Denktaş: Ankara bize söz verdi

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türk hükümetinin, çözüm oluncaya kadar Rum tarafını “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak tanımayacağı sözü verdiğini söyledi ve verilen bu sözü senet kabul ettiklerini belirtti.

 

NTV

20 Aralık 2004 —  Denktaş, gazetelerde Türkiye’nin Rum tarafını tanıyacağı yönünde haberler çıktığına değinerek, bu konuda Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün kendilerine söylediklerini kabul ettiklerini söyledi.

Denktaş, Türk hükümetinin kendilerine “Rum tarafı Türk tarafını temsil edemez. Dolayısıyla Türkiye, Kıbrıs diye Rum tarafını tanımıyor, yeniden birleşinceye kadar da tanımayacaktır” dediğini ifade etti.

KKTC Cumhurbaşkanı, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül’ün telefonda kendisine bu siyasetten ayrılmadıklarını, Rum kesimini tanımanın nelere mal olacağını bildiklerini kaydettiklerini aktardı. Denktaş “Dolayısıyla bize ve Türk milletine verilen bu sözü senet kabul ediyoruz” dedi.
       

 

Rum Yönetimi’nden veto tehdidi

 

Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye’nin AB müzakerelerine başlama tarihi olan 3 Ekim’e kadar Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımaması halinde süreci veto etme tehdidinde bulundu.

 

NTV

 

20 Aralık 2004—  Kıbrıs sorununa yön veren ülkelerin, Annan planının yeniden gündeme getirme çalışmalarını tehlike olarak niteleyen Rum sözcü, bu zorlukların göğüslenmesinde Rum kamuoyuna önemli görevler düştüğünü söyledi.

 

Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Tasos Papadopulos’un Avrupalı liderlere mektup göndererek Ankara’nın söz verdiği gibi 3 Ekim’e kadar Güney Kıbrıs’ı tanımaması halinde veto kullanacağını bildirdiğini açıkladı.
       Rum sözcü, “3 Ekim tarihi bizim için değil Türkiye için dönüm noktası. Ankara o tarihe kadar bize tanınma getirecek ilgili protokolü imzalamazsa üyelik müzakerelerine başlayamayacak” dedi.

Kıbrıs sorununa yön veren ülkelerin, Annan planının yeniden gündeme getirme çalışmalarını tehlike olarak niteleyen Rum sözcü, bu zorlukların göğüslenmesinde Rum kamuoyuna önemli görevler düştüğünü söyledi.

Kıbrıs’ta Annan planı temelinde yeni bir çözüm sürecinin başlayacağına dair bilgiler, Rum siyasi partilerini de harekete geçirdi. Yapılan açıklamalarda, Annan planının yeniden gündeme gelme tehlikesi bulunduğuna işaret edildi ve Ankara’nın Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıma şartından kurtulmak için çözüm baskısına başvuracağı belirtildi.

 

Alman elçi: Kıbrıs’ta girişim olabilir

 

Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Wolf-Ruthart Born, Kıbrıs konusunda önümüzdeki haftalarda yeni bir girişimin olabileceğini açıkladı.

 

NTV

 

 

20 Aralık 2004— AB Dönem Başkanı Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Hendrik Gosses de, her şeyin yolunda gitmesi durumunda, Türkiye’nin üyeliğinin 2014’te başlayacak yeni mali dönemde gerçekleşebileceğini söyledi.

NTV canlı yayınında soruları yanıtlayan Almanya ve Hollanda’nın Ankara Büyükelçileri, Avrupa Birliği sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundular.
       
‘TARAMA SÜRECİ 2005’İN İLK YARISINDA’
       Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Wolf-Ruthart Born, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda karamsar olmadığını ifade etti. Kıbrıs konusunda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin açıklamalarına dikkat çeken Born, “Önümüzdeki haftalarda yeni bir girişim olabilir” dedi.
       Born, tarama sürecinin ise, gelecek yılın ilk yarısında başlayabileceğini kaydetti.
       
‘AYRIMCILIK YAPILMADI’
       Dönem Başkanı Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Hendrik Gosses de, 17 Aralık Zirvesi’ni “iyi” ve “etkili” olarak değerlendirdi.Büyükelçi, Türkiye’nin üyeliğine ilişkin Avrupa’dan yapılan kötümser açıklamaları ise, hala zirve havasının yaşanıyor olmasına bağladı.
       Müzakere tarihinin “koşullu” olmadığını da kaydeden Gosses, “Türkiye için yeni bir şey sözkonusu değil. Türkiye’ye ayrımcılık yapılmadı” dedi.

 

Avrupa Komisyonu: Tanıma anlamına gelmez

 

 

Avrupa Komisyonu, Ankara Anlaşması’nın 10 yeni ülkeye uyarlanmasının, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıyacağı anlamına gelmediğini açıkladı.

 

NTV

 

 

 

 

20 Aralık 2004 —  Komisyonun genişlemeden sorumlu sözcüsü, AB’nin Türkiye’den Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımasını talep etmediğini söyledi.

AB devlet ve hükümet başkanlarını biraraya getiren Brüksel zirvesinin sonuç bildirgesini değerlendiren Avrupa Komisyonu, günlük olağan basın toplantısında yaptığı açıklamada, AB’nin Türkiye’den, Ankara Anlaşması’nı, birliğe yeni katılan 10 ülkeye uyarlamasını istediğini hatırlatarak, bu uyarlama çalışmasının hiçbir şekilde, Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıma anlamına gelmediğini açıkladı..

Komisyonun genişlemeden sorumlu sözcüsü, AB’nin Türkiye’den Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımasını talep etmediğini söyledi.

AB Dönem Başkanı Hollanda’nın Başbakanı Jan Peter Balkenende de, 17 Aralok Brüksel zirvesinin sonuç konuşmasında, Erdoğan’ın Ankara anlaşmasının genişletilmesi yönündeki sözlü taahhüdünün, Rum Kesimi’ni resmi tanıma anlamına gelmediğini söylemişti.

 

Denktaş'ın Annan Planı endişesi


20 Aralık, 2004 14:41:00 (TSİ)CNN TURK

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türk hükümetinin 'Kıbrıs birleşinceye kadar 'Kıbrıs' diye Rum tarafını tanımayacağı sözünü verdiğini ve 'verilen bu sözü senet kabul ettiklerini' söyledi.

Denktaş, Lefkoşa'da yaptığı açıklamada, Türkiye gazetelerinde Türkiye'nin Rum tarafını tanıyacağı yönünde haberler çıktığını belirterek, bu konuda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün kendilerine söylediğini kabul ettiklerini vurguladı.

Denktaş, Erdoğan ve Gül'ün ''Kıbrıs iki halktan teşekküldür. Rum tarafı Türk tarafını temsil etmiyor, Kıbrıs'ı temsil edemez. Dolayısıyla Türkiye 'Kıbrıs' diye Rum tarafını tanımıyor, tanıyacak değildir, yeniden birleşinceye kadar'' sözünü verdiklerini söyledi.

"Annan planı yeniden canlandırılmak isteniyor"

Annan planının yeniden canlandırılmak istendiğini belirten KKTC Cumhurbaşkanı, Annan Planı'nın Türkiye'yi Ada'dan söküp atacağını savundu.

Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile hangi şartlarda yeniden masaya oturulacağının şartlarını konuşmaları gerektiğini de söyledi.

"Plan Rumlar lehine değiştirilebilir"

'Annan planı masadadır diye yine bir hareket başlatıldığını' ifade eden Denktaş, planın Rumlar lehine değiştirilerek Rumların da kabul etmesini söyleyenler olduğunu kaydetti.

 

 

BBC: Annan, Rumlardan adım bekliyor

 

Londra

BBC, BM kaynaklarına dayanarak BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs'ta yeniden devreye girmeye istekli olduğu, ancak bunun için planı reddeden Rum tarafının somut adım atması gerektiği yorumunda bulundu.

İngiliz Yayın Kurumu BBC, New York kaynaklı haberinde Türkiye’nin, AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim 2005’e kadar Ankara Anlaşması’nı Kıbrıs Cumhuriyeti’ni içine alacak biçimde genişletmeyi kabul ettiğini belirterek "Şimdi gözler, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için yeniden Birleşmiş Milletler’e çevrildi" dedi.

   

BBC’deki yorumda şöyle devam edildi:

   

"Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan gözetimindeki görüşme sürecinin yeniden başlamasıyla ilgili görüşlerini aldığımız BM kaynakları, Türk ve Rum taraflarının masaya oturmaya hazır olması halinde, Annan’ın yeniden devreye girmeye istekli olduğunu belirttiler. Ancak bunun için taraflardan, özellikle de 24 Nisan’daki referandumda Annan planını reddeden Rum tarafından somut adım atılmasının beklendiği vurgulandı."

 

ANNAN PLANI TEK ZEMİN

 

BBC, Kıbrıs işlerine bakan BM dairesinden bir yetkilinin, Annan planının çözüm için tek zemin olmayı sürdürdüğünü ve tarafların bu zemin üzerinde masaya geri dönmelerinin beklendiğini bildirdiğine dikkat çekerek "Ancak Türk tarafı Annan planına büyük çoğunlukla ’evet’ dediği için, sorun, Rum tarafında düğümleniyor" ifadesini kullandı.

   

Rum diplomatik kaynaklarının, masaya yeniden dönülmesi halinde Rum tarafının kaygılarını gideren yeni değişikliklerin Annan planına eklenmesini istediklerini bildirdiklerine işaret eden BBC, bunlar arasında Ada’da kalacak Türk askerinin sayısı, mal-mülk değişimi ve Türkiye’den Kıbrıs’a yerleşen kişilerin durumunun da yer aldığını belirtti.

 

PLANIN ÖZÜNDE KAPSAMLI DEĞİŞİKLİK YOK

 

Buna karşın, BM yetkililerinin Annan planında iki tarafın da önerilerini dikkate alan bazı ayarlamalar yapılabileceğini belirttiklerini kaydeden BBC, bu yetkililerin planın, özellikle Türk tarafında kabul edilmesi nedeniyle, özünde kapsamlı bir değişiklik yapılamayacağını vurguladıklarını dile getirdi.

   

BBC’nin konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeler yer aldı:

   

"Türk ve Rum taraflarının görüşme masasına dönme niyetini bir mektupla Annan’a iletebilecekleri ve Kıbrıs Türk tarafında 20 Şubat’ta yapılacak genel seçimler de dikkate alınarak, müzakerelere bahar aylarında başlanabileceği öğrenildi."

 (ANKA)

HURRIYET 20/12/04

 

Rumlar’da yangın var

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

Rum Kesimi’ndeki siyasi partiler ve medya, Papadopulos’un Brüksel’de Türkiye’ye karşı veto kartını kullanmamasına kızıp hesap vermesini istediler. Papadopulos ise dün yazılı savunma yayınladı ve ‘Veto kartı hálá elimizde. 3 Ekim’e kadar gümrük birliği imzalanmazsa müzakereleri bloke ederiz’ dedi.

TÜRKİYE’nin tam üyelik tarihi aldığı 17 Aralık zirvesi, Rum yönetiminde iktidarı oluşturan partilerin birbirlerine girmesine neden oldu. İktidar ve muhalefet partileri Rum lider Tasos Papadopulos’un ‘hesap vermesini’ isterken Rum lider dün yazılı bir açıklama yaparak ‘Veto etseydim ‘işgal’ kalıcı olurdu. Veto kartı elimizde. Türkiye 3 Ekim’e kadar gümrük birliğini imzalamazsa, müzakereleri bloke ederiz’ savunmasını yaptı. Zirvenin ardından Papadopulos’u kendi partisi DİKO başta olmak üzere koalisyon ortakları AKEL ve EDEK, sert bir dille eleştirdi.

DİKO’nun AB milletvekili Marios Matsakis, büyük hayal kırıklığına uğradıklarını belirterek, Papadopulos’un hesap vermesi gerektiğini söyledi. EDEK’in fahri Başkanı Vasos Lissaridis ‘Sonuç felakettir. Türkiye 3 Ekim’de bizi ‘Kıbrıs kurucu devleti’ olarak tanıyacak ve federasyon olarak Kıbrıs’ın tanınmasını isteyecek’ iddiasında bulundu. Koalisyonun en büyük partisi AKEL’in lideri Dimitris Hristofyas ise, ‘3 Ekim 2005’te de yine çıtayı yüksek tutup, yine arabayı atın önüne koyar ve bir tarafa çekilirsek, hayal kırıklığına uğrayacağız’ dedi.

VETO ETMEDİM ÇÜNKÜ

Rum medyasında yayınlanan sert tepkiler üzerine Papadopulos dün sabah yazılı bir açıklama ile eleştirilere cevap verdi. Papadopulos, ‘Eğer veto etseydim, Türkiye’nin 1974’te önce müdahale ardından da adanın 3’te birini ‘işgal’ etmesiyle devam eden politikasını sağlamlaştırmış olurdum. Türkiye’ye tarih verilmesi bizim için bir son değil başlangıçtır. Kıbrıs cumhuriyetinin bu süreçte sürekli sözü ve yaptırımı olacaktır’ dedi. Papadopulos, Türkiye’nin zirve bildirisindeki, Ankara Anlaşması’na ‘Kıbrıs’ı da dahil eden ek protokolü imzalama taahhüdünü, Rum Yönetimi’nin fiilen tanınması olarak kabul ediyor. 

HURRIYET 20/12/04

 

Karamanlis: Üyelik Kıbrıs’a bağlı

Papadopulos, 3 Ekim’de veto kullanabileceğini söylerken Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis de, ‘Türkiye’nin AB üyeliği Kıbrıs konusunda takınacağı tutuma bağlı. Türkiye’nin Avrupa’ya yürüyüşü ile Kıbrıs pozisyonu arasında açık bir bağ kurulmuştur’ dedi.  

HURRIYET 20/12/04

 

Yeni Annan Planı: Denktaş’ın mayısta gitmesini bekliyor

 

BM’nin AB’yi de arkasına alarak, KKTC’de nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından yeni Annan Planı’nı mayıs ayında masaya koyacağı ileri sürüldü.

Rum medyasına göre Kıbrıs sorununun 3 Ekim 2005’teki müzakere tarihine kadar çözülmesi için ABD düğmeye bastı. Rumlara göre, Genel Sekreter Kofi Annan, Rauf Denktaş’ın aday olmayacağını ilan ettiği nisan ayındaki seçimlerin ardından yeni planını masaya koyacak.

GÜL: PLAN GEÇERLİ

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Brüksel’de gelinen noktanın büyük ölçüde AKP’nin Kıbrıs konusunda Annan Planı’nı desteklemesinin bir sonucu olduğunu söyledi ve ‘Referandumda bu sonucu almasaydık, AB’den bu tarihi almamız hayal olurdu. Annan Planı bizim için hala geçerli’ dedi. Gül, ‘Türkiye’nin AB ile yaptığı bu büyük olayı kimse gölgelemesin. Bazı engeller olacaktır farkındayız, ama Türkiye bunları aşacak güçtedir. 600 bin Rum yüzünden 70 milyonluk Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alacaktık, biz bunu yapmadık’ dedi.  

HURRIYET 20/12/04

 

Denktaş: Annan Planı Türkiye'yi adadan söker atar

 

Lefkoşa

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile hangi şartlarda yeniden masaya oturulacağının şartlarını konuşmaları gerektiğini söyledi. Denktaş "Annan planı, Türkiye'yi adadan söker atar” dedi.

Denktaş, Annan planının yeniden canlandırılmak istendiğini ifade ederek, “Annan planı, Türkiye'yi adadan söküp atar” dedi.
   
Cumhurbaşkanı Denktaş, “21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası” ve “21 Aralık Mücadele Şehitlerini Anma ve Kıbrıslı Türklerin Soykırımı” nedeniyle Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği heyetini kabul etti.
   
Denktaş, kabulde yaptığı konuşmada, “Genel Sekreterle hangi şartlarda yeniden masaya otururuz bunları konuşmak lazım. Bağımsızlığımızın kabul edilmesi lazım başka çare yok” dedi.
   
“Annan planı masadadır diye yine bir hareket başlatıldığını” kaydeden Denktaş, planının Rumlar lehine değiştirilerek Rumların da kabul etmesini söyleyenler olduğunu kaydetti. “

Annan planı, Türkiye'yi adadan söker atar” diyen Denktaş, “Annan planı Türk-Yunan dengesini ortadan kaldırır, Annan planı halkımızın yarısını göçmen yapar, rehabilitasyon diye bir şey yoktur ve Rumları içimize getirerek, bağımsızlığımızı ortadan kaldıracak ne varsa hepsini yapar” ifadesini kullandı.

 

"TÜRKİYE'NİN SÖZÜ SENETTİR"

 

Denktaş, bugün bir heyeti kabulü sırasında da  “Türkiye gazetelerinde Türkiye'nin Rum tarafını tanıyacağı” yönünde haberler çıktığına değinerek, bu konuda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün kendilerine söylediğini kabul ettiklerini kaydetti.

   

Kendilerine, “Kıbrıs iki halktan teşekküldür. Rum tarafı Türk tarafını temsil etmiyor, Kıbrıs'ı temsil edemez. Dolayısıyla Türkiye 'Kıbrıs' diye Rum tarafını tanımıyor, tanıyacak değildir, yeniden birleşinceye kadar” sözünün verildiğini ifade eden Denktaş, bu konunun detaylarının Türk Dışişleri Bakanlığı'nın 1 Mayıs'ta yaptığı açıklamada bulunduğunu ve Türkiye'nin Kıbrıs'a nasıl baktığının burada görüldüğünü söyledi.

   

Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül'ün telefonda kendisine “bu siyasetten ayrılmadıklarını ve ayrılamayacaklarını, Rumu tanımanın nelere mal olacağını bildiklerini” kaydettiklerini aktaran Denktaş, “Dolayısıyla biz, bize ve Türk milletine verilen bu sözü senet kabul ediyoruz” dedi. 

 (aa)

HURRIYET 20/12/04

 

Denktaş: Türkiye'den Rumları tanımama sözü aldık


      Oshan SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA)
     


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Kıbrıs Rum Kesimi'nin, Türkiye tarafından tanınmayacağı konusunda Türk hükümetinden senet niteliğindeki söz alındığını söyledi.
      Dün bir heyeti kabulü sırasında Türk basınındaki Kıbrıs Rum Kesimi'nin dolaylı veya doğrudan tanınacağı yönündeki haberlere atıfta bulunan Denktaş, Kıbrıs'ta iki eşit halkın bulunduğunu, Rum tarafının Kıbrıs Türklerini temsil etmediğini, Türkiye'nin bu doğrultuda Rum tarafını tanımadığını ve tanımayacağını açıkladı.
     
      VERİLEN SÖZ SENET NİTELİĞİNDEDİR

      Cumhurbaşkanı Denktaş, 1 Mayıs Dışişleri açıklamasında, Türkiye'nin Kıbrıs konusuna bakışının yer aldığını hatırlatarak, Başbakan Recep Tayip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yaptığı telefon görüşmesinde, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin bu siyasetten ayrılmadığı, ayrılmayacağının belirtildiğini vurguladı. Verilen bu sözün senet niteliğinde olduğunun altını çizen Rauf Denktaş, "Bize ve Türk milletine verilen bu söz senet niteliğindedir" dedi.
     
      10 AY DEĞİL 10 YILDA ÇÖZÜLMEZ

      Kıbrıs sorunun Türkiye'ye müzakereler için verilen Ekim 2005 tarihine kadar çözüleceğini söyleyenlere de yanıt veren Denktaş, ``Kıbrıs sorununun 10 ay içerisinde çözüleceğine inananlar var. AB'den bazı ülkeler, Rumlara, Kıbrıs Türklerini temsil etmediklerini ve Kıbrıs Türklerinin Rumların azınlığı olmadığını belirtmezlerse, Kıbrıs sorunu 10 ayda değil, 10 yıl sonra bile çözülemez'' diye konuştu.
     
      DAHA ÇOK PAZARLIK KONUSU OLACAK

      Türkiye'nin 10-15 ve belki de 20 yıl sonra AB üyesi olacağını söyleyen KKTC Cumhurbaşkanı, her aşamada çetin pazarlıkların olacağını savundu. Denktaş, pazarlığa başlamak için Rum kesimini tanıyıp, KKTC'den vazgeçmenin, kabul edilmez, olduğunu da sözlerine ekledi. Türkiye verilen tarihin ucu açık olduğuna dikkat çeken Denktaş, Türkiye'nin ``Kıbrıs meselesini, üyeliğin ucu kapandığında ve AB'ye üye olduğunda hallederiz'' demesi gerektiğini de ifade etti.
     
     TÜRKİYE İŞGALCİ DURUMUNA DÜŞECEK

      Denktaş Rumları tanımanın çok tehlikeli olduğunu da belirttiği konuşmasına şöyle devam etti:
      ``Türkiye, birleşmiş bir Kıbrıs meydana gelirse, ancak onu tanımalı. Aksi taktirde bu, Türkiye'nin her şeyi kaybetmesi, Kıbrıs'ta işgalci olması, Rum tarafının yaptığı cürümleri meşrulaştırması, Rum'un azınlığı olmamız, tazminatları unutmamız demektir.''
     
     DENKTAŞ İSTANBUL'A GİDİYOR

      Öte yandan Denktaş Yıldız Teknik Üniversitesi'nde düzenlenen panele katılmak amacıyla bu akşam İstanbul'a gidecek. KTHY'nin 19.00 uçağıyla KKTC'den ayrılacak olan Denktaş, 22 Aralık'ta YTÜ'de düzenlenecek `17 Aralık Sonrası KKTC-Türkiye ve AB' konulu panelde konuşacak. Cumhurbaşkanı Denktaş, 23 Aralık Perşembe gecesi KKTC'ye dönecek.

 

MILLIYET 20/12/04

 

FT: Türkiye'nin AB üyesi olacağı kesin gibi...


      AB Zirvesinin Türkiye ile ilgili kararında koşullu maddelerin olmasına karşın sağlam bir prosedür oluşturulduğu belirtildi. Financial Times gazetesi "Türkiye'nin AB'nin tam bir üyesi olacağı kesin gibi" yorumunu yaptı.
      Ekonomi gazetesi Financial Times, "Türkiye çok farklı bir Avrupa'ya katılabilir" başlıklı yorumunda Türkiye'nin artık AB'ye girmesinin kesine yakın olduğunu savundu. Üst düzey AB yetkilerinin Türkiye'nin, Birliğin getirdiği koşulları yerine getireceği konusunda pek kuşkularının bulunmadığını öne süren gazete, "Asıl ilginç olan konu, Türkiye'nin ne gibi bir Avrupa'ya katılacağı konusudur" diye yazdı.
      Bu sorunun yanıtının AB üyesi 25 ülkenin Avrupa Anayasası'nı onaylayıp onaylamayacağına bağlı olduğunu ifade eden gazete, "Eğer onaylanırsa, AB'nin eş zamanlı olarak yeni entegrasyon ve genişlemeyi yürütmede bir sorunu olmaz" görüşünü savundu.
      Ancak Avrupa Anayasası'nın her ülkede onaylanacağının kesin olmadığına dikkat çeken gazete, Anayasa'nın tüm ülkelerde kabul edilmesi halinde Birliğin Türkiye'yi almak için yeterli bir entegrasyon düzeyinde olacağını kaydetti.
      Anayasa'nın bir AB ülkesinde reddedilmesi durumunda ise AB içinde bir çekirdek grupla bir dış halka arasında bir bölünme oluşabileceğini savunan gazete, Türkiye'nin yine AB'ye katılabileceğini, ancak o zaman bu dış grubunun bir parçası olacağını belirtti.
      Financial Times, son dönemde AB'de entegrasyon konusunda yapılan tartışmalar dikkate alınarak ikinci senaryo olasılığının giderek arttığını öne sürerken, "Bu durumda Türkiye mükemmel bir Groucho Marx senaryosuyla karşı karşıya kalabilir. AB üyeliğine kabul edildikten sonra Birlik artık Türkiye'nin ilk başta katılmak istediği kulüp olmayabilir" yorumunu yaptı.

MILLIYET 20/12/04

 

Denktaş: Annan Planı Türkiye'yi Kıbrıs'tan söküp atar


      KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile hangi şartlarda yeniden masaya oturulacağının şartlarını konuşmaları gerektiğini söyledi.
      Denktaş, Annan planının yeniden canlandırılmak istendiğini ifade ederek, ''Annan planı, Türkiye'yi adadan söküp atar'' dedi.
      Cumhurbaşkanı Denktaş, ''21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası'' ve ''21 Aralık Mücadele Şehitlerini Anma ve Kıbrıslı Türklerin Soykırımı'' nedeniyle Şehit Aileleri ve Malul Gaziler Derneği heyetini kabul etti.
      Denktaş, kabulde yaptığı konuşmada, ''Genel Sekreterle hangi şartlarda yeniden masaya otururuz bunları konuşmak lazım. Bağımsızlığımızın kabul edilmesi lazım başka çare yok'' dedi.
      ''Annan planı masadadır diye yine bir hareket başlatıldığını'' kaydeden Denktaş, planının Rumlar lehine değiştirilerek Rumların da kabul etmesini söyleyenler olduğunu kaydetti. ''Annan planı, Türkiye'yi adadan söker atar'' diyen Denktaş, ''Annan planı Türk-Yunan dengesini ortadan kaldırır, Annan planı halkımızın yarısını göçmen yapar, rehabilitasyon diye bir şey yoktur ve Rumları içimize getirerek, bağımsızlığımızı ortadan kaldıracak ne varsa hepsini yapar'' ifadesini kullandı.
      Şehitlere ''boşuna şehit oldular'' dedirtmemek için devlete ve bağımsızlığa sahip çıkılmasını isteyen Denktaş, bağımsızlık için can ve kan verdiklerini yeniden can ve kan vermek istemediklerini söyledi.
      Denktaş, Avrupa Birliği'nin (AB), demokrasi ve eşitlik gibi şampiyonluğunu yaptığı ilkeler olduğunu, bunun Kıbrıs'ta uygulanmadığına işaret ederek, ''AB için bu, tarihe geçecek bir ayıptır'' dedi.
      Türk halkının silahlar ve toplu mezarlar karşısında Rumlara teslim etmediği haklarını, baskıyla teslim etmesi yönünde AB'nin Rumlara yardımcı olduğunu kaydeden Denktaş, ''AB bu ayıbı kaldıramaz'' diye konuştu.
      KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, hiçbir şart altında Rumları meşru hükümet olarak kabul etmediklerini ve bağımsızlıktan vazgeçmediklerini her fırsatta dünya duyurmaları gerektiğini sözlerine ekledi.
MILLIYET 20/12/04

 

New York Times: Türklerin sonsuz sabırlı olması beklenmemeli


      New York Times'ta AB'nin Türkiye ile müzakereler için ortaya koyduğu koşulların Avrupa'daki Türkiye karşıtı kamuoyunu tatmin edeceği ancak aynı zamanda Türkiye'de Avrupa'ya ilişkin şüpheleri de besleyebileceği belirtildi. Türkler'in sonsuz sabır göstermesinin beklenmemesi gerektiği de vurgulandı.
      ABD'de yayınlanan The New York Times gazetesinde, AB'nin Türkiye ile müzakerelere başlama kararı vermesinin, Türkiye, Avrupa ve etnisite ya da inanç değil, insan hakları temelinde bir dünya oluşturmak isteyen ülkeler için son derece önemli olduğu belirtildi.
      AB'nin Türkiye ile müzakereler konusunda ortaya koyduğu ucu açıklık, müzakerelerin kesilebilmesi gibi koşulların Avrupa kamuoyunda Türkiye üyeliğine karşı oluşan dirence karşı bir tatmin oluşturabileceğine dikkat çekilirken, aynı koşulların Türk kamuoyunda, Avrupalı liderlerin Türkiye'yi devre dışı bırakmaya çalıştığı yönündeki şüpheleri de besleyebileceği yorumu yapıldı.
      Haberde, müzakerelerin yaklaşık 10 yıl almasının beklendiği belirtilirken, bunun ortadaki sorunların çözümü için yeterli bir zaman olduğu kaydedildi. Bu süreçte, Türkiye'ye, müzakerelerin sona erme tarihini de içeren yıllık ilerleme raporlarının verilmesi gerektiği, Türkler'in sonsuz sabırlı olmasının beklenmemesi gerektiği de ifade edildi. Haberde, "45 yıl zaten yeterince uzun" denildi.

MILLIYET 20/12/04

 

'Lahey'de iş biterdi ama...'

Murat Yetkin

RADIKAL  20/12/04

Toz duman duruldukça, Brüksel'de neler olduğu, ne krizler yaşandığı ortaya çıkıyor. Örneğin, 16 Aralık gecesi Kıbrıs konusunda yaşanan gerilimin boyutunu yeni öğreniyoruz. İş daha Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "Uçağı hazırlayın, gidiyoruz" dediği aşamaya gelmeden önce de kopma noktasına gelmiş, öyle anlaşılıyor.
Örneğin, Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot'un Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin 17 talebiyle çıkıp geldiği ve bunların imzalanmasını istemesinin ardından yaşananlar... Bu talepler, kayda geçmeli ki, Büyükelçi Ertuğrul Apakan ve Dışişleri'nin diğer Kıbrısçılarının olağanüstü uzmanlık desteği ile önce 4, sonra 1'e indiriliyor. O 1 koşul, Gümrük Birliği anlaşmasının Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ni de içine alacak protokolün hemen o akşam, orada imzalanması ve Türkiye'ye tarihin ondan sonra açıklanması olarak iletiliyor. Bot, bu imzanın 'kayıtsız şartsız' olmasını da istiyor. Yani Türkiye henüz müzakerelerine bile başlanmamış olan protokolü, bütün aşamaları atlayarak imzalayacak ve bunun Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin diplomatik tanınması anlamına gelmediği şerhini dahi koyamayacaktır. Bot, dahasını da söylüyor ve Rumların bu imzanın basına açık bir törenle atılmasını istediklerini iletiyor.
Gül'ün yanıtı sert oluyor: "Siz mağlup bir ordunun komutanıyla mı görüştüğünüzü zannediyorsunuz? Kıbrıs sorununu Birleşmiş Milletler taşıyamadı, bu haliyle AB olarak siz hiç taşıyamazsınız."
Bu süreçte Türkiye'nin yanında yer almış önemli bir AB ülkesinin Dışişleri Bakanı, Gül'den konuyu görüşmek için randevu istiyor. Randevu talebi geri çevriliyor. Gerilimin had safhaya ulaştığının anlaşılması üzerine Bot yeni öneriyle geliyor: İmza töreni talebinden vazgeçilmiştir. Ancak eğer Türkiye protokole kayıtsız şartsız imza koymazsa, Rum Cumhurbaşkanı Papadopulos veto hakkını kullanacak, AB kapıları Türkiye'nin yüzüne kapanacaktır. Gül'ün yanıtı aynı dozda oluyor: "Ellerinde yetki, hak var. İstiyorlarsa kullanabilirler." Bot bunu Rumlara söyleyecektir.
Türk heyeti sorularla boğuşmaya başlar. Bu tutum devam ederse, "Hayır, teşekkürler" demekten başka çare var mı? Bu kimin işine gelecek, kimi sevindirecek? Papadopulos böylece kahraman yapılmış olmayacak mı? Avrupa sağı ve ırkçıların istediği olmayacak mı? Olabildiğince mücadele etmek ve mücadeleyi içeride sürdürmek daha geçerli bir yol değil mi?
Gerek Balkenende'nin diğer liderleri uyarması, gerek Dışişleri'nin paralel diplomasiyi işletmeye başlaması, gerekse Erdoğan'ın özel danışmanlarının devreye girmesiyle Almanya, İngiltere ve İtalya başbakanları Türk heyetini ikna çabasına girmişlerdir. Erdoğan ve Gül, gerek Hollanda Başbakanı Jan Peter Balkenende ve Bot'a, gerekse diğer liderlere şunu söylerler: "Bu zirve başarısızlıkla sonuçlanırsa medeniyetler çatışmasının tohumlarını atmış olacaksınız."

'Bundan iyisi olabilirdi'
CNN Türk adına yaptığımız söyleşi ardından Sedat Ergin ve Fikret Bila ile birlikte sohbet ederken Gül'e alınan sonuç ve bırakma ihtimallerini sorunca, "Daha iyisi muhakkak olabilirdi. Örneğin ben o 'permanently available (kalıcı olarak) uygulanabilir' tanımının olmamasını isterdim. Ama bir karar verecektik. Müzakerelere başlamış bir Türkiye ile başlamamış bir Türkiye arasında büyük fark olacaktı" dedi.
Gül, şunları söylüyor:

·  Görüşmelerimiz Kıbrıs konusunda kopma noktasına geldi. Biz Kıbrıs'ta Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin çıkarlarına en uygun olanı yapıyoruz. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile zirve sonrası konuştuk, "Allah razı olsun, haklarımızı savundunuz" dedi. Kalıcı bir Kıbrıs çözümünün Kıbrıs Türklerinin çıkarına olduğunu düşünüyoruz. Kalıcı çözüm için etkin çalışacağız.

·  Bizim bu sorunu çok önce çözüme kavuşturmuş olmamız gerekirdi. İlk defa hükümete geldiğimizde yeterince deneyimimiz, detay bilgimiz yoktu. Irak krizi vardı. Bakanlığın yarısı Kıbrıs konuşuyordu ve bu yüzünden biz Irak krizine yeterince teksif olamadık.

·  Dentaş karşı görüşlerini söyler ama, sonuçta Türkiye'nin oluşturduğu nihai karar neyse onu uygular. Oysa ne kadar detay bilgiye sahip olursanız o kadar kararlı siyaset üretirsiniz. Annan Planı'nı burada, Dışişleri Konutu'nda nasıl aktardılarsa, öyle öğrendik.

·  Herkes bize Rumların her şart altında 'Hayır' diyeceğini söylüyordu. Denktaş'la son ana dek 'Hayır' dememesi konusunda anlaştık. Ancak Mümtaz Soysal, Denktaş'ın yanında, daha Lahey'e hareket ederken "Hayır demeye gidiyoruz" deyince, iş bitti. Hükümette iki ay daha tecrübeli olsaydık, Lahey'de (10 Mart 2003) bu işi bitirirdim. Kesin çözmüş olurduk.
Dışişleri Bakanı açıkça söylemese de şunu demek istiyor: 2003 Lahey toplantısı öncesinde kendi başbakanlığındaki AKP hükümeti yeterli detay bilgiye sahip olsa ve Denktaş'a yeterince kesin mesaj verebilseydi, Soysal o yönlendirmeyi yapacak konumda olamayabilir, Denktaş o aşamda Kıbrıs'ı sorun olmaktan çıkarabilir ve referanduma gerek kalmayabilirdi. Gül, "Yine de New York'ta referandumun kabulünde Denktaş'ın büyük katkısı oldu" diyor ve devam ediyor:

·  Referandumda Kıbrıs Türkleri 'Evet' dememiş olsaydı, AB'den bu sonucu almamız, bu aşamaya gelmemiz hayal olurdu. Geldiğimiz noktaya referandumun büyük katkısı oldu. Ne kadar büyük bir iş yaptığımızın daha kimse farkında değil. Kıbrıs'taki Türkler de... Politikalarımızın hem Kıbrıslı Türkler, hem de Türkiye için doğru olduğuna inanıyoruz. Eskiden Kıbrıs'la ilgili sorunu başka nedenlere bağlardım ama, gördüm ki siyasi liderlik eksikliğinden kaynaklanıyor. Biz çözüm için etkin çalışmaya devam edeceğiz.
Resmin bütününü görmeye çalıştığınızda, pürüz ve engellere karşın alınan sonucun 'başarılmış' bir sonuç olduğunu söylemek gerek. 17 Aralık, Türkiye'nin yalnız dünya ile bütünleşme değil, siyasi istikrar ve ekonomik kalkınma mücadelesinde de dönüm noktasıdır. İklimin değiştiğini görmek biraz zaman alabilir ama, bugünün Türkiye'sinin 16 Aralık'takinden farklı nitelikte olduğu yakın gelecekte daha iyi anlaşılacaktır.

 

Rumlara 'veto' tesellisi

Rum Yönetimi ve Yunanistan, Brüksel zirvesinde başarısız oldukları iddialarını reddederek, 'Türkiye yükümlülüklerini 3 Ekim'e dek yerine getirmezse elimizde veto kartımız var' dedi

RADIKAL  20/12/04

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan, Türkiye'ye 3 Ekim 2005'te müzakerelere başlama tarihi verilen Brüksel zirvesinde 'başarısız oldukları' yolunda iç kamuoylarındaki kaygıları yatıştırmaya çalışırken, ellerindeki veto kozunu şimdiden ortaya sürdü.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, dün Rum radyo ve televizyonlarından yayımlanan 'ulusa sesleniş' konuşmasında, 'daha fazlasını istediklerini ama mevcut şartlarda mümkün olanı gerçekleştirdiklerini' belirterek, şöyle dedi: "AB Konseyi'nin kararı, Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasını AB'nin 10 yeni ülkesini de kapsayacak şekilde genişletmesi, müzakerelerin 3 Ekim 2005'te başlayabilmesi için zorunlu bir önkoşul. 2 Ekim'e kadar Türkiye bu koşulu yerine getirmezse müzakerelerin başlamasını veto etme hakkımız hâlâ elimizde. Bu uyarıyı AB liderlerine en resmi şekilde dile getirdim ve tutanaklara kaydedilmesini istedim ve bu kaydedildi."

'Sonradan vazgeçtim'
Zirve öncesi çıtayı yüksek tutup, Türkiye'den resmi tanıma ve ilişkilerin normalleştirilmesi gibi talepleri öne sürdüğü için ülkesinde yoğun tepki çeken Papadopulos, Brüksel'de veto kartını kullanmama gerekçesini ise şöyle anlattı: "Veto kullanmak bir seçenekti. Ancak nihai hedefimiz, Kıbrıs sorununa, üzerinde uzlaşılmış, işleyebilir bir çözüm bulunması olduğunu ve veto kullanmanın, yardımcı olmayacağı, nihayetinde Türkiye'ye, 'istila' ve 'işgalin' oldubittilerini sağlamlaştırma politikasını sürdürmesine bahane vereceğini değerlendirdim ve vazgeçtim." Rum lideri Türkiye'nin Avrupa perspektifini de AB'ye ve dolayısıyla 'Kıbrıs'a karşı yükümlülüklerini tam yerine getireceği mantığıyla desteklediklerini belirtti. Rum halkının kaygılarını anlayışla karşıladığını belirten Papadopulos, "Ama eğer halkımın duygularını tatmin etseydim halkımın çıkarına hizmet etmemiş olacaktım. O zaman da sorumlu bir lider sayılmayacaktım" ifadesini kullandı. Uzun açıklamasında Brüksel'de maruz kaldığı baskılara değinmemeyi yeğleyen Rum lideri, "Şüphesiz daha fazlasını istiyorduk. Mevcut şartlarda mümkün olanı gerçekleştirdik. Genel olarak sonuçtan memnunum" dedi.

'Yükümlülükler net'
Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis ise dün Cumhurbaşkanı Kostis Stefanopulos ile görüşmesinden sonra Atina'nın zirvede tüm hedeflerine ulaştığını belirterek "Türk-Yunan ilişkileri için Helsinki zirvesinden bizim için daha iyi koşullar oluştu. Ayrıca Türkiye'nin Avrupa'daki gidişatını Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı tutumuyla bağdaştırdık. Türkiye, üyelik müzakerelerinin başlamasından önce Gümrük Birliği ile ilgili protokolü imzalamak konusunda net bir yükümlülük altına girdi. AB tarihinde ilk kez üçüncü bir ülkenin yükümlülükleri kelime kelime kaydedilmiştir" dedi.
Yunan Dışişleri Bakan Yardımcısı Yiannis Valinakis ise zirve kararlarının mürekkebi kurumadan Türkiye'ye 'veto' tehdidinde bulundu. Elefteros Tipos'a demecinde, "Brüksel'den sonra artık her AB ülkesinin elinde Türkiye için birer uzaktan kumanda aleti var" diyen Valinakis, şu ifadeleri kullandı: "Üyelik müzakerelerinin başlamasından, yani 3 Ekim'den önce Türkiye için bir yol haritası hazırlanacak. Bunda Yunanistan'ın söz hakkı da, veto hakkı da vardır. Türkiye'ye sadece 3 Ekim tarihi verilmedi. Dikkatli okunursa kararlarda başka tarihlerin de bulunduğunu göreceksiniz. Her bir tarih için de karar oybirliği ile alınacak."
Brüksel zirvesindeki başarısının önceki taslaklarda Türkiye'ye üç paragraf ayrılırken, bu kez tam dört sayfa bulunmasından bile anlaşıldığını belirten Valinakis, "Türkiye'yi engelli, trafik lambalı, turnikeli ve her adımını takip edecek 25 jüri üyesinin bulunduğu bir maratonun başlangıç çizgisine koyduk. Türkiye'nin atacağı her adımdan Yunanistan kazançlı çıkacaktır" dedi.

Dostluk yara aldı
Atina'da zirve sonrası Türk-Yunan ilişkilerinde soğuk bir dönem başlaması bekleniyor. Bunun nedeni olarak Brüksel'deki Erdoğan-Karamanlis görüşmesinde, Yunan Başbakanı'nın sert çıkışları sayılıyor. To Vima gazetesine göre 'Erdoğan-Karamanlis dostluğu Brüksel'de darbe aldı'.

Denktaş: Sözlerini tuttular

RADIKAL 20/12/04

AA - LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin, Brüksel'deki AB zirvesinde 'Kıbrıs'ta iki taraf birleşmedikçe Rum tarafını tanımayacağı' sözünü tuttuğunu savunurken, AB'nin müzakereler sırasında Türkiye'den pek çok taviz isteyeceği uyarısını yaptı. Denktaş, "Büyük bir pazarlıktan sonra Türkiye'ye müzakere tarihi verildi. Bunun şartlarını tabiatıyla her şey açıklandığında göreceğiz. Türkiye açısından pazarlığın çok çetin geçeceği bellidir. 10-15 yıl sürecek" dedi. KKTC lideri, AB ile müzakerelerde Türkiye'den her noktada bir şeyler isteneceğine dikkat çekip, "Türkiye bunların bazılarını verecek bazılarını veremeyecek" yorumunu yaptı.
Zirve öncesi Başbakan Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'la Başbakan Tayyip Erdoğan'ı ziyaret ettiklerini hatırlatan Denktaş, şöyle dedi: "Erdoğan'dan, 'Tarih almak için veya tarih aldıktan sonra, Kıbrıs'ta yeniden ortak devlet kuruluncaya dek Rumları tanımayacağız, sizi azınlık yapacak bir anlaşmayı kabul etmeyeceğiz' garantisi alarak Kıbrıs'a rahat döndük. AB ile pazarlıkları yakından takip ettik. Gördük ki AB, Rumların ve Yunanistan'ın bütün çabaları Türkiye'ye peşinen 'Kıbrıs hükümetini' tanıyacağını kabul ettirmekti. Türkiye dayattı, pazarlığı sürdürdü bu oyuna gelmedi."
Referandum için Kıbrıs Türk halkına dünyaların, cennetlerin vaat edildiğini ama hiçbir şey alınmadığını hatırlatan KKTC lideri, "Başkalarının vaadiyle devlet ortadan kaldırılmaz, bağımsızlıktan vazgeçilmez" dedi.

Kıbrıs'ta 3 Ekim 2005'e kadar kesin çözüm olacak

BİRKAÇ AY İÇİNDE NETLEŞECEK... Howitt: Artık Kıbrıs'ta çözüm yıllar değil, aylar alacak. Bu konudaki çalışmalarımız devam ediyor. Kıbrıs sorunu, 3 Ekim 2005'e kadar çözümlenecek ve bu durum en çok birkaç ayda netleşecek. Annan Planı, halen masadadır ve Kıbrıs'taki çözüm için en doğru yoldur

KIBRIS, TÜRKİYE İÇİN SORUN OLMASIN... "Kıbrıs'ın artık Türkiye için bir sorun olmasını istemiyoruz. Kıbrıs'ta en yakın zamanda bir çözüm yolu bulacağız ve Türkiye'nin önündeki bu engeli kaldıracağız. Biz, Kıbrıs sorununu Türkiye'den ayrı olarak görmek istiyoruz"

KIBRISLI TÜRKLER İÇİN GİRŞİMLER SÜRÜYOR... "Kıbrıslı Türkler Annan Planı'na 'evet' dedikleri için ödüllendirilmeleri gerekiyor. AP'de Türkiye ve Kıbrıs Masası olarak ambargoların kaldırılması ve direkt uçuşların başlatılması konusunda bir dizi ön hazırlık yapılıyor. Kıbrıs Türkü için yaptığımız çalışmalar, komitemiz içinde onaylandı. Şimdi ise amacımız, bugünkü gelişmelerin de ardından bu girişimleri AP genelinde kabul ettirip onaylatmak"

 

Eylem ERAYDIN / CAMRIDGE

Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye ve Kıbrıs masasından sorumlu parlamenterlerinden İngiltere İşçi Partisi Milletvekili Richard Howitt, Kıbrıs'ta çözümden umutlu olduğunu söyledi.

Howitt, "Artık çözüm yıllar değil, aylar alacak. Bu konudaki çalışmalarımız devam ediyor" dedi.

Richard Howitt, Kıbrıs sorununun 3 Ekim 2005'e kadar çözümleneceğini ve bu durumun en çok birkaç ayda netleşeceği öne sürerek, "Kıbrıs'ın artık Türkiye için bir sorun olmasını istemiyoruz. Kıbrıs'ta en yakın zamanda bir çözüm yolu bulacağız ve Türkiye'nin önündeki bu engeli kaldıracağız. Biz, Kıbrıs sorununu Türkiye'den ayrı olarak görmek istiyoruz." dedi.

AB'de Türkiye için tarihi kararın alındığı 17 Aralık Cuma günü, Camridge Peterboroug'ta, Türkiye ve Kıbrıs için yaşanacak gelişmeleri Türk kamuoyu ile paylaştı.

Avrupa Parlamentosu'nda Türkiye için yapılan oylamaya katıldıktan sonra Brüksel'den İngiltere'ye dönen Richard Howitt, bundan sonraki sürecin Türkiye ve Kıbrıs için daha önemli olduğunu belirtti.

İşçi Parti milletvekili adayı Ayfer Orhan'la aynı seçim bölgesine sahip olan ve AB Parlamantosu'nda Türkiye ve Kıbrıs'la ilgili alınan bir çok hayati kararda imzası olan Richard Howitt, Türk tarafının kısa sürede büyük gelişmeler gösterdiğini, önümüzdeki yıldan itibaren hızlı bir tempo yaşanacağını ve artık somut gelişmelerin olacağını bildirdi.

Kuzeye ekonomik destek programı hazır

Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'na "evet" dedikleri için ödüllendirilmesi gerektiğini vurgulayan Howitt, AP'da Kuzey Kıbrıs için yürütülen çalışmalar hakkında da bilgi verdi. AP'da Türkiye ve Kıbrıs Masası olarak ambargoların kaldırılması ve direkt uçuşların başlatılması konusunda bir dizi ön hazırlık yapıldığını söyleyen Richard Howitt, şunları kaydetti:

"Kıbrıs Türkü için yaptığımız çalışmalar, komitemiz içinde onaylandı. Şimdi ise amacımız, bugünkü gelişmelerin de ardından bu girişimleri AP genelinde kabul ettirip onaylatmak."

AB Parlamenter Howitt, sözlerine şöyle devam etti:

"Artık çözüm yıllar değil aylar alacak. Bu konudaki çalışmalarımız devam ediyor, Kuzeye ekonomik destek amaçlı benim yazdığım bir program var ve bunu öncelikli olarak uygulamaya koyacağız."

Kıbrıs sorununun 3 Ekim 2005'e kadar çözüleceği ve bu durumun en çok birkaç ayda netleşeceği sinyalini veren Howitt, "Kıbrıs'ın artık Türkiye için bir sorun olmasını istemiyoruz. Kıbrıs'ta en yakın zamanda bir çözüm yolu bulacağız ve Türkiye'nin önündeki bu engeli kaldıracağız. Biz, Kıbrıs sorununu Türkiye'den ayrı olarak görmek istiyoruz" dedi.

Annan Planı üzerinden çalışmalar tekrar başlayacak

Annan Planı'nın halen masada bulunduğunu ve Kıbrıs'taki çözüm için en doğru yol olduğunu sözlerine ekleyen Howitt, plan üzerinden çalışmaların yeniden başlayacağını duyurdu.

Türkiye'nin AB ile yaptığı pazarlık görüşmelerini de değerlendiren Howitt, Müslüman bir ülkenin AB'de olmasını hazmedemeyen bir gurubun olduğunu belirterek, yapılan uzun tartışmalar sonucunda bu gurubun kaybettiğini ve engellemeye yönelik bir çok girişimin durdurulduğunu açıkladı.

İngiltere'nin dönem başkanlığı Türkiye için büyük şans

Yarım üyeliğin eşitlik açısından kabul edilemez olduğuna ve Türkiye Hükümeti'nin bu konuda doğru yaptığına değinen İşçi Parti North West Cambridgeshire milletvekili adayı Ayfer Orhan da yaptığı değerlendirmede, "Türkiye büyük mesafeler aldı, aynı mesafelerin 'Muhafazakar Avrupalılar' tarafından da alınmasının zamanı geldi. İngiliz İşçi Partisi bu süreçte Türkiye'ye olumlu katkılar sundu. Önümüzdeki yaz itibariyle dönem başkanlığını alacak olmamız ve Ekim ayında asıl görüşmelerin başlayacak olması Türkiye için büyük bir şans olarak görüyorum" dedi.

KIBRIS  20/12/04

 

Türkiye, çözüm için kolları sıvadı

GÜL'DEN ÖNEMLİ AÇIKLAMA... Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül: 2005'te çözüme ulaşmak için kolları sıvadık. Türkiye olarak büyük gayret sarf edeceğiz, bu niyetin hazırlığını yapmaktayız. Hedefimiz, Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye'yi tatmin edecek, bölge barışına huzuruna katkı sağlayacak bir çözümdür

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs sorununun kalıcı çözüme ulaşması için Türkiye olarak büyük gayret sarf edeceklerini belirterek, bunun "hazırlığını" yapıklarını kaydetti.

Müzakereler için AB'den 3 Ekim 2005 tarihini alan Türkiye Hükümeti, "her aşamada sorun olacak" Kıbrıs sorununu çözmek için kolları sıvadı.

Abdullah Gül, hedeflerinin, "Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye'yi tatmin edecek, bölge barışına huzuruna katkı sağlayacak bir çözüm" olduğunu açıklandı

Kıbrıs sorununun Türkiye ve Kıbrıs Türklerini tatmin edecek bir şekilde çözümlenmesini, bütün bölgede huzur olmasını istediklerini söyleyen Gül, bununla birlikte çözümün ancak Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin kabul edebileceği bir çerçeve içinde olması gerektiğini bildirdi.

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum yönetimi ile Türkiye'nin herhangi bir şekilde bir araya gelip herhangi bir protokol imzalamayacağını söyleyerek, söz konusu protokolün AB adına komisyon ile imzalanacağını kaydetti.

"Zirvenin başarısını gölgelemek isteyen çevrelerin elde edilen kazanımların sanki Kıbrıs karşılığındaymış gibi bir hava yaratmak istediğini" belirten Gül, şunları söyledi: "Kıbrıs Rum yönetimi ile Türkiye herhangi bir şekilde bir araya gelip herhangi bir anlaşma, herhangi bir protokol imzalamayacak. Yani (masanın bir tarafında Türkiye, diğer tarafında Rum yönetimi oturacak, aramızda bir şey olacak, Kıbrıs böyle gündeme gelecek) böyle bir şey söz konusu değil."

