Kıbrıs'ta, bizim açımızdan her şey yapılmış ve bitmiştir

KIBRIS TÜRKLERİ İZOLASYONDAN KURTULACAK... Abdullah Gül, Kıbrıs'ta yapılan referandumla Kıbrıs Türk halkının tüm dünyada büyük sempati kazandığını ve bunun sonucunun yavaş da olsa alınmaya başlandığını belirterek, "Bunun neticeleri ortaya çıkacaktır ve Kıbrıs Türkleri izolasyondan kurtulacaktır. Bununla ilgili şu anda çok tatmin edici olmasa da yine olumlu gelişmeler vardır ve inanıyorum ki gelecek çok daha iyi olacaktır" dedi

Türkiye Dışişleri Bakanı Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunda Türkiye ve KKTC'nin üzerine düşeni yaptığını belirterek, adada şu an gelinen noktanın da iyi olduğunu söyledi.

Abdullah Gül, "Kıbrıs konusunda bizim açımızdan her şey yapılmış ve bitmiştir. Gelinen aşamada yapacağımız başka bir şey yoktur" dedi.

KKTC'nin kuruluş yıldönümü nedeniyle KKTC Ankara Büyükelçisi Tamer Gazioğlu'nun önceki akşam verdiği resepsiyona katılan Gül, Kıbrıs konusunda gelinen son durumu hakkında BRT muhabirinin sorularını yanıtladı. Gül, Türkiye'nin her zaman siyasi, ekonomik ve güvenlik açısından Kıbrıs Türk halkının yanında olduğunu vurguladı.

Yapılan referandumla Kıbrıs Türk halkının tüm dünyada büyük sempati kazandığını ve bunun sonucunun yavaş da olsa alınmaya başlandığını kaydeden Gül, "Bunun neticeleri ortaya çıkacaktır ve Kıbrıs Türkleri izolasyondan kurtulacaktır. Bununla ilgili şu anda çok tatmin edici olmasa da yine olumlu gelişmeler vardır ve inanıyorum ki gelecek çok daha iyi olacaktır" dedi.

Başbakan Yardımcısı Gül, aralık zirvesi ve sonrasındaki AB sürecinde Güney Kıbrıs'la gümrük birliğinin çalışmaya başlamasının Türkiye'nin KKTC ile ilişkilere zarar vermeyeceğini ifade etti.

Kıbrıs Türk halkının bu konuda telaşa kapılmasının Türkiye için bir güvensizlik anlamına geleceğini belirten Gül, "Türkiye KKTC'ye bu kadar fedakarlık yaparken ve yapmaya devam edeceğini sonuna kadar teyit ederken, bu tip şeylerin konuşulmaması gerekir" dedi.

Ankara'da resepsiyon

 

KKTC'nin 21. kuruluş yıldönümü nedeniyle önceki akşam Ankara'da bir kutlama resepsiyonu verildi.

Sheraton Otel'de verilen resepsiyona katılan konukları, KKTC Büyükelçisi Tamer Gazioğlu kapıda karşıladı.

Resepsiyona; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Devlet Bakanı Beşir Atalay, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, MGK Genel Sekreteri Yiğit Alpogan, DSP'nin eski genel başkanı Bülent Ecevit, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Anayasa Mahkemesi Başkanı Mustafa Bumin, Saadet Partisi Genel Başkan Vekili Recai Kutan ve çok sayıda davetli katıldı.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök, gazetecilerin, Felluce'de kullanılan uçakların İncirlik'ten kalktığına ilişkin iddialarla ilgili soruları üzerine, "Yok öyle bir şey. Bunları nereden çıkarıyorlar bilmiyorum" yanıtını verdi.

Orgeneral Özkök, ABD Merkez Kuvvetler Komutan Yardımcısı Lance Smith'in, ülkesinin, Irak hükümetiyle birlikte çalışarak terör örgütü PKK'yı Irak topraklarından çıkarmaya yardım edeceğine dair açıklamalarına ilişkin sorular üzerine "PKK ile mücadele devam ediyor, edecek" diye konuştu.

Özkök, daha sonra bir süre Bülent Ecevit ile vizyona yeni giren filmler, anıların yazılması ve kitaplar hakkında sohbet etti.

Resepsiyonun sonunda Abdullah Gül ve KKTC Büyükelçisi Gazioğlu, "21. kuruluş yıldönümü" pastasını birlikte kestiler.

KIBRIS 21/11/04

 

Ülkemde mayın istemiyorum

Ülkemizde, savaşı hatırlatacak hiçbir şey istemiyoruz" diyen vatandaşlar, şunları kaydetti: Kendi ülkemizde mayın istemiyoruz. Mayınların temizlenmesi, barışın simgesi olur. Çocuklarımızı, mayınların bulunduğu ülkede yetiştirmek istemiyoruz. İnsan eliyle insana zarar vermek mantık dışı. Mayınları temizlemek, bizi bir adım daha barışa yaklaştırır

Gizem ÖZGEÇ

Rumların ara bölgeye yerleştirdiği mayınları temizlemeye başlamasıyla birlikte Kıbrıslı Türkler, benzer bir girişimi Türk tarafının da yapmasını istiyor.

Vatandaşlar, soğuk savaş dönemi koşullarında yaşamak istemediğini, bu sebeple KKTC hükümetinin de harekete geçerek Türklerin ara bölgeye yerleştirdiği mayınları temizlemesini bekliyor.

Kıbrıs'ın mayınlardan arındırılması programı kapsamında, Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Gücü (UNFICYP) yetkilileri ile Türk tarafı arasında yürütülen müzakerelerin de olumlu seyrettiğine işaret eden vatandaşlar, Türk tarafından bu konuda somut adım atmasını bekliyor.

Ara bölgede başlatılan mayın temizleme çalışmalarına Türk tarafının da katkı koyması gerektiğini söyleyen vatandaşlar; mayınların, yasak bölgelerin ve dikenli tellerin olmadığı bir ülkede yaşamak istediğini söylüyor.

Vatandaşlar, "Ülkemizde, savaşı hatırlatacak hiçbir şey istemiyoruz" dedi.

Kıbrıs'ın mayınlardan arındırılması amacıyla hazırlanan, "Gelecek İçin Ortaklık Programı"nın geçtiğimiz günlerde uygulanmasına başlanmasının ardından, Kıbrıslı Türkler de hükümete çağrı yaptı.

Vatandaşlar, mayınların temizlenmesinde geç kalındığını ifade ederek Türk tarafının atacağı adımın, Kıbrıs'ı barışa bir adım daha yaklaştıracağı görüşünü belirtti.

Eski Lefkoşa Havaalanı yakınlarında bulunan tarladaki mayınların imha edilmesiyle ilk adımı atmış olan Güney Kıbrıs'ın bu girişimini şaşkınlıkla karşıladıklarını da ifade eden vatandaşlar, referandumda "Hayır" diyerek Rumların barış istemediği mesajını verdiğini, mayınların temizlenmesi yönünde ilk adımı Rumların atmasından ötürü de hayrete düştüklerini dile getirdi.

KIBRIS'a konuşan vatandaşlar, "Kendi ülkemizde mayın istemiyoruz. Mayınların temizlenmesi, barışın simgesi olur. Çocuklarımızı, mayınların bulunduğu ülkede yetiştirmek istemiyoruz. İnsan eliyle insana zarar vermek mantık dışı. Artık rahatça toprağa basmalıyız. Mayınları kaldırmak, barışa bizi bir adım daha yaklaştırır" diye konuştu.

 

Vatandaşlar ne dedi? Vatandaşlar ne dedi? Vatandaşlar ne dedi? Vatandaşlar ne dedi?

Salih Bayraktar:

"Konuşan insanın savaşa ihtiyacı olmadığı gibi mayına da ihtiyacı yoktur. Sorunları savaşsız çözmek gerekmektedir. Her tarafa mayın koymuşlar. Bu mayınlar çocuklarımız, gelecek nesiller ve hepimiz için tehlikeli. Dünyada, mayınlardan dolayı 400 bin sakat insan yaşamaktadır. Mayınların temizlenmesini 'barış adına atılmış bir adım' olarak niteliyorum. Girişim, tek taraflı başlatıldığı için savaşı isteyen, mayınları temizlemek istemeyen taraf bizmişiz gibi görünüyor. Politik, diplomatik söylemlerle hareket ediyoruz. Kendi ülkemde mayın istemiyorum. Ne manevi ruhumuza yerleştirdikleri mayınları ne de toprağımda mayın istiyorum. Öncelikle ruhumuzdaki mayınları söksünler lütfen."

 

Özlem Cengiz:

"Türk tarafı da bu projeye acilen destek vermelidir. Mayınların kalkması, barışın simgesi olur. Çocuklarımızı, mayınların bulunduğu bir ülkede yetiştirmek istemiyoruz. Savaşı hissetmek, her gün yaşamak, kötü anıları hatırlamaktan kurtulmalıyız. Savaş, yıllar önce bitti. Hâlâ izlerini zorla akla getirmenin bir anlamı da yok. Çok geç kalınmış bir proje ama bundan sonrası için, barış için umutları artırabilir. Fakat referandumda büyük bir çoğunlukla hayır diyen Rumlardan gelen bu adımı hayretle karşıladım."

 

Fatma Ergene:

"Mayınların temizlenmesi projesi, barışa ulaşmak için çok güzel bir adım... Güney Kıbrıs'tan böyle bir başlangıç yapılması daha da sevindirici bir olay. Mayınların yok edilmesi, ortadan kaldırılması demek, barışa gidiyoruz anlamına gelir. Hem Kıbrıs sorununa katkı sağlayacak hem de insanımızın yaşadığı savaş psikolojisini üzerinden atmasını sağlayacak bir gelişme. Bizim taraf da en kısa zamanda harekete geçmelidir. Her zaman Rumların bu konularda geri dururken, onların bir adım atması, bizi de harekete geçirmelidir. Mayın kelimesini duymak bile insanları ürkütüyor. İnsan eliyle insana zarar vermek mantık dışı. Artık rahatça toprağa basmalıyız."

 

Güray Altun:

"Mayınların kaldırılması, direkt olarak hayatımızı etkileyecektir. Kendimizi daha güvende hissetmemizi sağlayacaktır. Barış istiyoruz ve mayınlar konusu da barışa atılacak şerefli bir adımdır. Bizim taraf eğer baştan yanaysa -ki, bugüne kadar hep böyle davrandı- bu harekete destek vermelidir. Ülkemde mayın olduğunu bilmek ve bu çağda geri kalmış ülkelerde duyduğumuz, televizyonlarda izlediğimiz olayların olacağı düşüncesi bile bizi ürkütüyor. Mayınların bulunduğu bir ülkede yaşamak, güvensiz hissetmemizi sağlıyor. Bir an önce çağ dışı bu koşullar ortadan kalkmalı."

Zehra Şonya:

"Çok geç kalınmış bir hareket olduğunu düşünüyorum. Normalde bizim bunu çok uzun zaman önce, kimsenin zorlaması olmadan gönül rahatlığıyla yapmamız gerekirdi. Mayınların kaldırılmaması, o bölgedeki gerçekliğin ve savaşın izlerinin zihinde kalmasına, hatırlanmasına nedendir. Mayınlar, Türk tarafında da temizlenmeli ve özgürlük alanı artırılmalıdır. Serbest ve barışı çağrıştıran bir ülke olmalıyız. Mayınlar, istenmeyen bir barışın simgesidir ve çirkinliği yaşatmaya devam ediyor. Mayınları kaldırmak, bizi barışa bir adım daha yaklaştırır."

 

Barış Besimler:

"Kıbrıs Türk halkı zaten, referandumda %65'lik çoğunlukla evet diyerek çözüm istediğini ortaya koydu ve Rumlar da verdikleri yanıtla barışı istemediğini gösterdi. Rum tarafının, kuzeye ve kuzeydeki askere bakış açısını göz önüne aldığımızda, mayınları temizleme girişiminde bulunması beni şaşırttı. Ama Türklerin de bu adımı atacağından eminim. Bence bu Rumların çok da isteyerek attıkları bir adım değil de, Türkiye'nin AB sürecinde ılımlı hava estirmek istemesiydi. Mayınların temizlenmesi elbette ki şarttır."

Ömer Cabacaba:

"Ortalıkta canlı mayınlar dolaşırken, diğer mayınların kaldırılmasında sakınca görmüyorum. Mayınların ortadan kaldırılması için geç bile kalınmıştır. Sınır kapıları açılmış, halklar kucaklaşmışken, hâlâ topraklarımızda mayın bulunmasında mantık yok. Günün koşulları ve Kıbrıs konusunda yaşanan gelişmelere bakıldığı zaman, mayınların kaldırılması gerekmektedir. Vatandaşın da isteği bu yöndedir. Eminim hükümet bu konuda olumlu bir adım atacaktır."

Safet Bamtay:

"Mayınlar konusunun, eğer iyi niyet varsa karşılıklı olarak çözülmesi gerekmektedir. Projeyi harekete geçirmede, zamanlamada bir tereddüt varsa, bu da karşılıklı olarak çözümlenebilir. Mayınların temizlenmesi adanın birleşmesine ve sorunun çözülmesine de önemli katkıda bulunacaktır. Sınırlarda, mayınların döşeli olduğunu bilerek hayat sürmek huzursuz ediyor. Mayınlar, savaş dönemlerinde gereken bir tedbirdir. 30 yıldan beri ateşkes varsa, mayınların çoktan ortadan kaldırılmış olması gerekirdi. Psikolojik anlamda da rahatlama olacaktır. Sınır kapıları açıldıktan sonra, hâlâ mayınların var olması, sınırların açılmasını da anlamsız kılar."

 

Münevver Tantura:

"Mayınların temizlenmesi, daha fazla özgürlük ve güven içinde yaşamak anlamına gelir. Mayınları televizyonlarda görüyor, nelere yol açabileceğini izliyoruz ve bu da tüylerimizi ürpertmeye yetiyor. Savaş simgesi sayılan mayınların varlığını kabul etmemiz mümkün değil. Çok korkutucu ve nerede olduğunu bile bilemediğin ölüm makinelerini ülke topraklarında istemiyoruz. Hükümetimiz harekete geçmeli. Biz, barışı Rumlardan daha fazla istedik ve ilk adımı biz atmalıydık. Yıllar önce gerçekleştirilmesi gereken bu olayı daha da fazla geciktirmemeliyiz."

Hasan İlkman:

"Ara bölgelerdeki mayınların kaldırılması çok güzel ve onurlu bir adımdır. Bir gün gelsin ve mayınların tümünden kurtulalım istiyoruz. Kıbrıs'ta sağlanacak bir barış için mücadele eden ve referandumda büyük bir çoğunlukla evet diyen Kıbrıslı Türklerin atacağı adım çok önemli. Kıbrıs'ta ne mayın ne de bomba istiyoruz. Barış yolunda atılacak her türlü adımı destekliyoruz."

 

KIBRIS 21/11/04

 

İngiltere, KKTC'ye direkt uçuşlar planlıyor

İngiltere'nin dışişleri müsteşarı Varony Simons, "Kuzeye uçuşların, ne derece mümkün olduğunu inceliyoruz. Bu ileriye doğru büyük bir adım olacak ve kuzeyin tecridini azaltacak" dedi.

Alithia ve diğer gazeteler, İngiltere Lordlar Kamarası'ndan Lord Kilkluni'nin sorununu yanıtlayan dışişleri müsteşarı Varony Simons'un doğrudan ticaret ve uçuşlarla ilgili söylediklerine yer verdi.

Alithia'ya göre, "24 Nisan referandumdan sonra Kıbrıs Türkleri üzerindeki tecrit nasıl azaldı?" sorusunu yanıtlayan Simons, şunları söyledi:

"AB, ağustosta Yeşil Hat Tüzüğü'nü benimsedi. Bu, adanın kuzey ve güneyi arasında ürün, hizmet ve kişilerin dolaşımını düzenliyor. Tüzük, Kıbrıs Türklerinin tecridi üzerinde bir nevi etki yaptı. Ancak, AB Dışişleri Bakanlarının Genel Konular ve Dış İlişkiler Konseyi'nde dışişleri bakanlarının üstlendiği taahhüdü yerine getirmiyor. İki tüzük konusunda anlaşmaya varmak için hala uğraş veriyoruz. İlk tüzük Kuzey Kıbrıs'a 259 milyon euroluk ekonomik yardıma imkan sağlayacak. İkinci tüzük ise Kuzey Kıbrıs'ın diğer AB ülkeleriyle tercih edilen doğrudan ticaretine imkan sağlayacak. Her iki tüzük hala tartışılıyor."

KKTC'ye doğrudan uçuşlar konusunda ise Simons, "Şu anda bu tür uçuşların ne derece mümkün olduğunu inceliyoruz. Bu ileriye doğru büyük bir adım olacak ve Kuzey'in tecridini azaltacak. Hükümetimiz konuyu dikkatle incelemeyi sürdürüyor. Siyasi maksatlarla değil ticari açıdan yaşayabilirlik esasına dayalı olarak Kıbrıs'ın her tarafına uçuşlar görmeyi umuyoruz."

Mahi haberi, "İngiltere de Doğrudan Uçuşlar Konusunu İnceliyor" başlığıyla yansıttı ve Simons'un açıklamalarına yer verdi. FILELEFTHEROS ise şu başlığı kullandı:

"İngiltere Hükümeti Doğrudan Ticaret ve Uçuşlarda Israrlı - Papadopulos; 'Yeşil Hat Tüzüğü Ticaretin İhtiyaçlarını Tatmin Ediyor...'"

Gazete, İngiliz yetkili Simons'un açıklamaları yanında Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un doğrudan ticareti desteklemedikleri ve Mali Tüzüğün doğrudan ticaret tüzüğünden ayrılması gerektiği, ayrıca Yeşil Hat Tüzüğü'nün KKTC'nin ticaret ihtiyaçlarını tatmin ettiğiyle ilgili iddialarına da yer verdi.

KIBRIS 21/11/04

 

“Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Türkiye’ye 5 “koşulu”

 

Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye’ye müzakere tarihi verilip verilmeyeceğinin görüşüleceği 17 Aralık AB zirvesi ışığında Rum tarafının Kopenhag kriterleriyle birlikte Kıbrıs konusunda ortaya koyacağı 5 “koşulunu” açıkladı.

Gazeteye göre Yakovu, “Kıbrıs sorunu-AB ve Türkiye” konulu panelde yaptığı konuşmada, Rum tarafının 5 talebinin “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tanınması”, “Kıbrıs’ın muhtelif uluslar arası kuruluşlara üyeliği konusunda Türkiye’nin koyduğu veto”, “yerleşikler sorunu”, “Kıbrıs Rumlarının mülklerinin korunması” ve “Kıbrıs’ta işgal kuvvetlerini mevcudiyeti” olduğunu belirtti.

Rum Yönetimi’nin, AB’taki 24 ortağını “aydınlatmak için” tüm düzeylerde diplomatik kampanya başlattığını da anlatan Yakovu, 16 Aralık’ta ve 17 Aralık’ta sabahlara kadar sürecek kritik temaslar yapılacağı öngörüsünde de bulundu, Rum tarafının Türkiye’ye müzakere tarihi verilmesine veto koyup koymayacağıyla ilgili nihai tutumunun orada belirleneceğini söyledi.

 

ZOR İHTİMAL

AB zirvesinde, sadece Kopenhag kriterlerinin uygulanma konusunun tartışılması için çabalar bulunduğunu da kaydeden Yakovu, 17 Aralık kararı öncesinde Türkiye’nin AB’la müzakerelerini başlatması için koşul olarak Kıbrıs konusunu ileri sürmenin çok zor olduğu değerlendirmesinde de bulundu. Yakovu, veto hakkının yasal bir hak olduğunu, ancak bu hakkı kullanma ihtimalinin zor olduğunu, çünkü Fransa’nın 1964’te İngiltere’ye karşı kullandığı vetodan başka böyle soğuk bir veto emsalinin bulunmadığına işaret etti.

Yakovu, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin” Türkiye tarafından tanınması konusunda ise bunun “temel bir konu” olduğunu söyledi, Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanımasının “olmazsa olmaz” olduğu yönündeki Avrupalı yetkililerin açıklamalarını hatırlattı.

YENIDUZEN 22/11/04

 

BAŞBAKAN TALAT:

“Çözüm olmazsa, Türkiye AB’ye giremez”

 

Başbakan Mehmet Ali Talat,  Türkiye’nin AB’a girmesi öncesinde Kıbrıs sorununun çözümlenmek zorunda olduğunu, Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Türkiye’nin AB’a girmesinin mümkün olmadığının bilinmesi gerektiğini belirtti.

Başbakan Talat dün sabah, Kuzey Kıbrıs’ta bulunan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkan Danışmanı Doç. Nihat Akyol ve TOBB AB Müdürü Mustafa Bayburtlu’yu kabul etti.

Dr. Nihat Akyol, zaman zaman Kuzey Kıbrıs’a gelerek Ticaret Odası gibi sivil toplum örgütleri ile görüştüklerini belirterek, şimdi de  değerlendirmelerde bulunmak amacıyla Kuzey Kıbrıs’ta bulunduklarını söyledi.

Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde hassas bir döneme girdiğini belirten Akyol, Türk özel sektörünün sorunlarını masaya yatırdıklarını,  rekabete açık bir özel sektör amaçladıklarını ifade etti.

Akyol, “KKTC şirketleri ile TC şirketleri arasında” nasıl ortaklıklar kurulabileceğini araştırmayı amaçladıklarını kaydetti.

 

Talat: “Türkiye için büyük bir tarihsel görev”

Başbakan Mehmet Ali Talat da konuşmasında, AB’a özellikle tarih aldıktan sonra hazırlanmanın Türkiye için büyük bir tarihsel görev olacağını belirtti.

Çok geniş bir kesimi bünyesinde toplayan TOBB’un da bu süreçte ciddi yükümlülüğü olacağını söyleyen Talat, AB hazırlığını iş çevreleri, sivil toplum örgütleri ve hükümetin  birlikte yürütmesi gerektiğini kaydetti.

Aynı şeyin Kuzey Kıbrıs için de geçerli olduğunu ancak durumun biraz farklı olduğunu vurgulayan Talat, “Bizimki kanatları kopuk veya yoluk bir kuşa benziyor. AB kararına göre  AB üyesi olmuş bir ülkenin bir bölümüyüz ama muktesebat askıda” dedi.

 

“Olmayacak duaya amin”

Rumların “Kuzeyde de ben egemenim “diyerek bunun Türkiye tarafından da tescil edilmesini istediğini belirten Talat, Rumların Türkiye’nin kendi kendini işgalci ilan etmesini, Kıbrıs’ın kuzeyinin aslında Türkiye’nin bir yerel yönetimi olduğunu tescil etmesini istediğini anlattı.

Bunların Türkiye’ye tarih verilmesi için istediğini de hatırlatan Talat, “Bunlar olmayacak şeyler. Olmayacak duaya amin denildiğinin farkındayız ama Türkiye’nin ve bizim karşı karşıya olduğumuz zorluğu göstermesi bakımından bunu söyledim” dedi.

Hiçbir dünya ülkesinin Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiye’nin Rum yönetimini tanımasını beklemediğini de vurgulayan Talat, ancak veto tehlikesiyle de karşı karşıya bulunduğunu söyledi.

 “Türkiye bu tehditle karşı karşıya olunca biz de bıçak sırtı bir durumda kaldık” diyen Talat, Türkiye’nin AB süreci Kıbrıs sorunu ile ilgili değil diye diye çok yakın bir ilişki olduğunun görmezden gelindiğini  bunun acısının da şimdi çekildiğini ifade etti.

Kıbrıs sorunu ile Türkiye’nin AB üyeliğinin çok yakın ilişkili olduğunu vurgulayan Talat, yapılması gereken çok iş olduğunu da söyledi.

 

“Bu süreci yürütmek zorundayız”

Geleceğe yönelik adımların programlanması, aktif bir politika izlenmesi, Rum tarafının geliştireceği politikalara karşı tepki gösterme yerine önceden politika belirleyerek öncü rol oynanması gerektiğini belirten Talat, özetle şöyle konuştu:

 “Cümlelerimi çoğul olarak bilerek kullanıyorum. KKTC ve TC birlikte hareket hareket etmek zorundadır. Sürekli diyalog içerisinde bu süreci yürütmek zorundayız. Bir şeyin bilinmesi lazım. Kimse inkar etmesin. Türkiye AB’a gireceği zaman  Kıbrıs sorunu çözümlenmek zorundadır. Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Türkiye’nin AB’a girmesi mümkün değildir.  Bu bilinç hem Türkiye’de hem KKTC’de hem de Rum tarafında olmalıdır. Sonuçta Türkiye AB’a girerken belli bir dönemde bir bedel ödeyerek AB’a girecek ise bunun çok kötü etkileri olacağını tüm AB da, Rum tarafı ve diğer AB ülkeleri de bilmek zorundadır. Rum tarafı dünya tarafından Kıbrıs’ın bütününü temsil ediyor görünmesini istismar ederek bugünkü politikasını yürütürse çok kısa zaman içinde bizim geçmişte yürüttüğümüz yanlış politikalar sonucunda karşılaştığımız zorluklarla karşılaşacak.”

 

Rum tarafına sesleniş

Rum yönetimine de çağrıda bulunmak istediğini söyleyen Başbakan Talat, zor durumda olanın sadece Türk tarafı olmadığını en az o kadar ve belki de daha fazla Rum tarafının  da zor durumda olduğunu fark etmeleri gerektiğini belirtti.

Talat, dünya devletlerinin, haksız yere gaspettiği pozisyonu koruyup kullanan bir gücün sürekli yanında olamayacağını vurgulayarak, bugün yasal nedenlerle yanında görünse bile yarın onu terketmek zorunda olduğunu söyledi.

Talat, “Dünya Kıbrıs’ı gaspetmiş olan Rum yönetiminin ila nihaye bu gaspını sürdürmesine göz yummayacak. Bu sadece Türkiye’nin AB sürecine ilişkin değil bunun dışında uluslararası sistemin gereğidir” dedi.

Cumhurbaşkanı ile Pazartesi günü saat 09.30’da görüşeceğini, randevunun alındığını vurgulayan Talat, “Nihai kararımızı aşağı yukarı verdik” dedi.

 (TAK)

YENIDUZEN 22/11/04

 

Denktaş: Haklarımız görünmüyor

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, insan hakları, demokratik haklar, barış ve “spor barış için en güzel araçtır” diyenlerin Kıbrıs’a gelince bu sözleri unutarak Kıbrıs Türklerine uzlaşmaya ters etki yapan spor ambargosu uyguladıklarını belirtti.

