İkili görüşmelerden anlaşma çıkmadı

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın 4’lü görüşme öncesi yaptıkları son görüşmeden de sonuç çıkmadı.

 

 

 

Lefkoşa
AA

 

 

22 Mart 2004 —  Papadopulos, görüşmelerde bir anlaşmaya varılamayarak sürecin İsviçre’ye taşındığını belirtti. Denktaş da, Papadopulos’un, Türk tarafının sunduğu önerileri topyekün reddettiğini, kendilerinin de Rum tarafının önerilerini topyekün kabul etmeyerek dengeyi sağladığını söyledi.

 

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetler 15’inci kez bir araya geldi. Yaklaşık 3 saat süren taraflar arasındaki bu son görüşmeyle Ada’da süreç tamamlanmış oldu.
       
‘SÜREÇ İSVİÇRE’YE TAŞINDI’
       Rum yönetimi lideri Papadopulos da, ikili görüşmeler sona erdikten sonra Reuters’e yaptığı açıklamada, Türk tarafıyla ikili görüşmelerde bir anlaşmaya varılamadığını, şimdi görüşme sürecinin, Türkiye ve Yunanistan’ın da katılacağı İsviçre’ye taşınacağını belirtti. Papadopulos, “’Bu aşamada, görüşmelerde, herhangi bir konuda önemli bir ilerleme sağlanmadı” dedi.
       
‘ÖNERİLER TOPYEKÜN REDDEDİLDİ’
       KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, Papadopulos’un Türk tarafının sunduğu önerilere “Topyekün itiraz ediyoruz” dediğini belirtti. GörüşmelerdeTürk tarafının Rum tarafının sunduğu sadece 9 anlaşmaya itiraz ettiğini ifade eden Denktaş, “Papadopulos’un yanıtı üzerine biz de topyekün kabul etmiyoruz diyerek bir denge kurduk” dedi. Üzerinde anlaşılamayan çok konu bulunduğunu kaydeden Denktaş, “Türkiye ve Yunanistan’ın katkılarıyla nasıl çözülür göreceğiz” diye konuştu.
       Kıbrıs’ta çözüm için uygulanan metodu eleştiren KKTC Cumhurbaşkanı, “Böyle bir metot ilk defa yapılmaktadır. Birbiriyle vuruşmuş, 40 yıldır bir araya gelmeyen halk alelacele, baskıyla bir araya getirilmeye çalışılmaktadır” yorumunu yaptı.
       Türkiye’nin, metodu kabul etmek zorunda kaldığını ifade eden Denktaş, 4’lü görüşmelerde kabul edilebilir, sağlam ve kalıcı bir çözüm elde edilmesini umduğunu söyledi.
       Görüşmelerden çekilmediğini, İsviçre’den gelecek sonuca bakarak tam olarak çekilip çekilmeyeceğine karar vereceğini ifade eden KKTC Cumhurbaşkanı, İsviçre’ye gidecek heyetin tam yetkili olduğu konusunda BM’ye yazı verdiğini de sözlerine ekledi.

 

 

Ankara zirveye hazırlanıyor

 

İsviçre’de Çarşamba günü başlayacak dörtlü konferans öncesinde Ankara’da hazırlıklara hız verildi.

 

Ankara
NTV

 

 

22 Mart 2004— Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal, ABD’nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman ve İngiltere Büyükelçiliği Maslahatgüzarı David Fitton ile görüştü.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, bakanlıktan ayrılırken deregasyonların öneminin farkında olduklarını ancak bu konunun Avrupa Birliği tarafından çözüme kavuşturulabileceğini söyledi. Büyükelçi, Kıbrıs Türk tarafının dörtlü konferansta Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından temsil edilmemesinin sorun olmayacağını belirterek “Denktaş’tan yetki alırsa Mehmet Ali Talat da temsil edebilir” dedi.
       
BÜYÜKELÇİLERE ÇAĞRI
       Bu arada AB ülkelerinin Ankara büyükelçileri de Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldılar. Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal, büyükelçilere Türkiye’nin Kıbrıs’ta varılacak bir anlaşmanın Avrupa Birliği temel hukukuna dahil edilmesi yönündeki talebini bir kez daha iletecek.
       
GÜL: TÜRKİYE’NİN KAYGILARI KUVVETLENDİ
       Öte yandan seçim gezisi için Eskişehir’de bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, adada kalıcı barışın ancak Kıbrıs’ın gerçeklerini dikkate alan, iki kesimliliği kuvvetlendiren bir modelle olacağını söyledi.
       Gül, “Türkiye’nin bu konudaki kaygıları ne yazık ki, Avrupa’da ve Kosova’daki son gelişmelerle bir kez daha kuvvetlenmiştir. Çözüm için herşeyi yapalım, deneyelim, uğraşalım ama gerçekçi olalım, hayalci olmayalım” dedi.
       

Avrupa Konseyi : Kıbrıs dünyaya örnek olabilir

 

 

Avrupa Konseyi tarafından bugün Strasbourg’da yayımlanan bir bildiride, Kıbrıs’ta taraflar arasında varılacak bir anlaşmanın Avrupa ve tüm dünyaya örnek olabileceği görüşü savunuldu.

 

22 Mart 2004 —  24 Mart’ta İsviçre’nin Bürgenstock köyünde başlayacak 4’lü Kıbrıs görüşmeleri öncesinde Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer imzasıyla yayımlanan bildiride, Kıbrıs sorununda son 30 yılda çözümün bugün her zamankinden daha yakın olduğu belirtiliyor.

 

Bildiride, “Eğer müzakereler başarısızlıkla sonuçlanırsa uluslararası kamuoyundaki hayal kırıklığı büyük olacaktır. Ancak çözüm olursa Kıbrıs, Avrupa ve dünyadaki diğer krizlerin barısçıl çözümü için bir ilham kaynağı ve umut sembolü olacaktır” deniyor.
       Schwimmer, bildirisinde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs için oluşturduğu barış planının uygulmaya konulması için Avrupa Konseyi’nin her türlü yardımı yapmaya hazır olduğunu da vurguluyor.
       
FT: AB LİDERLERİ ALARMDA
       İngiltere’de yayımlanan ekonomi ve siyaset gazetesi Financial Times da, Kıbrıs müzakerelerinde Rum tarafının giderek belirginleşen çözüm karşıtı tavrının AB liderlerinin kaygılanmasına yol açtığını ve liderleri alarma geçirdiğini yazdı.
       İsviçre’de yeni bir görüşme süreci başlarken, Rum yönetiminin kendi kamuoyunu 20 Nisan’da yapılacak referanduma hazırlamak konusunda çaba sarfetmemesinin dikkat çektiğini belirten gazete, “Rumların BM’nin bir anlaşmaya varmak üzere söyleyeceği son sözü reddetme eğilimleri, AB liderlerini daha da büyük kaygıya sürüklüyor” yorumunda bulundu.
       
ERDOĞAN’IN ÇABASINA ÖVGÜ
       Hassas bir dengeleme çabasını sürdüren Erdoğan’ın, bir yandan Kıbrıs’ın 1 Mayıs’ta başlayacak AB üyeliği sürecinden önce anlaşmaya varılması için çaba gösterirken, diğer yandan da Denktaş ve ona destek veren çevreleri “Denktaş’ın yalnız bırakılmadığı” yolunda ikna etmeye çalıştığını ifade eden gazete, “Görüşmelerde ortaya çıkan mesafelerin kapatılması için gösterilen çabaların başarısız olması, Ankara ve Atina’da kaygı yaratıyor” diye yazdı.
       Bu arada, Londra ve Washington’ın tarafları ikna etmek için yeni bir diplomatik baskı atağı başlattığını, anlaşmaya varılmaması ihtimalinin doğuracağı sonuçların da taraflara hatırlatıldığını belirten Financial Times, 1 Mayıs’a kadar anlaşmaya varılamaması halinde Kıbrıslı Rumların, AB tarafından “başarısızlığın sebebi olmakla suçlanabileceğini”, diğer yandan Türk tarafının da AB’ye girmek için Türkiye’nin üyeliğine kadar beklemek zorunda kalabileceğini öne sürdü.

 

De Soto: Süreçte zorlama yok

 

 

 

BM’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın eleştirilerine yanıt verdi. De Soto, müzarekere sürecinin zorla yürütüldüğünü söylemenin haksızlık olacağını belirtti.

 

22 Mart 2004—  Rauf Denktaş’ın görüşmede yer almamasının süreci etkilemeyeceğini belirten de Soto, Mehmet Ali Talat ve Serdar Denktaş’ın müzakerelerde tam yetkili olduğunu söyledi.

 

BM’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Denktaş’ın “İki halkın kaderi bu kadar aceleci ve baskıcı bir yolla tayin edilemez, diplomasi tarihinde bunun benzeri yaşanmamıştır” sözlerinin anımsatılması üzerine, müzakere sürecinin baskı ya da zorlama içermediğini söyledi. “Bu planın iyi anlaşılmadığı kanaatindeyim. Annan Planı uzun bir danışma sürecinin ürünüdür ve bu süreçte Kıbrıs’taki taraflara da danışılmıştır” diyen de Soto, müzakere sürecinin zorla yürütüldüğünü söylemenin haksızlık olacağını belirtti.


       BM’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi, İsviçre’de başlayacak görüşme öncesi, Ada’da yürütülen görüşmelerle ilgili değerlendirmede bulundu. Rum kesimini Tasos Papadopulos’un temsil edeceğini bildiren de Soto, Kıbrıs Türk tarafında ise Mehmet Ali Talat ile Serdar Denktaş’a tam yetki verildiğini söyledi. De Soto, BM Genel Sekreteri gelinceye kadar İsviçre’deki görüşmelere ev sahipliği yapacağını da belirtti.
       
‘DENTAŞ OLMADAN DA SÜREÇ İŞLER’
       Rauf Denktaş’ın İsviçre’ye gitmeme kararının süreci etkilemeyeceğini belirten de Soto, “Denktaş’ın gelmesini isterdim. Ama bu durumda sürecin kesintiye uğrayacağını, temsiliyet zaafı yaşanacağını sanmıyorum. Mehmet Ali Talat ve Serdar Denktaş, Türk tarafı adına müzakereleri yürütmek için tam yetkilidir” dedi.
       
‘TEKNİK AÇIDAN İLERLEME SAĞLANDI’
       Lefkoşa’daki gelişmelerde teknik açıdan önemli ilerlemelere kaydedildiğini ifade eden BM’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi, “Maalesef bu liderler görüşmesinde aynı biçimde gerçekleşmedi”diye konuştu.
       Komisyonların anlaşmalar konusundaki çalışmalarının sürdüğünü söyleyen De Soto, hazırlanan tekliflerin 4’lü görüşmelerde taraflara sunulacağını bildirdi. Lefkoşa’daki liderler görüşmesinde anlaşılamayan noktaların İsviçre’de çözülmeye çalışılacağını belirten de Soto, “Bu son oyun artık sonuçlanması gerekiyor” dedi.
       Alvaro De Soto, İsviçre’de Türkiye ve Yunanistan’ın da katılacağı görüşmelerin usülüyle ilgili bir soruya da, “Taraflar arasında doğrudan görüşmeler, ikili görüşmeler ve BM’nin mekik diplomasisinin bir kombinasyonu olacak” yanıtını verdi.

 

Mahkumiyet gömleğini giymedim

 

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, görüşme metodunu baskı sonucu kabul ettiklerini belirterek, İsviçre'den gelecek neticeye göre çekilme kararı vereceğini söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir metotla ve aceleci bir tavırla, başkaları tarafından hazırlanan bir belgenin zorla iki halka kabul ettirilmeye çalışıldığını belirterek, ''Metot haksızlıktır, usul yanlıştır. Baskılar kabul edilmez'' dedi. 

Denktaş, düzenlediği basın toplantısında, Rum yönetimi lideri Tasos Papapadopulos başkanlığındaki Rum heyetle yaptığı görüşme hakkında bilgi verdi. 

Görüşmelerden çekilmediğini, İsviçre'den gelecek sonuca bakarak tam olarak çekilip çekilmeyeceğine karar vereceğini ifade eden Denktaş, kendisinin görüşmecilikten çekilmesi halinde hükümetin dağılacağını, çünkü hükümet ortaklarının bu yönde protokolü olduğunu açıkladı. 

İsviçre'ye gidecek heyetin tam yetkili olduğu konusunda BM'ye yazı verdiğini kaydeden Denktaş, yapabileceği daha fazla bir şey olmadığını, giydirilmeye çalışılan mahkumiyet gömleğini giymeyeceğini söyledi. 

Denktaş, bugünkü görüşmelerde Rum tarafının, KKTC'nin sunduğu 227 anlaşmadan 210'una itiraz ettiğini, Türk tarafının ise Rumların 1156 anlaşmasından yedisine itirazda bulunduğunu fakat sonra denge sağlamak için hepsine itirazda bulunduklarını kaydetti.

''BU İŞLER ZORLA OLMAZ''

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs sorununa teşhis bile konmadan ortaya bir belge konulduğunu ve bunun zorla kabul ettirilmeye çalışıldığını söyledi. Denktaş, Kosova ve Filistin'de de zor kullanıldığını, ancak oraların şimdi kan gölü olduğunu belirterek, ''Bu işler zorla olmaz'' dedi. 

Türk heyetinin yarın İsviçre'ye gideceğini belirten Denktaş, ''Önlerinde uzlaşılmamış birçok şey var. Ayrı görüşler vardır. Türkiye ve Yunanistan'ın katkılarıyla bunların ne kadar halledilebileceğini hep birlikte izleyeceğiz'' dedi. 

BM Genel Sekreteri tarafından ortaya konulacak sonucu Türkiye ile birlikte değerlendireceklerini ve kararlarını ona göre vereceklerini kaydeden Denktaş, ''Arkadaşlarımız İsviçre'de iken kendilerine başarılar diliyoruz. Kıbrıs Türklerinin haklarını, geleceğini, güvenliklerini ve 1963-1974 yıllarının tekrarlanmamasını düşünerek hareket edeceklerinden emin olmalıyız, eminiz. Kendilerine başarılar diliyoruz'' diye konuştu. 

''GÖRÜŞ AYRILIĞI VAR DEMEDİM''

Cumhurbaşkanı Denktaş, ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile kendisinin olmazsa olmazlarının aynı olduğunu, bu bakımdan görüş ayrılığı gözükmediğini, bu durumda İsviçre'ye neden gitmediğini'' soran bir gazeteciye, ''Ben 'görüş ayrılığımız var' demedim'' yanıtınıverdi ve ''İsviçre'ye gitmeden önce olmazsa olmazlar konusunda yeni bir gözden geçirmenin yapıldığını veya yapılacağını'' belirtti. 

İsviçre'ye gitmemesinin nedenini açıkladığını, yarın bu konuda daha geniş bir açıklama yapacağını bildiren Denktaş, şöyle devam etti:

''Esas mesele, bugün toplantıda söyledim, böyle bir metotla, dünyanın hiçbir yerinde, iki halkın, birbiriyle vuruşmuş, 40 yıldır biraraya gelemeyen iki halkın kaderini tayin konusunda bu kadar aceleci, bu kadar gökten inme, bu kadar başkaları tarafından yapılmış bir belge iki halka empoze edilmeye kalkışılmamıştır. Metot haksızlıktır, usul yanlıştır, baskılar kabul edilmezdir.'' 

Bu metodu New York'ta kabul ettiğine dair eleştiriler olduğuna değinen Denktaş, ''bütün dünyanın karşılarına gelip 'bundan başka bir şey yoktur, bundan başka bir şey olmaz' baskısı altında'' olduklarını belirtti. Denktaş, ''1,5 sene reddettik, 1,5 sene sonra Türkiye 'görüşülebilir' düşüncesine getirildiği için veyahut geldiği için, sabahın saat üçüne kadar da BM binasında hapsedilmek neticesinde bir ara formül düşünerek, 'peki buyurun deneyin' dedik'' ifadesini kullandı. 

''KOSOVA VE FİLİSTİN KAN KUSMAKTA''

Böyle bir metodun ilk defa yapıldığına işaret eden Denktaş, ''Belki 'Kosova'da da yaptık' diyeceklerdir, Kosova bugün kan kusmaktadır. Belki 'Filistin'de de yaptıydık' diyeceklerdir. Filistin de, İsrail de maalesef kan kusmaktadır. Dolayısıyla bu işler zorla olmaz'' diye konuştu. 

Kıbrıs meselesinin ne olduğuna teşhis konmadan ortaya bir formül atıldığını kaydeden Denktaş, bu formülün zorla kabul ettirilmeye çalışıldığını söyledi. Denktaş, şöyle konuştu: 

''Eğer biz, istediğimiz kırmızı çizgi dediğimiz çizgileri koruyamazsak, gereken değişiklikleri yapamazsak, tabiatıyla halkımıza neticeyi hep beraber söyleyeceğiz. Şimdiden karamsar tablo çizmeyelim.Gidiliyor. Ümit edelim ki Türkiye ile Yunanistan hakikaten insaflı davranacaklar, birbirlerine karşı ve bize karşı, Kıbrıs'a karşı ve kabul edilebilir, sağlam, kalıcı bir netice meydana getirecekler.'' 

Görüşmelerden tam olarak çekilip çekilmeyeceğine İsviçre'den gelecek sonuca bakarak karar vereceğini belirten Denktaş, ''Çünkü çekildiğim takdirde hükümetin de düşmesi lazım. Protokolleri öyledir. Onun için halkıma o sancıyı da çektirmek istemiyorum. Soğukkanlılıkla bekleyelim. Arkadaşlarımızın başarmasını dileyerek kendilerine yardımcı olalım'' dedi. 

Denktaş, bir soru üzerine, İsviçre'ye gidecek heyetin tam yetkili olduğunu yazılı olarak BM'ye sunduğunu bildirdi.     

''BENİM YAPABİLECEĞİM DAHA FAZLA BİR ŞEY KALMAMIŞTIR''

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin, Kıbrıs konusunda uygulanan baskıcı metodu kabul etmek zorunda kaldığını belirterek, ''baskıcı metodu kabul ermenin, mahkumiyet gömleğini giymek anlamına gelmediğini'' söyledi. 

Cumhurbaşkanı Denktaş, bir gazetecinin, ''baskıcı metot diye tarif ettiğiniz metodu Türkiye kabulediyor'' sözlerine karşılık, ''Türkiye metodu kabul etmek zorunda kaldı, en sonunda. Bizimle beraber uzun süre 'kabul edilemeyeceğini' söyledi. En sonunda kabul etmek zorunda kaldığı için biz de kabul ettik'' dedi. 

''Kabul ettiğimize göre şikayet etmememiz lazım'' denebileceğini kaydeden Denktaş, ''Ama ben, baskıyla kabul edilen bir metodun bizi hak yoluna ve şerefle bir neticeye götürmesindeki zorlukları size söylemek mecburiyetindeyim. Metodu kabul ettim, mahkum olduk demek değildir'' diye konuştu.

Türkiye'ye de sözler verildiğini, derogasyonların (ayrıcalıkların) kabul edileceği yönünde güvence verildiğini, ancak bu hafta bunların kabule edilemeyeceğinin söylendiğini anlatan Denktaş, ''Kabul edilen metodun içerisinde, kabul etmemizi de gerektiren vaatler ve sözler vardır ki, bugün henüz verilememiştir. Ümit ederiz ki İsviçre'de bunlar verilir ve böylelikle metodu kabul etmekten doğan bir yangının içerisine atılmayız'' diye konuştu. 

''TÜRKİYE'YE VERDİĞİM SÖZ''

Denktaş, ''son aşamada da masada olması gerektiği'' yönündeki bir soruya karşılık, şimdiye kadar adının ''uzlaşmaz'' olarak dünyaya yayıldığına işaret ederek, Kıbrıs'ta son altı haftada, uzlaşılabilecekbir zemin olup olmadığını denediğini söyledi ve şöyle konuştu: 

''Benim Türkiye'ye vermiş olduğum söz, New York'a gitmek, New York'ta ipleri kopartmamak, her ne pahasına olursa olsun masadan kalkmamak. Dolayısıyla işte kalkmadığımız için de bu prosedüre razı olarak geldik, Lefkoşa'ya naklettim. Ben bundan öteye giderim diye bir söz vermedim. Lefkoşa'da ben denedim, ben kendi değerlendirmelerimi yaptım ve arkadaşlarıma, hükümete diyorum ki, bundan ötesine siz bakınız, Türkiye ile birlikte nereye götürürsünüz.'' 

Yapabileceği fazla bir şey kalmadığını ve alınacak neticeyi değerlendirme yetkisini elinde tuttuğunun dile getiren Denktaş, şöyle devam etti: 

''Benim yapabileceğim daha fazla bir şey kalmamıştır. Ancak alınacak neticeyi değerlendirme yetkimi elimde tutuyorum. Eğer ben de gitmiş olsaydım bu yetkiyi elimde tutamazdım. New York'a beni nasıl mahkum ettiniz, gidip geldim diye 'kabul ettiniz' diyebiliyorsunuz. Eğer ben İsviçre'ye de gitmiş olsaydım, gidip geldikten sonra beni yine mahkum edebilirdiniz. Ben o mahkumiyet gömleğini giymedim. Diyorum ki, neticeye bakacağım, neticeyi burada gördüğüm kadar olumsuzdeğerlendirmeye devam edersem, tabiatıyla halkıma onu söylemek hak ve yetkim olacak.'' 

Uzlaşmak için elinden geleni yaptığını ifade eden Denktaş, ''Çekilmekte uzlaşmaya bir kontribüsyondur (katkıdır) diye düşünüyorum'' dedi. 

RUM TARAFI KKTC'NİN YAPTIĞI ANLAŞMALARI KABUL ETMEDİ

Cumhurbaşkanı Denktaş, bugün yapılan görüşmede, BM'nin yasalarla ilgili teknik komitelerin çalışması hakkında bilgi verdiğini belirterek, KKTC'nin yaptığı tüm anlaşmaları Rumların reddettiğini söyledi. 

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, ''sizin anlaşmanız geleceğin devletini bağlayamaz'' yaklaşımı içinde tüm anlaşmaları reddettiğini ifade eden Denktaş, Rum tarafının bu tutumuna karşılık, kendilerinin de, Rumların yaptığı anlaşmaları kabul etmeyerek bir denge sağladıklarını kaydetti. 

Merkez Bankası ve bankacılıkla ilgili belge verildiğini, BM'nin, anlaşmanın ekonomik ve mali uygulamasının gereksinimleri hakkında bilgi verdiğini anlatan Denktaş, Merkez Bankası ile ilgili verilen belgede, Türk tarafının eşit egemenliğinin reddedildiğini belirtti. 

Hava ve deniz alanlarındaki hakları kullanma yönündeki görüşlerini Rumların reddettiğini ifade eden Denktaş, Rumların, bu alanların merkezi devlete bağlanmasını istediğini ve Türkiye'den gelenlerin ''yasadışı'' olarak adada kaldığını iddia ettiğini söyledi. 

Papadopulos'un, 1960 Anayasasına göre merkezi devlette çalışacakların tayin edildiğini ve bunların 1960 Anayasası'na göre görevlerine devam etmesini istediğini aktaran Denktaş, Türk tarafında 1960 Anayasası'na göre tayin edilmiş hemen hemen hiç memur kalmadığını ifade etti. 

 

HURRIYET 22/03/2004

 

Gül: Kıbrıs, Kosova gibi olmasın

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs'da iki kesimliliğin gerçekleşmesini istediklerini belirterek, Türkiye'nin bu konudaki kaygılarının Kosova'daki son gelişmelerle bir kez daha kuvvetlendiğini söyledi.

Gül, partisinin Eskişehir Seçim Koordinasyon Merkezi'ni ziyaretinde yaptığı konuşmada, AKP'nin iktidara geldiği 15 aydan bu yana ülkede istikrarı sağladığını belirterek, ekonomideki iyileşmelerin vatandaşa yansımaya başladığını kaydetti.    

İflas eden bir fabrikanın 15 ayda kendini toparlamasının çok zor olduğu bir ortamda Türkiye'yi adeta ayağa kaldırdıklarını söyleyen  Gül, ülkeyi karanlıktan aydınlığa kavuşturduklarını kaydetti.    

KIBRIS GÖRÜŞMELERİ

Bir gazetecinin, Kıbrıs görüşmeleri sürecinin nasıl devam edeceğine ilişkin sorusuna karşılık Gül, New York'ta görüşmelerin başarıyla tamamlandığını ve Ada'ya gelindiğini kaydetti. Gül, şöyle konuştu:    

''Ada'da Türk ve Rum tarafı görüşmelere devam etti. Bugüne kadar da bu güreşmeler sürdü. Karşılıklı anlayış çerçevesinde devam eden görüşmelerde esas konularda bir mutabakat çıkmadı. Şimdi İsviçre'ye taşınacak görüşmeler. Burada 24 Mart'ta başlayacak görüşmelere önce dışişleri bakanları katılacak. Rum ve Türk tarafı olacak. Daha sonra başbakanlar katılacak. Başbakanlar toplantıların açılışını yapacak. 25 ve 26 Mart'ta AB zirvesine katılacağız. Toplantılara ayın 29'unda başbakanlar katılacaklar ve Genel Sekreter Annan da gelecek. Orada bir mutabakata varmak için gayret gösterilecek. Mutabakat olmazsa BM Genel Sekreteri plana son şeklini verecek.''        

''TÜRKİYE'NİN KAYGILARI KUVVETLENDİ''
        
Gül, Kıbrıs konusunda önem verdikleri konular bulunduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:    

''Bunlar bizim için en önemli konulardır. Bu konular gerçekleşmezse Ada'da kalıcı bir barıştan bahsetmek zor. Ada'da kalıcı bir barış Ada'nın gerçeklerini dikkate alan, iki kesimliliği kuvvetlendiren ve iki kesimliliği gerçek anlamda iki kesimlilik hale getiren bir modelle ancak olur.

Bu konudaki Türkiye'nin kaygıları ne yazık ki Avrupa'da ve Kosova'daki son gelişmelerle bir kez daha kuvvetlenmiştir. Avrupa'nın ortasında, NATO'nun, AB'nin ve bütün ülkelerin dikkatine rağmen kanlı olaylar yaşanmıştır. Öldürmeler, yakmalar, yıkmalar başlamıştır. Orada her iki toplum arasında kalıcı bir sevgi ve beraber yaşama arzusu oluşmadığı için bu olaylar ortaya çıkmıştır.    

BOZULMAYACAK BARIŞ

Türkiye, Ada'da bozulmayacak bir barışın sağlanmasını istiyor. Bu barış bir daha bozulmayacak bir barış olsun. Çözüm için her şeyi yapalım, deneyelim, uğraşalım ama gerçekçi olalım, hayalci olmayalım. O açıdan bizim ileri sürdüğümüz tedbirler var. Bu tedbirleri BM Genel Sekreteri Annan dikkate alacaktır. Umarım BM Genel Sekreteri'nden önce bunu biz çözeriz ve Genel Sekreter'e iş kalmaz.''    

Gül, Denktaş'ın İsviçre'deki görüşmelere katılması konusunda bir gelişme yaşanıp yaşanmadığı yönündeki soruya karşılık da ''Sayın Denktaş ile beraber başladık, beraber sürdürmemiz çok iyi olur. Denktaş, şu anda gelmeyi arzu etmiyor, tabii ki o kendi bileceği bir iş. Denktaş, kendisi gelmiyor ama Başbakan'a, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı'na tam yetki veriyor'' dedi.

HURRIYET 22/03/2004

 

İkili görüşmeler bitti, sıra dörtlüde

 

KKTC lideri Denktaş ile Rum lider Papadopulos arasındaki 15. buluşmadan da sonuç çıkmadı. Gözler şimdi İsviçre'de yapılacak 4'lü görüşmelerde.

Yaklaşık 3 saat süren taraflar arasındaki bu son görüşmeyle adada süreç tamamlanmış oldu. Görüşmede, daha önce ele alınamayan konular üzerinde duruldu. 

BM, Türk tarafından, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının listesini istedi. Rum tarafı, Türkiye kökenlilerin referandumda oy kullanmasına karşı çıkıyor. 

Görüşmede, Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs Türk tarafını İsviçre'de temsil edeceği yönünde sözlü taahhütte bulundu. Denktaş'ın daha sonra da yazılı taahhüt vereceği öğrenildi.

BM'nin kurucu devlet anayasa taslaklarını istemesiyle ilgili olarak, KKTC'nin bugün vermesi beklenen mevcut anayasasını BM'ye daha sonra göndereceği belirtildi.

Görüşmeye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş katılmadı. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın TSİ 14.00 basın toplantısı düzenlemesi bekleniyor.

PAPADOPULOS: İLERLEME SAĞLANAMADI

Öte yandan, Rum yönetimi lideri Papadopulos da, ikili görüşmeler sona erdikten sonra Reuters'e yaptığı açıklamada, Türk tarafıyla ikili görüşmelerde bir anlaşmaya varılamadığını, şimdi görüşme sürecinin, Türkiye ve Yunanistan'ın da katılacağı İsviçre'ye taşınacağını belirtti.

Papadopulos, '''Bu aşamada, görüşmelerde, herhangi bir konuda önemli bir ilerleme sağlanmadı'' dedi.

HURRIYET 22/03/2004

 

De Soto: Kıbrıs'ta herkes mutabık

Ankara'da temaslarda bulunan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi De Soto, süreç konusunda umutlu olduğunu söyledi.

BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Kıbrıs'ta yürütülen müzakere sürecine ilişkin görüşmelerde bulunmak üzere dün Ankara'ya gelerek Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal ile görüştü. De Soto, Kıbrıs'ta herkesin üzerinde mutabık olduğu bir süreç ve üst düzeyde girilen taahhütler olduğunu belirtti.

Görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan De Soto, İsviçre'de yapılacak müzakerelerden umutlu olup olmadığı sorusuna, ''Eğer uzlaşma ve siyasi irade ruhu olursa, çözümün sağlanacağına dair umutlu olmak için neden olur'' cevabını verdi.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'ye gitmeme kararı hakkında yorum yapmayan De Soto, İsviçre'de yapılacak müzakerelerin, Bosna-Hersek için Dayton'da yapılan görüşmelerle karşılaştırılması üzerine, ‘‘Aradaki en önemli fark, burada kimsenin savaşmaması’’ dedi.  

HURRIYET 22/03/2004

Denktaş: Metot haksızlıktır, usul yanlıştır

 KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir metotla ve aceleci bir tavırla, başkaları tarafından hazırlanan bir belgenin zorla iki halka kabul ettirilmeye çalışıldığını belirterek, ''Metot haksızlıktır, usul yanlıştır. Baskılar kabul edilmez'' dedi.
      Denktaş, düzenlediği basın toplantısında, Rum yönetimi lideri Tasos Papapadopulos başkanlığındaki Rum heyetle yaptığı görüşme hakkında bilgi verdi.
      Görüşmelerden çekilmediğini, İsviçre'den gelecek sonuca bakarak tam olarak çekilip çekilmeyeceğine karar vereceğini ifade eden Denktaş, kendisinin görüşmecilikten çekilmesi halinde hükümetin dağılacağını, çünkü hükümet ortaklarının bu yönde protokolü olduğunu açıkladı.
      İsviçre'ye gidecek heyetin tam yetkili olduğu konusunda BM'ye yazı verdiğini kaydeden Denktaş, yapabileceği daha fazla bir şey olmadığını, giydirilmeye çalışılan mahkumiyet gömleğini giymeyeceğini söyledi.
     
     ''BU İŞLER ZORLA OLMAZ''

      KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs sorununa teşhis bile konmadan ortaya bir belge konulduğunu ve bunun zorla kabul ettirilmeye çalışıldığını söyledi. Denktaş, Kosova ve Filistin'de de zor kullanıldığını, ancak oraların şimdi kan gölü olduğunu belirterek, ''Bu işler zorla olmaz'' dedi.
      Düzenlediği basın toplantısında Türk heyetinin yarın İsviçre'ye gideceğini belirten Denktaş, ''Önlerinde uzlaşılmamış birçok şey var. Ayrı görüşler vardır. Türkiye ve Yunanistan'ın katkılarıyla bunların ne kadar halledilebileceğini hep birlikte izleyeceğiz'' dedi.
      BM Genel Sekreteri tarafından ortaya konulacak sonucu Türkiye ile birlikte değerlendireceklerini ve kararlarını ona göre vereceklerini kaydeden Denktaş, ''Arkadaşlarımız İsviçre'de iken kendilerine başarılar diliyoruz. Kıbrıs Türklerinin haklarını, geleceğini, güvenliklerini ve 1963-1974 yıllarının tekrarlanmamasını düşünerek hareket edeceklerinden emin olmalıyız, eminiz. Kendilerine başarılar diliyoruz'' diye konuştu.
     
     ''GÖRÜŞ AYRILIĞI VAR DEMEDİM''

      Cumhurbaşkanı Denktaş, ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile kendisinin olmazsa olmazlarının aynı olduğunu, bu bakımdan görüş ayrılığı gözükmediğini, bu durumda İsviçre'ye neden gitmediğini'' soran bir gazeteciye, ''Ben 'görüş ayrılığımız var' demedim'' yanıtını verdi ve ''İsviçre'ye gitmeden önce olmazsa olmazlar konusunda yeni bir gözden geçirmenin yapıldığını veya yapılacağını'' belirtti.
      İsviçre'ye gitmemesinin nedenini açıkladığını, yarın bu konuda daha geniş bir açıklama yapacağını bildiren Denktaş, şöyle devam etti:
      ''Esas mesele, bugün toplantıda söyledim, böyle bir metotla, dünyanın hiçbir yerinde, iki halkın, birbiriyle vuruşmuş, 40 yıldır biraraya gelemeyen iki halkın kaderini tayin konusunda bu kadar aceleci, bu kadar gökten inme, bu kadar başkaları tarafından yapılmış bir belge iki halka empoze edilmeye kalkışılmamıştır. Metot haksızlıktır, usul yanlıştır, baskılar kabul edilmezdir.'' Bu metodu New York'ta kabul ettiğine dair eleştiriler olduğuna değinen Denktaş, ''bütün dünyanın karşılarına gelip 'bundan başka bir şey yoktur, bundan başka bir şey olmaz' baskısı altında'' olduklarını belirtti. Denktaş, ''1,5 sene reddettik, 1,5 sene sonra Türkiye 'görüşülebilir' düşüncesine getirildiği için veyahut geldiği için, sabahın saat üçüne kadar da BM binasında hapsedilmek neticesinde bir ara formül düşünerek, 'peki buyurun deneyin' dedik'' ifadesini kullandı.
     
     ''KOSOVA VE FİLİSTİN KAN KUSMAKTA''

      Böyle bir metodun ilk defa yapıldığına işaret eden Denktaş, ''Belki 'Kosova'da da yaptık' diyeceklerdir, Kosova bugün kan kusmaktadır. Belki 'Filistin'de de yaptıydık' diyeceklerdir. Filistin de, İsrail de maalesef kan kusmaktadır. Dolayısıyla bu işler zorla olmaz'' diye konuştu.
      Kıbrıs meselesinin ne olduğuna teşhis konmadan ortaya bir formül atıldığını kaydeden Denktaş, bu formülün zorla kabul ettirilmeye çalışıldığını söyledi. Denktaş, şöyle konuştu:
      ''Eğer biz, istediğimiz kırmızı çizgi dediğimiz çizgileri koruyamazsak, gereken değişiklikleri yapamazsak, tabiatıyla halkımıza neticeyi hep beraber söyleyeceğiz. Şimdiden karamsar tablo çizmeyelim. Gidiliyor. Ümit edelim ki Türkiye ile Yunanistan hakikaten insaflı davranacaklar, birbirlerine karşı ve bize karşı, Kıbrıs'a karşı ve kabul edilebilir, sağlam, kalıcı bir netice meydana getirecekler.'' Görüşmelerden tam olarak çekilip çekilmeyeceğine İsviçre'den gelecek sonuca bakarak karar vereceğini belirten Denktaş, ''Çünkü çekildiğim takdirde hükümetin de düşmesi lazım. Protokolleri öyledir. Onun için halkıma o sancıyı da çektirmek istemiyorum. Soğukkanlılıkla bekleyelim. Arkadaşlarımızın başarmasını dileyerek kendilerine yardımcı olalım'' dedi.
      Denktaş, bir soru üzerine, İsviçre'ye gidecek heyetin tam yetkili olduğunu yazılı olarak BM'ye sunduğunu bildirdi.
     
     Denktaş ve Papadopulos biraraya geldi...

      KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetleri, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde 15. kez biraya geldiler.
      İsviçre'de yapılacak dörtlü konferans öncesinde son kez adada biraraya gelen taraflar, müzakerelerde ele alınan konuları gözden geçirecekler.
      Görüşmeye giderken açıklama yapmayan Cumhurbaşkanı Denktaş, saat 14.00'de basın toplantısı düzenleyecek.
      Görüşmede, ortak devlette çalışacakların nasıl belirleneceği ve ortak devletin binalarının nerede olacağı, mal-mülk, anayasa, harita, marş ve bayrak, kurucu devletlerin mal ve mülkünü kullanma hakkı ve Türkiye'den adaya yerleşenlerin durumu gibi konular üzerinde durulacak. Ayrıca, yüksek mahkemeye BM tarafından 36 aylık süre için atanan üç yabancı hakimle ilgili taraflar görüşlerini BM'ye aktaracak.
      Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, görüşmede, KKTC'nin mevcut anayasasını BM'ye vermesi de bekleniyor.
      Rum tarafının İsviçre'ye şartlı gitme kararı alması üzerine Cumhurbaşkanı Denktaş, konuyla ilgili açıklamasında, İsviçre'de 24 Mart'ta başlayacak dörtlü görüşmelerde KKTC'yi, hükümetin tam yetkili olarak temsil edeceğini bizzat Papadopulos'a kendisinin söyleyeceğini belirtmişti.
MILLIYET 22/03/2004

 

Financial Times: AB, Rum tarafı için alarma geçti


      İngiltere'de yayımlanan günlük ekonomi ve siyaset gazetesi Financial Times, Kıbrıs müzakerelerinde Rum tarafının giderek belirginleşen çözüm karşıtı tavrının AB liderlerinin kaygılanmasına yol açtığını ve liderleri alarma geçirdiğini yazdı.
      İsviçre'de yeni bir görüşme süreci başlarken, Rum yönetiminin kendi kamuoyunu 20 Nisan'da yapılacak referanduma hazırlamak konusunda hiçbir çaba sarfetmemesinin dikkat çektiğini belirten gazete, ''Rumların BM'nin bir anlaşmaya varmak üzere söyleyeceği son sözü reddetme eğilimleri, AB liderlerini daha da büyük kaygıya sürüklüyor'' yorumunda bulundu.
      Avrupalı bir diplomatın, bu durumu değerlendirirken, ''Eğer gerçekten de gelişmeler bu yönde olursa Akdeniz'in bu bölgesini daha istikrarlı ve güvenli hale getirme hayalleri suya düşecek'' yorumuna dikkat çeken gazete, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ise bir denge yaratmak adına büyük bir çaba içinde olduğunu bildirdi.
      Hassas bir dengeleme çabasını sürdüren Erdoğan'ın, bir yandan Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta başlayacak AB üyeliği sürecinden önce anlaşmaya varılması için çaba gösterirken, diğer yandan da KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve ona destek veren çevreleri ''Denktaş'ın yalnız bırakılmadığı'' yolunda ikna etmeye çalıştığını ifade eden gazete, ''Görüşmelerde ortaya çıkan mesafelerin kapatılması için gösterilen çabaların başarısız olması, Ankara ve Atina'da kaygı yaratıyor'' diye yazdı.
      Bu arada, Londra ve Washington'ın tarafları ikna etmek için yeni bir diplomatik baskı atağı başlattığını, anlaşmaya varılmaması ihtimalinin doğuracağı sonuçların da taraflara hatırlatıldığını belirten Financial Times, 1 Mayıs'a kadar anlaşmaya varılamaması halinde Kıbrıslı Rumların, AB tarafından ''başarısızlığın sebebi olmakla suçlanabileceğini'', diğer yandan Türk tarafının da AB'ye girmek için Türkiye'nin üyeliğine kadar beklemek zorunda kalabileceğini öne sürdü.
      Gazete, ''Bu arada, Başbakan Erdoğan, hiçbir AB üyesi ülkenin görüşmelerdeki başarısızlık nedeniyle Türkiye'yi suçlayacak bir gerekçe bulamaması için büyük çaba harcıyor'' ifadesini kullandı.
      The Independent gazetesi de KKTC'de bulunan Apostolos Andreas Manastırı ile Rum kesiminde bulunan Hala Sultan Türbesi'nin durumlarını ele alan bir makaleye yer verdi.
      Bu tarihi yapıların, adadaki Ortodokslar ve Müslümanlar için büyük önem taşıdığını, ancak ikisinin de bakıma muhtaç durumda olduğunu belirten gazete, BM'nin bu iki yapıyla ilgili bir restorasyon projesini üç yıl önce hazırlattığını hatırlattı.
      Buna rağmen Türk tarafındaki manastırın denize doğru kaydığını ve çökme tehlikesi taşıdığını ifade eden Independent gazetesi, Hala Sultan Türbesi'nin restorasyonunda da önemli gecikmeler olduğunu kaydetti.
      Independent, ''Adadaki barış çabalarının bir sembolü olarak başlayan bu iki tarihi binayı kurtarma çabası, sonuçta adadaki güçlükleri hatırlatan bir gerçeğe dönüştü'' yorumunda bulundu.

MILLIYET 22/03/2004

İsviçre'ye giderken


       
    Kıbrıs konusunda dörtlü görüşmeler İsviçre'de yarın başlayacak. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, son anda bir değişiklik olmazsa, bu görüşmelere katılmıyor.
    Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş eşlik edecekler. 28 Mart'ta da Başbakan Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Karamanlis, devreye gidecekler.
    İsviçre'ye giderken Türk tarafındaki tablo nedir?
    KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, İsviçre'ye gitmeyişi, dörtlü görüşmelerden Türk tarafı açısından olumlu bir sonuç beklemediğini gösteriyor. Kıbrıs'taki müzakerelerde ilerleme kaydedilemeyişi ve Rum tarafının katı tutumu Denktaş'ta bu kanıyı oluşturdu.
    Denktaş, İsviçre'de, Türk tarafının olmazsa olmazları plana yansımazsa, KKTC'de referandum için "hayır" kampanyası yapacağını açıkladı. Denktaş'ın planı desteklemesi, olmazsa olmazların İsviçre'de kabul ettirilmesine bağlı.
    Böyle bir sonuç alınırsa Denktaş, "evet" diyecek ve halka da aynı yönde çağrı yapacak.
    KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ise, başından beri Annan planının bu haliyle bile kabul edilmesinin reddedilmesinden daha yararlı olduğunu savunuyor. Bu görüşleriyle tutarlı olarak İsviçre'de Türk tarafının istekleri plana geçmese dahi referandumda "evet" denilmesini savunacaktır. Talat'ın bugüne kadarki tutumundan böyle davranacağı tahmin edilebilir.
    KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın durumu ise farklı. Serdar Denktaş, İsviçre öncesinde, Türkiye ile KKTC'nin olmazsa olmazlar konusunda bir tutum birliği içinde olmaları gerektiğini savundu. Bu Serdar Denktaş'ın da İsviçre'de olmazsa olmazların plana geçirilmesini zorunlu gördüğü anlamına geliyor. Eğer bu gerçekleşmezse Serdar Denktaş'ın, Başbakan Talat gibi Annan planının bu haline de "evet" demesi ve referandum kampanyasına o yönde katılması zordur.
    Ayrıca, Serdar Denktaş'ın, Talat'la zıt bir tutuma girmesi, KKTC'de bir hükümet sorunu da yaratabilir.
    Ankara'nın tutumuna gelince...
    Önceki gece Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök ve Dışişleri Bakanı Gül'ün yaptığı üçlü zirve sonrasında, "olmazsa olmazlar konusunda ısrarcı" olunacağı sonucu vurgulandı. Dışişleri Bakanı Gül, toplantı sonrasında İsviçre'de bu çizginin izlenip savunulacağı yönünde açıklamalar yaptı. Denktaş'ın yaklaşımına yakın görünen bu tutum İsviçre'de sonuç verir ve olmazsa olmazlar yönünde Annan planı değiştirilirse zaten sorun yok. O zaman Denktaş'ın da desteğini alarak referanduma gitmek ve "evet" sonucuna ulaşmak kolay olacaktır.
    Ancak aksi olursa, değişmemiş Annan planını, - Başbakan Talat dışında - savunmak ve "evet" oyu istemek, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül açısından da kolay olmayacaktır.
    Umut edelim ki, İsviçre sürecinde, Kıbrıs sürecinde gerçekleşmeyen değişiklik gerçekleşsin ve Türk tarafının olmazsa olmazları plana girsin.
    Rum tarafı ve AB bu gerçeği görüp dayatmadan vazgeçsin...
   FIKRET BILA MILLIYET 22/03/04

 

Ankara'nın 'olmazsa olmazları' AB elçilerine iletildi

22/03/2004 RADIKAL

Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal ile AB üyesi ülkelerin Ankara'daki diplomatik misyon temsilcilerini bir araya getiren toplantıda, dörtlü görüşmeler öncesinde
Ankara'nın Kıbrıs konusunda 'olmazsa olmazları' büyükelçilere iletildi.
Dışişleri Bakanlığı'nda yaklaşık 45 dakika süren görüşmeden sonra basın mensuplarının
sorularını yanıtlayan AB dönem başkanı İrlanda'nın Ankara Büyükelçisi Sean Whelan, görüşmelerin son derece yararlı olduğunu, bugün Türkiye'nin konuya bakış açısını tam olarak anlama olanağını bulduklarını kaydetti.
Kıbrıs konusunda siyasi ve yasal konuları birbirine karıştırmamak gerektiğinin altını çizen Büyükelçi Whelan, AB'nin konunun bir an önce çözülmesi yönünde verdiği desteğin süreceğini, ancak henüz müzakere aşamasında olan, hangi derogasyonları (ayrıcalıkları) içereceği netlik kazanmayan bir anlaşmaya ilişkin hukuki konularda yorum yapmak için erken olduğunu söyledi. Whelan, AB
Komisyonu ve Türk hukukçuların çalışmalarının sürdüğünü de belirtti. Whelan, Kıbrıs konusunda olası bir anlaşma metninin Topluluk birincil hukuku olarak kabul edilmesi için ulusal parlamentolar tarafından onaylanması gerekip gerekmeyeceğine ilişkin soru üzerine de 25 ülke göz önünde bulundurulursa bu sürecin yaklaşık 1.5-2 yıl süreceğini kaydetti.

Ankara AB'yi uyardı

İsviçre konferansına hazırlanan Ankara, Brüksel'e mesaj verdi: Varılacak anlaşma AB temel hukuku olmalı. Gül, 'Bunun tartışılacak yanı yok' dedi

22/03/2004 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - İsviçre'de salı günü Kıbrıs sorununun çözümü için başlayacak dörtlü konferans öncesinde son hazırlıklar yapılırken, Ankara, AB'ye 'Kıbrıs'ta varılacak anlaşma birliğin temel hukuku olmalı, bunun bizim açımızdan tartışılacak yanı yok' uyarısını yaptı.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Dış-işleri Bakanı Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, önceki akşam bir toplantı yaparak 23 Mart'ta İsviçre'nin Bürgenstock kasabasında başlayacak dörtlü konferans için izlenecek stratejiyi ele aldı. Türkiye'nin 'olmazsa olmazlarının' yeniden sıralandığı toplantıda, AB'ye Kıbrıs konusunda yoğun baskı yapılmasının kararlaştırıldığı öğrenildi. Toplantının ardından bir açıklama yapan Dışişleri Bakanı Gül de devletin zirvesinin Kıbrıs'la ilgili hassasiyet ve önceliklerinin teyit edildiğini söylerken, AB'ye Kıbrıs'ta varılacak bir anlaşmanın birliğin temel hukukunun parçası olmasının Türkiye için tartışılmayacak bir öncelik olduğunu vurguladı.
Gül şu ifadeleri kullandı:

'Kesin kararlıyız'
"Bu konu bu kadar kesin bir konu. Bunu AB ile görüşmelerimizde herkese söylüyoruz. Bu bizim için tartışılmayacak bir konu çünkü eğer bu konuda bir tereddüt söz konusu olursa uzun çabalar sonunda ulaşabileceğimiz bir neticenin anlamı olmayacak. Çünkü ileride değiştirilebilir demektir. Bu konuda çok kesin kararlıyız."
Dışişleri Bakanı Türkiye'nin hassasiyetleri olarak da iki kesimliliğin kuvvetlendirilmesi, garanti ve güvenlik sisteminin devam etmesi ile adadaki yerleşiklerin hayatına huzur içinde devam etmesi olarak saydı. Hükümetin İsviçre beklentisini "Umuyoruz ki her iki taraf da iyi niyet gösterir ve bu iş BM Genel Sekreteri Annan'a kalmaz" sözleriyle açıklayan Gül, Türkiye'nin 'olmazsa olmazlarını' Genelkurmay'ın da bir kez daha teyit ettiğini vurguladı. Dışişleri Bakanı, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs Türk heyetinin başkanlığını yapmasını Rum tarafının kabul edip etmeyeceğinin sorulması üzerine "Edecek, çünkü Rauf Denktaş kendilerine tam yetki veriyor" yanıtını verdi.

Powell'a telefon
Gül, KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın İsviçre'ye gitmemesi olasılığı için ise, "Kararı kendisi verir yanıtını verdi. İsviçre'de AB'den daha net mesajlar almayı uman Ankara AB'yi harekete geçirmek için müzakere sürecine bir kez daha ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı da müdahil etme kararı aldı. Bugün ya da yarın Powell ile bir telefon görüşmesi yapması beklenen Gül'ün Powell'a, "Dörtlü görüşmelerde de desteğinizi yüksek sesle duymak istiyorum" mesajı göndermesi bekleniyor

De Soto'ya hassasiyetler iletildi

22/03/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Lefkoşa'da Türk ve Rum tarafları arasındaki görüşmeleri yürüten BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto dün Ankara'ya gelerek son durumu ele aldı. Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal, Müsteşar Yardımcısı Baki İlkin, Siyasi İşler Müdürü Ertuğrul Apakan ve Büyükelçi Deniz Bölükbaşı'nın da katıldığı ve altı saate yakın süren görüşmede Kıbrıs'ta olası anlaşmanın sonradan değiştirilmesi ihtimalinin ortadan kaldırılması gereği üzerinde görüş birliğine varıldı. Ziyal, AB'nin bu konudaki desteğini 25-26 Mart'taki Brüksel zirvesinde gösterebileceğini söyledi. "AB ile temasımız kesintisiz sürüyor" diyen De Soto ise Türkiye'nin hassasiyetini anlayışla karşıladıklarını kaydetti.

'Siyasi irade olursa umut olur'
Görüşmenin ardından Kıbrıs'ta herkesin üzerinde mutabık olduğu bir süreç ve tüm tarafların üst düzeyde taahhütleri olduğunu hatırlatan BM yetkilisi, "Umarız bunları yerine getirirler. Uzlaşma ve siyasi irade ruhu olursa çözüme dair umutlu olmak için neden olur" dedi. De Soto, İsviçre konferansının Bosna-Hersek için Dayton'da yapılan görüşmelerle karşılaştırılması üzerine, "En önemli fark, burada kimsenin savaşmadığı" diye sonuştu. İsviçre'de BM'nin dördüncü plan sunup sunmayacağı sorusuna, "Tahmin yapmak istemiyorum yanıtını veren De Soto, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'ye gitmeme kararı için de yorum yapmadı.

'Zorlayacak değiliz'

Ankara, Genelkurmay'ın da desteğiyle Denktaş'a İsviçre'ye gelmesi için son kez çağrı yapma kararı aldı. Erdoğan da, 'Zorla götürecek halimiz yok' dedi

22/03/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı İsviçre'deki dörtlü konferansa katılma konusunda ikna edemeyen AKP hükümeti, Genelkurmay Başkanlığı'nın da isteği doğrultusunda Denktaş'a bir kez daha 'İsviçre'ye gelin' çağrısı yapma kararı aldı. Ancak Başbakan Tayyip Erdoğan, Ankara'nın tavrını,
"Zorla götürecek değiliz" diyerek ortaya koydu.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile önceki gece son durumu değerlendirdi. 23 Ocak tarihli MGK bildirisine atıf yapılan toplantıda Denktaş'ın sonuna kadar müzakere sürecinde yer alması gerektiği görüşü benimsendi. Ancak Gül'ün hükümetin Denktaş'ı ikna için her çabayı gösterdiğini anlatmasının ardından hükümet kanadı, Özkök'ün de önerisiyle KKTC liderine son kez 'görüşmelere katıl' çağrısı yapmayı kararlaştırdı.

