Azerbaycan’dan KKTC için geri adım

 

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Kıbrıs’ta yapılan refarandum öncesi KKTC’nin tanınmasına yönelik tartışmalara açıklık getirdi. Aliyev, “BM, Avrupa ülkeleri tutumlarında bir düzeltme yaparlarsa, Azerbaycan da bunu destekleyecekti” dedi.

 

AA

 

 

 

 

21 Haziran 2004—  Bakü’de Aliyev ile bir araya gelen Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos da, referandumda Kıbrıs Rum kesiminden ‘hayır’ yanıtı çıkmasının nedeninin ekonomik olduğunu savundu.

 

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Yunanistan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos ile yaptığı görüşmeden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, Azerbaycan’ın Kuzey Kıbrıs’la ilgili gerçek tutumunun sorulması üzerine, “Referandumda bu sorunun sona ereceğini ümit ediyorduk, ama maalesef bu gerçekleşmedi. Azerbaycan’ın daha önce açıklanan tutumu, yeni bir durumun ortaya çıkmasına bağlıydı. BM, Avrupa ülkeleri kendi tutumlarında düzeltme yaparlarsa, Azerbaycan da bunu destekleyecekti. Bunun dışında bir şey söz konusu değil” yanıtını verdi.
       İlham Aliyev, ülkesinin dış politikasının da cumhurbaşkanı ve dışişleri bakanlığı tarafından belirlendiğini, bunların dışındaki açıklamaların herhangi bir anlamı bulunmadığını kaydetti.
       
‘GÜNEYİN HAYIR DEME NEDENİ EKONOMİK’
       Stefanopulos ise, Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik açıdan gelişmemiş, güney kesimin ise gelişmiş olduğunu söyledi ve referandum sonuçlarınında bu nedenle iki bölgede farklı çıktığını ileri sürdü. Stefanopulos, “Adanın kuzeyine ekonomik kalkınma için gerekli ekonomik desteği sağlayacağız” dedi.
       Aliyev-Stefanopulos görüşmesinde ekonomik işbirliği konuları da ele alındı. Aliyev, Yunan şirketlerinin Azerbaycan’da daha aktif olacağına ve ortak projeleri hayata geçireceklerine inandığını söyledi. İki ülke arasında “Sermayenin Teşviki ve Karşılıklı Korunması”, “Uluslararası Taşımacılık” ve “Gümrük Alanında Yardımlaşma” anlaşmaları imzalandı.
       

BM ve ABD insiyatif almamakta kararlı

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston; 24 Nisan’da yapılan referandumdan çıkan sonucu değerlendirirken: “Sorun, Kıbrıslı  Rumların Kıbrıs sorununda bir anlaşmaya hazır olup olmadıklarıdır. Ne BM’nin ne de ABD’nin Annan planının yeniden müzakere edilmesine veya yeni bir inisiyatife niyeti  vardır”  dedi.

Alithia “Thomas Weston Net Konuştu” başlığıyla yayımladığı röportajda Weston’un söylediklerine yer verdi.

Gazeteye göre Thomas Weston “Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs sorununda bir uzlaşmaya hazır olup olmadıklarını kendilerine sormalıdırlar. Annan planını reddetme gerekçeleri bağlamında, bugünkü statünün mü yoksa uzlaşı temelinde gelecek herhangi bir çözümün mü kendileri için daha iyi bir kader olacağını da kendilerine sormalıdırlar” dedi.

Weston, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde bugüne kadar sunulan en iyi fırsatın kaçırıldığı görüşünü belirtti bu fırsatın bir daha gelmeyeceğine ve bütün taraflar için en iyi çözümün, Annan planının kabulü olduğuna işaret etti.

Weston “Bu, uluslararası meşruiyete ve sizin yerleşikler diye tabir ettiğiniz kişilere ilgili konular da dahil, Avrupa normlarına uygundur. Ne Genel Sekreter ne de Birleşik Devletler yeni bir inisiyatif üstlenme olasılığı görüyor” dedi.

Rumların güvenlik konularındaki kaygılarına da değinen Weston, Güvenlik Konseyi’nin bu konuda yardımcı olmaya hazır olduğunu, ABD’nin de yapıcı rol oynamak niyetinde olduğunu belirterek Rum tarafını, ne istediğini netlik ve açıklıkla ortaya koymaya çağırdı. Weston “Ancak, BM’nin Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin hazırladığı planın yeniden müzakere edilmesi niyetinde değiliz” dedi. Thomas Weston, referanduma da değindi ve Rumların Annan planının içeriği konusunda doğru ve objektif bilgilendirildiğinden kuşkulu olduğunu kaydetti.

HALKIN SESI 21/06/04

Yeniden müzakere olmaz!..

 

BM VE ABD’DEN MÜZAKEREYE “HAYIR”... ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, Birleşmiş Milletler ve ABD yönetiminin, Annan Planı’nın yeniden müzakere edilmesine veya yeni bir insiyatife niyeti olmadığını söyledi.

 

“RUMLARA SORUN!.. ”Rum kesimindeki bir gazeteye açıklamalarda bulunan Weston, Kıbrıslı Rumların anlaşmaya hazır olup olmadıklarını kendilerine sormaları gerektiğini belirtti.

 

Weston, sorunun çözümü yönünde bugüne kadar sunulan en iyi fırsatın referandumda kaçırıldığı görüşünü savunarak, bu fırsatın bir daha tekrarlanmayacağını vurguladı.
Rumların güvenlik konularındaki kaygılarına da değinen Weston, Güvenlik Konseyi’nin bu konuda yardıma hazır olduğunu, ABD yönetiminin de yapıcı bir rol oynamayı hedeflediğini söyledi. Rum tarafının taleplerinin açıkça ortaya koymasını isteyen ABD’li yetkili, Annan Planı’nın yeniden müzakere edilmesi niyetinde olmadıklarını kaydetti.

YENIDUZEN 20/06/04

Avrupa Konseyi, Kuzey Kıbrıslı Parlamenterlerin temsil durumunu görüşecek

 

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanlık Divanı, bugün yapılacak toplantıda, Kuzey Kıbrıslı  parlamenterlerin AKPM’deki temsil durumunu görüşecek.

AKPM genel kurulunun nisan ayında Kıbrıs konusunda aldığı karardan sonra, AKPM genel sekreterliğinden, Kuzey Kıbrıslı  parlamenterlerin temsil durumuna ilişkin bir rapor hazırlanması ve bu raporun, 21 Haziran Pazartesi günü toplanacak Başkanlık Divanı’na sunulması istenmişti.

Nisan ayında yapılan toplantılarda, Kuzey Kıbrıslı  parlamenterlerin AKPM genel kurul çalışmalarına doğrudan katılması ve söz almasına olanak sağlayan karar, son anda Rumların girişimiyle ertelenmişti.

Bununla birlikte, genel kurulda yapılan oylamayla kabul edilen kararda, “AKPM’nin Kuzey Kıbrıslı  parlamenterlerle sıkı işbirliği yapmasının olanaklarının araştırılması” istenmişti.

Başkanlık Divanı’na bugün sunulacak rapor, bu işbirliğinin biçimi ve yöntemine bir anlamda açıklık kazandıracak.

AKPM’de, Annan planını reddeden Rumların eleştirildiği ve KKTC’ye yönelik izolasyonun artık kaldırılmasını savunan kararın nisan ayında kabul edilmesinin ardından, Başbakan Mehmet Ali Talat, 11 Haziran’da Strasbourg’a gelerek, Avrupa Konseyi yetkilileriyle üst düzey temaslarda bulunmuştu. (AA)

YENIDUZEN 20/06/04

 

Yegane çıkış, Annan Planı temelinde uzlaşı

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in Rum halkına "Bugün Elen tarafı için yegane çıkış, Annan Planı temelinde uzlaşı çözümü arayışıdır. Halihazırda şahsen ben ve hükümet, bu yönde metotlu şekilde hareket ediyoruz" mesajını iletti.

Karamanlis güneyde yayınlanan Alithia gazetesi aracılığıyla gönderdiği mesaj, "Tasos Papadopulos'u yanıtladı" şeklinde yorumlandı. İlk kez bir Rum gazetesine konuşan Karamanlis'in, Rum yönetimi başkanı Tasos Papadoulos'un Brüksel'e hareketinden önce yaptığı "planda basit dış değişiklikler istemediğini" söyleyerek gerçekte, Annan Planı'nda basit iyileştirmeler değil, planı değiştirmek istediğine ilişkin açıklamasını yanıtladı belirtildi.

KIBRIS 21/06/04

 

Rum AP Milletvekili Matsakis'in rüşvet skandalı

KKTC'ye yönelik sınır ve İngiliz üslerine yönelik eylemleriyle sık sık gündeme gelen Rum Avrupa Parlamentosu Milletvekili, Adli Tabip Marios Matsakis'in bir polisten 10 bin KL rüşvet talebinde bulunması skandalı büyüyor.

Matsakis'in adam öldürmeye teşebbüs eden bir Rum polisine vereceği adli tıp raporuyla yardımcı olabileceğini ancak bunun karşılığında 10 bin Kıbrıs Lirası istediği ve bu durumun Rum polislerinin tanıklığı ile doğrulandığını duyuran Rum basını, Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos'u da olayı bilmesine karşın sessiz kalmakla suçluyor.

Birçok sorunun cevapsız kalmaya devam ettiği olayla ilgili olarak taraflar açıklama yapmaktan kaçınırken olayın patlak verdiği günden bu yana hiçbir açıklama yapmayan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos önceki gün nihayet sessizliğini bozdu. Olayı örtbas etmekle suçlanmasının kabul edilemez olduğunu kaydeden Papadopulos, "Hiç kimseyi ne örtbas etme, ne saklama, ne de koruma olamaz" dedi. Papadopulos "Olayı sakladığıma dair ifade edilen görüşler doğru değildir. Sadece, yapılan suçlamaları Kıbrıs Cumhuriyeti başkanı gücüyle yayma hakkım yoktu ve yoktur" şeklinde konuştu.

Marios Matsakis ise yaptığı açıklamalarda suçsuz olduğunu dile getirmeye devam ediyor. Matsakis, henüz resmi olarak bilgilendirilmediğini ve ifade vermek için de çağırılmadığını vurguladığını belirtiyor.

Rüşvet biliniyordu

Rum basınına göre Rum yönetimi başkanı Tasos Papadopulos, Rum başsavcı yardımcısı Petros Kliridis, Rum adalet ve kamu düzeni bakanı Doros Theodoru ve Rum polis genel müdürü, Matsakis aleyhindeki suçlamaları, Avrupa seçimlerine adaylığını koymasından önce de biliyordu ancak bu konuda hiçbir şey yapmadı.

Politis gazetesi, Matsakis ile ilgili suçlamaların ortaya çıkmasının ardından Rum hükümeti ve özellikle kovuşturma makamlarına kamuoyu ve siyasi partilerden büyük baskılar geldiğini ve edinilen bilgilere göre Rum polisi ya da Rum Adalet Bakanlığı'nın, son birkaç günde yaşanan gelişmelerin ışığında Rum başsavcı Solon Nikitas'ı yeni verilerle ilgili olarak bilgilendireceklerini ve Matsakis'in dokunulmazlığının kaldırılmasını istemeye hazırlandıklarını yazdı.

Olay nasıl gelişti?

Rüşvet olayı haberini duyuran Politis gazetesine göre Güney Kıbrıs'ta gerçekleştirilen AP seçimlerinde Rum AP milletvekili olmaya hak kazanan ve aynı zamanda adli tabibi olan Marios Matsakis'in, meydana gelen bir olaydan dolayı adam öldürmeye teşebbüs suçlamasıyla karşı karşıya bulunan bir Rum polisine, para karşılığında yardımcı olma teklifinde bulundu.

Konunun Rum Adalet Bakanlığı, Başsavcılık ve polisin gündeminde olduğunu ve konunun bir polis raporuyla Rum Polis Müdürlüğü'ne iletildiği belirtilen haberde Matsakis'in, evine davet ettiği polisten, yardım etmesi karşılığında avans olarak 10 bin KL istediğini söylemesinin ardından polisin parayı bulmak için süre istediği ve tüm konuşmaların Rum polisince kaydedildiği ifade edildi.

Gazete, bir sonraki buluşmada polisin Matsakis'e, Rum polisinin ayarladığı 5 bin KL teslim ederek paranın geri kalanı için zaman istediğini ve buluşma sonrasında tüm ses kayıtlarını 22 Nisan tarihinde Rum polis müdürüne iletildiğini belirtti.

Haberde, 23 Nisan tarihinde Rum adalet bakanı, Rum polis müdürü ve başsavcı yardımcısının toplantı gerçekleştirerek Matsakis'in milletvekili olmasından doğan dokunulmazlığının kaldırılması ve olayın yargıya götürülmesini başsavcıya iletme kararı aldıkları ifade edildi.

Gazete, bazı iddialara göre olayın yargıya götürülmesi için gerekli olan dokunulmazlığın kaldırılması konusunda Hukuk Dairesi'nden gerekli emirlerin alınamadığını belirtti.

KIBRIS 21/06/04

Rumlar referandum sonrasından memnun

Kıbrıslı Rumların büyük bir bölümünün referandumlar sonrası hüküm süren durumdan memnun oldukları belirtildi.

Politis gazetesi, "Turizm ve Otel Yönetimi Koleji" tarafından "CYMAR Market Research Ltd." şirketine 10-16 Mayıs 2004 tarihleri arasında yaptırılan ve bin kişinin katıldığı anket sonuçlarına göre, Annan Planı'nın referanduma sunulmasının ve Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesinin ardından hüküm süren durumdan çok memnun olduklarını ifade edenlerin oranının yüzde 17olduğunu belirterek diğer oranları şu şekilde sıraladı: Yeterince memnun yüzde 26, ne memnun ne de memnun değil yüzde 34, yeterince memnun değil yüzde 11, hiç memnun değil yüzde 9, bilmiyorum/cevaplamıyorum yüzde 3.

Gazete, Kıbrıslı Rumların hangi tip çözümü desteklediklerine yönelik verdikleri cevaplarda ise çoğunluğun yüzde 51,4 oranıyla "yeniden birleşme" çözümünü tercih ettiklerini, yüzde 14,6 oranının ise "federasyon" çözümünden yana olduklarını, katılımcıların üçte birine yakın bir oranının ise "Kıbrıs'ın bölünmesini", gerek şimdiki durumun devamı gerekse iki devlet yoluyla desteklemelerinin ise şaşırtıcı olduğunu belirterek, katılımcıların yüzde 16'lık oranının "şimdiki gibi kalmayı", yüzde 15'nin ise "iki devlet" çözümünü tercih ettiklerini yazdı.

Gazete, 18-24 yaşlarındaki kişilerin %41'inin ve 25-34 yaşlarındaki kişilerin ise %35,4'ünün adanın bölünmesini desteklediklerini, daha yüksek yaşlarda ise (55-65) bu oranın daha düşük olduğunu (%10,2) belirtti.

Ankete göre, katılımcılar "Annan Planı temelindeki bir çözümün güvenli uygulanmasını garanti eden bir çözüm karşısında tavrınız ne olurdu?"şeklindeki bir soruya ise %61,9 oranında olumlu yanıt vererek böyle bir planı onaylayacaklarını söylediler.

"Referandum sonrası yeniden birleşme beklentilerine" ilişkin olarak ise katılımcıların % 47'si "iyi", %28'i "kötü", %8'i "çok iyi", %8'i "çok kötü" ve %9'u da "bilmiyorum/cevaplamıyorum"şeklinde yanıt verdi.

"Bir çözüm sonrasında diğer tarafla ne gibi bir ilişkiniz olurdu?" şeklindeki bir soruya, %11,3 "daimi olarak oraya yerleşirim", %9,1 "orada ikinci bir konut edinirim", %31,8 "düzenli olarak diğer tarafı ziyaret ederim", %37,3 "zaman zaman ya da nadiren ziyaret ederim" ve %9'u ise "hiçbir ilişkim olmaz" şeklinde cevap verdi.

Ankete göre, "Kıbrıslı Türklerin ve Rumların hiçbir zaman birlikte yapmayacakları şeyler" olarak ise %52 oranında "karma evlilikler", %18 "sosyal hayat", %15 "yatırımlar", %12 "komşuluk" ve %7 oranında da "çalışma" cevapları oldu.

KIBRIS 21/06/04

Müzakereler 2005'te başlıyor



Felaket tellalları sürekli aynı şeyleri tekrarlardı. Kaşlarını çatarlar "Ne yaparsak yapalım, AB tarih vermeyecek, müzakereleri başlatmayacak" derlerdi. Onlara (!) kötü bir haberim var. AB Komisyonunda hazırlıklar çok farklı...
Kısa bir süre öncesine kadar AB Komisyonunun;
1. Türkiye'nin bir röntgenini veya resmini çekmekle yetineceği ve son kararı verecek olan AB Konseyine (Hükümet ve Devlet Başkanları) somut bir öneride bulunmayıp, kararı tümüyle onlara bırakacağı idi...
2. Bir müzakere tarihi verse dahi, bunu 2006 sonu, 2007'lere sarkıtacağı ve yeniden bir karar toplantısı önereceği şeklinde idi...
Bu kuşku ve kaygılar artık yersiz.
Geçen haftaki AB doruğu münasebetiyle, Brüksel'de AB Komisyonu yetkilileriyle uzunca görüşme imkanı buldum. Aynı şekilde, Başbakan Erdoğan başta, Türk yetkililerinde nabzını tuttum. Bambaşka bir manzara ile karşı karşıya kaldım.
Komisyon'daki genel izlenim, üst düzey bir yetkilinin deyişiyle "... Türkiye bugün, İsveç ve Danimarka toplumunun çizgisine gelmedi belki, ancak müzakarelere başlayabilecek bir noktaya ulaştı. Yasalar açısından, Kopenhag kriterlerine büyük oranda yetişti... Uygulamalarda aksamalar var, ancak bu da yıllar içinde -yani müzakereler sırasında- rayına oturacaktır... Özetle, Türkiye ile katılma müzekerelerini başlatmamızı engelleyecek önemli bir gerekçe kalmamıştır."
Türk toplumunun Avrupalılar gibi düşünüp hareket etmediği biliniyor. Ancak bunun da birkaç yılda gerçekleşeceği kabul ediliyor.
"Türkiye'ye hayır diyecek veya bir süre daha yeni bir ertelemeye gidecek gerekçe kalmadı" diyen AB yetkilileri açıkça, Komsiyonun resim çekmekle yetinmeyeceğini, Devlet ve Hükümet başkanları doruğuna net bir tavsiyede bulunacağını söylüyorlar.
Bu öneri de, yukarıda anlattığım gibi, Türkiye ile müzakerelerin başlaması yönünde olacak.

BİRÇOK KOŞUL VE TATSIZ LAFTA OLACAK

Komisyonun, Türkiye hakkında Ekim raporunda müzakerelerin başlatılması önerisi yanısıra, bir çoğumuzun hoşuna gitmeyecek bir sürü koşul ve kendi kamuoylarını tatmin etmeye yönelik saptamalar da olacak.
AB kamuoyundaki "Eyvah, Türkler birkaç yıl içinde tam üye olacaklar" korkusunu giderebilmek için, örneğin "müzakerelerin açılmasının, bir ülkenin tam üye olması anlamına gelmeyeceği" belirtilebilecek.
Kopenhag kriterleri çerçevesinde, yasalarda gereken değişiklik ve uygulama eksikliklerinin giderilmesi koşullar arasında sayılacak.
Ancak bütün bunların yanısıra AB, Türkiye açısından en önemli unsur sayılan müzakereleri başlatacağı için, koşullar veya uygulama beklentilerinin engelleyici hiçbir etkisi olmayacak.

MÜZAKERE TARİHİ NE?

Geriye, müzakerelerin başlama tarihi kalıyor.
Bana, AB Komisyonunun en tepesindeki kişilerden, bürokratların en mütevazisine kadar söylenen tarih, 2005 yılının Temmuz-Ekim dönemiydi.
Bu dönem, İngiltere'nin dönem başkanlığına rastlıyor. İngilizlerin Türkiye'yi ne kadar desteklediklerini düşünürseniz, AB Komisyonunun Blair'i memnun etmeyi hedeflediği hemen anlaşılır.
Bu tarih ile (özellikle 2005 Temmuz) AB Komisyonu Almanya ve Fransa'ya da bir çiçek atıyor. Hatırlarsanız, Kopehnag doruğunda Alman-Fransız önerisi Türkiye ile müzakereler için 2005 Temmuz'da son kararın alınması şeklindeydi. Türkiye bastırdığı için, karar 2004 Aralığına alınmıştı.
Komisyon içinde şu andaki genel ortak görüş, Türkiye müzakerelerinin 2005 Temmuzunda başlatılması.
Buna karşılık, Türkiye 2005 yılının en geç Mart ayı sonuna kadar başlatılması için baskı yapıyor.
Nedeni önemli.
Daha önceki müzakerelerin, (Lüksemburg ve Helsinki kararlarına göre) hep Şubat-Mart döneminde başlatılmış olması.

KONSEY BU GİDİŞİ DURDURABİLİR Mİ?

Şimdi hepimizin sorduğu soru aynı:
AB Komisyonundaki bu hava tersine dönebilir mi?
AB Konseyi (siyasi kararı verip son sözü söyleyecek olan 25 hükümet ve devlet başkanı) Komisyon'un tavsiyesine uymamazlık edebilir mi? Herşeye rağmen Türkiye'yi reddedebilir mi?
Hayır ve hayır...
Bugünkü gidişi bir tek bizler tersyüz edebiliriz. Öyle gelişmeler, öyle kavgalar yaratır, bindiğimiz dalı öylesine keseriz ki, Türkiye'yi istemeyenlerin ellerine koz verebiliriz. Yani bu süreci artık sadece biz engelleyebiliriz.(!)

MILLIYET MEHMET ALI BIRAND 22/06/04

Blair kesin konuştu: Türkiye AB'ye üye olacak

İngiltere Başbakanı Tony Blair, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda kesin konuştu. Blair, "Şimdi 25 üyeli bir Avrupa'yla karşı karşıyayız. Önümüzdeki bir kaç yılda 28 ülke olacağız. Türkiye de Avrupa Birliği'ne üye olacak" dedi Tony Blair, Brüksel'de Avrupa Birliği'nin ilk anayasasının onaylandığı zirve ardından İngiliz Yayın Kurumu BBC'ye yaptığı açıklamalar sırasında Türkiye'nin AB üyeliğine de değindi.
      İngiltere'nin Avrupa konusundaki vizyonunun gitgide daha fazla güç kazandığını savunan Blair, anayasanın imzalanmasını eleştirenlere karşı bunun Avrupa'nın geleceği için hayati olduğunu söylerken, Türkiye'nin üyeliğinden de bir olasılık olarak değil, kesin bir ifadeyle söz etti.
      Blair şunları söyledi:
      "Şimdi 25 üyeli bir Avrupa'yla karşı karşıyayız.
      Önümüzdeki bir kaç yılda 28 ülke olacağız. Türkiye de Avrupa Birliği'ne üye olacak. Böyle bir dönemde Avrupa değişirken İngiltere'nin Avrupa konusundaki tavrına destek büyürken Avrupa Birliği'nden çıkmak ya da karar süreçlerinden kendimizi dışlatmak son derece saçma bir hareket olur." Avrupa Birliği'nin iki farklı düzlemde işleyeceği ve İngiltere'nin etkisiz kalacağı gibi bir beklentinin de haksız olduğunu savunan Blair, şöyle konuştu:
      "Halihazırda son derece hayal kırıcı bulduğum nokta şu:
      Avrupa'nın yeni ülkeleri, Sovyet hükmünden çıkmış olan ülkeler ve Türkiye gibi birliğe daha sonra katılacak gelişmekte olan demokrasiler, anayasanın ulus devletler için bir anayasa olması gerektiği, federal bir süper devlet anayasası olmaması gerektiği konusunda İngiltere'nin düşüncelerini paylaşıyorlar."

MILLIYET 22/06/04

Aliyev, KKTC için yorumsuz

22/06/2004 RADIKAL

AA - BAKÜ - Yunan Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos dün Azerbaycan'a resmi ziyarette bulunurken, Azeri Devlet Başkanı İlham Aliyev de KKTC'ye yönelik politikalarını gündeme getirdi. Aliyev, "BM, Avrupa ülkeleri tutumlarında düzeltme yaparsa, Azerbaycan bunu destekleyecekti. Bunun dışında birşey yok" diyerek tanınmanın söz konusu olmadığını dile getirdi. Stefanopulos ise referandumda Türklerin 'Evet' demesinin, kuzey 'işgal altında olduğu için' ekonomik gelişmenin sağlanamamasından kaynaklandığını savunurken,
"Kuzeye gerekli ekonomik desteği vereceğiz" diye konuştu.

Kıbrıs raporu BM Güvenlik Konseyi'nde görüşülüyor

 

Rapor, KKTC'ye yönelik tecridin son bulması için önemli bir adım



22 Haziran, 2004 09:22:00 (TSİ) CNN TURK

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıslı Türklere yönelik izolasyonun kaldırılması çağrısında bulunduğu Kıbrıs raporu, BM Güvenlik Konseyi’nde görüşülmeye başlandı.

Güvenlik Konseyi, geçtiğimiz cuma günü yaptığı uzmanlar toplantısıyla birlikte Genel Sekreter’in iyi niyet misyonuna ilişkin raporu üzerinde gayrı resmi görüşmelere başlamış oldu.

Konsey’in rapora ilişkin görüşmelerinin bu hafta devam etmesi bekleniyor.

Kıbrıs raporuna Rusya sıcak, Fransa soğuk

Görüşmelerin sonunda raporla ilgili bir karar tasarısı çıkarmayı amaçlayan Fransa'nın, Kıbrıs Rum yönetiminin görüşlerine destek veren bir tutum içinde olduğu belirtildi.

Görüşmelerin şu ana kadar olan bölümünde ise, Rusya'nın Kıbrıslı Türklere yönelik ekonomik ambargoların kaldırılmasına Kıbrıs raporunda yer alan öneriler çerçevesinde sıcak bakan bir tavır sergilediği kaydedildi.

Rapor ile ilgili görüşmelerin zaman alacağını belirten BM kaynakları, Güvenlik Konseyi'nin Fransa gibi tasarıya soğuk bakan ülkeler nedeniyle başkanlık ya da basın açıklamasıyla yetinebileceğini ifade etti.

Temsiliyet konusuna erteleme

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Peter Schieder, KKTC’den parlamenterlerin AKPM’de temsil durumunun, Ekim ayında yapılacak genel kurul toplantıları sırasında ele alınacağını söyledi.

Kıbrıslı Türk parlamenterlerin AKPM’de temsil durumunun bugün yapılan başkanlık divanı toplantısında ele alındığını hatırlatan Schieder, Ekim ayında yapılacak toplantıya kadar bu konuda çözüm sağlamaya kararlı olduklarını ifade etti.

AKPM genel sekreterliğinin, KKTC’den parlamenterlerin temsil durumu hakkında hazırladığı ve dün başkanlık divanına sunduğu rapor hakkında basına açıklama yapmayan Schieder, KKTC ve Kıbrıs Rum  yönetiminden konuya ilişkin iki mektup aldığını söyledi.

Schieder, ısrarlı sorulara rağmen, bu mektupların içeriğini açıklamaktan kaçındı.

AKPM’nin Nisan ayında yapılan genel kurul toplantılarında, Kıbrıslı Türk parlamenterlerin genel kurul oturumuna katılmalarına ve söz hakkı almalarına olanak sağlayan bir karar, Rumların girişimiyle son anda ertelenmişti.

Genel kurulda alınan kararda, bununla birlikte, KKTC’den parlamenterlerin AKPM ile yakın ilişki kurmasına olanak sağlanması görüşü benimsemişti.

AKPM genel sekreterliğinin hazırladığı raporun, bu ilişkinin nasıl olacağına açıklık kazandırması bekleniyor.

TÜRKİYE ÜZERİNDEKİ DENETİM KALDIRILDI

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ndeki (AKPM) siyasi gruplar, bugün yapılan toplantılarda, Türkiye üzerindeki denetim sürecinin kaldırılmasını savunan rapor ve buna bağlı karar tasarısını kabul ettiler.

AKPM’nin yarın yapılacak genel kurul toplantısında tartışılarak oylanacak rapor ve buna bağlı karar tasarısı, Siyasi İşler Komisyonu’nda da kabul edildi.

Nisan ayında yapılan genel kurul toplantıları sırasında, kapatılan DEP’in eski milletvekillerinin tutukluluk halleri gerekçe gösterilerek, Türkiye raporunun oylanması haziran ayına ertelenmişti.

Siyasi grupların ve Siyasi İşler Komisyonu’nun bugün olumlu görüş bildirmesinden sonra, Türkiye için önemli sorun yaratan rapor ve buna bağlı karar tasarısının yarın yapılacak genel kurul oturumunda kabul edilmesine artık mutlak gözüyle bakılıyor.

AKPM Başkanı Peter Schieder, Türkiye’nin yaptığı son reformlara atıfta bulundu ve Ankara üzerindeki denetim sürecinin artık kaldırılmasını beklendiğini söyledi.

Schieder, DGM’lerin kaldırılması ve kapatılan DEP’in eski  milletvekillerinin serbest bırakılmasının memnuniyetle karşılandığını bildirdi.

Denetim sürecinin kalkmasından sonraki döneme atıfta bulunan Schieder, Türkiye’den bundan sonra, seçim sisteminin değişmesi, Avrupa azınlık dilleriyle ilgili sözleşmenin onaylanması, kadınlara yönelik şiddet ve yolsuzlukla mücadele konusunda da gerekli adımların atılmasının beklendiğini bildirdi.

Türkiye raportörlerinin hazırladığı rapor ve buna bağlı tavsiye karar tasarısında, son üç yıl içinde Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi alanında önemli reformlar yaptığı belirtilerek, denetim sürecinin artık kaldırılması isteniyor.

AB MÜZAKERELERİ İÇİN ÖNEMLİ

Türkiye üzerindeki izleme sürecinin kaldırılması, Ankara’nın AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlaması açısından da önem taşıyor.

AB yetkilileri, Avrupa Konseyi’nin izleme sürecinde olan bir ülkeyle tam üyelik müzakerelerine başlamasının zorluğuna dikkati çekiyorlar.

HALKIN SESI 22/06/04

Destek paketi netleşiyor

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ekonomik izolasyondan kurtaracak program için ilk adım atılıyor. KKTC’ye gelecek olan Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, kamu, reel sektör ve bankacılık sisteminin Avrupa Birliği’ne uyumlu hale getirileceğini söyledi. Şener, KKTC ile ile yapılan Gümrük Birliği Anlaşması’nın onaylanması konusunda da “Herşey olabilir, gelişmeleri birlikte değerlendireceğiz” dedi.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gelmeye hazırlanan Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, ekonomik izolasyonun kaldırılmasıyla ilgili süreci NTV’ye değerlendirdi. Şener, şöyle konuştu:
 “Türk teknik heyetiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yetkilileri arasında yapılacak görüşmeler, Kuzey Kıbrıs’taki ekonominin uluslararası rekabete uygun, hazır hale getirilmesini temin edecek ve de ambargoların kaldırılacağı bir süreç içeresinde yabancı sermaye girişini sağlamak ve turizm potansiyelini artırmaya yönelik tedbirlerin öne çıkacağı bir toplantı olacaktır.”
FİNANS SEKTÖRÜ YAPILANDIRILACAK
Şener, finans sektörünün de yeniden yapılandırılacağını belirterek, üçü kamu bankası olmak üzere toplam 25 bankanın Avrupa Birliği’ne uyumlu hale getirileceğini söyledi. KKTC’ye uçak seferleri başlatmak için yoğun talep aldıklarını vurgulayan Abdullatif Şener, KKTC ile geçtiğimiz yıl yapılan Gümrük Birliği Anlaşması’nın da ele alınacağını belirtirken; “Meclis onayı da dahil herşey olabilir, gelişmeleri birlikte değerlendireceğiz” dedi.
KKTC’nin Euro’ya geçiş isteğine değinen Şener, Türkiye ile KKTC’nin ekonomik ilişkilerinin çok yönlü olması nedeniyle geçişin kısa vadede mümkün görülmediğini sadece hedef olabileceğini söyledi.

TÜRKİYE VE KKTC TEKNİK HEYETLERİ TOPLANDI

Türkiye ve KKTC teknik heyetleri dün sabah Maliye Bakanlığı toplantı salonunda ekonomik konuları görüşmek üzere toplandı.

Türkiye teknik heyetine Başbakanlığa bağlı DPT Müsteşar Yardımcısı Halil İbrahim Akça, KKTC teknik heyetine ise Ekonomi Bakanlığı Müsteşarı Yalçın Vehit başkanlık ediyor.

Bu arada, Maliye Bakanı Ahmet Uzun toplantının başında salona gelerek heyetlere çalışmalarında başarılar diledi ve ardından ayrıldı.

Toplantıdan önce basına açıklama yapılmadı ve sadece görüntü alınmasına izin verildi.

HALKIN SESI 22/06/04

Kıbrıslı Rumlar ne istiyor? CYMAR Anketi:


% 51.4 Yeniden Birleşme

 

** Kıbrıslı Rumların hangi tip çözümü desteklediklerine yönelik verdikleri cevaplarda çoğunluğun %51,4 oranıyla “Yeniden Birleşme” çözümünü tercih ettikleri,  % 14,6 oranının ise “Federasyon” çözümünden yana oldukları ortaya çıktı.

 

** Ankete göre, “Kıbrıslı Türklerin ve Rumların hiçbir zaman birlikte yapmayacakları şeyler” olarak  %52 oranında “Karma Evlilikler”, %18 “Sosyal Hayat”, %15 “Yatırımlar”, %12 “Komşuluk” ve %7 oranında da “Çalışma” cevapları oldu.


Turizm ve Otel Yönetimi Koleji” tarafından “CYMAR Market Research Ltd.” şirketine 10-16 Mayıs 2004 tarihleri arasında yaptırılan ve bin kişinin katıldığı anket sonuçlarına göre, Kıbrıslı Rumların büyük bir bölümünün referandumlar sonrası hüküm süren durumdan memnun oldukları bildirildi.
Annan Planı’nın referanduma sunulmasının ve Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilmesinin ardından hüküm süren durumdan çok memnun olduklarını ifade edenlerin oranının % 17 olduğunu belirterek diğer oranları şu şekilde sıraladı: Yeterince memnun %26, Ne memnun ne de memnun değil % 34, Yeterince memnun değil %11, Hiç memnun değil %9, Bilmiyorum/cevaplamıyorum %3.
Kıbrıslı Rumların hangi tip çözümü desteklediklerine yönelik verdikleri cevaplarda ise çoğunluğun %51,4 oranıyla “Yeniden Birleşme” çözümünü tercih ettikleri,  % 14,6 oranının ise “Federasyon” çözümünden yana oldukları, katılımcıların üçte birine yakın bir oranının ise “Kıbrıs’ın bölünmesini”, gerek şimdiki durumun devamı gerekse iki devlet yoluyla desteklemelerinin  ise şaşırtıcı olduğunu belirterek, katılımcıların %16’lık oranının “şimdiki
gibi kalmayı”, %15’nin ise “İki Devlet” çözümünü tercih ettikleri kaydedildi.