Cumhurbaşkanı Denktaş dün sabah KKTC Tenis Federasyonu Başkanı Saffet Barutçu ve TC Tenis Federasyonu Genel Sekreteri Naci Numanoğlu başkanlığındaki TC ve KKTC tenis takımlarını kabul etti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş kabulde yaptığı konuşmada, gördüğü manzaranın çok güzel olduğunu belirterek, sadece Türk gençlerinin değil yakın gelecekte KKTC’ye dünya gençlerinin de gelmesini diledi.

Rumların yasa dışılıklarını destekleyen spor ambargosunun yüz karası olduğunu kaydeden Denktaş, “insan hakları, demokratik haklar, barış, spor barış için en güzel araçtır” diyenlerin Kıbrıs’a gelince bu sözleri unutarak Kıbrıs Türklerine uzlaşmaya ters etki yapan spor ambargosu uyguladıklarını söyledi.

1960 Anayasasında sporun iki cemaata ait olduğunu vurgulayan Denktaş, “Adam anayasayı yırtıp atıyor ve ben benim diyor. Dünya da bunu kabul ediyor. Hadi başlangıçta hata yaptın bir sebebi vardı kabul ettin. 40 Yıl aynı kabulu sürdürürsen demek ki Kıbrıs’ta Türkün hakkını hiç görmüyorsun” dedi.

Uluslararasında hakkın aranması, korunması gerektiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş, “Çünkü işine gelen senin hakkını ortadan kaldırmak için kılıfını uydurur gerekirse seni içten parçalar kendi menfaatı için gözyaşına bakmaz” diye konuştu.

Kıbrıs Türkü’nün hakkının referandumlarla da ispat edildiği şekliyle Rum’un kendini temsil edemeyeceğini devamlı şekilde savunmak olduğunu ifade eden Denktaş, “Rumun bizim hükümetimiz olmadığını vurgulamak ve bizi yamalamak isteyenler karşısında ‘Devletim ve egemenliğim var Türkiyem var’ diye dikilmektir” dedi.

BARUTÇU

Sporun siyasi sorunlardan ayrı tutulması gerektiğine inandığını söyleyen KKTC Tenis Federasyonu Başkanı Saffet Barutçu, gençliğin spor yapma hakkının hiçbir şekilde ellerinden alınmaması gerektiğini kaydetti.

Dünyanın birçok konuda haktan bahsederken Kıbrıs Türk gençlerinin bu hakkını unuttuğunu vurgulayan Barutçu, birçok tüzüklerde ve yönetmeliklerde birinci cümlenin “Din dil ırk ayrımı gözetmeksizin herkesin spor yapmasına imkan sağlama” olmasına rağmen müracaatlarına olumlu yanıt alamadıklarını belirtti.

TC Tenis Federasyonu Genel  Sekreteri Naci Numanoğlu, ellerinden gelen her türlü desteği vermeye hazır olduklarını belirterek, “Size destek için geldik” dedi.

HALKIN SESI 21/11/04

 

İthalat ve ihracat rekora koşuyor

İbrahim DALOĞLU

Ülkemizde önemli siyasi gelişmelerin yaşandığı son iki yıl içerisinde KKTC ekonomisinin de canlanmaya başladığı ortaya çıkıyor. 2003 yılı ile birlikte ithalat ve ihracat alanında başlayan belirgin büyüme 2004 yılının ilk sekiz ayı itibarıyle  büyümeye devam ediyor.

Ticaret Dairesi’den alınan 2004 yılı Ocak-Ağustos sonu İthalat ve İhracat değerleri ile ilgili raporlarda, ithalatta 2003 yılında yaşanan patlamanın 2004 Ağustos ayı sonu itibarıyle devam ettiği görülüyor.

Diğer yandan ihracatta da 2003 yılına göre önemli bir büyüme olduğu ortaya çıkıyor.

İthalat- İhracat raporlarında 2004 yılının ilk sekiz ayı sonu itibarıyle geçtiğimiz yılın ithalat rakamlarının üzerine çıktığı görülüyor. 2003 yılı sonu itibarıyle 478 milyon dolar olarak gerçekleşen ithalat rakamları 2004 yılının ilk sekiz ayı sonu itibarıyle 504 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu rakamlara bakıldığı zaman 2004 yılı sonu itibarıyle ithalattaki büyümenin % 60 civarında olacağı ifade ediliyor.

İthalattaki artışa paralel olarak 2004 yılında ihracat alanında da büyümenin gerçekleştiği görülüyor. İstatistiklere göre 2004 yılının ilk 8 ayı sonu itibarıyle ihracat 48 milyon dolar olarak gerçekleşirken, yıl sonu itibarıyle ihracattaki büyümenin % 40 civarında olması bekleniyor. İlk sekiz ayı sonu itibarıyle gerçekleşen ihracat rakamlarının 2003 sonu itibarıyle gerçekleşen 50,6 milyon dolarlık rakama yaklaştığı görülüyor.

EN FAZLA İTHALAT HAZİRAN’DA

Ticaret Dairesi İstatistiki raporlarına göre en fazla ithalat 71,4 milyon dolar ile Haziran ayında gerçekleşirken, en düşük ithalat ise 42,6 milyon dolar ile Şubat ayında gerçekleştiği görülüyor. Ülkemize yapılan ithalatın Ocak-Şubat ayları dışındaki aylarda 60 milyon doların üzerinde olduğu ortaya çıkarken, en fazla ithalatın yine Türkiye’den yapıldığı da görülmekte.

İlk 8 ay sonu itibarıyle Türkiye’den yapılan ithalat 305,5 milyon dolar olurken 3. ülkelerden gerçekleşen ithalat ise 198,6 milyon dolar oldu.

Ülkemize ithalatı yapılan mallara bakıldığında ithalatı en fazla artış olan malların başında 2003 yılında olduğu gibi taşıt araçları, yakıt, inşaat demiri, çimento, elektrikli ev eşyaları ve alkollü içkiler bulunuyor.

İTHALATTA % 16.2 PAY TAŞIT ARAÇLARININ

2004 yılının ilk 8 ayı itibarıyle özellikle taşıt araçlarının ithalinde adeta bir patlama yaşandığı görülürken, Ticaret Dairesi verilerine göre, taşıt araçları ithalinin 2004 yılının ilk 8 ayı sonu itibarıyla 81,8 milyon dolara ulaştığı belirtildi. Bu rakamın 2003 yılında yapılan araç ithalinin yaklaşık 22 milyon dolar üzerinde olduğu belirtiliyor.

Ticaret Dairesi’nin verdiği istatistiki raporlara göre, 2004 yılı ilk 8 ayı sonu itibarıyle gerçekleşen ithalatın % 16.2 payı taşıt araçlarına ait olurken araç itahaline paralel olarak yakıt ithalinin de arttığı ve 24,4 milyon dolara ulaştığı kaydetiliyor.

Son yıllarda ülkemizde patlama gösteren inşaat sektöründe kullanılan inşaat demiri ithali ise 22 milyon dolar ile toplam ithalat içerisinde % 4.4 paya sahip olduğu ortaya çıkıyor. İthalatta en fazla artış gösteren diğer malların başında 8,3 milyon dolarlık kıymet ile çimento ve 3,8 milyon dolarlık kıymet ile alkollü içkiler bulunuyor.

NARENCİYE İHRACATI BÜYÜYOR

Ülkemizde 2004 yılı Ağustos sonu itibariyle ithalatta yaşanan önemli yükselişe paralel olarak ihracat alanında da bir artış olduğu Ticaret Dairesi’nin verdiği istatistiki bilgilerde görülüyor.

2002 yılı sonu itibarıyle 45,3 milyon dolar tutarında ihracat yapılırken, 2003 yılı sonunda ihracat tutarı 50.6 milyon dolara yükselirken 2004 yılı Ağustos ayı sonu itibarıyle ihracat tutarının 48 milyon dolar olduğu belirtiliyor.

İthalatta büyük payı Türkiye alırken, ihracatta ise bunun aksine diğer dünya ülkelerine yapılan ihracatlar ilk sırada bulunuyor. Ağustos ayı sonu itibarıyle gerçekleşen 48 milyon dolarlık ihracatın 21,7 milyon doları Türkiye’ye yapılırken, 26,2 milyon dolarlık ihracat ise, diğer ülkelere yapıldığı verilen istatistiklerde ortaya çıkıyor.

İhracat ürünlerinin başında narenciye, konfeksiyon, süt ürünleri, rakı ve konsantreler bulunuyor.  

2003 yılında olduğu gibi ihracatta en büyük payı 18.9 milyon tutarındaki narenciye ihracatı alırken, onu konfeksiyon ile süt ürünleri ihracatı izliyor.

Ağustos ayı sonu itibarıyle ortaya çıkan narenciye ihracatındaki 1.1 milyon dolarlık fazlalık bu ürüne olan talebin artmaya başladığını gösteriyor.

RAKI’YA TALEP ARTIYOR

Ticaret Dairesi’nin 2004 yılı Ağustos ayı sonu ithalat ile ihracat rakamlarına göre, ihracat alanında en fazla artış rakıda gerçekleşirken en fazla düşüş ise deri ihracatında olduğu ortaya çıkıyor.

2002 yılı ile başlayan rakı ihracatındaki önemli artışın 2003 yılı içinde de devam ettiği ve 2.9 milyon dolara yükseldiği bu yılın Ağustos ayı sonu itibarıyle ise 2,7 milyon dolar olduğu belirtiliyor. 

MART AYINDA İHRACAT PATLADI

Ticaret Dairesi’nin hazırladığı 2004 Ocak-Ağustos istatistiki raporlarına göre, ilk sekiz ay içerisinde en fazla ihracat 13,8 milyon dolar ile Mart ayı içerisinde gerçkeleştiği belirtiliyor. Bu ay içerisinde özellikle narenciye ürünlerinin ihracatının gerçekleştiği bu nedenle ihracatta Mart ayında bir patlama olduğu kaydetiliyor.

Bunun yanında en düşük ihracattın ise 2,9 milyon dolar ile Mayıs ayı içerisinde olduğu ortaya çıkıyor.

 

KKTC’ye yapılan İthalat ve İhracat rakamları (Dolar $)

            2000    2001    2002    2003    2004 (Ocak-Ağustos)

İthalat   424,8   271,9   309,4   477,7   504,1

 

İhracat 50,3     34,5     45,3     50,6     48,0

HALKIN SESI 21/11/04

 

EOKA’cı Rum’dan katliam itirafı

Eski EOKA’cı Andreas Dimitriu isimli Rum, 30 yıl önce Kıbrıs’ta Türklere karşı Taşkent’te (Tohni) uygulanan katliamla ilgili itiraflarda bulundu.

Lefkoşa NTV

AA

 

 

22 Kasım 2004—-  Andreas Dimitriu, Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Alithia gazetesine yaptığı açıklamada, köydeki Türk erkeklerini topladıklarını, daha sonra bu erkeklerin öldürüldüğünü ve Rum askerlerin bazı genç kadınlara tecavüz ettiğini anlattı. Dimitriu, “Ne yaptıysak, devletin yasal güçleriyle beraber yaptık” diye konuştu.

67 yaşındaki Dimitriu, “o zamanlar EOKA-B üyesi olduğunu, ancak hiç çatışmaya katılmadığını” belirterek, “bir emre uyarak Taşkent köyünde yaşayan, savaşabilecek Kıbrıslı Türk erkeklerin bir kahvehanede toplanmasına yardımcı olduğunu” anlattı.
       
”KADINLARA TECAVÜZ EDİLDİ”
       Dimitriu, “Rum polisi ve birkaç gönüllü olarak Taşkent’e Kıbrıslı Türkleri toplamaya gittiklerini, ertesi gün ise Türk mahallesine gittiğinde Hirokitia’dan gelen bazı askerlerin, intikam almak amacıyla bazı genç Kıbrıslı Türk kadınlara tecavüz ettiklerini öğrendiğini” söyledi.
       Dimitriu, “bunun üzerine Kıbrıslı Türklerin korktukları için kendiliğinden okulda, Kıbrıslı Türk kadınların ise Türk mahallesindeki birkaç evde toplandıklarını” kaydetti.
       
“ÖLÜME GÖTÜRÜLDÜLER”
       “Okuldaki Kıbrıslı Türklerin Limasol’a götürülmek üzere askerler tarafından otobüslere bindirildiğini akşam eve gelince öğrendiğini” ifade eden Dimitriu, “Birkaç gün sonra Mari (Tatlısu) köyünden bir Kıbrıslı Türkten, otobüsteki Kıbrıslı Türklerin öldürüldüklerini ve sadece bir tanesinin kurtulduğunu öğrendiğini” belirtti.
       Dimitriu, “O zamanlar böyle şeyler oluyordu. Tüm Kıbrıs’ta olanın dışında biz ne yaptık! Bizim esirlerimizle değiştirilmesi amacıyla savaşabilen herkesin toplanması emri gelmişti. Biz ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle birlikte yaptık” diye konuştu.
       Dimitriu, Taşkent köyündeki okulda tutulan Kıbrıslı Türkleri bekleyen Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklerin otobüslerle Limasol’a değil de öldürülmeye götürüleceklerini bilmediğini de iddia etti.
       Evlerinden 14 Ağustos 1974’te zorla alınan ve topluca öldürülen 89 Kıbrıslı Türk dozerlerle açılan çukurlara gömülmüştü.

 

EOKA'cıdan katliam itirafı

Eski EOKA'cı Andreas Dimitriu isimli Rum, Taşkent katliamıyla ilgili itiraflarda bulundu ve “Ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle beraber yaptık” dedi.

Andreas Dimitriu, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Alithia gazetesine yaptığı açıklamada, “köydeki Türk erkeklerini topladıklarını, ancak esir değişiminde kullanılacaklarını sandığını” savundu. ”Topladıkları erkeklerin öldürüleceklerini bilmediğini” iddia eden Dimitriu, “söz konusu Türk erkeklerin Hirokitia'dan gelen askerler tarafından götürüldüğünü, aynı askerlerin intikam için bazı genç kadınlara da tecavüz ettiklerini” anlattı. Dimitriu, “Ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle beraber yaptık” diye konuştu.

67 yaşındaki Dimitriu, “o zamanlar EOKA-B üyesi olduğunu, ancak hiç çatışmaya katılmadığını” belirterek, “bir emre uyarak Taşkent köyünde yaşayan, savaşabilecek Kıbrıslı Türk erkeklerin bir kahvehanede toplanmasına yardımcı olduğunu” anlattı.

Dimitriu, “Rum polisi ve birkaç gönüllü olarak Taşkent'e Kıbrıslı Türkleri toplamaya gittiklerini, ertesi gün ise Türk mahallesine gittiğinde Hirokitia'dan gelen bazı askerlerin, intikam almak amacıyla bazı genç Kıbrıslı Türk kadınlara tecavüz ettiklerini öğrendiğini” söyledi. Dimitriu, “bunun üzerine Kıbrıslı Türklerin korktukları için kendiliğinden okulda, Kıbrıslı Türk kadınların ise Türk mahallesindeki birkaç evde toplandıklarını” kaydetti.

“LİMASOL YERİNE ÖLÜME GÖTÜRÜLDÜLER"

“Okuldaki Kıbrıslı Türklerin Limasol'a götürülmek üzere askerler tarafından otobüslere bindirildiğini akşam eve gelince öğrendiğini” ifade eden Dimitriu, “kendisinin de götürülenlere ne olduğunu merak ettiği için 2-3 gün sonra adı 'Alibey' olan Kıbrıslı bir Türkle Limasol'a gittiklerini, ancak burada kendilerine Taşkent'ten Kıbrıslı Türklerin bulunmadığının söylediğini” aktardı.

“Birkaç gün sonra Mari (Tatlısu) köyünden bir Kıbrıslı Türkten, otobüsteki Kıbrıslı Türklerin öldürüldüklerini ve sadece bir tanesinin kurtulduğunu öğrendiğini” belirten Dimitriu, “O zamanlar böyle şeyler oluyordu. Tüm Kıbrıs'ta olanın dışında biz ne yaptık! Bizim esirlerimizle değiştirilmesi amacıyla savaşabilen herkesin toplanması emri gelmişti. Biz ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle birlikte yaptık” diye konuştu.

Dimitriu, Taşkent köyündeki okulda tutulan Kıbrıslı Türkleri bekleyen Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklerin otobüslerle Limasol'a değil de öldürülmeye götürüleceklerini bilmediğini de iddia etti.

Evlerinden 14 Ağustos 1974'te zorla alınan ve topluca öldürülen 89 Kıbrıslı Türk dozerlerle açılan çukurlara gömülmüştü.

HURRIYET 22/11/04

 

Denktaş: Rum Yönetimi özür dilemeli

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, eski bir EOKA'cı olan Andreas Dimitriu isimli Rum'un, Taşkent katliamıyla ilgili Rum basınında yer alan itirafının, “çok vurucu bir açıklama” olduğunu ifade ederek, “Vicdanların konuşmaya başlaması olumlu bir gelişmedir” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bir kabulü sırasında yaptığı açıklamada, Rum liderliğinin 1963-1974 döneminde yaptıkları için Kıbrıs Türk halkından özür dilemesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

“Temennim, Rum liderliğinin 1963-1974 olaylarını nasıl ve niçin başlattıklarını açıkça anlatmaları, Türk halkından özür dilemeleri, hatta tazminatlarla ilgili talepleri konuşmaya başlamalarıdır. 'Tüm Kıbrıs'ın meşru hükümeti' olarak anlaşmaya varma imkanı yoktur. Türk tarafında güven yaratılması için 1963-1974 olaylarındaki sorumluluklarını omuzlamaları lazımdır. Bu, insanlık açısından, barış açısından gereklidir. Artık tek tük Rumlar içerisinde insanların konuşması bana ümit vermektedir. Bu yapılmadıkça güven duyulması mümkün değildir.”

Taşkent halkına başsağlığı dileyen Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum basınında yer alan söz konusu açıklamanın, başta Avrupa olmak üzere herkes tarafından iyi değerlendirilmesini istedi.

Eski EOKA'cı 67 yaşındaki Andreas Dimitriu isimli Rum, Alithia gazetesinde yayımlanan açıklamasında, Taşkent katliamını Rum askerlerin yaptığını ve askerlerin kadınların bazılarına da tecavüz ettiğini anlatmıştı. Taşkent'teki Türklerin toplanmasına gönüllü olarak katıldığını anlatan, ancak katliamın askerler tarafından yapıldığını söyleyen Dimitriu, “Biz ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle birlikte yaptık” demişti.

HURRIYET 22/11/04

 

Talat iade etti KKTC'de seçim yolu açıldı

 

KKTC'deki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, 8 Kasım'da aldığı hükümeti kurma görevini bugün Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a iade etti.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ı ziyaret ederek, görevi iade eden Talat, ”Hükümeti kurmakla görevlendirdiniz. Bu imkanı bulamadım. Bunun için görevi size iade ediyorum” dedi.

Denktaş da başsavcının görüşüne göre seçim kararı alabilmek için bir ay daha beklenmesi gerektiğini belirterek, “Halbuki bana göre, yapılan bu temaslar neticesinde bu meclisten herhangi bir kişinin hükümet kuramayacağı ortaya çıkmıştır” dedi.

TALAT: İSTİKRARLI HÜKÜMET İÇİN İSTİKRARLI MECLİS

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ”yapılan temaslar sonucu, herhangi bir kişinin bugünkü meclisten bir hükümet çıkaramayacağının ortaya çıktığını” belirterek, “Tiyatro oynamamıza lüzum yok” dedi ve milletvekillerine, “26'yı bulacak olana görevi vermeye hazırım” çağrısı yaptı.

Başbakan Mehmet Ali Talat da, meclisten istikrarlı bir hükümet çıkmayacağını yineleyerek, “istikrarlı bir hükümet için istikrarlı bir meclise ihtiyaç olduğunu” söyledi.

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve Başbakan Talat, 8 Kasım'da aldığı hükümeti kurma görevini Cumhurbaşkanı Denktaş'a iade etti.

Denktaş'a, zarf içinde görevi iade eden Talat, “Hükümeti kurmakla görevlendirdiniz, bu imkanı bulamadım. Bunun için görevi size iade ediyorum” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş da, Başsavcının görüşüne göre seçim kararı alabilmek için bir ay daha beklemek gerektiğini belirterek, “Halbuki bana göre yapılan bu temaslar neticesinde bu meclisten herhangi bir kişinin hükümet kuramayacağı ortaya çıkmıştır” dedi.

SERDAR DENKTAŞ GÖREV İSTEMİYOR

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın, DP adına görev istemediğini sabah telefonla kendisine bildirdiğini açıklayan Denktaş, şöyle devam etti:

“Dolayısıyla 1 ay beklememiz gerektiğine göre, siz görevinize devam edeceksiniz. Ancak şu kapıyı açık bırakmak istiyorum: Meclis içerisinden herhangi bir kimse 'Ben kurabilirim' diyecek durumdaysa ve kurmak yönünde görev talep edecekse, bu ciddi bir talep olursa, benimle konuştuktan sonra, kendisine görevi vermeye hazırım. Bu kapıyı açık bırakmak istiyorum. Çünkü boşuna aynı parti liderlerini çağırıp, 10 gün daha alın, 15 gün daha alın demenin bir anlamı yok.”

Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile de telefonla görüşeceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Denktaş, ”Kendisinin böyle bir niyeti varsa, onu çağırayım. Ama benim çağrım açıktır, bütün mebuslaradır. Kendi aralarında konuşsunlar, herhangi bir kimse 26'yı bulacağını görürse, bu konuda bize bilgi takdim ederse görevi vermeye hazırız. Aksi halde başsavcının görüşünü kabul ediyoruz, 1 ay daha beklemek mecburiyetimiz var” dedi.

Süreyi kısaltmak için başka temaslar yapacağını, ancak bunun pek mümkün görülmediğini kaydeden Denktaş, Başbakan Talat'a, çabaları için teşekkür etti. Denktaş, “Bizim istediğimiz, hükümetin görevine devam etmesidir. Halkın ihtiyaçlarına cevap vermesidir ve dünyanın önerdiği veyahut vaat ettiği hediyelerin alınabilmesi için de çabalarınızı sürdürmenizdir. Biliyorsunuz bu yönde yardımcı olmaya hazırız” dedi.

“TİYATRO OYNAMAMIZA LÜZUM YOK”

Cumhurbaşkanı Denktaş, “Eroğlu ile yeniden görüşeceğinizi söylediniz. Yeni bir gelişme mi var?” sorusu üzerine, “Hayır, hiç gelişme yok” diyerek şunları söyledi:

“Eroğlu da kurabileceği yönünde bana bir haber vermiş değildir. Ama şimdi başsavcının söylediği rutini devam ettireceksek, benim şimdi Eroğlu'nu çağırmam lazım. Çünkü kurabilecek büyük parti o, Serdar, 'Ben kuramam' dedikten sonra. O da 10 gün sonra bana getirecek tekrar Talat Bey'i çağırmam lazım. Yani o tiyatroyu oynamamıza lüzum yok diyorum. Onun için bu çağrıyı yaptım.”     

“İSTİKRARLI HÜKÜMET İÇİN İSTİKRARLI MECLİS”

Başbakan Talat da, meclisten istikrarlı bir hükümet çıkmayacağını yineleyerek, “istikrarlı bir hükümet için istikrarlı bir meclise ihtiyaç olduğunu” söyledi.

Hükümeti sağlamlaştırmak için yaptıkları çabayı anlatan Talat, ”Dünya önünde bir uğraşımız var. Bu uğraşta istifa etmiş hükümet olarak yer almamak, mümkünse birkaç gün içinde hükümeti bozup yeniden kurmak hedefimizdi. Onu başaramadık. Sonuçta bütçe gündeme gelince istifa etmek zorunda kaldık” dedi.

Yapılan çabalar sonucu, meclisten istikrarlı bir hükümet çıkamayacağının ortaya çıktığını belirten Talat, “Meclis boykot edilerek çalıştırılmıyor da. Dolayısıyla meclisten üretim yapmak kolay olmuyor. Bu meclisten istikrarlı bir hükümet çıkmayacağı belli. İstikrarlı hükümete de çok büyük ihtiyacımız olduğu belli. Zaman kaybını hiç doğru bulmuyoruz. O yüzden belki bugün sizin seçim çağırmanızda çok büyük yarar vardı. Ancak vurguladığınız gibi başsavcının yorumuyla bu mümkün değil gibi görünüyor.”

Yüksek Seçim Kurulu'na ve Yüksek Mahkeme'ye başvurarak bir aylık süreyi kısaltmak istediklerini ifade eden Talat, “İstikrarlı bir hükümete ihtiyacımız var. Bu da istikrarlı bir meclis gerektiriyor” dedi.

“GÖREV OMUZUNUZDADIR”

Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Talat'ın konuşmasının ardından, ”İstifa etmiş bir hükümet dış temaslarda zayıf olur” görüşüne cevap vermek istediğini belirterek, şunları söyledi:

“İsmet İnönü 1964'de Washington'a giderken, yolda, meclis kendisini düşürmüştür. Washington'a gitti, Kıbrıs meselesini hiç aldırmaksızın orada konuştu, müdafaa etti, geri geldi. Yeni hükümet oluşuncaya kadar da temaslarını sürdürdü. Onun için görev omuzunuzdadır. Sorumluluk omuzunuzdadır. KKTC'nin başbakanı olarak bu görevi sürdürmek sizin omuzunuza kalmıştır. Onun için başarılar dilerim.”

 (aa)

HURRIYET 22/11/04

 

Talat görevi iade etti!.. Denktaş: Tiyatro oynamamıza lüzum yok


      KKTC'deki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, 8 Kasım'da aldığı hükümeti kurma görevini bugün Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a iade etti.
      Cumhurbaşkanı Denktaş'ı ziyaret ederek, görevi iade eden Talat, ''Hükümeti kurmakla görevlendirdiniz. Bu imkanı bulamadım. Bunun için görevi size iade ediyorum'' dedi.
      Denktaş da başsavcının görüşüne göre seçim kararı alabilmek için bir ay daha beklenmesi gerektiğini belirterek, ''Halbuki bana göre, yapılan bu temaslar neticesinde bu meclisten herhangi bir kişinin hükümet kuramayacağı ortaya çıkmıştır'' dedi.
     