Gül, Kıbrıs konusunda neden böyle bir tartışma olduğu konusuna da değinerek Türkiye'nin 25 ortağı olan bir birlik ile bir araya geldiğine işaret etti. Bu 25 üyeden birinin de Türkiye'nin resmen tanımadığı Rum yönetimi olduğunu hatırlatan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bizim imzalayacağımız, AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği çalışması ve kapsamını gösteren bir protokol. Bu protokol 25 AB ülkesi adına onları temsil eden AB Komisyonu ile imzalanacak. Dolayısıyla bizim karşımıza tanımadığımız Rum yönetiminin temsilcisi oturacak değil ve Türkiye ile Rum yönetimi bir şey imzalamayacak. Ama tüm bunlara rağmen çok dolaylı bir şekilde bile olsa bir tanımanın ortaya çıkmaması için hükümetimiz tedbirli hareket etmiştir ve AB'ye (Biz sizinle Gümrük Birliği anlaşmasını imzalıyoruz, ilişkilerimiz de devam edecek, ama sakın unutmayın 25 ortağınızdan biriyle sorunlar bitmemiştir, çözüm olmamıştır dolayısıyla bizim sizinle bu ilişkiye girmemiz onu tanımak anlamına gelmez) denmiştir."

Bakan Gül, AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende'nin de zirveden sonra bunun bir tanıma anlamına gelmeyeceğini açıkça duyurduğunu hatırlattı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da zirve çerçevesinde Rum temsilcilerin de bulunduğu bir ortamda yaptığı açıklamada Türkiye'nin Kıbrıs Rumlarını tanımadığını söyleyerek kayıtlara geçirdiğini belirten Gül, "Dolayısıyla bu büyük olayı kimse gölgelemesin. Bu olayı gölgelemeye çalışanlar vizyondan yoksun olanlardır" dedi.

Türkiye'deki 70 milyonun önünü açmak, Türk halkının hak ettiği yere gelmesini temin etmek gerektiğini belirten Gül, şunları kaydetti:

"Bu gelirken muhakkak bazı sıkıntılar vardır. Çünkü 25 ortaktan biri tanımadığımız bir ortak olduğu için çeşitli engeller olacaktır. Ama Türkiye bu kararlılığı ile tüm bunları aşacaktır. Yoksa bir şey vardır; 600 bin nüfuslu Kıbrıs Rum yönetimi yüzünden 70 milyonluk Türkiye'nin geleceğini ipotek altına vermek vardır."

KIBRIS  20/12/04

 

 

Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos, "ulusa sesleniş" konuşması yaptı: Veto, çözüme zarar verirdi

Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Brüksel'deki AB zirvesinde Türkiye'nin müzakere sürecini, Kıbrıs sorununun çözümüne zarar vereceği için veto etmediğini açıkladı.

Papadopulos, Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasını AB'nin 10 yeni ülkesini de kapsayacak şekilde genişletmesinin, "üyelik müzakerelerinin 3 Ekim 2005'te başlayabilmesi konusunda zorunlu bir önkoşul teşkil ettiğini" ifade ederek, "2 Ekim 2005'e kadar Türkiye'nin Gümrük Birliği protokolünü imzalayıp hayata geçirmemesi halinde 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerinin başlamasına rıza göstermeme hakkına sahip olduğunu" söyledi.

Avrupa Birliği (AB) zirvesinin sonucundan "genel olarak memnun olduğunu" belirten Papadopulos, "Önemli ve olumlu bir adım attık. Elbette fazlasını istedik, ancak mevcut şartlar altında, elde edebileceğimizin azını başardık" dedi.

Papadopulos, "Türkiye'nin Avrupa perspektifini, yıllardır değişmeyen politikaları mantığında, AB'ye ve dolayısıyla 'Kıbrıs'a karşı olan yükümlülüklerini tam olarak yerine getireceği mantığıyla desteklediklerini" ifade etti.

KIBRIS  20/12/04

 

 

Rum basınının iddiası:Annan Planı "hortlatılıyor"

Rum basını, Türkiye'nin AB kapılarından muzaffer bir şekilde girmesinin ardından, Anglo Amerikanların da desteğiyle, Annan Planı'nın yeniden gündeme gelmesine yönelik bilgilerin gittikçe daha ısrarlı bir hal aldığını ve Annan Planı'nın "hortlatılmakta" olduğunu iddia etti.

Simerini gazetesi haberi "Brüksel'den Sonra Annan Planı'nı Hortlatıyorlar - Türkler-Amerikalılar Yeni İnisiyatiften Bahsediyor - Brüksel 24 Nisan 'OHİ'sini Dinamitliyor " başlığıyla manşetten veren gazete Beyaz Saray sözcüsünün Annan Planı'nın olduğu gibi durduğunu açıklamasının ardından dışişleri bakanı Colin Powell'in de "Annan Planı'nda bekliyoruz" dediğine işaret etti, şunları yazdı:

"Edindiğimiz bilgiler, BM genel sekreterinin, işgal bölgelerinde önümüzdeki nisan ayında yapılacak sözde 'başkanlık' seçimlerinden sonra harekete geçeceği yolundadır. Bu olgu, siyasi analistlerin, Türkiye'ye tarih verilmesinden sonra, uygulanan bu yöntemle, BM genel sekreterinin planının yinelenmesinin beklenmesi gerektiği şeklindeki değerlendirmeleriyle de bağlantılıdır.

BM genel sekreteri, Brüksel'de de açıkladığı üzere, Kıbrıs'taki iki tarafın istemesi halinde iyi niyet misyonu sağlamaya hazırdır. Beyaz Saray sözcüsü Scott McLian AB'nin aldığı kararı kutlarken; ABD'nin, BM genel sekreterinin Kıbrıs sorununa bir çözüm şekillendirilmesi yönündeki çabalarına tam destek verdiğini söyledi ve Annan Planı'nın, olduğu şekliyle yinelenmesinden bahsetti.

Dışişleri bakanı Powell'in dünkü açıklaması da McLian'ınkinin benzeriydi. Powell, ABD ve Türkiye'nin, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda, diğerleriyle birlikte işbirliği yapmaya devam edeceklerini söyledi. Powell 'Hepimiz ne olup bittiğini ve ABD'nin çözüm için üstlendiği çetin çabayı biliyoruz' dedi ve Kıbrıslı Rumlara karşı açık eleştiri yönelterek 'Elimizde Annan Planı ve bu plana Kıbrıslı Türklerin olumlu, Kıbrıslı Rumların da olumsuz oyu var. Bu noktada bekliyoruz' dedi."

Alithia "Sırada Kıbrıs Sorunu - 2005 İçinde Çözümü Gereği - 'Ekim'e Kadar Çözülmezse 15 Yıl Bekleyin'" başlıklı manşet haberinde, "Kıbrıs'ın Brüksel'de uğradığı bozgundan, Kıbrıs sorununun Ekim'den önce çözümü gereği acilen öne çıkıyor, bir dahaki fırsat, 15 yıl sonra verilecek" ifadesini kullandı.

Gazete Batılı bir diplomatın; "Kıbrıslılar belki, içinde oldukları durumla şimdi yüzleşirler" uyarısında bulunduğunu ve "Kıbrıs'ın üyeliği ile sorun çözülmemişse ve ekime kadar çözülmezse, o zaman, 15 yıl beklemeniz gerekecek ki o zaman sorunlar tamamen farklı bir nitelikte olacak" dediğini yazdı.

Politis "Kıbrıs Sorunu Satranç Tahtasında - Türkiye Ödün Vermeye Hazır" başlığıyla manşete çıkardığı haberinde, uluslararası unsurun halen, Kıbrıs sorunu satranç tahtasında kararlı hareketlerde bulunmaya başladıklarını, Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nden üyelik müzakerelerine başlama tarihi aldığını ve Brüksel'in gelecek mayıs ayında siyasi sorunun çözümü inisiyatifinin cereyan etmesi yolunu açacağını değerlendirdiği önceki taahhüdünün (Türkiye'nin) perde önüne gelmeye başladığını yazdı.

Gazete, haberini özetle şöyle sürdürdü:

"Birkaç haftadır Ankara, Kıbrıs sorununun yabancı oyuncularına, Annan Planı'nın ilgili maddelerini iyileştirecek olan garantiler konusunda ödün vermek niyetinde olduğunu iletti. Aynı zamanda AB, güvenliğin Avrupa Anayasası'nın özel maddeleri aracılığıyla garanti altına alındığını vurguluyor.

ABD'yle ve BM'yle birlikte, AKEL'in geçen nisan ayında ortaya koyduğu konular ve ekonomik yönü ile tartışılacağı yeni bir çözüm planının masaya konulması yolunun açıldığını düşünüyorlar. Çözüme ilişkin zaman sınırı ve adada iki yeni referandumun yapılması zamanı eylüldür. Bu planlamalara göre uluslararası unsur; tek atışta hedef tahtasına üçgen yapmayı başardı. Adanın federal temelde yeniden birleşmesi ve ortaya çıkacak yeni devletin Türkiye tarafından tanınması. Cuma gününden itibaren Brüksel'de, Başkan Papadopulos'un yeni bir kısa müzakere turuna yeniden müdahil olması çok daha muhtemel görünüyor.

Uluslararası unsurun Kıbrıs sorununda yeni bir inisiyatif niyetini Avrupa Konseyi sırasında gündeme getirdiği konusunda hiçbir şüphemiz yok. Gazetemiz bu konuyu bütün büyük Avrupa ülkelerinden, ABD'den, Yunanistan ve Türkiye'den ve tabii ki Kıbrıs'tan diplomatlarla bu konuyu görüştü.

Hepsi, yeni çabanın işgal bölgelerindeki sözde başkanlık seçimlerinde, Kıbrıslı Türk müzakereci belli olduğunda, ilkbahar sonunda cereyan edeceği konusunda hemfikirdir. Başkan Tasos Papadopulos'un da bu çabaya müdahil olacağına ilişkin ümitler büyüktür. Çoğu; Konsey'in önceki günkü kritik Avrupa 'deneyiminin' Papadopulos'u; hükümetteki en büyük ortağı olan AKEL'e çok daha fazla iteceği ve Annan Planı'nda 4 maddelik değişiklik öngören kısa bir listeyi müşterek olarak sunacaklarını değerlendiriyor. Teyit edilmiş bilgilerimize göre şekillenmekte olan çerçeve şöyledir:

*Kıbrıs'taki özel temsilcisinin bürosunun yeniden işletilmesi için ödenek isteyen Kofi Annan, mayıs sonundan eylüle kadar kısa bir çözüm çabası ilan edecek. Takvim de bağlayıcı olacak. İnisiyatif, elbette; bunu iki tarafın istemeleri önkoşuluyla başlayacak.

*Müzakereler 'yeni' bir plan temelinde başlayacak ve tamamlanması halinde adada yeniden iki referandum yapılacak. Amerikalılar ve Avrupalılar halen bu konuda Kıbrıslı Türklerin ve Ankara'nın olurunu aldılar. Metnin sadece ismi yeni olacak çünkü özde AKEL'in resmi ve gayrı resmi şekilde defalarca talep ettiği 4 değişiklik incelenmeye açık olarak, Annan Planı'nın zımbalanması söz konusu olacak. Değişiklikler; güvenlik, çözümün hayata geçirilmesi, yerleşikler ve ekonomik yönü kapsıyor. Bu bağlamda, yapılan ön çalışma şunları kapsıyor:

*Güvenlik: Bu noktada Avrupa başrol oynuyor. Garanti gereksinimi; AB, herhangi bir üyesine yönelik herhangi bir tehdidi ortaklaşa göğüsleyecek şeklinde özel bir maddesi bulunan Avrupa Anayasası aracılığıyla sağlanıyor. Buna ek olarak; Türkiye perde gerisinde, 5. Annan Planı'nın kendisine verdiği, sadece Kıbrıs Türk oluşturucu devletine müdahale haklarını sınırlandırma niyetini ortaya koydu. Böyle bir düzenleme Kıbrıslı Rumların temel endişelerini tatmin ediyor.

*Çözümün hayata geçirilmesi: Avrupa, ABD ve BM Güvenlik Konseyi, bulunacak çözümün hayata geçirilmesini güçlü şekilde garanti edecek.

*Yerleşikler: Adada kalacak olan yerleşiklerin sayısının daha da azaltılması konusunda Türkiye'yle bir anlayış birliği var. Türk tarafının hareket noktası; oy hakkı bulunan bütün yerleşiklerin kalması şeklindedir. Bunlar 75 bin olarak hesaplanıyor. AKEL, Dimitris Hristofyas aracılığıyla 50 binden söz ediyor. İki tarafın, bir orta yol 'bulacakları' hesap ediliyor.

*Ekonomik yön: Gerek yeni devletlerin ekonomilerinin gerekse mülkiyet konusunun yeniden incelenmesi bekleniyor.

Görüştüğümüz diplomatlar yeni inisiyatifin Kıbrıs sorununun iki toplumlu iki kesimli federasyon modelinde çözümüne yönelik son çaba olduğundan kuşku duymuyorlar. Çoğu, Kıbrıs sorununun çözümünün ancak, her iki tarafa da baskı yapılmasıyla ve zamanın uygun olmasıyla çözülebileceğini vurguluyor. Bu aşamada kritik tarih, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlama tarihidir."

Öte yandan Fileleftheros edindiği bilgilere dayanarak Amerikalıların, İngilizlerin, Almanların ve BM'nin Annan planı temelinde yeni inisiyatiflere hazırlanmakta olduklarını yazdı ve "Anglo-Amerikanlar, sahte devletin cumhurbaşkanı ve Kıbrıs Türk toplumunun başkanın büyük ihtimalle Talat'ın olacağı nisan ayı itibarıyla çabalarını yoğunlaştıracaklar" ifadesini kullandı.

Gazete Anglo-Amerikanların buna paralel olarak geçen nisan ayında Annan Planı'nı reddeden onlar olduğu için Kıbrıslı Rumların tepkilerinin göğüslenmesi gerektiğini düşündüklerini ancak yapılacak değişikliklerin de sınırlı olması gerektiği kanaatini taşıdıklarını yazdı.

KIBRIS  20/12/04

 

Annan Planı masada

ABD Başkanı George Bush'un sözcüsü Scott McClellan, AB'nin Türkiye'ye müzakere tarihi vermesini Washington yönetiminin memnuniyetle karşıladığını ve bu açıklamayla birlikte Türkiye'nin Avrupa'ya tam entegrasyona hiç olmadığı kadar yakınlaştığını belirtti. McClellan, Annan Planı'nın da halen masada olduğunu söyledi.

Düzenlediği basın toplantısında Brüksel'de elde edilen sonuçla ilgili olarak Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ı, hükümetini ve AB liderliğini kutlayan McClellan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın referandumda Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilen planının da değişmeden halen masada olduğunu söyledi.

Beyaz Saray sözcüsü McClellan, Türkiye-AB mutabakatı konusunda şu görüşleri dile getirdi:

"AB'nin 3 Ekim 2005'te Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatma kararını memnuniyetle karşılıyoruz. Türkiye'nin AB'ye tam entegrasyonu, hem Avrupa hem de dünya için iyi olacak. Üyelik müzakereleriyle ilgili bugünkü (dünkü) açıklama, bu adımı, hiç olmadığı kadar yakınlaştırıyor. Zaten başkan Bush da kısa zaman önce Türkiye'deyken bundan bahsetmişti. Türkiye'nin nüfusu, ağırlıkla Müslüman olan bir toplumda laik bir demokrasi kurma yönündeki çığır açan reformlarını kapsayan 150 yıllık tecrübesi, geniş Ortadoğu ve ötesinde yaşayan özgürlük, adalet ve refah isteyen insanlar için örnek oluşturuyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı, hükümetini ve Avrupa Birliği Konseyi'ni, ileri görüşlü liderliklerinden dolayı kutluyoruz."

McClellan, ABD'nin Kıbrıs konusundaki görüşünün sorulması üzerine de "BM genel sekreterinin Kıbrıs'ta çözüm sağlama çabalarını tamamen destekliyoruz. Genel sekreterin martta hazırladığı ve Kıbrıslı Türklerin kabul ettiği çözüm planının halen değişmeden masada olduğu yönündeki değerlendirmesine de katılıyoruz. Görüşümüz bu" ifadesini kullandı.

KIBRIS  20/12/04

 

Rumlarla protokol imzalanmayacak

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum yönetimi ile Türkiye’nin herhangi bir şekilde bir araya gelip herhangi bir protokol imzalamayacağını söyleyerek, söz konusu protokolün AB adına Komisyon ile imzalanacağını kaydetti.   

AK Parti’nin 5. İl Tanıtım ve Medya Başkanları toplantısında konuşan Gül, 16-17 Aralık AB zirvesine ilişkin açıklamalarda bulundu.

“Zirvenin başarısını gölgelemek isteyen çevrelerin elde edilen kazanımların sanki Kıbrıs karşılığındaymış gibi bir hava yaratmak istediğini” belirten Gül, şunları söyledi: “Kıbrıs Rum yönetimi ile Türkiye herhangi bir şekilde bir araya gelip herhangi bir anlaşma, herhangi bir protokol imzalamayacak. Yani (masanın bir tarafında Türkiye, diğer tarafında Rum yönetimi oturacak, aramızda bir şey olacak, Kıbrıs böyle gündeme gelecek) böyle bir şey söz konusu değil.”

Gül, Kıbrıs konusunda neden böyle bir tartışma olduğu konusuna da değinerek, Türkiye’nin 25 ortağı olan bir Birlik ile bir araya geldiğine işaret etti. Bu 25 üyeden birinin de Türkiye’nin resmen tanımadığı Rum yönetimi olduğunu hatırlatan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizim imzalayacağımız, AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği çalışması ve kapsamını gösteren bir protokol. Bu protokol 25 AB ülkesi adına onları temsil eden AB Komisyonu ile imzalanacak. Dolayısıyla bizim karşımıza tanımadığımız Rum yönetiminin temsilcisi oturacak

değil ve Türkiye ile Rum yönetimi bir şey imzalamayacak. Ama tüm bunlara rağmen çok dolaylı bir şekilde bile olsa bir tanımanın ortaya çıkmaması için hükümetimiz tedbirli hareket etmiştir ve AB’ye (Biz sizinle Gümrük Birliği anlaşmasını imzalıyoruz, ilişkilerimiz de devam edecek, ama sakın unutmayın 25 ortağınızdan biriyle sorunlar bitmemiştir, çözüm olmamıştır dolayısıyla bizim sizinle bu ilişkiye girmemiz onu tanımak anlamına gelmez) denmiştir.”

Bakan Gül, AB Dönem Başkanı Hollanda’nın Başbakanı Jan Peter Balkenende’nin de zirveden sonra bunun bir tanıma anlamına gelmeyeceğini açıkça duyurduğunu hatırlattı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da zirve çerçevesinde Rum temsilcilerin de bulunduğu bir ortamda yaptığı açıklamada Türkiye’nin Kıbrıs Rumlarını tanımadığını söyleyerek kayıtlara geçirdiğini belirten Gül, “Dolayısıyla bu büyük olayı kimse gölgelemesin. Bu olayı gölgelemeye çalışanlar vizyondan yoksun olanlardır” dedi.

Türkiye’deki 70 milyonun önünü açmak, Türk halkının hak ettiği yere gelmesini temin etmek gerektiğini belirten Gül, şunları kaydetti:

“Bu gelirken muhakkak bazı sıkıntılar vardır. Çünkü 25 ortaktan biri tanımadığımız bir ortak olduğu için çeşitli engeller olacaktır. Ama Türkiye bu kararlılığı ile tüm bunları aşacaktır. Yoksa bir şey vardır; 600 bin nüfuslu Kıbrıs Rum yönetimi yüzünden 70 milyonluk Türkiye’nin geleceğini ipotek altına vermek vardır.”

Gül, Kıbrıs sorununun kalıcı bir şekilde çözüme ulaşması için Türkiye olarak büyük gayret sarf edeceklerini belirterek, bu niyetin hazırlığını zaten yaptıklarını kaydetti. Kıbrıs sorununun Türkiye ve Kıbrıs Türklerini tatmin edecek bir şekilde çözümlenmesini, bütün bölgede huzur olmasını tabii ki istediklerini söyleyen Gül, bununla birlikte çözümün ancak Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin kabul edebileceği bir çerçeve içinde olması gerektiğini bildirdi.

“TÜRKİYE’NİN ÖNÜNÜ AÇTIK”   

Gül, AB zirvesi öncesindeki ile sonrasındaki Türkiye'nin çok farklı olduğunu söyledi.   

Gül, AB zirvesinde tarihi kararlar alındığını ve zirveden önceki Türkiye ile sonraki Türkiye'nin farklı olduğunu söyleyerek, zirvede elde edilen statünün Türkiye'ye çok şey kazandırdığını kaydetti.

Türkiye'nin ve Türk vatandaşlarının konumunun artık bütün dünyada değiştiğini söyleyen Gül, bunları, ''bu olayı satmak'' için söylemediğini, AB ile hangi ülke müzakerelere başlarsa o ülkenin kalkındığını belirtti.

Bakan Gül, bu büyük olayın AK Parti'ye nasip olduğunu söyleyerek, bunun tesadüfi olmadığını, partinin kuruluş aşamasında AB'ye ilişkin politikanın çizildiğini ve iktidara geldikten sonra da ardı ardına

reform paketleri çıkarttıklarını bildirdi.

AK Parti iktidara geldiğinde Avrupalıların ''Bu parti Türkiye'yi kimbilir nereye götürecek?'' telaşı içinde olduğunu söyleyen Gül, kendilerinin ise Türkiye'nin önünü açtığını ifade etti.

Zirvede alınan kararla Türkiye'nin istikametinin belli olduğunu, ülkenin önünde artık istikrarlı bir dönem açıldığını belirten Gül, son 200 yıla bakıldığında sadece 20 yıllık bir istikrar dönemi bulunduğunu, onun dışında Türkiye'nin sürekli iç çekişmelerle dolu bir 200 yıl geçirdiğini kaydetti. Gül, artık bu çekişmeli dönemlerin, ara rejimlerin bir daha gelmeyeceğini söyleyerek, 5-10 yıl sonraki Türkiye'nin bugünkünden çok farklı olacağını belirtti.

Bakan Gül, zirveden çıkan kararın ülkeye sadece siyasi istikrar getirmekle kalmayacağını, Türkiye'yi ekonomik olarak da cazibeli bir ülke haline getireceğini belirterek, faizlerdeki bir puanlık düşüşün Türkiye'ye 1 milyar dolar kazandırdığını kaydetti.

HALKIN SESI 20/12/04

 

Denktaş: Türkiye oyuna gelmedi

Avrupa Birliği zirvesini değerlendiren Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, büyük bir pazarlıktan sonra Türkiye’ye müzakere tarihi verildiğini belirtti. Denktaş, “Türkiye açısından pazarlığın çok çetin geçeceği bellidir. 10-15 yıl, bu pazarlık devam edecektir” dedi.
AB’yle müzakerelerde, Türkiye’den her noktada bir şeyler isteneceğini kaydeden Denktaş, “Türkiye, bunların bazılarını verecek, bazılarını veremeyecek” dedi.
AB ile yapılan pazarlıkları yakından izlediğini dile getiren Denktaş, “Gördük ki Avrupa Birliği’nin, Rumların ve Yunanistan’ın bütün çabaları Türkiye’ye peşinen Güney Kıbrıs’ı tanıyacağını kabul ettirmekti, yazılı olarak bunu kabul ettirmek istediler. Türkiye dayattı, pazarlığı sürdürdü bu oyuna gelmedi” dedi.
GÜL’E TEŞEKKÜR
Bu arada, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Brüksel’daki tarihi zirvenin ardından Ankara’ya dönüşünde, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ile Başbakan Mehmet Ali Talat’ı aradı. Denktaş’ın Gül’e, “Zirvede sağlam durduğunuz için teşekkür ederiz” dediği öğrenildi

HALKIN SESI 20/12/04

 

“Kıbrıs’ta çözüm için hazırız”

 

Gül, Kıbrıs sorununun kalıcı bir şekilde çözüme ulaşması için Türkiye olarak büyük gayret sarf edeceklerini belirterek, bu niyetin hazırlığını zaten yaptıklarını kaydetti

 

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum yönetimi ile Türkiye’nin herhangi bir şekilde bir araya gelip herhangi bir protokol imzalamayacağını söyleyerek, söz konusu protokolün AB adına Komisyon ile imzalanacağını kaydetti.   

AK Parti’nin 5. İl Tanıtım ve Medya Başkanları toplantısında konuşan Gül, 16-17 Aralık AB zirvesine ilişkin açıklamalarda bulundu.

“Zirvenin başarısını gölgelemek isteyen çevrelerin elde edilen kazanımların sanki Kıbrıs karşılığındaymış gibi bir hava yaratmak istediğini” belirten Gül, şunları söyledi: “Kıbrıs Rum yönetimi ile Türkiye herhangi bir şekilde bir araya gelip herhangi bir anlaşma, herhangi bir protokol imzalamayacak. Yani (masanın bir tarafında Türkiye, diğer tarafında Rum yönetimi oturacak, aramızda bir şey olacak, Kıbrıs böyle gündeme gelecek) böyle bir şey söz konusu değil.”

Gül, Kıbrıs konusunda neden böyle bir tartışma olduğu konusuna da değinerek, Türkiye’nin 25 ortağı olan bir Birlik ile bir araya geldiğine işaret etti. Bu 25 üyeden birinin de Türkiye’nin resmen tanımadığı Rum yönetimi olduğunu hatırlatan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizim imzalayacağımız, AB ile Türkiye arasındaki Gümrük Birliği çalışması ve kapsamını gösteren bir protokol. Bu protokol 25 AB ülkesi adına onları temsil eden AB Komisyonu ile imzalanacak. Dolayısıyla bizim karşımıza tanımadığımız Rum yönetiminin temsilcisi oturacak

değil ve Türkiye ile Rum yönetimi bir şey imzalamayacak. Ama tüm bunlara rağmen çok dolaylı bir şekilde bile olsa bir tanımanın ortaya çıkmaması için hükümetimiz tedbirli hareket etmiştir ve AB’ye (Biz sizinle Gümrük Birliği anlaşmasını imzalıyoruz, ilişkilerimiz de devam edecek, ama sakın unutmayın 25 ortağınızdan biriyle sorunlar bitmemiştir, çözüm olmamıştır dolayısıyla bizim sizinle bu ilişkiye girmemiz onu tanımak anlamına gelmez) denmiştir.”

Bakan Gül, AB Dönem Başkanı Hollanda’nın Başbakanı Jan Peter Balkenende’nin de zirveden sonra bunun bir tanıma anlamına gelmeyeceğini açıkça duyurduğunu hatırlattı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da zirve çerçevesinde Rum temsilcilerin de bulunduğu bir ortamda yaptığı açıklamada Türkiye’nin Kıbrıs Rumlarını tanımadığını söyleyerek kayıtlara geçirdiğini belirten Gül, “Dolayısıyla bu büyük olayı kimse gölgelemesin. Bu olayı gölgelemeye çalışanlar vizyondan yoksun olanlardır” dedi.

Türkiye’deki 70 milyonun önünü açmak, Türk halkının hak ettiği yere gelmesini temin etmek gerektiğini belirten Gül, şunları kaydetti:

“Bu gelirken muhakkak bazı sıkıntılar vardır. Çünkü 25 ortaktan biri tanımadığımız bir ortak olduğu için çeşitli engeller olacaktır. Ama Türkiye bu kararlılığı ile tüm bunları aşacaktır. Yoksa bir şey vardır; 600 bin nüfuslu Kıbrıs Rum yönetimi yüzünden 70 milyonluk Türkiye’nin geleceğini ipotek altına vermek vardır.”

Gül, Kıbrıs sorununun kalıcı bir şekilde çözüme ulaşması için Türkiye olarak büyük gayret sarf edeceklerini belirterek, bu niyetin hazırlığını zaten yaptıklarını kaydetti. Kıbrıs sorununun Türkiye ve Kıbrıs Türklerini tatmin edecek bir şekilde çözümlenmesini, bütün bölgede huzur olmasını tabii ki istediklerini söyleyen Gül, bununla birlikte çözümün ancak Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin kabul edebileceği bir çerçeve içinde olması gerektiğini bildirdi.

YENIDUZEN 20/12/04

 

Balkenende: Kıbrıs görüşmeleri yeniden başlasın

 

 

Strasbourg

Avrupa Birliği Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende, Kıbrıs'ta taraflara, barış görüşmelerine yeniden başlamaları çağrısı yaptı.

BBC'nin haberine göre Jan Peter Balkenende, taraflardan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın arabuluculuğunda, görüşmelere yeniden başlamalarını istedi.

 

Balkanende, Kıbrıs'ta çözüm için mevcut tüm olanakların kullanılması gerektiğini söyledi.

 

Hollanda Başbakanı bu açıkalamaları, AB zirvesi sonrası Avrupa Parlementosu'nda, parlamenterleri bilgilendirirken yaptı.

 

Jan Peter Balkenende, zirvede 25 üyeli birliğin, Türkiye'yle 'tarihi bir yakınlaşma' sürecine girdiğini söyledi.

 

Balkenende, "Türkiye'de gözlemlediğimiz olumlu gelişmelerden çok etkilendim. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, bu gelişmeleri sürdürmek istediğinden eminim" dedi.

 

Ancak Balkenende bu noktada Türkiye'nin, Avrupa Birliği'yle gümrük birliği anlaşmasını, Kıbrıs dahil birliğin 10 yeni üyesiyle de genişletmesi gerektiğine dikkat çekti.

 

ANNAN: TARAFLAR İSTERSE ARABULUCU OLURUM

 

Avrupa Birliği zirvesi sırasında Brüksel'de bulunan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs görüşmelerini yeniden başlatma gibi bir niyetinin olmadığını söylemişti.

 

Ancak Annan, Kıbrıs'ta tarafların devreye girmesi halinde arabuluculuğa hazır olduğunu da açıklamıştı.

 

Başbakan Erdoğan da dün CNN Türk ile yaptığı söyleşide, 2005 yılı içinde Kıbrıs sorununun çözümü için Birleşmiş Milletler'in Annan Planı temelindeki bir girişimini destekleyeceklerini açıklamıştı.

 (Hürriyetim)

 

HURRIYET 21/12/04

 

Erdoğan: 2005'te Kıbrıs için girişim başlatacağız

 

Ankara

Başbakan Recep Tayip Erdoğan, 2005 yılı başlarında Kıbrıs’ta barış görüşmelerine yeniden başlanması için girişimde bulunacaklarının söyledi.

Erdoğan, CNN Türk'de, Mehmet Ali Brand'ın sorularını yanıtladı.

 

Başbakan Erdoğan, AB zirvesinde görüşmeler kesildikten sonra İngiltere Başbakanı Tony Blair ve diğer liderlerin, Türk heyetinin bulunduğu çalışma ofisine gelmesinden memnun olup olmadığının sorulması üzerine, “19. paragrafla ilgili imzalar atılma noktasına geldiğinde o zaman tabi ruhen rahatladım. Arkadaşlarımın da rahatlaması, benim rahatlamama sebep oldu. Çünkü işin başından itibaren müzakere trafiğini yaşattık aramızda, bu olunca insan daha huzurlu oluyor” dedi.

 

   

“Bu tutum bir yerde size sürpriz oldu” denilmesi üzerine Erdoğan, “Bu şekilde beklemediğimiz bir paragrafı görmek istemezdik. Maalesef o karşımıza getirildi. Biz de onu kendi paragrafımızla nüksederek çıkmasını sağladık. Bu halloldu böylece” diye konuştu.

   

Birand'ın, “Tadına varabildiniz mi? Kıbrıs yüzünden damağınız da mı kaldı?” sorusuna Erdoğan, şu yanıtı verdi:

   

“Bu uzun soluklu bir yolculuktur, başından beri söylüyorum. Bu uzun soluklu yolculukta önemli bir virajı atladık. Bu önemli virajda daha çok çalışacağız, yapmamız gereken çok şey var. Bunları da tabi ekibimizle tecrübeyle dinamizmi bir araya getirmek suretiyle aşmamız gerekecek. Eğer, 'bu iş bitti artık, şunu, bunu yapmayalım' dersek olmaz. Bundan sonraki süreçte özellikle AB ile veya Avrupa ülkeleriyle Türkiye arasında, birbirimize bakışın şekli değişecek. Bu çok önemli.”

 

KIBRIS

   

Başbakan Erdoğan, “3 Ekim'e kadar 'Ben protokolü genişleteceğim, Gümrük Birliği'ni Kıbrıs'ı da içine alacak şekilde genişleteceğim' diyorsunuz, ortada bir 'müzakere edeceğim' lafı var. Biz kimle müzakere edeceğiz?” sorusunu, “Genişletmek diye bir şey yok. Burada, zaten Türkiye'nin Avrupa Komisyonu ile bu konuyu görüşmesi var” diye yanıtladı.

   

“Rumlarla görüşmeyecek misiniz?” sorusu üzerine Erdoğan, ”Hayır. AB Komisyonu ile görüşme var” dedi.

   

AB Komisyonu ile bu konuda ne görüşüleceği sorusunu Erdoğan, şöyle cevaplandırdı:

   

“19. paragraf diyoruz ya, bu paragrafın gereği olarak Ankara Anlaşması'nın gerekleri görüşülecek. Bu anlaşmanın gereği üzerinde Türkiye'ye düşen edim nedir, bu görüşülecek. Burada birçok maddeler var. Bunları enine boyuna konuşacak, burada karşılıklı olarak Komisyon ile bir mutabakata varacağız. Bu esnada Güney Kıbrıs ile Komisyon bazı şeyleri muhakkak görüşecektir.”

   

“Gümrük Birliği, Güney Kıbrıs'a geçtiği gibi KKTC'ye de geçecek mi?” sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

   

“Kuzey Kıbrıs'ın Gümrük Birliği'yle ilgili durumu Güney'e göre farklı, bir defa ne Gümrük Birliği'nin üyesi ne AB üyesi. Bu tabi bir süreç alacak. 24 Nisan'da, referandumdan, her iki tarafta da 'evet' çıkmış olsaydı, bu süreç tamamen bitmiş olacaktı, olmadı. Şimdi ise bir ikinci süreç başlıyor orada. Yani Güney'in ve Kuzey'in, yeniden yapılacak bir barış süreci için atacakları adımdır.”

   

“Siz, yeni bir çözüm süreci mi başlatıyorsunuz?” sorusuna Erdoğan, “Başlayabilir. Bu süreç, ya iki ayrı devlet olacaktır veyahut da Annan Planı'nda ifade edildiği gibi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacaktır” yanıtını verdi.

   

“ANNAN PLANI ŞU ANDA ORTADA DEĞİL”

   

“Annan Planı ortada mı hala?” sorusunu Erdoğan, “Annan Planı şu anda ortada değil. Annan Planı'na zaten Güney'in muhalefeti var. Annan Planı'na, Kuzey Kıbrıs veya Güney Kıbrıs veya bizler; Yunanistan, Türkiye, İngiltere, 'bitti' demiyoruz. Annan Planı'nın içinde zaten bu teyit edilmiş. Annan Planı'nın içinde, 'eğer 24 Nisan'da plan her iki tarafça da (evet) ile oylanmazsa, gündemden düşeceği' var. Dolayısıyla düşmüştür” diye yanıtladı.

   

“Plan geri gelebilir mi? Biz gelmesini istiyor muyuz?” sorusu üzerine Erdoğan, “Yeniden barış sürecinin başlatılabilmesini için böyle bir şeyin olmasında fayda mülahaza ederiz” dedi.

   

Birleşmiş Milletler'i devreye sokmak istiyor musunuz?” sorusu üzerine Erdoğan, “İsteriz. Bu konuda zaten görev Birleşmiş Milletler'in” diye konuştu.

   

Erdoğan, “Siz, Annan'a bir istekte bulundunuz mu?” sorusuna, ”Soyunma odasında olanların hepsi konuşulmaz. Şimdi siz mutfağa girmeye çalışıyorsunuz” karşılığını verdi.

   

“Kıbrıs'ın çözümünde geç kalındı mı?” sorusu üzerine Erdoğan, ”Geç veya erken, ben şunu biliyorum. Gönül arzu ederdi ki bunlar bu günlere kalmamış olsaydı” dedi.

   

Başbakan Erdoğan, “Dezavantaj mı oldu?” sorusunu şöyle yanıtladı:

   

“Bunu söylemek de siyaseten yanlıştır. 'Oldu' da demiyorum, 'olmadı' da demiyorum. Bunların hepsi müzakerelerle karşılıklı olarak çözeceğimiz konular. Burada biz yine 'kazan kazan' anlayışını oturtmamız lazım. Bu anlayışa göre, bunu çözmemiz lazım. Türkiye olarak veya Kuzey Kıbrıs olarak 'büyük avantalar aldık, veya güney Kıbrıs veya Yunanistan bunu başardı', bu havaya girmememiz lazım. Adil, kalıcı bir çözümü müşterek bulmak lazım. Yoksa bu Ada barış adası olmaktan çıkacak, yazık olacak.”

   

KIBRIS İÇİN 2005'TE DÜĞMEYE BASILACAK

 

“Ne zaman düğmeye basılacak” sorusu üzerine Erdoğan, “2005'in içinde. Şu anda Kıbrıs'ta seçimler var, arkasından Güney Kıbrıs'ta seçimler yapılacak. O seçimlerin durumu da önemli. Biz illa seçimlerin bitmesini beklemeyiz. Fakat biz her şeyden önce AB Komisyonu ile 2005 yılının başından itibaren görüşmeleri başlatacağız” dedi.

   

Erdoğan, “Müzakereler başlamadan önce bunun çözümünü mü istiyorsunuz?” sorusunu, “Tabi, bir yol haritası olacak. O yol haritasına göre bunu sürdüreceğiz” diye yanıtladı.

 (aa)

HURRIYET 21/12/04

 

Denktaş: Masaya oturma iddiasında değilim

 

Lefkoşa

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ”Görüşme masasına oturma iddiasında olmadığını, ancak kim oturacaksa otursun önce kriterlerin belirlenmesi gerektiğini” söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, önceki gün, “BM Genel Sekreteri Kofi Annan devreye girecekse evvela kriterleri saptasın, hangi kriterler konuşulacak” dediğini anımsatarak, bugün yerel bir gazetenin ”Denktaş'ın masaya oturacağını” yazdığına işaret etti ve “Böyle bir iddiam yok” dedi.

   

Denktaş, Türk Ajansı-Kıbrıs (TAK) Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Emir Ersoy başkanlığındaki TAK heyetini kabulünde yaptığı konuşmada, şunları kaydetti:

   

“Kim kiminle konuşacak, ne konuşacak bu evvelden belirlenmezse, karşı taraf kabul etmezse 'meşru Kıbrıs hükümetiyle azınlık Türk cemaatı konuşuyor' resmi devamlı surette ortada olacak. Dünya buna böyle bakacak, Rum bunun arkasına saklanarak, 'işte bak azınlık neler istiyor, uzlaşmazdır' diyerek, yine yoluna devam edecek. Bu oyun 40 yıldır oynanmıştır. Artık buna son vermek lazımdır. Kim kiminle konuşuyor, hedef nedir, kriterler nedir, bu evvela dolaylı görüşmelerle taraflar arasında tespit edilecek, ondan sonra masaya oturulacak. Yoksa Annan planı canlanacakmış, Annan planı gelecekmiş bunlar safsatadır.”

   

“RUMLARIN HEDEFİ HİÇ DEĞİŞMEDİ”

 

Rumlarla, ayrı temele, ayrı egemenliğe dayanmayan bir ortaklık kurmaya zorlandıklarını dile getiren Denktaş, “Bu seferki daha çapraşık bir mekanizma, bir de AB karmaşası içerisinde. Bunu hiçbir şekilde Rum çalıştırmaz, 'olmadı, AB normlarına uymuyor' diyerek bunu da yırtar artar. O zaman ne olursunuz? Göç başlar, başka bir şey olmaz. Dolayısıyla Rumu bilerek ve Kıbrıs meselesinin ne olduğunu bilerek masaya kim oturacaksa otursun” diye konuştu.

   

Cumhurbaşkanı Denktaş, şimdi, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un uzlaşmaz gösterildiğini, ancak bütün Rum liderlerin aynı çizgide olduğunu ve Rumların 125 yıldır hedeflerinin hiç değişmediğini, başladıkları noktada olduğunu vurguladı.

   

"ÇARE BAĞIMSIZLIKTIR"

 

Makarios'un Rum liderliğine, “Ben sizi Enosis'e en yakın noktaya getirdim. Bundan geri gitmek yok” diye tek bir vasiyeti olduğuna işaret eden Denktaş, “Bunu unutmayalım, çare bağımsızlığımızdır, devletimizdir, egemenliğimizdir” dedi.

 (aa)

HURRIYET 21/12/04

 

ABD: Kıbrıs için zaten bir plan var

 

Washington

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, Kıbrıs'ta ABD'nin yeni bir girişimi olup olmayacağı sorusuna yanıt olarak, “Zaten bir plan var. O da Annan planıdır. Tarafların bu temelde, aralarındaki farklılıkları çözdüğünü görmek istiyoruz” dedi.

Boucher, bakanlıkta düzenlediği günlük basın toplantısında, Kıbrıs sorununun Avrupa Birliği zirvesinde gündemde önemli yer tuttuğuna dikkat çekilerek, ABD'nin çözüm için yeni bir planı olup olmadığının sorulması üzerine, “Bu konuyu cuma günü konuştuk. Kıbrıs sorununu çözmek için ortada zaten bir plan var. O da Annan planı” yanıtını verdi.
   
Richard Boucher, “Biz bu planı destekledik. Kıbrıslı Türkler de o yönde oy kullandı. Kıbrıslı Rumlar karşı yönde oy kullandı. Tarafların bu temelde, aralarındaki farklılıkları çözdüğünü görmek istiyoruz. Bu noktada durduğumuz yer budur” diye konuştu.

 (aa)

HURRIYET 21/12/04

 

Denktaş: AB için bağımsızlık yok ediliyor

 

Lefkoşa

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “Şimdi Avrupa Birliği (AB) diye diye bağımsızlığımızı yok etmek için dolaplar döndürülmektedir” diyerek, şehitlerin mücadelesinin gençlere ders olmasını istedi.

Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık ve var olma mücadelesinde şehit düşenleri anmak amacıyla düzenlenen “21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası” Lefkoşa'da törenle başladı.

   

Şehitler Abidesi'ne çelenkler bırakılmasıyla başlayan törende, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı eşliğinde göndere bayrak çekildi.

   

Anıt özel defterini Cumhurbaşkanı Denktaş, KTBK Komutanı Korgeneral Memişoğlu ve Büyükelçi Karahan imzalandı.

   

Törende konuşan KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'ndan Piyade Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal Tümkan, 21 Aralık tarihinin Rum-Yunan ikilisinin Enosis'i sağlamak uğruna Kıbrıslı Türklere saldırı başlatmasının yıldönümü olduğunu ifade ederek, Kıbrıs Türkünün direndiğini ve bağımsızlığını kazandığını kaydetti. Tümkan, henüz mücadelenin bitmediğinin ve devam ettiğinin farkında olduklarını belirtti.

   

Cumhurbaşkanı Denktaş, anıt özel defterine, şehitlerin, “Enosis” diye yola çıkanların karşısında aşılmaz bir dağ olarak durduğunu, eğilmediklerini, Girit misali yok olmadıklarını ve Kıbrıs'ın Rum-Yunan ikilisine verilmediğini yazdı. Denktaş, yazısında şunları kaydetti:

   

“Direnen bir halkı sindirsinler diye toplu mezarlar açtılar. Tek tek sizi yollardan alıp yok ettiler. Onlar bunu yaptıkça ruhlarınız direniş ruhunu güçlendirdi, yüceltti. 20 Temmuz 1974'ten 15 Kasım 1983'e kadar...

   

Şimdi AB diye diye bağımsızlığımızı yok etmek için dolaplar döndürülmektedir. Sizi hatırlamak, anmak, önünüzde huşu ile eğilmek suretiyle mukavemet ruhumuzu canlandırmaya çalışıyoruz. Kemiklerinizi sızlatmamak görevimizdir. Ruhlarınız şad, mücadeleniz gençlerimize ders olsun.”

 (aa)

HURRIYET 21/12/04

 

AB: Kıbrıs müzakereleri yeniden başlasın


      AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan-Peter Balkenende, Kıbrıs'ta müzakerelerin yeniden başlaması için çağrı yaptı.
      Avrupa Parlamentosu Başkanlık Divanı'nda yaptığı konuşmada Kıbrıs konusuna da değinen Balkenende, AB zirvesi sırasında Brüksel'den geçen BM Genel Sekreteri Koffi Annan'ın, taraflar uzlaştığı ve istediği takdirde tekrar devreye girebileceği mesajını verdiğini hatırlatarak, Türk ve Rumların bunu değerlendirmesini istedi.
      Balkenende, Türkiye'nin, AB'ye katılım müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim 2005 tarihinden önce Ankara Antlaşması'nı tüm AB üyelerine uyarlayan protokolu imzalaması gerektiğini de tekrarladı.
     
     RUMLAR "ASKER ÇEKİN" DİYEBİLİR

      Ankara'nın bu senaryosuna temkinli yaklaşan Avrupalı diplomatlar ise BM'nin görüşmeleri başlatması için iki tarafın onayının gerektiğini anımsatarak, "Rumlar avantajlı durumlarını bırakıp BM masasına dönmek için Ankara'dan yeni tavizler isteyecektir" uyarısını aptılar. Rumlar'ın masaya dönüş taleplerinin başında da Türkiye'nin adadan asker çekmesi talebinin yer almasına kesin gözüyle bakılıyor.
     
     TÜRKİYE AB İÇİNDE KIPIRDANMA BEKLİYOR

      Türkiye, 17 Aralık zirvesinde yaşanan Kıbrıs krizinin ardından Ankara - Brüksel ilişkisinin sağlıklı yürüyebilmesi için AB'yi, Kıbrıs sorununun çözümünde 2005'te inisiyatif almaya zorlayacak. Ankara, haziranra dönem başkanlığını alacak İngiltere'nin görev süresinde AB içinde kıpırdanma beklerken, Rumların BM'nin görüşme davetini kabul etmek için Ankara'dan yeni tavizler isteyebileceğine dikkat çekiliyor.
     
     AB'YE KIBRIS BASKISI

      Brüksel'deki 17 Aralık zirvesinin Rum lider Tasos Papadopulos'un tanınma talepleri nedeniyle düğümlenmesini dikkate alan Türkiye, tam üyelik müzakerelerinin tehlikeye girmemesi için 3 Ekim'e kadar Kıbrıs konusunda şöyle bir strateji izleyecek:

MILLIYET 21/12/04

 

Rumlar, AB'nin Türkiye kararını nasıl yorumladı?

Oshan SABIRLI/DHA

KIBRIS Rum Kesimi siyasi partileri, AB zirvesini değerlendirdi. Bazı partiler, Rum taleplerinin karşılanmadığı yorumunda bulunurken, Referandumda `evet' diyen partiler ise, "Barış sürecinde başarılı bir adım'' şeklinde açıklamalarda bulundular.
     
     DİSİ: HAYAL KIRIKLIĞI

      DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis, AB zirvesinin hayal kırıklığı yarattığını, minimum ve kendiliğinden açık olan hedeflere ulaşılamadığını belirtti. Siyasi büro toplantısından sonra yapılan açıklamada ise, 17 Aralık zirvesi sonuçlarının hayal kırıklığı yarattığı, ancak bunun yolun sonu değil, zor ve uzun bir yolun başlangıcı olduğu belirtildi.
     
     EDEK : ADİL TALEPLERİMİZ KARŞILANMADI

      EDEK Başkanı Yannakis Omiru, Avrupa Konseyi'nin Kıbrıs Rum Kesimi'nin adil taleplerini `tatminkar' bir şekilde karşılamadığını söyledi. Omiru, Kıbrıs Rum Kesimi'nin doğrudan tanınması konusuna tatmin edici bir atıfta bulunulmadığını belirterek, kararın tatmin edici olmaması ve zayıflıklarına rağmen, 19'uncu paragrafın Türkiye'yi Gmrük Birliği protokolünü imzalama taahüdü altında bıraktığını ifade etti.
     
     BİRLEŞİK DEMOKRATLAR: ÇÖZÜM İÇİN OLUMLU ADIM

      Birleşik Demokratlar Hareketi Başkanı Yorgos Vasiliu, 17 Aralık zirvesinin AB ve Kıbrıs Rum Kesimi için `tarihi bir gün' olduğunu söyledi. Yorgos Vasiliu, Türkiye'nin AB ile müzakere sürecine başlaması için verilen tarihin, Kıbrıs sorununun çözümüne olumlu etkide bulunacağını söyledi. 3 Ekim 2005 tarihine kadar Kıbrıs'ın inisiyatif alması gerektiğini ifade eden Yorgos Vasiliu, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için tüm fırsatları değerlendirmek gerektiğini vurguladı.
     
     YENİ UFUKLAR: KIBRIS'IN HEDEFİ GERÇEKLEŞMEDİ

      Yeni Ufuklar Partisi Başkanı Nikos Kutsu, dün yaptığı açıklamada, 17 Aralık zirvesi sonuç bildirgesinin Annan çözüm planını yeniden masaya getirdiğini söyledi. Kıbrıs Hükümeti'nin amacının AB zirve toplantısında Kıbrıs Rum Kesimi'nin tanınması olduğunu belirten, Nikos Kutsu, Kıbrıs'ın hedefinin gerçekleşmediğini söyledi.
     
     AVRUPA DEMOKRASİSİ : TATMİN EDİCİ DEĞİL

      Avrupa Demokrasisi Partisi Başkanı Prodromos Prodromu, dün yaptığı açıklamada, AB zirvesi sonuçlarının, Kıbrıs hükümeti için tatmin edici olmadığını söyledi. Prodromu, harcadığı çabalar için Kıbrıs Rum Kesimi Lideri Papadopulos'u tebrik etti ve Papadopulos'u desteklediğini söyledi. Kararın Türkiye'nin Kıbrıs Rum Kesimini tanımasının yolunu açtığını vurgulayan Prodromu, Brüksel'de Kıbrıs'ın Avrupa perspektifinin kazandığını söyledi.
     
     EKOLOGLAR VE ÇEVRECİLER: VETO HAKKI İYİ DEĞERLENDİRİLDİ

      Ekologlar ve Çevreciler Hareketi tarafından yapılan yazılı açıklamada, Kıbrıs Rum Kesimi Lideri Tassos Papadopulos'un AB zirvesinde `veto' hakkını iyi değerlendirdiği belirtilirken, Hareketin Kıbrıs Komitesi'nin yarın toplanacağı ve oluşan yeni durumu değerlendireceği bildirildi.
     
     KEA : DURUMA GÖRE İYİ BİR SONUCA VARILDI

      Avrupa Demokrat Yenilenme Partisi (KEA), Papadopulos'un Brüksel'de sert bir mücadele verdiğini belirtti. Açıklamada, "Kıbrıs hükümeti duruma göre iyi bir sonuca varılmasını başardı'' denildi ve KEA'nın Tassos Papadopulos'u desteklemeye devam edeceği belirtildi.
     
     MERKEZ YENİLENME MÜCADELESİ PARTİSİ: SONUÇLAR OLUMLU

      Merkez Yenilenme Mücadelesi Partisi, AB zirvesi kararının Kıbrıs için tatmin edici olduğunu vurguladı. Parti tarafından yapılan yazılı açıklamada, Kıbrıs hükümetinin beklediği sonuçları alamadığı, fakat sonuçların olumlu olduğu belirtildi. Açıklamada, Türkiye'nin AB zirvesinde Kıbrıs Rum Kesimi ile Gümrük Birliği sağlanması için taahhütte bulunduğunu ve bunu 3 Ekim 2005 tarihine kadar gerçekleştirmesi gerektiği belirtildi.
     
     RUM SAVUNMA BAKANI: KABUL EDİLİR ÇÖZÜM OLASILIĞI YOK

      Rum Savunma Bakanı Kyriakos Mavronikolas ise, Kıbrıs Rum tarafının elindeki verilere göre, Kıbrıs sorununa yakında kabul edilebilir bir çözüm bulunması olasılığının var olmadığını açıkladı. Bakan, ülkenin siyasi liderliğinin, Annan Planı'nda özlü değişiklikler yapılmadan ve onu iyice tartışmadan bir çözümü kabul etmeyeceğini ifade etti.

MILLIYET 21/12/04

 

Denktaş: AB diye dolaplar dönüyor!..