Gençler “bölünmeden” yana!
18-24 yaşlarındaki kişilerin %41’inin ve 25-34 yaşlarındaki kişilerin ise %35,4’ünün adanın bölünmesini destekledikleri, daha yüksek yaşlarda ise (55-65) bu oranın daha düşük olduğu (%10,2) belirtildi.
Ankete göre, katılımcılar “Annan Planı temelindeki bir çözümün güvenli uygulanmasını garanti eden bir çözüm karşısında tavrınız ne olurdu?” şeklindeki bir soruya ise %61,9 oranında olumlu yanıt vererek böyle bir planı onaylayacaklarını söylediler.
“Referandum sonrası yeninde birleşme beklentilerine” ilişkin olarak ise katılımcıların % 47’si “İyi”, %28’i “Kötü”, %8’i “Çok iyi”, %8’i “Çok kötü” ve %9’u da “Bilmiyorum/cevaplamıyorum” şeklinde yanıt verdi.
“Bir çözüm sonrasında diğer tarafla ne gibi bir ilişkiniz olurdu” şeklindeki bir soruya, %11,3 “Daimi olarak oraya yerleşirim”, %9,1 “Orada ikinci bir konut edinirim”, %31,8 “düzenli olarak diğer tarafı ziyaret ederim”, %37,3 “Zaman zaman ya da nadiren ziyaret ederim” ve %9’u ise “Hiçbir ilişkim olmaz” şeklinde cevap verdi.
Ankete göre, “Kıbrıslı Türklerin ve Rumların hiçbir zaman birlikte yapmayacakları şeyler” olarak ise %52 oranında “Karma Evlilikler”, %18 “Sosyal Hayat”, %15 “Yatırımlar”, %12 “Komşuluk” ve %7 oranında da “Çalışma” cevapları oldu.
YENIDUZEN 22/06/04

Kıbrıs sorununda AB umudu

 

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, “Avrupa Birliği (AB) Anayasası’nın Kıbrıs sorununun çözümünde yeni bir araç olduğunu” söyledi.
Rum lider, “Kıbrıs’ta bulunacak çözüm sonucu ortaya çıkacak anayasanın, AB Anayasası ile uyum içinde olması gerektiğini” ifade etti.
Kıbrıslı Türklerin ekonomik durumlarını iyileştirmek için alınacak önlemler konusunda ise Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, “Rum hükümetinin bu konuda siyasetini hayata geçirmek için doğru bulduğu adımları atacağını” belirtti.
Papadopulos, “(işgal) altındaki (yasa dışı) yönetiminin kabul edilmez girişimlerine önem vermeyeceğini” ifade etti.
“Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarında Türkiye’nin yeni hükümetinin, son otuz yılda Ankara’nın takındığı ‘uzlaşmaz’ tutumla kıyaslandığında bu hükümetin daha yapıcı bir yaklaşım sergilediğini” kaydeden Papadopulos, “bu tutumu AB’nin dikkate aldığını” söyledi.
       
İSPANYA VE PORTEKİZ GEZİSİ
Rum yönetimi lideri Papadopulos, İspanya ziyareti sırasında İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero ile görüşecek. Papadopulos, eşiyle birlikte, İspanya Kralı Juan Carlos ve Kraliçe Sofia tarafından La Zarzuela Sarayı’nda onurlarına verilecek yemeğe katılacak.
Tasos Papadopulos, 23 Haziran’da Portekiz’in başkenti Lizbon’a geçecek.

YENIDUZEN 22/06/04

Erken seçim

VATANDAŞ, YENİ BİR KOALİSYONA SICAK BAKMIYOR... Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) ile Demokrat Parti (DP) arasında kurulan koalisyon hükümetinin meclisteki çoğunluğunu yitirmesinden sonra gündeme gelen yeni hükümet arayışları sürerken, vatandaşların erken seçime gidilmesini yeni bir koalisyona tercih ettiği ortaya çıktı

SEÇİM, HALKIN YARARINA OLUR... KIBRIS'ın, üçlü koalisyon ve erken seçim seçeneklerinden hangisini tercih ettiklerini sorduğu vatandaşların çoğunluğu, Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) de katılımıyla oluşturulacak üçlü koalisyonun halen işbaşında olan CTP/BG-DP koalisyonundan farklı olmayacağını belirterek erken seçime gidilmesinin halkın daha çok yararına olacağı yönünde görüş belirtti

HALKIN ÇEKİNCESİ DENKTAŞ... Referandumdan sonra ortaya çıkan halk iradesinin meclise yansıması gerektiğine işaret eden vatandaşlar, kurulması muhtemel CTP/BG- BDH - DP üçlü koalisyonunun, partilerin tutumu arasındaki farklılıklar yüzünden başarılı olacağına inanmıyor. Bazı vatandaşlara göre böyle bir koalisyon, demokratikleşme yolunda olumlu adımlar atabilecek, ancak uzun vadede Cumhurbaşkanı Denktaş'ın çizgisi hükümetin açılımlarına ve halkın iradesine engel olabilecek

Alkan MUHTAROĞLU

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) ile Demokrat Parti (DP) arasında kurulan koalisyon hükümetinin meclisteki çoğunluğunu yitirmesinden sonra gündeme gelen yeni hükümet arayışları sürerken, vatandaşların erken seçime gidilmesini yeni bir koalisyona tercih ettiği ortaya çıktı.

KIBRIS'ın, üçlü koalisyon ve erken seçim seçeneklerinden hangisini tercih ettiklerini sorduğu vatandaşların çoğunluğu, Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) de katılımıyla oluşturulacak üçlü koalisyonun halen işbaşında olan CTP/BG-DP koalisyonundan farklı olmayacağını belirterek erken seçime gidilmesinin halkın daha çok yararına olacağı yönünde görüş belirtti.

Referandumdan sonra ortaya çıkan halk iradesinin meclise yansıması gerektiğine işaret eden vatandaşlar, kurulması muhtemel CTP/BG- BDH - DP üçlü koalisyonunun, farklı bir çizgide olan DP'nin tutumu yüzünden başarılı olacağına inanmıyor.

Vatandaşlara göre kuruluş çalışmaları resmen başlatılan CTP/ BG - BDH - DP koalisyonunun demokratikleşme yolunda olumlu adımlar atabilecek, ancak uzun vadede Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın çizgisi hükümetin açılımlarına ve halkının iradesine engel olabilecek.

İşte vatandaşların üçlü koalisyon ve bunun alternatifi olarak görülen erken genel seçime ilişkin görüşleri:

 

Cemal Akın:

"Başbakanın tercihlerine saygı duyuyorum. Kurulması planlanan üçlü koalisyondaki partilerin farklı ideolojilere sahip olmasına rağmen iyi işler yapabileceklerine inanıyorum. Üçlü koalisyondaki partilerin farklılıklarını toplumu bütünleştirici şekilde kullanmaları halinde başarılı olabileceklerine inanıyorum."

Fatoş Argüden:

"Kıbrıs Türk halkının en büyük ihtiyacı, demokratikleşme ve sivilleşmedir. Bunları gerçekleştirmeden herhangi başka bir açılıma hazır olmamız mümkün değildir. BDH ve Akıncı'nın olacağı bir hükümette, demokratikleşmenin olacağını düşünüyorum. Fakat demokratikleşmeye herhangi bir katkı koymayacaklarsa, iş ola bir hükümet kurmalarını da istemiyorum."

Derviş Babacan:

"Kurulması öngörülen üçlü koalisyonun şimdikinden pek farklı olacağını düşünmüyorum. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın görüşlerini yansıtan Demokrat Parti hükümette olduğu sürece farklı bir gelişmenin olmasını beklemek mümkün değil. Bu yüzden erken seçime gidilmesinin Kıbrıs Türkler için daha yararlı olacağını düşünüyorum."

Salih Erzeybek:

"Yeni bir oluşuma gidilmesinin herhangi bir değişiklik getireceğini düşünmüyorum. 32 yaşındayım ve doğduk doğalı Denktaş'ı görüyoruz ve bu kadar yıldır herhangi bir şeyin değiştiğini görmedim. Bu yüzden yeni oluşumdan pek umutlu değilim. Daha önce çözüm yanlısı olmayan partilerle hükümet kurmayacaklarına yönelik protokol imzaladılar ama yine kurdular. Politikacılara pek güvendiğim söylenemez. Erken seçimin en iyi seçenek olacağını düşünüyorum."

Mustafa İtimat:

"İki partiden oluşan bir hükümetten, üçlü bir koalisyon hükümetine geçişin daha yararlı olacağını düşünmüyorum. Akıncı'nın hükümete girmesi kesinlikle demokratikleşmeye katkı koyacaktır. Bana göre UBP dışında her ihtimal mümkün olabilir. Kısa vadede üçlü koalisyon daha iyi ama uzun vadede erken seçimin en iyi seçenek olduğuna inanıyorum."

Mehmet Saylan:

"Erken seçim olması ve herkesin eteğindeki taşı dökmesi gerektiğine inanıyorum. Kıbrıs Türk toplumu referandumda %65'lik bir oranla ne istediğini ortaya koymuştur ve bu iradenin kurulması öngörülen hükümetle tam olarak örtüştüğünü düşünmüyorum. Kıbrıs Türk halkının iradesinin siyasal yapıya yansıması için erken seçime gidilmesi gerektiğine inanıyorum. Hükümetin kurulması, içte bir takım adımlar atmak adına olumlu olabilir fakat uzun vadede hedeflerine ulaşamayacak ve bunun zaman kaybına neden olacağını düşünüyorum."

Mustafa Gürsel:

"Kıbrıs Türk halkı olarak bir uzlaşı kültürü oluşturmak zorundayız. Bugüne kadar siyasi literatürde her zaman güçlü iktidar ve tek başına iktidar gibi söylemler egemen oldu ve bu düşünceler bizleri bugünlere getirdi. Toplumun çıkarları doğrultusunda ortak noktalarda buluşmayı öğrenmemiz gerek. Bu buluşmayı gerçekleştiremediğimiz sürece, erken bir seçim olması ve tek partinin iktidara gelmesi koşulunda bile hiçbir sorunumuzu çözebileceğimizi düşünmüyorum. Ben üçlü koalisyondan yanayım."

Fatma Sabri:

"Üçlü koalisyon hükümetinin başarılı olacağına inanmıyorum. Bunun nedeni üç ayrı partinin de zıt kutuplarda olmasıdır. Referandumda Kıbrıs Türk halkı geleceğe yönelik olarak ne istediğini gayet açık bir şekilde ortaya koymuştur. Demokrat Parti'nin içinde olacağı herhangi bir hükümet modelinin bu iradeye ters düşeceğini düşünüyorum. Erken seçimin de bizler adına olumlu olacağını düşünmüyorum çünkü artık seçimlerden bunaldık. Benim önerim çözüm yolundaki büyük partilerin bir araya gelmesidir."

KIBRIS 22/06/04

Yeşil Hat Tüzüğü'nün uygulanmasına ay sonu başlanıyor

Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasındaki ticareti düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü'nün teknik olarak uygulanmasına ay sonu başlanıyor. AB'nin bütçe konularından sorumlu komiserleri Michaele Schreyer ve Markos Kiprianu, KIBRIS'ın bu konudaki sorularını yanıtlarken, Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik durumunun iyileştirilmesi için güneyle ticaret ilişkisine sahip olması gerektiğini, AB Komisyonu'nun da bu durumun düzeltilmesi ve uygulamanın yapılabilmesi için yollar aradığını söyledi

 

Emine DAVUT YİTMEN

Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasındaki ticareti düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü'nün teknik olarak uygulanmasına ay sonu başlanıyor.

Avrupa Birliği'nin (AB) bütçe konularından sorumlu komiserleri Michaele Schreyer ve Markos Kiprianu, Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik durumunun iyileştirilmesi için güneyle ticaret ilişkisine sahip olması gerektiğini, AB Komisyonu'nun da bu durumun düzeltilmesi ve uygulamanın yapılabilmesi için yollar aradığını söyledi.

Schreyer ve Kiprianu konuya ilgili olarak, bu ay sonunda AB Komisyonu'nun karara varacağını belirterek, "Biz, bu uygulamayla kuzeyden güneye olan ürün geçişlerindeki engellerin azalacağını umuyoruz" dedi

Schreyer, AB'nin Kıbrıs'la ilgili başka projeler de hazırladığına dikkat çekerek, bunu ara bölgedeki mayınların temizlenmesi olarak açıkladı.

Türkiye'nin enflasyondan dolayı büyük bir sorunu olduğunu ve bunu yendiğini anlatan Schreyer, sonbaharda AB Komisyonu üyesi Günter Verheugen'in sunacağı raporun, müzakerelerin başlaması yönünde etkili olacağını kaydetti.

Raporun Türkiye için olumlu olup olmayacağı yönünde yorum yapmak istemeyen Schreyer, "Biz pek çok kez demokrasi ve insan hakları yolunda yapılan reformlardan dolayı duyduğumuz memnuniyeti dile getirdik. Kıbrıs konusu da bunda büyük rol oynuyor. Umarım, bu pozisyonu benimser ve adada ileriki aylarda çözüm bulunması yolunda çaba sarf eder" dedi.

Michaele Schreyer ve Markos Kiprianu, KIBRIS'ın sorularını yanıtladı:

Soru: Bize Kıbrıs'a ziyaret nedeninizi açıklar mısınız?

Schreyer: Kıbrıs'ı AB Komisyonu'ndaki meslektaşım ile ziyaret ettiğim için çok mutluyum. Kendisiyle bütçe konuları üzerinde çalışıyoruz. Bu ziyaret, Kıbrıs AB'ye üye olduktan sonra resmi olarak yapılan ilk ziyaret. Kıbrıs'ın üyeliğiyle birlikte AB bütçesi ile ilişkilerinde pek çok değişiklik meydana geldi; çünkü Kıbrıs artık AB bütçesinden sağlanan yardımcı programlara katkı koyan bir ülke konumunda. Kıbrıs'taki ziyaretlerimiz sırasında bütçe ve bunun uygulanma süreci ve değişik programlardaki karar mekanizmaları üzerinde konuştuk.

Soru: Az önce Kıbrıs bütçesi hakkında konuştuğunuzu aktardınız. Kıbrıslı Türklere destek için AB'nin 259 milyon euro ayırdığını biliyoruz. Bu miktar nasıl belirlendi? Bunu yeniden gözden geçirip artırma olanağı var mı?

Schreyer: Bu miktar, Kıbrıs'ta çözüm olması halinde öngörülen bir miktardı. Şu anda adanın kuzeyinde AB müktesebatı yani AB hukuku uygulanmıyor. İçinde bulunduğumuz durumu yeniden değerlendirmek gerekiyor. Referandumdan sonra AB üyesi ülkeler, Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik gelişimi yolunda gerekli yardımın yapılmasını istediğini açıkça dile getirdi. Şimdi bunun için en uygun yolun bulunması gerekiyor. Umarım kısa zamanda AB müktesebatı uygulanır. Bu nedenle biz adada yeniden birleşme sürecini destekliyoruz. Zaten bu fonun esas amacı ekonomik gelişimi desteklemek.

Soru: AB müktesebatının uygulanmamasından kaynaklanan sorunu değerlendirdiğinizi söylüyorsunuz . Bize bu konunun ne zaman aşılacağı yolunda bir tarih verebilir misiniz?

Schreyer: Bu kararın, AB hukuku olması lazım. AB Parlamentosu ve AB Komisyonu kararı olması gerekiyor. Şu anda değerlendiriliyor. İleride, bu konuda proje bulunacak ve buna başlanılacak.

Soru: AB'nin 2004 yılındaki bütçesi ne kadar? Bu rakam, yanılmıyorsam 109 trilyon euro... Bu miktar hangi alanlarda kullanılıyor? Güney Kıbrıs'a ayrılan miktar nasıl belirlendi?

Kiprianu: 2004 yılı bütçesi sekiz aylık olarak düzenleniyor. Bu noktada, Kıbrıs'a ayrılan fonlarda azalma oldu. Bu fonların bir kısmı yapısal fonlar. Ancak önemli bir şey var ki o da 2004 yılında bütçe tazminatı kabul edildi. Buna göre, her üye ülke bütçeye katılımcı olarak katıldı; ancak tezat olarak da bunlardan alınan ödemeler sonucu bütçeye, 140 milyon euro civarında bir miktar girdi. Tabii ki Kıbrıs'ın da bu yıldan itibaren AB bütçesinde katılımcı olarak yer alacağını biliyoruz. Buna rağmen, söz konusu miktar 2005 yılından itibaren yükselecek. Şunu kabul etmeliyiz ki tazminat ödeme kararı nedeniyle miktar biraz küçülecek.

Soru: Peki, Kıbrıs'a ayrılan miktar nasıl düzenlendi? Bu yapılırken yapısal iyileştirilmelere de bakılıyor mu?

Kiprianu: Bu iki büyük fonu kapsıyor. Bu fonlar genelde, Kıbrıs'ta az gelişmiş kırsal bölgelerle ayrıldı. Yine ulaşım ve çevre konularında da önemli fonlar bulunuyor. Şunu da hatırlamalıyız ki, Kıbrıs Türk toplumu için ayrılan 259 milyon euro var ve bu yıl içinde, bunun uygulanmasına başlanacak.

 

Soru: Kıbrıslı Türkler için ayrılan 259 milyon euro konusuna geri dönmek istiyorum. Az önce bu miktarın verilmesi için AB müktesebatının geçerli olması zorunluluğundan söz etmiştiniz. Bazı iddialara göre, AB'nin Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonun kaldırılması yönünde teknik sorunları bulunduğu söyleniyor. Bu doğru mu?

Schreyer: Bana göre, burada önemli olan, Kıbrıs'ın AB üyeliğinin ekonomik olarak büyük bir avantajı var. İç pazarda yer alabiliyor. Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik durumunun iyileştirilmesi için güneyle ticaret ilişkisine sahip olması gerekiyor ki bu bence çok önemli. Komisyon da bu durumun düzeltilmesi ve uygulamanın yapılabilmesi için yollar arıyor .Bu konu da ay sonu karara varılacak. Tabii ki biz, kuzeyden güneye olan ürün geçişlerindeki engellerin azalacağını umuyoruz.

Diğer bir noktada da Avrupa bütçe kurumu bu gelişmeyi destekliyor ve çeşitli programlar için fon ayrıldı. Şu anda Kıbrıs AB üyesi ve tüm programlara katkı koyuyor. Kıbrıs Türk toplumu için durum farklı çünkü müktesebat uygulanmıyor. Biz de şu anda nasıl bir yolla bizim tarafımızdan bir projenin ekonomik yönünde desteklenebileceği üzerinde çalışıyoruz. Bu projeler neler olabilir ve bunlara nasıl yardım edilebilir onları araştırıyoruz.

Şu anda önemli bir proje üzerinde çalışıyoruz ki bu da ara bölgenin mayınlardan arındırılması projesi. Bunun çok acil olarak hazırlanması gerekiyor.

Kiprianu: Ben, yasal bütçe çalışmalarının uyumlaştırılmasını da eklemek de istiyorum. Böylece ticaretten de yararlanabiliriz. AB içinde belli kısıtlamalara tabi tutulan bazı ürünler,

üretimin uyumlaştırılması sürecine girmesiyle AB'nin güney pazarında yer alabilecek. Bu da uyumlaştırmanın getirdiği bir yarar olacak.

 

Soru: Peki, AB Yeşil Hat Tüzüğü'nden memnun mu? Bu konuda pratikte pek çok sorunlar var...

Kiprianu: Bu şu anda devam eden bir süreç. Bu tüzük benimsendi ancak uygulama yönünde tüzük olması lazım. Teknik işlemlere gerek var. Bu da şu anda devam eden bir hazırlık sürecinde bulunuyor. Komisyonun düzenlemesine ihtiyaç var ki sanırım bu da ay sonu benimsenecek.

Soru: Geçtiğimiz haftalarda AB'nin vergi konusundaki uzmanları Kıbrıs'a gelmiş ve incelemelerde bulunmuşlardı. İncelemeler sırasında KKTC'den yapılan ihracat ve itaat konusunda KDV'de sorunlar olduğu saptanmıştı. Bunun dışında başka sorunlar da görüldü mü? Bu konu AB merkezinde tartışıldı mı? Sorunların çözümü için önerileriniz var mı?

Kiprianu: Sanıyorum KDV olayını uygulamanın işleyişi içinde ele almak gerekiyor. Bu olay halen devam ediyor ve sanıyorum çözümü de yakınımızda.

Soru: Ne gibi bir çözüm düşünüyorsunuz?

Kiprianu: Bunu analiz etmemiz gerekiyor...

Schreyer: Şunu hatırlatayım ki adanın kuzeyinde AB müktesebatı askıya alınmış durumda. Bu nedenle yeni çözümler olamaz. Bizim, adanın yeniden birleşmesi konusunda kararlı olduğumuz yönündeki tutumumuz çok açık. Bu bizim hedefimiz. Adanın kuzeyindeki insanların 'evet' oyunu takdirle karşılıyoruz. Umarız ki birleşme yönündeki bu kararlılık gelecekte de devam eder. Ben ve artık AB için çalışan meslektaşım bu konuyla yakından ilgileniyoruz.

Soru: Bugün (dün) Kıbrıs Türk Ticaret Odası ile toplantınız olduğunu biliyoruz. Toplantıda hangi konular gündeme geldi?

Kiprianu: Bu soruya dilerse meslektaşım yanıt versin.

Schreyer: Ekonomik durumla ilgili bilgi teatisinde bulunduk ve ticaret konusunu görüştük.

 

Soru: Kıbrıslı Rum yetkililerle de bir araya geldiniz. Bu toplantılarda neler konuşuldu?

Kiprianu: Bular daha çok finansal konularla ilgili idi. 2007-2013 finansal dönem üzerinde de konuşuldu. Ayrıca yapısal fonlar konusunda da bilgi alışverişinde bulunduk. Genelde konular AB ve Kıbrıs arasındaki finansal ilişkiler üzerine yoğunlaştı.

 

Soru: Türk yetkililer ekonomik durağanlık ve kronik enflasyonun azaltılması yolunda gösterdikleri başarının ardından, önümüzdeki mart ayında AB ile görüşmelere başlayabilecekleri umudunu taşıyor. Türk ekonomisindeki başarı Türkiye'nin AB'ye girişi yönünde müzakereleri başlatmasına neden olabilir mi?

 

Schreyer: Üyeliğe girişle ilgili müzakerelere başlamak farklı bir kriter. Türkiye'de pazar ekonomisi var ve uzun yıllardır gümrük birliği uygulanıyor. Bence bu konular Türkiye için engel değil. Türkiye'nin enflasyondan dolayı büyük bir sorunu vardı ve bu sorununu yendi. Burada esas önemli olan insan hakları konusu. Sonbaharda meslektaşım Günter Verheugen hazırladığı raporu sunacak. Bu rapor zaten şu anda komisyonda tartışıldı. Konseye vereceğimiz karar görüşmelerin başlaması yönünde etkili olacak. Bu raporu görmek için bekleyelim.

Soru: Bu raporun Türkiye'nin yararına olabileceğini söyleyebilir miyiz?

Schreyer: Bu konuda bir şey söyleyemem çünkü meslektaşım üzerinde halen çalışıyor. Biz pek çok kez demokrasi ve insan hakları yolunda yapılan reformlardan dolayı duyduğumuz memnuniyeti dile getirdik. Kıbrıs konusu da bunda büyük rol oynuyor. Umarım, bu pozisyonu benimser ve adada ileriki aylarda çözüm bulunması yolunda çaba sarf eder.

KIBRIS 22/06/04

Dünya Bankası yardıma hazırlanıyor

Dünya Bankası Türkiye Direktörü Andrew Vorkink, uluslararası toplumun, KKTC'ye yardımda

bulunma konusunda iyi niyete sahip olduğunu belirterek, İslam Konferansı Örgütü'nün (İKÖ) Kıbrıs Türklerinin temsiliyetini "Kıbrıs Türk Devleti" statüsüne dönüştürmesinin önemli bir karar olduğunu ve uluslararası toplumun KKTC'yle ilişkilerinin bundan böyle daha da gelişeceğini bildirdi.

Vorkink, uluslararası toplumda, KKTC'ye uygulanan izole edici politikanın terk edilmesi konusunda da, bir görüş birliği ve iyi niyetin ortaya çıktığını ifade etti.

KKTC'yi yakından takip ettiklerini, Başbakan Mehmet Ali Talat'la görüştüğünü ve onun KKTC için gerekli ekonomik reformları uygulama konusunda çok büyük bir istek ve kararlılık içinde olduğunu gördüğünü belirten Vorkink, ABD ve Birleşmiş Milletler'in bakışının netleşmesinin ardından, banka olarak gerekli yardımı yapacaklarını kaydetti.

KIBRIS 22/06/04

Türkiye, Bush'tan Kıbrıs jesti bekliyor...

Türkiye, ABD Başkanı George W. Bush'un Ankara'daki resmi ziyaretine hazırlanırken, Kıbrıs konusunda ABD'nin bir jestte bulunmasını da umuyor.
      Bir Türk diplomatik kaynak, Bush'un ziyareti sırasında Kıbrıs konusunda ABD'nin yeni bir açılımda bulunması konusunda, ''Böyle bir şey olursa çok iyi olur'' dedi.
      ABD, Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin adanın birleştirilmesi yönünde Annan planı temelinde gösterdiği çabalardan sonra KKTC'ye yönelik izolasyonun kaldırılması için bir çalışma başlatmıştı.
      Türk diplomatik kaynaklar, ABD'nin şu ana kadar Kıbrıs Türklerinin tecridinin sona erdirilmesi yönünde en fazla adım atan ülke olduğuna işaret ederek, yeni açılımın ticaret alanında olabileceğine dikkati çektiler.
      Edinilen bilgiye göre, KKTC'ye doğrudan uçuşlar konusu şu sırada ABD için ön planda değil.
      ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston, geçen hafta, ilk kez KKTC'nin Washington Temsilciliği'ni ziyaret ettiği sırada, ticari konularda ABD'nin, Avrupa Birliği'nin adımlarını izleyeceğini, coğrafi olarak AB ülkelerinin Kıbrıs'a daha yakın olmasının bunda etken olduğunu söylemişti.
      Weston, ABD'nin KKTC'ye finansal destek paketi hazırlığı içinde olduğunu da belirtmişti.
      Bush'un Türkiye'yi ziyareti sırasında bu paketin açıklanması olasılık dahilinde görülüyor.
      Öte yandan Bush'un ziyareti sırasında gündemdeki öncelikli konular Irak, Afganistan, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, Kıbrıs, ABD'nin Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesi ile ekonomik ilişkiler olarak sıralanıyor.
      Bush'un da katılacağı İstanbul'daki NATO zirvesinin gündemini ise Afganistan, Irak, Balkanlar ve terörle mücadele oluşturacak.
      NATO'nun, üye olmayan ülke ve coğrafyalarla ilişkisi bağlamında, Akdeniz diyalogunun ve Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika girişiminin konuşulması, Orta Asya, Kafkaslar, Rusya ve Ukrayna ile ilişkilerin ele alınması bekleniyor.
      İstanbul zirvesinde NATO'nun mevcut genişlemesinin ötesinde yeni ülkelere açılım için bazı işaretlerin verilmesi öngörülüyor ve NATO'nun kendi içinde dönüşümü de konuşulacak konular arasında bulunuyor.
      NATO zirvesine 3000 delege ve 3500 gazetecinin katılması bekleniyor. Bush'un ziyaretine Washington'dan 59 gazeteci eşlik edecek.
     MILLIYET 23/06/04

AB, Türkiye depremini bekliyor




Eğer Türkiye'de olmadık bir olay yaşanmaz, Avrupa Birliği üyesi ülkelerle önemli bir sorun çıkmazsa, Türkiye ile AB arasında katılım müzakereleri 2005 yılı içinde başlayacak.
Geçen hafta Brüksel'de, hem AB Komisyonu yetkilileri, hem de genişlemeden sorumlu Komiser Verheugen ile bu konuları tartıştık.
Hepsi Türkiye ile müzakereler konusunda aynı tarihi (2005 Temmuz-Eylül arası) tekrarladılar.
Aslında gerçek sorunlar da bu tarihten itibaren yani tam üyelik müzakereleriyle birlikte başlayacak.
Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en önemli virajını alacak ve kimlik sorununu çözmüş olacak. 2 inci-3 üncü ligde oynarken ilk defa 1 inci lige çıkacak. Türk toplumunun vizyonu değişecek. Eski komplekslerimiz kalmayacak. "Vur vur da, duysun Avrupa sesimizi" diye bağırmayacağız. Zira, bizde aynı trene binmiş olacağız.
T.C. Devleti bambaşka bir sürece girecek, bir deprem etkisi yaşanacak.
Peki, Avrupa ne olacak?

AVRUPA'DA DEPREM ETKİSİ OLACAK

Şimdiden yavaş yavaş hissedilmeye başlandı bile...
Avrupa Birliği açısından, Türkiye'nin katılımı çok daha büyük bir deprem yaratacak. Türkiye 5 şiddetinde sallanacak ise, aynı deprem Avrupa'da 7 şiddetinde hissedilecek.
Verheugen bana bu konuda çok ilginç bir değerlendirme yaptı:
"Türkiye'nin katılması AB'nin herşeyini, ama herşeyini etkileyecek ve değiştirecek".
Türkiye öylesine büyük ki, gerçekten de herşeyi sarsacak.
Komisyon'un sayısı etkilenecek.
Avrupa Parlamentosunun yapısı değişecek.
Karar verme mekanizmasında Türkiye'nin ağırlığı büyük oranda artacak.
AB'ye üyelikle Türkiye değişecek, ancak asıl AB değişecek. Zaten bundan dolayı direnişler, korkular sürüyor.

TÜRKİYE İÇİN ÜÇ AYRI RAPOR HAZIRLANIYOR

Aralık ayındaki toplantı "Türkiye doruğu" olacak.
Avrupa, Türkiye'ye kapılarını açarken, kendi reformlarını da uygulamaya sokmak zorunda kalacak.
İşte bu çerçevede, AB komisyonu Türkiye için üç ayrı rapor hazırlayacak.

1. İLERLEME RAPORU:
Bu raporda, Türkiye ile müzakereleri başlatma koşulu olan, Kopenhag kriterlerine ne oranda uyum sağlayabildiği ve ne oranda uygulamaya sokulduğu incelenecek.
Türkiye'nin, kriterlerin tümüne uyum sağlaması ve eksiksiz şekilde uygulaması gerekmiyor. Hiçbir adaydan böyle bir istekte bulunulmadı. Önemli olan, müzakere açılabilecek bir düzeyde uyum sağlanması.
İşte komisyon buna bakacak.
Müzakereler başladıktan sonra da ilerleme raporları yapılacak. Yani, kriterlerin geri kalan bölümleri ve uygulama sürekli gözetimde tutulacak.

2. ÖN ETKİ DEĞERLENDİRMESİ RAPORU:
Bu rapor, Kıbrıs ve Malta hariç tüm adaylar için de hazırlanmıştı. Amaç, Türkiye'nin tam üyeliğinin AB üzerinde ne gibi etkileri olacağını ortaya koymak.
Kurumlar, bütçe, oylama ve genel politikaları nasıl etkileyeceği incelenecek.
Bu rapor, Türkiye'nin AB içinde yaratacağı depremin boyutlarını ortaya koyacak, dersek daha doğru olur.

3. STRATEJİ RAPORU :
Bir de strateji raporu çıkarılacak.
Türkiye'nin durumu (ilerleme raporuyla) ve etkisi (ön etki değerlendirmesi raporu) ele alındıktan sonra, bu ülkeye yönelik nasıl bir strateji izlenmesi gerektiği, bu raporda belirtilecek.
AB Komisyonu, AB'ye üye ülkelerin Devlet ve Hükümet başkanlarına tavsiyede bulunacak.
Türkiye ile müzakerelerin başlatılması ve bununla ilgili koşulların neler olması gerektiği belirtilecek.
Son söz ise, AB Devlet ve hükümet başkanlarına ait.
İsterlerse, AB Komisyonu'nun önerilerini reddedebilecek, aynen kabul edebilecek veya değiştirebilecekler.
Şu andaki durum, doruğa katılacak 25 ülke içinde sadece Avusturya'nın HAYIR'da ısrar ettiği, diğerlerinin pek istekli olmamakla birlikte, Türkiye'yi reddedemeyecekleri şeklinde.
Komisyonun raporu işte bu yönden hayati derecede önemli.
Rapor şekillenmeye başladı bile.
Ekim ortasına doğru yayınlanacak, ancak şu sıralarda ana çizgileri çıkarılmış durumda.
Komisyonun kendi bulguları, 25 üye ülke merkezlerinden gelen bilgiler, Sivil Toplum Örgütleri raporlarının bir karışımı diye niteleyebileceğimiz bu çalışma hızla sürüyor.

VERHEUGEN DAMGASINI VURDU

Genişlemeden sorumlu komiser Verheugen için Türkiye, Komisyondaki işlevinin tarihi bir misyonu haline dönüştü.
Türkiye'nin demokratikleşmesini hızlandıran projenin babası sayılan Verheugen, bu noktaya gelindikten sonra herhangi bir yol kazasına uğramaması için büyük çaba harcıyor.
Türkiye'nin en büyük şansı da, böyle bir insanın dosyayı olumlu şekilde benimsemesidir.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 23/06/04

Papadopulos: Türkiye'nin üyeliğine engel olmayacağız

 

Rum kesimi lideri Papadopulos, “Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlanmasında engel oluşturmayacaklarını” söyledi.

Papadopulos, İspanyol El Pais gazetesine verdiği demeçte, ”Kopenhag kriterlerini yerine getiren bir Türkiye'nin AB'ye girebileceğini” belirterek, “Çünkü bir Avrupa ülkesi gibi davrandığında Türkiye'nin, ordusunun başka bir ülkeyi işgal etmesini kabul edeceğini sanmıyorum. Aynı zamanda Kıbrıslı Türkleri otonom bir devlet gibi tanımaya veya Türk Lirası'nı adanın kuzeyinin resmi para birimiymiş gibi zorla kabul ettirmeye de son vermek zorunda kalacak” dedi.

“Annan planında öngörüldüğü şekilde adanın birleşmesine inanmadıklarını” belirten Papadopulos, “Kıbrıslı Türklerle bir federasyonda, her AB zirvesinden önce Kıbrıs'ın pozisyonunun belirlenmesi için Rum ve Türk yetkililer arasında oylama yapılacağını, anlaşmazlık halinde mahkemeye gidileceğini, bunun zaman alacağını, AB'nin bunu bekleyeceğini sanmadığını, Kıbrıs'ın sessiz bir gözlemci olarak kalacağını” ifade etti.

