On binler, 'evet' için yine meydanlardaydı

Soğuk hava ve yağmur, barış sevdalılarına engel olamadı...

On binler, 'evet' için yine meydanlardaydı

Kıbrıs'ta bir çözümün anahtarını oluşturan referanduma bir gün kala on binler, 'evet' için yine meydanlardaydı. Koalisyonun büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi ile Barış ve Demokrasi Hareketi, Toplumcu Kurtuluş Partisi, Adalet ve Barış Partisi, Çözüm ve AB Partisi'nin ortaklaşa düzenledikleri miting saat 20.00'de folklor gösterileriyle başladı. İnönü Meydanı'nı rengarenk bayrakları, balonlarıyla dolduran vatandaşlar, barış istemlerini dile getiren pankartlar da taşıdılar.

CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, TKP Milletvekili Hüseyin Angolemli, ABP Genel Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu, ÇABP Başkanı Ali Erel ile işadamı Ramiz Manyera'nın konuşma yaptıkları mitingde, SOS Müzik Grubu konser verdi.

Türk ve Rumlardan oluşan İki Toplumlu Koro ile Folklor Grubu da şarkılarıyla, gösterileriyle mitinge renk kattı. Büyük bir coşkuyla yapılan mitingde "tabiyatıynan evet" diyen on binlerce vatandaş, SOS Müzik Grubu ile Türk ve Rumlardan oluşan İki Toplumlu Koro ile Folklor Grubu'nun gösterileriyle tam bir şölen havasında yaklaşık üç saat meydanda kaldı.

Cumhuriyetçi Türk Partisi, Barış ve Demokrasi Hareketi, Toplumcu Kurtuluş Partisi, Adalet ve Barış Partisi ile Çözüm ve AB Partisi'nin ortak organizasyonuyla düzenlenen miting, soğuk havaya ve zaman zaman etkili olan yağmura rağmen coşkulu bir havada geçti.

"Tabiyatıynan evet"...

Toplam 8 konuşmanın yapıldığı mitingde meydan, organizatör partileri simgeleyen yeşil-mavi-kırmızı ve beyazdan oluşan balonlar, pankartlarla renklendi. "Tabiyatıynan Evet-NAİ", "Yes be annem" pankartları yoğun olarak dikkat çekerken, "Kıbrıs'ta barış engellenemez" yine hakim slogandı. Çoğunluğu gençlerden oluşan gruplar, zaman zaman "Denktaş istifa" sloganları atarken, referandumda "hayır" kararı alan Rum Komünist AKEL Partisi'ne sitemler içeren pankartlar da dikkat çekti.

Yoğun güvenlik önlemleri alındı

KKTC ve Türkiye basını yanında Rum ve dünya basınının da büyük ilgi gösterdiği mitingi bazı televizyon kanalları da canlı olarak yayımladı.

Mitingi organize eden partiler miting alanında geniş bir güvenlik kordonu oluştururken, polisin de bölgede geniş güvenlik önlemi alması dikkat çekti. Aynı saatlerde iki miting düzenlenmesi nedeniyle gerginlik çıkacağına ilişkin kaygılar gece boyunca sürerken, herhangi bir taşkınlığın olmaması bir kez daha Kıbrıs Türkü'nün demokratik olgunluğunun göstergesi olarak yorumlandı.

Talat: Denktaş'ın toplumu, temsil

etmediğinin anlaşılması için büyük evet

Yoğun programı nedeniyle mitinge kısa bir süre katılan CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, büyük tezahürat ve vatandaşın ilgisi nedeniyle kürsüye ulaşmakta güçlük çekti. Eşi Oya Talat ile birlikte kürsüye çıkan ve halka seslenen Talat, barış içinde güvenli bir gelecek için uğraş verdiklerini anlattı. Talat, Kıbrıs Türkü'nün kendi iradesiyle barışa ulaşacağını vurguladı.

Halktan "büyük evet" isteyen Talat, "O zaman kimse Kıbrıs Türkü'nün barışçılığından, anlaşmayı uygulayacağından kuşku duymayacak... O zaman Denktaş toplum temsilcisi olduğunu iddia edemeyecek" diye konuştu. Talat, "Barış önündeki engelleri birer birer aşarken en sonuncuyu da tarihe havale edelim" diyerek Denktaş'a mesajlarını sürdürdü.

Akıncı: Kendi evimizin efendisi olmak için...

Barış ve Demokrasi Hareketi Başkanı Mustafa Akıncı da, İnönü Meydanı'nda toplanan on binleri göstererek, "'Hainler, güneye diyorlar... Hainler, güneye gidecek olursa kuzeyde kim kalacak... Gelsinler de görsünler bakalım..." diye konuştu.

Referandum için "hayır" kampanyası yürüten Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos için, "toplumlarına liderlik yapmadılar, çözümsüzlük için işbirliği yaptılar" diyen Akıncı, "uluslararası garanti" talebiyle "hayır" diyen AKEL'e de "Halkın iradesinden daha büyük garanti olabilir mi... Daha ciddi katkı beklerdik" diye seslendi.

Kıbrıs Türkü'nün "kendi evinin efendisi" olmak için çözüm istediğini belirten Akıncı, ancak bunun için tek değil iki "evet"e ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Hasipoğlu: İnadına evet...

Çözüm yanlılarının organize ettiği mitinglerde ilk kez konuşma yapan Adalet ve Barış Partisi Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu ise, miting alanında toplanan kalabalığı "muhteşem" olarak niteledi ve halka şükranlarını sundu.

Anlaşmaya "hayır" demediği için tepkiler aldığını anlatan Hasipoğlu, "Dünyalı olmak için, Avrupalı olmak için, anavatan Türkiye'nin çıkarları için evet...İnadına evet" diye konuştu.

Angolemli: 'Evet'le statüko yıkılacak...

Toplumcu Kurtuluş Partisi Milletvekili Hüseyin Angolemli de, Kıbrıs Türk halkının bir mühürle aydınlık bir yolun kapısını açacağını belirtti. Güçlü bir 'evet'le birçok şeyin değişeceğini, statükonun yıkılacağını söyleyen Angolemli, ancak çözüm için iki 'evet'e ihtiyaç olduğunu belirterek, Rum halkını akıl yoluyla Annan Planı'nı incelemeye çağırdı.

Erel: İki evet

Çözüm ve AB Partisi Başkanı Ali Erel de, "Birkaç yıl önce başlayan zorlu yürüyüş zaferle sonuçlanıyor. Çözüm ve AB yolunda ilk misyonumuz tamamlanıyor" dedi.

Türk tarafından referandumda büyük oranda 'evet' çıkacağını, ancak çözüm için Rumların da oyuna ihtiyaç olduğunu söyleyen Erel, Rum tarafındaki çözüm taraftarlarına destek vermek için kalabalığa hep bir ağızdan "evet-NAİ" sloganları attırdı.

Manyera'dan Denktaş'a "büyük reis"

İşadamı Ramiz Manyera ise konuşmasında, ağırlıkla Cumhurbaşkanı Denktaş'ı eleştirdi.

Çözümle birlikte Kıbrıs Türk halkının egemen devletinde Avrupalı olacağını söyleyen Manyera, Denktaş'a "büyük reis" diye hitap ederek, şöyle seslendi... "Tarafsızlık yemini ettin, taraf olarak yeminini bozdun... 25 Nisan sabahı ne yapacaksın... Fakirlik, tanınmamışlık, her şey senin yüzünden, çekil artık..."

Yeni bir tarih...

Mitingde CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer ile Gençlik Kolları Başkanı Nuri Sılay da kısa birer konuşma yaptılar.

Soyer, kalabalığı coşturan ajite konuşmasında, "Denktaş ve Papadopulos'un okutmak istediği tarihi okumak istemiyoruz. Sevgi ve barış dolu yeni bir tarih istiyoruz" dedi.

Çözüm sürecine büyük katkı koyan gençler adına konuşan Sılay ise, "Aynı göğün altında birlikte yaşam, iyi bir gelecek için" Türk ve Rum halklarına "evet" çağrısı yaptı.

KIBRIS 23/04/2004

Güçlü bir evet

Kıbrıslı Türk işadamı, KIBRIS Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Asil Nadir, tarihi referanduma saatler kala ekran karşısına geçerek, Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye'nin geleceği, istikbali ve güzel yarınlar için "evet" oyu vermesini istedi

Güçlü bir evet

KURTULUŞUNUZA SAATLER KALDI: Dün akşam KIBRIS TV'de çarpıcı açıklamalarda bulunan Asil Nadir, Kıbrıs Türkü'ne "Kurtuluşunuza saatler kaldı" diye seslenerek, "Biz bu onursuz yaşamdan kurtulmak istiyoruz. Biz vatan sahibi olmak istiyoruz. Kendimizin sahibi olduğu bir vatan sahibi olmak istiyoruz. Biz Türkiye'nin garantisini istiyoruz. Biz bu garantileri garanti edecek Türk askerinin varlığını istiyoruz. Biz dünya ile bütünleşmek istiyoruz. Biz göç etmek istemiyoruz. Biz insan gibi yaşamak istiyoruz' diyen herkesin sandıklardan güçlü bir evet kararı çıkaracağından emin olduğunu söyledi

l PLANI KÖTÜLEYENLERE KULAK VERMEYİN: Asil Nadir, referandum öncesi planı kötüleyen çeşitli çevrelerin telkinlerine kulak verilmemesi gerektiğinin altını çizerken, "Bunlara inanmayın, sizleri kandırmak için yapılan çaresiz son haykırışlardır" dedi. Nadir, şöyle konuştu: "Bu telkinleri hepimize yapanları bir düşünelim. Bu telkinleri bize yapanlar, hepimizi uzun yıllar perişan eden, ailelerimizi, çocuklarımızı, kardeşlerimizi göçe zorlayan, bizlere onursuz bir hayat yaşamayı dikte eden, adaletsizlikleri çekinmeden dikte eden kişiler... Düşünelim, bizleri bu kadar kötü duruma sokan insanların şu anda kurtuluşumuza giderken bizlere tavsiyede bulunma hakları var mıdır? Yoktur. Çünkü onlar sizleri düşünmüyor, sizleri sevmiyor".

l EVET, EVET, EVET...:"Dünya ile bütünleşmek için, insan gibi yaşamak için, göç etmemek için, çocuklarınızı geri getirmek için, onurlu bir yaşam için cumartesi günü yine süslenin, yine giyinin, başınız dik sandıklara gidin ve evet deyin. Evet, biz vatan sahibi olmak istiyoruz. Evet, biz insan gibi yaşamak istiyoruz. Evet, biz dünya ile bütünleşmek istiyoruz. Evet, biz 'yalvar-yakar'dan artık kurtulmak istiyoruz. Evet, kendimizi yönetmek istiyoruz' deyin"

l TÜRKİYE'NİN DE YOLUNU AÇACAKSINIZ: "Bu 'evet'i atarken bunu hem kendinizi, hem de Türkiye'nin istikbalini inanılmaz aydınlıklara taşıyacağını düşününüz. Bu kadar yıldır, on yıllardır, buralar için inanılmaz fedakarlıklar yapan Türkiyemiz, bakın ne diyorlar, biz 'sizleri seviyoruz, biz sizleri hep koruyacağız, biz sizler için yanlış olan bir şeye evet demeyeceğiz'... Doğrudur. Biz de buna inanıyoruz. Biz sizleri hep garanti edeceğiz diyorlar, bu kadar söylemden sonra 70 milyon insanın istikbalini karartmaya, onlara Avrupa yolunu tıkamanın ne anlamı var"

Kıbrıslı Türk işadamı, KIBRIS Medya Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Asil Nadir, kaderimizi oylayacağımız tarihi referanduma saatler kala ekran karşısına geçerek, Kıbrıs Türk halkına, geleceği, istikbali ve güzel yarınlar için "evet" demeleri çağrısı yaptı.

Asil Nadir, sandıktan çıkacak "güçlü" bir "evet"le, aynı zamanda 70 milyonluk Türkiye'nin de aydınlık yarınlarının yolunun açılacağını vurguladı.

Dün akşam KIBRIS TV'de çarpıcı açıklamalarda bulunan Asil Nadir, Kıbrıs Türkü'ne "Kurtuluşunuza saatler kaldı" diye seslenerek, "Biz bu onursuz yaşamdan kurtulmak istiyoruz. Biz vatan sahibi olmak istiyoruz. Kendimizin sahibi olduğu bir vatan sahibi olmak istiyoruz. Biz Türkiye'nin garantisini istiyoruz. Biz bu garantileri garanti edecek Türk askerinin varlığını istiyoruz. Biz dünya ile bütünleşmek istiyoruz. Biz göç etmek istemiyoruz. Biz insan gibi yaşamak istiyoruz' diyen herkesin sandıklardan güçlü bir evet kararı çıkaracağından emin olduğunu söyledi.

Tüm dünyanın takdirini kazanan Kıbrıs Türkü'nün bugüne dek verdiği kararlı mücadeleden gurur duyduğuna dikkat çeken işadamı Asil Nadir, 14 Aralık seçimlerinde halkı düşünmeyen, halkı yok etmek isteyen yöneticilerin tümünden kurtulmanın mümkün olmadığını hatırlattı ancak şimdiki fırsatın çok iyi değerlendirilmesini istedi.

Asil Nadir, referandum öncesi planı kötüleyen çeşitli çevrelerin telkinlerine kulak verilmemesi gerektiğinin altını çizerken, "Bunlara inanmayın, sizleri kandırmak için yapılan çaresiz son haykırışlardır" dedi ve şöyle konuştu:

"Bu telkinleri hepimize yapanları bir düşünelim. Bu telkinleri bize yapanlar, hepimizi uzun yıllar, uzun yıllar perişan eden, ailelerimizi, çocuklarımızı, kardeşlerimizi göçe zorlayan, bizlere onursuz bir hayat yaşamayı dikte eden, adaletsizlikleri çekinmeden dikte eden kişiler...

Düşünelim, bizleri bu kadar kötü duruma sokan insanların şu anda kurtuluşumuza giderken bizlere tavsiyede bulunma hakları var mıdır? Ben size söyleyeyim, bunların hakları yoktur. Çünkü onlar sizleri düşünmüyor. Son davranışlarını da görürsek bunlar sizleri sevmiyor".

Halka referandumda "evet" demeleri halinde "vatansız, işsiz, malsız, mülksüz kalacaksınız" telkininde bulunanlara "sakın inanmayın" çağrısını yineleyen Asil Nadir, "Dünya ile bütünleşmek için, insan gibi yaşamak için, göç etmemek için, çocuklarınızı geri getirmek için, onurlu bir yaşam için cumartesi günü yine süslenin, yine giyinin, başınız dik sandıklara gidin ve evet deyin. Evet, biz vatan sahibi olmak istiyoruz. Evet, biz insan gibi yaşamak istiyoruz. Evet, biz dünya ile bütünleşmek istiyoruz. Evet, biz 'yalvar-yakar'dan artık kurtulmak istiyoruz. Evet, kendimizi yönetmek istiyoruz' deyin" diye konuştu.

İşadamı Asil Nadir, sandığa atılacak evet oylarıyla aynı zamanda 70 milyonluk Türkiye'nin de istikbalini aydınlık yarınlara taşıyacağını ve Avrupa yolunu açacağını vurguladı.

Türkiye'den gelip KKTC'ye yerleşen ve bu toprakları vatan bilen herkese de seslenen Asil Nadir, şunları kaydetti:

"Geçen seçimde, Türkiye'den gelip Kıbrıs'ı vatan bilen kardeşlerimizin istismarını, inanılmaz bir üzüntüyle seyrettim. Yapılan baskıları, yapılan tehditleri, yanıltmaları hep birlikte müşahede ettik. Bu defa, bu referandumda bu kardeşlerimizin de bu baskılardan, bu yaşamdan kurtulmak için kendi istikballeri için, çocukları için dünya ile bütünleşmek için hiç düşünmeden evet oyu vereceğini, hiç korkmadan evet oylarını vereceğini ben müşahede ediyorum".

Asil Nadir, "evet", evet", evet" diyor

İşadamı Asil Nadir'in, dün akşam KIBRIS TV'de yaptığı çarpıcı açıklamaları aynen şöyle:

"İyi akşamlar. Finale giderken, bu güzel finale giderken sizlerle bir kez daha sohbet etme ihtiyacı hissettim. Her şeyden önce sizlere bir şeyden bahsetmek istiyorum. Kıbrıs Türk halkının bütün dünyanın takdirini kazandığını hep birlikte müşahede ediyoruz.

Ben sizlerin bir parçası olmaktan inanılmaz bir gurur duyuyorum. Ne mutlu sizlere... Son 14 Aralık'taki seçimlerden biraz evvel yine beraberdik. O zaman sizlere, sizleri düşünmeyen bu yönetimlerin, sizleri yok etmek için inanılmaz gayret sarf eden kişilerden kurtulmanızın yararlarını anlatmıştım. Güzel bir operasyonla, güzel bir kararlılıkla tümünden değil ama tümüne yakın bir kısmından kurtuldunuz.

Zaten bugün referanduma hazırlanırken kendi istikbalinizi hazırlarken, buna karar verirken, bu ortamı, o zamanki kararlılığınız hazırlamıştır.

Kurtuluşunuza saatler kaldı...

Şimdi kurtuluşunuza saatler kaldı. Herkes sizlere, değişik, değişik bölümlerden sesler geliyor. Efendim 'plan kötüdür, plan şöyledir, plan böyledir, sakın pozitif bir karar verip evet demeyin, vatansız kalacaksınız, topraksız kalacaksınız, garantisiz kalacaksınız, inanılmaz risklere gireceksiniz' diye telkinlerde bulunuyorlar.

Bu telkinleri hepimize yapanları bir düşünelim. Bu telkinleri bize yapanlar, hepimizi uzun yıllar perişan eden, ailelerimizi, çocuklarımızı, kardeşlerimizi göçe zorlayan, bizlere onursuz bir hayat yaşamayı dikte eden, adaletsizlikleri çekinmeden dikte eden kişiler...

Düşünelim, bizleri bu kadar kötü duruma sokan insanların şu anda kurtuluşumuza giderken bizlere tavsiyede bulunma hakları var mıdır? Ben size söyleyeyim, bunların hakları yoktur. Çünkü onlar sizleri düşünmüyor. Son davranışlarını da görürsek bunlar sizleri sevmiyor.

Bu referandumda tahmin ederim en iyi kararı kendi hislerinizi yoklayarak, kimseyi dinlemeden, sizler için kutsal olan tüm konumları düşünerek bu kararı sizler vereceksiniz ve bu en doğru karar olacaktır.

Ben sizlere bu kadar zamandır takip ettiğim bu konuda hiç olmazsa düşüncelerimi açıklamak istiyorum.

10 yılların mücadelesini hatırlayın. Göç eden kardeşlerinizi, çocuklarınızı, analarınızı, babalarınızı hatırlayın. Onurlu bir yaşam için, istihdam için sizlere yaptırılan yalvarmaları hatırlayın.

Onursuz yaşamdan kurtulmak için evet...

Bütün bu negatif, olumsuz konumları düşünün, bütün bunların devamını istiyor musunuz diye düşünün. Cevabınız 'hayır, biz bu onursuz yaşamdan kurtulmak istiyoruz. Biz vatan sahibi olmak istiyoruz. Kendimizin sahibi olduğumuz bir vatan sahibi olmak istiyoruz. Biz Türkiye'nin garantisini istiyoruz. Biz bu garantileri garanti edecek Türk askerinin varlığını istiyoruz. Biz dünya ile bütünleşmek istiyoruz. Biz göç etmek istemiyoruz. Biz insan gibi yaşamak istiyoruz'... Bütün bunların cevaplarını düşünün... Ben size bu düşüncenin akabinde kendi düşüncemi bildirmek istiyorum.

Bu düşüncelerin cevabı, çok kesin, kararlı, dinamik bir evettir.

Referandum hakkını, sizin en doğal hakkınızı, nasıl kazandığınızı bir düşünün. Yağmur altında, inatla, ısrarla... İnatla, ısrarla çünkü bu sizin en doğal hakkınızdı. Hakimiyet, kayıtsız, şartsız, milletindir. Millet sizsiniz. Israrla referandum hakkınızı aldınız.

Sizi yok etmek isteyenlerden kurtulmak için evet...

Geçmişteki birlikteliğimizde sizlere, sizleri yok etmeye çalışan yönetimlerden kurtulun diye bir tavsiyede bulunmuştum. Bakın bugüne, bugünlere gelmenizin sebebi o zamanki bu sizleri yok etmek isteyenlerden kurtuluşunuzun neticesidir. Tümünden mi kurtulmuştuk? Hayır, ama bizleri bugünlere getirecek, kendi haklarımız için, kendi istikbalimiz için, kendi vatanımız için karar verme haklarınızı aldınız.

İşte, önümüzde saatler kaldı. Bu saatlerden sonra gidip, daha evvel de söylemiştim, kimseden çekinmeden, kendinizi kurtarmak için bu referandumda evet oyunu kullanma hakkınız bakidir ve bunu kullanacaksınız inancındayım.

Bütün kafanızı karıştırmak için söylenenlere bakıyorum. 'Vatansız, işsiz, malsız, mülksüz', bir sürü şeylerden bahsediyorlar. Sakın bunlara inanmayın. Bu kadar bilinçli kişiler, kendini kurtarmak isteyen kararlı kişiler, vatan sahibi olmak isteyen kararlı kişiler, kendi kendini yönetmek isteyen kişiler, hepimiz, hepiniz, hep birlikte artık bu referandumda kurtuluşunuzun oyunu vereceksiniz.

Sakın sizlere değişik kesimlerden, sizleri, bizleri bu hallere sokan kesimlerin bu çözümün bizler için kötü olduğu söylemlerine inanmayın. Onlar size doğruları söylemiyor. Doğrulara en kolay sizler varacaksınız. Kendinizi düşüneceksiniz, ailenizi düşüneceksiniz, vatanınızı düşüneceksiniz ve bu referandumda evet oyunu vereceksiniz inancındayım.

Tehditlere, yalvarmalara inanmayın...

Saatler yaklaştı. Bakıyorum, hürriyetinizi, vatan sahibi olmayı, kendi kendinizin sahibi olmayı engellemek için bir türlü, her türlü laflar, tehditler, bazen yalvarmalar, sakın bunların hiçbirine inanmayın.

Dünya ile bütünleşmek için, insan gibi yaşamak için, göç etmemek için, çocuklarınızı geri getirmek için, onurlu bir yaşam için cumartesi günü yine süslenin, yine giyinin, başınız dik sandıklara gidin ve evet deyin. Evet, biz vatan sahibi olmak istiyoruz. Evet, biz insan gibi yaşamak istiyoruz. Evet, biz dünya ile bütünleşmek istiyoruz. Evet, biz 'yalvar-yakar'dan artık kurtulmak istiyoruz. Evet, kendimizi yönetmek istiyoruz.

Saatlerce size neden evet demeniz gerektiğini anlatabilirim. Ama hepinizi inanılmaz bir sevgiyle, saygıyla müşahede ediyorum. O gençlerin gözlerindeki sevgi ve kararlılık, geçmişte onların ana-babalarındaki şüphelerin süratle kaybolduğunu görüyorum. Haksız değiller. Şüpheleri bırakın, kurtuluşunuz için malmış, mülkmüş o tür korkulardan kendinizi arındırın. Çünkü bu vereceğiniz evet oyu, bu kaderinizin karar oyu sizleri insan gibi, dünya ile bütünleşmiş bir yaşama süratle götürecektir. Bunu kimse ama kimse engelleyemeyecektir. Bu kararlılıkla sizler, insan gibi yaşamayı, dünya ile bütünleşmeyi, sevdiklerinize kavuşmayı, her türlü insan gibi yaşamayı kendiniz yaratacaksınız.

Kimseden medet ummayın, kimsenin laflarına kanmayın. Efendim, yıllarca işsizlik olacakmış, yıllarca kan revan içinde kalacakmışız, her türlü kötülüğe maruz kalacakmışız, sakın inanmayın. Bunlar, kendi konumlarını, kendi istismarlarını, kendi suistimallerini devam ettirebilmek için, sizleri kandırmak için yapılan çaresiz son haykırışlardır.

Unutmayın, siz bilmezsiniz, siz bilemezsiniz, siz karar veremezsiniz diyorlar ya sakın bunlara inanmayın. Buranın sahipleri sizlersiniz. Mukadderatınızın, kaderinizin sahipleri sizlersiniz. Bütün güzellikleri yaratabilmek sizin elinizdedir. Ne mutlu hepinize, ne mutlu hepimize ki bu gün artık gelip çatmıştır.

Karar zamanı geldi...

Karar zamanıdır. Cumartesi yine güzel giyinin, süslenin, inanılmaz bir sevinç ve ferahla sandıklara gidin ve hiç düşünmeden evet oyunuzu atın. Evet, kendi kendinizi yönetmek için, evet, sevdiklerinize kavuşmak için, insan gibi yaşamak için evet, yalvar-yakardan kurtulmak için evet....

Sizleri yorabilirim, saatlerce sizlere neden evet olması gerektiğini anlatabilirim. Ama sizler duyarlı insanlarsınız. Sizler zeki insanlarsınız.

Son 18 ay, 10 ay, 5 ay, son birkaç ay... Bütün dünyayı kendinize hayran bıraktınız. Bu kadar inançlı bir kitle, kurtuluşu için bu kadar kararlı bir kitle, sizi temin ederim dünyada az bulunur.

Evetinizi sandıklara atın

Sizler hepiniz özel insanlarsınız, özelsiniz. Cumartesi kalkın ve deyin ki ben insanım, ben özelim, ben kendi istikbalim hakkında kendim karar vereceğim, kimse benim için karar vermeyecek, deyin, gidin ve evetinizi sandıklara atın.

Bu 'evet'i atarken bunu hem kendinizi, hem de Türkiye'nin istikbalini inanılmaz aydınlıklara taşıyacağını düşününüz. Bu kadar yıldır, on yıllardır, buralar için inanılmaz fedakarlıklar yapan Türkiyemiz, bakın ne diyorlar, biz 'sizleri seviyoruz, biz sizleri hep koruyacağız, biz sizler için yanlış olan bir şeye evet demeyeceğiz'...Doğrudur. Biz de buna inanıyoruz. Biz sizleri hep garanti edeceğiz diyorlar, bu kadar söylemden sonra 70 milyon insanın istikbalini karartmaya, onlara Avrupa yolunu tıkamanın ne anlamı var.

Unutmayın, onun önünde de ondan evvel de kendi istikbaliniz, kendi yaşamınız düzelecektir.

Bütün haykırışlara, tehditlere sakın kulak asmayın. Bunlar bir dönemin bitişinin haykırışlarıdır, telaşıdır, telaş içindedirler.

İnsan istemez mi bu kadar insan, bu halk, her türlü iteklemeye, her türlü suistimale maruz kalmış bir halk. Bu halkın böyle kalmasını istemezler mi, tabi ki isterler. Ama ben biliyorum ki sizler kararınızı verdiniz. Sizler artık kendi yaşamınızı, kendi istikbalinizi elinize aldınız, kimseden çekinmeden, cumartesi inanılmaz bir şevkle ve keyifle sandıklara koşun, düşünmeden evet deyin.

Türkiyeli kardeşlerimiz, hiç korkmadan evet deyin...

Geçen seçimde, Türkiye'den gelip Kıbrıs'ı vatan bilen kardeşlerimizin istismarını, inanılmaz bir üzüntüyle seyrettim. Yapılan baskıları, yapılan tehditleri, yanıltmaları hep birlikte müşahede ettik. Bu defa, bu referandumda bu kardeşlerimizin de bu baskılardan, bu yaşamdan kurtulmak için kendi istikballeri için, çocukları için dünya ile bütünleşmek için hiç düşünmeden evet oyu vereceğini, hiç korkmadan evet oylarını vereceğini ben müşahede ediyorum.

Fedakar, kahraman Kıbrıs Türk halkı, kendi kaderinizi, kendi yaşamınızı, kendi istikbalinizi artık tümüyle, bütünüyle sonsuza dek elinizde kalmasına saatler kaldı.

Dediğim gibi cumartesi günü inanılmaz bir keyifle sandıklara koşun. Kendiniz için koşun ve bütün güzelliklere ulaşın.

Bu zaman içinde davranışlarınızı, haykırışlarınızı, bütün performansınızı inanılmaz bir hayranlıkla izledim. Sizlere şunu söylerken belki biraz kendimi rahatlatacağım. Sizlerle iftihar ediyorum, sizlerin bir parçası olmaktan gurur duyuyorum. Sizlerle yaşamaktan inanılmaz bir keyif duyuyorum. Hep birlikte inanılmaz bir inançla sandıklara koşalım.

Kendi kaderimizi ve istikbalimizi sonsuza dek güzel günlere taşımak için hep birlikte evet diyelim.

Şimdiden sizlere olan inancımdan dolayı ben hepinizi tebrik etmek istiyorum.

Allah sizi korusun, Allah hiçbirimizi sevdiklerimizden ayırmasın, Allah ülkemizi korusun.... Teşekkür ederim."

KIBRIS 23/04/2004

Hâlâ umutluyuz

BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, yarın yapılacak tarihi referandum arifesinde KIBRIS'a konuştu:

Hâlâ umutluyuz

Emine DAVUT YİTMEN

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, Kıbrıs'ta hâlâ bir anlaşmanın olacağı umudunu taşıdığını, ancak bunun tarafların isteğine bağlı olduğunu söyledi.

Alvaro de Soto, neden ne olursa olsun bir tarafın planı reddetmesi halinde, geri adım atarak iyi niyet misyonunun devamının kullanılabilirliliğini gözden geçireceklerini belirtti.

BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya'nın vetosu hakkında , "teknik içerikle ilgili bir vetoydu" değerlendirmesini yapan De Soto, bunun genel sekreterin sunduğu raporda yer alan silahlanmada ambargo ve yeni barış gücü operasyonu kavramlarını reddettiği anlamı taşımadığını kaydetti.

Kıbrıs Rum televizyon kanallarının, AB ve BM yetkililerine yayınlarında yer vermeme kararından kendi adına üzüntü duyduğunu belirten Perulu diplomat, bu yasak nedeniyle plan hakkında ortada bulunan yanlış anlamaları ve çarpıtmaları gösterme ve planı açık hale getirme yolundaki bir fırsatın kaçırıldığını söyledi.

"Planın avukatlığını yapmak istemiyorum" diyen De Soto, planda BM'nin tarafsız bir rol oynadığını hatırlatarak, her şeyi net ve eşit olarak ortaya koymak istediklerinin altını çizdi.

De Soto, Rum tarafından referandumda 'hayır' çıkması halinde üzüleceğini belirterek, böyle bir durumun bölünmüş bir Kıbrıs'ın AB'ye girmesine olanak yaratacağını ve AB müktesebatı ve yararlarının Kıbrıslı Türkler için uygulanamayacağını vurguladı.

Deneyimli diplomat, Kıbrıslı Türklerin uzun bir müzakere sürecinin ardından ortaya konan uzlaşıcı bir çözümü onayladıktan sonra, gelecekten faydalanamayan taraf olması nedeniyle onları izole edilmişlikten çıkaracak herkesi alkışladığını kaydetti.

BM Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, KIBRIS'ın sorularını şöyle yanıtladı:

SORU: Sayın De Soto, dün (önceki) akşam BM Güvenlik Konseyi'nde tartışılan öneri, Rusya tarafından reddedildi. Rusya ret kararını, söz konusu önerinin, Annan Planı'nın iki tarafça onaylamasının ardından daha sonra ele alınabileceğini düşünerek aldı. Kıbrıslı Rumların özellikle planın uygulanabilirliğini garanti altına almak için böyle bir güvence istemesi nedeniyle bu öneri ortaya çıkmıştı... Şu anda sonuca baktığımızda, önümüzdeki günler için nasıl bir tablo çizebiliriz?

CEVAP: BM Rusya temsilcisinin de açıkladığı gibi bu veto teknik içerikle ilgili bir vetoydu. Bu, Rusya'nın genel sekreterin sunduğu raporda yer alan silahlanma, ambargo ve yeni barış gücü operasyonu kavramlarını reddettiği anlamına gelmiyor. Neticede, referandumun iki tarafta onaylanması halinde, Güvenlik Konseyi'nin süratle ve işbirliğiyle genel sekreter tarafından önerilen kurucu anlaşmanın, silah ambargosunun ve barış gücünün yeni operasyonunu onaylayacağı yolunda kuşkum yok. Yine de sizi bir noktada düzeltmek isterim ki, Güvenlik Konseyi'nin amacı, tüm Kıbrıslılara çözümün adada uygulanması halinde yardımcı olmaktır. Bu yardım, sadece Kıbrıslı Rumları kapsamıyor.

SORU: Fakat biz Kıbrıslı Rumların plan hakkında rahat olmadığını ve bu nedenle Güvenlik Konseyi'nden bir nevi garanti istediğini biliyoruz...

CEVAP: Güvenlik Konseyi tarafından planda herhangi bir değişiklik yapılmadı. Plan, Kıbrıslılara ait ve ortada öyle bir öneri yok. Yalnızca, Kıbrıs Rum tarafında bazı çevreler, belli konulardaki kaygılarını seslendirdiler. Biz Güvenlik Konseyi'nin planda yer alan önerileri onaylamasını istiyoruz. Ortada yeni eklenen bir şey yok.

SORU: AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs Rum hükümetinin Annan Planı'na yaklaşımı nedeniyle kendini aldatılmış hissettiğini söyledi. Siz de Sayın Verheugen gibi mi hissediyorsunuz?

CEVAP: Sayın Verheugen'in sözleri, AB veya AB Komisyonu ile Kıbrıs Rum hükümeti arasındaki anlayışlara dayanıyor. Ben bu tarz anlayışların bir parçası değilim. Sayın Verheugen'nin söylediklerinin doğruluğu konusunda kuşkuya düşmem için bir neden yok. Ancak, BM bu tür tartışmalara katılmıyor.

SORU: Fakat Sayın Papadopulos'un plana karşı çıkması yolunda bir yaklaşım bekliyor muydunuz? Sizin için sürpriz olmadı mı?.

CEVAP: Sayın Papadopulos'un plana karşı olan ve Kıbrıslı Rumları hayır demeye çağıran tutumunun genel sekreter için sürpriz olduğunu ve kendisini hayal kırıklığına uğrattığını daha önceden açıklamıştım. Biz Sayın Papadopulos'un plan hakkındaki analizlerine ve çıkardığı sonuçlar hakkındaki görüşlerine katılmıyoruz

SORU: Kıbrıs Rum televizyon kanalları, AB ve BM yetkililerine yayınlarında yer vermeme kararı aldı. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?

CEVAP: Ben kendi adıma üzüldüm. Uzun zamandır bir televizyon kanalı tarafından röportaj yapmam konusunda girişimde bulunan bir gazeteci vardı. Kendisi bana bu isteğini Bürgenstock'tayken yenilemişti. Ben de geçen hafta bunu kabul ettim. Ancak beni arayarak yöneticilerinin Kıbrıslı olmayanlar dışında mülakat yapılamayacağı yolunda karar aldığını söyledi. Bu beni üzdü; çünkü plan hakkında ortada bulunan yanlış anlamaları ve çarpıtmaları göstermek ve planı açık hale getirmek için bir fırsattı. Planın avukatlığını yapmak istemiyorum, fakat bu planda BM tarafsız bir rol oynuyor ve her şeyi net ve eşit olarak ortaya koymak istiyoruz.

SORU: Bir BM görevlisi olarak planın her iki tarafta geniş olarak anlaşılabildiğine inanıyor musunuz?

CEVAP: Hayır. Keşke anlaşılmış olsaydı. Şubat 2003 ve Mart 2004 arasındaki geçen zaman diliminde gerçekleşen müzakerelerde pek çok gelişme kaydedildi. Ancak, bize göre bu, insanlara yeterince anlatılmadı. Bu fırsatın kaçırıldığına inanıyoruz. Eğer her iki tarafın insanları planı iyi anlamış olsalardı, bunun bir uzlaşma olduğunu görebilirdi.

SORU: Tarihi referandum için iki (bir) günümüz kaldı. Referandumla ilgili olarak beklentileriniz neler? Halen iki taraftan evet oylarının yükseleceği yolunda umutlu musunuz?

CEVAP: Umut, bir insanın en son kaybettiği şeydir. Açıkçası bir anlaşmanın olacağını umuyoruz; ancak bu insanlara bağlı. Neden ne olursa olsun bir tarafın planı reddetmesi halinde geri adım atarak iyi niyet misyonumuzun devamının kullanılabilirliğine bakacağız...

SORU: Eğer referandumda plana hayır çıkarsa ne yapılacak? Az önce BM'nin geri çekilip durumu değerlendireceğini söylediniz... Bu durumda yeni bir referandumun hazırlanabileceğini söyleyebilir miyiz?

CEVAP: Aslında buna karar verecek olan BM değil. Ben sadece genel sekreterin dünkü (önceki günkü) sözlerinden alıntı yapmıştım. Eğer taraflardan biri planı reddederse plan ölür ve bizim rolümüz de biter.

SORU: Kamuoyu yoklamaları, Kıbrıs Rum tarafının planla ilgili olumsuz tavır sergileyeceğini ortaya koyuyor. Kıbrıslı Türkler referandumda plana 'evet' derse 2 Mayıs tarihinde onları neler bekliyor?

CEVAP: Rum tarafı 'hayır' derse böyle bir durumda üzgünüm ama bölünmüş bir Kıbrıs AB'ye girer. Böylece, AB müktesebatı ve onun yararları Kıbrıslı Türkler için uygulanamaz. Bu da en talihsiz sonuçlardan biri olur diye düşünüyorum.

SORU: Birleşik Krallık ve hatta Hollanda, KKTC üzerinde uygulanan ambargoların kaldırılmasını veya KKTC'nin durumunun referandum sonrasında yeniden gözden geçirilmesini söylüyor. Peki BM, ne gibi bir yaklaşım benimsemeyi düşünüyor?

CEVAP: BM bu alanda bir rol oynamıyor. Ancak, Kıbrıslı Türklerin uzun bir müzakere sürecinin ardından ortaya konan uzlaşıcı bir çözümü onayladıktan sonra gelecekten faydalanamayan taraf olacakları nedeniyle bu yolda yükselen seslere sempatiyle bakıyorum. Neticede, Kıbrıslı Türkleri izole edilmişlikten çıkaracak herkesi alkışlıyorum.

Soru: Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın en başından beri Annan Planı'na karşı olduğunu biliyordunuz. Öte yandan, Kıbrıs Rum lideri Tasos Papadopulos plandan dolayı mutlu görünüyordu. Ancak, Papadopulos da plana karşı çıktı. Tüm bunların şimdiye kadar yapılan tüm çabaları boşa çıkardığını düşünüyor musunuz?

CEVAP: Az önce de söylediğim gibi genel sekreter, Sayın Papadopulos'un pozisyonundan dolayı hayal kırıklığına uğradı. Sayın Denktaş'ın uzun dönem karşı çıkışını biliyorduk. Ancak, her iki toplumdaki diğer parti liderleri ve dış dünya planı uzlaşıcı buldu. Liderlerin aldıkları pozisyonlar konusunda karar yürütmek istemiyorum.

SORU: Referandumdan sonraki adımınız ne olacak?

CEVAP: Referandumdan çıkacak olan sonucu bekleyip ona göre bir sonraki adım için karar alacağız.

SORU: BM, referandum için gözlemci gönderecek mi?

CEVAP: Hayır.

SORU: Son olarak referandum öncesi her iki tarafa da vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

CEVAP:Genel sekreter dün (önceki) akşam bir mesaj göndermişti. Her kanalda yayınlanıp yayınlamadığını bilmiyorum; umarım yayınlanmıştır. O mesaja ekleyecek başka bir şeyim yok

KIBRIS 23/04/2004

Denktaş, Kıbrıs'ın kaybından mı yoksa koltuğun kaybından mı korkuyor?

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fırat, Rusya'nın Güvenlik Konseyi'nde Kıbrıs raporunu veto etmesini, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın "Allah Rusya'dan razı olsun" şeklinde değerlendirmesine sert tepki gösterdi:

Denktaş, Kıbrıs'ın kaybından mı yoksa koltuğun kaybından mı korkuyor?

l KOLTUK İÇİN Mİ... Dengir Mir Mehmet Fırat: Sayın Denktaş'a, Allah selamet versin diyeceğim... Belli bir yaşın üstüne geçince Allah selamet versin demekten başka bir şey olmuyor. Birileriyle beraber ağlamaya başladı, en sonunda da geldi 'Allah Rusya'dan razı olsun' dedi. Bu sözlerden sonra şunu düşünmek gerekiyor; Acaba korkulan Kıbrıs'ın kaybı mıdır yoksa Kıbrıs'taki koltukların kaybı mıdır?"

l "EVET" ÇIKARSA DENKTAŞ İSTİFA ETSİN... "KKTC'ye giderek propaganda yapanların, referandum sonrasında söylediklerinin dışında bir sonuç çıktığı takdirde görevlerini bırakmaları gerekir. Bu durumun Cumhurbaşkanı Denktaş için de geçerli olması lazım, öyle olması kanısındayım"

l KIBRIS'TAKİ SALDIRILAR MİLLİYETÇİLİK DEĞİL, SERSERİLİKTİR... "Birilerinin bir şeyler adına gidip Kıbrıs'taki vatandaşları rahatsız etmesini, saldırılmasını, bazı vatandaşları döverek hastanelik etmesini, araçlarını tahrip etmesini şiddetle kınıyoruz. Bunu hiçbir değer yargısı içerisine sığdırılamayacağı kanaatindeyiz. Bunun adına ne milliyetçilik ne de vatanseverlik denilebilir. Olsa olsa buna serserilik yapılıyor denilebilir"

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Kıbrıs'ın kaybından çok, koltuğun kaybından korkuyor olabileceğini söyledi.

Rusya'nın Güvenlik Konseyi'nde Kıbrıs raporunu veto etmesini, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın "Allah Rusya'dan razı olsun" şeklinde değerlendirmesine sert tepki gösteren Dengir Mir Mehmet Fırat, "Sayın Denktaş'a, Allah selamet versin diyeceğim... Belli bir yaşın üstüne geçince Allah selamet versin demekten başka bir şey olmuyor. Birileriyle beraber ağlamaya başladı, en sonunda da geldi 'Allah Rusya'dan razı olsun' dedi. Bu sözlerden sonra şunu düşünmek gerekiyor; Acaba korkulan Kıbrıs'ın kaybı mıdır yoksa Kıbrıs'taki koltukların kaybı mıdır?" diye konuştu.

KKTC'ye giderek propaganda yapanların, referandum sonrasında söylediklerinin dışında bir sonuç çıktığı takdirde görevlerini bırakmaları gerektiğini ifade ederek, "Bunun Denktaş için de geçerli olması lazım, öyle olması kanısındayım" dedi.

Fırat, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, KKTC'de referanduma doğru yaklaşıldığını ve bu konuda herkesin söyleyeceğini söylediğini, "eteğindeki taşı döktüğünü" belirtti.

Kıbrıs'ta söylenmesi gereken bir çok şeyin Türkiye'de iç politika meselesi yapılarak dile getirildiğini belirten Fırat, şunları kaydetti:

"(Evet) ve (hayır) konusunda KKTC vatandaşlarının ve Güney Rum kesiminin iradesini beklemekten başka, çıkacak sonuca saygı göstermekten başka yapılacak bir şey yoktur. Fakat maalesef Türkiye'deki bazı siyasiler ve siyasi partiler doğrudan doğruya, bağımsız kabul ettiğimiz, ona saygı göstermek zorunda olduğumuz KKTC içerisinde bu yapılacak referandumda bir taraf olarak propaganda yaptıklarını üzülerek müşahede ediyoruz.

Yetki alanına girmediği halde doğrudan müspet veya menfi bir propagandanın içerisine giren siyasiler, çıkacak sonucun gereklerini yerine getirmek durumundadırlar. Oraya giderek bu propagandayı (evet) ya da (hayır) şeklinde yapanlar, yarın kendi söylediklerinin dışında bir sonuç çıktığı takdirde görevlerinde durmamaları gerekir. Bu, 3 Kasım seçimlerinden önce olduğu gibi (biz mağlup olduk bu görevi yürütmememiz gerekir) deyip, bir hafta sonra unutturulacak şekilde olmamalıdır. Hele birilerinin bir şeyler adına gidip oradaki vatandaşları rahatsız etmesini, saldırılmasını, bazı vatandaşları döverek hastanelik etmesini, araçlarını tahrip etmesini şiddetle kınıyoruz. Bunu hiçbir değer yargısı içerisine sığdırılamayacağı kanaatindeyiz. Bunun adına ne milliyetçilik ne de vatanseverlik denilebilir. Olsa olsa buna serserilik yapılıyor denilebilir. Bunu yapan ve yaptıranları da Türk milleti gerekli şekilde bundan sonraki seçimde değerlendirecektir."

"Kıbrıs'ın kaybı mı koltukların kaybı mı?"

BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs ile ilgili kararını Rusya'nın veto etmesini ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın "Allah Rusya'dan razı olsun" dediğinin anımsatılması üzerine Fırat, şunları kaydetti:

"Sayın Denktaş'a, Allah selamet versin diyeceğim ona ben... Belli bir yaşın üstüne geçince Allah selamet versin demekten başka bir şey olmuyor. Birileriyle beraber ağlamaya başladı, en sonunda da geldi (Allah Rusya'dan razı olsun) dedi. Bu sözlerden sonra şunu düşünmek gerekiyor; Acaba korkulan Kıbrıs'ın kaybı mıdır yoksa Kıbrıs'taki koltukların kaybı mıdır?"

Eski DEP milletvekillerinin yeniden mahkum olmalarıyla ilgili "Bu, Türkiye'nin AB'ye girişini zorlaştıracak" yorumlarının yapıldığını, bu konuda ne yapacaklarının sorulması üzerine, 'Yapacak bir şey yok. Birileri zil takıp oynasın" karşılığını verdi.

Fırat, bir başka soru üzerine, anayasa değişikliği paketinin bu hafta ya da gelecek hafta imzaya açılabileceğini belirtti.

Bir gazetecinin, "TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın 'şey' krizi ile ilgili değerlendirmeniz ne oldu parti olarak?" sorusu üzerine Fırat, Arınç'ın meclis başkanı olarak anayasaya göre bağımsız olduğunu ve parti olarak bu konuda bir değerlendirme yapamayacaklarını söyledi.

Bir başka gazetecinin, "(KKTC'de propaganda yapanlar, sonuç istedikleri gibi çıkmazsa istifa etmelidir) dediniz. Buna Denktaş da dahil mi?" sorusu üzerine, "Geçerli olması lazım, öyle olması kanısındayım" dedi.

KIBRIS 23/04/2004

Evet’ diyenler İnönü Meydanı’nda

Kıbrıs’ta bir çözümün anahtarını oluşturan referanduma bir gün kala bu akşam Lefkoşa iki ayrı mitinge ev sahipliği yaptı.

Annan Planı’yla çözüme karşı çıkarak “hayır” kampanyası yapan siyasi partilerle sivil toplum örgütlerinin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş önderliğinde düzenledikleri “Varoluş ve Dayanışma” mitinginin ardından, “evet” diyenler Lefkoşa İnönü Meydanı’nda toplandı.

Koalisyonun büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi ile Barış ve Demokrasi Hareketi, Toplumcu Kurtuluş Partisi, Adalet ve Barış Partisi, Çözüm ve AB Partisi’nin ortaklaşa düzenledikleri miting saat 20.00’de folklor gösterileriyle başladı. İnönü Meydanı’nı rengarenk bayrakları, balonlarıyla dolduran vatandaşlar, barış istemlerini dile getiren pankartlar da taşıdılar.

CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, TKP Milletvekili Hüseyin Angolemli, ABP Genel Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu, ÇABP Başkanı Ali Erel ile İşadamı Ramiz Manyera’nın konuşma yapacakları mitingte, SOS Müzik Grubu konser Verdi.

Türk ve Rumlardan oluşan İki Toplumlu Koro ile Folklor Grubu da şarkılarıyla, gösterileriyle mitinge renk kattılar.

SOS Müzik Grubu ile Türk ve Rumlar’dan oluşan İki Toplumlu Koro ile Folklor Grubu’nun gösterileriyle tam bir şölen havasında yaklaşık 3 saat meydanda kaldı.

Cumhuriyetçi Türk Partisi, Barış ve Demokrasi Hareketi, Toplumcu Kurtuluş Partisi, Adalet ve Barış Partisi ile Çözüm ve AB Partisi’nin ortak organizasyonuyla düzenlenen miting soğuk havaya ve zaman zaman etkili olan yağmura rağmen coşkulu bir havada geçti..

“TABİYATIYNAN EVET”

Toplam 8 konuşmanın yapıldığı mitingte meydan, organizatör partileri simgeleyen yeşil-mavi-kırmızı ve beyazdan oluşan balonlar, pankartlarla renklendi. “Tabiyatıynan Evet-NAİ”, “Yes be Annem” pankartları yoğun olarak dikkat çekerken, “Kıbrıs’ta Barış Engellenemez” yine hakim slogandı. Çoğunluğu gençlerden oluşan gruplar zaman zaman “Denktaş istifa” sloganları atarken, referandumda “hayır” kararı alan Rum Komünist AKEL Partisi’ne sitemler içeren pankartlar da dikkat çekti.

YOĞUN GÜVENLİK ÖNLEMLERİ...

KKTC ve Türkiye basını yanında Rum ve dünya basınının da büyük ilgi gösterdiği mitingi bazı televizyon kanalları da canlı olarak yayımladı.

Mitingi organize eden partiler miting alanında geniş bir güvenlik kordonu oluştururken, polisin de bölgede geniş güvenlik önlemi alması dikkat çekti. Aynı saatlerde iki miting düzenlenmesi nedeniyle gerginlik çıkacağına ilişkin kaygılar gece boyunca sürerken, herhangi bir taşkınlığın olmaması bir kez daha Kıbrıs Türkü’nün demokratik olgunluğunun göstergesi olarak yorumlandı.

GÜÇLÜ EVET...

Yoğun programı nedeniyle mitinge kısa bir süre katılan CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, büyük tezahürat ve vatandaşın ilgisi nedeniyle kürsüye ulaşmakta güçlük çekti. Eşi Oya Talat ile birlikte kürsüye çıkan ve halka seslenen Talat, barış içinde güvenli bir gelecek için uğraş verdiklerini anlattı. Talat, Kıbrıs Türkü’nün kendi iradesiyle barışa ulaşacağını vurguladı.

Halktan “büyük evet” isteyen Talat, “O zaman kimse Kıbrıs Türkü’nün barışçılığından, anlaşmayı uygulayacağından kuşku duymayacak... O zaman Denktaş toplum temsilcisi olduğunu iddia edemeyecek” diye konuştu. Talat, “Barış önündeki engelleri birer birer aşarken en sonuncuyu da tarihe havale edelim” diyerek Denktaş’a mesajlarını sürdürdü.

“HAİNLER GİDERSE KİM KALACAK”...

Barış ve Demokrasi Hareketi Başkanı Mustafa Akıncı da, İnönü Meydanı’nda toplanan on binleri göstererek, “’Hainler Güney’e diyorlar... Hainler Güney’e gidecek olursa Kuzey’de kim kalacak... Gelsinler de görsünler bakalım...” diye konuştu.

Referandum için “hayır” kampanyası yürüten Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos için, “toplumlarına liderlik yapmadılar, çözümsüzlük için işbirliği yaptılar” diyen Akıncı, “uluslararası garanti” talebiyle “hayır” diyen AKEL’e de “Halkın iradesinden daha büyük garanti olabilir mi...Daha ciddi katkı beklerdik” diye seslendi.

Kıbrıs Türkü’nün “kendi evinin efendisi” olmak için çözüm istediğini belirten Akıncı, ancak bunun için tek değil iki “evet”e ihtiyaç olduğunu vurguladı.

“İNADINA EVET...”

Çözüm yanlılarının organize ettiği mitinglerde ilk kez konuşma yapan Adalet ve Barış Partisi Başkanı Ertuğrul Hasipoğlu ise, miting alanında toplanan kalabalığı “muhteşem” olarak niteledi ve halka şükranlarını sundu.

Anlaşmaya “hayır” demediği için tepkiler aldığını anlatan Hasipoğlu, “Dünyalı olmak için, Avrupalı olmak için, Anavatan Türkiye’nin çıkarları için evet...İnadına evet” diye konuştu.

"EVET’LE STATÜKO YIKILACAK..."

Toplumcu Kurtuluş Partisi Milletvekili Hüseyin Angolemli de, Kıbrıs Türk halkının bir mühürle aydınlık bir yolun kapısını açacağını belirtti. Güçlü bir evet’le birçok şeyin değişeceğini, statükonun yıkılacağını söyleyen Angolemli, ancak çözüm için iki ‘evet’e ihtiyaç olduğunu belirterek, Rum halkını akıl yoluyla Annan Planı’nı incelemeye çağırdı.

İLK MİSYON TAMAMLANIYOR

Çözüm ve AB Partisi Başkanı Ali Erel de, “Birkaç yıl önce başlayan zorlu yürüyüş zaferle sonuçlanıyor. Çözüm ve AB yolunda ilk misyonumuz tamamlanıyor” dedi.

Türk tarafından referandumda büyük oranda ‘evet’ çıkacağını, ancak çözüm için Rumların da oyuna ihtiyaç olduğunu söyleyen Erel, Rum tarafındaki çözüm taraftarlarına destek vermek için kalabalığa hep bir ağızdan “evet-NAİ” sloganları attırdı.

MANYERA’DAN DENKTAŞ’A “BÜYÜK REİS”

İşadamı Ramiz Manyera ise konuşmasında, ağırlıkla Cumhurbaşkanı Denktaş’ı eleştirdi.

Çözümle birlikte Kıbrıs Türk halkının egemen devletinde Avrupalı olacağını söyleyen Manyera, Denktaş’a “büyük reis” diye hitap ederek, şöyle seslendi... “Tarafsızlık yemini ettin, taraf olarak yeminini bozdun....25 Nisan sabahı ne yapacaksın...Fakirlik, tanınmamışlık, her şey senin yüzünden, çekil artık...”

YENİ BİR TARİH...

Mitingde CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer ile Gençlik Kolları Başkanı Nuri Sılay da kısa birer konuşma yaptılar.

Soyer, kalabalığı coşturan ajite konuşmasında, “Denktaş ve Papadopulos’un okutmak istediği tarihi okumak istemiyoruz. Sevgi ve barış dolu yeni bir tarih istiyoruz” dedi.

Çözüm sürecine büyük katkı koyan gençler adına konuşan Sılay ise, “Aynı göğün altında birlikte yaşam, iyi bir gelecek için” Türk ve Rum halklarına “evet” çağrısı yaptı.

HALKIN SESI 23/04/2004

Varoluş ve Dayanışma Mitingi yapıldı

Referandumda “Hayır” oyu kullanılması yönünde tavır sergileyen Ulusal Birlik Partisi, Kıbrıs Adalet Partisi, Milliyetçi Adalet Partisi ve Bizim Parti’nin de bulunduğu siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin düzenlediği “Varoluş ve Dayanışma Mitingi” Lefkoşa Otobüs Terminali’nde dün akşam gerçekleştirildi.

Yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı “Varoluş ve Dayanışma Mitingi” saat 18.30’da İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı ve 20.30 sularında sona erdi. Binlerce TC ve KKTC bayrağının dalgalandığı miting büyük bir coşku içerisinde geçti. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ana Muhalefet Partisi UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, Kıbrıs Adalet Partisi Genel Başkanı Oğuz Kalelioğlu, Bizim Parti Genel Başkanı Okyay Sadıkoğlu, mitingi düzenleyen örgüt temsilcileri ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve Türkiye’nin çeşitli siyasi parti yetkilileri, örgüt temsilcilerinin katıldığı mitingte halka 24 Nisan’da gerçekleştirilecek referandumda “Hayır” oyu kullanma çağrısı yapıldı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, miting konuşmalarının yapıldığı platforma 9 bin sayfadan oluşan Annan Planı ve eklerini de getirerek “9 bin sayfalık bu plan bana bugün ulaştı. Okuyamam, okumayacağım çünkü ‘hayır’ diyeceğim” dedi.

Annan Planı’nın çok güzel bir bina olarak gösterilmeye çalışıldığına işaret eden Denktaş, binayı yapan bir mimar olarak Kıbrıs Türk halkına içine girmemesi çağrısı yapmakta olduğunu, çünkü yapılırken iyi malzeme kullanılmadığını bildiğini vurgulayarak “Binanın başınıza yıkılacağını bilen biri olarak ben bu plana hayır diyorum” şeklinde konuştu.

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ise Annan Planı’nın devleti ve egemenliği kaldırmaya yönelik bir plan olduğunu, Kıbrıs Türk halkının, 24 Nisan günü, bu plana hayır diyerek tüm dünyaya, egemenliğine ve devletine sahip çıktığını bir kez daha göstereceğini söyledi.

KAP Başkanı Oğuz Kalelioğlu da Annan Planı’nı “esaret planı” olarak nitelendirerek halkı hayır oyu kullanmaya çağırdı.

“Denktaş nerede biz oradayız”, “Devlete ve bayrağa sahip çık”, “Türklüğün Kıbrıs’tan silinmesine hayır”, “Anavatana hasret kalmaya hayır”, “Mehmetçiğin Kıbrıs’tan çıkarılmasına hayır” yazılı pankartların taşındığı mintingte “Asla unutmayacağız” yazılı katliam ve şehit fotoğraflarının taşındığı da gözlemlendi.

Mitingte konuşmalar “Tek güvencemiz Anavatan Türkiye”, “Egemenliğimizden taviz vermeyiz”, “Yeniden toplu göçe hayır” sloganlarının bulunduğu platformun üzerinde yapılırken, mitinge katılan binlerce kişi “Bozkurtlar ölmez vatan bölünmez”, “Denktaş nerede biz oradayız”, “Hainler Güneye”, “Ya Allah Bismillah Allahü Ekber”, “Kıbrıs’a uzanan eller kırılsın”, “Hükümet istifa” şeklinde sloganlar atıldı. Cumhurbaşkanı Denktaş, gerek konuşması sırasında gerekse miting sırasında “Hainler Güneye” ve “Hain Talat” şeklinde slogan atılmasına karşı çıkarak bunun yapılmamasını istedi. Adını andığı TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yuhalanmaya çalışması üzerine de tepki göstererek “Anavatanımızın Başbakanıdır. Saygı göstermemiz lazım” diye karşı çıkarak bunu engelledi.

Şiirlerin de okunduğu mitingte gençlik adına Göktürk Ötüken ile Mehmet Küçük, şehit anaları adına ise Türkiye’den gelen şehit annesi Pakize Al, Çiftçiler Birliği adına Turgut Ceyda, Emekli Tuğgeneral Ramiz İlke ve Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu Başkanı Özgür Billur konuşmalar yaptı.

DENKTAŞ: TÜRKİYE’DEN OLMAZSA OLMAZLARA SAHİP ÇIKMASINI İSTİYORUM

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türk halkının önüne konan Annan Planı’na evet demesi durumunda devletin ortadan kalkacağını yineledi.

Planda Kıbrıs Türk halkının lehine ne varsa koydurabildiğini ifade eden Denktaş, “Ben bir mühendis ve mimar gibiyim. Size bir bina yaptım. Dışardan bakıyorsunuz ‘Çok güzeldir girin içine’ derler. Ben binayı yapan adam ‘Sakın ha. Çökecek başınıza’ diyorum. Niye? Çünkü istediğim malzemeyi koydurtamadım. Türkiye ile birlikte olmazsa olmazlar vardı. Bunlar buraya girmezse, bize verilmiş görünen o güzel şeyler çok kısa bir zaman içerisinde ortadan kalkar ve ne duruma düşeceğimizi 1963’leri, 1974’leri yaşayanlar ancak bilir. Bu nedenle binanın başınıza yıkılacağını bilen ben, bu plana hayır diyorum” şeklinde konuştu..

“Bir bayrak uğruna ne güneşler batıyor diyen şairi düşünün. Bizden bayrak alınacak değil vatan alınacak, toprak alınacak. İçimizde şehit anaları var, benim gibi evlat acısını tatmış olanlar var. 35 yaşımda evladımı Hacettepe’de yoğun bakımda günlerce ‘yaşayacak mı, yaşamayacak mı’ diye beklerken duyduğum acıdan, vatan gidecek diye daha fazlasını duyuyorum” diyen Cumhurbaşkanı Denktaş, Allah’ın kimseye evlat ve devlet acısı yaşatmamasını, bayrağa hasret bırakmamasını, Türkiye’den ayırmamasını istedi.

BİRKAÇ YILA BİLE TAHAMMÜL EDEMİYORLAR

De Soto’nun “Bu Rumların 30 yıldır her istediklerini bu planda kendilerine veriyoruz. Ne diye içlerinden bazıları olmaz diyor” diye soran Denktaş, Rumların 30 yıldır istediğinin Kıbrıs Türk halkını azınlık yapmak, darmadağın etmek, Türkiye’yi adadan çıkarmak, bütün Kıbrıs’a sahip çıkmak olduğunu belirtti. Annan Planı’nın bütün bunları Rumlara vermesine karşın, araya konan birkaç yıla bile tahammül edemeyen bazı Rum çevrelerin “O birkaç yıl içinde ansızın Türkiye çıkmıyorum” derse diye düşünerek planı istemediklerini anlatan Denktaş şöyle konuştu:

“Ama ‘benim tuzum kurudur, ben göçmen değilim, ben zenginim, ben tamamım’ diye Lefkoşa’nın birçok yerinde yaşayan kardeşlerime sesleniyorum. Bakınız siz vereceğiniz bir evet oyu ile halkınızın yarısını göçmen yaparsanız, Türk askerini adadan çıkarırsanız, 3-5 yılda bu insanları Rum Cumhuriyeti’nde azınlık durumuna getirirseniz rahat edebilecek misiniz? ‘İnsanım’ diyebilecek misiniz? O halde elinizi vicdanınıza koyunuz ve düşününüz bir millet ortadan kaldırılıyor, Avrupa Birliği kanalıyla bir vatan Rumlara peşkeş çekiliyor.

Simitis geliyor "Enosis oldu" diyor. Avrupa Birliği ile yapacakları budur. 50 yıldır Allah Rahmet eylesin Dr. Küçük ile birlikte bu olmasın diye, Kıbrıs Türkiye’nin kalbine saplanan bir Yunan hançeri haline gelmesin diye her şeyini ortaya koyan halkımızla bu yolları yürüdük. Bu yollarda şehitler verdik, bu yollarda evlatlar kaybettik, her şeyimizi ortaya koyduk ve bir gün 20 Temmuz’da dualarımız gelen askerlerle cevaplandırıldı. Onlar da şehitler verdi, bayrak kurtuldu, vatan kuruldu. Şimdi vatanı ortadan kaldırma günüdür. 24’ünde oyunuzu kullanırken bunları düşünün. Lefkoşalılara sesleniyorum. Annan Planı’na göre Yenişehir ve eskiden Rum bölgesi olan neresi varsa Kermiya dahil, oradakiler de rahat etmesin. Oradakiler de bilsinler ki bu plana göre onları da bu kurulacak komisyon ‘Gel bakalım, nereden aldın, ne zaman aldın, ne yaptın?’ diye soruşturmaya başlayacaktır.”

EROĞLU, BİR HAYIRLA ANNAN PLANI ORTADAN KALKAR

UBP Genel Başkanı ve Ana Muhalefet Partisi Başkanı Derviş Eroğlu, Annan Planı’nın Kıbrıs Türk halkını, anavatan Türkiye halkını böldüğünü, planın “KKTC’yi parçalama tuzağı” olduğunu belirtti, bir “hayır” ile planın ortadan kalkacağını söyledi.

Referandumda “hayır” tavrı sergileyen siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin düzenlediği “Varoluş ve Dayanışma Mitingi”nde konuşan Eroğlu, “Kıbrıs’ı Enosis’e götürecek” Annan Planı’na “hayır” denilmesi çağrısı yaptı.

Annan Planı’nın Kıbrıs Türkünü bir birine düşürdüğünü belirten Eroğlu, “bu plan Anavatan’daki halkımızı bölmüştür, KKTC halkını bölmüştür, bu nasıl bir plandır, bu ne büyük bir senaryodur, bu KKTC’yi parçalama tuzağıdır” şeklinde konuştu. Bu “tuzağa” düşenler olduğunu kaydeden ve “bu plan bizim kurtuluşumuzdur” diyenler olduğunu söyleyen Eroğlu. Annan Planı’na “evet” demenin “kurtuluş değil yok oluş” olduğunu kaydetti. Eroğlu, Annan Planı’nın "çözüm” değil, ancak KKTC’nin “çözülmesi” olabileceğini de ifade etti.

“Çifte evet” talep eden ve Güney Kıbrıs’ta temaslar da yapan Başbakan Mehmet Ali Talat’a eleştiriler de yönelten Derviş Eroğlu, Kıbrıs Türk halkını bölen, huzurunu kaçıran Annan Planı’nı ortadan kaldırmanın tek yolunun 24 Nisan’da sandığa koşarak “hayır” demek olduğunu belirtti.

Eroğlu, “Bugün buraya KKTC devletine sahip çıktığınızı göstermek için, bu topraklarda özgürce, güven içerisinde yaşamak, Rum’un insafına mahkum edilmek istemediğimizi göstermek için geldik, bunu dünyaya gösterdik” diye konuştu.

HALKIN SESI 23/04/2004

Uluslar arası topluluk planı destekliyor

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Rusya'nın, BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs konusundaki karar tasarısını veto etmesine rağmen, uluslararası topluluğun hala Kıbrıs planını desteklediğini söyledi.

Annan, yaptığı açıklamada, ''Rusya uzlaşmaya katılmasa bile, bunun teknik nedenlerden kaynaklandığını ve içerikle ilgisi olmadığını açıkladı'' dedi.

Kofi Annan, ''BM Güvenlik Konseyi'nin temsil ettiği uluslararası topluluğun, adanın birleşmesi için harcanılan çabaları desteklediği mesajının verilmesi gerektiğini düşünüyorum'' ifadesini kullandı.

Rusya, Kıbrıs konusundaki karar tasarısını, referandum sonucunu etkileme girişimi olarak gördüğü gerekçesiyle veto ettiğini bildirmişti.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs’ta Cumartesi günü yapılacak referandumlarda Türk ve Rumların “evet” oyu vermesi çağrısı yaptı.

Kofi Annan, yayımladığı açıklamada, Kıbrıs’ta halkların bu Cumartesi tarihi önemi olan bir seçimle karşı karşıya bulunduklarını belirterek, tüm dünyanın Birleşik Kıbrıs’ın uzlaşma ve güvenlik içinde AB’ye üye olması konusunda yardıma hazır olduğunu kaydetti.

“Bu Cumartesi, her biriniz vereceğiniz bu zor kararla ülkenizin geleceğini belirleyeceksiniz. Liderlerinizin anlaştığı gibi, Birleşik Kıbrıs Planı önünüzde olacak. Onlarca yıldır süren anlaşmazlıkları bitirecek bir plan. Ada’nın 1 Mayıs’ta AB’ye birleşik biçimde girmesini sağlayacak bir plan. Biliyorum, buna Annan Planı diyorsunuz. Aslında, BM ile oluşturulmuş bir plan. Liderlerinizin 4 yıldır yaptıkları görüşmelerin kilit noktalarından oluşuyor” ifadesini kullanan Annan, Kıbrıs’ta halkların Cumartesi günü bu planı ortak gelecekleri için temel alıp almama kararı vereceklerini vurguladı.

BM Genel Sekreteri açıklamasında, “Karar sizin, yalnızca sizin” derken, Türkiye ve Yunanistan liderlerine de plana verdikleri destekten ötürü teşekkür etti.

HALKIN SESI 23/04/2004

Referandumla adanın kaderi belirleniyor

Kıbrıs sorununun çözümüne giden süreçte anahtar rolü oynayan ve Kıbrıs yanında bu sorunla yakınen ilgilenen uluslar arası kuruluşlar ve ülkelerin de aylardır odaklandığı tarihi referandum bugün, adanın iki kesiminde de eş zamanlı olarak yapılacak.

Adanın iki yanında da referandumda hem “evet” hem de “hayır” denilmesini savunanlar son çabalarını ortaya koyuyor; son hazılıklar yapılıyor.

Yüksek Seçim Kurulu’nun ilan ettiği referandum takvimine göre, propaganda süreci dün saat 18.00’de sona erdi.

KKTC’de oy verme işlemi saat 08.00’de başlayacak. Referandumda 143 bin 638 seçmen, 563 sandıkta 08.00-18.00 saatleri arasında oy kullanacak.

REFERANDUM YASAKLARI

Yüksek Seçim Kurulu’nun oy verme günüyle ilgili bazı yasakları ise şöyle hatırlatıldı:

"Oy verme günü, her ne suretle olursa olsun, alkollü içki satılması, içkili yerler ile umumi mahallerde her çeşit alkollü içki satılması, verilmesi ve içilmesi yasaktır.

Oy verme günü, bütün umumi eğlence yerleri oy verme süresince kapalı kalır. Eğlence yeri niteliğini haiz lokantalarda yalnız yemek verilir.

Oy verme günü, emniyet ve asayişi korumakla görevli olanlardan başka hiçbir kimse, köy, kasaba ve şehirlerde silah taşıyamaz.”

OY KULLANMAK İÇİN GEREKLİ EVRAKLAR

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), halkoylamasında oy vermek için gerekli olan evrakları açıkladı.

Buna göre, halkoylamasında, sandık seçmen listesinde kayıtlı olan her seçmen, oyunu kullanabilmesi için, üzerinde fotoğrafı bulunan ve kimliğini kanıtlamaya yarayan resmi bir belge sunmak zorunda.YSK bu gibi belgelerin, Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kimlik kartı, polis kimlik kartı veya KTFD ve KKTC pasaportu veya sürüş ehliyeti olduğunu belirtti ve bu belgelerden birini sunmayanların oy kullanamayacaklarını vurguladı.

CEP TELEFONU YASAK

Oyunu kullanmak üzere sandığa giden ve sandık başkanından oy pusulasını ve (X) mührünü alan seçmenin, varsa yanında getirdiği fotoğraf makinesi, telsiz veya cep telefonunu ve benzeri cihazlarını kurul başkanına teslim etmesi ve doğruca kapalı oy verme yerine giderek oyunu kullanması gerektiğini bildiren YSK’nın 9 No’lu duyurusunda şu hususlar da belirtildi:

“Halkoylamasında, seçmen kartı kullanmak zorunlu değildir. Ancak sandık kurullarında görevli polisler ile görevli olduğu sandıkta kayıtlı seçmen olmayan görevliler, oylarını kullanmak için seçmen kartlarını ibraz etmek zorundadırlar. Seçmen kartı, seçmenin hangi sandıkta oy kullanacağını göstermek için hazırlanmıştır. Seçmen kartı eline ulaşmayan seçmenlerin, oy kullanacakları sandığın numarası ile yerini, ilgili ilçe seçim kuruluna şahsen başvurarak veya aşağıda numaraları yazılı telefonları arayarak, kimlik kartı numarasını veya ad ve soyadlarını bildirerek öğrenebilecekleri duyurulur:

Lefkoşa İlçesi: 2273047-2274155-2275086

Gazimağusa ve İskele İlçesi: 3662332-3664068

Girne İlçesi: 8157246-8159096

Güzelyurt İlçesi: 7146231-7146318-7142155

OY VERMEK İÇİN FOTOĞRAFLI BELGE GEREKİYOR

Yüksek Seçim Kurulu, yayımladığı duyuruda, bugünkü referandumda oy verebilmek için, kimliği kanıtlayıcı fotoğraflı belge gerektiğine dikkat çekti. YSK’nın duyurusu şöyle:

“24 Nisan tarihinde yapılacak halkoylamasında sandık seçmen listesinde kayıtlı olan bir seçmen, oyunu kullanabilmesi için, üzerinde fotoğrafı bulunan ve kimliğini kanıtlamaya yarayan resmi bir belge sunmak zorundadır. Resmi Belge, Kıbrıs Türk Federe Devleti döneminde veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti döneminde yurttaş olanlara verilen kimlik kartını veya polis kimlik kartını veya Kıbrıs Türk Federe Devleti veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti pasaportunu veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sürüş ehliyetini anlatır.

“Resmi belgelerine herhangi bir nedenle Polis tarafından el konulan seçmenler, ilgili polis müdürlüklerine müracaat ederek alacakları resmi belge fotokopilerini Lefkoşa’da Yüksek Seçim Kurulu Genel Sekreterliği’nden, diğer ilçelerde ilgili ilçe seçim kurullarından onaylatmak suretiyle oylarını kullanabileceklerdir.”

HALKIN SESI 24/04/2004

Kuzey’den ‘evet’, Güney’den ‘hayır’

Kıbrıs’ın iki tarafında yapılan referandumda Annan Planı’na Kuzey’den ‘evet’ , Güney’den ‘hayır’ çıktı

Lefkoşa
NTV-MSNBC

24 Nisan 2004— İki tarafta da referandum sonuçları kesinleşti. KKTC’de yüzde 64.9 oranında ‘evet’, yüzde 35.1 oranında ‘hayır’ oyu kullanıldı. Güneyde ise sandıklardan yüzde 75.8 oranında ‘hayır’, yüzde 24.2 oranında ‘evet’ çıktı.

KKTC ve Rum Kesimi’nde halk Annan Planı’ın oylamak için sandık başına gitti. Kesin olmayan resmi sonuçlara göre Ada’nın iki tarafındaki oy oranları şöyle:

KKTC
EVET: yüzde 64.9
HAYIR: yüzde 35.1

RUM KESİMİ
EVET: yüzde 24.2
HAYIR: yüzde 75.8
KKTC Yüksek Seçim Kurulu’ndan alınan bilgiye göre, KKTC genelindeki 563 sandığın tamamı açıldı. Seçmenlerin yüzde 64.91’inin plana “evet”, yüzde 35.09’unun da “hayır” dediği belirlendi.
Annan Planı için düzenlenen referanduma katılım
oranı, KKTC’de yüzde 84.35 oranında oldu.
Rum kesiminde ise Seçim Kurulu Başkanı Kiryakos Triyandafilidis, kesinleşen “hayır” oranının yüzde 75.83, “evet” oranının ise yüzde 24.17 olduğunu açıkladı.
Triyandafilidis, Rum kesiminde 313 bin 704 seçmenin “hayır”, 99 bin 976 seçmenin ise “evet” dediğini ve referanduma katılım oranının yüzde 96.53 olduğunu söyledi.
Sonuçların alınmasının ardından KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş referandumu ‘olumlu’ olarak tanımladı ve “Devletimizi kurtardık. İstifa etmek için ne
den yok. Görevimin başındayım” dedi. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ise yeni dönemde Denktaş’ın yeri olmadığını söylereyek Cumhurbaşkanı’nı dolaylı olarak istifaya davet etti.

Referandum sonrasına hazırlanıyoruz

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, bugün yapılacak referandum öncesi KKTC halkına ''küçük ayak oyunlarına itibar etmemeleri'' çağrısında bulundu.

Gül, TBMM Genel Kurulu'ndan ayrılırken gazetecilerin Kıbrıs'ta bugün yapılacak referanduma ilişkin sorularını yanıtladı.

Herkesin kararına saygılı olacaklarını ifade eden Gül, şöyle konuştu:

''Ama şu bir gerçek ki gerçekten çok çalıştık. İyi niyetlerle ortaya çıktık. Çözümün ve barışın gelmesi için uğraştık. Bunun Ada'da her iki taraf için de iyi olduğu kanaatindeyiz. İlk kez bir Türk Dışişleri Bakanı olarak bir Rum gazetesine demeç verdim. Onlar hiç çarpıtmadan yayınladılar. Maalesef Türkiye'de bir gazete, bunu çarpıtarak yayınladı.''

Gül, ''Rum Kesimi'ne mesajınız var mı?' şeklindeki soruyu, ''Rumlar kalıcı barış istiyorsa şunun farkında olmalıdırlar: Bu bir uzlaşmadır. Uzlaşma da Avrupa kültürünün bir parçasıdır. Dolayısıyla Türk tarafı nasıl uzlaşma niyetini ortaya koyuyorsa onların da koyması gerekir'' şeklinde yanıtladı.

Abdullah Gül, ''KKTC'de (hayır) oyu vereceklere bir mesajınız var mı?'' şeklindeki soruyu yanıtlarken de şunları söyledi:

''Herkesin kararına saygı duyarım ama herkes oyunu verirken çok dikkatli olmalı. Alternatifleri düşünür, bu imkanlara iyi bakarlarsa kazanılanlara iyi bakarlar ve ona göre kararlarını verirler. Küçük ayak oyunlarına itibar etmezler inşallah. Referandum sonrası her türlü ihtimale karşı biz, tabii ki her türlü hazırlığı ve çalışmayı yapıyoruz. Referandumdan sonra geniş bir değerlendirmede bulunacağız. Bugün söylemediklerimi o gün söylerim.''

Gül, bir gazetecinin, ''KKTC'de (evet) çıkması durumunda Denktaş istifa etmeli mi?'' sorusuna ''o yorumu siz yapın'' karşılığını verdi.

HALKIN SESI 24/04/2004

Kuzey’den ‘evet’, Güney’den ‘hayır’

Kıbrıs’ın iki tarafında yapılan referandumda Annan Planı’na Kuzey’den ‘evet’ , Güney’den ‘hayır’ çıktı.

İki tarafta da referandum sonuçları kesinleşti. KKTC’de yüzde 64.9 oranında ‘evet’, yüzde 35.1 oranında ‘hayır’ oyu kullanıldı. Güneyde ise sandıklardan yüzde 75.8 oranında ‘hayır’, yüzde 24.2 oranında ‘evet’ çıktı.

KKTC ve Rum kesiminde halk dün Annan Planı’ın oylamak için sandık başına gitti. Kesin olmayan resmi sonuçlara göre Ada’nın iki tarafındaki oy oranları şöyle:

KKTC
EVET: yüzde 64.9
HAYIR: yüzde 35.1

RUM KESİMİ
EVET: yüzde 24.2
HAYIR: yüzde 75.8
Sonuçların alınmasının ardından KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş referandumu ‘olumlu’ olarak tanımladı ve “Devletimizi kurtardık. İstifa etmek için neden yok. Görevimin başındayım” dedi. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ise yeni dönemde Dentktaş’ın yeri olmadığını söyleyerek Cumhurbaşkanı’nı dolaylı olarak istifaya davet etti.

YENIDUZEN 25/04/2004

Bundan sonraki diplomatik atağı hükümet yürütecek

Başbakan Mehmet Ali Talat, bundan sonraki diplomatik atağı hükümetin yürüteceğini açıkladı. Bugünkü durumu sağlayanın hükümet olduğunu dile getiren Talat, bundan sonraki görevi de hükümetin yürüteceğini açıkladı.

Başbakan Mehmet Ali Talat sonuçların açıklanmasından sonra düzenlediği basın toplantısında referandum sonucunun Kıbrıstürk tarafı açısından memnun edici olmasına rağmen toplamda üzdüğünü, hedefin sorunun bitmesi olduğunu, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kurmak olduğunu ancak bunun olmadığını ifade etti. Kıbrıslılar olarak bu görevin başarılmadığını ancak Kıbrıstürkü’nün bu görevi yerine getirdiğini söyleyen Talat, ‘artık uluslararası toplumun bundan sonraki adımlarla ilgili bir değerlendirme yapma zamanı gelmiştir’ dedi. Türk tarafı olarak çözüm misyonunu değiştirmediklerini açıklayan Talat, ‘hükümet olarak halkı temsil eden bir kurum olarak öncü rolü oynayacağız, bugüne kadar halkımızı uzlaşmaz ilan eden politikalardan uzak tutacağız’ şeklinde konuştu.

BM’nin hazırladığı Planı reddederek AB’ye giren Rum tarafına rağmen Planı kabul ederek Avrupa dışında kalan Kıbrıs Türk tarafıyla ilgili ortaya çıkan haksız durumun AB’ye anlatılacağını söyleyen Talat, bu süreçte katkı koyan çeşitli uluslararası kurum ve sivil toplum örgütlerine teşekkür etti. Bundan sonraki diplomatik atağın da çok büyük katkıya ihtiyacı olduğunu, bu aşamada Kıbrıs sorununun çözülemediğini, bundan sonraki dönemin yine zorlu bir dönem olacağını ve mutlaka toplumsal birliğe ihtiyaç olduğunu ifade eden Başbakan Talat, gazetecilerden gelen soruları da yanıtladı.

‘Cumhurbaşkanı krizi beni ilgilendiriyor’

‘Hükümet krizi ortaya çıkar mı’ şeklindeki bir soruyu yanıtlayan Talat; ‘Beni ilgilendiren kriz hükümet krizinden çok Cumhurbaşkanı krizidir’ dedi. Talat, %65 evet oyu çıkarken ‘hayır’ kampanyası yürüten Cumhurbaşkanı’nın Kıbrıs Türk halkından çok ciddi bir yanıt aldığını ama Denktaş’ın sonuçlardan sonra yaptığı açıklamanın insan aklının yorumlayamayacağı bir açıklama olduğunu kaydetti. Bundan sonraki diplomatik atağın da hükümet tarafından yürütüleceğini vurgulayan Talat, ortaya çıkan sonucu hükümetin sağladığını, bundan sonraki görevi de hükümetin yerine getireceğini açıkladı. Talat, hükümet krizi çıkma durumunu da ‘umarım çıkmaz ama olursa da olur, dünyanın sonu değil, demokrasi içinde çare buluruz’ şeklinde yanıtladı

YENIDUZEN 25/04/2004

ABD, KKTC’ye ambargoyu gevşetiyor

Kıbrısta’ki referandum sonuçlarının Kuzey’de ‘evet’, Güney’de ‘hayır’ çıkmasının ardından ABD, referandum öncesinde üzerinde çalışmaya başladığı Türk tarafının durumununu iyileştirmeye yönelik planı uygulanaya koymaya hazırlanıyor.

Planda, KKTC’yle hava bağlantısı kurulması öngörülüyor. Ayrıca ihracat imkanı sağlanması da önlemler arasında yer alıyor.

Kıbrıs referandumlarında Rum kesiminden ‘hayır’, Türk tarafından ‘evet’ yanıtı çıkmasının ardından, ABD’nin daha önce hazırladığı bir planı devreye sokacağı belirtiliyor.
NTV’nin Amerikan kaynaklarında aldığı bilgiye göre, bu çerçevede ilk aşamada Kuzey Kıbrıs ile hava bağlantısının kurulması planlanıyor. Ayrıca AB ile koordinasyon içinde Kıbrıs Türk tarafının mallarının dünyada satılmasına olanak sağlanması da öncelikli önlemler arasınd
a öngörülüyor.
Kuzey Kıbrıs’ta ‘evet’ kampanyasına önderlik eden Başbakan Mehmet Ali Talat’ın da yakın zamanda Batı ülkelerinde temaslar yapması bekleniyor.

YENIDUZEN 25/04/2004

Kıbrıslı Türkleri yalnız bırakmayacağız’

Kıbrıs’taki referandum sonuçları AB’de hayal kırıklığı yarattı. AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen tarihi bir fırsatın kaçırıldığını belirtti. Verheugen Kıbrıslı Türklerin yalnız bırakılmayacağını ifade etti.

Verheugen, yaptığı yazılı açıklamada, AB dışişleri bakanlarının bu konuyu Pazartesi günü değerlendireceğini kaydetti.

Kıbrıs’taki referandumların sonuçlarının duyulmasının ardından, Avrupa Konseyi’nden gelen ilk tepki de “hayalkırıklığı” oldu. Konsey çevreleri Kıbrıslı Türklerin ‘evet’ oyunu memnuniyetle karşılarken, Rumların ‘hayır’ oyunun hayalkırıklığı yarattığını söyledi.
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Scwimmer’in sonuçlar üzerine yarın sabah bir açıklama yapması bekleniyor. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Peter Schieder ise Pazartesi saba
hı Strasbourg’da başlayacak AKPM bahar toplantılarında açıklama yapacağını duyurdu.

YENIDUZEN 25/04/2004

Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ne

Kıbrıs'ta Türk ve Rum halklarının yanı sıra dünya kamuoyunun da dört gözle beklediği eş zamanlı tarihi referandumlar dün yapıldı ve Türk tarafı ezici bir çoğunlukla Annan planına "evet" derken, Rum tarafından tam aksine "hayır" çıktı. Yaklaşık 2 yıldır geceli gündüzlü mücadele veren Kıbrıslı Türkler, çözüm iradesini ortaya koymasına rağmen sonuca sevinemedi.

Referandum sonuçları Kıbrıs'ın kuzeyinde buruk bir sevinçle karşılanırken, retçi Rumlar güneyde "hayır" sonucu için sokaklara dökülerek kutlamalar yaptı.

Kıbrıslı Türkler referandumda Annan planı temelindeki çözüm ve AB üyeliğine yüzde 64.91 oranında "evet" oyu kullandı ancak Rum halkı aynı plana yüzde 75.83 oranında "hayır" iradesi sergiledi.

Kıbrıslı Türkler plana sadece yüzde 35.09 oranında "hayır" dedi. Rumların ise küçük bir azınlığı, yani yüzde 24.17'si "evet" oyu verdi.

Bu tabloya göre, referandumdan ezici bir çoğunlukla "evet" sonucu çıkaran ve sandıktan büyük bir zaferle çıkan Kıbrıs Türkü AB'ye giremedi ancak plana çok büyük bir çoğunlukla "hayır" diyen Rumların AB üyeliği garantide. Bir başka deyişle Kıbrıslı Türklerin çözüm yolunda ortaya koyduğu büyük irade AB üyeliğine yetmezken, Rum halkının bu yöndeki iradesizliği AB üyeliğiyle ödüllendirilmiş oldu.

Annan planına göre, referandumlarda Türk tarafından "evet", Rum tarafından "hayır" çıkması üzerine 30 yıldır süren Kıbrıs sorunu çözümsüz kaldı ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti de kurulamadı.

Oysa Annan planına göre çözüm ve AB üyeliği için her iki taraftan da "evet" çıkması gerekiyordu.

Kıbrıs sorununun çözümüne giden süreçte anahtar rolü oynayan ve Kıbrıs yanında Türkiye ile dünyanın da aylardan beri odaklandığı tarihi referandum dün yapıldı. Son 30 yıllık tarihte ilk kez aynı anda sandık başına giden Türk ve Rum halkı, adanın kaderini belirledi.

BM, AB, garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere dahil dünyanın etkin güçlerini de yakından ilgilendiren referandum için aylardan beri süren tartışmalar, dün akşam sandıklardan çıkan sonuçlarla netlik kazandı.

Güney Kıbrıs'ta 480 bin 165, KKTC'de ise 143 bin 638 seçmen adanın kaderini belirlemek için dün sandık başına gitti.

KKTC'de 143 bin 639 kayıtlı seçmenden 121 bin 160'ı, ada genelinde kurulan toplam 563 sandıkta oy kullandı. Seçime katılma oranı yüzde 84.35 oldu.

Kullanılan 121 bin 160 oyun 119 bin 619'u geçerli oldu.

KKTC'de 77 bin 646 seçmen "evet" oyu (yüzde 64.91) kullanırken, 41 bin 973 seçmen de "hayır" oyu (yüzde 35.09) verdi.

Güney Kıbrıs'ta ise 480 bin 165 bin seçmenin yüzde 90'ı oy kullandı.

KKTC'de ilçelere göre durum

İlçelere göre referandum sonuçlarına bakıldığı zaman, en yüksek "evet" oyunun başkent Lefkoşa'dan çıktığını görüyoruz.

Annan planı temelinde çözüm ve AB üyeliğine yüzde 70.74 oranında "evet" diyen Lefkoşa'yı, yüzde 64.21 ile Güzelyurt izledi.

Plana Mağusa'dan yüzde 63.23, Girne'den yüzde 63, İskele'den de yüzde 55.14 "evet" çıktı.

Toplam 167 sandığın bulunduğu Lefkoşa'daki 45 bin 93 kayıtlı seçmenden 38 bin 390'ı oy kullandı.

Lefkoşa'da geçerli oy toplamı 38 bin 36 olurken, seçime katılma oranı da yüzde 85.14 olarak gerçekleşti.

Buna göre Lefkoşa'da 26 bin 907 seçmen "evet" oyu (yüzde 70.74) verirken, 11 bin 129 seçmenin oyu (yüzde 29.26) "hayır"a gitti.

Mağusa ilçesinde ise toplam 146 sandık ve 37 bin 734 kayıtlı seçmen vardı. Mağusa'da 31 bin 878 seçmen oy kullandı, geçerli oy sayısı ise 31 438 oldu.

Seçime katılma oranının yüzde 84.48 olduğu Mağusa'da, "evet" oyları 19 bin 877 (yüzde 63.23), "hayır" oyları ise 11 bin 561'de (yüzde 36.77) kaldı.

Girne ilçesinde ise 26 bin 568 kayıtlı seçmenden 22 bin 100'ü toplam 109 sandıkta oy kullandı.

Seçime katılma oranının yüzde 83.18 olduğu Girne'de, 22 bin 100 seçmen oy kullanırken, oyların 21 bin 816'sı geçerli oldu.

Girne'de 13 bin 744 seçmen iradesini "evet"ten (yüzde 63) yana oy verirken, "hayır" diyen seçmen sayısı 8 bin 72 (yüzde 37) olarak gerçekleşti.

76 sandığın bulunduğu Güzelyurt ilçesine bakıldığı zaman ise, 19 bin 490 kayıtlı seçmenin 16 bin 734'ünün sandığa gittiğini görüyoruz.

Güzelyurt'ta 16 bin 514 oy geçerli olurken, "evet" oyları 10 bin 603 (yüzde 64.21), "hayır" oyları ise 5 bin 911 (yüzde 35.79) olarak tespit edildi.

İskele ilçesindeki 65 sandıkta oy kullanan seçmen de "evet" dedi. Sürpriz bir çıkışla iradesini "evet"ten yana koyan İskele'deki 14 bin 754 kayıtlı seçmenden 12 bin 58'i oy kullandı.

İskele ilçesinde geçerli oyların toplamı 11 bin 815, seçime katılma oranı da yüzde 81.73 oldu.

İskele'de 6 bin 515 seçmen "evet" oyu (yüzde 55.14) kullanırken, bu ilçede "hayır"ların toplamı 5 bin 300'de (yüzde 44.86) kaldı.

KADEM'in başarısı

Öte yandan KIBRIS Gazetesi'nin, Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'ne yaptırdığı anket sonuçlarının ne kadar gerçekçi olduğu da bir kez daha ortaya çıktı

(KADEM), 11-16 Nisan tarihleri arasında yaptığı kamuoyu araştırmasında, Kıbrıs Türk halkının yüzde 62.1'inin referandumda "evet" oyu kullanacağını tespit etmişti.

KADEM'in 70 yerleşim biriminde 1815 kişilik örneklem grubuyla yaptığı kamuoyu yoklamasından çıkan sonuç ile referandum sonuçlarını karşılaştırdığımız zaman, KADEM'in başarısı da ortaya çıkmış oluyor.

KADEM ayrıca, Annan Planı'na destek konusunda ilçeler arasında pek fark görülmediğini de tespit etmişti. Araştırmada, Lefkoşa, Mağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele ilçelerinde plana destek ve "evet" oyları yüzde 60'larda seyrediyordu.

Güney Kıbrıs: %75.83 hayır, yüzde 24.17 evet

Rum Referandum Baş Mukayyidi Kiriakos Triandafillidis, saat 20.10 itibarıyla Rum tarafında yapılan referandumun resmi sonuçlarını açıkladı.

Triandafilides'in Rum Konferans Merkezi'nde yaptığı açıklamaya göre 1075 seçim merkezinin tamamında 480 bin 564 kayıtlı seçmenden 428 bin 587'i oy kullandı. Buna göre sonuçlar şöyle:

Geçersiz: 9231 (%2.62)

Boş: 3676 (%0.96)

Geçerli: 413680 (%96,52)

Katılmayan: 51917 (%10.82)

HAYIR: 313,704 (%75,83)

EVET: 99,976 (%24,17)

Lefkoşa ilçesi

Güney Kıbrıs'ın Lefkoşa ilçesinde 197 bin 704 kayıtlı seçmenden 174 bin 942'si oy kullandı. Seçmenin yüzde 11.51'i sandığa gitmedi.

Lefkoşa'da 124 bin 889 kişi, yani seçmenin yüzde 73.58'i "hayır" oyu kullandı. "Evet" diyenler ise yüzde 26.42'de kaldı, yani 44 bin 850 kişi "evet" dedi.

Larnaka ilçesi

Larnaka ilçesinde 80 bin 112 seçmenden yüzde 71.56'sı oy kullandı, yüzde 10.67'si ise sandığa gitmedi.

Larnaka'da 52 bin 015 kişi, yani seçmenin yüzde 75.43'ü Annan Planı temelinde bir çözüme "hayır" dedi. Bu ilçede "evet" diyenlerin oranı ise yüzde 24.57'de kaldı, yani 16 bin 944 seçmen "evet" oyu kullandı.

Limasol ilçesi

Limasol ilçesinde ise 135 bin 043 kayıtlı seçmenden 121 bin 444'ü oy kullandı. Yüzde 10.07 oranında seçmen sandığa gitmedi.

Limasol'da "hayır" diyenlerin oranı yüzde 79.35 oldu. Yani 92 bin 811 seçmen referandumda "hayır" oyu kullandı. Annan Planı zemininde bir çözüme "evet" diyen seçmen sayısı 24 bin 148'de kaldı. Bu rakam da yüzde 20.65'e denk geliyor.

Baf ilçesi

Oy oranına vurulduğunda en fazla "hayır" oyu Baf'tan çıktı. 42 bin 023 kayıtlı seçmenden 37 bin 118'i oy kullandı. Seçmenin yüzde 11.67'si sandığa gitmedi.

Baf'ta 29 bin 785 kayıtlı seçmen "hayır" oyu kullandı, bu rakam da yüzde 84.01 oranına denk geldi. Bu yüzdelik, tüm ilçeler içerisinde en yüksek "hayır" oyunun Baf'tan çıktığını gösteriyor.

Baf'ta "evet" oyu kullananlar yüzde 15.99'da kaldı, yani yalnızca 5 bin 670 seçmen "evet" oyu kullandı.

Mağusa ilçesi

Güney Kıbrıs'taki Mağusa ilçesinde ise 25 bin 682 seçmenden 23 bin 519'u oy kullandı. Seçmenlerin 8.42'si sandığa gitmedi.

Mağusa ilçesinde 14 bin 204 seçmen "hayır" oyu kullandı. Bu rakam, Mağusa ilçesindeki seçmenin yüzde 62.94'üne denk geliyor.

Bu ilçede referandumda "evet" diyenler ise yüzde 37.06'da kaldı. Yani 8 bin 364 seçmen "evet" dedi.

Rum seçmenlerin referanduma katılım oranı %89-%90

Güney Kıbrıs'ta oylamaya katılım oranı yaklaşık %89-%90 oldu.

Rum Seçim Başmüfettişi Kiriakos Triandafillidis, sandıkların kapanmasının hemen ardından Rum Konferans Merkezi'nde yaptığı açıklamada, Lefkoşa'nın Rum kesiminde seçmenlerin referanduma katılım oranlarını şöyle açıkladı:

"Lefkoşa'nın Rum kesiminde %90, (son Rum Başkanlık seçimlerinde %89'du), Limasol'da %89 (Rum başkanlık seçimlerinde %91.6'ydı), Mağusa bölgesinde %91,31 (Rum başkanlık seçimlerinde %92,81'di), Larnaka'da %81 (%90.9'du) ve Baf'ta da %88,1 (Rum başkanlık seçimlerinde %90,1'di)".