'Çekilme izah edilemez'
Başbakan Erdoğan toplantı sonrası NTV'de katıldığı bir programda yola Denktaş'la devam etmek istediklerini ancak kendisini zorlayamayacaklarını söyledi. "Sürece sayın Denktaş'la başladık, onunla bitirmek istiyoruz" diyen Erdoğan, 'Uçağa atlayıp Kıbrıs'a gitseniz, dörtlü görüşmelere sayın Denktaş'ı da alıp öyle geçseniz' sorusunu ise, "Zorla götürecek halimiz yok. Kendisiyle konuşacağız, bu işi beraberce bitirme gayreti içinde olacağız" diye yanıtladı. Türkiye ile KKTC arasında 'olmazsa olmazlara' dair görüş ayrılığı olamayacağını, bunlardan taviz verilmeyeceğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: "Sayın Denktaş, Rum tarafının iyi niyetli olmadığı düşüncesinde. Fakat bunu görüşmelerden çekilmek suretiyle izah etmek mümkün değil. Final diyebileceğimiz aşamaya geldiğimizde, iyi niyeti göremiyorsak o zaman dörtlü görüşmelerde anavatan ve yavru vatan birlikte kararımızı veririz."
Erdoğan, 28 Mart'taki yerel seçim yüzünden yoğun kampanya çalışmalarına rağmen KKTC lideriyle bir araya gelerek görüşme olanağı arayacağını, bu mümkün olmazsa konuyu telefonla görüşeceklerini de söyledi.

Denktaş: Metot haksız, usul yanlış

22/03/2004 RADIKAL

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir metotla ve aceleci bir tavırla, başkaları tarafından hazırlanan bir belgenin zorla iki halka kabul ettirilmeye çalışıldığını belirterek, "Metot haksızlıktır, usul yanlıştır. Baskılar kabul edilmez" dedi.
Rum yönetimi lideri Tasos Papapadopulos başkanlığındaki Rum heyetle yaptığı görüşme hakkında bilgi veren Denktaş, görüşmelerden çekilmediğini, İsviçre'den gelecek sonuca bakarak tam olarak çekilip çekilmeyeceğine karar vereceğini söyledi. Denktaş, kendisinin görüşmecilikten çekilmesi halinde hükümetin dağılacağını, çünkü hükümet ortaklarının bu yönde protokolü olduğunu açıkladı.
İsviçre'ye gidecek heyetin tam yetkili olduğu konusunda BM'ye yazı verdiğini kaydeden Denktaş, yapabileceği daha fazla bir şey olmadığını, giydirilmeye çalışılan mahkumiyet gömleğini giymeyeceğini söyledi.

Yapılamayacağı yapmamak

Gündüz Aktan

22/03/2004 RADIKAL

Sn. Denktaş'ın İsviçre'ye gitmeyeceğini açıklaması basının belli kesimlerinde büyük tepkiye yol açtı. Ankara'ya haber vermeden bu kararı almasını diplomatik nezaketsizlik diye suçlayanlar, hatta anavatan sevgisini sorgulayanlar var. Sn. Denktaş'ın vazgeçilmez olmadığını, müzakerecilikten derhal alınması ve yerine Sn. Talat'ın geçirilmesi gerektiğini bir süredir söyleyenler sanki kendileri değil. Acaba Sn. Denktaş olmadan çözümün ne mümkün ne de meşru olabileceğini idrak etmeye mi başladılar? Yoksa biraz gecikerek KKTC'de hükümetin dağılabileceğini mi keşfettiler?
Bu vesileyle tutumlarının Sn. Denktaş'ı Rumlar ve BM karşısında zayıf düşürdüğünü ve Türk tarafının çıkarlarına zarar verdiğini de umarım idrak ederler.
Bırakın liberal cahilleri, bazı kıdemli dış politika kalemlerinin bile, Sn. Denktaş'ın ne yapmak istediğini, nasıl olup da böylesine yanlış değerlendirebildiklerini anlamak imkânsız. Oysa kendilerini müzakerecinin yerine koymaları yeterli.
Sn. Denktaş müzakerelerde üç 'olmazsa olmazımız'a ilişkin hiçbir ilerleme kaydedemediğini söylüyor. Bu konuda Ankara'nın kendisini yeterince desteklenmediğinin farkında. Nasıl sansürlendiğini gördü. Çeşitli vesilelerle hamasetçi, slogancı, marjinalci diye suçlandı. Dışişleri sözcüsünün bir-iki çıkışı bir yana, çabalarına yüksek siyasi düzeyden kimse açık bir destek vermedi, Papadopulos'un uzlaşmaz tutumunu gereğince eleştirmedi.
Sn. Gül sorunun zaten çözümlendiğini bir gazeteciye ifade etti. İsviçre'de ilerleme olmazsa Kofi Annan'ın boşlukları dolduracağını, sanki harika bir çıkış yoluymuş gibi vurguladı. 'Olmazsa olmazlarımız' ihmal edilmiş bile olsa, nihai metnin referanduma sunulmasının demokratik olacağını ima etti.
Bu durumda Sn. Denktaş İsviçre'ye giderse, Sn. Erdoğan ve Sn. Gül'ün aşırı uzlaşmacı tutumları dolayısıyla, ciddi bir ilerleme sağlanmasının mümkün olmayacağını biliyor ve bu büyük vebali paylaşmak istemiyor.
Sn. Denktaş'ın İsviçre'deki müzakerelere katılması hâlâ mümkün olabilir. Bunun için, 'olmazsa olmazlarımız' konusunda ilerleme olmaması ve AB'nin çözüm anlaşmasını birincil hukuk yapmaması halinde, hükümetin 9 Nisan tarihinde nihai metnin referanduma sunulmasını kabul etmeyeceğini kamuoyuna açıklaması yeterli olacak. Sanırım Sn. Denktaş bunu sağlamak için hükümetle müzakere ediyor. Dolayısıyla Sn. Denktaş'ın talebi hükümetin İsviçre'de elini zayıflatmak şöyle dursun, bugüne kadarki tutumunu değiştirip müzakerelere gerçekten girmesini amaçlıyor.
Hükümet bir milli davanın çözümünde yapılmaması gereken birçok şeyi yaptı. Fakat hiç yapamayacağı bir şey var: Doğru dürüst müzakere etmediği bir çözümün sorumluluğunu Sn. Denktaş'a yüklemek. Hem de bunu Sn. Denktaş'ın rahat müzakere etmesine imkân vermeden yapmak.
Geçen cumartesi akşamı yapılan 'zirve' toplantısı, denizin bittiğini ortaya koymuş olmalı.
İsviçre'de gerçek anlamda müzakereler için zaman çok az. 25-26 Mart tarihlerinde dışişleri bakanları zaten yoklar. O zaman 24 Mart'ta da müzakere yapılamaz. 27 Mart dışişleri bakanlarının adadaki taraflarla birlikte olacağı tek gün. Başbakanların müzakereye katılması içinse 28-31 Mart arasında üç gün kalıyor.
Bu durumda Annan'a boşlukları doldurması için verilecek zamanın da müzakerelere ayrılmasını istemek doğru olacak. Annan'a bu yetkinin verilmesi hükümetin Sn. Denktaş'a baskısı sonucu oldu. Hiçbir ciddi ülke bir milli davanın çözümünü bir başkasının iradesine terk edemez. Hükümet
çözüm kadar çözüm sonrası dönemi de düşünmek zorunda.
Demokrasilerde meşruiyet anayasadan gelir. AKP'nin seçimlerde oylarının artması bu meşruiyetin sadece bir kaynağıdır. Milli davalara ilişkin tutum da meşruiyet denkleminin ayrılmaz parçasıdır.
Not: Yeni Şafak'ta Fehmi Koru okumadığı, ismini bile hatırlamadığı rahmetli Özal adına benim kaleme aldığım kitabın gayrimilli olduğunu yazmaya devam ediyor. Demek ki o zamanlar kendisi kitaptan daha milliydi, şimdi gayrimilli oldu. Ne de olsa değişmekle övünen onlar. Ya da kitabın teması olan kültür konusunda milli, Kıbrıs ve AB gibi milli konulardaysa gayrimilli. Şimdi bu notu kendisine cevap sayıp bir değil iki makale yazabilir.

De Soto: Taahhütler var

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Kıbrıs’ta herkesin üzerinde mutabık olduğu bir süreç ve üst düzeyde girilen taahhütler olduğunu belirtti.

De soto, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın İsviçre’ye gitmeme kararı konusunda yorum yapmaktan kaçındı.
Kıbrıs’ta başlatılan müzakere sürecine ilişkin görüşmelerde bulunmak üzere Ankara’ya giden BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal ile görüştü. Görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan De Soto, Kıbrıs müzakereleri sürecinde tüm tarafların Annan planına göre yerine getirmeleri gereken bazı taahhütler olduğunu belirterek, “Umarız, bunları yerine getirirler” dedi.
İsviçre’de yapılacak müzakerelerden umutlu olup olmadığı sorusuna,”herkesin üzerinde mutabık olduğu bir süreç ve üst düzeyde girilen taahhütler olduğunu” kaydeden De Soto, “Eğer uzlaşma ve siyasi irade ruhu olursa çözümün sağlanacağına dair umutlu olmak için neden olur” dedi.
       
“DAYTON GÖRÜŞMELERİNDEN FARKLI”
Ziyal ile “yararlı” bir görüşme yaptığını ifade eden De Soto, İsviçre’de yapılacak müzakerelerin Bosna-Hersek için Dayton’da yapılan görüşmelerle karşılaştırılması üzerine, “Aradaki en önemli fark, burada kimsenin savaşmadığı” dedi.
       
DENKTAŞ’LA İLGİLİ YORUM YAPMADI
De soto, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın İsviçre’ye gitmeme kararını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de, “Yorum yok” dedi. De Soto, derogasyonlar konusunda da ayrıntıya girmedi. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi, Atina’ya gitmeyi planlamadığını, “zaten İsviçre’de biraraya geleceklerini” söyledi.
Dışişleri Bakanlığı’nda 6 saat süren görüşmeye Müsteşar Yardımcısı Baki İlkin, İkili Siyasi İşler Müdürü Ertuğrul Apakan ve Büyükelçi Deniz Bölükbaşı ile diğer bürokratlar katıldı.

YENIDUZEN 22/03/2004

‘Her şart altında çözüm demiyoruz’

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs görüşmeleri için İscviçre’ye gitmeden önce yaptığı konuşmada Türkiye’nin kalıcı barıştan yana olduğunu belirterek “Her ne pahasına olursa olsun çözüm anlayışında değiliz” dedi.

Ankara
NTV

 

 

 

 

23 Mart 2004—  Gül, varılacak anlaşmanın AB hukukuna uygun olmasının şart olduğunu belirterek, 25-26 Mart’taki AB zirvesinde de anlaşmanın kalıcı olması icin temaslarda bulunacaklarını söyledi.

 

Gül, görüşmelerin Kıbrıs Türk halkına kabul edebilecekleri bir planla referanduma gitmeleri imkanı verileceğini umduğunu belirterek “Türk tarafı elinden geleni yapacak. Karşı taraf da aynı anlayışta olacaksa çözüme varılır. Ama her ne pahasına olursa olsun çözüm olsun anlayışında değiliz” dedi.
       Gül, bir soru üzerine Denktaş’ın İsviçre’deki görüşmelere gelmek istemediğini söyledi.
       Anlaşmanın AB hukuna uygun olmasının şart olduğunu belirterek “Türkiye’nin kaygılarını defalarca anlattık. 25-26 Mart’taki AB zirvesinde de anlaşmanın kalıcı olması icin temaslarda bulunacağız” dedi.

‘Türkiye’nin desteği arkamızda’

Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Türkiye ve Yunanistan’ın da katılımıyla yapılacak dörtlü zirve yarın başlıyor.

NTV

 

 

23 Mart 2004—  KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, İsviçre’ye giderken “olmazsa olmazlar” konusunda Türkiye’nin KKTC’nin önceliklerini öne aldığını söyledi. İsviçre’deki dörtlü görüşmelere katılacak Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tassos Papadopulos, “Süreçler ve baskılar uğruna Kıbrıs Helenizminin haklarını, güvenliğini ve kaderini feda edecek değilim” dedi.

KKTC heyeti Başbakan Talat, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun ve KKTC Washington temsilcisi Osman Ertuğ’dan oluşuyor. Sabah satlerinde İstanbul’a gelen heyet, buradan da İsviçre’nin Zürih kentine hareket etti. KKTC heyetinin bugün Rum heyetiyle temasa geçmesi bekleniyor.
       Başbakan Talat ile Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Geçitkale Havaalanı’nda yaptıkları açıklamada, halka duyarlı olmaları yönünde çağrıda bulundu. Talat ve Denktaş, Annan Planı’nın daha görüşme aşamasında olduğunu, “evet” ya da “hayır” kampanyaları yönünde halkın kamplara bölünmemesi gerektiğini söylediler.
       
‘CEP TELEFONLARI KAPALI OLACAK’
       Serdar Denktaş uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlarken, “Olmazsa olmazlarımız belliydi. Fakat Türkiye ile öncelik sıralamalarımız farklıydı” dedi. Hafta sonu Ada’daki Türk yetkililerle görüştüklerini kaydeden Serdar Denktaş, “Bizim önceliklerimiz öne alındı” dedi. Öte yandan dörtlü zirveye Türkiye adına katılacak olan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül başkanlığındaki Türk heyetinin de Burgenstock’a ulaştığı bildirildi.
       
‘TÜRK TARAFI UZLAŞMAZ DAVRANDI’
       İsviçre’deki dörtlü görüşmelere katılacak Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tassos Papadopulos, “Süreçler ve baskılar uğruna Kıbrıs Helenizminin haklarını, güvenliğini ve kaderini feda edecek değilim” dedi. Papadopulos, İsviçre’ye hareketinden önce yaptığı açıklamada, Lefkoşa’daki müzakerelerin Türk tarafının uzlaşmaz tutumu nedeniyle sonuçsuz kaldığını savundu. Kıbrıs Rum Yönetimi lideri 1 Mayıs’a kadar çözüm istediğini ancak zaman açısından baskı var diye de Kıbrıslı Rumların haklarından taviz vermeyeceğini söyledi.
       Brüksel’de yapılan AB Genel İşler Konseyi toplantısına katılan Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis ve Yardımcısı Yannis Valinakis’in de bu akşam geç saatlerde veya yarın İsviçre’ye gelmeleri bekleniyor.
       Toplantının yarın sabah saatlerinde ilk olarak dışişleri bakanları düzeyinde başlayacak. Bakanların 25 Mart’ta başlayacak AB zirvesine gitmesi nedeniyle daha sonra müsteşar düzeyinde devam edecek.
       
KIBRIS AB ZİRVESİ GÜNDEMİNDE
       Yunan gazeteleri, Kıbrıs müzakerelerinin Atina’nın girişimiyle, Brüksel’de 25-26 Mart tarihlerinde yapılacak AB zirvesinin gündemine de alındığını yazdı. Gazeteler, Kıbrıs konusunun, 25 Mart Perşembe günü dışişleri bakanları tarafından akşam yemeğinde ele alınacağını, ayrıca zirvenin sonuç bildirisinde Kıbrıs’la ilgili özel bir paragrafa yer verileceğini öne sürdüler.
       Yunan basını, “Atina’nın Kıbrıs müzakerelerini AB zirvesinin gündemine getirmesinin Türkiye’nin AB müktesebatının dışında bir çözüm arayışına girmesini engelleme amacını taşıdığı” yorumunu yaptı.
       
BAŞBAKANLAR GÖRÜŞMESİ 29 MART’TA
       AB zirvesinin ardından da İsviçre’ye dönecek olan Gül ve Molivyatis’in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’in Burgenstock’a geleceği 29 Mart’a kadar müzakereleri sürdürmeleri bekleniyor.
       Toplantının başbakanlar düzeyine taşınmasının ardından da büyük bir olasılıkla BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın da İsviçre’ye gelerek görüşmelere katılacağı belirtiliyor.
       
GÖRÜŞME ÖNCESİ NOTLAR
*Görüşmelere Türkiye’den 22, KKTC’den 7 kişilik heyetler katılacak.
*Görüşmelerde BM’yi, Genel Sekreterin özel temsilcisi Alvaro De Soto temsil edecek.
*Dörtlü görüşmeler, basına kapalı yapılacak.
*Heyet üyeleri dışında, hiç kimse görüşmelerin yapıldığı yere alınmayacak.

‘Dördüncü Annan Planı hazır’

 

Birleşmiş Milletler’in, 4’üncü Annan Planı’nı hazırladığı ve İsviçre’deki dörtlü görüşmede taraflara sunacağı bildirildi.

 

Lefkoşa
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

 

 

23 Mart 2004— Rum Politis gazetesinin haberine göre, plan ortak devletin işlevselliği, toprak, güvenlik ve ekonomik konularda Rum tarafının beklentilerini karşılıyor. Türk tarafının ise, daha az Rumun kuzeye dönmesini öngören iki kesimlilik talebi planda yer alıyor. Ayrıca Türk tarafının derogasyonlar konusundaki talebinin de kısmen tatmin edildiği ifade ediliyor. Öte yandan, diplomatik kaynaklar 4’lü görüşmelerde anlaşma sağlanmasının zor olacağını belirtiyor.

Politis gazetesinin, Avrupalı bir diplomatik kaynağa dayanarak verdiği haberde, Annan Planı’nın 4’üncü versiyonunun tamamlandığı belirtildi. Habere göre, 4’üncü Annan Planı’na, Türk ve Rum tarafının masaya koyduğu belgelerden uygulanabilir görülenler dahil edildi.
       
RUM TARAFININ TALEPLERİ
       Politis gazetesi, Rum tarafının 4. Annan planına dahil edilen isteklerini şöyle sıralıyor;
       İşlevsellik- Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ortak devlet kurumlarının işlevselliğinin iyileştirilmesi talebinde kazanıyor.
*BM, kuruluş anlaşmasının imzalanmasından itibaren 40 gün içinde federal parlamentoların oluşturulması için seçim yapılmasını kabul ediyor.
*Sayıları 6’dan fazla olması beklenen Başkanlık Konseyi üyeleri süratle seçiliyor ve Kıbrıs Türk kurucu devlet liderinin eşbaşkanlık süresi 4 aydan 2 aya iniyor.
*Asliye Mahkemesi kurulması talebi kabul ediliyor.
       Toprak- Türkiye’nin iki bölgeliliğin güçlendirilmesi talebine karşılık önemli oranda toprak iade etilmesi öngörülüyor.
       Güvenlik- Uluslararası unsurlar, Yunanistan ve Türkiye’nin güçlü bir iradeye sahip olduğunu ve güvenlik konusunda bir anlaşmaya varacağına inanıyor. Adada kalacak asker sayısı, arabulucular tarafından ‘ikincil’ bir konu olarak görülüyor.
       Ekonomik yönü- BM, Papadopulos’un endişelerini dikkate alıyor ve çözümün maliyetiyle ilgili daha iyi bir inceleme sunuyor.
       
TÜRK TARAFININ TALEPLERİ
       İki Bölgeliliğin Güçlendirilmesi- Ankara’nın çok az sayıda Rumun olacağı Kıbrıs Türk devleti ve sınırlarının düzleştirilmesi talebini elde ettiği görülüyor. Federal temsiliyette özellikle de ortak devletin senatosunda özlü ‘siyasi eşitlik’ talebi de kabul görüyor. Türkiye bunun karşılığında önemli oranda toprak tavizi teminatında bulunuyor.
       AB Müktesebatından İstisnalar- Türk tarafı, anlaşmanın AB standartlarına uymayan maddelerinin, Avrupa mahkemelerinde iptal edilmemesi için, AB temel yasası olarak kabul edilmesini istiyor. AB, Kıbrıs Rumlarının kuzeye yerleşmesi ve mülk satın alması hakkında geçici istisnaları müktesebata dahil edecek.
       Politis gazetesi, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın iki ulus ve iki din konusundaki önerilerinin ve Papadopulos’un, “iade edilecek toprakların BM denetimine verilmesi talebinin uygun görülmediğini” yazdı.
       
’İSVİÇRE’DE ÇÖZÜM ZOR’
       Öte yandan, diplomatik kaynaklar, taraflar arasındaki derin görüş ayrılıklarının yarın başlayacak 4’lü görüşmelerde bir haftalık süreçte aşılmasının zor olacağını belirtiyor. Anlaşmaya varılması halindeyse, mülkiyet konusunda çok ciddi problemler ile karşılaşılacağı tahmin ediliyor.
       
MAL-MÜLK KONUSU ENDİŞE YARATIYOR
       BM kaynakları, dünkü görüşmede, Denktaş’ın mülkiyet konusunda sorunlar çıkabileceğini anlatan bir konuşma yaptığını bildirdi. Denktaş’ın “Anlaşmanın mülkiyetle ilgili bölümleri etrafa bırakılmış saatli bombaları oluşturacak” dediği öğrenildi.

Bu sunuşun ardından toplantıya verilen kısa arada, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un da Denktaş’ın yanına giderek “Aynı endişeleri biz de paylaşıyoruz. Bu kadar aceleyle sağlıklı bir sonuca varılamaz. Bu yüzden görüşmelerin 1 Mayıs’tan sonra da devam etmesi gerekiyor” dediği belirtildi.

4. Annan Planı hazır

 

Rum Politis gazetesi, 4. Annan Planı'nın İsviçre'deki dörtlü görüşmelerde taraflara sunulacağını iddia etti.

Rum Politis gazetesinin, ''Avrupalı bir diplomatik kaynağa'' dayanarak, ''İşte Lüzern Paketi'' başlığıyla verdiği habere göre, 4. Annan planı ortak devletin fonksiyonelliği, toprak, güvenlik ve ekonomik konularda Kıbrıs Rum tarafını tatmin ediyor. 

Gazeteye göre, Türk tarafı ise mümkün olduğunca daha az Rumun geri döneceği Kıbrıs Türk devleti modelinin yer aldığı ''iki bölgelilik'' talebinde kazançlı çıkacak. Avrupa Birliği de (AB) aynı zamanda, Annan planının içerdiği istisnalar (AB müktesabatına uymayan düzenlemeler) konusunda Ankara'yı kısmen tatmin edecek. 

Haberde, De Soto ve ekibinin, Türk ve Rum taraflarının müzakere masasına koyduğu belgelerden uygulanabilir gördüğünü planın nihai metnine dahil ettiği belirldi. 

RUM TARAFININ İSTEKLERİ

Politis gazetesine göre, Rum tarafının 4. Annan planına dahil edilen istekleri şunlar: 

- Fonksiyonellik; 
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ortak devlet kurumlarının fonksiyonelliğinin iyileştirilmesi talebinde kazanıyor. BM, kuruluş anlaşmasının imzalanmasından itibaren 40 gün içinde federal parlamentoların oluşturulması için seçim yapılmasını kabul ediyor.  Sayıları 6'dan fazla olması beklenen Başkanlık Konseyi üyeleri süratle seçiliyor ve Kıbrıs Türk kurucu devlet liderinin eşbaşkanlık süresi 4 aydan 2 aya iniyor.

- Asliye Mahkemesi kurulması talebi kabul ediliyor. 

- Toprak; 
Arabulucuların bu konudaki tavrı net. Türkiye iki bölgeliliğin güçlendirilmesini istiyorsa önemli oranda toprak parçası iade edecek. Hiç kimse kesin toprak oranını belirtmiyor. Ancak son şeklinin Kıbrıs Rum tarafının müzakere kabiliyetine bağlı olacağı vurgulanıyor. 

- Güvenlik; 
Uluslararası unsurlar, Yunanistan ve Türkiye'nin güçlü bir iradeyesahip olduğunu ve güvenlik konusunda bir anlaşmaya varacağına inanıyor. Adada kalacak asker sayısı, arabulucular tarafından 'ikincil' bir konu olarak görülüyor. 

- Ekonomik yönü; 
BM, Papadopulos'un endişelerini dikkate alıyor ve çözümün maliyetiyle ilgili daha iyi bir inceleme sunuyor.'' 

''TÜRK TARAFININ TATMİN EDİLDİĞİ KONULAR''

Gazete, 4. Annan planında Kıbrıs Türk tarafının şu isteklerinin yer alacağını belirtiyor: 

- İki Bölgeliliğin Güçlendirilmesi; 
Ankara'nın çok az sayıda Rumun olacağı Kıbrıs Türk devleti ve sınırlarının düzleştirilmesi talebini elde ettiği görülüyor. Federal temsiliyette özellikle de ortak devletin senatosunda özlü 'siyasi eşitlik' talebi de kabul görüyor. Türkiye bunun karşılığında önemli oranda toprak tavizi teminatında bulunuyor. 

- AB Müktesebatından İstisnalar (Derogasyon): 
(Türk tarafı, anlaşmanın AB standartlarına uymayan maddelerinin, Avrupa mahkemelerinde iptal edilmemesi için, AB temel yasası olarak kabul edilmesini istiyor.)  AB, Kıbrıs Rumlarının kuzeye yerleşmesi ve mülk satın alması hakkında geçici istisnaları (bitiş tarihi belli) müktesebata dahil edecek. AB, çözümden sonra istisnalar hakkında Kıbrıs Rumlarının AİHM'e başvurma ihtimaliyle ilgili Türkiye'nin endişelerini de anlıyor. Bu konuda AB nihai kararı vermedi. 

Arabulucular ise anlaşmanın imzalanmasından sonra Türk tarafının endişelerini büyük ölçüde rahatlatan 'teknik düzenlemelerden' söz ediyor. Uluslararası unsurlar 'iki bölgeliliğin' güçlendirildiği oranda AİHM'e başvuruları da cezbettiği yönünde Ankara'ya uyarılarda bulunuyor. Kıbrıs'ın AB üyelik sözleşmesinin yeniden müzakere edilmesinin ise 'anlamsız ve olmayacak bir fikir' olduğunu  bildiriyor.'' 

Politis gazetesi, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ''iki ulus'' ve ''iki din'' konusundaki önerilerinin ve Papadopulos'un, ''iade edilecek toprakların BM denetimine verilmesi talebinin uygun görülmediğini''  yazdı.

Gazete, Yunanistan ve Türkiye başbakanlarının 4'lü görüşmeye katılmasıyla özlü bir al-ver sürecinin başlamasını ihtimal dışı bırakmadıklarını belirttiği arabulucuların, ''Nihai belgenin gayet dengeli olduğu'' görüşlerine yer verdi. 

Gazete, ''Belge, müzakereler sonunda her iki tarafa karlı çıkma, İngilizlerin deyimiyle 'win-win situation' hissi veriyor'' ifadesini kullandı

HURRIYET 23/03/2004

Gül, barış umuduyla İsviçre'ye gitti

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta kalıcı barış için çalışacaklarını tekrarladı.

Gül, yarın İsviçre'de başlayacak görüşmeler için Ankara'dan bu ülkeye hareket etti.

Gül, Esanboğa Havalimanı'ndan yaptığı açıklamada, New York süreci gereğince Kıbrıs'ta önce tarafların kendi aralarında görüşme yaptığını, ancak bir sonuca ulaşamadıklarını dile getirdi.

Gül, şimdi yapılacak dörtlü görüşmede, anavatanlar Türkiye ve Yunanistan'ın devreye girerek kalıcı barış ve birleşik bir Kıbrıs için çaba harcayacaklarını bildirdi.

Türkiye'nin "olmazsa olmazlarını" defalarca anlattıklarını belirten Gül, uluslararası çevreler ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kosova'da yaşanan olayları da dikkate alarak bunlara gereken önemi vereceklerini umduğunu söyledi.

Son ana kadar masada kalacaklarını belirten Gül, "her ne pahasına olursa olsun çözüm" anlayışına da karşı olduklarını vurguladı.

''BRÜKSEL'DEKİ AB ZİRVESİ FIRSAT''
    
Bakan Gül, Kıbrıs'ta varılacak anlaşmanın AB birincil hukuku haline getirilmesi konusundaki sorular üzerine, Brüksel'de 25-26 Mart'ta yapılacak AB zirvesinin, bu sorunun çözümü yolunda bir fırsat olduğunu söyledi. 
   
Tüm çabaların, adada kalıcı anlaşmaya ulaşmak için verildiğinin altını çizen Gül, bir anlaşmaya varılması halinde bunu korumanın ve değiştirmemenin herkesin görevi olduğunu belirterek, ''Vardığımız bir anlaşma ileride değişecekse o zaman niye uğraşalım ki, bu konularda yeteri kadar açıklamalar yaptık, mesajlarımızı verdik'' dedi. 
   
Gül, Türk tarafının ''olmazsa olmazları'' konusunda da fikirlerinin değişmediğini, şimdiye kadar söylediklerinin, Türkiye içinde de, Kıbrıslılarla birlikte de teyit edilen, kalıcı barış için gerekli görülen hususlar olduğunu kaydetti. 
    
''DENKTAŞ İSVİÇRE'YE GİTMEK İSTEMİYOR''
    
Bakan Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın dörtlü görüşmelere ilerleyen günlerde katılmasının söz konusu olup olmadığına ilişkin birsoru üzerine, ''Bildiğim kadarıyla Sayın Denktaş İsviçre'deki görüşmelere gelmek istemiyor'' dedi. 
   
Bir başka soru üzerine, kendisinin ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bugün Denktaş ile telefon görüşmesi yapmadığını belirten Gül, Başbakan'ın bugün görüşme ihtimaline dair bir soruyu, ''Belki bugün görüşebilirler'' diye yanıtladı. 

GÜL, ARINÇ'A BİLGİ VERDİ

Dışişleri Bakanı Gül, hareketinden önce İsviçre'de başlayacak Kıbrıs görüşmeleri öncesi Meclis'i bilgilendirmek amacıyla TBMM Başkanı Bülent Arınç'ı ziyaret etti. 
   
TBMM Başkanı Arınç, Bakan Gül'ün görüşmelere katılmak için İsviçre'nin Buergenstock Kasabasına hareketinden önce kendisini bilgilendirmesinden dolayı teşekkür etti.

TALAT VE DENKTAŞ İSVİÇRE'DE

Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığındaki KKTC ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığındaki Rum heyetlerinin İsviçre'nin Burgenstock kasabasına geldikleri bildirildi. 

Talat'ın yanısıra Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun ve KKTC Washington Temsilcisi Osman Ertuğ'dan oluşan KKTC heyetinin, bugün Rum heyetiyle temasa geçmesinin beklenmediği kaydedildi. 

KIBRIS, AB ZİRVESİNİN GÜNDEMİNDE

Yunan gazeteleri, Kıbrıs müzakerelerinin Atina'nın girişimiyle, Brüksel'de 25-26 Mart tarihlerinde yapılacak AB zirvesinin gündemine alındığını yazdı. 

Gazeteler, Kıbrıs konusunun, 25 Mart Perşembe günü dışişleri bakanları tarafından akşam yemeğinde ele alınacağını, ayrıca zirvenin sonuç bildirisinde Kıbrıs'la ilgili özel bir paragrafa yer verileceğini öne sürdüler. 

Yunan basını, ''Atina'nın Kıbrıs müzakerelerini AB zirvesinin gündemine getirmesinin Türkiye'nin AB müktesebatının dışında bir çözümarayışına girmesini engelleme amacını taşıdığı'' yorumunu yaptı.

 

HURRIYET 23/03/2004

Erdoğan: Ada’da istediğimiz sonuç çıkmadı

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs’ta yapılan görüşmelerde istedikleri sonucun çıkmadığını söyledi.

Erdoğan, TGRT'de katıldığı bir programda Kıbrıs'a ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

 

Erdoğan,  KKTC'nin görüşmelerde iyi niyetli olduğunu ve bu iyi niyetin karşılığını Güney Kıbrıs'tan da görmek istediklerini belirtti. Erdoğan, "Eğer Güney Kıbrıs bu İyi niyeti göstermeyecek olursa zorlanırız, hele hele birincil hukuk konusu çözülmedikten, haledilmedikten sonra burada netice almak mümkün değil" dedi.

 

NEW YORK, İSTASYONLARDAN BİRİ

 

Erdoğan, New York görüşmelerinin ardından Ada'daki süreci "istasyonların bir tanesi" olarak gördüklerini anlattı. Erdoğan Kıbrıs görüşmelerinde olumlu sonucun çıkmasını devamlı umutla beklediklerine değinerek, "Ama maalesef istediğimiz bir netice orda çıkmadı" dedi.

 

Kıbrıs görüşmelerinin istenilen sonucu vermemesinin, "ikinci etaba bir ışık" olduğunu dile getiren Erdoğan, "Şimdi ikinci etabın da iki ayrı aktöryel bölümü var. Dışişleri Bakanımızın aynı şekilde Yunanistan Dışişleri Bakanı ve teknik kadrolarıyla dörtlü ve BM'nin de katılımıyla çbeşli devam edecek olan çalışmalar" olduğunu söyledi.

 

HURRIYET 23/03/04

Papadopulos Türk tarafını suçladı

 

Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos, İsviçre'de yapılacak dörtlü Kıbrıs müzakerelerine gidişinden önce, ikili görüşmelerde uzlaşma sağlanamamasının nedeninin, "Türk tarafının duruşu" olduğunu öne sürdü.

Papadopulos, İsviçre'nin Burgenstock kasabasında yapılacak dörtlü Kıbrıs müzakerelerine katılmak için Ada'dan ayrılırken, Türk tarafını suçladı.

Papadopulos, görüşmelerin ilk aşamasında gelişme kaydetmek için pek çok çaba
gösterildiğini ancak, Kıbrıs Türk tarafının duruşu nedeniyle bunun mümkün olmadığını öne sürdü.

İsviçre'ye iyi niyet ve siyasi iradeyle gittiğini belirten Papadopulos, Ada'da kalıcı ve işlevsel çözüme ulaşmak için de tüm çabayı göstereceğini söyledi.

 

HURRIYET 23/03/04

İşte yeni plan... Kıbrıs'ta "4. Annan Planı" hazır

Birleşmiş Milletler'in (BM), 4. Annan planını hazırladığı ve İsviçre'de dörtlü görüşmelerin başlamasıyla taraflara sunacağı bildirildi.
      Rum Politis gazetesinin, ''Avrupalı bir diplomatik kaynağa'' dayanarak, ''İşte Lüzern Paketi'' başlığıyla verdiği habere göre, 4. Annan planı ortak devletin fonksiyonelliği, toprak, güvenlik ve ekonomik konularda Kıbrıs Rum tarafını tatmin ediyor.
      Gazeteye göre, Türk tarafı ise mümkün olduğunca daha az Rumun geri döneceği Kıbrıs Türk devleti modelinin yer aldığı ''iki bölgelilik'' talebinde kazançlı çıkacak. Avrupa Birliği de (AB) aynı zamanda, Annan planının içerdiği istisnalar (AB müktesabatına uymayan düzenlemeler) konusunda Ankara'yı kısmen tatmin edecek.
      Haberde, De Soto ve ekibinin, Türk ve Rum taraflarının müzakere masasına koyduğu belgelerden uygulanabilir gördüğünü planın nihai metnine dahil ettiği belirtildi.
      Politis gazetesine göre, Rum tarafının 4. Annan planına dahil edilen istekleri şunlar:
      ''-Fonksiyonellik; Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ortak devlet kurumlarının fonksiyonelliğinin iyileştirilmesi talebinde kazanıyor. BM, kuruluş anlaşmasının imzalanmasından itibaren 40 gün içinde federal parlamentoların oluşturulması için seçim yapılmasını kabul ediyor. Sayıları 6'dan fazla olması beklenen Başkanlık Konseyi üyeleri süratle seçiliyor ve Kıbrıs Türk kurucu devlet liderinin eşbaşkanlık süresi 4 aydan 2 aya iniyor.
      -Asliye Mahkemesi kurulması talebi kabul ediliyor.
      -Toprak; Arabulucuların bu konudaki tavrı net. Türkiye iki bölgeliliğin güçlendirilmesini istiyorsa önemli oranda toprak parçası iade edecek. Hiç kimse kesin toprak oranını belirtmiyor. Ancak son şeklinin Kıbrıs Rum tarafının müzakere kabiliyetine bağlı olacağı vurgulanıyor.
      -Güvenlik; Uluslararası unsurlar, Yunanistan ve Türkiye'nin güçlü bir iradeye sahip olduğunu ve güvenlik konusunda bir anlaşmaya varacağına inanıyor. Adada kalacak asker sayısı, arabulucular tarafından 'ikincil' bir konu olarak görülüyor.
      -Ekonomik yönü; BM, Papadopulos'un endişelerini dikkate alıyor ve çözümün maliyetiyle ilgili daha iyi bir inceleme sunuyor.''
     
     TÜRK TARAFININ TATMİN EDİLDİĞİ KONULAR
      Gazete, 4. Annan planında Kıbrıs Türk tarafının şu isteklerinin yer alacağını belirtiyor:
      ''-İki Bölgeliliğin Güçlendirilmesi; Ankara'nın çok az sayıda Rumun olacağı Kıbrıs Türk devleti ve sınırlarının düzleştirilmesi talebini elde ettiği görülüyor. Federal temsiliyette özellikle de ortak devletin senatosunda özlü 'siyasi eşitlik' talebi de kabul görüyor. Türkiye bunun karşılığında önemli oranda toprak tavizi teminatında bulunuyor.
      -AB Müktesebatından İstisnalar (Derogasyon):
      (Türk tarafı, anlaşmanın AB standartlarına uymayan maddelerinin, Avrupa mahkemelerinde iptal edilmemesi için, AB temel yasası olarak kabul edilmesini istiyor.)
      AB, Kıbrıs Rumlarının kuzeye yerleşmesi ve mülk satın alması hakkında geçici istisnaları (bitiş tarihi belli) müktesebata dahil edecek. AB, çözümden sonra istisnalar hakkında Kıbrıs Rumlarının AİHM'e başvurma ihtimaliyle ilgili Türkiye'nin endişelerini de anlıyor. Bu konuda AB nihai kararı vermedi.
      Arabulucular ise anlaşmanın imzalanmasından sonra Türk tarafının endişelerini büyük ölçüde rahatlatan 'teknik düzenlemelerden' söz ediyor. Uluslararası unsurlar 'iki bölgeliliğin' güçlendirildiği oranda AİHM'e başvuruları da cezbettiği yönünde Ankara'ya uyarılarda bulunuyor. Kıbrıs'ın AB üyelik sözleşmesinin yeniden müzakere edilmesinin ise 'anlamsız ve olmayacak bir fikir' olduğunu bildiriyor.'' Politis gazetesi, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ''iki ulus'' ve ''iki din'' konusundaki önerilerinin ve Papadopulos'un, ''iade edilecek toprakların BM denetimine verilmesi talebinin uygun görülmediğini'' yazdı.
      Gazete, Yunanistan ve Türkiye başbakanlarının 4'lü görüşmeye katılmasıyla özlü bir al-ver sürecinin başlamasını ihtimal dışı bırakmadıklarını belirttiği arabulucuların, ''Nihai belgenin gayet dengeli olduğu'' görüşlerine yer verdi.
      Gazete, ''Belge, müzakereler sonunda her iki tarafa karlı çıkma, İngilizlerin deyimiyle 'win-win situation' hissi veriyor'' ifadesini kullandı.
     MILLIYET 23/03/04

 

Kıbrıs dörtlü görüşmelerinde "öncelikler" ön planda

Dışişleri Bakanlığı ile KKTC hükümetinin, yarın başlayacak dörtlü görüşmelerde, Kıbrıs Türk hükümetinin öncelikler sıralamasını ön planda tutmayı kararlaştırdığı bildirildi.
      KKTC hükümetine yakın kaynaklardan edinilen bilgiye göre, adadaki Dışişleri Bakanlığı heyeti ile KKTC hükümet yetkilileri arasında hafta sonunda yapılan toplantılarda, İsviçre'nin Burgenstock kasabasında yarın başlayacak görüşmelerin son hazırlıkları yapıldı.
      Söz konusu toplantılarda, Türk tarafının ''olmazsa olmaz'' koşullarının bir kez daha gözden geçirildiği ve bu çerçevede KKTC hükümetinin öncelikler sıralamasının ön planda tutulmasının kararlaştırıldığı öğrenildi.
      Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, geçen cumartesi günü düzenlenen Kıbrıs değerlendirme toplantısının ardından yaptığı açıklamada, ''Varılacak anlaşmanın AB birincil hukukunun parçası olması, iki kesimlilik ile garanti ve güvenlik sisteminin devamı'' konularının Türkiye'nin öncelik ve hassasiyetleri olduğunu bildirmişti.
      Bu arada, edinilen bilgiye göre, dörtlü görüşmeler sırasında basına tam bir karartma uygulanması planlanıyor. Yetkililer, bu çerçevede müzakerelere katılacak heyet üyelerinin cep telefonlarının bloke edilmesinin de gündemde olduğunu belirtiyorlar.
MILLIYET 23/03/04

 

KKTC'de referandum hazırlıkları başladı

  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, (KKTC), Annan planı temelinde 1 Mayıs'a kadar çözüm yolunda en kritik ve belirleyici aşamayı oluşturan referanduma yönelik hazırlıklar başladı.
      KKTC Cumhuriyet Meclisi'nde dün onaylanan yasanın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından imzalanması ve Resmi Gazete'de yayımlanmasının ardından, referanduma yönelik süreç resmen başlayacak.
      Referandum sürecinde Seçim ve Halkoylaması Yasası'nda öngörülen süreç aynen uygulanacak. Yani genel seçimler veya cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi referandum sürecinde de takvim olacak, seçmen listeleri asılacak, seçim yasakları uygulanacak, propaganda dönemi çalışacak.
      Referanduma yönelik takvim, Cumhuriyet Meclisi'nde dün onaylanan özel yasanın Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından imzalanarak, Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından açıklanacak. Süreçte gecikme olması halinde, seçim takviminde gerekli düzenlemeleri referandum tarihine göre yapma konusunda da YSK yetkili olacak.
      YSK, yasada öngörülen 20 Nisan tarihini baz alarak hazırlıklarına başlamış durumda. Bu tarih itibariyle sandık seçmen listelerinin güncelleştirilerek hazırlanması için yoğun çalışma içine giren YSK, yasanın Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla takvimi başlatacak.
     
     20 NİSAN TARİHİNDE DEĞİŞİKLİK OLABİLİR
      Cumhuriyet Meclisi'nde dün onaylanan referanduma ilişkin özel yasada, referandumun 20 Nisan Salı günü yapılması öngörülüyor. Ancak aynı yasayla tarih değişikliği için Bakanlar Kurulu'na yetki verilmiş durumda. Bunun yanında referandumda sorulacak soru veya soruları belirlemek de yasaya göre Bakanlar Kurulu'nun yetkisinde.
      KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, son günlerde yaptığı açıklamalarda, 20 Nisan tarihinin birkaç gün ileriye alınabileceğini belirtirken, yasada öngörülen tarihin hafta ortasına denk gelmesinin sorun yaratabileceğine dikkat çekiliyor.
     
     TEK PUSULA
      Kıbrıs Türk halkı, 30 yıllık ayrı yönetim tarihinde biri 1975, diğeri de 1985 anayasası olmak üzere iki kez referandum için sandık başına gitti. Bu kez geçmiş referandumlardan farklı olarak sadece anayasa için değil, yeni bir devlet için oy kullanılacak.
      Bu referandumun diğer referandumlardan teknik bakımdan da farklılıkları olacak. Yasaya göre tek pusula kullanılacak ve zarf kullanılmayacak. Vatandaş, tek pusula üzerinde tercihini yaptıktan sonra katlayıp sandığa atacak.
      Seçim ve Halkoylaması Yasası'nda referandum öngörülmesine karşın, ne amaçla referandum yapıldığının belirlenmesi için her referandumda özel yasa kaçınılmaz olarak çıkarılıyor.
     MILLIYET 23/03/04

 

Kıbrıs'ta çözüm liderlerin elinde


         Şu ara gündemde iki sorun var. Biri yerel seçimler, diğeri Kıbrıs. Yerel seçimler bu pazar sonuçlanınca bol bol tartışılacak.
    Ancak Kıbrıs da çok önemli. Çünkü bu sorun çözülmezse Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği zor bir sürece girebilir. Öte yandan, Türk tarafı Annan planının hazmedilmesi olanaksız olduğunu savunuyor. Kısacası, durum karışık.
    Kıbrıs'ta önce iki taraf Annan planı üzerinde değişiklik önerilerini tartıştı. Şimdi müzakereler Türkiye ve Yunanistan'la dörtlü hale geliyor. Buradan da bir uzlaşma çıkmazsa, Annan taslağa son şeklini verecek ve halkoyuna sunulacak. Bu durumda tarafların tutumları merak ediliyor.
    Birkaç gün önce Raymond James Menkul Kıymetler, Strateji - GfK şirketine yaptırdığı bir araştırmayı açıkladı. 917 kişi üzerinden yapılan ankete göre Kıbrıs'ın Türk tarafında plana "evet" diyeceklerin oranı yüzde 40.8. "Hayır" diyeceklerin oranı ise yüzde 48. Yani daha fazla. Henüz yüzde 10.5'luk kararsız olsa da, bunların hepsinin "evet" demesi halinde, ancak plan kabul edilebiliyor. Yani iş zor.
    Tabii, henüz müzakereyi götüren liderler, yani Denktaş ve Talat, karamsar bir havada olduklarından kamuoyu olumsuz yönde etkileniyor. Belli bir düzeltme sağlandığı takdirde, kamuoyu olumlu yöne dönebilir. Kamuoyu özellikle ikili bölgenin eksikliğinden rahatsız görünüyor. Etnik yapıya dayalı federal devletin ve siyasi hakların tam olarak düzenlenememesi, mülkiyetin yeniden düzenlenerek AB mahkemelerinin planı değiştirememesi, Kuzey'e yerleştirilen Rumların oy hakkının sınırlanmaması, Türkiye askerinin devamlılığının sağlanamaması, Kuzey'e yerleştirilecek Rumların sayısının azaltılmaması, Rum kesimine verilecek toprağın azaltılmaması, Türkiye'den göç edenlere gelen sınırın kaldırılmaması, anlaşma sonrası geçici bir süre Kuzey Kıbrıs'ın bir devlet olarak tanınmaması gibi konularda rahatsızlığın olduğu anlaşılıyor.
    Halkın yüzde 34'ü müzakerelerde belli değişiklikler elde edilse de, bunların yetersiz kalacağını düşünüyor. Geriye kalan yüzde 62'nin yarısı düzeltmelerin Türk tarafı için hiçbir yararı olmayacağını, diğer yarısı ise tersine yararlı olacağını düşünüyor. Kısacası, umutlu olan kesim sadece yüzde 31!
    Bununla beraber, plan üzerinde ciddi bir değişiklik olduğu taktirde hemen umutlanmamak gerekiyor. Çünkü halkın yüzde 52'si "evet" diyeceğini belirtse de, hala yüzde 27'si "hayır" deme eğiliminde. Ve gerisi de ya belli değil, ya da kararsız. Denktaş'ın halkın yüzde 73'ünü olumsuz yönde etkileme gücü gözleniyor. Bununla beraber halkın yüzde 40'ı Türk devletinin veya Denktaş'ın olumlu yönde alacağı kararda etkili olduğunu belirtiyor. Başbakan Talat'ın etkisi ise Denktaş'ın üçte biri kadar.
    Halkın dörtte biri hiçbir zaman çözüm olmayacağı kanısında. Ancak yüzde 55'i bu yıl içinde şu veya bu biçimde çözümüm elde edileceğine inanıyor. Halkın yüzde 80'i Rum tarafını dostça karşılıyor. Ancak her üç kişiden biri Rum kesiminin bu plana "evet" demeyeceğini düşünüyor.
    Kısacası, çözüm çantada keklik değil. Müzakerelerden sonra da liderlere büyük iş düşeceği şimdiden görünüyor.
   
   HURSIT GUNES MILLIYET 23/03/04

 

Kıbrıs ve Ege sorunları Helsinki'de çözülmeye başladı

Murat Yetkin

DSP'nin hazırladığı kitapta çözüm sürecinin 1999'da başladığı anlatılıyor

23/03/2004  RADIKAL

Hafta sonu yaşanan hareketli Kıbrıs trafiği ardından Kıbrıs görüşmeleri yarın İsviçre'de başlıyor. Kıbrıs konusunda 30 yıldır izlenen politikaları Türkiye ve Kıbrıs Türkleri açısından başarılı bulanlar, görüşmelerin sonuç getirmemesini istiyor. Görüşmelerin ne getireceğini anlamak için fazla beklememiz gerekmeyecek. En geç 31 Mart tarihine dek işin rengi ortaya çıkmaya başlayacak. Ancak bu süreçte açıklık kazandırılması gereken bir iki nokta var.
DSP geçtiğimiz hafta haber merkezlerine 'Ecevit, Kıbrıs ve Helsinki Gerçeği' başlıklı bir kitap gönderdi. Kitap, aslında 10 Aralık 1999'da Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine aday kabul edildiği Helsinki zirvesi öncesinde yaşananlardan yola çıkarak, Kıbrıs'ta çözümün Türkiye'nin AB üyeliği ile ilgisi olmadığı, dolayısıyla bugün izlenen uzlaşma politikasının yanlış olduğu tezini işliyor. Ancak kitapta tam metni verilen bazı belge ve yazışmalar, Kıbrıs'ta çözüm sürecinin de, şimdi çözüm karşıtlarınca 'Sırada o var' diye korkutma malzemesi olarak kullanılan Ege'de çözüm sürecinin de Helsinki gecesinde başladığını gösteriyor. Bunu dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ve AB Dönem Başkanı Finlandiya'nın Başbakanı Paavo Lipponen arasındaki yazışmaların tam metnine bakarak çıkarmak mümkün.
O güne dönersek, bakanlar kurulu sürekli toplantı halinde, Dışişleri bütün teşkilatı ile alarmdadır. İki gün süren çetin diplomasi ve ABD Başkanı Bill Clinton'ın devreye girmesi ardından 10 Aralık saat 13.00 gibi AB Komisyonu yaptığı açıklama ile Türkiye'yi diğerleriyle eşit aday kabul edilmek üzere Helsinki'ye davet etmiştir. Ecevit 18.00'de Bakanlar kurulu toplantısı ilan etmiş ama öncesinde Kıbrıs Bakanı Şükrü Sina Gürel ve ANAP'lı AB İşleri Bakanı (halen Berlin Büyükelçisi) Mehmet Ali İrtemçelik ile toplanmıştır. Az sonra Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve müsteşarı Faruk Loğoğlu'nun da (halen Washington Büyükelçisi) onlara katılmasıyla sunulan belge özellikle Kıbrıs ve Ege açısından ilk siyasi değerlendirmeye alınmıştır. Almanya, Fransa ve Finlandiya devrededir. Sonunda AB nezdindeki Büyükelçi Nihat Akyol'un çabasıyla Ecevit'in güvence talebini karşılamak üzere Fin Başbakanı Lipponen'in anlaşmayı yazıya dökmesi üzerinde anlaşılır. Mektubu, o akşam Ankara'ya uçacak olan AB Dış Politika Sorumlusu Javier Solana elden getirecektir.
İşte şu anda "Kuzey Kıbrıs tanınmadan Rumlar AB'ye alınmayacaktı" şeklinde yorumlanan mektubun tam metni DSP kitabında şöyle aktarılıyor:
"Sayın Başbakan,
Bugün AB Türkiye ile ilişkilerinde yeni bir dönem başlattı. Türkiye diğer aday ülkelerle aynı koşullar altında adaylık statüsü verme kararlarımızı size bildirmekten büyük memnuniyet duyuyorum.
AB Konseyi'nde taslak metin tartışılırken, 12. Madde'de Kopenhag ölçütlerine bir ilave yapılmadığını, 4 ve 9 (a) maddelerine atıfta bulunmasını, tam üyelik ölçütleri ile değil, siyasi diyalogla bağlantılı olduğunu söyledim. Buna hiçbir itiraz olmadı. Katılma ortaklığı konseyin bugünkü kararları çerçevesinde çizilecektir.
4. maddede belirtilen 2004 tarihi, sorunların Lahey Uluslararası Adalet Divanı aracılığıyla çözülmesi için bir son tarih değildir. Bu tarih
sadece AB Konseyi'nin o güne kadar çözülmemiş konuları gözden geçireceği anlamındadır.
Kıbrıs konusunda siyasi bir çözüm AB'nin hedefi olmaya devam etmektedir. AB Konseyi, Kıbrıs'ın katılımına ilişkin kararı alırken, bütün etkenleri değerlendirecektir. Bu çerçevede, bu hususlar ışığında sizi yarın Helsinki'de diğer adaylar ile birlikte bir çalışma yemeğine katılmaya davet ediyorum."
Ecevit de bu mektubu yanıtlarken "Herhangi bir yanlış anlamayı gidermek amacıyla yaptığınız açıklamaları memnuniyetle karşılıyorum" diyor.
Tabii bu yanıtın yazılması da kolay olmuyor. Bakanlar kurulu Lipponen'in gelmekte olan mektubunu tartışırken, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ecevit'e telefon ediyor. Demirel, "Armudun sapı, üzümün çöpü demeyelim. Dışarıda kalmayalım, içeriye girip orada mücadele verelim" diye Ecevit'i teşvik ediyor. İyi ki de etmiş. Türkiye ileride Ecevit'i Türkiye'nin AB kapısını sonunda açtığı, Demirel'e de onu teşvik ettiği için minnettar olacak.
Ancak bu kararı alkışlayıp, "Şimdi Kıbrıs nereden çıktı? Uzlaşmayalım, Kıbrıs'tan sonra da Ege gelecek" demek yanlış. Yalnızca günlük politika.
İyi bilgilendirilmemiş kitleleri heyecanlandırabiliyor, ama doğru değil. Doğrusu, Kıbrıs'ta da, Ege'de de çözüm sürecinin 11 Aralık 1999'da Helsinki'de başladığı. İyi ki de başlamış.

