Kıbrıs'ta, bizim açımızdan her şey
yapılmış ve bitmiştir
|
KIBRIS
TÜRKLERİ İZOLASYONDAN KURTULACAK... Abdullah Gül,
Kıbrıs'ta yapılan referandumla Kıbrıs Türk
halkının tüm dünyada büyük sempati kazandığını
ve bunun sonucunun yavaş da olsa alınmaya
başlandığını belirterek, "Bunun neticeleri
ortaya çıkacaktır ve Kıbrıs Türkleri izolasyondan
kurtulacaktır. Bununla ilgili şu anda çok tatmin edici olmasa da
yine olumlu gelişmeler vardır ve inanıyorum ki gelecek çok
daha iyi olacaktır" dedi Türkiye
Dışişleri Bakanı Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Kıbrıs konusunda Türkiye ve KKTC'nin üzerine
düşeni yaptığını belirterek, adada şu an
gelinen noktanın da iyi olduğunu söyledi. Abdullah Gül,
"Kıbrıs konusunda bizim açımızdan her şey
yapılmış ve bitmiştir. Gelinen aşamada
yapacağımız başka bir şey yoktur" dedi. KKTC'nin
kuruluş yıldönümü nedeniyle KKTC Ankara Büyükelçisi Tamer
Gazioğlu'nun önceki akşam verdiği resepsiyona katılan
Gül, Kıbrıs konusunda gelinen son durumu hakkında BRT
muhabirinin sorularını yanıtladı. Gül, Türkiye'nin her
zaman siyasi, ekonomik ve güvenlik açısından Kıbrıs Türk
halkının yanında olduğunu vurguladı. Yapılan
referandumla Kıbrıs Türk halkının tüm dünyada büyük
sempati kazandığını ve bunun sonucunun yavaş da olsa
alınmaya başlandığını kaydeden Gül, "Bunun
neticeleri ortaya çıkacaktır ve Kıbrıs Türkleri
izolasyondan kurtulacaktır. Bununla ilgili şu anda çok tatmin edici
olmasa da yine olumlu gelişmeler vardır ve inanıyorum ki
gelecek çok daha iyi olacaktır" dedi. Başbakan
Yardımcısı Gül, aralık zirvesi ve sonrasındaki AB
sürecinde Güney Kıbrıs'la gümrük birliğinin
çalışmaya başlamasının Türkiye'nin KKTC ile
ilişkilere zarar vermeyeceğini ifade etti. Kıbrıs
Türk halkının bu konuda telaşa kapılmasının
Türkiye için bir güvensizlik anlamına geleceğini belirten Gül,
"Türkiye KKTC'ye bu kadar fedakarlık yaparken ve yapmaya devam
edeceğini sonuna kadar teyit ederken, bu tip şeylerin
konuşulmaması gerekir" dedi. Ankara'da
resepsiyon KKTC'nin 21.
kuruluş yıldönümü nedeniyle önceki akşam Ankara'da bir kutlama
resepsiyonu verildi. Sheraton
Otel'de verilen resepsiyona katılan konukları, KKTC Büyükelçisi
Tamer Gazioğlu kapıda karşıladı. Resepsiyona;
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Genelkurmay 2.
Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Başbakan
Yardımcısı ve Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin,
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Devlet Bakanı Beşir Atalay,
Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, MGK Genel
Sekreteri Yiğit Alpogan, DSP'nin eski genel başkanı Bülent
Ecevit, DSP Genel Başkanı Zeki Sezer, Anayasa Mahkemesi
Başkanı Mustafa Bumin, Saadet Partisi Genel Başkan Vekili
Recai Kutan ve çok sayıda davetli katıldı. Genelkurmay
Başkanı Orgeneral Özkök, gazetecilerin, Felluce'de kullanılan
uçakların İncirlik'ten kalktığına ilişkin
iddialarla ilgili soruları üzerine, "Yok öyle bir şey.
Bunları nereden çıkarıyorlar bilmiyorum"
yanıtını verdi. Orgeneral
Özkök, ABD Merkez Kuvvetler Komutan Yardımcısı Lance Smith'in,
ülkesinin, Irak hükümetiyle birlikte çalışarak terör örgütü PKK'yı
Irak topraklarından çıkarmaya yardım edeceğine dair
açıklamalarına ilişkin sorular üzerine "PKK ile mücadele
devam ediyor, edecek" diye konuştu. Özkök, daha
sonra bir süre Bülent Ecevit ile vizyona yeni giren filmler,
anıların yazılması ve kitaplar hakkında sohbet etti.
Resepsiyonun
sonunda Abdullah Gül ve KKTC Büyükelçisi Gazioğlu, "21.
kuruluş yıldönümü" pastasını birlikte kestiler. |
KIBRIS 21/11/04
Ülkemde mayın istemiyorum
Ülkemizde,
savaşı hatırlatacak hiçbir şey istemiyoruz" diyen
vatandaşlar, şunları kaydetti: Kendi ülkemizde mayın
istemiyoruz. Mayınların temizlenmesi, barışın simgesi
olur. Çocuklarımızı, mayınların bulunduğu ülkede
yetiştirmek istemiyoruz. İnsan eliyle insana zarar vermek mantık
dışı. Mayınları temizlemek, bizi bir adım daha
barışa yaklaştırır
Gizem ÖZGEÇ
Rumların
ara bölgeye yerleştirdiği mayınları temizlemeye
başlamasıyla birlikte Kıbrıslı Türkler, benzer bir
girişimi Türk tarafının da yapmasını istiyor.
Vatandaşlar,
soğuk savaş dönemi koşullarında yaşamak
istemediğini, bu sebeple KKTC hükümetinin de harekete geçerek Türklerin
ara bölgeye yerleştirdiği mayınları temizlemesini bekliyor.
Kıbrıs'ın
mayınlardan arındırılması programı
kapsamında, Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış
Gücü (UNFICYP) yetkilileri ile Türk tarafı arasında yürütülen
müzakerelerin de olumlu seyrettiğine işaret eden vatandaşlar,
Türk tarafından bu konuda somut adım atmasını bekliyor.
Ara bölgede
başlatılan mayın temizleme çalışmalarına Türk
tarafının da katkı koyması gerektiğini söyleyen
vatandaşlar; mayınların, yasak bölgelerin ve dikenli tellerin
olmadığı bir ülkede yaşamak istediğini söylüyor.
Vatandaşlar,
"Ülkemizde, savaşı hatırlatacak hiçbir şey
istemiyoruz" dedi.
Kıbrıs'ın
mayınlardan arındırılması amacıyla
hazırlanan, "Gelecek İçin Ortaklık
Programı"nın geçtiğimiz günlerde uygulanmasına
başlanmasının ardından, Kıbrıslı Türkler de
hükümete çağrı yaptı.
Vatandaşlar,
mayınların temizlenmesinde geç kalındığını
ifade ederek Türk tarafının atacağı adımın,
Kıbrıs'ı barışa bir adım daha
yaklaştıracağı görüşünü belirtti.
Eski
Lefkoşa Havaalanı yakınlarında bulunan tarladaki
mayınların imha edilmesiyle ilk adımı atmış olan
Güney Kıbrıs'ın bu girişimini
şaşkınlıkla karşıladıklarını da
ifade eden vatandaşlar, referandumda "Hayır" diyerek
Rumların barış istemediği mesajını
verdiğini, mayınların temizlenmesi yönünde ilk adımı
Rumların atmasından ötürü de hayrete düştüklerini dile getirdi.
KIBRIS'a
konuşan vatandaşlar, "Kendi ülkemizde mayın istemiyoruz.
Mayınların temizlenmesi, barışın simgesi olur.
Çocuklarımızı, mayınların bulunduğu ülkede
yetiştirmek istemiyoruz. İnsan eliyle insana zarar vermek mantık
dışı. Artık rahatça toprağa basmalıyız.
Mayınları kaldırmak, barışa bizi bir adım daha
yaklaştırır" diye konuştu.
Vatandaşlar
ne dedi? Vatandaşlar ne dedi? Vatandaşlar ne dedi? Vatandaşlar
ne dedi?
Salih
Bayraktar:
"Konuşan
insanın savaşa ihtiyacı olmadığı gibi mayına
da ihtiyacı yoktur. Sorunları savaşsız çözmek
gerekmektedir. Her tarafa mayın koymuşlar. Bu mayınlar
çocuklarımız, gelecek nesiller ve hepimiz için tehlikeli. Dünyada,
mayınlardan dolayı 400 bin sakat insan yaşamaktadır.
Mayınların temizlenmesini 'barış adına
atılmış bir adım' olarak niteliyorum. Girişim, tek
taraflı başlatıldığı için savaşı
isteyen, mayınları temizlemek istemeyen taraf bizmişiz gibi görünüyor.
Politik, diplomatik söylemlerle hareket ediyoruz. Kendi ülkemde mayın
istemiyorum. Ne manevi ruhumuza yerleştirdikleri mayınları ne de
toprağımda mayın istiyorum. Öncelikle ruhumuzdaki
mayınları söksünler lütfen."
Özlem Cengiz:
"Türk
tarafı da bu projeye acilen destek vermelidir. Mayınların
kalkması, barışın simgesi olur.
Çocuklarımızı, mayınların bulunduğu bir ülkede
yetiştirmek istemiyoruz. Savaşı hissetmek, her gün yaşamak,
kötü anıları hatırlamaktan kurtulmalıyız. Savaş,
yıllar önce bitti. Hâlâ izlerini zorla akla getirmenin bir anlamı da
yok. Çok geç kalınmış bir proje ama bundan sonrası için,
barış için umutları artırabilir. Fakat referandumda büyük
bir çoğunlukla hayır diyen Rumlardan gelen bu adımı
hayretle karşıladım."
Fatma Ergene:
"Mayınların
temizlenmesi projesi, barışa ulaşmak için çok güzel bir
adım... Güney Kıbrıs'tan böyle bir başlangıç
yapılması daha da sevindirici bir olay. Mayınların yok
edilmesi, ortadan kaldırılması demek, barışa gidiyoruz
anlamına gelir. Hem Kıbrıs sorununa katkı sağlayacak
hem de insanımızın yaşadığı savaş
psikolojisini üzerinden atmasını sağlayacak bir gelişme.
Bizim taraf da en kısa zamanda harekete geçmelidir. Her zaman Rumların
bu konularda geri dururken, onların bir adım atması, bizi de
harekete geçirmelidir. Mayın kelimesini duymak bile insanları
ürkütüyor. İnsan eliyle insana zarar vermek mantık
dışı. Artık rahatça toprağa
basmalıyız."
Güray Altun:
"Mayınların
kaldırılması, direkt olarak hayatımızı
etkileyecektir. Kendimizi daha güvende hissetmemizi sağlayacaktır.
Barış istiyoruz ve mayınlar konusu da barışa
atılacak şerefli bir adımdır. Bizim taraf eğer
baştan yanaysa -ki, bugüne kadar hep böyle davrandı- bu harekete
destek vermelidir. Ülkemde mayın olduğunu bilmek ve bu çağda
geri kalmış ülkelerde duyduğumuz, televizyonlarda
izlediğimiz olayların olacağı düşüncesi bile bizi
ürkütüyor. Mayınların bulunduğu bir ülkede yaşamak,
güvensiz hissetmemizi sağlıyor. Bir an önce çağ dışı
bu koşullar ortadan kalkmalı."
Zehra
Şonya:
"Çok geç
kalınmış bir hareket olduğunu düşünüyorum. Normalde
bizim bunu çok uzun zaman önce, kimsenin zorlaması olmadan gönül
rahatlığıyla yapmamız gerekirdi. Mayınların
kaldırılmaması, o bölgedeki gerçekliğin ve savaşın
izlerinin zihinde kalmasına, hatırlanmasına nedendir.
Mayınlar, Türk tarafında da temizlenmeli ve özgürlük alanı
artırılmalıdır. Serbest ve barışı
çağrıştıran bir ülke olmalıyız. Mayınlar,
istenmeyen bir barışın simgesidir ve çirkinliği
yaşatmaya devam ediyor. Mayınları kaldırmak, bizi
barışa bir adım daha yaklaştırır."
Barış
Besimler:
"Kıbrıs
Türk halkı zaten, referandumda %65'lik çoğunlukla evet diyerek çözüm
istediğini ortaya koydu ve Rumlar da verdikleri yanıtla
barışı istemediğini gösterdi. Rum tarafının,
kuzeye ve kuzeydeki askere bakış açısını göz önüne
aldığımızda, mayınları temizleme girişiminde
bulunması beni şaşırttı. Ama Türklerin de bu
adımı atacağından eminim. Bence bu Rumların çok da
isteyerek attıkları bir adım değil de, Türkiye'nin AB
sürecinde ılımlı hava estirmek istemesiydi. Mayınların
temizlenmesi elbette ki şarttır."
Ömer Cabacaba:
"Ortalıkta
canlı mayınlar dolaşırken, diğer mayınların
kaldırılmasında sakınca görmüyorum. Mayınların
ortadan kaldırılması için geç bile kalınmıştır.
Sınır kapıları açılmış, halklar
kucaklaşmışken, hâlâ topraklarımızda mayın
bulunmasında mantık yok. Günün koşulları ve
Kıbrıs konusunda yaşanan gelişmelere
bakıldığı zaman, mayınların
kaldırılması gerekmektedir. Vatandaşın da isteği
bu yöndedir. Eminim hükümet bu konuda olumlu bir adım
atacaktır."
Safet Bamtay:
"Mayınlar
konusunun, eğer iyi niyet varsa karşılıklı olarak
çözülmesi gerekmektedir. Projeyi harekete geçirmede, zamanlamada bir tereddüt
varsa, bu da karşılıklı olarak çözümlenebilir.
Mayınların temizlenmesi adanın birleşmesine ve sorunun
çözülmesine de önemli katkıda bulunacaktır. Sınırlarda,
mayınların döşeli olduğunu bilerek hayat sürmek huzursuz
ediyor. Mayınlar, savaş dönemlerinde gereken bir tedbirdir. 30
yıldan beri ateşkes varsa, mayınların çoktan ortadan
kaldırılmış olması gerekirdi. Psikolojik anlamda da
rahatlama olacaktır. Sınır kapıları
açıldıktan sonra, hâlâ mayınların var olması,
sınırların açılmasını da anlamsız
kılar."
Münevver
Tantura:
"Mayınların
temizlenmesi, daha fazla özgürlük ve güven içinde yaşamak anlamına
gelir. Mayınları televizyonlarda görüyor, nelere yol
açabileceğini izliyoruz ve bu da tüylerimizi ürpertmeye yetiyor.
Savaş simgesi sayılan mayınların
varlığını kabul etmemiz mümkün değil. Çok korkutucu ve
nerede olduğunu bile bilemediğin ölüm makinelerini ülke
topraklarında istemiyoruz. Hükümetimiz harekete geçmeli. Biz,
barışı Rumlardan daha fazla istedik ve ilk adımı biz
atmalıydık. Yıllar önce gerçekleştirilmesi gereken bu
olayı daha da fazla geciktirmemeliyiz."
Hasan
İlkman:
"Ara
bölgelerdeki mayınların kaldırılması çok güzel ve onurlu
bir adımdır. Bir gün gelsin ve mayınların tümünden
kurtulalım istiyoruz. Kıbrıs'ta sağlanacak bir
barış için mücadele eden ve referandumda büyük bir çoğunlukla
evet diyen Kıbrıslı Türklerin atacağı adım çok
önemli. Kıbrıs'ta ne mayın ne de bomba istiyoruz.
Barış yolunda atılacak her türlü adımı
destekliyoruz."
KIBRIS 21/11/04
İngiltere, KKTC'ye direkt uçuşlar planlıyor
İngiltere'nin
dışişleri müsteşarı Varony Simons, "Kuzeye
uçuşların, ne derece mümkün olduğunu inceliyoruz. Bu ileriye
doğru büyük bir adım olacak ve kuzeyin tecridini azaltacak"
dedi.
Alithia ve
diğer gazeteler, İngiltere Lordlar Kamarası'ndan Lord
Kilkluni'nin sorununu yanıtlayan dışişleri
müsteşarı Varony Simons'un doğrudan ticaret ve uçuşlarla
ilgili söylediklerine yer verdi.
Alithia'ya
göre, "24 Nisan referandumdan sonra Kıbrıs Türkleri üzerindeki
tecrit nasıl azaldı?" sorusunu yanıtlayan Simons,
şunları söyledi:
"AB,
ağustosta Yeşil Hat Tüzüğü'nü benimsedi. Bu, adanın kuzey
ve güneyi arasında ürün, hizmet ve kişilerin
dolaşımını düzenliyor. Tüzük, Kıbrıs Türklerinin
tecridi üzerinde bir nevi etki yaptı. Ancak, AB Dışişleri
Bakanlarının Genel Konular ve Dış İlişkiler
Konseyi'nde dışişleri bakanlarının üstlendiği
taahhüdü yerine getirmiyor. İki tüzük konusunda anlaşmaya varmak için
hala uğraş veriyoruz. İlk tüzük Kuzey Kıbrıs'a 259
milyon euroluk ekonomik yardıma imkan sağlayacak. İkinci tüzük
ise Kuzey Kıbrıs'ın diğer AB ülkeleriyle tercih edilen
doğrudan ticaretine imkan sağlayacak. Her iki tüzük hala
tartışılıyor."
KKTC'ye
doğrudan uçuşlar konusunda ise Simons, "Şu anda bu tür
uçuşların ne derece mümkün olduğunu inceliyoruz. Bu ileriye
doğru büyük bir adım olacak ve Kuzey'in tecridini azaltacak.
Hükümetimiz konuyu dikkatle incelemeyi sürdürüyor. Siyasi maksatlarla
değil ticari açıdan yaşayabilirlik esasına dayalı
olarak Kıbrıs'ın her tarafına uçuşlar görmeyi
umuyoruz."
Mahi haberi,
"İngiltere de Doğrudan Uçuşlar Konusunu
İnceliyor" başlığıyla yansıttı ve
Simons'un açıklamalarına yer verdi. FILELEFTHEROS ise şu
başlığı kullandı:
"İngiltere
Hükümeti Doğrudan Ticaret ve Uçuşlarda Israrlı - Papadopulos;
'Yeşil Hat Tüzüğü Ticaretin İhtiyaçlarını Tatmin
Ediyor...'"
Gazete,
İngiliz yetkili Simons'un açıklamaları yanında Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un doğrudan ticareti desteklemedikleri
ve Mali Tüzüğün doğrudan ticaret tüzüğünden ayrılması
gerektiği, ayrıca Yeşil Hat Tüzüğü'nün KKTC'nin ticaret
ihtiyaçlarını tatmin ettiğiyle ilgili iddialarına da yer
verdi.
KIBRIS 21/11/04
Kıbrıs
Cumhuriyetinin Türkiyeye 5 koşulu
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiyeye müzakere tarihi
verilip verilmeyeceğinin görüşüleceği 17 Aralık AB zirvesi
ışığında Rum tarafının Kopenhag
kriterleriyle birlikte Kıbrıs konusunda ortaya koyacağı 5
koşulunu açıkladı.
Gazeteye
göre Yakovu, Kıbrıs sorunu-AB ve Türkiye konulu panelde
yaptığı konuşmada, Rum tarafının 5 talebinin
Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması,
Kıbrısın muhtelif uluslar arası kuruluşlara
üyeliği konusunda Türkiyenin koyduğu veto, yerleşikler
sorunu, Kıbrıs Rumlarının mülklerinin korunması ve
Kıbrısta işgal kuvvetlerini mevcudiyeti olduğunu
belirtti.
Rum
Yönetiminin, ABtaki 24 ortağını aydınlatmak için tüm
düzeylerde diplomatik kampanya başlattığını da anlatan
Yakovu, 16 Aralıkta ve 17 Aralıkta sabahlara kadar sürecek kritik
temaslar yapılacağı öngörüsünde de bulundu, Rum
tarafının Türkiyeye müzakere tarihi verilmesine veto koyup
koymayacağıyla ilgili nihai tutumunun orada belirleneceğini
söyledi.
ZOR İHTİMAL
AB
zirvesinde, sadece Kopenhag kriterlerinin uygulanma konusunun
tartışılması için çabalar bulunduğunu da kaydeden
Yakovu, 17 Aralık kararı öncesinde Türkiyenin ABla müzakerelerini
başlatması için koşul olarak Kıbrıs konusunu ileri
sürmenin çok zor olduğu değerlendirmesinde de bulundu. Yakovu, veto
hakkının yasal bir hak olduğunu, ancak bu hakkı kullanma
ihtimalinin zor olduğunu, çünkü Fransanın 1964te İngiltereye
karşı kullandığı vetodan başka böyle soğuk
bir veto emsalinin bulunmadığına işaret etti.
Yakovu,
Kıbrıs Cumhuriyetinin Türkiye tarafından tanınması
konusunda ise bunun temel bir konu olduğunu söyledi, Türkiyenin
Kıbrısı tanımasının olmazsa olmaz olduğu
yönündeki Avrupalı yetkililerin açıklamalarını
hatırlattı.
YENIDUZEN 22/11/04
BAŞBAKAN TALAT:
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Türkiyenin ABa
girmesi öncesinde Kıbrıs sorununun çözümlenmek zorunda olduğunu,
Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Türkiyenin ABa girmesinin mümkün
olmadığının bilinmesi gerektiğini belirtti.
Başbakan
Talat dün sabah, Kuzey Kıbrısta bulunan Türkiye Odalar ve Borsalar
Birliği (TOBB) Başkan Danışmanı Doç. Nihat Akyol ve
TOBB AB Müdürü Mustafa Bayburtluyu kabul etti.
Dr. Nihat
Akyol, zaman zaman Kuzey Kıbrısa gelerek Ticaret Odası gibi
sivil toplum örgütleri ile görüştüklerini belirterek, şimdi de değerlendirmelerde bulunmak
amacıyla Kuzey Kıbrısta bulunduklarını söyledi.
Türkiyenin
AB ile ilişkilerinde hassas bir döneme girdiğini belirten Akyol, Türk
özel sektörünün sorunlarını masaya
yatırdıklarını,
rekabete açık bir özel sektör amaçladıklarını ifade
etti.
Akyol,
KKTC şirketleri ile TC şirketleri arasında nasıl
ortaklıklar kurulabileceğini araştırmayı
amaçladıklarını kaydetti.
Talat: Türkiye için büyük bir
tarihsel görev
Başbakan
Mehmet Ali Talat da konuşmasında, ABa özellikle tarih aldıktan
sonra hazırlanmanın Türkiye için büyük bir tarihsel görev
olacağını belirtti.
Çok
geniş bir kesimi bünyesinde toplayan TOBBun da bu süreçte ciddi
yükümlülüğü olacağını söyleyen Talat, AB
hazırlığını iş çevreleri, sivil toplum örgütleri
ve hükümetin birlikte yürütmesi
gerektiğini kaydetti.
Aynı
şeyin Kuzey Kıbrıs için de geçerli olduğunu ancak durumun
biraz farklı olduğunu vurgulayan Talat, Bizimki kanatları kopuk
veya yoluk bir kuşa benziyor. AB kararına göre AB üyesi olmuş bir ülkenin bir
bölümüyüz ama muktesebat askıda dedi.
Olmayacak duaya amin
Rumların
Kuzeyde de ben egemenim diyerek bunun Türkiye tarafından da tescil
edilmesini istediğini belirten Talat, Rumların Türkiyenin kendi
kendini işgalci ilan etmesini, Kıbrısın kuzeyinin
aslında Türkiyenin bir yerel yönetimi olduğunu tescil etmesini
istediğini anlattı.
Bunların
Türkiyeye tarih verilmesi için istediğini de hatırlatan Talat,
Bunlar olmayacak şeyler. Olmayacak duaya amin denildiğinin
farkındayız ama Türkiyenin ve bizim karşı
karşıya olduğumuz zorluğu göstermesi bakımından
bunu söyledim dedi.
Hiçbir
dünya ülkesinin Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiyenin Rum yönetimini
tanımasını beklemediğini de vurgulayan Talat, ancak veto
tehlikesiyle de karşı karşıya bulunduğunu söyledi.
Türkiye bu tehditle karşı
karşıya olunca biz de bıçak sırtı bir durumda
kaldık diyen Talat, Türkiyenin AB süreci Kıbrıs sorunu ile
ilgili değil diye diye çok yakın bir ilişki olduğunun
görmezden gelindiğini bunun
acısının da şimdi çekildiğini ifade etti.
Kıbrıs
sorunu ile Türkiyenin AB üyeliğinin çok yakın ilişkili
olduğunu vurgulayan Talat, yapılması gereken çok iş
olduğunu da söyledi.
Bu süreci yürütmek
zorundayız
Geleceğe
yönelik adımların programlanması, aktif bir politika izlenmesi,
Rum tarafının geliştireceği politikalara karşı
tepki gösterme yerine önceden politika belirleyerek öncü rol oynanması
gerektiğini belirten Talat, özetle şöyle konuştu:
Cümlelerimi çoğul olarak bilerek
kullanıyorum. KKTC ve TC birlikte hareket hareket etmek zorundadır.
Sürekli diyalog içerisinde bu süreci yürütmek zorundayız. Bir şeyin
bilinmesi lazım. Kimse inkar etmesin. Türkiye ABa gireceği
zaman Kıbrıs sorunu
çözümlenmek zorundadır. Kıbrıs sorunu çözümlenmeden Türkiyenin
ABa girmesi mümkün değildir. Bu bilinç
hem Türkiyede hem KKTCde hem de Rum tarafında olmalıdır.
Sonuçta Türkiye ABa girerken belli bir dönemde bir bedel ödeyerek ABa girecek
ise bunun çok kötü etkileri olacağını tüm AB da, Rum tarafı
ve diğer AB ülkeleri de bilmek zorundadır. Rum tarafı dünya
tarafından Kıbrısın bütününü temsil ediyor görünmesini
istismar ederek bugünkü politikasını yürütürse çok kısa zaman
içinde bizim geçmişte yürüttüğümüz yanlış politikalar
sonucunda karşılaştığımız zorluklarla
karşılaşacak.
Rum tarafına sesleniş
Rum
yönetimine de çağrıda bulunmak istediğini söyleyen Başbakan
Talat, zor durumda olanın sadece Türk tarafı
olmadığını en az o kadar ve belki de daha fazla Rum
tarafının da zor durumda
olduğunu fark etmeleri gerektiğini belirtti.
Talat,
dünya devletlerinin, haksız yere gaspettiği pozisyonu koruyup
kullanan bir gücün sürekli yanında olamayacağını
vurgulayarak, bugün yasal nedenlerle yanında görünse bile yarın onu
terketmek zorunda olduğunu söyledi.
Talat,
Dünya Kıbrısı gaspetmiş olan Rum yönetiminin ila nihaye
bu gaspını sürdürmesine göz yummayacak. Bu sadece Türkiyenin AB
sürecine ilişkin değil bunun dışında uluslararası
sistemin gereğidir dedi.
Cumhurbaşkanı
ile Pazartesi günü saat 09.30da görüşeceğini, randevunun
alındığını vurgulayan Talat, Nihai
kararımızı aşağı yukarı verdik dedi.
(TAK)
YENIDUZEN 22/11/04
Denktaş: Haklarımız görünmüyor
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, insan hakları, demokratik haklar, barış ve
spor barış için en güzel araçtır diyenlerin Kıbrısa
gelince bu sözleri unutarak Kıbrıs Türklerine uzlaşmaya ters
etki yapan spor ambargosu uyguladıklarını belirtti.