Triandafillidis, oylamaya katılım oranında gözlemlenen küçük orandaki azalmayı, yurtdışında bulunan Rum öğrencilerin referandum için Rum tarafına gitmemiş olmalarına bağladı.

sandik lefkosa

Sandık No Seçim Çevresi Kayıtlı Seçmen Sayısı Oy Kullanan Seçmen Sayısı Geçerli Oy Sayısı Geçersiz Oy Sayısı EVET HAYIR

1 CİHANGİR 255 238 234 4 173 61

2 CİHANGİR 256 232 231 1 168 63

3 ÇUKUROVA 162 143 143 0 107 36

4 DEMİRHAN 310 253 248 5 197 51

5 DİLEKKAYA 231 186 186 0 138 48

6 DİLEKKAYA 215 168 167 1 138 29

7 DÜZOVA 219 202 200 2 138 62

8 DÜZOVA 221 196 194 2 122 72

9 ERDEMLİ 138 124 124 0 89 35

10 GAZİKÖY 244 226 225 1 136 89

11 GAZİKÖY 242 218 217 1 100 117

12 HAMİTKÖY 314 263 263 0 207 56

13 HAMİTKÖY 281 237 234 3 202 32

14 HAMİTKÖY 282 262 259 3 212 47

15 HAMİTKÖY 282 246 244 2 186 58

16 HAMİTKÖY 286 242 233 9 194 39

17 HASPOLAT 293 262 259 3 149 110

18 HASPOLAT 288 251 245 6 129 116

19 HASPOLAT 282 240 239 1 126 113

20 KALAVAÇ 200 184 181 3 150 31

21 KANLIKÖY 134 121 121 0 74 47

22 KIRIKKALE 291 259 255 4 132 123

23 MERİÇ 359 303 302 1 191 111

24 YENİCEKÖY 295 268 265 3 179 86

25 YILMAZKÖY 201 190 190 0 116 74

26 YİĞİTLER 219 201 201 0 138 63

27 AKINCILAR-AKINCILAR 347 310 308 2 273 35

28 ALAYKÖY-ALAYKÖY 268 220 219 1 103 116

29 ALAYKÖY-ALAYKÖY 269 241 238 3 126 112

30 ALAYKÖY-ALAYKÖY 253 226 225 1 131 94

31 ALAYKÖY-ALAYKÖY 245 220 219 1 123 96

32 ALAYKÖY-ALAYKÖY 285 259 255 4 127 128

33 ALAYKÖY-ALAYKÖY 282 253 249 4 121 128

34 DEĞİRMENLİK-BAHÇELİEVLER MAH 133 120 119 1 77 42

35 DEĞİRMENLİK-BALIKESİR 277 235 235 0 127 108

36 DEĞİRMENLİK-BALIKESİR 275 245 244 1 143 101

37 DEĞİRMENLİK-BAŞPINAR MAH 204 173 171 2 102 69

38 DEĞİRMENLİK-BEYKÖY MAH 84 78 78 0 47 31

39 DEĞİRMENLİK-CAMİALTI 202 185 185 0 151 34

40 DEĞİRMENLİK-MEHMETCİK 310 278 273 5 176 97

41 DEĞİRMENLİK-MİNARELİ 306 276 275 1 196 79

42 DEĞİRMENLİK-MİNARELİ 299 268 265 3 192 73

43 DEĞİRMENLİK-SARAY MAH 310 278 276 2 231 45

44 DEĞİRMENLİK-TEPEBAŞI 247 222 220 2 156 64

45 GÖNYELİ-GÖNYELİ MAH 272 232 232 0 197 35

46 GÖNYELİ-GÖNYELİ MAH 290 261 259 2 182 77

47 GÖNYELİ-GÖNYELİ MAH 294 259 256 3 186 70

48 GÖNYELİ-GÖNYELİ MAH 301 275 275 0 203 72

49 GÖNYELİ-GÖNYELİ MAH 296 252 242 10 175 67

50 GÖNYELİ-GÖNYELİ MAH 291 251 251 0 183 68

51 GÖNYELİ-GÖNYELİ MAH 299 255 254 1 169 85

52 GÖNYELİ-GÖNYELİ MAH 312 279 267 12 211 56

53 GÖNYELİ-GÖNYELİ MAH 302 258 250 8 185 65

54 GÖNYELİ-GÖNYELİ MAH 303 242 241 1 184 57

55 GÖNYELİ-GÖNYELİ MAH 303 269 268 1 206 62

56 GÖNYELİ-GÖNYELİ MAH 304 253 253 0 186 67

57 GÖNYELİ-GÖNYELİ MAH 303 253 248 5 184 64

58 GÖNYELİ-GÖNYELİ MAH 287 235 232 3 160 72

59 GÖNYELİ-YENİKENT MAH 291 232 231 1 188 43

60 GÖNYELİ-YENİKENT MAH 288 245 245 0 196 49

61 GÖNYELİ-YENİKENT MAH 305 261 259 2 200 59

62 GÖNYELİ-YENİKENT MAH 305 253 252 1 201 51

63 GÖNYELİ-YENİKENT MAH 288 222 221 1 166 55

64 GÖNYELİ-YENİKENT MAH 299 233 233 0 167 66

65 LEFKOŞA-ABDİ ÇAVUŞ MAH 274 230 228 2 114 114

66 LEFKOŞA-AKKAVUK MAH 189 149 148 1 82 66

67 LEFKOŞA-AKKAVUK MAH 150 118 118 0 81 37

68 LEFKOŞA-ARABAHMET MAH 179 141 139 2 106 33

69 LEFKOŞA-ARABAHMET MAH 170 130 129 1 94 35

70 LEFKOŞA-AYYILDIZ MAH 225 188 184 4 113 71

71 LEFKOŞA-ÇAĞLAYAN MAH 296 243 240 3 161 79

72 LEFKOŞA-ÇAĞLAYAN MAH 261 242 241 1 159 82

73 LEFKOŞA-ÇAĞLAYAN MAH 297 254 246 8 187 59

74 LEFKOŞA-GÖÇMENKÖY MAH 294 263 259 4 200 59

75 LEFKOŞA-GÖÇMENKÖY MAH 277 240 240 0 189 51

76 LEFKOŞA-GÖÇMENKÖY MAH 212 195 194 1 140 54

77 LEFKOŞA-GÖÇMENKÖY MAH 299 264 264 0 186 78

78 LEFKOŞA-GÖÇMENKÖY MAH 313 266 263 3 207 56

79 LEFKOŞA-GÖÇMENKÖY MAH 282 253 253 0 183 70

80 LEFKOŞA-GÖÇMENKÖY MAH 234 195 195 0 139 56

81 LEFKOŞA-GÖÇMENKÖY MAH 273 228 225 3 170 55

82 LEFKOŞA-HAYDARPAŞA MAH 58 51 50 1 33 17

83 LEFKOŞA-İBRAHİM PAŞA MAH 295 251 246 5 150 96

84 LEFKOŞA-İPLİKPAZARI 124 107 105 2 90 15

85 LEFKOŞA-KAFESLİ MAH 141 122 121 1 80 41

86 LEFKOŞA-KARAMANZADE MAH 248 221 217 4 129 88

87 LEFKOŞA-KIZILA MAH 307 252 249 3 187 62

88 LEFKOŞA-KIZILAY MAH 267 230 230 0 177 53

89 LEFKOŞA-KIZILAY MAH 288 238 222 16 157 65

90 LEFKOŞA-KIZILAY MAH 296 259 256 3 185 71

91 LEFKOŞA-KIZILAY MAH 269 210 207 3 137 70

92 LEFKOŞA-KIZILAY MAH 275 232 227 5 166 61

93 LEFKOŞA-KIZILAY MAH 264 223 222 1 143 79

94 LEFKOŞA-KÖŞKLÜÇİFTLİK MAH 278 227 225 2 149 76

95 LEFKOŞA-KÖŞKLÜÇİFTLİK MAH 236 196 193 3 124 69

96 LEFKOŞA-KÖŞKLÜÇİFTLİK MAH 306 277 275 2 174 101

97 LEFKOŞA-KÖŞKLÜÇİFTLİK MAH 288 235 234 1 156 78

98 LEFKOŞA-KÖŞKLÜÇİFTLİK MAH 289 252 251 1 168 83

99 LEFKOŞA-KÖŞKLÜÇİFTLİK MAH 289 211 209 2 128 81

100 LEFKOŞA-KÖŞKLÜÇİFTLİK MAH 288 238 233 5 153 80

101 LEFKOŞA-KÖŞKLÜÇİFTLİK MAH 300 232 231 1 163 68

102 LEFKOŞA-KÖŞKLÜÇİFTLİK MAH 304 242 242 0 156 86

103 LEFKOŞA-KUMSAL MAH 282 241 239 2 176 63

104 LEFKOŞA-KUMSAL MAH 264 192 192 0 132 60

105 LEFKOŞA-KUMSAL MAH 252 191 191 0 145 46

106 LEFKOŞA-KUMSAL MAH 283 228 221 7 137 84

107 LEFKOŞA-KUMSAL MAH 221 177 174 3 104 70

108 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 288 274 274 0 196 78

109 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 295 258 255 3 189 66

110 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 291 254 252 2 207 45

111 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 315 264 260 4 218 42

112 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 298 255 254 1 191 63

113 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 300 265 265 0 194 71

114 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 300 257 255 2 212 43

115 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 257 221 221 0 182 39

116 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 288 246 246 0 203 43

117 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 291 250 250 0 187 63

118 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 270 229 227 2 157 70

119 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 284 237 236 1 148 88

120 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 267 232 230 2 172 58

121 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 274 249 247 2 185 62

122 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 285 222 221 1 158 63

123 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 290 235 235 0 173 62

124 LEFKOŞA-KÜÇÜK KAYMAKLI 261 211 196 15 137 59

125 LEFKOŞA-MAHMUT PAŞA 147 116 116 0 50 66

126 LEFKOŞA-MARMARA MAH 290 246 243 3 174 69

127 LEFKOŞA-MARMARA MAH 286 251 251 0 167 84

128 LEFKOŞA-MARMARA MAH 286 245 245 0 186 59

129 LEFKOŞA-MARMARA MAH 299 256 255 1 200 55

130 LEFKOŞA-MARMARA MAH 299 265 262 3 201 61

131 LEFKOŞA-MARMARA MAH 293 232 226 6 143 83

132 LEFKOŞA-ORTAKÖY MAH 300 244 242 2 190 52

133 LEFKOŞA-ORTAKÖY MAH 308 246 241 5 188 53

134 LEFKOŞA-ORTAKÖY MAH 293 226 223 3 155 68

135 LEFKOŞA-ORTAKÖY MAH 290 243 242 1 162 80

136 LEFKOŞA-ORTAKÖY MAH 301 231 230 1 181 49

137 LEFKOŞA-ORTAKÖY MAH 307 237 235 2 164 71

138 LEFKOŞA-ORTAKÖY MAH 297 252 250 2 199 51

139 LEFKOŞA-ORTAKÖY MAH 289 253 252 1 180 72

140 LEFKOŞA-ORTAKÖY MAH 270 242 238 4 177 61

141 LEFKOŞA-ORTAKÖY MAH 276 218 218 0 162 56

142 LEFKOŞA-ORTAKÖY MAH 272 244 243 1 184 59

143 LEFKOŞA-ORTAKÖY MAH 290 244 244 0 173 71

144 LEFKOŞA-ORTAKÖY MAH 273 231 229 2 189 40

145 LEFKOŞA-SELİMİYE MAH 290 240 238 2 136 102

146 LEFKOŞA-TAŞKINKÖY MAH 268 236 235 1 166 69

147 LEFKOŞA-TAŞKINKÖY MAH 270 238 238 0 166 72

148 LEFKOŞA-TAŞKINKÖY MAH 269 235 230 5 180 50

149 LEFKOŞA-TAŞKINKÖY MAH 294 241 238 3 176 62

150 LEFKOŞA-TAŞKINKÖY MAH 294 269 267 2 213 54

151 LEFKOŞA-TAŞKINKÖY MAH 294 262 262 0 213 49

152 LEFKOŞA-TAŞKINKÖY MAH 303 262 260 2 198 62

153 LEFKOŞA-TAŞKINKÖY MAH 291 261 261 0 217 44

154 LEFKOŞA-TAŞKINKÖY MAH 299 264 262 2 196 66

155 LEFKOŞA-TAŞKINKÖY MAH 291 254 254 0 167 87

156 LEFKOŞA-YENİCAMİ MAH 304 254 254 0 165 89

157 LEFKOŞA-YENİCAMİ MAH 304 253 250 3 158 92

158 LEFKOŞA-YENİŞEHİR MAH 253 202 202 0 151 51

159 LEFKOŞA-YENİŞEHİR MAH 237 192 192 0 142 50

160 LEFKOŞA-YENİŞEHİR MAH 291 234 234 0 150 84

161 LEFKOŞA-YENİŞEHİR MAH 276 227 227 0 137 90

162 LEFKOŞA-YENİŞEHİR MAH 303 247 247 0 168 79

163 LEFKOŞA-YENİŞEHİR MAH 298 248 243 5 167 76

164 LEFKOŞA-YENİŞEHİR MAH 299 248 247 1 203 44

165 LEFKOŞA-YENİŞEHİR MAH 301 218 218 0 153 65

166 LEFKOŞA-YENİŞEHİR MAH 287 232 232 0 172 60

167 LEFKOŞA-YENİŞEHİR MAH 291 236 225 11 147 78

sandik magusa

Sandık No Seçim Çevresi Kayıtlı Seçmen Sayısı Oy Kullanan Seçmen Sayısı Geçerli Oy Sayısı Geçersiz Oy Sayısı EVET HAYIR

1 AKOVA 242 208 204 4 176 28

2 AKOVA 239 189 187 2 153 34

3 ALANİÇİ 293 250 249 1 156 93

4 ALANİÇİ 290 256 256 0 183 73

5 ASLANKÖY 280 239 232 7 119 113

6 ÇAMLICA 94 86 86 0 73 13

7 ÇINARLI 194 160 160 0 133 27

8 ERGENEKON 79 66 64 2 32 32

9 GÖNENDERE 328 284 275 9 226 49

10 GÖRNEÇ 342 322 313 9 186 127

11 GÜVERCİNLİK 306 265 260 5 95 165

12 GÜVERCİNLİK 292 248 246 2 51 195

13 KORKUTELİ 350 303 301 2 120 181

14 MALLIDAĞ 175 152 150 2 105 45

15 MUTLUYAKA 244 224 223 1 161 62

16 NERGİSLİ 256 223 221 2 183 38

17 PINARLI 156 134 134 0 86 48

18 PİLE 373 340 335 5 186 149

19 SÜTLÜCE 257 217 212 5 115 97

20 ŞEHİTLER 47 47 47 0 21 26

21 TİRMEN 119 95 93 2 74 19

22 TÜRKMENKÖY 222 209 206 3 172 34

23 TÜRKMENKÖY 223 192 189 3 153 36

24 TÜRKMENKÖY 214 192 186 6 143 43

25 ULUKIŞLA 340 303 298 5 105 193

26 YAMAÇKÖY 48 47 46 1 21 25

27 YILDIRIM 202 188 187 1 148 39

28 YILDIRIM 211 185 184 1 129 55

29 AKDOĞAN-AKDOĞAN 298 256 251 5 169 82

30 AKDOĞAN-AKDOĞAN 296 259 259 0 185 74

31 AKDOĞAN-AKDOĞAN 294 244 243 1 169 74

32 AKDOĞAN-AKDOĞAN 293 235 234 1 186 48

33 AKDOĞAN-AKDOĞAN 295 263 261 2 180 81

34 AKDOĞAN-AKDOĞAN 292 247 243 4 165 78

35 BEYARMUDU-BEYARMUDU 300 214 207 7 149 58

36 BEYARMUDU-BEYARMUDU 293 243 240 3 164 76

37 BEYARMUDU-BEYARMUDU 297 250 249 1 190 59

38 BEYARMUDU-ÇAYÖNÜ 238 210 210 0 122 88

39 BEYARMUDU-ÇAYÖNÜ 235 219 217 2 114 103

40 BEYARMUDU-İNCİRLİ 312 279 277 2 220 57

41 BEYARMUDU-KÖPRÜLÜ 158 141 139 2 77 62

42 GAZİMAĞUSA-ANADOLU MAH 276 257 256 1 143 113

43 GAZİMAĞUSA-ANADOLU MAH 282 260 257 3 128 129

44 GAZİMAĞUSA-ANADOLU MAH 276 238 235 3 112 123

45 GAZİMAĞUSA-BAYKAL MAH 280 225 223 2 165 58

46 GAZİMAĞUSA-BAYKAL MAH 289 238 233 5 151 82

47 GAZİMAĞUSA-BAYKAL MAH 280 230 225 5 143 82

48 GAZİMAĞUSA-BAYKAL MAH 276 228 224 4 168 56

49 GAZİMAĞUSA-BAYKAL MAH 260 208 202 6 146 56

50 GAZİMAĞUSA-BAYKAL MAH 248 201 198 3 125 73

51 GAZİMAĞUSA-CANBULAT 233 190 190 0 127 63

52 GAZİMAĞUSA-CANBULAT 245 209 208 1 147 61

53 GAZİMAĞUSA-CANBULAT 253 202 202 0 125 77

54 GAZİMAĞUSA-CANBULAT 235 206 198 8 138 60

55 GAZİMAĞUSA-CANBULAT 283 233 229 4 131 98

56 GAZİMAĞUSA-CANBULAT 255 207 206 1 120 86

57 GAZİMAĞUSA-CANBULAT 255 211 209 2 125 84

58 GAZİMAĞUSA-CANBULAT 262 213 212 1 107 105

59 GAZİMAĞUSA-CANBULAT 271 231 228 3 141 87

60 GAZİMAĞUSA-ÇANAKKALE MAH 268 224 221 3 150 71

61 GAZİMAĞUSA-ÇANAKKALE MAH 289 247 240 7 164 76

62 GAZİMAĞUSA-ÇANAKKALE MAH 271 210 203 7 137 66

63 GAZİMAĞUSA-ÇANAKKALE MAH 271 218 218 0 150 68

64 GAZİMAĞUSA-ÇANAKKALE MAH 272 202 201 1 122 79

65 GAZİMAĞUSA-DUMLUPINAR MAH 286 249 245 4 161 84

66 GAZİMAĞUSA-DUMLUPINAR MAH 281 233 230 3 147 83

67 GAZİMAĞUSA-DUMLUPINAR MAH 257 219 219 0 177 42

68 GAZİMAĞUSA-DUMLUPINAR MAH 259 210 209 1 137 72

69 GAZİMAĞUSA-DUMLUPINAR MAH 265 229 229 0 160 69

70 GAZİMAĞUSA-DUMLUPINAR MAH 262 215 214 1 143 71

71 GAZİMAĞUSA-HARİKA MAH 278 253 248 5 82 166

72 GAZİMAĞUSA-KARAKOL MAH 262 233 232 1 166 66

73 GAZİMAĞUSA-KARAKOL MAH 269 195 188 7 129 59

74 GAZİMAĞUSA-KARAKOL MAH 254 235 235 0 157 78

75 GAZİMAĞUSA-KARAKOL MAH 262 227 225 2 159 66

76 GAZİMAĞUSA-KARAKOL MAH 265 215 215 0 143 72

77 GAZİMAĞUSA-KARAKOL MAH 259 247 243 4 181 62

78 GAZİMAĞUSA-LALA MUSTAFA PAŞA MAH 276 229 224 5 159 65

79 GAZİMAĞUSA-LALA MUSTAFA PAŞA MAH 278 231 229 2 136 93

80 GAZİMAĞUSA-LALA MUSTAFA PAŞA MAH 273 220 218 2 147 71

81 GAZİMAĞUSA-LALA MUSTAFA PAŞA MAH 292 235 229 6 163 66

82 GAZİMAĞUSA-LALA MUSTAFA PAŞA MAH 285 237 229 8 191 38

83 GAZİMAĞUSA-LALA MUSTAFA PAŞA MAH 257 212 209 3 117 92

84 GAZİMAĞUSA-NAMIK KEMAL MAH 241 185 184 1 106 78

85 GAZİMAĞUSA-NAMIK KEMAL MAH 244 199 199 0 92 107

86 GAZİMAĞUSA-PERTEVPAŞA MAH 299 250 249 1 131 118

87 GAZİMAĞUSA-PERTEVPAŞA MAH 288 250 245 5 132 113

88 GAZİMAĞUSA-PERTEVPAŞA MAH 309 266 265 1 153 112

89 GAZİMAĞUSA-PİYALE PAŞA MAH 297 252 235 17 105 130

90 GAZİMAĞUSA-PİYALE PAŞA MAH 297 240 230 10 125 105

91 GAZİMAĞUSA-PİYALE PAŞA MAH 313 260 257 3 94 163

92 GAZİMAĞUSA-SAKARYA MAH 279 205 204 1 141 63

93 GAZİMAĞUSA-SAKARYA MAH 302 231 228 3 180 48

94 GAZİMAĞUSA-SAKARYA MAH 270 230 225 5 185 40

95 GAZİMAĞUSA-SAKARYA MAH 287 227 225 2 168 57

96 GAZİMAĞUSA-SAKARYA MAH 278 244 244 0 194 50

97 GAZİMAĞUSA-SAKARYA MAH 277 245 243 2 205 38

98 GAZİMAĞUSA-SAKARYA MAH 267 224 221 3 159 62

99 GAZİMAĞUSA-SURİÇİ MAH 249 193 189 4 133 56

100 GAZİMAĞUSA-SURİÇİ MAH 248 201 195 6 125 70

101 GAZİMAĞUSA-SURİÇİ MAH 250 190 190 0 115 75

102 GAZİMAĞUSA-SURİÇİ MAH 247 187 185 2 135 50

103 GAZİMAĞUSA-SURİÇİ MAH 245 199 196 3 139 57

104 GAZİMAĞUSA-TUZLA MAH 258 224 224 0 153 71

105 GAZİMAĞUSA-TUZLA MAH 254 229 229 0 180 49

106 GAZİMAĞUSA-TUZLA MAH 263 197 196 1 141 55

107 GAZİMAĞUSA-ZAFER MAH 292 261 256 5 112 144

108 GAZİMAĞUSA-ZAFER MAH 233 199 195 4 121 74

109 GAZİMAĞUSA-ZAFER MAH 252 217 211 6 101 110

110 GAZİMAĞUSA-ZAFER MAH 239 214 210 4 99 111

111 GAZİMAĞUSA-ZAFER MAH 237 212 212 0 87 125

112 GEÇİTKALE-GEÇİTKALE 249 223 220 3 154 66

113 GEÇİTKALE-GEÇİTKALE 276 213 210 3 153 57

114 GEÇİTKALE-GEÇİTKALE 268 229 226 3 166 60

115 GEÇİTKALE-GEÇİTKALE 278 248 241 7 166 75

116 İNÖNÜ-DÖRTYOL 250 222 221 1 64 157

117 İNÖNÜ-DÖRTYOL 257 230 228 2 72 156

118 İNÖNÜ-DÖRTYOL 210 186 181 5 64 117

119 İNÖNÜ-İNÖNÜ 231 199 199 0 127 72

120 İNÖNÜ-İNÖNÜ 234 210 208 2 141 67

121 İNÖNÜ-İNÖNÜ 247 199 196 3 130 66

122 PAŞAKÖY-KURUDERE 81 74 73 1 26 47

123 PAŞAKÖY-PAŞAKÖY 292 273 270 3 149 121

124 PAŞAKÖY-PAŞAKÖY 283 259 250 9 137 113

125 PAŞAKÖY-PAŞAKÖY 297 253 235 18 130 105

126 SERDARLI-SERDARLI 284 244 242 2 179 63

127 SERDARLI-SERDARLI 281 218 218 0 152 66

128 SERDARLI-SERDARLI 287 254 254 0 187 67

129 TATLISU-AKTUNÇ MAH 262 215 208 7 63 145

130 TATLISU-AKTUNÇ MAH 277 216 213 3 71 142

131 TATLISU-KÜÇÜKERENKÖY 96 81 81 0 21 60

132 TATLISU-YALI MAH 131 118 113 5 43 70

133 VADİLİ-TURUNÇLU 173 140 136 4 79 57

134 VADİLİ-VADİLİ 292 257 255 2 166 89

135 VADİLİ-VADİLİ 301 267 262 5 158 104

136 VADİLİ-VADİLİ 299 263 261 2 146 115

137 VADİLİ-VADİLİ 302 261 260 1 141 119

138 VADİLİ-VADİLİ 293 202 202 0 101 101

139 YENİ BOĞAZİÇİ-MORMENEKŞE 257 214 208 6 122 86

140 YENİ BOĞAZİÇİ-MORMENEKŞE 250 219 216 3 133 83

141 YENİ BOĞAZİÇİ-MORMENEKŞE 249 216 216 0 142 74

142 YENİ BOĞAZİÇİ-YENİ BOĞAZİÇİ 293 225 219 6 166 53

143 YENİ BOĞAZİÇİ-YENİ BOĞAZİÇİ 295 233 231 2 173 58

144 YENİ BOĞAZİÇİ-YENİ BOĞAZİÇİ 293 227 226 1 174 52

145 YENİ BOĞAZİÇİ-YENİ BOĞAZİÇİ 291 223 221 2 186 35

146 YENİ BOĞAZİÇİ-YENİ BOĞAZİÇİ 293 240 234 6 169 65

sandik girne

Sandık No Seçim Çevresi Kayıtlı Seçmen Sayısı Oy Kullanan Seçmen Sayısı Geçerli Oy Sayısı Geçersiz Oy Sayısı EVET HAYIR

1 AĞIRDAĞ 305 263 263 0 201 62

2 AKÇİÇEK 62 53 52 1 36 16

3 AKDENİZ 373 333 333 0 212 121

4 ALEMDAĞ 67 66 65 1 44 21

5 AŞ.TAŞKENT 188 170 169 1 138 31

6 BAHÇELİ 263 216 216 0 55 161

7 BEŞPARMAK 36 34 34 0 30 4

8 BEYLERBEYİ 275 239 236 3 162 74

9 BEYLERBEYİ 271 233 233 0 148 85

10 BOĞAZKÖY 250 262 260 2 192 68

11 BOĞAZKÖY 230 251 249 2 179 70

12 BOĞAZKÖY 227 189 188 1 130 58

13 ÇAMLIBEL 244 208 208 0 154 54

14 ÇAMLIBEL 247 201 198 3 143 55

15 DAĞYOLU 195 165 159 6 78 81

16 DAĞYOLU 219 188 182 6 109 73

17 GEÇİTKÖY 76 56 54 2 43 11

18 GÖÇERİ 91 88 88 0 55 33

19 GÜNGÖR 13 12 12 0 11 1

20 HİSARKÖY 156 143 143 0 118 25

21 ILGAZ 37 34 34 0 19 15

22 KARAAĞAÇ 213 191 191 0 120 71

23 KARŞIYAKA 296 260 256 4 98 158

24 KARŞIYAKA 313 259 256 3 111 145

25 KARŞIYAKA 279 238 236 2 104 132

26 KAYALAR 109 106 102 4 45 57

27 KOZAN 348 317 314 3 182 132

28 KÖMÜRCÜ 21 17 17 0 14 3

29 MALATYA/İNCESU 89 77 77 0 60 17

30 OZANKÖY 251 200 199 1 114 85

31 OZANKÖY 253 207 205 2 131 74

32 OZANKÖY 253 208 207 1 125 82

33 OZANKÖY 248 206 203 3 126 77

34 PINARBAŞI 323 288 285 3 177 108

35 SADRAZAMKÖY 96 83 81 2 43 38

36 ŞİRİNEVLER 237 206 203 3 156 47

37 TEPEBAŞI 231 200 199 1 92 107

38 TEPEBAŞI 230 206 194 12 113 81

39 Y.TAŞKENT 225 208 208 0 144 64

40 YEŞİLTEPE 114 92 90 2 48 42

41 ALSANCAK-ÇAĞLAYAN MAH 353 310 308 2 206 102

42 ALSANCAK-YAYLA MAH 308 262 262 0 168 94

43 ALSANCAK-YAYLA MAH 256 205 204 1 120 84

44 ALSANCAK-YAYLA MAH 252 235 231 4 176 55

45 ALSANCAK-YAYLA MAH 260 202 199 3 118 81

46 ALSANCAK-YAYLA MAH 257 206 206 0 135 71

47 ALSANCAK-YAYLA MAH 255 208 208 0 134 74

48 ALSANCAK-YEŞİLOVA MAH 210 183 168 15 118 50

49 ALSANCAK-YEŞİLOVA MAH 187 167 162 5 124 38

50 ÇATALKÖY-ARAPKÖY 216 176 173 3 104 69

51 ÇATALKÖY-ÇATALKÖY 284 220 217 3 137 80

52 ÇATALKÖY-ÇATALKÖY 310 252 251 1 152 99

53 ÇATALKÖY-ÇATALKÖY 283 244 238 6 154 84

54 ÇATALKÖY-ÇATALKÖY 313 264 262 2 184 78

55 ÇATALKÖY-ÇATALKÖY 295 248 247 1 167 80

56 ÇATALKÖY-ÇATALKÖY 289 223 223 0 149 74

57 DİKMEN-AŞ.DİKMEN MAH 289 267 265 2 179 86

58 DİKMEN-AŞ.DİKMEN MAH 228 243 240 3 159 81

59 DİKMEN-AŞ.DİKMEN MAH 279 247 241 6 143 98

60 DİKMEN-AŞ.DİKMEN MAH 255 217 216 1 153 63

61 DİKMEN-Y.DİKMEN MAH 202 167 166 1 112 54

62 DİKMEN-Y.DİKMEN MAH 212 192 188 4 100 88

63 ESENTEPE-ESENTEPE 319 272 263 9 175 88

64 ESENTEPE-ESENTEPE 318 267 265 2 150 115

65 ESENTEPE-ESENTEPE 305 264 257 7 201 56

66 GİRNE-AŞ.GİRNE MAH 255 187 186 1 134 52

67 GİRNE-AŞ.GİRNE MAH 218 166 166 0 94 72

68 GİRNE-AŞ.GİRNE MAH 301 228 228 0 131 97

69 GİRNE-AŞ.GİRNE MAH 301 207 207 0 106 101

70 GİRNE-AŞ.GİRNE MAH 251 188 187 1 125 62

71 GİRNE-DOĞANKÖY MAH 189 151 151 0 113 38

72 GİRNE-EDREMİT MAH 343 259 258 1 142 116

73 GİRNE-KARAKUM MAH 198 152 151 1 72 79

74 GİRNE-KARAMAN MAH 169 138 138 0 85 53

75 GİRNE-KARAOĞLANOĞLU MAH 262 206 205 1 133 72

76 GİRNE-KARAOĞLANOĞLU MAH 231 170 169 1 97 72

77 GİRNE-KARAOĞLANOĞLU MAH 266 210 199 11 124 75

78 GİRNE-KARAOĞLANOĞLU MAH 314 275 268 7 183 85

79 GİRNE-KARAOĞLANOĞLU MAH 246 208 201 7 109 92

80 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 304 254 254 0 151 103

81 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 307 251 250 1 151 99

82 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 315 251 249 2 167 82

83 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 304 243 243 0 159 84

84 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 299 240 240 0 162 78

85 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 307 246 245 1 173 72

86 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 307 259 258 1 162 96

87 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 302 217 217 0 152 65

88 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 307 243 243 0 146 97

89 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 314 240 240 0 129 111

90 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 305 225 225 0 141 84

91 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 330 248 244 4 151 93

92 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 307 226 226 0 139 87

93 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 338 270 267 3 181 86

94 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 297 242 240 2 181 59

95 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 313 250 249 1 154 95

96 GİRNE-YUKARI GİRNE MAH 319 260 246 14 170 76

97 GİRNE-ZEYTİNLİK KESİMİ 172 137 134 3 77 57

98 GİRNE-ZEYTİNLİK KÖY 177 144 142 2 111 31

99 LAPTA-ADATEPE MAH 203 159 155 4 95 60

100 LAPTA-BAŞPINAR MAH 281 237 232 5 113 119

101 LAPTA-KOCATEPE MAH 231 186 181 5 92 89

102 LAPTA-KOCATEPE MAH 248 199 197 2 115 82

103 LAPTA-KOCATEPE MAH 271 194 192 2 103 89

104 LAPTA-SAKARYA MAH 85 72 72 0 45 27

105 LAPTA-TINAZTEPE MAH 308 264 255 9 182 73

106 LAPTA-TINAZTEPE MAH 296 236 210 26 149 61

107 LAPTA-TINAZTEPE MAH 303 260 251 9 124 127

108 LAPTA-TÜRK MAH 173 128 127 1 76 51

109 LAPTA-YAVUZ MAH 312 260 259 1 167 92

sandik guzelyurt

Sandık No Seçim Çevresi Kayıtlı Seçmen Sayısı Oy Kullanan Seçmen Sayısı Geçerli Oy Sayısı Geçersiz Oy Sayısı EVET HAYIR

1 AKÇAY 252 218 217 1 141 76

2 AKÇAY 271 252 251 1 198 53

3 AKÇAY 232 213 209 4 147 62

4 AYDINKÖY 262 226 224 2 132 92

5 AYDINKÖY 259 218 218 0 113 105

6 AYDINKÖY 261 236 234 2 134 100

7 ÇAMLIKÖY 147 129 128 1 89 39

8 DOĞANCI 303 270 270 0 241 29

9 DOĞANCI 307 264 259 5 212 47

10 DOĞANCI 309 266 264 2 218 46

11 GAYRETKÖY 246 220 218 2 136 82

12 GAZİVEREN 310 273 267 6 208 59

13 GAZİVEREN 316 282 282 0 216 66

14 KALKANLI 258 231 230 1 157 73

15 KALKANLI 260 233 231 2 183 48

16 MEVLEVİ 207 176 175 1 68 107

17 SERHATKÖY 212 194 193 1 116 77

18 SERHATKÖY 207 195 187 8 140 47

19 ŞAHİNLER 134 124 123 1 58 65

20 TAŞPINAR 144 128 128 0 86 42

21 YEŞİLIRMAK 286 229 229 0 137 92

22 YUVACIK 37 37 36 1 25 11

23 ZÜMRÜTKÖY 235 203 202 1 119 83

24 ZÜMRÜTKÖY 239 208 199 9 150 49

25 ZÜMRÜTKÖY 240 212 211 1 133 78

26 GÜZELYURT-AŞ.BOSTANCI 272 240 235 5 130 105

27 GÜZELYURT-AŞ.BOSTANCI 253 220 216 4 172 44

28 GÜZELYURT-AŞ.BOSTANCI 250 209 202 7 148 54

29 GÜZELYURT-AŞ.BOSTANCI 311 262 256 6 149 107

30 GÜZELYURT-AŞ.BOSTANCI 275 242 240 2 153 87

31 GÜZELYURT-AŞ.BOSTANCI 238 208 190 18 119 71

32 GÜZELYURT-GÜNEŞKÖY MAH 313 283 282 1 165 117

33 GÜZELYURT-İSMETPAŞA MAH 295 239 237 2 157 80

34 GÜZELYURT-İSMETPAŞA MAH 268 198 194 4 141 53

35 GÜZELYURT-İSMETPAŞA MAH 298 233 231 2 141 90

36 GÜZELYURT-İSMETPAŞA MAH 273 202 197 5 121 76

37 GÜZELYURT-İSMETPAŞA MAH 298 246 243 3 141 102

38 GÜZELYURT-İSMETPAŞA MAH 289 259 248 11 154 94

39 GÜZELYURT-LALA M. PAŞA MAH 298 230 228 2 141 87

40 GÜZELYURT-LALA M. PAŞA MAH 265 213 211 2 116 95

41 GÜZELYURT-LALA M. PAŞA MAH 278 225 225 0 142 83

42 GÜZELYURT-LALA M. PAŞA MAH 266 211 210 1 126 84

43 GÜZELYURT-PİYALE PAŞA MAH 304 265 261 4 173 88

44 GÜZELYURT-PİYALE PAŞA MAH 302 263 261 2 178 83

45 GÜZELYURT-PİYALE PAŞA MAH 303 261 247 14 165 82

46 GÜZELYURT-PİYALE PAŞA MAH 299 263 260 3 161 99

47 GÜZELYURT-PİYALE PAŞA MAH 304 243 242 1 140 102

48 GÜZELYURT-PİYALE PAŞA MAH 301 246 246 0 139 107

49 GÜZELYURT-PİYALE PAŞA MAH 297 246 245 1 116 129

50 GÜZELYURT-PİYALE PAŞA MAH 306 262 260 2 168 92

51 GÜZELYURT-PİYALE PAŞA MAH 295 253 253 0 98 155

52 GÜZELYURT-PİYALE PAŞA MAH 296 245 241 4 153 88

53 GÜZELYURT-Y.BOSTANCI 247 210 207 3 121 86

54 GÜZELYURT-Y.BOSTANCI 229 193 193 0 128 65

55 GÜZELYURT-Y.BOSTANCI 237 212 202 10 133 69

56 GÜZELYURT-Y.BOSTANCI 228 199 199 0 132 67

57 GÜZELYURT-YAYLA MAH 296 268 264 4 164 100

58 GÜZELYURT-YAYLA MAH 291 266 264 2 151 113

59 LEFKE-BADEMLİKÖY 83 70 68 2 44 24

60 LEFKE-BAĞLIKÖY MAH 160 133 132 1 73 59

61 LEFKE-CENGİZKÖY MAH 122 104 104 0 48 56

62 LEFKE-DENİZLİ MAH 210 190 189 1 142 47

63 LEFKE-DENİZLİ MAH 210 185 184 1 115 69

64 LEFKE-GEMİKONAĞI MAH 295 312 310 2 209 101

65 LEFKE-LEFKE MAH 293 255 253 2 194 59

66 LEFKE-LEFKE MAH 297 243 242 1 139 103

67 LEFKE-LEFKE MAH 300 232 232 0 153 79

68 LEFKE-LEFKE MAH 300 241 235 6 150 85

69 LEFKE-LEFKE MAH 303 256 256 0 185 71

70 LEFKE-LEFKE MAH 303 246 237 9 160 77

71 LEFKE-YEDİDALGA MAH 192 167 164 3 76 88

72 LEFKE-YEDİDALGA MAH 218 179 178 1 125 53

73 LEFKE-YEDİDALGA MAH 207 182 181 1 115 66

74 LEFKE-YEŞİLYURT MAH 256 234 229 5 115 114

75 LEFKE-YEŞİLYURT MAH 266 239 235 4 137 98

76 LEFKE-YEŞİLYURT MAH 266 214 210 4 130 80

sandik iskele

Sandık No Seçim Çevresi Kayıtlı Seçmen Sayısı Oy Kullanan Seçmen Sayısı Geçerli Oy Sayısı Geçersiz Oy Sayısı EVET HAYIR

1 ADAÇAY 52 47 47 0 12 35

2 AĞILLAR 133 116 116 0 73 43

3 ALTINOVA 219 185 182 3 138 44

4 ARDAHAN 265 230 222 8 65 157

5 AVTEPE 130 102 101 1 51 50

6 AYGÜN 281 245 240 5 155 85

7 BAFRA 213 184 180 4 57 123

8 BALALAN 112 77 75 2 44 31

9 BOĞAZİÇİ 210 165 159 6 120 39

10 BOĞAZİÇİ 210 182 181 1 117 64

11 BOLTAŞLI 185 147 137 10 68 69

12 ÇAYIROVA 330 280 277 3 127 150

13 DERİNCE 385 296 295 1 173 122

14 ERGAZİ 198 166 163 3 79 84

15 ESENKÖY 43 39 38 1 17 21

16 GELİNCİK 337 258 252 6 188 64

17 KALEBURNU 335 234 218 16 56 162

18 KAPLICA 279 234 227 7 107 120

19 KİLİTKAYA 147 126 126 0 109 17

20 KUMYALI 217 174 171 3 93 78

21 KUMYALI 220 177 175 2 99 76

22 KURTULUŞ 68 59 58 1 41 17

23 KURUOVA 135 111 110 1 53 57

24 KUZUCUK 227 194 192 2 109 83

25 MERSİNLİK 127 110 110 0 63 47

26 ÖTÜKEN 272 219 214 5 147 67

27 SAZLIKÖY 83 68 68 0 52 16

28 SINIRÜSTÜ 115 98 98 0 74 24

29 SİPAHİ 331 256 251 5 65 186

30 TAŞLICA 85 74 74 0 32 42

31 TOÇUKÖY 246 225 218 7 135 83

32 TURNALAR 97 81 79 2 17 62

33 TUZLUCA 201 154 152 2 89 63

34 YARKÖY 232 197 194 3 93 101

35 YEDİKONUK 303 271 268 3 64 204

36 YEDİKONUK 277 236 227 9 54 173

37 YEŞİLKÖY 314 237 230 7 144 86

38 YEŞİLKÖY 304 221 215 6 138 77

39 ZEYBEKKÖY 24 22 22 0 7 15

40 ZİYAMET 245 183 181 2 107 74

41 ZİYAMET 252 212 204 8 98 106

42 BÜYÜKKONUK-BÜYÜKKONUK 216 178 175 3 100 75

43 BÜYÜKKONUK-BÜYÜKKONUK 213 170 167 3 95 72

44 BÜYÜKKONUK-BÜYÜKKONUK 219 173 166 7 108 58

45 DİPKARPAZ-ERSİNPAŞA MAH 340 266 262 4 101 161

46 DİPKARPAZ-POLAT PAŞA MAH 356 272 266 6 109 157

47 DİPKARPAZ-SANCAR PAŞA MAH 386 292 277 15 141 136

48 İSKELE-BOĞAZ MAH 90 73 73 0 44 29

49 İSKELE-BOĞAZTEPE MAH 271 234 233 1 157 76

50 İSKELE-CEVİZLİ MAH 235 204 197 7 119 78

51 İSKELE-İSKELE MERKEZ 300 224 219 5 155 64

52 İSKELE-İSKELE MERKEZ 289 230 228 2 130 98

53 İSKELE-İSKELE MERKEZ 281 245 241 4 149 92

54 İSKELE-İSKELE MERKEZ 290 236 235 1 137 98

55 İSKELE-İSKELE MERKEZ 273 229 219 10 121 98

56 İSKELE-KALECİK MAH 209 188 183 5 50 133

57 MEHMETCİK-MEHMETCİK 240 195 194 1 136 58

58 MEHMETCİK-MEHMETCİK 240 212 205 7 138 67

59 MEHMETCİK-MEHMETCİK 229 191 188 3 111 77

60 MEHMETCİK-MEHMETCİK 235 178 173 5 120 53

61 MEHMETCİK-PAMUKLU 196 171 171 0 114 57

62 YENİ ERENKÖY-YENİ ERENKÖY 306 258 257 1 156 101

63 YENİ ERENKÖY-YENİ ERENKÖY 298 244 242 2 158 84

64 YENİ ERENKÖY-YENİ ERENKÖY 306 245 241 4 150 91

65 YENİ ERENKÖY-YENİ ERENKÖY 297 258 256 2 186 70

KIBRIS 25/04/2004

Kıbrıslı Türkler zaferini kutladı

Referandum sonuçlarının açıklanmasından sonra başkent Lefkoşa’nın İnönü Meydanı’nda toplanan binlerce Kıbrıs Türkü, coşkulu gösterilerle zaferini kutlayarak, referandum öncesinde ‘hayır’ kampanyası yürüten Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı istifaya çağırdı.

Büyük çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu kalabalığın herhangi bir organizasyon olmamasına karşın kendi istemleri doğrultusunda İnönü meydanına buluşmasında “Denktaş İstifa”, “Kıbrıs’ta Barış Engellenemez”, “Denktaş, Güneye” sloganları atılırken hep bir ağızdan “45 sene oldu. Senin süren doldu. Yeter artık Denktaş, artık istifa, artık istifa” diye tempo tutuldu.

Binlerce kişi meydanda toplanırken, yüzlerce araç da, Girne Kapısı önündeki Cemal Gürsel Caddesi’nden kornalar çalarak kutlamalara katıldı. Referandum sonuçlarının kesinleşmesinin ardından sokağa dökülen barış taraftarları, ortaya çıkan tabloyu hazmetmeyen ve Kıbrıs Türk halkının iradesine saygısızca saldıran ülkücü gruplar tarafından taciz edildi.

Polise gerek olmadı

İnönü Meydanı’nda ellerindeki parti bayrakları, evet flamaları ve meşalelerle renkli görüntüler oluşturan kalabalığın bir grubu, bir ara Cumhurbaşkanlığı’na yöneldi. Cumhurbaşkanlığı’na koşanlar yine kutlamalara katılanlar tarafından engellendi. Dikenli telle yolu kesen polise gerek olmadan durdurulan kalabalık, daha sonra CTP-BG Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer’in çağrı ve çabasıyla tekrar meydana döndü.

Soyer: Avrupa’nın kapıları aralandı

Soyer, kalabalığa konuşmasında, referandumda Güney Kıbrıs’tan istenen sonucun alınamadığına işaret ederek, “Ama statüko çöktü. Avrupa’nın kapıları aralandı. Adım adım gireceğiz” dedi.

Denktaş’ın “istifaya gerek yok” yönündeki açıklamasını eleştiren Soyer, halkın, Denktaş’ın koltuğunda oturmasına karşı olduğunu söyledi.

Bugünlere, sabırlı mücadeleyle gelindiğini söyleyen Ferdi Sabit Soyer, aynı olgunluk ve sabırla mücadelenin sürdürüleceğini vurguladı.

Soyer, kalabalığın “Saraya, saraya” sloganları atması üzerine ise,“evet” sonucunu kutlamak için meydana toplanıldığını, ancak kutlama için gerekli hazırlığın bulunmadığını belirterek, esas kutlamanın gelen hafta Çarşamba veya Perşembe günü yapılabileceğini bildirdi.

“Ülkücüler” boş durmadı

Referandum sonuçlarının kesinleşmesinin ardından sokağa dökülen barış taraftarları, ortaya çıkan tabloyu hazmetmeyen ve Kıbrıs Türk halkının iradesine saygısızca saldıran gruplar tarafından taciz edildi.

Kutlamalar için sokağa dökülen vatandaşların sağduyusu ve siyasi parti yetkililerinin çabaları sonrasında olayların büyümesi önlenirken, Polis Genel Müdürlüğü’nün de başkent sokaklarında geniş güvenlik önlemleri aldığı gözlemlendi.

Bu arada, İnönü Meydanı- Sarayönü güzergahı üzerinde bulunan KKTC Ülkü Ocakları önünden geçen ve sevinç gösterisinde bulunan bir gruba saldırıda bulunuldu. Olay, polis ekiplerinin müdahalesi üzerine büyümeden önlenirken, ülkücü saldırgan da tutuklandı. KIBRIS Gazetesi ekiplerinin de görüntülediği olay, yine sevinç gösterilerinde bulunan grubun hoşgörüsü nedeniyle büyümeden önlendi.

Olay yerinden ayrılan grup, “Bu tür saldırıları tasvip etmemiz mümkün değil ama yine de hoşgörülü davranıyoruz. Kıbrıslı Türklerin politik kültüründe sokak ortasında kavga ve ortaya çıkan sonucu hazmedememe yoktur” ifadesini kullandı.

Serdar Denktaş’a tepki

Referandumdan ‘Evet’ çıkmasınıi kutlamak amacıyla toplanan kalabalık, saat 22.30 sıralarında meydanı boşaltmaya başladı.

Kutlamaya katılanlar, dağılmalarının 10 dakika öncesinde, Saray Otel’deki Basın Merkezi’ne gitmek üzere kalabalığın arasından yaya olarak geçmeye çalışan DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş’a da tepki gösterdi.

Herhangi bir olay çıkmasına izin vermeyen güvenlik görevlileri ve polisler, Serdar Denktaş’ın geçişini sağladılar. “Denktaş istifa” sloganları arasında dağılmaya başlayan kalabalık daha sonra Cemal Gürsel Caddesi’nden geçerek, araç konvoyları halinde kutlamalarına devam etti.

KIBRIS 25/04/2004

Yeni dönemde Denktaş'a yer yok

Başbakan Mehmet Ali Talat, referandumdan çıkan bu sonuç karşısında, bu güne kadar her şeye 'hayır' diyen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın görevinden istifa etmesi gerektiğini vurgulayarak, "Yeni dönemde Sayın Denktaş'a yer olamaz" dedi.

Talat, referandum sonuçlarını değerlendirdiği açıklamasında, "Bu gelişmelerin ışığında Sayın Cumhurbaşkanı'nın artık durumunu değerlendirip, görevden ayrılması gerekiyor. Çünkü bu şartlarda önümüzdeki yeni dönemde başlatacağımız diplomatik atakta şimdiki

Kıbrıs Türk halkının görüntüsüne ihtiyacımız var. Bu plana 'evet' diyen Kıbrıs Türk halkının görüntüsüne ihtiyacımız var. Yoksa her şeye 'hayır' diyen Cumhurbaşkanı'nın gölgesinin yeniden bu sürece düşmesinin çok büyük sakıncaları var" diye konuştu.

Başbakan Talat, referandumdan çıkan sonuçla, Kıbrıs Türk halkının Ada'da barışa, anlaşmaya ve Avrupa Birliği üyeliğine güçlü "evet" dediğini belirterek, "Kıbrıs Türk Halkı 'evet' diyor. Uluslararası toplumun istediği, dünyanın ısrarla arzuladığı Kıbrıs'ın birleştirilmesi

projesine Kıbrıs Türk halkı güçlü bir 'evet' diyor" diye konuştu

Kıbrıs Türk halkının görevini yaptığını, bundan sonrasının uluslararası toplumun işi olduğunu söyleyen Başbakan Talat, şöyle dedi:

"Onların (uluslararası topluluğun) isteğini biz yerine getirdik, Rumlar reddetti. Rumlar dünyayla bütünleşmiş halde, biz dünyadan izole edilmiş durumdayız. Rumlar, Avrupa Birliği'nin bütün çabasına, arzusuna, isteğine, talebine rağmen, onların desteklediği bir planı reddediyor ve 1 Mayıs'ta Avrupa Birliği'ne giriyor. Böylesine bir çelişki, böylesine bir çok fazla insani olmayan duruş sanıyorum sorgulanmalıdır Avrupa'da."

"Rum tarafından 'hayır' çıkmasının

suçu Türk tarafında olamaz

Referandum sonuçlarını NTV'ye de değerlendiren Başbakan Mehmet Ali Talat, yeni dönemde Cumhurtbaşkanı Denktaş'a yer olamayacağını söyledi.

Talat, Rum kesiminden 'hayır' çıkmasının suçunun Türk tarafında olamayacağını belirterek, bundan sonra sorumluluğun uluslararası topluma ait olduğunu söyledi.

Referandum sonuçlarının KKTC açısından memnuniyet verici olduğunu söyleyen Talat, "Bizim arzumuz iki 'evet'di. Biz üzerimize düşeni yaptık" dedi.

İkinci referandumun Türk tarafının gündeminde olmadığını belirten Talat, "Uluslararası toplum bunu nasıl çözeceğini düşünecektir. Bu pirincin taşını nasıl ayıklayacağına karar vermelidir" diye konuştu.

"Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak"

Mehmet Ali Talat, referandumların ardından artık iki tarafta da hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını da söyledi.

Talat, her iki tarafta da yeni bir politik yapılanmanın ortaya çıkacağını kaydetti.

Başbakan, "Yeni dönemde sayın Denktaş'ın yeri yoktur" diyerek, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın istifa etmesi gerektiğini vurguladı. Talat, "Denktaş'ın görüntüsü yeni diplomatik çabalara uygun değildir" dedi.

"Denktaş halkın kararına saygı göstermeli"

Başbakan Mehmet Ali Talat, TAK muhabirine yaptığı açıklamada da, Annan Planı'nın ekinde dün referandumla onaya sunulan deniz hukukuyla ilgili (47) numaralı federal yasanın İsviçre'deki müzakerelerde taraflara sunulduğunu, Türkiye'nin konuyla ilgili itirazını ise iki gün önce dile getirdiğini belirterek, "Türkiye'nin yasayla getirilen düzenlemeyi sakıncalı bulması doğal karşılanabilir ama bana göre sakıncası yok" dedi.

Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın konuyla ilgili açıklamalarını ve bu çerçevede kendisine yönelik eleştirilerini de "hayır kampanyasının parçası" olarak niteledi.

Yasa ne getiriyor...

Başbakan Mehmet Ali Talat, Annan Planı'nın ekinde yer alan yasalardan biri olan (47) numaralı deniz hukukuyla ilgili federal yasanın, "Kıbrıs karasularından geçecek nükleer yakıtlı, zararlı ve tehlikeli yakıt taşıyan gemiler ile savaş gemilerine, Kıbrıs'ın ilgili otoritesi olarak Başkanlık Konseyi'ne önceden bildirim" şartı getirdiğini belirterek, bu düzenlemenin sadece ve Türk gemilerini değil, tüm gemileri kapsadığını kaydetti.

Talat, özetle şunları söyledi:

"Diğer yasalarla birlikte bu yasa da adada da teknik komitelerde hazırlandı. Ancak İsviçre'de Rumlar'ın itirazını dikkate alan BM, uzlaşma olması için ekleme yaptı. Orada belgeler taraflara verildi ve dolayısıyla herkesin bu belgeden haberi vardı. O gün bir itiraz da konmadı. Türkiye iki gün önce itiraz etti, bu da sakıncanın büyük boyutlu olmadığının göstergesidir diye düşünüyorum..."

Bağımsız devlete bildirimde sakınca yok

Türkiye'nin konuyla ilgili itirazını doğal olarak niteleyen, ancak kendisi açısından sakınca içermediğini söyleyen Talat, şunları kaydetti:

"Uluslararası hukuka aykırı olmamasına rağmen Türkiye'nin bu düzenlemeye itiraz etmesi doğal bir tutum belirlemesidir. Ancak bir endişe olarak belirtilen bildirim yapma zorunluluğu Annan Planı'nın kötü bir plan olduğunu göstermez. Bana göre bağımsız bir devlet olarak kurulacak ve askerden arındırılacak olan Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin karasularından geçiş yapacak bu türden gemilerin bildirim yapmaları bir sakınca taşımaz."

"Denktaş hayır kampanyasının parçası..."

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, konuyla ilgili olarak dün sandık başında kendisine yönelik eleştirilerde bulunduğuna dikkat çeken Talat, "Cumhurbaşakanı bu yasaları tam olarak okumadığımı iddia ediyor ama kendisinin büyük sakınca gördüğü bu düzenlemeden haberdar olmaması çok daha vahim bir durumdur" dedi.

Talat, "Bu geç kalmış itiraz Sayın Denktaş'ın seçim yasaklarını delerek yürüttüğü hayır kampanyasının bir parçası haline getirilmek isteniyor. Bunu onaylamam mümkün değil" diye de ekledi.

"Denktaş köşesine çekilmeli..."

Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın "iki taraftan evet çıksa da mücadelem sürecek" şeklindeki açıklamasıyla ilgili olarak da şunları söyledi:

"Sayın Denktaş son ana kadar Kıbrıs Türk halkına zarar verme kararlılığındadır. Halkın vereceği karara saygılı olarak kendi durumunu değerlendirmeli, bu yükü Kıbrıs Türk halkının sırtından kaldırmalıdır. Artık köşesine çekilme zamanı geldi. Referandum sonuçları da halkın bu istencini gösterecektir diye düşünüyorum..."

Türk tarafı suçlanamaz

Uluslararası toplum artık

Rum tarafına yönelmeli

CTP Birleşik Güçler Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat, parti merkezinde referandum sonuçlarıyla ilgili ilk değerlendirmesini yaparken de, "Biz üzerimize düşeni yaptık, artık Türk tarafı suçlanamaz, eleştirilemez" dedi.

Talat, aslında iki evet istediklerini, fakat Rumlar'ın tutumu nedeniyle Kıbrıs sorununun çözülemediğini belirterek, "sorumlu biz değiliz" diyue konuştu.

"Uluslar arası toplum ve Avrupa Birliği değerlerini reddeden bir toplumu bütün Kıbrıs adına nasıl alacağını iyice düşünmeli" ifadelerini kullanan Talat, Rum tarafındaki hayır oranının çok yüksek olmasına bağlı olarak, ikinci bir referandumla ilgili soru üzerine, kendilerinin gündeminde ikinci bir referandum bulunmadığını söyledi.

Talat, uluslar arası toplumun olayı nasıl çözeceğini, kendisinin düşünmesi gerektiğini ifade eden Talat, Kıbrıs Türkleri'nin ve Türkiye'nin üzerine düşeni yaptığını belirtti.

CTP Genel Başkanı ve Başbakan Talat, "Uluslar arası toplum artık Rum tarafına yönelmeli, pirincin taşını nasıl ayıklayacağına karar vermeli" şeklinde konuştu.

Mehmet Ali Talat, Rum tarafındaki hayır oranının yüksekliğinin sorulması üzerine ise, oranın hiçbir farkının olmayacağını, sonuçta çözümün reddedildiğini ifade ederek, "ama artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" dedi.

Talat, bu ne demek? Sorusuna karşılık ise, Kuzey'de de Güney'de de yeni politik yapılanmanın olacağını" söyledi.

Erdoğan ve Gül'le görüştü

Talat bir başka soruya karşılık, sonuçların netleşmesinin ardından Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le telefonda görüştüğünü belirterek, "üzerimize düşeni yaptığımız konusunda mutabıkız, bundan sonra uluslar arası toplumu bekleyeceğiz" ifadelerini kullandı.

Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'la ilgili soru üzerine, yeni dönemde başlatacakları diplomatik atakta, Denktaş'ın yeri olamayacağını, Denktaş'ın dünyadaki görüntüsünün kendilerinin yürüteceği diplomatik atağa uygun olmadığını kaydetti.

Talat şöyle devam etti:

"Biz izalasyonun, ambargoların kaldırılmasını, Kıbrıs Türkü'nün temsil ettiğini, Rumlar'ın Kıbrıs Türk'ü adına konuşamayacağını iddia ediyoruz.

Bunların ileri götürülmesi ve dünyada kabul görmesini sağlamak için kendi içimizi de düzeltme gerekir. Bunun başında da Sayın Cumhurbaşkanı gelir. Onun Kıbrıs Türk halkının çıkarlarına karşı yürüttüğü büyük bir kampanya, hatta Rum çıkarlarına hizmet eden bir kampanya oldu. Bu görevde kalmasının anlamı yoktur."

KIBRIS 25/04/2004

Yürüttüğüm 'hayır' kampanyası amacına ulaştı, istifa etmeyeceğim

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türk halkının Annan Planı'ndan kurtulduğunu söyledi. Denktaş, "Annan Planı ortadan kalkmıştır" dedi.

Annan Planı'na karşı yürüttüğü "hayır" kampanyasının maksadına ulaştığını belirten Cumhurbaşkanı "Kıbrıs halkı, Rum tarafında Rum halkı olarak, Türk tarafında Türk halkı olarak kararını vermiştir. Bizim bütün uğraşımız, Kıbrıs Türk halkını, devletimizi ortadan kaldıracak olan Annan Planı'ndan kurtarmaktı. Bu başarılmıştır. Bizim 'hayır kampanyamız' maksadına ulaşmıştır" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş, görevinden istifa etmesi yönünde Başbakan Mehmet Ali Talat'ın yaptığı çağrıyı da yanıtlayarak, "Sayın Talat, bu netice nedeniyle benim artık istifa etmem gerektiğini söylemiştir. Annan Planı kabul edilmiş olsaydı doğrudur. Ben, devleti kurtarmak için harekete geçtim ve devlet kurtarılmıştır. Dolayısıyla istifa için bir neden yoktur" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, referandum sonuçlarının belli olmasının ardından Saray Otel'de basın toplantısı düzenledi.

KKTC'de referandumda "evet" diyenlerin çoğunun Annan Planı'nın ne olduğunu bilmediğini ve planın KKTC Devleti'ni ortadan kaldıracağına da inanmadığını söyleyen Cumhurbaşkanı, "Dolayısıyla herkes, kendi açısından bir nedenle 'evet'ini kullanmıştır" dedi.

"Uluslararası topluluğun vaadini yerine getirmesini bekliyoruz"

Uluslararası topluluğun Rum tarafından "hayır", Türk tarafından "evet" çıkması halinde tanınma ve ambargoların kaldırılması yönünde vaadde bulunduğunu belirterek, bu sözün yerine getirilmesini beklediklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, şöyle dedi:

"Rum tarafına 'hayır' dediğiniz taktirde Türk tarafı da 'evet' derse tanınmaya kadar açık, limanların ambargodan kurtarılması, havayollarının açılması, Türk tarafının 40 yıllık izolasyondan kurtarılması vaat edilmiştir. Bu, Rumlar için bir tehditti, dinlemediler, takmadılar, 'hayır' dediler. Bizim için çok önemli açıklamalardı. 40 yıl ambargo altında yaşayan insanlara, bu sözler senetti, istenilen bir şeydi, 'evet' demişlerdir. Ve böylelikle, bu sözleri verenlere, 'buyurun sözünüzü yerine getiriniz' demek hakkını kazanmış bulunmaktayız. Dolayısıyla, bizim 'hayır kampanyamız' maksadına ulaşmıştır. Annan Planı ortadan kalkmıştır."

"Rumlar eşitliğimizi, devlet olduğumuzu kabul edecek"

Halkın bilmediği 9 bin sayfalık bir "mahkumiyet belgesine" mahkum edilmediğini de belirten Denktaş "Bu, bizim için alınmış olan iyi bir sonuçtur" dedi.

Uluslararası topluluğun vaatlerini yerine getirmesi gerektiğini yineleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, sözlerine şöyle devam etti:

"Eğer halkımıza vaat edilenler yerine getirilirse, o zaman Rumlar eşitliğimizi kabul edecek, o zaman devlet olduğumuzu kabul edecekler ve iki devlet, iki egemen halk esasında yeni bir ortaklık olasılığı meydana gelmiş olacaktır."

Başbakan'ın istifa çağrısına yanıt

Başbakan Mehmet Ali Talat'ın, referandum sonucu nedeniyle kendisinin istifa etmesi gerektiğini söylediğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Denktaş, "Annan Planı kabul edilmiş olsaydı, doğrudur. Ben, devleti kurtarmak için harekete geçtim ve devlet kurtarılmıştır" diye konuştu.

İstifa etmesi için bir neden olmadığını dile getiren Denktaş, şunları söyledi:

"Başbakanım olarak parti başkanıyken seçimlerde devam ettirdiği bir propagandayı devam ettirmesini biraz yadırgadım. İnşallah bu zafer havasından kurtulunca yine soğukkanlılıkla düşünür."

"Türk Hükümeti'nin sözü bizim için milli senettir"

Konuşmasında Türkiye'deki hükümete de seslenen Cumhurbaşkanı Denktaş, Türk hükümet yetkililerinin dün akşam KKTC'de seçim yasaklarının olduğu sırada Kıbrıs Türklerine "`evet' dediğiniz takdirde, Rumlar da 'hayır' derse, Annan Planı'nın ortadan kalkacağını ve tanınma yollarının açılacağını" söylediğini belirterek, Türk Hükümeti'ne şu çağrıyı yaptı:

"Türk hükümetinin bu sözü bizim için milli bir senet olarak kabul edilmektedir. Ümit ederiz ki bunun peşini bırakmayacaklardır. Çünkü bu hakkımızdır, çünkü 40 yıldır Rumların ipoteği altında bırakıldık. 40 yıl bize haksızlık yapılmıştır."

Birlik-beraberlik çağrısı

Basın toplantısının sonunda halkına da seslenen Denktaş, KKTC Devleti'nin varlığından ve uluslararası topluluğun Kıbrıslı Türklere bulunduğu vaatlerden istifade edilmesi için birlik ve beraberlik içinde hareket edilmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin referandumlarda her iki taraftan da "evet" çıkarmak için elinden gelen her şeyi yaptığını da ifade eden Cumhurbaşkanı, "Artık Türkiye'den daha fazla bir şey beklemek büyük bir haksızlık olur. Biz, alınan neticeden memnunuz, her ne kadar da netice istediğimiz şekilde alınmamışsa..." dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, basın toplantısındaki açıklaması sonrasında sorulara yanıt vermedi. Denktaş, Saray Otel'den ayrılırken, bir grup tarafından alkışlarla uğurlandı.

KIBRIS 25/04/2004

Denktaş ile KKTC halkı farklı kanaatler ortaya koydu

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile KKTC halkının ortaya farklı kanaatler ortaya koyduğunu belirterek, "Bu kanaati Sayın Denktaş nasıl değerlendirir, onu ben bilemem. Fakat Sayın Denktaş bu süreçte bir iddiada bulundu. Kuzey Kıbrıs halkı da bu iddiaya karşı bir değerlendirme yaptı" dedi.

Erdoğan, Kıbrıs'taki referandumların sonuçlarına ilişkin, "Güney Kıbrıs bana göre kaybetmiştir" dedi.

Başbakan Erdoğan, İstanbul'da basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun çözümünü öngören Annan Planı ile ilgili referandumun resmi olmayan kesin sonuçlarının ortaya çıktığına işaret ederek, Kuzey'de büyük ölçüde "evet", Güney'de ise büyük ölçüde "hayır" oyu çıktığını söyledi.

Erdoğan, şöyle devam etti: "Demokrasinin yaklaşık 2 aylık süreçte Kıbrıs'ta, sükunetle, suhuletle tüm olanlara rağmen, az, istenmeyen olaylar cereyan etti, ama bütün bunlara rağmen demokratik bir netice halkın iradesiyle tecelli etti. Bundan sonrası her şeyden önce bir şeyi ortaya koyuyor ki, işin başından itibaren her iki tarafta da 'evet' oyunun çıkmasıyla yeni bir dönemin farklı başlangıcı '1 Mayıs'tan itibaren başlasın' istikametindeydi. Tabii bu olmadı."

Bunun dışında farklı bir dönemin ortaya çıktığını da vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Burada bir gerçeği özellikle vurgulamak istiyorum. O da şudur, Güney Kıbrıs, bana göre adil ve kalıcı bir çözümün oluşmasına katkıda bulunmamak suretiyle, atılmış olan bu iyi niyet adımını heba etmiştir.

Biz böyle bir sonuç olsun istemezdik ve bu netice alma gayretlerine yönelik bu adımda da esasen Güney Kıbrıs bana göre kaybetmiştir."

"Tecrit politikası bitmeli"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, artık bundan sonra uluslararası camiada, Kuzey Kıbrıs Türkleri'nin artık bir tecrit politikasına tabi tutulamayacağını söyledi.

Erdoğan, "Türkiye'nin, garantör ülke olarak uluslararası diplomaside iyi niyetini ortaya koyduğunu" ifade etti.

Türkiye'nin "masada her zaman olumlu bir tavır sergileyen, çözüm arayan bir ülke" olduğunu ispatladığını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bundan sonra kimsenin Türkiye hakkında olumsuz bir yaklaşım gösterme hakkı kalmamıştır. KKTC halkı da, bu noktada anavatan Türkiye'deki siyasi iradeyi aynen paylaşmış ve bu siyasi iradeyle birlikte de tavrını ortaya koymuştur.

Bundan sonraki süreç ne olacaktır? Bunu da çok açık ve net ortaya koymak gerekir ki; diğer garantör ülke Yunanistan da başından beri iyi niyetini koymuş ve bu iyi niyete 'Bizim de katkımız olsun' demiştir. Fakat Güney Kıbrıs'taki demokratik irade, farklı şekilde tecelli etmiştir."

Erdoğan, AB üyesi ülkeler, ABD, dost ülkeler ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, Türkiye'nin bu konudaki iyi niyetine bizzat şahit olduklarını dile getirerek, "Bugüne kadar AB yolunda bir de facto durum olan Kıbrıs konusunda da, bizim iyi niyetimizi görmüşlerdir. Bu fiili durum artık ortadan kalkmıştır. Türk tarafı her zaman çözüm arayışı içinde olmuştur" dedi.

"Tavrımız aynı şekilde devam edecektir"

"Hükümetin bu konularda nasıl bir çalışma yaptığını herkesin bildiğini" kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:

"Tavrımızı hepiniz biliyorsunuz ve bundan sonra bu tavır aynı şekilde devam edecektir. Uluslararası camianın beklediği tabii ki bu netice değil, farklı bir netice idi. Fakat demokrasilerde halkların iradesine saygı duymak da, demokrasilerin zaten vazgeçilmez bir gereğidir. Ben, uluslararası camiada artık Kıbrıs Türklerine bugüne kadar yapılan tecrit politikalarının, bugünden itibaren bittiğine inanıyorum. Altını çizerek söylemek istediğim budur. Artık bundan sonra uluslararası camiada, inanıyorum ki Kuzey Kıbrıs Türkleri artık bir tecrit politikasına tabi tutulamaz.

Olması gereken nedir? Dünya, yıllardır tecrit ettiği KKTC halkına, inanıyorum ki artık gönlünü açacaktır. İnsan hakları noktasında, hukukun üstünlüğü noktasında, eğitimde, sanatta, tarihte, turizmde, ne gerekiyorsa bunu paylaşarak gerçekleştirmesi gerekir, diye düşünüyorum."

Başbakan Erdoğan, BM Genel Sekreteri Annan başta olmak üzere bu konuda emeği geçen herkese teşekkür ederek, "Bundan sonrasının hayırlı olmasını temenni ediyorum" dedi.

"Halk ile Denktaş aynı kanaatte değil"

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a saygısı olduğunu belirterek, "Ama KKTC halkı ortaya bir kanaat koydu. Bu kanaati Sayın Denktaş nasıl değerlendirir, onu ben bilemem" dedi.

"Güney Kıbrıs'ta tekrar bir referandum olabilir mi" şeklindeki soru üzerine Erdoğan, "Bu konular artık bir boyacı küpü değil. Bu bir kere yapılır ve biter. Kaldı ki BM Genel Sekreteri, 'bundan sonra zaten böyle bir şeyin içerisinde olmam' demek suretiyle noktayı koymuştur" dedi.

Bir gazetecinin, "ABD ve AB'de KKTC'ye yönelik ambargonun hafifletilmesi, havaalanının uluslararası uçuşlara açılması, KKTC'ye götürülen malların dışarıya satılması konusunda bazı açılımların olabileceği yönünde değerlendirmeler yapıldığına ilişkin bilgiler var. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz. Bu yolda size gelen bir mesaj oldu mu?" şeklindeki sorusu üzerine Erdoğan, referandum öncesi süreçte zaten dünyanın değişik ülke liderlerinin ve dışişleri yetkililerinin açıklamaları olduğunu hatırlattı.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Sözlerimin başında uluslararası camianın artık Kıbrıs Türklerinin bir defa bu tecrit politikalarından arındırılacağı istikametinde adımlar attığını, atacağına inandığımı söyledim. Bu, sizlerin de duyduğu, şu anda yabancı olmadığımız ve beklentilerimizin içerisinde olması gerekenler, diye düşünüyoruz."

Denktaş'ın açıklaması

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, "referandum sonrası istifa etmesini gerektirecek bir durum olmadığı, beklenen sonuçların alındığı" yönündeki açıklamasını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de Erdoğan, şunları söyledi:

"Benim Sayın Denktaş'a saygım var. Fakat şu ana kadar bu referandum sürecindeki uygulamalarla ilgili kanaatlerimi açıkladım. KKTC halkı ortaya bir kanaat koydu. Bu kanaati Sayın Denktaş nasıl değerlendirir, onu ben bilemem. Bu konuda herhangi bir karar verme yetkim yok. Fakat Sayın Denktaş bu süreçte bir iddiada bulundu. Kuzey Kıbrıs halkı da bu iddiaya karşı bir değerlendirme yaptı. Benim değerlendirme yapmama gerek yok."

Erdoğan, "Sayın Annan'dan ya da AB'den olumlu ya da olumsuz bir tepki aldınız mı" şeklindeki soru üzerine de, bu tür şeylerin hepsinin Dışişleri Bakanlığı'na geldiğini, şu ana kadar kendisine ulaşan bir şey olmadığını söyledi.

"İki kere iki, dört değil"

Bu süreçte KKTC'nin iyi niyetinin ne kazandıracağının sorulması üzerine de Erdoğan, "Şimdi bu sınırı olan bir şey değil. Yani iki kere iki, dört değil. Biliyorsunuz siyasi ve sosyal hadiseler aynen matematikte olduğu gibi değil. Bunun sınırı olmaz, ama bunun önümüzdeki süreçte ne kazandıracağını çok açık, net göreceğiz. Ama kazandıracağı çok şeyler olduğuna inanıyoruz" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, "Bu konuda uluslararası gelişmelerin sonuçlarını mı bekleyeceksiniz yoksa Pazartesi gününden itibaren yapmayı planladığınız şeyler var mı" şeklindeki soru üzerine de, adımlarının durmayacağını söyledi. Erdoğan, "Biz, KKTC'ye bugüne kadar ne tür destekler verdiysek, bundan sonra da bu destekleri daha da fazlasıyla vereceğiz" diye konuştu.

KKTC'nin Türkiye için çok farklı, müstesna bir yeri olduğunu, başlatılan projeler bulunduğunu, bu projelerin bitirilip uygulamaya konulacağını ifade eden Erdoğan, oradaki Türkler'in çok daha farklı bir konuma gelmeleri için yapılması gerekenleri yapacaklarını söyledi.

Erdoğan, referandum sonrası iki kesimliliğin artıp artmayacağına ilişkin soruya da şu yanıtı verdi:

"Şu anda böyle bir şey olmuştur iddiasında bulunmak yanlıştır. Fakat KKTC zaten bir devlettir. Devlet olarak vardır. Annan Planı gerçekleşmiş olsaydı, iki kurucu devlet bir federe devleti oluşturacaktı. Şu anda Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti oluşmadı, olay bu."

KKTC'nin tanınması

Bundan sonraki süreçte Türk cumhuriyetleri ve İslam ülkelerinin KKTC'yi tanıyıp tanımayacağına ilişkin soru üzerine de Erdoğan, bunları konuşmanın biraz erken olduğunu söyledi.

KKTC'nin tanınmasının o ülkelerin takdirinde olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Yani o ülkelerin böyle bir karar almasına mani bir hal yoktur. Yani Azerbaycan böyle bir kararı alabilir. Bu, onun parlamentosunun en tabii yetkisidir, hakkıdır. Böyle bir kararı aldığı zaman da KKTC, 'niçin böyle bir karar alıyorsun' demez" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, pazartesi günü İrlanda'da yapılacak AB toplantısına katılıp katılmayacağına ilişkin soru üzerine de, şu anda bu toplantıya kimin katılacağına ilişkin aralarında herhangi bir değerlendirme yapmadıklarını, konunun değerlendirileceğini kaydetti.

KIBRIS 25/04/2004

Rumlar çözüm istemedi

Erdal Güven

Güney, Kıbrıs'ın birleşerek AB'ye girme fırsatını tepti

25/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs'ın kaderinin oylandığıreferandum,Annan Planı temelinde bir anlaşmaya Rumların korkulanın üstünde 'Hayır', Türklerin ise umulanın üstünde 'Evet' demesiyle sonuçlandı.
Bundan sonrasını çok konuşacağız. Bugün itibarıyla öncelikle referandum sonuçlarının ne anlama geldiğini ele almakta yarar var.
Kıbrıs bu kez Rumların tercihi nedeniyle yeniden birleşme yolunda en güçlü ve en iyi fırsatı kaçırdı. Adanın bölünmüşlüğü bizzat Rumların eliyle pekiştirildi. Böylelikle Kıbrıs, tüm dünyanın beklediği gibi, yeniden birleşmiş olarak AB'ye girme şansını kaybetti. ABD, BM ve AB'nin çabaları boşa çıktı.
Rumlar 40 yıl sonra dahi Kıbrıs'ı siyasi, ekonomik
ve ticari olarak Türklerle paylaşmaya hazır olmadığını ortaya koydu. Rumlar mevcut devletlerine sarılmayı, Kıbrıslı Türklerle ortak eşitlik üzerine dayalı ortak bir devlet kurmaya yeğ tuttu. Bu uğurda BM, ABD ve AB'nin gazabını çekmeyi de göze aldılar. Papadopulos referandumdan ne kadar güçlenerek çıktıysa, Denktaş o kadar zayıflayarak çıktı. 'Hayır' kampanyasının başını Rum tarafında Papadopulos, Türk tarafından Denktaş çekmişti. Partisi DİKO'nun oy oranı yüzde 15 civarında seyreden, başkanlık seçiminde AKEL'in desteğiyle halkın yüzde 55'inin oyunu alan Papadopulos, halktan yüzde 75'i aşan bir destek buldu.

'Evet'çi Rumlar mağlup
'Hayır' kararı alan AKEL Güney Kıbrıs'ta belirleyici parti olduğunu ortaya koyarken 'Evet' kampanyasının başını çeken DİSİ partisi, kendi seçmeninin bile oylarını alamadı tam olarak. DİSİ'nin son genel seçimlerdeki oy aranı yüzde 34'tü. Oysa referandumda diğer küçük partiler de dahil 'Evet'çilerin oyları yüzde 25'i bile bulamadı.
Erdoğan ile Denktaş arasındaki güç çekişmesi, Den
ktaş'ın mağlubiyetiyle sonuçlandı. Kıbrıslı Türkler, 'Hayır' isteyen Denktaş'ı değil, 'Evet' çağrısı yapan Erdoğan'ı dinledi. Erdoğan, İsviçre'de, referanduma ilişkin olarak, "Biz bu yola iyi niyetle çıktık, sonucunu da almak isteriz" demişti, istediğini aldı.
Buna karşılık Denktaş'ın halk nezdindeki desteği ilk kez yüzde 30'lara indi. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Kıbrıslı Türklerin lideri artık Denktaş değil, Talat. Ancak Denktaş dün akşamki basın toplantısında hiç de sandıktan çıkan mesajı almış gibi
görünmüyordu.
Kuzeydeki sonuçta, statükocu partilerin tabanından kaymalar da etkili oldu. 14 Aralık 2003 seçimlerinde Annan Planı temelinde bir çözüm isteyen partilerin toplam oy oranı yüzde 52'ydi. Referandumda ise bu partilerin oy oranı yüzde 65'e tırma
ndı. Söz konusu tabanın hatırı sayılır bir kısmını oluşturan Türkiyelilerin yoğun olarak yaşadığı Karpaz dahil İskele ilçesinde yüzde 55 oranında 'Evet' çıkması dikkat çekiciydi. Bu ilçede çözüm yanlısı partiler 14 Aralık seçimlerinde yüzde 30'u bile bulamamıştı.
Bu tablo CTP ve BDH'yı Kıbrıslı Türklerin en güçlü partileri haline getirirken UBP ve DP'yi iyice geriletti. Böylelikle Kuzey Kıbrıs'ta CTP-DP hükümetinin yıkılıp CTP-BDH ortaklığında yeni bir hükümet kurulması da gündeme geldi.

Türkiye rüştünü kanıtladı
Türkiye New York mutabakatıyla başlattığı akılcılığa, iyi niyete ve siyasi iradeye dayalı manevranın sonucunu aldı. Kıbrıslı Türkler, Türkiye'nin çabalarını boşa çıkarmadı. Türk tarafı geç de olsa bir bütün olarak Kıbrıs'ta çözüm isteyen tarafın kendisi olduğunu kanıtladı.
Uluslararası kamuoyunun Türk tarafını çözüm karşıtlığıyla suçlama imkânı kalmadı. Kıbrıs'ta çözümsüzlüğü Türkiye'nin AB yolunda bir engel olarak öne sürmenin, Kuzey Kıbrıs'a yönelik ambargoyu sürdürmenin gerekçesi kalmadı.
Rum
tarafındaki 'Hayır' oylarının yüksekliği mevcut Annan Planı temelinde ikinci referandum olasılığını da zora soktu. Rum tarafındaki 'Evet'çilerin beklentisi, en az yüzde 40'lık bir 'Evet' oyu çıkarsa yeni bir referandum için toplumsal ve siyasi baskı ortamı oluşabileceği yönündeydi. Ancak 'Hayır'ların oranı, başta DİSİ olmak üzere çözümcü partilerin de şevkini kırdı.
Kıbrıslı Türkler sandığa yalnızca Denktaş'ı ve statükocu partileri değil, Türkiye'deki destekçilerini de gömdü. Muhalefet zaaflarını Kıbrıs d
avasına sarılarak örtmeye çalışan, referandum öncesinde Kuzey Kıbrıs'a çıkarma yapan partilere Türkiye seçmeninden sonra bir darbe de Kuzey Kıbrıs seçmeni vurdu.
Kıbrıslı Türkler demokratik rüştlerini yine ortaya koydu. Referandum süreci boyunca, 'ithal u
nsurlar'ın kışkırtmaları dışında tek bir kaydadeğer vaka yaşanmadı.
Buna karşılık Rum tarafı, Verheugen ve De Soto gibi isimlere sansür uygulamakla doruğa çıkan antidemokratik eylemleriyle uluslararası alanda puan kaybetti, AB üyeliğine uygunlukları bizza
t Verheugen gibi isimlerce sorgulanmaya başladı.

Denktaş yenik ama istifa etmiyor

Annan Planı'na ezici çoğunlukla 'Evet' diyen Kıbrıslı Türkler, dünyaya 'Bizi tanımalısınız' çağrısı yapmaya başladı. Denktaş, 'Hayır' kampanyasına sadece yüzde 35'lik destek alsa da, 'Devletimizi kurtardık' derken, Talat ve muhaliflerinin istifa çağrılarını reddetti

25/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA - Kıbrıslı Türkler dünkü tarihi oylamada son süzünü ezici çoğunlukla 'Evet' yönünde kullanırken KKTC'nin gündemi, Annan Planı'na şiddetle direnen Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın istifası yönündeki tartışmalara ve Türk tarafının artık izolasyondan kurtarılması taleplerine yöneldi.
Başbakan Mehmet Ali Talat, Denktaş'ın referandumdan çıkan sonuç karşısında istifa etmesi gerektiğin
i söylerken, "Denktaş'ın önümüzdeki dönemde KKTC'nin politikasında yeri yok" ifadesini kullandı. Rum tarafındaki
'Hayır' sonucuna üzüldüğünü belirtirken barışa 'Evet' diyen KKTC'nin durumunun uluslararası alanda yeniden gözden geçirilmesi gerektiğine vurg
u yapan Başbakan Talat, "Evet diyen AB'nin dışında kalıyor, reddeden ise diğer toplumu da temsil iddiasıyla AB'ye giriyor. Bu düşünülemez. Sanıyorum, uluslararası toplumun çözümlemesi gereken, tarihte ilk kez olan bu garip ve çelişkili durumdur" açıklamasında bulundu.
Yenilgiye uğrayan Denktaş ise ortaya çıkan tabloyu, "Bizim için alınmış çok iyi bir sonuçtur" diye değerlendirirken, istifa çağrısına cevabı,
"Annan Planı kabul edilmiş olsaydı, doğrudur. Ben devleti kurtarmak için harekete geçmiştim ve devl
et kurtarılmıştır. İstifam için gerekçe yok, istifa etmeyeceğim" oldu. Kıbrıs Türk halkının Annan Planı'nı bilmeden
'Evet' dediğini savunan KKTC lideri, "Bütün uğraşımız Kıbrıs Türk halkını devletimizi ortadan kaldırılacak Annan Planı'ndan kurtarmaktı. Bu
başarılmıştır. 'Evet' diyen insanlarımızın çoğu Annan Planı'nın ne olduğunu bilmiyordu ve planın devletini ortadan kaldıracağına da inanmamıştı. Herkes kendi açısından bir nedenle 'Evet'ini kullanmıştır" ifadelerini kullandı.

'Maksadımıza ulaştık'
Denktaş, Rumları 'Evet' demeye ikna etmek için uluslararası toplumun KKTC'ye uygulanan ambargonun kaldırılması vaadinde bulunduğunu hatırlatarak, "Bu, Rumlar için bir tehditti, dinlemediler, takmadılar,
'Hayır' dediler. Bizim için de çok önemli açıklamalardı.
40 yıldır ambargo altında yaşayan insanlara bu sözler senetti, istenilen bir şeydi, 'Evet' demişlerdir. Bu sözleri verenlere, 'Buyrun sözünüzü yerine getiriniz' demek hakkını kazanmış bulunmaktayız. Dolayısıyla, bizim hayır kampanyamız maksadına ulaşmıştır" diye konuştu. Denktaş, Türkiye'nin, Rumların hayırına karşılık Kıbrıs Türklerine 'Evet' dedikleri takdirde Annan Planı'nın ortadan kalkacağını ve tanınma yollarının açılacağını' söylediğini belirterek Ankara'ya, "Bu söz bizim için milli bir senettir. Ümit ederiz ki bunun peşini bırakmayacaklardır" diye seslendi.

'Baba-oğulla yürümez'
Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) lideri Mustafa Akıncı da, sadece Denktaş'ın değil, referandumda 'Hayır' oyu veren iktidar ortağı Demokrat Parti (DP) lideri Serdar Denktaş'ın siyasi arenadan çekilmesi gerektiğini dile getirerek "KKTC'de işler artık baba-oğul Denktaşlarla yürüyemez" dedi.

'Hayırcı' Rumlar zorda

'Çözüme değil Annan Planı'na 'Hayır' dedik' diyen Papadopulos, uluslararası toplumu yatıştırma derdine düştü

25/04/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
LEFKOŞA - Kıbrıslı Rumlar dün Annan Planı'nı toprağa gömdü. Mezartaşına da kalın harflerle 'Hayır' diye yazdı. Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 Mayısda AB üyesi olması vizyonuna son noktayı koyan Rum halkı uluslararası baskılara ve gelecek tepkilere rağmen planı ve dolayısıyla çözümü istemediklerini gösterdi.
Ancak 'Hayır' için gözyaşı dökmekten de çekinmeyen Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, sonucun ortaya çıkmasının ardından Kıbrıs'ta çözüme karşı olmadıklarını, sadec
e Annan Planı'na karşı olduklarını söyleyerek tepkileri yatıştırmaya çalıştı. Papadopulos, "Kazanan da kaybeden de olmadı" diye konuştu.

'Yarın dünden daha zor olacak'
'Hayır' sonucunda büyük rolü olan komünist AKEL'in lideri ve Rum parlamento başkanı Dimitrios Hristofyas'ın ilk yorumu 'yarının dünden daha zor olacağı' şeklindeydi. Ancak Hristofyas, Rumların referandum ertesinde karşılacakları zorluklardan paniğe kapılmamalarını ve mağlup psikolojisi içinde olmalarını istedi. Hristofyas, Annan Planı'nın ö
lmediğini ve çözüm fırsatlarının çıkacağını savunarak, her şeyden önce Rum Yönetimi'nin ne istediğinin belirlenmesi için Papadopulos ve siyasi parti liderlerinin bir araya gelmesini istedi. Hristofyas Kıbrıslı Türklere de seslenerek "Hayır dediğimiz için bizi aforoz etmeyin" derken, Türkiye'ye "Rum tarafından hayır sonucu çıktı diye sorumluluklarından kurtulduğunu düşünmesin" mesajını yolladı.
'Evet' cephesinin başını çeken DİSİ'nin lideri Nikos Anastasiadis ise Papadopulos yönetiminin ertesi güne hazır ol
madığını belirtti. Partisinden yükselen istifa seslerine kulak vermeyen Anastasiadis "Bundan sonra Annan Planı'nın değişitirileceğini söyleyenler yine halkı kandıracaklar" dedi. DİSİ lideri, Papadopulos'un halka gerçekle ilgisi olmayan bir Annan Planı anlattığını da vurguladı.

Güneyde kutlamalara engel
Rum Yönetimi'ni şimdi AB, BM ve ABD'den gelecek tepkilerle nasıl yüzleşeceği korkusu aldı. Sonuçların açıklanmasıyla Papadopulos ve Hristofyas taraftalarının sokaklara çıkıp 'Hayır'ı kutlamalarını önlemeye çalıştı. Bu nedenle de Papadopulos'un bulunduğu başkanlık sarayının çevresi gösteri düzenlenmemesi için polis kordonu altına alındı. Rum bir yetkili "Annan Planı'na 'Hayır' deyişimizi bir de kutlasaydık
uluslararası alanda daha da güç pozisyona düşerdik"
dedi. Ancak yine de yer yer 'Hayırcıların' referandum sonucunu kutladıkları görüldü.
Referandumdan istediğini alan, ancak uluslararası toplumdan gelecek tepkilerin hesabını yapan Papadopulos, çarşamba günü yeni durumu Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanli
s ile görüşmek üzere Atina'ya gidecek. AB, ABD ve BM'den tepkileri püskürtme planları yapan Rum lider için Karamanlis'in tavrı da önemli. Karamanlis, Kıbrıs'taki referandumun sonucundan bağımsız olarak Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesini desteklediğini ve Türkiye'nin AB gayretinde yanında yer alacağını açıklamıştı.

Atina hem Rumların hem çözümün yanında

25/04/2004 RADIKAL

ATİNA - Yunanistan hükümeti, adadaki referandumda ezici çoğunlukla 'Hayır'
oyu veren Kıbrıslı Rumların her zaman yanında yer alacağını yinelerken çözüm çabalarının da devam edeceğini açıkladı.
Yunan hükümet sözcüsü Theodoris Rusopulos "Kıbrıs halkının kararına herkes saygı göstermelidir. AB çerçevesinde, herkesin menfaati için, Kıbrıslı Rumlar ve Türkler arasındaki yakınlaşma çabası d
evam etmeli. Atina her zaman olduğu gibi, Kıbrıs (Rum) hükümetinin yanında olmaya devam edecek ve desteğini verecek. Kıbrıs (Rum) hükümeti ile işbirliği içinde, Kıbrıs sorununun çözümü yönündeki çabalarımızı sürdüreceğiz" acıklamasını yaptı.

'Ağır diplomatik bedel'
Siyasi partiler ise referandumdan 'Hayır' çıkmasının AB içinde tepki çekeceği uyarısını yaptı. İktidardaki Yeni Demokrasi Partisi'nin merkez komitesi sekreteri Evangelos Meimarakis, Kıbrıs Türklerinin 'Evet' oyundan güç olarak 'tanınma' için daha çok bastıracağını belirtirken "Bu amacın gerçekleşmesini durdurmaya çalışacağız. Güçlüklerle karşılacağız ama buna hazırız" ifadelerini kullandı.
Eski Dışişleri Bakanı ve PASOK partisi üyesi Andreas Loverdos ise
"Kıbrıslı Türklerin, Avrupa'da artık 'i
şgalci' ya da 'çözümü engelleyen taraf' olarak görülmesini bekleyemeyiz. Artık başkaları 'engel' olarak görülecek. Annan Planı'na 'Hayır' demenin ödenmesi gereken diplomatik bir bedeli olacak" yorumunu yaptı. Sinaspismos (Sol Koalisyon) Partisi lideri Nikos Kostandopulos da,yeni bir dönemin başladığını vurguladı: "Kıbrıs halkının kararına saygı duyuyoruz.
Bu yeni dönemde çözüm arayışı sürmeli ve derhal yeni girişimlerde bulunulmalı. Hedef birleşmiş bir Kıbrıs'tır".
(Radikal, afp)

Rumlar Annan Planı'nı gömdü

Kıbrıs'ın birleşmiş halde AB'ye girmesi umutlarını söndüren Rum halkı oldu. Rumlar Annan Planı'na yüzde 25'lik 'Evet' oyuna karşılık yüzde 75 oranıyla 'Hayır' dedi. Kıbrıslı Türkler ise plana yüzde 35 'Hayır'a karşı yüzde 65 oranında 'Evet' yanıtını verdi

25/04/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ, HİLAL KÖYLÜ
LEFKOŞA - Kıbrıs'ta Türk ve Rum taraflarının birleşerek AB'ye girmesi için düzenlenen referandum, adadaki bölünmüşlüğü keskinleştirdi. 30 yıllık bölünmüşlüğü sona erdirecek 'tarihi fırsat' diye nitelenen Annan Planı'na, Rumların beklenenden bile çoğu, yüzde 75.83'ü 'Hayır' derken, 'Evet' oranı yüzde 24.17'de kaldı. Kuzeydeki manzara ise tam tersiydi: Yüzde 64.91
'Evet', yüzde 35.09 'Hayır.' Rumlar uluslararası toplumun desteklediği planı reddederek düny
aya kafa tutarken, 'Evet' sonucunun uluslararası tecriti sona erdireceğini umut eden Türkler sokaklara dökülerek sevinç gösterileri yaptı.
Referanduma katılım oranı, 479 bin 551 seçmenin bulunduğu güneyde yüzde 96.53, 143 bin 638 seçmenin bulunduğu kuzeyd
e yüzde 84.35'i buldu. Rumlar 'Hayır' posterlerinin arasından geçerek oylarını kullandı. Memur Yorgos Savva, "Hayır'ın nedenleri herkesin malumu" diyerek sıraladı:
"Güvenlik endişesi, Türk askerinin adada kalacak olması, Rum ordusunun tasfiyesi..." 30 yıl
önce Türk güçlerine esir düştüğünü anlatan Savva, ailesinin Girne'deki büyük toprak parçasının üçte birini geri alacak olmasının bile oyunu değiştirmediğini belirtti. Aslen Girneli olan muhasebeci Antonios Antoniou da, "'Evet' çıkarsa, burası da Kosova'ya döner" görüşündeydi.
Yunanistan ve Rum Kesimi'nde yayın yapan Mega televizyonunun anketine göre, Rumların yüzde 75'i Annan Planı'na güvenlik endişesiyle 'Hayır' dedi. Nadir rastlanan 'Evet'çilerden olan bilgisayar uzmanı Hasikos Savvas, "Plan o kadar da
kötü değil. Sorun siyasilerimizin hazır olmaması. Toplumumuz da çok iç içe ve Türkleri kucaklamaya hazır değil" görüşündeydi. 'Evet'çi Rumlar, ikinci bir referandum düzenlenmesi umudunu dile getirdi.
Türkler ise ailece sandığa koştu. Serbest meslek sahibi
Niyazi Dalınç, heyecanını Başbakan Mehmet Ali Talat'ın sloganıyla açıkladı: "Dünyaya bağlanma zamanı geldi. Çocuklarımız için yeni bir gelecek istiyoruz. Onları dünyaya bağlamak için 'evet' dedik." Üniversite öğrencisi Mehmet Kanizi, heyacanını "Gençler, geleceklerinin barışta olduğunu biliyor. Kalbimiz 'Evet'le attı" sözleriyle dile getirirken, ülkücülerin de 'doğru yolu' bulacağına inandığını belirtti. Arkadaşı Osman Ünal, "Biz barışın gençleriyiz" dedi.

'Değişiklik istemiyoruz'
Konfeksiyon işçisi Muzaf
fer Özateş, sandık başında Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın uyarılarının hafife alındığını anlatmak büyük çaba sarf etti, ama gençlerin kulak asmadığını görünce kızdı: "Siz, gelecek neymiş görürsünüz. Tabii ki 'Hayır' diyeceğim. Evimden, köyümden çıkmayacağım." Diğer 'Hayır'cılar ise, "Hayatımızda değişiklik istemiyoruz. Daha nesini açıklayalım" diyerek evlerinin yolunu tuttu. Denktaş'ın sandığında oy kullanan 116 kişiden 66'sı 'Hayır', 50'si 'Evet' dedi.
Referandum sorusu şöyleydi: 'Kıbrıs'ın AB'ye birleşik
gireceği yeni düzeni hayata geçirecek kuruluş anlaşması ve tüm eklerini; Kıbrıs Türk (Rum) Devleti'nin anayasasını ve yürürlükte olacak yasalara ilişkin hükümleri onaylıyor musunuz?' Kuzeyde 563 sandık 08.00'de açılıp 18.00'de kapanırken, güneyde bir saatlik öğle arası nedeniyle 1075 sandık 07.00'de açıldı. Rum çalışanlar işyerlerinin saat 16.00'da kapanmasıyla sandığa gitti.

BM, Kıbrıs'taki ofisini kapatıyor

25/04/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - BM, Genel Sekreter Kofi Annan'ın beş yıldır üzerinde çalıştığı çözüm planının Kıbrıs'taki referandumda Rumlar tarafından reddedilmesine ilk misillemede bulundu. Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi olan ve 'arabulucu' sıfatıyla beş yıldır taraflar arasında mekik dokuyan Alvaro de Soto, çözüm misyonlarının sona erdiğini, BM bürosunu kapatıp gideceklerini söyledi.
Dün akşam referandumun ardından ara bölgede basın toplantısı düzenleyerek Annan'ın sonuçlara yönelik değerlendirmelerini aktaran De Soto, hayal kırıklığına uğrayıp uğramadığı sorusunu şöyle yanıtladı: "Kıbrıs hal
kına kendi geleceklerine ilişkin değerlendirme fırsatı verildiği için memnunum. Önümüzdeki günlerde bir dizi veda görüşmesi yapacağım. Daha sonra New York'a dönüp Genel Sekreter'e raporumu sunacağım. Gelecek haftalarda burada kurulan büromuz da kapatılacak. Ben ve arkadaşlarımın Kıbrıs'ta çalışmaktan mutluluk duyduğumuzu aktarmak isterim."
De Soto, planın yeniden müzakere edilip edilmeyeceğinin sorulması üzerine, Rum Kesimi'nin zaman içinde derin bir değerlendirme yapacağına ilişkin Genel Sekreter'in görüş
lerini hatırlattı. Perulu diplomat, kendisinin bu konuda başka bir yorum yapamayacağını söyledi.

'Tecrit siyaseti artık süremez'

25/04/2004 RADIKAL

AA - İSTANBUL - Başbakan Tayyip Erdoğan, artık uluslararası camiada, Kuzey Kıbrıs Türklerinin bir tecrit politikasına tabi tutulamayacağını söyledi. Erdoğan, Türkiye'nin, garantör ülke olarak uluslararası diplomaside iyi niyetini ortaya koyduğunu söylerken "Bundan sonra kimsenin Türkiye hakkında olumsuz bir yaklaşım gösterme hakkı kalmamıştır" dedi.
Garantör
ülke Yunanistan dahil herkesin iyi niyetini ortaya koyduğunu belirten Erdoğan, artık bundan sonraki sürecin çok daha açık ortaya konulması gerektiğini kaydetti. Demokrasilerde halkların iradesine saygı duymak gerektiğini de vurgulayan Erdoğan, şöyle dedi: "Ben, uluslararası camiada artık Kıbrıs Türklerine tecrit politikalarının, bugünden itibaren bittiğine inanıyorum. Artık bundan sonra uluslararası camiada, inanıyorum ki Kuzey Kıbrıs Türkleri artık bir tecrit politikasına tabi tutulamaz. Olması gereken nedir? Dünya, yıllardır tecrit ettiği KKTC halkına, inanıyorum ki artık gönlünü açacaktır. İnsan hakları noktasında, hukukun üstünlüğü noktasında, eğitimde, sanatta, tarihte, turizmde, ne gerekiyorsa bunu paylaşarak gerçekleştirmesi gerekir, diye düşünüyorum."

'Bu iş boyacı küpü değil'
"Güney Kıbrıs bana göre kaybetmiştir" diyen Erdoğan, "Güney, bana göre adil ve kalıcı bir çözümün oluşmasına katkıda bulunmamak suretiyle, atılmış olan bu iyi niyet adımını heba etmiştir. Biz böyle bir sonuç olsun istemezdik" ifadelerini kullandı. Başbakan, güneyde yeni bir referandum olasılığını, "Bu konular artık bir boyacı küpü değil. Bu bir kere yapılır ve biter. Kaldı ki BM Genel Sekreteri, 'Bundan sonra zaten böyle bir şeyin içerisinde olmam' demek suretiyle noktayı koym
uştur" diyerek dışlayan Erdoğan, dünyadan artık KKTC'ye yönelik yeni açılımlar beklediklerini de vurguladı. Ancak Erdoğan, KKTC'nin tanınması konusunu konuşmak için henüz erken olduğunu belirtti.

'Nasıl değerlendirir bilmem'
Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a saygısı olduğunu söylese de istifasından yana olduğunu da şu sözlerle ortaya koydu: "Bu referandum sürecindeki uygulamalarla ilgili kanaatlerimi açıkladım. KKTC halkı ortaya bir kanaat koydu. Bu kanaati Sayın Denktaş nasıl değerlendirir, onu
ben bilemem. Bu konuda herhangi bir karar verme yetkim yok. Fakat Sayın Denktaş bu süreçte bir iddiada bulundu. Kuzey Kıbrıs halkı da bu iddiaya karşı bir değerlendirme yaptı."

Ankara harekete geçiyor

Rumların Türk tarafını suçlama siyasetinin iflasını ilan eden Gül, kuzeye tecritin bitmesini istedi: Referandum halkların kendi kaderini tayiniyle sonuçlanarak yeni bir durum yarattı

25/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Kıbrıs referandumunun sonucunu değerlendiren Ankara, çözüm sağlanamadığı için sonucu üzüntüyle karşıladı, ancak çözümsüzlüğün nedeninin Rum Kesimi olduğunun kanıtlanması nedeniyle 'kötünün iyisine' razı oldu. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, adadaki halkların kendi kaderlerini tayin ettiğine dikkat çekerek, bundan sonra çözümden yana irade ortaya koyan Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyona son verilmesi gerektiğini söyledi.
Kıbrıs'taki referandumda oy kullanmasının tamamlanmasının ardından Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, müsteşar Uğur Ziyal ve ilgili bütün diplomatlar bakanlığa geldi. Burada
ilk sonuçlardan itibaren açıklama metni yazıldı.

'Üzgünüz'
Gül, açıklamasına BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın önerisinin Rum tarafınca reddedilmesinden üzüntü duyduklarını belirterek başladı ve "Böylece Rum tarafının gerçekleri çarpıtarak Türk tarafını ve Türkiye'yi uzlaşmazlıkla suçlama politikası da iflas etmiştir" dedi. Kıbrıs Rumlarının bugüne kadar ortaya koyduğu en kapsamlı ve ciddi çözüm planını reddettiğini anımsatan Gül, Rumların önemli bir fırsatın yitirilmesine neden olduğunu ifade etti.

'Karar ayrı yaşamak'
Referandum sonucunun Rum tarafının yeni bir ortaklığa ve Kıbrıslı Türklerle beraber yaşamaya ve uzlaşmaya hazır olmadığını gösterdiğini belirten Gül, 30 yıldır ilk kez yapılan referandumun halkların kendi kaderini tayin etmesiyle sonuçlandığına ve yeni bir durum yarattığına dikkat çekti. Rum tarafındaki yüksek hayır oyunun Türk tarafı ile birlikte yaşamak istemediklerinin göstergesi olduğunu söyleyebileceğini belirten Gül, "En azından Türk tarafının temsilcisi olduklarını söylemekten vazgeç
tiler" dedi.

'Plan fiilen bitti'
Gül, taraflardan birinin 'Hayır' dediğini ve bu nedenle planın ortadan kalktığını belirterek Annan'ın da bunu daha önce anımsattığını söyledi. Soruları da yanıtlayan Gül, "Annan söyledi. 'Defter kapandı' dedi" ifadesini kullandı.

AB için çelişkili manzara
Avrupa açısından ortaya çelişkili bir durumun ortaya çıktığını vurgulayan Gül, "(AB) Çözüme ve adayı birleştirmeye 'Hayır' diyen tarafı üyeliğe kabul etmekte, buna karşın sorunun çözülüp adanın birleşmesini arzulayan tarafı da ortada bırakmaktadır. AB davet ettiği taraflardan 'Hayır' diyeni alırken, 'Evet' diyen tarafı dışarda bırakıyor. AB kendi prensiplerini gözden geçirip bu adaletsizliğe son verecektir" diye konuştu.
Gül, AB'nin Rum Kesimi ile imzaladığı üyelik tüzüğünün değişmesini istediklerini belirterek, AB üyelerinden bu istekle ilgili güçlü destek aldıklarını anlattı.

'Herkes gereğini yapsın'
Rum siyasi liderliğinin ve uluslararası toplumun, Kıbrıs Türk halkına uyguladığı ambargo ve kısıtlamalardan vazgeçmesini beklediklerini söyleyen Gül, Kıbrıs Türk halkını uluslararası alanda daha fazla tecrit etmeye kimsenin hakkı olmadığını belirtti. Gül, "Uluslararası camia, insan haklarına saygılı ve çoğulcu bir demokratik yapı içinde yaşamakta olan Kıbrıs Türk halkına
karşı sorumluluklarını artık üstlenmek durumundadır" diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın istifa etmesi gerekip gerekmediğine ilişkin soruyu ise "Bu KKTC'nin iç meselesidir" diyerek yanıtlamaktan kaçındı.

Atina'ya çağrı
Gül, yeni dönemde Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği de temel bir stratejik hedef olarak belirlediğini anımsattı. Dışişleri Bakanı, bu doğrultuda Yunanistan'la ilişkilerin daha da ileriye götürülmesine gayret edeceklerini anlattı. Gül, Yunanistan'ın da adada çıkan bu yeni durumu gerektiği şekilde değerlendirmesini ve tutarlı yapıcı tutum benimsemesini istedi. İki ülkeye de yeni sorumluluklar düşeceğini belirten Gül, AB'nin de Kıbrıs konusunda elinden geleni yapması gerektiğini söyledi.

Straw aradı
Gül
, basın toplantısına gelmeden önce Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw'un kendisini aradığını ve sonucu değerlendirdiklerini açıkladı. Gül, Straw'dan Kıbrıs Türklerinin tecritin sona ermesi için gerekenlerin yapılmasını istediklerini açıkladı.

AB kuzeyin imdanına yetişecek

Avrupa Komisyonu, Rumların 'Hayır'ından 'derin' üzüntü duyduğunu vurguladı. Komisyon, içtenlikle kutladığı Türk tarafına yönelik ekonomik açılımları, AB Konseyi toplantısına sunacağını açıkladı. Öneriler Londra ile Atina'yı karşı karşıya getirecek

25/04/2004 RADIKAL

GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL - AB, Kıbrıs'taki referandumda 'Evet' diyen Türk tarafının tecritten kurtarılması için kolları sıvadı. Avrupa Komisyonu'nun da getireceği önerilerle birlikte yarınki AB dışişleri bakanları (AB Konseyi) toplantısında, Rum tarafına misilleme niteliği taşıyan Türk tarafına yönelik açılımlar değerlendirilecek.
Avrupa Komisyonu'nun yazılı açıklamasında, Rumların kapsamlı çözüme onay vermemesinden 'derin üzüntü' duyulduğu vurgulanarak, "Uzun zamandır süren
Kıbrıs sorununa çözüm getirecek yegâne fırsat kaçırıldı" denildi. Kıbrıslı Türkleri 'Evet' dedikleri için içtenlikle kutlayan ve "Bu, toplumun adanın sorununu çözüme kavuşturma yolundaki net isteğini ortaya koymaktadır" saptamasını yapan Komisyon, Türk tarafına şu açılımı yaptı: "Kuzeyin ekonomik gelişmesini artıracak yöntemleri değerlendirmeye hazırız. Ortaya çıkan yeni duruma ilişkin iç değerlendirme çalışması başlattık. Bu çerçevede ortaya çıkacak görüşler, yarın AB Konseyi'ne sunulacak."

'Türkiye işgalci değil'
Komisyon'un yarın Lüksemburg'da toplanacak dışişleri bakanlarına sunacağı öneriler, Britanya'nın başını çektiği bir grup ülke tarafından gündeme getirilen açılımlarla koşut olacak. Komisyon'un açıklamasında atıf yapılan ve Radikal'in önceki gün duyurduğu açılımlar, öncelikle adadaki Türk güçlerinin AB'yi işgal eder konumuna dair geçmiş söylemin bir kenara bırakılmasını ve 'Adada birleşmenin sağlanamamış olması, Türkiye'nin AB'ye katılımı önünde bir engel teşkil etmez' yaklaşımın benimsenmesini ön
görüyor. Öneriler arasında öne çıkan diğer unsurlar şunlar:
Komisyon'un normalde iki taraftan da 'Evet' çıkması şartına bağladığı 300 milyon euro'luk paketin kuzeye verilecek olan 259 milyon euro'luk bölümünün serbest bırakılması.
Kuzeydeki limanların ti
carete açılmasına olanak sağlanması. Benzer yönde bir uygulamanın kuzeydeki havalimanlarından biri için de yürürlüğe sokulması.
Kuzeyin AB'nin yapısal fonlarından yararlandırılması.
AB sınırlarında Schengen sisteminin adadaki Yeşil Hat'tan itibaren devre
ye sokulması.

Atina belirleyici olacak
Bu önerilerin hayata geçirilebilmesi için tüm bakanların onayı gerekiyor. Ancak Yunanistan'ın Britanya'nın başını çektiği önerilere sıcak bakmamasından ötürü, yarınki toplantı çok tartışmalı geçecek. Bu önerilerin kabul edilmesi sürecinde Atina'nın tavrı belirleyici olacak. Britanya'nın ilk tavrının ise, Komisyon tarafından mart başında hazırlanan ve Yeşil Hat'tı AB'nin iç sınırı kabul eden yönetmeliği reddetmek olması bekleniyor. AB diplomatlarına göre, Britanya, iş
i eski yönetmeliği veto etmeye kadar vardırabilir.

Verheugen'den takdir
Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu (AFET), KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı referandum sonuçlarını değerlendirmek üzere Brüksel'e davet etti. Oturuma Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in de katılması bekleniyor. Günter Verheugen Rumların tutumundan duyduğu üzüntüyü dile getirerek, "Son gelişmelerden sonra Rumların kararı şaşırtıcı değil. Rumların birleşme konusunda böyle olağanüstü bir fırsatı kaçı
rmaları hayal kırıklığı yaratmıştır. Kıbrıslı Türklerin aldığı karar ise memnuniyet vericidir. Kıbrıslı Türklerin birleşmeyi onaylayarak Avrupa yönünde karar vermeleri takdire değer" dedi.

Flori: AB çabuk olsun
Verheugen'in sözcüsü Jean Christoph Filori de, Komisyon'un kuzeyde ekonomik gelişmeyi ilerletmenin yollarını arayacağını ve yarınki AB Konseyi toplantısında Kıbrıs Türk toplumuna yardımcı olmak için isteklilik görmeyi umduklarını belirtti. "Kıbrıslı Türklerin yaptırım uygulamalarıyla cezalandırılması son derece adaletsiz olacaktır. Böyle olmasını istemiyoruz. AB'nin çok hızlı biçimde bu topluma yardımcı olmasını bekliyoruz" diyen Flori, kuzey için finansal açıdan hayata geçirilebilecek, ticareti kolaylaştıran ve turizmi artıran bir önlemler paketi hazırlanabileceğini belirtti.
İkinci bir referandum olasılığı için "Annan Planı artık devrede değil, tamamen reddedildi. BM'nin başka şey ortaya çıkarmak niyetinde olacağını sanmıyorum. Sayın Annan da bunu söyledi" diyen Flori, bu sonuçlardan sonra Türkiye
'nin üyelik müzakere tarihi almasına kolaylık gösterilecek mi sorusunu şöyle yanıtladı: "Kıbrıs'ta Türk tarafından son derece yapıcı bir izlenim aldığımız şüphe götürmez. Bu kesinlikle göz önüne alınması gereken bir durum. Türkiye'nin siyasi kriterleri karşılama açısından reformları uygulamaya devam etmesini öneriyoruz. Her şey böyle gider ve komisyonun değerlendirmesi olumlu olursa, o zaman müzakerelere başlanabilir."

Dananın kuyruğu koptu işte

İsmet Berkan

25/04/2004 RADIKAL

Evet, Kıbrıslı Rumlar, ezici kabul edilebilecek bir çoğunlukla adayı yeniden birleştirmeyi reddettiler. Neden reddettiler? Çeşitli sebepleri olabilir, var da zaten ama şu anda nedenler değil sonuç önemli: Rumlar, oylarıyla adadaki bölünmüşlüğü onayladılar.
Referandumun bu sonucunun Türkiye açısından sonuçlarını iki kategoride ele almakta fayda var: 1. KKTC'nin ve Kıbrıs'ın geleceği; 2. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilgili geleceği.
Birinci kategoriden başlayalım...
Eğer referandu
mda iki taraf da evet oyu vermiş olsaydı, en geç 30 Nisan gecesi KKTC ortadan kalkacaktı. Ama Rum tarafı planı reddettiğine göre Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti varlığına devam edecek demektir.
Devam edecek ama KKTC'yi Türkiye dışında tanıyan yok, Birleşmiş
Milletler KKTC'nin varlığını kabul etmiyor.
Şimdi KKTC'nin geleceği için ilk bakmamız gereken yer Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin kendisi olacak. Genel Sekreter, önümüzdeki günlerde referandum sonuçlarıyla ilgili raporunu Güvenlik Konseyi'ne suna
cak. Acaba burada ne diyecek Genel Sekreter?
Kendi adıma, KKTC'nin devlet olarak varlığının kabul edilmesini pek beklemiyorum. Çünkü uluslararası toplum açısından Kıbrıs sorunu var olmaya, dolayısıyla çözüm beklemeye devam edecek.
Bu aşamada beklenti, yı
llardır KKTC'ye uygulanan ambargoların kaldırılması ya da hafiflemesi. Burada en önemli ambargo konularının başında sivil havacılık, ticaret yasağı ve seyahat belgeleri geliyor.
Bu üç temel konuda ciddi bir yumuşamanın çok kısa zamanda gerçekleşmesi bekle
nmeli. Burada sembolik olarak en önemli konu bence seyahat belgeleriyle ilgili. Yakın zamanda, devlet olarak KKTC tanınmasa bile KKTC pasaportlarıyla Avrupa'ya seyahat etmek mümkün olabilecek. Yani KKTC vatandaşları kısa zaman içinde AB'nin seyahat özgürlüğünden yararlanmaya başlayabilir.
Ancak bunların tamamı olsa dahi, Kıbrıs Türkü açısından durum ancak kısmen değişebilir. Dün verilen oylarla da bir irade açıkça ortaya çıktı ki, Kıbrıslı Türkler bütün haklarıyla AB üyesi olmak istiyorlar. O yüzden adada
gözler AB'nin üzerinde olacak. Bakalım Avrupa, kendi yarattığı büyük haksızlığı gidermek için neler yapacak?
KKTC'nin geleceğinde daha pek çok belirsizlik var ama bence en önemliler az önce saydıklarımdı. O yüzden isterseniz gelelim ikinci kategoriye, yan
i Türkiye'nin AB ile geleceğine...
Şunu unutmayalım: Aralık ayında Türkiye'yle müzakerelerin başlamasına ya da başlamamasına karar verecek olan zirvede Kıbrıslı Rumlar da olacaklar; Türkiye ile ilgili karar onların da iki dudağının arasında olacak.
Her ne kadar AB, iki yıl önce Kopenhag'da Rumların (ve bütün öteki yeni üyelerin) elinden 'Türkiye'ye engel olmayacaklarına' dair imzalı bir kâğıt aldıysa da, bu belgenin hukuki geçerliği tartışmalı.
O yüzden en azından Rumlar, bu karar yetkisini Türkiye ile A
nnan Planı'nı yeniden müzakereye açmak ve ikinci bir referandum düzenlemek için bir silah olarak kullanmak isteyeceklerdir.
Yıllardır Yunanistan'ın şantajlarına boyun eğen AB'nin büyüleri acaba
bu kez de adalı Rumların şantaj girişimine meydan verecek mi
?
Alman Der Spiegel dergisinin haberine göre AB Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili raporu son derece olumlu olacakmış. Eğer öyleyse, normal şartlarda Türkiye'nin müzakerelere bir an önce başlaması gerekir. Ama görüyorsunuz, buna rağmen aslında Türkiye'nin d
urumu belirsiz.
Geçmişe dönüp suçu kendimizde ve Rauf Denktaş'ta aramamız mümkün. Hatta bana kalırsa bu belirsizliğin sorumlusu, Kıbrıs konusunun önemini geçen yıl mart ayında kavrayamayan AKP hükümeti ve onları parmağının ucunda oynatan Rauf Denktaş.
Am
a şimdi zaman bunları tartışma zamanı değil. Olan oldu, geleceğe bakmak lazım. Gelecek ise, söylemeye çalıştığım gibi hayli belirsiz...

Hata nerede başladı?