Denktaş'tan 'başarı' dilekleri

Lefkoşa süreci tamamlandı, sıra İsviçre'ye geldi. Denktaş, 'Elimden geleni yaptım. Arkadaşlara İsviçre'de başarılar. Sonuca göre karar vereceğim' dedi

23/03/2004 (315 defa okundu)

AA - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetleri, İsviçre'de yapılacak dörtlü konferans öncesi dün adada 15. ve son kez bir araya geldi. Üç saatlik görüşme sonrası taraflar anlaşma sağlayamadıklarını ilan ederken, 19 Şubat'ta başlayan Lefkoşa süreci tamamlanmış oldu. Denktaş da Rumların önerilerini topyekûn reddettiğini açıklarken, Papadopulos da sürecin
İsviçre'ye kaldığını kaydetti.

'Mahkûmiyet gömleğini giyemezdim'
Denktaş, yaptığı açıklamada, İsviçre'de Kıbrıs Türk tarafını temsil edecek hükümete dair vekâlet belgesini BM'ye ilettiğini söylerken, New York'taki gibi köşeye sıkıştırılmamak için konferansa gitmediğini ima ederek şöyle dedi: "Yapabileceğim fazla bir şey kalmadı. Alınacak neticeyi değerlendirme yetkisini elimde tutuyorum. Gitmiş olsaydım bu yetkiyi elimde tutamazdım. Gitmiş olsaydım beni yine mahkûm edebilirdiniz. Ben o mahkûmiyet gömleğini giymedim."
Denktaş, İsviçre'ye gitmeme nedenine dair bugün geniş bir açıklama yapacağını belirtti. Görüşmelerden çekilmediğini, İsviçre'den gelecek sonuca bakarak Türkiye ile birlikte karar vereceklerini kaydeden Denktaş, çekilirse koalisyon protokolü gereği KKTC hükümetinin de dağılacağını hatırlatıp, "Soğukkanlılıkla bekleyelim. Arkadaşlarımızın başarmasını dileyerek yardımcı olalım" dedi. KKTC lideri görüşme sürecini kıyasıya eleştirmekten de geri durmadı: "Dünyanın hiç bir yerinde birbiriyle vuruşmuş, 40 yıldır bir araya gelmeyen iki halkın kaderini tayin konusunda bu kadar aceleci, gökten inme bir belge empoze edilmeye kalkışılmamıştır. Metot haksızlıktır, usul yanlıştır, baskılar kabul edilmezdir."
Türk tarafına tanınacak derogasyonlar (istisnalar) konusunda sözlerin tutulmadığını söyleyen KKTC lideri, "Ümit ederiz ki İsviçre'de bunlar verilir. Böylelikle metodu kabul etmekten doğan yangının içine atılmayız" diye konuştu.

'Türkiye'ye sözümü tuttum'
Türkiye, New York'ta Kıbrıs konusunda uygulanan baskıcı metodu kabul etmek zorunda kaldığı için kendilerinin de kabul ettiğini anlatan KKTC Cumhurbaşkanı, 'uzlaşmaz' kişi gösterilmesine de tepki gösterdi: "Türkiye'ye vermiş olduğum söz, New York'a gitmek, ipleri kopartmamaktı. Ben bundan öteye giderim diye bir söz vermedim. Lefkoşa'da denedim, ötesine siz bakınız, Türkiye ile birlikte nereye götürürsünüz."
Uzlaşmak için elden geleni yaptığını belirten Denktaş, "Çekilmek de uzlaşmaya bir kontribüsyondur (katkıdır) diye düşünüyorum" dedi.

Papadopulos: Süreç İsviçre'ye kaldı
Lefkoşa müzakerelerinde hiçbir ilerleme sağlanamadığını belirten Papadopulos ise sürecin İsviçre'ye kaldığını söyledi. Papadopulos, Denktaş'ın Başbakan Mehmet Ali Talat için verdiği vekâlet belgesini okumadığını sözlerine ekledi.

ABD ile AB'ye son mesajlar da verildi

23/03/2004 RADIKAL

DENİZ ZEYREK
ANKARA - Türkiye, İsviçre'nin Bürgenstock kasabasındaki dörtlü Kıbrıs görüşmeleri öncesi son hazırlıklarını tamamladı. Müzakerelerde uzlaşma amacıyla çekilebilecek en geri noktaları tespit eden Ankara, varılacak anlaşmanın AB'nin 'birincil hukuku' olması konusunda ise pazarlık yapmayacak. ABD'nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman ile garantör ülke Britanya'nın da bulunduğu AB ülkelerinin büyükelçileri dün Dışileri'ne çağrılarak 'Türkiye'den başka tavır beklemeyin' mesajı verildi. Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal Edelman ve Britanya'nın Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı'yla görüşmede, Türkiye'nin bu tezine destek istedi. Türkiye'nin tutumunun memnuniyet verici olduğunu anlatan Edelman da çözüm için desteği sürdüreceklerini anlattı.

Edelman: Denktaş'sız da olur
Edelman, görüşme sonrası KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'ye gitmemesini değerlendirirken "Önemli olan KKTC'nin temsil edilmesi ve temsil edenin yetkili olmasıdır" dedi. ABD'nin üzerine düşeni yapmaya hazır olduğunu anlatan büyükelçi, anlaşmanın AB hukukunun parçası yapılması konusunun birliği ilgilendirdiğini belirtmekle birlikte konunun öneminin farkında olduklarını da vurguladı.
Daha sonra bakanlığa gelen AB elçilerine de İsviçre'de ortaya konulacak tavır anlatıldı ve AB'nin varılacak anlaşmayı birinci hukuk yapma sorumluluğu hatırlatıldı. 'Tarafların büyük özverilerle varabileceği bir anlaşma, AB hukuku gerekçe gösterilerek delik deşik edilebilir. Bu nedenle çözüm büyük ölçüde AB'ye bağlı' görüşü iletildi.

Whelan: Referandum uzun sürer
AB dönem başkanı İrlanda'nın Ankara Büyükelçisi Sean Whelan, brifing sonrası Türkiye'nin bakış açısını anladıklarını söylerken, siyasi ve yasal konuların karıştırılmaması gerektiğini savundu. Whelan, "AB' nin çözüm için desteği sürecek. Ancak henüz müzakere aşamasındaki bir anlaşmaya ilişkin hukuki yorum yapmak için erken" dedi. Whelan, anlaşmanın birincil hukuk olması için üye ülkelerde yapılacak referandumların 1.5-2 yıl süreceğine dikkat çekti.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile aralarında müsteşar Ziyal'in de bulunduğu 20 kişilik Dışişleri heyeti bugün İsviçre'nin Bürgenstock kasabasına gidiyor. Heyette büyükelçi Deniz Bölükbaşı gibi hukukçular da yer alıyor. 25-26 Mart'ta Brüksel'deki AB zirvesine katılacak olan Başbakan Erdoğan ise önce Türkiye'ye dönecek, yerel seçimin ardından 29 Mart'ta İsviçre'ye gidecek.

Referandum tamam

Kıbrıs Türk halkının 7 Mart 2003 tarihinde elinden alınan referandum hakkı, dün iade edildi. Meclis, referandum yasa tasarısını oybirliğiyle kabul etti. UBP'nin boykot ettiği meclis birleşiminde referandum yasa tasarısı, CTP-BG, DP, BDH ve TKP milletvekillerinin oylarıyla geçti

Referandum tamam

MECLİSTEN TARİHİ KARAR: Dünya kamuoyunun gözlerini çevirdiği İsviçre'deki dörtlü konferans öncesinde KKTC hükümeti, dün tarihi bir karar alarak Kıbrıs Türk halkına kendi geleceğiyle ilgili kararını verme hakkını iade etti. Yaklaşık 1 yıl önce 7 Mart 2003'te, yağmur altında meclis önüne gelip dönemin UBP-DP hükümetinden referandum hakkını talep eden binlerce kişinin rüyası geç de olsa dün gerçek oldu

UBP, YİNE YOKTU: New York'ta tarafların BM'ye taahhüt ettiği referandumla ilgili süreci dün hayata geçirmek için toplanan mecliste, tıpkı bir yıl önce olduğu gibi UBP'ye ait koltuklar boştu. Referandum yasa tasarısının anayasaya aykırı olduğunu savunan UBP, dünkü meclis birleşimine sadece bir temsilci gönderdi. Salih Miroğlu, meclise gelip partisinin görüşünü açıkladıktan sonra ayrıldı ve oylamaya da katılmadı

REFERANDUM TARİHİ: Meclisten dün oybirliği ile geçen referandum yasasına göre Kıbrıs'ta varılacak anlaşma, 20 Nisan 2004 Salı günü veya Bakanlar Kurulu'nun belirleyip Resmi Gazete'de yayımlayacağı ama her halükarda 1 Mayıs 2004 tarihinden önceki bir tarihte halkoylamasına gidilecek. Halkoylaması tarihiyle ilgili düzenlemeye dün son anda bir ilave yapılarak referandum tarihinde olası bir değişiklik yapılması halinde buna olanak sağlandı ve böylece yeni bir yasa değişikliğinin önü alındı

l ANAYASAYI BM HAZIRLAYACAK: Başbakan Mehmet Ali Talat, hazırlanan Türk Kurucu Devlet Anayasa Taslağı'nın BM'ye verilmesi gerektiğini ama görüşmeci heyetin başkanı da olan cumhurbaşkanının "Ben bunu verirsem anayasal suç işlerim" diyerek taslağı vermeyi reddettiğini anımsattı ve taslağın BM tarafından hazırlanacağını söyledi. Talat, BM'yle vardıkları uzlaşmayla önemli hususları not ederek verdiklerini, konunun konuşulup BM nezdinde çözümlendiğini belirterek, BM hukukçularının anayasa konusunda çalışacağını kaydetti

 

 

 

 

Kıbrıs sorunuyla ilgili yaşanan bu kritik süreçte dün Cumhuriyet Meclisi'nden tarihi bir karar çıktı. Çözüm ve Avrupa Birliği (AB) istemiyle yaklaşık 1.5 yıldır çeşitli platformlarda mücadele veren Kıbrıs Türk halkının geleceğiyle ilgili kararını kendisinin almasının yolu açıldı.

Meclis dün olağanüstü toplanarak referandum yasası olarak da adlandırılan "Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasa Tasarısı"nı oybirliği ile kabul etti. Böylece yaklaşık 1 yıl önce 7 Mart 2003'te, yağmur altında meclis önüne gelip dönemin UBP-DP hükümetinden referandum hakkını talep eden binlerce kişinin rüyası geç de olsa gerçek oldu.

UBP'nin boykot ettiği meclis birleşiminde referandum yasa tasarısı, CTP-BG, DP, BDH ve TKP milletvekillerinin oylarıyla geçti. Yasaya 32 milletvekili olumlu oy verdi.

New York'ta tarafların BM'ye taahhüt ettiği referandumla ilgili süreci dün hayata geçirmek için toplanan mecliste, tıpkı bir yıl önce olduğu gibi UBP'ye ait koltuklar boştu.

Referandum yasa tasarısının anayasaya aykırı olduğunu savunan UBP, dünkü meclis birleşimine sadece bir temsilci gönderdi. Salih Miroğlu, meclise gelip partisinin görüşünü açıkladıktan sonra ayrıldı ve oylamaya da katılmadı.

Meclisten dün oybirliği ile geçen referandum yasasına göre, Kıbrıs'ta varılacak anlaşma 20 Nisan 2004 Salı günü veya Bakanlar Kurulu'nun belirleyip Resmi Gazete'de yayımlayacağı ama her halükarda 1 Mayıs 2004 tarihinden önceki bir tarihte halkoylamasına gidilecek. Halkoylaması tarihiyle ilgili düzenlemeye dün son anda bir ilave yapılarak, referandum tarihinde olası bir değişiklik yapılması halinde buna olanak sağlandı ve böylece yeni bir yasa değişikliğinin önü alındı. Referandum tarihinde olası bir değişikliğe gidilmesi halinde Bakanlar Kurulu toplanıp bununla ilgili karar alabilecek ve bu kararın da Resmi Gazete'de yayımlanması yeterli olacak.

Yasada neler var?

Resmi Gazete'de yayınlandıktan sonra yürürlüğe girecek yasaya göre, Kıbrıs'ta Annan Planı temelinde yapılacak anlaşma, 20 Nisan Salı günü veya Bakanlar Kurulu'nun belirleyip Resmi Gazete'de yayımlayacağı her halükarda 1 Mayıs 2004'ten önceki bir tarihte referanduma sunulacak.

"Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasa Tasarısı" "BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından taraflara sunulan Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluş anlaşmasını ve tüm eklerini; anayasa ve mevzuatı; Kıbrıs Türk devletinin kurucu ortağı olacağı Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne katılımını halkoylamasına sunmayı" düzenliyor.

Halkoylamasında, son milletvekilliği seçimindeki seçmen kütüklerinde kayıtlı olan KKTC yurttaşları oy kullanacak. Ancak kütükler son milletvekilliği seçiminden sonraki süreçte yurttaşlık hakkını kaybedenlerin kütüklerden silinmesi ve seçmen niteliğini haiz yeni yurttaşlık kazananlar ile 18 yaşını doldurması nedeniyle seçme niteliği kazananların kütüklere eklenmesiyle güncelleşecek.

Halkoylamasında seçmenlere verilecek oy pusulalarında beyaz zemin üzerine siyah yazı ile bir EVET ve onun yanında siyah zemin üzerine beyaz yazıyla HAYIR kelimeleri ve her birinin altında birer kare bulunacak. Pusulada yer alacak diğer ifadeler Bakanlar Kurulu'nca belirlenecek. Seçmenler, karelere tükenmez kalemle işaret koymak, ya da (X) işaretli mühür basmak ve oy pusulasını, gizliliği bozmayacak biçimde katladıktan sonra sandık kurul önündeki kapalı oy sandığına atarak oy kullanacak.

Gözler meclisteydi

Referandum yasa tasarısını görüşmek üzere önce dün sabah Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi toplandı. Özdil Nami (CTP) başkanlığında toplanan 9 kişilik komitenin UBP'li 3 üyesi bu tarihi kararda yoktu.

Komite üyesi Turgay Avcı (UBP) toplantıya katılarak görüşlerini ortaya koyduktan sonra oylamaya katılmadı. Diğer UBP'li üyeler Nazım Çavuşoğlu ve Erden Özaşkın ise toplantıya katılmadı.

Tasarı, CTP, DP ve BDH'lı üyelerin oybirliği ile kabul edilerek genel kurula havale edildi.

Genel kurul da öğleden sonra toplanarak tasarıyı oybirliğiyle geçirdi.

Meclis başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki toplantı yarım saat gecikmeyle saat 15.00'te başladı.

Toplantıya UBP milletvekillerinden sadece Salih Miroğlu katılırken CTP, DP ve BDH milletvekilleriyle nisap sağlandı.

Referandum yasa tasarısı, danışma kurulu kararıyla dünkü gündeme alındı. Ardından da Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nin tasarıyla ilgili ivedilik istemi oyçokluğuyla kabul edildi.

Miroğlu: Tasarı anayasaya aykırı

Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi Başkanı CTP Milletvekili Özdil Nami'nin tasarıyla ilgili raporu okumasından sonra ilk sözü UBP Grup Başkan Vekili Salih Miroğlu aldı.

Miroğlu partisinin toplantıya neden katılmadığını açıklamak için söz aldığını belirtti.

UBP'nin referanduma ilke olarak karşı olmadığını, yasa tasarısının anayasaya aykırı şekilde meclis gündemine taşınmasına karşı olduğunu ifade eden Miroğlu, halkın iradesini yansıtan bir anayasanın halen yürürlükte bulunduğunu söyledi.

Miroğlu, herkesin anayasaya yani halk iradesine saygılı olması gerektiğini, hükümetin 1985 anayasasına aykırı ve "biz yaparız, beğenmezseniz mahkemeye gidin" anlayışıyla hareket ettiğini öne sürdü.

Anayasaya göre, Annan Planı'nın önce mecliste görüşülmesi ve cumhurbaşkanınca imzalamasından sonra halkın referandumuna sunulmasını gerektiğini ifade eden Salih Miroğlu, bu yapılmazsa KKTC'nin feshinin gündeme geleceğini iddia etti.

UBP Grup Başkan Vekili Salih Miroğlu, UBP'nin halkın geçmiş iradesine uygun hareket ettiğini, anayasaya uygun davrandığını, hükümetin ise anayasaya uymadığını savundu.

Miroğlu, Annan Planı'nın anayasanın 90. ve 162. maddesine uygun olarak önce mecliste görüşülmesini talep ettiklerini açıkladı. Miroğlu, "Hukuk dışı sivil darbe girişimleriyle mevcut düzeni yıkma" isteklerine göz yapmayacaklarını da belirtti.

Serdar Denktaş: Referandum kararı ortak toplantıda alındı

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Miroğlu'nun ardından söz alarak, Annan Planı'nın imzadan önce referanduma sunulmasının Ocak 2002'de cumhurbaşkanlığında tüm partilerin katılımıyla yapılan toplantıda kararlaştırıldığını söyledi.

Denktaş New York'ta alınan kararın yerine getirilmesi için meclisin atması gereken bir adım olduğunu, 31 Mart'ta ortaya bir belge çıkacağını, yeni bir devlet oluşacağını kaydetti.

Anayasanın AB yasalarına uyumunun söz konusu olabileceğini, UBP'nin de oyuyla bu konuda çalışacak komiteler kurulduğunu anımsatan Denktaş, iki halkın onay vereceği bir anlaşmanın ardından iki anayasanın yürürlüğe gireceğini, referandumda "hayır" çıkarsa KKTC anayasasının yürürlükte kalacağını anlattı.

Tasarının kesinlikle anayasaya aykırı olmadığını kaydeden Serdar Denktaş, eğer UBP tüm toplantılara katılsaydı, bu çağrıyı yapma hakkı olacağını belirtti.

Referandumun önünü açacak bir yasa

31 Mart'ta Annan Planı'nın her şeyiyle tamamlanacağını, çıkacak son metni siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin değerlendirerek halkın geleceğiyle ilgili kararın alınacağını söyleyen Serdar Denktaş, referandumun önünü açacak bir yasa yapılacağını anlattı.

Denktaş New York'ta uluslararası bir toplantıda 1 Mayıs öncesinde Kıbrıs'ın iki tarafında referandum sözü verildiğini hatırlatarak mecliste bu mükellefiyetin gereğinin yapılacağını söyledi.

UBP'nin de katkı koymasını beklerdik

UBP'nin de görüşleriyle katkı koymasını beklediklerini ama bunun yapılmadığını belirten Serdar Denktaş, UBP'nin her kararı Anayasa Mahkemesi'ne götürmesini eleştirdi, muhalefetin mecliste yapılmasını istedi.

Serdar Denktaş, halkın UBP'ye meclis koltuklarını boş bırakma görevi vermediğine işaret ederek, halkın geleceğini koruyabilmek, garanti altına alabilmek için 31 Mart'a kadar ellerinden geleni yapacaklarını vurguladı.

Cumhurbaşkanı'nın İsviçre'de hiçbir şey değişmeyecek demekle belki de haklı olduğunu ama yine de deneyeceklerini belirten Serdar Denktaş, halkın en doğru kararı alacağına olan inancını dile getirdi.

Serdar Denktaş, geçmişte referandum yapılmasında çekimser kaldıkları için hem DP'nin hem UBP'nin çok eleştirildiğini belirterek, şimdi tamamlanmış bir metin olduğunu, tasarıyla ilgili de DP olarak önerileri bulunduğunu söyledi.

Denktaş, BDH Milletvekili Tahsin Mertekçi'nin yerinden sorusu üzerine görüşmelerin dünkü bölümüyle ilgili de bilgi verdi ve bugün Başbakan Mehmet Ali Talat'la İsviçre'ye gideceklerini söyledi.

Görüşme tutanaklarının bir gün sonra meclise ulaştığını kaydeden Serdar Denktaş, milletvekillerinin bunları okumasını istedi.

Serdar Denktaş İsviçre'ye giderken Rum tarafıyla uzlaşılamadığını, orada da uzlaşılmazsa BM genel sekreterinin metni tamamlayacağını anlattı.

Denktaş, TKP Milletvekili Hüseyin Angolemli'nin sorusu üzerine KKTC Anayasası'nın dün akşam BM'ye verileceğini, bunun anlaşmaya ve uluslararası hukuka uydurulacağını belirtti.

Meclis Komitesi'nde hazırlanan anayasa taslağında eksiklikler olduğunu kaydeden Serdar Denktaş, şu anda anayasa konusunda bir toplantı yapıldığını meclis toplantısından sonra oraya katılacaklarını açıkladı.

Serdar Denktaş, BDH Milletvekili İzzet İzcan'ın sorusu üzerine de İsviçre'ye meclisten parti başkanlarının olacağı bir heyetle gitme girişimleri bulunduğunu ama bunun gerçekleşemediğini söyledi. Denktaş İsviçre'ye hukukçularla gideceklerini de bildirdi.

Soyer: UBP'nin önerisiyle uzmanlar da katıldı

Üçüncü sözü alan CTP Genel Sekreteri ve Grup Başkan Vekili Ferdi Sabit Soyer, Anayasa Hazırlama Komitesi'nin nasıl çalıştığı hakkında bilgiler verdi ve UBP'li üye Hüseyin Özgürgün'ün önerisiyle uzmanlar çağrıldığını, şimdi bu çalışmanın anayasaya aykırı olduğunu söylemelerini anlayamadığını belirtti. Soyer, komite tutanaklarının açık olduğunu da hatırlattı.

Rum kesimindeki Mahi gazetesinde çıkan anayasa hazırlıklarına ilişkin karşı görüşler içeren bir haberi de okuyarak meclis tutanaklarına geçmesini istedi.

İzcan: Barış sürecinin tıkanmasına çalışılıyor

BDH Milletvekili İzzet İzcan referandumların "doğrudan demokrasi" için yapıldığını belirterek, hazırlanan tasarının KKTC Anayasası'nı değiştirmeyi hedeflemediğine işaret etti.

Barış sürecinin önünün tıkanmasına çalışıldığını, UBP'nin koltukları boş bırakarak bu mesajı verdiğini kaydeden İzcan, UBP'nin cumhurbaşkanıyla kol-kola da girebildiğini belirtti.

İzcan, eğer BM'ye verilmeyecekse niye anayasa taslağı için büyük efor sarf ettiklerini sordu.

Meclisin ciddi şekilde bilgilendirilmesi gerektiğini ama görüşmeler sürecinde devre dışı tutulduğunu belirten İzzet İzcan, Rum tarafı tüm siyasi parti liderleriyle İsviçre'ye gidecekken Kıbrıs Türk tarafının bunu yapmamasını eleştirdi.

İzcan, ciddi kararlar alınırken herkesin tuzu biberi olması gerektiğini kaydederek hükümetin vaatlerini tutmadığını savundu. İzcan "Eskiden ne farkınız var" diye sordu.

Angolemli: Halk bilgilendirilmeli

TKP Milletvekili Hüseyin Angolemli, tarihi bir gün yaşandığını işaret ederek, halka referandum hakkının verilmesi gerektiğini söyledi. UBP'nin tutumunu ve "hayır" kampanyası başlatmasını eleştiren Angolemli, tasarıya olumlu oy vermenin tarihi bir görev olduğunu vurguladı.

Başbakanın görüşme süreciyle ilgili bir şeyler söylemesini isteyen Angolemli, aksi halde diğer görüşmecinin söylediklerinin geçerli olacağını belirtti.

Angolemli, halkın endişeli olduğunu belirterek bilgilendirmenin önemine işaret etti.

Varılacak anlaşmayla, dünyanın tanıyacağı, sınırları belli bir devlete sahip olunacağını kaydeden Angolemli, tüm konuların 31 Mart'ta ortaya çıkacağını, halkın referandumda kararını vereceğini, halkın önünün açılması gerektiğini vurguladı.

Adem: Hükümet, halkın iradesiyle karar alıyor

CTP Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sonay Adem, UBP Milletvekili Salih Miroğlu'nun konuşmasını eleştirerek, bir grubun "çözüm isteyenler sivil darbe yapıyor" diye Türkiye'ye gönderme yapıldığını söyledi.

Hükümete kararları aldırtan gücün, halkın iradesi olduğuna işaret eden Adem, referandumda çıkacak karara da herkesin saygılı olması gerektiğini vurguladı.

Adem, hayır kampanyası düzenlemenin doğru bir tavır olmadığını kaydetti ve UBP'nin bazı milletvekillerinin referandum tasarısına evet diyeceği için boykot kararıyla bunun önlenmek istendiğini söyledi.

Akıncı: Çözümsüzlüğü tercih etmeyeceğiz

Meclis genel kurulunda daha sonra söz alan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, çok önemli bir haftaya girildiğini, 31 Mart'ta eksiksiz bir plan geleceğini ve 20 gün içinde bir karar verileceğini belirtti.

Akıncı, çözümsüzlüğü tercih etmeyeceklerini kaydederek, müzakerelerle azaminin elde edilmesini istediklerini söyledi.

Rum tarafının da benzer beklentileri olduğunu ifade eden Akıncı, 31 Mart'ta ortaya çıkacak belge için meclisin daha çok devrede olmasını istediklerini ama yeterince katkı yapamadıklarını düşündüklerini anlattı.

Mustafa Akıncı, meclise müzakerelerden tek tutanak geldiğini, son günlerde bunun çoğaltıldığını, cumartesi ve pazar günleri meclise gelerek bunları okuyabildiğini, milletvekillerinin bu tutanakları okumak için yoğun ilgi gösterdiğini söyledi. Tutanakların milletvekillerine dağıtılmasının ne sakıncası olacağını soran Akıncı, meclisin bilgi talebinin yabana atılmamasını istedi.

BDH Genel Başkanı Akıncı, dünkü görüşmede ne olup bittiğini merak ettiklerini, sınırlı bilgilerden New York mutabakatının çiğnendiğini anladıklarını kaydetti.

Hazırlanan anayasa taslağının verilmesinin de uluslararası bir mükellefiyet olduğunu ama bunun yapılmadığını belirten Akıncı, İsviçre'ye gitme konusunda kendilerine teklif yapılmamasını, sadece her konuda hayır diyen UBP'ye sorulmasını esefle karşıladığını söyledi.

Mustafa Akıncı, İsviçre'de kime danışılacağını sorarak, sadece partilerin değil, sivil toplum örgütlerinin bile İsviçre'ye gitmesi gerektiğini kaydetti.

31 Mart'ta planın son halini alacağına işaret eden Akıncı, Türkiye ve Yunanistan'ın başbakanlar düzeyinde katılacağı toplantıda umulmadık, olumlu gelişmeler de olabileceğini dile getirdi.

Akıncı, BM'ye KKTC Anayasası'nın verilmesinin kabul edilebilecek bir şey olmadığını belirterek, ortada uluslararası bir mükellefiyet bulunduğuna işaret etti.

15 Nisan'da uluslararası bağış konferansı toplanacağını, bundan iyi sonuçlar çıkmasını dilediklerini belirten Akıncı, Türkiye'nin katkılarının da gerekli olacağını, çözüme mali katkının önem taşıdığını vurguladı.

Akıncı, referandumda aralık seçmen listesinin geçerli olacağına işaret ederek, Türkiyeli seçmenlerin de önemli rol oynadığını anlattı.

BHG Genel Başkanı Akıncı, AKP hükümetinin Kıbrıs'ta bulunacak anlaşmaya "hayır demeyeceği ve Denktaş'ın hayır bayrağı açtığı anda TC Başbakanı Erdoğan'ın sessiz kalmayacağı" umudunu dile getirerek, tasarıya olumlu oy vereceklerini açıkladı ve hükümete İsviçre'de başarılar diledi.

Talat: Her şey su gibi akmıyor

Daha sonra kürsüye gelen Başbakan Mehmet Ali Talat, ilk olarak görüşme sürecinde her şeyin su gibi akmadığını, çok yoğun çalıştıklarını, kendi içlerinde ortak görüş oluşturmak için de çok zaman harcadıklarını itiraf etmek istediğini söyledi.

Çok zor bir süreçte olduklarına işaret eden Talat, meclise bilgi verecek zamanı bulamadıklarını, iki ayaklarının bir pabuçta olduğunu ifade etti.

Talat, Bakanlar Kurulu'nun hep mesai saatleri dışında toplanabildiğini, gazetecilere randevu veremediğini; çok sıkı, her şeyin süt liman olmadığı günler yaşadıklarını belirtti ve Kıbrıs Türk halkını salim bir limana götürmeye çalıştıklarını, bu noktaya çok farklı yerlerden geldiklerinin de unutulmamasını istedi.

Başbakan Talat, görüşme tutanaklarının meclise geldiğini ve bunların okunduğunu varsaydıklarını, "gizli" ibareli belge olduğu için bunların meclis dışına çıkarılamayacaklarını söyledi.

Müzakereler sırasında Rumların dünküler hariç 220 sayfa belge verdiğini, kendilerinin de 80 sayfa belge verdiğini belirten Talat, partilere meclis kararıyla bu bilgiler zaten geldiği için, sivil toplum örgütlerine bilgi vermeyi tercih ettiğini kaydetti.

Başbakan Talat, parti liderleri mecliste tutanakları okuyarak milletvekillerine bilgi aktarabileceğini; geçmişte de böyle yaptıklarını bildirdi.

UBP, İsviçre'ye gitmeyi reddetti

Parti liderlerinin de İsviçre'ye gitmesini başbakan yardımcısıyla ele aldıklarını ama tümünün gitmesini istediklerini, başbakan yardımcısının UBP genel başkanına bu teklifi götürdüğünü ama ret yanıtı aldıklarını, bir bütünlük sağlanamayacağı için diğer partilere teklif yapılamadığını anlattı.

Talat, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın İsviçre'ye sadece BDH'nın gitmesini kendisi açısından sıkıntılı bulduğunu, bunu da saygıyla karşıladıklarını kaydetti.

Anayasa için BM çalışıyor

Talat, hazırlanan anayasa taslağının BM'ye verilmesi gerektiğini ama görüşmeci heyetin başkanı da olan Cumhurbaşkanı'nın "ben bunu verirsem anayasal suç işlerim" diyerek taslağı vermeyi reddettiğini BM'yle vardıkları uzlaşmayla önemli hususları not ederek verdiklerini ve taslağın BM tarafından hazırlanacağını söyledi.

Talat, konunun konuşulup BM nezdinde çözümlendiğini belirterek, BM hukukçularının anayasa konusunda çalışacağını kaydetti.

Cumhurbaşkanının her görüşmeden sonra açıklama yapmasını doğru bulmadığını, doğru olduğuna inandıklarını haftada bir basın toplantısıyla açıkladığını ifade eden Başbakan Talat, "Ben çıkıp her şey süt limandır diyemem. Onun için söylemiyorum. Güzel şeyler olduğunda da cumhurbaşkanını olumsuz şeyler söylememesi konusunda uyarıyorum. Cumhurbaşkanının açıklamalarının çözüm isteyenlerin moralini bozduğunu biliyorum" dedi.

Başbakan Talat, BM'den ve Rum tarafından çok ciddi şeyler istediklerini belirterek, komite çalışmalarının çok sıkı tempoda sürdüğünü, amaçlarının güvenli bir limana ulaşmak olduğunu vurguladı.

Talat, görüşme sürecine ek olarak arka planda diplomatlarla da görüşerek sıkıntılarını anlattıklarını kaydetti.

Başbakan Talat, DP Milletvekili Mustafa Gökmen'in yerinden yönelttiği soru üzerine, aslında 31 Mart'a kadar susmak gerektiğini, daha belgenin tamamlanmadığını, Rum tarafından anketlerde "hayır" çıkacağını düşünerek daha çok şey koparmaya çalıştığını ama BM'nin hayır diyene kadar çok şey vermesinin söz konusu olmadığını, toplumsal bütünlüğün sağlanması gerektiğini dile getirdi.

Mertekçi: Meclis etkili değil

Daha sonra söz alan BDH Milletvekili Tahsin Mertekçi, meclisin gelişmelerde etkili olamamasından dolayı sıkıntı yaşadıklarını söyledi.

Mertekçi, halkın geleceğini bu kadar çok etkileyen konuda, halkın temsil yerinin meclis olduğunu kaydederek "Ben yaparım olur mantığı bu ülkeyi mahvetti, bundan sonra buna izin vermemeliyiz" diye konuştu.

CTP Milletvekili Nuri Çevikel de söz alarak, halkın anayasa taslağı konusunda endişeleri bulunduğunu, bu yüzden halkın referandumda "evet" demesinin kıl payı olduğunu kaydetti ve anayasa taslağının tartışmalı konulardan arındırılmasını istedi.

Çevikel, oluşturulacak yeni devletin meclisinin yeni bir anayasa yapmasını istedi.

İzcan'dan Talat'a eleştiri

Tekrar söz alan BDH Milletvekili İzzet İzcan, hazırlanan anayasa taslağının BM'ye sunulmamasının yanlış olduğunu vurguladı.

"Meclise yeterli bilgi verilecek zaman bulunamamasının, süreçte konuşmamak gerektiği görüşünün" yanlış olduğunu belirten İzcan, Annan Planı'nda köklü değişiklik yapılamayacağını dengeli değişiklikler olabileceğini söyledi.

İzcan, cumhurbaşkanının çözüme değil taksime inandığını, ondan bir şey beklemenin, "ölü gözünden yaş beklemek olduğunu" savundu.

Tasarı görüşüldü

Meclis Genel Kurulu toplantısında daha sonra "Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Tasa Tasarısı'nın madde madde görüşülmesine geçildi.

Tasarının 9. maddesi görüşülürken DP Grup Başkan Vekili Hüseyin Öztoprak değişiklik önerdi.

Öztoprak, referandumda kesin sonuç belirlenirken geçerli oyların yarısından bir fazlasının "evet" oyu yerine "kayıtlı seçmen sayısının yarısından bir fazlasının evet oyunun aranmasını" önerdi. Ancak genel kurul, bu önerinin görüşülmesini oyçokluğuyla reddetti ve 9. madde oyçokluğuyla kabul edildi.

Tasarının 9. maddesi şu ifadeleri içeriyor:

"Seçim ve Halkoylaması Yasası'na uygun olarak Yüksek Seçim Kurulu'nca saptanan ve ilan edilen halkoylaması kesin sonucunda, geçerli oyların yarısından bir fazlasının 'evet' oyu olması halinde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından taraflara sunulan kuruluş anlaşması ve tüm ekleri, anayasa ve mevzuatı, Kıbrıs Türk Devleti'nin kurucu ortağı olacağı Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne katılımı halk tarafından kabul edilmiş sayılır."

Toplantıda daha sonra yapılan oylamada tasarının bütünü oybirliğiyle kabul edildi. UBP milletvekillerinin katılmadığı toplantıda hazır bulunan CTP, DP, BDH ve TKP milletvekillerinin tümü onay verdi ve tasarı 32 oyla kabul edildi.

Genel kurulda son olarak başbakanlığın tezkeresiyle "Ödünç Para Veren Kurumlar Yatırım ve Kredi Şirketleri (Düzenleme ve Denetim) Yasa Tasarısı" ile "TC-KKTC Gümrük Birliği Çerçeve Onay Yasa Tasarısı" komite gündeminden geri çekildi.

Meclis bunun ardından çalışmalarını tamamladı. Meclis genel kurulu, bir sonraki toplantısını 26 Mart Cuma günü saat 10.00'da yapacak.

KIBRIS 23/03/04

KIBRIS, İsviçre zirvesinde

Kıbrıs sorununun çözümünde önemli bir dönüm noktasına gelindi. İsviçre'nin Lüzern kentinde yapılacak Kıbrıs zirvesini KIBRIS Gazetesi, KIBRIS TV ve KIBRIS FM adım adım izliyor. KIBRIS Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Başaran Düzgün, tarihi zirvedeki gelişmeleri KIBRIS Medya Grubu adına izleyecek

Başbakan Mehmet Ali Talat, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in bir araya geleceği zirve, Lüzern kenti Bürgenstock tesislerinde gerçekleşecek

Bir hafta sürecek tarihi Lüzern zirvesinde Kıbrıs sorununun tüm detayları ele alınacak. Taraflar son pazarlıklarda bulunacak. Açılışını özel temsilci Alvaro de Soto'nun yapacağı zirveye Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan da katılacak ve referanduma sunulacak Annan Planı'nın son şekli Lüzern zirvesinde belirlenecek

KIBRIS 23/03/04

Talat ve Serdar Denktaş, tam yetkili ve karar verebilecek durumda

BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro de Soto, basın toplantısı düzenledi:

Talat ve Serdar Denktaş, tam yetkili ve karar verebilecek durumda

DE SOTO UMUTLU... Alvaro de Soto, Kıbrıs sorununun çözülmesiyle ilgili önümüzdeki aşamadan umutlu olduğunu söyledi. De Soto, Başbakan Mehmet Ali Talat ve Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın İsviçre'de tam yetkili olacaklarını ve karar verecek durumda bulunacaklarını belirtti

 

BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro de Soto, Kıbrıs sorununun çözülmesiyle ilgili önümüzdeki aşamadan umutlu olduğunu söyledi. De Soto, Başbakan Mehmet Ali Talat ve Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın İsviçre'de tam yetkili olacaklarını ve karar verecek durumda bulunacaklarını kaydetti.

De Soto, Kıbrıs müzakerelerinin adadaki bölümün dün tamamlanmasının ardından ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de basın toplantısı düzenledi. De Soto basın toplantısında, İsviçre'deki süreçle ilgili bilgi vererek, bir ayı aşkındır adada süren görüşmelerin tamamlandığını ve tarafların yoğunlaşmış bir çabayla sonuca ulaşmak için İsviçre'ye hareket edeceklerini belirtti.

İsviçre'deki görüşmelerin 24 Mart'ta başlayacağını kaydeden De Soto, Rum tarafının başkan Tasos Papadopulos tarafından temsil edileceğini, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ise, Kıbrıs Türk tarafının Başbakan Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş tarafından temsil edileceğini, tam yetkili olduklarını, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a yazılı olarak bildirdiğini söyledi.

Toplantıya Annan gelinceye kadar kendisinin ev sahipliği yapacağını söyleyen De Soto, Türkiye ve Yunanistan dışişleri bakanlarının geldiği gün Annan'ın da toplantı yerine ulaşacağını ifade etti.

De Soto, bugüne kadar çok yoğun bir çalışma yapıldığını kaydederek, teknik heyetlerin üyelerini de çabalarından dolayı tebrik etmek istediğini belirtti.

Dün sabahki toplantıda teknik çalışmaları gözden geçirdiklerini ifade eden De Soto, bayrak ve marş komitelerinin çalışmalarını sonuçlandırdıklarını ve liderlerin bu tavsiyeleri kabul ettiklerini söyledi.

Hukuk komitelerin çalışmalarını sürdürdüklerini belirten De Soto, 15 yasa tasarısının tamamlandığını 87 tasarının da tamamlanmak üzere olduğunu, toplam 102 yasa tasarısı olduğunu ifade etti.

Anlaşma komitelerinin de çalışmalarını bugün ve yarın tamamlayacaklarını ifade eden De Soto, üzerindeki çalışmalar tamamlanan çok önemli konuların İsviçre'de taraflara iletileceğini kaydetti.

Ekonomik ve mali alanlarda çalışan komitelerin de tavsiyelerini İsviçre'de taraflara sunacağını anlatan De Soto, komitelerin bir anlaşma sağlanırsa bunun nasıl uygulanacağıyla ilgili çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti.

Çok büyük ilerlemeler sağlanan teknik komitelerde federal hükümetin işlerliğinin sağlanması için çalışmalar yapılacağını belirten De Soto, teknik düzeyde çok önemli ilerlemeler bulunduğunu ancak bunun liderlerin görüşmelerinde bunun aynı şekilde gerçekleşmediğini ifade etti.

De Soto, İsviçre'de nihai anlaşmaya varılabilmesi için buradaki sürecin çok yoğun olması gerektiğini belirterek, "Nihai anlaşmaya varılabilmesi için tüm ilgili tarafların gerekli siyasi istekliliği göstermesi gerekir" dedi.

Anlaşmaya varılmasının mümkün olduğunu ifade eden De Soto, açık olan bir şey bulunduğunu, her iki tarafın da bunun artık "son oyun" olduğunu ve bunun sonuçlanması gerektiğini bildiğini kaydetti.

Her iki tarafın da referandum yapmaya hazır olduklarını belirten De Soto, önümüzdeki aşamadan gerçekten umutlu olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın İsviçre'ye gitmemesinin görüşmeleri nasıl etkileyeceğinin sorulması üzerine De Soto, Talat ve Serdar Denktaş'ın Türk tarafı adına tam yetkili oldukları yanıtını verdi.

De Soto aynı konudaki başka bir soru üzerine ise, "Söylediğim gibi Sayın Talat ve Sayın Serdar Denktaş tam müzakere yetkisine sahipler. Başka bir yetkiye ihtiyaçları yok. İsviçre'de karar verebilecek durumdalar" yanıtını verdi.

"Oyunun sonu" ifadesinin ne anlama geldiğinin sorulması üzerine ise De Soto, artık karar zamanının çok yaklaştığını anlatmak istediğini ifade etti.

Al-ver sürecinin de başlaması gerektiğini ifade eden De Soto, referandumdan "hayır" çıkması durumunda ne olacağının ve bu durumda başka bir referanduma gidilip gidilmeyeceğinin sorulması üzerine, bir referandumda "evet" veya "hayır" kararını vermenin halklara bağlı bulunduğunu belirterek, "hayır" deme olasılığının da söz konusu olduğunu, aksi takdirde demokratik bir referandum olmayacağını, insanların kendi tercihlerini yapacaklarını vurguladı. De Soto, başka bir referandumun nasıl yapılabileceğini bilemediğini, varılan anlaşma gereği birleşik bir Kıbrıs'ın AB'ye katılabilmesi için sürecin zamanında tamamlanması gerektiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, "Taraflara görülmemiş bir baskı yapıldı" şeklinde açıklamalarda bulunduğunun belirtilerek, baskı yapılıp yapılmadığının sorulması üzerine De Soto, Annan Planı'nın taraflar arasında uzun, geniş ve derin bir müzakere sürecinin sonucunda ortaya çıktığını ifade ederek, BM'nin tarafların geldiği anlayışı ve noktayı kağıda döktüğünü, planın havadan gelmediğini kaydetti. Tabii ki bazı önergelerde köprü kurmak amaçlı katkılarının olduğunu söyleyen De Soto, bunu herhangi bir şekilde "empoze" olarak nitelemenin yanlış olduğunu ifade etti.

De Soto, geçtiğimiz ay boyunca sadece liderlerin veya danışmanlarının değil teknik komitelerdeki katılımcıların da planda gelişmeler yapmak daha iyi çalışmasını sağlamak için çalıştığını ifade ederek, bunu "zorlamak veya baskı" olarak nitelendirmenin güç olacağını kaydetti.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın İsviçre'ye gitmemesini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine De Soto, "Tabii ki gelmesini tercih ederdim. Fikrini değiştirmesi için de çok geç olmayabilir ama süreçte bir kesinti olacağına inanmıyorum" diyerek, görüşmeye gidecek Kıbrıs Türk heyetinin tam yetkili olduklarını yineledi.

"Karartma hayal olarak kaldı"

Görüşmelerde basına yapılan karartmayla ilgili bir soru üzerine De Soto, gülerek bunun bir "hayal" olarak kaldığını söyledi. De Soto, bu konudaki çabalarında tamamen yenildiğini kabul etmesi gerektiğini söyledi.

BM diplomatı, basın mensuplarından birinin "Biz ne olup bittiğini öğrenmek istiyoruz" demesi üzerine, küçük parçalar halinde bilgi sızması olduğunda tarafların kendi doğruları doğrultusunda bilgi aktardıklarını ve dışarıda bunu duyanların içeride görüşülenlerle ilgili yanlış fikirler elde edebileceğini, ayrıca bunun liderlerin müzakere etmesini güçleştirdiğini kaydetti.

De Soto, "Kendinizi herhangi bir konuda taviz vermeye hazırlanan liderin yerine koyun, bu yaptığının 5 dakika sonra veya ertesi gün basının önüne konulacağını bilirse bunu yapmak için cesaretlenir mi? Pek zannetmiyorum... Ben bir müzakereci olsam bunu kesinlikle yapmazdım" dedi.

De Soto, İsviçre'de basına karartma uygulanıp uygulanmayacağıyla ilgili bir soru üzerine, orada bunun daha başarılı olacağını düşündüğünü ancak bunu yapmak için cep telefonlarının hepsini toplamak gerekeceğini bunun da mümkün olamayacağını belirtti.

De Soto, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "Sonuçta bir çok konunun Annan'a kalacağının görüldüğü" yönünde bir açıklaması bulunduğu belirtilerek yorumunun istenmesi üzerine, "Bunun böyle olmamasını ümit ederim" dedi.

De Soto, genel sekreterin bu noktaya gelinmesi halinde taraflarla yakın danışmalarda bulunmayı ümit ettiğini belirtti.

KIBRIS 23/03/04

Denktaş: Mahkumiyet gömleğini giymem

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum Yönetimi lideri Papadopulos'la dünkü son görüşmesinin ardından düzenlediği basın toplantısında, İsviçre'ye gitmeme konusundaki kararlılığını tekrarladı:

Denktaş: Mahkumiyet gömleğini giymem

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, İsviçre'de 29 Mart'a ertelenen 4'lü konferansa katılmama yönündeki kararlılığını tekrarladı ve baskıya dayalı metoda karşı olduğunu söyledi. "Türkiye metodu kabul etmek zorunda kaldığı için biz de kabul ettik" diyen Denktaş, "Lefkoşa'da uzlaşma için denedim. Ben 'Bundan öteye giderim' diye bir söz vermedim" ifadelerini kullandı

Denktaş, "Yapabileceğim daha fazla bir şey kalmadı. Bu işler zorla olmaz. Gidersem değerlendirme yetkimi elimde tutamam. Ben de gitmiş olsaydım bu yetkiyi elimde tutamam. Mahkumiyet gömleğini giymem. Neticeye bakacağım ve olumsuz görürsem onu söyleyeceğim... Çekilmek de uzlaşmaya bir katkıdır" dedi

Görüşmelerden şu an için çekilmediğini ifade eden Denktaş, çekilip çekilmeyeceğine İsviçre'de elde edilecek neticeye göre karar vereceğini söyledi. Görüşmelerden çekilmesi halinde hükümet protokolüne göre hükümetin de düşeceğini kaydeden Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığındaki heyetin tam yetkili olarak İsviçre'ye gideceğini BM'ye yazılı olarak dün ilettiğini de açıkladı

 

Kıbrıs sorununa Annan Planı temelinde çözüm bulunmasına yönelik olarak Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun gözetiminde adada 19 Şubat'ta başlatılan ikili müzakerelerden olumlu bir sonuç çıkmadı. Adadaki çözüm umutları, İsviçre'nin Luzern kasabasında 29 Mart'a ertelenen 4'lü zirveye kaldı. Luzern'deki 4'lü zirve, iki tarafın temsilcilerinin yanı sıra Türkiye ve Yunanistan'ın katılımıyla gerçekleşecek

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos dün Lefkoşa'daki müzakere sürecinin son görüşmesini yaptı. Görüşme sonrasında basın açıklaması yapan Cumhurbaşkanı Denktaş, İsviçre'de başlayacak 4'lü konferansa katılmama yönündeki kararlılığını tekrarladı ve baskıya dayalı metoda karşı olduğunu söyledi. "Türkiye, metodu kabul etmek zorunda kaldığı için biz de kabul ettik" diyen Denktaş, "Lefkoşa'da uzlaşma için denedim. Ben 'bundan öteye giderim' diye bir söz vermedim" ifadelerini kullandı.

İsviçre'ye gitmemesinin görüşmelerden çekildiği anlamına gelmediğini de tekrarlayan Denktaş, "Yapabileceğim daha fazla bir şey kalmadı. Bu işler zorla olmaz. Gidersem değerlendirme yetkimi elimde tutamam. Ben de gitmiş olsaydım bu yetkiyi elimde tutamam. Mahkumiyet gömleğini giymem. Neticeye bakacağım ve olumsuz görürsem onu söyleyeceğim... Çekilmek de uzlaşmaya bir katkıdır" diye konuştu.

Denktaş, İsviçre'ye gidecek Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığındaki heyete, yazılı olarak tam yetki verdiğini ve bunu BM'ye ilettiğini de söyledi ve heyete başarılar diledi.

Denktaş, dörtlü görüşmelerin ardından BM genel sekreterinin ortaya koyacağı neticenin Türkiye'yle hep birlikte değerlendirileceğini ve kararın ona göre verileceğini belirtti.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ise, Kıbrıs müzakerelerinde "herhangi bir önemli ilerleme sağlanmadığını" söyledi.

Papadopulos, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la gerçekleştirdiği görüşme sonrasında Reuters muhabirine yaptığı açıklamada, "Görüşmelerin bu safhasında özde (çekirdek) konularda herhangi bir önemli ilerleme sağlanmadı" dedi.

Cumhurbaşkanı tarafından açıklanmayan, ancak elde edilen bilgilere göre, BM'nin Türk tarafından Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının listesini istediği öğrenildi.

Adadaki son görüşme

Denktaş, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la dün Lefkoşa'daki müzakere sürecinin son görüşmesini yaptı.

Saat 09.00'da ara bölgedeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yakınlarında yer alan "Lefkoşa Konferans Merkezi'nde" BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro de Soto gözetiminde gerçekleşen görüşmede ağırlıkla teknik konuların ele alındı. Görüşme yaklaşık 3.5 saat sürdü. Görüşmeye, KKTC heyetinden Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, İsviçre hazırlıkları nedeniyle katılmadı.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, görüşmenin ardından Başbakan Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven ve diğer heyet üyeleriyle ortak bir değerlendirme toplantısı yaptı. Yaklaşık 1.5 saatlik bu değerlendirmenin ardından Cumhurbaşkanı

Denktaş saat 14.00'te basının karşısına çıkarak görüşmeyle ilgili bilgi verdi ve daha sonra soruları yanıtladı.

Yazılı yetki

BM yetkililerinin bugünkü görüşmede teknik komitelerin çalışmaları hakkında taraflara bilgi verdiğini ayrıntılarıyla anlatan Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığındaki heyetin tam yetkili olarak İsviçre'ye gideceğini BM'ye yazılı olarak dün ilettiğini de açıkladı ve heyete başarı dileğinde bulundu.

Esas sorun metot,

baskılar kabul edilemez

Görüşmeyle ilgili ayrıntıları aktardıktan sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, "Türkiye ile görüş ayrılığı yok gibi görünüyor. İsviçre'ye neden gitmiyorsunuz" sorusuna şu karşılığı verdi:

" 'Görüş ayrılığımız var' demedim. Bunlar üzerinde gitmeden yeni bir gözden geçirme muhakkak yapılmıştır, yapılacaktır diye ümit ederim. Esas mesele metot. Böyle bir metotla, bu kadar aceleci, bu kadar gökten inme, bu kadar başkaları tarafından yapılmış bir belge dünyanın hiçbir yerinde empoze edilmeye çalışılmamıştır. Usul yanlıştır ve baskılar kabul edilmezdir..."

New York'ta Türkiye istediği için...

Cumhurbaşkanı Denktaş, "görüşme metodunun New-York'ta imzalanan mutabakatla kabul edildiğinin" anımsatılması üzerine ise şu ifadeleri kullandı:

"1.5 yıl reddettik, 1.5 yıl sonra Türkiye kabul edilebilir düşüncesine geldiği veya getirildiği için, sabahın saat 3'üne kadar BM binasında hapsedilmek neticesinde ara formül düşünülerek 'buyurun deneyin' dedik. Bütün dünyanın karşımıza gelerek 'bundan başka bir şey olmaz' baskıları altında kabul ettik. Böyle metot ilk defa görüldü. Kosova'da da oldu, Kosova bugün kan kusuyor... Bu işler zorla olmaz. Kıbrıs meselesinin ne olduğuna bile teşhis koymadan ortaya attıkları formülleri zorla kabul ettirmeye çalışıyorlar."

Mahkum mu oldum... Bundan

ötesi için söz vermedim

Denktaş, "Türkiye'nin kabul ettiği metodu kendisinin neden reddettiği" konusunda da, "Türkiye metodu kabul etmek zorunda kaldığı için biz de kabul ettik. Ben baskıyla kabul edilen bir metodun bizi hak yoluna ve şerefli bir neticeye götürmedeki zorluklarını söylemek zorundayım. 'Metodu kabul ettim mahkum oldum' demek değil. metot, derogasyonlar gibi vaatler nedeniyle kabul edildi. Bu vaatler de verilmedi..." diye konuştu.

