|
|
|
|||
|
|
|
24 Aralık 2004 Erdoğan, TÜSİAD Yüksek İstişare
Kurulunda yaptığı konuşmada dokunulmazlıkların
kaldırılması konusuna da değindi. Erdoğan
dokunulmazlıkların sadece siyasetçiler için değil,
istisnasız tüm kamu görevlileri için kaldırılması
gerektiğini söyledi. |
|
Başbakan Erdoğan ABden müzakere tarihiyle ilgili
alınması konusunda gelinen noktanın varış değil,
çıkış noktası olduğunu belirtti. Erdoğan Süreci
hep birlikte elele götürmek lazım. Arada makas çok açık. Bu
makası hep birlikte kapayacağız. Aksi takdirde tarih bizi
affetmez dedi.
DOKUNULMAZLIKLAR
Erdoğan dokunulmazlık konusunda sadece
siyasetçinin dokunulmazlığının
kaldırılmasını kabul edemeyeceklerini çünkü bu durumun
siyaset kurumunu zayıf düşüreceğini belirtti. Erdoğan
Bizim dokunulmazlıkla ilgili düşüncemiz, istisnasız bütün kamu
görevlilerinin dokunulmazlık zırhından
çıkarılmasıdır. Bunda varız. Ama sadece siyasetçi için
olursa bunda yokuz dedi. .
KIBRIS KONUSU
Başbakan Erdoğan Kıbrıs
konusunda kararı verirken Güney Kıbrısı mağlup ettik
anlayışıyla değil, bir hakkı almak için
çalıştıklarını söyledi. Erdoğan AB sürecini
yeniden yaşanacak Kuzey Kıbrıs-Güney Kıbrıs
sürtüşmesine kurban etmek istemiyoruz. 24 Nisan sürecinde nasıl
olumlu gayret gösterdiysek, yarın da aynı olumlu
yaklaşımı gösteririz.
Kıbrıs konusunda barış ve
uzlaşma olması gerektiğini belirten Başbakan Erdoğan
Şimdi bazı dedikodular yapılıyor, efendim Annan Planı
ortada değil. Zaten Annan Planının ruhunda şu var, 24
Nisan referandumunda her iki taraftan da evet çıkmayınca Annan
Planı düşüyordu. Ama Annan Planı yeniden düzenlenir. Her iki
tarafın da mutabık kaldığı şekilde yeniden
düzenlenip yeniden önümüze gelebilir.
Adı Annan Planıdır diye niye
rahatsız oluyorsunuz? Önemli olan içeriği değil mi? Bunun
içeriğini yeniden karşılıklı olarak her iki
tarafın da mutabık kaldığı şekilde düzenlenir.
Ondan sonra da halka bu sunulur. Tarafların ön yargılardan
kurtulması için hepimizin birlikte el ele vermesi,
barışınsürmesi için çok faydalı olacağına
inanıyorum dedi.
Erdoğan Brüksel Zirvesinden sonra BM Genel
Sekreteri ile görüştüğünü belirterek Kendisine önümüzde
yapacağımız işler var, bu konuda birlikte neler
yapabiliriz, meseleyi çözmemiz lazım dedim diye konuştu.
Erdoğan AB üyesi ülkelerin Kuzey
Kıbrısa verdikleri sözü tutmadıklarını belirterek
Vereceklerini söyledikleri 259 milyon doların, 6 milyon
dolarını bu yıl verelim, dediler. Yeni Cami önündeki dilenciye
layık görülen bir uygulama bu. Türkiye gerekli desteği Kuzey
Kıbrısa bundan sonra da verecek. Biz buradaki sorunun dostça
çözülmesini istiyoruz. dedi.
DİYARBAKIRA ZİYARETLER
Başbakan Erdoğan, Avrupadan gelen veya AB
ülkelerinden gelenlerin Diyarbakırı gezmek istediğini ve bunun
tamamen siyasi bir yaklaşım tarzı olduğunu ifade etti.
Erdoğan Diyarbakırın Türkiyenin Ankara ve İstanbuldan
sonra üçüncü ili durumuna geldiğine işaret ederek, Diyarbakır
niye acaba? Bir ekonomik canlılık, kültürel canlılık,
turizmde aşırı zenginlik olduğu için mi, yok niye? Oradaki
tamamen siyasi bir yaklaşım tarzı. Bu bizi rahatsız
etmektedir diye konuştu. Başbakan Erdoğan, Adı zaman
zaman konulan ama ülkemizdeki birlik beraberliğe kalkıp da olumsuz
yaklaşım gayreti içinde olanların tezgahıdır. ABli
dostlarıma da söylüyorum. Diyarbakıra bu kadar gidiyorsunuz, niçin
Erzuruma, Konyaya, Kayseriye Rizeye gitmiyorsunuz? Türkiye 81 vilayet.
Niçin oralara gitmiyor sunuz? Neyi anlamayı neyi öğrenmeyi istiyor
sunuz, söyler misiniz?
Elinize uzatılmış olan sipariş
listesine bakarak, eğer ülkeyle ilgili rapor hazırlayacaksanız,
bu raporları kabul etmeyiz. Bu Türkiyenin kabulü olamaz, raporların
sağlıklı olması için, her cepheden Türkiyeyi görmeniz
lazım. Ama öyle bir derdiniz yoksa bunu da görmek mümkün
olmayacaktır dedi.
|
KKTCde
seçimler 20 Şubatta |
|
|
|
KKTCde erken genel
seçimlerin 20 Şubat Pazar günü yapılacağı
açıklandı. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
|
24 Aralık 2004 Cumhurbaşkanlığı seçimleriyse 17
Nisanda yapılacak. |
|
KKTC Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Taner Erginel,
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın erken seçimlerle ilgili
kararının resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe
girdiğini belirtti.
İlgili yasaya göre seçim sürecinin ve
yasakların yarından itibaren başlayacağı açıklandı.
Erginel, seçmen listelerinin yenileneceğini belirtti. Bu çerçevede geçen
seçimlerde oy kullanan yaklaşık 141 bin kişiye ek olarak 18
yaşına gelen ve KKTC vatandaşlığına kabul
edilerek seçmen sıfatı kazananlar da oy kullanabilecek.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de
değinen Erginel, yasaya göre Rauf Denktaşın 5 yıllık
görev süresinin Nisanda sona ereceğini ve
cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de 17 Nisanda yapılacağını
açıkladı.
|
'Kıbrıs sürtüşmesine AByi kurban etmeyiz' |
|
|
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyinde konuşan Başbakan Erdoğan, Kıbrıs konusunda her yerde ben haklıyım mantığıyla hareket etmenin ne uzlaşma ne barış getireceğini söyledi. Erdoğan, Ama biz AB sürecini Kuzey-Güney Kıbrıs sürtüşmesine kurban etmek istemiyoruz dedi. BAŞBAKAN
Tayyip Erdoğan, Şimdi iş nereye doğru götürülüyor,
Kıbrıs olayına Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs
arasındaki sürtüşmelerin başlatılmasına. Biz
AB sürecini böyle bir sürtüşmeye kurban etmek istemiyoruz dedi. Erdoğan,
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısında
yaptığı konuşmada, önlerindeki süreçte AB Komisyonu ile
yapacakları görüşmelere göre karar vereceklerini belirterek,
şunları söyledi: |
|
HURRIYET 25/12/04
Boncuku köpekler öldürdü, Denktaş yasta
|
Ömer BİLGE / LEFKOŞA KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın yanından bir an olsun ayırmadığı 2 yaşındaki köpeği Boncuk, sokak köpeklerinin saldırısında hayatını kaybetti. İstanbuldaki temaslarının ardından adaya dönen ve köpeğinin öldüğünü öğrenen Denktaş gözyaşlarını tutamadı. Boncuk üç gün önce akşam saatlerinde Cumhurbaşkanının yazlık konutu Yılanadasında sokak köpeklerinin saldırısına uğradı. Göğsünden ağır yaralanan Boncuk hemen veterinere götürüldü. Bütün müdahalelere rağmen Boncuk önceki gece öldü. Denktaş, Boncuk için uygun bir eş arıyordu. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın bir önceki köpeği Kont da yine sokak köpeklerinin saldırısına uğrayarak can vermişti. |
HURRIYET 25/12/04
KKTC'de
eşek krizi
1 Ocak'tan itibaren damga pullarında Dr. Fazıl Küçük'ün
fotoğrafı yerine Kıbrıs eşeği fotoğrafının
yer alacak olması, adanın kuzeyini karıştırdı
Sefa Karahasan - Lefkoşa
KKTC'de istifa eden ancak 20 Şubat'taki genel seçime kadar görevini
sürdürecek olan Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) - Demokrat Parti (DP) koalisyon
hükümetinin Kıbrıs Türk halkının özgürlük mücadelesi lideri
Dr. Fazıl Küçük'ün damga pullarında yer alan
fotoğrafının yerine "Kıbrıs eşeği"
fotoğrafının konulacağını açıklaması,
KKTC'yi karıştırdı. CTP'ye bağlı Maliye
Bakanlığı'nın aldığı karara göre,
yıllardır damga pullarının üzerinde bulunan Dr. Fazıl
Küçük'ün fotoğraflarının yerine başta Kıbrıs
eşeği olmak üzere, yılan, kelebek gibi çeşitli
hayvanların resimleri konulacak.
Bu haberin
Dr. Fazıl Küçük'ün oğlu Mehmet Küçük'ün gazetesi Halkın Sesi'nde
yayımlanması üzerine siyasi partilerden ve sivil toplum
kuruluşlarından sert tepkiler geldi. CTP'nin giderayak
Kıbrıs Türk halkının tarihini silme çabası içinde
olduğu öne sürüldü. 1943 - 74 yılları arasında Türk
toplumunun haklarını savunmak için mücadele eden Dr. Fazıl
Küçük'ün oğlu Mehmet Küçük, aile olarak olaya çok üzüldüklerini, bu
dönemde böyle bir eyleme anlam veremediklerini söyledi.
Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve ana muhalefet partisi
lideri Derviş Eroğlu ise, bunun planlı bir saldırı
olduğunu belirterek, "Bu, Kıbrıs Türk halkının
ulusal mücadelesini ortadan kaldırmaya yönelik savaşın bir
parçasıdır" dedi. Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH)
Genel Sekreteri Mehmet Çakıcı ise, yapılan uygulamanın
Kıbrıs Türk halkının liderine karşı
yapılmış bir saygısızlık olduğunu vurguladı.
Halkın Sesi'ni ziyaret eden KKTC'yi Koruma Derneği Başkanı
Ahmet Ötüken, yapılan olayın çok ayıp olduğunu belirterek,
"Kıbrıs Türkü'nü mücadelesinden, tarihinden soğutmak ve
dış güçlere yalakalık etmek isteyenler, şimdi de damga
puluna el attı" diye konuştu. CTP ise, uygulamayı savundu.
Halkın Sesi Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Akay Cemal da,
uygulamanın tüm damga pulları üzerindeki Dr. Küçük resminin
kaldırılmasına yönelik olduğuna işaret ederek,
"diğer pullara istenilen şeklin konulabileceğini, ancak
damga pullarına hayvan resimlerinin konulamayacağını"
söyledi.
CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, eşekli damga pulunun
saygısızlık anlamına gelmediğini belirterek,
"Kanımca Dr. Fazıl Küçük yaşasaydı, o da damga
pullarının üzerinde resminin olmasını istemeyecekti"
dedi.
Dünyanın
en güzel gözlü eşeği
Damga puluna fotoğrafı konulacak hayvanlar arasında yer alan
Kıbrıs eşeğini, diğer eşeklerden ayıran en
önemli özelliği gözleri. Dünyanın en güzel gözlü eşeği diye
tanımlanan Kıbrıs eşeğinin boyutları da
diğerlerinden büyük. İngiliz idaresi zamanında maden
işlerinde kullanılmak üzere Afrika'dan Kıbrıs'a getirilen
ve burada çoğalan eşekler, Birinci Dünya Savaşı'nda da
bazı cephelere malzeme taşımak için kullanıldı.
Kıbrıs eşeği, KKTC'de Karpaz bölgesinde devletin
koruması altında tellerle çevreli bir alanda yaşıyor.
Burada 1300'ün üzerinde Kıbrıs eşeği bulunuyor.
MILLIYET 25/12/04
'Türkiye
tanımadan müzakereler başlayamaz'
Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, "Türkiye'nin, Güney
Kıbrıs'ı tanımadan Avrupa Birliği (AB) üyelik
müzakerelerine başlamasının mümkün
olmayacağını" ileri sürdü. Papadopulos, Rum Alfa
televizyonuna yaptığı açıklamada, AB'nin Yunanistan ve
Güney Kıbrıs'ı "göz ardı etmeyeceğini" ve
üye ülke olarak "Türkiye'nin müzakere sürecini durdurabileceklerini"
kaydetti. Annan Planı'nı olduğu gibi yeniden referanduma
götürmeyeceğini yineleyen Papadopulos, müzakerelere hazır
olduğunu, ancak BM Genel Sekreteri'nin hakemliğini ve dar müzakere
takvimini kabul etmeyeceğini söyledi. Rum lideri, "bu kez takvimin
Kıbrıs için değil, Türkiye için söz konusu olduğunu"
savundu.
3 Ekim'e kadar çözüm olmaz
Öte yandan, Türkiye, 3 Ekim 2005'e kadar Kıbrıs sorununa
kalıcı çözüm bulmak isterken, Ankara'da Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'le görüşen KKTC Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, 3 Ekim'e kadar çözüm bulunmasını
mümkün görmediğini açıkladı.
üzerinde Kıbrıs eşeği bulunuyor.
MILLIYET 25/12/04
Kükreyen
fare Kıbrıs
Bakalım
uzlaşma arayışındaki AB, Kıbrıs'a sözünü
geçirecek mi?
RADIKAL 25/12/04
Alman Sosyal Demokrat Parti
milletvekillerinden Lale Akgün, Kıbrıs için, nefis bir mizah
anlayışıyla 'Süper Güç' tanımını kullanıyor.
Doktor Akgün'ün geçenlerde Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Wolf-Ruthart Born'un
evinde verilen bir davetteki sohbette kullandığı bu tanım,
Peter Sellers'in başrolünü oynadığı nefis siyasi komedi
filmi 'Kükreyen Fare'yi çağrıştırıyor. Soğuk
Savaş'ın başlarında 1959'da çevrilen bu filmde, adı
duyulmamış, hayali bir Avrupa prensliği, içinde bulunduğu
sıkıntılardan kurtulup, bloklararası dengede kendisine yer
bulabilmek için ABD'ye savaş ilan ediyordu.
Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ndeki Tasos Papadopulos yönetimi, Akgün'ü
haklı çıkaracak şekilde dünyanın en sözü geçen ülkelerinden
fazla engelleyici güce sahip görüntüde.
Örnekleri var. Kıbrıs Rumları 24 Nisan 2004
halkoylamalarında uzlaşma ve birleşme öngören, AB ve ABD
destekli Annan Planı'nı reddettiler. AB, bunun üzerine Kuzey
Kıbrıs üzerindeki ekonomik dışlanmışlığın
hafifletilmesi için bir dizi ticari ve mali önlem aldığını
açıkladı. AB bu kararı aldığı tarihte henüz 15
üye idi ve bu kararda imzası olanlar arasında Yunanistan hükümeti de
vardı. Ancak aynı AB, kendi desteklediği uzlaşmayı
reddetmiş olmasına karşın 1 Mayıs'ta Kıbrıs
Rum Cumhuriyeti'ni adanın tamamını temsilen tam üye kabul etti.
Papadopulos yönetiminin yaptığı ilk iş, Türk
tarafının üzerindeki baskıyı hafifletip çözüm yolunda daha
rahat adım atmasını sağlayacak olan kararı engellemek
oldu. Kararların oybirliği ile alınabildiği AB sisteminde
bu mümkündü.
Papadapulos ikinci adımını, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, kendi
adını taşıyan planın ve halkoylamalarının
sonucunu yazdığı raporu BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu
sırada attı. Annan bu raporda, Kıbrıs Türklerini övüyor ve onlar
üzerindeki baskının hafifletilmesi çağrısında
bulunuyordu. Ancak Lefkoşa-Moskova hattı üzerinde kurulan diplomasi
köprüsü, Güney Kıbrıs'ta (ne kadarının kayıt
altında olduğu kuşkulu) yatırımları bulunan Rus
sermayesinin girişimleri ve Ortodoks Kilisesi dayanışması
sonucu, Rusya bu raporun Güvenlik Konseyi'nde görüşülüp
oylanmasını engelledi.
17 Aralık AB zirvesi gösterdi ki, Papadopulos yalnızca
Kıbrıs Türklerinin değil, Türkiye'nin önünde de engelleyici bir
güç olarak tanınmak, böyle kabul görmek istiyor. Bu doğrultuda
Atina'da Kostas Karamanlis başbakanlığındaki hükümeti de
milliyetçi söylemlerle hareket edemez hale getirmiş olduğu
anlaşılıyor.
Ama Kıbrıs Rum hükümeti Türkiye'yi engelleme çabasında ne derece
başarılı olabiliyor?
Örneğin, AB'nin daha önce kabul ettiği ilkelere göre, Türk askeri
varlığının adada bulunmaması gerekiyor. AB madem
KKTC'yi, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti egemenliği altındaki kendi
toprağı sayıyor, o halde KKTC'deki Türk askeri
varlığını da, Rumların deyimiyle 'işgal gücü'
ilan etmesi gerekiyor. Oysa aynı AB, 24 Nisan'da oylanan Annan Planı
gereği, adadaki Türk askeri varlığının, Türkiye AB'ye
tam üye olana dek, kademeli olarak azaltılmak kaydı ile orada
kalabileceğini kabul etmiş, yani meşru görmüştü. 16
Aralık gecesi Papadopulos, Aralarında 'hemen siyasi tanınma' ve
'askerleri hemen geri çekme' dahil 17 taleple kükrediğinde, belki de
diğer 24 üyenin kendisini destekleyeceğini ummuştu. Fena
yanıldı. Desteklemediler. Bu aslında, Yunanistan dahil 24 AB
üyesinin, 24 Nisan'da ortaya çıkan AB destekli uzlaşma ve yeniden
birleşme imkânını milliyetçi güdülerle reddeden Papadopulos'un
bu taleplerini meşru görmedikleri, arkasında durmadıkları
anlamına da geliyordu.
Papadopulos yönetimi ve onun katı milliyetçi yaklaşımına
üzücü bir destek veren Kıbrıs solcuları bu gerçeği belki de
yara soğuyup acıtmaya başlayınca daha iyi anlayacaklar.
Ama anlaşılması gereken bir şey daha var. Eğer AB
liderleri kendi kararlarını ciddiye alıp sahip
çıkacaklarsa, işe Kuzey Kıbrıs üzerindeki ekonomik
baskıların hafifletilmesi kararlarını uygulatmaya
çalışmalarıyla başlamalarında yarar var. Sonra da hâlâ
BM'de kapatılmayı bekleyen Annan Planı dosyasını ele
alıp yola BM zemininde devam edilebilmesi için Rusya'nın ikna
edilmesine katkı vermeliler.
Kendi kükreyen faresine söz geçiremeyen AB güçlerinin dünya politikasında
ABD ve Rusya gibi söz sahibi olabilmeleri kimi ikna edebilir?
Erdoğan:
Çözeceğiz
Başbakan,
Kıbrıs çıkışlarını sürdürdü: Çözümde
samimiyiz. Sorunu AB yolunda engel yapamazlar. Uzlaşmayla Annan Planı
tekrar görüşülebilir
RADIKAL 26/12/04
RADİKAL - ANKARA - Başbakan Tayyip
Erdoğan, Kıbrıs'ta uzlaşma içinde hareket edileceği
mesajı verdi ve tarafların anlaşması halinde, Annan
Planı'nın yeniden gündeme gelebileceğini söyledi. Erdoğan,
dün yapılan TÜSİAD Yüksek İstişare
Toplantısı'ndaki konuşmasında Kıbrıs konusunda
şu değerlendirmelerde bulundu:
AB sürecini kurban etmeyiz: AB konusu Kıbrıs'a indirgenmek
isteniyor. Aslında olay, 1963 Anlaşması'ndan doğan Gümrük
Birliği'nin yeni üyelere genişletilmesinden ibaret. Ortada bir
eksiklik var. Bu yapılan, eksikliğin giderilmesidir. Biz müzakereleri
AB Komisyonu'yla yapar, sonra da kararımızı veririz. Ama bu
kararı, 'Güney Kıbrıs'ı mağlup ettik' mantığıyla
değil, yani bir hakkı almak veya teslim etmek
anlayışıyla veririz. AB yolunda da bunu önümüze bir engel olarak
getirme gayreti içindekilerin oyunu da böyle bozulacak. AB sürecini böyle bir
sürtüşmeye kurban etmek istemiyoruz.
Kuzey-Güney arasındaki sıkıntının giderilmesi için 24
Nisan sürecinde olduğu gibi, yine olumlu yaklaşım gösteririz.
Brüksel zirvesinden sonra Annan aradı. 'Kıbrıs konusunu
görüşmemiz lazım. Müşterek düşünelim' dedim.
Yeni Cami dilencisi: AB, Kıbrıs Türkleri'yle ilgili
verdiği sözünü tutmadı. 250 milyon avro söz verdiler, ancak sonra
'İlk yıl için 6 milyon avro' dediler. AB parasal konularda sözünü
tutmadı. Teklif edilen Yeni Cami önündeki dilenciye reva görülen bir
muamele. Türkiye bu konuda KKTC'ye desteği sürdürecek. Biz dostça çözüm
istiyoruz.
'Marjinal
yaklaşımlar'
Barışı sağlamak zorundayız: Bazı çevrelere
sesleniyorum. Kıbrısla ilgili olumlu gelişmeleri marjinal
yaklaşımlarla bozmayın. Biz bu konuda sizden daha fazla
hassasız. Kuzey Kıbrıs'ta emperyalizmin yer ettiğini
söyleyenlerin orada piyasa yapmalarını kabul edemeyiz.
Kıbrıs'ta barışı sağlamak zorundayız. Bu
sorunu aşacağız, bu sorunu çözeceğiz.
Diyarbakır ziyaretleri tezgâh: AB'li yetkililer Türkiye'ye
geldiklerinde mutlaka Diyarbakır'a gitmek istiyor. Bu beni rahatsız
ediyor. İstanbul ve Ankara'dan sonra üçüncü il oldu Diyarbakır. Bu
ziyaretler Diyarbakır'ın ekonomik, turizm ve başka nedenlerle
yaptığı atılımdan kaynaklanmıyor. Bu tamamen
siyasi bir yaklaşımdır. Ülkemizdeki birlik beraberliğe
olumsuz yaklaşım gayreti içinde olanların tezgâhı.
AB'li dostlarıma da söylüyorum. Diyarbakır'a bu kadar gidiyorsunuz,
niçin Erzurum'a, Konya'ya, Kayseri'ye, Rize'ye gitmiyorsunuz? Neyi
öğrenmeyi istiyorsunuz? Elinize uzatılmış sipariş
listesine bakarak bu ülkeyle ilgili rapor hazırlayacaksanız, bu
raporları kabul etmeyiz.
Dokunmaya yanıt
Toplantıda milletvekili dokunulmazlığı tartışma
konusu oldu. TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı
Muharrem Kayhan, dokunulmazlığın
sınırlandırılmasını istedi ve bunun
gelişmiş demokrasilerin bir göstergesi olduğunu söyledi.
Erdoğan, bu sözlere şu yanıtı verdi:
"Dokunulmazlığın, sürekli siyasetçi
dokunulmazlığıyla ilgili olarak gündeme getirilmesi, siyasetin
yozlaşması ve siyaset kurumunun tamamıyla zayıf
düşmesine yönelik bir adım. Bu oyuna gelmemek gerekir. Bunun
derinliklerin-de çok anlamlı şeyler yatıyor.
İstisnasız tüm kamu görevlilerinin dokunulmazlık
zırhının kaldırılmasını savunuyoruz. Bunun
belirlenmesi için Meclis'te kurulacak bir komisyon görevlendirmeye
hazırız. Ancak bu siyasetçi için olursa orada
olmadığımızı da açıkça söyledim. Çünkü siyasetin
yozlaşmasına müsaade edemem. Siyaseti böyle basit bir hedefe kurban
edemem. Böyle tarihi bir mesuliyetin altına giremem."
Gül:
Asıl kavga 'soykırım' için
Meclis'te önceki gün AB
brifingi veren Gül, 2005'te, Ermeni soykırımının
tanınması yönündeki kampanyaya karşı mücadele
edileceğini anlattı. Gül, 'Bunun için daha donanımlı
olacağız' dedi
RADIKAL 25/12/04
ZİHNİ
ERDEM
SERKAN
DEMİRTAŞ
ANKARA -
Brüksel'de, 16-17 Aralık'ta yapılan zirvenin sonuçlarına
ilişkin TBMM'nin ilgili komisyonlarına Dışişleri'nce
verilen brifingin tutanakları, önemli ayrıntıları gün
yüzüne çıkardı. Dış-işleri Bakanı Abdullah Gül'ün
ifadelerine göre ayrıntılar şöyle:
Anlatamıyoruz: Bakanlıkta önümüzdeki yılı
değerlendirdik. Ne gibi konular ortaya çıkacak, nelere önem
vereceğiz, şu anda kamuoyunun bilmediği ama ileride ortaya
çıkabilecek, Türkiye'nin uğraşmak zorunda olacağı
hangi konular var. Bunlardan biri Ermeni meselesi. Bugünü geçelim diye
atalarımıza, geçmişimize böyle bir suçlamanın mührünü asla
kabul edemeyiz. Bunu anlatmamız lazım, anlatıyoruz da. Anlatmada
ne kadar etkiliyiz, şüphem var.
Dün bana arkadaşlarım propaganda açısından, 'Onlar 100 lira
harcıyorsa, biz bir lira harcıyoruz' dedi. Bunu Türkiye'de birçok
kurum takip ediyor, Dışişleri Bakanlığı ve
başka kurumlar da var. Oralarda da konuşuyoruz bu konuyu,
metotlarımızı tekrar gözden geçirip,
tartışacağız.
Ermenilerden küçük adım: Bildiğim kadarıyla, tarihçiler,
bilim adamları, onların da dahil olduğu, bizim de teşvik
ettiğimiz, Türkiye'den bazı bilim adamları kendi aralarında
bir araya geliyor. Geçenlerde Viyana'da bir toplantı vardı. Bu
toplantıya gelmediler, görüşlerini dolaylı gönderdiler. Bu da
Ermeniler açısından bir adım. Ama bu konular önümüzde daha
büyüyerek devam edebilir. Bunlardan kaçamayız.
Daha donanımlı olacağız: Bilmemiz gereken bir
şey, bunların önümüze çıkacağı, bunlarla nasıl
mücadele edeceğimiz. Yoksa, 'Bize şunu söylüyorlar' diye şikâyet
edemeyiz. Onun bir yolu var. O da, dediğim gibi, Avrupa yapılarından
tamamen çıkmaktır. Çıkmayacağımıza göre sonuna
kadar mücadele edeceğiz. Mücadele etmek için de kendimizi
donanımlı hale getireceğiz.
