|
Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos ile KKTC Cumhurbaşkanı Denktaşın 4lü
görüşme öncesi yaptıkları son görüşmeden de sonuç
çıkmadı. |
|
|
|
|
Lefkoşa |
||
|
|
|||
|
22 Mart 2004 Papadopulos, görüşmelerde bir anlaşmaya
varılamayarak sürecin İsviçreye
taşındığını belirtti. Denktaş da,
Papadopulosun, Türk tarafının sunduğu önerileri topyekün
reddettiğini, kendilerinin de Rum tarafının önerilerini
topyekün kabul etmeyerek dengeyi sağladığını
söyledi. |
|||
|
|
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığındaki Türk ve
Rum heyetler 15inci kez bir araya geldi. Yaklaşık 3 saat süren
taraflar arasındaki bu son görüşmeyle Adada süreç
tamamlanmış oldu. |
|
|
Ankara
zirveye hazırlanıyor |
|
|
|
İsviçrede
Çarşamba günü başlayacak dörtlü konferans öncesinde Ankarada
hazırlıklara hız verildi. |
|
|
|
Ankara |
|
|
|
22 Mart 2004 Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı Uğur Ziyal, ABDnin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman
ve İngiltere Büyükelçiliği Maslahatgüzarı David Fitton ile
görüştü. |
ABDnin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, bakanlıktan
ayrılırken deregasyonların öneminin farkında olduklarını
ancak bu konunun Avrupa Birliği tarafından çözüme
kavuşturulabileceğini söyledi. Büyükelçi, Kıbrıs Türk
tarafının dörtlü konferansta Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş tarafından temsil edilmemesinin sorun
olmayacağını belirterek Denktaştan yetki alırsa
Mehmet Ali Talat da temsil edebilir dedi.
BÜYÜKELÇİLERE ÇAĞRI
Bu arada AB ülkelerinin Ankara büyükelçileri de
Dışişleri Bakanlığına
çağrıldılar. Dışişleri Müsteşarı
Uğur Ziyal, büyükelçilere Türkiyenin Kıbrısta varılacak
bir anlaşmanın Avrupa Birliği temel hukukuna dahil edilmesi
yönündeki talebini bir kez daha iletecek.
GÜL: TÜRKİYENİN KAYGILARI KUVVETLENDİ
Öte yandan seçim gezisi için Eskişehirde
bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de, adada
kalıcı barışın ancak Kıbrısın
gerçeklerini dikkate alan, iki kesimliliği kuvvetlendiren bir modelle
olacağını söyledi.
Gül, Türkiyenin bu konudaki kaygıları ne
yazık ki, Avrupada ve Kosovadaki son gelişmelerle bir kez daha
kuvvetlenmiştir. Çözüm için herşeyi yapalım, deneyelim,
uğraşalım ama gerçekçi olalım, hayalci olmayalım
dedi.
|
|
|
|
|
||
|
|
|
22 Mart 2004 24 Martta İsviçrenin Bürgenstock köyünde
başlayacak 4lü Kıbrıs görüşmeleri öncesinde Avrupa Konseyi
Genel Sekreteri Walter Schwimmer imzasıyla yayımlanan bildiride,
Kıbrıs sorununda son 30 yılda çözümün bugün her zamankinden daha
yakın olduğu belirtiliyor.
|
|
Bildiride, Eğer müzakereler
başarısızlıkla sonuçlanırsa uluslararası
kamuoyundaki hayal kırıklığı büyük olacaktır.
Ancak çözüm olursa Kıbrıs, Avrupa ve dünyadaki diğer krizlerin
barısçıl çözümü için bir ilham kaynağı ve umut sembolü
olacaktır deniyor. |
|
De Soto:
Süreçte zorlama yok |
|
|
|
|
|
BMnin Kıbrıs
Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaşın eleştirilerine yanıt verdi. De Soto,
müzarekere sürecinin zorla yürütüldüğünü söylemenin haksızlık
olacağını belirtti. |
|
|
22 Mart 2004 Rauf Denktaşın görüşmede yer
almamasının süreci etkilemeyeceğini belirten de Soto, Mehmet
Ali Talat ve Serdar Denktaşın müzakerelerde tam yetkili
olduğunu söyledi. |
|
BMnin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Denktaşın İki halkın kaderi bu kadar aceleci ve baskıcı bir yolla tayin edilemez, diplomasi tarihinde bunun benzeri yaşanmamıştır sözlerinin anımsatılması üzerine, müzakere sürecinin baskı ya da zorlama içermediğini söyledi. Bu planın iyi anlaşılmadığı kanaatindeyim. Annan Planı uzun bir danışma sürecinin ürünüdür ve bu süreçte Kıbrıstaki taraflara da danışılmıştır diyen de Soto, müzakere sürecinin zorla yürütüldüğünü söylemenin haksızlık olacağını belirtti.
![]()
BMnin Kıbrıs Özel Temsilcisi,
İsviçrede başlayacak görüşme öncesi, Adada yürütülen
görüşmelerle ilgili değerlendirmede bulundu. Rum kesimini Tasos
Papadopulosun temsil edeceğini bildiren de Soto, Kıbrıs Türk
tarafında ise Mehmet Ali Talat ile Serdar Denktaşa tam yetki
verildiğini söyledi. De Soto, BM Genel Sekreteri gelinceye kadar
İsviçredeki görüşmelere ev sahipliği yapacağını
da belirtti.
DENTAŞ OLMADAN DA SÜREÇ İŞLER
Rauf Denktaşın İsviçreye gitmeme
kararının süreci etkilemeyeceğini belirten de Soto,
Denktaşın gelmesini isterdim. Ama bu durumda sürecin kesintiye
uğrayacağını, temsiliyet zaafı
yaşanacağını sanmıyorum. Mehmet Ali Talat ve Serdar
Denktaş, Türk tarafı adına müzakereleri yürütmek için tam
yetkilidir dedi.
TEKNİK AÇIDAN İLERLEME SAĞLANDI
Lefkoşadaki gelişmelerde teknik
açıdan önemli ilerlemelere kaydedildiğini ifade eden BMnin
Kıbrıs Özel Temsilcisi, Maalesef bu liderler görüşmesinde
aynı biçimde gerçekleşmedidiye konuştu.
Komisyonların anlaşmalar konusundaki
çalışmalarının sürdüğünü söyleyen De Soto,
hazırlanan tekliflerin 4lü görüşmelerde taraflara
sunulacağını bildirdi. Lefkoşadaki liderler görüşmesinde
anlaşılamayan noktaların İsviçrede çözülmeye
çalışılacağını belirten de Soto, Bu son oyun
artık sonuçlanması gerekiyor dedi.
Alvaro De Soto, İsviçrede Türkiye ve
Yunanistanın da katılacağı görüşmelerin usülüyle
ilgili bir soruya da, Taraflar arasında doğrudan görüşmeler,
ikili görüşmeler ve BMnin mekik diplomasisinin bir kombinasyonu olacak
yanıtını verdi.
|
Mahkumiyet gömleğini giymedim |
|
|
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, görüşme metodunu baskı sonucu kabul ettiklerini belirterek, İsviçre'den gelecek neticeye göre çekilme kararı vereceğini söyledi. KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dünyanın hiçbir yerinde
görülmemiş bir metotla ve aceleci bir tavırla, başkaları
tarafından hazırlanan bir belgenin zorla iki halka kabul
ettirilmeye çalışıldığını belirterek,
''Metot haksızlıktır, usul yanlıştır.
Baskılar kabul edilmez'' dedi. Denktaş,
düzenlediği basın toplantısında, Rum yönetimi lideri
Tasos Papapadopulos başkanlığındaki Rum heyetle
yaptığı görüşme hakkında bilgi verdi. Görüşmelerden
çekilmediğini, İsviçre'den gelecek sonuca bakarak tam olarak
çekilip çekilmeyeceğine karar vereceğini ifade eden Denktaş,
kendisinin görüşmecilikten çekilmesi halinde hükümetin
dağılacağını, çünkü hükümet ortaklarının
bu yönde protokolü olduğunu açıkladı. İsviçre'ye
gidecek heyetin tam yetkili olduğu konusunda BM'ye yazı
verdiğini kaydeden Denktaş, yapabileceği daha fazla bir
şey olmadığını, giydirilmeye
çalışılan mahkumiyet gömleğini giymeyeceğini
söyledi. Denktaş,
bugünkü görüşmelerde Rum tarafının, KKTC'nin sunduğu 227
anlaşmadan 210'una itiraz ettiğini, Türk tarafının ise
Rumların 1156 anlaşmasından yedisine itirazda bulunduğunu
fakat sonra denge sağlamak için hepsine itirazda
bulunduklarını kaydetti. KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs sorununa
teşhis bile konmadan ortaya bir belge konulduğunu ve bunun zorla
kabul ettirilmeye çalışıldığını söyledi.
Denktaş, Kosova ve Filistin'de de zor kullanıldığını,
ancak oraların şimdi kan gölü olduğunu belirterek, ''Bu
işler zorla olmaz'' dedi. Türk heyetinin
yarın İsviçre'ye gideceğini belirten Denktaş, ''Önlerinde
uzlaşılmamış birçok şey var. Ayrı görüşler
vardır. Türkiye ve Yunanistan'ın katkılarıyla
bunların ne kadar halledilebileceğini hep birlikte
izleyeceğiz'' dedi. BM Genel Sekreteri
tarafından ortaya konulacak sonucu Türkiye ile birlikte
değerlendireceklerini ve kararlarını ona göre vereceklerini
kaydeden Denktaş, ''Arkadaşlarımız İsviçre'de iken
kendilerine başarılar diliyoruz. Kıbrıs Türklerinin
haklarını, geleceğini, güvenliklerini ve 1963-1974
yıllarının tekrarlanmamasını düşünerek hareket
edeceklerinden emin olmalıyız, eminiz. Kendilerine
başarılar diliyoruz'' diye konuştu. ''GÖRÜŞ
AYRILIĞI VAR DEMEDİM'' Cumhurbaşkanı
Denktaş, ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile kendisinin
olmazsa olmazlarının aynı olduğunu, bu bakımdan
görüş ayrılığı gözükmediğini, bu durumda
İsviçre'ye neden gitmediğini'' soran bir gazeteciye, ''Ben
'görüş ayrılığımız var' demedim''
yanıtınıverdi ve ''İsviçre'ye gitmeden önce olmazsa
olmazlar konusunda yeni bir gözden geçirmenin
yapıldığını veya yapılacağını''
belirtti. İsviçre'ye
gitmemesinin nedenini açıkladığını, yarın bu
konuda daha geniş bir açıklama yapacağını bildiren
Denktaş, şöyle devam etti: ''Esas mesele,
bugün toplantıda söyledim, böyle bir metotla, dünyanın hiçbir
yerinde, iki halkın, birbiriyle vuruşmuş, 40 yıldır
biraraya gelemeyen iki halkın kaderini tayin konusunda bu kadar aceleci,
bu kadar gökten inme, bu kadar başkaları tarafından
yapılmış bir belge iki halka empoze edilmeye kalkışılmamıştır.
Metot haksızlıktır, usul yanlıştır,
baskılar kabul edilmezdir.'' Bu metodu New
York'ta kabul ettiğine dair eleştiriler olduğuna değinen
Denktaş, ''bütün dünyanın karşılarına gelip 'bundan
başka bir şey yoktur, bundan başka bir şey olmaz' baskısı
altında'' olduklarını belirtti. Denktaş, ''1,5 sene
reddettik, 1,5 sene sonra Türkiye 'görüşülebilir' düşüncesine
getirildiği için veyahut geldiği için, sabahın saat üçüne
kadar da BM binasında hapsedilmek neticesinde bir ara formül
düşünerek, 'peki buyurun deneyin' dedik'' ifadesini kullandı.
''KOSOVA
VE FİLİSTİN KAN KUSMAKTA'' Böyle bir
metodun ilk defa yapıldığına işaret eden
Denktaş, ''Belki 'Kosova'da da yaptık' diyeceklerdir, Kosova bugün
kan kusmaktadır. Belki 'Filistin'de de yaptıydık' diyeceklerdir.
Filistin de, İsrail de maalesef kan kusmaktadır.
Dolayısıyla bu işler zorla olmaz'' diye konuştu. Kıbrıs
meselesinin ne olduğuna teşhis konmadan ortaya bir formül
atıldığını kaydeden Denktaş, bu formülün zorla
kabul ettirilmeye çalışıldığını söyledi.
Denktaş, şöyle konuştu: ''Eğer
biz, istediğimiz kırmızı çizgi dediğimiz çizgileri
koruyamazsak, gereken değişiklikleri yapamazsak, tabiatıyla
halkımıza neticeyi hep beraber söyleyeceğiz. Şimdiden
karamsar tablo çizmeyelim.Gidiliyor. Ümit edelim ki Türkiye ile Yunanistan
hakikaten insaflı davranacaklar, birbirlerine karşı ve bize
karşı, Kıbrıs'a karşı ve kabul edilebilir,
sağlam, kalıcı bir netice meydana getirecekler.'' Görüşmelerden
tam olarak çekilip çekilmeyeceğine İsviçre'den gelecek sonuca bakarak
karar vereceğini belirten Denktaş, ''Çünkü çekildiğim takdirde
hükümetin de düşmesi lazım. Protokolleri öyledir. Onun için
halkıma o sancıyı da çektirmek istemiyorum.
Soğukkanlılıkla bekleyelim.
Arkadaşlarımızın başarmasını dileyerek
kendilerine yardımcı olalım'' dedi. Denktaş,
bir soru üzerine, İsviçre'ye gidecek heyetin tam yetkili olduğunu
yazılı olarak BM'ye sunduğunu
bildirdi. ''BENİM
YAPABİLECEĞİM DAHA FAZLA BİR ŞEY KALMAMIŞTIR'' KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin, Kıbrıs konusunda
uygulanan baskıcı metodu kabul etmek zorunda
kaldığını belirterek, ''baskıcı metodu kabul
ermenin, mahkumiyet gömleğini giymek anlamına gelmediğini''
söyledi. Cumhurbaşkanı
Denktaş, bir gazetecinin, ''baskıcı metot diye tarif
ettiğiniz metodu Türkiye kabulediyor'' sözlerine
karşılık, ''Türkiye metodu kabul etmek zorunda kaldı, en
sonunda. Bizimle beraber uzun süre 'kabul edilemeyeceğini' söyledi. En
sonunda kabul etmek zorunda kaldığı için biz de kabul ettik''
dedi. ''Kabul
ettiğimize göre şikayet etmememiz lazım'' denebileceğini
kaydeden Denktaş, ''Ama ben, baskıyla kabul edilen bir metodun bizi
hak yoluna ve şerefle bir neticeye götürmesindeki zorlukları size
söylemek mecburiyetindeyim. Metodu kabul ettim, mahkum olduk demek
değildir'' diye konuştu. Türkiye'ye de
sözler verildiğini, derogasyonların (ayrıcalıkların)
kabul edileceği yönünde güvence verildiğini, ancak bu hafta
bunların kabule edilemeyeceğinin söylendiğini anlatan
Denktaş, ''Kabul edilen metodun içerisinde, kabul etmemizi de gerektiren
vaatler ve sözler vardır ki, bugün henüz verilememiştir. Ümit
ederiz ki İsviçre'de bunlar verilir ve böylelikle metodu kabul etmekten
doğan bir yangının içerisine atılmayız'' diye
konuştu. ''TÜRKİYE'YE
VERDİĞİM SÖZ'' Denktaş,
''son aşamada da masada olması gerektiği'' yönündeki bir
soruya karşılık, şimdiye kadar adının
''uzlaşmaz'' olarak dünyaya yayıldığına işaret
ederek, Kıbrıs'ta son altı haftada, uzlaşılabilecekbir
zemin olup olmadığını denediğini söyledi ve
şöyle konuştu: ''Benim
Türkiye'ye vermiş olduğum söz, New York'a gitmek, New York'ta
ipleri kopartmamak, her ne pahasına olursa olsun masadan kalkmamak.
Dolayısıyla işte kalkmadığımız için de bu
prosedüre razı olarak geldik, Lefkoşa'ya naklettim. Ben bundan
öteye giderim diye bir söz vermedim. Lefkoşa'da ben denedim, ben kendi
değerlendirmelerimi yaptım ve arkadaşlarıma, hükümete
diyorum ki, bundan ötesine siz bakınız, Türkiye ile birlikte nereye
götürürsünüz.'' Yapabileceği
fazla bir şey kalmadığını ve alınacak neticeyi
değerlendirme yetkisini elinde tuttuğunun dile getiren
Denktaş, şöyle devam etti: ''Benim
yapabileceğim daha fazla bir şey kalmamıştır. Ancak
alınacak neticeyi değerlendirme yetkimi elimde tutuyorum. Eğer
ben de gitmiş olsaydım bu yetkiyi elimde tutamazdım. New
York'a beni nasıl mahkum ettiniz, gidip geldim diye 'kabul ettiniz'
diyebiliyorsunuz. Eğer ben İsviçre'ye de gitmiş olsaydım,
gidip geldikten sonra beni yine mahkum edebilirdiniz. Ben o mahkumiyet
gömleğini giymedim. Diyorum ki, neticeye bakacağım, neticeyi
burada gördüğüm kadar olumsuzdeğerlendirmeye devam edersem,
tabiatıyla halkıma onu söylemek hak ve yetkim olacak.'' Uzlaşmak
için elinden geleni yaptığını ifade eden Denktaş,
''Çekilmekte uzlaşmaya bir kontribüsyondur (katkıdır) diye
düşünüyorum'' dedi. RUM
TARAFI KKTC'NİN YAPTIĞI ANLAŞMALARI KABUL ETMEDİ Cumhurbaşkanı
Denktaş, bugün yapılan görüşmede, BM'nin yasalarla ilgili
teknik komitelerin çalışması hakkında bilgi
verdiğini belirterek, KKTC'nin yaptığı tüm
anlaşmaları Rumların reddettiğini söyledi. Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'un, ''sizin anlaşmanız geleceğin
devletini bağlayamaz'' yaklaşımı içinde tüm
anlaşmaları reddettiğini ifade eden Denktaş, Rum
tarafının bu tutumuna karşılık, kendilerinin de,
Rumların yaptığı anlaşmaları kabul etmeyerek
bir denge sağladıklarını kaydetti. Merkez
Bankası ve bankacılıkla ilgili belge verildiğini, BM'nin,
anlaşmanın ekonomik ve mali uygulamasının gereksinimleri
hakkında bilgi verdiğini anlatan Denktaş, Merkez Bankası
ile ilgili verilen belgede, Türk tarafının eşit
egemenliğinin reddedildiğini belirtti. Hava ve deniz
alanlarındaki hakları kullanma yönündeki görüşlerini
Rumların reddettiğini ifade eden Denktaş, Rumların, bu
alanların merkezi devlete bağlanmasını istediğini ve
Türkiye'den gelenlerin ''yasadışı'' olarak adada
kaldığını iddia ettiğini söyledi. Papadopulos'un,
1960 Anayasasına göre merkezi devlette çalışacakların
tayin edildiğini ve bunların 1960 Anayasası'na göre
görevlerine devam etmesini istediğini aktaran Denktaş, Türk
tarafında 1960 Anayasası'na göre tayin edilmiş hemen hemen hiç
memur kalmadığını ifade etti.
|
|
HURRIYET 22/03/2004
|
Gül: Kıbrıs, Kosova gibi olmasın |
|
|
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs'da iki kesimliliğin gerçekleşmesini istediklerini belirterek, Türkiye'nin bu konudaki kaygılarının Kosova'daki son gelişmelerle bir kez daha kuvvetlendiğini söyledi. Gül,
partisinin Eskişehir Seçim Koordinasyon Merkezi'ni ziyaretinde
yaptığı konuşmada, AKP'nin iktidara geldiği 15 aydan
bu yana ülkede istikrarı sağladığını
belirterek, ekonomideki iyileşmelerin vatandaşa yansımaya
başladığını kaydetti. İflas
eden bir fabrikanın 15 ayda kendini toparlamasının çok zor
olduğu bir ortamda Türkiye'yi adeta ayağa
kaldırdıklarını söyleyen Gül, ülkeyi
karanlıktan aydınlığa kavuşturduklarını
kaydetti. KIBRIS
GÖRÜŞMELERİ Bir
gazetecinin, Kıbrıs görüşmeleri sürecinin nasıl devam
edeceğine ilişkin sorusuna karşılık Gül, New York'ta
görüşmelerin başarıyla tamamlandığını ve
Ada'ya gelindiğini kaydetti. Gül, şöyle
konuştu: ''Ada'da Türk
ve Rum tarafı görüşmelere devam etti. Bugüne kadar da bu
güreşmeler sürdü. Karşılıklı anlayış
çerçevesinde devam eden görüşmelerde esas konularda bir mutabakat
çıkmadı. Şimdi İsviçre'ye taşınacak
görüşmeler. Burada 24 Mart'ta başlayacak görüşmelere önce
dışişleri bakanları katılacak. Rum ve Türk
tarafı olacak. Daha sonra başbakanlar katılacak.
Başbakanlar toplantıların açılışını
yapacak. 25 ve 26 Mart'ta AB zirvesine katılacağız. Toplantılara
ayın 29'unda başbakanlar katılacaklar ve Genel Sekreter Annan
da gelecek. Orada bir mutabakata varmak için gayret gösterilecek. Mutabakat
olmazsa BM Genel Sekreteri plana son şeklini
verecek.'' ''TÜRKİYE'NİN
KAYGILARI KUVVETLENDİ'' ''Bunlar bizim
için en önemli konulardır. Bu konular gerçekleşmezse Ada'da
kalıcı bir barıştan bahsetmek zor. Ada'da
kalıcı bir barış Ada'nın gerçeklerini dikkate alan,
iki kesimliliği kuvvetlendiren ve iki kesimliliği gerçek anlamda
iki kesimlilik hale getiren bir modelle ancak olur. Bu konudaki
Türkiye'nin kaygıları ne yazık ki Avrupa'da ve Kosova'daki son
gelişmelerle bir kez daha kuvvetlenmiştir. Avrupa'nın
ortasında, NATO'nun, AB'nin ve bütün ülkelerin dikkatine rağmen
kanlı olaylar yaşanmıştır. Öldürmeler, yakmalar,
yıkmalar başlamıştır. Orada her iki toplum
arasında kalıcı bir sevgi ve beraber yaşama arzusu
oluşmadığı için bu olaylar ortaya çıkmıştır.
BOZULMAYACAK
BARIŞ Türkiye,
Ada'da bozulmayacak bir barışın sağlanmasını
istiyor. Bu barış bir daha bozulmayacak bir barış olsun.
Çözüm için her şeyi yapalım, deneyelim, uğraşalım
ama gerçekçi olalım, hayalci olmayalım. O açıdan bizim ileri
sürdüğümüz tedbirler var. Bu tedbirleri BM Genel Sekreteri Annan dikkate
alacaktır. Umarım BM Genel Sekreteri'nden önce bunu biz çözeriz ve
Genel Sekreter'e iş kalmaz.'' Gül,
Denktaş'ın İsviçre'deki görüşmelere katılması
konusunda bir gelişme yaşanıp yaşanmadığı
yönündeki soruya karşılık da ''Sayın Denktaş ile
beraber başladık, beraber sürdürmemiz çok iyi olur. Denktaş,
şu anda gelmeyi arzu etmiyor, tabii ki o kendi bileceği bir
iş. Denktaş, kendisi gelmiyor ama Başbakan'a, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı'na tam yetki
veriyor'' dedi. |
|
HURRIYET 22/03/2004
|
İkili görüşmeler bitti, sıra dörtlüde |
|
|
KKTC lideri Denktaş ile Rum lider Papadopulos arasındaki 15. buluşmadan da sonuç çıkmadı. Gözler şimdi İsviçre'de yapılacak 4'lü görüşmelerde. Yaklaşık
3 saat süren taraflar arasındaki bu son görüşmeyle adada süreç
tamamlanmış oldu. Görüşmede, daha önce ele alınamayan
konular üzerinde duruldu. BM, Türk
tarafından, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının
listesini istedi. Rum tarafı, Türkiye kökenlilerin referandumda oy
kullanmasına karşı çıkıyor. Görüşmede,
Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın
Kıbrıs Türk tarafını İsviçre'de temsil edeceği
yönünde sözlü taahhütte bulundu. Denktaş'ın daha sonra da
yazılı taahhüt vereceği öğrenildi. BM'nin kurucu
devlet anayasa taslaklarını istemesiyle ilgili olarak, KKTC'nin
bugün vermesi beklenen mevcut anayasasını BM'ye daha sonra
göndereceği belirtildi. Görüşmeye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş katılmadı.
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın TSİ 14.00 basın
toplantısı düzenlemesi bekleniyor. PAPADOPULOS:
İLERLEME SAĞLANAMADI Öte yandan,
Rum yönetimi lideri Papadopulos da, ikili görüşmeler sona erdikten sonra
Reuters'e yaptığı açıklamada, Türk tarafıyla ikili
görüşmelerde bir anlaşmaya varılamadığını,
şimdi görüşme sürecinin, Türkiye ve Yunanistan'ın da
katılacağı İsviçre'ye taşınacağını
belirtti. Papadopulos,
'''Bu aşamada, görüşmelerde, herhangi bir konuda önemli bir
ilerleme sağlanmadı'' dedi. HURRIYET 22/03/2004 De Soto: Kıbrıs'ta herkes mutabık Ankara'da temaslarda bulunan BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi De Soto, süreç konusunda umutlu olduğunu söyledi. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto,
Kıbrıs'ta yürütülen müzakere sürecine ilişkin
görüşmelerde bulunmak üzere dün Ankara'ya gelerek
Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı
Büyükelçi Uğur Ziyal ile görüştü. De Soto, Kıbrıs'ta
herkesin üzerinde mutabık olduğu bir süreç ve üst düzeyde girilen
taahhütler olduğunu belirtti. HURRIYET 22/03/2004 Denktaş: Metot
haksızlıktır, usul yanlıştır
KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dünyanın hiçbir yerinde
görülmemiş bir metotla ve aceleci bir tavırla, başkaları
tarafından hazırlanan bir belgenin zorla iki halka kabul
ettirilmeye çalışıldığını belirterek,
''Metot haksızlıktır, usul yanlıştır.
Baskılar kabul edilmez'' dedi. |
|
Financial Times: AB,
Rum tarafı için alarma geçti
İngiltere'de yayımlanan günlük ekonomi
ve siyaset gazetesi Financial Times, Kıbrıs müzakerelerinde Rum
tarafının giderek belirginleşen çözüm karşıtı
tavrının AB liderlerinin kaygılanmasına yol
açtığını ve liderleri alarma geçirdiğini yazdı.
İsviçre'de yeni bir görüşme süreci
başlarken, Rum yönetiminin kendi kamuoyunu 20 Nisan'da yapılacak
referanduma hazırlamak konusunda hiçbir çaba sarfetmemesinin dikkat
çektiğini belirten gazete, ''Rumların BM'nin bir anlaşmaya
varmak üzere söyleyeceği son sözü reddetme eğilimleri, AB liderlerini
daha da büyük kaygıya sürüklüyor'' yorumunda bulundu.
Avrupalı bir diplomatın, bu durumu
değerlendirirken, ''Eğer gerçekten de gelişmeler bu yönde olursa
Akdeniz'in bu bölgesini daha istikrarlı ve güvenli hale getirme hayalleri
suya düşecek'' yorumuna dikkat çeken gazete, Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın ise bir denge yaratmak adına büyük bir çaba içinde
olduğunu bildirdi.
Hassas bir dengeleme çabasını sürdüren
Erdoğan'ın, bir yandan Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta
başlayacak AB üyeliği sürecinden önce anlaşmaya
varılması için çaba gösterirken, diğer yandan da KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve ona destek veren çevreleri
''Denktaş'ın yalnız bırakılmadığı''
yolunda ikna etmeye çalıştığını ifade eden
gazete, ''Görüşmelerde ortaya çıkan mesafelerin kapatılması
için gösterilen çabaların başarısız olması, Ankara ve
Atina'da kaygı yaratıyor'' diye yazdı.
Bu arada, Londra ve Washington'ın
tarafları ikna etmek için yeni bir diplomatik baskı atağı
başlattığını, anlaşmaya varılmaması
ihtimalinin doğuracağı sonuçların da taraflara
hatırlatıldığını belirten Financial Times, 1
Mayıs'a kadar anlaşmaya varılamaması halinde
Kıbrıslı Rumların, AB tarafından
''başarısızlığın sebebi olmakla
suçlanabileceğini'', diğer yandan Türk tarafının da AB'ye
girmek için Türkiye'nin üyeliğine kadar beklemek zorunda
kalabileceğini öne sürdü.
Gazete, ''Bu arada, Başbakan Erdoğan,
hiçbir AB üyesi ülkenin görüşmelerdeki başarısızlık
nedeniyle Türkiye'yi suçlayacak bir gerekçe bulamaması için büyük çaba
harcıyor'' ifadesini kullandı.
The Independent gazetesi de KKTC'de bulunan
Apostolos Andreas Manastırı ile Rum kesiminde bulunan Hala Sultan
Türbesi'nin durumlarını ele alan bir makaleye yer verdi.
Bu tarihi yapıların, adadaki
Ortodokslar ve Müslümanlar için büyük önem taşıdığını,
ancak ikisinin de bakıma muhtaç durumda olduğunu belirten gazete,
BM'nin bu iki yapıyla ilgili bir restorasyon projesini üç yıl önce
hazırlattığını hatırlattı.
Buna rağmen Türk tarafındaki
manastırın denize doğru kaydığını ve çökme
tehlikesi taşıdığını ifade eden Independent
gazetesi, Hala Sultan Türbesi'nin restorasyonunda da önemli gecikmeler
olduğunu kaydetti.
Independent, ''Adadaki barış
çabalarının bir sembolü olarak başlayan bu iki tarihi
binayı kurtarma çabası, sonuçta adadaki güçlükleri hatırlatan
bir gerçeğe dönüştü'' yorumunda bulundu.
MILLIYET 22/03/2004
İsviçre'ye
giderken
Kıbrıs konusunda dörtlü
görüşmeler İsviçre'de yarın başlayacak. KKTC
Cumhurbaşkanı Denktaş, son anda bir değişiklik
olmazsa, bu görüşmelere katılmıyor.
Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'e, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş eşlik edecekler.
28 Mart'ta da Başbakan Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı
Karamanlis, devreye gidecekler.
İsviçre'ye giderken Türk
tarafındaki tablo nedir?
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın, İsviçre'ye gitmeyişi, dörtlü görüşmelerden
Türk tarafı açısından olumlu bir sonuç beklemediğini
gösteriyor. Kıbrıs'taki müzakerelerde ilerleme kaydedilemeyişi
ve Rum tarafının katı tutumu Denktaş'ta bu kanıyı
oluşturdu.
Denktaş, İsviçre'de, Türk
tarafının olmazsa olmazları plana yansımazsa, KKTC'de
referandum için "hayır" kampanyası
yapacağını açıkladı. Denktaş'ın planı
desteklemesi, olmazsa olmazların İsviçre'de kabul ettirilmesine
bağlı.
Böyle bir sonuç alınırsa
Denktaş, "evet" diyecek ve halka da aynı yönde
çağrı yapacak.
KKTC Başbakanı Mehmet Ali
Talat ise, başından beri Annan planının bu haliyle bile
kabul edilmesinin reddedilmesinden daha yararlı olduğunu savunuyor.
Bu görüşleriyle tutarlı olarak İsviçre'de Türk
tarafının istekleri plana geçmese dahi referandumda "evet"
denilmesini savunacaktır. Talat'ın bugüne kadarki tutumundan böyle
davranacağı tahmin edilebilir.
KKTC Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş'ın durumu ise farklı. Serdar
Denktaş, İsviçre öncesinde, Türkiye ile KKTC'nin olmazsa olmazlar
konusunda bir tutum birliği içinde olmaları gerektiğini savundu.
Bu Serdar Denktaş'ın da İsviçre'de olmazsa olmazların plana
geçirilmesini zorunlu gördüğü anlamına geliyor. Eğer bu gerçekleşmezse
Serdar Denktaş'ın, Başbakan Talat gibi Annan planının
bu haline de "evet" demesi ve referandum kampanyasına o yönde
katılması zordur.
Ayrıca, Serdar
Denktaş'ın, Talat'la zıt bir tutuma girmesi, KKTC'de bir hükümet
sorunu da yaratabilir.
Ankara'nın tutumuna gelince...
Önceki gece Başbakan
Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök ve
Dışişleri Bakanı Gül'ün yaptığı üçlü zirve
sonrasında, "olmazsa olmazlar konusunda ısrarcı"
olunacağı sonucu vurgulandı. Dışişleri
Bakanı Gül, toplantı sonrasında İsviçre'de bu çizginin
izlenip savunulacağı yönünde açıklamalar yaptı.
Denktaş'ın yaklaşımına yakın görünen bu tutum
İsviçre'de sonuç verir ve olmazsa olmazlar yönünde Annan planı
değiştirilirse zaten sorun yok. O zaman Denktaş'ın da
desteğini alarak referanduma gitmek ve "evet" sonucuna
ulaşmak kolay olacaktır.
Ancak aksi olursa,
değişmemiş Annan planını, - Başbakan Talat
dışında - savunmak ve "evet" oyu istemek,
Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül açısından
da kolay olmayacaktır.
Umut edelim ki, İsviçre
sürecinde, Kıbrıs sürecinde gerçekleşmeyen değişiklik
gerçekleşsin ve Türk tarafının olmazsa olmazları plana
girsin.
Rum tarafı ve AB bu gerçeği
görüp dayatmadan vazgeçsin...
FIKRET BILA MILLIYET 22/03/04
Ankara'nın
'olmazsa olmazları' AB elçilerine iletildi
22/03/2004
RADIKAL
Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal ile AB
üyesi ülkelerin Ankara'daki diplomatik misyon temsilcilerini bir araya getiren
toplantıda, dörtlü görüşmeler öncesinde
Ankara'nın Kıbrıs konusunda 'olmazsa olmazları'
büyükelçilere iletildi.
Dışişleri Bakanlığı'nda yaklaşık 45
dakika süren görüşmeden sonra basın mensuplarının
sorularını yanıtlayan AB dönem başkanı
İrlanda'nın Ankara Büyükelçisi Sean Whelan, görüşmelerin son
derece yararlı olduğunu, bugün Türkiye'nin konuya bakış
açısını tam olarak anlama olanağını
bulduklarını kaydetti.
Kıbrıs konusunda siyasi ve yasal konuları birbirine
karıştırmamak gerektiğinin altını çizen Büyükelçi
Whelan, AB'nin konunun bir an önce çözülmesi yönünde verdiği desteğin
süreceğini, ancak henüz müzakere aşamasında olan, hangi
derogasyonları (ayrıcalıkları) içereceği netlik
kazanmayan bir anlaşmaya ilişkin hukuki konularda yorum yapmak için
erken olduğunu söyledi. Whelan, AB
Komisyonu ve Türk hukukçuların çalışmalarının
sürdüğünü de belirtti. Whelan, Kıbrıs konusunda olası bir
anlaşma metninin Topluluk birincil hukuku olarak kabul edilmesi için
ulusal parlamentolar tarafından onaylanması gerekip
gerekmeyeceğine ilişkin soru üzerine de 25 ülke göz önünde bulundurulursa
bu sürecin yaklaşık 1.5-2 yıl süreceğini kaydetti.
Ankara
AB'yi uyardı
İsviçre
konferansına hazırlanan Ankara, Brüksel'e mesaj verdi: Varılacak
anlaşma AB temel hukuku olmalı. Gül, 'Bunun
tartışılacak yanı yok' dedi
22/03/2004
RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - İsviçre'de salı günü Kıbrıs sorununun çözümü için
başlayacak dörtlü konferans öncesinde son hazırlıklar
yapılırken, Ankara, AB'ye 'Kıbrıs'ta varılacak
anlaşma birliğin temel hukuku olmalı, bunun bizim
açımızdan tartışılacak yanı yok'
uyarısını yaptı.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Dış-işleri Bakanı
Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, önceki akşam
bir toplantı yaparak 23 Mart'ta İsviçre'nin Bürgenstock
kasabasında başlayacak dörtlü konferans için izlenecek stratejiyi ele
aldı. Türkiye'nin 'olmazsa olmazlarının' yeniden
sıralandığı toplantıda, AB'ye Kıbrıs
konusunda yoğun baskı yapılmasının
kararlaştırıldığı öğrenildi.
Toplantının ardından bir açıklama yapan
Dışişleri Bakanı Gül de devletin zirvesinin
Kıbrıs'la ilgili hassasiyet ve önceliklerinin teyit edildiğini
söylerken, AB'ye Kıbrıs'ta varılacak bir anlaşmanın
birliğin temel hukukunun parçası olmasının Türkiye için
tartışılmayacak bir öncelik olduğunu vurguladı.
Gül şu ifadeleri kullandı:
'Kesin
kararlıyız'
"Bu konu bu kadar kesin bir konu. Bunu AB ile görüşmelerimizde
herkese söylüyoruz. Bu bizim için tartışılmayacak bir konu çünkü
eğer bu konuda bir tereddüt söz konusu olursa uzun çabalar sonunda
ulaşabileceğimiz bir neticenin anlamı olmayacak. Çünkü ileride
değiştirilebilir demektir. Bu konuda çok kesin
kararlıyız."
Dışişleri Bakanı Türkiye'nin hassasiyetleri olarak da iki
kesimliliğin kuvvetlendirilmesi, garanti ve güvenlik sisteminin devam
etmesi ile adadaki yerleşiklerin hayatına huzur içinde devam etmesi
olarak saydı. Hükümetin İsviçre beklentisini "Umuyoruz ki her
iki taraf da iyi niyet gösterir ve bu iş BM Genel Sekreteri Annan'a
kalmaz" sözleriyle açıklayan Gül, Türkiye'nin 'olmazsa
olmazlarını' Genelkurmay'ın da bir kez daha teyit ettiğini
vurguladı. Dışişleri Bakanı, KKTC Başbakanı
Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs Türk heyetinin
başkanlığını yapmasını Rum
tarafının kabul edip etmeyeceğinin sorulması üzerine
"Edecek, çünkü Rauf Denktaş kendilerine tam yetki veriyor"
yanıtını verdi.
Powell'a telefon
Gül, KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın
İsviçre'ye gitmemesi olasılığı için ise,
"Kararı kendisi verir yanıtını verdi. İsviçre'de
AB'den daha net mesajlar almayı uman Ankara AB'yi harekete geçirmek için
müzakere sürecine bir kez daha ABD Dışişleri Bakanı Colin
Powell'ı da müdahil etme kararı aldı. Bugün ya da yarın
Powell ile bir telefon görüşmesi yapması beklenen Gül'ün Powell'a,
"Dörtlü görüşmelerde de desteğinizi yüksek sesle duymak
istiyorum" mesajı göndermesi bekleniyor
De
Soto'ya hassasiyetler iletildi
22/03/2004
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - Lefkoşa'da Türk ve
Rum tarafları arasındaki görüşmeleri yürüten BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto dün Ankara'ya
gelerek son durumu ele aldı. Dışişleri Müsteşarı
Büyükelçi Uğur Ziyal, Müsteşar Yardımcısı Baki
İlkin, Siyasi İşler Müdürü Ertuğrul Apakan ve Büyükelçi
Deniz Bölükbaşı'nın da katıldığı ve
altı saate yakın süren görüşmede Kıbrıs'ta olası
anlaşmanın sonradan değiştirilmesi ihtimalinin ortadan
kaldırılması gereği üzerinde görüş birliğine
varıldı. Ziyal, AB'nin bu konudaki desteğini 25-26 Mart'taki
Brüksel zirvesinde gösterebileceğini söyledi. "AB ile
temasımız kesintisiz sürüyor" diyen De Soto ise Türkiye'nin
hassasiyetini anlayışla karşıladıklarını kaydetti.
'Siyasi irade olursa
umut olur'
Görüşmenin ardından Kıbrıs'ta herkesin üzerinde
mutabık olduğu bir süreç ve tüm tarafların üst düzeyde
taahhütleri olduğunu hatırlatan BM yetkilisi, "Umarız
bunları yerine getirirler. Uzlaşma ve siyasi irade ruhu olursa çözüme
dair umutlu olmak için neden olur" dedi. De Soto, İsviçre
konferansının Bosna-Hersek için Dayton'da yapılan
görüşmelerle karşılaştırılması üzerine,
"En önemli fark, burada kimsenin savaşmadığı"
diye sonuştu. İsviçre'de BM'nin dördüncü plan sunup
sunmayacağı sorusuna, "Tahmin yapmak istemiyorum
yanıtını veren De Soto, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın İsviçre'ye gitmeme kararı için de yorum
yapmadı.
'Zorlayacak
değiliz'
Ankara,
Genelkurmay'ın da desteğiyle Denktaş'a İsviçre'ye gelmesi
için son kez çağrı yapma kararı aldı. Erdoğan da,
'Zorla götürecek halimiz yok' dedi
22/03/2004
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı İsviçre'deki dörtlü
konferansa katılma konusunda ikna edemeyen AKP hükümeti, Genelkurmay
Başkanlığı'nın da isteği doğrultusunda
Denktaş'a bir kez daha 'İsviçre'ye gelin' çağrısı
yapma kararı aldı. Ancak Başbakan Tayyip Erdoğan,
Ankara'nın tavrını,
"Zorla götürecek değiliz" diyerek ortaya koydu.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile önceki gece son
durumu değerlendirdi. 23 Ocak tarihli MGK bildirisine atıf
yapılan toplantıda Denktaş'ın sonuna kadar müzakere
sürecinde yer alması gerektiği görüşü benimsendi. Ancak Gül'ün
hükümetin Denktaş'ı ikna için her çabayı gösterdiğini
anlatmasının ardından hükümet kanadı, Özkök'ün de
önerisiyle KKTC liderine son kez 'görüşmelere katıl'
çağrısı yapmayı kararlaştırdı.
'Çekilme izah
edilemez'
Başbakan Erdoğan toplantı sonrası NTV'de
katıldığı bir programda yola Denktaş'la devam etmek
istediklerini ancak kendisini zorlayamayacaklarını söyledi.
"Sürece sayın Denktaş'la başladık, onunla bitirmek
istiyoruz" diyen Erdoğan, 'Uçağa atlayıp Kıbrıs'a
gitseniz, dörtlü görüşmelere sayın Denktaş'ı da alıp
öyle geçseniz' sorusunu ise, "Zorla götürecek halimiz yok. Kendisiyle
konuşacağız, bu işi beraberce bitirme gayreti içinde
olacağız" diye yanıtladı. Türkiye ile KKTC
arasında 'olmazsa olmazlara' dair görüş ayrılığı
olamayacağını, bunlardan taviz verilmeyeceğini vurgulayan
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: "Sayın
Denktaş, Rum tarafının iyi niyetli olmadığı
düşüncesinde. Fakat bunu görüşmelerden çekilmek suretiyle izah etmek
mümkün değil. Final diyebileceğimiz aşamaya geldiğimizde,
iyi niyeti göremiyorsak o zaman dörtlü görüşmelerde anavatan ve yavru
vatan birlikte kararımızı veririz."
Erdoğan, 28 Mart'taki yerel seçim yüzünden yoğun kampanya
çalışmalarına rağmen KKTC lideriyle bir araya gelerek
görüşme olanağı arayacağını, bu mümkün olmazsa
konuyu telefonla görüşeceklerini de söyledi.
Denktaş:
Metot haksız, usul yanlış
22/03/2004
RADIKAL
KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir metotla ve
aceleci bir tavırla, başkaları tarafından hazırlanan
bir belgenin zorla iki halka kabul ettirilmeye çalışıldığını
belirterek, "Metot haksızlıktır, usul
yanlıştır. Baskılar kabul edilmez" dedi.
Rum yönetimi lideri Tasos Papapadopulos başkanlığındaki Rum
heyetle yaptığı görüşme hakkında bilgi veren
Denktaş, görüşmelerden çekilmediğini, İsviçre'den gelecek
sonuca bakarak tam olarak çekilip çekilmeyeceğine karar vereceğini
söyledi. Denktaş, kendisinin görüşmecilikten çekilmesi halinde
hükümetin dağılacağını, çünkü hükümet
ortaklarının bu yönde protokolü olduğunu açıkladı.
İsviçre'ye gidecek heyetin tam yetkili olduğu konusunda BM'ye
yazı verdiğini kaydeden Denktaş, yapabileceği daha fazla
bir şey olmadığını, giydirilmeye
çalışılan mahkumiyet gömleğini giymeyeceğini söyledi.
Yapılamayacağı
yapmamak
Gündüz Aktan
22/03/2004
RADIKAL
Sn. Denktaş'ın
İsviçre'ye gitmeyeceğini açıklaması basının belli
kesimlerinde büyük tepkiye yol açtı. Ankara'ya haber vermeden bu
kararı almasını diplomatik nezaketsizlik diye suçlayanlar, hatta
anavatan sevgisini sorgulayanlar var. Sn. Denktaş'ın vazgeçilmez
olmadığını, müzakerecilikten derhal alınması ve yerine
Sn. Talat'ın geçirilmesi gerektiğini bir süredir söyleyenler sanki
kendileri değil. Acaba Sn. Denktaş olmadan çözümün ne mümkün ne de
meşru olabileceğini idrak etmeye mi başladılar? Yoksa biraz
gecikerek KKTC'de hükümetin dağılabileceğini mi
keşfettiler?
Bu vesileyle tutumlarının Sn. Denktaş'ı Rumlar ve BM
karşısında zayıf düşürdüğünü ve Türk
tarafının çıkarlarına zarar verdiğini de umarım
idrak ederler.
Bırakın liberal cahilleri, bazı kıdemli dış
politika kalemlerinin bile, Sn. Denktaş'ın ne yapmak istediğini,
nasıl olup da böylesine yanlış değerlendirebildiklerini
anlamak imkânsız. Oysa kendilerini müzakerecinin yerine koymaları
yeterli.
Sn. Denktaş müzakerelerde üç 'olmazsa olmazımız'a ilişkin
hiçbir ilerleme kaydedemediğini söylüyor. Bu konuda Ankara'nın
kendisini yeterince desteklenmediğinin farkında. Nasıl
sansürlendiğini gördü. Çeşitli vesilelerle hamasetçi, slogancı,
marjinalci diye suçlandı. Dışişleri sözcüsünün bir-iki
çıkışı bir yana, çabalarına yüksek siyasi düzeyden
kimse açık bir destek vermedi, Papadopulos'un uzlaşmaz tutumunu
gereğince eleştirmedi.
Sn. Gül sorunun zaten çözümlendiğini bir gazeteciye ifade etti.
İsviçre'de ilerleme olmazsa Kofi Annan'ın boşlukları
dolduracağını, sanki harika bir çıkış
yoluymuş gibi vurguladı. 'Olmazsa olmazlarımız' ihmal
edilmiş bile olsa, nihai metnin referanduma sunulmasının
demokratik olacağını ima etti.
Bu durumda Sn. Denktaş İsviçre'ye giderse, Sn. Erdoğan ve Sn.
Gül'ün aşırı uzlaşmacı tutumları
dolayısıyla, ciddi bir ilerleme sağlanmasının mümkün
olmayacağını biliyor ve bu büyük vebali paylaşmak istemiyor.
Sn. Denktaş'ın İsviçre'deki müzakerelere katılması
hâlâ mümkün olabilir. Bunun için, 'olmazsa olmazlarımız' konusunda
ilerleme olmaması ve AB'nin çözüm anlaşmasını birincil
hukuk yapmaması halinde, hükümetin 9 Nisan tarihinde nihai metnin
referanduma sunulmasını kabul etmeyeceğini kamuoyuna
açıklaması yeterli olacak. Sanırım Sn. Denktaş bunu
sağlamak için hükümetle müzakere ediyor. Dolayısıyla Sn.
Denktaş'ın talebi hükümetin İsviçre'de elini zayıflatmak
şöyle dursun, bugüne kadarki tutumunu değiştirip müzakerelere
gerçekten girmesini amaçlıyor.
Hükümet bir milli davanın çözümünde yapılmaması gereken birçok
şeyi yaptı. Fakat hiç yapamayacağı bir şey var:
Doğru dürüst müzakere etmediği bir çözümün sorumluluğunu Sn.
Denktaş'a yüklemek. Hem de bunu Sn. Denktaş'ın rahat müzakere
etmesine imkân vermeden yapmak.
Geçen cumartesi akşamı yapılan 'zirve' toplantısı,
denizin bittiğini ortaya koymuş olmalı.
İsviçre'de gerçek anlamda müzakereler için zaman çok az. 25-26 Mart
tarihlerinde dışişleri bakanları zaten yoklar. O zaman 24
Mart'ta da müzakere yapılamaz. 27 Mart dışişleri
bakanlarının adadaki taraflarla birlikte olacağı tek gün.
Başbakanların müzakereye katılması içinse 28-31 Mart
arasında üç gün kalıyor.
Bu durumda Annan'a boşlukları doldurması için verilecek
zamanın da müzakerelere ayrılmasını istemek doğru
olacak. Annan'a bu yetkinin verilmesi hükümetin Sn. Denktaş'a
baskısı sonucu oldu. Hiçbir ciddi ülke bir milli davanın
çözümünü bir başkasının iradesine terk edemez. Hükümet
çözüm kadar çözüm sonrası dönemi de düşünmek zorunda.
Demokrasilerde meşruiyet anayasadan gelir. AKP'nin seçimlerde
oylarının artması bu meşruiyetin sadece bir
kaynağıdır. Milli davalara ilişkin tutum da meşruiyet
denkleminin ayrılmaz parçasıdır.
Not: Yeni Şafak'ta Fehmi Koru okumadığı, ismini bile
hatırlamadığı rahmetli Özal adına benim kaleme
aldığım kitabın gayrimilli olduğunu yazmaya devam
ediyor. Demek ki o zamanlar kendisi kitaptan daha milliydi, şimdi gayrimilli
oldu. Ne de olsa değişmekle övünen onlar. Ya da kitabın teması
olan kültür konusunda milli, Kıbrıs ve AB gibi milli konulardaysa
gayrimilli. Şimdi bu notu kendisine cevap sayıp bir değil iki
makale yazabilir.
BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, Kıbrısta herkesin
üzerinde mutabık olduğu bir süreç ve üst düzeyde girilen taahhütler
olduğunu belirtti.
De soto, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın
İsviçreye gitmeme kararı konusunda yorum yapmaktan
kaçındı.
Kıbrısta
başlatılan müzakere sürecine ilişkin görüşmelerde bulunmak
üzere Ankaraya giden BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi
Alvaro de Soto, Dışişleri Bakanlığı
Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal ile görüştü. Görüşmenin
ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan De Soto,
Kıbrıs müzakereleri sürecinde tüm tarafların Annan planına
göre yerine getirmeleri gereken bazı taahhütler olduğunu belirterek,
Umarız, bunları yerine getirirler dedi.
İsviçrede yapılacak müzakerelerden umutlu olup
olmadığı sorusuna,herkesin üzerinde mutabık olduğu
bir süreç ve üst düzeyde girilen taahhütler olduğunu kaydeden De Soto,
Eğer uzlaşma ve siyasi irade ruhu olursa çözümün
sağlanacağına dair umutlu olmak için neden olur dedi.