Rum kesiminin euro'ya geçmesinin en az 3 yıl alacağını da söyleyen Papadopulos, “bütçe açığının Maastricht kriterlerinde öngörülen limiti aştığını, AB'ye yeni üye olan diğer ülkelere oranla ekonomilerinin daha iyi olduğunu, ancak 11 Eylül'den sonra turizmin olumsuz etkilendiğini ve 2008'den önce euro'ya geçilebileceğini sanmadığını” belirtti.

 (aa)

HURRIYET 23/06/04

Ekonomik yardım için geldi

Türkiye’nin Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener bir günlük resmi ziyaret amacıyla dün gece KKTC’ye geldi.

Şener'i, Ercan Havaalanı'nda, KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan

Yardımcısı Serdar Denktaş, Ekonomi ve Turizm Bakanı Ayşe Dönmezer,

Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven ve diğer yetkililer karşıladı.

Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in ziyareti sırasında bu yıl için KKTC’ye verilmesi öngörülen yaklaşık 300 milyon dolarlık krediyle ilgili ekonomik önlemler paketinin imzalanması bekleniyor. Bu çerçevede heyetler arası görüşmeler bugün saat 15.00’te başlayacak ve toplantının tamamlanmasının ardından Şener saat 19.00’de KKTC’den ayrılacak.

Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif  Şener, heyetler arası görüşmeler öncesinde bugün Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu ve Başbakan Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek. Şener, Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Işık Koşaner ile Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Necmettin Baykul’a da nezaket ziyaretinde bulunacak.

Türkiye’nin bu yıl KKTC’ye vermesi öngörülen kredinin kullanım alanlarını belirleyecek ekonomik paket çalışmaları önceki gün başlamıştı. Bu amaçla KKTC’de bulunan müsteşar, müdür ve daire başkanlarından oluşan yaklaşık 15 kişilik TC bürokrat heyeti ile KKTC’nin ilgili bürokratları Maliye Bakanlığı’nda çalışmalarını sürdürüyorlar.

Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ekonomik izolasyondan kurtaracak program için ilk adım olarak değerlendirilen Şener’in ziyareti sırasında kredi anlaşmaları yanında uygulamaua girömesi beklenen ekonomik paket çerçevesinde kamu, reel sektör ve bankacılık sisteminin Avrupa Birliği’ne uyumlu hale getirilecek.

Ziyaretiyle ilgili Türkiye’de yaptığı açıklamalarda KKTC’ye uçak seferleri başlatmak için yoğun talep aldıklarını vurgulayan

Şener, finans sektörünün de yeniden yapılandırılacağını belirterek, üçü kamu bankası olmak üzere toplam 25 bankanın Avrupa Birliği’ne uyumlu hale getirileceğini söyledi.

HALKIN SESI 23/06/04

Denktaş “evet”i geçersiz saydı!

 

Rauf Denktaş, referandum sürecinde KKTC’ye gelerek “`mesleki propaganda’ adı altında halka uydurma haberler vererek yalanlar yutturan bir propaganda şirketinin ortaya çıktığını” iddia ederek, bu nedenle referandumdan çıkan “evet” in geçersiz olduğunu savundu.

“Yüzde 65’in içinde kaç kişi ‘devlet tanınacak’, ‘egemenlik var’, ‘Türkiye böyle istiyor’ diye evet oyu verdi?” diye soran Rauf Denktaş, bu konuda Başbakan’dan bilgi istediğini ve araştırmanın yapılmakta olduğunu ileri sürdü.

Türkiye Ziraatçılar Derneği’ni kabulünde yaptığı konuşmasında halka da seslenerek, “Egemen değilsek, devletimiz yoksa azınlığız. Azınlıksanız yok edilme günümüz geldi demektir” diyen Cumhurbaşkanı Denktaş, ancak devlete sahip çıkılması ve egemenlikte ısrar edilmesi halinde Rum’la ortaklık kurulabileceğini, aksi takdirde Rumların Kıbrıslı Türkleri ‘işgal altında yaşayan vatandaşları’ olarak niteleyip Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkma oyununu AB yoluyla sürdürmeye devam edeceklerini ifade etti.

söyledi.

 “Maalesef 3-5 Türk kardeşimiz de bunlara aracı olabiliyor” diyen Denktaş, Kıbrıs Türkü’nü topraksız bırakmak eyleminin süratle devam ettiğini vurguladı.

Türkiye kendini manevrayla kurtardıktan sonra referandum neticesine bakarak “Kıbrıs Türkleri egemendir, devleti tanımaya devam ediyorum ve tanıyacağım. Dolayısıyla Weston’un, De Soto’nun yorumları kabul edilemez’ demesi gerektiği kaydeden Denktaş, “Bunu Türkiye’den bekliyoruz” dedi. (tak)

YENIDUZEN 23/06/04

Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, KKTC'ye geldi

Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in ziyareti sırasında bu yıl için KKTC'ye verilmesi öngörülen yaklaşık 300 milyon dolarlık krediyle ilgili ekonomik önlemler paketinin imzalanması bekleniyor. Bu çerçevede heyetlerarası görüşmeler bugün saat 15.00'te başlayacak ve toplantının tamamlanmasının ardından Şener, saat 19.00'da KKTC'den ayrılacak.

Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, heyetlerarası görüşmeler öncesinde bugün Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, meclis başkanı Fatma Ekenoğlu ve Başbakan Mehmet Ali Talat tarafından kabul edilecek. Şener, Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Işık Koşaner ile Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Necmettin Baykul'a da nezaket ziyaretinde bulunacak.

Türkiye'nin bu yıl KKTC'ye vermesi öngörülen kredinin kullanım alanlarını belirleyecek ekonomik paket çalışmaları önceki gün başlamıştı. Bu amaçla KKTC'de bulunan müsteşar, müdür ve daire başkanlarından oluşan yaklaşık 15 kişilik TC bürokrat heyeti ile KKTC'nin ilgili bürokratları Maliye Bakanlığı'nda çalışmalarını sürdürüyorlar.

KIBRIS 23/06/04

Üçlü koalisyon arayışları sürüyor

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile Demokrat Parti (DP) arasındaki koalisyon hükümetinin azınlığa düşmesiyle Barış ve Demokrasi Hareketi'nin de katılımıyla hükümetin 3'lü koalisyon olarak devam etmesine yönelik çalışmalar sürüyor.

Parti liderlerinin cuma günü yaptıkları ortak toplantının ardından muhtemel koalisyonun protokolünü hazırlamak için çalışmaları sürdüren 3 partinin teknik heyetleri, dün saat 10.30'da yeniden bir araya geldi.

Cumhuriyet Meclisi'nde yapılan toplantıda, 3 parti, kendi taleplerini içeren taslak metinlerin birleştirilmesi üzerinde çalıştı. Protokole yönelik çalışmaların tamamlanmasının ardından bakanlık dağılımına geçilmesi planlanıyor.

Toplantıda CTP'yi genel sekreter Ferdi Sabit Soyer, MYK üyeleri Doğan Şahali ve Ünal Fındık ile Ahmet Derya'dan oluşan heyet temsil etti.

Genel sekreter Mustafa Arabacıoğlu başkanlığındaki DP heyeti ise milletvekilleri Hatice Faydalı ve Hüseyin Öztoprak ile Bengü Şonya, Atay Ahmet Raşit ve Özden Nur'dan oluştu.

BDH ise toplantıda milletvekilleri Halil Sadrazam, Mehmet Çakıcı ve Tahsin Mertekçi ile Barış Burcu, Bülent Kanol ve Mine Yücel'den oluşan heyetle temsil edildi.

Olmazsa, başka alternatifler

Toplantıya girerken kısa açıklamalar yapan heyet başkanları, CTP-DP koalisyon hükümetinin azınlığa düşmesiyle ortaya çıkan hükümet sorununa 3'lü koalisyonla çözüm arayışlarının sürdüğünü anlattılar ve sonuç alınmaması halinde başta erken seçim olmak üzere farklı alternatiflerin gündeme gelebileceğini tekrarladılar.

CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, dünkü toplantıda tarafların ön çalışma niteliğindeki taslak önerilerinin tartışılacağını ve birleştirilmeye çalışılacağını söyledi. Protokol çalışmalarını birkaç gün içinde tamamlamayı hedeflediklerini söyleyen Soyer, "Farklılıkları koruyarak ortak değerleri ileri götürme ve temel konularda uzlaşma sağlama hedefindeyiz" dedi.

Soyer, 3'lü koalisyon arayışından sonuç alınmaması halinde erken seçim dahil farklı arayışların gündeme gelebileceğini de kaydetti.

Demokrat Parti Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu da, 3 partinin ön çalışma niteliğinde önerilerini hazırladığını ve bunların tartışılacağını söyledi. Arabacıoğlu, referandum sonrası ortaya çıkan yeni durumun ve halkın bu süreçteki beklentilerinin protokol görüşmelerinde belirleyici olacağını kaydetti.

Barış ve Demokrasi Hareketi heyeti adına konuşan Bülent Kanol ise, hükümetin azınlık durumunun sadece aritmetik bir sorun olarak ortada durmadığını, referandumda ortaya çıkan halkın yeni vizyonu çerçevesinde yeni bir hükümet kurma ihtiyacı ortaya çıktığını söyledi. Şu anda uyumlu çalıştığını söyleyen hükümete, BDH'nın yeni bir programla bir zenginlik katması halinde ortak olmak istediğini da kaydeden Kanol, "Olmazsa dünyanın sonu değil, başka alternatifler aranır" ifadelerini de kullandı.

Çalışmalar bugün sürdürülecek

Üç partinin heyetleri, kısa öğle arasının ardından saat 17.45'te tamamladıkları çalışmalarını

bugün sürdürecek.

Her partiden ikişer temsilcinin katılımıyla gerçekleştirilecek bugünkü çalışmada, bugüne kadar yapılan toplantılarda ortaya konan görüşler harmanlanacak. Üç partinin bugünkü buluşması yine Cumhuriyet Meclisi'nde yer alacak ve saat 11.00'de başlayacak.

CTP-BG, DP ve BDH'nın hükümet oluşturma çabaları, bugünkü çalışmanın ardından yarın da devam edecek. Yarın, dünkü gibi partilerin teknik komiteleri bir araya gelecek.

KIBRIS 23/06/04

Kaçak işçi sorununa neşter

KAÇAK İŞÇİLER KAYIT İÇİN BAŞVURUYOR... Ülkemizde yıllardır baş edilemeyen kayıt dışı yaşamın kayıt altına alınmasıyla ilgili atılan ciddi adımların yanı sıra yakında yasalaşıp yürürlüğe girmesi beklenen yasa değişikliği, çalışma yaşamında iyileşmeleri de beraberinde getirdi. Önce Maliye Bakanlığı'nın vergi affı, hemen sonra da İçişleri Bakanlığı'nın değiştirerek meclise havale ettiği Yabancılar ve Muhaceret Yasası'nın kamuoyunda yarattığı yankı, kayıt dışı çalışanları korkuttu. Çalışma izni başvurularında geçen yıla oranla %56 oranında artış olduğu açıklandı

YENİ YASA GEÇERSE... Muhaceret Yasası'nda yapılması öngörülen değişiklikle, kaçak işçiye ağır cezaların gelmesi öngörülüyor. Buna göre KKTC'ye turist sıfatıyla kimlik kartı ile gelenler, ülkede en fazla 3 ay süreyle kalabilecek. Eğer kişi burada kayıt dışı çalışmaya başlamışsa, 3 aylık sürenin sonunda tespit edilmesi halinde yurtdışına ihraç edilebilecek ve ağır para cezasına çarptırılabilecek. Bu düzenlemeyi öngören Yabancılar ve Muhaceret (Değişiklik) Yasa Tasarısı, meclisin ilgili komitesinde görüşülmeye başlandı. Yeni yasadan haberdar olan kaçak işçiler, daha şimdiden kayıt altına girmek için başvuruları artırdı

İHRAÇ, TEK GEÇERLİ YOL... Çalışma Dairesi Müdürü Mustafa Doğruyol, "İçişleri Bakanlığı'nın yeni tasarısı, kaçak işçiliğin durdurulması adına umut verici bir girişimdir. Yıllardır önüne geçilemeyen kaçak işçi sorununun önüne ancak ülkeden ihraç yoluyla geçilebilir" dedi. Doğruyol, devletin bir bütün olarak kaçak işçi sorununa çözüm bulması gerektiğini ifade ederek, mevcut durumda bu sorunla baş edilemediğini, muhaceret yasalarında eksiklikler bulunduğunu kaydetti

Gizem ÖZGEÇ

Ülke ekonomisinin yanı sıra sosyal yaşam için de kangrenleşen bir yara olan kaçak işçi sorunuyla mücadelede ciddi adımlar atılmaya başlandı.

Önce Maliye Bakanlığı'nın vergi affı, hemen sonra da İçişleri Bakanlığı'nın değiştirerek meclise havale ettiği Yabancılar ve Muhaceret Yasası'nın kamuoyunda yarattığı yankı, kayıt dışı çalışanları korkuttu. Çalışma izni başvurularında geçen yıla oranla %56 oranında artış olduğu açıklandı.

Muhaceret Yasası'nda yapılması öngörülen değişiklikle, kaçak işçiye ağır cezaların gelmesi öngörülüyor. Buna göre KKTC'ye turist sıfatıyla kimlik kartı ile gelenler, ülkede en fazla 3 ay süreyle kalabilecek. Eğer kişi burada kayıt dışı çalışmaya başlamışsa, 3 aylık sürenin sonunda tespit edilmesi halinde yurtdışına ihraç edilebilecek ve ağır para cezasına çarptırılabilecek.

Bu düzenlemeyi öngören Yabancılar ve Muhaceret (Değişiklik) Yasa Tasarısı, meclisin ilgili komitesinde görüşülmeye başlandı.

Öte yandan Maliye Bakanlığı Müsteşarı Zeren Mungan'dan alınan bilgiye göre, yeni uygulamayla birlikte 700 kişi vergi affı için başvurdu.

Yeni hükümetin kayıt dışı yaşamla ilgili radikal girişimleri sonucu, çalışma izni olmayan "kaçak işçileri" harekete geçirdi.

Kaçak işçiler, kendi gönüllerince ilgili mercilere başvurup kayıt yaptırmak için sıraya girdi.

Geçen yıl nisan ayında ülke genelinde toplam çalışma izin başvurusu 528 iken, bu yıl nisan ayının çalışma izin başvurusu 800'ü buldu. Ayrıca geçen yıl ocak ayından, nisan ayına kadar geçen sürede toplam çalışma izni için 1981 kişi başvuruda bulunurken, bu yılın ilk beş ayda başvurular 3 bin 108'e ulaştı.

Ülkemiz çalışma yaşamında, özellikle de sosyal güvenlik fonlarında büyük kayıplara yol açan kaçak işçi sorunu, sosyal yaşamımız için de kanayan bir yara olarak karşımıza çıkıyor.

KKTC'de özellikle inşaat ve eğlence sektörleri ile restoran ve kumarhanelerde kaçak işçi sorunu had safhada. Bu tür işyerlerinin ortalama yüzde doksan beş oranında kaçak işçi çalıştırdığı resmi kayıtlara kadar girdi.

Ülkemizde yaklaşık 30 bine yakın kaçak işçi olduğuna inanılıyor.

Kaçak işçi sorunu, işsizliğin had safhada olduğu ülkemizde kendi yurttaşlarımızın da ekmeğini el kapılarında aramasına neden oluyor.

Sert tedbirler geliyor

Hükümet, kaçak işçi sorunuyla mücadelede önce vergi affını gündeme getirdi.

Maliye Bakanlığı'nın 12 Nisan-12 Temmuz tarihleri arasında başlattığı 'geriye dönük vergi borçlarını affetme' kararı ile bir nebze de olsa kayıt dışı yaşamın kontrol altına alınması hedeflendi.

İçişleri Bakanlığı'nın Bakanlar Kurulu'na götürdüğü Yabancılar ve Muhaceret (Değişiklik) Yasa Tasarısı'yla da, kayıt dışı çalışanlar hakkında sert tedbirler alınması gündemde. Tasarıya göre, ziyaretçi izni bitmiş olmasına rağmen KKTC'den ayrılmayan yabancı uyruklu kişilerin takibi amaçlanıyor. Tespit edilmiş kişilerden KKTC'ye nüfus cüzdanı veya kimlik kartı ile giriş yapmış olanların ise belirlenecek süre içinde ikamet, iş yapma ve çalışma izni almaları için işlem başlatılması amaçlanıyor. Aykırı hareket edenlerin ise, suç işleyecekleri ve para cezası ile cezalandırılacakları belirtilirken, cezalandırılanların, Polis Genel Müdürlüğü'nce ülkeden çıkışlarının sağlanacağı da ifade ediliyor.

 

Doğruyol: Kayıt dışı çalışanlar yurtdışı edilmeli

Çalışma Dairesi Müdürü Mustafa Doğruyol, devletin bir bütün olarak kaçak işçi sorununa çözüm bulması gerektiğini söyledi. Doğruyol, muhaceret yasalarında eksiklikler bulunduğunu kaydederek, dairelerinin tespit edilen olayları muhacerete bildirmesine rağmen gerekli uygulamaların yapılamadığını ifade etti.

Doğruyol, kaçak işçi tespit edildiği zaman cezanın işverene kesildiğini fakat, doğrudan iş mahkemeleri olmadığı için ödeme niyetinde olmayan kişiler için hızlı bir uygulama yapılamadığına işaret etti.

Mustafa Doğruyol, İçişleri Bakanlığı'nın hazırladığı yeni yasa tasarısı ile kayıt dışı kişi veya işverenin üç ay içinde müracaat etme durumunda olacağını söyledi. İşlem başlatmayanların, Muhaceret Dairesi vasıtasıyla ülkeden ihraç edileceğini belirten Doğruyol şunları kaydetti:

"İçişleri Bakanlığı'nın yeni tasarısı, kaçak işçiliğin durdurulması adına umut verici bir girişim. Yıllardır önüne geçilemeyen kaçak işçi sorununun önüne ancak ülkeden ihraç yoluyla geçilebilir"

 

Biz problemin köşesindeyiz

esas rol muhaceretin

Çalışma izni veren esas merciinin Muhaceret Dairesi olduğuna işaret eden Doğruyol, "Biz işin çalışma kısmıyla ilgileniyoruz. Yapılan müracaatları değerlendiriyoruz. Çalışma izni verirken öncelik verilen KKTC vatandaşlarıdır. Bugün kaçak olarak çalışan büyük bir rakamdan bahsediyoruz. Bu aşamada esas rol aslında muhaceretin" diye konuştu.

Maliye Bakanlığı'nın başlattığı geriye dönük vergi borcu affına da değinen Doğruyol, bu uygulamayla kaçak işçilerin daha rahat kayıt altına alınacağı görüşünü bildirdi. Doğruyol, son zamanlarda gerek çözüm sürecinin etkisiyle, gerekse de Maliye Bakanlığı'nın girişimi ile çalışma izni başvurularının iki- üç kat arttığını açıkladı.

'Bakanlığın kayıt altına alınmayan işçi kalmasın' mentalitesiyle hareket ettiğini vurgulayan Doğruyol, şu ifadeleri kullandı:

"Muhaceret Dairesi'ne de bu konuda büyük görev düşmektedir. Biz problemin köşesindeyiz.

Bir bütün olarak hareket edilirse, bu sorun çözülebilir. Hükümet kararlılıkla devam etmelidir"

2003-2004 Ocak-Nisan çalışma izni başvuru verileri

OCAK 2003

İlçe Toplam

Lefkoşa 314

Girne 162

Mağusa 60

Güzelyurt 27

Ülke geneli toplam 563

Not (Ay içinde başvuranların 422'sinin

erkek, 141'inin kadın olduğu açıklandı)

ŞUBAT 2003

İlçe Toplam

Lefkoşa 178

Girne 124

Mağusa 135

Güzelyurt 15

Ülke geneli toplam 352

Not (Ay içinde başvuranların 242'sinin

erkek, 110'nun kadın olduğu açıklandı)

 

MART 2003

İlçe Toplam

Lefkoşa 321

Girne 148

Mağusa 56

Güzelyurt 13

Ülke geneli toplam 538

Not (Ay içinde başvuranların 390'ının

erkek, 148'inin kadın olduğu açıklandı)

NİSAN 2003

İlçe Toplam

Lefkoşa 270

Girne 166

Mağusa 69

Güzelyurt 23

Ülke geneli toplam 528

Not (Ay içinde başvuranların 371'inin

erkek, 157'sinin kadın olduğu açıklandı)

1/1/2003-30/04/2003 tarihleri arasında toplam 1981 kişi çalışma izini için müracaat etti

 

OCAK 2004

İlçe Toplam

Lefkoşa 471

Girne 177

Mağusa 68

Güzelyurt 21

Ülke geneli toplam 737

Not (Ay içinde başvuranların 565'inin

erkek, 172'sinin kadın olduğu açıklandı)

ŞUBAT 2004

İlçe Toplam

Lefkoşa 363

Girne 178

Mağusa 72

Güzelyurt 12

Ülke geneli toplam 625

Not (Ay içinde başvuranların 465'inin

erkek, 197'sinin kadın olduğu açıklandı)

MART 2004

İlçe Toplam

Lefkoşa 511

Girne 304

Mağusa 95

Güzelyurt 36

Ülke geneli toplam 946

Not (Ay içinde başvuranların 723'ünün

erkek, 223'ünün kadın olduğu açıklandı)

NİSAN 2004

İlçe Toplam

Lefkoşa 367

Girne 279

Mağusa 132

Güzelyurt 22

Ülke geneli toplam 800

Not (Ay içinde başvuranların 595'inin

erkek, 205'inin kadın olduğu açıklandı)

KIBRIS 23/06/04

Türkiye’den KKTC’ye destek

Türkiye ile KKTC arasında, “Yeni Dönemin Vizyonuna Uyumlaştırılmış Ekonomik ve Mali Düzenlemeler Programı” Lefkoşa’da imzalandı.

 


 

 

 

 

Lefkoşa
AA

 

23 Haziran 2004—  Şener, protokolü imzalamadan önce yaptığı açıklamada, programın eksiksiz uygulanmasına Türkiye hükümetinin destek vereceğini belirterek, “KKTC’de ortaya çıkacak her olumlu durum, her olumlu ekonomik potansiyel, hem Kıbrıs Türkünün refahına katkı sağlayacak, hem de KKTC’nin bir gücü ve iradesi olarak ortaya çıkacaktır” dedi.

2004 yılı bütçesinden KKTC’ye toplam 519 trilyon 890 milyar TL verilmesini öngören programı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ile KKTC Ekonomi ve Turizm Bakan Ayşe Dönmezer imzaladı.
       Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, 24 Nisan referandumlarından sonra, yıllardır KKTC’ye uygulanan izolasyonların kaldırılması için Türkiye ve KKTC hükümetlerinin, Avrupa Birliği ve dünya ülkeleri nezdinde yoğun bir diplomatik atak başlattığını söyledi.
       Bu protokolün ekinde yer alan, “Acil Ekonomik Önlemlerin Uygulanması”yla ilgili olarak, söz konusu protokolün ilgili maddesi uyarınca iki ülke teknik heyetlerin, 20, 21 Haziran 2004 tarihlerinde Lefkoşa’da bir araya geldiğini anlatan Şener, çalışmalar sonunda “Acil Ekonomik Önlemler Uygulaması”na yeni bir şekil verildiğini kaydetti.
       
‘HEDEF AMBARGOLARI KALDIRMAK’
       24 Nisan referandumlarından sonra yeni bir döneme girildiğine işaret eden Şener, şöyle konuştu: “Referandumlardan sonra KKTC’nin yıllardır maruz kaldığı izolasyon baskısından kurtarılması için ve ambargoların ortadan kalkması için yoğun bir çaba sarf etmekteyiz. Gerek Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, gerek Dışişleri Bakanımız, gerekse KKTC hükümeti yetkilileri Avrupa Birliği (AB) ve diğer dünya ülkeleri nezdinde yoğun bir çaba harcamaktadırlar, yoğun bir diplomatik atak başlatmışlardır.
       Bunun neticesinde KKTC’nin bu yeni dönemde dünyadaki gelişmelere paralel olarak ekonomik performansını artırabileceği, Kıbrıs Türkünün refah düzeyinin artırılacağı bir düzeyi yakalamak da hepimizin temel hedefi ve amacı haline gelmiştir.”
       “Yeni dönemle uyumlu olması gerekli görülen bir ekonomik ve mali düzenlemeler programı ortaya çıkarıldığını” kaydeden Abdüllatif Şener, programının, kamu yönetiminin ve finans sektörünün yeniden yapılandırılmasıyla ilgili düzenlemeler, reel sektörün teşvik edilmesi, yatırım ikliminin iyileştirilmesi, turizm potansiyelinin geliştirilmesi, eğitim, sanayi ve tarım sektörüyle ilgili birtakım düzenlemeler öngördüğünü söyledi.
       Bu programın başarıyla uygulanması için, daha önce olduğu gibi, Türk hükümeti olarak gerekli desteği vereceklerini ifade eden Şener, Kıbrıs Türkünün refah düzeyinin ve KKTC’nin ekonomik yapısının yükseleceğini umut ettiğini belirtti.

 

Türkiye'den 519 trilyon 890 milyarlık destek

140 TRİLYONU HİBE... Program gereği, TC hükümeti KKTC hükümetine 2004 bütçe yılında toplam 519 trilyon 890 milyar TL destek verecek. Bunun 301. 8 trilyon lirası kredi yardımı şeklinde olurken, 140 trilyon TL ise hibe niteliğinde olacak. Ayrıca, 2003 ve eski yıllardan kalan yardım bakiyeleri olarak da 128 trilyon 337 milyar 635 milyon TL'lik bir destek TC'den KKTC'ye gelecek

YENİ BİR VİZYON... Ekonomi ve Turizm Bakanı Ayşe Dönmezer imza töreni öncesinde yaptığı konuşmada, revize edilen programla TC'nin yıllardır KKTC'ye sağladığı imkanlarda yeni bir yaklaşım sergilenmekte olduğunu, yeni vizyonla ekonominin kalkınmasına yönelik bir takım destekler, ekonominin etkinleşmesi, devletin etkinleşmesi için önlemler öngörüldüğünü kaydetti

l KKTC ARTIK BASKILARDAN KURTARILMALI... TC Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, "24 Nisan referandumundan sonra yeni bir döneme girildiğine işaret ederek, "Bu referandumlar sonrasında artık KKTC'nin yıllardır maruz kaldığı izolasyon baskısından kurtarılması ve ambargoların ortadan kalkması için yoğun bir çaba sarf etmekteyiz" dedi

 

Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında 2003 yılı nisan ayında imzalanan Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü çerçevesinde "Yeni Dönemin Vizyonuna Uyumlaştırılmış Ekonomik ve Mali Düzenlemeler Programı" imzalandı.

Protokolün "Acil Ekonomik Önlemlerin Uygulanması" kısmının revize edilmiş şekli olan "Yeni Dönemin Vizyonuna Uyumlaştırılmış Ekonomik ve Mali Düzenlemeler Programı"na TC Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Abdüllatif Şener ile Ekonomi ve Turizm Bakanı Ayşe Dönmezer imza koydu.

Bakanlar Kurulu salonunda saat dün saat 15.00'te başlayan ve TC-KKTC teknik heyetleri arasında iki gündür devam eden görüşmelerde hazırlanan metne son şeklinin verildiği 2.5 saatlik toplantının ardından imzalanan 15 sayfalık program, KKTC kamu yönetiminin ve finans sektörünün yeniden yapılandırılması, reel sektörün teşvik edilmesi, yatırım ikliminin iyileştirilmesi, turizm potansiyelinin geliştirilmesi ile eğitim, sanayi ve tarım sektörüyle ilgili düzenlemeleri içeriyor.

Program gereği, TC hükümeti KKTC hükümetine 2004 bütçe yılında toplam 519 trilyon 890 milyar TL destek verecek. Bunun 301. 8 trilyon lirası kredi yardımı şeklinde olurken, 140 trilyon TL ise hibe niteliğinde olacak. Ayrıca, 2003 ve eski yıllardan kalan yardım bakiyeleri olarak da 128 trilyon 337 milyar 635 milyon TL'lik bir destek TC'den KKTC'ye gelecek.

TC Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Abdüllatif Şener imza töreni öncesinde yaptığı konuşmada, Kıbrıs'taki ekonomik potansiyelin ayağa kaldırılıp geliştirilmesi için TC-KKTC arasındaki ilişkiler ve işbirliğinin tüm diğer faktörler ve değişkenlerden daha önemli ve etkili unsur olduğunu belirterek, desteklerinin süreceğini ifade etti.

Ekonomi ve Turizm Bakanı Ayşe Dönmezer ise, revize edilen programla TC'nin yıllardır KKTC'ye sağladığı imkanlarda yeni bir yaklaşım sergilenmekte olduğunu, yeni vizyonla ekonominin kalkınmasına yönelik bir takım destekler, ekonominin etkinleşmesi, devletin etkinleşmesi için önlemler öngörüldüğünü kaydetti.

Bakanlar Kurulu'ndaki toplantıya TC Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, Ekonomi ve Turizm Bakanı Ayşe Dönmezer, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, TC Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven ile TC ve KKTC teknik heyetleri katıldı.

Dönmezer: TC'nin yıllardır KKTC'ye sağladığı

imkanlarda yeni bir yaklaşım sergileniyor

Ekonomi ve Turizm Bakanı Ayşe Dönmezer imza töreni öncesinde yaptığı konuşmada, KKTC'nin tarihini değiştirecek bir takım gelişmelerin nisan ayındaki referandumda kendini gösterdiğini belirtti.

KKTC'nin dışa açılarak AB standartları çerçevesinde batıyla uyumlaşması vizyonunun ortaya çıktığını kaydeden Dönmezer, bu çerçevede TC ile olan ilişkilerin de yeni açılımlarla yeniden değerlendirilmesi ihtiyacını duyduklarını söyledi. Bugün (dün) revize edilen programla TC'nin yıllardır KKTC'ye sağladığı imkanlarda yeni bir yaklaşım sergilenmekte olduğunu ifade eden Dönmezer, yeni vizyonla ekonominin kalkınmasına yönelik bir takım destekler, ekonominin etkinleşmesi, devletin etkinleşmesi için önlemler öngörüldüğünü kaydetti.

"Yeni Dönemin Vizyonuna Uyumlaştırılmış Ekonomik ve Mali Düzenlemeler Programı" denilen metni bugün imzalayacaklarına dikkat çeken Ayşe Dönmezer, TC'nin KKTC'ye bakış açısı ve açılımlarıyla ilgili olarak TC Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener'in bilgi vereceğini de belirtti.

Şener: İşbirliğimiz sürecek

TC Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener de, TC ile KKTC arasındaki ilişkilerin köklü olduğunu hatırlatarak, bunun parçası olarak TC-KKTC arasında 2003 yılı nisan ayında Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü'nün imzalandığına dikkat çekti.

Bu protokolün ekinde yer alan acil ekonomik önlemlerin uygulanmasıyla ilgili olarak protokolün 3.1 maddesi gereğince iki ülke heyetlerinin 21-22 Haziran tarihlerinde Lefkoşa'da bir araya geldiklerini anlatan Abdüllatif Şener, 3 gün süren müzakereler neticesinde acil ekonomik önlemler uygulamasına yeni bir şekil verildiğini ve "Yeni Dönemin Vizyonuna Uyumlaştırılmış Ekonomik ve Mali Düzenlemeler Programı" ismiyle revize edildiğini kaydetti.

Şener, "Birazdan mutabakat zaptını imzalayacağız" dedi.

"İzolasyonlar ve ambargoların

kalkması için yoğun çaba sarf ediyoruz"

KKTC'nin mevcut ekonomik performansının geliştirilebilmesi, Kıbrıs Türkü'nün refah düzeyinin artırılabilmesinin herkesin ortak isteği olduğunu ifade eden Şener, bunu sağlayabilmek için TC ile KKTC'nin işbirliği içerisinde olduğunu söyledi.

Zaman zaman yapılan ekonomik ve mali işbirliklerinin de bunu sağlamaya yönelik olarak geliştirilmekte olduğunu vurgulayan Abdüllatif Şener, "24 Nisan referandumundan sonra yeni bir döneme girildiği de hepimizin malumu. Bu referandumlar sonrasında artık KKTC'nin yıllardır maruz kaldığı izolasyon baskısından kurtarılması ve ambargoların ortadan kalkması için yoğun bir çaba sarf etmekteyiz" dedi.

TC başbakanı ve dışişleri bakanı ile KKTC hükümetinin AB ve diğer dünya ülkeleri nezdinde yoğun bir diplomatik atak başlattıklarını vurgulayan Şener, bunun neticesinde KKTC'nin yeni dönemde dünyadaki gelişmelere paralel olarak ekonomik performansını geliştirebileceği, refah düzeyini artırabileceği bir düzeyi yakalamanın herkesin temel hedefi haline geldiğini söyledi.

Programın içeriği

Yeni dönemle uyumlu olması gerekli görülen bir ekonomik ve mali düzenlemeler programının ortaya çıkarıldığına dikkat çeken Şener şöyle devam etti:

"Programda, kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması, finans sektörünün yeniden yapılandırılması var. Diğer taraftan reel sektörün teşvik edilmesi, özellikle yatırım ikliminin iyileştirilmesi, turizm potansiyelinin geliştirilmesi, eğitim, sanayi ve tarım sektörüyle ilgili bir takım düzenlemeler getiriliyor. Bu programa TC hükümeti olarak her zaman destek vereceğiz. Daha önce olduğu gibi bu programın da başarıyla uygulanması için TC hükümeti olarak gerekli desteği vereceğiz. Şunu bilmek lazım Kıbrıs'taki ekonomik potansiyelin ayağa kaldırılıp geliştirilmesi için TC-KKTC arasındaki ilişkiler ve işbirliği tüm diğer faktörler ve değişkenlerden daha önemli ve etkili unsurdur. Bu etkili ve temel unsurun mümkün olabilen en üst düzeyde ve etkili şekilde ifade edilmesidir bugünkü toplantı. Umut ediyorum ki KKTC'nin refah düzeyi ve ekonomik gelişmesi her gün daha fazla artacaktır. Buradaki ortaya çıkacak olan ekonomik kalkınmışlık düzeyi herkesin dikkatle takip edeceği bir noktayı gösterecektir."

Destek miktarı

Programın başarıyla uygulanması için desteklerinin devam edeceğini ifade eden TC Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, 2004 bütçe yılında TC hükümetinin KKTC hükümetine vereceği destek miktarının toplam olarak 519 trilyon 890 milyar TL olduğunu belirtti.

Bunun 301.8 trilyon lirasının kredi yardımı şeklinde, 140 trilyon liranın ise hibe niteliğinde olduğunu söyleyen Şener, 2003 ve eski yıllardan kalan yardım bakiyeleri olarak da 128 trilyon 337 milyar 635 milyon TL'lik bir desteğin söz konusu olduğunu vurguladı.