Murat Yetkin

Zorlama ve adaletsizlik üzerine kurulu her politika er geç çökmeye mahkûm

25/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs'ta tarihi referandum güneyde 'Hayır', kuzeyde 'Evet' çıkmasıyla sonuçlandı. Bu Türk tarafının beklediği en iyi ikinci sonuç olsa da tek anlamı var: Annan Planı geçerliliğini yitirdi, Kıbrıs'ta kalıcı çözüm bir başka bahara kaldı.
Kıbrıs sorununun bu noktaya gelmesinde Türkiye'nin izlediği politikaların neden sonuç alamadığı çok tartışıldı. Avrupa Birliği'nin bir hafta sonra ithal etmek zorunda kalacağı Kıbrıs sorununda yaptığı hataların nereden
başladığı ise daha az tartışıldı.
Türkiye'nin üyesi olduğu kurumlardaki etki gücü bile eleştiri konusuyken, AB gibi içinde olmadığı yapılardaki kararları değiştirme gücünün çok az olduğu ortada. Bir kurumun kararını etkilemeniz için ya gücünüz ondan fazl
a olacak, ya da içinde yer alacaksınız. Ancak bu gerçek, geldiğiniz noktada geriye dönük değerlendirme yapmanızaa engel değil.
2002 Kopenhag zirvesi öncesi Ankara'ya gelen Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen, sorumuz üzerine AB'nin Kıbrıs'ı bu sorun
lu haliyle
üye almak istemediğini söylemişti. AB modern tarihin en başarılı barış ve kalkınma projesi idi. Ülkeler AB'ye sınır, toprak gibi en temel sorunlarını halletmiş, kendi vatandaşları ile barışmış olarak geliyorlardı. Bir kez Birliğe girdikten sonr
a sınır, toprak, iç göç gibi sorunlar yaşayan bir üye hiç görülmemişti. Oysa Kıbrıs'ta bunların hepsi vardı. Uluslararası planda Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla tanınan Rum hükümeti, 1974'ten bu yana Türk askerince korunan kendi sınırlarında yaşayan, 1983'ten bu yana da Türkiye dışında bir ülke tarafından tanınmasa da kendi devletini kuran, bu devletin yönetimi için serbest seçimler yapan Kıbrıs Türklerinin kendi egemenliği altında olduğunu öne sürüyordu. Bir yandan Avrupa hukukunun açık noktalarını istismar ederek Kuzey'i ekonomik, siyasi ve sosyal ambargo altında tutuyor ve AB'nin bu hali kabul etmesini istiyordu.

AB'nin en büyük hatası
Türkiye'nin üye adayları arasında sayılmadığı 1997 Lüksemburg AB zirvesi bu hatalı kararın alınması ile sonuçlanan tartışmalara sahne oldu.
AB Komisyonu ve üye ülke liderleri 1997 Aralık ayında şu değerlendirmeyi yaptılar: Birliğin önünde iki sorun vardı. Birincisi ve daha büyük olanı, 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla yeniden egemenliklerine kavuşan Orta ve Doğu Avrup
a ülkelerinin Batı siyasi sitmi içine alınmasıydı. 1975'te Helsinki Nihai Senedi'nin ilanı ve ABD ile SSCB arasında
(SSCB'nin dağılmasıyla sonuçlanan) yumuşama politikasına zemin oluşturan nükleer silahların sınırlandırılması (SALT) anlaşmasının imzalanma
sıyla başlayan süreç son aşamasına gelecekti. (Bu ülkelerin AB entegrasyonu bir hafta sonra 1 Mayıs 2004'te, NATO entegrasyonu da 30 Haziran 2004'te İstanbul'daki NATO zirvesi ile tamamlanmış olacak) AB'nin çekirdeğini oluşturan Almanya ve Fransa, Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti'nin bir an önce birliğe dahil edilmesi, Avrupa'nın Rusya ile sınırının kesinleştirilmesi için bastırıyordu.
AB'nin 1997 sonu gündemindeki diğer sorun da Güneydoğu Avrupa ve Akdeniz entegrasyonunun tamamlanması idi. Bu da Tür
kiye, Malta ve Kıbrıs'ın üyelik sürecine alınıp alınmamasıyla ilgiliydi. Malta küçük ve sorunsuz bir ülke olması açısından fazla pürüz çıkarmıyordu. 1997 Türkiye'si hâlâ siyasi reformlar konusunda en basit adımları bile atmamış, siyasi çalkantıların durulmadığı bir görüntüdeydi. Kıbrıs ise hâlâ bölünmüş durumdaydı ve bu haliyle üye alınması düşünülmüyordu. Oysa Yunanistan 1997'de Kıbrıs Rum hükümeti Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla, Türk tarafını da temsilen üye kabul edilmediği sürece Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti'nin adaylığına onay vermeyeceğini ilan etmişti.

Yunanistan'ın direnişi kırılamadı
AB liderleri önce daha büyük olan sorunu çözmeye, diğerini ertelemeye karar verdiler. Geleceğini belirsiz gördükleri Türkiye'yi dışarıda tutarak Kıbrıs'ın üyelik süreci başlatıldı. Bu sorunun üyelik aşamasına gelindiğinde halledileceğine inanılıyordu.
Türkiye'nin sert tepki göstererek AB ile siyasi ilişkilerini kesmesi, gerçi 1999'da Helsinki zirvesinde üye adaylığının tesciliyle sonuçlandı. Ancak Yunanistan aday
lığı onaylama karşılığında Kıbrıs ve Ege konularının belgeye dolaylı da olsa eklenmesini başardı.
Gelinen nokta Yunanistan için başarı gibi görünüyor, ancak uzun vadede olmadığı anlaşılacak.
Türkiye'de de örneklerini gördüğümüz gibi zorlama ve adaletsizl
ik üzerine kurulu her politika er geç çökmeye mahkûm.

Kıbrıs'la telefon bağlantısı

Nur Çintay A.

25/04/2004 RADIKAL

Oylarını sabahtan gidip vermişler. "Saat sekiz gibi sonuçlar belli olur iyice' dedi. 'Akşama annemlerdeyiz yemeğe. Bütün gece televizyona yapışıp oturacağız."
İçimden geçen soru: Ne var annenlerde yemekte?
Ağzımdan çıkan soru: Yüzde kaç olur?
"Valla renk vermeyen çok"
dedi. "Yüzde 70'e kadar çıkar gibi. Oranı ne kadar yüksek olursa o kadar
iyi tabii."
"Evet" dedik karşılıklı. "Evet."
Günün anlam&öneminin dışında kalmayayım diye kendi çapımda girişimde bulundum: Kıbrıs'la telefon bağlantısı kurdum.
Özlem, üniversiteden en yakın arkadaşlarımdan biri. Birbirimizde sabahlamışlığımız çoktur.

Etiler'deki evde içtiğimiz şarap ve sigaralar unutulmazdır ama Girne'de yediğimiz bumbar dolmalarının tadı da başkadır.
O yüzden "Akşama annemlerdeyiz yemeğe" cümlesi beni bayağı sarstı!
Özlemler 'normal', hayatı/gidişatı/yeni dünya düzenini bilen,
'to
zsuz/küfsüz' tipler oldukları için 'evet'çiler.
Kabaca 17 bin doların 3 bin dolardan fazla olduğunu hesaplayabilecek toplama/çıkartma pratiğinden çok daha fazlasına sahipler. Ailecek politikanın ciddi ciddi içindeler.
Ama bizim kız kıza konuşmamız üçüncü
cümle itibarıyla "O ne yapıyor, bu iyi mi, ay çok özledim, gelsenize" civarına kaydı.
"Asıl şimdi gelin" dedi. "Hem bundan sonrası daha kritik. Ne çıkacak, sonra ne olacak... Hava da süper, hadi..."
"Dur bakalım şekerim" dedim, "Hayırlısı..."
"Evetlisi
" diye fırça çekti. "Evetlisi."
Evet, yüksek oranda evetlisi, diye umalım.
Ve de sıcak iyice bastırmadan, Memedalibeyli casino ortamlarından ziyade, Bellapais (Beylerbeyi) tarafına, Lawrence Durrell'ın gölgesinde kitap yazdığı 'Tembellik Ağacı'nın altına
gitmenin yolunu yapalım.

Ortaçgil ile Teoman
Cuma akşamı Lütfi Kırdar'da, çılgınlar gibi eğlenmelik değil ama kedi gibi kıvrılıp dinlemelik bir konser vardı. Koşturmayan. Yormayan. Sakin. Ama uyutmayan da.
'Tuborg Pilsener Alive' projesi kapsamında, Bülent Ortaçgil ile Teoman birlikte sahne alıp birbirlerinin parçalarını söylediler.
Ortaçgil konseri deseniz değil, Teoman konseri deseniz hiç değil. Ama hoş bir izdivaç olmuş.
Yine de: Müslüm Baba'nın 'Neredesin Firuze' vesilesiyle 'in' ettiği Ortaçgil b
estesi 'Sensiz Olmaz'ı Teoman söylerken, ama en çok da daha başlarda Teoman'ın 'Paramparça'sını Ortaçgil seslendirirken, bazı yorumların bazı parçalara nasıl klik/cuk/pat diye oturduğunu düşünmeden edemedim.
Kişisel tercihim 'Paramparça' için 1. Teoman, 2.
Müslüm Gürses, 3. Bülent Ortaçgil, 'Sensiz Olmaz' için ise 1. Müslüm Gürses, 2. Bülent Ortaçgil, 3. Teoman yönünde.

KKTC'de resmi sonuçlar açıklandı...


KKTC Yüksek Seçim Kurulu (YSK), dün yapılan referandumun resmi sonuçlarını ilan etti.
Kurul'un ilan ettiği sonuçlar bugün Resmi Gazete'de yayımlanmak üzere Devlet Basımevi'ne gönderildi.
YSK'nın ilan ettiği sonuçlar şöyle:
Seçmen sayısı: 143.639.
Oy kullanan seçmen Sayısı: 121.162.
Geçerli oy sayısı: 119.618.
Seçime katılma oranı: yüzde 84.35.
Evet oyl
arının toplamı: 77.702.
Hayır oylarının toplamı: 41.916.
MILLIYET 25/04/2004

YES BE ANNEM!

KKTC'deki referanduma katılım yüzde 85.35 düzeyinde gerçekleşti. Annan Planı'na halkın yüzde 64.91'i 'evet', yüzde 35.09'u 'hayır' dedi

Sefa Karahasan


KKTC'de 143 bin 638 kayıtlı seçmen dün adanın kaderini belirleyecek referandumda Annan Planı'na "güçlü bir evet" dedi. Halkın yüzde 64.91'i oylarını "evet"ten yana kullanırken, "hayır"ın oranı yüzde 35.09'da kaldı. Katılım yüzde 85.35 gibi yüksek bir oranda gerçekleşti.
KKTC halkı 08.00'de açılan ve 18.00'de kapanan 563 sandıkta, üzerinde "Kıbrıs'ın AB'ye birleşik olarak gireceği yeni düzeni hayata geçirecek kuruluş anlaşması ve tüm eklerini; Kıbrıs Türk Devleti'nin Anayasası'nı ve yürürlükte olacak yasalara ilişkin h
ükümleri onaylıyor musunuz?" diye sorulan oy pusulalarına "evet" veya "hayır" mührü bastı. Sandıkların kapanmasından sonra Rum kesimiyle eşzamanlı olarak oyların sayımına geçildi.
Sayım iki saat gibi kısa bir süre içinde tamamlandı ve referandumun resmi ol
mayan kesin sonuçlarına göre, Kıbrıs Türk halkının yüzde 64.91'i plana "evet", yüzde 35.09'u "hayır" dedi. Referandumun ardından "evet" yanlıları KKTC çapında sokaklara döküldü.

Denktaş'ın sandığından 'hayır' çıktı
Referandumda, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın oy kullandığı 125 No'lu sandıktan "hayır" çıktı. Toplam 116 kişi oy verdiği sandığa 66 "hayır", 50 "evet" oyu atıldı.
Referandum öncesinde Türkiye'den adaya gelerek "evet"çilere karşı saldırılar düzenleyen ve gerginliğe neden olan ülkücüler, referandum
günü beklenenin aksine taşkınlık çıkarmadı.

Türkiye TV'leri izlenemedi
KKTC'de referandum heyecanı, önceki akşam seçim yasaklarının başlamasıyla doruğa tırmandı. Yüksek Seçim Kurulu, seçim yasakları başladığı andan itibaren referandum yayını yapan Türkiye kanallarının vericilerini kapatarak programların Kıbrıs Türk halkı tarafından seyredilmesine engel oldu.
KKTC'deki günlük gazeteler manşetlerinden verdikleri referandum haberlerinde, "çözüm için oy verilmesi" yönünde birleşti. Kıbrıs, "Kader günümüz"; Or
tam, "Sandıktayız"; tam sayfa Başbakan Erdoğan'ın resmini basan Kıbrıslı, "Referandum anısına"; Yeni Düzen, "Geleceğimiz için"; Afrika, "Tarihe esir olma tarih yaz"; Cumhuriyet, "Hayırlısı olsun" ve Vatan, "Kader günü" manşetleriyle çıktı.
MILLIYET 25/04/2
004

Erdoğan: Güney Kıbrıs kaybetti

Başbakan Erdoğan, adil ve kalıcı bir çözümün oluşmasına katkıda bulunmayan Rumların, atılan iyi niyet adımını heba ettiğini belirterek, "Güney Kıbrıs bana göre kaybetmiştir" dedi. Erdoğan, Güney Kıbrıs'ta yeni bir referandum yapılıp yapılamayacağı konusunda, da "Bu boyacı küpü değil. Bu bir kere yapılır ve biter. Kaldı ki BM Genel Sekreteri Annan, 'Bundan sonra zaten böyle bir şeyin içerisinde olmam' diyerek noktayı koydu" diye konuştu. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a saygısı olduğunu söyleyen Erdoğan, "Ama, Denktaş bu süreçte bir iddiada bulundu. KKTC halkı da bu iddiaya karşı bir değerlendirme yaptı. Bu kanaati Denktaş nasıl değerlendirir, onu ben bilemem" dedi.
Erdoğan, AB, ABD, dost ülkeler ve BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın, çözüm konusunda Türkiye'nin iyi niyetine bizzat şahit olduklarını kaydederek sözlerini şöyle sürdürdü: "Uluslararası camiada artık Kıbrıs Türklerine bugüne kadar yapılan tecrit politikalarının, bugünden itibaren bittiğine inanıyorum."

Gül'den Annan gibi cevap
Kıbrıs'ta önemli bir fırsatın yitirildiği belirten Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de ikinci referandum tartışmalarını "Bunun cevabını Annan, 'Reddedilirse defter kapanır' diye vermişti" sözleriyle değerlendirdi. Gül, bundan sonraki beklentilerinin ise, KKTC'ye uygulanan haksız ambargo ve kısıtlamalardan vazgeçilmesi olduğunu ifade etti.
MILLIYET 25/04/2004

'AKP'ye tepki için hayır verdim'

KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, AKP'nin açıklamalarına tepki nedeniyle "hayır" oyu kullandığını söyledi.
Denktaş, bugünün milat olduğunu ve pazartesiden itibaren Kuzey Kıbrıs'ta hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını, çok farklı bir döneme girileceğini belirterek, "Kıbrıs Türk halkı bütün iyi niyetine ve kendi iradesine rağmen,
komşunun iradesi nedeniyle yine çözüme ulaşamayacak. Ama bu bir son değildir. Çözüm arayışları sürecektir" dedi.
Ulusal Birlik Partisi lideri Derviş Eroğlu da, Gazimagosa'da oyunu kullandıktan sonra yaptığı açıklamada, "KKTC devletini ortadan kaldırmaya y
önelik bir referandum yasası yapılması, anayasanın amir hükümlerine aykırıdır" diye konuştu.

'Her şey değişecek'
Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) lideri Mustafa Akıncı ise, Lefkoşa Şehit Ertuğrul İlkokulu'nda oyunu kullandıktan sonra, sonuç ne olursa olsun, Kıbrıs'ta hiçbir şeyin aynı kalmayacağını, siyasi yapılanmada yeni şekillenmelerin olacağını söyledi.
MILLIYET 25/04/2004

HEM 'HAYIR' DEDİLER HEM KORKUYORLAR

Referanduma yüzde 95 oranında katılan Rumların yüzde 76'sı hayır, yüzde 24'ü evet dedi. Ancak 'hayır'cıların AB, ABD ve BM'den gelen tepkilerden çekindiği belirtiliyor

Yorgo Kırbaki


Kıbrıslı Rumlar, referandumda ezici bir şekilde "hayır" dedi. 485 bin 165 kayıtlı seçmenden yüzde 96.53'ü, 1075 sandıkta oy kullandı. Sandıktan yüzde 75.83 "hayır", yüzde 24.17 "evet" çıktı.
Rum Yönetimi Seçim Kurulu Başkanı Kiryakos Triyandafilidis, sandıkların saat 18.00'de kapanmasından yaklaşık iki saat sonra, 313 bin 704 seçmenin plana "hayır", 99 bin 976'sının ise "evet" dediğini açıkladı.
İlk sonuçların belli
olmasıyla birlikte sokağa dökülen Rumlar, başta komünist AKEL Partisi yönetiminin engelleme çabalarına rağmen "zafer" kutlamaları yaptı. Lefkoşa'nın Rum kesiminde, Rum ve Yunan bayrakları taşıyan araçlar, konvoylar oluşturarak coşkulu bir şekilde tur attı.

DİSİ'nin tabanı belirleyici oldu
Sonuç, iyimser "hayır"cıların bile beklentisinin üstünde oldu. Referandumda çıkan sonuçta "evet"çi merkez - sağcı DİSİ partisinin seçmenlerinin tavrı önemli rol oynadı. Son milletvekili seçimlerinde oyların yüzde 34'ünü alan DİSİ taraftarlarının yüzde 60'i "hayır" oyu kullanarak, parti yönetiminin kararına uymadı. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, referandumun sonunda Güney Kıbrıs'ta oyunun tek hâkimi haline geldi. Papadopulos ve "hayırcı" komünist AKEL partisinin lid
eri Dimitrios Hristofyas taraftarlarının, sokaklara çıkıp "hayır"ı kutlamaları önlenmeye çalışıldı. Bu nedenle de Papadopulos'un Başkanlık Sarayı'nın çevresi gösteri düzenlenmemesi için polis kordonu altına alındı. Rum bir yetkili, "Annan Planı'na 'hayır' deyişimizi bir de kutlasaydık, uluslararası alanda daha da güç pozisyona düşerdik" dedi.

Tepkiler korkutuyor
Bu arada Rum yönetimi, ABD ve BM'den gelecek tepkilerin boyutlarını hesaplamaya çalışıyor. Sonucun Papadopulos'un kabinesinde de karışıklığa yol açabileceği, Rum liderin kendisini destekleyen AKEL partisi ile çatışmaktan kaçınamayacağı da söyleniyor. Papadopulos, çarşamba günü Atina'ya geçerek Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile görüşecek. Atina, Kıbrıs sorununu artık Türk - Yunan ve Türkiye
- AB ilişkileri kapsamı dışında tutmak istiyor. Karamanlis, Kıbrıs'taki referandumun sonucundan bağımsız olarak Türk - Yunan ilişkilerinin gelişmesini desteklediğini ve AB üyeliği çabalarında Türkiye'nin yanında yer alacağını açıklamıştı.

Yunanistan hâlâ umutlu

Yunanistan hükümet sözcüsü Theodoris Russopulos, Kıbrıs'ta çözüm için hâlâ umutlu olduklarını belirterek, "Çözüm için Güney Kıbrıs'la ortaklaşa çalışmayı sürdüreceğiz" dedi. Yunan partileri de Yunanistan ve Rum kesimine AB'den gelecek tepkilere hazır olma uyarısında bulundu. Yeni Demokrasi Partisi Merkez Komite Sekreteri Evangelos Meimakaris, Kıbrıs Türklerinin "evet" diyerek uluslararası platformda ayrı devlet olarak tanınmaya çalıştıklarını belirtti.
PASOK üyesi Andreas Loverdos da Rum tarafından çıkan "hayır" kararının diplomatik bir bedelinin olacağını vurguladı.
Sol Koalisyon Sinaspismos Partisi'nin lideri Nikos Kostandopulos da, çözüm için bir an önce yeni girişimlerde bulunulması gerektiğini söyledi.
Rum Yönetimi'nin eski AB koordinatörü Taki
s Hacidimitriou da, Rumların 'hayır'ının taraflar arasında daha büyük gerileme yol açacağını, Kıbrıs'ın AB içinde tecrit edileceğini söyledi.

Dünya basını izledi

• Reuters: "Rumlar, birleşme planını öldürdü" başlığıyla verdiği haberde, "Uluslararası baskılara karşı çıkan Rumlar, fakir Kuzey'in yüzüne AB kapısını çarptı. Birleşme umudu kalmadı" dedi.
• Associated Press: Rumlar, planı ezici bir şekilde hezimete uğrattı. Kıbrıs AB'ye bölünmüş girecek. AB'nin de nimetlerinden sadece Rumlar faydalanacak.
• AF
P: Rumlar, planı reddederek, Kuzey'in AB üyeliğini engellediğini ve birleşmeyi belirsiz bir tarihe erteledi.
• France 3 Televizyonu: Rumlar, AB üyeliğinden emin oldukları için referandumda 'hayır' dedi. KKTC'ye yönelik ambargo kalkabilir.
• BBC: Rumların
dörtte üçünden fazlası BM planını reddetti. Sonuç, Türklerin 'retçi' imajını değiştirdi. n DIŞ HABERLER SERVİSİ
MILLIYET 25/04/2004

Papadopulos: Çözüme değil, plana karşıyız

Karara saygı gösterilmesi gerektiğini belirten Rum lider, "Avrupa Birliği'nin avantajlarından Kıbrıslı Türkler de yararlanacak" dedi...

YORGO KIRBAKİ Lefkoşa/Rum kesimi


Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Rumların çözüme ve Kıbrıs'ın birleşmesine değil, sadece Annan Planı'nın mevcut versiyonuna "hayır" dediğini söyledi.
Sonuçtan duyduğu memnuniyeti dile getiren Papadopulos, "Halkın hür iradesine ve kararına herkes saygı göstermelidir. Üzgünüm ama bu planı kabul edemezdik. Kıbrıslı Türk yurttaşlarımızın bize anlayış göstermelerini bekliyoruz. Eğer düş kırıklığına uğradılarsa üzgün
üm" dedi.

'Türklere sırt çevirmiyoruz'
Türkiye'nin değil, Kıbrıslı Türklerin çıkarlarına hizmet eden bir çözüm istediklerini de savunan Papadopulos, "Halkın referandumda verdiği karardan kimse şüphe edemez. Gelecek nesillere güvenli bir çözüm bırakmak istiyoruz. Biz 'evet' dediğimizde, bu Kıbrıslı Türklerin de çıkarına olacaktır" diye konuştu.
Kıbrıslı Türklere sırt çevrilmediğini, AB'de birlikte ilerleneceğini kaydeden Papadopulos, şunları söyledi: "İyi niyetimizi, açıklayacağımız yeni teşvik tedbirleriyl
e göstereceğiz. Kıbrıslı Türklerin çözüm olmuş gibi AB'nin avantajlarından yararlanmasına çalışacağız."
MILLIYET 25/04/2004

Rum kesiminden notlar

Gece tavernaya, gündüz sandığa

YORGO KIRBAKİ Lefkoşa / Rum kesimi


Rum kesiminde Paralimni mevkiinde tekerlekli sandalyeyle sandık başına gelerek oy kullanan kalp hastası Andonis Kakuris, oyunu kullandıktan sonra kalp krizi geçirerek onlarca seçmenin gözü önünde hayatını kaybetti.
• Referandumu 100'den fazla yabancı basın kuruluşu izledi. Referanduma Çin ve Japo
nya'dan ilgi gösteren gazeteciler de oldu. En kalabalık grupları Türkiye'den ve Yunanistan'dan gelen gazeteciler oluşturdu.
• Referandum arifesinde Rumlar hafta sonu eğlenme âdetlerinden vazgeçmediler. Pavillion ve Tzellari gibi Yunan tavernalarını doldura
n Rumlar sabaha kadar eğlendi.
• Cuma gecesi eğlencesi etkisini referandum günü gösterdi. Rum gençleri öğleden sonra sandık başına gitti. Sabah saatlerinde genellikle yaşlılar oy kullandı.
• Türklerin ve Rumların birlikte yaşadıkları BM kontrolündeki Pile
köyünde iki ayrı sandık kuruldu. Türkler KKTC, Rumlar da Güney Kıbrıs için oy kullandı.
• KKTC'de yaşayan Rumların da Kızılhaç otobüsleriyle Güney'e getirilerek oy kullanmaları sağlandı.
MILLIYET 25/04/2004

ABD'den KKTC atağı...

Bush yönetimi, ticaret ve turizm alanında işbirliğine hazırlandığı Kuzey Kıbrıs'a uçak seferleri düzenlemeyi planlıyor


Yasemin Çongar


ABD yönetimi, Kıbrıs referandumlarından çıkan sonuca şaşırmadı, ancak güneydeki "hayır" oylarının yüksekliğinden "büyük hayal kırıklığı" duydu. KKTC halkının, çözüme yüzde 65 oranında "evet" demesini memnuniyetle karşılayan ABD'li yetkililer, güneydeki sonucu "Rum liderlerin tarihi hatası" olarak değerlendirdi. Rumların kararını "Adada çözüm yönünde oy kullananların ve uluslararası topluluğun umut
larına bir darbe" olarak değerlendiren ABD Dışişleri Sözcüsü Richard Boucher, "Planın onaylanması yönünde oy kullanan herkesi, özellikle Kıbrıs Türklerinin önemli bir çoğunluğunu, cesaretlerinden dolayı takdir ediyoruz" dedi.

"Raporunu bekliyoruz"
Çözüm yönündeki çabaları nedeniyle BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ve tüm ilgili BM personeline takdirlerini de bildiren Boucher, "Annan'ın BM Güvenlik Konseyi'ne sunacağı raporu bekliyoruz" diyerek, Washington'un Kıbrıs konusundaki yeni yaklaşımlarını bu rapordan sonra açıklayacağının işaretini verdi. Boucher, "Türk ve Yunan hükümetlerinin, BM planına verdikleri desteği memnuniyetle karşılıyoruz" ifadesini de kullandı.
Bir başka diplomatik kaynak da "Kıbrıs Türkleri, çözümden
yana tavır alarak, uluslararası kamuoyuna çok güçlü bir mesaj verdi. Türkiye hükümetini ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı, bu sonucun alınmasındaki çabalarından dolayı kutluyoruz" şeklinde konuştu.
Aynı kaynak, ABD'nin bu sonucun ardından Kıbrıs politi
kasını yeniden gözden geçireceğini vurgulayarak, Kuzey Kıbrıs'a bazı açılımlar başlatılabileceğini söyledi. Bu açılımların neler olabileceği konusunda görüş bildiren çevreler de, ticaret ve turizm alanında adanın kuzeyi ile ABD arasında doğrudan işbirliğinin başlaması, KKTC havaalanlarına Amerikan şirketlerinin uçak seferleri düzenlemesi, KKTC yetkilileri ile ABD'li yetkililer arasında yeni ve üst düzey bir diyalog açılması üzerinde duruyor. Ayrıca IMF ve Dünya Bankası'nın da KKTC'ye fon aktarması konusunda Washington tarafından teşvik edileceği belirtiliyor.

Denktaş devre dışı
ABD'li bir kaynak da, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın referandum sonucuna rağmen görevinde kalmasını "Kendi toplumuna ters düştüğü sandıkta kanıtlanan bir liderin tercihi" diye nitelendirdi. Aynı kaynak, KKTC ile bundan böyle kurulacak yeni diyalog kanallarında Denktaş'ın "birinci derecede muhatap alınacağını sanmadığını" vurguladı.
MILLIYET 25/04/2004

BM, Kıbrıs'ta kepenk indirecek

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Annan Planı'na "evet" oyu veren Kıbrıs Türklerinin, kendi hatası olmayan bir durumun bedelini ödememesi gerektiğini belirterek, "Uluslararası toplum bunun için çaba göstermeli" dedi.
Ledra Palas'ta düzenlediği basın toplantısında,
Annan'ın referandum sonuçlarına ilişkin görüşlerini aktaran De Soto, Genel Sekreter'in her iki kesimin kararına da saygılı olduğunu söyledi. Son birkaç yıldır devam eden çabaların bir hedefi olduğunu, ancak bu hedefe ulaşılamadığını kaydeden De Soto, "Tarihi bir fırsat kaçırıldı. Bu sonuç ile adanın bölünmüşlüğü, askerlerin varlığı sürecektir" diye konuştu. Plana "evet" diyen Türk tarafının, AB'ye katılımın faydalarını paylaşamıyor olmasından üzüntü duyduklarını da kaydeden De Soto, "Kıbrıs halkına kendi geleceklerine ilişkin değerlendirme fırsatı verildiği için memnunum. Önümüzdeki günlerde bir dizi veda görüşmesi yapacağım. Daha sonra New York'a dönüp Annan'a raporumu sunacağım. Burada kurulan büromuz da kapatılacak. Ben ve arkadaşlarımın Kıbrıs'ta çalışmaktan mutluluk duyduğumuzu aktarmak isterim" şeklinde konuştu.
MILLIYET 25/04/2004

Güney'e vizeyle geçilecek

Rumların 'hayır'ıyla, adadaki serbest geçişlere sınırlama gelecek. Rum Kesimi AB'ye girip Schengen sistemine geçince, Kuzey'den Güney'e vizeyle gidilebilecek


SAMİ KOHEN Güney Kıbrıs


Kıbrıs'ta, referandumda "hayır" diyen Rum kesiminin 1 Mayıs'ta AB'ye girmesinin ardından "Yeşil Hat"tan geçenleri, Rum makamları kontrol edecek hatta bu geçişleri kısıtlayabilecek.
Rumların "hayır" demesiyle adanın birleşmesi suya düşüyor ve "Yeşil Hat" fiilen bir sınır oluyor. Rum kesimi Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında AB üyesi olunca Kuzey'den gelecek Türk ziyaretçileri sıkı bir şekilde kontrol edecek. Rum hükümet Sözcüsü dün bize verdiği demeçte, "Bu konuda bazı sorun
lar çıkacak" dedi. Sözcüye göre, Schengen'e girince kontroller sıkılaştırılacak. Kıbrıs Rum pasaportu taşıyanlar için sorun çıkmayacak, ancak Türkiye'den gelip yerleşenler ve Kıbrıs Rum pasaportu bulunmayanlar Schengen kurallarına tabi tutulacak, yani Güney'e geçişleri için vize almaları gerekecek. AB, Avrupa ülkelerine gidip çalışmak veya yerleşmek isteyen Türk vatandaşlarının ve Asyalıların Kıbrıs'ı "transit" olarak kullanmasından kaygı duyduğu için Güney Kıbrıs yönetimi AB'ye girdikten sonra sınırda tedbir almak zorunda kalacak. KKTC'nin geçen yıl 23 Nisan'da geçişleri serbest bırakmasından bugüne kadar bu haktan toplam 3 milyon Rum ve Türk yararlandı.
MILLIYET 25/04/2004

Adayı Rumlar böldü

Çözüme 'hayır' diyen Rumlar Kıbrıs'ta 'taksim'i resmileştirdi. Türk tarafı, adada barış isteyen taraf olduğunu tüm dünyaya kanıtladı

Utku Çakırözer


Kıbrıs'taki tarafları 40 yıllık aradan sonra birleştirecek plana Türk tarafının "evet", Rum tarafının "hayır" demesi, tarihi referandumla hedeflenenin tam tersine, adadaki bölünmüşlüğü güçlendirdi. Referandum sonucuyla AB yolundaki en önemli engeli aşan Türkiye, ilk hedef olarak "KKTC'ye uygulanan ambargoların kaldırılmasını" belirledi.
Türkiye'nin diplomatik atağı eşliğinde AB ve BM'nin Kıbrıs Türklerinin haklarına yöneli
k adımları, Ankara'nın AB'ye üye olacak Rumları "sadece Güney'i temsil ettikleri" koşuluyla tanımasına zemin hazırlayacak.
Referandumla çıkan görüntü, Türkiye, KKTC, AB ve Rumlar açısından şu sonuçları doğuracak:

Türkiye kârlı çıktı
• Kârlı çıkan taraf, müzakarelerin başlamasını sağlayıp süreci dünkü referanduma kadar ulaştıran Türkiye oldu.
• 1974 müdahalesinin gerekçelerini dünyaya anlatmakta güçlük çeken ve "işgalci" damgası yiyen Türkiye, 30 yıl sonra, barış için çaba gösteren taraf olduğunu kanıtladı.
Referandum, 1974 müdahalesinin ana sebebi olan "Rumların Türklerle eşit koşullarda yaşamak istemediği" gerekçesinin doğruluğunu da gözler önüne serdi.

AB yolu rahatladı

• AB'nin Türkiye ile tam üyelik müzakerelerine başlamak için 1999'dan bu yana öne sürd
üğü "Kıbrıs sorununun çözümü" gerekçesi artık Ankara'nın önünde engel olmaktan çıktı. Ankara, 1 Mayıs'ta AB'ye üye olacak Rumların Türkiye'nin üyeliğini veto etmesine birliğin izin vermemesini bekliyor.

Asıl 'uzlaşmaz' Rumlarmış

• Rauf Denktaş ve önceki T
ürk hükümetlerinin sert tutumları nedeniyle suçlanan Kıbrıs Türkleri, asıl uzlaşmaz tarafın Rumlar olduğunu kanıtlayarak, ambargolar ve tanınmama sorunlarını çözme yolunda adım attı. BM ve AB'den çıkacak olumlu kararlarla uluslararası şirketlerin KKTC liman ve havaalanlarını kullanmasının ve Kuzey'e turist gelmesinin önü açılacak.
• Rumlar, "hayır" diyerek yıllardır karşı çıktıkları "taksim"i (adanın ikiye bölünmesini) kendi elleriyle resmileştirmiş oldular. Türkiye, KKTC Türklerinin tanınma ve hak taleple
rini, Rumların "hayır" oyuna bağlama şansını yakaladı.

AB'nin tezi çöktü
• "Rumları tek başlarına üye kabul edersek Türkleri çözüme razı ederiz" tezi çöken AB, kendi benimsediği birleşme planını reddeden Rumları 1 Mayıs'ta üye yapmak zorunda kalacak. AB, "Rumlar adanın tümünü temsil eder" anlayışını, Türklerin "evet"ini dikkate alarak değiştirmek zorunda kalacak.

Diplomatik atak başlıyor
Türkiye ve KKTC'nin, başlatacağı diplomatik atakta, AB, BM ve İKÖ'ye verilecek mesajlar ve masaya konulacak talepler şöyle:
• Rumların, AB'de adanın tamamını temsil iddiası bitmeli. AB, "yeşil hat"ı sınır ilan etmeli. Türk tarafının ödüllendirilmesi için izolasyon ve ambargo politikası bitmeli. KKTC, sivil toplum düzeyinde de olsa AB fonlarından faydalandırılmalı.
• Türkiy
e'nin AB üyeliği sürecindeki "Kıbrıs engeli" artık masaya getirilmemeli.
• Rumların olumsuz tavrını vurgulayan BM Güvenlik Konseyi kararı çıkarılmalı, KKTC'ye ambargo kararı kaldırılmalı. İslam Konferansı Örgütü, KKTC'yi tam üye yapmalı.
Bu arada, referan
dum öncesi yaşanan kutuplaşma KKTC'nin geleceğini de etkileyecek. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın ardından Başbakan Talat'ın Cumhurbaşkanı ve toplum lideri olması gündeme gelebilir.

Ankara tanıtım için çalışacak

Ankara, adadaki Türk varlığının uluslararası meşruiyetini sağlamak için şu adımları atacak:
• Türkiye KKTC'nin tanınmasını kısa vadede birinci önceliği olarak görmeyecek. Ancak uluslararası platformlarda elde edilecek kazanımlar sonrasında orta vadede Pakistan, Azerbaycan ve Bangladeş gibi Türk dostu
ülkelerden bu yönde hareket etmeleri istenebilecek. Bu durumda ABD ve AB'nin, geçmişteki gibi bu tanınmaya karşı çıkması beklenmiyor.
• KKTC birçok ülkede temsilcilik açarken, Rum tarafında büyükelçilikleri bulunan birçok devletin de KKTC'ye temsilcilik a
çması gündeme gelecek.

Rumlara şartlı tanıma geliyor

Avrupa Birliği'nin ve Birleşmiş Milletler 'in Kuzey'deki Türk varlığının meşruiyetini güçlendirecek kararlar almaları Türkiye'nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile olan ilişkilerinin kolaylaşmasına da yardımcı olacak. Türkiye'nin 1 Mayıs'ta AB üyesi olacak Rum Yönetimi'ni sadece "Kıbrıs'ın güneyinde egemen devlet" sıfatıyla tanıması gündeme gelecek. Bu çerçevede Rumların Ankara'da büyükelçilik açmasına izin verilebilecek. Rum gemilerinin ve uçaklarının Türk liman ve havaalanlarını kullanması da mümkün olabilecek. Türkiye, bu süreç eşliğinde KKTC'yi tanıdığını da sürekli olarak hatırlatacak.

Türkiye yeni bir plana karşı

AB'nin Türkiye ile ilgili kararını vereceği aralık ayından önce Rumların, planda istedikleri değişiklikleri yaparak referandumu yeniden gündeme getirmesi bekleniyor. Ankara'da ise "yeni planla ikinci referandum" fikrine karşı çıkılması benimsendi. Ankara'nın sadece Rum tarafında "aynı planın oylanmasına" olumlu bakabileceği dile getirildi. Avrupalı diplomatlar "referandumun tekrarlanması" konusunun AB açısından risk içerdiğini, kararda Rumların "hayır" oylarının oranının etkili olacağını vurguladılar. AB diplomatları, Rumların Türkiye'yle müzakerelerin başlaması kararını veto etme şantajlarına birlik içinde sıcak bakılmayacağının altını çizdiler.
MILLIYET 25/04/2004

Köylerini terki göze aldılar

Annan Planı'nda karşı tarafa bırakılacak köyler referandumda"evet" dedi. Denktaş'ın protesto edildiği Yeşilırmak köyünden de plana destek çıktı...

SEFA KARAHASAN Lefkoşa


Kıbrıs'taki iki tarafın da Annan Planı'na onay vermesi durumunda köyleri Rumlara bırakılacağı için evlerini terk etmek zorunda kalacak Türklerin büyük bölümü referandumda "evet" oyu kullandı.
Plana göre, topraklarının yarısından fazlasını Rumlara vermesi gereken Güzelyurt bölgesi halkının yüzde 64.21'i plana "evet" dedi. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın "hayır" kampanyası için gittiği ancak protestolarla karşılandığı Yeşilırmak'ta da "evet" oyları "hayır"a fark attı. Planda Rumlara bırakılma
sı tasarlanan köylerde şu sonuçlar alındı.

EVET'ÇİLER
• Yeşilırmak: 137 evet, 92 hayır
• Yenierenköy: 500 evet, 205 hayır
• Akıncılar: 273 evet, 35 hayır
• Akdoğan: 1090 evet, 359 hayır
• Alayköy: 751 evet, 674 hayır
• Paşaköy: 416 evet, 339 hayır
• Beyarmudu: 503 evet, 193 hayır

HAYIR'CILAR
• Güvercinlik: 146 evet, 300 hayır
• Dörtyol: 200 evet, 430 hayır

KENTLER
• Lefkoşa: Yüzde 70.74 evet, yüzde 29.26 hayır
• Gazimagosa: Yüzde 63.2 evet, yüzde 36.77 hayır
• Girne: Yüzde 63.00 evet, yüzde 37.00 hayır
• Güzelyurt: Yüzde 64.21 evet, yüzde 35.79 hayır
• İskele: Yüzde 55.14 evet, yüzde 44.86 hayır
• Dipkarpaz: Yüzde 56 evet, yüzde 44 hayır
MILLIYET 25/04/2004

 

'KKTC tanınırsa Louzidu'lar olmaz'


ANKARA Milliyet
Kıbrıs'taki referandum sonuçlarının, kuzeyde "işgalci" olarak görüldüğü için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) dava edilen Türkiye'nin savunmasını güçlendireceği belirtildi. AİHM Özel Yargıcı Prof. Dr. Feyyaz Gölcüklü, KKTC'nin tanınması durumunda Türkiye'nin Loizidu benzeri davalardan kurtul
acağını söyledi. Türkiye, Annan Planı'yla ilgili müzakerelerin sonuna kadar, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın verdiği rakamlara göre yaklaşık 4 bin davanın dondurulmasını sağladı. Reddedilen Annan Planı'nda, Rumların 1974'ten bu yana Türk tarafında bulunan mülkleri için açtıkları ve açacakları davaların Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yönlendirilmesi öngörülüyordu. Plan reddedildiği için davaların muhatabanın tekrar Türkiye olabileceği, ancak başka gelişmeler de yaşanabileceği kaydedildi. Milliyet'e değerlendirmede bulunan AİHM yargıçlarından Prof. Dr. Feyyaz Gölcüklü, KKTC'nin tanınması durumunda Türkiye'nin Loizudu benzeri davalarda muhatap olmaktan çıkacağını belirtti. Gölcüklü, KKTC'nin tanınması durumunda adanın güneyi ve kuzeyi arasındaki mal - mülk sorununun ise taraflarca kabul edilecek mülkiyet rejimi ile çözümleneceğini belirtti.
MILLIYET 25/04/2004

Üzgün AB, KKTC'yi kalkındıracak

AB Komisyonu'nun resmi açıklamasında, Rumların hayır oyu vermesinden "derin üzüntü" duyulduğu vurgulandı ve "Kıbrıs sorununa çözüm getirecek yegâne fırsat kaçırıldı" denildi

GÜVEN ÖZALP Brüksel


Avrupa Birliği (AB), referanduma ilişkin tepkisini Komisyon aracılığıyla verdi. Komisyon, ortaya çıkan sonuç doğrultusunda yaklaşımını gözden geçirmek için çalışma başlattı. Kuzeydeki ekonomik gelişmeye katkı yapılması konusundaki somut öneriler, yarın Lüksemburg'da bir araya gelecek olan AB dışişleri bakanlarına sunulacak.
AB Komisyonu'nun resmi açıklamasında, Rumların kapsamlı bir çözüme onay vermemelerinden "derin üzüntü" duyu
lduğu vurgulanırken, "Uzun süredir devam eden Kıbrıs sorununa çözüm getirecek yegâne fırsat kaçırıldı" denildi. Kıbrıslı Türklerin "evet" kararı nedeniyle içtenlikle kutlandığı açıklamada, "Bu, toplumun adanın sorununu çözüme kavuşturma yolundaki net isteğini ortaya koymaktadır" denildi.

'Değerlendirmeye hazırız'
Açıklamada, "Komisyon, kuzeyin ekonomik gelişmesini artıracak yöntemleri değerlendirmeye hazır" ifadesi de kullanıldı. Komisyon'un yeni duruma ilişkin bir iç değerlendirme çalışması başlattığına dikkat çekilerek, bu çerçevede ortaya çıkacak görüşlerin yarın Lüksemburg'da toplanacak AB Konseyi'ne sunulacağı belirtildi.
Komisyon açıklamasında atıf yapılan ve Milliyet'in okuyucularına manşetten duyurduğu açılımlar, öncelikle yarın sabah toplanacak ol
an, daimi temsilcilerden oluşan COREPER tarafından ele alınacak. Kuzey'den "evet" Güney'den "hayır" çıkması hesaplanarak gündeme getirilen önerilerin başını İngiltere çekiyor. İngiltere'nin yarınki toplantıda ilk tavrını, daha önce Komisyon tarafından hazırlanan ve Yeşil Hat'ı AB'nin iç sınırı olarak kabul eden yönetmeliğe muhalefet ederek göstermesi bekleniyor. AB diplomatları İngiltere'nin yaklaşımını eski yönetmeliği vetoya kadar götürebileceğine dikkat çekiyor.
Dışişleri bakanlarının ele alacağı yeni açılımlar arasında, her şeyden önce AB'nin, "Türk güçlerinin AB toprağını işgal eder" konuma düşecek olması yönündeki eski söylemini bir kenara bırakması ve "adada birleşme sağlanamamış olması Türkiye'nin AB'ye katılımı önünde bir engel teşkil etmez" yönünde
ki yaklaşımın benimsenmesi yer alıyor.
Diğer öneriler şu şekilde sıralanıyor:
• Komisyon'un normalde iki taraftan da "evet" çıkması şartına bağladığı 300 milyon euro'luk paketin, kuzeye verilecek olan 259 milyon euro'luk bölümünün serbest bırakılması.
• K
uzeydeki limanların ticarete açılmasına olanak sağlanması. Uygulamanın, havalimanlarından biri için de yürürlüğe sokulması.
• Adanın kuzeyinin birlik yapısal fonlarından yararlandırılması.
• Schengen sisteminin Yeşil Hat'tan itibaren devreye sokulması.
Öne
rilerin hayata geçirilebilmesi için tüm bakanların onayı gerekiyor. Yunanistan'ın bu önerilere sıcak bakmadığı biliniyor. Komisyon'un paralel nitelikte önerileri gündeme getirmesine kesin gözüyle bakılması, yarınki toplanıtın çok tartışmalı geçme olasılığını yükseltiyor.

2. referandum zor
Referandumun sonuçları, ikinci referandum olasılığını da zora sokuyor. AB kaynakları, her şeyden önce referandum ve Annan Planı'nın Birleşmiş Milletler'in yetkisinde olduğuna dikkat çekerek, "Genel Sekreter, planın kabul edilmemesi halinde BM'nin devreden çıkacağını ilan etti. Çıkan oy oranları da kısa ve orta vadede yeni bir referandum sürecinin başlatılmasını olanaksız hale getiriyor" diyor.

'Yardım yapılır'
AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs Rum Kesimi'nde ortaya çıkan tablonun "son derece tatsız bir durum" yarattığını belirterek "Kuzey'in ekonomik yalıtılmışlığının ortadan kaldırılmasına yönelik olarak Kuzey'deki Türk tarafına ekonomik yardımlar yapılması umuluyor" dedi. Bu arada KKTC Başbakanı
Mehmet Ali Talat, Avrupa Parlamentosu tarafından Brüksel'e davet edildi.

'Yalnızlık bitiyor'
Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer, Kıbrıs'taki referandumların sonucunun, artık Kıbrıslı Türkler'in siyasi yalnızlığının da sonu olarak görülmesi gerektiğini bildirdi. Türkler'in, AB'ye birleşik Kıbrıs olarak girme iradesini açıkça gösterdiğini kaydeden Schwimmer, bu sonucun olumsuz faturasının, mağdur olan tarafa yüklenmemesi için gerekli çalışmaların başlatılması çağrısında bulundu.
MILLIYET 25/04/
2004

Belçika: Referandum sonuçları ciddi bir aksilik!


Sıtkı Uluç bildiriyor
Belçika Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Louis Michel, Kıbrıslı Rumların Annan planını reddetmelerini ''ciddi bir aksilik'' olarak nitelendirdi.
Michel, referandum sonuçlarını değerlendirmek üzere yaptığı yazılı açıklamada, ''Ciddi bir aksilik söz konusudur. Bizim rüyamız, 1 Mayıs'ta birleşmiş Kıbrıs'ın AB'ye girmesiydi'' dedi.
''Avrupa fikri, tamamen uyum ve birleşme unsurları üzerinde temel almıştır. Zaten bu nedenle Avr
upa'ya (birlik) ismi verildi'' diyen Michel, açıklamasında özetle şu ifadelere yer verdi:
''Şimdi iyi veya kötü puanlar dağıtmaya başlamanın anlamı olacağını düşünmüyorum. Yapabileceğimiz tek şey, adanın birleşmesine Rumların hayır, Türklerin evet dediğini
tespit etmektir. Bu tespiti dikkate almak durumundayız. Ancak daha da önemli tespit, iki toplumun bu müzakere sürecinde birbirine yakınlaştığıdır. Biz şimdi bu olumlu tespit temelinde yapıya devam etmeliyiz. Avrupalı meslektaşlarımla birlikte, adanın birleşmesi projesi üzerinde çalışmaya devam etmekte kararlıyım.

MILLIYET 25/04/2004

Referandum İngiltere basınında: Rumlar planı torpilledi!


Dilek Kocabaş bildiriyor

İngiliz basını, Kıbrıs'ta dün yapılan referandumlarla ilgili olarak, Rum kesiminde BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planının reddedilmesini eleştirdi.
The Observer gazetesi, ''Rumların barış planını torpillediğini, planı ellerinin tersiyle ittiğini, böylece tarihi bir fırsatın kaçırıldığını'' yazdı.
Haberde, ''sonucun büyük çoğunlukla alındığı,
bu yüzden diplomatik çevrelerin ikinci bir referandumun imkansız olduğuna inandıkları'' belirtildi.

AB'nin korktuğunun başına geldiği kaydedilen haberde, ''Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta 'bölünmüş' bir ülke olarak AB'ye gireceği'' hatırlatıldı.
Haberde, Türk tarafının ise büyük çoğunlukla planı onayladığı'' kaydedildi ve ''Türk tarafına uygulanan uluslararası ambargoların kalkması yolunun açıldığı'' ifade edildi.

HAYAL KIRIKLIĞI

The Sunday Times gazetesi, ''AB'nin, Rumların Kıbrıs'ın birleşmesi için hazırlanan planı reddetmesinden hayal kırıklığına uğradığını'' yazdı.
''Rumların, Cumartesi günü yapılacak AB'nin genişleme törenlerine gölge düşürdüğü'' belirtilen haberde, ''hayır oylarının oranının, AB'nin bölünmüş adayı üye kabul etmesiyle doğacak problemlerin çoğalm
asına yol açacağı'' kaydedildi.

İNGİLİZLERİN EVLERİ

KKTC'de çok sayıda İngilizin evi bulunduğunu hatırlattı ve ''Rumların bu kişileri de, 'sizleri evlerinizden çıkaracağız' diye tehdit ettiklerini'' yazdı.
''Rumların, 1974'ten sonra verilen tapuların geçersiz olduğuna dair mahkeme kararı çıkartabilecekleri'' kaydedilen haberde, ''yaklaşık 50 Rumun geçen hafta eski köyleri Karmi'ye geldikleri, burada yaşayan İngilizlere göre, Rumların son derece saldırgan davrandıkları'' belirtildi.
Haberde, ''Rumların bil
erek bahçelere zarar verdikleri, referandum sonucu ne olursa olsun, 1 Mayıs'ta gelip evlerini geri alacakları tehditleri savurdukları'' ifade edildi.
MILLIYET 25/04/2004

Referandumlar Alman basınında: Rumlar keçi gibi inatçı


Kıbrıs'ta dün yapılan referandumlardan Rum kesiminden ''hayır'' sonucunun çıkması, Alman basınında eleştirildi.
Der Tagesspiegel am Sonntag gazetesinin bir yorumunda, ''Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta birleşmiş olarak AB'ye girme ümitlerinin kaybolduğuna'' işaret ederek, ''Kıbrıs'ın birleşmesi
güneydeki siyasi liderlerin dar görüşlülüğünden ve çoğu Rumun korkularından dolayı başarısız kaldı. Herhalde Türklere güvenmiyorlardı. Ancak Rumlar ve politikacıları hayırları için yüksek bir bedel ödeyecekler'' görüşü dile getirildi.
Uluslararası topluluğ
un bugüne kadar Rumlarla dayanışma gösterdiği ve KKTC'yi tanımadığı hatırlatılan yorumda, ''Rumlar artık bu sermayelerini kaybetti. Artık hiç kimse, Rumlar 'Türk işgalinden' ya da adanın 'bölünmüşlüğünden' şikayetçi olduklarında kendilerini dinlemeyecek. Sempati Kıbrıslı Türklere doğru kayıyor. AB bu durumda Kıbrıslı Türklere yönelik siyasi ve ekonomik izolasyonu hızlı şekilde sona erdirmeli. Kıbrıslı Türkler Rum 'hayır'ının rehinesi olarak kalmamalı'' denildi.
Focus dergisinin internet sayfasında ''Tüm dün
yada hayal kırıklığı'' başlığıyla verilen haberde de, ''AB ve ABD'nin Kıbrıs'ın birleşmesinin gerçekleşmemesinden duydukları üzüntüyü dile getirdikleri, AB Komisyonu'nun genişlemesinden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in Alman 1. televizyonuna yaptığı açıklamada, 'Siyasi zarar çok büyük' şeklinde konuştuğu'' belirtildi.

KIBRIS BÖLÜNMÜŞ KALIYOR

Alman Haber Ajansı (DPA) da, Rumların ''keçi gibi inatçı'', genelde muhafazakar olduklarını ve Kıbrıs'ın birleşmesi durumunda daha fazla vergi ödemekten de endişe ettiklerini bildirdi.
Berliner Morgenpost gazetesi, ''Kıbrıs bölünmüş kalıyor'' başlığıyla verdiği haberde, ''Rumların BM planını reddetmelerinden sonra Türkiye'nin KKTC'ye yönelik ambargonun kaldırılmasını talep ettiğini'' kaydetti.
Welt am Sonntag gazetesi
de, ''Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi başarısız oldu'' başlığıyla verdiği haberde, ''Rumların yaklaşık yüzde 75'inin birleşmeye 'hayır', Kıbrıslı Türklerin ise yaklaşık yüzde 60'ının 'evet' dediği'' hatırlatıldı.
MILLIYET 25/04/2004

Fransa referandum sonuçlarına üzüldü


Rahmi Gündüz bildiriyor

Fransa, Kıbrıs'ta yapılan referandumların sonucundan üzgün olduğunu açıkladı.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Herve Ladsous, yaptığı açıklamada, ''Fransa'nın, referandumlardan, taraflardan birinin adanın birleşmesi için hazırlanan planı reddettiği sonucunun çıktığını not ettiğini'' belirtti.
Fransa'nın, ''Birleşik Kıbrıs'ın AB'ye girmesine izin vermeyen bu sonuçtan üzüntü duyduğunu'' ifade eden sözcü, ''Fransa'nın, Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınması ve AB'ye yakınlaşm
ası için AB Komisyonu'nun somut öneriler getirmesini arzu ettiğini'' açıkladı.
Sözcü, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin iyi niyet misyonunun devam etmesi çağrısında bulundu.
Ladsous, ''Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta AB'ye üye olması,
ancak adanın birleşmesi halinde gerçekten önem kazanacak'' dedi.
MILLIYET 25/04/2004

Belçika basını: Yunanistan ve Rumlar sıkıntı yaşayacak


Kıbrıs'taki referandumların sonuçlarını değerlendiren Belçika gazeteleri, uluslararası kurumlarda ve Avrupa başkentlerinde hayal kırıklığı yaşandığını yazdılar, Yunanistan'ı ve Kıbrıs Rum kesimini AB bünyesinde sıkıntılı günlerin beklediğini savundular.
''La Derniere Heure'' gazetesi, ''Kıbrıslı Rumların, tüm uluslararası baskılara rağmen, 1 Mayıs'ta 30 yıllık soru
nu çözerek birleşmiş bir adanın AB'ye girmesini engellediklerini, AB'nin kaçırılan bir fırsattan söz ettiğini, Türkiye'nin ise derhal tepki göstererek Kuzey Kıbrıs'a ambargonun kaldırılması çağrısında bulunduğunu'' yazdı.
Annan planının reddedilmesinin, Ru
mların tek başlarına AB'ye girmeleri sonucunu getirdiğine dikkat çeken gazete, ''Yeşil Hat, AB'nin güney sınırı haline geliyor'' diyerek, AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in, ''Kötü bir durum'', ''AB, bünyesine dikenli Kıbrıs sorununu ithal ediyor'' gibi değerlendirmelerine yer verdi.
Muhafazakar ''La Libre Belgique'' gazetesi, ''Sonuç Atina'yı savunma durumuna getiriyor'' başlıklı haberinde, Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'u açıkça destekleyen Yunanistan'ın şimdi bu olumsuz havayı değ
iştirmek için çaba harcaması ve büyük diplomatik manevralar yapması gerekeceğini kaydetti.
''Le Soir'' gazetesi de, Kıbrıslı Rumların, olumsuz tavırları nedeniyle AB'de uzun süre sıkıntı yaşayacaklarını, AB'nin, Rum kararı ile AB dışında kalmaya mahkum edi
len Kıbrıslı Türklerin umut mesajını uzun süre görmezden gelemeyeceğini belirtti.
MILLIYET 25/04/2004

Journal du Dimanche: Türkiye'ye karşı çıkanlar cahil!


Fransa'da pazar günleri çıkan Journal du Dimanche gazetesinin başmakalesinde, ''Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi bazı partilerin Türkiye karşıtı tavırlarının yabancı düşmanlığı açısından endişe verici'' olduğu yorumu yapıldı.
Seçimler öncesi siyasi partilerin kampanyalarında Türkiye konusuna geniş yer vermelerine değinilen başmakalede, ''Bazı part
ilerin bu konudaki tavırlarının yabancı düşmanlığı koktuğu'' görüşü savunuldu.
Marianne dergisinde geçen hafta çıkan kamuoyu araştırmasında Fransızların yüzde 51'inin Türkiye'nin üyeliğine sıcak baktığı ifade edilen makalede, bazı siyasi partilerin bu tür
araştırma sonuçlarını hiçbir biçimde dikkate almayarak, oy kazanmak için Türklere sert bir biçimde karşı çıkması eleştirildi.

TÜRKİYE'YE KARŞI ÇIKANLAR CAHİL
Türklerin, Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'dan bu yana Avrupa ile yakın ilişkiler içinde olduğu ifade edilen başmakalede, ''Museviler İspanya'dan kovulduğu zaman Avrupa'da onları sadece Türkiye kabul etti'' denildi.
Türk hükümetinin reform çalışmalarından övgüyle bahseden Fransız gazetesi, Galatasaray'ın Avrupa Şampiyonu olması, Eurovision Şar
kı Yarışması'nın bu yıl Türkiye'de düzenlenecek olmasından örnekler vererek, ''Ankara'ya karşı çıkan iktidar partisinin yandaşları, Türkleri Arap sanıp, Truva atının bile Türkiye'de olduğunu bilemeyecek kadar cahil'' denildi.
Türkiye'nin genç ve dinamik bi
r nüfusa sahip olduğu ve ekonomik sorunlarını aşmak üzere önemli başarı elde ettiğini yazan gazete, ''Fransa'da, Türkiye sanki hemen AB üyesi olacakmış gibi davranıp, sadece seçimlerde daha fazla oy alabilmek için yapay bir biçimde olumsuz hava yaratılmasının doğru olmadığı'' ifadesine yer verdi.

KIBRIS'TAKİ REFERANDUMLAR
Journal du Dimanche gazetesinde, Kıbrıs'taki referandumlarla ilgili yer alan haberde, AB'nin, Rumların BM planına ''hayır'' demesine tepki gösterdiği belirtildi.
AB Komisyonu'nun Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınması için çalışmalar başlatacağını yazan gazete, ilk adım olarak KKTC'ye 260 milyon euro'luk yardım yapılmasını planlandığına işaret etti.
Gazetede, Kıbrıs ile ilgili hazırlanan bir araştırmada da ''Rumların üyeliğinin AB için sor
un yaratacağı'' görüşü savunuldu.
''Kıbrıs: Avrupa İçin Kaktüs'' başlığıyla çıkan araştırmada, bu sorunun AB için, ''ciddi bir biçimde başağrısı yaratmaya devam edeceği'' kaydedildi.
MILLIYET 25/04/2004

Çin radyosu: Kıbrıs'ta tarihi fırsat kaçırıldı!


Kamil Erdoğdu

Çin Uluslararası Radyosu'nda, Kıbrıs'taki referandumlarla ilgili olarak yayınlanan yorumda, adada birleşme için ''tarihi bir fırsatın kaçırıldığı'' belirtildi.
38 dilde yayın yapan radyodaki yorumda, referandumların, hem Kıbrıs'ın bir bütün olarak AB'ye katılması, hem de Kıbrıs sorununun çözümü için ''bir şans'' olduğu, ortaya çıkan sonucun ise AB'nin 1 Mayıs'taki tarihi genişlemesi için ''bir eksiklik yaratacağı'' dile getirildi.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un Annan planını önce des
teklediği, sonra ise ''hayır'' çağrısı yaptığı hatırlatılan yorumda, bu durum bir ''aldatmaca'' olarak nitelendi. Bunun, Rum kesimi ile AB arasındaki ilişkilerde gelecekte belirsizlik ve zorluklar yaratacağı belirtildi.
Referandumların sonuçlarının uluslar
arası toplumun arabuluculuk girişimlerini askıya almasına yol açacağı ifade edilen yorumda, Kıbrıs Rum ve Türk tarafı, Yunanistan, Türkiye, AB ve uluslararası toplumun daha uzun süre Kıbrıs sorunuyla karşı karşıya bulunacağı görüşü savunuldu.

TÜRK KESİMİ O
LUMLU PUAN TOPLADI

Öte yandan, Çin'in resmi Yeni Çin Haber Ajansı (Şinhua) tarafından, Kıbrıs'taki referandumların sonuçlarıyla ilgili yayınlanan yorumda, Kıbrıs'ta Türk kesiminin, AB'ye katılamasa da ''referandumdaki olumlu tutumuyla siyasi açıdan puan topladığı'' görüşü dile getirildi.
Yorumda, AB ve ABD'nin ekonomik açıdan Türk kesimine daha esnek davranmalarının beklendiği ve uygulanan yaptırımların adım adım kaldırılması olasılığının büyük olduğu kaydedildi.
Rum kesiminin ise bu sonucun haklılığı içi
n AB'yi ikna etmekte zorlanacağı belirtilen yorumda, Rum kesiminde hükümette bulunan partiler arasındaki ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği savunuldu.
MILLIYET 25/04/2004

Rumlar, AB'deki gelişmelerden endişeli!


Senem Yazıcı

Kıbrıs'ta dün yapılan referandumlarda Annan planına yüksek oranda ''hayır'' diyen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bu kararın AB içinde getirebileceği bazı sonuçlardan endişeli.
Rum kesimindeki gazetelerin büyük bölümü, dün ve bugün yaptıkları değerlendirmelerde, Brüksel'deki ortamın ''olumsuzluğuna'' dikkat çekerek, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un kısa süre içinde önemli sorunlarla karşılaşabileceğini belirtti.
Rum kesiminde yapılan analizler çerçevesinde, ''Papadopulos'un üstesinden gelmesi gerektiği belirtilen sor
unlar'', ana başlıklar halinde şöyle:
-AKEL ile işbirliğinin geleceği: Annan planının değerlendirilmesi aşamasında, AKEL ile Papadopulos arasında ideolojik çatlakların oluştuğuna işaret eden uzmanlar, Papadopulos'un, AKEL ve aşırı sağ ile olan işbirliğinde
denge araması gerekeceğini kaydediyorlar.
-Kıbrıslı Türklerle ilişkiler: AB'nin KKTC'ye yönelik bazı açılımlar hazırlığında olduğunu bilen Papadopulos'un, bu önlemlerin önüne geçebilmek amacıyla, yeni önlemler paketi ilan edeceği belirtiliyor.
-Kıbrıs sor
ununa ilişkin inisiyatifin geleceği: Uzmanlar, Papadopulos'un Annan planına ''hayır'' denmesinin müzakerelerin biteceği anlamına gelmediğini söylediğini, ancak bundan sonrası için nasıl bir strateji izleneceği konusunda da net tavır sergilemediğini ifade ediyor. Papadopulos'u bekleyen bir diğer ''engel'' de uluslararası toplumun ilgi ve sempatisini tekrar Kıbrıs konusuna çekebilmek.
-AB ile ilişkiler: Uzmanlar, Rum yönetimi ile AB arasındaki ilişkilerin ciddi şekilde zedelendiğini kaydediyor ve yarın yapıla
cak AB dışişleri bakanları toplantılarıyla birlikte, Rum kesiminin AB içinde çok sayıda eleştiriye maruz kalacağını belirtiyor.
-Yunanistan ile ilişkiler: Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Yunanistan-Türkiye ilişkilerinin Kıbrıslıların referandumda n
eye karar vereceklerinden bağımsız olarak ilerleyeceğini açıklamıştı. Öte yandan uzmanlar, Annan planında otonom politika takip eden Papadopulos'un, ''Yunanistan'ın, Kıbrıs sorunu ve Türkiye ile ilişkileri birbirinden ayırmasına alışması gerekeceği'' fikrini savunuyor.
-ABD ile ilişkilerde çatlak: Papadopulos'un geçmişten bu yana kötü olan ABD ile ilişkileri, Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi karar tasarısını veto etmesinden sonra daha da kötüleşmiş gibi görünüyor. ABD'nin, Rum yönetimi hükümetinin perde arkası
ndan müdahale ettiğini düşündüğünü belirten uzmanlar, ilişkilerdeki güven bunalımının aşılması için adımlar atılması gerektiğine işaret ediyor.
-Yeşil hattın yönetimi: Uzmanlar, yeşil hattın 1 Mayıs'tan sonra AB'nin sınırı olarak belirlenmesinin, ''adanın
bölünmesinin tescili'' olarak değerlendirilebileceğine dikkat çekiyor.
-BM Barış Gücü: Uzmanlar, bu konuya ilişkin görüşlerini şöyle değerlendiriyorlar; ''Papadopulos, Annan planını reddederek, BM Genel Sekreteri ile, bürokrasiyle, uluslararası örgütlerle
ve Güvenlik Konseyi'nin en önemli üyeleriyle karşı karşıya geldi. Kıbrıs sorununa ilişkin argümanların yıllardır dayandığı BM kararlarının ciddiyeti azalacak, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) Kıbrıs'tan gitmesi olasılığı doğabilecek.'' -Ekonomi: Rum kesiminin ekonomisi, son yıl içinde, pek çok temel göstergeye göre, Maastricht kriterlerinin altında seyrediyor. Irak savaşı nedeniyle şu ana kadar düşük seyreden turizm gelirleri, geçen yılki düzeyin yüzde 20 altında. Uyum maliyeti, AB'nin baskısı ve yaratılan kötü ortam nedeniyle 1974'ten beri ilk kez ciddi bir ekonomik kriz tehlikesi oluşuyor. Rum gazeteleri ve strateji uzmanları, diğerleriyle karşılaştırıldığında, Papadopulos'un en büyük zorluğu, ekonomi alanında yaşayabileceğini belirtiyor.
MILLIYET 2
5/04/2004

Japon basını: Rumlar tek başına AB'ye girecek


Selma Kürün bildiriyor

Kıbrıs'ta dün yapılan referandumların sonuçları Japon basınında geniş yer buldu.
Ülkenin en yüksek tirajlı gazetesi Yomiuri Şimbun'un haberinde, ''Kıbrıs'ın birleşmesini öngören BM planı için dün yapılan referandumlarda Rum kesiminde 'hayır' sonucunun çıktığı'' belirtildi ve ''Buna göre, birleşme olmayacak ve sadece Rum kesimi AB'ye üye olacak'' denildi.
''Referandumların, 1974'ten beri süren adadaki bölünmüşlüğün devam edip
etmeyeceğini belirlemesinden dolayı seçmenlerin ilgisini çektiği'' görüşü dile getirilen haberde, ''Türk kesiminde AB üyeliğine duyulan arzu nedeniyle yüzde 61'lere varan oranda evet'e karşılık, Rum kesiminde, plana karşı duyulan memnuniyetsizlik ve Türk tarafına güvensizlikten dolayı, yüzde 78 gibi yüksek bir düzeyde hayır sonucu çıktığı'' savunuldu.
Asahi Şimbun'un, ''Kıbrıs'ın birleşmesine Güney'den hayır. AB'ye bölünmüş olarak üyelik'' başlığıyla verdiği haberde de, ''bölünmüşlüğü 30 yıldır süren Akdeni
z adası Kıbrıs'ta, birleşimin olup olmayacağını belirleyecek referandumlarda, Güney kesiminden hayır sonucunun çıktığı, Kuzey kesiminde ise evet oylarının yüzde 65'i geçtiği'' kaydedildi.
Haberde, ''Kıbrıs'ın bölünmüşlük durumunun devam edeceği kesinleşti.
Bu sonuçla Güney Kıbrıs tek başına 1 Mayıs'ta AB'ye üye olacak'' denildi.
''AB ve BM'nin, planının kabul edilmesi yönünde telkinlerine rağmen Rum kesiminin planı reddiyle AB'nin bölünmüş bir devleti bünyesine alma durumunda kalacağı'' ifade edilen haberde
, ''bundan sonra, Kıbrıs'ı güvenlik açısından önemli gören ABD'nin ve Kuzey Kıbrıs'ın hamisi durumundaki Türkiye'nin, KKTC'nin tanınması için uluslararası topluma çağrıda bulunmasının beklendiği'' belirtildi.
Mainiçi Şimbun ise ''Kıbrıs'ın birleşimi. Rum k
esimi karşı. BM'nin diplomatik gayretlerinde başarısızlık'' başlığıyla okuyucularına duyurduğu haberinde, ''bölünmüş durumdaki Kıbrıs'ın yeniden birleşimi için yapılan referandumların'' Türk ve Rum tarafındaki sonuçlarına yer verdi.
Haberde, ''AB üyeliği z
aten kesinleşen Güney kesiminde halk, Kuzey ile müzakerelere tepki göstermiş ve (Rum kesimi lideri Tasos) Papadopulos da hayır oyu verilmesi yönünde çağrıda bulunmuştu'' ifadesi kullanıldı.
Tokyo Şimbun da, ''Bölünmüşlüğün çözümü zorda. Güneyin reddi kesin
leşti'' başlıklı haberinde, Rum kesiminden hayır çıkmasıyla 1 Mayıs'ta Rum kesiminin AB'ye tek başına üyeliğinin kesinleştiği kaydedildi.
MILLIYET 25/04/2004

Papandreu: Sonuçlar, birleşmiş Kıbrıs hayalinin son bulduğunu göstermez


Yunanistan'da ana muhalefet partisi PASOK'un lideri Yorgo Papandreu, Kıbrıs'daki referandum sonuçlarının uluslarası toplumu birleşmiş Kıbrıs hayalinin son bulduğu kanaatine götürmemesi gerektiğini söyledi.
Papandreu, referandum sonuçları ve Kıbrıs'ta soruna çözüm getirilmesi yön
ündeki çabaları konu alan açıklamasında, ''Helenler olarak sonuçları değerlendirmeli ve bir sonraki adımlarımızı belirlemeyiz. Bu, Yunanistan ile Kıbrıs (Rum kesimi) arasında ciddi ve samimi bir diyalogla olmalıdır'' şeklinde konuştu.
''Biz ilk andan itiba
ren Kıbrıslıların (Rumların) yanındayız ve onların seçimlerine saygı duyuyoruz'' diyen Papandreu, ''Hiçbir Yunanlı Kıbrıs konusunun kapandığını kabul edemez. Kıbrıs sorununun çözülebileceğine ve işgale son verilebileceğine inanıyorum'' ifadesini kullandı.
Papandreu, ''Kıbrıs'ın dış politikanın merkezinde olduğunu'' kaydetti ve ''Türk-Yunan ilişkilerinin şu veya bu şekilde Kıbrıs konusundan etkileneceğini'' vurguladı. Papandreu, Kıbrıs sorununun çözümü yolunda verilecek mücadeleyi destekleyeceğini de belirtti.
Öte yandan, Yunanistan Komünist Partisi'nden (KKE) yapılan açıklamada, ''KKE, Kıbrıs'ta adil bir çözüm bulunması yönündeki çabaları desteklemektedir. Kıbrıslı Rumlar ile Türklerin yanında olmaya devam edeceğiz'' denildi.
MILLIYET 25/04/2004

Verheugen: Kıbrıslı Rumların AB üyeliğine gölge düştü


Avrupa Birliği Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıslı Rumların AB üyeliğine gölge düştüğünü söyledi.
Verheugen, Almanya'daki ARD televizyonuna yaptığı açıklamada, ''Siyasi hasar büyük. Şimdi Kıbrıs'ın (Rum kesimi) üyeliğine gölge düştü'' dedi.
Günter Verheugen, referandum sonucunun AB'nin Türkiye ile ilişkilerini gereksiz yere güçleştireceğini de söyledi.
Adanın birleşmesi için kısa süre içinde yeni bir girişim olmasını beklemediğini
belirten Verheugen, ''Kanımca Birleşmiş Milletler'in yeni bir girişimi olmayacak. Müzakereler için başka olasılık, müzakerelere öncülük edecek birisini ve hepsinin ötesinde başka muhtemel uzlaşma görmüyorum. Masadaki, en iyi olası sonuçtur'' dedi.
Kuzey Kı
brıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) ayrı bir devlet olarak tanınmasını beklemediğini söyleyen Verheugen, bunun BM kararı gerektireceğini ve Rusya'nın böyle bir girişimi muhtemelen veto edeceğini belirtti.
MILLIYET 25/04/2004

Denktaş: Erdoğan'ın sözü milli senettir


LEFKOŞA

Kıbrıs'ta referandum sonuçlarını KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, makamında izledi. Dün saat 19.00 sularında KKTC'den evet, Güney Kıbrıs'tan hayır ağırlıklı sonuçlar gelmeye başladıktan hemen sonra Cumhurbaşkanı Denktaş'la makamında görüştük. Denktaş'ın ilk yorumu şu oldu:
"Bizim amacımız devletimizi ayakta tutmaktı. Bu sonuçla KKTC ayakta kalmıştır. Önemli olan sonuçtur. Rumların hayır demeleri bizi Annan Planı gibi bir felaketten kurtarmıştır."
KKTC Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Türklerinin evet
demesi sonucunda istifa etmesi gerektiğini söyleyen Başbakan Mehmet Ali Talat'ın sözlerini anımsattığımızda ise şu karşılığı verdi:
"Benim istifam Annan Planı'nın kabul edilmesi halinde sözkonusu olabilirdi. Eğer iki taraftan da evet çıksaydı o zaman KKTC
ortadan kalkmış olacaktı. Ben de bu durumda istifa edecektim. Ama şimdi devletimiz ayakta kalmış, Annan Planı kabul edilmemiştir. Bu durumda benim de istifam sözkonusu olmayacaktır. Devletimiz kaldığına göre Cumhurbaşkanı da görevinde demektir. Ben bundan sonra hükümetle ve halkımla Kıbrıs Türkünün çıkarları için çalışmaya ve özellikle de KKTC'nin tanınması için elimden gelen gayreti Türkiye ile de birlikte göstereceğim."

'Harekete geçilmeli'

Cumhurbaşkanı Denktaş, bu sonuçtan sonra Türkiye'nin ve KKTC'nin ne yapması gerektiği yönündeki sorumu ise şöyle yanıtladı:
"Türkiye Başbakanı Sayın Erdoğan, dün (önceki gün) akşam seçim yasaklarına rağmen, televizyondan halka seslendi ve eğer Kuzey'den evet, Güney'den hayır çıkarsa KKTC'nin tanınması için harekete geç
eceğiz, Rumların tavırlarıyla vakit öldürmeyeceğiz, mesajı verdi. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın sözü milli senet. Ben şimdi Sayın Başbakan'dan verdiği bu milli senetin gereğini yapmasını beklerim. Vakit geçirmeden KKTC'nin tanınması için harekete geçmelidir."

Sözlerini tutsunlar

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, bu sonuçlardan sonra Avrupa Birliği'nin de Türkiye'ye ve Kıbrıs Türklerine verdiği sözleri tutması gerektiğini vurguladı. Ve şu değerlendirmeyi yaptı:
"Avrupa Birliği bu süreçte Kıbrıs Türklerine evet dedirtmek için çok büyük baskı uyguladı ve önemli vaadlerde bulundu. Şimdi sözlerini tutsunlar. Nedir verdikleri sözler? Kuzey evet, Güney hayır derse KKTC'nin tanınmasından ambargonun kaldırılmasına, Ercan Havaalanı'nın uluslararası uçuşlara açılmasında
n Kuzey Kıbrıs limanlarındaki ambargonun sona erdirilmesine kadar birçok söz vermişlerdir. Şimdi, Türkiye'nin ve KKTC'nin, Avrupa Birliği'nden bu sözleri yerine getirmesini istemek ve beklemek haklarıdır. Özellikle, Kuzey'de evet oyu kullanan vatandaşlarım, bu sözlere güvenmişlerdir, bu sözler doğrultusunda beklentilere girmişlerdir. Avrupa Birliği de evet dedirtmek için bu sözleri vermiştir. Şimdi, yerine getirilmesini bekliyorlar."
Denktaş, referandum sonuçlarının Rumlar açısından da şöyle değerlendirilme
si gerektiğini belirtti:
"Rumlar, yüksek bir hayır oyuyla Türklerle bir arada yaşamak istemediklerini, Avrupa Birliği üzerinden Kıbrıs'ın tamamına sahip olma amaçlarının değişmediğini göstermişlerdir. Rumlar açısından sonuçlara böyle bakmak gerekir. Ayrıca
, Kuzey'de evet derseniz Birleşik Kıbrıs'ı yaratacaksınız, kendi devletimiz de yücelecektir, şeklinde yapılan propagandanın da doğru olmadığı anlaşılmıştır. Avrupa Birliği'ne girmeyi garanti eden Rumların, Türklerle bir ortaklık kurmak istemedikleri artık belli olmuştur."

Tekrar referandum olmaz

KKTC Cumhurbaşkanı, bu sonuçlardan sonra referandumun tekrarlanmasının da mümkün olmadığını kaydederek, bu yöndeki çabalarla ilgili olarak, "Kabul etmemiz mümkün değildir" diye konuştu:
Denktaş, referandumun tekrarlanması konusunda şu değerlendirmeyi yaptı:
"Rum tarafındaki oylar göstermiştir ki, bir ortaklık kurmaya niyetleri yoktur. Halkımız evet diyerek, iyi niyetle, propagandalara kanarak bu sonucu vermiştir. Ama Rum tarafından gelen sonuç bunun mümkün olmadığını gösteriyor. Bundan sonra Annan Planı'nın tekrar referanduma götürülmesini kabul etmemiz mümkün değildir. Annan Planı, bu sonuçla ortadan kalkmıştır. Eğer, Türklerle Rumlar arasında eşitliğe, adalete uygun bir ortaklık kurulması isteniyorsa artık Türk var
lığının kabul edilmesi iki ayrı toplum, iki ayrı demokrasi, iki ayrı kesim olduğunun bilinmesi ve kabullenilmiş olması gerekir. Egemenliğimizin kabul edilmiş olması gerekir. Annan Planı'nın tekrar gündeme getirilmesi sözkonusu olmamalıdır. Türkiye de Başbakan Erdoğan'ın belirttiği gibi KKTC'nin tanınması konusunda ağırlığını koymalı, aynı planın tekrar referanduma sunulmasını kabul etmemelidir. Rumların 40 yıllık politikalarının değişmediği açığa çıkmıştır. Siyasi hedefleri, Kıbrıs'ı Yunan adası yapmaktır. Referandum sonuçları da bunu ispat etmiştir."
Denktaş'ın sözlerinden, bundan sonrası için KKTC'nin tanınması yolunda politika izleyeceği, görevinde kalarak, Erdoğan ve Talat hükümetlerini bu politikayı desteklemeye çağıracağı anlaşılıyor.
MILLIYET 25/04/20
04 FIKRET BILA

Yeni bir umut yolculuğu!


Keşke evet - evet çıksaydı. Olmadı. Ama hiçbir şey dünyanın sonu değil. Yeni bir umut yolculuğuna çıkacağız. Çünkü umut etmeden yaşanmıyor
Referanduma doğru Kıbrıs - 9 / LEFKOŞA

Keşke evet-evet çıksaydı! Ama hiçbir şey dünyanın sonu değil. Hayat devam ediyor. Referandum sonrası da farklı olmayacak. İnsanoğlunun iyi yanına olan güvenimizi, barışa dönük tutkumuzu ve yaşama sevincimizi yitirmediğimiz sürece, hiç kuşkunuz olmasın, tarih defterine daha çok güzel sayfalar yazılacak.
Kıbrıs için de bu böyle olacak.
Bu sabahtan itibaren yeni bir umut yolcuğuna çıkacağız. N'apalım, umut etmeden yaşanmıyor. Kıbrıs'ın önünde yeni bir dönem açılıyor.
Dokuz gündür Kıbrıs'tayım.
Bu satırları dün akşam vakti 24 Nisan referandumun
un sonuçlarını aldıktan sonra yazıyorum. İlk değerlenrirmelerim satır başlarıyla şöyle:
(1) Kuzey'de yüzde 65, Güney'de ise yüzde 25 evet... Türkler içtenlikle çözüm yanlısı olduklarını hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde sergilediler. Rumlar ise yüzd
e 75 hayırla Türkleri eşit ortak olarak görmediklerini, iki kesimliliği kabul etmediklerini, Elenizm'den kurtulamadıklarını, Türkler'i hâlâ azınlık olarak görmek istediklerini kanıtladılar.

Türkler ödüllendirilmeli

(2) Kuzey'deki yüzde 65 evet oyu, bir yandan KKTC'ye dönük ambargoların kaldırılmasını hızlandıracak, öbür yandan Türkiye'nin hem bu konuda hem kendi AB takvimi ile ilgili olarak elini güçlendirecek olumlu bir gelişmedir.
(3) Güney'de ezici hayır, Kuzey'de ezici evet çıkması, bir çelişkiyi olan
ca çıplaklığıyla gözler önüne sermiş oldu. Rumlar AB'nin kabul ettiği bir plana hayır derken ödüllendiriliyor, yani 1 Mayıs'ta AB'ye giriyorlar. Buna karşılık Türkler AB'nin sonuna kadar sahip çıktığı bir plana evet dedikleri için cezalandırılacaklar: Çünkü AB'nin dışında kalıyorlar.
(4) Bu haksızlığın giderilmesi şart. Bu haksızlık, bu mağduriyet yok edilmeden, bir başka deyişle Kıbrıs Türkleri ödüllendirilmeye başlamadan, Kıbrıs'ta günün birinde yine çözüme giden yolun açılması mümkün değildir. Ankara bu
açıdan kararlı davranacağı dün akşam, Dışişleri Bakanı Gül'ün açıklamalarında da dikkati çekiyordu. Ankara hem AB'nin hem de BM ve ABD'nin verdikleri sözlerin yerine getirilmesi konusunda takipçi olacak.
(5) Ankara'da hükümet bir yandan KKTC'ye dönük amb
argoların kaldırılması ve Kıbrıs Türklerinin artık cezalandırılması değil ödüllendirilmesi yolunda yürümeye başlarken, aynı zamanda dikkatini kendi AB takvimi üzerinde tutmaya devam edecek. Güney'deki hayır yüzünden işbirliği ve diyalog kanallarını torpilleyecek, negatif bir rota değişikliği beklenmiyor Erdoğan - Gül ikilisinden...
(6) Bunun anlamı, Türk hükümetinin yine AB ile işbirliği içinde yola devam etmesi, bugüne kadar Kıbrıs'la ilgili olarak elde edilen pozitif puanları korumaya ve bir adım önde pol
itikası ile negatif değil yine çözüm üretici diplomasi uygulamasıdır.
(7) Güney'den hayırla birlikte Türkiye'nin farklı, negatif bir diplomasi atağı başlatmasını isteyenler de var. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ve yakın çevresindeki danışmanları, Türkiye'nin
artık KKTC ile ilgili olarak kendi başının çaresine bakması gerektiğini düşünüyorlar. Türkiye'yle 'özel ilişkiler'in resmiyete dökülmesi, Gümrük Birliği'nin başlatılması, savunma anlaşmalarının yapılması gibi... Böylece Kuzey'deki fiili durumun meşrulaştırılması yolunda adımların atılmasını bekliyorlar Türk hükümetinden...
(8) Bu yol farklı bir yol. 'AB ile işbirliği'ne sırtını dönebilecek bir yol. Pozitif değil negatif bir diplomasi yolu. Buna KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın da, Erdoğan - Gül ikilisinin
de sıcak bakmadıkları malum...

Denktaş istifa etmeli

(9) Rauf Denktaş'ın durumuna gelince... Kendi halkı tarafından yüzde 65 oyla reddedildi. Ama yine koltuğuna yapışmakta kararlı. Kendisini oraya seçen halk artık kendisine güvenmiyor. Halkın seçtiği hükümetin Başbakanı Talat da kendisine güvenmiyor. Türkiye'de, hükümetle, Erdoğan - Gül ikilisi de kendisine güvenmiyor. Uluslararası toplum, BM'si, AB'si, ABD'si de kendisine güvenmiyor. Bütün bu nedenlerle -Denktaş, yeni diplomatik dönemde, negatif bir unsur... Ama sayın Denktaş yine de demokrasilerde istifa diye bir kurumun varlığını hâlâ aklına getiremiyor.
Yazık! Geçelim.
Yazımın başında belirttiğim gibi:
Keşke evet-evet çıksaydı.
Ama hayat devam ediyor.
Ve umut etmeden de yaşanmıyor.
Kuzey'de Türkler,
yüzde 65'le, hem kendilerini dünyaya bağlayacak çok kritik bir dönemeci başarıyla geçtiler hem de Tür-kiye'nin elini Kıbrıs ve AB takvimi konusunda güçlendirdiler.
İyi pazarlar.
MILLIYET 25/04/2004 HASAN CEMAL

Neden bu kadar "Hayır"?


LEFKOŞA RUM KESİMİ

Kıbrıs'taki referandumda beklenen oldu: Türk kesimi "evet", Rum kesimi "hayır" dedi.
Rum tarafında sürpriz, "ohi"lerin büyük sayısı. Referandum öncesi tahminler, "evet"lerin yüzde 25 - 30 arası olacağı yönünde idi. Oysa "hayır" hareketi, yüzde 70'in çok
üstünde bir düzeye ulaşarak, "evet"leri ezdi, geçti...
Analistlere göre, Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un DİKO'sunun yanı sıra, son olarak "ret cephesi"ne katılan AKEL'in yandaşları, kitle halinde "hayır" dedi. Buna karşılık, "evet" demesi beklenen en gü
çlü parti DİSİ'den "ohi" diyen epey seçmen oldu.
Bu sonuç, halkın dörtte üçünün Annan Planı'nı reddettiğini gösteriyor. İlginç olan bir husus da, 18 - 24 yaşlarındaki gençler ve 65 üstü yaşlılar arasında bu oranın çok daha yüksek (yüzde 85 civarında) olmasıdır.
* * *
Bu sonuç tabii burada "hayır" diyen çevreleri coşturdu. Basın merkezinde bile ilk sonuçlar ilan edildiğinde alkış koptu.
Ancak, öylesine güçlü bir "ohi"den sonra, ne olacağı şimdiden ciddi bir tartışma (ve kaygı) konusu.
Her ne kadar Papadopulo
s ve yandaşları (ve de AKEL liderleri) bunun çözüm yolunun açılmasına engel olmayacağını, hatta yeni bir sürecin başlatılabileceğini söylüyorlarsa da (ki bunu dün sandık başında tekrarladılar) çoğu gözlemci buna imkan görmüyor. Klerides, Vasiliu gibi "evet" yanlısı siyasiler, birçok yabancı gözlemcinin şu görüşüne katılıyor: Artık müzakere veya çözüm çabalarının başlaması hayal. Fiili durum pekişecek, adanın bölünmüşlüğü (yani taksim) artık kalıcı olacak...
Bu bağlamda buradaki bazı yabancı diplomatlar da,
iki kesimdeki referandum sonuçlarını "Türk tarafı için bir başarı", "Rum tarafı için ise bir trajedi" olarak nitelendiriyorlar.
* * *
Kıbrıs'ta yapılan bu ilk referandumun Rum toplumunu böldüğü ve hatta cepheleştirdiği açık. Aslında "evet" veya "hayır"ın a
rkasında çeşitli Rum kesimlerinin temel pozisyonları yatıyor.
"Hayır" diyenler, Annan planının kendi açılarından tüm negatif yanlarını ön planda tutanlardır. Kimi, Kuzey'deki evlerine dönme hakkının verilmemesine, kimi KKTC'ye Türkiye'den gelip yerleşenler
in önemli kısmına Kıbrıs vatandaşlığının verilmesine karşı oldukları, kimi de bu anlaşmanın Türkiye'nin baskısı ile gerçekleştirildiği ve ileride Ankara'nın sözünü tutmayacağı endişesini taşıdıkları için "hayır" dediler... Açıkçası birçoğu da "bilinmeyenin riski" yerine "statüko"yu tercih ettikleri için, önerilen çözümü reddettiler...
Pek çok gözlemcinin ve deneyimli Rum politikacılarının görüşü de şu: "Eğer Papadopulos'un yerine bir başkası (örneğin Klerides veya Vasiliu gibi) iktidarda olsaydı durum çok f
arklı olurdu... Ve eğer AKEL son dakikada "hayır"dan yana bir tavır almasaydı, büyük olasılıkla sandıktan "evet" çıkardı...
"Evet" diyenlerin çoğu, Annan planını kabul etmenin "ehveni şer" olduğu, reddetmenin ise cidi sorunlar yaratacağı kanısında. Onların
korkusu da "hayır"dan sonra Rum tarafının büyük baskılara uğrayacağı, tecrit edileceği ve sonunda adanın taksime doğru gideceğidir...
* * *
KIBRIS'ın iki kesimindeki referandumlardan "çifte evet" çıkabilseydi, bir "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti" doğacak, ik
i halk için de "yeni ortak bir gelecek" başlayacaktı. Papadopulos'un "tarihi bir gün" diye nitelendirdiği 24 Nisan referandumu, ne yazık ki böyle bir "gelecek" belirleyemedi...
MILLIYET 25/04/2004 SAMI KOHEN

Yazık ki Kıbrıs zincirlerini yine kıramayacak


Lefkoşa'nın Türk kesimindeki Pizza Pronto'nun camekanla çevrelenmiş "bahçesinde" sokağı seyrediyorum.. Dışarıda benzerlerine sadece "tropikal" yerlerde rastladığım türden deli bir yağmur yağıyor. Birisi sanki Kıbrıs'ın geçmişteki bütün kirlerini temizlemek için kovalarca su boşaltıyor gibi..
Referandumun başlamasına artık sadece 12 saat kalmış. Erhan Başay, Ankara'da okuyup kimya mühendisi olmuş ama memleketine döndükten sonra "lokanta işine" girmiş.
Rumların "hayır"ı belli olduğundan beri Türk tarafına ge
çen Rum sayısında gözle görülür bir azalma olduğunu söylüyor.
Rumlar ya korktukları için ya da "hayır diyecekleri için utandıklarından" olsa gerek artık Kuzey'e daha az geçiyorlar. Referandum sonrasında çözülmesi gereken problemlerden biri de bu sanırım.. İnsanların karşılıklı olarak birbirlerine yeniden güvenmelerini sağlamak gerekecek..
Erhan'a "Rum gazetelerine ilan vermelisin yeniden gelmelerini sağlamak için" diyorum, gülüyor: "Verdim ama hiçbiri yayımlamadı. Politis bile..."
Politis çözüm yanlısı, sol
görüşlü bir gazete ama bir küçük lokanta ilanını bile yayımlamaya çekinmesi Rum tarafının kendi içinde çözmesi gereken bazı ciddi problemleri olduğunu gösteriyor.

Sokaklar ıssız, çünkü..
En önemlisinin Kıbrıs'ın Rum kesimindeki eğitim sorunu olduğunu söylüyor Niyazi Kızılyürek..
Niyazi, çok ilginç bir insan..
Kıbrıs'ın Rum kesiminde yaşıyor, üniversitede hocalık yapıyor. Birleşik ve bağımsız Kıbrıs için mücadele ediyor. Yazıyor, film çekiyor, ders veriyor.. Kolayca tahmin edebileceğiniz gibi iki tarafta d
a sayıları az olmayan "Denktaşgiller" tarafından pek sevilmiyor..
Kıbrıs Rum kesimindeki ders kitaplarında, tarih kitaplarında gerçeklerin çarpıtıldığını, öğrencilerin beyinlerinin faşist öğretmenler tarafından yıkandığını söylüyor.
Hava kararırken Rum Lef
koşa'ya dönüyorum, bu kez Mete Han kapısından..
Artık cuma gecesi başlıyor.. Lefkoşa'nın Rum kesimindeki sokakların gece olunca neden bu kadar sessiz olduğunu girdiğim ilk tavernada daha iyi anlıyorum. Sokaklar ıssız, çünkü herkes "içeride"!

İyice 'araştırdım'...
Burası Çellar isimli bir taverna.. Buzuki oynak havalar çalıyor.. İçeride doğum günü, evlilik yıldönümü kutlayan gençler.. Mumlar üfleniyor, kadehler kaldırılıyor.. İstanbul ve Atina geceleri kadar hareketli değil belki ama bu küçücük adanın da kendine göre bir gece hayatı var..
Garson "grappa"ya benzeyen yerel bir içkiden bir şişe koyuyor masamıza.. Adı Zivana.. 45 derece! Şişeyi bitirecek olursanız "zıvanadan çıkmanız" kaçınılmaz..
"Araştırmacı gazetecilik" ruhum beni dürtüyor, oradan kalkıp bir
başka yere gidiyorum. Adı Pavillon.. Sahnede sanki "pop star yarışması" var gibi.. Orkestra yerinde kalıyor ama iki şarkı söyleyen inip, yerini bir başka şarkıcıya bırakıyor..
Ünlü Makariyos Caddesi üzerinde yeni açılmış modern bir kafe - bar var, Mondo..
Tarkan çalıyor bir ara: Kır zincirlerini gel, aşka kanalım bu geceeee..
Kıbrıs zincirlerini ne yazık ki bu kez de kıramayacak..
Gece, İstanbul ve Atina'daki gibi bir çorbacıda sona eriyor. Pirinç lapasının üzerine dökülmüş yavan tavuk suyuna, çorba denilir
se tabii!
MEHMET Y. YIMAZ MILLIYET 25/04/2004

Erdoğan: Hiçbir millet ülkesini ucuza kaptırmanın alçaklığını yaşamaz

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''hiçbir milletin, ülkesini, milletini ucuza kaptırmanın alçaklığını yaşamayacağını'' belirterek, ''Bu böyle biline' dedi.
Erdoğan, parti genel merkezinde düzenlenen il başkanları toplantısında konuştu.
Konuşmasında Erdoğan, Kıbrıs'ta dün yapılan referandum ve Kıbrıs konusu üzerinde durdu.
Kıbrıs'ta yaşayan iki halkın, dün sandık başına giderek Annan Planı hakkındaki hür iradelerini ortaya koyduklarını ifade eden Erdoğan, bugün itibariyle Ada'da Kıbrıslı Türkler'in iradelerini plana ''evet'' yönünde, Rumlar'ın ise ''hayır'' yönünde koyduklarının anlaşıldığını söyledi.
Referandum sonuçla
rını, demokratik bir olgunluk içerisinde karşıladıklarını hatta çok daha önceden çıkacak sonucu bu olgunluk içerisinde karşılayacaklarını söylediklerini kaydeden Erdoğan, her iki halkın sandığa yansıyan iradesine de saygı duyduklarını dile getirdi.
Erdoğan
, bu sonuçların Kıbrıs için olumlu neticeler doğurduğuna inandığını belirterek, şöyle konuştu:
''Burada bir gerçeğin de altını çizmek istiyorum. Yaklaşık 1-1.5 aydır bu konu çok konuşuldu, bizler bu konuda çok çalışmalar yaptık. Bu yola iyi niyetle çıktık.
Samimiydik, bu samimiyetimizin neticesini de yine ben inanıyorum ki olumlu bir şekilde aldık.
Referandum sonuçlarına saygı göstermekle birlikte, beklentinin dışında, bundan farklı bir sonucun ortaya çıkması yönünde bir netice beklediğimizi de açıkça ifade
etmek istiyorum. Bunu gizlemenin bir anlamı yok. Ada'da yaşayan her iki halk da Ada'da kalıcı ve adil bir barışa zemin hazırlasın, Annan Planı'na da 'evet' desin, bunu isterdik. Ama bu olmadı. Bu noktada Kıbrıs Türk halkının iyi niyetli ve barıştan yana tavrının, bütün dünya tarafından hakkaniyet çerçevesinde değerlendirileceğinden hiç kuşku duymuyorum. Son Annan Planı ile ilgili müzakerelerin başından sonuna kadar Türk tarafının Kıbrıs'ta çözüm isteyen, yapıcı ve aktif taraf olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu tavrımızın, meselenin yıllara dayalı, alışılmış dengelerini değiştirdiği ve yıllar yılı -buranın altını çiziyorum- çözümden kaçan taraf olmakla suçlanan Türk tarafının imajını tamamen değiştirdiği dünya kamuoyunun ortak fikridir.
Şimdi yapılması ger
eken, gerek Türkiye'nin, gerek KKTC'nin barış yolunda attığı bu büyük adıma, uluslararası camianın, aynı sıcak yaklaşımla karşılık vermesidir. Rum tarafının, Annan Planı'na 'hayır' demesinin, Türk tarafının baştan beri ortaya koyduğu yapıcı gayreti görülmez hale getirmesi mümkün değildir. Artık Kıbrıs'ta taşlar yerinden oynamıştır. Ve bugünden sonra Kıbrıs hakkında söz söyleyecek herkesin, bu yeni tabloyu hesaba katarak konuşması gerekecektir. Lehimize şekillenen bu yeni tabloyu diplomasimiz açısından son derece önemli ve ileri bir adım olarak görüyoruz.''

''AB ZEMİNİNDE HAK ETTİĞİ KARŞILIK''

Erdoğan, AB ile müzakerelerin doğrudan şartı olmayan bu önemli konuda Türk tarafı olarak atılan pozitif adımların Türkiye hanesine yeni artı puanlar yazdırmasını beklediklerini vurgulayarak, AB'nin sahip olduğu öz değerler açısından Türkiye'nin son dönemde ortaya koyduğu yaklaşımın, daha önceki dönemlerle farkını netleştirmenin bir şart ve yükümlülük haline geldiğini söyledi.
Bu beklentilerin AB zemininde hak ettiği ka
rşılığı bulacağına inançlarının tam olduğunu dile getiren Erdoğan, Kıbrıs müzakerelerinde emeği geçen Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Dışişleri bürokratları, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ve KKTC Dışişleri yetkililerine teşekkür etti.
New York sürecinin başlamasında KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da katkısı olduğuna işaret eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Fakat bir gerçeği söylemeden de edemeyeceğim. Lütfen bu yan
lış anlaşılmasın, hiçbir zaman kişisel bazı sıkıntıların kaynağı Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olmamıştır. Bunu böyle gösterme gayreti içinde olanlar olmuştur. Biz hiçbir zaman karalama kampanyası içine girmedik. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve temsil ettiği Türkiye, çok büyük bir devlettir de onun için. Böyle bir şeye de zaten giremezdik. Böyle bir şeye de gerek yoktu.
Fakat zaman zaman görüyorum ki, bazı böyle haddi tecavüz eden ifadeler kullanılıyor. Bunlar çok çirkin, bunlar yakışıksız. Zaman, Türkiye Cu
mhuriyeti'nin 58. ve 59. hükümetlerinin bu konularda ne kadar isabetli, ne kadar olumlu adımlar attığını gösterecektir. Tarihe artık bir kayıt olarak da düşülmüştür. Öyle zannediyorum ki çok partili dönemi kapsayan son 50 yılda özellikle Türkiye'nin diplomaside yaşadığı en başarılı olay olarak bunu gösterecektir. Peki bu süreç bitti mi? Netice alındı mı? Hayır. Bu süreç devam ediyor. Biz şu ana kadar nasıl Kıbrıslı kardeşlerimizin yanında olduysak, bundan sonra da yanında olacağız. Yalnız bırakmadık, bırakmayacağız.''

''HAMASİ SÖYLEMLERİN ARKASINA GİZLENME KURNAZLIĞI''

Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda gösterdikleri yaklaşımı benimsemeyen, böyle demokratik bir süreçte centilmenlik dışı davranışlar sergileyen çevrelerin referandum sonucundan gerekli dersi almış olmalarını ümit ettiğini kaydetti.
Toplumsal iradeye ipotek koymanın, ''ya sev, ya terket'' mantığı ile ülkesinde yaşayan insanları değerlendirmenin, hiçbir zaman insani bir yaklaşım olmadığını vurgulayan Erdoğan, ''Hiç kimseyi vatanından, se
vmek veya terk etmek ikilemiyle karşı karşıya bırakamazsınız'' dedi.
Demokrasiye tahammül edemeyen ve halk iradesini içine sindiremeyenlerin, maksatlarını, hamasi söylemlerin arkasına gizleme kurnazlığını bırakmaları gerektiğini ifade eden Erdoğan, Kıbrıs
Türk halkının sandığa yansıttığı iradenin, özellikle yıllar yılı, çözümsüzlüğü çözüm bilen zihniyetler tarafından iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

''BİRLİĞİNİZİ, BERABERLİĞİNİZİ BOZMAYINIZ''

''Hiçbir millet, ülkesini de milletini de ucuza kaptırmanın alçaklığını yaşamaz. Bu böyle biline'' diyen Erdoğan, kimsenin bu noktada kendisini milletin üstünde kabul etmemesi gerektiğini belirtti. Erdoğan, şunları kaydetti:
''Bir taraftan, 'egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' diyeceğiz, ondan sonra da '
hayır bu böyle değil, şöyledir' diyeceksiniz, olmaz. Biz o iradeyi dikkate alıyoruz, milletin iradesini demokrasinin tartışılması mümkün olmayan temel değeri olarak görüyoruz. İşte bu anlayışımızdır ki Türkiye'yi ve KKTC'yi, uluslararası camia nezdinde, pozitif taraf haline getirmiştir. Ben referandum ile birlikte açılan yeni sayfanın olumlu sonuçlar getireceğine inanıyorum. Bir şeyin altını da çizmem gerekiyor. Ada'da yeni ortaya çıkan bu durum sebebiyle inanıyorum ki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bir fırsatı kaçırmıştır. Ben yine inanıyorum ki, artık Ada'da yeni bir durum ortaya çıkmıştır. Uluslararası camia, artık bunu gerektiği şekliyle değerlendirecek ve bugüne kadar uluslararası bütün aktivitelerde, bütün insani, insan hakları açısından, hukukun üstünlüğü açısından tecrit ve dışlama politikasının uygulandığı KKTC'ye karşı bu politikalar son bulacaktır. Türkiye'nin başbakanı olarak her durumda ve her şart altında Kıbrıslı kardeşlerimizin yanında olacağımızı ve davalarını, davamız bileceğimizi bir kere daha ifade ediyorum. Buradan, seslenerek bir şeyi daha rica ediyorum: Birliğinizi, beraberliğinizi bozmayınız. O birlik, size güç katacaktır. Bu bir referandumdu, oldu ve bitti. Demokratik hakkınızı ve iradenizi en güzel şekliyle ortaya koydunuz ama bundan sonra birbirimizi KKTC'de bugüne kadar nasıl olduysa, aynı sevgi içerisinde, aynı saygı içerisinde karşılayacak, sevecek ve hep birlikte KKTC için diyeceğiz. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz anlayışıyla, yaklaşımımızı sürdüreceğiz.''
MILLIYET 25/04/2004

 

Referandum sonuçları KKTC basınında manşetlerde...


Annan çözüm planı çerçevesinde KKTC ve Kıbrıs Rum kesiminde dün eşzamanlı olarak yapılan referandumların sonuçları KKTC basınında manşetlerden verildi.
Sonuçlarla ilgili haberleri birinci ve iç sayfalarından geniş şekilde okuyucularına aktaran gazeteler, Kıbrıslı Türklerin, ''Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti''ne evet, Rumların ise hayır dediğini yazdı.
Artık söz sırasının uluslararası toplulukta olduğuna ve KKTC'nin tanınması gerektiğine işaret eden gazeteler, ref
erandumda, KKTC'de yaşayan Türkiye kökenli nüfusun büyük oranda ''evet'' oyu kullandığına dikkat çekti.
Başbakan Mehmet Ali Talat'ın, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın istifa etmesi gerektiği sözlerini ve Cumhurbaşkanı Denktaş'ın da ''İstifa etmeyeceğim'' ifad
elerini öne çıkaran gazeteler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün referandum sonuçlarıyla ilgili açıklamalarına da geniş yer verdi.
Gazeteler, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun, ''BM'nin Kıbrıs'taki bürosunun kapatılacağı'' açıklamasına da dikkat çekti.
KKTC'de günlük yayımlanan gazetelerden Kıbrıs gazetesi, ''Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ne Türklerden evet, Rumlardan hayır'' başlıklı haberinde, hayırcıların sandıklarda var
lık göstermediğini yazdı. Gazete, Türkiye kökenlilerin ''büyük bir başarı gösterdiğini'' ve Türkiye kökenlilerin yaşadığı bölgelerden büyük oranda ''evet'' sonucu çıktığını yazdı.
''Evet'' yanlılarının sevinç gösterilerine de geniş yer veren gazete, ''Stat
üko çöktü'' başlığını kullandı.
Halkın Sesi Gazetesi, ''Halk 'evet' dedi'' , Vatan Gazetesi, ''Söz sırası uluslararası toplulukta'' başlıklarını kullandı. Volkan Gazetesi de, ''verilen sözlerin tutulması, ambargoların kaldırılması ve devletin güçlendirilme
si'' gerektiğini belirterek, ''KKTC tanınmalı'' başlığını kullandı.
Kuzey Kıbrıs Cumhuriyet Gazetesi, ''Kuzey'den evet, Güney'den hayır'' başlığının yanı sıra Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın, ''Bugün bir milattır'' sözünü öne çıka
rdı. Birlik Gazetesi, ''Annan planı artık yok'' başlıklı haberinde, ''Güney Kıbrıs'ın Türklere yaşam hakkı vermek istemediği, adanın tamamına egemen olmak istediği bir kez daha ortaya çıktı'' diye yazdı.
''Türk tarafı evet, Rum tarafı hayır'' başlığını kul
lanan Afrika gazetesi, ilk sayfadan şu yorumu yaptı:
''Çözüm ve AB hedefi gerçekleşmedi. Türk tarafından ezici bir evet çıkarken, Rum tarafından da daha ezici bir hayır çıktı. Rum tarafı 1 Mayıs Cumartesi günü tüm adayı temsilen Kıbrıs Cumhuriyeti olarak A
B'ye girmeyi bekliyor, Türk tarafı ise evetinin karşılığında ödüllendirilmeyi... Referandum 'zaferini' ilk sahiplenen Rauf Denktaş oldu! Anlaşılan kendi halkını Rum halkı ile karıştırdı!'' Yeni Düzen Gazetesi, ''Uzatın ellerinizi öpecek var'', Kıbrıslı Gazetesi, ''Halkın zaferi'', Ortam Gazetesi, ''Buruk sevinç'' başlıklarını kullandı.
MILLIYET 25/04/2004

Solana: Kıbrıslı Rumlar tarihi fırsat kaçırdı


AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana, Kıbrıslı Rumların dünkü referandumda Annan planına ''hayır'' diyerek, tarihi bir fırsatı kaçırdığını söyledi ve plana ''evet'' diyen Kıbrıs Türklerinin ''cesaretini'' övdü.
Solana, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada, ''AB'nin, birleşik Kıbrıs'ın AB'de yer alabilmesi amacıyla adadaki sorun
un çözümü için çalışmayı sürdüreceğini'' belirtti.
''Kıbrıslı Rumların, yıllardır uğraştıkları bir sorun için çözüm fırsatını kaçırdıklarını'' ifade eden Solana, ''Bu tercihten üzüntü duyduğunu'' kaydetti.
Referandumda KKTC'den yüzde 65 oranında ''evet'' çıkmasından memnuniyet duyduğunu söyleyen Solana, ''Kıbrıs Türklerinin cesur bir seçim yaptığını ve gelecek ile çözüme doğru açık bir pencere bıraktıklarını'' ifade etti.
Solana, ''BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Kıbrıs temsilcisi Alvaro De Soto'nun eşsiz
çalışmasının şimdilik boşa gitmesinin üzücü olduğunu'', Annan ve De Soto ile Kıbrıs konusunda ilerleme kaydedilmesi için temasta olacaklarını belirtti.
MILLIYET 25/04/2004

ABD'den KKTC atağı...

