can vermişti.  

 

HURRIYET 25/12/04

 

KKTC'de eşek krizi

1 Ocak'tan itibaren damga pullarında Dr. Fazıl Küçük'ün fotoğrafı yerine Kıbrıs eşeği fotoğrafının yer alacak olması, adanın kuzeyini karıştırdı

Sefa Karahasan - Lefkoşa


KKTC'de istifa eden ancak 20 Şubat'taki genel seçime kadar görevini sürdürecek olan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) - Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinin Kıbrıs Türk halkının özgürlük mücadelesi lideri Dr. Fazıl Küçük'ün damga pullarında yer alan fotoğrafının yerine "Kıbrıs eşeği" fotoğrafının konulacağını açıklaması, KKTC'yi karıştırdı. CTP'ye bağlı Maliye Bakanlığı'nın aldığı karara göre, yıllardır damga pullarının üzerinde bulunan Dr. Fazıl Küçük'ün fotoğraflarının yerine başta Kıbrıs eşeği olmak üzere, yılan, kelebek gibi çeşitli hayvanların resimleri konulacak.

Bu haberin Dr. Fazıl Küçük'ün oğlu Mehmet Küçük'ün gazetesi Halkın Sesi'nde yayımlanması üzerine siyasi partilerden ve sivil toplum kuruluşlarından sert tepkiler geldi. CTP'nin giderayak Kıbrıs Türk halkının tarihini silme çabası içinde olduğu öne sürüldü. 1943 - 74 yılları arasında Türk toplumunun haklarını savunmak için mücadele eden Dr. Fazıl Küçük'ün oğlu Mehmet Küçük, aile olarak olaya çok üzüldüklerini, bu dönemde böyle bir eyleme anlam veremediklerini söyledi.
Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve ana muhalefet partisi lideri Derviş Eroğlu ise, bunun planlı bir saldırı olduğunu belirterek, "Bu, Kıbrıs Türk halkının ulusal mücadelesini ortadan kaldırmaya yönelik savaşın bir parçasıdır" dedi. Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Sekreteri Mehmet Çakıcı ise, yapılan uygulamanın Kıbrıs Türk halkının liderine karşı yapılmış bir saygısızlık olduğunu vurguladı.
Halkın Sesi'ni ziyaret eden KKTC'yi Koruma Derneği Başkanı Ahmet Ötüken, yapılan olayın çok ayıp olduğunu belirterek, "Kıbrıs Türkü'nü mücadelesinden, tarihinden soğutmak ve dış güçlere yalakalık etmek isteyenler, şimdi de damga puluna el attı" diye konuştu. CTP ise, uygulamayı savundu. Halkın Sesi Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Akay Cemal da, uygulamanın tüm damga pulları üzerindeki Dr. Küçük resminin kaldırılmasına yönelik olduğuna işaret ederek, "diğer pullara istenilen şeklin konulabileceğini, ancak damga pullarına hayvan resimlerinin konulamayacağını" söyledi.
CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, eşekli damga pulunun saygısızlık anlamına gelmediğini belirterek, "Kanımca Dr. Fazıl Küçük yaşasaydı, o da damga pullarının üzerinde resminin olmasını istemeyecekti" dedi.

Dünyanın en güzel gözlü eşeği

Damga puluna fotoğrafı konulacak hayvanlar arasında yer alan Kıbrıs eşeğini, diğer eşeklerden ayıran en önemli özelliği gözleri. Dünyanın en güzel gözlü eşeği diye tanımlanan Kıbrıs eşeğinin boyutları da diğerlerinden büyük. İngiliz idaresi zamanında maden işlerinde kullanılmak üzere Afrika'dan Kıbrıs'a getirilen ve burada çoğalan eşekler, Birinci Dünya Savaşı'nda da bazı cephelere malzeme taşımak için kullanıldı. Kıbrıs eşeği, KKTC'de Karpaz bölgesinde devletin koruması altında tellerle çevreli bir alanda yaşıyor. Burada 1300'ün üzerinde Kıbrıs eşeği bulunuyor.
MILLIYET 25/12/04

'Türkiye tanımadan müzakereler başlayamaz'

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "Türkiye'nin, Güney Kıbrıs'ı tanımadan Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakerelerine başlamasının mümkün
olmayacağını" ileri sürdü. Papadopulos, Rum Alfa televizyonuna yaptığı açıklamada, AB'nin Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ı "göz ardı etmeyeceğini" ve üye ülke olarak "Türkiye'nin müzakere sürecini durdurabileceklerini" kaydetti. Annan Planı'nı olduğu gibi yeniden referanduma götürmeyeceğini yineleyen Papadopulos, müzakerelere hazır olduğunu, ancak BM Genel Sekreteri'nin hakemliğini ve dar müzakere takvimini kabul etmeyeceğini söyledi. Rum lideri, "bu kez takvimin Kıbrıs için değil, Türkiye için söz konusu olduğunu" savundu.

3 Ekim'e kadar çözüm olmaz
Öte yandan, Türkiye, 3 Ekim 2005'e kadar Kıbrıs sorununa kalıcı çözüm bulmak isterken, Ankara'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le görüşen KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, 3 Ekim'e kadar çözüm bulunmasını mümkün görmediğini açıkladı.
üzerinde Kıbrıs eşeği bulunuyor.
MILLIYET 25/12/04

 

Kükreyen fare Kıbrıs

Murat Yetkin

Bakalım uzlaşma arayışındaki AB, Kıbrıs'a sözünü geçirecek mi?

RADIKAL 25/12/04

Alman Sosyal Demokrat Parti milletvekillerinden Lale Akgün, Kıbrıs için, nefis bir mizah anlayışıyla 'Süper Güç' tanımını kullanıyor. Doktor Akgün'ün geçenlerde Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Wolf-Ruthart Born'un evinde verilen bir davetteki sohbette kullandığı bu tanım, Peter Sellers'in başrolünü oynadığı nefis siyasi komedi filmi 'Kükreyen Fare'yi çağrıştırıyor. Soğuk Savaş'ın başlarında 1959'da çevrilen bu filmde, adı duyulmamış, hayali bir Avrupa prensliği, içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulup, bloklararası dengede kendisine yer bulabilmek için ABD'ye savaş ilan ediyordu.
Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ndeki Tasos Papadopulos yönetimi, Akgün'ü haklı çıkaracak şekilde dünyanın en sözü geçen ülkelerinden fazla engelleyici güce sahip görüntüde.
Örnekleri var. Kıbrıs Rumları 24 Nisan 2004 halkoylamalarında uzlaşma ve birleşme öngören, AB ve ABD destekli Annan Planı'nı reddettiler. AB, bunun üzerine Kuzey Kıbrıs üzerindeki ekonomik dışlanmışlığın hafifletilmesi için bir dizi ticari ve mali önlem aldığını açıkladı. AB bu kararı aldığı tarihte henüz 15 üye idi ve bu kararda imzası olanlar arasında Yunanistan hükümeti de vardı. Ancak aynı AB, kendi desteklediği uzlaşmayı reddetmiş olmasına karşın 1 Mayıs'ta Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni adanın tamamını temsilen tam üye kabul etti. Papadopulos yönetiminin yaptığı ilk iş, Türk tarafının üzerindeki baskıyı hafifletip çözüm yolunda daha rahat adım atmasını sağlayacak olan kararı engellemek oldu. Kararların oybirliği ile alınabildiği AB sisteminde bu mümkündü.
Papadapulos ikinci adımını, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, kendi adını taşıyan planın ve halkoylamalarının sonucunu yazdığı raporu BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu sırada attı. Annan bu raporda, Kıbrıs Türklerini övüyor ve onlar üzerindeki baskının hafifletilmesi çağrısında bulunuyordu. Ancak Lefkoşa-Moskova hattı üzerinde kurulan diplomasi köprüsü, Güney Kıbrıs'ta (ne kadarının kayıt altında olduğu kuşkulu) yatırımları bulunan Rus sermayesinin girişimleri ve Ortodoks Kilisesi dayanışması sonucu, Rusya bu raporun Güvenlik Konseyi'nde görüşülüp oylanmasını engelledi.
17 Aralık AB zirvesi gösterdi ki, Papadopulos yalnızca Kıbrıs Türklerinin değil, Türkiye'nin önünde de engelleyici bir güç olarak tanınmak, böyle kabul görmek istiyor. Bu doğrultuda Atina'da Kostas Karamanlis başbakanlığındaki hükümeti de milliyetçi söylemlerle hareket edemez hale getirmiş olduğu anlaşılıyor.
Ama Kıbrıs Rum hükümeti Türkiye'yi engelleme çabasında ne derece başarılı olabiliyor?
Örneğin, AB'nin daha önce kabul ettiği ilkelere göre, Türk askeri varlığının adada bulunmaması gerekiyor. AB madem KKTC'yi, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti egemenliği altındaki kendi toprağı sayıyor, o halde KKTC'deki Türk askeri varlığını da, Rumların deyimiyle 'işgal gücü' ilan etmesi gerekiyor. Oysa aynı AB, 24 Nisan'da oylanan Annan Planı gereği, adadaki Türk askeri varlığının, Türkiye AB'ye tam üye olana dek, kademeli olarak azaltılmak kaydı ile orada kalabileceğini kabul etmiş, yani meşru görmüştü. 16 Aralık gecesi Papadopulos, Aralarında 'hemen siyasi tanınma' ve 'askerleri hemen geri çekme' dahil 17 taleple kükrediğinde, belki de diğer 24 üyenin kendisini destekleyeceğini ummuştu. Fena yanıldı. Desteklemediler. Bu aslında, Yunanistan dahil 24 AB üyesinin, 24 Nisan'da ortaya çıkan AB destekli uzlaşma ve yeniden birleşme imkânını milliyetçi güdülerle reddeden Papadopulos'un bu taleplerini meşru görmedikleri, arkasında durmadıkları anlamına da geliyordu.
Papadopulos yönetimi ve onun katı milliyetçi yaklaşımına üzücü bir destek veren Kıbrıs solcuları bu gerçeği belki de yara soğuyup acıtmaya başlayınca daha iyi anlayacaklar.
Ama anlaşılması gereken bir şey daha var. Eğer AB liderleri kendi kararlarını ciddiye alıp sahip çıkacaklarsa, işe Kuzey Kıbrıs üzerindeki ekonomik baskıların hafifletilmesi kararlarını uygulatmaya çalışmalarıyla başlamalarında yarar var. Sonra da hâlâ BM'de kapatılmayı bekleyen Annan Planı dosyasını ele alıp yola BM zemininde devam edilebilmesi için Rusya'nın ikna edilmesine katkı vermeliler.
Kendi kükreyen faresine söz geçiremeyen AB güçlerinin dünya politikasında ABD ve Rusya gibi söz sahibi olabilmeleri kimi ikna edebilir?

Erdoğan: Çözeceğiz

Başbakan, Kıbrıs çıkışlarını sürdürdü: Çözümde samimiyiz. Sorunu AB yolunda engel yapamazlar. Uzlaşmayla Annan Planı tekrar görüşülebilir

RADIKAL 26/12/04

RADİKAL - ANKARA - Başbakan Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta uzlaşma içinde hareket edileceği mesajı verdi ve tarafların anlaşması halinde, Annan Planı'nın yeniden gündeme gelebileceğini söyledi. Erdoğan, dün yapılan TÜSİAD Yüksek İstişare Toplantısı'ndaki konuşmasında Kıbrıs konusunda şu değerlendirmelerde bulundu:
AB sürecini kurban etmeyiz: AB konusu Kıbrıs'a indirgenmek isteniyor. Aslında olay, 1963 Anlaşması'ndan doğan Gümrük Birliği'nin yeni üyelere genişletilmesinden ibaret. Ortada bir eksiklik var. Bu yapılan, eksikliğin giderilmesidir. Biz müzakereleri AB Komisyonu'yla yapar, sonra da kararımızı veririz. Ama bu kararı, 'Güney Kıbrıs'ı mağlup ettik' mantığıyla değil, yani bir hakkı almak veya teslim etmek anlayışıyla veririz. AB yolunda da bunu önümüze bir engel olarak getirme gayreti içindekilerin oyunu da böyle bozulacak. AB sürecini böyle bir sürtüşmeye kurban etmek istemiyoruz.
Kuzey-Güney arasındaki sıkıntının giderilmesi için 24 Nisan sürecinde olduğu gibi, yine olumlu yaklaşım gösteririz. Brüksel zirvesinden sonra Annan aradı. 'Kıbrıs konusunu görüşmemiz lazım. Müşterek düşünelim' dedim.
Yeni Cami dilencisi: AB, Kıbrıs Türkleri'yle ilgili verdiği sözünü tutmadı. 250 milyon avro söz verdiler, ancak sonra 'İlk yıl için 6 milyon avro' dediler. AB parasal konularda sözünü tutmadı. Teklif edilen Yeni Cami önündeki dilenciye reva görülen bir muamele. Türkiye bu konuda KKTC'ye desteği sürdürecek. Biz dostça çözüm istiyoruz.

'Marjinal yaklaşımlar'
Barışı sağlamak zorundayız: Bazı çevrelere sesleniyorum. Kıbrısla ilgili olumlu gelişmeleri marjinal yaklaşımlarla bozmayın. Biz bu konuda sizden daha fazla hassasız. Kuzey Kıbrıs'ta emperyalizmin yer ettiğini söyleyenlerin orada piyasa yapmalarını kabul edemeyiz. Kıbrıs'ta barışı sağlamak zorundayız. Bu sorunu aşacağız, bu sorunu çözeceğiz.
Diyarbakır ziyaretleri tezgâh: AB'li yetkililer Türkiye'ye geldiklerinde mutlaka Diyarbakır'a gitmek istiyor. Bu beni rahatsız ediyor. İstanbul ve Ankara'dan sonra üçüncü il oldu Diyarbakır. Bu ziyaretler Diyarbakır'ın ekonomik, turizm ve başka nedenlerle yaptığı atılımdan kaynaklanmıyor. Bu tamamen siyasi bir yaklaşımdır. Ülkemizdeki birlik beraberliğe olumsuz yaklaşım gayreti içinde olanların tezgâhı.
AB'li dostlarıma da söylüyorum. Diyarbakır'a bu kadar gidiyorsunuz, niçin Erzurum'a, Konya'ya, Kayseri'ye, Rize'ye gitmiyorsunuz? Neyi öğrenmeyi istiyorsunuz? Elinize uzatılmış sipariş listesine bakarak bu ülkeyle ilgili rapor hazırlayacaksanız, bu raporları kabul etmeyiz.

Dokunmaya yanıt
Toplantıda milletvekili dokunulmazlığı tartışma konusu oldu. TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Muharrem Kayhan, dokunulmazlığın sınırlandırılmasını istedi ve bunun gelişmiş demokrasilerin bir göstergesi olduğunu söyledi. Erdoğan, bu sözlere şu yanıtı verdi:
"Dokunulmazlığın, sürekli siyasetçi dokunulmazlığıyla ilgili olarak gündeme getirilmesi, siyasetin yozlaşması ve siyaset kurumunun tamamıyla zayıf düşmesine yönelik bir adım. Bu oyuna gelmemek gerekir. Bunun derinliklerin-de çok anlamlı şeyler yatıyor. İstisnasız tüm kamu görevlilerinin dokunulmazlık zırhının kaldırılmasını savunuyoruz. Bunun belirlenmesi için Meclis'te kurulacak bir komisyon görevlendirmeye hazırız. Ancak bu siyasetçi için olursa orada olmadığımızı da açıkça söyledim. Çünkü siyasetin yozlaşmasına müsaade edemem. Siyaseti böyle basit bir hedefe kurban edemem. Böyle tarihi bir mesuliyetin altına giremem."

Gül: Asıl kavga 'soykırım' için

Meclis'te önceki gün AB brifingi veren Gül, 2005'te, Ermeni soykırımının tanınması yönündeki kampanyaya karşı mücadele edileceğini anlattı. Gül, 'Bunun için daha donanımlı olacağız' dedi

RADIKAL 25/12/04

ZİHNİ ERDEM

SERKAN DEMİRTAŞ

ANKARA - Brüksel'de, 16-17 Aralık'ta yapılan zirvenin sonuçlarına ilişkin TBMM'nin ilgili komisyonlarına Dışişleri'nce verilen brifingin tutanakları, önemli ayrıntıları gün yüzüne çıkardı. Dış-işleri Bakanı Abdullah Gül'ün ifadelerine göre ayrıntılar şöyle:
Anlatamıyoruz: Bakanlıkta önümüzdeki yılı değerlendirdik. Ne gibi konular ortaya çıkacak, nelere önem vereceğiz, şu anda kamuoyunun bilmediği ama ileride ortaya çıkabilecek, Türkiye'nin uğraşmak zorunda olacağı hangi konular var. Bunlardan biri Ermeni meselesi. Bugünü geçelim diye atalarımıza, geçmişimize böyle bir suçlamanın mührünü asla kabul edemeyiz. Bunu anlatmamız lazım, anlatıyoruz da. Anlatmada ne kadar etkiliyiz, şüphem var.
Dün bana arkadaşlarım propaganda açısından, 'Onlar 100 lira harcıyorsa, biz bir lira harcıyoruz' dedi. Bunu Türkiye'de birçok kurum takip ediyor, Dışişleri Bakanlığı ve başka kurumlar da var. Oralarda da konuşuyoruz bu konuyu, metotlarımızı tekrar gözden geçirip, tartışacağız.
Ermenilerden küçük adım: Bildiğim kadarıyla, tarihçiler, bilim adamları, onların da dahil olduğu, bizim de teşvik ettiğimiz, Türkiye'den bazı bilim adamları kendi aralarında bir araya geliyor. Geçenlerde Viyana'da bir toplantı vardı. Bu toplantıya gelmediler, görüşlerini dolaylı gönderdiler. Bu da Ermeniler açısından bir adım. Ama bu konular önümüzde daha büyüyerek devam edebilir. Bunlardan kaçamayız.
Daha donanımlı olacağız: Bilmemiz gereken bir şey, bunların önümüze çıkacağı, bunlarla nasıl mücadele edeceğimiz. Yoksa, 'Bize şunu söylüyorlar' diye şikâyet edemeyiz. Onun bir yolu var. O da, dediğim gibi, Avrupa yapılarından tamamen çıkmaktır. Çıkmayacağımıza göre sonuna kadar mücadele edeceğiz. Mücadele etmek için de kendimizi donanımlı hale getireceğiz.
Çözüm bizi rahatlatır: Şu bir gerçek. 25 ortağın içerisinde bir ortakla bizim bu kavgamız devam edecek. Nihai bir çözüm olana kadar onlar bize her türlü engeli çıkarmaya uğraşacak. Bu bakımdan, bu sürece paralel olarak Kıbrıs'ta bizim kabul edebileceğimiz kalıcı bir çözümü ortaya çıkarmak için de aktif bir politika takip edeceğiz. Çünkü böyle bir politika takip etmediğimiz sürede bize birçok şey empoze edilecek, ama bizim empoze edeceğimiz politikalar ortaya çıkarsa, kalıcı çözümle ilgili teklifler, öneriler bizim inisiyatifimizle, bunların bizi önümüzdeki süreçte daha rahatlatacağına inanıyoruz. Nihai amacımız da tabii ki bir uzlaşıya varıp Kıbrıs'ta kalıcı bir çözümün ortaya çıkmasını temin etmek.
Annan'a mesaj: Kıbrıs'ta aktif olmak yine bizim lehimize. Bu bakımdan, Kofi Annan'a da söyledik, 'Sen de durma yerinde, sen de aktif ol, sen de kalıcı çözüm için uğraş, bu konuya daha çok kafa yor, daha çok zaman ayır.' Nereye gidecek bilmiyoruz. Şüphesiz ki neticede, bizi tatmin edecek bir netice ortaya çıkarsa kalıcı olacak.

Özel statü isteyenler
Dışişleri Bakanı Gül, Meclis'teki brifingde, tam üyelik için müzakere tarihi yerine Türkiye'ye özel statü verilmesini isteyenlerin de olduğunu açıkladı. Gül, "25 ülkenin içerisinde son dakikaya kadar isimlerini açıkça söylüyorum, Fransa ve Avusturya başta olmak üzere -Rum kesimini söylemek istemiyorum zaten otomatik olarak var- hatta Danimarka falan gibi ülkeler, özel statü yazılmasını çok arzu ediyorlardı" dedi.
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımıcısı Volkan Bozkır da, brifingde şunları söyledi: "Müzakerelerde başarısız olursa, ki Türkiye bakımından bunun söz konusu olabileceğine hiç kimse ihtimal dahi vermiyor; bugüne kadarki çerçeve dışında bir sıkıntı yok. 'Şayet müzakereler başarısız olursa o takdirde AB yapılarına demirli kalacaktır' tabiri de bizim çok vurgulamalarımızla kayda geçirilmiştir. Bu noktada karar verecek olan AB değil, sayın bakanımızın da demin vurguladığı gibi, üye ülke o noktada ne yapacağına kendisi karar verecektir."
TBMM Başkanı Bülent Arınç, brifingin uzaması üzerine Gül'e toplantının sınırlandırılmasını isterken, "Çok şikâyet ettiğimiz ucu açık yöntemi denemeyelim" dedi. Gül, toplantının saat 14.00'te bitirilebileceğini söyledi, ancak Arınç, 13.30'da ısrar etti. Gül, saatin zaten 13.30 olduğunu belirtti. Arınç, 13.30'a 7 dakika olduğunu söyleyince, Gül, ısrarından vazgeçti.

'Müzakereler 'evet'imize bakar'

25/12/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadan AB ile üyelik müzakerelerine başlamasının mümkün olmayacağını öne sürdü. Papadopulos, Alfa televizyonuna demecinde, AB'nin Yunanistan ve Kıbrıs'ı göz ardı etmeyeceğini ve üye ülke olarak Türkiye'nin müzakere sürecini durdurabileceklerini hatırlattı. Annan Planı'nı olduğu gibi yeniden referanduma götürmeyeceğini vurgulayan Papadopulos, müzakerelere hazır olduğunu, ancak BM Genel Sekreteri'nin hakemliği ve dar müzakere takvimini kabul etmeyeceğini yineledi.
"Bu kez takvim Türkiye için söz konusu" diyen Rum lideri, Türkiye'nin Kıbrıs'ta iki devlet politikasını terk etmesi gerektiğini savundu. Papadopulos, tek egemenlik, tek milli kimlik, tek devlet temelinde, iki bölgeli, iki toplumlu federal çözümden yana olduğunu belirtti.

'Eşek resimli pul' tartışması

RADIKAL 25/12/04

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de, Kıbrıs Türk halkının özgürlük mücadelesi lideri Dr. Fazıl Küçük'ün damga pullarının üzerinde yer alan resminin yerine, 'Kıbrıs eşeği' resminin konulacağının açıklanması KKTC'yi karıştırdı. Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne bağlı Maliye Bakanlığı'nın aldığı karar, diğer partiler ve sivil toplum kuruluşlarının yoğun eleştirileri ile karşılaştı. 'Kıbrıs Türk halkının tarihini silmeye çalışmakla' suçlanan CTP ise uygulamanın saygısızlık olmadığını savundu.

Denktaş: Yeni plan görüşülür

Papadopulos'un şartlarını 'saçma' diye niteleyen KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, 'Yeni planla buyursun gelsin' dedi

RADIKAL 25/12/04

HİLAL KÖYLÜ

ANKARA - Türkiye'nin Kıbrıs'ta yeni çözüm girişimi başlatılması çabası yoğunlaşırken, KKTC yönetimi Ankara ile iletişimi canlı tutuyor. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ziyaretinin ardından Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da, dün Ankara'da son gelişmeleri Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile değerlendirdi. Görüşme öncesinde Radikal'e konuşan Serdar Denktaş, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un yeni müzakereler için ortaya koyduğu koşulları 'saçma ve yersiz' buldu.
Papadopulos'un "Türk tarafının reddettiği, Annan Planı'nın 3. versiyonunu müzakere ederim" demesinin, Türkiye'nin 'uzlaşma' arayışlarını baltalama amacı güttüğünü söyleyen Denktaş, "Planın Türk tarafında kabul edilen 5. versiyonu üzerinden yapılacak yepyeni bir planla görüşmek için buyursun gelsin" dedi. Serdar Denktaş, "Mantıksız koşullar öne sürüyor ki, çözüm istemediğini Rumca dile getiriyor. Müzakere koşullarını BM belirler" diye konuştu. Türk hükümetinin 'sorunu uzlaşmayla çözeriz' şeklindeki iyi niyetini, Papadopulos'un 'asla' anlamayacağının altını çizen KKTC'li bakan, "Papadopulos işi yokuşa sürecektir. Hem Türkiye'nin, hem KKTC'nin işi gerçekten çok zor. Ama çözüm için, ne gerekiyorsa yapacağız" ifadelerini kullandı.

'Garantörlük biterse silahlı direniş olur'
Denktaş, Türkiye Kıbrıs'ı gözden çıkarırsa silahlı direnişe geçeceklerine dair sözlerine de açıklık getirdi: "Türkiye 'Garantörlük hakkımdan vazgeçtim' derse, Kuzey Kıbrıs'ta silahlı direniş gündeme gelir. Ama şimdi kimsede böyle bir fikir yok. Bu yönde bir soruya nasıl yanıt verebilirdim ki! Yanıtım çok çarpıcı görülmemeliydi."
Abdullah Gül ise, görüşmeden önce yaptığı açıklamada "Kalıcı bir çözümün parçası olarak tanıma mümkün olabilir" dedi. Görüşmede, Türkiye ve KKTC heyetlerinin önümüzdeki günlerde Ankara'da bir araya gelerek çözüm için yol haritası belirlemesine karar verildi.