Şener, KKTC'de ortaya çıkacak her olumlu durumun ve ekonomik potansiyelin hem Kıbrıs Türkü'nün refahına katkı sağlayacağını hem de KKTC'nin gücü ve iradesi olarak ortaya çıkacağını kaydetti.

Programın tam metni

TC ile KKTC arasında dün imzalanan program aynen şöyle;

"Hükümetimiz, 13 Ocak 2004 tarihinde göreve başlamış, dış politikadaki çözüm ve AB vizyonu çerçevesinde Annan Planı'nı esas alan müzakere süreci sonunda şekillenen çözüm planını halkımızın oyuna sunmuş ve tüm dünyanın desteklediği bu planın halkımız tarafından onaylanmasıyla da ortaya çıkan yeni duruma uyumlu olacak şekilde ekonomik ve mali düzenlemeler programının revize edilmesini gündeme getirmiştir.

24 Nisan 2004 referandumu ile Kıbrıs Türk halkının ortaya koyduğu irade, Kıbrıs Rum halkının olumsuz iradesi nedeniyle bugün için Kıbrıs'ta Annan Planı'na dayalı bir çözümün hayata geçmesinde yeterli olmamakla birlikte, tüm dünya Kıbrıs Türk halkının iradesine saygı göstererek ve bu iradeyi dikkate alarak yeni bir yaklaşımı oluşturmak üzere çalışmaya başlamıştır.

Hükümetimiz de Kıbrıs Türk halkının bu iradesini dikkate alarak, Türkiye ile yakın bir işbirliği ve koordinasyon ile bu yeni duruma uyumlu bir ekonomik ve mali düzenlemeler programını yürürlüğe koymayı kararlaştırmıştır.

Avrupa Birliği tarafından bizlere kullandırılması öngörülen, 259 milyon euroluk kaynak, üç yıllık bir dönemde harmonizasyon ve ekonomik alt yapının geliştirmesinin finansmanı için planlanmaktadır. Buna paralel olarak, başta AB ve ABD'de olmak üzere, üzerimizdeki izolasyonun kaldırılması ve ekonomimizin gelişmesini sağlayacak şekilde dış ekonomik ve ticari ilişkilerimizin geliştirilmesine olanak sağlayacak açılımlar gündeme gelmiştir.

Tüm bu gelişmeler, Kıbrıs Türk ekonomisinin önünü açacak, içine düşülen ekonomik açmazlara çözüm getirmemize olanak sağlayacak ve Türkiye Cumhuriyeti'nden giderek artan oranlarda yardım alınması zorunluluğunu ortadan kaldıracaktır. Ancak, geçmiş dönemin dünyadan izole ortamının ve yanlış ve eksik uygulanan ekonomik politikalarının ekonomimizi bugün getirdiği noktada, TC hükümeti tarafından sağlanmakta olan hibe ve kredi niteliğindeki desteklerin bir süre daha devam etmesinde zaruret bulunmaktadır. Bu bağlamda KKTC-TC arasında, 2003-2005 yıllarını kapsayan ve 450 milyon ABD doları finansman sağlanmasını öngören Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü çerçevesinde, en son Ağustos 2003'te gözden geçirilen programın, yeni bir vizyonla revize edilmesinde yarar görülmüştür.

TC tarafından desteklenen programlar gereği yıllardır uygulanmakta olan maliye politikası ve reel sektöre sağlanan mali imkanlar; ayrıca TC'de başarılı bir biçimde uygulanmakta olan Programların enflasyon oranı üzerinde yarattığı olumlu gelişmeler sonucunda ekonomide birtakım iyileşmeler gözlenmeye başlanmış olması, hükümetimiz tarafından yeterli görülmemektedir. 2003 yılında enflasyon oranı % 12.6 düzeyinde gerçekleşmekle birlikte, reel faizlerin % 15-20 civarlarında seyretmeye devam etmesini, küçük ve kırılgan ekonomimiz için ciddi bir sorun ve bu sorundan da kaynaklanan % 5.4 gibi kriz sonrası büyüme oranı olarak düşük sayılması gereken büyümeyi de yetersiz bulmaktayız.

2000 yılındaki bankalar krizi ve 2001 yılı yüksek oranlı devalüasyonu ile ekonomimizin yaşadığı büyük yıkımlardan sonra ve bugün yakaladığımız çözüm ve AB perspektifinin bize sağlayacağı açılımlarla yüksek oranlı büyüme oranlarını yakalamak zorundayız.

Bunun için de izolasyonların kaldırılmasına yönelik çabalara paralel olarak, yatırım ve üretim iklimini de düzeltmek zorundayız. Ekonomimizin genel rekabet gücünü artıracak, düşük enflasyon ve makul reel faiz oranlarını sağlayacak önlemleri almayı ve finans sistemimizi yeniden yapılandırmak üzere başlamış olan çalışmaları sürdürmeyi öngörmekteyiz.

Çözüm ve AB vizyonumuzu sürdürme kararlılığımızın somut bir göstergesi olarak ve Kıbrıs'ın Avrupa Para Birliği'ne dahil olacağını da göz önünde tutarak, Avrupa Para Birliği'ne bizim de dahil olacağımız perspektifiyle euro uygulamasına geçmeyi ve bundan siyasi ve ekonomik kazanımlar elde etmeyi öngörmekteyiz. Bunun için Türkiye Cumhuriyeti ve AB'den teknik yardım ve destek alınacaktır. Bu konudaki esas hedefimiz, ekonomik ve mali yapımızın 2007 yılına kadar Avrupa Para Birliği'ne katılmaya uyumlu hale gelmesidir.

Kıbrıs sorununa çözüm gelmemesine karşın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, AB'ye dahil olmuştur. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin AB ile ilişkilerinde düzenlemeleri gerektirecektir. Gelecekte olası çözümde, Kıbrıs'ta kuzey ekonomisinin her alanda güney ile rekabet halinde olacağı gerçeği ile yeni koşulları dikkate alan bir yapılanmaya ihtiyaç vardır. Bu bakımdan, bu rekabet ortamına, hem Kuzeyin ekonomisinin hazırlanması, hem de Kıbrıs Türk ekonomisinin Türkiye ile her alanda bu yeni koşulları gözeten konumda yeni ilişkileri ele alması gerekecektir. Bu amaçla, Türkiye ile ekonomik ve ticari ilişkileri yeniden düzenlemek üzere gereken çalışmalar başlatılacak ve bu konuda Hükümetlere öneriler sunmak üzere iki tarafın devlet ve bilim adamları ile sivil toplum örgütü temsilcilerinin katılacağı Konferanslar düzenlenecektir.

KKTC'de yapısal düzenlemeler AB normları çerçevesinde ele alınarak, özel sektörün önünün açılması, rekabet koşullarının geliştirilmesi ve mali sektör ile reel sektörün güçlendirilmesine verilecek özel önemle, kamu kesiminin büyüyen ekonomi içerisindeki payı düşürülecektir. Buna karşılık, devletin denetleyici ve düzenleyici rolünün öne çıkarılarak etkinleştirilmesi gözetilecektir.

AB'ye üye devletlerin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin deneyimlerinden yararlanılarak, ekonomik ve sosyal politikalarımız tek tek değerlendirilecek ve yapılması gereken değişiklikler takvimsel bir program çerçevesinde belirlenecektir. Bu kapsamda sosyal güvenlik sistemi, kamu kesimi, tarım, enerji, eğitim, vergi, rekabet, tüketici hakları ve diğer politikalarımızla ilgili gerekli yasal ve yapısal değişiklikler, Türkiye ve AB uzmanlarının da desteği ile ele alınacaktır.

24 Nisan referandumunun ortaya çıkardığı yeni koşulların, olanakların ve fırsatların şekillenmekte olduğu bu aşamada açıklığa kavuşacak yeni duruma uyumlu bir perspektif içerisinde yeni maliye ve para politikaları oluşturarak, aşağıda detayları verilen Ekonomik ve Mali Düzenlemeler Programı uygulanacaktır.

1. Kamu kesimi ve maliye politikalarına ilişkin düzenlemeler

1.1 Kamu kesiminde etkinliğin sağlanması, kamu borçlanma gereğinin sınırlanması ve ekonomik alanda rekabete dayalı daha etkin kaynak dağılımının gerçekleştirilebilmesi için KİT ve diğer işletmeci kamu kuruluşlarının yeniden yapılandırılmaları için başlatılan çalışmalar sürdürülecek ve ekte yer alan takvim çerçevesinde 2005 yılı sonuna kadar sonuçlandırılacaktır.

1.2. Kamu kesiminde, optimal bir yapıya gidilecek ve hizmetlerin etkinleştirilmesi hedefi paralelinde, belediyelerin sayısı azaltılacak ancak, her belediyenin hizmet verdiği alan genişletilerek, KKTC'deki tüm yerleşim birimlerinin AB normlarına ve standartlarına uygun belediye hizmetlerine ulaşması 2005 yılı sonuna kadar sağlanacaktır. Belediyelerin mali yapılarının güçlendirilmesi ve hizmet verebilir hale gelmesi için gerekli yasal düzenlemeler 2005 yılı Haziran ayı sonuna kadar tamamlanacaktır.

1.3. Devlet Planlama Örgütü bünyesindeki istatistik veri alt yapısının geliştirilmesi ve bu verilerin düzenli olarak uluslararası standartlara uyumlu bir biçimde yayınlanması sağlanacaktır. Bu bağlamda, kamu kesimindeki tüm uygulama birimlerinin, kendi fonksiyonları ile ilgili veri derleme, veri alt yapısı oluşturma ve düzenli bilgi akışına katkı sağlama hizmetleri geliştirilecektir. Bu amaca yönelik bir proje hazırlanıp 2004 yılında uygulamaya konacaktır.

1.4. Maliye Bakanlığı'nın yeni devlet kefaleti vermemesi uygulaması da devam edecektir. (KIB-TEK akaryakıt alımları hariç). Hazinenin Merkez Bankası'na ve ticari bankalara olan borçları, mevcut yasal düzenlemeyle belirlenen takvim çerçevesinde ödenmeye devam edecektir.

1.5. Nüfus idaresinde devam eden tam otomasyon çalışmaları ivedilikle tamamlanacak, diğer birimler ile uyum içerisinde olan projenin teknik çalışmaları ve uluslararası standartlara uygun yeni sistem kimlik verilmesi çalışmaları 2004 yılı sonuna kadar tamamlanacak ve uygulamanın 2005 yılı içerisinde yürürlüğe girmesi sağlanacaktır. Vergi, sigorta ve diğer alanlarda 2005 yılı haziran ayı sonuna kadar sadece kimlik numarası kullanımı sağlanacaktır.

1.6. Bütçe tasnif sisteminin uluslar arası standartlar ve AB normlarına uygun olarak düzenlenmesi çalışmaları tamamlanarak 2005 Devlet Bütçe Yasası bu yapıya göre hazırlanırken, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile yerel yönetimlerin bütçeleri ise 2006 yılında aynı yapıya uygun olarak hazırlanacaktır. Bu çalışmalar TC ile KKTC Maliye Bakanlığı arasında yakın işbirliği içerisinde sürdürülecek ve her türlü katkı sağlanacaktır.

1.7. Devlet ve yerel yönetimler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının tahakkuk esaslı muhasebe usulü ile hesapların tutulması çalışmaları 1.1.2006 tarihinde yürürlüğe girecek şekilde tamamlanacaktır.

1.8. Bütçe, muhasebe, vergi ve gümrük ile ilgili AB ile uyumlu yasal düzenleme çalışmaları 2005 yılında tamamlanacaktır. Söz konusu çalışmalar sürdürülürken, diğer yandan bu konular ile ilgili olarak teknoloji kullanımı konusunda gerekli proje üretilerek hayata geçirilecektir. Bu çalışmalar TC ile KKTC'nin ilgili birimleri arasında yakın işbirliği içerisinde sürdürülecek ve her türlü katkı sağlanacaktır.

1.9. Yapılacak yasal düzenlemeler ve teknoloji kullanımının yaygınlaştırılması ile verginin tabana yayılması ve kayıt dışı ekonominin kayda alınması sağlanacaktır.

1.10. 2004 yılında fon oranlarında yapılmış olan ve fiyatlarda düşüş etkisi yaratan düzenlemeler sürdürülecektir (Temmuz 2004). Ayrıca, Avrupa Birliğine uyum çerçevesinde Katma Değer Vergisi oranlarında düzenlemeye gidilecektir (Aralık 2004). Ancak 2004 yılındaki gelir hedeflerinden olumsuz yönde sapma olmasını önlemek amacıyla, muhtemel gelir kayıplarını karşılayacak önlemler de aynı paralelde alınacaktır.

1.11. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Kooperatifler Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Genel Sigorta Fonu ve Sosyal Güvenlik Fonu dışında kalan tüm fonların 2005 yılı içinde bütçe kapsamına alınması sağlanacaktır. Fonların bütçenin bütünlüğü, şeffaflığı, hesap verilebilirliği dikkate alınarak yeniden yapılandırılmalarına ilişkin yasal düzenlemeler 2005 Haziran ayı sonuna kadar tamamlanacaktır.

1.12. Çeşitli adlar altında tahsil edilen harçların günün gereklerine uygun düzeylere getirilmesi hususunda yasal düzenlemeler yapılacaktır. (Eylül 2004)

1.13. Kamu kesimi genel dengesinde sürdürülebilir bir yapının sağlanabilmesi amacıyla, kamunun optimal boyutlara getirilmesine yönelik olarak başlatılan çalışmalar yeniden gözden geçirilerek ekte yer alan takvim çerçevesinde 2005 yılı sonuna kadar tamamlanacaktır.

1.14. Türkiye Cumhuriyeti'nden sağlanan yatırım finansmanının ilgili yıl içerisinde kullanılmasının sağlanması, diğer bir deyişle mevcut kaynak kullanımının etkinleştirilmesi ve kamu yatırımlarının hızlandırılması amacıyla projelendirme konusunda özel sektörden ve sivil toplum kuruluşlarından hizmet alımına gidilecektir.

1.15. Kamu kesiminde bilgisayar kullanımının yaygınlaşmasıyla oluşturulmuş bulunan kamu-net hizmetlerini etkinleştirilmesi ve kurumsallaştırılması gereği ortaya çıkmıştır. Kurumsallaşmanın sağlanmasıyla e-devlet uygulamasına geçiş kolaylaşacak, teknik donanımda standartlaşmaya gidilecektir. Kurumsallaşma için gerekli yasal düzenleme 2004 yılı içerisinde gerçekleştirilecektir.

1.16 Özel sektörün muhasebe ve denetim sistemleri gözden geçirilecek ve AB standartlarına uygun hesap planı ve denetim sistemine geçilecektir. Bu çerçevede gerekli yasal düzenlemelerin yapılması 2004 yılında tamamlanacaktır.

1.17. Kamu kurum ve kuruluşlarına (kamudan finansmanı sağlanan kurum ve kuruluşlar dahil) alınacak memurlar için yürürlüğe konulan sınav tüzüğünün uygulanmasını sağlayacak alt yapı çalışmaları projesinin tamamlanması için gerekli finansman sağlanacak ve uygulamaya 2004 yılı sonuna kadar geçilecektir. İşçiler için de benzer bir sınav uygulanacaktır.

1.18. AB normlarına uyum çalışmalarının gereği olarak Avrupa Birliği Koordinasyon Merkezi, personel ve teknik donanım yönünden güçlendirilecektir. Söz konusu merkez tarafından takvimlendirilecek AB uyum çalışmaları sırasında ihtiyaç duyulan alanlarda Türkiye Cumhuriyeti'nden uzman desteği alınacaktır.

1.19 Geçici personel statüsü için 2004 yılı ekim ayı sonuna kadar gerekli mevzuat düzenlemesi yapılacaktır. Mevsimlik işçi çalıştırılması, bütçe yasalarıyla süre ve sayı olarak sınırlandırılacaktır.

1.20 Kamu personelinin maaşlarının her iki ayda bir, geçen iki ayda gerçekleşen enflasyon oranında artırılmasına devam edilecektir. Ayrıca her yıl gerekli finansmanın sağlanması kaydıyla bir önceki yılın kesinleşen büyüme oranı kadar reel artış yapılabilecektir.

1.21. Bütçede ödeneği olmadan avans ve imprest verilmeyecek, 2005 bütçesi bu çerçevede hazırlanacak ve bütçe kanununa bu yönde sınırlayıcı bir hüküm konulacaktır.

2. Mali sektöre ilişkin düzenlemeler

2.1. Yönetimi kamu eliyle yürütülen bankalar, mevcut yapılarının imkan vermesi halinde, bankacılığın gereklerine uygun, karlılık ve verimlilik ilkelerine göre çalışacak şekilde yeniden yapılandırılacaktır. Bu amaçla 2004 yılı ağustos ayı sonuna kadar uygulanabilir bir eylem planı hazırlanacak ve söz konusu plan 2004 yılı sonuna kadar hayata geçirilecektir.

2.2. Ticari nitelikteki borç-alacak davalarının ihtisas mahkemelerinde görülmemesinden dolayı, davaların karara bağlanması uzun bir süreç almaktadır. Bu sürecin kısaltılması, sağlıklı ve süratli kararların verilebilmesini teminen, ticaret mahkemeleri kurulması için gerekli yasal düzenleme 2005 yılı Nisan ayı sonuna kadar tamamlanacaktır.

2.3. Mali sektörde, bankalar yanında önemli bir yeri olan yatırım ve kredi şirketleri ile ödünç para veren kurumların denetim altına alınması ve çalışma usul ve esaslarının saptanması amacıyla düzenlenen yasa tasarısı meclise sevk edilmiş olup, KKTC bütçesine herhangi bir yük getirmeyecek şekilde ekim ayı sonuna kadar yasallaşması sağlanacaktır.

2.4. Mali sektörün etkin işleyişine katkı yapacak ve işlem hacmini genişletecek olan "factoring" ve "leasing" hizmetlerini düzenleyen mevzuat çalışmaları tamamlanarak meclise sevk edilecektir (Aralık 2004).

2.5. Sigortacılık hizmetlerinin, AB normları dikkate alınarak geliştirilmesi ve denetimlerinin etkinleştirilmesi amacıyla sürdürülen yasa çalışmaları 2004 yılı sonuna kadar tamamlanacaktır.

2.6. Bankacılık ve sigortacılık mevzuatı altında faaliyet gösteren şirketlerin birleşmeleri veya aynı yasa altında kurulmuş başka şirketlere devirleri, AB müktesebatına uyumlarının sağlanmasının yolunu da açabilecek şekilde teşvik edilmesi amacıyla mevzuat çalışması yapılacak ve bu çalışmalar 2004 yılı sonuna kadar tamamlanacaktır.

2.7. AB normlarına uygun olarak, asgari öz kaynak tutarının yükseltilmesine ve konsolide denetime olanak sağlayacak şekilde Bankalar Yasası'nda gerekli değişiklikler 2004 yılı sonuna kadar yapılacaktır.

2.8. Döviz bürolarının çalışma usul ve yasaları yeniden gözden geçirilecek ve gerekli mevzuat düzenlemeleri 2004 yılı sonuna kadar gerçekleştirilecektir.

2.9. Faaliyeti durdurulan bankalar ve Peyak'ın alacaklarının tahsilinin hızlandırılması sağlanacaktır. Bankaların mali durumlarının bozulmasında ihmali görülenlere yönelik olarak cezai ve hukuki davaların açılması için gerekli her türlü mevzuat düzenlemeleri ve bürokratik işlemler ivedilikle tamamlanacaktır. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Şirketler Mukayyitliği ve Kooperatif Şirketler Mukayyitliği faaliyeti durdurulan bankalar ve Peyak'la ilgili olarak Ekonomi Bakanlığı'nca belirlenecek bir format dahilinde her ay sonu itibariyle yaptıkları işlem ve tahsilatları bildiren raporların sunulmasına devam edilecektir.

2.10. Kooperatifler yeniden ele alınarak üyelerine ve ortaklarına daha iyi hizmet verecek şekilde geliştirilecek, mali yapılarının düzeltilmesi, öz kaynaklarının artırılması, üyelerden toplayacakları paralara özkaynakları ile orantılı sınır getirilmesi yönündeki tedbirler kararlılıkla uygulanacak ve uluslararası normlara uygun olarak çağdaş bir düzenlemeye tabi tutulacaktır.

Kooperatif Merkez Bankası'nın işletmeleri ayrı birer tüzel kişilik olarak 2004 yılı sonuna kadar KKTC Bankalar Yasası'nın öngördüğü kurallara uygun olarak bankanın birer iştiraki konumuna getirilecektir. Yeniden yapılandırma sürecinde, Kıbrıs Türk Kooperatif Merkez Bankası tarafından devlet kefaleti ile kamu kuruluşlarına kullandırılan kredilerden, KKTC Bankalar Yasası'na uygun olarak projenin hayata geçirilmesi için doğacak mali yükümlülüklerin karşılanması amacı ile yeterli tutar, bankaya ödenecektir. Bu işlemler gerçekleştikten sonra, bankanın gerçek sahiplerine iade edilmesini sağlamak üzere bir çalışma programı hazırlanacaktır.

2.11. Off shore faaliyetlerinin AB müktesebatına ve diğer uluslararası yükümlülükler çerçevesinde uyumlaştırılması hususunda çalışma başlatılacaktır.

3. Çalışma yaşamı ve sosyal güvenlikle ilgili düzenlemeler

3.1. Kendi hesabına işyeri açacak yabancı uyruklularla ilgili yasal boşluk doldurulacak ve bunlara verilecek çalışma izninin esasları tespit edilerek muhaceret yasalarında gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

3.2. Kaçak ve kayıt dışı istihdamla mücadele amacıyla, konuyla ilgili tüm devlet birimleri, yasaların kendilerine verdiği yetki ve sorumluluk çerçevesinde, gerekli yasal ve idari tedbirleri 2004 yılı sonuna kadar alacaklardır. Bu konu ile ilgili yasal ve idari tedbirlerin alınması öncesinde ilgili taraflar arasında koordine sağlanacaktır.

3.3. Çalışma Dairesi'nde iş ve işçi bulma hizmeti etkinleştirilecek, bu çerçevede merkez ve ilçe kuruluşları arasında tam otomasyona geçilecektir. İşsizlikle mücadele amacıyla çeşitli alanlarda ihtiyaç duyulan nitelikli personelin eğitilmesi amacıyla Çalışma Dairesi koordinasyonunda eğitimle ilgili birimler ve üniversiteler ile işbirliği halinde bir kurs ve eğitim projesi başlatılacaktır. Ayrıca genç işsizlere "Girişimcilik veya Meslek Edindirme Kursları" açılacaktır.

3.4. Bağımsız ve AB norm ve standartlarına uygun faaliyet gösterecek Endüstriyel Eğitim ve Verimlilik Merkezi kurulacak ve bu amaçla Çıraklık Yasası ve Endüstriyel Verimlilik Yasası'nda gerekli düzenlemeler yapılacak, işçi-işveren-devlet üçlüsünün yönetiminde yeni bir yapılanma yaşama geçirilecektir.

3.5. Devlet, KİT, belediyeler, bağımsız daireler vb. kuruluşların yapacakları sürekli geçici personel ile vasıflı, vasıfsız, sözleşmeli, geçici veya herhangi nam altındaki işçi istihdamlarının, Çalışma Dairesi kanalıyla temini hususunda tüm kurumları bağlayıcı yasal düzenlemelerin uygulanmasını sağlayıcı müeyyidelerin hayata geçmesi sağlanacak ve toplu sözleşmelere bu hususun ilavesi sağlanacaktır.

3.6. DPÖ'nün 2003 yılında başlattığı Hane Halkı İşgücü Anketi araştırması, iki ayrı dönemde gerçekleştirilerek anket 2004 yılı sonunda tamamlanacaktır.

3.7. Reel sektörün istihdamını artırmak ve ihtiyaç duyulan ara elemanları temin etmek amacıyla, işletmelerin ihtiyaç duydukları elemanları kendilerinin işbaşında eğitmesi ve eğitim sonunda istihdam etmesi amacıyla teşvik projesi hazırlanarak uygulanmasına başlanacaktır.

3.8. Olası bir anlaşma ve AB üyeliği dikkate alınarak AB'ye uyum çalışmaları kapsamında, kazanılmış haklara dokunulmadan uluslararası uzmanların da katkılarıyla yeni sosyal güvenlik sistemini ilgilendiren yasalar hazırlanacak ve 2005 yılında yürürlüğe konacaktır.

3.9. Güneyde çalışmaya giden insanlarımıza yasal zorunluluk ve baskı yaratmadan, KKTC sosyal güvenlik fonlarına ceza, gecikme faizi gibi unsurları kaldırarak, belli ölçüde gönüllülük temelinde yatırım yapmalarını teşvik edecek, sosyal güvenlik fonuna ek yük getirmeyecek yasal düzenlemeler yapılacaktır.

3.10. KKTC'de sağlık sigortası sisteminin kurulması ve sağlık sistemi ile sosyal güvenlik sisteminin uyumlu bir yapıda yürütülebilmesi için gerekli teknik destek ve proje üretimi sağlanacaktır.

4. Reel sektöre ilişkin düzenlemeler

4.1. KKTC'de rekabet hukukunun yerleştirilmesi ve rekabetin kurumsallaştırılması amacıyla hazırlanan Rekabet Yasa Tasarısı'nın sektör temsilcileri ile görüşüldükten sonra 2004 yılı sonuna kadar yasallaşması sağlanacak; ayrıca Anti Damping Yasa Tasarısı'nın hazırlanması çalışmalarına hız kazandırılacaktır.

4.2. Özel sektörü yeni istihdam yapmaya özendirmek için alınan tedbirlerin uygulanmasına devam edilecektir. Özel sektörün ek istihdam yapması ve istihdamın kayıt altına alınması amacıyla, 2003 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla uygulamaya konan istihdama katkı projesi 2004 yılında da sürdürülecektir. Söz konusu kararın uygulama sonuçları izlenecek ve gerektiğinde ek tedbir ve destekler getirilecektir.

4.3. Pazar sorunu yaşayan ülkemizde, özellikle temel gıda ve benzeri alanlarda silahlı kuvvetler ihaleleri ile turistik tesislerin ihtiyaçlarının iç pazardan karşılanmasına yönelik çalışmalar, ilgili kurumlar arasındaki işbirliği ile daha da geliştirilecektir.

4.4. İthalattan alınan vergi ve fonlarda yapılan indirimler sonucu rekabet gücü azalan sanayi kuruluşları ile ihracat yapabilmek için destek ihtiyacı bulunan sanayi kuruluşlarına Reel sektörün desteklenmesi projesinden halen sağlanmakta olan destek sürdürülecek ve yapılması tasarlanan ek destek unsurları da bu uygulamaya eklenecektir. Bu çerçevede mevcut ihracat teşvikleri gözden geçirilerek daha etkin hale getirilecektir. Sağlanacak desteklere ilişkin öneriler Ekonomi Bakanlığı'nca hazırlanacaktır.

4.5. Kalkınma Bankası ve özel bankalara borçlu olup, özel bankalara olan borçlarının yüksek faizi nedeniyle zor durumda bulunan ve bu borçlarının uygun koşullarda yeniden yapılandırılması halinde karlı ve verimli şekilde çalışmaları ve ekonomiye kazandırılmaları mümkün bulunan işletmelerin borçları KKTC Kalkınma Bankası'nın katkılarıyla yeniden yapılandırma işlemleri tamamlanacaktır. Banka kaynaklarının yetersiz kalması halinde reel sektörün desteklenmesi projesinden kaynak ayrılacaktır. KKTC Kalkınma Bankası tarafından, borçlulara yönelik 2003 yılında yapılmış olan iyileştirme düzenlemelerinin geri ödeme disiplininin yerleşmesi için gerekli önlemler alınacaktır.

4.6. 2003 yılında Faiz Farkı Fonu'ndan genç girişimcilere, esnaf ve sanatkarlara, küçük sanayicilere, özellikli küçük sanayiye verilmiş olan kredilerin ayrıntılı bir değerlendirilmesi yapılacaktır. Söz konusu değerlendirme sonucunda, kredi programına katılan bankalar ve kredilerin veriliş usul ve esaslarında gerekli, düzenleme ve değişikliler yapılarak kredi verilmesine devam edilecektir. Bu kapsamda Kredi Kefalet Şirketi tasfiye edilerek yükümlülükleri Maliye Bakanlığı'na devredilmiştir.

4.7. Yerli ve yabancı yatırımcının önünü açacak ve bürokratik işlemleri asgariye indirecek bir çalışma başlatılarak projelendirilecektir. Ekonomi Bakanlığı'nın, üniversitelerden de hizmet almak suretiyle gerçekleştireceği bu proje reel sektörün desteklenmesi projesinden finanse edilecektir. Bu araştırmanın sonuçları dikkate alınarak, bürokrasiyi azaltmak yönünde gerekli idari ve yasal düzenlemeler 2004 yılı içinde tamamlanacaktır.

4.8. Yabancı sermayenin ülkemize girişini hızlandırmak, ülkemizdeki yatırım olanaklarını tanıtmak ve yatırımcılara yardımcı olmak amacıyla, kamu ve ekonomik sivil toplum örgütü üyelerinin katılımı ile yabancı sermaye merkezi oluşturulacaktır.

4.9. Sağlık sertifikalarının düzenlenmesi, gıda kontrol sisteminin kurulması ve gıda mevzuatının Avrupa Birliğine uyumlu hale getirilmesi için gerekli tüm çalışmalar 2004 yılı sonuna kadar tamamlanacaktır. Devlet Laboratuarı ile tarım ve hayvancılık laboratuvarlarının Avrupa Birliği'nce uygulanmakta olan uluslararası standartlarda akreditasyon belgesi alabilmesi için, gerekli teknik donanımın temini çalışmaları tamamlanacaktır (Aralık 2004).

4.10. AB normlarına uyumlu KOBİ teknik ve finansman destek politikalarının oluşturulması için başlatılan çalışmalar çerçevesinde KOBİ Üst Kurulu kurulmuş çalışmalarına başlamıştır. Bu çerçevede "KOBİ" ve "MİKRO" işletme faaliyetlerine yönelik idari bir yapılanma için başlatılan teknik çalışmaların yıl sonuna kadar tamamlanması hedeflenmiştir.

4.11. Küçük ve orta boy işletmelerin gelişip büyümesini sağlayacak uygun koşullar için kredi olanakları geliştirilecek ve özellikle yeni teknoloji yatırımları özendirilecektir. Esnaf ve zanaatkarların iş yerlerini geliştirip büyütebilmesini sağlamak için kredi olanakları artırılacak ve bu sektöre dinamizm kazandırılacaktır. Diğer yandan, KOBİ'lerin birleştirilerek geliştirilmesi yönünde teşvik imkanlarının sağlanması yönünde mevzuat düzenlemeleri yapılacaktır.

4.12. Limanlarımızın dünya ticaretine açılması ile ilgili süreç sürmektedir. Ancak, açılım sürecinin yaşama geçirilebilmesi Gazimağusa ve Girne limanlarının ivedilikle dünya standartlarında hizmet verebilecek hale dönüştürülmesi ile mümkün olacaktır. Bu amaçla teknik destek alınarak ivedi olarak projeler hazırlanacak ve yaşama geçirilecektir.

4.13 Yatırımların teşviki amacıyla başlatılan teşvik sistemi kararlılıkla uygulanmaya devam edecek ve yatırımcıların önündeki tüm idari ve yasal engeller ivedilikle kaldırılacaktır.

4.14 Karpaz bölgesinin kalkındırılması amacıyla bölgeye yönelik olarak, yükseköğretim, turizm ve diğer alanlarda yeni yatırım alanları tespit edilerek, bunlarla ilgili fizibilite, etüt ve proje çalışmaları ivedilikle yapılacaktır.

4.15 Turizm sektörü ile ilgili düzenlemeler

4.15.1. Yeni gelişmeler çerçevesinde turizm sektörünün yeniden yapılanmasına yönelik olarak Turizm Master Planı'nın ivedilikle hazırlanarak devlet politikası olarak uygulamaya konulması sağlanacaktır (Aralık 2004).

4.15.2. Turizm sektörünün gelişme kaynağı olan çevre değerleri korunarak hazırlanan özel ilgi yatırımları ve otel yatırımları desteklenecek ve üç yıl içerisinde yatak sayısının artırılması için gerekli finansman sağlanacaktır.

4.15.3. Turizm sektörünün yönetimini katılımcı, dinamik, esnek ve etkin hale getirilmesi için gerekli kurumsal ve yasal altyapı Kıbrıs Türk Turizm Örgütü oluşumu ile sağlanacaktır (Aralık 2004). Bu çerçevede Turizmle ilgili birimler yeniden yapılandırılacaktır.

4.15.4. Mevcut ve yeni pazarlardan, otellerde konaklama kaydı ile getirilecek turistler için ulaşım desteği sağlanmaya devam edilecektir. Bu amaçla gerekli kaynak, reel sektörün desteklenmesi projesinden karşılanacaktır.

4.15.5. Referandum sonrası oluşan konjönktürel yapı çerçevesinde ortaya çıkan açılımlar dikkate alınarak 2004 yılında başlamak üzere KITOB, KITSAB ve RESBİR üyelerine destek sağlanacaktır. Bu konudaki finansman ihtiyacı reel sektörü destekleme projesinden ve diğer kaynaklardan karşılanacaktır.

4.15.6. İnşaatı devam eden ve Oteller Tüzüğü'ne göre butik oteller, yöresel evler, turistik pansiyonlar sınıflarından birine uygun veya en az 60 yataklı ve en az üç yıldızlı otel veya birinci sınıf tatil köyü sınıfı kapsamında olup yarım kalmış projeler ile mevcut otellerin çekiciliklerinin artırılmasına veya bir üst sınıfta sınıflandırılmaya yönelik projeler için uygun koşullarda kredi sağlanacaktır. Mevcut otellerin iyileştirilmesi ile en az 60 yataklı ve dört yıldızlı yarım kalmış otellerin tamamlanması için KKTC Kalkınma Bankası kaynaklarının yetersizliği halinde, reel sektörün desteklenmesi projesinden kaynak ayrılacaktır.

4.15.7. 2004 yılında toplantı ve konferans turizminin geliştirilmesi ile diğer yandan spor kafilelerinin KKTC'nde kamp yapmalarının temini için Gençlik ve Spor Bakanlığı ile süratle projeler hazırlanacak ve bu amaçla Türkiye Cumhuriyeti yardımlarından kaynak ayrılacaktır. Bu çerçevede, spor komplekslerinin uluslararası standartlara getirilmesi hususunda proje üretilmesi ve bu konuda TC kurumlarından ve uluslararası kuruluşlardan gerekli teknik yardımın alınması sağlanacaktır.