Bush yönetimi, ticaret ve turizm alanında işbirliğine hazırlandığı Kuzey Kıbrıs'a uçak seferleri düzenlemeyi planlıyor


Yasemin Çongar


ABD yönetimi, Kıbrıs referandumlarından çıkan sonuca şaşırmadı, ancak güneydeki "hayır" oylarının yüksekliğinden "büyük hayal kırıklığı" duydu. KKTC halkının, çözüme yüzde 65 oranında "evet" demesini memnuniyetle karşılayan ABD'li yetkililer, güneydeki sonucu "Rum liderlerin tarihi hatası" olarak değerlendirdi. Rumların kararını "Adada çözüm yönünde oy kullananların ve uluslararası topluluğun umutlarına bir darbe" olarak değerlendi
ren ABD Dışişleri Sözcüsü Richard Boucher, "Planın onaylanması yönünde oy kullanan herkesi, özellikle Kıbrıs Türklerinin önemli bir çoğunluğunu, cesaretlerinden dolayı takdir ediyoruz" dedi.

"Raporunu bekliyoruz"
Çözüm yönündeki çabaları nedeniyle BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ve tüm ilgili BM personeline takdirlerini de bildiren Boucher, "Annan'ın BM Güvenlik Konseyi'ne sunacağı raporu bekliyoruz" diyerek, Washington'un Kıbrıs konusundaki yeni yaklaşımlarını bu rapo
rdan sonra açıklayacağının işaretini verdi. Boucher, "Türk ve Yunan hükümetlerinin, BM planına verdikleri desteği memnuniyetle karşılıyoruz" ifadesini de kullandı.
Bir başka diplomatik kaynak da "Kıbrıs Türkleri, çözümden yana tavır alarak, uluslararası ka
muoyuna çok güçlü bir mesaj verdi. Türkiye hükümetini ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı, bu sonucun alınmasındaki çabalarından dolayı kutluyoruz" şeklinde konuştu.
Aynı kaynak, ABD'nin bu sonucun ardından Kıbrıs politikasını yeniden gözden geçireceğini
vurgulayarak, Kuzey Kıbrıs'a bazı açılımlar başlatılabileceğini söyledi. Bu açılımların neler olabileceği konusunda görüş bildiren çevreler de, ticaret ve turizm alanında adanın kuzeyi ile ABD arasında doğrudan işbirliğinin başlaması, KKTC havaalanlarına Amerikan şirketlerinin uçak seferleri düzenlemesi, KKTC yetkilileri ile ABD'li yetkililer arasında yeni ve üst düzey bir diyalog açılması üzerinde duruyor. Ayrıca IMF ve Dünya Bankası'nın da KKTC'ye fon aktarması konusunda Washington tarafından teşvik edileceği belirtiliyor.

Denktaş devre dışı
ABD'li bir kaynak da, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın referandum sonucuna rağmen görevinde kalmasını "Kendi toplumuna ters düştüğü sandıkta kanıtlanan bir liderin tercihi" diye nitelendirdi. Aynı kaynak, KKTC ile bundan böyle kurulacak yeni diyalog kanallarında Denktaş'ın "birinci derecede muhatap alınacağını sanmadığını" vurguladı.
MILLIYET 25/04/2004

Yeni Kıbrıs için Evet

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

Kıbrıs’ta referandumda beklenen oldu. Türklerin yüzde 64.91’i Annan Planı’na ‘Evet’ dedi. Rum Kesimi’nden ise yüzde 75.83 gibi ezici bir çoğunlukla ‘Hayır’ çıktı. Artık çözüm yolunda adım atan tarafın Türkler olduğu dünya önünde kanıtlandı.

KIBRIS’ın kader referandumunda Türk ve Rum kesimlerinde taban tabana zıt sonuçlar alındı. Türkler yüzde 64.91 oranında ‘Evet’ dedi, Rum kesiminde ise yüzde 75.83 düzeyinde ‘Hayır’ çıktı. Türk kesiminde katılım oranı yüzde 84.34 oldu. Rum kesiminde ise katılım oranı yüzde 96.53’e ulaştı.

Her 3 Türk seçmenden 2’si Annan Planı’na
‘Evet’ diyerek Kıbrıs’ın tek parça halinde AB’ye girmesini destekledi. KKTC’de ‘Hayır’ oyları yüzde 35.09 olarak gerçekleşti. Ancak her 4 Rum seçmenden 3’ü ‘Hayır’ oyu kullanarak çözümü engelledi.

Böylece 1 Mayıs’ta Güney Kıbrıs’ın tek başına AB üyeliği kesinleşti. Türk tarafından yüksek
‘Evet’ oyu ile çözüme destek çıkması sayesinde KKTC’ye dönük ambargonun yumuşaması ihtimali arttı.

KATILIM YÜKSEKTİ

Kıbrıs’ta Türk ve Rumlar dün 30 yıllık Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sandık başına gitti. KKTC’de 143 bin, Rum kesiminde ise, 480 bin seçmen Annan Planı’na evet ya da hayır oyu kullanarak Kıbrıs tarihinde de ilk kez kendi geleceklerini belirledi. Referandum her iki tarafta da sakin geçti. KKTC’de yüzde 84’e ulaşan katılım oranı beklenenden yüksek oldu.

RUMLARA SİESTA

Kıbrıs’ın geleceğini belirleyen referandumda Rumlar ‘siesta’larından vazgeçmedi. KKTC’de oy verme işlemi aralıksız devam ederken Rumlar saat 12.00 ile 01.00 arasında sandıkları kapattı ve tüm görevliler öğle tatiline gitti. Lefkoşa’da ise belediye önceki geceyi binaların üzerlerine yazılan ve BM’ye küfredilen yazıları silmekle geçirdi.

MEYDANDA DEV EKRAN

Geniş güvenlik önlemleri altında yapılan referandumu, her iki tarafta da yüzlerce Türk, Rum ve yabancı gazeteci izledi. KKTC halkı ve dünya medyası, YSK’nın başkent Lefkoşa’daki Atatürk Meydanı’na yerleştirdiği dev ekrandan referandum sonuçlarını takip etti. Saray Oteli’nin en üst katında oluşturulan basın merkezi, özellikle Rum medyasının stüdyosu haline geldi.

YEŞİLIRMAK EVET DEDİ

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın ‘hayır’ oyu istemeye gittiği ve protesto edildiği Lefke’nin Yeşilırmak köyünde 137 evet oyuna karşılık, 92 hayır çıktı.

İstedikleri oldu


KIBRISLI Türkler, kadını erkeği, yaşlısı genci, erken saatlerden başlayarak sandık başlarına koştular. Yeni bir başlangıç, yeni umutlar, yeni hayatlar için. Sandıklardan ‘Evet’ çıktıktan sonra sokaklara dökülüp büyük bir sevinç içinde bunu kutladılar.

Evet’çiler ‘Denktaş istifa’ diye yürüdü

KKTC’de referandum sonuçlarının açıklanmasının ardından, çözüm için evet oyu kullanan Kıbrıslı Türkler sokaklara dökülerek sevinç turuna çıktılar. Annan Planı’nın onaylanmasını kutlayan gruplar, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ikametine doğru ‘Denktaş istifa’ sloganları atarak yürürken polis tarafından engellendiler.

KKTC’deki 5 seçim bölgesi sonuçları

LEFKOŞA

Evet:
Yüzde 71

Hayır: Yüzde 29

Gazimağusa

Evet:
Yüzde 64

Hayır: Yüzde 36

Girne

Evet:
Yüzde 63

Hayır: Yüzde 37

Güzelyurt

Evet:
Yüzde 64

Hayır: Yüzde 36

İskele

Evet:
Yüzde 55

Hayır: Yüzde 45

HURRIYET 25/04/2004

AB’den Talat’a Brüksel daveti

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

AB, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat’ı referandum sonuçlarını değerlendirmek üzere Brüksel’e davet etti. Salı günü Brüksel’de olacağını açıklayan Başbakan Talat, AB’den ambargoların derhal kaldırılmasını isteyeceğini söyledi.

AB’den davet, Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu İnsan Hakları ve Ortak Güvenlik ve Savunma Komitesi üzerinden geldi. Komite Başkanı Elmar Broke önceki gün gönderdiği davet mektubunda, Talat ile referandum sonuçlarını değerlendirme toplantısı yapmak istediklerini belirtti.

VERHEUGEN’LE GÖRÜŞECEK

Talat,
Hürriyet’e AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter Verheugen başta olmak üzere birçok AB yetkilisi ile biraraya geleceğini söyledi. Talat, uygulanan ambargoların derhal kaldırılmasını isteyeceğini vurgulayarak, ‘Kıbrıs’ın kuzeyinde ‘evet’ çıktıktan sonra artık ambargoları sürdürmenin makul bir nedeni kalmamış olacaktır. Ambargoları kaldırmak AB’nin birinci görevidir’ dedi.

Talat, AB’nin talep ettiği ve destek verdiği Annan Planı’na Türk tarafı olarak onay verildikten sonra yeni duruma göre önlemlerin de alınması gerektiğini ve AB’den, ticari ve siyasi ambargoların kaldırılmasını şiddetle isteyeceğini kaydetti.

NELER TALEP EDECEK

Talat,
şöyle konuştu: ‘En önce ticaretle ilgili, ihracat ve ithalat serbest bırakılmalı. Dolaşım, ve seyahatle ilgili kısıtlamalar kaldırılmalı. Uçaklar KKTC’ye inip kalkabilmeli. Çoğu ülkenin temsilciliği var zaten. Uluslararası tanınma konusunda ise, BM Güvenlik Konseyi’nin daha önce almış olduğu tanınmayacağı kararı durduğu sürece zor. O noktada ne yapabiliriz değerlendirme yapacağız. Uluslararası ilişkiler bağlamında devletlerin tanıma isteklerini ortaya koymaları lazım.’

PLAN GÖRÜŞÜLMEZ

Annan Planı’nın tekrar gündeme gelmesinin de zor olduğuna dikkat çeken Talat, ‘Bu iş oyuncak değil, Annan Planı tekrar müzakere masasına gelemez’ diye konuştu. Talat, Brüksel’e beraberinde kimleri götüreceği konusunu ise daha sonra belirleyeceklerini sözlerine ekledi.

HURRIYET 25/04/2004

Erdoğan: Rumlar kaybetti

Tamer YÜKSEL/İSTANBUL

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, Rum kesiminin iyi niyet adımını heba ettiğini belirterek, ‘Güney Kıbrıs bana göre kaybetmiştir’ dedi. Erdoğan, Annan Planı ile ilgili referandumun resmi olmayan sonuçlarını değerlendirirken şöyle konuştu:

BU SONUCU İSTEMEZDİK

‘İşin başından itibaren her iki tarafta da ‘evet’ oyunun çıkmasıyla yeni bir dönemin farklı başlangıcı ‘1 Mayıs’tan itibaren başlasın’ istikametindeydi. Tabii bu olmadı. Güney Kıbrıs, bana göre adil ve kalıcı bir çözümün oluşmasına katkıda bulunmamak suretiyle, atılmış olan bu iyi niyet adımını heba etmiştir. Biz böyle bir sonuç olsun istemezdik ve bu netice alma gayretlerine yönelik bu adımda da esasen Güney Kıbrıs bana göre kaybetmiştir. Türkiye ulus
lararası diplomaside, bir garantör ülke olarak iyi niyetli olduğunu ortaya koymak, masada olumlu tavır sergilemek suretiyle çözüm arayan bir ülke olduğunu ispatlamış. Bundan sonra kimsenin Türkiye hakkında olumsuz bir yaklaşım gösterme hakkı kalmamıştır. KKTC de, Türkiye ile siyasi iradeyi paylaşmış ve tavrını ortaya koymuştur. Fakat Güney Kıbrıs’taki demokratik irade, farklı şekilde tecelli etmiştir.’

TECRİTE SON VERİLSİN

‘Uluslararası camiada artık Kıbrıs Türklerine yapılan tecrit politikalarının, bugünden itibaren bittiğine inanıyorum. Altını çizerek söylemek istediğim budur. Olması gereken nedir? Dünya, yıllardır tecrit ettiği KKTC halkına, inanıyorum ki artık gönlünü açacaktır.’

HURRIYET 25/04/2004

KKTC tanınmayacak ama ambargo kalkacak

 

Ferai TINÇ/LEFKOŞA

KIBRIS’ta taraflardan birinin hayır demesi ile Annan Planı ortadan kalktı. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Temsilcisi Alvaro De Soto’nun referandum öncesinde yaptığı açıklamaya göre, bugün itibarıyla ‘çözümün mekanizması’ ortadan kalkmış oldu.

Türk tarafının
‘Evet’i, Kıbrıs’ta çözüm için yeterli olmadı, ancak Kıbrıs Türkleri, Kıbrıs’ın eşit ortağı olduklarını dünyaya duyurdular. Kıbrıs’ın sadece Rumlar tarafından temsil edilen bir cumhuriyet olduğu konusu artık tartışmaya açıldı. Buna rağmen, Rumlar 1 Mayıs’tan itibaren Kıbrıs’ın temsilcileri olarak Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilecekler.

KKTC’nin tanınma konusu mutlaka gündeme gelecek. Ancak bu konuda BM kararları bulunduğu için KKTC hükümeti bunun gerçekleşmesini beklemiyor. Fakat
, Azerbaycan, Körfez ülkeleri gibi üçüncü ülkelerin bu yolda uluslararası kuruluşlarda girişimlerde bulunmaları beklenebilir.

Buna karşılık, ambargoların kalkması, Kıbrıs Türk limanlarının dünya ticaretine açılması, uluslararası hava yollarının Kıbrıs Tü
rk Yönetimi hava alanlarını kullanmaları mümkün olabilir.

YALNIZLIK SONA ERECEK

Bugüne kadar ancak Türkiye’den aldıkları pasaportla seyahat edebilen KKTC vatandaşları, kendi kimlik belgeleri ile uluslararası limanlardan giriş yapabilecekler. Türklerin ‘evet’i, ekonomiyi de canlandıracak. Avrupa Birliği’nin KKTC’ye 259 milyon Euro’luk yardım yapması bekleniyor. Washington’da bir süre önce Kuzey Kıbrıs’ın rehabilitasyonu için 400 milyon dolarlık yardım yapacağını açıklamıştı.

İÇ POLİTİKADA DÜZENLEME

Referandumda ‘Evet’ oylarını kullanan Kıbrıs Türkleri bugünden itibaren, iç politikada da değişiklik beklentisine girecekler. Yüksek oranda evet oyu, hayır kampanyası yürüten Denktaş’ın istifasını gündeme getirebilecek.

HURRIYET 25/04/2004

ABD: Türkleri kutlarız

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher, Kıbrıs’taki referandumda Rumlar’ın ezici bir şekilde ‘Hayır’ demesinden ötürü Amerikan Yönetimi’nin düş kırıklığı yaşadığını söyledi, Türk tarafının gösterdiği ‘cesareti’ ise övdü. Boucher, ‘Plana evet diyenleri, özellikle de Kıbrıslı Türkler’in büyük çoğunluğunu cesaretlerinden, barış ve uzlaşmaya oy vermiş olmalarından ötürü kutlarız’ dedi.

HURRIYET 25/04/2004

BM, barış bürosunu kapatıyor

GÜNEY Kıbrıs’taki referandumdan hayır sonucu çıkması üzerine BM Genel Sektereri Kofi Annan’ın adıyla anılan barış planı artık tarihe karışırken, Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto da dün gece Ada’ya veda edeceğini açıkladı. De Soto dün sonuçların belli olmasından sonra yaptığı açıklamada, ‘Kıbrıs’taki büromuzu önümüzdeki haftalarda kapatıyoruz. Bu hafta başından itibaren veda telefonlarına başlayacağım’ dedi

HURRIYET 25/04/2004

Gül: Ambargo artık kaldırılmalı

Uğur ERGAN

DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül Kıbrıs’ta çözüm konusunda Türk tarafının üzerine düşeni yaptığını belirterek, bu sonuçtan sonra KKTC’ye uygulanan ambargoların kaldırılması gerektiğini söyledi. Gül, ayrıca Rum tarafının ‘Hayır’ demesi ile Annan Planı’nın da rafa kalktığını vurguladı ve bu durumda Türk askerinin Ada’dan çekilmeyeceğini bildirdi. Gül ayrıca, bu sonucun Türk-Yunan ilişkilerini etkilemeyeceğini, ancak Yunanistan’ın da üzerine düşeni yapması gerektiğini söyledi. Gül, dün akşam düzenlediği basın toplantısında, bu sonuçlar sonrasında Kıbrıs Türk halkının barıştan ve çözümden yana olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. Gül, şöyle konuştu:

‘Ulaşılan aşamada Rum siyasi liderliğinin ve uluslararası camianın Kıbrıs Türk halkına herhangi bir meşruiyeti bulunmayan haksız ambargo ve kısıtlamalar uygulamaktan vazgeçmesini beklemekteyiz. Kıbrıs Türk halkı bu referandum ile dünya ile bütünleşmek arzusunu ortaya koymuştur. Kıbrıs Türk halkını uluslararası alanda hem siyasi hem de ekonomik olarak kimsenin daha fazla tecrit etmeye hakkı yoktur.’

Referandumda Rum tarafından yüksek bir oranda hayır çıkması nedeniyle Kıbrıs’ta birleşmenin gerçekleşmemesinden dolayı Türkiye’nin üzüntü duyduğunu belirten Gül, sonuçların belil olmasından kısa bir süre sonra İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile telefonla görüştüğünü söyledi. Gül, Straw’a da KKTC’ye yönelik izolasyonun kaldırılması gerektiği mesajını verdi

HURRIYET 25/04/2004

‘Evet’in nedeni

Ferai TINÇ/LEFKE

Kıbrıs’ın en eski yerleşim bölgesi Lefke’de narenciye bahçesi sahibi Emine Sömek, ‘Biz portakalları dereye döküyoruz, otellerde bardağını 6 milyondan içiyorsunuz’ diyor. İşte ‘Evet’in nedeni burada. Kıbrıs Türkü, ayakları üzerinde duracağı bir sistemin geliştirilmesini bekliyor. Bu vizyonu gördüğü için de çözüm istiyor.

ADA’nın kaderini ilk kez halkın kararına bırakan referandum günü, ‘Evet’e bastım’ diyenlerden de, son ana kadar geçmişle gelecek arasında bocalayanlardan da aynı şeyleri duydum. Annan Planı’na göre Rumlara verilmesi öngörülen Çamlıbel Köyü’nden Osman Süngü’nün, ‘Tıkandık. Bu yolun sürdürülebilir bir yol olmadığı ortaya çıktı’ sözleri ‘Evet’in nedenini en güzel açıklayan ifade.

Dün sabah, Girne’den Lefke’ye
Emine Sömek ile birlikte portakal bahçelerini görmeye narenciyecinin derdini dinlemeye gittim. Lawrence Durrel’e ‘Acı Limon’u yazdıran bu adanın en önemli ürünü narenciye, Kuzey Kıbrıs’ın da en önemli ihraç maddesi. Portakalın binbir çeşidi, mandalina, limon ve bergamot bahçelerinin arasından ilerlerken bu işle uğraşan insanların nasıl mağdur edildiklerini, o yemyeşil bahçeleri kurumaya terk etmek üzere olduklarını öğrendim.

PORTAKALLAR DERELERE

Kıbrıs’ın en eski Türk yerleşim bölgesi olan Lefke’de geniş narenciye bahçelerinin sahibi Emine Hanım, atalarından kalma portakal bahçelerini küstürme endişesini dile getirirken, narenciyecinin açmazını şu örnekle anlattı:

‘Önceleri malımızı devlete ait Cypruweks’e satardık. Orada paketlenir ve dışarıya yollanırdı. Iskartanın çekirdeği kabuğu ayrıca değerlenirdi. Ama zamanla Cypruweks düzgün çalıştırılmaz oldu. Birkaç yıldır Türkiye’den gelen tüccarları bekliyoruz. Ama bu yıl o tüccarlar da gelmedi. Cypruwex’e telefon ettim. Hasat ürün müdürüne ulaşmam bir haftayı aldı. Sonunda siz portakallarınızı gönderin,
dedi. Ama müdür bey, kaçtan portakalları alacağını söylememiş, siz gönderin sonra fiyat konuşuruz, demiş. Narenciyeci mecbur. Çünkü yeni çiçek gelmeden eski portakalları toplamak gerekiyor. Bir kısım üretici portakalını, greyfurtunu derelere döktü. Fiyatı sonra belli olacak siz gönderin olur mu? Biz portakalları derelere döküyoruz, siz otellerde bir bardak portakal suyunu 6 milyon liraya içiyorsunuz.’

İNSANLAR BUNALMIŞ

KKTC’nin, soluğunu kesen ambargolardan çok insanlar yönetim bozukluklarından bunalmış durumda. Yolsuzluk söylentileri, kayırmacılık örnekleri hayatın her kademesinde Kıbrıs Türkünün moralini bozuyor. Narenciye de bile eğer partili iseniz, ıskartanız daha az gösteriliyor.

ORTAK MECLİS ÜYESİ

Emine Hanım’
ın eşi Doktor
Selçuk Sömek, Türk ve Rum temsilcilerin oluşturduğu 1960 Meclisi’nin üyesi. ENOSİS’çiler yüzünden ortak devletin çöküşünü yaşamış bir insan. Dönem arkadaşları arasında hayatta kalan az kişiden biri. Yıllardan beri duyduğum ama bir türlü kimsenin gerçekleştiremediği bir şeyi tekrarlıyor:

‘Türkiye’nin garantisi bizim için çok önemli. Ama önce Kıbrıs Türkünün kalkınması, ayakları üzerinde duracağı bir sistemin geliştirilmesi lazım.’

Kıbrıs Türkü, bu vizyonu gördüğü için çözümü istiyor.

Sistem tıkandı düzen değişsin

Kıbrıslı Rumlar, düzenleri bozulmasın diye Annan Planı’na karşı çıkarken, Kıbrıslı Türkler ise tam tersi. Genci yaşlısı içinde yaşadığı düzenin değişmesini istiyor. Emine Hanım, ‘Biz Kıbrıs Türkleri dağıldık. Kimimiz Türkiye’de, kimimiz İngiltere’de. Biz de çocuklarımızı yanımızda istiyoruz’ sözleriyle duygularını dile getiriyor.

Eşi Selçuk Bey, 1960 Meclisi’nin üyesi. Devletin
çöküşünü görmüş ve arkadaşları arasında hayatta kalan az kişiden biri. Selçuk Bey de artık ayakları üzerinde durmak istediklerini belirtiyor.

HURRIYET 25/04/2004

Denktaş: Cumhuriyeti kurtardık istifaya gerek yok

KUZEY’den evet çıkması durumunda istifa edebileceği konuşulan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün ilk sonuçların ardından bir basın toplantısı düzenleyerek, ‘İstifa etmem için bir gerekçe yok’ dedi. Denktaş, planın Rum kesiminde reddedilmesi sonucunda KKTC’nin varlığını koruduğunu vurgulayarak, ‘Cumhuriyeti kurtardık. Hayır kampanyamız başarıya ulaştı. İstifa etmeyeceğim’ dedi. Rumlardan hayır çıkması durumunda, KKTC’ye uygulanan ambargoların kalkması yönünde Batı’nın verdiği sözlerin tutulmasını isteyen Denktaş, Annan Planı nedeniyle ikiye bölünen halkı da yeni dönemde birleşmeye çağırdı.

Sandığından hayır çıktı


KKTC’de yapılan referandumda, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın oy kullandığı sandıktan Annan Planı’na ‘Hayır’ çıktı. Denktaş’ın oy kullandığı 125 nolu sandıkta, toplam 116 kişi oy verdi, 66’sı planın son haline ‘Hayır’ dedi.

HURRIYET 25/04/2004

Serdar Denktaş: Erdoğan’a tepki oyu verdim

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC’deki koalisyon hükümetinin küçük ortağı konumundaki DP’nin lideri Serdar Denktaş, Lefkoşa’da Bayraktar Türk Maarif Koleji’ndeki 64 no’lu sandıkta oyunu kullandıktan sonra yaptığı açıklamada, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yaklaşımına tepki olarak hayır oyu verdiğini söyledi. KKTC başbakan yardımcılığı ve dışişleri bakanlığı görevlerini yürüten Denktaş, şöyle konuştu:

‘Güzel bir gün başladı, inşallah güzel bir gün olarak da bitecek. Bütün temennimiz, geçmişte bütün seçimlerimizde olduğu gibi, son derece büyük bir demokratik olgunluk içerisinde bugünün de bitmesi. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. AKP liderinin gösterdiği yaklaşıma ve açıklamalara tepki olarak oyumu kullandım. Bugün bir milattır. Hayır oyu kullandım. AKP yetkililerine de uygun bir zamanda cevap vereceğim.’

HURRIYET 25/04/2004

Talat: Yeni dönemde Denktaş’a yer yok

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat,eşi Oya Talat’la birlikte oyunu kullandı. Sonuçlar belirlendikten sonra konuşan Talat, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın referandumda çıkan sonuç karşısında istifa etmesinin doğru olacağını belirterek, ’Cumhurbaşkanı’nın önümüzdeki dönem yeri yok’ dedi. Talat, bu sonucun alınmasını sağlayan KKTC halkına, Türkiye hükümeti ve bütün kurumlarına teşekkür ettiklerini belirterek, ’Biz görevimizi yaptık’ dedi. Talat, şöyle konuştu: ‘AB’nin destek verdiği plana evet diyen taraf AB’nin dışında kalıyor, bu planı reddeden toplum ise diğer toplumu da temsil iddiasıyla AB’ye giriyor. Bu düşünülemez.’

HURRIYET 25/04/2004

Güneyde rekor Ohi ve rekor katılım

Nur Batur

Rumlar Annan Planı’na yüzde 75.83 oranında ‘Hayır’ diyerek rekor kırdı. Katılım oranı da yüzde 96.53’e ulaşınca ikinci bir rekor oldu. Bir Rum diplomat, hayır oylarının çokluğunu Powell, Annan ve Verheugen’in yaptığı ağır baskıya sert tepki olarak yorumladı.

RUM halkı Annan Planı’na rekor düzeyde ‘Ohi-Hayır’ dedi. Dün yapılan referandumda Rumlar sandıkta herkesi şaşırtan oranda ‘Hayır’ oyu kullandılar. Katılım oranı yüzde 96.53’e ulaşırken, yüzde 75.83 ‘Hayır’, yüzde 24.17 ‘Evet’ çıktı.

Makarios’un doğduğu Baf yüzde 84.71 oranında hayır diyerek rekor kırdı. Güzelyurt’a geri dönecek Rum göçmenlerin yaşadığı Amostos’ta ise hayır oyları yüzde 64.69’la en düşük düzeyde oldu. Lefkoşe ve diğer şehirlerde ise ‘Hayır’ oylarının oranı yüzde 74-yüzde79 arasında oldu.

Bir Rum diplomat, hayır oylarının rekor düzeye ulaşmasını son 3 gün içinde ABD Dışişleri Bakanı
Colin Powell, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, AB Komiseri Günter Verheugen’in yaptığı ağır baskıya sert tepki olarak yorumladı. Aynı diplomat Hürriyet’e ‘Her halükarda Rum halkı hayır diyecekti. Rumlar çözüm istiyor, ama bu planı çözüm olarak görmüyor. Neden l Mayıs öncesinde çözüm için baskı yaptılar? Baskı yapmayın dedik’ diye konuştu.

NİYE HAYIR DEDİLER

Türkiye’nin asker çekiminin 3 yıl sonra başlayacağını duyunca şok oldular. Türk askerinin sonsuza kadar adada kalmasını kabul edemediler.

30 yıl boyunca Kuzey’deki topraklara dönecekleri vaadini dinlediler. Ama geri dönüşün sınırlı bir bölgede ve 3 yıl sonra başlayacağını duydular. İstedikleri yerde mülk alıp yerleşmek için ise 15 yıl beklemeleri gerektiğini anladılar.

30 yıl boyunca bütün dünyanın tandığı devletlerinden vazgeçemediler.

AB üyeliği hedefiyle birlikte hep Almanya modelinin uygulanacağını duydular. Yani nasıl önce Batı Almanya AB’ye üye olup Doğu Almanya onun içinde eridiyse, Kıbrıslı Türklerin de Kıbrıs Cumhuriyeti çatısı altında girec
eklerini düşündüler.

Hem devletlerinden vazgeçip hem de Kuzey’e geçmek için 15 sene bekleyeceklerini düşündüler.

Zengin oldukları için çözümün bütün mali faturasını ödeyeceklerini düşündüler.

Türkiye’nin Kıbrıs politikasındaki değişime ve Türk ordusunun çekilme kararına inanamadılar.

1 Mayıs AB’ye girdikten sonra Kıbrıs Cumhuriyeti olarak bütün adayı temsil edip, Kıbrıslı Türkleri zaman içinde bu çatı altında birleşmeye ikna edeceklerine inandılar.

Ada bölünecek olsa da Türklerle yeniden yaşamak istemediler. Kamuoyu yoklamaları, 1974’den sonra doğanların yüzde 55’inin Türklerle yaşamak istemediğini gösterdi.

30 yıldır kurulan ve iyi işleyen düzenlerinin bozulmasını istemediler.

Dünyanın KKTC’yi tanıyacağına fazla ihtimal vermediler.

Ortodoks kilisesi ve milliyetçi kesimin yıllarca işlediği fikre yani Kıbrıs’n Yunan adası olduğuna öylesine inandılar ki, Türklerle paylaşmayı bir türlü kabul edemediler.

1974’de Türkiye’ye askeri açıdan yenildiklerini ve Annan Planı’nın bir barış anlaşması olduğunu bir
türlü kabul edemediler.

Son dakikaya kadar ‘Evet’

BAHÇE
kapısından Eski Cumhurbaşkanı Yorgos Vasiliu ile birlikte giriyoruz. Bürgenstock’ta da konuştuğum Vasiliu bu kez neşesiz. ‘’Bu bizim yıllardır beklediğimiz gündü. Bu adayı birleştirme günü. Geleceğe umutla bakmak için evet demeliyiz’’ diyor. ‘’Fazla iyimser değil misiniz? Herkes ohi diyor’ diye takılıyorum. Vasiliu zoraki gülümsüyor. ‘’Olsun. Görevim son ana kadar evet demek’’ diye ısrar ediyor.

Klerides yorgun ve üzgün

BAHÇEYİ
dolduran kalabalıktan alkışlar yükseliyor. Gelen Eski Cumhurbaşkanı Glafkos Klerides, eşi İrini ve kızı Keti Klerides oldukça yorgun ve üzgün. Referandum günü Klerides’in de 85. yaş günü. Rum gazeteciler yaşgününü kutluyor. Klerides de ‘’Bir zamanlar yaşlı bir hanıma 100 ya
şına kadar yaşamasını dilemiştim. O da bana ‘Sadece 5 yıl daha mı yaşamamı diliyorsun’ demişti.’’ diye gazetecilere takılıyor. Klerides ailesi 14 nolu sandıkta ‘Evet’ oylarını kullandıktan sonra gazetecilere veda ediyorlar.

HURRIYET 25/04/2004

KKTC basını: Top uluslararası toplumda

Referandumun sonuçlarına geniş yer veren KKTC basını artık söz sırasının uluslararası toplulukta olduğunu ve KKTC'nin tanınması gerektiğini savundu. Gazeteler, referandumda, KKTC'de yaşayan Türkiye kökenli nüfusun büyük oranda "evet" oyu kullandığına da dikkat çekti.

Günlük Kıbrıs gazetesi, "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ne Türklerden evet, Rumlardan hayır" başlıklı haberinde, hayırcıların sandıklarda varlık göstermediğini yazdı. Gazete, Türkiye kökenlilerin "büyük bir başarı gösterdiğini" ve Türkiye kökenlilerin yaşadığı bölgelerden büyük oranda "evet" sonucu çıktığını yazdı.

"Evet" yanlılarının sevinç gösterilerine de geniş yer veren gazete, "Statüko çöktü" başlığını kullandı.

Halkın Sesi gazetesi, "Halk 'evet' dedi" , Vatan gazetesi, "Söz sırası uluslararası toplulukta" başlıklarını kullandı. Volkan gazetesi de, verilen sözlerin tutulması, ambargoların kaldırılması ve devletin güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, "KKTC tanınmalı" başlığını kullandı.

Kuzey Kıbrıs Cumhuriyet gazetesi, "Kuzey'den evet, Güney'den hayır" başlığının yanı sıra Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın, "Bugün bir milattır" sözünü öne çıkardı.

Birlik gazetesi, "Annan planı artık yok" başlıklı haberinde, "Güney Kıbrıs'ın Türklere yaşam hakkı vermek istemediği, adanın tamamına egemen olmak istediği bir kez daha ortaya çıktı" diye yazdı.

"Türk tarafı evet, Rum tarafı hayır" başlığını kullanan Afrika gazetesi, ilk sayfadan şu yorumu yaptı:

"Çözüm ve AB hedefi gerçekleşmedi. Türk tarafından ezici bir evet çıkarken, Rum tarafından da daha ezici bir hayır çıktı. Rum tarafı 1 Mayıs Cumartesi günü tüm adayı temsilen Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB'ye girmeyi bekliyor, Türk tarafı ise ‘evet’inin karşılığında ödüllendirilmeyi... Referandum 'zaferini' ilk sahiplenen Rauf Denktaş oldu! Anlaşılan kendi halkını Rum halkı ile karıştırdı!"

Yeni Düzen gazetesi, "Uzatın ellerinizi öpecek var", Kıbrıslı gazetesi, "Halkın zaferi", Ortam Gazetesi, "Buruk sevinç" başlıklarını kullandı.

HURRIYET 25/04/2004

Rumlar barışı torpilledi’

Kıbrıs'ta dün yapılan referandumlardan Rum kesiminden rekor düzeyde "hayır" sonucunun çıkması, Avrupa'da büyük tepki ile karşılandı. AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Solana, Rumların tarihi bir fırsatı kaçırdığını söylerken, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen, Kıbrıslı Rumların AB üyeliğine gölge düştüğünü belirtti. Batı basını ise Rumların "barış planını torpilleyen taraf olduğunu" yazdı.

"Kıbrıslı Rumların, yıllardır uğraştıkları bir sorun için çözüm fırsatını kaçırdıklarını" ifade eden Avrupa Birliği Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Solana, bu tercihten üzüntü duyduğunu kaydetti. "BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Kıbrıs temsilcisi Alvaro De Soto'nun eşsiz çalışmasının şimdilik boşa gitmesinin üzücü olduğunu" vurgulayan Solana, AB'nin, birleşik Kıbrıs'ın AB'de yer alabilmesi amacıyla adadaki sorunun çözümü için çalışmayı sürdüreceğini" söyledi.

Referandumda KKTC'den yüzde 65 oranında "evet" çıkmasından memnuniyet duyduğunu da belirten Solana, "Kıbrıs Türklerinin cesur bir seçim yaptığını ve gelecek ile çözüme doğru açık bir pencere bıraktıklarını" ifade etti.

VERHEUGEN: RUMLARIN ÜYELİĞİNE GÖLGE DÜŞTÜ

Avrupa Birliği Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen de referandum sonuçlarını, "Siyasi hasar büyük. Şimdi Kıbrıs'ın (Rum kesimi) üyeliğine gölge düştü" sözleriyle değerlendirdi. Alman ARD televizyonuna konuşan Verheugen, referandum sonucunun AB'nin Türkiye ile ilişkilerini gereksiz yere güçleştireceğini de söyledi.

Adanın birleşmesi için kısa süre içinde yeni bir girişim olmasını beklemediğini belirten Verheugen, "Kanımca Birleşmiş Milletler'in yeni bir girişimi olmayacak. Müzakereler için başka olasılık, müzakerelere öncülük edecek birisini ve hepsinin ötesinde başka muhtemel uzlaşma görmüyorum. Masadaki, en iyi olası sonuçtur" dedi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ayrı bir devlet olarak tanınmasını beklemediğini de söyleyen Verheugen, bunun BM kararı gerektireceğini ve Rusya'nın böyle bir girişimi muhtemelen veto edeceğini belirtti.

MICHEL: CİDDİ BİR AKSİLİK

Öte yandan Belçika Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Louis Michel, Rumların Annan planını reddetmelerini ciddi bir aksilik olarak nitelendirdi. Michel, "Bizim rüyamız, 1 Mayıs'ta birleşmiş Kıbrıs'ın AB'ye girmesiydi" dedi.

BATI BASINI RUMLARA YÜKLENDİ

Rumların Annan Planı’nı reddetmesi Batı basını tarafından da eleştirildi.

İngiliz The Observer gazetesi, Rumların barış planını torpillediğini, planı ellerinin tersiyle ittiğini, böylece tarihi bir fırsatın kaçırıldığını yazdı. Haberde, sonucun büyük çoğunlukla alındığı, bu yüzden diplomatik çevrelerin ikinci bir referandumun imkansız olduğuna inandıkları belirtildi.

Haberde, Türk tarafının ise büyük çoğunlukla planı onayladığı kaydedildi ve Türk tarafına uygulanan uluslararası ambargoların kalkması yolunun açıldığı ifade edildi.

The Sunday Times gazetesi de, AB'nin, Rumların Kıbrıs'ın birleşmesi için hazırlanan planı reddetmesinden hayal kırıklığına uğradığını yazdı.

Rumların, cumartesi günü yapılacak AB'nin genişleme törenlerine gölge düşürdüğü belirtilen haberde, 'hayır' oylarının oranının, AB'nin bölünmüş adayı üye kabul etmesiyle doğacak problemlerin çoğalmasına yol açacağı kaydedildi.

İNGİLİZLERİ TEHDİT ETTİLER

KKTC'de çok sayıda İngilizin evi bulunduğunu hatırlatan The Sunday Times, Rumların bu kişileri de, "Sizleri evlerinizden çıkaracağız" diye tehdit ettiklerini yazdı.

Rumların, 1974'ten sonra verilen tapuların geçersiz olduğuna dair mahkeme kararı çıkartabilecekleri kaydedilen haberde, yaklaşık 50 Rumun geçen hafta eski köyleri Karmi'ye geldikleri, burada yaşayan İngilizlere göre, Rumların son derece saldırgan davrandıkları belirtildi.

Haberde, ''Rumların bilerek bahçelere zarar verdikleri, referandum sonucu ne olursa olsun, 1 Mayıs'ta gelip evlerini geri alacakları tehditleri savurdukları ifade edildi.

‘RUMLAR YÜKSEK BEDEL ÖDEYECEK’

Alman Der Tagesspiegel am Sonntag gazetesi ise Kıbrıs'ın1 Mayıs'ta birleşmiş olarak AB'ye girme ümitlerinin kaybolduğuna işaret ederek, ''Kıbrıs'ın birleşmesi güneydeki siyasi liderlerin dar görüşlülüğünden ve çoğu Rumun korkularından dolayı başarısız kaldı. Herhalde Türklere güvenmiyorlardı. Ancak Rumlar ve politikacıları hayırları için yüksek bir bedel ödeyecekler'' dedi.

Uluslararası topluluğun bugüne kadar Rumlarla dayanışma gösterdiği ve KKTC'yi tanımadığı hatırlatılan yorumda, ''Rumlar artık bu sermayelerini kaybetti. Artık hiç kimse, Rumlar 'Türk işgalinden' ya da adanın 'bölünmüşlüğünden' şikayetçi olduklarında kendilerini dinlemeyecek. Sempati Kıbrıslı Türklere doğru kayıyor. AB bu durumda Kıbrıslı Türklere yönelik siyasi ve ekonomik izolasyonu hızlı şekilde sona erdirmeli. Kıbrıslı Türkler Rum 'hayır'ının rehinesi olarak kalmamalı'' görüşüne yer verildi.

'RUMLAR KEÇİ GİBİ İNATÇI’

Alman Haber Ajansı (DPA) da, Rumların ''keçi gibi inatçı'', genelde muhafazakar olduklarını ve Kıbrıs'ın birleşmesi durumunda daha fazla vergi ödemekten de endişe ettiklerini bildirdi.

Berliner Morgenpost gazetesi, ''Kıbrıs bölünmüş kalıyor'' başlığıyla verdiği haberde, Rumların BM planını reddetmelerinden sonra Türkiye'nin KKTC'ye yönelik ambargonun kaldırılmasını talep ettiğini hatırlattı.

Welt am Sonntag gazetesi de, ''Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi başarısız oldu'' başlığıyla verdiği haberde, ''Rumların yaklaşık yüzde75'inin birleşmeye 'hayır', Kıbrıslı Türklerin ise yaklaşık yüzde 60'ının 'evet' dediği'' hatırlatıldı. RUMLARI AB'DE SIKINTILI GÜNLER BEKLİYOR

Uluslararası kurumlarda ve Avrupa başkentlerinde hayal kırıklığı yaşandığını yazan Belçika gazeteleri de, Yunanistan'ı ve Kıbrıs Rum kesimini AB bünyesinde sıkıntılı günlerin beklediğini savundular.

La Derniere Heure gazetesi, Kıbrıslı Rumların, tüm uluslararası baskılara rağmen, 1 Mayıs'ta 30 yıllık sorunu çözerek birleşmiş bir adanın AB'ye girmesini engellediklerini, AB'nin kaçırılan bir fırsattan söz ettiğini, Türkiye'nin ise derhal tepki göstererek Kuzey Kıbrıs'a ambargonun kaldırılması çağrısında bulunduğunu yazdı.

La Libre Belgique ise "Sonuç Atina'yı savunma durumuna getiriyor başlıklı haberinde, Papadopulos'u açıkça destekleyen Yunanistan'ın şimdi bu olumsuz havayı değiştirmek için çaba harcaması ve büyük diplomatik manevralar yapması gerekeceğini kaydetti.

Le Soir gazetesi de, Kıbrıslı Rumların, olumsuz tavırları nedeniyle AB'de uzun süre sıkıntı yaşayacaklarını, AB'nin, Rum kararı ile AB dışında kalmaya mahkum edilen Kıbrıslı Türklerin umut mesajını uzun süre görmezden gelemeyeceğini belirtti. ULUSLARARASI UMUTLARA BÜYÜK DARBE


Referandum sonuçlarını uluslararası umutlara büyük bir darbe olarak nitelendiren Amerikan Washington Times ise, "Rumların oyu, toplumun Avrupa Birliği'ne girişini lekeleceği ve uluslararası toplum ile ilişkilerine zarar vereceği kesindir. ABD, Avrupa Birliği ve bazı bölgesel güçler, BM planını stratejik ve kırılgan bir bölgedeki uzun bir
süreden iltihaplanmış anlaşmazlığa son vermek için bir şans olarak görüyordu" yorumunu yaptı.

İspanyol gazetesi El Mundo, Annan Planına darbe vurulduğunu belirterek, "Avrupa Komisyonu ve Ankara'daki hükümet, BM'nin önerilerinin başarısızlığından üzüldüler. BM de özel temsilcisi bürosunu kapattı" diye yazdı.


İsrail'de yayınlanan Haaretz gazetesi de Rumların, BM, ABD ve ABD tarafından yapılan çağrılara karşın Annan Planını reddediklerini belirtirken Kıbrıs sorununun, Türkiye'nin AB üyelik umutları dahil olmak üzere, adanın ötesinde etkilerinin olacağını öne sürdü.

(Hürriyetim)

HURRIYET 25/04/2004

Papadopulos: Çözüm için çabalar sürecek

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümü için birkaç hafta gibi kısa bir süre içinde olmasa da yeni girişim yapılacağı kanısında olduğunu söyledi. Papadopulos, yabancı gazeteciler için yaptığı basın toplantısında, Rum tarafının müzakereye açık olduğunu ve çözüm için çaba harcamayı sürdüreceğini ifade etti.

Uluslararası toplumun gelişmeleri değerlendirdikten sonra yeni bir çözüm imkanı olup olmadığına bakacağına inandığını söyleyen Papadopulos, "Şimdi sahnede AB de var. Çözüme olan ihtiyaç ortadadır ve bu ihtiyaca yanıt bulunacaktır. Bu çerçevede yeni bir hareketlenme ve girişim olacağı kanısındayım" dedi.

KIBRISLI TÜRKLER İÇİN 'AB İMKANLARI'

Kıbrıslı Türklerin AB'nin nimetlerinden faydalanmaları için "imkanlar ve kurallar" çerçevesinde tüm çabayı göstereceklerini de belirten Papadopulos, "Bu konu, yarın Lüksembourg'da yapılacak AB genel işler toplantısında ele alınacak. Bu çerçevede şimdiden benim açıklama yapmam doğru olmaz, ancak kuzeyin ekonomik açıdan güçlendirilmesi ve Kıbrıs Türklerinin rahatlatılması, bizim açımızdan doğru bir politikadır. Kıbrıslı Rumlar sırtlarını Kıbrıslı Türk vatandaşlarına dönmüyorlar. Kıbrıslı Türklerin, ülkelerinin AB'ye girişinin nimetlerinden yararlanmaları için elimizden geleni yapacağız" dedi.

13 Haziran'da yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerine de değinen Papadopulos, Rum siyasi partilerine Türk adayları da listelerine almaları için çağrıda bulunduğunu belirtti.

'AB BİZİ CEZALANDIRMAZ'

Kıbrıs Rum yönetiminin, referandum sonucu nedeniyle AB içinde soğuk karşılanacağına ilişkin soruları da yanıtlayan Papadopulos, referandumun demokratik bir süreç olduğunu ve halkın demokratik hakkını kullandığı için cezalandırılacağını sanmadığını söyledi. Bu sonuçla Rum kesiminin uluslararası imajının zedelendiğini kabulettiğini belirten Papadopulos, şöyle konuştu:

"Bu durumun farkındayız, ancak herkese, referandumda hayır dememizin kötü niyetimizden kaynaklanmadığını anlatacağız. Bu tutumumuzu aktarmak için büyükelçilerimiz ve görevlendireceğim özel temsilciler çalışacaktır. Umarım dünya basını 'iyi adam-kötü adam' nitelemesi kolaylığına düşmeden bizim görüşlerimizi de aktarır. Onun dışında AB'de ne olacak? Devlet yemeğinde bana servis yapmayacaklar mı?"

'ANNAN PLANI ORTADAN KAYBOLMAZ'

Sorular üzerine büyük çabalarla hazırlanan Annan planının ortadan kaybolmayacağını belirten Papadopulos, bu planın geçmişteki müzakerelerin sonuçlarına dayandığının planın içinde belirtildiğine dikkat çekti.

Papadopulos, "Bu plan söylediğim gibi ortadan kaybolmayacaktır. Bizim arzumuz, Kıbrıslı Türklerin herhangi bir hakkını ihlal etmeden, plan üzerinde gerekli değişiklikleri yapmaktır. Bizim talebimiz bu. Türk tarafından adada iki ayrı devletin söz konusu olduğu biçiminde açıklamalar yapıldığı için üzgünüm. Çözüm çabası sürecektir" diye konuştu.

'TALEPLERİMİZ DİKKATE ALINMADI'

Referandumda hayır sonucu çıkmasının, Rum tarafının "haklı isteklerinin dikkate alınmamasından kaynaklandığını" savunan Papadopulos, bu isteklerin Annan planının ruhuna uygun olduğunu, BM'nin kendisini teyit etmiş olmasına rağmen, Türk taleplerinin karşılanması gerektiği yoluna gidildiğini söyledi. Papadopulos, şöyle devam ett
i:

"Türkiye Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal'in sunduğu 11 öneri, ki özellikle AB çerçevesinde olanlar, hemen tamamıyla kabul gördü. Bizim taleplerimiz ise dikkate alınmadı. Burgenstock'ta benim dışımda hiç kimsenin ciddi müzakere çabası yoktu. Herkes bir an önce sonuç aşamasına varmak için zaman geçiriyor gibi görünüyordu. Sonuçta, görüşmelere katılan herkesin Türkiye'yi tatmin etmek ve Kıbrıs Türklerinin evet demesini sağlamak çabası içinde olduğunu gördük. Fakat bu arada, çok daha büyük Rum toplumunun da plana evet demesi için ikna edilmesi gerektiği unutuldu."

Referandum sürecinde Rum kesiminden hiçbir halkı etkileme girişiminde bulunulmadığını söyleyen Papadopulos, bu tür girişimlerin,seçmenler üzerinde korku, güvensizlik ve belirsizlik yaratma amaçlı açıklamalarla dışarıdan yapıldığını savundu.

(aa)

HURRIYET 25/04/2004

Rumlarda AB endişesi

Kıbrıs'ta dün yapılan referandumlarda Annan planına yüksek oranda "hayır" diyen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bu kararın AB içinde getirebileceği bazı sonuçlardan endişeli.

Rum kesimindeki gazetelerin büyük bölümü, dün ve bugün yaptıkları değerlendirmelerde, Brüksel'deki ortamın "olumsuzluğuna" dikkat çekerek, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un kısa süre içinde önemli sorunlarla karşılaşabileceğini belirtti.

Rum kesiminde yapılan analizler çerçevesinde, Papadopulos'un üstesinden gelmesi gerektiği belirtilen sorunlar, ana başlıklar halinde şöyle:

- AB ile ilişkiler: Uzmanlar, Rum yönetimi ile AB arasındaki ilişkilerin ciddi şekilde zedelendiğini kaydediyor ve yarın yapılacak AB dışişleri bakanları toplantılarıyla birlikte, Rum kesiminin AB içinde çok sayıda eleştiriye maruz kalacağını belirtiyor.

- Kıbrıslı Türklerle ilişkiler: AB'nin KKTC'ye yönelik bazı açılımlar hazırlığında olduğunu bilen Papadopulos'un, bu önlemlerin önüne geçebilmek amacıyla, yeni önlemler paketi ilan edeceği belirtiliyor.

- Kıbrıs sorununa ilişkin inisiyatifin geleceği: Uzmanlar, Papadopulos'un Annan planına "hayır" denmesinin müzakerelerin biteceği anlamına gelmediğini söylediğini, ancak bundan sonrası için nasıl bir strateji izleneceği konusunda da net tavır sergilemediğini ifade ediyor. Papadopulos'u bekleyen bir diğer "engel" de uluslararası toplumun ilgi ve sempatisini tekrar Kıbrıs konusuna çekebilmek.

- Yeşil hattın yönetimi: Uzmanlar, Yeşil Hat'tın 1 Mayıs'tan sonra AB'nin sınırı olarak belirlenmesinin, "adanın bölünmesinin tescili" olarak değerlendirilebileceğine dikkat çekiyor.

- BM Barış Gücü: Uzmanlar, bu konuya ilişkin görüşlerini şöyle değerlendiriyorlar; "Papadopulos, Annan planını reddederek, BM Genel Sekreteri ile, bürokrasiyle, uluslararası örgütlerle ve Güvenlik Konseyi'nin en önemli üyeleriyle karşı karşıya geldi. Kıbrıs sorununa ilişkin argümanların yıllardır dayandığı BM kararlarının ciddiyeti azalacak, Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün (UNFICYP) Kıbrıs'tan gitmesi olasılığı doğabilecek."

-ABD ile ilişkilerde çatlak: Papadopulos'un geçmişten bu yana kötü olan ABD ile ilişkileri, Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi karar tasarısını veto etmesinden sonra daha da kötüleşmiş gibi görünüyor. ABD'nin, Rum yönetimi hükümetinin perde arkasından müdahale ettiğini düşündüğünü belirten uzmanlar, ilişkilerdeki güven bunalımının aşılması için adımlar atılması gerektiğine işaret ediyor.

- Yunanistan ile ilişkiler: Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Yunanistan-Türkiye ilişkilerinin Kıbrıslıların referandumda neye karar vereceklerinden bağımsız olarak ilerleyeceğini açıklamıştı. Öte yandan uzmanlar, Annan planında otonom politika takip eden Papadopulos'un, "Yunanistan'ın, Kıbrıs sorunu ve Türkiye ile ilişkileri birbirinden ayırmasına alışması gerekeceği" fikrini savunuyor.

-Ekonomi: Rum kesiminin ekonomisi, son yıl içinde, pek çok temel göstergeye göre, Maastricht kriterlerinin altında seyrediyor. Irak savaşı nedeniyle şu ana kadar düşük seyreden turizm gelirleri, geçen yılki düzeyin yüzde 20 altında. Uyum maliyeti, AB'nin baskısı ve yaratılan kötü ortam nedeniyle 1974'ten beri ilk kez ciddi bir ekonomik kriz tehlikesi oluşuyor. Rum gazeteleri ve strateji uzmanları, diğerleriyle karşılaştırıldığında, Papadopulos'un en büyük zorluğu, ekonomi alanında yaşayabileceğini belirtiyor.

(aa)

HURRIYET 25/04/2004

Erdoğan: Kıbrıs’ta taşlar yerinden oynadı

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yıllardır Kuzey Kıbrıs’ın çözümden yana taraf olmamakla suçlandığını belirterek “Şimdi durum tamamen değişti. Artık Kıbrıs’ta taşlar yerinden oynadı” dedi.

 

Nilgün Balkaç / Ankara
NTV

   

25 Nisan 2004 — Kıbrıs’ta gelinen durumu son 50 yılın Türk diplomasisindeki en başarılı olayı olarak niteleyen Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a da önemli

 

AKP il başkanları toplantısı öncesinde konuşan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yıllardır Kuzey Kıbrıs’ın çözümden yana taraf olmamakla suçlandığını belirterek “Şimdi durum tamamen değişti. Artık Kıbrıs’ta taşlar yerinden oynadı” dedi.
Avrupa Birliği müzakerelerinde Kıbrıs’ın doğrudan koşul olmadığını hatırlatan Erdoğan, ancak Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki tavrının pozitif haneye yazıldığını vurguladı. Başbakan Erdoğan, KKTC’ye uygulanan u
luslararası tecrit politikasının da yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.

DENKTAŞ’A MESAJ
Erdoğan, Rauf Denktaş’a yönelik mesajlar da verdi. Denktaş’ın New York sürecine katkılarının altını çizerek, eleştirilerini sıralayan Başbakan Erdoğan, “Hiçbir zaman kişisel bazı sıkıntıların kaynağı Türkiye Cumhuriyeti olmadı, karalama kampanyası içine girmedik. Haddini aşan, tecavüz eden ifadeler kullanıldı. Bunlar çok yakışıksız ve çirkin” dedi.
Referandum öncesinde Kıbrıs’ta yaşyanan gergin havaya da d
eğinen Başbakan, “Ülkeni ya sev ya terk et” mantığının yalnış olduğunu vuruglayarak “Hiçbir millet devletini ucuza kaptırmanın alçaklığını yapmaz” diye konuştu.

Ankara’nın gündemi Kıbrıs

Kıbrıs referandumunun sonuçları yarın önce Bakanlar Kurulu’nda ardından da Milli Güvenlik Kurulu’nda değerlendirilecek.

Ankara
AA

25 Nisan 2004 — Bu toplantıların ardından hafta içinde KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile de bir durum değerlendirmesi yapılabileceği belirtiliyor

Rum tarafının “hayır”, Türk tarafının ise “evet” dediği referandum sonuçları yarın başkentin en önemli gündem maddesi olacak. Ortaya çıkan yeni durum önce sabah saatlerinde toplanacak olan Bakanlar Kurulu’nda ele alınacak. Kurul’da bundan sonra atılacak adımların da görüşülmesi bekleniyor.
MGK ise, saat 14.00’te Çankaya Köşkü’nde toplancak. Kurul’da, “Kıbrıs’la ilgili yeni yol haritası ne olacak?” sorusuna yanıt aranacak. Bu toplantıların ardından hafta içinde KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile de bir dur
um değerlendirmesi yapılabileceği belirtiliyor.

Erdoğan: Başka referandum olmaz

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs’ta yeni bir referanduma gidilebileceğine inanmadığını söyledi.

 

Atina
AA

   

25 Nisan 2004 — Erdoğan, Atina’da yayımlanan Elefterotipia gazetesine, “Referandum sonuçları, Kıbrıs’ta sorunun çözülmesi yönündeki çabalar ve Türk-Yunan ilişkileri” konulu demeç verdi

 

Annan planının Kıbrıs’ta soruna çözüm getirilmesi için son şans anlamı taşıyıp-taşımadığı ve BM’nin bundan sonraki girişiminin ne olacağına ilişkin soru üzerine Erdoğan, “Türkiye, Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde çözülebileceğine daima inandı. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın sunduğu plan, gerek Rum gerekse Türk tarafını tam olarak tatmin etmiyor, ancak Genel Sekreter’in de ifade ettiği gibi, ‘kaçınılmaz uzlaşma’ anlamı taşıdığı gibi, iki tarafın isteklerinin dengelenmesi için çaba içeren unsurlardan oluşuyor” diye konuştu.

‘AB’Yİ HER FIRSATTA UYARMIŞTIK’
Erdoğan, Uluslararası toplumun da buna inandığını vurguladı ve “Uzun zaman için yeni bir girişimde bulunulacağına inanmak zor. Annan, referandumlardan ‘hayır’ çıkması halinde planın ‘geçersiz’ sayılacağını söylemişti. Bu koşullar altında yeni bir referanduma gidilebileceğine inanmıyorum” dedi.
Başbaka
n Erdoğan, Kıbrıs Rum Kesimi’nin 1 Mayıs’ta AB’ye girmesi ve bunun adada çözüm çabalarını ne yönde etkileyebileceğine ilişkin olarak, “Rum Kesimi’nin, tatmin edici bir anlaşmaya varılmadan, ‘Kıbrıs’ adı altında tek taraflı olarak AB’ye girmesinin, Kıbrıs’ta kabul edilebilir bir çözüm bulunması çabalarına yardımcı olmayacağını, uluslararası toplum ve özellikle AB’ye her fırsatta vurguladık” diye konuştu. Erdoğan, “Öte yandan unutmayalım ki, Rum kesiminin tek taraflı adaylığı 1959 ile 1960 anlaşmalarını çiğnemektedir. Bu anlaşmalara Yunanistan da imzasını koymuştur” dedi.
Kıbrıs sorununun çözülememiş olması ve bunun Türkiye’nin AB sürecine etkisine ilişkin soruyu da yanıtlayan Erdoğan, Kıbrıs sorunuyla Türkiye’nin AB sürecinin temelde birbiriyle bağlantısız ko
nular olduğunu söyledi.

YUNANİSTAN’DAN ‘EVET’ BEKLİYORUZ
Erdoğan, Yunanistan’ın Türkiye’nin AB sürecine ilişkin tutumuna ilişkin soru üzerine de Türkiye’nin, aralık ayında Yunanistan’dan kesin bir ‘evet’ demesini beklediğini söyledi. Erdoğan, “Yunanistan ile Türkiye, AB çerçevesinde sıkı işbirliğindedirler. Yunanistan çeşitli vesilelerle Türkiye’nin AB sürecini desteklediğini resmi olarak açıklamıştır. Kostas Karamanlis de 21 Nisan’da Saraybosna’da görüşmemizde bunu bir kez daha tekrar etti” diye konuştu.

BAŞBAKAN MAYIS AYINDA ATİNA’DA
Mayıs ayında Atina’yı ziyaret edeceğini de belirten Erdoğan, “Hükümetlerimiz, karşılıklı ilişkilerin ve varolan işbirliğinin geliştirilmesi sorumluluğunu aldılar. İki ülke arasında, askıda kalmış konularda karşılıklı kabul görecek adil ve kalıcı çözümün bulunabileceğine inanıyoruz” diyerek, Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesi yönünde var olan ortamın aynı kalacağından şüphesi olmadığını vurguladı.

‘İLİŞKİLERİME GÖLGE DÜŞMEZ’
Kıbrıs’taki referandum sonuçlarının Türk-Yunan ilişkilerini ne şekilde etkileyebileceğine ilişkin soru üzerine de Erdoğan, şunları söyledi: “Türkiye ile Yunanistan arasında 1999’dan bu yana gelişmekte olan diyalog ve işbirliği var. Bu dönem sayesinde, karşılıklı güvensizlik ve gerilim yaşanan uzun bir
süreci arkamızda bıraktık. Bugün ülkelerimiz arasında varolan ilişkilerimizi geliştirme ve derinleştirme konusundaki düşünce birliği ortamına, Rum kesiminin verdiği olumsuz kararın gölge düşürmeyeceğinden şüphem yok. Yunanistan’ın, Rum kesiminin Annan planını onaylamama kararına rağmen, Kıbrıs Türk halkının yalnız bırakılmışlıktan çıkma çabalarına katkıda bulunacağını ümit ediyorum.”

Başbakan Talat Brüksel yolcusu

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği Dış İlişkiler Komitesi tarafından, referandumlardan çıkan sonucu değerlendirmek üzere bir davet aldığını ve yarın Brüksel’e gideceğini açıkladı.

 
   

Lefkoşa
NTV

 

     

 

25 Nisan 2004— Başbakan Talat, toplantı davetini referandum tarihinden bir gün önce aldığını söyledi.

Mehmet Ali Talat, referandum sonuçlarının ortaya çıkmasının ardından, Kıbrıs Türk tarafının izolasyonuna son verecek diplomatik atakta bulunulacağını ve bu konudaki çalışmaların sürdüğünü kaydetti.
Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği Dış İlişkiler Komitesi toplantısına katılmasına yönelik daveti, referandum tarihinden bir gün önce aldığını belirtti.
Talat, komitenin, salı günü yapılacak toplantıların ardından Avrupa Parlamentosu’na yönelik bir tavsiye kararı üreteceğini ve bu toplantı
ya büyük önem verdiklerinin söyledi.

KKTC’de koalisyona devam kararı

Lefkoşa
NTV

 

KKTC’de Dışişleri Bakanı ve koalisyonun küçük ortağı Demokrat Parti’nin Genel Başkanı Serdar Denktaş, Cumhuriyetçi Türk Partisi ile hükümete devam edeceklerini açıkladı.

     

 

25 Nisan 2004— KKTC Başbakanı ve CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ve Serdar Denktaş, öğleden sonra bir araya gelerek, dünkü referandumun sonucunu ve hükümetin durumunu değerlendirdi.

Demokrat Parti’nin Genel Başkanı Serdar Denktaş, görüşmede diğer konuların yanında hükümet ortaklığına devam edilip edilmemesi konusunu ele aldıklarını belirtti.
“Birbirimizden daha iyi ortak bulamayacağız” ifadesini kullanan Serdar Denktaş, “Görüşmeden devam kararı çıktı” dedi
.

DE SOTO’DAN VEDA ZİYARETİ
Bu arada, Serdar Denktaş, Talat ile birlikte, yarın saat 16.00’da Başbakanlığı ziyaret edecek Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ile bir araya geleceklerini bildirdi.
De Soto’nun ilk kez başbakanlığı ziyaret edeceğine dikkat çeken Serdar Denktaş, “Herhalde veda ziyaretinde bulunacak” dedi.

Ambargonun kaldırılmasına Rum engeli

 

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, KKTC’nin tanınmasının sözkonusu olmadığınısöyleyerek, kuzeye yönelik ambargoların kaldırılmasına da karşı çıkacaklarının işaretini verdi.

 

Lefkoşa
NTV

   

25 Nisan 2004 — Öte yandan Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu da, Rumların, Türkiye’ye AB’den üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih verilmesine hemen "evet" demeyeceklerini de ima etti.

 

Referandumdan bir gün sonra yabancı basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Papadopulos, Rumların kendi endişelerini dikkate almayan bir planı kabul etmediklerini, Kıbrıslı Rumların etnik ve fiziki bölünmeyi engellemek için Annan Planı’nı reddettiğini söyledi.
“Kıbrıslı Türkler, onlara arkamızı döndüğümüzü sanmasın” diyen Papadopulos, “Yarından itibaren, Avrupa Birliği muktesebatı çerçevesinde, Kıbrıslı Türklere yönelik yeni açılımlar hazırlayacaklarını” kaydetti.

‘AMBARGOLAR KALKAMAZ’
KKTC’nin tanınmasının sözkonusu olmadığını anlatan Papadopulos, ambargonun da AB Adalet Divanı’nın bir kararı olduğunu, siyasi bir karar olmadığını ve tüm üye ülkeleri bağladığını ifade etti. Papadopulos, böylece, KKTC’ye yönelik ambargoların kaldırılmasına karşı çıkacaklarının işaretini verdi.

TÜRKİYE’NİN ÖNÜNÜ KESME SİNYALİ
Öte yandan Kıbrıs Rum Yönetimi, referandumda Rumların ‘hayır’ diyerek çözümü engelleyen taraf olmasının dünya çapında yarattığı olumsuz tabloyu değiştirmek amacıyla harekete geçti.
Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, “Türkiye’nin AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı “yükümlülüklerini” yerine getirmesini istedi. Yakovu, “Türkiye 1 Mayıs’tan sonra Kıbrıs Rum bandıralı gemilerin Türk kara
sularından geçişine ve uçaklarının Türk hava sahasından geçmelerine izin vermekle yükümlüdür. Türkiye Kıbrıs Rum kesiminin haklarına saygı göstermek zorundadır” dedi.
Yakovu, Rumların, Türkiye’ye AB’den üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih verilmesi
ne hemen “evet” demeyeceklerini de ima etti. Yakovu, AB’nin, Kıbrıs Türkler için ekonomik yardım yapılması dışında başka hiçbirşeyi kabul etmek niyetinde olmadıklarını da kaydetti.

Rumlar AB’deki gelişmelerden kaygılı

 

Kıbrıs’ta dün yapılan referandumlarda Annan planına yüksek oranda ‘hayır’ diyen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bu kararın AB içinde getirebileceği bazı sonuçlardan endişe duyuyor.

 

Lefkoşa
AA

   

25 Nisan 2004— Rum kesimindeki gazetelerin büyük bölümü, bugün yaptıkları değerlendirmelerde, Brüksel’deki ortamın olumsuzluğuna dikkat çekerek, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un kısa süre içinde önemli sorunlarla karşılaşabileceğini belirtti.

 

Rum kesiminde yapılan analizler çerçevesinde, Papadopulos’un üstesinden gelmesi gerektiği belirtilen sorunlar, ana başlıklar halinde şöyle:
AKEL ile işbirliğinin geleceği: Annan planının değerlendirilmesi aşamasında, AKEL ile Papadopulos arasında ideolojik çatlakların oluştuğuna işaret eden uzmanlar, Papadopulos’un, AKEL ve aşırı sağ ile olan işbirliğinde denge araması gerekeceğini kaydediyorlar.
Kıbrıslı Türklerle ilişkiler: AB’nin KKTC’ye yönelik bazı açılımlar hazırlığında olduğunu bilen Papadopulos’un, bu önlemlerin önüne geçebilmek amacıyla, yeni önlemler paketi ilan edeceği
belirtiliyor.
Kıbrıs sorununa ilişkin inisiyatifin geleceği: Uzmanlar, Papadopulos’un Annan planına ‘hayır’ denmesinin, müzakerelerin biteceği anlamına gelmediğini söylediğini, ancak bundan sonrası için nasıl bir strateji izleneceği konusunda da net tavır sergilemediğini ifade ediyor.
Papadopulos’u bekleyen bir diğer engel de, uluslararası toplumun ilgi ve sempatisini tekrar Kıbrıs konusuna çekebilmek.
AB ile ilişkiler: Uzmanlar, Rum yönetimi ile AB arasındaki ilişkilerin ciddi şekilde zedelendiğini kaydediyor ve yarın yapılacak AB dışişleri bakanları toplantılarıyla birlikte, Rum kesiminin AB içinde çok sayıda eleştiriye maruz kalacağını belirtiyor.
Yunanistan ile ilişkiler: Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Yunanistan-Türkiye ilişkilerinin Kıbrıslıların referandumda neye karar vereceklerinden bağımsız olarak ilerleyeceğini açıklamıştı.
Öte yandan uzmanlar, Annan planında otonom politika takip eden Papadopulos’un, ‘Yunanistan’ın, Kıbrıs sorunu ve Türkiye ile ilişkileri birbirinden ayırmasına alışması
gerekeceği’ fikrini savunuyor.
ABD ile ilişkilerde çatlak: Papadopulos’un geçmişten bu yana kötü olan ABD ile ilişkileri, Rusya’nın BM Güvenlik Konseyi karar tasarısını veto etmesinden sonra daha da kötüleşmiş gibi görünüyor. ABD’nin, Rum yönetimi hükümetinin perde arkasından müdahale ettiğini düşündüğünü belirten uzmanlar, ilişkilerdeki güven bunalımının aşılması için adımlar atılması gerektiğine işaret ediyor.
Yeşil hattın yönetimi: Uzmanlar, yeşil hattın 1 Mayıs’tan sonra AB’nin sınırı olarak belirlenmesinin, “adanın bölünmesinin tescili” olarak değerlendirilebileceğine dikkat çekiyor.
BM Barış Gücü: Uzmanlar, bu konuya ilişkin görüşlerini şöyle değerlendiriyorlar; “Papadopulos, Annan planını reddederek, BM Genel Sekreteri ile, bürokrasiyle, uluslararası örgütlerle ve Güvenlik Konseyi’nin en önemli üyeleriyle karşı karşıya geldi. Kıbrıs sorununa ilişkin argümanların yıllardır dayandığı BM kararlarının ciddiyeti azalacak, Kıbrıs’taki BM Barış Gücü’nün Kıbrıs’tan gitmesi olasılığı doğabilecek.”

EN BÜYÜK ZORLUK EKONOMİDE OLACAK
Ekonomi: Rum kesiminin ekonomisi, son yıl içinde, pek çok temel göstergeye göre, Maastricht kriterlerinin altında seyrediyor. Irak savaşı nedeniyle şu ana kadar düşük seyreden turizm gelirleri, geçen yılki düzeyin yüzde 20 altında. Uyum maliyeti, AB’nin baskısı ve yaratılan kötü ortam nedeniyle 1974’ten beri ilk kez ciddi bir ekonomik kriz tehlikesi oluşuyor.
Rum gazeteleri ve strateji uzmanları, diğerleriyle karşılaştırıldığında, Papadopulos’un en büyük zorluğu, ekonomi alanında yaşay
abileceğini belirtiyor.

Kıbrıs’ta taşlar yerinden oynadı

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, “hiçbir milletin, ülkesini, milletini ucuza kaptırmanın alçaklığını yaşamayacağını” belirterek, “Bu böyle biline’ dedi.

Kıbrıs’ta yaşayan iki halkın, sandık başına giderek Annan Planı hakkındaki hür iradelerini ortaya koyduklarını ifade eden Erdoğan, dün itibariyle Ada’da Kıbrıslı Türklerin iradelerini plana “evet” yönünde, Rumların ise “hayır” yönünde koyduklarının anlaşıldığını söyledi.

Referandum sonuçlarını, demokratik bir olgunluk içerisinde karşıladıklarını hatta çok daha önceden çıkacak sonucu bu olgunluk içerisinde karşılayacaklarını söylediklerini kaydeden Erdoğan, her iki halkın sandığa yansıyan iradesine de saygı duyduklarını dile getirdi.

Erdoğan, bu sonuçların Kıbrıs için olumlu neticeler doğurduğuna inandığını belirterek, şöyle konuştu:

“Referandum sonuçlarına saygı göstermekle birlikte, beklentinin dışında, bundan farklı bir sonucun ortaya çıkması yönünde bir netice beklediğimizi de açıkça ifade etmek istiyorum. Bunu gizlemenin bir anlamı yok. Ada’da yaşayan her iki halk da Ada’da kalıcı ve adil bir barışa zemin hazırlasın, Annan Planı’na da ‘evet’ desin, bunu isterdik. Ama bu olmadı. Bu noktada Kıbrıs Türk halkının iyi niyetli ve barıştan yana tavrının, bütün dünya tarafından hakkaniyet çerçevesinde değerlendirileceğinden hiç kuşku duymuyorum. Son Annan Planı ile ilgili müzakerelerin başından sonuna kadar Türk tarafının Kıbrıs’ta çözüm isteyen, yapıcı ve aktif taraf olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu tavrımızın, meselenin yıllara dayalı, alışılmış dengelerini değiştirdiği ve yıllar yılı -buranın altını çiziyorum- çözümden kaçan taraf olmakla suçlanan Türk tarafının imajını tamamen değiştirdiği dünya kamuoyunun ortak fikridir.

Şimdi yapılması gereken, gerek Türkiye’nin, gerek KKTC’nin barış yolunda attığı bu büyük adıma, uluslararası camianın, aynı sıcak yaklaşımla karşılık vermesidir. Rum tarafının, Annan Planı’na ‘hayır’ demesinin, Türk tarafının baştan beri ortaya koyduğu yapıcı gayreti görülmez hale getirmesi mümkün değildir. Artık Kıbrıs’ta taşlar yerinden oynamıştır. Ve bugünden sonra Kıbrıs hakkında söz söyleyecek herkesin, bu yeni tabloyu hesaba katarak konuşması gerekecektir.

Lehimize şekillenen bu yeni tabloyu diplomasimiz açısından son derece önemli ve ileri bir adım olarak görüyoruz.”

“AB ZEMİNİNDE HAK ETTİĞİ KARŞILIK”

Erdoğan, AB ile müzakerelerin doğrudan şartı olmayan bu önemli konuda Türk tarafı olarak atılan pozitif adımların Türkiye hanesine yeni artı puanlar yazdırmasını beklediklerini vurgulayarak, AB’nin sahip olduğu öz değerler açısından Türkiye’nin son dönemde ortaya koyduğu yaklaşımın, daha önceki dönemlerle farkını netleştirmenin bir şart ve yükümlülük haline geldiğini söyledi.

Bu beklentilerin AB zemininde hak ettiği karşılığı bulacağına inançlarının tam olduğunu dile getiren Erdoğan, Kıbrıs müzakerelerinde emeği geçen TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Dışişleri bürokratları, Başbakan Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ve Dışişleri yetkililerine teşekkür etti.

New York sürecinin başlamasında Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da katkısı olduğuna işaret eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Fakat bir gerçeği söylemeden de edemeyeceğim. Lütfen bu yanlış anlaşılmasın, hiçbir zaman kişisel bazı sıkıntıların kaynağı Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olmamıştır. Bunu böyle gösterme gayreti içinde olanlar olmuştur. Biz hiçbir zaman karalama kampanyası içine girmedik. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve temsil ettiği Türkiye, çok büyük bir devlettir de onun için. Böyle bir şeye de zaten giremezdik. Böyle bir şeye de gerek yoktu.

“BİRLİĞİNİZİ, BERABERLİĞİNİZİ BOZMAYINIZ”

“Hiçbir millet, ülkesini de milletini de ucuza kaptırmanın alçaklığını yaşamaz. Bu böyle biline” diyen Erdoğan, kimsenin bu noktada kendisini milletin üstünde kabul etmemesi gerektiğini belirtti. Erdoğan, şunları kaydetti:

“Bir taraftan, ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyeceğiz, ondan sonra da ‘hayır bu böyle değil, şöyledir’ diyeceksiniz, olmaz. Biz o iradeyi dikkate alıyoruz, milletin iradesini demokrasinin tartışılması mümkün olmayan temel değeri olarak görüyoruz. İşte bu anlayışımızdır ki Türkiye’yi ve KKTC’yi, uluslararası camia nezdinde, pozitif taraf haline getirmiştir. Ben referandum ile birlikte açılan yeni sayfanın olumlu sonuçlar getireceğine inanıyorum. Bir şeyin altını da çizmem gerekiyor. Ada’da yeni ortaya çıkan bu durum sebebiyle inanıyorum ki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bir fırsatı kaçırmıştır. Ben yine inanıyorum ki, artık Ada’da yeni bir durum ortaya çıkmıştır. Uluslararası camia, artık bunu gerektiği şekliyle değerlendirecek ve bugüne kadar uluslararası bütün aktivitelerde, bütün insani, insan hakları açısından, hukukun üstünlüğü açısından tecrit ve dışlama politikasının uygulandığı KKTC’ye karşı bu politikalar son bulacaktır. Türkiye’nin başbakanı olarak her durumda ve her şart altında Kıbrıslı kardeşlerimizin yanında olacağımızı ve davalarını, davamız bileceğimizi bir kere daha ifade ediyorum. Buradan, seslenerek bir şeyi daha rica ediyorum:

Birliğinizi, beraberliğinizi bozmayınız. O birlik, size güç katacaktır. Bu bir referandumdu, oldu ve bitti. Demokratik hakkınızı ve iradenizi en güzel şekliyle ortaya koydunuz ama bundan sonra birbirimizi KKTC’de bugüne kadar nasıl olduysa, aynı sevgi içerisinde, aynı saygı içerisinde karşılayacak, sevecek ve hep birlikte KKTC için diyeceğiz. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz anlayışıyla, yaklaşımımızı sürdüreceğiz.”

HALKIN SESI 26/04/2004

Talat: Denktaş bir kenarda dursun

Başbakan Mehmet Ali Talat, referandum sonuçlarının ortaya çıkmasının ardından Kıbrıs Türk tarafının izolasyonuna son verecek diplomatik atakta bulunulacağını açıkladı.

Referandumda ortaya çıkan sonuçların ardından Kıbrıs Türk tarafının cezalandırılamayacağının altını çizen Talat, Türk tarafının yapacağı diplomatik atağın hangi noktalarda olacağının değerlendirildiğini kaydetti.

Başbakan Mehmet Ali Talat, referandum sonuçlarını değerlendirmek üzere bugün saat 19:00’da Brüksel’e hareket ediyor.

Talat, Avrupa Birliği Savunma ve Güvenlik Komitesi tarafından referandumlardan çıkan sonucu değerlendirmek üzere bir davet aldığını ve bu toplantıya katılarak sonuçların değerlendirmesine katkı yapacaklarını söyledi.

Toplantıya, Kıbrıs Avrupa Birliği Karma Parlamento Heyeti Başkanı’nın da katılacağını ifade eden Talat, toplantı davetini referandum tarihinden bir gün önce aldığını ve referandumdan olumsuz bir sonuç çıkacağının düşünülerek yapıldığını kaydetti.

Komite’nin yapılacak toplantıların ardından Avrupa Birliği parlamentosuna yönelik bir tavsiye kararı üreteceğini ve bunun etkisini de dikkate alarak bu toplantıya büyük önem verdiklerinin altını çizen Başbakan Talat, Birleşmiş Milletler ile de daha önce uyum konusunda başlatılan çalışmalar bulunduğunu, bunların da Brüksel’de değerlendirileceğini ve bu çalışmaların da sürdürülmesi için girişimlerine devam edeceklerini belirtti.

TÜRKİYE’YE BAĞLANMA ANLAYIŞI TARİHE MAL OLDU

“Diplomatik atağın neleri kapsadığına, Türkiye’ye bağlanmanın gündeme gelip gelmeyeceğine” ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye’ye bağlanma politikalarının dünya gerçeklerine uymadığını, bunun olamayacağının ortaya çıktığını belirterek “Bu anlayış tarihe mal oldu” dedi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından şiddetle yasaklandığına da dikkati çeken Talat, bunun dünya ile uyumlu bir adım olup olmadığının da ayrıca değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti. Başbakan Talat, bunların yerine Kıbrıs Türklerinin izolasyondan kurtulması vizyonunu ile çözüm ve Avrupa Birliği’ne bütünleşme isteğini ön plana çıkarmanın daha doğru olacağı inancı içerisinde olduğunu ifade ederek, geri tepebilecek ve yakalanan ivmenin yitirilmesine yol açacak politikalar yerine, kabul edilebilir ve Avrupa Birliği değerleriyle uyumlu politikaların gündeme getirilmesinin doğru olacağını kaydetti.

CUMHURBAŞKANI KENARDA DURSUN

Başbakan Mehmet Ali Talat, referandum ile ortaya çıkan olumlu sonucu daha önceden de sağlamanın mümkün olduğunu, ancak bunun istenmediğini savunarak, cumhurbaşkanını da bu nedenle istifaya çağırdığını söyledi.

Cumhurbaşkanının Kıbrıs Türk halkını temsil etmediğinin artık her bakımdan kanıtlandığını ileri süren Başbakan Talat, bu nedenle Denktaş’ın bir kenarda durması ve bundan sonra yapılacak diplomatik atağı hükümetin yürütmesi gerektiğini kaydetti.

40 YILDAN BU YANA İLK KEZ

Gelinen sürecin Türkiye ile işbirliği içerisinde götürüldüğünü belirten Talat, Kıbrıs Türk halkının 40 yıldan sonra ilk kez önemli bir öncülük alarak, dünyada onay ve destek gördüğünü ifade etti.

Başbakan Talat, referandum sonuçları açıklanmasının hemen öncesi ve sonrasında Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüş alış verişinde bulunarak durum değerlendirmesi yaptığını anlattı ve Kıbrıs Türkü’nün izolasyondan kurtulması için atılacak adımlarla ilgili olarak önümüzdeki günlerde birlikte bir istişarede bulunmayı beklediğini söyledi. “Bunun avantajını kullanmamız ve diplomatik bir atak başlatmamız gerekiyor” şeklinde konuşan Talat, ancak bu atak içerisinde “Cumhurbaşkanı Denktaş gibi çözümsüzlük yanlısı olduğu ve çözümsüzlüğü savunduğu belli olan birisinin” baş rol oynayamayacağını söyledi.

HİÇBİR ŞEY ÇÖZÜMÜN YERİNİ TUTAMAZ

Hiçbir şeyin çözümün yerini tutamayacağının altını çizen Talat, büyük bir avantaj elde edildiğini ve bundan yararlanarak günlük yaşamdaki diğer bazı unsurların iyileştirilebileceğini, ancak bunun çözümün yerini tutamayacağını söyledi. “Biz evet diyerek sözümüzü tuttuk. Şimdi uluslar arası topluma ve Avrupa Birliği’ne görev düşüyor” diyen Talat, Rum tarafından çıkan hayır sonucuyla ilgili “Rumlar Türklerle yaşamak istemiyor” yönündeki yorum için erken olduğunu ifade etti.

Referandumun yenilenmesi gibi bir tutum içinde olmadıklarını belirten Başbakan Talat, “Biz görevimiz yaptık. Referandumda evet dedik. Dolayısıyla referandumun veya başka herhangi bir adımın atılıp atılmayacağı uluslar arası toplumun ve Rum tarafının işidir. Bir daha düşünsünler ve bize öneride bulunsunlar. Aynı şeyi kaç kez tekrarlayacağız.”

Başbakan Talat, yaşanan son gelişmelerin ardından, Rum tarafının 1 Mayıs’ta AB’ye üyeliğinin zorluklar yaşayacağını da ifade ederek, gerekli hazırlıkları yapmakta olduklarını ve sonraki sürecin de Rumlar için zor olacağını kaydetti. Bunun uyumu sağlanmış bir hükümetle mümkün olabileceğine işaret eden Başbakan Talat şöyle devam etti:

“Bu konuyu hükümette henüz değerlendirmedik. Önce parti olarak değerlendiriyoruz. Hükümet ortağımız da mutlaka parti olarak değerlendirecek. Bütün bunlar sonucunda da bir araya gelip genel bir değerlendirme yapacağız. Hükümetimizin nasıl devam edeceğini, hangi zeminler üzerinde devam edeceğini değerlendireceğiz, konuşacağız ve bu süreci hep beraber götüreceğiz..”

DP’NİN PARTİ İÇİ SORUNLARI NEDENİYLE HÜKÜMET KRİZİ OLABİLİR

Demokrat Parti tabanının en fazla yüzde 60’lık bir kesiminin hayır dediğini, geriye kalan kısmının ise eveti desteklediğini söyleyen Başbakan, Demokrat Parti ve Genel Başkanı Serdar Denktaş’ın özellikle son 3 ay içerisinde sürece son derece olumlu katkılar koyduğunu ifade etti.

Serdar Denktaş ve partisini tamamen hayır cephesi içerisinde görmenin yanlış olduğunu kaydeden Talat, hükümet krizi olabileceğini, ancak bunun nedeninin DP’nin hayır demesi değil, parti içinde yaşanan bazı sorunlardan kaynaklanabileceğini kaydetti.

Mecliste son derece sınırlı ve zayıf olarak nitelendirilebilecek bir çoğunlukları olduğuna işaret eden Başbakan Mehmet Ali Talat, hükümetin zorda kalabileceği gelişmelerin her an için mümkün olduğunu dile getirdi. Talat, DP’de bugün söz konusu olan iki milletvekilinin uzaklaştırılması durumunun gerçekleşmesi ihtimalini göz önünde bulundurarak, hükümette herhangi bir krizin yaşanmayacağını söylemesinin mümkün olmadığını belirtti.

ERKEN SEÇİM DİPLOMATİK ATAĞI ZORA SOKAR

Bu aşamada erken seçimin gündeme gelmesinin Kıbrıs Türk tarafının diplomatik atağını zorlayacağını da kaydeden Talat, “Erken seçimden kaçmayız. Gündeme gelmesi halinde destekleriz. Ancak tek kaygımız bu aşamada başlatacağımız diplomatik atağın bundan zarar görmesidir” şeklinde konuştu.

Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş’ın istifa etmesi halinde erken seçimin gündeme getirilebileceğini de sözlerine ekledi.

HALKIN SESI 26/04/2004

Ambargoların kardırılmasına karşıyız

Papadopulos, yabancı gazeteciler için yaptığı basın toplantısında, Rum tarafının müzakereye açık olduğunu ve çözüm için çaba harcamayı sürdüreceğini ifade etti.

Uluslararası toplumun gelişmeleri değerlendirdikten sonra yeni bir çözüm imkanı olup olmadığına bakacağına inandığını söyleyen Papadopulos, ''Şimdi sahnede AB de var. Çözüme olan ihtiyaç ortadadır ve bu ihtiyaca yanıt bulunacaktır. Bu çerçevede yeni bir hareketlenme ve girişim olacağı kanısındayım'' dedi.

Sorular üzerine, müzakere sürecinin tekrar başlaması halinde bunun BM gözetiminde olabileceğini söyleyen Papadopulos, bunun BM Güvenlik

Konseyi kararı çerçevesinde olduğunu belirtti. Papadopulos, ''Kıbrıs'ta topluluklar arasında diyalog olduğunu, bu diyalogun sürmesini arzu ettiklerini, ancak çözüm gibi karmaşık bir konuda BM gibi bir uluslararası kuruluşa ihtiyaç duyulduğunu'' söyledi.

Kıbrıslı Türklerin AB'nin nimetlerinden faydalanmaları için ''imkanlar ve kurallar'' çerçevesinde tüm çabayı göstereceklerini de belirten Papadopulos, ''Bu konu, yarın Lüksembourg'da yapılacak AB genel işler toplantısında ele alınacak. Bu çerçevede şimdiden benim açıklama yapmam doğru olmaz, ancak kuzeyin ekonomik açıdan güçlendirilmesi ve Kıbrıs Türklerinin rahatlatılması, bizim açımızdan doğru bir politikadır. Kıbrıslı Rumlar sırtlarını Kıbrıslı Türk

vatandaşlarına dönmüyorlar. Kıbrıslı Türklerin, ülkelerinin AB'ye girişinin nimetlerinden yararlanmaları için elimizden geleni yapacağız'' dedi.

13 Haziran'da yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerine de değinen Papadopulos, Rum siyasi partilerine Türk adayları da listelerine almaları için çağrıda bulunduğunu belirtti.

AB'NİN TEPKİSİ

Kıbrıs Rum yönetiminin, referandum sonucu nedeniyle AB içinde soğuk karşılanacağına ilişkin soruları da yanıtlayan Papadopulos, referandumun demokratik bir süreç olduğunu ve halkın demokratik hakkını kullandığı için cezalandırılacağını sanmadığını söyledi.

Bu sonuçla Rum kesiminin uluslararası imajının zedelendiğini kabul ettiğini belirten Papadopulos, şöyle konuştu:

''Bu durumun farkındayız, ancak herkese, referandumda hayır dememizin kötü niyetimizden kaynaklanmadığını anlatacağız. Bu tutumumuzu aktarmak için büyükelçilerimiz ve görevlendireceğim özel temsilciler çalışacaktır. Umarım dünya basını 'iyi adam-kötü adam' nitelemesi kolaylığına düşmeden bizim görüşlerimizi de aktarır. Onun dışında AB'de ne olacak? Devlet yemeğinde bana servis yapmayacaklar mı?''

Papadopulos, ''Bu plan söylediğim gibi ortadan kaybolmayacaktır. Bizim arzumuz, Kıbrıslı Türklerin herhangi bir hakkını ihlal etmeden, plan üzerinde gerekli değişiklikleri yapmaktır. Bizim talebimiz bu. Türk tarafından adada iki ayrı devletin söz konusu olduğu biçiminde açıklamalar yapıldığı için üzgünüm. Çözüm çabası sürecektir'' diye konuştu.

NİYE ''HAYIR''

Öte yandan, referandumda hayır sonucu çıkmasının, Rum tarafının ''haklı isteklerinin dikkate alınmamasından kaynaklandığını'' savunan Papadopulos, bu isteklerin Annan planının ruhuna uygun olduğunu, BM'nin kendisini teyit etmiş olmasına rağmen, Türk taleplerinin karşılanması gerektiği yoluna gidildiğini söyledi.

Papadopulos, şöyle devam etti:

''Türkiye Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal'in sunduğu 11 öneri, ki özellikle AB çerçevesinde olanlar, hemen tamamıyla kabul gördü. Bizim taleplerimiz ise dikkate alınmadı. Burgenstock'ta benim dışımda hiç kimsenin ciddi müzakere çabası yoktu. Herkes bir an önce sonuç aşamasına varmak için zaman geçiriyor gibi görünüyordu.

Sonuçta, görüşmelere katılan herkesin Türkiye'yi tatmin etmek ve Kıbrıs Türklerinin evet demesini sağlamak çabası içinde olduğunu gördük. Fakat bu arada, çok daha büyük Rum toplumunun da plana evet demesi için ikna edilmesi gerektiği unutuldu.''

Kıbrıslı Rumların adada Türk birliklerinin bulunması ve 1960 anlaşmalarını da aşan bir çerçevede garanti anlaşmasının planda yer almasını kabul etmediklerini söyleyen Papadopulos, ''Bu anlaşma, Kıbrıs'ın 1974'de işgali için Türkiye tarafından gerekçe olarak kullanılmıştır. Olay yalnızca adadaki Türk birlikleri meselesi değildir. Unutulmamalı ki, Türkiye yalnızca 40 mil uzaklıktadır ve 8

saat içinde adaya tankıyla topuyla bir tugay indirebilecek durumdadır'' diye konuştu.

Kıbrıslı Rumların planda 45 bin Türk yerleşimciye vatandaşlık verilmesi ve 20-25 binine daha oturma izni ve daha sonra tabiyet verilmesine karşı olduğunu söyleyen Papadopulos, Türk yerleşimcilerin dün oy kullanmalarına izin verilmesinin de Rum halkı tarafından anlaşılamadığını kaydetti.

Papadopulos, ''Kıbrıslı Rumlar göçmenlerin evlerine dönmelerine imkan tanımayan bu planı onaylamadılar. Bu planda 2023 yılında bile yalnızca Türkçe konuşan bölgenin nüfusunun yüzde 18 kadarı Rumun yerleşmesine izin veriliyor. Ayrıca plana konan tazminatların yeni kurulacak devlete aktarılması konusu da Rumlar tarafından reddedilen bir noktadır. Biz Kıbrıs sorununun çözümünü reddetmedik. Bu çözüm yöntemini reddettik'' diye konuştu.

HALKIN SESI 26/04/2004

Diplomasi atağı!

Kıbrıslı Türkler, ezici bir çoğunlukla verdikleri karar neticesinde yeni bir dönemi başlattı. Kıbrıslı Türkler dünyayla bütünleşmek, uluslarası hukuk temelinde yaşamak, Kıbrıs

sorununu çözmek istiyor. Cumhurbaşkanı Denktaş’ın politikalarını % 65’le tarihe gömen halkımız, artık yeni bir kaptanla, yeni ufuklara açılacak, yeni dönem “geçmişte kalan”

vizyonlara da yer olmayacak.

Rauf Denktaş’ın Kıbrıs Türk halkını temsil etmediğinin artık her bakımdan kanıtlandığını belirten Başbakan Talat, bu nedenle Denktaş'ın bir kenarda durması ve bundan sonra yapılacak

diplomatik atağı hükümetin yürütmesi gerektiğini yineledi.

TC Başbakanı Erdoğan: Artık Kıbrıs'ta taşlar yerinden oynamıştır. Ve bugünden sonra Kıbrıs hakkında söz söyleyecek herkesin, bu yeni tabloyu hesaba katarak konuşması gerekecektir.

Başbakan Talat, Avrupa Birliği Savunma ve Güvenlik Komitesi tarafından referandumlardan çıkan sonucu değerlendirmek üzere bir davet aldığını ve bu toplantıya katılarak sonuçların değerlendirmesine katkı yapacaklarını söyledi.

Başbakan Talat, Kıbrıs Türklerinin izolasyondan kurtulması vizyonunu ile çözüm ve Avrupa Birliği’ne bütünleşme isteğini ön plana çıkarma peşinde olacaklarını belirterek; geri tepebilecek ve yakalanan ivmenin yitirilmesine yol açacak politikalar yer
ine, kabul edilebilir ve Avrupa Birliği değerleriyle uyumlu politikaların gündeme getirilmesinin doğru olacağını kaydetti.

Başbakan Mehmet Ali Talat, referandum sonuçlarının ortaya çıkmasının ardından Kıbrıs Türk tarafının izolasyonuna son verecek diplomatik atakta bulunulacağını açıkladı.

Referandumda ortaya çıkan sonuçların ardından Kıbrıs Türk tarafının cezalandırılamayacağının altını çizen Talat, Türk tarafının yapacağı diplomatik atağın hangi noktalarda olacağının değerlendirildiğini kaydetti.

Başbakan Mehmet Ali Talat, referandum sonuçlarını değerlendirmek üzere yarın Brüksel’e gidiyor.

Talat, Avrupa Birliği Savunma ve Güvenlik Komitesi tarafından referandumlardan çıkan sonucu değerlendirmek üzere bir davet aldığını ve bu toplantıya katılarak sonuçların değerlendirmesine katkı yapacaklarını söyledi.

Toplantıya, Kıbrıs Avrupa Birliği Karma Parlamento Heyeti Başkanı’nın da katılacağını ifade eden Talat, toplantı davetini referandum tarihinden bir gün önce aldığını ve referandumdan olumsuz bir sonuç çıkacağının düşünülerek yapıldığını kaydetti.

Komite’nin yapılacak toplantıların ardından Avrupa Birliği parlamentosuna yönelik bir tavsiye kararı üreteceğini ve bunun etkisini de dikkate alarak bu toplantıya büyük önem verdiklerinin altını çizen Başbakan Talat, Birleşmiş Milletler ile de daha önce uyum konusunda başlatılan çalışmalar bulunduğunu, bunların da Brüksel’de değerlendirileceğini ve bu çalışmaların da sürdürülmesi için girişimlerine devam edeceklerini belirtti.

Türkiye’ye entegrasyon tarih oldu!

"Diplomatik atağın neleri kapsadığına, Türkiye’ye bağlanmanın gündeme gelip gelmeyeceğine” ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye’ye bağlanma politikalarının dünya gerçeklerine uymadığını, bunun olamayacağının ortaya çıktığını belirterek “Bu anlayış tarihe mal oldu” dedi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasının Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından şiddetle yasaklandığına da dikkati çeken Talat, bunun dünya ile uyumlu bir adım olup olmadığının da ayrıca değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti. Başbakan Talat, bunların yerine Kıbrıs Türklerinin izolasyondan kurtulması vizyonunu ile çözüm ve Avrupa Birliği’ne bütünleşme isteğini ön plana çıkarmanın daha doğru olacağı inancı içerisinde olduğunu ifade ederek, geri tepebilecek ve yakalanan ivmenin yitirilmesine yol açacak politikalar yerine, kabul edilebilir ve Avrupa Birliği değerleriyle uyumlu politikaların gündeme getirilmesinin doğru olacağını kaydetti.

Hükümet krizi var mı?

“Hükümetin Geleceğine” ilişkin soruları da yanıtlayan Başbakan Mehmet Ali Talat, hükümette şu an için bir krizin söz konusu olmadığını, ancak bunu ihtimal dışı da tutmadıklarını belirtti.

Bu aşamada erken seçimin gündeme gelmesinin Kıbrıs Türk tarafının diplomatik atağını zorlayacağına da dikkati çeken Talat “Erken seçimden kaçmayız. Gündeme gelmesi halinde destekleriz. Ancak tek kaygımız bu aşamada başlatacağımız diplomatik atağın bundan zarar görmesidir” şeklinde konuştu.

Talat, Cumhurbaşkanı’nın istifa etmesi halinde erken seçimin gündeme getirilebileceğini de sözlerine ekledi. (tak)

YENIDUZEN 26/04/2004

Yeni bir referanduma inanmıyorum’

TC Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs’ta yeni bir referanduma gidilebileceğine inanmadığını söyledi.

Erdoğan, Atina’da yayımlanan Elefterotipiya gazetesine, “Referandum sonuçları, Kıbrıs’ta sorunun çözülmesi yönündeki çabalar ve Türk-Yunan ilişkileri” konulu demeç verdi.

“Annan planının Kıbrıs’ta soruna çözüm getirilmesi için son şans anlamı taşıyıp-taşımadığı ve BM’nin bundan sonraki girişiminin ne olacağına” ilişkin soru üzerine Erdoğan, “Türkiye, Kıbrıs sorununun BM çerçevesinde çözülebileceğine daima inandı. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın sunduğu plan, gerek Rum gerekse Türk tarafını tam olarak tatmin etmiyor, ancak Genel Sekreter’in de ifade ettiği gibi, ‘kaçınılmaz uzlaşma’ anlamı taşıdığı gibi, iki tarafın isteklerinin dengelenmesi için çaba içeren unsurlardan oluşuyor” diye konuştu.

Erdoğan, “Uluslararası toplumun da ekseriyetle buna inandığını” vurguladı ve “Uzun zaman için yeni bir girişimde bulunulacağına inanmak zor. Genel Sekreter, referandumlardan ‘hayır’ çıkması halinde planın ‘geçersiz’ sayılacağını söylemişti. Bu koşullar altında yeni bir referanduma gidilebileceğine inanmıyorum” dedi.

YENIDUZEN 26/04/2004

Kurnazlığı bırak

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, tarihi referandumun ardından yaptığı açıklamada, "Hiçbir millet, ülkesini de milletini de ucuza kaptırmanın alçaklığını yaşamaz. Bu böyle biline" diye sert çıktı ve Cumhurbaşkanı Denktaş'a mesajlar gönderdi:

Kurnazlığı bırak

SANDIĞA YANSIYAN İRADEYİ İYİ DEĞERLENDİR: Başbakan Erdoğan, demokrasiye tahammül edemeyen ve halk iradesini içine sindiremeyenlerin, maksatlarını, hamasi söylemlerin arkasına gizleme kurnazlığını bırakmaları gerektiğini söyledi ve Kıbrıs Türk halkının sandığa yansıttığı iradenin, özellikle yıllar yılı, çözümsüzlüğü çözüm bilen zihniyetler tarafından iyi değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti

BİZ KIBRIS TÜRKÜ'NÜN İRADESİNİ DİKKATE ALIYORUZ: Erdoğan, kimsenin bu noktada kendisini milletin üstünde kabul etmemesi gerektiğinin altını çizerek, "Bir taraftan, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' diyeceğiz, ondan sonra da 'Hayır bu böyle değil, şöyledir' diyeceksiniz, olmaz. Biz o iradeyi dikkate alıyoruz" dedi

KIBRIS'TA TAŞLAR YERİNDEN OYNADI: "Artık Kıbrıs'ta taşlar yerinden oynamıştır. Ve bugünden sonra Kıbrıs hakkında söz söyleyecek herkesin, bu yeni tabloyu hesaba katarak konuşması gerekecektir" diyen Erdoğan, şöyle konuştu: "Hiçbir zaman kişisel bazı sıkıntıların kaynağı TC hükümeti olmamıştır. Bunu böyle gösterme gayreti içinde olanlar olmuştur. Biz hiçbir zaman karalama kampanyası içine girmedik. Fakat zaman zaman görüyorum ki, bazı böyle haddi tecavüz eden ifadeler kullanılıyor. Bunlar çok çirkin, bunlar yakışıksız"

Kıbrıs'ta önceki gün yapılan tarihi referandumlarda Türk tarafının "evet" Rum tarafınsa "hayır" demelerinin ardından yeni bir döneme girilirken, TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a sert ve anlamlı mesajları dün de sürdü.

Referandum sonuçlarının netleşmesinin hemen ardından kameraların karşısına geçen ve halk tarafından "garip" karşılanan açıklamalar yapan Cumhurbaşkanı Denktaş, yürüttüğü "hayır" kampanyasının amacına ulaştığını iddia etmiş ve istifasını gerektirecek bir durum bulunmadığını açıklamıştı.

Kamuoyunun şaşkınlıkla izlediği Denktaş'ın bu açıklamasına, Başbakan Erdoğan'ın yanıtı gecikmedi.

Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Denktaş'a gönderdiği mesajda, Kıbrıs Türkü'nün sandığa yansıttığı iradeyi dikkate almaya ve "kurnazlığı" bırakmaya çağırdı.

Kendilerinin bu iradeyi dikkate aldığının altını çizen Erdoğan, "Hiçbir millet, ülkesini de milletini de ucuza kaptırmanın alçaklığını yaşamaz. Bu böyle biline" diye de sert çıktı.

Başbakan Erdoğan, demokrasiye tahammül edemeyen ve halk iradesini içine sindiremeyenlerin, maksatlarını, hamasi söylemlerin arkasına gizleme kurnazlığını bırakmaları gerektiğini söyledi ve Kıbrıs Türk halkının sandığa yansıttığı iradenin, özellikle yıllar yılı, çözümsüzlüğü çözüm bilen zihniyetler tarafından iyi değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Erdoğan, parti genel merkezinde düzenlenen il başkanları toplantısında yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ta yapılan referandum ve Kıbrıs konusu üzerinde durdu.

Biz yola iyi niyetle çıktık

Kıbrıs'ta yaşayan iki halkın, önceki gün sandık başına giderek Annan Planı hakkındaki hür iradelerini ortaya koyduklarını ifade eden Erdoğan, dün itibariyle adada Kıbrıslı Türklerin iradelerini plana "evet" yönünde, Rumların ise "hayır" yönünde koyduklarının anlaşıldığını söyledi.

Referandum sonuçlarını, demokratik bir olgunluk içerisinde karşıladıklarını hatta çok daha önceden çıkacak sonucu bu olgunluk içerisinde karşılayacaklarını söylediklerini kaydeden Erdoğan, her iki halkın sandığa yansıyan iradesine de saygı duyduklarını dile getirdi.

Erdoğan, bu sonuçların Kıbrıs için olumlu neticeler doğurduğuna inandığını belirterek, şöyle konuştu:

"Burada bir gerçeğin de altını çizmek istiyorum. Yaklaşık 1-1.5 aydır bu konu çok konuşuldu, bizler bu konuda çok çalışmalar yaptık. Bu yola iyi niyetle çıktık. Samimiydik, bu samimiyetimizin neticesini de yine ben inanıyorum ki olumlu bir şekilde aldık.

Referandum sonuçlarına saygı göstermekle birlikte, beklentinin dışında, bundan farklı bir sonucun ortaya çıkması yönünde bir netice beklediğimizi de açıkça ifade etmek istiyorum. Bunu gizlemenin bir anlamı yok. Adada yaşayan her iki halk da adada kalıcı ve adil bir barışa zemin hazırlasın, Annan Planı'na da 'evet' desin, bunu isterdik. Ama bu olmadı. Bu noktada Kıbrıs Türk halkının iyi niyetli ve barıştan yana tavrının, bütün dünya tarafından hakkaniyet çerçevesinde değerlendirileceğinden hiç kuşku duymuyorum. Son Annan Planı ile ilgili müzakerelerin başından sonuna kadar Türk tarafının Kıbrıs'ta çözüm isteyen, yapıcı ve aktif taraf olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu tavrımızın, meselenin yıllara dayalı, alışılmış dengelerini değiştirdiği ve yıllar yılı -buranın altını çiziyorum- çözümden kaçan taraf olmakla suçlanan Türk tarafının imajını tamamen değiştirdiği dünya kamuoyunun ortak fikridir.

Herkes yeni tabloyu hesaba katarak konuşsun

Şimdi yapılması gereken, gerek Türkiye'nin, gerek KKTC'nin barış yolunda attığı bu büyük adıma, uluslararası camianın, aynı sıcak yaklaşımla karşılık vermesidir. Rum tarafının, Annan Planı'na 'hayır' demesinin, Türk tarafının baştan beri ortaya koyduğu yapıcı gayreti görülmez hale getirmesi mümkün değildir. Artık Kıbrıs'ta taşlar yerinden oynamıştır. Ve bugünden sonra Kıbrıs hakkında söz söyleyecek herkesin, bu yeni tabloyu hesaba katarak konuşması gerekecektir.

Lehimize şekillenen bu yeni tabloyu diplomasimiz açısından son derece önemli ve ileri bir adım olarak görüyoruz."