Cumhurbaşkanı
Denktaş dün sabah KKTC Tenis Federasyonu Başkanı Saffet Barutçu
ve TC Tenis Federasyonu Genel Sekreteri Naci Numanoğlu
başkanlığındaki TC ve KKTC tenis takımlarını
kabul etti.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş kabulde yaptığı konuşmada, gördüğü
manzaranın çok güzel olduğunu belirterek, sadece Türk gençlerinin
değil yakın gelecekte KKTCye dünya gençlerinin de gelmesini diledi.
Rumların yasa
dışılıklarını destekleyen spor ambargosunun yüz
karası olduğunu kaydeden Denktaş, insan hakları,
demokratik haklar, barış, spor barış için en güzel
araçtır diyenlerin Kıbrısa gelince bu sözleri unutarak
Kıbrıs Türklerine uzlaşmaya ters etki yapan spor ambargosu
uyguladıklarını söyledi.
1960
Anayasasında sporun iki cemaata ait olduğunu vurgulayan Denktaş,
Adam anayasayı yırtıp atıyor ve ben benim diyor. Dünya da
bunu kabul ediyor. Hadi başlangıçta hata yaptın bir sebebi
vardı kabul ettin. 40 Yıl aynı kabulu sürdürürsen demek ki
Kıbrısta Türkün hakkını hiç görmüyorsun dedi.
Uluslararasında
hakkın aranması, korunması gerektiğini kaydeden
Cumhurbaşkanı Denktaş, Çünkü işine gelen senin
hakkını ortadan kaldırmak için kılıfını
uydurur gerekirse seni içten parçalar kendi menfaatı için gözyaşına
bakmaz diye konuştu.
Kıbrıs
Türkünün hakkının referandumlarla da ispat edildiği
şekliyle Rumun kendini temsil edemeyeceğini devamlı
şekilde savunmak olduğunu ifade eden Denktaş, Rumun bizim
hükümetimiz olmadığını vurgulamak ve bizi yamalamak isteyenler
karşısında Devletim ve egemenliğim var Türkiyem var diye
dikilmektir dedi.
BARUTÇU
Sporun siyasi
sorunlardan ayrı tutulması gerektiğine
inandığını söyleyen KKTC Tenis Federasyonu
Başkanı Saffet Barutçu, gençliğin spor yapma hakkının
hiçbir şekilde ellerinden alınmaması gerektiğini kaydetti.
Dünyanın birçok
konuda haktan bahsederken Kıbrıs Türk gençlerinin bu
hakkını unuttuğunu vurgulayan Barutçu, birçok tüzüklerde ve
yönetmeliklerde birinci cümlenin Din dil ırk ayrımı
gözetmeksizin herkesin spor yapmasına imkan sağlama olmasına
rağmen müracaatlarına olumlu yanıt alamadıklarını
belirtti.
TC Tenis Federasyonu Genel Sekreteri Naci Numanoğlu, ellerinden gelen her türlü desteği vermeye hazır olduklarını belirterek, Size destek için geldik dedi.
HALKIN SESI 21/11/04
İthalat ve ihracat rekora koşuyor
İbrahim
DALOĞLU
Ülkemizde önemli
siyasi gelişmelerin yaşandığı son iki yıl
içerisinde KKTC ekonomisinin de canlanmaya başladığı ortaya
çıkıyor. 2003 yılı ile birlikte ithalat ve ihracat
alanında başlayan belirgin büyüme 2004 yılının ilk
sekiz ayı itibarıyle büyümeye
devam ediyor.
Ticaret Dairesiden
alınan 2004 yılı Ocak-Ağustos sonu İthalat ve
İhracat değerleri ile ilgili raporlarda, ithalatta 2003
yılında yaşanan patlamanın 2004 Ağustos ayı sonu
itibarıyle devam ettiği görülüyor.
Diğer yandan
ihracatta da 2003 yılına göre önemli bir büyüme olduğu ortaya
çıkıyor.
İthalat-
İhracat raporlarında 2004 yılının ilk sekiz ayı
sonu itibarıyle geçtiğimiz yılın ithalat
rakamlarının üzerine çıktığı görülüyor. 2003
yılı sonu itibarıyle 478 milyon dolar olarak gerçekleşen
ithalat rakamları 2004 yılının ilk sekiz ayı sonu
itibarıyle 504 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu rakamlara
bakıldığı zaman 2004 yılı sonu itibarıyle
ithalattaki büyümenin % 60 civarında olacağı ifade ediliyor.
İthalattaki
artışa paralel olarak 2004 yılında ihracat alanında da
büyümenin gerçekleştiği görülüyor. İstatistiklere göre 2004
yılının ilk 8 ayı sonu itibarıyle ihracat 48 milyon
dolar olarak gerçekleşirken, yıl sonu itibarıyle ihracattaki
büyümenin % 40 civarında olması bekleniyor. İlk sekiz ayı
sonu itibarıyle gerçekleşen ihracat rakamlarının 2003 sonu
itibarıyle gerçekleşen 50,6 milyon dolarlık rakama
yaklaştığı görülüyor.
EN FAZLA
İTHALAT HAZİRANDA
Ticaret Dairesi
İstatistiki raporlarına göre en fazla ithalat 71,4 milyon dolar ile
Haziran ayında gerçekleşirken, en düşük ithalat ise 42,6 milyon
dolar ile Şubat ayında gerçekleştiği görülüyor. Ülkemize
yapılan ithalatın Ocak-Şubat ayları
dışındaki aylarda 60 milyon doların üzerinde olduğu
ortaya çıkarken, en fazla ithalatın yine Türkiyeden
yapıldığı da görülmekte.
İlk 8 ay sonu
itibarıyle Türkiyeden yapılan ithalat 305,5 milyon dolar olurken 3.
ülkelerden gerçekleşen ithalat ise 198,6 milyon dolar oldu.
Ülkemize
ithalatı yapılan mallara bakıldığında
ithalatı en fazla artış olan malların başında
2003 yılında olduğu gibi taşıt araçları,
yakıt, inşaat demiri, çimento, elektrikli ev eşyaları ve
alkollü içkiler bulunuyor.
İTHALATTA %
16.2 PAY TAŞIT ARAÇLARININ
2004
yılının ilk 8 ayı itibarıyle özellikle taşıt
araçlarının ithalinde adeta bir patlama yaşandığı
görülürken, Ticaret Dairesi verilerine göre, taşıt araçları
ithalinin 2004 yılının ilk 8 ayı sonu itibarıyla 81,8
milyon dolara ulaştığı belirtildi. Bu rakamın 2003
yılında yapılan araç ithalinin yaklaşık 22 milyon
dolar üzerinde olduğu belirtiliyor.
Ticaret Dairesinin
verdiği istatistiki raporlara göre, 2004 yılı ilk 8 ayı
sonu itibarıyle gerçekleşen ithalatın % 16.2 payı
taşıt araçlarına ait olurken araç itahaline paralel olarak
yakıt ithalinin de arttığı ve 24,4 milyon dolara
ulaştığı kaydetiliyor.
Son yıllarda
ülkemizde patlama gösteren inşaat sektöründe kullanılan inşaat
demiri ithali ise 22 milyon dolar ile toplam ithalat içerisinde % 4.4 paya
sahip olduğu ortaya çıkıyor. İthalatta en fazla
artış gösteren diğer malların başında 8,3 milyon
dolarlık kıymet ile çimento ve 3,8 milyon dolarlık kıymet
ile alkollü içkiler bulunuyor.
NARENCİYE
İHRACATI BÜYÜYOR
Ülkemizde 2004
yılı Ağustos sonu itibariyle ithalatta yaşanan önemli
yükselişe paralel olarak ihracat alanında da bir artış
olduğu Ticaret Dairesinin verdiği istatistiki bilgilerde görülüyor.
2002 yılı sonu itibarıyle 45,3 milyon dolar tutarında ihracat yapılırken, 2003 yılı sonunda ihracat tutarı 50.6 milyon dolara yükselirken 2004 yılı Ağustos ayı sonu itibarıyle ihracat tutarının 48 milyon dolar olduğu belirtiliyor.
İthalatta büyük
payı Türkiye alırken, ihracatta ise bunun aksine diğer dünya
ülkelerine yapılan ihracatlar ilk sırada bulunuyor. Ağustos
ayı sonu itibarıyle gerçekleşen 48 milyon dolarlık
ihracatın 21,7 milyon doları Türkiyeye yapılırken, 26,2
milyon dolarlık ihracat ise, diğer ülkelere
yapıldığı verilen istatistiklerde ortaya çıkıyor.
İhracat
ürünlerinin başında narenciye, konfeksiyon, süt ürünleri, rakı
ve konsantreler bulunuyor.
2003
yılında olduğu gibi ihracatta en büyük payı 18.9 milyon
tutarındaki narenciye ihracatı alırken, onu konfeksiyon ile süt
ürünleri ihracatı izliyor.
Ağustos
ayı sonu itibarıyle ortaya çıkan narenciye ihracatındaki
1.1 milyon dolarlık fazlalık bu ürüne olan talebin artmaya
başladığını gösteriyor.
RAKIYA TALEP
ARTIYOR
Ticaret Dairesinin
2004 yılı Ağustos ayı sonu ithalat ile ihracat
rakamlarına göre, ihracat alanında en fazla artış
rakıda gerçekleşirken en fazla düşüş ise deri
ihracatında olduğu ortaya çıkıyor.
2002 yılı
ile başlayan rakı ihracatındaki önemli artışın
2003 yılı içinde de devam ettiği ve 2.9 milyon dolara
yükseldiği bu yılın Ağustos ayı sonu itibarıyle
ise 2,7 milyon dolar olduğu belirtiliyor.
MART AYINDA
İHRACAT PATLADI
Ticaret Dairesinin
hazırladığı 2004 Ocak-Ağustos istatistiki
raporlarına göre, ilk sekiz ay içerisinde en fazla ihracat 13,8 milyon
dolar ile Mart ayı içerisinde gerçkeleştiği belirtiliyor. Bu ay
içerisinde özellikle narenciye ürünlerinin ihracatının gerçekleştiği
bu nedenle ihracatta Mart ayında bir patlama olduğu kaydetiliyor.
Bunun yanında
en düşük ihracattın ise 2,9 milyon dolar ile Mayıs ayı
içerisinde olduğu ortaya çıkıyor.
KKTCye yapılan İthalat ve İhracat
rakamları (Dolar $)
2000 2001 2002 2003 2004
(Ocak-Ağustos)
İthalat 424,8 271,9 309,4 477,7 504,1
İhracat 50,3 34,5 45,3 50,6 48,0
HALKIN SESI 21/11/04
EOKAcı
Rumdan katliam itirafı
Eski EOKAcı Andreas
Dimitriu isimli Rum, 30 yıl önce Kıbrısta Türklere
karşı Taşkentte (Tohni) uygulanan katliamla ilgili itiraflarda
bulundu.
|
67 yaşındaki Dimitriu, o zamanlar EOKA-B üyesi
olduğunu, ancak hiç çatışmaya
katılmadığını belirterek, bir emre uyarak
Taşkent köyünde yaşayan, savaşabilecek Kıbrıslı
Türk erkeklerin bir kahvehanede toplanmasına yardımcı
olduğunu anlattı.
KADINLARA TECAVÜZ EDİLDİ
Dimitriu, Rum polisi ve birkaç gönüllü olarak
Taşkente Kıbrıslı Türkleri toplamaya gittiklerini, ertesi
gün ise Türk mahallesine gittiğinde Hirokitiadan gelen bazı
askerlerin, intikam almak amacıyla bazı genç Kıbrıslı
Türk kadınlara tecavüz ettiklerini öğrendiğini söyledi.
Dimitriu, bunun üzerine Kıbrıslı
Türklerin korktukları için kendiliğinden okulda,
Kıbrıslı Türk kadınların ise Türk mahallesindeki
birkaç evde toplandıklarını kaydetti.
ÖLÜME GÖTÜRÜLDÜLER
Okuldaki Kıbrıslı Türklerin
Limasola götürülmek üzere askerler tarafından otobüslere
bindirildiğini akşam eve gelince öğrendiğini ifade eden
Dimitriu, Birkaç gün sonra Mari (Tatlısu) köyünden bir
Kıbrıslı Türkten, otobüsteki Kıbrıslı Türklerin
öldürüldüklerini ve sadece bir tanesinin kurtulduğunu
öğrendiğini belirtti.
Dimitriu, O zamanlar böyle şeyler oluyordu.
Tüm Kıbrısta olanın dışında biz ne yaptık!
Bizim esirlerimizle değiştirilmesi amacıyla savaşabilen
herkesin toplanması emri gelmişti. Biz ne yaptıysak devletin
yasal güçleriyle birlikte yaptık diye konuştu.
Dimitriu, Taşkent köyündeki okulda tutulan
Kıbrıslı Türkleri bekleyen Kıbrıslı
Rumların, Kıbrıslı Türklerin otobüslerle Limasola
değil de öldürülmeye götürüleceklerini bilmediğini de iddia etti.
Evlerinden 14 Ağustos 1974te zorla alınan
ve topluca öldürülen 89 Kıbrıslı Türk dozerlerle açılan
çukurlara gömülmüştü.
EOKA'cıdan katliam itirafı
Eski EOKA'cı Andreas Dimitriu isimli Rum, Taşkent katliamıyla ilgili itiraflarda bulundu ve Ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle beraber yaptık dedi.
Andreas
Dimitriu, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Alithia gazetesine
yaptığı açıklamada, köydeki Türk erkeklerini
topladıklarını, ancak esir değişiminde
kullanılacaklarını sandığını savundu.
Topladıkları erkeklerin öldürüleceklerini bilmediğini iddia
eden Dimitriu, söz konusu Türk erkeklerin Hirokitia'dan gelen askerler
tarafından götürüldüğünü, aynı askerlerin intikam için bazı
genç kadınlara da tecavüz ettiklerini anlattı. Dimitriu, Ne
yaptıysak devletin yasal güçleriyle beraber yaptık diye
konuştu.
67
yaşındaki Dimitriu, o zamanlar EOKA-B üyesi olduğunu, ancak hiç
çatışmaya katılmadığını belirterek, bir
emre uyarak Taşkent köyünde yaşayan, savaşabilecek
Kıbrıslı Türk erkeklerin bir kahvehanede toplanmasına
yardımcı olduğunu anlattı.
Dimitriu, Rum
polisi ve birkaç gönüllü olarak Taşkent'e Kıbrıslı Türkleri
toplamaya gittiklerini, ertesi gün ise Türk mahallesine gittiğinde
Hirokitia'dan gelen bazı askerlerin, intikam almak amacıyla bazı
genç Kıbrıslı Türk kadınlara tecavüz ettiklerini
öğrendiğini söyledi. Dimitriu, bunun üzerine
Kıbrıslı Türklerin korktukları için kendiliğinden
okulda, Kıbrıslı Türk kadınların ise Türk
mahallesindeki birkaç evde toplandıklarını kaydetti.
LİMASOL
YERİNE ÖLÜME GÖTÜRÜLDÜLER"
Okuldaki
Kıbrıslı Türklerin Limasol'a götürülmek üzere askerler
tarafından otobüslere bindirildiğini akşam eve gelince
öğrendiğini ifade eden Dimitriu, kendisinin de götürülenlere ne
olduğunu merak ettiği için 2-3 gün sonra adı 'Alibey' olan
Kıbrıslı bir Türkle Limasol'a gittiklerini, ancak burada
kendilerine Taşkent'ten Kıbrıslı Türklerin
bulunmadığının söylediğini aktardı.
Birkaç gün
sonra Mari (Tatlısu) köyünden bir Kıbrıslı Türkten,
otobüsteki Kıbrıslı Türklerin öldürüldüklerini ve sadece bir
tanesinin kurtulduğunu öğrendiğini belirten Dimitriu, O
zamanlar böyle şeyler oluyordu. Tüm Kıbrıs'ta olanın
dışında biz ne yaptık! Bizim esirlerimizle
değiştirilmesi amacıyla savaşabilen herkesin
toplanması emri gelmişti. Biz ne yaptıysak devletin yasal
güçleriyle birlikte yaptık diye konuştu.
Dimitriu,
Taşkent köyündeki okulda tutulan Kıbrıslı Türkleri bekleyen
Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklerin
otobüslerle Limasol'a değil de öldürülmeye götürüleceklerini
bilmediğini de iddia etti.
Evlerinden 14
Ağustos 1974'te zorla alınan ve topluca öldürülen 89
Kıbrıslı Türk dozerlerle açılan çukurlara gömülmüştü.
HURRIYET 22/11/04
|
Denktaş: Rum Yönetimi özür dilemeli |
|
|
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, eski bir EOKA'cı olan Andreas Dimitriu isimli Rum'un, Taşkent katliamıyla ilgili Rum basınında yer alan itirafının, çok vurucu bir açıklama olduğunu ifade ederek, Vicdanların konuşmaya başlaması olumlu bir gelişmedir dedi. Cumhurbaşkanı
Denktaş, bir kabulü sırasında yaptığı
açıklamada, Rum liderliğinin 1963-1974 döneminde
yaptıkları için Kıbrıs Türk halkından özür dilemesi gerektiğini
belirterek, şunları söyledi: Temennim, Rum
liderliğinin 1963-1974 olaylarını nasıl ve niçin
başlattıklarını açıkça anlatmaları, Türk
halkından özür dilemeleri, hatta tazminatlarla ilgili talepleri
konuşmaya başlamalarıdır. 'Tüm Kıbrıs'ın
meşru hükümeti' olarak anlaşmaya varma imkanı yoktur. Türk
tarafında güven yaratılması için 1963-1974 olaylarındaki
sorumluluklarını omuzlamaları lazımdır. Bu,
insanlık açısından, barış açısından
gereklidir. Artık tek tük Rumlar içerisinde insanların
konuşması bana ümit vermektedir. Bu yapılmadıkça güven
duyulması mümkün değildir. Taşkent
halkına başsağlığı dileyen
Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum basınında yer alan söz
konusu açıklamanın, başta Avrupa olmak üzere herkes
tarafından iyi değerlendirilmesini istedi. Eski
EOKA'cı 67 yaşındaki Andreas Dimitriu isimli Rum, Alithia
gazetesinde yayımlanan açıklamasında, Taşkent
katliamını Rum askerlerin yaptığını ve
askerlerin kadınların bazılarına da tecavüz ettiğini
anlatmıştı. Taşkent'teki Türklerin toplanmasına
gönüllü olarak katıldığını anlatan, ancak
katliamın askerler tarafından yapıldığını
söyleyen Dimitriu, Biz ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle birlikte
yaptık demişti. |
|
HURRIYET 22/11/04
|
Talat iade etti KKTC'de seçim yolu açıldı |
|
|
KKTC'deki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, 8 Kasım'da aldığı hükümeti kurma görevini bugün Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a iade etti. Cumhurbaşkanı
Denktaş'ı ziyaret ederek, görevi iade eden Talat, Hükümeti
kurmakla görevlendirdiniz. Bu imkanı bulamadım. Bunun için görevi
size iade ediyorum dedi. Denktaş
da başsavcının görüşüne göre seçim kararı alabilmek
için bir ay daha beklenmesi gerektiğini belirterek, Halbuki bana göre,
yapılan bu temaslar neticesinde bu meclisten herhangi bir kişinin
hükümet kuramayacağı ortaya çıkmıştır dedi. TALAT:
İSTİKRARLI HÜKÜMET İÇİN İSTİKRARLI MECLİS KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, yapılan temaslar sonucu,
herhangi bir kişinin bugünkü meclisten bir hükümet
çıkaramayacağının ortaya
çıktığını belirterek, Tiyatro oynamamıza
lüzum yok dedi ve milletvekillerine, 26'yı bulacak olana görevi
vermeye hazırım çağrısı yaptı. Başbakan
Mehmet Ali Talat da, meclisten istikrarlı bir hükümet
çıkmayacağını yineleyerek, istikrarlı bir hükümet
için istikrarlı bir meclise ihtiyaç olduğunu söyledi. Cumhuriyetçi
Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı ve Başbakan Talat, 8
Kasım'da aldığı hükümeti kurma görevini
Cumhurbaşkanı Denktaş'a iade etti. Denktaş'a,
zarf içinde görevi iade eden Talat, Hükümeti kurmakla görevlendirdiniz, bu
imkanı bulamadım. Bunun için görevi size iade ediyorum dedi. Cumhurbaşkanı
Denktaş da, Başsavcının görüşüne göre seçim
kararı alabilmek için bir ay daha beklemek gerektiğini belirterek,
Halbuki bana göre yapılan bu temaslar neticesinde bu meclisten herhangi
bir kişinin hükümet kuramayacağı ortaya
çıkmıştır dedi. SERDAR
DENKTAŞ GÖREV İSTEMİYOR Demokrat Parti
(DP) Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın, DP
adına görev istemediğini sabah telefonla kendisine bildirdiğini
açıklayan Denktaş, şöyle devam etti: Dolayısıyla
1 ay beklememiz gerektiğine göre, siz görevinize devam edeceksiniz.
Ancak şu kapıyı açık bırakmak istiyorum: Meclis
içerisinden herhangi bir kimse 'Ben kurabilirim' diyecek durumdaysa ve kurmak
yönünde görev talep edecekse, bu ciddi bir talep olursa, benimle
konuştuktan sonra, kendisine görevi vermeye hazırım. Bu
kapıyı açık bırakmak istiyorum. Çünkü boşuna
aynı parti liderlerini çağırıp, 10 gün daha alın, 15
gün daha alın demenin bir anlamı yok. Ana muhalefet
Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu
ile de telefonla görüşeceğini ifade eden Cumhurbaşkanı
Denktaş, Kendisinin böyle bir niyeti varsa, onu
çağırayım. Ama benim çağrım açıktır, bütün
mebuslaradır. Kendi aralarında konuşsunlar, herhangi bir kimse
26'yı bulacağını görürse, bu konuda bize bilgi takdim
ederse görevi vermeye hazırız. Aksi halde
başsavcının görüşünü kabul ediyoruz, 1 ay daha beklemek
mecburiyetimiz var dedi. Süreyi
kısaltmak için başka temaslar yapacağını, ancak
bunun pek mümkün görülmediğini kaydeden Denktaş, Başbakan
Talat'a, çabaları için teşekkür etti. Denktaş, Bizim
istediğimiz, hükümetin görevine devam etmesidir. Halkın
ihtiyaçlarına cevap vermesidir ve dünyanın önerdiği veyahut
vaat ettiği hediyelerin alınabilmesi için de
çabalarınızı sürdürmenizdir. Biliyorsunuz bu yönde
yardımcı olmaya hazırız dedi. TİYATRO
OYNAMAMIZA LÜZUM YOK Cumhurbaşkanı
Denktaş, Eroğlu ile yeniden görüşeceğinizi söylediniz.
Yeni bir gelişme mi var? sorusu üzerine, Hayır, hiç gelişme
yok diyerek şunları söyledi: Eroğlu
da kurabileceği yönünde bana bir haber vermiş değildir. Ama
şimdi başsavcının söylediği rutini devam
ettireceksek, benim şimdi Eroğlu'nu çağırmam lazım.
Çünkü kurabilecek büyük parti o, Serdar, 'Ben kuramam' dedikten sonra. O da
10 gün sonra bana getirecek tekrar Talat Bey'i çağırmam lazım.
Yani o tiyatroyu oynamamıza lüzum yok diyorum. Onun için bu
çağrıyı yaptım. İSTİKRARLI
HÜKÜMET İÇİN İSTİKRARLI MECLİS Başbakan
Talat da, meclisten istikrarlı bir hükümet
çıkmayacağını yineleyerek, istikrarlı bir hükümet
için istikrarlı bir meclise ihtiyaç olduğunu söyledi. Hükümeti
sağlamlaştırmak için yaptıkları çabayı anlatan
Talat, Dünya önünde bir uğraşımız var. Bu
uğraşta istifa etmiş hükümet olarak yer almamak, mümkünse
birkaç gün içinde hükümeti bozup yeniden kurmak hedefimizdi. Onu
başaramadık. Sonuçta bütçe gündeme gelince istifa etmek zorunda
kaldık dedi. Yapılan
çabalar sonucu, meclisten istikrarlı bir hükümet
çıkamayacağının ortaya çıktığını
belirten Talat, Meclis boykot edilerek
çalıştırılmıyor da. Dolayısıyla meclisten
üretim yapmak kolay olmuyor. Bu meclisten istikrarlı bir hükümet
çıkmayacağı belli. İstikrarlı hükümete de çok büyük
ihtiyacımız olduğu belli. Zaman kaybını hiç
doğru bulmuyoruz. O yüzden belki bugün sizin seçim
çağırmanızda çok büyük yarar vardı. Ancak
vurguladığınız gibi başsavcının yorumuyla
bu mümkün değil gibi görünüyor. Yüksek Seçim
Kurulu'na ve Yüksek Mahkeme'ye başvurarak bir aylık süreyi
kısaltmak istediklerini ifade eden Talat, İstikrarlı bir
hükümete ihtiyacımız var. Bu da istikrarlı bir meclis
gerektiriyor dedi. GÖREV
OMUZUNUZDADIR Cumhurbaşkanı
Denktaş, Başbakan Talat'ın konuşmasının
ardından, İstifa etmiş bir hükümet dış temaslarda
zayıf olur görüşüne cevap vermek istediğini belirterek,
şunları söyledi: İsmet
İnönü 1964'de Washington'a giderken, yolda, meclis kendisini
düşürmüştür. Washington'a gitti, Kıbrıs meselesini hiç
aldırmaksızın orada konuştu, müdafaa etti, geri geldi.
Yeni hükümet oluşuncaya kadar da temaslarını sürdürdü. Onun
için görev omuzunuzdadır. Sorumluluk omuzunuzdadır. KKTC'nin
başbakanı olarak bu görevi sürdürmek sizin omuzunuza
kalmıştır. Onun için başarılar dilerim. (aa) |
|
HURRIYET 22/11/04
Talat görevi iade
etti!.. Denktaş: Tiyatro oynamamıza lüzum yok
KKTC'deki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel
Başkanı ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, 8 Kasım'da
aldığı hükümeti kurma görevini bugün Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'a iade etti.
Cumhurbaşkanı Denktaş'ı
ziyaret ederek, görevi iade eden Talat, ''Hükümeti kurmakla görevlendirdiniz.
Bu imkanı bulamadım. Bunun için görevi size iade ediyorum'' dedi.
Denktaş da başsavcının
görüşüne göre seçim kararı alabilmek için bir ay daha beklenmesi
gerektiğini belirterek, ''Halbuki bana göre, yapılan bu temaslar
neticesinde bu meclisten herhangi bir kişinin hükümet
kuramayacağı ortaya çıkmıştır'' dedi.
DENKTAŞ: TİYATRO OYNAMAMIZA LÜZUM
YOK
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
''yapılan temaslar sonucu, herhangi bir kişinin bugünkü meclisten bir
hükümet çıkaramayacağının ortaya
çıktığını'' belirterek, ''Tiyatro oynamamıza
lüzum yok'' dedi ve milletvekillerine, ''26'yı bulacak olana görevi
vermeye hazırım'' çağrısı yaptı.
Başbakan Mehmet Ali Talat da, meclisten
istikrarlı bir hükümet çıkmayacağını yineleyerek,
''istikrarlı bir hükümet için istikrarlı bir meclise ihtiyaç
olduğunu'' söyledi.
Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel
Başkanı ve Başbakan Talat, 8 Kasım'da aldığı
hükümeti kurma görevini Cumhurbaşkanı Denktaş'a iade etti.
Denktaş'a, zarf içinde görevi iade eden
Talat, ''Hükümeti kurmakla görevlendirdiniz, bu imkanı bulamadım.