     DENKTAŞ: TİYATRO OYNAMAMIZA LÜZUM YOK

      KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ''yapılan temaslar sonucu, herhangi bir kişinin bugünkü meclisten bir hükümet çıkaramayacağının ortaya çıktığını'' belirterek, ''Tiyatro oynamamıza lüzum yok'' dedi ve milletvekillerine, ''26'yı bulacak olana görevi vermeye hazırım'' çağrısı yaptı.
      Başbakan Mehmet Ali Talat da, meclisten istikrarlı bir hükümet çıkmayacağını yineleyerek, ''istikrarlı bir hükümet için istikrarlı bir meclise ihtiyaç olduğunu'' söyledi.
      Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve Başbakan Talat, 8 Kasım'da aldığı hükümeti kurma görevini Cumhurbaşkanı Denktaş'a iade etti.
      Denktaş'a, zarf içinde görevi iade eden Talat, ''Hükümeti kurmakla görevlendirdiniz, bu imkanı bulamadım. Bunun için görevi size iade ediyorum'' dedi.
      Cumhurbaşkanı Denktaş da, Başsavcının görüşüne göre seçim kararı alabilmek için bir ay daha beklemek gerektiğini belirterek, ''Halbuki bana göre yapılan bu temaslar neticesinde bu meclisten herhangi bir kişinin hükümet kuramayacağı ortaya çıkmıştır'' dedi.
     
     SERDAR DENKTAŞ GÖREV İSTEMİYOR

      Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın, DP adına görev istemediğini sabah telefonla kendisine bildirdiğini açıklayan Denktaş, şöyle devam etti:
      ''Dolayısıyla 1 ay beklememiz gerektiğine göre, siz görevinize devam edeceksiniz. Ancak şu kapıyı açık bırakmak istiyorum: Meclis içerisinden herhangi bir kimse 'Ben kurabilirim' diyecek durumdaysa ve kurmak yönünde görev talep edecekse, bu ciddi bir talep olursa, benimle konuştuktan sonra, kendisine görevi vermeye hazırım. Bu kapıyı açık bırakmak istiyorum. Çünkü boşuna aynı parti liderlerini çağırıp, 10 gün daha alın, 15 gün daha alın demenin bir anlamı yok.'' Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu ile de telefonla görüşeceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Denktaş, ''Kendisinin böyle bir niyeti varsa, onu çağırayım. Ama benim çağrım açıktır, bütün mebuslaradır. Kendi aralarında konuşsunlar, herhangi bir kimse 26'yı bulacağını görürse, bu konuda bize bilgi takdim ederse görevi vermeye hazırız. Aksi halde başsavcının görüşünü kabul ediyoruz, 1 ay daha beklemek mecburiyetimiz var'' dedi.
      Süreyi kısaltmak için başka temaslar yapacağını, ancak bunun pek mümkün görülmediğini kaydeden Denktaş, Başbakan Talat'a, çabaları için teşekkür etti. Denktaş, ''Bizim istediğimiz, hükümetin görevine devam etmesidir. Halkın ihtiyaçlarına cevap vermesidir ve dünyanın önerdiği veyahut vaat ettiği hediyelerin alınabilmesi için de çabalarınızı sürdürmenizdir. Biliyorsunuz bu yönde yardımcı olmaya hazırız'' dedi.
     
     ''TİYATRO OYNAMAMIZA LÜZUM YOK''

      Cumhurbaşkanı Denktaş, ''Eroğlu ile yeniden görüşeceğinizi söylediniz. Yeni bir gelişme mi var?'' sorusu üzerine, ''Hayır, hiç gelişme yok'' diyerek şunları söyledi:
      ''Eroğlu da kurabileceği yönünde bana bir haber vermiş değildir. Ama şimdi başsavcının söylediği rutini devam ettireceksek, benim şimdi Eroğlu'nu çağırmam lazım. Çünkü kurabilecek büyük parti o, Serdar, 'Ben kuramam' dedikten sonra. O da 10 gün sonra bana getirecek tekrar Talat Bey'i çağırmam lazım. Yani o tiyatroyu oynamamıza lüzum yok diyorum. Onun için bu çağrıyı yaptım.''
     
     ''İSTİKRARLI HÜKÜMET İÇİN İSTİKRARLI MECLİS''

      Başbakan Talat da, meclisten istikrarlı bir hükümet çıkmayacağını yineleyerek, ''istikrarlı bir hükümet için istikrarlı bir meclise ihtiyaç olduğunu'' söyledi.
      Hükümeti sağlamlaştırmak için yaptıkları çabayı anlatan Talat, ''Dünya önünde bir uğraşımız var. Bu uğraşta istifa etmiş hükümet olarak yer almamak, mümkünse birkaç gün içinde hükümeti bozup yeniden kurmak hedefimizdi. Onu başaramadık. Sonuçta bütçe gündeme gelince istifa etmek zorunda kaldık'' dedi.
      Yapılan çabalar sonucu, meclisten istikrarlı bir hükümet çıkamayacağının ortaya çıktığını belirten Talat, ''Meclis boykot edilerek çalıştırılmıyor da. Dolayısıyla meclisten üretim yapmak kolay olmuyor. Bu meclisten istikrarlı bir hükümet çıkmayacağı belli. İstikrarlı hükümete de çok büyük ihtiyacımız olduğu belli. Zaman kaybını hiç doğru bulmuyoruz. O yüzden belki bugün sizin seçim çağırmanızda çok büyük yarar vardı. Ancak vurguladığınız gibi başsavcının yorumuyla bu mümkün değil gibi görünüyor.'' Yüksek Seçim Kurulu'na ve Yüksek Mahkeme'ye başvurarak bir aylık süreyi kısaltmak istediklerini ifade eden Talat, ''İstikrarlı bir hükümete ihtiyacımız var. Bu da istikrarlı bir meclis gerektiriyor'' dedi.
     
     ''GÖREV OMUZUNUZDADIR''

      Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Talat'ın konuşmasının ardından, ''İstifa etmiş bir hükümet dış temaslarda zayıf olur'' görüşüne cevap vermek istediğini belirterek, şunları söyledi:
      ''İsmet İnönü 1964'de Washington'a giderken, yolda, meclis kendisini düşürmüştür. Washington'a gitti, Kıbrıs meselesini hiç aldırmaksızın orada konuştu, müdafaa etti, geri geldi. Yeni hükümet oluşuncaya kadar da temaslarını sürdürdü. Onun için görev omuzunuzdadır. Sorumluluk omuzunuzdadır. KKTC'nin başbakanı olarak bu görevi sürdürmek sizin omuzunuza kalmıştır. Onun için başarılar dilerim.''

MILLIYET 22/11/04

 

Rumlar'dan katliam itirafı: Erkekleri öldürdük, kadınlara tecavüz ettik


      Eski EOKA'cı Andreas Dimitriu isimli Rum, Rum ve Yunanların Kıbrıs Türklerine 30 yıl önce uyguladığı soykırım örneklerinden biri olan Taşkent (Tohni) katliamıyla ilgili itiraflarda bulundu ve ''Ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle beraber yaptık'' dedi.
      Andreas Dimitriu, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Alithia gazetesine yaptığı açıklamada, ''köydeki Türk erkeklerini topladıklarını, ancak esir değişiminde kullanılacaklarını sandığını'' savundu. ''Topladıkları erkeklerin öldürüleceklerini bilmediğini'' iddia eden Dimitriu, ''söz konusu Türk erkeklerin Hirokitia'dan gelen askerler tarafından götürüldüğünü, aynı askerlerin intikam için bazı genç kadınlara da tecavüz ettiklerini'' anlattı. Dimitriu, ''Ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle beraber yaptık'' diye konuştu.
      67 yaşındaki Dimitriu, ''o zamanlar EOKA-B üyesi olduğunu, ancak hiç çatışmaya katılmadığını'' belirterek, ''bir emre uyarak Taşkent köyünde yaşayan, savaşabilecek Kıbrıslı Türk erkeklerin bir kahvehanede toplanmasına yardımcı olduğunu'' anlattı.
      Dimitriu, ''Rum polisi ve birkaç gönüllü olarak Taşkent'e Kıbrıslı Türkleri toplamaya gittiklerini, ertesi gün ise Türk mahallesine gittiğinde Hirokitia'dan gelen bazı askerlerin, intikam almak amacıyla bazı genç Kıbrıslı Türk kadınlara tecavüz ettiklerini öğrendiğini'' söyledi. Dimitriu, ''bunun üzerine Kıbrıslı Türklerin korktukları için kendiliğinden okulda, Kıbrıslı Türk kadınların ise Türk mahallesindeki birkaç evde toplandıklarını'' kaydetti.
     
     Limasol yerine ölüme!

      ''Okuldaki Kıbrıslı Türklerin Limasol'a götürülmek üzere askerler tarafından otobüslere bindirildiğini akşam eve gelince öğrendiğini'' ifade eden Dimitriu, ''kendisinin de götürülenlere ne olduğunu merak ettiği için 2-3 gün sonra adı 'Alibey' olan Kıbrıslı bir Türkle Limasol'a gittiklerini, ancak burada kendilerine Taşkent'ten Kıbrıslı Türklerin bulunmadığının söylediğini'' aktardı.
      ''Birkaç gün sonra Mari (Tatlısu) köyünden bir Kıbrıslı Türkten, otobüsteki Kıbrıslı Türklerin öldürüldüklerini ve sadece bir tanesinin kurtulduğunu öğrendiğini'' belirten Dimitriu, ''O zamanlar böyle şeyler oluyordu. Tüm Kıbrıs'ta olanın dışında biz ne yaptık! Bizim esirlerimizle değiştirilmesi amacıyla savaşabilen herkesin toplanması emri gelmişti. Biz ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle birlikte yaptık'' diye konuştu.
      Dimitriu, Taşkent köyündeki okulda tutulan Kıbrıslı Türkleri bekleyen Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklerin otobüslerle Limasol'a değil de öldürülmeye götürüleceklerini bilmediğini de iddia etti.
      Evlerinden 14 Ağustos 1974'te zorla alınan ve topluca öldürülen 89 Kıbrıslı Türk dozerlerle açılan çukurlara gömülmüştü.
     
     Denktaş: Vicdanlar konuşmaya başladı

      KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, eski bir EOKA'cı olan Andreas Dimitriu isimli Rum'un, Taşkent katliamıyla ilgili Rum basınında yer alan itirafının, ''çok vurucu bir açıklama'' olduğunu ifade ederek, ''Vicdanların konuşmaya başlaması olumlu bir gelişmedir'' dedi.
      Cumhurbaşkanı Denktaş, bir kabulü sırasında yaptığı açıklamada, Rum liderliğinin 1963-1974 döneminde yaptıkları için Kıbrıs Türk halkından özür dilemesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi:
      ''Temennim, Rum liderliğinin 1963-1974 olaylarını nasıl ve niçin başlattıklarını açıkça anlatmaları, Türk halkından özür dilemeleri, hatta tazminatlarla ilgili talepleri konuşmaya başlamalarıdır. 'Tüm Kıbrıs'ın meşru hükümeti' olarak anlaşmaya varma imkanı yoktur. Türk tarafında güven yaratılması için 1963-1974 olaylarındaki sorumluluklarını omuzlamaları lazımdır. Bu, insanlık açısından, barış açısından gereklidir. Artık tek tük Rumlar içerisinde insanların konuşması bana ümit vermektedir. Bu yapılmadıkça güven duyulması mümkün değildir.'' Taşkent halkına başsağlığı dileyen Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum basınında yer alan söz konusu açıklamanın, başta Avrupa olmak üzere herkes tarafından iyi değerlendirilmesini istedi.

MILLIYET 22/11/04

 

ABD, güneyde "evet"i artırmak için çalışıyor

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın güneyde yeni referandum tasarladığı ve tek amacın 5. Annan Planı'nın kabul edilmesi olduğu belirtildi.

Simerini gazetesi, Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü'nün (CIA) referandumda "Hayır" diyenlere yaklaşmakta olduğunu ve güneyde dengeleri "Evet" lehinde bozmak için kampanya başlattığını yazdı.

Gazete, Amerikalıların Annan Planı'nı halka kabul ettirmeyenleri bir kenara attığını, bu kampanyaya ise ABD Lefkoşa Büyükelçiliği Siyasi Daire Müdürü ve Kıbrıs CIA Dairesi Müdürü Mathiu Palmar'in başkanlık ettiğini de savundu.

Gazete iç sayfasında detaylandırdığı haberine şu başlığı kullandı:

"Yeni Referandumu İleri Götürüyorlar CIA Birimi Sorumlusu 'Hayırcılara' Yaklaşıyor"

Haberde Palmar'in "Hayır" için çalışan AKEL, DİKO ve EDEK partisi milletvekilleriyle temas kurduğu ve onların görüşlerini dinlediği de belirtildi.

KIBRIS 22/11/04

 

Rum, vahşetini itirafa başladı

Eski bir EOKACI, Rum ve Yunanların Kıbrıs Türklerine 30 yıl önce uyguladıkları soykırım örneklerinden biri olan Taşkent (Tohni) katliamıyla ilgili itiraflarda bulundu.

Köydeki Türk erkekleri topladıklarını ancak esir takasında kullanılacaklarını sandığını savunan Andreas Dimitriu adlı EOKACI, gazeteye, topladıkları erkeklerin öldürüleceklerini bilmediğine dair “şeref sözü” verdi. Dimitriu, söz konusu erkeklerin Hirokitia’dan gelen askerler tarafından götürüldüğünü, aynı askerlerin “intikam için” bazı genç kadınlara da tecavüz ettiklerini anlattı. Dimitriu, “Ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle beraber yaptık” ifadelerine de yer verdi.

Güney’de yayınlanan Alithia gazetesi, geçen Pazar günkü sayısında Taşkent katliamını anlatan Kıbrıslı Türk bir kadının, babasını tutuklayan EOKACI’lar arasında bulunduğunu söylediği Andreas Dimitriu’yla yaptığı röportajı dün yayınladı.

Alithia’ya göre şu anda 67 yaşında olan Dimitriu gazeteye yaptığı açıklamalarda yaşananların bir çoğunu ve kendisinin de EOKA-B üyesi olduğunu doğruladı, ancak Kıbrıslı Türklerin öldürüleceklerini bilmediğine dair “şeref sözü” verdi.

BAZI KADINLARA TECAVÜZ EDİLDİ

Gazeteye göre Dimitriu, o zamanlar EOKA-B üyesi olduğunu, ancak hiç çatışmaya katılmadığını ve gelen emrin ardından Tohni köyündeki savaşabilecek Kıbrıslı Türk erkeklerin bir kahvehanede toplanmasına yardımcı olduğunu ifade etti. Dimitriu, Rum polisi ve birkaç gönüllü olarak Tohni’ye Kıbrıslı Türkleri toplamaya gittiklerini, aynı günün akşam üzeri ise, kendisinin ertesi gün Türk mahallesine gittiğinde öğrendiğine göre Hirokitia’dan gelen bazı askerlerin, intikam almak amacıyla bazı genç Kıbrıslı Türk kadınlara tecavüz ettiklerini söyledi. Dimitriu, bunun üzerine Kıbrıslı Türklerin korktukları için kendiliğinden okulda, Kıbrıslı Türk kadınların ise Türk mahallesindeki birkaç evde toplandıklarını ifade etti.

ERKEKLERİ HİROKİTİA’DAN GELEN ASKERLER GÖTÜRDÜ

Dimitriu, okuldaki Kıbrıslı Türklerin Limasol’a götürülmek üzere askerler tarafından otobüslere bindirildiğini akşam eve gelince öğrendiğini, kendisinin de götürülenlere ne olduğunu merak ettiği için 2-3 gün sonra adı “Alibey” olan Kıbrıslı bir Türk’le Limasol’a gittiklerini, ancak burada kendilerine Tohni’den Kıbrıslı Türklerin bulunmadığının söylediğini anlattı.

“DEVLETİN YASAL GÜÇLERİYLE BERABER YAPTIK

Birkaç gün sonra Mari (Tatlısu) köyünden bir Kıbrıslı Türk’ten, otobüsteki Kıbrıslı Türklerin öldürüldüklerini ve sadece bir tanesinin kurtulduğunu öğrendiğini ileri süren Dimitriu “O zamanlar böyle şeyler oluyordu. Tüm Kıbrıs’ta olanın dışında biz ne yaptık! Bizim esirlerimizle değiştirilmesi amacıyla savaşabilen herkesin toplanması emri gelmişti. Biz ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle birlikte yaptık” ifadelerini kullandı.

Dimitriu, Tohni köyündeki okulda tutulan Kıbrıslı Türkleri bekleyen Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklerin otobüslerle Limasol’a değil de öldürülmeye götürüleceklerini bilmediğini de iddia etti.

HALKIN SESI 22//11/04

 

Hükümet işi askıda kaldı

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından 8 Kasım'da hükümeti kurmakla görevlendirilen Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, 15 günlük anayasal sürenin dolmasına bir gün kala görevi iade etti.

Cumhuriyet Meclisi'nde UBP ve CTP'den sonra üçüncü parti konumundaki Demokrat Parti'nin (DP) genel başkanı Serdar Denktaş ise görev talep etmediğini cumhurbaşkanına bildirdi.

UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun ardından Talat'ın da yeni bir hükümet kuramayacağını resmen bildirmesi ve Serdar Denktaş'ın görev talep etmemesiyle hükümet işi askıda kaldı. Şimdi gözler erken seçim tarihine çevrildi, ancak Cumhurbaşkanı Denktaş'ın seçim kararı verebilmesi için bu günden itibaren bir ay daha beklemsi gerekiyor. Anayasa uyarınca, ilk görevlendirmeden itibaren 60 günlük sürenin, sonuna kadar kullanılmasına ilişkin başsavcı görüşüne göre seçim kararı daha erkene alınamıyor.

Cumhurbaşkanı Denktaş, bu bekleme süresinde, talepte bulunan bir milletvekiline hükümeti kurma görevi verebileceğini belirtirken, Başbakan Mehmet Ali Talat, sürenin kısaltılıp kısaltılmayacağı konusunda Yüksek Seçim Kurulu veya Anayasa Mahkemesi'nden görüş alınmasını istedi.

Talat: İmkan bulamadım,

Görevi iade ediyorum

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat'ı saat 09.30'da kabul etti. Yaklaşık 15 dakikalık baş başa görüşmenin ardından Talat, görev iadesiyle ilgili yazılı metni zarf içinde Cumhurbaşkanı Denktaş'a basın önünde verdi.

Talat zarfı verirken, "Hükümeti kurmakla görevlendirdiniz. Bu imkanı bulamadım. Görevi iade ediyorum" dedi.

Serdar Denktaş görev istemedi

Talat'la anayasal sürelerle ilgili karşılıklı sohbetin ardından Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın görev istemediğini dün sabah telefonla bildirdiğini açıklayan cumhurbaşkanı, "Meclisten herhangi bir kişinin hükümet kuramayacağı ortaya çıkmıştır" dedi.

Ciddi talep olursa,

görevi vermeye hazırım

Ancak başsavcının verdiği görüş çerçevesinde seçim kararı için 60 günlük anayasal sürenin tamamının kullanılması gerektiğini, bu durumda bir aylık bir zaman daha bulunduğunu belirten Denktaş, özetle şunları söyledi:

"Boşuna aynı parti liderlerini tekrar çağırıp görevlendirmenin bir anlamı yok. Sayın Eroğlu ile de telefonla konuşacağım, niyeti varsa söylesin çağırayım. Ama şu kapıyı da açık bırakmak istiyorum. Meclis içinden herhangi bir kimse 'Ben hükümeti kurabilirim' diyebilecek durumdaysa ve görev talep edecekse, bu ciddi bir talep olursa, görevi vermeye hazırım."

"Böyle bir girişim için herhangi bir gelişme mi var" şeklindeki soruya karşılık ise Denktaş, "Hiçbir gelişme yok. Tekrar Eroğlu'nu, tekrar Talat'ı çağırıp o tiyatroyu oynamamıza lüzum yok. O nedenle bu çağrıyı yaptım. Zaten anayasayla bana verilen görevde, 'hükümet kurabilecek bir milletvekili' der, parti başkanı demez. Kendi aralarında konuşsunlar, 'Ben kurabilirim' derlerse gelsinler, konuşalım" ifadelerini kullandı.

Süre nasıl kısaltılabilir?

Seçim kararı için gerekli süreyi kısaltmak amacıyla başka temaslar yapacağını söyleyen ve bu konuda gelişme olması halinde 15 günlük bir zaman tasarrufu olacağını kaydeden Denktaş, meclisteki partilerin bir araya gelip seçim kararı vermesinin de alternatiflerden biri olduğunu tekrarladı ve bu konudaki tüzük engelinin de partilerin mutabakatıyla aşılabileceğini söyledi.

Hükümete teşekkür

Hükümetin zor şartlarda görev yaptığını belirterek Başbakan Talat'a teşekkür de eden Denktaş, "Bizim istediğimiz hükümetin görevine devam etmesi, halkın ihtiyaçlarına cevap vermesi ve dünyanın önerdiği hediyelerin alınabilmesi için de çabaların sürdürülmesidir. Bu yönde yardımcı olmaya hazırız. Halkın hakkıdır" dedi.

Başbakan Talat'ın, istifa etmiş hükümetin dış temaslarda yeterli gücü bulamadığına ilişkin açıklamalarına atıf yaparken de Denktaş, İsmet İnönü'nün 1964'te Washington'a giderken yolda meclis tarafından görevden alınmasına karşın görevini tamamlayarak Türkiye'ye döndüğünü hatırlattı. Denktaş Talat'a hitaben, "Görev, sorumluluk omuzlarınızdadır. KKTC'nin başbakanı olarak bu görevi sürdürmek sizin omzunuza kalmıştır" dedi.

İstikrarlı hükümet için istikrarlı meclis

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın açıklamaları üzerine söz alan CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat ise, hükümetin azınlık sorununu aşmak için çeşitli girişimler yaptıklarını ancak sonuç alınamaması üzerine istifa etmek zorunda kaldıklarını anlattı.

Hükümetin istifasından önce yapılan girişimlerden ve istifanın ardından yapılan iki görevlendirmeden de sonuç alınamamasının, meclisten istikrarlı hükümet çıkamadığının göstergesi olduğunu söyleyen Talat, "Meclis boykot edilerek çalıştırılmıyor. Mecliste üretim yapmak kolay değil. Bu meclisten istikrarlı hükümet çıkmayacağı da belli ve zaman kaybını doğru bulmuyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın dün seçim çağrısı yapması gerektiğini, ancak başsavcı görüşü nedeniyle bunun yapılamadığını belirten Talat, Yüksek Seçim Kurulu veya Anayasa Mahkemesi'nden de görüş alınarak bir aylık sürenin kısaltılabileceğini kaydetti.

Talat, "İstikrarlı hükümete ihtiyacımız var. Ancak istikrarlı hükümet için istikrarlı meclis gerekir" dedi.

Anayasal süre, 21 Ekim'de başladı

CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığındaki koalisyon hükümetinin 20 Ekim'de istifasının ardından 21 Ekim'de hükümeti kurmakla görevlendirilen UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, bu konudaki girişimlerinden sonuç alamaması üzerine görevi iade etmişti. Eroğlu'nun ardından ikinci parti olarak CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, 8 Kasım'da hükümeti kurmakla görevlendirilmişti.

Erken seçim prosedürü

Anayasa uyarınca KKTC'de erken seçim ya meclis kararıyla ya da cumhurbaşkanının çağrısıyla yapılabiliyor.

Meclisin erken seçim kararı alabilmesi için salt çoğunluk gerekiyor. Yani 26 milletvekilinin seçime "evet" demesi, seçim kararı için yeterli. Son zamanlarda bütün partiler erken seçim yönünde irade ortaya koyarken, tarih konusunda henüz bir mutabakat sağlanmış değil.

Bunun yanında, iç tüzük engeli de var. 90 gün arayla aynı konuda öneri, karar ya da tasarı sunulması meclis iç tüzüğüne aykırı. Hükümetin eylül ayında erken seçim önerisi sunması sebebiyle tüzükte değişiklik yapılmaması halinde, meclise ancak 20 Aralık'tan sonra erken seçim önerisi sunma imkanı var.

Cumhurbaşkanının seçim kararı vermesi için de, anayasa uyarınca ilk görevlendirme tarihinden itibaren 60 günlük süre gerekiyor. Koalisyon hükümetinin istifasının ardından UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun 21 Ekim'de görevlendirilmesiyle başlayan bu süreç, 60 günün tamamının kullanılması halinde 21 Aralık'ta sona eriyor.

Başsavcı Akın Sait, erken seçim kararının ciddiyetine dikkat çekerek 60 günlük sürecin tamamının beklenmesinin zorunlu olduğu yönünde görüş vermişti.

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın 60 günlük sürecin tamamını bekleyerek seçim kararı vermesiyle KKTC'de şubat ortalarında erken seçime gidileceği tahmin ediliyor.

KIBRIS 23/11/04

 

Seçim korkusu


CTP dışında erken bir seçime ısrarla vurgu yapan başka bir parti yok. Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ile Demokrat Parti (DP) dışındaki partiler ise erken seçime tamamen karşı!

 

 

----------------------------------------------------

Talat: “Seçim isteyen yok!.. Sadece CTP vurgu yapıyor”

 

Angolemli: “Başbakan görevi ilk günden geri vermeliydi gerekirdi”

 

S.Denktaş: “Cumhurbaşkanı görevi teklif etti, almadım”

 

İzcan: “Meclisin oturup seçim tarihi belirlemesi gerekiyor”

 

Eroğlu: “Talat, 15 günü doldurma düşüncesi ile görevi aldı”

 

Akıncı: “Dünya tarihinde görev alıp çalışma yapmayan ilk başbakan!”

----------------------------------------------------


Sevdiye GÖKAYDIN

Seçimler “Anayasa”ya kaldı!.. Siyasi partilerin büyük çoğunluğu “erken seçim”in olabildiğince “gecikmesine” razı!..

Başbakan Mehmet Ali Talat’ın görevi iadesi ile ilgili olarak başta kendisi olmak üzere, Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) Genel Başkanı Hüseyin Angolemli,  Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu ve Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı ile görüştük...

 

Talat: “Erken seçim isteyen yok”

Cumhurbaşkanı’nın 8 Kasım tarihinde bana verdiği hükümet kurma görevinin öngörülen hedefe ulaşarak, hükümet kurmakla sonuçlandırılmasını mümkün görmedim ve yaptığım istişareler sonucunda görevi Sn. Cumhurbaşkanı’na iade ettim. Görevi alırken ifade ettiğim gibi, hükümet kurma ihtimalinin çok zayıf olması nedeniyle kısa zamanda gerçekleşecek bir erken seçim arayışına girdim ancak, partilerin değişik görüşler taşımaları nedeniyle bu da mümkün olmadı.

CTP dışında erken bir seçime ısrarla vurgu yapan başka bir parti yok. Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ile Demokrat Parti (DP) dışındaki partiler ise erken seçime tamamen karşı. Erken seçimin kaçınılmaz olduğunu itiraf eden bu partiler, ‘haydi erken seçime gidelim’ denince, bundan kaçıyorlar. Sn. Cumhurbaşkanı açık çağrı yaptı... ‘Ben hükümet kurabilirim’ diyen herhangi bir milletvekili varsa, görevi vermeye hazır olduğunu ifade etti.Bu durumda, herhangi birisine görev verir veya vermez, 60 gün sonunda erken seçim ilan edilecek gibi görünüyor.