"AB zemininde hak ettiği karşılık"

Erdoğan, AB ile müzakerelerin doğrudan şartı olmayan bu önemli konuda Türk tarafı olarak atılan pozitif adımların Türkiye hanesine yeni artı puanlar yazdırmasını beklediklerini vurgulayarak, AB'nin sahip olduğu öz değerler açısından Türkiye'nin son dönemde ortaya koyduğu yaklaşımın, daha önceki dönemlerle farkını netleştirmenin bir şart ve yükümlülük haline geldiğini söyledi.

Bu beklentilerin AB zemininde hak ettiği karşılığı bulacağına inançlarının tam olduğunu dile getiren Erdoğan, Kıbrıs müzakerelerinde emeği geçen TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, dışişleri bürokratları, Başbakan Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ve dışişleri yetkililerine teşekkür etti.

Haddi tecavüz eden ifadeler...

New York sürecinin başlamasında Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da katkısı olduğuna işaret eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Fakat bir gerçeği söylemeden de edemeyeceğim. Lütfen bu yanlış anlaşılmasın, hiçbir zaman kişisel bazı sıkıntıların kaynağı Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olmamıştır. Bunu böyle gösterme gayreti içinde olanlar olmuştur. Biz hiçbir zaman karalama kampanyası içine girmedik. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve temsil ettiği Türkiye, çok büyük bir devlettir de onun için. Böyle bir şeye de zaten giremezdik. Böyle bir şeye de gerek yoktu.

Fakat zaman zaman görüyorum ki, bazı böyle haddi tecavüz eden ifadeler kullanılıyor. Bunlar çok çirkin, bunlar yakışıksız. Zaman, Türkiye Cumhuriyeti'nin 58. ve 59. hükümetlerinin bu konularda ne

kadar isabetli, ne kadar olumlu adımlar attığını gösterecektir. Tarihe artık bir kayıt olarak da düşülmüştür. Öyle zannediyorum ki çok partili dönemi kapsayan son 50 yılda özellikle Türkiye'nin diplomaside yaşadığı en başarılı olay olarak bunu gösterecektir. Peki bu süreç bitti mi? Netice alındı mı? Hayır. Bu süreç devam ediyor. Biz şu ana kadar nasıl Kıbrıslı kardeşlerimizin yanında olduysak, bundan sonra da yanında olacağız. Yalnız bırakmadık, bırakmayacağız."

"Hamasi söylemlerin arkasına gizlenme kurnazlığı"

Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda gösterdikleri yaklaşımı benimsemeyen, böyle demokratik bir süreçte centilmenlik dışı davranışlar sergileyen çevrelerin referandum sonucundan gerekli dersi almış olmalarını ümit ettiğini kaydetti.

Toplumsal iradeye ipotek koymanın, "ya sev, ya terk et" mantığı ile ülkesinde yaşayan insanları değerlendirmenin, hiçbir zaman insani bir yaklaşım olmadığını vurgulayan Erdoğan, "Hiç kimseyi vatanından, sevmek veya terk etmek ikilemiyle karşı karşıya bırakamazsınız" dedi.

Demokrasiye tahammül edemeyen ve halk iradesini içine sindiremeyenlerin, maksatlarını, hamasi söylemlerin arkasına gizleme kurnazlığını bırakmaları gerektiğini ifade eden Erdoğan, Kıbrıs Türk halkının sandığa yansıttığı iradenin, özellikle yıllar yılı, çözümsüzlüğü çözüm bilen zihniyetler tarafından iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

"Birliğinizi, beraberliğinizi bozmayınız"

"Hiçbir millet, ülkesini de milletini de ucuza kaptırmanın alçaklığını yaşamaz. Bu böyle biline" diyen Erdoğan, kimsenin bu noktada kendisini milletin üstünde kabul etmemesi gerektiğini belirtti. Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bir taraftan, 'egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' diyeceğiz, ondan sonra da 'hayır bu böyle değil, şöyledir' diyeceksiniz, olmaz. Biz o iradeyi dikkate alıyoruz, milletin iradesini demokrasinin tartışılması mümkün olmayan temel değeri olarak görüyoruz. İşte bu anlayışımızdır ki Türkiye'yi ve KKTC'yi, uluslararası camia nezdinde, pozitif taraf haline getirmiştir. Ben referandum ile birlikte açılan yeni sayfanın olumlu sonuçlar getireceğine inanıyorum. Bir şeyin altını da çizmem gerekiyor. Adada yeni ortaya çıkan bu durum sebebiyle inanıyorum ki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bir fırsatı kaçırmıştır. Ben yine inanıyorum ki, artık adada yeni bir durum ortaya çıkmıştır. Uluslararası camia, artık bunu gerektiği şekliyle değerlendirecek ve bugüne kadar uluslararası bütün aktivitelerde, bütün insani, insan hakları açısından, hukukun üstünlüğü açısından tecrit ve dışlama politikasının uygulandığı KKTC'ye karşı bu politikalar son bulacaktır. Türkiye'nin başbakanı olarak her durumda ve her şart altında Kıbrıslı kardeşlerimizin yanında olacağımızı ve davalarını, davamız bileceğimizi bir kere daha ifade ediyorum. Buradan, seslenerek bir şeyi daha rica ediyorum:

Birliğinizi, beraberliğinizi bozmayınız. O birlik, size güç katacaktır. Bu bir referandumdu, oldu ve bitti. Demokratik hakkınızı ve iradenizi en güzel şekliyle ortaya koydunuz ama bundan sonra birbirimizi KKTC'de bugüne kadar nasıl olduysa, aynı sevgi içerisinde, aynı saygı içerisinde karşılayacak, sevecek ve hep birlikte KKTC için diyeceğiz. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz anlayışıyla, yaklaşımımızı sürdüreceğiz."

KIBRIS 26/04/2004

"Ambargoyu kaldırın"

Türk tarafı, büyük bir diplomatik seferberlik başlatıyor. Başbakan Talat, bugün Brüksel'e, ardından da Ankara ve Washington'a gidiyor... Gündem, ambargoların kaldırılması ve Kıbrıslı Türklerin dünyadan izolasyonuna son verilmesi...

BRÜKSEL TRAFİĞİ YOĞUN: Referandumlardan Türk tarafından evet, Rum tarafından hayır çıkmasından sonra Türk tarafı büyük bir diplomatik seferberlik başlatıyor. Başbakan Talat, salı günü Brüksel'de, AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen'le görüşecek, Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler, İnsan Hakları, Savunma ve Güvenlik Komisyonu'nun toplantısına katılacak

TALAT, AB YETKİLİLERİNE İKİ MEKTUP VERECEK: Başbakan Talat'ın Avrupa Birliği yetkililerine iki mektup götürmesi tasarlanıyor. Mektuplarda "hayır diyen Rum tarafı Avrupa Birliği'ne giriyor, evet diyen Türk tarafı cezalandırılıyor" itirazı yer alacak

ANKARA'DA DURUM DEĞERLENDİRMESİ: Brüksel'den Ankara'ya geçecek olan Başbakan Talat, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan ve Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le değerlendirme toplantısı yapacak. Toplantıda Türk tarafının izleyeceği politikaların detayları ele alınacak. Talat, dün de TC Dışişleri Bakanı Gül ile telefon görüşmesi yaptı

POWELL'DAN DAVET: ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Başbakan Talat'ı önümüzdeki hafta Washington'a davet etmeye hazırlanıyor. Diplomatik kaynaklar, Amerika'nın KKTC'ye yönelik ambargoların kaldırılması konusunda bir paket hazırladığını ve Başbakan Talat'la bu paket üzerinde çalışılacağını kaydediyor

TALAT, KIBRIS'A KONUŞTU: Talat, "Kıbrıs Türk halkına yapılan haksızlığı her platformda dile getireceğiz. Brüksel'de, Rumların ödüllendirilmesi ve Türklerin cezalandırılması noktasında gerekli girişimleri yapacağız" dedi. Talat, Annan Planı'ndaki mülkiyet rejiminin uygulanmasına yönelik öneriler bulunduğunu ama bir karar alınmadığını belirtti

Başaran DÜZGÜN

Referandumlardan Türk tarafından "evet", Rum tarafından "hayır" çıkmasından sonra, Türk tarafı büyük bir diplomatik seferberlik başlatıyor. Başbakan Talat, bugün Brüksel'de Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen'le görüşecek, Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler, İnsan Hakları, Savunma ve Güvenlik Komisyonu'nun toplantısına katılacak.

Başbakan Talat'ın Avrupa Birliği yetkililerine iki mektup götürmesi tasarlanıyor. Mektuplarda "hayır diyen Rum tarafı Avrupa Birliği'ne giriyor, evet diyen Türk tarafı cezalandırılıyor" itirazı yer alacak.

Brüksel'den Ankara'ya geçecek olan Başbakan Talat, Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan ve Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le değerlendirme toplantısı yapacak. Toplantıda Türk tarafının izleyeceği politikaların detayları ele alınacak. Talat, dün TC Dışişleri Bakanı Gül ile telefon görüşmesi yaptı

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Colin Powell, Başbakan Talat'ı önümüzdeki hafta Washington'a davet etmeye hazırlanıyor. Diplomatik kaynaklar Amerika'nın KKTC'ye yönelik ambargoların kaldırılması konusunda bir paket hazırladığını ve Başbakan Talat'la bu paket üzerinde çalışılacağını kaydediyor.

KIBRIS'a konuşan Başbakan Talat, "Kıbrıs Türk halkına yapılan haksızlığı her platformda dile getireceğiz. Brüksel'de Rumların ödüllendirilmesi ve Türklerin cezalandırılması noktasında gerekli girişimleri yapacağız" dedi. Talat, Annan Planı'ndaki mülkiyet rejiminin uygulanmasına yönelik öneriler bulunduğunu ama bir karar alınmadığını belirtti.

Brüksel programı

Başbakan Mehmet Ali Talat, Brüksel'de yapacağı temaslarla ilgili KIBRIS'a şu bilgiyi verdi:

"Brüksel'de Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler, İnsan Hakları, Savunma ve Güvenlik Komisyonu'nun referandum sonuçlarını tartışılacağı toplantısına katılıyorum. Orada Kıbrıs Türk halkına yapılan haksızlığı dile getirerek, referandumda evet diyen tarafın açıkta bırakılırken hayır diyen Rum tarafının AB'ye katılmasının haksızlığını aktarıp izolasyonun ortadan kaldırılması için AB'nin desteğini isteyeceğim. Aynı şekilde AB'nin üye ülkelerin dışişleri bakanlarından oluşan genel işler konseyinin gündeminde bulunan çözüm olmaması durumunda malların dolaşımı konusunda hazırladığı kuralların söz konusu gelişme karşısında yeniden ele alınması ve çözümsüzlüğü sağlayan tarafın ödüllendirilmemesi hususunda destek isteyeceğiz."

Öneri var, karar yok

Başbakan Talat, Türk tarafının Annan Planı'nın tek yanlı uygulanmasına ilişkin henüz bir karar almadığını belirtti.

"Annan Planı'nın mülkiyetle ilgili kısmının uygulamaya konulmasına ilişkin öneri mi hazırlıyorsunuz?" sorusuna Başbakan Talat, "Bu hususta herhangi bir öneri hazırlığı söz konusu değil. Bu konuda benim de tanık olduğum bir fikir jimnastiğinde öneri yapılmıştır. Konu bunun dışında henüz gündeme gelmedi" yanıtını verdi.

KIBRIS 26/04/2004

Serdar Denktaş: Hükümete devam kararı aldık

Hükümet ortakları, dün durum değerlendirmesi yaptıSerdar Denktaş: Hükümete devam kararı aldık"Görüşmeden devam kararı çıktı" diyen Serdar Denktaş, "Birbirimizden daha iyi ortak bulamayacağız" ifadesini kullandı

Demokrat Parti Genel Başkanı Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Cumhuriyetçi Türk Partisi ile koalisyon hükümetine devam edeceklerini açıkladı.

CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat ve Serdar Denktaş, dün öğleden sonra bir araya gelerek, önceki günkü referandumun sonucunu ve hükümetin durumunu değerlendirdi.

Serdar Denktaş, yaptığı açıklamada, görüşmede diğer konuların yanında hükümet ortaklığına devam edilip edilmemesi konusunu görüştüklerini belirterek, "Görüşmeden devam kararı çıktı" dedi.

Serdar Denktaş, "Birbirimizden daha iyi ortak bulamayacağız" ifadesini kullandı.

Bu arada, Serdar Denktaş, Talat ile birlikte, bugün saat 16.00'da başbakanlığı ziyaret edecek BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto ile bir araya geleceklerini bildirdi. Serdar Denktaş, "Herhalde veda ziyaretinde bulunacak" dedi.

KIBRIS 26/04/2004

AB'den KKTC'ye ambargonun kalkmasına ilk yeşil ışık

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıslı Türk yetkililerle işbirliği yapacaklarını, AB Dışişleri Bakanlarının Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonunun sona erdirilmesi gereğini kabul ettiklerini bildirdi.
Reuters ajansının haberine göre,
Lüksemburg'da düzenlenen AB Genel İşler Konseyi toplantısı sırasında basın toplantısı düzenleyen Verheugen, ''Kuzeydeki yetkililerle işbirliği yapmak zorundayız'' dedi.
Verheugen, bunun AB'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanıma anlamına gelmediğini k
aydetti.

Türkiye çok yapıcı bir rol üstlendi

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ''çok yapıcı'' bir tutum sergilediğini belirtti.
AB Genel İşler Konseyi toplantısı sırasında basın toplantısı düzenleyen Verheugen, ''Türkiye Kıbrıs sorununun çözümü konusunda çok yapıcı bir tutum sergiledi ve uluslararası bütün yükümlülüklerini yerine getirdi'' dedi.
Verheugen, bir soru üzerine, Türkiye'nin bu tavrının AB Komisyonu'nun hazırlayacağı rap
ora da yansıyacağını bildirdi.
Kıbrıslı Türklerin referandumdan sonra ekonomik açıdan izolasyonunun önüne geçebilmek için AB Komisyonu'nun gerekli çabayı göstereceğini belirten Verheugen, AB Dışişleri Bakanlarının bugün yaptığı toplantıda da, bu konuda ces
aret verici kararlı bir tutum sergilendiğini kaydetti.
Verheugen, Kıbrıslı Türklerin referandumdan sonra cezalandırılmaması için gerekli tedbirlerin alınacağını, ekonomik desteğin yanı sıra adada iki toplumu birbirine yakınlaştıracak sosyal ve kültürel projelere de AB'nin destek vereceğini bildirdi.
Bir gazetecinin sorusu üzerine Verheugen, Kıbrıslı Türklere yapılacak yardımın ille de BM kanalıyla yapılmasına gerek olmadığını belirtti ve bu konuda zaten BM'nin altyapısının olmadığını söyledi.
Referandum son
ucunun olumsuz çıkmasına üzüntü duyduklarını belirten Verheugen, ''Sonuçta iki toplum demokratik tercihlerini yaptılar. Kararlarına saygı duymamız gerekir. Bu, dünyanın sonu değil. AB'nin siyasi iradesi hala birleşik Kıbrıs'ı Birlik içinde görmek. Bu ne zaman, nasıl olur bilemem'' dedi.
Verheugen, AB'nin daha önce aldığı, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün Rum kesiminin üye olmasına engel olmayacağı kararının hata olup olmadığına ilişkin bir soruyu, ''Bu, kötü bir tercih, kötü bir alternatif değildi'' diye yanıtladı.

259 milyon euro'luk yardım serbest


AB Dışişleri Bakanlarının KKTC'ye yönelik mali yardımı serbest bıraktıkları bildirildi.
AB Genel İşler Konseyi toplantısı Lüksemburg'da devam ederken, AB dönem başkanı İrlanda tarafından hazırlanan ve üye ülkelerin da onay verdikleri bildirilen bildiride, ''AB içinde yer alma konusunda açık bir irade gösteren'' Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasına destek olunmasında kararlılık dile getirildiği öğrenildi.
Henüz resmen yayınlanmayan bildiride, Kıbrıs'ta çözüm halinde KK
TC için ayrılan 259 milyon euro'luk mali yardımın serbest bırakılması tavsiye ediliyor ve bu konuda projeler geliştirilmesi için AB Komisyonu'ndan gerekli çalışmaların başlatılması isteniyor.
Dışişleri Bakanları toplantısı devam ediyor. Bildiri metni üzeri
nde hararetli tartışmaların yaşandığı öğrenildi.
MILLIYET 26/04/2004

MGK bildirisi: ''KKTC'ye yönelik kısıtlamalar kaldırılsın''


Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm planına olumsuz yanıt veren Rum tarafının, 1 Mayıs 2004'te AB'ye girecek olmasına karşılık, plana olumlu yanıt veren Kıbrıs Türk tarafının dışarıda bırakılmasının çelişkili ve adaletsiz bir durum yarattığının saptandığı bildirildi.
Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından yayınlanan bildiride, şöyle denildi:
''To
plantıda, Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılması amacıyla Türkiye tarafından başlatılan müzakere süreci sonucunda; BM, ABD ve AB tarafından desteklenen 24 Nisan 2004 gününde Ada'da referanduma sunulan Annan Planı'nı Rum tarafının reddetmesi nedeniyle ortaya çıkan yeni durum ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir.
Bu sonuç ile Kurul, BM ve AB'nin dengeli ve yaşayabilir olarak nitelendirdiği kapsamlı çözüm planına büyük bir çoğunlukla olumsuz yanıt veren Rum tarafının, 1 Mayıs 2004 gününde AB'ye girece
k olmasına karşılık, plana olumlu yanıt veren Kıbrıs Türk tarafının dışarıda bırakılmasının çelişkili ve adaletsiz bir durum yarattığını saptamıştır.
Referandumda, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk halkının, çözüm yönünde ortaya koyduğu iradenin, uluslararası kur
uluşlar ve devletler tarafından dikkate alınmasının ve referandum öncesi böyle bir sonucun çıkması durumunda, 'KKTC'ye uygulanan kısıtlamaların kaldırılması; siyasi, ekonomik ve sosyal içerikli bazı iyileştirilmelerin yapılmasına' yönelik vaatlerin yerine getirilmesinin gerekliliği dile getirilmiştir.
Kurul, referanduma yönelik çalışmalar sırasında sergilenen tutumları, doğruyu bulma çalışmaları olarak değerlendirmiş ve Türkiye'nin KKTC'ye karşı sorumlulukları ile Türk halkının birlik, beraberlik ve dayanış
masının, bugün daha çok önem kazandığını bir kez daha vurgulamıştır.''
MILLIYET 26/04/2004

 

KKTC'de hükümette deprem! 2 DP milletvekili istifa etti


KKTC'de koalisyon hükümetinin küçük ortağı Demokrat Parti'de (DP), ''hizipçilik yaptıkları ve parti organlarını çalıştırmadıkları'' gerekçesiyle geçen hafta Disiplin Kurulu'na verilen 2'si milletvekili 10 partili, parti Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'a sert eleştirilerde bulunarak istifa etti.
DP'den istifa eden Gazimağu
sa Milletvekili Ahmet Kaşif ile Girne Milletvekili Ünal Üstel, bağımsız kalacaklarını ve bu aşamada başka bir partiye katılmalarının söz konusu olmadığını açıkladı.
''Konjonktür ve tabanın istenci ne ise o olacak'' diye kapıyı da açık bırakan milletvekille
ri, hükümete dıştan destek vermelerinin söz konusu olmadığını belirtti.
Koalisyon ortağı Demokrat Parti'nin Parti Meclisi'nin önerisiyle geçen hafta Disiplin Kurulu kararıyla görevden uzaklaştırılan ve bu akşam haklarında karar verileceği açıklanan 10 kişi
, bir grup partiliyle birlikte Cumhuriyet Meclisi'nde basın toplantısı düzenledi.
Basın toplantısında Disiplin Kurulu kararıyla görevlerinden uzaklaştırılan Gazimağusa Milletvekili Ahmet Kaşif, Girne Milletvekili Ünal Üstel, Genel Sekreter Kemal Havalı, Ge
nel Sekreter Yardımcısı ve Parti Meclisi Üyesi Aslan Bıçaklı, Genel Sekreter Yardımcısı ve MYK Üyesi Fuat Zor, Parti Meclisi üyeleri Ergün Vehbi ile Türkmen Sencer, MYK üyeleri Turgay Eroğul, Fikri Ataoğlu ile İbrahim Uysal'ın istifa gerekçeleri 2 sayfalık metinle açıklandı.
Açıklamada, 10 kişiyle birlikte bazı parti üyelerinin de istifa edeceği belirtildi.

''TUTARSIZLIK KAN KAYBETTİRDİ''

Milletvekili Ahmet Kaşif tarafından okunan istifa yazısında, Demokrat Parti'de uzun süreden beri ''tek adam'' yönetiminin hakim olduğu, partinin ''baba çiftliği gibi'' yönetildiği ve organların devre dışı bırakıldığı öne sürüldü.
Partinin referandumdaki tutumu ve Genel Başkan Serdar Denktaş'ın aksi açıklamasına rağmen ''hayır'' mitingine katılması örnek gösterilerek, ''tu
tarlı politikalar izlenmemesi nedeniyle partinin giderek kan kaybettiği ve halka güven veremediği'' savunulan açıklamada, ''bu gidişatı durdurmak amacıyla Genel Başkan Serdar Denktaş'a uyarı niteliğinde gönderilen yazının da dikkate alınmadığı'' kaydedildi.
Partiden istifa eden 10 kişinin imzasını taşıyan yazıda, özetle şunlar kaydedildi:
''Mektubumuzda bir hakaret, bir suç, bir istifaya çağrı ya da istifa tehdidi yoktu. Buna karşın, tek adam yönetimini kanıtlarcasına, hukuk dışı, organ kararı almadan, tüzü
k ve yönetmeliklere kökten aykırı, talimata dayalı bir yöntemle üstelik en önemli ülke sorunlarında, hatta Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarında bile kararsızlığıyla ün yapan partimizde, görülmemiş bir sürat ve kararlılıkla Disiplin Kurulu'na sevk edildiğimiz bildirildi. Demek ki 'parti, üyelerinin, kitlelerin değil, benim baba çiftliğimdir, istediğim kararı alır, istediğimi bozarım. Demokrasi, hak, hukuk önemli değil' mantığı sürdürülecek, sesini yükseltme cesareti gösterenler kesilecek, atılacaktır. Bu düşünce biçimi, partinin yüzde otuzlardan önce yirmilere, son olarak da yüzde onlara düşüşünün, giderek marjinalleşmesinin en tipik kanıtıdır.'' Demokrat Parti'nin referanduma yönelik tutumunun, ''Bir dernekten bile zayıf, hazin bir durum'' olarak nitelendiği açıklamada, Genel Başkan Serdar Denktaş, katılmayacağına ilişkin açıklamasına rağmen referandumdan iki gece önce ''hayır'' mitingine katılmakla ve sandık başındaki ''AKP hükümetine kızgınlığım nedeniyle oyum hayır'' sözleri nedeniyle de eleştirildi.
Partid
eki bu gelişmelerin ''tuluat oyunlarına'' benzetildiği açıklamada, istifa gerekçeleri şöyle sıralandı:

DAHA FAZLA PİYON OLMAYACAĞIZ!

''Hak, hukuk ve demokrasi olmayan, tek adam yönetiminin ısrarla sürdürüleceği anlaşılan bir partide daha fazla güdümlü piyon olmayacağımızdan, halkımızın açık biçimde uzun süredir deklere ettiği barış istencine karşı durmak ve Anavatan yöneticilerine haksız saldırılara alet olmak istemediğimizden, toplumun referandumda aldığı parlak sonuç önünde 'takoz' olmamak ve tersine ba
rış adımlarına rahatça katkı koymak istediğimizden, Parti Genel Başkanı'nın etrafına topladığı üç-beş kişiyle oluşturduğu organ dışı bu hiziple uğraşarak gücümüzü harcamaya niyetli olmadığımızdan, DP'de erime, yok olma sürecini durdurma olanağı kalmadığından, yalan ve haksız biçimde bizi makam istemekle suçlayan Sayın Serdar Denktaş'ın makamı bırakmamak için her yolu denemeye niyetli olduğu anlaşıldığından, kendi hür irademizi ve demokratik hakkımızı kullanarak Demokrat Parti'den istifa ediyoruz. Bundan sonra da kalıcı barış için Anavatanımızla birlikte atılacak adımları destekleyeceğiz.''

''BARIŞ GİRİŞİMLERİ DESTEKLENECEK''

İstifa eden 10 kişi adına soruları da yanıtlayan Gazimağusa Milletvekili Ahmet Kaşif, ''Beyaz bir sayfa açıyoruz'' dedi.
Başka bir partiye katılıp katılmayacaklarına veya yeni bir oluşumun gündemde olup olmadığına ilişkin ısrarlı sorulara karşılık ise Kaşif, ''Herhangi bir partiyle temas ve bağlantımız yok. Ne organik, ne inorganik bağlantımız yok'' karşılığını verdi. Ancak Kaşif, ''Ülk
eye kalıcı bir barış getirmek için her türlü girişimi destekleyeceğiz'' ifadesini ısrarla tekrarladı ve ''Konjonktür ile halkın, tabanın istenci ne ise o olacak'' diye konuştu Kaşif, hükümete dıştan destek vermeyeceklerini de ekledi ve partiden istifaların devam edeceğinin sinyalini verdi.
Demokrat Parti'den 2 milletvekilinin istifasıyla Demokrat Parti'nin milletvekili sayısı 7'den 5'e, CTP-DP koalisyon hükümetinin sandalye sayısı da 50 kişilik Meclis'te 24'e düştü.
Kaynaklar, hükümet krizinin, meclisten ik
i milletvekilinin DP'ye transfer edilmesiyle aşılmasının gündemde olduğunu kaydettiler. Cumhuriyet Meclisindeki sandalye dağılımı şöyle oluştu:
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP): 19, Ulusal Birlik Partisi: 18, DP: 5, Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH): 5, Top
lumcu Kurtuluş Partisi: 1, bağımsızlar: 2.
MILLIYET 26/04/2004

Serdar Denktaş'tan istifacılara: Milletvekilliğini de bıraksınlar!


KKTC Başbakan Yardımcısı ve Demokrat Parti lideri Serdar Denktaş, partisinden istifa eden milletvekilleri için böyle bir gündem içinde istifa etmelerinden ötürü ''milletin vekilliğinden de istifa etmeleri gerektiğini'' söyledi.
Serdar Denktaş'a da Demokrat Parti'den (DP) iki milletvekilinin istifası soruldu.
''Çok yoğun bir gündemle çalıştıkları bu dönemde, bu tip olayların me
ydana gelmesinden üzüntü duyduğunu'' dile getiren Denktaş, gelişmeleri habercilerden öğrendiğini, Partiye gidince durum değerlendirmesi yapacağını söyledi.
''Demokrasilerde çare tükenmez'' diyen Denktaş, söz konusu iki milletvekilinin böyle bir gündem için
de istifa etmelerinden ötürü ''milletin vekilliğinden de istifa etmeleri gerektiğini'' kaydetti.
Başbakan Talat ise kendisine DP'den istifalar konusunda yöneltilen soruları yanıtsız bıraktı.

De Soto: Talat ileri görüşlü bir lider
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın ''toplumunu birleşme yönünde motive eden ileri görüşlü bir lider'' olduğunu söyledi.
De Soto, Talat'a Başbakanlık binasında veda ziyaretinde bulundu. KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş'ın da hazır bulunduğu görüşme, yaklaşık bir saat sürdü.
Talat'a nezaket ziyaretinde bulunmak istediğini, son dönemde Talat ve Serdar Denktaş ile yakın çalıştığını anlatan De Soto, ''Talat, ilgili, modern, ileri görüşlü ve halkını
birleşme yönünde motive eden, bu isteklerini yansıtan, ileri görüşlü bir lider'' diye konuştu.
De Soto, ikinci kez referanduma gidilmesinin söz konusu olup olamayacağının sorulması üzerine de, ''Şimdi, biraz geriye çekilip, referandum sonuçlarını gözden ge
çirme zamanı'' dedi.
KKTC Başbakanlık makamına ilk kez gelmesinin bir mesaj taşıyıp taşımadığı sorulan De Soto, daha önce BM Genel Sekreteri'nin Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Kieran Rendergast ile birlikte Başbakanlığa geldiklerini hatırlattı.
MILLIYE
T 26/04/2004

Denktaş: Üzerimden büyük bir yük kalktı

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 24 Nisan Cumartesi günü KKTC ve Rum kesiminde yapılan referandumların sonuçlarını değerlendirdiğinde, ''üzerinden büyük bir yük kalktığını'' söyledi.
Denktaş, referandumların ardından duygularının sorulması üzerine, ''Yorgun değilim, üzgün değilim. Üzerimden büyük, çok büyük bir yük atmış olmanın verdiği huzur içerisindeyim'' diye konuştu.
Denktaş, referandum sonucunun ardından KKTC'de bazı çevrelerin kendisini istifaya
davet ettiğinin hatırlatılması üzerine, ''Referandumu Denktaş'ın referandumu şeklinde yorumlayıp'' kendisini istifaya davet etmenin doğru olmadığını belirterek, şöyle konuştu

''AB bugüne kadar hep beni çözümün önündeki engel olarak gördü. Rumları ben bildim, onlar bilemedi. AB, Rum tarafının kendilerini hayal kırıklığına uğrattığını söylüyor, beni hayal kırıklığına uğratmadılar.
KKTC'yi ortadan kaldıracak bir anlaşma olacaksa benim gitmem lazım. KKTC varolduğu sürece ve benim de yeminimin süresi gelinceye k
adar, benim KKTC'yi koruyacak bir anlaşma yapma görevim var.''

VERİLEN SÖZLER

Denktaş, Rum tarafından sonucun olumsuz çıkması durumunda KKTC'ye yönelik bazı açılımlar yapılabileceğine dair açıklamaların hatırlatılması üzerine, ''Bu sözlerin 24, 48, 72 saat sonra denenmiş olacağını'' kaydetti. Denktaş, ''40 yıldır cezaya tutulmuş bir halkı hala cezalandırmaya devam edecekler mi?'' diye konuştu.
Rum kesiminin son ana, imza aşamasına gelindiğinde geri çekildiğini tüm dünyanın gördüğünü ifade eden Denktaş, ''
Çünkü alıp kaçtıkları ve tüm dünyanın kendilerine bahşettiği Kıbrıs Cumhuriyeti unvanı altında Kıbrıs'ın bütününe sahip çıkmayı, bizimle ortaklığa yeğliyorlar'' dedi.
Denktaş, ''Rum yönetiminin, Türkiye'yi AB içinde vetolarla yıldırmayı ve bugün alamadıkla
rını Türkiye'den yarın almayı planladıklarını'' belirtti.

AK PARTİ HÜKÜMETİ SAMİMİYETİNİ GÖSTERMİŞTİR

''Türkiye, uzlaşmak için elinden geleni yaptı, ümit ederim ki, dünya ve AB bunu böyle değerlendirecektir'' diyen Denktaş, şöyle devam etti:
''Bize şekerlemeleri, tatlıları vaat edenlerin samimiyeti, doğruluğu, güvenilirliği, çok kısa bir zamanda ispat edilmiş olacaktır. Vaatlerin doğru olmadığı meydana çıkarsa o zaman bunların ipine asılıp hiçbir kuyuya inmek gerekmez.
AK Parti hükümeti, rolünü çok iyi oy
namıştır, samimiyetini göstermiştir. Bizimle bazı konularda ters düşme pahasına bildiğini yapmıştır. İyi yapmıştır, öyle anlaşılıyor ki, iyi bir manevra olmuştur.'' Denktaş, Türkiye ve KKTC'nin, vaat edilenlerin yerine getirilmesi konusu üzerinde yoğunlaşması gerektiğini de kaydetti ve ''Rum kesiminin 'görüşürüz ama anlaşmayız' politikasını sürdürme girişimlerine'' dikkat çekerek, ''Bu oyuna gelmemek lazım'' dedi.

KUMAR OYNANDI

Denktaş, ''olmazsa olmazların yerine getirilmeyeceğinin'' izlenimini Lefkoşa'da edindiklerini, ancak görüşmelerin burada kesilmesi durumunda kendilerinin uzlaşmaz olarak gösterilebileceğini belirtti ve şöyle devam etti:
''Sonuçta bu sonuca varılması olumlu olmuştur, ancak kumar oynadık. Rum evet demiş olsaydı bu kumarda öyle bir kay
bedecektik ki, bir daha kendimize gelemeyecektik. Büyük riziko alınmıştır. Netice iyi olduysa bizim marifetimiz nedeniyle değil, Rumların kabızlığı nedeniyle çıkmıştır.''

ANNAN PLANI

Denktaş, ''Annan planı öldü mü?'' sorusu üzerine, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün de bu planın artık söz konusu olamayacağına yönelik kesin bir ifade kullandığını hatırlattı.
''Annan planını bir defa öldürmüştüm, tekrar Hz İsa gibi canlandırdılar. İkinci defa olmaz diye düşünüyorum'' diyen Denktaş, iki
nci bir referandumun söz konusu olup olamayacağına ilişkin soruya da ''Yok öyle şey'' yanıtını verdi.
Masasının yan bölümündeki klasörleri ve Annan planının tam metnini gösteren Denktaş, yarın bunların hepsinin depoya kaldırılması talimatını vereceğini bel
irtti. Denktaş, planın bir kopyasını hatıra olarak saklamayı düşünmediğini de kaydetti

MILLIYET 26/04/2004

Valinakis: Kıbrıs'ta hedefimiz kadife ayrılık değil, Avrupai bir izdivaç


Yunanistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Yannis Valinakis, Kıbrıs sorununun çözüme ulaşması yönündeki çabaların sürdürüleceğini söyledi.
Valinakis, Atina'da yayımlanan Apoyevmatini gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıs'ta referandum sonuçları ve bunlar sonrasında izlenecek politika hakkında değerlendirmede bulundu.
Valinakis, ''Hedef
imiz her zaman kalıcı ve işler bir çözüme ulaşmaktı. Şu anda, belki herkes yeni bir başlangıç için hazır olmayabilir. Ancak barış ve işbirliği çabaları durmamalıdır. Ada'nın yeniden birleşmesi düşüncesinden vazgeçemeyiz. Amacımız 'kadife bir ayrılık değil, Avrupai bir izdivaçtır'' dedi.
Kıbrıs'ın AB üyeliğiyle tüm Ada üzerinde bir güvenlik şemsiyesi açıldığını kaydeden Valinakis, şunları kaydetti: ''Uluslararası toplumun sahip olduğu tüm imkanları, hepimiz için ortak hedef olan, Ada'nın biran önce birleşmes
i ve bunun toplumların karşılıklı güven ve işbirliği çerçevesinde olması için kullanacağız.'' Valinakis, KKTC'nin tanınması olasılığı konusundaysa bunun çözümü kolaylaştıracağına zorlaştıracağı yorumunda bulundu.
Türk-Yunan ilişkilerine de değinen Valinakis, Hükümetin referandum sonucu ne olursa olsun bunun Türk-Yunan ilişkilerini etkilemeyeceğini açıkladığını hatırlatarak, şöyle dedi:
''Kıbrıs konusu dış politikamızın rafına kaldırılamaz. Türkiye ile ilişkilerimize gelince, birkaç gün önce 24'üncü İştikşaf
i görüşmeler gerçekleştirildi. Her iki hükümet de, ikili ilişkilerin daha da geliştirilmesini hedef alıyor. Bu iyi ortamın Sayın Erdoğan'ın (Başbakan Recep Tayyip Erdoğan) Atina ziyaretiyle daha da gelişeceğine inanıyorum.''
MILLIYET 26/04/2004

Kıbrıs referandumu İngiliz basınında...


Dilek Kocabaş

İngiltere'de yayımlanan gazeteler, Kıbrıs'ta geçen Cumartesi yapılan referandumun sonuçlarını başyazılarında değerlendirdi.
The Guardian gazetesi, ''Kayıp Düşler Adası'' başlıklı makalede, referandumdan önce Rum kesimindeki Ortodoks Kilisesi'nin ''Evet diyen cehenneme gider'' şeklinde uyarıda bulunduğunu, bu uyarının AB'ye girmek üzere olan ve Batı değerlerini kabul ettiği varsayılan bir ülkenin durumunu açıkça ortaya koymaya yettiğini kaydetti.
Gazetenin makal
esinde, ''bir Ortodoks piskoposun da, sonucu EOKA savaşçısı olan dostlarıyla kutlamak için buzdolabına şampanyalar doldurduğu'' belirtildi ve ''Dinozorlar Kıbrıs'ta (Rum kesiminde) son 30 yılın en iyi birleşme fırsatının kayboluşunu kutlarken, vizyonu daha geniş olan Rumlar referandumun maliyetini hesaplamaya başladılar bile. Artık masada onlar için hazırlanmış yeni bir anlaşma metni, arabulucular olmayacak'' denildi.

BÖLÜNME SONSUZLAŞACAK
''Dikenli tellerle, mayınlarla, insansız alanlarla sağlanan bölünmenin sonsuzlaşacağı'' kaydedilen makalede, ''Belki Annan planı Rumlar için çok adil değildi. Ancak hiçbir şeyden iyiydi. Şimdi gelinen noktada, Rumlar için AB'ye girmenin olabilecek en kötü yolu yaşanıyor ve AB de Rumları kabul ettiği güne yanıyor olmalı''
ifadeleri yer aldı.
The Time gazetesinin başyazarı da, Rumların referandumunda ''hayır'' demesinin ''bir felaket olduğu'' değerlendirmesinde bulundu. Bir yandan 30 yılın en büyük fırsatının kaçırıldığını, diğer yandan da dünya kadar diplomatik çabanın boşa
gittiğini belirten yazar, ''Rumlar son derece kısa görüşlü biçimde oy kullandılar. Ya hep, ya hiç anlayışıyla, Kıbrıslı Türkler açısından kabul edilebilir olan her şeyin kendilerine karşı olduğunu düşündüler. Sorumsuz liderleri de, onların bu kaygılarını gidermek, sağduyu telkin etmek yerine, popüler duygularını körüklemeyi tercih ettiler'' diye yazdı.
Rum liderlerinin Annan planının yeniden görüşülebileceği şeklindeki sözlerini ''boşboğazlık'' olarak niteleyen Times başyazarı, Rum liderlerini BM ile, ''ik
inci el araba satan tüccarlar'' gibi pazarlık yapmakla suçladı.

TÜRK TARAFI ÖDÜL TOPLAMAYA BAŞLAYACAK
Yazar, Türk tarafının ise gösterdiği cesaretin ödülünü yakın zamanda toplamaya başlayacağını ve uluslararası tecridin sona ereceğini belirtti ve ''Belki KKTC hemen tanınmayacak, ama diplomatik bağlar kurulacak, yardımlar yapılacak ve hatta belki AB'nin eski Doğu Almanya'ya yaptığı gibi bir yarım kabul bile söz konusu olabilecek'' ifadelerini kullandı.
Başyazısını ''Kıbrıs Bölünmüş Kaldı'' başlığıyla yayıml
ayan The Daily Telegraph da, Rumların ''hayır'' kararını kötü niyetli bir karar olarak niteledi ve AB'nin Rum tarafını ''çözümü şart olarak dayatmadan'' üyeliğe kabul ederek, ona fedakarlık yapmak için bir neden bırakmadığını belirtti.
Yazıda, ''Kıbrıslı R
umların anlaşsalar da anlaşmasalar da AB'ye alınma kararının ardından, Rumlar anlaşma fikrine olan bütün ilgilerini kaybetti'' denildi.
Bu şartlarda AB'nin de ihanete uğramaktan şikayet edemeyeceğini belirten başyazar, ''Kıbrıslı Rumlar rasyonel bir hesap
yaptı ve hayır demekle kaybedecekleri hiçbir şey olmadığı sonucuna vardı. Mantıken, AB buna Kuzey Kıbrıs'ı uluslararası toplumun bir parçası haline getirmek için oylama yaparak tepki göstermeli. Ambargolar sona erdirilmeli, hava köprüsü yeniden kurulmalı ve Kuzey Kıbrıs'a de facto bir 'tanıma' sağlanmalı'' diye yazdı.

GENİŞLEME SÜRECİNİN İLK BÜYÜK KRİZİ
Independent gazetesi ise konuyla ilgili haber-yorumunda, AB'nin genişleme sürecine Kıbrıs gölgesi düştüğünü, referandum sonucunun, genişleme sürecinin ilk büyük krizi olduğunu belirtti.
Gazete, Avrupa'da Rumlara karşı büyük bir öfke yaşandığını, genişleme süreciyle ilgili törenler sırasında Rum lideri Tasos Papadopulos'u soğuk bir karşılamanın beklediğini kaydetti.
Financial Times gazetesi de, Avrupa'nın gen
işleme sevincinin yarattığı kutlama havasının referandum sonucuyla gölgelendiğini kaydetti ve diplomatik çevrelerin referandum sonucuyla ortaya çıkan Kuzey Kıbrıs'a karşı yumuşama havasını olumlu bulmalarına rağmen, uygulamada güçlükler yaşanacağına işaret ettiklerini yazdı.
MILLIYET 26/04/2004

Kıbrıs referandumları Japon basınında...


Kıbrıs'ta yapılan referandumun sonuçlarını değerlendiren Japon basını, ''KKTC'nin Tayvan gibi ekonomik gelişme gösterebileceği'' ve ''Türkiye'nin AB üyeliği için avantaj elde ettiği'' şeklinde yorumlarda bulundu.
Japonya'nın en yüksek tirajlı gazetesi Yomiuri Şimbun, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için yapılan referandumun Rum kesimindeki sonucunun, BM planına destek veren Türkiye'yi hayal kırıklığına uğrattığını yazdı. Gazete
, Türkiye'nin, Türk kesiminden ''evet'' çıkması ve Kıbrıs'ta barışa katkı yönünde saf ettiği çabalardan dolayı AB üyeliği için olumlu puan aldığını düşündüğünü kaydetti.
Gazetenin Atina mahreçli başka bir haberinde ise yapılan referandumun, 1974 yılında Tü
rkiye'nin Kıbrıs'ın kuzeyine asker çıkarmasından bu yana adanın 30 yıldır devam eden bölünmüşlüğüne çözüm getirecek tarihi bir fırsat olduğu kaydedildi.
Kıbrıs'ın yeniden birleşme konusunun, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakereleri için tarih belirlenme safha
sında bir kez daha gündeme gelebileceğini, ancak yeniden birleşme ihtimalinin ''biraz uzak gibi göründüğünü'' kaydeden gazete, ''BM planı çerçevesinde iki kesim arasında sürdürülen müzakerelerin geçen ay sonunda kesilmesi üzerine, BM'nin (boşlukları doldurarak) iki tarafa sunduğu referandum konusunda, aceleci davranan dış müdahalecilerin yanlış hesap yaptıkları inkar edilemez'' görüşünü savundu.

''KKTC'YE TAYVAN MODELİ''

Asahi Şimbun'un haberinde ise Güney Kıbrıs'ın reddiyle ortadan kalkan BM planının yeniden gündeme gelmesinin zayıf bir olasılık olduğu belirtilerek, ''Böylece, 30 yıldır süren bölünmüşlük durumu hemen hemen sabitleşmiş görünüyor'' denildi.
Türk kesiminin ise bundan sonra uluslararası toplumdan tanınma talebinde bulunmasının beklendiği ifad
e edilen haberde, ''Kuzey Kıbrıs'ın hamisi durumundaki Türkiye bu sonuçla AB'ye üyelik girişimleri için koz elde etmiş oldu'' görüşü dile getirildi.
Asahi Şimbun, ABD'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'ya yakın Kıbrıs'ta istikrarı önemli gördüğü için birleşmeye
destek verdiğini, Güney kesiminden ''hayır'' sonucunun çıkması üzerine ABD yönetiminden ''Hayal kırıklığına uğradık'' açıklamasının geldiğini kaydetti.
Avrupa Komisyonu'nun da KKTC'de çıkan olumlu sonuçtan ''memnuniyet duyduğu'' açıklaması yaptığını belirt
en gazete, ''Bu açıklamayla bugüne kadar ki uygulamaların gözden geçirileceği umuluyor'' ifadesine yer verdi.
Gazetede, KKTC'nin tamamen Türkiye'ye bağımlı durumda olduğu ifade edilerek, ''Devlet olarak tanınmasının belirli bir zaman alacağı, diğer ülkeler
le ekonomik ilişkilerini güçlendirerek, Tayvan gibi ekonomik gelişme gösterme ihtimali olduğu şeklinde görüşler de öne sürülüyor'' denildi.

''TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİ İÇİN AVANTAJ''

Mainiçi Şimbun'daki haberde ise Kuzey Kıbrıs'ın BM planına ''Evet'' demesinin ardında, uluslararası izolasyondan kurtulma arzusu ve AB üyesi olmak isteyen Türkiye'nin güçlü desteği bulunduğu belirtildi.
Güney kesiminin planı reddetmesiyle, yeniden birleşme yolu kapandığı kaydedilen haberde, ''Fakat BM ve AB'ye karşı gösterdiği u
zlaşmacı tutumuyla Kuzey kesimi, uluslararası toplumun bir üyesi olma yolunda oldukça büyük bir adım attı'' denildi.
KKTC'nin tutumunun AB'ye üyelik için ''sabırsızlanan'' Türkiye açısından adeta ''ölüm-kalım savaşı'' olduğu belirtilen haberde, ''AB tarafı
ndan üyelik şartı olarak öne sürülen yeniden birleşme konusunda işbirliğini yerine getiren Türkiye, Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı (Rauf) Denktaş'ın plana karşı çıkmasına rağmen, Kuzey Kıbrıs halkına 'evet' demesi yönünde çağrıda bulundu'' denildi.
Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlama tarihinin Aralık ayında belirlenip belirlenmeyeceğinin henüz belli olmadığını kaydeden gazete, ''Kuzey Kıbrıs'ta çoğunluğun 'evet' demesinin, Türkiye için avantaj sağlayacağı kesin'' ifadesini kullandı.
MILLIYET 26/04/2004

Maliye Bakanı Unakıtan: 'Evet'ler Kuzey Kıbrıs'ın önünü açıyor


Deniz Arslan bildiriyor

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, referandumda Kıbrıs Türk tarafının verdiği ''evet'' oylarının, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik olarak kalkınmasının önünü açtığını söyledi.
Ohio State Üniversitesi'nde bir konferansa katıldıktan sonra, IMF ve Dünya Bankası ilkbahar toplantıları çerçevesinde temaslarda bulunan ve 10 üyeli Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO) toplantısına iştirak eden Kemal Unakıtan, Washington'da bir grup gazeteciye
, temaslarıyla ilgili bilgi verdi.
Referandum sonrası Kıbrıs'taki durumu değerlendirmesi istenen Unakıtan, referandumdaki oylamanın, daha önce anketlerin bildirdiği şekilde sonuçlandığını belirterek, ''Kıbrıs Türk halkının evet oyları, Kuzey Kıbrıs'ın önün
ü açıyor. Türkiye için de, Avrupa Birliği'ne girişte kati surette Kıbrıs önümüze konmayacak.
Tahminim, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik hayatında da gelişme göreceğiz'' dedi. Unakıtan, Kuzey Kıbrıs'ın kalkınmasının, Türkiye'ye olan ekonomik ihtiyacını da azaltacağını da kaydetti.

SADDAM'IN MALVARLIĞI

Kemal Unakıtan, Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin'in Türkiye'de mal varlığı bulunup bulunmadığı yönündeki bir soruya karşılık, ''Çıkmadı. Ben böyle bir şey bilmiyorum'' yanıtını verdi.
Vergi borcu olup yurt dışına kaçanlara ilişkin bir soru üzerine Unakıtan, en büyük borçlunun Uzanlar olduğunu söyledi. Unakıtan, Uzanlar'ın, sadece İmarbank'tan 6.5 katrilyon TL borçları olduğunu belirtti.
MILLIYET 26/04/2004

Babacan: KKTC'ye uygulanan tavır gözden geçirilmelidir...


Hazineden sorumlu Devlet Bakanı Ali Babacan, Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüm yönünde çok büyük çaba sarfettiğini ve Kıbrıs Rum tarafının ''hayır'' oyu dolayısıyla Ada'da çözüme ulaşılamadığını belirterek, ''Artık KKTC'ye uygulanan tavır gözden geçirilmeli, kısa zaman içinde KKTC bu çemberden çıkarılmalı'' dedi.
IMF ve Dünya Bankası'nın ilkbahar toplantılarına katılmak üzere Washington'da bulunan Babacan, basın toplantısı düzenledi.
Babacan, Cumartesi gecesi, ABD Hazine Bakanı John Snow'un, G-7 ülkeleri bakanl
arı, Ortadoğu ülkeleri bakanları ve özel davetli olarak Türkiye için bir yemek verdiğini belirtti. Kıbrıs'taki referandumdan sonra gelişmeleri bu yemekten önce değerlendirme fırsatı bulduğunu anlatan Babacan, ''Herkes Türkiye'nin Kıbrıs konusunda çok yapıcı yaklaştığının, çözüm için siyasi irade koyduğunun farkında. Türk hükümetinin girişimleri alkış topladı. KKTC'de artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına inanıyoruz. Burada görüştüğümüz çevrelerde ve uluslararası kuruluşlarda da aynı görüş kabul buluyor'' dedi.
Babacan, kısa zaman öncesine kadar çözümsüzlüğün sebebinin Türk tarafı olarak görüldüğünü ve referandum sonrası dünya kamuoyunun gerçeklerle tanıştığını belirtti. Babacan, ABD ve AB'nin, KKTC'ye ambargoyu hafifletme yönünde ne gibi adımlar atacağına ilişkin bir soruya karşılık, ''Daha konu çok yeni. Ne ABD, ne de AB'nin, yapacaklarını açıklaması olası değil. Ancak ben, mevcut durumun devam etmesinin doğru, adil olmayacağı yönünde önemli bir görüş birliği gözlemledim'' dedi.
Türkiye'nin, Dışişleri
Bakanlığı kanalıyla bu yönde girişimlerde bulunacağına işaret eden Babacan, ''bu hissiyatın somut adımlara dönüştürülmesine çalışılacak'' ifadesini kullandı.

''ZAMAN ALACAK''

Ali Babacan, ''Referandum sonucundan üzüntü duyduk. Çünkü çözüm yönünde büyük çaba sarfettik. Kıbrıs Rum tarafının ''hayır'' oyu vermesiyle çözüme ulaşılamadı. Artık KKTC'ye karşı alınan tavır gözden geçirilmeli. Kısa zaman içinde uygulamaların rahatlatılması, bu çemberden KKTC'nin çıkarılması gerek. Ancak 1-2 günde somut adım atılmasını beklemek gerçekçi olmaz. Bunlar zaman alacak. Bu sorun onyıllardır devam eden bir sorun'' dedi.
Babacan, ''Artık AB, problemin bir tarafı haline geldi. Kıbrıs'a üyelik tarihi vermekle çok akıllıca davranmadıklarının farkına vardılar diye düşünüyorum.
Ancak bunun geri dönüşü yok. Böylece AB içine, ciddi bir sorunu taşımış oluyorlar. Çözümsüzlük, artık AB'nin çözümsüzlüğü haline geldi'' diye konuştu.
Kıbrıs konusundaki gelişmenin Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi almasına katkısının sorulması üzerine Ba
bacan, Türkiye'nin önüne bazı siyasi kriterler konulduğunu ve bunların yerine getirmesi ve uygulamada problem olmaması durumunda AB'nin tarih verme sözü bulunduğunu söyledi. Babacan, Türkiye'nin uygulama yönünde adımlar atacağını kaydetti.

BÜYÜK ORTADOĞU


ABD'nin ''Büyük Ortadoğu Projesi''nde (BOP) Türkiye'nin hedef ülke olmadığını belirten Babacan, ABD ile çalışma ortağı konumunda bulunduğunu belirterek, ''Bölgede değişim kaçınılmaz'' dedi.
Babacan, bu değişim sürecinde, ülkelerin yönetimlerinin değişimi
sahiplenmesinin gerektiğini belirtti. Ali Babacan, ''Değişimin nasıl olacağı önemli. Zorlamayla, yaptırımla olmaz. Bu ülkelerin hissetmesi, sahiplenmesi önemli. Türkiye, bölgeye hem AB'den, hem de ABD'den daha yakın. Türkiye'nin önemli rolü tartışılmaz. Müslüman nüfusu, işleyen demokrasisi ile bir başarı örneği olarak Türkiye öne çıkıyor'' diye konuştu. Babacan, bu çerçevede Türkiye'nin AB üyelik yolunda yürümesinin öneminin de iyice algılandığını kaydetti.
Babacan, Washington'daki temasları sırasında, İngi
ltere Maliye Bakanı Gordon Brown ve ABD'nin ekonomiden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Alan Larson ile biraraya geldiğini, Türk-Amerikan Dernekleri Asamblesi ve TÜSİAD yetkilileriyle görüştüğünü kaydetti.
Bakan Babacan, IMF Başkan Vekili Anne Krueger'in
, IMF Avrupa Birinci Bölge Direktörü Michael Deppler ve IMF Türkiye Masası Şefi Rıza Moghadam'ın da katıldığı Türkiye'ye özel bir yemek verdiğini ve bu yemeğe, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın da katıldığını belirtti.
Ali Babacan, bugün New York'a geçerek A
merikan-Türk Toplumu adlı kuruluşta bir konuşma yapacağını ve Salı günü de Türkiye'ye döneceğini kaydetti

MILLIYET 26/04/2004

KKTC için AB'de genel eğilim: Tanımayız ama ambargoları hafifletiriz

Kıbrıs'ta yapılan referandumların ardından, "birleşik biçimde AB'ye girmeyi" kabul eden KKTC için, Rum tarafından "hayır" oyu çıkması üzerine, tanınması dışında, ekonomik açıdan yapılabilecek iyileştirmeler konusunda harekete geçildi.
Batı basınının önde gelen gazeteleri, KKTC'nin tanınmasının çok uzak bir olasılı
k olduğunda ancak, yıllardır süren ekonomik ambargoların, "yasal düzenlemelerin elverdiği ölçüde" hafifletilmesi için AB'nin çalışmalara başladığını yazdılar.

THE GUARDIAN: OLUMSUZ OY RUMLAR İÇİN YIKICI OLACAK

İngiltere'nin etkili gazetelerinden The Guardian, AB'nin Kıbrıs Türkleri'ni ödüllendireceğini yazdı. Gazeteye göre, Lüksemburg'da bugün toplanan AB Dışişleri Bakanları, Türkler'e ekonomik ambargonun kaldırılmasına hazırlanıyorlar. Türk tarafından çıkan "evet" oyu Türkiye'nin uzun zamandır beklediği
AB üyeliği müzakereleri için ortaya koyduğu değişimleri de güçlendirebilir. Rum tarafından çıkan "hayır" oyu, AB'nin, aralarında Rum tarafınında bulunduğu, 10 ülkeyi kapsayan genişlemesi üzerinde büyük bir gölge oluşturacak. AB diplomatlarına göre, "hayır" oyunun etkileri, Rum tarafı için yıkıcı olacak.

FT:"TÜRKİYE HÜKÜMETİ 'TANIYIN' ÇAĞRISINI KESMELİ"

İngiliz Financial Times ise, AB, BM ve ABD'nin, Kıbrıslı Türkler'i ödüllendirirken, Rumlar'a ceza vermeye niyetli olduklarını kaydetti. Gazeteye göre, diplomatlar, Ada'nın kuzeyinde kullanılan kimlik belgeleri tanınmaksızın, ticaret, hava ulaşımı ve spor alanlarında mevcut bulunan BM ambargolarının hafifletilmesinin çok zor olacağını savunuyorlar. Geçen hafta BM güvenlik Konseyi'nde oylanan Kıbrıs tasarısını
veto eden Rusya, Rum kesimiyle bağlarının yanısıra, kendi içindeki sorunlu bölgelerin olası yararlanma isteğine karşı, ambargoların kaldırılmasını da veto edebilir. Fransa ise, hükümet içindeki Türk karşıtı unsurlar nedeniyle ambargonun kaldırılması önerisini reddedebilir.
Gazetede Türkiye hükümetinin de, KKTC'nin tanınması için yapmakta olduğu çağrıların "kısa kesilmesi" gerektiği de öne sürüldü. Konuyla ilgili yetkililere dayanarak, böylesi girişimlerin "verimlilik açısından ters etki" yapabileceğine dikk
at çekildi.

BBC: "AMBARGONUN TAMAMEN KALDIRILMASI ZOR"

İngiliz yayın kuruluşu BBC de, Kıbrıslı Türkler'e yönelik olarak yapılması planlanan ekonomik iyileştirmelerin, Ada'nın kuzeyini tatmin edip etmeyeceğinin kesin olmadığını belirtti. Avrupa Adalet Divanı'nın kararlarına göre, ambargonun tamamen kaldırılmasının zor olduğuna dikkat çekilirken, Rum tarafının, Ada'yı kendilerinin temsil ettiği yaklaşımına ters düşecek herhangi bir girişimle sert biçimde mücadele edeceği de ifade edildi.

INDEPENDENT:"RUM HÜKÜMETİ ACIMASIZ TAKTİKLER KULLANDI"

"Kıbrıs AB'nin Genişlemesine Gölge Düşürdü" başlığını kullanan İngiliz The Independent gazetesi, AB diplomat ve yetkililerinin Rumların tutumu ve liderleri Tasos Papadopulos'a öfkeli olduklarını belirtti. Rum hükümetinin kullandığı, sansür gibi "acımasız" taktiklere öfke duyulduğunu ifade eden gazete, bir İngiliz yetkilisinin "Rumlara açık bir sinyal göndermeliyiz" sözlerine yer verdi.
Buna karşın gazete, "Ancak AB'nin Rumlar üzerinde yeterli baskı yapıp yapamayacağı b
elli değildir. Tüzük konusunda anlaşma sağlanamazsa Rumlar'ın çıkarlarına zarar vermeyebilecek bir hukuki belirsizlik yaratılır" diye yazdı.

TELEGRAPH: "ÖFKELİ BM KIBRIS'TAN ÇEKİLİYOR"

İngiliz The Telegraph gazetesi, "BM Aracıları Kıbrıs'ı Terkediyor" başlıklı yazısında Rumların referandumda büyük bir çoğunlukla "hayır" oyunu kullanmalarına "öfkeli" BM müzakerecilerinin referandumdan bir gün sonra Kıbrıs'a çekilmeye başladığına dikkat çekti.

LE FIGARO: "ANNAN İÇİN KİŞİSEL BAŞARISIZLIK"

Fransız gazetesi Le Figaro da, AB'nin genişlemesine bir hafta kala Rumlar'ın Annan Planı'nı reddettiğine işaret ederek bu gelişmeyi BM Genel Sekreteri Kofi Annan için "kişisel bir başarısızlık" olarak nitelendirdi. Gazete, Türkiye'nin KKTC'ye uygulanan ambargonun kaldırılm
asını istediğini de belirtti.

ABC: "İHANETİN ÖDÜLÜ"

İspanya'nın önde gelen gazetelerinden ABC de, "Rum Şantajı" başlıklı başyazısında referandumda "hayır" diyenler AB'ye girerken, "evet" oyu kullananların dışarda kalmasını "ihanetin ödülü" olarak nitelendirdi. Gazete, "AB'nin genişlemesini bencil çıkar oyunları olarak görenler, Rum vakasında çok iyi bir cephane bulacak" yorumunu yaptı.

LA VANGUARDIA: AB STRATEJİ DEĞİŞİKLİĞİNİ GÖRÜŞÜYOR

Diğer bir büyük İspanyol gazetesi La Vanguardia da, Rumların reddinden rahatsızlık duyan Brüksel'in, Kıbrıslı Türkler'i ödüllendirmek için bir strateji değişikliğini görüştüğünü belirtti. AB'nin Kıbrıslı Türkleri ödüllendirmek için KKTC'nin tanınmasının dışında pek çok önlem alabileceğini de yazan gazete, referandumun sonu
cunun AB'nin Türkiye ile olan ilişkilerin parametrelerini değiştirebileceği yorumunu da yaptı. La Vanguardia, Kıbrıs'taki bölünmüşlüğün sürmesinin AB'de "hukuki" bir başağrısı yaratacağını da öne sürdü.
MILLIYET 26/04/2004

Kıbrıs ve Türk kimliği

KKTC halkı yüzde 65 oranda evet dedi. Kutluyorum. Çünkü Denktaş bile, KKTC için yeni ufukların açıldığını itiraf ediyor!
Belli ki, ambargo önemli ölçüde kalkacak. Hava, deniz seferleri, turizm ve ticaretin gelişmesi mümkün olacak. Tanınma da gündeme gelebilir.
Denk
taş, Rum kesiminin hayır diyeceği kesinleştiği zaman bile "Madem plan Rum oylarıyla reddedilecek, benim halkım 'evet'lerin yaratacağı fırsatları kazansın" diye düşünmedi maalesef.
Cumhurbaşkanı olarak ağırbaşlı davranamadı, bir parti lideri gibi sert bir "
hayır" kampanyası yürüttü! BM ile, ABD ile, AB ile kavgalı oldu, Ankara ile dahi çatıştı.
Şimdi, "evet"lerin yarattığı fırsatları gerçekleştirmek için yapılacak uluslararası girişimlerde böyle bir Denktaş olumlu bir rol oynayabilir mi?!
İstifa etmeliydi, a
ma madem etmiyor, artık Ankara ile uyumlu çalışmalı, KKTC'de inisiyatifi halkın Talat hükümetine verdiğini kabul etmelidir.
***
KIBRIS Türklerinin hem kendi aralarında hem Ankara ile kuvvetli bir dayanışma içinde olmaları, "evet"in meyvelerini toplamak içi
n şarttır. Aynı şekilde, KKTC halkında ortaya çıkan vahim "kimlik bölünmesi"ni aşmak için de şarttır.
"Kıbrıs Türkü" kimliği bir süredir "Kıbrıslı" ve "Türk" diye bölünüyor!
Denktaş yönetiminde geçen 30 yıl içinde yaşanmış sıkıntılar, Denktaş'ın iktidar gü
cünün etrafında bir 'çevre' oluşmasının yarattığı huzursuzluk, dünyadan soyutlanmanın doğurduğu bunaltı ve çözümsüzlük duyguları Denktaş'a karşı toplumsal bir tepki yarattı.
Denktaş ile Türkiye yapışık gözüktüğü için bu tepki Türkiye'nin imajını da olumsuz
etkiledi.
Türk bayraklarının Denktaş mitinglerindeki bolluğu ile, "evet" mitinglerindeki yokluğu bu vahim kimlik bölünmesinin acı fotoğrafıdır!
Rum kesimi ise, geçen otuz yılda dört lider değiştirdi, tanınmanın sağladığı rahata kavuştu, iki tarafın miting
lerinde de Yunan bayrakları var! Bu, Rumları zayıflatmıyor, güçlendiriyor.
***
BAŞBAKAN Mehmet Ali Talat geçmişte Türkiye'ye ağır, hatta kırıcı eleştiriler yöneltiyordu. Başbakan olarak elini taşın altına koyup uluslararası diplomasi savaşına girince gördü
ki, Türkiye ile beraber olmak büyük güçtür ve Türkiye ile el ele olmadan hiçbir şey yapılamaz.
KKTC'de Denktaş'a karşı gittikçe büyüyen muhalefet ile Türkiye ilk defa aynı çizgide buluşmuştur. Bunu hem "evet"lerin meyvelerini toplamak, hem kimlik planında
"Kıbrıslı" ve "Türk" ayrışmasının yaratacağı krizlerden kurtulup "Kıbrıslı Türk" kimliğini onarmak için iyi değerlendirmek lazımdır.
Denktaş kamplaşmanın kimlik sorunlarına bile yol açtığını görerek Talat'la uyumlu çalışmalıdır. Talat da Türkiye ile el el
e olmanın hayati önemini tecrübeleriyle kavramış bir lider olarak artık "Kıbrıslı Türk" kimliğini 'bayrak' ile de sergilemelidir.
Önümüze açılan fırsatları iyi değerlendirmenin temel şartı, KKTC'de hükümet krizi olmaması, şimdiki hükümetin devamı ve bütün
liderlerin dayanışma içinde olmalarıdır, Ankara ile el ele çalışmalarıdır ve bunun ifadesi olarak "Kıbrıslı Türk" kimliğinin güçlendirilmesidir.
TAHA AKYOL MILLIYET 26/04/2004

Talat - Serdar Denktaş uzlaşması

LEFKOŞA

KKTC'de evet oylarının yüzde 65 oranında çıkmasının iç siyasete ilk yansımaları gerginliğin tırmanması şeklinde oldu.
Başbakan Mehmet Ali Talat'ın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın istifasını istemesi, Talat yanlısı grupların Cumhurbaşkanlığı önünde gösteri yapması, BDH lideri Mustafa Akıncı'nın
hem Rauf Denktaş'ın hem de Serdar Denktaş'ın istifalarını talep etmesi, referandum gecesi Lefkoşa'daki siyasi tansiyonu hızla artırdı. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, istifasına gerek olmadığı yönünde yaptığı açıklama, buna karşılık Başbakan Talat'ın yüzde 65 evet oyuna uygun bir siyasi mekanizma kurulması gerektiğini belirtmesi, siyasette artık Denktaş'a yer olmadığını vurgulaması ilk gece gerginliği doruğa çıkarttı.
Bu gerginlik dün sabah saatleri itibariyle etkisini sürdürüyordu. Demokrat Parti milletvekilleri
Ahmet Kaşif ve Ünal Üstel'in istifa edecekleri veya partiden ihraç edilecekleri haberleri gerginliğin hükümet sorununa dönüşeceği beklentisine yol açtı. İki milletvekilinin ayrılmasıyla CTP-DP koalisyonunun bozulacağı ve yerine CTP-BDH koalisyonunun kurulacağı söylentileri çıktı.
Kulislerde bu haberler dolaşırken, dün sabah saatlerinde görüştüğümüz KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, hükümetin devam edip etmeyeceğine Başbakan Mehmet Ali Talat'ın karar vereceğini belirtti. Talat'ın
devam etmeme kararı vermesi halinde partisinin muhalefet görevini üstleneceğini belirten Serdar Denktaş, "Ancak bu aşamada bir hükümet krizi yanlış olur. Hükümeti bozan taraf biz olmayız. Yine Cumhurbaşkanı'nın istifası da doğru olmaz. Gün birbirimizle kavga etmemiz gereken gün değildir. Tam aksine uluslararası girişimlerde bulunmak, Türkiye ve KKTC'nin haklarını talep etmek günüdür. Ben hükümetin devam etmesinin doğru olacağına inanıyorum" dedi.
Serdar Denktaş iki milletvekilinin durumuyla ilgili şu değer
lendirmeyi yaptı:
"Şimdilik istifaları söz konusu değil. Bir disiplin kurulu süreci yaşanabilir. Bu sorunların parti içinde çözülmesi gerektiği kanaatindeyim ama kararı verecek olan disiplin kuruludur. Bazı sıkıntılar söz konusuydu. Sadece iki milletvekili
miz değil, 10 kadar arkadaşımızla ilgili bir sıkıntı yaşanıyordu."

Uzlaşma
Dün sabah saatlerinde gözlenen gerginlik akşam saatlerinde Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın görüşmeleri sonrasında değişti. Talat-Serdar Denktaş görüşmesi uzlaşmayla sonuçlandı. Talat ve Serdar Denktaş'ın iç siyasi çekişmeleri bir kenara bırakarak dışarıya dönük ortak girişimlerde bulunma kararı aldıkları öğrenildi. Talat ve Serdar Denktaş'ın bugün ortak bir basın toplantısıyla aldıkları bu kararı
açıklamaları bekleniyor. Görüşme sonrasında kısa bir açıklama yapan Serdar Denktaş, "Hükümete devam kararı aldık. Birbirimizle daha uygun ortak bulamayacağımızı kararlaştırdık" diyerek uzlaşmayı doğruladı.
Talat ve Denktaş'ın KKTC'ye uygulanan ambargonun k
aldırılması, ticaretin geliştirilmesi, Rum tarafıyla da ticari temaslar kurulması gibi bir seri girişimler içeren ortak bir paket açıklamaları bekleniyor. Talat ve Serdar Denktaş'ın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la da temasa geçecekleri ve bu aşamada bir cumhurbaşkanlığı sorunu yaratılmasının doğru olmayacağı yönünde vardıkları kararı iletecekleri öğrenildi.
Başbakan Mehmet Ali Talat'ın, De Soto'nun bugün yapacağı veda ziyaretinden sonra Cumhurbaşkanı Denktaş'a giderek Serdar Denktaş ile birlikte aldıkları kar
arları Cumhurbaşkanı'na sunacağı kaydedildi.
Referandumun hemen sonrasında ortaya çıkan gerginlik dün akşam saatlerinde yaşanan gelişmelerle giderilmiş gibi görünüyor.
Başbakan Talat'ın yüzde 65'lik evet oyunu, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın istifası ve bir erke
n seçime dönüştürme girişimlerini şimdilik gündemden kaldırdığı veya ötelediği gözleniyor.
Referandum sonrasında oluşan yeni koşullarla Türkiye ve KKTC'nin ihtiyacı da, iç siyasi çekişmelerin geride bırakılıp ortak girişimlerde bulunulmasından geçiyor.
FIK
RET BILA MILLIYET 26/04/2004

Milat



Atina- Kıbrıs'ta referandum için Gallup'un Yunanistan'da yaptığı araştırmaya göre, Atina'da Yunanların yüzde 44'ü Annan Planı'na HAYIR görüşündeydi. Yüzde 40'ı EVET diyordu. Yüzde 6'sı, kararsızlar ya da görüş bildirmeyenlerdi.
Buna karşılık Kıbrıs Rum kesiminden referandum sonuçları ortada. Aradaki fark çok büyük.
Atina izlenimlerimle bu farkın yorumu:
1- Geçmişin kanlı anıları burada artık unutulmaya yüz tutmuş.
2- Referandum sonucu Kıbrıs'ta EVET çıksaydı, Yunanlılar
la, Türkiye Türkleri bir arada yaşayacak, birlikte siyaset yapacak değillerdi.
3- Yunanlıların büyük bölümü, tıpkı Türkiye'deki Türklerin büyük bölümü gibi, artık önlerinde sürekli bir Kıbrıs sorunu olmasından bıkmışlar. Çözüm istiyorlar.
4- Yunanistan'da
Sosyalist Parti liderleri hatta komünistler bile EVET'ten yana olduklarını açıklamışlardı. Eski Başbakan Smitis ve Sosyalist Pasok'un Başkanı Papandreu bunu net söylemişlerdi.
İktidardaki Yeni Demokrasi Partisi ise, kararı özgür Kıbrıs devletinin özgür hal
kının iradesine bıraktığını söylemişti ama, EVET'e biraz daha yakın duruyordu. Liderlerin etkileri nedeniyle de oylama Yunanistan'da yapılsaydı, Gallup'un ortaya koyduğu orandan hayli yüksek EVET çıkabilirdi.
Zaten, HAYIR sonuçları açıklandıktan sonra, Ati
na'da yaşam, sanki hiçbir şey olmamışçasına "keyifli" sürdü. Kaldığım otel parlamento binasının tam karşısında olduğu için önündeki meydan siyaset gösterilerinin yapıldığı merkez sayılabilir. Saat 20.00 dolaylarında sayıları 300 - 400'ü ancak bulan gençler, sonucu kutlayan bir yürüyüş yaptılar.
"Kıbrıs'ın da ilhakını öngören" ENOSİS sloganları attılar.
Gördüğüm kadarıyla hepsi bu kadar.

Kesişen ve ayrılan

Yunan televizyonlarında ünlü gazeteciler, her partiden etkin politikacılar - küçük farklar bir yana bırakılırsa - genelde aynı ortak paydada yer alan yorumlar yaptılar.
Şöyle ki:
1- Kıbrıs Rum kesimi, bu yüksek oranda HAYIR ile Annan Planı'nı protesto etti.
2- Bu yüksek oranda HAYIR'ın bir diğer mesajı Türklerle bir arada yaşamak istemediklerini ortaya koy
mak olabilir.
18 - 44 yaş grubunun, yani geçmişin kanlı olaylarının travmasını az taşıması gereken genç kesimin en yüksek oranda HAYIR oyu kullanmış bulunması böyle yorumlanıyor. Daha yaşlı kesim, daha düşük oranda HAYIR demiş. Onların da Kuzey'de anıları,
malları, beklentileri var.
3- KKTC'nin üzerinde ambargo ve diğer yaptırımlar kalkabilir ya da hafifleyebilir.
4- Türkiye kartlarını iyi oynamıştır. AB'ye, ABD'ye ve tüm dünyaya çözüm için iyi niyetini kanıtlamıştır.
Türkiye'nin AB üyeliğine tarih için artık Yunanistan'ın, Kıbrıs nedeniyle karşı çıkması pek mümkün değildir.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Papadopulos'un veto oyu kullanmak için bir nedeni olamayacak.
5- Yunanistan artık Türkiye ve Kıbrıs politikalarını birbirinden ayırmalıdır.
Türkiye'yle kurulmuş olan
iyi ilişkiler sürmelidir. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği desteklenmelidir.

Küçük notlar

Genel ortam bu.
- Toplumun hafızasından kötü kayıtlar giderek silinirken...
Türk düşmanlığı üzerinden siyaset yapmak da, Yunanistan'da artık prim yapmıyor.
- Ekonomik durumu çok yüksek düzeye gelmiş Yunan halkı artık savaş kabusu yaşamak istemiyor.
- Kıbrıslı Rumların, Yunanlıları pek de sevmedikleri hatta Yunanistan'dan bekledikleri siyasi ve askeri desteği bulamamış olmaları nedeniyle kızgın oldukları söyleniyor.
İngiltere ve diğer ülkelerdeki Kıbrıs Rum diyasporası oralardaki Yunanlılara soğuk davranıyor. Yunanlıların da onlara çok sıcak baktıkları söylenemez.
Yunanistan'daki Rumcayla Kıbrıs'ta konuşulan Rumca arasında büyük farklar var. Zaman zaman birbirlerini
anlamakta bile güçlük çekiyorlar.
- Toplumların ekonomik düzeyleri yükseldikçe kendilerine, uçlara varan ulusal ya da dini tutuculuk duygularıyla avuntu aramaları azalıyor.
GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 26/04/2004

Tecrit bitiyor



Referandumda çözüme 'evet' diyen Kıbrıs Türkleri, 24 Nisan 2004'te bir tür 'milad' yarattılar.
Adanın bölünmüşlüğü, güneydeki yüzde 76'lık 'hayır' ile tescil edildi ve belki görünür gelecek için kalıcılaştırıldı, ancak Kıbrıs Türkleri ve Türkiye, bu bölünmüşlüğün siyasi sorumlusu değ
il artık.
Kıbrıs Türkleri'nin, 1 Mayıs'ta Rumlar'la birlikte ve onların siyasi eşiti olarak, Avrupa Birliği'ne (AB) girmesinin yolu, Rum oylarıyla kapandı, ama Kıbrıs Türkleri için yine de yepyeni bir başlangıç oluşturdu referandumlar. Bu, adanın kuzeyine
yönelik uluslararası tecrit politikasına son verilmesinin başlangıcıdır.

Gözler Annan'da

ABD'nin referandumların sonucuna ilk resmi tepkisi, Bush yönetiminin Kıbrıs konusunda bundan sonraki politikasını ve adımlarını belli etmeden önce, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'ni bekleyeceğini gösterdi.
Genel Sekreter Kofi Annan ve BM Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto başta olmak üzere, Kıbrıs'ta çözüm için çalışan tüm BM personeline takdirlerini ileten ABD Dışişleri Sözcüsü Richard Boucher, Washingto
n'ın nasıl bir tavır izleyeceğinin işaretini vermeksizin, Genel Sekterer'in BM Güvenlik Konseyi'ne sunacağı raporu beklediklerini vurguladı.
Bu vurgunun anlamını sorduğum bir ABD'li kaynak, Kıbrıs politikasında şimdi "ciddi bazı değişiklikler yapmalarının
gerekebileceğini," ama bunun öncesinde, çözüm çabasının durduğunun BM tarafından tescilinin gerektiğini belirtti.
Genel Sekreter'in Rum liderlerin referandum öncesindeki tavrından "çok büyük hayal kırıklığı" duyduğunu da aktaran yetkili, "De Soto, sonuca
tepkisi sorulunca, 'Dilimi ısırmam gerekir' diyerek içinden geçeni söylememiş. Biz, rahat konuştuğunda neler söyleyebileceğini gayet iyi biliyoruz" diyordu dün sabah.
Rumlar, BM'ye karşı

ABD'nin, topu Annan'a bırakmasının iki anlamı var.
Birincisi, Rum tarafı, verdiği 'hayır' oyu ile, esasen BM Genel Sekreteri'ne, ona iyiniyet misyonunu veren Güvenlik Konseyi'ne ve onların temsil ettiği uluslararası topluluğa karşı gelmiş oldu. Bugüne dek her zaman, BM kararlarını kendi tezlerinin bir numaralı desteği sa
yan ve uluslararası toplulukla aynı çizgide olan Rumlar, şimdi tamamen tersi bir konuma düştüler.
İkincisi, Tasos Papadopulos başta olmak üzere Rum liderlerin "Annan planından başka çözüm fırsatları olacaktır. 'Hayır' oyu, çözümsüzlükten yana olmak demek
değildir" diye propaganda yapması, Bush yönetiminde de, BM Genel Sekreteryası'nda da tepki yarattı. Washington'daki yetkililer, Rum liderlerin iddiasının aksine, en azından yakın gelecekte yeni bir çözüm fırsatı olmayacağını ısrarla vurguluyorlar. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın bize geçen hafta söyledikleri de aynı yöndeydi:
"'Hayır' oyunun ertesi günü Genel Sekreter'in veya BM'nin ne yapmasını bekleyebiliriz ki? Kıbrıslılar bir çok yıldır ilk kez ortaya çıkan bir uzlaşma ve çözüm fırsatını reddetmiş olacaklardır. Sanıyorum ve öngörüyorum ki, bu kez reddedilirse, böylesi bir fırsat daha onyıllarca gelmeyecektir."
Şimdi Annan'ın, "Bunca çaba verdiğimiz, taraflara dengeli davranan, uluslararası kabul gören çözüm planı reddedildi. Benden bu kadar" benzer
i bir mesaj vermesi bekleniyor. Bu mesaj, Rumlar'ın tercihi olan çözümsüzlüğün, adadaki Türkler'i mağdur etmesini önlemeye yönelik girişimleri meşrulaştıracak.

Tarihi muhasebe

Washington'daki yetkililer, Kıbrıs'ın kuzeyinin tecridine son verileceği konusunda net konuşuyorlar. Ancak ABD'nin üzerinde durduğu olası açılımların aşamalı bir sürece yayılmasını ve AB ile koordineli yürütülmesini bekleyebiliriz.
AB, adanın kuzeyine altyapı fonları ve mali yardım aktarmaya başladığı anda zaten ambargo rejimi fiilen
delinmiş olacak. ABD, bunu özellikle turizmi teşvik edecek bazı girişimlerle, ticari adımlarla ve KKTC yetkilileri ile Washington arasında yeni bir diyalog kanalı kurarak desteklemeye hazır görünüyor.
Washington'da Kıbrıs konusuyla çok yakından ilgili bi
r yetkilinin bize haftasonunda söyledikleri, ABD'nin de gelinen noktada "tarihi sorumluluk" hissettiğini ortaya koyması bakımından önemli:
"Biz, Kıbrıs'ın AB üyeliğini desteklerken, bu politikanın, o güne dek çözüme isteksiz davranan Türk tarafında tutum d
eğişikliği yapacağını hesaplamıştık. Bu açıdan, haklı da çıktık. Kuzey Kıbrıs halkı ve Ankara, zamanın aleyhlerine işlediğini gördü ve çözüm için ağırlığını koydu. Ancak öngöremediğimiz, çözüm yanlısı davranan Rum tarafının 'AB üyeliği nasıl olsa garanti' diyerek çark etmesiydi."
İşte şimdi Washington, böylesi bir tarihi muhasebeyi AB ile paylaştığı içindir ki, KKTC'nin mağduriyetine son verme sorumluluğunu da hissediyor. Aynı zamanda, çözüme giden yolun günün birinde yeniden açılabilmesinin, Kıbrıs Türk ta
rafının bu aşamada desteklenmesinden geçtiği de biliniyor.

Hata yapmayalım

Bu süreçte, Türkiye'nin izleyeceği politika son derece önemli.
ABD'nin ve uluslararası topluluğun, Türk tarafındaki referandum sonuçlarıyla adı net biçimde konulan 'çözüm yanlısı' tavra verdiği desteğin somut açılımlarla sürmesi, bu desteğin Ankara tarafından doğru okunmasına bağlı.
Washington, taksim fikrini benimsemiyor. Daha uzun süre yeni bir çözüm fırsatı olmayacağını resmen ilan ederken bile, bölünmüşlüğün 'nihai durum' olara
k benimsenmesinden yana değil.
ABD ve uluslararası topluluğun diğer üyeleri, Türkiye'nin KKTC ile birleşmek ya da gümrük birliği yapmak, savunma paktı kurmak vb. adımlar atması halinde, buna destek vermeyeceklerdir. Esasen, böylesi girişimlere zemin bırak
mamak için de, KKTC ile 'özel bir ilişki' başlatmanın ve adanın kuzeyinin mağduriyetini azaltmanın yolunu arıyorlar.
Washington kaynakları, AKP hükümetinden, Türk Dışişleri'nin kurmaylarından ya da KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'dan "uluslararası topluluk
ile son dönemde sağladıkları armoniyi bozacak herhangi bir adımın işaretini almadıklarını" memnuniyetle belirtiyorlar.
Ancak bir ABD yetkilisinin deyişiyle, "Kendi toplumuna ters düştüğü sandıkta kanıtlanan" KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Türkiye'de
giderek daralan yandaş çevresinin yaklaşımları, Washington'da temkinle izlenmeye devam edecek.
ABD başkentinden, önümüzdeki dönemde, Kıbrıs Türk halkının tecridine son verirken, Rauf Denktaş'ı açıkça ve artan biçimde tecrit eden jestler gelirse şaşırmayalı
m.
YASEMIN CONGAR MILLIYET 16/04/2004

Papadopulos: 'Ohi' yolun sonu değil...



LEFKOŞA, RUM KESİMİ
KIBRIS Rum Cumhurbaşkanı Tassos Papadopulos, dün buradaki bir grup yabancı gazeteciye verdiği demeçte, referandumda Rum kesiminden "hayır" çıktığı halde, çözüm yolunun sonuna gelinmediğini, yeni bir sürecin başlayacağına inandığını söyledi. Rum lider bu konuda Kıbrıs Türklerinin bu yeni girişimlere yardımcı olmasını istedi ve bugün (pazartesi) AB yolu ile Kuzey Kıbrıs halkının kalkınmasını sağlayacak bir ek
onomik destek paketini açıklayacağını bildirdi. Papadopulos'a şu iki soruyu sorduk:
1- Türkiye Annan planını artık ölü sayıyor, yeni müzakereler - eğer olacaksa -hangi esaslar üzerinde yapılacak?
2- Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Rumların "hayır" demesi
nden sonra adanın bölünmüşlüğünün kalıcı hale geldiğine ilişkin sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
***
BİRİNCİ soruya yanıtı özetle şöyle: "Daha önce de benzer BM planlarının 'öldüğü' söylenmişti. Oysa, ondan sonraki her yeni planda, eskisindeki birçok
unsur aynen yer aldı... Şimdi de istenilen şey, planda Rum tarafına haksızlık eden bazı hususların değiştirilmesidir.
Referandumdan çıkan 'hayır' çözüme değil, sadece planda yer alan olumsuzluklara karşıdır. Müzakareler için yeni bir inisiyatifin başlatıla
cağına, buna AB'nin de katkıda bulunacağına inanıyorum. Bu hemen başlayacak değil tabii. Biraz zaman alabilir. Ama gene BM çerçevesinde gerçekleşecektir..."
Papadopulos ikinci soruyu yanıtlarken, Gül'ün "taksim"den söz etmesinden üzüntü duyduğunu söyledi v
e şöyle devam etti: "Denktaş da hep iki egemen devletten bahsetti. Bu konudaki ısrar, Kıbrıs Rum halkını iki kere dikkatli davranmaya ve planın adayı bölecek olan hükümlerine karşı çıkmaya sevk etti..."
Kısacası Papadopulos, referandumdaki "ohi"nin adadaki
statükonun - dolayısıyla bölünmüşlüğün - devamına yol açacağına inanmıyor. Kısa bir süre sonra uluslararası camianın (BM, AB gibi) yeni inisiyatiflere girişip tarafları masaya oturtmaya çalışacağını umuyor. Bu görüş, "hayır" yanlısı diğer partilerin (AKEL dahil) yetkilileri tarafından da paylaşılıyor. Kıbrıs Rum diplomasisi şimdi bu amaca yönelik uluslararası girişimlere hazırlanıyor.
***
PAPADOPULOS'un diğer konularda söyledikleri, bundan sonra izleyeceği politika hakkında bir fikir veriyor:
• KIBRIS TÜRK
LERİNE MALİ DESTEK: Lüksemburg'da Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı bugün, Papadopulos'un değindiği "ekonomik paketi" ilan edecek. Rum yönetimi bu şekilde, AB nezdinde, bütün Kıbrıs adına konuşmak olanağını bulacak, Türklere de AB'nin yardım avantajlarını sunmuş olacak...
• AMBARGO: Papadopulos'a göre, bazı uluslararası kuruluşlar (IATA gibi) tanımadıkları KKTC'ye kısıtlamalar uyguluyor. Bazı kısıtlamalar da AB Mahkemesi tarafından konmuş bulunuyor... Eğer şimdi uluslararası camia ambargoyu kaldırmak isterse, Rum
yönetimi AB'ye katılınca (önümüzdeki hafta) vetosunu kullanır mı? Papadopulos AB'nin adayı bir bütün olarak kabul ettiğini söylüyor ve zımnen veto ile bir engellemeye gitmeyi düşünmediği mesajını veriyor...
• AB İLE İLİŞKİLER: Rum kesimi, 1 Mayıs'ta Kıbrı
s Cumhuriyeti adı altında AB üyesi oluyor. Bu, adanın siyasi coğrafyası açısından bir sorun. Ama Papadopulos yönetimi, "tüm ülke"nin temsilcisi olarak yerini alıyor. AB bu konuda nasıl bir tavır alacak, göreceğiz... Verheugen'in "Papadopulos beni aldattı" şeklindeki demeci Rum liderini üzdü, ama dünkü ifadesi "Bu da unutulur, geçer" anlamını taşıyordu.
Referandumda "ohi" demelerine ve bu nedenle şimdilik dış dünyanın şimşeklerini üzerlerine çekmelerine rağmen, Kıbrıs Rumlarının tutumlarını ısrarla sürdürmel
erinin ve bir şey olmamış gibi hareket etmelerinin nedeni de, ("AB faktörü"nün de güçlendirdiği) bu güven duygusu olsa gerek...
SAMI KOHEN MILLIYET 26/04/2004

Kuzey Kıbrıs'ta evet ekonomiyi rahatlatmaz



Hafta sonunda gerçekleşen referandumla Kıbrıs'ta yeni sürece giriliyor. Aslında Annan planının referanduma sunulması kararı alınırken tarafların ve ilgili diğer ülkelerin beklediklerinden farklı sonuç ortaya çıktı. Referandum sürecinde Rum tarafındaki sloganlar ve oylama sonuçları Ada'da toplumların birlikte yaşama konusundaki düşüncelerini ve kimin uzlaşmadan yana olduğunu ortaya koydu. Konu dünya kamuoyuna iyi anlatılırsa Türk tarafının uluslararası camiadaki soyutlanmışlığının azaltılması söz konusu. Ayrıca bu sonucun AB ile müzakerelerde Türkiye'ye önemli hareket alanı sağladığı da haklı olarak ileri sürülebilir. Ancak avantajlardan yararlanmak kolay olamayacak.
Ortaya çıkan sonucun çözüm olmadığı açık. Mevcut statüko da, Türk tarafının çözüm konusundaki istekliliğini net bir şekilde açıklaması ile orta
dan kalktı. KKTC'de bir siyasi kriz olasılığı referandum sonrası ortaya çıkan ilk gelişmelerin ortaya koyduğu gibi hiç de az değil. Sonuçta ortada ciddi belirsizlik var.
Rum tarafı bu hafta AB üyesi olarak karar süreçlerinde söz sahibi olacak. AB'ye üyelik sürecindeki Türkiye ile Rum kesiminin ilişkileri uluslararası hukuk ve diplomasi açısından oldukça ilginç örnekler sergileyecek.
Kıbrıs'ta bundan sonra yaşanacak sürecin öncekinden daha kolay olmayacağını düşünüyorum. Hele tüm dünya, Türklerin çözümden ya
na olduğunu gördü, bütün kapılar bize açılır gibi gerçekçilikten uzak değerlendirmelere kapılarak spekülatif kazançlara çanak tutmak çok yanlış. Gerçek dışı beklentilerle şişirilen balonlar çabuk patlar. Sonuçları da ağır olur. Ekonomik kaygılar müzakerelerde Türkiye'nin yumuşak karnı olur.

Soğukkanlı olmalıyız
Bu aşamada durumumuzu soğukkanlılıkla değerlendirmek gerekiyor. Enflasyon ve büyümedeki başarılara karşın hâlâ borç yükü yüksek ülkeler arasındayız. Son üç yıldaki yapısal reformlarla ekonominin işleyişinde önemli ilerlemeler sağladık. Ancak kamu, mali sektör ve şirketler kesiminde mevcut yönetişim yapıları henüz gelişmiş ülke standartlarının çok gerisinde. Bu zafiyetler geçen yıl uluslararası likidite bolluğu gibi konjonktürel unsurların ve AB sürec
inde kaydedilen ilerlemelerin etkisiyle piyasalarca bir ölçüde görmezden gelinmişti. Ancak gelişmiş ülkelerin sürdürülmesi mümkün olmayan para ve maliye politikalarından kaynaklanan, yatırımcıların gelişmekte olan ülkelere ilgisinin bu şekilde devam etmesi mümkün görünmüyor.
Avrupa'da resmi ağızlar Rumlar'dan gelen reddin hayal kırıklığı olduğunu söylüyor. Ancak bunu "özgür Avrupa için iyi, Brüksel komiserleri için kötü haber" diye nitelendiren Avrupalı muhalefet liderleri de var. (Le Monde 24 Nisan 2004) Kıbrıs sorunu son bir yılda mali piyasaların Türk ekonomisi ile ilgili değerlendirmelerinde ön plana çıktı. Önümüzdeki dönemde de Kıbrıs AB ile ilişkilerde sorun olmayı sürdürecek. Bu, aynı zamanda mevcut durumun Türk ekonomisi için hassasiyet kaynağı olmayı sürdüreceğini gösteriyor.
Yatırımcıların risk alma iştahının azalması ve AB ile müzakerelere başlama kararının alınmasına yaklaşıldıkça Avrupa tarafında daha da belirginleşecek farklı görüşlerin, ekonomiye etkisi, çalkantıların artması yönünde olacaktır.
Suların durulmasını ekonominin içsel dayanıklılığını artıracak ekonomik politikaların yeniden ön plana çıkarılmasını sağlar. Ekonomide kırılganlık yaratabilecek sorunlara süratle çözüm üretilmesinin ve zamanında ve doğru kararların alınmasının çok önemli olduğu bir döneme giriyoruz. AB'ye üyelik sürecinde şimdi çok daha yoğun çaba göstermek gerekmekte. Ancak bu durumun ekonomide gösterilmesi gereken çabaları ikinci plana itmemesi gerekir. Ekonomik durum, AB sürecinde müzakere gücümüzü belirleyecektir.
FAI
K OZTRAK MILLIYET 26/04/2004

"Yes be anem!"



RUMLAR, istedikleri kadar "Ohi" desinler, bizimkiler kapı gibi mühürlerini "evet"e basıp, kestirip attılar.
Perşembenin gelişi, geçen çarşambadan belli olduğu için biz, kaç gün, hatta ay önceden "Bu iş bitti, Kıbrıs gitti!" diye yazdık.
Evet, Kıbrıslı Türklerin çoğunluğu "Evet" diyerek Annan planını onayladı.
* * *
BELKİ de dünyada ilk defa böyle bir halkoylaması yapılıyor, "bir halk"tan okumadığı, bilmediği bir plana "evet" ya da "hayır" denmesi isteniyordu.
"
Hayır" diyenlerin bir mazereti olabilir, ileride kendilerini savunur, "Okumadığımız, bilmediğimiz bir plana hayır, dedik!" diyebilirler.
Ya "evetçiler" onların mazereti ne?
Okumadan bilmeden bir toplumun kaderini tayin etmek!
* * *
HELE şu halkoylamasının
kesin sonucu ilan edilsin, Meclis oylasın, o zaman mahut planda neler olduğunu, nelere "evet" dendiğini göreceğiz.
* * *
"HİÇ öyle şey olur mu?" diyenleriniz hala varsa, onlara cuma günkü Milliyet'te, Utku Çakırözer imzalı haberi okumalarını şiddetle tavsi
ye ederiz.
"Bundan böyle, Türk savaş gemileri, Kıbrıs hükümetinden izin almadan Kıbrıs karasularından geçemeyecek."
Planda böyle bir madde var, bizim hariciye şaşırmış, böyle bir maddeden haberleri yok! Meğer, bu madde plana bizimkilerin haberi olmadan kon
muş, şimdi itiraz etmişler; dinlerlerse!
Türkiye'de anamuhalefet partisi CHP'den bile gizlenen plan ortaya çıksın, kim bilir içine neler konmuş, ne kazıklar atılmış, göreceğiz.
Bekleyin, pek yakında, ya da az sonra!
* * *
KIBRIS'ta "evet" oyu verenlerin, n
için böyle davrandıklarını araştırmak gerek.
Anladık, dış baskı, iç baskı, Avrupa parası, şu, bu, o, hepsi olabilir, ama Kıbrıs'ın yani KKTC'nin iyi yönetilmediği de ortada, ekonomik durum her şeyin aynası...
Kim suçlu?
1974'ten beri Türkiye iyi yönetildi
de, Kıbrıs mı kötü yönetildi?
Geçiniz!
Tamam, 1960'lar, 1970'ler, şehitler, dökülen kanlar, kahramanlar, hepsi var ama, adam bugün açsa, adam "Ben Kıbrıslıyım, ben Türk değilim!" diyorsa, ona bunları bugüne kadar anlatamamışsan, bundan sonra da anlatamazdı
n, anlatamadın da.
Bunu görmezlikten gelebilir miyiz?
* * *
KIBRIS'a bundan sonra barış gelecekmiş...
Kim söylüyor bunu?
Yeni moda barışseverler!
İyi de, Irak'a asker gönderilsin diye malum yerlerinizi yırtarken, Özal gibi "Bir koyup üç alacağınızı" sanırk
en Türk çocuklarını Irak çöllerine göndermeye çalışırken, Meclis tezkereyi kabul etmeyince "Şimdi yandık!" diye feryat etmek sizin barışın alameti mi?
* * *
NEYSE, olan oldu, bize göre, biten de bitti...
Kıbrıslılar da başlarının çaresine bakarlar.
Bundan
sonra, Kıbrıs için bir damla kanımız da olmamalı, bir liramız da...
Anlatabildik mi?
* * *
HAA az kaldı unutuyorduk, Kıbrıslı Türkler Rumlarla bir çatı altında toplanırlarsa "14 Eylül" tarihini asla unutmasınlar.
Çünkü bu tarih, Rumlar tarafından şeref gün
ü olarak ilan edilmiştir.
Nedir, ne olmuş diyeceksiniz.
Biz "9 Eylül"ü, İzmir'in dolayısıyla Anadolu'nun Yunan işgalinden kurtuluşu olarak kutluyoruz, onların da "14 Eylül" gerekçesi şu:
"Kıbrıs halkı, 14 Eylül 1922'de yerlerinden edilen ve soykırıma maruz
kalan Küçük Asya Elenlerinin bugününü anı ve şeref günü ilan eder."
Meğer, Kurtuluş Savaşımız, soykırımmış!!!
Anadolu'yu işgal eden, İzmir'i yakıp yıkan, kaçanlar da soykırımın mağdurları...
Kıbrıs ağzıyla:
"Yes, be anem!"
HASAN PULUR MILLIYET 26/04/2004

Kıbrıs'ın geleceği



Kıbrıs'ta Türk ve Rum toplumlarının tek devlet altında AB üyesi olmalarına ilişkin çözüm planı Kuzey'den çıkan 'evet'e karşılık Güney'in 'hayır' oylarıyla tarihin arşivine kalktı.
Böylece Kıbrıslı Rumlara 1 Mayıs'ta AB yolu açıldı.
Aslında bu süreç Lüksemburg zirvesiyle başlamış, 11 Aralık 1999'da Türkiye'nin aday ülke olarak ilan edildiği Helsinki zirvesinde Ecevit hükümetince de teyit edilmişti. Gerçi Başbakan Ecevit bu duruma itiraz etmiş ve itirazlarını AB dönem Başkanı Finlandiya
Başbakanı Lipponen'e bir mektupla bildirmişti.
Lipponen de Başbakan Ecevit'e Helsinki Kararı'nın 'resmi eki' niteliğinde bir metin fakslayarak Ankara'nın Kıbrıs'la ilgili itirazı karşısında şu güvenceyi vermişti:
'Kıbrıs'la ilgili paragrafta, görüşmeler sü
rerken Kıbrıs'ın AB'ye alınacağı kastı yoktur, kastedilen AB'nin o gün koşulları gözden geçireceğidir.'
Helsinki'nin üzerinden dört yıl geçti.
2004 1 Mayıs'ında Güney Kıbrıs, tek başına AB üyesi oluyor. Kuzey'deki Türkler, yüzde 65 'evet' oyuna karşılık du
rumu buruk bir sevinç, hatta hüzünle izliyorlar.
Çünkü 'Nasıl olsa Rumları tek başına AB'ye almazlar, alsalar bile bu KKTC'nin lehine olur' diye yıllardır ipe un seren 'Denktaşçı çizgi'nin muhalefetine karşın son aylarda görüldü ki, diplomasiyle de zafer k
azanılırmış! Denktaş ve ekibi, 2002 Kopenhag zirvesi ve ardından yapılan Lahey görüşmelerinde çözüme 'evet' diyebilseler Rumların 1 Mayıs'a bir hafta kala Kuzey Kıbrıs'ı anlaşmanın dışında bırakma şansları kalmayacaktı.
Annan Planı ile adanın Türklerin eli
nden alınacağı varsayımı boşa çıktı. Tersine Rumların referandumda 'hayır' demeleri sonucu KKTC ebediyen Türklere bırakıldı!
Ancak bugün avantaj gibi gözüken bu durum 1 Mayıs'tan itibaren AB pasaportu taşıyacak Kuzey'deki Türklerin, giderek Güney'in çekim
alanına girmesini sonucunu doğurursa ne olacak?
KKTC'ye uygulanan ekonomik ambargonun kalkmaması durumunda da adadaki refah uçurumu büyüyecek. Kıbrıs asıl o zaman kaybedilmeyecek mi?
Referandum sonucunu davul zurna ile karşılamak yerine, olacakları görmek
gerekiyor.
Adada bir siyasi hesaplaşma kaçınılmaz görünüyor. 'Bundan sonraki süreçte Denktaş'a yer yok' diyen Başbakan Mehmet Ali Talat'ın baskısıyla KKTC erken seçim ortamına sürüklenebilir.
Denktaş'ın bu aşamada istifa etmeyeceği anlaşılıyor.
KKTC Cumhurbaşkanı, Kopenhag'dan bu yana izlediği müzakere sürecine inanmayan tutumu sonucunda 1 Mayıs'a kadar direnilebilirse AB'nin Kıbrıs'ta ortak bir çözüme mecbur kalacağına inanıyordu.
Bu plan tutmadı. Hayırcı Rumlar AB üyesi oldu, evetçi Türkler dışarıda kaldı
! Kıbrıs'ın geleceğini soğukkanlı tartışmalıyız.
DERYA SAZAK MILLIYET 26/04/2004

Kıbrıs'ta fırsat


Kuzey Kıbrıs'ta "evet" kazandı. Oylamadan bir gün önce, Güney'de "hayır" oylarının çoğunlukta olacağı belli olmuştu. Kuzey'de birçok kişi, sırf Güney'de "hayır" çıkacağını düşündüğü için, bilinçli olarak "evet" oyu kullanıp dünya kamuoyunu kazanmayı yeğledi.
Kıbrıs'ta bir kumar oynandı ama istediğimiz oldu. Hem masadan kaçan tarafın Türkler olmadığı anlaşıldı hem Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği yolunda
bir iyi niyet gösterisi yapıldı hem de Annan planı reddedilmiş oldu. Alınan sonuç, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs için bir başarıdır. Risk alınmış, restimiz görülememiştir.
Kuzey Kıbrıs, bağımsız bir devlet olduğunu kanıtlamıştır. Artık, 150 bin nüfusuna rağmen
Kıbrıs'ta her şeyi ile çalışan demokratik bir devlet mekanizması olduğu bütün dünya tarafından anlaşılmıştır. Kıbrıs bu yönüyle de tanınmaya hazırdır.
Şimdi yapılacak şey, referandum nedeniyle doğal olarak oluşan iç çekişmelerin ve gereksiz sorgulamaların
unutulmasıdır. Demokrasi hoşgörü rejimidir. Birlik ve beraberliğe ihtiyaç vardır.
Artık Kıbrıs, halkıyla, iktidarı, muhalefeti tüm yöneticileriyle dışa açılmaya odaklanmalıdır. Mümkün olduğu kadar çok sayıda devletin Kuzey Kıbrıs'ı tanıması sağlanmalıdır.
Bu da, öncelikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ile yapılacak uzlaşmalar sayesinde gerçekleşir.
Kıbrıs, haçlı seferlerinin vazgeçilmez üssüdür. Filistin, Ortadoğu ve kutsal topraklara giden en engelsiz yol Kıbrıs'tan geçer. Kıbrıs'ı kontrol
eden, bu yolu da kontrol eder. Bu nedenledir ki, İngiltere hiçbir zaman buradaki üslerini kapatmayı düşünmemiştir. Güney Kıbrıs'ın zenginliğinin kaynağı da bu yolu kullanabilmiş olmasıdır. Kuzey Kıbrıs'ın dünya tarafından tanınmasıyla aynı olanak bizim elimize de geçecektir.
Kuzey Kıbrıs'ın dünya tarafından tanınması sağlanır sağlanmaz, bir dizi ekonomik yeniliğe ihtiyaç vardır:
a) Bağımsız bir merkez bankası oluşturulmalı ve altı sıfırı atılmış yeni Türk lirası ile eş zamanlı Kuzey Kıbrıs lirası çıkarılmalıdır.
b) Kıbrıs'ta para ve sermaye piyasaları derhal kurulmalı, hemen bir borsa açılmalıdır.
c) Dünya'daki belli başlı uluslararası kuruluşlara üye olunmalı, IMF'nin teknik yardımı istenmelidir.
d) Avrupa Birliği üyeliği nedeniyle bizden istenilen tüm refo
rmlar Kıbrıs'ta da gerçekleştirilmeli, Kuzey Kıbrıs'ın dünya ekonomik sistemine entegre olması sağlanmalıdır.
e) Kuzey Kıbrıs siyasi ve ekonomik heyetler oluşturarak, "Ortadoğu" ülkeleri ile temasa başlamalıdır.
f) Sermaye birikimini sağlayacak, yabancı ya
tırımcıyı getirecek tedbirler alınmalı; bu konuda ciddi teşvikler verilmelidir.
g) Bankacılıkta ve para hareketlerinin düzenlenmesinde bir dizi yenilik yapılıp, yapılan tüm yenilikler dünyaya duyurulmalıdır.
h) Vergi sistemi uluslararası düzeye getirilmeli
dir.
* * *
Sıra ekonomide. Yapacak çok şey var. Bunları yapacak bilgi birikimi ve güç de.
YAMAN TORUNER MILLIYET 26/04/2004

Türkiye, Papadopulos'a teşekkür etmeli...


Bu referandum sonuçlarının en çarpıcı yönü, Kıbrıs Rumlarının 30 yıldır dünyayı kandırdıklarının ortaya çıkarmasıdır.
Şimdiye kadar sürekli şekilde, Türk kardeşleriyle birlikte yaşamak istediklerini , Türkiye' nin ada' yı haksız şekilde işgal altında tuttuğunu , Kuzeyin Türkiyeli göçmenlerle doldurulduğunu ve Federatif bir çatı altında birleş
meyi düşlediklerini söylerlerdi.
Türkiye 1974 müdahelesinde haklı olduğunu, ada' ya 1960' larda Kıbrıs Rumlarının, ardından da Yunanlı albayların girişimleri nedeniyle adeta zorla müdahele ettiğini dahi anlatamaz ve Rumlar Uluslararası sempatiyi toplarlar
dı. Başta Ecevit olmak üzere politikacılarının sürekli kaçak politikaları, " Kıbrıs sorunun 1974' te çözüldüğünü, geriye artık çözülecek birşey kalmadığı" şeklindeki yaklaşımları, bizi sürekli bir baskı altına sokmuştu. Türkiye 30 yıldır Uluslararası forumlarda hırpalandı, komplekslendi.
Ancak son iki önemli gelişme bu görüntüyü değiştiriverdi.
İlki, Türk tarafının tutum değiştirip çok cesur bir atılımla, Annan planını kabul etmesi ve KKTC halkının da referandumda yüzde 65 gibi olağanüstü bir oranda bu plan
a onay vermesidir.
Diğeri de Rumların, kimselerin beklemdiği kadar ezici bir HAYIR ile planı reddetmesidir.
Referandum öncesinde, Güney' deki siyasi liderlerin tutumları, aralarındaki tartışmalar ve referandumun sonucu şu gerçekleri ortaya çıkardı:
Rumlar
Türkler ile birlikte yaşamak istemiyorlar. Yanyana, ancak uzakta yaşamayı tercih ediyorlar. Birbirlerini ziyaret etmelerini, ancak akşamları herkesin kendi evine dönmesini istiyorlar. 1977' de Denktaş- Makarios doruğunda saptanan, ogünden bu yana binlerce defa tekrarladıkları,bir çözümün temelini oluşturduğunu ileri sürdükleri, iki toplumlu iki bölgeli Federal bir yapıyı da meğer benimsemiyorlar. Türklere sadece bir azınlık hakkı vermeyi ve Ada' nın tümünü kendi kontrolleri altında tutmayı planlıyorlar.