DAYTON GÖRÜŞMELERİNDEN FARKLI
Ziyal ile yararlı bir görüşme yaptığını ifade
eden De Soto, İsviçrede yapılacak müzakerelerin Bosna-Hersek için
Daytonda yapılan görüşmelerle
karşılaştırılması üzerine, Aradaki en önemli
fark, burada kimsenin savaşmadığı dedi.
DENKTAŞLA İLGİLİ YORUM YAPMADI
De soto, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın İsviçreye
gitmeme kararını nasıl değerlendirdiğinin
sorulması üzerine de, Yorum yok dedi. De Soto, derogasyonlar konusunda
da ayrıntıya girmedi. BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel
Temsilcisi, Atinaya gitmeyi planlamadığını, zaten
İsviçrede biraraya geleceklerini söyledi.
Dışişleri Bakanlığında 6 saat süren
görüşmeye Müsteşar Yardımcısı Baki İlkin,
İkili Siyasi İşler Müdürü Ertuğrul Apakan ve Büyükelçi
Deniz Bölükbaşı ile diğer bürokratlar katıldı.
YENIDUZEN 22/03/2004
|
Her
şart altında çözüm demiyoruz |
||
|
|
||
|
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs görüşmeleri için
İscviçreye gitmeden önce yaptığı konuşmada
Türkiyenin kalıcı barıştan yana olduğunu belirterek
Her ne pahasına olursa olsun çözüm anlayışında
değiliz dedi. |
||
|
|
|
|||
|
|
|
23 Mart 2004 Gül, varılacak anlaşmanın AB hukukuna
uygun olmasının şart olduğunu belirterek, 25-26 Marttaki
AB zirvesinde de anlaşmanın kalıcı olması icin
temaslarda bulunacaklarını söyledi. |
|
Gül,
görüşmelerin Kıbrıs Türk halkına kabul edebilecekleri bir
planla referanduma gitmeleri imkanı verileceğini umduğunu
belirterek Türk tarafı elinden geleni yapacak. Karşı taraf da
aynı anlayışta olacaksa çözüme varılır. Ama her ne
pahasına olursa olsun çözüm olsun anlayışında değiliz
dedi.
Gül, bir soru üzerine Denktaşın
İsviçredeki görüşmelere gelmek istemediğini söyledi.
Anlaşmanın AB hukuna uygun
olmasının şart olduğunu belirterek Türkiyenin
kaygılarını defalarca anlattık. 25-26 Marttaki AB
zirvesinde de anlaşmanın kalıcı olması icin temaslarda
bulunacağız dedi.
Türkiyenin desteği
arkamızda
Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde Türkiye ve
Yunanistanın da katılımıyla yapılacak dörtlü zirve
yarın başlıyor.
|
NTV |
|
|
|
23 Mart 2004 KKTC Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, İsviçreye
giderken olmazsa olmazlar konusunda Türkiyenin KKTCnin önceliklerini öne
aldığını söyledi. İsviçredeki dörtlü
görüşmelere katılacak Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tassos
Papadopulos, Süreçler ve baskılar uğruna Kıbrıs
Helenizminin haklarını, güvenliğini ve kaderini feda edecek
değilim dedi. |
KKTC
heyeti Başbakan Talat, Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun ve KKTC
Washington temsilcisi Osman Ertuğdan oluşuyor. Sabah satlerinde
İstanbula gelen heyet, buradan da İsviçrenin Zürih kentine hareket
etti. KKTC heyetinin bugün Rum heyetiyle temasa geçmesi bekleniyor.
Başbakan Talat ile Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, Geçitkale Havaalanında
yaptıkları açıklamada, halka duyarlı olmaları yönünde
çağrıda bulundu. Talat ve Denktaş, Annan Planının
daha görüşme aşamasında olduğunu, evet ya da hayır
kampanyaları yönünde halkın kamplara bölünmemesi gerektiğini
söylediler.
CEP TELEFONLARI KAPALI OLACAK
Serdar Denktaş uçakta gazetecilerin
sorularını yanıtlarken, Olmazsa olmazlarımız
belliydi. Fakat Türkiye ile öncelik sıralamalarımız
farklıydı dedi. Hafta sonu Adadaki Türk yetkililerle
görüştüklerini kaydeden Serdar Denktaş, Bizim önceliklerimiz öne
alındı dedi. Öte yandan dörtlü zirveye Türkiye adına
katılacak olan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül
başkanlığındaki Türk heyetinin de Burgenstocka
ulaştığı bildirildi.
TÜRK TARAFI UZLAŞMAZ DAVRANDI
İsviçredeki dörtlü görüşmelere
katılacak Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tassos Papadopulos,
Süreçler ve baskılar uğruna Kıbrıs Helenizminin
haklarını, güvenliğini ve kaderini feda edecek değilim
dedi. Papadopulos, İsviçreye hareketinden önce yaptığı
açıklamada, Lefkoşadaki müzakerelerin Türk tarafının
uzlaşmaz tutumu nedeniyle sonuçsuz kaldığını savundu.
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri 1 Mayısa kadar çözüm istediğini
ancak zaman açısından baskı var diye de Kıbrıslı
Rumların haklarından taviz vermeyeceğini söyledi.
Brükselde yapılan AB Genel İşler
Konseyi toplantısına katılan Yunanistan Dışişleri
Bakanı Petros Molivyatis ve Yardımcısı Yannis Valinakisin
de bu akşam geç saatlerde veya yarın İsviçreye gelmeleri
bekleniyor.
Toplantının yarın sabah saatlerinde
ilk olarak dışişleri bakanları düzeyinde başlayacak.
Bakanların 25 Martta başlayacak AB zirvesine gitmesi nedeniyle daha
sonra müsteşar düzeyinde devam edecek.
KIBRIS AB ZİRVESİ GÜNDEMİNDE
Yunan gazeteleri, Kıbrıs müzakerelerinin
Atinanın girişimiyle, Brükselde 25-26 Mart tarihlerinde
yapılacak AB zirvesinin gündemine de alındığını
yazdı. Gazeteler, Kıbrıs konusunun, 25 Mart Perşembe günü
dışişleri bakanları tarafından akşam
yemeğinde ele alınacağını, ayrıca zirvenin sonuç
bildirisinde Kıbrısla ilgili özel bir paragrafa yer
verileceğini öne sürdüler.
Yunan basını, Atinanın
Kıbrıs müzakerelerini AB zirvesinin gündemine getirmesinin
Türkiyenin AB müktesebatının dışında bir çözüm
arayışına girmesini engelleme amacını
taşıdığı yorumunu yaptı.
BAŞBAKANLAR GÖRÜŞMESİ 29 MARTTA
AB zirvesinin ardından da İsviçreye
dönecek olan Gül ve Molivyatisin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlisin Burgenstocka geleceği
29 Marta kadar müzakereleri sürdürmeleri bekleniyor.
Toplantının başbakanlar düzeyine
taşınmasının ardından da büyük bir
olasılıkla BM Genel Sekreteri Kofi Annanın da İsviçreye
gelerek görüşmelere katılacağı belirtiliyor.
GÖRÜŞME ÖNCESİ NOTLAR
Görüşmelere
Türkiyeden 22, KKTCden 7 kişilik heyetler katılacak.
Görüşmelerde
BMyi, Genel Sekreterin özel temsilcisi Alvaro De Soto temsil edecek.
Dörtlü
görüşmeler, basına kapalı yapılacak.
Heyet
üyeleri dışında, hiç kimse görüşmelerin
yapıldığı yere alınmayacak.
|
Dördüncü
Annan Planı hazır |
|
|
|
Birleşmiş
Milletlerin, 4üncü Annan Planını hazırladığı
ve İsviçredeki dörtlü görüşmede taraflara sunacağı
bildirildi. |
|
|
|
Lefkoşa |
|
|
|
23 Mart 2004 Rum Politis gazetesinin haberine göre, plan ortak
devletin işlevselliği, toprak, güvenlik ve ekonomik konularda Rum
tarafının beklentilerini karşılıyor. Türk
tarafının ise, daha az Rumun kuzeye dönmesini öngören iki kesimlilik
talebi planda yer alıyor. Ayrıca Türk tarafının
derogasyonlar konusundaki talebinin de kısmen tatmin edildiği ifade
ediliyor. Öte yandan, diplomatik kaynaklar 4lü görüşmelerde
anlaşma sağlanmasının zor olacağını
belirtiyor. |
Politis
gazetesinin, Avrupalı bir diplomatik kaynağa dayanarak verdiği
haberde, Annan Planının 4üncü versiyonunun
tamamlandığı belirtildi. Habere göre, 4üncü Annan
Planına, Türk ve Rum tarafının masaya koyduğu belgelerden
uygulanabilir görülenler dahil edildi.
RUM TARAFININ TALEPLERİ
Politis gazetesi, Rum tarafının 4. Annan
planına dahil edilen isteklerini şöyle sıralıyor;
İşlevsellik- Rum yönetimi lideri
Tasos Papadopulos ortak devlet kurumlarının işlevselliğinin
iyileştirilmesi talebinde kazanıyor.
BM,
kuruluş anlaşmasının imzalanmasından itibaren 40 gün
içinde federal parlamentoların oluşturulması için seçim
yapılmasını kabul ediyor.
Sayıları
6dan fazla olması beklenen Başkanlık Konseyi üyeleri süratle
seçiliyor ve Kıbrıs Türk kurucu devlet liderinin
eşbaşkanlık süresi 4 aydan 2 aya iniyor.
Asliye
Mahkemesi kurulması talebi kabul ediliyor.
Toprak- Türkiyenin iki bölgeliliğin
güçlendirilmesi talebine karşılık önemli oranda toprak iade
etilmesi öngörülüyor.
Güvenlik- Uluslararası unsurlar,
Yunanistan ve Türkiyenin güçlü bir iradeye sahip olduğunu ve güvenlik
konusunda bir anlaşmaya varacağına inanıyor. Adada kalacak
asker sayısı, arabulucular tarafından ikincil bir konu olarak
görülüyor.
Ekonomik yönü- BM, Papadopulosun
endişelerini dikkate alıyor ve çözümün maliyetiyle ilgili daha iyi
bir inceleme sunuyor.
TÜRK TARAFININ TALEPLERİ
İki Bölgeliliğin Güçlendirilmesi-
Ankaranın çok az sayıda Rumun olacağı Kıbrıs
Türk devleti ve sınırlarının düzleştirilmesi talebini
elde ettiği görülüyor. Federal temsiliyette özellikle de ortak devletin
senatosunda özlü siyasi eşitlik talebi de kabul görüyor. Türkiye bunun
karşılığında önemli oranda toprak tavizi
teminatında bulunuyor.
AB Müktesebatından İstisnalar- Türk
tarafı, anlaşmanın AB standartlarına uymayan maddelerinin,
Avrupa mahkemelerinde iptal edilmemesi için, AB temel yasası olarak kabul
edilmesini istiyor. AB, Kıbrıs Rumlarının kuzeye
yerleşmesi ve mülk satın alması hakkında geçici istisnaları
müktesebata dahil edecek.
Politis gazetesi, Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaşın iki ulus ve iki din konusundaki önerilerinin ve
Papadopulosun, iade edilecek toprakların BM denetimine verilmesi
talebinin uygun görülmediğini yazdı.
İSVİÇREDE ÇÖZÜM ZOR
Öte yandan, diplomatik kaynaklar, taraflar
arasındaki derin görüş ayrılıklarının yarın
başlayacak 4lü görüşmelerde bir haftalık süreçte
aşılmasının zor olacağını belirtiyor.
Anlaşmaya varılması halindeyse, mülkiyet konusunda çok ciddi
problemler ile karşılaşılacağı tahmin ediliyor.
MAL-MÜLK KONUSU ENDİŞE YARATIYOR
BM kaynakları, dünkü görüşmede,
Denktaşın mülkiyet konusunda sorunlar çıkabileceğini
anlatan bir konuşma yaptığını bildirdi.
Denktaşın Anlaşmanın mülkiyetle ilgili bölümleri etrafa
bırakılmış saatli bombaları oluşturacak
dediği öğrenildi.
Bu
sunuşun ardından toplantıya verilen kısa arada, Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulosun da Denktaşın yanına
giderek Aynı endişeleri biz de paylaşıyoruz. Bu kadar
aceleyle sağlıklı bir sonuca varılamaz. Bu yüzden
görüşmelerin 1 Mayıstan sonra da devam etmesi gerekiyor dediği
belirtildi.
|
4. Annan Planı hazır |
|
|
Rum Politis gazetesi, 4. Annan Planı'nın İsviçre'deki dörtlü görüşmelerde taraflara sunulacağını iddia etti. Rum Politis
gazetesinin, ''Avrupalı bir diplomatik kaynağa'' dayanarak,
''İşte Lüzern Paketi'' başlığıyla verdiği
habere göre, 4. Annan planı ortak devletin fonksiyonelliği, toprak,
güvenlik ve ekonomik konularda Kıbrıs Rum tarafını tatmin
ediyor. Gazeteye göre,
Türk tarafı ise mümkün olduğunca daha az Rumun geri döneceği
Kıbrıs Türk devleti modelinin yer aldığı ''iki
bölgelilik'' talebinde kazançlı çıkacak. Avrupa Birliği de
(AB) aynı zamanda, Annan planının içerdiği istisnalar (AB
müktesabatına uymayan düzenlemeler) konusunda Ankara'yı kısmen
tatmin edecek. Haberde, De
Soto ve ekibinin, Türk ve Rum taraflarının müzakere masasına
koyduğu belgelerden uygulanabilir gördüğünü planın nihai
metnine dahil ettiği belirldi. Politis
gazetesine göre, Rum tarafının 4. Annan planına dahil edilen
istekleri şunlar: -
Fonksiyonellik; - Asliye
Mahkemesi kurulması talebi kabul ediliyor. - Toprak;
-
Güvenlik; -
Ekonomik yönü; ''TÜRK
TARAFININ TATMİN EDİLDİĞİ KONULAR'' Gazete, 4.
Annan planında Kıbrıs Türk tarafının şu
isteklerinin yer alacağını belirtiyor: -
İki Bölgeliliğin Güçlendirilmesi; - AB
Müktesebatından İstisnalar (Derogasyon): Arabulucular
ise anlaşmanın imzalanmasından sonra Türk tarafının
endişelerini büyük ölçüde rahatlatan 'teknik düzenlemelerden' söz
ediyor. Uluslararası unsurlar 'iki bölgeliliğin'
güçlendirildiği oranda AİHM'e başvuruları da
cezbettiği yönünde Ankara'ya uyarılarda bulunuyor.
Kıbrıs'ın AB üyelik sözleşmesinin yeniden müzakere
edilmesinin ise 'anlamsız ve olmayacak bir fikir' olduğunu
bildiriyor.'' Politis
gazetesi, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ''iki ulus'' ve
''iki din'' konusundaki önerilerinin ve Papadopulos'un, ''iade edilecek
toprakların BM denetimine verilmesi talebinin uygun
görülmediğini'' yazdı. Gazete,
Yunanistan ve Türkiye başbakanlarının 4'lü görüşmeye
katılmasıyla özlü bir al-ver sürecinin başlamasını
ihtimal dışı bırakmadıklarını
belirttiği arabulucuların, ''Nihai belgenin gayet dengeli
olduğu'' görüşlerine yer verdi. Gazete,
''Belge, müzakereler sonunda her iki tarafa karlı çıkma,
İngilizlerin deyimiyle 'win-win situation' hissi veriyor'' ifadesini
kullandı |
|
HURRIYET 23/03/2004
|
Gül, barış umuduyla İsviçre'ye gitti |
|
|
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta kalıcı barış için çalışacaklarını tekrarladı. Gül, yarın
İsviçre'de başlayacak görüşmeler için Ankara'dan bu ülkeye
hareket etti. Gül,
Esanboğa Havalimanı'ndan yaptığı açıklamada,
New York süreci gereğince Kıbrıs'ta önce tarafların kendi
aralarında görüşme yaptığını, ancak bir sonuca
ulaşamadıklarını dile getirdi. Gül,
şimdi yapılacak dörtlü görüşmede, anavatanlar Türkiye ve
Yunanistan'ın devreye girerek kalıcı barış ve
birleşik bir Kıbrıs için çaba harcayacaklarını
bildirdi. Türkiye'nin
"olmazsa olmazlarını" defalarca
anlattıklarını belirten Gül, uluslararası çevreler ile
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kosova'da yaşanan
olayları da dikkate alarak bunlara gereken önemi vereceklerini
umduğunu söyledi. Son ana kadar
masada kalacaklarını belirten Gül, "her ne pahasına
olursa olsun çözüm" anlayışına da karşı
olduklarını vurguladı. ''BRÜKSEL'DEKİ
AB ZİRVESİ FIRSAT'' GÜL,
ARINÇ'A BİLGİ VERDİ Dışişleri
Bakanı Gül, hareketinden önce İsviçre'de başlayacak
Kıbrıs görüşmeleri öncesi Meclis'i bilgilendirmek amacıyla
TBMM Başkanı Bülent Arınç'ı ziyaret etti. TALAT
VE DENKTAŞ İSVİÇRE'DE Talat'ın
yanısıra Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş,
Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun ve KKTC
Washington Temsilcisi Osman Ertuğ'dan oluşan KKTC heyetinin, bugün
Rum heyetiyle temasa geçmesinin beklenmediği kaydedildi. KIBRIS,
AB ZİRVESİNİN GÜNDEMİNDE Yunan
gazeteleri, Kıbrıs müzakerelerinin Atina'nın girişimiyle,
Brüksel'de 25-26 Mart tarihlerinde yapılacak AB zirvesinin gündemine
alındığını yazdı. Gazeteler,
Kıbrıs konusunun, 25 Mart Perşembe günü
dışişleri bakanları tarafından akşam
yemeğinde ele alınacağını, ayrıca zirvenin
sonuç bildirisinde Kıbrıs'la ilgili özel bir paragrafa yer
verileceğini öne sürdüler. Yunan
basını, ''Atina'nın Kıbrıs müzakerelerini AB
zirvesinin gündemine getirmesinin Türkiye'nin AB müktesebatının
dışında bir çözümarayışına girmesini engelleme
amacını taşıdığı'' yorumunu yaptı.
|
|
HURRIYET 23/03/2004
|
Erdoğan: Adada istediğimiz sonuç çıkmadı |
|
|
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrısta yapılan görüşmelerde istedikleri sonucun çıkmadığını söyledi. Erdoğan, TGRT'de katıldığı bir
programda Kıbrıs'a ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan, KKTC'nin
görüşmelerde iyi niyetli olduğunu ve bu iyi niyetin
karşılığını Güney Kıbrıs'tan da
görmek istediklerini belirtti. Erdoğan, "Eğer Güney
Kıbrıs bu İyi niyeti göstermeyecek olursa
zorlanırız, hele hele birincil hukuk konusu çözülmedikten,
haledilmedikten sonra burada netice almak mümkün değil" dedi. NEW YORK, İSTASYONLARDAN BİRİ Erdoğan, New York görüşmelerinin ardından
Ada'daki süreci "istasyonların bir tanesi" olarak gördüklerini
anlattı. Erdoğan Kıbrıs görüşmelerinde olumlu
sonucun çıkmasını devamlı umutla beklediklerine
değinerek, "Ama maalesef istediğimiz bir netice orda
çıkmadı" dedi. Kıbrıs görüşmelerinin istenilen sonucu
vermemesinin, "ikinci etaba bir ışık" olduğunu
dile getiren Erdoğan, "Şimdi ikinci etabın da iki
ayrı aktöryel bölümü var. Dışişleri
Bakanımızın aynı şekilde Yunanistan
Dışişleri Bakanı ve teknik kadrolarıyla dörtlü ve
BM'nin de katılımıyla çbeşli devam edecek olan
çalışmalar" olduğunu söyledi.
|
|
HURRIYET 23/03/04
|
Papadopulos Türk tarafını suçladı |
|
|
Kıbrıs Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos, İsviçre'de yapılacak dörtlü Kıbrıs müzakerelerine gidişinden önce, ikili görüşmelerde uzlaşma sağlanamamasının nedeninin, "Türk tarafının duruşu" olduğunu öne sürdü. Papadopulos,
İsviçre'nin Burgenstock kasabasında yapılacak dörtlü
Kıbrıs müzakerelerine katılmak için Ada'dan
ayrılırken, Türk tarafını suçladı. Papadopulos,
görüşmelerin ilk aşamasında gelişme kaydetmek için pek
çok çaba İsviçre'ye
iyi niyet ve siyasi iradeyle gittiğini belirten Papadopulos, Ada'da
kalıcı ve işlevsel çözüme ulaşmak için de tüm çabayı
göstereceğini söyledi.
|
|
HURRIYET 23/03/04
İşte yeni
plan... Kıbrıs'ta "4. Annan Planı" hazır
Birleşmiş
Milletler'in (BM), 4. Annan planını hazırladığı
ve İsviçre'de dörtlü görüşmelerin başlamasıyla taraflara
sunacağı bildirildi.
Rum Politis gazetesinin, ''Avrupalı bir
diplomatik kaynağa'' dayanarak, ''İşte Lüzern Paketi''
başlığıyla verdiği habere göre, 4. Annan planı
ortak devletin fonksiyonelliği, toprak, güvenlik ve ekonomik konularda
Kıbrıs Rum tarafını tatmin ediyor.
Gazeteye göre, Türk tarafı ise mümkün
olduğunca daha az Rumun geri döneceği Kıbrıs Türk devleti
modelinin yer aldığı ''iki bölgelilik'' talebinde kazançlı
çıkacak. Avrupa Birliği de (AB) aynı zamanda, Annan
planının içerdiği istisnalar (AB müktesabatına uymayan
düzenlemeler) konusunda Ankara'yı kısmen tatmin edecek.
Haberde, De Soto ve ekibinin, Türk ve Rum
taraflarının müzakere masasına koyduğu belgelerden
uygulanabilir gördüğünü planın nihai metnine dahil ettiği
belirtildi.
Politis gazetesine göre, Rum tarafının
4. Annan planına dahil edilen istekleri şunlar:
''-Fonksiyonellik; Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos
ortak devlet kurumlarının fonksiyonelliğinin
iyileştirilmesi talebinde kazanıyor. BM, kuruluş
anlaşmasının imzalanmasından itibaren 40 gün içinde federal
parlamentoların oluşturulması için seçim
yapılmasını kabul ediyor. Sayıları 6'dan fazla olması
beklenen Başkanlık Konseyi üyeleri süratle seçiliyor ve
Kıbrıs Türk kurucu devlet liderinin eşbaşkanlık süresi
4 aydan 2 aya iniyor.
-Asliye Mahkemesi kurulması talebi kabul
ediliyor.
-Toprak; Arabulucuların bu konudaki
tavrı net. Türkiye iki bölgeliliğin güçlendirilmesini istiyorsa
önemli oranda toprak parçası iade edecek. Hiç kimse kesin toprak
oranını belirtmiyor. Ancak son şeklinin Kıbrıs Rum
tarafının müzakere kabiliyetine bağlı olacağı
vurgulanıyor.
-Güvenlik; Uluslararası unsurlar,
Yunanistan ve Türkiye'nin güçlü bir iradeye sahip olduğunu ve güvenlik
konusunda bir anlaşmaya varacağına inanıyor. Adada kalacak
asker sayısı, arabulucular tarafından 'ikincil' bir konu olarak
görülüyor.
-Ekonomik yönü; BM, Papadopulos'un endişelerini
dikkate alıyor ve çözümün maliyetiyle ilgili daha iyi bir inceleme
sunuyor.''
TÜRK TARAFININ TATMİN
EDİLDİĞİ KONULAR
Gazete, 4. Annan planında Kıbrıs
Türk tarafının şu isteklerinin yer alacağını
belirtiyor:
''-İki Bölgeliliğin Güçlendirilmesi;
Ankara'nın çok az sayıda Rumun olacağı Kıbrıs
Türk devleti ve sınırlarının düzleştirilmesi talebini
elde ettiği görülüyor. Federal temsiliyette özellikle de ortak devletin senatosunda
özlü 'siyasi eşitlik' talebi de kabul görüyor. Türkiye bunun
karşılığında önemli oranda toprak tavizi
teminatında bulunuyor.
-AB Müktesebatından İstisnalar
(Derogasyon):
(Türk tarafı, anlaşmanın AB
standartlarına uymayan maddelerinin, Avrupa mahkemelerinde iptal
edilmemesi için, AB temel yasası olarak kabul edilmesini istiyor.)
AB, Kıbrıs Rumlarının kuzeye
yerleşmesi ve mülk satın alması hakkında geçici
istisnaları (bitiş tarihi belli) müktesebata dahil edecek. AB,
çözümden sonra istisnalar hakkında Kıbrıs Rumlarının
AİHM'e başvurma ihtimaliyle ilgili Türkiye'nin endişelerini de
anlıyor. Bu konuda AB nihai kararı vermedi.
Arabulucular ise anlaşmanın
imzalanmasından sonra Türk tarafının endişelerini büyük
ölçüde rahatlatan 'teknik düzenlemelerden' söz ediyor. Uluslararası
unsurlar 'iki bölgeliliğin' güçlendirildiği oranda AİHM'e
başvuruları da cezbettiği yönünde Ankara'ya uyarılarda
bulunuyor. Kıbrıs'ın AB üyelik sözleşmesinin yeniden
müzakere edilmesinin ise 'anlamsız ve olmayacak bir fikir' olduğunu
bildiriyor.'' Politis gazetesi, Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın ''iki ulus'' ve ''iki din'' konusundaki önerilerinin ve
Papadopulos'un, ''iade edilecek toprakların BM denetimine verilmesi
talebinin uygun görülmediğini'' yazdı.
Gazete, Yunanistan ve Türkiye
başbakanlarının 4'lü görüşmeye katılmasıyla özlü
bir al-ver sürecinin başlamasını ihtimal dışı
bırakmadıklarını belirttiği arabulucuların,
''Nihai belgenin gayet dengeli olduğu'' görüşlerine yer verdi.
Gazete, ''Belge, müzakereler sonunda her iki
tarafa karlı çıkma, İngilizlerin deyimiyle 'win-win situation'
hissi veriyor'' ifadesini kullandı.
MILLIYET 23/03/04
Kıbrıs
dörtlü görüşmelerinde "öncelikler" ön planda
Dışişleri Bakanlığı ile KKTC
hükümetinin, yarın başlayacak dörtlü görüşmelerde,
Kıbrıs Türk hükümetinin öncelikler sıralamasını ön
planda tutmayı kararlaştırdığı bildirildi.
KKTC hükümetine yakın kaynaklardan edinilen
bilgiye göre, adadaki Dışişleri Bakanlığı heyeti
ile KKTC hükümet yetkilileri arasında hafta sonunda yapılan
toplantılarda, İsviçre'nin Burgenstock kasabasında yarın
başlayacak görüşmelerin son hazırlıkları
yapıldı.
Söz konusu toplantılarda, Türk
tarafının ''olmazsa olmaz'' koşullarının bir kez daha
gözden geçirildiği ve bu çerçevede KKTC hükümetinin öncelikler
sıralamasının ön planda tutulmasının
kararlaştırıldığı öğrenildi.
Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, geçen cumartesi günü
düzenlenen Kıbrıs değerlendirme toplantısının
ardından yaptığı açıklamada, ''Varılacak
anlaşmanın AB birincil hukukunun parçası olması, iki kesimlilik
ile garanti ve güvenlik sisteminin devamı'' konularının
Türkiye'nin öncelik ve hassasiyetleri olduğunu bildirmişti.
Bu arada, edinilen bilgiye göre, dörtlü
görüşmeler sırasında basına tam bir karartma
uygulanması planlanıyor. Yetkililer, bu çerçevede müzakerelere
katılacak heyet üyelerinin cep telefonlarının bloke edilmesinin
de gündemde olduğunu belirtiyorlar.
MILLIYET 23/03/04
KKTC'de referandum
hazırlıkları başladı
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, (KKTC), Annan planı temelinde
1 Mayıs'a kadar çözüm yolunda en kritik ve belirleyici aşamayı
oluşturan referanduma yönelik hazırlıklar başladı.
KKTC Cumhuriyet Meclisi'nde dün onaylanan
yasanın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından
imzalanması ve Resmi Gazete'de yayımlanmasının ardından,
referanduma yönelik süreç resmen başlayacak.
Referandum sürecinde Seçim ve Halkoylaması
Yasası'nda öngörülen süreç aynen uygulanacak. Yani genel seçimler veya
cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi referandum sürecinde de
takvim olacak, seçmen listeleri asılacak, seçim yasakları
uygulanacak, propaganda dönemi çalışacak.
Referanduma yönelik takvim, Cumhuriyet
Meclisi'nde dün onaylanan özel yasanın Cumhurbaşkanı
Denktaş tarafından imzalanarak, Resmi Gazete'de
yayımlanmasıyla Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından
açıklanacak. Süreçte gecikme olması halinde, seçim takviminde gerekli
düzenlemeleri referandum tarihine göre yapma konusunda da YSK yetkili olacak.
YSK, yasada öngörülen 20 Nisan tarihini baz
alarak hazırlıklarına başlamış durumda. Bu tarih
itibariyle sandık seçmen listelerinin güncelleştirilerek
hazırlanması için yoğun çalışma içine giren YSK,
yasanın Resmi Gazete'de yayımlanmasıyla takvimi başlatacak.
20 NİSAN TARİHİNDE
DEĞİŞİKLİK OLABİLİR
Cumhuriyet Meclisi'nde dün onaylanan referanduma
ilişkin özel yasada, referandumun 20 Nisan Salı günü
yapılması öngörülüyor. Ancak aynı yasayla tarih
değişikliği için Bakanlar Kurulu'na yetki verilmiş durumda.
Bunun yanında referandumda sorulacak soru veya soruları belirlemek de
yasaya göre Bakanlar Kurulu'nun yetkisinde.
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, son
günlerde yaptığı açıklamalarda, 20 Nisan tarihinin birkaç
gün ileriye alınabileceğini belirtirken, yasada öngörülen tarihin
hafta ortasına denk gelmesinin sorun yaratabileceğine dikkat
çekiliyor.
TEK PUSULA
Kıbrıs Türk halkı, 30
yıllık ayrı yönetim tarihinde biri 1975, diğeri de 1985
anayasası olmak üzere iki kez referandum için sandık başına
gitti. Bu kez geçmiş referandumlardan farklı olarak sadece anayasa için
değil, yeni bir devlet için oy kullanılacak.
Bu referandumun diğer referandumlardan
teknik bakımdan da farklılıkları olacak. Yasaya göre tek
pusula kullanılacak ve zarf kullanılmayacak. Vatandaş, tek
pusula üzerinde tercihini yaptıktan sonra katlayıp sandığa
atacak.
Seçim ve Halkoylaması Yasası'nda
referandum öngörülmesine karşın, ne amaçla referandum
yapıldığının belirlenmesi için her referandumda özel
yasa kaçınılmaz olarak çıkarılıyor.
MILLIYET 23/03/04
Kıbrıs'ta
çözüm liderlerin elinde
Şu ara gündemde iki sorun var. Biri
yerel seçimler, diğeri Kıbrıs. Yerel seçimler bu pazar
sonuçlanınca bol bol tartışılacak.
Ancak Kıbrıs da çok önemli.
Çünkü bu sorun çözülmezse Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği zor bir sürece
girebilir. Öte yandan, Türk tarafı Annan planının hazmedilmesi
olanaksız olduğunu savunuyor. Kısacası, durum
karışık.
Kıbrıs'ta önce iki taraf
Annan planı üzerinde değişiklik önerilerini
tartıştı. Şimdi müzakereler Türkiye ve Yunanistan'la dörtlü
hale geliyor. Buradan da bir uzlaşma çıkmazsa, Annan taslağa son
şeklini verecek ve halkoyuna sunulacak. Bu durumda tarafların
tutumları merak ediliyor.
Birkaç gün önce Raymond James Menkul
Kıymetler, Strateji - GfK şirketine yaptırdığı
bir araştırmayı açıkladı. 917 kişi üzerinden
yapılan ankete göre Kıbrıs'ın Türk tarafında plana
"evet" diyeceklerin oranı yüzde 40.8. "Hayır"
diyeceklerin oranı ise yüzde 48. Yani daha fazla. Henüz yüzde 10.5'luk
kararsız olsa da, bunların hepsinin "evet" demesi halinde,
ancak plan kabul edilebiliyor. Yani iş zor.
Tabii, henüz müzakereyi götüren
liderler, yani Denktaş ve Talat, karamsar bir havada olduklarından
kamuoyu olumsuz yönde etkileniyor. Belli bir düzeltme
sağlandığı takdirde, kamuoyu olumlu yöne dönebilir. Kamuoyu
özellikle ikili bölgenin eksikliğinden rahatsız görünüyor. Etnik
yapıya dayalı federal devletin ve siyasi hakların tam olarak
düzenlenememesi, mülkiyetin yeniden düzenlenerek AB mahkemelerinin planı
değiştirememesi, Kuzey'e yerleştirilen Rumların oy
hakkının sınırlanmaması, Türkiye askerinin
devamlılığının sağlanamaması, Kuzey'e
yerleştirilecek Rumların sayısının
azaltılmaması, Rum kesimine verilecek toprağın
azaltılmaması, Türkiye'den göç edenlere gelen sınırın
kaldırılmaması, anlaşma sonrası geçici bir süre Kuzey
Kıbrıs'ın bir devlet olarak tanınmaması gibi konularda
rahatsızlığın olduğu anlaşılıyor.
Halkın yüzde 34'ü müzakerelerde
belli değişiklikler elde edilse de, bunların yetersiz
kalacağını düşünüyor. Geriye kalan yüzde 62'nin
yarısı düzeltmelerin Türk tarafı için hiçbir yararı
olmayacağını, diğer yarısı ise tersine
yararlı olacağını düşünüyor. Kısacası,
umutlu olan kesim sadece yüzde 31!
Bununla beraber, plan üzerinde ciddi
bir değişiklik olduğu taktirde hemen umutlanmamak gerekiyor.
Çünkü halkın yüzde 52'si "evet" diyeceğini belirtse de,
hala yüzde 27'si "hayır" deme eğiliminde. Ve gerisi de ya
belli değil, ya da kararsız. Denktaş'ın halkın yüzde
73'ünü olumsuz yönde etkileme gücü gözleniyor. Bununla beraber halkın
yüzde 40'ı Türk devletinin veya Denktaş'ın olumlu yönde
alacağı kararda etkili olduğunu belirtiyor. Başbakan
Talat'ın etkisi ise Denktaş'ın üçte biri kadar.
Halkın dörtte biri hiçbir zaman
çözüm olmayacağı kanısında. Ancak yüzde 55'i bu yıl
içinde şu veya bu biçimde çözümüm elde edileceğine inanıyor.
Halkın yüzde 80'i Rum tarafını dostça karşılıyor.
Ancak her üç kişiden biri Rum kesiminin bu plana "evet"
demeyeceğini düşünüyor.
Kısacası, çözüm çantada
keklik değil. Müzakerelerden sonra da liderlere büyük iş
düşeceği şimdiden görünüyor.
HURSIT GUNES MILLIYET 23/03/04
Kıbrıs
ve Ege sorunları Helsinki'de çözülmeye başladı
DSP'nin
hazırladığı kitapta çözüm sürecinin 1999'da
başladığı anlatılıyor
23/03/2004 RADIKAL
Hafta sonu yaşanan
hareketli Kıbrıs trafiği ardından Kıbrıs
görüşmeleri yarın İsviçre'de başlıyor.
Kıbrıs konusunda 30 yıldır izlenen politikaları
Türkiye ve Kıbrıs Türkleri açısından
başarılı bulanlar, görüşmelerin sonuç getirmemesini
istiyor. Görüşmelerin ne getireceğini anlamak için fazla beklememiz
gerekmeyecek. En geç 31 Mart tarihine dek işin rengi ortaya çıkmaya
başlayacak. Ancak bu süreçte açıklık
kazandırılması gereken bir iki nokta var.
DSP geçtiğimiz hafta haber merkezlerine 'Ecevit, Kıbrıs ve
Helsinki Gerçeği' başlıklı bir kitap gönderdi. Kitap,
aslında 10 Aralık 1999'da Türkiye'nin Avrupa Birliği
üyeliğine aday kabul edildiği Helsinki zirvesi öncesinde
yaşananlardan yola çıkarak, Kıbrıs'ta çözümün Türkiye'nin
AB üyeliği ile ilgisi olmadığı, dolayısıyla bugün
izlenen uzlaşma politikasının yanlış olduğu
tezini işliyor. Ancak kitapta tam metni verilen bazı belge ve
yazışmalar, Kıbrıs'ta çözüm sürecinin de, şimdi çözüm
karşıtlarınca 'Sırada o var' diye korkutma malzemesi olarak
kullanılan Ege'de çözüm sürecinin de Helsinki gecesinde
başladığını gösteriyor. Bunu dönemin
Başbakanı Bülent Ecevit ve AB Dönem Başkanı
Finlandiya'nın Başbakanı Paavo Lipponen arasındaki
yazışmaların tam metnine bakarak çıkarmak mümkün.
O güne dönersek, bakanlar kurulu sürekli toplantı halinde,
Dışişleri bütün teşkilatı ile alarmdadır.
İki gün süren çetin diplomasi ve ABD Başkanı Bill
Clinton'ın devreye girmesi ardından 10 Aralık saat 13.00 gibi AB
Komisyonu yaptığı açıklama ile Türkiye'yi diğerleriyle
eşit aday kabul edilmek üzere Helsinki'ye davet etmiştir. Ecevit
18.00'de Bakanlar kurulu toplantısı ilan etmiş ama öncesinde
Kıbrıs Bakanı Şükrü Sina Gürel ve ANAP'lı AB
İşleri Bakanı (halen Berlin Büyükelçisi) Mehmet Ali İrtemçelik
ile toplanmıştır. Az sonra Dışişleri Bakanı
İsmail Cem ve müsteşarı Faruk Loğoğlu'nun da (halen
Washington Büyükelçisi) onlara katılmasıyla sunulan belge özellikle
Kıbrıs ve Ege açısından ilk siyasi değerlendirmeye
alınmıştır. Almanya, Fransa ve Finlandiya devrededir.
Sonunda AB nezdindeki Büyükelçi Nihat Akyol'un çabasıyla Ecevit'in güvence
talebini karşılamak üzere Fin Başbakanı Lipponen'in
anlaşmayı yazıya dökmesi üzerinde anlaşılır.
Mektubu, o akşam Ankara'ya uçacak olan AB Dış Politika Sorumlusu
Javier Solana elden getirecektir.
İşte şu anda "Kuzey Kıbrıs tanınmadan Rumlar
AB'ye alınmayacaktı" şeklinde yorumlanan mektubun tam metni
DSP kitabında şöyle aktarılıyor:
"Sayın Başbakan,
Bugün AB Türkiye ile ilişkilerinde yeni bir dönem başlattı.
Türkiye diğer aday ülkelerle aynı koşullar altında
adaylık statüsü verme kararlarımızı size bildirmekten büyük
memnuniyet duyuyorum.
AB Konseyi'nde taslak metin tartışılırken, 12. Madde'de
Kopenhag ölçütlerine bir ilave yapılmadığını, 4 ve 9
(a) maddelerine atıfta bulunmasını, tam üyelik ölçütleri ile
değil, siyasi diyalogla bağlantılı olduğunu söyledim.
Buna hiçbir itiraz olmadı. Katılma ortaklığı konseyin
bugünkü kararları çerçevesinde çizilecektir.
4. maddede belirtilen 2004 tarihi, sorunların Lahey Uluslararası
Adalet Divanı aracılığıyla çözülmesi için bir son tarih
değildir. Bu tarih
sadece AB Konseyi'nin o güne kadar çözülmemiş konuları gözden
geçireceği anlamındadır.
Kıbrıs konusunda siyasi bir çözüm AB'nin hedefi olmaya devam
etmektedir. AB Konseyi, Kıbrıs'ın katılımına
ilişkin kararı alırken, bütün etkenleri değerlendirecektir.
Bu çerçevede, bu hususlar ışığında sizi yarın
Helsinki'de diğer adaylar ile birlikte bir çalışma yemeğine
katılmaya davet ediyorum."
Ecevit de bu mektubu yanıtlarken "Herhangi bir yanlış
anlamayı gidermek amacıyla yaptığınız
açıklamaları memnuniyetle karşılıyorum" diyor.
Tabii bu yanıtın yazılması da kolay olmuyor. Bakanlar
kurulu Lipponen'in gelmekte olan mektubunu tartışırken,
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Ecevit'e telefon ediyor. Demirel,
"Armudun sapı, üzümün çöpü demeyelim. Dışarıda
kalmayalım, içeriye girip orada mücadele verelim" diye Ecevit'i
teşvik ediyor. İyi ki de etmiş. Türkiye ileride Ecevit'i
Türkiye'nin AB kapısını sonunda açtığı, Demirel'e
de onu teşvik ettiği için minnettar olacak.
Ancak bu kararı alkışlayıp, "Şimdi
Kıbrıs nereden çıktı? Uzlaşmayalım,
Kıbrıs'tan sonra da Ege gelecek" demek yanlış.
Yalnızca günlük politika.
İyi bilgilendirilmemiş kitleleri heyecanlandırabiliyor, ama
doğru değil. Doğrusu, Kıbrıs'ta da, Ege'de de çözüm
sürecinin 11 Aralık 1999'da Helsinki'de başladığı.
İyi ki de başlamış.
Denktaş'tan
'başarı' dilekleri
Lefkoşa
süreci tamamlandı, sıra İsviçre'ye geldi. Denktaş, 'Elimden
geleni yaptım. Arkadaşlara İsviçre'de başarılar.
Sonuca göre karar vereceğim' dedi
23/03/2004 (315
defa okundu)
AA - LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetleri,
İsviçre'de yapılacak dörtlü konferans öncesi dün adada 15. ve son kez
bir araya geldi. Üç saatlik görüşme sonrası taraflar anlaşma sağlayamadıklarını
ilan ederken, 19 Şubat'ta başlayan Lefkoşa süreci
tamamlanmış oldu. Denktaş da Rumların önerilerini topyekûn
reddettiğini açıklarken, Papadopulos da sürecin
İsviçre'ye kaldığını kaydetti.
'Mahkûmiyet
gömleğini giyemezdim'
Denktaş, yaptığı açıklamada, İsviçre'de
Kıbrıs Türk tarafını temsil edecek hükümete dair vekâlet
belgesini BM'ye ilettiğini söylerken, New York'taki gibi köşeye
sıkıştırılmamak için konferansa gitmediğini ima
ederek şöyle dedi: "Yapabileceğim fazla bir şey
kalmadı. Alınacak neticeyi değerlendirme yetkisini elimde
tutuyorum. Gitmiş olsaydım bu yetkiyi elimde tutamazdım.
Gitmiş olsaydım beni yine mahkûm edebilirdiniz. Ben o mahkûmiyet
gömleğini giymedim."
Denktaş, İsviçre'ye gitmeme nedenine dair bugün geniş bir
açıklama yapacağını belirtti. Görüşmelerden
çekilmediğini, İsviçre'den gelecek sonuca bakarak Türkiye ile
birlikte karar vereceklerini kaydeden Denktaş, çekilirse koalisyon
protokolü gereği KKTC hükümetinin de dağılacağını
hatırlatıp, "Soğukkanlılıkla bekleyelim.
Arkadaşlarımızın başarmasını dileyerek
yardımcı olalım" dedi. KKTC lideri görüşme sürecini
kıyasıya eleştirmekten de geri durmadı: "Dünyanın
hiç bir yerinde birbiriyle vuruşmuş, 40 yıldır bir araya
gelmeyen iki halkın kaderini tayin konusunda bu kadar aceleci, gökten inme
bir belge empoze edilmeye kalkışılmamıştır. Metot
haksızlıktır, usul yanlıştır, baskılar kabul
edilmezdir."
Türk tarafına tanınacak derogasyonlar (istisnalar) konusunda sözlerin
tutulmadığını söyleyen KKTC lideri, "Ümit ederiz ki
İsviçre'de bunlar verilir. Böylelikle metodu kabul etmekten doğan
yangının içine atılmayız" diye konuştu.
'Türkiye'ye sözümü
tuttum'
Türkiye, New York'ta Kıbrıs konusunda uygulanan baskıcı
metodu kabul etmek zorunda kaldığı için kendilerinin de kabul
ettiğini anlatan KKTC Cumhurbaşkanı, 'uzlaşmaz' kişi
gösterilmesine de tepki gösterdi: "Türkiye'ye vermiş olduğum
söz, New York'a gitmek, ipleri kopartmamaktı. Ben bundan öteye giderim
diye bir söz vermedim. Lefkoşa'da denedim, ötesine siz bakınız,
Türkiye ile birlikte nereye götürürsünüz."
Uzlaşmak için elden geleni yaptığını belirten
Denktaş, "Çekilmek de uzlaşmaya bir kontribüsyondur
(katkıdır) diye düşünüyorum" dedi.
Papadopulos: Süreç
İsviçre'ye kaldı
Lefkoşa müzakerelerinde hiçbir ilerleme
sağlanamadığını belirten Papadopulos ise sürecin
İsviçre'ye kaldığını söyledi. Papadopulos,
Denktaş'ın Başbakan Mehmet Ali Talat için verdiği vekâlet
belgesini okumadığını sözlerine ekledi.
ABD ile AB'ye son mesajlar da verildi
23/03/2004
RADIKAL
DENİZ ZEYREK
ANKARA - Türkiye, İsviçre'nin Bürgenstock kasabasındaki dörtlü
Kıbrıs görüşmeleri öncesi son hazırlıklarını
tamamladı. Müzakerelerde uzlaşma amacıyla çekilebilecek en geri
noktaları tespit eden Ankara, varılacak anlaşmanın AB'nin
'birincil hukuku' olması konusunda ise pazarlık yapmayacak. ABD'nin
Ankara Büyükelçisi Eric Edelman ile garantör ülke Britanya'nın da
bulunduğu AB ülkelerinin büyükelçileri dün Dışileri'ne
çağrılarak 'Türkiye'den başka tavır beklemeyin' mesajı
verildi. Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal Edelman
ve Britanya'nın Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı'yla
görüşmede, Türkiye'nin bu tezine destek istedi. Türkiye'nin tutumunun
memnuniyet verici olduğunu anlatan Edelman da çözüm için desteği
sürdüreceklerini anlattı.
Edelman:
Denktaş'sız da olur
Edelman, görüşme sonrası KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın İsviçre'ye gitmemesini değerlendirirken
"Önemli olan KKTC'nin temsil edilmesi ve temsil edenin yetkili
olmasıdır" dedi. ABD'nin üzerine düşeni yapmaya hazır
olduğunu anlatan büyükelçi, anlaşmanın AB hukukunun parçası
yapılması konusunun birliği ilgilendirdiğini belirtmekle
birlikte konunun öneminin farkında olduklarını da
vurguladı.
Daha sonra bakanlığa gelen AB elçilerine de İsviçre'de ortaya
konulacak tavır anlatıldı ve AB'nin varılacak
anlaşmayı birinci hukuk yapma sorumluluğu
hatırlatıldı. 'Tarafların büyük özverilerle
varabileceği bir anlaşma, AB hukuku gerekçe gösterilerek delik
deşik edilebilir. Bu nedenle çözüm büyük ölçüde AB'ye bağlı'
görüşü iletildi.
Whelan: Referandum
uzun sürer
AB dönem başkanı İrlanda'nın Ankara Büyükelçisi Sean
Whelan, brifing sonrası Türkiye'nin bakış açısını
anladıklarını söylerken, siyasi ve yasal konuların
karıştırılmaması gerektiğini savundu. Whelan,
"AB' nin çözüm için desteği sürecek. Ancak henüz müzakere
aşamasındaki bir anlaşmaya ilişkin hukuki yorum yapmak için
erken" dedi. Whelan, anlaşmanın birincil hukuk olması için
üye ülkelerde yapılacak referandumların 1.5-2 yıl
süreceğine dikkat çekti.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile aralarında
müsteşar Ziyal'in de bulunduğu 20 kişilik
Dışişleri heyeti bugün İsviçre'nin Bürgenstock
kasabasına gidiyor. Heyette büyükelçi Deniz Bölükbaşı gibi
hukukçular da yer alıyor. 25-26 Mart'ta Brüksel'deki AB zirvesine
katılacak olan Başbakan Erdoğan ise önce Türkiye'ye dönecek,
yerel seçimin ardından 29 Mart'ta İsviçre'ye gidecek.
Referandum tamam
Kıbrıs
Türk halkının 7 Mart 2003 tarihinde elinden alınan referandum
hakkı, dün iade edildi. Meclis, referandum yasa tasarısını
oybirliğiyle kabul etti. UBP'nin boykot ettiği meclis
birleşiminde referandum yasa tasarısı, CTP-BG, DP, BDH ve TKP
milletvekillerinin oylarıyla geçti
Referandum
tamam
MECLİSTEN
TARİHİ KARAR: Dünya kamuoyunun gözlerini çevirdiği
İsviçre'deki dörtlü konferans öncesinde KKTC hükümeti, dün tarihi bir
karar alarak Kıbrıs Türk halkına kendi geleceğiyle ilgili
kararını verme hakkını iade etti. Yaklaşık 1
yıl önce 7 Mart 2003'te, yağmur altında meclis önüne gelip
dönemin UBP-DP hükümetinden referandum hakkını talep eden binlerce
kişinin rüyası geç de olsa dün gerçek oldu
UBP, YİNE
YOKTU: New York'ta tarafların BM'ye taahhüt ettiği referandumla
ilgili süreci dün hayata geçirmek için toplanan mecliste, tıpkı bir
yıl önce olduğu gibi UBP'ye ait koltuklar boştu. Referandum yasa
tasarısının anayasaya aykırı olduğunu savunan
UBP, dünkü meclis birleşimine sadece bir temsilci gönderdi. Salih
Miroğlu, meclise gelip partisinin görüşünü açıkladıktan
sonra ayrıldı ve oylamaya da katılmadı
REFERANDUM
TARİHİ: Meclisten dün oybirliği ile geçen referandum
yasasına göre Kıbrıs'ta varılacak anlaşma, 20 Nisan
2004 Salı günü veya Bakanlar Kurulu'nun belirleyip Resmi Gazete'de
yayımlayacağı ama her halükarda 1 Mayıs 2004 tarihinden
önceki bir tarihte halkoylamasına gidilecek. Halkoylaması tarihiyle
ilgili düzenlemeye dün son anda bir ilave yapılarak referandum tarihinde
olası bir değişiklik yapılması halinde buna olanak
sağlandı ve böylece yeni bir yasa değişikliğinin önü
alındı
l ANAYASAYI BM
HAZIRLAYACAK: Başbakan Mehmet Ali Talat, hazırlanan Türk Kurucu
Devlet Anayasa Taslağı'nın BM'ye verilmesi gerektiğini ama
görüşmeci heyetin başkanı da olan
cumhurbaşkanının "Ben bunu verirsem anayasal suç
işlerim" diyerek taslağı vermeyi reddettiğini
anımsattı ve taslağın BM tarafından
hazırlanacağını söyledi. Talat, BM'yle vardıkları
uzlaşmayla önemli hususları not ederek verdiklerini, konunun
konuşulup BM nezdinde çözümlendiğini belirterek, BM
hukukçularının anayasa konusunda
çalışacağını kaydetti
Kıbrıs
sorunuyla ilgili yaşanan bu kritik süreçte dün Cumhuriyet Meclisi'nden
tarihi bir karar çıktı. Çözüm ve Avrupa Birliği (AB) istemiyle
yaklaşık 1.5 yıldır çeşitli platformlarda mücadele
veren Kıbrıs Türk halkının geleceğiyle ilgili
kararını kendisinin almasının yolu açıldı.