Bunun için görevi size iade ediyorum'' dedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş da,
Başsavcının görüşüne göre seçim kararı alabilmek için
bir ay daha beklemek gerektiğini belirterek, ''Halbuki bana göre
yapılan bu temaslar neticesinde bu meclisten herhangi bir kişinin
hükümet kuramayacağı ortaya çıkmıştır'' dedi.
SERDAR DENKTAŞ GÖREV İSTEMİYOR
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş'ın, DP adına görev istemediğini sabah
telefonla kendisine bildirdiğini açıklayan Denktaş, şöyle
devam etti:
''Dolayısıyla 1 ay beklememiz
gerektiğine göre, siz görevinize devam edeceksiniz. Ancak şu
kapıyı açık bırakmak istiyorum: Meclis içerisinden herhangi
bir kimse 'Ben kurabilirim' diyecek durumdaysa ve kurmak yönünde görev talep
edecekse, bu ciddi bir talep olursa, benimle konuştuktan sonra, kendisine
görevi vermeye hazırım. Bu kapıyı açık bırakmak
istiyorum. Çünkü boşuna aynı parti liderlerini
çağırıp, 10 gün daha alın, 15 gün daha alın demenin
bir anlamı yok.'' Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel
Başkanı Derviş Eroğlu ile de telefonla
görüşeceğini ifade eden Cumhurbaşkanı Denktaş,
''Kendisinin böyle bir niyeti varsa, onu çağırayım. Ama benim
çağrım açıktır, bütün mebuslaradır. Kendi
aralarında konuşsunlar, herhangi bir kimse 26'yı
bulacağını görürse, bu konuda bize bilgi takdim ederse görevi
vermeye hazırız. Aksi halde başsavcının görüşünü
kabul ediyoruz, 1 ay daha beklemek mecburiyetimiz var'' dedi.
Süreyi kısaltmak için başka temaslar
yapacağını, ancak bunun pek mümkün görülmediğini kaydeden
Denktaş, Başbakan Talat'a, çabaları için teşekkür etti.
Denktaş, ''Bizim istediğimiz, hükümetin görevine devam etmesidir.
Halkın ihtiyaçlarına cevap vermesidir ve dünyanın önerdiği
veyahut vaat ettiği hediyelerin alınabilmesi için de
çabalarınızı sürdürmenizdir. Biliyorsunuz bu yönde
yardımcı olmaya hazırız'' dedi.
''TİYATRO OYNAMAMIZA LÜZUM YOK''
Cumhurbaşkanı Denktaş,
''Eroğlu ile yeniden görüşeceğinizi söylediniz. Yeni bir
gelişme mi var?'' sorusu üzerine, ''Hayır, hiç gelişme yok''
diyerek şunları söyledi:
''Eroğlu da kurabileceği yönünde bana
bir haber vermiş değildir. Ama şimdi başsavcının
söylediği rutini devam ettireceksek, benim şimdi Eroğlu'nu
çağırmam lazım. Çünkü kurabilecek büyük parti o, Serdar, 'Ben
kuramam' dedikten sonra. O da 10 gün sonra bana getirecek tekrar Talat Bey'i
çağırmam lazım. Yani o tiyatroyu oynamamıza lüzum yok
diyorum. Onun için bu çağrıyı yaptım.''
''İSTİKRARLI HÜKÜMET İÇİN
İSTİKRARLI MECLİS''
Başbakan Talat da, meclisten
istikrarlı bir hükümet çıkmayacağını yineleyerek,
''istikrarlı bir hükümet için istikrarlı bir meclise ihtiyaç
olduğunu'' söyledi.
Hükümeti sağlamlaştırmak için
yaptıkları çabayı anlatan Talat, ''Dünya önünde bir
uğraşımız var. Bu uğraşta istifa etmiş
hükümet olarak yer almamak, mümkünse birkaç gün içinde hükümeti bozup yeniden
kurmak hedefimizdi. Onu başaramadık. Sonuçta bütçe gündeme gelince
istifa etmek zorunda kaldık'' dedi.
Yapılan çabalar sonucu, meclisten
istikrarlı bir hükümet çıkamayacağının ortaya
çıktığını belirten Talat, ''Meclis boykot edilerek
çalıştırılmıyor da. Dolayısıyla meclisten
üretim yapmak kolay olmuyor. Bu meclisten istikrarlı bir hükümet
çıkmayacağı belli. İstikrarlı hükümete de çok büyük
ihtiyacımız olduğu belli. Zaman kaybını hiç doğru
bulmuyoruz. O yüzden belki bugün sizin seçim çağırmanızda çok
büyük yarar vardı. Ancak vurguladığınız gibi
başsavcının yorumuyla bu mümkün değil gibi görünüyor.''
Yüksek Seçim Kurulu'na ve Yüksek Mahkeme'ye başvurarak bir aylık
süreyi kısaltmak istediklerini ifade eden Talat, ''İstikrarlı
bir hükümete ihtiyacımız var. Bu da istikrarlı bir meclis
gerektiriyor'' dedi.
''GÖREV OMUZUNUZDADIR''
Cumhurbaşkanı Denktaş,
Başbakan Talat'ın konuşmasının ardından,
''İstifa etmiş bir hükümet dış temaslarda zayıf olur''
görüşüne cevap vermek istediğini belirterek, şunları
söyledi:
''İsmet İnönü 1964'de Washington'a
giderken, yolda, meclis kendisini düşürmüştür. Washington'a gitti,
Kıbrıs meselesini hiç aldırmaksızın orada
konuştu, müdafaa etti, geri geldi. Yeni hükümet oluşuncaya kadar da
temaslarını sürdürdü. Onun için görev omuzunuzdadır. Sorumluluk
omuzunuzdadır. KKTC'nin başbakanı olarak bu görevi sürdürmek
sizin omuzunuza kalmıştır. Onun için başarılar
dilerim.''
MILLIYET
22/11/04
Rumlar'dan katliam
itirafı: Erkekleri öldürdük, kadınlara tecavüz ettik
Eski EOKA'cı Andreas Dimitriu isimli Rum,
Rum ve Yunanların Kıbrıs Türklerine 30 yıl önce
uyguladığı soykırım örneklerinden biri olan
Taşkent (Tohni) katliamıyla ilgili itiraflarda bulundu ve ''Ne
yaptıysak devletin yasal güçleriyle beraber yaptık'' dedi.
Andreas Dimitriu, Güney Kıbrıs'ta
yayımlanan Alithia gazetesine yaptığı açıklamada,
''köydeki Türk erkeklerini topladıklarını, ancak esir
değişiminde kullanılacaklarını
sandığını'' savundu. ''Topladıkları erkeklerin
öldürüleceklerini bilmediğini'' iddia eden Dimitriu, ''söz konusu Türk
erkeklerin Hirokitia'dan gelen askerler tarafından götürüldüğünü,
aynı askerlerin intikam için bazı genç kadınlara da tecavüz
ettiklerini'' anlattı. Dimitriu, ''Ne yaptıysak devletin yasal
güçleriyle beraber yaptık'' diye konuştu.
67 yaşındaki Dimitriu, ''o zamanlar
EOKA-B üyesi olduğunu, ancak hiç çatışmaya
katılmadığını'' belirterek, ''bir emre uyarak
Taşkent köyünde yaşayan, savaşabilecek Kıbrıslı
Türk erkeklerin bir kahvehanede toplanmasına yardımcı
olduğunu'' anlattı.
Dimitriu, ''Rum polisi ve birkaç gönüllü olarak
Taşkent'e Kıbrıslı Türkleri toplamaya gittiklerini, ertesi
gün ise Türk mahallesine gittiğinde Hirokitia'dan gelen bazı
askerlerin, intikam almak amacıyla bazı genç Kıbrıslı
Türk kadınlara tecavüz ettiklerini öğrendiğini'' söyledi.
Dimitriu, ''bunun üzerine Kıbrıslı Türklerin korktukları
için kendiliğinden okulda, Kıbrıslı Türk
kadınların ise Türk mahallesindeki birkaç evde toplandıklarını''
kaydetti.
Limasol yerine ölüme!
''Okuldaki Kıbrıslı Türklerin
Limasol'a götürülmek üzere askerler tarafından otobüslere
bindirildiğini akşam eve gelince öğrendiğini'' ifade eden
Dimitriu, ''kendisinin de götürülenlere ne olduğunu merak ettiği için
2-3 gün sonra adı 'Alibey' olan Kıbrıslı bir Türkle
Limasol'a gittiklerini, ancak burada kendilerine Taşkent'ten
Kıbrıslı Türklerin bulunmadığının
söylediğini'' aktardı.
''Birkaç gün sonra Mari (Tatlısu) köyünden
bir Kıbrıslı Türkten, otobüsteki Kıbrıslı
Türklerin öldürüldüklerini ve sadece bir tanesinin kurtulduğunu
öğrendiğini'' belirten Dimitriu, ''O zamanlar böyle şeyler
oluyordu. Tüm Kıbrıs'ta olanın dışında biz ne
yaptık! Bizim esirlerimizle değiştirilmesi amacıyla
savaşabilen herkesin toplanması emri gelmişti. Biz ne
yaptıysak devletin yasal güçleriyle birlikte yaptık'' diye
konuştu.
Dimitriu, Taşkent köyündeki okulda tutulan
Kıbrıslı Türkleri bekleyen Kıbrıslı
Rumların, Kıbrıslı Türklerin otobüslerle Limasol'a
değil de öldürülmeye götürüleceklerini bilmediğini de iddia etti.
Evlerinden 14 Ağustos 1974'te zorla
alınan ve topluca öldürülen 89 Kıbrıslı Türk dozerlerle
açılan çukurlara gömülmüştü.
Denktaş:
Vicdanlar konuşmaya başladı
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
eski bir EOKA'cı olan Andreas Dimitriu isimli Rum'un, Taşkent
katliamıyla ilgili Rum basınında yer alan itirafının,
''çok vurucu bir açıklama'' olduğunu ifade ederek, ''Vicdanların
konuşmaya başlaması olumlu bir gelişmedir'' dedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, bir kabulü
sırasında yaptığı açıklamada, Rum
liderliğinin 1963-1974 döneminde yaptıkları için
Kıbrıs Türk halkından özür dilemesi gerektiğini belirterek,
şunları söyledi:
''Temennim, Rum liderliğinin 1963-1974
olaylarını nasıl ve niçin başlattıklarını
açıkça anlatmaları, Türk halkından özür dilemeleri, hatta
tazminatlarla ilgili talepleri konuşmaya başlamalarıdır.
'Tüm Kıbrıs'ın meşru hükümeti' olarak anlaşmaya varma
imkanı yoktur. Türk tarafında güven yaratılması için 1963-1974
olaylarındaki sorumluluklarını omuzlamaları
lazımdır. Bu, insanlık açısından, barış
açısından gereklidir. Artık tek tük Rumlar içerisinde
insanların konuşması bana ümit vermektedir. Bu
yapılmadıkça güven duyulması mümkün değildir.'' Taşkent
halkına başsağlığı dileyen
Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum basınında yer alan söz
konusu açıklamanın, başta Avrupa olmak üzere herkes
tarafından iyi değerlendirilmesini istedi.
MILLIYET
22/11/04
ABD, güneyde "evet"i artırmak için
çalışıyor
ABD
Dışişleri Bakanlığı'nın güneyde yeni
referandum tasarladığı ve tek amacın 5. Annan
Planı'nın kabul edilmesi olduğu belirtildi.
Simerini
gazetesi, Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü'nün (CIA) referandumda
"Hayır" diyenlere yaklaşmakta olduğunu ve güneyde
dengeleri "Evet" lehinde bozmak için kampanya
başlattığını yazdı.
Gazete,
Amerikalıların Annan Planı'nı halka kabul ettirmeyenleri
bir kenara attığını, bu kampanyaya ise ABD Lefkoşa
Büyükelçiliği Siyasi Daire Müdürü ve Kıbrıs CIA Dairesi Müdürü
Mathiu Palmar'in başkanlık ettiğini de savundu.
Gazete iç
sayfasında detaylandırdığı haberine şu
başlığı kullandı:
"Yeni
Referandumu İleri Götürüyorlar CIA Birimi Sorumlusu
'Hayırcılara' Yaklaşıyor"
Haberde
Palmar'in "Hayır" için çalışan AKEL, DİKO ve EDEK
partisi milletvekilleriyle temas kurduğu ve onların görüşlerini
dinlediği de belirtildi.
KIBRIS 22/11/04
Rum, vahşetini itirafa başladı
Eski bir EOKACI, Rum
ve Yunanların Kıbrıs Türklerine 30 yıl önce
uyguladıkları soykırım örneklerinden biri olan Taşkent
(Tohni) katliamıyla ilgili itiraflarda bulundu.
Köydeki Türk erkekleri topladıklarını
ancak esir takasında kullanılacaklarını
sandığını savunan Andreas Dimitriu adlı EOKACI,
gazeteye, topladıkları erkeklerin öldürüleceklerini bilmediğine
dair şeref sözü verdi. Dimitriu, söz konusu erkeklerin Hirokitiadan
gelen askerler tarafından götürüldüğünü, aynı askerlerin
intikam için bazı genç kadınlara da tecavüz ettiklerini
anlattı. Dimitriu, Ne yaptıysak devletin yasal güçleriyle beraber
yaptık ifadelerine de yer verdi.
Güneyde yayınlanan Alithia gazetesi, geçen Pazar
günkü sayısında Taşkent katliamını anlatan
Kıbrıslı Türk bir kadının, babasını
tutuklayan EOKACIlar arasında bulunduğunu söylediği Andreas
Dimitriuyla yaptığı röportajı dün yayınladı.
Alithiaya göre
şu anda 67 yaşında olan Dimitriu gazeteye yaptığı
açıklamalarda yaşananların bir çoğunu ve kendisinin de
EOKA-B üyesi olduğunu doğruladı, ancak Kıbrıslı
Türklerin öldürüleceklerini bilmediğine dair şeref sözü verdi.
BAZI KADINLARA TECAVÜZ EDİLDİ
Gazeteye göre
Dimitriu, o zamanlar EOKA-B üyesi olduğunu, ancak hiç çatışmaya
katılmadığını ve gelen emrin ardından Tohni
köyündeki savaşabilecek Kıbrıslı Türk erkeklerin bir
kahvehanede toplanmasına yardımcı olduğunu ifade etti.
Dimitriu, Rum polisi ve birkaç gönüllü olarak Tohniye Kıbrıslı
Türkleri toplamaya gittiklerini, aynı günün akşam üzeri ise,
kendisinin ertesi gün Türk mahallesine gittiğinde öğrendiğine
göre Hirokitiadan gelen bazı askerlerin, intikam almak amacıyla
bazı genç Kıbrıslı Türk kadınlara tecavüz ettiklerini
söyledi. Dimitriu, bunun üzerine Kıbrıslı Türklerin
korktukları için kendiliğinden okulda, Kıbrıslı Türk
kadınların ise Türk mahallesindeki birkaç evde
toplandıklarını ifade etti.
ERKEKLERİ
HİROKİTİADAN GELEN ASKERLER GÖTÜRDÜ
Dimitriu, okuldaki
Kıbrıslı Türklerin Limasola götürülmek üzere askerler
tarafından otobüslere bindirildiğini akşam eve gelince
öğrendiğini, kendisinin de götürülenlere ne olduğunu merak
ettiği için 2-3 gün sonra adı Alibey olan Kıbrıslı
bir Türkle Limasola gittiklerini, ancak burada kendilerine Tohniden
Kıbrıslı Türklerin bulunmadığının
söylediğini anlattı.
DEVLETİN YASAL
GÜÇLERİYLE BERABER YAPTIK
Birkaç gün sonra
Mari (Tatlısu) köyünden bir Kıbrıslı Türkten, otobüsteki
Kıbrıslı Türklerin öldürüldüklerini ve sadece bir tanesinin
kurtulduğunu öğrendiğini ileri süren Dimitriu O zamanlar böyle şeyler
oluyordu. Tüm Kıbrısta olanın dışında biz ne
yaptık! Bizim esirlerimizle değiştirilmesi amacıyla
savaşabilen herkesin toplanması emri gelmişti. Biz ne
yaptıysak devletin yasal güçleriyle birlikte yaptık ifadelerini
kullandı.
Dimitriu, Tohni köyündeki okulda tutulan Kıbrıslı Türkleri bekleyen Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklerin otobüslerle Limasola değil de öldürülmeye götürüleceklerini bilmediğini de iddia etti.
HALKIN SESI 22//11/04
Hükümet işi askıda kaldı
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş tarafından 8 Kasım'da hükümeti kurmakla
görevlendirilen Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) Genel
Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, 15 günlük anayasal sürenin
dolmasına bir gün kala görevi iade etti.
Cumhuriyet
Meclisi'nde UBP ve CTP'den sonra üçüncü parti konumundaki Demokrat Parti'nin
(DP) genel başkanı Serdar Denktaş ise görev talep
etmediğini cumhurbaşkanına bildirdi.
UBP Genel
Başkanı Derviş Eroğlu'nun ardından Talat'ın da
yeni bir hükümet kuramayacağını resmen bildirmesi ve Serdar
Denktaş'ın görev talep etmemesiyle hükümet işi askıda
kaldı. Şimdi gözler erken seçim tarihine çevrildi, ancak
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın seçim kararı verebilmesi için
bu günden itibaren bir ay daha beklemsi gerekiyor. Anayasa uyarınca, ilk
görevlendirmeden itibaren 60 günlük sürenin, sonuna kadar
kullanılmasına ilişkin başsavcı görüşüne göre
seçim kararı daha erkene alınamıyor.
Cumhurbaşkanı
Denktaş, bu bekleme süresinde, talepte bulunan bir milletvekiline hükümeti
kurma görevi verebileceğini belirtirken, Başbakan Mehmet Ali Talat,
sürenin kısaltılıp kısaltılmayacağı
konusunda Yüksek Seçim Kurulu veya Anayasa Mahkemesi'nden görüş
alınmasını istedi.
Talat:
İmkan bulamadım,
Görevi iade
ediyorum
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, CTP Genel Başkanı Başbakan Mehmet Ali
Talat'ı saat 09.30'da kabul etti. Yaklaşık 15 dakikalık
baş başa görüşmenin ardından Talat, görev iadesiyle ilgili
yazılı metni zarf içinde Cumhurbaşkanı Denktaş'a
basın önünde verdi.
Talat
zarfı verirken, "Hükümeti kurmakla görevlendirdiniz. Bu imkanı
bulamadım. Görevi iade ediyorum" dedi.
Serdar
Denktaş görev istemedi
Talat'la
anayasal sürelerle ilgili karşılıklı sohbetin ardından
Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın görev
istemediğini dün sabah telefonla bildirdiğini açıklayan
cumhurbaşkanı, "Meclisten herhangi bir kişinin hükümet
kuramayacağı ortaya çıkmıştır" dedi.
Ciddi talep
olursa,
görevi vermeye
hazırım
Ancak
başsavcının verdiği görüş çerçevesinde seçim
kararı için 60 günlük anayasal sürenin tamamının
kullanılması gerektiğini, bu durumda bir aylık bir zaman daha
bulunduğunu belirten Denktaş, özetle şunları söyledi:
"Boşuna
aynı parti liderlerini tekrar çağırıp görevlendirmenin bir
anlamı yok. Sayın Eroğlu ile de telefonla
konuşacağım, niyeti varsa söylesin çağırayım. Ama
şu kapıyı da açık bırakmak istiyorum. Meclis içinden
herhangi bir kimse 'Ben hükümeti kurabilirim' diyebilecek durumdaysa ve görev
talep edecekse, bu ciddi bir talep olursa, görevi vermeye
hazırım."
"Böyle bir
girişim için herhangi bir gelişme mi var" şeklindeki soruya
karşılık ise Denktaş, "Hiçbir gelişme yok. Tekrar
Eroğlu'nu, tekrar Talat'ı çağırıp o tiyatroyu
oynamamıza lüzum yok. O nedenle bu çağrıyı yaptım.
Zaten anayasayla bana verilen görevde, 'hükümet kurabilecek bir milletvekili'
der, parti başkanı demez. Kendi aralarında konuşsunlar,
'Ben kurabilirim' derlerse gelsinler, konuşalım" ifadelerini
kullandı.
Süre nasıl
kısaltılabilir?
Seçim
kararı için gerekli süreyi kısaltmak amacıyla başka
temaslar yapacağını söyleyen ve bu konuda gelişme
olması halinde 15 günlük bir zaman tasarrufu olacağını
kaydeden Denktaş, meclisteki partilerin bir araya gelip seçim kararı
vermesinin de alternatiflerden biri olduğunu tekrarladı ve bu
konudaki tüzük engelinin de partilerin mutabakatıyla aşılabileceğini
söyledi.
Hükümete
teşekkür
Hükümetin zor
şartlarda görev yaptığını belirterek Başbakan
Talat'a teşekkür de eden Denktaş, "Bizim istediğimiz
hükümetin görevine devam etmesi, halkın ihtiyaçlarına cevap vermesi
ve dünyanın önerdiği hediyelerin alınabilmesi için de
çabaların sürdürülmesidir. Bu yönde yardımcı olmaya
hazırız. Halkın hakkıdır" dedi.
Başbakan
Talat'ın, istifa etmiş hükümetin dış temaslarda yeterli
gücü bulamadığına ilişkin açıklamalarına
atıf yaparken de Denktaş, İsmet İnönü'nün 1964'te
Washington'a giderken yolda meclis tarafından görevden alınmasına
karşın görevini tamamlayarak Türkiye'ye döndüğünü
hatırlattı. Denktaş Talat'a hitaben, "Görev, sorumluluk
omuzlarınızdadır. KKTC'nin başbakanı olarak bu görevi
sürdürmek sizin omzunuza kalmıştır" dedi.
İstikrarlı
hükümet için istikrarlı meclis
Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın açıklamaları üzerine söz alan CTP Genel
Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat ise, hükümetin
azınlık sorununu aşmak için çeşitli girişimler
yaptıklarını ancak sonuç alınamaması üzerine istifa
etmek zorunda kaldıklarını anlattı.
Hükümetin istifasından
önce yapılan girişimlerden ve istifanın ardından
yapılan iki görevlendirmeden de sonuç alınamamasının,
meclisten istikrarlı hükümet çıkamadığının
göstergesi olduğunu söyleyen Talat, "Meclis boykot edilerek
çalıştırılmıyor. Mecliste üretim yapmak kolay
değil. Bu meclisten istikrarlı hükümet çıkmayacağı da
belli ve zaman kaybını doğru bulmuyoruz" dedi.
Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın dün seçim çağrısı yapması
gerektiğini, ancak başsavcı görüşü nedeniyle bunun
yapılamadığını belirten Talat, Yüksek Seçim Kurulu
veya Anayasa Mahkemesi'nden de görüş alınarak bir aylık sürenin
kısaltılabileceğini kaydetti.
Talat,
"İstikrarlı hükümete ihtiyacımız var. Ancak
istikrarlı hükümet için istikrarlı meclis gerekir" dedi.
Anayasal süre,
21 Ekim'de başladı
CTP Genel
Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat
başkanlığındaki koalisyon hükümetinin 20 Ekim'de
istifasının ardından 21 Ekim'de hükümeti kurmakla
görevlendirilen UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu, bu
konudaki girişimlerinden sonuç alamaması üzerine görevi iade
etmişti. Eroğlu'nun ardından ikinci parti olarak CTP Genel
Başkanı Başbakan Mehmet Ali Talat, 8 Kasım'da hükümeti
kurmakla görevlendirilmişti.
Erken seçim
prosedürü
Anayasa
uyarınca KKTC'de erken seçim ya meclis kararıyla ya da
cumhurbaşkanının çağrısıyla yapılabiliyor.
Meclisin erken
seçim kararı alabilmesi için salt çoğunluk gerekiyor. Yani 26
milletvekilinin seçime "evet" demesi, seçim kararı için yeterli.
Son zamanlarda bütün partiler erken seçim yönünde irade ortaya koyarken, tarih
konusunda henüz bir mutabakat sağlanmış değil.
Bunun
yanında, iç tüzük engeli de var. 90 gün arayla aynı konuda öneri,
karar ya da tasarı sunulması meclis iç tüzüğüne
aykırı. Hükümetin eylül ayında erken seçim önerisi sunması
sebebiyle tüzükte değişiklik yapılmaması halinde, meclise
ancak 20 Aralık'tan sonra erken seçim önerisi sunma imkanı var.
Cumhurbaşkanının
seçim kararı vermesi için de, anayasa uyarınca ilk görevlendirme
tarihinden itibaren 60 günlük süre gerekiyor. Koalisyon hükümetinin
istifasının ardından UBP Genel Başkanı Derviş
Eroğlu'nun 21 Ekim'de görevlendirilmesiyle başlayan bu süreç, 60
günün tamamının kullanılması halinde 21 Aralık'ta sona
eriyor.
Başsavcı
Akın Sait, erken seçim kararının ciddiyetine dikkat çekerek 60
günlük sürecin tamamının beklenmesinin zorunlu olduğu yönünde
görüş vermişti.
Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın 60 günlük sürecin tamamını bekleyerek seçim
kararı vermesiyle KKTC'de şubat ortalarında erken seçime
gidileceği tahmin ediliyor.
KIBRIS 23/11/04
CTP dışında erken bir seçime ısrarla
vurgu yapan başka bir parti yok. Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ile
Demokrat Parti (DP) dışındaki partiler ise erken seçime tamamen
karşı!
----------------------------------------------------
Talat:
Seçim isteyen yok!.. Sadece CTP vurgu yapıyor
Angolemli: Başbakan görevi
ilk günden geri vermeliydi gerekirdi
S.Denktaş:
Cumhurbaşkanı görevi teklif etti, almadım
İzcan: Meclisin oturup seçim
tarihi belirlemesi gerekiyor
Eroğlu: Talat, 15 günü
doldurma düşüncesi ile görevi aldı
Akıncı: Dünya tarihinde
görev alıp çalışma yapmayan ilk başbakan!
----------------------------------------------------
Seçimler
Anayasaya kaldı!.. Siyasi partilerin büyük çoğunluğu erken
seçimin olabildiğince gecikmesine razı!..
Başbakan
Mehmet Ali Talatın görevi iadesi ile ilgili olarak başta kendisi
olmak üzere, Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) Genel Başkanı
Hüseyin Angolemli, Demokrat Parti (DP)
Genel Başkanı Serdar Denktaş, Birleşik Kıbrıs
Partisi (BKP) Genel Sekreteri İzzet İzcan, Ulusal Birlik Partisi
(UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu ve Barış ve
Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı ile
görüştük...
Cumhurbaşkanının 8
Kasım tarihinde bana verdiği hükümet kurma görevinin öngörülen hedefe
ulaşarak, hükümet kurmakla sonuçlandırılmasını mümkün
görmedim ve yaptığım istişareler sonucunda görevi Sn.
Cumhurbaşkanına iade ettim. Görevi alırken ifade ettiğim
gibi, hükümet kurma ihtimalinin çok zayıf olması nedeniyle kısa
zamanda gerçekleşecek bir erken seçim arayışına girdim
ancak, partilerin değişik görüşler taşımaları
nedeniyle bu da mümkün olmadı.
CTP dışında erken bir
seçime ısrarla vurgu yapan başka bir parti yok. Toplumcu
Kurtuluş Partisi (TKP) ile Demokrat Parti (DP) dışındaki
partiler ise erken seçime tamamen karşı. Erken seçimin
kaçınılmaz olduğunu itiraf eden bu partiler, haydi erken seçime
gidelim denince, bundan kaçıyorlar. Sn. Cumhurbaşkanı açık
çağrı yaptı... Ben hükümet kurabilirim diyen herhangi bir
milletvekili varsa, görevi vermeye hazır olduğunu ifade etti.Bu
durumda, herhangi birisine görev verir veya vermez, 60 gün sonunda erken seçim
ilan edilecek gibi görünüyor.