Lefkoşa'da devam eden yaklaşık bir aylık süreçte uzlaşmanın yollarını aradığını söyleyen Denktaş, özetle şunları kaydetti:

"Benim Türkiye'ye verdiğim söz, New York'a gitmek, orada ipleri koparmamak ve her ne pahasına olursa olsun masadan kalkmamaktı. Bunu yaptık, prosedüre razı oldum ve Lefkoşa'ya naklettim. Ben 'bundan öteye giderim' diye bir söz vermedim. Lefkoşa'da denedim, kendi değerlendirmelerimi yaptım. Benim yapabileceğim daha fazla bir şey kalmadı. Alınabilecek neticeyi değerlendirme yetkimi elimde tutuyorum. Ben de gitmiş olsaydım bu yetkiyi elimde tutamam. Mahkumiyet gömleğini giymem. Neticeye bakacağım ve olumsuz görürsem onu söyleyeceğim..."

Denktaş, "Çekilmek de uzlaşmaya bir katkıdır" ifadelerini kullandı.

Türkiye ve Yunanistan

insaflı davranacaklar

İsviçre'de yapılacak 4'lü toplantının ardından BM genel sekreterinin devreye gireceğini anlatan Denktaş, bundan sonraki süreçte de esas konularda değişiklik olmaması halinde halka neticenin söyleneceğini belirtti.

Denktaş, "Karamsar tablo çizmeyelim. Türkiye ve Yunanistan'ın birbirlerine ve bize karşı insaflı davranacaklarını, kabul edilebilir, sağlam, kalıcı bir netice meydana getireceklerini ümit edelim, bekleyelim... Neticeyi aldığımızda bol bol konuşacağız...."dedi.

Çekilmedim... Çekilirsem hükümet de gider

Cumhurbaşkanı Denktaş, "Bu şartlarda görüşmelerden çekildiniz anlamını çıkarabilir miyiz" sorusuna, "`Çekilmedim' diyen adama niye çekildi anlamını çıkaracaksınız" diye soruyla karşılık verdi ve şunları söyledi:

"Çekilip çekilmeyeceğime gelecek neticeye bakarak karar vereceğim. Çünkü çekildiğim takdirde hükümetin de düşmesi lazım. Hükümet protokolü öyle. Onun için halkıma o sancıyı da çektirmek istemiyorum. Soğukkanlılıkla bekleyelim ve başarmalarını dileyerek kendilerine yardımcı olalım."

Anayasa sunulmadı

Denktaş, başka bir soruyu yanıtlarken, dün yeni devletin anayasa çalışmalarının ele alınmadığını ve bu konuda herhangi bir gelişme olmadığını da söyledi, ancak ayrıntıya girmedi.

"Netice, Türkiye ile değerlendirilip karar verilecek"

Denktaş, dörtlü görüşmelerin ardından BM genel sekreterinin ortaya koyacağı neticenin Türkiye'yle hep birlikte değerlendirileceğini ve kararın ona göre verileceğini belirtti.

Bugün İsviçre'ye gidecek heyetlerin önlerinde uzlaşılmamış bir çok ayrı görüş bulunduğunu, Türkiye ve Yunanistan'ın katkılarıyla bunların ne kadar halledileceğinin birlikte izleneceğini vurgulayan Denktaş, "İsviçre'ye gidecek arkadaşlarımızın, Kıbrıs Türklerinin haklarını ve geleceğini, güvenliklerini, 1963-74 yılları arasının tekrarlanmaması düşünülerek hareket edeceğinden emin olmalıyız. Eminiz. Kendilerine başarılar diliyoruz" dedi.

Anlaşmalar

"Bugün (dün) yasalarla ilgili komitenin çalışmaları hakkında BM yetkilisi bize kapsamlı bilgi verdi" diyen Denktaş, bunun büyük bir belge olduğunu ve inceleyeceklerini belirtti.

İki tarafın yaptığı anlaşmalar konusunun da ele alındığını kaydeden Rauf Denktaş, Türk tarafının 255 anlaşması bulunduğunu ve bunların 246'sına Rumların itiraz ettiğini açıkladı. Müzakerelerin ardından kendilerinin 38'ini geri çektiğini ifade eden Denktaş, "Rumlar 217 anlaşmadan 210'una itiraz ediyorlar" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Papadopulos'un, "Sayıyla itiraz meselesi değil, biz top yekun itiraz ediyoruz. Sizin bu anlaşmaları yapma hakkınız yok. Yaptığınız anlaşmalar geleceğin hükümetini bağlamaz" dediğini de anlattı.

Rumların 1156 anlaşma ileri sürdüğünü ve daha sonra 7 tanesini geri çektiğini vurgulayan Denktaş, 1149'unun kaldığını, Türk tarafı olarak bunların 9'una itiraz edildiğini belirtti. Denktaş, "Bunlar üzerinde çalışmalar sürüyor. Bizim anlaşmalarımızı kabul etmemeleri üzerine 'Biz de topyekün sizin anlaşmalarınızı kabul etmiyoruz' diyerek denge kurduk. Bunlar herhalde İsviçre'de de ele alınacak" şeklinde konuştu.

Merkez Bankası ve bankacılık

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş görüşmede, Merkez Bankası ile bankacılık ve anlaşmanın uygulama konusundaki ekonomik ve mali gereksinmeleri konusunda BM'nin ayrıntılı birer belge verdiğini, bu uzun belgelerin öğleden sonra incelenmeye başlanacağını söyledi.

Yasalarla ilgili

komite çalışmaları

"Bizim genel bir itirazımız oldu" diyen Cumhurbaşkanı Denktaş bunu şöyle açıkladı;

"Yasalarla ilgili komisyon çalışmalarında kabul edilen ve edilmeyen kısımlar tırnak (" ") işareti içine alınmış. Bunlar siyasi seviyeye, bize getirilmesi lazımdı ki son sözü biz söyleyelim. Eğer biz de anlaşamıyorsak İsviçre'de Türk-Yunan seviyesine çıksın, orada da görüşülsün. Ondan sonra Annan'a gitsin orada Annan kendi görüşünü ortaya koysun. Şuna itiraz ettik; 'Bu kadar yasayı yaptık komitede bunlar görüşüldü' diyerek Annan'ın önüne götürüp, 'tırnak içerisinde şeyler var sen kararını ver' diyemezsiniz. Bize muhakkak gelmelidir. Bize gelmeden daha yukarıya çıkamaz. 'Bu konularda anlaşma var' diye yürümeniz hatalıdır' dedik, Rum tarafı da aynı görüşleri savundu."

Papadopulos'un memurlar konusu

Federasyonun binaları ve ihtiyaçları konusunun da gündeme geldiğine dikkat çeken Denktaş, düşünülen binaların müşterek komiteler tarafından ziyaret edilip görülmesinin istendiğini vurguladı.

Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un önemli bir konu ortaya koyduğunu da anlatan Denktaş, Papadopulos'un, 1960 Anayasası'na göre tayin edilmiş memurları olduğunu, bunların 1960 Anayasası'na uygun şekilde göreve devamının gerektiğini, aksi takdirde kendilerini mahkemeye verecekleri şeklinde uzun bir konuşma yaptığını kaydetti.

1960 Anayasası'na göre tayin edilen memurların Türk tarafında hemen hemen kalmadığına işaret eden Rauf Denktaş, "Bizim kendi yasalarımıza göre tayin edilen memurlar vardır. Onların çoğu eğer tedbiri alınmazsa kendini sokakta bulacak. Tazminatları ne olur belli değil. Büyük bir olaydır. Bizim sosyal ve idari yapımızı kökten etkileyici bir olay. 'O zaman bizim anayasamıza göre tayin edilmiş memurlara aynı muamele yapılmalı' dediğimizde ellerinin kenarıyla şöyle ittiler. Orada büyük bir problem var..." şeklinde konuştu.

Merkez Bankası'nda eşitlik

Merkez Bankası üzerinde son dakika Rumların bir kağıt verdiğini, Türklerin Merkez Bankası üzerindeki eşitliğini reddettiklerini kaydeden Denktaş, bu belgenin de inceleneceğini söyledi.

Hava ve deniz hakları üzerindeki Türk tarafının görüşlerinin Rumlar tarafından tamamen reddedildiğini, her şeyin merkezi hükümete bağlanmasını istediklerini ifade eden Denktaş, Türk tarafının 15 ve 18 Mart'ta verdiği önerilere de ayrılırken cevap verildiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rumların, "yerleşikler" diye niteledikleri KKTC vatandaşlarının Kıbrıs'ta gayrı yasal olarak bulunduğunu savunduklarını da vurguladı.

"Heyete başarılar"

Bugün hükümetin İsviçre'ye gideceğini de hatırlatan Cumhurbaşkanı Denktaş, önlerinde uzlaşılmamış birçok ayrı görüş bulunduğunu, Türkiye ve Yunanistan'ın katkılarıyla bunların ne kadar halledileceğinin birlikte izleneceğini vurguladı.

Daha sonrasının BM genel sekreterine kalacağını da kaydeden Denktaş, onun ortaya koyacağı neticeyi Türkiye'yle hep birlikte değerlendireceklerini ve kararlarını ona göre vereceklerini söyledi.

Denktaş, "Arkadaşlarımıza İsviçre'de başarılar diliyoruz. Kıbrıs Türklerinin haklarını ve geleceğini, güvenliklerini, 1963-74 yılları arasının tekrarlanmaması düşünülerek hareket edileceğinden emin olmalıyız. Eminiz. Kendilerine başarılar diliyoruz" dedi.

RD-TV'ler

Kurucu devletlerde radyo ve televizyonların sayılarının ne olacağı konusuna kısıtlama konmasının söz konusu olmadığını da söyleyen Denktaş, tarafların yüz yüze bağıracağına radyo televizyonlar aracılığıyla bağırabileceğini, buna kimsenin karışamayacağını kaydetti.

Denktaş, frekanslar konusunun hava ulaşımıyla ilgili olarak ele alınması gerektiğini de ifade etti.

 KIBRIS 23/03/04

BM’den taraflara: Taahhütlere uyun

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Kıbrıs’ta herkesin üzerinde mutabık olduğu bir süreç ve üst düzeyde girilen taahhütler olduğunu belirtti.

Kıbrıs’ta başlatılan müzakere sürecine ilişkin görüşmelerde bulunmak üzere dün Ankara’ya giden De Soto, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal ile görüştü.

Görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan De Soto, Kıbrıs müzakereleri sürecinde tüm tarafların Annan planına göre yerine getirmeleri gereken bazı taahhütler olduğunu belirterek, “Umarız, bunları yerine getirirler” dedi.

İsviçre’de yapılacak müzakerelerden umutlu olup olmadığı sorusuna, “herkesin üzerinde mutabık olduğu bir süreç ve üst düzeyde girilen taahhütler olduğunu” kaydeden De Soto, “Eğer uzlaşma ve siyasi irade ruhu olursa çözümün sağlanacağına dair umutlu olmak için neden olur” dedi.

Ziyal ile “yararlı” bir görüşme yaptığını ifade eden De Soto, İsviçre’de yapılacak müzakerelerin Bosna-Hersek için Dayton’da yapılan görüşmelerle karşılaştırılması üzerine, “Aradaki en önemli fark, burada kimsenin savaşmadığı” dedi.

De soto, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın İsviçre’ye gitmeme kararını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de, “Yorum yok” dedi. De Soto, derogasyonlar konusunda da ayrıntıya girmedi.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi, Atina’ya gitmeyi planlamadığını, “zaten İsviçre’de biraraya geleceklerini” söyledi.

Dışişleri Bakanlığı’nda 6 saat süren görüşmeye Müsteşar Yardımcısı Baki İlkin, İkili Siyasi İşler Müdürü Ertuğrul Apakan ve Büyükelçi  Deniz Bölükbaşı ile diğer bürokratlar katıldı.

HALKIN SESI 22/03/2004

 

BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, İsviçre'deki görüşmelerde kesin olarak bir anlaşma metninin çıkacağını söyledi.

İsviçre’de yetki tartışması

Kıbrıs sorununa nihai çözüm bulunması için dün İsviçre’de başlaması beklenen görüşmelerin ilk gününde 4’lü görüşme ve heyetlerarası ikili görüşme yapılmadı.

 

Burgenstock
NTV

 

 

 

 

24 Mart 2004—  Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, İsviçre’deki görüşmelerin büyük ölçüde dolaylı ikili temaslar şeklinde geçeceğini söyledi.

 

 

İsviçre’de başlaması öngörülen dörtlü görüşmelerin Yunan ve Rum heyetlerince ikili zemine çekilmeye çalışılması Türk tarafında rahatsızlık yarattı. Akşam saatlerinde yapılması planlanan ikili görüşme Rumların, Türk heyetinin karar vermeye yetkisi olmadığını öne sürmesi nedeniyle iptal edildi

 

Müzakerelerin Türkiye ve Yunanistan’ın da katıldığı aşamasına gelindiğini hatırlatan De Soto, Rum lider Tasos Papadopulos’un yanı sıra, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Yardımcısı Serdar Denktaş’ın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tan aldıkları “tam yetki ile müzakere etmek ve son kararları almak üzere” İsviçre’de bulunduklarını vurguladı.
       Temaslar, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis arasında ve iki bakanın ayrı ayrı De Soto ile yaptığı görüşmelerle sınırlı kaldı.
       
‘BURADAN BİR ANLAŞMA METNİ ÇIKACAK’
       Yunan kaynakları ise Molivyatis ile Gül’ün, dörtlü görüşmenin bu aşamada yapılmasının yararlı olmayacağı noktasında birleştiklerini, ancak, bunun dörtlü görüşmenin önümüzdeki günlerde gerçekleştirilmeyeceği anlamına gelmediğini bildirdiler.
       Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto da İsviçre’deki görüşmelerin büyük ölçüde dolaylı ikili temaslar şeklinde yürütüleceğini söyledi. De Soto, “Kesin olan bir şey varsa, o da buradan bir anlaşma metni çıkacağıdır” dedi.
       Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre Kıbrıs Türk, Rum, Türkiye ve Yunanistan heyetleri, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel temsilcisi Alvaro De Soto’nun da bulunacağı yemekte bir araya geldiler.
       Bu arada Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün bu sabah TSİ 11.30’da AB zirvesine katılmak üzere Brüksel’e hareket edeceği bildirildi.
       
PAPADOPULOS’TAN DE SOTO’YA RED
       Rum radyosunun haberine göre, Rum yönetimi lideri Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, Lefkoşa’daki müzakereler sırasında sunduğu belgeyi, Alvaro De Soto’nun talebine rağmen kabul etmedi.


       Rum radyosu, De Soto’nun, Papadopulos’tan Denktaş’tan belgeyi kabul etmesini ve al-ver sürecinin de bu belge üzerinden yürütülmesini istediğini bildirdi. Ancak Papadopulos, De Soto’nun önerisini reddetti.
       Papadopulos’un Denktaş’ın belgesini, New York’ta belirlenen prosedürün dışında olduğu gerekçesiyle kabul etmediği kaydedildi.

Rum radyosu, bazı Birleşmiş Milletler yetkililerini de İsviçre’deki görüşmeleri dejenere etmekle suçladı. Rum radyosu gelişmeler nedeniyle, Kıbrıs Rum heyetinde, hayal kırıklığı ve derin bir endişenin hakim olduğunu da bildiriyor.
       
‘TAKVİM BELLİ DEĞİL’
       Türk Dışişleri Bakanlığı yetkilileri de, 4’lü görüşmelere yönelik hiçbir takvim, plan ya da yol haritasının kendilerine verilmediğini söylediler ve Rum ve Yunan tarafının 4’lü görüşme yapılmasını istemedikleri izlenimini edindiklerini kaydettiler.
       
       

Erdoğan’dan Denktaş’a ‘görüşmelere katıl’ ricası

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’tan, İsviçre’de yapılacak Kıbrıs’la ilgili dörtlü görüşmelere katılmasını “istirham” ettiğini bildirdi. Erdoğan, Denktaş’ın bunu değerlendireceğini söyledi.

AA

 

 

 

 

24 Mart 2004—  Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile ilişkilere değinerek, bir soru üzerine, bugüne kadar bir sorun yaşanmadığını ifade etti.

 

Erdoğan, partisince Ordu’da düzenlenecek mitinge giderken uçakta değerlendirmelerde bulundu. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’tan İsviçre’deki toplantıya katılması konusunda tekrar düşünmesini “istirham” ettiğini ifade eden Erdoğan, Denktaş’ın bunu değerlendireceğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, “Ben bu konuda umudumu koruyorum. Ama devlette devamlılık esastır. Bizim, kırmızı çizgilerimiz mi dersiniz, olmazsa olmazlarımız mı dersiniz, yani bunlar hallolmadıktan sonra, bunlar bir yere oturtulmadıktan sonra adil ve kalıcı çözüm yolunda Türkiye’nin, Kuzey Kıbrıs’ın, Güney Kıbrıs’ın, Yunanistan’ın da karşılıklı olarak çıkarları gözetilmedikten sonra bu işin olumlu neticelenmesi mümkün değil. Hakikaten çıkarlar karşılıklı olarak gözetilir, adil ve kalıcı çözüm gelirse o zaman da bunun karşısında biz de duramayız, KKTC de duramaz. Buna inanıyorum. Böyle olumlu bir yaklaşımımız var.
       Şu ana kadar KKTC iyi niyetini göstermiştir. Bu iyi niyet yaklaşımına Rum tarafı, aynı tepkiyi vermemiştir. Onların aynı tepkiyi vermesi lazım. Bazı spesifik konularda takılıp kalmamak gerekir. Olduğundan fazla şeyleri beklemek şartları zorlamak olur. Biz zorlanması gereken şartları zorlayacağımızı baştan beri söyledik. İsviçre’de umutlu olmak istiyorum.” dedi.
       
KARAMANLİS, DİPLOMATİK DOSTUM
        Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’i “diplomatik dostu” olarak nitelendiren Erdoğan, Karamanlis’in, AKP Kongresi’ne katıldığını ve kendisinin de iadei ziyarette bulunacağını bildirdi.
       Bu tür ilişkilerin sorunların çözümünde önemli olduğuna işaret eden Başbakan Erdoğan, “Yunanistan ile aramızda pek çok şey çözümlenmeye başladı” dedi.
       Erdoğan, hem Karamanlis’in hem de Yorgo Papandreu’nun Kıbrıs konusunda çözümden yana olduğunu anlatarak, bu sürecin devam etmesi temennisinde bulundu.
       Başbakan Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözümünde en önemli konunun “birincil hukuk” olduğunu, bu konuda AB kararını verirse, bunu sağlama alırsa, o zaman Türkiye’nin süreci işletmesinde bir rahatlama olacağını söyledi. Erdoğan, “Bu yazılı olmalı, sözle olmaz...” diye konuştu.
       
SEZER VE TSK İLE İLİŞKİLER
       Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile ilişkilere değinerek, bir soru üzerine, bugüne kadar bir sorun yaşanmadığını ifade etti. Zaman zaman hastalık ve yurtdışı gezileri nedeniyle olağan görüşmelerin gerçekleşemediğini belirten Erdoğan, “Bunda da durumu bildiriyoruz, telefonla gerektiğinde görüşüyoruz. Aramızda herhangi bir sıkıntı yok” dedi. TSK ile de aralarında sıkıntı yaşanmasının mümkün olmadığını belirten Erdoğan, “Usule ilişkin zaman zaman farklı düşünceler, açıklamalar gelmiş olabilir. Herkes aynı şeyi düşünecek diye bir şey yok. Sonuçta ortaya bir netice çıkıyor. Sonuçta herkes Anayasal çerçeve içinde, görev alanı içinde hareket eder” diye konuştu.
       Başbakan Erdoğan, seçimden sonra gündeme gelmesi beklenen Anayasa değişikliği konusunda da toplumsal mutabakatın ve konsensüsün oluşması gerektiğini, bu oluşmadan değişiklik yapılamayacağını kaydetti.
       

BM, 4’lü görüşmelerden umutlu

 

 

BM yetkilileri, İsviçre’deki dörtlü Kıbrıs görüşmeleri hakkında umutlu konuşuyor.

 

NTV-MSNBC

 

24 Mart 2004—  Yetkililer, Annan Planı’na ‘hayır’ demenin politik maliyetinin masadaki tarafları motive edeceğine inandıklarını söylüyor. BM yetkilileri, “Tarafları sadece müzakere prosedürü değil, özellikle Annan Planı’na ‘hayır’ demenin politik maliyetinin motive etmesine inanıyoruz” diye konuştu. Aynı yetkililer, tarafların dünden itibaren Burgenstock’taki otellerde aralarında heyetler bazında ve bireysel olarak görüştüklerini söyledi.
       NTV’ye konuşan yetkililer, “İsviçre toplantılarında, Annan Planı’nı kendi kamuoylarına pazarlayabilmeleri için taraflara cephane sağlamaya çalışacağız” ifadesini kullandı. BM yetkilileri, Annan Planı’nın taraflarca reddedilmesi halinde BM’nin yedek bir planının olmadığını da belirttiler.

 

ABD, İsviçre’den çözüm bekliyor

 

 

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs için İsviçre’de bir araya gelen tarafların anlaşmaya varmalarını beklediğini bildirdi.

 

NTV-MSNBC

 

 

 

 

 

 

24 Mart 2004—  Öte yandan Washington’daki kaynaklar, BM Genel Sekreterı Kofi Annan’ın, nihai metin taslağını Pazar günü taraflara sunmasının beklendiğini belirttiler.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Kıbrıs’ta çözüm için İsviçre’de bir araya gelen tarafların anlaşmaya varmalarını bekliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher’a, “İsviçre görüşmelerinde Kıbrıs için çözüm mü bekliyorsunuz, yoksa çözüm için referandumları mı bekliyorsunuz?” diye soruldu. Sözcü, bu soruya “ikisini de” yanıtını verdi.


       Boucher, “Tarafların, hem anlaşmaya varmasını, hem de birleşik bir Kıbrıs’ın 1 Mayıs’ta Avrupa Birliği’ne üye olmasını sağlayacak şekilde uygun zamanda anlaşmayı referanduma götürmesini bekliyoruz.
       Görüşmeler şimdi İsviçre’ye kayarken biz de, BM Genel Sekreteri’nin çabalarına tam destek vermeyi sürdürüyoruz. Tarafların bir araya gelerek anlaşmaya varmak için ciddi çalışma yürütmelerini bekliyoruz” dedi.
       Bu aşamada ABD’yi İsviçre görüşmelerinde Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston temsil edecek.

Öte yandan Washington’daki kaynaklara göre, Genel Sekreter Kofi Annan’ın Kıbrıs’ta nihai metin taslağını taraflara Pazar günü sunması bekleniyor.
       Annan’ın zaten mevcut durum çerçevesinde önceki metnini güncelleştirdiği ve İsviçre’deki görüşmeler ışığında Pazar’a kadar yeni rötuşlar yapacağı belirtiliyor.
       Washington’daki kaynaklar, Pazartesi günü İsvicre’ye gelecek Türk ve Yunan Başbakanları Erdoğan ve Karamanlis’in bu metin üzerinde Çarsamba’ya kadar
       çalışacağını dile getiriyor.

 

Denktaş: İyi niyetle gidilmedi

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Denktaş’ın İsviçre’deki durumla ilgili değerlendirmesi öncekilerden farklı olmadı. Denktaş, “İyi niyetle gidilmiş olsaydı, dörtlü konferans şimdi başlamış olurdu” dedi.

 

NTV-MSNBC

24 Mart 2004—  Rum ve Yunan heyetlerinin tavrı nedeniyle görüşmelerin başlamamasını üzücü bir gelişme olarak niteleyen Denktaş, Rumların takvimi doldurmaya çalıştığını söyledi.

Başbakan Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş’ı görüşmelerde yetkili kıldığını, bunu daha önce Papadopulos’a bildirdiğini belirten Denktaş, Rum heyetinin, Türk tarafının yetkisini sorgulamasının iyi niyetli bir tavır olmadığını dile getirdi.
       Alvaro De Soto’nun, Rumlara, “Siz görüşmelerden kaçmak istiyorsunuz, bahane arıyorsunuz” dediğini ileri süren Denktaş, Yunan tarafının da geri adım attığı yorumunu yaptı.

Yunan Dışişleri Bakanı Molivyatis’in Bürgenstock’a ulaştıktan sonra, “Biz dörtlü konferansa gelmedik, iki Kıbrıslı konuşsun, biz de Türkiye ile konuşuruz” dediğini aktaran Denktaş, Atina yönetiminin konferansı sona erdirmeye çalıştığını söyledi. Denktaş, Başbakan Erdoğan’ın İsviçre’ye gitmesi için kendisine ilettiği taleple ilgili olarak da, Başbakan’a niye gidemeyeceğini detaylarıyla anlattığını, kesin cevabını yarın kendisine aktaracağını belirtti.
       

‘Derogasyonlar kalıcı olmayacak’

 

 

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, derogasyonların AB temel hukukunda kalıcı olmayacağı konusunda ellerinde belge bulunduğunu söyledi.

 

25 Mart 2005 —  Canlı yayında NTV izleyicilerin sorularını yanıtlayan Denktaş, Verheugen’in “Denktaş artık halkının büyük çoğunluğunu temsil etmiyor” eleştirisine de sert yanıt verdi.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türk tarafının ısrarla üzerinde durduğu derogasyonların AB temel hukukunda kalıcı olmayacağı konusunda ellerinde resmi belge olduğunu söyledi.
       
VERHEUGEN’E SERT ÇIKTI
       Denktaş, kendisi için “Halkın büyük kesimini temsil etmiyor” iddiasında bulunan AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen’in “ciddiye alınmaması gerektiğini” söyledi.
       Denktaş, “Verheugen’i ciddiye almamanız lazımdır. Dönemin sonuna gelmiş bir bürokrattır. Kıbrıs meselesinde Rumlardan yana ağırlığını koymuş birisidir. Beni daima engel olarak görmüştür, Türklerin de Avrupa Birliği’ne girmesine engel olarak görmüştür. Benim kimi temsil edip etmediğim seçimlerde meydana çıkar. Dolayısıyla benim seçimlerin 1,5 yıl sonra olacaktır. Verheugen eğer gaipten haber almışsa, benim hakkımda bunu söylemişse, kendisinin bileceği bir iştir. Kendisi herhalde bundan mahçup olur” dedi.
       
“AZAMİ TAVİZİ VERDİK”
       KKTC Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Türk tarafının müzakerelerde vereceği tavizlerin azamisini verdiğini, konfederasyondan federasyona dönüşün de başlı başına bir taviz olduğunu kaydederek, Rumların hiçbir taviz vermediğini ve tavize yanaşmadığını söyledi.
       Rumların bu tavrının iyi sorgulanmasını isteyen Denktaş, Kıbrıs Türklerine 1963’ten 1974’e kadar verilen hasarın tazminatının ödenmesi gerektiğini, Rumların buna da yanaşmadığını belirtti.
       
”GİRİT GİBİ OLUR”
       KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, planda istenen değişiklikler kabul edilmezse Kıbrıs’ın da Girit gibi bir Yunan adasına dönüşeceğini iddia etti.
       Derogasyonların Avrupa Birliği iç hukukuna dahil edilmesi konusunda Brüksel zirvesinden çıkacak sonucu beklediklerini belirten Denktaş, derogasyonlar kalıcı hale gelmezse, ortaya çıkacak sonucu reddedeceklerini, Türkiye’nin de bunu söylediğini hatırlattı.

 

‘Dörtlü zirve şimdilik öngörülmüyor’

 

BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, İsviçre’deki resmi görüşmelerin resmen başladığını, ancak programda şimdilik dörtlü görüşme öngörülmediğini açıkladı.

 

Bürgenstock
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

 

 

25 Mart 2004— KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ise, İsviçre’de Kıbrıs görüşmelerinin ilk gününde yapılamayan dörtlü zirvenin Cuma akşamı yapılacağını açıklamıştı

De Soto, Bürgenstock’ta düzenlediği basın toplantısında New York’ta varılan anlaşmalarda dörtlü görüşmeler yapılacağı yönünde bir format belirlenmediğini bildirdi. Alvaro De Soto, ikili görüşmelerin ve BM mekik diplomasinin süreceğini, ama şimdilik dörtlü görüşme öngörülmediğini söyledi. Mutlaka dörtlü görüşmeler yapılması gerekmediğini belirten BM Özel Temsilcisi, Bürgenstock’ta sürecin ilerlediğini ve özlü görüşmelere geçildiğini açıkladı. Fakat, görüşmelerin al-ver şeklinde ilerlemediğini söyledi.
       
TAKVİMDE DEĞİŞİKLİK SİNYALİ
       De Soto, referanduma gidilmeden önce halklara zaman verilmesinin daha iyi olacağını, ama sınırlı bir takvimin buna imkan vermediğini kaydetti. De Soto, takvimde küçük değişikliklere gidilebileceğini, fakat 1 Mayıs’tan önce mutlaka referandum yapılması gerektiğini söyledi. Alvaro De Soto, derogasyonlar konusunda merkezi rolün Avrupa Birliği’nde olacağına ve kendilerinin de taraflara yardımcı olmaya çalıştığını söyledi.


       KKTC Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ise, Bürgenstock’ta dörtlü görüşmelerin Cuma akşamı başlaması konusunda görüş birliği bulunduğunu açıklamıştı.
       Ayrıca yapıcı tutumlarını sürdürdüklerini ifade eden Serdar Denktaş, “Biraz zaman kaybı oldu, kendi içimizde toplantılar yaptık, ümit ediyorum Bakanlar Brüksel’den döndükten sonra süreç hızlanır” dedi. Serdar Denktaş, bugün ve yarın ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston ve İngiliz diplomatlarla görüşeceklerini de söyledi.
       

30 yıl sonra yeniden dörtlü yemek

 

İsviçre’nin Burgenstock kasabasında bugün yapılması planlanan dörtlü zirve iptal edildi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

 

 

24 Mart 2004 — Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, İsviçre’deki görüşmelerin büyük ölçüde dolaylı ikili temaslar şeklinde geçeceğini söyledi. Yarın ise müsteşar yardımcıları düzeyinde tarafların biraraya gelmesi bekleniyor.

BM ise Türk tarafından yana tavır koydu. BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Kıbrıs Türk heyetinin tam yetkiyle İsviçre’de bulunduğunu bildirdi. Dörtlü görüşmelerin bir zorunluluk olmadığını belirten De Soto, görüşmelerin büyük ölçüde dolaylı ikili temaslar şeklinde geçeceğini ve BM’nin mekik diplomasisi yürüteceğini söyledi.

Öte yandan akşam saatlerinde yapılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Molivyatis görüşmesinde de, dörtlü görüşmeler sürecinin gündeme gelmediği öğrenildi.
       
30 YIL ARADAN SONRA ‘DÖRTLÜ YEMEK’
       Dörtlü görüşmeler için biraraya gelemeyen taraflar akşam yemeğinde buluştu. Yaklaşık 30 yıllık bir aradan sonra gerçekleşen bu buluşmanın sembolik önem taşıdığı ifade edildi.
       İsviçre’de bulunan Türkiye ve Yunanistan dışişleri bakanları sabah saatlerinde AB zirvesine katılmak üzere Brüksel’e gidecek. Burgenstock’ta kalacak Türk ve Yunan yetkililer ise Kıbrıs’la ilgili güvenlik konularını görüşmeye devam edecek.
       
PAPADOPULOS’TAN DE SOTO’YA RED
       Bu arada Rum radyosunun haberine göre, Rum yönetimi lideri Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, Lefkoşa’daki müzakereler sırasında sunduğu belgeyi, Alvaro De Soto’nun talebine rağmen kabul etmedi. De Soto’nun, Papadopulos’tan Denktaş’tan belgeyi kabul etmesini ve al-ver sürecinin de bu belge üzerinden yürütülmesini istediğini bildirildi. Ancak Papadopulos, De Soto’nun önerisini reddetti. Papadopulos’un Denktaş’ın belgesini, New York’ta belirlenen prosedürün dışında olduğu gerekçesiyle kabul etmediği kaydedildi.
       

Annan da İsviçre’ye gidiyor

 

 

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs görüşmelerinin son safhasına katılmak üzere hafta sonu İsviçre’ye gideceği açıklandı.

 

 

 

AA

 

 

 

25 Mart 2004—  Edinilen bilgiye göre Annan pazar günü Burgenstock’ta ilk olarak, Kıbrıs Özel Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ile bir araya gelecek müzakerelerin son durumu hakkında bilgi alacak.

 

Genel Sekreter Kofi Annan, taraflarla ayrı ayrı görüşmeler yapacak. Annan, görüşmelerde taraflara en son mesajlarını verecek ve kendilerinden bunları değerlendirmelerini isteyecek.

Salı günü Arap Birliği zirve konferansına katılmak üzere Tunus’a gidecek olan annan, daha sonra yeniden Burgenstock’a dönerek taraflardan nihai görüşlerini alacak. Birleşmiş Milletler kaynakları Burgenstock’taki müzakerelerin 31 Mart Çarşamba günü sona ermesinin öngörüldüğünü ifade ettiler.
       

Dörtlü görüşmelere ara formül

 

İsviçre’de yapılması öngörülen dörtlü görüşmelerle ilgili belirsizlik aşıldı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, bir orta yol buldu. Dörtlü görüşmeler akşam yemeği şeklinde yapılacak.

 

Burgenstock
NTV

 

 

25 Mart 2004— İsviçre’nin Burgenstock tatil merkezinde ilk günden bu yana dörtlü görüşmelerin yapılıp yapılmayacağı tartışılıyordu. Tartışmalara son nokta konuldu.

NTV’nin edindiği bilgiye göre, De Soto, Rum ve Yunan tarafının masaya oturmaktaki isteksizliği üzerine bir orta yol buldu. Taraflar akşam yemeklerinde buluşacaklar. Bu yemeklerde özlü görüşmeler de yapılacak. Taraflarınönceki gün bir araya geldikleri akşam yemeği dört saate yakın sürmüştü.
       İkinci akşam yemeğinin bugün Türkiye ve Yunanistan dışişleri bakanları Brüksel’den döndükten sonra yapılmasının planlandığı bildirildi. Fakat De Soto, Rum-Yunan tarafının masadan kalkmasından endişe ederek, akşam yemeklerini dörtlü görüşme olarak takdim etmiyor.


       Orta yol Türk tarafını ise tatmin etti. Türk yetkililer “Bizim için kapsamlı görüşmelerin olması önemli, metod değil. Akşam yemeğinde de görüşebiliriz, ayakta da” dediler. Öte Yandan De Soto’yu formül arayışına Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün restinin ittiği öğrenildi.
       BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, daha önce yaptığı açıklamada İsviçre’deki resmi görüşmelerin resmen başladığını, ancak programda şimdilik dörtlü görüşme öngörülmediğini ikili görüşmelerin ve BM mekik diplomasinin süreceğini, ama şimdilik dörtlü görüşme öngörülmediğini açıklamıştı.
       
TAKVİMDE DEĞİŞİKLİK SİNYALİ
       De Soto, referanduma gidilmeden önce halklara zaman verilmesinin daha iyi olacağını, ama sınırlı bir takvimin buna imkan vermediğini kaydetti. De Soto, takvimde küçük değişikliklere gidilebileceğini, fakat 1 Mayıs’tan önce mutlaka referandum yapılması gerektiğini söyledi. Alvaro De Soto, derogasyonlar konusunda merkezi rolün Avrupa Birliği’nde olacağına ve kendilerinin de taraflara yardımcı olmaya çalıştığını söyledi.
       
‘BİRAZ ZAMAN KAYBI OLDU’
       KKTC Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş yapıcı tutumlarını sürdürdüklerini ifade eden Serdar Denktaş, “Biraz zaman kaybı oldu, kendi içimizde toplantılar yaptık, ümit ediyorum Bakanlar Brüksel’den döndükten sonra süreç hızlanır” dedi.
       Serdar Denktaş, bugün ABD’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston ve İngiliz diplomatlarla görüşeceklerini de söyledi.
       

Verheugen: Denktaş başarısız

 

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın, “barış yolundaki fırsatları kullanmakta başarısız olduğunu ve artık halkının çoğunluğunu temsil etmediğini” ileri sürdü.

 

Brüksel
AA

25 Mart 2004 —  Verheugen, Reuters haber ajansına verdiği demeçte, Kıbrıs’ın 1 Mayıs’tan önce birleşmesi yönünde anlaşma sağlanması olasılığını, geçmişe oranla daha fazla bulduğunu da belirtti.

 

Kıbrıslı Türklerin büyük bölümünün, anlaşmadan ve AB üyeliğinden yana olduğunun açıkça görüldüğünü ileri süren Verheugen, “Denktaş’ın, artık Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğunu temsil ettiğine inanmıyorum” diye konuştu. Verheugen, iyimserliğinin, görüşmelerin temelinde Annan planının taraflarca kabul edilmesine ve anlaşmanın hayata geçirilmesi için detayların müzakere edilmesine dayandığını kaydetti.
       
‘SORUMLULUK DENKTAŞ’IN OLACAK’
       Tarafların açıklamaları arasında büyük farklılıklar bulunduğunu söyleyen Verheugen, 20 Nisan’da yapılacak referandumda, BM planına, Türklerin “evet”, Rumların “hayır” deme ihtimali bulunduğunu hatırlattı ve Güney Kıbrıs’ın tek başına AB’ye üye olmasının sorumluluğunun Denktaş’a ait olacağını kaydetti.
       Verheugen, Türk tarafının, AB üyeliği imzalanmadan ve onaylanmadan önce problemleri çözmek ve üyelik görüşmelerine katılmak için fırsatları bulunduğunu, ancak bunları reddettiğini ileri sürdü.
       AKP’nin, Kıbrıs’ta anlaşma olması ve AB üyelik görüşmelerinin başlamasına olanak tanıyacak siyasi kriterlerin yerine getirilmesi için inançla çalıştığını belirten Verheugen, demokrasi ve insan haklarını güvenceye alan yeni yasaların hayata geçirilmesinin büyük önemi olduğunu vurguladı.

 

ABD yönetimi Kıbrıs’a karşı kayıtsız

 

 

11 Eylül komisyonunda ortaya atılan terörü ihmal suçlamalarıyla başı derde giren Amerikan yönetiminde, Kıbrıs’taki kritik sürece ilişkin kayıtsızlık gözleniyor.

 

NTV-MSNBC

 

 

25 Mart 2004 —  Washington’daki gözlemciler, İsviçre’deki tıkanma ortadayken, ABD’nin yoğun şekilde devreye girmemesi durumunda Kıbrıs’ta çözüm sürecinin başarısızlığa uğrayabileceğini belirttiler.

Washington’da 11 Eylül soruşturması komisyonundaki yoğun oturumlarda Başkan Bush yönetimine terör konusunda ağır suçlamalar yöneltiliyor. Bu ortamda Kıbrıs’ta kritik bir dönemden geçilirken, ABD yönetiminde konuya yönelik tam bir kayıtsızlık gözleniyor.
       İsviçre’de dünkü tıkanma ortaya çıkarken Washington’da herhangi bir resmi yorumda bulunulmadı. ABD kaynakları, Dışişleri Bakanı Colin Powell, Türk ve Yunan muhatapları Abdullah Gül ve Petros Molivyatis’e bugün gibi bir mesaj gitmesinin beklendiğini belirttiler. Ancak gözlemciler, kendi derdine düşen yönetimin, bunun dışında Kıbrıs sorununun üzerine gidileceğine ilişkin bir belirti olmadığını vurguladılar.
       
TÜRK TARAFI KAYGILI
       Edindiğimiz bilgiye göre, dışişleri müsteşarı Uğur Ziyal, ABD Dışişleri’nin Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston ile görüştü ve İsviçre’de meydana gelen durumdan dolayı Türk tarafının kaygısını iletti. Washington’daki bazı gözlemcilere göre, görüşmelere zaten soğuk bakan Rum tarafı, referandumda halka hayır oyu verdirtmeye hazırlanıyor ve ve Türk tarafında da hayır kararı çıkmasını ve böylece sorumluluğu paylaşmayı hedefliyor.
       Gözlemcıler, Türk tarafının olmazsa olmaz niteliği taşıyan derogasyonlar (istisnalar) konusundaki ısrarının da şimdilik Avrupa Birliği’nden kabul görmediğini belirtiliyor ve bu ortamda, ABD’nin New York’ta olduğu gibi yoğun biçimde devreye girmemesi durumunda Kıbrıs sürecinin başarısızlığa uğracağına işaret ediliyor.
       
KARAMANLİS BEYAZ SARAY’A DAVET EDİLDİ
       Öte yandan Bush, Yunanistan’ın yeni Başbakanı Kostas Karamanlis’i, 20 Mayıs’ta Beyaz Saray’a davet etti. Beyaz Saray sözcüsü Scott McClellan, Bush ile Karamanlis’in, Atina’da yapılacak Olimpiyat Oyunları ve diğer bölgesel konuları görüşeceğini söyledi. Washington’daki gözlemciler ise Karamanlis için öngörülen ziyaretin, 1 Mayıs’a kadar tamamlanması amaçlanan Kıbrıs’ta çözüm sürecinin sonrasında gerçekleşecek olmasından dolayı, Beyaz Saray görüşmesinin, Kıbrıs’ta halen devam eden sürece bir katkısının bulunmayacağına işaret ettiler.
       McClellan, açıklamasında, “Bu ziyaret, demokrasi, refah ve güneydoğu Avrupa ve büyük Ortadoğu bölgesinde barış arayışı çerçevesinde, Yunanistan ile ortaklığımızı derinleştirmek açısından bir fırsat oluşturacak” dedi.
       

İsviçre’de 4’lü zirve bugün yapılacak

 

İsviçre’deki Kıbrıs görüşmelerinde diplomasi ve belge trafiği hızlanırken, tarafların bir araya geleceği akşam yemeği iptal edildi. Yemek bugün öğlen saatlerinde gerçekleştirilecek.

 

Burgenstock
NTV

 

 

26 Mart 2004— Akşam yemeğinin iptali için, Avrupa Birliği zirvesi için Brüksel’de bulunan Yunanistan Dışişleri Bakanı Moliviatis’in İsviçre’ye geç dönecekleri ve yorgun oldukları gerekçe gösterildi. Taraflar, bugün öğlen saatlerinde yemekte bir araya gelecek

Bu arada Birleşmiş Milletler’in yanı sıra, ABD’li ve İngiliz diplomatlar da taraflar arasında mekik diplomasisi yürütüyor. Türk tarafının Birleşmiş Milletler’e sunduğu 3 sayfalık öncelikli değişiklik belgesine karşı, Rum tarafının tam 44 sayfalık bir değişiklik belgesi sunduğu belirtiliyor.

TAKVİMDE DEĞİŞİKLİK SİNYALİ
       BM’ni Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, referanduma gidilmeden önce halklara zaman verilmesinin daha iyi olacağını, ama sınırlı bir takvimin buna imkan vermediğini kaydetti. De Soto, takvimde küçük değişikliklere gidilebileceğini, fakat 1 Mayıs’tan önce mutlaka referandum yapılması gerektiğini söyledi. 31 Mart’ta tamamlanması beklenen görüşmelerin, sonuç alınamaması durumunda birkaç gün uzayabileceği de kaydediliyor.

VERHEUGEN DE GİDİYOR
       Öte yandan, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen’in, 29 Mart Pazartesi günü, Kıbrıs müzakerelerine katılmak üzere İsviçre’ye gideceği öğrenildi. İlk olarak Rum ve Yunan kaynaklardan duyulan bu haber, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis tarafından doğrulanırken, AB Komisyonu tarafından yalanlanmadı, ancak henüz resmen açıklanmadı. Kaynaklar, Verheugen’in, Türk ve Yunan taraflarının mutabakatıyla görüşmelere katılacağını belirtiyorlar.
       

Annan 4’üncü planı bugün sunacak

İsviçre’de devam eden Kıbrıs sürecinde dördüncü Annan Planı, BM Genel Sekreteri tarafından bugün taraflara sunulacak

26 Mart 2004—  Öte yandan ABD yönetiminin, Dışişleri Bakanı Colin Powell aracılığıyla en erken Pazar gününden itibaren telefonla yeniden üst düzeyde devreye girebileceği belirtildi.

Kıbrıs sürecinde dördüncü Annan Planı bugün taraflara sunulacak. Görüşmelerinin yapıldığı İsviçre’ye gelecek olan BM Genel Sekreteri Kofi Annan, ilk olarak temsilcisi Alvaro de Soto ile görüşecek. Son durumla ilgili böylece bilgi alacak olan Genel Sekreter, Cumartesi daha sonra kamuoyunda dördüncü Annan Planı olan son taslağı taraflara sunacak.
       Amerikan kaynaklarından edindiğimiz bilgiye göre Annan, ondan sonra da İsviçre’de Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarından bu dördüncü plan üzerinde çalışmalarını isteyecek.
       Türk ve Yunan Başbakanları Erdoğan ve Karamanlis’in de Pazartesi günü katılımlarıyla birlikte anlaşma çabaları Çarşamba’ya kadar sürecek.
       
WASHINGTON PLANDAN SONRA DEVREDE
       Washington’daki kaynaklara göre ABD, ancak dördüncü Annan Planı’nın taraflara sunulmasının ardından devreye girebilecek. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın taraflarla telefon aracılığıyla görüşmelerini gerçekleştirebileceği belirtiliyor.
       Dolayısıyla ABD’nin süreçte tarafları ikna çabaları pazar-çarşamba arasında öngörülüyor. Sonunda hala üzerinde anlaşmaya varılamayan noktalarda son sözü Annan söyleyecek ve referanduma gidecek nihai metin Nisan’ın ilk haftasında kesinleşecek.
       
RUM TARAFININ DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİ
       Öte yandan, Rum basını, Rum tarafı BM’nin Kıbrıs Özel temsilcisi Alvaro de Soto’ya değişiklik önerilerini sunduğunu yazdı. Haravgi ve Mahi gazetelerine göre, Rum tarafının 7 başlık altında toplanan 40 sayfalık değişiklik belgesi şunları içeriyor:
       İŞLEYEBİLİRLİK
*Başkanlık Konseyi’nin 6 Rum, 3 Türk olmak üzere 9 üyeden oluşması.
*Başkan ve başkan yardımcısı olması, başkanlık görevini Rumların 40, Kıbrıslı Türklerin 20 ay boyunca sürdürmesi.
*AB organlarına sonuç getirici şekilde katılım ve Avrupa normlarını uygulayabilme yeterliliğine sahip olarak tam temsiliyet sağlanması.
*Yüksek Mahkeme’nin asliye mahkemesi haline getirilmesi.
       
       GEÇİŞ DÖNEMİ
*Rum tarafına iade edilecek toprağın BM’nin denetimine verilmesi ve bütün geçiş dönemlerinin daraltılması.
       
       AVRUPA NORMLARI
*Avrupa normlarının hayata geçirilmesi.
*Halen sadece Annan planında yer alan istisnaların kabul edililmesi ancak sürekli olmaması.
       
       GÜVENLİK
*Çözümün TBMM tarafından onaylanması. Onayun referandumlardan önce verilmesi.
*Türkiye ve Yunanistan birliklerindeki asker sayısının, taraflardan her biri için 3 bine indirilmesi; hareketlerinin, konuşlanmalarının ve tatbikatlarının sınırlandırılması.
*Türkiye’nin müdahale haklarının kaldırılması
       
       ‘YERLEŞİKLER’
*Kimlerin kalabileceğini belirleyecek kriterler ve ‘yerleşiklerin’ sürekli olarak adaya gelişinin olmamasının sağlanması.
*İnsani nedenlerle sadece ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ vatandaşlarıyla evli olanlara vatandaşlık verilmesi. İki tarafın, vatandaşlığa alacaklarının listelerini sunmaları fikri reddediliyor.
       
       EKONOMİK YÖN
*Ekonomik yaşayabilirliğin güvence altına alınması.
       
       ANAYASALAR VE YASALAR
*Oluşturucu devletçiklerin anayasalarının Kuruluş Anlaşması’na, Avrupa normlarına ve uluslararası hukuka uygun olması. Oluşturucu devletçiklerin yasalarının da bu sayılanlara uyumlu olması.
       
       MÜLKİYET
*Rumların, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğindeki mülkiyet hakları güçlendirilmesi.
*Kıbrıs Türk devletçiğine dönecek Rum oranının artırılması. Bu orana Karpaz bölgesi dahil değil.
*Geri dönüş takvimlerinin küçültülmesi.
       
       SİYASİ HAKLAR
*Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğine dönecek Rumların siyasi hakları güvence altına alınması.
       
       GÖÇMENLİK
*Göçmenlerin geri dönüş hakları güvence altına alınması ve geri döneceklerin oranı artırılması.
       
       

Rum tarafı güvence vermeyi reddetti

 

Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’nun sunduğu, Burgenstock’da varılacak anlaşmanın taraflarca kabul edileceğine ilişkin imza talep eden belgeyi imzalamayacaklarını söyledi.

 

NTV

 

 

26 Mart 2004— Hirsostimidis, BM’nin bu önerisinin New York anlaşmasıyla da uyum içinde olmadığını belirtti.

NTV’nin ulaştığı belgede, garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’den de referandum sonucunu kabul etmeleri ve Ada’da kurulacak yeni düzeni garanti ettiklerine ilişkin bir anlaşma imzalamaları da istendi.
       Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin özel temsilcisi Alvaro De Soto’nun taraflara sunduğu belge, varılacak anlaşmanın hayata geçirilmesini güvence altına alacak bir önlemler paketi niteliğinde.
       “Niyet Belgesi” olarak adlandırılabilecek metin, referandumda sorulacak soruları birkaç başlık altında topluyor. Buna göre referandumda iki topluma da, Birleşik Kıbrıs’ın temel kuruluş anlaşması, ekler bölümünde yer alan kurucu devletlerin anayasaları ile “Komitelerden Türk tarafının çekinceleriyle geçirilen 114 yasa” ve yüksek mahkeme yargıçları, merkez bankası müdürleri ve mülkiyet kurulu üyelerini kabul edip etmediklerinin sorulması isteniyor.
       
İFADE DEĞİŞİKLİĞİ
       Birleşmiş Milletler, kurucu anlaşmanın altındaki imza alanlarında lider isimleri değil, “Kıbrıs Türk tarafı adına” ve “Kıbrıs Rum tarafı adına” ifadelerinin yer almasını öngörüyor. Bu formülle anlaşmanın sadece Kıbrıslı toplum liderleri tarafından imzalanması koşulu ortadan kalkmış oluyor.
       
1 MAYIS’A KADAR YAPILACAKLAR
       Birleşmiş Milletler belgede, Kıbrıs Rum Kesimi’nin Avrupa Birliği üyesi olacağı 1 Mayıs tarihine kadar yapılacak işlerin bir listesini sunacağını da taraflara bildiriyor. BM belgesinde, garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’den referandum sonucunun önceden kabul edeceklerine ilişkin imzalı güvence vermeleri ve referandum sonrasında da garanti anlaşması imzalamaları isteniyor.
       Belgede ayrıca taraflara, Rumlara verilecek toprakların anlaşmanın hemen ardından Birleşmiş Milletler kontrolüne devredilmesi konusundaki görüşleri de soruluyor.

 

Powell devreye girmeye hazır’


Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı, Bakan Colin Powell’in, Kıbrıs’ta gerekli ve uygun olduğu şekilde şahsen devreye girmeye hazır olduğunu belirtti.

 

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, düzenlediği basın toplantısında, Washington’un İsviçre’de süren Kıbrıs görüşmelerine ne şekilde dahil olduğunun sorulması üzerine, “ABD konuya çok etkin şekilde dahil. Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs özel koordinatörü Thomas Weston ve Lefkoşa büyükelçimiz Michael Klosson orada” dedi.
       Sözcü Boucher, bakan Powell’ın konuyu izlediğini ve uygun ve gerekli olduğu şekilde şahsen devrede olmaya hazır olduğunu vurguladı.

 

Derogasyonlarda ara formül arayışı

 

Avrupa Komisyonu görüşmelerde Türk tarafı için en hayati konulardan olan derogasyonlarla ilgili, Türkiye’yi tatmin edebilecek bir formül buldu.

 

NTV

 

 

26 Mart 2004— Hukuki prosedüre ekleme yapılmasını öngören formülde, Avrupa Komisyonu, Kıbrıs’ta referanduma sunulup kabul edilen Annan Planı’nı ve planda yer alan istisnaları Avrupa Birliği mevzuatıyla uyumlu kılacak. Bu uyumlulaştırma neticesinde, komisyon, Annan Planı’yla ilgili olarak bir uyum senedi oluşturacak.

Uyum senedi AB’nin devlet ve hükümet başkanlarının onayına sunulacak. Onaylanmış olan uyum senedi de Kıbrıs’ın üyelik anlaşmasının içine dahil edilecek.
       Ayrıca, AB liderleri tarafından kabul edilen uyum senedine ilişkin olarak bir yönetmelik yayımlanacak. Söz konusu yönetmelik de, AB’ye üye ülkelerin parlamentolarına gönderilecek. 10’uncu protokole uyum senedi ile dahil edilecek olan Annan Planı’na ilişkin şikayet ve hukuki başvuru yöntimi de zorlaştırılacak. Böylece Rumların planla ilgili şikayetlerini otomatik olarak Avrupa Adalet Divanı’na taşıması önlenmesi hedefleniyor.