Meclis dün
olağanüstü toplanarak referandum yasası olarak da
adlandırılan "Kıbrıs Sorununun Çözümüne
İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasa
Tasarısı"nı oybirliği ile kabul etti. Böylece
yaklaşık 1 yıl önce 7 Mart 2003'te, yağmur altında
meclis önüne gelip dönemin UBP-DP hükümetinden referandum hakkını
talep eden binlerce kişinin rüyası geç de olsa gerçek oldu.
UBP'nin boykot
ettiği meclis birleşiminde referandum yasa tasarısı,
CTP-BG, DP, BDH ve TKP milletvekillerinin oylarıyla geçti. Yasaya 32
milletvekili olumlu oy verdi.
New York'ta
tarafların BM'ye taahhüt ettiği referandumla ilgili süreci dün hayata
geçirmek için toplanan mecliste, tıpkı bir yıl önce olduğu
gibi UBP'ye ait koltuklar boştu.
Referandum yasa
tasarısının anayasaya aykırı olduğunu savunan
UBP, dünkü meclis birleşimine sadece bir temsilci gönderdi. Salih
Miroğlu, meclise gelip partisinin görüşünü açıkladıktan
sonra ayrıldı ve oylamaya da katılmadı.
Meclisten dün
oybirliği ile geçen referandum yasasına göre, Kıbrıs'ta
varılacak anlaşma 20 Nisan 2004 Salı günü veya Bakanlar
Kurulu'nun belirleyip Resmi Gazete'de yayımlayacağı ama her
halükarda 1 Mayıs 2004 tarihinden önceki bir tarihte halkoylamasına
gidilecek. Halkoylaması tarihiyle ilgili düzenlemeye dün son anda bir
ilave yapılarak, referandum tarihinde olası bir değişiklik
yapılması halinde buna olanak sağlandı ve böylece yeni bir
yasa değişikliğinin önü alındı. Referandum tarihinde
olası bir değişikliğe gidilmesi halinde Bakanlar Kurulu
toplanıp bununla ilgili karar alabilecek ve bu kararın da Resmi
Gazete'de yayımlanması yeterli olacak.
Yasada neler
var?
Resmi Gazete'de
yayınlandıktan sonra yürürlüğe girecek yasaya göre,
Kıbrıs'ta Annan Planı temelinde yapılacak anlaşma, 20
Nisan Salı günü veya Bakanlar Kurulu'nun belirleyip Resmi Gazete'de
yayımlayacağı her halükarda 1 Mayıs 2004'ten önceki bir
tarihte referanduma sunulacak.
"Kıbrıs
Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici
Kurallar) Yasa Tasarısı" "BM Genel Sekreteri Kofi Annan
tarafından taraflara sunulan Birleşik Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin kuruluş anlaşmasını ve tüm eklerini;
anayasa ve mevzuatı; Kıbrıs Türk devletinin kurucu
ortağı olacağı Birleşik Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne katılımını
halkoylamasına sunmayı" düzenliyor.
Halkoylamasında,
son milletvekilliği seçimindeki seçmen kütüklerinde kayıtlı olan
KKTC yurttaşları oy kullanacak. Ancak kütükler son
milletvekilliği seçiminden sonraki süreçte yurttaşlık
hakkını kaybedenlerin kütüklerden silinmesi ve seçmen niteliğini
haiz yeni yurttaşlık kazananlar ile 18 yaşını
doldurması nedeniyle seçme niteliği kazananların kütüklere
eklenmesiyle güncelleşecek.
Halkoylamasında
seçmenlere verilecek oy pusulalarında beyaz zemin üzerine siyah yazı
ile bir EVET ve onun yanında siyah zemin üzerine beyaz yazıyla HAYIR
kelimeleri ve her birinin altında birer kare bulunacak. Pusulada yer alacak
diğer ifadeler Bakanlar Kurulu'nca belirlenecek. Seçmenler, karelere
tükenmez kalemle işaret koymak, ya da (X) işaretli mühür basmak ve oy
pusulasını, gizliliği bozmayacak biçimde katladıktan sonra
sandık kurul önündeki kapalı oy sandığına atarak oy
kullanacak.
Gözler meclisteydi
Referandum yasa
tasarısını görüşmek üzere önce dün sabah Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesi toplandı. Özdil Nami (CTP)
başkanlığında toplanan 9 kişilik komitenin UBP'li 3
üyesi bu tarihi kararda yoktu.
Komite üyesi
Turgay Avcı (UBP) toplantıya katılarak görüşlerini ortaya
koyduktan sonra oylamaya katılmadı. Diğer UBP'li üyeler
Nazım Çavuşoğlu ve Erden Özaşkın ise toplantıya
katılmadı.
Tasarı,
CTP, DP ve BDH'lı üyelerin oybirliği ile kabul edilerek genel kurula
havale edildi.
Genel kurul da
öğleden sonra toplanarak tasarıyı oybirliğiyle geçirdi.
Meclis
başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığındaki
toplantı yarım saat gecikmeyle saat 15.00'te başladı.
Toplantıya
UBP milletvekillerinden sadece Salih Miroğlu katılırken CTP, DP
ve BDH milletvekilleriyle nisap sağlandı.
Referandum yasa
tasarısı, danışma kurulu kararıyla dünkü gündeme
alındı. Ardından da Hukuk ve Siyasi İşler Komitesi'nin
tasarıyla ilgili ivedilik istemi oyçokluğuyla kabul edildi.
Miroğlu:
Tasarı anayasaya aykırı
Hukuk ve Siyasi
İşler Komitesi Başkanı CTP Milletvekili Özdil Nami'nin
tasarıyla ilgili raporu okumasından sonra ilk sözü UBP Grup
Başkan Vekili Salih Miroğlu aldı.
Miroğlu
partisinin toplantıya neden katılmadığını
açıklamak için söz aldığını belirtti.
UBP'nin
referanduma ilke olarak karşı olmadığını, yasa
tasarısının anayasaya aykırı şekilde meclis
gündemine taşınmasına karşı olduğunu ifade eden
Miroğlu, halkın iradesini yansıtan bir anayasanın halen
yürürlükte bulunduğunu söyledi.
Miroğlu,
herkesin anayasaya yani halk iradesine saygılı olması
gerektiğini, hükümetin 1985 anayasasına aykırı ve "biz
yaparız, beğenmezseniz mahkemeye gidin"
anlayışıyla hareket ettiğini öne sürdü.
Anayasaya göre,
Annan Planı'nın önce mecliste görüşülmesi ve
cumhurbaşkanınca imzalamasından sonra halkın referandumuna
sunulmasını gerektiğini ifade eden Salih Miroğlu, bu
yapılmazsa KKTC'nin feshinin gündeme geleceğini iddia etti.
UBP Grup
Başkan Vekili Salih Miroğlu, UBP'nin halkın geçmiş
iradesine uygun hareket ettiğini, anayasaya uygun
davrandığını, hükümetin ise anayasaya
uymadığını savundu.
Miroğlu,
Annan Planı'nın anayasanın 90. ve 162. maddesine uygun olarak
önce mecliste görüşülmesini talep ettiklerini açıkladı.
Miroğlu, "Hukuk dışı sivil darbe girişimleriyle
mevcut düzeni yıkma" isteklerine göz yapmayacaklarını da
belirtti.
Serdar
Denktaş: Referandum kararı ortak toplantıda alındı
Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, Miroğlu'nun ardından söz alarak, Annan
Planı'nın imzadan önce referanduma sunulmasının Ocak
2002'de cumhurbaşkanlığında tüm partilerin
katılımıyla yapılan toplantıda
kararlaştırıldığını söyledi.
Denktaş
New York'ta alınan kararın yerine getirilmesi için meclisin
atması gereken bir adım olduğunu, 31 Mart'ta ortaya bir belge
çıkacağını, yeni bir devlet oluşacağını
kaydetti.
Anayasanın
AB yasalarına uyumunun söz konusu olabileceğini, UBP'nin de oyuyla bu
konuda çalışacak komiteler kurulduğunu anımsatan
Denktaş, iki halkın onay vereceği bir anlaşmanın
ardından iki anayasanın yürürlüğe gireceğini, referandumda
"hayır" çıkarsa KKTC anayasasının yürürlükte
kalacağını anlattı.
Tasarının
kesinlikle anayasaya aykırı olmadığını kaydeden
Serdar Denktaş, eğer UBP tüm toplantılara katılsaydı,
bu çağrıyı yapma hakkı olacağını belirtti.
Referandumun
önünü açacak bir yasa
31 Mart'ta
Annan Planı'nın her şeyiyle tamamlanacağını,
çıkacak son metni siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinin
değerlendirerek halkın geleceğiyle ilgili kararın
alınacağını söyleyen Serdar Denktaş, referandumun
önünü açacak bir yasa yapılacağını anlattı.
Denktaş
New York'ta uluslararası bir toplantıda 1 Mayıs öncesinde
Kıbrıs'ın iki tarafında referandum sözü verildiğini
hatırlatarak mecliste bu mükellefiyetin gereğinin
yapılacağını söyledi.
UBP'nin de
katkı koymasını beklerdik
UBP'nin de
görüşleriyle katkı koymasını beklediklerini ama bunun
yapılmadığını belirten Serdar Denktaş, UBP'nin
her kararı Anayasa Mahkemesi'ne götürmesini eleştirdi, muhalefetin
mecliste yapılmasını istedi.
Serdar
Denktaş, halkın UBP'ye meclis koltuklarını boş
bırakma görevi vermediğine işaret ederek, halkın
geleceğini koruyabilmek, garanti altına alabilmek için 31 Mart'a
kadar ellerinden geleni yapacaklarını vurguladı.
Cumhurbaşkanı'nın
İsviçre'de hiçbir şey değişmeyecek demekle belki de
haklı olduğunu ama yine de deneyeceklerini belirten Serdar
Denktaş, halkın en doğru kararı alacağına olan
inancını dile getirdi.
Serdar
Denktaş, geçmişte referandum yapılmasında çekimser
kaldıkları için hem DP'nin hem UBP'nin çok eleştirildiğini
belirterek, şimdi tamamlanmış bir metin olduğunu,
tasarıyla ilgili de DP olarak önerileri bulunduğunu söyledi.
Denktaş,
BDH Milletvekili Tahsin Mertekçi'nin yerinden sorusu üzerine görüşmelerin
dünkü bölümüyle ilgili de bilgi verdi ve bugün Başbakan Mehmet Ali
Talat'la İsviçre'ye gideceklerini söyledi.
Görüşme
tutanaklarının bir gün sonra meclise
ulaştığını kaydeden Serdar Denktaş,
milletvekillerinin bunları okumasını istedi.
Serdar
Denktaş İsviçre'ye giderken Rum tarafıyla
uzlaşılamadığını, orada da uzlaşılmazsa
BM genel sekreterinin metni tamamlayacağını anlattı.
Denktaş,
TKP Milletvekili Hüseyin Angolemli'nin sorusu üzerine KKTC
Anayasası'nın dün akşam BM'ye verileceğini, bunun
anlaşmaya ve uluslararası hukuka uydurulacağını
belirtti.
Meclis
Komitesi'nde hazırlanan anayasa taslağında eksiklikler
olduğunu kaydeden Serdar Denktaş, şu anda anayasa konusunda bir
toplantı yapıldığını meclis
toplantısından sonra oraya katılacaklarını
açıkladı.
Serdar
Denktaş, BDH Milletvekili İzzet İzcan'ın sorusu üzerine de
İsviçre'ye meclisten parti başkanlarının olacağı
bir heyetle gitme girişimleri bulunduğunu ama bunun
gerçekleşemediğini söyledi. Denktaş İsviçre'ye hukukçularla
gideceklerini de bildirdi.
Soyer: UBP'nin
önerisiyle uzmanlar da katıldı
Üçüncü sözü
alan CTP Genel Sekreteri ve Grup Başkan Vekili Ferdi Sabit Soyer, Anayasa
Hazırlama Komitesi'nin nasıl çalıştığı
hakkında bilgiler verdi ve UBP'li üye Hüseyin Özgürgün'ün önerisiyle
uzmanlar çağrıldığını, şimdi bu
çalışmanın anayasaya aykırı olduğunu
söylemelerini anlayamadığını belirtti. Soyer, komite
tutanaklarının açık olduğunu da hatırlattı.
Rum kesimindeki
Mahi gazetesinde çıkan anayasa hazırlıklarına ilişkin
karşı görüşler içeren bir haberi de okuyarak meclis
tutanaklarına geçmesini istedi.
İzcan:
Barış sürecinin tıkanmasına çalışılıyor
BDH
Milletvekili İzzet İzcan referandumların "doğrudan
demokrasi" için yapıldığını belirterek,
hazırlanan tasarının KKTC Anayasası'nı
değiştirmeyi hedeflemediğine işaret etti.
Barış
sürecinin önünün tıkanmasına
çalışıldığını, UBP'nin koltukları
boş bırakarak bu mesajı verdiğini kaydeden İzcan,
UBP'nin cumhurbaşkanıyla kol-kola da girebildiğini belirtti.
İzcan,
eğer BM'ye verilmeyecekse niye anayasa taslağı için büyük efor
sarf ettiklerini sordu.
Meclisin ciddi
şekilde bilgilendirilmesi gerektiğini ama görüşmeler sürecinde
devre dışı tutulduğunu belirten İzzet İzcan, Rum
tarafı tüm siyasi parti liderleriyle İsviçre'ye gidecekken
Kıbrıs Türk tarafının bunu yapmamasını
eleştirdi.
İzcan,
ciddi kararlar alınırken herkesin tuzu biberi olması
gerektiğini kaydederek hükümetin vaatlerini
tutmadığını savundu. İzcan "Eskiden ne
farkınız var" diye sordu.
Angolemli: Halk
bilgilendirilmeli
TKP
Milletvekili Hüseyin Angolemli, tarihi bir gün
yaşandığını işaret ederek, halka referandum
hakkının verilmesi gerektiğini söyledi. UBP'nin tutumunu ve
"hayır" kampanyası başlatmasını eleştiren
Angolemli, tasarıya olumlu oy vermenin tarihi bir görev olduğunu
vurguladı.
Başbakanın
görüşme süreciyle ilgili bir şeyler söylemesini isteyen Angolemli,
aksi halde diğer görüşmecinin söylediklerinin geçerli
olacağını belirtti.
Angolemli,
halkın endişeli olduğunu belirterek bilgilendirmenin önemine
işaret etti.
Varılacak
anlaşmayla, dünyanın tanıyacağı,
sınırları belli bir devlete sahip olunacağını
kaydeden Angolemli, tüm konuların 31 Mart'ta ortaya
çıkacağını, halkın referandumda kararını
vereceğini, halkın önünün açılması gerektiğini
vurguladı.
Adem: Hükümet,
halkın iradesiyle karar alıyor
CTP
Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Sonay Adem, UBP Milletvekili Salih
Miroğlu'nun konuşmasını eleştirerek, bir grubun
"çözüm isteyenler sivil darbe yapıyor" diye Türkiye'ye gönderme
yapıldığını söyledi.
Hükümete
kararları aldırtan gücün, halkın iradesi olduğuna
işaret eden Adem, referandumda çıkacak karara da herkesin
saygılı olması gerektiğini vurguladı.
Adem,
hayır kampanyası düzenlemenin doğru bir tavır olmadığını
kaydetti ve UBP'nin bazı milletvekillerinin referandum
tasarısına evet diyeceği için boykot kararıyla bunun
önlenmek istendiğini söyledi.
Akıncı:
Çözümsüzlüğü tercih etmeyeceğiz
Meclis genel
kurulunda daha sonra söz alan BDH Genel Başkanı Mustafa
Akıncı, çok önemli bir haftaya girildiğini, 31 Mart'ta eksiksiz
bir plan geleceğini ve 20 gün içinde bir karar verileceğini belirtti.
Akıncı,
çözümsüzlüğü tercih etmeyeceklerini kaydederek, müzakerelerle azaminin
elde edilmesini istediklerini söyledi.
Rum
tarafının da benzer beklentileri olduğunu ifade eden
Akıncı, 31 Mart'ta ortaya çıkacak belge için meclisin daha çok
devrede olmasını istediklerini ama yeterince katkı
yapamadıklarını düşündüklerini anlattı.
Mustafa
Akıncı, meclise müzakerelerden tek tutanak geldiğini, son
günlerde bunun çoğaltıldığını, cumartesi ve pazar
günleri meclise gelerek bunları okuyabildiğini, milletvekillerinin bu
tutanakları okumak için yoğun ilgi gösterdiğini söyledi.
Tutanakların milletvekillerine dağıtılmasının ne
sakıncası olacağını soran Akıncı, meclisin
bilgi talebinin yabana atılmamasını istedi.
BDH Genel
Başkanı Akıncı, dünkü görüşmede ne olup bittiğini
merak ettiklerini, sınırlı bilgilerden New York
mutabakatının çiğnendiğini anladıklarını
kaydetti.
Hazırlanan
anayasa taslağının verilmesinin de uluslararası bir
mükellefiyet olduğunu ama bunun yapılmadığını
belirten Akıncı, İsviçre'ye gitme konusunda kendilerine teklif
yapılmamasını, sadece her konuda hayır diyen UBP'ye
sorulmasını esefle karşıladığını
söyledi.
Mustafa
Akıncı, İsviçre'de kime
danışılacağını sorarak, sadece partilerin
değil, sivil toplum örgütlerinin bile İsviçre'ye gitmesi
gerektiğini kaydetti.
31 Mart'ta
planın son halini alacağına işaret eden Akıncı,
Türkiye ve Yunanistan'ın başbakanlar düzeyinde katılacağı
toplantıda umulmadık, olumlu gelişmeler de olabileceğini
dile getirdi.
Akıncı,
BM'ye KKTC Anayasası'nın verilmesinin kabul edilebilecek bir şey
olmadığını belirterek, ortada uluslararası bir
mükellefiyet bulunduğuna işaret etti.
15 Nisan'da
uluslararası bağış konferansı
toplanacağını, bundan iyi sonuçlar çıkmasını
dilediklerini belirten Akıncı, Türkiye'nin
katkılarının da gerekli olacağını, çözüme mali
katkının önem taşıdığını
vurguladı.
Akıncı,
referandumda aralık seçmen listesinin geçerli olacağına işaret
ederek, Türkiyeli seçmenlerin de önemli rol oynadığını
anlattı.
BHG Genel
Başkanı Akıncı, AKP hükümetinin Kıbrıs'ta
bulunacak anlaşmaya "hayır demeyeceği ve
Denktaş'ın hayır bayrağı açtığı anda TC
Başbakanı Erdoğan'ın sessiz kalmayacağı"
umudunu dile getirerek, tasarıya olumlu oy vereceklerini
açıkladı ve hükümete İsviçre'de başarılar diledi.
Talat: Her
şey su gibi akmıyor
Daha sonra
kürsüye gelen Başbakan Mehmet Ali Talat, ilk olarak görüşme sürecinde
her şeyin su gibi akmadığını, çok yoğun
çalıştıklarını, kendi içlerinde ortak görüş
oluşturmak için de çok zaman harcadıklarını itiraf etmek
istediğini söyledi.
Çok zor bir
süreçte olduklarına işaret eden Talat, meclise bilgi verecek
zamanı bulamadıklarını, iki ayaklarının bir
pabuçta olduğunu ifade etti.
Talat, Bakanlar
Kurulu'nun hep mesai saatleri dışında toplanabildiğini,
gazetecilere randevu veremediğini; çok sıkı, her şeyin süt
liman olmadığı günler yaşadıklarını belirtti
ve Kıbrıs Türk halkını salim bir limana götürmeye
çalıştıklarını, bu noktaya çok farklı yerlerden
geldiklerinin de unutulmamasını istedi.
Başbakan
Talat, görüşme tutanaklarının meclise geldiğini ve
bunların okunduğunu varsaydıklarını, "gizli"
ibareli belge olduğu için bunların meclis dışına
çıkarılamayacaklarını söyledi.
Müzakereler sırasında
Rumların dünküler hariç 220 sayfa belge verdiğini, kendilerinin de 80
sayfa belge verdiğini belirten Talat, partilere meclis kararıyla bu
bilgiler zaten geldiği için, sivil toplum örgütlerine bilgi vermeyi tercih
ettiğini kaydetti.
Başbakan
Talat, parti liderleri mecliste tutanakları okuyarak milletvekillerine
bilgi aktarabileceğini; geçmişte de böyle yaptıklarını
bildirdi.
UBP,
İsviçre'ye gitmeyi reddetti
Parti
liderlerinin de İsviçre'ye gitmesini başbakan
yardımcısıyla ele aldıklarını ama tümünün
gitmesini istediklerini, başbakan yardımcısının UBP
genel başkanına bu teklifi götürdüğünü ama ret yanıtı
aldıklarını, bir bütünlük sağlanamayacağı için
diğer partilere teklif yapılamadığını
anlattı.
Talat,
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın
İsviçre'ye sadece BDH'nın gitmesini kendisi açısından
sıkıntılı bulduğunu, bunu da saygıyla
karşıladıklarını kaydetti.
Anayasa için BM
çalışıyor
Talat,
hazırlanan anayasa taslağının BM'ye verilmesi
gerektiğini ama görüşmeci heyetin başkanı da olan
Cumhurbaşkanı'nın "ben bunu verirsem anayasal suç
işlerim" diyerek taslağı vermeyi reddettiğini BM'yle
vardıkları uzlaşmayla önemli hususları not ederek
verdiklerini ve taslağın BM tarafından hazırlanacağını
söyledi.
Talat, konunun
konuşulup BM nezdinde çözümlendiğini belirterek, BM
hukukçularının anayasa konusunda
çalışacağını kaydetti.
Cumhurbaşkanının
her görüşmeden sonra açıklama yapmasını doğru
bulmadığını, doğru olduğuna
inandıklarını haftada bir basın toplantısıyla
açıkladığını ifade eden Başbakan Talat, "Ben
çıkıp her şey süt limandır diyemem. Onun için söylemiyorum.
Güzel şeyler olduğunda da cumhurbaşkanını olumsuz
şeyler söylememesi konusunda uyarıyorum.
Cumhurbaşkanının açıklamalarının çözüm
isteyenlerin moralini bozduğunu biliyorum" dedi.
Başbakan
Talat, BM'den ve Rum tarafından çok ciddi şeyler istediklerini
belirterek, komite çalışmalarının çok sıkı
tempoda sürdüğünü, amaçlarının güvenli bir limana ulaşmak
olduğunu vurguladı.
Talat,
görüşme sürecine ek olarak arka planda diplomatlarla da görüşerek
sıkıntılarını anlattıklarını kaydetti.
Başbakan
Talat, DP Milletvekili Mustafa Gökmen'in yerinden yönelttiği soru üzerine,
aslında 31 Mart'a kadar susmak gerektiğini, daha belgenin
tamamlanmadığını, Rum tarafından anketlerde
"hayır" çıkacağını düşünerek daha çok
şey koparmaya çalıştığını ama BM'nin
hayır diyene kadar çok şey vermesinin söz konusu
olmadığını, toplumsal bütünlüğün sağlanması
gerektiğini dile getirdi.
Mertekçi:
Meclis etkili değil
Daha sonra söz
alan BDH Milletvekili Tahsin Mertekçi, meclisin gelişmelerde etkili
olamamasından dolayı sıkıntı
yaşadıklarını söyledi.
Mertekçi,
halkın geleceğini bu kadar çok etkileyen konuda, halkın temsil
yerinin meclis olduğunu kaydederek "Ben yaparım olur
mantığı bu ülkeyi mahvetti, bundan sonra buna izin
vermemeliyiz" diye konuştu.
CTP
Milletvekili Nuri Çevikel de söz alarak, halkın anayasa taslağı
konusunda endişeleri bulunduğunu, bu yüzden halkın referandumda
"evet" demesinin kıl payı olduğunu kaydetti ve anayasa
taslağının tartışmalı konulardan
arındırılmasını istedi.
Çevikel,
oluşturulacak yeni devletin meclisinin yeni bir anayasa
yapmasını istedi.
İzcan'dan
Talat'a eleştiri
Tekrar söz alan
BDH Milletvekili İzzet İzcan, hazırlanan anayasa
taslağının BM'ye sunulmamasının yanlış
olduğunu vurguladı.
"Meclise
yeterli bilgi verilecek zaman bulunamamasının, süreçte
konuşmamak gerektiği görüşünün" yanlış
olduğunu belirten İzcan, Annan Planı'nda köklü
değişiklik yapılamayacağını dengeli değişiklikler
olabileceğini söyledi.
İzcan,
cumhurbaşkanının çözüme değil taksime
inandığını, ondan bir şey beklemenin, "ölü
gözünden yaş beklemek olduğunu" savundu.
Tasarı
görüşüldü
Meclis Genel
Kurulu toplantısında daha sonra "Kıbrıs Sorununun
Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Tasa
Tasarısı'nın madde madde görüşülmesine geçildi.
Tasarının
9. maddesi görüşülürken DP Grup Başkan Vekili Hüseyin Öztoprak
değişiklik önerdi.
Öztoprak,
referandumda kesin sonuç belirlenirken geçerli oyların
yarısından bir fazlasının "evet" oyu yerine
"kayıtlı seçmen sayısının yarısından
bir fazlasının evet oyunun aranmasını" önerdi. Ancak
genel kurul, bu önerinin görüşülmesini oyçokluğuyla reddetti ve 9.
madde oyçokluğuyla kabul edildi.
Tasarının
9. maddesi şu ifadeleri içeriyor:
"Seçim ve
Halkoylaması Yasası'na uygun olarak Yüksek Seçim Kurulu'nca saptanan
ve ilan edilen halkoylaması kesin sonucunda, geçerli oyların
yarısından bir fazlasının 'evet' oyu olması halinde,
BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından taraflara sunulan kuruluş
anlaşması ve tüm ekleri, anayasa ve mevzuatı, Kıbrıs
Türk Devleti'nin kurucu ortağı olacağı Birleşik
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne katılımı
halk tarafından kabul edilmiş sayılır."
Toplantıda
daha sonra yapılan oylamada tasarının bütünü oybirliğiyle
kabul edildi. UBP milletvekillerinin katılmadığı
toplantıda hazır bulunan CTP, DP, BDH ve TKP milletvekillerinin tümü
onay verdi ve tasarı 32 oyla kabul edildi.
Genel kurulda
son olarak başbakanlığın tezkeresiyle "Ödünç Para
Veren Kurumlar Yatırım ve Kredi Şirketleri (Düzenleme ve
Denetim) Yasa Tasarısı" ile "TC-KKTC Gümrük Birliği
Çerçeve Onay Yasa Tasarısı" komite gündeminden geri çekildi.
Meclis bunun
ardından çalışmalarını tamamladı. Meclis genel
kurulu, bir sonraki toplantısını 26 Mart Cuma günü saat 10.00'da
yapacak.
KIBRIS 23/03/04
KIBRIS,
İsviçre zirvesinde
Kıbrıs
sorununun çözümünde önemli bir dönüm noktasına gelindi. İsviçre'nin
Lüzern kentinde yapılacak Kıbrıs zirvesini KIBRIS Gazetesi,
KIBRIS TV ve KIBRIS FM adım adım izliyor. KIBRIS Gazetesi Yazı
İşleri Müdürü Başaran Düzgün, tarihi zirvedeki gelişmeleri
KIBRIS Medya Grubu adına izleyecek
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş,
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kostas
Karamanlis'in bir araya geleceği zirve, Lüzern kenti Bürgenstock
tesislerinde gerçekleşecek
Bir hafta
sürecek tarihi Lüzern zirvesinde Kıbrıs sorununun tüm detayları
ele alınacak. Taraflar son pazarlıklarda bulunacak.
Açılışını özel temsilci Alvaro de Soto'nun
yapacağı zirveye Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi
Annan da katılacak ve referanduma sunulacak Annan Planı'nın son
şekli Lüzern zirvesinde belirlenecek
KIBRIS 23/03/04
Talat ve
Serdar Denktaş, tam yetkili ve karar verebilecek durumda
BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro de Soto, basın
toplantısı düzenledi:
Talat ve Serdar
Denktaş, tam yetkili ve karar verebilecek durumda
DE SOTO
UMUTLU... Alvaro de Soto, Kıbrıs sorununun çözülmesiyle ilgili
önümüzdeki aşamadan umutlu olduğunu söyledi. De Soto, Başbakan
Mehmet Ali Talat ve Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın
İsviçre'de tam yetkili olacaklarını ve karar verecek durumda
bulunacaklarını belirtti
BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro de Soto,
Kıbrıs sorununun çözülmesiyle ilgili önümüzdeki aşamadan umutlu
olduğunu söyledi. De Soto, Başbakan Mehmet Ali Talat ve Başbakan
Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'ın İsviçre'de tam yetkili olacaklarını ve
karar verecek durumda bulunacaklarını kaydetti.
De Soto,
Kıbrıs müzakerelerinin adadaki bölümün dün tamamlanmasının
ardından ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de basın
toplantısı düzenledi. De Soto basın toplantısında,
İsviçre'deki süreçle ilgili bilgi vererek, bir ayı
aşkındır adada süren görüşmelerin
tamamlandığını ve tarafların
yoğunlaşmış bir çabayla sonuca ulaşmak için
İsviçre'ye hareket edeceklerini belirtti.
İsviçre'deki
görüşmelerin 24 Mart'ta başlayacağını kaydeden De
Soto, Rum tarafının başkan Tasos Papadopulos tarafından
temsil edileceğini, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ise,
Kıbrıs Türk tarafının Başbakan Mehmet Ali Talat ve
Dışişleri Bakanı Başbakan Yardımcısı
Serdar Denktaş tarafından temsil edileceğini, tam yetkili
olduklarını, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a yazılı olarak
bildirdiğini söyledi.
Toplantıya
Annan gelinceye kadar kendisinin ev sahipliği yapacağını
söyleyen De Soto, Türkiye ve Yunanistan dışişleri
bakanlarının geldiği gün Annan'ın da toplantı yerine
ulaşacağını ifade etti.
De Soto, bugüne
kadar çok yoğun bir çalışma yapıldığını
kaydederek, teknik heyetlerin üyelerini de çabalarından dolayı tebrik
etmek istediğini belirtti.
Dün sabahki
toplantıda teknik çalışmaları gözden geçirdiklerini ifade
eden De Soto, bayrak ve marş komitelerinin
çalışmalarını sonuçlandırdıklarını ve
liderlerin bu tavsiyeleri kabul ettiklerini söyledi.
Hukuk komitelerin
çalışmalarını sürdürdüklerini belirten De Soto, 15 yasa
tasarısının tamamlandığını 87
tasarının da tamamlanmak üzere olduğunu, toplam 102 yasa
tasarısı olduğunu ifade etti.
Anlaşma
komitelerinin de çalışmalarını bugün ve yarın
tamamlayacaklarını ifade eden De Soto, üzerindeki
çalışmalar tamamlanan çok önemli konuların İsviçre'de
taraflara iletileceğini kaydetti.
Ekonomik ve
mali alanlarda çalışan komitelerin de tavsiyelerini İsviçre'de
taraflara sunacağını anlatan De Soto, komitelerin bir
anlaşma sağlanırsa bunun nasıl uygulanacağıyla
ilgili çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti.
Çok büyük
ilerlemeler sağlanan teknik komitelerde federal hükümetin
işlerliğinin sağlanması için çalışmalar
yapılacağını belirten De Soto, teknik düzeyde çok önemli
ilerlemeler bulunduğunu ancak bunun liderlerin görüşmelerinde bunun
aynı şekilde gerçekleşmediğini ifade etti.
De Soto,
İsviçre'de nihai anlaşmaya varılabilmesi için buradaki sürecin
çok yoğun olması gerektiğini belirterek, "Nihai
anlaşmaya varılabilmesi için tüm ilgili tarafların gerekli
siyasi istekliliği göstermesi gerekir" dedi.
Anlaşmaya
varılmasının mümkün olduğunu ifade eden De Soto, açık
olan bir şey bulunduğunu, her iki tarafın da bunun artık
"son oyun" olduğunu ve bunun sonuçlanması gerektiğini
bildiğini kaydetti.
Her iki
tarafın da referandum yapmaya hazır olduklarını belirten De
Soto, önümüzdeki aşamadan gerçekten umutlu olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ın İsviçre'ye gitmemesinin görüşmeleri
nasıl etkileyeceğinin sorulması üzerine De Soto, Talat ve Serdar
Denktaş'ın Türk tarafı adına tam yetkili oldukları
yanıtını verdi.
De Soto
aynı konudaki başka bir soru üzerine ise, "Söylediğim gibi
Sayın Talat ve Sayın Serdar Denktaş tam müzakere yetkisine
sahipler. Başka bir yetkiye ihtiyaçları yok. İsviçre'de karar
verebilecek durumdalar" yanıtını verdi.
"Oyunun
sonu" ifadesinin ne anlama geldiğinin sorulması üzerine ise De
Soto, artık karar zamanının çok
yaklaştığını anlatmak istediğini ifade etti.
Al-ver
sürecinin de başlaması gerektiğini ifade eden De Soto,
referandumdan "hayır" çıkması durumunda ne
olacağının ve bu durumda başka bir referanduma gidilip
gidilmeyeceğinin sorulması üzerine, bir referandumda "evet"
veya "hayır" kararını vermenin halklara
bağlı bulunduğunu belirterek, "hayır" deme
olasılığının da söz konusu olduğunu, aksi
takdirde demokratik bir referandum olmayacağını, insanların
kendi tercihlerini yapacaklarını vurguladı. De Soto, başka
bir referandumun nasıl yapılabileceğini bilemediğini,
varılan anlaşma gereği birleşik bir
Kıbrıs'ın AB'ye katılabilmesi için sürecin zamanında
tamamlanması gerektiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın, "Taraflara görülmemiş bir baskı
yapıldı" şeklinde açıklamalarda bulunduğunun
belirtilerek, baskı yapılıp
yapılmadığının sorulması üzerine De Soto, Annan
Planı'nın taraflar arasında uzun, geniş ve derin bir
müzakere sürecinin sonucunda ortaya çıktığını ifade
ederek, BM'nin tarafların geldiği anlayışı ve
noktayı kağıda döktüğünü, planın havadan
gelmediğini kaydetti. Tabii ki bazı önergelerde köprü kurmak amaçlı
katkılarının olduğunu söyleyen De Soto, bunu herhangi bir
şekilde "empoze" olarak nitelemenin yanlış
olduğunu ifade etti.
De Soto,
geçtiğimiz ay boyunca sadece liderlerin veya
danışmanlarının değil teknik komitelerdeki
katılımcıların da planda gelişmeler yapmak daha iyi
çalışmasını sağlamak için
çalıştığını ifade ederek, bunu "zorlamak
veya baskı" olarak nitelendirmenin güç olacağını
kaydetti.
Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın İsviçre'ye gitmemesini nasıl
değerlendirdiğinin sorulması üzerine De Soto, "Tabii ki gelmesini
tercih ederdim. Fikrini değiştirmesi için de çok geç olmayabilir ama
süreçte bir kesinti olacağına inanmıyorum" diyerek,
görüşmeye gidecek Kıbrıs Türk heyetinin tam yetkili
olduklarını yineledi.
"Karartma
hayal olarak kaldı"
Görüşmelerde
basına yapılan karartmayla ilgili bir soru üzerine De Soto, gülerek
bunun bir "hayal" olarak kaldığını söyledi. De
Soto, bu konudaki çabalarında tamamen yenildiğini kabul etmesi
gerektiğini söyledi.
BM
diplomatı, basın mensuplarından birinin "Biz ne olup
bittiğini öğrenmek istiyoruz" demesi üzerine, küçük parçalar
halinde bilgi sızması olduğunda tarafların kendi
doğruları doğrultusunda bilgi aktardıklarını ve
dışarıda bunu duyanların içeride görüşülenlerle ilgili
yanlış fikirler elde edebileceğini, ayrıca bunun liderlerin
müzakere etmesini güçleştirdiğini kaydetti.
De Soto,
"Kendinizi herhangi bir konuda taviz vermeye hazırlanan liderin
yerine koyun, bu yaptığının 5 dakika sonra veya ertesi gün
basının önüne konulacağını bilirse bunu yapmak için
cesaretlenir mi? Pek zannetmiyorum... Ben bir müzakereci olsam bunu kesinlikle
yapmazdım" dedi.
De Soto,
İsviçre'de basına karartma uygulanıp
uygulanmayacağıyla ilgili bir soru üzerine, orada bunun daha
başarılı olacağını düşündüğünü ancak
bunu yapmak için cep telefonlarının hepsini toplamak
gerekeceğini bunun da mümkün olamayacağını belirtti.
De Soto,
Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "Sonuçta bir
çok konunun Annan'a kalacağının görüldüğü" yönünde bir
açıklaması bulunduğu belirtilerek yorumunun istenmesi üzerine,
"Bunun böyle olmamasını ümit ederim" dedi.
De Soto, genel
sekreterin bu noktaya gelinmesi halinde taraflarla yakın
danışmalarda bulunmayı ümit ettiğini belirtti.
KIBRIS 23/03/04
Denktaş:
Mahkumiyet gömleğini giymem
Cumhurbaşkanı
Denktaş, Rum Yönetimi lideri Papadopulos'la dünkü son görüşmesinin
ardından düzenlediği basın toplantısında,
İsviçre'ye gitmeme konusundaki kararlılığını
tekrarladı:
Denktaş:
Mahkumiyet gömleğini giymem
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, İsviçre'de 29 Mart'a ertelenen 4'lü konferansa
katılmama yönündeki kararlılığını tekrarladı
ve baskıya dayalı metoda karşı olduğunu söyledi.
"Türkiye metodu kabul etmek zorunda kaldığı için biz de
kabul ettik" diyen Denktaş, "Lefkoşa'da uzlaşma için
denedim. Ben 'Bundan öteye giderim' diye bir söz vermedim" ifadelerini
kullandı
Denktaş,
"Yapabileceğim daha fazla bir şey kalmadı. Bu işler
zorla olmaz. Gidersem değerlendirme yetkimi elimde tutamam. Ben de
gitmiş olsaydım bu yetkiyi elimde tutamam. Mahkumiyet gömleğini
giymem. Neticeye bakacağım ve olumsuz görürsem onu
söyleyeceğim... Çekilmek de uzlaşmaya bir katkıdır"
dedi
Görüşmelerden
şu an için çekilmediğini ifade eden Denktaş, çekilip
çekilmeyeceğine İsviçre'de elde edilecek neticeye göre karar
vereceğini söyledi. Görüşmelerden çekilmesi halinde hükümet protokolüne
göre hükümetin de düşeceğini kaydeden Denktaş, Başbakan
Mehmet Ali Talat başkanlığındaki heyetin tam yetkili olarak
İsviçre'ye gideceğini BM'ye yazılı olarak dün
ilettiğini de açıkladı
Kıbrıs
sorununa Annan Planı temelinde çözüm bulunmasına yönelik olarak
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi
Alvaro de Soto'nun gözetiminde adada 19 Şubat'ta başlatılan
ikili müzakerelerden olumlu bir sonuç çıkmadı. Adadaki çözüm
umutları, İsviçre'nin Luzern kasabasında 29 Mart'a ertelenen
4'lü zirveye kaldı. Luzern'deki 4'lü zirve, iki tarafın
temsilcilerinin yanı sıra Türkiye ve Yunanistan'ın
katılımıyla gerçekleşecek
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos dün
Lefkoşa'daki müzakere sürecinin son görüşmesini yaptı. Görüşme
sonrasında basın açıklaması yapan Cumhurbaşkanı
Denktaş, İsviçre'de başlayacak 4'lü konferansa katılmama
yönündeki kararlılığını tekrarladı ve
baskıya dayalı metoda karşı olduğunu söyledi.
"Türkiye, metodu kabul etmek zorunda kaldığı için biz de
kabul ettik" diyen Denktaş, "Lefkoşa'da uzlaşma için
denedim. Ben 'bundan öteye giderim' diye bir söz vermedim" ifadelerini
kullandı.
İsviçre'ye
gitmemesinin görüşmelerden çekildiği anlamına gelmediğini
de tekrarlayan Denktaş, "Yapabileceğim daha fazla bir şey
kalmadı. Bu işler zorla olmaz. Gidersem değerlendirme yetkimi
elimde tutamam. Ben de gitmiş olsaydım bu yetkiyi elimde tutamam.
Mahkumiyet gömleğini giymem. Neticeye bakacağım ve olumsuz
görürsem onu söyleyeceğim... Çekilmek de uzlaşmaya bir
katkıdır" diye konuştu.
Denktaş,
İsviçre'ye gidecek Başbakan Mehmet Ali Talat
başkanlığındaki heyete, yazılı olarak tam yetki
verdiğini ve bunu BM'ye ilettiğini de söyledi ve heyete
başarılar diledi.
Denktaş,
dörtlü görüşmelerin ardından BM genel sekreterinin ortaya koyacağı
neticenin Türkiye'yle hep birlikte değerlendirileceğini ve
kararın ona göre verileceğini belirtti.
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos ise, Kıbrıs müzakerelerinde
"herhangi bir önemli ilerleme
sağlanmadığını" söyledi.
Papadopulos,
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la gerçekleştirdiği
görüşme sonrasında Reuters muhabirine yaptığı
açıklamada, "Görüşmelerin bu safhasında özde (çekirdek)
konularda herhangi bir önemli ilerleme sağlanmadı" dedi.
Cumhurbaşkanı
tarafından açıklanmayan, ancak elde edilen bilgilere göre, BM'nin
Türk tarafından Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının
listesini istediği öğrenildi.
Adadaki son
görüşme
Denktaş,
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la dün Lefkoşa'daki
müzakere sürecinin son görüşmesini yaptı.
Saat 09.00'da
ara bölgedeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı
yakınlarında yer alan "Lefkoşa Konferans Merkezi'nde"
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro de
Soto gözetiminde gerçekleşen görüşmede ağırlıkla
teknik konuların ele alındı. Görüşme yaklaşık 3.5
saat sürdü. Görüşmeye, KKTC heyetinden Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş, İsviçre hazırlıkları
nedeniyle katılmadı.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, görüşmenin ardından Başbakan Mehmet Ali
Talat, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye'nin
Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven ve diğer heyet üyeleriyle ortak bir
değerlendirme toplantısı yaptı. Yaklaşık 1.5
saatlik bu değerlendirmenin ardından Cumhurbaşkanı
Denktaş
saat 14.00'te basının karşısına çıkarak
görüşmeyle ilgili bilgi verdi ve daha sonra soruları
yanıtladı.
Yazılı
yetki
BM
yetkililerinin bugünkü görüşmede teknik komitelerin
çalışmaları hakkında taraflara bilgi verdiğini
ayrıntılarıyla anlatan Denktaş, Başbakan Mehmet Ali
Talat başkanlığındaki heyetin tam yetkili olarak
İsviçre'ye gideceğini BM'ye yazılı olarak dün ilettiğini
de açıkladı ve heyete başarı dileğinde bulundu.
Esas sorun
metot,
baskılar
kabul edilemez
Görüşmeyle
ilgili ayrıntıları aktardıktan sonra gazetecilerin
sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Denktaş,
"Türkiye ile görüş ayrılığı yok gibi görünüyor.
İsviçre'ye neden gitmiyorsunuz" sorusuna şu
karşılığı verdi:
"
'Görüş ayrılığımız var' demedim. Bunlar üzerinde
gitmeden yeni bir gözden geçirme muhakkak yapılmıştır,
yapılacaktır diye ümit ederim. Esas mesele metot. Böyle bir metotla,
bu kadar aceleci, bu kadar gökten inme, bu kadar başkaları
tarafından yapılmış bir belge dünyanın hiçbir yerinde
empoze edilmeye çalışılmamıştır. Usul
yanlıştır ve baskılar kabul edilmezdir..."
New York'ta
Türkiye istediği için...
Cumhurbaşkanı
Denktaş, "görüşme metodunun New-York'ta imzalanan mutabakatla
kabul edildiğinin" anımsatılması üzerine ise şu
ifadeleri kullandı:
"1.5
yıl reddettik, 1.5 yıl sonra Türkiye kabul edilebilir
düşüncesine geldiği veya getirildiği için, sabahın saat
3'üne kadar BM binasında hapsedilmek neticesinde ara formül
düşünülerek 'buyurun deneyin' dedik. Bütün dünyanın
karşımıza gelerek 'bundan başka bir şey olmaz'
baskıları altında kabul ettik. Böyle metot ilk defa görüldü.
Kosova'da da oldu, Kosova bugün kan kusuyor... Bu işler zorla olmaz.
Kıbrıs meselesinin ne olduğuna bile teşhis koymadan ortaya
attıkları formülleri zorla kabul ettirmeye
çalışıyorlar."
Mahkum mu
oldum... Bundan
ötesi için söz
vermedim
Denktaş,
"Türkiye'nin kabul ettiği metodu kendisinin neden
reddettiği" konusunda da, "Türkiye metodu kabul etmek zorunda
kaldığı için biz de kabul ettik. Ben baskıyla kabul edilen
bir metodun bizi hak yoluna ve şerefli bir neticeye götürmedeki
zorluklarını söylemek zorundayım. 'Metodu kabul ettim mahkum
oldum' demek değil. metot, derogasyonlar gibi vaatler nedeniyle kabul
edildi. Bu vaatler de verilmedi..." diye konuştu.
Lefkoşa'da
devam eden yaklaşık bir aylık süreçte uzlaşmanın
yollarını aradığını söyleyen Denktaş, özetle
şunları kaydetti:
"Benim
Türkiye'ye verdiğim söz, New York'a gitmek, orada ipleri koparmamak ve her
ne pahasına olursa olsun masadan kalkmamaktı. Bunu yaptık,
prosedüre razı oldum ve Lefkoşa'ya naklettim. Ben 'bundan öteye
giderim' diye bir söz vermedim. Lefkoşa'da denedim, kendi
değerlendirmelerimi yaptım. Benim yapabileceğim daha fazla bir
şey kalmadı. Alınabilecek neticeyi değerlendirme yetkimi
elimde tutuyorum. Ben de gitmiş olsaydım bu yetkiyi elimde tutamam.
Mahkumiyet gömleğini giymem. Neticeye bakacağım ve olumsuz
görürsem onu söyleyeceğim..."
Denktaş,
"Çekilmek de uzlaşmaya bir katkıdır" ifadelerini
kullandı.
Türkiye ve
Yunanistan
insaflı
davranacaklar
İsviçre'de
yapılacak 4'lü toplantının ardından BM genel sekreterinin
devreye gireceğini anlatan Denktaş, bundan sonraki süreçte de esas
konularda değişiklik olmaması halinde halka neticenin
söyleneceğini belirtti.
Denktaş,
"Karamsar tablo çizmeyelim. Türkiye ve Yunanistan'ın birbirlerine ve
bize karşı insaflı davranacaklarını, kabul edilebilir,
sağlam, kalıcı bir netice meydana getireceklerini ümit edelim,
bekleyelim... Neticeyi aldığımızda bol bol
konuşacağız...."dedi.
Çekilmedim...
Çekilirsem hükümet de gider
Cumhurbaşkanı
Denktaş, "Bu şartlarda görüşmelerden çekildiniz
anlamını çıkarabilir miyiz" sorusuna, "`Çekilmedim'
diyen adama niye çekildi anlamını çıkaracaksınız"
diye soruyla karşılık verdi ve şunları söyledi:
"Çekilip
çekilmeyeceğime gelecek neticeye bakarak karar vereceğim. Çünkü
çekildiğim takdirde hükümetin de düşmesi lazım. Hükümet
protokolü öyle. Onun için halkıma o sancıyı da çektirmek
istemiyorum. Soğukkanlılıkla bekleyelim ve
başarmalarını dileyerek kendilerine yardımcı
olalım."
Anayasa
sunulmadı
Denktaş,
başka bir soruyu yanıtlarken, dün yeni devletin anayasa
çalışmalarının ele alınmadığını ve
bu konuda herhangi bir gelişme olmadığını da söyledi,
ancak ayrıntıya girmedi.
"Netice,
Türkiye ile değerlendirilip karar verilecek"
Denktaş,
dörtlü görüşmelerin ardından BM genel sekreterinin ortaya
koyacağı neticenin Türkiye'yle hep birlikte
değerlendirileceğini ve kararın ona göre verileceğini
belirtti.
Bugün
İsviçre'ye gidecek heyetlerin önlerinde uzlaşılmamış
bir çok ayrı görüş bulunduğunu, Türkiye ve Yunanistan'ın
katkılarıyla bunların ne kadar halledileceğinin birlikte
izleneceğini vurgulayan Denktaş, "İsviçre'ye gidecek
arkadaşlarımızın, Kıbrıs Türklerinin
haklarını ve geleceğini, güvenliklerini, 1963-74
yılları arasının tekrarlanmaması düşünülerek
hareket edeceğinden emin olmalıyız. Eminiz. Kendilerine
başarılar diliyoruz" dedi.
Anlaşmalar
"Bugün
(dün) yasalarla ilgili komitenin çalışmaları hakkında BM
yetkilisi bize kapsamlı bilgi verdi" diyen Denktaş, bunun büyük
bir belge olduğunu ve inceleyeceklerini belirtti.
İki
tarafın yaptığı anlaşmalar konusunun da ele
alındığını kaydeden Rauf Denktaş, Türk
tarafının 255 anlaşması bulunduğunu ve bunların
246'sına Rumların itiraz ettiğini açıkladı.
Müzakerelerin ardından kendilerinin 38'ini geri çektiğini ifade eden
Denktaş, "Rumlar 217 anlaşmadan 210'una itiraz ediyorlar"
dedi.
Cumhurbaşkanı
Denktaş, Papadopulos'un, "Sayıyla itiraz meselesi değil,
biz top yekun itiraz ediyoruz. Sizin bu anlaşmaları yapma
hakkınız yok. Yaptığınız anlaşmalar
geleceğin hükümetini bağlamaz" dediğini de anlattı.
Rumların
1156 anlaşma ileri sürdüğünü ve daha sonra 7 tanesini geri
çektiğini vurgulayan Denktaş, 1149'unun
kaldığını, Türk tarafı olarak bunların 9'una
itiraz edildiğini belirtti. Denktaş, "Bunlar üzerinde
çalışmalar sürüyor. Bizim anlaşmalarımızı kabul
etmemeleri üzerine 'Biz de topyekün sizin anlaşmalarınızı
kabul etmiyoruz' diyerek denge kurduk. Bunlar herhalde İsviçre'de de ele
alınacak" şeklinde konuştu.
Merkez
Bankası ve bankacılık
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş görüşmede, Merkez Bankası ile bankacılık
ve anlaşmanın uygulama konusundaki ekonomik ve mali gereksinmeleri
konusunda BM'nin ayrıntılı birer belge verdiğini, bu uzun
belgelerin öğleden sonra incelenmeye başlanacağını
söyledi.
Yasalarla
ilgili
komite
çalışmaları
"Bizim
genel bir itirazımız oldu" diyen Cumhurbaşkanı
Denktaş bunu şöyle açıkladı;
"Yasalarla
ilgili komisyon çalışmalarında kabul edilen ve edilmeyen
kısımlar tırnak (" ") işareti içine
alınmış. Bunlar siyasi seviyeye, bize getirilmesi
lazımdı ki son sözü biz söyleyelim. Eğer biz de
anlaşamıyorsak İsviçre'de Türk-Yunan seviyesine
çıksın, orada da görüşülsün. Ondan sonra Annan'a gitsin orada
Annan kendi görüşünü ortaya koysun. Şuna itiraz ettik; 'Bu kadar
yasayı yaptık komitede bunlar görüşüldü' diyerek Annan'ın
önüne götürüp, 'tırnak içerisinde şeyler var sen kararını
ver' diyemezsiniz. Bize muhakkak gelmelidir. Bize gelmeden daha yukarıya
çıkamaz. 'Bu konularda anlaşma var' diye yürümeniz
hatalıdır' dedik, Rum tarafı da aynı görüşleri
savundu."