Denktaş 'Boncuk'unu kaybetti

RADIKAL 25/12/04

DHA - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda yaşayan, makam arabasında gezen, en üst düzey toplantılara katılan ve basın toplantılarının ciddi havasına aldırmadan havlayabilen 'Boncuk' isimli köpeği öldü. KKTC'de herkesin 'Rauf Denktaş'ın köpeği Boncuk' olarak tanıdığı, kaniş cinsi meşhur 'makam köpeği'nin, başka köpeklerin saldırısına uğradıktan sonra öldüğü belirtildi. Rauf Denktaş, 'Boncuk'u iki buçuk yıldır yanından hiç ayırmıyordu

Kıbrıs ve azınlık konusuna dikkat

 

Şükrü KÜÇÜKŞAHİN/ANKARA

Türkiye ile ilgili önemli her konuda rapor hazırlayan Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, 17 Aralık AB sonuç bildirgesi’ni de mercek altına aldı. MGK üyelerine ulaştırılan bilgilendirme notunda sonuç bildirgesi için ‘Türkiye’nin önünü açar’ değerlendirmesi yapıldı.

Perşembe günü yapılacak bu yılın son MGK toplantısı öncesinde Kurul’un 13 üyesine gönderilen notta, 17 Aralık AB sonuç bildirgesi detaylı bir şekilde irdelendi. Genel Sekreterliği bilgilendirme notunun ana eksenini şu noktalar oluşturuyor:

Ortaya çıkan bildirge, Türkiye’nin önünü açar. Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğinde önemli bir aşama kat edilmiştir.

Önümüzdeki süreçte azınlıklar ve Kıbrıs konusunda son derece dikkatli olmak gerekiyor.

Türkiye’nin korkusu yoktur. Bugüne kadar gösterdiği başarısını bundan sonra da gösterebilecek güçtedir.

Bildirgede işkence konusuna değinilmesi talihsizliktir, nezaket kurallarına da uygun değildir. Sözlü açıklamalarda, defalarca ‘Türkiye’de sistematik işkence yoktur’ denilmesine rağmen, bu ibarelerin sokulması, Türkiye’nin attığı olumlu adımların hakkının teslim edilmediğini gösterir.

BAYKAL DA DİKKAT ÇEKTİ

CHP Lideri Deniz Baykal da, AB’nin Türkiye’yle ilgili 17 Aralık kararını değerlendirirken, ‘Raporun bir sürü yanlışı var. Ama asıl tehlikesi şu: Türkiye alkışlarsa bu raporu düzeltme şansını kaybeder’ dedi. 

 

HURRIYET 26/12/04

Rum sınırında benzin kontrolü

26/12/2004 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'den güneye mal geçişine set çeken Rumlar, Türk tarafına giden Rum araçların dönüşte KKTC'den benzin alıp almadığını kontrol etmeye başladı. Kıbrıs Rum Kesimi'nde yayımlanan Politis gazetesinin haberine göre Rum gümrük yetkilileri, geçen salıdan itibaren Metehan sınır kapısının karşısındaki Ay. Demet Rum kontrol noktasında denetime başladı. Denetimlerde Rum plakalı araçlar sınırdan geçtiklerinde benzin göstergelerindeki seviye ile sınıra dönüşte kalan seviye karşılaştırıldı. KKTC'den benzin aldığı tespit edilen bir Ruma 6 KL (yaklaşık 20 milyon TL.) para cezası kesildi.

Adadan İstanbul'a...

Kıbrıs'a ilişkin son tez: Annan, Solana'yı yeni arabulucu yapmaya meyilli. Adadan son haber: Tatilde Türkiye'ye gelen Rum sayısında patlama var

RADIKAL 26/12/04

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - AB'den Kıbrıs şartlı müzakere tarihi alan Türkiye, adada yeni bir çözüm girişimini teşvik ederken, Atina ve Rum Kesimi'nde yeni planın, Annan felsefesinde 'Solana planı' olabileceği konuşuluyor. Basına göre, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilciliği'ne Alvaro De Soto'nun yerine atamayı düşündüğü kişi, AB'nin Ortak Dış Politika ve Savunma Yüsek Temsilcisi Javier Solana.
To Vima, Solana'nın Kıbrıs'ta arabulucu olup olmayacağına henüz karar vermediğini belirtirken, Annan'ın da nabzını yoklayan Amerikalı ve Britanyalı yetkililere "Başarıya ulaşması şansı yüzde 99'dan az olacak hiçbir girişim üstlenmem" dediğini aktardı.
Yunan ve Rum basını, Washington ile Londra'nın 'AB rötuşlu Annan Planı' formülüne sıcak baktığını kaydederken, BM kulislerinde Kıbrıs arabulucusu olarak bir isim daha dolaşıyor: Annan'ın siyasi işlerden sorumlu yardımcısı Kieran Prendergast. Ocakta adayı yeniden ziyaret etmesi beklenen İskoç asıllı Prendergast'ın arabuluculuğuna sıcak bakmayan Rum yetkililer, hakkında "Britanya politikasının temsilcisi, Türk görüşlerinin savunucusu, ikinci bir De Soto" diye konuşuyor.
AB zirvesinin ilk gününde Türkiye'den Ankara anlaşmasının ek protokolünün parafe edilmesi istendiğinde çalışma arkadaşları aracılığıyla 'tarihi başarı'dan söz eden Rum lideri Tasos Papadouplos, son demecinde "Parafe o kadar önemli değildi. Parafe sadece bir belgenin orijinal olduğunun teyididir" dedi. Ankara'nın 3 Ekim'e dek protokolü imzalamazsa AB'yle karşı karşıya geleceğini söyleyen Rum lider, imzanın 'şart ve önkoşul' olduğunu belirtti.

Rumlar Ercan'a koşuyor

RADIKAL 26/12/04  

RADİKAL - LEFKOŞA - Noel ve yılbaşı tatilinde Türkiye'yi tercih eden Kıbrıslı Rumların sayısında patlama yaşanıyor. Üstelik Rumların Atina üzerinden değil KKTC'deki Ercan Havaalanı'ından Türkiye'ye uçtukları belirtiliyor.
Alithia'ya göre, Rumlar tatili Türkiye'de geçirmek için Ercan Havaalanı'ndan 'charter' seferleriyle İstanbul'a uçuyor. Rumları Türkiye'ye çeken ise fiyatların Güney'e kıyasla daha ucuz olması. Gazeteye konuşan KKTC'deki acente sahipleri, 100 KL'den (320 milyon lira) başlayan fiyatlarla dört-beş yıldızlı otellerde üç gece dört gün konaklama imkânı sunduklarını, bunun da müşteri çektiğini anlattı.
Acente sahibi Ali Polatkan, her gün onlarca Rum'un İstanbul'a gittiğini, sadece bir acentenin haftalık Rum müşteri sayısının 20'ye ulaştığını söyledi. Polatkan, 'Ercan'dan çıkışların yasak olmasının Rumların cesaretini kırıp kırmadığı' sorusunu, "Havaalanına gidip park halindeki Rum araçlarını görmeniz yeterli" diye yanıtladı.

 

Kıbrıs çözülmeden olmaz

Kıbrıs sorunu bugün gelinen noktada Türkiye-AB flörtünü ciddi şekilde sekteye uğratabilecek bir çıban başı olarak öne çıkıyor

26/12/2004

CLAUDE SALHANI
Türkiye'nin upuzun 41 yılı, müzakere tarihi almak için Avrupa Birliği'ne başvurmakla, kur yapmakla ve birliği atlatma çabasıyla geçti. Şimdi nihayet bir tarih var elinde, o da gelecek yılın 3 Ekim'i.
3 Ekim'de Türkiye ile AB arasındaki tam üyelik müzakerelerine başlanması öngörülüyor. Ne var ki ne zamandır beklenen bu tarih son dakika sorunları nedeniyle hayal kırıklığıyla sonuçlanabilir.
Bugün ile gelecek ekime ve ekim ile üyelik verileceği güne (ki muhtemelen 10- 15 yıl alacak bir süreç bu) dek, aşılması gereken sarp bir yol var. Ve gerek Türkiye gerekse AB, o yolda birçok engelle karşılaşacak.
Bu sorunların başında Kıbrıs geliyor; ironik olan o ki, Yunan mitolojisine göre aşk tanrıçası Afrodit'in doğduğu toprak burası.
Doğu Akdeniz'de bulunan bu küçük ada, 1974'te Türk ordusu tarafından işgal edildi. Türkiye bunun bir 'işgal' değil, adadaki Türk toplumunu korumayı amaçlayan bir 'müdahale' olduğunu iddia ediyor.
O dönemde Yunanistan'da iktidarda olan sağcı albayların başkanlık koltuğuna iteklediği basit bir haydut olan Nicos Sampson'un düzenlediği askeri darbenin ardından Türkiye ve adadaki Türk toplumu, Atina'nın 'enosis' (yani adanın Yunanistan ile birleşmesi) peşinde olduğu korkusuna kapıldı.
Nereden baktığınıza bağlı olarak Türkiye'nin adayı işgal ettiğini veya adaya müdahale ettiğini söyleyebilirsiniz ve Türk askerleri 31 yıl sonra adadaki varlığını koruyor. Ve ada 31 yıldır bölünmüş durumda. Bugün gelinen noktada ise Türkiye-AB flörtünü ciddi şekilde sekteye uğratabilecek bir çıban başı olarak öne çıkıyor.
Adanın güneydeki Rum kesimi uluslararası toplum tarafından meşru kabul edilen tek yönetim. 2004'te AB'ye tam üye oldu. Ve böylece diğer üyeler gibi, yeni gelen ülkeleri veto etme yetkisi elde etti. Adanın kuzeydeki Türk kesimi ise (resmi adıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) sadece Ankara tarafından tanınıyor. Brüksel, Türkiye'den, 15 AB üyesini içeren gümrük birliği anlaşmasını 10 yeni üyeyi kapsayacak şekilde genişletmesini istiyor. Bu, Lefkoşa'nın fiilen tanınması anlamına gelecek, ki Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın atmaya hiç de gönüllü olmadığı bir adım.
Brüksel, bir AB üyesinin diğer bir üyeyi tanımayı reddetmesinin yakışıksız bir durum olacağını savunuyor. Fakat Brüksel'deki yetkililer, Türkiye'nin gümrük birliği anlaşmasını istenen yönde genişleteceğinden emin olduklarını söylüyor. Böyle bir karar, Türkiye'nin ismini resmen zikretmesine gerek bırakmadan Kıbrıs'ı otomatik olarak içine alacak.
AB, birleşik bir Kıbrıs'ta ısrar etmek yerine adanın güneyini tek başına üyeliğe kabul ederek, tarafları çözüme zorlamak yönünde önemli bir fırsatı kaçırdı. Türkiye son dönemde Kıbrıs'ı ancak, adanın iki etnik toplumunu yeniden birleştirmeyi öngören bir BM barış planı (Annan Planı olarak biliniyor) üzerinden tanıyacağını açıkladı. Adanın her iki kesimi geçen nisanda referanduma gitti; Türk tarafı AB planını kabul ederken, Rum tarafı reddetti.
AB ile Türkiye arasındaki müzakerelerin en çetrefilli ikinci meselesi, bazı Avrupa ülkelerinin ısrarlı olduğu kalıcı göç sınırlamaları. Geçmişte Türkiye'den yoğun göç alan Almanya gibi ülkelerin, müzakerelerden çıkacak davette potansiyel bir göç dalgasının önüne lisanı münasiple geçmek istemesi muhtemel.
Ankara'da herhangi bir Batı ülkesinin konsolosluğunun önünden geçerken, onlarca, hatta yüzlerce insanın vize kuyruklarında beklediğini görebilirsiniz. AB ülkelerinde daha iyi imkânlar bulma umudu taşıyan bu insanlar, sıfır derece soğukta, gece yarılarında bekleyip dururlar. Vize sınırlama-larının ortadan kalktığı koşullarda bu insanlara binlercesinin eklenmesinden ve Batı'ya yönelmesinden korkuluyor.
Türkiye ise herhangi bir kısıtlamanın AB içinde istisna teşkil edeceğini ve 'ayrımcılık' anlamına geleceğini söylüyor. Sol eğilimli Radikal gazetesinin yazarlarından Türker Alkan, Türkiye'nin AB'ye girmeyi kesin olarak istediğini, ama olmazsa dünyanın sonunun da gelmeyeceğini yazıyor ve ekliyor: "Üye olamazsak oturup yas tutacak değiliz." Alkan okuyucularına, eski başbakan İsmet İnönü'nün ABD ile anlaşmazlığa düştüğünde söylediği sözü hatırlatıyor: "Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye o dünyadaki yerini alır." Alkan, AB'nin Türkiye'yi geri çevirmesi halinde, 'başka seçeneklere bakacaklarına' dikkat çekiyor.
Türkiye çok önemli bir konumda bulunuyor. Diğer seçenekler arasında yüzünü komşularına (Arap dünyası, İran, Rusya, Kafkas ülkeleri, eski Sovyet cumhuriyetleri ve Doğu Akdeniz) dönmek var. Avrupa bunu biliyor ve Türkiye ile sorunları mümkün mertebe gidermenin kendi çıkarına olacağının farkında.
Ve son olarak, bu iki önemli sorunun çözülebilir olduğu göz önüne alındığında, Türkiye müzakerelere başlamak için daha erken bir tarih almayı isterdi (Ekim yerine nisan sözgelimi). Ancak yine de en önemli meselelerden biri halloldu. Mehmet Ali Birand, Turiksh Daily News'te şöyle yazıyor: "Müzakerelerin 2005'te başlayacak olması, net bir tarihi ifade ediyor. Tarihin 2005'in ilk yarısında veya ikinci yarısında olması arasında pratik bir fark yok."
Önemli olan, Türkiye'nin nihayet bir tarih almış olması. "Bugün Türkiye için güzel bir gün" diye yazıyor Birand. Avrupa için de güzel bir gün olmalı. (United Press International'ın editörlerinden, 26 Aralık 2004)

RADIKAL 26/12/04

Tarama demek müzakere demek

Erdal Güven

RADIKAL 26/12/2004

AB Konseyi Aralık 1994'te Avrupa Komisyonu'ndan, aday ülkelerin AB'ye katılabilmek için AB müktesabatı çerçevesinde yapmaları öngörülen yasal düzenlemelerin dökümünü çıkarmasını (Beyaz Kâğıt) istedi. Bu döküm ışığında, üyelik müzakereleri çerçevesinde aday ülkelerin ulusal mevzutları karşılaştırmalı incelemeye alınacak, eksiklikler ve gerekli düzeltmeler belirlenecekti. Üyelik müzakerelerinin ilk aşamasını oluşturacak bu sürece 'tarama' (screening) adı verildi.
Dolayısıyla tarama, üyelik müzakerelerinden ayrı bir süreç değil, tam tersine müzakerelerin başlangıcı demek.
AB Konseyi, Aralık 1997'de aday 12 ülkeden altısıyla Nisan 1998'de, kalan altısıyla da Şubat 2000'de üyelik müzakerelerine başlama kararı aldı. Ancak Konsey, diğer altı ülkeyle 'tarama' sürecini başlatmak için Şubat 2000'e kadar beklemeye gerek görmedi. Dolayısıyla Komisyon, ilk gruptaki adaylarla üyelik müzakereleri çerçevesinde, ikinci gruptaki adaylarla da üyelik müzakerelerine hazırlık çerçevesinde olmak üzere Nisan 1998'den itibaren tüm adaylarla tarama sürecine girdi. Böylelikle altı üyeyle resmen, altı üyeyle de fiilen üyelik müzakerelerine başlanmış oldu. Tarama tamamlandıktan sonra ilk altı adayla Komisyon arasında ikili düzeyde müzakerelerin esasını oluşturan ve ulusal mevzuatların bölümler (chapter) AB müktesabatına uyarlanmasın öngeren uyumlulaştırma (alingment) sürecine başlandı. Diğer altı adayla bu sürece Şubat 2000'de geçildi.
Gelelim Türkiye'ye... AB Konseyi 17 Aralık'ta Türkiye'yle üyelik müzakerelerine 3 Ekim 2005'te başlanmasını kararlaştırdı. Bu durumda AB'nin yukarıda özetlediği önceki icraatı ışığında iki olasılık var: Komisyon tarama sürecini ya 3 Ekim 2005'te üyelik müzakerelerinin ilk aşaması olarak (ilk altı üyeyle yaptığı gibi) başlatacak ya da aradaki dokuz aylık süreyi değerlendirip zaman kazanmak için 3 Ekim 2005'ten önce üyelik müzakerelerine hazırlık olarak (diğer altı üyeyle yaptığı gibi).
Tarama süreci ortalama dört ile altı ay sürüyor.
Türkiye'nin mevzuat hacmi göz önünde bulundurulduğunda bu süre altı-sekiz ayı bulabilir. Dolayısıyla ilk olasılık gerçekleşirse üyelik müzakerelerinin esasını oluşturan ikinci aşamasına, yani uyumlulaştırma sürecine geçilmesi 2006 başı ya da ortasına sarkacak. İkinci olasılık gerçekleşirse söz konusu aşamaya pekâlâ 3 Ekim 2005'te girilebilir.
İkinci olasılığın gerçekleşmesi bir koşula bağlı. Komisyon'un kendi başına tarama sürecini başlatma yetkisi yok. Üyelik müzakereleri Komisyon'la, ancak hükümetlerarası konferans çerçevesinde yürütülüyor. Dolayısıyla Komisyon ile Türkiye arasında taramaya başlanabilmesi için hükümetlerarası konferansın onayı gerekiyor. Bu durumda iki olasılık var: Ya martta Hırvatistan'la üyelik müzakerelerini başlatmak için toplanaması beklenen hükümetlerarası konferanstan resmi karar çıkarmak ya da konferans çerçevesi dışında tek tek üye ülkelerin gayriresmi onayını almak.
Komisyon Başkanı Barroso'nun, geçenlerde, taraflar arasında, yani AB ile Türkiye arasında siyasi düzeyde bir mutabakat sağlanırsa tarama sürecini başlatmaya hazır olduklarını söylemesinin nedeni de bu. Hiç kuşkusuz böylesi bir girişim hem AB tarafından bir iyi niyet ifadesi olur, hem Türkiye'ye zaman kazandırır. Ancak aksi olasılığı, Türkiye'ye karşı bir ayrımcılık olarak yorumlamak da doğru değil.
Bugünkü koşullarda, gerek Fransa'nın, temmuzda yapılacak anayasa referandumu öncesinde Türkiye konusunu gündemden çıkarmak istemesi, gerekse resmi ya da gayriresmi onay alınması gereken 25 üye arasındaki Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, Ankara Anlaşması'nın protokolünü imzalamadan Türkiye'nin önünü açmaya yanaşmayacağının belli olmasından ötürü, tarama sürecinin 3 Ekim 2005'ten başlatılması pek mümkün görünmüyor. Nitekim, Komisyon'dan önceki gün Ankara'ya iletildiği belirtilen yazının da, bu doğrultuda olduğu anlaşılıyor. Dünyanın sonu değil...

Erdoğan: AB’yi Kıbrıs için kurban etmeyiz!

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “Biz AB sürecini Güney Kıbrıs-Kuzey Kıbrıs arasındaki bir sürtüşmeye kurban etmeye istemiyoruz” dedi.

Erdoğan, Ankara HiltonSA’da yapılan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısında yaptığı konuşmada, önlerinde bir süreç bulunduğunu, bu süreç içinde müzakereleri AB Komisyonu ile yapacaklarını, muhataplarının komisyon olduğunu, komisyonla yaptıkları müzakereler sonucunda kararlarını vereceklerini belirterek, şunları söyledi:

“Ama bu kararı verirken, Güney Kıbrıs’ı mağlup ettik mantığıyla, anlayışıyla amacıyla değil, eğer siz her yerde ben haklıyım, bunu da almam lazım, bu mantıkla olaya yaklaşırsanız bunun adı uzlaşma değildir, bunun adı ben mantığıdır. Orada ne uzlaşma ne barış olur.  Şimdi iş nereye doğru götürülüyor, Kıbrıs olayına Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs arasıdaki sürtüşmelerin adeta başlatılmasına. Biz AB sürecini böyle bir sürtüşmeye kurban etmek istemiyoruz.”

Erdoğan, Kuzey Kıbrıs-Güney Kıbrıs arasındaki sorunun giderilmesi için 24 Nisan sürecinde nasıl bir yaklaşım gösterdilerse bundan sonra da aynı olumlu yaklaşımı göstereceklerini kaydetti.

“ANNAN BENİ ARADI”

Erdoğan, “Brüksel dönüşü Annan beni aradı. Bunu kendilerine de ifade ettim, önümüzde beraber yapacağımız işler var dedim. Bu konuyu oturup tekrar konuşmamız lazım. Bu konuda müşterek olarak neler yapmalıyız bunu çözmeliyiz dedim” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan AB üyesi ülkelerin 24 Nisan’da KKTC’deki Türk vatandaşlarına verdikleri sözü tutmadıklarını, bunu da kendilerine ifade ettiğini belirterek şunları kaydetti:

“Aldıkları karar, (Size 259 milyon euro yardım edeceğiz) ondan sonra da (Bu yıl 6 milyon euro vereceğiz) demek, ancak afedersiniz yeni cami önündeki dilenciye layık görülen bir uygulamadır.

Türkiye zaten bu noktada gereken desteği KKTC’ye nasıl verdiyse bundan sonra da rahatlıkla verecek güçtedir. O kadar da düşmedik.  Fakat burada olması gereken şey nedir? Biz burada dostça çözüm istiyoruz.”

Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin çevresiyle, komşularıyla, özellikle düşman üretmeye yönelik değil, dost kazanmaya yönelik bir dış politika geliştirdiğine işaret ederek, “Bunu Kıbrıs’ı barış adası yapabilmek yolunda gösteriyoruz. Yunanistan’a da aynı şekilde gösteriyoruz.  Bazıları da gelip, afedersiniz kaşımak suretiyle bozma gayretine girişiyorlar. Bunlara prim vermemek lazım” dedi.

“BAZI ÇEVRELERE SESLENİYORUM”

Bazı çevrelere seslendiğini belirten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Kıbrıs ile ilgili konularda marjinal bir yaklaşımla buradaki olumlu gelişmeleri lütfen bozmayın. Burada duygusallık olmaz.  Bu konulardaki hassasiyetlerden bizde daha çok fazlası var. Bu hassasiyetleri yeri geldiğinde, onlardan çok ama çok daha fazla gösteririz. Aklıselim davranıp Kıbrıs’ı bir barış adası yapmaya yönelik adımlar atmamız gerekiyor. Atılması gereken adımları atacağız” diye konuştu.

Erdoğan, AB üyeliğinin aslında Kıbrıs meselesi değilken, Kıbrıs meselesi şekline getirilmeye çalışıldığını belirterek, “Olayın aslı 1963 Ankara Anlaşması’ndan kaynaklanan Gümrük Birliği’ne dayalı 15 artı 10 ülkenin durumunun ne olacağıdır” dedi.

ANNAN PLANI

Kıbrıs konusunda barış ve uzlaşma olması gerektiğini belirten Başbakan Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Şimdi bazı dedikodular yapılıyor, efendim Annan Planı ortada değil. Zaten Annan Planı’nın ruhunda şu var, 24 Nisan referandumunda her iki taraftan da evet çıkmayınca Annan Planı düşüyordu. Ama Annan Planı yeniden düzenlenir. Her iki tarafın da mutabık kaldığı şekilde yeniden düzenlenip yeniden önümüze gelebilir. Adı Annan Planı’dır diye niye rahatsız oluyorsunuz. Önemli olan içeriği değil mi? Bunun içeriğini yeniden karşılıklı olarak her iki tarafın da mutabık kaldığı şekilde düzenlenir. Ondan sonra da halka bu sunulur. Tarafların ön yargılardan kurtulması için hepimizin birlikte el ele vermesi, barışın sürmesi için çok faydalı olacağına inanıyorum.”

HALKIN SESI 25/12/04

 

Gül’den Rum’a: ‘Tanınma sözkonusu değil’

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Ankara Anlaşması’nın yeni üye ülkelere teşmil edilmesini içeren protokolü imzalamanın AB ile ilişkilerin genel çerçevesinin gereği olduğunu belirterek, “Türkiye bu protokolü imzalarken Rum tarafıyla değil, 25 üyeyi temsil eden Komisyon ile imzalayacaktır. İmzalandığında herhangi bir tanıma asla sözkonusu olmayacak” dedi.

TBMM Genel Kurulu’nda, Dışişleri Bakanlığı’nın bütçesi görüşülürken konuşan Gül, 17 Aralık’ta Türkiye ile AB ilişkilerinin yeni bir dönemece girdiğini söyledi. Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlama kararı alınmasının herkesin hedefi olduğunu ve bunun gerçekleştiğini anlatan Gül, müzakere sürecinin başarıyla geçeceğine inancını dile getirerek, günü geldiğinde Türkiye’nin diğer ülkeler gibi tam üye olacağını vurguladı.

Türkiye’nin tam üyelik hedefinin açık, seçik ve kesin olarak tespit edilmesi ve şimdiye kadarki ilişkilerin yatağından çıkartılmaması, özel statülü başka hedeflerin ortaya çıkartılmamasının önemine işaret eden Gül, “Bunların hepsi gerçekleşmiştir. Şunu unutmamak gerekir ki, 25 üyenin vardığı konsensüs neticesinde bu ortaya çıkmıştır. Bunların içerisinde bizim tanımadığımız Kıbrıs Rum kesimi de vardır. Yeni bir durumla karşı karşıyayız. Yeni durum, müzakerelere başlanmasıdır ve 3 Ekim’de başlayacaktır” dedi.

Bu karar alınırken bunu engellemek isteyen bazı gayretlerin olduğunu, buna karşılık Türkiye’nin dostu olan ülkelerin de aktif çalışma yaptıklarını anlatan Gül, bunun en iyi örneğinin Avrupa Parlamentosu’nda görüldüğünü ve Avrupa’da ne zaman Türkiye aleyhine bir hareket başlasa buna karşı birkaç hareketle yanıt verildiğini ve Türkiye’nin savunulduğunu kaydetti. 