 

‘Kıbrıs konusunda iyi niyetimiz sürüyor’

 

 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda İsviçre’de devam eden süreçte Türkiye’nin iyi niyetle tavrını göstermeye devam ettiğini, sonuna kadar da devam ettireceğini belirtti.

 

 

 

Ankara
NTV

 

 

26 Mart 2004—  Başbakan Erdoğan, AB’nin bahar zirvesi için gittiği Belçika’nın başkenti Brüksel’den döndü. Erdoğan, Esenboğa Havalimanı’nda yaptığı açıklamada, İsviçre’de devam eden dörtlü Kıbrıs görüşmelerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Erdoğan, “Sayın Karamanlis’le Brüksel’de görüştüm. Onda da aynı iyi niyet yaklaşımını gördüm” dedi.

 

Sürecin zaman zaman bazı olumsuzlukları da barındırdığını belirten Erdoğan, “Ama görüşmelerle onlar da aşılabiliyor. Gerek dışişleri bakanımız, gerekse teknokratlarımız bu görüşmelerle bu tür sıkıntıları şu ana kadar aştılar, aşmaya da devam ediyorlar” dedi.
       Türkiye ve KKTC tarafının bütün iyi niyet gösterisini ortaya koyduğunu vurgulayan Başbakan, “Sayın Karamanlis ile Brüksel’de görüşme fırsatım oldu. Ben Karamanlis’te de aynı iyi niyet yaklaşımını gördüm. Temenni ederim ki Pazartesi İsviçre’de başlayacak çalışmalarımızda da bu iyi niyetimizi muhafaza ederek, varılacak netice ne olursa olsun bunu bir ortak kanaate vararak, bir mutabakatla bitirmemizdir” diye konuştu.
       
‘AB HEDEFİNE DÖRT ELLE SARILDIK’
       Erdoğan, Brüksel’de Fransa Cumhurbaşkanı Jacgues Chirac’la yarım saaten fazla süren bir görüşme yaptı. Görüşme sonrasında konuşan Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin Avrupa Birliği hedefine dört elle sarıldığını, Kıbrıs’ta çözüm için de elinden geleni yapmakta olduğunu söyledi. Erdoğan, AB ülkelerinin türkiye konusunda herhangi bir tereddütleri olmadığını ifade etti.
       Fransa Cumhurbaşkanı Jacgues Chirac ise Türkiye’nin AB üyesi olmak için gösterdiği çabaların inkar edilemeyeceğini söyledi. Chirac, komisyonun Ekim ayında yayınlayacağı ilerleme raporu dikkate alınarak, Türkiye’ye müzakerelere başlama tarihi verilip verilmeyeceğinin kararlaştırılacağını söyledi.
       
TEMMUZ’DA FRANSA’YA GİDECEK
       Öte yandan, Erdoğan NTV’ye yaptığı açıklamada ise Fransa Cumhurbaşkanı Jack Chirac’ın kendisini Temmuz’da Fransa’ya resmen davet ettiğini ve kendisinin de davete icabet edeceğini söyledi.

 

Brüksel Zirvesi AB liderlerini bir araya getirdi.

 

AB zirvesinde Kıbrıs sürecine destek

 

Brüksel’de yapılan Avrupa Birliği zirvesinin sonuç bildirgesinde, Kıbrıs konusundaki çözüm çabalarına destek verildi.

 

Brüksel
AA

26 Mart 2004 —  Sonuç bildirgesinde ayrıca, Irak, Afganistan, Ortadoğu, Rusya ve Kosova’daki son durumla ilgili değerlendirmeler yer alıyor.

Brüksel’de düzenlen AB zirvesi tamamlandı. AB’ye üye ve aday ülkelerin liderlerini biraraya getiren zirevde, birliğin karşı karşıya bulunduğu ekonomik sorunlar ele alındı.
       
TERÖRLE MÜCADELE YOĞUNLAŞIYOR
       Liderler, birliğin 2010 yılında dünyadaki en rekabetçi blok olabilmesi için reformlara hız verilmesi konusunda görüş birliğine vardı. İsrail’in, Hamas lideri Şeyh Ahmed Yasin’i öldürmesini kınayan liderler, ayrıca Hollanda’nın eski Adalet Bakanı’nı AB’nin ilk terörle mücadele koordinatörü olarak atadı. Avrupalı liderler ayrıca teröre karşı acil tedbirler paketini onayladı. Sözkonusu tedbirler, polis ve istihbarat birimlerinin işbirliği yapmasını, AB çapında tutuklama emirleri çıkarılmasına yönelik yasalar hazırlanmasını öngörüyor.
       Zirvede, sekteye uğrayan anayasa görüşmelerine yeniden başlanması ve Hazirana kadar tamamlanması da kararlaştırıldı.
       
KIBRIS’IN ÜYELİĞİNE DESTEK
       Zirveden çıkan sonuç bildirgesi tasarısındaki Kıbrıs paragrafında, “1 Mayıs’tan önce Ada’da çözüme varılması için için yürütülen birleşmiş çabalarının güçlü bir şekilde desteklendiği kaydedildi. Bildirgede, “AB Konseyi, birleşik bir Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliğinden yanadır ve Avrupa Birliği prensipleri doğrultusunda bir anlaşmayı kabul etmeye hazırdır” denildi. Diplomatik kaynaklar, Yunan tarafının, serbest dolaşım ve mülk edinme konularına bildirgede atıfta bulunulması yönündeki talebinin kabul görmediğini belirtti.
       

Talat, 4. Annan Planı'nın yarın sunulmasını beklemiyor


      İsviçre'de devam eden Kıbrıs görüşmelerinde KKTC heyetine başkanlık eden Başbakan Mehmet Ali Talat, Annan planının 4. versiyonunun yarın sunulacağına dair ellerinde bilgi olmadığını söyledi.
      ''Böyle bir bilgi bizde yok, beklentimiz de yok'' diyen Talat, BM'nin dün akşam taraflara bağlayıcı belge sunduğuna ilişkin haberleri de yalanladı.
      Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) telefonla açıklama yapan Başbakan Talat, ''Annan planının 4. versiyonunun yarın İsviçre'de taraflara sunulacağına'' ilişkin haberlerle ilgili olarak, ''Bu haberler nereden çıkıyor anlamadım. Sürekli spekülasyon yapılıyor. Bizde böyle bir bilgi yok ve bu yönde beklentimiz de yok'' dedi.
      ''BM'nin dün akşam taraflara bağlayıcı hükümler içeren bir belge sunduğuna'' ilişkin haberleri de ''spekülatif'' olarak niteleyen Talat, ''Yüzlerce belge sunuldu, kağıtlar gidip geliyor, sürekli öneriler var, birçok konu görüşülüyor ama şu ana kadar bağlayıcı hiçbir belge sunulmadı'' diye konuştu.
      İsviçre'de, beklentilerinin aksine dörtlü olarak masaya oturamadıklarını, ancak yemeklerde tarafların bir araya geldiğini söyleyen Talat, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto yanında, İsviçre'de bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, İngiltere'nin Güney Kıbrıs Yüksek Komiseri Lyn Parker ve diğer yabancı diplomatlar aracılığıyla yoğun mekik diplomasisi yapıldığını bildirdi.
     
     DENKTAŞ'A SÜREKLİ BİLGİ VERİLİYOR

      Müzakereler hakkında heyet üyelerinin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a sürekli telefonla bilgi verdiğini, bugün saat 11.00 sıralarında da kendisinin Cumhurbaşkanı Denktaş'la telefon görüşmesi yaptığını anlatan Talat, bir soru üzerine, ''Sayın Cumhurbaşkanı'nın buraya geleceği konusunda bir bilgimiz yok'' dedi.
MILLIYET 26/03/2004

 

Rumlar istedikleri değişiklikleri De Soto'ya sundu


      İsviçre'de yapılan Kıbrıs müzakerelerinin ikinci aşamasında Kıbrıs Rum tarafının dün gece, Annan planında istediği değişikliklere ilişkin BM'ye özet bir belge sunduğu bildirildi. Rum Mahi gazetesi, Türkiye'nin müdahale haklarının kaldırılmasının istendiğini yazdı.
      Rum basınına göre, Rum tarafının ilgili belgesi, dün Rum Ulusal Konseyi tarafından incelendikten sonra oy birliğiyle onaylandı. 250 sayfalık kapsamlı belgeyi inceleyen Ulusal Konsey, yaklaşık 40 sayfalık özet hazırladı.
      Hazırlanan belge, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos adına dün gece Rum Meclis Başkanı ve komünist AKEL Partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas tarafından BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto'ya verildi.
      Haravgi gazetesine göre, Rum tarafının Annan planında yapılmasını istediği değişikliklerle ilgili belgesi, Papadopulos'un müzakerelerin ilk aşamasında ortaya koyduğu maddelerin bazıları şunlar:
      Başkanlık Konseyi'nin üye sayısının artırılması, başkanlık görevini Rumların 40, Kıbrıslı Türklerin 20 ay boyunca sürdürmesi, Rum tarafına iade edilecek toprağın BM'nin denetimine verilmesi, eşbaşkanlık döneminin etkin şekilde daraltılması, Avrupa normlarının hayata geçirilmesi, çözümün TBMM tarafından onaylanması, Rumların, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğindeki mülkiyet haklarının güçlenmesi, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğine dönecek Rumların siyasi haklarının güvence altına alınması, kuzeye geri dönecek Rumların oranının artırılması.
      Mahi gazetesi ise, Türkiye'nin müdahale haklarının kaldırılmasının istendiğini yazdı.
      Rum gazeteleri ayrıca, AB bahar toplantısına katılmak üzere Bürgenstock'tan Brüksel'e geçen Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, müzakerelerde Rum tarafını temsil edip temasları sürdürmesi için Rum Meclis Başkanı, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ı vekil tayin ettiğini, Hristofyas'ın dün Rum Ulusal Konseyi'ne başkanlık ettiğini yazdı.
     
     RUMLARIN ÖNERİLERİ

      Haravgi gazetesine göre, Rum tarafının Annan planında yapılmasını istediği değişikliklerle ilgili belgesi, Papadopulos'un müzakerelerin ilk aşamasında ortaya koyduğu 7 başlığa dayanıyor ve şunları içeriyor:
      ''-İşleyebilirlik: Başkanlık Konseyi'nin 6 Rum, 3 Türk olmak üzere 9 üyeden oluşması (Annan planına göre 4 Rum, 2 Türk olmak üzere 6 üye), başkan ve başkan yardımcısı olması, başkanlık görevini Rumların 40, Kıbrıslı Türklerin 20 ay boyunca sürdürmesi. AB organlarına sonuç getirici şekilde katılım ve Avrupa normlarını uygulayabilme yeterliliğine sahip olarak tam temsiliyet sağlanması.
      -Geçiş Dönemi: Rum tarafına iade edilecek toprağın BM'nin denetimine verilmesi ve eşbaşkanlık döneminin etkin şekilde daraltılması.
      -Avrupa Normları: Avrupa normlarının hayata geçirilmesi.
      -Güvenlik: Çözümün TBMM tarafından onaylanması. Onay, referandumlardan önce verilmelidir.
      -'Yerleşikler' (Türkiye kökenliler): Kimlerin kalabileceğini belirleyecek kriterler ve 'yerleşiklerin' sürekli olarak adaya gelişinin olmamasının sağlanması.
      -Ekonomik Yön: Ekonomik yaşayabilirliğin güvence altına alınması.
      -Anayasalar ve Yasalar: Oluşturucu devletçiklerin anayasalarının Kuruluş Anlaşması'na, Avrupa normlarına ve uluslararası hukuka uygun olması. Oluşturucu devletçiklerin yasalarının da bu sayılanlara uyumlu olması.
      (Rumlar bu konuda, Kıbrıs Türk tarafının New York anlaşmasını ihlal ettiğini ve şu ana kadar anayasasını sunmadığını öne sürüyor. Oysa KKTC, BM'ye mevcut anayasasını sunmuştu.)
      -Mülkiyet: Rumların, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğindeki mülkiyet hakları güçlendirilsin.
      -Siyasi Haklar: Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğine dönecek Rumların siyasi hakları güvence altına alınsın.
      -Göçmenlik: Göçmenlerin geri dönüş hakları güvence altına alınmalı ve geri döneceklerin oranı artırılmalı.''
     
     TÜRKİYE'NİN MÜDAHALE HAKKI KALDIRILSIN

      Mahi gazetesi de Rum tarafının istediği değişiklerle ilgili belgenin içeriğini yayımladı. Ancak Mahi'nin yayımladığı maddelerde, Haravgi gazetesinin yayımladıklarından farklı olarak şunlar yer aldı:
      ''-İşleyebilirlik: Yüksek Mahkeme'nin asliye mahkemesi haline getirilmesi. Edinilen bilgilere göre, 3 yabancı yargıcın yetkilerinin azaltılması yönünde çaba harcanıyor.
      -'Yerleşikler': İnsani nedenlerle sadece 'Kıbrıs Cumhuriyeti' vatandaşlarıyla evli olanlara vatandaşlık verilmeli. İki tarafın, vatandaşlığa alacaklarının listelerini sunmaları fikri reddediliyor.
      -Geçiş Dönemi ve Kurallar: Bütün geçiş dönemleri daraltılıyor.
      -Avrupa Normlarından İstisnalar: Halen sadece Annan planında yer alan istisnalar kabul ediliyor, bunlar da sürekli olmayacak.
      -Güvenlik: Türkiye ve Yunanistan birliklerindeki asker sayısının, taraflardan her biri için 3 bine indirilmesi; hareketlerinin, konuşlanmalarının ve tatbikatlarının sınırlandırılması. Türkiye'nin müdahale haklarının kaldırılması.
      -Mülkiyet Hakkının Güçlendirilmesi: Kıbrıs Türk devletçiğine dönecek Rum oranının artırılması. Bu orana Karpaz bölgesi dahil değil. Geri dönüş takvimlerinin küçültülmesi.

MILLIYET 26/03/04

 

AB zirvesi sonuç bildirisinde Kıbrıs paragrafı...


      AB zirvesi çerçevesinde yayımlanan sonuç bildirisinde, Kıbrıs sorununun çözümüne verilen önem vurgulandı.
      AB Konseyi, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, sorunun çözülmesi için tarafların bu tarihi fırsatı değerlendirmesine yardıma yönelik çabalarını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.
      AB Komisyonu'nun, Kıbrıs sorununun çözümü halinde müktesebat uyumu açısından destek ve girişimlerini de memnuniyetle karşılayan konsey, komisyonun, 15 Nisan'da Brüksel'de, Uluslararası Bağış Konferansı toplanması önerisine de destek verdi.
      Bildiride, Kıbrıs sorununun 1 Mayıs'tan önce adil ve kalıcı bir şekilde çözülebileceğine ilişkin inanç ve beklenti dile getirilerek, taraflar, Türk ve Yunan hükümetlerinin de katkılarıyla bu amaçla çaba harcamaya çağırıldı.
      Belgede, AB Konseyi'nin, varılacak bir uzlaşmayı, AB temel ilkeleri çerçevesinde, AB bünyesinde uyarlama, koruma ve geçerli kılma iradesi bulunduğu mesajı yansıtıldı.
      Yabancı diplomatlar, bu ifadelerin, Kıbrıs'ta çözüm arayışlarına destek içeren ''çok güçlü bir mesaj'' olduğunu, AB'nin, varılacak uzlaşmanın yasal alanda da arkasında duracağını veya bu amaçla ''elinden geleni yapacağını'' belirttiğini ileri sürüyorlar.
     MILLIYET 26/03/04

 

Dörtlü görüşmeler... Seçimler ve vatandaşlıklar ele alındı...


      Kıbrıs'ta Annan planı temelinde 1 Mayıs'a kadar çözümü hedefleyen müzakereler İsviçre'de devam ederken, kurulması öngörülen yeni devletin altyapısını hazırlamaya çalışan teknik komiteler de adada aralıksız çalışıyor.
      Türk ve Rum uzmanlardan oluşan teknik komiteler, Lefkoşa ara bölgedeki BM Konferans Merkezi'nde bugün 5 ayrı toplantı yaptı.
      Muhtemel federal düzenle ilgili yasal ve mali düzenlemeleri görüşen komiteler, bugün, seçimler, anayasa değişikliği, iç vatandaşlık ve federal devlet vatandaşlığı ile ikamet konularını ele aldı.
     MILLIYET 26/03/04

 

Rum tarafı, De Soto'nun erken imza önerisini reddetti...


      Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun dün akşam üstü sunduğu ve Burgenstock'da varılacak anlaşmanın taraflarca kabul edileceğine ilişkin imza talep eden belgeyi imzalamalarının söz konusu olmadığını söyledi.
      Gazetecilerin kamp kurduğu Fürigen Otel'de basın toplantısı yapan Hrisostomidis, BM'nin bu önerisinin New York anlaşmasıyla da uyum içinde olmadığını belirtti.
     MILLIYET 26/03/04

 

Moliviatis ve Gül


       
    "Lefkoşa'daki çoğunluğu alt düzeydeki memurlar dışında Dışişleri Bakanlığı'nda neredeyse hiç kimse EOKA'yı donattığımızı bilmiyordu. Bunların arasında bugün Büyükelçi ve Cumhurbaşkanı'nın Siyasi Bürosu'nun Direktörü olan Petros Moliviatis de vardı.
    Moliviatis yeni silahları Atina'ya getirmeyi kabul etti. Silahlar İtalya'da teslim alınacak ve gece karanlığının yardımıyla çantalara yerleştirilmek üzere Meletiou'nun evine götürülecekti. Ancak silahlar oraya varmadan önce Carabinieri (İtalyan jandarması) tarafından ele geçirildi. Büyük ihtimalle tüyoyu silahları satan adam vermişti. Gerçi adam daha sonra masum olduğuna dair yemin etti.
    Mesele, Moliviatis'in diplomatik kimliği anlaşılmadan Carabinieri'ye küçük bir rüşvetle hasıraltı edildi. (Carabinieri'nin silahları elde tutmasına izin verildi. Şüphesiz bu işten kendilerine pay çıkardılar.)
    Aslında Petros Moliviatis'in diplomatik görevde olması nedeniyle başlangıçta onu böyle görevlere göndermekte tereddüt ettik. Fakat diplomatik pasaportu ve yetenekleri görevi tamamlamamız açısından en iyi garantimizdi. Silahlara ihtiyaç duyulduğu için riski de almak zorundaydık.
    Onu aldığım zaman eğer işler ters giderse kendimi nasıl koruyacağımı ve onun diplomatik görevden atılacağını, mahkemeye çıkmak zorunda kalıp hüküm giyebileceğini kendisine söyledim. Bu sayede üçüncü partilerin şüphesi artacak olsa da tamamen korunacak ve işin içinde olduğumuz iddia edildiğinde kendimizi savunmada zorluk çekmeyecektik. Genç adam kendisi için yıkım olabilecek ama bakanlık için çok uygun koşullarda gerçekleşecek bu görevi üstlenmekte tereddüt etmedi."
    Bu satırlar Yunanistan'ın eski bakanlarından (Dışişleri ve Savunma) Evangelos Averoff'un anılarını içeren "Kaçan Fırsatlar" isimli kitaptan. (New Rocbelle, New York, 1986, s.152 - 153.)
    Yunanistan'ın bugünkü Dışişleri Bakanı Moliviatis'in, Kıbrıs'ta alt düzey bir Dışişleri memuruyken, diplomatik kimliğini ve yeteneklerini, EOKA'nın kaçak silahlarla donatılmasında, mesleğini tehlikeye atmayı göze alarak nasıl yardımcı olduğunu gösteriyor.
    Averoff, Moliviatis'in sıkı bir EOKA'cı olduğunu överek ve övünerek anlatıyor.
    KKTC'de bugünlerde 1986 tarihli bu kitap elden ele dolaşıyor. Kıbrıslı Türkler, yeni Yunan yönetiminin Dışişleri Bakanlığı'na Moliviatis'i getirerek, o tarihlerde Kıbrıs'ta Çalışma Bakanı olan ve Türklere karşı "Akritas planını" hazırlayan Güney Kıbrıs'ın yeni lideri Papadopulos'la uyumlu bir yönetim oluşturduğuna dikkat çekiyorlar ve ekliyorlar:
    "İşte Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, İsviçre'de karşısına geçen Moliviatis - Papadopulos ikilisi budur."
   
   

Gül'ün baskısı

    Moliviatis ve Papadopulos'un, İsviçre'de dörtlü olarak masaya oturmaktan kaçtıkları ilk gün ortaya çıktı. İkili, KKTC'yi temsilen giden Başbakan Mehmet Ali Talat'ın ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın "yetkili" olmadığı bahanesini öne sürüyorlar. Oysa, KKTC Cumhurbaşkanı her ikisinin de yetkili olduğunu gösteren bir belgeyi De Soto'ya verdi, Annan'a gönderdi. Hatta De Soto'nun Denktaş'ın yazdığı ilk yetki belgesinin ifadesini beğenmeyince, Denktaş'ın da, "o zaman siz yazın ben imzalayayım" diyerek, De Soto'nun kaleme aldığı metni imzaladığı da biliniyor.
    Dışişleri Bakanı Gül de bunu bildiği için Bürgenstock'ta, Yunan ve Rum tarafının masadan sonuna kadar kaçmalarını kurduğu baskıyla engellemiş durumda. Dörtlü görüşmenin bir çalışma yemeği şeklinde gerçekleşmesini sağlayan Gül, bugün Brüksel'den Bürgenstock'a dönünce, yine dörtlü bir çalışma yemeği organize etmiş görünüyor.
    Kuşku yok ki, Gül de, İsviçre'de Yunan ve Rum tarafının aldığı tutumdan hoşnut değil. Ancak hem meslektaşlarına, hem de De Soto'ya, verilen sözlerin tutulması yönünde baskı yaparak, görüşmelerin kilitlenmesini önlemiş durumda.
    İsviçre'de başlayan sürecin Türk tarafının isteklerinin Annan planına geçirilmesiyle sonuçlanması için Gül, Talat ve Serdar Denktaş baskılarını sürdürecekler. Bu aşama da olmazsa başbakanlar aşamasında, yine olmazsa Annan'ın boşlukları taraflara danışarak doldurması aşamasında...
    Bu aşamaların hiçbirinde ilerleme sağlanamaz ve Türk tarafının istekleri tümüyle plan dışında kalırsa ne olacak?
    Gül'ün çevresinden gelen yanıt şöyle: "Bu durumda biz de referandumda bu belge çok iyi, çok tatmin edici oldu, diyemeyiz" biçimde...

FIKRET BILA 26/03/04 MILLIYET

 

Heyecana gerek yok


   

Bürgenstock'a büyük umutlar bağlamak ne kadar gerçekçi bir beklenti değilse, tümüyle karamsarlık da yersiz. Zaten bir takvim tik tak işliyor; ucunda 20 Nisan olan bir takvim...


       
BÜRGENSTOCK, İsviçre
   Otelimiz, çam ağaçlıklı dağların üstünden Lüzern Gölü'ne bakıyor. Romantik duygular uyandıran bir ortam... Ama iki gündür gölü görebilmiş değilim. Çünkü müthiş bir kar fırtınası nedeniyle göz gözü görmüyor. Belki bu hava, sıkıntılı bir başlangıç yapan Kıbrıs zirvesini de etkiledi. Çarşamba günü akşamüstü kuliste zirvenin çıkmaza girdiği haberleri - bol spekülasyon ve herhalde dezenformasyonla birlikte - yayılmaya başladı. Türk heyetinden üst düzeyde bir diplomatik kaynak, kendisine "Zirve yatıyor mu?" diye sorunca, bana kesin bir dille "Hayır yatmıyor, danışmalar karşılıklı devam ediyor" karşılığını verdi. Akşam vakti, Bürgenstock'ta dört tarafın aynı yemekte buluştukları saatlerde ise (1974'ten beri ilk kez oluyor ve bu bakımdan sembolik bir anlamı var) Türk Dışişleri'nden güvenilir bir kaynak bana ayaküstü sohbetimiz sırasında şöyle diyordu:
   
   

ZİRVEDEN BİR ŞEY ÇIKAR

    "Karamsar olmaya gerek yok. Merak etme bu zirveden bir şey çıkar. İyi niyetle bir şey doğacak. Herkes burada. Amerikalılar da, İngilizler de... Sonunda Rumlar da baskıya dayanamaz."
    Nitekim ben bu satırları yazarken, dün öğle üzeri Serdar Denktaş, dörtlü görüşmelerin cuma akşamı yapılacağını açıkladı. Peki ama çarşamba günü ne olmuştu?
    Gelişmeler şöyle özetlenebilir: Kıbrıs Türk ve Rum tarafları arasında ikili görüşmeler, anlaşılan, Rumların yan çizmesiyle gerçekleşmemişti. Talat - Denktaş ikilisinin yetkileri konusunda Rumların kuşkuları vardı. Ama bu açıdan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Rumlardan farklı düşünüyordu. Nitekim, daha sonra yaptığı açıklamada Talat - Denktaş ikilisinin her bakımdan yetkili olduklarını belirtti. Çarşamba günü öğleden sonra Türk ve Yunan dışişleri bakanlarının katılımıyla herhangi bir dörtlü görüşme de yapılmamıştı. Ama buna karşılık Gül ve Yunan meslektaşı Moliviatis iki kez bir araya gelmişlerdi. De Soto ise taraflar arasında gidip gelerek mekik diplomasisi yoluyla zemin yoklamaya, nabız tutmaya devam etti. De Soto dün basına yaptığı açıklamada da konferansın ve özlü görüşmelerin çarşamba günü başladığını söyledi.
    Soru: Hangi noktadayız? Bu soruyu perşembe öğle vakti Türk heyetinden üst düzeyde bir yetkiliye sordum. Edindiğim izlenimler şu noktalarda toplanabilir:
    1- Türk tarafı kendi 'öncelikleri'ni karşı tarafa çoktan bildirmişti. Buna karşılık Rumlar hala kendi önceliklerini bildirmedikleri için al ver süreci başlayamamıştı.
    2- Çarşamba günü Rum tarafı yan çizdiği için ikili görüşmeler gerçekleşmemişti.
    3- BM Genel Sekreteri Kofi Annan Bürgenstock'a gelinceye kadar ancak sınırlı bazı ilerlemeler mümkün olabilirdi. Yunan ve Rum tarafı istemiyor gözükse de, Annan'ın dörtlü görüşme isteği gündemdeki yerini koruyordu. Nitekim De Soto da Annan'ın dörtlü görüşme isteğinin altını dünkü basın toplantısında çizdi.
    4- Annan geldikten sonra Türk ve Yunan başbakanları Erdoğan ve Karamanlis'le oturup ortaya çıkan son metinle ilgili olarak onların görüşlerini alacaktı. Bir metin üstünde bir uzlaşmaya varılıp varılmayacağı araştırılacaktı.
    5- Muhtemelen dört tarafın da evet diyeceği ortak bir metin ortaya çıkmayacaktı. Bunun üzerine Kofi Annan, tarafların duyarlıklarını dikkate alarak kendisine tanınmış olan hakemlik yetkisini kullanacak, boşlukları dolduracak ve taraflara, "Buyrun, 20 Nisan'da referanduma götüreceğiniz metin budur" diyecekti. Bu da 31 Mart ya da 1 Nisan'da olacaktı.
    6- Perşembe ve cuma günleri Brüksel Kıbrıs açısından Bürgenstock'tan daha büyük önem taşıyacaktı. Çünkü Türk tarafı açısından yaşamsal nitelikte olan derogasyonlar konusu AB zirvesinde ele alınacaktı. Durumun özeti buydu.
   
   

DEROGASYON SORUNU

    Gelelim derogasyonlara... Kimi ayrıksılık diyor, kimi istisnai uygulama demekle yetiniyor. Nedir bunlar? Örneğin Avrupa Birliği'nde serbest dolaşım var. Üye ülkelerin vatandaşları istediği yere gidip yerleşebiliyor. Mal mülk edinip iş kurabiliyor. Ama sınırlı da olsa bazı istisnalar da söz konusu. Mesela Alman vatandaşı gidip Danimarka'da mülk edinemiyor.
    Kıbrıs'ta Türk tarafı haklı olarak bazı istisnalar üstünde duruyor. Annan Planı da bunları genel olarak benimsemiş durumda. Çözümle birlikte kaç Rum ne kadar zamanda Kuzey Kıbrıs'ta yerleşecek? Mal mülk nasıl edinecek? Oy hakkı ne olacak? Bu konuların sağlam kazığa bağlanması, bazılarının kalıcı istisna haline getirilmesi Türk tarafının öncelikleri arasında yer alıyor.
    Kıyamet burada kopabilir.
    Onun için perşembe ve cuma günleri Brüksel, yani AB zirvesi Kıbrıs'ta çözüm konusunda Bürgenstock'tan daha önemli. Ancak Yunanistan'ın derogasyonlara ilişkin bugüne kadarki sinyalleri olumlu değil.
    Bir formül bulunamaz mı?
    Türk heyetinden edindiğim izlenim o ki, tüm tarafları memnun edecek hukuki bir formül eğer iyi niyet geçerli olursa bulunabilir. Bu konuda BM Genel Sekreteri Annan'ın da AB nezdinde devreye girebileceğini belirten bir Türk diplomatik kaynağı, "Çünkü Genel Sekreter'in planı zaten bu derogasyonların üstüne kurulu" dedi.
    Sonuç?
    Fazla telaş ve heyecana kapılmadan, soğukkanlılığı elden bırakmadan pazar ve pazartesi günlerini, yani Annan'la birlikte Türk ve Yunan başbakanlarının buraya gelmesini beklemekte yarar var.
    Bu satırları noktalarken KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın açıklaması geldi, dörtlü görüşmeler Gül'ün Brüksel'den dönüşünden sonra bu akşam yapılacak diye... De Soto ise dörtlü buluşmanın yine çarşamba akşamı olduğu gibi bir yemek şeklinde gerçekleşebileceğini belirtti.
    Bürgenstock'a büyük umutlar bağlamak ne kadar gerçekçi bir beklenti değilse, tümüyle karamsarlık da yersiz.
    Heyecan yapmayalım, telaşa kapılmayalım. Zaten bir takvim tik tak işliyor, ucunda 20 Nisan olan bir takvim...
   HASAN CEMAL MILLIYET 26/03/04

 

Bir çaresi bulunur...


       
    KIBRIS sorunu dün İsviçre'den Brüksel'e taşındı... Önceki gün Bürgenstock'ta başlaması gereken, fakat çıkan anlaşmazlık nedeni ile ancak bu akşam gerçekleşmesi beklenen "dörtlü" görüşmelerin en kritik konusu sayılan "derogasyonlar" meselesi, AB zirvesinin gündemine oturdu. On beş üye ülkenin liderleri - ve Komisyon yetkilileri - şimdi bu çetrefil sorunu çözmeye uğraşıyor...
    Türkçeye "kısıtlamalar", "istisnalar" veya "ayrıcalıklar" diye çevrilen "derogasyonlar" konusu, aslında Türk tarafının, yeni müzakere sürecinde, "olmazsa olmaz" diye tanımladığı ön şartların başına geçmiş bulunuyor.
    Konunun sadece "ikili" veya "dörtlü" çerçevede kalmayışı, bunun bir "AB boyutu"nun bulunmasından kaynaklanıyor. Diğer bir deyişle, bu mesele, Türk ve Rum tarafının yalnız kendi aralarında değil, AB ile de müzakere etmesini gerektiriyor.
    ***
    "DEROGASYON" denen teknik konunun basit bir ifade ile izahı şöyledir: AB'nin kendi felsefesine ve amaçlarına uygun bir hukuk düzeni var. Bunun temel öğelerinden biri de, kendi bünyesi içinde, dolaşım, yerleşme, mal - mülk alma, iş tutma serbestisidir.
    AB, 1 Mayıs'ta kendi saflarına katılacak 10 yeni üye ile müzakereleri sırasında bu ülkelerin özel şartlarını dikkate almış, onlara tanıdığı istisnaları geçici bir süre için, kendi hukuk sisteminin içine almıştır. On beş ülkenin parlamentoları, her yeni üyenin "katılım belgesi"ni, içerdiği "derogasyonlar" ile birlikte onaylamıştır.
    Kıbrıs konusunda eğer geçen yılın başlarında müzakereler yapılsaydı ve anlaşmaya varılsaydı, Türk tarafının talep ettiği "ayrıcalıklar", Kıbrıs Cumhuriyeti'nin katılım belgesine dahil olacak ve meclislerin onayından geçip mesele kapanacaktı. Ancak o zaman Denktaş yönetiminin müzakereye oturmayı reddetmesi karşısında, AB bu tür "derogasyonlar"ı içermeyen bir belgeyi onayladı.
    Dolayısı ile, şimdi Türk tarafının "olmazsa olmaz" kategorisine dahil ettiği istisnalar, AB'nin temel hukukunda (veya "birincil yasaları"nda) yer almıyor...
    ***
    TÜRK tarafını kaygılandıran bir durum bu... Çünkü farz edelim ki, anlaşma oldu, Kıbrıs Kuzey'i ile ve Güney'i ile AB'ye girdi. Eğer "bu derogasyonlar" AB hukuk sistemi içine alınmazsa, bu örneğin Rumların Güney'den Kuzey'e akın etme, mal - mülk alma ve yerleşme hakkını geniş şekilde talep etmelerine yol açabilir. Bunun Türk kesiminin kimliğini bozması, Türklerle Rumlar arasında çıkar çatışmalarının çıkması sonucunu yaratmasından korkuluyor. Bu nedenle Türk tarafı, bu konudaki kısıtlamaların, mutlaka AB hukuk sistemine dahil edilmesini istiyor.
    Rum - Yunan tarafının buna itiraz etmesi normal. Ama buna AB de karşı. Çünkü kendi hukuk düzeni ile çelişiyor. Eğer bu "derogasyonlar" "geçici" bir süre için ise, mesele yok. Ama Türk tarafı bunun "kalıcı" olmasında ısrar ediyor.
    Bu anlaşmazlık Brüksel'de halledilebilecek mi? Doğrusu, AB'nin ilelebet yürürlükte kalacak derogasyonlara "evet" demesi olanaksız. Belki uzunca "geçici" bir süre (15 - 20 yıl gibi) kabul edilebilir.
    Brüksel'de bu tür pazarlıklar daima yapılmış ve çoğu zaman sonuç vermiştir. Bu kez de bir formül bulunabilir. Bulunması da herkesin yararına olur...
   
  SAMI KOHEN MILLIYET 26/03/04

 

Denktaş'ın tepkisi Ankara'nın kozu oldu

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın tutumu çok ilginç bir şekilde, Türkiye'nin pazarlık gücünü arttırmaya başladı. Bazı okurlarıma ters gelebilir, ancak bu gelişme hemen her geçen gün biraz daha belirginleşiyor.
    Denktaş tutumuyla hükümeti ilk günden bu yana hep sinirlendirdi. Kopenhag doruğundan başlayarak, Denktaş ile Tayyip Erdoğan'ın yıldızları barışmadı, zaman zaman medya aracılığı ile birbirlerini iğnelediler, zaman zaman kapalı kapılar ardında laflarını sakınmadılar. Daima saygılı davrandılar, ancak Annan konusunda hiçbir şekilde aynı pencereden bakmadılar.
    Şimdi son dönemece doğru ilerleniyor.
    Denktaş İsviçre'ye gitmeyerek hükümetin oyun planını bozdu. Başbakan ve Dışişleri Bakanı ile konuşan herkes, Türkiye'yi yöneten bu iki ismin KKTC Cumhurbaşkanı hakkındaki rahatsızlıklarının farkına varıyorlar.
    Bunca gerilime rağmen, hükümet Denktaş'a "o zaman siz çekilin" demedi. Zira anlaşmanın Denktaş'ın muhalefetine rağmen değil, Denktaş ile birlikte imzalanması isteniyor.
    M.Ali Talat'ta istiyor. Tek başına imzalamaktan yana değil.
    Serdar Denktaş babası olmadığı gün hükümeti bozacağını açıkça söylüyor.
    Rauf Denktaş ismi üstünde bu kadar durulmasının nedeni, çözüm sonrası karşılaşılacak sorunlar. Zira kolay olmayacak. Türk tarafı ne kadar avantajlı çıkarsa çıksın, yine de rahatsızlıklar yaşanacak. Denktaş'ın devrede olması, olası eleştirileri hafifletecek, hem hükümeti hem de Ankara'yı rahatlatacak.
    Rauf Denktaş'ta bu durumun farkında. Bundan dolayı itirazlarını yüksek sesle açıklıyor. Ankara'ya baskı yapıyor.
   
    ANKARA ZOR DURUMDA
    Denktaş'ın ağırlığı ve referandumu etkileme gücü Ankara'yı ciddi biçimde düşündürüyor.
    "Olmazsa olmazlar" konusunda beklentilerinden bir bölümünü dahi karşılayamadığı taktirde, referandumdan EVET oyu çıkarabilmesi son derece güçleşecek.
    BM yetkilileri bu durumun ne kadar farkındalar belli değil. Aynı şekilde, Türkiye'nin temel beklentilerinin sağlanması konusunda Ankara'ya destek vaadeden Washington ve Brüksel'in bu vaatlerini ne oranda yerine getirecekleri de bilinmiyor.
    Anlayacağınız, İsviçre'ye giderken durum net değil. Herkes kartlarını saklıyor. Son dakikaya kadar da böyle devam edeceklerdir.
    İşte böyle bir ortamda, Denktaş'ın itirazları bir yerde Ankara'nın pazarlık gücünü de arttırıyor. Referandumu kazasız belasız atlatabilmenin tek yolu, Denktaş'ı da tatmin etmekten geçtiği için, bu kartın iyi kullanılması gerekiyor.
   
    TÜRK TARAFINDA HAVA DEĞİŞİYOR
    Son pazarlık sürecine girilirken, Yunanistan başta olmak üzere, Kıbrıs'ta çözüm isteyen Washington, Londra ve Avrupa Birliği bir noktaya çok dikkat etmek zorundalar. O da, Türk tarafının ne pahasına olursa olsun İsviçre'ye gitmediği gerçeğidir.
    Birkaç ay öncesine oranla, çözüm isteyen çevreler, Rumların hiçbir esneklik göstermemesinden son derece rahatsızlar. KKTC'nin dağılması ve Rumlara teslim edilmesi anlamına gelecek bir çözüm korkusu giderek yaygınlaşıyor. Bundan dolayı da, Güvenlik konusu ve mal-mülk değişimi konularındaki soru işaretlerinin tatmin edilmesi kaçınılmazlaşıyor.
    Başından beri yazıyoruz. Bu iş kolay olmayacak. Alışılmış bir düzen değişecek. İnsanlar yerlerinden çıkacaklar ve yepyeni bir yaşama geçecekler.
    Rumlar da zorlanacak, Türkler de zorlanacak.
    Önemli olan, sonunda Türk tarafını güç duruma sokmayacak bir duruma varılabilmesi.
    Bu aşamada artık "Canım dünyanın sonu değil ya, referandumda HAYIR çıkarsa yolumuza devam ederiz" denemez. Çözümsüzlük hem Türk tarafına, hem de Rum tarafına büyük sorun yaratacaktır. Son derece uzun ve çekişmeli bir döneme girilecek. Türkiye'nin iyi giden genel havası dağılacak ve istikrarsızlık gündeme girecek.
    Türkiye yakın tarihinin en duyarlı dönemine giriyor.
    Hayırlı sonuç dilemekten başka yapılacak bir şey yok. Herşey İsviçre'ye giden heyetimizin becerisine bağlı...
   
  MEHMET ALI BIRAND MILIYET 26/03/04

 

 

İsviçre’deki dörtlü zirve tamamlandı

İsviçre’deki Kıbrıs görüşmelerinde, tüm taraflar bugün öğle yemeğinde biraraya geldi. Görüşme 3 saat sürdü ve kapsamlı müzakereler yapıldığı öğrenildi.

 

Bürgenstock
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

 

 

 

 

27 Mart 2004—  Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan da, İsviçre’de süren Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde görüşmelerde bulunmak üzere Bürgenstock’a geldi. Genel Sekreter’in, 4’üncü Annan Planı’nı Pazartesi günü taraflara sunması bekleniyor.

24 Mart Çarşamba günü yenilen akşam yemeğinden sonra dört taraf bugün ikinci kez aynı masada buluştu. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rum lider Tasos Papadopulos, Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Yunanistan Dışişleri Bakanı Molivyatis ve BM Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro De Soto’nun katılımıyla gerçekleşen dörtlü zirve sona erdi. Heyetlerin kendi içlerinde değerlendirme yaptıkları belirtildi. Akşam ise Gül ile Molivyatis’in bir araya gelmesi bekleniyor.
       Tarafların yemekte, Brüksel zirvesi sonrası genel bir değerlendirme yaptığı, Türk ve Yunan başbakanlarının Pazartesi günü İsviçre’ye gelmeleri öncesinde al-ver sürecine zemin hazırladıkları belirtiliyor.
       
KOFİ ANNAN KATILMADI
       Bürgenstock’a gelen, ancak dörtlü görüşmeye katılmayan BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın ise, Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’dan brifing almasının beklendiği, ancak heyetlerle temaslarına ilişkin açıklığa kavuşmuş bir gündem bulunmadığı belirtildi.

Edinilen bilgiye göre Annan, taraflara 4’üncü planı sunmasının ardından, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarından bu plan üzerinde çalışmalarını isteyecek.


       Türk ve Yunan Başbakanları Recep Tayyip Erdoğan ve Kostas Karamanlis’in de Pazartesi günü katılımlarıyla birlikte anlaşma çabaları Çarşamba’ya kadar sürecek.
       
VERHEUGEN DE GELECEK
       Bu arada, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston ve İngiltere’nin Güney Kıbrıs Yüksek Komiseri Lyn Parker ile bu sabah bir araya geldiği bildirildi. Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen’in de pazartesi günü görüşmelere katılmak için Bürgenstock’a gitmesi bekleniyor.
       Türk tarafı ise, Verheugen’in, uyum senedinin AB’de temel hukuk haline gelebilmesi için çantasında yeni fikirler getirmesi beklentisi içinde.
       Bu konuda Başbakan Erdoğan’ın da devreye girerek, ABD Başkanı Bush, Almanya Başbakanı Schroeder, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ve Avrupa Komisyonu Başkanı Prodi ile telefon diplomasisi yürüteceği ifade edildi.

İsviçre’deki Kıbrıs görüşmelerinde, diplomasi ve belge trafiği de hızlandı. BM’nin yanısıra, ABD’li ve İngiliz diplomatlar da taraflar arasında mekik diplomasisi yürütüyor. Türk tarafının BM’ye sunduğu 3 sayfalık öncelikli değişiklik belgesine karşı, Rum tarafının tam 44 sayfalık bir değişiklik belgesi sunduğu belirtiliyor.
       
‘ABD KONUYA DAHİL’
       Washington’daki kaynaklara göre ABD, ancak dördüncü Annan Planı’nın taraflara sunulmasının ardından devreye girebilecek. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın taraflarla telefon aracılığıyla görüşmelerini gerçekleştirebileceği belirtiliyor. Dolayısıyla ABD’nin süreçte tarafları ikna çabaları pazar-çarşamba arasında öngörülüyor. Sonunda hala üzerinde anlaşmaya varılamayan noktalarda son sözü Annan söyleyecek ve referanduma gidecek nihai metin Nisan’ın ilk haftasında kesinleşecek.
       ABD Dışişleri Bakanlığı da, Bakan Colin Powell’ın, Kıbrıs’ta gerekli ve uygun olduğu şekilde şahsen devreye girmeye hazır olduğunu belirtti.

 

‘Annan Planı bu haliyle kabul edilemez’

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, İsviçre’deki görüşmelerinin sonucunda Annan planının alacağı son şeklin Türk tarafının istediği değişikleri taşımaması halinde cevabının “hayır” olacağını söyledi.

Lefkoşa
AA

 

 

 

 

27 Mart 2004—  Denktaş, “planın çok az bir tadilat veya olduğu şekliyle kabulü halinde, Türklüğün adadaki 400 yıllık yaşamının sona ereceğini” kaydetti.

 

Rum tarafı ile Yunanistan’ın Avrupa Birliği (AB) yoluyla Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkma oyununa devam ettiğini anlatan Rauf Denktaş, bunun cevabını referandumda oylarıyla halkın vereceğini kaydetti. Denktaş şöyle dedi:
       “Referandumda oylarınızla siz karar vereceksiniz, sorumluluk sizindir. Geleceğimizin daha parlak, güzel olabilmesi için evvela bugünümüze sahip çıkmak lazımdır. Sahip çıkma demek, egemenliği, eşitliği, Türkiye’nin garantisini devam ettirmek, Türkiye AB’ye girse dahi garantörlüğü ile asker sayısının anlaşılacak sayıda Kıbrıs’ta devam etmesi demektir.
       Annan planını eğer değiştiremezsek, istediğimiz ilkelerle güçlendiremezsek, olduğu gibi veya çok az bir tadilatla önümüze sürülürse ve kabul edersek, 400 yıllık Kıbrıs hayatımız sona erecektir.”
       Halkı perişan edecek plan ve programlar karşısında birlikte hareket edilmesini isteyen ve kimsenin “Denktaş Annan planının kabul edilmemesi için uğraşıyor” dememesi gerektiğini kaydeden Denktaş, halka doğruları söylemeye devam edeceğini, Annan planının olduğu şekliyle kabul edilemeyeceğini belirtti.
       Cumhurbaşkanı Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın plana son şeklini vereceği 31 Mart tarihinden sonra İsviçre’den gelecek yetkililerle Kıbrıs’ta durum değerlendirmesi yapacaklarını, kararın ona göre verileceğini söyledi.
       

De Soto harita istedi, Gül vermedi

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül İsviçre’de BM Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro De Soto’yla biraraya geldi. Gül-De Soto görüşmesiyle ilgili edinilen bilgilere göre De Soto, Gül’den harita istedi, ancak Gül bu talebi redetti.

 

Bürgenstock
NTV

 

 

27 Mart 2004 — Bürgenstock’da yapılan görüşmelerde, Kıbrıs Türk tarafının, BM’ye, çıkacak sonucu referanduma götüreceği konusunda sözlü güvence verdiği, Rum tarafının ise bunu istemediği öğrenildi. Öte yandan, Ankara açısından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki Türkiye’ye karşı açılmış Rum davalarıyla ilgili bir formül bulunduğu belirtiliyor.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün akşam yapılması gereken dörtlü görüşmenin, Yunan heyetinin İsviçre’ye geç gelmesi nedeniyle ertelendiğini söyledi. Gül, De Soto ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında, “Umut ediyorum başbakanlar geldiğinde bir mesafe alınmış olur ve önlerine bir kağıt konur” dedi. Rum lideri Tasos Papadopulos ve Yunan Dışişleri Bakanı Moliviatis’in, kendisini aradığını ve çok yorgun olduklarını belirttiklerini söyleyen Gül, toplantının bunun için ertelendiğini bildirdi.
       AB’nin derogasyonlar konusunda bir hazırlık içinde olduğunu belirten Abdullah Gül, hukukçuların çalıştığını ve risk içermeyen bir öneri olursa Ankara’nın bunu kabul edeceğini vurguladı.
       
GÜL-DE SOTO GERGİNLİĞİ
       Gül-De Soto görüşmesiyle ilgili edinilen bilgilere göre BM Kıbrıs özel temsilcisi De Soto, Gül’den harita istedi. Görüşmede Gül’ün De Soto’ya daha önce verdiği belgenin Rum basınına sızması nedeniyle tepki gösterdiği ve “harita verirsem bunu da diğer belge gibi sızdıracak mısınız” sorusunu yönelttiği bildirildi.
       
REFERANDUM İÇİN SÖZLÜ GÜVENCE
       Öte yandan Bürgenstock’ta yapılan görüşmelerde Kıbrıs Türk tarafının BM’ye, çıkacak sonucu referanduma götüreceği konusunda sözlü güvence verdiği belirtildi. Rum tarafıysa yine bu yönde bir taahütte bulunmadı. Kıbrıs Rum Yönetimi sözcüsü, BM’nin önerisinin New York anlaşmasıyla uyum içinde olmadığını belirtti.
       Bu arada NTV’nin edindiği bilgilere göre AİHM’de Türkiye’ye karşı açılmış Rum davalarıyla ilgili Ankara açısından bir formül bulundu. Karşı tarafla bu formül üzerinde çalışıldığı ve anlaşma olması durumunda Türkiye’ye karşı şikayetlerin tamamen sona ereceği belirtildi.
       

AB derogasyonlara ara formül arıyor

 

Avrupa Komisyonu görüşmelerde Türk tarafı için en hayati konulardan olan derogasyonlarla ilgili, Türkiye’yi tatmin edebilecek bir formül buldu.

 

NTV

 

 

27 Mart 2004— Ancak KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB’nin ara formülünün, Türk tarafının talebini karşılamadığını söyledi.

 

 

Hukuki prosedüre ekleme yapılmasını öngören formülde, Avrupa Komisyonu, Kıbrıs’ta referanduma sunulup kabul edilen Annan Planı’nı ve planda yer alan istisnaları AB mevzuatıyla uyumlu kılacak.Bu uyumlulaştırma neticesinde, komisyon, Annan Planı’yla ilgili olarak bir uyum senedi oluşturacak. Uyum senedi AB’nin devlet ve hükümet başkanlarının onayına sunulacak. Onaylanmış olan uyum senedi de Kıbrıs’ın üyelik anlaşmasının içine dahil edilecek.
       Ayrıca, AB liderleri tarafından kabul edilen uyum senedine ilişkin olarak bir yönetmelik yayımlanacak. Söz konusu yönetmelik de, AB’ye üye ülkelerin parlamentolarına gönderilecek. 10’uncu protokole uyum senedi ile dahil edilecek olan Annan Planı’na ilişkin şikayet ve hukuki başvuru yöntimi de zorlaştırılacak. Böylece Rumların planla ilgili şikayetlerini otomatik olarak Avrupa Adalet Divanı’na taşıması önlenmesi hedefleniyor.
       
TÜRKİYE’DEN TELEFON DİPLOMASİSİ
       Edinilen bilgiye göre, Türkiye, büyük önem verdiği hukuki korumayı sağlayabilmek için ilgili taraflar nezdinde kısa bir süre içinde telefon diplomasisi başlatacak. Bu çerçevede, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı George Bush, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, İngiltere Başbakanı Tony Blair ve AB Dönem Başkanı İrlanda’nın Başbakanı Bertie Ahern’ü telefonla araması bekleniyor.
       
‘TÜRK TARAFININ TALEBİNİ KARŞILAMIYOR’
       Öte yandan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf denktaş, AB’nin derogasyonlarla ilgili benimsediği ara formülün, Türk tarafını talebini karşılamadığını söyledi.
       Verheugen’in, kalıcı derogasyonların verilemeyeceğini açıkça söylediğini kaydeden Denktaş, “Sözkonusu formulün, birincil hukuk seviyesinde güvence vermediğini belirtti. “Verheugen, AB’nin kuruluş esaslarına dayalı olarak bir adaptasyon yasasıyla yardımcı olabileceğini söylemektedir” diyen Denktaş, “hukukçularımıza göre, bu boş bir sözden ibarettir ve aldatmacadır” ifadesini kullandı. Denktaş, “Verheugen geçmişte olduğu gibi verdiği sözü tutamaz hale gelirse, Türk halkı ayvayı yedi demektir” dedi.
       

 

 

‘Kıbrıs konusunda iyi niyetimiz sürüyor’

 

 

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda İsviçre’de devam eden süreçte Türkiye’nin iyi niyetle tavrını göstermeye devam ettiğini, sonuna kadar da devam ettireceğini belirtti.

 

 

 

Ankara
NTV

 

 

27 Mart 2004—  Başbakan Erdoğan, AB’nin bahar zirvesi için gittiği Belçika’nın başkenti Brüksel’den döndü. Erdoğan, Esenboğa Havalimanı’nda yaptığı açıklamada, İsviçre’de devam eden dörtlü Kıbrıs görüşmelerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Erdoğan, “Sayın Karamanlis’le Brüksel’de görüştüm. Onda da aynı iyi niyet yaklaşımını gördüm” dedi.

 

Sürecin zaman zaman bazı olumsuzlukları da barındırdığını belirten Erdoğan, “Ama görüşmelerle onlar da aşılabiliyor. Gerek dışişleri bakanımız, gerekse teknokratlarımız bu görüşmelerle bu tür sıkıntıları şu ana kadar aştılar, aşmaya da devam ediyorlar” dedi.
       Türkiye ve KKTC tarafının bütün iyi niyet gösterisini ortaya koyduğunu vurgulayan Başbakan, “Sayın Karamanlis ile Brüksel’de görüşme fırsatım oldu. Ben Karamanlis’te de aynı iyi niyet yaklaşımını gördüm. Temenni ederim ki Pazartesi İsviçre’de başlayacak çalışmalarımızda da bu iyi niyetimizi muhafaza ederek, varılacak netice ne olursa olsun bunu bir ortak kanaate vararak, bir mutabakatla bitirmemizdir” diye konuştu.
       