Papadopulos'un
memurlar konusu
Federasyonun
binaları ve ihtiyaçları konusunun da gündeme geldiğine dikkat
çeken Denktaş, düşünülen binaların müşterek komiteler
tarafından ziyaret edilip görülmesinin istendiğini vurguladı.
Rum Yönetimi
Başkanı Papadopulos'un önemli bir konu ortaya koyduğunu da
anlatan Denktaş, Papadopulos'un, 1960 Anayasası'na göre tayin
edilmiş memurları olduğunu, bunların 1960 Anayasası'na
uygun şekilde göreve devamının gerektiğini, aksi takdirde
kendilerini mahkemeye verecekleri şeklinde uzun bir konuşma
yaptığını kaydetti.
1960
Anayasası'na göre tayin edilen memurların Türk tarafında hemen
hemen kalmadığına işaret eden Rauf Denktaş,
"Bizim kendi yasalarımıza göre tayin edilen memurlar
vardır. Onların çoğu eğer tedbiri alınmazsa kendini
sokakta bulacak. Tazminatları ne olur belli değil. Büyük bir
olaydır. Bizim sosyal ve idari yapımızı kökten etkileyici
bir olay. 'O zaman bizim anayasamıza göre tayin edilmiş memurlara
aynı muamele yapılmalı' dediğimizde ellerinin
kenarıyla şöyle ittiler. Orada büyük bir problem var..."
şeklinde konuştu.
Merkez
Bankası'nda eşitlik
Merkez
Bankası üzerinde son dakika Rumların bir kağıt
verdiğini, Türklerin Merkez Bankası üzerindeki eşitliğini reddettiklerini
kaydeden Denktaş, bu belgenin de inceleneceğini söyledi.
Hava ve deniz
hakları üzerindeki Türk tarafının görüşlerinin Rumlar
tarafından tamamen reddedildiğini, her şeyin merkezi hükümete
bağlanmasını istediklerini ifade eden Denktaş, Türk tarafının
15 ve 18 Mart'ta verdiği önerilere de ayrılırken cevap
verildiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı
Denktaş, Rumların, "yerleşikler" diye niteledikleri
KKTC vatandaşlarının Kıbrıs'ta gayrı yasal olarak
bulunduğunu savunduklarını da vurguladı.
"Heyete
başarılar"
Bugün hükümetin
İsviçre'ye gideceğini de hatırlatan Cumhurbaşkanı
Denktaş, önlerinde uzlaşılmamış birçok ayrı
görüş bulunduğunu, Türkiye ve Yunanistan'ın
katkılarıyla bunların ne kadar halledileceğinin birlikte
izleneceğini vurguladı.
Daha
sonrasının BM genel sekreterine kalacağını da kaydeden
Denktaş, onun ortaya koyacağı neticeyi Türkiye'yle hep birlikte
değerlendireceklerini ve kararlarını ona göre vereceklerini
söyledi.
Denktaş,
"Arkadaşlarımıza İsviçre'de başarılar
diliyoruz. Kıbrıs Türklerinin haklarını ve geleceğini,
güvenliklerini, 1963-74 yılları arasının
tekrarlanmaması düşünülerek hareket edileceğinden emin
olmalıyız. Eminiz. Kendilerine başarılar diliyoruz"
dedi.
RD-TV'ler
Kurucu
devletlerde radyo ve televizyonların sayılarının ne
olacağı konusuna kısıtlama konmasının söz konusu
olmadığını da söyleyen Denktaş, tarafların yüz
yüze bağıracağına radyo televizyonlar
aracılığıyla bağırabileceğini, buna kimsenin
karışamayacağını kaydetti.
Denktaş,
frekanslar konusunun hava ulaşımıyla ilgili olarak ele
alınması gerektiğini de ifade etti.
KIBRIS
23/03/04
BMden
taraflara: Taahhütlere uyun
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi
Alvaro de Soto, Kıbrısta herkesin üzerinde mutabık olduğu
bir süreç ve üst düzeyde girilen taahhütler olduğunu belirtti.
Kıbrısta başlatılan müzakere
sürecine ilişkin görüşmelerde bulunmak üzere dün Ankaraya giden De
Soto, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı
Büyükelçi Uğur Ziyal ile görüştü.
Görüşmenin ardından gazetecilerin
sorularını yanıtlayan De Soto, Kıbrıs müzakereleri sürecinde
tüm tarafların Annan planına göre yerine getirmeleri gereken
bazı taahhütler olduğunu belirterek, Umarız, bunları
yerine getirirler dedi.
İsviçrede yapılacak müzakerelerden umutlu olup
olmadığı sorusuna, herkesin üzerinde mutabık olduğu
bir süreç ve üst düzeyde girilen taahhütler olduğunu kaydeden De Soto,
Eğer uzlaşma ve siyasi irade ruhu olursa çözümün
sağlanacağına dair umutlu olmak için neden olur dedi.
Ziyal ile yararlı bir görüşme
yaptığını ifade eden De Soto, İsviçrede
yapılacak müzakerelerin Bosna-Hersek için Daytonda yapılan
görüşmelerle karşılaştırılması üzerine,
Aradaki en önemli fark, burada kimsenin savaşmadığı dedi.
De soto, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaşın İsviçreye gitmeme kararını nasıl
değerlendirdiğinin sorulması üzerine de, Yorum yok dedi. De
Soto, derogasyonlar konusunda da ayrıntıya girmedi.
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi,
Atinaya gitmeyi planlamadığını, zaten İsviçrede
biraraya geleceklerini söyledi.
Dışişleri
Bakanlığında 6 saat süren görüşmeye Müsteşar
Yardımcısı Baki İlkin, İkili Siyasi İşler
Müdürü Ertuğrul Apakan ve Büyükelçi
Deniz Bölükbaşı ile diğer bürokratlar katıldı.
HALKIN SESI
22/03/2004
BM Genel Sekreteri
Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, İsviçre'deki
görüşmelerde kesin olarak bir anlaşma metninin
çıkacağını söyledi.
|
|
|
|
24 Mart 2004 Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs
Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, İsviçredeki görüşmelerin büyük
ölçüde dolaylı ikili temaslar şeklinde geçeceğini söyledi. |
|||
|
|
İsviçrede başlaması öngörülen dörtlü
görüşmelerin Yunan ve Rum heyetlerince ikili zemine çekilmeye
çalışılması Türk tarafında rahatsızlık
yarattı. Akşam saatlerinde yapılması planlanan ikili
görüşme Rumların, Türk heyetinin karar vermeye yetkisi
olmadığını öne sürmesi nedeniyle iptal edildi |
|
||
Müzakerelerin Türkiye ve
Yunanistanın da katıldığı aşamasına
gelindiğini hatırlatan De Soto, Rum lider Tasos Papadopulosun
yanı sıra, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve
Yardımcısı Serdar Denktaşın Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaştan aldıkları tam yetki ile müzakere etmek ve son
kararları almak üzere İsviçrede bulunduklarını
vurguladı.
Temaslar, Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros
Molivyatis arasında ve iki bakanın ayrı ayrı De Soto ile
yaptığı görüşmelerle sınırlı kaldı.
BURADAN BİR ANLAŞMA METNİ ÇIKACAK
Yunan kaynakları ise Molivyatis ile Gülün,
dörtlü görüşmenin bu aşamada yapılmasının yararlı
olmayacağı noktasında birleştiklerini, ancak, bunun dörtlü
görüşmenin önümüzdeki günlerde gerçekleştirilmeyeceği
anlamına gelmediğini bildirdiler.
Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs
Özel Temsilcisi Alvaro De Soto da İsviçredeki görüşmelerin büyük
ölçüde dolaylı ikili temaslar şeklinde yürütüleceğini söyledi.
De Soto, Kesin olan bir şey varsa, o da buradan bir anlaşma metni
çıkacağıdır dedi.
Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre
Kıbrıs Türk, Rum, Türkiye ve Yunanistan heyetleri, BM Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel temsilcisi Alvaro De Sotonun da
bulunacağı yemekte bir araya geldiler.
Bu arada Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gülün bu sabah TSİ
11.30da AB zirvesine katılmak üzere Brüksele hareket edeceği
bildirildi.
PAPADOPULOSTAN DE SOTOYA RED
Rum radyosunun haberine göre, Rum yönetimi lideri
Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaşın, Lefkoşadaki
müzakereler sırasında sunduğu belgeyi, Alvaro De Sotonun
talebine rağmen kabul etmedi.
![]()
Rum radyosu, De Sotonun, Papadopulostan
Denktaştan belgeyi kabul etmesini ve al-ver sürecinin de bu belge
üzerinden yürütülmesini istediğini bildirdi. Ancak Papadopulos, De
Sotonun önerisini reddetti.
Papadopulosun Denktaşın belgesini, New
Yorkta belirlenen prosedürün dışında olduğu gerekçesiyle
kabul etmediği kaydedildi.
Rum radyosu, bazı
Birleşmiş Milletler yetkililerini de İsviçredeki
görüşmeleri dejenere etmekle suçladı. Rum radyosu gelişmeler
nedeniyle, Kıbrıs Rum heyetinde, hayal
kırıklığı ve derin bir endişenin hakim
olduğunu da bildiriyor.
TAKVİM BELLİ DEĞİL
Türk Dışişleri
Bakanlığı yetkilileri de, 4lü görüşmelere yönelik hiçbir
takvim, plan ya da yol haritasının kendilerine verilmediğini
söylediler ve Rum ve Yunan tarafının 4lü görüşme
yapılmasını istemedikleri izlenimini edindiklerini kaydettiler.
|
Erdoğandan
Denktaşa görüşmelere katıl ricası |
||
|
|
||
|
Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaştan,
İsviçrede yapılacak Kıbrısla ilgili dörtlü
görüşmelere katılmasını istirham ettiğini bildirdi.
Erdoğan, Denktaşın bunu değerlendireceğini söyledi. |
||
|
|
|
|||
|
|
|
24 Mart 2004 Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer ile ilişkilere değinerek, bir soru üzerine,
bugüne kadar bir sorun yaşanmadığını ifade etti. |
|
Erdoğan, partisince
Orduda düzenlenecek mitinge giderken uçakta değerlendirmelerde bulundu.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaştan İsviçredeki toplantıya
katılması konusunda tekrar düşünmesini istirham ettiğini
ifade eden Erdoğan, Denktaşın bunu değerlendireceğini
söyledi.![]()
Başbakan
Erdoğan, Ben bu konuda umudumu koruyorum. Ama devlette
devamlılık esastır. Bizim, kırmızı çizgilerimiz
mi dersiniz, olmazsa olmazlarımız mı dersiniz, yani bunlar
hallolmadıktan sonra, bunlar bir yere oturtulmadıktan sonra adil ve
kalıcı çözüm yolunda Türkiyenin, Kuzey Kıbrısın,
Güney Kıbrısın, Yunanistanın da
karşılıklı olarak çıkarları gözetilmedikten sonra
bu işin olumlu neticelenmesi mümkün değil. Hakikaten çıkarlar
karşılıklı olarak gözetilir, adil ve kalıcı çözüm
gelirse o zaman da bunun karşısında biz de duramayız, KKTC
de duramaz. Buna inanıyorum. Böyle olumlu bir yaklaşımımız
var.
Şu ana kadar KKTC iyi niyetini
göstermiştir. Bu iyi niyet yaklaşımına Rum tarafı,
aynı tepkiyi vermemiştir. Onların aynı tepkiyi vermesi
lazım. Bazı spesifik konularda takılıp kalmamak gerekir.
Olduğundan fazla şeyleri beklemek şartları zorlamak olur.
Biz zorlanması gereken şartları
zorlayacağımızı baştan beri söyledik. İsviçrede
umutlu olmak istiyorum. dedi.
KARAMANLİS, DİPLOMATİK DOSTUM
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlisi
diplomatik dostu olarak nitelendiren Erdoğan, Karamanlisin, AKP
Kongresine katıldığını ve kendisinin de iadei
ziyarette bulunacağını bildirdi.
Bu tür ilişkilerin sorunların çözümünde
önemli olduğuna işaret eden Başbakan Erdoğan, Yunanistan
ile aramızda pek çok şey çözümlenmeye başladı dedi.
Erdoğan, hem Karamanlisin hem de Yorgo
Papandreunun Kıbrıs konusunda çözümden yana olduğunu anlatarak,
bu sürecin devam etmesi temennisinde bulundu.
Başbakan Erdoğan, Kıbrıs
sorununun çözümünde en önemli konunun birincil hukuk olduğunu, bu konuda
AB kararını verirse, bunu sağlama alırsa, o zaman
Türkiyenin süreci işletmesinde bir rahatlama olacağını
söyledi. Erdoğan, Bu yazılı olmalı, sözle olmaz... diye
konuştu.
SEZER VE TSK İLE İLİŞKİLER
Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer ile ilişkilere değinerek, bir soru üzerine, bugüne
kadar bir sorun yaşanmadığını ifade etti. Zaman zaman
hastalık ve yurtdışı gezileri nedeniyle olağan
görüşmelerin gerçekleşemediğini belirten Erdoğan, Bunda da
durumu bildiriyoruz, telefonla gerektiğinde görüşüyoruz.
Aramızda herhangi bir sıkıntı yok dedi. TSK ile de
aralarında sıkıntı yaşanmasının mümkün
olmadığını belirten Erdoğan, Usule ilişkin zaman
zaman farklı düşünceler, açıklamalar gelmiş olabilir.
Herkes aynı şeyi düşünecek diye bir şey yok. Sonuçta ortaya
bir netice çıkıyor. Sonuçta herkes Anayasal çerçeve içinde, görev
alanı içinde hareket eder diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, seçimden sonra gündeme
gelmesi beklenen Anayasa değişikliği konusunda da toplumsal
mutabakatın ve konsensüsün oluşması gerektiğini, bu
oluşmadan değişiklik yapılamayacağını
kaydetti.
|
|
|
|
|
||
|
|
|
|
|
|
24 Mart 2004 Yetkililer,
Annan Planına hayır demenin politik maliyetinin masadaki
tarafları motive edeceğine inandıklarını söylüyor.
BM yetkilileri, Tarafları sadece müzakere prosedürü değil, özellikle
Annan Planına hayır demenin politik maliyetinin motive etmesine
inanıyoruz diye konuştu. Aynı yetkililer, tarafların
dünden itibaren Burgenstocktaki otellerde aralarında heyetler
bazında ve bireysel olarak görüştüklerini söyledi.
NTVye konuşan yetkililer, İsviçre
toplantılarında, Annan Planını kendi kamuoylarına
pazarlayabilmeleri için taraflara cephane sağlamaya
çalışacağız ifadesini kullandı. BM yetkilileri, Annan
Planının taraflarca reddedilmesi halinde BMnin yedek bir
planının olmadığını da belirttiler.
|
|
||
|
|
|||
|
|
||
|
|
|
|
|
|
|
||
|
|
|
24 Mart 2004 Öte yandan Washingtondaki kaynaklar, BM Genel
Sekreterı Kofi Annanın, nihai metin taslağını Pazar
günü taraflara sunmasının beklendiğini belirttiler. |
ABD
Dışişleri Bakanlığı, Kıbrısta çözüm
için İsviçrede bir araya gelen tarafların anlaşmaya
varmalarını bekliyor. ABD Dışişleri
Bakanlığı sözcüsü Richard Bouchera, İsviçre
görüşmelerinde Kıbrıs için çözüm mü bekliyorsunuz, yoksa çözüm
için referandumları mı bekliyorsunuz? diye soruldu. Sözcü, bu soruya
ikisini de yanıtını verdi. ![]()
![]()
Boucher, Tarafların, hem anlaşmaya
varmasını, hem de birleşik bir Kıbrısın 1
Mayısta Avrupa Birliğine üye olmasını sağlayacak
şekilde uygun zamanda anlaşmayı referanduma götürmesini
bekliyoruz.
Görüşmeler şimdi İsviçreye kayarken
biz de, BM Genel Sekreterinin çabalarına tam destek vermeyi sürdürüyoruz.
Tarafların bir araya gelerek anlaşmaya varmak için ciddi
çalışma yürütmelerini bekliyoruz dedi.
Bu aşamada ABDyi İsviçre
görüşmelerinde Dışişleri Bakanlığının
Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston temsil edecek.
Öte yandan
Washingtondaki kaynaklara göre, Genel Sekreter Kofi Annanın
Kıbrısta nihai metin taslağını taraflara Pazar günü
sunması bekleniyor.
Annanın zaten mevcut durum çerçevesinde önceki
metnini güncelleştirdiği ve İsviçredeki görüşmeler
ışığında Pazara kadar yeni rötuşlar
yapacağı belirtiliyor.
Washingtondaki kaynaklar, Pazartesi günü
İsvicreye gelecek Türk ve Yunan Başbakanları Erdoğan ve
Karamanlisin bu metin üzerinde Çarsambaya kadar
çalışacağını dile
getiriyor.
|
Denktaş:
İyi niyetle gidilmedi |
|
|
|
Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Denktaşın
İsviçredeki durumla ilgili değerlendirmesi öncekilerden
farklı olmadı. Denktaş, İyi niyetle gidilmiş
olsaydı, dörtlü konferans şimdi başlamış olurdu
dedi. |
|
|
|
NTV-MSNBC |
24 Mart 2004 Rum ve Yunan
heyetlerinin tavrı nedeniyle görüşmelerin
başlamamasını üzücü bir gelişme olarak niteleyen
Denktaş, Rumların takvimi doldurmaya
çalıştığını söyledi.
Başbakan Talat ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaşı
görüşmelerde yetkili kıldığını, bunu daha önce
Papadopulosa bildirdiğini belirten Denktaş, Rum heyetinin, Türk
tarafının yetkisini sorgulamasının iyi niyetli bir
tavır olmadığını dile getirdi.
Alvaro De Sotonun, Rumlara, Siz görüşmelerden
kaçmak istiyorsunuz, bahane arıyorsunuz dediğini ileri süren
Denktaş, Yunan tarafının da geri adım attığı
yorumunu yaptı.
Yunan
Dışişleri Bakanı Molivyatisin Bürgenstocka
ulaştıktan sonra, Biz dörtlü konferansa gelmedik, iki
Kıbrıslı konuşsun, biz de Türkiye ile konuşuruz
dediğini aktaran Denktaş, Atina yönetiminin konferansı sona
erdirmeye çalıştığını söyledi. Denktaş,
Başbakan Erdoğanın İsviçreye gitmesi için kendisine
ilettiği taleple ilgili olarak da, Başbakana niye
gidemeyeceğini detaylarıyla anlattığını, kesin
cevabını yarın kendisine aktaracağını belirtti.
|
Derogasyonlar
kalıcı olmayacak |
|
|
|
|
|
KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, derogasyonların AB temel
hukukunda kalıcı olmayacağı konusunda ellerinde belge
bulunduğunu söyledi. |
|
|
25 Mart 2005 Canlı yayında NTV izleyicilerin
sorularını yanıtlayan Denktaş, Verheugenin Denktaş
artık halkının büyük çoğunluğunu temsil etmiyor
eleştirisine de sert yanıt verdi. |
|
KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Türk tarafının ısrarla üzerinde durduğu
derogasyonların AB temel hukukunda kalıcı olmayacağı
konusunda ellerinde resmi belge olduğunu söyledi.
VERHEUGENE SERT ÇIKTI
Denktaş, kendisi için Halkın büyük
kesimini temsil etmiyor iddiasında bulunan AB Komisyonunun
genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugenin ciddiye
alınmaması gerektiğini söyledi.
Denktaş, Verheugeni ciddiye almamanız
lazımdır. Dönemin sonuna gelmiş bir bürokrattır.
Kıbrıs meselesinde Rumlardan yana
ağırlığını koymuş birisidir. Beni daima
engel olarak görmüştür, Türklerin de Avrupa Birliğine girmesine
engel olarak görmüştür. Benim kimi temsil edip etmediğim seçimlerde
meydana çıkar. Dolayısıyla benim seçimlerin 1,5 yıl sonra
olacaktır. Verheugen eğer gaipten haber almışsa, benim
hakkımda bunu söylemişse, kendisinin bileceği bir iştir.
Kendisi herhalde bundan mahçup olur dedi.
AZAMİ TAVİZİ VERDİK
KKTC Cumhurbaşkanı, Kıbrıs Türk
tarafının müzakerelerde vereceği tavizlerin azamisini
verdiğini, konfederasyondan federasyona dönüşün de başlı
başına bir taviz olduğunu kaydederek, Rumların hiçbir taviz
vermediğini ve tavize yanaşmadığını söyledi.
Rumların bu tavrının iyi
sorgulanmasını isteyen Denktaş, Kıbrıs Türklerine
1963ten 1974e kadar verilen hasarın tazminatının ödenmesi
gerektiğini, Rumların buna da yanaşmadığını
belirtti.
GİRİT GİBİ OLUR
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, planda
istenen değişiklikler kabul edilmezse Kıbrısın da
Girit gibi bir Yunan adasına dönüşeceğini iddia etti.
Derogasyonların Avrupa Birliği iç hukukuna
dahil edilmesi konusunda Brüksel zirvesinden çıkacak sonucu beklediklerini
belirten Denktaş, derogasyonlar kalıcı hale gelmezse, ortaya
çıkacak sonucu reddedeceklerini, Türkiyenin de bunu söylediğini
hatırlattı.
|
Dörtlü zirve
şimdilik öngörülmüyor |
|
|
|
BM Kıbrıs
Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, İsviçredeki resmi görüşmelerin
resmen başladığını, ancak programda şimdilik
dörtlü görüşme öngörülmediğini açıkladı. |
|
|
|
Bürgenstock |
|
|
|
25 Mart 2004 KKTC Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş ise, İsviçrede Kıbrıs görüşmelerinin ilk
gününde yapılamayan dörtlü zirvenin Cuma akşamı
yapılacağını açıklamıştı |
De Soto, Bürgenstockta
düzenlediği basın toplantısında New Yorkta varılan
anlaşmalarda dörtlü görüşmeler yapılacağı yönünde bir
format belirlenmediğini bildirdi. Alvaro De Soto, ikili görüşmelerin
ve BM mekik diplomasinin süreceğini, ama şimdilik dörtlü görüşme
öngörülmediğini söyledi. Mutlaka dörtlü görüşmeler
yapılması gerekmediğini belirten BM Özel Temsilcisi,
Bürgenstockta sürecin ilerlediğini ve özlü görüşmelere
geçildiğini açıkladı. Fakat, görüşmelerin al-ver
şeklinde ilerlemediğini söyledi.
TAKVİMDE DEĞİŞİKLİK SİNYALİ
De Soto, referanduma gidilmeden önce halklara zaman
verilmesinin daha iyi olacağını, ama sınırlı bir
takvimin buna imkan vermediğini kaydetti. De Soto, takvimde küçük
değişikliklere gidilebileceğini, fakat 1 Mayıstan önce
mutlaka referandum yapılması gerektiğini söyledi. Alvaro De
Soto, derogasyonlar konusunda merkezi rolün Avrupa Birliğinde
olacağına ve kendilerinin de taraflara yardımcı olmaya
çalıştığını söyledi.
![]()
KKTC Cumhuriyeti Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş ise, Bürgenstockta dörtlü görüşmelerin
Cuma akşamı başlaması konusunda görüş birliği
bulunduğunu açıklamıştı.
Ayrıca yapıcı tutumlarını
sürdürdüklerini ifade eden Serdar Denktaş, Biraz zaman kaybı oldu,
kendi içimizde toplantılar yaptık, ümit ediyorum Bakanlar Brükselden
döndükten sonra süreç hızlanır dedi. Serdar Denktaş, bugün ve
yarın ABDnin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston ve
İngiliz diplomatlarla görüşeceklerini de söyledi.
|
30 yıl
sonra yeniden dörtlü yemek |
|
|
|
İsviçrenin
Burgenstock kasabasında bugün yapılması planlanan dörtlü zirve
iptal edildi. |
|
|
|
NTV-MSNBC VE AJANSLAR |
|
|
|
24 Mart 2004 Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs
Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, İsviçredeki görüşmelerin büyük
ölçüde dolaylı ikili temaslar şeklinde geçeceğini söyledi.
Yarın ise müsteşar yardımcıları düzeyinde
tarafların biraraya gelmesi bekleniyor. |
BM ise Türk tarafından yana tavır koydu. BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Kıbrıs Türk heyetinin tam yetkiyle İsviçrede bulunduğunu bildirdi. Dörtlü görüşmelerin bir zorunluluk olmadığını belirten De Soto, görüşmelerin büyük ölçüde dolaylı ikili temaslar şeklinde geçeceğini ve BMnin mekik diplomasisi yürüteceğini söyledi.
Öte yandan akşam
saatlerinde yapılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
Yunanistan Dışişleri Bakanı Molivyatis görüşmesinde
de, dörtlü görüşmeler sürecinin gündeme gelmediği öğrenildi.
30 YIL ARADAN SONRA DÖRTLÜ YEMEK
Dörtlü görüşmeler için biraraya gelemeyen
taraflar akşam yemeğinde buluştu. Yaklaşık 30
yıllık bir aradan sonra gerçekleşen bu buluşmanın
sembolik önem taşıdığı ifade edildi.
İsviçrede bulunan Türkiye ve Yunanistan
dışişleri bakanları sabah saatlerinde AB zirvesine
katılmak üzere Brüksele gidecek. Burgenstockta kalacak Türk ve Yunan
yetkililer ise Kıbrısla ilgili güvenlik konularını
görüşmeye devam edecek.
PAPADOPULOSTAN DE SOTOYA RED
Bu arada Rum radyosunun haberine göre, Rum yönetimi
lideri Papadopulos, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaşın,
Lefkoşadaki müzakereler sırasında sunduğu belgeyi, Alvaro
De Sotonun talebine rağmen kabul etmedi. De Sotonun, Papadopulostan
Denktaştan belgeyi kabul etmesini ve al-ver sürecinin de bu belge
üzerinden yürütülmesini istediğini bildirildi. Ancak Papadopulos, De
Sotonun önerisini reddetti. Papadopulosun Denktaşın belgesini, New
Yorkta belirlenen prosedürün dışında olduğu gerekçesiyle
kabul etmediği kaydedildi.
|
Annan da
İsviçreye gidiyor |
|
|||
|
|
|
|||
|
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annanın Kıbrıs
görüşmelerinin son safhasına katılmak üzere hafta sonu
İsviçreye gideceği açıklandı. |
|
|||
|
|
|
|||
|
AA |
|
|||
|
|
25 Mart 2004 Edinilen bilgiye göre Annan pazar günü
Burgenstockta ilk olarak, Kıbrıs Özel Özel Temsilcisi Alvaro De
Soto ile bir araya gelecek müzakerelerin son durumu hakkında bilgi
alacak. |
|
|
Genel Sekreter Kofi Annan, taraflarla ayrı ayrı görüşmeler yapacak. Annan, görüşmelerde taraflara en son mesajlarını verecek ve kendilerinden bunları değerlendirmelerini isteyecek.
Salı günü Arap
Birliği zirve konferansına katılmak üzere Tunusa gidecek olan
annan, daha sonra yeniden Burgenstocka dönerek taraflardan nihai
görüşlerini alacak. Birleşmiş Milletler kaynakları
Burgenstocktaki müzakerelerin 31 Mart Çarşamba günü sona ermesinin
öngörüldüğünü ifade ettiler.
|
Dörtlü
görüşmelere ara formül |
|
|
|
İsviçrede
yapılması öngörülen dörtlü görüşmelerle ilgili belirsizlik
aşıldı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin
Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, bir orta yol buldu. Dörtlü
görüşmeler akşam yemeği şeklinde yapılacak. |
|
|
|
Burgenstock |
|
|
|
25 Mart 2004 İsviçrenin Burgenstock tatil merkezinde ilk
günden bu yana dörtlü görüşmelerin yapılıp
yapılmayacağı tartışılıyordu.
Tartışmalara son nokta konuldu. |
NTVnin edindiği
bilgiye göre, De Soto, Rum ve Yunan tarafının masaya oturmaktaki
isteksizliği üzerine bir orta yol buldu. Taraflar akşam yemeklerinde
buluşacaklar. Bu yemeklerde özlü görüşmeler de yapılacak.
Taraflarınönceki gün bir araya geldikleri akşam yemeği dört
saate yakın sürmüştü.
İkinci akşam yemeğinin bugün Türkiye
ve Yunanistan dışişleri bakanları Brükselden döndükten
sonra yapılmasının planlandığı bildirildi. Fakat
De Soto, Rum-Yunan tarafının masadan kalkmasından endişe
ederek, akşam yemeklerini dörtlü görüşme olarak takdim etmiyor.
![]()
Orta yol Türk tarafını ise tatmin etti.
Türk yetkililer Bizim için kapsamlı görüşmelerin olması önemli,
metod değil. Akşam yemeğinde de görüşebiliriz, ayakta da
dediler. Öte Yandan De Sotoyu formül arayışına
Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün restinin ittiği
öğrenildi.
BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto,
daha önce yaptığı açıklamada İsviçredeki resmi
görüşmelerin resmen başladığını, ancak programda
şimdilik dörtlü görüşme öngörülmediğini ikili görüşmelerin
ve BM mekik diplomasinin süreceğini, ama şimdilik dörtlü görüşme
öngörülmediğini açıklamıştı.
TAKVİMDE DEĞİŞİKLİK SİNYALİ
De Soto, referanduma gidilmeden önce halklara zaman
verilmesinin daha iyi olacağını, ama sınırlı bir
takvimin buna imkan vermediğini kaydetti. De Soto, takvimde küçük
değişikliklere gidilebileceğini, fakat 1 Mayıstan önce
mutlaka referandum yapılması gerektiğini söyledi. Alvaro De
Soto, derogasyonlar konusunda merkezi rolün Avrupa Birliğinde
olacağına ve kendilerinin de taraflara yardımcı olmaya
çalıştığını söyledi.
BİRAZ ZAMAN KAYBI OLDU
KKTC Cumhuriyeti Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş yapıcı tutumlarını
sürdürdüklerini ifade eden Serdar Denktaş, Biraz zaman kaybı oldu,
kendi içimizde toplantılar yaptık, ümit ediyorum Bakanlar Brükselden
döndükten sonra süreç hızlanır dedi.
Serdar Denktaş, bugün ABDnin Kıbrıs
Özel Temsilcisi Thomas Weston ve İngiliz diplomatlarla
görüşeceklerini de söyledi.
|
Verheugen:
Denktaş başarısız |
|
|
|
AB Komisyonunun
genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın, barış yolundaki
fırsatları kullanmakta başarısız olduğunu ve
artık halkının çoğunluğunu temsil etmediğini
ileri sürdü. |
|
|
|
Brüksel |
25 Mart 2004 Verheugen,
Reuters haber ajansına verdiği demeçte, Kıbrısın 1
Mayıstan önce birleşmesi yönünde anlaşma sağlanması
olasılığını, geçmişe oranla daha fazla
bulduğunu da belirtti.
|
|
Kıbrıslı Türklerin büyük bölümünün,
anlaşmadan ve AB üyeliğinden yana olduğunun açıkça
görüldüğünü ileri süren Verheugen, Denktaşın, artık
Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğunu temsil
ettiğine inanmıyorum diye konuştu. Verheugen, iyimserliğinin,
görüşmelerin temelinde Annan planının taraflarca kabul
edilmesine ve anlaşmanın hayata geçirilmesi için detayların
müzakere edilmesine dayandığını kaydetti. |
|
|
|
|
|
||
|
|
|
|
|
|
|
|
||
25 Mart 2004 Washingtondaki
gözlemciler, İsviçredeki tıkanma ortadayken, ABDnin yoğun
şekilde devreye girmemesi durumunda Kıbrısta çözüm sürecinin
başarısızlığa uğrayabileceğini belirttiler.
Washingtonda 11 Eylül
soruşturması komisyonundaki yoğun oturumlarda Başkan Bush
yönetimine terör konusunda ağır suçlamalar yöneltiliyor. Bu ortamda
Kıbrısta kritik bir dönemden geçilirken, ABD yönetiminde konuya
yönelik tam bir kayıtsızlık gözleniyor.
İsviçrede dünkü tıkanma ortaya
çıkarken Washingtonda herhangi bir resmi yorumda bulunulmadı. ABD
kaynakları, Dışişleri Bakanı Colin Powell, Türk ve
Yunan muhatapları Abdullah Gül ve Petros Molivyatise bugün gibi bir mesaj
gitmesinin beklendiğini belirttiler. Ancak gözlemciler, kendi derdine düşen
yönetimin, bunun dışında Kıbrıs sorununun üzerine
gidileceğine ilişkin bir belirti olmadığını
vurguladılar.
TÜRK TARAFI KAYGILI
Edindiğimiz bilgiye göre,
dışişleri müsteşarı Uğur Ziyal, ABD
Dışişlerinin Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston
ile görüştü ve İsviçrede meydana gelen durumdan dolayı Türk
tarafının kaygısını iletti. Washingtondaki bazı
gözlemcilere göre, görüşmelere zaten soğuk bakan Rum tarafı,
referandumda halka hayır oyu verdirtmeye hazırlanıyor ve ve Türk
tarafında da hayır kararı çıkmasını ve böylece
sorumluluğu paylaşmayı hedefliyor.
Gözlemcıler, Türk tarafının olmazsa
olmaz niteliği taşıyan derogasyonlar (istisnalar) konusundaki
ısrarının da şimdilik Avrupa Birliğinden kabul
görmediğini belirtiliyor ve bu ortamda, ABDnin New Yorkta olduğu
gibi yoğun biçimde devreye girmemesi durumunda Kıbrıs sürecinin
başarısızlığa uğracağına işaret
ediliyor.
KARAMANLİS BEYAZ SARAYA DAVET EDİLDİ
Öte yandan Bush, Yunanistanın yeni
Başbakanı Kostas Karamanlisi, 20 Mayısta Beyaz Saraya davet
etti. Beyaz Saray sözcüsü Scott McClellan, Bush ile Karamanlisin, Atinada
yapılacak Olimpiyat Oyunları ve diğer bölgesel konuları
görüşeceğini söyledi. Washingtondaki gözlemciler ise Karamanlis için
öngörülen ziyaretin, 1 Mayısa kadar tamamlanması amaçlanan Kıbrısta
çözüm sürecinin sonrasında gerçekleşecek olmasından dolayı,
Beyaz Saray görüşmesinin, Kıbrısta halen devam eden sürece bir
katkısının bulunmayacağına işaret ettiler.
McClellan, açıklamasında, Bu ziyaret,
demokrasi, refah ve güneydoğu Avrupa ve büyük Ortadoğu bölgesinde
barış arayışı çerçevesinde, Yunanistan ile
ortaklığımızı derinleştirmek açısından
bir fırsat oluşturacak dedi.
|
İsviçrede
4lü zirve bugün yapılacak |
|
|
|
İsviçredeki
Kıbrıs görüşmelerinde diplomasi ve belge trafiği hızlanırken,
tarafların bir araya geleceği akşam yemeği iptal edildi.
Yemek bugün öğlen saatlerinde gerçekleştirilecek. |
|
|
|
Burgenstock |
|
|
|
26 Mart 2004 Akşam yemeğinin iptali için, Avrupa
Birliği zirvesi için Brükselde bulunan Yunanistan
Dışişleri Bakanı Moliviatisin İsviçreye geç
dönecekleri ve yorgun oldukları gerekçe gösterildi. Taraflar, bugün
öğlen saatlerinde yemekte bir araya gelecek |
Bu arada Birleşmiş Milletlerin yanı sıra, ABDli ve İngiliz diplomatlar da taraflar arasında mekik diplomasisi yürütüyor. Türk tarafının Birleşmiş Milletlere sunduğu 3 sayfalık öncelikli değişiklik belgesine karşı, Rum tarafının tam 44 sayfalık bir değişiklik belgesi sunduğu belirtiliyor.
TAKVİMDE
DEĞİŞİKLİK SİNYALİ
BMni Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto,
referanduma gidilmeden önce halklara zaman verilmesinin daha iyi
olacağını, ama sınırlı bir takvimin buna imkan
vermediğini kaydetti. De Soto, takvimde küçük değişikliklere
gidilebileceğini, fakat 1 Mayıstan önce mutlaka referandum
yapılması gerektiğini söyledi. 31 Martta tamamlanması
beklenen görüşmelerin, sonuç alınamaması durumunda birkaç gün
uzayabileceği de kaydediliyor.
VERHEUGEN DE
GİDİYOR
Öte yandan, AB Komisyonunun genişlemeden
sorumlu üyesi Günter Verheugenin, 29 Mart Pazartesi günü, Kıbrıs
müzakerelerine katılmak üzere İsviçreye gideceği
öğrenildi. İlk olarak Rum ve Yunan kaynaklardan duyulan bu haber,
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis tarafından
doğrulanırken, AB Komisyonu tarafından yalanlanmadı, ancak
henüz resmen açıklanmadı. Kaynaklar, Verheugenin, Türk ve Yunan
taraflarının mutabakatıyla görüşmelere
katılacağını belirtiyorlar.
Annan 4üncü planı bugün sunacak
İsviçrede devam
eden Kıbrıs sürecinde dördüncü Annan Planı, BM Genel Sekreteri
tarafından bugün taraflara sunulacak
26 Mart 2004 Öte yandan
ABD yönetiminin, Dışişleri Bakanı Colin Powell
aracılığıyla en erken Pazar gününden itibaren telefonla
yeniden üst düzeyde devreye girebileceği belirtildi.
Kıbrıs
sürecinde dördüncü Annan Planı bugün taraflara sunulacak.
Görüşmelerinin yapıldığı İsviçreye gelecek olan
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, ilk olarak temsilcisi Alvaro de Soto ile
görüşecek. Son durumla ilgili böylece bilgi alacak olan Genel Sekreter,
Cumartesi daha sonra kamuoyunda dördüncü Annan Planı olan son
taslağı taraflara sunacak.
Amerikan kaynaklarından edindiğimiz
bilgiye göre Annan, ondan sonra da İsviçrede Türkiye, Yunanistan,
Kıbrıs Türk ve Rum taraflarından bu dördüncü plan üzerinde
çalışmalarını isteyecek.
Türk ve Yunan Başbakanları Erdoğan ve
Karamanlisin de Pazartesi günü katılımlarıyla birlikte
anlaşma çabaları Çarşambaya kadar sürecek.
WASHINGTON PLANDAN SONRA DEVREDE
Washingtondaki kaynaklara göre ABD, ancak dördüncü
Annan Planının taraflara sunulmasının ardından
devreye girebilecek. ABD Dışişleri Bakanı Colin
Powellın taraflarla telefon aracılığıyla
görüşmelerini gerçekleştirebileceği belirtiliyor.
Dolayısıyla ABDnin süreçte tarafları
ikna çabaları pazar-çarşamba arasında öngörülüyor. Sonunda hala
üzerinde anlaşmaya varılamayan noktalarda son sözü Annan söyleyecek
ve referanduma gidecek nihai metin Nisanın ilk haftasında
kesinleşecek.
RUM TARAFININ DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİ
Öte yandan, Rum basını, Rum tarafı
BMnin Kıbrıs Özel temsilcisi Alvaro de Sotoya değişiklik
önerilerini sunduğunu yazdı. Haravgi ve Mahi gazetelerine göre, Rum
tarafının 7 başlık altında toplanan 40 sayfalık
değişiklik belgesi şunları içeriyor:
İŞLEYEBİLİRLİK
Başkanlık
Konseyinin 6 Rum, 3 Türk olmak üzere 9 üyeden oluşması.
Başkan
ve başkan yardımcısı olması, başkanlık
görevini Rumların 40, Kıbrıslı Türklerin 20 ay boyunca
sürdürmesi.
AB
organlarına sonuç getirici şekilde katılım ve Avrupa
normlarını uygulayabilme yeterliliğine sahip olarak tam temsiliyet
sağlanması.
Yüksek
Mahkemenin asliye mahkemesi haline getirilmesi.
GEÇİŞ DÖNEMİ
Rum
tarafına iade edilecek toprağın BMnin denetimine verilmesi ve
bütün geçiş dönemlerinin daraltılması.
AVRUPA NORMLARI
Avrupa
normlarının hayata geçirilmesi.
Halen
sadece Annan planında yer alan istisnaların kabul edililmesi ancak
sürekli olmaması.
GÜVENLİK
Çözümün
TBMM tarafından onaylanması. Onayun referandumlardan önce verilmesi.
Türkiye
ve Yunanistan birliklerindeki asker sayısının, taraflardan her
biri için 3 bine indirilmesi; hareketlerinin, konuşlanmalarının
ve tatbikatlarının sınırlandırılması.
Türkiyenin
müdahale haklarının kaldırılması
YERLEŞİKLER
Kimlerin
kalabileceğini belirleyecek kriterler ve yerleşiklerin sürekli
olarak adaya gelişinin olmamasının sağlanması.
İnsani
nedenlerle sadece Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlarıyla evli
olanlara vatandaşlık verilmesi. İki tarafın,
vatandaşlığa alacaklarının listelerini sunmaları
fikri reddediliyor.
EKONOMİK YÖN
Ekonomik
yaşayabilirliğin güvence altına alınması.
ANAYASALAR VE YASALAR
Oluşturucu
devletçiklerin anayasalarının Kuruluş Anlaşmasına,
Avrupa normlarına ve uluslararası hukuka uygun olması.
Oluşturucu devletçiklerin yasalarının da bu sayılanlara
uyumlu olması.
MÜLKİYET
Rumların,
Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğindeki mülkiyet
hakları güçlendirilmesi.
Kıbrıs
Türk devletçiğine dönecek Rum oranının
artırılması. Bu orana Karpaz bölgesi dahil değil.
Geri
dönüş takvimlerinin küçültülmesi.
SİYASİ HAKLAR
Kıbrıs
Türk oluşturucu devletçiğine dönecek Rumların siyasi
hakları güvence altına alınması.
GÖÇMENLİK
Göçmenlerin
geri dönüş hakları güvence altına alınması ve geri
döneceklerin oranı artırılması.
|
Rum
tarafı güvence vermeyi reddetti |
|
|
|
Kıbrıs Rum
yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Sotonun sunduğu,
Burgenstockda varılacak anlaşmanın taraflarca kabul
edileceğine ilişkin imza talep eden belgeyi
imzalamayacaklarını söyledi. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
26 Mart 2004 Hirsostimidis, BMnin bu önerisinin New York
anlaşmasıyla da uyum içinde olmadığını
belirtti. |
NTVnin
ulaştığı belgede, garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve
İngiltereden de referandum sonucunu kabul etmeleri ve Adada kurulacak yeni
düzeni garanti ettiklerine ilişkin bir anlaşma imzalamaları da
istendi.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin
özel temsilcisi Alvaro De Sotonun taraflara sunduğu belge, varılacak
anlaşmanın hayata geçirilmesini güvence altına alacak bir önlemler
paketi niteliğinde.
Niyet Belgesi olarak adlandırılabilecek
metin, referandumda sorulacak soruları birkaç başlık
altında topluyor. Buna göre referandumda iki topluma da, Birleşik
Kıbrısın temel kuruluş anlaşması, ekler
bölümünde yer alan kurucu devletlerin anayasaları ile Komitelerden Türk
tarafının çekinceleriyle geçirilen 114 yasa ve yüksek mahkeme
yargıçları, merkez bankası müdürleri ve mülkiyet kurulu
üyelerini kabul edip etmediklerinin sorulması isteniyor.
İFADE DEĞİŞİKLİĞİ
Birleşmiş Milletler, kurucu
anlaşmanın altındaki imza alanlarında lider isimleri
değil, Kıbrıs Türk tarafı adına ve Kıbrıs
Rum tarafı adına ifadelerinin yer almasını öngörüyor. Bu
formülle anlaşmanın sadece Kıbrıslı toplum liderleri
tarafından imzalanması koşulu ortadan kalkmış oluyor.
1 MAYISA KADAR YAPILACAKLAR
Birleşmiş Milletler belgede,
Kıbrıs Rum Kesiminin Avrupa Birliği üyesi olacağı 1
Mayıs tarihine kadar yapılacak işlerin bir listesini
sunacağını da taraflara bildiriyor. BM belgesinde, garantör
ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltereden referandum sonucunun önceden
kabul edeceklerine ilişkin imzalı güvence vermeleri ve referandum
sonrasında da garanti anlaşması imzalamaları isteniyor.
Belgede ayrıca taraflara, Rumlara verilecek
toprakların anlaşmanın hemen ardından Birleşmiş
Milletler kontrolüne devredilmesi konusundaki görüşleri de soruluyor.
|
Powell
devreye girmeye hazır |
|
|
|
Amerika Birleşik
Devletleri Dışişleri Bakanlığı, Bakan Colin
Powellin, Kıbrısta gerekli ve uygun olduğu şekilde
şahsen devreye girmeye hazır olduğunu belirtti. |
|
|
|
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü
Richard Boucher, düzenlediği basın toplantısında,
Washingtonun İsviçrede süren Kıbrıs görüşmelerine ne
şekilde dahil olduğunun sorulması üzerine, ABD konuya çok
etkin şekilde dahil. Dışişleri
Bakanlığının Kıbrıs özel koordinatörü Thomas
Weston ve Lefkoşa büyükelçimiz Michael Klosson orada dedi. |
|
Derogasyonlarda
ara formül arayışı |
|
|
|
Avrupa Komisyonu
görüşmelerde Türk tarafı için en hayati konulardan olan
derogasyonlarla ilgili, Türkiyeyi tatmin edebilecek bir formül buldu. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
26 Mart 2004 Hukuki prosedüre ekleme yapılmasını
öngören formülde, Avrupa Komisyonu, Kıbrısta referanduma sunulup
kabul edilen Annan Planını ve planda yer alan istisnaları
Avrupa Birliği mevzuatıyla uyumlu kılacak. Bu uyumlulaştırma
neticesinde, komisyon, Annan Planıyla ilgili olarak bir uyum senedi
oluşturacak. |
Uyum senedi ABnin
devlet ve hükümet başkanlarının onayına sunulacak.
Onaylanmış olan uyum senedi de Kıbrısın üyelik
anlaşmasının içine dahil edilecek.
Ayrıca, AB liderleri tarafından kabul
edilen uyum senedine ilişkin olarak bir yönetmelik yayımlanacak. Söz
konusu yönetmelik de, ABye üye ülkelerin parlamentolarına gönderilecek.
10uncu protokole uyum senedi ile dahil edilecek olan Annan Planına
ilişkin şikayet ve hukuki başvuru yöntimi de
zorlaştırılacak. Böylece Rumların planla ilgili
şikayetlerini otomatik olarak Avrupa Adalet Divanına
taşıması önlenmesi hedefleniyor.
|
Kıbrıs
konusunda iyi niyetimiz sürüyor |
|
||
|
|
|
||
|
Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda İsviçrede devam eden
süreçte Türkiyenin iyi niyetle tavrını göstermeye devam
ettiğini, sonuna kadar da devam ettireceğini belirtti. |
|
||
|
|
|
||
|
Ankara |
|
||
|
26 Mart 2004 Başbakan Erdoğan, ABnin bahar zirvesi
için gittiği Belçikanın başkenti Brükselden döndü.
Erdoğan, Esenboğa Havalimanında yaptığı
açıklamada, İsviçrede devam eden dörtlü Kıbrıs
görüşmelerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Erdoğan,
Sayın Karamanlisle Brükselde görüştüm. Onda da aynı iyi
niyet yaklaşımını gördüm dedi. |
|
|
Sürecin zaman zaman
bazı olumsuzlukları da barındırdığını
belirten Erdoğan, Ama görüşmelerle onlar da aşılabiliyor.
Gerek dışişleri bakanımız, gerekse
teknokratlarımız bu görüşmelerle bu tür
sıkıntıları şu ana kadar aştılar,
aşmaya da devam ediyorlar dedi.
Türkiye ve KKTC tarafının bütün iyi niyet
gösterisini ortaya koyduğunu vurgulayan Başbakan, Sayın
Karamanlis ile Brükselde görüşme fırsatım oldu. Ben
Karamanliste de aynı iyi niyet yaklaşımını gördüm.
Temenni ederim ki Pazartesi İsviçrede başlayacak
çalışmalarımızda da bu iyi niyetimizi muhafaza ederek, varılacak
netice ne olursa olsun bunu bir ortak kanaate vararak, bir mutabakatla
bitirmemizdir diye konuştu.
AB HEDEFİNE DÖRT ELLE SARILDIK
Erdoğan, Brükselde Fransa
Cumhurbaşkanı Jacgues Chiracla yarım saaten fazla süren bir
görüşme yaptı. Görüşme sonrasında konuşan
Başbakan Erdoğan, Türkiyenin Avrupa Birliği hedefine dört elle
sarıldığını, Kıbrısta çözüm için de elinden
geleni yapmakta olduğunu söyledi. Erdoğan, AB ülkelerinin türkiye
konusunda herhangi bir tereddütleri olmadığını ifade etti.
Fransa Cumhurbaşkanı Jacgues Chirac ise
Türkiyenin AB üyesi olmak için gösterdiği çabaların inkar
edilemeyeceğini söyledi. Chirac, komisyonun Ekim ayında
yayınlayacağı ilerleme raporu dikkate alınarak, Türkiyeye
müzakerelere başlama tarihi verilip verilmeyeceğinin
kararlaştırılacağını söyledi.
TEMMUZDA FRANSAYA GİDECEK
Öte yandan, Erdoğan NTVye
yaptığı açıklamada ise Fransa Cumhurbaşkanı Jack
Chiracın kendisini Temmuzda Fransaya resmen davet ettiğini ve
kendisinin de davete icabet edeceğini söyledi.
|
Brüksel
Zirvesi AB liderlerini bir araya getirdi. |
|
|
|
AB zirvesinde
Kıbrıs sürecine destek |
|
|
|
Brükselde yapılan
Avrupa Birliği zirvesinin sonuç bildirgesinde, Kıbrıs
konusundaki çözüm çabalarına destek verildi. |
|
|
|
Brüksel |
26 Mart 2004 Sonuç
bildirgesinde ayrıca, Irak, Afganistan, Ortadoğu, Rusya ve
Kosovadaki son durumla ilgili değerlendirmeler yer alıyor.
Brükselde düzenlen AB
zirvesi tamamlandı. ABye üye ve aday ülkelerin liderlerini biraraya
getiren zirevde, birliğin karşı karşıya bulunduğu
ekonomik sorunlar ele alındı.
TERÖRLE MÜCADELE YOĞUNLAŞIYOR
Liderler, birliğin 2010 yılında
dünyadaki en rekabetçi blok olabilmesi için reformlara hız verilmesi
konusunda görüş birliğine vardı. İsrailin, Hamas lideri
Şeyh Ahmed Yasini öldürmesini kınayan liderler, ayrıca
Hollandanın eski Adalet Bakanını ABnin ilk terörle mücadele
koordinatörü olarak atadı. Avrupalı liderler ayrıca teröre
karşı acil tedbirler paketini onayladı. Sözkonusu tedbirler,
polis ve istihbarat birimlerinin işbirliği yapmasını, AB
çapında tutuklama emirleri çıkarılmasına yönelik yasalar
hazırlanmasını öngörüyor.