Yunanistan ile Türkiye arasında Ege sorunlarının barışçı çözümü için görüşmeler sürdüğünü hatırlatan Gül, bu konuda da kendi girişimleriyle iki ülke arasındaki gerçekleştirilen görüşmelere yer verildiğini ve konunun böylelikle yeni bir statü kazandığını söyledi.  Gül, bugüne kadar iki ülke Dışişleri müsteşarları arasında 28 görüşme yapıldığını belirterek, “Düzeltmeler bizim istediğimiz yönde olmuştur” dedi.

Kıbrıs sorununun henüz çözülmediğini, nihai bir çözüm ortaya çıkmadan Rum yönetiminin tanınmasının Türkiye açısından sözkonusu olmayacağını tekrarlayan Gül, şunları kaydetti:

“Ankara Anlaşması’nın yeni üye ülkelere teşmil edilmesini içeren protokolü imzalamamız, AB ile ilişkilerimizin genel çerçevesinin gereğidir. 10 üye ülkenin Türkiye’ye karşı (gümrük kapılarını kapatıyorum) demenin önünün kesilmesidir.

Türkiye bu protokolü imzalarken Rum tarafıyla değil, 25 üyeyi temsil eden Komisyon ile imzalayacaktır. İmzalandığında herhangi bir tanıma asla sözkonusu olmayacak. Zirve toplantısında Başbakan yaptığı konuşmada, nihai çözüm otaya çıkmadan Rumları tanımayacağımızı ve Rumların Ada’nın tümünü temsil etmediğini söylemiştir.”

“ÇÖZÜM OLMADAN TANIMA YOK”

AB ile müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim 2005’te Kıbrıs Rum Kesimi’nin tanınması halinde Türkiye’nin KKTC ilişkilerinin ne olacağının sorulması üzerine Gül, şunları söyledi:

“Böyle bir durum olmayacak. Türkiye’nin Rum yönetimini Ada’nın tamamını temsil ediyor gibi tanıması asla mümkün değil. Bunu, ne biz yaparız ne de başka hükümetler yapar. Çünkü bunun neticeleri o kadar farklı sonuçlar ortaya çıkarır ki.... Bunu yapmamız mümkün değil. Onun için, ısrarla söylediğimiz bir şey var: Ancak kalıcı, bütün tarafların anlaştığı, Türk tarafının kabul ettiği bir çözüm ortaya çıkar o zaman Türkiye üzerine düşeni yapar.”

Dışişleri Bakanı Gül, “Adımı aslında Rumların atması gerekir” derken, kalıcı bir çözüm olmadan Kıbrıs’ta ayrı bir tanımanın söz konusu olamayacağını vurguladı. Gül, “Bizim atacağımız herhangi bir imza, bir protokolün neticesi Rumların tanınması olamaz. Eğer herhangi bir imza bir kesimin tanınması olursa biz, bu imzayı atmayız” dedi.

 

HALKIN SESI 25/12/04

 

17 Nisan ve 20 Şubat’ta sandık başında

KKTC’de 20 Şubat’ta yapılacak erken genel seçimle ilgili süreç, seçim kararının Cumhurbaşkanı’nca Resmi Gazete’nin önceki günkü sayısında yayımlatılmasıyla dün resmen başladı.

Seçim ve Halkoylaması Yasası’na göre seçim yasakları dün itibarıyle yürürlüğe girdi.

Kıbrıs Türk halkı 50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisi’nin yeni üyelerini belirlemek için 20 Şubat Pazar günü; Cumhurbaşkanlığı makamına gelecek kişiyi belirlemek için de 17 Nisan Pazar günü sandık başına gidecek.

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Taner Erginel, dün düzenlediği basın toplantısıyla, seçim süreci ve YSK’nın hazırlıkları hakkında bilgi verdi. Erginel, örnek bir seçim için ellerinden gelen gayreti göstereceklerini söyleyerek, YSK ve İlçe Seçim Kurullarının, tüm siyasi partilere eşit mesafede duracağını ve seçimin tamamen şeffaf olacağını vurguladı.

ERGİNEL

YSK Başkanı Taner Erginel, düzenlediği basın toplantısında, KKTC’de karar üzerine ve yasa gereği seçimler yapılabildiğine işaret ederek, Cumhuriyet Meclisi seçimlerinin yenilenmesiyle ilgili Cumhurbaşkanı’nın kararının dünkü Resmi Gazete’de yayımlandığını; Seçim ve Halkoylaması Yasası’na göre kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasını izleyen günün, seçimin başlangıç günü olduğunu söyledi.

Dün seçim sürecinin başladığını, seçimin başlangıç tarihinden sonra, 60’ıncı günden önceki ilk Pazar günü oy verilmesi gerektiğini, bu durumda seçimin 20 Şubat’ta yapılacağını anlatan Taner Erginel, YSK’nın duyurularıyla seçim yasaklarıyla ilgili detaylı bilgiler verileceğini kaydetti.

İSTİHDAM YAPILAMAYACAK!!!

Taner Erginel, seçim yasakları süresince özetle “devlet dairelerine istihdam yapılamayacağını, İskan Yasası uyarınca işlem yapılamayacağını, Sosyal Konut Yasası gereğince arsa dağıtılamayacağını, Motorlu Araçlar Yasası’na göre T izni verilemeyeceğini, Yurttaşlık Yasası’na göre vatandaşlığa kimsenin alınamayacağını” hatırlatarak, YSK’nın seçim takvimi hazırlayıp açıklayacağını da ifade etti.

Seçmen listelerinin 20 Şubat 2005 tarihi itibarıyla güncelleştirileceğini, seçmen sayısını saptamak için referandumdan sonra ölenlerin listeden düşüleceğini; 20 Şubat 2005 itibarıyla 18 yaşına gelenlerin ve vatandaş olanlarla diğer nedenlerle seçmen sıfatı kazananların adlarının da listelere ekleneceğini belirten YSK Başkanı Taner Erginel, seçim süresince işlerin takvime uygun yapılacağını ve seçmen listelerinin de askıya alınacağını söyledi.

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ 17 NİSAN’DA

YSK Başkanı Erginel, Seçim ve Halkoylaması Yasası’na göre Cumhurbaşkanı görev döneminin 5 yıl olduğunu; Cumhurbaşkanı’nın 20 Nisan 2000’de bu göreve başladığını ve sürenin 20 Nisan 2005’te dolacağını kaydederek, yasaya göre seçim döneminin son gününden önceki Pazar günü seçim yapılacağını, bunun da 17 Nisan 2005 tarihi olacağını açıkladı.

Örnek seçim yapmak için ellerinden gelen gayreti göstereceklerini vurgulayan Erginel, geçmiş seçimlerde KKTC’nin çok başarılı sınavlar verdiğini, bunu yabancı gözlemcilerin de söylediğini, KKTC’deki yargının dünyanın en bağımsız yargı organları arasında yer aldığını, seçimlerin de dünyanın en demokratik ve adil seçimleri arasında yer aldığını ifade etti.

Erginel, YSK ve İSK’ların tüm siyasi partilere eşit mesafede duracağını, seçimin tamamen şeffaf olacağını ve her aşamada halka yasanın öngördüğü itiraz fırsatlarının verileceğini belirterek, seçimin başarılı olmasını diledi.

 

HALKIN SESI 25/12/04

 

Talat: Bağımsız KKTC, Turan ülküsü gibi hayal

 

Ankara

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, halen başbakanlığını yapmakta olduğu ve cumhurbaşkanlığına aday olması beklenen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) bağımsızlığının hayal olduğunu ileri sürdü. Talat, "Bağımsız KKTC bir hayaldi. Bunu kimse görmedi mi?" diye sordu.

Haber Türk televizyonunda katıldığı programda açıklamalarda bulunan Talat, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın, dünya koşullarının değiştiğinin farkında olmadığını savunarak, "Onun yaptığı mücadele çöktü. Statükocu anlayışla bir yere varılamayacağı görüldü. Bağımsızlık, egemenlik kılıfı bu gerçeği değiştirmez" diye konuştu.
   
AKP’nin, Kıbrıs politikasına yeni bir çehre kazandırdığını söyleyen Talat, "Bağımsız KKTC bir hayaldi. Bunu kimse görmedi mi? Bu Turan ülküsü gibi bir hayaldi. Bağımsız KKTC oldu da bugüne kadar ben mi engelledim? Biz kaybedilmiş bir davayı devraldık. Rum yönetimi hukuken Kıbrıs’ın tamamını temsil ediyor ama meşru değil tabi ki. Ama uluslararası arenada hukuk geçerli oluyor" diye konuştu.

"PAPADOPULOS FIRSAT"
 
Talat, "Ama biz bu politikamızı sürdürürsek bunların hepsini aşacağız. 1974 Barış Harekatı bir anlaşma ile sonuçlandırılamadı. Askeri harekatın üzerine yatıldı ve sorunlar birikerek bugüne kadar geldi" dedi.

Rum lider Tasos Papadopulos’un "her türlü çılgınlığı" yapabileceğini kaydeden Talat, "Geçmişi buna müsait ama Türkiye’yi veto edemez. Bunu derse AB içinde bu tepkiyle karşılanabilir. Papadopulos’un varlığı bizim için aslında bir fırsattır" diye konuştu.

 (ANKA)

HURRIYET 27/12/04

 

ABD, Rumları korkutsun

CHP Genel Başkanı Baykal, ‘Denktaş’ı veya Mehmet Ali Talat’ı Amerika’ya davet etseler veya Ercan havaalanına bir uçak indirseler, Rumlar ‘Eyvah KKTC tanınıyor’ diye 3 Ekim’e kadar bir çözüme yanaşmak zorunda kalırlar. Yoksa ne AB ne de BM Rumları bir anlaşmaya ikna edebilir’ dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Kıbrıs’da çözümün ABD ve İngiltere gibi büyük ülkelerin elinde olduğunu savunarak, bu iki ülkenin KKTC’ye uçak indirerek Kıbrıs Rum Yönetimi’ne karşı tanıma kartını kullanmalarını istedi. Baykal, ‘Türk diplomasisi bunu sağlamalı; yoksa AB veya BM’in girişimiyle, Türkiye-AB müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim 2005 tarihine kadar, Kıbrıs’ta bir çözüm çok zor’ dedi.

CNN Türk’te ‘Ankara Kulisi’ programına katılan Baykal, Türkiye, Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımadan müzakerelere başlayamayacağı için Rumlar’ın KKTC ile çözüme ulaşmak yerine, çözümü geciktirerek sorunu, 3 Ekim 2005 sonrasına itelemek isteyeceklerini söyledi. Baykal, şöyle konuştu:

‘Çözümün anahtarı, ABD ve İngiltere’dedir. ABD, Rauf Denktaş’ı veya Mehmet Ali Talat’ı Amerika’ya davet etse ya da bir ABD uçağı KKTC’ye inse Rumlar, ‘Eyvah KKTC’yi tanıyacaklar’ diye, çözüme yanaşmak zorunda kalır. ABD ve bazı büyük Avrupa ülkeleri Rumlar’a ‘Anlaşma olmazsa KKTC’yi de tanımak zorunda kalırız, sen bunlarla anlaş’ diye baskı kurmak zorunda.’

Baykal, programdan sonra yaptığı bir açıklamada da ‘Belki bir Amerikan uçağı KKTC’ye iner ya oda Altıncı Filo’nun bir gemisi yakıt ikmali yapar. Eminim diplomatlar en iyi formülü bulurlar. Bu tip adımların sıklaşması Rumlar’ı uzlaşmaya iter. ‘KKTC tanınmaya mı gidiyor’ korkusunu Rumlar’ın yüreğine salmak lazım’ dedi.

Baykal’ın mesajları

17 Aralık’ta alınan karar, Türkiye’nin AB’ye girmesini istemeyen Alman Hıristiyan Demokratları memnun etti. Çünkü onların amacı Türkiye’nin önünü tıkamak. Dönüşü olmayan bir karar alınmasını istemiyorlardı.

Vatandaş, ‘Ben vizesiz giremesem de benim şimdi doğacak çocuğum 20 yıl sonra AB’ye serbestçe girer’ diye düşünüyor. Yok öyle bir şey; çünkü kararda kalıcı kısıtlama var.

AB, tarımda başka ülkelere verdiğimiz özel desteği sana vermeyeceğiz diyor. Şimdi kalıcı kısıtlamaların kaldırılması için Türkiye resmen AB’ye nota veriyor. Bu ne demek, hani kalıcı kısıtlama yok diyordu hükümet.

AB’den şartlı müzakere tarihi çıkmıştır. Bunun gerisinde Türk Ceza Yasası (TCK) çıkarken yaşanan zina krizi yatıyor. 6 Ekim ilerleme raporu gibi en önemli açıklama öncesinde, hükümet, Türkiye’de yapay bir zina krizi çıkardı. 

HURRIYET 27/12/04

 

Baykal'dan ABD'ye çağrı



CHP lideri Deniz Baykal, Kıbrıs sorununu, bu aşamadan sonra ABD'nin veya onun onayı ve desteğiyle İngiltere'nin atacağı adımların çözebileceğini söylüyor.
ABD'nin ve İngiltere'nin, "Rumların yüreğine korku salacak" adımlar atması halinde Rum yönetiminin 3 Ekim 2005'ten önce çözüme yanaşabileceğini düşünüyor.
CHP lideri Baykal'la, CNN Türk'te "Ankara Kulisi" programına konuk olduktan sonra, Sedat Ergin ve Murat Yetkin'le birlikte Kıbrıs'ı konuştuk.
Baykal, bu sohbetimizde Rumları çözüme yöneltecek yöntem olarak özellikle ABD'ye çağrıda bulundu. CHP lideri, şöyle dedi:
"Bu aşamadan sonra ancak ABD etkili olabilir. Örneğin bir ABD uçağı KKTC'ye insin veya 6. Filo'ya bağlı bir gemi, KKTC limanlarını ziyaret etsin, ikmal yapsın, işte o zaman Rumlar işin ciddiyetini anlarlar. ABD'nin veya onun desteğiyle İngiltere'nin veya her ikisinin birden böyle girişimler yapmaları halinde Rumların yüreğine korku düşecektir. 'KKTC tanınmaya mı gidiyor' sorusunu, korkusunu Rumların yüreğine vermek lazım. Kıbrıs'ta çözüme ABD kaçınılmaz olarak bakmalıdır. Aslında bir anlamda ABD ve İngiltere gibi ülkelerin sorumluluğu, görevi söz konusudur."
Baykal, aynı etkiyi yaratacak bir diğer yöntem olarak da, ABD'ye şu öneride bulundu:
"ABD ve İngiltere'ye gerçekten de iş düşüyor. Kıbrıs'ta bugünkü duruma bakıp diyecekler ki 'Bu haksızlıktır, Kıbrıs Türk halkına haksızlık yapılmıştır.' Bunu söyledikten sonra ne bileyim, örneğin, Mehmet Ali Talat ve Serdar Denktaş'ı ABD'ye çağırabilirler. Veya Makedonya'ya yaptıkları gibi bir tanıma veya o izlenimi verecek bir yaklaşım gösterebilirler. Diplomatlar bunun en uygun formülünü bulurlar. Verdiğim örneklerdeki gibi adımların sıklaşması Rum yönetimini anlaşma ve uzlaşmaya motive eder."
CHP lideri Baykal, ABD ve İngiltere'yi bu yönde harekete geçirmek için de Türkiye'nin ısrarcı olması ve çok ciddi bir tavra girmesi gerektiğini belirterek, "Kıbrıs'ta çözüm olmazsa 3 Ekim 2005 tarihine gelindiğinde Rum kesimini yine tanımayacağını açıklamalı ve hatta bu koşullarda AB, müzakereleri açmıyorsa, 'Siz bilirsiniz' diyebilmelidir" diye konuştu.
Baykal, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Türkiye, şimdiden politikasını belirlemeli ve ciddi tavra girmelidir. AB'ye 'Ben bu Kıbrıs koşullarını ikinci sınıf bir üyelik için kabul etmek zorunda değilim' diyebilmelidir. Türkiye ne verilirse onu alır görüntüsünü silmelidir. 'Ben AB'deki geleceğim belli olmadan veya Kıbrıs'ta çözüm olmadıkça, Güney Kıbrıs'ı tanımam, Rum yönetimini tanımam' demek lazımdır. 'Tanımazsanız, müzakereye başlayamazsınız' derlerse, 'O zaman başlamayız' diyebilmek lazımdır. Aksi halde hem Türkiye kayba uğrar hem de Kıbrıs Türk halkına haksızlık olur."
CHP lideri, ABD ve İngiltere'den önerdiği gibi girişimler yapılarak Rum Kesimi'ne "KKTC ile iyice ayrışıyoruz. KKTC tanınmaya mı gidiyor?" korkusu verilmedikçe, Rumların 3 Ekim 2005'e kadar hiçbir adım atmadan bekleyeceklerini belirterek, Rumların bu süreyi beklemede geçirip, 3 Ekim geldiğinde de diğer AB üyesi ülkelere, "Türkiye beni tanımadan müzakereye başlayamaz. 24 üyenin büyükelçiliği olacak ama benim Türkiye'de büyükelçiliğim olmayacak mı? Gemilerim Türk limanlarına yanaşamayacak mı?" diyeceğini belirtti.
Baykal, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin ciddi bir açmazla karşı karşıya olduğunu ve bu açmazın iki dayanağı bulunduğunu belirterek, şöyle dedi:
"Bu açmazın dayanaklarından biri, AB'nin izlediği hatalı Kıbrıs politikası, diğeri de Türkiye'nin en kısa sürede AB ile müzakereye başlama isteği ve kararlılığıdır. Bizim bu iki dayanak üzerinde oynamamız lazım ki yeni bir formül ortaya çıkabilsin. AB 25 üyeli bir amalgam. Değişik sesler çıkabilir. BM de aynı şekilde zorluklar çekiyor. Oysa biz adeta bir zücaciyeci dükkânındayız. İnce ayarlarla yürümek gerekiyor, o nedenle diyorum ki, bu işi yapacak olan ABD ve İngiltere'dir özellikle ABD'dir. Kıbrıs konusunda ABD'nin, önerdiği gibi atacağım adıma AB içinde hiçbir büyük ülkenin, örneğin Fransa gibi, karşı çıkacağını sanmıyorum. İngiltere ise zaten ABD ile paralel hareket edecektir."

FIKRET BILA MILLIYET 27/12/04

 

Portre: Kıbrıs'ta çözümün önündeki en büyük engel: Rum lideri Tasos Papadopulos

1960'larda adı 'Makarios'un demir yumruğu'na çıkmıştı. Her çözüm gayretine karşı çıktığı için artık kendisine 'Mister No' deniyor. AB'nin aile fotoğraflarında üvey evlat gibi duran Papadopulos, adada 1974 öncesine dönülmesini isteyecek son kişi

RADIKAL 27/12/04

YORGO KIRBAKİ

AB ailesinin sevilmeyen evladı
20. yüzyılın en kârlı, 21. yüzyılın da en iddialı müessesesi AB'nin, her zirve sonunda bir geleneği vardır: Aile fotoğrafı. AB liderleri, kendilerine ayrılan yerde durup kameralara gülümseyerek poz verir. Son zirvelerin fotoğraflarına göz atarsanız, bir kişinin 'sırıttığını' görebilirsiniz. Günümüzün en ciddi uzlaşma platformu AB ailesine pek uymuyor izlenimini edinebilirsiniz. Sanki ailenin öyle fazla sevilmeyen üvey evladı gibi. Dikkatli bakın, 'velisi' mutlaka arkasında durur.
Elbette 'fotojenik değil' diyenler olacak. Haklılar. Zaten, cumhurbaşkanlığına geldiği seçimin kampanya afişleri bilgisayar programlarındaki rötuş mucizeleri sayesinde bin bir güçlükle hazırlanabildi. Fotojeniklik bir yana, hemen tüm halkların farklı kelimelerle de olsa, çağrıştırdıkları ortak bir atasözü vardır: Yüz kalbin aynasıdır.
Tasos Papadopulos (Rumlar Tassos diye yazar), 7 Ocak 1934'te Lefkoşa'da doğdu. Britanya'da hukuk eğitimi gördü. Adaya döndükten sonra da İngilizlere karşı mukavemette, EOKA'da, Lefkoşa bölge sorumlusu dahil çeşitli üst düzey görevler üstlendi. O dönem EOKA daha 'B' ekini almamış, namlularını Kıbrıslı Türklere çevirmemişti.

'Baştan beri 'hayır'cı'
Başpiskopos Makarios, sorumluluk üstlenmekten kaçınmayan, zeki ve cesur genci yanına aldı. Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasıyla sonuçlanan Londra müzakerelerinde, 35 kişilik Rum heyetindeydi. Makarios, Londra'ya, Adnan Menderes ve Konstantinos Karamanlis'in Zürih'te imzaladıkları anlaşmaya imzasını atması için çağrılmıştı. Heyetini toplayıp 'Ne yapayım?' diye sordu. 27 kişi, 'Ne istiyorsan onu yap' dedi. Diğer sekizi karşı çıktı. Aralarında Papadopulos da vardı.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla 12 yıl süreyle içişleri, maliye, çalışma, sağlık ve tarım bakanlığı görevlerini üstlendi. Makarios'a körü körüne itaati nedeniyle adı 'Başpiskoposun demir yumruğu'na çıktı. 1974 sonrasında, BM himayesindeki müzakerelerde 1978'e dek Rum heyetinde yer aldı ve bir süre başmüzakereci oldu. Rum parlamentosunun bağımsız milletvekili olarak, 2000'de başkanı seçildiği ve eski liderlerden Spiros Kiprianu'nun kurduğu Demokratik Parti'nin yönetiminde Kıbrıs'ın çözümü için her gayrete karşı çıktı. Hep 'Hayır' dedi. Artık yeni bir adı vardı: 'Mister No.' Tasos için çözüm, 1974'ten öncesine dönülmesiydi. Kendisini Makarios'a benzetenler olduğu hatırlatıldığında, "Keşke benzeyebilsem" dedi.
Takvimler 16 Şubat 2003'ü gösterdiğinde, başkanlık seçimini 1977'den sonra ilk kez birinci turda kazanan lider oldu. Bu noktada o günkü konjonktürü hatırlamakta yarar var: Türkiye'de çiçeği burnunda bir hükümet işbaşındadır. Tayyip Erdoğan 3 Kasım 2002 seçimi öncesi ilk kez Belçika modelinden söz ederek Kıbrıs için farklı düşündüğü göstermiştir. Yunanistan'da, Başbakan Kostas Simitis ve Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu, Rum seçimi öncesi, halkından sadece 16 aylığına kendisini başkan seçmelerini isteyen ve Annan Planı'yla çözüm vaat eden 83 yaşındaki Glafkos Klerides'i, Papadopulos'a tercih ettiğini açıkça göstermiştir. KKTC'de Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş hastadır. Annan Planı çerçevesinde çözüm ve Kıbrıslı Türklerin AB üyeliği için 11-12 Aralık 2002'de AB'nin Kopenhag zirvesinde büyük bir fırsat kaçmıştır. KKTC'de Mehmet Ali Talat'ın başını çektiği muhalafet 'çözüm ve AB üyeliği' sloganıyla sokağa dökülmüştür. Rum Kesimi ise, en büyük siyasi güç konumundaki komünist AKEL'in 'milli dava'ya aşırı milliyetçi bir zihniyetle yaklaşan kanadının ağır basmasıyla, 'Vatanı satan çözümlere hayır' sloganıyla inlemektedir. Rum Yönetimi'nin AB üyeliği de kesinleşmiştir.

'Klerides beni bağlamaz'
Seçim öncesi 'Karpaz'ı isteriz', '119 bin Türkiyelinin adada kalmasını öngören Annan Planı çözüm olarak kabul edilemez' ve 'Klerides'in kabul ettikleri beni bağlamaz. Her şey sıfırdan başlayacak' diyen Tasos, artık başroldedir. Ertesi gün, ilk işi Türklere mesaj göndermek olur: "Benim için söylenenlere kulak asmayın." Gelişmeler Tasos'u doğrulamadı. Denktaş ise aynı günlerde farklı bir yönden yaklaşsa bile kehanette bulunuyordu: "Papadopulos'la olmaz". Simitis hükümetinin ilk açıklaması "Umarız Klerides'in izinde yürür" şeklindedir. Papadopulos ile çözüm olmayacağını biliyordur.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Mart 2003 sonuna dek çözüm sağlanması ve Kıbrıs'ın birleşik olarak 16 Nisan'da AB'ye üyelik anlaşmasını imzalaması için özellikle ABD'nin desteğiyle taraflara yoğun baskılar yapmaktadır. Ankara-Atina-Lefkoşa turuna çıkar Annan. Kıbrıs'ta hem Denktaş'a hem Papadopulos'a rest çekti. Sonunda iki liderden de 10 Mart 2003'te Lahey'de buluşma sözü aldı. Tasos, Lahey'e gitmek istemiyordu. Ancak, cebinde güvendiği bir koz vardı: Rauf Denktaş. KKTC Cumhurbaşkanı'nın Annan Planı'nı reddedeceğinden emindi. Lahey'de bu kozu oynadı ve kazandı. Artık Rum Kesimi'nin tek başına AB üye üyeliği için son engel de kalkmıştı. Zaten aylar sonra bir demecinde itiraf etti: "Lahey'de Denktaş hayır demeseydi, ben diyecektim."
Bir süre 'İşte Türk tarafının uzlaşmazlığı' diye propaganda yapma fırsatı bulduysa da, bu fazla uzun sürmedi. 23 Nisan 2003'te Denktaş'ın tarihi bir manevrayla sınırları açması, Tasos'un sevincini kursağında bıraktı. On binlerce Rum'un kuzeye akın etmesi, canını çok sıktı. Kuzeye geçişi önlemek için psikolojik baskıya başvurdu. İlk gidenler adeta hain sayıldı. Denktaş 19 Mayıs 2003'te Politis gazetesine demecinde, Klerides'in aksine Papadopulos ile iki dost Kıbrıslı olamamalarının nedenini ifşa ediyordu: "1967'de Kıbrıs'a gizlice geldiğimde yakalanmıştım. Makarios bakanlar kurulunu toplayıp ne yapacakları konusunda görüş istedi. Papadouplos ve Kiprianu bir ağızdan 'Köpek gibi vurun' dediler."
Yunanistan'da 21 Haziran'daki AB zirvesi sırasında ilk kez karşılaştığım Papadopulos, Kıbrıs'ın fiilen AB üyesi olacağı Mayıs 2004'e dek çözüm ve Kıbrıslı Türklerin AB'nin nimetlerinden yararlanmaları için çalışacağını söylüyordu. Ama dili başka söylüyordu, gözleri başka... Tıpkı dört ay sonra Aralık 2003'te KKTC'de yapılan seçim sonuçlarını değerlendirirken "Muhalefetin kazanmasından yanaydık" dediği gibi. Papadopulos'u destekleyen medyanın birkaç gün sonra 'Ha Denktaş ha Talat' demesi tesadüf değildi. Annan, diplomasi trafiği ve özellikle Ocak 2004'te Erdoğan'la Davos'taki buluşmasının ardından yeni girişim üstleneceğini açıklayınca, Tasos'un paçaları tutuştu. Türkiye'nin Kıbrıs politikası değişiyor, KKTC'de başbakan olan Talat ön plana çıkıyordu. Artık kimin arkasına gizlenebilecekti?