 

Angolemli: “Zaman harcanıyor!”

Başbakan görevi iade etmekte geç kaldı. İlk günden vermesi gerekirdi. Zaten kendi de görevi aldığında girişimde bulunmayacağını söylemişti. Ama 15 günü kullandı. Bu da gösterir ki, zaman harcanıyor. 60 günün dolması için elinde tuttu ve oyaladı. Meclis’te gruplar biraraya gelmeli ve bu sürüklenmeyi engellemeli. Milletvekilleri kendi iradeleri ile erken seçim tarihini belirlemelidir. Hiç vakit kaybetmeden bu önlem alınmalı. Aksi taktirde, ilerde meclisin şu anki milletvekilleri halk tarafından sorgulanacaktır. Bu önemli bir olaydır. İlk kez milletvekillerinin iradeleri dışında meclis erken seçime götürülecek. Bunun anlamı ‘fes’ edilecek!..

 

S.Denktaş: “Görevi almadık, süreç çalışsın”

Yasal prosedürde zaten bugün dolan bir süresi vardı. Başsavcının mütalaasına göre 60 günün beklenmesi gerekir. Bu süre 21 Aralık’ta dolacak ve 21 Aralık’tan sonra Cumhurbaşkanı seçim çağrısında bulunacak. Anayasanın gereği yerine gelmektedir. Hayırlısı neyse o olacak. Dün Cumhurbaşkanı arayarak, görevi bize vermesi ile ilgili görüşme yaptık. Hükümeti kurma konusunda bir ümit olmaması nedeni ile görev almama gerek olmadığını, 60 günlük sürenin beklenmesi gerektiğini söyledim. Bu aşamadan sonra Cumhurbaşkanı’nın ne yapacağı kendi takdirindedir.

 

İzcan: “Erken seçim kaçınılmaz”

Hükümet kurulamadığına göre, Başbakan’ın görevi iade etmesi normaldir. Bundan sonra yapılması gereken, meclisin oturup seçim tarihi belirlemesi ve bir an evvel erken seçime gitmesidir. Yani, bu noktadan sonra Cumhurbaşkanı’nın meclisi fes etmesini beklemek büyük hata olur diye düşünüyoruz. Sonuçta erken seçim kaçınılmaz. Halka gidip, halkın iradesine başvurmak en doğru yoldur.

 

Eroğlu: “Şubat’ın ikinci yarısında seçim”

Sn. Talat zaten görevi aldı ama herhangi bir parti ile temas etmedi. Parlementodan bir hükümet çıkamayacağını aylardan beri söylüyordu. Dolayısı ile hükümet kurma görevi alması hükümeti kurma düşüncesi ile değil, 15 günü doldurma düşüncesi ile olmuştur. Görevi aldıktan sonra, herhangi bir siyasi parti ile görüşmediği dikkate alınırsa, görevi iade etmesinden daha doğal birşey olamaz. Şu anda Sn. Cumhurbaşkanı görevi herhangi bir parti başkanına verecek mi vermeyecek mi, bunun kararını kendisi verecek. Bence artık seçime gitmekten başka alternatif kalmadı. Şubat ayının 2. yarısında seçim yapılmalı ve yeni bir meclis aritmetiği, ve bu aritmetik içerisinde yeni bir hükümet alternatifi aranmalıdır. Başka alternatif ben göremiyorum.

 

Akıncı: “15-20 günün tartışması olmaz”

Sn. Talat, dünya tarihinde hükümet kurma görevini alıp da, hükümet kurma çalışması yapmayan ilk başbakan adayı olarak gösterilebilir. Bu tarihe geçecek... Bundan sonra ne olacağı belli. Şubat ayında seçime gidiyoruz. Bugün düğmeye basılsa en erken seçim Ocak ayını bulur. Dolayısı ile, 15-20 günlük bir farkı tartışma konusu yapmaya gerek yok. Şubat ortasında bir seçim için herkes hazırlığını yapsın

YENIDUZEN 23/11/04

 

Hristofyas’tan evet için 3 şart

Güney Kıbrıs’taki hükümetin büyük ortağı, Komünist AKEL lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümü için Annan Planı’nda ne tür değişiklikler istediklerini, Türk göçmenler ve Türkiye’nin AB üyeliğiyle ilgili görüşlerini ilk defa net bir şekilde ortaya koydu.

Kanal T’de yayınlanan Son Durum programının yöneticisi, gazetemiz yazarı Reşat Akar’ın sorularını yanıtlayan Hristofyas, Kıbrıs sorununun 2005’te, Türkiye’nin, AB ile müzakerelere başlaması öncesinde çözümlenmesi gerektiğini söyledi.

Annan Planı’nın çözüm için temel olduğunu, ancak garantilerle ilgili çekinceleri bulunduğunu söyleyen Hristofyas, Türkiye’nin de AB üyesi olması sonrasında adada ne Türk, ne de Yunan askeri kalmaması gerektiğini iddia etti. Hristofyas, güvenlik konusunu yeniden ele almak istediklerini belirtirken şunları söyledi:

“Biz güvenlik meselesini yeniden görüşmek istiyoruz.Anavatan’lar geçmişte Anavatan gibi hareket etmediler.Bizlere bakıcı ve yol gösterici gibi davrandılar. Gerek faşist Yunan Cuntası, gerekse EOKA-B 1974’te darbe yaparak, Türkiye’ye müdahale için adeta davetiye çıkardı.Türkiye buraya müdahale ederken, normal düzeni sağladıktan sonra çekileceğini söylemişti.Ama hala buradadır. Biz, Türkiye’nin AB üyesi olmasını istiyoruz. Bunun Kıbrıs’a olduğu kadar kendi halkına da yararı vardır.Ama Türkiye de bizi anlamalıdır. Biz artık olgunlaştık.Artık kan dökülmesini istemiyoruz. Garanti anlaşmalarına karşı değiliz.Fakat müdahale hakkı olmasın.Dilimiz sütten yandığı için, bundan sonra yoğurdu üfleyerek yemek istiyoruz”.

Hristofyas, Türk göçmenleriyle ilgili görüşlerini yansıtırken “Annan Planı 45 bin kişinin adada kalmasını öngörüyordu. Ama öyle bir liste hazırladılar ki, o listede Hasan’ın adı vardı, çucukları ve eşi dışta bırakılmıştı. Yani bu rakam 55 bin, 70 bin de olabilirdi. Biz rakamın ne olacağını kesin olarak bilmek istiyoruz”dedi.

Reşat Akar’ın ““Diyelim ki, 50 bin Türk vatandaşının Kıbrıs’ta kalması gerekiyor. Siz bu rakamı kabul ediyor musunuz?” sorusuna Hristofyas “Evet ediyorum. İlk defa sizin aracılığınızla bunu açıklamak istiyorum. Ben 50 bin rakamını kabul ediyorum, ama diğerlerinin gitmesi şartıyla “yanıtını verdi.

TALAT’LA GÖRÜŞMEYE HAZIR

Annan Planı’nda istedikleri değişikliklerden birinin de anlaşmanın uygulanmasıyla ilgili olduğunu belirten Hristofyas, bunun garanti edilmesi üzerinde ısrar ettiklerini söyledi. AKEL lideri “Bu değişiklik taleplerinizi neden Sayın Mehmet Ali Talat’la görüşmüyorsunuz. Size kaç kez çağrı yaptığı halde görüşmediniz.Kuzeye geçmek istemiyorsanız, uzun yıllar görüşme yaptığınız Ledra Palace oteli vardır. Orada görüşemez misiniz?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Dostum Talat’la kuzeyde görüşebilirim. Ama benden vize istiyorlar. Bunu asla kabul edemem. Kendi ülkemde vizeyle seyahat edemem.Vizeyi kaldırırlarsa kuzeyde, kaldırmazlarsa ve Talat kabul ederse güneyde, o da olmazsa sizin dediğiniz gibi Ledra Palace Otel’de, hatta yurt dışında görüşmeye hazırım ve kendisine bu çağrıyı yapıyorum”.

Talat’la görüşmesinin, Türkiye’nin müzakere tarihi almasına az da olsa katkı yapabileceğini, ancak AB’nin kosullarını değiştirmeyeceğini söyleyen Hristofyas “Türkiye’nin, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımasını şart koşuyorsunuz. Bu tanıma 17 Aralık öncesinde mi olmalı, yoksa sonrasında da olabilir mi?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımamazlıktan gelemez. Özellikle müzakere döneminde 24 ülkeyi tanıyıp, bir tanesini tanımadığını söyleyemez. Zaten bu AB’nin görüşüne de aykırıdır. Öyleyse Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımalı ve Gümrük Birliği’ni de tam olarak uygulamalıdır. Bizim bu talebimiz şahsi değil, Ulusal Konsey’in kararıdır ve hem iktidar, hem de muhalefet tarafından desteklenmektedir. Türkiye bizi anlamakta gecikmeseydi, kılıcı alimize alarak, tam üye olabilmesi için destek turlarına çıkacak, büyük bir mücadele verecektik. Böylece üyeliği daha kolay gerçekleşecekti.”

AKEL lideri, Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Hristofyas “Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıdığı zaman, Kıbrıs Türkleri süratle Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yama olacak değiller mi?. Böylesi bir sonuç mudur istenen?” sorusunu da şöyle yanıtladı:

“Türkiye bizi tanıyınca, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda bizimle müzakere edecektir. Biz Annan Planı’na dayalı ve Makarios’un da kabul ettiği gibi 2 bölgeli, 2 toplumlu bir çözüm istiyoruz. Ve bu çözüm, Türkiye’nin, AB ile resmen müzakerelere başlamasından önce sağlanmalıdır.

KUZEY’DEKİ RUM MÜLKLERİ

Annan Planı’nın mülkiyetle ilgili bölümüne destek veren Hristofyas, bununla birlikte kuzeydeki inşaat patlamasına dikkat çekerek şunları kaydetti:

“Annan Planı 2001 yılının sonuna kadar yapılan mülklerden söz eder. Bu belli olduğu halde, özellikle son zamanlarda geceli, gündüzlü inşaatların devam etmesi Rum halkının tepkisine yol açmaktadır. Bunlar yapılmamalı. Çünkü plan buna engel teşkil ediyor”.

HALKIN SESI 23/11/04

 

ABD’den Türkiye’ye Kıbrıs telkini

 

ABD yönetimi, kritik 17 Aralık tarihi öncesinde Türkiye’ye Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanıması yönünde telkinde bulunuyor.

 

NTV

 

 

24 Kasım 2004— ABD kaynakları, tanımanın veya bu yöndeki güçlü bir işaretin 17 Aralık’ta Türkiye’nin AB’den pozitif bir sonuç almasını büyük ölçüde kolaylaştıracağı görüşünü dile getirdi.

ABD, başkanlık seçiminden dolayı Washington’un ilgisi uzun süredir Irak dışındaki konular haricinde içe dönmüştü.
       Buna karşılık çeşitli kanallardan süren Türkiye-ABD temaslarında ağırlıklı konuların en başında Türkiye’nin AB süreci yeralıyor. ABD’li yetkililer, Türkiye’nin AB üyeliğine Washington’un tam desteğinin sürdüğünü vurguluyor. Ancak bu çerçevede Kıbrıs konusu da ağırlıkla gündeme geliyor.
       ABD kaynaklarından edinilen bilgiye göre Washington, Ankara’ya kritik 17 Aralık tarihi öncesinde Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanıması yönünde telkinde bulunuyor.
       Kaynaklar, tanımanın veya o yöndeki güçlü bir işaretin 17 Aralık’ta Türkiye’nin AB’den pozitif bir sonuç almasını büyük ölçüde kolaylaştıracağı görüşünü dile getirdi. Türk kaynakları da Washington’dan Ankara’ya bu yönde bir telkin geldiğini doğruladılar.
       Washington’daki gözlemciler ise Kıbrıs’ta 24 Nisan referandumlarının sonuçlarına işaret ediyor. Referandumun Türk tarafında büyük çoğunlukla kabul edildiğini hatırlatan gözlemciler, Türkiye’nin Kıbrıs’ta gerekeni fazlasıyla yaptığı görüşünü taşıdığını belirtiyor. Bu ortamda, 17 Aralık öncesinde Türkiye’nin Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanıma fikrine sıcak bakmadığı dile getiriliyor.

 

Türkiye'nin AB üyeliğine Rum vetosu

 

Simerini gazetesi halkın Türkiye'nin üyeliğine bakışını araştırdı



24 Kasım, 2004 18:00:00 (TSİ) CNN TURK

 

Güney Kıbrıs'ta yapılan bir anket, Rumların yüzde 62'sinin Türkiye'nin Rum Yönetimi'ne karşı tanınma ve asker çekme de dahil çeşitli taahhütlerde bulunmaması halinde, ülkelerinin Türkiye'nin AB üyeliğini veto etmesini desteklediğini ortaya koydu.

Türkiye'nin Kıbrıs'tan asker çekmesi durumunda vetoların oranı yüzde 34'e düşüyor ve yüzde 61'lik kesim vetoya karşı çıkıyor. Ankete katılanların yüzde 45'i ise vetonun referandum yoluyla halk tarafından belirlenmesini istiyor.

Müzakere tarihinin verilmesi

Simerini gazetesi tarafından Rum Araştırma Merkezi ve 'Cyprus College'a yaptırılan ankete 700 kişi telefonla katıldı.

19-22 kasım tarihlerinde yapılan anketin sonuçlarına göre, ankete katılan her 10 kişiden 6'sı AB'nin 17 aralıkta Türkiye'ye müzakere tarihi vereceğine inanıyor.

Çeşitli taahhütler oranı değiştiriyor

Anket, Türkiye'nin çeşitli taahhütlerine göre vetoya destek verenlerin oranının düştüğünü gösterdi. Ankete katılanların yüzde 52'si, 'Türkiye'nin Güney Kıbrıs ile Gümrük Birliği'ne gitmesi durumunda' dahi veto uygulanmasına destek verirken, Türkiye'nin 'aşamalı olarak Kıbrıs'tan asker çekmeyi taahhüt etmesi' halinde bu oran yüzde 34'e düşüyor ve yüzde 61'lik bir kesim bu durumda veto uygulanmasına karşı olduğunu belirtiyor.

Ankete göre, 'Türkiye'nin Rum yönetimini resmen tanıması' durumunda veto taraftarlarının oranı daha da düşürerek yüzde 28 oluyor.

Türkiye'nin müzakere tarihi almasının Kıbrıs sorununa etkisi

"Türkiye'nin müzakere tarihi alması durumunda Kıbrıs sorununun çözümü olasılığının nasıl olacağı?'' sorusunu katılımcıların yüzde 41'i 'aynı', yüzde 29'u 'daha kötü', yüzde 26'sı ise 'daha iyi' diye yanıtladı.

Veto kararı referandumla belirlensin tartışmaları

'Veto kararının kimin tarafından alınması gerektiği' sorusuna katılımcıların yüzde 45'i ''referandum sonucunda halk tarafından'', yüzde 28'i 'Rum Ulusal Konseyinin çoğunluğu tarafından' ve yüzde 26'sı da 'Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos tarafından' şeklinde yanıtladı.

Bu sonuç, Kıbrıslı Rumların veto konusunda referandum uygulanmasından yana olduğunu ortaya koyuyor.

Kıbrıs'ta çözüm Annan Planı'nda mı?

Ankette, 'Rum Yönetimi'nin Kıbrıs sorununun çözümünü, Annan Planı mı yoksa başka bir çözüm zemininde mi istemesi gerektiği' şeklindeki soruya karşılık da yüzde 55 oranında katılımcı 'Annan planının görmezden gelinerek yeni bir zemin bulunması', 38'lik bir kesimse 'Annan planında iyileştirmeler yapılarak çözüm aranması gerektiği' görüşünü benimsedi.

 

Anket yapıldı: Rumların yüzde 62'sinden Türkiye'ye veto


      Güney Kıbrıs'ta yapılan bir ankettin sonuçlarına göre, Rumların yüzde 62'si, ''Türkiye'nin Rum yönetimine karşı, tanınma ve asker çekme de dahil çeşitli taahhütlerde bulunmaması halinde, Rum yönetiminin Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğini veto etmesini'' destekliyor.
      ''Türkiye'nin Rum yönetimine çeşitli vaatleri'' karşısında veto oranı düşerken, ''Kıbrıs'tan asker çekme taahhüdü'' karşısında oran yüzde 34'e iniyor ve yüzde 61'lik kesim vetoya karşı çıkıyor. Ankete katılanların yüzde 45'iyse vetonun referandum yoluyla halk tarafından belirlenmesini istiyor.
      Simerini gazetesinin haberine göre, Rum Araştırma Merkezi ve ''Cyprus College'' tarafından bu gazete adına 19-22 Kasım tarihlerinde 700 kişiyle telefonla yapılan anketin sonuçlarına göre, ankete katılan her 10 kişiden 6'sı AB tarafından 17 Aralıkta Türkiye'ye müzakere tarihi verileceğine inanıyor.
      Ankette katılanların yüzde 62'si, ''Türkiye'nin Rum yönetimi karşısında hiçbir taahhütte bulunmaması durumunda veto uygulamasını'' desteklerken, yüzde 31'lik kesimse vetoya karşı çıkıyor.
     
     ÇEŞİTLİ TAAHHÜTLER ORANI DEĞİŞTİRİYOR
      Anket sonuçlarına göre, Türkiye'nin çeşitli taahhütlerine göre vetoya destek verenlerin oranı düşüyor.
      Ankete katılanların yüzde 52'si, ''Türkiye'nin Güney Kıbrıs ile gümrük birliğine gitmesi durumunda'' dahi veto uygulanmasına destek verirken, Türkiye'nin ''aşamalı olarak Kıbrıs'tan asker çekmeyi taahhüt etmesi'' halinde bu oran yüzde 34'e düşüyor ve yüzde 61'lik bir kesim bu durumda veto uygulanmasına karşı olduğunu belirtiyor. Ankete göre, ''Türkiye'nin Rum yönetimini resmen tanıması'' durumunda veto taraftarlarının oranı daha da düşürerek yüzde 28 oluyor. Maraş'ın BM'ye teslim edilmesi durumundaysa veto karşıtlarının oranı yüzde 39'u buluyor.
      ''Türkiye'nin müzakere tarihi alması durumunda Kıbrıs sorununun çözümü olasılığının nasıl olacağı?'' şeklindeki soruyu katılımcıların yüzde 41'i ''Aynı'', yüzde 29'u ''Daha Kötü'', yüzde 26'sı ''Daha İyi'' diye yanıtladı.
      Türkiye'nin müzakere tarihi alması konusunda Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos yönetimine destek verenlerin oranı yüzde 62 olurken, Yunan Hükümeti'ne belirtilen desteğin oranı yüzde 52 oldu.
      Simerini gazetesi, ''bu sonuçtan, Yunan Hükümeti'nin Türkiye'nin müzakere tarihi almasına destek vererek, Kıbrıslı Rumların bir bölümünde hayal kırıklığı yarattığının anlaşıldığı'' yorumunu yaptı.
     
     ''VETO REFERANDUMLA BELİRLENSİN''
      ''Veto kararının kimin tarafından alınması gerektiği'' sorusunuysa katılımcıların yüzde 45'i ''Referandum sonucunda halk tarafından'', yüzde 28'i ''Rum Ulusal Konseyinin çoğunluğu tarafından'' ve yüzde 26'sı da ''Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos tarafından'' şeklinde yanıtladı.
      Bu sonuç, Kıbrıslı Rumların veto konusunda referandum uygulanmasından yana olduğunu ortaya koyuyor.
      Ankette, ''Rum yönetiminin Kıbrıs sorununun çözümünü, Annan Planı mı yoksa başka bir çözüm zemininde mi istemesi gerektiği'' şeklindeki soruya karşılık da yüzde 55 oranında katılımcı ''Annan planının görmezden gelinerek yeni bir zemin bulunması'', 38'lik bir kesimse ''Annan planında iyileştirmeler yapılarak çözüm aranması gerektiği'' görüşünü benimsedi.
      Simerini gazetesi, ''Bu durumun, Güney Kıbrıs'taki iki büyük partinin tezinin Kıbrıslı Rumların çoğunluğu tarafından desteklenmediğini gösterdiğini'' yazdı.

MILLIYET 24/11/04

 

Annan'dan direkt uçuşlara destek

DİREKT UÇUŞLARIN BAŞLAMASI ÖNEMLİ... Uluslararası Irak konferansı dolayısıyla Mısır'ın Şarm el Şeyh kentinde bir araya gelen Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs konusunu ve 24 Nisan'da yapılan referandumdan sonra ortaya çıkan durumu görüştü. Dışişleri Bakanı Gül, konferansa katılan dışişleri bakanlarının onuruna verilen yemekte yanında oturan Annanla sohbetinde, KKTC'ye uçak seferlerinin başlamasının önemine dikkat çekti. Diplomatik kaynaklar, Annan'ın da bu konuda aynı görüşte olduğunu ve uçak seferlerinin yapılmasını desteklediğini belirtti

ABD'DE DİREKT UÇUŞLAR KONUSUNDA YOĞUN ÇALIŞMA... Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'e görüşmesinde de, gerek ABD, gerekse İngiltere'den özellikle KKTC'ye uçak seferleri konusunda bazı adımlar beklediklerini belirterek, bu konuda BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan da destek aldığını hatırlattı. Powell de buna karşılık, uçak seferleri konusunu gündemde tuttuklarını, çalışmaların yoğun biçimde devam ettiğini ve konuyu takip ettiklerini belirtti

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Mısır'ın Şarm el Şeyh kentinde önceki gün yapılan, Irak'a komşu ülkeler toplantısında, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Kıbrıs konusunu ve 24 Nisan'daki referandumun ardından ortaya çıkan durumu konuştu. Dışişleri Bakanı Gül, Annanla görüşmesinde, KKTC'ye uçak seferlerinin başlamasının önemine dikkat çekti.

A.A'nın haberine göre toplantıya katılan dışişleri bakanlarının önceki akşamki yemeğinde, ilgi çekici sahnelere tanık olundu.

Edinilen bilgilerde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve G-8 ülkeleri dışişleri bakanlarının da katıldığı yemekte, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi ve Gül yan yana oturdu.

Gül, yemekten önce ve yemek sırasında, Powell ile sohbet etme imkanı buldu ve iki bakan, Irak'a ilişkin gelişmeleri ele aldılar.

Bu arada Gül, yemekte diğer tarafında oturan Kofi Annan ile de Kıbrıs konusunu ve 24 Nisan'da yapılan referandumdan sonra ortaya çıkan durumu konuştu. Gül, Annanla sohbetinde, KKTC'ye uçak seferlerinin başlamasının önemine dikkat çekti.

Diplomatik kaynaklar, Annan'ın da bu konuda aynı görüşte olduğunu ve uçak seferlerinin yapılmasını desteklediğini belirtti.

Gül'ün ayrıca, Irak'tan Türkiye'ye terör faaliyetlerinin sıçramasının söz konusu olduğunu belirttiği ve bu sebeple sınır güvenliği konusunda bir an önce oturup konuşmayı teklif ettiği kaydedildi.

Gül, Powell'e de Kıbrısla

ilgili görüşlerini aktardı

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'e Türkiye'nin PKK terörü, Irak'ta Türk şoförlerinin güvenliğine ilişkin beklentilerini ve Kıbrısla ilgili görüşlerini aktardı.

Gerek ABD, gerekse İngiltere'den özellikle KKTC'ye uçak seferleri konusunda bazı adımlar beklediklerini aktaran Gül, bu konuda BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dan da destek aldığını hatırlattı.

Powell da buna karşılık, uçak seferleri konusunu gündemde tuttuklarını, çalışmaların yoğun biçimde devam ettiğini ve konuyu takip ettiklerini belirtti.

Gül, Irak Konferansı için bulunduğu Mısır'ın Şarm el Şeyh kentinde, ABD Dışişleri Bakanı Powell ve Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile ikili görüşmeler yaptı.

Edinilen bilgiye göre, Gül, kısa süre sonra görevinden ayrılacak olan Powell'e, gösterdiği işbirliğinden dolayı teşekkür etti.

Irak'ta düzenlenecek seçimlerin gündeme geldiği görüşmede, her iki bakan da seçimlerin Irak'taki bütün grupları kapsaması gerektiğinin üzerinde durdu.

Gül'ün, bazı grupların seçim sürecine aykırı davranışlar içinde olduklarını hatırlattığı ve bu davranışların ileride etnik çatışmalara yol açma potansiyeline sahip olduğunu vurguladığı öğrenildi.

Powell ise Gül'ün bu uyarısına karşılık olarak, bu gruplarla sürekli temas halinde olduklarını, gerekli telkinlerde bulunduklarını ve seçim sürecinde herhangi bir zafiyet gösterilmemesi gerektiğini ilettiklerini söyledi.

Gül, Powell'e Türkiye'nin PKK/KADEK terörüne ilişkin endişelerini ve bu konuda ABD'den beklentilerini de aktardı.

Bu konunun Türkiye için ciddi bir sorun olduğunu, ABD'nin bazı taahhütleri bulunduğunu, ancak Türk halkının artık somut bir mücadele beklediğini belirten Gül, ABD'nin bu konuya daha fazla ilgi göstermesi gerektiğini belirtti.

Gül, Türk kamyon şoförlerinin Irak'ta uğradığı saldırılardan duyduğu üzüntü ve endişeyi de dile getirerek, bu soruna bir çözüm bulunması gerektiğini kaydetti.

Powell ise Gül'ün bu beklentilerine karşılık, güvenliği sağlamak için Irak yönetimiyle ellerinden geleni yaptıklarını ve çabalarını sürdüreceklerini söyledi. Gül'ün Powell'a beklentilerini aktardığı bir başka konu da Kıbrıs oldu.

Gül-Powell görüşmesinde Filistin lideri Yaser Arafat'ın ölümünün ardından yaşanan gelişmeler de ele alınarak, bölgedeki tarafların önünde yeni bir fırsat penceresi açıldığı ve bunun iyi değerlendirilmesi gerektiği her iki bakan tarafından da vurgulandı.

Gül-Lavrov görüşmesi

Gül, Irak Konferansı çerçevesinde Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov ile de bir görüşme yaptı.

Bu görüşmenin de ana gündem maddesinin Irak olduğunu belirten diplomatik kaynaklar, Lavrov'un Irak'taki seçimlerin kapsayıcı olması gerektiği yönündeki Türkiye'nin görüşüne destek verdiğini ifade ettiler.