Zirvede, sekteye uğrayan anayasa
görüşmelerine yeniden başlanması ve Hazirana kadar
tamamlanması da kararlaştırıldı.
KIBRISIN ÜYELİĞİNE DESTEK
Zirveden çıkan sonuç bildirgesi
tasarısındaki Kıbrıs paragrafında, 1 Mayıstan
önce Adada çözüme varılması için için yürütülen birleşmiş
çabalarının güçlü bir şekilde desteklendiği kaydedildi.
Bildirgede, AB Konseyi, birleşik bir Kıbrısın Avrupa
Birliği üyeliğinden yanadır ve Avrupa Birliği prensipleri
doğrultusunda bir anlaşmayı kabul etmeye hazırdır
denildi. Diplomatik kaynaklar, Yunan tarafının, serbest
dolaşım ve mülk edinme konularına bildirgede atıfta bulunulması
yönündeki talebinin kabul görmediğini belirtti.
Talat, 4. Annan
Planı'nın yarın sunulmasını beklemiyor
İsviçre'de devam eden Kıbrıs
görüşmelerinde KKTC heyetine başkanlık eden Başbakan Mehmet
Ali Talat, Annan planının 4. versiyonunun yarın
sunulacağına dair ellerinde bilgi olmadığını
söyledi.
''Böyle bir bilgi bizde yok, beklentimiz de
yok'' diyen Talat, BM'nin dün akşam taraflara bağlayıcı
belge sunduğuna ilişkin haberleri de yalanladı.
Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK)
telefonla açıklama yapan Başbakan Talat, ''Annan planının
4. versiyonunun yarın İsviçre'de taraflara sunulacağına''
ilişkin haberlerle ilgili olarak, ''Bu haberler nereden çıkıyor
anlamadım. Sürekli spekülasyon yapılıyor. Bizde böyle bir bilgi
yok ve bu yönde beklentimiz de yok'' dedi.
''BM'nin dün akşam taraflara
bağlayıcı hükümler içeren bir belge sunduğuna''
ilişkin haberleri de ''spekülatif'' olarak niteleyen Talat, ''Yüzlerce
belge sunuldu, kağıtlar gidip geliyor, sürekli öneriler var, birçok
konu görüşülüyor ama şu ana kadar bağlayıcı hiçbir
belge sunulmadı'' diye konuştu.
İsviçre'de, beklentilerinin aksine dörtlü
olarak masaya oturamadıklarını, ancak yemeklerde tarafların
bir araya geldiğini söyleyen Talat, BM Genel Sekreteri'nin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto yanında, İsviçre'de
bulunan ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs
Özel Koordinatörü Thomas Weston, İngiltere'nin Güney Kıbrıs
Yüksek Komiseri Lyn Parker ve diğer yabancı diplomatlar
aracılığıyla yoğun mekik diplomasisi
yapıldığını bildirdi.
DENKTAŞ'A SÜREKLİ BİLGİ
VERİLİYOR
Müzakereler hakkında heyet üyelerinin
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a sürekli telefonla bilgi
verdiğini, bugün saat 11.00 sıralarında da kendisinin
Cumhurbaşkanı Denktaş'la telefon görüşmesi
yaptığını anlatan Talat, bir soru üzerine, ''Sayın
Cumhurbaşkanı'nın buraya geleceği konusunda bir bilgimiz
yok'' dedi.
MILLIYET 26/03/2004
Rumlar istedikleri
değişiklikleri De Soto'ya sundu
İsviçre'de yapılan Kıbrıs
müzakerelerinin ikinci aşamasında Kıbrıs Rum tarafının
dün gece, Annan planında istediği değişikliklere
ilişkin BM'ye özet bir belge sunduğu bildirildi. Rum Mahi gazetesi,
Türkiye'nin müdahale haklarının kaldırılmasının
istendiğini yazdı.
Rum basınına göre, Rum
tarafının ilgili belgesi, dün Rum Ulusal Konseyi tarafından
incelendikten sonra oy birliğiyle onaylandı. 250 sayfalık
kapsamlı belgeyi inceleyen Ulusal Konsey, yaklaşık 40
sayfalık özet hazırladı.
Hazırlanan belge, Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos adına dün gece Rum Meclis Başkanı ve komünist AKEL
Partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas tarafından BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto'ya
verildi.
Haravgi gazetesine göre, Rum tarafının
Annan planında yapılmasını istediği
değişikliklerle ilgili belgesi, Papadopulos'un müzakerelerin ilk
aşamasında ortaya koyduğu maddelerin bazıları
şunlar:
Başkanlık Konseyi'nin üye
sayısının artırılması, başkanlık
görevini Rumların 40, Kıbrıslı Türklerin 20 ay boyunca
sürdürmesi, Rum tarafına iade edilecek toprağın BM'nin
denetimine verilmesi, eşbaşkanlık döneminin etkin şekilde
daraltılması, Avrupa normlarının hayata geçirilmesi,
çözümün TBMM tarafından onaylanması, Rumların, Kıbrıs
Türk oluşturucu devletçiğindeki mülkiyet haklarının
güçlenmesi, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğine dönecek
Rumların siyasi haklarının güvence altına
alınması, kuzeye geri dönecek Rumların oranının
artırılması.
Mahi gazetesi ise, Türkiye'nin müdahale
haklarının kaldırılmasının istendiğini
yazdı.
Rum gazeteleri ayrıca, AB bahar
toplantısına katılmak üzere Bürgenstock'tan Brüksel'e geçen Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, müzakerelerde Rum tarafını
temsil edip temasları sürdürmesi için Rum Meclis Başkanı, AKEL
Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas'ı vekil tayin ettiğini,
Hristofyas'ın dün Rum Ulusal Konseyi'ne başkanlık ettiğini
yazdı.
RUMLARIN ÖNERİLERİ
Haravgi gazetesine göre, Rum tarafının
Annan planında yapılmasını istediği
değişikliklerle ilgili belgesi, Papadopulos'un müzakerelerin ilk
aşamasında ortaya koyduğu 7 başlığa
dayanıyor ve şunları içeriyor:
''-İşleyebilirlik: Başkanlık
Konseyi'nin 6 Rum, 3 Türk olmak üzere 9 üyeden oluşması (Annan
planına göre 4 Rum, 2 Türk olmak üzere 6 üye), başkan ve başkan
yardımcısı olması, başkanlık görevini Rumların
40, Kıbrıslı Türklerin 20 ay boyunca sürdürmesi. AB
organlarına sonuç getirici şekilde katılım ve Avrupa
normlarını uygulayabilme yeterliliğine sahip olarak tam
temsiliyet sağlanması.
-Geçiş Dönemi: Rum tarafına iade
edilecek toprağın BM'nin denetimine verilmesi ve
eşbaşkanlık döneminin etkin şekilde daraltılması.
-Avrupa Normları: Avrupa
normlarının hayata geçirilmesi.
-Güvenlik: Çözümün TBMM tarafından
onaylanması. Onay, referandumlardan önce verilmelidir.
-'Yerleşikler' (Türkiye kökenliler):
Kimlerin kalabileceğini belirleyecek kriterler ve 'yerleşiklerin'
sürekli olarak adaya gelişinin olmamasının sağlanması.
-Ekonomik Yön: Ekonomik
yaşayabilirliğin güvence altına alınması.
-Anayasalar ve Yasalar: Oluşturucu devletçiklerin
anayasalarının Kuruluş Anlaşması'na, Avrupa
normlarına ve uluslararası hukuka uygun olması. Oluşturucu
devletçiklerin yasalarının da bu sayılanlara uyumlu olması.
(Rumlar bu konuda, Kıbrıs Türk
tarafının New York anlaşmasını ihlal ettiğini ve
şu ana kadar anayasasını sunmadığını öne
sürüyor. Oysa KKTC, BM'ye mevcut anayasasını sunmuştu.)
-Mülkiyet: Rumların, Kıbrıs Türk
oluşturucu devletçiğindeki mülkiyet hakları güçlendirilsin.
-Siyasi Haklar: Kıbrıs Türk
oluşturucu devletçiğine dönecek Rumların siyasi hakları
güvence altına alınsın.
-Göçmenlik: Göçmenlerin geri dönüş
hakları güvence altına alınmalı ve geri döneceklerin
oranı artırılmalı.''
TÜRKİYE'NİN MÜDAHALE HAKKI
KALDIRILSIN
Mahi gazetesi de Rum tarafının
istediği değişiklerle ilgili belgenin içeriğini
yayımladı. Ancak Mahi'nin yayımladığı maddelerde,
Haravgi gazetesinin yayımladıklarından farklı olarak
şunlar yer aldı:
''-İşleyebilirlik: Yüksek Mahkeme'nin
asliye mahkemesi haline getirilmesi. Edinilen bilgilere göre, 3 yabancı
yargıcın yetkilerinin azaltılması yönünde çaba
harcanıyor.
-'Yerleşikler': İnsani nedenlerle
sadece 'Kıbrıs Cumhuriyeti' vatandaşlarıyla evli olanlara
vatandaşlık verilmeli. İki tarafın,
vatandaşlığa alacaklarının listelerini sunmaları
fikri reddediliyor.
-Geçiş Dönemi ve Kurallar: Bütün geçiş
dönemleri daraltılıyor.
-Avrupa Normlarından İstisnalar: Halen
sadece Annan planında yer alan istisnalar kabul ediliyor, bunlar da
sürekli olmayacak.
-Güvenlik: Türkiye ve Yunanistan birliklerindeki
asker sayısının, taraflardan her biri için 3 bine indirilmesi;
hareketlerinin, konuşlanmalarının ve tatbikatlarının
sınırlandırılması. Türkiye'nin müdahale
haklarının kaldırılması.
-Mülkiyet Hakkının Güçlendirilmesi:
Kıbrıs Türk devletçiğine dönecek Rum oranının
artırılması. Bu orana Karpaz bölgesi dahil değil. Geri
dönüş takvimlerinin küçültülmesi.
MILLIYET 26/03/04
AB zirvesi sonuç
bildirisinde Kıbrıs paragrafı...
AB zirvesi çerçevesinde yayımlanan sonuç
bildirisinde, Kıbrıs sorununun çözümüne verilen önem vurgulandı.
AB Konseyi, BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın, sorunun çözülmesi için tarafların bu tarihi
fırsatı değerlendirmesine yardıma yönelik
çabalarını güçlü bir şekilde desteklediğini belirtti.
AB Komisyonu'nun, Kıbrıs sorununun
çözümü halinde müktesebat uyumu açısından destek ve
girişimlerini de memnuniyetle karşılayan konsey, komisyonun, 15
Nisan'da Brüksel'de, Uluslararası Bağış Konferansı
toplanması önerisine de destek verdi.
Bildiride, Kıbrıs sorununun 1
Mayıs'tan önce adil ve kalıcı bir şekilde
çözülebileceğine ilişkin inanç ve beklenti dile getirilerek,
taraflar, Türk ve Yunan hükümetlerinin de katkılarıyla bu amaçla çaba
harcamaya çağırıldı.
Belgede, AB Konseyi'nin, varılacak bir
uzlaşmayı, AB temel ilkeleri çerçevesinde, AB bünyesinde uyarlama,
koruma ve geçerli kılma iradesi bulunduğu mesajı
yansıtıldı.
Yabancı diplomatlar, bu ifadelerin,
Kıbrıs'ta çözüm arayışlarına destek içeren ''çok güçlü
bir mesaj'' olduğunu, AB'nin, varılacak uzlaşmanın yasal
alanda da arkasında duracağını veya bu amaçla ''elinden
geleni yapacağını'' belirttiğini ileri sürüyorlar.
MILLIYET 26/03/04
Dörtlü
görüşmeler... Seçimler ve vatandaşlıklar ele alındı...
Kıbrıs'ta Annan planı temelinde 1
Mayıs'a kadar çözümü hedefleyen müzakereler İsviçre'de devam ederken,
kurulması öngörülen yeni devletin altyapısını
hazırlamaya çalışan teknik komiteler de adada
aralıksız çalışıyor.
Türk ve Rum uzmanlardan oluşan teknik
komiteler, Lefkoşa ara bölgedeki BM Konferans Merkezi'nde bugün 5
ayrı toplantı yaptı.
Muhtemel federal düzenle ilgili yasal ve mali
düzenlemeleri görüşen komiteler, bugün, seçimler, anayasa
değişikliği, iç vatandaşlık ve federal devlet
vatandaşlığı ile ikamet konularını ele aldı.
MILLIYET 26/03/04
Rum tarafı, De
Soto'nun erken imza önerisini reddetti...
Kıbrıs Rum yönetimi sözcüsü Kipros
Hrisostomidis, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro
De Soto'nun dün akşam üstü sunduğu ve Burgenstock'da varılacak
anlaşmanın taraflarca kabul edileceğine ilişkin imza talep
eden belgeyi imzalamalarının söz konusu
olmadığını söyledi.
Gazetecilerin kamp kurduğu Fürigen Otel'de
basın toplantısı yapan Hrisostomidis, BM'nin bu önerisinin New York
anlaşmasıyla da uyum içinde olmadığını belirtti.
MILLIYET 26/03/04
Moliviatis ve Gül
"Lefkoşa'daki
çoğunluğu alt düzeydeki memurlar dışında
Dışişleri Bakanlığı'nda neredeyse hiç kimse
EOKA'yı donattığımızı bilmiyordu. Bunların
arasında bugün Büyükelçi ve Cumhurbaşkanı'nın Siyasi
Bürosu'nun Direktörü olan Petros Moliviatis de vardı.
Moliviatis yeni silahları
Atina'ya getirmeyi kabul etti. Silahlar İtalya'da teslim alınacak ve
gece karanlığının yardımıyla çantalara
yerleştirilmek üzere Meletiou'nun evine götürülecekti. Ancak silahlar
oraya varmadan önce Carabinieri (İtalyan jandarması) tarafından
ele geçirildi. Büyük ihtimalle tüyoyu silahları satan adam vermişti.
Gerçi adam daha sonra masum olduğuna dair yemin etti.
Mesele, Moliviatis'in diplomatik
kimliği anlaşılmadan Carabinieri'ye küçük bir rüşvetle
hasıraltı edildi. (Carabinieri'nin silahları elde tutmasına
izin verildi. Şüphesiz bu işten kendilerine pay çıkardılar.)
Aslında Petros Moliviatis'in
diplomatik görevde olması nedeniyle başlangıçta onu böyle
görevlere göndermekte tereddüt ettik. Fakat diplomatik pasaportu ve yetenekleri
görevi tamamlamamız açısından en iyi garantimizdi. Silahlara
ihtiyaç duyulduğu için riski de almak zorundaydık.
Onu aldığım zaman
eğer işler ters giderse kendimi nasıl
koruyacağımı ve onun diplomatik görevden
atılacağını, mahkemeye çıkmak zorunda kalıp hüküm
giyebileceğini kendisine söyledim. Bu sayede üçüncü partilerin
şüphesi artacak olsa da tamamen korunacak ve işin içinde
olduğumuz iddia edildiğinde kendimizi savunmada zorluk çekmeyecektik.
Genç adam kendisi için yıkım olabilecek ama bakanlık için çok
uygun koşullarda gerçekleşecek bu görevi üstlenmekte tereddüt
etmedi."
Bu satırlar Yunanistan'ın
eski bakanlarından (Dışişleri ve Savunma) Evangelos
Averoff'un anılarını içeren "Kaçan Fırsatlar"
isimli kitaptan. (New Rocbelle, New York, 1986, s.152 - 153.)
Yunanistan'ın bugünkü
Dışişleri Bakanı Moliviatis'in, Kıbrıs'ta alt
düzey bir Dışişleri memuruyken, diplomatik kimliğini ve
yeteneklerini, EOKA'nın kaçak silahlarla donatılmasında,
mesleğini tehlikeye atmayı göze alarak nasıl yardımcı
olduğunu gösteriyor.
Averoff, Moliviatis'in sıkı
bir EOKA'cı olduğunu överek ve övünerek anlatıyor.
KKTC'de bugünlerde 1986 tarihli bu
kitap elden ele dolaşıyor. Kıbrıslı Türkler, yeni
Yunan yönetiminin Dışişleri Bakanlığı'na
Moliviatis'i getirerek, o tarihlerde Kıbrıs'ta Çalışma
Bakanı olan ve Türklere karşı "Akritas
planını" hazırlayan Güney Kıbrıs'ın yeni
lideri Papadopulos'la uyumlu bir yönetim oluşturduğuna dikkat
çekiyorlar ve ekliyorlar:
"İşte
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün, İsviçre'de
karşısına geçen Moliviatis - Papadopulos ikilisi budur."
Gül'ün
baskısı
Moliviatis ve Papadopulos'un,
İsviçre'de dörtlü olarak masaya oturmaktan kaçtıkları ilk gün
ortaya çıktı. İkili, KKTC'yi temsilen giden Başbakan Mehmet
Ali Talat'ın ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'ın "yetkili" olmadığı bahanesini öne
sürüyorlar. Oysa, KKTC Cumhurbaşkanı her ikisinin de yetkili
olduğunu gösteren bir belgeyi De Soto'ya verdi, Annan'a gönderdi. Hatta De
Soto'nun Denktaş'ın yazdığı ilk yetki belgesinin
ifadesini beğenmeyince, Denktaş'ın da, "o zaman siz
yazın ben imzalayayım" diyerek, De Soto'nun kaleme
aldığı metni imzaladığı da biliniyor.
Dışişleri Bakanı
Gül de bunu bildiği için Bürgenstock'ta, Yunan ve Rum tarafının
masadan sonuna kadar kaçmalarını kurduğu baskıyla
engellemiş durumda. Dörtlü görüşmenin bir çalışma
yemeği şeklinde gerçekleşmesini sağlayan Gül, bugün
Brüksel'den Bürgenstock'a dönünce, yine dörtlü bir çalışma
yemeği organize etmiş görünüyor.
Kuşku yok ki, Gül de,
İsviçre'de Yunan ve Rum tarafının aldığı tutumdan
hoşnut değil. Ancak hem meslektaşlarına, hem de De Soto'ya,
verilen sözlerin tutulması yönünde baskı yaparak, görüşmelerin
kilitlenmesini önlemiş durumda.
İsviçre'de başlayan sürecin
Türk tarafının isteklerinin Annan planına geçirilmesiyle
sonuçlanması için Gül, Talat ve Serdar Denktaş
baskılarını sürdürecekler. Bu aşama da olmazsa başbakanlar
aşamasında, yine olmazsa Annan'ın boşlukları taraflara
danışarak doldurması aşamasında...
Bu aşamaların hiçbirinde
ilerleme sağlanamaz ve Türk tarafının istekleri tümüyle plan
dışında kalırsa ne olacak?
Gül'ün çevresinden gelen yanıt
şöyle: "Bu durumda biz de referandumda bu belge çok iyi, çok tatmin
edici oldu, diyemeyiz" biçimde...
FIKRET BILA 26/03/04 MILLIYET
Heyecana gerek yok
Bürgenstock'a büyük
umutlar bağlamak ne kadar gerçekçi bir beklenti değilse, tümüyle
karamsarlık da yersiz. Zaten bir takvim tik tak işliyor; ucunda 20
Nisan olan bir takvim...
BÜRGENSTOCK, İsviçre
Otelimiz, çam ağaçlıklı
dağların üstünden Lüzern Gölü'ne bakıyor. Romantik duygular
uyandıran bir ortam... Ama iki gündür gölü görebilmiş değilim.
Çünkü müthiş bir kar fırtınası nedeniyle göz gözü görmüyor.
Belki bu hava, sıkıntılı bir başlangıç yapan
Kıbrıs zirvesini de etkiledi. Çarşamba günü akşamüstü
kuliste zirvenin çıkmaza girdiği haberleri - bol spekülasyon ve
herhalde dezenformasyonla birlikte - yayılmaya başladı. Türk
heyetinden üst düzeyde bir diplomatik kaynak, kendisine "Zirve
yatıyor mu?" diye sorunca, bana kesin bir dille "Hayır
yatmıyor, danışmalar karşılıklı devam
ediyor" karşılığını verdi. Akşam vakti,
Bürgenstock'ta dört tarafın aynı yemekte buluştukları
saatlerde ise (1974'ten beri ilk kez oluyor ve bu bakımdan sembolik bir
anlamı var) Türk Dışişleri'nden güvenilir bir kaynak bana
ayaküstü sohbetimiz sırasında şöyle diyordu:
ZİRVEDEN
BİR ŞEY ÇIKAR
"Karamsar olmaya gerek yok. Merak
etme bu zirveden bir şey çıkar. İyi niyetle bir şey
doğacak. Herkes burada. Amerikalılar da, İngilizler de...
Sonunda Rumlar da baskıya dayanamaz."
Nitekim ben bu satırları
yazarken, dün öğle üzeri Serdar Denktaş, dörtlü görüşmelerin
cuma akşamı yapılacağını açıkladı. Peki
ama çarşamba günü ne olmuştu?
Gelişmeler şöyle
özetlenebilir: Kıbrıs Türk ve Rum tarafları arasında ikili
görüşmeler, anlaşılan, Rumların yan çizmesiyle
gerçekleşmemişti. Talat - Denktaş ikilisinin yetkileri konusunda
Rumların kuşkuları vardı. Ama bu açıdan BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Rumlardan
farklı düşünüyordu. Nitekim, daha sonra yaptığı
açıklamada Talat - Denktaş ikilisinin her bakımdan yetkili
olduklarını belirtti. Çarşamba günü öğleden sonra Türk ve
Yunan dışişleri bakanlarının
katılımıyla herhangi bir dörtlü görüşme de
yapılmamıştı. Ama buna karşılık Gül ve Yunan
meslektaşı Moliviatis iki kez bir araya gelmişlerdi. De Soto ise
taraflar arasında gidip gelerek mekik diplomasisi yoluyla zemin yoklamaya,
nabız tutmaya devam etti. De Soto dün basına yaptığı
açıklamada da konferansın ve özlü görüşmelerin çarşamba
günü başladığını söyledi.
Soru: Hangi noktadayız? Bu
soruyu perşembe öğle vakti Türk heyetinden üst düzeyde bir yetkiliye
sordum. Edindiğim izlenimler şu noktalarda toplanabilir:
1- Türk tarafı kendi
'öncelikleri'ni karşı tarafa çoktan bildirmişti. Buna
karşılık Rumlar hala kendi önceliklerini bildirmedikleri için al
ver süreci başlayamamıştı.
2- Çarşamba günü Rum tarafı
yan çizdiği için ikili görüşmeler gerçekleşmemişti.
3- BM Genel Sekreteri Kofi Annan
Bürgenstock'a gelinceye kadar ancak sınırlı bazı
ilerlemeler mümkün olabilirdi. Yunan ve Rum tarafı istemiyor gözükse de,
Annan'ın dörtlü görüşme isteği gündemdeki yerini koruyordu.
Nitekim De Soto da Annan'ın dörtlü görüşme isteğinin
altını dünkü basın toplantısında çizdi.
4- Annan geldikten sonra Türk ve
Yunan başbakanları Erdoğan ve Karamanlis'le oturup ortaya
çıkan son metinle ilgili olarak onların görüşlerini
alacaktı. Bir metin üstünde bir uzlaşmaya varılıp
varılmayacağı araştırılacaktı.
5- Muhtemelen dört tarafın da
evet diyeceği ortak bir metin ortaya çıkmayacaktı. Bunun üzerine
Kofi Annan, tarafların duyarlıklarını dikkate alarak
kendisine tanınmış olan hakemlik yetkisini kullanacak, boşlukları
dolduracak ve taraflara, "Buyrun, 20 Nisan'da referanduma
götüreceğiniz metin budur" diyecekti. Bu da 31 Mart ya da 1 Nisan'da
olacaktı.
6- Perşembe ve cuma günleri
Brüksel Kıbrıs açısından Bürgenstock'tan daha büyük önem
taşıyacaktı. Çünkü Türk tarafı açısından
yaşamsal nitelikte olan derogasyonlar konusu AB zirvesinde ele
alınacaktı. Durumun özeti buydu.
DEROGASYON SORUNU
Gelelim derogasyonlara... Kimi
ayrıksılık diyor, kimi istisnai uygulama demekle yetiniyor.
Nedir bunlar? Örneğin Avrupa Birliği'nde serbest dolaşım
var. Üye ülkelerin vatandaşları istediği yere gidip
yerleşebiliyor. Mal mülk edinip iş kurabiliyor. Ama
sınırlı da olsa bazı istisnalar da söz konusu. Mesela Alman
vatandaşı gidip Danimarka'da mülk edinemiyor.
Kıbrıs'ta Türk tarafı
haklı olarak bazı istisnalar üstünde duruyor. Annan Planı da
bunları genel olarak benimsemiş durumda. Çözümle birlikte kaç Rum ne
kadar zamanda Kuzey Kıbrıs'ta yerleşecek? Mal mülk nasıl
edinecek? Oy hakkı ne olacak? Bu konuların sağlam kazığa
bağlanması, bazılarının kalıcı istisna
haline getirilmesi Türk tarafının öncelikleri arasında yer
alıyor.
Kıyamet burada kopabilir.
Onun için perşembe ve cuma
günleri Brüksel, yani AB zirvesi Kıbrıs'ta çözüm konusunda
Bürgenstock'tan daha önemli. Ancak Yunanistan'ın derogasyonlara
ilişkin bugüne kadarki sinyalleri olumlu değil.
Bir formül bulunamaz mı?
Türk heyetinden edindiğim
izlenim o ki, tüm tarafları memnun edecek hukuki bir formül eğer iyi
niyet geçerli olursa bulunabilir. Bu konuda BM Genel Sekreteri Annan'ın da
AB nezdinde devreye girebileceğini belirten bir Türk diplomatik
kaynağı, "Çünkü Genel Sekreter'in planı zaten bu
derogasyonların üstüne kurulu" dedi.
Sonuç?
Fazla telaş ve heyecana
kapılmadan, soğukkanlılığı elden bırakmadan
pazar ve pazartesi günlerini, yani Annan'la birlikte Türk ve Yunan
başbakanlarının buraya gelmesini beklemekte yarar var.
Bu satırları noktalarken
KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın
açıklaması geldi, dörtlü görüşmeler Gül'ün Brüksel'den
dönüşünden sonra bu akşam yapılacak diye... De Soto ise dörtlü
buluşmanın yine çarşamba akşamı olduğu gibi bir
yemek şeklinde gerçekleşebileceğini belirtti.
Bürgenstock'a büyük umutlar
bağlamak ne kadar gerçekçi bir beklenti değilse, tümüyle karamsarlık
da yersiz.
Heyecan yapmayalım, telaşa
kapılmayalım. Zaten bir takvim tik tak işliyor, ucunda 20 Nisan
olan bir takvim...
HASAN CEMAL MILLIYET 26/03/04
Bir çaresi bulunur...
KIBRIS sorunu dün İsviçre'den
Brüksel'e taşındı... Önceki gün Bürgenstock'ta
başlaması gereken, fakat çıkan anlaşmazlık nedeni ile
ancak bu akşam gerçekleşmesi beklenen "dörtlü"
görüşmelerin en kritik konusu sayılan "derogasyonlar"
meselesi, AB zirvesinin gündemine oturdu. On beş üye ülkenin liderleri -
ve Komisyon yetkilileri - şimdi bu çetrefil sorunu çözmeye
uğraşıyor...
Türkçeye
"kısıtlamalar", "istisnalar" veya
"ayrıcalıklar" diye çevrilen "derogasyonlar"
konusu, aslında Türk tarafının, yeni müzakere sürecinde,
"olmazsa olmaz" diye tanımladığı ön şartların
başına geçmiş bulunuyor.
Konunun sadece "ikili" veya
"dörtlü" çerçevede kalmayışı, bunun bir "AB
boyutu"nun bulunmasından kaynaklanıyor. Diğer bir
deyişle, bu mesele, Türk ve Rum tarafının yalnız kendi
aralarında değil, AB ile de müzakere etmesini gerektiriyor.
***
"DEROGASYON" denen teknik
konunun basit bir ifade ile izahı şöyledir: AB'nin kendi felsefesine
ve amaçlarına uygun bir hukuk düzeni var. Bunun temel öğelerinden
biri de, kendi bünyesi içinde, dolaşım, yerleşme, mal - mülk
alma, iş tutma serbestisidir.
AB, 1 Mayıs'ta kendi
saflarına katılacak 10 yeni üye ile müzakereleri sırasında
bu ülkelerin özel şartlarını dikkate almış, onlara
tanıdığı istisnaları geçici bir süre için, kendi hukuk
sisteminin içine almıştır. On beş ülkenin parlamentoları,
her yeni üyenin "katılım belgesi"ni, içerdiği
"derogasyonlar" ile birlikte onaylamıştır.
Kıbrıs konusunda eğer
geçen yılın başlarında müzakereler yapılsaydı ve
anlaşmaya varılsaydı, Türk tarafının talep ettiği
"ayrıcalıklar", Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
katılım belgesine dahil olacak ve meclislerin onayından geçip
mesele kapanacaktı. Ancak o zaman Denktaş yönetiminin müzakereye
oturmayı reddetmesi karşısında, AB bu tür
"derogasyonlar"ı içermeyen bir belgeyi onayladı.
Dolayısı ile, şimdi Türk
tarafının "olmazsa olmaz" kategorisine dahil ettiği
istisnalar, AB'nin temel hukukunda (veya "birincil yasaları"nda)
yer almıyor...
***
TÜRK tarafını
kaygılandıran bir durum bu... Çünkü farz edelim ki, anlaşma
oldu, Kıbrıs Kuzey'i ile ve Güney'i ile AB'ye girdi. Eğer
"bu derogasyonlar" AB hukuk sistemi içine alınmazsa, bu
örneğin Rumların Güney'den Kuzey'e akın etme, mal - mülk alma ve
yerleşme hakkını geniş şekilde talep etmelerine yol
açabilir. Bunun Türk kesiminin kimliğini bozması, Türklerle Rumlar
arasında çıkar çatışmalarının çıkması
sonucunu yaratmasından korkuluyor. Bu nedenle Türk tarafı, bu
konudaki kısıtlamaların, mutlaka AB hukuk sistemine dahil
edilmesini istiyor.
Rum - Yunan tarafının buna
itiraz etmesi normal. Ama buna AB de karşı. Çünkü kendi hukuk düzeni
ile çelişiyor. Eğer bu "derogasyonlar" "geçici"
bir süre için ise, mesele yok. Ama Türk tarafı bunun
"kalıcı" olmasında ısrar ediyor.
Bu anlaşmazlık Brüksel'de
halledilebilecek mi? Doğrusu, AB'nin ilelebet yürürlükte kalacak
derogasyonlara "evet" demesi olanaksız. Belki uzunca
"geçici" bir süre (15 - 20 yıl gibi) kabul edilebilir.
Brüksel'de bu tür pazarlıklar
daima yapılmış ve çoğu zaman sonuç vermiştir. Bu kez
de bir formül bulunabilir. Bulunması da herkesin yararına olur...
SAMI KOHEN MILLIYET 26/03/04
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın
tutumu çok ilginç bir şekilde, Türkiye'nin pazarlık gücünü
arttırmaya başladı. Bazı okurlarıma ters gelebilir,
ancak bu gelişme hemen her geçen gün biraz daha belirginleşiyor.
Denktaş tutumuyla hükümeti ilk
günden bu yana hep sinirlendirdi. Kopenhag doruğundan başlayarak,
Denktaş ile Tayyip Erdoğan'ın yıldızları
barışmadı, zaman zaman medya aracılığı ile
birbirlerini iğnelediler, zaman zaman kapalı kapılar
ardında laflarını sakınmadılar. Daima
saygılı davrandılar, ancak Annan konusunda hiçbir şekilde
aynı pencereden bakmadılar.
Şimdi son dönemece doğru
ilerleniyor.
Denktaş İsviçre'ye
gitmeyerek hükümetin oyun planını bozdu. Başbakan ve
Dışişleri Bakanı ile konuşan herkes, Türkiye'yi
yöneten bu iki ismin KKTC Cumhurbaşkanı hakkındaki
rahatsızlıklarının farkına varıyorlar.
Bunca gerilime rağmen, hükümet
Denktaş'a "o zaman siz çekilin" demedi. Zira
anlaşmanın Denktaş'ın muhalefetine rağmen değil,
Denktaş ile birlikte imzalanması isteniyor.
M.Ali Talat'ta istiyor. Tek
başına imzalamaktan yana değil.
Serdar Denktaş babası
olmadığı gün hükümeti bozacağını açıkça
söylüyor.
Rauf Denktaş ismi üstünde bu
kadar durulmasının nedeni, çözüm sonrası
karşılaşılacak sorunlar. Zira kolay olmayacak. Türk
tarafı ne kadar avantajlı çıkarsa çıksın, yine de
rahatsızlıklar yaşanacak. Denktaş'ın devrede
olması, olası eleştirileri hafifletecek, hem hükümeti hem de
Ankara'yı rahatlatacak.
Rauf Denktaş'ta bu durumun
farkında. Bundan dolayı itirazlarını yüksek sesle
açıklıyor. Ankara'ya baskı yapıyor.
ANKARA ZOR DURUMDA
Denktaş'ın
ağırlığı ve referandumu etkileme gücü Ankara'yı
ciddi biçimde düşündürüyor.
"Olmazsa olmazlar" konusunda
beklentilerinden bir bölümünü dahi karşılayamadığı
taktirde, referandumdan EVET oyu çıkarabilmesi son derece güçleşecek.
BM yetkilileri bu durumun ne kadar
farkındalar belli değil. Aynı şekilde, Türkiye'nin temel
beklentilerinin sağlanması konusunda Ankara'ya destek vaadeden
Washington ve Brüksel'in bu vaatlerini ne oranda yerine getirecekleri de
bilinmiyor.
Anlayacağınız,
İsviçre'ye giderken durum net değil. Herkes kartlarını
saklıyor. Son dakikaya kadar da böyle devam edeceklerdir.
İşte böyle bir ortamda,
Denktaş'ın itirazları bir yerde Ankara'nın pazarlık
gücünü de arttırıyor. Referandumu kazasız belasız
atlatabilmenin tek yolu, Denktaş'ı da tatmin etmekten geçtiği için,
bu kartın iyi kullanılması gerekiyor.
TÜRK TARAFINDA HAVA
DEĞİŞİYOR
Son pazarlık sürecine
girilirken, Yunanistan başta olmak üzere, Kıbrıs'ta çözüm
isteyen Washington, Londra ve Avrupa Birliği bir noktaya çok dikkat etmek
zorundalar. O da, Türk tarafının ne pahasına olursa olsun
İsviçre'ye gitmediği gerçeğidir.
Birkaç ay öncesine oranla, çözüm
isteyen çevreler, Rumların hiçbir esneklik göstermemesinden son derece
rahatsızlar. KKTC'nin dağılması ve Rumlara teslim edilmesi
anlamına gelecek bir çözüm korkusu giderek yaygınlaşıyor.
Bundan dolayı da, Güvenlik konusu ve mal-mülk değişimi
konularındaki soru işaretlerinin tatmin edilmesi
kaçınılmazlaşıyor.
Başından beri
yazıyoruz. Bu iş kolay olmayacak. Alışılmış
bir düzen değişecek. İnsanlar yerlerinden çıkacaklar ve
yepyeni bir yaşama geçecekler.
Rumlar da zorlanacak, Türkler de
zorlanacak.
Önemli olan, sonunda Türk
tarafını güç duruma sokmayacak bir duruma varılabilmesi.
Bu aşamada artık
"Canım dünyanın sonu değil ya, referandumda HAYIR
çıkarsa yolumuza devam ederiz" denemez. Çözümsüzlük hem Türk
tarafına, hem de Rum tarafına büyük sorun yaratacaktır. Son
derece uzun ve çekişmeli bir döneme girilecek. Türkiye'nin iyi giden genel
havası dağılacak ve istikrarsızlık gündeme girecek.
Türkiye yakın tarihinin en
duyarlı dönemine giriyor.
Hayırlı sonuç dilemekten
başka yapılacak bir şey yok. Herşey İsviçre'ye giden
heyetimizin becerisine bağlı...
MEHMET ALI BIRAND MILIYET 26/03/04
|
|
|
|
27 Mart 2004 Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi
Annan da, İsviçrede süren Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde
görüşmelerde bulunmak üzere Bürgenstocka geldi. Genel Sekreterin,
4üncü Annan Planını Pazartesi günü taraflara sunması
bekleniyor. |
24 Mart Çarşamba günü yenilen akşam
yemeğinden sonra dört taraf bugün ikinci kez aynı masada
buluştu. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rum lider Tasos
Papadopulos, Türk Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Yunanistan
Dışişleri Bakanı Molivyatis ve BM Kıbrıs özel
temsilcisi Alvaro De Sotonun katılımıyla gerçekleşen dörtlü
zirve sona erdi. Heyetlerin kendi içlerinde değerlendirme yaptıkları
belirtildi. Akşam ise Gül ile Molivyatisin bir araya gelmesi bekleniyor.
Tarafların yemekte, Brüksel zirvesi
sonrası genel bir değerlendirme yaptığı, Türk ve Yunan
başbakanlarının Pazartesi günü İsviçreye gelmeleri
öncesinde al-ver sürecine zemin hazırladıkları belirtiliyor.
KOFİ ANNAN KATILMADI
Bürgenstocka gelen, ancak dörtlü görüşmeye
katılmayan BM Genel Sekreteri Kofi Annanın ise, Kıbrıs
Özel Temsilcisi Alvaro De Sotodan brifing almasının beklendiği,
ancak heyetlerle temaslarına ilişkin açıklığa
kavuşmuş bir gündem bulunmadığı belirtildi.
Edinilen bilgiye göre Annan, taraflara 4üncü planı sunmasının ardından, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarından bu plan üzerinde çalışmalarını isteyecek.
![]()
Türk ve Yunan Başbakanları Recep Tayyip
Erdoğan ve Kostas Karamanlisin de Pazartesi günü
katılımlarıyla birlikte anlaşma çabaları
Çarşambaya kadar sürecek.
VERHEUGEN DE GELECEK
Bu arada, Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gülün ABD
Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel
Temsilcisi Thomas Weston ve İngilterenin Güney Kıbrıs Yüksek
Komiseri Lyn Parker ile bu sabah bir araya geldiği bildirildi. Avrupa
Komisyonunun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugenin de pazartesi
günü görüşmelere katılmak için Bürgenstocka gitmesi bekleniyor.
Türk tarafı ise, Verheugenin, uyum senedinin
ABde temel hukuk haline gelebilmesi için çantasında yeni fikirler getirmesi
beklentisi içinde.
Bu konuda Başbakan Erdoğanın da
devreye girerek, ABD Başkanı Bush, Almanya Başbakanı
Schroeder, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac ve Avrupa Komisyonu
Başkanı Prodi ile telefon diplomasisi yürüteceği ifade edildi.
İsviçredeki Kıbrıs görüşmelerinde,
diplomasi ve belge trafiği de hızlandı. BMnin
yanısıra, ABDli ve İngiliz diplomatlar da taraflar
arasında mekik diplomasisi yürütüyor. Türk tarafının BMye
sunduğu 3 sayfalık öncelikli değişiklik belgesine
karşı, Rum tarafının tam 44 sayfalık bir
değişiklik belgesi sunduğu belirtiliyor.
ABD KONUYA DAHİL
Washingtondaki kaynaklara göre ABD, ancak dördüncü
Annan Planının taraflara sunulmasının ardından
devreye girebilecek. ABD Dışişleri Bakanı Colin
Powellın taraflarla telefon aracılığıyla
görüşmelerini gerçekleştirebileceği belirtiliyor.
Dolayısıyla ABDnin süreçte tarafları ikna çabaları
pazar-çarşamba arasında öngörülüyor. Sonunda hala üzerinde anlaşmaya
varılamayan noktalarda son sözü Annan söyleyecek ve referanduma gidecek
nihai metin Nisanın ilk haftasında kesinleşecek.
ABD Dışişleri
Bakanlığı da, Bakan Colin Powellın, Kıbrısta
gerekli ve uygun olduğu şekilde şahsen devreye girmeye
hazır olduğunu belirtti.
|
Annan
Planı bu haliyle kabul edilemez |
||
|
|
||
|
KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, İsviçredeki
görüşmelerinin sonucunda Annan planının alacağı son
şeklin Türk tarafının istediği değişikleri
taşımaması halinde cevabının hayır
olacağını söyledi. |
||
|
|
|
|||
|
|
|
27 Mart 2004 Denktaş, planın çok az bir tadilat veya
olduğu şekliyle kabulü halinde, Türklüğün adadaki 400
yıllık yaşamının sona ereceğini kaydetti. |
|
Rum tarafı ile Yunanistanın Avrupa Birliği
(AB) yoluyla Kıbrısın tümüne sahip çıkma oyununa devam
ettiğini anlatan Rauf Denktaş, bunun cevabını referandumda
oylarıyla halkın vereceğini kaydetti. Denktaş şöyle
dedi:
Referandumda oylarınızla siz karar
vereceksiniz, sorumluluk sizindir. Geleceğimizin daha parlak, güzel
olabilmesi için evvela bugünümüze sahip çıkmak lazımdır. Sahip
çıkma demek, egemenliği, eşitliği, Türkiyenin garantisini
devam ettirmek, Türkiye ABye girse dahi garantörlüğü ile asker
sayısının anlaşılacak sayıda Kıbrısta
devam etmesi demektir.
Annan planını eğer
değiştiremezsek, istediğimiz ilkelerle güçlendiremezsek,
olduğu gibi veya çok az bir tadilatla önümüze sürülürse ve kabul edersek,
400 yıllık Kıbrıs hayatımız sona erecektir.
Halkı perişan edecek plan ve programlar
karşısında birlikte hareket edilmesini isteyen ve kimsenin
Denktaş Annan planının kabul edilmemesi için
uğraşıyor dememesi gerektiğini kaydeden Denktaş,
halka doğruları söylemeye devam edeceğini, Annan
planının olduğu şekliyle kabul edilemeyeceğini
belirtti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, BM Genel
Sekreteri Kofi Annanın plana son şeklini vereceği 31 Mart
tarihinden sonra İsviçreden gelecek yetkililerle Kıbrısta
durum değerlendirmesi yapacaklarını, kararın ona göre
verileceğini söyledi.
|
De Soto
harita istedi, Gül vermedi |
|
|
|
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül İsviçrede BM Kıbrıs özel temsilcisi
Alvaro De Sotoyla biraraya geldi. Gül-De Soto görüşmesiyle ilgili
edinilen bilgilere göre De Soto, Gülden harita istedi, ancak Gül bu talebi
redetti. |
|
|
|
Bürgenstock |
|
|
|
27 Mart 2004 Bürgenstockda yapılan görüşmelerde,
Kıbrıs Türk tarafının, BMye, çıkacak sonucu
referanduma götüreceği konusunda sözlü güvence verdiği, Rum
tarafının ise bunu istemediği öğrenildi. Öte yandan,
Ankara açısından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki
Türkiyeye karşı açılmış Rum davalarıyla ilgili
bir formül bulunduğu belirtiliyor. |
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün
akşam yapılması gereken dörtlü görüşmenin, Yunan heyetinin
İsviçreye geç gelmesi nedeniyle ertelendiğini söyledi. Gül, De Soto
ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği
basın toplantısında, Umut ediyorum başbakanlar
geldiğinde bir mesafe alınmış olur ve önlerine bir
kağıt konur dedi. Rum lideri Tasos Papadopulos ve Yunan
Dışişleri Bakanı Moliviatisin, kendisini
aradığını ve çok yorgun olduklarını
belirttiklerini söyleyen Gül, toplantının bunun için
ertelendiğini bildirdi.
ABnin derogasyonlar konusunda bir
hazırlık içinde olduğunu belirten Abdullah Gül,
hukukçuların çalıştığını ve risk içermeyen
bir öneri olursa Ankaranın bunu kabul edeceğini vurguladı.
GÜL-DE SOTO GERGİNLİĞİ
Gül-De Soto görüşmesiyle ilgili edinilen
bilgilere göre BM Kıbrıs özel temsilcisi De Soto, Gülden harita
istedi. Görüşmede Gülün De Sotoya daha önce verdiği belgenin Rum
basınına sızması nedeniyle tepki gösterdiği ve harita
verirsem bunu da diğer belge gibi sızdıracak
mısınız sorusunu yönelttiği bildirildi.
REFERANDUM İÇİN SÖZLÜ GÜVENCE
Öte yandan Bürgenstockta yapılan
görüşmelerde Kıbrıs Türk tarafının BMye, çıkacak
sonucu referanduma götüreceği konusunda sözlü güvence verdiği
belirtildi. Rum tarafıysa yine bu yönde bir taahütte bulunmadı.
Kıbrıs Rum Yönetimi sözcüsü, BMnin önerisinin New York
anlaşmasıyla uyum içinde olmadığını belirtti.
Bu arada NTVnin edindiği bilgilere göre
AİHMde Türkiyeye karşı açılmış Rum davalarıyla
ilgili Ankara açısından bir formül bulundu. Karşı tarafla
bu formül üzerinde çalışıldığı ve anlaşma
olması durumunda Türkiyeye karşı şikayetlerin tamamen sona
ereceği belirtildi.
|
AB
derogasyonlara ara formül arıyor |
|
|
|
Avrupa Komisyonu görüşmelerde
Türk tarafı için en hayati konulardan olan derogasyonlarla ilgili,
Türkiyeyi tatmin edebilecek bir formül buldu. |
|
|
|
NTV |
|
|
|||
|
27 Mart 2004 Ancak KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, ABnin ara formülünün, Türk tarafının talebini
karşılamadığını söyledi. |
|||
|
|
Hukuki prosedüre ekleme yapılmasını öngören
formülde, Avrupa Komisyonu, Kıbrısta referanduma sunulup kabul
edilen Annan Planını ve planda yer alan istisnaları AB
mevzuatıyla uyumlu kılacak.Bu uyumlulaştırma neticesinde,
komisyon, Annan Planıyla ilgili olarak bir uyum senedi
oluşturacak. Uyum senedi ABnin devlet ve hükümet
başkanlarının onayına sunulacak. Onaylanmış
olan uyum senedi de Kıbrısın üyelik
anlaşmasının içine dahil edilecek. |
|
|
Kıbrıs
konusunda iyi niyetimiz sürüyor |
|
||
|
|
|
||
|
Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda İsviçrede devam eden
süreçte Türkiyenin iyi niyetle tavrını göstermeye devam
ettiğini, sonuna kadar da devam ettireceğini belirtti. |
|
||
|
|
|
||
|
Ankara |
|
||
|
27 Mart 2004 Başbakan Erdoğan, ABnin bahar zirvesi
için gittiği Belçikanın başkenti Brükselden döndü.
Erdoğan, Esenboğa Havalimanında yaptığı
açıklamada, İsviçrede devam eden dörtlü Kıbrıs
görüşmelerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Erdoğan,
Sayın Karamanlisle Brükselde görüştüm. Onda da aynı iyi
niyet yaklaşımını gördüm dedi. |
|
|
Sürecin zaman zaman bazı olumsuzlukları da
barındırdığını belirten Erdoğan, Ama
görüşmelerle onlar da aşılabiliyor. Gerek
dışişleri bakanımız, gerekse
teknokratlarımız bu görüşmelerle bu tür
sıkıntıları şu ana kadar aştılar,
aşmaya da devam ediyorlar dedi.
Türkiye ve KKTC tarafının bütün iyi niyet
gösterisini ortaya koyduğunu vurgulayan Başbakan, Sayın Karamanlis
ile Brükselde görüşme fırsatım oldu. Ben Karamanliste de
aynı iyi niyet yaklaşımını gördüm. Temenni ederim ki
Pazartesi İsviçrede başlayacak çalışmalarımızda
da bu iyi niyetimizi muhafaza ederek, varılacak netice ne olursa olsun
bunu bir ortak kanaate vararak, bir mutabakatla bitirmemizdir diye
konuştu.
AB HEDEFİNE DÖRT ELLE SARILDIK
Erdoğan, Brükselde Fransa
Cumhurbaşkanı Jacgues Chiracla yarım saaten fazla süren bir
görüşme yaptı. Görüşme sonrasında konuşan
Başbakan Erdoğan, Türkiyenin Avrupa Birliği hedefine dört elle
sarıldığını, Kıbrısta çözüm için de elinden
geleni yapmakta olduğunu söyledi. Erdoğan, AB ülkelerinin türkiye
konusunda herhangi bir tereddütleri olmadığını ifade etti.
Fransa Cumhurbaşkanı Jacgues Chirac ise
Türkiyenin AB üyesi olmak için gösterdiği çabaların inkar
edilemeyeceğini söyledi. Chirac, komisyonun Ekim ayında
yayınlayacağı ilerleme raporu dikkate alınarak, Türkiyeye
müzakerelere başlama tarihi verilip verilmeyeceğinin
kararlaştırılacağını söyledi.
TEMMUZDA FRANSAYA GİDECEK
Öte yandan, Erdoğan NTVye
yaptığı açıklamada ise Fransa Cumhurbaşkanı Jack
Chiracın kendisini Temmuzda Fransaya resmen davet ettiğini ve
kendisinin de davete icabet edeceğini söyledi.
Kıbrıs ve
Kemalizm
KIBRIS meselesinde en kritik konu,
Türkleri korumak için Annan planında yer alan
"istisnalar"ın hukuken garantiye bağlanması...
Annan planı 'iki kesimlilik' ve
'iki kurucu devlet' ilkelerini korumak için, mesela nüfus ve mülkiyet
konularında kısıtlamalar getiriyor.
Yarın bir Rum Brüksel'deki
Adalet Divanı'na gider de, "bu kısıtlamalar Avrupa
hukukunun serbest dolaşım ve mülk edinme özgürlüğüne
aykırıdır" diye dava açıp iptal kararı
alırsa ne olacak?
Türkiye bunu önlemek için,
"istisnalar"ın 'birincil hukuk' gücüne
kavuşturulmasını, istiyor.
Rum - Yunan tarafı ise diyor ki:
Hukuken bu mümkün değil, Avrupa hukuku neyse o aynen geçerli olur!
'İstisnalar'ı birincil
hukuk düzeyine çıkarmanın bilinen yolu, bütün AB üyesi ülkelerinin
parlamentolarının bunu onaylaması; ama bu çok zor ve çok riskli
bir yol.
***
BAŞKA yol yok mu? Prof. Ergeç,
Brüksel Üniversitesi'nde hukuk profesörü. Kıbrıs ve uluslararası
hukuk konularında uzman. Türk tarafının danışmanı
olarak New York görüşmelerine katıldı. Dün de bu
"istisnalar"ın nasıl 'birincil hukuk' gücüne
ulaştırılabileceği konusunda Abdullah Gül'le uzun bir
görüşme yaptı.
Konuyu sorduğumda Prof. Ergeç
şunu söyledi:
- Hukuk hiçbir zaman yüzde yüz
garanti veremez. Ama Türkiye'yi tatmin edecek, Avrupa hukukunda da ciddi
kıymet ifade edecek çözüm formülleri var.
Yani bütün AB parlamentolarından
geçirme dışında formüller?
- Evet, ama bunları anlatamam.
Çok kritik bir diplomatik süreçten geçiyoruz.
Dün Abdullah Gül'ün
danışmanlarını sıkıştırdım bir
şeyler almak için; onlar da şunu söyledi:
- Bu aşamada söylememiz
doğru olmaz. Çalışmalar sürüyor. Avrupa ve Amerika da devrede,
'istisnalar'a bir çözüm bulunacak.