Angolemli:
Zaman harcanıyor!
Başbakan görevi iade etmekte geç
kaldı. İlk günden vermesi gerekirdi. Zaten kendi de görevi
aldığında girişimde bulunmayacağını
söylemişti. Ama 15 günü kullandı. Bu da gösterir ki, zaman
harcanıyor. 60 günün dolması için elinde tuttu ve oyaladı.
Mecliste gruplar biraraya gelmeli ve bu sürüklenmeyi engellemeli.
Milletvekilleri kendi iradeleri ile erken seçim tarihini belirlemelidir. Hiç
vakit kaybetmeden bu önlem alınmalı. Aksi taktirde, ilerde meclisin
şu anki milletvekilleri halk tarafından sorgulanacaktır. Bu
önemli bir olaydır. İlk kez milletvekillerinin iradeleri
dışında meclis erken seçime götürülecek. Bunun anlamı fes
edilecek!..
Yasal prosedürde zaten bugün dolan bir
süresi vardı. Başsavcının mütalaasına göre 60 günün
beklenmesi gerekir. Bu süre 21 Aralıkta dolacak ve 21 Aralıktan sonra
Cumhurbaşkanı seçim çağrısında bulunacak.
Anayasanın gereği yerine gelmektedir. Hayırlısı neyse
o olacak. Dün Cumhurbaşkanı arayarak, görevi bize vermesi ile ilgili
görüşme yaptık. Hükümeti kurma konusunda bir ümit olmaması
nedeni ile görev almama gerek olmadığını, 60 günlük sürenin
beklenmesi gerektiğini söyledim. Bu aşamadan sonra
Cumhurbaşkanının ne yapacağı kendi takdirindedir.
Hükümet kurulamadığına
göre, Başbakanın görevi iade etmesi normaldir. Bundan sonra yapılması
gereken, meclisin oturup seçim tarihi belirlemesi ve bir an evvel erken seçime
gitmesidir. Yani, bu noktadan sonra Cumhurbaşkanının meclisi
fes etmesini beklemek büyük hata olur diye düşünüyoruz. Sonuçta erken seçim
kaçınılmaz. Halka gidip, halkın iradesine başvurmak en
doğru yoldur.
Sn. Talat zaten görevi aldı ama
herhangi bir parti ile temas etmedi. Parlementodan bir hükümet
çıkamayacağını aylardan beri söylüyordu. Dolayısı
ile hükümet kurma görevi alması hükümeti kurma düşüncesi ile
değil, 15 günü doldurma düşüncesi ile olmuştur. Görevi
aldıktan sonra, herhangi bir siyasi parti ile görüşmediği
dikkate alınırsa, görevi iade etmesinden daha doğal birşey
olamaz. Şu anda Sn. Cumhurbaşkanı görevi herhangi bir parti
başkanına verecek mi vermeyecek mi, bunun kararını kendisi
verecek. Bence artık seçime gitmekten başka alternatif kalmadı.
Şubat ayının 2. yarısında seçim yapılmalı ve
yeni bir meclis aritmetiği, ve bu aritmetik içerisinde yeni bir hükümet
alternatifi aranmalıdır. Başka alternatif ben göremiyorum.
Sn.
Talat, dünya tarihinde hükümet kurma görevini alıp da, hükümet kurma
çalışması yapmayan ilk başbakan adayı olarak
gösterilebilir. Bu tarihe geçecek... Bundan sonra ne olacağı belli.
Şubat ayında seçime gidiyoruz. Bugün düğmeye basılsa en
erken seçim Ocak ayını bulur. Dolayısı ile, 15-20 günlük
bir farkı tartışma konusu yapmaya gerek yok. Şubat
ortasında bir seçim için herkes hazırlığını
yapsın
YENIDUZEN 23/11/04
Hristofyastan evet için 3 şart
Güney
Kıbrıstaki hükümetin büyük ortağı, Komünist AKEL lideri
Dimitris Hristofyas, Kıbrıs sorununun çözümü için Annan
Planında ne tür değişiklikler istediklerini, Türk göçmenler ve
Türkiyenin AB üyeliğiyle ilgili görüşlerini ilk defa net bir
şekilde ortaya koydu.
Kanal Tde
yayınlanan Son Durum programının yöneticisi, gazetemiz
yazarı Reşat Akarın sorularını yanıtlayan
Hristofyas, Kıbrıs sorununun 2005te, Türkiyenin, AB ile
müzakerelere başlaması öncesinde çözümlenmesi gerektiğini
söyledi.
Annan
Planının çözüm için temel olduğunu, ancak garantilerle ilgili
çekinceleri bulunduğunu söyleyen Hristofyas, Türkiyenin de AB üyesi
olması sonrasında adada ne Türk, ne de Yunan askeri kalmaması
gerektiğini iddia etti. Hristofyas, güvenlik konusunu yeniden ele almak
istediklerini belirtirken şunları söyledi:
Biz güvenlik
meselesini yeniden görüşmek istiyoruz.Anavatanlar geçmişte Anavatan
gibi hareket etmediler.Bizlere bakıcı ve yol gösterici gibi
davrandılar. Gerek faşist Yunan Cuntası, gerekse EOKA-B 1974te
darbe yaparak, Türkiyeye müdahale için adeta davetiye
çıkardı.Türkiye buraya müdahale ederken, normal düzeni
sağladıktan sonra çekileceğini söylemişti.Ama hala
buradadır. Biz, Türkiyenin AB üyesi olmasını istiyoruz. Bunun
Kıbrısa olduğu kadar kendi halkına da yararı
vardır.Ama Türkiye de bizi anlamalıdır. Biz artık
olgunlaştık.Artık kan dökülmesini istemiyoruz. Garanti
anlaşmalarına karşı değiliz.Fakat müdahale hakkı
olmasın.Dilimiz sütten yandığı için, bundan sonra
yoğurdu üfleyerek yemek istiyoruz.
Hristofyas, Türk
göçmenleriyle ilgili görüşlerini yansıtırken Annan Planı
45 bin kişinin adada kalmasını öngörüyordu. Ama öyle bir liste
hazırladılar ki, o listede Hasanın adı vardı,
çucukları ve eşi dışta
bırakılmıştı. Yani bu rakam 55 bin, 70 bin de
olabilirdi. Biz rakamın ne olacağını kesin olarak bilmek
istiyoruzdedi.
Reşat
Akarın Diyelim ki, 50 bin Türk vatandaşının
Kıbrısta kalması gerekiyor. Siz bu rakamı kabul ediyor
musunuz? sorusuna Hristofyas Evet ediyorum. İlk defa sizin
aracılığınızla bunu açıklamak istiyorum. Ben 50
bin rakamını kabul ediyorum, ama diğerlerinin gitmesi
şartıyla yanıtını verdi.
Annan Planında
istedikleri değişikliklerden birinin de anlaşmanın
uygulanmasıyla ilgili olduğunu belirten Hristofyas, bunun garanti
edilmesi üzerinde ısrar ettiklerini söyledi. AKEL lideri Bu
değişiklik taleplerinizi neden Sayın Mehmet Ali Talatla
görüşmüyorsunuz. Size kaç kez çağrı yaptığı halde
görüşmediniz.Kuzeye geçmek istemiyorsanız, uzun yıllar
görüşme yaptığınız Ledra Palace oteli vardır.
Orada görüşemez misiniz? sorusuna şu yanıtı verdi:
Dostum Talatla
kuzeyde görüşebilirim. Ama benden vize istiyorlar. Bunu asla kabul edemem.
Kendi ülkemde vizeyle seyahat edemem.Vizeyi kaldırırlarsa kuzeyde,
kaldırmazlarsa ve Talat kabul ederse güneyde, o da olmazsa sizin
dediğiniz gibi Ledra Palace Otelde, hatta yurt dışında
görüşmeye hazırım ve kendisine bu çağrıyı
yapıyorum.
Talatla görüşmesinin, Türkiyenin müzakere tarihi almasına az da olsa katkı yapabileceğini, ancak ABnin kosullarını değiştirmeyeceğini söyleyen Hristofyas Türkiyenin, Kıbrıs Cumhuriyetini tanımasını şart koşuyorsunuz. Bu tanıma 17 Aralık öncesinde mi olmalı, yoksa sonrasında da olabilir mi? sorusuna şu yanıtı verdi:
Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyetini tanımamazlıktan gelemez. Özellikle müzakere döneminde 24 ülkeyi tanıyıp, bir tanesini tanımadığını söyleyemez. Zaten bu ABnin görüşüne de aykırıdır. Öyleyse Kıbrıs Cumhuriyetini tanımalı ve Gümrük Birliğini de tam olarak uygulamalıdır. Bizim bu talebimiz şahsi değil, Ulusal Konseyin kararıdır ve hem iktidar, hem de muhalefet tarafından desteklenmektedir. Türkiye bizi anlamakta gecikmeseydi, kılıcı alimize alarak, tam üye olabilmesi için destek turlarına çıkacak, büyük bir mücadele verecektik. Böylece üyeliği daha kolay gerçekleşecekti.
AKEL lideri, Rum
Temsilciler Meclisi Başkanı Hristofyas Türkiye, Kıbrıs
Cumhuriyetini tanıdığı zaman, Kıbrıs Türkleri
süratle Kıbrıs Cumhuriyetine yama olacak değiller mi?. Böylesi
bir sonuç mudur istenen? sorusunu da şöyle yanıtladı:
Türkiye bizi
tanıyınca, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda bizimle
müzakere edecektir. Biz Annan Planına dayalı ve Makariosun da kabul
ettiği gibi 2 bölgeli, 2 toplumlu bir çözüm istiyoruz. Ve bu çözüm, Türkiyenin,
AB ile resmen müzakerelere başlamasından önce
sağlanmalıdır.
KUZEYDEKİ RUM
MÜLKLERİ
Annan
Planının mülkiyetle ilgili bölümüne destek veren Hristofyas, bununla
birlikte kuzeydeki inşaat patlamasına dikkat çekerek
şunları kaydetti:
Annan Planı 2001 yılının sonuna kadar yapılan mülklerden söz eder. Bu belli olduğu halde, özellikle son zamanlarda geceli, gündüzlü inşaatların devam etmesi Rum halkının tepkisine yol açmaktadır. Bunlar yapılmamalı. Çünkü plan buna engel teşkil ediyor.
HALKIN SESI 23/11/04
|
ABDden
Türkiyeye Kıbrıs telkini |
|
|
|
ABD yönetimi, kritik 17
Aralık tarihi öncesinde Türkiyeye Kıbrıs Rum Yönetimini
tanıması yönünde telkinde bulunuyor. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
24 Kasım 2004 ABD kaynakları, tanımanın veya bu
yöndeki güçlü bir işaretin 17 Aralıkta Türkiyenin ABden pozitif
bir sonuç almasını büyük ölçüde
kolaylaştıracağı görüşünü dile getirdi. |
ABD, başkanlık seçiminden dolayı
Washingtonun ilgisi uzun süredir Irak dışındaki konular
haricinde içe dönmüştü.
Buna karşılık çeşitli kanallardan
süren Türkiye-ABD temaslarında ağırlıklı
konuların en başında Türkiyenin AB süreci yeralıyor.
ABDli yetkililer, Türkiyenin AB üyeliğine Washingtonun tam
desteğinin sürdüğünü vurguluyor. Ancak bu çerçevede Kıbrıs
konusu da ağırlıkla gündeme geliyor.
ABD kaynaklarından edinilen bilgiye göre
Washington, Ankaraya kritik 17 Aralık tarihi öncesinde Kıbrıs
Rum Yönetimini tanıması yönünde telkinde bulunuyor.
Kaynaklar, tanımanın veya o yöndeki güçlü
bir işaretin 17 Aralıkta Türkiyenin ABden pozitif bir sonuç
almasını büyük ölçüde kolaylaştıracağı
görüşünü dile getirdi. Türk kaynakları da Washingtondan Ankaraya bu
yönde bir telkin geldiğini doğruladılar.
Washingtondaki gözlemciler ise Kıbrısta
24 Nisan referandumlarının sonuçlarına işaret ediyor.
Referandumun Türk tarafında büyük çoğunlukla kabul edildiğini
hatırlatan gözlemciler, Türkiyenin Kıbrısta gerekeni
fazlasıyla yaptığı görüşünü taşıdığını
belirtiyor. Bu ortamda, 17 Aralık öncesinde Türkiyenin Kıbrıs
Rum Yönetimini tanıma fikrine sıcak bakmadığı dile
getiriliyor.
Türkiye'nin AB üyeliğine Rum vetosu
Simerini gazetesi halkın Türkiye'nin üyeliğine
bakışını araştırdı
24 Kasım, 2004 18:00:00 (TSİ) CNN TURK
Güney Kıbrıs'ta yapılan bir anket, Rumların
yüzde 62'sinin Türkiye'nin Rum Yönetimi'ne karşı tanınma ve
asker çekme de dahil çeşitli taahhütlerde bulunmaması halinde,
ülkelerinin Türkiye'nin AB üyeliğini veto etmesini desteklediğini
ortaya koydu.
Türkiye'nin Kıbrıs'tan asker çekmesi durumunda vetoların
oranı yüzde 34'e düşüyor ve yüzde 61'lik kesim vetoya karşı
çıkıyor. Ankete katılanların yüzde 45'i ise vetonun
referandum yoluyla halk tarafından belirlenmesini istiyor.
Müzakere
tarihinin verilmesi
Simerini gazetesi tarafından Rum Araştırma Merkezi ve 'Cyprus
College'a yaptırılan ankete 700 kişi telefonla
katıldı.
19-22 kasım tarihlerinde yapılan anketin sonuçlarına göre,
ankete katılan her 10 kişiden 6'sı AB'nin 17 aralıkta
Türkiye'ye müzakere tarihi vereceğine inanıyor.
Çeşitli
taahhütler oranı değiştiriyor
Anket, Türkiye'nin çeşitli taahhütlerine göre vetoya destek verenlerin
oranının düştüğünü gösterdi. Ankete katılanların
yüzde 52'si, 'Türkiye'nin Güney Kıbrıs ile Gümrük Birliği'ne
gitmesi durumunda' dahi veto uygulanmasına destek verirken, Türkiye'nin
'aşamalı olarak Kıbrıs'tan asker çekmeyi taahhüt etmesi'
halinde bu oran yüzde 34'e düşüyor ve yüzde 61'lik bir kesim bu durumda
veto uygulanmasına karşı olduğunu belirtiyor.
Ankete göre, 'Türkiye'nin Rum yönetimini resmen tanıması' durumunda
veto taraftarlarının oranı daha da düşürerek yüzde 28
oluyor.
Türkiye'nin
müzakere tarihi almasının Kıbrıs sorununa etkisi
"Türkiye'nin müzakere tarihi alması durumunda Kıbrıs
sorununun çözümü olasılığının nasıl
olacağı?'' sorusunu katılımcıların yüzde 41'i 'aynı',
yüzde 29'u 'daha kötü', yüzde 26'sı ise 'daha iyi' diye
yanıtladı.
Veto
kararı referandumla belirlensin tartışmaları
'Veto kararının kimin tarafından alınması
gerektiği' sorusuna katılımcıların yüzde 45'i
''referandum sonucunda halk tarafından'', yüzde 28'i 'Rum Ulusal
Konseyinin çoğunluğu tarafından' ve yüzde 26'sı da 'Rum
Yönetimi Başkanı Papadopulos tarafından' şeklinde
yanıtladı.
Bu sonuç, Kıbrıslı Rumların veto konusunda referandum
uygulanmasından yana olduğunu ortaya koyuyor.
Kıbrıs'ta
çözüm Annan Planı'nda mı?
Ankette, 'Rum Yönetimi'nin Kıbrıs sorununun çözümünü, Annan
Planı mı yoksa başka bir çözüm zemininde mi istemesi
gerektiği' şeklindeki soruya karşılık da yüzde 55
oranında katılımcı 'Annan planının görmezden
gelinerek yeni bir zemin bulunması', 38'lik bir kesimse 'Annan
planında iyileştirmeler yapılarak çözüm aranması
gerektiği' görüşünü benimsedi.
Anket
yapıldı: Rumların yüzde 62'sinden Türkiye'ye veto
Güney Kıbrıs'ta yapılan bir
ankettin sonuçlarına göre, Rumların yüzde 62'si, ''Türkiye'nin Rum
yönetimine karşı, tanınma ve asker çekme de dahil çeşitli
taahhütlerde bulunmaması halinde, Rum yönetiminin Türkiye'nin Avrupa
Birliği (AB) üyeliğini veto etmesini'' destekliyor.
''Türkiye'nin Rum yönetimine çeşitli vaatleri''
karşısında veto oranı düşerken, ''Kıbrıs'tan
asker çekme taahhüdü'' karşısında oran yüzde 34'e iniyor ve
yüzde 61'lik kesim vetoya karşı çıkıyor. Ankete
katılanların yüzde 45'iyse vetonun referandum yoluyla halk
tarafından belirlenmesini istiyor.
Simerini gazetesinin haberine göre, Rum
Araştırma Merkezi ve ''Cyprus College'' tarafından bu gazete
adına 19-22 Kasım tarihlerinde 700 kişiyle telefonla
yapılan anketin sonuçlarına göre, ankete katılan her 10
kişiden 6'sı AB tarafından 17 Aralıkta Türkiye'ye müzakere
tarihi verileceğine inanıyor.
Ankette katılanların yüzde 62'si,
''Türkiye'nin Rum yönetimi karşısında hiçbir taahhütte
bulunmaması durumunda veto uygulamasını'' desteklerken, yüzde
31'lik kesimse vetoya karşı çıkıyor.
ÇEŞİTLİ TAAHHÜTLER ORANI
DEĞİŞTİRİYOR
Anket sonuçlarına göre, Türkiye'nin
çeşitli taahhütlerine göre vetoya destek verenlerin oranı
düşüyor.
Ankete katılanların yüzde 52'si,
''Türkiye'nin Güney Kıbrıs ile gümrük birliğine gitmesi
durumunda'' dahi veto uygulanmasına destek verirken, Türkiye'nin
''aşamalı olarak Kıbrıs'tan asker çekmeyi taahhüt etmesi''
halinde bu oran yüzde 34'e düşüyor ve yüzde 61'lik bir kesim bu durumda
veto uygulanmasına karşı olduğunu belirtiyor. Ankete göre,
''Türkiye'nin Rum yönetimini resmen tanıması'' durumunda veto
taraftarlarının oranı daha da düşürerek yüzde 28 oluyor.
Maraş'ın BM'ye teslim edilmesi durumundaysa veto
karşıtlarının oranı yüzde 39'u buluyor.
''Türkiye'nin müzakere tarihi alması
durumunda Kıbrıs sorununun çözümü
olasılığının nasıl olacağı?''
şeklindeki soruyu katılımcıların yüzde 41'i
''Aynı'', yüzde 29'u ''Daha Kötü'', yüzde 26'sı ''Daha İyi''
diye yanıtladı.
Türkiye'nin müzakere tarihi alması
konusunda Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos yönetimine destek verenlerin
oranı yüzde 62 olurken, Yunan Hükümeti'ne belirtilen desteğin
oranı yüzde 52 oldu.
Simerini gazetesi, ''bu sonuçtan, Yunan
Hükümeti'nin Türkiye'nin müzakere tarihi almasına destek vererek,
Kıbrıslı Rumların bir bölümünde hayal kırıklığı
yarattığının anlaşıldığı''
yorumunu yaptı.
''VETO REFERANDUMLA BELİRLENSİN''
''Veto kararının kimin tarafından
alınması gerektiği'' sorusunuysa
katılımcıların yüzde 45'i ''Referandum sonucunda halk
tarafından'', yüzde 28'i ''Rum Ulusal Konseyinin çoğunluğu
tarafından'' ve yüzde 26'sı da ''Rum Yönetimi Başkanı
Papadopulos tarafından'' şeklinde yanıtladı.
Bu sonuç, Kıbrıslı Rumların
veto konusunda referandum uygulanmasından yana olduğunu ortaya
koyuyor.
Ankette, ''Rum yönetiminin Kıbrıs
sorununun çözümünü, Annan Planı mı yoksa başka bir çözüm
zemininde mi istemesi gerektiği'' şeklindeki soruya
karşılık da yüzde 55 oranında katılımcı
''Annan planının görmezden gelinerek yeni bir zemin bulunması'',
38'lik bir kesimse ''Annan planında iyileştirmeler yapılarak
çözüm aranması gerektiği'' görüşünü benimsedi.
Simerini gazetesi, ''Bu durumun, Güney
Kıbrıs'taki iki büyük partinin tezinin Kıbrıslı
Rumların çoğunluğu tarafından desteklenmediğini
gösterdiğini'' yazdı.
MILLIYET 24/11/04
Annan'dan direkt uçuşlara destek
DİREKT
UÇUŞLARIN BAŞLAMASI ÖNEMLİ... Uluslararası Irak
konferansı dolayısıyla Mısır'ın Şarm el
Şeyh kentinde bir araya gelen Türkiye Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan,
Kıbrıs konusunu ve 24 Nisan'da yapılan referandumdan sonra
ortaya çıkan durumu görüştü. Dışişleri Bakanı
Gül, konferansa katılan dışişleri bakanlarının
onuruna verilen yemekte yanında oturan Annanla sohbetinde, KKTC'ye uçak
seferlerinin başlamasının önemine dikkat çekti. Diplomatik
kaynaklar, Annan'ın da bu konuda aynı görüşte olduğunu ve
uçak seferlerinin yapılmasını desteklediğini belirtti
ABD'DE
DİREKT UÇUŞLAR KONUSUNDA YOĞUN ÇALIŞMA... Türkiye
Dışişleri Bakanı Gül, ABD Dışişleri
Bakanı Colin Powell'e görüşmesinde de, gerek ABD, gerekse
İngiltere'den özellikle KKTC'ye uçak seferleri konusunda bazı
adımlar beklediklerini belirterek, bu konuda BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'dan da destek aldığını hatırlattı. Powell
de buna karşılık, uçak seferleri konusunu gündemde
tuttuklarını, çalışmaların yoğun biçimde devam
ettiğini ve konuyu takip ettiklerini belirtti
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Mısır'ın Şarm el Şeyh kentinde önceki
gün yapılan, Irak'a komşu ülkeler toplantısında, BM Genel
Sekreteri Kofi Annan ile Kıbrıs konusunu ve 24 Nisan'daki
referandumun ardından ortaya çıkan durumu konuştu.
Dışişleri Bakanı Gül, Annanla görüşmesinde, KKTC'ye
uçak seferlerinin başlamasının önemine dikkat çekti.
A.A'nın
haberine göre toplantıya katılan dışişleri
bakanlarının önceki akşamki yemeğinde, ilgi çekici
sahnelere tanık olundu.
Edinilen
bilgilerde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve G-8 ülkeleri
dışişleri bakanlarının da
katıldığı yemekte, ABD Dışişleri Bakanı
Colin Powell, İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi ve
Gül yan yana oturdu.
Gül, yemekten
önce ve yemek sırasında, Powell ile sohbet etme imkanı buldu ve
iki bakan, Irak'a ilişkin gelişmeleri ele aldılar.
Bu arada Gül,
yemekte diğer tarafında oturan Kofi Annan ile de Kıbrıs
konusunu ve 24 Nisan'da yapılan referandumdan sonra ortaya çıkan
durumu konuştu. Gül, Annanla sohbetinde, KKTC'ye uçak seferlerinin
başlamasının önemine dikkat çekti.
Diplomatik
kaynaklar, Annan'ın da bu konuda aynı görüşte olduğunu ve
uçak seferlerinin yapılmasını desteklediğini belirtti.
Gül'ün
ayrıca, Irak'tan Türkiye'ye terör faaliyetlerinin
sıçramasının söz konusu olduğunu belirttiği ve bu
sebeple sınır güvenliği konusunda bir an önce oturup
konuşmayı teklif ettiği kaydedildi.
Gül, Powell'e
de Kıbrısla
ilgili görüşlerini
aktardı
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'e
Türkiye'nin PKK terörü, Irak'ta Türk şoförlerinin güvenliğine
ilişkin beklentilerini ve Kıbrısla ilgili görüşlerini
aktardı.
Gerek ABD, gerekse
İngiltere'den özellikle KKTC'ye uçak seferleri konusunda bazı
adımlar beklediklerini aktaran Gül, bu konuda BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'dan da destek aldığını hatırlattı.
Powell da buna
karşılık, uçak seferleri konusunu gündemde
tuttuklarını, çalışmaların yoğun biçimde devam
ettiğini ve konuyu takip ettiklerini belirtti.
Gül, Irak
Konferansı için bulunduğu Mısır'ın Şarm el
Şeyh kentinde, ABD Dışişleri Bakanı Powell ve Rusya
Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile ikili görüşmeler
yaptı.
Edinilen
bilgiye göre, Gül, kısa süre sonra görevinden ayrılacak olan
Powell'e, gösterdiği işbirliğinden dolayı teşekkür
etti.
Irak'ta
düzenlenecek seçimlerin gündeme geldiği görüşmede, her iki bakan da
seçimlerin Irak'taki bütün grupları kapsaması gerektiğinin
üzerinde durdu.
Gül'ün,
bazı grupların seçim sürecine aykırı davranışlar
içinde olduklarını hatırlattığı ve bu
davranışların ileride etnik çatışmalara yol açma
potansiyeline sahip olduğunu vurguladığı öğrenildi.
Powell ise
Gül'ün bu uyarısına karşılık olarak, bu gruplarla
sürekli temas halinde olduklarını, gerekli telkinlerde
bulunduklarını ve seçim sürecinde herhangi bir zafiyet gösterilmemesi
gerektiğini ilettiklerini söyledi.
Gül, Powell'e
Türkiye'nin PKK/KADEK terörüne ilişkin endişelerini ve bu konuda
ABD'den beklentilerini de aktardı.
Bu konunun
Türkiye için ciddi bir sorun olduğunu, ABD'nin bazı taahhütleri
bulunduğunu, ancak Türk halkının artık somut bir mücadele
beklediğini belirten Gül, ABD'nin bu konuya daha fazla ilgi göstermesi
gerektiğini belirtti.
Gül, Türk
kamyon şoförlerinin Irak'ta uğradığı
saldırılardan duyduğu üzüntü ve endişeyi de dile getirerek,
bu soruna bir çözüm bulunması gerektiğini kaydetti.
Powell ise
Gül'ün bu beklentilerine karşılık, güvenliği sağlamak
için Irak yönetimiyle ellerinden geleni yaptıklarını ve
çabalarını sürdüreceklerini söyledi. Gül'ün Powell'a beklentilerini
aktardığı bir başka konu da Kıbrıs oldu.
Gül-Powell
görüşmesinde Filistin lideri Yaser Arafat'ın ölümünün ardından
yaşanan gelişmeler de ele alınarak, bölgedeki tarafların
önünde yeni bir fırsat penceresi açıldığı ve bunun iyi
değerlendirilmesi gerektiği her iki bakan tarafından da
vurgulandı.
Gül-Lavrov
görüşmesi
Gül, Irak
Konferansı çerçevesinde Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov
ile de bir görüşme yaptı.
Bu görüşmenin
de ana gündem maddesinin Irak olduğunu belirten diplomatik kaynaklar,
Lavrov'un Irak'taki seçimlerin kapsayıcı olması gerektiği
yönündeki Türkiye'nin görüşüne destek verdiğini ifade ettiler.