'Çarmıha gerseniz olmaz'
Yine de 10 Şubat'ta New York'ta başlayan müzakerelere 'Bu turdan da bir şey çıkmaz' umuduyla gitti. Ne de olsa Denktaş masadaydı. Ancak bu defa yanılmıştı. Türk tarafının 'İki taraf görüşsün, uzlaşma sağlanmazsa garantör ülkeler devreye girsin. O da olmazsa, planın boşluklarını Annan doldursun ve referandum yapılsın' önerisi Tasos'u gafil avladı. "Beni çarmıha bile gerseniz imza atmam" diye bağırdığı duyuldu New York'taki koridorlarda. Masadan kalkıp Kıbrıs'a dönmeye niyetlendi niyetlenmesine de, Simitis'le Papandreu'nun öyle bir niyeti yoktu. Çaresiz kabul etti. Eli titreyerek de olsa çözüm prosedürü için imza attı.
Kıbrıs'ta 28 Şubat'ta başlayan müzakereler tam bir sağırlar diyaloğu şeklinde geçti. Tasos, arabulucular Alvaro De Soto, Thomas Weston, David Hunnay'dan hep şikâyet etti. Kafasında çözüm prosedürünün garantör ülkelerin de katılımıyla gerçekleşecek ikinci aşaması vardı. Umudu Yunanistan'dı, marttaki seçimlerde iktidarın değişip Karamanlis'in başbakan olmasıydı. Bu açıdan şansı yaver gitti.
Bürgenstock'a Annan Planı'nı reddetmeye gitti. Artık karşısında Denktaş da olmayacaktı. Daha birkaç günlük başbakan Karamanlis'in kendisine baskı yapmayacağından emindi. Müzakerelerin başarısızlığa uğraması için elinden geleni yaptı. Rum kamuoyunu, Annan Planı'nın 5. versiyonu için eksik ve yanlış bilgilendirmekten çekinmedi. Sözcüleri aracılığıyla da olsa, Bürgenstock'ta halkına yalan söyledi.

'Devlet devraldım'
Adaya dönüşünde, anketlerden de cesaretlenerek müthiş bir 'Hayır' kampanyası başlattı. 7 Nisan akşamı televizyondan 'ulusa sesleniş'inde "Hayatımın en zor günü. Kendimi kötü hissediyorum. Dramatik saatler yaşıyorum. Ben bir devlet devraldım, bir toplum bırakamam. Annan Planı'na 'Hayır'" diye haykırdı ve ağladı. Hedefine ulaşmıştı. Ertesi gün anketler referandumda 'Hayır' diyeceklerin yüzde 85 olduğunu gösteriyordu. AKEL'in özellikle Kıbrıs Türklerini düş kırıklığına uğratan Papadopulos'a desteğiyle, 24 Nisan referandumunda Rum Kesimi'nde 'Hayır' oyları yüzde 76 oldu.
Rumların 'Hayır' demelerinin faturasını AB'de pahalıya ödeyecekleri endişesi uzun sürmedi. Avrupa Komisyonu'nun Rumların AB üyesi olmasında büyük emeği geçen genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in "Kandırıldım" diye bağırmasına kulak asılmadı. Rum Kesimi, homurdanmalar arasında 1 Mayıs'ta AB üyesi oldu. Tasos da kartlarını açtı: "Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımalı. Gümrük Birliği ek protokolünü imzalamalı."

'Kıbrıslısınız'la kast ettiği...
Artık şantaj, tehdit dönemini başlatmıştı. Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlaması için AB'den bir tarih almak için tutuştuğunu bildiğinden, bundan faydalanmak istiyordu. Ne az ne çok, Rumlara AB sayesinde Türkiye'yi dize getireceği vaadinde bulundu. Kamuoyu yoklamalarına göre, Rumların yüzde 70'i Türkiye'nin veto edilmesinden yanaydı. Ama 16-17 Aralık'taki AB zirvesinde beklediğini bulamadı. 'Kıbrıs Cumhuriyeti', Türkiye tarafından dolaylı tanınma yolunda belki bir şeyler kazandı, ama çıtayı yüksek tutan Tasos yenildi. AB için Türkiye'nin adaylığının, Rumların üyeliğinden önemli olduğunu önceden kestiremedi. Tasos, siyasi açıdan kartlarını hep son dakika açan bir 'kumarbaz.' Ancak 17 Aralık'ta 'büyükler'e rest çekme teşebbüsünde blöfünü yutan çıkmadı. Şimdilerde Türkiye'yi neden veto etmediğini anlatıyor seçmenlerine. Yine Türkiye'yi nasıl veto edebileceğinden bahsediyor.
Kıbrıs'ta çözüm için yeni fırsatlar çıkabilir. Her fırsatın felsefesi, adanın birleşmesi ve Rumlarla Türklerin birlikte yaşaması olacaktır elbette. Kıbrıslı Türk olsam, Papadopulos'un bana 'Kıbrıslısın' dediğinde neyi kast ettiğini biraz düşünürdüm.

Baykal: ABD ve İngiltere, Kıbrıs için devreye girsin

Murat Yetkin

RADIKAL 27/12/04

CHP lideri Deniz Baykal, Kıbrıs'taki kilitlenmenin aşılabilmesi için ABD ve İngiltere'ye iş düştüğünü söyledi. Baykal'a göre, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nin ağır işleyen ve ince ayara uygun olmayan yapılarındansa, ABD ve İngiltere'nin atacağı diplomatik adımlar, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni uzlaşma ve anlaşmaya 'motive edebilir', hareketlendirir.
Baykal, bu öneriyi dün CNN Türk canlı yayınında kısaca dile getirdi. Programın ardından Sedat Ergin ve Fikret Bila ile birlikte yaptığımız genişce sohbette de, önerisini neye dayandırdığını ve nasıl gerekçelendirdiğini anlattı. Baykal'ın sözleri şöyle:

·  Kıbrıs sorununu bu noktaya, 'Uzlaşma olmasa da Güney Kıbrıs'ı alırım' ısrarı getirdi. Ne zaman anlaşıldı ki (Annan Planı) Rumların AB nezdinde durumunu değiştirmemekte, onlara bu yönde avantaj sağlamaktadır, Rumlar 'Hayır' dedi. Şimdi, anlaşmaya evet diyen taraf AB'nin dışında, hayır diyen içinde.

·  Bu ciddi bir açmaz ve bu açmazın iki dayanağı var:
1- AB'nin Kıbrıs politikası,
2- Türkiye'nin en kısa sürede AB ile müzakereye başlama kararlılığı.
Bizim bu iki dayanak üzerinde oynamamız lazım. Kurulacak denklemin değişkenleri bunlar. AB 25 üyeli bir karışım. İncelikleri olan kararları ortaklaşa alması zor; bir kişi karşı çıksa olmuyor. BM de aynı şekilde, ayrıntıların önem taşıdığı kararları uzlaşma ile üretip uygulamakta zorluk çekiyor. Oysa biz adeta zücaciyeci dükkânındayız, ince ayarlarla yürümek gerekiyor.

·  Bu işi yapacak olan ABD ve İngiltere'dir; özellikle de ABD'dir. Kıbrıs konusunda ABD'nin atacağı bir adıma hiçbir büyük ülkenin karşı çıkacağını sanmıyorum. İngiltere AB üyesi, ayrıca Kıbrıs'ta garantör. ABD ve İngiltere'ye iş düşüyor. Diyecekler ki, "Kıbrıs Türk halkına haksızlık yapılmıştır". Artık, örneğin Makedonya'ya bulunduğu gibi bir formül mü olur? Ne bileyim, Mehmet Ali Talat ve Serdar Denktaş'ı ABD'ye çağırabilirler, belki bir Amerikan uçağı Kuzey Kıbrıs'a iner, Altıncı Filo'nun bir gemisi yakıt ikmali yapar, eminim diplomatlar en uygun formülü bulurlar. Bu tip adımların sıklaşması, Rum yönetimini anlaşmaya, uzlaşmaya motive eder. 'KKTC tanınmaya mı gidiyor?' korkusunu Rumların yüreğine vermek lazım.

·  Hükümetin bu konuda ABD ve İngiltere'ye ısrarcı olması lazım. AB ile ilişkilerde de bu konuda ciddi tavra girmek lazım. AB'ye, "Ben Kıbrıs koşullarını ikinci sınıf bir üyelik için kabul etmek zorunda değilim" denebilmeli. 'Türkiye ne verilirse onu alır' görüntüsünü silmeli. 'Ben AB'deki geleceğim belli olmadan, ya da Kıbrıs'ta çözüm olmadıkça' Kıbrıs'ta Rum yönetimini tanımam' demek lazım. 'Tanımazsanız, başlamayız' derlerse, 'O zaman başlamayız' diyebilmek lazım. Aksi halde hem Türkiye kayba uğrar, hem Kıbrıs Türk halkına haksızlık olur.
Baykal'ın bu önerisinin bir anlamı var. Öncelikle CHP, şu an diğer muhalefet partilerinin izlediği bildik politikanın dışında ve somut bir öneri getiriyor. Hükümet içinde de benzeri yaklaşımların bilinmesine karşın Baykal'ınki iyi ifade edilmiş, net bir öneri. İkincisi, 'İşimiz ABD ve İngiltere'ye mi kaldı' sorusunun meşruiyetine karşın, bu önerinin gerçekleşebilir ve uygulanabilir olması.
Dolayısıyla Baykal'ın formülü, hükümete olduğu kadar, ABD ve İngiltere'ye de bir çağrı niteliği taşıyor ve dikkate alınması gerekiyor.

 

Rauf Denktaş: Silaha sarılırız

RADIKAL 27/12/04

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın, "Gerekirse silaha sarılırız" açıklamasından sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da 'silah kullanmaktan' bahsetti. Habertürk televizyonuna konuşan Denktaş, "Bağımsızlık şereftir. Bu şerefi korumak için gerekirse silah da kullanılır. Türkiye bizi bırakıp giderse, bize silahtan başka seçenek kalmaz" dedi. Adının 'uzlaşmaz'a çıkmasından dolayı olası Kıbrıs görüşmelerinde müzakereci olmak istemediğini kaydeden Denktaş, Türkiye'nin AB'den tarih alırken 'kalleşliğe kurban gittiğini' öne sürerek şöyle konuştu: "Tarih verildi, ama bir sorumluluk alındı. Yabancılara bakarsanız tanıma sözü verilmiş. Bizim tarafa bakarsanız 'Ekime kadar sorun çözülecek.' Rumları bilen biri olarak derim ki, ekime kadar bu sorun çözülmez ve biz ateş üzerinde oturacağız."

Kıbrıs'ta çözüm, boynumuzun borcudur

ÇÖZÜM HÜKÜMETİNİ SANDIĞA TAŞIMALIYIZ... "Misyonumuz tamamlanmadı, barış henüz gerçekleşmedi, önümüzdeki seçimlerde Kıbrıs Türk toplumunun iradesini tam olarak yansıtacak barış ve çözüm hükümetini sandığa taşımamız gerekiyor. 20 Şubat ve 17 Nisan seçimlerinden sonra bir kez daha mutlak barış için harekete geçmek bu aşamadan itibaren boynumuzun borcudur"

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta barış ve çözümün boyunlarının borcu olduğunu söyledi.

Başbakan Talat, "Önümüzdeki seçimlerde Kıbrıs Türk toplumunun iradesini tam olarak yansıtacak barış ve çözüm hükümetini sandığa taşımamız gerekiyor" dedi.

Talat bu açıklamayı CTP Kadın Kolları'nın önceki akşam Acapulco Tatil Köyü'nde düzenlediği dayanışma gecesinde yaptı.

Muhteşem bir katılımla gerçekleşen gecede bir araya gelen partililer, Kıbrıs'ta mutlak bir barış ve çözüm için CTP/BG'yi iktidara taşıma sözü verirken, bir kez daha, 'sözümüz var Avrupa'ya, Kıbrıs'a' dediler.

Coşku içinde geçen gecede partililere hitap eden Başbakan, CTP-BG Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, 20 Şubat ve 17 Nisan seçimlerinden sonra bir kez daha mutlak barış ve çözüm için harekete geçmenin CTP-BG'nin boynunun borcu olduğunu vurguladı.

Konuşmasında katılımı ve umutları böylesi yüksek bir gecede bir arada bulunmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren Başbakan Mehmet Ali Talat, CTP'nin, barış ve çözüm için üzerine düşen görevi kendi elleriyle gerçekleştireceğini kaydetti.

CTP-BG'nin 2003 yılında iktidara geldiğini ve halkın desteğiyle Kıbrıs sorununda halkın istenilen bir noktaya getirildiğine işaret eden Talat, "Ancak misyonumuz tamamlanmadı, barış henüz gerçekleşmedi, önümüzdeki seçimlerde Kıbrıs Türk toplumunun iradesini tam olarak yansıtacak barış ve çözüm hükümetini sandığa taşımamız gerekiyor. 20 Şubat ve 17 Nisan seçimlerinden sonra bir kez daha mutlak barış için harekete geçmek bu aşamadan itibaren boynumuzun borcudur." diye konuştu.

Yaşamın güzellikler kadar acılarla da dolu olduğunu ancak kimsenin acı çekmesini istemediklerini vurgulayan Başbakan, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İnsanlarımızın, gençlerimizin bir daha acı çekmemeleri için üzerimize düşeni yapmalı, elimizden geleni ortaya koymalı, gençlerimizi, evlatlarımızı korumalıyız. Onların gelecekte daha güzel yaşamaları için mücadele vermeliyiz.

Politik mücadelemiz yanında günlük yaşamda da görevlerimiz var ve bunları hep birlikte el ele yerine getireceğiz.

Kararlı ama hızlı adımlarla başarıya ulaşacağımıza inanıyorum.

İlk hedefimiz şubat, sonra da nisandaki seçimlerden başarıyla çıkmaktır.

Bu, halkın zaferi olacaktır."

Ekingen

CTP Kadın Kolları Başkanı Şenay Ekingen ise konuşmasında böylesi coşku dolu bir geceden toplanan enerjiyle yola devam edileceğini vurguladı.

CTP'nin başından beri çözüm, barış ve demokrasi mücadelesi sürdürdüğünü ancak çözüm, barış ve AB üyeliğinin hala önümüzde bir hedef olarak durduğundan henüz arzu edilen noktaya gelinmediğine işaret eden Ekingen sözlerini şöyle sürdürdü:

"CTP, Kıbrıs'ta Türk toplumunun varlığının güvencesi ve Kıbrıs sorununun çözümünün yadsınamaz etkenidir. Mücadeleye devam edeceğiz. Bizler kimliğimizi özgürce geleceğe taşımak zorundayız. Bunun için hepimize önemli görevler düşüyor. Sonuca ulaşmak için önümüzde iki önemli aşama bulunuyor. Bunların birincisi %40+ hedefiyle gireceğimiz genel seçimler, diğeri de liderimizi, toplum lideri katına çıkarıp cumhurbaşkanı yapmak. O zaman çözüme daha yakın olacağız."

KIBRIS 27/12/04

 

Denktaş: İmzaya değil, söze bakarız

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye’nin imzaladığı kağıtlara değil Kıbrıslı Türklere verdiği “KKTC’yi tanımaya devam edeceğiz, sizi azınlık yapmayacağız, görüşmeler yoluyla birleşme olmadıkça Kıbrıs Rum’unu meşru hükümet olarak tanımayacağız” sözüne baktıklarını, bunun milli bir senet olduğunu söyledi.

Küçük Kaymaklı şehitleri için önceki akşam Küçük Kaymaklı Türk Spor Kulübü’nde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da katıldığı anma töreni düzenlendi.

Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’yla başlayan törende, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş konuştu, Şht. Hüseyin Ruso Ortaokulu’ndan bir öğrenci şiir okudu.

Cumhurbaşkaşkanı Rauf Denktaş, şehitler haftasında o günleri yeniden yaşadıklarını belirterek, anma törenine gençlerin katılımının az olmasından duyduğu üzüntüyü ifade etti. Kaç gencin mücadele yıllarını, bütün mücadelenin o günlerin yeniden yaşanmaması için olduğunu; kavganın Rumların Enosis isteminden kaynaklandığını bildiğini soran Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye’nin de davada taraf olduğunu kaydetti.

Kıbrıs Yunan olmasın, kolonize edilmesin diye verilen mücadelede Türkiye’nin dünyayla karşı karşıya da kaldığını belirten Denktaş, “Türkiye bundan çekinmemiştir, çünkü Kıbrıs Yunan’a giderse Türkiye’nin denizlere açık bir ülke olamayacağının; Türk-Yunan dengesinin bozulacağının bilinci içindeydi” dedi.

“Güzel bir anlaşma yapacağız” diyenlerin karşısında geçmişte yaşananlar unutulmadan, Rum bilinerek oturulması gerektiğini vurgulayan Denktaş, “Yunanistan’ın ‘bu Türkiye’yle Kıbrıs arasında bir meseledir, Türkiye Kıbrıs’ı tanımak zorundadır, er geç tanıyacaktır’ demesinin altında yatan maksadı anlıyorsak o zaman Ruso’nun ve diğer şehitlerin ruhuyla canlanıp ‘olamaz, kabul etmeyiz, etmeyeceğiz’ dememiz lazım” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bunu daha çok gençlerin söylemesi gerektiğini kaydederek, gençlere AB’ye girilirse gökten paralar yağacak, herkes mesut olacak dendiğini, Kıbrıs Türklerinin AB’ye Kıbrıs devletinde yaşayan azınlık olarak istendiğini, AB’ye girmenin yolunun bu olmadığını ifade etti.

Bağımsızlık ve egemenliğe dayanmayan her önerinin Kıbrıs Türk halkını azınlık yapacağını kaydeden Denktaş, konuşmasını şöyle südürdü:

YOLUN SONUNU GÖRMEYENLER

0Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bazı kişilerin “ne biçim devlet, ne biçim bağımsızlık. Rum tarafında kaç kişi çalışıyor, pasaport almak için kaç genç gidiyor” dediğine işaret ederek, bu lafların sadece Kıbrıs Türk halkının değil, Türkiye’nin de moralini bozduğunu söyledi. Denktaş, şunları ifade etti:

“Belki de bu nedenledir ki Türkiye’de bazı makamlar, dedelerle torunlar diye ayırım yapmaya başladı. Bunlar yanlış değerlendirmelerdir. Eğer bugün gençler pasaport almak için Rum tarafına giriyorlarsa, almak istedikleri pasaport Rum’un pasaportu değildir. Hiç olmazsa bunu bilerek gidiyorlar. Cumhuriyetin pasaportudur. Rum’un yıktığı cumhuriyetin... ve bu cumhuriyette bizim hakkımız vardır.

Referandumlardan sonra, Rum’un bizi temsil etmediği gözle görülür hale geldikten sonra Rum’un bu hakkımızı alıp kaçmasına, kendisinin AB üyesi olup bizi dışarıda bırakmasına müsade etmek isteyenler gidip bu haklarını aldılar. Onları suçlayacağımıza, tersini bu şekilde yaparak Türkiye’nin de moralini bozmamamız lazım. Çünkü bu hakkı almasak ne olacaktı? Yeni bir referandumda ‘aman bu pasaportu alalım’ diye bu gençlere yine evet dedirteceklerdi. Halbuki yeni bir referandumda ‘işte pasaportu aldınız, AB üyesisiniz zaten, dolayısyla Rum’un gölgesi altına girmek için evet demenin lüzumu yok denebilecektir. Bunları böyle yorumlamak, Türkiye’ye doğru mesajlar vermek lazım.”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rum tarafında çalışanların “İyi para alıyoruz ama çektiğimizi biz biliriz” dediğini belirterek, Rumlarla azınlık olarak birleşseler, bugün fışkıran ekonominin ne hale geleceğinin bilinmesini istedi. Bugün üzerine ev yapan, rahat rahat oturan, satan, zenginleşen insanların mallarının geri alınması için Rumların başvuracağı yöntemlere işaret eden Denktaş, o durumda ekonominin çok zora gireceğini kaydetti.

Ekonomide de eşitlendikten sonra AB’ye girmek için, bağımsızlığa ve devlete sahip çıkmak gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Denktaş, AB’nin Rumları meşru hükümet kabul etmesine karşı mücadele verilmesini, Kıbrıs’ta birleşme isteniyorsa AB’nin Rumlara açıkça Kıbrıslı Türklerin hükümeti olmadığını söylemesini, Kıbrıslı Türklerle direkte temas edip ekonominin iyileşmesine ve yasaların AB’ye uyumlaştırılmasına yardım etmesini istedi.

“BAĞIMSIZLIKTAN VAZGEÇME ŞEREFSİZLİĞİNİ ALNIMIZA YAZDIRMAYACAĞIZ”

“Bir evladı nasıl düşmana teslim edip ‘al ne istersen yap’ diyemezsin, bağımsız insanlar, bağımsızlıklarını başkalarına veremezler. Dünyanın hiçbir yerinde şerefli insanlar bağımsızlıklarına kıymamışlardır” diyen Denktaş, Kıbrıs Türkü’nün bağımsızlığından vazgeçme şerefsizliğini alnına yazdırmayacağını söyledi.

Anavatan’a güven vermek, “bağımsızlıktan vazgeçmeyeceğiz, Rum’un kulu kölesi olmayacağız” demek gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, her şeyi bilemeyen gençlere yol göstermenin görev olduğunu ama gençlerin bir kısmı yanıldı diye Anavatan’ın Kıbrıs’ı feda edemeyeceğini ifade etti.

 

HALKIN SESI 27/12/04

 

Papadopulos: ‘Hayır’ dedik kazandık

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Rum lideri Papadopulos, Annan planına ‘hayır’ dedikten sonra felaketle karşılaşmadıklarını hatta destek bile aldıklarını belirterek, ‘Anlaşma olmadan tek başımıza üye olma politikası, Türkiye’nin AB sürecinde söz sahibi olmamız nedeniyle bizi güçlendirdi. ‘Hayır’ dedik ama ne Türk devleti tanındı, ne de biz tecrit edildik’ dedi.

RUM Haravgi gazetesinde yayınlanan röportajında Kıbrıs Rum lideri Papadopulos, 17 Aralık zirvesi, Kıbrıs barış görüşmeleri ve Türkiye’nin AB stratejisi konusunda şöyle konuştu:

‘3 Ekim’e kadar Türkiye’nin stratejisi ve politikası bellidir. Kıbrıs Cumhuriyeti’ni lağvedecek öyle bir çözüm bulunsun ki, bizi tanıma yönündeki kaçınılmaz yükümlülüğünden kurtulsun. Türkiye’nin belli olan diğer stratejisi, toplumlararası müzakereler yapılıyor bahanesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımaktan kaçınmaktır.’

Rum lider, BM liderliğinde yeni görüşmelere hazır olduklarını ancak, Genel Sekreter Kofi Annan’a boşlukları dolduracak hakemlik rolü verilmesi ve zaman sınırlaması konulmasını kabul etmeyeceğini açıkladı. Rum lider, Annan planında özlü değişiklikler yapılması halinde yeniden referanduma gidebileceklerini de sözlerine ekledi.

ÖDÜLLENDİRİLDİK

Annan Planı’nı destekleyenlerin tehlike edebiyatçılığının doğru çıkmadığını savunan Papadopulos, ‘Annan Planı son plan değildi ve 15 yıllığına Kıbrıs sorunu buzluğa girmeyecek. Avrupa’da tecrit edilmiş değiliz. Tam aksine geniş destek görüyoruz. Türklerin devleti tanınmadı ve şimdi herkes yeni bir plandan bahsediyor’ diye konuştu.

Papadopulos ayrıca, ‘AB’ye girmemizle Kıbrıs’ın müzakere gücünün artacağı, çünkü Türkiye’nin üyelik müzakerelerinde de söz sahibi olacağımız doğru bir öngörüydü. Evet’i destekleyenlerin felaket öngörüleri asılsız çıktı’ dedi.  