ANKARA, ANNAN PLANINI KABUL EDEREK BU OYUNU BOZDU
Bu gerçekleri bizler biliyorduk, ancak dünya bilmiyordu. Ne zaman ki Türkiye yaklaşımını değiştirdi, Rumların gerçek niyetleri ortaya çıktı.
Türkiye bu açılardan, HAYIR kampanyası yapan Papadopulos' a teşekkür etmelidir.
Rumlar belki farkında değiller ancak, attıkları bu adımla, adayı kendi elleriyle bölünmeye itmiştir. Türkiye' nin sırtındaki büyük yükü almıştır. Annan planındaki müzakereler sonucunda ,Türkiye' nin 74 hareketinin yasallığı dolaylı şekilde kab
ul edilmiştir. Rumlar bundan böyle, eskisi gibi Uluslararası kamu oyunun önüne çıkıp göğsünü gererek ne işgalcilikten, ne insan haklarının çiğnenmesinden, ne de göçmenlerden söz edebilirleceklerdir. Söz etseler dahi, inandırıcı olamayacaklardır.
Uluslarar
ası kamu oyu gözünde Türkiye artık suçlu sandalyesinde oturtulamayacaktır. Başta Avrupa Birliği olmak üzere, ABD ve Uluslararası kamu oyu, Rumların reddinden dolayı Türk tarafını cezalandıramazlar. KKTC' nin statüsü normalleştirme çalışmaları gecikmeden başlamalıdır.
Belki Annan planı ölmüştür, ancak ilerde birgün yeniden bir çözüm tartışması yapıldığında, Türk tarafının Annan planının gerisine gitmesini kimse istememelidir.
Referandumda her iki tarafında EVET demesi en ideal çözüm olurdu, ancak bu haliyle
dahi, Türk tarafı önemli kazançlar elde etmiştir.
Bu sonuç bana iki deyişi hatırlattı:
Kendi düşen ağlamaz.
Günah bizden gitti.

***

PAPADOPULOS RİSKLİ, ANCAK ÇOK AKILLI BİR OYUN OYNADI

Rum lideri Papadopulos yabana atılmayacak bir politikacı olduğunu ortaya koydu. HAYIR kampanyası açarak, belirli bir risk aldı. KKTC' nin hayatını rahatlatacak gelişmelere yol açacağını, hatta ilerde bir tanınmanın dahi gerçekleşebileceğini, Türkiye' yi Uluslararası kamu oyunda eskisi gibi hırpalayamayacağını bilmesine rağmen , son derece önemli bir siyasi manevra yaptı.
Bence Papadopulos kan kokusu aldı.
Türkiye' den, Annan planıyla elde edemediklerini ilerde çıkartabileceğinin hesabını yaptı.
Unutmayalım ki, Annan planı Papadopulos' un dünya görüşü ve inançları açısından b
ir felaketti.
30 yıldır üstünde oturdukları Devletleri elden gidiyor, refahlarını Türklerle paylaşıyorlar, Türk askeri ve göçmenleri yasallaştırıyorlar, bütün bunlara karşılık doğru dürüst birşey alamıyorlardı.
Türk tarafı planın nimetlerinden hemen yarar
lanırken, Rumlar 12 yıl sonra topraklarına geri dönmeye başlayacak( o da çok kısıtlı olarak), mallarının bir bölümünü alabileceklerdi.
Papadopulos bu manzara karşısında, Annan planındaki avantajları cebine koydu ve olayı uzun vadeye yayarak, belki daha faz
la bazı ek ödünler elde edebilmenin hesabıyla harekete geçti.
Öncelikle, referandumun sonucundan halkın nabzını iyi tuttuğu anlaşılıyor. Rumlar halkındaki, Türklerle iç içe yaşamamak- Refahı ve Devleti Türklerle paylaşmamak arzusunu iyi kullandı. HAYIR diy
erek, hem Devletini kurtardı, hem refahının paylaşılmasını engelledi ve ülkesini AB treninin son vagonuna atıverdi. "Bundan sonrası da biraz AB' nin işi " diyerek, sorunun çözümünü erteledi.
Bütün bunların yansıra da, iç politikada rakipleriyle yarışında ön aldı. AKEL' i bile sarstı, kontrpiye' de bıraktı. Kendini " Son Rum devletini kurtaran lider" konumuna sokmasını bildi.
Ne zamana kadar ?
Türkiye ile AB katılma müzakereleri süreci ve nihayet Ankara' nın tam üyelik aşamasına gelmesine kadar... Papadopul
os, Türkiye' ye mutlaka müzakere tarihi verilmesinden yana olacaktır. Zira oyun planına göre, Türkiye AB ile müzakere ettikçe, Rumların ek birşeyler elde edebilme şansları vardır. AB dışında bırakılmış bir Türkiye, tam aksine tehlikeli olur.
Papadopulos ,
bütün bu süreçte hep elini deneyecek. Her aşamada, veto hakkını kullanma şantajını yapacak ve Türkiye' den ufak tefek ödünler isteyecektir.
Acaba istediğini elde edebilir mi?
Hiç belli olmaz.
Bakarsınız koşullar değişir ve rüzgarlar Rumlardan yana eser.
Bugün yaşananlar unutulur .Türkiye geçmişteki gibi hatalı politikalar uygular, şu anda elde ettiklerinin rehavetine kapılır ve sürekli bir adım önde olması gerektiğini unutur. Sonuçta da, yine kendi kendini Uluslararası baskı altına sokabilir.
Dedik ya, Pa
padopulos çok riskli, son derece cesur, ancak sonucu kendi açısından bugünkünden daha iyi olabilecek bir süreci başlattı. Tek dikkat edilmesi gereken nokta, artık Türkiye'nin de uyandığı ve oyunu doğru oynamaya başladığı gerçeğidir.
Papadopulos' u küçümsem
eyin...
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 26/04/2004

İlk karar AB'den

Avrupa Birliği, KKTC'ye ekonomik yardım için 259 milyon euro'luk mali yardımı serbest bıraktı. AB müktesebatının Kuzey Kıbrıs'ta askıya alınmasını öngören yönetmeliğin oylaması da 28 Nisan'a ertelendi.

Avrupa Birliği dışişleri bakanları, bugün yapılan Genel İşler Konseyi'nde, KKTC'nin ekonomik kalkınmasına yardımcı olma kararı aldı.

AB başkanı İrlanda tarafından hazırlanan ve üye ülkeler tarafından onaylanan bildiride, "AB içinde yer alma konusunda açık bir irade gösteren KKTC'nin ekonomik kalkınmasına destek olunması konusunda AB Konseyi'nin kararlı olduğunu" vurguladı.

Bildiride, çözüm halinde KKTC için ayrılan 259 milyon euro'luk mali yardımın serbest bırakılması tavsiye edildi ve bu konu
da kapsamlı projeler geliştirmesi için AB Komisyonu'ndan gerekli çalışmaları başlatması istendi.

Bildiride, Komisyonun özellikle adanın ekonomik uyumu ve iki toplum arasında yakınlaşmayı sağlayacak projeler hazırlaması istendi.

AB Konseyi'nin KKTC'nin ek
onomik izolasyonuna son verilmesi konusunda kararlı olduğu vurgulanan bildiride, Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişmesine cesaret vererek, adanın birleşmesinin kolaylaştırılmasının arzu edildiği ifade edildi.

AB dışişleri bakanları kararında, Türkiye'nin v
e Yunanistan'ın çabalarından memnunluk duyulduğu belirtildi ve gelecekte ada halkının birleşik Kıbrıs vatandaşları olarak AB vatandaşı olmaları konusundaki umut dile getirildi.

Birleşik Kıbrıs'ın AB'ye üye olamamasından büyük üzüntü duyulduğu belirtilen b
ildiride, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve meslektaşlarının soruna kapsamlı çözüm bulma yolundaki çabalarının takdirle karşılandığı kaydedildi.

Diplomatik kaynaklar, AB tarafından KKTC'ye yapılacak mali yardımın, ekonomik, sosyal ve kültürel alanda sunula
cak projelere verilmesi bekleniyor.

KIBRIS TÜZÜĞÜNÜN ONAYLANMASI ERTELENDİ

AB Komisyonu'nun, Rum Kesimi'nin üyeliği halinde, AB müktesebatının adanın kuzeyinde askıya alınmasını öngören Kıbrıs tüzüğünün onaylanması, 28 nisan tarihinde AB'nin büyükelçiler düzeyinde yapılacak toplantısına ertelendi.

AB'nin yayınladığı bildiride, "1 Mayıs'tan önce tüzük konusunda yapılacak toplantıda, Kıbrıslı Türklerin geleceğinin Birleşik Kıbrıs'ta ve AB içinde olmasını cesaretlendirmek için AB Konseyi'nin göndermek isted
iği işaretin de değerlendirilmeye alınması" istendi.
HURRIYET 26/04/2004

ABD Kıbrıs politikasını gözden geçiriyor

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell,Kıbrıs'taki referandumların sonucu çerçevesinde Washington'ın Kıbrıs Türklerine ilişkin politikalarını gözden geçirmekte olduğunu ve ABD'nin AB ile koordinasyon içinde davranacağını söyledi.

Powell, Washington'da bulunan Danimarka Dışişleri Bakanı Per Stig Möller ile görüşmesinin ardından, gazetecilerin Kıbrıs konusundaki sorularını yanıtlarken, ABD'nin Rum kesimindeki referandum sonucundan büyük hayal kırıklığı duyduğunu belirterek, "Önemli, tarihi bir fırsatın kaçırıldığını düşünüyoruz, ancak halklar konuştu ve halkların iradesini dinlemek gerekiyor" dedi.

Bakan Powell, ABD'nin KKTC'ye ilişkin olası politik
a değişikliği konusunda, "AB bugün toplanıyor ve sanırım Kıbrıslı Türklere yardıma nasıl devam edecekleri konusunda bazı açıklamalar oldu. Pozisyonumuzu biz gözden geçiriyoruz ve Avrupalı meslektaşlarımızla tutarlı bir şekilde davranmamız için AB'nin hareketlerini de gözden geçireceğiz" diye konuştu.

Danimarka Dışişleri Bakanı Möller de Powell ile aynı görüşleri taşıdığını belirterek, "Bu fırsat Kıbrıslı Türkler ve Rumlarca kullanılmalıydı. Ancak görüyoruz ki Kıbrıslı Türkler AB'ye katılmak istediler ve bi
z de bundan çok memnunuz, bu yüzden de Kıbrıslı Türklerle iyi ilişkilerimiz olması gerekiyor ve bunu nasıl yapabileceğimize bakıyoruz" dedi.

Möller, "Powell'ın da söylediği gibi, halkların kararına saygı duymalıyız, ancak Kıbrıslı Türklerin AB'ye katılmak
istediğini de görmemiz gerekiyor dolayısıyla da buna pozitif bakmamız gerekiyor" dedi.

TALAT HAFTAYA WASHINGTON'A GELİYOR

Öte yandan, Amerikan kaynakları, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın gelecek hafta Washington'a geleceğini belirttiler.

Talat'ın Washington'da üst düzeyde görüşmeler yapması bekleniyor.

Gözlemciler Talat'ın gezisinin KKTC'nin sıkıntılarının hafifletilmesi amacıyla başlatılan uluslararası girişimin parçası olacağını kaydettiler.
(aa)

HURRIYET 26/04/2004

KKTC'de hükümet krizi

KKTC'de koalisyon hükümetinin küçük ortağı Demokrat Parti'den iki milletvekili istifa etti. İstifalarla DP'nin milletvekili sayısı beşe, CTP-DP koalisyon hükümetinin toplam milletvekili sayısı da yarıdan bir azalarak 24'e düştü.

''Disiplinsiz davrandıkları'' gerekçesiyle Parti Disiplin Kurulu'na sevkedilen Girne milletvekili Ünal Üstel ve Gazimagosa milletvekili Ahmet Kaşif ile 8 parti meclisi üyesi, bugün DP'den istifa ettiklerini açıkladılar.

HÜKÜMET YOLA DEVAM KARARI ALDI

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile ortak politika belirleyip bundan sonrasına bakmaları gerektiğini ifade ederek, ''Söylenen söylenmiştir. Bundan sonrası bundan sonrasıdır'' dedi.

Başbakan Talat ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş iLe görüşmelerinin ardından, birlikte basına açıklama yaptı.

Başbakan Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş ile referandum sonrası ortaya çıkan yeni durumu değerlendirdiklerini belirterek, bu akşam Brüksel'e gideceğini ve Avrupa Parlamentosu'nun dış ilişkiler, insan hakları, savunma ve güvenlik komisyonlarında referandum sonuçlarını değerlendirme çalışmasına katılacağını kdetti.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'la birlikteperşembe günü Ankara'ya gideceklerini bildiren Talat, değerlendirme toplantılarının devam ettiğini, değerlendirme toplantıları tamamlandıktan sonra girişimlerinin daha büyük boyutta ve daha koordineli şekilde sürdürüleceğini söyledi.

Bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Denktaş ile ''her konuyu'' ele aldıklarını belirten Talat, başka bir soruya karşılık da, AB Dönem Başkanı İrlanda Başbakanı Bertie Ahern ve Avrupa Genel İşler Konseyi üyelerine mektup yazdığını kaydetti.

Mektuplarına cevap da aldığını ifade eden Talat, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Günter Verheugen ve AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana'nın bugün telefonla kendisini arayarak, ''mektupları aldıklarını ve gereğini yapmakta olduklarını'' bildirdiğini kaydetti.

Mektupların içeriğiyle ilgili bilgi de veren Talat, Ahern'e yazdığı mektupta, Rumların ''hayır'' diyerek adanın bölünmüşlüğünü sürdürdüğünü belirttiğini ve AB müktesebatının uygulanmasının, bölünmüşlük sürdüğü sürece Güney Kıbrıs'ta da askıda olmasını istediğini belirtti.

''MÜKTESEBAT ASKIYA ALINMALI''

Talat, Genel İşler Komisyonu'na yazdığı mektuptaysa Rumların Annan planına ret oyu kullanarak, bölünmüşlüğü sürdürme kararı aldığını, Rumların, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da Kıbrıslı Türkler adına herhangi bir tasarrufta bulunamayacağını, Kıbrıslı Türkleri Kıbrıslı Türklerin temsil ettiğini, Rum hükümetinin Kıbrıslı Türkler adına hiçbir işlem yapamayacağını ve Yeşil Hat düzenlemesinin yeniden ele alınarak, bu anlayışla yapılması gerektiğini talep ettiğini söyledi.

Bu taleplerinin mümkün olduğunu ifade eden Talat, Rumların 16 Nisan 2003'de AB üyeliğini imzaladığını anımsatarak, müktesebatın askıya alınmasının mümkün olduğunu dile getirdi. Talat, ''Müktesebat askıya alınabilir, Kuzey'de alındığı gibi. Niye alındı Kuzey'de, çünküuygulanması mümkün değil. Niye mümkün değil, çünkü ada bölünmüştür. Güney Kıbrıs halkı adanın bölünmüşlüğünü tasdik ettiğine göre, desteklediğine göre o zaman Güney'de de askıya alınması çok doğru ve uygundur'' dedi.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da, AB müktesebatının uygulanmasının Güney Kıbrıs'ta askıya alınmasının ''Çıkabilecek birçok sorunu da ortadan kaldıracağını'' söyledi.

Başbakan Talat, ''Çizdiğiniz çerçevede Cumhurbaşkanı Denktaş'la bir görüş ayrılığı söz konusu mu?'' sorusuna karşılık, şöyle dedi:

''Görüşlerimizi koyduk, daha önce de koyduk. Şu andan itibaren değerlendirme safhasındayız. Bu değerlendirmeleri yapacağız, tamamlayacağız ve ortak bir politika belirleyeceğiz. Aynen görüşmede yaptığımız gibi, umarım ki bunu başarırız. Başarmazsak yine konuşuruz ama şimdilik çalışma bu çerçevede.''

SERDAR DENKTAŞ'IN SÖZLERİ

Serdar Denktaş da, konuyla ilgili şöyle konuştu:

''Şu anda yapmamız gereken, kendi iç sorunlarımızla sıkıntılarımızla uğraşmak değil, hakikaten dışa yönelik yapılacak çok iş var. Hükümet olarak uğraşmamız gereken, üstünde konsantre olmamız gereken budur. Sayın Başbakan bu akşam ayrılıyor, perşembe günü Ankara'da buluşuyoruz. Dünyanın her tarafına ulaşmak zorundayız. Üstünde durmamız gereken de budur.''

Başbakan Talat da, Serdar Denktaş'ın sözlerinin ardından, ''Söylenen söylenmiştir. Bundan sonrası bundan sonrasıdır'' ifadesini kullandı.

(aa)

HURRIYET 26/04/2004

Kıbrıs'taki BM Ofisi kapanıyor

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun Kıbrıs'taki çalışma ofisi, mayıs ayı ortalarında kapatılacak. De Soto, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'a bugün veda ziyaretinde bulunacak.

Bir BM yetkilisi, De Soto'nun başında bulunduğu BM iyi niyet misyonu ofisinin, önümüzdeki ay ortalarında tamamen kapatılacağını, buradaki personelin de aşamalı olarak adadan ayrılacağını belirtti.

Personelin bir bölümünün kısa sürede adadan ayrılacağını ifade eden yetkili, bazı bürokratik işlemlerin tamamlanmasının ardından kalan personelin de yeni görev yerlerine gönderileceklerini kaydetti.

De Soto, 24 Nisan Cumartesi gecesi yaptığı açıklamada, bu hafta ortasında Genel Sekreter Kofi Annan'a raporunu sunmak üzere adadan ayrılacağını, bu arada veda ziyaretlerini tamamlayacağını bildirmişti.

''PAPADOPULOS'UN PLANI SAVUNMAMASINDAN ÜZÜNTÜ DUYUYORUM''

Alvaro de Soto, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, referandumda BM planını savunmamasından dolayı ''üzüntü duyduğunu'' söyledi.

Fransız RFI radyosunun sorularını yanıtlayan De Soto, Papadopulos'un tavrının Kıbrıs Rum kesimindeki referandumun sonucunda etkili olduğunu belirtti ve ''Papadopulos planı daha fazla inceleseydi, belki Rum kesiminde sonuç 'evet' çıkabilirdi. Maalesef bu olmadı'' dedi.

Alvaro de Soto, BM'nin bundan sonra durumu gözden geçirme dönemine gireceğini bildirdi. BM Kıbrıs Özel Temsilcisi, referandumlardan alınan sonucun ardından, BM'nin Kıbrıs'taki bürosunun kapatılmasına karar verildiğini açıklamıştı.

HURRIYET 26/04/2004

Rauf Denktaş: Annan Planı bir daha olmaz

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, referandumların sonucuyla üzerinden büyük bir yük kalktığını belirterek "Annan planını bir defa öldürmüştüm, tekrar Hz. İsa gibi canlandırdılar. İkinci defa olmaz diye düşünüyorum" dedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 24 Nisan Cumartesi günü KKTC ve Rum kesiminde yapılan referandumların sonuçlarını değerlendirdiğinde, ''üzerinden büyük bir yük kalktığını''söyledi.

Denktaş, referandumların ardından duygularının sorulması üzerine, ''Yorgun değilim, üzgün değilim. Üzerimden büyük, çok büyük bir yük atmış olmanın verdiği huzur içerisindeyim'' diye konuştu.

Denktaş, referandum sonucunun ardından KKTC'de bazı çevrelerin kendisini istifaya davet ettiğinin hatırlatılması üzerine, ''Referandumu Denktaş'ın referandumu şeklinde yorumlayıp'' kendisini istifaya davet etmenin doğru olmadığını belirterek, şöyle konuştu:

''AB bugüne kadar hep beni çözümün önündeki engel olarak gördü. Rumları ben bildim, onlar bilemedi. AB, Rum tarafının kendilerini hayal kırıklığına uğrattığını söylüyor, beni hayal kırıklığına uğratmadılar.

KKTC'yi ortadan kaldıracak bir anlaşma olacaksa benim gitmem lazım. KKTC varolduğu sürece ve benim de yeminimin süresi gelinceye kadar, benim KKTC'yi koruyacak bir anlaşma yapma görevim var.''

ANNAN PLANI

Denktaş, ''Annan planı öldü mü?'' sorusu üzerine, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün de bu planın artık söz konusu olamayacağına yönelik kesin bir ifade kullandığını hatırlattı.

''Annan planını bir defa öldürmüştüm, tekrar Hz. İsa gibi canlandırdılar. İkinci defa olmaz diye düşünüyorum'' diyen Denktaş, ikinci bir referandumun söz konusu olup olamayacağına ilişkin soruya da ''Yok öyle şey'' yanıtını verdi.

Masasının yan bölümündeki klasörleri ve Annan planının tam metnini gösteren Denktaş, yarın bunların hepsinin depoya kaldırılması talimatını vereceğini belirtti. Denktaş, planın bir kopyasını hatıra olarak saklamayı düşünmediğini de kaydetti.

''VERİLEN SÖZLER KISA SÜRE İÇİNDE DENENMİŞ OLACAK''

Denktaş, Rum tarafından sonucun olumsuz çıkması durumunda KKTC'ye yönelik bazı açılımlar yapılabileceğine dair açıklamaların hatırlatılması üzerine, ''Bu sözlerin 24, 48, 72 saat sonra denenmiş olacağını'' kaydetti. Denktaş, ''40 yıldır cezaya tutulmuş bir halkı hala cezalandırmaya devam edecekler mi?'' diye konuştu.

Rum kesiminin son ana, imza aşamasına gelindiğinde geri çekildiğini tüm dünyanın gördüğünü ifade eden Denktaş, ''Çünkü alıp kaçtıkları ve tüm dünyanın kendilerine bahşettiği Kıbrıs Cumhuriyeti unvanı altında Kıbrıs'ın bütününe sahip çıkmayı, bizimle ortaklığa yeğliyorlar'' dedi.

Denktaş, ''Rum yönetiminin, Türkiye'yi AB içinde vetolarla yıldırmayı ve bugün alamadıklarını Türkiye'den yarın almayı planladıklarını'' belirtti.

''AK PARTİ HÜKÜMETİ SAMİMİYETİNİ GÖSTERMİŞTİR''

''Türkiye, uzlaşmak için elinden geleni yaptı, ümit ederim ki, dünya ve AB bunu böyle değerlendirecektir'' diyen Denktaş, şöyle devametti:

''Bize şekerlemeleri, tatlıları vaat edenlerin samimiyeti, doğruluğu, güvenilirliği, çok kısa bir zamanda ispat edilmiş olacaktır. Vaatlerin doğru olmadığı meydana çıkarsa o zaman bunların ipine asılıp hiçbir kuyuya inmek gerekmez.

AK Parti hükümeti, rolünü çok iyi oynamıştır, samimiyetini göstermiştir. Bizimle bazı konularda ters düşme pahasına bildiğini yapmıştır. İyi yapmıştır, öyle anlaşılıyor ki, iyi bir manevra olmuştur.''

Denktaş, Türkiye ve KKTC'nin, vaat edilenlerin yerine getirilmesi konusu üzerinde yoğunlaşması gerektiğini de kaydetti ve ''Rum kesiminin 'görüşürüz ama anlaşmayız' politikasını sürdürme girişimlerine'' dikkat çekerek, ''Bu oyuna gelmemek lazım'' dedi.

''KUMAR OYNANDI''

Denktaş, ''olmazsa olmazların yerine getirilmeyeceğinin'' izlenimini Lefkoşa'da edindiklerini, ancak görüşmelerin burada kesilmesi durumunda kendilerinin uzlaşmaz olarak gösterilebileceğini belirtti ve şöyle devam etti:

''Sonuçta bu sonuca varılması olumlu olmuştur, ancak kumar oynadık. Rum evet demiş olsaydı bu kumarda öyle bir kaybedecektik ki, bir daha kendimize gelemeyecektik. Büyük riziko alınmıştır. Netice iyiolduysa bizim marifetimiz nedeniyle değil, Rumların kabızlığı nedeniyle çıkmıştır.''

(aa)

HURRIYET 26/04/2004

Verheugen: KKTC ile işbirliği yapacağız

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıslı Türk yetkililerle işbirliği yapacaklarını açıkladı. Verheugen, AB Dışişleri Bakanlarının Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonunun sona erdirilmesi gereğini kabul ettiklerini fakat bunun AB'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanıma anlamına gelmediğini kaydetti.

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıslı Türk yetkililerle işbirliği yapacaklarını, AB Dışişleri Bakanlarının Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonunun sona erdirilmesi gereğini kabul ettiklerini bildirdi.

Reuters ajansının haberine göre, Lüksemburg'da düzenlenen AB Genel İşler Konseyi toplantısı sırasında basın toplantısı düzenleyen Verheugen, ''Kuzeydeki yetkililerle işbirliği yapmak zorundayız'' dedi.

Verheugen, bunun AB'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanıma anlamına gelmediğini kaydetti.

''TÜRKİYE YAPICI BİR TUTUM SERGİLEDİ''

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ''çok yapıcı'' bir tutum sergilediğini belirtti.

AB Genel İşler Konseyi toplantısı sırasında basın toplantısı düzenleyen Verheugen, ''Türkiye Kıbrıs sorununun çözümü konusunda çok yapıcı bir tutum sergiledi ve uluslararası bütün yükümlülüklerini yerine getirdi'' dedi.

Verheugen, bir soru üzerine, Türkiye'nin bu tavrının AB Komisyonu'nun hazırlayacağı rapora da yansıyacağını bildirdi.

GEREKLİ TEDBİRLER ALINACAK

Kıbrıslı Türklerin referandumdan sonra ekonomik açıdan izolasyonunun önüne geçebilmek için AB Komisyonu'nun gerekli çabayı göstereceğini belirten Verheugen, AB Dışişleri Bakanlarının bugün yaptığı toplantıda da, bu konuda cesaret verici kararlı bir tutum sergilendiğini kaydetti.

Verheugen, Kıbrıslı Türklerin referandumdan sonra cezalandırılmaması için gerekli tedbirlerin alınacağını, ekonomik desteğin yanı sıra adada iki toplumu birbirine yakınlaştıracak sosyal ve kültürel projelere de AB'nin destek vereceğini bildirdi.

"İRADE BİRLEŞİK KIBRIS'I BİRLİK İÇİNDE GÖRMEKTEN YANA"

Bir gazetecinin sorusu üzerine Verheugen, Kıbrıslı Türklere yapılacak yardımın ille de BM kanalıyla yapılmasına gerek olmadığını belirtti ve bu konuda zaten BM'nin altyapısının olmadığını söyledi.

Referandum sonucunun olumsuz çıkmasına üzüntü duyduklarını belirten Verheugen, ''Sonuçta iki toplum demokratik tercihlerini yaptılar. Kararlarına saygı duymamız gerekir. Bu, dünyanın sonu değil. AB'nin siyasi iradesi hala birleşik Kıbrıs'ı Birlik içinde görmek. Bu ne zaman, nasıl olur bilemem'' dedi.

Verheugen, AB'nin daha önce aldığı, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün Rum kesiminin üye olmasına engel olmayacağı kararının hata olup olmadığına ilişkin bir soruyu, ''Bu, kötü bir tercih, kötü bir alternatif değildi'' diye yanıtladı.

HURRIYET 26/04/2004

MGK: Vaatler yerine getirilsin

Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, Kıbrıs'ta kapsamlı çözüm planına olumsuz yanıt veren Rum tarafının, 1 Mayıs 2004'te AB'ye girecek olmasına karşılık, plana olumlu yanıt veren Kıbrıs Türk tarafının dışarıda bırakılmasının çelişkili ve adaletsiz bir durum yarattığının saptandığı bildirildi.

Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından yayınlanan bildiride, şöyle denildi:

''Toplantıda, Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılması amacıyla Türkiye tarafından başlatılan müzakere süreci sonucunda; BM, ABD ve AB tarafından desteklenen 24 Nisan 2004 gününde Ada'da referanduma sunulan Annan Planı'nı Rum tarafının reddetmesi nedeniyle ortaya çıkan yeni durum ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir.

Bu sonuç ile Kurul, BM ve AB'nin dengeli ve yaşayabilir olarak nitelendirdiği kapsamlı çözüm planına büyük bir çoğunlukla olumsuz yanıt veren Rum tarafının, 1 Mayıs 2004 gününde AB'ye girecek olmasınakarşılık, plana olumlu yanıt veren Kıbrıs Türk tarafının dışarıda bırakılmasının çelişkili ve adaletsiz bir durum yarattığını saptamıştır.

Referandumda, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk halkının, çözüm yönünde ortaya koyduğu iradenin, uluslararası kuruluşlar ve devletler tarafından dikkate alınmasının ve referandum öncesi böyle bir sonucun çıkması durumunda, 'KKTC'ye uygulanan kısıtlamaların kaldırılması; siyasi, ekonomik ve sosyal içerikli bazı iyileştirilmelerin yapılmasına' yönelik vaatlerin yerine getirilmesinin gerekliliği dile getirilmiştir.

Kurul, referanduma yönelik çalışmalar sırasında sergilenen tutumları, doğruyu bulma çalışmaları olarak değerlirmiş ve Türkiye'nin KKTC'ye karşı sorumlulukları ile Türk halkının birlik, beraberlik ve dayanışmasının, bugün daha çok önem kazandığını bir kez daha vurgulamıştır.''

HURRIYET 26/04/2004

 

KKTC diplomatik atak başlattı: Rumların üyeliği dondurulsun

Kıbrıs'ta yapılan referandumlarda çözümün Rumların oylarıyla engellenmesinin ardından KKTC diplomatik atak başlattı. Başbakan Talat, Rumların üyeliğinin Kıbrıs'ta çözüme kadar dondurulmasını AB Dönem Başkanlığı'ndan resmen talep etti. Talat, KKTC ile Rum Yönetimi'nden bağımsız direkt temas kurulmasını ve 259 milyon euroluk yardımın da serbest bırakılmasını da istedi.

Talat, ayrıca Yeşilhat Yönetmeliği'nin yeni şartlara göre değiştirilmesinide istedi

''ÜYELİĞİ DONDURUN''

Başbakan Talat, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, AB Konseyi'ne dağıtılmak üzere AB Dönem Başkanı İrlanda Başbakanı Bertie Ahern'e resmi bir yazı gönderdiğini bildirdi. Talat, şunları söyledi:

''AB katılım anlaşmasının 10'uncu protokolüne göre müktesebatın Kuzey'de askıya alınması öngörülüyor. Şimdi yeni şartlarda müktesebatın uygulanmayacağı Kuzey'deki Türk halkı çözüm için üzerine düşeni yapmasına karşın, Güney'in bu konuda gerekeni yapmadığı görülmüştür. Bu şartlarda görevini yerine getirmeyen Rum tarafını ödüllendirmemek için çözüme, ada bütün olarak AB'ye girinceye kadar müktesebatın Güney'de de askıya alınmasını istedik.''

Bir soruya karşılık, ''Bu mümkün, AB isterse olur'' diyen Talat, bu taleplerinin kabul edilmesi halinde, Kıbrıs'ın resmen AB üyesi olmasına karşın üyeliğin fiilen erteleneceğini kaydetti. Talat, ''Başka bir ifadeyle bu, standartların, kriterlerin uygulanmaması, tekpazarın oluşmaması, üyeliğin dondurulmasıdır'' dedi.

KONSEY'E ÇAĞRI: ''YÖNETMELİK DEĞİŞMELİ''

Başbakan Mehmet Ali Talat, Lüksemburg'da bugün toplanan dışişleri bakanları düzeyindeki AB Genel İşler Konseyi'ne gönderdiği yazıda ise 1 Mayıs'tan itibaren Kuzey ile Güney Kıbrıs arasında malların dolaşımını düzenleyecek Yeşilhat Yönetmeliği'nin değiştirilmesi ve Kuzey Kıbrıs'la direkt ilişki kurulması talebinde bulunduklarını açıkladı.

AB Genel İşler Konseyi tarafından hazırlanan taslakta, sadece narenciye ile harnup çekirdeğinin serbest dolaşıma tabi mallar kapsamına alındığını belirterek, buna itiraz ettiklerini söyleyen Talat, ürün çeşidinin artırılmasını istediklerini bildirdi.

RUMLAR DA ATAKTA

Talat, girişimleri üzerine Rum yönetiminin de atağa geçtiğini ve bugün yapılan AB Genel İşler Konseyi'nde listeyi genişletmeyi, patates dahil tarım ile sanayi ürünlerinin de serbest dolaşıma tabi mallar listesine eklemeyi kabul ettiklerini bildirdi.

AB Genel İşler Konseyi'ne gönderdikleri yazıda, 259 milyon euro'luk yardımın serbest bırakılmasını talep ettiklerini söyleyen Talat, şunları kaydetti:

''Ayrıca Rum hükümetinin bizim adımıza icraat yapamayacağını, AB ile ilişkilerimizin Rumların 'hayır' oyuyla bloke edilemeyeceğini de vurguladık ve direkt ilişki talep ettik. Bundan sonra artık bize yönelik programlarda Rum hükümetinin onayının aranmaması gerekir.''

BRÜKSEL TEMASLARI

AB Parlamentosu Dış İlişkiler, İnsan Hakları, Güvenlik ve Savunma Komitesi'nin davetlisi olarak yarın Brüksel'de temaslarda bulunacağına dikkati çeken Talat, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen dahil bazı yetkililerle görüşmelerde bulunacağını ve referandum sonuçlarını ele alacağını kaydetti.

Temasları sırasında, ''Kıbrıs Türklerinin uluslararası topluma verdiği sözleri tuttuğunu, adanın birleşmesi için ciddi bir çaba ortaya koyduğunu ve çözüme 'evet' dediğini, buna karşın Rumların statükoyu ve adanın bölünmüş halinin devamını istediğini'' anlatacağını belirten Talat, ''Biz esas olarak bu şartlarda Rumların AB'ye girerek ödüllendirilmelerinin garipliğini vurgulayacağız'' dedi.

Talat, Brüksel'de bir gün sürecek temaslarının ardından Çarşamba günü buradan ayrılacağını, Ankara ve Washington temaslarının ise henüz kesinleşmediğini kaydetti.

Başbakan Talat, ''Rumların 'hayır' oyuna karşılık Annan Planı'nın tek taraflı olarak uygulamaya geçirilmesine'' ilişkin görüşlerle ilgili olarak da, ''Fikir jimnastiğinin zararı yok. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi için ciddi değerlendirme, olayın tüm boyutlarıyla hesaplanması gerekir. Bu konuyu konuşmak için çok erken'' ifadelerini kullandı.

(aa)

HURRIYET 26/04/2004

RAUF DENKTAŞ: AB, RUMLARA

BASKI YAPMALI

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB'nin Rumlara baskı yapmasını istedi.

AFP'ye demeç veren Denktaş, Kıbrıs Türklerine uygulanan yaptırımların kaldırılmaması ve Rumlara baskı yapılmaması halinde AB'nin ''ilelebet'' Kıbrıs sorunuyla uğraşacağını söyledi.

Denktaş, ''Bize yapılan ayrımcılığa, adaletsizliğe ve insanlık dışı ambargolara derhal son verin. Halkıma eşit şekilde muamele edin''diye konuştu.

''Bu yapılırsa Rumlar bizi eşit olarak kabul edecek, böylece adil bir anlaşma için denge sağlanabilecektir'' diyen Denktaş, ''Aksi halde uzlaşmaya yanaşmayacaklar ve bu sorun, ilelebet AB'nin sorunu olacaktır'' dedi.

HURRIYET 26/04/2004

Dışişleri: AB, Kıbrıs tüzüğünü değiştirilmeli

 

Ankara

Ankara, Kıbrıs'taki referandumların ardından Ankara'daki AB büyükelçilerine brifing vererek, AB Komisyonu'nun hazırladığı Kıbrıs tüzüğünün değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal tarafından verilen brifingde, referandum sonuçları ışığında gelinen nokta değerlendirildi.

Brifingde KKTC'ye şimdiye kadar yapılan haksızlıkların giderilmesi gerektiği belirtilerek, bu çerçevede Lüksemburg'daki AB Genel İşler Konseyi toplantısında ele alınması 28 Nisan'a ertelenen AB Komisyonu'nun hazırladığı Kıbrıs tüzüğünün mevcut halinden duyulan rahatsızlık aktarıldı.

Tüzüğün, Kopenhag zirvesinde şekillendirilen haliyle onaylanmasını istemeyen Ankara, bu tüzüğün değiştirilmesine yönelik isteğini büyükelçilere iletti.

Aralık 2002'deki Kopenhag zirvesinde belirlenen tüzükte adada çözümsüzlük olması durumunda AB müktesebatının kuzeyde uygulanmasının askıya alınmasını öngörüyor.

Diplomatik kaynaklar, tüzüğün Rum kesiminin kuzeyi de temsil ettiği havası yarattığına dikkat çekerek, bunun düzeltilmesi gerektiğini, çünkü bu tüzüğün bundan sonra KKTC'nin AB ile ilişkilerinin çerçevesini belirleyeceğini vurguluyorlar.

Aynı kaynaklar, tüzüğün onaylanmasının 28 Nisan'a alınmasının iyi bir işaret olduğu yorumunu yaparken, tüzüğün değiştirilmesi konusunda AB'den ortak bir tutum beklediklerini kaydediyorlar.

(aa)

HURRIYET 26/04/2004

Hükümet: Çözümsüzlüğün kaynağı Rum tarafıdır

Ankara

Hükümet Sözcüsü ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Kıbrıs'ta yapılan referandumun ardından çözümsüzlüğün açık kaynağının Rum tarafı olduğunu söyledi. Çiçek, uluslararası camianın, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Kıbrıs Türk tarafını da temsil ettiği iddiasını sürdürmesine artık izin vermemesi gerektiğini belirterek, Kıbrıs Türk halkına haksız ambargo ve kısıtlamalar uygulamaktan vazgeçmesi çağrısında bulunduklarını bildirdi.

Çiçek, Bakanlar Kurulu Toplantısı'nın ardından yaptığı açıklamada, Kıbrıs ile ilgili gelişmeler üzerinde durulduğunu ifade etti.

BM Genel Sekreteri'nin ve uluslararası camianın önde gelen ülke ve kuruluşlarının gayreti ve Türkiye'nin son dönemde aldığı inisiyatif ile geliştirilen, Kıbrıs sorununda şimdiye kadar ortaya konulan en kapsamlı ve en ciddi çözüm planının Rum tarafınca reddedilmesini, önemli fırsatın yitirilmesi olarak değerlendiren Çiçek, ''Türkiye bundan üzüntü duymaktadır'' diye konuştu.

“AB, ‘HAYIR’ ZDİYEN RUM TARAFINI ÜYELİĞE KABUL EDİYOR”

Çiçek, şöyle devam etti:

''Ada'da ilk kez yapılan referandumlar Kıbrıs'ta yeni bir durum yaratmıştır. Uluslararası camianın ve bütün ilgili kurumların ortaya çıkan durum karşısında doğru tespitlerde bulunması gerekmektedir.

BM Genel Sekreteri'nin kapsamlı çözüm önerisi, 1 Mayıs 2004 tarihinden önce Kıbrıs'ta dengeli bir uzlaşıya varılmasını ve Ada'nın yeni bir ortaklık yapısıyla ve bir bütün halinde 1 Mayıs'ta AB'ye tam üye olmasını hedeflemekteydi. Bu, Türkiye'nin ve uluslararası camianın isteği ve beklentisiydi. Referandumun sonucu Rum tarafının yeni bir ortaklığa, Kıbrıslı Türklerle beraber yaşamaya, uzlaşmaya birlikte AB'ye girmeye karşı olduğunu açıkça göstermiştir.

Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün açık kaynağı da artık ortaya çıkmıştır. Kesinlikle bu Rum tarafıdır. Uluslararası kurumların, uluslararası camianın üyelerinin Rum tarafının Kıbrıs sorununu ve AB üyeliğini istismar etmesine müsaade etmeyeceğini ümit ediyoruz.

AB açısından bakıldığında referandum sonuçlarının son derece çelişkili bir durum yarattığı açıktır. Çözüme ve Ada'yı birleştirmeye 'hayır' diyen Rum tarafı üyeliğe kabul edilmekte, buna karşılık uluslararası toplumun beklentisi çerçevesinde sorunun çözülüp, Ada'nın birleşmesi ve birlikte AB'ye girmek için irade sergileyen Türk tarafı ise dışarıda bırakılmaktadır.'' "HAKSIZ AMBARGOLARDAN VAZGEÇİLMELİ"

Hükümet olarak, Ada'da referandumun ardından ulaşılan aşamada, Rum siyasi liderliğinin ve uluslararası camianın, öncelikle Kıbrıs Türk halkına haksız ambargo ve kısıtlamalar uygulamaktan vazgeçmesi çağrısında bulunan Çiçek, Kıbrıs Türk halkının referandum ile dünyayla bütünleşme arzusunu ortaya koyduğunu kaydetti.

Kıbrıs Türk halkını uluslararası alanda daha fazla tecrit etmeye kimsenin hakkının bulunmadığını vurgulayan Çiçek, şöyle konuştu:

''Uluslararası camia, insan haklarına saygılı ve çoğulcu bir demokratik yapı içinde yaşamakta olan Kıbrıs Türk halkına karşı sorumluluklarını artık üstlenmek durumundadır.

"RUM YÖNETİMİ TÜRKLERİ TEMSİL ETMİYOR"

Uluslararası camia, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Kıbrıs Türk tarafını da temsil ettiği iddiasını sürdürmesine artık izin vermemelidir.

Bilindiği üzere, uluslararası alanda ve bölgesinde barış ve istikrarın gelişmesine katkıda bulunan Türkiye, AB'ye tam üyeliği temel bir stratejik hedef olarak belirlemiştir. Türkiye, ayrıca komşularıyla ilişkilerinin gelişmesine önem atfeden ve bu yolda ilerleyen bir ülkedir.

YUNANİSTAN İLE İLİŞKİLER

Bu doğrultuda, Yunanistan ile ilişkilerini daha da ileriye götürmek için üzerine düşen samimi gayreti sarf edecektir. Yunanistan'ın da Ada'da çıkan bu yeni durumu gerektiği şekilde değerlendirmesini bekliyoruz. ''

Çiçek, KKTC ve Kıbrıs Türk halkının anavatanı Türkiye'yi bundan sonra da yanında bulacağını bildirdi.

Kıbrıs Türk halkının birlik ve beraberlik içinde olacağından emin olduklarını belirten Çiçek, Türkiye'nin Kıbrıs Türk halkının refahı ve esenliği için üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edeceğini kaydetti.

ANNAN VE İLGİLİ ÜLKELERE TEŞEKKÜR

Cemil Çiçek, açıklamalarının sonunda, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, BM yetkilileri ve ilgili ülkelere de bu konuda gösterdikleri gayretten dolayı teşekkür etti.

AB'den Kıbrıs konusunda ''Türk tarafının üzerine düşeni tam olarak yaptı değerlendirmelerinin fazla iyimser'' bulunduğu ve 1 Mayıs 2004'ten sonra Türkiye'nin Ada'dan sembolik olarak asker çekmesi ve Rum tarafını tanıması gerektiği yönündeki değerlendirmeleri sorulması üzerine Çiçek, şu karşılığı verdi.

''Kimsenin çıkan sonucu küçümsemesine gerek yok. Hem Kuzey Kıbrıs Türk halkı hem de Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, elinden geleni yapmıştır. Referandum öncesinde, kim ne söz verdiyse kamuoyuna kim ne açıklama yaptıysa onun arkasında durmak mecburiyetindedir. Ayrıca, bir mazeret üretilmesine gerek yoktur. Tablo ortadadır. Gerçek bütün çıplaklığı ile ortadır.

"ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPTIK"

Eğer birileri bu sonucu kabullenmek istemiyorlarsa, bunu çok açık söylemeleri lazım. Sonradan şart koşmanın, laf üzerinden laf üretmeninde bir anlamı yoktur.

Biz, üzerimize düşeni yaptığımız kanaatindeyiz. Kıbrıs Türk halkı, üzerine düşen çabayı göstermiştir ve olumlu bir sonucu da ortaya koymuştur. Bu gerçeği herkes kabul etmek durumundadır.''

HURRIYET 26/04/2004

İngiliz basını: Şimdi ödül toplama zamanı

Kıbrıs'ta cumartesi günü Türklerin "evet", Rumların "hayır" dediği referandum, dünya basınında geniş yankı buldu. İngiliz gazeteleri, Türk tarafının ödülünü yakın zamanda toplamaya başlayacağını ve uluslararası tecridin sona ereceğini yazdı. Belçika basını ise Rumların tavrını AB açısından "pis darbe" olarak nitelendirdi ve "AB'yi tuzağa düşürdüklerini" yazdı.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler, Kıbrıs'ta geçen Cumartesi yapılan referandumun sonuçlarını başyazılarında değerlendirdi.

The Guardian gazetesi, ''Kayıp Düşler Adası'' başlıklı makalede, referandumdan önce Rum kesimindeki Ortodoks Kilisesi'nin ''Evet diyen cehenneme gider'' şeklinde uyarıda bulunduğunu, bu uyarının AB'ye girmek üzere olan ve Batı değerlerini kabul ettiği varsayılan bir ülkenin durumunu açıkça ortaya koymaya yettiğini kaydetti.

Gazetenin makalesinde, ''bir Ortodoks piskoposun da, sonucu EOKA savaşçısı olan dostlarıyla kutlamak için buzdolabına şampanyalar doldurduğu'' belirtildi ve ''Dinozorlar Kıbrıs'ta (Rum kesiminde) son 30 yılın en iyi birleşme fırsatının kayboluşunu kutlarken, vizyonu daha geniş olan Rumlar referandumun maliyetini hesaplamaya başladılar bile. Artık masada onlar için hazırlanmış yeni bir anlaşma metni, arabulucular olmayacak'' denildi.

''BÖLÜNME SONSUZLAŞACAK''

''Dikenli tellerle, mayınlarla, insansız alanlarla sağlanan bölünmenin sonsuzlaşacağı'' kaydedilen makalede, ''Belki Annan planı Rumlar için çok adil değildi. Ancak hiçbir şeyden iyiydi. Şimdi gelinen noktada, Rumlar için AB'ye girmenin olabilecek en kötü yolu yaşanıyor ve AB de Rumları kabul ettiği güne yanıyor olmalı'' ifadeleri yer aldı.

The Times gazetesinin başyazarı da, Rumların referandumunda ''hayır'' demesinin ''bir felaket olduğu'' değerlendirmesinde bulundu. Bir yandan 30 yılın en büyük fırsatının kaçırıldığını, diğer yandan da dünya kadar diplomatik çabanın boşa gittiğini belirten yazar, ''Rumlar son derece kısa görüşlü biçimde oy kullandılar. Ya hep, ya hiç anlayışıyla, Kıbrıslı Türkler açısından kabul edilebilir olan her şeyin kendilerine karşı olduğunu düşündüler. Sorumsuz liderleri de, onların bu kaygılarını gidermek, sağduyu telkin etmek yerine, popüler duygularını körüklemeyi tercih ettiler'' diye yazdı.

Rum liderlerinin Annan planının yeniden görüşülebileceği şeklindeki sözlerini ''boşboğazlık'' olarak niteleyen Times başyazarı, Rum liderlerini BM ile, ''ikinci el araba satan tüccarlar'' gibi pazarlık yapmakla suçladı.

''TÜRK TARAFI ÖDÜL TOPLAMAYA BAŞLAYACAK''

Yazar, Türk tarafının ise gösterdiği cesaretin ödülünü yakın zamanda toplamaya başlayacağını ve uluslararası tecridin sona ereceğini belirtti ve ''Belki KKTC hemen tanınmayacak, ama diplomatik bağlar kurulacak, yardımlar yapılacak ve hatta belki AB'nin eski Doğu Almanya'ya yaptığı gibi bir yarım kabul bile söz konusu olabilecek'' ifadelerini kullandı.

Başyazısını ''Kıbrıs Bölünmüş Kaldı'' başlığıyla yayımlayan The Daily Telegraph da, Rumların ''hayır'' kararını kötü niyetli bir karar olarak niteledi ve AB'nin Rum tarafını ''çözümü şart olarak dayatmadan'' üyeliğe kabul ederek, ona fedakarlık yapmak için bir neden bırakmadığını belirtti.

Yazıda, ''Kıbrıslı Rumların anlaşsalar da anlaşmasalar da AB'ye alınma kararının ardından, Rumlar anlaşma fikrine olan bütün ilgilerini kaybetti'' denildi.

Bu şartlarda AB'nin de ihanete uğramaktan şikayet edemeyeceğini belirten başyazar, ''Kıbrıslı Rumlar rasyonel bir hesap yaptı ve hayırdemekle kaybedecekleri hiçbir şey olmadığı sonucuna vardı. Mantıken, AB buna Kuzey Kıbrıs'ı uluslararası toplumun bir parçası haline getirmek için oylama yaparak tepki göstermeli. Ambargolar sona erdirilmeli, hava köprüsü yeniden kurulmalı ve Kuzey Kıbrıs'a 'de facto' bir 'tanıma' sağlanmalı'' diye yazdı.

''GENİŞLEME SÜRECİNİN İLK BÜYÜK KRİZİ''

Independent gazetesi ise konuyla ilgili haber-yorumunda, AB'nin genişleme sürecine Kıbrıs gölgesi düştüğünü, referandum sonucunun, genişleme sürecinin ilk büyük krizi olduğunu belirtti.

Gazete, Avrupa'da Rumlara karşı büyük bir öfke yaşandığını, genişleme süreciyle ilgili törenler sırasında Rum lideri Tasos Papadopulos'u soğuk bir karşılamanın beklediğini kaydetti.

Financial Times gazetesi de, Avrupa'nın genişleme sevincinin yarattığı kutlama havasının referandum sonucuyla gölgelendiğini kaydetti ve diplomatik çevrelerin referandum sonucuyla ortaya çıkan Kuzey Kıbrıs'a karşı yumuşama havasını olumlu bulmalarına rağmen, uygulamada güçlükler yaşanacağına işaret ettiklerini yazdı.

BELÇİKA BASINI: AVRUPA İÇİN PİS DARBE

Le Soir gazetesi, ''Kıbrıs AB'ye tek ayakla giriyor'' başlıklı haberinde, referandum sonuçlarının ''temyizi olmadığını'' yazdı ve Rumların çoğunlukla ''hayır'', Türklerin kararlılıkla ''evet'' dediklerine dikkati çekti.

Referandumların sakin bir havada cereyan ettiğini, Türklerin daha olgun davrandıklarını ve bazı Rum politikacıların ''yeni bir referandum'' beklentisinden söz ettiklerini kaydeden gazete, Rum kesiminde herkesin bu kadar iyimser olmadığını, adanın bölünmüşlüğününteyit edildiğini düşünenlerin de bulunduğunu belirtti.

BM ve AB'nin üzüntülerini de yansıtan gazete, KKTC'ye yönelik ekonomik ambargoların kalkması, liman ve havaalanlarının açılması yönünde kararlar beklendiğini ifade etti.

''Kıbrıslı Rumların en büyük kabusu, KKTC'nin uluslararası alanda tanınması'' diyen Le Soir, bunun ''henüz'' söz konusu olmadığını, ancak KKTC ile dünyanın diğer bölümü arasında ekonomik ilişkilerin başlamasının Rumlar açısından ''şimdiden ciddi bir aksilik'' olduğunu yazdı.

Le Soir, referendum sonuçlarını, ''AB'nin ayağına batan ciddi bir diken'' olarak nitelendirdi ve ''Rumlar, hayır diyerek AB'ye tek başlarına girmeyi, Türkleri dışlamayı kararlaştırdılar'' diye yazdı. Gazete, ''Kıbrıslı Rumlar tarafından tuzağa düşürülen AB, şimdi acilen, 1 Mayıs'tan itibaren karşılaşacağı hukuki ve siyasi sorunlara çözüm aramak durumunda'' ifadesine yer verdi.

Konuya iki tam sayfa ayıran muhafazakar La Libre Belgique gazetesi, artık Ankara'nın kalıcı bir paylaşımdan söz ettiğini, Rumların ise öneri getiremeyecek durumda olduklarını yazdı.

Rum yönetimini Rumları ve uluslararası kamuoyunu, Annan Planı'nın tekrar müzakere edilebileceğine ikna için çaba harcadığını, ancak bu görüşü herkesin paylaşmadığını ve her yerde hüzün yaşandığını anlatan gazete, başta ABD olmak üzere çok sayıda ülkenin KKTC'ye yönelik ambargoya son verilmesini istediğini, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın, ''Biz üzerimize düşeni yaptık, şimdi sıra uluslararası toplumda'' dediğini yazdı.

La Libre Belgique gazetesine demeç veren eski Kıbrıs Rum liderlerinden Yorgo Vasiliu, referandum sonuçlarını ''Kıbrıs için trajedi'' olarak nitelendirdi. Papadopulos'un karşı çıktığı Annan Planı'ndan başka bir çözüm olmadığını, halka doğruların söylenmesi gerektiğini belirten Vasiliu, adanın kalıcı bir şekilde paylaşımı seçeneğinin ''tehlike'' olduğunu, bunu engellemek için en kısa zamandabir şeyler yapmak gerektiğini kaydetti.

Vasiliu, ''Doğrusunu isterseniz, Türklerin evet diyeceğini hiç düşünmüyorduk'' dedi ve artık KKTC'ye yönelik ambargoların kaldırılmasının kaçınılmaz olduğunu belirtti. Vasiliu, ''Şimdiye kadar bütün dünyanın sempatisini kazanmış durumdaydık, çünkü işgalin ve Denktaş'ın çözüme karşı çıkmasının kurbanlarıydık. AB'ye girerken en büyük kozumuz, 'Türkler çözüm istemiyor diye bizi cezalandıramazsınız' demekten geçiyordu. AB'nin kabul ettiği bu koz şimdi tersine döndü'' dedi.

La Derniere Heure gazetesi de, ''Avrupa için pis darbe'' başlıklı haberinde, Kıbrıslı Rumların tarihi randevuyu yakalayacak düzeyde olmadıklarını, Türklerin çözümden yana olduklarını kanıtladıklarını yazarak, ''Artık Kıbrıs'ın AB ile bütünleşmesine gölge düşmüştür'' görüşüne yer verdi.

EL PAİS: SONUÇ KKTC'NİN TANINMASI OLABİLİR

İspanya'nın en yüksek tirajlı gazetesi El Pais'in bugünkü yorumunda, ''Kıbrıs'taki referandumların sonucu, KKTC'nin uluslararası tanınmasına neden olabilir'' denildi.

El Pais gazetesinin görüşlerinin yansıtıldığı ''fikir'' adlı sayfasındaki Kıbrıs ile ilgili yorumda, ''Kıbrıs'ın birleşmesine yönelik cumartesi günü yapılan referandumlarda Rum Kesimi'nin 'hayır' demesi içler acısı bir durumdur'' ifadesine yer verildi.

Referandumların sonucunda bu zamana kadar ''arzu edilemeyen'' gelişmelerin yaşanabileceği kaydedilen yorumda, ''Kıbrıs'ın geçici olarak bölünmesiyle dünyanın yavaş yavaş alıştırılacağı ve bunun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin uluslararası tanınmasına yol açabileceği''belirtildi.

El Pais'te yer alan haberdeyse ''Referandumların sonucu uluslararası bir krize yol açmadan önce, Rum Kesimi yeni bir oylama yapılması için çalışıyor'' iddiasında bulunuldu.

AZERBAYCAN'DA VERİLEN SÖZ TUTULACAK MI MERAKI

KKTC ve Kıbrıs Rum kesiminde 24 Nisan'da yapılan referandumların sonuçları Azerbaycan kamuoyunda da büyük ilgi uyandırdı.

ANS (Azerbaycan News Service), sonuçlarla ilgili gelişmeleri ''Rumlar'ın dediği oldu, Türkler galip'' ifadesiyle duyurarak, bundan sonraki dönemde KKTC'ye uygulanan ambargoların kaldırılmasının beklendiğini kaydetti.

Muhalefet yanlısı ''Bakı Haber'' gazetesi ise ''İlham Aliyev, yanlış beyanatının rehinesi oldu'' başlığıyla verdiği haberde, KKTC'nin tanınıp tanınmamasıyla ilgili tavrın belirlenmesinin Bakü'nün gündeminde olduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in ''Halkoylamaları sonucunda KKTC'den ''evet'', Rum kesiminden ''hayır' çıkarsa KKTC'nin tanınması sürecinde ön sırada yer alacağı'' yönündeki açıklamaları anımsatılan haberde, buaçıklamanın yanlış olduğu ileri sürülerek, ''Öngörülen sonuç alındı. Şimdi sıra Aliyev'de. Azerbaycan KKTC'yi tanıyacak mı?'' denildi.

Muhalefet gazetelerinden ''Rating'' gazetesi de, Azerbaycan'ın KKTC'yi tanıyıp tanımayacağının merak konusu olduğunu vurgulayarak, bunun gerçekleşmesi durumunda Yunanistan'ın da Yukarı Karabağ'daki işgal yönetimini tanıyacağı, böylelikle Kıbrıs'ın dolaylı yoldan Azerbaycan için de sorun olduğu savunuldu.

VREMYA NOVOSTİ: AB'NİN KIBRIS BAŞARISIZLIĞI

Rus Vremya Novosti gazetesi, referandumların sonuçlarının Annan planını ''toprağa gömdüğünü'' belirterek, bu durumun AB'nin başarısızlığı olduğunu duyurdu.

Gazetede yer alan yorumda, Türk tarafının Rumların yüzde 75 oranındaki ''hayır'' oyuna yüzde 65'lik ''evet'' ile karşılık verdiği hatırlatılarak, ''Türk tarafının Annan planını desteklediği çok net. Kuzey Kıbrıs sadece daha zengin olan Rum tarafıyla birleşmeyi değil, aynı zamanda AB üyesi olma şansını da yakalamıştı. Oysa bu sonuçla 1 Mayıs'ta sadece Rum Kesimi AB üyesi olacak'' denildi.

''İnatçı Rumların'' referandumdan önce BM, ABD ve AB'nin yoğun baskısına maruz kaldığı belirtilen yorumda, Rusya'nın buna karşılık Kıbrıslıların dışardan bir baskıyla değil, kendi iradeleriyle geleceklerini belirlemesi gerektiği tavrını takındığı kaydedildi.

Kommersant gazetesi de, Kıbrıs'taki referandumla ilgili ''Rus vetosu, Kıbrıs'ın birleşmesini umutsuz hale getirdi'' başlığıyla verdiği yorum haberde, ''Kıbrıs'taki referandum sonucunda taraflar birlikte yaşama konusunda anlaşabilselerdi, bu eski çatışmalar yüzünden ayrılanların birarada yaşayabileceğine yönelik çok iyi bir model teşkil edecekti'' denildi.

Yorum haberde, ''referandum başarılı olsaydı, bu AB'nin çok net bir zaferi anlamına gelecekti'' görüşü savunularak, AB'nin dünyadaki benzer sorunları çözme konusunda merkezi rolü üstlenmeyi isteyeceği belirtildi. Vremya Novosti gazetesinin yorumunda, şunlar kaydedildi:

''Referandum başarılı olsaydı AB, eski Sovyet Cumhuriyetleri'ndeki çatışmaların çözümünde Rusya'nın yayılmacı amaçları ve ABD'nin jeopolitik çıkarları nedeniyle ilgilendiğini ileri sürecekti. AB, Rusya ile ABD'nin buralardaki çatışmaların çözümünde tarafsız olmadıkları gerekçesiyle merkezi rol oynayamayacaklarını savunacaktı. Bu role kendileri talip olacaktı. Ancak, Kıbrıs'taki bu referandumun başarısızlıkla sonuçlanması, AB'ye Bağımsız Devletler Topluluğu'ndaki bu çatışmaların çözümündeki merkezi rolü üstlenebilme hakkını da kaybettirdi.''

"HAYIR ALMANYA'DA ANLAYIŞLA KARŞILANMIYOR"

Kıbrıs'taki referandumda Rumların birleşmeye karşı çıkmalarının, ''özellikle Almanya'da anlayışla karşılanmadığı'' yorumu yapıldı. Berliner Kurier gazetesi, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi konusunda tarihi bir fırsat kaçırıldığını belirterek, ''Rumların 'hayır'ı özellikle bir zamanlar bölünmüş olan Almanya'da anlayışla karşılanmıyor. AB'nin genişlemeden sorumlu komisyon üyesi Günter Verheugen de, bunun Alman halkının yeniden birleşmeye karşı çıkması gibi bir şey olduğunu söylemişti'' şeklinde ifadeye yer verdi.

Rumların birleşmeye karşı çıkmalarının güvenlik endişelerinden kaynaklandığı ifade edilen haberde, ''Ancak her şeyden önce Rumlar refahlarını paylaşmak istemiyor. Sahillerindeki otellerin her zaman dolu olmasını istiyor ve turistlerin, doğal güzelliğin korunduğu Kuzey Kıbrıs'a gitmelerini istemiyor'' denildi.

Kıbrıs'ın 30 yıllık bölünmüşlüğünden bu yana ilk kez Rumların ''kara koyun'' olarak görüldüğü, Kıbrıslı Türklerin ise Avrupa'nın sempatisini kazandığı kaydedilen haberde, ''AB Kuzey Kıbrıs'ı yağmur altında bırakmayacak. Daha şimdiden ekonomik yardım vaadinde bulundu. Burada yaşanan çifte haksızlık, referandumun galiplerinin Rum kesimi ile birlikte AB'ye giremeyecek olmaları'' şeklinde ifadelere yer verildi.

Gazetede ''Para vizyondan daha önemli'' başlığıyla yapılan yorumda, ''Biz Almanlar için bir ülkede bölünmüşlüğün ortadan kaldırılması yerine daha da kalıcı hale getirilmeye çalışılması anlaşılır gibi değil. Bu bölünmüşlüğün aşılması için yapılan tüm önerileri Rumlar gözardı etti.

Parasal nedenler ve eskilere dayanan nefret Avrupa vizyonundan ağır bastı. Bu nedenle AB'ye sadece Kıbrıs'ın yarısı girecek. Halbuki Avrupa birleştirici olmak ve sınırları aşmak istiyor. Avrupa, Kuzey Kıbrıs'ı teşvik etmekle akıllılık etmiş olacaktır. Hedef, ekonomik eşitlikle birliğin sağlanması olmalı'' denildi.

JAPON BASINI: TÜRKİYE AB ÜYELİĞİNDE AVANTAJLI

Kıbrıs'ta yapılan referandumun sonuçlarını değerlendiren Japon basını, ''KKTC'nin Tayvan gibi ekonomik gelişme gösterebileceği'' ve ''Türkiye'nin AB üyeliği için avantaj elde ettiği'' şeklinde yorumlarda bulundu.

Japonya'nın en yüksek tirajlı gazetesi Yomiuri Şimbun, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için yapılan referandumun Rum kesimindeki sonucunun, BM planına destek veren Türkiye'yi hayal kırıklığına uğrattığını yazdı. Gazete, Türkiye'nin, Türk kesiminden ''evet'' çıkması ve Kıbrıs'ta barışa katkı yönünde saf ettiği çabalardan dolayıAB üyeliği için olumlu puan aldığını düşündüğünü kaydetti.

Gazetenin Atina mahreçli başka bir haberinde ise yapılan referandumun, 1974 yılında Türkiye'nin Kıbrıs'ın kuzeyine asker çıkarmasından bu yana adanın 30 yıldır devam eden bölünmüşlüğüne çözüm getirecek tarihi bir fırsat olduğu kaydedildi.

Kıbrıs'ın yeniden birleşme konusunun, Türkiye'nin AB'ye üyelik müzakereleri için tarih belirlenme safhasında bir kez daha gündeme gelebileceğini, ancak yeniden birleşme ihtimalinin ''biraz uzak gibi göründüğünü'' kaydeden gazete, ''BM planı çerçevesinde iki kesim arasında sürdürülen müzakerelerin geçen ay sonunda kesilmesi üzerine, BM'nin (boşlukları doldurarak) iki tarafa sunduğu referandum konusunda, aceleci davranan dış müdahalecilerin yanlış hesap yaptıkları inkar edilemez'' görüşünü savundu.

''KKTC'YE TAYVAN MODELİ''

Asahi Şimbun'un haberinde ise Güney Kıbrıs'ın reddiyle ortadan kalkan BM planının yeniden gündeme gelmesinin zayıf bir olasılık olduğu belirtilerek, ''Böylece, 30 yıldır süren bölünmüşlük durumu hemen hemen sabitleşmiş görünüyor'' denildi.

Türk kesiminin ise bundan sonra uluslararası toplumdan tanınma talebinde bulunmasının beklendiği ifade edilen haberde, ''Kuzey Kıbrıs'ın hamisi durumundaki Türkiye bu sonuçla AB'ye üyelik girişimleri için koz elde etmiş oldu'' görüşü dile getirildi.

Asahi Şimbun, ABD'nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika'ya yakın Kıbrıs'ta istikrarı önemli gördüğü için birleşmeye destek verdiğini, Güney kesiminden ''hayır'' sonucunun çıkması üzerine ABD yönetiminden ''Hayal kırıklığına uğradık'' açıklamasının geldiğini kaydetti.

Avrupa Komisyonu'nun da KKTC'de çıkan olumlu sonuçtan ''memnuniyet duyduğu'' açıklaması yaptığını belirten gazete, ''Bu açıklamayla bugüne kadar ki uygulamaların gözden geçirileceği umuluyor'' ifadesine yer verdi.

Gazetede, KKTC'nin tamamen Türkiye'ye bağımlı durumda olduğu ifadeedilerek, ''Devlet olarak tanınmasının belirli bir zaman alacağı, diğer ülkelerle ekonomik ilişkilerini güçlendirerek, Tayvan gibi ekonomik gelişme gösterme ihtimali olduğu şeklinde görüşler deöne sürülüyor'' denildi.

''TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİ İÇİN AVANTAJ''

Mainiçi Şimbun'daki haberde ise Kuzey Kıbrıs'ın BM planına ''Evet'' demesinin ardında, uluslararası izolasyondan kurtulma arzusu ve AB üyesi olmak isteyen Türkiye'nin güçlü desteği bulunduğu belirtildi.

Güney kesiminin planı reddetmesiyle, yeniden birleşme yolu kapandığı kaydedilen haberde, ''Fakat BM ve AB'ye karşı gösterdiği uzlaşmacı tutumuyla Kuzey kesimi, uluslararası toplumun bir üyesi olmayolunda oldukça büyük bir adım attı'' denildi.

KKTC'nin tutumunun AB'ye üyelik için ''sabırsızlanan'' Türkiye açısından adeta ''ölüm-kalım savaşı'' olduğu belirtilen haberde, ''AB tarafından üyelik şartı olarak öne sürülen yeniden birleşme konusunda işbirliğini yerine getiren Türkiye, Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı (Rauf) Denktaş'ın plana karşı çıkmasına rağmen, Kuzey Kıbrıs halkına 'evet' demesi yönünde çağrıda bulundu'' denildi.

Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlama tarihinin Aralık ayında belirlenip belirlenmeyeceğinin henüz belli olmadığını kaydeden gazete,''Kuzey Kıbrıs'ta çoğunluğun 'evet' demesinin, Türkiye için avantaj sağlayacağı kesin'' ifadesini kullandı.

''TÜRKLER SORUMLULUĞU RUMLARA DEVRETTİ''

Bulgar basını, Kıbrıs'ta Rum kesiminden referandumda hayır oyu çıkmasının birleşme için ele geçirilmiş en büyük fırsatı yok ettiğini yazdı. Ülkenin en yüksek tirajlı gazetelerinden 24 Saat'te, ''Kıbrıs Türkleri Uluslararası İzolasyondan Çıkarılacak'' başlığıyla yer alan haber yorumda, referandum sonuçlarının Atina'nın Kıbrıs Rum kesimi üzerinde etkisinin olmadığını ortaya koyduğu belirtildi.

Rumlara AB ve tüm dünyadan büyük tepki olduğu ifade edilen haberde, ''Türkler Kıbrıs krizinin sorumluluğunu Rumlara devretti. Kıbrıs'ta bugüne kadar hep suçlu taraf olarak gösterilen Türkler aslında barıştan yana olduklarını ispatladılar ve krizin sorumluluğunu Rumlara devrettiler'' denildi.

Trud gazetesi de referandum sonuçlarıyla ilgili haberinde, Türk tarafının barıştan yana olduğunu açıkça ortaya koyduğunu belirterek, ''Avrupa, Kıbrıs Türkleri için övgü yağdırıyor'' yorumunu yaptı. Haberde, KKTC'nin artık ambargo ve uluslararası izolasyondan kurtulmasının yolunun açıldığı bildirildi.

HURRIYET 26/04/2004

AVUSTURYA: KIBRISLI TÜRKLER ÖDÜLLENDİRİLMELİ

Avusturya Dışişleri Bakanı Benita Ferrero-Waldner, ''Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünün sürekli olmaması için elimizden geleni yapmalıyız'' dedi.

Kıbrıslı Rumların referandumda ''hayır'' demesinin ''esef verici''olduğunu belirten Ferrero-Waldner, ''Kıbrıslı Türklerin referandumda 'evet' oyu kullandıkları gerçeğinin gözardı edilemeyeceğini ve bu davranışın uluslararası toplum tarafından, hak ettiği şekilde ödüllendirilmesi gerektiğini'' söyledi.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Türk ve Yunan hükümetlerinin çabalarını takdirle karşıladığını kaydeden Ferrero-Waldner, ''Şu andan itibaren Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünün sürekli olmaması için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Kıbrıs'ta tarafları, gelecekteki çözümü baltalayabilecek tek taraflı girişimlerden uzak durmaya ve zamanı geldiğinde görüşmelere yeniden başlamaya davet ediyorum'' diye konuştu.

BM Genel Sekreteri Annan'ın çabaları sonucu ortaya çıkan planın hala masada olduğunu belirten ve tarafları uygun zamanda görüşmelere başlamaya çağıran Ferrero-Waldner, AB Komisyonu'nun Kıbrıslı Türklere ekonomik yardımda bulunmak için başlattığı girişimi ''takdirle karşıladığını'' söyledi.

HURRIYET 26/04/2004

Hesap verme sırası onda

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

1974 sonrasında mülteci durumuna düşen yüzlerce Rum göçmen, ‘Hayır’ çağrısıyla Annan Planı’nın reddedilmesini sağlayan Tasos Papadopulos’a ateş püskürüyor.

Kuzey’deki mülklerine dönemedikleri için Türkiye’yi dava eden Rum göçmenler, şimdi de, referandumdan çıkan ‘hayır’ sonucundan sorumlu olduğu gerekçesiyle Rum lider Papadopulos’u dava ediyor. Güneye dönemeyen Türkler de dava açsın diyorlar.

AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM), mülkiyetlerine dönmelerini engellediği gerekçesiyle Türkiye’ye karşı dava açan yüzlerce Rum, yine aynı gerekçeyle Rum lider Tasos Papadopulos’u mahkemeye vermeye hazırlanıyor. Rumlar önce iç hukuku tüketecek ardından Avrupa mahkemelerine yönelecek. Girne’deki evine dönemediği için AİHM’de açtığı davayı kazanan Rum vatandaşı Titina Loizidu’nun Türkiye’den aldığı 960 bin dolar tazminatı örnek gösteren Rumlar da milyonlarca dolar talep ediyor.

Kıbrıs’ta İngilizce yayınlanan Sunday Mail Gazetesi’ne göre, 1974 sonrasında mülteci durumuna düşmüş yüzlerce Rum göçmen, ‘hayır’ çağ
rısı yaparak Annan planının reddedilmesini sağlayan Papadopulos’a ateş püskürüyor.

TÜRKLER DE DAVA ETSİN

Rum Magosa Mülteciler Derneği Başkanı Kikis Hıristofides, binlerce Rum mültecinin evlerine dönebilmek için 30 yıl sabırla beklediğine dikkat çekerek, ‘Annan Planı’nın reddedilmesi sabrımızın sonu oldu. Papadopulos ve hükümeti dava edeceğiz, evlerimize gidemediğimiz için tazminat isteyeceğiz’ diye konuştu.

Annan Planı’na göre, Maraş kentine 104 gün içinde yerleşebileceklerini vurgulayan Hıristofides,
‘Sadece Rumlar değil, planın reddedilmesi ile Kıbrıslı Türkler de bu tarafta kalan mallarına sahip olamayacak. Onlar da dava açsın’ dedi.

HURRIYET 26/04/2004

AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonunun sona erdirilmesi gerektiğini söyledi.

 

AB’den ilk adım

 

Avrupa Birliği dışişleri bakanları, Genel İşler Konseyi’nde, KKTC’nin ekonomik kalkınmasına yardımcı olma yönünde karar aldı. Karar doğrultusunda KKTC’ye 259 milyon Euro’luk yardım gerçekleştirilecek.

 

Lüksemburg
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

   

26 Nisan 2004 — Öte yandan AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, AB Dışişleri Bakanlarının Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonunun sona erdirilmesi gereğini ve Kıbrıslı Türk yetkililerle işbirliği yapacaklarını bildirdi.

 


AB Başkanı İrlanda tarafından hazırlanan ve üye ülkeler tarafından onaylanan bildiride, “AB içinde yer alma konusunda açık bir irade gösteren KKTC’nin ekonomik kalkınmasına destek olunması konusunda AB Konseyi’nin kararlı olduğunu” vurguladı.
Bildiride, çözüm halinde KKTC için ayrılan 259 milyon Euro’luk mali yardımın serbest bırakılması tavsiye edildi ve bu konuda kapsamlı projeler geliştirmesi için AB Komisyonu’ndan gerekli çalışmaları başlatma
sı istendi.


AB Konseyi’nin KKTC’nin ekonomik izolasyonuna son verilmesi konusunda kararlı olduğu vurgulanan bildiride, Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişmesine cesaret vererek, adanın birleşmesinin kolaylaştırılmasının arzu edildiği ifade edildi.
Diplomatik kaynaklar, AB tarafından KKTC’ye yapılacak mali yardımın, ekonomik, sosyal ve kültürel alanda sunulacak projelere verilmesi bekleniyor.

KIBRIS TÜZÜĞÜNE ERTELEME
AB Komisyonu’nun, Rum Kesimi’nin üyeliği halinde, AB müktesebatının Ada’nın kuzeyinde askıya alınmasını öngören Kıbrıs tüzüğünün onaylanması, 28 Nisan tarihinde AB’nin büyükelçiler düzeyinde yapılacak toplantısına ertelendi.

KKTC’YE İZOLASYON SONA ERMELİ’
Avrupa Birliği Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, AB dışişleri bakanlarının, Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonunun sona erdirilmesi gereğini kabul ettiklerini söyledi.
Verheugen, AB Komsiyonu’nun, Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik izolasyonun sona erdirilmesi için her türlü adı
mı atmaya hazır olduğunu ancak bunun KKTC’nin tanınacağı anlamına gelmediğini vurguladı.

AB, KKTC’DE BÜRO AÇABİLİR İDDİASI
AB Dışişleri Bakanları Genel İşler Konseyi toplantısının yapıldığı Lüksemburg’daki AB yetkililerine dayanılarak Reuters tarafından verilen haberde, “Yetkililer, AB yürütme organının (komisyon) Kuzey Kıbrıs’ta bir büro açabileceğini belirttiler” dedi.

ABD, KKTC politikasını gözden geçirecek

 

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıs’taki referandumların sonucu çerçevesinde Washington’ın Kıbrıs Türklerine ilişkin politikalarını gözden geçirmekte olduğunu ve AB ile koordinasyon içinde davranacaklarını söyledi.

 

Washington
AA

   

26 Nisan 2004— Powell, Washington’da bulunan Danimarka Dışişleri Bakanı Per Stig Möller ile görüşmesinin ardından, gazetecilerin Kıbrıs konusundaki sorularını yanıtlarken, ABD’nin Rum kesimindeki referandum sonucundan büyük hayal kırıklığı duyduğunu belirtti.

 

ABD Dışişleri Bakanı Bakan Powell, ABD’nin KKTC’ye ilişkin olası politika değişikliği konusunda, “Kıbrıslı Türklere ilişkin pozisyonumuzu biz gözden geçiriyoruz ve Avrupalı meslektaşlarımızla tutarlı bir şekilde davranmamız için AB’nin hareketlerini de gözden geçireceğiz” diye konuştu.

MÖLLER: TÜRKLER AB’Yİ SEÇTİ
Danimarka Dışişleri Bakanı Möller de Powell ile aynı görüşleri taşıdığını belirterek, “Bu fırsat Kıbrıslı Türkler ve Rumlarca kullanılmalıydı.
Ancak görüyoruz ki Kıbrıslı Türkler AB’ye katılmak istediler ve biz de bundan çok memnunuz, bu yüzden de Kıbrıslı Türklerle iyi ilişkilerimiz olması gerekiyor ve bunu nasıl yapabileceğimize bakıyoruz” dedi.

Annan: Hepimiz düş kırıklığı yaşadık

 

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs’ta birleşme çabalarının başarısız olmasıyla herkesin düş kırıklığına uğradığını söyledi.

 

New York
AA

   

26 Nisan 2004— Genel Sekreter, BM’nin Kıbrıs için şimdilik görevini tamamladığını söyledi.

 


Annan, BM Genel Merkezi’nde yaptığı açıklamada, “hayır” oyu verenlerin bir gün tüm Kıbrıs’ın çıkarı için birleşmenin en iyi şey olduğunu anlamalarını umduğunu söyleyerek, “Belki bu kararlarıyla nereden nereye gittiklerini görürler” diye konuştu.
“Gerçekten onları bu konuda düşünmeye çağırıyorum” diyen Annan, sadece BM değil, AB ve ABD’nin de bu sonuçla hayal kırıklığına uğradığını söyledi.
Kofi Annan, “Umarım, şimdi ne olduğunu anlamışlardır, umarım bu konuda düşünür ve görüşme masasına dönmek için gerekli adımları atarlar” dedi.

Weston AB’nin kararından memnun

 

ABD’nin Kıbrıs özel temsilcisi Thomas Weston, AB’nin Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son vermek amacıyla önlemler alma kararından memnuniyet duyduğunu açıkladı.

 

Atina
AA

   

26 Nisan 2004— Weston, “ABD, bu yönde AB’nin bütün çabalarını destekleyecektir. Esas olan Kuzey Kıbrıs’ı devlet olarak tanımak değil, izolasyonun ortadan kaldırılmasıdır” diye konuştu.

 

Özel Yunan televizyonu Mega’ya açıklama yapan Weston, “Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verme (kararlılığı gösteren) AB Genel İşler Konseyi’nin kararlarını memnuniyetle karşılıyoruz” dedi.

Özel temsilci Weston, “ABD, ayrıca AB’nin uzman organlarının ve Avrupa Konseyi’nin, Ada’da (Rum Kesimi) siyasi makamları tarafından uygulanan ve kısmen bu trajik sonucun alınmasına yol açan metotların da incelenmesini beklemektedir” dedi.

Lüksemburg
AA NTV 26/04/2004

Avrupa Birliği ‘hayır’cı Rumlara tepkili


Belçika Dışişleri Bakanı Louis Michel, Kıbrıs’ta yapılan referandumda hayır kampanyası yürüten Kıbrıs Rum Kesimi liderliğini sert biçimde eleştirdi. Michel, yaptığı açıklamada, “hayır kampanyası yürütenler, sanırım bunun tüm sonuçlarını hesap edemedi” dedi ve bu tür bir kampanya yürütmenin, “Avrupa’yı aşağılamak” olduğunu belirtti.
Reuters’a açıklama yapan bir diplomat, Lüksemburg’da toplanan AB dışişleri bakanlarının, öğle yemeği toplantısı sıra
sında, Kıbrıs Rum Kesimi hükümetinin “hayır” kampanyası yürütmüş olmasından ötürü Rum Dışişleri Bakanı’na karşı çok sert ifadeler yönelttiklerini kaydetti.

Gül: Kıbrıs tüzüğü iyileştirilmeli

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AB’nin 28 Nisan’da ele alınması beklenilen Kıbrıs tüzüğünde Türk tarafı lehine değişiklikler beklediklerini söyledi.

Ankara
AA

26 Nisan 2004— Türkiye’nin 1 Mayıs’tan sonra Rum kesimini tanıması gerektiğine ilişkin tartışmaların hatırlatılması üzerine de Gül, önce karşı tarafın tutumunun izleneceğini söylemekle yetindi.

Gül, Dışişleri Bakanlığı’na gelişinde gazetecilerin soruları üzerine, söz konusu tüzüğün Türk tarafının istediği gibi çıkması için bugün bazı temaslar yaptığını ve bu çerçevede Almanya, İngiltere ve AB Komisyonu’ndan bazı yetkililerle görüştüğünü kaydetti.
Gül, ambargonun kaldırılması, mali yardım, uçuşların başlaması ve ekonomik ilişkiler konularında iyileştirme beklentilerini bu yetkililere ilettiğini ifade ederek, “T
üzükte Türk tarafının lehine değişiklikler bekliyoruz” dedi.
Abdullah Gül, bir başka soru üzerine de, Rum kesiminin AB üyesi olacağı İrlanda’daki törene hükümetten kimin gideceğinin henüz kararlaştırılmadığını bildirdi.

Ankara’dan diplomasi trafiği

Ankara, Lüksemburg’taki AB Genel İşler Konseyinde Kıbrıs konusu görüşülürken yoğun bir diplomasi atağı yürüttü. Konseyin Kıbrıs konusunda aldığı karar Ankara’yı memnun etti.

Ankara
NTV

26 Nisan 2004— Rum Kesimi’nin AB üyeliğini düzenleyen yönetmeliğin mevcut haliyle onaylanmasından kaygı duyan Ankara sabah saatlerinden itibaren kritik başkentler nezdinde girişimlerde bulundu.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ve AB Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Verhaugen’i arayarak tüzüğün KKTC lehine değiştirilmesini istedi.
Almanya Dışişleri Bakanı Jochka Fisher ile ABD Dışişleri Bakanı Powell’ın da gelişmeler çerçevesinde Gül’ü arayarak görüş alışverişinde bulunduğu belirtildi.


Powell’ın görüşmede Türk tarafının Kıbrıs konusundaki çabasını desteklemeye devam edecekleri mesajı verdiği belirtilirken Gül’ün ise Powell’a “Uluslararası camia kimin çözümü engellediğini görmeli, KKTC üzerindeki izolasyonun kaldırılması için Washington yönetimi bizi desteklemeli” dediği öğrenildi.

ANKARA KARARDAN MEMNUN
Tüm bu diplomasi trafiğinin ardından AB Genel İşler Konseyi’nin Kıbrıs kararının Türk tarafının kaygılarını dikkate alan bir şekilde çıkması Ankara’yı memnun etti. Diplomatik kaynaklar yarın oylanacak tüzüğün de Konsey’in aldığı karar doğrultusunda çıkmasını bekliyor.

‘Daha olumlu gelişmeler bekliyoruz’

 

Başbakan Erdoğan AB Genel İşler Konseyi’nin Kıbrıs üzerindeki ekonomik izolasyona son verilmesi yönündeki kararı değerlendirdi.

 

Ankara
AA

   

26 Nisan 2004— “Açıklanan deklarasyonun arkasının geleceğine inanıyorum” diyen Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a yönelik sıcak mesajlar verdi.

 

Başbakan Erdoğan, AKP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrasında, Parti Genel Merkezi’nden ayrılırken gazetecilerin sorularını yanıtladı.
AB, Amerika ve BM’nin üzerlerine düşeni yapacakları yönündeki inancını dile getiren Erdoğan, KKTC’ye uygulanan tecridin kaldırılması
ile olumlu uygulamaların başlayacağını söyledi.

DENKTAŞ’A ZEYTİN DALI
Başbakan’a KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile ilişkilerin farklı olup olmayacağı soruldu. Erdoğan, Denktaş’a yönelik olumlu mesajlar verdi.
Erdoğan, “Sayın Denktaş ile aramızda herhangi bir kavga gürültü böyle bir şey olmadı. Siyasi yorumdu, tercihti, yaklaşımdı Sayın Denktaş’ın yorumu yaklaşımı o türdü. Bizimki bu türdü.
Bunların hepsinde de ben olanda hayır vardır diyorum bu anlayıştan bakıyorum. Benim saygım sevgim yine aynen devam e
decektir.” diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, Kuzey Kıbrıs’ta birlik ve beraberliğin asla bir kenara itilemeyeceğini belirtirken yine dayanışma içinde hareket edileceğini söyledi.

Özkök: Diplomatik üstünlük sağladık

 

Kıbrıs’taki referandumu değerlendiren Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, “İçinde bulunduğumuz durum bize diplomatik açıdan üstünlük sağlayan bir durumdur” dedi.

 

Ankara
NTV

   

26 Nisan 2004— Anayasa Mahkemesi’nin 42. kuruluş yıldönümü resepsiyonunda konuşan Genelkurmay Başkanı Özkök, Kıbrıs’taki referandum sonucunu kendi içlerinde değerlendirdiklerini açıkladı.

 

Ortaya çıkan sonucun Türkiye’ye diplomatik açıdan üstünlük sağladığını belirten Genelkurmay Başkanı, “Farklı kompozisyonların en hayırlısıdır” diye konuştu.
Özkök bir gazetecinin “Güvenlik kaygıları ortadan kalktı mı?” sorusuna “Bir ülkenin her zaman güvenlik kaygısı vardır. Problemlerden korkmamak endişe duymamak lazım. Bu ülke her şeyin üstesinden gelir” yanıtını verdi.
Özkök “Referandum sonuçları h
ayırlı oldu diyebilir miyiz?” şeklindeki soru üzerine de “Öyle demeyelim. ben ne söyleyeceğimi söyledim” dedi.

MGK: KKTC’ye izolasyon kalksın

Milli Güvenlik Kurulu ve Bakanlar Kurulu uluslararası topluma “KKTC’ye uygulanan ambargoyu kaldırın” çağrısı yaptı.

Ankara
MSNBC INTERACTIVE

26 Nisan 2004 — 2 saat süren MGK toplantısı ardından yayınlanan bildiride, “KKTC’ye uygulanan kısıtlamaların kaldırılması, siyasi, ekonomik ve sosyal içerikli bazı iyileştirmelerin yapılmasına” yönelik vaatlerin yerine getirilmesinin gerekliliği vurgulandı.

Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, Kıbrıs’ta kapsamlı çözüm planına olumsuz yanıt veren Rum tarafının, 1 Mayıs 2004’te AB’ye girecek olmasına karşılık, plana olumlu yanıt veren Kıbrıs Türk tarafının dışarıda bırakılmasının çelişkili ve adaletsiz bir durum yarattığının saptandığı bildirildi.

BİLDİRİ
Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından yayınlanan bildiride, şöyle denildi:
“Toplantıda, Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılması amacıyla Türkiye tarafından başlatılan müzakere süreci sonucunda; BM, ABD ve AB tarafından desteklenen 24 Nisan 2004 gününde Ada’da referanduma sunulan Annan Planı’nı Rum tarafının reddetmesi nedeniyle ortaya çıkan yeni durum ayrıntılı biçimde
değerlendirilmiştir.
Bu sonuç ile Kurul, BM ve AB’nin dengeli ve yaşayabilir olarak nitelendirdiği kapsamlı çözüm planına büyük bir çoğunlukla olumsuz yanıt veren Rum tarafının, 1 Mayıs 2004 gününde AB’ye girecek olmasına karşılık, plana olumlu yanıt vere
n Kıbrıs Türk tarafının dışarıda bırakılmasının çelişkili ve adaletsiz bir durum yarattığını saptamıştır.

VAADLER YERİNE GETİRİLSİN
Referandumda, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının, çözüm yönünde ortaya koyduğu iradenin, uluslararası kuruluşlar ve devletler tarafından dikkate alınmasının ve referandum öncesi böyle bir sonucun çıkması durumunda, ‘KKTC’ye uygulanan kısıtlamaların kaldırılması; siyasi, ekonomik ve sosyal içerikli bazı iyileştirilmelerin yapılmasına’ yönelik vaatlerin yerine getirilmesinin g
erekliliği dile getirilmiştir.
Kurul, referanduma yönelik çalışmalar sırasında sergilenen tutumları, doğruyu bulma çalışmaları olarak değerlendirmiş ve Türkiye’nin KKTC’ye karşı sorumlulukları ile Türk halkının birlik, beraberlik ve dayanışmasının, bugün
daha çok önem kazandığını bir kez daha vurgulamıştır.”

BAKANLAR KURULU
MKG toplantısı öncesinde toplanan Bakanlar Kurulu da Kıbrıs’ı ele aldı. Toplantı sonrası Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, “Referandum öncesi kim ne söz verdiyse onun arkasında dursun” dedi. Hükümet, Rum tarafından Avrupa Birliği üyeliğini istismar etmemesini isterken, Yunanistan’la ilişkileri de geliştirme kararı aldı.
Bakanlar Kurulu’nda çözüm planının Rum tarafınca reddedilmesi ile önemli bir fırsatın kaçırıldığı tespiti yapıldı.
İki saa
t süren toplantının ardından açıklama yapan Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, uluslarası camiadan beklentileri dile getirerek, şunları söyledi:
“Kıbrıs Türk halkına haksız ambargo ve kısıtlama uygulamasından vazgeçilmesini talep ediyoruz. Kıbrıs Rum kesimimin k
uzeyi de temsil ettiği iddasına artık son verilmelidir. Eğer birileri bu sonucu kabul etmek istemiyorsa bunu açıkça söylemeli. Sonradan şart koşmanın anlamı yok . Biz üzerimize düşeni yaptık. Bu gerçeği herkes kabul etmeli.”

YUNANİSTAN’DAN BEKLENEN

Hükümet, Yunanistanla ilişkileri daha ileri noktalara görürmek konusunda kararlılığını da ortaya koydu. Çiçek, ” Yunasitandan da ada da ortaya çıkan yeni durumu değerlendirmesini bekliyoruz” dedi.
Türkiye’nin, KKTC’nin yanında olmaya devam edeceğini söyleyen Ce
mil Çiçek, birlik ve beraberlik çağrısı yaptı.

AB, ekonomik desteğe hazırlanıyor

Avrupa Birliği dışişleri bakanları, dün yapılan Genel İşler Konseyinde, KKTC'nin ekonomik kalkınmasına yardımcı olma kararı aldı. AB başkanı İrlanda tarafından hazırlanan ve üye ülkeler tarafından onaylanan bildiride, ''AB içinde yer alma konusunda açık bir irade gösteren KKTC'nin ekonomik kalkınmasına destek olunması konusunda AB Konseyinin kararlı olduğunu'' vurguladı.

Bildiride, çözüm halinde KKTC için ayrılan 259 milyon Euro'luk mali yardımın serbest bırakılması tavsiye edildi ve bu konuda kapsamlı projeler geliştirmesi için AB Komisyonundan gerekli çalışmaları başlatması istendi.

Bildiride, Komisyonun özellikle adanın ekonomik uyumu ve iki toplum arasında yakınlaşmayı sağlayacak projeler hazırlaması istendi.

AB Konseyinin KKTC'nin ekonomik izolasyonuna son verilmesi konusunda kararlı olduğu vurgulanan bildiride, Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişmesine cesaret vererek, adanın birleşmesinin kolaylaştırılmasının arzu edildiği ifade edildi.

AB dışişleri bakanları kararında, Türkiye'nin ve Yunanistan'ın çabalarından memnunluk duyulduğu belirtildi ve gelecekte ada halkının birleşik Kıbrıs vatandaşları olarak AB vatandaşı olmaları konusundaki umut dile getirildi.

Birleşik Kıbrıs'ın AB'ye üye olamamasından büyük üzüntü duyulduğu belirtilen bildiride, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve meslektaşlarının soruna kapsamlı çözüm bulma yolundaki çabalarının takdirle karşılandığı kaydedildi.

Diplomatik kaynaklar, AB tarafından KKTC'ye yapılacak mali yardımın, ekonomik, sosyal ve kültürel alanda sunulacak projelere verilmesi bekleniyor.

KIBRIS TÜZÜĞÜNÜN ONAYLANMASI ERTELENDİ

AB Komisyonunun, Rum kesiminin üyeliği halinde, AB müktesebatının adanın kuzeyinde askıya alınmasını öngören Kıbrıs tüzüğünün onaylanması, 28 Nisan tarihinde AB'nin büyükelçiler düzeyinde yapılacak toplantısına ertelendi.

AB'nin yayınladığı bildiride, ''1 Mayıs'tan önce tüzük konusunda yapılacak toplantıda, Kıbrıslı Türklerin geleceğinin birleşik Kıbrıs'ta ve AB içinde olmasını cesaretlendirmek için AB Konseyinin göndermek istediği işaretin de değerlendirilmeye alınması'' istendi.

VERHEUGEN: KIBRISLI TÜRK YETKİLİLERLE İŞ BİRLİĞİ YAPACAĞIZ

AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıslı Türk yetkililerle işbirliği yapacaklarını, AB Dışişleri Bakanlarının Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonunun sona erdirilmesi gereğini kabul ettiklerini bildirdi.

Verheugen, “Kuzeydeki yetkililerle işbirliği yapmak zorundayız”

dedi. Verheugen, bunun AB’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanıma anlamına gelmediğini kaydetti.

Verheugen, Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda “çok yapıcı” bir tutum sergilediğini de belirtti.

Verheugen, “Türkiye Kıbrıs sorununun çözümü konusunda çok yapıcı bir tutum sergiledi ve uluslar arası bütün yükümlülüklerini yerine getirdi” dedi.

Bir soru üzerine, Verheugen Türkiye’nin bu tavrının AB Komisyonunun hazırlayacağı rapora da yansıyacağını bildirdi.

Kıbrıslı Türklerin referandumdan sonra ekonomik açıdan izolasyonunun önüne geçebilmek için AB Komisyonu’nun gerekli çabayı göstereceğini belirten Verheugen, AB Dışişleri Bakanlarının bugün yaptığı toplantıda da, bu konuda cesaret verici kararlı bir tutum sergilendiğini kaydetti.

Verheugen, Kıbrıslı Türklerin referandumdan sonra cezalandırılmaması için gerekli tedbirlerin alınacağını, ekonomik desteğin yanı sıra adada iki toplumu birbirine yakınlaştıracak sosyal ve kültürel projelere de AB’nin destek vereceğini bildirdi.

Bir gazetecinin sorusu üzerine Verheugen, Kıbrıslı Türklere yapılacak yardımın ille de BM kanalıyla yapılmasına gerek olmadığını belirtti ve bu konuda zaten BM’nin alt yapısının olmadığını söyledi.

Referandum sonucunun olumsuz çıkmasına üzüntü duyduklarını belirten Verheugen, “Sonuçta iki toplum demokratik tercihlerini yaptılar. Kararlarına saygı duymamız gerekir. Bu, dünyanın sonu değil. AB’nin siyasi iradesi hâlâ birleşik Kıbrıs’ı Birlik içinde görmek. Bu ne zaman, nasıl olur bilemem” dedi.

Verheugen, AB’nin daha önce aldığı, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün Rum kesiminin üye olmasına engel olmayacağı kararının hata olup olmadığına ilişkin bir soruyu, “Bu, kötü bir tercih, kötü bir alternatif değildi” diye yanıtladı

HALKIN SESI 27/04/04

Talat, Brüksel'e gitmek üzere KKTC'den ayrıldı

Başbakan Mehmet Ali Talat, Avrupa Birliği Dışilişkiler, İnsan Hakları, Güvenlik ve Savunma Komitesi'nin davetlisi olarak Brüksel'e gitmek üzere KKTC'den ayrıldı.

Kıbrıs Türk Hava Yolları'nın tarifeli uçağıyla saat 19.00'da İstanbul'a hareket eden Başbakan Talat, bu sabah Brüksel'e geçecek.

Brüksel'de iki gün temaslarda bulunacak olan Talat'a özel kalem müdürü Yonca Şenyiğit eşlik ediyor. Heyete bugün Başbakanlık AB Uyum Koordinatörü Erhan Erçin de katılacak.

Geçitkale Havaalanı'nda basına açıklama yapmayan Talat'ı, Gençlik ve Spor Bakanı Özkan Yorgancıoğlu ile Başbakanlık müsteşarları Eşref Vaiz ve Ahmet Fikretler uğurladı.

"Çözüm vizyonumuzu kaybetmiş değiliz"

Başbakan Mehmet Ali Talat, "Esas hedefimiz bazı ambargoların kaldırılması değil, Kıbrıs sorununun çözümüdür. Çözüm vizyonumuzu kaybetmiş değiliz" dedi.

Talat, KKTC'den İstanbul'a gelişinde Atatürk Havalimanı'nda yaptığı açıklamada, Avrupa Parlamentosu Dışilişkiler Komisyonu'nun düzenlediği "referandum sonuçlarını değerlendirme" toplantısına katılmak üzere Brüksel'e gideceğini hatırlattı.

Brüksel'de Avrupa Parlamentosu gruplarıyla toplantılar yapacağını belirten Talat, "Kıbrıs'ta başlatılan AB ile uyum sürecini nasıl sürdüreceğimizle ilgili, referandumlardan birinden (hayır) yanıtının çıkmasıyla oluşan bu yeni durumu nasıl ele alacağımızı değerlendireceğiz. BM şemsiyesi altında bir uyum süreci yaşıyorduk. Şimdi bu yeni durumda bunu nasıl yürüteceğimiz, bir yeni değerlendirmeyi gerekli kılıyor" dedi.

Talat, Brüksel'deki temaslarının ardından Ankara'ya geçeceğini belirterek, şunları kaydetti:

"Serdar Denktaş da bana katılacak. Perşembe günü Ankara'da sayın Türkiye Dışişleri Bakanı Gül ve Dışişleri yetkilileriyle çalışmamız olacak. Çabamız, ortak bir politika belirlemek. Daha doğrusu, politikalarımızı uyumlaştırmak yönünde olacak. Bu yeni durumda, elbette ki yeni politikalara ihtiyacımız var. Görüşme sürecinde olduğu gibi, bu yeni dönemde de bunu oluşturmak ve birlikte hareket etmek, başarımız için son derece gereklidir."

Kıbrıs Türk halkının, Kıbrıs Rum halkının kararıyla bir "izolasyon süreci" daha yaşamaması gerektiğini vurgulayan Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kıbrıs Türk halkı bir haksızlıkla daha karşılaşmamalıdır. Her halk kendi kaderiyle ilgili karar verebilir. Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklerin geleceğiyle ilgili karar vermesi dünya tarafından da makbul karşılanmamalıdır. Dünyadan ve AB'den anlayış göreceğimize inanıyorum. Çünkü bir yandan AB'nin büyük bir güçle desteklediği planı kabul eden bir halk ve bu halk dünyadan tecrit edilmiş, soyutlanmış, AB'den soyutlanmış, diğer yandan AB'nin kuvvetle desteklediği bir anlaşmayı reddederek AB'ye giren bir başka halk. Bu olabilecek bir şey değil. Mantıklı olay değil. Bu yüzden bununla ilgili tedbirler alınmalıdır."

İki ayrı başvuru

Mehmet Ali Talat, dün, Avrupa Birliği Genel İşler Konseyi'ne başvuruda bulunduklarını kaydederek, "Malların serbest dolaşımıyla ilgili yönetmelik konusunda Genel İşler Konseyi üyelerine birer mektup göndererek, Kıbrıs Türk halkı adına, Kıbrıs Rum yönetiminin konuşamayacağını, karar veremeyeceğini, öneride bulunamayacağını ilettik. Kıbrıs Türk halkının self-determinasyon hakkını kullanarak referandumda (evet) dediğini, bunun değerlendirilmesi gerektiğini ve Kıbrıs Türk halkının kendi yöneticileri tarafından temsil edilebileceğinin bilinmesini istedik" diye konuştu.

AB dönem başkanı İrlanda başbakanına da bir mektup gönderdiklerini bildiren Talat, şöyle konuştu:

"Kıbrıs'ın bölünmüş olması nedeniyle müktesebatın kuzeyde askıya alınmasının, aynı şekilde güneye de uygulanmasını talep ettik. Bunun haklı bir talep olduğunu, çünkü bölünmüş adanın kuzeyinde müktesebatın geçerli olmamasının ve askıda olmasının sorumlusunun Kıbrıslı Türkler olmadığını, Kıbrıslı Rumlar olduğunu, dolayısıyla ada yeniden bütünleşene kadar bu askının güneyde de geçerli olmasının doğru bir davranış olduğunu vurguladık.

Diplomatik bir süreç başlatıyoruz. Bu diplomatik atak, Kıbrıs Türkü'nün uzun yıllardır elde ettiği büyük bir avantaj kullanılarak yapılacaktır. Bu avantaj da dünya dili konuşan, dünyayla ile uyumlu bir yaklaşım sergileyen Kıbrıs Türklerinin artık cezalandırılmaması gerektiğine dayalı bir atak olacak. Bunu başlattık. Bundan sonra sürdüreceğiz. Umuyoruz ki başarılı olacağız."

"Esas hedef çözüm"

"Esas hedefimiz bazı ambargoların kaldırılması değil, Kıbrıs sorununun çözümüdür. Çözüm vizyonumuzu kaybetmiş değiliz" diyen Talat, "Ancak bu konuda öneri yapma sırası, uluslararası toplum ve Rum tarafınındır. Önerileri görmemiz lazım. Hangi noktaya gelebileceğimizi görmemiz lazım. Bizden (Peki ne istiyorsunuz?) diye sormalarını değil, bizim onlara sormamızı gerekli kılacak ciddi gelişmeler yaşadık" dedi.

Talat, çalışmalara devam edeceklerini belirterek, "Başarıya ulaşacağımıza inanıyorum. Kıbrıs Türk tarafı dünya dili konuşan bir halk olarak hakkını alacaktır. Bunun mücadelesini hep birlikte vereceğiz. Bu konuda Türkiye'nin bize katkı yapmaya devam ettiğini, Türkiye ile yaptığımız temaslarda da defalarca teyit ettik. Gerek referandum öncesi, gerek sonrası Türkiye yetkilileriyle yaptığımız görüşmelerde uyumlaştırma çalışmalarımızı yaptık ama, bunu daha geniş boyutlarda yapabilmek için perşembe günü Ankara'ya gideceğiz" diye

KIBRIS 27/04/2004

Powell: Washington, KKTC politikasını gözden geçirecek

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell: Kıbrıs'taki referandumların sonucu çerçevesinde Washington, Kıbrıs Türklerine ilişkin politikalarını gözden geçiriyor. ABD, AB ile koordinasyon içinde davranacak

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıs'taki referandumların sonucu çerçevesinde Washington'un Kıbrıs Türklerine ilişkin politikalarını gözden geçirmekte olduğunu ve ABD'nin AB ile koordinasyon içinde davranacağını söyledi.

Powell, Washington'da bulunan Danimarka Dışişleri Bakanı Per Stig Möller ile görüşmesinin ardından, gazetecilerin Kıbrıs konusundaki sorularını yanıtlarken, ABD'nin Rum kesimindeki referandum sonucundan büyük hayal kırıklığı duyduğunu belirterek, "Önemli, tarihi bir fırsatın kaçırıldığını düşünüyoruz, ancak halklar konuştu ve halkların iradesini dinlemek gerekiyor" dedi.

Bakan Powell, ABD'nin KKTC'ye ilişkin olası politika değişikliği konusunda, "AB bugün toplanıyor ve sanırım Kıbrıslı Türklere yardıma nasıl devam edecekleri konusunda bazı açıklamalar oldu. (Kıbrıslı Türklere ilişkin) pozisyonumuzu biz gözden geçiriyoruz ve Avrupalı meslektaşlarımızla tutarlı bir şekilde davranmamız için AB'nin hareketlerini de gözden geçireceğiz" diye konuştu.

Danimarka Dışişleri Bakanı Möller de Powell ile aynı görüşleri taşıdığını belirterek, "Bu fırsat Kıbrıslı Türkler ve Rumlarca kullanılmalıydı. Ancak görüyoruz ki Kıbrıslı Türkler AB'ye katılmak istediler ve biz de bundan çok memnunuz, bu yüzden de Kıbrıslı Türklerle iyi ilişkilerimiz olması gerekiyor ve bunu nasıl yapabileceğimize bakıyoruz" dedi.

Möller, "Powell'ın da söylediği gibi, halkların kararına saygı duymalıyız, ancak Kıbrıslı Türklerin AB'ye katılmak istediğini de görmemiz gerekiyor dolayısıyla da buna pozitif bakmamız gerekiyor" dedi.

Talat, haftaya Washington'a geliyor

Öte yandan, Amerikan kaynakları, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın gelecek hafta Washington'a geleceğini belirttiler.

Talat'ın Washington'da üst düzeyde görüşmeler yapması bekleniyor.

Gözlemciler Talat'ın gezisinin KKTC'nin sıkıntılarının hafifletilmesi amacıyla başlatılan uluslararası girişimin parçası olacağını kaydettiler

KIBRIS 27/04/2004

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen: Kıbrıslı Türk yetkililerle işbirliği yapacağız

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıslı Türk yetkililerle işbirliği yapacaklarını, AB dışişleri bakanlarının Kıbrıslı Türklerin ekonomik izolasyonunun sona erdirilmesi gereğini kabul ettiklerini bildirdi.

Reuters ajansının haberine göre, Lüksemburg'da düzenlenen AB Genel İşler Konseyi toplantısı sırasında basın toplantısı düzenleyen Verheugen, "Kuzeydeki yetkililerle işbirliği yapmak zorundayız"

dedi. Verheugen, bunun AB'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanıma anlamına gelmediğini kaydetti.

Verheugen, Türkiye'nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda "çok yapıcı" bir tutum sergilediğini de belirtti.

Verheugen, "Türkiye Kıbrıs sorununun çözümü konusunda çok yapıcı bir tutum sergiledi ve uluslararası bütün yükümlülüklerini yerine getirdi" dedi.

Bir soru üzerine, Verheugen Türkiye'nin bu tavrının AB Komisyonu'nun hazırlayacağı rapora da yansıyacağını bildirdi.