4.15.8. KTHY ve diğer özel hava yolu şirketleri tarafından Türkiye ve İngiltere haricindeki ülkelerden charter veya tarifeli seferler düzenlenmesi teşvik edilecektir. Bu amaçla yolcu başına elli Amerikan Dolarına kadar teşvik ödemeleri yapılabilmesi için reel sektörün desteklenmesi projesinden kaynak aktarılacaktır. Üçüncü ülkelerle KKTC arasında doğrudan hava ulaşımı sağlayacak olan şirketlere aynı projeden finansman sağlanacaktır.

4.15.9. KTHY ile THY arasında Türkiye havalimanları ile KKTC arasında geçerli olacak inter-line anlaşması yapılması ve THY'nin Türkiye-KKTC uçuşlarını artırması için girişim yapılacaktır.

4.15.10. KTHY ile Ekonomi ve Turizm Bakanlığı arasındaki işbirliği artırılacak ve bu çerçevede seyahat acenteleri ile sektörün sorunlarına işbirliği ile çözüm bulunmaya çalışılacaktır.

4.15.11. Sivil Havacılık Yasası yeniden düzenlenecek ve ICAO (International Civil Aviation Organisation), JAA (Joint Aviation Authority) ve yeni oluşturulmakta olan EASA (European Aviation Safety Agency Euro Control) standartlarına uyumlu hale getirilecektir. KKTC sivil havacılığının IATA ve KKTC'nin ICAO'ya üyeliklerinin sağlanması için çaba gösterilecek ve bu örgütlerin toplantılarına katılımın sağlanması gerçekleştirilecektir. Ercan havaalanının uluslararası uçuşlara açılabilmesi için zorunlu olan teknik cihazların alınması amacıyla gerekli finansman sağlanacaktır.

4.15.12. Türkiye ve KKTC yolcu ve yük trafiğinde liman, serbest liman ve havalimanlarında alınan ücret, vergi ve fonlar sürekli olarak izlenecek ve karşılıklı olarak indirilecek, yolcu biletleri üzerinden kurumlar veya fonlar adına yapılan vergi dışı kesintiler 2004 yılı sonuna kadar asgariye indirilecek veya kaldırılacaktır.

4.15.13. Kalkınmada öncelikli yörelerde, alternatif turizmin geliştirilmesine yönelik mikro projeler desteklenecektir.

4.16. Sanayi sektörü ile ilgili düzenlemeler

4.16.1. Hazırlanacak bir proje ile şirket kayıtları güncelleştirilecek (varlığını yitirmiş olanlar kayıtlardan düşürülecek) kayıtların daha sağlıklı olması ve izlenmesi sağlanacaktır. Şirket kayıt numaralarının, kamuyla ilgili her alanda tek numara olarak 2005 yılından itibaren kullanılması sağlanacaktır.

4.16.2. Yerel sanayinin rekabet durumunu tespit etmek amacıyla öncelikle mevcut sanayi kuruluşlarının envanteri çıkarılacaktır. Mevcut sanayi dalları arasında, açık rekabete dayanabilecekleri belirlemek ve bu kuruluşlara rekabet gücü kazandırılması amacıyla öneriler geliştirmek için gerçekleştirilecek projeler için gerekli finansman reel sektörün desteklenmesi projesinden karşılanacaktır.

4.16.3. Sanayicilerin ürünlerinin kalitesini uluslararası standartlara uygun hale getirmesi için uluslararası alanda aranan belgeleri alması (TSE, ISO9000/14000, CE, HACCP), pazar araştırması faaliyetleri yürütmesi, yurtdışında uluslararası fuarlara katılması, uluslararası geçerliliği olan patent, faydalı model belgesi, endüstriyel tasarım belgesi alması, sanayi ürünlerinin yurtdışında pazarlanması amacıyla tanıtım ve reklam faaliyetlerinde bulunması, yurtdışında kendi unvan ve markası ile satış yapmak amacıyla ofis, depo ve mağaza açması hallerinde de devlet desteği sağlanmaya devam edilecektir.

4.16.4. KKTC'nin orta ve uzun vadede enerji ihtiyacının saptanması ve gerekli yatırımların gerçekleştirilmesine yönelik olarak mevcut master plan revize edilecektir. Bu kapsamda, on yıllık bir dönem içinde enerji üretiminin belirli bir oranın yenilenebilir kaynaklara dayandırılması için özel sektör ile Elektrik Kurumu arasında işbirliği yapılması için gerekli teşvikler de sağlanacaktır.

4.16.5. Akaryakıt ürünlerinin (LPG, benzin, motorin ve jet yakıtı) gerekli test ve denetimlerinin ithalattan tüketime kadar geçen her safhada, AB standartlarına uygun olarak yapılabilmesi amacıyla akaryakıt laboratuarının geliştirilmesi sağlanacaktır.

4.16.6 Geçitkale Havalimanı'nın uçak bakım üssü haline getirilmesi ile ilgili çalışmalar başlatılacaktır.

4.16.7 Gazimağusa'da inşaatı devam eden ve yönetimi Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin önderliğinde diğer üniversiteler ile birlikte gerçekleştirilecek olan teknoloji merkezinin cazip hale getirilmesi amacıyla hazırlanacak Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Yasası 2004 yılı sonuna kadar Kanunlaştırılacaktır.

4.17. Tarım sektörü ile ilgili düzenlemeler

4.17.1 Tarımda doğrudan gelir desteği sistemi ve çiftçi kayıt sistemleri AB müktesebatı doğrultusunda geliştirilerek uygulamasına devam edilecektir. Uzaktan algılama sisteminin hayata geçirilmesi konusunda proje hazırlanarak hayata geçirilecektir. Doğrudan gelir desteği uygulamasına paralel olarak ihracat teşvikleri ve fiyat desteklemeleri de tedricen azaltılacaktır. Bu konuda altyapısı hazır olan Tarım Master Planı 2004 yılı sonuna kadar tamamlanacaktır. Geleneksel harnup ve zeytin üretiminin geliştirilmesi için zeytin ve harnup ağaçlarının bakımlı ve verimli hale getirilmesi ve yeni dikimlerin yapılması teşvik edilecektir.

4.17.2 Süt üretiminde verimliliğin yükseltilmesi amacı ile uygulanmakta olan projeye devam edilecek, süt teşvikinin küçük üreticilere yönelmesi sağlanacaktır. Süt ürünlerinin üretim aşamasında meydana gelen çevre kirliliğinin ortadan kaldırılması için hazırlanacak projeler süt üretimini teşvik sistemi için ayrılan kaynaklar da kullanılmak suretiyle finanse edilecektir.

4.17.3 Ürün fazlası bulunan tarımsal alanlarda, alternatif ürünlerin yetiştirilmesi için özendirici bir proje başlatılacak, arz ve talebin dengede tutulabilmesi için 2004 döneminde uygulanmak üzere özendirici ve yönlendirici üretim planlaması yapılacaktır. Bu çerçevede Karpaz bölgesinde 2004 hasat döneminden sonra tütün ekimine izin verilmeyecek, tütün ekilen alanlara başka ürün ekecek çiftçilerden, bu uygulama nedeniyle zor durumda ve başka geliri olmayanlara iki yıl boyunca ek gelir desteğinde bulunulacaktır. Karpaz Tütün Şirketi 2005 yılı sonuna kadar tasfiye edilecektir.

4.17.4 Tarımda organik metotlar ile ürün yetiştirilmesi özendirilecek; bu konuda Türkiye'nin ve önde gelen organik tarım üreticisi ülkelerin deneyimlerinden yararlanılacaktır. Organik tarım uygulamaları konusunda çalışmalar başlatılacaktır.

4.17.5 Tohumculuk ve fidancılığın geliştirilmesi amacıyla, bunların üretimi, pazarlaması ve yaygınlaştırılması konusunda yasal ve idari düzenlemeler 2005 yılı sonuna kadar gerçekleştirilecektir.

4.17.6.Hayvan hastalıklarının kontrolü ve eradikasyonu için gerekli tedbirler alınacaktır.

4.17.7 Hayvan barınaklarının iyileştirilmesi için gerekli teşvikler sağlanacaktır

4.18 Yükseköğrenim sektörüne ilişkin düzenlemeler

4.18.1. KKTC üniversitelerindeki standartların AB standartlarına uyumlaştırılması ve öncelikli olarak kaliteli öğrenim hedef alınacaktır. Bu amaçla üniversitelerin yatırımlarına kredi desteği ve hibe desteği verilmeye devam edilecektir.

4.18.2 ODTÜ Kalkanlı kampusunda 2005 yılı ekim ayında eğitime başlanabilmesi için gerekli her türlü yasal ve idari tedbirler alınacak ve gerekli finansman temin edilecektir. Ayrıca, kampus yönetim kurulunun finansmanı temin edilen projelerin zamanında hazırlanması ve ihaleye çıkılması için gerekli tedbirleri alması sağlanacaktır.

KİT ve diğer işletmeci kuruluşların yeniden yapılandırma takvimi

Yeniden Yapılandırma Komisyonun Oluşumu (Temmuz 2004)eylem planlarının hazırlanması ve gerekli mutabakatın sağlanması. (2004 Ağustos-Aralık) Eylem planlarının mutabakat ile uygulamaya konulması. (Her ay üç kuruluşun yeniden yapılandırma eylem planı yürürlüğe konulacaktır). (2004 Ağustos-Aralık). Eylem planlarının sonuçlandırılması (2004 Ağustos-2005 Aralık)

Yeniden yapılandırmaya tabi tutulacak kuruluşlar:

1.Kıbrıs, Meyve, Sebze İşletmeleri Ltd. (CYPFRUVEX)

2.Eti Teşebbüsleri Ltd. Şti.

3.Toprak Ürünleri Kurumu

4.Süt Endüstrisi Kurumu

5.Devlet Üretme Çiftlikleri

6.Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu (KIB-TEK)

7.Telekomünikasyon Dairesi

8.Kıbrıs Türk Hava Yolları Ltd. Şti.

9.Kıbrıs Türk Denizcilik Ltd. Şti.

10.Kıbrıs Türk Tütün Endüstrisi Ltd. Şti.

11.Alkollü İçki ve Şarap Endüstrisi Ltd. Şti.

Kamunun yeniden yapılandırılması takvimi:

Kamu teşkilat yapılarının gözden geçirilmesi ve tasarıların hazırlanması ve meclise sunulması (2005-Nisan)

Teşkilat düzenlemelerinin tamamlanması (Her ay asgari beş daire tamamlanacaktır.) (2005-Nisan-Aralık)

Personel reformuna ilişkin tasarıların meclise sevk edilmesi (2005 Mart)

Personel reformuna ilişkin düzenlemelerin tamamlanması (2005 Aralık)

Bütçe Kod yapısının uluslararası standartlara göre düzenlenmesi (1.1.2005)

Muhasebe sisteminin uluslararası standartlara göre düzenlenmesi (1.1.2006)

KIBRIS 24/06/04

 

Rum yönetimi, Türkiye'nin AB'ye girme sürecinin başlamasına engel olmayacak

Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Rum yönetiminin Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecini bloke etmeyeceğini savundu.

Reuters'in haberine göre, Papadopulos bu açıklamayı İspanyol gazetesi El Pais'e yaptı

Papadopulos, gazeteye verdiği demeçte "Kıbrıs (Rum yönetimi) Türkiye'nin AB'ye girme sürecinin başlamasına hiçbir engel koymayacak" dedi.

Papadopulos ayrıca Güney Kıbrıs'ın, yüksek bütçe açığı ve 11 Eylül intihar saldırılarının turizm sektöründe neden olduğu olumsuz etkilerden dolayı Avrupa para birimi euroya 2008'den önce katılmalarının zor bir olasılık olduğunu belirtti.

KIBRIS 24/06/04

Şener: KKTC, cazibe merkezi olacak

Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, yeni dönemde KKTC'nin önemli bir cazibe merkezi olacağına inandığını söyledi.

Şener, Türkiye ile KKTC arasında var olan ilişkilerin güçlenerek devam etmesinde büyük zaruret olduğunu kaydetti.

Abdüllatif Şener, bir günlük resmi ziyaret için geldiği KKTC'de Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ve Başbakan Mehmet Ali Talat ile görüştü.

Şener ayrıca, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Işık Koşaner ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Necmettin Baykul'u da ziyaret etti.

Denktaş'a ziyaret

Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'i kabul etti.

Abdüllatif Şener, görüşmenin başında Cumhurbaşkanı Denktaş'ın köpeği Boncuk'la ilgilenerek onu kucağına alıp sevdi ve basın mensuplarına poz verdi.

Şener, basın açıklamasında KKTC'de bulunmaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek, 24 Nisan'dan sonra ikinci kez KKTC'ye geldiğine işaret etti. İlk gelişinde Ercan Havaalanı'nın açılışına katıldığını hatırlatan Şener, Ercan'ın Ortadoğu'nun önemli havaalanlarından biri ve adadaki en güzel havaalanı olduğunu söyledi.

"Umut ediyoruz ki bu yeni dönemde KKTC, adanın önemli bir cazibe merkezi olacaktır" diyen Abdüllatif Şener, yıllardır sürdürülen izolasyonların bu yeni dönemde kalkacağı umudunu dile getirdi.

KKTC ekonomisinin ve Kıbrıs Türk halkının refah düzeyinin yükseleceğini kaydeden Şener, ekonomik programın gözden geçirilmesi ve eldeki imkanların en etkili şekilde kullanılmasının önem taşıdığını vurguladı.

Abdüllatif Şener, yeni dönemde adayı yakından takip etmek zorunluluğu bulunduğunu belirterek, ziyaretinin bu amacı taşıdığını söyledi.

Şener, tarihi kişiliği olan cumhurbaşkanıyla birlikte olmanın, görüş ve düşüncelerinden yararlanmanın kendileri için zevk olduğunu da ekledi.

Denktaş: İşi yokuşa sürüyorlar

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da konuşmasında, "Sizi aramızda görmek halkımız için büyük bir ümit ve destek kaynağıdır. Söyledikleriniz inşallah tahakkuk eder" dedi.

Zorluklar bulunduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Denktaş, hukuki zorluklar var denilerek birçok işin yokuşa sürüldüğünü kaydetti. Denktaş, şöyle konuştu:

"Onun için bizim ümidimiz anavatanın yardımlarıdır, desteğidir. Elde bir addedelim onu. Diğer beklentilerimiz de tahakkuk ederse tabiatıyla çok memnun oluruz. Tahakkuk etmesi için hükümetimiz uğraşıyor, biliyoruz. Hükümetimize vaatler yapılmıştır. Bu vaatleri zamanında yapmış olanlar inşallah sorumluluk içinde hareket ederler, sözlerinde dururlar. Bu halkımızın hakkıdır ama biz sizinle yapılacak anlaşmalara, anavatandan gelecek yardımlara önem veriyoruz ve tekrar hizmetleriniz, çabanız için teşekkür ediyorum."

Denktaş, Şener'e KKTC'de yapacağı çalışmalarda güzel netice alınması dileğinde bulunarak, "Siz güle güle gidersiniz, biz de alınan neticeyi güle güle kullanırız inşallah" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC'de yaşayan su sıkıntısına işaret ederek, bu konuya önem verilmesini istedi. Susuz ziraat olmadığını vurgulayan Denktaş, geçmiş yıllarda çok çaba sarf edildiğini ama deniz altından su gelmedikçe Mesarya'nın yüzünün gülmeyeceğini söyledi.

Ekenoğlu'na ziyaret

Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ve beraberindeki heyet, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu'nu ziyaret etti.

Abdüllatif Şener başkanlığındaki heyete TC Büyükelçisi Hayati Güven eşlik etti.

Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdülltif Şener, basına yaptığı açıklamada KKTC'de bulunmaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek, 24 Nisan'dan sonra ikinci kez KKTC'ye geldiğine işaret etti. İlk gelişinde Ercan Havaalanı'nın açılışına katıldığını hatırlatan Şener, resmi temaslarda bulunmak üzere KKTC'yi ikinci kez ziyaret ettiğini söyledi.

Toplum ve devlet hayatında demokratik kurumların önemli olduğuna dikkati çeken Şener, temaslarını başlattığı ilk günden bu yana KKTC'de kurumsal bir gelenek ve kurumsal bir kültürün yerleşmiş olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

KKTC'de güzel şeylerin ortaya çıkması için meclise büyük görevler düştüğünü belirten Şener, Ekenoğlu'nun bu görevleri yerine getirebileceğine inanç belirtti.

En önemli noktanın TC ile KKTC arasındaki işbirliği olduğunu vurgulayan Şener, "İşbirliği ve dayanışma her zaman var olacaktır. Sorunlar geçicidir, bu sorunlar her zaman aşılabilir. Kalıcı olan TC ile Kıbrıs Türkü'dür. Önümüzdeki süreci buna göre değerlendirmek lazımdır. Güzel şeylerin olacağına inanıyorum" şeklinde konuştu.

Ekenoğlu: Türkiye, Kıbrıs

Türkü'nün dışarıya açılan penceresi

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in ziyaretinden duyduğu mutluluğu dile getirerek, Kıbrıs Türkü'nün bugüne kadar kapalı bir toplum olarak yaşadığını ve Türkiye'nin de Kıbrıs Türkü'nün dışarıya açılan penceresi olduğunu söyledi.

Ekenoğlu, Türkiye'nin ekonomik olarak ve her yönüyle KKTC'ye destek olduğuna işaret ederek, Kıbrıs Türkü'nün toplum sorunlarını aşma noktasının hep bir süreç içinde olduğunu kaydetti.

Tanınmamışlığın ülkede belli sorunları da beraberinde getirdiğine dikkati çeken Ekenoğlu, Annan Planı ile her şeyin değiştiğini ve AK Parti hükümetinin de bu sürece katkı koyduğunu söyledi. Ekenoğlu, AK Parti'nin Annan Planı sürecinde KKTC'ye olumlu katkıları olduğuna işaret ederek, Kıbrıs Türkü'nün referandumda yüzde 65 "evet" demekle dünyaya sesini duyurduğunu belirtti.

Kıbrıs Türk halkının dünyaya "artık biz de varız, dünyayla buluşmak istiyoruz" mesajı verdiğini söyleyen Ekenoğlu, sonucun da dünyada bazı etkiler yarattığına dikkati çekti ve bu sonuçla KKTC'ye uygulanan izolasyonların kaldırılmasını beklediklerini söyledi.

KKTC'nin bütçesinin Türkiye'nin yardımlarıyla ayakta durduğuna işaret eden Ekenoğlu, "Kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi yaratmak istiyoruz. Bütün bu sürecin de bunları getireceğine inanıyorum" dedi.

Talat'a ziyaret

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ve beraberindeki heyeti dün saat 12.00'de kabul etti. Görüşmede TC Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven ile Başbakanlık Müsteşarı Eşref Vaiz de hazır bulundu.

Başbakan Talat kabulde yaptığı konuşmada ziyaretin dünyayla bütünleşme çalışmalarının belli bir noktaya ulaştığı ve Kıbrıs sorununun yeni bir aşamasında gerçekleştiğine işaret ederek, paylaşılacak çok düşünceleri bulunulan Şener'le ekonominin kalkınması konusunda yapılacak çalışmaların planlanmasını da ele alacaklarını belirtti. Talat, "Hazırlanan program ve kredilerle ilgili düzenlemeler son noktaya geldi. Böylece bunları yürürlüğe koyma konusunda da bugün gerekli adımlar atılacak" dedi.

Türkiye'nin Kıbrıs Türkü'nün karşı karşıya bulunduğu haksız tecrit politikasından kurtulmaktaki en büyük destekçisi olmaya devam ettiğine dikkat çeken Talat, dünyaya açılma kapısı olan Türkiye'nin Kıbrıs sorunu çözülse de Kıbrıs Türkü için güç kaynağı olmaya devam edeceğini belirtti.

Talat, şöyle devam etti:

"Bizim ekonomik, sosyal ve siyasal bağlarımız hep olacaktır. Bu sıkıntılı geçiş dönemlerinde belki çok daha büyük boyutlu ve tamamen bu bağlarla yürüyen bir ilişkiler zinciri kurma durumunda kalıyoruz ama bu ilişkileri hep sağlıklı tutmak durumundayız."

Başbakan Talat, halkın dünyayla bütünleşme konusunda zaman zaman endişeye düştüğü koşullarda ekonomiyi doğrudan geliştirecek projelerin hayata geçirilmesi için yapılacak çalışmaların son derece önemli olduğunu söyledi.

Şener: İlişkilerin güçlenerek devam etmesinde büyük zaruret var

Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener de konuşmasında aralık seçimlerinden sonra ikinci kez geldiği KKTC'de makamında ilk kez ziyaret ettiği Başbakan Talat'ı kutlayarak yeni dönemin Kıbrıs Türkü için hayırlı olması dileğinde bulundu.

KKTC'ye yıllardır uygulanan ambargo ve izolasyonun referandum sonrasında kalkacağı yönünde bir beklenti oluştuğunu vurgulayan Şener, adadaki uzlaşmacı tarafın Türk tarafı olduğu gerçeğinin anlaşıldığını ve durumun hâlâ uluslararası topluluklarca değerlendirilmekte olduğunu söyledi.

Şener, "Henüz önemli mesafe ve sonuç istediğimiz düzeyde ortaya çıkmamış bulunsa bile elbette biz geleceğe yönelik tedbirlerimizi almak, ona göre çalışmalarımızı yönlendirmek zorundayız. Bu bağlamda Türkiye ile KKTC arasında var olan ilişkilerin güçlenerek devam etmesinde büyük zaruret var" dedi.

Olayın sadece ekonomik ve mali işbirliği ötesinde her türlü işbirliğini kapsadığına işaret eden Şener, ziyaretin de Nisan 2003'te imzalanan ekonomik ve mali işbirliği protokolü çerçevesinde gerçekleştiğini söyledi.

Şener, şöyle devam etti:

"KKTC'de ekonominin ve mali yapının güçlü olması hem bugün hem de gelecek bakımından önemlidir. Kıbrıs Türkü'nün üreten ve ekonomik gücü olan toplum yapısına kavuşması önemlidir. Bunları sağlamanın en önemli hassas noktalarından biri Türkiye'yle işbirliğidir. Eskiden beri var olan bu anlayış bugün de, yarın da, daha sonraki dönemlerde var olacaktır."

Cumhurbaşkanı, Şener onuruna yemek verdi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC'de temaslarda bulunan Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener onuruna öğle yemeği verdi.

Saray Otel'deki yemek basına kapalı gerçekleştirildi.

Şener, KKTC'den ayrıldı

Türkiye Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, protokol imzalamak amacıyla bir günlük resmi ziyaret için geldiği KKTC'deki temaslarını tamamlayarak, Türkiye'ye döndü.

Şener ve beraberindeki heyeti Ercan Havaalanı'ndan Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Işık Koşaner, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Necmettin Baykul, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, Ekonomi ve Turizm Bakanı Ayşe Dönmezer, Cumhuriyet Meclisi Başkan Yardımcısı Mehmet Bayram ile bazı üst düzey bürokratlar uğurladı.

Abdüllatif Şener, ayrılışı öncesinde basına açıklama yapmazken, aynı uçakla İstanbul'a giden Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la Ercan Havaalanı VIP Salonu'nda kısa süreli sohbet etti.

KIBRIS 24/06/04

Clinton, Türk tezlerine yakınmış

Clinton, kitabında Kıbrıs konusunda yaşadığı hayal kırıklığını anlattı

ABD'nin eski başkanı Bill Clinton, piyasaya çıkan "Hayatım" adlı anılarını derlediği kitapta, Kıbrıs konusunda yaşadığı hayal kırıklığına da yer verdi.

Clinton kitabında, 1974'te Kıbrıs'ta hükümetin, Yunanistan'daki askeri rejim tarafından yıkılmasına yanıt olarak Türkiye'nin adadaki Türkleri korumak üzere asker gönderdiğini belirterek, bu durumun adayı ikiye böldüğünü ve "de facto" olarak bağımsız bir Türk bölgesinin doğmasına neden olduğunu kaydetti.

Yunanistan'ın Kıbrıs'taki Türk askeri varlığının sona ermesini, en azından göç eden Rumlara dönüş hakkının sağlanmasını istediğini yazan Clinton, Kıbrıs sorununun çözümü için yıllarca uğraştığını, ancak olmadığını ve bundan hayal kırıklığı duyduğunu ifade etti.

Kıbrıs ile ilgili ifadelerinde Türkiye'nin tezlerine yakın görüşler ortaya koyan Bill Clinton, mevcut durumun Avrupa'nın Türkiye'yi kucaklamasına ve Yunanistan-Türkiye ilişkilerinin iyileşmesine de engel olduğunu savundu

Demirel ve Çiller'i övdü

Clinton kitabında 9. cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile eski başbakan Tansu Çiller'den övgüyle söz etti.

Tansu Çiller'i, Müslüman bir ülkenin "modern ve zeki kadın lideri" olarak tanımlayan Clinton, kitabında, "eski başbakan Çiller'in Kardak Krizi sırasında Yunanistan ile yaşanan gerginlik ortamının savaşa dönüşmesi olasılığından duyduğu endişeyi" dile getirdi.

Bill Clinton, Rusya'nın eski başbakanlarından Viktor Çernomirdin ile Beyaz Saray'daki görüşmesi sırasında 9. cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Çiller'in kendisini arayarak, Kardak Krizi'nin çözümü için devreye girmesini istediklerini belirterek, dönemin Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Süleyman Demirel ve Tansu Çiller ile görüştüğünü, sorunun çözümü için çaba sarf ettiğini anlattı.

Kıbrıs için savaşmayan iki ülkenin Ege'deki küçücük bir kayalık parçası için savaşmasının "düşünülemez" olduğunu ifade eden Clinton, "Ancak Çiller'in, bunun bir çatışma ortamına dönüşmesinden gerçekten korku duyduğunu söyleyebilirim" dedi.

KIBRIS 24/06/04

Yeni döneme, yeni ekonomik düzenleme

 

Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında 2003 yılı Nisan ayında imzalanan Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü çerçevesinde “Yeni Dönemin Vizyonuna Uyumlaştırılmış Ekonomik ve Mali Düzenlemeler Programı” imzalandı.

Protokolün “Acil Ekonomik Önlemlerin Uygulanması” kısmının revize edilmiş şekli olan “Yeni Dönemin Vizyonuna Uyumlaştırılmış Ekonomik ve Mali Düzenlemeler Programı”na TC Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Abdüllatif Şener ile Ekonomi ve Turizm Bakanı Ayşe Dönmezer imza koydu.

Bakanlar Kurulu salonunda dün saat 15.00’te başlayan ve TC-KKTC teknik heyetleri arasında iki gündür devam eden görüşmelerde hazırlanan metne son şeklinin verildiği 2.5 saatlik toplantının ardından imzalanan 15 sayfalık program, KKTC kamu yönetiminin ve finans sektörünün yeniden yapılandırılması, reel sektörün teşvik edilmesi, yatırım ikliminin iyileştirilmesi, turizm potansiyelinin geliştirilmesi ile eğitim, sanayi ve tarım sektörüyle ilgili düzenlemeleri içeriyor.

Program gereği, TC hükümeti KKTC hükümetine 2004 bütçe yılında toplam 519 trilyon 890 milyar TL destek verecek. Bunun 301. 8 trilyon lirası kredi yardımı şeklinde olurken, 140 trilyon TL ise hibe niteliğinde olacak. Ayrıca, 2003 ve eski yıllardan kalan yardım bakiyeleri olarak da 128 trilyon 337 milyar 635 milyon TL’lik bir destek TC’den KKTC’ye gelecek.

TC Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Abdüllatif Şener imza töreni öncesinde yaptığı konuşmada, Kıbrıs’taki ekonomik potansiyelin ayağa kaldırılıp geliştirilmesi için TC-KKTC arasındaki ilişkiler ve işbirliğinin tüm diğer faktörler ve değişkenlerden daha önemli ve etkili unsur olduğunu belirterek, desteklerinin süreceğini ifade etti.

Ekonomi ve Turizm Bakanı Ayşe Dönmezer ise, revize edilen programla TC’nin yıllardır KKTC’ye sağladığı imkanlarda yeni bir yaklaşım sergilenmekte olduğunu, yeni vizyonla ekonominin kalkınmasına yönelik bir takım destekler, ekonominin etkinleşmesi, devletin etkinleşmesi için önlemler öngörüldüğünü kaydetti.

Bakanlar Kurulu’ndaki toplantıya TC Başbakan Yardımcısı ve Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, Ekonomi ve Turizm Bakanı Ayşe Dönmezer, Maliye Bakanı Ahmet Uzun, TC Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven ile TC ve KKTC teknik heyetleri katıldı.

 

Dönmezer: “Yeni vizyon”

 

Ekonomi ve Turizm Bakanı Ayşe Dönmezer imza töreni öncesinde yaptığı konuşmada, KKTC’nin tarihini değiştirecek bir takım gelişmelerin nisan ayındaki referandumda kendini gösterdiğini belirtti.

KKTC’nin dışa açılarak AB standartları çerçevesinde Batı’yla uyumlaşması vizyonunun ortaya çıktığını kaydeden Dönmezer, bu çerçevede TC ile olan ilişkilerin de yeni açılımlarla yeniden değerlendirilmesi ihtiyacını duyduklarını söyledi. Bugün revize edilen programla TC’nin yıllardır KKTC’ye sağladığı imkanlarda yeni bir yaklaşım sergilenmekte olduğunu ifade eden Dönmezer, yeni vizyonla ekonominin kalkınmasına yönelik bir takım destekler, ekonominin etkinleşmesi, devletin etkinleşmesi için önlemler öngörüldüğünü kaydetti.

“Yeni Dönemin Vizyonuna Uyumlaştırılmış Ekonomik ve Mali Düzenlemeler Programı” denilen metni bugün imzalayacaklarına dikkat çeken Ayşe Dönmezer, TC’nin KKTC’ye bakış açısı ve açılımlarıyla ilgili olarak TC Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener’in bilgi vereceğini de belirtti.

 

Şener: “İşbirliğimiz köklü”

 

TC Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener de, TC ile KKTC arasındaki ilişkilerin köklü olduğunu hatırlatarak, bunun parçası olarak TC-KKTC arasında 2003 yılı Nisan ayında Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolü’nün imzalandığına dikkat çekti.

Bu protokolün ekinde yer alan Acil Ekonomik Önlemlerin uygulanmasıyla ilgili olarak protokolün 3.1 maddesi gereğince iki ülke heyetlerinin 21-22 Haziran tarihlerinde Lefkoşa’da bir araya geldiklerini anlatan Abdüllatif Şener, 3 gün süren müzakereler neticesinde acil ekonomik önlemler uygulamasına yeni bir şekil verildiğini ve “Yeni Dönemin Vizyonuna Uyumlaştırılmış Ekonomik ve Mali Düzenlemeler Programı” ismiyle revize edildiğini kaydetti.

 

İzolasyon ve ambargolar

 

KKTC’nin mevcut ekonomik performansının geliştirilebilmesi, Kıbrıs Türkü’nün refah düzeyinin artırılabilmesinin herkesin ortak isteği olduğunu ifade eden Şener, bunu sağlayabilmek için TC ile KKTC’nin işbirliği içerisinde olduğunu söyledi.

Zaman zaman yapılan ekonomik ve mali işbirliklerinin de bunu sağlamaya yönelik olarak geliştirilmekte olduğunu vurgulayan Abdüllatif Şener, “24 Nisan Referandumundan sonra yeni bir döneme girildiği de hepimizin malumu. Bu referandumlar sonrasında artık KKTC’nin yıllardır maruz kaldığı izolasyon baskısından kurtarılması ve ambargoların ortadan kalkması için yoğun bir çaba sarf etmekteyiz” dedi.

TC Başbakanı ve Dışişleri Bakanı ile KKTC hükümetinin AB ve diğer dünya ülkeleri nezdinde yoğun bir diplomatik atak başlattıklarını vurgulayan Şener, bunun neticesinde KKTC’nin yeni dönemde dünyadaki gelişmelere paralel olarak ekonomik performansını geliştirebileceği, refah düzeyini artırabileceği bir düzeyi yakalamanın herkesin temel hedefi haline geldiğini söyledi.

 

Programın içeriği

 

Yeni dönemle uyumlu olması gerekli görülen bir ekonomik ve mali düzenlemeler programının ortaya çıkarıldığına dikkat çeken Şener şöyle devam etti:

“Programda, Kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması, finans sektörünün yeniden yapılandırılması var. Diğer taraftan reel sektörün teşvik edilmesi, özellikle yatırım ikliminin iyileştirilmesi, turizm potansiyelinin geliştirilmesi, eğitim, sanayi ve tarım sektörüyle ilgili bir takım düzenlemeler getiriliyor. Bu programa TC hükümeti olarak her zaman destek vereceğiz. Daha önce olduğu gibi bu programın da başarıyla uygulanması için TC hükümeti olarak gerekli desteği vereceğiz. Şunu bilmek lazım Kıbrıs’taki ekonomik potansiyelin ayağa kaldırılıp geliştirilmesi için TC-KKTC arasındaki ilişkiler ve işbirliği tüm diğer faktörler ve değişkenlerden daha önemli ve etkili unsurdur. Bu etkili ve temel unsurun mümkün olabilen en üst düzeyde ve etkili şekilde ifade edilmesidir bugünkü toplantı.. Umut ediyorum ki KKTC’nin refah düzeyi ve ekonomik gelişmesi her gün daha fazla artacaktır. Buradaki ortaya çıkacak olan ekonomik kalkınmışlık düzeyi herkesin dikkatle takip edeceği bir noktayı gösterecektir..”

 

Destek miktarı

 

Programın başarıyla uygulanması için desteklerinin devam edeceğini ifade eden TC Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdüllatif Şener, 2004 bütçe yılında TC hükümetinin KKTC hükümetine vereceği destek miktarının toplam olarak 519 trilyon 890 milyar TL olduğunu belirtti.

Bunun 301.8 trilyon lirasının kredi yardımı şeklinde, 140 trilyon liranın ise hibe niteliğinde olduğunu söyleyen Şener, 2003 ve eski yıllardan kalan yardım bakiyeleri olarak da 128 trilyon 337 milyar 635 milyon TL’lik bir desteğin söz konusu olduğunu vurguladı.

Şener, KKTC’de ortaya çıkacak her olumlu durumun ve ekonomik potansiyelin hem Kıbrıs Türkü’nün refahına katkı sağlayacağını hem de KKTC’nin gücü ve iradesi olarak ortaya çıkacağını kaydetti.

 

İşte Program

 

Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında 2003 yılı Nisan ayında imzalanan Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolu’nun “Acil Ekonomik Önlemlerin Uygulanması” kısmının revize edilmiş şekli olan “Yeni Dönemin Vizyonuna Uyumlaştırılmış Ekonomik ve Mali Düzenlemeler Programı” dün imzalandı.

15 sayfalık program AB’a uyum hedefi çerçevesinde düzenlemeler, bu yönde yeni maliye ve para politikaları içeriyor. Programda KKTC kamu yönetiminin ve finans sektörünün yeniden yapılandırılması, reel sektörün teşvik edilmesi, yatırım ikliminin iyileştirilmesi, turizm potansiyelinin geliştirilmesi ile eğitim, sanayi ve tarım sektörüyle ilgili düzenlemeler de yer alıyor.