      Mustafa Sağıroğlu-Züleyha Karaman

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ''Şimdi Avrupa Birliği (AB) diye diye bağımsızlığımızı yok etmek için dolaplar döndürülmektedir'' diyerek, şehitlerin mücadelesinin gençlere ders olmasını istedi.
      Kıbrıs Türk halkının bağımsızlık ve var olma mücadelesinde şehit düşenleri anmak amacıyla düzenlenen ''21-25 Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası'' Lefkoşa'da törenle başladı.
      Lefkoşa'da Şehitler Abidesi'nde düzenlenen törene, Cumhurbaşkanı Denktaş, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu, bakanlar, komutanlar, milletvekilleri, bazı siyasi parti başkanları, kurum ve dernek temsilcileriyle öğrenciler katıldı.
      Şehitler Abidesi'ne çelenkler bırakılmasıyla başlayan törende, saygı duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı eşliğinde göndere bayrak çekildi.
      Anıt özel defterini Cumhurbaşkanı Denktaş, KTBK Komutanı Korgeneral Memişoğlu ve Büyükelçi Karahan imzalandı.
      Törende konuşan KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'ndan Piyade Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal Tümkan, 21 Aralık tarihinin Rum-Yunan ikilisinin Enosis'i sağlamak uğruna Kıbrıslı Türklere saldırı başlatmasının yıldönümü olduğunu ifade ederek, Kıbrıs Türkünün direndiğini ve bağımsızlığını kazandığını kaydetti. Tümkan, henüz mücadelenin bitmediğinin ve devam ettiğinin farkında olduklarını belirtti.
      Cumhurbaşkanı Denktaş, anıt özel defterine, şehitlerin, ''Enosis'' diye yola çıkanların karşısında aşılmaz bir dağ olarak durduğunu, eğilmediklerini, Girit misali yok olmadıklarını ve Kıbrıs'ın Rum-Yunan ikilisine verilmediğini yazdı. Denktaş, yazısında şunları kaydetti:
      ''Direnen bir halkı sindirsinler diye toplu mezarlar açtılar. Tek tek sizi yollardan alıp yok ettiler. Onlar bunu yaptıkça ruhlarınız direniş ruhunu güçlendirdi, yüceltti. 20 Temmuz 1974'ten 15 Kasım 1983'e kadar...
      Şimdi AB diye diye bağımsızlığımızı yok etmek için dolaplar döndürülmektedir. Sizi hatırlamak, anmak, önünüzde huşu ile eğilmek suretiyle mukavemet ruhumuzu canlandırmaya çalışıyoruz. Kemiklerinizi sızlatmamak görevimizdir. Ruhlarınız şad, mücadeleniz gençlerimize ders olsun.''
  MILLIYET 21/12/04

 

BIRAKIN, ŞU İŞİN TADINI ÇIKARALIM



Artık dayanamayacağım. Eğer bunları söylemezsem, fena halde içimde kalacak ve sıkıntıdan patlayacağım. Zira herşeyin bir ölçüsü vardır.
Bu yazının, AB konusunda haklı, düzeyli, bilerek eleştiri yapanlarla ilgisi yoktur. Bu yazıyı, fikir tartışmasıyla, hakareti birbirine karıştıranlar için yazdım.
Beyler, herhangi bir konuda farklı düşünebilir, görüşlerinizi savunabilir ve istediğiniz gibi de tartışabilirsiniz. Ancak başından sonuna kadar, hiçbir şey bilmeden, sadece hamaset yaparak, ucuz milliyetçilik çığlıkları atarak, üstelik her söylediğiniz baştan aşağı yalan yanlış olmasına rağmen, şirretlik derecesinde bağırıp çağıramazsınız. Paylaşmadığınız görüşlerle, çamur atarak mücadele edemezsiniz. Sizden farklı düşünenleri vatan hainliğiyle suçlayamazsınız .
Buna hakkınız yoktur ve hiçbir zaman da olmamalıdır.

SÖYLEDİKLERİMİN HEPSİ DOĞRU ÇIKTI
Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkilerin nereye doğru gittiğini yıllardan beri yazarım, TV programlarında söylerim, radyolarda yorumlarım. Bugüne kadar, Kıbrıs sorunu dahil olmak üzere, söylediklerimin hemen hemen tamamı doğru çıkmıştır. Aksini iddia eden varsa hodri meydan.
Tevazu göstermiyorum, zira artık tepem attı.
HAYIRCI ekibin ise, her söylediği yanlış çıktı.
"Alay ediyorlar, tarih vermeyecekler " dediniz.
Türkiye tarih aldı.
"Toplumu kandırıyorsunuz, müzakereler uzun yıllar sonrasına atılacak " dediniz.
Müzakereler 3 ekim 2005'te başlayacak.
" Bunlar katılım müzakereleri olmayacak, özel statü verecekler" dediniz.
3 Ekim'de Tam Üyelik hedefiyle, katılım müzakerelerinin başlayacağı açıklandı.
" Boş yere ödünler verdiriyorsunuz, onurumuzu kırıyorsunuz " dediniz.
Türkiye onuruyla istediklerinin büyük bölümünü elde etti.
Yalan mı bunlar ?
Daha ne istiyorsunuz ?
Kabul edin ki, kaybettiniz.
Türkiye'nin AB'ye doğru yürüyüşünü engelliyemediniz. Bari bunu görün ve biraz susun.
Sizleri çok iyi anlıyorum. Türkiye'nin kendi içine dönük, kavruk, İslam dünyasının ötesine geçemeyen bir konumda kalmasını arzuluyorsunuz. Zira bu şekilde, vatanı kurtarma adına, yine tepeden bakacaksınız, ayrıcaklı yerinizi koruyacaksınız.
Ancak yanılıyorsunuz zira başaramayacaksınız. Sonunda Türkiye tam üye olacak. Bu ülkenin gençleri kendileri için parlak bir gelecek düşlüyorlar ve bizler de bunu onlara vereceğiz.
Hem de sizlere rağmen...
Hadi artık yeter.
Düzeyli şekilde gelişmeleri gözleyen, gerektiği yerlerde eleştirilerini yapanlar gibi hareket edin.

BİRKAÇ GÜNLÜĞÜNE DAHİ OLSA, MUTLULUK HİSSEDELİM
Bırakın, 45 yıl sonra elde edilen bir aşamanın keyfine varalım.
Doğrudur, henüz yolun başındayız, daha geçilecek çok uzun bir süreç vardır. Daha hiçbir şey somutlaşmamıştır. Kıbrıs ile ilgili sorunlar bitmemiştir. Tam üyelik, çantada keklik değildir. Daha çok krizler yaşanacak, gerilimli dönemlerden geçilecektir. Son karar , kesin değildir.
Bütün bu gerçekleri konuşarak yıllarımızı geçireceğiz.
Bırakın da şu birkaç günün tadına varalım. Toplum olarak bazı şeyler başardığımızı görelim. Hep başarısızlık ,yenilgi ve Avrupadan dayak yiyen ülke psikolojisini üzerimizden atalım. 1inci lige çıktığımızı hissedelim. Kendimize güvenimiz artsın.
Memnun olalım.
Bu topraklar üzerinde yaşayan ve kendini Türk - Kürt- Rum- Ermeni-Boşnak veya Laz hisseden herbirimiz, bir defalığına NE MUTLU BİZE diye haykıralım.
Yarın yine bıraktığımız yerden tartışmalara başlarız. Yine görüş ayrılıklarımızı ortaya koyarız. Ancak bugün memnuniyet günü olmalı.

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 21/12/04

 

Denktaş: Biz hazırız


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Erdoğan'ın Brüksel'de AB yönetimi ve Güney Kıbrıs'ın istediği biçimde protokole imza atmamış olmasından memnun. Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül'ün, "Çözüm olmadan Rum yönetimini tanımayız, bizim tanıyacağımız, Birleşik Kıbrıs'tır" yönünde açıklama yapmalarını da yeterli güvence olarak görüyor.
Denktaş, Kıbrıs'ta Türk tarafının ortak çözüme ulaşmak, Birleşik Kıbrıs'ı kurmak için görüşmelere hazır olduğunu da vurguluyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, dünkü görüşmemizde durumu şöyle değerlendirdi:
"Brüksel'de Sayın Erdoğan ve Sayın Gül'ün imza atmamaları, çözüm olmadan Rum yönetimini tanımayacaklarını açıklamaları çok önemlidir. Kendilerine teşekkür ettim. Türkiye Cumhuriyeti Başbakan'ı olarak Sayın Erdoğan'ın sözü bizim için senettir, güvencedir. Brüksel zirvesinin karar metninde bizim açımızdan tehlikeli unsurlar vardır. Türkiye'nin sergilediği tutum içinde bunları birlikte aşmamız gerecektir. AB'nin Güney Kıbrıs'ı üye almasının ne kadar büyük bir hata olduğu Brüksel'de bir kez daha görülmüştür."

Biz çözüme hazırız
Denktaş, önümüzdeki süreçte Kıbrıs'ta çözüme ulaşmak için Türk tarafının görüşmelere hazır olduğunu da yineleyerek şöyle konuştu:
"Türkiye, ancak Birleşik Kıbrıs'ı tanıyacağını ilan etmiştir. Biz Birleşik Kıbrıs'ın kurulması için çaba gösterdik, gösteriyoruz. Bizim istediğimiz, hakkımızın teslim edildiği bir Birleşik Kıbrıs'tır. Eğer BM Genel Sekreteri Annan çözüm için girişimde bulunursa, biz de katkıda bulunuruz. Tabii bunun için öncelikle müzakerelerin oturacağı zemini yaratmak gerekir. Bu müzakerelerin parametreleri ne olacaktır? Önemli olan budur. Genel Sekreter dolaylı görüşmelerle bunu saptayıp sağlayabilir. O da nedir? Gayet basit: Adada iki egemen halk olduğunu kabul etmek. Kaldı ki iki tarafta ayrı ayrı referandum yapılmış olması aslında bu gerçeğin kabulü ve ilanı anlamı taşımaktadır. Adada iki halk, iki devlet, iki demokrasi olduğunu kabul ederek yola çıkmak gerekir ki bir çözüme ulaşmak mümkün olsun. Ama daha başlangıçta siz adada sadece Rum halkının olduğunu kabul ederek yola çıkarsanız, bir yere varamazsınız."

Gümrük Birliği
Denktaş, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri için çözümün adil bir temele dayalı Birleşik Kıbrıs olduğunu vurguladıktan sonra Gümrük Birliği'nin yaygınlaştırılması konusunda da şu değerlendirmeyi yaptı:
"Kalıcı çözüm Birleşik Kıbrıs'ı kurmaktır. Kıbrıs Türkü'nün hakkını yemeden, eşit iki halka, iki devlete dayalı bir yeni çatı devlet kurulabilir. Biz buna her zaman hazırız. Gümrük Birliği'nin Rumlara yaygınlaştırılması için Türkiye'ye baskı yapılıyor. Gümrük Birliği, Kıbrıs'a yaygınlaşacaksa o zaman adanın bütününe yaygınlaşmalıdır. KKTC'yi de kapsamalıdır. Bu yapılırsa, o zaman AB ile KKTC arasında da Gümrük Birliği üzerinde ilişki kurulmuş olur. Birleşik Kıbrıs oluşturulduğunda da sorun zaten kökünden çözülmüş olur. Ama, dediğim gibi, bunun parametreleri çok önemlidir. Çözüm üretilinceye kadarki süreçte Kıbrıs Türkü için garanti anlaşmaları, Türk askerinin varlığı yaşamsal önemdedir. Eşitliğe dayalı zemin kurulursa müzakereler başlar ve bir sonuca ulaşılır. Türkiye'nin üyeliğine kadar AB'nin de Türk-Yunan dengesini gözetmesi gereklidir. Bu nedenle Türkiye üye oluncaya kadar garantiler ve Türk askerinin güvencesi bizim için büyük önem taşımaktadır."
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, 3 Ekim 2005'e kadarki süreçte atılacak adımların Kıbrıs'ı ve Kıbrıs Türkü'nü kurtarma anlamı taşıyacağını, Ankara'nın, "Çözüm olmadan Rum yönetimini tanımam" politikasının bu nedenle anlamlı ve isabetli olduğunu da vurguladı. Denktaş aksi halde Rum yönetimini tanımanın Kıbrıs Türkü'nü Rum egemenliğine terk etmek sonucu doğuracağına dikkat çekti.

FIKRET BILA MILLIYET 21/12/04

 

Kıbrıs'ı aldı bir telaş

Rumlar ve Yunanlılar, 'Plan hukuken ölü ama siyaseten hayatta' diyor. Rum basınına göre ABD, Britanya ve BM 2005 başlarında harekete geçecek. Denktaş: Tek yol bağımsız KKTC
'Avrupai çözüm'
Rum hükümet sözcüsü Hrisostomidis, "Annan Planı hukuken yok, ancak siyasi açıdan hâlâ hayatta, çözüm bu çerçevede aranacak" dedi. Yunanistan Başbakanı Karamanlis de, "Annan Planı mevcut haliyle görüşmelere temel olamaz" diye konuştu.
Veto hep masada
Rum basınına göre, ABD, Britanya ve BM, planı canlandırmak için 2005 başında atak yapacak. Gözlemci görüşü: Rum-Yunan ikilisi, Türkiye'nin Rumları tanımasını sağlayıp, veto tehdidiyle sonuç almak istiyor.
Protokole şerh
KKTC lideri Denktaş, "Tek yol bağımsızlığı kabul ettirmek" dedi. Ankara ise Britanya ve ABD'yi devreye sokacak. Protokole şu 'şerh' girecek: AB hukukunu kuzeyde uygulayamayan Rumları tanımak hukuk dışı.

RADIKAL 21/12/04

 

Rumlar 'Annan' telaşında

AB zirvesi sonrası Rum Yönetimi ve Atina'yı, Annan Planı'nın canlandırılacağı korkusu sardı. Rum sözcü: Türkiye'den bir adım önde olmalıyız. Karamanlis: Plan bu haliyle temel olmaz

21/12/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - AB'nin Brüksel zirvesinin ardından Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi'nde, geçen 24 Nisan'da Rumların yüzde 76 oranında oyla 'Hayır' dedikleri Annan Planı'nın yeniden gündeme getirileceği endişesi başgösterdi. Rum Yönetimi hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Annan Planı'nın geri dönmesinden 'korktuklarını' ima ederken, "Annan Planı hukuki açıdan var olmuyor. Ancak siyasi açıdan hâlâ hayatta ve çözüm bu çerçevede aranacak. Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlaması öngörülen 3 Ekim 2005'e kadar geçecek süre büyük önem taşımaktadır" dedi. Rum sözcü "Her şey bizim ne yapacağımıza bağlı. Türkiye'nin Brüksel kararları ile üstlendiği yükümlülükleri incelemeliyiz ve Ankara'nın hep bir adım ilerisinde olacak şekilde hareket etmeliyiz" ifadelerini kullandı. Papadopulos'un koalisyon ortağı AKEL lideri Dimitris Hristofyas da Rum liderin zirvedeki tavrına destek çıkarak, "3 Ekim 2005 ve Türkiye'nin Rum Yönetimi ile Gümrük Birliği protokolünü imzalamasına kadar hep birlikte çalışmalıyız" dedi.

'Müzakerelerle ilgisi yok'
Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis, dün gazetecilere verdiği Noel yemeğinde, Annan Planı'nın canlandırılmasıyla ilgili sorularla karşılaştı. Kıbrıs sorununun çözümüyle Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerinin bağlantısı bulunmadığını söyleyen Karamanlis, "Annan Planı mevcut haliyle görüşmelere temel olamaz" dedi. Dışişleri Bakan Yardımcısı Yiannis Valinakis ise Annan Planı'nın 'ölü imiş gibi görünmesine rağmen aslında masada olduğunu' vurgulayarak Atina'nın Kıbrıs sorununa Avrupai çözüm istediğini söyledi.
Gözlemciler, Atina ve Rum Yönetimi'nin Annan Planı'nın gündeme gelmesinden hoşlanmadığının altını çiziyor. Kaynaklar, Atina ve Rumların, gerek Türkiye'nin 3 Ekim'den önce uyum protokolüyle 'Kıbrıs'ı dolaylı tanımasını, gerekse müzakereler sırasında 'veto' tehdidiyle Türkiye'yi istekleri doğrultusunda çözüme razı etmeyi tercih ettiklerini vurguluyor.

'İlk adım 2005 başında'
Rum Kesimi'nin en yüksek tirajlı gazetesi Filelefteros, 'Annan'dan ekspres çözüm' manşetli haberinde, bu planın yeniden gündeme gelmesinin hem ABD, hem Britanya, hem de BM'nin stratejik hedefi olduğunu, Ankara'nın da şimdiden yeşil ışık yaktığını yazdı.
Gazeteye göre bu yoldaki ilk adımlar 2005 başında sessizce atılacak. Planın taraflara sunulması için de KKTC'de nisanda yapılacak olan ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın katılmayacağını açıkladığı cumhurbaşkanlığı seçimi beklenecek. Bu iddiaya göre, çözüm için yeni müzakerelerin ise 3 Ekim'den önce tamamlanması öngörülüyor.

 

AB'ye şerhli imza

'Kıbrıs'ı da kapsayan uyum protokolüne şerhli imza koyacak olan Ankara, AB'ye 'Müktesebatınız da sadece güneyde geçerli' diyecek

21/12/2004 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ

ANKARA - 17 Aralık'taki Brüksel zirvesi kararları gereği, AB ile tam üyelik müzakerelerine 3 Ekim 2005'te başlamak için gümrük birliği uyum protokolünü Kıbrıs Rum Yönetimi'ni de kapsayacak şekilde imzalaması gereken Türkiye, sorunun çözümü için ABD ile Britanya'yı devreye sokmaya çalışacak. Türkiye'nin bu protokolü imzalaması halinde 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıyacağı öne sürülüyor. Ankara ise protokole imzayı koyarken, Kıbrıs konusunda 1975'teki Helsinki Senedi'nin imzalanması sırasında olduğu gibi 'şerh' koyma yöntemini benimseyecek. Konulacak bu şerhte 'AB müktesebatı sadece Kıbrıs'ın güneyinde geçerlidir. Müktesebatı kuzeyde uygulayamayan Rum Yönetimi'ni Tükiye'nin tanıması uluslararası hukuka aykırıdır' denilecek.

'Şerh' isteği geri çevrilmiş
Brüksel zirvesinde Türkiye'nin, bildirinin Kıbrıs'la ilgili 19. parağrafına "Türkiye, Kıbrıs'ta hukuki ve siyasi tutumundan hiçbir şekilde değişiklik yapmayacağını vurgular. Bunun tanıma anlamına gelmeyeceğini kaydeder. Kıbrıs Rum Yönetimi'nin, Kıbrıs Türklerini temsil edemediği açıktır" ifadesinin yer aldığı yazılı bir şerh koymak istediği ve bu isteğin geri çevrildiği öğrenildi. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın zirve kararına sokamadığı bu şerhi, dönem başkanı Hollanda'nın Başbakanı Balkenende'ye sözlü olarak iletmekle yetindiği belirtildi. Erdoğan'ın bu ifadelerinin ardından Balkenende, protokolün imzalanmasının Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanıdığı anlamına gelmediğini açıklamıştı.

AB belgeleri ile sıkıştırma
Gümrük birliği uyum protokolünün Kıbrıs Rum Kesimi ile değil AB'nin icra organı olan Avrupa Komisyonu ile müzakere edileceğine vurgu yapan diplomatik kaynaklar, bu müzakerelerde Türkiye'nin Kıbrıs'ta 'kapsamlı çözüm' isteğinin öne çıkacağını dikkat çekti. AB'nin genişleme sürecinde imzalanan 10. protokolde AB müktesebatının Yeşil Hat'ın güneyinde geçerli olduğunun vurgulandığına dikkat çeken bir kaynak, Türkiye'nin protokolde kastettiği devletin de AB belgesinde söz edildiği gibi Yeşil Hat'ın güneyindeki devlet olacağını savundu. Bir yetkili, "Ledra Palas'ın yukarısında AB müktesabatını uygulayamayan bir Rum yönetimi, nasıl tüm Kıbrıs'ı temsil eder. Rum yönetimi kapsamlı çözüm için adım atmadıkça, sadece güneyin temsilcisidir. Biz de bu temsiliyeti tanımayız" diye konuştu. Dolayısıyla Ankara, 3 Ekim'e kadar protokolü imzalamak durumunda kalırsa Rum Kesimi'ni tanımadığı 'şerh'i koyacak.

'Müzakere 2006'da başlar'
Öte yandan Avrupa Komisyonu'nun tarama sürecini 3 Ekim 2005'te başlatmasını bekleyen Ankara, müzakerelerle ilgili fiili açılışın 2006'ın ilk aylarına sarkacağı düşüncesinde. Komisyon'un, ilkbaharda, Türkiye ile müzakerelerin nasıl yürütüleceğine dair bir çerçeve belge yayımlaması bekleniyor. Komisyon'un 2005 sonunda hazırlayacağı ilerleme raporunun ardından 2006 Nisanı'nda ise katılım ortaklığı belgesi yayımlaması öngörülüyor

Erdoğan: 2005 çözüm yılı olabilir

Başbakan Erdoğan: Kıbrıs'ta yeni bir çözüm için 2005 yılında düğmeye basabiliriz

21/12/04

RADİKAL - ANKARA - Başbakan Tayyip Erdoğan, dün akşam CNN Türk'te yayımlanan 'Manşet
Özel' programında, Kıbrıs'ta yeni bir çözüm süreci için 2005'te düğmeye basabileceklerini söyledi. Erdoğan şöyle konuştu:
"Güney ve Kuzey'de yeni bir çözüm süreci başlatılabilir. Kıbrıs'ta ya iki ayrı devlet, ya da Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacaktır. Annan Planı şu an ortada değil. Bizim açımızdan BM'nin yeniden devreye sokulmasında fayda olduğunu düşünüyoruz. 3 Ekim'e kadar bir sürecin başlatılmasını istiyoruz. 2005'te hem Kuzey'de hem de Güney'de seçimler var. Ancak seçimlerin bitmesini bekleme düşüncesinde değiliz. Bununla ilgili hazırlıklarımız sürüyor."
Bu arada Erdoğan, önceki gün KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı telefonla arayıp, AB zirvesinde Kıbrıs konusunda verilen uyum protokolünü imzalama taahhüdünün Rum Kesimi'ni tanıma anlamına gelmeyeceğini söyledi.

Denktaş kılıcını erkenden çekti

21/12/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - Türkiye'nin müzakerelere başlamak için 3 Ekim'e dek Rum Yönetimi'nin de dahil olduğu gümrük birliği uyum protokolünü imzalama gereği, Kıbrıs'ta Annan Planı çerçevesinde çözüm çabası başlatılacağına yorulurken, KKTC Cumhurbaşkanı da harekete geçti. Denktaş, dün BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile hangi şartlarda yeniden masaya oturulacağının şartlarını konuşmaları gerektiğini belirtip şöyle dedi: "Annan Planı, Türkiye'yi adadan söküp atar. Türk-Yunan dengesini ortadan kaldırır, halkımızın yarısını göçmen yapar. Bağımsızlığımızın kabul edilmesi lazım başka çare yok."
'Annan Planı masada diye hareket başlatıldığını' ve planının Rumlar lehine değiştirileceğinin söylendiğini hatırlatan Denktaş, "Türkiye 'Kıbrıs' diye Rum tarafını tanımıyor, birleşinceye dek tanımayacak sözü vermişti. Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül telefonda bana bu siyasetten ayrılmadıklarını söylediler. Dolayısıyla bu sözü senet kabul ediyoruz" dedi. "AB Rumlara Kıbrıs'ın meşru hükümeti değilsin demezse Kıbrıs sorunu değil 10 ay, 10 yılda çözülmez" diyen Denktaş, şu ifadeleri kullandı: "Türkiye'ye 'ucu açık' müzakere tarihi verildi. Türkiye'nin ancak o uç kapandığında ve AB'ye alındığında 'Kıbrıs meselesini hallederiz' demesi gerek. Aksi halde bu, her şeyi kaybetmesi, Kıbrıs'ta 'işgalci' olması demektir."

Annan dönebilir

TARAFLAR ADIM ATMALI... İngiliz yayın kurumu BBC'nin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan gözetimindeki görüşme sürecinin yeniden başlamasıyla ilgili görüşlerini aldığı BM kaynakları, Türk ve Rum taraflarının masaya oturmaya hazır olması halinde, Annan'ın yeniden devreye girmeye istekli olduğunu belirtti. Ancak bunun için taraflardan, özellikle de 24 Nisan'daki referandumda Annan Planı'nı reddeden Rum tarafından somut adım atılmasının beklendiği vurgulandı. BM dairesinden bir yetkili, Annan Planı'nın çözüm için tek zemin olmayı sürdürdüğünü kaydetti

l PLANDA BAZI AYARLAMAR YAPILABİLİR... Rum diplomatik kaynakları, masaya yeniden dönülmesi halinde Rum tarafının kaygılarını gideren yeni değişikliklerin Annan Planı'na eklenmesini istediklerini belirtti. Bunlar arasında adada kalacak Türk askerinin sayısı, mal mülk değişimi ve Türkiye'den Kıbrıs'a yerleşen kişilerin durumu da yer alıyor. BM yetkilileri ise, Annan Planı'nda iki tarafın da önerilerini dikkate alan bazı ayarlamalar yapılabileceğini ancak planın, özellikle Türk tarafında kabul edilmesi nedeniyle özünde kapsamlı bir değişiklik yapılamayacağını vurguladı

 

 

Türkiye'nin, AB ile tam üyelik müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim 2005'e kadar Ankara Anlaşması'nı Kıbrıs Cumhuriyeti'ni içine alacak biçimde genişletmeyi kabul etmesinin ardından gözler, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için yeniden Birleşmiş Milletler'e çevrildi.

İngiliz yayın kurumu BBC'nin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan gözetimindeki görüşme sürecinin yeniden başlamasıyla ilgili görüşlerini aldığı BM kaynakları, Türk ve Rum taraflarının masaya oturmaya hazır olması halinde, Annan'ın yeniden devreye girmeye istekli olduğunu belirtti.

Ancak bunun için taraflardan, özellikle de 24 Nisan'daki referandumda Annan Planı'nı reddeden Rum tarafından somut adım atılmasının beklendiği vurgulandı.

Kıbrıs işlerine bakan BM dairesinden bir yetkili, Annan Planı'nın çözüm için tek zemin olmayı sürdürdüğünü ve tarafların bu zemin üzerinde masaya geri dönmelerinin beklendiğini bildirdi.

Ancak Türk tarafı Annan Planı'na büyük çoğunlukla "evet" dediği için sorun, Rum tarafında düğümleniyor.

Rum tarafı, planda değişiklik

yapılmasını istiyor

Rum diplomatik kaynakları, masaya yeniden dönülmesi halinde Rum tarafının kaygılarını gideren yeni değişikliklerin Annan Planı'na eklenmesini istediklerini belirtti.

Bunlar arasında adada kalacak Türk askerinin sayısı, mal mülk değişimi ve Türkiye'den Kıbrıs'a yerleşen kişilerin durumu da yer alıyor.

BM yetkilileri ise, Annan Planı'nda iki tarafın da önerilerini dikkate alan bazı ayarlamalar yapılabileceğini belirtti.

Ancak planın, özellikle Türk tarafında kabul edilmesi nedeniyle özünde kapsamlı bir değişiklik yapılamayacağını vurguladı.

Taraflar Annan'a, görüşme masasına

dönme niyetini bir mektupla bildirmeli

Türk ve Rum taraflarının görüşme masasına dönme niyetini bir mektupla Annan'a iletebilecekleri ve Kıbrıs Türk tarafında 20 Şubat'ta yapılacak genel seçimleri de dikkate alarak müzakerelere bahar aylarında başlanabileceği öğrenildi.

Genel sekreter Annan, haziran ayında Güvenlik Konseyi'ne sunduğu son raporda, "Rum tarafının, referandumda kullandığı oyun sonuçları konusunda yeniden düşünmesini" istemişti.

Annan, "Rumlar, Kıbrıs sorununu, iki toplumlu ve iki bölgeli bir federasyon temelinde çözmeye hâlâ isteklilerse, o zaman bunu sadece sözcüklerle değil, eylemlerle de ortaya koymaları gerekir" demişti.

KIBRIS 21/12/04

Kıbrıs'taki mal-mülk sorunu, kapsamlı bir barış planı çerçevesinde çözülecek

İngiltere Başbakanı Tony Blair, geçen hafta yapılan AB zirvesi ve bu zirvede kararlaştırılan Türkiye ile müzakerelere başlanması konularında Avam Kamarası'na bilgi verirken, parlamento üyelerinden gelen sorular üzerine Kıbrıs konusuna da değindi.

İngiltere'nin önümüzdeki dönemde de Türkiye'nin üyeliği için kampanya yapmayı sürdüreceğini vurgulayan başbakan Tony Blair, Kıbrıs konusundaki çabaların da süreceğini kaydetti.

Başbakan Blair, KKTC'deki Rum malları konusundaki bir soruyu yanıtlarken de konunun genel tartışmanın bir parçasını oluşturduğunu, ancak kapsamlı barış planı çerçevesinde çözüleceğini bildirdi.

Rumların halihazırda AB'nin üyesi olduğunu, Türkiye'nin ise birliğe girmek istediğini hatırlatan Blair, taraflar arasındaki sorunun çözümü için BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile de konuşmayı sürdürdüklerini ifade etti.

Bir milletvekili başbakan Blair'e KKTC'ye uygulanan ticari ambargoları hatırlattı ve Türkiye ile KKTC'nin küstürülmemesi için ne yapılacağını sordu. Başbakan Blair bu soruyu da, "Bu konudaki tıkanıklığı gidermek için elimizden gelenin en iyisini yapacağız" diye yanıtladı.

Müzakereleri dört

gözle bekliyoruz

İngiltere'nin önümüzdeki temmuz ayında AB Dönem Başkanlığı'nı devralacağını, bu dönemde ekonomik ilerlemeler ve benzeri pek çok konuyla birlikte Türkiye ile müzakerelerin başlatılması gibi önemli sorumluluğu da üstleneceğini hatırlatan başbakan Blair, bunu dört gözle beklediklerini vurguladı.

Bir parlamenterin AB'nin Türkiye'ye kalıcı kısıtlamalar koymaması halinde büyük bir göç dalgasının olacağı yolundaki sözlerine karşı çıkan başbakan Blair, "Size katılmıyorum. Böyle bir batıya akış söz konusu olmayacaktır" dedi.

Daha önce bazı Doğu Avrupa ülkeleri için de aynı korkuların duyulduğunu, ancak beklendiği gibi olmadığını hatırlatan Blair, "Gelenler çalışmak için geldi. Gelip de burada işsizlik ödeneklerine başvurmaya kalkan olmadı, olan da reddedildi. Ve bu gelenlerin tümü ekonomimize büyük katkılar sağladı" diye konuştu.

Türkiye ile müzakerelerin uzun süreceğini ve bu sürecin sonunda Türkiye'nin de bugün bulunduğu noktadan çok daha faklı noktada olacağını hatırlatan Blair, "Unutmayın ki demokratik ve güçlü bir Türkiye, bizim geleceğimiz için de çok önemli" görüşünü vurguladı. Başbakan Blair, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin Türkiye'nin AB üyeliğine olan karşıtlıklarını hatırlatan bir milletvekilini yanıtlarken de öncelikle Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ı bu konudaki sağlam duruşundan dolayı tebrik etti.

Chirac'ın çok zor şartlarda kendi iç kamuoyunu iknaya çalıştığına dikkat çeken başbakan Blair, diğer bazı ülkelerde de bazı karşı çıkışların yaşandığını, bunun bütün genişleme süreçlerinde yaşandığını hatırlattı.

KIBRIS 21/12/04

Müzakere şartlarını görüşmeye hazırım

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs’ın pazarlık konusu yapılamayacağını vurguladı.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olması için önünde 10-15, belki de 20 yıl bulunduğuna ve bunun her safhasında büyük pazarlık süreçleri yaşanacağına işaret eden Cumhurbaşkanı Denktaş, “Ancak, pazarlığa başlamak için, görüşmelere başlamak için peşinen Rum tarafını tanıyıp, KKTC’den vazgeçme pazarlık pozisyonu değildir, katiyen kabul edilemez” dedi.

Türkiye’ye ucu açık müzakere tarihi verildiğini anımsatarak, Türkiye’nin, ancak o uç kapandığında ve AB’a alındığında, “Kıbrıs meselesini hallederiz” demesi gerektiğini söyleyen Denktaş, “O zaman Türkiye, birleşmiş bir Kıbrıs meydana gelirse, ancak onu tanır. Aksi taktirde bu, Türkiye’nin her şeyi kaybetmesi, Kıbrıs’ta ‘işgalci’ olması, Rum tarafının yaptığı cürümleri meşrulaştırması, Rum’un azınlığı olmamız, tazminatları unutmamız demektir” diye konuştu.

Türkiye’ye müzakere tarihi verilen 3 Ekim 2005 tarihine kadar Kıbrıs sorununun çözüleceğini düşünenlere de seslenen Denktaş, “`Önümüzdeki 10 ay içerisinde Kıbrıs meselesi halledilir’ diye düşünenler vardır. Onlara da şunu söylemek istiyorum: Eğer Avrupa Birliği’nden bazı ülkeler, Rumlara, ‘Siz bütün Kıbrıs’ın meşru hükümeti değilsiniz. Bu sevdadan vazgeçin. Türkler sizin azınlığınız değildir ve olmayacaklar’ demezse, değil 10 ay, 10 yıl daha Rum ‘meşru Kıbrıs hükümeti’ yalanını sürdürür ve uzlaşmaya gelmez” dedi.

“Biz de, ‘Rum’la uzlaşma olabilir’ diye kendi kendimizi kandırmayalım, aklımızı başımıza alalım. Çünkü, ya Rum’un ‘meşru hükümet’ olduğunu kabul edip teslim olacağız veya bağımsızlığımızı koruyacağız. İkisinden biri” diyen Cumhurbaşkanı Denktaş, Türk tarafı olarak, kendilerinin bağımsızlığı koruyarak, Rum tarafıyla bir ortaklık yapmaktan yana olduklarını belirtti ve “Bundan başka çare yoktur” dedi.

 “ELİ KANLI TERÖRİST İDARE”

“Eli kanlı terörist bir idare” olarak tanımladığı Rum yönetimini Türkiye’nin tanıyamayacağının altını çizen Cumhurbaşkanı, aksi taktirde Türkiye’nin Ada’da “işgalci” pozisyonuna düşeceği, Kıbrıslı Türklerin ise Rum’un azınlığı durumuna geleceği uyarısında bulundu.

“ERDOĞAN VE GÜL TEYİT ETTİ... BU SENETTİR”

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, Rum tarafının Ankara tarafından tanınmasının mümkün olmadığını dün kendisiyle yaptıkları telefon görüşmesinde teyit ettiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, Erdoğan’la Gül’ün söylediklerini senet olarak kabul ettiklerini bildirdi. Denktaş, bu konuda şöyle dedi:

“Türkiye, Rum Yönetimi’ni, ‘bütün Kıbrıs’ın meşru hükümeti’ olarak tanımaz, tanıyamaz, tanımamalıdır. Bunu yapmayacağı hakkında da Sayın Başbakan ve Sayın Dışişleri Bakanı, teyiden bize konuşmuşlardır. Onun için biz onu kabul ediyoruz…”

 “ANNAN PLANI MASADADIR’ DİYE BİR HAREKET BAŞLATILDI”

Açıklamasında, “Annan Planı masadadır” şeklinde KKTC’de yeni bir hareket başlatıldığına da işaret eden Cumhurbaşkanı, bu hareketin amacının, planda bazı maddelerin Rum tarafının lehine tadil edilerek, “işi bitirmek olduğunu” söyledi.

Annan Planı’nın “Türkiye’yi Ada’dan söküp atacak bir plan” olduğunu yineleyen Denktaş, bu konuda şöyle dedi:

“Annan Planı, Türk-Yunan dengesini ortadan kaldırır, halkımızın yarısını göçmen yapar. Rehabilitasyon diye bir şey yoktur ve Rumları içimize getirerek, bağımsızlığımızı ortadan kaldıracak ne lazımsa hepsini yapar. Bunun yeniden canlandırılması doğru değildir.”

 “HANGİ ŞARTLARDA MASAYA OTURURUZ?”

Kıbrıs Türk tarafının, hangi şartlarda yeniden masaya oturabileceğini BM Genel Sekreteri’yle konuşmaya hazır olduğunu bildiren Denktaş, “Genel Sekreter’le hangi şartlarda yeniden masaya otururuz, bunları konuşmak lazım. Bağımsızlığımızın kabul edilmesi lazım. Başka çaresi yok” dedi.

“MEYDAN DIŞTAN KAYNAKLI KURULUŞLARA KALMASIN”

Kıbrıslı Türk ve Rum Sivil Toplum Örgütleri’nin dağıtmış oldukları ortak bildiri hakkında görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş “Amaç ikinci bir referandumda Annan Planı’nda toplumlara sağlanmış haklar azaltılmadan planda gerekli değişiklikleri yaparak Kıbrıslı Rumların da endişelerini tatmin etmektir” deniliyor.

Kimdir bunlar? Sivil  Toplum Örgütleri gerçekten KKTC’nin, bu Cumhuriyeti, bağımsızlığı tanıyan  vatandaşları tarafından, dıştan tahrik, teşvik, para  almaksızın kurulmuş örgütlerse bilelim. İsimleri nerede? Çünkü içimizde, dıştan bazı kişilerin aldıkları  paralarla neler kurduklarını, insanlarımızı nasıl etkilediklerini biliyoruz. Halkımızı “1 Mayıs’ta AB Cenneti” vaadi ile kandıranlar arasında bu dış kaynaklı paralı kuruluşlar da vardı. Annan Planı’nı kabul etmekle KKTC’nin ortadan kalkacağı bunların umurunda bile değildi.

Meydan, dıştan kaynaklı kuruluşların, Rumlarla kucaklaşmasına kalmış değildir.

Uzlaşma, kimin kiminle ne konuşacağını tespitten sonra mümkün olacaktır.  Başkalarının, Kıbrıs Rum’unu meşru  hükümet addederek hazırladığı yüzeysel planlarla değil.” dedi.

HALKIN SESI 21/12/04

 

Denktaş’ta ‘Annan Planı’ endişesi

 

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türk hükümetinin 'Kıbrıs birleşinceye kadar 'Kıbrıs' diye Rum tarafını tanımayacağı sözünü verdiğini ve 'verilen bu sözü senet kabul ettiklerini' söyledi.
Denktaş, yaptığı açıklamada, Türkiye gazetelerinde Türkiye'nin Rum tarafını tanıyacağı yönünde haberler çıktığını belirterek, bu konuda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün kendilerine söylediğini kabul ettiklerini vurguladı.
Denktaş, Erdoğan ve Gül'ün ''Kıbrıs iki halktan teşekküldür. Rum tarafı Türk tarafını temsil etmiyor, Kıbrıs'ı temsil edemez. Dolayısıyla Türkiye 'Kıbrıs' diye Rum tarafını tanımıyor, tanıyacak değildir, yeniden birleşinceye kadar'' sözünü verdiklerini söyledi.

"Annan planı yeniden canlandırılmak isteniyor"

Annan planının yeniden canlandırılmak istendiğini belirten Cumhurbaşkanı, Annan Planı'nın Türkiye'yi Ada'dan söküp atacağını savundu.
Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile hangi şartlarda yeniden masaya oturulacağının şartlarını konuşmaları gerektiğini de söyledi.

"Plan Rumlar lehine değiştirilebilir"

'Annan planı masadadır diye yine bir hareket başlatıldığını' ifade eden Denktaş, planın Rumlar lehine değiştirilerek Rumların da kabul etmesini söyleyenler olduğunu kaydetti.
YENIDUZEN  21/12/04

 

Papadopulos: “Annan Planı’nın gündeme gelmesi tehlike”

 

 “VETO EDECEĞİZ...”  Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiye’nin AB müzakerelerine başlama tarihi olan 3 Ekim’e kadar Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımaması halinde süreci veto etme tehdidinde bulundu.

 

 “ANNAN PLANI TEHLİKE...” Kıbrıs sorununa yön veren ülkelerin, Annan planının yeniden gündeme getirme çalışmalarını tehlike olarak niteleyen Rum sözcü, bu zorlukların göğüslenmesinde Rum kamuoyuna önemli görevler düştüğünü söyledi.

 

 

Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Tasos Papadopulos’un Avrupalı liderlere mektup göndererek Ankara’nın söz verdiği gibi 3 Ekim’e kadar Güney Kıbrıs’ı tanımaması halinde veto kullanacağını bildirdiğini açıkladı.
Rum sözcü, “3 Ekim tarihi bizim için değil Türkiye için dönüm noktası. Ankara o tarihe kadar bize tanınma getirecek ilgili protokolü imzalamazsa üyelik müzakerelerine başlayamayacak” dedi.

Kıbrıs sorununa yön veren ülkelerin, Annan planının yeniden gündeme getirme çalışmalarını tehlike olarak niteleyen Rum sözcü, bu zorlukların göğüslenmesinde Rum kamuoyuna önemli görevler düştüğünü söyledi.

Kıbrıs’ta Annan planı temelinde yeni bir çözüm sürecinin başlayacağına dair bilgiler, Rum siyasi partilerini de harekete geçirdi. Yapılan açıklamalarda, Annan planının yeniden gündeme gelme tehlikesi bulunduğuna işaret edildi ve Ankara’nın Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıma şartından kurtulmak için çözüm baskısına başvuracağı belirtildi. (ntv)

YENIDUZEN  21/12/04

 

Kıbrıs’ta önümüzdeki haftalarda yeni girişim olabilir”

 

YENİ BİR GİRİŞİM... Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Wolf-Ruthart Born, Kıbrıs konusunda önümüzdeki haftalarda yeni bir girişimin olabileceğini açıkladı.

 

TÜRKİYE’YE ÜYELİK 2014’TE... AB Dönem Başkanı Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Hendrik Gosses de, her şeyin yolunda gitmesi durumunda, Türkiye’nin üyeliğinin 2014’te başlayacak yeni mali dönemde gerçekleşebileceğini söyledi.

 

NTV canlı yayınında soruları yanıtlayan Almanya ve Hollanda’nın Ankara Büyükelçileri, Avrupa Birliği sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundular.
       
 “Kıbrıs’ta yeni girişim”


Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Wolf-Ruthart Born, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda karamsar olmadığını ifade etti. Kıbrıs konusunda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin açıklamalarına dikkat çeken Born, “Önümüzdeki haftalarda yeni bir girişim olabilir” dedi.
Born, tarama sürecinin ise, gelecek yılın ilk yarısında başlayabileceğini kaydetti.
       
‘Ayrımcılık yapılmadı’


Dönem Başkanı Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi Hendrik Gosses de, 17 Aralık Zirvesi’ni “iyi” ve “etkili” olarak değerlendirdi.Büyükelçi, Türkiye’nin üyeliğine ilişkin Avrupa’dan yapılan kötümser açıklamaları ise, hala zirve havasının yaşanıyor olmasına bağladı.
Müzakere tarihinin “koşullu” olmadığını da kaydeden Gosses, “Türkiye için yeni bir şey sözkonusu değil. Türkiye’ye ayrımcılık yapılmadı” dedi. (ntv)

 

YENIDUZEN  21/12/04

 

“Ankara Anlaşması Kıbrıs’ı tanıma anlamına gelmez”

 

Avrupa Komisyonu, Ankara Anlaşması’nın 10 yeni ülkeye uyarlanmasının, Türkiye’nin Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıyacağı anlamına gelmediğini açıkladı.

Komisyonun genişlemeden sorumlu sözcüsü, AB’nin Türkiye’den Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımasını talep etmediğini söyledi.

AB devlet ve hükümet başkanlarını biraraya getiren Brüksel zirvesinin sonuç bildirgesini değerlendiren Avrupa Komisyonu, günlük olağan basın toplantısında yaptığı açıklamada, AB’nin Türkiye’den, Ankara Anlaşması’nı, birliğe yeni katılan 10 ülkeye uyarlamasını istediğini hatırlatarak, bu uyarlama çalışmasının hiçbir şekilde, Türkiye’nin Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanıma anlamına gelmediğini açıkladı..

Komisyonun genişlemeden sorumlu sözcüsü, AB’nin Türkiye’den Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımasını talep etmediğini söyledi.

AB Dönem Başkanı Hollanda’nın Başbakanı Jan Peter Balkenende de, 17 Aralok Brüksel zirvesinin sonuç konuşmasında, Erdoğan’ın Ankara anlaşmasının genişletilmesi yönündeki sözlü taahhüdünün, Rum Kesimi’ni resmi tanıma anlamına gelmediğini söylemişti. (ntv)

YENIDUZEN  21/12/04

 

Annan ‘hızlı çözüm’ için geliyor

 

Güney Kıbrıs’ta yayımlanan Fileleftheros Gazetesi, “Annan’dan Ekspres Çözüm 2005’te Anlaşma Olması İçin Kağıt Üzerindeki Senaryolar Amerikalı ve İngilizler Tarafından Harekete Geçiriliyor.. Planın Tekrar Gündeme Gelmesi İçin Ankara’dan Yeşil Işık..” başlık ve spotlarıyla manşetten verdiği haberinde, Annan planının tekrar masaya getirilmesinin Anglo-Amerikanların aynı zamanda da Genel Sekreter Kofi Annan’ın kendisinin de stratejik hedefi olduğunu, Ankara’nın ise buna yeşil ışığı yaktıklarını da savundu.

Gazete haberinin devamında şunları kaydetti:

“Yeni bir girişimin hazırlığı 2005 yılının başlarında başlayacak ve ‘işgal bölgelerinde’ seçimler (milletvekilliği Şubat, Cumhurbaşkanlığı Nisan’da) hızlı bir süreç için Annan devreye girecek. Aslında 3 ayı geçmeyecek bir çaba sözkonusudur. Bu çabada dönüm noktası Türkiye’nin AB’la müzakereleri başlatacağı 3 Ekim tarihidir ve çabalar Ankara’nın Gümrük Birliği Anlaşması’nı 10 yeni üyeyi de kapsayacak şekilde genişletilmesine olanak sağlayacak anlaşmayı imzalamadan önce Kıbrıs konusunda bir anlaşma sağlanması yönünde odaklanacak. Böyle bir durumda planın da öngördüğü şekilde Türkiye Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tanıyacak.

Güvenilir kaynaklardan aldığımız bilgiye göre, girişimin akıbeti Annan 5 gibi olacaksa o zaman Türkiye Kıbrıs sorunundan tam olarak kurtulmaya çalışacak. Ankara, umutlarını AB’ın kritik ikinci dönem başkanlığını İngiltere’nin yapacak olmasına da dayıyor.

Türkiye Hükümeti, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül aracılığıyla önhazırlık çalışmalarına girmiş sayılır. Gül yaptığı açıklamada ‘Ankara Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm için büyük çaba sarfedecek ve bu niyetine ilişkin şu anda hazırlığını yapmaktadır’ diye konuştu. (Rum basını)

 

YENIDUZEN  21/12/04

 

Denktaş: Türk halkı bizi sattırmaz

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Brüksel’de Türk hükümetinin kendilerini sattığına yönelik eleştiriler aldığını söyledi.

 

NTV

 

 

 

 

22 Aralık 2004—  Denktaş, “Bunun doğru olup olmadığını zaman gösterecek, ama Türkiye bizi satamaz çünkü Türk halkı buna izin vermez” dedi.

 

İstanbul’da bir panelde konuşan Rauf Denktaş, Güney Kıbrıs’taki hükümeti meşru saymanın Avrupa Birliği’nin şampiyonluğunu yaptığı ilkelerle bağdaşmadığını söyledi.
       Annan Planı’nın yeniden masaya getirilmek istendiğini anımsatan Denktaş, “Kıbrıs Rumlarına meşrusunuz dediğiniz sürece, bizimle antlaşma yapmayacaklar, vetoyu ellerinde sallayacaklar” dedi.
       Denktaş, AB ile pazarlık içinde olan Türkiye’den, Kıbrıs Cumhuriyeti denilen terörist bir idareyi tanıması ve KKTC’den vazgeçmesinin istendiğini söyledi. Türkiye’nin KKTC’ye verdiği sözü senet olarak kabul ettiklerini yineleyen Denktaş, “Kıbrıs davası Ahmet, Mehmet, Talat’ın değil, Türk milletinin davasıdır” dedi.

 

Talat: Top Rum tarafında

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda topun Rum tarafında olduğunu söyledi.

 

NTV

 

 

 

 

22 Aralık 2004 —  Talat, “Papadopulos topa vurursa maç başlar. Ama topun üzerine oturdu. Vurmuyor” dedi.

 

Talat, Bayrak TV’de yayınlanan programda, Kıbrıs Türk tarafının, çözüme ‘evet’ dediğini yineleyerek, Rum tarafının, ne istediğine karar vermediğini kaydetti. Rum siyasilerin, ‘Annan Planı temel olacak’ dediğine işaret eden Talat, “Tamam, temel olacak da ne olacak. Bana somut öneri yapsınlar” dedi.
       
‘VİCDANEN RAHATIZ’
       AB, Birleşmiş Milletler ve ABD’nin, Rum tarafı üzerinde büyük etkisi olduğunu belirten Talat, bu etkiyi kullanarak, Rum tarafının ne istediğini, ne düşündüğünü belirlemesini sağlamak gerektiğini vurguladı.
       Tarihe geçen bir hükümet dönemi yaşadıklarını ve vicdanen rahat olduğunu anlatan Talat, erken seçimin, geç yapılmasında ise muhalefeti suçladı.

 

 

Kıbrıs'ın gündeme gelmesi an meselesi

 

Erdoğan, sorunun her an gündeme gelebileceğini söyledi



22 Aralık, 2004 10:06:00 (TSİ) CNN TURK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözümü konusunda başından bu yana barışı arzuladığını belirtti ve “her an bu konu gündemimize gelebilir” dedi.

Suriye’ye yapacağı resmi ziyaret kapsamında Şam’a hareket etmeden Esenboğa Havalimanı’nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başbakan Erdoğan, “temennimiz Kıbrıs’ı barış adası haline getirmek. Elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Önümüzdeki haftalarda, aylarda her an bunu gündeme getirebiliriz” diye konuştu.

Erdoğan, Türkiye’nin garantör ülke olarak başından bu yana Kıbrıs’ta barış için aracı olma gayretinde olduğunu, buna paralel olarak son barış görüşmelerini de Türkiye’nin başlattığını hatırlattı.

“Üzerimize düşen yükün ne olduğunu sürekli vurguladık” diyen Başbakan Erdoğan, barış girişimlerini sürdürecekleri mesajını verdi.

AP'de Kıbrıs çağrısı

17 aralık Brüksel zirvesiyle ilgili olarak dün Avrupa Parlamentosu’nu bilgilendiren AB Dönem Başkanı Hollanda’nın Başbakanı Jan Peter Balkenende, Ada'daki tarafları Birleşmiş Milletler'in iyi niyet misyonuna sahip çıkmaya çağırdı.

AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da, Barroso da, Türkiye'yi, bazı Avrupa Birliği üyelerinin Kıbrıs'la ilgili endişelerini giderecek adımlar atmaya çağırdı.

AB’nin her iki önemli isminin üzerinde birleştiği ve vurguladığı konu ise, Türkiye'nin Ankara Anlaşması ek protokolünü imzalamasının Güney Kıbrıs'ın resmen tanınması anlamına gelmediği, ancak sorunun çözümü için önemli bir adım olduğuydu.

Brüksel’de Kıbrıs pazarlığı

Türkiye, Brüksel’de 17 aralıkta imzalanan anlaşmayla 3 ekim 2005’te müzakerelerin başlayacağı garantisini elde etti. Ancak zirvede Türkiye'yi esas zorlayan müzakere tarihi değil, nihai metin taslağının Kıbrıs paragrafı oldu.

Konu, taraflar arasında son dakikaya kadar pazarlık konusu yapıldı ve tartışmalar bir ara Türk tarafının ‘görüşmelerden çekiliriz' restiyle tıkanma noktasına geldi.

Bunun üzerine İngiltere, Almanya, Yunanistan, Fransa ve Hollanda liderleri devreye girerek, sorunu beşli zirvede çözüme kavuşturdu.

Bu çözüme göre, Türkiye'ye şart koşulan 'ek protokole 24 saat içinde paraf atma' talebi geri çekildi ve Türkiye’nin sözlü olarak Ankara Antlaşması’ndaki ek protokolü 3 ekim 2005’e kadar imzalayacağına dair bir 'bildirimde' bulunması istendi.