 

HURRIYET 28//12/2004

 

Papadopulos: Türkiye'ye kolaylık göstermeyeceğiz

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Rum Kesimi'nde yayımlanan Haravgi gazetesine verdiği demeçte, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile tam üyelik müzakerelerine başlayacağı 3 Ekim 2005 tarihine kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması konusunda hiç de istekli olmadığını belli etti.
Papadopulos, gazetenin, "Nisana kadar Kuzey Kıbrıs'ta seçimlerin yapılacağı gerçeğinden hareketle 3 Ekim 2005'e kadar bir çözüme varabileceğine inanıyor musunuz?" şeklindeki sorusuna şu yanıtı verdi:
"3 Ekim'e kadar Türkiye'nin stratejisi ve politikası bellidir. 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni lağvedecek öyle bir çözüm bulunsun ki, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma yönündeki kaçınılmaz yükümlülüğünden kurtulsun. Türkiye'nin belli olan diğer stratejisi, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma yükümlülüğünü yerine getirmeyi bağlantılı kılma ve toplumlararası müzakereler yapılıyor bahanesiyle 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımaktan kaçınmadır. Ne işbirliği yaptığımız partiler, ne de muhalefetin Türkiye'nin bugün bulunduğu siyasi çıkmazdan kurtulması için kendisine kolaylık yapmamızı kabul edeceğini sanmıyorum."
Diğer yandan Papadopulos, "Annan Planı'nı yapılacak özlü değişikliklerden sonra iki tarafın onayıyla referanduma götürecek, iki toplum arasında üzerinde anlaşmaya varılmış bir çözümün öngörülmesi koşuluyla, müzakerelere hazırız" diyerek, Annan Planı'nı mevcut haliyle müzakere etmeyeceğinin de mesajını bir kez daha vermiş oldu.

MILLIYET 28/12/04

 

Papadopulos yüksek uçtu

Yeni müzakereler için şartlar koşan Papadopulos, 'Türkiye, işgale son versin, yaptığı istilayı da kınasın' talebinde bulundu

RADIKAL 28/12/04

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Kıbrıs'ta çözüm için masaya şartlar koyarak oturmak üzere yeşil ışık yakan Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin AB üyelik müzakereleri sürecinde yerine getirmesi gereken yükümlülükleri 'İşgale son vermek, yaptığı istilayı kınamak ve askerlerini çekmek' olarak sıraladı. Papadopulos, Haravgi gazetesine verdiği temeçte, "Tüm bunlar Türkiye'nin yerine getirmesini beklediğimiz yükümlülüklerdir. Biz taleplerimizin tatmin edilmesi için Türkiye'nin sürekli AB denetiminde olmasını istiyoruz" dedi.
Brüksel'deki AB zirvesinde Rum tarafının, Türkiye'nin Ankara Anlaşması gereği AB'ye karşı üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde, 3 Ekim 2005 için tarih verilen üyelik müzakerelerinin başlamasını reddetme hakkını saklı tuttuğunu belirten Papadopulos, "Brüksel'deki sonuç, hiç de önemsiz değildir. Ancak baştan ortaya attığımız taleplerle kıyaslanırsa beklentilerimizin gerisindedir" itirafında bulundu. 24 Nisan referandumunda Annan Planı'na 'Hayır' demesini savunan ve muhalefetin beklentilerinin aksine Rumların AB'de tercit edilmediğinin, aksine geniş bir destek bulunduğunun altını çizen Rum lideri, "Ne sahte devlet tanındı, ne de başka bir şey oldu. Bugün herkes yeni bir çözüm planından bahsediyor" diye konuştu. Papadopulos, çözüm için zaman baskısı altında olacak müzakereleri kabul etmeyeceğini de kaydederek "3 Ekim 2005 tarihi bizim için değil Türkiye için önem taşıyor" dedi.

'Türkiye'ye yardım edecek değiliz'
Türkiye'nin 3 Ekim'e kadar tanımaktan kaçınmak için 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin lağvedilmesi amacıyla bir çözüm bulunması çabasına gireceğini ve 'Toplumlararası müzekereler devam ediyor' gerekçesiyle tanıma yükümlülüğünü yerine getirmeyeceğini ileri süren Papadopulos, "Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu bu siyasi çıkmazdan kurtulması için yardım edecek değiliz" dedi.
Rum lideri Papadopulos ayrıca Kıbrıs'ta iki toplumun üzerinde müzakere etmeye mutabık kalacakları, Annan Planı'ndan özlü değişiklikler içeren ve iki toplumun anlaşmalarından sonra referanduma sunulacak bir plan için masaya oturmaya hazır olduklarını da yineledi.

Rauf Denktaş: Masada olmam

LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, artık Kıbrıs sorununun çözümünde müzakereciliği Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ve Başbakan Mehmet Ali Talat'a bıraktığını belirterek, "Ben müzakereci olmayacağım" dedi. Önceki akşam özel bir kanalda yayımlanan bir programa katılan Denktaş, adının 'uzlaşmaz'a çıkmasından şikâyet ederek, bu kararının BM yetkililerine 'Cumhurbaşkanı Denktaş' imzasıyla da bildirildiğini açıkladı.
Öte yandan KKTC'de şubattaki erken genel seçim için geri sayım başlarken, Denktaş ve bahardaki cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olan Talat, şimdiden ağız dalaşına tutuştu. Denktaş, önceki gece aynı programda şubattaki erken genel seçimde taraf olacağının altını çizerek, "Erken seçimde meydanlarda olacağım. Evime kapanıp terliklerimi giymeyeceğim. Terlik değil, ayakkabı giymeyi tercih ederim" diye konuştu.

Talat: Bağımsız KKTC hayaldi
Talat ise aynı televizyon programında Denktaş'ın KKTC'nin bağımsızlığını sağlama isteğini 'hayal' olarak niteledi. Denktaş'ın, dünya koşullarının değiştiğinin farkında olmadığını savunan Talat, "Onun yaptığı mücadele çöktü. Statükocu anlayışla bir yere varılamayacağı görüldü. Bağımsızlık, egemenlik kılıfı bu gerçeği değiştirmez" diye konuştu. AKP'nin, Kıbrıs politikasına yeni bir çehre kazandırdığını söyleyen Talat, "Bağımsız KKTC bir hayaldi. Bunu kimse görmedi mi? Bu Turan ülküsü gibi bir hayaldi. Bağımsız KKTC oldu da bugüne kadar ben mi engelledim? Biz kaybedilmiş bir davayı devraldık" diye konuştu. Talat, bugünkü politikalarla bütün sorunları aşacaklarını ileri sürdü.
(dha, anka) RADIKAL 28/12/04

 

Rum Kesimi'ne rekor iltica

RADIKAL 28/12/04

RADİKAL - ATİNA - Türkiye'den KKTC'ye, oradan da Kıbrıs Rum Kesimi'ne geçerek siyasi iltica talebinde bulunan Türk vatandaşlarının sayısında anormal bir artış görüldüğü ileri sürüldü. Rum Kesiminde yayınlanan Filelefteros gazetesinin haberine göre, son 10 günde sadece Baf'da iltica talebinde bulunan Türk vatandaşı sayısı 50'yi buldu. Gazete, Baf'ta benzer talepte bulunan Türklerin sayısının uzun süre sadece iki olduğuna dikkat çekti. Limasol'da da son günlerde 50 başvuru yapıldığını kaydeden Filelefteros, siyasi iltica taleplerinde Türk vatandaşlarının 'polis tarafından arandıklarını ve bu yüzden ülkelerine dönmek istemediklerini' yazdıklarını belirtti.
Türklerin bu iltica talebindeki bu tuhaf artıştan Rum güvenlik makamlarının kaygı duyduklarını da yazan gazete, Rum mahkemesinin Türkiye'den KKTC'ye geçişleri suç saymama kararından sonra, Türk vatandaşlarının yerleşmek amacıyla KKTC'den Rum Kesimi'ne geçmek için bu yola başvurduklarını kaydetti.

"Cyprus Diyalouge", iki toplumun yakınlaşmasına katkı sağlayacak

Kıbrıs'ta ilk kez üç farklı dilde yayınlanan gazete olma özelliğini taşıyan "Cyprus Diyalouge" gazetesi beğenildi.

Türkçe, Rumca ve İngilizce olmak üzere üç farklı dilde haberlerin yer aldığı haftalık olarak yayınlanan "Cyprus Diyalogue" gazetesinde, Kıbrıs ile ilgili ve adadaki toplumları yakından ilgilendiren siyasal, ekonomik ve kültürel olaylara yer veriliyor.

Adada uzun yıllar ayrı yaşayan toplumların yeniden yakınlaşması ve bir birlerini daha iyi anlayabilmesinde diyalog ve dil faktörlerinin önemli olduğu düşüncesinden hareketle, gazetenin üç farklı dilde yayınlandığı ve bu nedenle gazeteye "Cyprus Diyalogue" adının verildiği belirtildi.

Gazetede yayınlanan haberlerin okuyucular tarafından anlaşılabilmesi için gazetede, Türkçe ve Rumca'nın yanı sıra ortak dil olan İngilizce de yer alıyor.

32 sayfadan oluşan ve her cuma günü haftalık yayınlanan "Cyprus Diyalogue" gazetesinin ilk sayısı, Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerine başlama tarihi aldığı gün olan 17 Aralık 2004 tarihinde çıktı.

"Cyprus Diyalogue"un yayın ekibinde, genel yayın yönetmeni Reşat Akar, editör Maureen Hutchinson ve David Potter'ın yanı sıra deneyimli Kıbrıslı Türk gazeteci Özcan Özcanhan ile Safet Soykal da bulunuyor. Alithia gazetesi yazarlarından Alekkos Konstantinides'in köşe yazıları ise gazetenin her sayısında yer alacak. Gazetenin ileriki sayılarında da diğer Kıbrıslı Türk ve Rum gazetecilerin yazılarının yayınlanmasına olanak tanınacağı belirtildi.

"30 yıldan sonra ada genelinde

satışı yapılan ilk gazete"

KIBRIS 28/12/04

Kıbrıs Türk Devleti ilan edilmeli

Toplumcu Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, Türkiye ve Güney Kıbrıs’ın farklı nedenlerle Kıbrıs sorununun çözümünü uzatmaktan yarar umduğunu savunarak, “Erken çözüm olmazsa Kıbrıs Türkü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak” dedi.

TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, Türkiye’nin; müzakere tarihinin ucu açık olması nedeniyle Kıbrıs konusunu elinde koz olarak bulundurmak; Rum tarafı da Türkiye’yi “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanıma noktasına getirerek Kıbrıs Türk Halkı’nı azınlık durumuna düşürme  amacıyla sorunun çözümünü uzatma niyetinde olduklarını söyleyerek, Kıbrıs sorununun çözümünün uzamasının Kıbrıs Türk Halkı için büyük tehlike olduğunu belirtti.

TKP Genel Başkanı Hüsetin Angolemli, Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs Politikalar Merkezi tarafından mecliste üyesi bulunan siyasi parti liderlerine yönelik konferanslar dizisinin bugünkü bölümüne katılarak partisinin görüşlerini dile getirdi.

Angolemli, bugün herkesin ve Türkiye’nin çektiği en büyük sıkıntının Rum tarafının veto tehditi olduğunu belirterek, CTP-DP hükümetinin referandumların ardından hiçbirşey yapmayarak “evet”in üstüne oturup beklediklerini ileri sürdü.

17 Aralık Brüksel zirvesinde  Kıbrıs Türklerinin taraf bile olamadığını söyleyen  Angolemli, “En büyük konu Kıbrıs’tı. Hep biz konuşulduk ama biz orada yoktuk” şeklinde konuştu. .

“KIBRIS TÜRK DEVLETİ İLAN EDİLMELİ”

Angolemli, 17 Aralık sonrası neler yapılması gerektiğini anlatırken,  Annan Planı’nda belirtilen Kıbrıs Türk Devleti’nin ilan edilmesi ve anayasasıyla birlikte hayata geçirilmesi gerektiğini savundu. Angolemli, Kıbrıs Türk Devleti’nin ilanıyla  Güney Kıbrıs’ın da çözüm için elini çabuk tutmak zorunda kalacağını söyledi.

KKTC durdukça BM Güvenlik Konseyi kararı nedeniyle izolasyonların kalkmayacağını söyleyen Angolemli, “Kıbrıs Türk Devleti’ne ambargolar ve izolasyonlar kendiliğinden kalkar” görüşünü belirtti.

Güney Kıbrıs’ın AB anayasasının hayata geçirileceği  2006 yılına kadar mevcut durumu koruma niyetinde olduğunu söyleyen Angolemli,  AB anayasasının insan hakları, mal ve mülk haklarına büyük önem verdiğini, 2006 yılına kadar bir çözüm sağlanmadığı takdirde Kıbrıs Türk halkının işinin zorlaşacağını kaydetti.

 “TEK BAŞINA HİÇ KİMSE İKTİDAR OLAMAZ”--

20 Şubat’ta yapılacak olan erken seçimi de sorular üzerine değerlendiren Angolemli, hiç bir partinin tek başına iktidara gelemeyeceğini söyledi.

Bir gazetede yayımlanan anket sonuçları gerçekleşirse 25-25 bir kilitlenme olabileceğine işaret eden Angolemli, bu sonucun ülkeye birşey getirmeyeceğini ifade etti.

Angolemli, seçim sonuçlarına göre UBP- DP hükümeti kurulması olasılığını da “büyük tehlike” olarak nitelendirdi.

TKP- BDH İŞBİRLİĞİ MÜMKÜN MÜ?

Angolemli, seçimde TKP-BDH işbirliğinin mümkün olup olmadığı yönündeki bir soruya karşılık olarak da, BDH’dan bu yönde görüş veya öneri gelmediğini söyledi.

TKP’nin köklü,  BDH’yı kuran ve  ana gövdesi olan bir parti olduğunu ifade eden Angolemli, “BDH parti değil çatıydı. Referandum öncesi bir fırtına çıktı ve çatıyı başımızdan aldı” dedi.

BDH’yı oluşturan TKP ve 8 örgütün birlikte hareket ettiğini söyleyen Angolemli, “BDH ne düşünüyor bilemem” dedi.

Parti meclisi kararınca partisinin TKP tüzel kişiliği altında en geniş birlikteliği sağlayarak seçime gireceğini söyleyen Angolemli, BDH’ya kendisinin bir öneri götürüp götürmediğinin sorulması üzerine de parti meclisi bu yönde karar alırsa bunu yürütmek durumunda olduğunu söylemekle yetindi.

HALKIN SESI 28/12/04

AB’de ‘Kıbrıs’ rahatsızlığı

 

Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Alithia Gazetesi, “Hollanda Dışişleri Bakanı Bölünmüş Kıbrıs’ın AB’a Katılımını Yanlış Addediyor.. Kıbrıs Sorunuyla İlgili Şeyleri Duymaktan Rahatsız Oluyor” başlıklı haberinde, Rum Yönetimi’nin AB’ı aktif olarak  Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına karıştırma çabalarının AB ortakları arasında karşılık bulmamakla birlikte konu gündeme getirildiğinde hoşnutsuzlukla da karşılandığını yazdı. Gazete, Hollanda Dışişleri Bakanı’nın Bernard Bot’un kısa bir süre önce AB’ın bölünmüş bir adayı kabul etmekle günah işlediğinden bahsetmesinin  yukarıdaki yorumun kanıtı olduğunu kaydetti.

Gazete ayrıca, AB tarafından Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik olarak Mayıs öncesinde harcanan  çabaların hedefinin, AB’ı meşgul edecek ek sorunlardan kaçınılmasını olduğunu belirterek şunları yazdı:

“Kıbrıs’ın ortaklarından bazıları, Kıbrıs sorunu tartışıldığı zaman hoşnutsuz görünüyor ve rahatsızlıklarını gizlemiyorlar.  Son gerçekleştirilen AB zirvesinde (16-17 Aralık) Başkan Papadopulos İngiltere Başbakanı Tony Blair ve  Dışişleri Bakanı Jack Straw ile Fransa Cumhurbaşkanı Jack Chirac’ın sözlü saldırısına uğradı.”

Gazete şu ana kadar AB’ın Kıbrıs sorununun çözüm çabalarına karışmaya niyeti olmadığını, buna karşılık yakın gelecekte BM’nin talep etmesi durumunda ise herhangi birşeyin ihtimal dışı bırakılmadığını belirtti.

Gazete bir başka haberinde, ABD’nin Yunanistan Büyükelçisi Thomas Miller’in Atina’da yayımlanan “To Vima” gazetesine yaptığı özel açıklamaya yer verdi.

Habere göre Miller, Washington’un, nisan ayında gerçekleştirilen referandumda “hayır” diyen %76’nın %27 oranında düşerek “evet”in %51’e çıkmasını istediğini belirtti.

Kıbrıs sorununa ilişkin olarak ise Miller, referandumların yapıldığını ancak Annan planının hala masada olduğunu hatırlatarak kendilerinin Annan planının bugünkü şeklinin iyi olduğuna inandıklarını söyledi. Büyükelçi Miller,  %76 hayırın %51 evete dönüşmesi için zor ve çetin müzakerelere gereksinim olduğunu kaydetti.  Bir soru üzerine Miller, anahtar sayının %76 değil, %27 olduğunu belirterek, hayır diyenlerin %27’sinin “evet” demesi durumunda, “evet” diyenlerin oranının %51’e çıkacağını ve “hayır”ın da %49’a düşeceğini ifade etti. Annan planında değişiklik gerekli mi sorusuna karşılık Miller, kendisinin küçük veya büyük değişiklikler yapılması veya yapılmaması gerektiği şeklinde konuşmak istemediğini ve bu yönde çok dikkatli olduğunu, ABD ve  BM’nin Annan planını Kıbrıs sorununda çözüme varılması için bir araç olarak gördüklerini söyledi. (Rum basın)

 

YENIDUZEN 28/12/04

 

Lokmacı Barikatı’nın güneyi temiz!

 

Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Fileleftheros Gazetesi , Rum Yönetimi’nin ara bölgedeki mayınların temizlenmesine ilişkin olarak aldığı kararın ardından çalışmalarını sürdüren UNFICYP’in Ledra Caddesi (Uzunyol) sonunda bulunan bölgesindeki çalışmalarda herhangi bir mayın veya patlayacıya rastlamadığını belirtti.

Gazete, “Türklerin yıllarca bölgede mayınların olduğunu ima ettiğini” ileri sürerek, yapılan araştırmalar sonucunda bölgenin temiz olduğunun ispatlandığını kaydetti.

Gazete, söz konusu bölgenin Rum Yönetimi’nin şüpheli bölgelere ait verdiği listenin içinde olduğunu belirterek, bu gelişmenin ardından bölgenin yaya trafiğine açılmasının ihtimal dışı olmadığını yazdı. Habere göre, yabancı uzmanların Rum Savunma Bakanlığı ve RMMO’yla  işbirliğiyle Lefkoşa Havaalanı bölgesindeki mayınların temizlenmesine devam ediliyor. Mayın temizleme çalışmalarını üstlenen uzmanlar bugüne kadar 300 mayını kullanılmaz hale getirdi. (Rum basını)

YENIDUZEN 28/12/04

 

"Kıbrıs konusunda cesaretli adım atılmalı"


28 Aralık, 2004 18:35:00 (TSİ)CNN TURK

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda inisiyatif kullanarak, cesaretli adımlar atmak ve hep bir adım önde olmak durumunda olduğunu söyledi.

TBMM Genel Kurulu'nda hükümet adına bütçe üzerindeki eleştirilere yanıt veren Erdoğan, çözümsüzlük politikalarında ısrar ederek, pasif kalarak, savunma psikolojisiyle hareket ederek Kıbrıs'taki Türk menfaatlerini daha fazla koruyamayacaklarını belirterek, 17 aralıkta Brüksel'de alınan kararla Türkiye'nin AB üyeliği konusunda yeni bir dönemin kapısını açtığını söyledi.

Erdoğan, ''Türkiye 41 yıllık AB hedefine ulaşmak konusunda bir altın fırsat yakalamış durumdadır. Bu karar sadece Türkiye için değil, farklı kültür ve değer yapılarını biraraya getirme idealine zemin hazırlaması bakımından AB için de çok değerli bir fırsattır'' dedi.

17 aralık zirvesinden çıkan kararla, çatışma kültürünün geriletilmesi ve dünyaya yeni bir barış umudu aşılanması yolunda önemli bir adım atıldığını ifade eden Erdoğan, Hükümet olarak farklı kimlikler, kültürler ve inançlar arasındaki gerilimin tırmandığı bir dünyada, AB zemininde gerçekleşen bu buluşmayı son derece önemli gördüklerini vurguladı.

AB yolunda en önemli kazanım

Erdoğan, 17 aralıkta çıkan sonucun, Türkiye'nin 41 yıllık üyelik hedefine ulaşması yolunda görünür bir vizyon ortaya koyduğunu belirterek, ''bu zirveden sağladığımız en önemli kazanım, üyelik müzakerelerine başlanması için net bir tarih alınması, ikinci bir karara ihtiyaç duyulmaması ve hedefin tam üyelik olarak açıkça tespit edilmiş olmasıdır'' dedi.

Brüksel'de oldukça çetin geçen yoğun görüşmeleri olduğunu anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin, gerek nüfusu, gerek ekonomik ve coğrafi büyüklüğü, gerekse kültürel değerleri bakımından AB'ye sonradan üye olacak ülkeler arasında en fazla dikkat gerektiren ülke olduğunu dile getirdi.

En haksız eleştiri

Erdoğan, 17 aralık kararlarına ilişkin uğradıkları en haksız eleştirin Kıbrıs ile ilgili olduğuna işaret ederek, hükümet olarak Kıbrıs'ı milli mesele gördüklerini ve Türk tarafının menfaatlerine gölge düşürecek herhangi bir girişime göz yummayacaklarını defalarca ifade ettiklerini anlattı.

17 aralık sonrasında resmi bildiride, Gümrük Birliği'ni 10 yeni üye ülkeye teşmil etme kararının hiçbir şekilde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanındığı anlamına gelmediği ifadesinin açık olarak yer aldığını hatırlatan Erdoğan, ''ancak bu ülkede sağır sultanın duyduğunu dahi duyamayan, anlayamayanlar var. Herkesin bir an önce kavraması gereken bir gerçek var; çözümsüzlük politikalarında ısrar ederek, pasif kalarak, savunma psikolojisiyle hareket ederek Ada'daki Türk menfaatlerini daha fazla koruyamayız" dedi.

Erdoğan'da Baykal'a yanıt

Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın kendisiyle ilgili bir ifade de bulunduğunu hatırlatarak, ''ya gazete haberi kendilerini yanılttı ya da bir yanlış kaynaktan haber aldılar. Benim kullandığım ifade o değil. 'Türkiye'nin AB üyeliği, Kıbrıs'taki Güney ve Kuzey gerilimine feda edilemez' Benim ifadem bu...'' dedi.

''Türkiye'nin AB üyeliği ve Kuzey Kıbrıs Türklerinin varoluş davası, statükoya feda edilemez'' dediğini aktaran Erdoğan, böylece hem Türkiye'nin AB perspektifini koruduklarını hem de çözüm politikası ile Kıbrıs Türklerinin her zaman bir adım önde olması tezini her yerde dile getirdiklerini söyledi.

ABD ile ilişkiler

Erdoğan, ABD ile tarihsel derinliğe sahip ve ortaklık temeline dayanan çok boyutlu ilişkilerin sürdüğünü, 2004 yılının ilk yarısında Irak krizi dolayısıyla ortaya çıkan bazı gerginliklerin aşıldığını ve ikili ilişkilerde dinamizmin yeniden yakalandığını bildirerek, ''bu dönemde iki ülke siyasi ve askeri temsilcileri arasında çeşitli temaslar gerçekleştirilmiş, problem yaşanan konular karşılıklı olarak masaya yatırılmış ve açıklığa kavuşturulmuştur'' dedi.

Müttefik iki ülke arasında sürdürülen ilişkilerin tabiatı gereği karşılıklı hassasiyetleri dikkate alan bir çizgide ilerlemesi gereğine işaret eden Erdoğan, ABD önderliğindeki koalisyon güçlerince gerçekleştirilen harekatı izleyen dönem içinde Irak'ta zaman zaman bazı menfur hadiseler cereyan ettiğini söyledi.

''Tribünden izleyen değil, sahada oyuna katıldı''

Erdoğan, iki yılda attıkları adımlarla Türkiye'nin, uluslararası siyaseti tribünden izleyen değil, sahada yerini alarak oyuna katılan bir kimliğe ve etkinliğe kavuştuğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, Türkiye'de ekonomik kalkınmanın demokrasinin eseri olduğunu belirterek, ''demokrasi geliştikçe ekonomi gelişecektir'' dedi. Erdoğan, TBMM Genel Kurulu'nda 2005 yılı bütçesi üzerinde getirilen eleştirileri yanıtlarken, AK Parti'nin ekonomi siyasetini, iş görme pratiğini anlattı.

Bazılarının, hala güçlü bir ekonomi olmadan güçlü bir demokrasi olmayacağını iddiasında bulunduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''yani 'önce milli gelirini artır, sonra demokrasiyi geliştir' diyorlar. Bu iddia, külliyen yalandır, yanlıştır'' dedi.