***
EN kritik konulardan biri 'hukuk konusunda
odaklandığına göre, üniversiteden ne beklenir? Ama bakın
İÜ Rektörü Kemal Alemdaroğlu ne diyor?
- Sakın ola ki,
Kıbrıs'tan bir parça toprak vermeye kalkmayın. Güneydoğu'da
25 bin şehit verdik, Bir 45 bin daha, bir 100 bin daha şehit verir,
Kıbrıs'ı da, Yunanistan'ı da alırız!
Görüyor musunuz 'bilim
adamı'nı?!
Diplomasi tarihinden vazgeçtim,
Kıbrıs sorununun tarihini ve aktüel boyutlarını
öğrenmesinden de vazgeçtim. Kemalist Alemdaroğlu, Lozan
müzakerelerini bile hiç okumamış. İsmet Paşa ile Mustafa
Kemal Paşa arasındaki gizli telgrafları hiç okumamış.
Meclis'teki gizli celse tartışmalarını hiç
okumamış. Milletler Cemiyeti'nin "Misak - ı Milli"ye
aykırı sınır çizimini Gazi'nin niye kabul ettiğini hiç
düşünmemiş, belki farkında bile değil.
Ama Atatürkçülük adına ahkam
kesiyor, "yüz bin şehit" vererek Yunanistan'ı bile
alıyor!
Alemdaroğlu 'ilerici' ve
'akılcı' ve de 'çağdaş'tır, değil mi?
Ama bu kafa Türkiye'ye hangi konuda
doğru yolu gösterebilir, çözüm üretebilir?
Türkiye Cumhuriyet tarihinin en
karmaşık bir diplomasi sorunuyla karşı
karşıyadır. Sonuç almak böyle palavralarla değil, ancak
akıllı, basiretli, soğukkanlı, uzak görüşlü bir
diplomasi ile mümkündür.
TAHA AKYOL MILLIYET 27/03/04
Referandum öncesi onay
Bürgenstock ve Brüksel'deki temaslarda ortaya
çıktı ki, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, referandumdan önce
taraflardan "onay" istiyor. Bu talep De Soto tarafından Türk ve
Yunan yetkililere iletildi.
Garantör devletler olarak Türkiye,
Yunanistan ve İngiltere, referandumdan önce "onay taahhüdü"
verecekler. Kıbrıs Türk ve Rum tarafları da buna
katılınca ortaya "beşli antlaşma" çıkacak.
Bu antlaşma referandumdan önce TBMM ve diğer ülkelerin parlamentolarından
geçirilecek. Böylece, garantör devletler, KKTC halkı ile Güney
Kıbrıs halkına referandumda "evet" mesajı
vermiş olacaklar.
Bu yöntemle Annan planının
dördüncü versiyonunun referandumdan geçmesi büyük ölçüde garanti altına
alınmaya çalışacak...
Annan'ın İsviçre'de onay
altına almaya çalışacağı bu mekanizma, liderlere
gönderdiği davet mektubundan da anlaşılıyordu.
Bu yöntemde kritik soru şudur:
İsviçre'de verilecek taahhütten
sonra, referandumdan önce, antlaşma ve ekleri TBMM'den de geçirilecek
midir?
Geçirilebilir mi? Geçirilirse bunun
anlamı ne olur?
Annan'ın yaptığı
takvim 9 Nisan'da, metnin Türkiye ve Yunanistan parlamentolarından
geçirilmesini öngörüyor. Ancak, bu öngörüye Türkiye, Anayasa'ya uygun
olmadığı gerekçesiyle itiraz etmiş ve itirazının
kabul edildiğini açıklamıştı. Buna
karşılık İsviçre'de ön onay, ardından TBMM'de onay
aşamalarından söz edildiğine göre, hükümet, nasıl bir yol
izleyeceğine açıklık getirmeli. TBMM'nin onayını
sağlamak için İsviçre'de BM yetkililerinin referandum tarihini 1
Mayıs'tan önce olmak üzere 20 Nisan'dan sonraya ertelemeyi
düşündükleri yönünde haberler de geliyor.
Referandumdan geçmemiş,
dolayısıyla kesinlik kazanmamış bir uluslararası
anlaşmayı TBMM'nin onaylaması Anayasa'ya göre mümkün değil.
Ortaya çıkacak metni yeni bir uluslararası antlaşma değil
de daha önce onaylanmış bazı antlaşmaların eki gibi
sunmak, TBMM'ye götürmeden hükümet kararıyla geçirmek mümkün mü? Böyle bir
yönteme başvurulması veya TBMM'den Anayasa'yı dolanarak
farklı bir nitelik yorumuyla onay almak yolu denenebilir mi? Denenirse bu
yeni hukuki ve siyasi tartışmalar yaratmaz mı?
Bütün bunların
dışında Türk tarafının olmazsa olmazlarının
metne girmesi ve AB'nin birinci hukukuna dahil edilmesi konusunda tatminkar
düzey nedir, sorusuna da yanıt bulunması gerekiyor. Örneğin
İsviçre'den yansıyan bilgilere göre derogasyonların AB
parlamentolarında güvence altına alınması yerine, Türk
tarafını kısmen tatmin edebilmek amacıyla AB Bakanlar
Konseyi kararıyla yetinilmesi formülü üzerinde durulmaktadır. Bu
yeterli bir güvence ve değiştirilemez hukuk sayılabilir mi?
Bütün bu sorun ve sorular
açıklığa kavuşturulmadan ve Türk tarafının
olmazsa olmazlarının akıbeti tam olarak anlaşılmadan,
İsviçre'de onay taahhüdü vermek ve referandumdan önce TBMM'den veya ondan
yetki alarak hükümetten geçirmek, tartışmalara yol açacaktır.
Başbakan Erdoğan ve
Dışişleri Bakanı Gül'ün, bütün yönlerini
açıklığa kavuşturmadan, TBMM'yi de bağlayacak
şekilde taahhütte bulunmamaları gerekir.
Tarafların üzerinde
anlaşamadıkları, olmazsa olmazların
yansıtılmadığı, Annan'ın doldurduğu bir
metnin referandumdan önce onaylanması, "peşin kabul"
anlamı taşıyacaktır.
FIKRET BILA MILLIYET 27/03/04
Son oyunlar için geri
sayım
Kıbrıs
konusunda derogasyonlar başta olmak üzere hâlâ birçok düğüm var.
Annan boşlukları doldururken son oyunlar oynanacak
BÜRGENSTOCK, İsviçre
Nihayet kar durdu, hava açılmaya
başladı. Dağların arasındaki gölü tepeden seyretme
fırsatını üç günün sonunda yakaladık. Bir de güneş
yüzünü gösterirse, şahane olacak manzara... Peki ya Bürgenstock'ta tarih
yazılacak mı? Kritik bir soru. İsviçre Alpleri'nde zenginlerin
çok rağbet ettikleri bu sayfiye kasabası tarihe adını
yazdırabilir. Kıbrıs'ta çözüme giden yol eğer burada açılabilirse,
bu mümkün.
Çünkü Kıbrıs'ta çözüm
yalnız adadaki Türklerle Rumların yazgısını
değiştirmeyecek. Yalnız Doğu Akdeniz'de istikrarı
güçlendirmeyecek. Bir yandan Türk - Yunan dostluğunu sağlam bir
temele kavuşturup Ege'yi barış gölü yaparken, aynı zamanda
Türkiye'yi geri dönüşü olmayacak biçimde AB yoluna oturtacak. Ve
Bürgenstock böylece tarihe tanıklık edecek.
Tarafların damga vurma
çabası
Peki şimdi ne oluyor? Türk
Dışişleri'nden üst düzeyde bir yetkili dün sabah Bürgenstock'ta
şimdiye kadar olan biteni genel olarak diplomatik şov olarak niteledi.
Ama bu şovu, anlaşılan
Rumlar biraz abartıyorlar. Üç gün nazlandıktan sonra 25 Mart'ı
26 Mart'a bağlayan gece yarısı verdikleri öncelikler listesi tam
47 sayfa. Yani alay edercesine bir durum... Oysa Türk tarafının ki
sadece 3 sayfadan oluşuyor. Rumların bu tutumu Türk tarafında
haklı olarak hayal kırıklığı yarattı. BM'yi
rahatsız ederken buradaki Amerikan ve İngiliz kaynaklarını
kızdırdı.
Diplomatik şov neden? Çünkü
taraflar, Birleşmiş Milletler'i etkileme çabası içindeler. Bazen
kriz havası yayarak, bazen sureti haktan gözükerek yapıyorlar bunu.
İki taraf arasında mekik dokuyan, belge alıp belge veren Alvaro
de Soto'yu kendi çekim sahalarına almayı, Annan Planı'nın
nihai metnine mümkün olabildiğince kendi damgalarını vurmaya
bakıyorlar.
Biraz da rahatsızlar. Çünkü
BM'nin, daha doğrusu De Soto'nun elini henüz tam göremediler. BM
mutfağından bazı kokular geliyor ama ne pişiyor, henüz
anlayamadılar. Bir yandan derogasyonlar, yani Annan Planı'ndaki
istisnai uygulamalar konusunda Brüksel'den, AB'den gelecek haberlere kulak
uzatılıyor. Öbür yandan BM Genel Sekreteri'nin burada
çıkaracağı son taslak merak konusu...
Annan elini herhalde tam olarak Türk
ve Yunan başbakanlarıyla buluştuğu zaman açacak.
Onları dinledikten, tartıştıktan, görüşlerini
aldıktan sonra yardımcısı Alvaro de Soto'yla planına
son şeklini vermek, yani boşlukları doldurmak için odasına
çekilecek.
Akla üç senaryo geliyor
Tarafların asıl
oyunları, daha doğrusu son oyunları, ya da İngilizce
deyişle end game sürecin bu aşamasında sahnelenecek. 31 Mart'ta
sona ermesi beklenen, ancak bazı diplomatik kaynaklara göre birkaç gün
daha uzayabilecek bu sürece ilişkin üç senaryo akla geliyor.
1 Tarafların çıkıp,
"İçimize tam sindiremedik. Şu şu yanlarını
beğenmedik. Ama yine de makul bir metin" diyebilmeleri... Buna en iyi
senaryo denebilir.
2 Türk tarafının makul
bulup Rum tarafının karşı çıktığı, ya
da bunun tersi olan senaryo...
3 İki tarafın da
"Beğenmedik, kararı 20 Nisan'da halkımız verir"
demeleri ki bu da en kötüsü olabilir.
Senaryolar çoğaltılabilir.
Ayrıca kendi içlerinde ince ayrımlar katılabilir. Örneğin
Başbakan Erdoğan'ın makul bulacağı plana
Cumhurbaşkanı Denktaş şiddetle karşı
çıkarsa, ne olur?
Hâlâ birçok düğüm var.
Ama bugün için belki de en büyük
düğüm derogasyon konusu. Annan Planı'nın bir yerde özünü
oluşturan bu düğümün çözülmesindeyse başrol, Alvaro de Soto'nun
da dediği gibi, Avrupa Birliği. O yüzden Bürgenstock'ta kulaklar iki
gündür Brüksel'e verilmiş durumda. AB'de bulunacak hukuki formül bu
düğümü çözerse, Türk tarafının bakışı olumluya
döner.
Brüksel kaynaklı duyumlara
gelince, şimdilik olumsuz bir şey yok demekle yetinmek lazım. Bu
satırlar yazılırken, cuma günkü 'dörtlü buluşma'nın
yine akşam yemeği şeklinde gerçekleşeceği
kesinleşmiş gibiydi... Ancak akşam vakti bu yemeğin de
Papadopulos'un ani rahatsızlığı nedeniyle bugün öğleye
ertelendiği duyuruldu.
Bürgenstock'tan ne mi çıkar?
Karamsar olmaya gerek yok.
HASAN
CEMAL MILLIYET 27/03/04
|
Dörtlü görüşme yapıldı |
|
|
İsviçre'nin Burgenstock kasabasındaki dörtlü Kıbrıs görüşmeleri çerçevesinde dört taraf bugün BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun da bulunduğu öğle yemeğinde bir araya geldi. Taraflardan
ikişer kişinin katıldığı yemekte, Türkiye'yi
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül ile Dışişleri
Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal,
KKTC'yi Başbakan Mehmet Ali Talat ile Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş
temsil ediyor. 24 Mart Çarşamba günü yenilen akşam yemeğinden
sonra dört taraf bugün ikinci kez aynı masada buluştu. HUKUKİ
KORUMA Bu arada, Türk
tarafı, varılacak bir anlaşma için sağlanacak hukuki
koruma konusunu, Ada'da yapılacak referandumların önündeki en büyük
engel olarak görüyor. Diplomatik
kaynaklardan edinilen bilgiye göre, AB'nin Türk tarafının hayati
bir konu olarak nitelendirdiği derogasyonlara ilişkinson formülü
olan ''uyum senedi'' şu andaki haliyle Türkiye ve KKTC'yi tatmin
etmiyor. Aynı
kaynaklar, varılacak anlaşmaya birincil hukuk ile ikincil hukuk
arasında bir statü sağlayacak olan bu uyum senedinin, tam bir
hukuki koruma sağlayarak, temel hukuk haline gelebilmesi için AB
üyesiülkelerin parlamentolarından geçmesi zorunluluğuna dikkat
çekiyorlar. TELEFON
DİPLOMASİSİ Türkiye, büyük
önem verdiği hukuki korumayı sağlayabilmek için ilgili
taraflar nezdinde kısa bir süre içinde telefon diplomasisi
başlatacak. Bu çerçevede,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı George
Bush, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, AB Komisyonu
Başkanı RomanoProdi, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder,
İngiltere Başbakanı Tony Blair ve AB Dönem Başkanı
İrlanda'nın Başbakanı Bertie Ahern'ü telefonla
araması bekleniyor. Başbakan
Erdoğan'ın bu temaslarının yanı sıra
Burgenstock'da bulunan Dışişleri Bakanı Gül'ün de
başta ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell olmak üzere
bu ülkelerin dışişleri bakanları ile telefon
görüşmeleri yapması öngörülüyor. Bu arada, Türk
tarafı, 29 Mart Pazartesi günü İsviçre'ye gelmesi beklenilen AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in, uyum
senedinin temel hukuk haline gelebilmesi için çantasında yeni fikirler
getirmesi beklentisi içinde. ANNAN,
TUNUS'A GİTMEYEBİLİR Öte yandan,
Burgenstock'a bugün gelen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Tunus'a
gitmeme ihtimali olduğu belirtiliyor. Henüz
kesinleşmeyen bu bilgi çerçevesinde, Annan'ın daha önceden
programlandığının aksine 30 Mart Salı günü Tunus'a
geçmeyebileceği ve sürecin sonuna kadar İsviçre'de
kalabileceği ifade ediliyor. GÜVENLİK
GÖRÜŞMELERİ Bu arada,
Burgenstock'daki Kıbrıs görüşmelerine paralel olarak yürüyen
Türkiye-Yunanistan güvenlik görüşmelerinin sona erdiği
öğrenildi. Güvenlik
görüşmelerinin bundan sonra yapılmayacağını belirten
diplomatik kaynaklar, bu görüşmelerde, siyasi otoriteye sunulabilecek
bir aşamaya gelindiğini söylediler. GÖRÜŞMELERDEN
NOTLAR Burgenstock'da
devam eden dörtlü Kıbrıs görüşmeleri sırasında resmi
görüşmelerin yanı sıra bazı ilginç anekdotlar da
yaşanıyor. Taraflar
yemeklerde, BM heyetlerinin kaldığı Park Otel'de bir araya
gelirken; sigara içme yasağının uygulanmadığı
bu ortamlar özellikle sigara içmeyen yetkililerin zor saatler geçirmesine
neden oluyor. Kıbrıs
Rum kesimi lideri Tasos Papadopulos'un sağlık sorunlarına
rağmen sigarayı bırakmadığı, eski lider Glafkos
Klerides'in de puroya düşkünlüğü biliniyor. KKTC
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın yanı
sıra başta Müsteşar Uğur Ziyal olmak üzere Türkiye
Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin çoğunun
sigara içmesi, bu yetkililerin bir araya geldiği ortamları
yoğun bir sigara dumanına boğuyor. Bundan en çok rahatsız
olanların ise yanında sigara içilmesinden hiç hoşnut
olmadığı bilinen Dışişleri Bakanı Gül ile
KKTC Başbakanı Talat olduğu belirtiliyor. Burgenstock
kasabasının zirvesindeki otellerde bulunan ve dış
dünyayla temasları neredeyse sadece telefonlar olan heyetler, zaman
zaman bilgi vermek için gazetecilerin ''kamp kurduğu'' Furigen Oteli'ne
gelerek, az da olsa farklı bir ortama girmiş oluyorlar. İsviçre'de,
çevresinde sadece birkaç dağ evi bulunan Furigen otelinde kendilerini
''hapsolmuş'' hisseden Türk gazeteciler ise Türkiye'deki
misafirperverlik kültürünü, İsviçre'de, özellikle de Furigen Oteli'nde
bulamamaktan dolayı büyük rahatsızlık duyuyor. (aa) |
|
HURRIYET
27/03/04
|
Gül: Geçici derogasyon kabul edilemez |
|
|
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, AB'nin "derogasyonlar" konusunda ileteceği önerinin risk içermemesi durumunda kabul edileceğini, ilerde değiştirilme ihtimali olan bir önerinin ise kabul edilme ihtimalinin olmadığını söyledi. Bakan Gül,
Burgenstock'da devam eden Kıbrıs dörtlü görüşmeleri
çerçevesinde, gazetecilerle Furigen Oteli'nde biraraya geldi. Türk
tarafının niyetinin karşılıklı uzlaşma ile
kalıcı bir anlaşmaya varmak olduğunu söyleyen Gül,
varılan sonucun sürekli olabilmesi için AB hukuku içine girmesinin
gereğine de dikkat çekti. AB'nin bu
konuda teklifini yapacağını ve bunun hukukçularca
inceleneceğini belirten Gül, risk içermeyen bir öneri söz konusu
olması durumunda bunun kabul edileceğini, ancak ilerde değiştirilme
ihtimali olan bir önerinin kabul edilme ihtimalinin
olmadığını hatırlattı. Gül, 29 Mart
Pazartesi günü Türk ve Yunan başbakanlarının Burgenstock'a
geleceğini hatırlatarak, ''Umarım onlar geldiğinde mesafe
alınmış bir kağıt önlerine konur'' dedi. Kıbrıs
Rum kesiminden bir gazetecinin Türk tarafının kalıcı
derogasyonlar konusunda neden ısrarlı olduğuna ilişkin
sorusu üzerine Gül, varılacak anlaşmanın adadaki her iki taraf
içinde değiştirilemez olmasını istediklerini belirtti.
''Anlaşmanın değiştirilmesine bütün kapılar
kapalı olmalıdır'' diyen Gül, 1974 öncesindeki olayları
ve toplu mezarları hatırlattı. REFERANDUM Bu arada,
edinilen bilgiye göre, Kıbrıs Türk tarafı, varılacak
anlaşmayı, kendisi açısından büyük oranda olumsuz yönler
içermemesi durumunda referanduma götürme eğilimi
taşıyor. Diplomatik
kaynaklar, bu yöndeki eğilimin BM'ye iletildiğini söylerken,
bununla birlikte ''varılacak anlaşmayı red edeceği
endişesiyle Kıbrıs Rum Kesimi'ne taviz veren bir tablo
çizilmesi durumunda, Türk tarafının alenen ''hayır''
diyeceği yolundaki uyarınında BM'ye iletildiğini''
belirtiyorlar. AB
Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen'in Pazartesi
günü Burgenstock'a geleceğini anımsatan kaynaklar, Verheugen'in
İsviçre'ye gelmek için kendilerine
danıştığını ve başbakanların
mevcudiyeti sırasında gelmesinde daha çok yarar görüldüğü için
kendisine olumlu yanıt verildiğini belirttiler. Bu arada,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) 1 nolu protokol
çerçevesinde kişisel başvurular yoluyla Türkiye aleyhine mevcut
davalardan doğacak zararın önüne geçebilmek ve Türkiye'yi bu alanda
rahatlatabilmek için bir formül üzerinde durulduğu öğrenildi.
Diplomatik kaynaklar, bu formül çerçevesinde, varılacak anlaşma içinde, Türkiye'nin zarar görmemesini öngören bir düzenleme yapılmasının amaçlandığını belirtiyorlar. |
|
HURRIYET
27/03/04
|
Denktaş: Plan istediğimiz gibi olmazsa
cevabımız "hayır" |
|
|
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, İsviçre'deki görüşmelerinin sonucunda Annan planının alacağı son şeklin Türk tarafının istediği değişikleri taşımaması halinde cevabının "hayır" olacağını söyledi. Denktaş,
''planın çok az bir tadilat veya olduğu şekliyle kabulü
halinde, Türklüğün adadaki 400 yıllık yaşamının
sona ereceğini'' kaydetti. Cumhurbaşkanı
Denktaş, Girne'ye bağlı Karşıyaka Merkez
İlkokulu'na yeni yaptırın sınıfların ve oyun
parkının açılışını yaptı. Denktaş,
törende yaptığı konuşmada, ''Kıbrıs Türkünün
tarihi ve kaderinin yazılmakta olduğu bugünlerde
Karşıyaka Merkez İlkokulu'nda düzenlenen etkinliğe
katılmaktan memnuniyet duyduğunu'' belirtti. Okulların
Atatürk'ün yolunda ve milli davaya bağlı çocuklar
yetiştirmesini isteyen Denktaş, ''çocuklara geçmişi, devlet
oluncaya dek nelerin yaşandığını, devletin
kıymetini, egemenliğin ne olduğunu ve egemenlik
alınırsa Rum'un idaresinde azınlık
olunacağını öğreten öğretmenler
çoğaldıkça, geleceğin de o oranda parlak
olacağını'' kaydetti. ''Egemenlik,
kendi kendinizi idaredir. Anavatan ile müdafaa antlaşması
yapabilmektir. Müdafaa için 'Türk askerine ihtiyacım var' dediğimde
kimsenin, 'hayır, Türk askeri adadan çıkacak'
diyememesidir.Bayrağın gönderde dalgalanması, yere düşürülmemesidir.
'Bastığın toprak benim' diyebilmektir.'' Kıbrıs'ı
Yunan yapma siyasetinin devam ettiğine işaret eden Denktaş,
bunun karşısındaki en büyük müdafaanın, devletin, siyasi
haklar ve eşitlik ile Türkiye'nin garantisinin devam ettirilmesi olduğunu
vurguladı. Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs'ta
haftalarca sürdürülen görüşmelerde bunları temin edemediklerini
kaydetti. ''KİMSE
SİZİ KANDIRMASIN'' ''Referandumda
oylarınızla siz karar vereceksiniz, sorumluluk sizindir. Bu
memleketin insanı olarak, bu topraklara gelip yerleşmiş
vatandaşlarımız olarak kimse sizi kandırmasın.
Geleceğimizin daha parlak, güzel olabilmesi için evvela bugünümüze sahip
çıkmak lazımdır.Sahip çıkma demek, egemenliği,
eşitliği, Türkiye'nin garantisini devamettirmek, Türkiye AB'ye
girse dahi garantörlüğü ile asker sayısının
anlaşılacak sayıda Kıbrıs'ta devam etmesi demektir.
Çünkü sayıca az olan biziz ve ada ilelebet Türkiye'nin bağrına
hançer gibi saplanacak bir Yunan adası olabilir. Tüm kavga ve mücadele,
bunlar olmasın, Kıbrıs'ta 400 yıl başı dik
olarak yaşayan, bayrağı yere düşürmeyen,
şehitliklerin koruyucusu olan Kıbrıs Türkünün yok edilmemesi
içindir. Annan planını eğer değiştiremezsek,
istediğimiz ilkelerle güçlendiremezsek, olduğu gibi veya çok az bir
tadilatla önümüze sürülürse ve kabul edersek, 400 yıllık Kıbrıs
hayatımız sona erecektir. Türk askeri adadan çıkarken
çoğumuz 'Biz onların olmadığı yerde kalmayız'
diyerek onların arkasından dağılacağız. Zaten
bu plan da mal mülk ve yarattığı göç sorunları ile bizi
darmadağın etmek için yapılmıştır.'' ''Bu beyler bu
işgüzarlığı göstereceklerine, gittikleri köylerde 'Merak
etmeyiniz yer değiştirecekseniz bugün olduğunuzdan daha iyi
olmanız için bir rehabilitasyon planı önümüze konulmadıkça,
bunun uygulanması için para bulunmadıkça ve gideceğiniz yerler
yapılıp hazırlanmadıkça hiç endişeniz olmasın.
Yer değiştirecek değilsiniz' mesajı vermeleri
gerekir.'' Halkı
perişan edecek plan ve programlar karşısında birlikte
hareket edilmesini isteyen ve kimsenin ''Denktaş Annan
planının kabul edilmemesi için uğraşıyor'' dememesi
gerektiğini kaydeden Denktaş, halka doğruları söylemeye
devam edeceğini, Annan planının olduğu şekliyle
kabul edilemeyeceğini belirtti. Cumhurbaşkanı
Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın plana son şeklini
vereceği 31 Mart tarihinden sonra İsviçre'den gelecek yetkililerle
Kıbrıs'ta durum değerlendirmesi yapacaklarını,
kararın ona göre verileceğini söyledi. |
|
HURRIYET
27/03/04
Kıbrısa yeni formül
|
Zeynel LÜLE / BRÜKSEL İsviçre'de Kıbrıs görüşmeleri devam ederken AB, Türkiye'nin beklentilerini karşılamak için yeni bir formül hazırladı. Varılacak anlaşma, Türkiye'nin talep ettiği gibi birincil hukuk temelinde değil, buna yakın olan Uyarlama yasası çerçevesinde AB müktesebatına uyarlanacak. Türk
tarafı bu formülü kanun hükmünde kararname benzeri olarak
tanımlıyor. |
|
|
HURRIYET
27/03/04
|
Gizli belge basına sızdı |
|
|
Türkiye'nin
Kıbrıs konusundaki olmazsa olmazlarını içeren ve BM'nin
Rum tarafına sunduğu gizli al-ver belgesi dün basına
sızdırıldı. Hürriyet pazarlık masasına henüz
gelmeyen belgeyi ele geçirdi. |
|
HURRIYET
27/03/04
İşte
Türk tarafının talepleri
Türk tarafı,
Lefkoşa sürecinden sonra BM'ye verdiği belgedeki değişiklik
önerilerine, nüfus sorunları, anlaşmaya AB güvencesi ve iki
kesimlilikle garantörlüğün güçlendirilmesine yönelik taleplerini
sıraladı
27/03/2004 RADIKAL
ERDAL GÜVEN,
HİLAL KÖYLÜ
BÜRGENSTOCK - İsviçre'de yürütülen Kıbrıs görüşmelerinde
belge alışverişleri başlarken, Türk tarafı,
Lefkoşa'da yürütülen görüşmelerin sonucunda BM'ye sunduğu
belgede şu değişiklik önerilerine yer verdi:
Türk tarafına yerleşecek Rumların oranı düşürülüp
kalıcı hale getirilsin. Benzer biçimde Rumların sahip
olacağı ev ve arsa oranı azaltılsın. Türk
tarafına yerleşecek Rumlar yalnızca yerel düzeydeki seçimlerde
oy kullanabilsin. Türkiye AB'ye üye olana kadar Rum tarafına
yerleşecek Yunanistan vatandaşlarının oranı aşağı
çekilsin. Rumlarca Türkiye aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde
açılmış ve açılacak tüm davaların muhatabı yeni
kurulacak Kıbrıs devleti olsun. Anlaşmadaki derogasyanlar bir
yıl içinde AB'nin birincil hukuku haline getirilsin.
'Asker
varlığı sürsün'
Buna karşılık adadaki Türk askerleri geçici olarak azaltılsın,
ancak Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesinden sonra da adadaki Türkiye
askeri varlığı sürsün. Kıbrıs Türk halkı 'kurucu
halk' olarak tanımlansın. Senatoda özellikle bu konularda karar alınırken
Türk senatörlerin çoğunluğunun oyu gereksin. Vatandaşlık
verilecek Türkiyelilerin sayısı artırılsın.
Kıbrıs Türk tarafının egemenliğine ilişkin
ifadeler pekiştirilsin. Kıbrıs Türk tarafının
Türkiye'yle kuracağı ilişkiler kültürel ve ticari
ilişkilerle sınırlandırılmasın.
Türk tarafının önerileri bugüne kadar ısrarla dile
getirildiği üzere iki kesimlilik ve garantörlüğün güçlendirilmesine
ve derogasyonların hukuki güvenceye alınmasına yönelik. Türk
tarafının sunduğu belgede, diğer öncelik, yani iki kurucu devlet
arasındaki sınırın düzleştirilmesi konusunda herhangi
bir öneri yer almadı. Türk tarafının bu konudaki
yaklaşımını, yukarıdaki isteklerinin ne ölçüde
karşılandığına bakarak netleştirmesi bekleniyor.
Annan Planı'nın mevcut halinde anlaşmanın yürürlüğe
girmesinden sonra altı yıl boyunca Rumların Türk tarafına
yerleşmemesi öngörülüyor. Plan, yalnızca 65 yaş üstü
kişiler ve eşleri ya da bir kardeşleriyle üç Karpas köyü
ahalisinin bu kısıtlamadan muaf tutulmasını, bu
kişilerin anlaşma yürürlüğe girdikten iki yıl sonra
dönüş hakkına sahip olmasını öneriyor. Planda, Türk
tarafına yerleşecek tüm Rumların oranının yüzde 21'i
geçmeyeceği, ancak Türkiye AB'ye üye olduktan sonra tüm
kısıtlamaların kaldırılacağı belirtiliyor.
Yedi yıllık
moratoryum
Türk tarafının önerisi, altı yıllık moratoryumun yedi
yıla çıkarılması, yalnızca Karpas köylülerinin, onlar
da üç yıl sonra dönüş hakkına sahip olması, yüzde 21'lik
oranın yüzde 12'ye düşürülmesi ve Türkiye AB'ye girdikten sonra bu
oranın değişmemesi yönünde.
Annan Planı'nda Rumların Türk tarafında sahip olabileceği ev
ve arsa oranı köy ve belediye çapında yüzde 20, Türk
tarafının tümünde yüzde 10 olarak belirleniyor. Türk
tarafının önerisinde ise bu oranlar sırasıyla yüzde 10 ve
yüzde 5'e çekiliyor. Bunun dışındaki Rum şahıs ve
şirketlerin mal-mülk edinmesi Türk kurucu devletinin iznine tabi
kılınıyor ve anlaşmaya bu düzenlemenin, Avrupa
Birliği'nin temel yasalarıyla çelişmediğine dair bir ifade
konmasını istiyor.
Annan Planı'na göre Türk tarafına yerleşecek Rumlar başta
oy kullanmak olmak üzere federal düzeydeki siyasi haklarını, Rum
tarafında kullanacak, ancak Türk federe devleti düzeyindeki seçimlere
katılabilecek. Bu, öncelikle federal senatodaki Türk tarafı
temsilcilerinin tamamen Türklerden
oluşmasını, böylelikle 24-24 dengesinin korunup siyasi
eşitliğin tehlikeye girmemesini sağlamayı amaçlıyor.
Türk tarafının önerisinde Rumlara federe devlet düzeyinde de oy
hakkının tanınmaması, Rumların ancak belediye
başkanlığı ve muhtarlık düzeyinde oy kullanabilmesi
isteniyor.
Annan Planı'nın güvenlikle ilgili düzenlemelerinde Türkiye ve
Yunanistan'ın
adada 6 bin 500'er asker konuşlandırabilmesine imkân
tanınıyor. Buna karşılık Türkiye AB'ye üye
olduğunda tüm bu askerlerin karşılıklı olarak geri
çekilmesi ve adanın silahsızlandırılması şart
koşuluyor. Türk tarafı söz konusu asker sayısını 6
bine indirmeyi, ancak Türkiye AB'ye üye olduktan sonra 1959 tarihli
İttifak Anlaşması'nın öngördüğü uygulamaya dönülmesini
istiyor. O da şu demek: Kıbrıs'ta Yunanistan 950, Türkiye de 650
askerini kalıcı olarak konuşlandırsın.
Annan Planı'nda Türkiye ve Yunanistan birliklerinden askeri
hareketliliklerini 48 saat, tatbikatlarını ise 72 saat önceden BM'nin
yanısıra birbirlerine haber vermeleri isteniyor. Türk
tarafının önerisinde askeri hareketliliğe hiçbir
sınırlama getirilmemesi, buna karşılık
tatbikatların yedi gün önceden bildirilmesi şartı getiriliyor.
Yerleşikler
konusu
Annan Planı'nda Türk kurucu devletinin tasarrufuyla vatandaşlık
verilecek Türkiyelilerin sayısı bazı ölçütlere bağlı
olarak 45 bin olarak belirleniyor. Türk tarafının önerisinde bu
sayının hiçbir ölçüte bağlı kalınmaksızın 50
bine çıkarılması isteniyor. Ayrıca planda öngörülen
Kıbrıslılarla evlenmiş Türkiyelilere ek olarak
Kıbrıs'ta doğmuş Türkiyelilerin de doğrudan yeni
devletin vatandaşı olması gerektiği belirtiliyor. Öneride
dikkat çeken nokta ise, böylelikle adada vatandaş olmamış
Türkiyeli kalmayacağının belirtilmesi.
Annan Planı, Rum ve Türk kurucu devletlerine yerleşecek Yunanistan ve
Türkiyelilerin oranını yüzde 10'la kalıcı olarak
sınırlıyor. Türk tarafının
önerisinde bu oranın yüzde 5'e indirilmesi, buna karşılık
Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmesinin ardından
sınırlamanın ortadan kaldırılması isteniyor.
Annan Planı'nda senatoda uluslararası anlaşmalar, bütçe vb.
özellikli konularda karar alınırken Türk senatörlerin beşte
ikisinin onayı yeterli görülüyor. Türk tarafının önerisi ise bu
konularda Türk senatörlerin çoğunluğunun onayının
alınmasını öngörüyor.
Türk tarafının önerilerinde, Türk kurucu devletinin egemenliğini
pekiştirmek amacıyla anlaşmada şu ifadelere yer verilmesi
isteniyor:
1. Biz, Kıbrıs Rum halkı ve Kıbrıs Türk halkı
kurucu yetkilerimizi kullanarak, özgür ve demokratik biçimde ayrı
ayrı ortaya konmuş irademizle bu Kuruluş
Anlaşması'nı kabul ediyoruz.
2. Kurucu devletler eşit statüdedir. Anayasa elverdiği ölçüde,
anayasada federal hükümete bırakılmamış tüm yetkilerini
egemence kullanırlar. Kendi anayasaları altında özgürce
örgütlenirler. Taraflar ne birbirleri üzerinde ne de yeni ortaklık devleti
üzerinde yetki üstünlüğü ya da otorite iddia edemez.
3. Yetki alanları içinde kurucu devletler anayasayla uyum içinde üçüncü
ülkelerle ilişki kurabilsin (Annan Planı'nda yalnızca kültürel
ve ticari ilişkilere olanak tanınıyor).
Derogasyon için öneri
Türk tarafı, planda ve kendi değişiklik önerilerinde öngörülen
derogasyonların 'birincil hukuk' haline gelebilmesi için de
anlaşmadaki ilgili bölümün şöyle düzenlenmesini istiyor:
"Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesi üzerine
eşbaşkanlar birleşmiş Kıbrıs'ın AB
Konseyi'nin -12-13 Aralık 2002 Kopenhag zirvesi Sonuçları'na uygun
olarak AB'ye katılmaya hazır olduğuna dair AB'yi bilgilendirir
ve AB'den 1 Mayıs 2004'teki AB Konseyi zirvesinde Kurucu
Anlaşma'yı iliştirilmiş protokolü de içine alacak biçimde
tasdik etmesini ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bu
anlaşmanın kabulüyle ortaya çıkan yeni düzen temelinde AB'ye
girebilmesi için bir katılım süreci başlatmasını
ister. Böylelikle anlaşmanın koşullarının AB
müktesebatına uyumu sağlanır ve aşağıdaki
paragraf AB Konseyi'nin sonuçlarına eklenir:
Avrupa Birliği Kıbrıs Türk mevzuatının AB
müktesebatıyla aynı çizgiye getirilmesi, Kıbrıs Türk
devletinin idari kapasitesinin artırılması, Kıbrıs
içindeki ekonomik dengesizliklerin giderilmesi, katılım öncesi
süreçte Kıbrıs Türk kurucu devletinde AB müktesabatının uygulanabilmesi
için gerekli ayarlamaların yapılmasına katkıda bulunmak
amacıyla mali yardım da dahil olmak üzere özel önlemler alma
yükümlülüğünü üstlenir. Katılım öncesi süreç AB
müktesebatının Kıbrıs Türk devletine aktarılıp
uygulamaya geçirilmesine elverecek uzunlukta olacaktır."
Türk tarafının önerisinde aynı çerçevede söz konusu bölümde
şu düzeltmenin de yapılması şart koşuluyor:
Davaların önünü
kesmek...
Türk tarafı Loizidu benzeri davaların önünü kesmek için şu
öneriyi yapıyor:
"Mal-mülk konusuna ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin önünde duran mevcut ve gelecekteki tüm hukuki işlemlerin
devlet olarak tek sorumlusu Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti
olacaktır."
Annna Planı'nda ilk yıllarda ekonomi politikasının iki
kurucu devlet ekonomisinin uyumlulaştırılması ve ekonomik
eşitsizliklerin ortadan kaldırılmasına öncelik vermesi
öngörülüyor. Türk önerisinde, bu hedeflere
'en kısa zamanda' varılması ve bu amaçla federal hükümetin
uluslararası mali yardım, AB fonları, vergi gelir ve gerekli bütçe
ödeneklerinin seferber edilmesiyle desteklenecek bir eylem programını
uygulamaya konması ve anlaşmada yer alması isteniyor.
Ayrıca kurucu devletler arasındaki ekonomik dengesizliğin
giderilip giderilmediğinde kişi başına düşen gelir ve
gayrisafi milli hasılanın ölçüt alınması öngörülüyor
Avrupa 'uyum
senedi' öneriyor
Avrupa:
Kıbrıs'ta taraflar arasında varılacak anlaşma 'uyum
senedi'yle belgelensin
27/03/2004
RADIKAL
BRÜKSEL - Kıbrıs
sürecinin dikkatle izlendiği AB Bahar Zirvesi'ne katılan
Başbakan Tayyip Erdoğan, liderlerle yaptığı
görüşmelerin 'çok verimli ve yapıcı' geçtiğini belirterek,
Brüksel'in Türkiye ile ilgili tereddütlerinden sıyrılmaya
başladığını söyledi. Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter
Verheugen ve AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana ile yaptığı
görüşmeleri değerlendirirken, "1.5 yıl önceki
görüşmelerle şu ankiler arasında dağlar kadar fark
var" ifadesini kullananan Erdoğan, AB'nin üyelik yolunda Türkiye'nin
aldığı mesafenin farkında olduğunu ve reform
uygulamalarını dikkatle izlediğini kaydetti.
Erdoğan, kendisine verilen mesajı, "Türkiye çok iyi yolda.
Elimizden gelen desteği vereceğiz" diye özetledi. AB'nin olumsuz
yanıtının dünyanın sonu olmayacağını
belirten Erdoğan, "Sürecin uzaması medeniyetler arası
uzlaşma sürecinin de uzaması anlamı taşır. Evet
cevabı AB'ye geleceğe yönelik projelerini uygulama olanağı
sağlar" dedi.
Chirac yumuşuyor
Erdoğan, ikili görüşmelerinde büyük önem atfettiği Fransa
Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'la buluşmasından da mutlu
çıktı. Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi konusunda AB liderleri
arasında en çok sessiz kalmasıyla dikkat çeken Chirac'ın
baş başa geçen dünkü görüşmede pozitif yaklaşım benimsemeye
başladığı öğrenildi. Chirac zirve sonrası
düzenlediği basın toplantısında da Türkiye'nin
çabalarının herkes tarafından görüldüğünü söyledi. Chirac,
'Türkiye'nin çabaları, Fransa kamuoyunu ikna etmeniz için yeterli mi'
sorusuna, "Türkiye'nin demokrasi, insan hakları ve pazar ekonomisi
alanındaki çabaları tartışılmaz boyuttadır. Kimse
bunun aksini söylemiyor. Bunların uygulaması önemli. Bu alanda, AB
Komisyonu'nun raporunu bekliyoruz. Rapora göre, kuşkusuz uzun sürecek tam
üyelik müzakerelerinin başlatılıp başlatılmayacağına
karar vereceğiz" karşılığını verdi.
Karamanlis'le
mutabakat
Başbakan Erdoğan, Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis'le de
görüştü.
"İlişkilerin Kıbrıs nedeniyle zedelenmemesi ve ileriye
taşınması için aramızda mutabakat var" diyen
Erdoğan, Atina'nın Türkiye-AB ilişkilerindeki
tavrını devam ettireceğini söyledi. Erdoğan, önceki
akşam da AB'ye üye, katılımcı ve aday ülkelerin liderlerini
buluşturan yemeğe katıldıktan sonra İtalya
Başbakanı Silvio Berlusconi ile ikili bir görüşme yaptı.
Erdoğan, dün temasları sonrası Ankara'ya gelirken Gül de Kıbrıs
müzakereleri için İsviçre'ye döndü.
Başbakan Ankara dönüşünde yaptığı açıklamada,
AB'nin Türk tarafının kaygıları karşısında
formül üretmeye çalıştığını söylerken,
İsviçre'deki görüşmelerin sürdüğünü belirtti. Erdoğan,
Brüksel'de Karamanlis'le görüştüğünü ve zaman zaman olumsuzluklar
olsa da iki tarafın iyi niyetle işi çözme arzusunun sürdüğünü
kaydetti.
Kıbrıs
paragrafı
AB zirvesi sonuç bildirisinde Kıbrıs paragrafı şöyle:
"Avrupa Konseyi, Kıbrıs'ta 1 Mayıs'a dek adil,
kalıcı ve işler bir çözüm bulunacağına dair
inancını dile getirmektedir. Adadaki taraflara, Türk ve Yunan
hükümetlerinin de katkısıyla, müzakere sürecini
başarılı şekilde sonuçlandırma taahhütleri yönünde
çaba harcama çağrısı yapar. BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın, 1 Mayıs'tan önce adada sorunun çözümüne yönelik
çabaları güçlü şekilde desteklenir. Konsey, birleşik bir
Kıbrıs'ın AB
üyeliğinden yanadır ve varılacak uzlaşmayı AB temel
ilkeleri doğrultusunda,
Kıbrıs'ın üyelik anlaşmasına uyarlama, koruma ve
geçerli kılma iradesindedir."
Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu'nun, 15 Nisan'da Brüksel'de,
bağış konferansı toplanması önerisine de destek verdi.
1
Mayıs'tan sonrası
27/03/2004
RADIKAL
Kıbrıs
görüşmelerinin son turu İsviçre'de, Bürgenstock adlı küçük bir
köyde devam ediyor. Müzakerelerin doğası gereği sık
sık restleşmeler yaşanıyor, taraflar sık sık
Birleşmiş Milletler'i 'masadan kalkmak'la tehdit ediyor. BM de,
sürecin kesintiye uğramaması için elinden gelen gayreti gösteriyor.
Kıbrıs görüşmelerinin bu son turunda kritik günler aslında
pazartesiden itibaren başlayacak. Pazartesi günü hem Türkiye ve Yunanistan
başbakanları hem de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri
görüşmelere katılacak.
Süreç aksamazsa, pazartesi ve salı liderler düzeyindeki görüşmelerde
Kofi Annan bir anlaşma arayacak ve bulmaya çalışacak. Belki de,
Annan pazartesi günü kendi planının revize edilmiş dördüncü
versiyonuyla ortaya çıkacak ve liderlerden buna onay vermesini isteyecek.
Bir-iki günlük yoğun pazarlığın ardından Annan
Planı'nın artık üzerinde anlaşılmış son hali
ortaya çıkacak.
Eğer bu gerçekleşemezse, o zaman liderler belki de Annan'a verdikleri
yetkiyi bir kez daha teyit edecekler ve Annan da üzerinde anlaşmaya
varılamamış konuları kendisi dolduracak ve anlaşmaya
son halini verecek.
Süreç bu. Nisan ayının sonuna kadar Kıbrıs'ta iki tarafta
da eşzamanlı referandumlar yapılacak ve Birleşik
Kıbrıs Cumhuriyeti ada halkları tarafından onaylanacak ya
da onaylanmayacak.
Türkiye'de doğal olarak Kıbrıs'ta varılacak anlaşma
tartışılıyor. Bana öyle geliyor ki, Kıbrıs'ta
hangi anlaşma yapılacak olursa olsun bu anlaşmanın Türk
toplumuna ihanet anlamına geldiğini söyleyen birileri mutlaka
çıkacak. Yani, aslında aynı anda herkesi birden tatmin edecek
bir anlaşma yok. Kaldı ki halen adanın Türk tarafında
bugünkü mevcut KKTC'li düzenden memnun olmayanlar da var; zaten böyle
olduğu için bugün Mehmet Ali Talat KKTC Başbakanı.
Kıbrıs'ta henüz var olmayan anlaşmayı bir ihanet belgesi
olarak yorumlayanların pek de göz önüne almadıkları bir şey
var:
1 Mayıs'tan sonra ne olacak?
1 Mayıs'ta Rumlar, adanın tamamını temsilen Avrupa
Birliği'ne üye olacaklar. Burada önemli olan, Rumların adanın
TAMAMINI temsil edecek olmaları.
Böyle olunca, adanın kuzeyinin statüsü belirsiz kalmaya devam etmiş
olacak. Yani KKTC'yi zaten dünya tanımıyordu, 1 Mayıs'tan sonra
hiç tanımayacak.
1 Mayıs sonrası diplomatik manada Türkiye ciddi zor durumda kalacak.
Bunu önemsemeyebilirsiniz belki ama 1 Mayıs sonrası Türkiye'nin
Avrupa ile ilişkileri hiç olmadığı kadar zorlaşacak.
'Avrupa ile ilişkilerimizi kopartalım' diyebilirsiniz, bekâra
karı boşamak kolay. Türkiye'nin ihracatının yüzde
60'ını AB ülkelerine yaptığını unutmamak gerek.
Gümrük Birliği'nden çıkmak falan öyle kolay değil. Ama öte
yandan bir AB üyesi ülkeyi (Kıbrıs) tanımıyorken AB ile
gümrük birliğini sürdürmek de kolay değil.
Dikkat ettiyseniz Türkiye'nin AB üyeliğinden falan hiç söz bile etmiyorum,
çünkü zaten böyle bir ihtimal ortada kalmayacak, hatta bugün reddettiğimiz
'Ayrıcalıklı Ortaklık' gibi bir statü de olamayacak.
Türkiye büyük ölçüde izole olacak. O yüzden Batı'ya tek
çıkış Amerika olacak ve Amerika'ya daha da
bağımlı hale geleceğiz.
AB üyeliği ihtimali ortadan kalkınca ekonomik büyümemizi finanse
etmemiz, yılda 1 milyon iş yaratma hayallerimiz vs. imkânsıza
yakın hale gelebilecek. Ekonominin kötü etkilenmesi ister istemez iç
politikada yansımalarını bulacak, yeniden siyasi krizlere, belki
de askeri darbelere sürüklenebileceğiz.
Kıbrıs eşiğinin ne denli önemli bir eşik olduğunu
anlatabilmek için bütün bu kötümser senaryoları yazıyorum. Her
şey böyle olmak zorunda değildi elbette ama geçmişin
hataları bugün bizi bu çıkmaz sokağa, bu seçeneksizlik haline
sokmuş bulunuyor maalesef.
Annan
Planı değişmeden olmuyor
ABD,
İngiltere ve BM, Annan Planı değişmeden Kıbrıs'ta
çözüm olmayacağını anladı
27/03/2004
RADIKAL
Üst düzey diplomat,
adının açığa çıkmayacağının
rahatlığıyla şöyle konuşuyor: "Uzlaşma, uzlaşan
tarafların taviz vermesi demektir. Taviz vermeden uzlaşma olmaz. Ama
taviz almadan da uzlaşma olmaz. Kıbrıs'ta hem Rum, hem Türk
tarafları kendi kamuoylarını Annan Planı'nın
sunulduğu halde kabul edilemez olduğuna bağladılar. Annan
Planı'nın olduğu gibi kabul edilmesinin bir tür ihanet
olduğu yolunda açıklamalar yaptılar.
Genel Sekreter Kofi Annan her iki tarafın da günah keçisine döndü. Her iki
taraf da birbirlerini bırakıp, Annan'ı alt etmek için
yarışmaya başladı. Ada'daki görüşmelerde de,
İsviçre'deki görüşmelerde de mesafe alınamamasının bir
nedeni de bu. New York toplantılarına zaten anavatanların,
Yunanistan ve Türkiye'nin zorlamasıyla katılan ve katılmak
zorunda bırakıldıklarını da kamuoylarına duyuran
Papadopulos ve Denktaş, uzlaşan taraf olarak görülmek istemiyor.
Papadopulos'un kaybedeceği bir şey olmadığı için biraz
daha rahat, Denktaş'ın kaybedecekleri olduğu için biraz daha
gergin. Ancak her ikisi de 'şeytan işi' olarak gördükleri Annan Planı'nın,
şeytan tarafından, yani bizzat Annan tarafından sonunda ne
şekil verileceğini görmek istiyorlar. Bekleyiş de bu yüzden.
Tabii bu arada Brüksel'in nihai anlaşmanın AB hukukuna nasıl
uygulanacağı konusunda yeni bir fikirler çıkıp gelmesi de
gerekli ama, gözler asıl 31 Mart'ta Annan'ın ne yapacağına çevrili."
Diplomatın rahat bir dille yaptığı analiz, Kıbrıs
konusunda bugünlerde yaşanan tıkanmayı bir ölçüde
anlatıyor. Bu analizin doğal sonucu, Annan Planı'nın
değişeceğini varsaymak. Peki değişecek mi? Sürecin
içindeki diplomat kendinden emin yanıtlıyor:
"Değişecek. Zaten daha önce üç defa değişti, yine
değişecek. Çünkü değişmeden çözümün gelmeyeceğini
sonunda herkes anladı. Hem Rumların, hem Türklerin kendi
kamuoylarına 'Görüyorsunuz, bastırdık ve istediğimizi
aldık, şeytani planı değiştirmeyi başardık'
demesine ihtiyacımız var. Çözüm için buna ihtiyacımız var.
Aksi takdirde uzlaşmanın referandumlardan geçme ihtimali,özellikle
Rumlar için çok düşük. Gerçi her oy sandığı risk demektir
ama, liderlerin kendi kamuoylarının gözünde kahraman
olmalarını sağlarsanız, riski azaltırsınız.
Dolayısıyla ben planın her iki tarafı da belki yüzde yüz
tatmin etmese de, kabul görecek bir şekilde değiştirilerek
açıklanacağına inanıyorum."