Buna göre değiştirilen yeni paragrafta, ''AB, Türkiye'nin tam üyelik müzakereleri başlamadan önce Ankara Anlaşması'nı 10 yeni üyeyi kapsayacak şekilde onaylayacağını bildirmesinden memnuniyet duyar'' ifadesi kullanıldı.

AB Dönem Başkanı Hollanda'nın hazırladığı ilk taslağın Kıbrıs paragrafında, ‘Türkiye'nin, Ankara Anlaşması'nın 10 yeni ülkeyi kapsayacak şekilde imzalama 'kararından' memnuniyet duyduğu’ dile getirilmişti.

 

Erdoğan: Kıbrıs’ta çözümü gündeme getireceğiz

 

Ankara

Resmi ziyaret için Suriye'ye giden Başbakan Erdoğan, Kıbrıs sorununa çözümü yeniden gündeme getireceklerini söyledi.

Erdoğan, Suriye'ye hareketinden önce Esenboğa Havaalanı’nda basın toplantısı düzenledi.

 

Erdoğan, Suriye ziyareti sırasında başta Devlet Başkanı Beşar Esad olmak üzere, başbakan, meclis başkanı ile görüşeceklerini ve daha önce parafe edilen ticaret anlaşması imzalayacaklarını söyledi.

 

Erdoğan, temasları sırasında Suriye ile işbirliğini daha ileri götürmek için çaba sarf edeceklerini, Türk işadamlarının da Suriyeli muhataplarıyla bu çerçevede görüşmeler yapacağını bildirdi.

 

"KIBRIS'TA ÇÖZÜM GÜNDEME GELECEK"

 

Erdoğan, bir soru üzerine, Türkiye’nin öteden beri Kıbrıs’ta barışı arayan, bunu teşvik eden, garantör ülke olarak barışın sağlanması yolunda çaba gösteren bir ülke olduğunu vurguladı.

 

Annan Planı ile ilgili dördüncü müzakereleri de Türkiye’nin başlattığının altını çizen Erdoğan, "Şu anda da temennimiz odur ki Kıbrıs’ı bir barış adası haline getirmek için bizler yine elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz. Bunun sürekli olarak hazırlığı içerisindeyiz. Önümüzdeki haftalar, aylar her an gündeme bunu getirebilir" dedi.

 

İSLAM DÜNYASINDA AB HEYECANI
 
Erdoğan, Türkiye’nin AB’den müzakere tarihi almasının ardından Ortadoğu ve İslam dünyası ile ilişkilerinin nasıl olacağının sorulması üzerine de, "Şu anda gerek Ortadoğu gerek İslam dünyasındaki ülkelerin bir kısmından aldığımız telefonlara bakılırsa, heyecan orayı da sarmış durumda. Hepsi bundan dolayı tebriklerini bildiriyorlar, takdirlerini bildiriyorlar. Zaten İslam dünyasının medyasından da takip ettiğinizde bunu görmeniz mümkün" diye konuştu.

 

TOPLU KONUT PROJELERİ
 
Erdoğan, toplu konut çalışmaları çerçevesinde dar gelirli vatandaşlar için yaptırılacak konutlar hakkında bilgi verirken de, şu anda tip projelerin hazırlığının yapıldığını, ardından illerin ihtiyaçlarının saptanacağını ve temel atma törenlerinin başlayacağını bildirdi.

Erdoğan, "Biliyorsunuz o daireler 45 metrekare civarında daireler olacak" dedi..

 (Hürriyetim)

 

HURRIYET 22/12/04

 

Denktaş: Türkiye AB'ye girme pazarlığında

 

İstanbul

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ”Türkiye bir pazarlık içerisindedir. Avrupa Birliği'ne (AB) girme pazarlığı... Bu pazarlıkta, en haklı ve en güçlü olduğu bir davada kendisinden peşinen istenen 'Kıbrıs cumhuriyeti hükümeti' dedikleri terörist idareyi tanımasıdır” dedi.

Denktaş, Yıldız Teknik Üniversitesi'nde (YTÜ) düzenlenen “17 Aralık Sonrası KKTC, Türkiye ve AB” konulu panelin açılışında konuştu.

   

Salona girişinde katılımcılar tarafından ayakta ve uzun süre alkışlanarak karşılanan Denktaş, “Atatürk'ün gençliğine sesleniyorum” diyerek sözlerine başladı.

   

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, konuşmasına şöyle devam etti:

   

“Atatürk, 'Yurtta barış, dünyada barış' demiştir. Bunu kullananlar 'barış için her şey yapılabilir' neticesine varmakta, uzlaşma için her şeyi vermenin mubah olduğunu sanmaktadırlar. Halbuki Atatürk'ün diğer bir sözü vardır; 'Barış diyorsam bağımsızlığımızı kastediyorum' der. Bağımsız olmayan bir ülke, hiçbir şekilde barış bulamaz, barış yapamaz. Barış yapma yetkisi yoktur. Bağımsızlık bir milletin varlığının esasıdır. Ve Anadolu işgali, Kurtuluş Savaşı, bunun yaşayan bir örneğidir.”

   

"AKDENİZ TÜRKİYE'YE KAPANIR"

 

“Kıbrıs'ın Türkiye'nin elinden çıkması halinde Akdeniz'in Türkiye'ye kapanacağını” ifade eden Denktaş, şunları kaydetti:

   

“Bugün neredeyiz? Bağımsız, ortaklaşa kurduğumuz, Anavatan, Yunanistan ve İngiltere'nin garantilediği 'ortaklık cumhuriyeti' bugün nerededir? Böyle bir cumhuriyet yoktur. Bunu Makarios ortadan kaldırmıştır. Enosis için kaldırmıştır. Tavanı başımıza yıkarak, insanlarımızı toplu mezarlara gömerek... O günlerde burada, Türk basınında sayfa sayfa resimlerle Rumların vahşeti ve Türkiye'nin müdahale hakkının varlığı savunulmaktaydı. Bugün 41. yılda Şehitler Haftası'ndayız. Türk basınında bu konuda bir haber görmedim. Bir resim bulmadım ve üzüldüm.

   

Türkiye bir pazarlık içerisindedir. AB'ye girme pazarlığı... Bu pazarlıkta, en haklı ve en güçlü olduğu bir davada kendisinden peşinen istenen 'Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti' dedikleri terörist idareyi tanımasıdır. Böylelikle 31-32 yıldır tanıdığı, 41-42 yıldır koruduğu KKTC ve onun halkından vazgeçmesidir. Bu pazarlıkta Türkiye'nin gücü sizlersiniz. Bu heyecanınızdır.” 

   

Rauf Denktaş, “Anadolu'da gittiği her yerde bu heyecanı gördüğünü, ancak AB'nin bunun farkında olmadığını” kaydederek,  ”Türk basınının da 'Kıbrıs'ın önemli olmadığını ve AB yolunu tıkamaması gerektiğini' dile getirdiğini” ileri sürdü.

   

“KIBRIS MESELESİNİ TÜRKİYE'NİN BAŞLATMADIĞINI”

   

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

   

“AB'yi Türkiye'nin önüne koyanlar, farklı bir işlem içinde midirler? Kaç yıldır, 'meseleyi hallet öyle gel' diyenler, Kıbrıs meselesini Türkiye'nin başlatmadığını, Rum'un, Yunan'ın başlattığını, bugüne kadar getirdiğini ve Rum idaresine 'meşru Kıbrıs hükümeti' demek suretiyle uluslararası anlaşmaları çiğnemekte olduklarını bilmiyorlar mıydı? Tabiatı ile biliyorlardı.

 

"PAPADOPULOS TERÖRİST BAŞI"

 

O halde neden devamlı surette Türkiye'nin önüne Kıbrıs'ı koyuyorlardı? Türkiye'yi almak istemedikleri için... Neticede Türkiye'nin girişimleri, manevrası, devamlı çalışmaları neticesinde alma dönemine geliyorlar ve 'Kopenhag Kriterleri'nde Kıbrıs yoktur' noktasına gelmiş görünüyorlar.

   

Ama yine görüyorum ki, son temaslarda, bu sefer 'Kıbrıs Hükümeti' dedikleri idarenin eline veto hakkı da tanımışlar. Veto tehdidiyle son ana kadar Papadopulos denilen kişi, yani terörün başı, Türkiye ile, dünya ile,  AB ile oynuyor ve buna müsaade ediliyor.”

 (aa)

 

HURRIYET 22/12/04

 

AB: Annan devreye girsin

Zeynel LÜLE/BRÜKSEL

AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Balkenende, "Kıbrıs'ta çözüm için BM’nin yeniden devreye girmesini istiyoruz" dedi.

Avrupa Parlamentosu’nda zirve sonuçlarının değerlendiren Jan-Peter Balkenende, Türkiye’siz Avrupa’nın güvenliğinden söz edilemeyeceğini, Türkiye’nin ‘kaybedilemeyecek’ kadar önemli bir ülke olduğunu belirterek, ‘Aradan geçen 40 yıldan sonra Türkiye’ye hayır diyemezdik. Bu hem siyasi, hem de tarihi bir hata olurdu’ dedi. Balkanende, Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in beş senede müzakerelerin tamamlanabileceğine dair açıklamalarını ise, ‘nesnel bir değerlendirme değil. Hatta imkansız’ ifadeleriyle cevaplandırdı.

Türkiye’nin 3 Ekim’den önce Ankara Anlaşmasının 10 yeni ülkeyi de içine alacak ek protokolünü imzalayacağını kaydeden Balkanende, ‘Bu Kıbrıs Cumhuriyeti’ni hukuken tanıma anlamına gelmez. Ama ilk gerekli adımdır’ dedi. Türkiye’nin üyeliğinin ise 25’lerin tamamını tanımadan önce gerçekleşemeyeceğini kaydetti.  

 

HURRIYET 22/12/04

 

Talat: Papadopulos topa vurursa maç başlar

 

Lefkoşa

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda topun Rum tarafında olduğunu belirterek, “Papadopulos topa vurursa maç başlar. Üstüne oturdu topun, vurmuyor” dedi.

Talat, Bayrak Televizyonu'nda (BRY) yayınlanan Akis programında,  Kıbrıs Türk tarafının çözüme “evet” dediğini yineleyerek, Rum tarafının ne istediğine karar vermediğini kaydetti.

   

Rum siyasilerin “Annan planı temel olacak” dediğine işaret eden Talat, “Tamam, temel olacak da ne olacak... Bana somut öneri yapsınlar. 'Annan planında şu şu bölümler değişsin', bunu Rumlar yapacak” diye konuştu.

   

"MAÇ BAŞLAR"

 

AB Komisyonu'nun, AB üyelerinin, BM'nin, BM Güvenlik Konseyi Daimi üyelerinin ve ABD'nin, Rum tarafı üzerinde büyük etkisi olduğunu belirten Talat, “Onların bu etkilerini kullanarak Rum tarafının ne istediğini, ne düşündüğünü belirlemesini sağlamak lazım” dedi.

   

Rum tarafının, “işte ben bu noktadayım, bunu istiyorum” dediği anda topa vurmuş olacağını kaydeden Talat, “Güdeceğimiz aktif politikalarla Papadopulos'un topa vurmasını sağlamamız lazım. Papadopulos topa vurunca maç başlar. Ama vurmadan başlayamaz. Üstüne oturdu topun, vurmuyor. Durum budur” diye konuştu.

   

Tarihe geçen bir hükümet dönemi yaşadıklarını ve vicdanen rahat olduğunu anlatan Talat, erken seçimin geç yapılmasında muhalefeti suçladı ve “Muhalefet bu topluma yazık etti” dedi.

 (aa)

HURRIYET 22/12/04

 

Erdoğan: Kıbrıs'ta çözüm adımı her an gelebilir

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB müzakere sürecinin en önemli unsuru olan Kıbrıs'ta çözüm girişiminin önümüzdeki hafta ve aylarda her an gündeme gelebileceğeni söyledi.
      Erdoğan, Suriye gezisine başlarken Esenboğa Havaalanı'nda gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Türkiye'nin öteden beri Kıbrıs'ta barışı arayan, bunu teşvik eden, garantör ülke olarak barışın sağlanması yolunda çaba gösteren bir ülke olduğunu vurguladı. Annan Planı ile ilgili dördüncü müzakereleri de Türkiye'nin başlattığının altını çizen Erdoğan, "Şu anda da temennimiz odur ki Kıbrıs'ı bir barış adası haline getirmek için bizler yine elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz. Bunun sürekli olarak hazırlığı içerisindeyiz. Önümüzdeki haftalar aylar her an gündeme bunu getirebilir" dedi.
     
      İSLAM DÜNYASINDA AB HEYECANI

      Erdoğan, Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi almasının ardından Ortadoğu ve İslam dünyası ile ilişkilerinin nasıl olacağının sorulması üzerine de, "Şu anda gerek Ortadoğu gerek İslam dünyasındaki ülkelerin bir kısmından aldığımız telefonlara bakılırsa, heyecan orayı da sarmış durumda.
      Hepsi bundan dolayı tebriklerini bildiriyorlar, takdirlerini bildiriyorlar. Zaten İslam dünyasının medyasından da takip ettiğinizde bunu görmeniz mümkün" diye konuştu.
     
      TOPLU KONUT PROJELERİ

      Erdoğan, toplu konut çalışmaları çerçevesinde dar gelirli vatandaşlar için yaptırılacak konutlar hakkında bilgi verirken de, şu anda tip projelerin hazırlığının yapıldığını, ardından illerin ihtiyaçlarının saptanacağını ve temel atma törenlerinin başlayacağını bildirdi. Erdoğan, "Biliyorsunuz o daireler 45 metrekare civarında daireler olacak" dedi.
      Erdoğan, Suriye gezisinde Cumhurbaşkanı Beşar Esad başta olmak üzere ticari ağırlıklı görüşmeler yapacağını belirtti. Cumhurbaşkanı Esad'ın ziyaretiyle Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemin başladığını, bu ziyaretle ilişkileri çok daha anlamlı hale getirmek istediklerini söyledi.
      Erdoğan, Suriye ziyareti sırasında, iki ülke arasında gerek siyasi, gerek ticari alanda çok daha farklı kılacak adımları atacaklarını umduğunu bildirdi.
      Başbakan Erdoğan, Suriye'ye yapacağı ziyaret öncesinde Esenboğa Havalimanı'nda düzenlediği basın toplantısında, ortak tarihi, kültürel ve dini bağların olduğu iki dost ve komşu ülke konumunda bulunan Suriye'ye iki gün sürecek bir ziyaret gerçekleştireceğini bildirdi. Bu ziyarette ağırlıklı olarak daha önce parafe edilmiş olan Serbest Ticaret Anlaşması'nın imza töreninin yapılacağını belirten Erdoğan, bunun yanında işadamlarının karşıtlarıyla yoğun bir şekilde görüşmelerde bulunacağını kaydetti.
      Erdoğan, Türkiye-Suriye dostluk gruplarının karşılıklı olarak görüşmeler yapacağını ifade ederek, kendisinin de Cumhurbaşkanı Beşar Esat ve Başbakan ile görüşme yapacağını anlattı.
      Yarın öğlenden sonra Halep'e geçerek orada da çalışmalarda bulunacaklarını vurgulayan Erdoğan şöyle devam etti:
      ''Bildiğiniz gibi kısa bir süre önce sayın Cumhurbaşkanı Beşar Esat'ın ülkemize ziyaretiyle Suriye ile Türkiye arasında yeni bir dönem başlamıştı. Öncesinde sayın başbakanının ziyareti, daha sonra karşılıklı olarak gerek TBMM Başkanımız Bülent Arınç'ın ziyareti, gerek bakanlarımızın heyetlerle yaptıkları ziyaretlerle çok daha anlamlı hale gelen ilişkilerimizi inşallah bu ziyaretimizle, gerek siyasi gerek ticari alanda çok daha farklı kılacak adımları atacağımızı umuyorum.''
     
     SORULAR

      Başbakan Erdoğan, daha sonra gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin sorularını yanıtladı.
      ''Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi almasından sonra doğu komşularıyla ilişkileri nasıl olabilir?'' şeklindeki bir soruyu Erdoğan şöyle yanıtladı:
      ''Şu anda, gerek Ortadoğu'daki, gerek İslam dünyasındaki ülkelerin bir kısmından aldığımız telefonlara bakılırsa heyecan orayı da sarmış durumda. Bundan dolayı tebriklerini bildiriyorlar, takdirlerini bildiriyorlar. Zaten İslam dünyasının medyasından da takip ettiğimiz gibi bunu görmek mümkün.'' Erdoğan, ''Kıbrıs'ta barış süreci yeniden başlatılacak mı?'' diye soran bir gazeteciye de, şu karşılığı verdi:
      ''Kıbrıs'ta barışı hep arzuladığımızı, bunu teşvik ettiğimizi, bu konuda bir garantör ülke olarak orada arabulucu olma gayreti içinde olduğumuzu, üzerimize düşen yükün ne olduğunu, ne olması gerektiğini devamlı vurguladık ve buna yönelik olarak da girişimlerimiz oldu. Son girişimimizde biliyorsunuz 4. müzakerede de bu süreci hatırlarsanız biz başlattık. Şu anda da temennimiz odur ki, Kıbrıs'ı bir barış adası haline getirmek için bizler yine elimizden gelen tüm gayreti göstereceğiz. Bunun sürekli olarak hazırlığı içerisindeyiz. Önümüzdeki haftalar, aylar, her an gündeme bunu getirebilir.'' Başbakan Erdoğan, Toplu Konut İdaresi'nin alt grupları ev sahibi edindirme projesinin son aşamasını hatırlatan bir gazeteciye ise tip projelerinin hazırlıkları yapıldıktan sonra illerin ihtiyaç durumlarının tespitlerinin yapılacağını, o tespite göre de illerde temel atma törenlerinin başlayacağını bildirdi. Erdoğan, dairelerin 45 metrekare civarında olacağını sözlerine ekledi.

MILLIYET 22/12/04

 

Talat: Papadopulos topa vurursa maç başlar


      Züleyha Karaman bildiriyor

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda topun Rum tarafında olduğunu belirterek, ''Papadopulos topa vurursa maç başlar. Üstüne oturdu topun, vurmuyor'' dedi.
      Talat, Bayrak Televizyonu'nda (BRY) yayınlanan Akis programında, Kıbrıs Türk tarafının çözüme ''evet'' dediğini yineleyerek, Rum tarafının ne istediğine karar vermediğini kaydetti.
      Rum siyasilerin ''Annan planı temel olacak'' dediğine işaret eden Talat, ''Tamam, temel olacak da ne olacak... Bana somut öneri yapsınlar. 'Annan planında şu şu bölümler değişsin', bunu Rumlar yapacak'' diye konuştu.
      AB Komisyonu'nun, AB üyelerinin, BM'nin, BM Güvenlik Konseyi Daimi üyelerinin ve ABD'nin, Rum tarafı üzerinde büyük etkisi olduğunu belirten Talat, ''Onların bu etkilerini kullanarak Rum tarafının ne istediğini, ne düşündüğünü belirlemesini sağlamak lazım'' dedi.
      Rum tarafının, ''işte ben bu noktadayım, bunu istiyorum'' dediği anda topa vurmuş olacağını kaydeden Talat, ''Güdeceğimiz aktif politikalarla Papadopulos'un topa vurmasını sağlamamız lazım. Papadopulos topa vurunca maç başlar. Ama vurmadan başlayamaz. Üstüne oturdu topun, vurmuyor. Durum budur'' diye konuştu.
      Tarihe geçen bir hükümet dönemi yaşadıklarını ve vicdanen rahat olduğunu anlatan Talat, erken seçimin geç yapılmasında muhalefeti suçladı ve ''Muhalefet bu topluma yazık etti'' dedi.

MILLIYET 22/12/04

 

Kıbrıs'ta dün dündü, bugün bugündür...



Yine kaşlar çatıldı. Gamlı baykuşlar, yine kötü haberleriyle tepemize dikildiler. Komplo teorileri de hazır:
"Olmaz kardeşim. Kıbrıs'ı, sadece müzakerelere başlamak için satamayız. Adanın Kuzeyini elimizden alacaklar. Sonra müzakerelere oturtacaklar. Ancak tam üyelik garantisi de yok. Sonuna gelince, hadi arkadaş sana özel statü verlim diyerek bizi açıkta bırakacaklar."
Hayır, eğer oyunu doğru dürüst oynayabilirsek bunlardan hiçbiri olmaz.
Herşeyden önce, bir noktayı iyi bilelim. Türkiye, 17 Aralık'ta imzaladığı belge ile Kıbrıs'ı satmadı. Sadece, müzakereler başladıktan sonra zaten yapmak zorunda olduğu ,Gümrük Birliği anlaşmasının Güney Kıbrıs'a da genişletilmesi kararını, sadece müzakereler başlamadan önceye çekti.
Başka hiçbir şey değişmedi.
Sadece, Uluslararası arenada, başkalarının yıllardır oynadıkları bir oyunu, şimdiden sonra Türkiye oynamaya başlayacak.
Gümrük Birliği protokolü Kıbrıs'a genişletilince, Rumlar ve Yunanlılar "Kazandık.Türkiye, Kıbrıs'ı resmen tanıdı" diye bağıracaklar. Türkiye'de "Hayır, bu resmi tanıma değil, basit bir ticari- teknik zorunluğun yerine getirilmesidir." diye yanıt verecek.
Kıbrıs'ın Kuzeyi KKTC tarafından yönetildiği, Rumlar Kuzey'deki yönetimi ellerine alamayacaklarından, 30 bin Türk askeri Kuzeyin güvenliğini sağlamayı sürdüreceğinden dolayı da, gerçekte Türk tarafı haklı olacaktır. Diğer bütün sözler havada kalacaktır.

ANCAK RUMLAR, İŞİN UCUNU BIRAKMAYACAK
Özetlemek gerekirse, 3 ekim tarihinde müzakerelerin başlamasına kadarki dönem pek önemli değil. Ankara anlaşması Kıbrısa genişletilecek ve müzakerelere geçilecek. Ancak, itişip kakışmalar, Türk tarafı ile Rumlar arasındaki siyasi mücadele, bu şekilde müzakereler boyunca sürecek. Yani, Kıbrıs konusunu arka planda bırakabileceğimizi sanmayalım.Tam aksine, Rumlar tepemizde boza pişireceklerdir.
Bu mücadeledeki hedefler de aynen şöyledir:
Rumlar, her paragrafın açılış ve kapanışında küçük bir ödün koparmak ve yıllar içinde, Annan planının çok daha ötesinde ve en kısa sürede yeni kazançlar elde etmeyi planlıyorlar.
Türk tarafı ise, Rumlarla yeni bir müzakere süreci yaşamak, Annan planına bazı ekler yapıp, Tam Üyelik gününe kadar kesin çözüm bulmayı planlıyor.
Kısacası, Rumların acelesi var, Türk tarafının ise hiç acelesi yok.

ANCAK, TÜRKİYE HEMEN HAREKETLENMELİ
Rumlar 17 Aralık'ta önemli bir fırsat kaçırdılar. Daha doğrusu, beklediklerini elde edemediler. Ancak ellerinde önemli bir baskı aracı var. Türkiye' nin bu baskıdan kurtulabilmesi ve istediği gibi zaman kazanabilmesi için, tüm enerjisini, tüm vizyonunu kullanması gerekir.
Adeta bir kuyumcu gibi çalışılması, arka arkaya jestler yapıp, bunları dünyaya iyi satmak, çözüm için ciddi adımlar atıp AB üyelerini arkasına almaya çalışmalıdır. BM'yi tekrar devreye sokmak ve Annan' ın hareketlenmesini sağlanmalıdır. Ancak bu şekilde Rumların baskısından kurtulunabilir. Aksi halde büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağız demektir.
Artık eskisi gibi, yan gelip yatılamaz Sadece tepki göstererek Kıbrıs politikası yapılamaz. Uluslararası satranç oynamaya hazır olmak zorundayız.

* * *

BİRGÜN, ANNAN PLANINI MUMLA ARAYABİLİRİZ

Bana ne zaman "Kıbrıs'ı tanıyın. Girmek istediğiniz kulübün bir üyesini tanımadan bu işi götüremezsiniz." deseler fena halde sinirleniyorum. Kan tepeme fırlıyor. Sinir içinde, ağzımı açıp yumuyorum gözümü ve başlıyorum bağırmaya:
"Mantık bunun neresinde? Annan planını siz desteklediniz. Bunun kabul edilmesiyle birlikte sorunun çözümleneceğini siz söylediniz. Türk tarafı size güvendi ve anlaşmayı onayladı. Papadopulos ise referandumda red oyu çıkmasını sağladı. Ardından KKTC'nin yanlızlıktan kurtarılacağını söylediniz. Papadopulos yine vetosunu koydu ve engelledi. Şimdi, Kıbrıs'ın tanınmasını istiyorsunuz. Yani size güvenenler cezalandırılacak ve Papadopulos karlı çıkacak. Hakkaniyete uyar mı ? "
Bu tepkiyi, resmi yetkilisinden en basit vatandaşa kadar , hemen hemen bütün Türkler gösteriyorlar. Hepimizin aldığımız yanıtta şöyle oluyor:
"Uluslararası ilişikilerde hakkaniyet yoktur. Oyunu kim daha iyi oynarsa o kazanır. Rumlar referandumda Annan planını reddetti. Sizde bu olasılığı daha önceden görseydiniz ve anlaşmayı bu kadar geciktirmeseydiniz. Denktaş arka arkaya engeller çıkarırken seyretmeseydiniz. Rumların tam üye olacaklarını biliyordunuz. Kendi kendinizi tuzağa soktunuz. Bugün Rumlar reddetti. Ancak dün de Denktaş reddetmişti."
Yani, dün dündür bugün ise bugündür.
Eski gelişmelere bakıp hesap yapmaya başlarsak , işler çok karışıyor. Zira Denktaşgillerin eski HAYIR'ları düşünülürse, Türkiye'nin bugün düştüğü Uluslararası tuzağın temelinde yine kendimizi buluyoruz.
Gelinilen noktadaki durumun faturasını kim ödeyecek ?

MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 22/12/04

 

Annan Planı'nı istemezük!

AB'den 'Anlaşma için yeni süreci başlatın' mesajı geldi. Papadopulos: Kimse Kıbrıs'ta hakem rolü oynamasın. Yakovu: Biz Annan Planı için çalışmayız. Denktaş: Masaya kim oturacaksa otursun
Burgenstock atfı
Hollanda Başbakanı Balkenende, Annan'ın son mesajı çerçevesinde Kıbrıs'ta çözüm için yeni sürecin başlatılmasını istedi. Rum lider Papadopulos, Annan Planı'na şiddetle karşı çıktı: "Burgenstock süreci tekrarlanamaz. Kimse hakem rolü oynamasın."
İtiraz yağmuru
Rum Dışişleri Bakanı Yakovu, "Bu plan için çalışma niyetimiz yok" derken, hükümet sözcüsü Hrisostomidis şöyle konuştu: "Çözüm, önce anlaşmayı sonra referandumu öngörmeli." Yunan hükümet sözcüsü Rusopulos, gerilim siyasetine dönmüş gibiydi.
Atina sertleşiyor
Rusopulos, "Adil bir çözüm, istilacının haklı çıkamayacağı kuralına uymalı. Uyum protokolü imzalanmazsa müzakere başlamaz" dedi. Denktaş da 'masaya oturacağı' haberlerini yalanladı: "Kim oturacaksa otursun. Annan Planı canlanacakmış, safsata."

RADIKAL 22/12/04

 

Rum basını: Papadopulos korktu, kaybetti

Papadopulos'u AB zirvesinde Türkiye'ye karşı veto kartını kullanmadığı için korkaklıkla suçlayan Rum basını, Kıbrıs politikalarının iflas ettiği görüşünde

RADIKAL 22/12/04

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması, askerlerini adadan çekmesi, 'Kıbrıs Cumhuriyeti' ile ilişkilerini normalleştirmesi gibi bir dizi talepte bulunup, bunlar yerine getirilmezse veto tehdidini açık bırakarak AB zirvesine giden Rum lideri Tasos Papadopulos, adaya dönüşünden sonra medyadan ağır eleştiri aldı. Papadopulos'u eleştirenlerin arasında, 24 Nisan'daki referandum öncesi 'Hayır' için kendisine büyük destek veren medya kuruluşlarının bulunması da dikkat çekti.

·  Referandumda 'Hayır'cı Simerini gazetesi, Papadopulos'u cesaretsizlikle suçlandı. Gazetenin yazarlarından Ahileas Emilianidis "17 Aralık, Kıbrıs diplomasisinin bir yenilgisidir. Evet, Türkiye 3 Ekim'e kadar Ankara anlaşmasının genişleme protokolünü imzalamak zorunda kalacak, ancak hedefimiz bu muydu? Hedef Gümrük Birliği miydi? Protokolün imzalanması ne Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması ne de sahte devleti (KKTC kast ediliyor) lağvetmesi anlamına gelir. Bize tanınma yolunda ilk adımın atılmasından bahsediyorlar. İkinci adım ne zaman atılacak? Türkiye'nin meyve veya sebzeleri için yapılacak müzakerelerde mi? Çok önemli bir kozumuzu yitirdik" dedi.

·  Aynı gazetede Hristos İosifidis imzalı '17 Aralık 2004: Utanç' başlıklı yazıda şunlar belirtildi: "Brüksel'de 16 Aralık'ta benimsenen AB'nin ortak tavrının ömrü uzun olmadı. Kıbrıslılar diz çöktü. Oysa Kıbrıs halkı, 24 Nisan referandumundaki 'Hayır'la, AB üyeliği uğruna yaptığı onca fedakârlıkla veto hakkının elinde bulunması için mücadele vermişti. Yönetimimiz oynadı ve kaybetti. Şimdi sorumluluklarını da üstlenmelidir."

'Atilla'nın çizmelerini cilaladık'

·  Lazaros Mavros imzalı yazıda da, Papadopulos'a ateş püskürüldü:
"Atilla (Türkiye kast ediliyor), çizmeleriyle Brüksel'e geldi. Kimse hiç değilse çizmelerini çıkarıp kendisinden ayakkabı giymesini istemedi. Bizimkiler de önünde diz çöküp çizmelerini cilaladılar."

·  Andreas Hacikiriaku'nun yazısında, "AB zirvesinde veto kullanmamamıza gerekçe olarak 17 Aralık'ın bir son değil, yeni bir yolun başlangıcı olduğu söylendi. Brüksel'de siyasetin laf değil icraat olduğu kanıtlandı. Vetoyu bir çekmeceye koyarak sözü edilen yeni yolun ne olduğunu bilen var mı? Papadopulos'un vatanperver sözlerinin arkasında bir gerçek yatıyor. Bu yeni yolun bizi nereye götüreceği hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Nereye çıkacağı belirsiz bir yolda kaybolmak ihtimalimiz de yüksek" denildi.

·  Simerini, 'Evet'çi DİSİ partisinin üyelerinden Kiriakos Anastasiadis'in "Kıbrıs'ın en büyük şansızlığı bugün Glafkos Klerides gibi bir lidere sahip olmamasıdır. İki yıl öncesine dek uluslararası alanda dev prestij stoklarına sahip Kıbrıs, Papadopulos'un marifetleri sayesinde tek başına kaldı" diyen yazısına yer verdi.

·  'Hayır'cı tavrıyla 24 Nisan referandumu öncesi Papadopulos'a destek veren Filelefteros gazetesinde de Rum lidere eleştiri yağdı. Elena Perikleus, "Frenleri patlamış bir kamyonda belirsize doğru gidiyoruz. Şoförümüz savaş kornası mı çalıyor, yoksa barış çubuğu mu tüttürdü, bilmiyoruz. Ancak, duyduğumuza göre doktor galiba tütün içmesini yasaklamış. Brüksel'de korktuk. Vetoya cesaret edemedik, yapamadık" diye yazdı.

'Erdoğan kabadayılık tasladı'

·  Hristala Hacidimitriu, 'Güncel konular' adlı köşesinde şu görüşleri dile getirdi: "Tayyip Erdoğan kabadayı bir tavırla bize 'Veto kullanacak cesaretiniz yok' dedi. Biz hep bir ağızdan 'Görürsün sana neler edeceğiz' cevabını verdik. Şimdi ise hiçbir şey olmamış gibi, veto oyununu hiç oynamamış gibi davranıyoruz."

·  Histos Mihailidis'in yazısında ise "AB başka, BM başka. AB, BM Genel Kurulu gibi giderek şikâyetlerini söyleyip oylamalarla sempati topladığın bir adres değildir. Papadopulos, Brüksel'e Avrupalıların canını sıkan koskaca bir talep listesiyle gitti. Aslında kendisi bile bunların kabul edilmesinin söz konusu olmayacağını biliyordu. Kıbrıslıların sızlanmalarından Avrupa'da kimse etkilenmiyor" değerlendirmeleri yapıldı.

'İkinci sınıf ülke olduğumuz kanıtlandı'

·  'Evet'çi Politis gazetesinde, Rum lider yerden yere vuruldu. Yorgos Kaskanis "Papadopulos Brüksel zirvesinden tatmin olduğunu söylüyor. Oysa Kıbrıs'ın ikinci sınıf bir ülke olduğu kanıtlandı. Papadopulos, şimdi Türkiye'nin müzakereleri sırasında pek çok küçük veto kullanabileceğini söylüyor. Bu, hem aptalca hem de tehlikeli bir yaklaşım. Brüksel'de Kıbrıs Cumhuriyeti'nin varlığından şüphe edilmesine rağmen Papadopulos vetoyu kullanamadı. Papadopulos stratejisi Brüksel'de iflas etti. Brüksel zirvesi hepimize ders olmalıdır" diye yazdı.

·  Kostas Konstantinu, "Papadopulos'un veto fıkrasına AB'de herkes güldü. Veto, Papadopulos'un havai fişeğinden başka bir şey değildi. Tasos, elimizdeki son kozu da yitirdi. S-300 füzeleri fiyaskosunda olduğu gibi bugün de utanç duyuyoruz" diye yazdı.

·  Lui İgumenidis, yazısında, "Brüsel'deki yenilgi ve AB'de tek başımıza kalmamız, iki bölgeli, iki toplumlu federe çözüm yerine, taksimi yeğleyen siyasetin sonucu. Kıbrıs rüzgâr ekti, fırtına biçiyor. Papadopulos, Avrupai çözüm vaat etmişti. Avrupa'nın böyle bir çözümü garanti etmediği gibi bizi taksime daha çok yaklaştıran çıkmazlara sürüklediği anlaşıldı" görüşünü savundu.

·  Papadopulos'u iktidara getiren komünist AKEL partisinin yayın organı Haravgi gazetesinde bile, Rum lidere dolaylı eleştiriler yapıldı. Andrula Giurof 'Açıkçası' başlıklı yazısında, "Avrupai çözümde ısrar edenler hatalarını anlamalı. Artık ayakları yere değmeli" dedi.

 

Çözüm için seferberlik

AB zirvesinin ardından Kıbrıs'ta çözüm için düğmeye basıldı. Erdoğan, randevu talep ettiği Annan'a mektup gönderecek. AB, çağrı yaptı. ABD ile Britanya, devreye girme hazırlığında

RADIKAL  22/12/04

SERKAN DEMİRTAŞ

GÜVEN ÖZALP

ANKARA/BRÜKSEL - AB'nin Türkiye'ye Kıbrıs şartıyla 3 Ekim 2005'te müzakere tarihi vermesi üzerine adada 'temelli' çözüm çabası yeni yılda hız kazanacak. Geçen haftaki AB zirvesinde BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın "Taraflar çözüme hazırsa, ben de hazırım" demesinin ardından, dün AB Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende, tarafların Annan'ın mesajına kulak verip yeni süreç başlatmasını istedi. ABD ile Britanya da devreye girmeye hazırlanırken, Ankara da bir mektup göndereceği Annan ile Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bir araya gelmesinin peşinde.
Kıbrıs'ta Türkiye ve Yunanistan'la birlikte garantör olan Britanya'nın Dışişleri Bakanı Jack Straw, sadece Kıbrıs için ocakta Ankara'ya gelecek. Bu ziyaret, AB zirvesi sırasında iki ülke heyetlerinin temaslarında kararlaştırıldı. Ocakta bölge turuna çıkacak olan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage da, özellikle Kıbrıs için olmasa da Ankara'ya uğrayacak. ABD Dışişleri sözcüsü Richard Boucher, dün Annan Planı temelinde çözümü desteklediklerini teyit etti. Bu girişimlerle, KKTC'de şubattaki meclis ve nisandaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından çözüm zemini yaratılabileceği düşünülüyor.
Annan'ı yeni bir girişimi yaşama geçirmesi için devreye sokmaya ve Erdoğan'la görüştürmeye çalışan Ankara'nın AB zirvesinde BM heyetinden Erdoğan adına randevu istediği öğrenildi.

Annan teminat istiyor
Genel Sekreter ise, yeni girişim için taraflardan 'teminat' bekliyor. Ankara, bu teminatı yerine getirmek için Annan'a Erdoğan imzalı mektup göndermeye hazırlanıyor. Mektupta, 'Türk tarafı adada kalıcı çözüm sağlanması için 2004'teki gibi kararlı' vurgusu yapılacak.
Diplomatik kaynaklar, bu süreçte Kıbrıslı Rumlara uluslararası baskıların artırılması gerektiğine dikkat çekerek, BM Güvenlik Konseyi'nin atacağı adımların önemli olacağını ve KKTC'nin Ercan Havalimanı'nın doğrudan uçuşa açılmasının Rumlarda şok etkisi yapabileceğini belirtiyor. 3 Ekim'e dek çözüm sağlanmasa bile Rumların çözüm istemeyen taraf olduğunun sabitleşeceği ve Türkiye üzerindeki tanıma baskılarının hafifleyeceği hesabı yapılıyor.
24 Nisan referandumlarının ardından "Annan Planı'nı müzakere etmeyiz. Rumlar isterse bir kez daha referanduma gitsin" yaklaşımını bırakma eğilimindeki Ankara'nın, planın 'ruhunu değiştirmeyecek sınırlı değişikliklere' açık olduğu belirtiliyor. Özellikle plandaki mülkiyetle ilgili karışık düzenlemelerin basitleştirilmesine sıcak bakıldığı dile getiriliyor.
Türkiye'yi Gümrük Birliği ek protokolünü 3 Ekim'e dek Kıbrıs Rum Yönetimi dahil tüm AB üyelerine uyarlamasına ilişkin taahhüt altına sokan Hollanda Başbakanı Balkenende, dün "Annan, taraflar istediği takdirde devreye girebileceği mesajını verdi. Tarafların bu çağrıyı değerlendirmeleri iyi olur. Annan'ın bu katkıyı yapabilmesini tüm kalbimle umuyorum. Böyle bir fırsatı en iyi şekilde kullanmalıyız. Karmaşık Kıbrıs sorununun çözümü konusunda AB de yardımcı olacak" dedi.

Hollanda: Sınırları aştık
Balkenende, Türkiye'ye tarih verilmesinin tarihi bir karar ve küresel bir mesaj olduğunun, Türkiye'nin sınırlarını aşan bir niteliği bulunduğunun altını çizdi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da Kıbrıs konusunda Türkiye'den yeni bir açılım beklendiğini, bu adımın gecikmeden atılmasını beklediklerini belirtti. Barroso, böyle bir adımın Türkiye'nin adaylığına şüpheyle bakan bazı AB üyelerinin ellerini zayıflatacağını vurguladı.

İslam âlemi kutladı
Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alması Müslüman ülkelerde de olumlu yankı buldu. Pakistan Dışişleri Bakanı Hurşit Mahmud Kasuri ve İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi, dün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü arayarak tebrik etti. Kasuri ve Harrazi, sonucun kendileri ve İslam camiası için çok önemli olduğunu söyledi.

'Masaya oturma iddiam yok'

Denktaş, yeni girişimde görüşmeci olacağı iddiasını reddedip, 'Bu seferki, AB karmaşası içinde daha çapraşık bir mekanizma. AB diye diye bağımsızlığımızı yok etme dolabı döndürülüyor' dedi

RADIKAL 22/12/04

SEFA KARAHASAN

BRÜKSEL - AB zirvesi sonrası Ankara'nın Kıbrıs'ta yeni BM girişimini desteklemesine koşut olarak KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş yine Annan Planı'na karşı keskin muhalefete koyuldu. Denktaş, 'görüşme masasına oturucağı' haberlerine karşılık "Kim oturacaksa otursun. Benim böyle bir iddiam yok. Önce kriterler belirlenmeli" dedi.
Dün Türk Ajansı-Kıbrıs heyetini kabul eden Denktaş, şunları söyledi: "Kim kiminle ne konuşacak? Hedef nedir, kriter nedir? Bu evvela dolaylı görüşmelerle tespit edilecek, sonra masaya oturulacak. Yoksa Annan Planı canlanacakmış, bunlar safsata. Kriterler evvelden belirlenmezse 'meşru Kıbrıs hükümetiyle azınlık Türk cemaati konuşuyor' resmi olacak. Rum bunun arkasına saklanıp, 'işte bak azınlık neler istiyor, uzlaşmaz' diyerek yoluna devam edecek."

'Rumlarda mazeret çok'
Rumlarla ayrı egemenliğe dayanmayan bir ortaklığa zorlandıklarını anlatan Denktaş, "Bu seferki AB karmaşası içinde, daha çapraşık bir mekanizma. Bunu Rum çalıştırmaz. 'Olmadı, AB normlarına uymuyor' diyerek bunu da yırtar atarlar. O zaman göç başlar, başka bir şey olmaz. Dolayısıyla Rum'u bilerek masaya kim oturacaksa otursun" diye konuştu.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un uzlaşmaz gösterildiğini, ancak Rumların 125 yıldır hedeflerinin hiç değişmediğini anlatan Denktaş dün Lefkoşa'da 'Şehitler Haftası' törenlerinde ise anıt özel defterine "Şimdi AB diye diye bağımsızlığımızı yok etmek için dolaplar döndürülmektedir" diye yazdı.

Ya iki ayrı devlet, ya da Annan Planı

YENİ BİR SÜREÇ BAŞLAYABİLİR... Yeni bir çözüm süreci başlayabileceğini belirten Türkiye Başbakanı Erdoğan, "Bu süreç, ya iki ayrı devlet olacaktır veyahut da Annan Planı'nda ifade edildiği gibi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacaktır" dedi

BARIŞ SÜRECİNİN BAŞLAMASINDA FAYDA VAR... Erdoğan: Annan Planı'nın içinde, "eğer 24 Nisan'da plan her iki tarafça da 'evet' ile oylanmazsa, gündemden düşeceği" maddesi var. Dolayısıyla düşmüştür. Yeniden barış sürecinin başlatılabilmesi için planın yeniden gündeme gelmesinde yarar görürüz

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta ikinci bir süreç başladığını belirterek "Bu süreç ya iki ayrı devlet olacaktır veya Annan Planı'nda ifade edildiği gibi Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti" dedi.

Erdoğan, CNN Türk'te yayınlanan "Manşet" programına katılarak Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, "3 Ekim'e kadar 'Ben protokolü genişleteceğim, Gümrük Birliği'ni Kıbrıs'ı da içine alacak şekilde genişleteceğim' diyorsunuz, ortada bir 'müzakere edeceğim' lafı var. Biz kimle müzakere edeceğiz?" sorusunu, "Genişletmek diye bir şey yok. Burada, zaten Türkiye'nin Avrupa Komisyonu ile bu konuyu görüşmesi var" diye yanıtladı.

"Rumlarla görüşmeyecek misiniz?" sorusu üzerine Erdoğan, "Hayır. AB Komisyonu ile görüşme var" dedi. AB Komisyonu ile bu konuda ne görüşüleceği sorusunu Erdoğan, şöyle cevaplandırdı:

"19. paragraf diyoruz ya bu paragrafın gereği olarak Ankara Anlaşması'nın gerekleri görüşülecek. Bu anlaşmanın gereği üzerinde Türkiye'ye düşen edim nedir, bu görüşülecek. Burada birçok maddeler var. Bunları enine boyuna konuşacak, burada karşılıklı olarak komisyon ile bir mutabakata varacağız. Bu esnada Güney Kıbrıs ile Komisyon bazı şeyleri muhakkak görüşecektir."

"Gümrük Birliği, Güney Kıbrıs'a geçtiği gibi KKTC'ye de geçecek mi?" sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

"Kuzey Kıbrıs'ın Gümrük Birliği ile ilgili durumu güneye göre farklı, bir defa ne Gümrük Birliği'nin üyesi ne AB üyesi. Bu tabii bir süreç alacak. 24 Nisan'da, referandumdan her iki tarafta da 'evet' çıkmış olsaydı, bu süreç tamamen bitmiş olacaktı, olmadı. Şimdi ise bir ikinci süreç başlıyor orada. Yani güneyin ve kuzeyin, yeniden yapılacak bir barış süreci için atacakları adımdır."

"Siz, yeni bir çözüm süreci mi başlatıyorsunuz?" sorusuna Erdoğan, "Başlayabilir. Bu süreç, ya iki ayrı devlet olacaktır veyahut da Annan Planı'nda ifade edildiği gibi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacaktır" yanıtını verdi.

"Annan Planı şu anda ortada değil"

"Annan Planı ortada mı hâlâ?" sorusunu Erdoğan, "Annan Planı şu anda ortada değil. Annan Planı'na zaten güneyin muhalefeti var. Annan Planı'na, Kuzey Kıbrıs veya Güney Kıbrıs veya bizler; Yunanistan, Türkiye, İngiltere, 'bitti' demiyoruz. Annan Planı'nın içinde zaten bu teyit edilmiş. Annan Planı'nın içinde, 'eğer 24 Nisan'da plan her iki tarafça da (evet) ile oylanmazsa, gündemden düşeceği' var. Dolayısıyla düşmüştür" diye yanıtladı.

"Plan geri gelebilir mi? Biz gelmesini istiyor muyuz?" sorusu üzerine Erdoğan, "Yeniden barış sürecinin başlatılabilmesini için böyle bir şeyin olmasında fayda mülahaza ederiz" dedi.

Birleşmiş Milletleri devreye sokmak istiyor musunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, "İsteriz. Bu konuda zaten görev Birleşmiş Milletlerin" diye konuştu. Erdoğan, "Siz, Annan'a bir istekte bulundunuz mu?" sorusuna, "Soyunma odasında olanların hepsi konuşulmaz. Şimdi siz mutfağa girmeye çalışıyorsunuz" karşılığını verdi. "Kıbrıs'ın çözümünde geç kalındı mı?" sorusu üzerine Erdoğan, "Geç veya erken, ben şunu biliyorum. Gönül arzu ederdi ki bunlar bu günlere kalmamış olsaydı" dedi. Başbakan Erdoğan, "Dezavantaj mı oldu?" sorusunu şöyle yanıtladı:

"Bunu söylemek de siyaseten yanlıştır. 'Oldu' da demiyorum, 'olmadı' da demiyorum. Bunların hepsi müzakerelerle karşılıklı olarak çözeceğimiz konular. Burada biz yine 'kazan kazan' anlayışını oturtmamız lazım. Bu anlayışa göre, bunu çözmemiz lazım. Türkiye olarak veya Kuzey Kıbrıs olarak 'büyük avantalar aldık veya Güney Kıbrıs veya Yunanistan bunu başardı', bu havaya girmememiz lazım. Adil, kalıcı bir çözümü müşterek bulmak lazım. Yoksa bu ada barış adası olmaktan çıkacak, yazık olacak."

"Ne zaman düğmeye basılacak" sorusu üzerine Erdoğan, "2005'in içinde. Şu anda Kıbrıs'ta seçimler var, arkasından Güney Kıbrıs'ta seçimler yapılacak. O seçimlerin durumu da önemli. Biz illa seçimlerin bitmesini beklemeyiz. Fakat biz her şeyden önce AB Komisyonu ile 2005 yılının başından itibaren görüşmeleri başlatacağız" dedi. Erdoğan, "Müzakereler başlamadan önce bunun çözümünü mü istiyorsunuz?" sorusunu, "Tabii, bir yol haritası olacak. O yol haritasına göre bunu sürdüreceğiz" diye yanıtladı. Başbakan Erdoğan, "Brüksel'e giderken, Galatasaray-Fenerbahçe maçının sonucu sizi etkiledi mi, moralinizi bozdu mu?" sorusuna ise "O işin pişkinliği içerisindeyim. Futbol üç neticelidir; galibiyet, mağlubiyet, beraberlik. Türkiye'nin başbakanı olduğum için bütün futbol takımı seyircilerine ve sevdalılarına aynı mesafedeyim" karşılığını verdi.

"Muzaffer komutan edası içinde değiliz"

Türkiye Başbakanı Erdoğan, AB'nin Türkiye'ye tarih vermesinin ardından, "biz galip geldik, onlar mağlup oldu gibi bir muzaffer komutan edası içinde olmadıklarını" söyledi.

Erdoğan, görüşmeler kesildikten sonra İngiltere Başbakanı Tony Blair ve diğer liderlerin, Türk heyetinin bulunduğu çalışma ofisine gelmesinden memnun olup olmadığının sorulması üzerine, "19. paragrafla ilgili imzalar atılma noktasına geldiğinde o zaman tabi ruhen rahatladım. Arkadaşlarımın da rahatlaması, benim rahatlamama sebep oldu. Çünkü işin başından itibaren müzakere trafiğini yaşattık aramızda, bu olunca insan daha huzurlu oluyor" dedi.

"Bu tutum bir yerde size sürpriz oldu" denilmesi üzerine Erdoğan, "Bu şekilde beklemediğimiz bir paragrafı görmek istemezdik. Maalesef o karşımıza getirildi. Biz de onu kendi paragrafımızla nüksederek çıkmasını sağladık. Bu halloldu böylece" diye konuştu.

Birand'ın, "Tadına varabildiniz mi? Kıbrıs yüzünden damağınız da mı kaldı?" sorusuna Erdoğan, şu yanıtı verdi:

"Bu uzun soluklu bir yolculuktur, başından beri söylüyorum. Bu uzun soluklu yolculukta önemli bir virajı atladık. Bu önemli virajda daha çok çalışacağız, yapmamız gereken çok şey var. Bunları da tabii ekibimizle tecrübeyle dinamizmi bir araya getirmek suretiyle aşmamız gerekecek. Eğer, 'bu iş bitti artık, şunu, bunu yapmayalım' dersek olmaz. Bundan sonraki süreçte özellikle AB ile veya Avrupa ülkeleriyle Türkiye arasında, birbirimize bakışın şekli değişecek. Bu çok önemli."

"Beni üzen..."

"Konu bazı yazarlar tarafından ve mecliste didik didik edildi. Meclisteki bütçe görüşmeleri, AB görüşmelerine döndü. Meclis sizi rahatsız etti mi?" sorusuna karşılık Erdoğan, "Beni üzen; ben beklerdim ki birlikte AB ile ilgili müşterek birçok kanunu çıkardık, bundan sonra da yapmamız gereken birçok şey var" dedi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ile Brüksel'e gitmeden önce görüştüklerini, bilgiler verdiklerini söyleyen Erdoğan, bunun ötesinde ayrıca mecliste Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün açıklamalarda bulunduğunu, gerekli bilgileri verdiğini anımsattı. Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bu defa bakıyoruz ki görüşmelere giren, yürüten biziz. Fakat görüşmelerde konuşmadığımız, bilmediğimiz şeyleri biz şimdi, gerek Baykal, gerekse diğer arkadaşlarından duyuyoruz. Biz eleştirilere kapalı değiliz. Ama bunlar çarpıtılırsa çirkindir, bunu ayıplıyoruz.

Hiç yanımızda olmayan, gelişmeleri bilmeyenlerin kalkıp da böyle burada bir şeyler uydurmaları çok çirkin."

"Ben muhalefette olsaydım..."

Bir başka soru üzerine Erdoğan, "Muhalefette olsaydım, bu tür bir muhalefet anlayışıyla yaklaşmazdım. Tam aksine şöyle düşünürdüm; bugüne kadar bu işi beraber getirdik, ona sahiplenirdim. Bundan sonra da bu işi beraber götüreceğiz. Çünkü bu bizim ulusal, milli meselemiz. Buna karşı çıkmak kazandırmaz, sahiplenmek kazandırır" diye konuştu.