Çözümsüzlükte ısrar, büyük zarar verir

CESARETLİ ADIMLAR ATARAK HEP BİR ADIM ÖNDE OLACAĞIZ"... Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, çözümsüzlük politikalarında ısrar ederek, pasif kalarak, savunma psikolojisiyle hareket ederek Kıbrıs'taki Türk menfaatlerini daha fazla koruyamayacaklarını söyledi. Erdoğan, Türkiye'nin bu konuda inisiyatif kullanarak cesaretli adımlar atmak ve hep bir adım önde olmak durumunda olduğunu vurguladı

"ÇÖZÜM PLANININ BAŞARISIZLIĞA UĞRAMASINDAN RUMLAR SORUMLU"... 24 Nisan referandumundan sonra BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne yaptığı açıklamaya işaret eden Erdoğan, genel sekreterin bu raporunda Annan'ın şimdiye kadar hiç görülmemiş şekilde Kıbrıs Türklerinin durumunu bütün dünyaya duyurmakta, çözüm planının başarısızlığa uğramasının sorumluluğunu Rum tarafına yüklemekte olduğunu belirtti

"BUGÜN BU NOKTALARA GELEMEYEBİLİNİRDİ"... Erdoğan: Genel sekreter raporunda, "Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının ise müzakereler öncesinde, sırasında ve sonrasındaki yapıcı tutumunu kayda geçirerek bunu takdirle karşıladığını beyan etmektedir. İşte bu diplomatik değerlendirmenin bugüne kadar olmayan şekliyle BM Güvenlik Konseyi kayıtlarına girmesidir. Eğer olay Lahey'de buradan düşünüldüğü gibi devam etseydi belki bugün bu noktalara da gelmeyebilirdi"

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, çözümsüzlük politikalarında ısrar ederek, pasif kalarak, savunma psikolojisiyle hareket ederek Kıbrıs'taki Türk menfaatlerini daha fazla koruyamayacaklarını söyledi. Erdoağan, Türkiye'nin bu konuda inisiyatif kullanarak cesaretli adımlar atmak ve hep bir adım önde olmak durumunda olduğunu vurguladı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nda hükümet adına bütçe üzerindeki eleştirilere yanıt veren Erdoğan, 17 Aralık kararlarına ilişkin uğradıkları en haksız eleştirinin Kıbrıs'la ilgili olduğuna işaret ederek, hükümet olarak Kıbrıs'ı milli mesele gördüklerini ve Türk tarafının menfaatlerine gölge düşürecek herhangi bir girişime göz yummayacaklarını defalarca ifade ettiklerini anlattı.

17 Aralık sonrasında gerek kendi açıklamaları gerekse resmi bildiride, gümrük birliğini 10 yeni üye ülkeye teşmil etme kararının hiçbir şekilde Rum yönetiminin tanındığı anlamına gelmediği ifadesinin açık olarak yer aldığını hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Ancak bu ülkede sağır sultanın duyduğunu dahi duyamayan, anlayamayanlar var. Herkesin bir an önce kavraması gereken bir gerçek var, çözümsüzlük politikalarında ısrar ederek, pasif kalarak, savunma psikolojisiyle hareket ederek adadaki Türk menfaatlerini daha fazla koruyamayız. Türkiye bu konuda inisiyatif kullanarak cesaretli adımlar atmak ve hep bir adım önde olmak durumundadır. 2004 yılı içinde Kıbrıs konusunda ardı ardına attığımız adımlar ve bu adımların diplomatik kazanımları ortadadır."

Kıbrıs Türklerinin durumu

Erdoğan, 24 Nisan referandumundan sonra BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne yaptığı açıklamaya işaret ederek şöyle konuştu:

"Bu raporunda Sayın Annan, şimdiye kadar hiç görülmemiş şekilde Kıbrıs Türklerinin durumunu bütün dünyaya duyurmaktadır. Kıbrıs Türklerine baskı uygulamak veya onları dünyadan tecrit etmek için hiçbir gerekçe kalmadığını kayda geçirmektedir, Kıbrıs Türk tarafının kalkınmasını engelleyen ve onları dünyadan tecrit eden uygulamalara son verilmesini istemekte ve uluslararası camia, Güvenlik Konseyi'ne kuvvetli bir çağrıda bulunmaktadır. Kıbrıs'ta kalıcı bir çözümün siyasi eşitlik ve ortaklık temeline dayalı olması gerektiğini vurgulamakta, çözüm planının başarısızlığa uğramasının sorumluluğunu Rum tarafına yüklemektedir. Rumların sadece Annan Planı'na değil, esasen çözümü reddettiklerini de kayda geçirmekte, Rum tarafının tutumunu sorgulamakta ve bunun ciddi değerlendirme gerektirdiğini

vurgulamaktadır.

Bununla da kalmayan genel sekreter, Rum tarafının müzakerelerde ve sonrasındaki tutumunu kuvvetli şekilde eleştirmekte, Rum liderliğinin müzakere öncesinde vaatleriyle çelişen davranışlarda bulunduğuna dikkat çekmektedir. Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının ise müzakereler öncesinde, sırasında ve sonrasındaki yapıcı tutumunu kayda geçirerek bunu takdirle karşıladığını beyan etmektedir. İşte bu diplomatik değerlendirmenin bugüne kadar olmayan şekliyle BM Güvenlik Konseyi kayıtlarına girmesidir. Eğer olay Lahey'de buradan düşünüldüğü gibi devam etseydi belki bugün bu noktalara da gelmeyebilirdi."

Yeni bir dönemin kapısı açıldı

Erdoğan, 17 Aralık'ta Brüksel'de alınan kararla Türkiye'nin AB üyeliği konusunda yeni bir dönemin kapısını açtığını belirterek, "Türkiye 41 yıllık AB hedefine ulaşmak konusunda bir altın fırsat yakalamış durumdadır. Bu karar sadece Türkiye için değil, farklı kültür ve değer yapılarını bir araya getirme idealine zemin hazırlaması bakımından AB için de çok değerli bir fırsattır" dedi.

17 Aralık zirvesinden çıkan kararla çatışma kültürünün geriletilmesi ve dünyaya yeni bir barış umudu aşılanması yolunda önemli bir adım atıldığını ifade eden Erdoğan, hükümet olarak farklı kimlikler, kültürler ve inançlar arasındaki gerilimin tırmandığı bir dünyada, AB zemininde gerçekleşen bu buluşmayı son derece önemli gördüklerini vurguladı.

Farklı kültür ve inançlardan gelen insanların evrensel değerler çerçevesinde bir arada yaşama, birbirini tanıma ve birbiriyle zenginleşme yolunda edineceği büyük tecrübeye değer verdiklerini anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Çünkü biz öz değerlerimizi, insanlık adına benzer tecrübeleri bizzat yaşayarak zenginleşmiş, olgunlaşmış, aydınlanmış bir geçmişten alıyoruz. Üç kadim dinin mensuplarının asırlar boyunca dostça, kardeşçe paylaştığı bir tarihten ilham alıyoruz. Doğu ile batıyı birbirine bağlayan, üç kıta arasında köprü olan, farklı inanç ve kültürleri bir bütünün ayrılmaz parçaları haline getiren bu medeniyet mirası, savaşla kavrulan bir dünyaya da serinlikler taşıyacaktır.

İnsanlığın geleceği adına kurduğumuz bu barış ve dostluk hayalinin AB zemininde makes (yankı) bulacağına, bu zengin medeniyet perspektifinin insanlığa yeni açılımlar kazandıracağına inanıyoruz"

En önemli kazanım

Erdoğan, 17 Aralık'ta çıkan sonucun, Türkiye'nin 41 yıllık üyelik hedefine ulaşması yolunda görünür bir vizyon ortaya koyduğunu belirterek, "Bu zirveden sağladığımız en önemli kazanım, üyelik müzakerelerine başlanması için net bir tarih alınması, ikinci bir karara ihtiyaç duyulmaması ve hedefin tam üyelik olarak açıkça tespit edilmiş olmasıdır" dedi.

Brüksel'de oldukça çetin geçen yoğun görüşmeleri olduğunu anımsatan Erdoğan, bu görüşmeler sonrasında karşılıklı gayretlerle bir uzlaşma zeminine ulaştıklarını bildirdi.

AB'nin yeni katılımlarla genişleyen yapısının, gerek birliğin iç dengelerini, gerekse karar alma mekanizmalarını oldukça karmaşık bir hale getirdiğini hatırlatan Erdoğan, Türkiye'nin; gerek nüfusu, gerek ekonomik ve coğrafi büyüklüğü, gerekse kültürel değerleri bakımından AB'ye sonradan üye olacak ülkeler arasında en fazla dikkat gerektiren ülke olduğunu dile getirdi.

Türkiye ile AB arasındaki görüşmelerde uzlaşma noktasının bulunmasının benzer süreçlere göre daha fazla zaman gerektirebildiğini kaydeden Erdoğan, Brüksel zirvesinde de görüldüğü üzere makul ve gerçekçi yaklaşımlarla, samimi çabalarla tarafları memnun edecek çözümlere ulaşılabildiğini belirtti.

"Ulaştığımız nokta böyle bir noktadır ve bu gerçeği görmemekte ısrar edenlerin iddiaları asılsız ve mesnetsizdir" diyen Erdoğan, bu kararlarla Türkiye'nin menfaatlerine gölge düşürüldüğü iddiasının kesinlikle gerçekle bağdaşmadığını belirtti. Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu önemli zirveden bizim beklentilerimizin aksine bir sonuç çıksaydı ve biz Brüksel'den tarih almadan dönseydik ne olurdu sorusunu herkesin kendine sorması ve hakkaniyeti elden bırakmadan muhasebesini yapması lazımdır. Böylesine önemli bir konuda siyaset bütünlüğünü arızaya uğratma gayretlerinin nasıl bir gerekçesi olabilir, bunu da kamuoyunun takdirlerine bırakıyorum.

Bu tarihi kararlar en şeffaf haliyle ortadayken, bazı gözlerin gerçekleri görmekte bu kadar zorlanması sadece görme zafiyeti ile açıklanabilir ki, maalesef Türk siyaseti geçmişi itibariyle bu manzaraya alışıktır. Dileriz, Türkiye'nin bir uçtan bir uca yenilenmeye hazırlandığı bu dönemde, Türkiye'nin hızına yetişemeyenler de zihniyetlerini yenileme imkanını bulabilirler."

Baykal'a yanıt

Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın kendisiyle ilgili bir ifadede bulunduğunu hatırlatarak, "Ya gazete haberi kendilerini yanılttı ya da bir yanlış kaynaktan haber aldılar. Benim kullandığım ifade o değil. Aslını buradan açıklayayım: 'Türkiye'nin AB üyeliği, Kıbrıs'taki güney ve kuzey gerilimine feda edilemez.' Benim ifadem bu..." dedi.

CHP'li milletvekillerinin itirazı üzerine Erdoğan, "çatışma" ve "gerilim"'in farklı olduğunu belirterek, "Lütfen bunları aynı yere oturtmayın. Sözün sahibi olarak anlatıyorum, kabul edersiniz veya etmezsiniz..." karşılığını verdi.

"Türkiye'nin AB üyeliği ve Kuzey Kıbrıs Türklerinin varoluş davası, statükoya feda edilemez" dediğini aktaran Erdoğan, böylece hem Türkiye'nin AB perspektifini koruduklarını hem de çözüm politikası

ile Kıbrıs Türklerinin her zaman bir adım önde olması tezini her yerde dile getirdiklerini söyledi.

Erdoğan, "Kıbrıs ile ilgili duyarlılık konusunda... Eğer biz 24 Nisan öncesi muhalefetin takındığı tavrı takınmış olsaydık, bugün dünyada herkes bizim aleyhimize bir tavrın içinde olacaktı. Ama şimdi kimse kalkıp da bu tavır sebebiyle bize, 'Siz gene işi yokuşa sürdünüz' diyemiyor. Aksine, 'İşi Rum tarafı yokuşa sürdü' diyorlar. Olayın büyüklüğü o kadar ki yıllar yılı devlet olamayan, yıllar yılı sadece Türkiye tarafından devlet olarak tanınan bir KKTC var. İftiharla söylüyorum ki hamd olsun bizim dönemimizde İslam Konferansı Örgütü'ne KKTC bir Müslüman cemaat olarak değil, Kıbrıs Türk devleti olarak katılmıştır" diye konuştu.

Erdoğan, Türkiye'nin, bugün bütün dünya tarafından bu meselede çözüme yakın taraf olarak görüldüğünü ve sempatisini sürdürdüğünü kaydederek, hükümet olarak BM genel sekreterinin iyi niyet misyonu doğrultusunda gösterdiği çabaları desteklediklerini ifade etti.

Erdoğan, "Önümüzdeki dönemde yine BM çatısı altında adadaki iki tarafın eşit statüde olacağı ortaklık temelini esas alan çözüm arayışlarına etkin olarak katılacağız. Bu konuda AB'nin de çözüm sürecine hakkaniyeti gözeterek katkıda bulunmasını bekliyoruz" dedi.

ABD ile ilişkiler

Erdoğan, ABD ile tarihsel derinliğe sahip ve ortaklık temeline dayanan çok boyutlu ilişkilerin sürdüğünü, 2004 yılının ilk yarısında Irak krizi dolayısıyla ortaya çıkan bazı gerginliklerin aşıldığını ve ikili ilişkilerde dinamizmin yeniden yakalandığını bildirerek, "Bu dönemde iki ülke siyasi ve askeri temsilcileri arasında çeşitli temaslar gerçekleştirilmiş, problem yaşanan konular karşılıklı olarak masaya yatırılmış ve açıklığa kavuşturulmuştur" dedi.

Müttefik iki ülke arasında sürdürülen ilişkilerin tabiatı gereği karşılıklı hassasiyetleri dikkate alan bir çizgide ilerlemesi gereğine işaret eden Erdoğan, ABD önderliğindeki koalisyon güçlerince gerçekleştirilen harekatı izleyen dönem içinde Irak'ta zaman zaman bazı menfur hadiseler cereyan ettiğini söyledi. Erdoğan, "Müttefikimiz olan bir ülkeden milletimizi derinden etkileyen böyle hadiselerde azami hassasiyet içinde olmasını beklemek en tabii hakkımızdır. Bu hassasiyetlerimizi çeşitli zeminlerde ABD yönetimine de iletiyoruz. İnanıyorum ki bu hassasiyetlerimiz dikkate alınacak ve Türkiye'nin bölgede barışın sağlanması noktasındaki önemi ve değeri iyi anlaşılacaktır" diye konuştu.

"Tribünden izleyen değil,

sahada oyuna katıldı"

Erdoğan, iki yılda attıkları adımlarla Türkiye'nin, uluslararası siyaseti tribünden izleyen değil, sahada yerini alarak oyuna katılan bir kimliğe ve etkinliğe kavuştuğunu söyledi.

2004 yılının önemli dış gelişmelerine işaret eden Erdoğan, son iki yıl içinde başbakan olarak sadece kendisinin 40 ülkeye toplam 74 ziyaret gerçekleştirdiğini belirterek, "Medya bunun hesabını çıkardı. Bu ziyaret trafiğimizin toplam uzunluğu 320 bin kilometreyi bulmuş. Türkiye'yi dünyaya açmak, Türkiye'nin siyasi ve ekonomik hedeflerini geliştirmek, milletimiz adına dünya ülkelerine barış ve dostluk mesajları taşımak için bu çok önemlidir" dedi.

İnsan haklarının korunması ve demokrasinin çağdaş standartlara kavuşturulması konusunda büyük bir hassasiyet gösterdiklerini, Türkiye'yi bir demokrasi ve özgürlükler ülkesi haline getirme hedefini hayata geçirmek adına önemli reformlar gerçekleştirdiklerini anlatan Erdoğan, "Bütün bu adımlar, hem ülkemizi çağdaş bir yapıya kavuşturmamız hem de AB'ye tam üye olmak için atmamız gereken adımlardı. Demokrasi ve özgürlükler konusunda Türkiye'yi dünyanın örnek ülkelerinden biri haline getirmek, insanımızın hayat kalitesini yükseltmek hükümet olarak en öncelikli hedeflerimizdendir" dedi.

Bu hassasiyetin sonucu olarak Türkiye'nin, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin 1966 yılından beri sürdürdüğü işkence denetimi listesinden bu yıl çıkarıldığını kaydeden Erdoğan, yasal düzenlemelerden sonra yeni bir düşünce suçu mahkumiyetinin gerçekleşmediğini söyledi.

KIBRIS 29/12/04

 

ABD'nin Lefkoşa Büyükelçisi Micheal Klosson: Çözüm inisiyatifi, Kıbrıs Rum tarafından gelmeli

ANNAN PLANI HALEN ÇÖZÜM İÇİN ZEMİN... ABD Lefkoşa Büyükelçisi Micheal Klosson, Kıbrıs sorununda çözüm için adadaki tarafların özellikle de Rum tarafının bir inisiyatif ortaya koyması gerektiğini söyledi. Klosson, ABD'nin Annan Planı'nın, Kıbrıs sorununun çözüm müzakereleri için hâlâ bir zemin olduğuna inandığını yineledi

Anıl IŞIK

Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) Lefkoşa büyükelçisi Micheal Klosson, Kıbrıs sorununda çözüm için adadaki tarafların özellikle de Rum tarafının bir inisiyatif ortaya koyması gerektiğini söyledi.

ABD'nin, Annan Planı'nın Kıbrıs sorununun çözüm müzakereleri için hâlâ bir zemin olduğuna inandığını yineleyen büyükelçi Klosson, "Birleşmiş Milletler (BM)Genel Sekreteri Kofi Annan gibi biz de adadaki tarafların tutumlarını ortaya koymasını ve müzakere sürecinin yeniden başlamasını istiyoruz. Böylelikle biz de genel sekreterim iyi niyet misyonunu destekleyeceğiz. Ancak şu anki aşamada inisiyatif taraflarda, özellikle 'hayır' diyen Kıbrıs Rum tarafındandır" dedi.

Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için şu an herhangi bir hareketlilik olmadığını ifade eden Klosson, genel sekreterin, adadaki taraflara çözüm sürecinin ileriye götürülebilmesi için gerçekçi birtakım fikirler ortaya koymaları halinde müzakerelerin yeniden başlayabileceği mesajı verdiğini anımsattı.

Klosson, adada çözüm sürecinde böyle bir aşamaya gelinmesi halinde ABD'nin, BM sürecine yeniden destek vereceğini söyledi.

Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması için ABD'nin istikrarlı bir politika izlediğini ifade eden Klosson, bunun için son birkaç aydan beri birtakım adımlar attıklarını söyledi.

CTP'nin 34. kuruluş yıldönümü resepsiyonuna katılan ABD Lefkoşa Büyükelçisi Micheal Klosson, KIBRIS'a Türkiye'nin 17 Aralık Avrupa Birliği (AB) Zirvesi'nde AB'ye katılım müzakereleri için tarih almasının ardından yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

"Protokolünü imzalaması

tanınma anlamına gelmez"

Klosson, Türkiye'nin Kıbrıs da dahil olmak üzere AB'ye katılan yeni on üyeyi kapsayacak şekilde Ankara Anlaşması'nın genişletilmesini öngören protokolün 3 Ekim 2005'ten önce imzalamasıyla birlikte Kıbrıs sorununun çözümünün gündeme gelmesi konusunda şöyle konuştu:

"ABD, AB, Türkiye'ye katılım müzakerelerine 3 Ekim 2005 tarihinde başlama tarihi vermesi kararını memnuniyetle karşıladı. AB sonuç bildirgesinde, Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın uyarlanmasını öngören protokolü katılım anlaşmalarına başlamadan önce imzalama kararı memnuniyetle karşılandı.

Bu protokolü imzalamanın, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması anlamına gelip gelmediği konusunda birtakım tartışmalar yaşandığının farkındayım. Bu konuda ABD'ye bir açıklama yapmak düşmez. AB dönem başkanlığı, söz konusu protokolün imzalanmasının tanınma anlamına gelmeyeceğini söyledi. Bunu ayrıca Türk hükümeti de ifade etti"

"3 Ekim 2005, Kıbrıs sorununun

çözümü için bir bitiş tarihi değil"

Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için 3 Ekim 2005 tarihinin bir bitiş tarihi olduğu konusunda tam bir netlik bulunmadığına işaret eden Klosson, "ABD, BM çözüm planını Kıbrıs sorunun çözüm müzakereleri için hâlâ bir zemin planı olduğunu görüşündedir" dedi.

Klosson, "Birleşmiş Milletleri (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan gibi, biz de adadaki tarafların tutumlarını ortaya koymasını ve müzakere sürecinin yeniden başlamasını istiyoruz. Böylelikle biz de genel sekreterin iyi niyet misyonunu destekleyeceğiz. Ancak şu anki aşamada inisiyatif, taraflardadır özellikle 'hayır' diyen Kıbrıs Rum tarafındandır" dedi.

"Genel sekreter, tarafların

görüşlerini duymayı bekliyor"

Klosson, Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerinin yeniden ne zaman başlayabileceği konusunda ise

şöyle konuştu:

"Bunu bilemiyorum. Ancak BM genel sekreterinin söylediği sürecin ileriye nasıl götürülebileceğiyle ilgili olarak tarafların fikirlerini ve görüşlerini duymayı bekliyor. Bu aşamada genel sekreter, Kıbrıs Türk tarafının yeniden birleşme için hazır olduğunu ve Kıbrıs Rum tarafından ise yeni bir inisiyatife olumlu yaklaştığını işitti. Ancak genel sekreter, taraflardan süreci nasıl ilerletebileceğiyle ilgili görüşleri duymak istiyordu, ancak halen bunu duymadı."

"Esas sorun, Kıbrıslı

Rumların 'evet' demeleridir"

Annan Planı'nın referanduma sunulmasından önce ABD'nin gerek Türkiye, gerek Yunanistan gerekse Kıbrıs'ta yoğun diplomatik temaslarda bulunduğunu anımsatan Klosson, yeni müzakere sürecinin başlaması halinde yeniden böyle bir inisiyatif üstlenip üstlenmeyeceğiyle ilgili olarak şöyle konuştu:

"Bizim pozisyonumuz şudur: BM çözüm planını geçen yıl nisanda destekledik ve bunu hâlâ müzakerelere zemin olarak destekliyoruz. Ancak esas sorun, Annan Planı zemininde adadaki iki tarafın Kıbrıslı Türklerin ve Rumların çoğunluğun kabul edebileceği bir çözüme nasıl ulaşılabileceğidir. Nisandaki plan, Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu tarafından kabul edildi. Ancak sorun, 'hayır' diyen Kıbrıslı Rumların en azından yarısını 'evet' demelerinin nasıl sağlanacağıdır. Bu çerçevede, tarafların fikirlerini duymayı, böylelikle BM genel sekreterinin çabalarına destek vermeyi bekliyoruz. ABD'nin Kıbrıs sorunu konusunda tek başına bir inisiyatif üstleneceğini düşünmüyorum. Bu, genel sekreterinin sürecidir ve biz bir çözüme ulaşılması için BM genel sekreterinin iyi niyet misyonunu desteklemeye devam edeceğiz."

"İzolasyonların kaldırılması

için çalışmalar yapılıyor"

Klosson, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması için ABD'nin istikrarlı bir politika izlediğini, bunun için son birkaç aydan beri birtakım adımlar attıklarını söyledi.

Yeni programlar dizayn eden birkaç ekiplerinin bulunduğunu söyleyen Klosson, Kıbrıslı Türklerin sürdürülebilir kalkınma ve mali alanlarda ABD'yi ziyaret ettiğini kaydederek yakın gelecekte yeni programların oluşturulmasını beklediklerini söyledi.

KIBRIS 29/12/04

 

Rusya Büyükelçisi Müsteşarı Valery Maslin:Müzakereler, Annan Planı zemininde başlamalı

ÇÖZÜM ADIMLARINI DESTEKLİYORUZ... Rusya Büyükelçisi Müsteşarı Valery Maslin, Rusya'nın Kıbrıs meselesinin bir an önce çözümlenmesini istediğini ve çözüm yönünde atılan adımları her zaman desteklediklerini yineledi. Maslin, Kıbrıs konusundaki müzakerelerin, Annan Planı zemininde gelecek yıl içinde yeniden başlamasını ümit ettiğini ifade etti

Anıl IŞIK

Rusya Büyükelçisi Müsteşarı Valery Maslin, Rusya'nın Kıbrıs meselesinin bir an önce çözümlenmesini istediğini ve çözüm yönünde atılan adımları her zaman desteklediklerini yineledi.

Maslin, Kıbrıs konusundaki müzakerelerin, Annan Planı zemininde gelecek yıl içinde yeniden başlamasını ümit ettiğini ifade etti.

CTP'nin, 34. kuruluş yıldönümü dolayısıyla Lefkoşa'da Fuar Gazinosu'nda önceki akşam düzenlediği resepsiyona katılan Rusya Büyükelçisi Müsteşarı Valery Maslin, KIBRIS'a, Kıbrıs konusundaki son gelişmelere ilişkin görüşlerini açıkladı.

Maslin, Kıbrıs'ta taraflar arasında yeniden müzakerelerin başlaması halinde müzakere zemininin, Annan Planı'nı mı olacağı yönündeki soruya yanıt olarak, "Biz, Annan Planı'nın müzakereler için zemin olabileceğini söylüyoruz, ancak görüşmelerin zemininin ne olacağına karışmıyoruz. Rusya cumhurbaşkanı yaptığı açıklamada, çözümün Kıbrıslıların işi olduğunu vurgulamıştı" dedi.

Rum tarafının Annan Planı'na karşı tutumuyla ilgili olarak ise Maslin, "Açıkça, bir diplomat olarak başka tarafın tutumuyla ilgili olarak değerlendirme yapacak durumda değilim. Ancak eminim ki, hem güneyde hem de kuzeyde Kıbrıs sorununu çözmek isteyenler vardır. Bu kesimin çoğunlukta olmasını ümit ediyorum" dedi.

Kıbrıs Türk toplumuna uygulanan izolasyonların kaldırılmasıyla ilgili değerlendirmede bulunan Valery Maslin, Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın bu konudaki tutumunu bir kaç kez ortaya koyduğuna işaret ederek, "Biz, Kıbrıs Türk tarafının ekonomik bakımdan geliştirilmesinden yanayız. Tabii ki, Kıbrıs Türk tarafının uluslararası camiayla yakın bir ilişki içerisinde olmasını istiyoruz" diye konuştu.

Bu yolda birtakım önemli temaslar yapıldığına işaret eden Rusya Büyükelçisi Müsteşarı, "CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, ilk kez haziran ayında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'la görüştü. Kutlay Erk de Rusya'ya gelerek ilk kez Rusya Dışişleri Bakanlığı'nda kabul edildi" dedi.

Gelecekte daha yoğun temasların olmasını ümit ettiğini ifade eden Rusya büyükelçisi müsteşarı, "Ancak Rusya olarak biz, Kıbrıslılar arasında ortak bir ekonomi ve projeler yaratılmasının önemli olduğunu vurguluyoruz. Bu ortak faaliyet, hem iki toplum arasında bir güvenin inşa edilmesine hem de toplumların yakınlaşmasına katkı koyacaktır" dedi.