Bakan Gül,
Lavrov'a seçimlere katılmaları için bütün gruplara telkinde
bulunulması gerektiğini aktararak, bu konuda Rusya'nın önemli
rol oynaması gerektiğini kaydetti.
Gül, Türk
kamyon şoförlerinin güvenliği konusunu da gündeme getirerek, Türk
şoförlerinin Irak halkının temel ihtiyaçlarını
karşılama gayreti içinde olmalarına rağmen
saldırıya uğramalarının anlaşılamaz
olduğunu ifade etti.
Lavrov da buna
karşılık, Irak'ta kimsenin güven içinde
olmadığını söyledi.
Edinilen
bilgiye göre, Ortadoğu sorununun da gündeme geldiği Gül-Lavrov
görüşmesinde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in aralık
ayındaki Türkiye ziyareti de ele alındı.
KIBRIS 24/11/04
Denktaş:
Oğlum Raif'in ölümüyle ilgili MİT'ti değil, MİT'ten birini
suçladım
Cumhurbaşkanı
Denktaş, oğlu Raif'in ölümüyle ilgili MİT değil,
MİT'ten bir kişiyi suçladığını ifade ederek,
esrar kaçakçılığı konusunda MİT'te sorgulanan
kişinin bahsettiğinin onun oğlu Raif
olmadığını söyledi
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, yıllar önce trafik kazasında hayatını
kaybeden oğlu Raif Denktaş'ın ölümüyle ilgili olarak MİT'i
değil, MİT'ten bir kişiyi suçladığını
söyledi.
Teşkilat
tarafında dört saat boyunca sorgulanan bir esrar
kaçakçısının Kıbrıs'ta "Raif" adında
birisinden bahsettiğini, ancak söz konusu Raif'in oğlu Raif
olmadığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Denktaş,
sorgulanan kişinin devamlı surette başka bir Raif'ten
bahsettiğini belirtti. İki sorgulama kaseti olduğunu anlatan
Denktaş, "Bu dört saatlik kaset bir tarafa, bir kaset daha
yapılıyor. Bu sefer 'Sen Raif hakkında şunları
söylemiştin; Denktaş'ın oğlu Raif değil mi' diye
soruluyor. 'Evet' deniliyor ve o kaset Hürriyet'e
sızdırılıyor" dedi.
Hürriyet
gazetesinin bu ikinci kaseti alarak, Raif Denktaş'ın esrar
kaçakçılığı veya esrar kaçakçılarıyla
işbirliği yaptığı konusunda manşet
attığını söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş,
oğlu Raif'i tanımayanların veya onu kötülemek için fırsat
bulanların bu haberi öldüresiye onun aleyhinde
kullandıklarını söyledi.
Bu haberlerle
moral çöküntüsü içine giren Raif Denktaş'ın o dönemde üniversitede
ders vermek için sürekli Gazimağusa'ya gidip geldiğini hatırlatan
Denktaş, "İşte o günlerde arabayı da sert
kullanıyor. Ama ben eminim ki o moral çöküntüsünün etkisi altında bir
kaza oluyor ve gidiyor" şeklinde konuştu.
"Raif'e
birkaç kez saldırıldı"
Cumhurbaşkanı
Denktaş, bugün İstanbul'a hareketinden önce bir gazetecinin sorusu
üzerine, Raif Denktaş'a bu şekilde karalamalarla bir kaç kez
saldırıldığını ifade etti.
Denktaş,
bir defasında Rum tarafında Kiprianu ve Klerides'in seçimlere
girdiği dönemde Kiprianu'nun asker oğlunun
kaçırıldığını ve bunu da Kiprianu'nun seçimlerden
çekilmesi için Klerides'in yaptığı yönünde haberler
yayınlandığını hatırlattı. Klerides'in itham
altında kalmamak için o dönemde seçimlerden çekildiğini belirten
Denktaş, "Ben tam o günlerde New York'a gittim. Bu çok büyük bir
olay, büyük bir skandal. Bunu kullanacağım. Baktım ki yine büyük
gazetelerden birinde Raif'in bir sağcı teröristi Kıbrıs'a
kaçırttığı ve koruduğu şeklinde manşetten
haber. Çocuk yine perişan" dedi.
Cumhurbaşkanı
Denktaş, söz konusu haberle ilgili olarak gazeteyi dava eden Raif'in
davayı kazandığını, tazminat
aldığını, ancak söz konusu gazetenin özür dilemediğini
söyledi.
"Kolordu
araştırdı"
Bu konuyu Eski
Başbakan Bülent Ecevit'e anlattığında Ecevit'in "Böyle
bir şey olsa söz konusu şahsı Kolordu adadan atmaz
mıydı" şeklinde kendisini teselli ettiğini belirten
Denktaş, "Kimse şüphe altında kalmasın diye
Kolordu'nun o dönemde ithamda sözü edilen yerleri aradığını
bana Kolordu komutanı söyledi" şeklinde konuştu.
Her iki
olayın da kendisinin görüşmelerde uzlaşmazlıkla suçlandığı
bir dönemde gerçekleştiğine işaret eden Denktaş, malum
kişilerin, malum basının bunları kendisini
cezalandırmak ve moral çöküntüsü içine sokup vazgeçirmek için
yaptığını vurguladı.
Denktaş
soyadının diyeti
Oğlu
Raif'in "Denktaş" soyadının diyetini bu şekilde
ödediğini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş,
"Yaşamış olsaydı bu memlekete büyük faydası
olacak bir gençti. Biz aile arasında bunları pek konuşmayız
ve söylemeyiz. Ama gazeteci herhalde bu işin geçmişini biliyordu ki
söyledim; ama MİT yaptı şeklinde değil" dedi.
Ersin Paşa
kasetleri yolladı
Cumhurbaşkanı
Denktaş, bu kasetlerin varlığını o dönemde Türkiye
Milli Güvenlik Kurulu'nda yer alan Nurettin Ersin Paşa sayesinde
öğrendiğini ifade ederek, Ersin Paşa'ya olayın olduğu
günlerde acısını anlattığı bir mektup
yazdığını, çünkü gerçekleri öğrenmek istediğini
belirtti.
Ersin
Paşa'nın da kasetleri kendisine gönderdiğini, kasetlerin halen
yanında olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Denktaş,
"Bir tanesi 3-4 saatlik bir kaset. Bir başka Raif'ten bahis. Ondan
sonra bir küçük kaset; 5-10 dakikalık bir konuşma... 'O
söylediğin Raif, Denktaş'ın oğlu değil mi' diye...
İşi kapatıp onu Hürriyet'e sızdırdılar"
dedi.
Cumhurbaşkanı
Denktaş o dönemde Hürriyet gazetesine yazı işlerine konuyu
sorduğunda, "İstihbarat sorumlumuz Yunan asıllı bir
kişiydi. Onun sayesinde bu kasetler ele geçirildi. Ama biz onun görevine
son verdik" denildiğini kaydetti.
KIBRIS 24/11/04
Politis: ABD
KKTC'yi tanıyacak
|
Rum
basınındaki haberlere göre Washington yönetiminin kongre
tarafından onaylanan Kıbrıslı Türklere yönelik 30 milyon
dolarlık yardımı doğrudan KKTC Maliye
Bakanlığına vermesi Kuzey Kıbrıstaki devlet
kurumlarını fiilen tanıması anlamına geliyor. ABD bu
yolla KKTCnin statüsünü de yükseltmiş oluyor. |
YENIDUZEN 24/11/04
Schulz'dan
Kıbrıs uyarısı
Avrupa Parlamentosu Sosyalist Grup
Başkanı Martin Schulz, Ankarada temaslarda bulunuyor. Önce diplomasi
muhabirleriyle biraraya gelen, ardından da NTV Ankara Temsilcisi Murat
Akgünün sorularını yanıtlayan Schulz, grubunun Türkiyeye
desteğini yineledi.
Avrupa Parlamentosundaki Sosyalist grubun
yarısından fazlasının müzakerelerin başlamasından
yana olduğunu söyleyen Schulz, bunun 2005in ilk yarısında
gerçekleşebileceğini bildirdi.
DEĞERLENDİRME SAFHASI
Tarama sürecinin 2-3 aydan fazla
almayacağını tahmin ettiğini belirten Schulz, Helsinkide
alınan karar gereğince müzakerlere hemen başlanmasından yana
olduklarını dile getirdi.
Schulz, Türkiyenin tam üyeliğinin haklı
ve gerekli olduğuna ikna edilmesi gereken pekçok insan var.
Sanırım bu insanlara olumlu bir izlenim vermek ve onları kendi
tarafımıza çekmek için komisyon değerlendirmeye yönelik pek çok
tarih verdi. Siz buna şart diyorsunuz ama ben değerlendirme
safhası adını vermek istiyorum. Reformların hala devam
edip etmediğine bakmak için gerekli bu dedi.
MÜSLÜMANLIK ÜYELİK İÇİN ENGEL DEĞİL
Türkiyenin ortak ekonomik, siyasi
değerler ve insan hakları temelinde tercihini Avrupa Birliğinde
bir yana yaptığını belirten Schulz, Türkiyenin Müslüman
olmasının üyelik için engel teşkil etmediğini belirtti
YENIDUZEN 24/11/04
ABD telkinde bulunuyor
ABD, başkanlık seçiminden dolayı
Washingtonun ilgisi uzun süredir Irak dışındaki konular
haricinde içe dönmüştü.
Buna karşılık çeşitli
kanallardan süren Türkiye-ABD temaslarında ağırlıklı
konuların en başında Türkiyenin AB süreci yeralıyor.
ABDli yetkililer, Türkiyenin AB üyeliğine Washingtonun tam
desteğinin sürdüğünü vurguluyor. Ancak bu çerçevede Kıbrıs
konusu da ağırlıkla gündeme geliyor.
ABD kaynaklarından edinilen bilgiye göre
Washington, Ankaraya kritik 17 Aralık tarihi öncesinde Kıbrıs
Rum Yönetimini tanıması yönünde telkinde bulunuyor.
Kaynaklar, tanımanın veya o yöndeki güçlü
bir işaretin 17 Aralıkta Türkiyenin ABden pozitif bir sonuç
almasını büyük ölçüde kolaylaştıracağı
görüşünü dile getirdi. Türk kaynakları da Washingtondan Ankaraya bu
yönde bir telkin geldiğini doğruladılar.
Washingtondaki gözlemciler ise Kıbrısta
24 Nisan referandumlarının sonuçlarına işaret ediyor.
Referandumun Türk tarafında büyük çoğunlukla kabul edildiğini
hatırlatan gözlemciler, Türkiyenin Kıbrısta gerekeni
fazlasıyla yaptığı görüşünü
taşıdığını belirtiyor. Bu ortamda, 17 Aralık
öncesinde Türkiyenin Kıbrıs Rum Yönetimini tanıma fikrine
sıcak bakmadığı dile getiriliyor.
YENIDUZEN 24/11/04
Gül, Annan ile Kıbrısı görüştü
Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Mısırın Şarm El
Şeyh kentinde düzenlenen Iraka komşu ülkeler
toplantısında, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Kıbrıs
konusunu ve referandum sürecini konuşarak, KKTCye uçak seferlerinin
başlamasının önemine dikkat çekti.
A.Anın haberine göre toplantıya katılan
dışişleri bakanlarının dün akşamki yemeği
ilginç sahnelere tanık oldu.
Edinilen bilgilerde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve G-8 ülkeleri
dışişleri bakanlarının da
katıldığı yemekte, ABD Dışişleri Bakanı
Colin Powell, İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi ve
Gül yan yana oturdu.
Gül, yemekten önce ve yemek sırasında, Powell ile sohbet etme
imkanı buldu ve iki bakan Iraka ilişkin gelişmeleri ele
aldılar.
Öte yandan Gül, yemekte, diğer tarafında oturan Kofi Annan ile
de Kıbrıs konusunu ve referandum sürecini konuşarak, KKTCye
uçak seferlerinin başlamasının önemine dikkat çekti.
Diplomatik kaynaklar, Annanın da bu konuda aynı görüşte
olduğunu ve uçak seferlerinin yapılmasını
desteklediğini kaydettiler.
Ayrıca Gülün, Iraktan Türkiyeye terör faaliyetlerinin
sıçramasının söz konusu olduğunu belirttiği ve bu
nedenle sınır güvenliği konusunda bir an önce oturup
konuşmayı teklif ettiği kaydedildi.
HALKIN SESI 24/11/04
Rum kesiminden 17 aralık temennisi
25 Kasım, 2004 20:48:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı
Yorgo Yakovu, 17 Aralık tarihi için, ''umarım o tarihte biz de,
Türkiye de istediğini alır'' dedi.
Berlin'de bulunan Yakovu, Rum yönetiminin müzakerelerin başlaması
konusunda Türkiye'den beklentileri ile ilgili bir soruyu yanıtlarken,
taleplerinin 'ön şart' olduğunu belirtmekten kaçındı, ''ön
şart terimini kullanmamayı tercih ediyorum'' dedi.
Yakovu:
"Yardıma hazırız"
Yakovu, ''umarım Türkiye de istediğini, yani müzakerelere
başlama kararını alır, biz de istediğimizi
alırız. Avrupalı ortaklarımızın, istediklerimizi
almamız konusunda bizlere yardımcı olacağını
umuyorum. Türkiye ile müzakerelere başlanması konusu çerçevesinde biz
de AB'ye, hem 17 aralıktan önce, hem de 17 aralıktan sonra
yardıma hazırız" diye konuştu.
Yakovu: Kıbrıs'ın tanınması önşart
değil
Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yakovu, müzakerelerin başlaması için Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımasının önşart olmadığını söyledi.
Kıbrıs
Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye'nin AB
üyeliğinin Avrupa'nın ve Kıbrıs Rum kesiminin
çıkarına olduğunu, ancak kendilerinin özel çekincelerinin
bulunduğu söyledi.
Almanya'da
bulunan Yakovu, Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ile
görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Türkiye ile
üyelik müzakerelerine başlanması kararı 17 Aralık'ta
alınacaktır. Öncelikle şunu söylemek isterim:
Kıbrıs'ın (Rum kesimi) Türkiye'ye karşı ideolojik
çekinceleri yoktur. Türkiye'nin AB'ye katılması Avrupa'nın ve
Kıbrıs'ın da çıkarınadır, ancak bizim özel
çekincelerimiz var. Bunları Joschka Fischer ile görüştüm. Biz AB'den
bu süreç içinde Türkiye ile Kıbrıs arasındaki ilişkileri
normalleştirmesini bekliyoruz dedi.
Her şeyi
siyah ya da beyaz görmediklerini kaydeden Yakovu, Bu
karşılıklı kazanca dayalı bir süreç. Bu konuda
Türkiye'nin de Kuzey Kıbrıs'taki Türklerin de elinden gelen her türlü
çabayı harcamaları gerekir diye konuştu.
"TÜRKİYE'NİN
KIBRIS'I TANIMASI ÖNŞART DEĞİLDİR
Yakovu, Bizim
için Türkiye'nin Kıbrıs'ı (Rum kesimi) tanıması, 17
Aralık'ta üyelik müzakerelerine başlanmasıyla ilgili karar için
bir önşart değildir dedi.
AB içinde olumlu
bir tutum izleyeceklerini belirten Yakovu, kendilerinin AB'ye, AB'nin de
kendilerine yardımcı olacağını kaydetti.
(aa)
HURRIYET 25/11/04
Yakovu: Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanıması 17 Aralık için önşart
değil
Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri
Bakanı Yorgo Yakovu, kendileri için Türkiye'nin Kıbrıs Rum
kesimini tanımasının, 17 Aralık'ta Türkiye ile AB üyelik
müzakerelerine başlanmasıyla ilgili karar için bir önşart
olmadığını söyledi.
Yakovu, bugün Berlin'de Almanya
Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ile yaptığı
görüşmeden sonra, ''Bizim için Türkiye'nin Kıbrıs'ı (Rum
kesimi) tanıması, 17 Aralık'ta üyelik müzakerelerine
başlanmasıyla ilgili karar için bir önşart değildir'' dedi.
AB içinde olumlu bir tutum izleyeceklerini
belirten Yakovu, kendilerinin AB'ye, AB'nin de kendilerine yardımcı
olacağını kaydetti.
MILLIYET 25/11/04
Rumlarda ABD'nin KKTC'yi
tanıyacağı korkusu
Kıbrıs Rum basını, ''ABD'nin
aşamalı ve planlı bir şekilde KKTC'yi dolaylı yoldan
tanımayı ileri götürdüğünü'' yazdı.
Rum basını, Bush yönetiminin, ABD
Dışişleri Bakanlığı ve Uluslararası
Kalkınma Birimi (USAID) aracılığıyla,
Kıbrıslı Türklere destek amacıyla verilmesi öngörülen 30
milyon dolarlık ödeneğin Kongre tarafından
onaylandığını ve bu ödeneğin
dağıtımı rolünü KKTC Maliye Bakanlığı'na
verdiğini duyurdu. Bunun KKTC kurumlarına doğrudan destek
olduğuna işaret eden Rum basını, bunun da fiili
tanınma hereketi olduğunu yorumunu yaptı.
ABD Dışişleri
Bakanlığı'nın ve USAID'ın, ''Kıbrıs
Cumhuriyetini'' By-Pass ettiği ve KKTC Maliye Bakanlığı'na
direkt yardım dağıtma rolü verdiğine dikkat çeken Rum basını,
KKTC'ye yönelik direkt uçuşların yapılması
çabalarının da ileri götürüldüğünü, Avrupa ülkeleri,
İngiltere, Almanya ve İrlanda'nın direkt uçuşların
başlamasını istediklerini kaydetti.
Rum basınına göre, Amerikalı
milletvekilleri Michael Bilirakis ve Caroline Maloni, gelişmelerle ilgili
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'a mektup gönderdi. Mektupta,
''Bu hareketler ABD'nin Kıbrıs politikasında
değişikliği uygun görüyor ve adanın 'istila' edilmesinin
kınanmasıyla bağdaşmıyor'' ifadesini kullanan
milletvekilleri, ''KKTC'nin tanınmaması politikasında
değişiklik olup olmadığı'' konusunda bilgi istiyor.
Söz konusu iki milletvekilinin, benzeri bir
mektubu Başkan George Bush ile yeni Dışişleri Bakanı
Condoleezza Rice'a da iletecekleri belirtildi.
MILLIYET 25/11/04
Rumlar, İstanbul'da konsolosluk
açmak istiyor
Güney Kıbrıs Rum yönetiminin,
İstanbul'da konsolosluğu açması konusunda Avrupa Komisyonu'ndan
Ankara nezdinde arabuluculuk yapmasını istediği bildirildi.
Rum Politis gazetesi, ''konunun Rum
dışişleri bakanlığı tarafından eylül
ayında Avrupa Komisyonu'nun bilgisine getirildiğini, ancak
Ankara'nın yaklaşımı konusunda şu ana kadar herhangi
bir yanıt alınmadığını'' yazdı.
''Rum yönetiminin İstanbul'da konsolosluk
açmak istemesinin en büyük nedeninin, geçen yıl itibarıyla çok
sayıda Rum'un İstanbul'u ziyaret etmeye başlaması olduğunu''
kaydeden gazete, Rum dışişleri bakanlığının
Komisyon'dan ayrıca, Güney Kıbrıs'ı ziyaret etmek isteyen
Türk vatandaşlarının Shengen prosedürlerinden muaf
tutulması talebinde de bulunduğunu duyurdu.
Gazete, bugünkü şartlarda Güney
Kıbrıs'ı ziyaret etmek isteyen Türk
vatandaşlarının, önce Atina'daki Rum konsolosluğundan veya
İstanbul'dan vize almaları gerektiğini kaydederek, Güney
Kıbrıs'ın ilgili talebinin Komisyon yetkilileri tarafından
incelendiğini yazdı.
MILLIYET 25/11/04
Rum
halkı vetodan yana
25/11/2004
RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıslı Rumlar Türkiye AB'nin 17 Aralık
öncesi bazı tavizlerde bulunmazsa liderleri Tasos Papadopulos'un veto
kullanmasından yana. Ancak, bir yandan da Türkiye'nin zirvede üyelik
müzakerelerinin başlaması için tarih alacağına
inanıyorlar.
Cyprus College şirketinin 19-22 Kasım'da 749 katılımcı
ile yaptığı ve hata payı 3.7 olan anketin sonuçlarına
göre Rumların yüzde 62'si Türkiye'nin Kıbrıs'a karşı
taviz vermemesi halinde veto kullanılmasını istiyor. Yüzde 31'i
ise vetoya karşı çıkıyor. Türkiye'nin 17 Aralık'a
kadar 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması halinde bile
Rumların yüzde 50'si vetoda ısrarlı. Rumlar, hem
tanınmaları hem de Türkiye'nin Kıbrıs'taki askerlerini
çekeçeği yükümlülüğü altına girmesi halinde ancak vetoyu (yüzde
61) düşünmüyor. Rumların üçte ikisi liderleri Papadopulos'un
Türkiye-AB ilişkilerindeki politikasından memnun. Buna
karşı her iki Rum'dan birisi Atina'nın bu konudaki
politikasından memnun değil. Rumlar ayrıca, yüzde 60
oranında Türkiye'nin 17 Aralık'ta AB'den istediği tarihi
alacağı görüşünde.
Rum basınında, "ABD KKTC'yi tanıyor"
korkusu
Güney
Kıbrıs'ta yayınlanan gazeteler son günlerde, "ABD'nin
öncüğünde KKTC'nin tanınmasını öngören"
gelişmelere sayfalarında geniş yer vermeye başladı. Rum
gazeteleri, konuya ilişkin haberlerinde ABD'nin özellikle KKTC'ye direkt
uçuşlar yapılması konusundaki çabalarına işaret
ederek, "Amerikalıların KKTC'yi tanımama
politikasından sapmasından endişe duyulduğunu"
bildiriyor.
Politis
gazetesi, ABD'nin aşamalı ve planlı bir şekilde KKTC'yi
dolaylı yoldan de-facto (fiilen) tanımayı ileri götürdüğünü
yazdı. Gazete, Bush yönetiminin, ABD Dışişleri
Bakanlığı ve Uluslararası Kalkınma Birimi (USAID)
aracılığıyla Kongre tarafından onaylanan 30 milyon
dolarlık ödeneğin dağıtımı rolü vererek KKTC
Maliye Bakanlığı'na doğrudan kurumsal destek verdiğini
kaydetti.
Gazete haberi,
"ABD'den De-Facto Tanıma Hareketleri-İşgal Bölgelerinin
Kurumlarını
Yükseltiyorlar-ABD
Dışişleri Bakanlığı ve USAID Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni By-Pass Ediyor ve 'Maliye Bakanlığı'na Direkt
Yardımı Dağıtma Rolü Veriyor" başlık ve
spotlarıyla okurlarına aktardı.
Direkt
uçuş çabalarının da
tırmandırıldığını ve Kıbrıs'a
yardımların içeriğinde önemli değişiklikler
yapıldığını kaydeden gazete, bütün bu gelişmelerin
by-pass edilen "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin gıyabında
gerçekleştiği yorumunda bulundu. İlgili haberde özetle
şunlar kaydedildi:
"Bu
gelişmeler Amerikalı milletvekilleri Michael Bilirakis ve Caroline
Maloni'nin tepkisine neden oldu. Görevden ayrılacak olan
Dışişleri Bakanı Colin Powell'a gönderdikleri mektupla
ABD'nin 'Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımama
politikasından sapmasından duydukları ciddi endişeyi dile
getirdiler.
ABD
Dışişleri Bakanlığı ile USAID, Kongre
tarafından işgal bölgelerine verilmek üzere onaylanan
yaklaşık 30 milyon dolarlık ödeneğin serbest
bırakılmasının bu dönemde hayata geçirilmesine karar
verdiler.
Bu arada,
işgal havaalanı Timbu'ya (Ercan) direkt uçuşlar
gerçekleştirilmesi çabası da yoğun şekilde devam
ediyor."
Haberde, ABD öncülüğünde
KKTC'nin fiiilen tanınmasını öngören gelişmeler şu
şekilde özetlendi:
"30 milyon
doların dağıtımınadaki ana rolün 'devletin maliye
bakanlığına' verildiği görülüyor. USAID Kongre'ye
gönderdiği bilgi notunda, 'aralarında Maliye
Bakanlığı'nın da bulunduğu kilit durumdaki ekonomik
kurumlara kurumsal destek sağlanacağı' belirtiliyor. Bu, ABD'nin
bugüne kadar yasal kurumsal organ olarak tanımadığı bir
varlıktır. Bu organa böylesi önemli bir rol verilmesi Amerikan
politikasında, 'acknowledgement' denilen dolaylı tanıma
mantığına atıfta bulunan önemli bir dönüş
anlamına geliyor.
AB da
Kıbrıslı Türklere direkt olarak 259 milyon euroluk ekonomik
yardım verilmesi kararı almıştı.
Amerikan
uçaklarının işgal bölgelerine direkt uçuş yapmalarına
yönelik faaliyetler de tırmandırılıyor. Bu konu, American
Airlines'in hukuki engeller ve daha da önemlisi ekonomik durum nedeniyle
işgal bölgelerine iniş yapmayı reddetmesine takıldı.
ABD Dışişleri Bakanlığı, sembolik ticari
uçuşlar aracılığıyla olsa dahi siyasi önemi çok büyük
olacak bu hedefi başarmakta kararlıdır. Avrupa ülkeleri
İngiltere, Almanya ve İrlanda'nın da direkt uçuşların
başlamasını istediklerine işaret ediliyor.
Yasadışı
olarak elinde Kıbrıs Rum malı bulunduran
yatırımcılara da ekonomik yardım verilmesi, Kıbrıslı
Türk ve Rum öğrencilere burs verilmesi politikasının gözden
geçirilmesi: İki Amerikalı milletvekiline göre,
Kıbrıslı Türk öğrencilere yüzde 57, Kıbrıslı
Rum öğrencilere de yüzde 43 oranında burs verilecek. Yani,
toplumların büyüklükleri dikkate alınmıyor. ABD'nin bu konuda
hukuki dayanağı yoktur, ancak sembolik değişikliklerle bile
önemli etkiler olabilir."
ABD'li
Milletvekilleri Bilirakis ve Maloni'nin girişimlerine
dayandırılan haberde, söz konusu iki milletvekilinin
Dışişleri Bakanı Colin Powell'e gönderdikleri, ayrıca
Başkan Bush ile yeni Dışişleri Bakanı Condolisa Rice'a
da iletecekleri mektupla, bu planların hayata geçirilmesinin muhtemel
tehlikelerini dile getirdikleri kaydedildi. "Bu hareketler ABD'nin
Kıbrıs politikasında değişikliği uygun görüyor ve
adanın istila edilmesinin kınanmasıyla
bağdaşmıyor" ifadesini kullanan milletvekillerinin,
KKTC'nin tanınmaması politikasında değişiklik olup
olmadığı konusunda bilgi istedikleri de ifade edildi.
Simerini
gazetesi de konuyla ilgili haberi, "ABD Sahte Devletin
'Bakanlığını' Finanse Ediyor-Amerikalı
Milletvekillerinden Ciddi Suçlamalar" başlığıyla
verdi.