Baykal'ı, Brüksel'e beraber gitmeye davet ettiğini anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bana böyle bir teklif gelse ben giderdim. Baykal gelemedi. Milletvekili arkadaşlarıyla beraber gittik. Ama isterdim ki kendisi olmalıydı. Çok daha isabetli olabilirdi. İnanıyorum ki o zaman yapacağı açıklamalar çok daha farklı olacaktı. Şimdi sadece kendisine yapılan servislerle konuşuluyor veya açıklanan metin üzerinden bazı yorumlar, değerlendirmeler yapılıyor."

AB liderlerinin, 19. paragrafın bir "tanıma" olmadığını dünya medyası önünde söylediklerini belirten Erdoğan, "Ama onlar ısrarla hâlâ 'tanımadır' diyorlar. Kaldı ki eninde sonunda bu yine Türkiye'nin vereceği bir kararla alakalı konudur. Mesela, Güney Kıbrıs'taki medya ciddi manada rahatsız. Onların rahatsızlığı bizim mutluluğumuzdur diye söylemiyorum. Burada, biz galip geldik, onlar mağlup oldu, böyle bir muzaffer komutan edası içerisinde değiliz" dedi.

"Niye öyle karşılandınız o zaman?" sorusu üzerine Erdoğan, "Halkımızın böyle bir bayram sevinci olabilir, halkın böyle bir talebini geri mi çevireceğiz. 41 yılın bir beklentisi vardı" diye konuştu.

Durum değerlendirmesi, yılbaşından sonra

Bir başka soruya karşılık, bundan sonra müzakerecinin kim olacağı konusunda saptama yapmadıklarını dile getiren Erdoğan, "Profili çizmeden kendisini ilan ederiz" dedi.

"Müzakere heyeti belli mi? Bir Avrupa Bakanlığı kurulacak mı?" sorusuna karşılık Erdoğan, bu konularla ilgili yılbaşından sonra durumları değerlendireceklerini, gerek hükümette gerek partinin yetkili kurullarında bu çalışmaları yapacaklarını anlattı. Erdoğan, "Çünkü bu dönemi sadece parti tabanında, sadece devlet bürokrasisiyle, sadece siyasilerle yürütemezsiniz. Bu dönem içerisinde sivil toplum örgütleri, iş adamlarımız, akademisyenlerimiz olacak, bütün bunlarla beraber bir ekip ortaya çıkarmamız lazım. Bu ekibin, özellikle devletlerarası hukuk noktasında ağırlıklı hukukçuların olduğu bir ekip olması lazım" diye konuştu.

Erdoğan, "82 bin sayfalık AB müktesebatı çevrildi mi?" sorusu üzerine, bu konuda Dışişleri'nin sıkıntısı olmadığını kaydederek "82 bin sayfa olur mu, gerekli olan neyse o. Bir anda bunun tercümesine gerek yok. Önünüze geldikçe bunların tercümesi, vesairesi yapılır" dedi.

"Kopenhag kriterleri dışına çıkmayacağız"

"Müzakereler kaç yıl sürer?" sorusu üzerine Erdoğan, Kopenhag Siyasi Kriterleri'ne yönelik yapılması gereken yasal değişikliğin kalmadığını belirterek şunları söyledi:

"Şu anda zirve bildirisinde de daha önce olmayan bir şey oldu. Daha öncekilerde Kopenhag Siyasi Kriterleri yazılı kayıtta yoktu. Bunda yazılı kayda girdi. Yani Kopenhag Siyasi Kriterleri'nin dışına çıkılamayacağı yazılı kayda girdi. Bu avantajdır. Yani biz bundan sonraki çalışmaları tamamıyla bu kriterler içinde yapacağız. Bunun dışına çıkmayacağız."

Müzakerelerin ne zaman tamamlanacağının karşılıklı performansla ilgili olduğunu kaydeden Erdoğan, "Biz şu anda bütün gayretimizle çalışacağız, en kısa zamanda bu işi bitirme gayreti içinde olacağız" dedi.

Seçimlerin hemen ardından genel başkan olarak Avrupa ülkelerini gezmeye başladığını, 14 ülke hükümet ve devlet başkanlarını ziyaret ettiğini anlatan Erdoğan, o zaman bazı çevrelerin neden gittiğini, hangi sıfatla gittiğini sorduklarını hatırlattı. Erdoğan, "Gördüğünüz gibi o hız iki senede işi buraya getirdi. Aynı performansı inşallah göstereceğiz. Ülkemize yakışan neyse, AB ile uzlaşma içinde bunu karşılıklı mutabakatla tamamlama içinde olacağız" diye konuştu.

Bir başka soruya karşılık da Erdoğan, hedeflerinin tam üyelik olduğunu belirterek "Bunun kararını biz vermeyeceğiz, 25 ülke verecek. Biz bu ülkelerin vereceği kararın zeminini oluşturacağız" dedi.

"Referandumlardan korkmuyorum"

Fransa ve Avusturya'da, Türkiye'nin üyeliğine ilişkin yapılacağı söylenen referandumların kendisini korkutup korkutmadığı sorusu üzerine Erdoğan, o zamana kadar çok şeyin değişeceğini, öncelikle Avrupa ile karşılıklı uyumun oluşturulması gerektiğini bildirdi.

Bu ülkelerde Türk vatandaşlarının yaşadığını, bu vatandaşların o ülkelere entegrasyonunun iyi konumlara getirilmesi gerektiğini kaydeden Erdoğan, bugüne kadar bu tür çalışmaların yapılmadığını söyledi. Türk vatandaşlarının entegrasyonu konusunda çalışma yapacaklarını söyleyen Erdoğan, "Türk vatandaşların her biri adeta bu işin elçisi konumuna getirilmelidir" dedi.

"Referandumlar sizi korkutmuyor mu?" sorusunun tekrarlanması üzerine Erdoğan, "Hayır" dedi. Erdoğan, bu referandumların daha önce de yapıldığını belirterek şunları kaydetti:

"O zamanki yönetim bunun gereğini duyuyorsa bu yapılacak. Şu anda Fransa da bir kamuoyu araştırması yapıldı. Bu araştırma Türkiye'nin tam üyeliğine 'evet' diyor musunuz sorusuna verilen cevap yüzde 30'dur, daha sonra Türkiye ile müzakerelere başlanmasına 'evet' diyor musunuz yüzde 54, daha sonra Türkiye müzakereleri başarıyla tamamlarsa tam üyeliğine 'evet' diyor musunuz yüzde 64."

"Heyecanı, başarı ile yönetebilirseniz"

Erdoğan, 17 Aralık'taki AB zirvesini değerlendirirken, "Heyecanı başarı ile yönetebilirseniz, bir şeyler elde edebilirsiniz. Ama heyecanı yönetemezseniz, bu heyecan sizi esir alır. Paniklemeyeceksiniz. Paniklediğiniz anda, orada almanız gereken neticeleri almak mümkün değil" dedi.

Başbakan Erdoğan, CNN Türk'te yayınlanan "Manşet" programında, Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtladı.

Birand'ın, "Brüksel'de yaşananlara ilişkin çok şeyler konuşulduğunu, ancak ne olduğunu anlatabilecek tek kişi olduğunu" ifade ederek "Brüksel, çok heyecanlı geçti galiba. Siz pek heyecanlanmadınız, biz heyecanlandık herhalde" demesi üzerine Erdoğan, "Siz daha fazla heyecanlanmış olabilirsiniz. Siz olayı anında yaşamadınız. Otelde beklenti halindeydiniz" dedi.

Erdoğan, "Metni aldığınız zaman, şaşırttı mı sizi?" sorusu üzerine, oradaki süreçte, sadece kendisinde değil, bütün arkadaşlarında farklı heyecan olduğunu söyledi. Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bu heyecan, işin geçmişinden geliyor. Nedir o? Kopenhag siyasi kriterleri... Bunu yaptınız, bunu yaptığınız takdirde bu iş bitmiştir diye düşüyorsunuz. Ama geldik gördük ki farklı bir şey var. Farklı bir şey olduğunu görünce, heyecan hakim olmaya başlıyor. Burada heyecanı yenebilme süreci başlıyor. Heyecanı başarı ile yönetebilirseniz, bir şeyler elde edebilirsiniz. Ama heyecanı yönetemezseniz, bu heyecan sizi esir alır. Ne yapacaksınız? Paniklemeyeceksiniz. Paniklediğiniz anda, orada almanız gereken neticeleri almak mümkün değil.

Kaldı ki gerek dışişleri bakanımız, gerek devlet bakanımız olsun, gerek danışman arkadaşlarım gerek bürokrat arkadaşlarımız, gayet olgunlukla bu süreci geçirdiler."

"Kilitlendiğimiz başlıklar var"

Birand'ın perşembe akşamı, "beklemedikleri bir metnin önlerine geldiğini" ifade etmesi üzerine Erdoğan, metindeki farklılıkları görünce, bunların değişmesi için yüklendiklerini söyledi. Erdoğan, "Bizim bazı kilitlendiğimiz başlıklar var. Bu başlıklar sebebiyle ısrarla bunun hallini istiyoruz" diye konuştu.

Erdoğan, "Sürpriz oldu mu size?" sorusu üzerine, tam üyelik ve müzakere süreci ile ilgili sürpriz olmadığı söyledi. "Orada rahattık. Orada bir şey karşımıza çıkmadı" diyen Erdoğan, bazı ilave cümlelerin siyasiler tarafından sağa sola çekildiğini, ancak bunların çok önemli şeyler olmadığını kaydetti.

Erdoğan, müzakerelerinin ucunun açık olmasının bazılarınca "yanlış yorumlandığını" ifade etti.

Erdoğan, 19. paragrafa ilişkin bir soruyu yanıtlarken de bu paragrafın 25 ülkenin tamamını ilgilendirdiğini, 15 ülkenin bu konuyla ilgili her şeyi hallettiğini, 10 ülkenin de birbiri ile gümrük birliği ilişkileri çerçevesinde çalışmaları olduğunu belirtti.

"Heyecanı yöneteceksin"

Birand'ın, "perşembe akşamı, Balkenende ile görüştünüz, otele geldiniz, Dışişleri Bakanı ve diplomatların suratı asık. Siz 'hayırlı olsun' dediniz girdiniz içeri" demesi üzerine Erdoğan, "Heyecanı yöneteceksin, paniklemeyeceksin. Orada ben size o izlenimi versem, ilk haberleri geçerdiniz. Bu haberleri geçmemeniz lazım" dedi.

Erdoğan, "Odanıza çıktığınızda perşembe akşamı, bu böyle giderse, ben yapmam dediniz mi?" sorusunu, "Sayın Balkenende'ye, katı ve kesin görüşleri söyledik. Bu, şu şekilde olursa, bizim kabul etmemiz mümkün değil. Bizim şu ilave paragrafımızı da ilave ederseniz, miks ederseniz, olur dedik" diyerek yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, 19. paragrafla ilgili imza olayını da şöyle anlattı:

"Ben imza atacaksam muhatabım AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Balkenende'dir ve Sayın Barraso'dur. Dışişleri bakanım atacaksa, sizin de dışişleri bakanız atacaktır. Hayır bunlar olmaz diyorsanız, kusura bakmayın. Bizim büyükelçimizin imza yetkisi vardır. Bunu kabul etmediler. Devlet bakanı Nikolay atacak dediler, bizim devlet bakanımız attı. Bu şekilde imzalar atıldı."

Birand, "perşembe gecesi, bu böyle olursa, ben görüşmeye gitmem dediniz mi?" sorusu üzerine, "Arkadaşlarımla konuştum. Bu şekilde olacak olursa, ben yokum bu işte. Bu iş burada biter dedim" diye konuştu.

"Bye bye dedik"

Başbakan Erdoğan, perşembe akşamı Balkanende ile iki kez görüştüklerini, ancak sonuç alamadıklarını kaydetti. Erdoğan, "cuma günü sabahı yine ciddi değişiklik yok. 'Kusura bakmayın bu iş böyle yürümez. Biz arkadaşlarla görüşelim, siz de kimlerle görüşecekseniz, görüşün' dedik. Biz arkadaşlarımızla görüşmelerimizi yaparken, Hollanda dışişleri bakanı geldi, vardıkları neticeleri anlattı. Baktık ki ciddi bir değişiklik yok. Biz, o zaman 'bye bye' dedik."Erdoğan, daha sonra, Türk heyetine ayrılan çalışma odasına çıktıklarını, bir müddet sonra İngiltere Başbakanı Tony Blair'in görüşme istediğine ilişkin haber geldiğini belirterek Blair'in gelmesinin ardından, Almanya Başbakanı Schroder'in geldiğini, daha sonra Hollanda dışişleri bakanı ve italya başbakanı Berlusconi'nin geldiğini kaydetti.

Erdoğan, Türkiye'nin önerisini anlattıklarını, yaklaşık 45 dakika süren bu görüşmede, bu önerinin 19. paragrafa konulmasını istediklerini belirtti.

Türkiye'nin ev ödevini yerine getirdiğini, bu yapılmışken kendilerine sunulan metinlerin çok ağır geldiğini bildiren Erdoğan, görüşmelerin bitmesine ilişkin basın açıklamasını hazırlamaları konusunda danışmanlarına talimat verdiğini, saat 14.00'te basın açıklamasını yapıp, yola çıkmayı düşündüklerini anlattı. Erdoğan, şunları kaydetti:

"Geldiler ve 19. paragrafla ilgili görüşmeler yapıldı ve bizi tekrar davet ettiler. Beraberce bir araya geldik, dışişleri bakanımızla birlikte, oturduk konuştuk. Dedik ki 'bu metin eğer böyle olursa biz varız, bu metin böyle olmazsa kusura bakmayın.'

Derogasyanlarla ilgili gerekli yumuşatılma zaten istediğimiz gibi oldu. Daha iyisi olamaz mıydı? İyinin iyisi tabii ki var, ama iyinin düşmanı iyidir. Yani biz burada bir uzlaşma arayışı içindeyiz."

Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın dün kendisini aradığını ve gerçekleştirdikleri 5'li toplantıda, metne son şeklini verdiklerini söylediğini bildirdi.

KIBRIS 22/12/04

 

KIBRIS'ın KADEM'e yaptırdığı büyük kamuoyu araştırması, sonuçlandı:

CTP: %33

UBP: %32.1

DP: %12.1

BDH: %6.8

CTP İLE UBP "AT BAŞI"... KADEM'in, KKTC genelini kapsayacak şekilde, kasım ayında, 6 bin 370 kişiyle yaptığı dev kamuoyu araştırmasına göre, koalisyonun büyük ortağı CTP/BG yüzde 33 oy oranı ile birinci parti konumunda. Ana muhalefet UBP ise yüzde 32.1 oy oranı ile ikinci parti görülüyor. CTP/BG ile UBP arasındaki oy farkı yüzde 1'den de az. Seçimlerden yaklaşık üç ay önce yapılan bu araştırmada, CTP/BG ile UBP "at başı" bir durum sergiliyor. Ahmet Kaşif ve Ünal Üstel'in UBP'ye transferi de bu partiye herhangi bir katkı sağlamadı

TKP VE BKP, BARAJIN ALTINDA... Aralık 2003 seçimlerine BDH çatısı altında giren ancak daha sonraki süreçte bu oluşumdan ayrılan TKP ve BKP'nin, yapılacak seçimde yüzde 5'lik ülke barajının altında kalmaları dikkat çekiyor. KADEM'in araştırmasına göre, mecliste 1'er sandalye ile temsil edilen TKP yüzde 2.9, BKP ise yüzde 0.6 oranında oy alıyor. Meclis dışındaki YBH, KAP, ÖDP, MAP ve KSP'nin de barajın çok altında oldukları görülüyor

DP, OYLARINI KORUYOR... Aralık 2003 seçimlerinde, yüzde 12.92'lik oyla yedi milletvekili çıkaran koalisyonun küçük ortağı DP ise oy oranını koruyor. KADEM'in kasım ayında tamamladığı ankete göre, üçüncü sırada görülen DP'nin oy oranı yüzde 12.1. Başkanlığını Ertuğrul Hasipoğlu'nun yaptığı Adalet ve Barış Partisi (ABP) ile ittifakın da DP'nin oylarına pek bir katkı yapmadığı anlaşılıyor

l BDH DÜŞÜŞTE...14 Aralık 2003 seçimlerinde altı milletvekili kazanmasına rağmen iki milletvekilinin istifasıyla sandalye sayısı dörde düşen ve mecliste grubunu kaybeden BDH da düşüş eğiliminde. Son seçimlerde yüzde 13.20 oranında oy alan BDH'nın oylarının neredeyse yarısını kaybettiği ve oy oranını yüzde 6.8'e düşürdüğü görülüyor. BDH, oylarının büyük çoğunluğunu CTP/BG'ye kaptırırken, TKP'nin payına da yüzde 7.4 düşüyor

 

l 25-25 EŞİTLİKTE DEĞİŞİKLİK YOK: 14 Aralık 2003 seçimlerinde yaşanan eşitlik durumunun bu seçimlerde de yaşanması gündemde. Son seçimlerde çözüm ve statüko yanlısı partilerin çıkardığı milletvekili sayısının 25-25 eşit çıkması, Şubat 2005 seçimlerinde de geçerli olacağa benziyor. CTP/BG'nin milletvekili sayısını 19'dan 20'ye çıkarması, BDH'nın ise sandalye sayısını 6'dan 5'e düşürmesi bekleniyor. UBP ve DP'nin milletvekili sayısında ise bir değişiklik öngörülmüyor. UBP'nin 18, DP'nin ise yedi milletvekili çıkarması tahmin ediliyor

 

 

Ülkemizde 20 Şubat'ta yapılacağı kesinleşen ve yine çözüm ve Avrupa Birliği'ne (AB) endeksli bir sürecin yaşanacağı erken genel seçimler öncesi KIBRIS, bir kez daha kamuoyunun nabzını tuttu. KIBRIS'ın, Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'ne (KADEM) yaptırdığı büyük kamuoyu araştırması tamamlandı.

3-18 Kasım 2004 tarihleri arasında yapılan kamuoyu araştırmasına göre, 20 Şubat'ta yapılacak seçimlerde meclis aritmetiğinde değişiklikler görülüyor. Halen mecliste yedi siyasi parti temsil edilirken, bu sayının dörde düşmesi ve üçünün de barajı geçemeyerek parlamento dışında kalması bekleniyor.

Ayrıca bu seçimde de geçen seçimde olduğu gibi çözüm ve statüko yanlısı partilerin 25-25 eşit çıkacağı öngörülüyor.

KIBRIS'ın KADEM'e yaptırdığı büyük araştırmaya göre, Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG) yüzde 33, Ulusal Birlik Partisi (UBP) yüzde 32.1, Demokrat Parti (DP) yüzde 12.1 ve Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) yüzde 6.8 oranında oy alıyor.

Mecliste birer sandalyesi bulunan Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ve Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) ise yüzde 5'lik ülke barajının altında kalıyor. TKP'ye yüzde 2.9, BKP'ye ise yüzde 0.6'lık oy görünüyor.

KADEM anketi, seçimden bu yana geçen süreçte CTP/BG'nin ortalama yüzde 2 oy, BDH'nın ise neredeyse yarı yarıya oy kaybettiğini gösteriyor. UBP ve DP cephesinde ise pek bir fark yok. Her iki partinin de oylarını koruduğu gözleniyor.

Annan Planı'nın gölgesinde yapılan 14 Aralık 2003 milletvekilliği genel seçimlerinde çözüm ve statüko yanlısı partilerin 25'e 25 eşit sayıda milletvekili çıkarması meclisin kilitlenmesine yol açmış, daha sonra parlamentodan CTP/BG-DP koalisyonu çıkmıştı. Fakat 24 Nisan referandumunun ardından DP'den 2, CTP/BG'den de bir milletvekilinin istifasıyla 26'ya dayalı hükümet parlamentoda azınlığa düşmüştü. Nitekim CTP/BG-DP azınlık hükümeti 2004 bütçesinin meclise sunulacağı ekim ayında istifasını açıklamıştı.

Defalarca yapılan girişimlerin ardından mecliste çoğunluğa dayalı bir hükümetin kurulamayacağının anlaşılması üzerine çalışmaya başlayan anayasal süreç, ülkeyi 20 Şubat'ta erken bir seçime taşıyor.

Halkın 14 ay aradan sonra yeniden sandık başına gideceği kesinleşirken, KIBRIS birkaç ay önce halkın bu konuda ne düşündüğünü öğrenmek amacıyla kolları sıvadı ve KADEM'e büyük bir araştırma yaptırdı.

KADEM'ın kasım ayında tamamladığı bu dev araştırmada tamı tamına 6 bin 370 kişiyle görüşüldü. KADEM'in "ülke sorunları ve siyaset araştırması" adını verdiği bu araştırmada, olası bir seçimde siyasi partilerin ne oranda oy alacakları tespit edildi. KADEM anketörleri bu araştırmasında halka, sandıktan çıkararak meclise gönderdiği milletvekillerini ne oranda başarılı bulduklarını da sordu.

Seçmenin olası bir seçimde hangi partiye oy vereceğini bilimsel verilerle ortaya çıkaran KADEM, ayrıca köy ve mahalle bağlamında en önemli ülke sorunlarını da su yüzüne çıkardı.

Araştırma, KKTC de jure nüfusunu temsil edecek biçimde belirlenmiş 6 bin 370 kişilik örneklem grubuyla yapıldı. Örneklem grubu, KKTC'nin bütün köy ve mahallelerini kapsayacak şekilde oluşturulurken, köy ve mahallelerde yapılan görüşme adedi de bu yerleşim yerlerinin seçmen sayıları dikkate alınarak belirlendi. Kamuoyu araştırması, geçtiğimiz kasım ayı içinde tamamlandı.

Partilerin oy oranları

KADEM, kamuoyu araştırmasında seçmenlere, "Önümüzdeki hafta bir seçim yapılacak olsa hangi partiye oy verirsiniz?" sorusunu yöneltti.

Yüzde 9.7'lik bir oranla kararsızlar dağıtılmadan partilerin alacağı oy oranları şöyle:

"CTP/BG: %33, UBP, %32.1, DP: %12.1, BDH: %6.8, TKP: % 2.9, BKP: %0.6, YBH: %1.1, KAP: % 0.3, ÖDP: %0.1, MAP: %1.2, KSP: %0.1, fikir/cevap yok/kararsız: 9.7."

20 Şubat 2005 seçimlerinden yaklaşık üç ay önce yapılan bu araştırmaya göre, koalisyonun büyük ortağı CTP/BG yüzde 33 oy oranı ile birinci parti konumunda. 14 Aralık 2003 seçimlerinde yüzde 35.18'lik oy oranı ile 19 milletvekili kazanan CTP/BG, geçen süreçte ortalama yüzde 2'lik oy kaybına rağmen yine de yarışı önde götürüyor. CTP/BG'nin bu seçimde milletvekili sayısını bir artırarak 20'ye çıkarması bekleniyor.

Ana muhalefet UBP ise yüzde 32.1 oy oranı ile ikinci parti görülüyor. CTP/BG ile UBP arasındaki oy farkı yüzde 1'den de az. Seçimlerden yaklaşık üç ay önce yapılan bu araştırmada, CTP/BG ile UBP "at başı" bir durum sergiliyor. Aralık seçimlerinde 18 milletvekili kazanan UBP'nin milletvekili sayısında bir değişiklik öngörülmüyor.

Aralık 2003 seçimlerine BDH çatısı altında giren ancak daha sonraki süreçte bu oluşumdan ayrılan TKP ve BKP'nin ise yüzde 5'lik ülke barajının altında kaldıkları dikkat çekiyor. Mecliste birer sandalye ile temsil edilen TKP yüzde 2.9, BKP ise yüzde 0.6 oranında oy alıyor.

Meclis dışındaki Yurtsever Birlik Hareketi (YBH), Kıbrıs Adalet Partisi (KAP), Özgür Düşünce Partisi (ÖDP), Milliyetçi Adalet Partisi (MAP) ve Kıbrıs Sosyalist Partisi(KSP) de barajın çok altında görülüyor.

Aralık seçimlerinde yüzde 12.92 oyla yedi milletvekili çıkaran koalisyonun küçük ortağı DP ise istikrarlı bir durum sergiliyor. KADEM'in kasım ayında tamamladığı ankete göre, üçüncü sırada görülen DP'nin oy oranı yüzde 12.1. Bu durumda DP'nin oylarını koruduğu anlaşılıyor. Yedi milletvekiline sahip DP de yine yedi milletvekili çıkaracağa benziyor.

Aralık seçimlerinde altı milletvekili kazanan BDH'nın ise sandalye sayısını beşe düşüreceği öngörülüyor

14 Aralık 2003 seçimlerinde altı milletvekili kazanmasına rağmen iki milletvekilinin istifasıyla sandalye sayısı dörde düşen ve mecliste grubunu kaybeden BDH da düşüş eğiliminde. Son seçimlerde yüzde 13.20 oranında oy alan BDH'nın oylarının neredeyse yarısını kaybettiği ve yüzde 6.8 oranında oy alacağı tahmin ediliyor. BDH'nın milletvekili sayısını da altıdan beşe düşürmesi bekleniyor.

Analiz

KADEM araştırmasına göre, olası bir seçimde barajın altında görülen TKP, BKP, YBH ve KSP'nin seçim ittifakı yapması halinde yüzde 5'lik ülke barajını zorlayabileceği anlaşılıyor.

Çözüm yanlısı bu partilerin olası bir seçim ittifakında yüzde 4.7'lik toplam oy oranı ile ülke barajına yaklaşabileceği görülüyor.

Öte yandan başkanlığını Ertuğrul Hasipoğlu'nun yaptığı Adalet ve Barış Partisi (ABP) ile ittifakın da DP'nin oylarına pek bir katkı yapmadığı gözleniyor.

Aynı şekilde kısa süre önce UBP saflarına katılan Ahmet Kaşif ve Ünal Üstel'in de bu partiye fazladan bir oy sağlamadığı dikkat çekiyor.

Olası bir seçimde birinci parti konumunda görülen CTP/BG'nin İskele'de UBP'den bir milletvekili, UBP'nin de Lefkoşa'da BDH'dan bir milletvekili alması bekleniyor.

Yine KADEM anketinde parti bağımlılığı faktörü de araştırıldı. Buna göre parti bağımlılığı en yüksek olan partinin UBP olduğu dikkat çekiyor, bunu CTP/BG izliyor.

İlçelere göre dağılım

KADEM'in yaptığı kamuoyu araştırmasına göre, İskele hariç diğer 4 ilçede CTP/BG birinci parti durumunda. İskele'de ise birinci UBP.

Oyların ilçelere göre dağılımı incelendiğinde, en büyük kararsız kitlenin Lefkoşa'da olduğu görülüyor. Kararsızlarda Lefkoşa ilçesi yüzde 11.4 ile ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 10.1 ile Mağusa, yüzde 8.6 ile Girne, yüzde 7.9 ile Güzelyurt ve yüzde 7.8 ile İskele izliyor.

Oyların ilçelere göre dağılımında CTP/BG Lefkoşa'dan yüzde 33.3, Mağusa'dan yüzde 34.3, Girne'den yüzde 31.9, Güzelyurt'tan yüzde 36.8 ve İskele'den de yüzde 25.2 oy alıyor. CTP/BG ilçelere göre en yüksek oy oranına yüzde 36.8 ile Güzelyurt'ta ulaşıyor.

UBP ise en yüksek oyu yüzde 40.6 ile İskele'de alıyor. DP de en yüksek oyu yüzde 17.5 ile İskele'de görüyor.

BDH cephesinde ise en yüksek oy oranına Güzelyurt'ta rastlanıyor. Güzelyurt'ta yüzde 9.9 oy alan BDH, Girne'de yüzde 8.5, Lefkoşa'da yüzde 8, Mağusa'da yüzde 4.1 ve İskele'de yüzde 2.5 oy alıyor.

Partilerin milletvekili sayısı

Kamuoyu araştırmasına göre partilerin ilçelere göre çıkarması beklenen milletvekili sayısı şöyle:

"Lefkoşa: CTP/BG 6, UBP 6, DP 2, BDH 2, toplam 16

Mağusa: CTP/BG 5, UBP 5, DP 2, BDH 1, toplam 13

Girne: CTP/BG 4, UBP 3, DP 1, BDH 1, toplam 9

Güzelyurt: CTP/BG 3, UBP 2, DP 1, BDH 1, toplam 7

İskele: CTP/BG 2, UBP 2, DP 1, BDH - , toplam 5"

UBP'nin Lefkoşa'da BDH'dan bir milletvekili alarak sandalye sayısını beşten altıya yükseltmesi beklenirken, CTP/BG'nin de İskele'de UBP'den alacağı bir milletvekili ile koltuk sayısını birden ikiye çıkaracağı tahmin ediliyor.

Parti bağımlılığı

14 Aralık 2003'te yapılan milletvekilliği genel seçimlerine göre halkın tercihinin nasıl şekillendiği incelendiğinde oldukça ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.

KADEM araştırmasında, en yüksek parti bağımlılığının UBP'de olduğu görülüyor, bunu CTP/BG izliyor.

Bir başka deyişle 2003 seçimlerinde UBP'ye oy verenlerin yüzde 88'i olası bir seçimde yine UBP'ye oy vereceğini söylerken, bu oran CTP/BG'de yüzde 82.6'ya isabet ediyor.

Son seçimlerde DP'ye oy verdiğini söyleyen seçmenlerin yüzde 71.3'ü olası bir seçimde "oyum yine DP'nin" derken, bu oran BDH'da yüzde 53.8'e iniyor.

Oylar nereye kayacak?

Parti tercihleri incelendiğinde 14 Aralık 2003 seçimlerinden bu yana parti oylarında değişiklikler olduğu ve tercihlerin yeniden şekillendiği görülüyor.

CTP/BG'nin oylarına bakıldığında, 2003 seçimlerinde bu partiye oy verenlerin yüzde 82.6'sının tercihinde bir değişiklik yok, yüzde 82.6'lık bir kitle "oyum yine CTP/BG'nindir" diyor. Ancak 2003 seçimlerinde CTP/BG'ye oy verdiğini söyleyen yüzde 7.6'lık bir kesim bu seçimde tercihini UBP'den yana kullanacağını söylüyor. CTP/BG'nin DP'ye kayan oy oranı yüzde 3.4, BDH'ya giden oy oranı yüzde 2, TKP'ye yansıyan oy oranı da yüzde 2.3.

UBP, "parti bağımlılığının" en yüksek olduğu parti olarak karşımıza çıksa da UBP oylarında da kaymalar var.

Buna göre, 2003 seçimlerinde UBP'ye oy verenlerin yüzde 88'i bu seçimlerde de tercihini UBP'den yana koyacak. Ancak UBP'nin olası bir seçimde yüzde 7.1'lik oyunu CTP/BG'ye kaptıracağı görülüyor. Yine UBP oylarından yüzde 3.3'lük bir oran DP'ye, yüzde 0.4'lük bir oran BDH'ya, yüzde 0.2'lik bir oran da TKP'ye kayıyor.

DP de oylarının yüzde 11.4'ünü CTP/BG'ye, yüzde 11.9'unu UBP'ye, yüzde 0.8'ini BDH'ya ve yüzde 3.1'ini de TKP'ye kaptırıyor DP'de yüzde 71.3'lük bir kesim ise yine DP'yi adres gösteriyor.

En ilginç durumsa BDH'da gözleniyor. 2003 seçimlerinde BDH'ya oy verenlerin önemli bir kısmı, bu seçimde başka partileri tercih edeceğini söyledi. BDH oylarının büyük bir bölümü CTP/BG'ye kayarken, TKP'ye gidecek oy oranı da yüzde 7.4'e isabet ediyor.

"Bu seçimde oyumu yine BDH'ya vereceğim" diyenlerin oranı yüzde 53.8 iken, yüzde 23'lük bir kesim CTP/BG'ye, yüzde 4.5'lik bir kesim UBP'ye, yüzde 4.4'lük bir kesim de DP'ye oy vereceğini bildirdi.

Aralık seçimlerinde Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi'ne (ÇABP) oy verenlerin bu seçimde tercihlerini hangi partiden yana yapacağı incelendiğinde ise, ÇABP oylarının büyük çoğunluğunun CTB/BG'ye gideceği görülüyor.

2003 seçimlerinde ÇABP'a oy verenlerin yüzde 29.7'si CTP/BG'ye oy vereceğini söylerken, yüzde 22.9'u da TKP'yi adres gösteriyor. ÇABP'tan UBP'ye gidecek oy oranı yüzde 11.9 olurken, DP hanesine kaydedilecek oy oranının da yüzde 16.9 olduğu gözleniyor.

Yarın: Meclisteki milletvekilleri ne kadar başarılı?... Hangi kesim ne düşünüyor?...

Tablo 1:

Partilerin oy oranları

Parti Oy(%)

CTP/BG 33

UBP 32.1

DP 12.1

BDH 6.8

TKP 2.9

BKP 0.6

YBH 1.1

KAP 0.3

ÖDP 0.1

MAP 1.2

KSP 0.1

Fikir/cevap yok/kararsız 9.7

 

 

Tablo 2:

İlçelere göre partilerin oy oranları

Parti Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele Genel

CTP/BG 33.3 34.3 31.9 36.8 25.2 33

UBP 29.8 34.1 30.4 29.5 40.6 32.1

DP 11.6 12.9 10.8 9.9 17.5 12.1

BDH 8 4.1 8.5 9.9 2.5 6.8

TKP 3.3 1.3 4.6 3.7 1.9 2.9

Diğer 2.7 3.2 5.1 2.3 4.5 3.4

Fikir/cevap yok/kararsız 11.4 10.1 8.6 7.9 7.8 9.6

 

 

Tablo 3:

Partilerin çıkaracağı milletvekili sayısı

İlçe CTP/BG UBP DP BDH toplam

Lefkoşa 6 6 2 2 16

Mağusa 5 5 2 1 13

Girne 4 3 1 1 9

Güzelyurt 3 2 1 1 7

İskele 2 2 1 - 5

Toplam: 20 18 7 5 50

 

 

 

Tablo 4:

Aralık 2003 seçimlerine göre olası bir seçimde parti tercihleri

Parti CTP/BG UBP DP BDH TKP

CTP/BG 82.6 7.6 3.4 2 2.3

UBP 7.1 88 3.3 0.4 0.2

DP 11.4 11.9 71.3 0.8 3.1

BDH 23 4.5 4.4 53.8 7.4

MBP 8.9 20.4 14.6 1.9 8.3

ÇABP 29.7 11.9 16.9 11 22.9

 KIBRIS 22/12/04

Erdoğan’dan tanıtma için iki ayrı senaryo!

TC Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs’ta ikinci bir süreç başladığını belirterek, “Bu süreç, ya iki ayrı devlet olacaktır, veya Annan Planı’nda ifade edildiği gibi Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti” dedi.

Erdoğan, CNN Türk’te yayınlanan “Manşet” programına katılarak, Mehmet Ali Birand’ın sorularını yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, “3 Ekim’e kadar ‘Ben protokolü genişleteceğim, Gümrük Birliği’ni Kıbrıs’ı da içine alacak şekilde genişleteceğim’ diyorsunuz, ortada bir ‘müzakere edeceğim’ lafı var. Biz kimle müzakere edeceğiz?” sorusunu, “Genişletmek diye birşey yok. Burada, zaten Türkiye’nin Avrupa Komisyonu ile bu konuyu görüşmesi var” diye yanıtladı.

“Rumlarla görüşmeyecek misiniz?” sorusu üzerine Erdoğan, “Hayır. AB Komisyonu ile görüşme var” dedi. AB Komisyonu ile bu konuda ne görüşüleceği sorusunu Erdoğan, şöyle cevaplandırdı:

“19. paragraf diyoruz ya, bu paragrafın gereği olarak Ankara Anlaşması’nın gerekleri görüşülecek. Bu anlaşmanın gereği üzerinde Türkiye’ye düşen edim nedir, bu görüşülecek. Burada birçok maddeler var. Bunları enine boyuna konuşacak, burada karşılıklı olarak Komisyon ile bir mutabakata varacağız. Bu esnada Güney Kıbrıs ile Komisyon bazı şeyleri muhakkak görüşecektir.”

“Gümrük Birliği, Güney Kıbrıs’a geçtiği gibi KKTC’ye de geçecek mi?” sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

“Kuzey Kıbrıs’ın Gümrük Birliği’yle ilgili durumu Güney’e göre farklı, bir defa ne Gümrük Birliği’nin üyesi ne AB üyesi. Bu tabi bir süreç alacak. 24 Nisan’da, referandumdan, her iki tarafta da ‘evet’ çıkmış olsaydı, bu süreç tamamen bitmiş olacaktı, olmadı. Şimdi ise bir ikinci süreç başlıyor orada. Yani Güney’in ve Kuzey’in, yeniden yapılacak bir barış süreci için atacakları adımdır.”

“Siz, yeni bir çözüm süreci mi başlatıyorsunuz?” sorusuna Erdoğan, “Başlayabilir. Bu süreç, ya iki ayrı devlet olacaktır veyahut da Annan Planı’nda ifade edildiği gibi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacaktır” yanıtını verdi.

“ANNAN PLANI ŞU ANDA ORTADA DEĞİL”

“Annan Planı ortada mı hala?” sorusunu Erdoğan, “Annan Planı şu anda ortada değil. Annan Planı’na zaten Güney’in muhalefeti var. Annan Planı’na, Kuzey Kıbrıs veya Güney Kıbrıs veya bizler; Yunanistan, Türkiye, İngiltere, ‘bitti’ demiyoruz. Annan Planı’nın içinde zaten bu teyit edilmiş. Annan Planı’nın içinde, ‘eğer 24 Nisan’da plan her iki tarafça da (evet) ile oylanmazsa, gündemden düşeceği’ var. Dolayısıyla düşmüştür” diye yanıtladı.

“Plan geri gelebilir mi? Biz gelmesini istiyor muyuz?” sorusu üzerine Erdoğan, “Yeniden barış sürecinin başlatılabilmesini için böyle bir şeyin olmasında fayda mülahaza ederiz” dedi.

Birleşmiş Milletler’i devreye sokmak istiyor musunuz?” sorusu üzerine Erdoğan, “İsteriz. Bu konuda zaten görev Birleşmiş Milletler’in” diye konuştu. Erdoğan, “Siz, Annan’a bir istekte bulundunuz mu?” sorusuna, “Soyunma odasında olanların hepsi konuşulmaz. Şimdi siz mutfağa girmeye çalışıyorsunuz” karşılığını verdi. “Kıbrıs’ın çözümünde geç kalındı mı?” sorusu üzerine Erdoğan, “Geç veya erken, ben şunu biliyorum. Gönül arzu ederdi ki bunlar bu günlere kalmamış olsaydı” dedi. Başbakan Erdoğan, “Dezavantaj mı oldu?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Bunu söylemek de siyaseten yanlıştır. ‘Oldu’ da demiyorum, ‘olmadı’ da demiyorum. Bunların hepsi müzakerelerle karşılıklı olarak çözeceğimiz konular. Burada biz yine ‘kazan kazan’ anlayışını oturtmamız lazım. Bu anlayışa göre, bunu çözmemiz lazım. Türkiye olarak veya Kuzey Kıbrıs olarak ‘büyük avantalar aldık, veya güney Kıbrıs veya Yunanistan bunu başardı’, bu havaya girmememiz lazım. Adil, kalıcı bir çözümü müşterek bulmak lazım. Yoksa bu Ada barış adası olmaktan çıkacak, yazık olacak.”

“Ne zaman düğmeye basılacak” sorusu üzerine Erdoğan, “2005’in içinde. Şu anda Kıbrıs’ta seçimler var, arkasından Güney Kıbrıs’ta seçimler yapılacak. O seçimlerin durumu da önemli. Biz illa seçimlerin bitmesini beklemeyiz. Fakat biz herşeyden önce AB Komisyonu ile 2005 yılının başından itibaren görüşmeleri başlatacağız” dedi. Erdoğan, “Müzakereler başlamadan önce bunun çözümünü mü istiyorsunuz?” sorusunu, “Tabi, bir yol haritası olacak. O yol haritasına göre bunu sürdüreceğiz” diye yanıtladı. Başbakan Erdoğan, “Brüksel’e giderken, Galatasaray-Fenerbahçe maçının sonucu sizi etkiledi mi, moralinizi bozdu mu?” sorusuna ise “O işin pişkinliği içerisindeyim. Futbol 3 neticelidir; galibiyet, mağlubiyet, beraberlik. Türkiye’nin Başbakanı olduğum için bütün futbol takımı seyircilerine ve sevdalılarına aynı mesafedeyim” karşılığını verdi.

 “TANINMA DEĞİL”

AB liderlerinin, 19. paragrafın bir “tanıma” olmadığını dünya medyası önünde söylediklerini belirten Erdoğan, “Ama onlar ısrarla hala ‘tanımadır’ diyorlar. Kaldı ki eninde sonunda bu yine Türkiye’nin vereceği bir kararla alakalı konudur. Mesela, Güney Kıbrıs’taki medya ciddi manada rahatsız. Onların rahatsızlığı bizim mutluluğumuzdur diye söylemiyorum. Burada, biz galip geldik, onlar mağlup oldu, böyle bir muzaffer komutan edası içerisinde değiliz” dedi.

“Niye öyle karşılandınız o zaman?” sorusu üzerine Erdoğan, “Halkımızın böyle bir bayram sevinci olabilir, halkın böyle bir talebini geri mi çevireceğiz. 41 yılın bir beklentisi vardı” diye konuştu.

HALKIN SESI  22/12/04

En kısa sürede çözüm

Güney’de yayınlanan Politis ve diğer gazeteler, Rum Meclisi Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’ın önceki gün yapmış olduğu açıklamalarda, Kıbrıs sorununun, mümkün olan en kısa sürede ancak baskı altında olmaksızın, Annan Planı temelinde göstermelik değil özlü değişiklikler yapılarak çözülmesi gerektiğini” ifade ettiğini yazdı.

Habere göre Hristofyas önceki gün bir radyo kanalına yaptığı açıklamada, “Kıbrıs sorununun en kısa sürede çözülmesi, ancak bu çözümün ekspres çözüm olmaması gerektiğini” vurgulayarak, bu çerçevede, “Kıbrıs Türk tarafıyla temasların yoğunlaştırılması ve istedikleri şeyleri başarmaları için sağlam bir iç cephe oluşturulmasının gerektiğini” söyledi.

Hristofyas, “Çözüm için temelin Annan Planı olduğunun kesin olduğunu, ancak Annan Planı’nın göstermelik değişikliklerle değil, Kıbrıs Rum tarafının endişelerinin dikkate alınmasıyla kabul edilebileceğini” belirtti.

HAKEMLİĞİ KABUL ETMEYECEKLER

Gazete, Hristofyas’ın, “boğucu takvimlerin baskısı altında bulunmayı ve hakemliği yeniden kabul etmeyeceklerini” belirterek, “3 Ekim tarihini başlangıç işareti olarak görenlerle hemfikir olmadığını ifade ettiğini” yazdı.

Hristofyas, “Biz mümkün olan en kısa sürede girişimlerin üstlenilmesinden ve bir çözümden yanayız. Ancak yine ‘3 Ekim’de evet ya da hayır demeliyiz yoksa taksime gideriz’ nakaratlarını tekrarlamaya başlamayalım. Bunu söylemekten üzüntü duyuyorum, ancak bunlar yabancıların oyunlarıdır ve kendilerine ortak da bulmuşlardır” dedi

HALKIN SESI  22/12/04

BM’den Kıbrıs’a yeni arabulucu’

 

Güney Kıbrıs’ta Annan planının yeniden müzakere masasına geleceği yönünde tartışmalar hızlanırken, Rum gazeteleri, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, Yardımcısı Kieran Prendercast’a arabuluculuk görevi verdiğini yazdı.

Annan planı konusundaki tartışmalar, bugün yapılacak Rum Ulusal Konseyi toplantısında da gündeme gelecek.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, “herkesin Kıbrıs konusundabir hareketlilik görmek istemesinin doğal olduğunu” belirterek, Kıbrıs konusundaki gelişmelerin KKTC’deki seçimlerden sonra bekleneceğini kaydetti.
Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis ise “Annan planının bir referandumda olduğu şekliyle tekrar Rum vatandaşlarının önüne gelmesinin mümkün olmadığını” söyledi. Hrisostomidis, “taraflar arasında üzerinde mutabık kalınacak bir plan olması ve ondan sonra bu planın referanduma götürülmesini arzuladıklarını” belirtti.
Hrisostomidis, bir başka soruya karşılıksa girişim üstlenilmesinin Papadopulos’u ilgilendiren bir mesele olduğunu ve bu konunun, yarınki Ulusal Konsey toplantısında tartışılacağını söyledi.
       
YAKOVU: 3’ÜNCÜ ANNAN PLANI DAHA İYİ
Bu arada, dün özel bir Rum radyo kanalına konuşan Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, “Tekrar müzakerelere başlamaya hazırız. Fakat Annan planının son versiyonuyla değil” dedi. Yakovu, “asker ve güvenlik konularında daha iyi maddeler içeren 3’üncü Annan planının daha iyi plan olduğunu” savundu ve onun tartışılmasını istedi.
Buna karşın aynı programa katılan Rum ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis “5’inci Annan planını reddedip daha önceki versiyonlarına dönmek ilk kez görülmüş bir şeydir” dedi.
       
‘YAKIN GELECEKTE ÇÖZÜM GÖRÜLMÜYOR’
Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas ise,”Kıbrıs Rum tarafının elindeki bilgilere göre yakın gelecekte kabul edilebilecek bir çözüm ufukta görülmüyor” diye konuştu.
Mavronikolas, “Bu ülke siyasi liderliğinin en azından şimdiye kadar önümüze sunulan planlar üzerinde tartışmadan, özlü değişiklikler gerçekleştirmeden bir çözümü kabul etmesi mümkün değildir” dedi ve “24 Nisan 2004’teki Rum halkının mesajının bu olduğunu” söyledi. (ntvmsnbc)

YENIDUZEN 22/12/04



AKEL ‘çözümü’ anımsadı!..

 

 “Müzakerelerin yeniden başlaması için zeminin daha iyi hazırlanması uğraşılarında, Annan planında değişiklik gereksinimine anlayış göstermeleri amacıyla Kıbrıslıtürk siyasi güçlerle temaslar yoğunlaştırılmalıdır.”


 

Çözümü istemede 3 Ekim 2005 tarihi Türkiye için hareketlendirici bir sınır çizgisidir


Rum Meclisi Başkanı ve AKEL partisi Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, ''Çözüm için temelin Annan planı olduğunun kesin olduğunu, ancak Annan planının göstermelik değişikliklerle değil, Kıbrıs Rum tarafının endişelerinin dikkate alınmasıyla kabul edilebileceğini'' söyledi.
AKEL Merkez Komitesi Polit Büro tarafından dün yapılan açıklamayı, tam tercüme olarak YeniDÜZEN okurlarına sunuyoruz.

AKEL M. K. Polit Bürosu bugün (dün) gerçekleştirdiği toplantısında Brüksel Avrupa Konseyi zirve sonuçlarını değerlendirdi ve aşağıdaki sonuçlara vardı:

Cumhurbaşkanı Brüksel’de Kıbrıs’ın tezlerini kararlı fakat aynı zamanda sorumluluk duygusu ile savunarak çetin bir mücadele verdi. Brüksel sonuçları, Cumhurbaşkanı’nın ve hükümetin, meclis başkanının ve siyasi liderliğin Kıbrıs’ın tezlerini ileri götürmek amacıyla aylardan beridir vermekte oldukları sistemli uğraşıların sonucu elde edilmiştir.

AKEL M. K. Polit Bürosu, Brüksel  Avrupa Konsey  sonuçlarının ileri doğru bir adım olduğu değerlendirmesi yapar. Tabi ki daha ileri olgular hedeflenmişti. Fakat somut koşullar içerisinde, Avrupa Birliği’ndeki koşullar ve yeni dünya düzeni çerçevesinde var olan dünyamız koşulları  da dikkate alındığında, Kıbrıs mümkün olanı başarmıştır. Türkiye başbakanı, İngiltere ve Avrupa Birliği dışındaki faktörlerin baskısı sonrası Avrupa Konseyi’nin değişen ve çok daha tatmin edici olan baştaki tavrını değiştirmesi bu şekilde açıklanır. AKEL’in çıkarların ve  farklı niyetlerin hakim olduğu dünyamızda çok anlaşılır olgular için dahi mücadele vermemiz gerektiği yönündeki tezi bir kez daha doğrulanmıştır.

AKEL çeşitli Avrupa ülkelerinin ve özellikle de Yunanistan’ın Kıbrıs’a verdiği desteğe değer verir.

AKEL M. K. Polit Bürosu yakın gelecekte dikkatimizi aşağıdaki konular üzerinde yoğunlaştırmamız gerektiğine inanır.

i. Türkiye’nin aldığı yükümlülükleri pratikte yerine getirmesi için kollektif olarak çalışmamız gerekmektedir

ii. Müzakerelerin yeniden başlaması için zeminin daha iyi hazırlanması uğraşılarında, Annan planında değişiklik gereksinimine anlayış göstermeleri amacıyla Kıbrıslıtürk siyasi güçlerle temaslar yoğunlaştırılmalıdır.

iii. Koşullar iç cephede birliğin en  mümkün olan derecede gerçekleşmesini dayatıyor ve AKEL bu yönde çalışmaya devam edecektir.

iv. Kıbrıs sorununa olası en kısa sürede yaşayabilir ve işler bir çözüm bulunması acil ve öncelikli hedef olarak varlığını koruyor ve daha da artan bir uğraşı ile bu yönde çalışmaya devam etmeliyiz.  Kıbrıs hükümeti ve K/R tarafı hem uluslararası faktöre hem de K/T vatandaşlarımıza sürekli olarak bu mesajı vermelidir.

v. Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk tüm halkımızın Kıbrıs sorununun çözümüne    hiçbir kimsenin olmadığı kadar  ihtiyacı vardır. Üzerinde anlaşmaya varılan, yaşayabilir ve işler bir çözümü hedefleyen  özlü müzakerelerin başlaması için her tür girişimi destekliyoruz. Çözümün temelini, müzakereler aracılığı ile Kıbrısrum tarafına sorunun çözümü olarak kabul olanağı verecek değişikliklerin yapılması gereken Annan planı olmaya devam etmektedir. Hedefimizin, ne planının felsefesini değiştirmek ne de Kıbrıstürk toplumunun haklarını ortandan kaldırmak olmadığını fakat tüm Kıbrıs halkının çıkarına hizmet etmek olduğunu tekrarlıyoruz.

vi. Çözümü istemede 3 Ekim 2005 tarihi Türkiye için hareketlendirici bir sınır çizgisidir. Bu yılki acı veren deneyimi de dikkate alarak zaman sınırlı takvimler ve hakemlik tehditleri ile olumlu bir sonuca ulaşamayacakları hem Ankara hem de uluslararası topluluk için net olmalıdır. Özel olarak Türkiye’nin ya da Kıbrıs halkının çıkarına karşı herhangi bir başkasının değil her şeyden önce bütünde Kıbrıs halkının çıkarına bir çözüme ihtiyaç olduğunu uluslararası faktör, anlamalıdır. (YD)


YENIDUZEN 22/12/04

 

Talat: 3 ekime kadar çözüm

 

Talat "3 ekime kadar çözüm bulunabilirse iyi olur. Papadopulos'u yerinden kaldırmak için harekete geçmeliyiz. Teknik dahi olsa, protokolü imzalamamızın siyasi sonuçları olacaktır"

 

Başbakan Mehmet Ali Talat, CNN Türk’te yayınlanan ve Mehmet Ali Birand’ın sunduğuı MANŞET programında, 3 Ekim’e kadar Kıbrıs sorununun çözümünün önemine işaret etti, “Papadopulos'u yerinden kaldırmak için harekete geçmeliyiz” dedi.