Çözüm bizi rahatlatır: Şu bir gerçek. 25 ortağın
içerisinde bir ortakla bizim bu kavgamız devam edecek. Nihai bir çözüm
olana kadar onlar bize her türlü engeli çıkarmaya uğraşacak. Bu
bakımdan, bu sürece paralel olarak Kıbrıs'ta bizim kabul
edebileceğimiz kalıcı bir çözümü ortaya çıkarmak için de
aktif bir politika takip edeceğiz. Çünkü böyle bir politika takip etmediğimiz
sürede bize birçok şey empoze edilecek, ama bizim empoze edeceğimiz
politikalar ortaya çıkarsa, kalıcı çözümle ilgili teklifler,
öneriler bizim inisiyatifimizle, bunların bizi önümüzdeki süreçte daha
rahatlatacağına inanıyoruz. Nihai amacımız da tabii ki
bir uzlaşıya varıp Kıbrıs'ta kalıcı bir
çözümün ortaya çıkmasını temin etmek.
Annan'a mesaj: Kıbrıs'ta aktif olmak yine bizim lehimize. Bu
bakımdan, Kofi Annan'a da söyledik, 'Sen de durma yerinde, sen de aktif
ol, sen de kalıcı çözüm için uğraş, bu konuya daha çok kafa
yor, daha çok zaman ayır.' Nereye gidecek bilmiyoruz. Şüphesiz ki
neticede, bizi tatmin edecek bir netice ortaya çıkarsa kalıcı
olacak.
Özel statü isteyenler
Dışişleri Bakanı Gül, Meclis'teki brifingde, tam üyelik
için müzakere tarihi yerine Türkiye'ye özel statü verilmesini isteyenlerin de
olduğunu açıkladı. Gül, "25 ülkenin içerisinde son dakikaya
kadar isimlerini açıkça söylüyorum, Fransa ve Avusturya başta olmak
üzere -Rum kesimini söylemek istemiyorum zaten otomatik olarak var- hatta
Danimarka falan gibi ülkeler, özel statü yazılmasını çok arzu
ediyorlardı" dedi.
Dışişleri Bakanlığı Müsteşar
Yardımıcısı Volkan Bozkır da, brifingde
şunları söyledi: "Müzakerelerde başarısız olursa,
ki Türkiye bakımından bunun söz konusu olabileceğine hiç kimse
ihtimal dahi vermiyor; bugüne kadarki çerçeve dışında bir
sıkıntı yok. 'Şayet müzakereler başarısız
olursa o takdirde AB yapılarına demirli kalacaktır' tabiri de
bizim çok vurgulamalarımızla kayda geçirilmiştir. Bu noktada
karar verecek olan AB değil, sayın bakanımızın da
demin vurguladığı gibi, üye ülke o noktada ne
yapacağına kendisi karar verecektir."
TBMM Başkanı Bülent Arınç, brifingin uzaması üzerine Gül'e
toplantının sınırlandırılmasını
isterken, "Çok şikâyet ettiğimiz ucu açık yöntemi
denemeyelim" dedi. Gül, toplantının saat 14.00'te bitirilebileceğini
söyledi, ancak Arınç, 13.30'da ısrar etti. Gül, saatin zaten 13.30
olduğunu belirtti. Arınç, 13.30'a 7 dakika olduğunu söyleyince,
Gül, ısrarından vazgeçti.
'Müzakereler
'evet'imize bakar'
25/12/2004
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - Kıbrıs
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin, 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımadan AB ile üyelik müzakerelerine
başlamasının mümkün olmayacağını öne sürdü.
Papadopulos, Alfa televizyonuna demecinde, AB'nin Yunanistan ve
Kıbrıs'ı göz ardı etmeyeceğini ve üye ülke olarak
Türkiye'nin müzakere sürecini durdurabileceklerini hatırlattı. Annan
Planı'nı olduğu gibi yeniden referanduma götürmeyeceğini
vurgulayan Papadopulos, müzakerelere hazır olduğunu, ancak BM Genel
Sekreteri'nin hakemliği ve dar müzakere takvimini kabul etmeyeceğini
yineledi.
"Bu kez takvim Türkiye için söz konusu" diyen Rum lideri, Türkiye'nin
Kıbrıs'ta iki devlet politikasını terk etmesi
gerektiğini savundu. Papadopulos, tek egemenlik, tek milli kimlik, tek
devlet temelinde, iki bölgeli, iki toplumlu federal çözümden yana olduğunu
belirtti.
'Eşek
resimli pul' tartışması
RADIKAL 25/12/04
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de,
Kıbrıs Türk halkının özgürlük mücadelesi lideri Dr.
Fazıl Küçük'ün damga pullarının üzerinde yer alan resminin
yerine, 'Kıbrıs eşeği' resminin
konulacağının açıklanması KKTC'yi
karıştırdı. Cumhuriyetçi Türk Partisi'ne bağlı
Maliye Bakanlığı'nın aldığı karar,
diğer partiler ve sivil toplum kuruluşlarının yoğun
eleştirileri ile karşılaştı. 'Kıbrıs Türk
halkının tarihini silmeye çalışmakla' suçlanan CTP ise
uygulamanın saygısızlık olmadığını
savundu.
Denktaş:
Yeni plan görüşülür
Papadopulos'un
şartlarını 'saçma' diye niteleyen KKTC Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, 'Yeni planla buyursun gelsin' dedi
RADIKAL 25/12/04
HİLAL KÖYLÜ
ANKARA -
Türkiye'nin Kıbrıs'ta yeni çözüm girişimi
başlatılması çabası yoğunlaşırken, KKTC
yönetimi Ankara ile iletişimi canlı tutuyor. KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ziyaretinin ardından
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da, dün Ankara'da son
gelişmeleri Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
değerlendirdi. Görüşme öncesinde Radikal'e konuşan Serdar
Denktaş, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un yeni müzakereler için
ortaya koyduğu koşulları 'saçma ve yersiz' buldu.
Papadopulos'un "Türk tarafının reddettiği, Annan
Planı'nın 3. versiyonunu müzakere ederim" demesinin, Türkiye'nin
'uzlaşma' arayışlarını baltalama amacı
güttüğünü söyleyen Denktaş, "Planın Türk tarafında
kabul edilen 5. versiyonu üzerinden yapılacak yepyeni bir planla
görüşmek için buyursun gelsin" dedi. Serdar Denktaş,
"Mantıksız koşullar öne sürüyor ki, çözüm istemediğini
Rumca dile getiriyor. Müzakere koşullarını BM belirler"
diye konuştu. Türk hükümetinin 'sorunu uzlaşmayla çözeriz' şeklindeki
iyi niyetini, Papadopulos'un 'asla' anlamayacağının altını
çizen KKTC'li bakan, "Papadopulos işi yokuşa sürecektir. Hem
Türkiye'nin, hem KKTC'nin işi gerçekten çok zor. Ama çözüm için, ne
gerekiyorsa yapacağız" ifadelerini kullandı.
'Garantörlük biterse
silahlı direniş olur'
Denktaş, Türkiye Kıbrıs'ı gözden çıkarırsa
silahlı direnişe geçeceklerine dair sözlerine de açıklık
getirdi: "Türkiye 'Garantörlük hakkımdan vazgeçtim' derse, Kuzey
Kıbrıs'ta silahlı direniş gündeme gelir. Ama şimdi
kimsede böyle bir fikir yok. Bu yönde bir soruya nasıl yanıt
verebilirdim ki! Yanıtım çok çarpıcı görülmemeliydi."
Abdullah Gül ise, görüşmeden önce yaptığı açıklamada
"Kalıcı bir çözümün parçası olarak tanıma mümkün
olabilir" dedi. Görüşmede, Türkiye ve KKTC heyetlerinin önümüzdeki
günlerde Ankara'da bir araya gelerek çözüm için yol haritası belirlemesine
karar verildi.
Denktaş
'Boncuk'unu kaybetti
RADIKAL 25/12/04
DHA - LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın,
Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda yaşayan, makam
arabasında gezen, en üst düzey toplantılara katılan ve
basın toplantılarının ciddi havasına aldırmadan
havlayabilen 'Boncuk' isimli köpeği öldü. KKTC'de herkesin 'Rauf
Denktaş'ın köpeği Boncuk' olarak tanıdığı,
kaniş cinsi meşhur 'makam köpeği'nin, başka köpeklerin
saldırısına uğradıktan sonra öldüğü belirtildi.
Rauf Denktaş, 'Boncuk'u iki buçuk yıldır yanından hiç
ayırmıyordu
|
Kıbrıs ve azınlık konusuna dikkat |
|
|
Şükrü KÜÇÜKŞAHİN/ANKARA Türkiye ile ilgili önemli her konuda rapor hazırlayan Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, 17 Aralık AB sonuç bildirgesini de mercek altına aldı. MGK üyelerine ulaştırılan bilgilendirme notunda sonuç bildirgesi için Türkiyenin önünü açar değerlendirmesi yapıldı. Perşembe
günü yapılacak bu yılın son MGK toplantısı öncesinde
Kurulun 13 üyesine gönderilen notta, 17 Aralık AB sonuç bildirgesi
detaylı bir şekilde irdelendi. Genel Sekreterliği
bilgilendirme notunun ana eksenini şu noktalar oluşturuyor: |
|
HURRIYET 26/12/04
Rum
sınırında benzin kontrolü
26/12/2004
RADIKAL
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'den güneye
mal geçişine set çeken Rumlar, Türk tarafına giden Rum araçların
dönüşte KKTC'den benzin alıp almadığını kontrol
etmeye başladı. Kıbrıs Rum Kesimi'nde yayımlanan
Politis gazetesinin haberine göre Rum gümrük yetkilileri, geçen salıdan
itibaren Metehan sınır kapısının
karşısındaki Ay. Demet Rum kontrol noktasında denetime
başladı. Denetimlerde Rum plakalı araçlar sınırdan
geçtiklerinde benzin göstergelerindeki seviye ile sınıra dönüşte
kalan seviye karşılaştırıldı. KKTC'den benzin
aldığı tespit edilen bir Ruma 6 KL (yaklaşık 20 milyon
TL.) para cezası kesildi.
Adadan
İstanbul'a...
Kıbrıs'a
ilişkin son tez: Annan, Solana'yı yeni arabulucu yapmaya meyilli.
Adadan son haber: Tatilde Türkiye'ye gelen Rum sayısında patlama var
RADIKAL 26/12/04
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA - AB'den
Kıbrıs şartlı müzakere tarihi alan Türkiye, adada yeni bir
çözüm girişimini teşvik ederken, Atina ve Rum Kesimi'nde yeni
planın, Annan felsefesinde 'Solana planı' olabileceği
konuşuluyor. Basına göre, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
Kıbrıs Özel Temsilciliği'ne Alvaro De Soto'nun yerine
atamayı düşündüğü kişi, AB'nin Ortak Dış Politika
ve Savunma Yüsek Temsilcisi Javier Solana.
To Vima, Solana'nın Kıbrıs'ta arabulucu olup
olmayacağına henüz karar vermediğini belirtirken, Annan'ın
da nabzını yoklayan Amerikalı ve Britanyalı yetkililere
"Başarıya ulaşması şansı yüzde 99'dan az
olacak hiçbir girişim üstlenmem" dediğini aktardı.
Yunan ve Rum basını, Washington ile Londra'nın 'AB rötuşlu
Annan Planı' formülüne sıcak baktığını
kaydederken, BM kulislerinde Kıbrıs arabulucusu olarak bir isim daha
dolaşıyor: Annan'ın siyasi işlerden sorumlu
yardımcısı Kieran Prendergast. Ocakta adayı yeniden ziyaret
etmesi beklenen İskoç asıllı Prendergast'ın
arabuluculuğuna sıcak bakmayan Rum yetkililer, hakkında
"Britanya politikasının temsilcisi, Türk görüşlerinin
savunucusu, ikinci bir De Soto" diye konuşuyor.
AB zirvesinin ilk gününde Türkiye'den Ankara anlaşmasının ek
protokolünün parafe edilmesi istendiğinde çalışma
arkadaşları aracılığıyla 'tarihi
başarı'dan söz eden Rum lideri Tasos Papadouplos, son demecinde
"Parafe o kadar önemli değildi. Parafe sadece bir belgenin orijinal
olduğunun teyididir" dedi. Ankara'nın 3 Ekim'e dek protokolü
imzalamazsa AB'yle karşı karşıya geleceğini söyleyen
Rum lider, imzanın 'şart ve önkoşul' olduğunu belirtti.
Rumlar
Ercan'a koşuyor
RADIKAL 26/12/04
RADİKAL - LEFKOŞA - Noel ve
yılbaşı tatilinde Türkiye'yi tercih eden Kıbrıslı
Rumların sayısında patlama yaşanıyor. Üstelik
Rumların Atina üzerinden değil KKTC'deki Ercan
Havaalanı'ından Türkiye'ye uçtukları belirtiliyor.
Alithia'ya göre, Rumlar tatili Türkiye'de geçirmek için Ercan
Havaalanı'ndan 'charter' seferleriyle İstanbul'a uçuyor. Rumları
Türkiye'ye çeken ise fiyatların Güney'e kıyasla daha ucuz
olması. Gazeteye konuşan KKTC'deki acente sahipleri, 100 KL'den (320
milyon lira) başlayan fiyatlarla dört-beş yıldızlı
otellerde üç gece dört gün konaklama imkânı sunduklarını, bunun
da müşteri çektiğini anlattı.
Acente sahibi Ali Polatkan, her gün onlarca Rum'un İstanbul'a
gittiğini, sadece bir acentenin haftalık Rum müşteri
sayısının 20'ye ulaştığını söyledi.
Polatkan, 'Ercan'dan çıkışların yasak olmasının
Rumların cesaretini kırıp kırmadığı'
sorusunu, "Havaalanına gidip park halindeki Rum araçlarını
görmeniz yeterli" diye yanıtladı.
Kıbrıs
çözülmeden olmaz
Kıbrıs
sorunu bugün gelinen noktada Türkiye-AB flörtünü ciddi şekilde sekteye
uğratabilecek bir çıban başı olarak öne çıkıyor
26/12/2004
CLAUDE SALHANI
Türkiye'nin upuzun 41 yılı, müzakere tarihi almak için Avrupa
Birliği'ne başvurmakla, kur yapmakla ve birliği atlatma
çabasıyla geçti. Şimdi nihayet bir tarih var elinde, o da gelecek
yılın 3 Ekim'i.
3 Ekim'de Türkiye ile AB arasındaki tam üyelik müzakerelerine
başlanması öngörülüyor. Ne var ki ne zamandır beklenen bu tarih
son dakika sorunları nedeniyle hayal kırıklığıyla
sonuçlanabilir.
Bugün ile gelecek ekime ve ekim ile üyelik verileceği güne (ki muhtemelen
10- 15 yıl alacak bir süreç bu) dek, aşılması gereken sarp
bir yol var. Ve gerek Türkiye gerekse AB, o yolda birçok engelle
karşılaşacak.
Bu sorunların başında Kıbrıs geliyor; ironik olan o
ki, Yunan mitolojisine göre aşk tanrıçası Afrodit'in
doğduğu toprak burası.
Doğu Akdeniz'de bulunan bu küçük ada, 1974'te Türk ordusu tarafından
işgal edildi. Türkiye bunun bir 'işgal' değil, adadaki Türk
toplumunu korumayı amaçlayan bir 'müdahale' olduğunu iddia ediyor.
O dönemde Yunanistan'da iktidarda olan sağcı albayların
başkanlık koltuğuna iteklediği basit bir haydut olan Nicos
Sampson'un düzenlediği askeri darbenin ardından Türkiye ve adadaki
Türk toplumu, Atina'nın 'enosis' (yani adanın Yunanistan ile
birleşmesi) peşinde olduğu korkusuna kapıldı.
Nereden baktığınıza bağlı olarak Türkiye'nin
adayı işgal ettiğini veya adaya müdahale ettiğini söyleyebilirsiniz
ve Türk askerleri 31 yıl sonra adadaki varlığını
koruyor. Ve ada 31 yıldır bölünmüş durumda. Bugün gelinen
noktada ise Türkiye-AB flörtünü ciddi şekilde sekteye uğratabilecek
bir çıban başı olarak öne çıkıyor.
Adanın güneydeki Rum kesimi uluslararası toplum tarafından
meşru kabul edilen tek yönetim. 2004'te AB'ye tam üye oldu. Ve böylece
diğer üyeler gibi, yeni gelen ülkeleri veto etme yetkisi elde etti.
Adanın kuzeydeki Türk kesimi ise (resmi adıyla Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti) sadece Ankara tarafından tanınıyor. Brüksel,
Türkiye'den, 15 AB üyesini içeren gümrük birliği
anlaşmasını 10 yeni üyeyi kapsayacak şekilde
genişletmesini istiyor. Bu, Lefkoşa'nın fiilen
tanınması anlamına gelecek, ki Türkiye Başbakanı Recep
Tayyip Erdoğan'ın atmaya hiç de gönüllü olmadığı bir
adım.
Brüksel, bir AB üyesinin diğer bir üyeyi tanımayı reddetmesinin
yakışıksız bir durum olacağını savunuyor.
Fakat Brüksel'deki yetkililer, Türkiye'nin gümrük birliği
anlaşmasını istenen yönde genişleteceğinden emin
olduklarını söylüyor. Böyle bir karar, Türkiye'nin ismini resmen
zikretmesine gerek bırakmadan Kıbrıs'ı otomatik olarak
içine alacak.
AB, birleşik bir Kıbrıs'ta ısrar etmek yerine adanın
güneyini tek başına üyeliğe kabul ederek, tarafları çözüme
zorlamak yönünde önemli bir fırsatı kaçırdı. Türkiye son
dönemde Kıbrıs'ı ancak, adanın iki etnik toplumunu yeniden
birleştirmeyi öngören bir BM barış planı (Annan Planı
olarak biliniyor) üzerinden tanıyacağını
açıkladı. Adanın her iki kesimi geçen nisanda referanduma gitti;
Türk tarafı AB planını kabul ederken, Rum tarafı reddetti.
AB ile Türkiye arasındaki müzakerelerin en çetrefilli ikinci meselesi,
bazı Avrupa ülkelerinin ısrarlı olduğu kalıcı göç
sınırlamaları. Geçmişte Türkiye'den yoğun göç alan
Almanya gibi ülkelerin, müzakerelerden çıkacak davette potansiyel bir göç
dalgasının önüne lisanı münasiple geçmek istemesi muhtemel.
Ankara'da herhangi bir Batı ülkesinin konsolosluğunun önünden
geçerken, onlarca, hatta yüzlerce insanın vize kuyruklarında
beklediğini görebilirsiniz. AB ülkelerinde daha iyi imkânlar bulma umudu
taşıyan bu insanlar, sıfır derece soğukta, gece
yarılarında bekleyip dururlar. Vize
sınırlama-larının ortadan kalktığı
koşullarda bu insanlara binlercesinin eklenmesinden ve Batı'ya
yönelmesinden korkuluyor.
Türkiye ise herhangi bir kısıtlamanın AB içinde istisna
teşkil edeceğini ve 'ayrımcılık' anlamına
geleceğini söylüyor. Sol eğilimli Radikal gazetesinin
yazarlarından Türker Alkan, Türkiye'nin AB'ye girmeyi kesin olarak
istediğini, ama olmazsa dünyanın sonunun da gelmeyeceğini
yazıyor ve ekliyor: "Üye olamazsak oturup yas tutacak
değiliz." Alkan okuyucularına, eski başbakan İsmet
İnönü'nün ABD ile anlaşmazlığa düştüğünde söylediği
sözü hatırlatıyor: "Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye o
dünyadaki yerini alır." Alkan, AB'nin Türkiye'yi geri çevirmesi
halinde, 'başka seçeneklere bakacaklarına' dikkat çekiyor.
Türkiye çok önemli bir konumda bulunuyor. Diğer seçenekler arasında
yüzünü komşularına (Arap dünyası, İran, Rusya, Kafkas
ülkeleri, eski Sovyet cumhuriyetleri ve Doğu Akdeniz) dönmek var. Avrupa
bunu biliyor ve Türkiye ile sorunları mümkün mertebe gidermenin kendi
çıkarına olacağının farkında.
Ve son olarak, bu iki önemli sorunun çözülebilir olduğu göz önüne
alındığında, Türkiye müzakerelere başlamak için daha
erken bir tarih almayı isterdi (Ekim yerine nisan sözgelimi). Ancak yine
de en önemli meselelerden biri halloldu. Mehmet Ali Birand, Turiksh Daily
News'te şöyle yazıyor: "Müzakerelerin 2005'te başlayacak
olması, net bir tarihi ifade ediyor. Tarihin 2005'in ilk
yarısında veya ikinci yarısında olması arasında
pratik bir fark yok."
Önemli olan, Türkiye'nin nihayet bir tarih almış olması.
"Bugün Türkiye için güzel bir gün" diye yazıyor Birand. Avrupa
için de güzel bir gün olmalı. (United Press International'ın
editörlerinden, 26 Aralık 2004)
RADIKAL 26/12/04
Tarama
demek müzakere demek
RADIKAL
26/12/2004
AB Konseyi Aralık
1994'te Avrupa Komisyonu'ndan, aday ülkelerin AB'ye katılabilmek için AB
müktesabatı çerçevesinde yapmaları öngörülen yasal düzenlemelerin
dökümünü çıkarmasını (Beyaz Kâğıt) istedi. Bu döküm
ışığında, üyelik müzakereleri çerçevesinde aday
ülkelerin ulusal mevzutları karşılaştırmalı
incelemeye alınacak, eksiklikler ve gerekli düzeltmeler belirlenecekti.
Üyelik müzakerelerinin ilk aşamasını oluşturacak bu sürece
'tarama' (screening) adı verildi.
Dolayısıyla tarama, üyelik müzakerelerinden ayrı bir süreç
değil, tam tersine müzakerelerin başlangıcı demek.
AB Konseyi, Aralık 1997'de aday 12 ülkeden altısıyla Nisan
1998'de, kalan altısıyla da Şubat 2000'de üyelik müzakerelerine
başlama kararı aldı. Ancak Konsey, diğer altı ülkeyle
'tarama' sürecini başlatmak için Şubat 2000'e kadar beklemeye gerek
görmedi. Dolayısıyla Komisyon, ilk gruptaki adaylarla üyelik
müzakereleri çerçevesinde, ikinci gruptaki adaylarla da üyelik müzakerelerine
hazırlık çerçevesinde olmak üzere Nisan 1998'den itibaren tüm
adaylarla tarama sürecine girdi. Böylelikle altı üyeyle resmen, altı
üyeyle de fiilen üyelik müzakerelerine başlanmış oldu. Tarama
tamamlandıktan sonra ilk altı adayla Komisyon arasında ikili
düzeyde müzakerelerin esasını oluşturan ve ulusal
mevzuatların bölümler (chapter) AB müktesabatına uyarlanmasın
öngeren uyumlulaştırma (alingment) sürecine başlandı.
Diğer altı adayla bu sürece Şubat 2000'de geçildi.
Gelelim Türkiye'ye... AB Konseyi 17 Aralık'ta Türkiye'yle üyelik
müzakerelerine 3 Ekim 2005'te başlanmasını
kararlaştırdı. Bu durumda AB'nin yukarıda özetlediği
önceki icraatı ışığında iki olasılık
var: Komisyon tarama sürecini ya 3 Ekim 2005'te üyelik müzakerelerinin ilk
aşaması olarak (ilk altı üyeyle yaptığı gibi)
başlatacak ya da aradaki dokuz aylık süreyi değerlendirip zaman
kazanmak için 3 Ekim 2005'ten önce üyelik müzakerelerine hazırlık
olarak (diğer altı üyeyle yaptığı gibi).
Tarama süreci ortalama dört ile altı ay sürüyor.
Türkiye'nin mevzuat hacmi göz önünde bulundurulduğunda bu süre
altı-sekiz ayı bulabilir. Dolayısıyla ilk
olasılık gerçekleşirse üyelik müzakerelerinin esasını
oluşturan ikinci aşamasına, yani uyumlulaştırma
sürecine geçilmesi 2006 başı ya da ortasına sarkacak.
İkinci olasılık gerçekleşirse söz konusu aşamaya
pekâlâ 3 Ekim 2005'te girilebilir.
İkinci olasılığın gerçekleşmesi bir koşula
bağlı. Komisyon'un kendi başına tarama sürecini
başlatma yetkisi yok. Üyelik müzakereleri Komisyon'la, ancak
hükümetlerarası konferans çerçevesinde yürütülüyor. Dolayısıyla
Komisyon ile Türkiye arasında taramaya başlanabilmesi için
hükümetlerarası konferansın onayı gerekiyor. Bu durumda iki
olasılık var: Ya martta Hırvatistan'la üyelik müzakerelerini
başlatmak için toplanaması beklenen hükümetlerarası konferanstan
resmi karar çıkarmak ya da konferans çerçevesi dışında tek
tek üye ülkelerin gayriresmi onayını almak.
Komisyon Başkanı Barroso'nun, geçenlerde, taraflar arasında,
yani AB ile Türkiye arasında siyasi düzeyde bir mutabakat
sağlanırsa tarama sürecini başlatmaya hazır
olduklarını söylemesinin nedeni de bu. Hiç kuşkusuz böylesi bir
girişim hem AB tarafından bir iyi niyet ifadesi olur, hem Türkiye'ye
zaman kazandırır. Ancak aksi olasılığı,
Türkiye'ye karşı bir ayrımcılık olarak yorumlamak da
doğru değil.
Bugünkü koşullarda, gerek Fransa'nın, temmuzda yapılacak anayasa
referandumu öncesinde Türkiye konusunu gündemden çıkarmak istemesi,
gerekse resmi ya da gayriresmi onay alınması gereken 25 üye
arasındaki Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, Ankara
Anlaşması'nın protokolünü imzalamadan Türkiye'nin önünü açmaya
yanaşmayacağının belli olmasından ötürü, tarama
sürecinin 3 Ekim 2005'ten başlatılması pek mümkün görünmüyor.
Nitekim, Komisyon'dan önceki gün Ankara'ya iletildiği belirtilen
yazının da, bu doğrultuda olduğu
anlaşılıyor. Dünyanın sonu değil...
Erdoğan:
AByi Kıbrıs için kurban etmeyiz!
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan, Biz AB sürecini Güney Kıbrıs-Kuzey Kıbrıs
arasındaki bir sürtüşmeye kurban etmeye istemiyoruz dedi.
Erdoğan, Ankara HiltonSAda
yapılan TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK)
toplantısında yaptığı konuşmada, önlerinde bir
süreç bulunduğunu, bu süreç içinde müzakereleri AB Komisyonu ile
yapacaklarını, muhataplarının komisyon olduğunu,
komisyonla yaptıkları müzakereler sonucunda kararlarını
vereceklerini belirterek, şunları söyledi:
Ama bu kararı verirken, Güney
Kıbrısı mağlup ettik mantığıyla,
anlayışıyla amacıyla değil, eğer siz her yerde
ben haklıyım, bunu da almam lazım, bu mantıkla olaya
yaklaşırsanız bunun adı uzlaşma değildir, bunun
adı ben mantığıdır. Orada ne uzlaşma ne barış
olur. Şimdi iş nereye
doğru götürülüyor, Kıbrıs olayına Kuzey Kıbrıs,
Güney Kıbrıs arasıdaki sürtüşmelerin adeta
başlatılmasına. Biz AB sürecini böyle bir sürtüşmeye kurban
etmek istemiyoruz.