Bakan Gül, Lavrov'a seçimlere katılmaları için bütün gruplara telkinde bulunulması gerektiğini aktararak, bu konuda Rusya'nın önemli rol oynaması gerektiğini kaydetti.

Gül, Türk kamyon şoförlerinin güvenliği konusunu da gündeme getirerek, Türk şoförlerinin Irak halkının temel ihtiyaçlarını karşılama gayreti içinde olmalarına rağmen saldırıya uğramalarının anlaşılamaz olduğunu ifade etti.

Lavrov da buna karşılık, Irak'ta kimsenin güven içinde olmadığını söyledi.

Edinilen bilgiye göre, Ortadoğu sorununun da gündeme geldiği Gül-Lavrov görüşmesinde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in aralık ayındaki Türkiye ziyareti de ele alındı.

KIBRIS 24/11/04

Denktaş: Oğlum Raif'in ölümüyle ilgili MİT'ti değil, MİT'ten birini suçladım

Cumhurbaşkanı Denktaş, oğlu Raif'in ölümüyle ilgili MİT değil, MİT'ten bir kişiyi suçladığını ifade ederek, esrar kaçakçılığı konusunda MİT'te sorgulanan kişinin bahsettiğinin onun oğlu Raif olmadığını söyledi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, yıllar önce trafik kazasında hayatını kaybeden oğlu Raif Denktaş'ın ölümüyle ilgili olarak MİT'i değil, MİT'ten bir kişiyi suçladığını söyledi.

Teşkilat tarafında dört saat boyunca sorgulanan bir esrar kaçakçısının Kıbrıs'ta "Raif" adında birisinden bahsettiğini, ancak söz konusu Raif'in oğlu Raif olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Denktaş, sorgulanan kişinin devamlı surette başka bir Raif'ten bahsettiğini belirtti. İki sorgulama kaseti olduğunu anlatan Denktaş, "Bu dört saatlik kaset bir tarafa, bir kaset daha yapılıyor. Bu sefer 'Sen Raif hakkında şunları söylemiştin; Denktaş'ın oğlu Raif değil mi' diye soruluyor. 'Evet' deniliyor ve o kaset Hürriyet'e sızdırılıyor" dedi.

Hürriyet gazetesinin bu ikinci kaseti alarak, Raif Denktaş'ın esrar kaçakçılığı veya esrar kaçakçılarıyla işbirliği yaptığı konusunda manşet attığını söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, oğlu Raif'i tanımayanların veya onu kötülemek için fırsat bulanların bu haberi öldüresiye onun aleyhinde kullandıklarını söyledi.

Bu haberlerle moral çöküntüsü içine giren Raif Denktaş'ın o dönemde üniversitede ders vermek için sürekli Gazimağusa'ya gidip geldiğini hatırlatan Denktaş, "İşte o günlerde arabayı da sert kullanıyor. Ama ben eminim ki o moral çöküntüsünün etkisi altında bir kaza oluyor ve gidiyor" şeklinde konuştu.

"Raif'e birkaç kez saldırıldı"

Cumhurbaşkanı Denktaş, bugün İstanbul'a hareketinden önce bir gazetecinin sorusu üzerine, Raif Denktaş'a bu şekilde karalamalarla bir kaç kez saldırıldığını ifade etti.

Denktaş, bir defasında Rum tarafında Kiprianu ve Klerides'in seçimlere girdiği dönemde Kiprianu'nun asker oğlunun kaçırıldığını ve bunu da Kiprianu'nun seçimlerden çekilmesi için Klerides'in yaptığı yönünde haberler yayınlandığını hatırlattı. Klerides'in itham altında kalmamak için o dönemde seçimlerden çekildiğini belirten Denktaş, "Ben tam o günlerde New York'a gittim. Bu çok büyük bir olay, büyük bir skandal. Bunu kullanacağım. Baktım ki yine büyük gazetelerden birinde Raif'in bir sağcı teröristi Kıbrıs'a kaçırttığı ve koruduğu şeklinde manşetten haber. Çocuk yine perişan" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, söz konusu haberle ilgili olarak gazeteyi dava eden Raif'in davayı kazandığını, tazminat aldığını, ancak söz konusu gazetenin özür dilemediğini söyledi.

"Kolordu araştırdı"

Bu konuyu Eski Başbakan Bülent Ecevit'e anlattığında Ecevit'in "Böyle bir şey olsa söz konusu şahsı Kolordu adadan atmaz mıydı" şeklinde kendisini teselli ettiğini belirten Denktaş, "Kimse şüphe altında kalmasın diye Kolordu'nun o dönemde ithamda sözü edilen yerleri aradığını bana Kolordu komutanı söyledi" şeklinde konuştu.

Her iki olayın da kendisinin görüşmelerde uzlaşmazlıkla suçlandığı bir dönemde gerçekleştiğine işaret eden Denktaş, malum kişilerin, malum basının bunları kendisini cezalandırmak ve moral çöküntüsü içine sokup vazgeçirmek için yaptığını vurguladı.

Denktaş soyadının diyeti

Oğlu Raif'in "Denktaş" soyadının diyetini bu şekilde ödediğini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, "Yaşamış olsaydı bu memlekete büyük faydası olacak bir gençti. Biz aile arasında bunları pek konuşmayız ve söylemeyiz. Ama gazeteci herhalde bu işin geçmişini biliyordu ki söyledim; ama MİT yaptı şeklinde değil" dedi.

Ersin Paşa kasetleri yolladı

Cumhurbaşkanı Denktaş, bu kasetlerin varlığını o dönemde Türkiye Milli Güvenlik Kurulu'nda yer alan Nurettin Ersin Paşa sayesinde öğrendiğini ifade ederek, Ersin Paşa'ya olayın olduğu günlerde acısını anlattığı bir mektup yazdığını, çünkü gerçekleri öğrenmek istediğini belirtti.

Ersin Paşa'nın da kasetleri kendisine gönderdiğini, kasetlerin halen yanında olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Denktaş, "Bir tanesi 3-4 saatlik bir kaset. Bir başka Raif'ten bahis. Ondan sonra bir küçük kaset; 5-10 dakikalık bir konuşma... 'O söylediğin Raif, Denktaş'ın oğlu değil mi' diye... İşi kapatıp onu Hürriyet'e sızdırdılar" dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş o dönemde Hürriyet gazetesine yazı işlerine konuyu sorduğunda, "İstihbarat sorumlumuz Yunan asıllı bir kişiydi. Onun sayesinde bu kasetler ele geçirildi. Ama biz onun görevine son verdik" denildiğini kaydetti.

KIBRIS 24/11/04

Politis: ABD KKTC'yi tanıyacak

Rum basınındaki haberlere göre Washington yönetiminin kongre tarafından onaylanan Kıbrıslı Türklere yönelik 30 milyon dolarlık yardımı doğrudan KKTC Maliye Bakanlığı’na vermesi Kuzey Kıbrıs’taki devlet kurumlarını fiilen tanıması anlamına geliyor. ABD bu yolla KKTC’nin statüsünü de yükseltmiş oluyor.
       Papadopulos’a muhalif Politis gazetesi, “Washington yönetiminin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devre dışı bırakılarak Kuzey’in dolaylı tanınması politikası izlendiği savundu.
       Gazete, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Ercan’a doğrudan ticari uçuşlar planladığını, İngiltere, Almanya ve İrlanda’nın da destek verdiği bu operasyonun siyasi öneminin çok büyük olacağını yazdı.

YENIDUZEN 24/11/04

Schulz'dan Kıbrıs uyarısı

Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup Başkanı Martin Schulz, Ankara’da temaslarda bulunuyor. Önce diplomasi muhabirleriyle biraraya gelen, ardından da NTV Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını yanıtlayan Schulz, grubunun Türkiye’ye desteğini yineledi.
       Avrupa Parlamentosu’ndaki Sosyalist grubun yarısından fazlasının müzakerelerin başlamasından yana olduğunu söyleyen Schulz, bunun 2005’in ilk yarısında gerçekleşebileceğini bildirdi.
       
‘DEĞERLENDİRME SAFHASI’

       Tarama sürecinin 2-3 aydan fazla almayacağını tahmin ettiğini belirten Schulz, Helsinki’de alınan karar gereğince müzakerlere hemen başlanmasından yana olduklarını dile getirdi.
       Schulz, “Türkiye’nin tam üyeliğinin haklı ve gerekli olduğuna ikna edilmesi gereken pekçok insan var. Sanırım bu insanlara olumlu bir izlenim vermek ve onları kendi tarafımıza çekmek için komisyon değerlendirmeye yönelik pek çok tarih verdi. Siz buna şart diyorsunuz ama ben “değerlendirme safhası” adını vermek istiyorum. Reformların hala devam edip etmediğine bakmak için gerekli bu” dedi.
       
‘MÜSLÜMANLIK ÜYELİK İÇİN ENGEL DEĞİL’

       Türkiye’nin ortak ekonomik, siyasi değerler ve insan hakları temelinde tercihini Avrupa Birliği’nde bir yana yaptığını belirten Schulz, Türkiye’nin Müslüman olmasının üyelik için engel teşkil etmediğini belirtti

YENIDUZEN 24/11/04

 

ABD telkinde bulunuyor

ABD, başkanlık seçiminden dolayı Washington’un ilgisi uzun süredir Irak dışındaki konular haricinde içe dönmüştü.
       Buna karşılık çeşitli kanallardan süren Türkiye-ABD temaslarında ağırlıklı konuların en başında Türkiye’nin AB süreci yeralıyor. ABD’li yetkililer, Türkiye’nin AB üyeliğine Washington’un tam desteğinin sürdüğünü vurguluyor. Ancak bu çerçevede Kıbrıs konusu da ağırlıkla gündeme geliyor.
       ABD kaynaklarından edinilen bilgiye göre Washington, Ankara’ya kritik 17 Aralık tarihi öncesinde Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanıması yönünde telkinde bulunuyor.
       Kaynaklar, tanımanın veya o yöndeki güçlü bir işaretin 17 Aralık’ta Türkiye’nin AB’den pozitif bir sonuç almasını büyük ölçüde kolaylaştıracağı görüşünü dile getirdi. Türk kaynakları da Washington’dan Ankara’ya bu yönde bir telkin geldiğini doğruladılar.
       Washington’daki gözlemciler ise Kıbrıs’ta 24 Nisan referandumlarının sonuçlarına işaret ediyor. Referandumun Türk tarafında büyük çoğunlukla kabul edildiğini hatırlatan gözlemciler, Türkiye’nin Kıbrıs’ta gerekeni fazlasıyla yaptığı görüşünü taşıdığını belirtiyor. Bu ortamda, 17 Aralık öncesinde Türkiye’nin Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanıma fikrine sıcak bakmadığı dile getiriliyor.

YENIDUZEN 24/11/04

 

Gül, Annan ile Kıbrıs’ı görüştü

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Mısır’ın Şarm El Şeyh kentinde düzenlenen Irak’a komşu ülkeler toplantısında, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Kıbrıs konusunu ve referandum sürecini konuşarak, KKTC’ye uçak seferlerinin başlamasının önemine dikkat çekti.

A.A’nın haberine göre toplantıya katılan dışişleri bakanlarının dün akşamki yemeği ilginç sahnelere tanık oldu.

Edinilen bilgilerde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve G-8 ülkeleri dışişleri bakanlarının da katıldığı yemekte, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi ve Gül yan yana oturdu.

Gül, yemekten önce ve yemek sırasında, Powell ile sohbet etme imkanı buldu ve iki bakan Irak’a ilişkin gelişmeleri ele aldılar.

Öte yandan Gül, yemekte, diğer tarafında oturan Kofi Annan ile de Kıbrıs konusunu ve referandum sürecini konuşarak, KKTC’ye uçak seferlerinin başlamasının önemine dikkat çekti.

Diplomatik kaynaklar, Annan’ın da bu konuda aynı görüşte olduğunu ve uçak seferlerinin yapılmasını desteklediğini kaydettiler.

Ayrıca Gül’ün, Irak’tan Türkiye’ye terör faaliyetlerinin sıçramasının söz konusu olduğunu belirttiği ve bu nedenle sınır güvenliği konusunda bir an önce oturup konuşmayı teklif ettiği kaydedildi. 

HALKIN SESI 24/11/04

 

Rum kesiminden 17 aralık temennisi

 


25 Kasım, 2004 20:48:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, 17 Aralık tarihi için, ''umarım o tarihte biz de, Türkiye de istediğini alır'' dedi.

Berlin'de bulunan Yakovu, Rum yönetiminin müzakerelerin başlaması konusunda Türkiye'den beklentileri ile ilgili bir soruyu yanıtlarken, taleplerinin 'ön şart' olduğunu belirtmekten kaçındı, ''ön şart terimini kullanmamayı tercih ediyorum'' dedi.

Yakovu: "Yardıma hazırız"

Yakovu, ''umarım Türkiye de istediğini, yani müzakerelere başlama kararını alır, biz de istediğimizi alırız. Avrupalı ortaklarımızın, istediklerimizi almamız konusunda bizlere yardımcı olacağını umuyorum. Türkiye ile müzakerelere başlanması konusu çerçevesinde biz de AB'ye, hem 17 aralıktan önce, hem de 17 aralıktan sonra yardıma hazırız" diye konuştu.

 

Yakovu: Kıbrıs'ın tanınması önşart değil

Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yakovu, müzakerelerin başlaması için Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımasının önşart olmadığını söyledi.

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye'nin AB üyeliğinin Avrupa'nın ve Kıbrıs Rum kesiminin çıkarına olduğunu, ancak kendilerinin özel çekincelerinin bulunduğu söyledi.

Almanya'da bulunan Yakovu, Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, “Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanması kararı 17 Aralık'ta alınacaktır. Öncelikle şunu söylemek isterim: Kıbrıs'ın (Rum kesimi) Türkiye'ye karşı ideolojik çekinceleri yoktur. Türkiye'nin AB'ye katılması Avrupa'nın ve Kıbrıs'ın da çıkarınadır, ancak bizim özel çekincelerimiz var. Bunları Joschka Fischer ile görüştüm. Biz AB'den bu süreç içinde Türkiye ile Kıbrıs arasındaki ilişkileri normalleştirmesini bekliyoruz” dedi.

Her şeyi “siyah ya da beyaz” görmediklerini kaydeden Yakovu, ”Bu karşılıklı kazanca dayalı bir süreç. Bu konuda Türkiye'nin de Kuzey Kıbrıs'taki Türklerin de elinden gelen her türlü çabayı harcamaları gerekir” diye konuştu.

"TÜRKİYE'NİN KIBRIS'I  TANIMASI ÖNŞART DEĞİLDİR”

Yakovu, “Bizim için Türkiye'nin Kıbrıs'ı (Rum kesimi) tanıması, 17 Aralık'ta üyelik müzakerelerine başlanmasıyla ilgili karar için bir önşart değildir” dedi.

AB içinde olumlu bir tutum izleyeceklerini belirten Yakovu, kendilerinin AB'ye, AB'nin de kendilerine yardımcı olacağını kaydetti.

 (aa)

HURRIYET 25/11/04

 

Yakovu: Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıması 17 Aralık için önşart değil

Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, kendileri için Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanımasının, 17 Aralık'ta Türkiye ile AB üyelik müzakerelerine başlanmasıyla ilgili karar için bir önşart olmadığını söyledi.
      Yakovu, bugün Berlin'de Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ile yaptığı görüşmeden sonra, ''Bizim için Türkiye'nin Kıbrıs'ı (Rum kesimi) tanıması, 17 Aralık'ta üyelik müzakerelerine başlanmasıyla ilgili karar için bir önşart değildir'' dedi.
      AB içinde olumlu bir tutum izleyeceklerini belirten Yakovu, kendilerinin AB'ye, AB'nin de kendilerine yardımcı olacağını kaydetti.

MILLIYET 25/11/04

 

Rumlarda ABD'nin KKTC'yi tanıyacağı korkusu


      Kıbrıs Rum basını, ''ABD'nin aşamalı ve planlı bir şekilde KKTC'yi dolaylı yoldan tanımayı ileri götürdüğünü'' yazdı.
      Rum basını, Bush yönetiminin, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Uluslararası Kalkınma Birimi (USAID) aracılığıyla, Kıbrıslı Türklere destek amacıyla verilmesi öngörülen 30 milyon dolarlık ödeneğin Kongre tarafından onaylandığını ve bu ödeneğin dağıtımı rolünü KKTC Maliye Bakanlığı'na verdiğini duyurdu. Bunun KKTC kurumlarına doğrudan destek olduğuna işaret eden Rum basını, bunun da fiili tanınma hereketi olduğunu yorumunu yaptı.
      ABD Dışişleri Bakanlığı'nın ve USAID'ın, ''Kıbrıs Cumhuriyetini'' By-Pass ettiği ve KKTC Maliye Bakanlığı'na direkt yardım dağıtma rolü verdiğine dikkat çeken Rum basını, KKTC'ye yönelik direkt uçuşların yapılması çabalarının da ileri götürüldüğünü, Avrupa ülkeleri, İngiltere, Almanya ve İrlanda'nın direkt uçuşların başlamasını istediklerini kaydetti.
      Rum basınına göre, Amerikalı milletvekilleri Michael Bilirakis ve Caroline Maloni, gelişmelerle ilgili ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'a mektup gönderdi. Mektupta, ''Bu hareketler ABD'nin Kıbrıs politikasında değişikliği uygun görüyor ve adanın 'istila' edilmesinin kınanmasıyla bağdaşmıyor'' ifadesini kullanan milletvekilleri, ''KKTC'nin tanınmaması politikasında değişiklik olup olmadığı'' konusunda bilgi istiyor.
      Söz konusu iki milletvekilinin, benzeri bir mektubu Başkan George Bush ile yeni Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'a da iletecekleri belirtildi.

MILLIYET 25/11/04

 

Rumlar, İstanbul'da konsolosluk açmak istiyor


      Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, İstanbul'da konsolosluğu açması konusunda Avrupa Komisyonu'ndan Ankara nezdinde arabuluculuk yapmasını istediği bildirildi.
      Rum Politis gazetesi, ''konunun Rum dışişleri bakanlığı tarafından eylül ayında Avrupa Komisyonu'nun bilgisine getirildiğini, ancak Ankara'nın yaklaşımı konusunda şu ana kadar herhangi bir yanıt alınmadığını'' yazdı.
      ''Rum yönetiminin İstanbul'da konsolosluk açmak istemesinin en büyük nedeninin, geçen yıl itibarıyla çok sayıda Rum'un İstanbul'u ziyaret etmeye başlaması olduğunu'' kaydeden gazete, Rum dışişleri bakanlığının Komisyon'dan ayrıca, Güney Kıbrıs'ı ziyaret etmek isteyen Türk vatandaşlarının Shengen prosedürlerinden muaf tutulması talebinde de bulunduğunu duyurdu.
      Gazete, bugünkü şartlarda Güney Kıbrıs'ı ziyaret etmek isteyen Türk vatandaşlarının, önce Atina'daki Rum konsolosluğundan veya İstanbul'dan vize almaları gerektiğini kaydederek, Güney Kıbrıs'ın ilgili talebinin Komisyon yetkilileri tarafından incelendiğini yazdı.

MILLIYET 25/11/04

 

Rum halkı vetodan yana

25/11/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıslı Rumlar Türkiye AB'nin 17 Aralık öncesi bazı tavizlerde bulunmazsa liderleri Tasos Papadopulos'un veto kullanmasından yana. Ancak, bir yandan da Türkiye'nin zirvede üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih alacağına inanıyorlar.
Cyprus College şirketinin 19-22 Kasım'da 749 katılımcı ile yaptığı ve hata payı 3.7 olan anketin sonuçlarına göre Rumların yüzde 62'si Türkiye'nin Kıbrıs'a karşı taviz vermemesi halinde veto kullanılmasını istiyor. Yüzde 31'i ise vetoya karşı çıkıyor. Türkiye'nin 17 Aralık'a kadar 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması halinde bile Rumların yüzde 50'si vetoda ısrarlı. Rumlar, hem tanınmaları hem de Türkiye'nin Kıbrıs'taki askerlerini çekeçeği yükümlülüğü altına girmesi halinde ancak vetoyu (yüzde 61) düşünmüyor. Rumların üçte ikisi liderleri Papadopulos'un Türkiye-AB ilişkilerindeki politikasından memnun. Buna karşı her iki Rum'dan birisi Atina'nın bu konudaki politikasından memnun değil. Rumlar ayrıca, yüzde 60 oranında Türkiye'nin 17 Aralık'ta AB'den istediği tarihi alacağı görüşünde.

Rum basınında, "ABD KKTC'yi tanıyor" korkusu

Güney Kıbrıs'ta yayınlanan gazeteler son günlerde, "ABD'nin öncüğünde KKTC'nin tanınmasını öngören" gelişmelere sayfalarında geniş yer vermeye başladı. Rum gazeteleri, konuya ilişkin haberlerinde ABD'nin özellikle KKTC'ye direkt uçuşlar yapılması konusundaki çabalarına işaret ederek, "Amerikalıların KKTC'yi tanımama politikasından sapmasından endişe duyulduğunu" bildiriyor.

Politis gazetesi, ABD'nin aşamalı ve planlı bir şekilde KKTC'yi dolaylı yoldan de-facto (fiilen) tanımayı ileri götürdüğünü yazdı. Gazete, Bush yönetiminin, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Uluslararası Kalkınma Birimi (USAID) aracılığıyla Kongre tarafından onaylanan 30 milyon dolarlık ödeneğin dağıtımı rolü vererek KKTC Maliye Bakanlığı'na doğrudan kurumsal destek verdiğini kaydetti.

Gazete haberi, "ABD'den De-Facto Tanıma Hareketleri-İşgal Bölgelerinin Kurumlarını

Yükseltiyorlar-ABD Dışişleri Bakanlığı ve USAID Kıbrıs Cumhuriyeti'ni By-Pass Ediyor ve 'Maliye Bakanlığı'na Direkt Yardımı Dağıtma Rolü Veriyor" başlık ve spotlarıyla okurlarına aktardı.

Direkt uçuş çabalarının da tırmandırıldığını ve Kıbrıs'a yardımların içeriğinde önemli değişiklikler yapıldığını kaydeden gazete, bütün bu gelişmelerin by-pass edilen "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin gıyabında gerçekleştiği yorumunda bulundu. İlgili haberde özetle şunlar kaydedildi:

"Bu gelişmeler Amerikalı milletvekilleri Michael Bilirakis ve Caroline Maloni'nin tepkisine neden oldu. Görevden ayrılacak olan Dışişleri Bakanı Colin Powell'a gönderdikleri mektupla ABD'nin 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımama politikasından sapmasından duydukları ciddi endişeyi dile getirdiler.

ABD Dışişleri Bakanlığı ile USAID, Kongre tarafından işgal bölgelerine verilmek üzere onaylanan yaklaşık 30 milyon dolarlık ödeneğin serbest bırakılmasının bu dönemde hayata geçirilmesine karar verdiler.

Bu arada, işgal havaalanı Timbu'ya (Ercan) direkt uçuşlar gerçekleştirilmesi çabası da yoğun şekilde devam ediyor."

Haberde, ABD öncülüğünde KKTC'nin fiiilen tanınmasını öngören gelişmeler şu şekilde özetlendi:

"30 milyon doların dağıtımınadaki ana rolün 'devletin maliye bakanlığına' verildiği görülüyor. USAID Kongre'ye gönderdiği bilgi notunda, 'aralarında Maliye Bakanlığı'nın da bulunduğu kilit durumdaki ekonomik kurumlara kurumsal destek sağlanacağı' belirtiliyor. Bu, ABD'nin bugüne kadar yasal kurumsal organ olarak tanımadığı bir varlıktır. Bu organa böylesi önemli bir rol verilmesi Amerikan politikasında, 'acknowledgement' denilen dolaylı tanıma mantığına atıfta bulunan önemli bir dönüş anlamına geliyor.

AB da Kıbrıslı Türklere direkt olarak 259 milyon euroluk ekonomik yardım verilmesi kararı almıştı.

Amerikan uçaklarının işgal bölgelerine direkt uçuş yapmalarına yönelik faaliyetler de tırmandırılıyor. Bu konu, American Airlines'in hukuki engeller ve daha da önemlisi ekonomik durum nedeniyle işgal bölgelerine iniş yapmayı reddetmesine takıldı. ABD Dışişleri Bakanlığı, sembolik ticari uçuşlar aracılığıyla olsa dahi siyasi önemi çok büyük olacak bu hedefi başarmakta kararlıdır. Avrupa ülkeleri İngiltere, Almanya ve İrlanda'nın da direkt uçuşların başlamasını istediklerine işaret ediliyor.

Yasadışı olarak elinde Kıbrıs Rum malı bulunduran yatırımcılara da ekonomik yardım verilmesi, Kıbrıslı Türk ve Rum öğrencilere burs verilmesi politikasının gözden geçirilmesi: İki Amerikalı milletvekiline göre, Kıbrıslı Türk öğrencilere yüzde 57, Kıbrıslı Rum öğrencilere de yüzde 43 oranında burs verilecek. Yani, toplumların büyüklükleri dikkate alınmıyor. ABD'nin bu konuda hukuki dayanağı yoktur, ancak sembolik değişikliklerle bile önemli etkiler olabilir."

ABD'li Milletvekilleri Bilirakis ve Maloni'nin girişimlerine dayandırılan haberde, söz konusu iki milletvekilinin Dışişleri Bakanı Colin Powell'e gönderdikleri, ayrıca Başkan Bush ile yeni Dışişleri Bakanı Condolisa Rice'a da iletecekleri mektupla, bu planların hayata geçirilmesinin muhtemel tehlikelerini dile getirdikleri kaydedildi. "Bu hareketler ABD'nin Kıbrıs politikasında değişikliği uygun görüyor ve adanın istila edilmesinin kınanmasıyla bağdaşmıyor" ifadesini kullanan milletvekillerinin, KKTC'nin tanınmaması politikasında değişiklik olup olmadığı konusunda bilgi istedikleri de ifade edildi.

Simerini gazetesi de konuyla ilgili haberi, "ABD Sahte Devletin 'Bakanlığını' Finanse Ediyor-Amerikalı Milletvekillerinden Ciddi Suçlamalar" başlığıyla verdi.

ABD milletvekilleri Bilirakis ve Maloni'nin Dışişleri Bakanı Powell'a gönderdikleri 19 Kasım tarihli mektupta, USAID'in referandum öncesindeki rolüne de dikkat çektiklerini ve para dağıtılması konusunda Rum basınına yansıyan haberlere atıf yaparak Annan Planı'nın desteklenmesi hedefine vurgu yaptıklarını yazan gazete, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın referandum öncesinde USAID aracılığıyla Kıbrıs Türk tarafında da dolar dağıttığının iddia edildiğini kaydetti.