İngiltere'nin eski Kıbrıs özel temsilcisi Lord David Hannay ve Başbakan, CTP-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, MANŞETt programında Mehmet Ali Birand'ın sorularını cevapladı.
Hannay, "Türkiye kendine Kıbrıs'ta çözüm için 3 ekim tarihini yeni bir hedef gibi saptamamalıdır. Zaten AB'nin de böyle bir talebi yok. Protokolü imzalamak teknik bir iştir ve kesinlikle Rumların tanınması anlamına gelmiz, protokolü imzalayın, müzakerelere başlayın. Çözümü müzakere sırasında devreye sokun" dedi.
Gümrük birliğinin Türkiye'ninin şu ana kadar kabul ettiği yükümlülüklerden farklı bir unsur içermediğini söyleyen Hannay, durumun Türkiye'nin daha önce sergilediği tavırdan farklı olmadığını söyledi.

"Rum vetosu ciddi bir tehdit değil"

İngiltere'nin eski Kıbrıs özel Temsilcisi, “Rum vetosu onların söylediği kadar ciddi bir tehdit değil. Çok profesyonel bir iş olacaktır. Her konuda Rum vetosu mümkün değil. Komisyon böyle bir tutumu geçerli saymaz” dedi.

Talat: "3 ekime kadar çözüm bulunursa daha iyi olur"

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat "Hannay haklı. Ancak 3 ekime kadar çözüm bulunabilirse daha iyi olur. Papadopulos'u yerinden kaldırmak için harekete geçmeliyiz. Teknik dahi olsa, protokolü imzalamamızın siyasi sonuçları olacaktır" diye konuştu. (cnnturk)

YENIDUZEN 22/12/04

“Kıbrıs’ta yeni süreç”

 

 “Bu süreç, ya iki ayrı devlet olacaktır, veya Annan Planı’nda ifade edildiği gibi Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti”

 

 “Kuzey Kıbrıs’ın Gümrük Birliği’yle ilgili durumu Güney’e göre farklı, bir defa ne Gümrük Birliği’nin üyesi ne AB üyesi. Bu tabi bir süreç alacak. 24 Nisan’da, referandumdan, her iki tarafta da ‘evet’ çıkmış olsaydı, bu süreç tamamen bitmiş olacaktı, olmadı. Şimdi ise bir ikinci süreç başlıyor orada. Yani Güney’in ve Kuzey’in, yeniden yapılacak bir barış süreci için atacakları adımdır.”

 

 “Annan Planı geri gelebilir mi? Biz gelmesini istiyor muyuz?” sorusu üzerine Erdoğan, “Yeniden barış sürecinin başlatılabilmesini için böyle bir şeyin olmasında fayda mülahaza ederiz” dedi.

 

TC Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs’ta ikinci bir süreç başladığını belirterek, “Bu süreç, ya iki ayrı devlet olacaktır, veya Annan Planı’nda ifade edildiği gibi Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti” dedi.

Erdoğan, CNN Türk’te yayınlanan “Manşet” programına katılarak, Mehmet Ali Birand’ın sorularını yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, “3 Ekim’e kadar ‘Ben protokolü genişleteceğim, Gümrük Birliği’ni Kıbrıs’ı da içine alacak şekilde genişleteceğim’ diyorsunuz, ortada bir ‘müzakere edeceğim’ lafı var. Biz kimle müzakere edeceğiz?” sorusunu, “Genişletmek diye birşey yok. Burada, zaten Türkiye’nin Avrupa Komisyonu ile bu konuyu görüşmesi var” diye yanıtladı.

“Rumlarla görüşmeyecek misiniz?” sorusu üzerine Erdoğan, “Hayır. AB Komisyonu ile görüşme var” dedi. AB Komisyonu ile bu konuda ne görüşüleceği sorusunu Erdoğan, şöyle cevaplandırdı:

“19. paragraf diyoruz ya, bu paragrafın gereği olarak Ankara Anlaşması’nın gerekleri görüşülecek. Bu anlaşmanın gereği üzerinde Türkiye’ye düşen edim nedir, bu görüşülecek. Burada birçok maddeler var. Bunları enine boyuna konuşacak, burada karşılıklı olarak Komisyon ile bir mutabakata varacağız. Bu esnada Güney Kıbrıs ile Komisyon bazı şeyleri muhakkak görüşecektir.”

“Gümrük Birliği, Güney Kıbrıs’a geçtiği gibi kuzey Kıbrıs da geçecek mi?” sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:

“Kuzey Kıbrıs’ın Gümrük Birliği’yle ilgili durumu Güney’e göre farklı, bir defa ne Gümrük Birliği’nin üyesi ne AB üyesi. Bu tabi bir süreç alacak. 24 Nisan’da, referandumdan, her iki tarafta da ‘evet’ çıkmış olsaydı, bu süreç tamamen bitmiş olacaktı, olmadı. Şimdi ise bir ikinci süreç başlıyor orada. Yani Güney’in ve Kuzey’in, yeniden yapılacak bir barış süreci için atacakları adımdır.”

“Siz, yeni bir çözüm süreci mi başlatıyorsunuz?” sorusuna Erdoğan, “Başlayabilir. Bu süreç, ya iki ayrı devlet olacaktır veyahut da Annan Planı’nda ifade edildiği gibi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olacaktır” yanıtını verdi.

 

“Annan Planı’nın gelmesinde fayda var”

“Annan Planı ortada mı hala?” sorusunu Erdoğan, “Annan Planı şu anda ortada değil. Annan Planı’na zaten Güney’in muhalefeti var. Annan Planı’na, Kuzey Kıbrıs veya Güney Kıbrıs veya bizler; Yunanistan, Türkiye, İngiltere, ‘bitti’ demiyoruz. Annan Planı’nın içinde zaten bu teyit edilmiş. Annan Planı’nın içinde, ‘eğer 24 Nisan’da plan her iki tarafça da (evet) ile oylanmazsa, gündemden düşeceği’ var. Dolayısıyla düşmüştür” diye yanıtladı.

“Annan Planı geri gelebilir mi? Biz gelmesini istiyor muyuz?” sorusu üzerine Erdoğan, “Yeniden barış sürecinin başlatılabilmesini için böyle bir şeyin olmasında fayda mülahaza ederiz” dedi.

Birleşmiş Milletler’i devreye sokmak istiyor musunuz?” sorusu üzerine Erdoğan, “İsteriz. Bu konuda zaten görev Birleşmiş Milletler’in” diye konuştu. Erdoğan, “Siz, Annan’a bir istekte bulundunuz mu?” sorusuna, “Soyunma odasında olanların hepsi konuşulmaz. Şimdi siz mutfağa girmeye çalışıyorsunuz” karşılığını verdi. “Kıbrıs’ın çözümünde geç kalındı mı?” sorusu üzerine Erdoğan, “Geç veya erken, ben şunu biliyorum. Gönül arzu ederdi ki bunlar bu günlere kalmamış olsaydı” dedi. Başbakan Erdoğan, “Dezavantaj mı oldu?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Bunu söylemek de siyaseten yanlıştır. ‘Oldu’ da demiyorum, ‘olmadı’ da demiyorum. Bunların hepsi müzakerelerle karşılıklı olarak çözeceğimiz konular. Burada biz yine ‘kazan kazan’ anlayışını oturtmamız lazım. Bu anlayışa göre, bunu çözmemiz lazım. Türkiye olarak veya Kuzey Kıbrıs olarak ‘büyük avantalar aldık, veya güney Kıbrıs veya Yunanistan bunu başardı’, bu havaya girmememiz lazım. Adil, kalıcı bir çözümü müşterek bulmak lazım. Yoksa bu Ada barış adası olmaktan çıkacak, yazık olacak.”

 

Ne zaman düğmeye basılacak?

“Ne zaman düğmeye basılacak” sorusu üzerine Erdoğan, “2005’in içinde. Şu anda Kıbrıs’ta seçimler var, arkasından Güney Kıbrıs’ta seçimler yapılacak. O seçimlerin durumu da önemli. Biz illa seçimlerin bitmesini beklemeyiz. Fakat biz herşeyden önce AB Komisyonu ile 2005 yılının başından itibaren görüşmeleri başlatacağız” dedi. Erdoğan, “Müzakereler başlamadan önce bunun çözümünü mü istiyorsunuz?” sorusunu, “Tabi, bir yol haritası olacak. O yol haritasına göre bunu sürdüreceğiz” diye yanıtladı. Başbakan Erdoğan, “Brüksel’e giderken, Galatasaray-Fenerbahçe maçının sonucu sizi etkiledi mi, moralinizi bozdu mu?” sorusuna ise “O işin pişkinliği içerisindeyim. Futbol 3 neticelidir; galibiyet, mağlubiyet, beraberlik. Türkiye’nin Başbakanı olduğum için bütün futbol takımı seyircilerine ve sevdalılarına aynı mesafedeyim” karşılığını verdi. (AA)

YENIDUZEN 22/12/04

 

Papadopulos’tan veto tehdidi

 

Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos, 3 Ekim 2005’e kadar Ankara protokolünü imzalamaması halinde, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik müzakerelerine başlamasını veto edebileceğini söyledi.

 

NTV-MSNBC VE AJANSLAR

23 Aralık 2004—  Rum gazetelerinin haberine göre, Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin takvim ve hakemliği de kabul etmiyor.

 Rum lider Papadopulos, “Türkiye’nin taahhütlerini yerine getirmemesi halinde, 3 Ekim 2005’te başlaması öngörülen müzakereleri veto etme hakkımızı saklı tuttuğumuzu Avrupa Birliği liderlerine ilettim” dedi.
       Rum lider, Kıbrıs sorununu çözümü için müzakerelerin başlaması halinde bu toplantılara katılıp katılmayacağına ilişkin net bir şey söylemedi. “Bu soruyu cevaplamak için çok erken, belirlenecek gündeme, sürece, çerçeveye bağlı herşey” dedi.
       
PAPADOPULOS’TAN 4 ‘HAYIR’
       Ancak Tasos Papadopulos, Nisan’daki referendumda reddedilen Annan Planı’nı görüşmeyeceklerini vurguladı ve “O plan bir daha halkımız önüne getirilmeyecek” dedi.
       Rum gazetelerine göre, Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un, dün yapılan Rum Ulusal Konseyi toplantısında, Kıbrıs müzakerelerine ilişkin taleplerini “4 hayır”la belirledi. AB zirvesi hakkında Ulusal Konsey üyelerine bilgi veren ve Rum gazetelerine göre, Papadopulos, Ulusal Konseye, Rum tarafının ısrar etmesi gereken 4 noktayı iletti: “Hakemliği kabul etmem söz konusu değil, Takvim kabul etmem söz konusu değil, Kıbrıs sorununun Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlama tarihine bağlanmasını kabul etmem söz konusu değil, Üzerinde anlaşma sağlanmamış bir çözümü referanduma götürmeyi kabul etmem söz konusu değil.”
       

Papadopulos hakemliği kabul etmiyor

 

Papadopulos, konseye ısrar edilmesi gereken dört noktayı iletti



23 Aralık, 2004 13:25:00 (TSİ)CNN TURK

 

Rum medyasına göre, Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, dün yapılan Rum Ulusal Konseyi toplantısında, Kıbrıs sorununa ilişkin takvimleri ve hakemliği reddetti.

Belirlediği 'hayır'larla kendi açısından müzakerelerin çerçevesini tespit eden Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlayacağı tarih olan 3 ekim 2005'e bağlanmasını reddediyor, New York'ta yapıldığı gibi hakemliği kabul etmiyor ve çözüm üzerinde uzlaşmadan yeni referanduma da karşı çıkıyor.

Hayırcı Papadopulos

Rum gazetelerinin, 'Tasos'un dört hayırı', 'hayırda uzlaştılar' ve 'Tasos'tan çözümsüzlük reçetesi' başlıklarıyla aktardığı haberlere göre, Papadopulos, yeniden başlaması gündemde olan Kıbrıs müzakerelerine ilişkin taleplerini dört hayırla belirledi.

AB zirvesi hakkında Ulusal Konsey üyelerine bilgi veren ve Rum gazetelerine göre, '16 aralık gecesi yaşadığı korku filmini' uzun uzun anlatan Papadopulos, Ulusal Konseye, Rum tarafının ısrar etmesi gereken dört noktayı iletti.

Rumların kırmızı çizgileri

Rum gazetelerine göre, Papadopulos, konsey üyelerini bilgilendirdikten sonra, Rum tarafının ısrar etmesi ve özellikle caymaması gereken dört noktayı şöyle açıkladı:

·  Hakemliği kabul etmem söz konusu değil

·  Takvim kabul etmem söz konusu değil

·  Kıbrıs sorununun Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlama tarihine bağlanmasını kabul etmem söz konusu değil

·  Üzerinde anlaşma sağlanmamış bir çözümü referanduma götürmeyi kabul etmem söz konusu değil

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri , Atina'da yayımlanan haftalık ekonomi ve siyasi İmerisia gazetesine verdiği demecinde de bu dört noktanın altını tekrar çizdi.

Veto hakkımızı kullansaydık Türkiye'ye bahane yaratırdık

AB zirvesinde veto kullanmanın Türkiye'ye Kıbrıs'ta işgal politikasını sürdürmesi için bahane vermek anlamına geleceğini söyleyen Papadopulos,Annan planının mevcut haliyle Rum halkının önüne getirilmesinin söz konusu olmadığını söyledi.

Papadopulos, ''temel hedefimiz tarafların onayına sunulmadan önce, başkaları tarafından empoze edilmemiş, ancak önceden üzerinde anlaşmaya varılmış bir çözüm bulmaktır'' dedi.

 

Papadopulos kapıyı kapattı

 

Lefkoşa

Kıbrıs Rum lideri Papadopulos, Rum Ulusal Konseyi toplantısında, Kıbrıs sorununa ilişkin takvimleri ve hakemliği reddetti.

Belirlediği “hayır”larla kendi açısından müzakerelerin çerçevesini tespit eden Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlayacağı tarih olan 3 Ekim 2005'e bağlanmasını reddediyor. New York'ta yapıldığı gibi hakemliği kabul etmiyor ve çözüm üzerinde uzlaşmadan yeni referanduma da karşı çıkıyor.

 

Rum gazetelerinin, “Tasos'un Dört Hayırı”, “Hayırda Uzlaştılar” ve “Tasos'tan Çözümsüzlük Reçetesi” başlıklarıyla aktardığı haberlere göre, Papadopulos, yeniden başlaması gündemde olan Kıbrıs müzakerelerine ilişkin taleplerini “4 hayır”la belirledi.

 

AB zirvesi hakkında Ulusal Konsey üyelerine bilgi veren ve Rum gazetelerine göre, “16 Aralık gecesi yaşadığı korku filmini” uzun uzun anlatan Papadopulos, Ulusal Konseye, Rum tarafının ısrar etmesi gereken 4 noktayı iletti.

 

 Rum gazetelerine göre, Papadopulos, konsey üyelerini bilgilendirdikten sonra, Rum tarafının ısrar etmesi ve özellikle caymaması gereken 4 noktayı şöyle açıkladı:

 

- Hakemliği kabul etmem söz konusu değil,

 

-Takvim kabul etmem söz konusu değil,

 

-Kıbrıs sorununun Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlama tarihine bağlanmasını kabul etmem söz konusu değil,

 

-Üzerinde anlaşma sağlanmamış bir çözümü referanduma götürmeyi kabul etmem söz konusu değil.”

 

HURRIYET 23/12/04

 

Yunan meclisinde Kıbrıs kavgası çıktı

Nur BATUR / ATİNA

Yunanistan Parlamentosu’nda dün Kıbrıs yüzünden çıkan kavgada muhalefetle İktidar partisi birbirine girdi. Bütçe görüşmeleri sırasında Pasok’un Brüksel zirvesinde hükümeti Türkiye’ye taviz vermekle suçlaması üzerine Hükümet Sözcüsü Teodoros Rusopulos, ‘Pasok lideri Papandreu’nun görüşleri kabul edilseydi, Brüksel zirvesinde Papadopulos’un yerine Denktaş olacaktı’ dedi.

Ortalığı ayağa kaldıran Pasok grubu, Rusopulos’un özür dilemesini istedi ve aksi takdirde parlamentoyu terk edecekleri tehdidinde bulundu. Bağırışmalar yüzünden oturuma ara verildi. Sonraki oturumda, hükümet sözcüsünün sözlerinin yanlış anlaşıldığı, Papandreu’nun politikası izlenseydi, Papadopulos’la birlikte Denktaş’ın da Brüksel’de olacağının vurgulandığı söylenince ortam yumuşadı.  

HURRIYET 23/12/04

Kıbrıs, Türkler, Rumlar...



KIBRIS meselesi yeniden ısınıyor. Başbakan Erdoğan, Annan Planı'na benzer bir çerçevede çözüm sürecinin yeniden başlaması gerektiğini söylüyor. AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Balkenende, Kofi Annan'ın yeniden devreye girmesini tarafların desteklemesini istiyor.
ABD Dışişleri Sözcüsü Richard Boucher de aynı Annan Planı'na ve BM Genel Sekreteri'nin hakemliğine atıfta bulunarak konuşuyor.
Yunan Başbakanı Karamanlis ve hele de Rum lideri Papadopulos buna şiddetle karşı çıkıyor.
Papadopulos Kıbrıs görüşmelerinin yeniden başlaması için üç şart koşuyor:

·  BM Genel Sekreteri, görüşmelerde boşlukları doldurmak üzere hakem olmasın.

·  Annan Planı'nda ufak revizyonlar değil, köklü değişiklikler yapılsın.
Ve Papadopulos'un bilhassa şu üçüncü şartına dikkat:

·  Kıbrıs görüşmelerinin ucu açık olsun, belli bir zaman kesitinde sonuçlandırma mecburiyeti konulmasın.
İşte tablo bu, meseleyi bu tablonun tümünü görerek değerlendirmek lazım.
***
RUM yönetimi neden "Görüşmelerin ucu açık olsun, zaman sınırlaması olmasın" diyor?
Sebebi açık: 5 Ekim'de Türkiye AB ile müzakerelere başladıktan sonra, Rumlar Kıbrıs görüşmelerini paralel götürecekler, 31 konunun (chapter) tamamında, hatta her alt başlıkta Türkiye'den Kıbrıs konusunda tavizler isteyecekler!
Hesapları bu olduğu için, Annan Planı'nda "ufak revizyonlar değil, köklü değişiklikler yapılmasını" ön şart olarak ileri sürüp baştan kabul ettirmek istiyorlar.
Bu durumda Türkiye Rumlar üzerinde nasıl bir baskı kurabilir? ABD ve AB'nin "Annan Planı"na ve "BM Genel Sekreteri'nin ara buluculuğu"na referans yapan yaklaşımlarıyla ittifak kurarak; ABD ve AB'nin bu çerçevede Rumlara baskı yapmasını sağlayarak...
Rumların bu Annan Planı'na itiraz etmesinin sebebi, Türkler lehine olan kuvvetli hükümlerdir. Rumlar bir de BM'ye ABD'nin hâkim olduğunu ve stratejik sebeplerle ABD'nin Türkiye'yi desteklediğini düşündükleri için "BM Genel Sekreteri'nin hakemliği"ne de karşı çıkıyorlar!
***
DENKTAŞ da karşı çıkıyor!
Elbette Denktaş'ın niyeti ile Papadopulos'un niyeti birbirinin tam zıddıdır. Ama sübjektif niyetler değil, diplomatik satrançta oynanan taşların doğuracağı sonuçlar önemlidir. Denktaş, Türkiye için dayanak olabilecek Annan Planı'na ve BM Genel Sekreteri'nin hakemliğine Papadopulos kadar karşı çıkmakla Türkiye'nin elini zayıflatıyor!
Türkiye, Denktaş'ın peşine takılırsa, ABD'nin, AB'nin ve BM'nin Rum tarafına baskı yapmasını sağlayabilir mi?
Kendini rahat hissedecek bir Rum kesimi AB sürecinde Türkiye'ye neler yapmaz?
Denktaş 10 Mart 2004'te Lahey'de imzayı atsaydı, bugün Türk tarafı da Türkiye de diplomatik bakımdan daha güçlü olacaktı. Denktaş şimdi daha kritik olan süreçte Türkiye'yi diplomatik satrançta tekrar güçsüz düşürmekten sakınmalıdır!
Denktaş Türkiye'nin milli dış politika önceliklerini önemsemiyor olabilir! Türkiye'yi sadece kendisinin 'destekçisi' gibi de görebilir! Ama bilmelidir ki, Türkiye'nin diplomatik zaafa uğraması, Kıbrıs Türklüğünü daha büyük zaafa uğratır.
Denktaş, Türkiye'ye sadakatini retorikle değil, siyasi pratiğiyle ispat etmelidir. Ancak o zaman KKTC de Türkiye de kazançlı çıkar.

TAHA AKYOL MILLIYET 23/12/04

Yeni Kıbrıs senaryoları


SİMDİLİK sadece sözü ediliyor, ama tüm belirtiler ocak ayından itibaren Kıbrıs konusunda yeni girişimlerin başlayacağını gösteriyor.
İlk inisiyatifin Türkiye'den gelmesi olasılığı oldukça güçlü. Başbakan Erdoğan'ın dünkü demeci de bunu doğruluyor.
Bunun böyle olması doğal ve de yerinde...
AB ile 3 Ekim 2005'te müzakereler başlarken "Kıbrıs'ı tanıma" engeline takılmamanın en iyi yolu, Kıbrıs sorununa çözüm bulmaktır. Bu amaçla Türk diplomasisi, Kıbrıs görüşmelerini yeniden başlatmak ve bu konuda en yetkili enstrüman olan BM'yi devreye sokmak için harekete geçmeyi planlıyor.
***
TÜRKİYE Kıbrıs konusunda böyle bir pozisyon almakla, daha önceki süreçte olduğu gibi, gerçekten çözüm isteyen taraf olduğunu uluslararası camiaya gösterebilecektir. Bu da Ankara'ya puan kazandıracak ve baskıların Rum tarafına yönelmesini sağlayacaktır.
Ancak Papadopulos yönetimi BM Genel Sekreteri'ne aynı şekilde yeşil ışığı yakacak mı? Bir şekilde yeni bir temas süreci başlarsa da, 3 Ekim'e kadar çözüme ulaşılabilecek mi?
Dün Lefkoşa'nın Rum kesimindeki bir meslektaşımla yaptığım telefon görüşmesinden edindiğim izlenim, doğrusu iyimser olmaya pek müsait değil. Erdoğan'ın girişim bağlamında bir hazırlığı varsa, Papadopulos'un da ekim ayına kadar zaman kazanma babında bir senaryosu var...
Bu nedenle gerek Rum lideri, gerekse onun sözcüleri iki husus üzerinde önemle duruyorlar: Birincisi, Annan Planı'nın artık geçerli sayılmadığı ve herhangi bir temas olacaksa farklı bir zemin üzerinde yapılması gerektiğidir. İkinci husus ise, Rum tarafının 3 Ekim'e kadar "tanınması" ile ilgili pozisyondur. Papadopulos o tarihe kadar çözüm olsun olmasın, Türkiye'nin mutlaka Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ni tanımasını şart koşuyor; aksi halde AB'nin Türkiye ile müzakerelere başlamasını "engelleyeceği" tehdidinde bulunuyor...
Bu durumda Kofi Annan'ın yeni bir süreç için kollarını sıvaması mümkün mü? Türkiye'nin iyi niyetli girişimine rağmen eğer BM bu işi yeniden ele almazsa, çözüm yönünde bir adım atılabilir mi?
***
ASLINDA Papandreu'nun şimdiki stratejisi, daha çok AB'ye dayanmak ve ekim ayına kadar statükonun devamını sağlayarak Ankara'yı kendi yönetimini tanımaya zorlamaktır.
Bu senaryo, şimdi Papadopulos'un, vaktiyle Türk tarafında seslendirilen "Çözümsüzlük en iyi çözümdür" anlayışına kaydığını gösteriyor. Glafkos Klerides ve Yorgo Vasiliu gibi gerçekçi liderler Papadopulos'u (özellikle son günlerde) eleştiriyorlar; ama Rum tarafının "resmi" pozisyonu bu...
Papadopulos bu politikasını değiştirebilir mi? Onu bu yönde kim zorlayacak?
Açıkçası bu baskıyı yapabilecek güç, ne BM, ne AB'dir, olsa olsa ABD'dir ve onun yanında İngiltere'dir... BM Güvenlik Konseyi, Annan'ın Kıbrıs raporunu -Rus vetosu ve Fransız itirazı yüzünden- onaylamış bile değil... AB'ye gelince, veto hakkına sahip Kıbrıs'ın ve de Yunanistan'ın oradaki varlığı ve üyeler arasında görüş birliğinin yokluğu, enerjik bir tavır almasına engel...
Bu aşamada Ankara'nın her koldan (ABD, BM, AB, vs) diplomatik atağa geçmesi kuşkusuz çok isabetlidir. Ama doğrusu bu inisiyatifler sonunda ekim ayına kadar çözüme götürecek bir sürecin başlaması olasılığı zayıf görünüyor...

SAMI KOHEN MILLIYET 23/12/04

FT: Kıbrıs çözülmezse müzakereler sonsuza dek sürer


      Kıbrıs sorununun çözülmemesi durumunda, AB ve Türkiye arasındaki müzakerelerin "sonsuza kadar" sürebileceği yorumu yapıldı.
      İngiliz Financial Times gazetesinde Quentin Peel imzasıyla yer alan yorum yazısında, Türkiye'nin AB ile müzakere sürecinin planlandığı gibi 10 yılda tamamlanmasının, AB'nin "tarihin açtığı yaraları" sarma konusundaki sıradışı yeteneğini ortaya koyacağı belirtildi.
      Yazıda, "Eğer Avrupa, Hristiyanlar ve Müslümanlar'ı büyük laik bir yapıda bir araya getirebilirse, bu, medeniyetler çatışmasının önlenmez olmadığını da etkili bir biçimde ortaya koyacaktır" denildi.
      Gazetede, Brüksel zirvesinde AB ile Türkiye arasında iplerin kopma noktasına geldiği, bunun nedeninin ise Kıbrıs olduğu belirtildi.
      Sorunun kalbinde ise tanıma konusunun yattığına dikkat çekildi.
      Brüksel'deki zirvede, İngiltere, Fransa ve Almanya'nın sorunu çözmek için tartışmalara dahil olduğuna işaret edilen yazıda, "AB'nin geleceğine ilişkin politikalar açısından açık bir ders var: Eğer Üçlü (Fransa, İngiltere, Almanya) bir arada hareket ederse, anlaşmaları mümkün kılabilirler" denildi.
      Kıbrıs sorununun çözülememesi halinde, Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin "sonsuza kadar" sürebileceği iddia edilen yazıda, çözüm için Kıbrıslı Türkler ve Rumlar'ın, bir uzlaşmanın her iki taraf için de yararlı olacağına ikna edilmesi gerektiği vurgulandı.
      Her iki tarafın da karşılıklı tavizler vermesi gerektiğine dikkat çekilirken, "Kıbrıslı Türkler, Türk güvenlik şemsiyesi olmadan yaşamaya hazır olmalılar. Kıbrıslı Rumlar da kuzeye giden herkese mallarının geri verilemeyeceğini ve 1974'ten bu yana gelen Türk yerleşimcilerin tümünün geri gönderilmesini bekleyemeyeceklerini kabul etmeliler" denildi.
      Yazıda, karşılıklı tavizlerin, uzlaşma önündeki engelleri kaldırabileceğine dikkat çekildi, Rum Kesimi'nin kullanma tehdidinde bulunduğu, 31 konu başlığının müzakerelerine başlangıçta ve bitirirken ve iki kez de en başta ve en sonda olmak üzere toplam 64 veto hakkına gönderme yapıldı. Yazıda, "Büyük soru halen bekliyor:
      Papadopulos 'bir uzlaşma' istiyor mu? Eğer istemiyorsa o zaman 64 vetoya hazır olun" ifadesi kullanıldı.
     MILLIYET 23/12/04

Papadopulos neden veto kullanmadı?

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, ''AB zirvesinde veto kullanmanın Türkiye'ye Kıbrıs'ta işgal politikasını sürdürmesi için bahane vermek anlamına geleceğini'' söyledi.
      Atina'da yayımlanan haftalık ekonomi ve siyasi İmerisia gazetesine demeç veren Papadopulos, AB zirvesi ve Kıbrıs sorununa çözüm getirilmesi konularına değindi.
      Hedefin AB aracılığıyla adada işler ve kalıcı bir çözüm bulunması olduğunu savunan Papadopulos, ''Vetonun buna yardımcı olmayacağını, ancak Türkiye'nin AB ile Kıbrıs'a (Rum kesimi) karşı yükümlülüklerini yerine getirmeye mecbur olması için veto kullanma hakkının ellerinde bulunmaya devam ettiğini'' söyledi.
      Annan planının mevcut haliyle Rum halkının önüne getirilmesinin söz konusu olmadığını kaydeden Papadopulos, ''Temel hedefimiz tarafların onayına sunulmadan önce, başkaları tarafından empoze edilmemiş, ancak önceden üzerinde anlaşmaya varılmış bir çözüm bulmaktır'' dedi.
      Rum lider, Kıbrıs meselesinin çözümü için yeni müzakerelere katılıp katılmayacağı yönündeki soruya ise buna ''bir evet veya hayır'' ile yanıt verilmesi için erken olduğunu, çünkü bunun gündem, süreç, esaslı müzakere çerçevesi ve olanaklarıyla bağlantılı olduğunu söyledi.
      Papadopulos, ''Kıbrıs meselesinin çözümünün şu ana kadar BM çerçevesinde arandığını, ancak bu aşamada AB'nin rolünün ne olacağı'' sorusuna ise şu yanıtı verdi:
      ''AB Komisyonu'nun hukuk bölümü, Annan planının AB müktesebatı ile uyuşmadığı görüşündedir. Her durumda Avrupa gelişmelere ilgisiz kalamaz. Zaten Yunanistan, Kıbrıs (Rum) ve İngiltere AB üyesidirler, Türkiye de artık eşikte bulunmaktadır.'' Kıbrıs'ta yeni bir müzakere süreci başlaması halinde güvenlik ve iç anayasal düzen konularının büyük önem taşıyacağını belirten Papadopulos, bunların yanı sıra karar alma mekanizmasında siyasi eşitlik ve para politikası konularının önemli olduğunu vurguladı.
      ''Beyaz Saray'ın Annan planının geçerliliğini koruduğu'' şeklindeki tezini de yorumlayan Papadopulos, ''Bu ABD'nin kesin tezidir ve zaman zaman ısrarla dile getirilmektedir. Belki de yazar sendromundan etkileniyorlar, çünkü yüksek düzeyde hükümet yetkilileri bu planın şekillenmesinde katkıda bulundular'' dedi.
MILLIYET 23/12/04

Papadopulos, takvimleri ve hakemliği reddediyor


      Mustafa Sağıroğlu bildiriyor

Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, dün yapılan Rum Ulusal Konseyi toplantısında, Kıbrıs sorununa ilişkin takvimleri ve hakemliği reddettiği belirtildi.
      Belirlediği ''hayır''larla kendi açısından müzakerelerin çerçevesini tespit eden Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlayacağı tarih olan 3 Ekim 2005'e bağlanmasını reddediyor, New York'ta yapıldığı gibi hakemliği kabul etmiyor ve çözüm üzerinde uzlaşmadan yeni referanduma da karşı çıkıyor.
      Rum gazetelerinin, ''Tasos'un Dört Hayırı'', ''Hayırda Uzlaştılar'' ve ''Tasos'tan Çözümsüzlük Reçetesi'' başlıklarıyla aktardığı haberlere göre, Papadopulos, yeniden başlaması gündemde olan Kıbrıs müzakerelerine ilişkin taleplerini ''4 hayır''la belirledi.
      AB zirvesi hakkında Ulusal Konsey üyelerine bilgi veren ve Rum gazetelerine göre, ''16 Aralık gecesi yaşadığı korku filmini'' uzun uzun anlatan Papadopulos, Ulusal Konseye, Rum tarafının ısrar etmesi gereken 4 noktayı iletti.
      Rum gazetelerine göre, Papadopulos, konsey üyelerini bilgilendirdikten sonra, Rum tarafının ısrar etmesi ve özellikle caymaması gereken 4 noktayı şöyle açıkladı:
      ''-Hakemliği kabul etmem söz konusu değil, -Takvim kabul etmem söz konusu değil, -Kıbrıs sorununun Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlama tarihine bağlanmasını kabul etmem söz konusu değil, -Üzerinde anlaşma sağlanmamış bir çözümü referanduma götürmeyi kabul etmem söz konusu değil.''

MILLIYET 23/12/04

Ankara'da çözüm inancı

Murat Yetkin

Ankara, Kıbrıs'ta kalıcı çözüm adımlarının Türkiye'nin önünü açacağına inanıyor

RADIKAL 23/12/04

Erdoğan, Kıbrıs konusunda 'ani' çözümden söz ediyor
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dün Suriye ziyareti için yola çıkarken
"Kıbrıs'ta çözüm aniden gelebilir" demesi, diplomatik kulisi hareketlendirdi. Erdoğan ayrıntıya girmemişti. Kıbrıs'ta Türklerin asli taraf olduğu bir çözüm bulunmadan, yalnız Rum Cumhuriyeti'nin adanın temsilcisi olarak tanınmasının söz konusu olmayacağı hem Erdoğan, hem de Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından söylenmişti. Her ikisi de bu konuda BM'nin girişimde bulunması çağrısı yapmıştı.
Oysa BM'de, tam da yıl sonu tatilleri sırasında böyle bir işaret yoktu. Rusya'nın engellemesi nedeniyle, daha Annan Planı dosyası bile kapatılamamıştı. Üstelik 20 Şubat'taki KKTC genel seçimleri öncesinde, Kuzey Kıbrıs'ın yeni bir girişime katılması ek sorun getirebilir. Yakın çevresi, Başbakan'ın dünkü sözlerini, somut bir planın varlığına değil, hükümetin yeni girişimlere açık olmasına bağlıyor.
Şubat eşiğine karşın, ocakta Kıbrıs konusundaki temasların başlaması bekleniyor. İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'un yanı sıra bazı BM yetkilileri ile de temaslar olabileceği, Dışişleri kaynaklarınca ifade ediliyor. Ayrıca ocak sonunda yapılacak Davos toplantılarında Erdoğan ile BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın buluşma ihtimali konuşulmaya başlandı.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün İstanbul'da Yıldız Teknik Üniversitesi'nde konuşurken, hem Türkiye'nin yeni Kıbrıs arayışlarına, hem de Türkiye'nin AB ile ilişkilerindeki yeni aşamaya sert eleştiriler getirdi. Hükümeti, 'müşterek Kıbrıs hükümeti oluşmadıkça Rumları tanımama sözünde durmaya' çağırarak, bunun aksinin yapılacağı konusunda soru işaretlerine yol açtı. Denktaş'ın duygusal motiflerle süslü, seçim konuşması havasındaki sözleri, dün Milliyet'te Fikret Bila'ya verdiği demeçte çizdiği yeni uzlaşmalara açık yaklaşımla çelişiyordu.
Nitekim TBMM Başkanı Bülent Arınç, Denktaş'ı kapalı kapılar ardında hükümete başka, kamuoyuna başka konuşmakla suçladı. Geçen hafta sonu CNN Türk yayınında Dışişleri Bakanı Gül'ün yaptığı gibi, Denktaş'ın torununun da Rum Cumhuriyeti'ne pasaport başvurusunda bulunmuş olduğunu hatırlattı.
Denktaş'ın nisanda görev süresi doluyor. En azından üç kez, bir daha aday olmayacağını söyledi. Ancak Denktaş'ın Türk hükümetinin çözüm arayışlarından yana tavrı netleştikçe, Türk politikasının trajikomik hastalığı 'Görevden kaçamam' deme hazırlığına başlamış olacağına hükmetmek gerekiyor.
2005'te bolca Kıbrıs konuşacağımız anlaşılıyor.

Kıbrıs'ın Girit olma ihtimali nasıl artar?
KKTC Cumhurbaşkanı'nın, Kıbrıs'ta gelinen noktayı aşama aşama özetleyen 'Kıbrıs Girit Olmasın' adlı kitabı Remzi Kitabevi'nden yayımladı. Kitapta, Denktaş'ın geçmişteki ve gelecekteki uzlaşma arayışlarına neden bu kadar güvensiz yaklaştığına ilişkin önemli veriler var. Denktaş, Kıbrıs'ın Girit olmaması gerektiği yolundaki sözlerini birkaç yıl önce söylemiş, 1896'da Girit'in Osmanlı'dan Yunanlılara geçmesiyle sonuçlanan özerkleşmeyi anımsatmıştı. Böylece devletin derinlerindeki sinir uçlarına dokunup, muhtemel çözüm arayışlarının önünü kesmek istemişti. Türkiye'nin çıkarlarını gözettiğini söyleyen Denktaş, 10 Mart 2003 Lahey öncesi, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in başkanlığında, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı'nın katılımıyla Çankaya'da yapılan toplantıda, "İlk 'Hayır' diyen siz olmayın" ricasına karşın, daha yola çıkmadan danışmanı Mümtaz Soysal'ın "Hayır demeye gidiyoruz" sözünün arkasında durarak Türkiye'yi çözümü daha zor sorunlarla karşı karşıya bırakmıştı.
Gelinen nokta şu: Gayriresmi rakamlar, halen 41 bin KKTC vatandaşının Rum Cumhuriyeti'ne pasaport başvurusu yaptığı yolunda. Bu, KKTC nüfusunun neredeyse yarısı demek ve Denktaş'ın torunu da bu sayım içinde. Kıbrıs'ın Girit örneğini tekrarlaması ihtimali, belki de bir zamanlar Kıbrıs Türklerinin kahramanı ve kurtarıcısı Denktaş'ın, artık ne kadar işe yaradığı görülen politikalarında ısrarıyla artıyor.

Papandreu-Karamanlis

Gündüz Aktan

RADIKAL 23/12/04

Brüksel zirvesi sırasında yapılan mücadelenin arka planı ortaya çıktıkça
17 Aralık kararı da daha iyi anlaşılıyor. Bu bağlamda Kıbrıs'a ilişkin 19. paragrafa yeniden bakmak gerekiyor. Metinde, 'Uyum konusu üzerinde anlaşma sağlanıp yeni AB üyeleri göz önüne alınarak uyum (işlemleri) tamamlandıktan sonra, 3 Ekim 2005'te müzakereler başlamadan önce, Türkiye'nin uyum protokolünü imzalamaya hazır olduğu yolundaki beyanı' memnuniyetle karşılanıyor.
Bundan, 'Türkiye 3 Ekim 2005'e kadar protokolü imzalamazsa giriş müzakereleri başlamaz' sonucu çıkmıyor. Yani o tarihte protokol imzalanmamış olsa dahi müzakerelerin başlaması gerekiyor. Müzakerelerin başlamasına ilişkin zirve kararını değiştirmeye yetkili bir AB kurumu yok. Dolayısıyla Papadopulos'un geçen gün AB ülkelerine yazdığı mektupta salladığı, 3 Ekim'e kadar tanınmazsa müzakereleri veto edeceği tehdidi geçersiz.
Türkiye protokolü Komisyon'la müzakere edecek, nihai metni Konsey adına dönem başkanı imzalayacak. Yani Rumlarla müzakere edilmeyecek olan metni
10 yeni üyenin imzalaması da öngörülmüyor. Bu yöntem Rumların tanınmasına imkân vermez. Kaldı ki Türkiye tanıma konusunda metne çekince de koyabilir.
Rumların tek yapabileceği şey, Komisyon'la Türkiye'nin birlikte oluşturduğu protokolü, Konsey adına imzalaması için dönem başkanına yetki vermemek şeklinde tecelli edebilir. O zaman da uyum işlemi Komisyon'la yapılacak bir ara düzenlemeyle protokolsüz gerçekleştirilebilir.
Alınan bu sonuçtan dolayı hükümeti ve Dışişleri'ni kutlarım. Rum basınının eleştirdiği gibi, Papadopulos'un hatalı politikası yüzünden
19. madde Rumlar açısından bir yenilgi oldu.
6 Ekim İlerleme Raporu'na ilişkin Komisyon toplantılarında, Rumların 17 Aralık'ta bize tarih verilmesi sırasında değil de, 31 bölümün her biri için müzakerelerin açılması ve kapatılması sırasında veto kullanabilecekleri yönünde bir anlayış belirmişti. Rumlar yine acele edip veto blöfünü erken kullandılar. Müzakerelerin başlamasını veto etselerdi, AB üyesi olamayacak Türkiye, Kıbrıs sorunuyla bir daha ilgilenmeyecekti.
Bu olay dolayısıyla veto silahının sınırlı gücü de ortaya çıkmış oldu. Rumlar tanınma yoluyla hayallerindeki çözümü dayatamayacaklarını anlamış olmalılar.
Papandreu iktidarda olsaydı, esasen Rumlar lehine olan Annan Planı, Rumlar tarafından da kabul edilmiş ve Ege sorunları bir tahkimnameyle Lahey'e gönderilmiş olacaktı. Türkiye de teknik nitelikteki üyelik müzakerelerine yoğunlaşabilecekti. Papandreu devlet adamı özelliğiyle Türkiye'nin Kıbrıs ve Ege'ye ilişkin en ileri tavizleri, AB üyelik müzakereleri başlamadan sağlanacak çözümler çerçevesinde verebileceğini; veto tehdidiyle yapılacak aşırı taleplerin sonuçsuz kalacağını anlamıştı.
Karamanlis ise Papadopulos'un Annan Planı'nı kabul etmesi için en ufak bir gayret sarf etmedi. Büyük Karamanlis'in 1960 sistemini Rumlara kabul ettirmesinin 'trajik' sonuçlarını bahane ederek, Rumların işine karışmamayı yeğledi. Ege sorunları konusunda üç yıldır sürmekte olan müzakereleri de durdurdu. Papadopulos gibi, Türkiye'nin üyelik müzakere sürecinde veto tehdidiyle Lahey'de alacağının ötesinde tavizler koparmayı hesapladı.
17 Aralık zirvesi, Rum-Yunan tarafının bu tutumlarında ısrar etmeleri halinde, Türkiye'nin müzakerelerden vazgeçebileceğini gösterdi. Böyle bir durumda, Türk-Yunan ilişkileri eski gerilimli dönemden de geriye gideceğinden, ilişkilerimizi büyük bir istikrarsızlığa atmanın sorumluluğunu yüklenecekler.
Rumlar vetolarını 2006 sonunda başlayacak teknik müzakerelerden önce kullanamayacaklar. Dolayısıyla çözüm için 3 Ekim'e kadar değil, iki yıla yakın bir süremiz var. Acele etmeyelim. Annan Planı temelinde müzakereleri kabul edip, planın bizim için daha da kabul edilemez hale getirilmesine izin vermeyelim. Rumlar, Annan Planı'nı olduğu gibi kabul etmek zorundalar. Biz üye olmadan çözümün tehlikeleri de açık.
Hükümet artık müzakere etmeyi öğreniyor. Bir de 2002 Kopenhag zirvesi ve 11 Mart 2003 Lahey toplantısında kusurun bizim tarafta olmadığını anlayabilse. Bunun için dosyalara bakmak yeterli.

Kıbrıs düğümü

23/12/2004 RADIKAL

İSTANBUL - Kıbrıs meselesi daha da karmaşıklaşırken bu konuda yayımlanan kitapların sayısı da artıyor. Radikal Kitap, yarın çıkacak sayısında 'Kıbrıs düğümü'nü Hakan Gülseven'in yazısıyla kapağına taşıdı. Hediyelik kitaplara da yer veren Kitap'ta Ahmet Oktay '9. Hariciye Koğuşu'nu, Olkan Özyurt 'Sinemamızın Çöküş ve Rönesans Yılları'nı yazdı. (Kültür Sanat)

Arınç: Kıbrıs'ta kaybımız yok

23/12/2004 RADIKAL

AA - ANKARA - TBMM Başkanı Bülent Arınç, 17 Aralık'taki AB zirvesinde, Türkiye'nin, Kıbrıs'ta hiçbir şey kaybetmediğini ve çözüm sürecinin
olumlu olduğunu söyledi. Dün, Ankara Ticaret Odası'nın düzenlediği bir törende konuşan Arınç, şunları söyledi: "Orada bir gerçek var. Dedeler, yıllardan beri söyledikleri gibi orada bazı şeyler söylüyor, ama torunları da Güney'e geçmek için pasaport kuyruğunda bekliyor. Bu acı gerçeği de gördüm. Aklımızı ortaya koyalım, çözüm için çalışalım. Avrupa kapılarında bunları yapıyoruz."

Erdoğan: "Kıbrıs'ı, barış adası yapacağız"

KIBRIS'TA BARIŞI HEP ARZULADIK"... Başbakan Erdoğan Suriye ziyareti öncesinde Ankara Esenboğa Havalimanı'nda düzenlediği basın toplantısında, gazetecilerin Kıbrıs'la ilgili soruları üzerine şöyle konuştu: "Kıbrıs'ta barışı hep arzuladığımızı, bunu teşvik ettiğimizi, bu konuda bir garantör ülke olarak orada arabulucu olma gayreti içinde olduğumuzu, üzerimize düşen yükün ne olduğunu ne olması gerektiğini devamlı vurguladık ve buna yönelik olarak da girişimlerimiz oldu"

BARIŞ ÇALIŞMALARI HER AN GÜNDEME GELEBİLİR... Erdoğan, Kıbrıs'ta barışa ulaşmak için sürekli hazırlık içerisinde olduklarına işaret ederek barış çalışmalarının bir sonucunun önümüzdeki haftalar, aylar, her an gündeme gelebileceğini vurguladı. Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alması konusunda ise, bunun İslam ülkelerinden memnunluk yarattığını belirterek "Bundan dolayı tebriklerini bildiriyorlar, takdirlerini bildiriyorlar." diye konuştu

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta bir barışa ulaşılması için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.

Erdoğan, "Kıbrıs'ta barışı hep arzuladığımızı, bunu teşvik ettiğimizi, bu konuda bir garantör ülke olarak orada arabulucu olma gayreti içinde olduğumuzu, üzerimize düşen yükün ne olduğunu, ne olması gerektiğini devamlı vurguladık ve buna yönelik olarak da girişimlerimiz oldu" dedi.

En son görüşme sürecini Türk tarafının başlattığını anımsatan Erdoğan, "Şu anda da temennimiz odur ki, Kıbrıs'ı bir barış adası haline getirmek için bizler yine elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz" diye konuştu.

Kıbrıs'ta barışa ulaşmak için sürekli hazırlık içerisinde olduklarını kaydeden Erdoğan, barış çalışmalarının bir sonucunun önümüzdeki haftalar, aylar, her an gündeme gelebileceğini vurguladı.

Başbakan Erdoğan, Suriye ziyareti öncesinde Esenboğa Havalimanı'nda düzenlediği basın toplantısında; ortak tarihi, kültürel ve dini bağların olduğu iki dost ve komşu ülke konumunda bulunan Suriye'ye iki gün sürecek bir ziyaret gerçekleştireceğini bildirdi. Bu ziyarette ağırlıklı olarak daha önce parafe edilmiş olan Serbest Ticaret Anlaşması'nın imza töreninin yapılacağını belirten Erdoğan, bunun yanında işadamlarının karşıtlarıyla yoğun bir şekilde görüşmelerde bulunacağını kaydetti.

Erdoğan, Türkiye-Suriye dostluk gruplarının karşılıklı olarak görüşmeler yapacağını ifade ederek kendisinin de Cumhurbaşkanı Beşar Esat ve başbakan ile görüşme yapacağını anlattı.

Bugün öğlenden sonra Halep'e geçerek orada da çalışmalarda bulunacaklarını vurgulayan Erdoğan şöyle devam etti:

"Bildiğiniz gibi kısa bir süre önce sayın Cumhurbaşkanı Beşar Esat'ın ülkemize ziyaretiyle Suriye ile Türkiye arasında yeni bir dönem başlamıştı. Öncesinde sayın başbakanının ziyareti, daha sonra karşılıklı olarak gerek TBMM Başkanımız Bülent Arınç'ın ziyareti, gerek bakanlarımızın heyetlerle yaptıkları ziyaretlerle çok daha anlamlı hale gelen ilişkilerimizi inşallah bu ziyaretimizle gerek siyasi gerek ticari alanda çok daha farklı kılacak adımları atacağımızı umuyorum."

İslam dünyası, Türkiye'nin AB'den

müzakere tarihi almasından memnun

Başbakan Erdoğan, daha sonra gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin sorularını yanıtladı.

"Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi almasından sonra doğu komşularıyla ilişkileri nasıl olabilir?" şeklindeki bir soruyu Erdoğan şöyle yanıtladı:

"Şu anda, gerek Ortadoğu'daki gerek İslam dünyasındaki ülkelerin bir kısmından aldığımız telefonlara bakılırsa heyecan orayı da sarmış durumda. Bundan dolayı tebriklerini bildiriyorlar, takdirlerini bildiriyorlar. Zaten İslam dünyasının medyasından da takip ettiğimiz gibi bunu görmek mümkün."

Kıbrıs konusu

Erdoğan, "Kıbrıs'ta barış süreci yeniden başlatılacak mı?" diye soran bir gazeteciye de, şu karşılığı verdi:

"Kıbrıs'ta barışı hep arzuladığımızı, bunu teşvik ettiğimizi, bu konuda bir garantör ülke olarak orada arabulucu olma gayreti içinde olduğumuzu, üzerimize düşen yükün ne olduğunu ne olması gerektiğini devamlı vurguladık ve buna yönelik olarak da girişimlerimiz oldu. Son girişimimizde biliyorsunuz dördüncü müzakerede de bu süreci hatırlarsanız biz başlattık. Şu anda da temennimiz odur ki, Kıbrıs'ı bir barış adası haline getirmek için bizler yine elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz. Bunun sürekli olarak hazırlığı içerisindeyiz. Önümüzdeki haftalar, aylar, her an gündeme bunu getirebilir."

KIBRIS 23/12/04

Arınç'tan, Denktaş'a taş

ACI GERÇEK... Arınç: Ben Kıbrıs'ın gerçeğini gördüm. Dedeler, orada Kıbrıs'ta bazı şeyler söylüyorlar, yıllardan beri söyledikleri gibi ama torunları da güneye geçmek için pasaport kuyruğunda bekliyor. Bu acı gerçeği de gördüm. Aklımızı ortaya koyalım, çözüm için çalışalım. Avrupa kapılarında bunları yapıyoruz

KIBRIS'TA BİR ŞEY KAYBETMEDİK... Bülent Arınç, Kıbrıs'ta Türkiye'nin hiç bir şey kaybetmediğini ifade ederek "Annan Planı ile birlikte Kıbrıs gerçeği bir balyoz gibi başımıza indi ve böylece Kıbrıs yeniden konuşulmaya başlandı" dedi

TBMM Başkanı Bülent Arınç, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı eleştirerek onu çözüm için çalışmaya davet etti.

Denktaş'ı gerçekleri görmeye çağıran Arınç; "Ben Kıbrıs'ın gerçeğini gördüm. Dedeler, orada Kıbrıs'ta bazı şeyler söylüyorlar, yıllardan beri söyledikleri gibi ama torunları da güneye geçmek için pasaport kuyruğunda bekliyor. Bu acı gerçeği de gördüm. Aklımızı ortaya koyalım, çözüm için çalışalım. Avrupa kapılarında bunları yapıyoruz..." şeklinde eleştirilerde bulundu.

Arınç, Kıbrıs'ta Türkiye'nin hiç bir şey kaybetmediğini ifade ederken, "Annan Planı ile birlikte Kıbrıs gerçeği bir balyoz gibi başımıza indi ve böylece Kıbrıs'ın yeniden konuşulmaya başlandı" dedi.

TBMM Başkanı Bülent Arınç, Ankara Ticaret Odası'nda (ATO) düzenlenen plaket töreninde yaptığı konuşmada, Kıbrıs konusunda ileri sürülen görüşlerin ilk kez duyuluyormuş gibi ele alınmasını eleştirdi.

Türkiye'nin 1974 yılında Kıbrıs'a müdahale etme gücünü kendinde bulduğunu anlatan Arınç, Ada'nın fiilen bölündüğünü, "burada müstakil Türk devleti kurulsun ve kendi kendini yönetmeye başlasın" denildiğini hatırlattı.

"Hatırlayınız o tarihleri" diyen Arınç, yine o dönemde "hayır bizim böyle bir iddiamız yok. Biz buraya barış için geldik, fetih için gelmedik. Burada tekrar bir federe devlet kurulmalı, biz Rumlarla tekrar bir arada olmalıyız" görüşünün savunulduğunu kaydetti.