Programda, bugün yakalanan çözüm ve AB perspektifinin KKTC’ye sağlayacağı açılımlarla yüksek oranlı büyüme oranlarının yakalanmak zorunda olduğuna da dişaret edilerek, bunun için de izolasyonların kaldırılmasına yönelik çabalara paralel olarak, yatırım ve üretim iklimini de düzeltmek ekonominin genel rekabet gücünü artıracak, düşük enflasyon ve makul reel faiz oranlarını sağlayacak önlemleri almayı ve finans sistemini yeniden yapılandırmak üzere başlamış olan çalışmaları sürdürmenin planlandığı kaydedildi

Programda Euro uygulamasına geçmek için Türkiye Cumhuriyeti ve AB’den teknik yardım ve destek alınma hedefi de belirtilerek, esas hedefin ise, ekonomik ve mali yapının 2007 yılına kadar Avrupa Para Birliği’ne katılmaya uyumlu hale gelmesi olduğu vurgulandı.

 

 

Talat: “Yardımlar, izolasyonlar kalktığında daha verimli olacak”

 

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin yardım ve katkılarının izolasyonların kalktığı koşullarda çok daha verimli sonuçlara yol açacağına işaret ederek, Türkiye’nin ekonomik desteğini alırken izolasyonu ortadan kaldırma mücadelesinin birlikte yürütülmesinin şart olduğunu belirtti.

Talat, “Serbest ticaretin kendi limanlarımızdan yapılacağı, dünyayla diğer ekonomik, sosyal ve siyasal bağların kurulacağı koşullarda Türkiye’nin yardımlarının katlanarak değerler yaratacağını ve ekonomiyi büyük bir ivmeyle daha ileriye taşıyacağını unutmamak durumundayız” dedi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, kredi protokolü imzalamak amacıyla bir günlük ziyaret için önceki gece KKTC’ye gelen Türkiye Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener ve beraberindeki heyeti dün saat 12.00’de kabul etti. Görüşmede TC Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven ile Başbakanlık Müsteşarı Eşref Vaiz de hazır bulundu. (tak)

YENIDUZEN 24/06/04

Kıbrıs’ı tanımamız AB’nin güvenliği için

AVRUPA Birliği, Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanıması için baskı uyguluyor.

Annan Planı’na hayır demelerine rağmen, Avrupa Birliği ülkeleri Kıbrıs’la ilgili en küçük bir yaptırım uygulamaz ve Kuzey’e yönelik tecridi kaldırmazken, Türkiye’ye AB üyesi olan Kıbrıs’ı tanıması için baskılar başladı.

Bu baskıların en önemli nedeni ‘askeri’.

Çünkü Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanımaması, askeri açıdan son derece ‘kompleks’ bir durum yaratıyor.

Türkiye, NATO’nun önemli bir üyesi.

AB açısından da NATO’nun önemi büyük.

Ancak Türkiye’nin Kıbrıs’ı tanımaması, Avrupa Birliği-NATO ilişkileri açısından son derece ciddi bir sorun yaratıyor.

AB, hiçbir NATO toplantısında Kıbrıs’la birlikte taraf olamıyor.

Türkiye, Kıbrıs’ı da kapsayan güvenlik konularında masaya oturmuyor.

Bu da Avrupa’nın güvenliğinde çok önemli bir sıkıntı yaratıyor.

AB, NATO dışı çözümler aramaya, farklı yapılar kurmaya çalışıyor. Ancak bunda da çok başarılı olamıyor.

Bu yüzden de Türkiye’yi Kıbrıs’ı tanımaya zorluyorlar.

Mesele Kıbrıs’ın Türkiye’de büyükelçilik açması, ya da Gümrük Birliği ile ortaya çıkabilecek dar bir ticaret hacmi değil.

Mesele geniş bir güvenlik meselesi.

FATIH ALTAYLI HURRIYET 25/06/04

Türk devletinin ilanı mümkündür

Toplumcu Kurtuluş Partisi Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, “halkın evetlerinin gereği olan” Kıbrıs Türk Devleti’nin ilan edilmesi şansının var olduğunu, iyi anlatılması halinde Türkiye hükümetinin de buna yardımcı olacağına inandığını söyledi.

Partiden  yapılan açıklamaya göre TKP, politikalarını anlatmak ve halkın görüşlerini almak için “Halkla el ele toplantıları” adı altındaki köy ziyaretleri başlattı. Bu çerçevede Genel Başkan Hüseyin Angolemli başkanlığındaki bir TKP heyeti Doğancı’yı ziyaret etti.

Angolemli burada yaptığı ve Annan Planı’nın gündeme gelmesiyle başlayan ve hükümetin azınlığa düşmesine kadar geçen süreci özetlediği konuşmasında, TKP-BÖİ ittifakının olası bir hükümet oluşumunda yer alması gerektiğini savundu.

Angolemli konuşmasında şu görüşleri dile getirdi:

“Kıbrıs Türk Devleti’nin ilanı gereklidir ve mümkündür. Buna hükümet öncülük yapacaktır. Şimdi devletimizi ilan edip anayasayı yürürlüğe koyarsak, AB’den müzakere tarihi bekleyen Türkiye’nin buna karşı çıkacağını düşünmüyoruz. Kıbrıs Türk Devleti dünyanın desteğini almıştır. Serdar Denktaş halkın evetinin gereğini yerine getirmeye hazır olduğunu kamu oyuna açıklamalıdır.”

“Statükocular dışında bir hükümet seçeneği vardır, geliniz bunu deneyelim. Kuramazsak erken seçime gidelim” diyerek CTP ve BDH genel başkanlarına seslenen Angolemli, daha sonra da halktan gelen soruları yanıtladı.

Angolemli “Hükümet hiç mi icraat yapmadı?” sorusunu “Biz iyiye doğru bir değişiklik görmüyoruz, siz görebiliyor musunuz? 5 aylık CTP-DP hükümetinde sadece müdür ve müsteşarlar değişti. Halkın sorunları artarak devam ediyor, gazeteciler yine mahkemeye çağırılıyor” şeklinde cevapladı.

HALKIN SESI 25/06/04

Serdar Denktaş: Hedef Denktaşlar

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, kayınpederi Salih Boyacı’nın yıllar önce başlayan planlı bir hareket sonucu mahkum olduğunu, Kıbrıs Kredi Bankası’nın da Boyacı’nın değil, dönemin hükümetinin ihmaliyle battığını savundu.

Denktaş, mahkemelerin medyanın etkisiyle oluşturulan kamuoyunun etkisinde kaldığını savunarak, Boyacı olayında esas hedefin kendisi ve babası Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olduğunu ifade etti.

12 davadan yargılanıp beraat eden Salih Boyacı’nın suçlu olsa o dönemde ülkeden kaçabileceğini belirten Serdar Denktaş, “Kaçmadı. Çünkü bankası kendi ihmali nedeniyle değil, döneminin hükümetinin ihmali nedeniyle batmıştı” dedi.

Salih Boyacı’dan sonraki ikinci büyük kişisi olarak basın toplantısı düzenlediğini belirterek Denktaş, bu nedenle mekan olarak da partisini değil, Dış Basın Birliği’ni seçtiğini kaydetti.

Kıbrıs Kredi Bankası’nın 1978’de kurulduğunu, daha sonra yüzde 81 hissesini Salih Boyacı’nın aldığını, İngiltere ve Türkiye’deki şubeleriyle ve 250 personeliyle güçlü bir banka olan Kredi Bankası’nın sanayi bölgesindeki yatırımlara da en çok kredi veren banka olduğunu anlatan Serdar Denktaş, Salih Boyacı’nın da 2. Dünya Savaşı’nda Pakistan’dan ithal ettiği iplikleri boyayarak İngiliz ordusuna kumaş satan, tulum yağı ithalatı yapan o dönemin müteşebbisi Salih Mehmet Salih’in torunu olduğunu anlattı.

SİYASETE ATILMAMLA BOYACI’NIN İŞLERİ BOZULDU

Denktaş, Boyacı’nın 1980’lerin başında UBP’ye karşı kurulan bir partiden aday olduğunu, daha sonra UBP’yle yakın ilişkiye girdiğini kaydederek, Boyacı’nın işlerinin, kendisinin siyasete girmesiyle bozulduğunu, UBP Genel Sekreterliği’ne Derviş Eroğlu’nun adayına karşı aday olduğu dönemde ilk kez kayınpederine karşı alınan cepheyi kendi kulaklarıyla duyduğunu bildirdi.

Serdar Denktaş şöyle konuştu:

“Adaylıktan çekilmem için beni iknaya gelen çok sevdiğim bir iş adamı arkadaşımız kendisine ret cevabı verince bana ‘Memleketi Boyacı’ya mı terk edeceğimizi zannedersin?’ sorusunu yönelttiğinde şok olmuştum. Bu sözü bana söyleyen kişi Eroğlu’nun temsilcisi olarak görüşmeye gelmişti. İşte o gün karar alınmıştı. Serdar’ın ve Denktaş’ın mali gücü olarak kabul edilen Boyacı zayıflatılmalıydı.”

Denktaş, önce İngiltere’deki şubesinin işlemleri durdurulan Kıbrıs Kredi Bankası’nın planlı hareketlerle iki kez mevduat krizi yaşadığını, o dönemde hükümetin beceriksizliği yüzünden ekonominin de çökmeye başladığını anlattı.

1990’lı yılların ortasından itibaren faiz yükünden kurtulmak için banka kurmak isteyen iş adamlarının isteklerine, ekonominin daha fazla banka kaldıramayacağı gerekçesiyle karşı çıktığını kaydeden Serdar Denktaş, “O dönemde bize yakınlığıyla bilinen bir işadamına da bu cevabı verdiğimde ‘Bu tekerlek dönecek Serdar, göreceksin’ diyerek yanımdan ayrıldı. O gün bugündür bu arkadaşımız UBP’lidir ve sonradan ona verilen izinle bir banka kurmuştur ve o banka da şimdi tasfiye halindedir” dedi.

KONTROLLÜ KRİZ BAŞLATILDI

O günlerde yeni bankaların kurulmasına karşı çıkışını “Eroğlu ve takımının, ‘Kredi Bankası’na rakip istemediği için karşı çıkıyor’ diye yorumladığını anlatan Serdar Denktaş, bankanın 25 büyük müşterisinden 20’sine banka kurma izni verildiğini belirtti. Serdar Denktaş, “2000 yılında da Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle babası Rauf Denktaş zayıflatılsın diye Türkiye’de başlayan kriz kullanılarak kontrollü bir kriz başlatıldığını, UBP’li belediyeler ile bazı iş adamlarının ortada fol yok yumurta yokken Kıbrıs Kredi Bankası çeklerini kabul etmediklerini duyurduklarını”, 3.5 ay süreyle yurt dışı bankalardaki 25 milyon dolar mevduatın bankaya enjekte edilmesine rağmen, “dürtüler ve bilerek yapılan yanlış açıklamalar” nedeniyle krizin durdurulamadığını anlattı.

EVERSTBANK İLE HÜRBANK DA

Denktaş, aynı dönemde CTP’ye yakın olan Everestbank’a ve TKP’ye yakın olan Hürbank’a da aynı şeylerin yapıldığını kaydederek, UBP-TKP hükümeti döneminde Asil Nadir’e her türlü anlayış gösterilirken, Salih Boyacı’ya “burun kıvrıldığını” savundu.

Serdar Denktaş, UBP-TKP döneminde fona alınan bankaların yönetim kurulu başkanlarının ve kapatılan bankaların çalışanlarının cezalandırıldığını; UBP-DP döneminde ise hem yöneticilerin hem de çalışanların bu duruma düşürülmediğini, bu banka yönetimlerine halen dava bile açılmadığını kaydetti.

Serdar Denktaş, Boyacı’nın yargılandığı 12 davadan beraat ettiğini, Savcılığın, bazı üst düzey banka çalışanlarına kendilerine dava açılmayacağı vaadiyle şahadet verdirdiğini, bu kişilerin her soruya “ben Boyacı’dan emir aldım” dediğini ifade ederek, “Azmettiren cezalandırılırken, tetiği çeken cezalandırılmaz mı?” diye sordu. Denktaş, şöyle devam etti:

SİYASETTEN LİNÇ EDİLDİ

Denktaş, “Zaten Boyacı siyasi nedenlerle daha mahkemeye çıkarılmadan yargılanmış, halk gözünde yanlış ve eksik bilgilendirme nedeniyle suçlu konumuna sokulmuş ve sonra dava edilmiştir. Dönemin başbakanının Başsavcıyla birlikte yaptıkları mutat toplantılardaki açıklamaları anımsayacaksınız” diye konuştu.

Boyacı’nın üzerine Denktaş ailesine yakınlığı yüzünden yüründüğünü savunan Serdar Denktaş, Asil Nadir’in basının yarattığı kamuoyuyla İngiltere’de adil yargılanmayacağına inandığı için Kıbrıs’a kaçtığını, Boyacı’nın da aynı konumda olduğunu, siyasetten linç edildiğini söyledi ve kendi basın organında Boyacı aleyhine yayınlar yapan ve “adalet üzerine baskı oluşturan” Asil Nadir’in hedefinin ne olduğunu sordu.

Denktaş, “Serdar Denktaşsız bir hükümet oluşturarak bir 4.5 milyon doların yarattığı çekicilik buna neden oluşturmuş olabilir mi? Takip edeceğiz ve Boyacı’nın işlediği iddia edilen suçları aynen işleyen, ayrıca Sosyal Sigortaların 5 milyon dolarını hala ödemeyen Asil Nadir’i takip edeceğiz ve yargı sisteminin de bu olayı nasıl ele alacağını görmek için konunun üstüne gideceğiz” dedi.

Bir soruyu yanıtlarken, Asil Nadir’in hem geçen hükümetten, hem şimdiki hükümetten 4.5 milyon dolar istediğini “4.5 milyon dolar verin hükümetle barışayım” dediğini belirten Serdar Denktaş, buna hep karşı çıktığını, böyle bir haksızlığa göz yummayacağını ve konuyu takip edeceğini ifade etti.

Yüksek İdare Mahkemesi’nde Kıbrıs Kredi Bankası davasından 6 yıl hapse mahkum olan bankanın eski yönetim kurulu başkanı Salih Boyacı, mahkumiyetinden sonra rahatsızlanınca Bakanlar Kurulu kararıyla İstanbul’a tedaviye gönderilmiş, Pazar akşamı dönmesi beklenirken dün öğle saatlerinde adaya dönmüştü.

HALKIN SESI 25/06/04

KAYDA GECTİ

 

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan,  dün akşam televizyonda yayınlanan "Ulusa Sesleniş" konuşmasında, "Kıbrıs

Türk Devleti kayda geçti"dedi.

 

AA'nın haberine göre, İKÖ Zirvesi'nde herkesi sevindiren bir gelişmenin de Kıbrıs meselesinde yaşandığını anlatan Başbakan Erdoğan, "Daha önceki İslam Konferansı Örgütü toplantılarına Kıbrıs Müslüman Türk Cemaati adıyla kabul edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, İstanbul Zirvesi'nde Kıbrıs Türk Devleti olarak kayda geçirilmiştir" dedi.

 

Bu adımın, KKTC'nin geleceği açısından son derece anlamlı olduğunu vurgulayan Erdoğan, atılan bu adımın öneminin ve değerinin gelecek aylarda çok daha iyi anlaşılacağına işaret etti. 

YENIDUZEN 25/06/04

Serdar Denktaş'ın öfkesi

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş dün düzenlediği basın toplantısında, yeniden hapse giren kayınpederi Salih Boyacı'yı savunarak herkese öfke kustu. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Salih Boyacı ile ilgili düzenlediği basın toplantısında adeta öfke saçtı.

Serdar Denktaş, dün öğleden sonra Lefkoşa'da Ledra Palace yakınlarındaki Dış Basın Birliği lokalinde düzenlediği basın toplantısında kayınpederi işadamı Salih Boyacı'yı savunmaya çalıştı ve Boyacı'nın suçsuz olduğunu iddia etti. Denktaş, basında Boyacı ile ilgili bir çok şeyin yazılıp çizildiğini ancak Boyacı'nın kendi hukuk sisteminden korkup kaçmadığını iddia etti. Denktaş, Kredi Bankası'nın kuruluşundan, batışına kadarki süreci kendi yorumlarıyla anlatarak, dönemin hükümetinin bankaları batırmak için seferber olduğunu ve Kredi Bankası'nın da bundan nasibini aldığını kaydetti. Denktaş, kendisinin politikaya gerçek anlamda atılmasının ardından Salih Boyacı'nın çökertilmek üzere hedef alındığını söyledi.

Serdar Denktaş, Salih Boyacı'nın hak etmediği şekilde cezalandırıldığı görüşünü de belirterek işadamı Asil Nadir'in de cezalandırılması gerektiğini iddia etti.

Boyacı davasında esas hedef alınanın Denktaş ailesi olduğunu söyleyen Serdar Denktaş, Boyacı'nın adaletsizlikle karşı karşıya geldiğini kaydetti.

Doğan Harman'a hakaretimiz

sözlerle saldırı

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Serdar Denktaş, "Ercan'a Boyacı'yı almak için devletin arabasıyla mı gitti?' sorusu üzerine ise, gazeteci Doğan Harman'a hakaretimiz sözlerle saldırdı. Serdar Denktaş, "psiko-manyak, iki ayaklı köpek" gibi ifadeler kullandı.

Serdar Denktaş, basın toplantısını, kendisini ve Boyacı ailesini temsilen düzenlediğini de sözlerine ekledi.

Serdar Denktaş, "Aylardır insafsız saldırılara cevap vermediği için kendini aciz zanneden zavallılar" olduğunu belirterek, bugün suskunluğunu bozduğunu söyledi. Denktaş, "Boyacı konusunda konuşmamı isteyenler, iddialarım üzerine söyleyecek çok şey bulacaklardır belki. Bana verecekleri cevaba ispatla geri döneceğimden kimse kuşku duymasın" dedi.

Kayınpederi Salih Boyacı hakkında söylenenlerden, yazılanlardan kahrolduklarını ama suskun kaldıklarını belirten Denktaş, kırgınlığını "Ağzı olan konuşur misali her Allah'ın günü belki söyleyecek başka hiçbir şeyleri olmadığı için Boyacı adını ağızlarında sakız etmişlerdir" sözleriyle ifade etti ve şimdi onların dinleme kutusuna geçmesini istedi.

Kıbrıs Kredi Bankası'nın 1978'de kurulduğunu, daha sonra yüzde 81 hissesini Salih Boyacı'nın aldığını, İngiltere ve Türkiye'deki şubeleriyle ve 250 personeliyle güçlü bir banka olduğunu anlatan Serdar Denktaş, Salih Boyacı'nın da 2. Dünya Savaşı'nda Pakistan'dan ithal ettiği iplikleri boyayarak İngiliz ordusuna satan, tulum yağı ithalatı yapan, o dönemin müteşebbisi Salih Mehmet Salih'in torunu olduğuna işaret etti.

Serdar Denktaş, Boyacı'yı "babası ve amcalarından toprağın önemini öğrenen, vatan mücadelesine katılan, çarşıdaki birçok insanın ticarete atılmasına yardımcı olan, kazandığı her kuruşu kendi ülkesine

yatıran iş adamı" olarak tanımladı.

"Siyasete atılmamla Boyacı'nın işleri bozuldu"

Serdar Denktaş, 1980'lerin başında UBP'ye karşı kurulan bir partiden aday olan, daha sonra UBP'yle yakın ilişkiye giren Boyacı'nın işlerinin kendisinin siyasete atılmasıyla bozulduğunu, UBP genel sekreterliğine Derviş Eroğlu'nun adayına karşı aday olduğu dönemde ilk kez kayınpederine karşı alınan cepheyi kendi kulaklarıyla duyduğunu bildirdi.

"İşte o gün karar alınmıştı"

Serdar Denktaş şöyle konuştu:

"Adaylıktan çekilmem için beni iknaya gelen çok sevdiğim bir iş adamı arkadaşımız kendisine ret cevabı verince bana 'Memleketi Boyacı'ya mı terk edeceğimizi zannedersin?' sorusunu yönelttiğinde şok olmuştum. Bu sözü bana söyleyen kişi Eroğlu'nun temsilcisi olarak görüşmeye gelmişti. İşte o gün karar alınmıştı. Serdar'ın ve Denktaş'ın mali gücü olarak kabul edilen Boyacı zayıflatılmalıydı."

Denktaş, önce İngiltere'deki şubesinin işlemleri durdurulan Kıbrıs Kredi Bankası'nın planlı hareketlerle iki kez mevduat krizi yaşadığını, o dönemde hükümetin beceriksizliği yüzünden ekonominin de çökmeye başladığını anlattı.

1990'lı yılların ortasından itibaren faiz yükünden kurtulmak için banka kurmak isteyen iş adamlarının isteklerine, ekonominin daha fazla banka kaldıramayacağı gerekçesiyle karşı çıktığını kaydeden Serdar Denktaş, "O dönemde bize yakınlığıyla bilinen bir işadamına da bu cevabı verdiğimde 'Bu tekerlek dönecek Serdar, göreceksin' diyerek yanımdan ayrıldı. O gün bugündür bu arkadaşımız UBP'lidir ve sonradan ona verilen izinle bir banka kurmuştur ve o banka da şimdi tasfiye halindedir" dedi.

"Kontrollü kriz başlatıldı"

O günlerde yeni bankaların kurulmasına karşı çıkışını "Eroğlu ve takımının, 'Kredi Bankası'na rakip istemediği için karşı çıkıyor' diye yorumladığını anlatan Serdar Denktaş, bankanın 25 büyük müşterisinden 20'sine banka kurma izni verildiğini belirtti. Serdar Denktaş, "2000 yılında da Cumhurbaşkanlığı seçimi nedeniyle babası Rauf Denktaş zayıflatılsın diye Türkiye'de başlayan kriz kullanılarak kontrollü bir kriz başlatıldığını, UBP'li belediyeler ile bazı iş adamlarının ortada fol yok yumurta yokken Kıbrıs Kredi Bankası çeklerini kabul etmediklerini duyurduklarını", 3.5 ay süreyle yurt dışı bankalardaki 25 milyon dolar mevduatın bankaya enjekte edilmesine rağmen, "dürtüler ve bilerek yapılan yanlış açıklamalar" nedeniyle krizin durdurulamadığını anlattı.

Everstbank ile Hürbank da...

Denktaş, aynı dönemde CTP'ye yakın olan Everestbank'a ve TKP'ye yakın olan Hürbank'a da aynı şeylerin yapıldığını kaydederek, UBP-TKP hükümeti döneminde Asil Nadir'e her türlü anlayış gösterilirken, Salih Boyacı'ya "burun kıvrıldığını" savundu.

Serdar Denktaş, UBP-TKP döneminde fona alınan bankaların yönetim kurulu başkanlarının ve kapatılan bankaların çalışanlarının cezalandırıldığını; UBP-DP döneminde ise hem yöneticilerin hem de çalışanların bu duruma düşürülmediğini, bu banka yönetimlerine halen dava bile açılmadığını kaydetti.

Serdar Denktaş, Boyacı'nın yargılandığı 12 davadan beraat ettiğini, savcılığın, bazı üst düzey banka çalışanlarına kendilerine dava açılmayacağı vaadiyle şahadet verdirdiğini, bu kişilerin her soruya "Ben Boyacı'dan emir aldım" dediğini ifade ederek, "Azmettiren cezalandırılırken, tetiği çeken cezalandırılmaz mı?" diye sordu. Denktaş, şöyle devam etti:

"Suçlu olsa beraat ettikten

sonra kaçmaz mıydı?"

"Bankanın bütün idaresi bu esnada hükümetteyken olmayacak bilgi ve belgeler Boyacı'dan istendi. Aylarca süren mahkeme esnasında ilgili hakimlerin bazı üstleri tarafından tehdit edildiği bilgimizdedir. Buna rağmen Boyacı tarafından ortaya konulan şahadetler beraatını sağladı ve iş Savcılık tarafından istinafa götürüldü.

Şimdi size sorarım. Suçlu olduğunu bilen birisi bu beraattan sonra kaçmaz mı? Bu arada kaç kez yurt dışına gitti ve geldi. Kaçmadı. Çünkü bankası kendi ihmali nedeniyle değil, döneminin hükümetinin ihmali nedeniyle batmıştı. O gün bugündür kendi şirketlerinin borçlarına ise düzenli yatırım yapmaya devam eden tek banka yöneticisidir. Devletimize ve onun hukuk sistemine güvenmekteydi. Ve istediği ise adının tam anlamıyla temize çıkmasıydı. Bu nedenle kaçmadı. Kapatılan bütün bankalar içinde borcuna en çok yatırım yapan kişi yine Boyacı'dır."

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Demokrat Parti Genel Başkanı Serdar Denktaş, her bankada olduğu gibi Boyacı'nın da yeminli murakıp raporuna imza attığını, bu yüzden iki bankacının daha az ceza yediğini, ama Boyacı'nın "farklı olduğu için 6 yıl yediğini" söyledi.

Boyacı'nın her iki mahkemede de "hortumculuk" suçlamalarından beraat ettiğine işaret eden ama mecliste hâlâ kendisine "hortumcu" diye hitap edilmesini eleştiren Denktaş, siyasetleriyle bankaların bünyelerinin zayıflamasına neden olanların bir kısmının halen mecliste bulunduğunu kaydetti.

Boyacı'nın yargılandığı mahkemenin başkanını "son derece önyargıyla hareket etmekle" suçlayan Serdar Denktaş, kararı haksız bulduğunu belirtti, ancak buna rağmen saygı duyduklarını dile getirdi.

"Siyasetten linç edildi"

Denktaş, "Zaten Boyacı siyasi nedenlerle daha mahkemeye çıkarılmadan yargılanmış, halk gözünde yanlış ve eksik bilgilendirme nedeniyle suçlu konumuna sokulmuş ve sonra dava edilmiştir. Dönemin başbakanının başsavcıyla birlikte yaptıkları mutat toplantılardaki açıklamaları anımsayacaksınız" diye konuştu.

Boyacı'nın üzerine Denktaş ailesine yakınlığı yüzünden yüründüğünü savunan Serdar Denktaş, Asil Nadir'in basının yarattığı kamuoyuyla İngiltere'de adil yargılanmayacağına inandığı için Kıbrıs'a kaçtığını, Boyacı'nın da aynı konumda olduğunu, siyasetten linç edildiğini söyledi ve kendi basın organında Boyacı aleyhine yayınlar yapan ve "adalet üzerine baskı oluşturan" Asil Nadir'in hedefinin ne olduğunu sordu.

Denktaş, "Serdar Denktaşsız bir hükümet oluşturarak bir 4.5 milyon doların yarattığı çekicilik buna neden oluşturmuş olabilir mi? Takip edeceğiz ve Boyacı'nın işlediği iddia edilen suçları aynen işleyen, ayrıca Sosyal Sigortalar'ın 5 milyon dolarını hala ödemeyen Asil Nadir'i takip edeceğiz ve yargı sisteminin de bu olayı nasıl ele alacağını görmek için konunun üstüne gideceğiz" dedi.

Kayınpederi Salih Boyacı'nın uğradığı şokun da etkisiyle sağlık sorunları yaşadığını, 65 yaşında ve cezaevindeki en yaşlı ikinci mahkum olduğunu bildiren Serdar Denktaş, dört uzman doktorun raporuyla, yasalara uygun şekilde Türkiye'ye tedaviye gittikten sonra 20 Haziran'da KKTC'ye döneceğini, ancak uçak saatine 3 saat kala rahatsızlanarak yoğun bakımda tedavi gördüğü için gelemediğini, daha sonra da dün geldiğini, hastaneye yatması gerekirken "ısrar ve talimatla" cezaevinde tutulduğunu savundu.

"Asıl hedef Denktaşlar"

Denktaş, herkesin hasta olabileceğini, ancak Boyacı için kamu oyunda büyük bir baskı olduğunu kaydetti ve "eşeğini dövmeyen semerini döver" atasözünü anımsatarak Boyacı'ya yönelik eleştirilerde asıl hedefin kendisi ve babası Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olduğunu söyledi.

"Hukuk ve tıp kamuoyu baskısına yenildi"

Hukukun da, tıbbın da kamuoyu baskısına yenik düştüğünü savunan Denktaş, halkın yanlarında olduğunu, devlete ve hukuk sistemine güvendiklerini belirtti. Serdar Denktaş, Boyacı'nın sorunlu dönemi atlatacağını, ama kaybettiği sağlığını kimsenin iade edemeyeceğini ifade etti.

"Ayrıcalık yok"

Toplantının sonunda soruları da yanıtlayan Serdar Denktaş, kayınpederini önceki gün Ercan Havaalanı'nda karşılamaya resmi arabasıyla gitmediğini, Boyacı'ya ayrıcalık veya VIP uygulaması da yapılmadığını ve bir gardiyanın özel arabasıyla cezaevine götürüldüğünü söyledi.

"Biz dört ayaklı

köpekleri severiz"

Ercan'daki karşılanışla ilgili bir gazetenin yaptığı yayını eleştiren Serdar Denktaş, "Biz Denktaşlar olarak köpekleri çok severiz ama dört ayaklı olanları severiz, iki ayaklı olanları değil" dedi ve o yayınları yapan gazetenin ciddiye alınmamasını istedi.

Serdar Denktaş, Salih Boyacı'nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmasıyla ilgili soruyu yanıtlarken, dün Yüksek İdare Mahkemesi'nde ara emrinin reddedilmediğini, Boyacı ülkeye geldiği için düştüğünü kaydetti. Boyacı'nın AİHM'e başvuru hakkı bulunduğunu, çünkü mahkemenin bilinçli bir kampanyayla baskı altına alındığını savunan Denktaş, batan birçok banka varken sadece Kıbrıs Kredi Bankası'nın yönetim kurulu başkanı olan kayınpederi Salih Boyacı'ya "hortumcu" denildiğini söyledi.

Denktaş, bir gazetenin yargılanmadan kaçan banka sahibini "kahraman" ilan ederken, kaçmayıp yargılanmayı bekleyen Salih Boyacı'yı "hortumcu" diye nitelemesini eleştirdi ve konuyu kamuoyunun değerlendirmesine bırakmak istediğini belirtti.

Bir başka soruyu yanıtlarken, Asil Nadir'in hem geçen hükümetten, hem şimdiki hükümetten 4.5 milyon dolar istediğini "4.5 milyon dolar verin hükümetle barışayım" dediğini iddia eden Serdar Denktaş, buna hep karşı çıktığını, böyle bir haksızlığa göz yummayacağını ve konuyu takip edeceğini ifade etti.

KIBRIS 25/06/04

KKTC'nin tanınması gündemde yok

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Sierra Leone dışişleri bakanının ardından İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) genel sekreteri ve Sudan'ın Ankara büyükelçisinin yarın KKTC'yi ziyaret edeceğini açıkladı.

Serdar Denktaş ayrıca Güvenlik Konseyi kararı ortada dururken KKTC'nin tanınması yönünde girişim yapılmamasının Türkiye ile birlikte belirlenen bir siyaset olduğunu söyledi.

Serdar Denktaş bu açıklamayı dün meclis genel kurulunda yaptı. Tahsin Ertuğruloğlu'nun (UBP) hükümetin dış politikaya yönelik eleştirilerini yanıtlayan Denktaş, uluslararası camianın izolasyonların kaldırılacağı yönündeki sözlerinden yola çıkarak bu amaçla politika izlediklerini, verilen sözlerin yerine getirilmemesi halinde tanınma için mücadele edileceğini kaydetti.

Mecliste dün 10 gündem dışı konuşma yapıldı.

Özaşkın

Erden Özaşkın (UBP), plajlar konusunda yaptığı konuşmada, plaj güvenliği için hiçbir tedbir alınmadığını, buralarda gerekli güvenlik tedbirlerinin bulunmadığını belirtti.

Plajlarda ilk yardım ve can kurtaran görevlisinin dışında daha birçok araç gerecin bulundurulması, bunların olmaması halinde plajlara işletme belgesi verilmemesi gerektiğini ifade eden Özaşkın, belediyelerin ve kaymakamlıkların konuyla ilgili neler yaptığını merak ettiğini söyledi ve ne gibi tedbirler alındığını sordu.

Murat

Özaşkın'a yanıt verirken plaj güvenliğinin çok önemli olduğunu vurgulayan İçişleri Bakanı Özkan Murat, 1993'ten beri hiçbir hükümetin yasal düzenlemeleri hayata geçirmediğini belirtti ve kendilerinin konuyla ilgilenmelerinin görevleri olduğunu kaydetti.

Murat, plajlara giriş konusuna da değindi ve tarafları mağdur etmeden çözümler bulmaya çalıştıklarını ifade etti.

Angolemli

İkinci gündem dışı konuşmayı yapan TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, hükümetin "kaşla göz arasında" zamlar yaptığını savunarak, son olarak süte "insafsızca" zam yapıldığını söyledi.

Azınlığa düşen bir hükümetin zam yapmaması gerektiğini dile getiren Angolemli, süte yapılan zammın geri alınmasını istedi.

Maaş ve ücretlere artış yapılmamasını eleştiren Angolemli, sendikalaşmanın zorunlu hale getirilmesi, para birimi olarak euroya geçilmesi gerektiğini ifade etti.

Ertuğruloğlu

Dış siyaset konusunda konuşan UBP Milletvekili Tahsin Ertuğruloğlu, Kıbrıs Türk halkının aldatmacalar sayesinde Annan Planı'na "evet" dediğini, ancak somut bir kazanım elde edilemediğini gördüğünü söyledi, fakat hâlâ daha halka kazanımlar elde edileceği yönünde "yalan ve yanlış" söylemlerde bulunulduğunu savundu.

"KKTC başbakanına yabancıların ilk defa 'başbakan' denildiği, başbakan yardımcısının Pakistan'da ilk kez KKTC bayraklı makam aracıyla seyahat ettiği, Weston'un ilk kez New York temsilciliğini ziyaret ettiği açıklamaları birer aldatmacadır. Bunlar daha önce gerçekleşmiş olaylardır" ifadelerini kullanan Ertuğruloğlu, esas amacın "KKTC'nin ortadan kaldırılması, Türkiye'nin Kıbrıs'tan çıkarılması" olduğunu iddia etti.

Hükümete, İKÖ'yle ilgili açıklamalar ve tanınmayla ilgili demeçler için eleştiriler yönelten ve hükümetin hiçbir politikası olmadığını ileri süren Ertuğruloğlu, izolasyon ve ambargolardan kurtulmanın tek yolunun KKTC'nin tanınması olduğunu, diğer yolların "Rum'un icazetiyle" olabileceğini söyledi.

Ertuğruloğlu, KKTC'nin tanınmasının dış politikanın amacı olarak saptanması gerektiğini kaydetti.