Bu iyimserliğe zemin veren bir gelişme de AB Komisyonu'nun çözümün
sadece hukuki değil, mali altyapısını da destekleyecek bir
çalışmayı sürdürmesi. AB'nin 2002 Kopenhag Zirvesi'nde iki
seçenekli bir planı kabul ettiği anlaşılıyor: 2004
sonuna dek Kıbrıs'ta çözüm olacağı ve olmayacağı
seçeneklerine göre, bütçe tercihlerinin de o zamandan
planlandığı anlaşılıyor. Bugünlerde AB
görevlileri, Kıbrıs'ta çözüm olduğunda getireceği mali
külfetin AB tarafından nasıl karşılanabileceği
üzerinde çalışıyorlar. Yalnızca Türk kesimindeki
altyapı yatırımları için değil,
ama daha da çok, çözüm olursa gündeme gelecek göç ve mülkiyet hakkı
sorunlarının halli için de özel bir bütçenin
hazırlıklarının sürdüğü biliniyor. Basına
sızdığı kadarıyla, AB bu konuda çözüm için her an
siyasi ağırlığını koymaya hazır bekleyen
ABD'nin yanı sıra, Japonya, Kanada gibi zengin ülkelerden de
katkı umuyor.
Üst düzey diplomat "Herkes bu çözüm fırsatının önemli
olduğunun bilincinde" diyor ve devam ediyor: "Bu kez de çözüm
olmazsa, Kıbrıs uzun yıllar gündeme gelmeyecek. Zaten mevcut
durumdan memnun olanların, bu çözüm fırsatının kaçması
için bu kadar açıktan uğraşmalarının bir nedeni de bu.
Bundan belki de en çok sıkıntı çeken taraf Türkiye olacak. Türk
hükümetinin ve Dışişleri'nin çözüm için şimdiye dek
kimsenin görmediği bir sabırla çalışmasının
nedeni de bu. Çünkü Kıbrıs'ta çözüm sağlanırsa, bundan en
çok faydalanacak taraf da Türkiye olacak."
Bugünlerde yaşanan sıkıntıyı göz önüne alınca,
çizilen tablo belki fazla iyimser geliyor. Ancak tarihi yazanlar genellikle
iflah olmaz iyimserler oluyor
Kıbrıs
Murat Belge
27/03/2004 RADIKAL
Kıbrıs konusunda
Rauf Denktaş'ın önderliğindeki 'çözüm-istemezler' cephesi,
nicedir ihtiyaç duydukları desteği nihayet bulmaya
başladılar galiba. Yunan tarafından gelecek desteği
kastediyorum.
Denktaş'ın İsviçre'ye gitmeme kararı, oradaki, çözümü yaklaştırması
beklenen görüşmenin kendisini uzaklaştırmış oldu.
İşte bugün de, daha görüşme filan yok.
Ama bu gecikmenin sorumluluğu da doğrusu Denktaş'ın üstünde
değil. Gerekeni yapmış, yetki vermiş, hükümetini
göndermiş. 'Denktaş yok, öyleyse kurul yetkili değil' diye pürüz
çıkaran, karşı taraf. 'Beklenen destek' dediğim de bu.
Kıbrıs'ta olabilecek 'makul çözüm'ün gerçekleşmesi konusunda,
Papadopulos gibi bir politikacının, Denktaş'tan bir parmak daha
iyi niyetli olduğu kanısında değilim. Ama onu sanki çözümden
yanaymış 'gibi yapma'ya iten koşullar daha fazlaydı. Ne var
ki son seçimle muhafazakârlar iktidara geldi ve sanki hemen durum
değişmeye başladı.
Bu sabah bir gazetede Yorgo Papandreu'nun yeni hükümeti eleştirdiğini
görünce, dün aklımdan geçirdiğim bu düşüncede haklı
olduğuma daha çok inandım. Papandreu, içtenlikle çözümden
yanadır. İsviçre'de onun temsilcisi bulunsa, Papadopulos ekibinin
'Denktaş gelmeden olmaz' bahanesiyle işi yokuşa sürmesine izin vermezdi.
Belli ki Karamanlis hükümeti -en azından şimdilik- böyle bir
kararlılık kıvamında değil. Dolayısıyla
Papadopulos'un sırtındaki 'Bu işi çözün' baskısı
hafifliyor.
Bu da Denktaş için olabilecek en iyi durum. O zaten hemen karşı
tarafın bozgunculuğundan yararlanıp 'Ben malımı
bildiğim için gitmedim' söylemine girdi; karşı taraf ise
yaptığını, Denktaş gitmedi diye yapıyor. Yani,
gene tipik bir 'Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?'
durumu. Tabii Denktaş hayatta en fazla içinden çıkılmaz
durumlardan hoşlandığı
için bunun da keyfini çıkarıyordur.
Görebildiğim kadarıyla Denktaş ve cenahı, şimdi
referanduma, referandumda ret oyu çıkmasına
yoğunlaştırıyorlar enerjilerini. Ama iş bu
aşamaya gelmeden, çıkabilecek her pürüzü bağırlarına
basmaya hazırdırlar. Yeter ki iş geciksin, var olan momentum
kaybolsun, tavsasın vb. Tabii, bu pürüzleri Yunan tarafının
çıkarması da Denktaş için en hayırlı durum.
Referandum -eğer olabilecekse- Denktaş da bunun
hazırlığını yapmalı. Her şey günlük
güneşlik, sonra birden referandumda hava bozacak... Böyle olamaz. Onun
için şimdiden başlayarak referandumda 'Çözüme hayır'
kampanyasının basamaklarını hazırlamak gerekiyor.
Dolayısıyla Rauf Denktaş ağzını açıp gözünü
yummaya başladı. Başından beri de başka bir şey
yaptığını söylemek zor -hem söylersek Denktaş'a
haksızlık etmiş oluruz. Ama belli ki bunun dozu artacak.
Garip olan, Annan Planı konusunda bunları düşünen ve
düşüncelerini rahatça dile getiren bu kişinin Türkiye tarafından
Annan Planı'nı sonuçlandıran kişi olmak üzere
görevlendirilmesi. Bu, tabii Türkiye'ye özgü garipliklerden; hiç girmeyelim
buralara, şimdilik.
Ama Denktaş kendi açısından haklı olarak bu
'görüşmeci' rolünden de sıyrılmak istiyor.
Sıyrılırken herhangi bir şeyi
tıkamadığı garantisini de vererek. Sıyrılmazsa,
referendumda ne diyecek?
İnce hesap, ince politika -bütün bu kalınlıklar arasında.
Ama işin şu aşamasında, Papadopulos hızır gibi
yetişti Denktaş'ın yardımına. Tabii bu, Karamanlis
hükümeti de Papadopulos'un yardımına yetiştiği için mümkün
olabildi.
Yani, yeni Yunan hükümeti, bu işi sıkı tutmazsa, Denktaş ve
cenahının istediği sonuç büsbütün hesap dışı
değil.
Rumların yedi
isteği var
27/03/2004
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos, İsviçre'nin Bürgenstock kasabasından AB
zirvesi için Brüksel'e geçerken yerine bıraktığı Rum Meclis
Başkanı Dimitris Hristofyas, önceki gün Rum tarafının
değişiklik önerilerinin yer aldığı belgeyi BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto'ya
sundu. Rum basınına göre şu noktalarda değişiklik
istendi:
İşleyebilirlik: Başkanlık Konseyi 6 Rum, 3 Türk
olmak üzere
9 üyeden olsun (Annan planına göre 4 Rum, 2 Türk olmak üzere 6 üye),
başkan ve başkan yardımcısı olsun, başkanlık
görevini Rumlar 40, Türkler 20 ay sürdürsün. AB organlarına sonuç getirici
şekilde katılım ve Avrupa normlarını uygulayabilme
yeterliliğine sahip tam temsiliyet sağlansın. Yüksek Mahkeme,
asliye mahkemesi haline getirilsin. (3 yabancı yargıcın
yetkilerinin azaltılması yönünde çaba harcanıyor.)
Geçiş dönemi: Rumlara devredilecek topraklar BM'nin denetimine
verilsin ve eşbaşkanlık dönemi etkin şekilde
daraltılsın.
Referandum: Çözüm referandumdan önce TBMM tarafından
onaylansın.
Güvenlik: Türkiye ve Yunanistan birliklerindeki asker sayısı,
3'er
bine indirilsin; hareketleri, konuşlanmaları ve tatbikatları
sınırlandırılsın. Türkiye'nin müdahale hakları
kaldırılsın.
Yerleşikler (Türkiye kökenliler): İnsani nedenlerle sadece
'Kıbrıs Cumhuriyeti' vatandaşlarıyla evli olanlara
vatandaşlık verilsin. (İki tarafın,
vatandaşlığa alacaklarının listelerini sunmaları
fikri reddediliyor.)
Anayasalar ve yasalar: Oluşturucu devletçiklerin anayasaları
ve yasaları Kuruluş Anlaşması, Avrupa normları ve
uluslararası hukuka uygun olsun.
Göçmenler-Hakları: Türk tarafına dönecek Rum oranı
(Karpaz bölgesi hariç) artırılsın, mülkiyet hakları
güçlendirilsin, siyasi hakları güvence altına alınsın.
Geri dönüş takvimleri küçültülsün.
İstisnalar: Halen sadece Annan Planı'nda yer alan istisnalar
kabul ediliyor, bunlar da sürekli olmayacak.
Bürgenstock'ta
zor süreç
İsviçre'de
süreci hızlandırmak isteyen De Soto, taraflara bir 'iyi niyet
belgesi' sunup imzalarını istedi. Rumlar 'ön anlaşma' diyerek
imza vermedi. Türk tarafı da 'Bu başbakanların işi' dedi
27/03/2004
RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
BURGENSTOCK - Kıbrıs'ta çözüm için İsviçre'nin Bürgenstock
kasabasında yürütülen görüşmelerde BM, süreci hızlandırmaya
çalışıyor. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın özel temsilcisi
Alvaro De Soto, Türk ve Yunan dışişleri bakanları Abdullah
Gül ve Petros Moliviatis ile Rum lideri Tasos Papadopulos'un AB zirvesine
gittiği bir sırada mekik diplomasisi yürüttüğü KKTC ve Rum
heyetlerine bir belge sunarak imzalamalarını istedi. Türk tarafı
BM kaynaklarının 'iyi niyet belgesi' diye
adlandırdığı üç sayfalık belgenin 'referandumları
garantilemek' için sunulduğunu söylerken, Rum tarafı belgenin 'Annan
Planı'nın giriş kısmı' olduğunu öne sürdü.
Yemek bu akşama
kaldı
Bu talep 'Ortada anlaşma yok neyi imzalayacağız' diyen
taraflarda tepki yaratırken, Rum tarafı 'yorgunluğu' gerekçe
gösterip dün akşam dışişleri bakanlarının
katılımıyla yapılacak 'dörtlü yemeği' iptal etti.
Moliviatis'in Bürgenstock'a gelişinde Gül'ü arayıp 'AB zirvesinde çok
yorulduklarını' söylediği ve yemeğin iptalinin yanlış
anlaşılmamasını isteyerek bu akşam için randevu
istediği öğrenildi. Yunan televizyonları bu iptalin Rum
tarafının De Soto belgesinden memnuniyetsizliğini
yansıttığını duyurdu.
Diplomatik kaynaklara göre, De Soto'nun sunduğu 'talepler belgesi' diye
tanımlanabilecek belgede, Annan'ın Bürgenstock'ta
tamamlayacağı planının 4. versiyonunun referanduma
sunulması ve sonucun taraflarca kabulüne dair güvence istendi. Belge
anlaşmanın uygulanmasını güvence altına alacak
'önlemler paketi' niteliğinde. Kıbrıs'ta 20 Nisan için öngörülen
referandumda sorulacak soruları birkaç başlıkta topluyor. Buna
göre, referandumda, iki topluma da, birleşik Kıbrıs'ın
temel kuruluş anlaşması, ekler bölümünde yer alan kurucu
devletlerin anayasaları ile 'komitelerden Türk tarafının
çekinceleri ile geçirilen 114 yasa' ve yüksek mahkeme yargıçları,
merkez bankası müdürleri ve mülkiyet kurulu üyelerini kabul edip
etmediklerinin sorulması isteniyor. BM, kurucu anlaşmanın
altındaki imza alanlarında lider isimleri değil,
'Kıbrıs Türk tarafı adına' ve
'Kıbrıs Rum tarafı adına' ifadeleri yer alıyor. Bu
formülle, anlaşmanın sadece toplum liderlerince imzalanması
koşulu da ortadan kalkıyor. Belgede garantör ülkeler Türkiye,
Yunanistan ve Britanya'nın da referandum sonucunu kabul ettiklerine
ilişkin bir anlaşma imzalamaları isteniyor.
'Müzakere konusudur'
Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomithis, New York mutabakatında
referandumlardan önce imza öngörülmediğini söyleyip belge için "Ne
zaman ve nasıl imzalanacağı müzakere konusudur" dedi.
Sözcü, belgenin 'Anlaşma halinde hazırlık önerisi' olduğunu
belirtti. Belgenin Papadopulos'un yokluğunda Rum Parlamento
Başkanı Dimitrios Hristofyas'a verilmesi de kaygı yarattı.
Rum Milli Konseyi'ni toplayan Hristofyas belgeyi imzalamayı kabul etmedi.
Papadopulos ise Brüksel'deki AB zirvesinde belgenin zirveye hareketi öncesinde
kendisine ulaştığını söyleyip, "BM
hazırlık yapıyor. Ama anlaşma olmazsa imzalanacak belgeler
de olmaz" dedi.
'Referandum güvencesi'
Türk heyeti, De Soto'nun belgesini 'referandum güvencesi' olarak
algılarken, Kıbrıs Türk heyeti "Böyle bir garantiyi New
York'ta zaten vermiştik. Tartışalım, konuşalım,
sonucu göreceğiz" değerlendirmesini yaptı. KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat ise bu belgeyi pazartesi buluşacak
olan Türk ve Yunan başbakanlarının tartışması
gerektiğini belirtti. Talat bu görüşü De Soto'ya da aktardı.
Bu arada Türk tarafı BM'ye değişiklik taleplerini 2.5
sayfalık özet belge halinde İsviçre sürecinin
başladığı salı günü iletirken, Rum tarafı dün
önce 200 sayfayı bulan bir belge sundu. Ancak BM'nin itirazı üzerine
değişiklik talepleri 44 sayfaya indirildi.
Türkiye'ye
yeni öneri 'uyum senedi'
27/03/2004
RADIKAL
GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL - AB, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda varılacak
anlaşmanın birliğin birincil hukuku kılınması
kaygısını giderme çabasında. Türk tarafının
'çizgilerini' net biçimde çekmesi üzerine her iki tarafı da tatmin
edebilecek formül bulma çabaları yoğunlaştı. Avrupa
Komisyonu'nun geliştirdiği son yaklaşım, taraflar
arasındaki anlaşmanın 'uyum senedi' (act of adaptation) olarak
belgeleştirilmesi ve bunun birincil hukuka dahil edilmesi.
Bu açılıma Türk tarafı henüz cevap vermedi. 'Uyum senedi'
kavramının yeni bir yaklaşım olduğuna dikkat çeken
diplomatik kaynaklar, bunun gerçekten Türkiye'nin birincil hukuka ilişkin
kaygılarını giderip gidermeyeceğinin inceleneceğini
kaydetti. Aynı kaynaklar "Pürüzler giderilmedi ama AB ciddi
arayış içinde olduğunu hissettiriyor" ifadelerini
kullandı.
Brüksel'deki AB zirvesinde Başbakan Tayyip Erdoğan da
çalışmaların sürdüğünün altını çizip, "Biz
iyi niyetimizi koruyoruz, korumaya da devam edeceğiz. Karşı taraf
da iyi niyet gösterirse sorunun çözülmemesi için neden görmüyorum" dedi.
Erdoğan, AB'nin izleme sürecinde olduğunu belirterek "1
Mayıs'tan önce çözüm bekliyorlar. Bu beklentiyi boşa çıkarmamak
için elden geleni yapacağız" diye konuştu.
Türkiye'nin diğer sıkıntısı olan Kıbrıs Türk
tarafına tanınacak derogasyonlar (istisnalar) konusunda ise AB
çizgisini koruyor. Kalıcı derogasyonlara karşı çıkan
AB, Türkiye'yi, bu derogasyonların Avrupa Adalet Divanı önüne
götürülmesi sürecini zorlaştırıcı bazı 'koruma'
önlemleri alarak rahatlatmaya çalışıyor. AB yetkilileri
İsviçre'de taraflar uzlaşamazsa devreye BM Genel Sekreteri Kofi Annan
girdiğinde belgeyi AB hukukçularıyla danışma halinde
dolduracağını belirtiyor.
Verheugen İsviçre
yolcusu
Pazartesiden itibaren Türk ve Yunan başbakanları seviyesinde
yürütülecek olan görüşmelere AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter
Verheugen de katılacak. Bu katılım New York'ta AB'nin aktif
katılımına sıcak bakmayan Türk tarafının
tavrını değiştirdiğinin göstergesi olarak algılanıyor.
Verheugen'in katılımından memnun olan Yunan ve Rum yetkililer,
ziyareti
varılacak uzlaşıda AB müktesebatının Komisyon'un
garantisinde olacağının göstergesi saydı. Verheugen'in
görüşmelere hangi sıfatla katılacağı ve masada yer
alıp almayacağı belirsiz. bir AB diplomatı,
"Verheugen'in kayak yapmaya gitmediğini söyleyebilirim" diye
konuştu
BM
yeni versiyonu çalışıyor
27/03/2004
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - BM, hem mekik diplomasisi hem 'yemekli diplomasi' ile karlı
Bürgenstock'da buzları eritmeye çalışırken, Annan
Planı'nın 4. versiyonununun rötuşlarını yapıyor.
Rum basınının iddiasına göre, 4. versiyonda yer alacak
değişikliklerden bazıları şöyle:
1. Merkezi devletin senatosundaki 48 sandalye (24-24) kurucu devletlere
değil Kıbrıslı Türklere ve Rumlara ait olduğu
belirtilecek. Kuzeye geçecek Rumların Türk kurucu devletinden senatoya
girmeleri önlenecek.
2. Kuzeye ve güneye geçme hakkı olan Rum ve Türklere, vatandaşı
olmadıkları
kurucu devletlerde 'ikinci eve sahip olmak hakkı' tanınacak. Böylece
Rumların kuzeyde evi olsa bile daimi ikametlerinin güneyde kalması
sağlanacak. Bu yüzden Rumlar Kıbrıs Türk kurucu devletinde
seçimlerde oy kullanamayacaklar.
3. KKTC'de 1974'ten önce arazisi olan Rumlar, bunların sadece yüzde
33'ünden yararlanacak, kalan yüzde 70 için tazminat alacak. Aynı şey
güneyde arazi sahibi olan Türkler için de geçerli olacak.
4. Türkiye'nin AB üyeliği sonrası bile kuzeye geçecek Rum
sayısı, KKTC nüfusunun üçte birini aşmayacak. Annan
Planı'nda öngörülen geçiş süreleri sona erse bile Rumların
oranı Türk nüfusun üçte birini geçmeyecek.
5. Türkiye'nin AB üyeliğinden sonra bile Kıbrıs'a gidip
yerleşecek Türkiye ve Yunanistan vatandaşlarının oranı
kurucu devletlerdeki nüfusun yüzde 5'ini geçmeyecek.
Denktaş
birincil hukukta ısrarlı
27/03/2004
RADIKAL
AA - GÜZELYURT - Bürgenstock'ta
Kıbrıs görüşmeleri sürerken, KKTC lideri Denktaş, Annan
Planı'nın olduğu gibi kabul edilmesi halinde, Kıbrıs
Türk halkının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya
olduğunu tekrarladı. Annan Planı uyarınca varılacak
olası bir anlaşmada Rumlara verilmesi öngörülen Güzelyurt'ta
düzenlenen bir mitinge mesaj gönderen Denktaş, planın yeterince
değişmemesi durumunda hayır deneceğini belirtti.
Anlaşma birincil
yasa olmalı
Rauf Denktaş adadaki barışın kalıcı olabilmesi
için iki kesimliliğin, eşit egemenliğin ve Türk garantisinin
sürmesi gerektiğini tekrarladı ve 'Ancak AB yasaları buna
müsaade etmez. Bu nedenle bunların birincil yasa haline getirilmesini
bekliyoruz. Aksi halde bize verilmiş görünen haklar da toprak olup
gidecektir.' diye konuştu. Denktaş, planının kabul
edilebilir bir hale getirilmesine ilişkin çalışmaların 31
Mart tarihinde sona ereceğini ve gerçek durumun o zaman ortaya
çıkacağını söyledi. Güzelyurt'ta düzenlenen 'İlçene
sahip çık' mitingine ana muhalefet lideri Ulusal Birlik Partisi Genel
Başkanı Derviş Eroğlu da katılarak bir konuşma
yaptı.
Borsaya
rekor dayanmıyor
Kıbrıs'la
ilgili beklentilerle borsa dün rekorlarına bir yenisini daha ekledi.
Altı gün üst üste tarihi zirvesini geçen İMKB, 20 bin 836 puana
ulaştı
27/03/2004 RADIKAL
İLKER ERKAN
İSTANBUL - Kıbrıs görüşmelerine ilişkin olumlu
beklentilerle günlerdir hız kesmeden yükselen borsa, dün de yeni bir
rekora daha imza attı. Dün de 363 puan yükselen borsa beş gündür
süren kesintisiz rekorlarına bir yenisini daha ekleyerek günü 20 bin 836
puandan tamamladı. Zayıf da olsa yeni para girişinin etkisiyle
işlem hacmi 1.86 katrilyona yükseldi.
Kıbrıs'a ilişkin beklentilerle sabah saatlerinden itibaren
yükselen borsa öğleden sonra Kıbrıs barış anlaşmasının
AB ilkelerine uyumlu olacağı haberleriyle seans içinde tarihinde
gördüğü en yüksek seviye olan 20 bin 913 puana kadar yükseldi.
Borsanın Kıbrıs gelişmelerine
odaklandığını belirten bir borsa uzmanı, "Gelecek
her olumlu haber, borsayı daha da yukarılara
taşıyacaktır. Ancak seçim sonuçları da önemli. Eğer
AKP yerel seçimlerde oy oranını artırırsa hafta
başında borsadaki yükseliş desteklenir" dedi.
Gedik Yatırım Genel Müdür Yardımcısı Afif Şakir
ise "Bence endekste 22 binleri görmek muhtemel. Ama kısa vadede
değil, bir aylık dönemde. Mutlaka iniş çıkışlar
olacak" yorumunu yaptı.
Kıbrıs'a ilişkin olumlu bekleyişlere para piyasaları
temkinli yaklaşıyor. Dolar günü 3 bin liralık düşüşle
1 milyon 323 binden tamamlarken, 24 Ağustos 2005 vadeli tahvilin faizi de
0.41 puan gerilemeyle yüzde 22.3'e indi.
Erdoğan: AB hedefine dört elle sarıldık
TC
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiyenin AB hedefine dört
elle sarıldığını, Kıbrısta çözüm için de
elinden geleni yapmakta olduğunu söyledi.
AB zirvesi nedeniyle
Brükselde bulunan Erdoğan, düzenlediği basın
toplantısında, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, AB
Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ve AB Yüksek
Temsilcisi Javier Solana gibi isimlerle yaptığı
görüşmelerin çok verimli ve yapıcı geçtiğini belirtti.
Bu temaslarında
Türkiye-AB ilişkileri, Kıbrıs, terörizm, Afganistan ve Kosova
gibi konuları ele aldıklarını kaydeden Erdoğan,
Türkiyenin ABye katılım süreci konusunda attığı
adımların tüm AB üyeleri tarafından görüldüğünü ve takdir
edildiğini, uygulamaların izlendiğini ifade etti. Türkiyenin
ABye katılım sürecinin uzamasının medeniyetler arası
uzlaşma sürecinin de uzaması anlama geleceği üzerinde duran
Erdoğan, Türkiye bu aile içinde yerini ne kadar erken alırsa, bu
uzlaşma süreci de o kadar kısalır dedi.
Erdoğan, Türkiyenin
attığı olumlu adımların ve aldığı ciddi
mesafelerin siyasi çevrelerce görüldüğünü, bunun AB kamuoyuna da
yansıtılmasının önem taşıdığını
belirtti. AB hedefine dört elle sarıldıklarını ifade eden
Erdoğan, olumsuz bir sonucun dünyanın sonu
olmayacağını, Kopenhag kriterlerinden
sapılmayacağını ifade etti ve Mühim olan
insanımızın yaşam standartını yükseltmektir diye
ekledi.
Kıbrıs konusunda
çalışmaların İsviçrede yürütüldüğünü, Pazartesi günü
kendisinin de bu müzakerelere katılacağını belirten
Erdoğan, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın da
katılımıyla, 1 Mayıstan önce bir sonuca
ulaşılmaya çalışılacağını kaydetti.
Erdoğan, Kıbrıs
konusundaki gelişmelerin AB tarafından da dikkatle izlendiğini,
1 Mayıstan önce çözüm arzusunun o kanattan da
yansıtıldığını belirterek, Biz iyi niyetle
elimizden gelen gayreti gösteririz. Sonucu farklı olursa bunun sorumlusu
biz olmayız dedi.
TC Başbakanı
Erdoğan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile
görüştüğünü, Denktaşın Başbakan Mehmet Ali Talat ile
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Serdar Denktaşa yazılı tam yetki verdiğini,
çalışmaların devam edeceğini ifade etti.
HALKIN SESI 27/03/04
Türk tarafına yerleşecek Rumların
oranı düşürülüp kalıcı hale getirilsin. Benzer biçimde
Rumların sahip olacağı ev ve arsa oranı azaltılsın.
Türk tarafına yerleşecek Rumlar yalnızca yerel düzeydeki
seçimlerde oy kullanabilsin.
Rumlarca Türkiye aleyhine Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde açılmış ve açılacak tüm davaların
muhatabı yeni kurulacak Kıbrıs devleti olsun. Anlaşmadaki
derogasyanlar bir yıl içinde ABnin birincil hukuku haline getirilsin
Türk tarafının sunduğu belgede,
diğer öncelik, yani iki kurucu devlet arasındaki sınırın
düzleştirilmesi konusunda herhangi bir öneri yer almadı. Türk tarafının
bu konudaki yaklaşımını, diğer isteklerinin ne ölçüde
karşılandığına bakarak netleştirmesi bekleniyor.
Yetki alanları içinde kurucu devletler
Anayasayla uyum içinde üçüncü ülkelerle ilişki kurabilsin (Annan Planında
yalnızca kültürel ve ticari ilişkilere olanak tanınıyor).
Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik İsviçrede
sürdürülen müzakerelerde belgeler havada uçuşmaya başladı.
Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto,
taraflara sürekli İyi niyet mektubu ya da Hazırlık Belgesi
ismi altında metinler sunarken, taraflar da kendi pozisyonlarını
içeren belgeleri Birleşmiş Milletlere iletiyor.
YeniDÜZEN, Türkiyenin Kıbrısta yapılan müzakereler sonrasında
hazırladığı ve BMye sunduğu belgede çeşitli değişiklik
önerilerine yer verdi. Söz konusu belge, Birleşmiş Milletler tarafından
Rum Heyetine de sunuldu.
İşte
Türkiyenin Önerileri
Türk tarafına yerleşecek Rumların oranı düşürülüp kalıcı
hale getirilsin. Benzer biçimde Rumların sahip olacağı ev ve
arsa oranı azaltılsın. Türk tarafına yerleşecek Rumlar
yalnızca yerel düzeydeki seçimlerde oy kullanabilsin. Türkiye ABye üye
olana kadar Rum tarafına yerleşecek Yunanistan vatandaşlarının
oranı aşağı çekilsin. Rumlarca Türkiye aleyhine Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinde açılmış ve açılacak tüm davaların
muhatabı yeni kurulacak Kıbrıs devleti olsun. Anlaşmadaki
derogasyanlar bir yıl içinde ABnin birincil hukuku haline getirilsin.
Buna karşılık adadaki Türk
askerleri geçici olarak azaltılsın, ancak buna karşılık
Türkiyenin Avrupa Birliğine girmesinden sonra da adadaki Türkiye askeri
varlığı sürsün. Kıbrıs Türk halkı kurucu halk
olarak tanımlansın. Senatoda özellikle konularda karar alınrken
Türk senatörlerin çoğunluğunun oyu gereksin. Vatandaşlık
verilecek Türkiyelilerin sayısı artırılsın. Türk tarafının
egemenliğine ilişkin ifadeler pekiştirilsin. Kıbrıs
Türk tarafının Türkiyeyle kuracağı ilişkiler kültürel
ve ticari ilişkilerle sınırlandırılmasın.
Türk tarafının önerileri bugüne kadar ısrarla dile getirildiği
üzere iki kesimlilik ve garantörlüğün güçlendirilmesine ve derogasyanların
hukuki güvenceye alınmasına yönelik. Türk tarafının sunduğu
belgede, diğer öncelik, yani iki kurucu devlet arasındaki sınırın
düzleştirilmesi konusunda herhangi bir öneri yer almadı. Türk tarafının
bu konudaki yaklaşımını,
yukarıdaki isteklerinin ne ölçüde karşılandığına
bakarak netleştirmesi bekleniyor.
Annan
Planı ile farkları
Annan Planının mevcut halinde anlaşmanın yürürlüğe
girmesinden sonra altı yıl boyunca Rumların Türk tarafına
yerleşmemesi öngörülüyor. Plan, yalınzca 65 yaş üstü kişiler
ve eşleri ya da bir kardeşleriyle üç Karpas köyü ahalesinin bu kısıtlamadan
muaf tutulmasını, bu kişilerin anlaşma yürürlüğe
girdikten iki yıl sonrda dönüş hakkına sahip olmasını
öneriyor. Planda, Türk tarafına yerleşecek tüm Rumların oranının
yüzde 21i geçmeyeceği, ancak Türkiye ABye üye olduktan sonra tüm kısıtlamaların
kaldırılacağı belirtiliyor.
Türk tarafının önerisi, altı yıllık
moratoryumun yedi yıla çıkarılması, yalnızca Karpas
köylülerin, onların da üç yıl sonra dönüş hakkına sahip
olması, yüzde 21lik oranın yüzde 12ye düşürülmesi ve Türkiye
ABye girdikten sonra da bu oranın değişmemesi yönünde.
Annan Planında Türk tarafında satın
alabileceği sahip olabileceği ev ve arsa oranı köy ve belediye
çapında yüzde 20 Türk tarafının tümünde yüzde 10 olarak
belirleniyor. Türk tarafının önerisinde ise bu oranlar sırasıyla
yüzde 10 ve yüzde 5e çekiliyor. Bunun dışındaki Rum şahıs
ve şirketlerin mal mülk edinmesi Türk kurucu devletinin iznine tabi kılınıyor
ve anlaşmaya bu düzenlemenin, Avrupa Birliğinin temel yasalarıyla
çelişmediğine dair bir ifade konmasını istiyor.
Annan Planına göre Türk tarafına
yerleşecek Rumlar başta oy kullanmak olmak üzere federal düzeydeki
siyasi haklarını, Rum tarafında kullanacak, ancak Türk federe
devleti düzeyindeki seçimlere katılabilecek. Bu, öncelikle federal
senatodaki Türk tarafı temsilcilerinin tamamen Türklerden oluşmasını,
böylelikle 24-24 dengesinin korunup siyasi eşitliğin tehlikeye
girmemesine sağlamayı amaçlıyor. Türk tarafının
önerisinde Rumlara federe devlet düzeyinde de oy siyasi hak tanınmaması,
Rumların ancak belediye başkanlığı ve muhtarlık
düzeyinde oy kullanabilmesi isteniyor.
1959
İttifak Anlaşmasına dönüş
Annan Planının güvenlikle ilgili
düzenlemelerinde Türkiye ve Yunanistanın adada 6 bin 500er asker konuşlandırabilmesine
imkan tanınıyor. Buna karşılık Türkiye ABye üye olduğunda
tüm bu askerlerin karşılıklı olarak geri çekilmesi ve adanın
silahsızlandırılması şart koşuluyor. Türk tarafı
söz konusu asker sayısını 6 bine indirmeyi, ancak Türkiye ABye
üye olduktan sonra 1959 tarihli İttifak Anlaşmasının
öngördüğü uygulamaya dönülmesini istiyor. O da şu demek: Kıbrısta
Yunanistan 950, Türkiye de 650 askerini kalıcı olarak konuşlandırsın.
Annan Planında Türkiye ve Yunanistan
birliklerinden askeri hareketliliklerini 48 saat, tatbikatlarını ise
72 saat önceden BMye ve birbirlerine haber vermeleri isteniyor. Türk tarafının
önerisinde askeri hareketliliğe hiçbir sınırlama getirilmemesi,
buna karşılık tatbikatların yedi gün önceden bildirilmesi şartı getiriliyor.
Annan Planında Türk kurucu devletinin
tasarrufuyla vatandaşlık verilecek Türkiyelilerin sayısı
bazı ölçütlere bağlı olarak 45 bin olarak belirleniyor. Türk
tarafının önerisinde bu sayının hiçbir ölçüte bağlı
kalınmaksızın 50 bine çıkarılması isteniyor. Ayrıca
planda öngörülen Kıbrıslılarla evlenmiş Türkiyelilere ek
olarak Kıbrısta doğmuş Türkiyelilerin de doğrudan
yeni devletin vatandaşın olması gerektiği belirtiliyor.
Öneride dikkat çeken nokta, böylelikle adada vatandaş olmamış
Türkiyeli kalmayacağının belirtilmesi.
Annan Planı, Rum ve Türk kurucu
devletlerine yerleşecek Yunanistan ve Türkiyelilerin oranını
yüzde 10la kalıcı olarak snırlıyor. Türk tarafının
önerisinde bu oranın yüzde 5e indirilmesi, buna karşılık
Türkiye Avrupa Birliğine girdiğinde sınırlamanın
ortadan kaldırılması isteniyor.
Annan Planında senatoda uluslararası
anlaşmalar, bütçe vb. özellikli konularda karar alınırken Türk
senatörlerin beşte ikisinin onayı yeterli görülüyor. Türk tarafının
önerisi ise bu konularda Türk senatörlerin çoğunluğunun onayının
alınmasını öngörüyor.
Neler
yazıyor?
Türk tarafının önerilerinde, Türk kurucu devletinin egemenliğini
pekiştirmek amacıyla anlaşmada şu ifadelere yer verilmesi
isteniyor:
1. Biz, Kıbrıs Rum halkı ve Kıbrıs
Türk halkı kurucu yetkilerimizi kullanarak, özgür ve demokratik biçimde
ayrı ayrı ortaya konmuş irademizle bu Kuruluş Anlaşmasını
kabul ediyoruz.
2. Kurucu
devletler eşit statüdedir. Anayasa elverdiği ölçüde, Anayasada
federale hükümete bırakılmamış tüm yetkilerini egemence
kullanırlar. Kendi anayasaları altında özgürce örgütlenirler.
Taraflar ne birbirleri üzerinde ne de yeni ortaklık devleti üzerinde yetki
üstünlüğü ya da otorite iddia edemez.
3. Yetki alanları
içinde kurucu devletler Anayasayla uyum içinde üçüncü ülkelerle ilişki
kurabilsin (Annan Planında yalnızca kültürel ve ticari ilişkilere
olanak tanınıyor).
Türk tarafı,
planda ve kendi değişiklik önerilerinde öngörülen derogasyanların
birincil hukuk haline gelebilmesi için da anlaşmadaki ilgili bölümün şöyle
düzenlenmesini istiyor:
Kuruluş Anlaşmasının
yürürlüğe girmesi üzerine eşbaşkanlar birleşmiş bir Kıbrısın
AB Konseyinin 12-13 Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi Sonuçlarına uygun
olarak ABye katılmaya hazır
olduğuna dair AByi bilgilendirir ve ABden 1 Mayıs 2004teki AB
Konseyi Zirvesinde Kurucu Anlaşmayı iliştirilmiş
protokolü de içine alacak biçimde tasdik etmesini ve Birleşik Kıbrıs
Cumhuriyetnin bu anlaşmanın kabulüyle ortaya çıkan yeni düzen
temelinde ABye girebilmesi için bir katılım süreci başlatmasını
ister. Böylelikle anlaşmanın koşullarının AB
müktesebatına uyumu sağlanır ve aşağıdaki
paragraf AB Konseyinin sonuçlarına eklenir:
Avrupa Birliği
Kıbrıs Türk mevzuatının AB müktesebatıyla aynı
çizgiye getirilmesi, Kıbrıs Türk devletinin idari kapasitesinin artırılması,
Kıbrıs içindeki ekonomik dengesizliklerin giderilmesi, katılım
öncesi süreçte Kıbrıs Türk Kurucu Devletinde AB müktesabatının
uygulanabilmesi için gerekli ayarlamaların yapılmasına katkıda
bulunmak amacıyla mali yardım da dahil olmak üzere özel önlemler alma
yükümlülüğünü üstlenir. Katılım öncesi süreç AB müktesebatının
Kıbrıs Türk devletine aktarılıp uygulamaya geçirilmesine
elverecek uzunlukta olacaktır.
Türk tarafının
önerisinde aynı çerçevede söz konusu bölümde şu düzeltmenin de yapılması
şart koşuluyor:
Türk tarafı
Loizidu benzeri davaların önünü kesmek için de şu öneriyi yapıyor:
Mal mülk
konusuna ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin
önünde duran mevcut ve gelecekteki tüm hukuki işlemlerin devlet olarak tek
sorumlusu Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacaktır.
Annna Planında
ilk yıllarda ekonomi politikasının iki kurucu devlet ekonomisinin
uyumlulaştırılmasına ve ekonomik eşitsizliklerin
ortadan kaldırılmasına öncelik vermesi öngörülüyor. Türk tarafının
önerisinde, bu hedeflere en kısa zamanda varılması ve bu
amaçla federal hükümetin uluslar arası mali yardım, AB fonları,
vergi gelir ve gerekli bütçe ödeneklerinin seferber edilmesiyle desteklenecek
bir eylem programını uygulamaya konması ve bu programın ek
olarak anlaşmada yer alması isteniyor. Ayrıca kurucu devletler
arasındaki ekonomik dengesizliğin giderilip giderilmediğinde kişi
başına düşen gelir ve gayrisafi milli hasılanın ölçüt
alınması öngörülüyor.
ABden Uyarlama Yasası mı?
Brükselde yeni
bir öneri yapıldığı iddia edildi.
Avrupa Birliği
ile Türkiye heyetleri sıkı bir müzakere içerisinde... Avrupa Birliği
Komisyonunun Hukuk Bürosundan üç uzmanın Ankaraya giderek bir öneri hazırladıkları
iddia edildi.
Bu öneride,
Avrupa Birliği Konseyi vereceği kararla Annan Planı temelinde
ortaya çıkacak anlaşmayı Avrupa Birliği müktesebatına
Uyarlama Yasası ismi altında monte edecek.
Uyarlama Yasası ismi altında ortaya atılan formülün, birincil
hukuka yakın bir düzenleme içerdiği öne sürülüyor. Ancak, Ankaranın
bu formülü de yeterli bulmadığı bildiriliyor.
Birleşmiş Milletlerin Kıbrısta ortaya çıkacak
referandum sonrasında kötü bir sonuçla karşılaşmamak için
formül arayışlarını sürdürdüğü de Frügen Oteldeki basın
merkezine ulaşan bilgiler arasında...
Rum heyetinde Hristoiyas tartışması
Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı
De Soto tarafından Bürgenstockta taraflara bir belge sunulması Rum
heyeti içerisinde de krize yol açtı. Belgenin, Rum Yönetimi Başkanı,
görüşmeci Papadopulosun İsviçreden ayrıldıktan sonra
Meclis Başkanı Hristofiyasa sunulması çeşitli soruları
gündeme getirdi. Kıbrıs Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidisin Kıbrıslı
Rum gazetecilere yönelik bilgilendirme toplantısında Papadopulos
pasifize edilmek mi isteniyor sorusu gündeme geldi ve toplantı gerildi.
Ayrıca, Papadopulos ayrıldıktan sonra AKEL Başkanı ve
Meclis Başkanı Hristofyasın çok sayıda görüşme yapması
da gündeme geldi ve Papadopulos uzlaşmaz olduğu için Hristofiyas mı
devreye sokuldu değerlendirmesi yapıldı. Papadopulosun basın
sözcüsü ise şu değerlendirmeyi yaptı: Görüşmecimiz
Papadopulostur. Ancak Papadopulos ayrılırken Hristofiyası
yetkilendirmiştir
Denktaş ismi anlaşmadan çıkıyor
mu?
Bürgenstocktaki bir diğer iddia, Birleşmiş Milletler, kurucu anlaşmanın altındaki
imza alanlarında lider isimleri değil, Kıbrıs Türk tarafı
adına ve Kıbrıs Rum tarafı adına ifadelerine yer
verecek. Bir anlamda yeni Kıbrısa giden yolda Rauf Denktaşın
imzası anlaşma metninin altında olmayacak. Bu formülle anlaşmanın
sadece Kıbrıslı toplum liderleri tarafından imzalanması
koşulu da ortadan kalkmış olacak.
Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterinin özel temsilcisi Alvaro De Sotonun taraflara sunduğu belge
ya da Niyet Belgesi büyük bir krize yol açtı. Söz konusu belgeni
imza ya da onay isteyip istemediği tartışma yarattı. Niyet Belgesi olarak adlandırılabilecek
metin, referandumda sorulacak soruları birkaç başlık altında
topluyor. Buna göre referandumda iki topluma da, Birleşik Kıbrısın
temel kuruluş anlaşması, ekler bölümünde yer alan kurucu devletlerin
anayasaları ile Komitelerden Türk tarafının çekinceleriyle
geçirilen 114 yasa ve yüksek mahkeme yargıçları, merkez bankası
müdürleri ve mülkiyet kurulu üyelerini kabul edip etmediklerinin sorulması
isteniyor. Kıbrıs Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, söz
konusu belge üzerinde uzlaşmaya varılması halinde kendilerine uzlaşmayı imzalamaları yönünde öneri
yapıldığını söyledi. Rum Sözcü, New Yorkta ortaya çıkan
takvimde Dörtlü Zirvede imza olmadığını belirterek,
kendilerinin referandum öncesinde herhangi bir belgeye imza atmayı düşünmediklerini
dile getirdi. KKTC Başbakanı Talat ise Bize herhangi bir imza
önerilmedi, imzalamamız gereken bir belge sunulmadı derken, bu
yöndeki söylemlerine rağmen imza krizinin sürmesi üzerine Türk Ajansı
Kıbrısa da açıklama yaptı.
Annan Planı bugün sunuluyor mu?
Ajanslarda dün yer alan ve İsviçre
gündemine düşen bir diğer haber ise Dördüncü Annan Planının
bugün sunulacağı oldu. İlginçtir bu haber İsviçre değil
Amerika kaynaklı. Ancak zirvedeki heyetler, böyle bir girişimden
haberleri olmadığını, dördüncü planın tümüyle zirvenin
sonunda ortaya çıkacağını tahmin ettiklerini söylüyorlar.
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın yarın akşam Bürgenstockta
olması bekleniyor. Annanın önce planını göndereğini,
ardından da İsviçrede Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve
Rum taraflarından dördüncü plan üzerinde çalışmalarını
isteyeceği de iddia edildi.
YENIDUZEN 27/03/04
İsviçrede
yapılan Kıbrıs müzakerelerinin ikinci aşamasında Rum
tarafının önceki gece, Annan Planında istediği
değişikliklere ilişkin BMye özet bir belge sunduğu
bildirildi.
Haravgi
gazetesine göre, Rum tarafının Annan Planında
yapılmasını istediği değişikliklerle ilgili
belgesi, Papadopulosun müzakerelerin ilk aşamasında ortaya
koyduğu 7 başlığa dayanıyor ve şunları
içeriyor:
-İşleyebilirlik:
Başkanlık Konseyinin 6 Rum, 3 Türk olmak üzere 9 üyeden
oluşması,, başkan ve başkan yardımcısı
olması, başkanlık görevini Rumların 40,
Kıbrıslı Türklerin 20 ay boyunca sürdürmesi. AB organlarına
sonuç getirici şekilde katılım ve Avrupa normlarını
uygulayabilme yeterliliğine sahip olarak tam temsiliyet
sağlanması.
Geçiş
Dönemi: Rum tarafına iade edilecek toprağın BMnin denetimine
verilmesi ve eş başkanlık döneminin etkin şekilde
daraltılması.
Avrupa
Normları: Avrupa normlarının hayata geçirilmesi.
Güvenlik:
Çözümün TBMM tarafından onaylanması. Onay, referandumlardan önce
verilmelidir.
Yerleşikler
(Türkiye kökenliler): Kimlerin kalabileceğini belirleyecek kriterler ve
yerleşiklerin sürekli olarak adaya gelişinin olmamasının
sağlanması.
Ekonomik
Yön: Ekonomik yaşayabilirliğin güvence altına
alınması.
Anayasalar
ve Yasalar: Oluşturucu devletçiklerin anayasalarının
Kuruluş
Anlaşmasına, Avrupa normlarına ve uluslararası hukuka
uygun olması. Oluşturucu devletçiklerin yasalarının da bu
sayılanlara uyumlu olması.
Mülkiyet:
Rumların, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğindeki
mülkiyet hakları güçlendirilsin.
Siyasi
Haklar: Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğine dönecek Rumların
siyasi hakları güvence altına alınsın. Göçmenlik:
Göçmenlerin geri dönüş hakları güvence altına alınmalı
ve geri döneceklerin oranı artırılmalı.
Mahi gazetesi de Rum tarafının
istediği değişiklerle ilgili belgenin içeriğini
yayımladı. Ancak Mahinin yayımladığı maddelerde,
Haravgi gazetesinin yayımladıklarından farklı olarak
şunlar yer aldı:
-İşleyebilirlik:
Yüksek Mahkemenin asliye mahkemesi haline getirilmesi. Edinilen bilgilere
göre, 3 yabancı yargıcın yetkilerinin azaltılması
yönünde çaba harcanıyor.
Yerleşikler:
İnsani nedenlerle sadece Kıbrıs Cumhuriyeti
vatandaşlarıyla evli olanlara vatandaşlık verilmeli.
İki tarafın, vatandaşlığa alacaklarının
listelerini sunmaları fikri reddediliyor.
Geçiş
Dönemi ve Kurallar: Bütün geçiş dönemleri daraltılıyor.
Avrupa
Normlarından İstisnalar: Halen sadece Annan planında yer alan
istisnalar kabul ediliyor, bunlar da sürekli olmayacak.
Güvenlik:
Türkiye ve Yunanistan birliklerindeki asker sayısının,
taraflardan her biri için 3 bine indirilmesi; hareketlerinin,
konuşlanmalarının ve tatbikatlarının
sınırlandırılması. Türkiyenin müdahale
haklarının kaldırılması.
Mülkiyet
Hakkının Güçlendirilmesi: Kıbrıs Türk devletçiğine
dönecek Rum oranının artırılması. Bu orana Karpaz
bölgesi dahil değil.
Geri
dönüş takvimlerinin küçültülmesi.
Kıbrıs
Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, BM Genel Sekreterinin
Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Sotonun dün akşam üstü
sunduğu ve Burgenstockda varılacak anlaşmanın taraflarca
kabul edileceğine ilişkin imza talep eden belgeyi
imzalamalarının söz konusu olmadığını söyledi.
Gazetecilerin kamp kurduğu Fürigen Otelde basın toplantısı yapan Hrisostomidis, BMnin bu önerisinin New York anlaşmasıyla da uyum içinde olmadığını belirtti. (ajanslar)
YENIDUZEN 27/03/04
4. Plan bugün sunulacak
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın, kamuoyunda Dördüncü Annan
Planı olarak bilinen Kıbrısta çözüme ilişkin
hazırladığı son taslağı, bugün Kıbrıs
görüşmelerinin yapıldığı İsviçrenin Bürgenstock
kasabasında taraflara sunmasının beklendiği bildirildi.
AAnın Washingtonda diplomatik kaynaklardan
aldığı bilgiye göre, Annan, Burgenstocka
ulaştığında, Perulu özel temsilcisi Alvaro de Soto ile
durum değerlendirmesi yapacak, ardından bugün Dördüncü Annan Planını,
Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs Türk ve Rum taraflarına sunacak.
Türk ve Yunan başbakanları Recep Tayyip Erdoğan ve
Kostas Karamanlisin pazartesi günü katılımıyla da,
tarafların çarşamba gününe kadar bu taslak üzerinde
çalışmaları bekleniyor.
Bu arada, ABD yönetiminin, Dördüncü Annan Planının
taraflara sunulmasının ardından devreye girebileceği
belirtildi. Diplomatik kaynaklar, bunun da, ABD Dışişleri
Bakanı Colin Powellın pazar gününden itibaren taraflarla
yapabileceği telefon görüşmeleri şeklinde olmasının
beklendiğine işaret ettiler.
13 Şubatta New Yorkta BMde mutabık kalınan
yönteme göre, İsviçredeki sürecin sonunda anlaşma sağlanamayan
konularda son karar Annanın olacak. Annanın Kıbrısta iki
tarafta referanduma sunulması öngörülen nihai metninin, Nisanın ilk
haftasında kesinleşmesi bekleniyor.
Talat
plan beklemiyor
İsviçrede
devam eden Kıbrıs zirvesinde Kıbrıs Türk heyetine başkanlık eden
Başbakan Mehmet Ali Talat, Annan Planının 4üncü versiyonunun
bugün sunulacağına dair ellerinde bilgi
olmadığını söyledi. Böyle bir bilgi bizde yok, beklentimiz
de yok diyen Talat, BMnin dün akşam taraflara bağlayıcı
belge sunduğuna ilişkin haberleri de yalanladı.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Annan Planının 4. versiyonunun bugün
İsviçrede taraflara sunulacağına ilişkin haberlerle
ilgili olarak, Bu haberler nereden çıkıyor anlamadım. Sürekli
spekülasyon yapılıyor. Bizde böyle bir bilgi yok ve bu yönde
beklentimiz de yok dedi.
BMnin dün akşam taraflara
bağlayıcı hükümler içeren bir belge sunduğuna ilişkin
haberleri de spekülatif olarak niteleyen Talat, Yüzlerce belge sunuldu,
kağıtlar gidip geliyor, sürekli öneriler var, birçok konu
görüşülüyor ama şu ana kadar bağlayıcı hiçbir belge
sunulmadı ifadelerini kullandı.
İsviçrede
beklentilerinin aksine 4lü olarak masaya oturamadıklarını,
ancak yemeklerde tarafların biraraya geldiğini söyleyen Başbakan
Talat, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs
Özel Temsilcisi De Soto yanında, İsviçrede bulunan ABD
Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel
Temsilcisi Thomas Weston, İngilterenin Lefkoşa Büyükelçisi Lyn
Parker ve diğer yabancı diplomatlar aracılığıyla
yoğun mekik diplomasisi yapıldığını bildirdi.
Müzakereler
hakkında heyet üyelerinin Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşa
sürekli telefonla bilgi verdiğini, dün saat 11.00 sıralarında da
kendisinin Cumhurbaşkanı Denktaşla telefon görüşmesi
yaptığını söyleyen Talat, bir soruya
karşılık, Sayın Cuımhurbaşkanının
buraya geleceği konusunda bir bilgimiz yok dedi.(tak)
YENIDUZEN
27/03/04
İsviçre zirvesi
uzayabilir
Başaran
DÜZGÜN / İsviçre-Lüzern
Kıbrıs
sorununu çözmek amacıyla İsviçre'de yapılan Kıbrıs
zirvesinin 31 Mart'ta tamamlanamaması olasılığı ortaya
çıktı. Tarafların kaldığı Lüzern kentinin
Bürgenstock tesislerinde çetin müzakereler ve pazarlıklar
yapılıyor.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, zirvenin 3 gün uzayabileceğini belirtti. Zirvenin
uzaması halinde 20 Nisan'da yapılması planlanan referandumun da
25 Nisan'a alınabileceği belirtiliyor.
Konuyla ilgili
KIBRIS'a bilgi veren Başbakan Mehmet Ali Talat ve Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş, zirvenin uzama olasılığını
doğruladılar ve "eğer 3 günlük bir uzama olursa referandum
tarihi de sarkabilir" dediler.