Ancak on yıl sonra KKTC'nin kurulduğunu belirten Arınç, şöyle dedi:

"Ama el altından da (Aman sakın kimse bunu tanımasın. Biz eninde sonunda Rumlarla tekrar bir araya geleceğiz) denmedi mi? Ey milliyetçiler, elinizi vicdanınıza koyun. Aradan 20 yıl geçtikten sonra geldiğimiz noktaya bakın. Dünya kendi hedefine doğru giderken, biz günümüzü gün etmeyle meşgul olduk. Gözümüzü kapattık ve avcı bizi görmüyor zannettik.

150 bin tane soydaşımızın orada huzur ve barış içinde yaşaması, Türkiye'nin katkılarıyla mümkün oldu. Rumlar hedeflerine doğru gitti. (Megola İdea) dediler küçümsedik. (Enosis) dediler duymazlıktan geldik. Yunanistan AB'ye girdi, cuntacı albaylardan kurtuldu, demokrasiye girdi. Güney'deki Rum Cumhuriyeti AB'ye müracaat etti hiç bir şey yok. Hiç elimizden bir şey gelmedi ve ortaya konmadı. Sonunda Annan diye birisi ortaya çıktı, planını ortaya koydu. O plan üzerinde biz tartışmaya başladık ve Kıbrıs gerçeği ilk defa başımıza bir balyoz gibi indi ve biz Kıbrıs'ı yeniden konuşmaya başladık."

Siyasetçilerin işinin sorunları konuşmak değil, çözmek olduğunu belirten Arınç, bu sorunları konuşarak onu kriz haline getirmenin siyasetçilere belli zamanlarda rant sağlayabileceğini ama bununla geleceğin kurtarılamayacağını kaydetti.

Türkiye'de böyle siyasetçi tiplerinin bulunduğunu ve bunların sadece konuşarak eleştirerek sorunları kronik hale getirdiğini anlatan Arınç, ancak bunun sonucunda sorunların sadece büyüyerek içinden çıkılmaz bir hal aldığını bildirdi.

Kıbrıs ile ilgili sorunları kucaklarında bulduklarını ve çözmeye çalıştıklarını belirten Arınç, bunun üzerine "vay vatan millet elden gidiyor" denilmesini eleştirdi. Arınç, "Elinde ne var senin kardeşim, ne kalmış senin elinde? Ben senin elinde kalabilen son şeyi kurtarmaya çalışıyorum. Bunun için bir taşın başına çıkıp nutuk atmaya gerek yok. Bunun için akıllı olmaya ihtiyaç var. vatansever dediğin insan aklını kullanan insandır. Akıllı olmaya mecbursunuz" dedi.

Er kişinin karı

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Kıbrıs'ta referanduma "evet" denilmesini isteyerek çıkıp risk aldığını anlatan Arınç, ancak siyasetteki bu manevraların, geleceği görebilmenin, siyasette sağlayabileceği karın farkına varmanın "her kişinin kârı değil, er kişinin kârı" olduğunu kaydetti.

Kıbrıs'ta yapılan referandumun sonucunun, Türkiye'ye yeni siyaset ve konuşma imkanları açtığına da değinen Arınç, "Avrupa'nın şımarık çocuklarının, bu konuda yıllardır sırtı sıvazlananlar" olduğunu bildirdi. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

Torunlar pasaport kuyruğunda

"Meclis Başkanı olarak konuşuyorum. Bazen de kendimi tutamıyorum ama özel isimlerini vermeyeyim. Siz orada belli noktalara hapsedilmiş bir topluluğu temsil ediyorsunuz. İlk defa kapılar açılıyor. İlk defa eliniz sıkılıyor. İlk defa sizi dikkate alıyorlar. İlk defa güçlü bir ülkenin temsilcisi olarak sizi dinlemek zorunda kalıyorlar. Ben mesajımda haklıyım. Bunun böyle, böyle olması gerekir. Görüşmeler, müzakereler, pazarlıklar bunlar çok güzel şeyler. Hasret kaldığımız şeyler.

Ben Kıbrıs'ın gerçeğini gördüm. Oradaki olumsuzluklara da işaret ettim. O ülkeye hayatını vermiş insanlara yapılan haksızlıkları gördüm. Ama bir şeyi daha gördüm. Orada bir gerçek var. Dedeler, orada Kıbrıs'ta bazı şeyler söylüyorlar, yıllardan beri söyledikleri gibi ama torunları da güneye geçmek için pasaport kuyruğunda bekliyor. Bu acı gerçeği de gördüm. Aklımızı ortaya koyalım, çözüm için çalışalım. Avrupa kapılarında bunları yapıyoruz."

Kıbrıs'ta Türkiye'nin hiç bir şey kaybetmediğine dikkati çeken Arınç, Türkiye'nin çalışkanlığı ve stratejisiyle, bu sorunu çözebilecek güce sahip olduğunu bildirdi.

Türkiye'nin hiç bir şey kaybetmediğini, aksine çok önemli bir prestij kazandığını anlatan Arınç, bu prestijde hakkı olan herkesi alnından öperek kutladığını kaydetti.

Ermeni diasporasının davalarına sahip çıktığını da belirten Arınç, Türkiye'nin ise 24 Nisan tarihi geldiğinde "şu günü bir geçirsek" diye düşünmesini eleştirirken, şöyle dedi:

"Ben Ermenilerin soykırım iddialarına karşın, kendine güvenen bir Türk milliyetçisi olarak (hayır böyle bir şey yok, bütün arşivimizi bütün dünyanın incelemesine açıyorum, bütün dokümanlarım sizin emrinizde, ey Ermeniler siz de kendi arşivlerinizi açın. Hatta dünyadan bağımsız bir araştırma komisyonu kurulsun. Arşivler incelensin. Nerede katliam yapıldı, kim bu katliamı yaptı, kaç kişi can verdi ve sebepleri nelerdi) görülsün. Osmanlı döneminde millete en sadık fert olarak Ermeniler gösterilmiştir. Son Meclis-i Mebusan'da Ermeni Mebuslar, bakanlar vardı. Onların yaptıkları ile başkasının iddia ettiklerini tarih sahnesinde konuşmamız lazım. Bu tartışmalar tarihçilere bırakılmalı, tarihçiler hükmü vermeli. Bizim bir korkumuz yok."

KIBRIS 23/12/04

Annan planına dönüş

Rum yönetiminin; Kıbrıs sorununda beklenmekte olan yeni inisiyatife kendi şartlarını koşmaya başladığı, perde gerisi diplomatik pazara; “yeni prosedüre ancak Annan planının 3. versiyonu temel alınırsa yeniden müdahil olmayı kabul edeceği” şartını açıkladığı bildirildi.

Güney’de yayınlanan POLİTİS gazetesi “3. Annan Planına Dönüş –Lefkoşa  Yeni İnisiyatif İçin Şartlar Koşmaya Başladı” başlığıyla manşete çıkardığı haberinde Rum yönetiminin, Kıbrıs sorununda beklenmekte olan yeni inisiyatife kendi şartlarını koşmaya başladığını yazdı, özetle şöyle devam etti:

“Lefkoşa perde gerisi pazara; ancak Annan planının 3. versiyonu temel alınırsa yeni inisiyatife müdahil olmayı kabul edeceğini iletiyor. Yani; Mart 2003’te Lahey’de Türkiye ve Denktaş tarafından reddedilen çözüm belgesi. Aynı zamanda uluslararası unsur, BM müzakerecisinin Avrupa kimlikli mutlak otorite sahibi saygın birisinin olmasına yöneliyor.  

ABD, Avrupa Birliği ve Türkiye, ilkbahar sonunda son bir Kıbrıs sorununu çözme çabası başlatma niyetleri konusunda hiçbir kuşkuya yer bırakmıyorlar. Gazetemizin defalarca yazdığı üzere hedef; Türkiye’nin AB’la üyelik müzakerelerine başlamasından önce soruna federal çözüm bulunması ve Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesidir. Temel; psikolojik nedenlerle farklı bir isimle anılacak olan, daraltılmış bir Annan planı olacak. Çünkü referandumdan sonra Kıbrıs Rum tarafında BM Genel Sekreteri’nin belgesi özellikle olumsuz  bir görüntüye sahip oldu.

Ankara perde gerisinde, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğine müdahale hakkını sınırlandıracağını, yerleşiklerin sayısını azaltmayı tartışacağını söyledi. Lefkoşa; kamu oyu önünde bekleme durumunda olduğunu belirtmesine rağmen; diplomatik perde gerisinde, Annan planının 3. versiyonu müzakere temeli olarak belirlenirse prosedüre yeniden müdahil olmayı kabul edeceğini net şekilde ima ediyor. Bu çözüm versiyonu o zaman Türkiye ve Rauf Denktaş tarafından şu nedenlerle reddedilmişti:

*Annan planının 3. versiyonunda; biri Karpaz’ın Kıbrıslı Rumlara iadesini öngören iki alternatif harita vardı.

*Söz konusu versiyon hiçbir zaman referanduma sunulmadı. Bu da Kıbrıslı Türklerin; çözüm üzerinde uzlaşılması durumunda ikinci bir referandum yapılmasını reddetmelerine olanak tanımıyor.

Uluslar arası unsur; olası yeni müzakerelerin; güvenlik, çözümün hayata geçirilmesi, yerleşikler yönlerinin ve çözümün ekonomik yönünün saptanması gerekeceğini net şekilde ortaya koyuyor. Annan planının 3. versiyonunda en birincisi mülkiyet olan çeşitli konular çok detaylı şekilde düzenlenmiyordu. Mülkiyet gibi konuların yeni versiyona, eski versiyonundan aktarılabileceği değerlendiriliyor.

AB dönem başkanlığını yürütmekte olan Hollanda’nın Başkanı Jan Peter Balkenende Avrupa Parlamentosu’ndaki önceki günkü açıklamasında, geçen Cuma günkü Avrupa Konseyi’nde Kofi Annan’a, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması olasılığını araştırması çağrısında bulunulduğunu doğruladı. Balkenende, BM Genel Sekreteri’nin çözüme doğru ilerlememiz gerektiğine inandığını söyledi ve bütün tarafları yapıcı tavır takınmaya çağırdı.

Tamamen güvenilir bir kaynak gazetemize; uluslararası unsurun bu sefer; Kıbrıslı Rumların Avrupa hissiyatını dikkate almama hatasını yapmayacağını söyledi. Bu çerçevede; müzakerelerde Kofi Annan’ın özel temsilcisinin Avrupalı olacağına hemen hemen kesin gözüyle bakılıyor. Dikkatler, Kıbrıs Rum tarafına çevriliyor ve Lefkoşa’nın taleplerinin yerine getirilmesi konusunda büyük bir niyet gözlemleniyor. Yeni inisiyatif ışığı altında, yoğun ön hazırlık sondajlarında Başkan Papadopulos’un beyan edilmiş talepleri çok ciddiye alınıyor. Bunlar şöyle sıralanıyor:

*Çözüm, uzlaşılmış olacak. Diğer bir deyişle, yeniden Kofi Annan’ın hakemliğine sunulmayacak.

*Baskıcı takvimler olmayacak. Genel Sekreter; Türkiye’nin müzakerelere başlayacağı ekim ayına kadar çözüm bulunması amacıyla kısa bir inisiyatif ilan etmeyi hedefliyor. Ancak, bu takvimin baskıcı olmayacağı da izah ediliyor. Yani müzakereler, ekim sonrasında da devam edebilir.

Buna paralel olarak; Avrupa’nın mevcudiyetinin, BM arabulucusunun temsilcisi ile sınırlandırılması düşünceleri de var. AB’ın da Kıbrıs sorununda kendi üst düzey temsilcisini belirlemesi gerektiği görüşü de yoğun şekilde yayılıyor. Çünkü, güvenlik konusundaki garantiler, sadece Güvenlik Konseyi tarafından sağlanmayacak. Güvenlik kapısı bu sefer; AB üyesi ülkeler tarafından belirlenen Avrupa Anayasası olacak ve  bir üye ülkeye yönelik saldırı, ortak tehdit olarak algılanacak.”

FİLELEFTHEROS gazetesi “Sonraki Adımlar İçin Geri Sayım –AB, Erdoğan ve ABD, Kofi Annan’ı İnisiyatif Üstlenmeye Çağırıyor –Ulusal Konsey’de Net Çizgiler ve Hedefler Aranıyor” başlığıyla manşete çıkardığı haberinde AB’ın, Kıbrıs sorununa 3 Ekim’e kadar Annan planı temelinde çözüm bulunmasına yönelik diyalog prosedürünü canlandırma yönünde ilk adımı halen atmış olduğunu ve Kofi Annan’ı; yeni inisiyatif üstlenmeye, tarafları da iyi niyet misyonunu değerlendiremeye çağırdığını yazdı.

SİMERİNİ gazetesi “Kırmızı Çizgiler –Tasos ve Erdoğan Şartlar Koyuyor –Yabancıların Başkan Papadopulos’un Annan’a Yeni Mektup Göndermesi Baskısı” başlıklı manşet haberinde, Brüksel zirvesi sonrasında Kıbrıs sorununda beklenen hareketliliğin halen gelişme aşamasında göründüğünü, ilk adımların; halen üzerinde aleni açıklamalar yapılan, iki tarafın kırmızı çizgilerinin belirlenmesiyle ilgili olduğunu yazdı.

Gazete diplomatik kaynakların; Anglo-Amerikanlar’ın, BM’nin Kıbrıs sorununa ilişkin prosedürünü onların inisiyatifiyle yinelemesini talep etmekte olduklarını, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’u; BM Genel Sekreteri’ne, Annan planı konusunda yeniden harekete geçmesini isteyeceği bir mektup yazmaya zorlamak istediklerini kaydetti.

HALKIN SESI 23/12/04

 

Barış adası!

TC
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye ziyareti öncesinde Ankara Esenboğa havaalanında yaptığı açıklamada Kıbrıs'ta önümüzdeki günlerde hareketlilik yaşanacağının sinyalini verdi. Kıbrıs'ı barış adası haline getireceklerini söyleyen Erdoğan bunun önümüzdeki haftalar ya da aylarda gündeme geleceğini vurguladı.


TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği (AB) müzakere sürecinin en önemli unsuru olan Kıbrıs'ta çözüm girişiminin önümüzdeki hafta ve aylarda her an gündeme gelebileceğeni söyledi.
Erdoğan, Suriye gezisine başlarken Esenboğa Havaalanı'nda gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Türkiye'nin öteden beri Kıbrıs'ta barışı arayan, bunu teşvik eden, garantör ülke olarak barışın sağlanması yolunda çaba gösteren bir ülke olduğunu vurguladı. Annan Planı ile ilgili dördüncü müzakereleri de Türkiye'nin başlattığının altını çizen Erdoğan, "Şu anda da temennimiz odur ki Kıbrıs'ı bir barış adası haline getirmek için bizler yine elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz. Bunun sürekli olarak hazırlığı içerisindeyiz. Önümüzdeki haftalar aylar her an gündeme bunu getirebilir" dedi.

Başbakan Erdoğan, Suriye'ye yapacağı ziyaret öncesinde Esenboğa Havalimanı'nda düzenlediği basın toplantısında Kıbrıs konusunda şöyle konuştu:
''Kıbrıs'ta barışı hep arzuladığımızı, bunu teşvik ettiğimizi, bu konuda bir garantör ülke olarak orada arabulucu olma gayreti içinde olduğumuzu, üzerimize düşen yükün ne olduğunu, ne olması gerektiğini devamlı vurguladık ve buna yönelik olarak da girişimlerimiz oldu. Son girişimimizde biliyorsunuz 4. müzakerede de bu süreci hatırlarsanız biz başlattık. Şu anda da temennimiz odur ki, Kıbrıs'ı bir barış adası haline getirmek için bizler yine elimizden gelen tüm gayreti göstereceğiz. Bunun sürekli olarak hazırlığı içerisindeyiz. Önümüzdeki haftalar, aylar, her an gündeme bunu getirebilir.''
Başbakan Erdoğan, daha sonra gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin sorularını yanıtladı.
Erdoğan, ''Kıbrıs'ta barış süreci yeniden başlatılacak mı?'' diye soran bir gazeteciye, şu karşılığı verdi:

''Kıbrıs'ta barışı hep arzuladığımızı, bunu teşvik ettiğimizi, bu konuda bir garantör ülke olarak orada arabulucu olma gayreti içinde olduğumuzu, üzerimize düşen yükün ne olduğunu, ne olması gerektiğini devamlı vurguladık ve buna yönelik olarak da girişimlerimiz oldu. Son girişimimizde biliyorsunuz 4. müzakerede de bu süreci hatırlarsanız biz başlattık. Şu anda da temennimiz odur ki, Kıbrıs'ı bir barış adası haline getirmek için bizler yine elimizden gelen tüm gayreti göstereceğiz. Bunun sürekli olarak hazırlığı içerisindeyiz. Önümüzdeki haftalar, aylar, her an gündeme bunu getirebilir.''
YENIDUZEN 23/12/04

 

Talat: Papadopulos’un topa vurmasını sağlamalıyız!

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda topun Rum tarafında olduğunu belirterek, “Papadopulos topa vurursa maç başlar. Üstüne oturdu topun, vurmuyor” dedi.

Talat, BRT’de yayınlanan Akis programında,  Kıbrıs Türk tarafının çözüme “evet” dediğini yineleyerek, Rum tarafının ne istediğine karar vermediğini kaydetti.

Rum siyasilerin “Annan planı temel olacak” dediğine işaret eden Talat, “Tamam, temel olacak da ne olacak... Bana somut öneri yapsınlar. ‘Annan planında şu şu bölümler değişsin’, bunu Rumlar yapacak” diye konuştu.

AB Komisyonu’nun, AB üyelerinin, BM’nin, BM Güvenlik Konseyi Daimi üyelerinin ve ABD’nin, Rum tarafı üzerinde büyük etkisi olduğunu belirten Talat, “Onların bu etkilerini kullanarak Rum tarafının ne istediğini, ne düşündüğünü belirlemesini sağlamak lazım” dedi.

Rum tarafının, “işte ben bu noktadayım, bunu istiyorum” dediği anda topa vurmuş olacağını kaydeden Talat, “Güdeceğimiz aktif politikalarla Papadopulos’un topa vurmasını sağlamamız lazım.  Papadopulos topa vurunca maç başlar. Ama vurmadan başlayamaz. Üstüne oturdu topun, vurmuyor. Durum budur” diye konuştu.

Tarihe geçen bir hükümet dönemi yaşadıklarını ve vicdanen rahat olduğunu anlatan Talat, erken seçimin geç yapılmasında muhalefeti suçladı ve “Muhalefet bu topluma yazık etti” dedi.

 

YENIDUZEN 23/12/04

 

Dedeler konuşuyor, torunlar pasaport için güneye geçiyor’

TBMM Başkanı Bülent Arınç, 17 Aralık zirvesinin sonuçlarını eleştirenleri sert bir dille yanıtladı. Hükümetin başarısıyla alay etmeye hiç kimsenin hakkı olmadığını söyleyen Arınç, Avrupa’yı da samimiyetsizlikle suçladı.
Ankara Ticaret Odası’nca düzenlenen vergi rekortmenleri ödül töreninde konuşan Meclis Başkanı Bülent Arınç, Türkiye’nin AB’den müzakere tarihi almasının sevinilecek bir olay olduğunu belirterek başarıyı herkesin görmesi gerektiğini söyledi.

MİLLİYETÇİLİK ATIP TUTMAKLA DEĞİL”
Arınç, “Kıskançlıkla veya başka siyasi mülahazalarla ya da başka endişelerle bunu yok etmeye, bunu küçük düşürmeye, bununla alay etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur” diye konuştu.
Zirve sonuçlarını eleştirenlerin hamaset ve husumet nutukları atmakta çok başarılı olduklarını belirten Arınç, milliyetçiliğin kuru sıkı atıp tutmakla olmayacağına da işaret etti.
       
“AB SAMİMİYETSİZ”
Arınç, konuşmasında Avrupa Birliği’ni de müzakere görüşmeleri sırasında samimiyetsiz davranmakla suçladı.
Arınç, Kıbrıs konusunda da çözüme yardımcı olunmasını isterken KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ı örnek göstererek “Dedeler bir şey söylüyor Kıbrıs’ta yıllardır, ama torunlar güneye geçmek için pasaport alıyor. O zaman hamasetten vazgeçmek gerek” diye konuştu.
YENIDUZEN 23/12/04

 

'Filistin gibi savaşırız'

Ömer BİLGE / LEFKOŞA

KKTC Başbakan Yardımcısı Denktaş, "Türkiye bizi gözden çıkarırsa, Kıbrıslı Türkler FKÖ usulü direnişe geçebilir" dedi.

KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş dün Best FM’de Mithat Bereket’in sorularını yanıtlarken çok çarpıcı bir açıklamada bulundu:

Serdar Denktaş, Türkiye’nin Kıbrıs’ı gözden çıkarması halinde, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) gibi silahlı direnişe geçeceklerini söyledi. Denktaş, ‘Bence böyle satış olmaz ama, diyelim ki Türkiye ‘AB’ye girmek daha iyidir’ diyerek  Kıbrıs’taki hakkından vazgeçti. Kıbrıslı Türk vazgeçmeyecektir’ dedi.

Bu sözleriyle ilgili olarak Hürriyet’in sorularını da yanıtlayan Denktaş,

‘Türkiye Kıbrıs’tan vazgeçmez. Ama vazgeçerse ve bize de ‘teslim olun her şarta’ derse, Filistinliler gibi sonuna kadar direniriz’ diye konuştu.

RAUF DENKTAŞ: ASKER KALMALI

CNN Türk’te yayınlanan Manşet programında Mehmet Ali Birand’ın sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, çözümü uzun bir sürece yaymak gerektiğini belirterek, ‘Bizim istediğimiz, Türkiye’nin Rumlar’ı siyaseten tanımaması, KKTC’yi tanımaya devam etmesi ve Türk askerinin Ada’da kalmasıdır’ dedi.

 HURRIYET 24/12/04

 

'Kıbrıs'ı tanımadan müzakere başlamaz'

 

Lefkoşa

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, “Türkiye'nin, (Güney) Kıbrıs'ı tanımadan Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakerelerine başlamasının mümkün olmayacağını” ileri sürdü.

Papadopulos, Rum Alfa televizyonuna yaptığı açıklamada, AB'nin Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ı “göz ardı etmeyeceğini” ve üye ülke olarak “Türkiye'nin müzakere sürecini durdurabileceklerini” kaydetti.

Annan planını olduğu gibi yeniden referanduma götürmeyeceğini yineleyen Papadopulos, müzakerelere hazır olduğunu, ancak BM Genel Sekreteri'nin hakemliğini ve dar müzakere takvimini kabul etmeyeceğini söyledi. Rum lideri, “bu kez takvimin Kıbrıs için değil, Türkiye için söz konusu olduğunu” savundu.
   
Papadopulos, “çözüm yönünde iyimser olup olmadığı” yönünde bir soruya karşılık, “çözümün Türkiye'nin tavrına bağlı olduğunu “ iddia etti.
   
“Türkiye'nin Kıbrıs'ta iki devlet politikasını terk etmesi gerektiği” görüşünü dile getiren Papadopulos, “tek egemenlik, tek uluslararası kimlik, tek devlet temelinde, iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözümden yana olduğunu” belirtti.

 (aa)

 HURRIYET 24/12/04

 

Erdoğan: Kıbrıs’a marjinal yaklaşım başarıyı engeller

 

Ankara

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununa marjinal yaklaşımla, AB yolundaki olumlu gelişmelerin bozulmamasını istedi.

Edoğan, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği'nin (TÜSİAD) Yüksek İstişare toplantında yaptığı konuşmada, 17 Aralık'ta yapılan AB zirvesinde tam üyelik için müzakere tarihi alındığını, bunda 1959 yılından beri hükümetlerin, siyasilerin, sivil toplum örgütlerinin, akademisyenlerin, basınının ve halkın katkısı olduğunu anlattı.

 

Bütün bu kesimlere teşekkür eden Erdoğan,  ancak şimdi bazı çevrelerin 17 Aralık'ta kazanılan başarıyı eleştirdiğini belirtti.

 

AB hedefinin bir milli dava olduğunu dile getiren Erdoğan, elde edilen başarıyı eleştirenlerin eski siyaset anlayışında olduklarını ifade etti.

 

Müzakerelerinin yürümesi için 1963 tarihli Ankara Anlaşması'nın AB'nin yeni 10 üyesine de teşmil edilmesi gerektiğini anlatan Erdoğan, bazı çevrelerin bu yönde imzalanacak protokolün Kıbrıs'ın tanınması anlamına geldiğini öne sürerek eleştirilerde bulunduklarını kaydetti.

 

KUZEY-GÜNEY KIBRIS SÜRTÜŞMESİ

 

Erdoğan, önlerinde bir süreç bulunduğunu, bu süreç içinde müzakereleri AB Komisyonu ile yapacaklarını, muhataplarının komisyon olduğunu, komisyonla yaptıkları müzakereler sonucunda kararlarını vereceklerini belirterek, şunları söyledi:
   
“Ama bu kararı verirken, Güney Kıbrıs'ı mağlup ettik mantığıyla, anlayışıyla amacıyla değil, eğer siz her yerde ben haklıyım, bunu da almam lazım, bu mantıkla olaya yaklaşırsanız bunun adı uzlaşma değildir, bunun adı ben mantığıdır. Orada ne uzlaşma ne barış olur. Şimdi iş nereye doğru götürülüyor, Kıbrıs olayına Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs arasıdaki sürtüşmelerin adeta başlatılmasına. Biz AB sürecini böyle bir sürtüşmeye kurban etmek istemiyoruz.”
   
Erdoğan, Kuzey Kıbrıs-Güney Kıbrıs arasındaki sorunun giderilmesi için 24 Nisan sürecinde nasıl bir yaklaşım gösterdilerse bundan sonra da aynı olumlu yaklaşımı göstereceklerini kaydetti.
   
“ANNAN BENİ ARADI”
   
Erdoğan, “Brüksel dönüşü Annan beni aradı. Bunu kendilerine de ifade ettim, önümüzde beraber yapacağımız işler var dedim. Bu konuyu oturup tekrar konuşmamız lazım. Bu konuda müşterek olarak neler yapmalıyız bunu çözmeliyiz dedim” diye konuştu.
   
Başbakan Erdoğan AB üyesi ülkelerin 24 Nisan'da KKTC'deki Türk vatandaşlarına verdikleri sözü tutmadıklarını, bunu da kendilerine ifade ettiğini belirterek şunları kaydetti:
   
“Aldıkları karar, (Size 259 milyon euro yardım edeceğiz) ondan sonra da (Bu yıl 6 milyon euro vereceğiz) demek, ancak afedersiniz yeni cami önündeki dilenciye layık görülen bir uygulamadır.
   
Türkiye zaten bu noktada gereken desteği KKTC'ye nasıl verdiyse bundan sonra da rahatlıkla verecek güçtedir. O kadar da düşmedik. Fakat burada olması gereken şey nedir? Biz burada dostça çözüm istiyoruz.”
   
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin çevresiyle, komşularıyla, özellikle düşman üretmeye yönelik değil, dost kazanmaya yönelik bir dış politika geliştirdiğine işaret ederek, “Bunu Kıbrıs'ı barış adası yapabilmek yolunda gösteriyoruz. Yunanistan'a da aynı şekilde gösteriyoruz. Bazıları da gelip, afedersiniz kaşımak suretiyle bozma gayretine girişiyorlar. Bunlara prim vermemek lazım” dedi.
   
“MARJİNAL YAKLAŞIMLA OLUMLU GELİŞMELYERİ BOZMAYIN"

 

Bazı çevrelere seslendiğini belirten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Kıbrıs ile ilgili konularda marjinal bir yaklaşımla buradaki olumlu gelişmeleri lütfen bozmayın. Burada duygusallık olmaz. Bu konulardaki hassasiyetlerden bizde daha çok fazlası var. Bu hassasiyetleri yeri geldiğinde, onlardan çok ama çok daha fazla gösteririz. Aklıselim davranıp Kıbrıs'ı bir barış adası yapmaya yönelik adımlar atmamız gerekiyor. Atılması gereken adımları atacağız” diye konuştu.
   
Erdoğan, AB üyeliğinin aslında Kıbrıs meselesi değilken, Kıbrıs meselesi şekline getirilmeye çalışıldığını belirterek, “Olayın aslı 1963 Ankara Anlaşması'ndan kaynaklanan Gümrük Birliği'ne dayalı 15 artı 10 ülkenin durumunun ne olacağıdır” dedi.
   
"ANNAN PLANININDAN NİYE RAHATSIZ OLUYOR SUNUZ?"

 

Kıbrıs konusunda barış ve uzlaşma olması gerektiğini belirten Başbakan Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:
   
“Şimdi bazı dedikodular yapılıyor, efendim Annan Planı ortada değil. Zaten Annan Planı'nın ruhunda şu var, 24 Nisan referandumunda her iki taraftan da evet çıkmayınca Annan Planı düşüyordu. Ama Annan Planı yeniden düzenlenir. Her iki tarafın da mutabık kaldığı şekilde yeniden düzenlenip yeniden önümüze gelebilir. Adı Annan Planı'dır diye niye rahatsız oluyorsunuz. Önemli olan içeriği değil mi? Bunun içeriğini yeniden karşılıklı olarak her iki tarafın da mutabık kaldığı şekilde düzenlenir. Ondan sonra da halka bu sunulur. Tarafların ön yargılardan kurtulması için hepimizin birlikte el ele vermesi, barışın sürmesi için çok faydalı olacağına inanıyorum.”

 

HAKSIZ ELEŞTİRİLERE TEPKİ

   

Başbakan konuşmasında, AB sürecine dönük haksız eleştirilerde bulunanlara da tepki gösterdi.

   

“Bu yeni dönemin başlangıcında, maalesef bizim bu heyecanımızı paylaşmak yerine, sokaktaki insanımızın rahatlıkla görebildiği bir başarıyı göremeyen ve gelinen bu noktayı gölgelemeye çalışan da var” diyen Başbakan Erdoğan, bu hatayı da yanlış bilgilendikleri için ya da siyaseten öyle davranmaları gerektiğine inandıkları için yaptıkları kanaatinde olduğunu söyledi.    

 

TÜRKİYE'NİN 100. DOĞUM YILI HEDEFİ

         

Millet olarak AB hedefine kilitlenmek için, önlerinde "altın bir vesile” olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, bunu “Türkiye Cumhuriyetinin 100. doğum gününü her alanda, dünyaya örnek olacak pırıl pırıl bir ülke olarak birlikte kutlamak” olarak açıkladı.

   

Bugün bu hedefi çocukların önüne koymak için, en güzel, en uygun, en ideal zaman olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, “ben bu ülkeye, bu ülkenin insanlarına, bu insanların var oluş direncine, medeniyet aşkına, engin sağduyusuna, büyük dinamizmine sonuna kadar inanıyorum. Türkiye'nin geleceğin dünyasındaki yeri bugün bulunduğu noktadan çok farklı ve çok parlak olacaktır” dedi.

 (Hürriyetim)

HURRIYET 24/12/04

 

'Türkiye’yi her an veto edebilirim'

 

Nur BATUR / ATİNA

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan Planı’nın aynen kabul etmeyeceklerini ve Türkiye’ye karşı veto hakkının her an masada olduğunu söyledi.

Yunan Imerisia gazetesine konuşan Papadopulos Brüksel’deki kritik geceyi şöyle anlattı: ‘Bir ara veto kullanmayı düşündüm. Karamanlis’le konuştum. Seni desteklerim dedi. Chirac, Blair, Schröder ve Balkanende ile ortak görüşmemizde, ‘niye endişeleniyorsun. Türkiye’nin davranışlarını kontrol etme hakkın ileride de olacak’ dediler. Böylece Ankara’dan Kıbrıs’a karşı sorumluluklarını yerine getirme talebi çıktı. Veto kullansaydım adadaki Türk askeri kalırdı. Şimdi artık çözüm sorumluluğu Türkiye’ye ait. Sorumluluklarını yerine getirmezse 3 Ekim’den önce el frenini çekerim.’  

HURRIYET 24/12/04

 

Putin'den Atina'ya: Türk vizesi insancıl

 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ‘Rusya ile Türkiye ilişkilerinin derinleşmesi Atina’da tedirginlik yaratıyorsa basit bir çözüm yolu var. Yunanistan da Rusya ile ilişkisini Türkiye seviyesine çıkarmalı. Denge olsun diye Türkiye ile ilişkilerimizi kısıtlamak çok saçma’ dedi.

Putin ‘Geçen yıl Türkiye’ye giden Rus turist sayısı 2 milyon. Yunanistan’a giden Rus sayısı 200 bin. Neden? Çünkü Türkiye insancıl bir vize sitemi uygulayarak bizim turistlere çile çektirmiyor. Ben kendim bile Türkiye’ye kolay vizeden yararlanarak gitmiştim. Yunanistan’ın vize işlemleri ise sırat köprüsünden geçmek gibi’ dedi.  

HURRIYET 24/12/04

 

Papadopulos: Türkiye'nin müzakere sürecini durdurabiliriz!

Züleyha Karaman bildiriyor

      Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, ''Türkiye'nin, (Güney) Kıbrıs'ı tanımadan Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakerelerine başlamasının mümkün olmayacağını'' ileri sürdü Papadopulos, Rum Alfa televizyonuna yaptığı açıklamada, AB'nin Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ı ''göz ardı etmeyeceğini'' ve üye ülke olarak ''Türkiye'nin müzakere sürecini durdurabileceklerini'' kaydetti. Annan planını olduğu gibi yeniden referanduma götürmeyeceğini yineleyen Papadopulos, müzakerelere hazır olduğunu, ancak BM Genel Sekreteri'nin hakemliğini ve dar müzakere takvimini kabul etmeyeceğini söyledi. Rum lideri, ''bu kez takvimin Kıbrıs için değil, Türkiye için söz konusu olduğunu'' savundu.
      Papadopulos, ''çözüm yönünde iyimser olup olmadığı'' yönünde bir soruya karşılık, ''çözümün Türkiye'nin tavrına bağlı olduğunu '' iddia etti.
      ''Türkiye'nin Kıbrıs'ta iki devlet politikasını terk etmesi gerektiği'' görüşünü dile getiren Papadopulos, ''tek egemenlik, tek uluslararası kimlik, tek devlet temelinde, iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözümden yana olduğunu'' belirtti.

MILLIYET 24/12/04

 

Bir yılda Kıbrıs'ta neler oldu?

Züleyha Karaman bildiriyor

Kıbrıs, 2004 yılında tarihi günler yaşadı. 1960'ta Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilanı ve 1974'te Kıbrıs Barış Harekatı'ndan sonra Kıbrıs tarihinin en önemli olayı olarak nitelenen 24 Nisan referandumu, dünyanın dikkatini Kıbrıs'a çekti.
      Annan planının taraflara sunulduğu 11 Kasım 2002'den beri hareketli, yoğun bir süreç yaşayan Kıbrıslı Türkler ve Rumlar, 24 Nisan 2004'te sandık başına giderek, yoğun tartışmalara noktayı koydu.
      İsviçre'de Mart ayının son haftasında yapılan zirveden sonra BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından son hali verilen planın yaşama geçip geçmeyeceği Kıbrıslı Türk ve Rumların ''evet'' ve ''hayır''larıyla karara bağlandı. Türklerin yüzde 65 ''evet' demesine rağmen, Rumların yüzde 76 oranında ''hayır'' demesi, plana uygulanma şansı vermedi.
      Rumların referandumda ''hayır'' demesi, Kıbrıs'ın 41 yıl sonra yeniden birleşme olasılığını ortadan kaldırdı, ''Birleşik Kıbrıs Devleti'' kabul edilmedi. Ancak Rumlar 1 Mayıs 2004'te tüm Kıbrıs adına resmen Avrupa Birliği (AB) üyesi oldu. AB müktesebatı Kıbrıs'ın kuzeyi için askıya alındı.
     
     REFERANDUMA NASIL GELİNDİ?

      Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC), 14 Aralık 2003'teki seçimlerin ardından 13 Ocak 2004'te Cumhuriyetçi Türk Partisi-(CTP) Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinin kurulmasından sonra, taraflar, Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakere sürecinin yeniden başlamasına yönelik girişimlerini hızlandırdı.
      ABD Başkanı George Bush'un, 2003'ün Aralık ayı sonlarında dönemin Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, Kıbrıs'ta, Annan planı temelinde bir çözüm için çaba göstermeleri çağrısı yapan birer mektup göndermesi, Ankara'nın Kıbrıs müzakerelerinin başlamasına yönelik çalışmasına hız vermesi, Başbakan Erdoğan'ın Davos'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşmesi ve AB ziyareti, Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasına giden süreçte önemli etkenler oldu.
      BM Genel Sekreteri Annan, 5 Şubat'ta KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u, müzakerelere yeniden başlamaları için 10 Şubat Salı günü New York'a davet etti.
      Zorlu geçen New York görüşmeleri sonunda, her iki tarafın da onayıyla Annan, müzakerelerin 19 Şubat'ta adada başlamasını öngören deklarasyonunu açıkladı.
     
     19 ŞUBAT'TA YÜZ YÜZE GÖRÜŞMELER BAŞLADI

      Kıbrıs sorununa Annan planı temelinde 1 Mayıs'a kadar çözüm bulunması amacıyla başlatılan yeni tur Kıbrıs müzakereleri, 13 Şubat'ta New York'ta varılan mutabakat gereği, 19 Şubat 2004'te Lefkoşa'da başladı.
      Yeni müzakerelerin, daha önce yapılan Kıbrıs görüşmelerinden farkı, her şeyin takvimlenmiş olması ve tarafların buna uyacaklarını New York'ta taahhüt etmeleriydi.
      Buna göre, 19 Şubat'ta başlayan görüşmeler 22 Mart'a kadar sürdü ve taraflar halledilemeyen meseleleri 24 Mart'ta İsviçre Bürgenstock'da başlayan, Türkiye ve Yunanistan'ın da katıldığı dörtlü konferansa taşıdı.
      Dörtlü konferansta üzerinde anlaşılamayan konuları, New York'ta varılan mutabakat gereği BM Genel Sekreteri Kofi Annan karara bağlayarak, Annan planının 5. şeklini 31 Mart'ta taraflara sundu.
      19 Şubat'ta Lefkoşa'da başlayan yeni tur Kıbrıs müzakerelerinin birinci aşamasında, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetleri, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto gözetiminde Lefkoşa ara bölgede görüştü.
      KKTC heyetinde, Başbakan Mehmet Ali Talat, Dışişlere Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da yer aldı. Bu, Kıbrıs Türk tarafı açısından bir ilkti. Hükümet, ilk kez bu kadar ağır bir şekilde müzakerelere dahil oldu.
      Müzakerelerden bir gün önce, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen de adaya geldi. Taraflarla, ilk görüşmenin ardından, ara bölgede bir araya gelen Verheugen, Türk tarafına ayrıcalıklar (derogasyonlar) konusunda bazı taahhütlerde bulunduysa da daha sonra bu taahhütte durulmadığı ortaya çıktı.
      Süreci hızlandırmak, tarafları cesaretlendirmek ve Genel Sekreter Annan'ın mesajını iletmek amacıyla BM Genel Sekreter Yardımcısı Sir Kirean Prendergast da 2 ve 16 Mart'ta adaya geldi. Prendergast, bir ilki yaparak, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı Başbakanlık makanında ziyaret etti. Bu ziyarete, Rumlar tepki gösterdi.
     
     TARAFLAR 15 KEZ GÖRÜŞTÜ ANLAŞAMADI

      Türk ve Rum heyetleri, 19 Şubat'tan 22 Mart'a kadar 15 kez yüz yüze görüştü. En kısa görüşme 45 dakika, en uzun görüşme 3.5 saat sürdü.
      Her iki taraf da Annan planını olduğu gibi kabul etmeyerek, değişiklik yapılmasını istedi. Müzakerelerde taraflar, karşılıklı değişiklik önerilerinde bulundu. Rumlar, Türk tarafının Annan planında yapılmasını istediği tüm önerileri, Annan planının dışında olduğu gerekçesiyle reddetti.
      Türk tarafı, ilk günden ısrarla iki kesimliliğin üzerinde dururken, Rum tarafı daha fazla Rum'un Kuzey'e dönmesini, Türkiye'den gelen nüfusun adadan ayrılmasını, daha fazla toprak verilmesini ve diğer taleplerini sıraladı.
      KKTC heyeti, derogasyonlar (ayrıcalıklar) konusuna da büyük önem verdi. Anlaşmada Kıbrıslı Türklere verilecek hakların korunması ve AB üyeliğinde ortadan kalkmaması için, yapılacak anlaşmanın AB'nin birincil yasası haline getirilmesini isteyen Türk tarafı, AB'nin bu konuda verdiği sözde durmadığını açıkladı. Başbakan Talat da AB'nin derogasyonlarla ilgili tutumundan hayalkırıklığına uğradığını söyledi.
      Kıbrıs müzakerelerine paralel olarak, olası bir anlaşmada kurulması öngörülen ortak devletin yasal ve mali altyapısını hazırlamak üzere iki tarafta kurulan teknik komiteler de BM gözetiminde 19 Şubat'tan itibaren yoğun çalışma içine girdi.
     
     BAYRAK VE MARŞ BELİRLENDİ

      Bayrak ve Marş komiteleri, çalışmalarını tamamladı ve referandumlardan ''evet'' sonucu çıkması durumunda geçerli olacak ortak devletin bayrağını ve marşını belirledi. Bayrak, mavi-sarı-kırmızı renklerden oluşurken, marş da sözsüz enstrümantal bir eser niteliğindeydi.
      İsviçre'deki görüşmelere, KKTC adına Başbakan Talat, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş başkanlığındaki heyet katıldı.
      Cumhurbaşkanı Denktaş, dörtlü konferans için İsviçre'ye gitmedi. Denktaş, ''Kıbrıs müzakerelerinde temelde ilerleme olmadığını, bu durumda İsviçre'ye gitmesinin halkta yanlış intiba uyandıracağını'' belirterek, ''Halka gerçekleri daha iyi anlatabilmesi için serbest kalması gerektiğini'' söyledi. Denktaş, hükümetin İsviçre'ye tam yetkiyle gittiğini açıkladı.
      İsviçre görüşmelerinin ardından, Kıbrıs'ta propaganda savaşları başladı. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, başbakan sıfatıyla ilk kez Rum tarafına geçerek, Rumların iki büyük partisi AKEL ve DİSİ'den referanduma ''evet'' demeleri yönünde destek istedi. AKEL ''hayır'', DİSİ ise ''evet'' kararı aldı. Papadopulos'a destek veren AKEL'in tavrı, Rum tarafındaki referandumun sonucunu etkiledi.
     
     PAPADOPULOS TV'DE AĞLAYARAK KONUŞTU

      Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, referandumda merakla beklenen tavrını 7 Nisan akşamı Rum televizyonlarından ağlayarak yaptığı konuşmayla kamuoyuna duyurdu ve Rum halkından Annan planına ''güçlü hayır'' demesini istedi.
      Papadopulos, ''Hayır desek de bir hafta sonra AB üyesiyiz. Devletimizi ortadan kaldırmak istiyorlar. Annan planı bir uzlaşma sonucu ortaya çıkmadı'' dedi.
      KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da referandumda ''hayır'' kampanyası yürüttü.
      Referandum süresince ''evet ve hayır'', Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için en popüler kelimeler oldu.
      Kıbrıs Türk halkı, 24 Nisan'daki referandumla 1974'ten sonraki siyasi hayatta üçüncü kez referandum için sandık başına gitti.
      İlk referandumun yapıldığı 8 Haziran 1975'te, 13 Şubat 1975'te ilan edilen Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin (KTFD) Anayasası halkın onayına sunuldu. İkinci referandum ise KKTC Anayasası konusunda 5 Mayıs 1985'te yapıldı.
     
     REFERANDUM

      KKTC'de yoğun propagandanın yapıldığı ve Kıbrıslı Türklerin ''evet'' demesi için dünyanın vaatlerde bulunduğu referandum, 24 Nisan'da Kıbrıs'ın iki kesiminde eşzamanlı yapıldı.
      Referandum sonucunda, KKTC'den güçlü ''evet'', Rum kesiminden de güçlü ''hayır'' sonucu çıktı.
      KKTC'den yüzde 64.91 oranında ''evet'', yüzde 35.09 ''hayır'' çıktı. Kıbrıs Rum kesiminden de yüzde 24.17 ''evet'', yüzde 75.83 ''hayır'' çıktı.
     
     REFERANDUM SONRASI

      Referandumda Rumların ''hayır'' demesiyle Annan planı uygulamaya girmedi. Rumlar ise 1 Mayıs'ta Avrupa Birliği'ne resmen dahil oldu.
      KKTC hükümeti, referandum öncesi Türk halkına verilen sözlerin yerine getirilmesi ve Kıbrıs Türkünün izolasyondan kurtulması için yoğun diplomatik atak başlattı.
      Bu çerçevede, Başbakan Mehmet Ali Talat, Brüksel, ABD, Fransa ve İngiltere'yi, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da Bangladeş ve Pakistan'ı ziyaret etti.
      12-14 Haziran'da İstanbul'da yapılan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) zirvesinde KKTC'nin ''Kıbrıs Türk Toplumu'' sıfatı, Annan planında öngörüldüğü gibi, ''Kıbrıs Türk Devleti''ne dönüştürüldü.
      KKTC ile Rum kesimi arasındaki ticarete düzenleme getiren ''Yeşil Hat Tüzüğü'', 23 Ağustos'ta yürürlüğe girdi.
      Rumlar, olimpiyat meşalesinin KKTC'de dolaştırılmasına izin vermedi.
      Rumlar, KKTC hükümetinin izniyle 1 Eylül'de Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde iki ayin yaptı. Ayinden bir hafta önce kilisede bomba patladı. KKTC hükümeti, Dipkarpaz'da Rum ortaokulunun açılmasına da izin verdi.
      Kıbrıs Otonom Kayıplar Komitesi de 2000 yılında ara verdiği çalışmalarına, 30 Ağustos 2004 tarihinde yeniden başladı.
     
     CTP-DP KOALİSYONU AZINLIK DURUMUNA DÜŞTÜ

      Ankara ile istişareler ve yoğun çalışmalar sonucunda 13 Ocak'ta ''toplumsal uzlaşı ve çözüm hükümeti'' adıyla kurulan CTP-DP koalisyon hükümeti, referandumun hemen ardından, 26 Nisan'da 50 üyeli Cumhuriyet Meclisi'nde azınlık durumu düştü. 26 çoğunlukla kurulan koalisyon hükümeti, DP'den 2, CTP'den de 1 milletvekilinin istifası üzerine, göreve gelmesinden yaklaşık 3.5 ay sonra azınlığa düştü.
      CTP-DP koalisyonu ile KKTC'de ilk kez sol bir parti lideri başbakan oldu.
      Anamuhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP), hükümet aleyhine meclise güvensizlik önergesi verdi. Oylama, 25-25 çıktı ve önerge reddedilmiş oldu.
      2004 Mali Bütçesi'nin mecliste oylanacağı gün, bütçenin meclisten geçmeyeceğinin anlaşılması üzerine, CTP-DP koalisyon hükümeti, 20 Ekim'de istifa etti ve erken seçim süreci başladı.
      Cumhurbaşkanı Denktaş, 21 Ekim'de UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nu yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi. Derviş Eroğlu, hükümet kurma konusundaki girişimlerinden sonuç alamaması üzerine görevi iade etti. Denktaş, görevi 8 Kasım'da da CTP Genel Başkanı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'a verdi. Talat, herhangi bir girişim yapmadan 22 Kasım'da görevi iade etti.
     
     MİLLETVEKİLLİĞİ VE CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ

      Cumhurbaşkanı Denktaş'ın mecliste grubu bulunan siyasi partilerin başkanlarıyla yaptığı toplantıda, 20 Aralık'ta tamamlanan anayasal sürecin sonunda erken genel seçimin 20 Şubat'ta yapılması kararlaştırıldı.
      Bu arada, Cumurbaşkanı Denktaş, Nisan ayında yapılacak cumburbaşkanlığı seçiminde aday olmayacağını kesin bir dille açıkladı ve ''Mücadele için halkın arasına döneceğini'' söyledi.
      KKTC için büyük önemi olan Ercan Havaalanı, yenilenmiş ve genişletilmiş haliyle yeniden hizmete açıldı.
      KKTC Cumhuriyet Meclisi, Türkiye'ye AB yolunda Rum tarafını tanıması yönünde yapılan baskılara tepki göstererek, tarihi bir karar aldı.
      KKTC'nin ilanından bu yana, Kıbrıs konusunda ilk kez meclisin oybirliğiyle 2 Aralık'ta aldığı kararda, ''Türkiye'ye AB sürecinde, Kıbrıs Rumlarının yönetimindeki Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma koşulunun dayatılması, Kıbrıs'ta birçok yeni hukuksal ve siyasal sorunların da ortaya çıkmasına yol açacaktır'' denildi. Kararda, Türkiye'nin Kıbrıs Rumlarının yönetimindeki ''Kıbrıs Cumhuriyeti'nin değil, Kıbrıs Türk halkının da siyasi eşit olarak içinde yer alacağı yeni ortak yapıyı tanımasının'' altı çizildi.

MILLIYET 24/12/04

 

Kıbrıs'ta seçim takvimi belli oldu...


      KKTC'de 20 Şubat'ta yapılacak erken genel seçimle ilgili süreç yarın resmen başlayacak.
      Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan karara göre, Kıbrıs Türk halkı 20 Şubat 2005'te genel seçim, 17 Nisan'da da yeni cumhurbaşkanını belirlemek için sandık başına gidecek.
      KKTC Seçim ve Halkoylaması Yasası'na göre seçim yasakları yarın yürürlüğe girecek. Seçim takviminin ve seçim yasaklarıyla ilgili duyurunun, Yüksek Seçim Kurulu'nun bugün öğleden sonra yapacağı toplantının ardından açıklanması bekleniyor.
      Kıbrıs Türk halkı, 50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisi'nin yeni üyelerini belirlemek için 20 Şubat Pazar günü, Cumhurbaşkanlığı makamına gelecek kişiyi belirlemek için de 17 Nisan Pazar günü sandık başına gidecek.
      Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Taner Erginel, düzenlediği basın toplantısında, ''örnek bir seçim için ellerinden gelen gayreti göstereceklerini'' söyledi.
      Erginel, ''YSK ve ilçe seçim kurullarının, tüm siyasi partilere eşit mesafede duracağını ve seçimin tamamen şeffaf olacağını'' vurguladı.
MILLIYET 24/12/04

 

Rum polisi Rum gazeteciye geçit vermedi


      Oshan SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA)

KIBRISLI Rumların 1974 yılında Muratağa, Sandallar, Atlılar köylerinde yaptığı katliamları anlatan 'Kan Sesi' isimli belgeselin yapımcısı Antonis Angastiniyotis, Rum polisine takıldı. Ercan Havaalanı üzerinden İstanbul'a gideceği haberi alınan Angastiniyotis'in Kuzey Kıbrıs'a geçişi Rum polisi tarafından engellenirken, Kıbrıs Türk Hava Yolları (KTHY) listesinin Rumların eline nasıl geçtiği konusunda soruşturma açma kararı aldı.
      Rum gazeteci, Kan Sesi belgeseli sonrasında Rum kesimindeki tepkilerin odağı olmuştu. KKTC'de yayınlanan Volkan gazetesinin haberine göre Rum polisinin tutumu nedeniyle Angastiniyotis konuşmacı olarak çağrıldığı İstanbul'daki Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul Şubesi tarafından düzenlenen '1963 Kanlı Noel Olaylarının 41. Yıldönümü' adlı toplantıya katılamadı. 21 Aralık günü Ercan üzerinden İstanbul'a gitmek üzere Ledra Palas barikatından KKTC'ye geçmek isteyen Angistiyonidis'in geçişine Rum polisi izin vermedi.
     