‘AB HEDEFİNE DÖRT ELLE SARILDIK’
       Erdoğan, Brüksel’de Fransa Cumhurbaşkanı Jacgues Chirac’la yarım saaten fazla süren bir görüşme yaptı. Görüşme sonrasında konuşan Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin Avrupa Birliği hedefine dört elle sarıldığını, Kıbrıs’ta çözüm için de elinden geleni yapmakta olduğunu söyledi. Erdoğan, AB ülkelerinin türkiye konusunda herhangi bir tereddütleri olmadığını ifade etti.
       Fransa Cumhurbaşkanı Jacgues Chirac ise Türkiye’nin AB üyesi olmak için gösterdiği çabaların inkar edilemeyeceğini söyledi. Chirac, komisyonun Ekim ayında yayınlayacağı ilerleme raporu dikkate alınarak, Türkiye’ye müzakerelere başlama tarihi verilip verilmeyeceğinin kararlaştırılacağını söyledi.
       
TEMMUZ’DA FRANSA’YA GİDECEK
       Öte yandan, Erdoğan NTV’ye yaptığı açıklamada ise Fransa Cumhurbaşkanı Jack Chirac’ın kendisini Temmuz’da Fransa’ya resmen davet ettiğini ve kendisinin de davete icabet edeceğini söyledi.
       

Kıbrıs ve Kemalizm


       
    KIBRIS meselesinde en kritik konu, Türkleri korumak için Annan planında yer alan "istisnalar"ın hukuken garantiye bağlanması...
    Annan planı 'iki kesimlilik' ve 'iki kurucu devlet' ilkelerini korumak için, mesela nüfus ve mülkiyet konularında kısıtlamalar getiriyor.
    Yarın bir Rum Brüksel'deki Adalet Divanı'na gider de, "bu kısıtlamalar Avrupa hukukunun serbest dolaşım ve mülk edinme özgürlüğüne aykırıdır" diye dava açıp iptal kararı alırsa ne olacak?
    Türkiye bunu önlemek için, "istisnalar"ın 'birincil hukuk' gücüne kavuşturulmasını, istiyor.
    Rum - Yunan tarafı ise diyor ki: Hukuken bu mümkün değil, Avrupa hukuku neyse o aynen geçerli olur!
    'İstisnalar'ı birincil hukuk düzeyine çıkarmanın bilinen yolu, bütün AB üyesi ülkelerinin parlamentolarının bunu onaylaması; ama bu çok zor ve çok riskli bir yol.
    ***
    BAŞKA yol yok mu? Prof. Ergeç, Brüksel Üniversitesi'nde hukuk profesörü. Kıbrıs ve uluslararası hukuk konularında uzman. Türk tarafının danışmanı olarak New York görüşmelerine katıldı. Dün de bu "istisnalar"ın nasıl 'birincil hukuk' gücüne ulaştırılabileceği konusunda Abdullah Gül'le uzun bir görüşme yaptı.
    Konuyu sorduğumda Prof. Ergeç şunu söyledi:
    - Hukuk hiçbir zaman yüzde yüz garanti veremez. Ama Türkiye'yi tatmin edecek, Avrupa hukukunda da ciddi kıymet ifade edecek çözüm formülleri var.
    Yani bütün AB parlamentolarından geçirme dışında formüller?
    - Evet, ama bunları anlatamam. Çok kritik bir diplomatik süreçten geçiyoruz.
    Dün Abdullah Gül'ün danışmanlarını sıkıştırdım bir şeyler almak için; onlar da şunu söyledi:
    - Bu aşamada söylememiz doğru olmaz. Çalışmalar sürüyor. Avrupa ve Amerika da devrede, 'istisnalar'a bir çözüm bulunacak.
    ***
    EN kritik konulardan biri 'hukuk konusunda odaklandığına göre, üniversiteden ne beklenir? Ama bakın İÜ Rektörü Kemal Alemdaroğlu ne diyor?
    - Sakın ola ki, Kıbrıs'tan bir parça toprak vermeye kalkmayın. Güneydoğu'da 25 bin şehit verdik, Bir 45 bin daha, bir 100 bin daha şehit verir, Kıbrıs'ı da, Yunanistan'ı da alırız!
    Görüyor musunuz 'bilim adamı'nı?!
    Diplomasi tarihinden vazgeçtim, Kıbrıs sorununun tarihini ve aktüel boyutlarını öğrenmesinden de vazgeçtim. Kemalist Alemdaroğlu, Lozan müzakerelerini bile hiç okumamış. İsmet Paşa ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki gizli telgrafları hiç okumamış. Meclis'teki gizli celse tartışmalarını hiç okumamış. Milletler Cemiyeti'nin "Misak - ı Milli"ye aykırı sınır çizimini Gazi'nin niye kabul ettiğini hiç düşünmemiş, belki farkında bile değil.
    Ama Atatürkçülük adına ahkam kesiyor, "yüz bin şehit" vererek Yunanistan'ı bile alıyor!
    Alemdaroğlu 'ilerici' ve 'akılcı' ve de 'çağdaş'tır, değil mi?
    Ama bu kafa Türkiye'ye hangi konuda doğru yolu gösterebilir, çözüm üretebilir?
    Türkiye Cumhuriyet tarihinin en karmaşık bir diplomasi sorunuyla karşı karşıyadır. Sonuç almak böyle palavralarla değil, ancak akıllı, basiretli, soğukkanlı, uzak görüşlü bir diplomasi ile mümkündür.
   TAHA AKYOL MILLIYET 27/03/04

 

Referandum öncesi onay

Bürgenstock ve Brüksel'deki temaslarda ortaya çıktı ki, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, referandumdan önce taraflardan "onay" istiyor. Bu talep De Soto tarafından Türk ve Yunan yetkililere iletildi.
    Garantör devletler olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, referandumdan önce "onay taahhüdü" verecekler. Kıbrıs Türk ve Rum tarafları da buna katılınca ortaya "beşli antlaşma" çıkacak. Bu antlaşma referandumdan önce TBMM ve diğer ülkelerin parlamentolarından geçirilecek. Böylece, garantör devletler, KKTC halkı ile Güney Kıbrıs halkına referandumda "evet" mesajı vermiş olacaklar.
    Bu yöntemle Annan planının dördüncü versiyonunun referandumdan geçmesi büyük ölçüde garanti altına alınmaya çalışacak...
    Annan'ın İsviçre'de onay altına almaya çalışacağı bu mekanizma, liderlere gönderdiği davet mektubundan da anlaşılıyordu.
    Bu yöntemde kritik soru şudur:
    İsviçre'de verilecek taahhütten sonra, referandumdan önce, antlaşma ve ekleri TBMM'den de geçirilecek midir?
    Geçirilebilir mi? Geçirilirse bunun anlamı ne olur?
    Annan'ın yaptığı takvim 9 Nisan'da, metnin Türkiye ve Yunanistan parlamentolarından geçirilmesini öngörüyor. Ancak, bu öngörüye Türkiye, Anayasa'ya uygun olmadığı gerekçesiyle itiraz etmiş ve itirazının kabul edildiğini açıklamıştı. Buna karşılık İsviçre'de ön onay, ardından TBMM'de onay aşamalarından söz edildiğine göre, hükümet, nasıl bir yol izleyeceğine açıklık getirmeli. TBMM'nin onayını sağlamak için İsviçre'de BM yetkililerinin referandum tarihini 1 Mayıs'tan önce olmak üzere 20 Nisan'dan sonraya ertelemeyi düşündükleri yönünde haberler de geliyor.
    Referandumdan geçmemiş, dolayısıyla kesinlik kazanmamış bir uluslararası anlaşmayı TBMM'nin onaylaması Anayasa'ya göre mümkün değil. Ortaya çıkacak metni yeni bir uluslararası antlaşma değil de daha önce onaylanmış bazı antlaşmaların eki gibi sunmak, TBMM'ye götürmeden hükümet kararıyla geçirmek mümkün mü? Böyle bir yönteme başvurulması veya TBMM'den Anayasa'yı dolanarak farklı bir nitelik yorumuyla onay almak yolu denenebilir mi? Denenirse bu yeni hukuki ve siyasi tartışmalar yaratmaz mı?
    Bütün bunların dışında Türk tarafının olmazsa olmazlarının metne girmesi ve AB'nin birinci hukukuna dahil edilmesi konusunda tatminkar düzey nedir, sorusuna da yanıt bulunması gerekiyor. Örneğin İsviçre'den yansıyan bilgilere göre derogasyonların AB parlamentolarında güvence altına alınması yerine, Türk tarafını kısmen tatmin edebilmek amacıyla AB Bakanlar Konseyi kararıyla yetinilmesi formülü üzerinde durulmaktadır. Bu yeterli bir güvence ve değiştirilemez hukuk sayılabilir mi?
    Bütün bu sorun ve sorular açıklığa kavuşturulmadan ve Türk tarafının olmazsa olmazlarının akıbeti tam olarak anlaşılmadan, İsviçre'de onay taahhüdü vermek ve referandumdan önce TBMM'den veya ondan yetki alarak hükümetten geçirmek, tartışmalara yol açacaktır.
    Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül'ün, bütün yönlerini açıklığa kavuşturmadan, TBMM'yi de bağlayacak şekilde taahhütte bulunmamaları gerekir.
    Tarafların üzerinde anlaşamadıkları, olmazsa olmazların yansıtılmadığı, Annan'ın doldurduğu bir metnin referandumdan önce onaylanması, "peşin kabul" anlamı taşıyacaktır.
   FIKRET BILA MILLIYET 27/03/04

 

 

Son oyunlar için geri sayım


   

Kıbrıs konusunda derogasyonlar başta olmak üzere hâlâ birçok düğüm var. Annan boşlukları doldururken son oyunlar oynanacak


       
BÜRGENSTOCK, İsviçre
   
    Nihayet kar durdu, hava açılmaya başladı. Dağların arasındaki gölü tepeden seyretme fırsatını üç günün sonunda yakaladık. Bir de güneş yüzünü gösterirse, şahane olacak manzara... Peki ya Bürgenstock'ta tarih yazılacak mı? Kritik bir soru. İsviçre Alpleri'nde zenginlerin çok rağbet ettikleri bu sayfiye kasabası tarihe adını yazdırabilir. Kıbrıs'ta çözüme giden yol eğer burada açılabilirse, bu mümkün.
    Çünkü Kıbrıs'ta çözüm yalnız adadaki Türklerle Rumların yazgısını değiştirmeyecek. Yalnız Doğu Akdeniz'de istikrarı güçlendirmeyecek. Bir yandan Türk - Yunan dostluğunu sağlam bir temele kavuşturup Ege'yi barış gölü yaparken, aynı zamanda Türkiye'yi geri dönüşü olmayacak biçimde AB yoluna oturtacak. Ve Bürgenstock böylece tarihe tanıklık edecek.
   
    Tarafların damga vurma çabası
    Peki şimdi ne oluyor? Türk Dışişleri'nden üst düzeyde bir yetkili dün sabah Bürgenstock'ta şimdiye kadar olan biteni genel olarak diplomatik şov olarak niteledi.
    Ama bu şovu, anlaşılan Rumlar biraz abartıyorlar. Üç gün nazlandıktan sonra 25 Mart'ı 26 Mart'a bağlayan gece yarısı verdikleri öncelikler listesi tam 47 sayfa. Yani alay edercesine bir durum... Oysa Türk tarafının ki sadece 3 sayfadan oluşuyor. Rumların bu tutumu Türk tarafında haklı olarak hayal kırıklığı yarattı. BM'yi rahatsız ederken buradaki Amerikan ve İngiliz kaynaklarını kızdırdı.
    Diplomatik şov neden? Çünkü taraflar, Birleşmiş Milletler'i etkileme çabası içindeler. Bazen kriz havası yayarak, bazen sureti haktan gözükerek yapıyorlar bunu. İki taraf arasında mekik dokuyan, belge alıp belge veren Alvaro de Soto'yu kendi çekim sahalarına almayı, Annan Planı'nın nihai metnine mümkün olabildiğince kendi damgalarını vurmaya bakıyorlar.
    Biraz da rahatsızlar. Çünkü BM'nin, daha doğrusu De Soto'nun elini henüz tam göremediler. BM mutfağından bazı kokular geliyor ama ne pişiyor, henüz anlayamadılar. Bir yandan derogasyonlar, yani Annan Planı'ndaki istisnai uygulamalar konusunda Brüksel'den, AB'den gelecek haberlere kulak uzatılıyor. Öbür yandan BM Genel Sekreteri'nin burada çıkaracağı son taslak merak konusu...
    Annan elini herhalde tam olarak Türk ve Yunan başbakanlarıyla buluştuğu zaman açacak. Onları dinledikten, tartıştıktan, görüşlerini aldıktan sonra yardımcısı Alvaro de Soto'yla planına son şeklini vermek, yani boşlukları doldurmak için odasına çekilecek.
   
    Akla üç senaryo geliyor
    Tarafların asıl oyunları, daha doğrusu son oyunları, ya da İngilizce deyişle end game sürecin bu aşamasında sahnelenecek. 31 Mart'ta sona ermesi beklenen, ancak bazı diplomatik kaynaklara göre birkaç gün daha uzayabilecek bu sürece ilişkin üç senaryo akla geliyor.
    1 Tarafların çıkıp, "İçimize tam sindiremedik. Şu şu yanlarını beğenmedik. Ama yine de makul bir metin" diyebilmeleri... Buna en iyi senaryo denebilir.
    2 Türk tarafının makul bulup Rum tarafının karşı çıktığı, ya da bunun tersi olan senaryo...
    3 İki tarafın da "Beğenmedik, kararı 20 Nisan'da halkımız verir" demeleri ki bu da en kötüsü olabilir.
    Senaryolar çoğaltılabilir. Ayrıca kendi içlerinde ince ayrımlar katılabilir. Örneğin Başbakan Erdoğan'ın makul bulacağı plana Cumhurbaşkanı Denktaş şiddetle karşı çıkarsa, ne olur?
    Hâlâ birçok düğüm var.
    Ama bugün için belki de en büyük düğüm derogasyon konusu. Annan Planı'nın bir yerde özünü oluşturan bu düğümün çözülmesindeyse başrol, Alvaro de Soto'nun da dediği gibi, Avrupa Birliği. O yüzden Bürgenstock'ta kulaklar iki gündür Brüksel'e verilmiş durumda. AB'de bulunacak hukuki formül bu düğümü çözerse, Türk tarafının bakışı olumluya döner.
    Brüksel kaynaklı duyumlara gelince, şimdilik olumsuz bir şey yok demekle yetinmek lazım. Bu satırlar yazılırken, cuma günkü 'dörtlü buluşma'nın yine akşam yemeği şeklinde gerçekleşeceği kesinleşmiş gibiydi... Ancak akşam vakti bu yemeğin de Papadopulos'un ani rahatsızlığı nedeniyle bugün öğleye ertelendiği duyuruldu.
    Bürgenstock'tan ne mi çıkar?
    Karamsar olmaya gerek yok.
HASAN CEMAL MILLIYET 27/03/04

 

Dörtlü görüşme yapıldı

 

İsviçre'nin Burgenstock kasabasındaki dörtlü Kıbrıs görüşmeleri çerçevesinde dört taraf bugün BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun da bulunduğu öğle yemeğinde bir araya geldi.

Taraflardan ikişer kişinin katıldığı yemekte, Türkiye'yi Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal, KKTC'yi Başbakan Mehmet Ali Talat ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş temsil ediyor. 24 Mart Çarşamba günü yenilen akşam yemeğinden sonra dört taraf bugün ikinci kez aynı masada buluştu. 

HUKUKİ KORUMA

Bu arada, Türk tarafı, varılacak bir anlaşma için sağlanacak hukuki koruma konusunu, Ada'da yapılacak referandumların önündeki en büyük engel olarak görüyor. 

Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, AB'nin Türk tarafının hayati bir konu olarak nitelendirdiği derogasyonlara ilişkinson formülü olan ''uyum senedi'' şu andaki haliyle Türkiye ve KKTC'yi tatmin etmiyor. 

Aynı kaynaklar, varılacak anlaşmaya birincil hukuk ile ikincil hukuk arasında bir statü sağlayacak olan bu uyum senedinin, tam bir hukuki koruma sağlayarak, temel hukuk haline gelebilmesi için AB üyesiülkelerin parlamentolarından geçmesi zorunluluğuna dikkat çekiyorlar. 

TELEFON DİPLOMASİSİ

Türkiye, büyük önem verdiği hukuki korumayı sağlayabilmek için ilgili taraflar nezdinde kısa bir süre içinde telefon diplomasisi başlatacak. 

Bu çerçevede, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı George Bush, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, AB Komisyonu Başkanı RomanoProdi, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, İngiltere Başbakanı Tony Blair ve AB Dönem Başkanı İrlanda'nın Başbakanı Bertie Ahern'ü telefonla araması bekleniyor. 

Başbakan Erdoğan'ın bu temaslarının yanı sıra Burgenstock'da bulunan Dışişleri Bakanı Gül'ün de başta ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell olmak üzere bu ülkelerin dışişleri bakanları ile telefon görüşmeleri yapması öngörülüyor. 

Bu arada, Türk tarafı, 29 Mart Pazartesi günü İsviçre'ye gelmesi beklenilen AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in, uyum senedinin temel hukuk haline gelebilmesi için çantasında yeni fikirler getirmesi beklentisi içinde. 

ANNAN, TUNUS'A GİTMEYEBİLİR

Öte yandan, Burgenstock'a bugün gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Tunus'a gitmeme ihtimali olduğu belirtiliyor. 

Henüz kesinleşmeyen bu bilgi çerçevesinde, Annan'ın daha önceden programlandığının aksine 30 Mart Salı günü Tunus'a geçmeyebileceği ve sürecin sonuna kadar İsviçre'de kalabileceği ifade ediliyor. 

GÜVENLİK GÖRÜŞMELERİ

Bu arada, Burgenstock'daki Kıbrıs görüşmelerine paralel olarak yürüyen Türkiye-Yunanistan güvenlik görüşmelerinin sona erdiği öğrenildi. 

Güvenlik görüşmelerinin bundan sonra yapılmayacağını belirten diplomatik kaynaklar, bu görüşmelerde, siyasi otoriteye sunulabilecek bir aşamaya gelindiğini söylediler. 

GÖRÜŞMELERDEN NOTLAR

Burgenstock'da devam eden dörtlü Kıbrıs görüşmeleri sırasında resmi görüşmelerin yanı sıra bazı ilginç anekdotlar da yaşanıyor. 

Taraflar yemeklerde, BM heyetlerinin kaldığı Park Otel'de bir araya gelirken; sigara içme yasağının uygulanmadığı bu ortamlar özellikle sigara içmeyen yetkililerin zor saatler geçirmesine neden oluyor.

Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'un sağlık sorunlarına rağmen sigarayı bırakmadığı, eski lider Glafkos Klerides'in de puroya düşkünlüğü biliniyor. 

KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın yanı sıra başta Müsteşar Uğur Ziyal olmak üzere Türkiye Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin çoğunun sigara içmesi, bu yetkililerin bir araya geldiği ortamları yoğun bir sigara dumanına boğuyor. Bundan en çok rahatsız olanların ise yanında sigara içilmesinden hiç hoşnut olmadığı bilinen Dışişleri Bakanı Gül ile KKTC Başbakanı Talat olduğu belirtiliyor. 

Burgenstock kasabasının zirvesindeki otellerde bulunan ve dış dünyayla temasları neredeyse sadece telefonlar olan heyetler, zaman zaman bilgi vermek için gazetecilerin ''kamp kurduğu'' Furigen Oteli'ne gelerek, az da olsa farklı bir ortama girmiş oluyorlar. 

İsviçre'de, çevresinde sadece birkaç dağ evi bulunan Furigen otelinde kendilerini ''hapsolmuş'' hisseden Türk gazeteciler ise Türkiye'deki misafirperverlik kültürünü, İsviçre'de, özellikle de Furigen Oteli'nde bulamamaktan dolayı büyük rahatsızlık duyuyor. 

 (aa)

HURRIYET 27/03/04

 

Gül: Geçici derogasyon kabul edilemez

 

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AB'nin "derogasyonlar" konusunda ileteceği önerinin risk içermemesi durumunda kabul edileceğini, ilerde değiştirilme ihtimali olan bir önerinin ise kabul edilme ihtimalinin olmadığını söyledi.

Bakan Gül, Burgenstock'da devam eden Kıbrıs dörtlü görüşmeleri çerçevesinde, gazetecilerle Furigen Oteli'nde biraraya geldi. 

Türk tarafının niyetinin karşılıklı uzlaşma ile kalıcı bir anlaşmaya varmak olduğunu söyleyen Gül, varılan sonucun sürekli olabilmesi için AB hukuku içine girmesinin gereğine de dikkat çekti. 

AB'nin bu konuda teklifini yapacağını ve bunun hukukçularca inceleneceğini belirten Gül, risk içermeyen bir öneri söz konusu olması durumunda bunun kabul edileceğini, ancak ilerde değiştirilme ihtimali olan bir önerinin kabul edilme ihtimalinin olmadığını hatırlattı. 

Gül, 29 Mart Pazartesi günü Türk ve Yunan başbakanlarının Burgenstock'a geleceğini hatırlatarak, ''Umarım onlar geldiğinde mesafe alınmış bir kağıt önlerine konur'' dedi. 

Kıbrıs Rum kesiminden bir gazetecinin Türk tarafının kalıcı derogasyonlar konusunda neden ısrarlı olduğuna ilişkin sorusu üzerine Gül, varılacak anlaşmanın adadaki her iki taraf içinde değiştirilemez olmasını istediklerini belirtti. ''Anlaşmanın değiştirilmesine bütün kapılar kapalı olmalıdır'' diyen Gül, 1974 öncesindeki olayları ve toplu mezarları hatırlattı. 

REFERANDUM

Bu arada, edinilen bilgiye göre, Kıbrıs Türk tarafı, varılacak anlaşmayı, kendisi açısından büyük oranda olumsuz yönler içermemesi durumunda referanduma götürme eğilimi taşıyor. 

Diplomatik kaynaklar, bu yöndeki eğilimin BM'ye iletildiğini söylerken, bununla birlikte  ''varılacak anlaşmayı red edeceği endişesiyle Kıbrıs Rum Kesimi'ne taviz veren bir tablo çizilmesi durumunda, Türk tarafının alenen ''hayır'' diyeceği yolundaki uyarınında BM'ye iletildiğini'' belirtiyorlar. 

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen'in Pazartesi günü Burgenstock'a geleceğini anımsatan kaynaklar, Verheugen'in İsviçre'ye gelmek için kendilerine danıştığını ve başbakanların mevcudiyeti sırasında gelmesinde daha çok yarar görüldüğü için kendisine olumlu yanıt verildiğini belirttiler. 

Bu arada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 1 nolu protokol çerçevesinde kişisel başvurular yoluyla Türkiye aleyhine mevcut davalardan doğacak zararın önüne geçebilmek ve Türkiye'yi bu alanda rahatlatabilmek için bir formül üzerinde durulduğu öğrenildi. 

Diplomatik kaynaklar, bu formül çerçevesinde, varılacak anlaşma içinde, Türkiye'nin zarar görmemesini öngören bir düzenleme yapılmasının amaçlandığını belirtiyorlar. 

HURRIYET 27/03/04

 

Denktaş: Plan istediğimiz gibi olmazsa cevabımız "hayır"

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, İsviçre'deki görüşmelerinin sonucunda Annan planının alacağı son şeklin Türk tarafının istediği değişikleri taşımaması halinde cevabının "hayır" olacağını söyledi.

Denktaş, ''planın çok az bir tadilat veya olduğu şekliyle kabulü halinde, Türklüğün adadaki 400 yıllık yaşamının sona ereceğini'' kaydetti. 

Cumhurbaşkanı Denktaş, Girne'ye bağlı Karşıyaka Merkez İlkokulu'na yeni yaptırın sınıfların ve oyun parkının açılışını yaptı. 

Denktaş, törende yaptığı konuşmada, ''Kıbrıs Türkünün tarihi ve kaderinin yazılmakta olduğu bugünlerde Karşıyaka Merkez İlkokulu'nda düzenlenen etkinliğe katılmaktan memnuniyet duyduğunu'' belirtti. 

Okulların Atatürk'ün yolunda ve milli davaya bağlı çocuklar yetiştirmesini isteyen Denktaş, ''çocuklara geçmişi, devlet oluncaya dek nelerin yaşandığını, devletin kıymetini, egemenliğin ne olduğunu ve egemenlik alınırsa Rum'un idaresinde azınlık olunacağını öğreten öğretmenler çoğaldıkça, geleceğin de o oranda parlak olacağını'' kaydetti. 
    
''EGEMENLİK NE ANLAMA GELİYOR?''
    
Çocuklara egemenliğin ne anlama geldiğini sorarak tanımını yapan Denktaş, şöyle konuştu: 

''Egemenlik, kendi kendinizi idaredir. Anavatan ile müdafaa antlaşması yapabilmektir. Müdafaa için 'Türk askerine ihtiyacım var' dediğimde kimsenin, 'hayır, Türk askeri adadan çıkacak' diyememesidir.Bayrağın gönderde dalgalanması, yere düşürülmemesidir. 'Bastığın toprak benim' diyebilmektir.'' 

Kıbrıs'ı Yunan yapma siyasetinin devam ettiğine işaret eden Denktaş, bunun karşısındaki en büyük müdafaanın, devletin, siyasi haklar ve eşitlik ile Türkiye'nin garantisinin devam ettirilmesi olduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs'ta haftalarca sürdürülen görüşmelerde bunları temin edemediklerini kaydetti. 

''KİMSE SİZİ KANDIRMASIN''
    
Rum tarafı ile Yunanistan'ın Avrupa Birliği (AB) yoluyla Kıbrıs'ın tümüne sahip çıkma oyununa devam ettiğini anlatan Denktaş, bunun cevabını referandumda oylarıyla halkın vereceğini kaydetti. Denktaş şöyle dedi: 

''Referandumda oylarınızla siz karar vereceksiniz, sorumluluk sizindir. Bu memleketin insanı olarak, bu topraklara gelip yerleşmiş vatandaşlarımız olarak kimse sizi kandırmasın. Geleceğimizin daha parlak, güzel olabilmesi için evvela bugünümüze sahip çıkmak lazımdır.Sahip çıkma demek, egemenliği, eşitliği, Türkiye'nin garantisini devamettirmek, Türkiye AB'ye girse dahi garantörlüğü ile asker sayısının anlaşılacak sayıda Kıbrıs'ta devam etmesi demektir. Çünkü sayıca az olan biziz ve ada ilelebet Türkiye'nin bağrına hançer gibi saplanacak bir Yunan adası olabilir. Tüm kavga ve mücadele, bunlar olmasın, Kıbrıs'ta 400 yıl başı dik olarak yaşayan, bayrağı yere düşürmeyen, şehitliklerin koruyucusu olan Kıbrıs Türkünün yok edilmemesi içindir. Annan planını eğer değiştiremezsek, istediğimiz ilkelerle güçlendiremezsek, olduğu gibi veya çok az bir tadilatla önümüze sürülürse ve kabul edersek, 400 yıllık Kıbrıs hayatımız sona erecektir. Türk askeri adadan çıkarken çoğumuz 'Biz onların olmadığı yerde kalmayız' diyerek onların arkasından dağılacağız. Zaten bu plan da mal mülk ve yarattığı göç sorunları ile bizi darmadağın etmek için yapılmıştır.'' 
    
''İŞGÜZAR MEMURLAR''
    
Cumhurbaşkanı Denktaş, ''bugün yeni bir durum öğrendiğini'' ifade ederek, bazı memurların köylere gitmek suretiyle, ''Sizin köyünüz yer değişecek, size yeni evler yapılacak. Nerede yapılacağını düşünmeye ve tartışmaya geldik'' dediğini belirtti. Denktaş, bu memurlara, ''Anlaşma yok. Yerleşmemiz için herhangi bir plan yapılmış değil, parası bulunmuş değil'' denilmesi gerektiğini kaydetti. Cumhurbaşkanı Denktaş şöyle konuştu: 

''Bu beyler bu işgüzarlığı göstereceklerine, gittikleri köylerde 'Merak etmeyiniz yer değiştirecekseniz bugün olduğunuzdan daha iyi olmanız için bir rehabilitasyon planı önümüze konulmadıkça, bunun uygulanması için para bulunmadıkça ve gideceğiniz yerler yapılıp hazırlanmadıkça hiç endişeniz olmasın. Yer değiştirecek değilsiniz' mesajı vermeleri gerekir.'' 

Halkı perişan edecek plan ve programlar karşısında birlikte hareket edilmesini isteyen ve kimsenin ''Denktaş Annan planının kabul edilmemesi için uğraşıyor'' dememesi gerektiğini kaydeden Denktaş, halka doğruları söylemeye devam edeceğini, Annan planının olduğu şekliyle kabul edilemeyeceğini belirtti. 

Cumhurbaşkanı Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın plana son şeklini vereceği 31 Mart tarihinden sonra İsviçre'den gelecek yetkililerle Kıbrıs'ta durum değerlendirmesi yapacaklarını, kararın ona göre verileceğini söyledi. 

HURRIYET 27/03/04

 

Kıbrıs’a yeni formül

Zeynel LÜLE / BRÜKSEL

İsviçre'de Kıbrıs görüşmeleri devam ederken AB, Türkiye'nin beklentilerini karşılamak için yeni bir formül hazırladı. Varılacak anlaşma, Türkiye'nin talep ettiği gibi ‘‘birincil hukuk’’ temelinde değil, buna yakın olan ‘‘Uyarlama yasası’’ çerçevesinde AB müktesebatına uyarlanacak.

Türk tarafı bu formülü ‘‘kanun hükmünde kararname’’ benzeri olarak tanımlıyor.

AVRUPA Birliği, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki beklentilerini karşılamak için yeni bir formül hazırladı ve bunu Türk tarafına sundu. Bu formüle göre, Kıbrıs'ta varılacak olan anlaşma, AB müktesebatına Türkiye'nin talep ettiği gibi 'birincil hukuk' (primary law) çerçevesinde değil, buna yakın olan 'Uyarlama yasası' (Act of adaptation) çerçevesinde uyarlanacak. Bu yasa önce AB Konseyi tarafından kabul edilecek ve daha sonra 'primary law' sisteminde olduğu gibi üye ülkeler tarafından teker teker onaylanacak. Bu formül Türk tarafınca incelemeye değer bulundu. Türk tarafında bu formül, Türkiye'de yıllardan beri var olan 'kanun hükmünde kararname' ruhuyla benzerlik taşıdığı yorumlarına yol açtı. Formülün, 'birincil hukuk' kadar güçlü değil, ancak 'ikincil hukuktan' (secondary law) daha güçlü olduğu görüşü hakim.

TÜRKİYE İNCELİYOR

Türkiye, Kıbrıs'la ilgili anlaşmanın, AB'nin 'primary law' formülüyle benimsenmesini ve üye ülkeler tarafından da onaylanmasını talep ediyordu. Türk tarafı, önceki gün AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Temsilcisi Günter Verheugen tarafından sunulan formülü inceleyecek, hukukçu görüşlerinin alınmasından sonra görüş bildirecek. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 'Risksiz derlerse tamam deriz. Riskli derlerse kabul etmeyiz' diye konuştu. Gül, 'AB Türkiye'nin hassasiyetlerini biliyor ve buna göre titiz bir çalışma yürütüyor' dedi.

Bu arada, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen'in 29 Mart Pazartesi günü Bürgenstock'ta olacağı ve yeni formülü taraflarla ayrıntılı olarak ele alacağı öğrenildi.

AB zirvesinde Kıbrıs krizi

BRÜKSEL'deki AB liderler zirvesinde sonuç bildirisinin Kıbrıs paragrafına, derogasyonlar sorununu ekletmek isteyen Rum Kesimi ve Yunanistan ile İngiltere arasında tartışma çıktı. Sonunda paragraf, AB'nin 'BM çabalarını desteklemesi' ifadesinin ötesine geçemedi. Atina ve Rumlar, üç talepte bulundu. 1- Kuzey Kıbrıs'a yönelik derogasyonlar geçici olsun. 2- Çözüm için Türkiye ve KKTC'ye çağrı yapılsın. 3- Ada'da mevcut bir devlet olduğuna vurgu yapılsın. İngiltere, İsviçre'de devam eden müzakereleri olumsuz yönde etkileyebilecek ve rahatsız edecek herhangi bir vurgulama yapılmasına karşı çıktı. 

 

 

HURRIYET 27/03/04

 

Gizli belge basına sızdı

 

Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki olmazsa olmazlarını içeren ve BM'nin Rum tarafına sunduğu gizli ‘‘al-ver belgesi’’ dün basına sızdırıldı. Hürriyet pazarlık masasına henüz gelmeyen belgeyi ele geçirdi.

GİZLİ belge, BM'nin Bürgenstock'taki sıkı karartmasına ve güvenlik önlemlerine rağmen Rum lider Tasos Papadopulos tarafından sızdırıldı.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Türk tarafının 18 Mart'ta verdiği talepleri BM belgesi haline getirdi ve imzalayarak ‘‘Ekselansları Bay Tasos Papadopulos’’ hitabıyla Rum liderine gönderdi. De Soto imzasıyla Papadopulos'a iletilen 9 sayfalık belge, Türk tarafının talepleri ile Avrupa Birliği ilişkilerini belirleyen ekten oluşuyor. Belgeye göre, Türk tarafı ana hatlarıyla şu değişiklikleri istedi:

Anlaşma, AB'nin değiştirilemez temel hukuku olarak kabul edilsin.

Türk kurucu devletine gelecek Rumların sayısı Türk tarafının yüzde 21'i değil, yüzde 12'si oranında olsun. Bu orana 15 yılda aşamalı olarak ulaşılsın.

Kıbrıs Türk Kurucu Devleti vatandaşlığına geçecek Türkiye kökenlilerin sayısı, 45 binden 50 bine çıkartılsın.

Herhangi kurucu devlet, bir diğer devletin vatandaşının kendi toprakları üzerinde iskanına sınırlamalar getirebilsin.

Rumlara ödenecek tazminatlar, ortak devletin yükümlülüğünde olsun.

Mülkiyet iadesi, yazlık evlere 3 yıl normal evlere ise 5 yıl boyunca yapılmasın.

Yeni Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurucu halkları Türk ve Rum diye ayrılsın.

YEMEK BUGÜNE KALDI

Bürgenstock'ta dün yapılması planlanan yemek de bugüne ertelendi. Kıbrıs'taki dört tarafın da masada olacağı yemek, Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos'un hasta olması ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis'in Brüksel'den geç dönüşü nedeniyle BM tarafından ertelendi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, De Soto ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında yemeğin bugün öğle saatlerinde yapılacağını açıklayarak, Rum ve Yunan temsilcilerin gecikme için üzgün olduklarını kendisine ilettiklerini bildirdi.  

HURRIYET 27/03/04

 

İşte Türk tarafının talepleri

Türk tarafı, Lefkoşa sürecinden sonra BM'ye verdiği belgedeki değişiklik önerilerine, nüfus sorunları, anlaşmaya AB güvencesi ve iki kesimlilikle garantörlüğün güçlendirilmesine yönelik taleplerini sıraladı

27/03/2004 RADIKAL

ERDAL GÜVEN, HİLAL KÖYLÜ
BÜRGENSTOCK - İsviçre'de yürütülen Kıbrıs görüşmelerinde belge alışverişleri başlarken, Türk tarafı, Lefkoşa'da yürütülen görüşmelerin sonucunda BM'ye sunduğu belgede şu değişiklik önerilerine yer verdi:
Türk tarafına yerleşecek Rumların oranı düşürülüp kalıcı hale getirilsin. Benzer biçimde Rumların sahip olacağı ev ve arsa oranı azaltılsın. Türk tarafına yerleşecek Rumlar yalnızca yerel düzeydeki seçimlerde oy kullanabilsin. Türkiye AB'ye üye olana kadar Rum tarafına yerleşecek Yunanistan vatandaşlarının oranı aşağı çekilsin. Rumlarca Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde açılmış ve açılacak tüm davaların muhatabı yeni kurulacak Kıbrıs devleti olsun. Anlaşmadaki derogasyanlar bir yıl içinde AB'nin birincil hukuku haline getirilsin.

'Asker varlığı sürsün'
Buna karşılık adadaki Türk askerleri geçici olarak azaltılsın, ancak Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesinden sonra da adadaki Türkiye askeri varlığı sürsün. Kıbrıs Türk halkı 'kurucu halk' olarak tanımlansın. Senatoda özellikle bu konularda karar alınırken Türk senatörlerin çoğunluğunun oyu gereksin. Vatandaşlık verilecek Türkiyelilerin sayısı artırılsın. Kıbrıs Türk tarafının egemenliğine ilişkin ifadeler pekiştirilsin. Kıbrıs Türk tarafının Türkiye'yle kuracağı ilişkiler kültürel ve ticari ilişkilerle sınırlandırılmasın.
Türk tarafının önerileri bugüne kadar ısrarla dile getirildiği üzere iki kesimlilik ve garantörlüğün güçlendirilmesine ve derogasyonların hukuki güvenceye alınmasına yönelik. Türk tarafının sunduğu belgede, diğer öncelik, yani iki kurucu devlet arasındaki sınırın düzleştirilmesi konusunda herhangi bir öneri yer almadı. Türk tarafının bu konudaki yaklaşımını, yukarıdaki isteklerinin ne ölçüde karşılandığına bakarak netleştirmesi bekleniyor.
Annan Planı'nın mevcut halinde anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra altı yıl boyunca Rumların Türk tarafına yerleşmemesi öngörülüyor. Plan, yalnızca 65 yaş üstü kişiler ve eşleri ya da bir kardeşleriyle üç Karpas köyü ahalisinin bu kısıtlamadan muaf tutulmasını, bu kişilerin anlaşma yürürlüğe girdikten iki yıl sonra dönüş hakkına sahip olmasını öneriyor. Planda, Türk tarafına yerleşecek tüm Rumların oranının yüzde 21'i geçmeyeceği, ancak Türkiye AB'ye üye olduktan sonra tüm kısıtlamaların kaldırılacağı belirtiliyor.

Yedi yıllık moratoryum
Türk tarafının önerisi, altı yıllık moratoryumun yedi yıla çıkarılması, yalnızca Karpas köylülerinin, onlar da üç yıl sonra dönüş hakkına sahip olması, yüzde 21'lik oranın yüzde 12'ye düşürülmesi ve Türkiye AB'ye girdikten sonra bu oranın değişmemesi yönünde.
Annan Planı'nda Rumların Türk tarafında sahip olabileceği ev ve arsa oranı köy ve belediye çapında yüzde 20, Türk tarafının tümünde yüzde 10 olarak belirleniyor. Türk tarafının önerisinde ise bu oranlar sırasıyla yüzde 10 ve yüzde 5'e çekiliyor. Bunun dışındaki Rum şahıs ve şirketlerin mal-mülk edinmesi Türk kurucu devletinin iznine tabi kılınıyor ve anlaşmaya bu düzenlemenin, Avrupa Birliği'nin temel yasalarıyla çelişmediğine dair bir ifade konmasını istiyor.
Annan Planı'na göre Türk tarafına yerleşecek Rumlar başta oy kullanmak olmak üzere federal düzeydeki siyasi haklarını, Rum tarafında kullanacak, ancak Türk federe devleti düzeyindeki seçimlere katılabilecek. Bu, öncelikle federal senatodaki Türk tarafı temsilcilerinin tamamen Türklerden
oluşmasını, böylelikle 24-24 dengesinin korunup siyasi eşitliğin tehlikeye girmemesini sağlamayı amaçlıyor. Türk tarafının önerisinde Rumlara federe devlet düzeyinde de oy hakkının tanınmaması, Rumların ancak belediye başkanlığı ve muhtarlık düzeyinde oy kullanabilmesi isteniyor.
Annan Planı'nın güvenlikle ilgili düzenlemelerinde Türkiye ve Yunanistan'ın
adada 6 bin 500'er asker konuşlandırabilmesine imkân tanınıyor. Buna karşılık Türkiye AB'ye üye olduğunda tüm bu askerlerin karşılıklı olarak geri çekilmesi ve adanın silahsızlandırılması şart koşuluyor. Türk tarafı söz konusu asker sayısını 6 bine indirmeyi, ancak Türkiye AB'ye üye olduktan sonra 1959 tarihli İttifak Anlaşması'nın öngördüğü uygulamaya dönülmesini istiyor. O da şu demek: Kıbrıs'ta Yunanistan 950, Türkiye de 650 askerini kalıcı olarak konuşlandırsın.
Annan Planı'nda Türkiye ve Yunanistan birliklerinden askeri hareketliliklerini 48 saat, tatbikatlarını ise 72 saat önceden BM'nin yanısıra birbirlerine haber vermeleri isteniyor. Türk tarafının önerisinde askeri hareketliliğe hiçbir sınırlama getirilmemesi, buna karşılık tatbikatların yedi gün önceden bildirilmesi şartı getiriliyor.

Yerleşikler konusu
Annan Planı'nda Türk kurucu devletinin tasarrufuyla vatandaşlık verilecek Türkiyelilerin sayısı bazı ölçütlere bağlı olarak 45 bin olarak belirleniyor. Türk tarafının önerisinde bu sayının hiçbir ölçüte bağlı kalınmaksızın 50 bine çıkarılması isteniyor. Ayrıca planda öngörülen Kıbrıslılarla evlenmiş Türkiyelilere ek olarak Kıbrıs'ta doğmuş Türkiyelilerin de doğrudan yeni devletin vatandaşı olması gerektiği belirtiliyor. Öneride dikkat çeken nokta ise, böylelikle adada vatandaş olmamış Türkiyeli kalmayacağının belirtilmesi.
Annan Planı, Rum ve Türk kurucu devletlerine yerleşecek Yunanistan ve Türkiyelilerin oranını yüzde 10'la kalıcı olarak sınırlıyor. Türk tarafının
önerisinde bu oranın yüzde 5'e indirilmesi, buna karşılık Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesinin ardından sınırlamanın ortadan kaldırılması isteniyor.
Annan Planı'nda senatoda uluslararası anlaşmalar, bütçe vb. özellikli konularda karar alınırken Türk senatörlerin beşte ikisinin onayı yeterli görülüyor. Türk tarafının önerisi ise bu konularda Türk senatörlerin çoğunluğunun onayının alınmasını öngörüyor.
Türk tarafının önerilerinde, Türk kurucu devletinin egemenliğini pekiştirmek amacıyla anlaşmada şu ifadelere yer verilmesi isteniyor:
1. Biz, Kıbrıs Rum halkı ve Kıbrıs Türk halkı kurucu yetkilerimizi kullanarak, özgür ve demokratik biçimde ayrı ayrı ortaya konmuş irademizle bu Kuruluş Anlaşması'nı kabul ediyoruz.
2. Kurucu devletler eşit statüdedir. Anayasa elverdiği ölçüde, anayasada federal hükümete bırakılmamış tüm yetkilerini egemence kullanırlar. Kendi anayasaları altında özgürce örgütlenirler. Taraflar ne birbirleri üzerinde ne de yeni ortaklık devleti üzerinde yetki üstünlüğü ya da otorite iddia edemez.
3. Yetki alanları içinde kurucu devletler anayasayla uyum içinde üçüncü ülkelerle ilişki kurabilsin (Annan Planı'nda yalnızca kültürel ve ticari ilişkilere olanak tanınıyor).

Derogasyon için öneri
Türk tarafı, planda ve kendi değişiklik önerilerinde öngörülen derogasyonların 'birincil hukuk' haline gelebilmesi için de anlaşmadaki ilgili bölümün şöyle düzenlenmesini istiyor:
"Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesi üzerine eşbaşkanlar birleşmiş Kıbrıs'ın AB Konseyi'nin -12-13 Aralık 2002 Kopenhag zirvesi Sonuçları'na uygun olarak AB'ye katılmaya hazır olduğuna dair AB'yi bilgilendirir ve AB'den 1 Mayıs 2004'teki AB Konseyi zirvesinde Kurucu Anlaşma'yı iliştirilmiş protokolü de içine alacak biçimde tasdik etmesini ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bu anlaşmanın kabulüyle ortaya çıkan yeni düzen temelinde AB'ye girebilmesi için bir katılım süreci başlatmasını ister. Böylelikle anlaşmanın koşullarının AB müktesebatına uyumu sağlanır ve aşağıdaki paragraf AB Konseyi'nin sonuçlarına eklenir:
Avrupa Birliği Kıbrıs Türk mevzuatının AB müktesebatıyla aynı çizgiye getirilmesi, Kıbrıs Türk devletinin idari kapasitesinin artırılması, Kıbrıs içindeki ekonomik dengesizliklerin giderilmesi, katılım öncesi süreçte Kıbrıs Türk kurucu devletinde AB müktesabatının uygulanabilmesi için gerekli ayarlamaların yapılmasına katkıda bulunmak amacıyla mali yardım da dahil olmak üzere özel önlemler alma yükümlülüğünü üstlenir. Katılım öncesi süreç AB müktesebatının Kıbrıs Türk devletine aktarılıp uygulamaya geçirilmesine elverecek uzunlukta olacaktır."
Türk tarafının önerisinde aynı çerçevede söz konusu bölümde şu düzeltmenin de yapılması şart koşuluyor:

Davaların önünü kesmek...
Türk tarafı Loizidu benzeri davaların önünü kesmek için şu öneriyi yapıyor:
"Mal-mülk konusuna ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin önünde duran mevcut ve gelecekteki tüm hukuki işlemlerin devlet olarak tek sorumlusu Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacaktır."
Annna Planı'nda ilk yıllarda ekonomi politikasının iki kurucu devlet ekonomisinin uyumlulaştırılması ve ekonomik eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasına öncelik vermesi öngörülüyor. Türk önerisinde, bu hedeflere
'en kısa zamanda' varılması ve bu amaçla federal hükümetin uluslararası mali yardım, AB fonları, vergi gelir ve gerekli bütçe ödeneklerinin seferber edilmesiyle desteklenecek bir eylem programını uygulamaya konması ve anlaşmada yer alması isteniyor. Ayrıca kurucu devletler arasındaki ekonomik dengesizliğin giderilip giderilmediğinde kişi başına düşen gelir ve gayrisafi milli hasılanın ölçüt alınması öngörülüyor

Avrupa 'uyum senedi' öneriyor

Avrupa: Kıbrıs'ta taraflar arasında varılacak anlaşma 'uyum senedi'yle belgelensin

27/03/2004 RADIKAL

BRÜKSEL - Kıbrıs sürecinin dikkatle izlendiği AB Bahar Zirvesi'ne katılan Başbakan Tayyip Erdoğan, liderlerle yaptığı görüşmelerin 'çok verimli ve yapıcı' geçtiğini belirterek, Brüksel'in Türkiye ile ilgili tereddütlerinden sıyrılmaya başladığını söyledi. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ve AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana ile yaptığı görüşmeleri değerlendirirken, "1.5 yıl önceki görüşmelerle şu ankiler arasında dağlar kadar fark var" ifadesini kullananan Erdoğan, AB'nin üyelik yolunda Türkiye'nin aldığı mesafenin farkında olduğunu ve reform uygulamalarını dikkatle izlediğini kaydetti.
Erdoğan, kendisine verilen mesajı, "Türkiye çok iyi yolda. Elimizden gelen desteği vereceğiz" diye özetledi. AB'nin olumsuz yanıtının dünyanın sonu olmayacağını belirten Erdoğan, "Sürecin uzaması medeniyetler arası uzlaşma sürecinin de uzaması anlamı taşır. Evet cevabı AB'ye geleceğe yönelik projelerini uygulama olanağı sağlar" dedi.

Chirac yumuşuyor
Erdoğan, ikili görüşmelerinde büyük önem atfettiği Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'la buluşmasından da mutlu çıktı. Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi konusunda AB liderleri arasında en çok sessiz kalmasıyla dikkat çeken Chirac'ın baş başa geçen dünkü görüşmede pozitif yaklaşım benimsemeye
başladığı öğrenildi. Chirac zirve sonrası düzenlediği basın toplantısında da Türkiye'nin çabalarının herkes tarafından görüldüğünü söyledi. Chirac, 'Türkiye'nin çabaları, Fransa kamuoyunu ikna etmeniz için yeterli mi' sorusuna, "Türkiye'nin demokrasi, insan hakları ve pazar ekonomisi alanındaki çabaları tartışılmaz boyuttadır. Kimse bunun aksini söylemiyor. Bunların uygulaması önemli. Bu alanda, AB Komisyonu'nun raporunu bekliyoruz. Rapora göre, kuşkusuz uzun sürecek tam üyelik müzakerelerinin başlatılıp başlatılmayacağına karar vereceğiz" karşılığını verdi.

Karamanlis'le mutabakat
Başbakan Erdoğan, Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis'le de görüştü.
"İlişkilerin Kıbrıs nedeniyle zedelenmemesi ve ileriye taşınması için aramızda mutabakat var" diyen Erdoğan, Atina'nın Türkiye-AB ilişkilerindeki
tavrını devam ettireceğini söyledi. Erdoğan, önceki akşam da AB'ye üye, katılımcı ve aday ülkelerin liderlerini buluşturan yemeğe katıldıktan sonra İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi ile ikili bir görüşme yaptı. Erdoğan, dün temasları sonrası Ankara'ya gelirken Gül de Kıbrıs müzakereleri için İsviçre'ye döndü.
Başbakan Ankara dönüşünde yaptığı açıklamada, AB'nin Türk tarafının kaygıları karşısında formül üretmeye çalıştığını söylerken, İsviçre'deki görüşmelerin sürdüğünü belirtti. Erdoğan, Brüksel'de Karamanlis'le görüştüğünü ve zaman zaman olumsuzluklar olsa da iki tarafın iyi niyetle işi çözme arzusunun sürdüğünü kaydetti.


 

Kıbrıs paragrafı
AB zirvesi sonuç bildirisinde Kıbrıs paragrafı şöyle:
"Avrupa Konseyi, Kıbrıs'ta 1 Mayıs'a dek adil, kalıcı ve işler bir çözüm bulunacağına dair inancını dile getirmektedir. Adadaki taraflara, Türk ve Yunan hükümetlerinin de katkısıyla, müzakere sürecini başarılı şekilde sonuçlandırma taahhütleri yönünde çaba harcama çağrısı yapar. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, 1 Mayıs'tan önce adada sorunun çözümüne yönelik çabaları güçlü şekilde desteklenir. Konsey, birleşik bir Kıbrıs'ın AB
üyeliğinden yanadır ve varılacak uzlaşmayı AB temel ilkeleri doğrultusunda,
Kıbrıs'ın üyelik anlaşmasına uyarlama, koruma ve geçerli kılma iradesindedir."
Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu'nun, 15 Nisan'da Brüksel'de, bağış konferansı toplanması önerisine de destek verdi.