Erdoğan, Kuzey Kıbrıs-Güney
Kıbrıs arasındaki sorunun giderilmesi için 24 Nisan sürecinde
nasıl bir yaklaşım gösterdilerse bundan sonra da aynı
olumlu yaklaşımı göstereceklerini kaydetti.
ANNAN BENİ ARADI
Erdoğan, Brüksel dönüşü Annan
beni aradı. Bunu kendilerine de ifade ettim, önümüzde beraber
yapacağımız işler var dedim. Bu konuyu oturup tekrar
konuşmamız lazım. Bu konuda müşterek olarak neler yapmalıyız
bunu çözmeliyiz dedim diye konuştu.
Başbakan Erdoğan AB üyesi
ülkelerin 24 Nisanda KKTCdeki Türk vatandaşlarına verdikleri sözü
tutmadıklarını, bunu da kendilerine ifade ettiğini
belirterek şunları kaydetti:
Aldıkları karar, (Size 259
milyon euro yardım edeceğiz) ondan sonra da (Bu yıl 6 milyon
euro vereceğiz) demek, ancak afedersiniz yeni cami önündeki dilenciye
layık görülen bir uygulamadır.
Türkiye zaten bu noktada gereken
desteği KKTCye nasıl verdiyse bundan sonra da rahatlıkla
verecek güçtedir. O kadar da düşmedik.
Fakat burada olması gereken şey nedir? Biz burada dostça çözüm
istiyoruz.
Başbakan Erdoğan, Türkiyenin
çevresiyle, komşularıyla, özellikle düşman üretmeye yönelik
değil, dost kazanmaya yönelik bir dış politika
geliştirdiğine işaret ederek, Bunu Kıbrısı
barış adası yapabilmek yolunda gösteriyoruz. Yunanistana da
aynı şekilde gösteriyoruz.
Bazıları da gelip, afedersiniz kaşımak suretiyle
bozma gayretine girişiyorlar. Bunlara prim vermemek lazım dedi.
BAZI ÇEVRELERE SESLENİYORUM
Bazı çevrelere seslendiğini
belirten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs ile ilgili
konularda marjinal bir yaklaşımla buradaki olumlu gelişmeleri
lütfen bozmayın. Burada duygusallık olmaz. Bu konulardaki hassasiyetlerden bizde daha çok fazlası var.
Bu hassasiyetleri yeri geldiğinde, onlardan çok ama çok daha fazla
gösteririz. Aklıselim davranıp Kıbrısı bir
barış adası yapmaya yönelik adımlar atmamız gerekiyor.
Atılması gereken adımları atacağız diye
konuştu.
Erdoğan, AB üyeliğinin
aslında Kıbrıs meselesi değilken, Kıbrıs meselesi
şekline getirilmeye çalışıldığını
belirterek, Olayın aslı 1963 Ankara Anlaşmasından
kaynaklanan Gümrük Birliğine dayalı 15 artı 10 ülkenin
durumunun ne olacağıdır dedi.
ANNAN PLANI
Kıbrıs konusunda barış
ve uzlaşma olması gerektiğini belirten Başbakan
Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:
Şimdi
bazı dedikodular yapılıyor, efendim Annan Planı ortada
değil. Zaten Annan Planının ruhunda şu var, 24 Nisan
referandumunda her iki taraftan da evet çıkmayınca Annan Planı
düşüyordu. Ama Annan Planı yeniden düzenlenir. Her iki tarafın
da mutabık kaldığı şekilde yeniden düzenlenip yeniden
önümüze gelebilir. Adı Annan Planıdır diye niye rahatsız
oluyorsunuz. Önemli olan içeriği değil mi? Bunun içeriğini
yeniden karşılıklı olarak her iki tarafın da
mutabık kaldığı şekilde düzenlenir. Ondan sonra da
halka bu sunulur. Tarafların ön yargılardan kurtulması için
hepimizin birlikte el ele vermesi, barışın sürmesi için çok
faydalı olacağına inanıyorum.
HALKIN SESI 25/12/04
Gülden Ruma: Tanınma sözkonusu değil
Türkiye Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Ankara
Anlaşmasının yeni üye ülkelere teşmil edilmesini içeren
protokolü imzalamanın AB ile ilişkilerin genel çerçevesinin
gereği olduğunu belirterek, Türkiye bu protokolü imzalarken Rum
tarafıyla değil, 25 üyeyi temsil eden Komisyon ile
imzalayacaktır. İmzalandığında herhangi bir
tanıma asla sözkonusu olmayacak dedi.
TBMM Genel Kurulunda,
Dışişleri Bakanlığının bütçesi
görüşülürken konuşan Gül, 17 Aralıkta Türkiye ile AB
ilişkilerinin yeni bir dönemece girdiğini söyledi. Türkiye ile tam
üyelik müzakerelerine başlama kararı alınmasının
herkesin hedefi olduğunu ve bunun gerçekleştiğini anlatan Gül,
müzakere sürecinin başarıyla geçeceğine inancını dile
getirerek, günü geldiğinde Türkiyenin diğer ülkeler gibi tam üye
olacağını vurguladı.
Türkiyenin tam üyelik hedefinin
açık, seçik ve kesin olarak tespit edilmesi ve şimdiye kadarki
ilişkilerin yatağından çıkartılmaması, özel
statülü başka hedeflerin ortaya çıkartılmamasının
önemine işaret eden Gül, Bunların hepsi gerçekleşmiştir.
Şunu unutmamak gerekir ki, 25 üyenin vardığı konsensüs
neticesinde bu ortaya çıkmıştır. Bunların içerisinde
bizim tanımadığımız Kıbrıs Rum kesimi de
vardır. Yeni bir durumla karşı karşıyayız. Yeni
durum, müzakerelere başlanmasıdır ve 3 Ekimde
başlayacaktır dedi.
Bu karar alınırken bunu
engellemek isteyen bazı gayretlerin olduğunu, buna
karşılık Türkiyenin dostu olan ülkelerin de aktif
çalışma yaptıklarını anlatan Gül, bunun en iyi
örneğinin Avrupa Parlamentosunda görüldüğünü ve Avrupada ne zaman
Türkiye aleyhine bir hareket başlasa buna karşı birkaç hareketle
yanıt verildiğini ve Türkiyenin savunulduğunu kaydetti.
Yunanistan ile Türkiye arasında Ege
sorunlarının barışçı çözümü için görüşmeler
sürdüğünü hatırlatan Gül, bu konuda da kendi girişimleriyle iki
ülke arasındaki gerçekleştirilen görüşmelere yer
verildiğini ve konunun böylelikle yeni bir statü
kazandığını söyledi.
Gül, bugüne kadar iki ülke Dışişleri
müsteşarları arasında 28 görüşme
yapıldığını belirterek, Düzeltmeler bizim
istediğimiz yönde olmuştur dedi.
Kıbrıs sorununun henüz
çözülmediğini, nihai bir çözüm ortaya çıkmadan Rum yönetiminin
tanınmasının Türkiye açısından sözkonusu
olmayacağını tekrarlayan Gül, şunları kaydetti:
Ankara Anlaşmasının yeni
üye ülkelere teşmil edilmesini içeren protokolü imzalamamız, AB ile
ilişkilerimizin genel çerçevesinin gereğidir. 10 üye ülkenin
Türkiyeye karşı (gümrük kapılarını kapatıyorum)
demenin önünün kesilmesidir.
Türkiye bu protokolü imzalarken Rum
tarafıyla değil, 25 üyeyi temsil eden Komisyon ile
imzalayacaktır. İmzalandığında herhangi bir
tanıma asla sözkonusu olmayacak. Zirve toplantısında
Başbakan yaptığı konuşmada, nihai çözüm otaya
çıkmadan Rumları tanımayacağımızı ve Rumların
Adanın tümünü temsil etmediğini söylemiştir.
ÇÖZÜM OLMADAN TANIMA YOK
AB ile müzakerelerin
başlayacağı 3 Ekim 2005te Kıbrıs Rum Kesiminin
tanınması halinde Türkiyenin KKTC ilişkilerinin ne
olacağının sorulması üzerine Gül, şunları
söyledi:
Böyle bir durum olmayacak. Türkiyenin
Rum yönetimini Adanın tamamını temsil ediyor gibi
tanıması asla mümkün değil. Bunu, ne biz yaparız ne de
başka hükümetler yapar. Çünkü bunun neticeleri o kadar farklı sonuçlar
ortaya çıkarır ki.... Bunu yapmamız mümkün değil. Onun
için, ısrarla söylediğimiz bir şey var: Ancak kalıcı,
bütün tarafların anlaştığı, Türk tarafının
kabul ettiği bir çözüm ortaya çıkar o zaman Türkiye üzerine
düşeni yapar.
Dışişleri Bakanı Gül,
Adımı aslında Rumların atması gerekir derken, kalıcı
bir çözüm olmadan Kıbrısta ayrı bir tanımanın söz
konusu olamayacağını vurguladı. Gül, Bizim
atacağımız herhangi bir imza, bir protokolün neticesi
Rumların tanınması olamaz. Eğer herhangi bir imza bir
kesimin tanınması olursa biz, bu imzayı atmayız dedi.
HALKIN SESI 25/12/04
17 Nisan ve 20 Şubatta sandık başında
KKTCde 20 Şubatta yapılacak
erken genel seçimle ilgili süreç, seçim kararının
Cumhurbaşkanınca Resmi Gazetenin önceki günkü sayısında
yayımlatılmasıyla dün resmen başladı.
Seçim ve Halkoylaması Yasasına
göre seçim yasakları dün itibarıyle yürürlüğe girdi.
Kıbrıs Türk
halkı 50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisinin yeni üyelerini belirlemek için
20 Şubat Pazar günü; Cumhurbaşkanlığı makamına
gelecek kişiyi belirlemek için de 17 Nisan Pazar günü sandık
başına gidecek.
Yüksek Seçim Kurulu Başkanı
Taner Erginel, dün düzenlediği basın toplantısıyla, seçim
süreci ve YSKnın hazırlıkları hakkında bilgi verdi.
Erginel, örnek bir seçim için ellerinden gelen gayreti göstereceklerini
söyleyerek, YSK ve İlçe Seçim Kurullarının, tüm siyasi partilere
eşit mesafede duracağını ve seçimin tamamen şeffaf
olacağını vurguladı.
ERGİNEL
YSK Başkanı Taner Erginel,
düzenlediği basın toplantısında, KKTCde karar üzerine ve
yasa gereği seçimler yapılabildiğine işaret ederek,
Cumhuriyet Meclisi seçimlerinin yenilenmesiyle ilgili
Cumhurbaşkanının kararının dünkü Resmi Gazetede
yayımlandığını; Seçim ve Halkoylaması
Yasasına göre kararın Resmi Gazetede yayımlanmasını
izleyen günün, seçimin başlangıç günü olduğunu söyledi.
Dün seçim sürecinin
başladığını, seçimin başlangıç tarihinden
sonra, 60ıncı günden önceki ilk Pazar günü oy verilmesi
gerektiğini, bu durumda seçimin 20 Şubatta
yapılacağını anlatan Taner Erginel, YSKnın
duyurularıyla seçim yasaklarıyla ilgili detaylı bilgiler
verileceğini kaydetti.
İSTİHDAM YAPILAMAYACAK!!!
Taner Erginel, seçim yasakları
süresince özetle devlet dairelerine istihdam
yapılamayacağını, İskan Yasası uyarınca
işlem yapılamayacağını, Sosyal Konut Yasası
gereğince arsa dağıtılamayacağını, Motorlu
Araçlar Yasasına göre T izni verilemeyeceğini, Yurttaşlık
Yasasına göre vatandaşlığa kimsenin
alınamayacağını hatırlatarak, YSKnın seçim
takvimi hazırlayıp açıklayacağını da ifade etti.
Seçmen listelerinin 20 Şubat 2005
tarihi itibarıyla güncelleştirileceğini, seçmen
sayısını saptamak için referandumdan sonra ölenlerin listeden
düşüleceğini; 20 Şubat 2005 itibarıyla 18 yaşına
gelenlerin ve vatandaş olanlarla diğer nedenlerle seçmen
sıfatı kazananların adlarının da listelere
ekleneceğini belirten YSK Başkanı Taner Erginel, seçim süresince
işlerin takvime uygun yapılacağını ve seçmen
listelerinin de askıya alınacağını söyledi.
CUMHURBAŞKANLIĞI
SEÇİMİ 17 NİSANDA
YSK Başkanı Erginel, Seçim ve
Halkoylaması Yasasına göre Cumhurbaşkanı görev döneminin 5
yıl olduğunu; Cumhurbaşkanının 20 Nisan 2000de bu
göreve başladığını ve sürenin 20 Nisan 2005te
dolacağını kaydederek, yasaya göre seçim döneminin son gününden
önceki Pazar günü seçim yapılacağını, bunun da 17 Nisan
2005 tarihi olacağını açıkladı.
Örnek seçim yapmak için ellerinden gelen
gayreti göstereceklerini vurgulayan Erginel, geçmiş seçimlerde KKTCnin
çok başarılı sınavlar verdiğini, bunu yabancı
gözlemcilerin de söylediğini, KKTCdeki yargının dünyanın
en bağımsız yargı organları arasında yer
aldığını, seçimlerin de dünyanın en demokratik ve adil
seçimleri arasında yer aldığını ifade etti.
Erginel, YSK ve İSKların tüm
siyasi partilere eşit mesafede duracağını, seçimin tamamen
şeffaf olacağını ve her aşamada halka yasanın
öngördüğü itiraz fırsatlarının verileceğini
belirterek, seçimin başarılı olmasını diledi.
HALKIN SESI 25/12/04
|
Talat: Bağımsız KKTC, Turan ülküsü gibi hayal |
|
|
Ankara KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, halen başbakanlığını yapmakta olduğu ve cumhurbaşkanlığına aday olması beklenen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin (KKTC) bağımsızlığının hayal olduğunu ileri sürdü. Talat, "Bağımsız KKTC bir hayaldi. Bunu kimse görmedi mi?" diye sordu. Haber Türk
televizyonunda katıldığı programda açıklamalarda
bulunan Talat, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın, dünya
koşullarının değiştiğinin farkında
olmadığını savunarak, "Onun yaptığı
mücadele çöktü. Statükocu anlayışla bir yere varılamayacağı
görüldü. Bağımsızlık, egemenlik kılıfı bu
gerçeği değiştirmez" diye konuştu. "PAPADOPULOS
FIRSAT" Rum lider
Tasos Papadopulosun "her türlü
çılgınlığı" yapabileceğini kaydeden Talat,
"Geçmişi buna müsait ama Türkiyeyi veto edemez. Bunu derse AB
içinde bu tepkiyle karşılanabilir. Papadopulosun
varlığı bizim için aslında bir fırsattır"
diye konuştu. (ANKA) |
|
HURRIYET 27/12/04
ABD, Rumları korkutsun
CHP Genel Başkanı Baykal, Denktaşı veya Mehmet Ali Talatı Amerikaya davet etseler veya Ercan havaalanına bir uçak indirseler, Rumlar Eyvah KKTC tanınıyor diye 3 Ekime kadar bir çözüme yanaşmak zorunda kalırlar. Yoksa ne AB ne de BM Rumları bir anlaşmaya ikna edebilir dedi.
CHP Genel
Başkanı Deniz Baykal, Kıbrısda çözümün ABD ve
İngiltere gibi büyük ülkelerin elinde olduğunu savunarak, bu iki
ülkenin KKTCye uçak indirerek Kıbrıs Rum Yönetimine karşı
tanıma kartını kullanmalarını istedi. Baykal, Türk
diplomasisi bunu sağlamalı; yoksa AB veya BMin girişimiyle,
Türkiye-AB müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim 2005 tarihine
kadar, Kıbrısta bir çözüm çok zor dedi.
CNN Türkte Ankara Kulisi programına katılan Baykal, Türkiye,
Kıbrıs Rum Kesimini tanımadan müzakerelere
başlayamayacağı için Rumların KKTC ile çözüme ulaşmak
yerine, çözümü geciktirerek sorunu, 3 Ekim 2005 sonrasına itelemek
isteyeceklerini söyledi. Baykal, şöyle konuştu:
Çözümün anahtarı, ABD ve İngilterededir. ABD, Rauf
Denktaşı veya Mehmet Ali Talatı Amerikaya davet etse ya da
bir ABD uçağı KKTCye inse Rumlar, Eyvah KKTCyi tanıyacaklar
diye, çözüme yanaşmak zorunda kalır. ABD ve bazı büyük Avrupa
ülkeleri Rumlara Anlaşma olmazsa KKTCyi de tanımak zorunda
kalırız, sen bunlarla anlaş diye baskı kurmak zorunda.
Baykal, programdan sonra yaptığı bir açıklamada da Belki
bir Amerikan uçağı KKTCye iner ya oda Altıncı Filonun bir
gemisi yakıt ikmali yapar. Eminim diplomatlar en iyi formülü bulurlar. Bu
tip adımların sıklaşması Rumları uzlaşmaya
iter. KKTC tanınmaya mı gidiyor korkusunu Rumların
yüreğine salmak lazım dedi.
Baykalın mesajları
17 Aralıkta alınan karar, Türkiyenin ABye girmesini istemeyen
Alman Hıristiyan Demokratları memnun etti. Çünkü onların
amacı Türkiyenin önünü tıkamak. Dönüşü olmayan bir karar
alınmasını istemiyorlardı.
Vatandaş, Ben vizesiz giremesem de benim şimdi doğacak
çocuğum 20 yıl sonra ABye serbestçe girer diye düşünüyor. Yok
öyle bir şey; çünkü kararda kalıcı kısıtlama var.
AB, tarımda başka ülkelere verdiğimiz özel desteği sana
vermeyeceğiz diyor. Şimdi kalıcı
kısıtlamaların kaldırılması için Türkiye resmen
ABye nota veriyor. Bu ne demek, hani kalıcı kısıtlama yok
diyordu hükümet.
ABden şartlı müzakere tarihi çıkmıştır. Bunun
gerisinde Türk Ceza Yasası (TCK) çıkarken yaşanan zina krizi
yatıyor. 6 Ekim ilerleme raporu gibi en önemli açıklama öncesinde,
hükümet, Türkiyede yapay bir zina krizi çıkardı.
HURRIYET 27/12/04
Baykal'dan ABD'ye
çağrı
CHP lideri Deniz Baykal, Kıbrıs sorununu, bu aşamadan sonra
ABD'nin veya onun onayı ve desteğiyle İngiltere'nin
atacağı adımların çözebileceğini söylüyor.
ABD'nin ve İngiltere'nin, "Rumların yüreğine korku
salacak" adımlar atması halinde Rum yönetiminin 3 Ekim 2005'ten
önce çözüme yanaşabileceğini düşünüyor.
CHP lideri Baykal'la, CNN Türk'te "Ankara Kulisi" programına
konuk olduktan sonra, Sedat Ergin ve Murat Yetkin'le birlikte
Kıbrıs'ı konuştuk.
Baykal, bu sohbetimizde Rumları çözüme yöneltecek yöntem olarak özellikle
ABD'ye çağrıda bulundu. CHP lideri, şöyle dedi:
"Bu aşamadan sonra ancak ABD etkili olabilir. Örneğin bir ABD
uçağı KKTC'ye insin veya 6. Filo'ya bağlı bir gemi, KKTC
limanlarını ziyaret etsin, ikmal yapsın, işte o zaman
Rumlar işin ciddiyetini anlarlar. ABD'nin veya onun desteğiyle
İngiltere'nin veya her ikisinin birden böyle girişimler
yapmaları halinde Rumların yüreğine korku düşecektir. 'KKTC
tanınmaya mı gidiyor' sorusunu, korkusunu Rumların yüreğine
vermek lazım. Kıbrıs'ta çözüme ABD kaçınılmaz olarak
bakmalıdır. Aslında bir anlamda ABD ve İngiltere gibi
ülkelerin sorumluluğu, görevi söz konusudur."
Baykal, aynı etkiyi yaratacak bir diğer yöntem olarak da, ABD'ye
şu öneride bulundu:
"ABD ve İngiltere'ye gerçekten de iş düşüyor.
Kıbrıs'ta bugünkü duruma bakıp diyecekler ki 'Bu
haksızlıktır, Kıbrıs Türk halkına
haksızlık yapılmıştır.' Bunu söyledikten sonra ne
bileyim, örneğin, Mehmet Ali Talat ve Serdar Denktaş'ı ABD'ye
çağırabilirler. Veya Makedonya'ya yaptıkları gibi bir
tanıma veya o izlenimi verecek bir yaklaşım gösterebilirler.
Diplomatlar bunun en uygun formülünü bulurlar. Verdiğim örneklerdeki gibi
adımların sıklaşması Rum yönetimini anlaşma ve
uzlaşmaya motive eder."
CHP lideri Baykal, ABD ve İngiltere'yi bu yönde harekete geçirmek için de
Türkiye'nin ısrarcı olması ve çok ciddi bir tavra girmesi
gerektiğini belirterek, "Kıbrıs'ta çözüm olmazsa 3 Ekim
2005 tarihine gelindiğinde Rum kesimini yine
tanımayacağını açıklamalı ve hatta bu
koşullarda AB, müzakereleri açmıyorsa, 'Siz bilirsiniz'
diyebilmelidir" diye konuştu.
Baykal, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Türkiye, şimdiden politikasını belirlemeli ve ciddi tavra
girmelidir. AB'ye 'Ben bu Kıbrıs koşullarını ikinci
sınıf bir üyelik için kabul etmek zorunda değilim'
diyebilmelidir. Türkiye ne verilirse onu alır görüntüsünü silmelidir. 'Ben
AB'deki geleceğim belli olmadan veya Kıbrıs'ta çözüm
olmadıkça, Güney Kıbrıs'ı tanımam, Rum yönetimini
tanımam' demek lazımdır. 'Tanımazsanız, müzakereye
başlayamazsınız' derlerse, 'O zaman başlamayız'
diyebilmek lazımdır. Aksi halde hem Türkiye kayba uğrar hem de
Kıbrıs Türk halkına haksızlık olur."
CHP lideri, ABD ve İngiltere'den önerdiği gibi girişimler
yapılarak Rum Kesimi'ne "KKTC ile iyice ayrışıyoruz.
KKTC tanınmaya mı gidiyor?" korkusu verilmedikçe, Rumların
3 Ekim 2005'e kadar hiçbir adım atmadan bekleyeceklerini belirterek, Rumların
bu süreyi beklemede geçirip, 3 Ekim geldiğinde de diğer AB üyesi
ülkelere, "Türkiye beni tanımadan müzakereye başlayamaz. 24
üyenin büyükelçiliği olacak ama benim Türkiye'de büyükelçiliğim
olmayacak mı? Gemilerim Türk limanlarına yanaşamayacak
mı?" diyeceğini belirtti.
Baykal, önümüzdeki dönemde Türkiye'nin ciddi bir açmazla karşı
karşıya olduğunu ve bu açmazın iki dayanağı
bulunduğunu belirterek, şöyle dedi:
"Bu açmazın dayanaklarından biri, AB'nin izlediği
hatalı Kıbrıs politikası, diğeri de Türkiye'nin en
kısa sürede AB ile müzakereye başlama isteği ve kararlılığıdır.
Bizim bu iki dayanak üzerinde oynamamız lazım ki yeni bir formül
ortaya çıkabilsin. AB 25 üyeli bir amalgam. Değişik sesler
çıkabilir. BM de aynı şekilde zorluklar çekiyor. Oysa biz adeta
bir zücaciyeci dükkânındayız. İnce ayarlarla yürümek gerekiyor,
o nedenle diyorum ki, bu işi yapacak olan ABD ve İngiltere'dir
özellikle ABD'dir. Kıbrıs konusunda ABD'nin, önerdiği gibi
atacağım adıma AB içinde hiçbir büyük ülkenin, örneğin
Fransa gibi, karşı çıkacağını sanmıyorum.
İngiltere ise zaten ABD ile paralel hareket edecektir."
FIKRET BILA
MILLIYET 27/12/04
Portre:
Kıbrıs'ta çözümün önündeki en büyük engel: Rum lideri Tasos
Papadopulos
1960'larda
adı 'Makarios'un demir yumruğu'na çıkmıştı. Her
çözüm gayretine karşı çıktığı için artık
kendisine 'Mister No' deniyor. AB'nin aile fotoğraflarında üvey evlat
gibi duran Papadopulos, adada 1974 öncesine dönülmesini isteyecek son kişi
RADIKAL 27/12/04
YORGO KIRBAKİ
AB ailesinin
sevilmeyen evladı
20. yüzyılın en kârlı, 21. yüzyılın da en iddialı
müessesesi AB'nin, her zirve sonunda bir geleneği vardır: Aile
fotoğrafı. AB liderleri, kendilerine ayrılan yerde durup
kameralara gülümseyerek poz verir. Son zirvelerin fotoğraflarına göz
atarsanız, bir kişinin 'sırıttığını'
görebilirsiniz. Günümüzün en ciddi uzlaşma platformu AB ailesine pek
uymuyor izlenimini edinebilirsiniz. Sanki ailenin öyle fazla sevilmeyen üvey
evladı gibi. Dikkatli bakın, 'velisi' mutlaka arkasında durur.
Elbette 'fotojenik değil' diyenler olacak. Haklılar. Zaten,
cumhurbaşkanlığına geldiği seçimin kampanya
afişleri bilgisayar programlarındaki rötuş mucizeleri sayesinde
bin bir güçlükle hazırlanabildi. Fotojeniklik bir yana, hemen tüm
halkların farklı kelimelerle de olsa,
çağrıştırdıkları ortak bir atasözü vardır:
Yüz kalbin aynasıdır.
Tasos Papadopulos (Rumlar Tassos diye yazar), 7 Ocak 1934'te Lefkoşa'da
doğdu. Britanya'da hukuk eğitimi gördü. Adaya döndükten sonra da
İngilizlere karşı mukavemette, EOKA'da, Lefkoşa bölge
sorumlusu dahil çeşitli üst düzey görevler üstlendi. O dönem EOKA daha 'B'
ekini almamış, namlularını Kıbrıslı Türklere
çevirmemişti.
'Baştan beri
'hayır'cı'
Başpiskopos Makarios, sorumluluk üstlenmekten kaçınmayan, zeki ve
cesur genci yanına aldı. Kıbrıs Cumhuriyeti
kurulmasıyla sonuçlanan Londra müzakerelerinde, 35 kişilik Rum
heyetindeydi. Makarios, Londra'ya, Adnan Menderes ve Konstantinos Karamanlis'in
Zürih'te imzaladıkları anlaşmaya imzasını atması
için çağrılmıştı. Heyetini toplayıp 'Ne
yapayım?' diye sordu. 27 kişi, 'Ne istiyorsan onu yap' dedi.
Diğer sekizi karşı çıktı. Aralarında Papadopulos
da vardı.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla 12 yıl süreyle
içişleri, maliye, çalışma, sağlık ve tarım
bakanlığı görevlerini üstlendi. Makarios'a körü körüne itaati
nedeniyle adı 'Başpiskoposun demir yumruğu'na çıktı.