Kıbrıslı Türklerin referandumdan sonra ekonomik açıdan izolasyonunun önüne geçebilmek için AB Komisyonu'nun gerekli çabayı göstereceğini belirten Verheugen, AB dışişleri bakanlarının dün yaptığı toplantıda da, bu konuda cesaret verici kararlı bir tutum sergilendiğini kaydetti.

Verheugen, Kıbrıslı Türklerin referandumdan sonra cezalandırılmaması için gerekli tedbirlerin alınacağını, ekonomik desteğin yanı sıra adada iki toplumu birbirine yakınlaştıracak sosyal ve kültürel projelere de AB'nin destek vereceğini bildirdi.

Bir gazetecinin sorusu üzerine Verheugen, Kıbrıslı Türklere yapılacak yardımın ille de BM kanalıyla yapılmasına gerek olmadığını belirtti ve bu konuda zaten BM'nin altyapısının olmadığını söyledi.

Referandum sonucunun olumsuz çıkmasına üzüntü duyduklarını belirten Verheugen, "Sonuçta iki toplum demokratik tercihlerini yaptılar. Kararlarına saygı duymamız gerekir. Bu, dünyanın sonu değil. AB'nin siyasi iradesi hala birleşik Kıbrıs'ı birlik içinde görmek. Bu ne zaman, nasıl olur bilemem" dedi.

Verheugen, AB'nin daha önce aldığı, Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün Rum kesiminin üye olmasına engel olmayacağı kararının hata olup olmadığına ilişkin bir soruyu, "Bu, kötü bir tercih, kötü bir alternatif değildi" diye yanıtladı.

KIBRIS 27/04/2004

AB'den 259 milyon euroluk mali yardım

Avrupa Birliği dışişleri bakanları, dün yapılan Genel İşler Konseyi'nde, KKTC'nin ekonomik kalkınmasına yardımcı olma kararı aldı

AB'den 259 milyon euroluk mali yardım

Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanları, dün yapılan Genel İşler Konseyi'nde, KKTC'nin ekonomik kalkınmasına yardımcı olma kararı aldı.

AB başkanı İrlanda tarafından hazırlanan ve üye ülkeler tarafından onaylanan bildiride, "AB içinde yer alma konusunda açık bir irade gösteren KKTC'nin ekonomik kalkınmasına destek olunması konusunda AB Konseyi'nin kararlı olduğunu" vurguladı.

Bildiride, çözüm halinde KKTC için ayrılan 259 milyon euroluk mali yardımın serbest bırakılması tavsiye edildi ve bu konuda kapsamlı projeler geliştirmesi için AB Komisyonu'ndan gerekli çalışmaları başlatması istendi.

Bildiride, komisyonun özellikle adanın ekonomik uyumu ve iki toplum arasında yakınlaşmayı sağlayacak projeler hazırlaması istendi.

AB Konseyi'nin KKTC'nin ekonomik izolasyonuna son verilmesi konusunda kararlı olduğu vurgulanan bildiride, Kıbrıslı Türklerin ekonomik gelişmesine cesaret vererek, adanın birleşmesinin kolaylaştırılmasının arzu edildiği ifade edildi.

AB dışişleri bakanları kararında, Türkiye'nin ve Yunanistan'ın çabalarından memnunluk duyulduğu belirtildi ve gelecekte ada halkının birleşik Kıbrıs vatandaşları olarak AB vatandaşı olmaları konusundaki umut dile getirildi.

Birleşik Kıbrıs'ın AB'ye üye olamamasından büyük üzüntü duyulduğu belirtilen bildiride, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve meslektaşlarının soruna kapsamlı çözüm bulma yolundaki çabalarının takdirle karşılandığı kaydedildi.

Diplomatik kaynaklar, AB tarafından KKTC'ye yapılacak mali yardımın, ekonomik, sosyal ve kültürel alanda sunulacak projelere verilmesi bekleniyor.

Kıbrıs tüzüğünün onaylanması ertelendi

AB Komisyonu'nun, Rum kesiminin üyeliği halinde, AB müktesebatının adanın kuzeyinde askıya alınmasını öngören Kıbrıs tüzüğünün onaylanması, 28 Nisan tarihinde AB'nin büyükelçiler düzeyinde yapılacak toplantısına ertelendi.

AB'nin yayınladığı bildiride, "1 Mayıs'tan önce tüzük konusunda yapılacak toplantıda, Kıbrıslı Türklerin geleceğinin Birleşik Kıbrıs'ta ve AB içinde olmasını cesaretlendirmek için AB Konseyi'nin göndermek istediği işaretin de değerlendirilmeye alınması" istendi.

KIBRIS 27/04/2004

Kıbrıs sürecinde yoğun telefon diplomasisi

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AB Komisyonu'nun hazırladığı Kıbrıs tüzüğünün, Türk tarafının istekleri doğrultusunda değiştirilmesi için dün yoğun bir telefon diplomasisi yaptı.

Alınan bilgiye göre, Gül, 28 Nisan'da son halini alması beklenen tüzükte Türk tarafının isteklerinin dikkate alınması çerçevesinde, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, AB dönem başkanı İrlanda'nın dışişleri bakanı Brian Cowen ve iki kez de İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile görüştü.

Bakan Gül, akşam üstü de ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile telefon görüşmesi yaptı.

Gül-Powell görüşmesinde, Powell, Türk tarafının Kıbrıs sürecinde "büyük adımlar attığını" ifade etti ve ABD'nin bugüne kadar verdiği desteğin bundan sonra da süreceğini kaydetti. Gül de KKTC üzerindeki izolasyonun kaldırılmasının önemine değinerek, bu konuda ABD'nin desteğini istedi.

Gül ayrıca, Kıbrıs sürecinde uluslararası camianın Kıbrıs sürecinde kimin inisiyatif aldığının görülmesi gerektiğini de vurguladı.

Ankara AB bildirisinden memnun

AB Genel İşler Konseyi'nin KKTC'nin ekonomik kalkınmasına yardımcı olmasına yönelik dün aldığı karar doğrultusunda onaylanan bildiri, Ankara'da memnuniyet yarattı.

Diplomatik kaynaklar, bildiride Kıbrıs'taki referandum sonucundan duyulan üzüntünün açıkça ifade edilmesinin, KKTC üzerindeki izolasyonun sona erdirilmesi gerektiğinin belirtilmesinin ve çözüm olmadığı halde Kıbrıslı Türklere mali yardım yapılmasına yeşil ışık yakılmasının önemli gelişmeler olduğunu kaydetti.

Kaynaklar ayrıca, bildirinin bu haliyle, Kıbrıs tüzüğünün de Türk tarafının istekleri doğrultusunda çıkacağına yönelik sinyaller verdiğini belirtti.

Kıbrıs brifingi

Dışişleri Bakanlığı'nda dün, BM'nin daimi ve geçici temsilci ülkelerinin Ankara'da görev yapan büyükelçilerine Kıbrıs brifingi verildi.

Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Baki İlkin tarafından verilen brifingde, Türk tarafının, Kıbrıs süreci ve AB Komisyonu'nun Kıbrıs tüzüğüne ilişkin görüşleri aktarıldı.

KIBRIS 27/04/2004

AB Bakanları Kıbrıs rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yakovu'yu azarlamış...

Kıbrıs'taki referandumda Rumların "hayır" oy kullanmasından büyük rahatsızlık duyan AB Dışişleri Bakanlarının, Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'yu azarladıkları belirtildi.
Rum basınına göre, Lüksemburg'daki AB Genel İşler Konseyi toplantısı sırasında düzenlenen gayrı resmi öğle yemeği sırasında Rum Kesimi Dışişleri Bakanı Yakovu, AB Bakanlarının ağır eleştirilerine hedef oldu.
Annan Planı'nın Rumlarca büyük bir çoğ
unlukla reddedilmesinden öfke duyan AB Bakanlarının, Rum hükümetinin "ret" oyu çağrısı yapmasını kınarken Yakovu'yu "pek de olağan" olmayan sözlü bir hırpalanmaya tabii tuttukları kaydedildi.
İngilizce yayın yapan Cyprus Mail gazetesinin, üst düzey bir dip
lomatın Lüksemburg toplantısına ilişkin tutanağına dayanarak verdiği habere göre, Alman Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Yakovu'ya "Annan Planına karşı kampanyayı yapanları, iki ayrı devleti isteyenlerin emeğine yağ süreceği yönünde her zaman uyardık" dedi.
Fischer'in sözlerine tepki gösteren Yakovo, Türkler arasında taksim isteğinin çok yaygın olduğunu öne sürerek "Her Türkün kafasında tanıma var" karşılığını verdi.
Rum Dışişleri Bakanının bu yanıtı üzerine söz alan İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw i
le Hollanda, Alman ve Lüksemburg Dışişleri Bakanları araya girerek "Onları siz cesaretlendirdiğiniz" diyerek Yakovu'yu suçladılar.
Yakovo'nun da sitemlere "Türkler altı defa barış planını reddetti, skor 6-1" karşılığını vermesi üzerine başta Fischer olmak
üzere, bazı bakanların Rum Kesiminin Rusya'yı BM Güvenlik Konseyi'nin Annan Planını destekleyen karar tasarısını veto etmesine sevkeden taktiklerinden duydukları rahatsızlığını dile getirdiler.
Ancak karar tasarısının görüşülmesinden önce Moskova'yı ziyare
t eden Yakovo'nun, yine Rusya'nın çıkışı ile herhangi bir ilgisinin olmadığını, kendisi için de sürpriz oluşturduğunu öne sürdü.

VERHEUGEN SANSÜRÜ ŞİKAYET ETTİ

Genişlemeden sorumlu Avrupa Komisyonu Üyesi Günter Verheugen'in de AB'nin Annan Planına ilişkin görüşünü dile getirmek üzere Rum televizyonunda çıkmasının önlenmesinden şikayet ettiği yemek sırasında Fischer'in de tarihi bir fırsat kaçırıldığını belirterek "Koşullar gelecekte neden daha iyi olsun?" dediği belirtildi.
MILLIYET 27/04/2004

Kıbrıs'ta köşe dönüldü...

Kıbrıs'ta referandumlar sonrasında ortaya çıkan yeni durum karşısında, AB'nin, Kıbrıslı Türk yetkililer ile birlikte çalışacağını söylemesinin, "siyasi bir köşenin dönülmesi" anlamına geldiği ifade edildi.
Avrupa ve ABD'nin, 30 yıllık politikalarını değiştirmek konusunda "çetrefilli bir hukuki zorluk" ile karşı kırşıya oldukları yorumu yapıldı.
Kıbrıs'ta geçtiğimiz Cumartesi günü yapılan referandumlar sonrasında ortaya çıkan yeni durum, batı basınının gündeminde geniş yer bulmaya devam ediy
or.

FT: "KKTC'YE TİCARİ YARDIMA İTİRAZ OLAMAZ"

İngiltere basınının etkili gazetesi Financial Times, iki ayrı yazısında ele aldığı Kıbrıs konusunda, Türk tarafının birleşmeye "evet" Rum tarafının ise "hayır" demesini "kesinlikle fiyasko" olarak değerlendirdi.
Gazeteye göre, Rum yönetimi, AB'ye giriş müzakerelerini, Kıbrıs'ın tümünü temsilen gerçekleştirdi. Ancak geçen Cumartesi günü yapılan referandum sonuçlarına göre artık Rum kesimi, uluslararası hukuka göre 30 yıldır kendilerine bağlı görünen Kıbrıslı T
ürkler adına konuşma hakkını kaybetti.
Bu nedenlerden dolayı, Avrupa Komisyonu'nun Kuzey Kıbrıs'ta ticaret ve yardım bürosu kurmasına hiçbir itiraz olmamalı.

"YEŞİL HAT KONUSU KKTC'Yİ TANIMADAN ESNEKLEŞTİRİLECEK"

AB yetkililerinin yarın Brüksel'de bir araya gelerek Kıbrıslı Türkler'i nasıl ödüllendireceklerine karar verecekleri belirtilen gazetede, Bir İngiliz diplomatın "Şu anda tartışma konusu olan konu, devletlerini tanımadan Kıbıslı Türkler'e elimizden gelen herşeyi nasıl yapacağımızdır" sözlerine dik
kat çekildi.
Lüksemburg'ta bir araya gelen AB Dışişleri Bakanları Genel İlişkiler Konseyi'nin kabul ettiği "Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik gelişmesine destek vererek Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini kolaylaştırmak" hükmü anımsatıldı.
Diplomatlara dayanarak,
bu ifadenin, Kuzey'i tanımadan "Yeşil Hat'ı mümkün olduğunca esnek hale getirmek" anlamına geldiği belirtildi.

BBC:"AB İÇİN SİYASİ KÖŞE DÖNÜLDÜ"

İngiliz yayın kuruluşu BBC, Avrupa ülkeleri ve ABD'nin, Ada'nın kuzeyindeki Türkçe konuşanlara yönelik olarak 30 yıldır yürüttükleri etkili tecrit politikalarını değiştirmek için "çetrefilli bir yasal zorlukla" karşı karşıya olduklarını ifade etti.
Uluslararası camianın KKTC'yi resmi olarak tanımaya hazır olmadığı iddia edilirken, bazı Müslüman ülkelerin böyle b
ir hamleyi değerlendirdikleri belirtildi.
BBC, AB'nin, Kıbrıslı Türk yetkililer ile birlikte çalışacağını söyleyerek, "siyasi bir köşeyi" döndüğünü ifade etti. Kıbrıs'ta iki taraf arasında siyasi bir eşitliğin ortaya çıktığı da belirtildi.

NYT:"TEK ŞANS TÜRKLER'E EKONOMİK YAPTIRIMLARI KALDIRMAK"

The New York Times'a göre, AB ve ABD için Kıbrıs'ın birleştirilmesi yönündeki tek şans, Kuzey'deki Türkler'e yönelik ekonomik yaptırımları kaldırmak ve Rum kesimine yönelik yardımı keskin biçimde sınırlamaktan geçiyor.
Rum kesiminden çıkan oyların çokluğu da, yakın ber zamanda ikinci bir referandumun yapılmasının boş bir beklenti olduğunu ortaya koydu.

LE MONDE: "BAŞARISIZLIĞIN SORUMLULUĞU TÜMÜYLE RUMLARIN"

Fransız Le Monde gazetesi de, Rumların Annan Planı'nı reddetmesinin uluslararası topluluk tarafından sert bir biçimde kınandığını, bu başarısızlığın sorumluluğunun tümüyle Rumlar'a ait olduğunu belirtti.
Bu aşamada en önemli konunun Ada'nın iki tarafını ayıran Yeşil Hat meselesi olduğuna işaret eden gazete Kuze
y ile Güney arasındaki kişilerin ve mallarının dolaşımının, Yeşit Hat'ın AB'nin sınırı olup olmadığı sorusuna verilecek yanıtıa bağlı olduğuna dikkat çekti.

LE SOİR:"AB BAKANLARI TÜRKLERİ ÖDÜLLENDİRMEYE SÖZ VERDİ"

Belçika'da yayınlanan Le Soir gazetesi, AB Bakanları'nın Lüksemburg toplantısında Kıbrıslı Türkler'e AB'ye katılma arzusunu belirttikleri için ödüllendirme sözü verdiklerini belirtti.
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın, AB'ye yaptığı "Kıbrıs'ın üyeliğini bekletin" çağrısına da yer veren gazete,
Avrupa Komisiyonu Üyesi Günter Verheugen'in "Bu, yolun sonu değildir. Siyasi tercihimizin Ada'nın birleşmesi olduğu açıktır ancak bunun ne zaman gerçekleşeceğini bimlmiyorum" sözlerini de yansıttı.

EL MUNDO:"RUMLAR AB YARDIMINA KARŞI ÇIKMADI"

İspanya'nın önde gelen gazetelerinden El Mundo da, AB Dışişleri Bakanları'nın Kıbrıslı Türkler'i ödüllendirmeye söz verdiklerine dikkat çekerken Rumlar'ın Kıbrıslı Türkler'e yardım yapılmasına karşı çıkmadığı gibi AB'nin destek vermesini ilk isteyenlerden olduğuna di
kkat çekti.
Gazete, iki topluluğu ayıran Yeşil Hat'ın 1 Mayıs itibariyle AB'nin sınırı olacağını da belirtti.
MILLIYET 27/04/2004

Gül: "Kıbrıs konusunda sözler kağıt üzerinde kalmasın diye çalışıyoruz"


Başbakan Vekili Abdullah Gül, Kıbrıs konusunda AB ülkelerinin daha önceki taahhütlerinin gerçekleştirilmesi yönündeki çabaların yoğun olarak sürdürüldüğünü söyledi.
Gül, TBMM'den ayrılırken gazetecilerin, Kıbrıs'taki referandumun ardından sürdürülen temaslara ilişkin sorularını yanıtladı. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı'nın AB üyesi ülkelerin büyükelçileriyle biraraya geldini, kendisinin bu ülkelerin dışişleri bakanları ile görüştüğünü ve görüşmeleri sürdüreceğini kaydeden Gül, ''Bu hafta çok önemli. Söylenenlerin kağıt üzerinde kalmaması için görüşmeleri, ça
lışmaları sürdürüyoruz'' dedi.
Gül, bir soru üzerine, daha kesin olmamakla birlikte AB'ye yeni üyelerin katılımı dolayısıyla 1 Mayıs'da yapılacak törene Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katılmasının planlandığını da bildirdi

MILLIYET 27/04/2004

Edelman: Türkiye, AB'ye ve dünyaya Kıbrıs'ta iyi niyetini ispat etmiştir


ABD'nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, Türkiye'nin, Avrupa Birliği (AB) ve dünyaya Kıbrıs'taki iyi niyetini ispat ettiğini belirterek, ''Biz gerekli tedbirleri alacağız. Avrupa'daki meslektaşlarımızla yakın çalışacağız ve Kıbrıslı Türkler'in ortada kalmamasını sağlayacağız'' dedi.
Boğaziçi Üniversitesi-TÜSİAD Dış Politika Forumu tarafından Ceylan Intercontinental Hotel'de, ''Türk-Amerikan İlişkilerinde Geleceğe Bakış'' konulu konferans düzen
lendi.
Konferansın açılışında konuşan Edelman, ABD ve Türkiye'nin her konuda hemfikir olmayabileceğini ifade ederek, güçlü bir Türkiye'nin bu bölgede özgürlük, refah ve gelişme için önemli bir imkan olacağını söyledi.
''Türkiye'yi başarılı yapacak olan ABD
değil, Türk vatandaşlarıdır'' diyen Edelman, ABD'nin, Türkiye'nin AB üyeliğini içtenlikle desteklediğini bildirdi.
Edelman, Türkiye'nin yabancı yatırımcıları daha fazla çekebileceğini ancak bu alanda bazı sorunların bulunduğunu vurgulayarak, bu sorunların
giderilmesini istedi.
Türkiye'nin, Afgan Ulusal Ordusu'nun eğitimine katıldığını ve bu ülkede önemli görevler üstlendiğini hatırlatan Edelman, ''Şu anda NATO, Türkiye'nin liderliğinde Kabil dışında askeri bir ekibin bulundurulmasını ele almaktadır'' dedi.

ABD'nin Irak'ta egemenliği bu ülke halkına devretmek istediğini, bunu da 30 Haziran'da yapmayı planladığını dile getiren Edelman, Iraklılar'la birlikte ülke için uygun olan hükümet şeklini belirlemeye çalıştıklarını söyledi.

IRAK'TAKİ TERÖR ÖRGÜTLERİ


Edelman, ülkesinin son haftalarda ve aylarda Irak'ta hatalar yaptığını, ancak birçok şeyi de doğru gerçekleştirdiğini ifade ederek, koalisyon güçlerinin Irak'ta gerektiği sürece kalacağını bildirdi.
Kuzey Irak'ta bulunan PKK/KADEK ve diğer terör örgütlerinin
ABD'nin terör listesinde olduğunu belirten Edelman, ABD ile Türkiye'nin bu terör örgütlerini ortadan kaldırmak için birlikte çalışmalar yaptığını söyledi.
Türkiye'nin Ortadoğu sürecine çok önemli katkılar yapabileceğini kaydeden Edelman, laik, demokratik
bir sisteme sahip olan Türkiye'nin bu bölgede diğerlerine örnek olabileceğini vurguladı.
Edelman, ABD'nin Kafkaslar ve Balkanlar'a barışı getirme amacında olduğunu ifade ederek, Türkiye'nin Ermenistan sınırını açmasının çok önemli olduğunu bildirdi.

KIBRIS'TAKİ REFERANDUM

Kıbrıs'taki referandumun sonuçlarına da değinen Edelman, şöyle dedi:
''Türkiye, Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir anlaşmanın gerçekleşmesi için çok önemli çabalar sarf etmiştir. Türkiye, büyük fedakarlıklarda bulundu. Adil ve dengeli bir planın kabulünü referandum göstermiştir. Türk tarafı müzakerelerde arzu ettiği her şeyi elde edemedi fakat yine de kazançlarını göze alarak planı destekledi. Kıbrıs'taki Türkler'in büyük bir kısmı, planın kendi menfaatlerine olduğunu düşündü. Türkiye, AB'ye ve
dünyaya Kıbrıs'taki iyi niyetini ispat etmiştir. Dışişleri Bakanı Powell'in dediği gibi, 'Rumlar planı reddettiler ve adayı birleştirmek için tarihi bir imkanı kaçırdılar'. Biz de, Türkiye'nin vardığı sonuca varıyoruz. Bu plandan her iki taraf da yararlanmış olacaktı. Plan, gerçekten adil ve kalıcı bir barış için tek yoldu. Artık referandum bitmiştir. Şimdi yeni bir dönem var. Biz gerekli tedbirleri alacağız. Avrupa'daki meslektaşlarımızla yakın çalışacağız ve Kıbrıslı Türkler'in ortada kalmamasını sağlayacağız. Kıbrıs Türk toplumu, referandumun diğer tarafta kabul edilmemesinden dolayı cezalandırılmamalıdır. Önümüzdeki günlerde Avrupa'daki dostlarla bir araya gelerek ne gibi tedbirlerle Kıbrıs'taki Türkler'in ihtiyaçları karşılanabilir, onu arayacağız.'' Edelman, Türkiye'nin geçen 50 yıl içinde ABD'nin stratejik ortağı olduğunu, şu an bazı zorlukların bulunduğunu ama fırsatların da olduğunu dile getirerek, ''Bu, Türkiye'nin çevresine yığılmış durumda. Özellikle Kıbrıs'ta gördüğümüz gibi Türkiye'nin çevresindeki olayları ılımlı bir şekilde etkileme ve şekil verme gücü var. ABD olarak biz bu bölgenin refaha kavuşmasını istiyoruz'' diye konuştu.

BÜ REKTÖRÜ PROF. DR. TANSAL

BÜ Rektörü Prof. Dr. Sabih Tansal da, ABD'nin uluslararası platformda Türkiye'yi sürekli desteklediğini dile getirerek, Türkiye'nin laik, demokratik, kültürel karakterinin bölgede daha belirgin bir şekilde göze çarptığını söyledi.
ABD'nin, Irak'ta büyük bir başarı olasılığının bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Tansal, bu ülkenin Irak'taki pol
itikasının başarılı olması durumunda Ortadoğu'da demokrasinin gelişmesinin daha kolay olacağını bildirdi.
Prof. Dr. Tansal, hem KKTC halkının, hem de Türkiye'nin Kıbrıs konusunda ABD'den daha güçlü bir destek beklentisi olduğunu ifade ederek, Kıbrıslı Türk
ler'in ilk planda ticari kısıtlamaların ortadan kaldırılmasını beklediğini sözlerine ekledi.
Konferansta, ''Terörizmle Savaş ve Ortadoğu'da Türk-Amerikan İlişkileri'' ve ''2004 yılında Türk-Amerikan İlişkilerinde Geleceğe Bakış: Engeller ve Fırsatlar'' kon
uları ele alınıyor.
MILLIYET 27/04/2004

Gül: Kıbrıs meselesinin yeni zemini KKTC ve Türkiye'ye avantaj sağladı


Başbakan Vekili Abdullah Gül, referandum sonrası Kıbrıs meselesinin yeni bir zemine oturduğunu belirterek, ''Bu zemin, KKTC ve Türkiye'ye büyük avantaj sağlamıştır'' dedi.
Gül, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, Kıbrıs konusunda geniş değerlendirmelerde bulundu.
Kıbrıs konusunun milli bir dava olduğunu ifade eden Gül, referandum sonrası Kıbrıs meselesinin yeni bir zemine oturd
uğunu kaydererek, bu zeminin Türkiye ve KKTC için avantaj sağladığını söyledi.
Dini, dili, ırkı ayrı olan ve yüzyıllardır Ada'da yaşayan iki halkın kendi iradeleri ile Kıbrıs'ın geleceğini tayin ettiklerini anlatan Gül, yaşanan süreçte Türkiye'nin haklı çı
ktığını kaydetti. Rum tarafının birleşmeyi kabul etmediğini hatırlatan Gül, bu durumda uzlaşmaz tarafın Kıbrıs Rum Kesimi olduğunun ortaya çıktığını bildirdi.
Referandum sonucunun BM ve AB'de şok etkisi yaptığını ifade eden Gül, tüm dünyanın yaşanan gelişm
eleri hayretle izlediğini söyledi.
Yaşanan süreçte partisine, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a ve kendisine hakarete varan açıklamalar yapıldığını anlatan Gül, kendilerine karşı açık-gizli ittifaklar yapıldığını kaydetti.
Vatanseverliklerinin ciddi strateji
lere ve akıla dayalı olduğunu ifade eden Gül, kendilerine karşı olanların ise hamasete dayalı bir vatanseverlik gösterdiklerini söyledi.
Türkiye'nin bitti denilen denizlerinde yeni limanlar inşa ettiğini kaydeden Gül, ''akıl ve erdem'' sahibi aydınları obj
ektif analizler yapmaya davet etti.
Gül, hala ulusallık adına Türkiye'yi modası geçmiş 3. Dünya koridorlarında dolaştırmak isteyenlerin olduğunu söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Almanya'da bulunması nedeniyle katılmadığı AK Parti TBMM Grup toplantısında konuşan Gül, dış politikada artan manevra kabiliyetlerini gölgelemek isteyenlerin bunu ''tesadüfe'' bağladığını kaydetti. ''Bu, Türkiye'nin bir hastalığıdır: Türkiye'yi yönetenler sandalyeye oturup, yetkileri alıyorlar ama sorumluluğu üstlenmek iste
miyorlar'' diyen Gül, bununla bir yere varılamayacağını, ülkenin böyle yönetilemeyeceğini söyledi. Gül, ''O nedenle Türkiye hep kaoslarla başbaşa oldu, karanlıkların içinde çırpındı. İlk defa bir siyasi iktidar, (demokratik şekilde geldim, siyasi iradeyi ben temsil ediyorum, yetkim varsa sorumluluğu da alıyorum) dedi'' görüşünü kaydetti.
Gül, kendilerinin vatanseverlik anlayışı ile başkalarının vatanseverlik anlayışının farklı olduğuna işaret ederek, hala Türkiye'yi uluslararası camianın saygın ve etkili üy
esi olması gereğini görmek istemeyenlerin varlığına dikkati çekerek, şunları söyledi:
''Hala ulusallık adına Türkiye'yi modası geçmiş 3. Dünya koridorlarında dolaştırmak isteyenler var. Hala, (Türkiye dünyadan tecrit olsun, Türkiye kendi içinde olsun, düny
a ile ilişkileri olmasın, kendi iç meseleleri ve hamasi nutuklarla uğraşsın) diyenler var. Çünkü onlar böyle bir ülkede saltanatlarını devam ettirebilirler, onlar ancak ülkeyi böyle istedikleri yöne götürebilirler. Onlar kapalı ve tecrit olmuş bir ülkede, standartları ulusal standartlardan düşük olan ülkede yalanlarını sürdürürler. Ama bizim vizyonumuz, bu değildir. Bizim vizyonumuz; Türkiye'yi güçlü yapmak, bölgesinde ve küresel safta güçlü yapmak, Türkiye'yi dünyanın büyük aktörlerinden birisi yapmaktır. Bu nedenle tabi ki dünyaya açılacağız. Kendimize, tarihimize, milletimize, kurumlarımıza öz güvenimiz var.''

''EVET ÇIKSAYDI DA BİTMEYECEKTİ''

Gül, gelinen noktada her şeyin hala bitmediğini belirterek, ''Eğer her iki tarafta (evet) çıksaydı da bitmeyecekti. O zaman başka sorunlarımız olacaktı, ama yol devam edecekti. Yine işler bitmedi, önümüzde başka sorunlar var'' dedi.
Türk kesiminin aktif şekilde çözümden yana olduğu iradesini ortaya koyduğunu, buna karşılık Rum kesiminin buna karşı çıktığını anlatan
Gül, ''Şimdi uluslararası camianın, başta BM olmak üzere AB ve dünyanın büyük aktörlerinin bunu tanıması ve onurlandırması gerekir. Bunu bekliyoruz. Ama Hükümet ve Türkiye olarak, (bunu bekliyoruz, hadi sözlerinizi yerine getirin) demekle bir yere varılmaz. Bu da başka bir hamasettir. Yapılacak iş, yine gece-gündüz çalışmaktır. Yine akılcı, stratejik bu kazanımı pekiştirmek zorundayız. Zaten hükümetimiz bunu yapmaktadır'' diye konuştu.

''İYİ BİR KARAR''

Başbakan Vekili Gül, dün yoğun bir çalışma içinde olduğunu hem kendisinin hem de Başbakan Erdoğan'ın temaslarda bulunduğunu hatırlatarak, AB Dışişleri Bakanları'nın dün Lüksemburg'da toplantı yaptığını, kendisinin onlara ''kağıt üzerinde geçiştiremezsiniz, şimdi söylenenlerin somut projelere dönüşmesi gere
kiyor'' dediğini aktardı.
AB Bakanlar Konseyi'nin dün aldığı Kıbrıs kararını ''bu karar gerçekten şu anda iyi bir karardır'' diye değerlendiren Gül, bunun kağıt üstünde kalmaması için uğraşacaklarını bildirdi.
Gül, kısa süre içinde KKTC'ye uygulanan insanlık dışı ambargo ve engellemelerin ortadan kaldırılacağına inancını dile getirerek, yaşanılan dönemde ambargoların izahının mümkün olmadığını vurguladı. ''Bu saatten sonra bu ambargolar devam edemez. Bununla ilgili adımları, BM, AB atmak zorundadır ve ataca
ktır'' diyen Gül, temaslarında, Türkiye ve KKTC'ye karşı inanılmaz bir sempati oluştuğunu gördüğünü söyledi.
KKTC'ye mali yardım yapma kararı alındığın hatırlatan Gül, her iki kesimde ''evet'' çıkması halinde KKTC'nin ekonomisinin Rum kesiminin ekonomisini
n düzeyine çıkarmak amacıyla yapılması öngörülen 265 Milyon Euro'nun Türk tarafına verilmesi kararı alındığını ifade etti.
Gül, yapılması gereken çok şey olduğunu, bunları dikkatli şekilde takip edeceklerini belirterek, rehavete kapılmayacaklarını vurguladı. Gül, ''Evet, dikkatli şekilde izlenen politika sonucunda bu noktaya geldik. Başkalarının yaptığı gibi zafer nutukları atarak vakit geçirip, kazandık dediğimiz yerde kaybetme durumuna kesinlikle düşmeyeceğiz. Gece gündüz bu dikkat üzerindeyiz'' dedi.
Gül
, Kıbrıs'ta statükoyu devam ettirmek isteyen ve uzlaşmadan yana olmayanın Rum kesimi olduğunu belirterek, ''Referandum sonuçları, bütün dünyada, BM Güvenlik Konseyi'nde ve AB'de inanılmaz bir şok etkisi yapmıştır'' dedi.
Gül, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, Kıbrıs konusunda geniş değerlendirmelerde bulundu.
Kıbrıs konusunun milli dava olduğunu ifade eden Gül, yıllardır bu konu ile büyüdüklerini ve herkesin bu konu ile uğraştığını söyledi.
Kıbrıs meselesinin yeni bir aşamaya geldiğini k
aydeden Gül, ''Cumartesi günü yapılan referandumdan sonra Kıbrıs meselesi yeni bir zemine oturmuştur. Bu yeni zemin eminim ki Kıbrıs Türklerine, Türkiye'ye çok büyük avantajlar kazandıracaktır'' diye konuştu.
Referandum'da Kıbrıs Rum Kesimi'nin çok büyük b
ir çoğunlukla ''hayır'' dediğini, KKTC halkının ''evet'' dediğini hatırlatan Gül, şunları söyledi:
''Demokratik karar mekanizmasında ortaya çıkacak kararları saygıyla karşılayacağımızı söylemiştik. Ama bizim beklentimiz, Ada'nın her iki kesiminden (evet) çıkarak, birlikte AB'ye girilmesiydi.
Bu olay sadece Türkiye'nin değil, Kıbrıs ve Yunanistan'ın ve dünyanın en önemli gelişmelerinden birisi. Çünkü, 1960'tan beri ilk defa Ada'da bir referandum yapıldı. Dini, dili, ırkı ayrı, birbirinden ayrı, ama yüzyıllar
dır aynı Ada'da yaşayan halklar kendi iradeleri ile Kıbrıs'ın geleceğini tayin ettiler. Bu bakımdan da önemli bir gelişme.'' Seçimlerden önce AK Parti'nin Türkiye'nin sorunları ile ilgili çalışmalar yaptığını anlatan Gül, Kıbrıs konusunda ciddi çalışmalarda bulunduklarını vurguladı. Gül, o dönemde kurdukları komisyonlarda yaptıkları çalışmaları anlatan Gül, ''Biz o dönem şunu söylemiştik: Bundan sonra Ada'da çözümsüzlük çözüm değildir'' dedi.
Çözümsüzlüğü çözüm gibi görme politikasının bu saatten sonra Türk
iye ve KKTC'ye kaybettireceğini anlatan Gül, Belçika ve İsviçre modellerinin tartışıldığını dönemleri hatırlattı.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planı hazırladıktan sonra Ankara'ya geldiğini, o tarihlerde referanduma onay vermediklerini anlatan Gül, ''Çü
nkü, Plan içinde yapılması gereken değişiklikler vardı'' diye konuştu.

''BU TRENİ DURDURMAYA ÇALIŞTIK''

AB, BM ve bütün uluslararası kuruluşların 1 Mayıs'tan önce Kıbrıs'ın birleşmesi çağrısında bulunduklarını kaydeden Gül, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Biz de ciddi çalışmalar yaptık ve neticede şu karar vardık ki (Kıbrıs Rum Kesimi tek başına Ada'yı temsil ediyor) şekilde AB'ye girmesin. Kıbrıs Türkleri içen de Türkiye için de çok büyük zararı olacak, çok büyük olumsuzluklar yaşanacak. İşte bu treni durd
urmak için harekete geçtik. Eğer bu treni durduramazsak, bunu tüm dünyaya göstermemizin gerektiğine inandık.'' Gül, Türklerin uzlaşmacı tavır sergilediğini, masaya oturmak istediğini belirterek, ''aslında statükoyu devam ettirmek isteyenlerin Rum Kesimi olduğunu'' vurgulayarak şöyle konuştu:
''Her ne kadar Türkiye ve KKTC'nin liderliği bu geçen süre içinde bütün düşmanlıkları üzerine çekmiş ve uzlaşmaz taraf olarak bir damga yemişse de bu haksızlığı gidermeliyiz. Bugün geldiğimiz netice, Türkiye haklı çıkmı
ştır, Türk tarafı haklı çıkmıştır. Uzlaşmaz olan, masadan çekilmek isteyen, yıllardır (Ada birleşsin) diye uluslararası platformlarda Türkiye'ye her türlü baskıyı yönlendiren Rum tarafı Ada'nın birleşmesine karşı çıkmıştır. Ve ortaya bir şeyi deşifre etmiştir; uzlaşmadan yana olmayan Rum kesimidir. Bu bütün dünyada, BM Güvenlik Konseyi'nde, AB'de inanılmaz bir şok etkisi yapmıştır. Bütün dünya, geçen 4-5 gün içerisinde fark etmiştir gerçekleri.''

''HAKARETLER...''

Abdullah Gül, çalışma yaparken bazı kesimlerin kendilerine karşı olmadık suçlamalarda bulunduklarını ifade ederek, şunları kaydetti::
''İnanılmaz şeyler söylendi. Kıbrıs'ı satmaktan, ihanet etmekten, Yüce Divan'a götürülmekten, Kızılay'da asılmaktan, partimize, hükümetimize hakaretler, Sayın Başb
akanımıza hakaretler, şahsıma hakaretler... Bütün bunlar gerek Türkiye içerisinde gerek Türkiye dışında yapıldı. İnanılmaz ittifaklar oluştu. Açık ve gizli ittifaklar oluşturuldu. Biz, bütün bunların hepsini bir kenara koyduk.
Çok şükür, milletimizin sayes
inde Hükümetimiz güçlüdür. Dolayısıyla milletimize güvenimiz tamdır. Bunların hepsini bir kenara bırakıyoruz. Bunlara biz cevap vermedik, muhatap da etmedik. Ama bilin ki bugün, bunları yapanların hepsi büyük bir mahcubiyet içindeler.
Biz, vatanseverliğimi
zi, ciddi stratejilere dayandırarak, ciddi çalışmalara ve akıla dayandırarak yürüttük. Onlar da vatansever. Ben onlara (ihanet ettiniz) demiyorum. Onlar vatanseverliklerini sadece hamaset ve demagojiye dayandırdılar. Aradaki fark burada...''

DENİZİN TÜKENMESİ

İşbaşına geldiklerinde dış politikada alternatifin kalmadığı ve denizin tükendiğinin söylendiğini ifade eden Gül, önlerinde bugün de geçerli olan iki yol bulduklarını söyledi. Gül, şöyle devam etti:
''Birinci yol, bu tespitlerin psikolojik karamsarlığa ve kaderciliğine kapılarak Türkiye'nin yeni politika üretebilme kapasitesinin kalmadığına inanmak. Ancak bu yetersizliği hamasi nutuklarla kapatmaya çalışmak. Vatan, millet Sakarya ile günü geçirmek. Aslında Türkiye'yi diğer aktörlerin beklentilerine ve
gündemlerine mahkum edecek ve ülkemizi gittikçe daralan bir tünelin içene sokacaktır. Bu tünelden kurtulmak istedikçe psikolojik tepkilerle hamasi nutuklar atarak aslında birbirimizi kandırmaya devam edeceğiz. Yapılacak işlerden birisi buydu...
Biz hüküme
t olarak bunu yapmadık. Biz bu yolu, Türkiye'nin derin tarihi birikimi, devletimizin engin diplomatik tecrübesi, milletimizin onuru ve Hükümetimizin gücü ve siyasi iradeye dayalı güveniyle uyumlu görmedik ve görmüyoruz.
Biz, daha çetin ancak daha olumlu ol
an ikinci yolu tercih ettik. Bu yol psikolojik refleksle değil, sağlam ve rasyonel analizlere dayanan, kısa dönemli palyatif çözümlere değil, uzun dönemli çözümler içeren, sadece kendi iç gündemimize uygun söylemler değil, bütün uluslararası alanda etkili olan söylemleri benimseyen bir yaklaşım gerektiriyordu, bunu yaptık.
Yani tükendi denilen denizlerde limanlar inşaa ederek, alternatifi yok denilen labirentlerde yeni yollar bularak bu işin içinden çıkmayı tercih ettik. Ülkemizi dar tünellere kapatmayacak,
yeni ufuklar açacaktık, bunu yapmaya çalıştık. '' Gül, kısa sürede tek alternatifli görünen oyunun alternatiflerini çoğalttıklarını anlatarak, Hükümet'in takip ettiği politika ile bir çok alternatifin ortaya çıktığını kaydetti.
Kendilerinin hem derinliğe,
hem de ufka dayalı bir strateji ile rasyonel bir ilişki götürdüklerini ifade eden, siyasetçileri ve aydınları objektif bir analiz yapmaya davet etti.
Gül, ''Benimsenen yeni yaklaşımla Türkiye'nin manevra alanı, daraldı mı genişledi mi? Türkiye'nin ufku da
raldı mı genişledi mi? Türkiye'ye olan sempati azaldı mı çoğaldı mı? Türkiye bu işten güçlü mü çıktı yoksa zayıf mı çıktı?'' diye sordu.

CENTİLMENLİK

Bazı siyasetçilerin centilmenliği kendilerine yakıştırmayabileceklerini ifade eden Gül, şöyle dedi:
''Hala diyebilirler ki (Sayın Erdoğan Rumlara ve Papadapulos'a teşekkür etsin. Rumlar çok akılsızdır. Rumlar kendi haklarını bilmezler. Onun için ne yaptıklarını bilmeden hareket ettiler ve Türklerin çıkarlarına göre oy verdiler) Hala bu sözleri dillerinden dü
şürmeyenler var. Onlar hiçbir zaman centilmenliği de kendilerine yakıştıramıyorlar. (Evet karşı çıktık ama bugün gelinen nokta dünden daha iyidir) deme cesaretini gösteremiyorlar. Bütün bunlar milletin önünde oluyor. Herkes ne yapıyor turnusol kağıdı gibi ortaya çıkıyor. '' Gül, AB'ye uyum çalışmaları kapsamında Anayasa'da yapılacak değişiklikte parti olarak önceliklerini bir kenarda tuttuklarını, bunu muhalefetten de beklediklerini söyledi. Gül, ''(Muhalefet partisinin mi AK Parti iktidarının mı önceliği) sözkonusuysa, 370 milletvekili olan bu grupla kendi grubunu, milletin bize verdiği son destekle kendilerine verilen son desteği mukayese ederler ve kimin önceliği olduğunu görürler'' dedi.
Gül, partisinin TBMM Grup toplantısında, AB ve Anayasa değişiklikle
rine değindi. AB'ye tam üyeliğin Cumhuriyet tarihinin en önemli projesi olduğunda tam ittifak içinde bulunulduğunu belirten Gül, bu konuda ''en kritik döneme girildiğini'' vurguladı. 2004 yılında müzakerelere başlama kararlılığında ülkede geniş bir konsensüs oluştuğuna dikkati çeken Gül, ''Bunda kritik bir sürece geldik. Bu süreç önümüzdeki 3-4 aydır'' dedi.
AB'ye tam üyelik konusunda Türkiye'nin önünde Kıbrıs meselesinin büyük engel olarak durduğunu, her platformda ''Kıbrıs'ın yerini bilmeyenlerin bile'' b
unu dile getirdiğini anlatan Gül, izlenen politika sonucu hiçkimsenin hayal edemeyeceği şekilde bu meselenin gündemden tamamen düştüğünü belirtti. ''Bunu Türkiye'nin içinde ve dışında da kimse hayal edemiyordu'' diyen Gül, AB'nin şartı olarak bunu öne sürmek isteyenlerin elinden de bu fırsatın alındığını kaydetti.
Objektif ve soğukkanlı düşünülmesini isteyen Gül, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Bu konu eğer Türkiye'nin en büyük projesiyse, bu konuda çok yol yürüdük ve önümüzde çok az yol kaldıysa, hepimizin o
turup düşünmesi gerekir. Çünkü önümüzde sadece 3-4 ay var. Bu sürede üzerimize ne düşüyor, neler yaptık, neler yapmadık ve neler yapmamız gerekiyor, karşı tarafın neler yapması gerekiyor? Bunlara bakılması gerekir. Bizim bakacağımız şudur: Katılım Ortaklığı Belgesi ve Ulusal Programla taahhüt ettiğimiz neler var, bunlardan neleri yaptık, neleri yapamadık? Bunlara kendimiz bakmalıyız. Biz baktık, bunların içerisinde hala yapmamız gereken bazı konular vardır. Bunlar başkasının baskısı falan değil.. Bunlar hala küçük söylemlerdir. Kıbrıs'ta bu küçük söylemler yapıldı şimdi bari yapılmasın. Kendi halkımız, milletimiz bunları hak ediyor mu etmiyor mu? Bunları hak etmiyorsa, ülkenin ve milletin aleyhineyse yapmayalım, ama bunlar zaten halkımızın lehine olan hususlarsa ve üstelik biz bunları söz de vermişsek bunlar bizim sorumluluğumuzdadır. Bu konuda dikkatli olmamız gerekir.''

MUHALEFET PARTİSİ'NE ÇAĞRI...

Gül, Anayasa değişikliklerinin bu hafta imzaya açılacağını hatırlatarak, bunun devamında bazı yasalarda değişikliğe gidileceğini bildirdi.
Anayasa değişikliği paketini büyük sorumluluk içinde hazırladıklarını, geniş destek isteyen bir konu olması nedeniyle ''nasıl hareket edilmesi gerektiğini'' irdelediklerini kaydeden Gül, parti olarak bu konuda millete söz ve
rdiklerini ifade etti.
Kendilerinin olduğu gibi muhalefet partisinin de Anayasa değişikliği konusunda öncelikleri olduğuna dikkati çeken Gül, şunları kaydetti:
''Anayasa değişikliğini getirirken millete verdimiz sözden dolayı, (bazı önceliklerimizi koyalım
mı koymayalım mı?) diye düşündük. Sonra şu noktaya geldik; madem böyle kritik bir sürece girildi, madem ki Türkiye'nin en önemli projesinin son adımları atılıyor, o zaman burada yine sorumlu hareket edelim, konsensüs oluşturmak için sadece AB'yi ilgilendiren ve söz verdiğimiz konuları milletvekillerimizin önüne getirelim. Önceliklerimizi, hakkımız olmasına rağmen tutalım dedik.
Muhalefetin de öncelikleri olabilir, onlar da bunu tutmak zorundadır. Eğer (muhalefet partisinin mi, AK Parti iktidarının mı öncel
iği) sözkonusuysa, 370 milletvekili olan bu grupla kendi grubunu mukayese eder, milletin bize verdiği son destekle kendilerine verilen son desteği mukayese ederler ve kimin önceliği olduğunu görürler. Biz nasıl kendi önceliklerimizi bir kenarda tutuyorsak muhalefetten de kendi önceliklerini kenarda tutmasını bekliyoruz.'' Gül, müşterek hareket edilen bu konuda, Anayasa değişikliğinin birlikte TBMM'den geçirilmesi çağrısında bulunarak, ''Hep beraber geçirirsek bunun onuru hepimize ait olur. Kimse, kalben desteklediği bir değişikliğe böyle taktiklerle hayır diyemez. Burada siz-biz kavgasına, küçük parti oyunlarına girmeden, birbirimizi yıpratmadan, nasıl daha önce bunları elbirliğiyle yaptık ve onuru hepimize ait olduysa bu teklifleri de hep beraber Meclis'ten geçirmeliyiz. Eminim ki, sağduyu hakim olacaktır'' görüşünü kaydetti.
Kıbrıs gibi hassas bir mesele konuşulurken bazı kesimlerin AK Parti grubundan medet umduklarını belirten Gül, ''sorumluluk duygusu ve demokratik ahlak'' gereği Kıbrıs konusunda bilgi ed
inerek aykırı, farklı da olsa görüşlerini açıkça dile getirdikleri için milletvekillerine teşekkür etti.
MILLIYET 27/04/2004

ABD, AB'nin Türkiye'ye Aralık'ta kesin tarih vermesini istiyor

Deniz Arslan

Amerikan yönetiminin üst düzey bir yetkilisi, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini karşıladığını ve son olarak Kıbrıs konusunda da elinden geleni yaptığını belirterek, Aralık ayında Türkiye'ye, müzakerelerin kısa süre içinde başlaması için kesin tarih verilmesi gerektiğini söyledi.
Amerikalı yetkili, Türkiye'n
in Kıbrıs'ta çözüm yönünde gösterdiği çabanın ortada olduğunu belirterek, artık bu konunun AB yolunda bir engel olmaktan çıktığını ve Kopenhag kriterlerinin de yapılan reformlarla karşılandığını kaydetti. Yetkili, ''Umarım artık AB, Türkiye'ye müzakerelerin başlaması için kesin bir tarih verecek. Hem de bu tarih, müzakerelerin en erken zamanda başlamasını sağlayacak bir tarih olmalı'' dedi.
ABD yönetimi yetkilisi, önce AB'nin atacağı adımları görmek istediklerini söyledi. Annan Planı'nın, çok ciddi bir çalı
şma sonucu oluşturulduğunu kaydeden yetkili, referandumdan sonra ''artık bu plan işe yaramaz'' denilemeyeceğini, planın ''yeni bir zemin'' olduğunu belirtti. Yetkili, Kıbrıs'ta çözüm yönünde başka bir planın, yine son Annan Planı'na dayandırılacağını kaydetti.
Öte yandan Amerikan yönetimi, Kuzey Kıbrıs'ın sıkıntılarını hafifletecek çok maddeli bir paket üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Kıbrıs'ta Rum tarafından ''hayır'' sonucu çıkacağı yönündeki anketlerin ardından paket hazırlıklarına başlayan ABD'nin, Kıbrıs Türk tarafında temsilcilik açılması, Türk tarafındaki havaalanının Amerikan uçakları ve başka ülkelerden uçakların kullanımına açılması, IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası finans kuruluşlarından mali destek sağlanması, Kıbrıslı Türklerin mallarının dışarıya satılmasına izin verilmesi gibi bir dizi önlem üzerinde çalışmaya başladığı belirtiliyor.
AA'nın sorularını yanıtlayan Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın bir yetkilisi, Kuzey Kıbrıs'ın sıkıntılarını hafifletecek çok maddeli paket üzerinde çalışma
ların devam ettiğini söyledi, ancak yetkili, ''Önce AB'nin atacağı adımları izleyeceğiz. Hangi adımların atılacağını söylemek için henüz erken'' dedi.
Edinilen bilgiye göre, Amerikan Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston'ın da katılımıyla
, Türkiye ve Kıbrıs konularıyla ilgili birimler, Kıbrıs'taki son gelişmeleri ve ABD'nin izleyeceği tutumu belirlemek amacıyla, bakanlığın normal çalışma saatlerini aşacak kadar uzun süren bir toplantıda biraraya geldiler.
MILLIYET 27/04/2004

BM Güvenlik Konseyi'nde yarın Kıbrıs oturumu yapılacak
Burak Coşkun

BM Güvenlik Konseyi'nde, yarın, Kıbrıs konusunda bir toplantı yapılacak.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun, toplantıya katılması beklenmiyor.
De Soto yerine, Genel Sekreter'in siyasi işlerden sorumlu yardımcısı Kieran Predergast'ın katılacağı ve toplantıda başka konuşmacı olmayacağı belirtildi.
Toplantıdan sonra Konsey tarafından bir başkanlık açıklaması yapılmasının beklendiğini söyleyen diplomatik kaynaklar,
ancak bunun da geçen hafta olduğu gibi, Rusya'nın engellemesine takılabileceğini ifade ettiler.
Rusya, geçen hafta BM Genel Sekreteri'nin talimatı olmasına karşın Kıbrıs'ta referandumlar öncesinde tarafları cesaretlendirici bir karar tasarısını veto etmiş
, bunun, tasarının özüne yönelik olmadığı, teknik nedenlerden kaynaklandığı açıklamasını yapmıştı.
MILLIYET 27/04/2004

Verheugen: Türk askeri Kıbrıs'ta kalıyor, sayısı da artıyor

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu (AFET), bugünkü oturumunda, Kıbrıs konusunu ve referandum sonuçlarını değerlendirdi. Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, şimdiki durumda Türk askeri'nin KKTC'de kalacağını ve sayısının da artacağını söyledi.
Verheugen, Yunanlı bir gazetecinin "Adadaki Türk askerl
erinin durumunun ne olacağını" sorması üzerine, sinirli bir şekilde askerlerin kalacağını ve hatta sayısının da artacağını açıkladı.
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Komisyon'un Kuzey Kıbrıs'ta temsilcilik açacağını bildirdi. A
B'nin adanın birleşmesi hedefiyle önlemler alacağını, Kuzey'e kesintisiz ve ciddi bir mali yardım aktaracağını belirten Verheugen, bu amaçla yasal temeller üzerinde çalıştıklarını bildirdi.
AB Komisyonu üyesi Verheugen, yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununda
yaşanan sıkıntıların sorumlusunun AB olmadığı görüşünü sık sık tekrarlayarak konunun geçmişteki aşamalarını anlatırken, Rumları eleştirdi.
Başlangıçta AB üyesi ülkelerin Kıbrıs'ta çözüm istediklerini ve bu çözüme ulaşılmadıkça adanın üyeliğine karşı çıktık
larını hatırlatan Verheugen, 1999'da bu tavrın değiştiğini, çünkü Kıbrıslı Rumlara kapılar açılmadıkça AB'nin genişlemesinin gerçekleşemeyeceğinin görüldüğünü ifade etti.
Rumların başlangıçta BM sürecine destek verdiklerini, 2002'de AB'ye katılım antlaşmasını imzalayıncaya kadar bu tavırlarını değiştirmediklerini belirten Verheugen, daha sonra iki tarafta da hükümetlerin değiştiğini, Türk tarafının çok yapıcı bir tavır izlediğini belirtti. Rumların ise olumsuz davrandıklarını anlatan Verheugen, İsviçre'de T
ürklerin Annan planını imzaya hazır olduklarını, Rumların buna yanaşmadıklarını belirtti.
Verheugen, Rum tarafının bugün ileri sürdüğü ret gerekçelerini yerinde bulmadığını, planın incelenmesi için yeterli zaman bulunduğunu kaydetti. Kıbrıs'ın katılım antl
aşmasının 10. protokolünde Annan planına destek koşulu getirildiğini, ancak Rumların buna saygı göstermediklerini belirten Verheugen, Güney'in bugün ileri sürdüğü korkuların yersiz olduğunu, bir AB üyesi ülkeye, bir AB adayı ülkeden tehdit geldiğini söylemenin ciddiye alınamayacak ''saçma'' bir iddia olduğunu ifade etti. AB Komisyonu üyesi, Ortodoks Kilisesi'nin olumsuz tavrını da çok yadırgadığını, adadaki Türkleri ikinci sınıf vatandaş görmenin yakışık almadığını anlattı.
AB'nin, adanın birleşmesi hedefiyle önlemler alacağını, Kuzey'e kesintisiz ve ciddi bir mali yardım aktaracağını, bu amaçla yasal temeller üzerinde çalıştıklarını bildiren Verheugen, yardımın sadece altyapıyı değil, kültürel, sosyal ve hukuki projelere de yönelik olacağını belirtti. Verhe
ugen, Kuzey'de bir temsilcilik bürosu açacaklarını, bu amaçla yasal yöntemleri incelediklerini bildirdi.
Kuzeyin ekonomik izolasyonuna son vermek, Yeşil Hat'tı malların, insanların ve fikirlerin geçeceği bir çizgi haline getirmek istediklerini belirten Ver
heugen, bu amaçla hukuki engelleri aşmaya çalıştıklarını ifade etti.
Verheugen, soruları yanıtlarken, AB'nin Türk tarafı ile ilişkiye geçmesinin KKTC'yi diplomatik açıdan tanımak anlamına gelmeyeceğini, adanın yapısını ancak BM'nin değiştirebileceğini söyl
edi. Soruna çözüm için bugünkü aşamada ve öngörülebilir bir gelecekte yeni bir girişim düşünemediğini belirten Verheugen, BM Genel Sekreteri Koffi Annan'ın buna sıcak bakmadığını, BM'nin ve Genel Sekreteri'nin itibarının söz konusu olduğunu belirtirken, Türk askerinin adadaki varlığından şikayetçi olan bir Yunan parlamentere sinirlenerek, Annan planının onaylanmamasının ardından Türk askerinin Kıbrıs'ta daha güçlü bir şekilde kalabileceğini ima etti.

TALAT'IN KONUŞMASI

AFET'te konuşan KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat da, BM ve AB tarafından da onaylanmış bir çözüm planını Rumların reddetmesini kınadı ve bu fırsatın kaçmasından doğan hayal kırıklığını dile getirdi.
Talat, Kıbrıslı Türklerin uluslararası toplum ve AB ile işbirliğine hazır olduğunu, KKTC ile t
emas kurulması önünde artık hiçbir engel kalmadığını, Kıbrıs Rum yönetiminin artık yasallığını tamamen yitirdiğini ve Türkleri temsil edemeyeceğini anlatarak, şimdi AB'nin ''fırsatı yakalaması'' gerektiğini, ambargoların kaldırılmasını istediklerini, ancak bunun bir çözüm olmadığını da hatırlattığını ifade etti.
Mehmet Ali Talat, kendisiyle görüşmek için Kuzey'e gelemediğini ileri süren bir Rum parlamentere, devlet yetkililerine saygı göstermek koşuluyla istediği zaman gelebileceğini söyledi ve ''Adanın böl
ünmüşlüğünün sorumlusu artık biz değiliz'' dedi.
KKTC Başbakanı Talat, Rumların öne sürdükleri ''güvenlik endişesi'' gibi ''bahanelerin'' kabul edilemez olduğunu belirterek, ''Rumlar çözümü Türklerin engelleyeceğini düşünüyorlardı. İlk defa çözüm gerçeği v
e olasılığıyla karşı karşıya geldiler. Şimdi tavırlarına bütün dünya şaşırıyor. Bizim tek istediğimiz ambargonun kalkması değildir. İnançlı ve kararlı davrandık. Rumların kararıyla Türkler cezalandırılamaz. Bu, Avrupa değerlerine uymaz. Bizim çözüm ve birleşme isteğimiz devam ediyor'' diye konuştu.
AFET toplantısında konuşan Rum ve Yunan temsilciler ise AB'den ''anlayış ve destek'' talebinde bulundular ve Türk ordusunun adadaki varlığının, Türkiye'nin garantörlüğünün sürmesinin kabul edilemez olması nedeniy
le referandumdan olumsuz sonuç çıktığını ileri sürdüler.
Toplantıda konuşan diğer parlamenterler, Kıbrıslı Rumlara, AB'ye katılımın yeterli güvence olduğunun anlatılamadığını ifade ederlerken, Türk kökenli Alman sosyalist parlamenter Ozan Ceyhun, Almanya B
aşbakanı Gerhard Schröder'in son değerlendirmesiyle mutabık olduğunu, fırsatın kaçırılmasından üzüntü duyulduğunu, Kıbrıs'ta yeni bir ''Berlin Duvarı'' olmaması isteniyorsa, AB'nin de sorumlulukları bulunduğunu söyledi.
MILLIYET 27/04/2004

Serdar Denktaş: Başlangıçta 'evet' demeyi planlıyordum...


KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, 24 Nisan Cumartesi günü yapılan referandumda oyunu bazı açıklamalara tepki olarak ''hayır''dan yana kullandığını, ancak başlangıçtaki kararının ''evet'' olduğunu söyledi. BM'nin uzun süre Kıbrıs konusuna bakacağını düşünmediğini ifade eden Denktaş, artık BM değil, AB planlarının söz konusu olabileceğini belirtti.
Bir grup gazeteciyi ağırlayan Serdar Denktaş, referandum sonuçlarını ve bu sonuçların ardın
dan atılması gereken adımları değerlendirdi.
KKTC'de referandum öncesinde yapılan anketlerin, çıkacak sonucu açıkça ortaya koyduğuna işaret eden Denktaş, bunun bilinmesine karşın, son bir-iki günde yapılan açıklamalara tepki olarak ''hayır'' oyu kullandığı
nı söyledi. Serdar Denktaş, ''Bunu ben insanları provoke etmek olarak anlıyorum, (KKTC Cumhurbaşkanı Rauf) Denktaş Bey'e hırsız diyemezsiniz. Kendisi bizim tarihimizi temsil eden bir şahsiyet. Ve son güne geldik, propaganda bitti ve benim 'hayır' oldu'' diye konuştu.
Serdar Denktaş, Annan Planı'nın, uygulanması zor olmakla birlikte, bazı dengeleri de içinde barındırdığını belirterek, şöyle konuştu:
''Bu plan bizi tanınmamış devletten eyalet seviyesine düşürüyordu, ama tanınmış devleti de eyalet konumuna düş
ürüyordu. Egemenliği bize vermedi, ama Kıbrıs Rumlarına da verilmedi egemenlik. Diyelim ki yürümedi iş ve bozuldu. Egemenlik hakları olmayan iki eyalet, çıkacaktık dünyanın önüne, olmama sebeplerini anlatacaktık. Neticede eşit olarak başladığımız bir yarışta, eşit konumda olacaktık.'' Denktaş, bu açıklamalarının ardından Annan Planı'ndaki derogasyonlara yönelik olarak, eşitliğin bir süre sonra Rumlar lehine bozulabileceği iddialarının hatırlatılması üzerine de şunları kaydetti:
''Gözden kaçırılan bir nokta
vardır, o da şudur: Egemen olmasanız bile devlet olursanız, elinizde belli başlı enstrümanlar olur. Bu enstrümanları kullanmak suretiyle bu derogasyonlardan doğacak boşlukları doldurmak daha kolaydı. Yani 15 yıl sonra herhangi bir Rum gelip, bu taraftan ikinci ev alabilecekse, ben hükümet olarak ikinci eve koyacağım çok yüksek bir vergiyle bir Rumun burada gelip ikinci ev sahibi olmasını engelleyebilirdim. Buna benzer çalışmalar yapılabilirdi.''

''ARTIK BM DEĞİL, AB PLANLARI GELEBİLİR''

BM'nin uzun süre Kıbrıs konusuna bakacağını düşünmediğini ifade eden Denktaş, Annan Planı'nı ''Annan'ın kariyeri için büyük bir fiyasko'' olarak niteledi. Denktaş, artık BM değil, AB planlarının söz konusu olabileceğini belirtti.
Rum yönetiminin referandum sonuçlarının ardı
ndan her türlü girişimi yapacağını, kendilerinin de aynı şekilde harekete geçmeleri gerektiğini kaydeden Denktaş, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in ''Yeşil Hat sınır olur'' sözlerini hatırlatarak, ''Bir kere bunu yapmaları lazım, Yeşil Hat sınır olmalı'' dedi.
Başta ABD olmak üzere, uluslararası toplumun BM Güvenlik Konseyi'nin KKTC'nin tanınmamasına yönelik kararını ortadan kaldıracak bir prosedür başlatması gerektiğini kaydeden Denktaş, KKTC limanlarının açılması ve havaalanl
arının doğrudan uçuşlar için kullanımı gibi konuların da gündeme getirilebileceğini belirtti. Denktaş, tanınma konusunun kendisi için birincil öncelikli olmakla beraber, hayata geçirilmesinin zor olduğunu ve bunun başarılması için çok çabaya ihtiyaç olduğunu kaydetti.
Denktaş, KKTC'ye yönelik bazı açılımların yapılmasının ardından, ''Rum tarafının çözüme daha hazır hale geleceğini'' belirterek, yakalanan ivmenin korunabilmesi için önlerinde en fazla 2-3 ay olduğunu söyledi. Denktaş, niçin ilk 2-3 ayın bu de
rece önemli olduğunun sorulması üzerine de, şunları kaydetti:
''Tanınmış bir devlettir Rum tarafı, AB'nin içindedir. Bir, iki, üç ay içinde AB'nin kırgınlığı, kızgınlığı olur, ama sonra bir devletin x konusundaki bir kararının veto edilmemesi konusunda uzl
aşmaya varırlar, günün sonunda o tanınmış devletle masaya otururlar. Ondan sonra artık, koştur koşturabildiğin kadar...''

''SABANCI HOLDİNGE YÜZDE 50 ORTAK YAPARLAR MI?''

Rum kesimindeki referandum sonuçlarını değerlendirmesi istenen Denktaş, Rum kesiminden ''hayır'' sonucu beklediklerini, ancak ''bu kadar yüksek oranın kendilerini şaşırttığını'' söyledi.
Rum halkının ''(Rum lideri Tasos) Papadopulos'un ortaya koyduğu vizyona ve kilisenin taleplerine hakikaten cevap verdiğini'' söyleyen Denktaş, ''Rum tar
afının Türk tarafı ile bir ortaklık yapmaya hazır olmadığına'' işaret ederek, ''Bir anlamda anlayabiliyorum, adanın tümünü temsil iddiasındalar, şimdi beni durup dururken Sabancı Holding'e yüzde 50 ortak yaparlar mı?, onların da bizimle eşit şartlarda çözümü kabul etmeye hazır hale getirilmeleri gerekir'' diye konuştu.
MILLIYET 27/04/2004

AB'nin Kıbrıs bildirgesi Ankara'yı memnun etti


Lüksenburg'da toplanan AB Genel İşler Konseyi'nin Kıbrıs ile ilgili bildirgesinde, birleşik bir Kıbrıs'ın AB'ye girememesinden duyulan büyük üzüntü dile getirilirken, "Kıbrıslı Türk toplumunun izolasyonunu sona erdirme kararlılığının" ifade edilmesi Ankara'yı memnun etti.
AB Başbakanlık bildirgesi olarak yayınlanan Kıbrıs bildirgesi konusunda Ankara'da yapılan değerlendirmel
erde, metnin 4 olumlu unsuru üzerinde duruluyor.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün gün boyunca çok sayıda AB dışişleri bakanı ve Avrupa Komisyonu Üyesi Günter Verheugen ile yürüttüğü yoğun diplomasinin sonucu olarak değerlendirilen bildirgedeki olumlu nokta
lar şöyle özetleniyor:
"-Bildirgede, birleşik bir Kıbrıs'ın AB'ye girememesinden duyulan "Büyük üzüntü" dile getiriliyor.
-AB Konseyi'nin Kıbrıs Türk toplumunun izolasyonunu sona erdirme kararlılığı ifade ediliyor.
-Kıbrıs'ta bir çözüm olmamasına karşın, Kıbrıslı Türklere 259 milyon euro tutarında yardım sağlanması isteniyor.
-Bildirgedeki ifadeler, Türkiye'de kaygı yaratan Kıbrıs Yönetmeliği'nin yapısının olumluya dönüştürüldüğü işaret olarak değerlendiriliyor."
MILLIYET 27/04/2004

Babacan ABD'de: Kıbrıs AB sürecinde bizim için sorun olmaktan çıktı


Bülent Keneş bildiriyor

Devlet Bakanı Ali Babacan, Kıbrıs'ta yapılan referandumun sonuçlarının, Kıbrıs'ı Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) sürecinde sürekli karşılaştığı bir sorun olmaktan çıkardığını söyledi.
New York'ta temaslarda bulunan Ali Babacan, başkanlığını Atlantic Recording Şirketi sahibi Ahmet Ertegün'ün yaptığı Amerikan-Türk Toplumu tarafından onuruna verilen öğlen yemeğinde bir konuşma yaptı. Ekonomik ve siyasal konuları değerlendiren Bakan Babacan
, bir soru üzerine Kıbrıs konusunda şunları söyledi:
''Kıbrıs son 40 yıldır devam eden bir sorun. Biz Kıbrıs konusunda çözüm için elimizden geleni yaptık. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın görüşmesinden son
ra hızlı bir süreç başladı. Biz hep bu konuyu görüşmeye, tartışmaya açık olduğumuzu ve çözüm istediğimizi söyledik. Türkiye bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yaptı ve yapılan referandumda Kuzey Kıbrıs'ta (evet) oyu verilmesine destek verdi. Ancak maalesef Güney Kıbrıs'ta yapılan referandumda (hayır) sonucu çıkması bizi hayal kırıklığına uğrattı. Dolayısıyla şu an çözüme ulaşılmış değil.'' Avrupa Birliği ile yapılan tüm görüşmelerde Kıbrıs sorununun hep masaya getirildiğini hatırlatan Bakan Babacan, ''Kıbrıs bir siyasi kriter olarak değil ama hep bir sorun olarak masaya geldi. Ancak, Türkiye'nin çabaları ve Kıbrıs'ta yapılan referandumların sonucu olarak bundan böyle AB ile görüşmelerimizde Kıbrıs bir sorun olarak karşımıza gelmeyecek. Kıbrıs konusu bundan böyle AB ile Rum Kesimi arasındaki bir sorun haline gelmiştir'' şeklinde konuştu.

''KKTC'YE YÖNELİK AMBARGO GÖZDEN GEÇİRİLMELİ''
KKTC'ye uygulanan ambargonun da artık gözden geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Bakan Babacan, ''KKTC'ye uygulanan ambargo ve yaptırımlar bu aşamadan sonra artık hiçbir şekilde adil kabul edilemez. Bu konuda AB'den çok olumlu sinyaller alıyoruz. Washington'da gerçekleştirdiğimiz temaslarımızdan da artık KKTC konusunda bazı şeylerin eskisi gibi olmayacağına dair bir izlenim edindi
k'' dedi.
''Sonuç ne olursa olsun hükümetimiz AB yolunda çalışmaya devam edecek. Bu yıl sonuna kadar yapılacak yasal reformlar ve uygulamada atılacak cesur adımlarla AB'ye (hayır) deme gerekçesi ya da bahanesi bırakmayacağız. AB tarafından nasıl bir karar
verileceği bizim için çok da önemli değil. Biz reformlarımızı sürdüreceğiz. Bu reformlar Türkiye'nin iyiliğine olduğu için yapmaya devam edeceğiz'' diyen Babacan, AB'den yıl sonunda bir müzakere tarihi alma umutlarının son derece yüksek olduğunu söyledi.
T
ürkiye'nin diğer yükselen ekonomilerden bir farklılığı bulunduğunu belirten Ali Babacan, Türkiye'nin bu farklılığının, uzun dönemli bir istikrarı yakalamış olması olduğunu kaydetti. Babacan, ''AB ile olan ilişkiler bu istikrar sürecini daha da güçlendireceği için biz AB üyeliğini çok istiyoruz'' dedi.
Türkiye'de istikrarın uzun dönemdeki garantisinin AB'ye üyelik süreci olduğunu da kaydeden Bakan Babacan, 70 milyonluk nüfusu, alım gücü bakımından 6 bin dolarlık kişi başına düşen geliri ile Türkiye'nin de AB
için büyük bir açılım anlamına geleceğini söyledi.
Son 1.5 yılda ekonomik ve siyasal alanda çok büyük reformlar yapıldığını belirten Bakan Babacan, siyasi alandaki reformların AB kriterlerini karşılamak için yapıldığını belirtti ve bu kriterleri artık Kop
enhag Kriterleri olarak değil de Ankara Kriterleri olarak adlandırdıklarını kaydetti.
Yapılan reformlar sayesinde yıllar sonra AB Komisyonu'nun İlerleme Raporu'nda Türkiye'den ilk kez olumlu bahsettiğini kaydeden Babacan, ''Bu reformların uygulanmasındaki
performansımızla da AB'den bir tarih almaya elverişli hale geleceğiz'' dedi.
Bir soru üzerine, Türkiye'de tek parti hükümeti olmasına rağmen bu hükümetin elitist bir hükümet olmadığını belirten Bakan Babacan, ''Halk bu hükümete veya Türkiye Büyük Millet Me
clisi'ne baktığında tam olarak kendisinin temsil edildiğini görüyor. Hükümet halkın iyiliğine ne varsa tamamen onun için çalışıyor'' şeklinde konuştu.
Ekonomideki iyi gelişmelerden de bahseden Bakan Babacan, verilen tüm sözlerin hükümet tarafından tutulması sonucu gerekli güvenin sağlandığını ifade etti. Kendileri için güven tesisinin birinci derecede önemli olduğunu belirten Bakan Babacan, ''Son 1.5 yılda, 3 Kasım 2002 seçimlerinden önce AK Parti'nin seçim manifestosunda neye söz verildiyse ve hükümet prog
ramında neler yer aldıysa onu yaptık. Güven oluşturmadaki taktiğimiz, -söz vermek ve yerine getirmek, söz vermek ve yerine getirmektir-'' dedi.
Yabancı yatırımların artması için de büyük reformlar yaptıklarını ve büyük bir çaba içinde olduklarını kaydeden
Babacan, şöyle devam etti:
''Yerel seçimlerin arifesinde dünyanın önde gelen şirketlerinden 20 CEO'yu Türkiye'ye davet ettik ve bizzat Başbakan Erdoğan'ın başkanlık ettiği bir toplantı yaptık. Yabancı yatırımlar için Türkiye'de uygun ortamın nasıl yaratıla
bileceği konusunda görüş ve önerilerini aldık. Tam gün süren toplantı sonrasında gelecek yıl aynı tarihte toplanarak, yaptığımız bu toplantıda üzerinde durulan konulardaki gelişmeleri tartışmak konusunda anlaştık.'' Ali Babacan, bugüne kadar Türkiye ile IMF arasında 18 stand-by anlaşması imzalanmış olmasına rağmen, son stand-by anlaşmasının tarihte tamamlanan ilk stand-by anlaşması olacağının altını çizerken, IMF ile bundan sonraki ilişkiler formatının 2004 yılı ortasında belirlenerek kamuoyuna yıl sonu beklenmeden duyurulacağını ifade etti.
Babacan, son 1.5 yılda enflasyonun düştüğünü, faizlerin gerilediğini ve sağlıklı bir büyümenin sağlandığını belirtirken, bu başarıların kazanılmasında Merkez Bankası'nın bağımsız bir kuruluş haline getirilmesinin taşıdığı öneme dikkati çekti. Bakan Babacan, enflasyonda ve faizler konusunda önemli gerileme sağlandığını, ancak yine de yapılacak çok iş ve gidilecek çok yol olduğunu da kaydetti.
Yemekte bir konuşma yapan Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti de son 30 yı
ldır enflasyonla yaşayan Türkiye'nin nihayet 28 yıl sonra Merkez Bankası'nın bağımsız olması gerektiğinin önemini anladığını ve enflasyon ve faizlerdeki gerilemenin de bu sayede temin edilerek, istikrarın yakalandığını kaydetti.
New York'ta yarın bazı Amer
ikalı gazete temsilcileriyle görüşmeler yapacak olan Devlet Bakanı Ali Babacan ve beraberindeki heyet Türkiye'ye dönmek üzere New York'tan ayrılacak.
MILLIYET 27/04/2004

KKTC'de hükümetin durumu ne olacak? İşte senaryolar...


KKTC siyasi kulislerinde, iki milletvekilinin istifasıyla toplam milletvekili sayısı 26'dan 24'e inen ve 50 üyeli Cumhuriyet Meclisi'nde azınlık durumuna düşen CTP-DP koalisyon hükümetinin geleceği ve yeni hükümet modelleri konuşuluyor.
Olası bir güvensizlik önergesiyle hükümetin düş
ürülmesi durumunda, CTP-BDH hükmetine, DP'den istifa ederek bağımsız kalan iki milletvekilinin dışarıdan destek vererek kuracağı modelle CTP-DP-BDH üçlü koalisyonu, siyasi kulislerde konuşulan hükümet modelleri arasında yer alıyor.

Kaşif: İstifamız kısa gün karı için değil
KKTC'de Girne Milletvekili Ünal Üstel'le birlikte, hükümetin küçük ortağı Demokrat Parti'den (DP) istifa eden Gazimağusa Milletvekili Ahmet Kaşif, ''bakanlık isteği kabul edilmediği için partiden istifa ettiği'' yönündeki iddiaları reddetti.
Kaşif, ''Bizim istifamız, kısa günün karı, yangından mal kaçırır gibi kendimize koltuk kapma ve memlekette hükümet krizi yaratmak için değil'' dedi.
Ahmet Kaşif, 1990 yılından beri siyasetin içinde olduğunu ve kurucusu olduğu Yeni Doğuş Partisi ile De
mokrat Parti'yi birleştirenler arasında yer aldığını anlatarak, hiçbir parti genel başkanından hiçbir makam istemediğini kaydetti.
''Partiden ayrılmak zorunda bırakıldıklarını'' öne süren Kaşif, istifalarının nedeninin parti içinde sorgulanması gerektiğini
, partiden istifa eden 10 kişinin ''kolay karar vermediğini'' söyledi.
''Yaptıkları hareketle dışa karşı gelişen konjoktöre zarar verme konumunda olmadıklarını ve zarar vermeyeceklerini'' ifade eden Ahmet Kaşif, ''Biz tamamen, partisel, parti içine yönelik
, parti içi demokrasinin daha güzel yerleşmesi için mücadele verdik. Tabanımızdan aldığımız partisel sıkıntıları Sayın Genel Başkana aktardığımızda 12 saat geçmeden kendimizi disiplin kuruluna sevk edilmiş bulduk'' diye konuştu.
İstifa kararlarının bireyse
l olmadığını ve makam peşinde olmadıklarını belirten Kaşif, parti içindeki sıkıntıların başka yönlere çekilmemesi gerektiğini söyledi.
Hiçbir partiyle ilişkileri olmadığını ifade eden Kaşif, ''Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)-Barış ve Demokrasi Hareketi (BD
H) koalisyon hükümeti kurulacağı ve buna, Kaşif ve Ünal Üstel'in dışarıdan destek vereceği iddialarına'' ilişkin soru üzerine, şunları söyledi:
''Herkes kendine göre yorum yapıp, kendine göre iddia yürütebilir. Biz kesinlikle hiç kimseyle temas kurmadık, h
iç kimseyle de bağlantımız yoktur. Ülkemizin, gelişen bu konjoktörde dünyaya açılan gününde, devletimizin tanınmasına yönelik atılacak her adımda, kurulacak olan her hükümeti arkadaşlarla oturup değerlendireceğiz, ona göre adımlar atacağız. Türkiye ile birlikte kalıcı barışı yakalamak için atılacak her türlü adımda tıkaç değil destek olacağız.'' Ahmet Kaşif, ''DP'nin içinde olacağı bir hükümete destek verir misiniz?'' sorusuna ise ''DP önce anayasal tartışılan konumunu düzeltsin, ondan sonra'' karşılığını verdi.
Kaşif, başka bir soruya karşılık da anamuhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) ile bir temasının olmadığını belirterek, oğlunun UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun torunuyla nişanlı olduğunu, bu yönde bir bağlantı kurulmaya çalışıldığını söyledi. Kaşif
, ''O yönde bağlantı kurmasınlar, sosyal hayat başkadır, siyasal hayat başkadır'' dedi.
Bu arada, DP Parti Meclisi, bu akşam toplanacak. Toplantıda, genel kurula gidilmesi konusunun da gündeme gelmesi bekleniyor

MILLIYET 27/04/2004

KKTC'ye en büyük iyilik, Denktaş'ın istifasıdır



Kıbrıs'taki referandumun ardından Rauf Denktaş'ın sergilediği siyasi pişkinlik biz Türkler için çok yadırgatıcı olmamalı..
Çok yakında bir yerel seçim geçirdik ve Baykal ile Bahçeli'nin kaybettikleri seçimleri nasıl kazandıklarını anlatışlarını dinledik.
Bu açıdan referandum akşamı Denktaş'ın alkışlar arasında "referandumdan galip çıktığını" açıklamasına hiç şaşırmadım.
Siyasi ahlak kurallarının geçerli olduğu bir toplum haline gelebilmiş olsaydık, Denktaş o akşam istifasını açıkl
amış ve Kıbrıs Türklerinin önünü tıkamaktan vazgeçmiş olurdu..
İstifa etmediği gibi şimdi hiç sıkılmadan ortaya çıkıp, el ele vererek KKTC'nin bağımsız bir devlet olarak tanınması için birlikte çalışma gerektiğinden de söz edebiliyor.
"Birlikte çalışalım"
dediği insanlar daha iki gün öncesine kadar "vatan hainliği" ile suçladığı insanlardır.
Bu ani değişimin nedeni, koltuğuna yapışma hırsından başka neyle açıklanabilir?

Halkına 'cahil' diyen lider
Denktaş'ın halkına ne kadar güvendiği ve inandığı da referandum sonrasında yaptığı konuşmalardan ortaya çıkıyor.
Denktaş, Kıbrıs Türk halkını cahillikle, kandırılmış olmakla suçluyor.. Böylece halkın oyuna ve görüşlerine hiç değer vermediğini de ortaya koyuyor.
Böyle bir kişinin cahillikle suçladığı bir halkın tem
silcisi olabilmesi mümkün mü?
Diyor ki "halkımız 9 bin sayfalık planı okuyacak vakit bulamadı"..
Bu imkânı en azından kendisinin bulmuş olması gerekiyor. Kendisi tek başına okumadıysa bile yardımcıları okuyup, ona geride kalan dokuz bin sayfanın içinde ne
tür kötülükler olduğunu anlatmış olmalı..
Peki o zaman neden ortaya çıkıp "planın şurasında bu tuzaklar yatıyor" diye açıklamıyor? Neden plana yönelik olarak dile getirdiği itirazların tümü planın asıl dikkate alınması gereken ilk 300 sayfalık bölümlerinde
yazılı?
Bunları yapamıyor, çünkü "9 bin sayfa" diye halkın gözünü korkutmaya çalıştığı bölümlerde yazılı olan şeylerin Türkiye'nin de tarafı olduğu uluslararası anlaşmalar ve bazı önemsiz kanunlar olduğunu gayet iyi biliyor.

'Hayır'lı diplomasi olmaz

Referandumdan sonra ortaya çok önemli bir fırsat çıktı.. Bu, en genel ifadelerle çözüm istemeyen tarafın aslında Türkler değil, Rumlar olduğunun ortaya çıkmasıdır.
KKTC'nin önündeki ticari ve ekonomik engellerin kaldırılması, referandumdan sonra "otomatik" ol
arak gerçekleşecek bir durum değil.
Ciddi bir diplomatik çaba gerektiriyor.
Kıbrıs'ta hakkaniyete dayalı bir çözümü istemeyen tarafın Rumlar olduğunun, bu nedenle Kıbrıslı Türklerin cezalandırılamayacağının anlatılacağı bir diplomasi atağından söz ediyorum
..
Bunu yapacak kişi KKTC'nin başı olarak Rauf Denktaş mıdır? Denktaş'ı karşılarında görenler "Peki kardeşim böyle diyorsun ama referandum boyunca hayır kampanyası yürüten sen değil miydin?" demeyecekler mi?

Ankara 'by-pass' edecek
Öte yandan şunu da sorgu
lamak gerek: Böyle kapsamlı bir diplomatik çaba, Kıbrıslı Türkler ve Türkiye hükümeti tarafından birlikte sürdürülebilirse sonuca ulaşabilir.
Referandum kampanyasında yaptıklarından ve söylediklerinden sonra Denktaş ile Türk hükümeti arasında böyle uyumlu
bir çalışma yürütülebilir mi? Nitekim bugünkü Milliyet'te yayımlanan bir haber Ankara'nın, bundan sonra Denktaş'ı atlayarak işleri doğrudan KKTC hükümeti ile yürütme eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor. Aynı tavrı Avrupa Birliği'nin ve ABD'nin izleyeceğini de biliyoruz.
Denktaş'a düşen halkın kararına saygılı olması ve istifa ederek Kıbrıs Türklerinin önünü açmasıdır.
Denktaş'ın asıl sevdiği şeyin KKTC mi, yoksa koltuk mu olduğunu göreceğiz.
MEHMET Y. YILMAZ MILLIYET 27/04/2004

Referandumun ardından



Referandumda, Türklerin evet, Rumların hayır demesi, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül tarafından, "en iyi ikinci sonuç" olarak niteleniyordu. Erdoğan ile Gül, her iki taraftan evet çıkmasının ise en iyi durum olacağını açıklamışlardı.
KKTC'den evet, Gü
ney Kıbrıs'tan hayır, sonucu çıktı...
Belki de Türkiye ve Kıbrıs Türkleri için en iyi ikinci değil, en iyi sonuç buydu...
Ankara'da hükümet, Annan Planı'nın taşıdığı risklere karşın, "evet" denilmesini destekledi. Önemli riskler üstlendi. Planın, AB birinc
il hukukuna dahil edilmemesi, Türkler lehine hükümler açısından risk oluşturuyordu. Bunları göze alan hükümet, referandum sonucunda, Türkiye ve Kıbrıslı Türkler açısından olabilecek en iyi sonucu aldı ve uygun bir zemin yakaladı. Rumların plana yüksek oranda hayır demeleri, yeni koşullar doğurdu. Bu koşullar Türkiye ve Türk tarafı için yeni olanakları birlikte getirdi.
Referandum sonucu, her şeyden önce çözümsüzlüğün asıl kaynağının Rumlar olduğunu ortaya koydu. 30 yıldır Türkler aleyhine yürütülen propagan
danın gerçeği yansıtmadığını, bir arada yaşamayı, birleşmeyi asıl istemeyenin Rum tarafı olduğunu gösterdi. Yüzde 75 oranında hayır oyu bunu kanıtladı.
Referandum sonucunun ortaya koyduğu bir diğer gerçek de, bu süreçte AB'nin hatalı, yanlı ve haksız bir t
utum izlediğidir. Rumların yüksek oranda hayır oyu kullanmaları AB'nin izlediği yanlış politika yüzündendir. Bu sonucu hazırlayan bizzat AB olmuştur. Nitekim Verheugen de Rumlara güvenerek hata yaptığını kabul etmiştir.
Kıbrıs sorunu bir çözüme ulaşamamışs
a bunun sorumlusu AB ve Rumlardır. AB, sonuç ne olursa olsun Güney Kıbrıs'ın AB üyeliğini garanti ederek, bu sonucun doğmasına neden olmuştur.
Bu sonucun Türkiye ve KKTC açısından yarattığı uygun ortamın değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, KKTC'de
çıkan yüzde 65 oranındaki evet oyunun iç politik sonuçlara dönüştürülmesi gayretinden önce, dışa dönük bir atak başlatılması yerinde olur. Dün itibariyle Ankara'da ve KKTC'de hükümetlerin başlattıkları girişimler isabetlidir.
KKTC'de "hesaplaşma" dün itibariyle dağıtılmış, en azından ertelenmiştir. Bu, sağduyulu bir tutumdur.
Acil olan Türkiye ve KKTC'nin ortak bir tutumla, referandum sonucunun gerektirdiği kararları AB ve ABD'ye aldırmasıdır.
AB ve ABD verdikleri sözleri tutmalıdır.
Söz verdikleri gibi KK
TC'ye uygulanan ambargonun kaldırılması, atılması gereken ilk somut adımdır.
Bu Kıbrıs Türkü'nün hakkıdır. Türkiye bu konuda bütün ağırlığını koymalıdır. Rumların yüzde 75'lik hayırı karşısında, Annan Planı'nın Rumları tatmin etmek üzere Türkler aleyhine d
eğiştirilmesi girişimlerine karşı çıkılmalı, Türkiye ve KKTC, hakkı olanı istemekte ısrar etmelidir.
KKTC'nin ambargodan kurtarılmasının yanı sıra, yine Türkiye'nin önüne haksız biçimde konulan Kıbrıs koşulunun kaldırılması da sağlanmalıdır. AB, Türkiye'ye
müzakere tarihi vermek zorundadır. Artık Türkiye'ye karşı Kıbrıs koşulunu bir daha öne sürmeye hakları yoktur. Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesini öne almaları da talep edilebilir. Buna yanaşmasalar bile tarih verileceğini garanti etmeleri gerekir.
AB'
nin yapması gereken Güney Kıbrıs'ın AB üyeliğini askıya almak olmalıdır. Hatasını böyle telafi edebilir. Bu açıdan KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın yaptığı başvuruyu değerlendirmelidir.
Eğer bunu yapmayacaksa, Güney Kıbrıs'ın adanın tümünü değil, sadece
Rum tarafını temsil edebileceğini kabul ve ilan etmelidir.
Eğer AB iyi niyetliyse, KKTC ile de temasa geçmeli ve Türkiye'nin üyeliğiyle de irtibatlı şekilde yeni bir süreç başlatmalıdır.
Bu sonuç AB tarafından Türkiye'ye, bütün dünya tarafından KKTC'ye vur
ulan zincirin haksızlığını, yersizliğini kanıtlamıştır.
Bu zincirin kırılması, Türkiye ve Kıbrıs Türkü'nün hakkıdır. Türkiye ve KKTC bunu sağlamak için ortak hareket etmelidir.
Türkiye ve KKTC'de iç siyasi mücadele sonraya bırakılmalıdır. Hükümetin, Türkiy
e ve KKTC'nin haklarını almaya yönelik girişimleri, anamuhalefet partisi CHP tarafından da desteklenmelidir.
Bu iki konunun ulusal nitelik taşıdığı unutulmadan hareket edilmelidir. Türkiye ve KKTC'de bütün taraf ve kesimler bu bilinçle hareket etmelidir.
F
IKRET BILA MILLIYET 27/04/2004

Denktaş istifa!



Kuzey Kıbrıs'ta cumartesi günü referandum gecesi büyük bir coşku yaşanıyordu. Yüzde 65 evetin yarattığı heyecanla herkes sokağa dökülmüştü. İnönü Meydanı anababa günüydü. Bayraklar, çığlıklar, korna sesleri... Ama tümünü bir tek slogan bastırıyordu:
"Denktaş istifa!"
Çevre yollardan oluk oluk akan kalabalıklar meydanı iyice doldurduktan sonraysa bir başka slogan kulaklara çalındı:
"Saray'a, Saray'a yürüyelim."
Bir grup, "Denktaş istifa!" sloganı atarken, aynı zamanda meydandaki kalabalığı Cumhurbaşkanlığı'na doğru yürüyüşe geçirmek istiyordu. Çevik kuvvet yetişmiş, Cumhurbaşkanlığı binasının önünü tel örgülerle kapatmıştı. Trafik kımıldamıyordu. Arabanın içinde bekleşirken, iki genç uzandı içeriye.
Öfkeliydil
er:
"Yazın, Rauf Denktaş'la Mümtaz Soysal'a söyleyin. Şimdi onlar gitsin Güney'e... Madem Rusya'yla Rumların hayırı bizi kurtardı bu Allah'ın belası işten, o zaman gidip biraz da Papadopulos'a danışmanlık yapsınlar."
Mümtaz Soysal'ın bir gece önce 32. Gün'
deki sözlerine birçok Kıbrıslı Türk gibi bu iki genç de çok alınmıştı. "O kim oluyor ki, bize vatanseverlik dersi veriyor, Güney'e gitmemizi buyurabiliyor" dedi biri. Sonra da "Denktaş istifa! Denktaş Güney'e!" sloganları atarak İnönü Meydanı'ndaki kalabalığa karıştılar.
Niye Rauf Denktaş?
Çünkü Denktaş yenildi.
Siyah - beyaz bir kampanya yürüttü. Toplumu vatanseverler - vatan hainleri diye bölmeye çalıştı. Annan planını Sevr diye, Kıbrıs Türklüğünün imhası diye sundu. Planı şöyle ya da böyle savunan herkes
i şeytanlaştırdı. Yalnız Kuzey Kıbrıs'ta değil, Türkiye'de de 'statükocuların sözcülüğü'ne soyundu. Demokrasiye fazla kulak asmayanlarla ittifaklar kurdu.
Sonuç?
Yüzde 65 ret!
Kıbrıs Türkleri, Denktaş'ın üstüne kocaman bir çarpı işareti koydular.
Ama Denkt
aş oralı değil.
Dünkü Milliyet'in manşetindeki gibi, büyük bir pişkinlikle yüzde 65'lik mesajı hala okumak istemiyor. Halkı adam yerine koymuyor, kendini halkın üzerinde görüyor, halk oyunu hiçe sayıyor. Demokrasinin en temel ahlaki kurallarını görmezlikte
n gelebiliyor. Ayrıca insanların zekasıyla alay ediyor.
Yazık!
Örneğin biraz Ecevit'i düşünebilir Denktaş. 1975'te ilk kez gemiyle Kıbrıs'a geldiğinde, Ecevit'in nasıl arabası sırtlara alınarak şehre taşındığını... Geçen haftaysa Geçitkale havaalanında Ece
vit'i karşılamak için ancak kırk elli kişilik bir ısmarlama topluluğun bulunabildiğini...
Denktaş da yolun sonuna geldi.
Hem Kıbrıs Türkleri, hem Ankara'da hükümet artık kendisiyle yol almak istemiyor. Bir yanda bu iki tarafla ipleri koparmış olması, diğer
yanda uluslararası toplulukta çözümsüzlük ve uzlaşmazlığın abidesi sayılması, Denktaş'ın kenara çekilmesi için yeterlidir.
Gereğini yapmakta gecikirse, Kuzey Kıbrıs'ın meydanları "Denktaş istifa!" ve "Saray'a, Saray'a yürüyelim!" sloganlarıyla dolmaya baş
layacak. Bunun ilk sinyalleri, görmek isteyenler için hafta sonu Lefkoşa'da suyun yüzüne vurmuştu bile...
Bir nokta daha var, değinilmesi gereken:
25 Nisan Pazar günkü Kuzey Kıbrıs.
Referandum gecesindeki coşku ve heyecan pazar günü yerini burukluğa bırakmıştı. Kıbrıslı Türkler buruktu. "Şimdi ne işe yaradı bizim evet?" diye başlayan bu tepki ve burukluk karışımı hava, "AB'ye giremedik ki. Bir otuz yıl daha böyle mi yaşayacağız?" sorusunda odaklanıyordu.
Girne'deki stadın yanındaki bir evde pazar akşamı soh
bet ederken Kıbrıslı genç adam şöyle yakınıyordu:
"Şu statta bir Galatasaray'ın, bir Fenerbahçe'nin maçını seyredemeyecek miyiz? Benim küçük kızım büyüyüp piyanist olduğu zaman bir Kıbrıslı Türk olarak uluslararası yarışmalara katılamayacak mı? Uçağa atlayıp Lefkoşa'dan Londra'ya uçamayacak mıyız? Bir kasa portakal ihraç edemeyecek miyiz Girne Limanı'ndan?.."
İşte bu burukluğun da altını çizin.
En başta Avrupa Birliği...
Tabii BM ve ABD...
Elbette Türkiye...
Eğer bu burukluğun altında yatan nedenler ortadan
kaldırılamazsa, Kuzey Kıbrıs'ı otuz yıldır kuşatmış olan ambargolar kırılamazsa, adada yüzde 65'lik evetlerin yükselttiği umut çıtası kısa sürede bir o kadar büyük düş kırıklıklarına zemin hazırlar. Ve her tarafa istikrarsızlık tohumları saçılmaya başlar.
Herkes elini çabuk tutsun.
HASAN CEMAL MILLIYET 27/04/2004

Bilgili ve Denktaş



Serdar Bilgili haysiyet, olgunluk ve uygarlık dersi verdi. Tribünlerdeki iğrenç sesleri duymazlıktan gelmeyecek sağlam karakterdedir. İstifa etti. Ancak... Tribünler, gerçek BJK tabanının sesi değildir. Hele spor kamuoyunun nabzını hiç yansıtmamıştır.
Çünkü...
Bilgili, Türkiye insanının büyük çoğunluğunun kucakladığı bir kişiliktir.
İstifasını açıklarken gene zarifti ama gözlerine yaş damlası geçiş izni vermemişti.
Kimilerinde
n bunu görmek zevkini(!) esirgemişti.
Kısa, net, kendine güvenli, saygılı konuştu.
Ayrıldı.
Belirttiği gibi, böyle terbiyesiz güruhun küfürleriyle ayrılışı hak etmiş değildir.
BJK'ya, spor dünyasında, Türkiye'de güzel şeyler bırakarak gidiyor.

Denktaş'sız asla (!)

Oysa 48 saat önce bunun - neredeyse - tam tersi bir örnek yaşandı.
Denktaş referandum sonuçlarını görmezden, sokaklara dökülenlerin kendi şahsına tepkilerini duymazdan geldi.
Onun geçmişine, eski hizmetlerine saygı kaydımı düşerek belirteyim...
"Bilgili'nin aksine istifayı hak ettiği halde görevini sürdüreceğini" açıkladı.
Oysa...
KKTC ve Türkiye'de büyük çoğunluk, artık Denktaş'tan desteğini çekmiş bulunmakta.
Referandum sonuçları, Denktaş'a "güvensizlik oyu" sayılabilir. Denktaş, bir düşünmeli..
.
"Vatan hainliği" diye suçladığı EVET çoğunluğunu nasıl temsil edecek?
Denktaş, kendisini atlayarak Talat ile ortak politikalar yürüterek Ankara hükümetiyle nasıl birlikte yürüyebilecek?
Küresel diplomaside, KKTC'nin referandum sonuçlarına dayanarak "amba
rgonun kaldırılmasını ve tanınmayı" istediğinde "Sen bu EVET'lere karşı değil miydin?" cevabını yiyip yutacak mı?
Zaten... Küresel zirvelerde de, Denktaş'ın artık muhatap alınmadığı görülüyor.
Daha önceleri KKTC tanınmadığı için Cumhurbaşkanı olarak değil,
sadece Kıbrıs Türk Kesimi Başkanı sıfatıyla, uluslararası ilişkilerde muhataptı.
Oysa dün, Brüksel'e KKTC'yi temsilen Başbakan Talat gitti. ABD'ye de o gidecek.
Hangi sıfatla?
KKTC tanınmadığına göre onun Başbakanı nasıl tanınır?
Talat, Türk toplumunun başkanı da değil. Ve de resmen tanınabileceği herhangi bir sıfattan yoksun.
Ama buna karşın gene de Denktaş değil, o muhatap alınıyor.
Bu, anlamlıdır.
Hasan Hastürel'in açık mektubunda yazdığı gibi, karakterine ve neşesine uymuyorsa, "Silahtar Burcu'ndaki ko
ltuğunda oturmayı sürdürür.
Ama artık KKTC'yi temsil için Türk toplumundaki tabanı yitirmiştir."
Atina'da konuştuklarım da bana "Adadaki Türklerin çözüm istediklerini gördük. Ancak, Denktaş bir yolunu bulur, açılabilecek yeni kanalları tıkar" dediler.
Denk
taş'ın kişiliği psikolojik bariyer oluşturmakta.

Makedonya sendromu

Atina dönüşü, oradan taze bir izlenim yansıtayım. Tayvan'dan sonra, KKTC bağlamında Makedonya örneği de konuşuluyor.
Biraz da kaygıyla...
KKTC için, Tayvan modeli beyin ve söylem jimnastiği, zaten yapılmıştı.
Makedonya modeli ise şöyle:
Yunanistan'ın karşı çıkması nedeniyle, Makedonya - herkesin kullandığı adı bu olsa da - "resmen" FİLON olarak tanınmakta...
Bu ülke, AB kararıyla değil, AB üyesi ülkelerin perakende ikili kararlarıyla ve o
nları izleyen diğer ülkelerin de tanımalarıyla, uluslararası varlığını zaman içinde aşamalarla kazandı.
Bir ay önce de AB'ye üyelik başvurusunda bulundu.
Ve... En son Yunanistan tarafından "Şartlı olarak" ve FİLON adıyla tanındı.
Çünkü, Yunanlılara göre İs
kender'in yurdu Makedonya, Yunan patentlidir.
Elbette...
Böyle bir süreç ve statü KKTC için çok uzak.
Ama...
Makedonya bir travma...
Yunanistan'da, - Kıbrıs Rumları, vahim yanlışlarını ve Türk tarafının elini kuvvetlendirmeyi sürdürürlerse - benzer bir sür
ecin, Kuzey Kıbrıs'ta da başlayabileceği paranoyası, bilinçaltı derinlerinden gelen mesajlarla oluşmakta.
GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 27/04/2004

Sorun bitti mi?


LEFKOŞA RUM KESİMİ

KIBRIS'ın iki kesiminde referandumla ilgili olarak olan oldu; şimdi "bundan sonra ne olacak" sorusunun tartışıldığı aşamaya girildi.
Sorun bitti mi? İki taraf ayrı ayrı "kendi yolunda" mı gidecek? Yani şimdiki durum (statüko) kalıcı mı olacak? Yoksa - hemen değilse bile, ileride - adanın birleşmesini amaçlayan inisiyatifler yenide
n başlayacak mı?
Rum tarafı için referandumdan sonra bugün gelinen noktada dahi "sorun bitmedi" ve de "bugünkü durum, çözüm değil". Dolayısı ile yeni bir müzakere süreci ve hatta ilerici bir referandum için yol açık...
Kuşkusuz bu nokta üzerinde dahi Türk
tarafının görüşü, Papadopulos yönetiminin pozisyonundan ayrılıyor. Gerek Ankara'nın gerekse KKTC'nin eğilimi, son kazanılan diplomatik ve psikolojik "zafer"in meyvelerini toplamak ve şimdiki fiili durumu Türk tarafının lehinde pekiştirmektir.
Burada refera
ndumun sonuçlarını Türk diplomasisinin büyük başarısı olarak kabul eden pek çok Rum - ve pek çok yabancı analist ve diplomat - var. Türkiye lehindeki bu övgüler Rum basınına da - en iyi imzaların kaleminden - yansıyor. Ama bu kesimin de fikri bu "işin bitmediği" ve "gerçek çözüm için" yeniden bir araya gelmenin gerekli olduğudur"...
***
İLK bakışta, iki taraf için de birleşmeye dayalı (veya Annan planı çerçevesinde) "çözüm gerçekten şart mı?" diye bir soru akla gelebilir. Alt tarafı KKTC şimdi ambargoların
kalkması ve uluslararası destek sağlaması sayesinde daha sağlam ayakta kalabilecek... Kıbrıs Rum Cumhuriyeti de AB'de yerini alacak, refah seviyesini daha da yükseltebilecek.
Tabii ki, iki taraf ayrı varlıklarını sürdürebilirler. Zaten 30 yıldır sürdürüyor
lar da... Ama bu durumun devamı iki taraf için de önemli sıkıntılar ve sakıncalar (hatta ciddi riskler de) yaratıyor. İki halk da, çözümün getireceği avantajlardan yoksun kalıyor. KKTC'de olduğu gibi, Rum kesiminde de öyle düşünen çok insan var.
Bu nedenle
burada sadece Papadopulos'tan başlayarak resmi makamlar değil, muhalifler ve hatta "sokaktaki adam", referandumun sonucu "yolun sonu sayılmamalı" diyor. Ve de çözüm arayışının devam etmesini istiyor.
Görüştüğümüz Rum yetkilileri "er geç (muhtemelen sonbah
arda) yeni bir uluslararası inisiyatifin başlayacağını umduklarını söylüyorlar. Bu kez inisiyatifin AB'den geleceğini tahmin ediyorlar...
***
BURADA saygın bir uluslararası düşünce kuruluşunun başında bulunan James Ker - Lindsay'ın bize dediği gibi, kimse
uluslararası camianın (AB'nin, BM'nin, ABD'nin) "bu işin peşini bırakacağını" veya "adanın ilelebet bölünmüş halde kalmasına göz yumacağını sanmasın"... Birkaç ay sonra, yeni bir süreç mutlaka başlatılacak, bu kez baskılar daha çok Rum tarafına yönelecek, ama Türk tarafının da "bir el vermesi" istenecek. Bu nedenle deneyimli İngiliz analisti "Türk tarafının her şey oldu, bitti havasına kapılmaması gerektiğini" söylüyor.
Türk tarafının referandum vesilesi ile elde ettiği kazanımlarını koruması, bu konuda izl
eyeceği stratejiye bağlı... Açıkçası "ilelebet sürecek bir bölünme veya ayrılma"ya yönelik bir politika, ileride gene büyük sıkıntılar yaratır. Özellikle aralık ayında AB'den müzakere tarihini bekleyen Türkiye için... Ve de yakın gelecekte ambargoların tümü ile kalkmasını ve hatta AB'ye (Rumlardan sonra kısa sürede) katılmayı çok arzulayan Kıbrıslı Türkler için...
Dolayısı ile, Türk tarafının son kazandığı diplomatik başarıdan sonra da, "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti" projesinin gerçekleşmesi için opsiyonları
açık tutmasında büyük yarar vardır. Ancak bunun için de Rum tarafının "ohi" yanlışını telafi edecek ve gerçeklerle bağdaşacak ciddi bir tavır değişikliği göstermesi gerekir. Bu da "yollar tamamen ayrılmadan" ne kadar çabuk gerçekleşirse o kadar iyi olur...
SAMI KOHEN MILLIYET 27/04/2004

Verheugen: Kuzey'de temsilcilik açılacak

AB Komisyonu genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen, Komisyon'un KKKTC'de temsilcilik açacağını bildirdi. Verheugen, Kıbrıs'taki Türk asker sayısının artabileceğini de söyledi.

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu (AFET), bugünkü oturumunda, Kıbrıs konusunu ve referandum sonuçlarını değerlendirdi. AB Komisyonu üyesi Verheugen, yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununda yaşanan sıkıntıların sorumlusunun AB olmadığı görüşünü sık sık tekrarlayarak konunun geçmişteki aşamalarını anlatırken, Rumları eleştirdi.

Başlangıçta AB üyesi ülkelerin Kıbrıs'ta çözüm istediklerini ve bu çözüme ulaşılmadıkça adanın üyeliğine karşı çıktıklarını hatırlatan Verheugen, 1999'da bu tavrın değiştiğini, çünkü Kıbrıslı Rumlara kapılar açılmadıkça AB'nin genişlemesinin gerçekleşemeyeceğinin görüldüğünü ifade etti.

Rumların başlangıçta BM sürecine destek verdiklerini, 2002'de AB'ye katılım antlaşmasını imzalayıncaya kad bu tavırlarını değiştirmediklerini belirten
Verheugen, daha sonra iki tarafta da hükümetlerin değiştiğini, Türk tarafının çok yapıcı bir tavır izlediğini belirtti. Rumların ise olumsuz davrandıklarını anlatan Verheugen, İsviçre'de Türklerin Annan planını imzaya hazır olduklarını, Rumların buna yanaşmadıklarını belirtti.

Verheugen, Rum tarafının bugün ileri sürdüğü ret gerekçelerini yerinde bulmadığını, planın incelenmesi için yeterli zaman bulunduğunukaydetti. Kıbrıs'ın katılım antlaşmasının 10. protokolünde Annan planına destek koşulu getirildiği
ni, ancak Rumların buna saygı göstermediklerini belirten Verheugen, Güney'in bugün ileri sürdüğü korkuların yersiz olduğunu, bir AB üyesi ülkeye, bir AB adayı ülkeden tehdit geldiğini söylemenin ciddiye alınamayacak ''saçma'' bir iddia olduğunu ifade etti. AB Komisyonu üyesi, Ortodoks Kilisesi'nin olumsuztavrını da çok yadırgadığını, adadaki Türkleri ikinci sınıf vatandaş görmenin yakışık almadığını anlattı.

AB'nin, adanın birleşmesi hedefiyle önlemler alacağını, Kuzey'e kesintisiz ve ciddi bir mali yardı
m aktaracağını, bu amaçla yasal temeller üzerinde çalıştıklarını bildiren Verheugen, yardımın sadece altyapıyı değil, kültürel, sosyal ve hukuki projelere de yönelik olacağını belirtti. Verheugen, Kuzey'de bir temsilcilik bürosu açacaklarını, bu amaçla yasal yöntemleri incelediklerini bildirdi.