Gazete mektubun, KKTC Cumhuriyet Meclisi'nin "referandum öncesinde kimlerin para yardımı aldığını ortaya çıkarmak amacıyla araştırma komisyonu kurma kararı aldığı" toplantısından bir gün önce basına yansıdığına da dikkat çekti.

Haravgi gazetesi haberi, "Amerikalı Milletvekilleri Powell'den İzahat İstiyor" başlığıyla okurlarına aktardı. Fileleftheros gazetesi, "ABD Tanımama Politikasını Değiştiriyor" başlığını kullandı.

Mahi gazetesi haberine, "Amerikalı Milletvekilleri Kıbrıs Konusunda Endişeli-Colin Powell'a Mektup Gönderdiler" başlığını attı.

Alithia gazetesi de haberini, "İki Amerikalı Milletvekili ABD'nin Kıbrıs Sorunundaki Politika Değişikliği Konusunda Uyarıyor" başlığıyla okurlarına aktardı.

KIBRIS 25/11/04

 

Kıbrıs baş ağrısı olabilir

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 17 Aralık'ta yapılacak AB zirvesinde, objektif, tarafsız ve daha önceki imzalara sadık kalınarak karar verileceğine inandığını söyledi. Hollanda Dışişleri Bakanı Bot ise 17 Aralık'taki AB zirvesinde alınacak Türkiye'ye ilişkin kararın, AB Komisyonu'nun raporu ışığında olacağını vurguladı. AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Rehn de, 17 Aralık'ta Türkiye ile müzakerelere başlama kararı çıkması halinde, izleme sürecini gecikmeksizin başlatmaya hazır olduklarını söyledi

Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot ve AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile toplantısının ardından ortak basın toplantısı düzenleyen Abdullah Gül, Rum yönetiminin tanınmasıyla ilgili bir soru üzerine, bunun uzun bir süreç olduğunu, Annan Planı'nın reddiyle çok şeyler kaçırıldığını ve çözümün sadece Türkiye'ye bağlı olmadığını söyledi

Avrupa Birliği Troykası ile Türkiye arasında her altı ayda bir yapılan bakanlar düzeyindeki siyasi diyalog toplantısı, Hollanda'nın Lahey kentinde yapıldı.

TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot ve AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Lahey'de düzenlenen Türkiye-AB troykası toplantısının ardından ortak basın toplantısı düzenleyerek, görüşmeler hakkında bilgi verdi. Türkiye İlerleme Raporu'nun değerlendirildiği toplantıda, insan hakları ve azınlıkların durumunun da görüşüldüğü belirtildi.

TC Dışişleri Bakanı Gül, 17 Aralık'ta yapılacak AB zirvesinde objektif, tarafsız ve daha önceki imzalara sadık kalınarak karar verileceğine inandığını söyledi. Türkiye'nin Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yerine getirdiğine ve AB Komisyonu'nun da bunu açıkladığına dikkati çeken Gül, "İnanıyoruz ki 17 Aralık'ta objektif, tarafsız ve daha önceki imzalara sadık kalınarak bir karar verilecektir" diye konuştu.

Hollanda Dışişleri Bakanı Bot da 17 Aralık'taki AB zirvesinde Türkiye'ye ilişkin alınacak kararın, AB Komisyonu'nun raporu ışığında olacağını vurguladı. Türkiye'nin çok önemli ilerlemeler kaydettiğini ifade eden Bot, dünkü toplantının da Türk tarafının görüşlerini dinleme açısından çok faydalı olduğunu belirtti.

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Rehn de 17 Aralık'ta Türkiye ile müzakerelere başlama kararı çıkması halinde, izleme sürecini gecikmeksizin başlatmaya hazır olduklarını söyledi.

Toplantıya Türkiye, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül başkanlığında bir heyetle katılırken, AB troykasında ise dönem başkanı Hollanda'nın dışişleri bakanı Bernard Bot, Hollanda'nın AB işlerinden sorumlu devlet bakanı Atzo Nikolai, AB'nin gelecek dönem başkanı Lüksemburg'un temsilcisi ve AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn katıldı.

Bot: Rum yönetimini

tanıma sorunu çözülmeli

AB dönem başkanı Hollanda'nın dışişleri bakanı Bernard Bot, 17 Aralık'ta müzakere kararını üye ülkelerin alacağını ve bu kararın alınmasının ardından müzakerelerin gecikme olmaksızın başlayacağını ifade etti. Bot, bu kararın alınmasının kolaylaştırılması için ise Türkiye'nin, henüz onaylanmamış 6 mevzuatı meclisten geçirmesi ve uygulamaya koyması gerektiğini söyledi.

Bot, 17 Aralıktaki AB zirvesinde Türkiye'ye ilişkin alınacak kararın, AB Komisyonu'nun raporu ışığında olacağını vurguladı. Türkiye'nin çok önemli ilerlemeler kaydettiğini bildiren Bot, dünkü toplantının da Türk tarafının görüşlerini dinleme açısından çok faydalı olduğunu belirtti.

Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasından önce izleme sürecinin söz konusu olduğunu kaydeden Bot, Türkiye'nin, Rum yönetimini tanımamasına ilişkin konunun da müzakereler başlamadan çözülmesini umduğunu belirtti.

Reformların uygulanmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Bot, AB Komisyonu'nun müzakereler sürerken çok dikkatli olacağını, uygulamaları ayrıntılarıyla değerlendireceğini söyledi.

 

 

Rehn: Tarama süreci

başlatmaya hazırız

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ise Türkiye ile müzakerelere başlamadan önce bir tarama süreci başlatmaya hazır olduklarını dile getirdi.

Rehn, 17 Aralık'ta Türkiye ile müzakerelere başlama kararı çıkması halinde, izleme sürecini gecikmeksizin başlatmaya hazır olduklarını söyledi.

Türkiye ile ilgili ilk kez bir resmi toplantıya katıldığını belirten Rehn, AB Komisyonu'nun yeni başkanı Barosso'nun yönetiminin Türkiye ile ilişkilere büyük önem verdiğini söyledi.

Gül:Kıbrıs'ta çözüm uzun bir süreç

Gül, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanınmasıyla ilgili yöneltilen bir soru üzerine, bunun uzun bir süreç olduğunu, Annan Planı'nın reddiyle çok şeyler kaçırıldığını ve çözümün sadece Türkiye'ye bağlı olmadığını söyledi. Gül, Türkiye'nin AB sürecinde sorumluluklarını bildiğini ve bu yolda yapması gereken her şeyi yapacağını da vurguladı.

"Türkiye'de Müslüman olmayan

nüfusla herhangi bir sorun yok"

Gül, Türkiye'de Müslüman olmayan nüfusla herhangi bir sorunun bulunmadığını söyledi.

Gül, aralık ayındaki Avrupa Birliği Konseyi öncesindeki son resmi toplantı özelliğini taşıyan troyka buluşmasında, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlatılması açısından önem taşıyan bütün konuların en geniş şekilde ele alındığını bildirdi.

Abdullah Gül, daha önce alınan zirve kararlarına göre Avrupa Komisyonu'nun raporunun olumlu olması halinde, Türkiye ile müzakerelere 2004 yılının sonunda vakit geçirilmeden başlanacağının ifade edildiğini anımsattı. Bu zirve kararlarının 2002 sonrasındaki toplantılarda da aynen tekrarlandığını belirten Abdullah Gül, "Dolayısıyla komisyonun raporu olumlu çıktığına göre şimdi 17 Aralık'ta konseyin vereceği kararı bekliyoruz. İnanıyoruz ki bu karar, objektif, tarafsız ve daha önce atılan imzalara sadık kalınarak verilecektir" şeklinde konuştu.

Gül, bu çerçevede, troyka toplantısında siyasi kriterlerin gözden geçirildiğini ve Türkiye'nin rapor yayımlanmadan önce ve yayımlandıktan sonra yaptığı yasa çalışmaları hakkında etraflıca bilgi sunduğunu belirtti. Türkiye'nin çeşitli konulardaki görüşlerinin de bir kez daha ele alındığını belirten Gül, komisyonun raporunda ortaya konulan ve açıklanmasına ihtiyaç duyulan bazı noktalara ilişkin de Türkiye'nin görüşlerini troykaya bir kez daha ilettiğini kaydetti.

Irak, İran ve Kafkaslarla ilgili

konular da gündeme geldi

Gül, troyka toplantısında Türkiye-AB ilişkilerinin yanı sıra Irak, İran ve Kafkaslarla ilgili konuların da gündeme geldiğini, bu konularda Türkiye'nin düşüncelerini ve görüşlerini anlatma fırsatı bulduğunu söyledi.

Dışişleri Bakanı Gül, troyka toplantısında ortaya çıkan görüş ve düşüncelerin 17 Aralık'taki zirveye ışık tutacağını ve alınacak kararlara yardımcı olacağına inandığını kaydetti.

Gül, dini özgürlüklere ilişkin bir soru üzerine, Türkiye'de eskiden beri varlığını sürdüren birçok kilise bulunduğunu, hatta yeni açılan kiliselerin de olduğunu belirterek, dini özgürlüklere, dua edebilecekleri mekanlara sahip olmanın, farklı dinlere mensup toplulukların en temel hakkı olduğunu söyledi.

Bu kesimlerle aralarında bir sorun olmadığını, geçmişte bazı sorunlar çıktığını, ancak bunları çözdüklerini belirten Gül, herhangi bir sorun çıkması durumunda da yine çözüm getirmeye çalışacaklarını vurguladı.

Cinayeti kınadı

Gül basın toplantısında, Hollandalı film yapımcısı Theo van Gogh cinayetinden sonra ortaya çıkan toplumsal gerilime ilişkin de görüşlerini açıkladı ve bu cinayetin arkasından Müslüman kökenli birinin çıkmasının, Hollanda'da yaşayan bütün Müslümanları kesinlikle suçlu duruma düşürmemesi gerektiğini vurguladı.

Türkiye'nin bu cinayeti şiddetle kınadığını ve cinayetten dolayı üzüntü duyduğunu da belirten Gül, Türkiye'nin, Avrupa Birliği'ni farklı dil, din ve kültürlerden insanların beraber yaşadığı bir ortam olarak görmek istediğini ve bunun örneklerinin bulunduğunu kaydetti.

Gül, Hollanda Başbakanı Balkenende ve öteki yetkililerin bu olay karşısındaki tavırlarına da teşekkür ettiğini sözlerine ekledi.

KIBRIS 25/11/04

 

Başbakan Talat:

 

“Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımasını istemek mantıklı değil”

 

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanımasının istendiği haberlerinin spekülasyon olduğunu tahmin ettiğini belirterek, hiçbir mantıklı ve makul ülkenin Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanımasını isteyemeyeceğini, bunun mantıklı ve makul bir istek olmadığını söyledi.

Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiye’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanımasının söz konusu olmadığını vurgulayan Talat, “Türkiye’nin 17 Aralık’tan sonra tanıması da, kısa süre içerisinde söz konusu değildir” dedi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin tanınması konusundaki görüşlerini, Bakanlar Kurulu toplantısına girerken, gazetecilerin soruları üzerine açıkladı.

Başbakan Talat, “ABD ve AB’nin Türkiye’ye Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıması yönünde baskı ve telkinlerde bulundukları; bunun yanında ABD’nin KKTC’yi tanıyacağı yönünde haberler yayımlandığının” belirtilip görüşünün istenmesi üzerine, konuyla ilgili somut bir bilgisi olmadığını söyledi ve söz konusu haberlerin spekülasyon olduğunu tahmin ettiğini kaydetti.

 

 “AB’nin eğilimi yoktur”

 

“Türkiye ile KKTC” ilişkilerinde sürekli bilgi alışverişi bulunduğunu ve kendilerine konuyla ilgili herhangi bir bilgi gelmediğini belirten Talat, basına yansıyan haberlerin gerçek olma payının son derece düşük olduğunu söyledi ve şöyle dedi:

“Hele ABD’nin telkinde bulunması, düşünülebilecek bir şey değildir. AB’nin de böyle bir eğilimi yoktur. Benim AB’yle yaptığım temaslarda, böyle bir önerinin Türkiye’ye geleceği yönünde herhangi bir belirti hissetmedim.”

 

“Baskı altına alınacak”

 

Başbakan Talat, Türkiye’yle temaslarının hatırlatılıp “17 Aralık’a kadar veya 17 Aralık’tan sonra tanımanın gerçekleşmeyeceği” yönünde bilgisinin olup olmadığının sorulmasına karşılık ise, “Bunu konuşmaya, sormaya gerek yok. Çünkü bunları sürekli görüşüyoruz. Politikaları bir birine yakınlaştırmak için ve herhangi bir çelişkiye imkan vermemek için sürekli görüşme halindeyiz” yanıtını verdi. Talat, Türkiye’nin 17 Aralık’tan sonra tanımasının da kısa süre içerisinde söz konusu olmadığını kaydetti.

Kendilerinin, çözüm yanlısı, Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesinden yana politikaları ve her durumda Kıbrıs sorununun görüşmeler yoluyla çözümleneceğini kabul eden politikaları sürdürmeleri halinde, Türkiye’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanıması yönünde baskı altında kalması yerine, çözüm konusunda Rum Yönetimi’nin baskı altına alınacağını söyleyen Talat, çünkü şu sıralarda çözümü engelleyenin Rum Yönetimi olduğunu vurguladı.

Talat, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin çözümsüzlükte rolü ve sorumluluğu olmadığını ifade etti ve bundan dolayı Türk tarafına baskının rasyonel ve mantıklı olmadığını dile getirdi. (TAK

YENIDUZEN 25/11/04

 

AB, ‘tanıma’ mı bekliyor?

ABD kaynakları, tanımanın veya bu yöndeki güçlü bir işaretin 17 Aralık’ta Türkiye’nin AB’den pozitif bir sonuç almasını büyük ölçüde kolaylaştıracağı görüşünü dile getirdi.

NTV’nin haberine göre, ABD, başkanlık seçiminden dolayı Washington’un ilgisi uzun süredir Irak dışındaki konular haricinde içe dönmüştü.

Buna karşılık çeşitli kanallardan süren Türkiye-ABD temaslarında ağırlıklı konuların en başında Türkiye’nin AB süreci yeralıyor. ABD’li yetkililer, Türkiye’nin AB üyeliğine Washington’un tam desteğinin sürdüğünü vurguluyor. Ancak bu çerçevede Kıbrıs konusu da ağırlıkla gündeme geliyor.
Kaynaklar, tanımanın veya o yöndeki güçlü bir işaretin 17 Aralık’ta Türkiye’nin AB’den pozitif bir sonuç almasını büyük ölçüde kolaylaştıracağı görüşünü dile getirdi.

TALAT: TÜRKİYE’NİN KIBRIS CUMHURİYETİ’Nİ TANIMASINI İSTEMEK MANTIKLI VE MAKUL BİR İSTEK DEĞİLDİR

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanımasının istendiği haberlerinin spekülasyon olduğunu tahmin ettiğini belirterek, hiçbir mantıklı ve makul ülkenin Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanımasını isteyemeyeceğini, bunun mantıklı ve makul bir istek olmadığını söyledi.

Türkiye ile KKTC ilişkilerinde sürekli bilgi alışverişi bulunduğunu ve kendilerine konuyla ilgili herhangi bir bilgi gelmediğini belirten Talat, basına yansıyan haberlerin gerçek olma payının son derece düşük olduğunu söyledi.

GÜL: RUMLARIN REFERANDUMDA ‘HAYIR’ DEMESİYLE

BÜYÜK BİR FIRSAT KAÇIRILDI”

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs sorununa ilişkin bir soru üzerine, sorunun hala çözülememiş olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirerek, Rumların referandumda Annan planına “hayır” demesiyle büyük bir fırsatın kaçırıldığını kaydetti.

Gül, 17 Aralıkta yapılacak AB zirvesinde de objektif, tarafsız ve daha önceki imzalara sadık kalınarak karar verileceğine inandığını da belirtti.

A.A’nın haberine göre, Türkiye ile AB Troykası arasında bakanlar düzeyindeki siyasi diyalog toplantısı, AB Dönem Başkanı Hollanda’nın Lahey kentinde yapıldı.

Gül, gazetecilerin Kıbrıs sorununa ilişkin bir sorusu üzerine, sorunun hala çözülememiş olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirerek, soruna çözüm bulunmasının sadece Türkiye’ye bağlı olmadığının altını çizdi.

Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot, Türkiye’nin Kıbrıs Rum kesimini tanımamasına ilişkin konunun da müzakereler başlamadan çözülmesini umduğunu belirtti.

 

HALKIN SESI 25/11/04

 

Rum Dışişleri Bakanı'ndan yalanlama

 



26 Kasım, 2004 21:59:00 (TSİ) CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, “Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıması, AB müzakerelerine başlamak için önşart değildir” şeklinde bir ifade kullanmadığını açıkladı.

Rum Dışişleri Bakanı Yakovu, Almanya Dışişleri Bakanı Joscka Fischer’le dünkü görüşmesinin ardından yaptığı açıklamanın, özellikle Türk medyası tarafından kamuoyuna yanlış aktarıldığını söyledi.

Yakovu, Türkiye’nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasının, Kopenhag kriterlerinden kaynaklanan hukuki bir yükümlülük olduğu görüşünü tekrarladı.

"Savunduğumuz değerlerden vazgeçmiyoruz"

Güney Kıbrıs’ın 17 aralıkta Türkiye aleyhine veto kullanmayacağı yönündeki haber ve yorumların gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Rum bakan, savundukları hukuki tezlerden ve taleplerden vazgeçmediklerini belirtti.

Bu arada, Kıbrıs Rum yönetiminin, Avrupa Komisyonu’na başvurarak, İstanbul’da konsolosluk açmak istediğini ilettiği belirtildi.

 

İtalya: Kıbrıs için arabulucu olabiliriz

 

Reha ERUS/ROMA

İtalya Dışişleri Bakanı Fini, "Kıbrıs’ta arabulucu olmaya hazırız. Artık konu Kıbrıs’ın ikili bir sorunu değil" dedi.

Meslektaşı Abdullah Gül’le bir araya gelen İtalya Dışişleri Bakanı Fini, ‘İtalya, Kıbrıs’ta arabulucu olmaya hazır. Artık konu Kıbrıs’ın ikili bir sorunu değil. AB ile Türkiye arasında bir sorun’ dedi. Fini, Türkiye’nin 17 Aralık’ta mutlaka müzakere tarihi alması gerektiğini de söyledi.

Roma'da ‘Türkiye’nin AB üyeliği ve İtalya’nın rolü’ forumuna katılan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ‘Üye ülkelerin, Türkiye ile katılım müzakerelerini 2005’in ilk yarısında başlatmak üzere şartsız ve kesin olarak karar almalarını bekliyor ve ümit ediyoruz’ dedi. İtalya’nın yeni Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini ise Türkiye’nin kısa dönemde köklü reformlarla herkesi şaşırttığını, özellikle Kıbrıs’taki referandumdaki iyiniyetli, pozitif tavrıyla puan topladığını belirtti. Fini, ‘AB, iki toplumun Annan Planı’nı temelinde anlaşmasından yana tavır koymakta. Gerekirse İtalya bu konuda arabulucu olmaya hazırdır’ diye konuştu. Fini, Türkiye’nin 17 Aralık’ta mutlaka müzakere tarihi alması gerektiğini söyledi.

Fini ile ortak basın toplantısı düzenleyen Gül, ‘Artık AB’nin taahhütlerini yerine getirmesinin zamanı gelmiştir’ diyerek İtalya’nın açık desteğinden dolayı meslektaşı Fini’ye teşekkür etti. Gül, ‘İtalya’nın desteğine güvenimiz sonsuzdur. İki Akdeniz ülkesi olarak birbirimize yakınlığımız bölge için de bir garantidir. Esas isteğimiz müzakere tarihini almaktır. Reformları kısa zamanda yerine getirdik. Bu konuda ısrarcıyız’ diye konuştu. Dışişleri Bakanlığı görevini, AB komisyon üyeliğine seçilen Franco Frattini’den devralan Fini de, NATO bünyesinde iki ortak ülkenin dayanışmasının daima süreceğini belirtti. Fini, ‘Türkiye cesaretli reformlar yapan olağanüstü bir ülkedir. İtalya, Kıbrıs’ta arabulucu olmaya hazır. Artık konu Kıbrıs’ın ikili bir sorunu değil. AB ile Türkiye arasında bir sorun. Ankara ve Lefkoşa’nın iletişime açık olması arzu ediliyor’ dedi.

HURRIYET 26/11/04

 

Rum'un fikriyle zikri ayrı

Berlin'e giden Yakovu, '17 Aralık için tanınma istemiyoruz' dese de Rumlar İstanbul'da konsolosluk açmak için AB'ye başvurdu. Gül ise Roma'da AB'yi uyardı: Gelecek altı ayda müzakereler başlamalı

26/11/2004 RADIKAL

ROMA/ATİNA - AB'nin kritik 17 Aralık zirvesi yaklaştıkça hem Türkiye'den hem de Türkiye'ye yönelik diplomatik ataklar artıyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül önceki gün Brüksel'de AB Troykası'yla buluşmasının ardından dün Roma'ya geçerken, Berlin'i ziyaret eden Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu da Ankara'ya mesaj gönderdi: "Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması, 17 Aralık'ta müzakerelere başlanması için önşart değildir. Umarım Türkiye de biz de istediğimizi alırız. Avrupalı ortaklarımızın, bizlere yardımcı olacağını umuyorum" dedi.
Rum Yönetimi ise, Türkiye tarafından tanınmak için her fırsattan yararlanıyor. Politis gazetesine göre, Rum Yönetimi eylülde Avrupa Komisyonu'na "Türkiye'yi ziyaret eden vatandaşlarımızın sayısı artıyor. Gerekli hizmetleri verebilmek için İstanbul'da konsolosluk açmak istiyoruz" diye başvurup "Ankara'ya ileteceğiz" yanıtı aldı, ama somut sonuca ulaşamadı. Ayrıca Rum Yönetimi, güneyi ziyaret edecek Türklere vize zorunluluğunu kaldırmak niyetinde. Rum Dışişleri, Komisyon'dan 'Kıbrıs'ı ziyaret etmek isteyen Türk vatandaşlarının Schengen anlaşması dışında tutulmalarını' talep etti. Güneye gitmek için 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Atina konsolosluğundan vize alan Türk vatandaşları, Komisyon yeşil ışık yakarsa, Atina'dan güneye vizesiz geçebilecek.

Gül: Anlaşmalara uyun
Gül ise, dün İtalya Dışişleri Bakanlığı'na yeni gelen Gianfranco Fini'yle ilk kez görüşüp, Roma'nın desteğini teyit ettirdi. Görüşme sonrası iki bakan, Türk-İtalyan Forumu'nda konuştu. "17 Aralık'ta müzakerelerin 2005'in ilk yarısında başlatılacağına dair şartsız ve kesin karar bekliyoruz" uyarısı yapan Gül, "Türkiye'nin üyeliği için sadece sözler verilmedi. Bağlayıcı ve anlaşmalara dayalı yükümlülükler ile AB müktesebatının ayrılmaz parçası olan en yüksek siyasi düzeyde kararlar vardır" dedi. Fini ise, İtalya'nın müzakerelerin en kısa sürede başlamasını arzuladığını söyledi.
(Radikal, aa)

 

Olgun: Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıyamaz

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Müsteşarı Ergün Olgun, "Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımalıdır" fikrinin, 1960 Garanti ve İttifak Anlaşması ile uluslararası anlaşmalara aykırı olduğunu belirtti

Konuyu KIBRIS okurları için değerlendiren müsteşar Ergün Olgun, "Ortaklık devleti, Rum ortak tarafından silah yoluyla yıkıldı ve Rum devletine dönüştürüldü. Türkiye'nin Rum devletini tanıması söz konusu olamaz" şeklinde görüş belirtti.

Türkiye, Rum cumhuriyetine dönüşen "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni niye tanımamalıdır?

Ergün OLGUN

(KKTC Cumhurbaşkanlığı

Müsteşarı)

Uluslararası anlaşmalar ve 1960 Anayasası hilafına bir Rum hükümetine dönüşen "Kıbrıs hükümeti", Brüksel nezdinde kazanmış olduğu haksız ağırlığı kullanarak Türkiye'yi sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tüm adanın yasal devleti olarak tanımadığı takdirde, AB'ye katılım müzakerelerinin başlatılmasını ve ileriye götürülmesini engellemekle tehdit etmektedir.

Bu tehdit, felakete davetiye çıkarmak anlamındadır ve Kıbrıs meselesini daha da çözümsüz kılmaya matuftur. Bunun nedenleri şunlardır

* 1959 Zürih ve Londra Anlaşmaları, Kıbrıs için "toplumsal meseleler" diye açıkça tarifi yapılmış konularda, tam otonomi hakkına sahip iki toplumun siyasi eşitliği ve yönetsel ortaklığı üzerine kurulu iki milliyetli bir bağımsızlık öngörmekteydi. Bu kılavuz ilkeler, 1960 Anayasası'nda ifadesini bulmuş ve yaratılan "hukuki ve siyasi ilişkiler düzeni", garanti ve ittifak anlaşmaları çerçevesinde Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından garanti edilmişti.

* 1960 ortaklık devletinin 1963 yılında Rum ortak tarafından silah zoruyla yıkılması ve unvanının gasp edilerek anayasasının değiştirilemez hükümlerinin tek yanlı olarak değiştirilmesiyle, Kıbrıs Cumhuriyeti bir Rum devletine dönüştü, ancak Kıbrıs Türkleri'nin kontrolündeki topraklar (ki burada yaşayan Kıbrıs Türkleri ortaklık hükümeti koltuğunun kanun dışı işgaline sürekli karşı çıkarak hiçbir zaman Rum otoritesine boyun eğmediler ve bu otoriteyi adanın tek yasal otoritesi olarak tanımadılar), bunun dışında kaldı.

* 1987 yılında yayınlanan İngiliz Avam Kamarası Dış İlişkiler Komitesi'nin Kıbrıs raporunda şu tespit yer almaktadır: "Türkler tarafından 103 köyün kısmen veya tümden tahrip edildiği ve Kıbrıs Türk nüfusunun yaklaşık dörtte birinin yer değiştirmesine neden olduğu ileri sürülen Rum şiddetinin, Rum liderliğinin direkt kışkırtması veya gizlice işbirliği yapması yoluyla gerçekleştirildiği hususunda neredeyse hiç şüphe kalmamıştır."

* Garantör devletler olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiliz dışişleri bakanları 30 Temmuz 1974 tarihinde yayınladıkları Cenevre Deklarasyonu'nda Kıbrıs'ta yeniden anayasal bir hükümet kurmak gerektiğini açıklamışlar (ki bu da 1963 yılından beri devam eden durumun anayasal olmadığının teyididir) ve "Kıbrıs Cumhuriyeti'nde pratikte biri Rum toplumuna diğeri de Kıbrıs Türk toplumuna ait olmak üzere iki otonom yönetim bulunduğunu" kaydetmişlerdir.