1974 sonrasında, BM himayesindeki müzakerelerde 1978'e dek Rum heyetinde
yer aldı ve bir süre başmüzakereci oldu. Rum parlamentosunun
bağımsız milletvekili olarak, 2000'de başkanı
seçildiği ve eski liderlerden Spiros Kiprianu'nun kurduğu Demokratik
Parti'nin yönetiminde Kıbrıs'ın çözümü için her gayrete
karşı çıktı. Hep 'Hayır' dedi. Artık yeni bir
adı vardı: 'Mister No.' Tasos için çözüm, 1974'ten öncesine
dönülmesiydi. Kendisini Makarios'a benzetenler olduğu
hatırlatıldığında, "Keşke
benzeyebilsem" dedi.
Takvimler 16 Şubat 2003'ü gösterdiğinde, başkanlık seçimini
1977'den sonra ilk kez birinci turda kazanan lider oldu. Bu noktada o günkü
konjonktürü hatırlamakta yarar var: Türkiye'de çiçeği burnunda bir
hükümet işbaşındadır. Tayyip Erdoğan 3 Kasım 2002
seçimi öncesi ilk kez Belçika modelinden söz ederek Kıbrıs için
farklı düşündüğü göstermiştir. Yunanistan'da, Başbakan
Kostas Simitis ve Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu, Rum
seçimi öncesi, halkından sadece 16 aylığına kendisini
başkan seçmelerini isteyen ve Annan Planı'yla çözüm vaat eden 83
yaşındaki Glafkos Klerides'i, Papadopulos'a tercih ettiğini
açıkça göstermiştir. KKTC'de Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş hastadır. Annan Planı çerçevesinde çözüm ve Kıbrıslı
Türklerin AB üyeliği için 11-12 Aralık 2002'de AB'nin Kopenhag
zirvesinde büyük bir fırsat kaçmıştır. KKTC'de Mehmet Ali
Talat'ın başını çektiği muhalafet 'çözüm ve AB
üyeliği' sloganıyla sokağa dökülmüştür. Rum Kesimi ise, en
büyük siyasi güç konumundaki komünist AKEL'in 'milli dava'ya
aşırı milliyetçi bir zihniyetle yaklaşan
kanadının ağır basmasıyla, 'Vatanı satan
çözümlere hayır' sloganıyla inlemektedir. Rum Yönetimi'nin AB
üyeliği de kesinleşmiştir.
'Klerides beni
bağlamaz'
Seçim öncesi 'Karpaz'ı isteriz', '119 bin Türkiyelinin adada
kalmasını öngören Annan Planı çözüm olarak kabul edilemez' ve
'Klerides'in kabul ettikleri beni bağlamaz. Her şey
sıfırdan başlayacak' diyen Tasos, artık başroldedir.
Ertesi gün, ilk işi Türklere mesaj göndermek olur: "Benim için
söylenenlere kulak asmayın." Gelişmeler Tasos'u doğrulamadı.
Denktaş ise aynı günlerde farklı bir yönden yaklaşsa bile
kehanette bulunuyordu: "Papadopulos'la olmaz". Simitis hükümetinin
ilk açıklaması "Umarız Klerides'in izinde yürür" şeklindedir.
Papadopulos ile çözüm olmayacağını biliyordur.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Mart 2003 sonuna dek çözüm sağlanması
ve Kıbrıs'ın birleşik olarak 16 Nisan'da AB'ye üyelik
anlaşmasını imzalaması için özellikle ABD'nin
desteğiyle taraflara yoğun baskılar yapmaktadır.
Ankara-Atina-Lefkoşa turuna çıkar Annan. Kıbrıs'ta hem
Denktaş'a hem Papadopulos'a rest çekti. Sonunda iki liderden de 10 Mart
2003'te Lahey'de buluşma sözü aldı. Tasos, Lahey'e gitmek
istemiyordu. Ancak, cebinde güvendiği bir koz vardı: Rauf
Denktaş. KKTC Cumhurbaşkanı'nın Annan Planı'nı
reddedeceğinden emindi. Lahey'de bu kozu oynadı ve kazandı.
Artık Rum Kesimi'nin tek başına AB üye üyeliği için son
engel de kalkmıştı. Zaten aylar sonra bir demecinde itiraf etti:
"Lahey'de Denktaş hayır demeseydi, ben diyecektim."
Bir süre 'İşte Türk tarafının uzlaşmazlığı'
diye propaganda yapma fırsatı bulduysa da, bu fazla uzun sürmedi. 23
Nisan 2003'te Denktaş'ın tarihi bir manevrayla
sınırları açması, Tasos'un sevincini kursağında
bıraktı. On binlerce Rum'un kuzeye akın etmesi, canını
çok sıktı. Kuzeye geçişi önlemek için psikolojik baskıya
başvurdu. İlk gidenler adeta hain sayıldı. Denktaş 19
Mayıs 2003'te Politis gazetesine demecinde, Klerides'in aksine Papadopulos
ile iki dost Kıbrıslı olamamalarının nedenini
ifşa ediyordu: "1967'de Kıbrıs'a gizlice geldiğimde
yakalanmıştım. Makarios bakanlar kurulunu toplayıp ne
yapacakları konusunda görüş istedi. Papadouplos ve Kiprianu bir
ağızdan 'Köpek gibi vurun' dediler."
Yunanistan'da 21 Haziran'daki AB zirvesi sırasında ilk kez
karşılaştığım Papadopulos,
Kıbrıs'ın fiilen AB üyesi olacağı Mayıs 2004'e
dek çözüm ve Kıbrıslı Türklerin AB'nin nimetlerinden
yararlanmaları için çalışacağını söylüyordu. Ama
dili başka söylüyordu, gözleri başka... Tıpkı dört ay sonra
Aralık 2003'te KKTC'de yapılan seçim sonuçlarını
değerlendirirken "Muhalefetin kazanmasından yanaydık"
dediği gibi. Papadopulos'u destekleyen medyanın birkaç gün sonra 'Ha
Denktaş ha Talat' demesi tesadüf değildi. Annan, diplomasi
trafiği ve özellikle Ocak 2004'te Erdoğan'la Davos'taki
buluşmasının ardından yeni girişim üstleneceğini
açıklayınca, Tasos'un paçaları tutuştu. Türkiye'nin
Kıbrıs politikası değişiyor, KKTC'de başbakan
olan Talat ön plana çıkıyordu. Artık kimin arkasına gizlenebilecekti?
'Çarmıha gerseniz
olmaz'
Yine de 10 Şubat'ta New York'ta başlayan müzakerelere 'Bu turdan da
bir şey çıkmaz' umuduyla gitti. Ne de olsa Denktaş
masadaydı. Ancak bu defa yanılmıştı. Türk
tarafının 'İki taraf görüşsün, uzlaşma
sağlanmazsa garantör ülkeler devreye girsin. O da olmazsa, planın
boşluklarını Annan doldursun ve referandum yapılsın'
önerisi Tasos'u gafil avladı. "Beni çarmıha bile gerseniz imza
atmam" diye bağırdığı duyuldu New York'taki
koridorlarda. Masadan kalkıp Kıbrıs'a dönmeye niyetlendi
niyetlenmesine de, Simitis'le Papandreu'nun öyle bir niyeti yoktu. Çaresiz
kabul etti. Eli titreyerek de olsa çözüm prosedürü için imza attı.
Kıbrıs'ta 28 Şubat'ta başlayan müzakereler tam bir
sağırlar diyaloğu şeklinde geçti. Tasos, arabulucular
Alvaro De Soto, Thomas Weston, David Hunnay'dan hep şikâyet etti.
Kafasında çözüm prosedürünün garantör ülkelerin de
katılımıyla gerçekleşecek ikinci aşaması
vardı. Umudu Yunanistan'dı, marttaki seçimlerde iktidarın
değişip Karamanlis'in başbakan olmasıydı. Bu açıdan
şansı yaver gitti.
Bürgenstock'a Annan Planı'nı reddetmeye gitti. Artık
karşısında Denktaş da olmayacaktı. Daha birkaç günlük
başbakan Karamanlis'in kendisine baskı yapmayacağından
emindi. Müzakerelerin başarısızlığa uğraması
için elinden geleni yaptı. Rum kamuoyunu, Annan Planı'nın 5.
versiyonu için eksik ve yanlış bilgilendirmekten çekinmedi. Sözcüleri
aracılığıyla da olsa, Bürgenstock'ta halkına yalan
söyledi.
'Devlet
devraldım'
Adaya dönüşünde, anketlerden de cesaretlenerek müthiş bir
'Hayır' kampanyası başlattı. 7 Nisan akşamı
televizyondan 'ulusa sesleniş'inde "Hayatımın en zor günü.
Kendimi kötü hissediyorum. Dramatik saatler yaşıyorum. Ben bir devlet
devraldım, bir toplum bırakamam. Annan Planı'na
'Hayır'" diye haykırdı ve ağladı. Hedefine ulaşmıştı.
Ertesi gün anketler referandumda 'Hayır' diyeceklerin yüzde 85
olduğunu gösteriyordu. AKEL'in özellikle Kıbrıs Türklerini
düş kırıklığına uğratan Papadopulos'a
desteğiyle, 24 Nisan referandumunda Rum Kesimi'nde 'Hayır'
oyları yüzde 76 oldu.
Rumların 'Hayır' demelerinin faturasını AB'de pahalıya
ödeyecekleri endişesi uzun sürmedi. Avrupa Komisyonu'nun Rumların AB
üyesi olmasında büyük emeği geçen genişlemeden sorumlu üyesi
Günter Verheugen'in "Kandırıldım" diye
bağırmasına kulak asılmadı. Rum Kesimi, homurdanmalar
arasında 1 Mayıs'ta AB üyesi oldu. Tasos da kartlarını
açtı: "Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımalı.
Gümrük Birliği ek protokolünü imzalamalı."
'Kıbrıslısınız'la
kast ettiği...
Artık şantaj, tehdit dönemini başlatmıştı.
Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlaması için AB'den bir tarih
almak için tutuştuğunu bildiğinden, bundan faydalanmak
istiyordu. Ne az ne çok, Rumlara AB sayesinde Türkiye'yi dize getireceği
vaadinde bulundu. Kamuoyu yoklamalarına göre, Rumların yüzde 70'i
Türkiye'nin veto edilmesinden yanaydı. Ama 16-17 Aralık'taki AB
zirvesinde beklediğini bulamadı. 'Kıbrıs Cumhuriyeti',
Türkiye tarafından dolaylı tanınma yolunda belki bir şeyler
kazandı, ama çıtayı yüksek tutan Tasos yenildi. AB için
Türkiye'nin adaylığının, Rumların üyeliğinden
önemli olduğunu önceden kestiremedi. Tasos, siyasi açıdan
kartlarını hep son dakika açan bir 'kumarbaz.' Ancak 17
Aralık'ta 'büyükler'e rest çekme teşebbüsünde blöfünü yutan
çıkmadı. Şimdilerde Türkiye'yi neden veto etmediğini
anlatıyor seçmenlerine. Yine Türkiye'yi nasıl veto
edebileceğinden bahsediyor.
Kıbrıs'ta çözüm için yeni fırsatlar çıkabilir. Her
fırsatın felsefesi, adanın birleşmesi ve Rumlarla Türklerin
birlikte yaşaması olacaktır elbette. Kıbrıslı
Türk olsam, Papadopulos'un bana 'Kıbrıslısın'
dediğinde neyi kast ettiğini biraz düşünürdüm.
Baykal:
ABD ve İngiltere, Kıbrıs için devreye girsin
RADIKAL 27/12/04
CHP lideri Deniz Baykal,
Kıbrıs'taki kilitlenmenin aşılabilmesi için ABD ve
İngiltere'ye iş düştüğünü söyledi. Baykal'a göre,
Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nin ağır
işleyen ve ince ayara uygun olmayan yapılarındansa, ABD ve
İngiltere'nin atacağı diplomatik adımlar, Kıbrıs
Rum Cumhuriyeti'ni uzlaşma ve anlaşmaya 'motive edebilir',
hareketlendirir.
Baykal, bu öneriyi dün CNN Türk canlı yayınında kısaca dile
getirdi. Programın ardından Sedat Ergin ve Fikret Bila ile birlikte
yaptığımız genişce sohbette de, önerisini neye
dayandırdığını ve nasıl gerekçelendirdiğini
anlattı. Baykal'ın sözleri şöyle:
· Kıbrıs
sorununu bu noktaya, 'Uzlaşma olmasa da Güney Kıbrıs'ı
alırım' ısrarı getirdi. Ne zaman anlaşıldı
ki (Annan Planı) Rumların AB nezdinde durumunu
değiştirmemekte, onlara bu yönde avantaj sağlamaktadır,
Rumlar 'Hayır' dedi. Şimdi, anlaşmaya evet diyen taraf AB'nin
dışında, hayır diyen içinde.
· Bu ciddi bir açmaz
ve bu açmazın iki dayanağı var:
1- AB'nin Kıbrıs politikası,
2- Türkiye'nin en kısa sürede AB ile müzakereye başlama
kararlılığı.
Bizim bu iki dayanak üzerinde oynamamız lazım. Kurulacak denklemin
değişkenleri bunlar. AB 25 üyeli bir karışım.
İncelikleri olan kararları ortaklaşa alması zor; bir
kişi karşı çıksa olmuyor. BM de aynı şekilde,
ayrıntıların önem taşıdığı kararları
uzlaşma ile üretip uygulamakta zorluk çekiyor. Oysa biz adeta zücaciyeci
dükkânındayız, ince ayarlarla yürümek gerekiyor.
· Bu işi yapacak
olan ABD ve İngiltere'dir; özellikle de ABD'dir. Kıbrıs
konusunda ABD'nin atacağı bir adıma hiçbir büyük ülkenin
karşı çıkacağını sanmıyorum. İngiltere
AB üyesi, ayrıca Kıbrıs'ta garantör. ABD ve İngiltere'ye
iş düşüyor. Diyecekler ki, "Kıbrıs Türk halkına
haksızlık yapılmıştır". Artık,
örneğin Makedonya'ya bulunduğu gibi bir formül mü olur? Ne bileyim,
Mehmet Ali Talat ve Serdar Denktaş'ı ABD'ye çağırabilirler,
belki bir Amerikan uçağı Kuzey Kıbrıs'a iner, Altıncı
Filo'nun bir gemisi yakıt ikmali yapar, eminim diplomatlar en uygun
formülü bulurlar. Bu tip adımların sıklaşması, Rum
yönetimini anlaşmaya, uzlaşmaya motive eder. 'KKTC tanınmaya
mı gidiyor?' korkusunu Rumların yüreğine vermek lazım.
· Hükümetin bu konuda
ABD ve İngiltere'ye ısrarcı olması lazım. AB ile
ilişkilerde de bu konuda ciddi tavra girmek lazım. AB'ye, "Ben
Kıbrıs koşullarını ikinci sınıf bir üyelik
için kabul etmek zorunda değilim" denebilmeli. 'Türkiye ne verilirse
onu alır' görüntüsünü silmeli. 'Ben AB'deki geleceğim belli olmadan,
ya da Kıbrıs'ta çözüm olmadıkça' Kıbrıs'ta Rum
yönetimini tanımam' demek lazım. 'Tanımazsanız,
başlamayız' derlerse, 'O zaman başlamayız' diyebilmek
lazım. Aksi halde hem Türkiye kayba uğrar, hem Kıbrıs Türk
halkına haksızlık olur.
Baykal'ın bu önerisinin bir anlamı var. Öncelikle CHP, şu an
diğer muhalefet partilerinin izlediği bildik politikanın
dışında ve somut bir öneri getiriyor. Hükümet içinde de benzeri
yaklaşımların bilinmesine karşın Baykal'ınki iyi
ifade edilmiş, net bir öneri. İkincisi, 'İşimiz ABD ve
İngiltere'ye mi kaldı' sorusunun meşruiyetine karşın,
bu önerinin gerçekleşebilir ve uygulanabilir olması.
Dolayısıyla Baykal'ın formülü, hükümete olduğu kadar, ABD
ve İngiltere'ye de bir çağrı niteliği taşıyor ve
dikkate alınması gerekiyor.
Rauf
Denktaş: Silaha sarılırız
RADIKAL 27/12/04
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'ın, "Gerekirse silaha sarılırız"
açıklamasından sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da
'silah kullanmaktan' bahsetti. Habertürk televizyonuna konuşan
Denktaş, "Bağımsızlık şereftir. Bu
şerefi korumak için gerekirse silah da kullanılır. Türkiye bizi
bırakıp giderse, bize silahtan başka seçenek kalmaz" dedi.
Adının 'uzlaşmaz'a çıkmasından dolayı olası
Kıbrıs görüşmelerinde müzakereci olmak istemediğini
kaydeden Denktaş, Türkiye'nin AB'den tarih alırken
'kalleşliğe kurban gittiğini' öne sürerek şöyle
konuştu: "Tarih verildi, ama bir sorumluluk alındı.
Yabancılara bakarsanız tanıma sözü verilmiş. Bizim tarafa
bakarsanız 'Ekime kadar sorun çözülecek.' Rumları bilen biri olarak
derim ki, ekime kadar bu sorun çözülmez ve biz ateş üzerinde
oturacağız."
Kıbrıs'ta çözüm, boynumuzun borcudur
ÇÖZÜM
HÜKÜMETİNİ SANDIĞA TAŞIMALIYIZ... "Misyonumuz
tamamlanmadı, barış henüz gerçekleşmedi, önümüzdeki
seçimlerde Kıbrıs Türk toplumunun iradesini tam olarak
yansıtacak barış ve çözüm hükümetini sandığa
taşımamız gerekiyor. 20 Şubat ve 17 Nisan seçimlerinden
sonra bir kez daha mutlak barış için harekete geçmek bu aşamadan
itibaren boynumuzun borcudur"
Cumhuriyetçi
Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat,
Kıbrıs'ta barış ve çözümün boyunlarının borcu
olduğunu söyledi.
Başbakan
Talat, "Önümüzdeki seçimlerde Kıbrıs Türk toplumunun iradesini
tam olarak yansıtacak barış ve çözüm hükümetini
sandığa taşımamız gerekiyor" dedi.
Talat bu
açıklamayı CTP Kadın Kolları'nın önceki akşam
Acapulco Tatil Köyü'nde düzenlediği dayanışma gecesinde
yaptı.
Muhteşem
bir katılımla gerçekleşen gecede bir araya gelen partililer,
Kıbrıs'ta mutlak bir barış ve çözüm için CTP/BG'yi iktidara
taşıma sözü verirken, bir kez daha, 'sözümüz var Avrupa'ya,
Kıbrıs'a' dediler.
Coşku
içinde geçen gecede partililere hitap eden Başbakan, CTP-BG Genel
Başkanı Mehmet Ali Talat, 20 Şubat ve 17 Nisan seçimlerinden
sonra bir kez daha mutlak barış ve çözüm için harekete geçmenin
CTP-BG'nin boynunun borcu olduğunu vurguladı.
Konuşmasında
katılımı ve umutları böylesi yüksek bir gecede bir arada
bulunmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren Başbakan Mehmet Ali
Talat, CTP'nin, barış ve çözüm için üzerine düşen görevi kendi
elleriyle gerçekleştireceğini kaydetti.
CTP-BG'nin 2003
yılında iktidara geldiğini ve halkın desteğiyle
Kıbrıs sorununda halkın istenilen bir noktaya getirildiğine
işaret eden Talat, "Ancak misyonumuz tamamlanmadı,
barış henüz gerçekleşmedi, önümüzdeki seçimlerde
Kıbrıs Türk toplumunun iradesini tam olarak yansıtacak
barış ve çözüm hükümetini sandığa taşımamız
gerekiyor. 20 Şubat ve 17 Nisan seçimlerinden sonra bir kez daha mutlak
barış için harekete geçmek bu aşamadan itibaren boynumuzun
borcudur." diye konuştu.
Yaşamın
güzellikler kadar acılarla da dolu olduğunu ancak kimsenin acı
çekmesini istemediklerini vurgulayan Başbakan, CTP Genel Başkanı
Mehmet Ali Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:
"İnsanlarımızın,
gençlerimizin bir daha acı çekmemeleri için üzerimize düşeni
yapmalı, elimizden geleni ortaya koymalı, gençlerimizi,
evlatlarımızı korumalıyız. Onların gelecekte daha
güzel yaşamaları için mücadele vermeliyiz.
Politik
mücadelemiz yanında günlük yaşamda da görevlerimiz var ve
bunları hep birlikte el ele yerine getireceğiz.
Kararlı
ama hızlı adımlarla başarıya
ulaşacağımıza inanıyorum.
İlk
hedefimiz şubat, sonra da nisandaki seçimlerden başarıyla
çıkmaktır.
Bu, halkın
zaferi olacaktır."
Ekingen
CTP Kadın
Kolları Başkanı Şenay Ekingen ise konuşmasında
böylesi coşku dolu bir geceden toplanan enerjiyle yola devam
edileceğini vurguladı.
CTP'nin
başından beri çözüm, barış ve demokrasi mücadelesi
sürdürdüğünü ancak çözüm, barış ve AB üyeliğinin hala
önümüzde bir hedef olarak durduğundan henüz arzu edilen noktaya
gelinmediğine işaret eden Ekingen sözlerini şöyle sürdürdü:
"CTP,
Kıbrıs'ta Türk toplumunun varlığının güvencesi ve
Kıbrıs sorununun çözümünün yadsınamaz etkenidir. Mücadeleye
devam edeceğiz. Bizler kimliğimizi özgürce geleceğe
taşımak zorundayız. Bunun için hepimize önemli görevler
düşüyor. Sonuca ulaşmak için önümüzde iki önemli aşama
bulunuyor. Bunların birincisi %40+ hedefiyle gireceğimiz genel
seçimler, diğeri de liderimizi, toplum lideri katına
çıkarıp cumhurbaşkanı yapmak. O zaman çözüme daha
yakın olacağız."
KIBRIS 27/12/04
Denktaş: İmzaya değil, söze bakarız
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Türkiyenin imzaladığı kağıtlara değil
Kıbrıslı Türklere verdiği KKTCyi tanımaya devam
edeceğiz, sizi azınlık yapmayacağız, görüşmeler
yoluyla birleşme olmadıkça Kıbrıs Rumunu meşru
hükümet olarak tanımayacağız sözüne
baktıklarını, bunun milli bir senet olduğunu söyledi.
Küçük Kaymaklı şehitleri için
önceki akşam Küçük Kaymaklı Türk Spor Kulübünde
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın da
katıldığı anma töreni düzenlendi.
Saygı duruşu ve İstiklal
Marşıyla başlayan törende, Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş konuştu, Şht. Hüseyin Ruso Ortaokulundan bir
öğrenci şiir okudu.
Cumhurbaşkaşkanı Rauf
Denktaş, şehitler haftasında o günleri yeniden
yaşadıklarını belirterek, anma törenine gençlerin
katılımının az olmasından duyduğu üzüntüyü ifade
etti. Kaç gencin mücadele yıllarını, bütün mücadelenin o
günlerin yeniden yaşanmaması için olduğunu; kavganın
Rumların Enosis isteminden kaynaklandığını
bildiğini soran Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiyenin de
davada taraf olduğunu kaydetti.
Kıbrıs Yunan olmasın,
kolonize edilmesin diye verilen mücadelede Türkiyenin dünyayla karşı
karşıya da kaldığını belirten Denktaş,
Türkiye bundan çekinmemiştir, çünkü Kıbrıs Yunana giderse
Türkiyenin denizlere açık bir ülke olamayacağının;
Türk-Yunan dengesinin bozulacağının bilinci içindeydi dedi.
Güzel bir anlaşma
yapacağız diyenlerin karşısında geçmişte
yaşananlar unutulmadan, Rum bilinerek oturulması gerektiğini
vurgulayan Denktaş, Yunanistanın bu Türkiyeyle Kıbrıs
arasında bir meseledir, Türkiye Kıbrısı tanımak
zorundadır, er geç tanıyacaktır demesinin altında yatan
maksadı anlıyorsak o zaman Rusonun ve diğer şehitlerin
ruhuyla canlanıp olamaz, kabul etmeyiz, etmeyeceğiz dememiz
lazım diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
bunu daha çok gençlerin söylemesi gerektiğini kaydederek, gençlere ABye
girilirse gökten paralar yağacak, herkes mesut olacak dendiğini,
Kıbrıs Türklerinin ABye Kıbrıs devletinde yaşayan
azınlık olarak istendiğini, ABye girmenin yolunun bu
olmadığını ifade etti.
Bağımsızlık ve
egemenliğe dayanmayan her önerinin Kıbrıs Türk halkını
azınlık yapacağını kaydeden Denktaş,
konuşmasını şöyle südürdü:
YOLUN SONUNU GÖRMEYENLER
0Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, bazı kişilerin ne biçim devlet, ne biçim
bağımsızlık. Rum tarafında kaç kişi
çalışıyor, pasaport almak için kaç genç gidiyor dediğine
işaret ederek, bu lafların sadece Kıbrıs Türk
halkının değil, Türkiyenin de moralini bozduğunu söyledi.
Denktaş, şunları ifade etti:
Belki de bu nedenledir ki Türkiyede
bazı makamlar, dedelerle torunlar diye ayırım yapmaya
başladı. Bunlar yanlış değerlendirmelerdir. Eğer
bugün gençler pasaport almak için Rum tarafına giriyorlarsa, almak
istedikleri pasaport Rumun pasaportu değildir. Hiç olmazsa bunu bilerek
gidiyorlar. Cumhuriyetin pasaportudur. Rumun yıktığı
cumhuriyetin... ve bu cumhuriyette bizim hakkımız vardır.
Referandumlardan sonra, Rumun bizi temsil
etmediği gözle görülür hale geldikten sonra Rumun bu
hakkımızı alıp kaçmasına, kendisinin AB üyesi olup
bizi dışarıda bırakmasına müsade etmek isteyenler
gidip bu haklarını aldılar. Onları suçlayacağımıza,
tersini bu şekilde yaparak Türkiyenin de moralini bozmamamız lazım.
Çünkü bu hakkı almasak ne olacaktı? Yeni bir referandumda aman bu
pasaportu alalım diye bu gençlere yine evet dedirteceklerdi. Halbuki yeni
bir referandumda işte pasaportu aldınız, AB üyesisiniz zaten,
dolayısyla Rumun gölgesi altına girmek için evet demenin lüzumu yok
denebilecektir. Bunları böyle yorumlamak, Türkiyeye doğru mesajlar
vermek lazım.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Rum tarafında çalışanların İyi para alıyoruz ama
çektiğimizi biz biliriz dediğini belirterek, Rumlarla
azınlık olarak birleşseler, bugün fışkıran
ekonominin ne hale geleceğinin bilinmesini istedi. Bugün üzerine ev yapan,
rahat rahat oturan, satan, zenginleşen insanların
mallarının geri alınması için Rumların başvuracağı
yöntemlere işaret eden Denktaş, o durumda ekonominin çok zora
gireceğini kaydetti.
Ekonomide de eşitlendikten sonra
ABye girmek için, bağımsızlığa ve devlete sahip
çıkmak gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Denktaş,
ABnin Rumları meşru hükümet kabul etmesine karşı mücadele
verilmesini, Kıbrısta birleşme isteniyorsa ABnin Rumlara
açıkça Kıbrıslı Türklerin hükümeti
olmadığını söylemesini, Kıbrıslı Türklerle
direkte temas edip ekonominin iyileşmesine ve yasaların ABye
uyumlaştırılmasına yardım etmesini istedi.