KIBRIS 29/12/04

 

KKTC ve Talat



Başbakan Mehmet Ali Talat, "KKTC'nin bağımsızlığı bir hayaldi" dedi. Başbakan'ın bu açıklaması birkaç yönüyle talihsiz olmuştur.
Birincisi bir başbakan, devleti hakkında böyle konuşursa, diğerleri nasıl konuşur? Hele, inanmadığınız devletin başbakanlığıyla yetinmeyip, o devletin cumhurbaşkanı olmak için seçimlerde adaylığınızı koymaya hazırlanıyorsanız, bu, içine düştüğünüz çelişkiyi daha artırmaz mı?
İkincisi, AB ile ve Güney Kıbrıs'la yeniden masaya oturmaya hazırlandığınız bir dönemde, başbakanın ağzından bu sözler dökülürse, pazarlık gücünüz ne olur? Kendine inanmayana başkası ne kadar inanır?
Devletine, dolayısıyla egemenliğine "hayal" diye yaklaşan bir siyasi neyi temsil eder?
Bu soruları çoğaltmak mümkündür...
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın, Nisan 2005 seçimlerinde cumhurbaşkanlığına adaylığını koyması büyük olasılıktır. Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde de bundan sonra yapılacak görüşmelerde bu sıfatla Türk heyetinin başkanı olacak ve Kıbrıs Türklerinin başta eşit egemenlik olmak üzere haklarını koruyacaktır. İki eşit halka, iki demokrasiye, iki devlete dayalı ortak bir devlet oluşturulması için çaba harcayacaktır. Birleşik Kıbrıs'ın Türklerin hakları, hukukları yenmeden oluşturulması için mücadele edecektir. Ancak, Başbakan Talat daha şimdiden bu ve benzeri açıklamalarla elini zayıflatmaktadır.
KKTC'nin bağımsızlığı konusunda kendine göre bir düşüncesi olabilir. Ancak, başbakan, cumhurbaşkanı gibi görevler farklı sorumluluklar gerektirir.
KKTC'nin ilan edildiği gün bütün dünyaca tanınması Türkiye'nin de Kıbrıs Türkü'nün de beklediği bir gelişme elbette değildi. Ancak, tanınması için büyük çaba sarf edildi.
KKTC'nin neden kurulduğunu, kuşku yok ki, şu andaki Başbakanı Mehmet Ali Talat çoğumuzdan çok daha iyi bilir.
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yıkan 1974 Barış Harekâtı değil, Rumların yaptığı darbedir. Türklere yıllarca zulmettikten sonra Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti'ni de darbeyle ele geçirip Türkleri atmışlardır. Türkiye'nin 1974'te uluslararası anlaşmalardan doğan hakkını kullanarak müdahale etmesinin nedeni budur. Kıbrıs Türk halkının can ve mal güvenliğini korumanın yanı sıra, egemenliğine sahip çıkması zorunlu hale gelmiştir.
Nitekim KKTC'den önce Türk tarafı federe devlet kurarak, adayı bölmeyi değil, ileride yeniden birleştirmeyi düşündüğünü ortaya koymuştur. Ancak, Rum yönetiminin başta BM olmak üzere bütün zeminlerde Kıbrıs'ın tümünü temsil eden tek meşru devleti ve hükümeti olarak kabul görmesinden sonradır ki, iki eşit egemenliğe dayalı bir çözüme ulaşmanın ancak KKTC ile mümkün olacağı ortaya çıkmıştır.
Egemenliğin garanti altına alınması ve bu egemenlik üzerinden masaya oturulması; Kıbrıs Türkü'nün hak ve hukuku gasp edilmeden bir çözüm olamayacağının ifadesi ve bir ortak çözüme ulaşılmayacaksa, Türklerin kendi kendilerini idare edebilecek, egemen olabilecek irade ve gücünün bulunduğunu göstermek amacıyla bu karar alınmıştır.
Şimdi çözüm arayışları bu zemin üzerinden yapılmaktadır ve Mehmet Ali Talat da işte bu devletin başbakanıdır ve cumhurbaşkanı olmaya hazırlanmaktadır.

FIKRET BILA 30/12/04 MILLIYET

 

Kıbrıs gayretleri şubatta hızlanacak

YORGO KIRBAKİ Atina


Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Kıbrıs sorununa çözüm bulma gayretlerine şubat ayında hız verilmesini beklediğini söyledi. Yakovu, Atina Haber Ajansı'na (ANA) verdiği demeçte, Rum tarafının müzakere masasına oturması için ön görüşmeler yapılmasını şart koştu. Bu ön görüşmelerde de neyin müzakere edileceğinin net bir şekilde belirlenmesini isterken, Annan Planı'nın 5. ve son versiyonunu müzakere etmeyeceklerini açıkladı.
Yakovu'ya göre, müzakerelerin nasıl yapılacağının belirlenmesi amacıyla temaslar KKTC'de 20 Şubat'ta yapılacak parlamento seçimlerinden hemen sonra başlayacak. Nisan ayında yine KKTC'deki cumhurbaşkanlığı seçimi için bir ara verilmesinin ardından da temaslar yoğunlaşacak.

MILLIYET 30/12/04

 

Yakovu: Ön görüşme şart

30/12/2004RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, Kıbrıs sorununa yeniden çözüm çabalarına şubatta başlanmasını beklediğini söyledi. Yakovu, Atina Haber Ajansı'na (ANA) demecinde, Rum tarafının müzakere masasına oturması için öngörüşmeler yapılmasını şart koştu. Neyin görüşüleceğinin net biçimde belirlenmesini isteyen Yakovu, "Annan Planı'nın 5. ve son versiyonunu görüşmeyiz" dedi.
Yakovu'ya göre, ön temaslar KKTC'de 20 Şubat'taki genel seçimin sonrasında başlayacak. Nisan'da KKTC'de cumhurbaşkanlığı seçimi için ara verildikten sonra yoğunlaşacak. "BM Genel Sekerteri Kofi Annan, tarafların görüşlerini bekliyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, Annan ile telefon görüşmesinde bir girişimden söz etti. Ama bu yetmez. Müzakelerin temeli ne olacak önceden konuşmak gerek" diyen Rum bakan, müzakerelerin nasıl yapılabileceği sorusuna şu yanıtı verdi: "Seçeneklerden biri Annan Planı'nın her bir paragrafının iki tarafla görüşülmesi. Bir diğeri tarafların tavırlarını Annan'a bildirmesi. Üçüncü seçenek değişiklik istenen paragraflara ağırlık verilmesi. Dördüncü seçenek tarafların olmazsa olmazlarını bildirmesi. Son seçenek de hiç plan olmadan görüşmeler yapılması." Yakovu, Türkiye'nin yeni girişim talebi için de "Kıbrıs çözümsüz kaldıkça Ankara bizi sürekli karşısında bulacağının bilincinde" diye konuştu.

ABD, Rusya'yı ikna edememiş
ANA ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Ankara ziyaretinde Kıbrıs konusundaki açıklamalarından cesaret alan ABD'nin, Moskova'ya ikili görüşmeler önerdiğini ama ret yanıtı aldığını duyurdu. Bush yönetiminin Annan'ın 24 Nisan referandumu sonrası yayımladığı ve çözümsüzlükten Rum tarafını sorumlu tutarken KKTC'ye tecridi kaldırma çağrısı yapan raporunun BM kararı haline getirilebilmesi için Moskova'nın vetosunu kaldırmaya ikna etmeye çalıştığı ancak 'Raporu onaylamamızı beklemeyin' yanıtını aldığı belirtildi.

 

Rum basını:

“Papadopulos’un ne niyeti ne de keyfi var”

 

NİYETLERİ YORUMLAYACAK... Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un Kıbrıs sorunundaki müzakerelerin yeniden başlamasına yönelik inisiyatif üstlenmeye ne niyeti ne de keyfi olduğu; sadece iç tüketim amacıyla eforunu; Türk açıklamalarını ve niyetlerini yorumlamaya harcamakla yetindiği bildirildi.

 

 “İNİSİYATİF GÜNDEM DIŞI”... Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Alithia haberi “İnisiyatif Gündem Dışı – Başkan Papadopulos’un Ne Niyeti Ne Keyfi Var – Prendergast Konusunda Bilgisi Olmadığını Söylüyor ve Türk Açıklamalarını Yorumlamaya Efor Harcıyor” başlık ve spotlarıyla okurlarına aktardı.

 

TÜRKİYE’NİN ÇÖZÜMÜNÜ İSTEMİYORUZ... Fileleftheros haberi “Tasos: Çözüm İstiyoruz Ancak Türkiye’nin İstediği Çözümü Değil – Prendergast’ın Kıbrıs Ziyareti Hakkında Resmi Hiçbir Bilgi Yok” başlığıyla okurlarına aktardı.

 

ÇABUK ÇÖZÜM... Haravgi Papadopulos’un  açıklamasını “Mümkün Olduğunca Çabuk Çözüm – Başkan Papadopulos: Ortadaki Soru, Bulunacak Çözümün İçeriğidir. Türkiye, Tanımamak İçin; Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Lağvedilmesi Anlamına Gelecek Çözüm İstiyor” başlık ve spotuyla okurlarına aktardı. MAHİ “Başkan Papadopulos Ankara’nın Çözümle İlgili Niyetinden Kuşkulu” başlığını attı.

 

KIBRIS SORUNUNDA YAPRAK KIMILDAMIYOR... Simerini “Görüş Mesafesi Sıfır – Kıbrıs Sorununda Yaprak Kımıldamıyor” başlığıyla okurlarına aktardığı haberinde,  Rum yönetiminin Kıbrıs sorunundaki inisiyatiflere hazırlıklı olduğuna dair hiçbir işaret bulunmadığını yazdı.

 

YENİ İNİSİYATİFE İSTEKSİZ...  Politis “Yeni İnisiyatife İsteksiz – Başkan Papadopulos Protokolün İmzalanmasını Daha Üst Sıraya Çıkarıyor” başlıklı haberinde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik yeni bir çabaya dahil olmakta isteksiz olduğunu yazdı


 

Alithia Gazetesi Rum Yönetimi Başkanı’nın önceki gün; BM Genel Sekreteri’ne inisiyatif üstlenmesi talebini içeren bir mektup göndermek niyetinde olup olmadığı sorusuna karşılık yaptığı tek şeyin;  soruya yanıt vermemek olduğunu ve yalnızca; Kıbrıs Rum tarafının mümkün olduğunca çabuk çözüm istediğini söylemekle yetindiğini yazdı, şöyle devam etti:

“Başkan Papadopulos’un gündeminde; Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlaması amacıyla kendisi tarafından inisiyatif üstlenilmesi diye bir şey yok.Ayrıca, mevcut aşamada böyle birşeye niyet etmeye keyfi varmış gibi de  görünmüyor. BM tarafından yeni inisiyatif üstlenilmesi için BM Genel Sekreteri’ne mektup gönderme niyetinde olup olmadığı sorusuna, yanıt vermekten kaçındı.

Hükümetin; inisiyatif üstlenmenin ötesinde, ki böyle birşey yok- BM Genel Sekreter Yardımcısı Kieran Prendergast’ın bölgeye gelmesinin sözkonusu olup olmadığı hakkında BM’nin niyetini öğrenme niyeti de bulunmuyor. Prendergast’ın ocak ayında Kıbrıs’a geleceğine dair resmi bilgi bulunup bulunmadığının sorulması üzerine Papadopulos; şu ana kadar resmi bilgi alınmadığını söyledi. Geçen Eylül ayında Prendergast’ın Kıbrıs’a, ‘son gelişmelerle ilgisi olmayan’ bir ziyaret gerçekleştirmesi olasılığına ilişkin bir açıklama olduğunu sözlerine ekledi.

Edindiğimiz bilgilere göre hükümetin değerlendirmesi; Prendergast’ın adaya gelişi nihayetinde gerçekleşirse bunun, işgal bölgelerindeki ‘seçimlerden’ sonra ve müdahil tarafların nabzının tutulması  amacıyla olacağı şeklindedir.  Ancak aynı zamanda, işgal bölgelerindeki ‘seçimler’ nedeniyle –böyle birşeyin, sorunun çözülmesi taraftarı olan güçlere yardımı dokunacağı değerlendirilirse- uluslararası unsur tarafından harekette bulunulması olasılığı göz ardı edilmiyor.

 

“Başkan çabuk çözüm istiyor”

 

Başkan Papadopulos, inisiyatif alma niyeti olmasa da,  en azından kamu oyuna yönelik açıklamalarında, Kıbrıs Rum tarafının sorunun mümkün olduğunca çabuk çözülmesini istediği tezini dile getiriyor. 

Başkan Papadopulos’a göre Türk tarafınca istenilen şey Kıbrıs sorununun çözümü değil, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin lağvedilmesidir. ‘Ortaya konulan soru çözüm değil, çözümün ne olacağıdır. Onlar, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımak zorunda kalmasınlar diye, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni lağvedecek ve ona yeni bir şekil kazandıracak bir çözüm istiyorlar’ dedi.

 

 “Kıbrıs Sorununda Yaprak Kımıldamıyor”

 

SİMERİNİ “Görüş Mesafesi Sıfır – Kıbrıs Sorununda Yaprak Kımıldamıyor” başlığıyla okurlarına aktardığı haberinde,  Rum yönetiminin Kıbrıs sorunundaki inisiyatiflere hazırlıklı olduğuna dair hiçbir işaret bulunmadığını yazdı.

POLİTİS “Yeni İnisiyatife İsteksiz – Başkan Papadopulos Protokolün İmzalanmasını Daha Üst Sıraya Çıkarıyor” başlıklı haberinde Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik yeni bir çabaya dahil olmakta isteksiz olduğunu yazdı.

 (Rum basını)

 YENIDUZEN 30/12/04

 

‘Rekor büyüme’

 

 

TC Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan; Yardım Heyeti Koordinatörü, Kara Yolları Koordinatörü ve Basın Müşaviri’nden oluşan uzmanları ile birlikte dün YeniDÜZEN Yazı İşleri Müdürü Cenk Mutluyakalı ve Yayın Kurulu üyesi Ünal Fındık’la görüştü, hibelerden kredilere, TC yardımlarının kullanımından, ihalelerin yurdumuzda açılmasına kadar pek çok soruyu açık yüreklilikle yanıtladı.

 

Büyükelçi Karahan: “Yatırımlar, hiçbir kesintiye ve değişikliğe uğramadan sürecektir. Ancak bilinmelidir ki, her türlü yardım, yatırım ve projeler, KKTC hükümetinin bilgisi ve onayı ile yapılmaktadır, ilk adres hükümettir. İhalelerin burada açılması da esastır”

 

Koordinatör Mehmet İlhan: “KKTC’nin 2004 yılı bütçesi 1 katrilyon 350 trilyon olarak öngörülmüştü. Bu yıl KKTC’nin mahalli gelirlerinde önemli bir artış olmuştur. Ön görülen bütçenin 805 trilyonu KKTC’nin mahalli giderlerinden karşılandı, 415 trilyon TC yardımı kullanıldı. 735 trilyon bir gelir tahmin ediliyordu, 805 trilyon oldu, aralık ayı sonu itibarı ile bu rakam daha da artabilir. Bu nedenle 2004’ten artan TC  katkısı 200 trilyonu da 2005’e aktaracağız”

Yurdumuzda, 2004 yılında fert başına düşen milli gelir 7 bin 350 dolara yükseldi. Bir önceki yıl bu rakam 5 bin 949 dolardı... Enflasyon oranı ilk kez 12’ye düşerken, net turizm geliri 118 milyon dolardan 142 milyon dolara çıktı. İhracat 50 milyon dolardan, 59 milyon dolara yükseldi.

 

Türkiye’nin 2004 yılında kuzey Kıbrıs’a yaptığı yardımların toplamı 379 milyon 544 bin 828 dolar... Bu rakam 550 trilyon Türk Lirası’nın üzerinde... Büyükelçi Karahan, “katkılar hiç kesintisiz sürecektir” diyor. Türkiye’nin1995’te başlayan uygulama ile verdiği krediler 1 milyar doları aştı. Büyükelçi Karahan, “Bu krediler bir ailenin çocuğuna yaptığı evlilik katkısı gibidir, geri dönüşü bu nedenle konuşulmaz” dedi.

 

Kara Yolları Koordinatörü Erdal Arslan: İhaleler Kıbrıs’ta açılıyor. Örneğin 2003’te Türkiye’de tek bir ihale açılmadı. İstisnai durumlar var, bunlar da teknik nedenler. Bu nedenle, sadece Girne Çevre Yolu ile Kuzey Sahil Yolu (2) projeleri için Türkiye’de ihaleye gidildi. Bir de rakamlar önemli... Örneğin Girne Çevre Yolu için burada bize verilen rakam 18 trilyon TL’ydi, Türkiye’de 15 trilyon bir rakam çıktı, bunun da % 48 indirimi var. Yani 8 trilyonluk bir fark...

 

“Kıbrıslı Türk müteahhitlere tam kapasite çalışacağı oranda ihaleler veriyoruz. Örneğin 2003’te 19, 2004’te 24 yol ihalesi verildi. Bu yıl 24 trilyonluk yol, asfalt ihalesi bağlandı. Daha yapılacak 620 kilometre yol var...”

 

Sevdiye GÖKAYDIN

Kıbrıslı Türkler, 2004 yılında rekor bir büyümeye imza attı. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu yıl içerisinde yaptığı toplam yardımlar da 550 trilyon Türk Lirası’nı aştı. Türkiye’nin 2004 yılında kuzey Kıbrıs’a yaptığı yardımların toplamı, 379 milyon 544 bin 828 dolar... TC Lefkoşa Büyükelçi Aydan Karahan, “Katkılar hiç kesintisiz sürecektir” dedi.
Türkiye’nin 1995’te başlayan uygulama ile verdiği krediler 1 milyar doları aştı. Büyükelçi Karahan, “Bu krediler bir ailenin çocuğuna yaptığı evlilik katkısı gibidir, geri dönüşü bu nedenle konuşulmaz” diye konuştu.

TC Lefkoşa Büyükelçiliği ve TC Yardım Heyeti uzmanları, kapılarını dün YeniDÜZEN’e açtı.

TC Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan; Yardım Heyeti Koordinatörü Mehmet İlhan, Kara Yolları Koordinatörü Erdal Arslan ve Basın Müşaviri Züleyha Karaoğlu’ndan oluşan uzmanları ile birlikte dün YeniDÜZEN Yazı İşleri Müdürü Cenk Mutluyakalı ve Yayın Kurulu üyesi Ünal Fındık’la görüştü, hibelerden kredilere, TC yardımlarının kullanımından ihalelerin yurdumuzda açılmasına kadar pek çok soruyu açık yüreklilikle yanıtladı.

Büyükelçi Karahan, şeffaflık ilkeleri çerçevesinde her türlü konuyu gerek basın gerekse örgütlerle konuşmaya, karşılıklı fikir alış-verişine hazır olduklarını söyledi. “Yatırımlar, hiçbir kesintiye ve değişikliğe uğramadan sürecektir. Ancak bilinmelidir ki, her türlü yardım, yatırım ve projeler, KKTC hükümetinin bilgisi ve onayı ile yapılmaktadır, ilk adres hükümettir. İhalelerin burada açılması da esastır” diyen Büyükelçi Karahan, “istisnai” durumlarla ilgili olarak değerlendirmeler yaptıklarını da ifade etti.

Büyükelçi Karahan, kendileri için en önemli konunun “yatırım bütçesi” olduğunun altını çizerek, “Yollar, göletler, santraller, hava alanı, altyapı anlamındaki çok önemli yatırımların Türkiye Cumhuriyeti’nin katkısı olmadan yapılması mümkün değildir. Bu katkılar önemlidir ve sürecektir” şeklinde görüşlerini açıkladı.

 

2004’te önemli büyüme

TC Yardım Heyeti Koordinatörü Mehmet İlhan, 2004 yılında mahalli gelirlerde önemli artışlar olduğunu söyledi.

Bunun, hem gelirlerin artması, hem de bütçenin özel konumu nedeniyle harcamaların belirli bir oranda kalmasından kaynaklandığını anlatan İlhan, “Yatırım bütçesi de Türkiye Cumhuriyeti’nden karşılanmaya devam etmiştir” dedi.

İlhan şu bilgileri verdi:
“KKTC’nin 2004 yılı bütçesi 1 katrilyon 350 trilyon olarak öngörülmüştü. Bu yıl KKTC’nin mahalli gelirlerinde önemli bir artış olmuştur. Ön görülen bütçenin 805 trilyonu KKTC’nin mahalli giderlerinden karşılandı, 415 trilyon TC yardımı kullanıldı. 735 trilyon bir gelir tahmin ediliyordu, 805 trilyon oldu, aralık ayı sonu itibarı ile bu rakam daha da artabilir. Bu nedenle 2004’ten artan TC  katkısı 200 trilyonu da 2005’e aktaracağız”

 

Yardımlar hükümetin onayı ile

 

TC Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, TC Yardım Heyeti uzmanları ile birlikte TC katkılarının mutlaka KKTC hükümetinin bilgisi ve onayı ile yapıldığına dikkat çekti. “Geçtiğimiz gün kimi köylerde tarım aletleri yardımı yaptık, bundan da hükümetin bilgisi vardır” dedi.

Her yılın başında ihtiyaçların belirlendiğini ve Türkiye ile KKTC arasında protokol imzalandığını anlatan uzmanlar, Türkiye Cumhuriyeti yardımlarının da bu protokol kapsamında Kıbrıs’a aktarıldığını vurguladı.
Ek işlerle ve ihtiyaçlarla ilgili talepler geldikçe bunların da karşılandığı belirtildi. Taleplerin hükümet üzerinden geldiğini anlatan uzmanlar, “Eğer doğrudan bize bir talep geliyorsa, biz bunları da hükümetin ilgili kurumlarına yönlendiriyoruz. Tüm yardımlar için eğer hükümetin ilgili daireleri gerekli organizasyonu yapmışsa zaten doğrudan TC Büyükelçiliği’ne yönelik bir talep olmaz” diye konuştu.

 

Dernekler, kulüpler, temaslar

 

“Peki, sivil toplum örgütleri ve derneklere, kulüplere yapılan yardımlar nasıl organize ediliyor... Özellikle kültür sanat derneklerinin yurt dışı faaliyetleri öncesinde doğrudan elçiliğiniz ile temas kurulduğu söyleniyor” yönündeki bir soruya TC Yardım Heyeti Koordinatörü şu açıklamayı yaptı:

“Hükümet onaylamadan herhangi bir yardım söz konusu değildir. Bu yardımların en adil şekilde dağılımı konusundaki çalışmayı da hükümet yapmalıdır. Eğer böyle bir organizasyon olmazsa, o zaman kimi örgütlerin bize yönlendiği doğrudur ancak biz yine katkımızı mutlaka hükümetin alacağı katkı ile yaparız. Bu yöndeki siyaseti belirleyecek olan hükümettir. Bu yıl dernekler için 100 milyar, kültür işbirliği kapsamında da 200 milyar TL bir katkı yapıldı. Bu protokol sadece Türkiye ile KKTC arasındaki işbirliği için, üçüncü ülkeleri kapsamıyor. Üçüncü ülkeler için tanıtma amaçlı bir protokol var, 1.5 trilyon gibi bir rakam var ancak bunun içerisinde törenler, üçüncü uyruklu öğrencilere yönelik katkılar da giriyor.”

 

İhaleler Kıbrıs’ta... Ancak ‘istisnalar’ var

 

- “İhaleler neden kuzey Kıbrıs’ta açılmıyor, Türkiye’de açılıyor”...

Gündemdeki önemli soru işaretlerinden birini de yine TC Yardım Heyeti uzmanları yanıtladı...

İşte açıklamalar:

“İhalelerin Kıbrıs’ta açılması ve sonuçlandırılması esastır. Teknik olarak burada yapılması mümkün olmayan ihaleler varsa, ancak o zaman Türkiye’de açıldı ki, bunlar çok istisnai durumlardır. Örneğin 2003 yılında Türkiye’de açılan tek bir ihale yoktur. Bu yıl ise sadece Girne Çevre Yolu ile Kuzey Sahil Yolu (2)’nin ihaleleri Türkiye’de açıldı. 10 Ocak’ta da sonuçlanacak. Neden Türkiye’de... Birçok sebebi var... Ancak Kıbrıslı Türk müteahhitlere tam kapasite çalışacağı oranda ihaleler veriyoruz. Örneğin 2003’te 19, 2004’te 24 yol ihalesi verildi. Bu yıl 24 trilyonluk yol, asfalt ihalesi bağlandı. Daha yapılacak 620 kilometre yol var... Gelelim Türkiye’de açılan iki istisna ihalenin nedenlerine... Bunlar çok yüksek teknik teçhizat, laboratuar, çok sayıda yetişmiş uzman personel gerektiren işler. Yol mühendisliği ayrı bir uzmanlık alanı elbette. Bir de buradaki ihale sistemi, uzun vadeli çalışmalara olanak sağlamıyor. İhale birim fiyatları, uzun vadeli işlerde lehte ya da aleyhte sorun yaratıyor. Çok daha az sayıda müteahhidin olması nedeniyle rekabet koşulları oluşmuyor. Örneğin, Girne Çevre Yolu ile ilgili KKTC Karayolları Dairesi ile yaptığımız toplantıda bize verilen rakam 18 trilyon TL’ydi, Türkiye’de 15 trilyon bir rakam çıktı, bunun da % 48 indirimi var. Yani 8 trilyonluk bir fark... Bir diğer sorun elbette zamanında teslim konusu. Lefkoşa’da 7 kilometrelik bir yol, 7 ay gecikmeyle teslim edildi. Gözden kaçmaması gereken 2003 yılında 19, 2004’te 24 yol ihalesi Kıbrıslı Türk müteahhitlere verildi. Bu yıl 25 trilyonluk yol, asfalt çalışması yapıldı.”