1 Mayıs'tan sonrası

İsmet Berkan

27/03/2004 RADIKAL

Kıbrıs görüşmelerinin son turu İsviçre'de, Bürgenstock adlı küçük bir köyde devam ediyor. Müzakerelerin doğası gereği sık sık restleşmeler yaşanıyor, taraflar sık sık Birleşmiş Milletler'i 'masadan kalkmak'la tehdit ediyor. BM de, sürecin kesintiye uğramaması için elinden gelen gayreti gösteriyor.
Kıbrıs görüşmelerinin bu son turunda kritik günler aslında pazartesiden itibaren başlayacak. Pazartesi günü hem Türkiye ve Yunanistan başbakanları hem de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri görüşmelere katılacak.
Süreç aksamazsa, pazartesi ve salı liderler düzeyindeki görüşmelerde Kofi Annan bir anlaşma arayacak ve bulmaya çalışacak. Belki de, Annan pazartesi günü kendi planının revize edilmiş dördüncü versiyonuyla ortaya çıkacak ve liderlerden buna onay vermesini isteyecek. Bir-iki günlük yoğun pazarlığın ardından Annan Planı'nın artık üzerinde anlaşılmış son hali ortaya çıkacak.
Eğer bu gerçekleşemezse, o zaman liderler belki de Annan'a verdikleri yetkiyi bir kez daha teyit edecekler ve Annan da üzerinde anlaşmaya varılamamış konuları kendisi dolduracak ve anlaşmaya son halini verecek.
Süreç bu. Nisan ayının sonuna kadar Kıbrıs'ta iki tarafta da eşzamanlı referandumlar yapılacak ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti ada halkları tarafından onaylanacak ya da onaylanmayacak.
Türkiye'de doğal olarak Kıbrıs'ta varılacak anlaşma tartışılıyor. Bana öyle geliyor ki, Kıbrıs'ta hangi anlaşma yapılacak olursa olsun bu anlaşmanın Türk toplumuna ihanet anlamına geldiğini söyleyen birileri mutlaka çıkacak. Yani, aslında aynı anda herkesi birden tatmin edecek bir anlaşma yok. Kaldı ki halen adanın Türk tarafında bugünkü mevcut KKTC'li düzenden memnun olmayanlar da var; zaten böyle olduğu için bugün Mehmet Ali Talat KKTC Başbakanı.
Kıbrıs'ta henüz var olmayan anlaşmayı bir ihanet belgesi olarak yorumlayanların pek de göz önüne almadıkları bir şey var:
1 Mayıs'tan sonra ne olacak?
1 Mayıs'ta Rumlar, adanın tamamını temsilen Avrupa Birliği'ne üye olacaklar. Burada önemli olan, Rumların adanın TAMAMINI temsil edecek olmaları.
Böyle olunca, adanın kuzeyinin statüsü belirsiz kalmaya devam etmiş olacak. Yani KKTC'yi zaten dünya tanımıyordu, 1 Mayıs'tan sonra hiç tanımayacak.
1 Mayıs sonrası diplomatik manada Türkiye ciddi zor durumda kalacak. Bunu önemsemeyebilirsiniz belki ama 1 Mayıs sonrası Türkiye'nin Avrupa ile ilişkileri hiç olmadığı kadar zorlaşacak. 'Avrupa ile ilişkilerimizi kopartalım' diyebilirsiniz, bekâra karı boşamak kolay. Türkiye'nin ihracatının yüzde 60'ını AB ülkelerine yaptığını unutmamak gerek. Gümrük Birliği'nden çıkmak falan öyle kolay değil. Ama öte yandan bir AB üyesi ülkeyi (Kıbrıs) tanımıyorken AB ile gümrük birliğini sürdürmek de kolay değil.
Dikkat ettiyseniz Türkiye'nin AB üyeliğinden falan hiç söz bile etmiyorum, çünkü zaten böyle bir ihtimal ortada kalmayacak, hatta bugün reddettiğimiz
'Ayrıcalıklı Ortaklık' gibi bir statü de olamayacak.
Türkiye büyük ölçüde izole olacak. O yüzden Batı'ya tek çıkış Amerika olacak ve Amerika'ya daha da bağımlı hale geleceğiz.
AB üyeliği ihtimali ortadan kalkınca ekonomik büyümemizi finanse etmemiz, yılda 1 milyon iş yaratma hayallerimiz vs. imkânsıza yakın hale gelebilecek. Ekonominin kötü etkilenmesi ister istemez iç politikada yansımalarını bulacak, yeniden siyasi krizlere, belki de askeri darbelere sürüklenebileceğiz.
Kıbrıs eşiğinin ne denli önemli bir eşik olduğunu anlatabilmek için bütün bu kötümser senaryoları yazıyorum. Her şey böyle olmak zorunda değildi elbette ama geçmişin hataları bugün bizi bu çıkmaz sokağa, bu seçeneksizlik haline sokmuş bulunuyor maalesef.

Annan Planı değişmeden olmuyor

Murat Yetkin

ABD, İngiltere ve BM, Annan Planı değişmeden Kıbrıs'ta çözüm olmayacağını anladı

27/03/2004 RADIKAL

Üst düzey diplomat, adının açığa çıkmayacağının rahatlığıyla şöyle konuşuyor: "Uzlaşma, uzlaşan tarafların taviz vermesi demektir. Taviz vermeden uzlaşma olmaz. Ama taviz almadan da uzlaşma olmaz. Kıbrıs'ta hem Rum, hem Türk tarafları kendi kamuoylarını Annan Planı'nın sunulduğu halde kabul edilemez olduğuna bağladılar. Annan Planı'nın olduğu gibi kabul edilmesinin bir tür ihanet olduğu yolunda açıklamalar yaptılar.
Genel Sekreter Kofi Annan her iki tarafın da günah keçisine döndü. Her iki taraf da birbirlerini bırakıp, Annan'ı alt etmek için yarışmaya başladı. Ada'daki görüşmelerde de, İsviçre'deki görüşmelerde de mesafe alınamamasının bir nedeni de bu. New York toplantılarına zaten anavatanların, Yunanistan ve Türkiye'nin zorlamasıyla katılan ve katılmak zorunda bırakıldıklarını da kamuoylarına duyuran Papadopulos ve Denktaş, uzlaşan taraf olarak görülmek istemiyor. Papadopulos'un kaybedeceği bir şey olmadığı için biraz daha rahat, Denktaş'ın kaybedecekleri olduğu için biraz daha gergin. Ancak her ikisi de 'şeytan işi' olarak gördükleri Annan Planı'nın, şeytan tarafından, yani bizzat Annan tarafından sonunda ne şekil verileceğini görmek istiyorlar. Bekleyiş de bu yüzden. Tabii bu arada Brüksel'in nihai anlaşmanın AB hukukuna nasıl uygulanacağı konusunda yeni bir fikirler çıkıp gelmesi de gerekli ama, gözler asıl 31 Mart'ta Annan'ın ne yapacağına çevrili."
Diplomatın rahat bir dille yaptığı analiz, Kıbrıs konusunda bugünlerde yaşanan tıkanmayı bir ölçüde anlatıyor. Bu analizin doğal sonucu, Annan Planı'nın değişeceğini varsaymak. Peki değişecek mi? Sürecin içindeki diplomat kendinden emin yanıtlıyor:
"Değişecek. Zaten daha önce üç defa değişti, yine değişecek. Çünkü değişmeden çözümün gelmeyeceğini sonunda herkes anladı. Hem Rumların, hem Türklerin kendi kamuoylarına 'Görüyorsunuz, bastırdık ve istediğimizi aldık, şeytani planı değiştirmeyi başardık' demesine ihtiyacımız var. Çözüm için buna ihtiyacımız var. Aksi takdirde uzlaşmanın referandumlardan geçme ihtimali,özellikle Rumlar için çok düşük. Gerçi her oy sandığı risk demektir ama, liderlerin kendi kamuoylarının gözünde kahraman olmalarını sağlarsanız, riski azaltırsınız. Dolayısıyla ben planın her iki tarafı da belki yüzde yüz tatmin etmese de, kabul görecek bir şekilde değiştirilerek açıklanacağına inanıyorum."
Bu iyimserliğe zemin veren bir gelişme de AB Komisyonu'nun çözümün sadece hukuki değil, mali altyapısını da destekleyecek bir çalışmayı sürdürmesi. AB'nin 2002 Kopenhag Zirvesi'nde iki seçenekli bir planı kabul ettiği anlaşılıyor: 2004 sonuna dek Kıbrıs'ta çözüm olacağı ve olmayacağı seçeneklerine göre, bütçe tercihlerinin de o zamandan planlandığı anlaşılıyor. Bugünlerde AB görevlileri, Kıbrıs'ta çözüm olduğunda getireceği mali külfetin AB tarafından nasıl karşılanabileceği üzerinde çalışıyorlar. Yalnızca Türk kesimindeki altyapı yatırımları için değil,
ama daha da çok, çözüm olursa gündeme gelecek göç ve mülkiyet hakkı sorunlarının halli için de özel bir bütçenin hazırlıklarının sürdüğü biliniyor. Basına sızdığı kadarıyla, AB bu konuda çözüm için her an siyasi ağırlığını koymaya hazır bekleyen ABD'nin yanı sıra, Japonya, Kanada gibi zengin ülkelerden de katkı umuyor.
Üst düzey diplomat "Herkes bu çözüm fırsatının önemli olduğunun bilincinde" diyor ve devam ediyor: "Bu kez de çözüm olmazsa, Kıbrıs uzun yıllar gündeme gelmeyecek. Zaten mevcut durumdan memnun olanların, bu çözüm fırsatının kaçması için bu kadar açıktan uğraşmalarının bir nedeni de bu. Bundan belki de en çok sıkıntı çeken taraf Türkiye olacak. Türk hükümetinin ve Dışişleri'nin çözüm için şimdiye dek kimsenin görmediği bir sabırla çalışmasının nedeni de bu. Çünkü Kıbrıs'ta çözüm sağlanırsa, bundan en çok faydalanacak taraf da Türkiye olacak."
Bugünlerde yaşanan sıkıntıyı göz önüne alınca, çizilen tablo belki fazla iyimser geliyor. Ancak tarihi yazanlar genellikle iflah olmaz iyimserler oluyor

Kıbrıs

Murat Belge

27/03/2004 RADIKAL

Kıbrıs konusunda Rauf Denktaş'ın önderliğindeki 'çözüm-istemezler' cephesi, nicedir ihtiyaç duydukları desteği nihayet bulmaya başladılar galiba. Yunan tarafından gelecek desteği kastediyorum.
Denktaş'ın İsviçre'ye gitmeme kararı, oradaki, çözümü yaklaştırması beklenen görüşmenin kendisini uzaklaştırmış oldu. İşte bugün de, daha görüşme filan yok.
Ama bu gecikmenin sorumluluğu da doğrusu Denktaş'ın üstünde değil. Gerekeni yapmış, yetki vermiş, hükümetini göndermiş. 'Denktaş yok, öyleyse kurul yetkili değil' diye pürüz çıkaran, karşı taraf. 'Beklenen destek' dediğim de bu.
Kıbrıs'ta olabilecek 'makul çözüm'ün gerçekleşmesi konusunda, Papadopulos gibi bir politikacının, Denktaş'tan bir parmak daha iyi niyetli olduğu kanısında değilim. Ama onu sanki çözümden yanaymış 'gibi yapma'ya iten koşullar daha fazlaydı. Ne var ki son seçimle muhafazakârlar iktidara geldi ve sanki hemen durum değişmeye başladı.
Bu sabah bir gazetede Yorgo Papandreu'nun yeni hükümeti eleştirdiğini görünce, dün aklımdan geçirdiğim bu düşüncede haklı olduğuma daha çok inandım. Papandreu, içtenlikle çözümden yanadır. İsviçre'de onun temsilcisi bulunsa, Papadopulos ekibinin 'Denktaş gelmeden olmaz' bahanesiyle işi yokuşa sürmesine izin vermezdi. Belli ki Karamanlis hükümeti -en azından şimdilik- böyle bir kararlılık kıvamında değil. Dolayısıyla Papadopulos'un sırtındaki 'Bu işi çözün' baskısı hafifliyor.
Bu da Denktaş için olabilecek en iyi durum. O zaten hemen karşı tarafın bozgunculuğundan yararlanıp 'Ben malımı bildiğim için gitmedim' söylemine girdi; karşı taraf ise yaptığını, Denktaş gitmedi diye yapıyor. Yani, gene tipik bir 'Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?' durumu. Tabii Denktaş hayatta en fazla içinden çıkılmaz durumlardan hoşlandığı
için bunun da keyfini çıkarıyordur.
Görebildiğim kadarıyla Denktaş ve cenahı, şimdi referanduma, referandumda ret oyu çıkmasına yoğunlaştırıyorlar enerjilerini. Ama iş bu aşamaya gelmeden, çıkabilecek her pürüzü bağırlarına basmaya hazırdırlar. Yeter ki iş geciksin, var olan momentum kaybolsun, tavsasın vb. Tabii, bu pürüzleri Yunan tarafının çıkarması da Denktaş için en hayırlı durum.
Referandum -eğer olabilecekse- Denktaş da bunun hazırlığını yapmalı. Her şey günlük güneşlik, sonra birden referandumda hava bozacak... Böyle olamaz. Onun için şimdiden başlayarak referandumda 'Çözüme hayır' kampanyasının basamaklarını hazırlamak gerekiyor. Dolayısıyla Rauf Denktaş ağzını açıp gözünü yummaya başladı. Başından beri de başka bir şey yaptığını söylemek zor -hem söylersek Denktaş'a haksızlık etmiş oluruz. Ama belli ki bunun dozu artacak.
Garip olan, Annan Planı konusunda bunları düşünen ve düşüncelerini rahatça dile getiren bu kişinin Türkiye tarafından Annan Planı'nı sonuçlandıran kişi olmak üzere görevlendirilmesi. Bu, tabii Türkiye'ye özgü garipliklerden; hiç girmeyelim buralara, şimdilik.
Ama Denktaş kendi açısından haklı olarak bu 'görüşmeci' rolünden de sıyrılmak istiyor. Sıyrılırken herhangi bir şeyi tıkamadığı garantisini de vererek. Sıyrılmazsa, referendumda ne diyecek?
İnce hesap, ince politika -bütün bu kalınlıklar arasında.
Ama işin şu aşamasında, Papadopulos hızır gibi yetişti Denktaş'ın yardımına. Tabii bu, Karamanlis hükümeti de Papadopulos'un yardımına yetiştiği için mümkün olabildi.
Yani, yeni Yunan hükümeti, bu işi sıkı tutmazsa, Denktaş ve cenahının istediği sonuç büsbütün hesap dışı değil.

Rumların yedi isteği var

27/03/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, İsviçre'nin Bürgenstock kasabasından AB zirvesi için Brüksel'e geçerken yerine bıraktığı Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, önceki gün Rum tarafının değişiklik önerilerinin yer aldığı belgeyi BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto'ya sundu. Rum basınına göre şu noktalarda değişiklik istendi:
İşleyebilirlik: Başkanlık Konseyi 6 Rum, 3 Türk olmak üzere
9 üyeden olsun (Annan planına göre 4 Rum, 2 Türk olmak üzere 6 üye), başkan ve başkan yardımcısı olsun, başkanlık görevini Rumlar 40, Türkler 20 ay sürdürsün. AB organlarına sonuç getirici şekilde katılım ve Avrupa normlarını uygulayabilme yeterliliğine sahip tam temsiliyet sağlansın. Yüksek Mahkeme, asliye mahkemesi haline getirilsin. (3 yabancı yargıcın yetkilerinin azaltılması yönünde çaba harcanıyor.)
Geçiş dönemi: Rumlara devredilecek topraklar BM'nin denetimine verilsin ve eşbaşkanlık dönemi etkin şekilde daraltılsın.
Referandum: Çözüm referandumdan önce TBMM tarafından onaylansın.
Güvenlik: Türkiye ve Yunanistan birliklerindeki asker sayısı, 3'er
bine indirilsin; hareketleri, konuşlanmaları ve tatbikatları sınırlandırılsın. Türkiye'nin müdahale hakları kaldırılsın.
Yerleşikler (Türkiye kökenliler): İnsani nedenlerle sadece 'Kıbrıs Cumhuriyeti' vatandaşlarıyla evli olanlara vatandaşlık verilsin. (İki tarafın, vatandaşlığa alacaklarının listelerini sunmaları fikri reddediliyor.)
Anayasalar ve yasalar: Oluşturucu devletçiklerin anayasaları ve yasaları Kuruluş Anlaşması, Avrupa normları ve uluslararası hukuka uygun olsun.
Göçmenler-Hakları: Türk tarafına dönecek Rum oranı (Karpaz bölgesi hariç) artırılsın, mülkiyet hakları güçlendirilsin, siyasi hakları güvence altına alınsın.
Geri dönüş takvimleri küçültülsün.
İstisnalar: Halen sadece Annan Planı'nda yer alan istisnalar kabul ediliyor, bunlar da sürekli olmayacak.

Bürgenstock'ta zor süreç

İsviçre'de süreci hızlandırmak isteyen De Soto, taraflara bir 'iyi niyet belgesi' sunup imzalarını istedi. Rumlar 'ön anlaşma' diyerek imza vermedi. Türk tarafı da 'Bu başbakanların işi' dedi

27/03/2004 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
BURGENSTOCK - Kıbrıs'ta çözüm için İsviçre'nin Bürgenstock kasabasında yürütülen görüşmelerde BM, süreci hızlandırmaya çalışıyor. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın özel temsilcisi Alvaro De Soto, Türk ve Yunan dışişleri bakanları Abdullah Gül ve Petros Moliviatis ile Rum lideri Tasos Papadopulos'un AB zirvesine gittiği bir sırada mekik diplomasisi yürüttüğü KKTC ve Rum heyetlerine bir belge sunarak imzalamalarını istedi. Türk tarafı BM kaynaklarının 'iyi niyet belgesi' diye adlandırdığı üç sayfalık belgenin 'referandumları garantilemek' için sunulduğunu söylerken, Rum tarafı belgenin 'Annan Planı'nın giriş kısmı' olduğunu öne sürdü.

Yemek bu akşama kaldı
Bu talep 'Ortada anlaşma yok neyi imzalayacağız' diyen taraflarda tepki yaratırken, Rum tarafı 'yorgunluğu' gerekçe gösterip dün akşam dışişleri bakanlarının katılımıyla yapılacak 'dörtlü yemeği' iptal etti. Moliviatis'in Bürgenstock'a gelişinde Gül'ü arayıp 'AB zirvesinde çok yorulduklarını' söylediği ve yemeğin iptalinin yanlış anlaşılmamasını isteyerek bu akşam için randevu istediği öğrenildi. Yunan televizyonları bu iptalin Rum tarafının De Soto belgesinden memnuniyetsizliğini yansıttığını duyurdu.
Diplomatik kaynaklara göre, De Soto'nun sunduğu 'talepler belgesi' diye tanımlanabilecek belgede, Annan'ın Bürgenstock'ta tamamlayacağı planının 4. versiyonunun referanduma sunulması ve sonucun taraflarca kabulüne dair güvence istendi. Belge anlaşmanın uygulanmasını güvence altına alacak
'önlemler paketi' niteliğinde. Kıbrıs'ta 20 Nisan için öngörülen referandumda sorulacak soruları birkaç başlıkta topluyor. Buna göre, referandumda, iki topluma da, birleşik Kıbrıs'ın temel kuruluş anlaşması, ekler bölümünde yer alan kurucu devletlerin anayasaları ile 'komitelerden Türk tarafının çekinceleri ile geçirilen 114 yasa' ve yüksek mahkeme yargıçları, merkez bankası müdürleri ve mülkiyet kurulu üyelerini kabul edip etmediklerinin sorulması isteniyor. BM, kurucu anlaşmanın altındaki imza alanlarında lider isimleri değil, 'Kıbrıs Türk tarafı adına' ve
'Kıbrıs Rum tarafı adına' ifadeleri yer alıyor. Bu formülle, anlaşmanın sadece toplum liderlerince imzalanması koşulu da ortadan kalkıyor. Belgede garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve Britanya'nın da referandum sonucunu kabul ettiklerine ilişkin bir anlaşma imzalamaları isteniyor.

'Müzakere konusudur'
Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomithis, New York mutabakatında referandumlardan önce imza öngörülmediğini söyleyip belge için "Ne zaman ve nasıl imzalanacağı müzakere konusudur" dedi. Sözcü, belgenin 'Anlaşma halinde hazırlık önerisi' olduğunu belirtti. Belgenin Papadopulos'un yokluğunda Rum Parlamento Başkanı Dimitrios Hristofyas'a verilmesi de kaygı yarattı. Rum Milli Konseyi'ni toplayan Hristofyas belgeyi imzalamayı kabul etmedi. Papadopulos ise Brüksel'deki AB zirvesinde belgenin zirveye hareketi öncesinde kendisine ulaştığını söyleyip, "BM hazırlık yapıyor. Ama anlaşma olmazsa imzalanacak belgeler de olmaz" dedi.

'Referandum güvencesi'
Türk heyeti, De Soto'nun belgesini 'referandum güvencesi' olarak algılarken, Kıbrıs Türk heyeti "Böyle bir garantiyi New York'ta zaten vermiştik. Tartışalım, konuşalım, sonucu göreceğiz" değerlendirmesini yaptı. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ise bu belgeyi pazartesi buluşacak olan Türk ve Yunan başbakanlarının tartışması gerektiğini belirtti. Talat bu görüşü De Soto'ya da aktardı.
Bu arada Türk tarafı BM'ye değişiklik taleplerini 2.5 sayfalık özet belge halinde İsviçre sürecinin başladığı salı günü iletirken, Rum tarafı dün önce 200 sayfayı bulan bir belge sundu. Ancak BM'nin itirazı üzerine değişiklik talepleri 44 sayfaya indirildi.

Türkiye'ye yeni öneri 'uyum senedi'

27/03/2004 RADIKAL

GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL - AB, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda varılacak anlaşmanın birliğin birincil hukuku kılınması kaygısını giderme çabasında. Türk tarafının
'çizgilerini' net biçimde çekmesi üzerine her iki tarafı da tatmin edebilecek formül bulma çabaları yoğunlaştı. Avrupa Komisyonu'nun geliştirdiği son yaklaşım, taraflar arasındaki anlaşmanın 'uyum senedi' (act of adaptation) olarak belgeleştirilmesi ve bunun birincil hukuka dahil edilmesi.
Bu açılıma Türk tarafı henüz cevap vermedi. 'Uyum senedi' kavramının yeni bir yaklaşım olduğuna dikkat çeken diplomatik kaynaklar, bunun gerçekten Türkiye'nin birincil hukuka ilişkin kaygılarını giderip gidermeyeceğinin inceleneceğini kaydetti. Aynı kaynaklar "Pürüzler giderilmedi ama AB ciddi arayış içinde olduğunu hissettiriyor" ifadelerini kullandı.
Brüksel'deki AB zirvesinde Başbakan Tayyip Erdoğan da çalışmaların sürdüğünün altını çizip, "Biz iyi niyetimizi koruyoruz, korumaya da devam edeceğiz. Karşı taraf da iyi niyet gösterirse sorunun çözülmemesi için neden görmüyorum" dedi. Erdoğan, AB'nin izleme sürecinde olduğunu belirterek "1 Mayıs'tan önce çözüm bekliyorlar. Bu beklentiyi boşa çıkarmamak için elden geleni yapacağız" diye konuştu.
Türkiye'nin diğer sıkıntısı olan Kıbrıs Türk tarafına tanınacak derogasyonlar (istisnalar) konusunda ise AB çizgisini koruyor. Kalıcı derogasyonlara karşı çıkan AB, Türkiye'yi, bu derogasyonların Avrupa Adalet Divanı önüne götürülmesi sürecini zorlaştırıcı bazı 'koruma' önlemleri alarak rahatlatmaya çalışıyor. AB yetkilileri İsviçre'de taraflar uzlaşamazsa devreye BM Genel Sekreteri Kofi Annan girdiğinde belgeyi AB hukukçularıyla danışma halinde dolduracağını belirtiyor.

Verheugen İsviçre yolcusu
Pazartesiden itibaren Türk ve Yunan başbakanları seviyesinde yürütülecek olan görüşmelere AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen de katılacak. Bu katılım New York'ta AB'nin aktif katılımına sıcak bakmayan Türk tarafının tavrını değiştirdiğinin göstergesi olarak algılanıyor. Verheugen'in katılımından memnun olan Yunan ve Rum yetkililer, ziyareti
varılacak uzlaşıda AB müktesebatının Komisyon'un garantisinde olacağının göstergesi saydı. Verheugen'in görüşmelere hangi sıfatla katılacağı ve masada yer alıp almayacağı belirsiz. bir AB diplomatı,
"Verheugen'in kayak yapmaya gitmediğini söyleyebilirim" diye konuştu

BM yeni versiyonu çalışıyor

27/03/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - BM, hem mekik diplomasisi hem 'yemekli diplomasi' ile karlı Bürgenstock'da buzları eritmeye çalışırken, Annan Planı'nın 4. versiyonununun rötuşlarını yapıyor. Rum basınının iddiasına göre, 4. versiyonda yer alacak değişikliklerden bazıları şöyle:
1. Merkezi devletin senatosundaki 48 sandalye (24-24) kurucu devletlere değil Kıbrıslı Türklere ve Rumlara ait olduğu belirtilecek. Kuzeye geçecek Rumların Türk kurucu devletinden senatoya girmeleri önlenecek.
2. Kuzeye ve güneye geçme hakkı olan Rum ve Türklere, vatandaşı olmadıkları
kurucu devletlerde 'ikinci eve sahip olmak hakkı' tanınacak. Böylece Rumların kuzeyde evi olsa bile daimi ikametlerinin güneyde kalması sağlanacak. Bu yüzden Rumlar Kıbrıs Türk kurucu devletinde seçimlerde oy kullanamayacaklar.
3. KKTC'de 1974'ten önce arazisi olan Rumlar, bunların sadece yüzde 33'ünden yararlanacak, kalan yüzde 70 için tazminat alacak. Aynı şey güneyde arazi sahibi olan Türkler için de geçerli olacak.
4. Türkiye'nin AB üyeliği sonrası bile kuzeye geçecek Rum sayısı, KKTC nüfusunun üçte birini aşmayacak. Annan Planı'nda öngörülen geçiş süreleri sona erse bile Rumların oranı Türk nüfusun üçte birini geçmeyecek.
5. Türkiye'nin AB üyeliğinden sonra bile Kıbrıs'a gidip yerleşecek Türkiye ve Yunanistan vatandaşlarının oranı kurucu devletlerdeki nüfusun yüzde 5'ini geçmeyecek.

Denktaş birincil hukukta ısrarlı

27/03/2004 RADIKAL

AA - GÜZELYURT - Bürgenstock'ta Kıbrıs görüşmeleri sürerken, KKTC lideri Denktaş, Annan Planı'nın olduğu gibi kabul edilmesi halinde, Kıbrıs Türk halkının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu tekrarladı. Annan Planı uyarınca varılacak olası bir anlaşmada Rumlara verilmesi öngörülen Güzelyurt'ta düzenlenen bir mitinge mesaj gönderen Denktaş, planın yeterince değişmemesi durumunda hayır deneceğini belirtti.

Anlaşma birincil yasa olmalı
Rauf Denktaş adadaki barışın kalıcı olabilmesi için iki kesimliliğin, eşit egemenliğin ve Türk garantisinin sürmesi gerektiğini tekrarladı ve 'Ancak AB yasaları buna müsaade etmez. Bu nedenle bunların birincil yasa haline getirilmesini bekliyoruz. Aksi halde bize verilmiş görünen haklar da toprak olup gidecektir.' diye konuştu. Denktaş, planının kabul edilebilir bir hale getirilmesine ilişkin çalışmaların 31 Mart tarihinde sona ereceğini ve gerçek durumun o zaman ortaya çıkacağını söyledi. Güzelyurt'ta düzenlenen 'İlçene sahip çık' mitingine ana muhalefet lideri Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Derviş Eroğlu da katılarak bir konuşma yaptı.

 

Borsaya rekor dayanmıyor

Kıbrıs'la ilgili beklentilerle borsa dün rekorlarına bir yenisini daha ekledi. Altı gün üst üste tarihi zirvesini geçen İMKB, 20 bin 836 puana ulaştı

27/03/2004  RADIKAL

İLKER ERKAN
İSTANBUL - Kıbrıs görüşmelerine ilişkin olumlu beklentilerle günlerdir hız kesmeden yükselen borsa, dün de yeni bir rekora daha imza attı. Dün de 363 puan yükselen borsa beş gündür süren kesintisiz rekorlarına bir yenisini daha ekleyerek günü 20 bin 836 puandan tamamladı. Zayıf da olsa yeni para girişinin etkisiyle işlem hacmi 1.86 katrilyona yükseldi.
Kıbrıs'a ilişkin beklentilerle sabah saatlerinden itibaren yükselen borsa öğleden sonra Kıbrıs barış anlaşmasının AB ilkelerine uyumlu olacağı haberleriyle seans içinde tarihinde gördüğü en yüksek seviye olan 20 bin 913 puana kadar yükseldi. Borsanın Kıbrıs gelişmelerine odaklandığını belirten bir borsa uzmanı, "Gelecek her olumlu haber, borsayı daha da yukarılara taşıyacaktır. Ancak seçim sonuçları da önemli. Eğer AKP yerel seçimlerde oy oranını artırırsa hafta başında borsadaki yükseliş desteklenir" dedi.
Gedik Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Afif Şakir ise "Bence endekste 22 binleri görmek muhtemel. Ama kısa vadede değil, bir aylık dönemde. Mutlaka iniş çıkışlar olacak" yorumunu yaptı.
Kıbrıs'a ilişkin olumlu bekleyişlere para piyasaları temkinli yaklaşıyor. Dolar günü 3 bin liralık düşüşle 1 milyon 323 binden tamamlarken, 24 Ağustos 2005 vadeli tahvilin faizi de 0.41 puan gerilemeyle yüzde 22.3'e indi.

Erdoğan: AB hedefine dört elle sarıldık

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin AB hedefine dört elle sarıldığını, Kıbrıs’ta çözüm için de elinden geleni yapmakta olduğunu söyledi.

AB zirvesi nedeniyle Brüksel’de bulunan Erdoğan, düzenlediği basın toplantısında, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ve AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana gibi isimlerle yaptığı görüşmelerin “çok verimli ve yapıcı” geçtiğini belirtti.

Bu temaslarında Türkiye-AB ilişkileri, Kıbrıs, terörizm, Afganistan ve Kosova gibi konuları ele aldıklarını kaydeden Erdoğan, Türkiye’nin AB’ye katılım süreci konusunda attığı adımların tüm AB üyeleri tarafından görüldüğünü ve takdir edildiğini, uygulamaların izlendiğini ifade etti. Türkiye’nin AB’ye katılım sürecinin uzamasının medeniyetler arası uzlaşma sürecinin de uzaması anlama geleceği üzerinde duran Erdoğan, “Türkiye bu aile içinde yerini ne kadar erken alırsa, bu uzlaşma süreci de o kadar kısalır” dedi.

Erdoğan, Türkiye’nin attığı olumlu adımların ve aldığı ciddi mesafelerin siyasi çevrelerce görüldüğünü, bunun AB kamuoyuna da yansıtılmasının önem taşıdığını belirtti. “AB hedefine dört elle sarıldıklarını” ifade eden Erdoğan, olumsuz bir sonucun dünyanın sonu olmayacağını, Kopenhag kriterlerinden sapılmayacağını ifade etti ve “Mühim olan insanımızın yaşam standartını yükseltmektir” diye ekledi.

Kıbrıs konusunda çalışmaların İsviçre’de yürütüldüğünü, Pazartesi günü kendisinin de bu müzakerelere katılacağını belirten Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın da katılımıyla, 1 Mayıs’tan önce bir sonuca ulaşılmaya çalışılacağını kaydetti.

Erdoğan, Kıbrıs konusundaki gelişmelerin AB tarafından da dikkatle izlendiğini, 1 Mayıs’tan önce çözüm arzusunun o kanattan da yansıtıldığını belirterek, “Biz iyi niyetle elimizden gelen gayreti gösteririz. Sonucu farklı olursa bunun sorumlusu biz olmayız” dedi.

TC Başbakanı Erdoğan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile görüştüğünü, Denktaş’ın Başbakan Mehmet Ali Talat ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş’a yazılı tam yetki verdiğini, çalışmaların devam edeceğini ifade etti.

HALKIN SESI 27/03/04

 

İşte Türkiye’nin önerileri

“Türk tarafına yerleşecek Rumların oranı düşürülüp kalıcı hale getirilsin. Benzer biçimde Rumların sahip olacağı ev ve arsa oranı azaltılsın. Türk tarafına yerleşecek Rumlar yalnızca yerel düzeydeki seçimlerde oy kullanabilsin.”

“Rumlarca Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılmış ve açılacak tüm davaların muhatabı yeni kurulacak Kıbrıs devleti olsun. Anlaşmadaki derogasyanlar bir yıl içinde AB’nin birincil hukuku haline getirilsin”

“Türk tarafının sunduğu belgede, diğer öncelik, yani iki kurucu devlet arasındaki sınırın düzleştirilmesi konusunda herhangi bir öneri yer almadı. Türk tarafının bu konudaki yaklaşımını, diğer isteklerinin ne ölçüde karşılandığına bakarak netleştirmesi bekleniyor.”

“Yetki alanları içinde kurucu devletler Anayasa’yla uyum içinde üçüncü ülkelerle ilişki kurabilsin (Annan Planı’nda yalnızca kültürel ve ticari ilişkilere olanak tanınıyor).”

Cenk MUTLUYAKALI – İsviçre/Bürgenstock

Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik İsviçre’de sürdürülen müzakerelerde ‘belgeler’ havada uçuşmaya başladı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto, taraflara sürekli “İyi niyet mektubu” ya da “Hazırlık Belgesi” ismi altında metinler sunarken, taraflar da kendi pozisyonlarını içeren belgeleri Birleşmiş Milletler’e iletiyor.
YeniDÜZEN, Türkiye’nin Kıbrıs’ta yapılan müzakereler sonrasında hazırladığı ve BM’ye sunduğu belgede çeşitli değişiklik önerilerine yer verdi. Söz konusu belge, Birleşmiş Milletler tarafından Rum Heyeti’ne de sunuldu.

İşte Türkiye’nin Önerileri
Türk tarafına yerleşecek Rumların oranı düşürülüp kalıcı hale getirilsin. Benzer biçimde Rumların sahip olacağı ev ve arsa oranı azaltılsın. Türk tarafına yerleşecek Rumlar yalnızca yerel düzeydeki seçimlerde oy kullanabilsin. Türkiye AB’ye üye olana kadar Rum tarafına yerleşecek Yunanistan vatandaşlarının oranı aşağı çekilsin. Rumlarca Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılmış ve açılacak tüm davaların muhatabı yeni kurulacak Kıbrıs devleti olsun. Anlaşmadaki derogasyanlar bir yıl içinde AB’nin birincil hukuku haline getirilsin.

Buna karşılık adadaki Türk askerleri geçici olarak azaltılsın, ancak buna karşılık Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesinden sonra da adadaki Türkiye askeri varlığı sürsün. Kıbrıs Türk halkı ‘kurucu halk’ olarak tanımlansın. Senatoda özellikle konularda karar alınrken Türk senatörlerin çoğunluğunun oyu gereksin. Vatandaşlık verilecek Türkiyelilerin sayısı artırılsın. Türk tarafının egemenliğine ilişkin ifadeler pekiştirilsin. Kıbrıs Türk tarafının Türkiye’yle kuracağı ilişkiler kültürel ve ticari ilişkilerle sınırlandırılmasın.

Türk tarafının önerileri  bugüne kadar ısrarla dile getirildiği üzere iki kesimlilik ve garantörlüğün güçlendirilmesine ve derogasyanların hukuki güvenceye alınmasına yönelik. Türk tarafının sunduğu belgede, diğer öncelik, yani iki kurucu devlet arasındaki sınırın düzleştirilmesi konusunda herhangi bir öneri yer almadı. Türk tarafının bu konudaki yaklaşımını,  yukarıdaki isteklerinin ne ölçüde karşılandığına bakarak netleştirmesi bekleniyor.

Annan Planı ile farkları
Annan Planı’nın mevcut halinde anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra altı yıl boyunca Rumların Türk tarafına yerleşmemesi öngörülüyor. Plan, yalınzca 65 yaş üstü kişiler ve eşleri ya da bir kardeşleriyle üç Karpas köyü ahalesinin bu kısıtlamadan muaf tutulmasını, bu kişilerin anlaşma yürürlüğe girdikten iki yıl sonrda dönüş hakkına sahip olmasını öneriyor. Planda, Türk tarafına yerleşecek tüm Rumların oranının yüzde 21’i geçmeyeceği, ancak Türkiye AB’ye üye olduktan sonra tüm kısıtlamaların kaldırılacağı belirtiliyor.

Türk tarafının önerisi, altı yıllık moratoryumun yedi yıla çıkarılması, yalnızca Karpas köylülerin, onların da üç yıl sonra dönüş hakkına sahip olması, yüzde 21’lik oranın yüzde 12’ye düşürülmesi ve Türkiye AB’ye girdikten sonra da bu oranın değişmemesi yönünde.

Annan Planı’nda Türk tarafında satın alabileceği sahip olabileceği ev ve arsa oranı köy ve belediye çapında yüzde 20 Türk tarafının tümünde yüzde 10 olarak belirleniyor. Türk tarafının önerisinde ise bu oranlar sırasıyla yüzde 10 ve yüzde 5’e çekiliyor. Bunun dışındaki Rum şahıs ve şirketlerin mal mülk edinmesi Türk kurucu devletinin iznine tabi kılınıyor ve anlaşmaya bu düzenlemenin, Avrupa Birliği’nin temel yasalarıyla çelişmediğine dair bir ifade konmasını istiyor.

Annan Planı’na göre Türk tarafına yerleşecek Rumlar başta oy kullanmak olmak üzere federal düzeydeki siyasi haklarını, Rum tarafında kullanacak, ancak Türk federe devleti düzeyindeki seçimlere katılabilecek. Bu, öncelikle federal senatodaki Türk tarafı temsilcilerinin tamamen Türklerden oluşmasını, böylelikle 24-24 dengesinin korunup siyasi eşitliğin tehlikeye girmemesine sağlamayı amaçlıyor. Türk tarafının önerisinde Rumlara federe devlet düzeyinde de oy siyasi hak tanınmaması, Rumların ancak belediye başkanlığı ve muhtarlık düzeyinde oy kullanabilmesi isteniyor.

1959 İttifak Anlaşması’na dönüş

Annan Planı’nın güvenlikle ilgili düzenlemelerinde Türkiye ve Yunanistan’ın adada 6 bin 500’er asker konuşlandırabilmesine imkan tanınıyor. Buna karşılık Türkiye AB’ye üye olduğunda tüm bu askerlerin karşılıklı olarak geri çekilmesi ve adanın silahsızlandırılması şart koşuluyor. Türk tarafı söz konusu asker sayısını 6 bine indirmeyi, ancak Türkiye AB’ye üye olduktan sonra 1959 tarihli İttifak Anlaşması’nın öngördüğü uygulamaya dönülmesini istiyor. O da şu demek: Kıbrıs’ta Yunanistan 950, Türkiye de 650 askerini kalıcı olarak konuşlandırsın.

Annan Planı’nda Türkiye ve Yunanistan birliklerinden askeri hareketliliklerini 48 saat, tatbikatlarını ise 72 saat önceden BM’ye ve birbirlerine haber vermeleri isteniyor. Türk tarafının önerisinde askeri hareketliliğe hiçbir sınırlama getirilmemesi, buna karşılık tatbikatların yedi gün önceden bildirilmesi şartı  getiriliyor.

Annan Planı’nda Türk kurucu devletinin tasarrufuyla vatandaşlık verilecek Türkiyelilerin sayısı bazı ölçütlere bağlı olarak 45 bin olarak belirleniyor. Türk tarafının önerisinde bu sayının hiçbir ölçüte bağlı kalınmaksızın 50 bine çıkarılması isteniyor. Ayrıca planda öngörülen Kıbrıslılarla evlenmiş Türkiyelilere ek olarak Kıbrıs’ta doğmuş Türkiyelilerin de doğrudan yeni devletin vatandaşın olması gerektiği belirtiliyor. Öneride dikkat çeken nokta, böylelikle adada vatandaş olmamış Türkiyeli kalmayacağının belirtilmesi.

Annan Planı, Rum ve Türk kurucu devletlerine yerleşecek Yunanistan ve Türkiyelilerin oranını yüzde 10’la kalıcı olarak snırlıyor. Türk tarafının önerisinde bu oranın yüzde 5’e indirilmesi, buna karşılık Türkiye Avrupa Birliği’ne girdiğinde sınırlamanın ortadan kaldırılması isteniyor.

Annan Planı’nda senatoda uluslararası anlaşmalar, bütçe vb. özellikli konularda karar alınırken Türk senatörlerin beşte ikisinin onayı yeterli görülüyor. Türk tarafının önerisi ise bu konularda Türk senatörlerin çoğunluğunun onayının alınmasını öngörüyor.

Neler yazıyor?
Türk tarafının önerilerinde, Türk kurucu devletinin egemenliğini pekiştirmek amacıyla anlaşmada şu ifadelere yer verilmesi isteniyor:

1. Biz, Kıbrıs Rum halkı ve Kıbrıs Türk halkı kurucu yetkilerimizi kullanarak, özgür ve demokratik biçimde ayrı ayrı ortaya konmuş irademizle bu Kuruluş Anlaşması’nı kabul ediyoruz.

2. Kurucu devletler eşit statüdedir. Anayasa elverdiği ölçüde, Anayasa’da federale hükümete bırakılmamış tüm yetkilerini egemence kullanırlar. Kendi anayasaları altında özgürce örgütlenirler. Taraflar ne birbirleri üzerinde ne de yeni ortaklık devleti üzerinde yetki üstünlüğü ya da otorite iddia edemez.

3. Yetki alanları içinde kurucu devletler Anayasa’yla uyum içinde üçüncü ülkelerle ilişki kurabilsin (Annan Planı’nda yalnızca kültürel ve ticari ilişkilere olanak tanınıyor).

Türk tarafı, planda ve kendi değişiklik önerilerinde öngörülen derogasyanların ‘birincil hukuk’ haline gelebilmesi için da anlaşmadaki ilgili bölümün şöyle düzenlenmesini istiyor:

“Kuruluş Anlaşması’nın yürürlüğe girmesi üzerine eşbaşkanlar birleşmiş bir Kıbrıs’ın AB Konseyi’nin –12-13 Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi Sonuçları’na uygun olarak AB’ye katılmaya  hazır olduğuna dair AB’yi bilgilendirir ve AB’den 1 Mayıs 2004’teki AB Konseyi Zirvesi’nde Kurucu Anlaşma’yı iliştirilmiş protokolü de içine alacak biçimde tasdik etmesini ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyet’nin bu anlaşmanın kabulüyle ortaya çıkan yeni düzen temelinde AB’ye girebilmesi için bir katılım süreci başlatmasını ister. Böylelikle anlaşmanın koşullarının AB müktesebatına uyumu sağlanır ve aşağıdaki paragraf AB Konseyi’nin sonuçlarına eklenir:

Avrupa Birliği Kıbrıs Türk mevzuatının AB müktesebatıyla aynı çizgiye getirilmesi, Kıbrıs Türk devletinin idari kapasitesinin artırılması, Kıbrıs içindeki ekonomik dengesizliklerin giderilmesi, katılım öncesi süreçte Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nde AB müktesabatının uygulanabilmesi için gerekli ayarlamaların yapılmasına katkıda bulunmak amacıyla mali yardım da dahil olmak üzere özel önlemler alma yükümlülüğünü üstlenir. Katılım öncesi süreç AB müktesebatının Kıbrıs Türk devletine aktarılıp uygulamaya geçirilmesine elverecek uzunlukta olacaktır.”

Türk tarafının önerisinde aynı çerçevede söz konusu bölümde şu düzeltmenin de yapılması şart koşuluyor:

Türk tarafı Loizidu benzeri davaların önünü kesmek için de şu öneriyi yapıyor:

“Mal mülk konusuna ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin önünde duran mevcut ve gelecekteki tüm hukuki işlemlerin devlet olarak tek sorumlusu Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacaktır.”

Annna Planı’nda ilk yıllarda ekonomi politikasının iki kurucu devlet ekonomisinin uyumlulaştırılmasına ve ekonomik eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasına öncelik vermesi öngörülüyor. Türk tarafının önerisinde, bu hedeflere ‘en kısa zamanda’ varılması ve bu amaçla federal hükümetin uluslar arası mali yardım, AB fonları, vergi gelir ve gerekli bütçe ödeneklerinin seferber edilmesiyle desteklenecek bir eylem programını uygulamaya konması ve bu programın ek olarak anlaşmada yer alması isteniyor. Ayrıca kurucu devletler arasındaki ekonomik dengesizliğin giderilip giderilmediğinde kişi başına düşen gelir ve gayrisafi milli hasılanın ölçüt alınması öngörülüyor.

Burgenstock’tan kulis notları.... / Cenk Mutluyakalı

AB’den “Uyarlama Yasası” mı?

Brüksel’de yeni bir öneri yapıldığı iddia edildi.

Avrupa Birliği ile Türkiye heyetleri sıkı bir müzakere içerisinde... Avrupa Birliği Komisyonu’nun Hukuk Bürosu’ndan üç uzmanın Ankara’ya giderek bir öneri hazırladıkları iddia edildi.

Bu öneride, Avrupa Birliği Konseyi vereceği kararla Annan Planı temelinde ortaya çıkacak anlaşmayı Avrupa Birliği müktesebatına “Uyarlama Yasası” ismi altında monte edecek.
“Uyarlama Yasası” ismi altında ortaya atılan formülün, ‘birincil hukuk’a yakın bir düzenleme içerdiği öne sürülüyor. Ancak, Ankara’nın bu formülü de yeterli bulmadığı bildiriliyor.
Birleşmiş Milletler’in Kıbrıs’ta ortaya çıkacak ‘referandum’ sonrasında kötü bir sonuçla karşılaşmamak için formül arayışlarını sürdürdüğü de Frügen Otel’deki basın merkezine ulaşan bilgiler arasında...

Rum heyetinde ‘Hristoiyas’ tartışması


Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı De Soto tarafından Bürgenstock’ta taraflara bir belge sunulması Rum heyeti içerisinde de krize yol açtı. Belgenin, Rum Yönetimi Başkanı, görüşmeci Papadopulos’un İsviçre’den ayrıldıktan sonra Meclis Başkanı Hristofiyas’a sunulması çeşitli soruları gündeme getirdi. Kıbrıs Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis’in Kıbrıslı Rum gazetecilere yönelik bilgilendirme toplantısında “Papadopulos pasifize edilmek mi isteniyor” sorusu gündeme geldi ve toplantı gerildi. Ayrıca, Papadopulos ayrıldıktan sonra AKEL Başkanı ve Meclis Başkanı Hristofyas’ın çok sayıda görüşme yapması da gündeme geldi ve “Papadopulos uzlaşmaz olduğu için Hristofiyas mı devreye sokuldu” değerlendirmesi yapıldı. Papadopulos’un basın sözcüsü ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Görüşmecimiz Papadopulos’tur. Ancak Papadopulos ayrılırken Hristofiyas’ı yetkilendirmiştir”

 

‘Denktaş’ ismi anlaşmadan çıkıyor mu?


Bürgenstock’taki bir diğer ‘iddia’,
Birleşmiş Milletler, kurucu anlaşmanın altındaki imza alanlarında lider isimleri değil, “Kıbrıs Türk tarafı adına” ve “Kıbrıs Rum tarafı adına” ifadelerine yer verecek. Bir anlamda yeni Kıbrıs’a giden yolda Rauf Denktaş’ın imzası anlaşma metninin altında olmayacak. Bu formülle anlaşmanın sadece Kıbrıslı toplum liderleri tarafından imzalanması koşulu da ortadan kalkmış olacak.


İmza krizi!..


Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin özel temsilcisi Alvaro De Soto’nun taraflara sunduğu belge ya da ‘Niyet Belgesi’ büyük bir krize yol açtı. Söz konusu belgeni ‘imza’ ya da ‘onay’ isteyip istemediği tartışma yarattı. “Niyet Belgesi” olarak adlandırılabilecek metin, referandumda sorulacak soruları birkaç başlık altında topluyor. Buna göre referandumda iki topluma da, Birleşik Kıbrıs’ın temel kuruluş anlaşması, ekler bölümünde yer alan kurucu devletlerin anayasaları ile “Komitelerden Türk tarafının çekinceleriyle geçirilen 114 yasa” ve yüksek mahkeme yargıçları, merkez bankası müdürleri ve mülkiyet kurulu üyelerini kabul edip etmediklerinin sorulması isteniyor. Kıbrıs Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, söz konusu belge üzerinde uzlaşmaya varılması halinde kendilerine “uzlaşmayı” imzalamaları yönünde öneri yapıldığını söyledi. Rum Sözcü, New York’ta ortaya çıkan takvimde “Dörtlü Zirve”de imza olmadığını belirterek, kendilerinin referandum öncesinde herhangi bir belgeye imza atmayı düşünmediklerini dile getirdi. KKTC Başbakanı Talat ise “Bize herhangi bir imza önerilmedi, imzalamamız gereken bir belge sunulmadı” derken, bu yöndeki söylemlerine rağmen ‘imza krizi’nin sürmesi üzerine Türk Ajansı Kıbrıs’a da açıklama yaptı.

Annan Planı bugün sunuluyor mu?

Ajanslarda dün yer alan ve İsviçre gündemine düşen bir diğer haber ise ‘Dördüncü Annan Planı’nın bugün sunulacağı oldu. İlginçtir bu haber İsviçre değil Amerika kaynaklı. Ancak zirvedeki heyetler, böyle bir girişimden haberleri olmadığını, dördüncü planın tümüyle zirvenin sonunda ortaya çıkacağını tahmin ettiklerini söylüyorlar. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın yarın akşam Bürgenstock’ta olması bekleniyor. Annan’ın önce planını göndereğini, ardından da İsviçre’de Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarından dördüncü plan üzerinde çalışmalarını isteyeceği de iddia edildi.
YENIDUZEN 27/03/04

İşte Rum tarafının değişiklik talepleri

İsviçre’de yapılan Kıbrıs müzakerelerinin ikinci aşamasında Rum tarafının önceki gece, Annan Planı’nda istediği değişikliklere ilişkin BM’ye özet bir belge sunduğu bildirildi.

Haravgi gazetesine göre, Rum tarafının Annan Planı’nda yapılmasını istediği değişikliklerle ilgili belgesi, Papadopulos’un müzakerelerin ilk aşamasında ortaya koyduğu 7 başlığa dayanıyor ve şunları içeriyor:

 “-İşleyebilirlik: Başkanlık Konseyi’nin 6 Rum, 3 Türk olmak üzere 9 üyeden oluşması,, başkan ve başkan yardımcısı olması, başkanlık görevini Rumların 40, Kıbrıslı Türklerin 20 ay boyunca sürdürmesi. AB organlarına sonuç getirici şekilde katılım ve Avrupa normlarını uygulayabilme yeterliliğine sahip olarak tam temsiliyet sağlanması.

Geçiş Dönemi: Rum tarafına iade edilecek toprağın BM’nin denetimine verilmesi ve eş başkanlık döneminin etkin şekilde daraltılması.

Avrupa Normları: Avrupa normlarının hayata geçirilmesi.

Güvenlik: Çözümün TBMM tarafından onaylanması. Onay, referandumlardan önce verilmelidir.

‘Yerleşikler’ (Türkiye kökenliler): Kimlerin kalabileceğini belirleyecek kriterler ve ‘yerleşiklerin’ sürekli olarak adaya gelişinin olmamasının sağlanması.

Ekonomik Yön: Ekonomik yaşayabilirliğin güvence altına alınması.

Anayasalar ve Yasalar: Oluşturucu devletçiklerin anayasalarının

Kuruluş Anlaşması’na, Avrupa normlarına ve uluslararası hukuka uygun olması. Oluşturucu devletçiklerin yasalarının da bu sayılanlara uyumlu olması.

Mülkiyet: Rumların, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğindeki mülkiyet hakları güçlendirilsin.

Siyasi Haklar: Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğine dönecek Rumların siyasi hakları güvence altına alınsın. Göçmenlik: Göçmenlerin geri dönüş hakları güvence altına alınmalı ve geri döneceklerin oranı artırılmalı.”

 Mahi gazetesi de Rum tarafının istediği değişiklerle ilgili belgenin içeriğini yayımladı. Ancak Mahi’nin yayımladığı maddelerde, Haravgi gazetesinin yayımladıklarından farklı olarak şunlar yer aldı:

“-İşleyebilirlik: Yüksek Mahkeme’nin asliye mahkemesi haline getirilmesi. Edinilen bilgilere göre, 3 yabancı yargıcın yetkilerinin azaltılması yönünde çaba harcanıyor.

‘Yerleşikler’: İnsani nedenlerle sadece ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ vatandaşlarıyla evli olanlara vatandaşlık verilmeli. İki tarafın, vatandaşlığa alacaklarının listelerini sunmaları fikri reddediliyor.

Geçiş Dönemi ve Kurallar: Bütün geçiş dönemleri daraltılıyor.

Avrupa Normlarından İstisnalar: Halen sadece Annan planında yer alan istisnalar kabul ediliyor, bunlar da sürekli olmayacak.

Güvenlik: Türkiye ve Yunanistan birliklerindeki asker sayısının, taraflardan her biri için 3 bine indirilmesi; hareketlerinin, konuşlanmalarının ve tatbikatlarının sınırlandırılması. Türkiye’nin müdahale haklarının kaldırılması.

Mülkiyet Hakkının Güçlendirilmesi: Kıbrıs Türk devletçiğine dönecek Rum oranının artırılması. Bu orana Karpaz bölgesi dahil değil.

Geri dönüş takvimlerinin küçültülmesi.”

Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’nun dün akşam üstü sunduğu ve Burgenstock’da varılacak anlaşmanın taraflarca kabul edileceğine ilişkin imza talep eden belgeyi imzalamalarının söz konusu olmadığını söyledi.

Gazetecilerin kamp kurduğu Fürigen Otel’de basın toplantısı yapan Hrisostomidis, BM’nin bu önerisinin New York anlaşmasıyla da uyum içinde olmadığını belirtti. (ajanslar)

YENIDUZEN 27/03/04

4. Plan bugün sunulacak

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, kamuoyunda Dördüncü Annan Planı olarak bilinen Kıbrıs’ta çözüme ilişkin hazırladığı son taslağı, bugün Kıbrıs görüşmelerinin yapıldığı İsviçre’nin Bürgenstock kasabasında taraflara sunmasının beklendiği bildirildi.

AA’nın Washington’da diplomatik kaynaklardan aldığı bilgiye göre, Annan, Burgenstock’a ulaştığında, Perulu özel temsilcisi Alvaro de Soto ile durum değerlendirmesi yapacak, ardından bugün Dördüncü Annan Planı’nı, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Türk ve Rum taraflarına sunacak.