Serdar Denktaş

Ertuğruloğlu'nu yanıtlayan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, İKÖ'de azınlık statüsünden devlet statüsüne geçmenin, en azından bir moral içerdiğini ve ikili ilişkileri başlattığını belirtti.

Sierra Leone dışişleri bakanının ardından bu cumartesi İKÖ genel sekreterinin ve Sudan'ın Ankara büyükelçisinin KKTC'ye geleceğini bildiren Serdar Denktaş, Güvenlik Konseyi kararı varken KKTC'nin tanınması için girişim yapılmamasının Türkiye'yle belirlenen bir siyaset olduğunu ifade etti.

Uluslararası camianın özellikle izolasyonların kaldırılması sözlerinden yola çıkarak, bunun gerçekleşmesi yönünde bir politika izlediklerini anlatan Serdar Denktaş, verilen sözlerin yerine getirilmemesi halinde tanınma için mücadele edileceğini söyledi.

Serdar Denktaş, hükümetin dışta etkin girişimler yaptığını, adımların halka getiriler sağlanması yönünde olduğunu ifade ederek, başlatılan ilişkilerin ekonomik ilişkiler sağlanırsa anlamlı olacağını dile getirdi.

Serdar Denktaş, hiçbir zaman KKTC devletinden bir adım geri gidilecek adımlar atmadıklarını kaydetti.

Tokel

Dördüncü gündem dışı konuşmayı gerçekleştiren UBP Milletvekili Türkay Tokel, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın bir konuşmasında Güzelyurtluların yatırımlarına devam etmesi ve bundan sonraki görüşmelerde Güzelyurt'un taviz konusu yapılmayacağı yönünde mesajlar verdiğini savunarak, böyle bir politika varsa bunun açıklanması ve vatandaşların bilgilendirilmesi gerektiğini söyledi.

ODTÜ kampusunun faaliyete geçmekte olduğuna değinen Tokel, kampus da dikkate alınarak insanların yatırım yapabilmesi için devletin tedbirler alması, vatandaşlara teşvikler vermesinin şart olduğunu kaydetti.

Tokel, Güzelyurt bölgesinde atılacak adımların devletin güvencesinde olduğunun duyurulmasını istedi.

Serdar Denktaş

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş Tokel'e yanıt verdi.

Annan Planı'na "evet" denildiğini, ancak planda verilecek yerler arasında olan bölgelerde durağanlığa girildiğini, insanların hiçbir adım atmadığını belirten Serdar Denktaş, uluslararası alandan destek istediklerini dile getirdi.

Adı ne olursa olsun, gelecekte de bir çözüm planının gündeme geleceğini, fakat mülk konusunda Annan Planı'ndaki durumun altına inilmeyeceğini söyleyen Serdar Denktaş, bu nedenle vatandaşların ve yatırımcıların yatırımlarını sürdürmesi gerektiğini belirtti.

Serdar Denktaş, Girne ve Gazimağusa'daki yatırımlar örnek alınarak yakında Güzelyurt bölgesine taşma olacağına inandığını ifade etti.

Tatil kısaltıldı

Serdar Denktaş'ın konuşmasının ardından ek sunuşlar yapıldı ve gündeme başkanlık divanının meclis tatilinin kısaltılması önerisi geldi.

Bu sırada bağımsız milletvekili Ahmet Kaşif söz aldı ve meclis tatilinin şimdiden başlatılması ve hükümet kurulunca tatilin tamamlanmasını önerdi.

CTP Grup Başkan Vekili Sonay Adem ise, partilerin meclis tatili konusunda oybirliğiyle karar aldığını ve genel kurul tatili sırasında komitelerin zaten çalışacağını belirtti.

Konuşmaların ardından meclis genel kurulu, 3 aylık yaz tatilini oybirliğiyle kısalttı ve tatil döneminde komitelerin çalışmasına karar verdi.

Buna göre meclis genel kurulu temmuz, ağustos ve eylül aylarında değil, ağustos ayı ile eylülün ilk 12 günü tatil yapacak. 1 Ağustos'ta başlayacak tatilin ardından 13 Eylül'de genel kurul çalışmaları yeniden başlayacak

Şanlıdağ

Tatille ilgili oylamaların ardından gündem dışı konuşmalara devam edilen Meclis Genel Kurulu toplantısında beşinci gündem dışı konuşmayı UBP Milletvekili Erdoğan Şanlıdağ yaptı.

Şanlıdağ, bazı belediyelerin sudaki maktu ücreti kaldırılmasının doğru olduğunu, fakat su ücretinin artacağını söyleyerek, dar gelirli vatandaşın su ücretinin artmasının kabul edilemez olduğunu kaydetti.

Şanlıdağ, Güzelyurt bölgesindeki bazı su sorunlarının askere bağlanmasının yanlış olduğunu, sorunun elektrik kesintilerinden kaynaklandığını dile getirdi.

Murat

Şanlıdağ'ın konuşması üzerine söz alan İçişleri Bakanı Özkan Murat, bazı su sorunlarının elektrikten kaynaklandığının doğru olduğunu söyledi.

Murat, su ücretlerini belirleme yetkisinin belediyelerde olduğunu, hükümetin çok fahiş fiyat artışı olursa olaya müdahale ettiğini belirtti.

Sadrazam

Konuyla ilgili konuşan BDH Milletvekili Halil Sadrazam, Akdeniz'deki su depoları ve borularının devlet tarafından denetlenmediğini ve büyük miktarda su çalındığını dile getirdi.

Su vanalarının kontrolünün askerde değil devletin elinde olması gerektiği üzerinde duran Sadrazam, içme suyunun başka maksatlar için kullanılmasının önüne geçilmesini de istedi.

Soyer

Toplantıdaki altıncı gündem dışı konuşmayı yapan CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, Kıbrıs sorununa değindi.

Kıbrıs Türk halkının referandumda çözüm vizyonu ve modelini belirlediğini anımsatan Soyer, Cumhurbaşkanı ile UBP'nin halkın benimsediği modelin dışında söylemlerde bulunduğunu ifade etti.

Soyer, tanınma siyasetini ortaya koyanların, tanınmanın önündeki engelleri insanlara söylemediklerini dile getirerek, Cumhurbaşkanı ile UBP'nin tutumunu eleştirdi.

Geçmişte "TC hükümetleriyle birlikte hareket ederiz" diyen Cumhurbaşkanı ile UBP'nin, bugün TC hükümetinin adımlarına karşı çıktığını söyleyen Soyer, İKÖ'nün kararıyla ulaşılan noktanın küçümsenmesinin yanlış olduğunu belirtti.

Dağlı

Sigortalı hastaların özel doktorlardan hizmet almasıyla ilgili gündem dışı konuşma yapan CTP Milletvekili Okan Dağlı, sosyal sigortalıların sağlık fonunda büyük bir miktar para biriktiğini anlattı.

Sağlık fonunda biriken kaynak dikkate alındığında ilaç konusunda olduğu gibi sağlık hizmeti konusunda da özelden hizmet alınabileceğini belirten Dağlı, sigortalı hastaların özeldeki hekimlerden hizmet alabilmesine imkan verilmesini istedi.

Dağlı, sigortalı hastaların özelden sağlık hizmeti alabilmesi halinde bunun tüm taraflara yarayacağını söyledi.

Emekçi

Dağlı'ya yanıt veren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Erkan Emekçi, sigortalı hastaların özelden sağlık hizmeti almasını kendilerinin de arzuladığını belirtti.

Sosyal sigortalılarla ilgili hizmet ve düzenlemeler hakkında bilgiler veren Emekçi, sağlık sigortasına yaklaşık 36 bin kişinin prim yatırdığını, fakat sağlık sigortasından yararlananların sayısının 170 bine çıktığını anlattı. Emekçi, mevcut durumda muayene ücretinin ödenemeyeceğini söyledi.

Sağlık fonunda artı değil açık bulunduğunu açıklayan Emekçi, sağlık fonunun başka kaynaklardan desteklenmesi gerektiğini dile getirdi.

İzcan

 

Üreticilerin sorunlarını gündeme getiren BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, üreticilerin zor durumda olduğunu savundu ve hükümeti eleştirdi.

Her şeyin Kıbrıs sorununa bağlanmamasını, sorunlara çözüm bulunmasını isteyen İzcan, özellikle hayvancıların kilo-okka, hayvan hastalıkları konularından dolayı mağdur olduklarını dile getirdi.

Hayvan hastalıkları konularında ne yapıldığını soran İzcan, soğuk zincir konusunda verilecek teşvikin büyük üreticilere gideceğini savunarak, küçük ve orta boy üreticilerin üretimden kopabileceğini, soğuk zincirin hayata geçirilemeyeceğini söyledi.

İzcan, patates fiyatıyla ilgili bilgiler de istedi.

Pertev

İzcan'ı yanıtlayan Tarım ve Orman Bakanı Raşit Pertev, patates fiyatlarının önümüzdeki günlerde açıklanacağını belirtti. Pertev, üreticiyi mağdur etmemeye çalışacaklarını kaydetti.

Bakan Pertev, hayvancılıktaki güç dengesizliğinin doğru olduğunu, hayvancılıkla ilgili sorunların kangrenleştiğini ifade ederek, kangreni kesip atmak istediklerini, bu çerçevede tarım referandumunu hayata geçirmeleri gerektiğini dile getirdi.

Pertev, AB'yle temas halinde olduğunu da kaydetti.

Hayvan hastalıklarıyla ilgili çalışmaları anlatan Pertev, bu konuda AB'den alınacak 259 milyon euroluk kaynaktan yararlanılacağını ve hastalıkları ortadan kaldırmaya çalışacaklarını belirtti.

Soğuk zincirin önemine işaret eden Pertev, ihracat kapılarının açılabilmesi için sistemin bir kısmının mutlaka oluşturulması gerektiğini kaydetti.

Çevikel

Yaz aylarında camilerde düzenlenen kurslar hakkında konuşan Yeni Parti Genel Başkanı Nuri Çevikel, bazı vatandaşların çocuklarını yaz aylarında camilere gönderdiğini anlatarak, camilerde KKTC vatandaşı din görevlilerinin çocuklara eğitim veremediğini, Türkiye'den gelen din görevlilerinin eğitim verdiğini belirtti.

Yüz yıllardır adada devam eden camilerdeki eğitimin toplumsal istekten kaynaklandığını söyleyen Çevikel, toplumsal ihtiyaçlara cevap vermek gerektiğini kaydetti. Çevikel, KKTC vatandaşı din görevlilerinin de camilerde çocuklara eğitim vermesi gerektiğini söyledi.

Çevikel, din eğitimi hakkının AB anayasasında da yer aldığını belirtti ve bu hakkın vatandaşlara verilmesi gerektiği üzerinde durdu.

Çevikel, kendisinin ve yeni partinin açıklamalarının çarpıtıldığını savundu ve BRT ile TAK'ın dikkatli olmasını istedi.

Çevikel'in konuşmasının ardından toplantısını tamamlayan meclis genel kurulu, bundan sonraki birleşimini 28 Haziran Pazartesi günü yapacak.

KIBRIS 25/06/04

Üçlü koalisyon arayışları sürüyor

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Demokrat Parti (DP) ve Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) üçlü bir koalisyon oluşturmasına yönelik görüşmeler çerçevesinde üç partinin komiteleri dün Cumhuriyet Meclisi'nde yeniden bir araya geldi.

DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu'ndan alınan bilgiye göre, Cumhuriyet Meclisi'nde saat 15.30'da başlayan toplantı saat 19.30 sıralarında sona erdi. Üç partinin toplantıları aynı üyelerin katılımıyla bugün saat 14.30'da devam edecek.

26 milletvekilinin desteğiyle kurulan CTP-DP koalisyonunun Cumhuriyet Meclisi'nde DP'den 2, CTP'den 1 milletvekilinin istifasıyla 23 sandalyeye düşmesinin ardından geçtiğimiz hafta resmen başlayan hükümet arayışlarında üç partinin komiteleri çalışmalarını sürdürüyor. Bu çerçevede dün her partiden ikişer temsilcinin katıldığı toplantının ardından partilerde değerlendirmeler yapıldı. Bugünkü toplantıda ise partilerdeki değerlendirmelerin ele alınacağı belirtildi.

Mecliste İdari ve Sosyal İşler Komitesi'nin toplantı odasında yer alan toplantıya CTP'den genel sekreter Ferdi Sabit Soyer, Doğan Şahali ve Ünal Fındık; DP'den genel sekreter Mustafa Arabacıoğlu, Hüseyin Öztoprak, Özden Nur, Bengü Şonya ve Atay Ahmet Raşid; BDH'dan da Tahsin Mertekçi, Mehmet Çakıcı, Mine Yücel, Bülent Kanol ve Barış Burcu katıldı. CTP'den Kutlay Erk ile Ahmet Derya'nın ve BDH'dan Halil Sadrazam'ın da gecikmeli olarak toplantıya katılacakları belirtildi.

CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, toplantının başında gazetecilere yaptığı açıklamada, 8 saatlik geçen toplantının faydalı geçtiğini, koalisyonun amacı ve ana ilkeleri doğrultusunda önemli bir yol kat edildiğini söyledi.

Soyer, bir takım tartışmalı noktalar ve konuların karşılıklı nasıl harmonize edileceği konusunda dün her partiden ikişer kişinin çalıştığını kaydederek, bu çalışmaların partilere götürüldüğünü, bugün de geri kalan noktaların tartışılacağını ifade etti.

Ferdi Sabit Soyer, "Ana hatlarıyla bir an evvel bu işin sonuçlanması halka, ülkeye, toplum sorunlarına çözüm getirecek bir formülasyonun gündeme gelmesi için elimizden gelen gayreti sarf edeceğiz" diye konuştu.

DP Genel Sekreteri Mustafa Arabacıoğlu da açıklamasında, görüşleri birbiriyle örtüşmeyen üç partinin netice almak için büyük çaba sarf ettiğini söyledi.

Arabacıoğlu, bugüne kadarki toplantılarda mesafe alındığını ama nihai şeklin ortaya çıkmadığını da belirtti.

BDH adına konuşan merkez yürütme kurulu üyesi Bülent Kanol ise çok ciddi bir çalışma içinde olduklarını ifade ederek, dün partilerin, duruşları ve pozisyonları değerlendirme fırsatı bulduğunu, bugün de partilerde alınan neticeler doğrultusunda bir sonuca varmaya çalışacaklarını kaydetti.

CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, toplantının sonunda bir açıklama yapılıp yapılmayacağına ilişkin soru üzerine "Hava bulutlu bugün, dışarıda çok yağmur var... Onun için açıklama yapmayacağız" karşılığını verdi.

KIBRIS 25/06/04

KKTC’den kaçırılan eserler Rum Yönetimi’ne veriliyor

 

Türkiye’nin 1974 yılındaki Barış Harekatı sırasında, bir şebekenin Kuzey Kıbrıs’taki kiliselerden Almanya’ya kaçırdığı sanat eserlerinin büyük bölümü, Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nin kararıyla Kıbrıs Rum yönetimine verilecek.

Der Spiegel dergisinin haberine göre uluslararası alanda faaliyet gösteren bir şebeke, 30 milyon Euro değerindeki eserleri Almanya’nın Münih kentine götürdü. Bu eserlerin büyük çoğunluğuna 1997 yılında Aydın D. adlı kişinin evinde el konuldu. Aydın D. hakkında savcılık tarafından başlatılan soruşturma ise zaman aşımı gerekçesiyle durduruldu. Rum kesimindeki bir mahkeme Aydın D. hakkında tutuklama kararı aldı ve sanat eserlerinin Rum yönetimine verilmesini istedi. Aydın D. de Almanya’da dava açarak eserleri istedi. Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi ise Aydın D’nin talebini, eserlerin kendisine ait olduğunu belgeleyemediği gerekçesiyle reddetti ve eserlerin Kıbrıs Rum yönetimine verilmesi yönünde karar aldı. 

HURRIYET 27/06/04

Papadopulos randevuya tepkili

 

 

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat’ın Perşembe günü Londra’da İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw ile görüşeceği açıklandı. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, görüşmeye tepki gösterdi.

 

 

 

NTV

 

 

26 Haziran 2004 —  Talat’ın, Çarşamba günü Londra’ya gitmek üzere Ada’dan ayrılacağı açıklandı.

 

Başbakan Talat’ın İngiltere ziyareti programına ilişkin ayrıntıların henüz netleşmediği, ancak Straw’la görüşmesinin kesin olduğu belirtildi.
       Bu arada Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Straw’a sert tepki gösterdi. KKTC’nin işgal altındaki bölgedeki sözde yönetim olduğunu öne süren Papadopulos İngiltere’ye, sözde yönetimin statüsünü bir üst düzeye çıkarma girişimlerinin sonuçlarını dikkate alması çağrısı yaptı. Papadopulos, Rum hükümetinin, görüşmeyi engelleme konusunda hiçbir girişimde bulunmayacağını belirtti. Papadopulos, “Bu girişiminin Kıbrıslı Rumlar üzerinde nasıl bir izlenim yaratacağını Londra kendi düşünsün” dedi.

Bush’tan, Kıbrıs jesti bekleniyor

ABD Başkanı George Bush, NATO zirvesinden önce temaslarda bulunmak üzere bu akşam eşi Laura Bush ile Ankara’ya geliyor.

Kıbrıs sorunu, Bush’un kısa süreli Ankara ziyaretinin ana gündem maddelerinden birini oluşturacak.

Kıbrıs konusunda jest bekleyen Türkiye, Başkan Bush’dan, Amerikan yönetiminin Kıbrıs’ta 24 Nisan’da düzenlenen referandumlardan sonra dile getirdiği KKTC’ye destek taahhütlerine netlik kazandırmasını isteyecek.

Bush’un Türkiye’yi ziyareti sırasında, KKTC’ye yönelik finansal destek paketinin açıklanması da olasılık dahilinde görülüyor.

ABD Başkanı George Bush, Kıbrıs sorununun çözümü için Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türk hükümetinin gösterdiği çabaları överek, Annan Planı’nı “herkes için uygun ve iyi bir plan” olarak gördüklerini bildirdi.

Bush, Türk tarafının planı kabul ettiğini, ancak Rum kesiminin onay vermediğini belirterek, “Bu yüzden Başbakan Erdoğan’la birlikte sürecin nasıl ileriye götürebileceğini istişare etmemiz gerekiyor” dedi.

Bush, terör örgütü PKK’nın Irak’ın kuzeyinden bertaraf edilmesine yönelik olarak, hem Türk hükümeti, hem de yeni Irak hükümetiyle birlikte çalışacaklarını söyledi.

Kıbrıs konusunda sorunun çözümü için Başbakan Erdoğan ve Türk hükümetinin gösterdiği çabaları öven Bush, Annan planını “herkes için uygun ve iyi bir plan” olarak gördüklerini ifade etti.

Bush, Türk tarafının planı kabul ettiğini, ancak Rum kesiminin onay vermediğini belirterek, “Bu yüzden Başbakan Erdoğan’la birlikte sürecin nasıl ileriye götürebileceğini istişare etmemiz gerekiyor” dedi.

NATO-AB ZİRVESİ KIBRIS SORUNU NEDENİYLE YAPILMAYACAK

NATO ile AB arasındaki ilişkiler temkinli adımlarla” geliştirilirken, İstanbul zirvesi sırasında NATO-AB zirvesi yapılmaması dikkat çekici bir unsur oluyor. NATO-AB zirvesi yapılmamasının ana nedenini ise Kıbrıs sorunu oluşturuyor.

İrlanda, İsveç, Finlandiya, Avusturya, Malta ve Kıbrıs Rum kesimi hariç tüm AB veya NATO üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının bulunacağı İstanbul’da NATO-AB zirvesi yapılmamasının ana nedenini Kıbrıs sorunu oluşturuyor.

Türkiye, AB’ye mayıs başında üye olan Kıbrıs Rum kesiminin bu tür bir zirveye katılımına karşı tavır aldı.

NATO’da, 2002 yılının Aralık ayında alınan ve halen yürürlükte olan bir karara göre, NATO ile AB’nin ortak stratejik işbirliği çalışmalarına, Barış İçin Ortaklık (BİO) kapsamında ittifak ile işbirliği yapan ülkeler veya NATO ile güvenlik anlaşması imzalamış olanlar katılabiliyor. Kıbrıs Rum kesimi ve Malta, bu iki grubun dışında kalıyor.

Türkiye’nin, “Kıbrıs Rum kesimi ve Malta hariç” NATO-AB zirvesi yapılması önerisi AB kanadında kabul görmedi, ancak tartışma konusu da yapılmadı. “İstanbul’da en ufak bir çatlak ses duyurmamak ve bölünmüşlük havası yansıtmamak” konusunda kararlı gözüken müttefikler, NATO-AB zirvesini “gereksiz” gördüklerini belirterek, gündem dışı bıraktılar.

Öte yandan, Kıbrıs Rum kesiminde ve KKTC’de yapılan referandumların ardından ortaya çıkan tablonun, “AB’nin sesini kıstığına” da işaret ediliyor.

HALKIN SESI 26/06/04

Hükümet çalışmalarında tıkanıklık

CTP-BG, DP ve BDH’nın katılımıyla üçlü bir koalisyon hükümeti kurulması arayışlarına yönelik dünkü toplantı tamamlandı.

İki saat süren toplantıda varılan sonuçların partilerin yetkili kurullarında görüşüleceği açıklanırken, komitelerin yeniden ne zaman bir araya geleceklerinin de partilerin yetkili kurullarındaki değerlendirmeden sonra belli olacağı açıklandı.

Cumhuriyet Meclisi’nde saat 15.00’te başlayan toplantı saat 17.00 sıralarında sona erdi. Toplantıya CTP’den Genel Sekreter Ferdi Sabit Soyer, Doğan Şahali, Ünal Fındık, Ahmet Derya ve Kutlay Erk; DP’den Genel Sekreter Mustafa Arabacıoğlu, Hüseyin Öztoprak, Hatice Faydalı, Özden Nur, Bengü Şonya ve Atay Ahmet Raşid; BDH’dan da Tahsin Mertekçi, Mehmet Çakıcı, Bülent Kanol ve Barış Burcu katıldı.

CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, toplantı sonrasında yaptığı ortak açıklamada CTP-BG, DP ve BDH’nin bir süreden beridir üçlü koalisyon için yürüttükleri çalışmalarda pek çok konunun görüşüldüğünü söyledi. Gelinen noktada olumlu noktaların yanı sıra bir kısım tıkanıklık noktaları bulunduğunu açıklayan Soyer, ulaşılan durumun partilerin yetkili organlarında değerlendirilmesinin ardından önümüzdeki günlerde yeniden bir araya gelineceğini belirtti.

Tıkanıklıkların sorulması üzerine Soyer, “Partiler görüşsünler de ondan sonra. Bunları şimdiden söylemenin en azından partilerin görüşme noktasındaki pozisyonu kaldırır orta yerden. Onun için ketumiyet devam edecek” dedi.

Soyer “Buna biz ‘kuyu odası’ diyoruz. Kuyudan bir şey çıkarmak zordur, o bakımdan. Çok da kolaydır. Burada önemli olan kuyudan bir şey çıkmasını sağlamaktır. Çıkabilmesi için bu yöntemi bulduk” şeklinde konuştu.

26 milletvekilinin desteğiyle kurulan CTP-DP koalisyonunun Cumhuriyet Meclisi’nde DP’den 2, CTP’den 1 milletvekilinin istifasıyla 23 sandalyeye düşmesinin ardından geçtiğimiz hafta resmen başlayan hükümet arayışlarında üç partinin komiteleri çalışmalarını sürdürüyor.

HALKIN SESI 26/06/04

Kaçaklara, sınır

Kaçak işçi sorununun yarattığı olumsuzlukları ortadan kaldırmak için harekete geçen İçişleri Bakanlığı Yabancılar ve Muhaceret Yasası'nı değiştiriyor. Bakanlığın hazırladığı "Yabancılar ve Muhaceret (Değişiklik) Yasa Tasarısı", KKTC'ye giriş yapan ve ülkede kalacağı süreyle ilgili gerekli yasal işlemleri yerine getirmeyenlerin yurt dışına gönderilmesini öngörüyor. Kaçak işçi pozisyonunda bulunanlar üç ay içinde devlete başvurarak gerekli işlemleri yapmak zorunda. Aksi takdirde, "yasa dışı ikamet eder" pozisyona düşen kişiler sınır dışı edilecek

Gizem ÖZGEÇ

Kaçak işçi sorununun yarattığı olumsuzlukları ortadan kaldırmak için harekete geçen İçişleri Bakanlığı Yabancılar ve Muhaceret Yasası'nı değiştiriyor. Bakanlığın hazırladığı "Yabancılar ve Muhaceret (Değişiklik) Yasa Tasarısı" KKTC'ye giriş yapan ve ülkede kalacağı süreyle ilgili gerekli yasal işlemleri yerine getirmeyenlerin yurt dışına gönderilmesini öngörüyor. Buna karşın, yıllardır tartışılan "kimlikle girişe" son verilmeyecek ancak muhaceret yasaları eksiksiz uygulanacak. Böylelikle, yıllardır KKTC'de durdurulamayan ve beraberinde hırsızlık, cinayet, kap-kaç, soygun, tecavüz gibi çok sayıda adi suçu beraberinde getiren, kimlikle giriş uygulamasında değişikliğe gidilecek.

Yeni hazırlanan ve meclis alt komitelerinde görüşülen tasarıya göre, izinsiz olarak KKTC'de yaşayan yabancı uyruklular saptanacak.

Üç aylık turist vizesi alarak giriş yapan ancak üç ayın sonunda kayıt yaptırmaksızın ülkede kalan kişiler tespit edilecek. Üç aylık sürenin ardından ülkede kaçak kaldıkları tespit edilen kişiler polise bildirilecek ve polis gerekli yasal işlemleri yapacak.

Bu süre zarfında, "ikamet, çalışma veya iş yapma izni almayanların" ülkeden ihracı istenecek. Yasayla belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen kişilere, yasal sınırı (üç ay) aştıkları her gün için asgari ücretin günlük tutarının iki katı para cezası kesilecek. Ayrıca, ülkede "yasa dışı" kaldıkları tespit edilen kişiler hemen ülkeden ihraç edilecek.

Alnar: Rakam büyük

İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Ali Alnar, KIBRIS'a yaptığı açıklamada hiçbir yasaya tabii olmadan, "kaçak statüde" yaşayan çok sayıda yabancının bulunduğunu söyledi. Söz konusu kişilerin sayısının kabul edilebilir rakamların üzerine çıktığını kaydeden Alnar, gerekli önlemleri almak için süratli hareket ettiklerini belirtti.

"Yasaları hiçe sayan" muhaceret uygulamalarından örnekler veren Alnar şunları söyledi:

"Göreve geldikten sonra özellikle muhacerette bilgisayara kayıtlı bir tek fotoğraf göremedik. Bu kişilerin dosyaları Muhaceret Dairesi arşivinde bekletiliyor. Biz bunları bilgisayar ortamına aktarıp, sayısını tespit etmek ve kaçak olarak ülkede bulunan insanların ülkede kalış sürelerini tespit etmek için istatistiki bilgi oluşturma çabasındayız. Bu çalışmamız devam etmektedir. Ülkeye giriş yapmış herkesin bir dosyası vardır. Bu dosyanın içinde özlük hakları bulunuyor. Kişinin ülkeye hangi tarihte girdiğini, iş yapma, ikamet ve çalışma izni çıkarıp çıkarmadığını, yasal hükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini gösteren binlerce dosya beklemektedir. O yüzden bu konuda rahatlıkla rakam verebilmek mümkün değildir. Bilgisayara aktarıldıktan sonra bunlar sırasıyla kategorilendirilebilir. Kişilerin ülkemizde kaldığı yıllar sınıflandırılır ve bunların kaç tanesinin yasal olarak ülkede bulunduğu tespit edilir."

Ülkeden atma kararı değil, kayıt altına alma kararı

Alnar, değişiklik yasa tasarısını hazırlamalarındaki temel nedenin yasal olarak ülkede yaşamayanların kayıt altına alınması olduğunu vurguladı.

Alnar, bazı kesimlerin yapılan bu değişikliği 'insanları yurt dışı etmek', 'ülkeden atmak' gibi "milliyetçi ve etik olmayan bir zemine taşımak istediklerini" belirterek, bunun doğru olmadığını söyledi. Alnar, yeni yasanın ülkedeki olumsuz gidişe dur diyeceğini, toplumun beklentisinin de bu yönde olduğunu kaydederek şöyle devam etti:

"Kökeni ne olursa olsun, yurttaşlarımızın geleceği ile ilgili çok dramatik bir tablo önümüzde duruyor. Tanınmamış bir ada ülkesiyiz ve imkanlar da sınırlı. En büyük sorun halkımızın istihdamı ve yaşamını idame edebilmede yaşadığı sıkıntı.

KKTC yurttaşı, işsizlikle mücadele edip, çoluk çocuğunun geleceğini kurmak için çırpınıyor. Kıbrıs Türkü, kendi yapacağı işin,vatandaş olmayan bir sürü insan tarafından üstelik ucuz ücretle yapılması ve ekmeğine ortak olunmasından rahatsız oluyor.

Bu tasarı işte, bu şikayetleri giderecek ve keyfi idareye dur diyecektir"

Yasa tasarısında bir esas değişiklik kısmı, bir de geçici madde bulunduğunu bildiren Alnar, esas değişiklikle, ülkede izinsiz ikamet eden yabancı uyrukluların saptanacağını söyledi.

Alnar, ilk adımda bu yasayla KKTC'ye üç aylık turist vizesiyle giriş yapmış ve kayıt yaptırmaksızın yaşayan yabancıların saptanacağını, daha sonra saptanan bu kişilerin polise bildirileceğini anlattı. Polisin, kişilere, ikamet, çalışma ve iş yapma izni almaları adına süre vereceğini ve bu süre sonunda gerekli izinleri almayanların ihracının isteneceğini anlatan Alnar, bu süre sonunda yasal zemine taşınmayan kişilerden, o süreyi müteakip bu ülkede geçirecekleri her gün için, asgari ücretin günlük tutarının iki katı para cezası kesileceğini belirti

Alnar şöyle devam etti:

"Daha sonra bu kişi para cezasını ödese de ödemese de, ülkeden ihraç edilecek. Yasa, burada bir detay getiriyor. Kişi, tespit edildiğinde, para cezası da tespit edilir. Bu kişi bunu ödemediği takdirde hemen ihraç edilir.

Fakat bu kişi tekrar ülkeye giriş yapmak istediğinde, saptanan para cezasının bir katı tutarında ek ceza ödemesi istenir"

Alnar, yasadaki geçici maddeyi ise şu sözlerle açıkladı:

"Bugün hiçbir yasaya bağlı olmaksızın yaşayan ve çalışan TC uyruklular için geçici madde konulmuştur. Bu yasa Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra, TC kökenlilere üç aylık süre tanınacak. Bu sürede ilgili kişilerin yasal zemine taşınmaları için şans verilecek, kimlikle giriş yapıp pasaport taşımayanların yurt dışına gitmeleri istenmeyecektir. TC elçiliğine pasaportlarını temin etmeleri için gidebilecekler. Bu kişiler çalışma izini çıkardıkları takdirde işleme tabii tutulmayacaklar. Fakat 90 gün sonunda gayret göstermeyenler için diğer uygulamalar söz konusu olacak. Parayı ödemeyenler yurt dışına ihraç edilecek ve bir kez daha KKTC'ye girişlerine engel konulacaktır"

Kimlikle giriş savunulamaz

KKTC'de belli bölgelerden gelen şikayetlerin, ülkede yaşanan dramın boyutunu ispatlar nitelikte olduğuna işaret eden Ali Alnar, kimlikle girişin yarattığı olumsuzlukların ortada olduğunu söyledi.

Alnar, kimlikle girişi kimsenin savunacak durumda olmadığı belirterek, "Zamanında kimlikle girişin gerekliliğini savunanlar, turizmi bahane etmişlerdi. Ne yazık ki, turizm açısından bakıldığında kalıcı turistlerin yaratılarak, kötü sonuçların ortaya çıktığı aşikardır. Bakanlık olarak bunun giderilmesi konusunda, muhataplarıyla görüşüyoruz. Bunun normal seyrine ulaşması için çalışıyoruz" dedi.

İçişleri Bakanlığı'nın hazırladığı yasa tasarısı ne diyor?

Yabancılar ve Muhaceret (Değişiklik) Yasa Tasarısı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisi aşağıdaki yasayı yapar

1. Bu Yasa, Yabancılar ve Muhaceret (Değişiklik) Yasası olarak isimlendirilir ve aşağıda Esas Yasa olarak anılan Fasıl 105, Yabancılar ve Muhaceret Yasası ile birlikte okunur.

2. Esas yasa, 14'üncü maddesine aşağıdaki yeni (6')ncı fıkra eklenmek suretiyle değiştirilir.

(6)Baş Muhaceret Memuru, aleyhine sınır dışı edilme emri çıkarılan ve bu emir uyarınca sınır dışı edilen yabancı kişiler hakkında yurttaşı oldukları ülkenin elçilik, konsolosluk veya temsilciliklerine bilgi verir.

3. Esas Yasa, 19'uncu maddesine aşağıda yeni (4)'üncü ve (5)'inci fıkralar eklenmek suretiyle değiştirilir.

(4) (a) Bu Yasa veya bu Yasa uyarınca yapılan herhangi bir Tüzük gereğince Muhaceret Dairesi Müdürü veya onun görevlendirdiği herhangi bir Muhaceret Memuru, KKTC'ne onaylanmış bir limandan giriş yapan ve girişte kendisine verilen ziyaretçi izni süresi bitmiş olmasına rağmen KKTC'den ayrılmayan yabancı uyruklu kişileri saptar.

(b) Muhaceret Dairesi Müdürü veya onun görevlendirdiği herhangi bir Muhaceret Memuru bu fıkranın (a) bendi uyarınca tespit edilen yabancı uyruklu kişilerden KKTC'ne Nüfus Cüzdanı veya kimlik kartı ile girmiş yapmış olanları, en kısa sürede ülkeden çıkışlarını sağlamak maksadıyla Polis Genel Müdürlüğü'ne bildirir. KKTC'ne pasaportla giriş yapmış olanlardan ise, saptayacağı süre sonuna kadar İkamet İzni, İş Yapma İzni veya Çalışma İzni almak için gerekli işlemleri başlatmalarını veya ülkeden ayrılmalarını ister.

(c)Muhaceret Dairesi Müdürü'nün veya onun görevlendirdiği herhangi bir Muhaceret Memuru'nun bu fıkranın(b) bendi yarınca saptadığı süre sonuna kadar İkamet izni, İş Yapma İzni veya Çalışma İzni almak işçin gerekli işlemleri başlatmayanlar bir suç işlemiş olurlar ve bu hususun bir çıkış kapısında veya yapılan herhangi bir denetim veya kontrolde saptanması halinde, ilgili yabancı kişinin yetkili makamlardan izinsiz olarak KKTC'nde bulunduğu gün sayısı tespit edilir ve izinsiz olarak kaldığı her gün için, yürürlükteki asgari ücretin iki günlük tutarına eşit miktarda para cezası kesilerek, muhaceret memurunca kendisinden tahsil edilir.