ABD
milletvekilleri Bilirakis ve Maloni'nin Dışişleri Bakanı
Powell'a gönderdikleri 19 Kasım tarihli mektupta, USAID'in referandum
öncesindeki rolüne de dikkat çektiklerini ve para
dağıtılması konusunda Rum basınına yansıyan
haberlere atıf yaparak Annan Planı'nın desteklenmesi hedefine
vurgu yaptıklarını yazan gazete, ABD Dışişleri
Bakanlığı'nın referandum öncesinde USAID
aracılığıyla Kıbrıs Türk tarafında da dolar
dağıttığının iddia edildiğini kaydetti.
Gazete
mektubun, KKTC Cumhuriyet Meclisi'nin "referandum öncesinde kimlerin para
yardımı aldığını ortaya çıkarmak
amacıyla araştırma komisyonu kurma kararı
aldığı" toplantısından bir gün önce basına yansıdığına
da dikkat çekti.
Haravgi
gazetesi haberi, "Amerikalı Milletvekilleri Powell'den İzahat
İstiyor" başlığıyla okurlarına aktardı.
Fileleftheros gazetesi, "ABD Tanımama Politikasını
Değiştiriyor" başlığını kullandı.
Mahi gazetesi
haberine, "Amerikalı Milletvekilleri Kıbrıs Konusunda
Endişeli-Colin Powell'a Mektup Gönderdiler"
başlığını attı.
Alithia
gazetesi de haberini, "İki Amerikalı Milletvekili ABD'nin
Kıbrıs Sorunundaki Politika Değişikliği Konusunda
Uyarıyor" başlığıyla okurlarına
aktardı.
KIBRIS 25/11/04
Kıbrıs baş ağrısı olabilir
Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 17 Aralık'ta
yapılacak AB zirvesinde, objektif, tarafsız ve daha önceki imzalara
sadık kalınarak karar verileceğine
inandığını söyledi. Hollanda Dışişleri
Bakanı Bot ise 17 Aralık'taki AB zirvesinde alınacak Türkiye'ye
ilişkin kararın, AB Komisyonu'nun raporu
ışığında olacağını vurguladı. AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Rehn de, 17 Aralık'ta
Türkiye ile müzakerelere başlama kararı çıkması halinde,
izleme sürecini gecikmeksizin başlatmaya hazır olduklarını
söyledi
Hollanda
Dışişleri Bakanı Bernard Bot ve AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ile toplantısının
ardından ortak basın toplantısı düzenleyen Abdullah Gül,
Rum yönetiminin tanınmasıyla ilgili bir soru üzerine, bunun uzun bir
süreç olduğunu, Annan Planı'nın reddiyle çok şeyler
kaçırıldığını ve çözümün sadece Türkiye'ye
bağlı olmadığını söyledi
Avrupa
Birliği Troykası ile Türkiye arasında her altı ayda bir
yapılan bakanlar düzeyindeki siyasi diyalog toplantısı,
Hollanda'nın Lahey kentinde yapıldı.
TC
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Hollanda
Dışişleri Bakanı Bernard Bot ve AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Lahey'de düzenlenen Türkiye-AB
troykası toplantısının ardından ortak basın
toplantısı düzenleyerek, görüşmeler hakkında bilgi verdi.
Türkiye İlerleme Raporu'nun değerlendirildiği toplantıda,
insan hakları ve azınlıkların durumunun da
görüşüldüğü belirtildi.
TC
Dışişleri Bakanı Gül, 17 Aralık'ta yapılacak AB
zirvesinde objektif, tarafsız ve daha önceki imzalara sadık
kalınarak karar verileceğine inandığını söyledi.
Türkiye'nin Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yerine getirdiğine ve AB
Komisyonu'nun da bunu açıkladığına dikkati çeken Gül,
"İnanıyoruz ki 17 Aralık'ta objektif, tarafsız ve daha
önceki imzalara sadık kalınarak bir karar verilecektir" diye
konuştu.
Hollanda
Dışişleri Bakanı Bot da 17 Aralık'taki AB zirvesinde
Türkiye'ye ilişkin alınacak kararın, AB Komisyonu'nun raporu
ışığında olacağını vurguladı.
Türkiye'nin çok önemli ilerlemeler kaydettiğini ifade eden Bot, dünkü
toplantının da Türk tarafının görüşlerini dinleme
açısından çok faydalı olduğunu belirtti.
AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Rehn de 17 Aralık'ta Türkiye
ile müzakerelere başlama kararı çıkması halinde, izleme
sürecini gecikmeksizin başlatmaya hazır olduklarını
söyledi.
Toplantıya
Türkiye, Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül başkanlığında bir
heyetle katılırken, AB troykasında ise dönem başkanı
Hollanda'nın dışişleri bakanı Bernard Bot,
Hollanda'nın AB işlerinden sorumlu devlet bakanı Atzo Nikolai,
AB'nin gelecek dönem başkanı Lüksemburg'un temsilcisi ve AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn katıldı.
Bot: Rum
yönetimini
tanıma
sorunu çözülmeli
AB dönem
başkanı Hollanda'nın dışişleri bakanı
Bernard Bot, 17 Aralık'ta müzakere kararını üye ülkelerin
alacağını ve bu kararın alınmasının
ardından müzakerelerin gecikme olmaksızın başlayacağını
ifade etti. Bot, bu kararın alınmasının
kolaylaştırılması için ise Türkiye'nin, henüz
onaylanmamış 6 mevzuatı meclisten geçirmesi ve uygulamaya
koyması gerektiğini söyledi.
Bot, 17
Aralıktaki AB zirvesinde Türkiye'ye ilişkin alınacak
kararın, AB Komisyonu'nun raporu ışığında
olacağını vurguladı. Türkiye'nin çok önemli ilerlemeler kaydettiğini
bildiren Bot, dünkü toplantının da Türk tarafının
görüşlerini dinleme açısından çok faydalı olduğunu
belirtti.
Türkiye ile
müzakerelerin başlatılmasından önce izleme sürecinin söz konusu
olduğunu kaydeden Bot, Türkiye'nin, Rum yönetimini tanımamasına
ilişkin konunun da müzakereler başlamadan çözülmesini umduğunu
belirtti.
Reformların
uygulanmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Bot, AB
Komisyonu'nun müzakereler sürerken çok dikkatli olacağını,
uygulamaları ayrıntılarıyla değerlendireceğini
söyledi.
Rehn: Tarama
süreci
başlatmaya
hazırız
AB
Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn ise Türkiye ile
müzakerelere başlamadan önce bir tarama süreci başlatmaya hazır
olduklarını dile getirdi.
Rehn, 17
Aralık'ta Türkiye ile müzakerelere başlama kararı
çıkması halinde, izleme sürecini gecikmeksizin başlatmaya
hazır olduklarını söyledi.
Türkiye ile
ilgili ilk kez bir resmi toplantıya katıldığını
belirten Rehn, AB Komisyonu'nun yeni başkanı Barosso'nun yönetiminin
Türkiye ile ilişkilere büyük önem verdiğini söyledi.
Gül:Kıbrıs'ta
çözüm uzun bir süreç
Gül,
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin tanınmasıyla ilgili yöneltilen bir
soru üzerine, bunun uzun bir süreç olduğunu, Annan Planı'nın
reddiyle çok şeyler kaçırıldığını ve çözümün
sadece Türkiye'ye bağlı olmadığını söyledi. Gül,
Türkiye'nin AB sürecinde sorumluluklarını bildiğini ve bu yolda
yapması gereken her şeyi yapacağını da vurguladı.
"Türkiye'de
Müslüman olmayan
nüfusla
herhangi bir sorun yok"
Gül, Türkiye'de
Müslüman olmayan nüfusla herhangi bir sorunun bulunmadığını
söyledi.
Gül,
aralık ayındaki Avrupa Birliği Konseyi öncesindeki son resmi
toplantı özelliğini taşıyan troyka buluşmasında,
Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin başlatılması
açısından önem taşıyan bütün konuların en geniş
şekilde ele alındığını bildirdi.
Abdullah Gül,
daha önce alınan zirve kararlarına göre Avrupa Komisyonu'nun
raporunun olumlu olması halinde, Türkiye ile müzakerelere 2004
yılının sonunda vakit geçirilmeden
başlanacağının ifade edildiğini anımsattı.
Bu zirve kararlarının 2002 sonrasındaki toplantılarda da
aynen tekrarlandığını belirten Abdullah Gül,
"Dolayısıyla komisyonun raporu olumlu
çıktığına göre şimdi 17 Aralık'ta konseyin vereceği
kararı bekliyoruz. İnanıyoruz ki bu karar, objektif,
tarafsız ve daha önce atılan imzalara sadık kalınarak
verilecektir" şeklinde konuştu.
Gül, bu
çerçevede, troyka toplantısında siyasi kriterlerin gözden
geçirildiğini ve Türkiye'nin rapor yayımlanmadan önce ve
yayımlandıktan sonra yaptığı yasa
çalışmaları hakkında etraflıca bilgi sunduğunu
belirtti. Türkiye'nin çeşitli konulardaki görüşlerinin de bir kez
daha ele alındığını belirten Gül, komisyonun raporunda
ortaya konulan ve açıklanmasına ihtiyaç duyulan bazı noktalara
ilişkin de Türkiye'nin görüşlerini troykaya bir kez daha ilettiğini
kaydetti.
Irak, İran
ve Kafkaslarla ilgili
konular da
gündeme geldi
Gül, troyka
toplantısında Türkiye-AB ilişkilerinin yanı sıra Irak,
İran ve Kafkaslarla ilgili konuların da gündeme geldiğini, bu
konularda Türkiye'nin düşüncelerini ve görüşlerini anlatma
fırsatı bulduğunu söyledi.
Dışişleri
Bakanı Gül, troyka toplantısında ortaya çıkan görüş ve
düşüncelerin 17 Aralık'taki zirveye ışık
tutacağını ve alınacak kararlara yardımcı
olacağına inandığını kaydetti.
Gül, dini
özgürlüklere ilişkin bir soru üzerine, Türkiye'de eskiden beri
varlığını sürdüren birçok kilise bulunduğunu, hatta
yeni açılan kiliselerin de olduğunu belirterek, dini özgürlüklere,
dua edebilecekleri mekanlara sahip olmanın, farklı dinlere mensup
toplulukların en temel hakkı olduğunu söyledi.
Bu kesimlerle
aralarında bir sorun olmadığını, geçmişte
bazı sorunlar çıktığını, ancak bunları
çözdüklerini belirten Gül, herhangi bir sorun çıkması durumunda da
yine çözüm getirmeye çalışacaklarını vurguladı.
Cinayeti
kınadı
Gül basın
toplantısında, Hollandalı film yapımcısı Theo van
Gogh cinayetinden sonra ortaya çıkan toplumsal gerilime ilişkin de
görüşlerini açıkladı ve bu cinayetin arkasından Müslüman
kökenli birinin çıkmasının, Hollanda'da yaşayan bütün
Müslümanları kesinlikle suçlu duruma düşürmemesi gerektiğini
vurguladı.
Türkiye'nin bu
cinayeti şiddetle kınadığını ve cinayetten
dolayı üzüntü duyduğunu da belirten Gül, Türkiye'nin, Avrupa
Birliği'ni farklı dil, din ve kültürlerden insanların beraber
yaşadığı bir ortam olarak görmek istediğini ve bunun
örneklerinin bulunduğunu kaydetti.
Gül, Hollanda
Başbakanı Balkenende ve öteki yetkililerin bu olay
karşısındaki tavırlarına da teşekkür
ettiğini sözlerine ekledi.
KIBRIS 25/11/04
Başbakan
Talat:
Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini tanımasını istemek mantıklı değil
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini
tanımasının istendiği haberlerinin spekülasyon
olduğunu tahmin ettiğini belirterek, hiçbir mantıklı ve
makul ülkenin Kıbrıs sorunu çözülmeden Türkiyenin Kıbrıs
Cumhuriyetini tanımasını isteyemeyeceğini, bunun
mantıklı ve makul bir istek olmadığını söyledi.
Kıbrıs
sorunu çözülmeden Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini
tanımasının söz konusu olmadığını vurgulayan
Talat, Türkiyenin 17 Aralıktan sonra tanıması da, kısa
süre içerisinde söz konusu değildir dedi.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Cumhuriyetinin tanınması
konusundaki görüşlerini, Bakanlar Kurulu toplantısına girerken,
gazetecilerin soruları üzerine açıkladı.
Başbakan
Talat, ABD ve ABnin Türkiyeye Kıbrıs Cumhuriyetini
tanıması yönünde baskı ve telkinlerde bulundukları; bunun
yanında ABDnin KKTCyi tanıyacağı yönünde haberler
yayımlandığının belirtilip görüşünün istenmesi üzerine,
konuyla ilgili somut bir bilgisi olmadığını söyledi ve söz
konusu haberlerin spekülasyon olduğunu tahmin ettiğini kaydetti.
ABnin eğilimi yoktur
Türkiye
ile KKTC ilişkilerinde sürekli bilgi alışverişi
bulunduğunu ve kendilerine konuyla ilgili herhangi bir bilgi
gelmediğini belirten Talat, basına yansıyan haberlerin gerçek
olma payının son derece düşük olduğunu söyledi ve
şöyle dedi:
Hele
ABDnin telkinde bulunması, düşünülebilecek bir şey
değildir. ABnin de böyle bir eğilimi yoktur. Benim AByle
yaptığım temaslarda, böyle bir önerinin Türkiyeye geleceği
yönünde herhangi bir belirti hissetmedim.
Baskı altına
alınacak
Başbakan
Talat, Türkiyeyle temaslarının hatırlatılıp 17
Aralıka kadar veya 17 Aralıktan sonra tanımanın
gerçekleşmeyeceği yönünde bilgisinin olup
olmadığının sorulmasına karşılık ise,
Bunu konuşmaya, sormaya gerek yok. Çünkü bunları sürekli
görüşüyoruz. Politikaları bir birine yakınlaştırmak
için ve herhangi bir çelişkiye imkan vermemek için sürekli görüşme
halindeyiz yanıtını verdi. Talat, Türkiyenin 17
Aralıktan sonra tanımasının da kısa süre içerisinde
söz konusu olmadığını kaydetti.
Kendilerinin,
çözüm yanlısı, Kıbrısın yeniden
birleştirilmesinden yana politikaları ve her durumda Kıbrıs
sorununun görüşmeler yoluyla çözümleneceğini kabul eden
politikaları sürdürmeleri halinde, Türkiyenin Kıbrıs
Cumhuriyetini tanıması yönünde baskı altında kalması
yerine, çözüm konusunda Rum Yönetiminin baskı altına
alınacağını söyleyen Talat, çünkü şu sıralarda
çözümü engelleyenin Rum Yönetimi olduğunu vurguladı.
Talat,
Türkiyenin ve Kıbrıs Türklerinin çözümsüzlükte rolü ve
sorumluluğu olmadığını ifade etti ve bundan
dolayı Türk tarafına baskının rasyonel ve
mantıklı olmadığını dile getirdi. (TAK
YENIDUZEN 25/11/04
AB, tanıma mı bekliyor?
ABD kaynakları, tanımanın veya bu
yöndeki güçlü bir işaretin 17 Aralıkta Türkiyenin ABden pozitif
bir sonuç almasını büyük ölçüde kolaylaştıracağı
görüşünü dile getirdi.
NTVnin haberine göre, ABD, başkanlık
seçiminden dolayı Washingtonun ilgisi uzun süredir Irak
dışındaki konular haricinde içe dönmüştü.
Buna karşılık çeşitli kanallardan
süren Türkiye-ABD temaslarında ağırlıklı
konuların en başında Türkiyenin AB süreci yeralıyor.
ABDli yetkililer, Türkiyenin AB üyeliğine Washingtonun tam
desteğinin sürdüğünü vurguluyor. Ancak bu çerçevede Kıbrıs
konusu da ağırlıkla gündeme geliyor.
Kaynaklar, tanımanın veya o yöndeki güçlü bir işaretin 17
Aralıkta Türkiyenin ABden pozitif bir sonuç almasını büyük
ölçüde kolaylaştıracağı görüşünü dile getirdi.
TALAT: TÜRKİYENİN KIBRIS
CUMHURİYETİNİ TANIMASINI İSTEMEK MANTIKLI VE MAKUL
BİR İSTEK DEĞİLDİR
Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiyenin
Kıbrıs Cumhuriyetini tanımasının istendiği
haberlerinin spekülasyon olduğunu tahmin ettiğini belirterek, hiçbir
mantıklı ve makul ülkenin Kıbrıs sorunu çözülmeden
Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini tanımasını
isteyemeyeceğini, bunun mantıklı ve makul bir istek
olmadığını söyledi.
Türkiye ile KKTC ilişkilerinde sürekli bilgi
alışverişi bulunduğunu ve kendilerine konuyla ilgili
herhangi bir bilgi gelmediğini belirten Talat, basına yansıyan
haberlerin gerçek olma payının son derece düşük olduğunu
söyledi.
GÜL: RUMLARIN REFERANDUMDA HAYIR DEMESİYLE
BÜYÜK BİR FIRSAT KAÇIRILDI
Türkiye Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs sorununa
ilişkin bir soru üzerine, sorunun hala çözülememiş olmasından
duyduğu üzüntüyü dile getirerek, Rumların referandumda Annan
planına hayır demesiyle büyük bir fırsatın
kaçırıldığını kaydetti.
Gül, 17 Aralıkta yapılacak AB zirvesinde de
objektif, tarafsız ve daha önceki imzalara sadık kalınarak karar
verileceğine inandığını da belirtti.
A.Anın haberine göre, Türkiye ile AB
Troykası arasında bakanlar düzeyindeki siyasi diyalog
toplantısı, AB Dönem Başkanı Hollandanın Lahey
kentinde yapıldı.
Gül, gazetecilerin Kıbrıs sorununa
ilişkin bir sorusu üzerine, sorunun hala çözülememiş olmasından
duyduğu üzüntüyü dile getirerek, soruna çözüm bulunmasının
sadece Türkiyeye bağlı olmadığının
altını çizdi.
Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard
Bot, Türkiyenin Kıbrıs Rum kesimini tanımamasına
ilişkin konunun da müzakereler başlamadan çözülmesini umduğunu
belirtti.
HALKIN SESI 25/11/04
Rum Dışişleri Bakanı'ndan yalanlama
26 Kasım, 2004 21:59:00 (TSİ) CNN TURK
Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı
Yorgo Yakovu, Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyetini tanıması,
AB müzakerelerine başlamak için önşart değildir şeklinde
bir ifade kullanmadığını açıkladı.
Rum Dışişleri Bakanı Yakovu, Almanya
Dışişleri Bakanı Joscka Fischerle dünkü görüşmesinin
ardından yaptığı açıklamanın, özellikle Türk
medyası tarafından kamuoyuna yanlış
aktarıldığını söyledi.
Yakovu, Türkiyenin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasının,
Kopenhag kriterlerinden kaynaklanan hukuki bir yükümlülük olduğu
görüşünü tekrarladı.
"Savunduğumuz
değerlerden vazgeçmiyoruz"
Güney Kıbrısın 17 aralıkta Türkiye aleyhine veto
kullanmayacağı yönündeki haber ve yorumların gerçeği
yansıtmadığını vurgulayan Rum bakan, savundukları
hukuki tezlerden ve taleplerden vazgeçmediklerini belirtti.
Bu arada, Kıbrıs Rum yönetiminin, Avrupa Komisyonuna
başvurarak, İstanbulda konsolosluk açmak istediğini
ilettiği belirtildi.
|
İtalya: Kıbrıs için arabulucu olabiliriz |
|
|
Reha ERUS/ROMA İtalya Dışişleri Bakanı Fini, "Kıbrısta arabulucu olmaya hazırız. Artık konu Kıbrısın ikili bir sorunu değil" dedi. Meslektaşı
Abdullah Gülle bir araya gelen İtalya Dışişleri
Bakanı Fini, İtalya, Kıbrısta arabulucu olmaya
hazır. Artık konu Kıbrısın ikili bir sorunu
değil. AB ile Türkiye arasında bir sorun dedi. Fini, Türkiyenin
17 Aralıkta mutlaka müzakere tarihi alması gerektiğini de
söyledi. Roma'da Türkiyenin
AB üyeliği ve İtalyanın rolü forumuna katılan
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Üye ülkelerin, Türkiye
ile katılım müzakerelerini 2005in ilk yarısında
başlatmak üzere şartsız ve kesin olarak karar
almalarını bekliyor ve ümit ediyoruz dedi.
İtalyanın yeni Dışişleri Bakanı Gianfranco
Fini ise Türkiyenin kısa dönemde köklü reformlarla herkesi
şaşırttığını, özellikle
Kıbrıstaki referandumdaki iyiniyetli, pozitif tavrıyla puan
topladığını belirtti. Fini, AB, iki toplumun Annan
Planını temelinde anlaşmasından yana tavır
koymakta. Gerekirse İtalya bu konuda arabulucu olmaya
hazırdır diye konuştu. Fini, Türkiyenin 17
Aralıkta mutlaka müzakere tarihi alması gerektiğini söyledi. |
|
HURRIYET 26/11/04
Rum'un
fikriyle zikri ayrı
Berlin'e giden
Yakovu, '17 Aralık için tanınma istemiyoruz' dese de Rumlar
İstanbul'da konsolosluk açmak için AB'ye başvurdu. Gül ise Roma'da
AB'yi uyardı: Gelecek altı ayda müzakereler başlamalı
26/11/2004
RADIKAL
ROMA/ATİNA - AB'nin
kritik 17 Aralık zirvesi yaklaştıkça hem Türkiye'den hem de
Türkiye'ye yönelik diplomatik ataklar artıyor. Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül önceki gün Brüksel'de AB Troykası'yla
buluşmasının ardından dün Roma'ya geçerken, Berlin'i
ziyaret eden Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu da
Ankara'ya mesaj gönderdi: "Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanıması, 17 Aralık'ta müzakerelere başlanması için
önşart değildir. Umarım Türkiye de biz de istediğimizi
alırız. Avrupalı ortaklarımızın, bizlere
yardımcı olacağını umuyorum" dedi.
Rum Yönetimi ise, Türkiye tarafından tanınmak için her fırsattan
yararlanıyor. Politis gazetesine göre, Rum Yönetimi eylülde Avrupa
Komisyonu'na "Türkiye'yi ziyaret eden
vatandaşlarımızın sayısı artıyor. Gerekli
hizmetleri verebilmek için İstanbul'da konsolosluk açmak istiyoruz"
diye başvurup "Ankara'ya ileteceğiz" yanıtı
aldı, ama somut sonuca ulaşamadı. Ayrıca Rum Yönetimi,
güneyi ziyaret edecek Türklere vize zorunluluğunu kaldırmak
niyetinde. Rum Dışişleri, Komisyon'dan 'Kıbrıs'ı
ziyaret etmek isteyen Türk vatandaşlarının Schengen
anlaşması dışında tutulmalarını' talep etti.
Güneye gitmek için 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Atina
konsolosluğundan vize alan Türk vatandaşları, Komisyon
yeşil ışık yakarsa, Atina'dan güneye vizesiz geçebilecek.
Gül: Anlaşmalara
uyun
Gül ise, dün İtalya Dışişleri Bakanlığı'na
yeni gelen Gianfranco Fini'yle ilk kez görüşüp, Roma'nın
desteğini teyit ettirdi. Görüşme sonrası iki bakan, Türk-İtalyan
Forumu'nda konuştu. "17 Aralık'ta müzakerelerin 2005'in ilk
yarısında başlatılacağına dair şartsız
ve kesin karar bekliyoruz" uyarısı yapan Gül, "Türkiye'nin
üyeliği için sadece sözler verilmedi. Bağlayıcı ve
anlaşmalara dayalı yükümlülükler ile AB müktesebatının
ayrılmaz parçası olan en yüksek siyasi düzeyde kararlar
vardır" dedi. Fini ise, İtalya'nın müzakerelerin en
kısa sürede başlamasını arzuladığını
söyledi.
(Radikal, aa)
Olgun:
Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıyamaz
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Müsteşarı Ergün Olgun,
"Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımalıdır"
fikrinin, 1960 Garanti ve İttifak Anlaşması ile
uluslararası anlaşmalara aykırı olduğunu belirtti
Konuyu KIBRIS
okurları için değerlendiren müsteşar Ergün Olgun,
"Ortaklık devleti, Rum ortak tarafından silah yoluyla
yıkıldı ve Rum devletine dönüştürüldü. Türkiye'nin Rum
devletini tanıması söz konusu olamaz" şeklinde görüş
belirtti.
Türkiye, Rum
cumhuriyetine dönüşen "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni niye
tanımamalıdır?
Ergün OLGUN
(KKTC Cumhurbaşkanlığı
Müsteşarı)
Uluslararası
anlaşmalar ve 1960 Anayasası hilafına bir Rum hükümetine
dönüşen "Kıbrıs hükümeti", Brüksel nezdinde
kazanmış olduğu haksız ağırlığı
kullanarak Türkiye'yi sözde "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tüm
adanın yasal devleti olarak tanımadığı takdirde, AB'ye
katılım müzakerelerinin başlatılmasını ve ileriye
götürülmesini engellemekle tehdit etmektedir.
Bu tehdit,
felakete davetiye çıkarmak anlamındadır ve Kıbrıs
meselesini daha da çözümsüz kılmaya matuftur. Bunun nedenleri
şunlardır
* 1959 Zürih ve
Londra Anlaşmaları, Kıbrıs için "toplumsal
meseleler" diye açıkça tarifi yapılmış konularda, tam
otonomi hakkına sahip iki toplumun siyasi eşitliği ve yönetsel
ortaklığı üzerine kurulu iki milliyetli bir
bağımsızlık öngörmekteydi. Bu kılavuz ilkeler, 1960
Anayasası'nda ifadesini bulmuş ve yaratılan "hukuki ve
siyasi ilişkiler düzeni", garanti ve ittifak anlaşmaları
çerçevesinde Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından garanti
edilmişti.
* 1960
ortaklık devletinin 1963 yılında Rum ortak tarafından silah
zoruyla yıkılması ve unvanının gasp edilerek
anayasasının değiştirilemez hükümlerinin tek yanlı
olarak değiştirilmesiyle, Kıbrıs Cumhuriyeti bir Rum
devletine dönüştü, ancak Kıbrıs Türkleri'nin kontrolündeki
topraklar (ki burada yaşayan Kıbrıs Türkleri ortaklık
hükümeti koltuğunun kanun dışı işgaline sürekli
karşı çıkarak hiçbir zaman Rum otoritesine boyun eğmediler
ve bu otoriteyi adanın tek yasal otoritesi olarak tanımadılar),
bunun dışında kaldı.
* 1987
yılında yayınlanan İngiliz Avam Kamarası Dış
İlişkiler Komitesi'nin Kıbrıs raporunda şu tespit yer
almaktadır: "Türkler tarafından 103 köyün kısmen veya
tümden tahrip edildiği ve Kıbrıs Türk nüfusunun yaklaşık
dörtte birinin yer değiştirmesine neden olduğu ileri sürülen Rum
şiddetinin, Rum liderliğinin direkt kışkırtması
veya gizlice işbirliği yapması yoluyla
gerçekleştirildiği hususunda neredeyse hiç şüphe
kalmamıştır."
* Garantör
devletler olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiliz dışişleri
bakanları 30 Temmuz 1974 tarihinde yayınladıkları Cenevre
Deklarasyonu'nda Kıbrıs'ta yeniden anayasal bir hükümet kurmak
gerektiğini açıklamışlar (ki bu da 1963 yılından
beri devam eden durumun anayasal olmadığının teyididir) ve
"Kıbrıs Cumhuriyeti'nde pratikte biri Rum toplumuna diğeri
de Kıbrıs Türk toplumuna ait olmak üzere iki otonom yönetim
bulunduğunu" kaydetmişlerdir.