BAĞIMSIZLIKTAN VAZGEÇME
ŞEREFSİZLİĞİNİ ALNIMIZA YAZDIRMAYACAĞIZ
Bir evladı nasıl düşmana
teslim edip al ne istersen yap diyemezsin, bağımsız insanlar,
bağımsızlıklarını başkalarına
veremezler. Dünyanın hiçbir yerinde şerefli insanlar bağımsızlıklarına
kıymamışlardır diyen Denktaş, Kıbrıs
Türkünün bağımsızlığından vazgeçme
şerefsizliğini alnına yazdırmayacağını
söyledi.
Anavatana güven vermek,
bağımsızlıktan vazgeçmeyeceğiz, Rumun kulu kölesi
olmayacağız demek gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, her şeyi bilemeyen gençlere yol göstermenin görev
olduğunu ama gençlerin bir kısmı yanıldı diye
Anavatanın Kıbrısı feda edemeyeceğini ifade etti.
HALKIN SESI 27/12/04
Papadopulos: Hayır dedik kazandık
|
Ömer BİLGE / LEFKOŞA Rum lideri Papadopulos, Annan planına hayır dedikten sonra felaketle karşılaşmadıklarını hatta destek bile aldıklarını belirterek, Anlaşma olmadan tek başımıza üye olma politikası, Türkiyenin AB sürecinde söz sahibi olmamız nedeniyle bizi güçlendirdi. Hayır dedik ama ne Türk devleti tanındı, ne de biz tecrit edildik dedi. RUM Haravgi
gazetesinde yayınlanan röportajında Kıbrıs Rum lideri
Papadopulos, 17 Aralık zirvesi, Kıbrıs barış
görüşmeleri ve Türkiyenin AB stratejisi konusunda şöyle
konuştu: |
HURRIYET 28//12/2004
Papadopulos:
Türkiye'ye kolaylık göstermeyeceğiz
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Rum Kesimi'nde
yayımlanan Haravgi gazetesine verdiği demeçte, Türkiye'nin Avrupa
Birliği (AB) ile tam üyelik müzakerelerine başlayacağı 3
Ekim 2005 tarihine kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunması
konusunda hiç de istekli olmadığını belli etti.
Papadopulos, gazetenin, "Nisana kadar Kuzey Kıbrıs'ta seçimlerin
yapılacağı gerçeğinden hareketle 3 Ekim 2005'e kadar bir
çözüme varabileceğine inanıyor musunuz?" şeklindeki
sorusuna şu yanıtı verdi:
"3 Ekim'e kadar Türkiye'nin stratejisi ve politikası bellidir.
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni lağvedecek öyle bir çözüm bulunsun ki,
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma yönündeki kaçınılmaz
yükümlülüğünden kurtulsun. Türkiye'nin belli olan diğer stratejisi,
'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma yükümlülüğünü yerine
getirmeyi bağlantılı kılma ve toplumlararası
müzakereler yapılıyor bahanesiyle 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanımaktan kaçınmadır. Ne işbirliği
yaptığımız partiler, ne de muhalefetin Türkiye'nin bugün
bulunduğu siyasi çıkmazdan kurtulması için kendisine
kolaylık yapmamızı kabul edeceğini sanmıyorum."
Diğer yandan Papadopulos, "Annan Planı'nı yapılacak
özlü değişikliklerden sonra iki tarafın onayıyla
referanduma götürecek, iki toplum arasında üzerinde anlaşmaya
varılmış bir çözümün öngörülmesi koşuluyla, müzakerelere
hazırız" diyerek, Annan Planı'nı mevcut haliyle
müzakere etmeyeceğinin de mesajını bir kez daha vermiş
oldu.
MILLIYET 28/12/04
Papadopulos
yüksek uçtu
Yeni müzakereler için
şartlar koşan Papadopulos, 'Türkiye, işgale son versin,
yaptığı istilayı da kınasın' talebinde bulundu
RADIKAL 28/12/04
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Kıbrıs'ta çözüm için masaya şartlar koyarak oturmak üzere
yeşil ışık yakan Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, Türkiye'nin AB üyelik müzakereleri sürecinde yerine getirmesi
gereken yükümlülükleri 'İşgale son vermek, yaptığı
istilayı kınamak ve askerlerini çekmek' olarak sıraladı.
Papadopulos, Haravgi gazetesine verdiği temeçte, "Tüm bunlar
Türkiye'nin yerine getirmesini beklediğimiz yükümlülüklerdir. Biz
taleplerimizin tatmin edilmesi için Türkiye'nin sürekli AB denetiminde
olmasını istiyoruz" dedi.
Brüksel'deki AB zirvesinde Rum tarafının, Türkiye'nin Ankara
Anlaşması gereği AB'ye karşı üstlendiği
yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde, 3 Ekim 2005 için tarih verilen
üyelik müzakerelerinin başlamasını reddetme hakkını
saklı tuttuğunu belirten Papadopulos, "Brüksel'deki sonuç, hiç
de önemsiz değildir. Ancak baştan ortaya
attığımız taleplerle kıyaslanırsa
beklentilerimizin gerisindedir" itirafında bulundu. 24 Nisan referandumunda
Annan Planı'na 'Hayır' demesini savunan ve muhalefetin
beklentilerinin aksine Rumların AB'de tercit edilmediğinin, aksine
geniş bir destek bulunduğunun altını çizen Rum lideri,
"Ne sahte devlet tanındı, ne de başka bir şey oldu.
Bugün herkes yeni bir çözüm planından bahsediyor" diye konuştu.
Papadopulos, çözüm için zaman baskısı altında olacak
müzakereleri kabul etmeyeceğini de kaydederek "3 Ekim 2005 tarihi
bizim için değil Türkiye için önem taşıyor" dedi.
'Türkiye'ye
yardım edecek değiliz'
Türkiye'nin 3 Ekim'e kadar tanımaktan kaçınmak için 'Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin lağvedilmesi amacıyla bir çözüm bulunması
çabasına gireceğini ve 'Toplumlararası müzekereler devam ediyor'
gerekçesiyle tanıma yükümlülüğünü yerine getirmeyeceğini ileri
süren Papadopulos, "Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu bu siyasi
çıkmazdan kurtulması için yardım edecek değiliz" dedi.
Rum lideri Papadopulos ayrıca Kıbrıs'ta iki toplumun üzerinde
müzakere etmeye mutabık kalacakları, Annan Planı'ndan özlü
değişiklikler içeren ve iki toplumun anlaşmalarından sonra
referanduma sunulacak bir plan için masaya oturmaya hazır
olduklarını da yineledi.
Rauf Denktaş:
Masada olmam
LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, artık Kıbrıs
sorununun çözümünde müzakereciliği Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş ve Başbakan Mehmet Ali Talat'a
bıraktığını belirterek, "Ben müzakereci
olmayacağım" dedi. Önceki akşam özel bir kanalda
yayımlanan bir programa katılan Denktaş, adının
'uzlaşmaz'a çıkmasından şikâyet ederek, bu
kararının BM yetkililerine 'Cumhurbaşkanı Denktaş'
imzasıyla da bildirildiğini açıkladı.
Öte yandan KKTC'de şubattaki erken genel seçim için geri sayım
başlarken, Denktaş ve bahardaki cumhurbaşkanlığı
seçiminde aday olan Talat, şimdiden ağız dalaşına
tutuştu. Denktaş, önceki gece aynı programda şubattaki
erken genel seçimde taraf olacağının altını çizerek,
"Erken seçimde meydanlarda olacağım. Evime kapanıp
terliklerimi giymeyeceğim. Terlik değil, ayakkabı giymeyi tercih
ederim" diye konuştu.
Talat:
Bağımsız KKTC hayaldi
Talat ise aynı televizyon programında Denktaş'ın KKTC'nin
bağımsızlığını sağlama isteğini
'hayal' olarak niteledi. Denktaş'ın, dünya
koşullarının değiştiğinin farkında
olmadığını savunan Talat, "Onun yaptığı
mücadele çöktü. Statükocu anlayışla bir yere
varılamayacağı görüldü. Bağımsızlık,
egemenlik kılıfı bu gerçeği değiştirmez"
diye konuştu. AKP'nin, Kıbrıs politikasına yeni bir çehre
kazandırdığını söyleyen Talat, "Bağımsız
KKTC bir hayaldi. Bunu kimse görmedi mi? Bu Turan ülküsü gibi bir hayaldi.
Bağımsız KKTC oldu da bugüne kadar ben mi engelledim? Biz
kaybedilmiş bir davayı devraldık" diye konuştu. Talat,
bugünkü politikalarla bütün sorunları aşacaklarını ileri
sürdü.
(dha, anka) RADIKAL 28/12/04
Rum
Kesimi'ne rekor iltica
RADIKAL 28/12/04
RADİKAL - ATİNA - Türkiye'den KKTC'ye,
oradan da Kıbrıs Rum Kesimi'ne geçerek siyasi iltica talebinde
bulunan Türk vatandaşlarının sayısında anormal bir
artış görüldüğü ileri sürüldü. Rum Kesiminde yayınlanan
Filelefteros gazetesinin haberine göre, son 10 günde sadece Baf'da iltica
talebinde bulunan Türk vatandaşı sayısı 50'yi buldu.
Gazete, Baf'ta benzer talepte bulunan Türklerin sayısının uzun
süre sadece iki olduğuna dikkat çekti. Limasol'da da son günlerde 50
başvuru yapıldığını kaydeden Filelefteros, siyasi
iltica taleplerinde Türk vatandaşlarının 'polis tarafından
arandıklarını ve bu yüzden ülkelerine dönmek istemediklerini'
yazdıklarını belirtti.
Türklerin bu iltica talebindeki bu tuhaf artıştan Rum güvenlik
makamlarının kaygı duyduklarını da yazan gazete, Rum
mahkemesinin Türkiye'den KKTC'ye geçişleri suç saymama kararından
sonra, Türk vatandaşlarının yerleşmek amacıyla
KKTC'den Rum Kesimi'ne geçmek için bu yola başvurduklarını
kaydetti.
"Cyprus
Diyalouge", iki toplumun yakınlaşmasına katkı
sağlayacak
Kıbrıs'ta
ilk kez üç farklı dilde yayınlanan gazete olma özelliğini
taşıyan "Cyprus Diyalouge" gazetesi beğenildi.
Türkçe, Rumca
ve İngilizce olmak üzere üç farklı dilde haberlerin yer
aldığı haftalık olarak yayınlanan "Cyprus
Diyalogue" gazetesinde, Kıbrıs ile ilgili ve adadaki
toplumları yakından ilgilendiren siyasal, ekonomik ve kültürel
olaylara yer veriliyor.
Adada uzun
yıllar ayrı yaşayan toplumların yeniden
yakınlaşması ve bir birlerini daha iyi anlayabilmesinde diyalog
ve dil faktörlerinin önemli olduğu düşüncesinden hareketle, gazetenin
üç farklı dilde yayınlandığı ve bu nedenle gazeteye
"Cyprus Diyalogue" adının verildiği belirtildi.
Gazetede
yayınlanan haberlerin okuyucular tarafından anlaşılabilmesi
için gazetede, Türkçe ve Rumca'nın yanı sıra ortak dil olan
İngilizce de yer alıyor.
32 sayfadan
oluşan ve her cuma günü haftalık yayınlanan "Cyprus
Diyalogue" gazetesinin ilk sayısı, Türkiye'nin AB'ye
katılım müzakerelerine başlama tarihi aldığı gün
olan 17 Aralık 2004 tarihinde çıktı.
"Cyprus
Diyalogue"un yayın ekibinde, genel yayın yönetmeni Reşat
Akar, editör Maureen Hutchinson ve David Potter'ın yanı sıra
deneyimli Kıbrıslı Türk gazeteci Özcan Özcanhan ile Safet Soykal
da bulunuyor. Alithia gazetesi yazarlarından Alekkos Konstantinides'in
köşe yazıları ise gazetenin her sayısında yer alacak.
Gazetenin ileriki sayılarında da diğer Kıbrıslı
Türk ve Rum gazetecilerin yazılarının yayınlanmasına
olanak tanınacağı belirtildi.
"30
yıldan sonra ada genelinde
satışı
yapılan ilk gazete"
KIBRIS 28/12/04
Kıbrıs
Türk Devleti ilan edilmeli
Toplumcu
Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, Türkiye ve
Güney Kıbrısın farklı nedenlerle Kıbrıs
sorununun çözümünü uzatmaktan yarar umduğunu savunarak, Erken çözüm
olmazsa Kıbrıs Türkü yok olma tehlikesiyle karşı
karşıya kalacak dedi.
TKP Genel
Başkanı Hüseyin Angolemli, Türkiyenin; müzakere tarihinin ucu
açık olması nedeniyle Kıbrıs konusunu elinde koz olarak
bulundurmak; Rum tarafı da Türkiyeyi Kıbrıs Cumhuriyetini
tanıma noktasına getirerek Kıbrıs Türk Halkını
azınlık durumuna düşürme
amacıyla sorunun çözümünü uzatma niyetinde olduklarını
söyleyerek, Kıbrıs sorununun çözümünün uzamasının
Kıbrıs Türk Halkı için büyük tehlike olduğunu belirtti.
TKP Genel
Başkanı Hüsetin Angolemli, Doğu Akdeniz Üniversitesi
Kıbrıs Politikalar Merkezi tarafından mecliste üyesi bulunan
siyasi parti liderlerine yönelik konferanslar dizisinin bugünkü bölümüne
katılarak partisinin görüşlerini dile getirdi.
Angolemli, bugün
herkesin ve Türkiyenin çektiği en büyük sıkıntının
Rum tarafının veto tehditi olduğunu belirterek, CTP-DP
hükümetinin referandumların ardından hiçbirşey yapmayarak
evetin üstüne oturup beklediklerini ileri sürdü.
17 Aralık
Brüksel zirvesinde Kıbrıs
Türklerinin taraf bile olamadığını söyleyen Angolemli, En büyük konu Kıbrıstı.
Hep biz konuşulduk ama biz orada yoktuk şeklinde konuştu. .
KIBRIS TÜRK
DEVLETİ İLAN EDİLMELİ
Angolemli, 17
Aralık sonrası neler yapılması gerektiğini
anlatırken, Annan Planında
belirtilen Kıbrıs Türk Devletinin ilan edilmesi ve anayasasıyla
birlikte hayata geçirilmesi gerektiğini savundu. Angolemli,
Kıbrıs Türk Devletinin ilanıyla Güney Kıbrısın da çözüm için elini çabuk tutmak
zorunda kalacağını söyledi.
KKTC durdukça BM
Güvenlik Konseyi kararı nedeniyle izolasyonların
kalkmayacağını söyleyen Angolemli, Kıbrıs Türk
Devletine ambargolar ve izolasyonlar kendiliğinden kalkar görüşünü
belirtti.
Güney
Kıbrısın AB anayasasının hayata
geçirileceği 2006 yılına
kadar mevcut durumu koruma niyetinde olduğunu söyleyen Angolemli, AB anayasasının insan
hakları, mal ve mülk haklarına büyük önem verdiğini, 2006
yılına kadar bir çözüm sağlanmadığı takdirde
Kıbrıs Türk halkının işinin
zorlaşacağını kaydetti.
TEK BAŞINA HİÇ KİMSE
İKTİDAR OLAMAZ--
20 Şubatta
yapılacak olan erken seçimi de sorular üzerine değerlendiren
Angolemli, hiç bir partinin tek başına iktidara gelemeyeceğini
söyledi.
Bir gazetede
yayımlanan anket sonuçları gerçekleşirse 25-25 bir kilitlenme
olabileceğine işaret eden Angolemli, bu sonucun ülkeye birşey
getirmeyeceğini ifade etti.
Angolemli, seçim
sonuçlarına göre UBP- DP hükümeti kurulması
olasılığını da büyük tehlike olarak nitelendirdi.
TKP- BDH
İŞBİRLİĞİ MÜMKÜN MÜ?
Angolemli, seçimde
TKP-BDH işbirliğinin mümkün olup olmadığı yönündeki
bir soruya karşılık olarak da, BDHdan bu yönde görüş veya
öneri gelmediğini söyledi.
TKPnin köklü, BDHyı kuran ve ana gövdesi olan bir parti olduğunu
ifade eden Angolemli, BDH parti değil çatıydı. Referandum
öncesi bir fırtına çıktı ve çatıyı
başımızdan aldı dedi.
BDHyı
oluşturan TKP ve 8 örgütün birlikte hareket ettiğini söyleyen
Angolemli, BDH ne düşünüyor bilemem dedi.
Parti meclisi kararınca partisinin TKP tüzel
kişiliği altında en geniş birlikteliği sağlayarak
seçime gireceğini söyleyen Angolemli, BDHya kendisinin bir öneri götürüp
götürmediğinin sorulması üzerine de parti meclisi bu yönde karar
alırsa bunu yürütmek durumunda olduğunu söylemekle yetindi.
HALKIN SESI 28/12/04
Güney Kıbrısta yayımlanan Alithia
Gazetesi, Hollanda Dışişleri Bakanı Bölünmüş Kıbrısın
ABa Katılımını Yanlış Addediyor..
Kıbrıs Sorunuyla İlgili Şeyleri Duymaktan Rahatsız
Oluyor başlıklı haberinde, Rum Yönetiminin ABı aktif
olarak Kıbrıs sorununun çözüm
çabalarına karıştırma çabalarının AB
ortakları arasında karşılık bulmamakla birlikte konu
gündeme getirildiğinde hoşnutsuzlukla da
karşılandığını yazdı. Gazete, Hollanda
Dışişleri Bakanının Bernard Botun kısa bir süre
önce ABın bölünmüş bir adayı kabul etmekle günah
işlediğinden bahsetmesinin
yukarıdaki yorumun kanıtı olduğunu kaydetti.
Gazete ayrıca, AB tarafından Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik olarak Mayıs öncesinde harcanan çabaların hedefinin, ABı
meşgul edecek ek sorunlardan kaçınılmasını
olduğunu belirterek şunları yazdı:
Kıbrısın ortaklarından
bazıları, Kıbrıs sorunu
tartışıldığı zaman hoşnutsuz görünüyor ve
rahatsızlıklarını gizlemiyorlar. Son gerçekleştirilen AB zirvesinde (16-17 Aralık)
Başkan Papadopulos İngiltere Başbakanı Tony Blair ve Dışişleri Bakanı Jack
Straw ile Fransa Cumhurbaşkanı Jack Chiracın sözlü
saldırısına uğradı.
Gazete şu ana kadar ABın Kıbrıs
sorununun çözüm çabalarına karışmaya niyeti
olmadığını, buna karşılık yakın
gelecekte BMnin talep etmesi durumunda ise herhangi birşeyin ihtimal
dışı bırakılmadığını belirtti.
Gazete bir başka haberinde, ABDnin Yunanistan Büyükelçisi Thomas Millerin Atinada yayımlanan To Vima gazetesine yaptığı özel açıklamaya yer verdi.
Habere göre Miller, Washingtonun, nisan ayında
gerçekleştirilen referandumda hayır diyen %76nın %27
oranında düşerek evetin %51e çıkmasını
istediğini belirtti.
Kıbrıs sorununa ilişkin olarak ise Miller,
referandumların yapıldığını ancak Annan
planının hala masada olduğunu hatırlatarak kendilerinin
Annan planının bugünkü şeklinin iyi olduğuna
inandıklarını söyledi. Büyükelçi Miller, %76 hayırın %51 evete
dönüşmesi için zor ve çetin müzakerelere gereksinim olduğunu
kaydetti. Bir soru üzerine Miller,
anahtar sayının %76 değil, %27 olduğunu belirterek,
hayır diyenlerin %27sinin evet demesi durumunda, evet diyenlerin oranının
%51e çıkacağını ve hayırın da %49a
düşeceğini ifade etti. Annan planında değişiklik
gerekli mi sorusuna karşılık Miller, kendisinin küçük veya büyük
değişiklikler yapılması veya yapılmaması
gerektiği şeklinde konuşmak istemediğini ve bu yönde çok dikkatli
olduğunu, ABD ve BMnin Annan
planını Kıbrıs sorununda çözüme varılması için
bir araç olarak gördüklerini söyledi. (Rum basın)
YENIDUZEN 28/12/04
Lokmacı Barikatının güneyi
temiz!
Güney Kıbrısta yayımlanan Fileleftheros
Gazetesi , Rum Yönetiminin ara bölgedeki mayınların temizlenmesine
ilişkin olarak aldığı kararın ardından
çalışmalarını sürdüren UNFICYPin Ledra Caddesi (Uzunyol)
sonunda bulunan bölgesindeki çalışmalarda herhangi bir mayın
veya patlayacıya rastlamadığını belirtti.
Gazete, Türklerin yıllarca bölgede
mayınların olduğunu ima ettiğini ileri sürerek,
yapılan araştırmalar sonucunda bölgenin temiz olduğunun
ispatlandığını kaydetti.
Gazete, söz
konusu bölgenin Rum Yönetiminin şüpheli bölgelere ait verdiği
listenin içinde olduğunu belirterek, bu gelişmenin ardından
bölgenin yaya trafiğine açılmasının ihtimal
dışı olmadığını yazdı. Habere göre,
yabancı uzmanların Rum Savunma Bakanlığı ve
RMMOyla işbirliğiyle
Lefkoşa Havaalanı bölgesindeki mayınların temizlenmesine
devam ediliyor. Mayın temizleme çalışmalarını üstlenen
uzmanlar bugüne kadar 300 mayını kullanılmaz hale getirdi. (Rum
basını)
YENIDUZEN
28/12/04
"Kıbrıs konusunda cesaretli adım
atılmalı"
28 Aralık, 2004 18:35:00 (TSİ)CNN TURK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin
Kıbrıs konusunda inisiyatif kullanarak, cesaretli adımlar atmak
ve hep bir adım önde olmak durumunda olduğunu söyledi.
TBMM Genel Kurulu'nda hükümet adına bütçe üzerindeki eleştirilere
yanıt veren Erdoğan, çözümsüzlük politikalarında ısrar
ederek, pasif kalarak, savunma psikolojisiyle hareket ederek
Kıbrıs'taki Türk menfaatlerini daha fazla
koruyamayacaklarını belirterek, 17 aralıkta Brüksel'de
alınan kararla Türkiye'nin AB üyeliği konusunda yeni bir dönemin kapısını
açtığını söyledi.
Erdoğan, ''Türkiye 41 yıllık AB hedefine ulaşmak konusunda
bir altın fırsat yakalamış durumdadır. Bu karar sadece
Türkiye için değil, farklı kültür ve değer
yapılarını biraraya getirme idealine zemin hazırlaması
bakımından AB için de çok değerli bir fırsattır''
dedi.
17 aralık zirvesinden çıkan kararla, çatışma kültürünün
geriletilmesi ve dünyaya yeni bir barış umudu
aşılanması yolunda önemli bir adım
atıldığını ifade eden Erdoğan, Hükümet olarak
farklı kimlikler, kültürler ve inançlar arasındaki gerilimin
tırmandığı bir dünyada, AB zemininde gerçekleşen bu
buluşmayı son derece önemli gördüklerini vurguladı.
AB
yolunda en önemli kazanım
Erdoğan, 17 aralıkta çıkan sonucun, Türkiye'nin 41
yıllık üyelik hedefine ulaşması yolunda görünür bir vizyon
ortaya koyduğunu belirterek, ''bu zirveden
sağladığımız en önemli kazanım, üyelik
müzakerelerine başlanması için net bir tarih alınması,
ikinci bir karara ihtiyaç duyulmaması ve hedefin tam üyelik olarak
açıkça tespit edilmiş olmasıdır'' dedi.
Brüksel'de oldukça çetin geçen yoğun görüşmeleri olduğunu
anımsatan Erdoğan, Türkiye'nin, gerek nüfusu, gerek ekonomik ve
coğrafi büyüklüğü, gerekse kültürel değerleri
bakımından AB'ye sonradan üye olacak ülkeler arasında en fazla
dikkat gerektiren ülke olduğunu dile getirdi.
En haksız
eleştiri
Erdoğan, 17 aralık kararlarına ilişkin
uğradıkları en haksız eleştirin Kıbrıs ile
ilgili olduğuna işaret ederek, hükümet olarak Kıbrıs'ı
milli mesele gördüklerini ve Türk tarafının menfaatlerine gölge
düşürecek herhangi bir girişime göz yummayacaklarını
defalarca ifade ettiklerini anlattı.
17 aralık sonrasında resmi bildiride, Gümrük Birliği'ni 10 yeni
üye ülkeye teşmil etme kararının hiçbir şekilde Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanındığı anlamına
gelmediği ifadesinin açık olarak yer aldığını
hatırlatan Erdoğan, ''ancak bu ülkede sağır sultanın
duyduğunu dahi duyamayan, anlayamayanlar var. Herkesin bir an önce
kavraması gereken bir gerçek var; çözümsüzlük politikalarında
ısrar ederek, pasif kalarak, savunma psikolojisiyle hareket ederek Ada'daki
Türk menfaatlerini daha fazla koruyamayız" dedi.
Erdoğan'da
Baykal'a yanıt
Erdoğan, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın kendisiyle
ilgili bir ifade de bulunduğunu hatırlatarak, ''ya gazete haberi
kendilerini yanılttı ya da bir yanlış kaynaktan haber aldılar.
Benim kullandığım ifade o değil. 'Türkiye'nin AB
üyeliği, Kıbrıs'taki Güney ve Kuzey gerilimine feda edilemez'
Benim ifadem bu...'' dedi.
''Türkiye'nin AB üyeliği ve Kuzey Kıbrıs Türklerinin
varoluş davası, statükoya feda edilemez'' dediğini aktaran
Erdoğan, böylece hem Türkiye'nin AB perspektifini koruduklarını
hem de çözüm politikası ile Kıbrıs Türklerinin her zaman bir
adım önde olması tezini her yerde dile getirdiklerini söyledi.
ABD ile
ilişkiler
Erdoğan, ABD ile tarihsel derinliğe sahip ve ortaklık temeline
dayanan çok boyutlu ilişkilerin sürdüğünü, 2004
yılının ilk yarısında Irak krizi dolayısıyla
ortaya çıkan bazı gerginliklerin
aşıldığını ve ikili ilişkilerde dinamizmin
yeniden yakalandığını bildirerek, ''bu dönemde iki ülke
siyasi ve askeri temsilcileri arasında çeşitli temaslar
gerçekleştirilmiş, problem yaşanan konular
karşılıklı olarak masaya yatırılmış ve
açıklığa kavuşturulmuştur'' dedi.
Müttefik iki ülke arasında sürdürülen ilişkilerin tabiatı
gereği karşılıklı hassasiyetleri dikkate alan bir
çizgide ilerlemesi gereğine işaret eden Erdoğan, ABD
önderliğindeki koalisyon güçlerince gerçekleştirilen harekatı
izleyen dönem içinde Irak'ta zaman zaman bazı menfur hadiseler cereyan
ettiğini söyledi.