Başbakan
Talat, Bürgenstock'ta yoğun toplantıların
yapıldığına dikkat çekti ve çalışmaların
tamamlanması ve referanduma sunulacak bir anlaşma planının
ortaya çıkması için İsviçre'deki zirveden başka zaman
olmadığını belirtti.
Başbakan
Talat, "Çalışmalarımızı mutlaka tamamlamak
zorundayız. Aksi takdirde başka zamanımız yok" dedi.
Belge
savaşı
İsviçre
zirvesinin dünkü bölümü, belge teatisi ve belge savaşına tanıklık
etti.
Taraflar, dün
sabahın erken saatlerinden itibaren Birleşmiş Milletler'in
perşembe günü gece yarısı kendilerine iletilen BM belgesi
üzerinde çalıştılar.
Perşembe
gecesi belgeyi inceleyen taraflar, cuma sabahı De Soto ile bir araya gelip
belgeyle ilgili görüşlerini açıkladılar.
De Soto, cuma
sabahı önce Türk heyetiyle, ardından da Rum heyetiyle görüştü.
Belgede neler
var?
Birleşmiş
Milletler'in "anlaşma metninde yer alacak konular" notuyla
birlikte taraflara ilettiği belgede uluslararası anlaşmalar,
yasal güvenlik ve ekonomi konularını içeren kapsamlı
görüşler var.
41 sayfadan
oluştuğu öne sürülen belgede Türk ve Rum tarafının bugüne
kadar yaptığı uluslararası anlaşmaların
hangilerinin Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'ne intikal edeceği
belirtiliyor.
Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin uluslararası alanda
tanınmışlığı nedeniyle bugüne kadar Rumların
diğer devletlerle yaptığı anlaşmaların dökümünü
de içeren belgede Türkiye ile KKTC'nin yaptığı anlaşmalara
da atıfta bulunuluyor.
Belgede en
kapsamlı bölümü ekonomi oluşturuyor.
Özellikle
Federal Merkez Bankası, para ve maliye politikaları ve ortak devletin
toplayacağı vergilerle, kurucu devletlerin toplayacağı
vergilere ilişkin düzenlemeler bulunuyor.
Belgede,
Federal Merkez Bankası ve vergi dairelerinin binalarına ilişkin
bilgiler de yer alıyor.
Yasal güvenlik
başlığı altındaki düzenlemelerde ise hem ortak
devletin hem de kurucu devletlerin polis teşkilatları ile güvenlikle
ilgili yasal düzenlemeler belirtiliyor.
Rumlar da belge
sundu
Öte yandan
Birleşmiş Milletler'in taraflara verdiği belge yanında Rum
tarafı da temel görüşlerini içeren bir belgeyi Birleşmiş
Milletler'e iletti.
İsviçre'de
yapılan Kıbrıs müzakerelerinin ikinci aşamasında Rum
tarafının önceki gece, Annan Planı'nda istediği
değişikliklere ilişkin BM'ye özet bir belge sunduğu
bildirildi.
Rum
basınına göre, Rum tarafının ilgili belgesi, önceki gün Rum
Ulusal Konseyi tarafından incelendikten sonra oy birliğiyle
onaylandı. 250 sayfalık kapsamlı belgeyi inceleyen Ulusal
Konsey, yaklaşık 44 sayfalık özet hazırladı.
Hazırlanan
belge, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos adına önceki gece
Rum Meclis Başkanı ve iktidarın büyük ortağı komünist
AKEL Partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas tarafından BM genel
sekreterinin Kıbrıs özel danışmanı Alvaro de Soto'ya
verildi.
Rum gazeteleri,
AB bahar toplantısına katılmak üzere Bürgenstock'tan Brüksel'e
geçen Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un, müzakerelerde Rum
tarafını temsil edip temasları sürdürmesi için Dimitris
Hristofyas'ı vekil tayin ettiğini ve Hristofyas'ın önceki gün
Rum Ulusal Konseyi'ne başkanlık ettiğini yazdı.
Rumların
önerileri
Haravgi
gazetesine göre, Rum tarafının Annan Planı'nda
yapılmasını istediği değişikliklerle ilgili
belgesi, Papadopulos'un müzakerelerin ilk aşamasında ortaya
koyduğu 7 başlığa dayanıyor ve şunları
içeriyor:
"İşleyebilirlik:
Başkanlık Konseyi'nin 6 Rum, 3 Türk olmak üzere 9 üyeden
oluşması, başkan ve başkan yardımcısı
olması, başkanlık görevini Rumların 40, Kıbrıslı
Türklerin 20 ay boyunca sürdürmesi. AB organlarına sonuç getirici
şekilde katılım ve Avrupa normlarını uygulayabilme
yeterliliğine sahip olarak tam temsiliyet sağlanması.
Geçiş
dönemi: Rum tarafına iade edilecek toprağın BM'nin denetimine
verilmesi ve eş başkanlık döneminin etkin şekilde
daraltılması.
Avrupa normları:
Avrupa normlarının hayata geçirilmesi.
Güvenlik:
Çözümün TBMM tarafından onaylanması. Onay, referandumlardan önce
verilmelidir.
Yerleşikler
(Türkiye kökenliler): Kimlerin kalabileceğini belirleyecek kriterler ve
'yerleşiklerin' sürekli olarak adaya gelişinin olmamasının
sağlanması.
Ekonomik yön:
Ekonomik yaşayabilirliğin güvence altına alınması.
Anayasalar ve
yasalar: Oluşturucu devletçiklerin anayasalarının Kuruluş
Anlaşması'na, Avrupa normlarına ve uluslararası hukuka
uygun olması. Oluşturucu devletçiklerin yasalarının da bu
sayılanlara uyumlu olması.
Mülkiyet:
Rumların, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğindeki
mülkiyet hakları güçlendirilsin.
Siyasi haklar:
Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğine dönecek Rumların
siyasi hakları güvence altına alınsın.
Göçmenlik:
Göçmenlerin geri dönüş hakları güvence altına alınmalı
ve geri döneceklerin oranı artırılmalı."
"Türkiye'nin
müdahale hakkı kaldırılsın"
Mahi gazetesi
de Rum tarafının istediği değişiklerle ilgili belgenin
içeriğini yayımladı. Ancak Mahi'nin
yayımladığı maddelerde, Haravgi gazetesinin
yayımladıklarından farklı olarak şunlar yer aldı:
"İşleyebilirlik:
Yüksek Mahkeme'nin asliye mahkemesi haline getirilmesi. Edinilen bilgilere
göre, 3 yabancı yargıcın yetkilerinin azaltılması
yönünde çaba harcanıyor.
Yerleşikler:
İnsani nedenlerle sadece 'Kıbrıs Cumhuriyeti'
vatandaşlarıyla evli olanlara vatandaşlık verilmeli.
İki tarafın, vatandaşlığa alacaklarının
listelerini sunmaları fikri reddediliyor.
Geçiş
dönemi ve kurallar: Bütün geçiş dönemleri daraltılıyor.
Avrupa
normlarından istisnalar: Halen sadece Annan Planı'nda yer alan
istisnalar kabul ediliyor, bunlar da sürekli olmayacak.
Güvenlik:
Türkiye ve Yunanistan birliklerindeki asker sayısının,
taraflardan her biri için 3 bine indirilmesi; hareketlerinin,
konuşlanmalarının ve tatbikatlarının
sınırlandırılması. Türkiye'nin müdahale
haklarının kaldırılması.
Mülkiyet
hakkının güçlendirilmesi: Kıbrıs Türk devletçiğine
dönecek Rum oranının artırılması. Bu orana Karpaz
bölgesi dahil değil.
Geri dönüş
takvimlerinin küçültülmesi."
Akşam
yemeği iptal edildi
İsviçre'deki
Kıbrıs görüşmelerinde diplomasi ve belge trafiği
hızlanırken, tarafların bir araya geleceği akşam
yemeği iptal edildi.
Akşam
yemeğinin iptali için, Avrupa Birliği zirvesi için Brüksel'de bulunan
Yunanistan Dışişleri Bakanı Moliviatis'in İsviçre'ye
geç dönmesi ve yorgun olduğu gerekçe gösterildi. Yunan
Dışişleri Bakanı Moliviatis'in, Abdullah Gül'ü telefonla
arayarak, akşam yemeğinin bugün öğlen yapılmasını
istediği kaydedildi. Toplantının bugün öğlen
yapılması konusunda uzlaşıya varıldığı
bildirildi
Takvimde
değişiklik sinyali
BM'ni
Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, referanduma gidilmeden önce
halklara zaman verilmesinin daha iyi olacağını, ama
sınırlı bir takvimin buna imkan vermediğini kaydetti. De
Soto, takvimde küçük değişikliklere gidilebileceğini, fakat 1
Mayıs'tan önce mutlaka referandum yapılması gerektiğini
söyledi. 31 Mart'ta tamamlanması beklenen görüşmelerin, sonuç
alınamaması durumunda birkaç gün uzayabileceği de kaydediliyor.
Verheugen de
gidiyor
Öte yandan, AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in, 29 Mart
Pazartesi günü, Kıbrıs müzakerelerine katılmak üzere
İsviçre'ye gideceği öğrenildi.
İlk olarak Rum ve Yunan kaynaklardan duyulan bu haber, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis tarafından doğrulanırken, AB Komisyonu tarafından yalanlanmadı, ancak resmen açıklanmadı. Kaynaklar, Verheugen'in, Türk ve Yunan taraflarının mutabakatıyla görüşmelere katılacağını belirtiyorlar.
KIBRIS 27/03/04
Gül: Kararlıyız,
çözeceğiz
Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün gece saat 23.30'da
İsviçre'nin Lüzern kentinde Frugen Otel'de düzenlediği basın
toplantısında "Türkiye, Kıbrıs sorununu çözmekte
kararlıdır ve amacımız Kıbrıs sorununu
çözmektir" dedi.
Brüksel'de katıldığı
Avrupa Birliği Zirvesi'ne katıldıktan sonra akşam
saatlerinde İsviçre'ye gelen Gül, önce BM genel sekreterinin
Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto ile görüştü.
Abdullah Gül,
ardından da gazetecilerin bulunduğu Frugen Otel'e gelerek
çeşitli açıklamalar yaptı.
Dün akşam,
zirvenin yapıldığı Bürgenstock'ta yer alması gereken
dörtlü yemeğin ertelenmesi hakkında gazetecilere bilgi veren Gül,
"Sayın Papadopulos ve Sayın Moliviatis, beni aradılar ve
Brüksel zirvesi nedeniyle yorgun döndüklerini söylediler. Dörtlü yemeğin
bugün öğlene alınmasını teklif ettiler. Biz de kabul
ettik" dedi.
Abdullah Gül,
Türk tarafının niyetinin ve arzusunun kalıcı ve sürekli
olabilecek bir anlaşmaya varmak ve bu anlaşmanın da AB hukukuna
dahil edilmesini sağlamak olduğunu kaydetti.
Türk
tarafının olmazsa olmazları arasında yer alan derogasyonlar
konusunu AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile
görüştüğünü anlatan Gül, AB hukukçuları konuyu inceliyor.
Abdullah Gül,
"Verheugen de İsviçre zirvesine dahil olacak. Eğer risk
içermeyen bir öneriyle gelirlerse bunu kabul edeceğiz" dedi.
Gül, Türk
tarafının sadece karşı tarafla değil,
Birleşmiş Milletler'i ikna etme amacında olduğunu da
söyledi ve "Eğer iki taraf bir metin üzerinde anlaşırsa AB
de şüphesiz derogasyonları kabul edecek" şeklinde
konuştu.
KIBRIS 27/03/04
Yeni
Güzelyurt için yoğun çalışma
Hüseyin
EKMEKÇİ
Güzelyurt 29
Sivil Toplum Örgütü adı altında örgütlenen sivil toplum örgütleri,
"çözüm sonrası yeni Güzelyurt" projesinin "sivil
inisiyatifin de katılımıyla" hazırlanması için
gerekli alt yapı çalışmalarını, BM ve AB
uzmanlarının yanı sıra, devlet ve yerli uzmanlarla
çalışarak bir noktaya getirmeyi başardı.
Güzelyurt
ilçesinin "çözüm sonrası" Akdeniz -Yayla arasındaki platoya
yerleştirilmesini talep eden örgütler, şehir plancıları ve
BM yetkilileri ile yaptıkları sıkı
çalışmaların ardından elde ettikleri envanter ve
yatırım bilgilerini kamuoyuyla paylaşmaya başladı.
Ulusal Birlik
Partisi'nin yıllardır ihmal ettiği Güzelyurt bölgesinin çözüm
sonrası yaşayacağı olumsuzlukları asgariye indirmek
maksadıyla Güzelyurt 29 Sivil Toplum Örgütü, devlet, BM ve AB yetkilileri
ile yaptıkları temaslarda "çözüm sonrası yeni
Güzelyurt" çalışmasının ortaya
çıkmasını sağladı.
Bu bölgede
beş bin dönümü kapsayan alanda kurulacak çağdaş bir kent
hazırlığı yapan Güzelyurt 29 Sivil Toplum Örgütü
Koordinatörü Niyazi Düzgün, "Bu güne kadar güdük bir şekilde
yaşatıldık. Değişen ortamda, AB'ye adım atarken,
tüm Güzelyurtluların kendi yaşayacakları alanı seçme
özgürlüğünü kullanmalarını istiyoruz" dedi.
Yaptıkları
envanter çalışmaları hakkında da bilgi veren Düzgün, resmi
kayıtlara ve verilere göre bulunduğu ortamı terk edecek 22 bin
684 kişinin şu anda 5 bin 671 konutta ikamet ettiği, çağdaş
verilere göre de bu nüfusun 6 bin 372 konuta ihtiyacı olduğunu
söyledi.
Veriler
hazırlandı, kent için 5 bin dönüm
Güzelyurt
ilçesinin yeni inşa edilecek 23 bin kişilik, gelişime açık,
narenciyenin de bulunduğu tarım alanları, alt yapısı
ve çağdaş yaşamın içeriği ile
donatılmış (kültür sarayları, parklar, yollar,
kanalizasyon, çağdaş altyapı) bir şekilde inşa
edilmesini öngören yeni çalışma toplam 50 bin dönüm araziyi
kapsıyor.
Yapılan
çalışmalar, son haritaya göre 14 bin narenciye alanının da
Türk tarafına kaldığını ortaya koyuyor. Akdeniz-Yayla
arasında bulunan beş bin dönümlük araziyi kurulacak
yaklaşık 23 bin kişilik kent için yeterli bulan uzmanlar, bu
alanın 14 bin narenciye bahçesinin de içinde bulunduğu 45 bin
dönümlük tarımsal arazı ile desteklenebileceğini belirtiyor.
Buna göre, her
ev için 400 metrekare alan öngörülüyor. Böylelikle yapılacak 6 bin 372
konut için bin 900 dönüm alan yeterli. Uluslararası çağdaş
normlarda kurulan bir kentte, konutların tuttuğu alan kadar
yeşil alan, yol, kaldırım, kültürel salonlar öngörülüyor. Ortaya
çıkan 3 bin 800 dönüm alana ek olarak, bin 200 dönüm alan da büyüme
oranı olarak alınıyor. Böylelikle yetişen gençlerin de
bölgede kalması sağlanmış olacak.
25 köyden 17'si
yeni kente
Yapılan
çalışmada, Gaziveren, Taşpınar, Doğancı,
Çamlıköy, Bağlıköy, Yeşilirmak, Lefke ve Yayla köylerinde
bir değişiklik söz konusu değil.
Bu köyler
dışında kalan Güzelyurt, Bademliköy, Gayretköy, Bostancı,
Mevlevi, Kalkanlı, Akçay, Güneşköy, Yuvacık, Aydınköy,
Yeşilyurt, Cengizköy, Gemikonağı, Yedidalga, Serhatköy,
Şahinler ve Zümrütköy'de 22 bin 684 kişilik nüfus topluluğu için
yeni inşa edilecek çağdaş kentte her biri 400 metrekarelik
alanı kapsayacak 6 bin 372 konuta ihtiyaç bulunuyor. Söz konusu 17
yerleşim yerinde şu anda 5 bin 671 konut bulunuyor.
Güzelyurt
ilçesindeki ayrıntılı nüfus ve konut sayısı
Yerleşim
yeri Nüfus Konut sayısı
1. Güzelyurt 8
bin 777 2 bin 328
2. Serhatköy
589 156
3. Gayretköy
420 114
4.
Şahinler 218 58
5. Zümrütköy
Bin 24 272
6. Akçay Bin 54
280
7.
Kalkanlı 748 198
8. Yuvacık
114 30
9. Mevlevi 423
112
10. Yayla 846
225
11.
Güneşköy 566 150
12.
Aydınköy Bin 208 320
13.
Bostancı 3 bin 178 986
14. Lefke 2 bin
992 787
15.
Yeşilırmak 376 99
16. Bademliköy
119 31
17. Yedidalga
871 229
18.
Bağlıköy 326 86
19.
Gemikonağı Bin 429 376
20. Cengizköy
110 29
21. Çamlıköy
236 62
22.
Yeşilyurt Bin 286 399
23.
Doğancı Bin 205 450
24.
Taşpınar 256 70
25. Gaziveren
823 216
Toplam 29 bin
734 8 bin 003
İadeye
tabi yerleşim birimlerindeki nüfus, konut ve ihtiyaç duyulan konutu
gösteren tablo
Yerleşim
birimi Rumca ismi Daimi ikametgaha göre nüfus Daimi ikametgaha göre konut
Nüfusa göre konut ihtiyacı
1. Güzelyurt
Morphou 8 bin 777 2 bin 194 2 bin 465
2. Bademliköy
Loutros 129 32 36
3. Gayretköy
Avlona 420 105 118
4.
Bostancı Zodhia 3 bin 718 930 Bin 44
5. Mevlevi Kyra
423 106 119
6. Akçay Argaki
Bin 054 264 296
7.
Kalkanlı Kalokhorio 748 187 210
8.
Güneşköy Nikitas 566 142 159
9. Yuvacık
Hrisillu 114 29 32
10.
Aydınköy Prastio Bin 208 302 339
11.
Yeşilyurt Pendageia Bin 286 322 361
12. Cengizköy -
110 28 31
13.
Gemikonağı Karavostasi Bin 429 357 401
14. Yedidalga
Podamos Tou Kambou 871 218 245
15. Serhatköy
Fyllia 589 147 165
16.
Şahinler Mashari 218 55 61
17. Zümrütköy
Katakopia Bin 024 256 288
Toplam 22 bin
684 5 bin 671 6 bin 372
KIBRIS 27/03/04
|
4. Annan
Planı taraflara sunuluyor |
|
|
|
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs müzakereleri için tüm
taraflarla bir araya geldi. Annan, Kıbrıs Planının yeni
halini TSİ 12.00de taraflara sunacak. |
|
|
|
Bürgenstock |
28 Mart 2004 Edinilen bilgiye göre, planın taslak halinin
sunumu için bugün taraflara davet yapıldı.
Söz konusu davet çerçevesinde her heyetten 8 kişinin sunuş
sırasında hazır bulunması istendi. Bu arada,
tarafların Kofi Annanla bu akşamki buluşmasının iyi
bir atmosferde geçtiği ve Genel Sekreterin tarafları teşvik
edici bir biçimde konuştuğu öğrenildi.
Türk tarafının bu buluşma
sırasında Annana beklentilerini bir kez daha
anlattığı belirtildi.
Taslağın 150 sayfadan oluştuğu
ancak yasalarla ve ekleriyle birlikte sayfa sayısının 9 bine
çıktığı belirtildi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş, Birleşmiş Milletlerin her iki tarafa da süpriz
yapacağı beklentisi içinde olduklarını söyledi.
SÜRPRİZ BEKLENTİLER İÇİNDEYİZ
Denktaş, hem kötü hem de iyi süprizler
olabilir dedi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
Dışişleri Bakanı, bir girdabın içinde beklediklerini
kaydederken ne her şey çok iyi gidiyor ne de kötü gidiyor diyecek
noktada bulunmadıklarını vurguladı. Denktaş,
tarafların Bürgenstockdan zaferle ayrılamayacaklarını
bilincinde olduklarını da ifade etti.
Denktaş, Türkiye ve Yunanistan
başbakanlarının sürece dahil olmasının psikolojik
olarak Kıbrıstaki taraflara destek vereceğini de dile getirdi.
Serdar Denktaş dün Adada yapılan yürüyüşle ilgili olarak ta
Kıbrıs Türklerinin ve Rumlarının birlikte yaşamaya
alışmaya başlamaları gerektiğini söyledi.
STRAW-GÜL GÖRÜŞMESİ
Edinilen bilgiye göre, Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül,
İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Strawu arayarak,
Kıbrıs görüşmelerini ele aldı. Strawun, Türk
tarafının hassas olduğu hukuki koruma konusunda elinden geleni
yapacağını söylediği öğrenildi.
|
9 bin
sayfalık yeni Annan Planı |
|
||
|
|
|
||
|
Kıbrıs
sorununa çözüm bulmayı amaçlayan Annan Planının son
şekli, dün yapılan dörtlü toplantıda, BM Kıbrıs özel
temsilcisi Alvaro De Soto tarafından, anahatlarıyla tarafların
bilgisine sunuldu. |
|
||
|
|
|
||
|
Bürgenstock |
|
||
|
|
28 Mart 2004 NTVnin ulaştığı dördüncü Annan
Planı, ekleriyle birlikte 9 bin sayfadan oluşuyor. Yarın
resmen taraflara sunulacak planda, Türk ve Rum taraflarının
Kıbrıstaki görüşmelerde sunduğu ve olmazsa olmazlar
diye bilinen yaşamsal kriterler arasında hassas bir denge kurulmaya
çalışılıyor. |
|
BM Genel Sekreteri Kofi Annanın, Kıbrıs planının
müzakereye açık olacak son taslağını taraflara yarın
sabah sunması bekleniyor. Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgiye göre,
dün Burgenstocka gelen Annanın taraflarla henüz herhangi bir teması
olmadı. Heyetlere bugün bir resepsiyon vermesi öngörülen Annanın,
Türkiye ve Yunanistan başbakanları geldiğinde müzakere edilecek
plan metnini ise taraflara yarın sunacağı belirtiliyor.
Annan planının son taslağı
olarak nitelendirilebilecek bu metnin taraflara sunulmasının
ardından, heyetler bu metni teknik açıdan incelemeye alacak.
Türk tarafının hassasiyetle üzerinde
durduğu siyasi eşitlik konusunda, Kıbrıslı Türklere,
Rumlarla eşit siyasi haklar sunulması mantığıyla
hareket ediliyor. Planın ilgili bölümünde, kurucu Türk devletinin
ayrı hükümeti, ayrı parlamentosu ve ayrı mahkemeleri
olacağına dikkat çekiliyor. Annan Planında siyasi
eşitliğin korunması amacıyla, Türk parça devleti
vatandaşı olarak kuzeye gelecek Rumların seçme seçilme
haklarıyla ilgili bazı tedbirler alınıyor.
TÜRKİYENİN GARANTÖRLÜĞÜ DEVAM EDECEK
Ankaranın üstünde titizlikle durduğu
garantiler ve güvenlik konusunda da, Türkiyenin Adadaki etkin ve fiili
garantörlüğünün devam etmesi öngörülüyor.
Kıbrıs sorunun temelini oluşturan
mülkiyet konusunda ise, güneyde mülkleri bulunan Kıbrıslı
Türklerin kuzeyde mal mülk sahibi olmalarıyla ilgili düzenlemeler
yapılıyor. Önceki planların öngördüğü mülkiyet
oranları aynen korunurken, kuzeyde yer değiştirecek
Kıbrıslı Türkler için yeni yerleşim imkanları
sağlancağı vurgulanıyor. Mülkiyet konusunda ayrıca
ABden derogasyonlar, yani istisnai uygulamalar da talep ediliyor.
TOPRAK ORANINDA İKİ ALTERNATİF
Yeni planda Türk tarafına bırakılacak
toprak oranıyla ilgili iki alternatif sunuluyor. İlk alternatife göre
Türk tarfının yüzde 36 oranındaki toprağın, yüzde 29a
düşürülmesi öngörülüyor. Bu çerçevede Karpaz ve Erenköye Rumların
yerleşmesi öngörülüyor. İkinci alternatifte Türk tarafına yüzde
24 oranında toprak bırakılması, buna
karşılık kuzeye dönecek Rum sayısının
azaltılması öneriliyor.
Son derece ayrıntılı hazırlanan
Annan Planı Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin ekonomi
politikalarında yabancı bir başkanı olacak merkez
başkanına, sınırsız yetkiler veriliyor. Planda ayrıca
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyetinin bayrağının ve
marşının ilgili komitelerde kabul edildiği gibi
kalması öngörülüyor.
Birleşmiş Milletler Kıbrıs özel
temsilcisi Alvaro De Soto, taraflardan ekler, anlaşmalar, yasalar ve
kurucu devletlerin anayasalarıyla birlikte 9 bin sayfayı bulan plan
üzerinde çalışmalarını ve itirazlarıyla birlikte
yarın Genel Sekreter Kofi Annana görüşlerini bildirmelerini istedi.
PAPADOPULOSUN İKİNCİ MEKTUBU ANNANI KIZDIRDI
Papadopulosun, Annana dün, Türkiye kökenli KKTC
vatandaşlarıyla ilgili bir mektup gönderdiği bildirildi. Rum
Politis gazetesine göre, Papadopulos mektubunda, plan referanduma
sunulduğunda referanduma kimlerin katılacağının
belirlenmesi gerektiği yönündeki Rum tarafının tezini
kaydederek, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının 20 Nisandaki
referandumda oy kullanmaları konusundaki tutumunu iletti.
Gazeteye göre, Annan, Papadopulosun mektubuna De
Soto aracılığıyla BMnin konuyu incelemekte olduğu
yanıtını verdi. Papadopulos, Genel Sekreterin bu
yanıtından tatmin olmadı ve ikinci bir mektup gönderdi. Habere
göre, Papadopulosun ikinci mektubu Kofi Annanı sinirlendirdi.
|
AİHMde
yeni Loizidu iddiası |
|
|
|
Kıbrıslı
Rumların, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Türkiye aleyhinde
yeni dava açtıkları öne sürüldü. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
28 Mart 2004 Rum Simerini gazetesi, başvuruların Rum
avukatlar Yannakis Erotokritu ile Pavlos Erotokritu tarafından
yapıldığını belirterek, başvuru sahiplerinin
Güzelyurt ve Maraş kökenli Rumlar olduğunu yazdı. |
Habere göre, Güzelyurt kökenli Nitsa Poliklitu Yakovidi, Güzelyurt ve
Alsancaktaki mülkleri için 2 milyon Kıbrıs Lirasını
aşkın tazminat talep ediyor.
Yine Güzelyurt kökenli Norma Makulli Mestana,
evleri, arsaları ve bahçeleri için 2 milyon Kıbrıs Lirasını
aşan tazminat istiyor. Gazeteye göre, Maraş kökenli 6 Rum da, toplam
8 milyon Kıbrıs Lirası tazminat talep ediyor.
|
Rum basını: Yeni planla herkes kazanıyor |
|
|
Kıbrıs Rum basını, Annan planında yapılan, İsviçre'deki Kıbrıs görüşmeleri çerçevesinde bu akşam veya yarın taraflara sunulması beklenen değişiklikleri yayımladı. Planın son şeklinin bin ile 2 bin sayfa arasında olduğunu belirten Rum basını, yapılan değişiklikte herkesin kazandığını yazdı. Değişikliklerin,
tarafların bugüne kadar müzakere ettiği konuları
kapsadığı, yanıt verilmesi için 24 saat süre
verileceği ve müzakere imkanının çok sınırlı
olacağı belirtiliyor. Değişikliklere
göre, Türk tarafında daimi ikamet edecek Rum oranı yüzde 21'den
yüzde 12'ye düşürülürken, senatoya "24 Kıbrıslı
Türk, 24 Rum katılır" ifadesi benimseniyor, senato seçiminde
kuzeyde yaşayan Rumların seçme ve seçilme hakkı olmayacak. TÜRK
ASKERİ ADADA KALABİLECEK Türk ve Yunan
askeri, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinden sonra adada kalabilecek, ancak bu
1960 anlaşması temelindeki asker sayısında olacak. Yani
650 Türk ve 950 Yunan askeri sürekli adada kalabilecek. Rumların
istediği Asliye Mahkemesi kurulacak. Fileleftheros
gazetesi, Annan planında altı temel konuda değişiklik
yapıldığını belirterek, BM'nin,
tamamlanmış bin 100 sayfalık nihai planı
sunacağını, değişikliklerde
ağırlığın mülk, güvenlik ve
işleyebilirliğe verildiğini kaydetti. Haberde, Annan
planının ekinde bulunan haritanın
değişmeyebileceğine işaret edilerek, planda Türkiye
kökenli KKTC vatandaşlarıyla ilgili bilgi
bulunmadığı belirtiliyor. Politis
gazetesi ise BM'nin, nihai anlaşma metnini, BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın hakemliğinin değil, müzakerelerin ürünü olarak
göstermek istediğine işaret ederek, böylece Annan'ın üst
hakemliğine gösterilecek tepkilerin önüne geçilmek istendiğini
yazdı. Buna göre,
uzlaşılması halinde "kapsamlı çözüm iki tarafın
müzakerelerinin sonucudur", veya "kapsamlı çözüm, iki tarafla
yapılan müzakerelerden sonra kesinleştirildi" denilecek.
(aa) |
|
HURRIYET 28/03/04
Zirveye
Annan dopingi
Ömer BİLGE/BÜRGENSTOCK
Tunus ziyaretini iptal eden BM Genel Sekteri Annan, Kıbrıs konferansının sonuna kadar görüşmelerin yapıldığı Bürgenstock'ta kalacak. Dün öğleden sonra gelen Annan, tarafların buluştuğu yemeğe katılmadı.
İSVİÇRE'nin Bürgenstock tatil
beldesindeki Kıbrıs konferansına dün gelen BM Genel Sekreteri Kofi
Annan, iki gün sonraki Tunus ziyaretini iptal etti ve konferans sonuna
kadar İsviçre'de kalma kararı aldı. AB'nin Genişlemeden Sorumlu
Komiseri Günter Verheugen'in ise yarınki liderler zirvesine
çantasında AB hukuku garantisiyle geleceği öne sürüldü.
Türkiye, planın referanduma sunulmasındaki en büyük engelin AB hukuku
garantisi olduğuna dikkat çekiyor.
Konferansa öğlen gelen Annan tarafların bir araya
geleceği yemeğe katılmadı. Yemek, BM özel temsilcisi Alvaro
De Soto, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, Rum
lider Tasos Papadopulos, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve
Yardımcısı Serdar Denktaş ile Türk
Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal ve eski Rum
lider Glafkos Kleridesin katılımıyla gerçekleşti.
ADADA GÜVENLİK GÖRÜŞMESİ TAMAM
Türkiye ve Yunanistan arasındaki güvenlik görüşmeleri de sona
erdi. Anlaşmaya varılamadı ve Ada'da ne kadar Türk askeri
kalacağı ve Türkiye'nin AB üyesi olduktan sonra da asker bulundurma
isteği başbakanların yarınki zirvesine kaldı.
Avrupa Konseyinin Brükselde hazırladığı Annan
Planı'na AB hukuku garantisi veren formül Türkiye'yi memnun etmedi. Gül
ile Erdoğan'ın, ABD Dışişleri Bakanı Powellı,
İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda, İrlanda başbakanları
ile AB Konseyi Başkanı Prodi'yi telefonla arayacağı
açıklandı. Erdoğan ve Gül, plana hukuk garantisi
olarak uyum senedi hazırlanmasını ve bunu Konseyin
onaylamasını önerdi.
VERHEUGEN GARANTİSİ
Verheugen'in, İsviçre'ye Brüksel zirvesinin hemen ardından gelmek
istediği, ancak Türkiye'nin, Taraf görüntüsü vermeyin, pazartesi
gelin dediği öğrenildi. Verheugen'in yarınki
liderler zirvesine Türkiyeyi memnun edecek bir belge ile geleceği ileri
sürüldü.
4. plan bugün sunuluyor
KIBRIS görüşmelerine son noktayı koymak üzere dün sabah
İsviçre'ye gelen Kofi Annan, 4. planını muhtemelen bugün
taraflara sunacak. 1 Mayıs'tan önce Kıbrıs sorununa çözüm bulmak
için 5 gün önce başlayan görüşmelerin son aşamasına
katılmak üzere Başbakan Erdoğan da yarın Bürgenstock'da
olacak. Bu durum göz önüne alındığında Annan
Planı'nın, başbakanlardan önce İsviçre'de olmasına
kesin gözüyle bakılıyor. Annan'ın, planın
değişikliklere uğramış son halini taraflara taslak
olarak sunacağı, pazartesi yapılacak müzakerelerden sonra
planı imzaya açacağı öğrenildi.
HURRIYET 28/03/04
Tiyatroculara
barikat
DÜNYA Tiyatrolar Günü
nedeniyle Lefkoşa Türk Belediye Tiyatrosu ve Güney Kıbrıs'taki
Satirigo Tiyatrosu tarafından düzenlenen yürüyüş sırasında
gerginlik yaşandı. Lefkoşa Atatürk Meydanı'ndan Ledra Palas
Sınır Kapısı'na yürüyecek grubun önü, KKTC Ülkü
Ocakları önünde, ellerinde Türk ve KKTC bayrakları ile çeşitli
pankartlar taşıyan bir grup tarafından kesildi. Polis, iki taraf
arasında barikat kurdu. Karnaval yürüyüşü,
katılımcıların yollarını
değiştirmeleriyle yeniden başladı. Güzergahı
değiştiren grup, Ledra Palas'tan Güney Kıbrıs'a geçti
HURRIYET 28/03/04
Mutlaka
sonuç alacağız
Ferai TINÇ/BÜRGENSTOCK
DIŞİŞLERİ
Bakanı
Abdullah Gül, Görüşmeler başladı, yapılıyor.
Pazartesi günü mesafe alınmış bir dokümanın
Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının önlerine
konacağına inanıyorum dedi. Brüksel dönüşü önceki
gece gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül, tarafların
ve BM'nin çalıştığını ve mutlaka sonuç
almayı beklediklerini söyledi. Herkesin evinde işi gücü var.
Buraya sonuç almak için geldik diyen Gül, Türkiye'nin
derogasyonlar konusunda, hiçbir risk taşımayan bir güvence
arayışı içinde olduğunu söyledi. Gül, bu konuda
Annan Planı tamamlanmadan önce AB'den güvencenin gelmesi gerektiğini
de sözlerine ekledi.
SÖZLÜ GÜVENCE
Bu arada, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun
taraflardan anlaşma öncesi istediği imzaya Türk tarafı sözlü
güvence verdi. De Soto, Annan Planı'nın girişinde yer
alan ve planın referanduma götürülmesini de taahüt eden 3 sayfalık
giriş kısmını tarafların imzalamasını
istedi. Böylece, planının son şeklinin reddedilmesine
karşı da bir önlem olan bu talebe Rum tarafı, New York belgesinde
yok gerekçesiyle soğuk bakarken, Kıbrıs Türk tarafı
çıkacak planın referanduma götürüleceğine dair sözlü güvence
verdi. Türk tarafı, De Soto'nun talebi için Bizim için de
sürpriz oldu yorumunu yaptı. HURRIYET 28/03/04
Bunlar
da Rumların olmazsa olmazları
Rumlar:
Annan'ın üç yıl Türklerde bıraktığı yerler hemen
BM'ye geçsin. Türkiye ve Yunanistan'dan gelecekler ilelebet
sınırlı olsun
28/03/2004
RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
BÜRGENSTOCK - Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımıyla
İsviçre'nin Bürgenstock beldesinde sürdürülen Kıbrıs
müzakereleri, dün BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın gelişi ve dört
heyetin öğle yemeği masasında toplanmasıyla ivme
kazandı. Annan, BM Temsilcisi Alvaro de Soto'dan brifing alırken,
heyetlerle görüşme programı belirlenmedi. Annan'ın
planının 4. versiyonunu bu akşam ya da yarın sabah
sunacağı sanılıyor.
Masada yan yana
Türkiye ve Yunanistan başbakanları Tayyip Erdoğan ve Kostas
Karamanlis ile Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu
üyesi Günter Verheugen ise yarın Bürgenstock'ta olacak. De Soto'nun
evsahipliğindeki dünkü öğle yemeğinde, AB'nin önceki gün biten
Brüksel zirvesiyle ilgili değerlendirmelerde bulunuldu. Üç saatlik yemekte
kapsamlı ve ayrıntılı müzakereler yapıldı.
Taraflardan ikişer kişinin katıldığı yemekte,
Yunan Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis ile KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat yan yana oturdu. Türkiye'yi
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Dışişleri
Müsteşarı Uğur Ziyal temsil etti.
KKTC'nin anlaşmayı referanduma götürme yönündeki sözlü güvencesine
rağmen, Türkiye heyeti AB tarafından birincil hukuk
yapılmadığı ve derogasyonlar konusunda garanti
verilmediği takdirde anlaşmayı referanduma götürmeme
kartını yemek masasına sürdü. De Soto'nun 44 sayfalık
değişiklik belgesini kısaltmaları talebine ise, Rum lideri Tasos
Papadopulos ile eski lider Glafkos Klerides olumlu yanıt verdi.
Telefon diplomasisi
Diplomatik kaynaklara göre, AB'den kesin garanti için, Erdoğan, ABD
Başkanı George Bush, Britanya Başbakanı Tony Blair,
AlmanyaBaşbakanıGerhard Schröder, Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac, AB Dönem Başkanı olan İrlanda
Başbakanı Bertie
Ahern, Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi ve Verheugen nezdinde
girişimlerde bulunacak. Gül de ABD'li muhatabı Colin Powell ve
Avrupalı meslektaşlarıyla yoğun temaslar yürütecek.
Önceki gün 4. Annan Planı'nın referandumasunulmasınadair
birgüvencebelgesinitaraflara sunan De Soto, Gül'den birleşik
Kıbrıs için öngördüğü haritayı da istedi. Gül'ün ise bunu
"Harita verelim de herkes görsün. Tüm belgeler havada uçuşurken bir
de harita veremem. Harita taslağımızı sonuna kadar gizli
tutarız" diyerek reddettiği belirtildi.
ABD Dışişleri'nin Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas
Weston ile Britanya'nın Güney Kıbrıs Yüksek Komiseri Lyn Parker,
dün sabah Gül'le görüştü. ABD Dışişleri sözcüsü Richard
Boucher, Bakan Colin Powell'in Kıbrıs'ta devreye girmeye hazır
olduğunu teyit etti.
AB
önerisi şüphe yarattı
Gül, AB'nin
Kıbrıs anlaşması ve derogasyonlar için uyum senedi
önerisini şöyle değerlendirdi: Risk içermiyorsa kabul edilebilir,
fakat ilerde değiştirilme ihtimali olan bir öneri ise kabul
edilemezdir
28/03/2004
RADIKAL
RADİKAL - BÜRGENSTOCK - AB'nin
Kıbrıs'ta varılacak anlaşmayı uyum senedi olarak
belgeleştirerek birincil hukuka dahil etme önerisi, Türkiye ve KKTC'yi
tatmin etmiş gözükmüyor. Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül, önceki gün Bürgenstock yakınlarındaki Fürigen Otel'de
düzenlediği basın toplantısında,
AB'nin önerisini şöyle değerlendirdi: "AB'nin derogasyonlar
konusunda ileteceği öneri risk içermemesi durumunda kabul edilebilir,
ancak ilerde değiştirilme ihtimali olan bir öneri ise kabul
edilemez."
Taraflar arasında yapılacak anlaşmanın adadaki her iki
taraf için de değiştirilemez olmasını istediklerini
belirten Gül, yoksa Kıbrıs'ta 1974 öncesine benzer
çatışmaların yaşanabileceğini vurguladı.
İsviçre'den beklentisini, "Bir umut ışığı
görmesek, burada olmazdık" diye dile getiren Dışişleri
Bakanı, "Umarım, başbakanlar buraya geldiğinde
önlerine mesafe alınmış bir kâğıt konulur" diye
konuştu.
AİHM formülü
Türkiye, anlaşmanın 25 üye ülkenin parlamentolarında onaylanarak
AB'nin birincil hukuku haline getirilmesini istiyor. Ama bunun için yeterli
vakit kalmadığından AB formül yaratmaya
çalışıyor. Türkiye'ye göre, uyum senedi anlaşmaya birincil
hukuk ile ikincil hukuk arasında bir statü sağlayacak. 29 Mart'ta
gelecek Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter
Verheugen'in, uyum senedinin temel hukuk haline gelebilmesi için yeni fikirler
getirmesi beklentisi bulunuyor.
Bu arada, Türk heyeti de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 1 no'lu
protokol çerçevesinde kişisel başvurular yoluyla Türkiye aleyhine
açılan davaların önüne geçecek bir formül üzerinde
çalışıyor. Anlaşma içinde yapılacak bu düzenleme
konusunda AB ve Rum tarafıyla pazarlık yapılıyor.
Rumların
iki önceliği
28/03/2004 RADIKAL
RADİKAL - BÜRGENSTOCK - İsviçre'de
yürütülen Kıbrıs müzakelerinde masaya belge sunmaktan sürekli
kaçınan Rum tarafının, Türkiye ve BM'nin yoğun
baskısı üzerine önceki gün sunduğu 44 sayfalık
değişiklik önerileri paketinde öne çıkan hususlar öğrenildi.
Rum tarafı, önceliklerini iki noktada yoğunlaştırıyor
ve bunları şöyle sıralıyor:
· Anlaşma
gereği Rum tarafına verilecek topraklar, anlaşma yürürlüğe
girer girmez BM'nin yönetimine devredilsin. Oysa Annan Planı'nın
mevcut halinde, bu topraklar üç yıl boyunca Türk tarafının
yönetimine bırakılıyor.
Rumlar ise, geçiş sürecinin sorunsuz gerçekleşmesi ve toplumlar
arasında huzursuzluk yaşanmaması için yönetimin hemen BM'ye
devrinin gerekli olduğu gerekçesini öne sürüyor.
· Türkiye'den Kıbrıs
Türk tarafına, Yunanistan'dan da Kıbrıs Rum tarafına
yerleşecek Türk ve Yunan vatandaşlarının oranı yüzde
5'le sınırlandırılsın ve bu sınırlama hiçbir
zaman ortadan kaldırılmasın. Şimdilik Annan Planı'nda
bu oran yüzde 10 olarak gösteriliyor. Türk tarafı ise, söz konusu
oranın yüzde 5'e indirilmesini, ancak Türkiye AB'ye üye olduktan sonra bu
kısıtlamanın kaldırılmasını istiyor. Rum
diplomatik kaynakları, taraflar arasındaki görüşmelerde bu iki
nokta üzerinde 'sıkı pazarlıklar' yürütüldüğünü belirtti.
Son
söz Annan'ın
28/03/2004 RADIKAL
Erdoğan ve
Karamanlis'in de katılmasıyla İsviçre'deki dörtlü
Kıbrıs zirvesinde belirleyici aşamaya yarın geçiliyor.
Türkiye ve Yunanistan dışişleri bakanları ve
Kıbrıs'taki hükümet başkanları düzeyinde 24 Mart'tan bu
yana yürütülen görüşmelerde doğrusunu isterseniz çözümün özüne
ilişkin olarak arpa boyu yol alınamadı.
Taraflar doğal olarak ilerleme sağlanamamasından birbirlerini
sorumlu tutuyor. Türk tarafı, Rum tarafının işi
ağırdan alarak, resmi dörtlü görüşmeden kaçınarak,
Talat'ın yetki derecesini sorun yaparak ve nihayet 44 sayfalık ve
öncelik sıralaması yapılmamış bir
değişiklikler listesi sunarak çözüm sürecini yokuşa sürdüğü
görüşünde. Türk tarafı İsviçre'ye iyi niyetle ve 'iş
yapmak' için gelindiğini ancak aynı yaklaşımı Rum
tarafından göremediğini vurguluyor.
Yine Türk tarafı, Rum tarafının bu tutumunun olumlu yönde
değiştirilmesi için Yunan heyetinin de hiçbir biçimde
ağırlığını koymamasından rahatsız. Bu
açıdan, Türk tarafının Simitis-Papandreu ikilisini bir hayli
aradığı rahatlıkla söylenebilir.
Türk tarafının şikâyet ya da sitem ettiği bir başka
nokta da Rumların tutumunu değiştirme konusunda BM'nin de üstüne
düşen görevi yapmaması, edilgen kalması. Türk heyetindeki bir
yetkilinin deyişiyle, "BM objektiflik kaygısında. Ancak
objektiflik her zaman tarafsızlık demek değildir. Objektiflik
bazan taraf olmayı da gerektirir."
AB'ye gelince...Türk tarafı, 'hayati bir mesele' diye nitelediği
olası bir anlaşmadaki derogasyonların AB'nin birincil hukuku
haline getirilmesi konusunda Brüksel'in öne sürdüğü formülü 'ileri bir
adım' olarak görmekle birlikte tatmin olmuş değil. Formül
üzerinde karşılıklı çalışmalar sürüyor.
Brüksel'in formüle vereceği nihai hal, İsviçre'den çıkacak
anlaşmanın Türk tarafınca ne kadar benimseneceğini
doğrudan etkileyeceği için son derece önemli. Türk tarafı,
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün önceki gece söylediği
gibi, "Bir anlaşmaya varıldığında bunun ileride
değiştirilmeyeceğinden emin olmak istiyor."
Bir Türk hukukçusu bu konuda şu benzetmeyi yapmış: "Bu
şuna benziyor. Gidip havuzlu bir ev satın alıyorsunuz. Sonra
evin eski sahibi gelip sizden havuzu geri istiyor. Böyle şey olmaz"
Bu bağlamda yarından itibaren Verheugen'in de zirveye dolaylı olarak
katılacak olması önem kazanıyor. Verheugen görüşme
masasında olmayacak, ancak AB ile ilgili konularda taraflara yardım
etmeye çalışacak.
Türk tarafının başlıca kaygısı, BM'nin, olumsuz
tutumlarını değiştirmek amacıyla planda Rum
tarafı lehine değişikliklere yer verip Türk tarafının
hassasiyetlerini görmezden gelmesi. Böyle bir durumda plan 'kesinlikle
reddedilecek.'
Tüm bu zorluklara karşın Türk tarafı sonuca ilişkin
karamsar bir tablo çizmekten dikkatle kaçınıyor. Hatta iyimser ve
umutlu mesajlar veriyor. Üst düzey bir hükümet yetkilisinin deyişiyle,
"30 yıldır çözüme
hiç bu kadar yakın olunmadı."
Türk tarafı İsviçre'de ABD'nin oynadığı rolden genelde
memnun. Amerikalılar ortada fazla görünmeseler de stratajik hedef
saydıkları Türkiye'nin AB üyeliğinin taktik hesaplara kurban
gitmemesi için de
ellerinden geleni yapıyor...
Rum tarafına gelince...Genel hava, Türk tarafının önerilerinin
Annan Planı'nın parametrelerinin dışında olduğu
yönünde. Buna karşılık kendi önerilerinin, kurulacak devletin
işleyişini kolaylaştırmaya ve anlaşmayı
uluslararası hukuk çerçevesine oturtmaya yönelik olduğunu
belirtiyorlar. Rumlar, karşı tarafın özellikle derogasyonlar
konusundaki talebinin AB'nin temel ilkelerine aykırı olduğunu
savunuyor. Bazı derogasyonlardan kaçamayacaklarının
farkındalar, ancak bunların da kalıcı olmamasında
ısrarlılar.
Bu nedenle Brüksel'den gelen formül Rumları tatmin etmiş durumda.
Ancak yine de AB'nin daha fazla işin içine girmesini istiyorlar. Bu
açıdan Verheugen'in İsviçre'ye gelecek olmasını bir
diplomatik avantaj
olarak görüyor Rum tarafı.
Rum tarafı ayrıca, çeşitli kamuoyu yoklamalarına dikkat
çekerek Annan Planı'nın mevcut halinin bile Güney Kıbrıs'ta
bir halk desteği bulunmadığını, dolayısıyla
ciddi değişiklikler yapılmazsa anlaşmanın referandumda
kabul edilme olasılığının düşük olduğunu
vurguluyor.
Hal böyle olunca burada iki taraf da karşılıklı
görüşmelerle ve belirli bir al-ver yaklaşımıyla ortak bir
metinde uzlaşma beklentisinde değil. Hiç kimsenin son sözü
Annan'ın söyleyeceğinden kuşkusu yok. Tam da bu nedenle taraflar
bildik pozisyonlarından karşı tarafı memnun edecek
açılımlar yapıp karşılığını
beklemektense, pazarlık çıtasını mümkün mertebe yüksek
tutup Annan'ın sunacağı nihai metni yine mümkün mertebe kendi
lehlerine çevirme derdinde.
Belki de en doğru saptamayı üst düzey bir Türk hükümet yetkilisi
yaptı: "Rumlar federal devleti konsolide etmeye, hatta ellerinden
geldiğince üniter bir devlete çevirmeye ve kuzeye sızma, Türk taraf
da kuzeyi konsolide edip federal devlete sızma uğraşı
içinde."
Bakalım Erdoğan ve Karamanlis'in katılımı bu
uğraşta kimin elini güçlendirecek ya da güçlendirecek mi?
İsviçre'de en çok konuşulan konulardan biri de taraflar arasında
bir dörtlü zirve yapılıp yapılmayacağı. 'New York
mutabakatı'nda böyle bir öngörü yok. Resmi anlamda dörtlü görüşmeler
ya da dörtlü zirve Türk tarafının algılaması. Yunanistan,
elbette 30 yıllık resmi politikası gereği
tanımadığı, hatta işgal yönetimi olarak gördüğü
KKTC'nin yetkileriyle resmen bir araya gelmek istemiyor. Zaten bu yüzden
başından beri şimdi içinde bulunduğumuz süreci
'genişletilmiş görüşmeler' olarak değerlendirdiler.
Olursa ne âlâ, kaldı ki Annan da pekâlâ isteyebilir böyle bir
görüşmeyi ama Türk tarafı-nın ille de dört lider resmen bir
araya gelsin diye bir talebi yok. Üst düzey bir hükümet yetkilisinin
ifadesiyle, "İşin özüne bakmak lazım, şekline
değil. Aynı masada oturup hiçbir ilerleme sağlayamamaktansa,
ayrı odalarda oturup ilerleme sağlamak daha iyi."
Dört taraf carşamba akşam, dün de öğlen yemeğinde bir araya
geldiler gerçi ama hiç kuşkusuz bu gayriresmi bir toplantıydı.
Anlaşılan o ki Erdoğan, Karamanlis, Papadopulos ve Talat'ın
resmen bir araya gelmesi ve dördünü aynı karede görebilmemizin tek
koşulu, buradan dört tarafı da memnun edecek bir sonuç
çıkması. Yani hiç de kolay değil...