Kuzeyin ekonomik izolasyonuna son vermek, Yeşil Hat'tı malların, insanların ve fikirlerin geçeceği bir çizgi haline getirmek istediklerini belirten Verheugen, bu amaçla hukuki engelleri aşmaya çalıştıklarını ifade
etti.

Verheugen, soruları yanıtlarken, AB'nin Türk tarafı ile ilişkiye geçmesinin KKTC'yi diplomatik açıdan tanımak anlamına gelmeyeceğini, adanın yapısını ancak BM'nin değiştirebileceğini söyledi. Soruna çözüm için bugünkü aşamada ve öngörülebilir bir gelecekte yeni bir girişim düşünemediğini belirten Verheugen, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın buna sıcak bakmadığını, BM'nin ve Genel Sekreteri'nin itibarının söz konusu olduğunu belirtirken, Türk askerinin adadaki varlığından şikayetçi olan bir Yunan parl
amentere sinirlenerek, Annan planının onaylanmamasının ardından Türk askerinin Kıbrıs'ta daha güçlü bir şekilde kalabileceğini ima etti.

(aa)

HURRIYET 27/04/2004

Avrupa Konseyi'nden KKTC'ye söz hakkı

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), KKTC'den parlamenterlerin genel kurul toplantılarına katılmaları ve söz hakkı almaları yönünde bir karar tasarısı hazırladı.

AKPM'de yarın yapılacak Kıbrıs oturumunda tartışılacak ve oylanacak karar tasarısında, bugüne kadar sadece Kıbrıs'la ilgili komisyon toplantılarına girebilen Kıbrıslı Türk parlamenterlerin, bundan böyle genel kurulun bütün toplantılarının yanı sıra siyasi grupve uzmanlık komisyonları toplantılarına da katılmaları ve istedikleri takdirde söz almaları isteniyor.

Tasarı kabul edilirse, genel kurulu sürekli kulislerden ve dinleyici localarından izlemek zorunda kalan KKTC parlamenterleri, artık Avrupalı parlamenterlerle aynı sıralarda oturma ve istedikleri konuda söz alarak konuşma olanağına sahip olacaklar. Ancak Kıbrıslı Türk parlamenterler, tüzük gereği, genel kurulda oy hakkına sahip olamayacak.

AB'nin KKTC'ye ekonomik yardımda bulunma kararının memnuniyetle karşılandığı ifade edilen tasarıda, Rumların referandumda ''hayır'' oyu vermelerinden ''üzüntü'' duyulduğu belirtildi.

Avrupa Konseyi yetkilileri, referandumların ardından yaptıkları açıklamalarda, Kıbrıs'ta ortaya çıkan çözüm fırsatının kaçırılmasındandolayı derin hayal kırıklığına uğradıklarını bildirmişlerdi.

HURRIYET 27/04/2004

Annan: Rumlar ne yaptıklarını görecekler

Doğan ULUÇ / NEW YORK

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, refanduma ’hayır’ diyen Rumlara göndermede bulunarak, ‘Şimdi uyanacaklar, ne yaptıkları görecekler’ dedi.

İki tarafın eninde sonunda bir çözüme ulaşmak için biraraya gelecekleririn ifade eden Annan, ‘Ama benim arabuluculuk görevim 24 Nisan 2004 tarihiyle son buldu’ diye konuştu. Annan, 1964’ten beri Adada bulunan BM barış gücünün geleceği hakkındaki soruya ise, ‘Güvenlik Konseyi toplanarak bu konuda karar verecek’ yanıtını verdi.

HURRIYET 27/04/2004

Annan Planı'nı tozlu depoya attırdım

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, üzerinden büyük bir yük kalktığını belirterek, ‘Annan Planı’nı ben öldürmüştüm, Hz. İsa gibi yeniden dirilttiler. Şimdi tamamen öldü, hatıra diye kopyasını bile saklamayacağım, depoya atın emri verdim’ dedi. Rumların referandumda hayır kullanmasıyla ilgili duygularını Anadolu Ajansı’na verdiği özel demeçte açıklayan Denktaş, şunları söyledi:

‘Yorgun değilim, üzgün değilim. Üzerimden büyük bir yük atmış olmanın verdiği huzur içerisindeyim. Referandumu Denktaş’ın referandumu şeklinde yorumlayıp ‘istifa et’ diyorlar. Ama bu doğru bir yaklaşım değil. KKTC yaşadıkça benim de yeminim devam ettikçe buradayım.’


AB’nin bugüne kadar kendisini çözüm önünde engel olarak gördüğüne dikkat çeken Denktaş, ‘Rumları ben bildim, onlar bilemedi. AB, Rum tarafının kendilerini hayal kırıklığına uğrattığını söylüyor, beni hayal kırıklığına uğratmadılar’ dedi. AKP hükümeti ile bozulan ilişkilerini tamir etmeye çalışan Denktaş, şöyle konuştu:

‘AKP hükümeti, rolünü çok iyi oynamıştır, samimiyetini göstermiştir. Bizimle bazı konularda ters düşme pahasına bildiğini yapmıştır. İyi yapmıştır, iyi bir manevra olmuştur. Ancak kumar oynadık. Rum ‘Evet’ demiş olsaydı bu kumarda öyle bir kaybedecektik ki, bir daha kendimize gelemeyecektik. Büyük riziko alınmıştır. Netice iyi olduysa bizim marifetimiz nedeniyle değil, Rumların kabızlığı nedeniyle çıkmıştır.’

HURRIYET 27/04/2004

KKTC’de hükümet azınlığa düştü

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC’de koalisyon hükümetinin küçük ortağı Demokrat Parti parçalandı. 50 sandalyeli mecliste 7 milletvekili ile temsil edilen DP’den dün iki milletvekili istifa etti. Böylece 26 sandalye ile bir farkla çoğunluğu elinde bulunduran koalisyon hükümeti, azınlığa düşmüş oldu. Serdar Denktaş liderliğindeki Demokrat Parti’nin milletvekillerinden Ahmet Kaşif ve Ünal Üstel istifalarına gerekçe olarak parti içi demokrasinin bulunmamasını gösterdi

HURRIYET 27/04/2004

Denktaş’tan randevu istemedi

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

Annan Planı çerçevesindeki görüşmeleri 4 yıldan uzun süredir yürüten BM Genel Sekreteri’nin özel temsilcisi Perulu diplomat Alvaro de Soto eşyalarını topladı ve veda turlarına başladı. De Soto dün Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’a veda ziyaretinde bulundu. KKTC’deki veda turlarını tamamladıktan sonra ‘Hayır’cı Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos ile de görüşen De Soto, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tan veda için randevu istemedi. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a son raporunu teslim edeceğini açıklayan De Soto, planın Rum tarafından net bir şekilde reddedilmesinden üzüntü duyduğunu, Türklerin kabul etmesini ise memnuniyetle karşıladığını söyledi. De Soto, birkaç gün içinde Ada’dan ayrılacak. De Soto başkanlığındaki BM’nin iyi niyet misyonu da mayıs ayı ortalarında tamamen kapatılıyor. De Soto’nun ekibinin bir bölümü adadan ayrıldı. Kalan personel de mayıs ayı ortalarında BM’nin atayacağı yeni görev yerlerine gidecek.

HURRIYET 27/04/2004

Rumları dondurun

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, AB dönem başkanı olan İrlanda Başbakanı Bertie Ahern’e mektup yazarak Kuzey’in dışa açılımı için taleplerde bulundu.

- Kıbrıs Rum Kesimi’nin AB üyeliği dondurulsun.

- 1 Mayıs’tan itibaren mal dolaşımını düzenleyecek Yeşil Hat yönetmeliği değiştirilsin.

- Kuzey Kıbrıs ile direkt ilişki kurulsun.



KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat Avrupa Birliği’nde diplomatik atağa geçerek, Rum yönetiminin AB üyeliğinin dondurulmasını istedi. Talat, AB dönem başkanı İrlanda Başbakanı Bertie Ahern’e ve AB dışişleri bakanlarının oluşturduğu Genel İşler Konseyi’ne talepler listesi gönderdi ve AB müktesebatının sadece Kuzey Kıbrıs’ta değil, güneyde de uygulanmamasını talep etti.

Talat, Rumlar’ın Annan planını reddettiği referandumun hemen ardından, AB liderlerinin oluşturduğu AB Kons
eyi’ne dağıtılmak üzere AB Dönem Başkanı İrlanda Başbakanı Bertie Ahern’e resmi bir yazı gönderdi. Talat ikinci bir mektubu da dün Lüksemburg’da dışişleri bakanları seviyesinde toplanan Genel İşler Konseyi’ne yazdı.

RESMEN ÜYE, FİİLEN DEĞİL

Talat, AB dönem başkanına gönderdiği mektupta Rum Kesimi’nin AB katılım anlaşmasının 10’uncu protokolüne göre müktesebatın kuzeyde askıya alınması öngörüldüğüne dikkat çekti ve müktesebatın güneyde de askıya alınmasını istedi. Talat bu talebin kabul edilmesi halinde Rum yönetiminin resmen AB üyesi olmasına rağmen, üyeliğin fiilen dondurulmuş olacağını kaydetti.

Talat mektubunda, ‘Yeni şartlarda müktesebatın uygulanmayacağı Kuzey’deki Türk halkı çözüm için üzerine düşeni yapmasına karşın, Güney’in bu konuda gerekeni ya
pmadığı görülmüştür. Bu şartlarda görevini yerine getirmeyen Rum tarafını ödüllendirmemek için ada bütün olarak AB’a girinceye kadar müktesebatın Güney’de de askıya alınmasını talep ediyoruz’ dedi.

Başbakan Talat, Lüksemburg’ta dün toplanan Genel İşler Ko
nseyi’ne gönderdiği mektupta ise 1 Mayıs’tan itibaren kuzey ile güney arasında malların dolaşımını düzenleyecek Yeşil Hat Yönetmeliği’nin değiştirilmesi ve Kuzey Kıbrıs’la direkt ilişki kurulması talebinde bulundu.

İKİNCİ ROTASI WASHINGTON

AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen ile bugün Brüksel’de bir araya gelecek olan Talat’ın ABD’ye davet edilmesi için çalışmalar devam ediyor. ABD’de Dışişleri Bakanı Colin Powell ile görüşmesi planlanan Talat’ın programı kesinleşmedi. ABD’nin Kıbrıs Büyükelçiliği Talat’ın ABD ziyareti ile ilgili yoğun bir çalışma içine girdi. Talat, Brüksel’deki ziyaretinin ardından temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya gelecek.

İşte Talat’ın talepleri

Mevcut Yeşil Hat yönetmeliği taslağı, sadece narenciye ile harup çekirdeğinin serbest dolaşıma tabi mallar kapsamına alınıyor. Bu liste değişsin, ürünler artırılsın.

259 milyon Euro’luk KKTC’ye yapılacak yardım serbest bırakılsın.

Rum hükümeti bizim adımıza icraat yapamasın.

AB ile ilişkilerimiz Rumların hayır oyuyla blo
ke edilemesin.

KKTC ile doğrudan ilişkiye girilsin.

KKTC’ye yönelik programlarda Rum hükümetinin onayı aranmasın

HURRIYET 27/04/2004

'Kuzey’e ambargoyu kaldırın ama tanımayın'

Rum hükümeti, Lüksemburg’daki AB Dışişleri Bakanları toplantısında, birliğin KKTC’ye uygulanan ambargoların kaldırılmasına yönelik alacağı her kararı kabul edeceğini ilan etti. Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, ‘AB üyesi meslektaşlarımın Kuzey Kıbrıs’a yapacağı yapacağı her yardımı destekleyeceğim’ dedi.

Rum Dışişleri Bakanı Yakovu, AB’nin ambargoların kaldırılmasına yönelik alacağı kararları kabul etmekle kalmayıp cesaretlendireceğini de söyledi.

BİZ DE YARDIM EDERİZ

Rum lider Tasos Papadopulos ise KKTC’nin tanınmaması şartıyla AB’nin Türk tarafıyla özel ilişkiler geliştirmesine izin vereceklerini söyledi. Papadopulos, kendilerinin de Türk tarafının ekonomik olarak rahatlaması için paket hazırladığını belirtti.

HURRIYET 27/04/2004

Kıbrıs’ta yeni bir şey yok

Kıbrıs’ta ikiz referandumların yarattığı heyecan duruldu, hayat kaldığı yerden devam ediyor. Birleşmeyi reddeden güney, AB’ye tam üye olacağı 1 Mayıs’ı beklerken, KKTC ise referandumda kullandığı evet oyu karşılığında elde edeceği ekonomik açılımların yolunu gözlüyor. Ara bölgede görev yapan BM Barış Gücü askerleri ise günlük rutin görevlerini yerine getirmeye devam ediyorlar.

HURRIYET 27/04/2004

KKTC ile ilk köprü

Zeynel LÜLE / LÜKSEMBURG

Kuzey Kıbrıs’ın ‘tecridine’ son vermeye kararlı olduklarını açık bir şekilde dile getiren AB Dışişleri Bakanları, ilk adım olarak 259 milyon Euro’luk yardımı serbest bıraktılar. AB müktesebatının Kuzey’de askıya alınmasını öngören yönetmeliğin oylaması ise 28 Nisan’a ertelendi.

DÜN Lüksemburg’da toplanan AB Dışişleri Bakanları yayınladıkları sonuç bildirisinde, ‘AB içinde yer alma konusunda açık bir irade gösteren Kıbrıslı Türklerin tecridine son vermekte kararlıyız’ denildi. Bildiride, çözüm halinde Kuzey Kıbrıs için ayrılan 259 milyon Euro’luk mali yardımın, çözüm olmamasına rağmen kullandırılması kararı da duyuruldu ve bu konuda kapsamlı projeler geliştirmesi için AB Komisyonu’ndan gerekli çalışmaları başlatması istendi. AB Dışişleri Bakanları, AB Komisyonu’na özellikle adanın ekonomik uyumu ve iki toplum arasında yakınlaşmayı kolaylaştıracak projeler hazırlaması da istendi. AB’li Bakanlar ayrıca, Kıbrıslı Türklerin geleceğinin ‘AB içinde’ olduğunu vurgulayarak, gelecekte ada halkının Birleşik Kıbrıs vatandaşları olarak AB vatandaşı olmaları konusundaki umudunu da koruduğunu dile getirdi.

AB Dışişleri Bakanları kararınd
a, Türkiye’nin ve Yunanistan’ın çabalarından memnunluk duyulduğu belirtildi ve Birleşik Kıbrıs’ın AB’ye üye olamamasından derin üzüntü duyulduğu kaydedildi.

AB Komisyonu’nun, Rum Kesimi’nin üyeliği halinde, AB müktesebatının adanın kuzeyinde askıya alınm
asını öngören Kıbrıs tüzüğünün, 28 Nisan’da AB ülkelerinin Brüksel’deki büyükelçilerinin ‘COREPER’ toplantısında tartışılacağı, bugün Brüksel’e gelecek olan KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile de istişare edileceği öğrenildi.

AB’nin yayınladığı bildiride
, ‘1 Mayıs’tan önce tüzük konusunda yapılacak toplantıda, Kıbrıslı Türklerin geleceğinin Birleşik Kıbrıs’ta ve AB içinde olmasını cesaretlendirmek için AB Konseyi’nin göndermek istediği işaretin de değerlendirilmeye alınması’ istendi.

Türkiye üzerine düşeni yaptı

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Temsilcisi Günter Verheugen, dün Lüksemburg’da düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin yapıcı tutumunu övdü ve ‘Türkiye uluslararası yükümlülüğünü yerine getirmiştir’ diye konuştu. AB Komisyonu’nun, Kıbrıs sorununun AB üyeliği önünde engel oluşturduğu şeklindeki eski tutumunun hatırlatılması üzerine de, ‘Türkiye’nin yapıcı tutumu dikkate alınacaktır’ dedi. Verheugen Kıbrıs’ta yeşil hattın, ‘AB sınırı’ olduğunu bir kez daha hatırlatarak, ‘Artık yeşil hat, f
iili bir sınır haline gelmiştir’ dedi.

Türkiye’ye sözümüzü tutmalıyız

Annan Planı’na Türk tarafının olumlu, Rumların ise olumsuz görüş bildirmelerinin ardından, AB’den çelişkili açıklamalar gelmeye başladı.

ALMANYA: Başbakan Gerhard Schröder, Türkiye’ye 1963 yılından beri öngörülen koşulları yerine getirmesi durumunda tam üyelik sözü verildiğini hatırlatarak, ‘Sözümüzde durmalıyız’ dedi.

AVRUPA KOMİSYONU: Başkan Romano Prodi, Türkiye’nin kriterleri yerine getirmesi halinde üye olacağını açıkladı. Genişlemeden sorumlu üye Günter Verheugen ise önceki gün Alman ARD televizyonuna açıklamasında, referandum sonucunun Türkiye-AB ilişkilerini zora sokacağını söyledi.

AVRUPA PARLAMENTOSU: Dışişleri Komisyonu Başkanı Elmar Brok, Kıbrıs’ta yapılan referandum sonucunun sorumlusunun Türkiye olmamasına karşın, Kıbrıs’ın Türkiye’nin üyeliği için engel oluşturacağını öne sürdü.

HURRIYET 27/04/2004

Powell: Kuzey Kıbrıs'ı tanıma noktasına gelmedik

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, ''Kuzey Kıbrıs'ı henüz tanıma noktasına gelmedik'' ifadesini kullanırken, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher, ABD'nin KKTC üzerindeki ambargonun hafifletilmesi için hangi adımları atacağını açıklamaktan kaçındı, ancak Washington'ın AB'ye paralel davranmasının beklenmesi gerektiğini söyledi.

Powell, Reuters ajansına dün verdiği, ancak metni ABD Dışişleri Bakanlığı'nca bugün yayınlanan özel demecinde, ''ABD'nin, kuzeydeki Türk devletini tanıma seklinde bir düşüncesi var mi? Yoksa, ticaretin artırılması için ne tip önlemler düşünülüyor?'' sorusuna su yanıtı verdi:

''Öncelikle, Kıbrıslı Rumlar'ın plan lehinde oy vermemelerinden nekadar büyük bir hayal kırıklığı duyduğumu söyleyeyim. Bu iyi bir plandı, tarihi bir fırsattı ve bu tarihi an kaçırılacak. Bu da, gelecekte kaybedilmiş bir fırsat olarak görülecek. Türk Hükümeti ise büyük bir siyasi cesaret gösterdi. Kıbrıslı Türkler de plan lehinde oyvererek öyle yaptı. Dolayısıyla, plana (evet) dedikleri için Kıbrıslı Türklerin bazı yararlar görmeleri gerekiyor. AB'deki meslektaşlarımızın ne yapmakta olduğunu izliyoruz. Onların ne yaptıklarını göreceğiz ve bizim ne yapabileceğimizi inceleyeceğiz. Size su anda yapabileceğim bir açıklama yok ve tanıma noktasına henüz gelmedik. Şimdi duruma bakıyoruz, referandumların sonuçları üzerinde çalışıyoruz ve başlangıçta AB'nin ne yapacağını izliyoruz.''

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Boucher da düzenlediği basın toplantısında, Powell'in ''henüz tanıma noktasına gelmedik'' sözüyle ne kastettiğinin sorulması üzerine, ''Bizim seçenek olarak düşünebileceğimiz şeylerin listesini çıkarmayacağım. AB'nin ne yaptığını biliyorsunuz. Ben ABD'nin, AB'nin yaptıklarına benzer ve onlarla tutarlı şekilde davranmasını beklerim. Biz de bunlara benzer adımlara bakıyoruz'' diye konuştu.

HURRIYET 27/04/2004

Erdoğan'dan Denktaş ve Talat'a birlik çağrısı

Başbakan RecepTayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta yapılan referandumun sonuçlarını değerlendirirken, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Başbakan Mehmet Ali Talat'a birlik çağrısında bulundu. Erdoğan, ''Bu yeni dönemde gerek Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan'ın hep birlikte orada yeni bir dayanışma içerisinde olmaları gerekiyor'' dedi.

Erdoğan, Köln'de, Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası'nın (TATSO) açılışın ardından Energy Dome Basketbol Salonu'nda akşam saatlerinde Türk vatandaşlarına hitap etti.

Başbakan Erdoğan, salona gelişi sırasında vatandaşların tempolu alkışları eşliğinde, ''Türkiye seninle gurur duyuyor'' sloganları ile ayakta karşılandı.

Erdoğan'ın, salonda protokol için hazırlanan bölüme geçmek için merdivenleri çıkarken sendelemesi üzerine yanında bulunan korumaları müdahalede bulundu.

Erdoğan, daha sonra kendisi için ayrılan bölüme otururken, TATSO Başkanı Kemal Şahin ile Türkiye'nin Berlin Büyükelçisi Mehmet Ali İrtemçelik'in konuşmalarını dinledi.

Daha sonra kürsüye gelen Başbakan Erdoğan, konuşmasında, Kıbrıs'tayapılan referandum ile ilgili görüşlerini dile getirdi.

ERDOĞAN'DAN BİRLİK ÇAĞRISI

Başbakan Erdoğan, şimdi yeni bir dönem başladığını ifade ederek, şöyle konuştu: ''Bu yeni dönemde gerek Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Başbakan'ın hep birlikte orada yine bir dayanışma içerisinde olmaları gerekiyor. Artık birlik beraberlik zamanıdır. Bu birliği ve beraberliği asla bu referandum sarsmamalıdır. Bunu bir siyasi karar, bir demokratik hak olarak değerlendirmek ve bunun neticesine de saygı duymak gerekir. Biz TC Devleti olarak saygı duyuyoruz. Herkesin de saygı duyması gerekir. Kimse kendini milletin üzerinde bir güç olarak görmemelidir.''

Erdoğan, hiçbir ülke tarafından tanınmayan KKTC'nin dünyanın tanıdığı bir devlet haline getirilmesi anlayışı içinde olduklarını söyledi.

Bunun başarılması halinde Birleşmiş Milletler'deki Güney Kıbrıs bayrağının inerek yerine birleşik Kıbrıs cumhuriyetinin bayrağının çekileceğini belirten Erdoğan, Türkçenin uluslararası bütün toplantılarda beynelmilel bir dil olarak kullanılmaya başlanacağını ifade etti.

Güney Kıbrıs'ın yüzde 76 ile referandumda ''hayır'' dediğini hatırlatan Erdoğan, çünkü devlet olmayı kaybedeceklerini belirtti. Erdoğan'ın, ''Dünyada en önemli adım devlettir devlet'' şeklindeki sözleri salondakilerin alkışları ile karşılandı.

Dünyada birçok ülke ile AB üyesi ülkelerin Türkiye'nin ve KKTC'nin Kıbrıs'ta böyle bir karar alacağına inanmadıklarına da dikkat çeken Başbakan Erdoğan, ''Biz daha önce (Bu işte verdiğimiz sözün arkasında duracağız. Her zaman Rumların bir adım önünde olacağız) dedik. Bundan çok rahatsız olanlar oldu. Ülkemde de rahatsız olanlar oldu ve ne oldu, biz yanılmadık. Biz verdiğimiz sözde durduk'' diye konuştu.

Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile görüşmeler yapılırken çok ilginç şeyler yaşadıklarını ifade eden Erdoğan, Türkiye'ye ''erteleme'' talebi ile gelindiğini, ancak kendilerinin 1 Mayıs'tan önce bu işi bitirmeye hazır olduklarını söylediklerini kaydetti.

Erdoğan, şöyle devam etti:

''Biz şu anda da sözümüzdeyiz. 1 Mayıs'tan önce bu işin bitmesini bizden siz istemediniz mi, istediniz. Biz sözümüzü verdik mi, verdik. Bugüne kadar (Türkiye söz verir, sözünde durmaz. Kuzey Kıbrıs da sözünde durmaz) deniyordu. Şimdi biz sözümüzü verdik, (sözümüzdeyiz) dedik.''

''ARTIK DÜNYA DÜŞÜNSÜN''

Konuşmasında referandumun sonucunu da hatırlatan Başbakan Erdoğan,''Referandumun neticesi böyle oldu. (Olanda hayır vardır) diyoruz. Olanda hayır vardır ilkesinden hareketle de (Artık şimdi dünya düşünsün) diyorum. Biz gereğini yaptık'' dedi.

Taşların yerinden oynadığını da vurgulayan Erdoğan, bu taşların nasıl yerine yerleştirileceğini de zamanın göstereceğini kaydetti.

Türkiye'nin haklarını hiçbir zaman hiçbir yerde çiğnetmeyeceklerini ve çiğnetmediklerini belirten Erdoğan, Kıbrıs TürkCumhuriyeti'ndeki, Kuzey Kıbrıs'taki kardeşlerinin haklarını da hiçbirzaman yedirtmeyi akıllarının en ücra köşesinden bile geçirmediklerini söyledi.

Başbakan Erdoğan, ''Böyle bir şeye tenezzül etmek, böyle bir şeyi düşünmek alçaklıktır diye de bunu ifade ettim. Bizim gençlik yıllarımızın hangi tezgahlarda dokunduğunu, nasıl dokunduğunu da Sayın Cumhurbaşkanı'na kaç kez ifade ettim'' dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ı farklı karelerde, farklı tiplerle görmek istemediğini de tekrarlayan Erdoğan, 1974 harekatı olduğu zaman Türkiye'ye ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ne işgal kuvvetleri diyenlerle Cumhurbaşkanı'nı aynı karede görmek istemediğini ifade etti. Erdoğan, ancak bu konuda Denktaş'ın da aldatıldığına inandığını söyledi.

Konuşmasında Almanya'daki vatandaşlara da seslenen Erdoğan, Almanya'daki üçüncü kuşağa sahip çıkmalarını istedi.

Türkiye'ye her gelişlerinde farklı bir manzara ile karşılaşacaklarını belirten Erdoğan, yolları, konutları, alt ve üst yapısı ile yeni farklı bir Türkiye'yi 2007'ye hazırladıklarını bildirdi.

Başbakan, Türk Hava Yolları'nda önemli değişiklikler bulunduğunu, Türkiye'nin her yerine rahat ulaşımın sağlanabilmesi için THY'nin ciddi sayıda uçak alımı yapacağını, bu konudaki çalışmaların devam ettiğini anlattı.

Erdoğan, Almanya'daki Türkleri Alman devletinin yasa ve kurallarına saygılı ve haklarını en iyi kullanan vatandaşlar olarak gördüğünü de belirterek, bunun bir vatandaşlık bilinci olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, Almanya'daki Türkler'den kendilerini iyi yetiştirmelerini de isterken, her şeyin Türkiye için olduğunu söyledi.

''ÜÇÜNCÜ KUŞAK ÇOK İYİ ALMANCA KONUŞSUN''

Erdoğan, Almanya'da yaşayan Türk vatandaşlarına seslenirken, ''Üçüncü kuşak çok iyi Almanca konuşsun. Evdeki anneleri de Almancayı öğrensin. Buna mecbursunuz'' dedi.

Almanya'da yaşayan Türklerin sıla hasretini iyi bildiğini, 1978 yılından bu yana özellikle sık sık Almanya'ya geldiği için birçok kişiyi tanıdığını, neden sıla hasreti çektiklerini, çocuklarını nasıl yetiştirdiklerini bildiğini söyledi.

Erdoğan, ''Türkiye ile Almanya arasında ekonomik ve ticari kırılmanoktası diyebileceğimiz adımı atmak için geldim. Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası TATSO'nun açılışını yaptık. Ülkelerimiz için hayırlı olsun diyorum. Ortak çıkarlarımız için hayırlı olsun. Aramızdaki bağların kuvvetlenmesi için hayırlı olsun'' diye konuştu.

Ekonominin önemine dikkati çeken Erdoğan, ''Artık dünyada ekonomi giderek şekilleniyor. Ekonomi siyasete yön veriyor. Adeta şekillendiriyor. Ekonomiyi bir kenara koyabilmek mümkün değil'' dedi.

''FARKLI BİR TÜRKİYE VAR''

3 Kasım'dan sonra Türkiye'de yeni bir dönem başladığını vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

''3 Kasım'dan sonra ayakları üzerinde duran değil, hareket eden farklı bir Türkiye var. Dünyada farklı bir konuma ulaşan bir Türkiye var. Bizler göreve geldiğimizde dünyanın Türkiye'ye borç vermediği bir yönetimi devraldık. Faiz almış başını gidiyordu. Vatandaş zamla yatıp,zamla kalkıyordu. Şimdi artık dünyadaki finans çevrelerinin güven duyduğu, istikrarlı bir Türkiye var. Dünya ile kucaklaşan, içine sinen değil, dünyaya açık olan bir Türkiye var.''

Kısa bir dönemde 66 ülke gezdiğini söyleyen Başbakan Erdoğan, ''Bu gezilerim sırasında işadamlarımızı da beraberimde götürdüm. Karşılıklı ilişkileri geliştirsinler, müşterek adımlar atsınlar ve birbirlerini karşılıklı olarak tanısınlar diye bunu yaptım. Türk işadamları artık dünyada her yerde var. Arkalarında da Türk Hükümeti var. Bununla da yetinmiyoruz, daha ileriye gideceğiz'' dedi.

Türkiye'nin 40 yıldan bu yana AB'nin kapısında olduğuna dikkati çeken Erdoğan, ''Almadılar mı, yoksa biz mi gerekeni yapmadık? Her ikisi de var. Ancak ikincisi ağır basıyor. Ortamı siz yaratacaksınız. Kimse sizi el bebek, gül bebek bir yere getirip koymaz. Biz işimize, ne yaptığımıza ve ne yapacağımıza bakalım' şeklinde konuştu.

''2005'TE ENFLASYONU TEK HANELİ RAKAMLARA DÜŞÜRECEĞİZ''

Devletin borçlanma faizini iktidara geldiklerinden bu yana yüzde 69'dan yüzde 23'e, enflasyonu da yüzde 32'den geçen yıl sonuna kadar yüzde 18.9'a, bu yılın ilk çeyreğinde de yüzde 11.4'e düşürdüklerini ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bizim için tek haneli rakama düşmek hayal değil. 2005 yılında enflasyonu tek haneli rakamlara düşüreceğiz. Hedef borçlanma maliyetlerini düşürmektir. Bugüne kadar bu sayede 7 katrilyon kazandırdık. Eski kafada gitseydik bu parayı ödeyecektik. Artık kaynakların israf edilmesi dönemi bitti.''

Türkiye'deki birçok kamusal tesisin turistik tesise çevrildiğini belirten Erdoğan, turistlerin yatak bulamadığını, geçen yıl turizm öncesi dönemde bile sadece Antalya'ya 710 bin turist geldiğini, Irak savaşına rağmen de sadece Almanya'dan 3.4 milyon turistin Türkiye'ye gittiğini söyledi.

BAŞBAKAN'DAN ALMANYA'DAKİ TÜRKLERE ÇAĞRI

Antalya çevresinde de yaklaşık 50 bin Alman'ın yaşadığını hatırlatan Erdoğan, Almanya'da yaşayan Türk vatandaşlarına da Türkiye'yi daha iyi tanıtmaları çağrısında bulundu.

Erdoğan, ''Her birinize Türkiye'nin elçisi olarak bakıyorum. Sizden bir isteğim var, uyum konusunda daha fazla çaba harcayın. Asimilasyon başka, entegrasyon başka bir olaydır. Sadece evden işe gitmekle olmaz. Alman komşularınızla görüşebiliyor musunuz? Zaman zaman Alman yemekleri, zaman zaman da Türk yemekleri yiyebiliyor musunuz?'' dedi.

Almanya'da yetişen üçüncü kuşak Türk gençlerinin Almancayı iyi şekilde öğrenmelerini istediğini söyleyen Erdoğan, ''Üçüncü kuşak çok iyi Almanca konuşsun. Evdeki anneleri de Almancayı öğrensin. Buna mecbursunuz. Biz de Türkiye'de okullara İngilizce ve Almanca iki dil dersi koydurduk'' dedi.

3. kuşak Türklerin bilimsel alanda da iyi yetişmelerini isteyen Başbakan, Almanya'da yaşayan 2.5 milyon Türkün yaklaşık 30 bininin üniversitede okumasının çok az olduğunu söyledi.

Erdoğan, her şeyden önce insana yatırım yapılması gerektiğini vurgulayarak, ''Ekonominin olmazsa olmaz temel şartı insandır. İnsan varsa, sermaye, emek ve başarı vardır. Ancak insanlarımız kaliteli olmalı. Özellikle üçüncü kuşağa çok önem veriyorum. El ele verip çocuklarımızı iyi yetiştireceğiz'' diye konuştu.

Türkiye'nin ihracatının geçen yıl 50 milyar dolar, dış ticaretininde 115 milyar dolar olduğunu hatırlatan Erdoğan, bunun bu yıl daha da fazla olmasını beklediklerini kaydetti.

Erdoğan, ''Türkiye artık yatırımların ülkesi olmuştur. Yeni TeşvikKanunu'yla kişi başına düşen milli geliri 1.500 doların altında olan bölgeler vergiden muaf tutulmaktadır. Enerjide de yüzde 50 indirim yapıyoruz. SSK primlerini azaltıyoruz. Burada sadece (gel yatırım yap)diyoruz. Ücret politikamızda istediğimiz seviyeye gelmiş değiliz. Bunuartırıyoruz'' dedi.

Irak konusuna da değinen Erdoğan, ''Irak'ta bir politika güttük. Bu ülkede durum iyi değil. Türkiye Irak'a gereken yardımı gönderiyor. Geçen yıl 1 milyar dolar insani yardım gönderdik. Yardımlarımız BM ile koordineli şekilde sürdürüyoruz.'' dedi.

(aa)

HURRIYET 27/04/2004

Talat: Önce ambargo kaldırılmalı

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Brüksel'deki temaslarında Kıbrıs'a uygulanan ambargonun kaldırılmasının önemine öncelik verdiğini, Kıbrıs'tan asker çekilmesi konusunun gündemde olmadığını söyledi.

Belçika'nın başkenti Brüksel'de Avrupa Parlamentosu (AP) bünyesinde çeşitli temaslarda bulunan Talat, düzenlediği basın toplantısında, görüşmelerde KKTC'ye yönelik ambargonun her türüyle kaldırılmasına ilişkin talebe öncelik verdiğini bildirdi. Talat, ''Bize Türkiye'nin yaptığı yıllık yardım, AB'nin vereceği 259 milyon Euro'dan daha fazladır, ama ambargo yüzünden ekonomi kalkınamıyor. Ambargonun kaldırılmasının çok önemli olduğunu anlattım'' diyerek, KKTC'nin tanınmasına ilişkin bir talepte bulunmadığını ifade etti.

Mehmet Ali Talat, ''Kıbrıs'tan asker çekilmesi gündemde hiç yoktur. Antlaşma Rumlar tarafından çökertilmiştir. Çözüm halinde gerçekleşebilecek bir eylemin çözümsüzlük halinde gündeme getirilmesi kamuoyu tarafından da kabul edilir bir şey değildir'' dedi.

Brüksel'deki temaslarında referandumlardan sonra ortaya çıkan durumu değerlendirdiklerini belirten Talat, AP'nin liberal, sosyalist ve muhafazakar gruplarının liderleriyle görüştüğünü, Dışişleri Komisyonu'nda fikirlerini anlattığını ve teknik toplantılara katıldığını belirtti.

Talat, ''Bütün dünyanın desteklediği, BM'nin düzenlediği, AB'nin kararlılıkla onayladığı, Kıbrıslı Türklerin güçlü bir şekilde kabul ettiği, Rumların reddettiği Annan planından ilginç bir durum ortaya çıktı. Planı destekleyen Türkler AB dışında kalıyor, AB'nin şiddetle desteklediğini reddeden Rumlar AB'ye üye oluyorlar. Bu inanılır, hazmedilir bir durum değildir'' diye konuştu.

KKTC Başbakanı Talat, Rumların, ret tavrına güvenlik endişesini bahane gösterdiklerini, oysa müzakerelerde bu konuyu hiç ortaya çıkarmadıklarını belirtti.

Mehmet Ali Talat, AP'ye iki Türk, dört Rum parlamenter seçilmesinin söz konusu olduğun hatırlatarak, Türklerin sandalyelerinin boş bırakılmasını veya AP'ye konuşma hakkına sahip olacak iki Türk gözlemci alınmasını önerdiğini bildirdi. Referandumlardan sonra ortaya çıkan avantajlı duruma da değinen Talat,''Bu avantajı Avrupa ve dünya diliyle konuşarak, kavga etmeden değerlendirmeliyiz. Çabalarımızı duvara toslayacak hızla ve gerçekçi olmayan şekilde değil, ciddi, dikkatli, çağdaş politikayla sürdüreceğiz. Rumlara karşı yaptırım değil, Türklere karşı anlayış istiyoruz'' dedi.

AB'nin Kuzey Kıbrıs'ta açacağı temsilcilik konusunu önemini de vurgulayan Talat, ''Kıbrıslı Türklere doğrudan temas edecek bir AB bürosunun çok yararlı olacağına inanıyorum'' diye konuştu.

HURRIYET 27/04/2004

Baykal: KKTC'ye tanınma isteyelim

Ankara

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Kıbrıs'ta yapılan referandum sonucunun Türkiye'nin önüne tarihi bir fırsat çıkarttığını bildirerek, ''Uluslararası tanıma talep edelim'' dedi.

Baykal, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ta referandum sonrası ortaya çıkan son durumu değerlendirdi. Kıbrıs'ta tarihi bir dönemin başladığını belirterek sözlerine başlayan Baykal, kendilerinin Kıbrıs'ta iki toplumlu yapıyı ortadan kaldıran Annan Planı'na başından bu yana karşı olduklarını anımsattı.

Deniz Baykal, Türk toplumunun, uluslararası kuruluşların amaçladığı hedefi destekleyen tavrının bu kuruluşların Türk toplumuna bakışını değiştirmesi açısından bir fırsat oluşturduğunu söyledi.

"RUMLAR ÇÖZÜME ASIL ENGEL"

Buna karşın uluslararası toplumun ''Daima himaye etmeye eğilimli olduğu'' Rum toplumunun, anlaşmayı reddederek uluslararası kamuoyuna ters düştüğünü belirten Baykal, ''Böylece Kıbrıs'ta çözümün önündeki asıl engelin, bu anlaşmayı dahi içine sindiremeyen Rum toplumundan kaynaklandığı ortaya çıktı'' dedi.

Rum tarafının Kıbrıs'la ilgili olarak ilk kez Enosis'i gerçekleştirme girişiminde bulunmaları ile 1974'de ilk büyük yanlışını yaptığını ifade eden Baykal, dönemin Türk hükümetinin etkin girişimlerde bulunarak bu darbe girişimini etkisiz kıldığını anlattı. Baykal, bunun Kıbrıs'ın tarihi değişim geçirmesini sağladığını belirterek, bugün de Rum toplumunun ikinci büyük yanlışını yaptığını söyledi.

Rum tarafının kararının Türkiye'nin önüne tarihi bir fırsat çıkarttığını vurgulayan Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Şimdi artık bu tablo bizi 1974'de oluşan tablonun uluslararası hukuki meşruiyete kavuşturulması, uluslararası diplomasinin benimsediği gerçek haline dönüştürülmesi için bu manzarayı bir çıkış noktası olarak değerlendirme imkanı ile sorumluluğu ile ödevi ile karşı karşıya bırakmıştır. Yeni tablo önemli bir çıkış noktasıdır. Eğer bu tablonun olanakları kullanılabilirse fevkalade önemli sonuç alınabilir. Bunu elbirliğiyle gerçekleştirmek lazımdır. Türkiye ile KKTC'nin önündeki sorun Rumların kabul etmek istemedikleri bu ayrışma tablosunu hukukileştirmek, uluslararası kabule taşımak olmalıdır. Bunun olanakları var, bu doğrultuda yapılmış vaatler var. Bunları en iyi şekilde önümüzdeki dönemde kullanmak zorundayız.''

''TÜRKİYE SAPASAĞLAM DURMALI''

Bunun için Türkiye'nin KKTC'nin uluslararası tanınma talebinin arkasında sapasağlam durmasının zorunlu olduğunu bildiren Baykal, hiçbir zaman eziklik içine girilmemesi gerektiğini belirtti.

Baykal, ''Tanıma fazla olur, kabul etmezler. Bunu bıraksak acaba bize para verebilirler mi?'' gibi anlayışlardan kaçınılması gerektiğini ifade ederek, doğrudan tanımanın talep edilmesini beklediklerini söyledi. Baykal, bunun için en uygun zamanın olduğunu kaydettiği konuşmasında şunları söyledi:

''Eziklik duyulması için bir sebep yoktur. Başbakan seçimden hemen önce bir taahhüt yaptı. Buradan kendisine hatırlatmak istiyorum, resmi yetkililer bunu hiç söylememeyi uygun görüyorlar. Demiştir ki eğer (Güney'de hayır çıkarsa biz tanımayı talep edeceğiz.) Evet tanımayı talep edin. Sayın Başbakan çıkın ülke ülke dolaşın, tanımayı talep edin.

Bu noktada yapacağınız çalışmalarda biz CHP olarak ben Deniz Baykal olarak sizin yanınızda dünyayı köşe köşe dolaşırım. Azerbaycan'a gidilecekse Azerbaycan'a gidelim, Pakistan'a gidilecekse Pakistan'a gidelim, Batı'ya gideceksek, Batı'ya, Kuzey'e gideceksek Kuzey'e gidelim. Nereye gideceksek gidelim. Bu ortayı değerlendirelim.Kuzey Kıbrıs'ın insanlık camiası içinde bir devlet olarak yaşama hakkının arkasında duralım.''

Ambargonun kaldırılması yönündeki tartışmaların olayın sıcaklığı geçtiğinde unutulmaması gerektiği uyarısında da bulunan Baykal, ''(Ambargoyu keçi boynuzu tohumunda kaldıralım, narenciye de kalksın, ona bir de patatesi ekleyelim) yaklaşımları bu işi kökünden çözme olanağını ortadan kaldırır'' diye konuştu.

''BU NE BAŞARISI''

Gelinen aşamada Hükümete ''Bu bir başarıdır, bunu biz sağladık'' dememesi uyarısında da bulunan Baykal, şöyle konuştu:

''50 yıllık Cumhuriyet tarihinin en büyük başarısıymış. Lozan'a takmıştı bir ara. Şimdi dikkatli bir ifade kulanmış, 'son 50 yıl' diyor. Bu ne başarısı, benim anlamakta güçlüğüm var. Güney Kıbrıs anlaşmalara aykırı olarak AB'ye tek başına girecek ve bunu engelleyen anlaşmalar kaba bir biçimde ihlal edilecek ve biz 'Cumhuriyet tarihinin en büyük başarısı' diyeceğiz.

Bunun başarı ile ilgisi yok. 1Mart tezkeresinin çıkmamasında hükümet ne kadar başarılı olduysa, bunda da o kadar başarılı olmuştur. 7 Ekim'de asker gönderme kararı ne kadar başarılı idiyse bu da o kadar başarılıdır. 1 Mart'ta alınacak kararı CHP engelleyerek hükümete en büyük iyiliği yapmıştır. 7 Ekim'de Amerika engeline takılmışlardır. O nedenle oradaki başarı da Amerika sayesinde elde edilmiştir. Şimdi de 'Annan Planı uygulansın' demişlerdi. Neyse ki plan uygulanamamıştır. Uygulansaydı neresi başarı neresi değil görürdük. Annan Planı'nın uygulanmasını da Rumlar engellemiştir.

Şimdi bu tartışmaları bir yana bırakalım, 'Başarıydı başarısızlıktı' sözlerinden bir şey çıkmaz. Hükümet dış politika konusunda kaza yapan bir hükümet olmaktan çıkmış, sakar bir hükümet haline gelmiştir. Üst üste kaza yapana sakar derler, bir tane olursa kaza denir. 1 Mart'ı yap, arasından 7 Ekim'i yap, arkasından 24 Nisan'ı yap...''

''Bu Türkiye için bir şanstır'' diyen Deniz Baykal, bu şansın iyi kullanılması gerektiğini söyledi. Baykal, 1974 yılındaki Hükümetin önüne çıkan şansı değerlendirdiğini belirterek, o zaman ortaya çıkan tabloyu hukukileştirme şansının herkesin ortak görevi olduğunu söyledi. ''Denktaş'ın, Talat'ın, Baykal'ın, Erdoğan'ın'' bu şansı kullanmakla görevli olduğunu bildiren Baykal, ''Tarih bizden bunu bekliyor'' diye konuştu.

TARIMIN SORUNLARI

Konuşmasında tarım kesiminin sorunlarına da değinen Baykal, 1980 sonrası hükümetlerin ''Çiftçileri yok sayan, engel gören'' anlayışının mutlaka değişmesi gerektiğini söyledi. Baykal, 1 katrilyon 330 trilyon lira devletten alacağı olan tarım kesiminin ''feryat'' ettiğini anlattı.

Baykal, ekonominin de olumsuzluk içinde olduğunu ifade ettiği konuşmasında, iç borçların son üç ayda 17 milyar dolar arttığını, dış ticaret açığının tehlikeli şekilde büyüdüğünü, son bir yılda 300 bin insanın işsiz kaldığını kaydetti.

CHP TBMM Grup toplantısı basına kapalı olarak devam ediyor.

HURRIYET 27/04/2004

Türkiye'den KKTC için diplomatik girişim

Ankara

Kıbrıs'taki referandumların ardından önceliğini, KKTC'ye uygulanan ambargoların kaldırılması olarak belirleyen Ankara, bu yöndeki girişimlerini sürdürüyor.

Dışişleri Bakanlığı, dün AB ve BM Güvenlik Konseyi üyeleri büyükelçilerine verdiği brifingin ardından bugün de İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ülkelerini Kıbrıs konusunda gelinen noktaya ilişkin bilgilendirdi.

Bakanlık Müsteşar Yardımcısı Büyükelçi Baki İlkin tarafından verilen brifingde, İslam ülkelerinden ambargoların kaldırılarak, KKTC ekonomisinin canlandırılabilmesi için ellerinden ne geliyorsa yapmaları istendi.

Diplomatik kaynaklar, bu çerçevede İslam ülkelerinin KKTC'ye ihracatı başlatabilecekleri ya da gemilerini KKTC limanlarına gönderebileceklerini belirtiyorlar.

Ankara, İslam ülkelerinin ardından bugün ayrıca, AB, BM veya İKÖ gibi bir uluslararası örgütle organik bağlantısı bulunmayan çeşitli ülkelerin büyükelçilerine brifing vererek, aynı mesajları aktaracak. Bu ülkeler arasında, Japonya, Avustralya, Latin Amerika ülkeleri, Norveç ve İsviçre bulunuyor.

KKTC'YE UYGULANAN AMBARGO

Bu arada, KKTC üzerindeki ambargoların AB Adalet Divanı'nın (ABAD) aldığı karara dayandırılarak sürdürüldüğüne dikkat çeken diplomatik kaynaklar, ambargoların hukuken kaldırılabilmesi için yeni bir ABAD kararına ihtiyaç bulunduğunu belirtiyorlar.

Aynı kaynaklar, ABAD'dan yeni bir karar çıkartılmasının zorluğuna da işaret ederek, bu nedenle ambargoların fiilen kaldırılması gerekliliğinin önemini vurguluyorlar.

Rum kesimi, 90'lı yılların başında yaptığı girişimle AB üyesi ülkelerin KKTC ürünlerine ambargo uygulamasını sağlamıştı. Rum yönetiminin KKTC ihraç ürünlerine karşı İngiliz Yüksek Mahkemesi'nde başlattığı süreç, daha sonra AB'nin yargı organı AB Adalet Divanı'na taşınmış ve ABAD'ın 5 Temmuz 1994'te Türk tarafı aleyhine aldığı karar, KKTC üzerinde uygulanan ambargonun hukuki dayanağını oluşturmuştu.

ABAD kararı, KKTC AB tarafından resmen tanınmadığı için, Kıbrıs Türk makamlarının verdiği ihracat belgelerinin geçersiz olması hükmünü içeriyor.

HURRIYET 27/04/2004

AB Kıbrıs'ta ilk adımları atıyor

KKTC'ye mali yardım ve Yeşil Hat'ın AB dış sınırı olması hayata geçiriliyor. Verheugen, 'Kuzeyle ilişkileri ilerletmeye hazırız' dedi

27/04/2004 RADIKAL

GÜVEN ÖZALP
LÜKSEMBURG - Referandum sonrası Kıbrıs'ta ortaya çıkan durumu değerlendiren AB, KKTC için tarihi önemde açılımların işaretlerini vermeye başladı. Dün Lüksemburg'da toplanan AB dışişleri bakanları (AB Genel İşler Konseyi), adayı ikiye bölen Yeşil Hat'ın durumuna odaklandı. Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, "Kuzeyin geliştirilmesi için doğrudan temas kaçınılmaz. Bunda çok ileri gitmeye hazırız" dedi. KKTC'de kullanılmak üzere 259
milyon euro'yu serbest bırakan AB, kuzeyde ofis açmaya hazırlanıyor.
Verheugen, hâlâ birleşmiş Kıbrıs'ın AB'nin önceliği olmayı sürdürdüğünü belirterek, "Ancak bu nasıl ve ne zaman olur bilemiyorum. Yine de umudu kaybetmemeliyiz. Şimdi ileriye bakma zamanı" dedi. AB'nin kuzeyin ekonomik tecritten kurtulması için taahhüt altına girdiğini hatırlatan Verheugen, "Tanıma kelimesini kimse kabul etmiyor. Ancak kuzeyin geliştirilmesi için doğrudan temas kaçınılmaz. Komisyon bu alanda çok ileri gitmeye hazır" vurgu
su yaptı.
Dönem Başkanı İrlanda tarafından sunulan ve onaylanan bildiride, 'Konsey, AB'de yer alma konusunda açık bir irade gösteren Türk tarafının ekonomik kalkınmasına destek olunması ve ekonomik tecritin sona erdirilmesi konusunda kararlıdır' vurgusu y
apıldı. Türk tarafı için ayrılan 259 milyon euro'luk mali yardımın serbest bırakılması tavsiye edilirken, Avrupa Komisyonu'ndan kapsamlı projeler geliştirilmesi istendi. Diplomatik kaynaklar da, komisyonun kuzeyde bir temsilcilik açmaya hazırlandığı, kuzeyle ilişkileri doğrudan ofis aracılığıyla yürüteceğini belirtti. AB, diplomatik olarak tanımadığı Tayvan'da da ticari ilişkileri bir ofis aracalığıyla yürütüyor.
Alman komiser, referandum öncesi yaptığı açıklamalara dün sadık kalarak, "Yeşil Hat artık AB'n
in 'de facto' (fiili) dış sınırı olmuştur" dedi. Komisyon kaynakları, Yeşil Hat konusunda kuzeye kolaylık getirileceğini, ama bunun bir 'dış sınır rejimi' olacağını belirtiyor.

Rumlar imaj derdinde
Avrupa Komisyonu'nun sunduğu ve Yeşil Hat'taki kuralları güneye bırakan Kıbrıs tüzüğüne, gündeme getirilen bazı öneriler nedeniyle son şekli verilemedi. AB'nin kuzeye ekonomik yardımını destekleyeceği ama tanımaya karşı çıkacağını açıklayan Rum Yönetimi, AB'nin tepkilerini yumuşatmak için Kıbrıs tüzüğüne kuzey
lehinde bazı önerilerde bulundu: Yeşil Hat'taki geçiş noktalarının artırılması, Türk tarafıyla ticaretin tarım ürünleri, madencilik, balıkçılık, hammaddeleri kapsaması... Üye ülkelerin çoğu bu önerileri 'pratikte fazla bir katkı sağlamayacak girişimler' diye nitelerken, Britanya da değerlendirme için zaman istedi. Tüzüğe son halinin yarınki Daimi Temsilciler Komitesi'nde (COREPER) şekillenmesi, 30 Nisan'daki Konsey'de de onaylanması bekleniyor.

Kıbrıs artık engel değil
Geçmişte Kıbrıs'ta çözümsüzlüğün Türkiye'nin AB beklentileri açısından sorun yaratabileceğine dikkat çeken Komisyon, artık bu yaklaşımın değiştiği sinyalini verdi. Verheugen, "Türkiye'nin yapıcı katkısı, uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmesi ve Kıbrıslı Türklerin 'Evet' oyu kullanma
ları sonbaharda yapılacak değerlendirmede dikkate alınacak" dedi.

Yakovu'ya yüklendiler
Toplantıda bakanlar Rum muhatapları Yorgos Yakovu'ya çok sert ifadeler yöneltti. Rahatsızlığı en net şekilde Britanya Dışişleri Bakanı Jack Straw ile ve Komisyon ortaya koyarken, Atina Rum Yönetimi'ne tam siper olmadı. BM Güvenlik Konseyi'ndeki Rus vetosundan da Rum Yönetimi'ni sorumlu tutan Britanya, "Başka bir ülkeyi devreye sokup karar çıkmamasını sağlamanız müttefiklik ruhuna aykırı" tavrını koydu. Belçika Dışişler
i Bakanı Louis Michel, Rum liderliğini sert biçimde eleştirerek, "Hayır kampanyası yürütenler, bunun tüm sonuçlarını hesap edemedi. Bu tür bir kampanya, Avrupa'yı aşağılamaktır" dedi.

Kıbrıs'tan sonra

Nuray Mert

27/04/2004 RADIKAL

Pazar günü Güngör Uras'ın yazdığı gibi, AB ve Kıbrıs'tan başımızı kaldırıp, artık, biraz kendi işimize baksak diyorum.
Hem kendi işimize baksak, hem kafamızı kaldırıp dünyada neler olduğuna bir göz atsak.
Yani kolayına kaçmak yok, birilerinin bizden istediklerini yapacağız ve bir anda tüm sorunlarımız çözülecek değil. Dünya karmaşık bir dönem geçiriyor ve bunun payımıza düşen sonuçlarına katlanmak durumundayız. Gördüğümüz kadarıyla, demek ki, Kıbrıs, sadece barış içinde bir arada yaşamak isteyen küçük bir ada değilmiş. Refera
ndum sonuçları, 'Rumlar sorun çıkardı', 'Oyunbozanlık etti' diye geçiştirilemez. Belki, Türkler de, elleri onlar kadar güçlü olsaydı benzer bir şey yapardı. Üstelik, mesele sadece Rumlar ve Türkler meselesi değil, Rumların AB'yi aldattığı masalına kuşlar bile güler.
Öyle olmasını ben de isterdim, ama dünya henüz bir gül bahçesi değil, milliyetçilik 20 senedir öngörüldüğü gibi zayıflamadı. Üstelik, milliyetçilik, buzdağının ucu, onun ötesinde, Kıbrıs'ta da, diğer uluslararası ihtilaf ve süreçlerde de, bin b
ir iktidar hesabı var. Yanı başımızda, işgal, savaş var, kıyamet kopuyorken, başta iktidar partisi, Kıbrıs'ı bunları devreye sokmadan tartışmaya çalıştı. Doğrudan Kıbrıs'ı hiç tartışma konusu yapmadım, hâlâ da yapmak istemiyorum.
Sadece, tarafların, dünya
dan alabildiğine kopuk siyasi tartışmalarını hayretle izledim.
Bakın, insanlıktan, barıştan, demokrasiden umudumuzu keselim, biz de karanlık hesapların peşine düşelim demiyorum, tam tersine, iyi bir şeyler yapabilmek için, öncelikle gerçekleri görmek gere
kiyor. Dünyada hiçbir şey, birkaç klişe lafın peşine takılarak hallolacak gibi değil. 'Dünya değişiyor, bizim de değişmemiz lazım' deyip işin içinden çıkmaya çalışmanın hiçbir anlamı yok. Birçok konuda değişmemiz gerekiyor olabilir ama, dünyanın değiştiği istikamet hiç de sorgusuz sualsiz ayak uydurulacak bir istikamet değil.
Sadece, 'terörle savaş' bahanesi ile dışta militarist - emperyal politikalar, içte otoriter savrulmalar yaşayan ABD'den bahsetmiyorum. İşin içine büyük iktidar oyunları girince, meşhu
r, Avrupa demokrasi geleneği kolaylıkla aşınabiliyor. İngiltere başbakanı Blair'e, İtalya'da Berlusconi'nin medya tekelinin demokratik gelenekleri zedelediği hatırlatıldığında,'O onların iç işi' diye konuyu geçiştirdi, Atlantik ittifakının diğer üyesine toz kondurmadı. Diğer taraftan, Filistin meselesinin çözümünde güya İngiltere ABD'ye baskı yapacaktı, Filistinde gelinen nokta ortada.
Ben AB'ci siyasetleri savunanlardan, Irak müdahalesinden sonra, bu konularda, doğru dürüst bir değerlendirme duymadım. Ne
de olsa, AB'nin yarısı, Irak işgalinde ABD işbirlikçisi. Artık, Kıbrıs meşgalesi de bitti, istenen oldu, Kuzey'de 'Evet' çıktı. Şimdi, yine AB'den tarih alma sürecine endekslenilecek. Ben, İspanya'daki seçimler ve İspanya'nın
Irak'tan asker çekme kararınd
an sonra, uzun zamandır ilk kez, AB konusunda biraz umutlandım. Ama, siyaset adına her şeyi AB'ye endeksleyenlerin, AB ülkelerinin iç ve dış politikaları konusundaki görüşlerini öğrenmek istiyorum. Dünyada olan bitenden kopuk bir AB tartışması daha kaldıramayacağım.
Artık işimize bakalım derken, sadece iç işlerimize kapanalım demek istemiyorum, biz dünya hakkında ne düşünüyoruz, hangimiz neden ve nasıl bir dünya istiyor, biraz da bunu konuşalım.

 

Telefon diplomasisi

Britanya ve İrlanda dışişleri bakanları 'Kuzey Kıbrıs'ın arkasındayız' mesajı verdi

27/04/2004 RADIKAL

ANKARA/WASHINGTON - Kuzey Kıbrıs'ın 'tecritten kurtulması' atağı, Ankara'da da hız kazandı. Dün Avrupa Komisyonu'nun hazırladığı Kıbrıs tüzüğünün Türk tarafının istekleri doğrultusunda değiştirilmesi için yoğun telefon diplomasisi yürüten Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, komisyonun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Britanyalı muhatabı Jack Straw, AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İrlandalı muhatabı Brian Cowen, Alman muhatabı Joschka Fischer ve ABD'li muhatabı Colin Powell'la konuştu.
Gül, iki kez telefonda görüştüğü Straw'dan "Türkiye'nin arkasındayız" mesajı aldı. Gül'ü telefonla arayan Powell "Adada çözümsüzlüğün sorumlusu Türkler değil. Bu yüzden haksızlığa uğramayacaklar" dedi. Gül
, ardından Cowen ve Verheugen'le görüşmelerinde tüzükle ilgili 'olumlu' mesajlar ve kuzeye ekonomik yardım akacağı yönünde 'güvence' aldı.

Ankara bildiriden memnun
Ankara, AB Genel İşler Konseyi'nde onaylanan Türk tarafının ekonomik kalkınmasına yardımcı olmaya yönelik bildiriden memnun. Diplomatik kaynaklar, bildirinin bu haliyle, Kıbrıs tüzüğünün de Türk tarafının istekleri doğrultusunda çıkacağına yönelik sinyaller verdiğini belirtti.

Talat haftaya ABD'de
Öte yandan dün Danimarkalı muhatabı Per Stig Möller'i ağırlayan Powell, Kıbrıs Türk tarafına politika değişikliği konusunda şöyle konuştu: "AB'nin Kıbrıslı Türklere yardım konusunda açıklamaları oldu. Biz de konumumuzu gözden geçiriyoruz ve Avrupalı meslektaşlarımızla tutarlı davranmak için AB'nin ha
reketlerini de gözden geçireceğiz." ABD kaynakları, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın gelecek hafta Washington'de üst düzeyde ağırlanacağını belirtti. (Radikal, aa)

Ankara tek ses

Hükümet ve MGK, ABD ile AB'nin KKTC'ye verdiği vaatleri tutmasını istedi

27/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Hükümet ve MGK, Kıbrıs'ta 24 Nisan'da yapılan referandumun sonucunu değerlendirip uluslararası toplumu vaatlerini tutmaya, KKTC'deki siyasi güçleri de birliğe çağırdı. Sabah toplanarak atılacak
adımları değerlendiren Bakanlar Kurulu'nun bildirisinde "Referandum öncesi kim ne söz verdiyse, kamuoyuna kim ne açıklama yaptıysa, onun arkasında durmak mecburiyetindedir. Sonradan şart koşmanın, laf üzerine laf üretmenin bir anlamı yoktur" denildi. Bildiriyi okuyan hükümet s
özcüsü ve Adalet Bakanı Cemil Çiçek, "Uluslararası kurumlar, Rum tarafının Kıbrıs sorununu ve AB üyeliğini istismar etmesine, Türk tarafını temsil ettiği iddiasını sürdürmesine artık izin vermemelidir" dedi. Çiçek, ambargo ve kısıtlamalardan vazgeçilmesini istediklerini söyledi.
Nisanda Kıbrıs için üçüncü olağanüstü toplantısını yapan MGK da, hükümete paralel açıklama yaptı. İki buçuk saatlik toplantı sonunda yayımlanan bildiride şu görüş dile getirildi: "BM ve AB'nin dengeli ve yaşanabilir olarak nitelend
irdiği kapsamlı çözüm planına olumsuz yanıt veren Rum tarafının AB'ye girecek olmasına karşılık, plana olumlu yanıt veren Türk tarafının dışarıda bırakılmasının çelişkili ve adaletsiz bir durum yarattığını saptamıştır." "Çözüm yönünde iradenin uluslararası kuruluş ve devletler tarafından dikkate alınması ve referandum öncesi böyle bir sonucun çıkması durumunda KKTC'ye uygulanan kısıtlamaların kaldırılması; siyasi, ekonomik ve sosyal iyileştirmelerin yapılması vaatlerinin yerine getirilmesinin gerekliliği dile getirilmiştir" denildi.

'KKTC birlik olsun'
Hem hükümet, hem de MGK bildirisinde KKTC'nin iç siyasi tartışmalarına dair mesajlar da verildi. Hükümetin bildirisinde, "Türkiye, bundan sonra da KKTC'nin yanında olacaktır. Türk halkının birlik ve beraberlik içinde olacağına eminiz" denildi. MGK bildirisinde ise "Referandum çalışmaları sırasında sergilenen tutumları, doğruyu bulma çalışmaları olarak değerlendirip Türkiye'nin KKTC'ye karşı sorumlulukları ile Türk halkının birlik ve dayanışmasının bugün daha
çok önem kazandığı vurgulanmıştır" ifadeleri yer aldı. MGK'nın 'doğruyu bulma çabası' ifadesiyle 'hayır' kampanyası yürüten KKTC lideri Rauf Denktaş'a sahip çıktığı öğrenildi.
Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal de, AB büyükelçilerine brifing vererek KKTC'ye y
apılan 'haksızlıkların' giderilmesini istedi. Brifingde Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıs tüzüğünden rahatsızlık da aktarıldı.

Rumların stratejisi

İsmet Berkan

27/04/2004 RADIKAL

Esasına bakacak olursanız, Türkiye'deki zafer havası hayatın gerçeklerine hiç ama hiç uymuyor. Rumların hayır oyları, gerek Türkiye'nin ve gerekse Kıbrıs Türk toplumunun hedefini öteleyici oldu. Hedefi hatırlatmama gerek var mı bilmiyorum; gerek Türkiye için ve gerekse Kıbrıs Türk toplumu için hedef Avrupa Birliği'dir, başka bir şey değil.
Bu sonucun ardından, toz duman dağıldıktan sonra görüyoruz ki, Rum-Yunan tarafının belki 30 yıl önce belirlediği strateji hâlâ geçerliliğini koruyor. Evet, belki ciddi bir prestij kaybına uğradılar,
belki biraz yara aldılar ama stratejiyi değiştirmelerini gerektiren bir şey yok.
Strateji neydi peki? Rum-Yunan tarafının amacı, Kıbrıs'a tek başına sahip olmak, adadaki Türk toplumunu ise azınlık durumuna düşürmek.
Üstelik bu öyle gizli saklı bir şey değil. İki tarafın politikacıları bu amacı açık açık defalarca söyledi, söylemeye devam ediyor.
Hele şimdi Rum tarafı AB üyesi de oldu; bu andan itibaren onları yeniden Annan Planı'na döndürmek çok ama gerçekten çok zor.
İşte bu sebeplerle yıllardır bu kö
şede Annan Planı ile önerilen çözüm savunuldu. Plan, Türk tarafına hem siyasi eşitlik veriyor hem de Türk toplumunun korunması için gereken temel güvenceleri sağlıyordu. (Gerisi bana göre hâlâ armudun sapı, üzümün çöpü kabilinden şeylerdir.)
Ancak bugünle
rde iyice komik bir biçimde görülmeye başlandı ki, zıt kutuplar aslında birbirini çekiyordu. Son tahlilde Rauf Denktaş'ın söyledikleriyle Rum liderlerin söyledikleri arasında bir fark yok. Aslında bu başından beri böyleydi maalesef.
O yüzden Rauf Denktaş
daha ilk günden, Annan Planı'nı reddetti. Masaya oturup konuşmadı bile.
Konuştuğunda, tam sonuç alıcı bir noktaya gelindiğinde konuyu değiştirdi, karşı tarafı tahrik etti.
Kopenhag zirvesi öncesi gelen tarihi bir fırsattı. Ne Ankara'daki AKP hükümeti bu
fırsatı kavradı ne de Denktaş ve Ankara'daki müttefikleri böyle bir fırsatı verdi.
Kopenhag sonrası fırsat bir kez daha kapıyı çaldı, mart başında oturp 16 Nisan 2003 öncesine kadar konuyu müzakere etmek ve planı referanduma sunmak mümkün olabilirdi. Ama
önce Tayyip Erdoğan, "Annan Planı tuzaklarla dolu" dedi, ardından Denktaş "Ben buraya (Lahey'e) müzakereye değil ret cevabı vermeye geldim" dedi. İp koptu. Rumları evete ikna için son fırsat kaçmıştı.
Şimdi gelinen noktada oynanacak oyun belli: Rum tarafı
, ağustos-eylül civarında yeniden masaya oturmak isteyecek. Avrupa Birliği bu çabaları takdirle izlediğini açıklayacak. Türk tarafı yeniden masaya oturmaya zorlanacak. Zaten o saatten sonra masadan kaçmak da zor olacak. Planda Türk tarafı aleyhine pek çok değişiklik talep edilecek ve iki taraf
yeniden referanduma zorlanacak. Referandum büyük ihtimalle aralıktaki AB zirvesinden hemen önceye denk gelecek. Ve AB'den tarih isteyen Türkiye'nin bu iştahı kötüye kullanılacak.
Diyelim ki bu senaryo tutmadı, AB, R
umların yeniden müzakere istemine yüz vermedi, Türkiye'ye tarih verilmesi de sağlandı. Rum stratejisi yine değişmiyor. Sırada bir de Türkiye'nin tam üyeliği var. Aradan yıllar geçecek, Türkiye tam üyeliğe hazır olduğunda yine aynı zor yemek masanın üstüne konulacak.
Bu stratejiyi herkes biliyor, bu tahminleri yapmak için de kâhin olmaya gerek yok. Önemli olan buna karşı bir strateji geliştirmek.
Tabii işin bir kolayı var: Avrupa'dan vazgeçiyoruz, denir işin içinden çıkılır. Ama önemli olan AB'den vazgeçme
den Kıbrıs meselesinde ön almak, karşı tarafın şantajcılığını herkese göstermeye devam etmek.
Şimdi elde ciddi bir moral fırsat var. Bu fırsatı iyi değerlendirmek, Türkiye lehine havayı sürekli kılacak adımları ve açılımları süratle yapmak lazım. Kıbrıs't
a bir adım önce olmaya devam etmek lazım.

Kıbrıs denklemi değişti

Murat Yetkin

Kıbrıs artık Türkiye'nin AB üyeliği için bir problem değil

27/04/2004 RADIKAL

Erdoğan'ın hakkını Erdoğan'a, Özkök'ün hakkını Özkök'e, Sezer'inkini Sezer'e, Baykal'ınkini de Baykal'a verelim.
Başbakan Tayyip Erdoğan, 23 Ocak'taki Milli Güvenlik Kurulu'nda ortaya çıkan zeminin ötesine geçtiği eleştirilerine aldırmadan siyasi sorumluluk üstlendi. Kaybetmesi halinde sonuçlarını tahmin
edebiliyordu. Buna karşın önce 24 Ocak'ta İsviçre'de BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, sonra da 28 Ocak'ta Beyaz Saray'da ABD Başkanı George Bush'a önemli taahhütlerde bulundu; "Türk tarafı hep bir adım önde olacak' dedi. 14 Aralık'ta Kıbrıs Türk halkının çözüm yanlısı CTP-DP koalisyonunu işbaşına getirmesi, Mehmet Ali Talat ve Serdar Denktaş'ın kendilerinden umulanın üzerinde diplomasi yeteneği sergilemesi Erdoğan'ın elini güçlendirdi. 24 Nisan halkoylamalarından beklenen en iyi sonuç olarak ilan edilen 'Evet-Evet' sonucu çıkmadı. Ancak günlerdir Batılı televizyonların ve ajansların haberlerini "Rumlar Kıbrıs'ın birleşmesine karşı çıktı", "Rumlar Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta AB'ye tek parça girmesini reddetti" başlığıyla vermesine yol açtı. AB genişleme sorumlusu Günther Verheugen "Kıbrıs'ın üyeliği üzerine gölge düştü derken, Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un "Çözüm arayışları sürecek" sözlerini, "Masadakinden başka çözüm yok" diyerek reddetti. Böylece ABD Dışişleri'nin ısıttığı "Türklerin kabul ettiği metni aynen kabul etmeleri için Rumlara bir şans daha verilsin" seçeneğine göz kırptı. Azerbaycan'ın KKTC'yi tanıma işaretine Yunanistan ve Ermenistan dışında tepki veren olmadı. BM Temsilcisi Alvaro de Soto, dün 'veda'için gittiği Kuzey Kıbrıs'ta ilk kez başbakanlık binasına ziyarette bulundu. Erdoğan, Bakanlar Kurulu ve MGK'daki durum değerlendirmelerine bu tablo önünde çıktı. Dünkü MGK bildirisinde hükümetin izlediği çizgiye yönelik eleştiriden çok, Türk tezlerinin yeni politikayla Rumların haksızlığını ortaya çıkardığına vurgu vardı.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Başbakan Erdoğan'ın attığı Kıbrıs adımlarında katılmadığı noktalar bulunmasına karşın bunları kamuoyu önünde tartışmadı. Hükümetle kurduğu demokratik ilişkileri "Uysal, sessiz, Cum
hurbaşkanlığı istiyor" diye haksızca eleştirenlere karşı sustu. Bu iddiaları yalanlarken bile demokratik sistemin sınırlarını çiğnemedi. Kendisinden olağandışı bir çıkış bekleyen KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a usturubunca "Anayasal düzen içinde yapılabileceği yapıyoruz" demesini bildi. Erdoğan, risk alabilen ve sonuna dek götürebilen bir siyasetçi olduğunu kanıtladı.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Kıbrıs konusunda en kritik noktalarda yaptığı çıkışlarla, işin yine bildik kalıplara sıkışmasını önledi.
Bunlar içinde en değerli ikisi, 8 Ocak toplantısında "Masadan kalkan taraf olmayalım" çıkışı ve 5 Nisan'da Denktaş TBMM'deki Kıbrıs görüşmelerinde kendisine kürsü verileceği beklentisiyle geldiğinde Köşk'e davet edip sakinleştirmesi olarak saptanabilir.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ise, Kıbrıs sürecinde hükümete yönelttiği sert eleştirilere karşın, gelinen noktayı "Artık Kıbrıs Türkiye'nin AB ilişkilerinde bir engel olmaktan çıkmıştır" sözleriyle sessizce alkışlamayı bildi. Şimdi sıranın Kıbrıs Türklerinin tanınması ve Türkiye'nin AB üyeliği için daha çok çalışmakta olduğunu vurgulayarak CHP'den beklenen seviyeyi olgunlaştırdı.
24 Nisan halkoylamaları ile Kıbrıs denklemindeki en büyük değişiklik şu ikisi:
1- Kıbrıs artık Türkiye'nin AB üyeliği önünde b
ir engel olmaktan resmen çıktı. Birleşik Kıbrıs'ı istemeyen tarafın Rumlar olduğu tescillendi. Buna karşın, Denktaş'ın 'Rumlar evet der' tahmini doğru çıkmadı ve KKTC yerinde durdu. Hatta KKTC'nin tanınması, en azından ekonomik, siyasi ve sosyal ambargoların kalkması ihtimali belirdi.
2- Buna karşın Rumlar AB'yi Kıbrıs konusundaki uluslararası muhatap haline getirmeyi başardı. AB 1 Mayıs'tan itibaren Kıbrıs konusunda resmi bir taraf haline geldi. Türkiye'nin bundan böyle adımlarını daha dikkatli planlaması
, daha kararlı atması zorunluluğu doğdu. Kıbrıs'ta denklemin değişmesi konusunda hakkını en çok vermemiz gereken üç kişi daha var ki, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül böyle bir ekibi olduğu için ne kadar övünse yerdirir. Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal, Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu ve New York'taki BM Daimi Temsilcisi Ümit Pamir'in, Kıbrıs konusunda havanın Türkiye'den yana dönmesindeki rolleri mutlaka kayda geçmeli.

Kıbrıs ve ekonomi

Mahfi Eğilmez

27/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs'ta beklenen gerçekleşti ve ada birleşemeden kaldı. Adanın birleşmesine karşı çıkan ve bu anlamda AB'ye layık olmadığını göstermiş bulunan Rumlar AB'ye girerken, AB müktesebatını çok daha iyi kavradığını göstermiş bulunan Türkler AB dışında bırakılmış oldu.
Türkiye, 1974'te adaya çıkarma yaparak Kıbrıs Türklerini soykırımın eşiğinden kurtardıktan sonra derdini dünyaya anlatamadı. Ne kadar uğraşsa da işgalci konumdan kendini kurtarmayı beceremedi. Bunun bir diplomatik beceriksizlik olup olm
adığını tartışmanın bugüne yararı yok. Ama bugün Türkiye, Kıbrıs'ta çok önemli bir diplomatik başarıya imza atmış bulunuyor. 30 yıldan bu yana dünyada ilk kez Türklerin haklı, Rumların haksız olduğu konuşulmaya başlandı. Bu noktadan sonra Rumların yeniden yaygın bir diplomasiyle bu gerçeği tersine çevirme çabalarına tanık olacağız. Ve eğer biz yine sessiz kalır, gerekli girişimleri en üst düzeyde yapamazsak emin olun iki üç yıl sonra dünya aslında Rumların birleşmeden yana Türklerin birleşmeye karşı olduğuna inanmaya başlayacak.
O nedenle hemen bütün dünyada faaliyete geçmenin zamanıdır. Bu faaliyet yalnızca ambargonun kalkmasına sıkıştırılmamalı. KKTC'nin tanınması için bir atak başlatmanın ve buna Türk cumhuriyetleri ve komşularımızla başlamanın tam zamanıdır. Başarılı oluruz ya da olmayız, ama buna mutlaka başlamamız gerekli. Rum kesimi bir gün gelip AB üyesi olacaklarını hayal bile edemeyecekleri zamanlarda başladılar çalışmaya. Ve yıllar sonra bunu kopardılar. Biz de uzun soluklu bu planı uygulamaya hem
en koymalıyız.
Şimdi gelelim ekonomide neler olabilir sorusunun yanıtını aramaya. Ekonomide fazla bir sorun olacağını sanmıyorum. Çünkü Türkiye açısından şu andaki temel siyasal çıpa AB'den müzakere takvimi alabilmek. Eğer birleşik Kıbrıs kararı çıksa ve
Kıbrıs bir bütün olarak AB'ye girseydi idi bu Türkiye'nin AB üyeliği yolculuğunu kolaylaştıracak bir sonuç olacaktı. Buna karşılık bugün ortada bulunan sonuç bu yolculuğu zorlaştıran bir sonuç değil. Yani sonuç bizim AB ile olan ilişkilerimiz açısından nötr bir sonuç oldu. O nedenle bu yıl boyunca AB'den müzakere takvimi alınması kararına kadar herhangi bir sorunla karşılaşmamız söz konusu değil.
Türkiye'nin AB'nin müzakare takvimi açıklayıp açıklamayacağının belli olacağı kararına kadarki dönemde dikkat e
tmesi gereken konular artık ağırlıklı olarak iç konular haline geldi. Bunlar arasında en önemlisi cari açığın giderek büyümekte olması. Cari açıktaki büyüme eğer yabancıları korkutmaya başlarsa sıkıntı çıkar. Bunu gidermek için eldeki en önemli fırsat IMF ile yeni bir düzenleme içine girerek açığın finansmanı sorununu çözmek. IMF'ye yapılacak ödemeler ileriye kaydırılabilirse açığın finansmanı sorunu önemli ölçüde çözülür ve o zaman yabancılar cari açığın sorun olmaktan çıktığını görürler.
Öteden beri 2000
Kasım ve 2001 Şubat krizlerini IMF sayesinde yaşadığımızı iddia ediyorum. Buna karşın bugün içinde bulunduğumuz konumda IMF ile programa devam etmeyi savunmamın nedeni IMF'nin desteğini alarak dış finansmanı rahatlatmak amacını güdüyor. Eğer bunu yapabilirsek AB'nin müzakere takvimi kararı ne olursa olsun çok daha rahat bir konumda yola devam edebiliriz.

Fırsatı güçlendirmek

Tarhan Erdem

27/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs'taki 'evet-hayır'ın, Türk tarafı yararına sonuçlar vereceğini söyleyenler var ama, 'Biz barış için oy verdik, uzlaşmaz görüntüsü veren Rumlardır' gerçeğinden fiili sonuç çıkarılması zordur. Dünkü gazetemizde yayımlanan üç yazıdan cümleler aktararak başlayayım:
"Şimdi elimize KKTC'nin tecridini hafifletme şansı geçti 30 yıldan beri ilk kez. (...
) Burada en önemli nokta, Rum tarafının Kıbrıs'ta yeni bir
pazarlık açmasını ve bu amaçla AB'yi arkasına almasını önlemek. Türk tarafı yakaladığı bu fırsatı Rumların yeni pazarlık kapısını açmasını önlemek için kullanmalı" (İ. Berkan)
"Referandumlar sonr
asında, Türkiye'nin ve KKTC'nin yararlanabileceği geniş bir hareket alanı oluşmaktadır. (...) önemli fırsatlar Türkiye'nin
önüne açılmaktadır. (...) KKTC, Rum kesimiyle şimdi doğrudan ve adil görüşme sürecini, aşamalı ve güvenli bir ortak çözüm arayışını
kolaylıkla başlatabilir." (İ. Cem)
"Kıbrıs Türklerini ve Türk hükümetini, Annan Planı'nın uygulama sonucu ortaya çıkacak faciadan Rumların doymak bilmez ihtirası kurtardı. (...) Tarihi bir fırsat yakalandı. Rumların isteyecekleri bedeli ödeyerek bunu da h
eba edersek, kimse vebalin altından kalkamaz" (G. Aktan)
Bu üç yazıda da referandum, şöyle veya böyle 'fırsat' olarak değerlendirilmiştir. Her sonuç yeni bir 'fırsat kapısı' açar, doğru; ancak bu durumun, Rum tarafı için de yeni bir kapı açtığını bilmeliy
iz. Açılan kapıdan kim becerirse o daha önde geçecektir!
'Fırsat' tek başına kullanılmayacaktır. Kendi yararımıza gerçekçi bir sonuç bekliyorsak, iki tarafın bu fırsat kapısının önünde birlikte durduklarını bilmeliyiz. Fırsatı birlikte kullanacağımızı söy
lemek ya da söylememek politikanın uygulayıcılarının taktikleridir. Hedef ve politikalarınızı açıklayıp açıklamamak, fırsat kapısının hem bizim ve hem de Rumlar için açık olduğu gerçeğini değiştirmez.
Dar zamandayız, Lüksemburg'da AB bakanları dün toplandı; yeni dönem başladı. Bizim tarafta, bakanlar kurulu ve MGK'da, Dışişleri Bakanlığı'nın hazırlık dosyaları görüşüldü, moda deyişle, yeni yol haritamız ele alındı.
Önce sorunumuzu tanımlamalı, sonra bu tanıma uygun politikalar belirlemeliyiz. Yeni bir yol
a girerken, Türkiye olarak gücümüzle birlikte güçsüz yanlarımızı doğru ölçmeliyiz.
Uluslararası kuruluşların bizim tarafımızda yer almayacaklarını, daha doğrusu haklarımızı hemen vermeyeceklerini, verirken bir şeyler almak isteyeceklerini unutmamalıyız. '
Derin hayal kırıklığı duyulduğu' veya benzer sözler, karar için zaman kazanma amacıyla söylenir. Dışımızdaki devlet adamlarının bu duygusal sözlerine bakarak, halkımız gerçek hayal kırıklığına düşürülmemelidir.
Kıbrıs'ta erken seçim yapılması, önümüzdeki
fırsatı doğru değerlendirmeyi kolaylaştıracak unsurlardan biridir. Zaten siyasal gelişmeler de ülkeyi seçime doğru götürmektedir. Zaman geçirilmeden inisiyatif kullanılarak, seçim kararı alınmalıdır. Yeni dönemde, Kıbrıs'ta halktan güven almış yeni hükümetle 'fırsat', bugünküne göre daha doğru kullanılır; daha güçlü olunur.

 

Avrupa basını AB'yi suçluyor

27/04/2004 RADIKAL

Kyrenia Başpisko- posu Pavlos, BM'nin adayı yeniden birleştirmeye yönelik planına evet derlerse Kıbrıslı Rumların cehennemden beter bir hayata mahkûm olacaklarını söylemişti. Avrupalı değerleri kabul etmesi beklenen bir ülkeden gelen aydınlatıcı yorumlardan biriydi bu. Adadaki başka bir Rum Ortodoks piskopos daha da ileri gitti. Buzdolabının şampanyayla dolu olduğunu açıkladı; eylemleriyle Türkiye'nin 30 yıl önceki işgaline zemin hazırlayan EOKA savaşçılarıyla, eski dostlarıyla kutlama yapacaklardı. Adayı yeniden birleştirmeye yönelik planın reddedilmesiyle nihayet 'enosis'in gerçekleştiğini söyledi.

Artık anlaşma yok
Onlara yardımcı olmak isteyen uluslararası arabulucular olduysa da, ki artık böyle biri de yok, bundan böyle masada yeni bir anlaşma olmayacak. Reddettikleri planda öngördüğü üzere sınırlı sayıda da olsa kaybettikleri evlerine yeniden dönme şansları da kalmadı.
38 bin Türk
askeri adanın kuzeyinde belirsiz bir süre kalacak; Türkiye'den gelen 120 bin kişi gibi. Daha da kötüsü dikenli teller, mayın tarlaları, kimseye ait olmayan topraklar adada manzaranın kalıcı parçalarından biri haline gelecek. Annan Planı'na verilen hayır oyları, 1974'teki Türk işgalini kalıcı bir gerçeklik haline getiren 'Evet' oyları oldu. Diğer yanda Kıbrıslı Türkler, Annan Planı'nı oyların yüzde 65'iyle onayladıkları için ciddi ödüller alacaklar. Kuzeyin belini büken ticari ambargo kaldırılacak ve bölgeye AB yardımı akmaya başlayacak. Havaalanı uluslararası uçuşlara, liman da ticarete açılacak. Annan Planı'nın kabulü için bastıran Türkiye, AB'ye giriş müzakerelerine başlangıç için tarih alacak. Kıbrıslı Rumların reddi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin adı dışında başka her şekilde tanınacağı anlamına geliyor. 'Hayır'cı seksenlik Kıbrıslı Türk lider Rauf Denktaş, keyiften dört köşe olmalı.
Bunların hiçbiri de Annan Planı'nın Kıbrıslı Rumlar açısından iyi olduğu anlamına gelmiyor. Ama hiç yoktan iyiydi. Pap
adopulos, referandumda 'Evet' denmesi için kampanya yürütenleri sindirerek yoluna devam etti. Doğrusu bu Avrupa'ya girmek için tutulabilecek en kötü yoldu;
AB bugün onlara kapıyı açmayı kabul ettiği güne yanıyor olmalı.
(Başyazı, 26 Nisan 2004)

Baykal: Rumlara teşekkür etsinler

CHP lideri Baykal: Hükümeti Irak'a girmekten CHP ve ABD, Kıbrıs'ta tehlikeli istikamete girmekten Rumlar kurtardı. Hükümet Papadopulos'a ve Rumlara teşekkür etmelidir

27/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - CHP lideri Deniz Baykal, Türkiye'yi Kıbrıs'ta tehlikeli bir istikamete süreklemekten Rumların kurtardığını savunarak, "Hükümet Papadopulos ve Rumlara teşekkür etmelidir" dedi.
Baykal, partisince hazırlanan 'Konya Zümrüt Apartmanı' raporunun açıklanması için Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde düzenlenen toplantıdan ayrılırken Kıbrıs ile ilgili soruları yanıtladı. Baykal, "Başbakan Erdoğan, Kıbrıs konusunda gelinen noktanın Türk siyasi hayatında 50 yılın diplomasi başarısı olduğunu söyledi. Siz ne düşünüyorsunuz? " sorusunu yanıtlarken
hükümetin son zamanlarda Türkiye'nin çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmasına yol açacak çok tehlikeli adımlar attığını ileri sürdü.

'Rumlar evet deseydi...'
Bunların birincisi olan Türkiye'yi Irak'taki bir askeri harekâtın parçası yapacak olan 1 Mart tezkeresini CHP'nin önlediğini belirten Baykal, hükümetin 7 Ekim'de Irak'a asker gönderme kararı aldığını, ancak bu kez de ABD'nin talebinden vazgeçerek Türkiye'yi kurtardığını söyledi. Baykal, hükümetin son olarak Türkiye'yi Kıbrıs'ta tehlikeli noktay
a sürüklediğini savunarak şöyle dedi:
"Kıbrıs'ta çok olumsuz sonuçlar çıkaracak olan bir plan Rumların oyuyla uygulanamadı. Türkiye'yi Kıbrıs'ta bir tehlikeli istikamete sürüklenmekten kurtaran ne bu hükümettir, ne de diplomasi ekibimizin yaptığı çalışmadır, Rumların aldığı karardır. Papadopulos ve Rumlara teşekkür etmelidir hükümet. Onlar da 'Evet' demiş olsaydı bu planın sonucunu yaşayarak görecektik."
Baykal, Denktaş'ın istifa edip etmemesiyle ilgili soruları şöyle yanıtladı: "Sonucu, Denktaş politikasının iflası olarak görmüyorum. Kıbrıs'taki Türk toplumunun yapması gereken el ele vermektir, derlenip toparlanmaktır. Tarihin ve tesadüfün ortaya koyduğu şanşı en iyi şekilde değerlendirmektir."

Denktaş'a zeytin dalı

27/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC lideri Rauf Denktaş'la aralarında 'kavga' olmadığını belirterek, "Birlikte aydınlık yarınlara KKTC ile el ele yürüyeceğiz" dedi. Erdoğan, AKP Merkez Yürütme Kurulu'nun dünkü toplantısının çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Erdoğan, bir gazetecinin "Kuzey Kıbrıs'ta referandum öncesinde 'Hayır' kampanyası başlatan KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'la ilişkileriniz eskiye oranla daha mı farklı olacak" sorusunu şöyle yanıtladı:
"Aramızda zaten kavga, gürültü yoktu. Si
yasi yorumdu, tercihti, yaklaşımdı.
Denktaş'ın yorumu o türdü, bizimki bu türdü. Benim saygım, sevgim yine aynen devam edecektir. Çünkü biz, KKTC ile dayanışmayı asla bir kenara itemeyiz. Yine birlik, beraberlik, dayanışma içinde aydınlık yarınlara hem Tü
rkiyemiz yürüyecek, hem de KKTC ile el ele yürüyeceğiz. Bunun başka çıkışı yok."

Schröder: Kıbrıslı Türkler cezalandırılamaz

 

Başbakan Erdoğan’la görüşen Almanya Başbakanı Schröder, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde irade gösteren Kıbrıs Türk tarafının cezalandırılmaması gerektiğini, hem ticaret hem de turizm alanında açılım yapılması için çalışma yaptıklarını açıkladı.

 

Berlin
NTV

   

27 Nisan 2004 — Berlin’de biraraya gelen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Gerhard Schröeder, düzenledikleri ortak basın toplantısında soruları yanıtladı.

 

Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, AB ülkelerinin dışişleri bakanlarını biraraya getiren Genel İşler Konseyi toplantısından çıkan ve Kuzey Kıbrıslılara 259 milyon Euro’luk maddi yardımı içeren kararı, AB’nin KKTC’ye verdiği ‘önemli bir sinyal’ olarak nitelendirdi.

‘HER TÜRLÜ DESTEĞİN ARKASINDAYIZ’
Almanya’nın bu kararı desteklediğini kaydeden Schröder, Rumların ‘hayır’, Kıbrıslı Türklerin ise ‘evet’ demesi nedeniyle KKTC’nin cezalandırılamayacağını söyledi. Schröder, KKTC’ye verilecek her türlü desteğin arkasında olacaklarını kaydetti.
Başbakanların, yaptıkları görüşmede, Türkiye-Almanya ilişkileri, AB süreci, Kıbrıs’ta yapılan referandum ve AB Genel İşler Konseyi’nin aldığı KKTC’ye ekonomik y
aptırımların kaldırılmasına ilişkin kararını ele aldıkları belirtildi.
Başbakan, Almanya’da Türkiye-Almanya Ticaret ve Sanayi Odası’nın açılışını da yapacak.

AB’ye katılım törenine Erdoğan gidecek

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül 1 Mayıs’ta Dublin’de düzenlenecek ve Avrupa Birliği’nin yeni üyelerinin kabul edileceği törende Türkiye’yi Başbakan Erdoğan’ın temsil edeceğini söyledi.

 

NTV

   

27 Nisan 2004— Gül, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uygulanan ambargoların kısa vadede kaldırılamayacağını belirtti.

 

Başbakan Erdoğan’ın Almanya’da olması nedeniyle bugün yapılan AKP Meclis Grup Toplantısına başkanlık eden Gül, Meclis’ten ayrılırken soruları yanıtladı. Gül, Kıbrıs’ta çıkan referandum sonucunun ardından Avrupa Birliği nezdinde diplomatik girişimleri sürdürdüklerini belirterek, bugün içinde de Fransa Dışişleri Bakanı Barnier’yle görüşeceğini söyledi.
Gül, 1 Mayıs’ta İrlanda’nın başkenti Dublin’de düzenlenecek ve Avrupa Birliği’nin aralarında Kıbrıs Rum Kesimi’nin de olacağı 10
yeni üyesinin katılım törenine, Başbakan Erdoğan’ın gideceğini söyledi.
Abdullah Gül, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne uygulanan uluslararası ambargoların kaldırılmasıyla ilgili olarak da, “Ercan Havaalanının uluslararası uçuşlara açılması, limanların ser
bestçe kullanılması gibi taleplerimiz var ama bunlar bugünden yarına olacak şeyler değil. Biz direneceğiz” diye konuştu.

Gül: İyi niyetimizi gösterdik, sıra AB’de

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül “Biz iyi niyetimizi gösterdik sıra AB’de” dedi. Dışişleri Bakanı verilen sözlerin kağıtta kalmaması için yoğun bir diplomatik girişim içinde olduklarını da belirti.

 

Nilgün Balkaç/Ankara
NTV-MSNBC

   

27 Nisan 2004— Dışişleri Bakanı Abdullah Gül partisinin Meclis grubu toplantısında Kıbrıs

 

Gül, Kıbrıs konusunun artık yeni bir zemine oturduğunu belirtti. Gül “1974 ‘ten bu yana ilk defa bir referandum yapıldı. Daha seçimlerden önce bu konuda ciddi çalışmalar başlatmıştık.
‘Çözümsüzlük çözüm değildir’ demiştik. O günlerde öncelik Irak’ta idi. O zaman Annan planı ortaya çıktı. Ancak Plan üzerinde yapılması gereken değişikler vardı. Ve referanduma evet dememiştik. Ama geçen aylar bizi bu sorunla uğraşmaya mecbur etti.” dedi.
Gül, Kıbrıslı Rumların tek başına AB’ye girmesinin zararlarını b
ildiklerini belirterek “Bu treni durdurmak lazımdı. Durduramazsak Türk tarafının uzlaşmacı olduğunu göstermek zorundaydık.
Bugün geldiğimiz nokta o dur ki; Türk tarafı haklı çıkmıştır. Uzlaşmaz olan Rum tarafıdır. Ada’nın birleşmesine karşı çıkmıştır” dedi
.

SIRA AB’DE
Gül, Rum tarafının tutumunun deşifre edildiğini vurguladı.Gül “Bu durum AB’de şok etkisi yaarttı. Hayretle karşılandı.
Gül referandum sonuçlarının ardından “AB’nin ve uluslararası camianın KKTC’yi ve Türkiye’yi onurlandırması gerekiyor. Bunu bekliyoruz” dedi.
Dün yapılan AB Dışişleri Bakanları toplantısında Türkiye’nin beklentilerini tekrarladıklarını vurgulayan Gül, Kıbrıs için çıkan mali yardım kararının önemli olduğunu söyledi.

BİZE KARŞI İTTİFAK OLUŞTU
Abdullah Gül Kıbrıs’la ilgili tartışmalar yürütülürken kendilerine karşı büyük bir ittifak oluştuğunu söyledi. Gül “Bizi ihanetle bile suçladılar. Bugün bunları yapanlar büyük bir pişmanlık içindedir. Onlar vatanseverliklerini hamasete dayandırarak gösterdiler” dedi.

BAYKAL’A ELEŞTİRİ

Bakan Gül isim vermeden CHP lideri Baykal’ı eleştirdi. Gül “Rumlara teşekkür etsinler. ‘Rumlar akılsızdı, Rumlar Türkiye’nin çıkarına hareket etti’ dediler. Onlar centilmenliği bile kendilerine yakıştıramıyorlar. Evet karşı çıktık ama bugün gelinen nokta iyi oldu diyemiyorlar. Turnusol kağıdı gibi herkesin ne yaptığı ortaya çıkıyor” dedi.

Annan Planı tekrar masaya gelebilir’

 

Yunanistan Hükümet Sözcüsü Teodoros Rusopulos, 24 Nisan’da Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilen Annan Planı’nın tekrar masaya gelebileceğini söyledi.

 

AA

   

27 Nisan 2004— Rusopulos, Kıbrıs konusunda bundan sonraki girişimlerin yarın Atina’da Rum lider Papadopulos ile Yunanistan Başbakanı Karamanlis’in yapacağı görüşmede ele alınacağını belirtti.

 

Yunanistan Hükümet sözcüsü Teodoros Rusopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın sunduğu planın “öldüğünün” söylenemeyeceğini belirtti. Rusopulos, “Annan’ın ve Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’nun açıklamalarından sonra bu planın ortadan kalktığını hiç kimse öne süremez. Kuşkusuz bu tüm tarafları ilgilendiren bir konudur” dedi.
Teodoros Rusopulos, Kıbrıs konusunda bundan sonra yapılacak girişimlerin bugün Atina’da Rum lider Tasos Papadopulos ile Başbakan Kostas Karamanlis’in yapacakları görüşmede ele alınacağını kay
detti.

‘TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİNİ ETKİLEMEZ’
Kıbrıs’taki referandumların sonuçlarının Türk-Yunan ilişkileri ile bağlantısı bulunmadığını da kaydeden Rusopulos, Atina’nın Türkiye’nin AB geleceğini destekleyeceğini belirtti.
Rusopulos, Karamanlis’in Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ve Yardımcısı Yannis Valinakis ile bir araya gelerek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Mayıs ayı başında yapacağı Atina ve Karamanlis’in aynı ayın ortalarındaki ABD ziyaretini ele aldıklarını açıkladı.

Talat: Ambargonun kaldırılması önemli

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Brüksel’deki temaslarında Kıbrıs’a uygulanan ambargonun kaldırılmasının önemine öncelik verdiğini, Kıbrıs’tan asker çekilmesi konusunun gündemde olmadığını söyledi.

 

İstanbul
NTV

   

27 Nisan 2004 — Belçika’nın başkenti Brüksel’de Avrupa Parlamentosu (AP) bünyesinde çeşitli temaslarda bulunan Talat, basın toplantısı düzenledi.

 


Görüşmelerde KKTC’ye yönelik ambargonun her türüyle kaldırılmasına ilişkin talebe öncelik verdiğini bildirdi. Talat, “Bize Türkiye’nin yaptığı yıllık yardım, AB’nin vereceği 259 milyon Euro’dan daha fazladır, ama ambargo yüzünden ekonomi kalkınamıyor. Ambargonun kaldırılmasının çok önemli olduğunu anlattım” diyerek, KKTC’nin tanınmasına ilişkin bir talepte bulunmadığını ifade etti.

‘ASKER ÇEKİLMESİ GÜNDEMDE DEĞİL’
Mehmet Ali Talat, “Kıbrıs’tan asker çekilmesi gündemde hiç yoktur. Antlaşma Rumlar tarafından çökertilmiştir. Çözüm halinde gerçekleşebilecek bir eylemin çözümsüzlük halinde gündeme getirilmesi kamuoyu tarafından da kabul edilir bir şey değildir” dedi.
AB’nin Kuzey Kıbrıs’ta açacağı temsilcilik konusunu önemini de vurgulayan Talat, “Kıbrıslı Türklere doğrudan temas edecek bir AB bürosunun çok yararlı olacağına inanıyorum” diye konuştu.

Denktaş: Devre dışı kalmayacağım

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bundan sonra yapılacak görüşmelerde kendisinin devre dışı bırakılmasının mümkün olmadığını söyledi.

 

Lefkoşa
NTV-MSNBC

   

27 Nisan 2004 — KKTC hükümetinin tanınmasının ileri bir adım olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Ancak dünyanın hiçbir yerinde cumhurbaşkanlığı varken hükümet tek başına yürüyemez” dedi.

 

Türkiye’den gelen bir heyeti kabul eden Denktaş, Rum tarafından ‘hayır’ çıktığı için istifa etmeyeceğini söyledi. Denktaş, “Eğer oradan da ‘evet’ çıksaydı, ben burada süs gibi oturamazdım” dedi.
1 Mayıs’ta Kıbrıs Rum Yönetimi’nin AB’ye girmesi halinde dolaylı Enosis’in gerçekleşmiş olacağını savunan KKTC Cumhurbaşkanı, Türk tarafının yeni dönemde siyasetini
buna göre şekillendirmesi gerektiğini belirtti.

‘AB TÜRK TARAFIYLA DA TEMAS ETMELİ’
Denktaş, Kıbrıs gazetesinde yayınlanan ve Cumhurbaşkanını devredışı bırakan, Kıbrıs Türk halkı imzalı açık mektubu dikkate almadığını da söyledi. Denktaş, “O ilanın parasını ben verseydim, benimkini de yayınlarlardı” dedi.
İki referandumun aynı anda yapılmasıyla AB’nin Kıbrıs’ta iki farklı halkın varlığını kabul ettiğini söyleyen Denktaş, “Artık AB’nin Türk tarafıyla da temas etmesi için çağrıda bulunmamız gerekiyor” dedi.

Ada’da Türk askeri kalmasında sakınca yok’

 

Avrupa Parlamentosu’nun dış ilişkiler toplantısında, Kıbrıs’taki referandum sonuçlarını değerlendiren Avrupa Birliği’nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Türk askerinin KKTC’de kalmasında bir mahsur olmadığını açıkladı.

 

NTV

   

27 Nisan 2004— Verheugen, 259 milyon Euro’luk mali yardım için AB’nin Kuzey Kıbrıs’ta irtibat bürosu açacağını da söyledi.

 

AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen, Türkiye’nin AB’ye aday bir ülke olduğunu hatırlattı. Türk askerinin Ada’daki varlığından şikayetçi olan bir Yunan parlamentere sinirlenen Verheugen, Annan planının onaylanmamasının ardından Türk askerinin Kıbrıs’ta daha güçlü bir şekilde kalabileceğini ima etti.
Türkiye’nin Kıbrıs
’ta garantör ülke olduğunu belirten Verheugen, Ada’daki Türk askerinin uluslararası anlaşmalar çerçevesinde bulunduğunu dile getirdi.
AB’nin KKTC’ye 259 milyon Euro’luk mali yardımda bulunacağını hatırlatan Verheugen, bu mali yardımın dağıtımı ve kontrolü
nün sağlanması için Avrupa Komisyonu’nun KKTC’de bir irtibat bürosu açacağının haberini de verdi.

‘KKTC’yi tanıma noktasına gelmedik’

 

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, “Kuzey Kıbrıs’ı henüz tanıma noktasına gelmedik” dedi.

 

Washington
NTV-MSNBC

   

27 Nisan 2004— Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher ise, ABD’nin KKTC üzerindeki ambargonun hafifletilmesi için hangi adımları atacağını açıklamaktan kaçındı, ancak Washington’ın AB’ye paralel davranmasının beklenmesi gerektiğini söyledi.

 

Powell, Reuters ajansında yayınlanan özel demecinde, “ABD’nin, kuzeydeki Türk devletini tanıma seklinde bir düşüncesi var mı? Yoksa, ticaretin artırılması için ne tip önlemler düşünülüyor?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Öncelikle, Kıbrıslı Rumlar’ın plan lehinde oy vermemelerinden ne kadar büyük bir hayal kırıklığı duyduğumu söyleyeyim. Bu iyi bir plandı, tarihi bir fırsattı ve bu tarihi an kaçırılacak. Türk Hükümeti ise büyük bir siyasi cesaret gösterdi. Kıbrıslı Türkler de plan lehinde oy ve
rerek öyle yaptı. Dolayısıyla, plana (evet) dedikleri için Kıbrıslı Türklerin bazı yararlar görmeleri gerekiyor.
AB’deki meslektaşlarımızın ne yapmakta olduğunu izliyoruz. Onların ne yaptıklarını göreceğiz ve bizim ne yapabileceğimizi inceleyeceğiz. Size ş
u anda yapabileceğim bir açıklama yok ve tanıma noktasına henüz gelmedik. Şimdi duruma bakıyoruz, referandumların sonuçları üzerinde çalışıyoruz ve başlangıçta AB’nin ne yapacağını izliyoruz.”

‘ABD-AB PARALEL DAVRANACAK’
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Boucher da düzenlediği basın toplantısında, Powell’in “henüz tanıma noktasına gelmedik” sözüyle ne kastettiğinin sorulması üzerine, “Bizim seçenek olarak düşünebileceğimiz şeylerin listesini çıkarmayacağım. AB’nin ne yaptığını biliyorsunuz.
Ben ABD’nin, AB’nin y
aptıklarına benzer ve onlarla tutarlı şekilde davranmasını beklerim. Biz de bunlara benzer adımlara bakıyoruz” diye konuştu.

Papadopulos’tan ABD’ye suçlama

 

Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos, referandumdan “hayır” çıkması için Rum yönetiminin halk üzerinde tehditlere varan zorlamalara başvurduğunu dile getiren ABD’yi, “provokatif açıklamalar yapmakla” suçladı.

 

Lefkoşa
AA

   

27 Nisan 2004— Papadopulos, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher’ın açıklamalarını “aşağılama” olarak niteledi.

 

Papadopulos, Atina ziyareti öncesinde Lefkoşa’da yaptığı açıklamada, “ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bir sözcüsünün yaptığı ve ölüm tehditleri, şantaj gibi berbat suçlamaları içeren provokatif açıklamaları en sert ifadelerle kınıyorum” dedi. Tasos Papadopulos, ABD’nin açıklamalarını, “aşağılama” olarak da niteledi.

BOUCHER’IN AÇIKLAMALARI
Papadopulos bu suçlamasıyla, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher’ı hedef aldı. Boucher dün yaptığı açıklamada, Rum yönetimini, referandumdan “hayır” çıkması için halkı etkilemekle suçlamış, hatta, seçmenlerin “fiziki tehditlerle korkutulduğu” yolunda haberler alındığını, “Cyprus Broadcasting Corp.” adlı kuruluşun yayınlarında, “hayır” kampanyası yürütenlere, “evet” kampanyası yürüten
lere göre iki kat daha fazla propaganda zamanı ayrıldığını belirtmiş, öğretmenlerin, öğrencilerini, plan aleyhinde oy vermeleri için teşvik ettiklerini söylemişti.
Boucher ayrıca, 18 yaşındaki bir öğrencinin ölümle bile tehdit edilmesinin de gösterdiği gib
i, fiziki tehditlerin ve baskıların etkisinde yapılan bir referandumdan “hayır” sonucunun çıkmasının, kendilerini şaşırtmadığını kaydetmişti.

Para direkt Kıbrıslı Türklere verilemez’

 

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Avrupa Birliği’nin ekonomik yardımı direkt Kıbrıslı Türklere yapamayacağını öne sürdü.

 

Lefkoşa
NTV

   

27 Nisan 2004 — Papadopulos, Avrupalıların aksi hareket etmesi halinde, Lüksemburg’daki AB Adalet Divanı’na başvuracağını açıkladı.

 

Papadopulos, Yunanistan’da yayınlanan Elefterotipia gazetesine verdiği demeçte, Kıbrıslı Türklere AB yardımının sadece “Kıbrıs Cumhuriyeti” üzerinden verilebileceğini iddia etti. “Ben paraları Kıbrıs Türk rejimine değil, Kıbrıslı Türk yurttaşlarıma vermek istiyorum” diyen Rum lider, “Avrupalılar parayı doğrudan Kıbrıslı Türklere veremezler” ifadesini kullandı.

‘TEŞVİKLERİMİZİ ANKARA ENGELLEYEBİLİR’
Atina’nın da kendisi ile mutabık olduğunu söyleyen Papadopulos, AB’de durumun önümüzdeki günlerde normale döneceğine inandığını belirtti. Rum lider ayrıca, “Kıbrıslı Türkler için teşvik tedbirlerimizi, Ankara’nın engellemeye çalışacağını düşünerek şimdilik açıklamıyoruz” dedi.