Türk ve Yunan başbakanları Recep Tayyip Erdoğan ve Kostas Karamanlis’in pazartesi günü katılımıyla da, tarafların çarşamba gününe kadar bu taslak üzerinde çalışmaları bekleniyor.

Bu arada, ABD yönetiminin, Dördüncü Annan Planı’nın taraflara sunulmasının ardından devreye girebileceği belirtildi. Diplomatik kaynaklar, bunun da, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın pazar gününden itibaren taraflarla yapabileceği telefon görüşmeleri şeklinde olmasının beklendiğine işaret ettiler.

13 Şubat’ta New York’ta BM’de mutabık kalınan yönteme göre, İsviçre’deki sürecin sonunda anlaşma sağlanamayan konularda son karar Annan’ın olacak. Annan’ın Kıbrıs’ta iki tarafta referanduma sunulması öngörülen nihai metninin, Nisan’ın ilk haftasında kesinleşmesi bekleniyor.

 

Talat plan beklemiyor

 

İsviçre’de devam eden Kıbrıs zirvesinde Kıbrıs Türk  heyetine başkanlık eden Başbakan Mehmet Ali Talat, Annan Planı’nın 4’üncü versiyonunun bugün sunulacağına dair ellerinde bilgi olmadığını söyledi. “Böyle bir bilgi bizde yok, beklentimiz de yok” diyen Talat, BM’nin dün akşam taraflara bağlayıcı belge sunduğuna ilişkin haberleri de yalanladı.

Başbakan Mehmet Ali Talat, “Annan Planı’nın 4. versiyonunun bugün İsviçre’de taraflara sunulacağına” ilişkin haberlerle ilgili olarak, “Bu haberler nereden çıkıyor anlamadım. Sürekli spekülasyon yapılıyor. Bizde böyle bir bilgi yok ve bu yönde beklentimiz de yok” dedi.

 “BM’nin dün akşam taraflara bağlayıcı hükümler içeren bir belge sunduğuna” ilişkin haberleri de “spekülatif” olarak niteleyen Talat, “Yüzlerce belge sunuldu, kağıtlar gidip geliyor, sürekli öneriler var, birçok konu görüşülüyor ama şu ana kadar bağlayıcı hiçbir belge sunulmadı” ifadelerini kullandı.

İsviçre’de beklentilerinin aksine 4’lü olarak masaya oturamadıklarını, ancak yemeklerde tarafların biraraya geldiğini söyleyen Başbakan Talat, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs  Özel Temsilcisi De Soto yanında, İsviçre’de bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, İngiltere’nin Lefkoşa Büyükelçisi Lyn Parker ve diğer yabancı diplomatlar aracılığıyla yoğun mekik diplomasisi yapıldığını bildirdi.

Müzakereler hakkında heyet üyelerinin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a sürekli telefonla bilgi verdiğini, dün saat 11.00 sıralarında da kendisinin Cumhurbaşkanı Denktaş’la telefon görüşmesi yaptığını söyleyen Talat, bir soruya karşılık, “Sayın Cuımhurbaşkanı’nın buraya geleceği konusunda bir bilgimiz yok” dedi.(tak)

YENIDUZEN 27/03/04

İsviçre zirvesi uzayabilir

Başaran DÜZGÜN / İsviçre-Lüzern

Kıbrıs sorununu çözmek amacıyla İsviçre'de yapılan Kıbrıs zirvesinin 31 Mart'ta tamamlanamaması olasılığı ortaya çıktı. Tarafların kaldığı Lüzern kentinin Bürgenstock tesislerinde çetin müzakereler ve pazarlıklar yapılıyor.

Başbakan Mehmet Ali Talat, zirvenin 3 gün uzayabileceğini belirtti. Zirvenin uzaması halinde 20 Nisan'da yapılması planlanan referandumun da 25 Nisan'a alınabileceği belirtiliyor.

Konuyla ilgili KIBRIS'a bilgi veren Başbakan Mehmet Ali Talat ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, zirvenin uzama olasılığını doğruladılar ve "eğer 3 günlük bir uzama olursa referandum tarihi de sarkabilir" dediler.

Başbakan Talat, Bürgenstock'ta yoğun toplantıların yapıldığına dikkat çekti ve çalışmaların tamamlanması ve referanduma sunulacak bir anlaşma planının ortaya çıkması için İsviçre'deki zirveden başka zaman olmadığını belirtti.

Başbakan Talat, "Çalışmalarımızı mutlaka tamamlamak zorundayız. Aksi takdirde başka zamanımız yok" dedi.

Belge savaşı

İsviçre zirvesinin dünkü bölümü, belge teatisi ve belge savaşına tanıklık etti.

Taraflar, dün sabahın erken saatlerinden itibaren Birleşmiş Milletler'in perşembe günü gece yarısı kendilerine iletilen BM belgesi üzerinde çalıştılar.

Perşembe gecesi belgeyi inceleyen taraflar, cuma sabahı De Soto ile bir araya gelip belgeyle ilgili görüşlerini açıkladılar.

De Soto, cuma sabahı önce Türk heyetiyle, ardından da Rum heyetiyle görüştü.

Belgede neler var?

Birleşmiş Milletler'in "anlaşma metninde yer alacak konular" notuyla birlikte taraflara ilettiği belgede uluslararası anlaşmalar, yasal güvenlik ve ekonomi konularını içeren kapsamlı görüşler var.

41 sayfadan oluştuğu öne sürülen belgede Türk ve Rum tarafının bugüne kadar yaptığı uluslararası anlaşmaların hangilerinin Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ne intikal edeceği belirtiliyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası alanda tanınmışlığı nedeniyle bugüne kadar Rumların diğer devletlerle yaptığı anlaşmaların dökümünü de içeren belgede Türkiye ile KKTC'nin yaptığı anlaşmalara da atıfta bulunuluyor.

Belgede en kapsamlı bölümü ekonomi oluşturuyor.

Özellikle Federal Merkez Bankası, para ve maliye politikaları ve ortak devletin toplayacağı vergilerle, kurucu devletlerin toplayacağı vergilere ilişkin düzenlemeler bulunuyor.

Belgede, Federal Merkez Bankası ve vergi dairelerinin binalarına ilişkin bilgiler de yer alıyor.

Yasal güvenlik başlığı altındaki düzenlemelerde ise hem ortak devletin hem de kurucu devletlerin polis teşkilatları ile güvenlikle ilgili yasal düzenlemeler belirtiliyor.

Rumlar da belge sundu

Öte yandan Birleşmiş Milletler'in taraflara verdiği belge yanında Rum tarafı da temel görüşlerini içeren bir belgeyi Birleşmiş Milletler'e iletti.

İsviçre'de yapılan Kıbrıs müzakerelerinin ikinci aşamasında Rum tarafının önceki gece, Annan Planı'nda istediği değişikliklere ilişkin BM'ye özet bir belge sunduğu bildirildi.

Rum basınına göre, Rum tarafının ilgili belgesi, önceki gün Rum Ulusal Konseyi tarafından incelendikten sonra oy birliğiyle onaylandı. 250 sayfalık kapsamlı belgeyi inceleyen Ulusal Konsey, yaklaşık 44 sayfalık özet hazırladı.

Hazırlanan belge, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos adına önceki gece Rum Meclis Başkanı ve iktidarın büyük ortağı komünist AKEL Partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas tarafından BM genel sekreterinin Kıbrıs özel danışmanı Alvaro de Soto'ya verildi.

Rum gazeteleri, AB bahar toplantısına katılmak üzere Bürgenstock'tan Brüksel'e geçen Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un, müzakerelerde Rum tarafını temsil edip temasları sürdürmesi için Dimitris Hristofyas'ı vekil tayin ettiğini ve Hristofyas'ın önceki gün Rum Ulusal Konseyi'ne başkanlık ettiğini yazdı.

Rumların önerileri

Haravgi gazetesine göre, Rum tarafının Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişikliklerle ilgili belgesi, Papadopulos'un müzakerelerin ilk aşamasında ortaya koyduğu 7 başlığa dayanıyor ve şunları içeriyor:

"İşleyebilirlik: Başkanlık Konseyi'nin 6 Rum, 3 Türk olmak üzere 9 üyeden oluşması, başkan ve başkan yardımcısı olması, başkanlık görevini Rumların 40, Kıbrıslı Türklerin 20 ay boyunca sürdürmesi. AB organlarına sonuç getirici şekilde katılım ve Avrupa normlarını uygulayabilme yeterliliğine sahip olarak tam temsiliyet sağlanması.

Geçiş dönemi: Rum tarafına iade edilecek toprağın BM'nin denetimine verilmesi ve eş başkanlık döneminin etkin şekilde daraltılması.

Avrupa normları: Avrupa normlarının hayata geçirilmesi.

Güvenlik: Çözümün TBMM tarafından onaylanması. Onay, referandumlardan önce verilmelidir.

Yerleşikler (Türkiye kökenliler): Kimlerin kalabileceğini belirleyecek kriterler ve 'yerleşiklerin' sürekli olarak adaya gelişinin olmamasının sağlanması.

Ekonomik yön: Ekonomik yaşayabilirliğin güvence altına alınması.

Anayasalar ve yasalar: Oluşturucu devletçiklerin anayasalarının Kuruluş Anlaşması'na, Avrupa normlarına ve uluslararası hukuka uygun olması. Oluşturucu devletçiklerin yasalarının da bu sayılanlara uyumlu olması.

Mülkiyet: Rumların, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğindeki mülkiyet hakları güçlendirilsin.

Siyasi haklar: Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğine dönecek Rumların siyasi hakları güvence altına alınsın.

Göçmenlik: Göçmenlerin geri dönüş hakları güvence altına alınmalı ve geri döneceklerin oranı artırılmalı."

"Türkiye'nin müdahale hakkı kaldırılsın"

Mahi gazetesi de Rum tarafının istediği değişiklerle ilgili belgenin içeriğini yayımladı. Ancak Mahi'nin yayımladığı maddelerde, Haravgi gazetesinin yayımladıklarından farklı olarak şunlar yer aldı:

"İşleyebilirlik: Yüksek Mahkeme'nin asliye mahkemesi haline getirilmesi. Edinilen bilgilere göre, 3 yabancı yargıcın yetkilerinin azaltılması yönünde çaba harcanıyor.

Yerleşikler: İnsani nedenlerle sadece 'Kıbrıs Cumhuriyeti' vatandaşlarıyla evli olanlara vatandaşlık verilmeli. İki tarafın, vatandaşlığa alacaklarının listelerini sunmaları fikri reddediliyor.

Geçiş dönemi ve kurallar: Bütün geçiş dönemleri daraltılıyor.

Avrupa normlarından istisnalar: Halen sadece Annan Planı'nda yer alan istisnalar kabul ediliyor, bunlar da sürekli olmayacak.

Güvenlik: Türkiye ve Yunanistan birliklerindeki asker sayısının, taraflardan her biri için 3 bine indirilmesi; hareketlerinin, konuşlanmalarının ve tatbikatlarının sınırlandırılması. Türkiye'nin müdahale haklarının kaldırılması.

Mülkiyet hakkının güçlendirilmesi: Kıbrıs Türk devletçiğine dönecek Rum oranının artırılması. Bu orana Karpaz bölgesi dahil değil.

Geri dönüş takvimlerinin küçültülmesi."

Akşam yemeği iptal edildi

İsviçre'deki Kıbrıs görüşmelerinde diplomasi ve belge trafiği hızlanırken, tarafların bir araya geleceği akşam yemeği iptal edildi.

Akşam yemeğinin iptali için, Avrupa Birliği zirvesi için Brüksel'de bulunan Yunanistan Dışişleri Bakanı Moliviatis'in İsviçre'ye geç dönmesi ve yorgun olduğu gerekçe gösterildi. Yunan Dışişleri Bakanı Moliviatis'in, Abdullah Gül'ü telefonla arayarak, akşam yemeğinin bugün öğlen yapılmasını istediği kaydedildi. Toplantının bugün öğlen yapılması konusunda uzlaşıya varıldığı bildirildi

Takvimde değişiklik sinyali

BM'ni Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, referanduma gidilmeden önce halklara zaman verilmesinin daha iyi olacağını, ama sınırlı bir takvimin buna imkan vermediğini kaydetti. De Soto, takvimde küçük değişikliklere gidilebileceğini, fakat 1 Mayıs'tan önce mutlaka referandum yapılması gerektiğini söyledi. 31 Mart'ta tamamlanması beklenen görüşmelerin, sonuç alınamaması durumunda birkaç gün uzayabileceği de kaydediliyor.

Verheugen de gidiyor

Öte yandan, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in, 29 Mart Pazartesi günü, Kıbrıs müzakerelerine katılmak üzere İsviçre'ye gideceği öğrenildi.

İlk olarak Rum ve Yunan kaynaklardan duyulan bu haber, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis tarafından doğrulanırken, AB Komisyonu tarafından yalanlanmadı, ancak resmen açıklanmadı. Kaynaklar, Verheugen'in, Türk ve Yunan taraflarının mutabakatıyla görüşmelere katılacağını belirtiyorlar.

KIBRIS 27/03/04

Gül: Kararlıyız, çözeceğiz

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün gece saat 23.30'da İsviçre'nin Lüzern kentinde Frugen Otel'de düzenlediği basın toplantısında "Türkiye, Kıbrıs sorununu çözmekte kararlıdır ve amacımız Kıbrıs sorununu çözmektir" dedi.

Brüksel'de katıldığı Avrupa Birliği Zirvesi'ne katıldıktan sonra akşam saatlerinde İsviçre'ye gelen Gül, önce BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto ile görüştü.

Abdullah Gül, ardından da gazetecilerin bulunduğu Frugen Otel'e gelerek çeşitli açıklamalar yaptı.

Dün akşam, zirvenin yapıldığı Bürgenstock'ta yer alması gereken dörtlü yemeğin ertelenmesi hakkında gazetecilere bilgi veren Gül, "Sayın Papadopulos ve Sayın Moliviatis, beni aradılar ve Brüksel zirvesi nedeniyle yorgun döndüklerini söylediler. Dörtlü yemeğin bugün öğlene alınmasını teklif ettiler. Biz de kabul ettik" dedi.

Abdullah Gül, Türk tarafının niyetinin ve arzusunun kalıcı ve sürekli olabilecek bir anlaşmaya varmak ve bu anlaşmanın da AB hukukuna dahil edilmesini sağlamak olduğunu kaydetti.

Türk tarafının olmazsa olmazları arasında yer alan derogasyonlar konusunu AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile görüştüğünü anlatan Gül, AB hukukçuları konuyu inceliyor.

Abdullah Gül, "Verheugen de İsviçre zirvesine dahil olacak. Eğer risk içermeyen bir öneriyle gelirlerse bunu kabul edeceğiz" dedi.

Gül, Türk tarafının sadece karşı tarafla değil, Birleşmiş Milletler'i ikna etme amacında olduğunu da söyledi ve "Eğer iki taraf bir metin üzerinde anlaşırsa AB de şüphesiz derogasyonları kabul edecek" şeklinde konuştu.

KIBRIS 27/03/04

Yeni Güzelyurt için yoğun çalışma

Hüseyin EKMEKÇİ

Güzelyurt 29 Sivil Toplum Örgütü adı altında örgütlenen sivil toplum örgütleri, "çözüm sonrası yeni Güzelyurt" projesinin "sivil inisiyatifin de katılımıyla" hazırlanması için gerekli alt yapı çalışmalarını, BM ve AB uzmanlarının yanı sıra, devlet ve yerli uzmanlarla çalışarak bir noktaya getirmeyi başardı.

Güzelyurt ilçesinin "çözüm sonrası" Akdeniz -Yayla arasındaki platoya yerleştirilmesini talep eden örgütler, şehir plancıları ve BM yetkilileri ile yaptıkları sıkı çalışmaların ardından elde ettikleri envanter ve yatırım bilgilerini kamuoyuyla paylaşmaya başladı.

Ulusal Birlik Partisi'nin yıllardır ihmal ettiği Güzelyurt bölgesinin çözüm sonrası yaşayacağı olumsuzlukları asgariye indirmek maksadıyla Güzelyurt 29 Sivil Toplum Örgütü, devlet, BM ve AB yetkilileri ile yaptıkları temaslarda "çözüm sonrası yeni Güzelyurt" çalışmasının ortaya çıkmasını sağladı.

Bu bölgede beş bin dönümü kapsayan alanda kurulacak çağdaş bir kent hazırlığı yapan Güzelyurt 29 Sivil Toplum Örgütü Koordinatörü Niyazi Düzgün, "Bu güne kadar güdük bir şekilde yaşatıldık. Değişen ortamda, AB'ye adım atarken, tüm Güzelyurtluların kendi yaşayacakları alanı seçme özgürlüğünü kullanmalarını istiyoruz" dedi.

Yaptıkları envanter çalışmaları hakkında da bilgi veren Düzgün, resmi kayıtlara ve verilere göre bulunduğu ortamı terk edecek 22 bin 684 kişinin şu anda 5 bin 671 konutta ikamet ettiği, çağdaş verilere göre de bu nüfusun 6 bin 372 konuta ihtiyacı olduğunu söyledi.

Veriler hazırlandı, kent için 5 bin dönüm

Güzelyurt ilçesinin yeni inşa edilecek 23 bin kişilik, gelişime açık, narenciyenin de bulunduğu tarım alanları, alt yapısı ve çağdaş yaşamın içeriği ile donatılmış (kültür sarayları, parklar, yollar, kanalizasyon, çağdaş altyapı) bir şekilde inşa edilmesini öngören yeni çalışma toplam 50 bin dönüm araziyi kapsıyor.

Yapılan çalışmalar, son haritaya göre 14 bin narenciye alanının da Türk tarafına kaldığını ortaya koyuyor. Akdeniz-Yayla arasında bulunan beş bin dönümlük araziyi kurulacak yaklaşık 23 bin kişilik kent için yeterli bulan uzmanlar, bu alanın 14 bin narenciye bahçesinin de içinde bulunduğu 45 bin dönümlük tarımsal arazı ile desteklenebileceğini belirtiyor.

Buna göre, her ev için 400 metrekare alan öngörülüyor. Böylelikle yapılacak 6 bin 372 konut için bin 900 dönüm alan yeterli. Uluslararası çağdaş normlarda kurulan bir kentte, konutların tuttuğu alan kadar yeşil alan, yol, kaldırım, kültürel salonlar öngörülüyor. Ortaya çıkan 3 bin 800 dönüm alana ek olarak, bin 200 dönüm alan da büyüme oranı olarak alınıyor. Böylelikle yetişen gençlerin de bölgede kalması sağlanmış olacak.

25 köyden 17'si yeni kente

Yapılan çalışmada, Gaziveren, Taşpınar, Doğancı, Çamlıköy, Bağlıköy, Yeşilirmak, Lefke ve Yayla köylerinde bir değişiklik söz konusu değil.

Bu köyler dışında kalan Güzelyurt, Bademliköy, Gayretköy, Bostancı, Mevlevi, Kalkanlı, Akçay, Güneşköy, Yuvacık, Aydınköy, Yeşilyurt, Cengizköy, Gemikonağı, Yedidalga, Serhatköy, Şahinler ve Zümrütköy'de 22 bin 684 kişilik nüfus topluluğu için yeni inşa edilecek çağdaş kentte her biri 400 metrekarelik alanı kapsayacak 6 bin 372 konuta ihtiyaç bulunuyor. Söz konusu 17 yerleşim yerinde şu anda 5 bin 671 konut bulunuyor.

Güzelyurt ilçesindeki ayrıntılı nüfus ve konut sayısı

Yerleşim yeri Nüfus Konut sayısı

1. Güzelyurt 8 bin 777 2 bin 328

2. Serhatköy 589 156

3. Gayretköy 420 114

4. Şahinler 218 58

5. Zümrütköy Bin 24 272

6. Akçay Bin 54 280

7. Kalkanlı 748 198

8. Yuvacık 114 30

9. Mevlevi 423 112

10. Yayla 846 225

11. Güneşköy 566 150

12. Aydınköy Bin 208 320

13. Bostancı 3 bin 178 986

14. Lefke 2 bin 992 787

15. Yeşilırmak 376 99

16. Bademliköy 119 31

17. Yedidalga 871 229

18. Bağlıköy 326 86

19. Gemikonağı Bin 429 376

20. Cengizköy 110 29

21. Çamlıköy 236 62

22. Yeşilyurt Bin 286 399

23. Doğancı Bin 205 450

24. Taşpınar 256 70

25. Gaziveren 823 216

Toplam 29 bin 734 8 bin 003

İadeye tabi yerleşim birimlerindeki nüfus, konut ve ihtiyaç duyulan konutu gösteren tablo

Yerleşim birimi Rumca ismi Daimi ikametgaha göre nüfus Daimi ikametgaha göre konut Nüfusa göre konut ihtiyacı

1. Güzelyurt Morphou 8 bin 777 2 bin 194 2 bin 465

2. Bademliköy Loutros 129 32 36

3. Gayretköy Avlona 420 105 118

4. Bostancı Zodhia 3 bin 718 930 Bin 44

5. Mevlevi Kyra 423 106 119

6. Akçay Argaki Bin 054 264 296

7. Kalkanlı Kalokhorio 748 187 210

8. Güneşköy Nikitas 566 142 159

9. Yuvacık Hrisillu 114 29 32

10. Aydınköy Prastio Bin 208 302 339

11. Yeşilyurt Pendageia Bin 286 322 361

12. Cengizköy - 110 28 31

13. Gemikonağı Karavostasi Bin 429 357 401

14. Yedidalga Podamos Tou Kambou 871 218 245

15. Serhatköy Fyllia 589 147 165

16. Şahinler Mashari 218 55 61

17. Zümrütköy Katakopia Bin 024 256 288

Toplam 22 bin 684 5 bin 671 6 bin 372

KIBRIS 27/03/04

 

4. Annan Planı taraflara sunuluyor

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs müzakereleri için tüm taraflarla bir araya geldi. Annan, Kıbrıs Planı’nın yeni halini TSİ 12.00’de taraflara sunacak.

 

Bürgenstock
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

28 Mart 2004—  Edinilen bilgiye göre, planın taslak halinin sunumu için bugün taraflara davet yapıldı.

Söz konusu davet çerçevesinde her heyetten 8 kişinin sunuş sırasında hazır bulunması istendi. Bu arada, tarafların Kofi Annan’la bu akşamki buluşmasının iyi bir atmosferde geçtiği ve Genel Sekreter’in tarafları teşvik edici bir biçimde konuştuğu öğrenildi.
       Türk tarafının bu buluşma sırasında Annan’a beklentilerini bir kez daha anlattığı belirtildi.
       Taslağın 150 sayfadan oluştuğu ancak yasalarla ve ekleriyle birlikte sayfa sayısının 9 bine çıktığı belirtildi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Birleşmiş Milletler’in her iki tarafa da süpriz yapacağı beklentisi içinde olduklarını söyledi.
       
’SÜRPRİZ BEKLENTİLER İÇİNDEYİZ’
       Denktaş, “hem kötü hem de iyi süprizler olabilir” dedi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı, bir girdabın içinde beklediklerini kaydederken “ne her şey çok iyi gidiyor ne de kötü gidiyor” diyecek noktada bulunmadıklarını vurguladı. Denktaş, tarafların Bürgenstock’dan zaferle ayrılamayacaklarını bilincinde olduklarını da ifade etti.
       Denktaş, Türkiye ve Yunanistan başbakanlarının sürece dahil olmasının psikolojik olarak Kıbrıs’taki taraflara destek vereceğini de dile getirdi. Serdar Denktaş dün Ada’da yapılan yürüyüşle ilgili olarak ta Kıbrıs Türklerinin ve Rumlarının birlikte yaşamaya alışmaya başlamaları gerektiğini söyledi.
       
STRAW-GÜL GÖRÜŞMESİ
       Edinilen bilgiye göre, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’u arayarak, Kıbrıs görüşmelerini ele aldı. Straw’un, Türk tarafının hassas olduğu hukuki koruma konusunda elinden geleni yapacağını söylediği öğrenildi.
       

9 bin sayfalık yeni Annan Planı

 

 

 

Kıbrıs sorununa çözüm bulmayı amaçlayan Annan Planı’nın son şekli, dün yapılan dörtlü toplantıda, BM Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro De Soto tarafından, anahatlarıyla tarafların bilgisine sunuldu.

 

 

 

Bürgenstock
NTV

 

 

 

28 Mart 2004 —  NTV’nin ulaştığı dördüncü Annan Planı, ekleriyle birlikte 9 bin sayfadan oluşuyor. Yarın resmen taraflara sunulacak planda, Türk ve Rum taraflarının Kıbrıs’taki görüşmelerde sunduğu ve ‘olmazsa olmazlar’ diye bilinen yaşamsal kriterler arasında hassas bir denge kurulmaya çalışılıyor.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, Kıbrıs planının müzakereye açık olacak son taslağını taraflara yarın sabah sunması bekleniyor. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre, dün Burgenstock’a gelen Annan’ın taraflarla henüz herhangi bir teması olmadı. Heyetlere bugün bir resepsiyon vermesi öngörülen Annan’ın, Türkiye ve Yunanistan başbakanları geldiğinde müzakere edilecek plan metnini ise taraflara yarın sunacağı belirtiliyor.
       Annan planının son taslağı olarak nitelendirilebilecek bu metnin taraflara sunulmasının ardından, heyetler bu metni teknik açıdan incelemeye alacak.
       Türk tarafının hassasiyetle üzerinde durduğu ‘siyasi eşitlik’ konusunda, Kıbrıslı Türklere, Rumlarla eşit siyasi haklar sunulması mantığıyla hareket ediliyor. Planın ilgili bölümünde, kurucu Türk devletinin ayrı hükümeti, ayrı parlamentosu ve ayrı mahkemeleri olacağına dikkat çekiliyor. Annan Planı’nda siyasi eşitliğin korunması amacıyla, Türk parça devleti vatandaşı olarak kuzeye gelecek Rumların seçme seçilme haklarıyla ilgili bazı tedbirler alınıyor.
       
TÜRKİYE’NİN GARANTÖRLÜĞÜ DEVAM EDECEK
       Ankara’nın üstünde titizlikle durduğu garantiler ve güvenlik konusunda da, Türkiye’nin Ada’daki etkin ve fiili garantörlüğünün devam etmesi öngörülüyor.
       Kıbrıs sorunun temelini oluşturan mülkiyet konusunda ise, güneyde mülkleri bulunan Kıbrıslı Türklerin kuzeyde mal mülk sahibi olmalarıyla ilgili düzenlemeler yapılıyor. Önceki planların öngördüğü mülkiyet oranları aynen korunurken, kuzeyde yer değiştirecek Kıbrıslı Türkler için yeni yerleşim imkanları sağlancağı vurgulanıyor. Mülkiyet konusunda ayrıca AB’den derogasyonlar, yani istisnai uygulamalar da talep ediliyor.
       
TOPRAK ORANINDA İKİ ALTERNATİF
       Yeni planda Türk tarafına bırakılacak toprak oranıyla ilgili iki alternatif sunuluyor. İlk alternatife göre Türk tarfının yüzde 36 oranındaki toprağın, yüzde 29’a düşürülmesi öngörülüyor. Bu çerçevede Karpaz ve Erenköy’e Rumların yerleşmesi öngörülüyor. İkinci alternatifte Türk tarafına yüzde 24 oranında toprak bırakılması, buna karşılık kuzeye dönecek Rum sayısının azaltılması öneriliyor.
       Son derece ayrıntılı hazırlanan Annan Planı Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ekonomi politikalarında yabancı bir başkanı olacak merkez başkanına, sınırsız yetkiler veriliyor. Planda ayrıca Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bayrağının ve marşının ilgili komitelerde kabul edildiği gibi kalması öngörülüyor.
       Birleşmiş Milletler Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro De Soto, taraflardan ekler, anlaşmalar, yasalar ve kurucu devletlerin anayasalarıyla birlikte 9 bin sayfayı bulan plan üzerinde çalışmalarını ve itirazlarıyla birlikte yarın Genel Sekreter Kofi Annan’a görüşlerini bildirmelerini istedi.
       
PAPADOPULOS’UN İKİNCİ MEKTUBU ANNAN’I KIZDIRDI
       Papadopulos’un, Annan’a dün, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarıyla ilgili bir mektup gönderdiği bildirildi. Rum Politis gazetesine göre, Papadopulos mektubunda, plan referanduma sunulduğunda referanduma kimlerin katılacağının belirlenmesi gerektiği yönündeki Rum tarafının tezini kaydederek, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının 20 Nisan’daki referandumda oy kullanmaları konusundaki tutumunu iletti.
       Gazeteye göre, Annan, Papadopulos’un mektubuna De Soto aracılığıyla BM’nin konuyu incelemekte olduğu yanıtını verdi. Papadopulos, Genel Sekreter’in bu yanıtından tatmin olmadı ve ikinci bir mektup gönderdi. Habere göre, Papadopulos’un ikinci mektubu Kofi Annan’ı sinirlendirdi.
       

AİHM’de yeni Loizidu iddiası

 

Kıbrıslı Rumların, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türkiye aleyhinde yeni dava açtıkları öne sürüldü.

 

NTV

 

 

28 Mart 2004 — Rum Simerini gazetesi, başvuruların Rum avukatlar Yannakis Erotokritu ile Pavlos Erotokritu tarafından yapıldığını belirterek, başvuru sahiplerinin Güzelyurt ve Maraş kökenli Rumlar olduğunu yazdı.

Habere göre, Güzelyurt kökenli Nitsa Poliklitu Yakovidi, Güzelyurt ve Alsancak’taki mülkleri için 2 milyon Kıbrıs Lirası’nı aşkın tazminat talep ediyor.
       Yine Güzelyurt kökenli Norma Makulli Mestana, evleri, arsaları ve bahçeleri için 2 milyon Kıbrıs Lirası’nı aşan tazminat istiyor. Gazeteye göre, Maraş kökenli 6 Rum da, toplam 8 milyon Kıbrıs Lirası tazminat talep ediyor.
       

Rum basını: Yeni planla herkes kazanıyor

 

Kıbrıs Rum basını, Annan planında yapılan, İsviçre'deki Kıbrıs görüşmeleri çerçevesinde bu akşam veya yarın taraflara sunulması beklenen değişiklikleri yayımladı. Planın son şeklinin bin ile 2 bin sayfa arasında olduğunu belirten Rum basını, yapılan değişiklikte herkesin kazandığını yazdı.

Değişikliklerin, tarafların bugüne kadar müzakere ettiği konuları kapsadığı, yanıt verilmesi için 24 saat süre verileceği ve müzakere imkanının çok sınırlı olacağı belirtiliyor.

Değişikliklere göre, Türk tarafında daimi ikamet edecek Rum oranı yüzde 21'den yüzde 12'ye düşürülürken, senatoya "24 Kıbrıslı Türk, 24 Rum katılır" ifadesi benimseniyor, senato seçiminde kuzeyde yaşayan Rumların seçme ve seçilme hakkı olmayacak.

TÜRK ASKERİ ADADA KALABİLECEK

Türk ve Yunan askeri, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinden sonra adada kalabilecek, ancak bu 1960 anlaşması temelindeki asker sayısında olacak. Yani 650 Türk ve 950 Yunan askeri sürekli adada kalabilecek. Rumların istediği Asliye Mahkemesi kurulacak.

Fileleftheros gazetesi, Annan planında altı temel konuda değişiklik yapıldığını belirterek, BM'nin, tamamlanmış bin 100 sayfalık nihai planı sunacağını, değişikliklerde ağırlığın mülk, güvenlik ve işleyebilirliğe verildiğini kaydetti.

Haberde, Annan planının ekinde bulunan haritanın değişmeyebileceğine işaret edilerek, planda Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarıyla ilgili bilgi bulunmadığı belirtiliyor. 
    
"ANLAŞMA METNİ MÜZAKERE ÜRÜNÜ OLACAK"

Politis gazetesi ise BM'nin, nihai anlaşma metnini, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hakemliğinin değil, müzakerelerin ürünü olarak göstermek istediğine işaret ederek, böylece Annan'ın üst hakemliğine gösterilecek tepkilerin önüne geçilmek istendiğini yazdı. 

Buna göre, uzlaşılması halinde "kapsamlı çözüm iki tarafın müzakerelerinin sonucudur", veya "kapsamlı çözüm, iki tarafla yapılan müzakerelerden sonra kesinleştirildi" denilecek. 

 (aa)

HURRIYET 28/03/04

Zirveye Annan dopingi

Ömer BİLGE/BÜRGENSTOCK

Tunus ziyaretini iptal eden BM Genel Sekteri Annan, Kıbrıs konferansının sonuna kadar görüşmelerin yapıldığı Bürgenstock'ta kalacak. Dün öğleden sonra gelen Annan, tarafların buluştuğu yemeğe katılmadı.

İSVİÇRE'nin Bürgenstock tatil beldesindeki Kıbrıs konferansına dün gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan, iki gün sonraki Tunus ziyaretini iptal etti ve konferans sonuna kadar İsviçre'de kalma kararı aldı. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter Verheugen'in ise yarınki liderler zirvesine çantasında ‘AB hukuku garantisiyle’ geleceği öne sürüldü. Türkiye, planın referanduma sunulmasındaki en büyük engelin AB hukuku garantisi olduğuna dikkat çekiyor.

Konferansa öğlen gelen Annan tarafların bir araya geleceği yemeğe katılmadı. Yemek, BM özel temsilcisi Alvaro De Soto, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, Rum lider Tasos Papadopulos, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Yardımcısı Serdar Denktaş ile Türk Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal ve eski Rum lider Glafkos Klerides’in katılımıyla gerçekleşti.

ADA’DA GÜVENLİK GÖRÜŞMESİ TAMAM

Türkiye ve Yunanistan arasındaki güvenlik görüşmeleri de sona erdi. Anlaşmaya varılamadı ve Ada'da ne kadar Türk askeri kalacağı ve Türkiye'nin AB üyesi olduktan sonra da asker bulundurma isteği başbakanların yarınki zirvesine kaldı.

Avrupa Konseyi’nin Brüksel’de hazırladığı Annan Planı'na AB hukuku garantisi veren formül Türkiye'yi memnun etmedi. Gül ile Erdoğan'ın, ABD Dışişleri Bakanı Powell’ı, İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda, İrlanda başbakanları ile AB Konseyi Başkanı Prodi'yi telefonla arayacağı açıklandı. Erdoğan ve Gül, plana hukuk garantisi olarak uyum senedi hazırlanmasını ve bunu Konsey’in onaylamasını önerdi.

VERHEUGEN GARANTİSİ

Verheugen'
in, İsviçre'ye Brüksel zirvesinin hemen ardından gelmek istediği, ancak Türkiye'nin, ‘‘Taraf görüntüsü vermeyin, pazartesi gelin’’ dediği öğrenildi. Verheugen'in yarınki liderler zirvesine Türkiye’yi memnun edecek bir belge ile geleceği ileri sürüldü.

4. plan bugün sunuluyor

KIBRIS görüşmelerine son noktayı koymak üzere dün sabah İsviçre'ye gelen Kofi Annan, 4. planını muhtemelen bugün taraflara sunacak. 1 Mayıs'tan önce Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için 5 gün önce başlayan görüşmelerin son aşamasına katılmak üzere Başbakan Erdoğan da yarın Bürgenstock'da olacak. Bu durum göz önüne alındığında Annan Planı'nın, başbakanlardan önce İsviçre'de olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Annan'ın, planın değişikliklere uğramış son halini taraflara taslak olarak sunacağı, pazartesi yapılacak müzakerelerden sonra planı imzaya açacağı öğrenildi. 

HURRIYET 28/03/04

 

Tiyatroculara barikat

DÜNYA Tiyatrolar Günü nedeniyle Lefkoşa Türk Belediye Tiyatrosu ve Güney Kıbrıs'taki Satirigo Tiyatrosu tarafından düzenlenen yürüyüş sırasında gerginlik yaşandı. Lefkoşa Atatürk Meydanı'ndan Ledra Palas Sınır Kapısı'na yürüyecek grubun önü, KKTC Ülkü Ocakları önünde, ellerinde Türk ve KKTC bayrakları ile çeşitli pankartlar taşıyan bir grup tarafından kesildi. Polis, iki taraf arasında barikat kurdu. Karnaval yürüyüşü, katılımcıların yollarını değiştirmeleriyle yeniden başladı. Güzergahı değiştiren grup, Ledra Palas'tan Güney Kıbrıs'a geçti

HURRIYET 28/03/04

Mutlaka sonuç alacağız

Ferai TINÇ/BÜRGENSTOCK

DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül, ‘‘Görüşmeler başladı, yapılıyor. Pazartesi günü mesafe alınmış bir dokümanın Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının önlerine konacağına inanıyorum’’ dedi. Brüksel dönüşü önceki gece gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül, tarafların ve BM'nin çalıştığını ve mutlaka sonuç almayı beklediklerini söyledi. ‘‘Herkesin evinde işi gücü var. Buraya sonuç almak için geldik’’ diyen Gül, Türkiye'nin derogasyonlar konusunda, hiçbir risk taşımayan bir güvence arayışı içinde olduğunu söyledi. Gül, bu konuda Annan Planı tamamlanmadan önce AB'den güvencenin gelmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

SÖZLÜ GÜVENCE

Bu arada, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun taraflardan anlaşma öncesi istediği imzaya Türk tarafı sözlü güvence verdi. De Soto, Annan Planı'nın girişinde yer alan ve planın referanduma götürülmesini de taahüt eden 3 sayfalık giriş kısmını tarafların imzalamasını istedi. Böylece, planının son şeklinin reddedilmesine karşı da bir önlem olan bu talebe Rum tarafı, ‘‘New York belgesinde yok’’ gerekçesiyle soğuk bakarken, Kıbrıs Türk tarafı çıkacak planın referanduma götürüleceğine dair sözlü güvence verdi. Türk tarafı, De Soto'nun talebi için ‘‘Bizim için de sürpriz oldu’’ yorumunu yaptı. 
HURRIYET 28/03/04

Bunlar da Rumların olmazsa olmazları

Rumlar: Annan'ın üç yıl Türklerde bıraktığı yerler hemen BM'ye geçsin. Türkiye ve Yunanistan'dan gelecekler ilelebet sınırlı olsun

28/03/2004 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
BÜRGENSTOCK - Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla İsviçre'nin Bürgenstock beldesinde sürdürülen Kıbrıs müzakereleri, dün BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın gelişi ve dört heyetin öğle yemeği masasında toplanmasıyla ivme kazandı. Annan, BM Temsilcisi Alvaro de Soto'dan brifing alırken, heyetlerle görüşme programı belirlenmedi. Annan'ın planının 4. versiyonunu bu akşam ya da yarın sabah sunacağı sanılıyor.
Masada yan yana
Türkiye ve Yunanistan başbakanları Tayyip Erdoğan ve Kostas Karamanlis ile Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu
üyesi Günter Verheugen ise yarın Bürgenstock'ta olacak. De Soto'nun evsahipliğindeki dünkü öğle yemeğinde, AB'nin önceki gün biten Brüksel zirvesiyle ilgili değerlendirmelerde bulunuldu. Üç saatlik yemekte kapsamlı ve ayrıntılı müzakereler yapıldı. Taraflardan ikişer kişinin katıldığı yemekte, Yunan Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis ile KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat yan yana oturdu. Türkiye'yi Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal temsil etti.
KKTC'nin anlaşmayı referanduma götürme yönündeki sözlü güvencesine rağmen, Türkiye heyeti AB tarafından birincil hukuk yapılmadığı ve derogasyonlar konusunda garanti verilmediği takdirde anlaşmayı referanduma götürmeme kartını yemek masasına sürdü. De Soto'nun 44 sayfalık değişiklik belgesini kısaltmaları talebine ise, Rum lideri Tasos Papadopulos ile eski lider Glafkos Klerides olumlu yanıt verdi.
Telefon diplomasisi
Diplomatik kaynaklara göre, AB'den kesin garanti için, Erdoğan, ABD Başkanı George Bush, Britanya Başbakanı Tony Blair, AlmanyaBaşbakanıGerhard Schröder, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, AB Dönem Başkanı olan İrlanda Başbakanı Bertie
Ahern, Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi ve Verheugen nezdinde girişimlerde bulunacak. Gül de ABD'li muhatabı Colin Powell ve Avrupalı meslektaşlarıyla yoğun temaslar yürütecek.
Önceki gün 4. Annan Planı'nın referandumasunulmasınadair birgüvencebelgesinitaraflara sunan De Soto, Gül'den birleşik Kıbrıs için öngördüğü haritayı da istedi. Gül'ün ise bunu "Harita verelim de herkes görsün. Tüm belgeler havada uçuşurken bir de harita veremem. Harita taslağımızı sonuna kadar gizli tutarız" diyerek reddettiği belirtildi.
ABD Dışişleri'nin Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston ile Britanya'nın Güney Kıbrıs Yüksek Komiseri Lyn Parker, dün sabah Gül'le görüştü. ABD Dışişleri sözcüsü Richard Boucher, Bakan Colin Powell'in Kıbrıs'ta devreye girmeye hazır olduğunu teyit etti.

AB önerisi şüphe yarattı

Gül, AB'nin Kıbrıs anlaşması ve derogasyonlar için uyum senedi önerisini şöyle değerlendirdi: Risk içermiyorsa kabul edilebilir, fakat ilerde değiştirilme ihtimali olan bir öneri ise kabul edilemezdir

28/03/2004 RADIKAL

RADİKAL - BÜRGENSTOCK - AB'nin Kıbrıs'ta varılacak anlaşmayı uyum senedi olarak belgeleştirerek birincil hukuka dahil etme önerisi, Türkiye ve KKTC'yi tatmin etmiş gözükmüyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, önceki gün Bürgenstock yakınlarındaki Fürigen Otel'de düzenlediği basın toplantısında,
AB'nin önerisini şöyle değerlendirdi: "AB'nin derogasyonlar konusunda ileteceği öneri risk içermemesi durumunda kabul edilebilir, ancak ilerde değiştirilme ihtimali olan bir öneri ise kabul edilemez."
Taraflar arasında yapılacak anlaşmanın adadaki her iki taraf için de değiştirilemez olmasını istediklerini belirten Gül, yoksa Kıbrıs'ta 1974 öncesine benzer çatışmaların yaşanabileceğini vurguladı. İsviçre'den beklentisini, "Bir umut ışığı görmesek, burada olmazdık" diye dile getiren Dışişleri Bakanı, "Umarım, başbakanlar buraya geldiğinde önlerine mesafe alınmış bir kâğıt konulur" diye konuştu.

AİHM formülü
Türkiye, anlaşmanın 25 üye ülkenin parlamentolarında onaylanarak AB'nin birincil hukuku haline getirilmesini istiyor. Ama bunun için yeterli vakit kalmadığından AB formül yaratmaya çalışıyor. Türkiye'ye göre, uyum senedi anlaşmaya birincil hukuk ile ikincil hukuk arasında bir statü sağlayacak. 29 Mart'ta gelecek Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in, uyum senedinin temel hukuk haline gelebilmesi için yeni fikirler getirmesi beklentisi bulunuyor.
Bu arada, Türk heyeti de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 1 no'lu protokol çerçevesinde kişisel başvurular yoluyla Türkiye aleyhine açılan davaların önüne geçecek bir formül üzerinde çalışıyor. Anlaşma içinde yapılacak bu düzenleme konusunda AB ve Rum tarafıyla pazarlık yapılıyor.

 

Rumların iki önceliği

28/03/2004 RADIKAL

RADİKAL - BÜRGENSTOCK - İsviçre'de yürütülen Kıbrıs müzakelerinde masaya belge sunmaktan sürekli kaçınan Rum tarafının, Türkiye ve BM'nin yoğun
baskısı üzerine önceki gün sunduğu 44 sayfalık değişiklik önerileri paketinde öne çıkan hususlar öğrenildi.
Rum tarafı, önceliklerini iki noktada yoğunlaştırıyor ve bunları şöyle sıralıyor:

·  Anlaşma gereği Rum tarafına verilecek topraklar, anlaşma yürürlüğe girer girmez BM'nin yönetimine devredilsin. Oysa Annan Planı'nın mevcut halinde, bu topraklar üç yıl boyunca Türk tarafının yönetimine bırakılıyor.
Rumlar ise, geçiş sürecinin sorunsuz gerçekleşmesi ve toplumlar arasında huzursuzluk yaşanmaması için yönetimin hemen BM'ye devrinin gerekli olduğu gerekçesini öne sürüyor.

·  Türkiye'den Kıbrıs Türk tarafına, Yunanistan'dan da Kıbrıs Rum tarafına yerleşecek Türk ve Yunan vatandaşlarının oranı yüzde 5'le sınırlandırılsın ve bu sınırlama hiçbir zaman ortadan kaldırılmasın. Şimdilik Annan Planı'nda bu oran yüzde 10 olarak gösteriliyor. Türk tarafı ise, söz konusu oranın yüzde 5'e indirilmesini, ancak Türkiye AB'ye üye olduktan sonra bu kısıtlamanın kaldırılmasını istiyor. Rum diplomatik kaynakları, taraflar arasındaki görüşmelerde bu iki nokta üzerinde 'sıkı pazarlıklar' yürütüldüğünü belirtti.

 

Son söz Annan'ın

Erdal Güven

28/03/2004  RADIKAL

Erdoğan ve Karamanlis'in de katılmasıyla İsviçre'deki dörtlü Kıbrıs zirvesinde belirleyici aşamaya yarın geçiliyor.
Türkiye ve Yunanistan dışişleri bakanları ve Kıbrıs'taki hükümet başkanları düzeyinde 24 Mart'tan bu yana yürütülen görüşmelerde doğrusunu isterseniz çözümün özüne ilişkin olarak arpa boyu yol alınamadı.
Taraflar doğal olarak ilerleme sağlanamamasından birbirlerini sorumlu tutuyor. Türk tarafı, Rum tarafının işi ağırdan alarak, resmi dörtlü görüşmeden kaçınarak, Talat'ın yetki derecesini sorun yaparak ve nihayet 44 sayfalık ve öncelik sıralaması yapılmamış bir değişiklikler listesi sunarak çözüm sürecini yokuşa sürdüğü görüşünde. Türk tarafı İsviçre'ye iyi niyetle ve 'iş yapmak' için gelindiğini ancak aynı yaklaşımı Rum tarafından göremediğini vurguluyor.
Yine Türk tarafı, Rum tarafının bu tutumunun olumlu yönde değiştirilmesi için Yunan heyetinin de hiçbir biçimde ağırlığını koymamasından rahatsız. Bu açıdan, Türk tarafının Simitis-Papandreu ikilisini bir hayli aradığı rahatlıkla söylenebilir.
Türk tarafının şikâyet ya da sitem ettiği bir başka nokta da Rumların tutumunu değiştirme konusunda BM'nin de üstüne düşen görevi yapmaması, edilgen kalması. Türk heyetindeki bir yetkilinin deyişiyle, "BM objektiflik kaygısında. Ancak objektiflik her zaman tarafsızlık demek değildir. Objektiflik bazan taraf olmayı da gerektirir."
AB'ye gelince...Türk tarafı, 'hayati bir mesele' diye nitelediği olası bir anlaşmadaki derogasyonların AB'nin birincil hukuku haline getirilmesi konusunda Brüksel'in öne sürdüğü formülü 'ileri bir adım' olarak görmekle birlikte tatmin olmuş değil. Formül üzerinde karşılıklı çalışmalar sürüyor. Brüksel'in formüle vereceği nihai hal, İsviçre'den çıkacak anlaşmanın Türk tarafınca ne kadar benimseneceğini doğrudan etkileyeceği için son derece önemli. Türk tarafı, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün önceki gece söylediği gibi, "Bir anlaşmaya varıldığında bunun ileride değiştirilmeyeceğinden emin olmak istiyor."
Bir Türk hukukçusu bu konuda şu benzetmeyi yapmış: "Bu şuna benziyor. Gidip havuzlu bir ev satın alıyorsunuz. Sonra evin eski sahibi gelip sizden havuzu geri istiyor. Böyle şey olmaz"
Bu bağlamda yarından itibaren Verheugen'in de zirveye dolaylı olarak katılacak olması önem kazanıyor. Verheugen görüşme masasında olmayacak, ancak AB ile ilgili konularda taraflara yardım etmeye çalışacak.
Türk tarafının başlıca kaygısı, BM'nin, olumsuz tutumlarını değiştirmek amacıyla planda Rum tarafı lehine değişikliklere yer verip Türk tarafının hassasiyetlerini görmezden gelmesi. Böyle bir durumda plan 'kesinlikle reddedilecek.'
Tüm bu zorluklara karşın Türk tarafı sonuca ilişkin karamsar bir tablo çizmekten dikkatle kaçınıyor. Hatta iyimser ve umutlu mesajlar veriyor. Üst düzey bir hükümet yetkilisinin deyişiyle, "30 yıldır çözüme
hiç bu kadar yakın olunmadı."
Türk tarafı İsviçre'de ABD'nin oynadığı rolden genelde memnun. Amerikalılar ortada fazla görünmeseler de stratajik hedef saydıkları Türkiye'nin AB üyeliğinin taktik hesaplara kurban gitmemesi için de
ellerinden geleni yapıyor...
Rum tarafına gelince...Genel hava, Türk tarafının önerilerinin Annan Planı'nın parametrelerinin dışında olduğu yönünde. Buna karşılık kendi önerilerinin, kurulacak devletin işleyişini kolaylaştırmaya ve anlaşmayı uluslararası hukuk çerçevesine oturtmaya yönelik olduğunu belirtiyorlar. Rumlar, karşı tarafın özellikle derogasyonlar konusundaki talebinin AB'nin temel ilkelerine aykırı olduğunu savunuyor. Bazı derogasyonlardan kaçamayacaklarının farkındalar, ancak bunların da kalıcı olmamasında ısrarlılar.
Bu nedenle Brüksel'den gelen formül Rumları tatmin etmiş durumda. Ancak yine de AB'nin daha fazla işin içine girmesini istiyorlar. Bu açıdan Verheugen'in İsviçre'ye gelecek olmasını bir diplomatik avantaj
olarak görüyor Rum tarafı.
Rum tarafı ayrıca, çeşitli kamuoyu yoklamalarına dikkat çekerek Annan Planı'nın mevcut halinin bile Güney Kıbrıs'ta bir halk desteği bulunmadığını, dolayısıyla ciddi değişiklikler yapılmazsa anlaşmanın referandumda kabul edilme olasılığının düşük olduğunu vurguluyor.
Hal böyle olunca burada iki taraf da karşılıklı görüşmelerle ve belirli bir al-ver yaklaşımıyla ortak bir metinde uzlaşma beklentisinde değil. Hiç kimsenin son sözü Annan'ın söyleyeceğinden kuşkusu yok. Tam da bu nedenle taraflar bildik pozisyonlarından karşı tarafı memnun edecek açılımlar yapıp karşılığını beklemektense, pazarlık çıtasını mümkün mertebe yüksek tutup Annan'ın sunacağı nihai metni yine mümkün mertebe kendi lehlerine çevirme derdinde.
Belki de en doğru saptamayı üst düzey bir Türk hükümet yetkilisi yaptı: "Rumlar federal devleti konsolide etmeye, hatta ellerinden geldiğince üniter bir devlete çevirmeye ve kuzeye sızma, Türk taraf da kuzeyi konsolide edip federal devlete sızma uğraşı içinde."
Bakalım Erdoğan ve Karamanlis'in katılımı bu uğraşta kimin elini güçlendirecek ya da güçlendirecek mi?
İsviçre'de en çok konuşulan konulardan biri de taraflar arasında bir dörtlü zirve yapılıp yapılmayacağı. 'New York mutabakatı'nda böyle bir öngörü yok. Resmi anlamda dörtlü görüşmeler ya da dörtlü zirve Türk tarafının algılaması. Yunanistan, elbette 30 yıllık resmi politikası gereği tanımadığı, hatta işgal yönetimi olarak gördüğü KKTC'nin yetkileriyle resmen bir araya gelmek istemiyor. Zaten bu yüzden başından beri şimdi içinde bulunduğumuz süreci 'genişletilmiş görüşmeler' olarak değerlendirdiler.
Olursa ne âlâ, kaldı ki Annan da pekâlâ isteyebilir böyle bir görüşmeyi ama Türk tarafı-nın ille de dört lider resmen bir araya gelsin diye bir talebi yok. Üst düzey bir hükümet yetkilisinin ifadesiyle, "İşin özüne bakmak lazım, şekline değil. Aynı masada oturup hiçbir ilerleme sağlayamamaktansa, ayrı odalarda oturup ilerleme sağlamak daha iyi."
Dört taraf carşamba akşam, dün de öğlen yemeğinde bir araya geldiler gerçi ama hiç kuşkusuz bu gayriresmi bir toplantıydı.
Anlaşılan o ki Erdoğan, Karamanlis, Papadopulos ve Talat'ın resmen bir araya gelmesi ve dördünü aynı karede görebilmemizin tek koşulu, buradan dört tarafı da memnun edecek bir sonuç çıkması. Yani hiç de kolay değil...