* Rum hükümeti
şimdi "1960 Anayasası'nı, işlerlik kazandırmak
maksadıyla değiştirdiklerini, zaruretten dolayı
yaptıkları bu değişikliklerin, koşulların
gerektirdiği nispette olduğunu" iddia etmektedir, ancak bu iddia
aralık 1963 hadiseleri öncesinde ve sonrasında Rum liderlerin sürekli
Yunanistan'la birleşme (Enosis) çabası ile hareket ettiği, adaya
gizlice 20,000 Yunan askeri soktuğu ve bu maksat için anayasayı ve
ilgili antlaşmaları değiştirme çabası içinde
oldukları gerçeğini göz ardı etmektedir.
* BM genel
sekreteri tarafından ortaya konan kapsamlı çözüm planı, 24 Nisan
2004 tarihinde gerçekleştirilen eşzamanlı referandumlar
neticesinde, Rum halkı tarafından büyük çoğunlukla reddedildikten
sonra, yukarıda sözü edilen ve "Zaruret Hali Doktrini" ne
dayandırılmak istenen Rum iddiasının zaten hiçbir
geçerliliği kalmamıştır. Rum tarafı referandumda,
aralık 1963'te şiddet kullanarak yarattıkları anormal
durumun devamından yana oy kullanmıştır.
* 1959 Zürich
ve Londra Anlaşmaları, 1960 Anayasası, 1977 ve 1979 Doruk
Antlaşmaları ve Kıbrıs için BM tarafından ortaya konan
tüm planlar (son Annan Planı dahil) taraflardan herhangi birinin
diğeri üzerinde yetki veya meşruiyet iddiasında
bulunmasını yasaklamaktadır. Bu yasak aslında
Kıbrıs'ta bir tarihi gerçeğin ifadesidir.
* Genel
sekreter Kofi Annan, bu gerçekleri ve hukuki gereksinimleri olası yeni bir
ortaklık kurulması sürecine dönüştürmeye
çalışırken, çözümün yaratacağı yeni hukuki ve siyasi
ilişkiler düzeninin her iki taraf için de devamlılık
unsurları içermesi ve çözümün kendisinin gelecek için meşruiyetin
kaynağı olması gerektiği sonucuna varmıştır.
Annan Planı, bu temel üzerine oturtulmuştur.
* Bütün bu
gerçekler, olası yeni bir ortaklığın meşruiyet ve
devamlılık kaynağının, yüzde yüz Rumlardan oluşan
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ne dayanmasını
dışlamaktadır.
* Yukarıda
ele alınan nedenler ve müşterek meşru bir otoritenin
yokluğunda ne Rum tarafının ne de Kıbrıs Türk
tarafının tek başlarına tüm Kıbrıs üzerinde
yasama, yürütme ve yargı yetkisi iddiasında bulunamayacakları
gerçeği, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin, Rumlar
tarafından gasp edilen "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tüm
Kıbrıs'a şamil bir otorite olarak kabul etmemelerinin sebebini
teşkil etmektedir.
* Şimdiki
Rum oyunu, haksızca elde ettikleri Brüksel nezdindeki avantajlı
pozisyonu ve Türkiye'nin AB üyeliği tutkusunu kullanarak 1963 ve 1974
yıllarında ulaşamadıkları emellerini
gerçekleştirmektir.
* Ancak 1963 ve
1974'te de görüldüğü gibi bu oyun, Kıbrıs'ta barış,
istikrar ve dengenin devamını sağlayacak bir çözüme yol açamaz,
çünkü daha öncekiler gibi bu oyun da yine Kıbrıs Türk
halkının siyasi eşitlik hakkından ve BM genel sekreterinin
ifadesiyle "doğasında var olan oluşturucu yetkisinden"
zorla mahrum edilmesine dayanmaktadır.
* Özet olarak
Kıbrıslı Rumların, Türkiye'nin, bir Rum cumhuriyetine
dönüşen "Kıbrıs Cumhuriyeti"ni
Kıbrıs'ın tek yasal otoritesi olarak tanımasında
ısrar etmesi, 1959 anlaşmalarının temeline, 1960
Anayasası'na, 1977-1979 Doruk Anlaşmaları'na, BM'nin
Kıbrıs ile ilgili tüm çözüm planlarına (en son Annan Planı
dahil) ve en önemlisi tarihi gerçeklere ve Kıbrıs'ta
eşitliğe dayalı yeni bir ortaklık kurulması hedefine meydan
okumadır. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin gasp edildiği 1963
yılından bugüne kadar Türkiye'nin sözde "Kıbrıs
Cumhuriyeti"ni tanımasını hakkettirecek iki tarafın
rızasına dayalı herhangi bir hukuki gelişme
olmamıştır.
* Her
halükârda, Türkiye, %100 Kıbrıslı Rumlardan oluşan
"Kıbrıs Cumhuriyeti"ni tüm adaya şamil yasal bir idare
olarak kabul edemez, çünkü Kıbrıslı Türklerin
"doğasında var olan oluşturucu yetkisini" ve eşit
siyasi haklarını korumasını öngören 1960 Garanti
Anlaşması, tahtındaki yükümlülüğü devam etmektedir.
* Diğer
yandan, AB tarafından da desteklenen kapsamlı BM çözüm
planını ezici bir çoğunlukla Kıbrıslı
Rumların reddettiği bir zamanda, doğrudan ilgili bir taraf olan
Türkiye'den, ulusal bir konuda TBMM'de oy birliğiyle onaylanan
yükümlülüklerini ve 1960 anlaşmaları sorumluluklarını göz
ardı ederek Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni tanımasını
istemek, meşruiyet zemininden yoksun olduğu gibi gayrı
ahlakidir.
* Türkiye'ye,
Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni, tüm adanın yasal hükümeti olarak
tanıması için baskı yapılması, Tassos Papadopoulos ve
onun gibilerin uluslararası camiaya yönelik aldatmacalarını (bu
terminoloji AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen
tarafından kullanılmıştır) ve meydan
okumalarını ve Kıbrıs'ın AB'ye birleşik bir
şekilde girmesini öngören BM planına engel olmalarını
ödüllendirmek anlamındadır. Böyle bir baskı, aynı zamanda
anayasayı ihlal ederek 1960 ortaklık devletini silah zoruyla
yıkan Kıbrıs Rum tarafına ödül verme anlamına gelecek
ve gayrı yasal bir şekilde elde ettiği AB üyelik statüsünü, AB
üyeliğine aday Türkiye gibi bir ülke ile hesaplaşma aracı olarak
kullanmasına imkan tanıyacaktır.
*
Kıbrıs sorunu, BM'nin gündeminde olan ve iki taraf arasında
müzakereler yoluyla çözümlenmesi gerekli bir meseledir. Meselenin, taraflardan
birine yarar sağlayacak bu tür dış müdahalelerle zoraki bir
istikamete itilmeye çalışılması, Kıbrıs'ta
sürdürülebilir barış ve istikrara hizmet etmeyecektir.
Şüphesiz
ki, bölgede barış ve istikrar için Kıbrıs sorununun en
kısa zamanda çözümlenmesi gerekmektedir. Bu, aynı zamanda, son
genişleme dalgası sonrası AB'nin Doğu Akdeniz'de artan rolü
ve Türkiye'nin üyelik sürecinin önünde bir engel teşkil etmemesi için de
gereklidir. Ancak başarılı olması ve
sürdürülebilirliği için adil bir çözüm olması, dengesiz ve dayatma
bir çözüm olmaması gerekir.
Türkiye'nin ve
Kıbrıs Türk tarafının siyasi eşitliğe dayalı
iki kesimli yeni bir ortaklık anlaşmasına
bağlılığını kanıtlamış olduğu
göz önünde bulundurularak, iki tarafın da kazanacağı bir sonuç
elde edebilmek için bundan sonraki olası müzakerelerde Kıbrıs
Rum tarafını daha gerçekçi ve dengeli olmaya yöneltecek yeterli
baskı kombinasyonları yaratmaya mahsus yeni bir oyun planına
gereksinim olduğu ortadadır.
Kıbrıslı
Türklerin siyasi olarak güçlenmelerini ve ekonomik
kalkınmalarını engelleyerek dünyadan izole olmalarını
sağlayan (Kıbrıs Türk limanlarına ve havaalanlarına
uygulanan sınırlamalar gibi) gereksiz kısıtlama ve
engellerin kaldırılması, iki taraf arasında mevcut ekonomik
ve siyasi uçurumu kapatmaya yardımcı olacağı gibi
görüşme ortamını "adil" müzakereler için daha dengeli
hale getirecek ve Kıbrıs Rum tarafını siyasi eşitlik
ve iki kesimliliğe dayalı bir ortaklık ve yetki
paylaşımı doğrultusunda çalışmaya sevk edecektir.
KIBRIS 26/11/04
|
Gençler bunalımdadır!..
Planı anlamadılar, ben bile anlamadım!.. HALKI ALDATTILAR... Gençler
planı anlamadı...Planı ben bile anlamadım, gençlere
planı nasıl anlatacaksın... Anlatmak için fırsat
vermediler. 1 Mayıs hedefini koydular önümüze. En son şeklini 23
Haziranda öğleden sonra imzalarıyla verdiler. Böyle bir
anlaşmayı halka kendi yorumlarıyla anlatmak için de
dünyanın parasını sarf ettiler, yalan yanlış
halkı bunlarla aldattılar GENÇLER BUNALIMDADIR....
Gençliğin bir bunalımı var, beklentisi var. Barış,
devletin tanınacak, askerlik olmayacak, iş ve aş,
Avrupalı olmak dediler. Bunların karşısında da evet
çıktı. Referandumda Kıbrıs Türklerine,
Bağımsızlığından, devletinden, Türkiyenin
garantisinden arındırılarak, Rumlarla birleşir misin? diye
sorsalardı, yüzde 80-90 hayır cevabı çıkacaktı. Biz
bağımsızlığı isteriz, devletimizi isterizo
şartlarda ortaklık kurarız çıkardı. Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş gençliğin önemli bir kısmının Annan
planına evet dediğine işaret ederek bunun Annan planının
anlaşılmamasından kaynaklandığını, çünkü
planı kendisinin bile anlayamadığını söyledi. Denktaş,
A.A muhabirine yaptığı açıklamada Planı ben bile
anlamadım, gençlere planı nasıl anlatacaksın diyen
Denktaş, şöyle devam etti: Anlatmak
için fırsat vermediler. 1 Mayıs hedefini koydular önümüze. En son
şeklini 23 Haziranda öğleden sonra imzalarıyla verdiler.
Böyle bir anlaşmayı halka kendi yorumlarıyla anlatmak için de
dünyanın parasını sarf ettiler, yalan yanlış
halkı bunlarla aldattılar. Gençliğin bir bunalımı
var, beklentisi var. Barış, devletin tanınacak, askerlik
olmayacak, iş ve aş, Avrupalı olmak dediler. Bunların
karşısında da evet çıktı. Referandumda
Kıbrıs Türklerine, Bağımsızlığından,
devletinden, Türkiyenin garantisinden arındırılarak, Rumlarla
birleşir misin? diye sorsalardı, yüzde 80-90 hayır
cevabı çıkacaktı. Biz bağımsızlığı
isteriz, devletimizi isterizo şartlarda ortaklık kurarız
çıkardı. Devlete, egemenliğe... Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Kıbrıs Türk halkının devletine ve
egemenliğine sahip çıkmaktaki
kararlılığını tüm dünyaya göstermesi
gerektiğini vurguladı. Cumhurbaşkanı
Denktaş, Bağımsız değilsek, egemen değilsek,
azınlığız. Artık kimse hürriyetten, haktan, insan
haklarından bahsetmesin. Ya bağımsızlık, hürriyet,
hak ve insan hakları herşey ya da
bağımsızlıktan vazgeçeriz, Rumun boyunduruğu
altına gireriz ve Kıbrısta yok oluruz dedi. Cumhurbaşkanı
Denktaş, Selçuk Üniversitesinde konferans vermek amacıyla 23
Kasımda gittiği Konyadaki temaslarını tamamlayarak, dün
öğleden sonra Ankara üzerinden adaya döndü. Cumhurbaşkanı
Denktaşı Ercan Havaalanında Cumhuriyet Meclisi Başkan
Vekili Mehmet Bayram, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri
Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu, GKK Komutanı
Tümgeneral Tevfik Özkılıç ve diğer yetkililer
karşıladı. Cumhurbaşkanı
Denktaş, Ercan Havaalanı VIP Şeref Salonunda gazetecilere yaptığı
açıklamada, İstanbulda
çeşitli televizyon kanallarındaki programlara katılarak,
Kıbrıs sorunuyla ilgili değerlendirmelerde bulunduğunu,
ardından geçtiği Konyada ise çeşitli temasların
yanısıra Selçuk Üniversitesinde Kıbrıs konusunda
konferans verdiğini anlattı. Konyada
Kıbrısa yönelik büyük bir ilgi ve heyecan bulunduğuna
işaret eden Cumhurbaşkanı Denktaş, Konyadaki
temaslarının oldukça başarılı geçtiğini
belirtti. Denktaş, Kıbrıs meselesinde Türkiyenin, Türk
halkının, Anadolunun 1963-1974 arasındaki heyecanı,
ilgisi devam etmektedir. Ben bunu gördüm. Gençliğin çok büyük bir
heyecanı ve ilgisi vardır. Atatürkün yolunda yurüyen çok
heyecanlı bir gençlik, devamlı surette Kıbrısın
unutulmayacağını haykırmış, durmuştur.
Dolayısıyla daima olduğu gibi memnun ayrılmış
bulunuyorum şeklinde konuştu. AB adaletten yoksun bir yaklaşım içindedir Kıbrıs
meselesini hala Türkiyenin önüne koymanın, Tarih verilecek mi,
verilmeyecek mi? Kıbrıs Hükümetini tanıyacak
mısınız, tanımayacak msınız? diye sözler
söylemenin Avrupa Birliğinin adaletten yoksun bir yaklaşım
içinde olduğunu göstermekte olduğunun altını çizen
Cumhurbaşkanı Denktaş, Dolayısıyla bu konuda
halkımız dirilmelidir, sesini yükseltmelidir, bu adaletsizliğe
boyun eğmeyeceğimizi Avrupa Birliği ülkelerine her yönüyle
hatırlatmamız gerekmektedir dedi. AB indinde aydınlatma kampanyaları
yapılmalı Cumhurbaşkanı
Denktaş, Kıbrıs konusunda özellikle Avrupa Birliği
indinde aydınlatma kampanyaları yapılması
gerektiğini vurgulayarak, bu konuda hükümete büyük rol
düştüğünü söyledi. Avrupa
ülkelerine, sadece bizim iyi olduğumuzu değil, Rumun ne
olduğunu anlatmak için bütün belgelerimizi hazırlamamız
lazımdır diyen Denktaş, Uluslararası Af Örgütünden
temsilcilerin yakında Kıbrısa geleceğine işaret
ederek, dünyada büyük saygınlığa sahip bu örgütün
Kıbrıs gerçekleri hakkında aydınlatılması
açısından bunun büyük bir fırsat olacağını
belirtti. Denktaş, bu konuda şöyle dedi: Uluslararası af örgütüne katliamlar anlatılmalı Uluslararası
Af Örgütü, bugünlerde buraya gelecek. Rumların yaptıkları
şikayet üzerine buraya geleceklerdi, ama arada Allah yardımcı
oldu yine, Rumların (katliamlarla ilgili) yaptıkları
açıklamalar var. Bizim elimizde varolan bütün belgeler, katliamlarla
ilgili, öldürmelerle ilgili, kayıplarla ilgili bütün belgeler artık
derhal İngilizceye tercüme edilmeli, hazırlanmalı ve bu Af
Örgütü geldiğinde şahitlerle birlikte bunların önüne
konulmalıdır... Çünkü
Kıbrısta katliam yapılmışsa, soykırıma
tevessül edilmişse, kanıtlarıyla ortadadır. Bunları
unutarak ve unutturarak, Kıbrıs meselesini halletmek isteyen Rum
tarafı, silahla yapamadığını, propagandayla ve
Avrupa Birliği yoluyla yapmaya çalışmaktadır. Bu
haksızlığa boyun eğmemek şerefli her insanın
boynunun borcudur. Aksi taktirde binbir fedakarlıkla kurmuş
olduğumuz bağımsızlığımız ortadan
kalkar, bağımsız değilsek, egemen değilsek,
azınlığız. Artık kimse hürriyetten, haktan, insan
haklarından bahsetmesin. Ya bağımsızlık, hürriyet,
hak ve insan hakları herşey ya da bağımsızlıktan
vazgeçeriz, Rumun boyunduruğu altına gireriz ve Kıbrısta
yok oluruz. Hayati
bir imtihan karşısındayız. Türkiyeye yardımcı
olmak isteyenler, Kıbrıs Rumunun kim olduğunu, ne
olduğunu, ne yaptığını hiç çekinmeden söylemeye
başlamalıdır, yazmaya başlamalıdır, duyurmaya
başlamalıdır. (TAK) |
YENIDUZEN 26/11/04
TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Kıbrısın süreğen bir sorun olduğunu
söyledi.
Gül,
İtalyan La Repubblica gazetesinde dün yayınlanan demecinde
Kıbrıs sorununa ilişkin bir soruya karşılık
şunları kaydetti:
Kıbrıs,
kronik bir sorun. Adanın tümü, (ABye) Türkiye ile birlikte
alınmalıydı ama bu yapılmadı. AB, Annan
planını tek yol olarak algılamaktaydı. Ancak Nisanda
adanın birleşmesi için yapılan referandum, bir şok
yaşanmasıyla sonuçlandı. Kıbrıslı Rumların
plana hayır demeleri, herkesi şaşkınlığa
uğrattı. Kıbrıslı Türklere sergiledikleri iyi niyete
karşılık AB tarafından öngörülen 260 milyon euroluk
yardımın, Kıbrıslı Rumlar tarafından engellendiğini
de hatırlatmak isterim. Sonuçta referandum sadece sorun doğurdu. Ama
bu ne Kıbrıslı Türklerin ne de Türkiyenin suçu.
Romada
İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini ile
yaptığı görüşmelerin son derece yararlı olduğunu
söyleyen Gül İtalya bizi destekliyor. ABye girmemize yardımcı
olacak dedi.
Türk
hükümetinin son iki yıl içinde yaptığı reformlara
değinen Gül, Sözün özü, Türkiyede sessiz bir devrim
gerçekleştirdik ifadesini kullandı.
Bakan
Gül, Türkiyenin 17 Aralıktaki zirveden müzakerelerin geciktirilmeksizin
başlatılması için net bir karar beklediğini belirtti.
AB sözlerini yerine getirmeli
TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Avrupa Birliğinin (AB) Kıbrıs için verdiği
sözleri yerine getirmesini istedi.
Gül,
İtalya Dışişleri Bakanı Fini ile düzenlediği
ortak basın toplantısında, Kıbrıs konusunda Avrupa
Birliği sözlerini yerine getirilmeli. Bu hususta Türkiyenin de
Kıbrıs Türklerinin de ABden beklentileri var. Kıbrıs
Türklerinin ekonomik izolasyondan kurtarılması, bununla ilgili ABde
bekleyen iki tüzüğün bir an önce çıkarılması gerekiyor.
Bunu, meslektaşım Finiyle yaptığımız
görüşmede de dile getirdim dedi. Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
Kıbrıs
sorununun çözümü için uluslararası camia da, AB de tek bir yol
göstermekteydi. O da Annan Planıydı. Türkiye de Kıbrıs
Türkleri de, çok önemli bir karar alarak, referandumda üzerlerine düşeni
yaptılar. Adanın birleşmesinden, çözümden söz eden Rum kesiminin
Annan Planına hayır demesi ise herkesi şok etti. AB bu
problemin çözülmüş olmasını arzuluyordu. Bünyesine,
Kıbrısı bir bütün olarak almayı istiyordu. Yani AB, bugün
karşılaştığı problemleri yaşamak
istemiyordu. Bu nedenle de, referandum sonrasında ciddi bir
sıkıntı ortaya çıktı. Ama bu
sıkıntıyı ortaya çıkaranın Türkiye ve de
Kıbrıs Türkleri olmadığını herkes biliyor.
İtalya
Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini ise adada taraflar
arasındaki anlaşmazlıkları kast ederek, Bu mesele
artık Türkiye ile Kıbrıs arasında değil, AB-Türkiye
ilişkileri bağlamında bir sorun konumundadır diye
konuştu.
Kıbrıslı
Rumların o dönemde Annan Planına hayır demelerinin herkesi
şoka uğrattığı konusunda Güle
katıldığını belirten Fini, Ancak bu işin sorumlusunun kim olduğu ortadadır
demek de yeterli olmaz. İtalya, referandum sonucuna takılıp
kalmamak gerektiği kanaatini halen muhafaza etmektedir diye konuştu.
Fini,
Kıbrıs sorununa ilişkin şunları söyledi:
ABdeki kurallardan biri, üye ülkeler
arasında onursal eşitlik ilkesidir. Üye ülkenin küçüklüğünün
veya büyüklüğünün bir ehemmiyeti yoktur. Bu kuralın bizi hangi
neticeye götüreceği de açıktır: Bu
mesele
artık Türkiye ile Kıbrıs arasında değil, AB-Türkiye
ilişkileri bağlamında bir sorun konumundadır.
Fini,
Türkiyeye ve Kıbrıs Rum Kesimine seslenerek, şöyle
konuştu:
Türk
dostlarımız ile Kıbrıslı dostlarımız,
İtalya hükümeti olarak, AB dış politikası çerçevesinde
sorunun çözümüne katkı bağlamında bizden belirli bir rol
üstlenmemizi isterlerse, buna hazırız. Biz Türkleri de
Kıbrıslı yetkilileri de, büyük bir sorumluluk örneği
sergileyerek çözüm için gayret göstermeye çağırıyoruz.
Referandumdaki
şok sonrasında herkesin sorumluluğu birbirine yıkması
son derece vahimdir. Sonucun ne olduğunu da, sorumluluğun kimde
olduğunu da herkes vicdanen bilebilecek durumda. Ama, çözüm için bir
ilerleme kaydedilmesi gerektiği de ortada. (AA)
YENIDUZEN 26/11/04
KIBRIS ŞANTAJI
BÜYÜK HATA OLUR
Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki, müzakerelerin
başlatılıp başlatılmaması
tartışmalarında, Kıbrıs yine ön plana
çıkıyor.
Bu köşede geçen hafta dikkatleri çekmiştim. Bir yandan, Türkiye ile
müzakerelerin başlatılmasını ertelemek isteyenler ve bu
fırsatı kullanmak için kampanya açan Rumlar,
ağızlarında Güney Kıbrıs'ın tanınması
gerektiğini dolaştırıyorlar.
Lahey'deki (Salı günü) son Troyka toplantısında, Güney
Kıbrıs'ın tanınması, müzakerelerin
başlamasının bir koşulu olarak ortaya atılmadı.
Türkiye'nin dikkati çekilmekle yetinildi. Müzakereler başladıktan
sonra, Kıbrıs Rum Yönetiminin tanınmasının gündeme
geleceği ve mutlaka bir çözüm bulunması gerektiği söylendi.
Avrupa Birliğinin, Kıbrıs konusunda bir şantaj
politikası uygulaması beklenemez. Bazı ülkeler, perde
arkasında bunu teşvik etseler dahi, çoğunluk farklı
düşünüyor.
Tüm AB organlarının bilmeleri gereken çok kesin bir olgu var.
Türkiye'de kimse "Kıbrıs'ı resmen tanıyın,
ardından müzakereye oturun" şantajını kabul etmez.
Türk hükümeti, bir çözüm olmadan Kıbrıs'ı tanıyamaz,
tanımaz. Böyle bir şantaj, sırf AB ile müzakereye başlamak
için kabullenemez.
AB ile müzakerelerin bugünkü gibi, yani Kıbrıs'ı tanımadan
sürdürülmesinin zorluğu, hatta imkansızlığı da ortada.
O zaman, yapılması gereken, Türkiye'ye baskı yapmak
değildir.
Müzakereler başladıktan sonra, BM yeni bir Annan planı veya yeni
bir Kıbrıs önerisiyle ortaya çıkar. Her iki tarafın çözüme ulaşması
için AB araya girer ve bir sonuca varılır.
İşte böyle bir durumda da, Türkiye Kıbrıs'ı
tanır. Yoksa, şantaj kokan tutumların Ankara'da kabul
göreceğini beklemek boşunadır.
AB'DE NE
YAPACAĞINI TAM OLARAK BİLEMİYOR
Avrupa Birliğinde de kafa karışıklığı
var.
Türikye'ye "Kıbrıs'ı tanıyın, Gümrük
Birliğini Güney Kıbrıs'a da genişletin" derken, onlar
da bu işin pek kolay geçmeyeceğini biliyorlar. Bir niyet
beyanından ileri gidemeyeceklerinin de farkındalar.
Ancak bizim de, müzakereler başladıktan sonra Kıbrıs
konusunda yeni bir yaklaşım bulmamız gerekeceğini
bilmemizde yarar var. Yaratıcı formüllerle ortaya
çıkmalıyız. "Ne yapalım yani, Rumlar Annan
planını kabul etselerdi" demek yetmez. Referandum artık
geride kaldı. Günün gerçeklerine göre hareket etmek zorundayız. Aksi
halde, yine elimiz kolumuz bağlanacak.
BU İNSANLARA
TEŞEKKÜR BORCUMUZ VAR
Görmedinizse inanazsınız.
Bu 9 kişilik grup, Türkiye'nin Avrupa Birliğinden müzakere tarihi
alabilmesi ve Türkiye'nin AB camiası tarafnıdan reddedilmemesi için
öylesine etkili, öylesine müthiş bir çalışma yapıyorlar ki,
hayran kalmamak imkansız.
Avrupa'nın çeşitli başkentlerinde izledim, konferanslarda
dinledim, Avrupa Parlamentosundaki mücadelelerini gördüm, AB'nin önemli TV
programlarında seyrettim.
Hiçbir Türk resmi yetkili, siyasetçi veya resmi olmayan temsilcisinin
yapamayacağı kadar etkili bir kampanya sürdürüyorlar.
Kullandıkları gerekçeler, seçtikleri dil ve genel
yaklaşımları ile karşı tarafı silip geçiyorlar.
Bağımsız bir komisyon kurulması, bu Komisyona Avrupa'nın
çok iyi tanıdığı ve saygınlığı olan
kişilerin alınması fikri ilk defa 2003'te, AÇIK Toplum Enstitüsü
Başkanı Aryeh Neier, enstitünün Brüksel Direktörü Mabel Wisse-Smith,
Türkiye direktörü Hakan Altınay ve danışma kurulu
Başkanı Can Paker arasındaki bir toplantıda ortaya
atıldı.
Ardından kollar sıvandı, Komisyon kuruldu ve
çalışmalar yapıldı. Ortaya nefis bir rahor çıktı.
Bu raporu tavsiye ederim okuyun (www.independentcommissiononturkey.org
--0212-287 99 86) Müthiş etkili bir çalışma.
Rapor 6 dile çevrildi ve 25 bin kopya basıldı. 25 üye ülke,
Bulgaristan, Hırvatistan, Romanya ve Türkiye'de
dağıtıldı. Avrupa Parlamentosu üyelerine yollandı. AB
üye ülkelerinde etkili olan tüm politikacılara, gazetecilere iletildi.