''Tribünden
izleyen değil, sahada oyuna katıldı''
Erdoğan, iki yılda attıkları adımlarla Türkiye'nin,
uluslararası siyaseti tribünden izleyen değil, sahada yerini alarak
oyuna katılan bir kimliğe ve etkinliğe kavuştuğunu
söyledi.
Başbakan Erdoğan, Türkiye'de ekonomik kalkınmanın demokrasinin
eseri olduğunu belirterek, ''demokrasi geliştikçe ekonomi
gelişecektir'' dedi. Erdoğan, TBMM Genel Kurulu'nda 2005
yılı bütçesi üzerinde getirilen eleştirileri yanıtlarken,
AK Parti'nin ekonomi siyasetini, iş görme pratiğini anlattı.
Bazılarının, hala güçlü bir ekonomi olmadan güçlü bir demokrasi
olmayacağını iddiasında bulunduğunu ifade eden
Başbakan Erdoğan, ''yani 'önce milli gelirini artır, sonra
demokrasiyi geliştir' diyorlar. Bu iddia, külliyen yalandır,
yanlıştır'' dedi.
Çözümsüzlükte
ısrar, büyük zarar verir
CESARETLİ
ADIMLAR ATARAK HEP BİR ADIM ÖNDE OLACAĞIZ"... Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, çözümsüzlük politikalarında
ısrar ederek, pasif kalarak, savunma psikolojisiyle hareket ederek
Kıbrıs'taki Türk menfaatlerini daha fazla koruyamayacaklarını
söyledi. Erdoğan, Türkiye'nin bu konuda inisiyatif kullanarak cesaretli
adımlar atmak ve hep bir adım önde olmak durumunda olduğunu
vurguladı
"ÇÖZÜM
PLANININ BAŞARISIZLIĞA UĞRAMASINDAN RUMLAR SORUMLU"... 24
Nisan referandumundan sonra BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Güvenlik
Konseyi'ne yaptığı açıklamaya işaret eden
Erdoğan, genel sekreterin bu raporunda Annan'ın şimdiye kadar
hiç görülmemiş şekilde Kıbrıs Türklerinin durumunu bütün
dünyaya duyurmakta, çözüm planının
başarısızlığa uğramasının
sorumluluğunu Rum tarafına yüklemekte olduğunu belirtti
"BUGÜN BU
NOKTALARA GELEMEYEBİLİNİRDİ"... Erdoğan: Genel
sekreter raporunda, "Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının
ise müzakereler öncesinde, sırasında ve sonrasındaki yapıcı
tutumunu kayda geçirerek bunu takdirle
karşıladığını beyan etmektedir. İşte bu
diplomatik değerlendirmenin bugüne kadar olmayan şekliyle BM Güvenlik
Konseyi kayıtlarına girmesidir. Eğer olay Lahey'de buradan düşünüldüğü
gibi devam etseydi belki bugün bu noktalara da gelmeyebilirdi"
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, çözümsüzlük politikalarında
ısrar ederek, pasif kalarak, savunma psikolojisiyle hareket ederek
Kıbrıs'taki Türk menfaatlerini daha fazla
koruyamayacaklarını söyledi. Erdoağan, Türkiye'nin bu konuda
inisiyatif kullanarak cesaretli adımlar atmak ve hep bir adım önde
olmak durumunda olduğunu vurguladı.
Türkiye Büyük
Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nda hükümet adına bütçe üzerindeki
eleştirilere yanıt veren Erdoğan, 17 Aralık
kararlarına ilişkin uğradıkları en haksız
eleştirinin Kıbrıs'la ilgili olduğuna işaret ederek,
hükümet olarak Kıbrıs'ı milli mesele gördüklerini ve Türk
tarafının menfaatlerine gölge düşürecek herhangi bir
girişime göz yummayacaklarını defalarca ifade ettiklerini
anlattı.
17 Aralık
sonrasında gerek kendi açıklamaları gerekse resmi bildiride,
gümrük birliğini 10 yeni üye ülkeye teşmil etme kararının
hiçbir şekilde Rum yönetiminin tanındığı anlamına
gelmediği ifadesinin açık olarak yer aldığını
hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Ancak bu
ülkede sağır sultanın duyduğunu dahi duyamayan,
anlayamayanlar var. Herkesin bir an önce kavraması gereken bir gerçek var,
çözümsüzlük politikalarında ısrar ederek, pasif kalarak, savunma
psikolojisiyle hareket ederek adadaki Türk menfaatlerini daha fazla koruyamayız.
Türkiye bu konuda inisiyatif kullanarak cesaretli adımlar atmak ve hep bir
adım önde olmak durumundadır. 2004 yılı içinde
Kıbrıs konusunda ardı ardına attığımız
adımlar ve bu adımların diplomatik kazanımları
ortadadır."
Kıbrıs
Türklerinin durumu
Erdoğan,
24 Nisan referandumundan sonra BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Güvenlik
Konseyi'ne yaptığı açıklamaya işaret ederek şöyle
konuştu:
"Bu
raporunda Sayın Annan, şimdiye kadar hiç görülmemiş şekilde
Kıbrıs Türklerinin durumunu bütün dünyaya duyurmaktadır.
Kıbrıs Türklerine baskı uygulamak veya onları dünyadan
tecrit etmek için hiçbir gerekçe kalmadığını kayda
geçirmektedir, Kıbrıs Türk tarafının
kalkınmasını engelleyen ve onları dünyadan tecrit eden
uygulamalara son verilmesini istemekte ve uluslararası camia, Güvenlik
Konseyi'ne kuvvetli bir çağrıda bulunmaktadır.
Kıbrıs'ta kalıcı bir çözümün siyasi eşitlik ve
ortaklık temeline dayalı olması gerektiğini vurgulamakta,
çözüm planının başarısızlığa
uğramasının sorumluluğunu Rum tarafına yüklemektedir.
Rumların sadece Annan Planı'na değil, esasen çözümü
reddettiklerini de kayda geçirmekte, Rum tarafının tutumunu
sorgulamakta ve bunun ciddi değerlendirme gerektirdiğini
vurgulamaktadır.
Bununla da
kalmayan genel sekreter, Rum tarafının müzakerelerde ve sonrasındaki
tutumunu kuvvetli şekilde eleştirmekte, Rum liderliğinin
müzakere öncesinde vaatleriyle çelişen davranışlarda
bulunduğuna dikkat çekmektedir. Türkiye ve Kıbrıs Türk
tarafının ise müzakereler öncesinde, sırasında ve
sonrasındaki yapıcı tutumunu kayda geçirerek bunu takdirle
karşıladığını beyan etmektedir. İşte bu
diplomatik değerlendirmenin bugüne kadar olmayan şekliyle BM Güvenlik
Konseyi kayıtlarına girmesidir. Eğer olay Lahey'de buradan
düşünüldüğü gibi devam etseydi belki bugün bu noktalara da
gelmeyebilirdi."
Yeni bir
dönemin kapısı açıldı
Erdoğan,
17 Aralık'ta Brüksel'de alınan kararla Türkiye'nin AB üyeliği
konusunda yeni bir dönemin kapısını açtığını
belirterek, "Türkiye 41 yıllık AB hedefine ulaşmak
konusunda bir altın fırsat yakalamış durumdadır. Bu
karar sadece Türkiye için değil, farklı kültür ve değer
yapılarını bir araya getirme idealine zemin
hazırlaması bakımından AB için de çok değerli bir
fırsattır" dedi.
17 Aralık
zirvesinden çıkan kararla çatışma kültürünün geriletilmesi ve
dünyaya yeni bir barış umudu aşılanması yolunda önemli
bir adım atıldığını ifade eden Erdoğan,
hükümet olarak farklı kimlikler, kültürler ve inançlar arasındaki
gerilimin tırmandığı bir dünyada, AB zemininde
gerçekleşen bu buluşmayı son derece önemli gördüklerini
vurguladı.
Farklı
kültür ve inançlardan gelen insanların evrensel değerler çerçevesinde
bir arada yaşama, birbirini tanıma ve birbiriyle zenginleşme
yolunda edineceği büyük tecrübeye değer verdiklerini anlatan
Erdoğan, şunları kaydetti:
"Çünkü biz
öz değerlerimizi, insanlık adına benzer tecrübeleri bizzat
yaşayarak zenginleşmiş, olgunlaşmış,
aydınlanmış bir geçmişten alıyoruz. Üç kadim dinin
mensuplarının asırlar boyunca dostça, kardeşçe
paylaştığı bir tarihten ilham alıyoruz. Doğu ile
batıyı birbirine bağlayan, üç kıta arasında köprü
olan, farklı inanç ve kültürleri bir bütünün ayrılmaz parçaları
haline getiren bu medeniyet mirası, savaşla kavrulan bir dünyaya da
serinlikler taşıyacaktır.
İnsanlığın
geleceği adına kurduğumuz bu barış ve dostluk hayalinin
AB zemininde makes (yankı) bulacağına, bu zengin medeniyet
perspektifinin insanlığa yeni açılımlar
kazandıracağına inanıyoruz"
En önemli
kazanım
Erdoğan,
17 Aralık'ta çıkan sonucun, Türkiye'nin 41 yıllık üyelik
hedefine ulaşması yolunda görünür bir vizyon ortaya koyduğunu
belirterek, "Bu zirveden sağladığımız en önemli
kazanım, üyelik müzakerelerine başlanması için net bir tarih
alınması, ikinci bir karara ihtiyaç duyulmaması ve hedefin tam
üyelik olarak açıkça tespit edilmiş olmasıdır" dedi.
Brüksel'de
oldukça çetin geçen yoğun görüşmeleri olduğunu anımsatan
Erdoğan, bu görüşmeler sonrasında karşılıklı
gayretlerle bir uzlaşma zeminine ulaştıklarını
bildirdi.
AB'nin yeni
katılımlarla genişleyen yapısının, gerek
birliğin iç dengelerini, gerekse karar alma mekanizmalarını
oldukça karmaşık bir hale getirdiğini hatırlatan
Erdoğan, Türkiye'nin; gerek nüfusu, gerek ekonomik ve coğrafi
büyüklüğü, gerekse kültürel değerleri bakımından AB'ye
sonradan üye olacak ülkeler arasında en fazla dikkat gerektiren ülke olduğunu
dile getirdi.
Türkiye ile AB
arasındaki görüşmelerde uzlaşma noktasının
bulunmasının benzer süreçlere göre daha fazla zaman
gerektirebildiğini kaydeden Erdoğan, Brüksel zirvesinde de
görüldüğü üzere makul ve gerçekçi yaklaşımlarla, samimi
çabalarla tarafları memnun edecek çözümlere
ulaşılabildiğini belirtti.
"Ulaştığımız
nokta böyle bir noktadır ve bu gerçeği görmemekte ısrar
edenlerin iddiaları asılsız ve mesnetsizdir" diyen
Erdoğan, bu kararlarla Türkiye'nin menfaatlerine gölge düşürüldüğü
iddiasının kesinlikle gerçekle
bağdaşmadığını belirtti. Erdoğan,
konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bu önemli
zirveden bizim beklentilerimizin aksine bir sonuç çıksaydı ve biz
Brüksel'den tarih almadan dönseydik ne olurdu sorusunu herkesin kendine
sorması ve hakkaniyeti elden bırakmadan muhasebesini yapması
lazımdır. Böylesine önemli bir konuda siyaset bütünlüğünü
arızaya uğratma gayretlerinin nasıl bir gerekçesi olabilir, bunu
da kamuoyunun takdirlerine bırakıyorum.
Bu tarihi
kararlar en şeffaf haliyle ortadayken, bazı gözlerin gerçekleri
görmekte bu kadar zorlanması sadece görme zafiyeti ile açıklanabilir
ki, maalesef Türk siyaseti geçmişi itibariyle bu manzaraya
alışıktır. Dileriz, Türkiye'nin bir uçtan bir uca
yenilenmeye hazırlandığı bu dönemde, Türkiye'nin
hızına yetişemeyenler de zihniyetlerini yenileme
imkanını bulabilirler."
Baykal'a
yanıt
Erdoğan,
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın kendisiyle ilgili bir ifadede
bulunduğunu hatırlatarak, "Ya gazete haberi kendilerini
yanılttı ya da bir yanlış kaynaktan haber aldılar.
Benim kullandığım ifade o değil. Aslını buradan
açıklayayım: 'Türkiye'nin AB üyeliği, Kıbrıs'taki
güney ve kuzey gerilimine feda edilemez.' Benim ifadem bu..." dedi.
CHP'li
milletvekillerinin itirazı üzerine Erdoğan,
"çatışma" ve "gerilim"'in farklı olduğunu
belirterek, "Lütfen bunları aynı yere oturtmayın. Sözün
sahibi olarak anlatıyorum, kabul edersiniz veya etmezsiniz..."
karşılığını verdi.
"Türkiye'nin
AB üyeliği ve Kuzey Kıbrıs Türklerinin varoluş davası,
statükoya feda edilemez" dediğini aktaran Erdoğan, böylece hem
Türkiye'nin AB perspektifini koruduklarını hem de çözüm
politikası
ile
Kıbrıs Türklerinin her zaman bir adım önde olması tezini
her yerde dile getirdiklerini söyledi.
Erdoğan,
"Kıbrıs ile ilgili duyarlılık konusunda... Eğer
biz 24 Nisan öncesi muhalefetin takındığı tavrı
takınmış olsaydık, bugün dünyada herkes bizim aleyhimize
bir tavrın içinde olacaktı. Ama şimdi kimse kalkıp da bu
tavır sebebiyle bize, 'Siz gene işi yokuşa sürdünüz' diyemiyor.
Aksine, 'İşi Rum tarafı yokuşa sürdü' diyorlar. Olayın
büyüklüğü o kadar ki yıllar yılı devlet olamayan,
yıllar yılı sadece Türkiye tarafından devlet olarak
tanınan bir KKTC var. İftiharla söylüyorum ki hamd olsun bizim
dönemimizde İslam Konferansı Örgütü'ne KKTC bir Müslüman cemaat
olarak değil, Kıbrıs Türk devleti olarak
katılmıştır" diye konuştu.
Erdoğan,
Türkiye'nin, bugün bütün dünya tarafından bu meselede çözüme yakın
taraf olarak görüldüğünü ve sempatisini sürdürdüğünü kaydederek,
hükümet olarak BM genel sekreterinin iyi niyet misyonu doğrultusunda
gösterdiği çabaları desteklediklerini ifade etti.
Erdoğan,
"Önümüzdeki dönemde yine BM çatısı altında adadaki iki
tarafın eşit statüde olacağı ortaklık temelini esas
alan çözüm arayışlarına etkin olarak katılacağız.
Bu konuda AB'nin de çözüm sürecine hakkaniyeti gözeterek katkıda
bulunmasını bekliyoruz" dedi.
ABD ile
ilişkiler
Erdoğan,
ABD ile tarihsel derinliğe sahip ve ortaklık temeline dayanan çok
boyutlu ilişkilerin sürdüğünü, 2004 yılının ilk
yarısında Irak krizi dolayısıyla ortaya çıkan bazı
gerginliklerin aşıldığını ve ikili
ilişkilerde dinamizmin yeniden yakalandığını
bildirerek, "Bu dönemde iki ülke siyasi ve askeri temsilcileri
arasında çeşitli temaslar gerçekleştirilmiş, problem
yaşanan konular karşılıklı olarak masaya
yatırılmış ve açıklığa
kavuşturulmuştur" dedi.
Müttefik iki
ülke arasında sürdürülen ilişkilerin tabiatı gereği
karşılıklı hassasiyetleri dikkate alan bir çizgide
ilerlemesi gereğine işaret eden Erdoğan, ABD önderliğindeki
koalisyon güçlerince gerçekleştirilen harekatı izleyen dönem içinde
Irak'ta zaman zaman bazı menfur hadiseler cereyan ettiğini söyledi.
Erdoğan, "Müttefikimiz olan bir ülkeden milletimizi derinden
etkileyen böyle hadiselerde azami hassasiyet içinde olmasını beklemek
en tabii hakkımızdır. Bu hassasiyetlerimizi çeşitli
zeminlerde ABD yönetimine de iletiyoruz. İnanıyorum ki bu
hassasiyetlerimiz dikkate alınacak ve Türkiye'nin bölgede
barışın sağlanması noktasındaki önemi ve
değeri iyi anlaşılacaktır" diye konuştu.
"Tribünden
izleyen değil,
sahada oyuna katıldı"
Erdoğan,
iki yılda attıkları adımlarla Türkiye'nin,
uluslararası siyaseti tribünden izleyen değil, sahada yerini alarak
oyuna katılan bir kimliğe ve etkinliğe kavuştuğunu
söyledi.
2004
yılının önemli dış gelişmelerine işaret eden
Erdoğan, son iki yıl içinde başbakan olarak sadece kendisinin 40
ülkeye toplam 74 ziyaret gerçekleştirdiğini belirterek, "Medya
bunun hesabını çıkardı. Bu ziyaret trafiğimizin toplam
uzunluğu 320 bin kilometreyi bulmuş. Türkiye'yi dünyaya açmak,
Türkiye'nin siyasi ve ekonomik hedeflerini geliştirmek, milletimiz
adına dünya ülkelerine barış ve dostluk mesajları
taşımak için bu çok önemlidir" dedi.
İnsan
haklarının korunması ve demokrasinin çağdaş
standartlara kavuşturulması konusunda büyük bir hassasiyet
gösterdiklerini, Türkiye'yi bir demokrasi ve özgürlükler ülkesi haline getirme
hedefini hayata geçirmek adına önemli reformlar gerçekleştirdiklerini
anlatan Erdoğan, "Bütün bu adımlar, hem ülkemizi
çağdaş bir yapıya kavuşturmamız hem de AB'ye tam üye
olmak için atmamız gereken adımlardı. Demokrasi ve özgürlükler
konusunda Türkiye'yi dünyanın örnek ülkelerinden biri haline getirmek,
insanımızın hayat kalitesini yükseltmek hükümet olarak en
öncelikli hedeflerimizdendir" dedi.
Bu hassasiyetin
sonucu olarak Türkiye'nin, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin 1966
yılından beri sürdürdüğü işkence denetimi listesinden bu
yıl çıkarıldığını kaydeden Erdoğan,
yasal düzenlemelerden sonra yeni bir düşünce suçu mahkumiyetinin
gerçekleşmediğini söyledi.
KIBRIS 29/12/04
ABD'nin Lefkoşa Büyükelçisi Micheal Klosson: Çözüm
inisiyatifi, Kıbrıs Rum tarafından gelmeli
ANNAN PLANI
HALEN ÇÖZÜM İÇİN ZEMİN... ABD Lefkoşa Büyükelçisi Micheal
Klosson, Kıbrıs sorununda çözüm için adadaki tarafların
özellikle de Rum tarafının bir inisiyatif ortaya koyması
gerektiğini söyledi. Klosson, ABD'nin Annan Planı'nın,
Kıbrıs sorununun çözüm müzakereleri için hâlâ bir zemin olduğuna
inandığını yineledi
Anıl
IŞIK
Amerika
Birleşik Devletleri'nin (ABD) Lefkoşa büyükelçisi Micheal Klosson,
Kıbrıs sorununda çözüm için adadaki tarafların özellikle de Rum
tarafının bir inisiyatif ortaya koyması gerektiğini
söyledi.
ABD'nin, Annan
Planı'nın Kıbrıs sorununun çözüm müzakereleri için hâlâ bir
zemin olduğuna inandığını yineleyen büyükelçi Klosson,
"Birleşmiş Milletler (BM)Genel Sekreteri Kofi Annan gibi biz de
adadaki tarafların tutumlarını ortaya koymasını ve
müzakere sürecinin yeniden başlamasını istiyoruz. Böylelikle biz
de genel sekreterim iyi niyet misyonunu destekleyeceğiz. Ancak şu
anki aşamada inisiyatif taraflarda, özellikle 'hayır' diyen
Kıbrıs Rum tarafındandır" dedi.
Kıbrıs
sorununa çözüm bulunması için şu an herhangi bir hareketlilik
olmadığını ifade eden Klosson, genel sekreterin, adadaki
taraflara çözüm sürecinin ileriye götürülebilmesi için gerçekçi birtakım
fikirler ortaya koymaları halinde müzakerelerin yeniden
başlayabileceği mesajı verdiğini anımsattı.
Klosson, adada
çözüm sürecinde böyle bir aşamaya gelinmesi halinde ABD'nin, BM sürecine
yeniden destek vereceğini söyledi.
Kıbrıslı
Türklere uygulanan izolasyonların kaldırılması için ABD'nin
istikrarlı bir politika izlediğini ifade eden Klosson, bunun için son
birkaç aydan beri birtakım adımlar attıklarını
söyledi.
CTP'nin 34.
kuruluş yıldönümü resepsiyonuna katılan ABD Lefkoşa
Büyükelçisi Micheal Klosson, KIBRIS'a Türkiye'nin 17 Aralık Avrupa
Birliği (AB) Zirvesi'nde AB'ye katılım müzakereleri için tarih
almasının ardından yaşanan gelişmeleri
değerlendirdi.
"Protokolünü
imzalaması
tanınma
anlamına gelmez"
Klosson,
Türkiye'nin Kıbrıs da dahil olmak üzere AB'ye katılan yeni on
üyeyi kapsayacak şekilde Ankara Anlaşması'nın
genişletilmesini öngören protokolün 3 Ekim 2005'ten önce
imzalamasıyla birlikte Kıbrıs sorununun çözümünün gündeme
gelmesi konusunda şöyle konuştu:
"ABD, AB,
Türkiye'ye katılım müzakerelerine 3 Ekim 2005 tarihinde başlama
tarihi vermesi kararını memnuniyetle karşıladı. AB
sonuç bildirgesinde, Türkiye'nin Ankara Anlaşması'nın
uyarlanmasını öngören protokolü katılım anlaşmalarına
başlamadan önce imzalama kararı memnuniyetle
karşılandı.
Bu protokolü
imzalamanın, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması
anlamına gelip gelmediği konusunda birtakım
tartışmalar yaşandığının
farkındayım. Bu konuda ABD'ye bir açıklama yapmak düşmez.
AB dönem başkanlığı, söz konusu protokolün
imzalanmasının tanınma anlamına gelmeyeceğini söyledi.
Bunu ayrıca Türk hükümeti de ifade etti"
"3 Ekim
2005, Kıbrıs sorununun
çözümü için bir
bitiş tarihi değil"
Kıbrıs
sorununun çözümlenmesi için 3 Ekim 2005 tarihinin bir bitiş tarihi
olduğu konusunda tam bir netlik bulunmadığına işaret
eden Klosson, "ABD, BM çözüm planını Kıbrıs sorunun
çözüm müzakereleri için hâlâ bir zemin planı olduğunu
görüşündedir" dedi.
Klosson,
"Birleşmiş Milletleri (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan gibi, biz
de adadaki tarafların tutumlarını ortaya koymasını ve
müzakere sürecinin yeniden başlamasını istiyoruz. Böylelikle biz
de genel sekreterin iyi niyet misyonunu destekleyeceğiz. Ancak şu
anki aşamada inisiyatif, taraflardadır özellikle 'hayır' diyen
Kıbrıs Rum tarafındandır" dedi.
"Genel
sekreter, tarafların
görüşlerini
duymayı bekliyor"
Klosson,
Kıbrıs sorununun çözüm müzakerelerinin yeniden ne zaman
başlayabileceği konusunda ise
şöyle
konuştu:
"Bunu
bilemiyorum. Ancak BM genel sekreterinin söylediği sürecin ileriye
nasıl götürülebileceğiyle ilgili olarak tarafların fikirlerini
ve görüşlerini duymayı bekliyor. Bu aşamada genel sekreter,
Kıbrıs Türk tarafının yeniden birleşme için hazır
olduğunu ve Kıbrıs Rum tarafından ise yeni bir inisiyatife
olumlu yaklaştığını işitti. Ancak genel sekreter,
taraflardan süreci nasıl ilerletebileceğiyle ilgili görüşleri
duymak istiyordu, ancak halen bunu duymadı."
"Esas
sorun, Kıbrıslı
Rumların
'evet' demeleridir"
Annan
Planı'nın referanduma sunulmasından önce ABD'nin gerek Türkiye,
gerek Yunanistan gerekse Kıbrıs'ta yoğun diplomatik temaslarda
bulunduğunu anımsatan Klosson, yeni müzakere sürecinin
başlaması halinde yeniden böyle bir inisiyatif üstlenip
üstlenmeyeceğiyle ilgili olarak şöyle konuştu:
"Bizim
pozisyonumuz şudur: BM çözüm planını geçen yıl nisanda
destekledik ve bunu hâlâ müzakerelere zemin olarak destekliyoruz. Ancak esas
sorun, Annan Planı zemininde adadaki iki tarafın
Kıbrıslı Türklerin ve Rumların çoğunluğun kabul
edebileceği bir çözüme nasıl ulaşılabileceğidir.
Nisandaki plan, Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu
tarafından kabul edildi. Ancak sorun, 'hayır' diyen
Kıbrıslı Rumların en azından yarısını
'evet' demelerinin nasıl sağlanacağıdır. Bu çerçevede,
tarafların fikirlerini duymayı, böylelikle BM genel sekreterinin
çabalarına destek vermeyi bekliyoruz. ABD'nin Kıbrıs sorunu
konusunda tek başına bir inisiyatif üstleneceğini
düşünmüyorum. Bu, genel sekreterinin sürecidir ve biz bir çözüme
ulaşılması için BM genel sekreterinin iyi niyet misyonunu
desteklemeye devam edeceğiz."
"İzolasyonların
kaldırılması
için
çalışmalar yapılıyor"
Klosson,
Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
kaldırılması için ABD'nin istikrarlı bir politika
izlediğini, bunun için son birkaç aydan beri birtakım adımlar
attıklarını söyledi.
Yeni programlar
dizayn eden birkaç ekiplerinin bulunduğunu söyleyen Klosson,
Kıbrıslı Türklerin sürdürülebilir kalkınma ve mali
alanlarda ABD'yi ziyaret ettiğini kaydederek yakın gelecekte yeni
programların oluşturulmasını beklediklerini söyledi.
KIBRIS 29/12/04
Rusya Büyükelçisi Müsteşarı Valery Maslin:Müzakereler,
Annan Planı zemininde başlamalı
ÇÖZÜM
ADIMLARINI DESTEKLİYORUZ... Rusya Büyükelçisi Müsteşarı Valery
Maslin, Rusya'nın Kıbrıs meselesinin bir an önce çözümlenmesini
istediğini ve çözüm yönünde atılan adımları her zaman
desteklediklerini yineledi. Maslin, Kıbrıs konusundaki müzakerelerin,
Annan Planı zemininde gelecek yıl içinde yeniden
başlamasını ümit ettiğini ifade etti
Anıl
IŞIK
Rusya
Büyükelçisi Müsteşarı Valery Maslin, Rusya'nın Kıbrıs
meselesinin bir an önce çözümlenmesini istediğini ve çözüm yönünde
atılan adımları her zaman desteklediklerini yineledi.
Maslin,
Kıbrıs konusundaki müzakerelerin, Annan Planı zemininde gelecek
yıl içinde yeniden başlamasını ümit ettiğini ifade
etti.
CTP'nin, 34.
kuruluş yıldönümü dolayısıyla Lefkoşa'da Fuar Gazinosu'nda
önceki akşam düzenlediği resepsiyona katılan Rusya Büyükelçisi
Müsteşarı Valery Maslin, KIBRIS'a, Kıbrıs konusundaki son
gelişmelere ilişkin görüşlerini açıkladı.