(d)Ülkede izinsiz olarak kaldığı herhangi bir çıkış kapısında veya bir kontrol veya denetimde saptanan bu gibi yabancı kişiler, Muhaceret Memurunca kesilmiş para cezasını ödemiş olsunlar veya olmasınlar Polis Genel Müdürlüğü'nce ülkeden çıkarılırlar.

(e)Bu fıkranın (d) bendi uyarınca ülkeden çıkışları sağlanan bu gibi yabancı kişilerden kesilen para cezasını ödememiş olanların çıkış kayıtlarına Muhaceret Dairesi Müdürü veya onun görevlendirdiği Muhaceret Memurunca şerh düşülerek, kesilmiş para cezasını bir kat fazlasıyla ödemedikleri takdirde KKTC'ne yeniden giriş yapamayacakları hususunda engel konulur

(5)Hiçbir işveren , Çalışma izni kartı sahibi olmayan ve çalışma izini kart süresi dolmuş olmasına rağmen yenilenmemiş olan bir yabancı uyruklu kişiyi istihdam edemez. İstihdam edenler bir suç işlemiş olurlar ve İş Yasasında bu gibi suçlar için öngörülmüş olan cezalarla cezalandırılırlar.

4.Esas Yasa, aşağıdaki yeni Geçici 1'inci madde eklenmek suretiyle değiştirilir.

Geçici Madde (1). Onaylanmış bir limandan Nüfus Cüzdanı veya Kimlik Kartı ile KKTC'ne giriş yapmış ve kendisine verilmiş ziyaretçi izin süresi bitmiş olmasına rağmen İkamet İzni, İş yapma İzni veya Çalışma İzni olmadan KKTC'de kalmakta ve çalışmakta olan Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı kişiler, bu Yasa'nın Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren üç ay içerisinde, temin edecekleri pasaportlarıyla birlikte Muhaceret Dairesine başvurarak dairenin isteyeceği evrak ve bilgileri vermek ve bu yasaya veya bu yasa uyarınca yapılmış, değiştirilmiş şekliyle Muhaceret ve Yabancılar Tüzüğünün ilgili maddelerinde belirtilen koşullara uymak suretiyle İkamet İzni, İş Yapma İzni veya Çalışma İzni almak için gerekli işlemleri başlatma ve tamamlamak zorundadırlar.

5. Esas Yasa aşağıdaki yeni Geçici (2)'inci madde eklenme suretiyle değiştirilir.

Geçici Madde (2). (a) Geçici (1)'nci madde işe saptanmış süre içinde İkamet İzni, İş yapma İzni veya Çalışma İzni almak için gerekli işlemleri başlatmayanlar en geç saptanmış sürenin sonunda KKTC'den ayrılmak zorundadırlar.

(b) Geçici (1)'inci madde ile saptanmış üç aylık sürenin sonunda İkamet İzni, İş Yapma izni veya Çalışma İzni alamayan ve KKTC'de izinsiz olarak kalmaya, iş yapmaya veya çalışmaya devam edenler, suç işlemiş olular. Bu hususun bir çıkış kapısında veya yapılan herhangi bir denetim veya kontrolde tespit edilmesi halinde saptanmış üç aylık sürenin son gününe tekabül eden tarihten başlayarak, ilgili kişinin yetkili makamdan izinsiz olarak KKTC'de kaldığı süre tespit edilir ve izinsiz olarak KKTC'de kaldığı her gün için yürürlükteki asgari ücretin iki günlük tutarına eşit miktarda para cezası kesilerek Muhaceret Memurunca kendisinden tahsil edilir.

(c) İlgili kişinin belirlenmiş para cezasını ödememesi halinde Muhaceret Dairesi Müdürü'nün veya onun görevlendirdiği Muhaceret Memurunun yazılı talebi ile, Polis Genel Müdürlüğü'nce KKTC'den çıkışı sağlanır ve çıkış kaydına , para cezasını ödemediğine dair şerh düşülerek, yeniden giriş yapmasına engel konulur.

6. Bu Yasa, Resmi Gazete'de yayımlandığı tarihten başlayarak yürürlüğe girer.

KIBRIS 26/06/2004

Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni dava etsin

Taşınmaz Mallar Tazmin Komisyonu'na başvurmanın dışında, Kıbrıslı Rumların değerlendirebileceği farklı seçenekler bulunuyor. Bu seçeneklerden biri olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne dava açmak, bin kadar Kıbrıslı Rum tarafından değerlendirildi

Kıbrıslı Türklerin güneyde bıraktıkları mallar, Güney Kıbrıs hükümeti tarafından bu malları idare etmek için kurulan Koruyucu Kurum (KK) tarafından kiralanmışsa, kira değeri mal sahibi Kıbrıslı Türk tarafından talep edilebilir

Louzidou davası, Türkiye'nin masaya dönmesindeki en büyük sebeplerden biri. Kıbrıslı Rum avukata göre Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı dava açmaya başlarsa, güneydeki hükümet de bir şeylerin yapılması gerektiğinin farkına varacak

 

 

Kıbrıs sorununun en can alıcı konusu olan mal-mülk meselesinin Güney Kıbrıs'tan nasıl göründüğünü, Kıbrıslı Rum avukat Achilleas Demetriades, KIBRIS'a anlattı. Demetriades, Kıbrıslı Türklere, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni dava etmesini önerdi.

Konuyla ilgili Kıbrıslı Rum Avukat Achilleas Demetriades'in görüşlerini aldık. Demetriades, Tatiana Loizidou'nun Türkiye aleyhine açıp kazandığı dava ile ilgilenen ve bu konudaki davaları, etnik kökeni ne olursa olsun, her zaman savunabileceğini iddia eden bir hukukçu.

Güney Kıbrıs'ın mal-mülk meselesine bakışını anlatan Ahillias Dimitriades, ilk olarak, kuzeydeki uzmanların söyledikleri "Kıbrıslı Rumların KKTC'de kurulan Taşınmaz Mallar Tazmin Komisyonu'na (TMTK) başvurmaktan başka çaresi yok" sözlerine cevaben, Kıbrıslı Rumların, kuzeyde bırakmış oldukları mallar ile ilgili daha fazla seçeneğe sahip olduklarını düşünüyor.

Demetriades'e göre bunlar; AİHM'de, bayan Loizidou'nun yaptığı gibi, Türkiye aleyhine dava açmak; TMTK'ye başvurmak veya Kıbrıs sorununun çözümünü beklemek.

"Şu anda birinci seçenek, 1000 kadar Kıbrıslı Rum tarafından tercih edildi" diyen Demetriades, Kıbrıslı Rumlar tarafından AİHM'de açılmış ve kazanılmış olan ilk davada son durumun, paranın bayan Loizidou tarafından alınmış olup ikinci aşamaya geçildiğini söyledi. İkinci aşamada, Avrupa Bakanlar Konseyi'nin, Loizidiou'nun bıraktığı malların kullanım hakkının iade edilip edilmeyeceği kararının bekleneceğini ifade eden Demetriades, Kıbrıslı Rumların lehine sonuçlanmış iki dava daha olduğunu ve bu davalar ile ilgili AİHM'in Türkiye'nin ödeyeceği tazminat miktarı konusundaki kararı beklediklerini kaydetti.

Türkiye aleyhinde Kıbrıslı

Rumların açtıkları davalar

Achilleas Dimitriades, AHİM sistemine dahil olmuş ve sonuca doğru giden 33 davanın yanında, 30 Haziran 2003'den önce dosyalanmış 300-350, o tarihten sonra da dosyalanan 400-500 kadar dava olduğunu söyledi. 30 Haziran 2003 tarihinin özelliği, TMTK'nın kuruluş tarihi olmasıdır.

2 Eylül 2004 tarihinde AİHM sistemi dahilinde bulunan, Kıbrıslı Rumların Türkiye aleyhine açmış olduğu davalar ve Tazmin Komisyonu'nun Kıbrıslı Rumların kuzeydeki malları ile ilgili kara almaya yetkisine sahip bir kurum olup olmadığı hakkında karar verecek. Demetriades bu gibi durumlarda normal prosedürün, insan hakkı ihlalinden sorumlu ülkenin mahkemelerine başvurmak, alınan karar beğenilmezse istinafa gitmek, o da beğenilmezse son çare olarak AİHM'e başvurmak olduğunu belirtti. "30 Haziran 2003'e kadar böyle bir sistem yoktu. Şimdi komisyon kurulmuş bulunmakta ve AİHM'in komisyon hakkında vereceği karar bekleniyor" dedi.

AİHM'den gelen sorular

Demetriades, geçtiğimiz ay AİHM tarafından komisyonun durumu ve Kıbrıslı Rumların hükümet tarafından komisyona gitmelerinin engellenip engellenmediği konularında sorular içeren bir mektup aldı. Ayrıca bu mektupta Annan Planı'nın reddedilmesinden dolayı, AİHM bünyesinde bulunan davaların hukuki olarak nasıl etkileneceği de soruldu. Demitriades bu sorularla ilgili cevaplarını şöyle sıralıyor:

"Bize göre komisyon, 30 Haziran 2003'ten önce AİHM'de açılmış olan davalarla ilgili karar alamaz. Ayrıca kuzeyde mal bırakmış olanların büyük bir bölümü tazminatın dışında malların geri iadesini istedikleri için komisyona gitmenin faydası olmadığını düşünüyorlar. Bunlara ek olarak komisyona gitmek haklarından vazgeçmek olacağı için bu yolu seçmiyorlar. Bu insanlar mallarını kendi seçimleriyle değil de zorla terk ettikleri için sahip olma durumu devam ediyor. Komisyon de pek etkili bir tazmin sistemi içermiyor çünkü malların iadesini öngörmüyor. Üçüncü soruya cevap olarak da referandum sonucunun bireysel davalara etkisi olmaması gerektiğini düşünüyorum. Ama dediğim gibi, AİHM bu konu hakkında eylül ayında bir oturum yapacak ve aralık ayında da nerede durduğumuzu gösterecek karar çıkacaktır."

Demetriadise göre kuzeydeki hükümet ile güneydeki hükümet, terk edilmiş mallar ile ilgili çok farklı politikalar izlediler. Bu fark şöyle açıklanıyor:

"Kuzeydeki hükümet, malların mülkiyet hakkını başkalarına verirken, güneydeki hükümet, Kıbrıslı Türklerin Mallarını Koruyucusu isimli bir kurum kurdu. Aradan geçen yıllar içinde iyi ve kötü şeyler oldu ancak sonuçta prensip olarak mallar Kıbrıslı Türklere ait olamaya devam etti."

Kıbrıslı Türklerin değerlendirmeleri

gereken konular var

Demetriades, güneyde mal bırakmış olan Kıbrıslı Türklerin değerlendirmesi gereken iki konu olduğunu söyledi. Konulardan biri gelir kaybı ile ilgili. Yani, Kıbrıslı Türklerin güneyde bıraktıkları mallar, Güney Kıbrıs hükümeti tarafından bu malları idare etmek için kurulan Koruyucu Kurum (KK) tarafından kiralanmışsa, kira değeri mal sahibi Kıbrıslı Türk tarafından talep edilebilir. Eğer gerçek değerlerinin altında kiralanmışsa farkı alabilmek için dava açılabilir.

Bazı pürüzler olmasına rağmen malın geri iadesinin talep edilebileceğini belirten Dimitriades, malını geri talep eden bir Kıbrıslı Türk'ün en az altı ay boyunca Kıbrıs Cumhuriyetinde ikamet etmesi gerektiğini, anacak yasada bununla ilgili herhangi bir madde bulunmadığını söyledi ve ekledi:

"Malı başkası tarafından alınan bir Kıbrıslı Türk nerede kalacak ve nasıl geçinecek? Ayrıca hükümet bu insanlara bakacak mı?

Puan sistemi

geçerli değil

Dimitriades şu anda mallarını güneyde bırakmış olan birkaç Kıbrıslı Türkün davası ile ilgileniyor ve ona göre davaların daha ileri götürülmesi gerek. Yerel bir mahkemeye başvurup kararı beğenmezlerse istinafa gidebileceklerini belirten Dimitriades, "onu da beğenmezlerse AİHM'e dava açabilirler. Sonuçta mallarının geri iadesi herkesin hakkı" dedi.

Dimitriadis'e göre bu durumda çıkabilecek olan tek aksilik birçok Kıbrıslı Türkün puan sisteminden yararlanıp mallarını hükümete devretmiş olmaları. Ancak puan alıp da mal alamayanlar için herhangi bir zorluk çıkacağını sanmadığını da sözlerine ekledi. Dimitriades, Kıbrıslı Türklerin puanları geri verip koçanlarını almalarının mümkün olduğunu, hatta mal alanlar bile üzerine inşaat yapmamışlarsa, malları geri verip koçanlarını alabileceklerini belirtti. Hepsinden daha önemlisi, Kuzeydeki hükümetin tanınmadığından dolayı yapmış olduğu yasal düzenlemelerin de tanınmadığını söyleyen Dimitriades, güneydeki yasalara göre, puan sisteminin başından itibaren geçersiz olduğunu iddia etti. Tüm bu gelişmeler karşısında şu ana kadar mallarını geri veya tazminat talep eden birkaç Kıbrıslı Türk olduğunu belirten Dimitriades, olumlu sonuç alınamadığı gerçeğini de belirtmek zorunda olduğunu kaydetti.

Kamulaştırılan Türk malları

Demetriades, Rum hükümeti tarafından kamulaştırılmış Türk mallarına karşılık bu güne kadar tazminat ödenmediğini belirtirken malları kamulaştırılanların, tazminatın yanı sıra biraz da mal talep ettiklerini belirtti. Demetriadis'e göre bu insanların mal almaları imkansız, tazminatın ise çok zor görünüyor çünkü yetkililer, tazminat ödemek için Kıbrıs sorununun çözümünü bekliyor. Buna ek olarak Demetriades, Koruyucu Kuruma karşı açılan davalardan bir tanesinin, Kıbrıslı bir Türkün lehine sonuçlandığını ancak Koruyucu Kurumun tazminat ödemeyi kabul etmesine rağmen, tazminatı ödemek için sorunun çözümü beklediğini ifade etti.

Kıbrıs Rum hükümetinden tazminat almış tek Kıbrıslı Türk, 1962'de Kıbrıs'tan ayrılmış ve kamulaştırılmış malına karşılık olarak Güney Kıbrıs hükümetinden, mahkeme dışında çözülmüş olan konu ile ilgili tazminat elde etmiş.

Rum hükümetinin Kıbrıslı

Türklere 100 milyon KL borcu var

Politis'e göre, şimdiye kadar başa gelen hükümetler, kamulaştırılmış Türk mallarının tazminatlarını koruyucu kurumda oluşturulan fona tam olarak yatırmadıkları için, 100 milyon KL tutarında bir borç bulunuyor.

Bunlara ek olarak, Kıbrıslı Türk avukat Akan Kurşat'ın belirttiğine göre, Kıbrıslı Türklerin davalarının Kıbrıslı Türk Avukatlar tarafından ele alınamaması sonucunu doğuran zorluklar bulunuyor. Bu zorluklar Kurşat tarafından, 1974'ten sonra güneydeki mal mülk yasasının değişmesi ve yasaların Rumca olmasından dolayı dil sorununa ek olarak avukatların, güneydeki baroya kayıt olsalar bile, güneyde bulunan bir hukuk firması ile çalışmak zorunda bırakılmaları olarak sıralandı. Kurşat'ın anlattığına göre bir başka zorluk da Güneyde mal bırakmış olan Kıbrıslı Türklerin birçoğunun hayatta olmamalarıdır. Bu insanların varisleri malları talep edebilmek için ilk önce güneydeki mahkemelerde, mahkeme kararı ile tereke oluşturmaları gerek.

Davalar artacak

Konu ile ilgilenen uzmanların iddia ettiğine göre çözülmesi gereken birçok sorun var ve Kıbrıslı Türk ile Kıbrıslı Rum malları ile ilgili davalar önümüzdeki yıllarda oldukça artacak.

Demetriadis'e göre bu sorunların tümü mahkeme dışında sorunun çözümüyle kapanacaktı. Bunun gerçekleşmemesi üzücü olduğunu belirtirken, insanların bir çoğunun geri durduğunu, bunun politik bir sorun olduğunu düşündüklerini ancak hukuki tarafını yenile fark ettiklerinin altını çizdi.

Louzidou davasının bir dönüm noktası olduğunu belirten Demetriadis, bu davanın, Türkiye'nin masaya dönmesindeki en büyük sebeplerden biri olduğunun sözlerine ekledi. Kıbrıslı Rum avukata göre, Kıbrıslı Türkler, Kıbrıs cumhuriyetine karşı davalar açmaya başlarsa, güneydeki hükümet de bir şeylerin yapılması gerektiğinin farkına varacak.

Demetriadis, haklarınızı savunmanın yanlış bir tarafı olamayacağını, haklarınız ihlal edilmişse hükümetlerin bunda büyük hatası olduğunu ifade ederek, ortada insan hakkı ihlali varsa, kendisinin, ne Türkiye'ye ne de kendi hükümetime karşı dava açmada herhangi bir sorun görmeyeceğinin ifade ederek sözlerini tamamlıyor.

KIBRIS 27/06/2004

Bush, çözümde ısrarlı

ERDOĞAN'LA SÜRECİN NASIL İLERİYE GÖTÜRÜLEBİLECEĞİNİ KONUŞACAĞIZ... Kıbrıs sorununun çözümü için Başbakan Erdoğan ve Türk hükümetinin gösterdiği çabaları öven Bush, Annan Planı'nı "herkes için uygun ve iyi bir plan" olarak gördüklerini söyledi. Türk tarafının planı kabul ettiğini, ancak Rum kesiminin onay vermediğini belirten Bush, "Bu yüzden Başbakan Erdoğan'la birlikte sürecin nasıl ileriye götürebileceğini istişare etmemiz gerekiyor" dedi.

BUSH: ERDOĞAN'LA ŞAHSİ DOSTLUĞUM VAR... ABD Başkanı George Bush, NATO zirvesinden önce temaslarda bulunmak üzere bu akşam eşi Laura Bush ile Ankara'ya gidiyor. Bush, NTV'ye yaptığı açıklamada, Türkiye ile ABD arasındaki tarihi bağların önemine işaret ederek, Türkiye gibi büyük bir ülkeye gelecek olmaktan büyük heyecan duyduğunu belirtti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la şahsi dostluğu olduğunu ifade eden Bush, "Ziyaretin bir bölümü, hem kendim, hem de ülkem adına bu ilişkinin önemini ortaya koymaya yönelik" diye konuştu.

TÜRKİYE KIBRIS KONUSUNDA JEST BEKLİYOR... Başkan Bush'un Başbakan Erdoğan'la görüşmesinde Türkiye-AB ilişkilerinin de gündeme geleceği bildirildi. Bush'un görüşmede, İrlanda temasları hakkında Ankara'ya bilgi vermesi ve ABD'nin Türkiye'nin AB sürecine gösterdiği desteği yinelemesi bekleniyor. Kıbrıs konusunda jest bekleyen Türkiye, Başkan Bush'dan, Amerikan yönetiminin Kıbrıs'ta 24 Nisan'da düzenlenen referandumlardan sonra dile getirdiği KKTC'ye destek taahhütlerine netlik kazandırmasını isteyecek.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı George Bush, Kıbrıs sorununun çözümü için Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türk hükümetinin gösterdiği çabaları överek, Annan Planı'nı "herkes için uygun ve iyi bir plan" olarak gördüklerini bildirdi.

Bush, Türk tarafının planı kabul ettiğini, ancak Rum kesiminin onay vermediğini belirterek, "Bu yüzden Başbakan Erdoğan'la birlikte sürecin nasıl ileriye götürebileceğini istişare etmemiz gerekiyor" dedi.

Bush, terör örgütü PKK'nın Irak'ın kuzeyinden bertaraf edilmesi konusunda ise, hem Türk hükümeti, hem de yeni Irak hükümetiyle birlikte çalışacaklarını söyledi.

George Bush, NTV'ye yaptığı açıklamada, Türkiye ile ABD arasındaki tarihi bağların önemine işaret ederek, Türkiye gibi büyük bir ülkeye gelecek olmaktan büyük heyecan duyduğunu belirtti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la şahsi dostluğu olduğunu ifade eden Bush, "Ziyaretin bir bölümü, hem kendim, hem de ülkem adına bu ilişkinin önemini ortaya koymaya yönelik" diye konuştu.

Bush, Türkiye'deki temaslarında Irak'ın kuzeyinde terör örgütü PKK'ya karşı ortak mücadele konusunun da gündeme geleceğini belirterek, "PKK ile mücadelede birlikte çalışacağız. Teröristlerin peşindeyiz. Eğer bir grubu terörist ilan ediyorsak, bunda ciddiyizdir. Dolayısıyla hükümetlerle birlikte çalışacağız. İki hükümetle; hem Türk hükümeti, hem de yeni Irak hükümetiyle" dedi.

"Annan Planı, herkes için

Uygun ve iyi bir plan"

Kıbrıs konusunda ise sorunun çözümü için Başbakan Erdoğan ve Türk hükümetinin gösterdiği çabaları öven Bush, Annan Planı'nı "herkes için uygun ve iyi bir plan" olarak gördüklerini ifade etti.

Bush, Türk tarafının planı kabul ettiğini, ancak Rum kesiminin onay vermediğini belirterek, "Bu yüzden Başbakan Erdoğan'la birlikte sürecin nasıl ileriye götürebileceğini istişare etmemiz gerekiyor" dedi.

ABD Başkanı Bush, "Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika inisiyatifi"ne değinirken de Türkiye'nin çağdaş Müslüman bir ülke olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

"Öncelikle şu durumu açıklığa kavuşturmak istiyorum. Amerika, bizim gibi olun demiyor. Amerika, ülkeleri içinde çağdaşlaşmak için çalışan ve bu yönde kararlar alan reformcularla aynı safta yer alıyor. Bu arada Türkiye'den söz etmem gerekiyor. Türkiye, Müslüman bir ülke olarak insanlarına özgürlük, umut ve fırsat veriyor" diye konuştu.

NATO zirvesinin gündemine de değinen Bush, ittifakın Irak'a asker göndermesi yönünde karar almasını beklemediğini kaydetti. Bush, Irak Başbakanı İyad Allavi'nin NATO'dan, Irak güvenlik güçlerinin eğitimine yardımcı olmasını istediğini hatırlatarak, bunun tek çözüm olduğunu kaydetti.

Gözler Bush'un Türkiye ziyaretinde

ABD Başkanı George Bush, NATO zirvesinden önce temaslarda bulunmak üzere bu akşam eşi Laura Bush ile Ankara'ya gidiyor. Bush'a Ankara'daki temaslarında, Dışişleri Bakanı Colin Powell ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice eşlik edecek.

İrlanda'da yapılan AB-ABD toplantısına katıldıktan sonra Ankara'ya gelecek Bush, buradaki temaslarına 27 Haziran'da başlayacak.

Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Çankaya Köşkü'nde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakanlık Konutu'nda görüşecek Bush, Anıtkabir'i de ziyaret edecek. Bush, onuruna verilecek öğle yemeğinden sonra İstanbul'a hareket edecek.

Bush'un kısa süreli Ankara ziyaretinde, ikili ilişkilerin yanı sıra Irak ve Irak'ın kuzeyindeki terör örgütü varlığı, Kıbrıs, Türkiye'nin AB süreci, ABD'nin küresel savunma stratejisi, NATO

zirvesi, Ortadoğu ve Afganistan gibi konuların ele alınması bekleniyor.

Türkiye-AB ilişkilerinin de gündeme geleceği görüşmelerde, Bush'un İrlanda temasları hakkında Ankara'ya bilgi vermesi ve ABD'nin Türkiye'nin AB sürecine gösterdiği desteği yinelemesi bekleniyor.

Kıbrıs konusunda jest bekleyen Türkiye, Başkan Bush'dan, Amerikan yönetiminin Kıbrıs'ta 24 Nisan'da düzenlenen referandumlardan sonra dile getirdiği KKTC'ye destek taahhütlerine netlik kazandırmasını isteyecek.

Bush'un Türkiye'yi ziyareti sırasında, KKTC'ye yönelik finansal destek paketinin açıklanması da olasılık dahilinde görülüyor.

KIBRIS 27/06/2004

Talat, Straw'la görüşecek

ÇARŞAMBA GÜNÜ GİDİYOR... Başbakan Mehmet Ali Talat, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'la perşembe günü Londra'da bir araya geliyor. Talat, perşembe günü öğleden sonra gerçekleşecek bu önemli görüşme için çarşamba günü İngiltere'ye gidecek. Talat'ın İngiltere'nin ardından Almanya ve Fransa'yı da ziyaretinin gündemde olduğu öğrenildi

İNGİLTERE'YE TEPKİ... Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos, Talat'ı davetinden dolayı İngiltere'ye saldırıda bulundu. Papadopulos, Londra'yı; KKTC'yi yükseltmeye çalışmakla suçlayarak, "Bu, İngiltere'nin, adada Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınmakta olan tek bir siyasi makam olduğunu göz ardı eden ilk hareketi değildir" dedi

Başbakan Mehmet Ali Talat, İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'la perşembe günü Londra'da bir araya geliyor.

Talat, perşembe günü öğleden sonra gerçekleşecek bu önemli görüşme için çarşamba günü

İngiltere'ye gidecek.

Başbakan Talat'ın İngiltere ziyaretine ilişkin programın ayrıntıları henüz netleşmedi.

Bu arada, Başbakan Talat'ın İngiltere'nin ardından Almanya ve Fransa'yı da ziyaretinin gündemde olduğu öğrenildi.

Papadopulos öfkelendi

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Lizbon'dan dönüşünde, Talat'ı davetinden dolayı İngiltere'ye saldırıda bulundu.

Politis gazetesinde yer alan habere göre Papadopulos, Londra'yı; "Denktaş'ın devletini" yükseltmeye çalışmakla suçladı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı, İngiltere'nin başkentine davet etme sebebinin bu olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Talat'ın önümüzdeki hafta İngiltere Dışişleri Bakanı Jacques Straw'la görüşeceğine işaret eden gazete, İngiltere hükümetinin; bu dönemdeki politikasının temel hedefinin, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son vermek ve Türkiye'nin AB'ye üye olma çabalarına yardımcı olmak olduğunu aleni şekilde açıklamaktan çekinmediğini yazdı.

Gazeteye göre, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Başbakan Talat'ın önümüzdeki hafta için Londra'ya gitmek üzere resmi davet aldığına ve 1 Temmuz'da saat 16.00'da Jacques Straw'la üst düzeyde görüşeceğine ilişkin Politis gazetesinin elde ettiği bilgileri doğruladı.

Talat - Straw görüşmesinin, İngiltere Dışişleri Bakanlığı'nda değil, Straw'ın Avam Kamarası'ndaki ofisinde gerçekleşeceğini belirten Politis gazetesi, bu formülü; Talat'ın New York ziyareti sırasında, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'in de uyguladığını hatırlattı, haberini şöyle sürdürdü:

"Talat'ın ziyaretinin açıklanması, Tasos Papadouplos'u ciddi şekilde rahatsız etti. İspanya ve Portekiz'e gerçekleştirdiği ziyaretten dönüşünde önceki gece yaptığı açıklamada; 'Bu, İngiltere'nin bizim katılmadığımız, Kıbrıs Cumhuriyeti'nde tanınmakta olan tek bir siyasi makam olduğu onun da Kıbrıs Cumhuriyeti olduğunu dikkate almaksızın, sahte devletin yasadışı makamlarını güya yükseltmeye çalışmaya ilişkin ilk hareketi değildir' dedi.

Tasos Papadoulos, Talat'ın Londra ziyaretini engellemek için çaba üstlenmeyeceklerine açıklık getirdi, ancak şu uyarıda bulundu: 'Kıbrıs'ta pek çok çıkarları bulunan bir ülkeye karşı Kıbrıs Elenizmi'nde iyi duygular yaratılmasına yardımcı olup olmadığını varsın İngilizler kendileri düşünsün'

İngiltere hükümeti, Annan planının reddedilmesinden sonra belirlediği hedeflerini hayata geçirmekte kararlı görünüyor. Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği masası müdürü Dominic Jilcott, mevcut aşamada İngiltere'nin politikasının ana taleplerinin, Türkiye'nin Birlik'e girme çabasına yardımcı olmak, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son vermek ve Kıbrıslı Türk liderlerin ılımlılıklarına takdir göstermek olduğunu açıkladı. Talat'ın Londra ziyaretinin ve Jacques Straw'la görüşmesinin de bu çerçeve içinde olduğu açıktır.

Gazetemizin elde ettiği bilgilere göre Talat; işgal bölgelerinin yükseltilmesi ana hedefini başarmak çabası ile İngiltere dışında Almanya'yı, Belçika'yı ve Hollanda'yı da ziyaret edecek. Bununla beraber Jilcott, İngiltere'nin 'devletin' tanınması talebinde olmadığını çünkü böyle birşeyin, aşırı Kıbrıslı Türk liderleri de haklı göstereceğini söylemeye koştu. Jilcott, Avrupa Komisyonu'nun Kuzey'e yönelik önlemler paketinin temmuz ayı içinde hazır olacağını da açıkladı."

Fileleftheros gazetesi, "Londra'dan Talat'a Kırmızı Halı, Tasos Rahatsız - Talat'ın Yeni Turu İngiltere'den ve Straw'la Görüşmesiyle Başlıyor - Papadopulos'un İngiliz Çıkarları Konusundaki Uyarıları" başlıklı haberinde, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın Avrupa başkentlerine yeni bir ziyaret turu başlatacağını, İngilizler'in önümüzdeki Perşembe günü Talat'ı, önüne kırmızı halı sererek karşılayacaklarını yazdı.

İngiltere Dışişleri Bakanı Straw'la temas edecek olan Talat'ın Fransa, Belçika ve Almanya yetkiliyeriyle de görüşme talebinde bulunduğunu belirten gazete, İngilizler'in Talat'a nasıl hitap edeceklerine henüz karar vermedikleri yolunda bilgiye sahip olduğunu kaydetti.

Gazeteye göre, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos, Lizbon dönüşünde, İngiliz tavrından oldukça rahatsız göründü. Papadopulos bunun; İngilizlerin, "Kıbrıs'ta tek bir tanınmış siyasi makam bulunduğunu, bunun da Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti olduğunu dikkate almadan, (kendi ifadesiyle) sahte devletin yasadışı makamlarını yükseltmeye çalışmaları olmadığını" söyledi.

Mahi gazetesi ise, "İngilizler Dikkat Etsin" başlığıyla okurlarına aktardığı haberinde, Papadopulos'un Larnaka Havaalanı'nda, Başbakan Talat - İngiltere Dışişleri Bakanı Jacques Straw görüşmesini yorumlamaya davet edildiğinde, "Kıbrıs'ta büyük çıkarları bulunan İngilizler'in, Kıbrıs sorunundaki tavırlarının Kıbrıs Elenizmi'nde kendilerine yönelik iyi duygular yaratılmasına yardımcı olup olmadığını düşünmeleri gerektiği" görüşünü ortaya koyduğunu bildirdi.

Haravgi gazetesi de, "Türkiye'nin AB Üyeliğine ve Kıbrıslı Türklerin 'İzolasyonuna' Son Verilmesine Yardımcı Olan İngilizler, Ya Annan Planı, Ya da Çözümsüzlük Diyor" başlığıyla yansıttığı haberinde, Kıbrıslı Rumların kaygılarının yatıştırılmasını AB'ye havale eden ancak aynı zamanda, AB beklentilerinde Türkiye'ye tam destek veren İngiltere'nin, Annan planının kabul edilmesini tavsiye ettiğini yazdı.

Jilcott'un sözleri

Gazete, İngiltere Dışişleri Bakanlığı Avrupa Birliği Masası Müdürü Dominic Jilcott'un, Londra'daki "Kıbrıs Elen ve Türk Konuları Derneği"nde yaptığı konuşmada; İngiltere'nin bu dönemdeki politikasının ana hedefinin Türkiye'nin AB'ye üye olma çabalarına ve Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesine yardımcı olmak ve ılımlı Kıbrıslı Türk liderlere yönelik takdirini göstermek olduğunu söylediğini yazdı.

Gazeteye göre Jilcott, Kıbrıs sorununun çözümünün nihayetinde Kıbrıslı Türklere ve Rumlara bağlı olacağını kaydederek, İngiltere'nin Kıbrıs sorunundaki politikasının, BM Genel Sekreteri'nin raporuyla ve özellikle; Annan planı olmadan çözüm olasılığı bulunmadığı sonucuyla, tam uyum içinde olduğunu söyledi ve hakim tutumun esasen; plan ve çözümsüzlük arasında tercih yapılacağı şeklinde olduğuna dikkat çekti.

Sonuçta, çözüm bulunmasının Kıbrıs Rum tarafına bağlı olacağına işaret eden Jilcott, Kıbrıslı Rumların Annan planının içeriğine ilişkin endişelerini dikkate alarak; bu endişelerin aşılması için güven duygusunun AB içinde yaratılacağı görüşünü ortaya koydu. "AB'ye üyelik perspektifi olan bir ülkenin, Türkiye'nin Birlik üyesi bir başka ülkeye saldıracağına inanmak mantıksızdır. Türkiye'deki ve Kıbrıs Türk liderliğindeki değişiklikler, bu yönde işliyor" dedi.

Dominic Jilcott, Kırbıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesine yönelik; ticaretin de ötesindeki alanları kapsayacak önlem alınması ve ılımlı Kıbrıslı Türk liderlere takdir ve saygı gösterilmesi, Londra'nın diğer iki talebi olduğuna işaret etti. İngiltere'nin ve AB'nin KKTC'yi tanımasının söz konusu olmadığını da söyleyen Jilcott, "çünkü böyle birşey aşırı Kıbrıslı Türk liderleri de haklı gösterirdi" dedi.

Jilcott AB'nin Kıbrıslı Türklere yönelik önlemler planının temmuz ayı içinde hazır olacağını da açıkladı.

Gazete Rum Haber Ajansı'nın edindiği bilgilere dayanarak; AB'ın açıklayacağı önlemler planının KKTC'ye direkt uçuşları öngörmeyeceğini ancak bu konuda her hükümetin kendi kararını kendisinin vermesine kaçık kapı bırakacağını yazdı. Gazete aynı bilgilerin; İngiltere'nin bu tür uçuşları ileri götürmek niyetinde olduğuna işaret ettiğini de ekledi.

Alithia gazetesi haberi, "Tasos, Talat-Straw Gröüşmesi Nedeniyle İngilizler'i Duygularıyla Tehdit Ediyor" başlığıyla yansıttı.

KIBRIS 26/06/2004