Komisyon üyeleri tek tek veya gruplar halinde 9 başkenti
dolaştılar. (Brüksel, Berlin, Lahey, Londra, Viya, Paris, Rome ve
Varşova) konferanslar, basın toplantıları, TV
programlarına katıldılar, Türkiye'yi savundular. Bu tur öylesine
ilgi uyandırdı ki, örneğin Vuyana'daki toplantıya 600
kişi katıldı. Salonlar yetmedi, üç ayrı salonda ekranlardan
yansıtıldı.
Bu toplantılarda öne çıkarılan sloganlar şunlardı:
- Türkiye Avrupa'nın hayat sigortasıdır. Hayat
sigortasının bedeli de tartışılamaz.
- Orta Asya'ya gidin ve Türkiye'nin önemini görün.
- Arap-İsrail anlaşmazlığı Türkiye'nin üye olduğu
AB'nin soft power'ı ile çözülebilir.
Bu grup insanın ne Türkiye ile bir maddi ilişkisi, ne de
yaptıkları çalışmalardan dolayı bir
çıkarları var. Sadece düşünce namusu ve Avrupa'nın
güçlenmesini istemeleri var.
Bu gruba hepimizin teşekkür etmesi gerekiyor. Ben sizler adına bu
teşekkürü buradan iletiyorum.
Martti Ahtisaari Başkan
Finlandiya Eski Cumhurbaşkanı
Albert Rohan Raportör
Avusturya Dışişleri Bakanlığı Eski
Müsteşarı
Kurt Biedenkopf
Almanya Saksonya Eyaleti Eski Başkanı
Emma Bonino
Avrupa Parlamentosu Üyesi
Hans van den Broek
Hollanda Dışişleri Eski Bakanı
Avrupa Komisyonu Eski Üyesi
Bronislaw Geremek
Polonya Dışişleri Eski Bakanı
Anthony Giddens
Cambridge Üniversitesi öğretim üyesi ve London Scholl of Economics
direktörü
Marcelino Oreja Aguirre
İspanya Dışişleri Eski Bakanı Avrupa Konseyi Eski
Genel Sekreteri
Avrupa Parlamentosu Eski Üyesi
Michel Rocard
Fransa Eski Başbakanı
Avrupa Parlamentosu Üyesi
ayınevi: 0 212 257 87 27)
* * * * * *
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 27/11/04
Denktaş: Türkiye'ye bizce tarih
vereceklerdir...
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
''Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye'ye tarih vereceğini, ancak tarih
verdikten sonra da Türkiye'yi özel ve milli haklarından yoksun
bırakmak için baskıların devam edeceğini'' belirterek,
''Türkiye'nin buna karşı koyacak güç ve kudrette olduğunu''
söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, KKTC'de
bulunan Muhasebe ve Finansman Öğretim Üyeleri Derneği heyetini kabul
etti.
Dernek Başkanı Marmara Üniversitesi
öğretim üyesi Prof. Dr. Oktay Güvemli, Cumhurbaşkanı
Denktaş ile eskiye dayanan bir diyalogları olduğunu
anlattı.
Güvemli, Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın hem Kıbrıs'ta, hem de Türkiye'de kendileriyle
çok ilgilendiğini ve destek verdiğini, ona müteşekkir
olduklarını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Denktaş ise
''derneğin milli davaya olan ilgisini bildiklerini'' ifade ederek,
''devlet olmanın verdiği bir güvence, huzur ve onur bulunduğunu,
çünkü devletin gökten inmediğini, kanla, canla kurulduğunu''
anlattı.
Dünyanın ve AB'nin tüm gayretinin,
Kıbrıs Türklerinin Rum yönetimine kafa tutmadan uysallık
göstermesi olduğunu kaydeden Denktaş, ''Türkiye'den de bunun
istenildiğini'' söyledi. Denktaş, AB'nin, ''Size vaat ettiklerimizi, 'devletim
var' demezseniz, egemenlik bağımsızlık istemezseniz
veririz. Aksi takdirde (Kıbrıs) hükümeti veto koymaya
haklıdır'' dediğini ifade etti.
''GÜCÜMÜZ ANADOLU'DAN YÜKSELECEK
SESTEDİR''
Baskılar karşısında
Anadolu'dan yükselecek sesin pazarlık gücünü
artıracağını kaydeden Denktaş, şöyle devam etti:
''Onların azınlık olarak
gördüğü bizleri de, bir tür korunmaya alınmış insan
topluluğu gibi güya bazı haklar vererek koruyacaklar, ama Türkiye'yi
Kıbrıs'tan muhakkak çıkaracaklar. Bütün oyun budur. Türkiye'ye
bizce tarih vereceklerdir. Şartları ne olur göreceğiz. Ama tarih
verdikten sonra da Türkiye'yi özel ve milli haklarından yoksun
bırakmak için baskılar devam edecektir. Türkiye buna karşı koyacak
güçtedir, kudrettedir.
Bu Türkiye'nin işidir, ama bizim
endişemiz pazarlığın başlangıcında,
'Kıbrıs'tan asker çek, Rum idaresini tanı, Kıbrıs
Türklerine devlet istememelerini, (egemenim) dememelerini telkin et, kabul ettir,
Kıbrıs meselesini hallet' diyerek Türkiye'yi zorlayacaklardır.
Bu baskılar karşısında Türk hükümetinin gücü ve
tabiatıyla bizim gücümüz Anadolu'dan yükselecek seslerdir. Daima öyle
olmuştur, en zor anımızda Anadolu'dan yükselen sesler Türk
hükümetlerinin pazarlık elini de güçlendirmiştir.''
MILLIYET 27/11/04
AB
ile Kıbrıs atışması
27/11/2004
RADIKAL
SERKAN
DEMİRTAŞ
ANKARA - Kıbrıs konusunda baskıyı sürdüren AB, önceki gün
Lahey'deki 'Troyka' toplantısında Türkiye'nin 17 Aralık'a dek
Gümrük Birliği anlaşması için uyum protokolünü
tamamlamasını istedi. Uyum protokolüne Kıbrıs Rum
Kesimi'nin de imza atacak olması nedeniyle işi yokuşa süren
Türkiye adına yanıt veren Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül ise "AB'nin bu işlerle uğraşmaması gerek"
dedi. Avrupalı yetkililer Ankara'nın protokole 'Kıbrıs
Cumhuriyeti' konusunda çekince koymasına ses çıkarmayacakları
mesajını verdi.
Yeni AB üyelerini Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği
Anlaşması'na dahil edecek uyum protokolü bunalımı
aşılmaya çalışılıyor. Troyka
toplantısında dönem başkanı Hollanda, İlerleme
Raporu'na atıf yaparak Türkiye'den yükümlülüğünü yerine getirmesini
istedi. AB'li diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin siyasi tanıma
kaygılarını anladıklarını belirtirken şu
formülü önerdi: "Bu yükümlülük 17 Aralık'a dek yerine getirilmeli.
Türkiye, bunu çekinceyle de kabul edebilir. Türkiye, Avrupa Anayasası
Nihai Senedi'ni de imzalamış ama Kıbrıs ile ilgili tutumunu
belirten mektup göndermişti."
Ankara protokole
soğuk
Ankara ise uyum protokolüne sıcak bakmıyor. 'Kıbrıs
Cumhuriyeti' ismiyle yapılacak protokolün Rumların siyasi olarak
tanınması anlamına geleceğini kaydeden Ankara,
"1990'ların sonunda İsveç, Finlandiya ve Avusturya gibi
ülkelerle de uyum protokolü yapmak istemiş, ama komisyondan yanıt
alamamıştık. Demek ki uyum protokolü olmadan da Gümrük
Birliği işletilebiliyormuş" görüşünde. Roma'dan
dönüşü adada uzlaşma olanağını Kıbrıs
Rumları'nın ortadan kaldırdığını söyleyen
Gül, "Şimdi AB'nin yapması gereken Kıbrıs Türkleriyle
ilgili 2 tüzüğü bir an önce çıkarmasıdır" ifadelerini
kullandı. Gül, AB'nin tam üyelik müzakereleri 2006'da açması
olasılığına ise 'ihtimal vermediğini' söylemekle
yetindi.
'Veto etmeyiz
ancak...'
27/11/2004
RADIKAL
SEFA KARAHASAN
LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Yönetimi Meclis Başkanı ve AKEL
Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, AB'ye üye olmuş bir Türkiye'nin bölge
barışının güçlenmesine katkıda
bulunacağını belirterek, Türkiye'yi 17 Aralık'ta veto etme
arzusunda olmadıklarını söyledi. Lefkoşa'da Radikal'in
sorularını yanıtlayan Hıristofyas, "Türkiye'nin AB
sürecinin ilerlemesi hem Türkiye hem Yunanistan hem de Kıbrıs
halkının lehine olur. Çünkü bu, genel olarak bölgede
barışın güçlenmesine ve ayrıca Kıbrıs sorununun
da çözümü konusunda ilerlenmesine yarar sağlar" dedi.
'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin resmen tanınması veya Gümrük
Birliği'nin genişletilmesinin Türkiye'nin yükümlülükleri
olduğunu belirten Hristofyas, "Bunlar AB'nin şartları. Bu
şartlar Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından gündeme
getirilmeyecek. Ancak 'Türkiye'nin AB süreci devam etsin, yükümlülükler yerinde
kalsın' demek olmaz" ifadelerini kullandı. Hristofyas şöyle
konuştu: "Türkiye'nin tüm AB ülkelerini tanıdığı
ve hepsiyle aynı ilişkileri geliştireceği çerçevesinde
yapacağı bir açıklamayı iyi niyetli bir hareket olarak
görürüz. Bu bizi mutlu eder. Türkiye saygın bir ulusa ve devlete sahip.
Elbette rencide olmak istemez. Ancak Türk hükümeti AB'yi de rencide etmemesi
gerektiğini anlamalı. Tanıma ve Gümrük Birliği'ni
genişletme yükümlülüklerini yerine getirmemekte ısrar ederse AB'yi
rencide etmiş olur."
Gül: AB,
Kıbrıs konusunda sözlerini yerine getirmeli
|
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Avrupa Birliği'nin (AB)
Kıbrıs için verdiği sözleri yerine getirmesini istedi. Gül,
İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini ile
düzenlediği ortak basın toplantısında,
"Kıbrıs konusunda Avrupa Birliği sözlerini yerine
getirilmeli. Bu hususta Türkiye'nin de Kıbrıs Türklerinin de AB'den
beklentileri var. Kıbrıs Türklerinin ekonomik izolasyondan
kurtarılması, bununla ilgili AB'de bekleyen iki tüzüğün bir an
önce çıkarılması gerekiyor. Bunu, meslektaşım Fini
ile yaptığımız görüşmede de dile getirdim"
dedi. Gül, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kıbrıs
sorununun çözümü için uluslararası camia da, AB de tek bir yol
göstermekteydi. O da Annan Planı'ydı. Türkiye de Kıbrıs
Türkleri de, çok önemli bir karar alarak referandumda üzerlerine düşeni
yaptılar. Adanın birleşmesinden, çözümden söz eden Rum
kesiminin Annan Planı'na hayır demesi ise herkesi şok etti. AB
bu problemin çözülmüş olmasını arzuluyordu. Bünyesine, Kıbrıs'ı
bir bütün olarak almayı istiyordu. Yani AB, bugün
karşılaştığı problemleri yaşamak
istemiyordu. Bu nedenle de, referandum sonrasında ciddi bir
sıkıntı ortaya çıktı. Ama bu
sıkıntıyı ortaya çıkaranın Türkiye ve de
Kıbrıs Türkleri olmadığını herkes
biliyor." İtalya
Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini ise adada taraflar
arasındaki anlaşmazlıkları kast ederek "Bu mesele
artık Türkiye ile Kıbrıs arasında değil, AB-Türkiye
ilişkileri bağlamında bir sorun konumundadır" diye
konuştu. Kıbrıslı
Rumların o dönemde Annan Planı'na hayır demelerinin herkesi
şoka uğrattığı konusunda Gül'e
katıldığını belirten Fini, "Ancak bu işin
sorumlusunun kim olduğu ortadadır demek de yeterli olmaz.
İtalya, referandum sonucuna takılıp kalmamak gerektiği
kanaatini halen muhafaza etmektedir" diye konuştu. Fini,
Kıbrıs sorununa ilişkin şunları söyledi: "AB'deki
kurallardan biri, üye ülkeler arasında onursal eşitlik ilkesidir.
Üye ülkenin küçüklüğünün veya büyüklüğünün bir ehemmiyeti yoktur.
Bu kuralın bizi hangi neticeye götüreceği de açıktır: Bu mesele
artık Türkiye ile Kıbrıs arasında değil, AB-Türkiye
ilişkileri bağlamında bir sorun konumundadır." Fini,
Türkiye'ye ve Kıbrıs Rum Kesimi'ne seslenerek, şöyle
konuştu: "Türk
dostlarımız ile Kıbrıslı dostlarımız,
İtalya hükümeti olarak AB dış politikası çerçevesinde
sorunun çözümüne katkı bağlamında bizden belirli bir rol
üstlenmemizi isterlerse buna hazırız. Biz Türkleri de
Kıbrıslı yetkilileri de, büyük bir sorumluluk örneği
sergileyerek çözüm için gayret göstermeye çağırıyoruz. Referandumdaki
şok sonrasında herkesin sorumluluğu birbirine
yıkması son derece vahimdir. Sonucun ne olduğunu da,
sorumluluğun kimde olduğunu da herkes vicdanen bilebilecek durumda.
Ama, çözüm için bir ilerleme kaydedilmesi gerektiği de ortada." Gül: Net bir
tarih bekliyoruz Gül,
Türkiye'nin 17 Aralık 2004'te AB ile müzakerelerin başlaması
için çok net bir tarih beklediğini vurguladı. Gül,
şunları kaydetti: "Zirveden
çıkacak karar, tam üyeliği hedeflemeli, hiçbir tereddüde yer
vermeyecek biçimde kaleme alınmalı. Müzakere sürecinin sürdürebilir
olması açıkça ifade edilmeli. Biz bu konudaki hassasiyetimizi dile
getirdik. Bazı şeylerin muğlak bırakılması
ileride sorun yaratabilir. Hepimiz demokratik ülkeleriz siyasetçiler
değişebilir. Ama Avrupa kültüründe esas olan, her şeyin
açık seçik bir üslupla kaleme alınmasıdır." Altı ay
içinde tarih verilmeli" Fini
ayrıca, İtalya'nın Türkiye'ye, 2005'in ilk altı ayı
içerisinde bir tarih verilmesinden yana olduğunu açıkladı.
İtalya Dışişleri Bakanı Fini, bir Türk gazeteciden
gelen soruya verdiği yanıtta, "Benim temennim Türkiye'ye
müzakerelerin başlatılması konusunda, aralık
ayındaki zirveyi müteakip altı aylık zaman dilimi içinde bir
tarih verilmesi. İtalya bunun için çalışıyor. Ama bu
sadece bizim karar verebileceğimiz bir konu değil" dedi. Fini, AB
bünyesindeki bazı siyasetçilerin kamuoyları henüz hazır
değil gerekçesiyle müzakere tarihi vermeyi erteleme eğiliminde
olmalarının da anlamsız olduğunu söyledi. Fini,
"Türkiye'ye müzakere tarihi vermeyi ertelemek anlamsız. Avrupa'daki
bazı arkadaşlarımız Türkiye'yi biraz daha kapı
dışında tutmak gibi bir eğilim içinde. Ama müzakere
tarihini ertelemek, olumlu değil, tam tersine olumsuz neticeler
doğurur. Zira bu türden bir erteleme, kamuoyundaki güvensizliği
ortadan kaldırmayacağı gibi daha da arttırır"
diye konuştu. |
KIBRIS 27/11/04
Rumlar
KKTC'de ev kiralamaya başlamış
Kumar oynatan
kulüp sahibi bazı Rumların faaliyetlerini KKTC'ye taşımak
amacıyla burada ev kiraladıkları iddia edildi.
Rumca Alithia
gazetesi, aldığı bilgilere dayanarak Lefkoşa'nın Rum
kesiminde kumar kulübüne sahip olan iki Rum'un, Lefkoşa'nın kuzey
bölümünde ev kiralayıp faaliyetlerini sürdürdüklerini savundu.
Bazı
Rumların ise dinlenmek amacıyla hafta sonu için KKTC'de ev
kiraladığını da yazan gazete, Rumların gerek
dağlık bölgelerde gerekse deniz kenarlarında lüks villaları
kiraladıklarını ileri sürdü ve yine kendi iddiasıyla bir
Rum'un Lefkoşa-Girne anayolu üzerinde, 120 KL'ye bir villa
kiraladığını iddia etti.
KIBRIS 27/11/04
Rumlar,
planı çözüm olmasın diye reddetti
Başbakan Mehmet Ali Talat, Rum
Yönetiminin, hazırlanmasına
katkı yaptığı Birleşmiş Milletler
planını, Kıbrıslı Türkler tarafından kabul
edileceğini anlayınca sırf çözüm olmasın diye
reddettiğini bildirdi.
Başbakan Talat, Rum Yönetiminin, Rum
halkını yanıltarak planın (Annan Planı) reddine neden
olduktan sonra, şimdi Türkiyeden, içinde Kıbrıslı
Türklerin bulunmadığı Kıbrıs Cumhuriyetini (Rum
Yönetimi) tanımasını talep etmeye hakkı
olmadığını söyledi.
Mehmet Ali Talat, bu konudaki
açıklamayı 8inci sempozyumlarını yapmak üzere KKTCde
bulunan 65 bin üyeli Türkiye Muhasebeci Mali Müşavirler Odaları
Birliği (TÜRMOB) Başkanı Rıfat Nalbantoğlu ve heyetini
kabulünde yaptı.
Başbakan Talat, Güney
Kıbrıs Rum Yönetiminin, Kıbrıslı Türklerle yönetimi
paylaşmayı düşünmediğine; hedeflerinin, Kıbrıs
Cumhuriyeti adıyla ortada duran Rum Yönetiminin egemenliğini kuzeye
de yaymak olduğuna dikkat çekerek, Türkiyeden mevcut Kıbrıs
Cumhuriyetini tanımasını istemelerinin nedeninin 1963deki
durumu tescil ettirmeye yönelik olduğunu söyledi.
Türkiyeden Kıbrıs Türklerinin
bulunmadığı Kıbrıs Cumhuriyetini
tanımasını istemek Türkiyeyi suça teşvik etmektir diyen
Talat, Rum Yönetiminin bunu isteyebilmesini bile, büyük cüret olarak
değerlendirdi.
Talat, Türkiyenin 17 Aralıkta
müzakerelere başlamak için tarih alacağını umduğunu
ifade ederek, tam üyelik sürecinin Türkiye açısından zor olacağını kaydetti.
Görüşme sürecinin her aşamasında birlik üyesi 25 ülkenin onayının istendiğini anlatan
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunun ve ABye üyelik konusunda bugün
yürütülen politikanın doğru olduğunu söyledi.
Başbakan Talat, bugün yürütülen
doğru politikayla Rum Yönetiminin arsız diye nitelediği
isteklerinin savuşturulacağına dikkat çekerek, Doğru
politikalarımızı sürdürmeliyiz. Bu politikaların çok uzun
olmayan bir zamanda olumlu sonuçlarını almaya
başlayacağız diye konuştu.
İYİ GELİŞME
Başbakan Mehmet Ali Talat, bir soruya
karşılık, Rum Yönetimi ve AKEL Genel Sekreteri, Rum Meclis
Başkanı Dimitris Hristofyasın kendisiyle görüşme noktasına gelmesinin iyi
bir gelişme olduğunu söyledi.
Talat, Kıbrıs Türk
tarafının hiçbir zaman görüşmeden
kaçınmadığını ifade ederek, bundan kaçınan Rum
Yönetiminin Papadapulos hariç bunu çok iyi sakladığını
belirtti. Biz her zaman görüşmeye hazırız diyen Başbakan
Mehmet Ali Talat, Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG)nin
referandumun yapılmasına
yönelik misyonunu tamamladığını belirtti.
Talat, çözüm ve barış misyonuyla
kurulan CTPnin bu hedefine AByi de ekleyerek
çalışmalarını sürdürdüğünü anlatarak, CTP-BGnin çözüm
açısından misyonunun bitmediğini, bu çerçevede mücadeleye devam ettiğini söyledi.
Başbakan Mehmet Ali Talat, CTP-BGnin
Kıbrıs Türk halkı adına referanduma kadar olan hedefini
gerçekleştirdiğini; referandumla dünyaya çözüm ve barış
istediğini gösterdiğini ifade ederek, şimdi yapılması
gerekenin çözüm ve barış hedefinin gerçekleştirilmesi
olduğunu kaydetti.
Talat, 65 bin üyeli TÜRMOBun
çalışmalarını
KKTCde yapmasının kendisini sevindirdiğini; bunun ülke
turizmine katkı yaptığını anlatarak, TÜRMOBa başarı
dileğinde bulundu.
Mehmet Ali Talat, Türkiyenin AB yolunda
ilerlediğini, 17 Aralıkta tam üyelik görüşmeleri için tarih
alınacağını ifade ederek, görüşme sürecinde özellikle
mali konuların gündemde olacağını ve bu anlamda TÜRMOBa
önemli görev düşeceğini belirtti.
Talat, TÜRMOB Genel Başkanı
Rifat Nalbantoğluna sempozyum için KKTCyi tercih etmeleri nedeniyle
teşekkür etti.
NALBANTOĞLU
TÜRMOB Genel Başkanı Rifat
Nalbantoğlu ise görüşmede yaptığı konuşmada,
TÜRMOB olarak 8inci Sempozyumlarını KKTCde yaptıklarını
ifade ederek, geçen yıl yapılan 7inci sempozyumun da yine KKTCde
gerçekleştirildiğini hatırlattı.
Nalbantoğlu, sempozyumun dünkü
toplantısına Maliye Bakanı Ahmet Uzunun da
katıldığına dikkat çekerek, Başbakan Talatın ise
bugün kendilerini kabul etmesinin sevincini yaşadığını
söyledi. Nalbantoğlu, kabul için Başbakan Mehmet Ali Talata
teşekkür etti.
HALKIN SESI 27/11/04
Kıbrıs, müzakereler için şart değil
TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Kıbrıs konusunun AB ile müzakerelere
başlamanın bir şartı olmadığını
söyledi.
Mısır,
Hollanda ve İtalyayı kapsayan yurtdışı
temaslarını tamamlayarak Ankaraya dönen Gül, Esenboğa
Havalimanında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
AAnın haberine
göre, Türkiye ve KKTCnin üzerlerine düşen her şeyi
yaptığını, Türkiyenin kalıcı bir
Kıbrıs vizyonunun daima bulunduğunu vurgulayan Gül, Türkiye ve
KKTC olarak beklentilerinin ABdeki 2 tüzüğün bir an önce
çıkması olduğunu belirtti. Gül, Bir taraf üzerine düşeni
yapmıştır, şimdi ABnin üstüne düşeni yapması
gerekir dedi.
Gül, Laheydeki
toplantıda, 17 Aralıktan önce bir uyum protokolünün
imzalanmasının gerektiği yönünde bir telkinde bulunulup
bulunulmadığına dair bir soru üzerine şunları
kaydetti:
Çok çeşitli
görüşler olabilir, farklı farklı ülkelerin görüşleri
olabilir. Bunların hepsi toplanacaktır. Önemli olan, Türkiye ve
KKTCliler üzerlerine düşeni yapmıştır. Bir uzlaşmaya
nasıl gidilir, bunun en iyi örneğini vermişlerdir. Ama ne
yazık ki yıllardır dünyaya yanlış imaj veren Rum kesimi,
liderlerinin önderliğinde referandumda hayır diyerek, bu büyük
uzlaşma imkanının kaçırılmasına sebep
olmuştur.
Aslında ABnin bu
meselelerle uğraşmaması gerekir. Uğraşmak
istemediği için de Kıbrıs problemi çözülmüş olarak
genişlemenin gerçekleşmesini istiyorlardı. Onun için de
bazı tedbirler almışlardı. Ama ne yazık ki Rum
tarafının hayırı neticesinde bu problem çözülmedi ve AB
böyle bir problemin içine taşınmış oldu.
AB, SÖZLERİNİ YERİNE
GETİRMELİ
TC Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Avrupa Birliğinin
(AB) Kıbrıs için verdiği sözleri yerine getirmesini istedi.
Gül, Kıbrıs konusunda Avrupa
Birliği sözlerini yerine getirilmeli. Bu hususta Türkiyenin de
Kıbrıs Türklerinin de ABden beklentileri var. Kıbrıs
Türklerinin ekonomik izolasyondan kurtarılması, bununla ilgili ABde
bekleyen iki tüzüğün bir an önce çıkarılması gerekiyor.
Bunu, meslektaşım Finiyle yaptığımız
görüşmede de dile getirdim dedi. Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
Kıbrıs sorununun çözümü için
uluslararası camia da, AB de tek bir yol göstermekteydi. O da Annan
Planıydı. Türkiye de Kıbrıs Türkleri de, çok önemli bir
karar alarak, referandumda üzerlerine
düşeni yaptılar. Adanın
birleşmesinden, çözümden söz eden Rum kesiminin Annan Planına
hayır demesi ise herkesi şok etti. AB bu problemin çözülmüş
olmasını arzuluyordu. Bünyesine, Kıbrısı bir bütün
olarak almayı istiyordu. Yani AB,
bugün karşılaştığı problemleri yaşamak
istemiyordu. Bu nedenle de, referandum sonrasında ciddi bir
sıkıntı ortaya çıktı. Ama bu sıkıntıyı
ortaya çıkaranın Türkiye ve de
Kıbrıs Türkleri
olmadığını herkes biliyor.
İtalya Dışişleri
Bakanı Gianfranco Fini ise adada taraflar arasındaki
anlaşmazlıkları kast ederek, Bu mesele artık Türkiye ile
Kıbrıs arasında değil, AB-Türkiye ilişkileri
bağlamında bir sorun konumundadır diye konuştu.
Kıbrıslı Rumların o
dönemde Annan Planına hayır demelerinin herkesi şoka
uğrattığı konusunda Güle
katıldığını belirten Fini, Ancak bu işin sorumlusunun kim olduğu ortadadır
demek de yeterli olmaz. İtalya, referandum sonucuna takılıp
kalmamak gerektiği kanaatini halen muhafaza etmektedir diye konuştu.
Fini, Kıbrıs sorununa
ilişkin şunları söyledi:
ABdeki kurallardan biri, üye ülkeler
arasında onursal eşitlik ilkesidir. Üye ülkenin küçüklüğünün
veya büyüklüğünün bir ehemmiyeti yoktur. Bu kuralın bizi hangi
neticeye götüreceği de açıktır: Bu
mesele artık Türkiye ile
Kıbrıs arasında değil, AB-Türkiye ilişkileri
bağlamında bir sorun konumundadır.
Fini, Türkiyeye ve Kıbrıs Rum
Kesimine seslenerek, şöyle konuştu:
Türk dostlarımız ile
Kıbrıslı dostlarımız, İtalya hükümeti olarak, AB
dış politikası çerçevesinde sorunun çözümüne katkı
bağlamında bizden belirli bir rol üstlenmemizi isterlerse, buna
hazırız. Biz Türkleri de Kıbrıslı yetkilileri de,
büyük bir sorumluluk örneği sergileyerek çözüm için gayret göstermeye
çağırıyoruz.
Referandumdaki şok sonrasında
herkesin sorumluluğu birbirine yıkması son derece vahimdir.
Sonucun ne olduğunu da, sorumluluğun kimde olduğunu da herkes
vicdanen bilebilecek durumda. Ama, çözüm için bir ilerleme kaydedilmesi
gerektiği de ortada.
HALKIN SESI 27/11/04