Maslin,
Kıbrıs'ta taraflar arasında yeniden müzakerelerin
başlaması halinde müzakere zemininin, Annan Planı'nı
mı olacağı yönündeki soruya yanıt olarak, "Biz, Annan
Planı'nın müzakereler için zemin olabileceğini söylüyoruz, ancak
görüşmelerin zemininin ne olacağına karışmıyoruz.
Rusya cumhurbaşkanı yaptığı açıklamada, çözümün
Kıbrıslıların işi olduğunu
vurgulamıştı" dedi.
Rum
tarafının Annan Planı'na karşı tutumuyla ilgili olarak
ise Maslin, "Açıkça, bir diplomat olarak başka tarafın
tutumuyla ilgili olarak değerlendirme yapacak durumda değilim. Ancak
eminim ki, hem güneyde hem de kuzeyde Kıbrıs sorununu çözmek
isteyenler vardır. Bu kesimin çoğunlukta olmasını ümit
ediyorum" dedi.
Kıbrıs
Türk toplumuna uygulanan izolasyonların kaldırılmasıyla
ilgili değerlendirmede bulunan Valery Maslin, Rusya
Dışişleri Bakanlığı'nın bu konudaki tutumunu
bir kaç kez ortaya koyduğuna işaret ederek, "Biz,
Kıbrıs Türk tarafının ekonomik bakımdan
geliştirilmesinden yanayız. Tabii ki, Kıbrıs Türk
tarafının uluslararası camiayla yakın bir ilişki
içerisinde olmasını istiyoruz" diye konuştu.
Bu yolda
birtakım önemli temaslar yapıldığına işaret eden
Rusya Büyükelçisi Müsteşarı, "CTP Genel Başkanı Mehmet
Ali Talat, ilk kez haziran ayında Rusya Dışişleri
Bakanı Sergey Lavrov'la görüştü. Kutlay Erk de Rusya'ya gelerek ilk
kez Rusya Dışişleri Bakanlığı'nda kabul
edildi" dedi.
Gelecekte daha
yoğun temasların olmasını ümit ettiğini ifade eden
Rusya büyükelçisi müsteşarı, "Ancak Rusya olarak biz,
Kıbrıslılar arasında ortak bir ekonomi ve projeler
yaratılmasının önemli olduğunu vurguluyoruz. Bu ortak
faaliyet, hem iki toplum arasında bir güvenin inşa edilmesine hem de
toplumların yakınlaşmasına katkı koyacaktır"
dedi.
KIBRIS 29/12/04
KKTC ve Talat
Başbakan Mehmet Ali Talat, "KKTC'nin
bağımsızlığı bir hayaldi" dedi.
Başbakan'ın bu açıklaması birkaç yönüyle talihsiz
olmuştur.
Birincisi bir başbakan, devleti hakkında böyle konuşursa,
diğerleri nasıl konuşur? Hele, inanmadığınız
devletin başbakanlığıyla yetinmeyip, o devletin
cumhurbaşkanı olmak için seçimlerde
adaylığınızı koymaya hazırlanıyorsanız,
bu, içine düştüğünüz çelişkiyi daha artırmaz mı?
İkincisi, AB ile ve Güney Kıbrıs'la yeniden masaya oturmaya
hazırlandığınız bir dönemde, başbakanın
ağzından bu sözler dökülürse, pazarlık gücünüz ne olur? Kendine
inanmayana başkası ne kadar inanır?
Devletine, dolayısıyla egemenliğine "hayal" diye
yaklaşan bir siyasi neyi temsil eder?
Bu soruları çoğaltmak mümkündür...
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın, Nisan 2005 seçimlerinde
cumhurbaşkanlığına adaylığını
koyması büyük olasılıktır. Cumhurbaşkanı
seçilmesi halinde de bundan sonra yapılacak görüşmelerde bu
sıfatla Türk heyetinin başkanı olacak ve Kıbrıs
Türklerinin başta eşit egemenlik olmak üzere haklarını
koruyacaktır. İki eşit halka, iki demokrasiye, iki devlete dayalı
ortak bir devlet oluşturulması için çaba harcayacaktır.
Birleşik Kıbrıs'ın Türklerin hakları, hukukları
yenmeden oluşturulması için mücadele edecektir. Ancak, Başbakan
Talat daha şimdiden bu ve benzeri açıklamalarla elini
zayıflatmaktadır.
KKTC'nin bağımsızlığı konusunda kendine göre bir
düşüncesi olabilir. Ancak, başbakan, cumhurbaşkanı gibi
görevler farklı sorumluluklar gerektirir.
KKTC'nin ilan edildiği gün bütün dünyaca tanınması Türkiye'nin
de Kıbrıs Türkü'nün de beklediği bir gelişme elbette
değildi. Ancak, tanınması için büyük çaba sarf edildi.
KKTC'nin neden kurulduğunu, kuşku yok ki, şu andaki
Başbakanı Mehmet Ali Talat çoğumuzdan çok daha iyi bilir.
Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yıkan 1974 Barış Harekâtı
değil, Rumların yaptığı darbedir. Türklere
yıllarca zulmettikten sonra Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti'ni de
darbeyle ele geçirip Türkleri atmışlardır. Türkiye'nin 1974'te
uluslararası anlaşmalardan doğan hakkını kullanarak
müdahale etmesinin nedeni budur. Kıbrıs Türk halkının can
ve mal güvenliğini korumanın yanı sıra, egemenliğine
sahip çıkması zorunlu hale gelmiştir.
Nitekim KKTC'den önce Türk tarafı federe devlet kurarak, adayı
bölmeyi değil, ileride yeniden birleştirmeyi düşündüğünü
ortaya koymuştur. Ancak, Rum yönetiminin başta BM olmak üzere bütün
zeminlerde Kıbrıs'ın tümünü temsil eden tek meşru devleti
ve hükümeti olarak kabul görmesinden sonradır ki, iki eşit
egemenliğe dayalı bir çözüme ulaşmanın ancak KKTC ile
mümkün olacağı ortaya çıkmıştır.
Egemenliğin garanti altına alınması ve bu egemenlik
üzerinden masaya oturulması; Kıbrıs Türkü'nün hak ve hukuku gasp
edilmeden bir çözüm olamayacağının ifadesi ve bir ortak çözüme
ulaşılmayacaksa, Türklerin kendi kendilerini idare edebilecek, egemen
olabilecek irade ve gücünün bulunduğunu göstermek amacıyla bu karar
alınmıştır.
Şimdi çözüm arayışları bu zemin üzerinden yapılmaktadır
ve Mehmet Ali Talat da işte bu devletin başbakanıdır ve
cumhurbaşkanı olmaya hazırlanmaktadır.
FIKRET BILA
30/12/04 MILLIYET
Kıbrıs
gayretleri şubatta hızlanacak
YORGO KIRBAKİ Atina
Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo
Yakovu, Kıbrıs sorununa çözüm bulma gayretlerine şubat
ayında hız verilmesini beklediğini söyledi. Yakovu, Atina Haber
Ajansı'na (ANA) verdiği demeçte, Rum tarafının müzakere
masasına oturması için ön görüşmeler yapılmasını
şart koştu. Bu ön görüşmelerde de neyin müzakere edileceğinin
net bir şekilde belirlenmesini isterken, Annan Planı'nın 5. ve
son versiyonunu müzakere etmeyeceklerini açıkladı.
Yakovu'ya göre, müzakerelerin nasıl yapılacağının
belirlenmesi amacıyla temaslar KKTC'de 20 Şubat'ta yapılacak
parlamento seçimlerinden hemen sonra başlayacak. Nisan ayında yine
KKTC'deki cumhurbaşkanlığı seçimi için bir ara verilmesinin
ardından da temaslar yoğunlaşacak.
MILLIYET
30/12/04
Yakovu:
Ön görüşme şart
30/12/2004RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı
Yorgos Yakovu, Kıbrıs sorununa yeniden çözüm çabalarına
şubatta başlanmasını beklediğini söyledi. Yakovu,
Atina Haber Ajansı'na (ANA) demecinde, Rum tarafının müzakere
masasına oturması için öngörüşmeler yapılmasını
şart koştu. Neyin görüşüleceğinin net biçimde
belirlenmesini isteyen Yakovu, "Annan Planı'nın 5. ve son
versiyonunu görüşmeyiz" dedi.
Yakovu'ya göre, ön temaslar KKTC'de 20 Şubat'taki genel seçimin
sonrasında başlayacak. Nisan'da KKTC'de
cumhurbaşkanlığı seçimi için ara verildikten sonra
yoğunlaşacak. "BM Genel Sekerteri Kofi Annan, tarafların
görüşlerini bekliyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, Annan ile telefon
görüşmesinde bir girişimden söz etti. Ama bu yetmez. Müzakelerin
temeli ne olacak önceden konuşmak gerek" diyen Rum bakan,
müzakerelerin nasıl yapılabileceği sorusuna şu
yanıtı verdi: "Seçeneklerden biri Annan Planı'nın her
bir paragrafının iki tarafla görüşülmesi. Bir diğeri
tarafların tavırlarını Annan'a bildirmesi. Üçüncü seçenek
değişiklik istenen paragraflara ağırlık verilmesi.
Dördüncü seçenek tarafların olmazsa olmazlarını bildirmesi. Son
seçenek de hiç plan olmadan görüşmeler yapılması." Yakovu,
Türkiye'nin yeni girişim talebi için de "Kıbrıs çözümsüz
kaldıkça Ankara bizi sürekli karşısında
bulacağının bilincinde" diye konuştu.
ABD, Rusya'yı
ikna edememiş
ANA ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Ankara ziyaretinde
Kıbrıs konusundaki açıklamalarından cesaret alan ABD'nin,
Moskova'ya ikili görüşmeler önerdiğini ama ret yanıtı
aldığını duyurdu. Bush yönetiminin Annan'ın 24 Nisan referandumu
sonrası yayımladığı ve çözümsüzlükten Rum
tarafını sorumlu tutarken KKTC'ye tecridi kaldırma
çağrısı yapan raporunun BM kararı haline getirilebilmesi
için Moskova'nın vetosunu kaldırmaya ikna etmeye
çalıştığı ancak 'Raporu onaylamamızı
beklemeyin' yanıtını aldığı belirtildi.
Rum
basını:
Papadopulosun ne niyeti ne de keyfi var
NİYETLERİ
YORUMLAYACAK... Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulosun Kıbrıs sorunundaki müzakerelerin yeniden
başlamasına yönelik inisiyatif üstlenmeye ne niyeti ne de keyfi
olduğu; sadece iç tüketim amacıyla eforunu; Türk
açıklamalarını ve niyetlerini yorumlamaya harcamakla
yetindiği bildirildi.
İNİSİYATİF GÜNDEM DIŞI... Güney
Kıbrısta yayımlanan Alithia haberi İnisiyatif Gündem
Dışı Başkan Papadopulosun Ne Niyeti Ne Keyfi Var
Prendergast Konusunda Bilgisi Olmadığını Söylüyor ve Türk
Açıklamalarını Yorumlamaya Efor Harcıyor başlık
ve spotlarıyla okurlarına aktardı.
TÜRKİYENİN ÇÖZÜMÜNÜ
İSTEMİYORUZ... Fileleftheros haberi Tasos: Çözüm İstiyoruz
Ancak Türkiyenin İstediği Çözümü Değil Prendergastın
Kıbrıs Ziyareti Hakkında Resmi Hiçbir Bilgi Yok
başlığıyla okurlarına aktardı.
ÇABUK ÇÖZÜM... Haravgi
Papadopulosun
açıklamasını Mümkün Olduğunca Çabuk Çözüm
Başkan Papadopulos: Ortadaki Soru, Bulunacak Çözümün İçeriğidir.
Türkiye, Tanımamak İçin; Kıbrıs Cumhuriyetinin
Lağvedilmesi Anlamına Gelecek Çözüm İstiyor başlık ve
spotuyla okurlarına aktardı. MAHİ Başkan Papadopulos
Ankaranın Çözümle İlgili Niyetinden Kuşkulu
başlığını attı.
KIBRIS SORUNUNDA YAPRAK
KIMILDAMIYOR... Simerini Görüş Mesafesi Sıfır
Kıbrıs Sorununda Yaprak Kımıldamıyor
başlığıyla okurlarına aktardığı
haberinde, Rum yönetiminin
Kıbrıs sorunundaki inisiyatiflere hazırlıklı
olduğuna dair hiçbir işaret bulunmadığını
yazdı.
YENİ
İNİSİYATİFE İSTEKSİZ... Politis Yeni İnisiyatife İsteksiz Başkan
Papadopulos Protokolün İmzalanmasını Daha Üst Sıraya
Çıkarıyor başlıklı haberinde Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulosun Kıbrıs sorununa çözüm
bulunmasına yönelik yeni bir çabaya dahil olmakta isteksiz olduğunu
yazdı
Alithia
Gazetesi Rum Yönetimi Başkanının önceki gün; BM Genel
Sekreterine inisiyatif üstlenmesi talebini içeren bir mektup göndermek
niyetinde olup olmadığı sorusuna karşılık
yaptığı tek şeyin;
soruya yanıt vermemek olduğunu ve yalnızca;
Kıbrıs Rum tarafının mümkün olduğunca çabuk çözüm
istediğini söylemekle yetindiğini yazdı, şöyle devam etti:
Başkan
Papadopulosun gündeminde; Kıbrıs müzakerelerinin yeniden
başlaması amacıyla kendisi tarafından inisiyatif
üstlenilmesi diye bir şey yok.Ayrıca, mevcut aşamada böyle
birşeye niyet etmeye keyfi varmış gibi de görünmüyor. BM tarafından yeni
inisiyatif üstlenilmesi için BM Genel Sekreterine mektup gönderme niyetinde
olup olmadığı sorusuna, yanıt vermekten kaçındı.
Hükümetin;
inisiyatif üstlenmenin ötesinde, ki böyle birşey yok- BM Genel Sekreter
Yardımcısı Kieran Prendergastın bölgeye gelmesinin
sözkonusu olup olmadığı hakkında BMnin niyetini
öğrenme niyeti de bulunmuyor. Prendergastın ocak ayında Kıbrısa
geleceğine dair resmi bilgi bulunup bulunmadığının
sorulması üzerine Papadopulos; şu ana kadar resmi bilgi
alınmadığını söyledi. Geçen Eylül ayında
Prendergastın Kıbrısa, son gelişmelerle ilgisi olmayan
bir ziyaret gerçekleştirmesi olasılığına ilişkin
bir açıklama olduğunu sözlerine ekledi.
Edindiğimiz
bilgilere göre hükümetin değerlendirmesi; Prendergastın adaya
gelişi nihayetinde gerçekleşirse bunun, işgal bölgelerindeki
seçimlerden sonra ve müdahil tarafların nabzının
tutulması amacıyla olacağı
şeklindedir. Ancak aynı
zamanda, işgal bölgelerindeki seçimler nedeniyle böyle birşeyin,
sorunun çözülmesi taraftarı olan güçlere yardımı
dokunacağı değerlendirilirse- uluslararası unsur
tarafından harekette bulunulması olasılığı göz
ardı edilmiyor.
Başkan çabuk çözüm istiyor
Başkan
Papadopulos, inisiyatif alma niyeti olmasa da,
en azından kamu oyuna yönelik açıklamalarında,
Kıbrıs Rum tarafının sorunun mümkün olduğunca çabuk
çözülmesini istediği tezini dile getiriyor.
Başkan
Papadopulosa göre Türk tarafınca istenilen şey Kıbrıs
sorununun çözümü değil, Kıbrıs Cumhuriyetinin
lağvedilmesidir. Ortaya konulan soru çözüm değil, çözümün ne
olacağıdır. Onlar, Kıbrıs Cumhuriyetini tanımak
zorunda kalmasınlar diye, Kıbrıs Cumhuriyetini lağvedecek
ve ona yeni bir şekil kazandıracak bir çözüm istiyorlar dedi.
Kıbrıs Sorununda Yaprak Kımıldamıyor
SİMERİNİ
Görüş Mesafesi Sıfır Kıbrıs Sorununda Yaprak
Kımıldamıyor başlığıyla okurlarına
aktardığı haberinde, Rum
yönetiminin Kıbrıs sorunundaki inisiyatiflere
hazırlıklı olduğuna dair hiçbir işaret
bulunmadığını yazdı.
POLİTİS
Yeni İnisiyatife İsteksiz Başkan Papadopulos Protokolün
İmzalanmasını Daha Üst Sıraya Çıkarıyor
başlıklı haberinde Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulosun Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik yeni
bir çabaya dahil olmakta isteksiz olduğunu yazdı.
(Rum basını)
YENIDUZEN 30/12/04
TC Lefkoşa Büyükelçisi Aydan
Karahan; Yardım Heyeti Koordinatörü, Kara Yolları Koordinatörü ve
Basın Müşavirinden oluşan uzmanları ile birlikte dün
YeniDÜZEN Yazı İşleri Müdürü Cenk Mutluyakalı ve Yayın
Kurulu üyesi Ünal Fındıkla görüştü, hibelerden kredilere, TC
yardımlarının kullanımından, ihalelerin yurdumuzda
açılmasına kadar pek çok soruyu açık yüreklilikle yanıtladı.
Büyükelçi Karahan:
Yatırımlar, hiçbir kesintiye ve değişikliğe
uğramadan sürecektir. Ancak bilinmelidir ki, her türlü yardım,
yatırım ve projeler, KKTC hükümetinin bilgisi ve onayı ile
yapılmaktadır, ilk adres hükümettir. İhalelerin burada açılması
da esastır
Koordinatör Mehmet İlhan:
KKTCnin 2004 yılı bütçesi 1 katrilyon 350 trilyon olarak
öngörülmüştü. Bu yıl KKTCnin mahalli gelirlerinde önemli bir
artış olmuştur. Ön görülen bütçenin 805 trilyonu KKTCnin
mahalli giderlerinden karşılandı, 415 trilyon TC
yardımı kullanıldı. 735 trilyon bir gelir tahmin
ediliyordu, 805 trilyon oldu, aralık ayı sonu itibarı ile bu
rakam daha da artabilir. Bu nedenle 2004ten artan TC katkısı 200 trilyonu da 2005e aktaracağız
Yurdumuzda, 2004 yılında fert başına düşen milli gelir
7 bin 350 dolara yükseldi. Bir önceki yıl bu rakam 5 bin 949
dolardı... Enflasyon oranı ilk kez 12ye düşerken, net turizm
geliri 118 milyon dolardan 142 milyon dolara çıktı. İhracat 50
milyon dolardan, 59 milyon dolara yükseldi.
Türkiyenin 2004 yılında
kuzey Kıbrısa yaptığı yardımların
toplamı 379 milyon 544 bin 828 dolar... Bu rakam 550 trilyon Türk
Lirasının üzerinde... Büyükelçi Karahan, katkılar hiç kesintisiz
sürecektir diyor. Türkiyenin1995te başlayan uygulama ile verdiği
krediler 1 milyar doları aştı. Büyükelçi Karahan, Bu krediler
bir ailenin çocuğuna yaptığı evlilik katkısı
gibidir, geri dönüşü bu nedenle konuşulmaz dedi.
Kara Yolları Koordinatörü
Erdal Arslan: İhaleler Kıbrısta açılıyor.
Örneğin 2003te Türkiyede tek bir ihale açılmadı. İstisnai
durumlar var, bunlar da teknik nedenler. Bu nedenle, sadece Girne Çevre Yolu
ile Kuzey Sahil Yolu (2) projeleri için Türkiyede ihaleye gidildi. Bir de
rakamlar önemli... Örneğin Girne Çevre Yolu için burada bize verilen rakam
18 trilyon TLydi, Türkiyede 15 trilyon bir rakam çıktı, bunun da %
48 indirimi var. Yani 8 trilyonluk bir fark...
Kıbrıslı Türk
müteahhitlere tam kapasite çalışacağı oranda ihaleler
veriyoruz. Örneğin 2003te 19, 2004te 24 yol ihalesi verildi. Bu yıl
24 trilyonluk yol, asfalt ihalesi bağlandı. Daha yapılacak 620
kilometre yol var...
Sevdiye GÖKAYDIN
Kıbrıslı
Türkler, 2004 yılında rekor bir büyümeye imza attı. Türkiye
Cumhuriyetinin bu yıl içerisinde yaptığı toplam
yardımlar da 550 trilyon Türk Lirasını aştı.
Türkiyenin 2004 yılında kuzey Kıbrısa
yaptığı yardımların toplamı, 379 milyon 544 bin
828 dolar... TC Lefkoşa Büyükelçi Aydan Karahan, Katkılar hiç
kesintisiz sürecektir dedi.
Türkiyenin 1995te başlayan uygulama ile verdiği krediler 1 milyar
doları aştı. Büyükelçi Karahan, Bu krediler bir ailenin
çocuğuna yaptığı evlilik katkısı gibidir, geri
dönüşü bu nedenle konuşulmaz diye konuştu.
TC
Lefkoşa Büyükelçiliği ve TC Yardım Heyeti uzmanları,
kapılarını dün YeniDÜZENe açtı.
TC
Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan; Yardım Heyeti Koordinatörü Mehmet
İlhan, Kara Yolları Koordinatörü Erdal Arslan ve Basın
Müşaviri Züleyha Karaoğlundan oluşan uzmanları ile
birlikte dün YeniDÜZEN Yazı İşleri Müdürü Cenk Mutluyakalı
ve Yayın Kurulu üyesi Ünal Fındıkla görüştü, hibelerden
kredilere, TC yardımlarının kullanımından ihalelerin
yurdumuzda açılmasına kadar pek çok soruyu açık yüreklilikle
yanıtladı.
Büyükelçi
Karahan, şeffaflık ilkeleri çerçevesinde her türlü konuyu gerek
basın gerekse örgütlerle konuşmaya, karşılıklı
fikir alış-verişine hazır olduklarını söyledi.
Yatırımlar, hiçbir kesintiye ve değişikliğe
uğramadan sürecektir. Ancak bilinmelidir ki, her türlü yardım,
yatırım ve projeler, KKTC hükümetinin bilgisi ve onayı ile
yapılmaktadır, ilk adres hükümettir. İhalelerin burada
açılması da esastır diyen Büyükelçi Karahan, istisnai
durumlarla ilgili olarak değerlendirmeler yaptıklarını da
ifade etti.
Büyükelçi
Karahan, kendileri için en önemli konunun yatırım bütçesi
olduğunun altını çizerek, Yollar, göletler, santraller, hava
alanı, altyapı anlamındaki çok önemli
yatırımların Türkiye Cumhuriyetinin katkısı olmadan
yapılması mümkün değildir. Bu katkılar önemlidir ve sürecektir
şeklinde görüşlerini açıkladı.
2004te önemli büyüme
TC
Yardım Heyeti Koordinatörü Mehmet İlhan, 2004 yılında
mahalli gelirlerde önemli artışlar olduğunu söyledi.
Bunun,
hem gelirlerin artması, hem de bütçenin özel konumu nedeniyle
harcamaların belirli bir oranda kalmasından
kaynaklandığını anlatan İlhan, Yatırım
bütçesi de Türkiye Cumhuriyetinden karşılanmaya devam etmiştir
dedi.
İlhan
şu bilgileri verdi:
KKTCnin 2004 yılı bütçesi 1 katrilyon 350 trilyon olarak
öngörülmüştü. Bu yıl KKTCnin mahalli gelirlerinde önemli bir
artış olmuştur. Ön görülen bütçenin 805 trilyonu KKTCnin
mahalli giderlerinden karşılandı, 415 trilyon TC
yardımı kullanıldı. 735 trilyon bir gelir tahmin
ediliyordu, 805 trilyon oldu, aralık ayı sonu itibarı ile bu
rakam daha da artabilir. Bu nedenle 2004ten artan TC katkısı 200 trilyonu da 2005e aktaracağız
Yardımlar hükümetin
onayı ile
TC
Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, TC Yardım Heyeti uzmanları
ile birlikte TC katkılarının mutlaka KKTC hükümetinin bilgisi ve
onayı ile yapıldığına dikkat çekti. Geçtiğimiz
gün kimi köylerde tarım aletleri yardımı yaptık, bundan da
hükümetin bilgisi vardır dedi.
Her
yılın başında ihtiyaçların belirlendiğini ve
Türkiye ile KKTC arasında protokol imzalandığını
anlatan uzmanlar, Türkiye Cumhuriyeti yardımlarının da bu
protokol kapsamında Kıbrısa
aktarıldığını vurguladı.
Ek işlerle ve ihtiyaçlarla ilgili talepler geldikçe bunların da
karşılandığı belirtildi. Taleplerin hükümet üzerinden
geldiğini anlatan uzmanlar, Eğer doğrudan bize bir talep
geliyorsa, biz bunları da hükümetin ilgili kurumlarına
yönlendiriyoruz. Tüm yardımlar için eğer hükümetin ilgili daireleri
gerekli organizasyonu yapmışsa zaten doğrudan TC
Büyükelçiliğine yönelik bir talep olmaz diye konuştu.
Peki,
sivil toplum örgütleri ve derneklere, kulüplere yapılan yardımlar
nasıl organize ediliyor... Özellikle kültür sanat derneklerinin yurt
dışı faaliyetleri öncesinde doğrudan elçiliğiniz ile
temas kurulduğu söyleniyor yönündeki bir soruya TC Yardım Heyeti
Koordinatörü şu açıklamayı yaptı:
Hükümet
onaylamadan herhangi bir yardım söz konusu değildir. Bu
yardımların en adil şekilde dağılımı
konusundaki çalışmayı da hükümet yapmalıdır. Eğer
böyle bir organizasyon olmazsa, o zaman kimi örgütlerin bize yönlendiği
doğrudur ancak biz yine katkımızı mutlaka hükümetin
alacağı katkı ile yaparız. Bu yöndeki siyaseti belirleyecek
olan hükümettir. Bu yıl dernekler için 100 milyar, kültür
işbirliği kapsamında da 200 milyar TL bir katkı
yapıldı. Bu protokol sadece Türkiye ile KKTC arasındaki
işbirliği için, üçüncü ülkeleri kapsamıyor. Üçüncü ülkeler için
tanıtma amaçlı bir protokol var, 1.5 trilyon gibi bir rakam var ancak
bunun içerisinde törenler, üçüncü uyruklu öğrencilere yönelik
katkılar da giriyor.
İhaleler
Kıbrısta... Ancak istisnalar var
-
İhaleler neden kuzey Kıbrısta açılmıyor, Türkiyede
açılıyor...
Gündemdeki
önemli soru işaretlerinden birini de yine TC Yardım Heyeti
uzmanları yanıtladı...
İşte
açıklamalar:
İhalelerin
Kıbrısta açılması ve sonuçlandırılması
esastır. Teknik olarak burada yapılması mümkün olmayan ihaleler
varsa, ancak o zaman Türkiyede açıldı ki, bunlar çok istisnai
durumlardır. Örneğin 2003 yılında Türkiyede açılan
tek bir ihale yoktur. Bu yıl ise sadece Girne Çevre Yolu ile Kuzey Sahil
Yolu (2)nin ihaleleri Türkiyede açıldı. 10 Ocakta da sonuçlanacak.