Uzmanlar, “neden Türkiye’den firmalarla işbirliği yapılmasına izin verilmiyor” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Ortaklık mümkün. Taşeron çalışma da mümkün ve bu yöntem uygulandı”

“Konsorsiyum” taleplerinin geri çevrildiğinin anımsatılması üzerine ise bu konunun daha geniş bir çalışma ile ele alınacağı kaydedildi.  

 

YENIDUZEN 30/12/04

 

Denktaş’tan Rahmi Koç’a tepki

 

İşadamı Rahmi Koç’un “Kıbrıs meselesi 30 yıldır Türkiye’nin önünde engel” sözlerine KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tan tepki geldi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

31 Aralık 2004—  Koç’un Rumlar gibi konuştuğunu belirten Denktaş, “Kaderimizi Koç ve benzerleri değil, Türk milleti ve Kıbrıs Türk halkı tayin edecek” dedi. Denktaş, 1974’ten bu yana Kıbrıs’a yatırım yapmayan işadamlarını da eleştirdi.

 

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, işadamı Rahmi Koç’a ve ailesine büyük sevgisi olduğunu, ama Kıbrıs meselesini yaratıp Türkiye’nin önüne engel olarak koyma becerisini gösteren Yunanistan ve Rumların tezini en üst kademedeki bir işadamının desteklemesinin üzücü olduğunu söyledi.
       Denktaş, “Koç, 30 yıldır engeldir diyor; Rumlar gibi konuşuyor. Çünkü Kıbrıs meselesi 42 yıldır Türkiye’nin hayati milli bir meselesi olarak gündemdedir. Rumlar 30 yıldır der; Türkiye’nin buraya gelişinden başladığı için” diye konuştu.
       Türkiye’nin Kıbrıs’a barış getirdiğini, bir hamlede 10 bin Rumun kurşuna dizilmesini önlediğini, AKEL liderinin de o zaman bunu açıkladığını vurgulayan Denktaş, Türkiye’nin Kıbrıs Türklerinin imha edilmesini de önlediğini belirtti.
       
İŞADAMLARINA ELEŞTİRİ
       Denktaş, işadamlarını Kıbrıs’a yatırım yapmadıkları için de eleştirdi ve “Burada Koç ve benzeri firmalar 1974 sonrası köklü yatırımlar yapmış olsaydı, Rum Kuzey’e baktığında sadece huduttaki Mehmetçiği değil, Türk sermayesini de ve bu sermayenin sayesinde her alanda iş bulmakta olan gençlerin varlığını ve yücelen bir ekonomiyi görerek bizi eşit bir ortak olarak kabul ederek meselenin halli kolaylaştırmış olacaktı. Kaderimizi Koç ve benzerleri değil, Türk milleti ve Kıbrıs Türk halkı tayin edecek diye düşünüyoruz” dedi.
       

 

 

 

Papadopulos'tan Türkiye'ye AB resti

 

''Türkiye koşullara uymazsa müzakereler başlamaz''



30 Aralık, 2004 22:36:00 (TSİ) CNN TURK

 

Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, ''Türkiye, üyelik koşullarına uymazsa müzakereler başlamaz'' dedi.

Papadopulos, Başbakan Erdoğan'ın Avrupa Konseyi'nin verdiği kararların AB'nin tek taraflı kararları olduğu ve bunları Ankara'nın imzalamadığı yönündeki açıklamasıyla ilgili sorusunu yanıtlarken, Erdoğan'ın, sadece çok dar teknik açıdan haklı olduğunu savundu ve "İsterse imzalamayabilir. İmzalamazsa müzakereler başlamaz'' dedi.

AB üyesi ülkelerin, aday ülkelerin hangi şartları uygulayacağına karar verdiğini, ancak aday ülkenin eğer arzu ederse bu şartları kabuletmeyebileceğini ifade eden Papadopulos, Türkiye'nin üyelik için AB'ye başvuru yaptığını, koşullara uymaması durumunda müzakerelerin başlamayacağını belirtti.

"Kıbrıs'ta kalıcı bir çözüm için şartlar mevcut"

Kıbrıs sorununun çözümü koşullarının oluşması konusunda iyimser olup olmadığının sorulması üzerine ise Papadopulos, ne iyimser, ne de kötümser olduğunu ifade etti. Papadopulos, kalıcı ve çalışabilir bir çözümün bulunması için koşulların var olduğuna inandığını, ancak dans etmek için iki kişinin gerektiğini söyledi.

Kıbrıs sorunuyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Tasos Papadopulos, ''müzakerelerin yeniden başlaması koşullarının oluşması için, gündemi ve ele alınacak konuları, müzakerelerin açık ve özgür olup olmayacağını, hakemlik olup olmayacağını ve başka konuları bilmemiz gerekir'' dedi.

Rum tarafının tavrı saf

Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının geri çekilebileceği en son noktayı açıklaması ve ne istediğini ortaya koyması tavrının gerçekçi olmadığını, saflık olduğunu söyledi.

Rusya'nın 'Kıbrıs itirazı' sürüyor


31 Aralık, 2004 03:51:00 (TSİ) CNN TURK

 

Rum medyasının Yunanistan resmi haber ajansı ANA'ya dayandırdığı habere göre, Rusya, Kıbrıs'ta referandumun ardından BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı rapora itirazını sürdürüyor.

ABD'nin Rusya lideri Vladimir Putin'in Türkiye ziyareti sonrasında yaptığı nabız yoklaması, Moskova'nın rapora hala soğuk baktığını ortaya çıkardı. Annan'ın 24 nisan referandumu sonrası hazırladığı rapor, başta ekonomik ambargoların kaldırılması olmak üzere KKTC'ye dönük bir dizi ekonomik açılım öngörüyor.

Moskova: “Kıbrıs tutumumuzda değişiklik yok”

ABD, Vladimir Putin'in Ankara ziyaretinin ardından Rusya'dan raporun BM Güvenlik Konseyi'nde onaylanması önündeki engelini kaldırmasını istedi. Rusya'nın Washington'un talebine yanıtı ise "Kıbrıs konusundaki tutumumuzda bir değişiklik yoktur. Annan'ın raporunun onaylanmasına izin vermemiz söz konusu değildir" oldu.

Türkiye ve KKTC'nin onaylanmasını istediği ancak Rumların şiddetle karşı çıktığı raporun BM Güvenlik Konseyi'nde onaylanması, raporun BM kararına dönüşmesi ve kuruluşa üye tüm ülkelerin uyması anlamına geliyor.

 

Papadopulos: Türkiye koşullara uymazsa müzakere başlamaz

 

Lefkoşa

Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, “Türkiye'nin üyelik için Avrupa Birliği'ne (AB) başvuru yaptığını, koşullara uymaması durumunda müzakerelerin başlamayacağını” söyledi.

Papadopulos, Rum gazetecilerin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ”Avrupa Konseyi'nin verdiği kararların AB'nin tek taraflı kararları olduğu ve bunları Ankara'nın imzalamadığı” yönündeki açıklamasıyla ilgili sorusunu yanıtlarken, Başbakan Erdoğan'ın, “sadece çok dar teknik açıdan haklı olduğunu” savundu ve “İsterse imzalamayabilir. İmzalamazsa müzakereler başlamaz” dedi.

   

“AB üyesi ülkelerin, aday ülkelerin hangi şartları uygulayacağına karar verdiğini, ancak aday ülkenin eğer arzu ederse bu şartları kabul etmeyebileceğini” ifade eden Papadopulos, “Türkiye'nin üyelik için AB'ye başvuru yaptığını, koşullara uymaması durumunda müzakerelerin başlamayacağını” belirtti.

     

Kıbrıs sorunuyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Tasos Papadopulos, ”Müzakerelerin yeniden başlaması koşullarının oluşması için, gündemi ve ele alınacak konuları, müzakerelerin açık ve özgür olup olmayacağını, hakemlik olup olmayacağını ve başka konuları bilmemiz gerekir” dedi.

   

NE İYİMSER NE KÖTÜMSER

 

“2005 yılı içinde Kıbrıs sorununun çözümü koşullarının oluşması konusunda iyimser olup olmadığının” sorulması üzerine ise Papadopulos, “Ne iyimser, ne de kötümser olduğunu” ifade etti.

   

Papadopulos, “Kalıcı ve çalışabilir bir çözümün bulunması için koşulların var olduğuna inandığını, ancak dans etmek için iki kişinin gerektiğini” söyledi.

   

Papadopulos, “Kıbrıs Rum tarafının geri çekilebileceği en son noktayı açıklaması ve ne istediğini ortaya koyması tavrının gerçekçi olmadığını, saflık olduğunu” söyledi.

 (aa)

HURRIYET 31/12/04

 

Makarios planı

31/12/2004 RADIKAL

REUTERS - LONDRA - Britanya'nın 1974'te askeri darbe ile devrilen Rum lider Makarios'u koltuğuna döndürmek için 12 bin asker gönderme planı yaptığı ortaya çıktı. Britanya Ulusal Arşivleri'ndeki belgelere göre, Savunma Bakanlığı, Temmuz 1974'te hava desteğiyle birlikte üç tugay asker gönderilmesine dair bir plan yaptı. Ancak kimi uzmanlar gerilla savaşı ile direniş başlatılacağı görüşünden hareket ederek ordunun Kuzey İrlanda'daki gibi zor duruma düşebileceği uyarısı yapınca planın uygulanmasından vazgeçildi.

 

Papadopulos isteksiz

Uluslararası toplum ve Türkiye, Kıbrıs sorununun AB ile müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim 2005'ten önce çözümlenmesini hedefliyor. Ancak, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 3 Ekim'den önce herhangi bir girişimin içinde yer almamak konusunda kararlı görünüyor. Rum basınına göre Papadopulos, Türkiye'nin AB müzakerelerinden önce imzalamayı taahhüt ettiği ve "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınması anlamına gelecek protokolü bekliyor

 

Uluslararası toplum ve Türkiye, Kıbrıs sorununun AB ile müzakerelerin başlayacağı 3 Ekim 2005'ten önce çözümlenmesini hedefliyor. Ancak, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 3 Ekim'den önce herhangi bir girişimin içinde yer almamak konusunda kararlı görünüyor.

Rum basınına göre Papadopulos, Türkiye'nin AB müzakerelerinden önce imzalamayı taahhüt ettiği ve "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınması anlamına gelecek protokolü bekliyor.

17 Aralık'ta, Brüksel'de yapılan Avrupa Birliği zirvesinde Başbakan Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'dan Kıbrıs konusunda yeni bir girişim başlatmasını istemiş, dönem başkanı Hollanda da, bu yönde mesajlar vermişti. Ancak Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, müzakerelerin yeniden başlaması konusunda herhangi bir inisiyatif üstlenme niyetinde olmadığı bildirildi.

Rum basınına göre Papadopulos, Türkiye'nin 3 Ekim'de başlayacak AB müzakerelerinden önce imzalamayı taahhüt ettiği ve "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınması anlamına gelecek protokolü bekliyor. Tasos Papadopulos bu tarihe kadar Kıbrıs sorunuyla ilgili herhangi bir girişimin içinde yer almayı planlamıyor.

Politis gazetesinin başlığında, "Papadopulos, Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik yeni çabalara isteksiz, Ankara'nın protokolü imzalamasını öne çıkarıyor" ifadesi dikkat çekti. Gazeteye göre Tasos Papadopulos, Türkiye'nin gümrük birliğini genişletme protokolünü imzalamasının getireceği dolaylı tanınmayla siyasi zeminin değişmesini bekliyor.

Rum gazeteleri ne yazdı?

Alithia haberi, "İnisiyatif Gündem Dışı -Başkan Papadopulos'un Ne Niyeti Ne Keyfi Var - Prendergast Konusunda Bilgisi Olmadığını Söylüyor ve Türk Açıklamalarını Yorumlamaya Efor Harcıyor" başlık ve spotlarıyla okurlarına aktardı.

Gazete, Rum yönetimi başkanının önceki gün BM genel sekreterine inisiyatif üstlenmesi talebini içeren bir mektup göndermek niyetinde olup olmadığı sorusuna karşılık yaptığı tek şeyin soruya yanıt vermemek olduğunu ve yalnızca, Kıbrıs Rum tarafının mümkün olduğunca çabuk çözüm istediğini söylemekle yetindiğini yazdı ve şöyle devam etti:

"Başkan Papadopulos'un gündeminde Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlaması amacıyla kendisi tarafından inisiyatif üstlenilmesi diye bir şey yok. Ayrıca mevcut aşamada böyle bir şeye niyet etmeye keyfi varmış gibi de görünmüyor. BM tarafından yeni inisiyatif üstlenilmesi için BM genel sekreterine mektup gönderme niyetinde olup olmadığı sorusuna, yanıt vermekten kaçındı.

Hükümetin inisiyatif üstlenmenin ötesinde -ki böyle bir şey yok- BM genel sekreter yardımcısı Kieran Prendergast'ın bölgeye gelmesinin söz konusu olup olmadığı hakkında BM'nin niyetini öğrenme niyeti de bulunmuyor. Prendergast'ın ocak ayında Kıbrıs'a geleceğine dair resmi bilgi bulunup bulunmadığının sorulması üzerine Papadopulos, şu ana kadar resmi bilgi alınmadığını söyledi. Geçen eylül ayında Prendergast'ın Kıbrıs'a, "son gelişmelerle ilgisi olmayan" bir ziyaret gerçekleştirmesi olasılığına ilişkin bir açıklama olduğunu sözlerine ekledi.

Edindiğimiz bilgilere göre hükümetin değerlendirmesi, Prendergast'ın adaya gelişi nihayetinde gerçekleşirse bunun, işgal bölgelerindeki seçimlerden sonra ve müdahil tarafların nabzının tutulması amacıyla olacağı şeklindedir. Ancak aynı zamanda, işgal bölgelerindeki seçimler nedeniyle -böyle bir şeyin, sorunun çözülmesi taraftarı olan güçlere yardımı dokunacağı değerlendirilirse- uluslararası unsur tarafından harekette bulunulması olasılığı göz ardı edilmiyor.

Başkan Papadopulos inisiyatif alma niyeti olmasa da, en azından kamu oyuna yönelik açıklamalarında, Kıbrıs Rum tarafının sorunun mümkün olduğunca çabuk çözülmesini istediği tezini dile getiriyor. Türkiye'nin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Başkanı Deniz Baykal'ın ABD ve İngiltere'yi ekim ayına kadar bir çözümü kabul etmesi için Rum tarafına baskı yapmaya çağırdığı açıklamasını yorumlamaya davet edilen Papadopulos, "Biz, mümkün olduğunca çabuk çözüm istiyoruz" dedi.

Başkan Papadopulos'a göre, Türk tarafınca istenilen şey Kıbrıs sorununun çözümü değil, "'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin lağvedilmesidir. Ortaya konulan soru çözüm değil, çözümün ne olacağıdır. Onlar, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımak zorunda kalmasınlar diye, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni lağvedecek ve ona yeni bir şekil kazandıracak bir çözüm istiyorlar" dedi.

Papadopulos, Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Annan Planı'nı görüşmeye ve revize etmeye hazır olduğu yolundaki açıklamasını yorumlarken, "Erdoğan, gerek kendi iç tüketimlerine yönelik, gerekse bizim haricimizdeki başka kulakları muhatap alan pek çok çelişkili ve belirsiz açıklamada bulundu" dedi. Papadopulos, Türk başbakanı resmi açıklama yapmazsa yorum yapamayacağını da belirtti.

Türkiye'nin 3 Ekim'de AB'yle üyelik müzakerelerine başlayabilecek durumda olmayacağını gösteren değerlendirmeleri yorumlayan Papadopulos, Türkiye'nin ilk önce üyelik öncesi prosedür olan Screening aşamasını geçmesi gerektiğini belirterek bu aşamanın, ülkenin mevzuatının ilgili başlıklarda AB mevzuatı ile kıyaslanarak denetlenmesini teşkil ettiğini kaydetti. Papadopulos "Bu aşamanın ne kadar süreceğini kimse bilemez. Screening gereklidir" dedi.

Kıbrıslı Türk lider Rauf Denktaş'ın Türkiye'nin sahte devletin tanıtılması hedefini terk ettiği kanaatine varması durumunda silaha başvuracağından söz ettiği açıklamasını da yorumlayan Papadopulos, bu tür açıklamaları büyütmenin veya bunlara önem vermenin hiçbir hedefe hizmet etmeyeceğini söyledi."

Simerini, "Görüş Mesafesi Sıfır - Kıbrıs Sorununda Yaprak Kımıldamıyor" başlığıyla okurlarına aktardığı haberinde, Rum yönetiminin Kıbrıs sorunundaki inisiyatiflere hazırlıklı olduğuna dair hiçbir işaret bulunmadığını yazdı.

Gazete Rum yönetiminin, KKTC'de gerçekleştirilecek seçimler bitene kadar önümüzdeki üç ay içinde herhangi bir hareketlilik olmasını beklemediğini,Rum yönetimi başkanının ve Rum hükümetinin yeni yıl içinde çabalarını, Türkiye'yi, Ankara Anlaşması'nı Güney Kıbrıs'ı da kapsayacak şekilde genişletmeyi imzalamaya zorlamak için baskı uygulamaya yoğunlaştıracağını yazdı, özetle şunları kaydetti:

"Bu çerçevede başkan Papadopulos, Avrupa ülkelerine ziyaretlerde bulunacak ve Gümrük Birliği anlaşmasını, üyelik müzakerelerine başlama tarihi olan 3 Ekim 2005'ten çok daha önce imzalaması için Türkiye'ye baskı yapılmasını isteyecek. Kıbrıs hükümeti halen, AB Temas Komitesi'ne başvurarak gümrük birliğinin imzalanmasının hızlandırılması talebinde bulundu, AB'ye Kıbrıs'la birlikte üye olan 9 ülke de baskı uyguluyor. Temas Komitesi, Kıbrıs hükümetine gümrük birliğinin imzalanması için genel olarak çalıştığını ve Türkiye'nin iyi niyet göstermesi durumunda bunun iki ay içinde bile gerçekleşebileceğini iletti. Kıbrıs tarafı imzanın 3 Ekim'den çok önce atılmasını talep etti, Türk tarafı ise yükümlülüklerinden kaçınma yolları bulmak çabasıyla pek çok çekince ortaya koyarak geciktiriyor. Bu arada başkan Papadopulos, yukarıda kaydedilenleri doğrulayarak Türkiye'nin, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin lağvedilmesi anlamına gelecek bir çözüm arzu ettiğini söyledi."

Politis, "Yeni İnisiyatife İsteksiz - Başkan Papadopulos Protokolün İmzalanmasını Daha Üst Sıraya Çıkarıyor" başlıklı haberinde, Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'un Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik yeni bir çabaya dahil olmakta isteksiz olduğunu, bu tavrını şu üç unsurun belirlediğini yazdı:

"*Beklemekte olduğu siyasi olgularda esaslı değişim olmadan önce Annan Planı'nın -değişikliklerin görüşülmesi için bile- yeniden gündeme gelmesini arzu etmiyor.

*Gelecekteki müzakerelerin temel ve içeriğini değiştirecek yol olarak "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin Türkiye'nin gümrük birliğini genişletme protokolünü imzalamasıyla dolaylı da olsa tanınmasını, daha üst sıraya çıkarıyor.

*Türkiye'nin protokolü imzalama yükümlülüğünü atlatmak için ekim ayına kadar olası bir müzakere prosedürünü kullanacağı anlaşılıyor. Bu temel ile başkan Papadopulos, kendisinin herhangi bir inisiyatif üstlenmesinin söz konusu olmadığını açıkça ortaya koyarken baskıcı takvimleri ve hakemliği kabul etmeyeceğini şu anda Lefkoşa'nın resmi politikası haline getirerek Ankara'dan gelecek herhangi bir hareketin önüne geçmeye çalışıyor"

Fileleftheros haberi "Tasos: Çözüm İstiyoruz Ancak Türkiye'nin İstediği Çözümü Değil - Prendergast'ın Kıbrıs Ziyareti Hakkında Resmi Hiçbir Bilgi Yok" başlığıyla okurlarına aktardı.

Haravgi, Papadopulos'un önceki günkü açıklamasını "Mümkün Olduğunca Çabuk Çözüm - Başkan Papadopulos: Ortadaki Soru, Bulunacak Çözümün İçeriğidir. Türkiye, Tanımamak İçin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Lağvedilmesi Anlamına Gelecek Çözüm İstiyor" başlık ve spotuyla okurlarına aktardı.

Mahi, "Başkan Papadopulos Ankara'nın Çözümle İlgili Niyetinden Kuşkulu" başlığını attı.

KIBRIS 31/12/04

 

KKTC’nin bağımsızlığı için en fazla çalışan...

Başbakan Mehmet Ali Talat, kendisinin “KKTC’nin bağımsızlığı hayaldi” demediğini, “KKTC’nin tanınması hayaldi” dediğini vurguladı.

Başbakan Talat, “KKTC’nin bağımsızlığı hayaldi” dediği yönündeki haberin spekülasyon amaçlı olarak sözlerinin saptırıldığı bir haber olduğunu kaydetti.

Kendisinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olarak faaliyet göstermesi için elimden gelen çabayı ortaya koyduğunu söyleyen Talat,  “Sanırım ki KKTC tarihinde de bu konuda en tutarlı ve en yoğun çalışmayı ben yürüttüm ve benim hükümetim yürüttü” dedi.

Başbakan Talat, Bakanlar Kurulu’na girerken UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu’nun konuyla ilgili eleştirilerinin hatırlatılması üzerine yaptığı açıklamada, “kendi devletinin başbakanı olduğunu kabul etmiyor” eleştirilerine karşı çıktı ve şöyle dedi:

“Ne münasebet. Ben hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin başbakanıyım hem de istifa etmiş hükümete rağmen hiçbir konuda geri durmadık, bütün görevlerimizi yerine getirdik, seçim de düşünmeden, işte seçim ekonomisi de gütmeden, çok açık ve net olarak görevlerimiz ne ise onu yaptık. Yani bu konuda herhangi bir tereddüt söz konusu değildir.”

Son günlerde, kendisinin “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsızlığını bir hayal olarak gördüğünün” söylendiğini ifade eden Başbakan Talat, bunun doğru olmadığını, bu yöndeki haberin çarpıtılmış bir haber olduğunu belirtti.

Talat, konuyla ilgili sözlerini ve olayı şöyle anlattı:

“Haber Türk’ün Basın Kulübü programında programcının defaatle, yani ‘KKTC’nin tanınması bir hayal miydi’ şeklinde soru sorması üzerine, ben de, ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanınması ve uluslararası ülkeler ailesine katılması mümkün değildi’ şeklinde bir ifadem oldu. ‘Yani bir hayal miydi’ deyince, ‘Turan gibi, Turan öyküsü gibi, bir zamanların Turan öyküsü gibi bir olaydı, bir hayaldi’ dedim.”

Bağımsızlığın bir hayal olduğunu söylemediğini, tanınmanın bir hayal olduğunu söylediğini kaydeden Başbakan Mehmet Ali Talat, şöyle devam etti:

“Yoksa sanırım ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olarak, bağımsız faaliyet yürütmesi için en çok çalışan kişi benim. Dış karışmacılıklara en fazla karşı çıkan benim. Kendi ülkemizin kurumlarının yönetmesi konusunda en ısrarlı olan benim...

Başka partiler, bizden önceki partiler, bizden önceki hükümetler, Kıbrıs Türk kurumlarını işleyemez hale getirmiş, Türkiye’nin birçok konudaki müdahalesine, eski hükümetlerin müdahalesine açık bırakmış, hatta birçok kurumumuzu tamamen Türkiye’den atanmış kişilerle yönetmeyi kabullenmiş, benimsemiş idi. Ve onlar bana bağımsızlık konusunda ders vermeye kalkışıyorlar...

Böyle birşey söz konusu değildir. Ben Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olarak faaliyet göstermesi için elimden gelen çabayı ortaya koydum ve sanırım ki KKTC tarihinde de bu konuda en tutarlı ve en yoğun çalışmayı ben yürüttüm ve benim hükümetim yürüttü.

Benim hayaldi dediğim, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması... Bunu sadece ben söylemedim. Bunu başkaları da söyledi. Böyle bir faaliyete de bizden önceki hükümetler hiç girişmedi. Tanınma konusunda bir çaba ortaya koymadı. Dolayısıyla söz değil, iştir yapılması gereken. Biz iş yaptık. İş yapıyoruz...

Herhalde Sayın Eroğlu’nun söylediği de buydu; çünkü ona bağlı olarak arka arkaya açıklamalar yapıldı. O açıklamalar yanlış bilgilenmeden kaynaklanır diye iyi niyetli bir yaklaşımla cevap vermiş olayım onlara. Çünkü hakikaten basında öyle yayımlandı. Orijinali dinlemiş olsalardı, herhalde böyle açıklamalar yapmazlardı.”

“SEÇİMLERDEN SONRA HAREKETE GEÇİLMESİ YAKLAŞIMINDA DEĞİLİZ”

Uluslararası toplum ve aktörlere seslenen Başbakan Mehmet Ali Talat, hükümetinin ve KKTC’nin çözüm istediğini, bunda samimi olduklarını belirtti ve seçimlerin beklenip seçimlerden sonra çözüm için faalieyete geçilmesi yaklaşımında olmadıklarını bildirdi. Talat, “biz, Rum Yönetimi Lideri Papadopulos gibi elde ettiğimiz avantajların üzerine yatarak, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden medet ummuyoruz” dedi.

Dünyada “Kuzey’deki seçimlerin bekleneceği” gibi bir anlayış bulunduğuna işaret eden Talat, şöyle konuştu:

“Bu aşamada şunun altını çizmek istiyorum. Biz hükümet olarak ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak herhangi bir şekilde seçimlerin beklenip seçimlerden sonra faaliyete geçilmesi gibi bir yaklaşım içinde değiliz.”

HALKIN SESI 31/12/04