* Rum hükümeti şimdi "1960 Anayasası'nı, işlerlik kazandırmak maksadıyla değiştirdiklerini, zaruretten dolayı yaptıkları bu değişikliklerin, koşulların gerektirdiği nispette olduğunu" iddia etmektedir, ancak bu iddia aralık 1963 hadiseleri öncesinde ve sonrasında Rum liderlerin sürekli Yunanistan'la birleşme (Enosis) çabası ile hareket ettiği, adaya gizlice 20,000 Yunan askeri soktuğu ve bu maksat için anayasayı ve ilgili antlaşmaları değiştirme çabası içinde oldukları gerçeğini göz ardı etmektedir.

* BM genel sekreteri tarafından ortaya konan kapsamlı çözüm planı, 24 Nisan 2004 tarihinde gerçekleştirilen eşzamanlı referandumlar neticesinde, Rum halkı tarafından büyük çoğunlukla reddedildikten sonra, yukarıda sözü edilen ve "Zaruret Hali Doktrini" ne dayandırılmak istenen Rum iddiasının zaten hiçbir geçerliliği kalmamıştır. Rum tarafı referandumda, aralık 1963'te şiddet kullanarak yarattıkları anormal durumun devamından yana oy kullanmıştır.

* 1959 Zürich ve Londra Anlaşmaları, 1960 Anayasası, 1977 ve 1979 Doruk Antlaşmaları ve Kıbrıs için BM tarafından ortaya konan tüm planlar (son Annan Planı dahil) taraflardan herhangi birinin diğeri üzerinde yetki veya meşruiyet iddiasında bulunmasını yasaklamaktadır. Bu yasak aslında Kıbrıs'ta bir tarihi gerçeğin ifadesidir.

* Genel sekreter Kofi Annan, bu gerçekleri ve hukuki gereksinimleri olası yeni bir ortaklık kurulması sürecine dönüştürmeye çalışırken, çözümün yaratacağı yeni hukuki ve siyasi ilişkiler düzeninin her iki taraf için de devamlılık unsurları içermesi ve çözümün kendisinin gelecek için meşruiyetin kaynağı olması gerektiği sonucuna varmıştır. Annan Planı, bu temel üzerine oturtulmuştur.

* Bütün bu gerçekler, olası yeni bir ortaklığın meşruiyet ve devamlılık kaynağının, yüzde yüz Rumlardan oluşan "Kıbrıs Cumhuriyeti"ne dayanmasını dışlamaktadır.

* Yukarıda ele alınan nedenler ve müşterek meşru bir otoritenin yokluğunda ne Rum tarafının ne de Kıbrıs Türk tarafının tek başlarına tüm Kıbrıs üzerinde yasama, yürütme ve yargı yetkisi iddiasında bulunamayacakları gerçeği, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin, Rumlar tarafından gasp edilen "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tüm Kıbrıs'a şamil bir otorite olarak kabul etmemelerinin sebebini teşkil etmektedir.

* Şimdiki Rum oyunu, haksızca elde ettikleri Brüksel nezdindeki avantajlı pozisyonu ve Türkiye'nin AB üyeliği tutkusunu kullanarak 1963 ve 1974 yıllarında ulaşamadıkları emellerini gerçekleştirmektir.

* Ancak 1963 ve 1974'te de görüldüğü gibi bu oyun, Kıbrıs'ta barış, istikrar ve dengenin devamını sağlayacak bir çözüme yol açamaz, çünkü daha öncekiler gibi bu oyun da yine Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitlik hakkından ve BM genel sekreterinin ifadesiyle "doğasında var olan oluşturucu yetkisinden" zorla mahrum edilmesine dayanmaktadır.

* Özet olarak Kıbrıslı Rumların, Türkiye'nin, bir Rum cumhuriyetine dönüşen "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni Kıbrıs'ın tek yasal otoritesi olarak tanımasında ısrar etmesi, 1959 anlaşmalarının temeline, 1960 Anayasası'na, 1977-1979 Doruk Anlaşmaları'na, BM'nin Kıbrıs ile ilgili tüm çözüm planlarına (en son Annan Planı dahil) ve en önemlisi tarihi gerçeklere ve Kıbrıs'ta eşitliğe dayalı yeni bir ortaklık kurulması hedefine meydan okumadır. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin gasp edildiği 1963 yılından bugüne kadar Türkiye'nin sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tanımasını hakkettirecek iki tarafın rızasına dayalı herhangi bir hukuki gelişme olmamıştır.

* Her halükârda, Türkiye, %100 Kıbrıslı Rumlardan oluşan "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tüm adaya şamil yasal bir idare olarak kabul edemez, çünkü Kıbrıslı Türklerin "doğasında var olan oluşturucu yetkisini" ve eşit siyasi haklarını korumasını öngören 1960 Garanti Anlaşması, tahtındaki yükümlülüğü devam etmektedir.

* Diğer yandan, AB tarafından da desteklenen kapsamlı BM çözüm planını ezici bir çoğunlukla Kıbrıslı Rumların reddettiği bir zamanda, doğrudan ilgili bir taraf olan Türkiye'den, ulusal bir konuda TBMM'de oy birliğiyle onaylanan yükümlülüklerini ve 1960 anlaşmaları sorumluluklarını göz ardı ederek Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni tanımasını istemek, meşruiyet zemininden yoksun olduğu gibi gayrı ahlakidir.

* Türkiye'ye, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni, tüm adanın yasal hükümeti olarak tanıması için baskı yapılması, Tassos Papadopoulos ve onun gibilerin uluslararası camiaya yönelik aldatmacalarını (bu terminoloji AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen tarafından kullanılmıştır) ve meydan okumalarını ve Kıbrıs'ın AB'ye birleşik bir şekilde girmesini öngören BM planına engel olmalarını ödüllendirmek anlamındadır. Böyle bir baskı, aynı zamanda anayasayı ihlal ederek 1960 ortaklık devletini silah zoruyla yıkan Kıbrıs Rum tarafına ödül verme anlamına gelecek ve gayrı yasal bir şekilde elde ettiği AB üyelik statüsünü, AB üyeliğine aday Türkiye gibi bir ülke ile hesaplaşma aracı olarak kullanmasına imkan tanıyacaktır.

* Kıbrıs sorunu, BM'nin gündeminde olan ve iki taraf arasında müzakereler yoluyla çözümlenmesi gerekli bir meseledir. Meselenin, taraflardan birine yarar sağlayacak bu tür dış müdahalelerle zoraki bir istikamete itilmeye çalışılması, Kıbrıs'ta sürdürülebilir barış ve istikrara hizmet etmeyecektir.

Şüphesiz ki, bölgede barış ve istikrar için Kıbrıs sorununun en kısa zamanda çözümlenmesi gerekmektedir. Bu, aynı zamanda, son genişleme dalgası sonrası AB'nin Doğu Akdeniz'de artan rolü ve Türkiye'nin üyelik sürecinin önünde bir engel teşkil etmemesi için de gereklidir. Ancak başarılı olması ve sürdürülebilirliği için adil bir çözüm olması, dengesiz ve dayatma bir çözüm olmaması gerekir.

Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitliğe dayalı iki kesimli yeni bir ortaklık anlaşmasına bağlılığını kanıtlamış olduğu göz önünde bulundurularak, iki tarafın da kazanacağı bir sonuç elde edebilmek için bundan sonraki olası müzakerelerde Kıbrıs Rum tarafını daha gerçekçi ve dengeli olmaya yöneltecek yeterli baskı kombinasyonları yaratmaya mahsus yeni bir oyun planına gereksinim olduğu ortadadır.

Kıbrıslı Türklerin siyasi olarak güçlenmelerini ve ekonomik kalkınmalarını engelleyerek dünyadan izole olmalarını sağlayan (Kıbrıs Türk limanlarına ve havaalanlarına uygulanan sınırlamalar gibi) gereksiz kısıtlama ve engellerin kaldırılması, iki taraf arasında mevcut ekonomik ve siyasi uçurumu kapatmaya yardımcı olacağı gibi görüşme ortamını "adil" müzakereler için daha dengeli hale getirecek ve Kıbrıs Rum tarafını siyasi eşitlik ve iki kesimliliğe dayalı bir ortaklık ve yetki paylaşımı doğrultusunda çalışmaya sevk edecektir.

KIBRIS 26/11/04

“Gençler bunalımdadır!.. Planı anlamadılar, ben bile anlamadım!..”

 

HALKI ALDATTILAR... “Gençler planı anlamadı...Planı ben bile anlamadım, gençlere planı nasıl anlatacaksın... Anlatmak için fırsat vermediler. 1 Mayıs hedefini koydular önümüze. En son şeklini 23 Haziran’da öğleden sonra imzalarıyla verdiler. Böyle bir anlaşmayı halka kendi yorumlarıyla anlatmak için de dünyanın parasını sarf ettiler, yalan yanlış halkı bunlarla aldattılar”

 

GENÇLER BUNALIMDADIR.... “Gençliğin bir bunalımı var, beklentisi var. ‘Barış, devletin tanınacak, askerlik olmayacak, iş ve aş, Avrupalı olmak’ dediler. Bunların karşısında da evet çıktı. Referandumda Kıbrıs Türklerine, ‘Bağımsızlığından, devletinden, Türkiye’nin garantisinden arındırılarak, Rumlarla birleşir misin?’ diye sorsalardı, yüzde 80-90 hayır cevabı çıkacaktı. ‘Biz bağımsızlığı isteriz, devletimizi isterizo şartlarda ortaklık kurarız’ çıkardı.”

 

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş gençliğin önemli bir kısmının Annan planına “evet” dediğine işaret ederek  bunun Annan planının anlaşılmamasından kaynaklandığını, çünkü planı kendisinin bile anlayamadığını söyledi.

Denktaş, A.A muhabirine yaptığı açıklamada “Planı ben bile anlamadım, gençlere planı nasıl anlatacaksın” diyen Denktaş, şöyle devam etti:

“Anlatmak için fırsat vermediler. 1 Mayıs hedefini koydular önümüze. En son şeklini 23 Haziran’da öğleden sonra imzalarıyla verdiler. Böyle bir anlaşmayı halka kendi yorumlarıyla anlatmak için de dünyanın parasını sarf ettiler, yalan yanlış halkı bunlarla aldattılar. Gençliğin bir bunalımı var, beklentisi var. ‘Barış, devletin tanınacak, askerlik olmayacak, iş ve aş, Avrupalı olmak’ dediler. Bunların karşısında da evet çıktı. Referandumda Kıbrıs Türklerine, ‘Bağımsızlığından, devletinden, Türkiye’nin garantisinden arındırılarak, Rumlarla birleşir misin?’ diye sorsalardı, yüzde 80-90 hayır cevabı çıkacaktı. ‘Biz bağımsızlığı isteriz, devletimizi isterizo şartlarda ortaklık kurarız’ çıkardı.”

 

“Devlete, egemenliğe...”

 

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs Türk halkının devletine ve egemenliğine sahip çıkmaktaki kararlılığını tüm dünyaya göstermesi gerektiğini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, “Bağımsız değilsek, egemen değilsek, azınlığız. Artık kimse hürriyetten, haktan, insan haklarından bahsetmesin. Ya bağımsızlık, hürriyet, hak ve insan hakları herşey ya da bağımsızlıktan vazgeçeriz, Rumun boyunduruğu altına gireriz ve Kıbrıs’ta yok oluruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Selçuk Üniversitesi’nde konferans vermek amacıyla 23 Kasım’da gittiği Konya’daki temaslarını tamamlayarak, dün öğleden sonra Ankara üzerinden adaya döndü.

Cumhurbaşkanı Denktaş’ı Ercan Havaalanı’nda Cumhuriyet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Bayram, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu, GKK Komutanı Tümgeneral Tevfik Özkılıç ve diğer yetkililer karşıladı.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Ercan Havaalanı VIP Şeref Salonu’nda gazetecilere yaptığı açıklamada,  İstanbul’da çeşitli televizyon kanallarındaki programlara katılarak, Kıbrıs sorunuyla ilgili değerlendirmelerde bulunduğunu, ardından geçtiği Konya’da ise çeşitli temasların yanısıra Selçuk Üniversitesi’nde Kıbrıs konusunda konferans verdiğini anlattı.

Konya’da Kıbrıs’a yönelik büyük bir ilgi ve heyecan bulunduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Denktaş, Konya’daki temaslarının oldukça başarılı geçtiğini belirtti. Denktaş, “Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin, Türk halkının, Anadolu’nun 1963-1974 arasındaki heyecanı, ilgisi devam etmektedir. Ben bunu gördüm. Gençliğin çok büyük bir heyecanı ve ilgisi vardır. Atatürk’ün yolunda yurüyen çok heyecanlı bir gençlik, devamlı surette Kıbrıs’ın unutulmayacağını haykırmış, durmuştur. Dolayısıyla daima olduğu gibi memnun ayrılmış bulunuyorum” şeklinde konuştu.

 

 “AB adaletten yoksun bir yaklaşım içindedir”

 

Kıbrıs meselesini hala Türkiye’nin önüne koymanın, “Tarih verilecek mi, verilmeyecek mi? Kıbrıs Hükümeti’ni tanıyacak mısınız, tanımayacak msınız?” diye sözler söylemenin Avrupa Birliği’nin adaletten yoksun bir yaklaşım içinde olduğunu göstermekte olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Denktaş, “Dolayısıyla bu konuda halkımız dirilmelidir, sesini yükseltmelidir, bu adaletsizliğe boyun eğmeyeceğimizi Avrupa Birliği ülkelerine her yönüyle hatırlatmamız gerekmektedir” dedi.   

 

 “AB indinde aydınlatma kampanyaları yapılmalı”

 

Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs konusunda özellikle Avrupa Birliği indinde aydınlatma kampanyaları yapılması gerektiğini vurgulayarak, bu konuda hükümete büyük rol düştüğünü söyledi.

“Avrupa ülkelerine, sadece bizim iyi olduğumuzu değil, Rumun ne olduğunu anlatmak için bütün belgelerimizi hazırlamamız lazımdır” diyen Denktaş, Uluslararası Af Örgütü’nden temsilcilerin yakında Kıbrıs’a geleceğine işaret ederek, dünyada büyük saygınlığa sahip bu örgütün Kıbrıs gerçekleri hakkında aydınlatılması açısından bunun büyük bir fırsat olacağını belirtti. Denktaş, bu konuda şöyle dedi:

 

 “Uluslararası af örgütüne katliamlar anlatılmalı”

 

“Uluslararası Af Örgütü, bugünlerde buraya gelecek. Rumların yaptıkları şikayet üzerine buraya geleceklerdi, ama arada Allah yardımcı oldu yine, Rumların (katliamlarla ilgili) yaptıkları açıklamalar var. Bizim elimizde varolan bütün belgeler, katliamlarla ilgili, öldürmelerle ilgili, kayıplarla ilgili bütün belgeler artık derhal İngilizce’ye tercüme edilmeli, hazırlanmalı ve bu Af Örgütü geldiğinde şahitlerle birlikte bunların önüne konulmalıdır...

Çünkü Kıbrıs’ta katliam yapılmışsa, soykırıma tevessül edilmişse, kanıtlarıyla ortadadır. Bunları unutarak ve unutturarak, Kıbrıs meselesini halletmek isteyen Rum tarafı, silahla yapamadığını, propagandayla ve Avrupa Birliği yoluyla yapmaya çalışmaktadır.

Bu haksızlığa boyun eğmemek şerefli her insanın boynunun borcudur. Aksi taktirde binbir fedakarlıkla kurmuş olduğumuz bağımsızlığımız ortadan kalkar, bağımsız değilsek, egemen değilsek, azınlığız. Artık kimse hürriyetten, haktan, insan haklarından bahsetmesin. Ya bağımsızlık, hürriyet, hak ve insan hakları herşey ya da bağımsızlıktan vazgeçeriz, Rumun boyunduruğu altına gireriz ve Kıbrıs’ta yok oluruz.

Hayati bir imtihan karşısındayız. Türkiye’ye yardımcı olmak isteyenler, Kıbrıs Rumunun kim olduğunu, ne olduğunu, ne yaptığını hiç çekinmeden söylemeye başlamalıdır, yazmaya başlamalıdır, duyurmaya başlamalıdır.” (TAK)

YENIDUZEN 26/11/04

 

“Kıbrıs kronik bir sorun”

 

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs’ın süreğen bir sorun olduğunu söyledi.

Gül, İtalyan “La Repubblica” gazetesinde dün yayınlanan demecinde Kıbrıs sorununa ilişkin bir soruya karşılık şunları kaydetti:

“Kıbrıs, kronik bir sorun. Adanın tümü, (AB’ye) Türkiye ile birlikte alınmalıydı ama bu yapılmadı. AB, Annan planını tek yol olarak algılamaktaydı. Ancak Nisan’da adanın birleşmesi için yapılan referandum, bir şok yaşanmasıyla sonuçlandı. Kıbrıslı Rumların plana hayır demeleri, herkesi şaşkınlığa uğrattı. Kıbrıslı Türklere sergiledikleri iyi niyete karşılık AB tarafından öngörülen 260 milyon euroluk yardımın, Kıbrıslı Rumlar tarafından engellendiğini de hatırlatmak isterim. Sonuçta referandum sadece sorun doğurdu. Ama bu ne Kıbrıslı Türklerin ne de Türkiye’nin suçu.”

Roma’da İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini ile yaptığı görüşmelerin son derece yararlı olduğunu söyleyen Gül “İtalya bizi destekliyor. AB’ye girmemize yardımcı olacak” dedi. 

Türk hükümetinin son iki yıl içinde yaptığı reformlara değinen Gül, “Sözün özü, Türkiye’de sessiz bir devrim gerçekleştirdik” ifadesini kullandı.

Bakan Gül, Türkiye’nin 17 Aralık’taki zirveden müzakerelerin geciktirilmeksizin başlatılması için net bir karar beklediğini belirtti.

 

 “AB sözlerini yerine getirmeli”

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Avrupa Birliği’nin (AB) Kıbrıs için verdiği sözleri yerine getirmesini istedi.

Gül, İtalya Dışişleri Bakanı Fini ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Kıbrıs konusunda Avrupa Birliği sözlerini yerine getirilmeli. Bu hususta Türkiye’nin de Kıbrıs Türklerinin de AB’den beklentileri var. Kıbrıs Türklerinin ekonomik izolasyondan kurtarılması, bununla ilgili AB’de bekleyen iki tüzüğün bir an önce çıkarılması gerekiyor. Bunu, meslektaşım Fini’yle yaptığımız görüşmede de dile getirdim” dedi. Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kıbrıs sorununun çözümü için uluslararası camia da, AB de tek bir yol göstermekteydi. O da Annan Planı’ydı. Türkiye de Kıbrıs Türkleri de, çok önemli bir karar alarak, referandumda üzerlerine düşeni yaptılar. Adanın birleşmesinden, çözümden söz eden Rum kesiminin Annan Planı’na hayır demesi ise herkesi şok etti. AB bu problemin çözülmüş olmasını arzuluyordu. Bünyesine, Kıbrıs’ı bir bütün olarak almayı istiyordu. Yani AB, bugün karşılaştığı problemleri yaşamak istemiyordu. Bu nedenle de, referandum sonrasında ciddi bir sıkıntı ortaya çıktı. Ama bu sıkıntıyı ortaya çıkaranın Türkiye ve de Kıbrıs Türkleri olmadığını herkes biliyor.” 

İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini ise adada taraflar arasındaki anlaşmazlıkları kast ederek, “Bu mesele artık Türkiye ile Kıbrıs arasında değil, AB-Türkiye ilişkileri bağlamında bir sorun konumundadır” diye konuştu.

Kıbrıslı Rumların o dönemde Annan Planı’na hayır demelerinin herkesi şoka uğrattığı konusunda Gül’e katıldığını belirten Fini,  “Ancak bu işin sorumlusunun kim olduğu ortadadır demek de yeterli olmaz. İtalya, referandum sonucuna takılıp kalmamak gerektiği kanaatini halen muhafaza etmektedir” diye konuştu.

Fini, Kıbrıs sorununa ilişkin şunları söyledi:

 “AB’deki kurallardan biri, üye ülkeler arasında onursal eşitlik ilkesidir. Üye ülkenin küçüklüğünün veya büyüklüğünün bir ehemmiyeti yoktur. Bu kuralın bizi hangi neticeye götüreceği de açıktır: Bu

mesele artık Türkiye ile Kıbrıs arasında değil, AB-Türkiye ilişkileri bağlamında bir sorun konumundadır.”

Fini, Türkiye’ye ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne seslenerek, şöyle konuştu:

“Türk dostlarımız ile Kıbrıslı dostlarımız, İtalya hükümeti olarak, AB dış politikası çerçevesinde sorunun çözümüne katkı bağlamında bizden belirli bir rol üstlenmemizi isterlerse, buna hazırız. Biz Türkleri de Kıbrıslı yetkilileri de, büyük bir sorumluluk örneği sergileyerek çözüm için gayret göstermeye çağırıyoruz.

Referandumdaki şok sonrasında herkesin sorumluluğu birbirine yıkması son derece vahimdir. Sonucun ne olduğunu da, sorumluluğun kimde olduğunu da herkes vicdanen bilebilecek durumda. Ama, çözüm için bir ilerleme kaydedilmesi gerektiği de ortada.” (AA)

YENIDUZEN 26/11/04

 

KIBRIS ŞANTAJI BÜYÜK HATA OLUR



Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki, müzakerelerin başlatılıp başlatılmaması tartışmalarında, Kıbrıs yine ön plana çıkıyor.
Bu köşede geçen hafta dikkatleri çekmiştim. Bir yandan, Türkiye ile müzakerelerin başlatılmasını ertelemek isteyenler ve bu fırsatı kullanmak için kampanya açan Rumlar, ağızlarında Güney Kıbrıs'ın tanınması gerektiğini dolaştırıyorlar.
Lahey'deki (Salı günü) son Troyka toplantısında, Güney Kıbrıs'ın tanınması, müzakerelerin başlamasının bir koşulu olarak ortaya atılmadı. Türkiye'nin dikkati çekilmekle yetinildi. Müzakereler başladıktan sonra, Kıbrıs Rum Yönetiminin tanınmasının gündeme geleceği ve mutlaka bir çözüm bulunması gerektiği söylendi.
Avrupa Birliğinin, Kıbrıs konusunda bir şantaj politikası uygulaması beklenemez. Bazı ülkeler, perde arkasında bunu teşvik etseler dahi, çoğunluk farklı düşünüyor.
Tüm AB organlarının bilmeleri gereken çok kesin bir olgu var. Türkiye'de kimse "Kıbrıs'ı resmen tanıyın, ardından müzakereye oturun" şantajını kabul etmez.
Türk hükümeti, bir çözüm olmadan Kıbrıs'ı tanıyamaz, tanımaz. Böyle bir şantaj, sırf AB ile müzakereye başlamak için kabullenemez.
AB ile müzakerelerin bugünkü gibi, yani Kıbrıs'ı tanımadan sürdürülmesinin zorluğu, hatta imkansızlığı da ortada. O zaman, yapılması gereken, Türkiye'ye baskı yapmak değildir.
Müzakereler başladıktan sonra, BM yeni bir Annan planı veya yeni bir Kıbrıs önerisiyle ortaya çıkar. Her iki tarafın çözüme ulaşması için AB araya girer ve bir sonuca varılır.
İşte böyle bir durumda da, Türkiye Kıbrıs'ı tanır. Yoksa, şantaj kokan tutumların Ankara'da kabul göreceğini beklemek boşunadır.

AB'DE NE YAPACAĞINI TAM OLARAK BİLEMİYOR

Avrupa Birliğinde de kafa karışıklığı var.
Türikye'ye "Kıbrıs'ı tanıyın, Gümrük Birliğini Güney Kıbrıs'a da genişletin" derken, onlar da bu işin pek kolay geçmeyeceğini biliyorlar. Bir niyet beyanından ileri gidemeyeceklerinin de farkındalar.
Ancak bizim de, müzakereler başladıktan sonra Kıbrıs konusunda yeni bir yaklaşım bulmamız gerekeceğini bilmemizde yarar var. Yaratıcı formüllerle ortaya çıkmalıyız. "Ne yapalım yani, Rumlar Annan planını kabul etselerdi" demek yetmez. Referandum artık geride kaldı. Günün gerçeklerine göre hareket etmek zorundayız. Aksi halde, yine elimiz kolumuz bağlanacak.

BU İNSANLARA TEŞEKKÜR BORCUMUZ VAR

Görmedinizse inanazsınız.
Bu 9 kişilik grup, Türkiye'nin Avrupa Birliğinden müzakere tarihi alabilmesi ve Türkiye'nin AB camiası tarafnıdan reddedilmemesi için öylesine etkili, öylesine müthiş bir çalışma yapıyorlar ki, hayran kalmamak imkansız.
Avrupa'nın çeşitli başkentlerinde izledim, konferanslarda dinledim, Avrupa Parlamentosundaki mücadelelerini gördüm, AB'nin önemli TV programlarında seyrettim.
Hiçbir Türk resmi yetkili, siyasetçi veya resmi olmayan temsilcisinin yapamayacağı kadar etkili bir kampanya sürdürüyorlar. Kullandıkları gerekçeler, seçtikleri dil ve genel yaklaşımları ile karşı tarafı silip geçiyorlar.
Bağımsız bir komisyon kurulması, bu Komisyona Avrupa'nın çok iyi tanıdığı ve saygınlığı olan kişilerin alınması fikri ilk defa 2003'te, AÇIK Toplum Enstitüsü Başkanı Aryeh Neier, enstitünün Brüksel Direktörü Mabel Wisse-Smith, Türkiye direktörü Hakan Altınay ve danışma kurulu Başkanı Can Paker arasındaki bir toplantıda ortaya atıldı.
Ardından kollar sıvandı, Komisyon kuruldu ve çalışmalar yapıldı. Ortaya nefis bir rahor çıktı. Bu raporu tavsiye ederim okuyun (www.independentcommissiononturkey.org --0212-287 99 86) Müthiş etkili bir çalışma.
Rapor 6 dile çevrildi ve 25 bin kopya basıldı. 25 üye ülke, Bulgaristan, Hırvatistan, Romanya ve Türkiye'de dağıtıldı. Avrupa Parlamentosu üyelerine yollandı. AB üye ülkelerinde etkili olan tüm politikacılara, gazetecilere iletildi.
Komisyon üyeleri tek tek veya gruplar halinde 9 başkenti dolaştılar. (Brüksel, Berlin, Lahey, Londra, Viya, Paris, Rome ve Varşova) konferanslar, basın toplantıları, TV programlarına katıldılar, Türkiye'yi savundular. Bu tur öylesine ilgi uyandırdı ki, örneğin Vuyana'daki toplantıya 600 kişi katıldı. Salonlar yetmedi, üç ayrı salonda ekranlardan yansıtıldı.
Bu toplantılarda öne çıkarılan sloganlar şunlardı:
- Türkiye Avrupa'nın hayat sigortasıdır. Hayat sigortasının bedeli de tartışılamaz.
- Orta Asya'ya gidin ve Türkiye'nin önemini görün.
- Arap-İsrail anlaşmazlığı Türkiye'nin üye olduğu AB'nin soft power'ı ile çözülebilir.
Bu grup insanın ne Türkiye ile bir maddi ilişkisi, ne de yaptıkları çalışmalardan dolayı bir çıkarları var. Sadece düşünce namusu ve Avrupa'nın güçlenmesini istemeleri var.
Bu gruba hepimizin teşekkür etmesi gerekiyor. Ben sizler adına bu teşekkürü buradan iletiyorum.