Neden Türkiyede... Birçok sebebi var... Ancak Kıbrıslı Türk
müteahhitlere tam kapasite çalışacağı oranda ihaleler
veriyoruz. Örneğin 2003te 19, 2004te 24 yol ihalesi verildi. Bu yıl
24 trilyonluk yol, asfalt ihalesi bağlandı. Daha yapılacak 620
kilometre yol var... Gelelim Türkiyede açılan iki istisna ihalenin
nedenlerine... Bunlar çok yüksek teknik teçhizat, laboratuar, çok sayıda
yetişmiş uzman personel gerektiren işler. Yol mühendisliği
ayrı bir uzmanlık alanı elbette. Bir de buradaki ihale sistemi,
uzun vadeli çalışmalara olanak sağlamıyor. İhale birim
fiyatları, uzun vadeli işlerde lehte ya da aleyhte sorun
yaratıyor. Çok daha az sayıda müteahhidin olması nedeniyle
rekabet koşulları oluşmuyor. Örneğin, Girne Çevre Yolu ile
ilgili KKTC Karayolları Dairesi ile yaptığımız
toplantıda bize verilen rakam 18 trilyon TLydi, Türkiyede 15 trilyon bir
rakam çıktı, bunun da % 48 indirimi var. Yani 8 trilyonluk bir
fark... Bir diğer sorun elbette zamanında teslim konusu. Lefkoşada
7 kilometrelik bir yol, 7 ay gecikmeyle teslim edildi. Gözden kaçmaması
gereken 2003 yılında 19, 2004te 24 yol ihalesi
Kıbrıslı Türk müteahhitlere verildi. Bu yıl 25 trilyonluk
yol, asfalt çalışması yapıldı.
Uzmanlar,
neden Türkiyeden firmalarla işbirliği yapılmasına izin
verilmiyor sorusuna ise şu yanıtı verdi:
Ortaklık
mümkün. Taşeron çalışma da mümkün ve bu yöntem uygulandı
Konsorsiyum
taleplerinin geri çevrildiğinin anımsatılması üzerine ise
bu konunun daha geniş bir çalışma ile ele alınacağı
kaydedildi.
YENIDUZEN 30/12/04
|
Denktaştan
Rahmi Koça tepki |
|
|
|
İşadamı
Rahmi Koçun Kıbrıs meselesi 30 yıldır Türkiyenin
önünde engel sözlerine KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaştan
tepki geldi. |
|
|
|
NTV-MSNBC VE AJANSLAR |
31 Aralık 2004 Koçun Rumlar gibi konuştuğunu belirten
Denktaş, Kaderimizi Koç ve benzerleri değil, Türk milleti ve
Kıbrıs Türk halkı tayin edecek dedi. Denktaş, 1974ten bu
yana Kıbrısa yatırım yapmayan işadamlarını
da eleştirdi.
|
|
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
işadamı Rahmi Koça ve ailesine büyük sevgisi olduğunu, ama
Kıbrıs meselesini yaratıp Türkiyenin önüne engel olarak koyma
becerisini gösteren Yunanistan ve Rumların tezini en üst kademedeki bir
işadamının desteklemesinin üzücü olduğunu söyledi. |
|
|
|
|
|||
Papadopulos'tan Türkiye'ye AB resti
''Türkiye koşullara uymazsa müzakereler başlamaz''
30 Aralık, 2004 22:36:00 (TSİ) CNN TURK
Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos,
''Türkiye, üyelik koşullarına uymazsa müzakereler başlamaz''
dedi.
Papadopulos, Başbakan Erdoğan'ın Avrupa Konseyi'nin verdiği
kararların AB'nin tek taraflı kararları olduğu ve
bunları Ankara'nın imzalamadığı yönündeki
açıklamasıyla ilgili sorusunu yanıtlarken, Erdoğan'ın,
sadece çok dar teknik açıdan haklı olduğunu savundu ve
"İsterse imzalamayabilir. İmzalamazsa müzakereler
başlamaz'' dedi.
AB üyesi ülkelerin, aday ülkelerin hangi şartları
uygulayacağına karar verdiğini, ancak aday ülkenin eğer
arzu ederse bu şartları kabuletmeyebileceğini ifade eden Papadopulos,
Türkiye'nin üyelik için AB'ye başvuru yaptığını,
koşullara uymaması durumunda müzakerelerin
başlamayacağını belirtti.
"Kıbrıs'ta
kalıcı bir çözüm için şartlar mevcut"
Kıbrıs sorununun çözümü koşullarının
oluşması konusunda iyimser olup olmadığının
sorulması üzerine ise Papadopulos, ne iyimser, ne de kötümser
olduğunu ifade etti. Papadopulos, kalıcı ve
çalışabilir bir çözümün bulunması için koşulların var
olduğuna inandığını, ancak dans etmek için iki
kişinin gerektiğini söyledi.
Kıbrıs sorunuyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Tasos Papadopulos,
''müzakerelerin yeniden başlaması koşullarının
oluşması için, gündemi ve ele alınacak konuları,
müzakerelerin açık ve özgür olup olmayacağını, hakemlik
olup olmayacağını ve başka konuları bilmemiz gerekir''
dedi.
Rum
tarafının tavrı saf
Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafının geri çekilebileceği
en son noktayı açıklaması ve ne istediğini ortaya
koyması tavrının gerçekçi olmadığını,
saflık olduğunu söyledi.
Rusya'nın 'Kıbrıs itirazı' sürüyor
31 Aralık, 2004 03:51:00 (TSİ) CNN TURK
Rum medyasının Yunanistan resmi haber ajansı ANA'ya
dayandırdığı habere göre, Rusya, Kıbrıs'ta
referandumun ardından BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
hazırladığı rapora itirazını sürdürüyor.
ABD'nin Rusya lideri Vladimir Putin'in Türkiye ziyareti sonrasında
yaptığı nabız yoklaması, Moskova'nın rapora hala
soğuk baktığını ortaya çıkardı.
Annan'ın 24 nisan referandumu sonrası hazırladığı
rapor, başta ekonomik ambargoların kaldırılması olmak
üzere KKTC'ye dönük bir dizi ekonomik açılım öngörüyor.
Moskova:
Kıbrıs tutumumuzda değişiklik yok
ABD, Vladimir Putin'in Ankara ziyaretinin ardından Rusya'dan raporun BM
Güvenlik Konseyi'nde onaylanması önündeki engelini
kaldırmasını istedi. Rusya'nın Washington'un talebine
yanıtı ise "Kıbrıs konusundaki tutumumuzda bir
değişiklik yoktur. Annan'ın raporunun onaylanmasına izin
vermemiz söz konusu değildir" oldu.
Türkiye ve KKTC'nin onaylanmasını istediği ancak Rumların
şiddetle karşı çıktığı raporun BM Güvenlik
Konseyi'nde onaylanması, raporun BM kararına dönüşmesi ve
kuruluşa üye tüm ülkelerin uyması anlamına geliyor.
|
Papadopulos: Türkiye koşullara uymazsa müzakere
başlamaz |
|
|
Lefkoşa Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin üyelik için Avrupa Birliği'ne (AB) başvuru yaptığını, koşullara uymaması durumunda müzakerelerin başlamayacağını söyledi. Papadopulos, Rum gazetecilerin,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Avrupa Konseyi'nin
verdiği kararların AB'nin tek taraflı kararları
olduğu ve bunları Ankara'nın imzalamadığı
yönündeki açıklamasıyla ilgili sorusunu yanıtlarken,
Başbakan Erdoğan'ın, sadece çok dar teknik açıdan
haklı olduğunu savundu ve İsterse imzalamayabilir.
İmzalamazsa müzakereler başlamaz dedi. AB üyesi ülkelerin, aday
ülkelerin hangi şartları uygulayacağına karar
verdiğini, ancak aday ülkenin eğer arzu ederse bu
şartları kabul etmeyebileceğini ifade eden Papadopulos,
Türkiye'nin üyelik için AB'ye başvuru yaptığını,
koşullara uymaması durumunda müzakerelerin
başlamayacağını belirtti. Kıbrıs sorunuyla
ilgili bir soruyu yanıtlayan Tasos Papadopulos, Müzakerelerin yeniden
başlaması koşullarının oluşması için,
gündemi ve ele alınacak konuları, müzakerelerin açık ve özgür
olup olmayacağını, hakemlik olup olmayacağını
ve başka konuları bilmemiz gerekir dedi. NE İYİMSER NE
KÖTÜMSER 2005 yılı içinde
Kıbrıs sorununun çözümü koşullarının
oluşması konusunda iyimser olup olmadığının
sorulması üzerine ise Papadopulos, Ne iyimser, ne de kötümser
olduğunu ifade etti. Papadopulos, Kalıcı
ve çalışabilir bir çözümün bulunması için koşulların
var olduğuna inandığını, ancak dans etmek için iki
kişinin gerektiğini söyledi. Papadopulos, Kıbrıs
Rum tarafının geri çekilebileceği en son noktayı
açıklaması ve ne istediğini ortaya koyması
tavrının gerçekçi olmadığını, saflık
olduğunu söyledi. (aa) |
|
HURRIYET
31/12/04
Makarios
planı
31/12/2004
RADIKAL
REUTERS - LONDRA - Britanya'nın
1974'te askeri darbe ile devrilen Rum lider Makarios'u koltuğuna döndürmek
için 12 bin asker gönderme planı yaptığı ortaya
çıktı. Britanya Ulusal Arşivleri'ndeki belgelere göre, Savunma
Bakanlığı, Temmuz 1974'te hava desteğiyle birlikte üç tugay
asker gönderilmesine dair bir plan yaptı. Ancak kimi uzmanlar gerilla
savaşı ile direniş başlatılacağı görüşünden
hareket ederek ordunun Kuzey İrlanda'daki gibi zor duruma
düşebileceği uyarısı yapınca planın
uygulanmasından vazgeçildi.
Papadopulos isteksiz
Uluslararası
toplum ve Türkiye, Kıbrıs sorununun AB ile müzakerelerin
başlayacağı 3 Ekim 2005'ten önce çözümlenmesini hedefliyor.
Ancak, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 3 Ekim'den önce herhangi bir
girişimin içinde yer almamak konusunda kararlı görünüyor. Rum
basınına göre Papadopulos, Türkiye'nin AB müzakerelerinden önce
imzalamayı taahhüt ettiği ve "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin tanınması anlamına gelecek protokolü
bekliyor
Uluslararası
toplum ve Türkiye, Kıbrıs sorununun AB ile müzakerelerin
başlayacağı 3 Ekim 2005'ten önce çözümlenmesini hedefliyor.
Ancak, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 3 Ekim'den önce herhangi bir
girişimin içinde yer almamak konusunda kararlı görünüyor.
Rum
basınına göre Papadopulos, Türkiye'nin AB müzakerelerinden önce
imzalamayı taahhüt ettiği ve "Kıbrıs
Cumhuriyeti"nin tanınması anlamına gelecek protokolü
bekliyor.
17 Aralık'ta,
Brüksel'de yapılan Avrupa Birliği zirvesinde Başbakan
Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'dan
Kıbrıs konusunda yeni bir girişim başlatmasını
istemiş, dönem başkanı Hollanda da, bu yönde mesajlar
vermişti. Ancak Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, müzakerelerin
yeniden başlaması konusunda herhangi bir inisiyatif üstlenme
niyetinde olmadığı bildirildi.
Rum
basınına göre Papadopulos, Türkiye'nin 3 Ekim'de başlayacak AB
müzakerelerinden önce imzalamayı taahhüt ettiği ve
"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin tanınması anlamına
gelecek protokolü bekliyor. Tasos Papadopulos bu tarihe kadar Kıbrıs
sorunuyla ilgili herhangi bir girişimin içinde yer almayı
planlamıyor.
Politis
gazetesinin başlığında, "Papadopulos, Kıbrıs
sorununa çözüm bulunmasına yönelik yeni çabalara isteksiz, Ankara'nın
protokolü imzalamasını öne çıkarıyor" ifadesi dikkat
çekti. Gazeteye göre Tasos Papadopulos, Türkiye'nin gümrük birliğini
genişletme protokolünü imzalamasının getireceği
dolaylı tanınmayla siyasi zeminin değişmesini bekliyor.
Rum gazeteleri
ne yazdı?
Alithia haberi,
"İnisiyatif Gündem Dışı -Başkan Papadopulos'un Ne
Niyeti Ne Keyfi Var - Prendergast Konusunda Bilgisi
Olmadığını Söylüyor ve Türk Açıklamalarını
Yorumlamaya Efor Harcıyor" başlık ve spotlarıyla
okurlarına aktardı.
Gazete, Rum
yönetimi başkanının önceki gün BM genel sekreterine inisiyatif
üstlenmesi talebini içeren bir mektup göndermek niyetinde olup
olmadığı sorusuna karşılık yaptığı
tek şeyin soruya yanıt vermemek olduğunu ve yalnızca,
Kıbrıs Rum tarafının mümkün olduğunca çabuk çözüm
istediğini söylemekle yetindiğini yazdı ve şöyle devam
etti:
"Başkan
Papadopulos'un gündeminde Kıbrıs müzakerelerinin yeniden
başlaması amacıyla kendisi tarafından inisiyatif
üstlenilmesi diye bir şey yok. Ayrıca mevcut aşamada böyle bir
şeye niyet etmeye keyfi varmış gibi de görünmüyor. BM
tarafından yeni inisiyatif üstlenilmesi için BM genel sekreterine mektup
gönderme niyetinde olup olmadığı sorusuna, yanıt vermekten
kaçındı.
Hükümetin
inisiyatif üstlenmenin ötesinde -ki böyle bir şey yok- BM genel sekreter
yardımcısı Kieran Prendergast'ın bölgeye gelmesinin söz
konusu olup olmadığı hakkında BM'nin niyetini öğrenme
niyeti de bulunmuyor. Prendergast'ın ocak ayında Kıbrıs'a
geleceğine dair resmi bilgi bulunup bulunmadığının sorulması
üzerine Papadopulos, şu ana kadar resmi bilgi
alınmadığını söyledi. Geçen eylül ayında
Prendergast'ın Kıbrıs'a, "son gelişmelerle ilgisi
olmayan" bir ziyaret gerçekleştirmesi olasılığına
ilişkin bir açıklama olduğunu sözlerine ekledi.
Edindiğimiz
bilgilere göre hükümetin değerlendirmesi, Prendergast'ın adaya
gelişi nihayetinde gerçekleşirse bunun, işgal bölgelerindeki
seçimlerden sonra ve müdahil tarafların nabzının tutulması
amacıyla olacağı şeklindedir. Ancak aynı zamanda,
işgal bölgelerindeki seçimler nedeniyle -böyle bir şeyin, sorunun
çözülmesi taraftarı olan güçlere yardımı dokunacağı
değerlendirilirse- uluslararası unsur tarafından harekette
bulunulması olasılığı göz ardı edilmiyor.
Başkan
Papadopulos inisiyatif alma niyeti olmasa da, en azından kamu oyuna
yönelik açıklamalarında, Kıbrıs Rum tarafının
sorunun mümkün olduğunca çabuk çözülmesini istediği tezini dile
getiriyor. Türkiye'nin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Başkanı Deniz
Baykal'ın ABD ve İngiltere'yi ekim ayına kadar bir çözümü kabul
etmesi için Rum tarafına baskı yapmaya
çağırdığı açıklamasını yorumlamaya
davet edilen Papadopulos, "Biz, mümkün olduğunca çabuk çözüm
istiyoruz" dedi.
Başkan
Papadopulos'a göre, Türk tarafınca istenilen şey Kıbrıs
sorununun çözümü değil, "'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
lağvedilmesidir. Ortaya konulan soru çözüm değil, çözümün ne
olacağıdır. Onlar, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımak
zorunda kalmasınlar diye, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni lağvedecek
ve ona yeni bir şekil kazandıracak bir çözüm istiyorlar" dedi.
Papadopulos,
Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Annan Planı'nı
görüşmeye ve revize etmeye hazır olduğu yolundaki
açıklamasını yorumlarken, "Erdoğan, gerek kendi iç
tüketimlerine yönelik, gerekse bizim haricimizdeki başka kulakları
muhatap alan pek çok çelişkili ve belirsiz açıklamada bulundu"
dedi. Papadopulos, Türk başbakanı resmi açıklama yapmazsa yorum
yapamayacağını da belirtti.
Türkiye'nin 3
Ekim'de AB'yle üyelik müzakerelerine başlayabilecek durumda
olmayacağını gösteren değerlendirmeleri yorumlayan
Papadopulos, Türkiye'nin ilk önce üyelik öncesi prosedür olan Screening
aşamasını geçmesi gerektiğini belirterek bu
aşamanın, ülkenin mevzuatının ilgili başlıklarda
AB mevzuatı ile kıyaslanarak denetlenmesini teşkil ettiğini
kaydetti. Papadopulos "Bu aşamanın ne kadar süreceğini
kimse bilemez. Screening gereklidir" dedi.
Kıbrıslı
Türk lider Rauf Denktaş'ın Türkiye'nin sahte devletin
tanıtılması hedefini terk ettiği kanaatine varması
durumunda silaha başvuracağından söz ettiği
açıklamasını da yorumlayan Papadopulos, bu tür
açıklamaları büyütmenin veya bunlara önem vermenin hiçbir hedefe
hizmet etmeyeceğini söyledi."
Simerini,
"Görüş Mesafesi Sıfır - Kıbrıs Sorununda Yaprak
Kımıldamıyor" başlığıyla
okurlarına aktardığı haberinde, Rum yönetiminin
Kıbrıs sorunundaki inisiyatiflere hazırlıklı
olduğuna dair hiçbir işaret bulunmadığını
yazdı.
Gazete Rum
yönetiminin, KKTC'de gerçekleştirilecek seçimler bitene kadar önümüzdeki
üç ay içinde herhangi bir hareketlilik olmasını
beklemediğini,Rum yönetimi başkanının ve Rum hükümetinin
yeni yıl içinde çabalarını, Türkiye'yi, Ankara
Anlaşması'nı Güney Kıbrıs'ı da kapsayacak
şekilde genişletmeyi imzalamaya zorlamak için baskı uygulamaya
yoğunlaştıracağını yazdı, özetle
şunları kaydetti:
"Bu
çerçevede başkan Papadopulos, Avrupa ülkelerine ziyaretlerde bulunacak ve
Gümrük Birliği anlaşmasını, üyelik müzakerelerine
başlama tarihi olan 3 Ekim 2005'ten çok daha önce imzalaması için
Türkiye'ye baskı yapılmasını isteyecek. Kıbrıs
hükümeti halen, AB Temas Komitesi'ne başvurarak gümrük birliğinin
imzalanmasının hızlandırılması talebinde bulundu,
AB'ye Kıbrıs'la birlikte üye olan 9 ülke de baskı uyguluyor.
Temas Komitesi, Kıbrıs hükümetine gümrük birliğinin
imzalanması için genel olarak çalıştığını ve
Türkiye'nin iyi niyet göstermesi durumunda bunun iki ay içinde bile
gerçekleşebileceğini iletti. Kıbrıs tarafı
imzanın 3 Ekim'den çok önce atılmasını talep etti, Türk
tarafı ise yükümlülüklerinden kaçınma yolları bulmak
çabasıyla pek çok çekince ortaya koyarak geciktiriyor. Bu arada
başkan Papadopulos, yukarıda kaydedilenleri doğrulayarak
Türkiye'nin, "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin lağvedilmesi
anlamına gelecek bir çözüm arzu ettiğini söyledi."
Politis,
"Yeni İnisiyatife İsteksiz - Başkan Papadopulos Protokolün
İmzalanmasını Daha Üst Sıraya Çıkarıyor"
başlıklı haberinde, Rum yönetimi başkanı Tasos
Papadopulos'un Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasına yönelik yeni
bir çabaya dahil olmakta isteksiz olduğunu, bu tavrını şu
üç unsurun belirlediğini yazdı:
"*Beklemekte
olduğu siyasi olgularda esaslı değişim olmadan önce Annan
Planı'nın -değişikliklerin görüşülmesi için bile-
yeniden gündeme gelmesini arzu etmiyor.
*Gelecekteki
müzakerelerin temel ve içeriğini değiştirecek yol olarak
"Kıbrıs Cumhuriyeti"nin Türkiye'nin gümrük birliğini
genişletme protokolünü imzalamasıyla dolaylı da olsa
tanınmasını, daha üst sıraya çıkarıyor.
*Türkiye'nin
protokolü imzalama yükümlülüğünü atlatmak için ekim ayına kadar
olası bir müzakere prosedürünü kullanacağı
anlaşılıyor. Bu temel ile başkan Papadopulos, kendisinin
herhangi bir inisiyatif üstlenmesinin söz konusu olmadığını
açıkça ortaya koyarken baskıcı takvimleri ve hakemliği
kabul etmeyeceğini şu anda Lefkoşa'nın resmi
politikası haline getirerek Ankara'dan gelecek herhangi bir hareketin
önüne geçmeye çalışıyor"
Fileleftheros
haberi "Tasos: Çözüm İstiyoruz Ancak Türkiye'nin İstediği
Çözümü Değil - Prendergast'ın Kıbrıs Ziyareti Hakkında
Resmi Hiçbir Bilgi Yok" başlığıyla okurlarına
aktardı.
Haravgi,
Papadopulos'un önceki günkü açıklamasını "Mümkün
Olduğunca Çabuk Çözüm - Başkan Papadopulos: Ortadaki Soru, Bulunacak
Çözümün İçeriğidir. Türkiye, Tanımamak İçin
'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Lağvedilmesi Anlamına Gelecek Çözüm
İstiyor" başlık ve spotuyla okurlarına aktardı.
Mahi,
"Başkan Papadopulos Ankara'nın Çözümle İlgili Niyetinden
Kuşkulu" başlığını attı.
KIBRIS
31/12/04
KKTCnin bağımsızlığı için en fazla
çalışan...
Başbakan Mehmet
Ali Talat, kendisinin KKTCnin bağımsızlığı
hayaldi demediğini, KKTCnin tanınması hayaldi dediğini
vurguladı.
Başbakan Talat,
KKTCnin bağımsızlığı hayaldi dediği
yönündeki haberin spekülasyon amaçlı olarak sözlerinin
saptırıldığı bir haber olduğunu kaydetti.
Kendisinin Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin bağımsız bir devlet olarak
faaliyet göstermesi için elimden gelen çabayı ortaya koyduğunu
söyleyen Talat, Sanırım ki
KKTC tarihinde de bu konuda en tutarlı ve en yoğun
çalışmayı ben yürüttüm ve benim hükümetim yürüttü dedi.
Başbakan Talat,
Bakanlar Kuruluna girerken UBP Genel Başkanı Derviş
Eroğlunun konuyla ilgili eleştirilerinin
hatırlatılması üzerine yaptığı açıklamada,
kendi devletinin başbakanı olduğunu kabul etmiyor
eleştirilerine karşı çıktı ve şöyle dedi:
Ne münasebet. Ben
hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin başbakanıyım hem
de istifa etmiş hükümete rağmen hiçbir konuda geri durmadık,
bütün görevlerimizi yerine getirdik, seçim de düşünmeden, işte seçim
ekonomisi de gütmeden, çok açık ve net olarak görevlerimiz ne ise onu
yaptık. Yani bu konuda herhangi bir tereddüt söz konusu değildir.
Son günlerde,
kendisinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin
bağımsızlığını bir hayal olarak
gördüğünün söylendiğini ifade eden Başbakan Talat, bunun
doğru olmadığını, bu yöndeki haberin
çarpıtılmış bir haber olduğunu belirtti.
Talat, konuyla
ilgili sözlerini ve olayı şöyle anlattı:
Haber Türkün
Basın Kulübü programında programcının defaatle, yani
KKTCnin tanınması bir hayal miydi şeklinde soru sorması
üzerine, ben de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin
bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanınması ve
uluslararası ülkeler ailesine katılması mümkün değildi
şeklinde bir ifadem oldu. Yani bir hayal miydi deyince, Turan gibi,
Turan öyküsü gibi, bir zamanların Turan öyküsü gibi bir olaydı, bir
hayaldi dedim.
Bağımsızlığın
bir hayal olduğunu söylemediğini, tanınmanın bir hayal
olduğunu söylediğini kaydeden Başbakan Mehmet Ali Talat,
şöyle devam etti:
Yoksa
sanırım ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin
bağımsız bir devlet olarak, bağımsız faaliyet
yürütmesi için en çok çalışan kişi benim. Dış
karışmacılıklara en fazla karşı çıkan benim.
Kendi ülkemizin kurumlarının yönetmesi konusunda en ısrarlı
olan benim...
Başka partiler,
bizden önceki partiler, bizden önceki hükümetler, Kıbrıs Türk
kurumlarını işleyemez hale getirmiş, Türkiyenin birçok
konudaki müdahalesine, eski hükümetlerin müdahalesine açık
bırakmış, hatta birçok kurumumuzu tamamen Türkiyeden
atanmış kişilerle yönetmeyi kabullenmiş, benimsemiş
idi. Ve onlar bana bağımsızlık konusunda ders vermeye
kalkışıyorlar...
Böyle birşey
söz konusu değildir. Ben Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin
bağımsız bir devlet olarak faaliyet göstermesi için elimden
gelen çabayı ortaya koydum ve sanırım ki KKTC tarihinde de bu
konuda en tutarlı ve en yoğun çalışmayı ben yürüttüm
ve benim hükümetim yürüttü.
Benim hayaldi
dediğim, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin tanınması...
Bunu sadece ben söylemedim. Bunu başkaları da söyledi. Böyle bir
faaliyete de bizden önceki hükümetler hiç girişmedi. Tanınma
konusunda bir çaba ortaya koymadı. Dolayısıyla söz değil,
iştir yapılması gereken. Biz iş yaptık. İş
yapıyoruz...
Herhalde Sayın
Eroğlunun söylediği de buydu; çünkü ona bağlı olarak arka
arkaya açıklamalar yapıldı. O açıklamalar yanlış
bilgilenmeden kaynaklanır diye iyi niyetli bir yaklaşımla cevap
vermiş olayım onlara. Çünkü hakikaten basında öyle
yayımlandı. Orijinali dinlemiş olsalardı, herhalde böyle
açıklamalar yapmazlardı.
SEÇİMLERDEN SONRA HAREKETE
GEÇİLMESİ YAKLAŞIMINDA DEĞİLİZ
Uluslararası
toplum ve aktörlere seslenen Başbakan Mehmet Ali Talat, hükümetinin ve
KKTCnin çözüm istediğini, bunda samimi olduklarını belirtti ve
seçimlerin beklenip seçimlerden sonra çözüm için faalieyete geçilmesi
yaklaşımında olmadıklarını bildirdi. Talat, biz,
Rum Yönetimi Lideri Papadopulos gibi elde ettiğimiz avantajların
üzerine yatarak, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden medet
ummuyoruz dedi.
Dünyada Kuzeydeki
seçimlerin bekleneceği gibi bir anlayış bulunduğuna
işaret eden Talat, şöyle konuştu:
Bu aşamada şunun altını çizmek istiyorum. Biz hükümet
olarak ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak herhangi bir
şekilde seçimlerin beklenip seçimlerden sonra faaliyete geçilmesi gibi bir
yaklaşım içinde değiliz.
HALKIN SESI 31/12/04