     GÖZÜ KORKTU

      Daha önceki demeçlerinde, “Vatan haini diye çağırmaları umurumda değil. Vatan haini diyorlarsa, ben vatan hainiyim ama ben geceleri rahat uyuyorum. Ben, gerçeğe dayanıyorum çünkü bu acılar, çekilen bu ıstırab benim ıstırabımdır, çünkü benimde çocuklarım var" diyen Angastiniyotis Doğan Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada ise haberin abartıldığını ve böyle birşeyin olmadığını iddia etti. Angastiniyotis zaman zaman önemli sorunlarla karşılaştığını, baskı gördüğünü ve daha fazla sorunla karşılaşmamak için konuşmak istemediğini de belirtti. Ancak Rum gazeteci dün yaptığı açıklamada Ledra Palace sınırından geçerken yaşadığı sorunlar yüzünden İstanbul'daki toplantıya gidemediğini bunun yerine telefonla bağlandığını söylemişti.
     
     RUM POLİSİ HABERİ NEREDEN ALDI?

      Volkan Gazetesi 'KTHY'de Rum'un köstebeği kim' manşetiyle verdiği haberde KTHY yolcu listesinin Rum polisine sızdırıldığını iddia etti. Gazeteye göre 21 Aralık günü Ercan Havaalanı'na gitmek üzere Ledra Palas sınır kapısına gelen Rum gazeteci, polisi tarafından engellendi, sebepsiz yere bir süre bekletildi. Polis, Angastiniyotis'e Ercan üzerinden İstanbul'a gideceğinin bilindiğini bu nedenle kendisine geçiş izni verilemeyeceği söyledi. Rum polisinin havaalanından hareket edecek uçağın yolcu listesini gösterdi de iddia ediliyor.
      KTHY Genel Müdürü Saddettin Gezmek ise Akdeniz TV'ye yaptığı açıklamada Genel Müdürlük olarak konuya ilişkin soruşturma başlatılacağını söyledi.


MILLIYET 24/12/04

 

Erdoğan: Annan Planı yeniden gündeme gelmeli

RADIKAL 24/12/04

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta çözüm için Annan Planı'nın içeriğinin yeniden düzenlenip her iki tarafın da mutabakatıyla yeniden halkın oyuna sunulmasını önerdi.
Erdoğan, TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu (YİK) toplantısında yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ta barışın sağlanması için adımlar atılması gerektiğini belirtirken, "Şimdi bazı dedikodular bu noktada yapılıyor. 'Efendim, Annan Planı ortada değil.' Zaten Annan Planı'nın ruhunda 24 Nisan referandumundan eğer her iki tarafta da evet çıkmaması halinde Annan Planı düşüyor. Tamam o zaman Annan Planı yeniden düzenlenir her iki tarafın mutabık kaldığı şekilde yeniden önümüze gelebilir" dedi.
Planın adının Annan Planı olmasının rahatsızlık vermemesi gerektiğini belirten Erdoğan, "Önemli olan bunun içeriği değil mi? Bunun içeriğini her iki taraf karşılıklı olarak yeniden düzenler, mutabık kalır ondan sonra da halkın oyuna bunu sunar" diye konuştu. Başbakan Erdoğan AB konusunun Kıbrıs'a indirgenmek istendiğini, aslında olayın 1963 Anlaşması'ndan doğan Gümrük Birliği'nin yeni üyelere genişletilmesinden ibaret olduğunu belirtirken de şunları söyledi:
"Ortada bir eksiklik var. Bu eksikliğin giderilmesidir. Olay budur. Bizim hükümet olarak düşüncemiz nedir? Biz müzakereleri AB komisyonuyla yaparız ondan sonra da kararımızı veririz. Ama bu kararı verirken 'Güney Kıbrıs'ı mağlup ettik' mantığıyla değil yani bir hakkı almak veya teslim etmek anlayışıylla yaparız. Eğer her yerde 'ben bunu almam lazım' mantığıyla yaklaşırsanız bunun adı uzlaşma değil sadece 'ver' mantığıdır. Biz AB sürecini böyle bir sürtüşmeye kurban etmek istemiyoruz. Kuzey-Güney arasındaki sıkıntının giderilmesi için 24 Nisan sürecinde nasıl olumlu bir yaklaşım gösterdiysek bugün de yarın da aynı olumlu yaklaşımı kesinlikle gösteririz. Aklı selim ile davranıp sürekli Kıbrıs'ı barış adası yapma adımlarını atmamız gerekir. AB yolunda da bunu önümüze bir engel olarak getirme gayreti içindekilerin oyunu da böyle bozulacaktır. Niyetimiz samimidir. Bu sorunu da ortadan kaldıracağız."

'YARIŞ PARKURUNDAYIZ'

Erdoğan, AB ile ilgili bundan sonraki süreci değerlendirirken de, "Gelinen nokta bir varış noktası değil aksine bir çıkış noktasıdır. Önümüzde zorlu engellerle dolu izin bir yarış parkuru var. Bizim için tek seçenek bu yarışı yüz ağartan bir dereceyle neticendirmektir. Bunu söylerken elbette önümüzdeki yıl başlayacak zorlu müzakere sürecinden alnımızın akıyla çıkmayı kastediyorum" dedi.

KAMU GÖREVLİLERİNİN ZIRHI KALKSIN

Erdoğan, dokonulmazlık konusuna değinirken de, dokunulmazlığın sürekli siyasetçi dokunulmazlığı ile ilgili olarak ülke gündemine getirilmesini eleştirdi. Erdoğan, "Bakın bu siyasetin yozlaşmasına, siyaset kurumunun tamamiyle zayıf düşmesine yönelik bir adımdır. Bu oyuna gelmemek gerekir. Bunun derinliklerinde çok anlamlı şeyler yatıyor" dedi. Erdoğan, istisnasız tüm kamu görevlilerinin dokunulmazlık zırhının kaldırılmasını savunduklarını bunun belirlenmesi için Meclis'te kurulacak bir komisyon görevlenrdirmeye hazır olduklarını da belirtti. Erdoğan şöyle dedi:
"Ama bu ülkede kamu görevlilerinin bir kısmı dokunulmazlık zırhı içinde olacak diğer bir kısmı bundan çıkarılacak, orada hedeflenen çalışmayı göremezsiniz. Şu andaki uygulamaları bile görmek mümkün değil. O bakımdan tüm kamu görevlilerinin istisnasız dokunulmazlık zırhından nereye kadar nasıl çıkarılacak bu komisyonlarda çalışması yapılsın. Biz iktidar partisi olarak buna her zaman hazırız.
Ancak bu siyasetçi için olursa orada olmadığımızı da açıkça söyledikm. Çünkü ben siyasetin yozlaşmasına bu noktada müsaade edemem. Siyaseti böyle basit bir hedefe kurban edemem. Böyle tarihi bir mesuliyetin altına da giremem."

AB YETKİLİLERİ DİYARBAKIR'A NEDEN GİDİYOR

Erdoğan, AB yetkililerinin Türkiye'ye geldiklerinde mutlaka Diyarbakır'a gitmelerini de sert bir şekilde eleşytirdi. Erdoğan, bundan rahatsızlık duyduğunu belirtirken, bu ziyaretlerin Diyarbakır'ın ekonomik, turizm ve başka nedenlerle yaptığı bir atılımdan kaynaklanmadığını söyledi. Erdoğan, bu ziyaretlerin "Ülkedeki birlik ve beraberliğe olumsuz bir yaklaşımı ifade ettiğini" belirtirken AB yetkililerinin 'ellerine verilen siparişlere göre hazırlayacakları raporu kabul etmeyeceklerini' kaydetti.

Rumlar masaya oturmayız demiyor

AB zirvesinden sonra yoğun eleştiri alan ve Annan Planı'na karşı çıkan Rum lider, tekrar masaya oturmak için beş şart öne sürdü

RADIKAL 24/12/04

YORGO KIRBAKİ

ATİNA - Kıbrıs'ta tüm çözüm önerilerine karşı çıktığı için adı 'Mister No'ya çıkan Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AB zirvesi sonrası Annan Planı temelinde yeni çözüm girişimi karşısında masadan kaçan taraf görüntüsü vermeden işi yokuşa sürmenin yolunu arıyor. AB'den Kıbrıs şartıyla müzakere tarihi alan Türkiye'nin teşvikiyle ABD, Britanya ve bazı AB ülkelerinin Annan Planı'nı yeniden gündeme getirmeleri üzerine, Papadopulos masaya oturmak için beş 'Hayır'ını şimdiden açıkladı. Önceki gün Rum Milli Konseyi'nin toplantısında, Papadopulos, masaya oturmak için şu şartları ortaya sürdü:
1. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planının referanduma sunulan ve boşlukları Annan tarafından doldurulan 5. ve son versiyonu müzakere edilmez.
2. Müzakerelere sıkı zaman sınırlaması konamaz.
3. Annan ya da bir başkası, hakem olamaz.
4. Müzakereler, Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle üyelik müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim'le bağdaştırılamaz.
5. Herhangi bir plan, iki taraf arasında üzerinde mutabakata varıldıktan sonra referanduma götürülebilir.
Washington, New York, Londra ve Brüksel'e Annan Planı'nın 5. değil, KTTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Mart 2003'te reddettiği 3. versiyonunu müzakere edebileceğini ileten Rum liderliği, şu çekinceleri aktardı:' Müzakerelerde Genel Sekreter'in temsilciliğini yürütecek olan arabulucu Avrupalı olsun. Çözüm planının adı 'Annan Planı' olmasın. Bu söz, Rumların psikolojisini olumsuz etkiliyor.'

'İki seçenekleri var'
Papadopulos, Yunan İmerisia gazetesine de Türkiye'nin iki seçeneği olduğunu belirtti: "Ya Gümrük Birliği anlaşmasının 'Kıbrıs' dahil 10 yeni AB üyesine genişletilmesine dair uyum protokolünü imzalayacak ya da atacağı imzanın anlamını değiştirmek istiyorsa çözüm için çalışacak. Türkiye, bu protokolle 'Kıbrıs'la ilişkilerini normalleştirme yükümlülüğüne girecek."
Yeniden masaya oturmakla ilgili soruya "'Evet' veya 'Hayır' demek için erken. Bu, gündem, süreç, müzakere çerçevesi ve olanaklarıyla bağlantılı" yanıtını veren Papadopulos, "Avrupa Komisyonu'nun hukuk bölümü, Annan Planı'nın AB müktesebatıyla uyuşmadığı görüşünde. AB gelişmelere ilgisiz kalamaz" dedi. AB zirvesini değerlendirirken, "Veto kullansaydım Türkiye'ye işgal politikasını sürdürmesi için bahane verirdik" diyen Papadopulos, diğer liderlerin kendisine, 'Türkiye'nin kararlara uyup uymadığını her an kontrol hakkın var. Niye endişeleniyorsun?' dediğini aktardı. Rum lideri, "Türkiye'nin AB kararlarına uymadığını görürsem el frenini çekerim" dedi.

Talat'ın itirazları
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ise Annan Planı'nın üçüncü versiyonunu müzakere zemini kabul etmeyeceklerini söyledi. Talat, "Planın kaçıncı versiyonunun gündemde olduğu tartışması kadar saçma bir tutum olamaz. Bu gündem saptırmaktır. Bu oyuna ne biz, ne Türkiye, ne de dünya gelir" dedi. Papadopulos'un, ne istediğini ortaya koyup Annan'a bildirmesi gerektiğini belirten Talat, müzakerelerin takvime bağlı olması ve Annan'ın hakemliğinin şart olduğunu vurguladı.

Zaferle gelen yeni imkânlar

İsmet Berkan

RADIKAL 24/12/04

Bakmayın muhalefet partilerinin ve bazı konuları yeterince bilmeyen, fikri takıntıları gerçekleri görmelerini imkânsız kılmış köşe yazarlarının yazdıklarına. 16-17 Aralık zirvesinde özellikle Kıbrıs paragrafı Türkiye için bir zafer niteliğinde.
Zirve öncesinde durum şuydu: Türkiye, zirve tarihine kadar Gümrük Birliği'ni 10 yeni üye ülkeye genişleten ve yanı sıra bazı başka unsurları da içeren uyum protokolünü imzalayacağını vaat edecek. Sonra da, müzakerelerin fiilen başlayacağı günden önce de Güney Kıbrıs'ı diplomatik olarak da tanıyacaktı.
O zamanlar bize söylenen ve birkaç kez bu köşeye de yansıyan şey, 'Resmen tanımadığınız bir üye ülkeyle aynı masanın etrafında oturup müzakere yürütmek mümkün değildir' cümlesiydi.
Oysa demek diplomaside gerçekten çözümler tükenmiyormuş ve demek gerçekten yeni yeni pek çok çıkış imkânı bulunabiliyormuş.
Bir kere bu zirve kararıyla en azından 3 Ekim'de fiilen başlayacak müzakereler öncesinde Türkiye Kıbrıs'ı diplomatik tanıma zorunluluğundan kurtuldu. 3 Ekim'e kadar yapmamız gereken şey, protokol metnini Avrupa Komisyonu ile müzakere etmek, gerekirse bazı çekinceler koyarak onu imzalamak.
Yani gerçekte Türkiye'nin Kıbrıs konusunda elde ettiği zaman sadece 10 ay falan değil, daha fazla.
Tabii bu arada Türkiye'nin çözüm yanlısı tutumunu sürdüreceğini, 'bir adım önde olma' politikasıyla ortaya somut öneriler getireceğini ve bir anlamda Kıbrıs konusunda Rum-Yunan tarafına göre elini hep yüksek tutacağını varsayıyorum.
Bakın günlerdir Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi'nde bir telaş bir telaş. (Garip kelimesini kullanmalı mıyım bilmiyorum ama aynı telaşı Rauf Denktaş'ta da görüyoruz. Galiba o da durumu henüz tam olarak kavramadı.)
Rum tarafı bu telaş içinde ciddi stratejik hatalara da gidiyor. Mesela dün Radikal'de Yorgo Kırbaki'nin haberinde okuduğumuz Papadopulos'un beş önerisi. Bu önerilerin son ikisinde, Papadopulos iki şey talep ediyor: 1. Kıbrıs müzakerelerinde bir 'hakem' olmasın; yani geçen sefer olduğu gibi anlaşmazlık noktalarını BM Genel Sekreteri doldurmasın, onun yerine tarafların uzlaşması ve referanduma sunulacak metni oluşturmaları beklensin; 2. Görüşmelerin sonu için bir son tarih konmasın, 3 Ekim bir son tarih gibi algılanmasın, yani Kıbrıs'ta çözümün şimdiden öngörülmüş bir tarihi olmasın, çözüm mümkün olduğunca geç gelsin.
Bu iki öneri, bir bakıma Türkiyeli şahinlerin de talebi aslında. Ve eğer Rum tarafı bunları kabul ediyorsa, Türkiye ve Türk tarafı da edebilir. Bizim Kıbrıs şahinlerimiz hep, 'Kıbrıs'ta Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinden önce çözüm olmasın, olsa bile yürürlüğe girmesin' diyorlardı. Şimdi Papadopulos da fiilen aynı noktaya geldi.
Yani, Türk ve Rum tarafları 2005 yazında görüşme masasına oturabilirler. Önlerinde Annan Planı'nın 3. versiyonu bile olabilir görüşmecilerin. Görüşmelerin bitmesi ve referandum için bir son tarih olmayacağına göre bu görüşmeler uzun, çoook uzun bile sürebilir, hiç sakıncası yok.
Kıbrıs'ta görüşmeler devam ettiği ve Türk tarafı olumlu tutumunu koruduğu sürece, Türkiye'nin AB müzakerelerinde Kıbrıs'tan kaynaklanan bir zorluk da yaşanmaz, en azından görüşmeler sürdüğü için Türkiye Kıbrıs'ı tanımak zorunda bile kalmaz.
Kıbrıs'ın durdurucu etkisi olmayınca Türkiye'nin müzakereleri çok hızlı yürüyebilir ve bizim tarım ve çevre konularında bazı 'safeguard'ları kabul etmemiz, AB'den almamız gereken mali kaynağı da 2014 sonrasına ertelememiz halinde müzakereler gerçekten 5-7 yılda tamamlanabilir.
İşte o zaman, Türkiyeli Kıbrıs şahinlerinin (ve bir dönem Denktaş'ın) söylediği olur, Türkiye'nin tam üyeliği ile Kıbrıs'ın çözümü aynı güne denk getirilebilir.
16-17 Aralık zaferi ve Rumların içine girdiği telaş hali bu imkânı yaratmış gibi gözüküyor şimdilik...

Koskoca AB bir adada rehin

Murat Yetkin

RADIKAL 24/12/04

Meclis kulisleri dün bir anda Kıbrıs haberleriyle çalkalanmaya başladı. Meclis'in Avrupa Birliği ile ilgili komisyonlarına bilgi veren Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "Kıbrıs 3 Ekim 2005'e kadar çözülecek" dediği söyleniyordu. Toplantıdan çıkan bazı milletvekilleri bu bilgiyi, işte Kıbrıs'ın nasıl satıldığının kanıtı olarak basına aktarıyorlardı. Ancak hemen hemen aynı isimlerin Irak krizi sırasında Genelkurmay tarafından, yine böyle kapalı bir toplantıda verilen bilgiyi, ya tam anlamadan ya da kasten çarpıtıp aktararak basını nasıl yanılttığını anımsayan gazeteciler, toplantıya katılan başka isimlere de başvurunca, aslında ne konuşulduğu anlaşılmaya başladı.
Gül, Türkiye'nin Kıbrıs sorununu çözmeye kararlı olduğunu, ama bu konuyu 3 Ekim'deki müzakere başlangıcına bağlamadığını söylemişti. Bunun Gümrük Birliği protokolüyle de bir bağlantısı kurulmuyordu. Eğer Birleşmiş Milletler, işaretlerini verdiği gibi yeniden inisiyatif alırsa ve uzlaşma sağlanırsa, tabii ki 3 Ekim'e kadar da çözülebilirdi.
Özetle, Türk Dışişleri Bakanı, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un önceki gün Lefkoşa'da toplanan Rum Ulusal Konseyi'ne sunduğu uzlaşmazlığın dört kırmızı çizgisine, uzlaşma niyetini daha da vurgulayarak yanıt veriyordu. Brüksel'de masaya 17 taleple gelen, ve diğer 24 üyenin sahip çıkmamasıyla ancak (zaten Türkiye'nin imzalama niyetini beyan etmiş olduğu bir protokolün, imzalanacağı beyanı şeklindeki) yarım talebine karşılık alan Papadopulos, yağıp gürlemişti. Soğuk Savaş psikolojisinden kurtulamayan eski EOKA gerilla komutanının kırmızı çizgileri şöyleydi: BM hakemliğini kabul etmeyecekti; bir çözüm takvimi kabul etmeyecekti; Kıbrıs sorununun 3 Ekim tarihiyle ilişkilendirilmesini kabul etmeyecekti ve üzerinde anlaşma sağlanmamış bir çözümü referanduma götürmeyecekti. Papadopulos zaten 24 Nisan 2004'te referanduma sunulan Annan planını değil, New York müzakereleri öncesindeki Annan planı taslağını tartışabileceğini söylüyordu.
Yani Papadopulos, hâlâ AB'yi, kendileri azınlık olmadıkları halde aynı coğrafyayı paylaşan bir halkı, Kıbrıs Türklerini azınlık saymayı kabul etmeye zorluyordu. Rum lider bunu bugüne dek başaramadı. Bundan sonra başaracağı da şüpheli, günümüzdeki uluslararası dengelerin kırmızı çizgileri kısa sürede nasıl morarttığına her gün bir başka alanda şahit oluyoruz.
Gül'ün Meclis'te yaptığı konuşma aslında Kıbrıs konusundaki yaklaşım farklılığını da gösteriyordu.
Gerçi KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün "3 Ekim'e kadar çözüm mümkün değil" derken,
bir başka yaklaşım farklılığı ortaya koyuyordu. Ama, örneğin KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Taner Gazioğlu'nun Kuzey Kıbrıs'a ilişkin çizdiği tablo, referandum sonucunu, yani uzlaşma ve çözüm arzusunu doğrular nitelikte oluyordu. Gazioğlu'na göre, 'Henüz sonuç alınmasa da, referandumda uzlaşma ve çözüme evet diyerek Kıbrıs Türkleri dünyada muhatap alınır hale geldiler. Referandum Kıbrıs Türklerine el kazandırdı. Artık KKTC dış politikasında hükümetin ağırlığı var, Başbakan ve Dışişleri Bakanı dış temaslarda bulunup siyasetimizi anlatıyorlar. AB, 17 Aralık'ta 25 üyeli değil, 24.5 üyeli olduğunu gösterdi. Rumlar, yarım bir ülkeyi temsil ediyorlar. Bu durum böyle süremez, sürmeyeceğine inanıyoruz.'
Yeni KKTC Büyükelçisi'nin yaklaşımı da Kıbrıs Türk halkının çoğunluğuna ve Ankara'daki iradeye uygun.
Peki bu tabloda bir eksiklik yok mu? Yunanistan nerede?
Yorgos Papandreu ve İsmail Cem döneminde başlayan Türk-Yunan yakınlaşmasının Kıbrıs sorununun ayrı bir mecraya akmasına katkıda bulunduğunu kim inkâr edebilir? PASOK'un yerini Yeni Demokrasi'ye bırakması, ilk başlarda aynı çizginin sürdürüleceği izlenimini doğurmuştu. Ancak Kostas Karamanlis başbakanlığındaki Yunanistan hükümeti, giderek daha büyük oranda Papadopulos'un uzlaşmaz çizgisinin rehini haline geliyor. Ankara, KKTC'de Denktaş'la ters düşmeden, onu uzlaşma çizgisine çekme politikasına ikna etmeye çalışıp, KKTC'deki uzlaşmacı akımları cesaretlendirirken, Karamanlis'in şoven uzlaşmazlık karşısında sessiz kalarak verdiği onay dikkat çekiyor.
450 milyonluk AB, bir adanın yarısında yaşayan 600 binlik bir devletin, görüşleri 40 yıl önce donup kalmış liderine, Yunanistan'ın bu tavrıyla rehin duruma düşüyor.

Ödün değil yükümlülük

Erdal Güven

RADIKAL 24/12/2004

Türk dış politikası döndü dolaştı, yine o 40 yıllık kürkçü dükkânının önünde buldu kendini: Kıbrıs sorunu...
AKP çözüm yanlısı politikasıyla, Kıbrıs'taki çözümsüzlüğün, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecini bir sonraki aşamaya taşıma çabasına ket vurmasını engelledi engellemesine ama bu kez de çözümsüzlüğün yan etkilerinden biriyle karşı karşıya kaldı: Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilişkiler. Ve bu yan etki, Türkiye'nin AB yolunu az daha paralize edecekti.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 Mayıs 2004'ten itibaren AB'ye tam üye olarak girmiş, Türkiye'nin de aday ülke olarak 3 Ekim 2005'te AB'yle üyelik görüşmelerine başlayacak bulunmasından ötürü, Türkiye-Kıbrıs Cumhuriyeti ilişkilerinin, yalnızca ikili değil, aynı zamanda eskisiyle kıyaslanamayacak ölçüde AB merkezli, çok yanlı bir boyutu da var artık. Sorun da buradan kaynaklanıyor.
17 Aralık tarihli AB Konseyi zirve bildirisindeki 19'uncu paragrafı hatırlayalım: "AB Konseyi, Türkiye'nin, Ankara Anlaşması'nın yeni 10 üye ülkenin katılımı göz önüne alınarak uyarlanmasına yönelik protokolü imzalama kararını memnuniyetle karşılamıştır. Konsey, bu doğrultuda, Türkiye'nin, 'Türk hükümeti, Ankara Anlaşması'nın uyarlanmasına yönelik protokolü, üyelik görüşmelerinin fiilen başlamasından önce ve mevcut AB üyelikleri ışığında gerekli uyarlamalar üzerinde mutabakata varıp bu uyarlamaları nihai hale getirdikten sonra imzalamaya hazırdır' yollu açıklamasını da memnuniyetle karşılamıştır."
AB'nin beklentisi ve Türkiye'nin açıklaması ortada...
Şimdi burada, Ankara'nın yalnızca bir 'niyet beyanı'nda bulunduğu ileri sürülebilir. Dahası protokolün yürürlüğe girmesi için imzalanmasının yeterli olmadığı, bir de onay sürecinin bulunduğu, işlevsellik kazanmasının da bürokratik ve pratik işlemlerden ötürü zaman alacağı savunulabilir. Nihayet, bu iddialardan hareketle 3 Ekim 2005'in Türkiye için bir son tarih olmadığı ileri sürülebilir.
Ankara, bu 'oyalama'ya Kıbrıs sorununun çözümünde zaman kazanmak için başvurucaksa ne âlâ. Ancak bu taktik manevralar, işin özünü değiştirmiyor: Türkiye AB'yle üyelik görüşmelerine fiilen başlamadan söz konusu protokolü imzalamak durumunda. Bu, Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ne vereceği bir ödün değil, AB üyeliği sürecinde yerine getireceği bir yükümlülük.
Kaldı ki gerek AB Konseyi, gerekse Avrupa Komisyonu, bizzat başkanlarının ağzından, Türkiye'nin çözüm yanlısı politikasına vurgu yaparak Ankara'nın söz konusu protokolü imzalamasının Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması anlamına gelmeyeceğini belirtti. Rum liderliğinin, maksimal beklentilerle geldiği Brüksel'den minimal bir sonuçla geri dönmesi ve şimdi bunu optimal bir kazanım olarak sunmaya uğraşıp kendi tabanını inandırmakta bile güçlük çekmesinin nedeni de bu.
Türkiye son dönemdeki çözüm politikası ya da Erdoğan'ın deyişiyle 'kazan-kazan' yaklaşımı sayesinde Kıbrıs'ta bir moral üstünlük sağlamış durumda. Tamamen bu moral üstünlük ve bu üstünlüğün sağladığı hukuki meşruiyet ve siyasi güçle hem yukarıda değindiğim gibi AB yolunda çözümsüzlüğün yükünü üstünden atmayı, hem de Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımak gibi bir açmaza girmekten kurtulmayı başardı Ankara. Tabii şimdilik...
Türkiye aynı yolda yürümeyi, tercihen bir adım önde yürümeyi sürdürmeli; zamanını ve enerjisini, Kıbrıs'ta çözümü zorlamaya, böylelikle moral üstünlüğü elinde tutup siyasi kazanımlarını pekiştirmeye harcamalı. Bunun en kestirme ve en etkili yolu da, uluslararası kamuyounun da desteğini almış Annan Planı temelinde bir anlaşmaya odaklanmak. Çözüm, çözümsüzlüğün kendisini de yan etkilerini de bir kerede ve sonsuza kadar Türkiye'nin AB yolundan çıkaracak.
Tabii çözüm için Rum liderliğinin de iyi niyetle masaya yaklaşması, Yunanistan'ın daha cesur bir tutum sergilemesi ve en önemlisi, başta AB olmak üzere uluslararası kamuoyunun da eskiye göre çok daha etkin biçimde devreye girmesi gerekiyor. Çözümün, yalnızca Türk tarafının isteği ve çabasıyla kotarılamayacağını geçen nisan ayında hep birlikte gördük...

Gül: Çözüm için hazırız

Kıbrıs'ta çözüm çabalarını yoğunlaştıran Ankara, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ı devreye sokmaya çalışıyor

RADIKAL 24/12/04

RADİKAL - ANKARA - Kıbrıs'ta çözüm çabalarını yoğunlaştıran Ankara, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ı devreye sokmaya çalışıyor. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün TBMM'deki komisyonlarda sürece dair bilgi verirken, "Uzlaşma yoluyla çözüm bulmaya hazırız. Genel Sekreter'in bu süreçte bizim kadar aktif olacağını umuyoruz. Uzlaşma olursa 3 Ekim'e kadar da sonuç çıkabilir" dedi. Diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin özel istekte bulunduğu Annan'ın "Çözüm için devredeyim, Rumlarla konuşup, tarafları çözüm için buluşturacağım" yanıtını verdiğini iddia etti. AB zirvesinde Annan ile başlatılan diyaloğun sürdüğünü belirten kaynaklar, "Annan devreye girecek ve Türkiye'nin çözüm çabasına katkı yapacak. Türkiye, Annan Planı temelinde çözüm için müzakereye hazır. Ancak, Türk tarafının kabul ettiği Annan Planı metninden geri adım da söz konusu değil" dedi.

Kıbrıs'ı uzlaşmayla çözeceğiz

MASADAN KALKSAK KÖTÜ OLURDU... Gül: Annan'dan Kıbrıs konusunda daha aktif olmasını istedik. Bu konuyu uzlaşmayla çözeceğiz. Kıbrıs ve derogasyonlar konusunda masadan kalkma noktasına geldik. Bunu yapsaydık kahraman olurduk. Türkiye'ye dönüşümüzde bizi 50 bin değil, 100 bin kişi karşılardı. Ama önce ekonomide, ardından da pek çok başka alanda büyük sıkıntılar yaşardık

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, mecliste AB ile ilgili komisyonlara 17 Aralık zirvesiyle ilgili brifing verdi. BM Genel Sekreteri Annan'dan Kıbrıs konusunda daha aktif olmasını istediklerini anlatan Gül, "Bu konuyu uzlaşmayla çözeceğiz" dedi.

Kıbrıs ve derogasyonlar konusunda masadan kalkma noktasına geldiklerini anlatan Gül, "Bunu yapsaydık kahraman olurduk. Türkiye'ye dönüşümüzde bizi 50 bin değil, 100 bin kişi karşılardı. Ama önce ekonomide, ardından da pek çok başka alanda büyük sıkıntılar yaşardık" dedi.

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, brifing öncesinde kısa bir sunuş konuşması yaptı. Gül, 50 yıllık çalışmanın sonunda Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlayacağını söyledi. Gül, Türkiye'nin müzakerelere başladıktan sonra da önünde uzun bir dönem olacağını belirtti.

Gül "Müzakerelere başlayan ülke yeni bir safhaya geçmiş demektir, bu içeride de dışarıda da farklı bir durum ortaya çıkarmaktadır" diye konuştu. Standart ve zihniyet değişikliğinin süreceğini kaydeden Gül, "Türkiye, tam üye olacak noktaya gelecektir" dedi.

Daha fazlasını yapamazdık

Toplantının basına kapalı bölümünde komisyonlara bilgi veren Dışişleri Bakanı Gül, 17 Aralık zirvesiyle ilgili olarak "Ancak bu kadarını yapabildik. Zaten daha fazlasını da yapamazdık" dedi.

Kıbrıs ve derogasyonlar konusunda masadan kalkma noktasına geldiklerini anlatan Gül, "Bunu yapsaydık kahraman olurduk. Türkiye'ye dönüşümüzde bizi 50 bin değil, 100 bin kişi karşılardı. Ama önce ekonomide, ardından da pek çok başka alanda büyük sıkıntılar yaşardık" dedi.

Çözüm uzlaşmayla

Türk halkının yüzde 70'inin AB'yi desteklediği için masadan kalkmamaları gerektiğine inandıklarını belirten Gül, Kıbrıs'la ilgili maddeler ele alınırken, Denktaş'la görüşmediklerini ancak zirveden sonra bilgi verdiklerini söyledi. BM Genel Sekreteri Annan'dan Kıbrıs konusunda daha aktif olmasını istediklerini anlatan Gül, "Bu konuyu uzlaşmayla çözeceğiz" dedi.

KIBRIS 24/12/04

3 Ekim’e kadar çözülmez

Nisan ayında görev süresi dolacak olan Denktaş, daha önce yeniden aday olmayacağına açıklamasına karşın bu kez net bir yanıt vermedi.

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, İstanbul’daki temasları kapsamında CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ve DSP Genel Başkanı Zeki Sezer’le görüştü. Görüşmelerin gündeminde Brüksel zirvesi ve Kıbrıs sorunu vardı.
Denktaş Türk tarafından peşinen bağımsızlığını feda etmesinin istendiğini belirterek “3 Ekim’e kadar Kıbrıs meselesinin çözüleceğini sanmak çok büyük iyimserliktir. Çünkü bunu kabul etmeyen Türkler değildir. Bunu kabul etmeyen Rumlardır. Bizden peşinen bağımsızlığımızı feda etmemiz isteniyor. 10-15 yıl sonra sonu ne olacağı belli olmayan bir anlaşma için bu isteniyor. Biz Türk halkının bunu kabul etmediği inancındayız” dedi

Nisan ayında görev süresi dolacak olan Denktaş, daha önce yeniden aday olmayacağına açıklamasına karşın bu kez net bir yanıt vermedi.
Denktaş, “Kıbrıs meselesi Denktaş’ın meselesi değildir. Bir milli meseledir. Denktaş gelmiş, Ahmet gitmiş Mehmet gelmiş farketmez. Türk milleti bu işin arkasında mıdır. Siz kendinize bakın” dedi.

HALKIN SESI 24/12/04

Papadopulos’tan yeni süreç için şartlar

 

Rum Ulusal Konseyi’nin önceki gün öğleden sonra gerçekleşen oturumunda, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un; Kıbrıs sorununda başlamış olan gelişmelerdeki taleplerini  oluşturacak 4 “OHİ”sini (Hayır) ortaya koydu.

 

Papadopulos yönetimi yeni çözüm sürecinde “Hakemliği kabul etmemek, Takvim kabul etmemek, Kıbrıs sorununun Türkiye’nin üyelik sürecine başlama tarihine bağlanmasını kabul etmemek, Üzerinde anlaşma sağlanmamış bir çözümü referanduma götürmeyi kabul etmemek” konusunda karar aldı.

 

Rum Ulusal Konseyi’nin önceki gün yapılan toplantısında, Yorgo Vasiliu’nun başkanı olduğu EDİ dışındaki Rum siyasi partileri, “Kıbrıs konusunda, hakemlik, takvim, Kıbrıs sorununun Türkiye’nin üyelik görüşmelerinin başlaması için verilen 3 Ekim 2005 tarihine bağlanmasını ve üzerinde anlaşma sağlanmamış bir çözüm şeklini referanduma götürme” konularını reddetme üzerinde anlaştı.

Rum Ulusal Konseyi’nin önceki gün öğleden sonra gerçekleşen oturumunda, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos’un; Kıbrıs sorununda başlamış olan gelişmelerdeki taleplerini  oluşturacak 4 “OHİ”sini (Hayır) ortaya koydu.

Rum basınında yer alan haberlere göre, Avrupa Konseyi’nin Brüksel’de gerçekleştirdiği zirve toplantısı hakkında Konsey üyelerine bilgi veren Papadopulos’un; Rum tarafının ısrar etmesi gereken 4 noktayı açıkladı.

Rum Ulusal Konseyi’nde, EDİ hariç, Konsey’de temsil edilmekte olan bütün siyasi güçlerin, ortak anlayış içinde olduğunu yazan Rum gazeteleri, Papadopulos’un Ulusal Konsey üyelerini bilgilendirdikten sonra, Rum tarafının ısrar etmesi ve caymaması gereken 4 noktanın; “Hakemliği kabul etmemek, Takvim kabul etmemek, Kıbrıs sorununun Türkiye’nin üyelik sürecine başlama tarihine bağlanmasını kabul etmemek, Üzerinde anlaşma sağlanmamış bir çözümü referanduma götürmeyi kabul etmemek” olduğunu haber verdi.

Rum basınına göre, EDİ hariç tüm siyasi partiler söz konusu noktaları desteklerken, EDİ Asbaşkanı Mihalis Papapetru hakemliği ve takvimi savundu ve bunları reddedenlerin 3 Ekim’e kadar çözüm istemediğini söyledi. Rum gazetelerine göre, Papapetru’nun bu açıklamasına, “çözüm yanlısı” olarak bilinen ve referandumda karşısına çıkan tüm güçlüklere ve tehditlere rağmen “evet”i destekleyen DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis karşı çıktı ve Başkan Papadopulos’la aynı fikirde olduğunu “ima” etti.

 

 “Türkiye’yi veto etmek zordu…”

 

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos Brüksel’de karşılaştığı zorlukları da anlattı ve  o şartlar altında Türkiye’yi veto etmenin zor olduğunu söyledi. Ancak; 24 Nisan referandumu sonrasında Kıbrıs’ta meydana gelen olumsuz havanın dağıldığını savundu.

Rum gazetelerine göre, Ulusal Konsey toplantısı sakin geçti. Ancak en az iki durumda itirazlar ortaya konuldu. Birincisinde Demokratik Seferberlik Partisi Başkanı Nikos Anastasiadis; Annan planıyla ilgili açıklaması  nedeniyle Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu’yu ve ‘Türkiye’ye kolaylık sağlamamız söz konusu değildir’ diyen Sözcü Kipros Hrisostomidis’i eleştirdi. Bu duruma hükümet  sözcüsü ve Ulusal Konsey’in diğer üyelerinden tepki geldi.

Bu arada diğer gazetelerin aksine Fileleftheros ise Papadopulos’un ortaya koyduğu şartları 3 olarak belirtti ancak haberin içeriğinde yine dört şarta yer verdi.

Gazeteye göre Rum Yönetimi Başkanı, şunları net şekilde ortaya koydu:

“Takvimler kabul edilmiyor, Kıbrıs sorununun Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlayacağı tarih olan 3 Ekim’e bağlanmasını reddediyor, New York’ta yapıldığı gibi hakemliği kabul etmiyor, Çözüm üzerinde uzlaşmadan yeni referandumu reddediyor.” (TAK)

 

YENIDUZEN 24/12/04

‘Annan planı yeniden düzenlenir’

 

Başbakan Erdoğan, Annan Planı’nın yeniden masaya getirelebileceğini belirterek “Annan Planı ortada, iki tarafın mutabakatıyla içeriği düzenlenip, yeniden gündeme gelebilir. Halkın oylamasına sunulur. Bundan rahatsız olmamak lazım” dedi.

 

Ankara
NTV

24 Aralık 2004—  Erdoğan, TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu’nda yaptığı konuşmada dokunulmazlıkların kaldırılması konusuna da değindi. Erdoğan dokunulmazlıkların sadece siyasetçiler için değil, istisnasız tüm kamu görevlileri için kaldırılması gerektiğini söyledi.

Başbakan Erdoğan AB’den müzakere tarihiyle ilgili alınması konusunda gelinen noktanın varış değil, çıkış noktası olduğunu belirtti. Erdoğan “Süreci hep birlikte elele götürmek lazım. Arada makas çok açık. Bu makası hep birlikte kapayacağız. Aksi takdirde tarih bizi affetmez” dedi.
       
DOKUNULMAZLIKLAR
       Erdoğan dokunulmazlık konusunda sadece siyasetçinin dokunulmazlığının kaldırılmasını kabul edemeyeceklerini çünkü bu durumun siyaset kurumunu zayıf düşüreceğini belirtti. Erdoğan “Bizim dokunulmazlıkla ilgili düşüncemiz, istisnasız bütün kamu görevlilerinin dokunulmazlık zırhından çıkarılmasıdır. Bunda varız. Ama sadece siyasetçi için olursa bunda yokuz” dedi. .
       
KIBRIS KONUSU
       Başbakan Erdoğan Kıbrıs konusunda kararı verirken “Güney Kıbrıs’ı mağlup ettik anlayışıyla değil, bir hakkı almak için” çalıştıklarını söyledi. Erdoğan “AB sürecini yeniden yaşanacak Kuzey Kıbrıs-Güney Kıbrıs sürtüşmesine kurban etmek istemiyoruz. 24 Nisan sürecinde nasıl olumlu gayret gösterdiysek, yarın da aynı olumlu yaklaşımı gösteririz.
        Kıbrıs konusunda barış ve uzlaşma olması gerektiğini belirten Başbakan Erdoğan “Şimdi bazı dedikodular yapılıyor, efendim Annan Planı ortada değil. Zaten Annan Planı’nın ruhunda şu var, 24 Nisan referandumunda her iki taraftan da evet çıkmayınca Annan Planı düşüyordu. Ama Annan Planı yeniden düzenlenir. Her iki tarafın da mutabık kaldığı şekilde yeniden düzenlenip yeniden önümüze gelebilir.
       Adı Annan Planı’dır diye niye rahatsız oluyorsunuz? Önemli olan içeriği değil mi? Bunun içeriğini yeniden karşılıklı olarak her iki tarafın da mutabık kaldığı şekilde düzenlenir. Ondan sonra da halka bu sunulur. Tarafların ön yargılardan kurtulması için hepimizin birlikte el ele vermesi, barışınsürmesi için çok faydalı olacağına inanıyorum” dedi.
       ‘Erdoğan Brüksel Zirvesi’nden sonra BM Genel Sekreteri ile görüştüğünü belirterek ‘Kendisine önümüzde yapacağımız işler var, bu konuda birlikte neler yapabiliriz, meseleyi çözmemiz lazım’ dedim” diye konuştu.
       Erdoğan AB üyesi ülkelerin Kuzey Kıbrıs’a verdikleri sözü tutmadıklarını belirterek “Vereceklerini söyledikleri 259 milyon doların, 6 milyon dolarını bu yıl verelim, dediler. Yeni Cami önündeki dilenciye layık görülen bir uygulama bu. Türkiye gerekli desteği Kuzey Kıbrıs’a bundan sonra da verecek. Biz buradaki sorunun dostça çözülmesini istiyoruz.” dedi.
       
DİYARBAKIR’A ZİYARETLER
       Başbakan Erdoğan, Avrupa’dan gelen veya AB ülkelerinden gelenlerin Diyarbakır’ı gezmek istediğini ve bunun ‘tamamen siyasi bir yaklaşım tarzı’ olduğunu ifade etti. Erdoğan Diyarbakır’ın Türkiye’nin Ankara ve İstanbul’dan sonra üçüncü ili durumuna geldiğine işaret ederek, “Diyarbakır niye acaba? Bir ekonomik canlılık, kültürel canlılık, turizmde aşırı zenginlik olduğu için mi, yok niye? Oradaki tamamen siyasi bir yaklaşım tarzı. Bu bizi rahatsız etmektedir” diye konuştu. Başbakan Erdoğan, “Adı zaman zaman konulan ama ülkemizdeki birlik beraberliğe kalkıp da olumsuz yaklaşım gayreti içinde olanların tezgahıdır. AB’li dostlarıma da söylüyorum. Diyarbakır’a bu kadar gidiyorsunuz, niçin Erzurum’a, Konya’ya, Kayseri’ye Rize’ye gitmiyorsunuz? Türkiye 81 vilayet. Niçin oralara gitmiyor sunuz? Neyi anlamayı neyi öğrenmeyi istiyor sunuz, söyler misiniz?
        Elinize uzatılmış olan sipariş listesine bakarak, eğer ülkeyle ilgili rapor hazırlayacaksanız, bu raporları kabul etmeyiz. Bu Türkiye’nin kabulü olamaz, raporların sağlıklı olması için, her cepheden Türkiye’yi görmeniz lazım. Ama öyle bir derdiniz yoksa bunu da görmek mümkün olmayacaktır” dedi.

Papadopulos’tan bir şart daha

 

Kıbrıs’ta tarafların yeniden masaya oturabilmesi için bir dizi şart ortaya koyan Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, şartlarına bir yenisini daha ekledi.

 

Lefkoşa
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

24 Aralık 2004—  Rum lider referandumda Kıbrıslı Rumlardan ‘hayır’ oyu alan Annan planının son şeklinin bir kez daha halkoyuna sunulmayacağını söyledi.

Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos müzakere şartlarına bir yenisini daha ekledi ve Annan planının son şeklini yeniden referanduma götürmeyeceğini açıkladı.
       Papadopulos, “Rum halkı referandumda Annan planını reddederek çözüm çerçevesini belirlemiş oldu. Planın olduğu şekliyle yeniden halkın önüne konulması asla sözkonusu olamaz, olsa bile halk yine bunu reddeder” dedi.

Özellikle BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın hakemliğine karşı çıkan Papadopulos, “Annan hakemlik yetkisini anlaşılamayan konuların yanısıra, Türk askerlerinin geri dönmesi gibi diğer konularda bile kullandı. Genel Sekreter’in verdiği sözleri tutmaması yüzünden kuşkucu olduk” dedi.
       
‘MÜZAKERE SÜRECİ DURDURULABİLİR’
       Papadopulos, çözüm konusunda ortaya konacak bir takvimin bu kez yalnız Türkiye için sözkonusu olduğunu çünkü Ankara’nın Kıbrıs Rum Kesimi’ni tanımadan AB ile müzakerelere başlayamacağını yineledi. Papadopulos, AB’nin Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ı göz ardı etmeyeceğini ve üye ülke olarak Türkiye’nin müzakere sürecini durdurabileceklerini kaydetti.
       
‘ÇÖZÜM AB ÇERÇEVESİNDE OLMALI’
       Türkiye’nin Kıbrıs’ta iki devlet politikasını terk etmesi gerektiği görüşünü dile getiren Papadopulos; tek egemenlik, tek uluslararası kimlik, tek devlet temelinde, iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözümden yana olduğunu” belirterek, Kıbrıs’ta çözümün BM yerine AB şemsiyesi altında aranması gerektiğini de yineledi.
       

KKTC’de seçimler 20 Şubat’ta

 

KKTC’de erken genel seçimlerin 20 Şubat Pazar günü yapılacağı açıklandı.

 

NTV

 

 

 

24 Aralık 2004— Cumhurbaşkanlığı seçimleriyse 17 Nisan’da yapılacak.

KKTC Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Taner Erginel, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın erken seçimlerle ilgili kararının resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdiğini belirtti.
       İlgili yasaya göre seçim sürecinin ve yasakların yarından itibaren başlayacağı açıklandı. Erginel, seçmen listelerinin yenileneceğini belirtti. Bu çerçevede geçen seçimlerde oy kullanan yaklaşık 141 bin kişiye ek olarak 18 yaşına gelen ve KKTC vatandaşlığına kabul edilerek seçmen sıfatı kazananlar da oy kullanabilecek.
       Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de değinen Erginel, yasaya göre Rauf Denktaş’ın 5 yıllık görev süresinin Nisan’da sona ereceğini ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de 17 Nisan’da yapılacağını açıkladı.

Papadopulos'tan Türkiye'ye AB resti

 

''Türkiye, Kıbrıs'ı tanımadan, müzakerelere başlayamaz''



24 Aralık, 2004 15:01:00 (TSİ)CNN TURK

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin, Güney Kıbrıs'ı tanımadan Avrupa Birliği üyelik müzakerelerine başlamasının mümkün olmayacağını ileri sürdü.

AB'nin Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ı göz ardı etmeyeceğini belirten Rum lider, üye ülke olarak Türkiye'nin müzakere sürecini durdurabileceklerini belirtti.

Papdopulos, Annan planını olduğu gibi yeniden referanduma götürmeyeceğini tekrarlayarak müzakerelere hazır olduğunu, ancak BM Genel Sekreteri'nin hakemliğini kabul etmeyeceğini söyledi.

"Takvim bu kez Türkiye için işliyor"

Takvimin bu kez Türkiye için olduğunu dile getiren Papadopulos, çözümün Türkiye'nin tavrına bağlı olduğunu iddia etti.

Türkiye'nin Kıbrıs'ta iki devlet politikasını terk etmesi gerektiği görüşünü savunan Papadopulos, tek egemenlik, tek uluslararası kimlik, tek devlet temelinde, iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözümden yana olduğunu belirtti.

Erdoğan'dan Kıbrıs için uzlaşma mesajı

 

Başbakan muhalefete de uzlaşma çağrısı yaptı



24 Aralık, 2004 12:17:00 (TSİ)CNN TURK

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Güney Kıbrıs’ın tanınmasıyla ilgili karar alınırken ‘mağlup etme’ anlayışı içinde olmanın 'uzlaşma değil, ben mantığı' olacağını söyledi.

TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Kurulu toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan, “hükümet olarak Kıbrıs’ın müzakeresini AB Komisyonu’yla yaparız. Bundan sonra kararımızı veririz, ama bu kararı ‘Kıbrıs’ı mağlup ettik’ amacıyla değil, bir hakkı almak veya teslim etmek anlayışıyla veririz. ‘Ben bundan almalıyım’ mantığıyla yaklaşım uzlaşma değil, ‘ben’ mantığıdır. Bunun adı uzlaşma olmaz” diye konuştu.

"AB sürecini Kıbrıs'a kurban etmek istemiyoruz”

Son dönemde bazı kesimlerin Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasındaki sürtüşmeler için zemin hazırlığı içinde olduğunu beliten Başbakan, “biz AB sürecini buna kurban etmek istemiyoruz” dedi.

Annan Planı tekrar masaya gelebilir

Türkiye’nin geçtiğimiz nisan ayında Ada’da çözümden yana tavır koşyduğunu hatırlatan Başbakan Erdoğan, Brüksel’den ayrıldıkları gün BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a da “önümüzde barış yapacağımız işler var, bunu konuşmalıyız” dediğini belirtti.

Annan Planı'nın gündemde olmadığı düşüncesinde olanları da eleştiren Başbakan, "geçtiğimiz nisan ayında Kıbrıs'ta yapılan referandumdan sonra Annan Planı'nın düştüğünü herkes biliyor. Ancak Annan Planı temel alınarak, değişiklikler yapılır. Her iki taraf yapılacak değişiklikleri müzakere eder ve mutabık kalabilir" dedi.
AB'ye KKTC sitemi

Tayyip Erdoğan, AB ülkelerinin Kuzey Kıbrıs’a referandum sonrası verdikleri mali yardım sözünü tutmadıklarının da altını çizerek, “orada alınan bir kararla 259 milyon dolarlık yardımın 6 milyonun bu yıl verileceği belirtiliyor. Bu Yeni Camii önündeki dilenciye layık görülen bir uygulama. Bu zaten mümkün değil” dedi ve Türkiye’nin bundan sonra da KKTC’ye rahatlıkla destek verebilecek güçte olduğuna işaret etti.

AB Konseyi'nin bu kararının ardından harekete geçen AB Komisyonu, KKTC'ye 259 milyon dolar mali yardım yapılmasına ve KKTC'nin tarım ürünlerini ihraç etmesine olanak sağlayan bir tüzük hazırlamıştı.

Tarım ürünlerinin ihraç edilmesine yönelik yönetmelik AB Konseyi'ne sunulmuş, ancak Kıbrıs Rum Kesimi'nin itirazı nedeniyle uzlaşma sağlanamamıştı.

Erdoğan, Türkiye’nin düşman üretmeye yönelik değil, dost kazanmaya yönelik dış politika anlayışına dikkat çekti.

Muhalefete uzlaşma çağrısı

Tarama ve müzakere sürecinde Türkiye’nin omuz omuza dayanışma içinde olması gerektiğini belirten Erdoğan, “ortak ve kollektif aklın ortaya çıkması şart. Gölge etmek yerine aydınlatmayı her zaman deneyeceğiz... Bu döneme kayıkçı kavgalarına kurban etmeyelim. Bu dönemi geride bırakalım ve bunlara fırsat bırakmayalım” diyerek muhalefete de uzlaşma mesajları verdi.

Brüksel’de Kıbrıs pazarlığı

Türkiye, Brüksel’de 17 aralıkta imzalanan anlaşmayla 3 ekim 2005’te müzakerelerin başlayacağı garantisini elde etti. Ancak zirvede Türkiye'yi esas zorlayan müzakere tarihi değil, nihai metin taslağının Kıbrıs paragrafı oldu.

Konu, taraflar arasında son dakikaya kadar pazarlık konusu yapıldı ve tartışmalar bir ara Türk tarafının ‘görüşmelerden çekiliriz' restiyle tıkanma noktasına geldi.

Bunun üzerine İngiltere, Almanya, Yunanistan, Fransa ve Hollanda liderleri devreye girerek, sorunu beşli zirvede çözüme kavuşturdu.

Bu çözüme göre, Türkiye'ye şart koşulan 'ek protokole 24 saat içinde paraf atma' talebi geri çekildi ve Türkiye’nin sözlü olarak Ankara Antlaşması’ndaki ek protokolü 3 ekim 2005’e kadar imzalayacağına dair bir 'bildirimde' bulunması istendi.

Buna göre değiştirilen yeni paragrafta, ''AB, Türkiye'nin tam üyelik müzakereleri başlamadan önce Ankara Anlaşması'nı 10 yeni üyeyi kapsayacak şekilde onaylayacağını bildirmesinden memnuniyet duyar'' ifadesi kullanıldı.

AB Dönem Başkanı Hollanda'nın hazırladığı ilk taslağın Kıbrıs paragrafında, ‘Türkiye'nin, Ankara Anlaşması'nın 10 yeni ülkeyi kapsayacak şekilde imzalama 'kararından' memnuniyet duyduğu’ dile getirilmişti.