Martti Ahtisaari – Başkan
Finlandiya Eski Cumhurbaşkanı

Albert Rohan – Raportör
Avusturya Dışişleri Bakanlığı Eski Müsteşarı

Kurt Biedenkopf
Almanya Saksonya Eyaleti Eski Başkanı

Emma Bonino
Avrupa Parlamentosu Üyesi

Hans van den Broek
Hollanda Dışişleri Eski Bakanı
Avrupa Komisyonu Eski Üyesi

Bronislaw Geremek
Polonya Dışişleri Eski Bakanı

Anthony Giddens
Cambridge Üniversitesi öğretim üyesi ve London Scholl of Economics direktörü

Marcelino Oreja Aguirre
İspanya Dışişleri Eski Bakanı Avrupa Konseyi Eski Genel Sekreteri
Avrupa Parlamentosu Eski Üyesi

Michel Rocard
Fransa Eski Başbakanı
Avrupa Parlamentosu Üyesi

ayınevi: 0 212 257 87 27)

* * * * * *

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 27/11/04

 

Denktaş: Türkiye'ye bizce tarih vereceklerdir...


      KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ''Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye'ye tarih vereceğini, ancak tarih verdikten sonra da Türkiye'yi özel ve milli haklarından yoksun bırakmak için baskıların devam edeceğini'' belirterek, ''Türkiye'nin buna karşı koyacak güç ve kudrette olduğunu'' söyledi.
      Cumhurbaşkanı Denktaş, KKTC'de bulunan Muhasebe ve Finansman Öğretim Üyeleri Derneği heyetini kabul etti.
      Dernek Başkanı Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Oktay Güvemli, Cumhurbaşkanı Denktaş ile eskiye dayanan bir diyalogları olduğunu anlattı.
      Güvemli, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın hem Kıbrıs'ta, hem de Türkiye'de kendileriyle çok ilgilendiğini ve destek verdiğini, ona müteşekkir olduklarını kaydetti.
      Cumhurbaşkanı Denktaş ise ''derneğin milli davaya olan ilgisini bildiklerini'' ifade ederek, ''devlet olmanın verdiği bir güvence, huzur ve onur bulunduğunu, çünkü devletin gökten inmediğini, kanla, canla kurulduğunu'' anlattı.
      Dünyanın ve AB'nin tüm gayretinin, Kıbrıs Türklerinin Rum yönetimine kafa tutmadan uysallık göstermesi olduğunu kaydeden Denktaş, ''Türkiye'den de bunun istenildiğini'' söyledi. Denktaş, AB'nin, ''Size vaat ettiklerimizi, 'devletim var' demezseniz, egemenlik bağımsızlık istemezseniz veririz. Aksi takdirde (Kıbrıs) hükümeti veto koymaya haklıdır'' dediğini ifade etti.
     
     ''GÜCÜMÜZ ANADOLU'DAN YÜKSELECEK SESTEDİR''
      Baskılar karşısında Anadolu'dan yükselecek sesin pazarlık gücünü artıracağını kaydeden Denktaş, şöyle devam etti:
      ''Onların azınlık olarak gördüğü bizleri de, bir tür korunmaya alınmış insan topluluğu gibi güya bazı haklar vererek koruyacaklar, ama Türkiye'yi Kıbrıs'tan muhakkak çıkaracaklar. Bütün oyun budur. Türkiye'ye bizce tarih vereceklerdir. Şartları ne olur göreceğiz. Ama tarih verdikten sonra da Türkiye'yi özel ve milli haklarından yoksun bırakmak için baskılar devam edecektir. Türkiye buna karşı koyacak güçtedir, kudrettedir.
      Bu Türkiye'nin işidir, ama bizim endişemiz pazarlığın başlangıcında, 'Kıbrıs'tan asker çek, Rum idaresini tanı, Kıbrıs Türklerine devlet istememelerini, (egemenim) dememelerini telkin et, kabul ettir, Kıbrıs meselesini hallet' diyerek Türkiye'yi zorlayacaklardır. Bu baskılar karşısında Türk hükümetinin gücü ve tabiatıyla bizim gücümüz Anadolu'dan yükselecek seslerdir. Daima öyle olmuştur, en zor anımızda Anadolu'dan yükselen sesler Türk hükümetlerinin pazarlık elini de güçlendirmiştir.''
 MILLIYET 27/11/04

 

AB ile Kıbrıs atışması

27/11/2004 RADIKAL

SERKAN DEMİRTAŞ
ANKARA - Kıbrıs konusunda baskıyı sürdüren AB, önceki gün Lahey'deki 'Troyka' toplantısında Türkiye'nin 17 Aralık'a dek Gümrük Birliği anlaşması için uyum protokolünü tamamlamasını istedi. Uyum protokolüne Kıbrıs Rum Kesimi'nin de imza atacak olması nedeniyle işi yokuşa süren Türkiye adına yanıt veren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise "AB'nin bu işlerle uğraşmaması gerek" dedi. Avrupalı yetkililer Ankara'nın protokole 'Kıbrıs Cumhuriyeti' konusunda çekince koymasına ses çıkarmayacakları mesajını verdi.
Yeni AB üyelerini Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği Anlaşması'na dahil edecek uyum protokolü bunalımı aşılmaya çalışılıyor. Troyka toplantısında dönem başkanı Hollanda, İlerleme Raporu'na atıf yaparak Türkiye'den yükümlülüğünü yerine getirmesini istedi. AB'li diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin siyasi tanıma kaygılarını anladıklarını belirtirken şu formülü önerdi: "Bu yükümlülük 17 Aralık'a dek yerine getirilmeli. Türkiye, bunu çekinceyle de kabul edebilir. Türkiye, Avrupa Anayasası Nihai Senedi'ni de imzalamış ama Kıbrıs ile ilgili tutumunu belirten mektup göndermişti."

Ankara protokole soğuk
Ankara ise uyum protokolüne sıcak bakmıyor. 'Kıbrıs Cumhuriyeti' ismiyle yapılacak protokolün Rumların siyasi olarak tanınması anlamına geleceğini kaydeden Ankara, "1990'ların sonunda İsveç, Finlandiya ve Avusturya gibi ülkelerle de uyum protokolü yapmak istemiş, ama komisyondan yanıt alamamıştık. Demek ki uyum protokolü olmadan da Gümrük Birliği işletilebiliyormuş" görüşünde. Roma'dan dönüşü adada uzlaşma olanağını Kıbrıs Rumları'nın ortadan kaldırdığını söyleyen Gül, "Şimdi AB'nin yapması gereken Kıbrıs Türkleriyle ilgili 2 tüzüğü bir an önce çıkarmasıdır" ifadelerini kullandı. Gül, AB'nin tam üyelik müzakereleri 2006'da açması olasılığına ise 'ihtimal vermediğini' söylemekle yetindi.

'Veto etmeyiz ancak...'

27/11/2004 RADIKAL

SEFA KARAHASAN
LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Yönetimi Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, AB'ye üye olmuş bir Türkiye'nin bölge barışının güçlenmesine katkıda bulunacağını belirterek, Türkiye'yi 17 Aralık'ta veto etme arzusunda olmadıklarını söyledi. Lefkoşa'da Radikal'in sorularını yanıtlayan Hıristofyas, "Türkiye'nin AB sürecinin ilerlemesi hem Türkiye hem Yunanistan hem de Kıbrıs halkının lehine olur. Çünkü bu, genel olarak bölgede barışın güçlenmesine ve ayrıca Kıbrıs sorununun da çözümü konusunda ilerlenmesine yarar sağlar" dedi.
'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmen tanınması veya Gümrük Birliği'nin genişletilmesinin Türkiye'nin yükümlülükleri olduğunu belirten Hristofyas, "Bunlar AB'nin şartları. Bu şartlar Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından gündeme getirilmeyecek. Ancak 'Türkiye'nin AB süreci devam etsin, yükümlülükler yerinde kalsın' demek olmaz" ifadelerini kullandı. Hristofyas şöyle konuştu: "Türkiye'nin tüm AB ülkelerini tanıdığı ve hepsiyle aynı ilişkileri geliştireceği çerçevesinde yapacağı bir açıklamayı iyi niyetli bir hareket olarak görürüz. Bu bizi mutlu eder. Türkiye saygın bir ulusa ve devlete sahip. Elbette rencide olmak istemez. Ancak Türk hükümeti AB'yi de rencide etmemesi gerektiğini anlamalı. Tanıma ve Gümrük Birliği'ni genişletme yükümlülüklerini yerine getirmemekte ısrar ederse AB'yi rencide etmiş olur."

Gül: AB, Kıbrıs konusunda sözlerini yerine getirmeli

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Avrupa Birliği'nin (AB) Kıbrıs için verdiği sözleri yerine getirmesini istedi.

Gül, İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini ile düzenlediği ortak basın toplantısında, "Kıbrıs konusunda Avrupa Birliği sözlerini yerine getirilmeli. Bu hususta Türkiye'nin de Kıbrıs Türklerinin de AB'den beklentileri var. Kıbrıs Türklerinin ekonomik izolasyondan kurtarılması, bununla ilgili AB'de bekleyen iki tüzüğün bir an önce çıkarılması gerekiyor. Bunu, meslektaşım Fini ile yaptığımız görüşmede de dile getirdim" dedi. Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Kıbrıs sorununun çözümü için uluslararası camia da, AB de tek bir yol göstermekteydi. O da Annan Planı'ydı. Türkiye de Kıbrıs Türkleri de, çok önemli bir karar alarak referandumda üzerlerine düşeni yaptılar. Adanın birleşmesinden, çözümden söz eden Rum kesiminin Annan Planı'na hayır demesi ise herkesi şok etti. AB bu problemin çözülmüş olmasını arzuluyordu. Bünyesine, Kıbrıs'ı bir bütün olarak almayı istiyordu. Yani AB, bugün karşılaştığı problemleri yaşamak istemiyordu. Bu nedenle de, referandum sonrasında ciddi bir sıkıntı ortaya çıktı. Ama bu sıkıntıyı ortaya çıkaranın Türkiye ve de Kıbrıs Türkleri olmadığını herkes biliyor."

İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini ise adada taraflar arasındaki anlaşmazlıkları kast ederek "Bu mesele artık Türkiye ile Kıbrıs arasında değil, AB-Türkiye ilişkileri bağlamında bir sorun konumundadır" diye konuştu.

Kıbrıslı Rumların o dönemde Annan Planı'na hayır demelerinin herkesi şoka uğrattığı konusunda Gül'e katıldığını belirten Fini, "Ancak bu işin sorumlusunun kim olduğu ortadadır demek de yeterli olmaz. İtalya, referandum sonucuna takılıp kalmamak gerektiği kanaatini halen muhafaza etmektedir" diye konuştu.

Fini, Kıbrıs sorununa ilişkin şunları söyledi:

"AB'deki kurallardan biri, üye ülkeler arasında onursal eşitlik ilkesidir. Üye ülkenin küçüklüğünün veya büyüklüğünün bir ehemmiyeti yoktur. Bu kuralın bizi hangi neticeye götüreceği de açıktır: Bu

mesele artık Türkiye ile Kıbrıs arasında değil, AB-Türkiye ilişkileri bağlamında bir sorun konumundadır."

Fini, Türkiye'ye ve Kıbrıs Rum Kesimi'ne seslenerek, şöyle konuştu:

"Türk dostlarımız ile Kıbrıslı dostlarımız, İtalya hükümeti olarak AB dış politikası çerçevesinde sorunun çözümüne katkı bağlamında bizden belirli bir rol üstlenmemizi isterlerse buna hazırız. Biz Türkleri de Kıbrıslı yetkilileri de, büyük bir sorumluluk örneği sergileyerek çözüm için gayret göstermeye çağırıyoruz.

Referandumdaki şok sonrasında herkesin sorumluluğu birbirine yıkması son derece vahimdir. Sonucun ne olduğunu da, sorumluluğun kimde olduğunu da herkes vicdanen bilebilecek durumda. Ama, çözüm için bir ilerleme kaydedilmesi gerektiği de ortada."

Gül: Net bir tarih bekliyoruz

Gül, Türkiye'nin 17 Aralık 2004'te AB ile müzakerelerin başlaması için çok net bir tarih beklediğini vurguladı. Gül, şunları kaydetti:

"Zirveden çıkacak karar, tam üyeliği hedeflemeli, hiçbir tereddüde yer vermeyecek biçimde kaleme alınmalı. Müzakere sürecinin sürdürebilir olması açıkça ifade edilmeli. Biz bu konudaki hassasiyetimizi dile getirdik. Bazı şeylerin muğlak bırakılması ileride sorun yaratabilir. Hepimiz demokratik ülkeleriz siyasetçiler değişebilir. Ama Avrupa kültüründe esas olan, her şeyin açık seçik bir üslupla kaleme alınmasıdır."

Altı ay içinde tarih verilmeli"

Fini ayrıca, İtalya'nın Türkiye'ye, 2005'in ilk altı ayı içerisinde bir tarih verilmesinden yana olduğunu açıkladı. İtalya Dışişleri Bakanı Fini, bir Türk gazeteciden gelen soruya verdiği yanıtta, "Benim temennim Türkiye'ye müzakerelerin başlatılması konusunda, aralık ayındaki zirveyi müteakip altı aylık zaman dilimi içinde bir tarih verilmesi. İtalya bunun için çalışıyor. Ama bu sadece bizim karar verebileceğimiz bir konu değil" dedi.

Fini, AB bünyesindeki bazı siyasetçilerin kamuoyları henüz hazır değil gerekçesiyle müzakere tarihi vermeyi erteleme eğiliminde olmalarının da anlamsız olduğunu söyledi.

Fini, "Türkiye'ye müzakere tarihi vermeyi ertelemek anlamsız. Avrupa'daki bazı arkadaşlarımız Türkiye'yi biraz daha kapı dışında tutmak gibi bir eğilim içinde. Ama müzakere tarihini ertelemek, olumlu değil, tam tersine olumsuz neticeler doğurur. Zira bu türden bir erteleme, kamuoyundaki güvensizliği ortadan kaldırmayacağı gibi daha da arttırır" diye konuştu.

KIBRIS 27/11/04

Rumlar KKTC'de ev kiralamaya başlamış

Kumar oynatan kulüp sahibi bazı Rumların faaliyetlerini KKTC'ye taşımak amacıyla burada ev kiraladıkları iddia edildi.

Rumca Alithia gazetesi, aldığı bilgilere dayanarak Lefkoşa'nın Rum kesiminde kumar kulübüne sahip olan iki Rum'un, Lefkoşa'nın kuzey bölümünde ev kiralayıp faaliyetlerini sürdürdüklerini savundu.

Bazı Rumların ise dinlenmek amacıyla hafta sonu için KKTC'de ev kiraladığını da yazan gazete, Rumların gerek dağlık bölgelerde gerekse deniz kenarlarında lüks villaları kiraladıklarını ileri sürdü ve yine kendi iddiasıyla bir Rum'un Lefkoşa-Girne anayolu üzerinde, 120 KL'ye bir villa kiraladığını iddia etti.

KIBRIS 27/11/04

Rumlar, planı çözüm olmasın diye reddetti

Başbakan Mehmet Ali Talat, Rum Yönetimi’nin,  hazırlanmasına katkı yaptığı Birleşmiş Milletler planını, Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edileceğini anlayınca sırf çözüm olmasın diye reddettiğini bildirdi.

Başbakan Talat, Rum Yönetimi’nin, Rum halkını yanıltarak planın (Annan Planı) reddine neden olduktan sonra, şimdi Türkiye’den, içinde Kıbrıslı Türklerin bulunmadığı “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni (Rum Yönetimi) tanımasını talep etmeye hakkı olmadığını söyledi.

Mehmet Ali Talat, bu konudaki açıklamayı 8’inci sempozyumlarını yapmak üzere KKTC’de bulunan 65 bin üyeli Türkiye Muhasebeci Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) Başkanı Rıfat Nalbantoğlu ve heyetini kabulünde yaptı.

Başbakan Talat, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Kıbrıslı Türklerle yönetimi paylaşmayı düşünmediğine; hedeflerinin, Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla ortada duran Rum Yönetimi’nin egemenliğini kuzeye de yaymak olduğuna dikkat çekerek, Türkiye’den mevcut “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanımasını istemelerinin nedeninin 1963’deki durumu tescil ettirmeye yönelik olduğunu söyledi.

“Türkiye’den Kıbrıs Türklerinin bulunmadığı Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanımasını istemek Türkiye’yi suça teşvik etmektir” diyen Talat, Rum Yönetimi’nin bunu isteyebilmesini bile, büyük cüret olarak değerlendirdi.

Talat, Türkiye’nin 17 Aralık’ta müzakerelere başlamak için tarih alacağını umduğunu ifade ederek, tam üyelik sürecinin Türkiye açısından  zor olacağını kaydetti. Görüşme sürecinin her aşamasında birlik üyesi 25 ülkenin  onayının istendiğini anlatan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunun ve AB’ye üyelik konusunda bugün yürütülen politikanın doğru olduğunu söyledi.

Başbakan Talat, bugün yürütülen doğru politikayla Rum Yönetimi’nin “arsız” diye nitelediği isteklerinin savuşturulacağına dikkat çekerek, “Doğru politikalarımızı sürdürmeliyiz. Bu politikaların çok uzun olmayan bir zamanda olumlu sonuçlarını almaya başlayacağız” diye konuştu.

İYİ GELİŞME…

Başbakan Mehmet Ali Talat, bir soruya karşılık, Rum Yönetimi ve AKEL Genel Sekreteri, Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas’ın kendisiyle  görüşme noktasına gelmesinin iyi bir gelişme olduğunu söyledi.

Talat, Kıbrıs Türk tarafının hiçbir zaman görüşmeden kaçınmadığını ifade ederek, bundan kaçınan Rum Yönetimi’nin Papadapulos hariç bunu çok iyi sakladığını belirtti. “Biz her zaman görüşmeye hazırız” diyen Başbakan Mehmet Ali Talat, Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG)’nin referandumun yapılmasına  yönelik misyonunu tamamladığını belirtti.

Talat, çözüm ve barış misyonuyla kurulan CTP’nin bu hedefine AB’yi de ekleyerek çalışmalarını sürdürdüğünü anlatarak, CTP-BG’nin çözüm açısından misyonunun bitmediğini, bu  çerçevede mücadeleye devam ettiğini söyledi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, CTP-BG’nin Kıbrıs Türk halkı adına referanduma kadar olan hedefini gerçekleştirdiğini; referandumla dünyaya çözüm ve barış istediğini gösterdiğini ifade ederek, şimdi yapılması gerekenin çözüm ve barış hedefinin gerçekleştirilmesi olduğunu kaydetti.

Talat, 65 bin üyeli TÜRMOB’un çalışmalarını  KKTC’de yapmasının kendisini sevindirdiğini; bunun ülke turizmine katkı yaptığını anlatarak, TÜRMOB’a başarı dileğinde bulundu.

Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin AB yolunda ilerlediğini, 17 Aralık’ta tam üyelik görüşmeleri için tarih alınacağını ifade ederek, görüşme sürecinde özellikle mali konuların gündemde olacağını ve bu anlamda TÜRMOB’a önemli görev düşeceğini belirtti.

Talat, TÜRMOB Genel Başkanı Rifat Nalbantoğlu’na sempozyum için KKTC’yi tercih etmeleri nedeniyle teşekkür etti.

NALBANTOĞLU

TÜRMOB Genel Başkanı Rifat Nalbantoğlu ise görüşmede yaptığı konuşmada, TÜRMOB olarak 8’inci Sempozyumlarını KKTC’de yaptıklarını ifade ederek, geçen yıl yapılan 7’inci sempozyumun da yine KKTC’de gerçekleştirildiğini hatırlattı.

Nalbantoğlu, sempozyumun dünkü toplantısına Maliye Bakanı Ahmet Uzun’un da katıldığına dikkat çekerek, Başbakan Talat’ın ise bugün kendilerini kabul etmesinin sevincini yaşadığını söyledi. Nalbantoğlu, kabul için Başbakan Mehmet Ali Talat’a teşekkür etti.

 

HALKIN SESI 27/11/04

 

Kıbrıs, müzakereler için şart değil

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunun AB ile müzakerelere başlamanın bir şartı olmadığını söyledi.

Mısır, Hollanda ve İtalya’yı kapsayan yurtdışı temaslarını tamamlayarak Ankara’ya dönen Gül, Esenboğa Havalimanı’nda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

AA’nın haberine göre, Türkiye ve KKTC’nin üzerlerine düşen her şeyi yaptığını, Türkiye’nin kalıcı bir Kıbrıs vizyonunun daima bulunduğunu vurgulayan Gül, Türkiye ve KKTC olarak beklentilerinin AB’deki 2 tüzüğün bir an önce çıkması olduğunu belirtti. Gül, “Bir taraf üzerine düşeni yapmıştır, şimdi AB’nin üstüne düşeni yapması gerekir” dedi.

Gül, Lahey’deki toplantıda, 17 Aralık’tan önce bir uyum protokolünün imzalanmasının gerektiği yönünde bir telkinde bulunulup bulunulmadığına dair bir soru üzerine şunları kaydetti:

“Çok çeşitli görüşler olabilir, farklı farklı ülkelerin görüşleri olabilir. Bunların hepsi toplanacaktır. Önemli olan, Türkiye ve KKTC’liler üzerlerine düşeni yapmıştır. Bir uzlaşmaya nasıl gidilir, bunun en iyi örneğini vermişlerdir. Ama ne yazık ki yıllardır dünyaya yanlış imaj veren Rum kesimi, liderlerinin önderliğinde referandumda ‘hayır’ diyerek, bu büyük uzlaşma imkanının kaçırılmasına sebep olmuştur.

Aslında AB’nin bu meselelerle uğraşmaması gerekir. Uğraşmak istemediği için de Kıbrıs problemi çözülmüş olarak genişlemenin gerçekleşmesini istiyorlardı. Onun için de bazı tedbirler almışlardı. Ama ne yazık ki Rum tarafının ‘hayır’ı neticesinde bu problem çözülmedi ve AB böyle bir problemin içine taşınmış oldu.”

AB, SÖZLERİNİ YERİNE GETİRMELİ”

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Avrupa Birliği’nin (AB) Kıbrıs için verdiği sözleri yerine getirmesini istedi.

Gül, “Kıbrıs konusunda Avrupa Birliği sözlerini yerine getirilmeli. Bu hususta Türkiye’nin de Kıbrıs Türklerinin de AB’den beklentileri var. Kıbrıs Türklerinin ekonomik izolasyondan kurtarılması, bununla ilgili AB’de bekleyen iki tüzüğün bir an önce çıkarılması gerekiyor. Bunu, meslektaşım Fini’yle yaptığımız görüşmede de dile getirdim” dedi. Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kıbrıs sorununun çözümü için uluslararası camia da, AB de tek bir yol göstermekteydi. O da Annan Planı’ydı. Türkiye de Kıbrıs Türkleri de, çok önemli bir karar alarak, referandumda üzerlerine

düşeni yaptılar. Adanın birleşmesinden, çözümden söz eden Rum kesiminin Annan Planı’na hayır demesi ise herkesi şok etti. AB bu problemin çözülmüş olmasını arzuluyordu. Bünyesine, Kıbrıs’ı bir bütün

olarak almayı istiyordu. Yani AB, bugün karşılaştığı problemleri yaşamak istemiyordu. Bu nedenle de, referandum sonrasında ciddi bir sıkıntı ortaya çıktı. Ama bu sıkıntıyı ortaya çıkaranın Türkiye ve de

Kıbrıs Türkleri olmadığını herkes biliyor.” 

İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini ise adada taraflar arasındaki anlaşmazlıkları kast ederek, “Bu mesele artık Türkiye ile Kıbrıs arasında değil, AB-Türkiye ilişkileri bağlamında bir sorun konumundadır” diye konuştu.

Kıbrıslı Rumların o dönemde Annan Planı’na hayır demelerinin herkesi şoka uğrattığı konusunda Gül’e katıldığını belirten Fini,  “Ancak bu işin sorumlusunun kim olduğu ortadadır demek de yeterli olmaz. İtalya, referandum sonucuna takılıp kalmamak gerektiği kanaatini halen muhafaza etmektedir” diye konuştu.

Fini, Kıbrıs sorununa ilişkin şunları söyledi:

“AB’deki kurallardan biri, üye ülkeler arasında onursal eşitlik ilkesidir. Üye ülkenin küçüklüğünün veya büyüklüğünün bir ehemmiyeti yoktur. Bu kuralın bizi hangi neticeye götüreceği de açıktır: Bu

mesele artık Türkiye ile Kıbrıs arasında değil, AB-Türkiye ilişkileri bağlamında bir sorun konumundadır.”

Fini, Türkiye’ye ve Kıbrıs Rum Kesimi’ne seslenerek, şöyle konuştu:

“Türk dostlarımız ile Kıbrıslı dostlarımız, İtalya hükümeti olarak, AB dış politikası çerçevesinde sorunun çözümüne katkı bağlamında bizden belirli bir rol üstlenmemizi isterlerse, buna hazırız. Biz Türkleri de Kıbrıslı yetkilileri de, büyük bir sorumluluk örneği sergileyerek çözüm için gayret göstermeye çağırıyoruz.

Referandumdaki şok sonrasında herkesin sorumluluğu birbirine yıkması son derece vahimdir. Sonucun ne olduğunu da, sorumluluğun kimde olduğunu da herkes vicdanen bilebilecek durumda. Ama, çözüm için bir ilerleme kaydedilmesi gerektiği de ortada.”

 

HALKIN SESI 27/11/04