|
Denktaş:
Ankara bize söz verdi |
|
|
|
KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türk hükümetinin, çözüm oluncaya
kadar Rum tarafını Kıbrıs Cumhuriyeti olarak
tanımayacağı sözü verdiğini söyledi ve verilen bu sözü
senet kabul ettiklerini belirtti. |
|
|
|
NTV |
20 Aralık 2004 Denktaş, gazetelerde Türkiyenin Rum
tarafını tanıyacağı yönünde haberler
çıktığına değinerek, bu konuda Başbakan
Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün
kendilerine söylediklerini kabul ettiklerini söyledi.
Denktaş, Türk hükümetinin kendilerine Rum tarafı Türk tarafını temsil edemez. Dolayısıyla Türkiye, Kıbrıs diye Rum tarafını tanımıyor, yeniden birleşinceye kadar da tanımayacaktır dediğini ifade etti.
KKTC Cumhurbaşkanı, Başbakan Erdoğan ve
Dışişleri Bakanı Gülün telefonda kendisine bu siyasetten
ayrılmadıklarını, Rum kesimini tanımanın nelere
mal olacağını bildiklerini kaydettiklerini aktardı.
Denktaş Dolayısıyla bize ve Türk milletine verilen bu sözü
senet kabul ediyoruz dedi.
|
|||||||
|
20 Aralık 2004 Kıbrıs sorununa yön veren ülkelerin, Annan
planının yeniden gündeme getirme çalışmalarını
tehlike olarak niteleyen Rum sözcü, bu zorlukların göğüslenmesinde
Rum kamuoyuna önemli görevler düştüğünü söyledi. |
|
|||||
Rum hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Tasos
Papadopulosun Avrupalı liderlere mektup göndererek Ankaranın söz
verdiği gibi 3 Ekime kadar Güney Kıbrısı
tanımaması halinde veto kullanacağını
bildirdiğini açıkladı.
Rum sözcü, 3 Ekim tarihi bizim için değil
Türkiye için dönüm noktası. Ankara o tarihe kadar bize tanınma
getirecek ilgili protokolü imzalamazsa üyelik müzakerelerine
başlayamayacak dedi.
Kıbrıs sorununa yön veren ülkelerin, Annan planının yeniden gündeme getirme çalışmalarını tehlike olarak niteleyen Rum sözcü, bu zorlukların göğüslenmesinde Rum kamuoyuna önemli görevler düştüğünü söyledi.
Kıbrısta Annan planı temelinde yeni bir çözüm sürecinin başlayacağına dair bilgiler, Rum siyasi partilerini de harekete geçirdi. Yapılan açıklamalarda, Annan planının yeniden gündeme gelme tehlikesi bulunduğuna işaret edildi ve Ankaranın Kıbrıs Rum Kesimini tanıma şartından kurtulmak için çözüm baskısına başvuracağı belirtildi.
|
Alman elçi:
Kıbrısta girişim olabilir |
|
|
|
Almanyanın Ankara
Büyükelçisi Wolf-Ruthart Born, Kıbrıs konusunda önümüzdeki
haftalarda yeni bir girişimin olabileceğini açıkladı. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
20 Aralık 2004 AB Dönem Başkanı Hollandanın Ankara
Büyükelçisi Hendrik Gosses de, her şeyin yolunda gitmesi durumunda,
Türkiyenin üyeliğinin 2014te başlayacak yeni mali dönemde
gerçekleşebileceğini söyledi. |
NTV canlı yayınında soruları
yanıtlayan Almanya ve Hollandanın Ankara Büyükelçileri, Avrupa
Birliği sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundular.
TARAMA SÜRECİ 2005İN İLK YARISINDA
Almanyanın Ankara Büyükelçisi Wolf-Ruthart
Born, Türkiyenin Avrupa Birliği üyeliği konusunda karamsar olmadığını
ifade etti. Kıbrıs konusunda Birleşmiş Milletler Genel
Sekreterinin açıklamalarına dikkat çeken Born, Önümüzdeki
haftalarda yeni bir girişim olabilir dedi.
Born, tarama sürecinin ise, gelecek yılın
ilk yarısında başlayabileceğini kaydetti.
AYRIMCILIK YAPILMADI
Dönem Başkanı Hollandanın Ankara
Büyükelçisi Hendrik Gosses de, 17 Aralık Zirvesini iyi ve etkili
olarak değerlendirdi.Büyükelçi, Türkiyenin üyeliğine ilişkin
Avrupadan yapılan kötümser açıklamaları ise, hala zirve
havasının yaşanıyor olmasına bağladı.
Müzakere tarihinin koşullu
olmadığını da kaydeden Gosses, Türkiye için yeni bir
şey sözkonusu değil. Türkiyeye ayrımcılık
yapılmadı dedi.
|
|
|
|
|
||
|
|
|
|
|
|
|
|
||
|
|
|
20 Aralık 2004 Komisyonun genişlemeden sorumlu sözcüsü, ABnin
Türkiyeden Güney Kıbrıs Rum Kesimini tanımasını
talep etmediğini söyledi. |
AB devlet ve hükümet başkanlarını biraraya getiren Brüksel zirvesinin sonuç bildirgesini değerlendiren Avrupa Komisyonu, günlük olağan basın toplantısında yaptığı açıklamada, ABnin Türkiyeden, Ankara Anlaşmasını, birliğe yeni katılan 10 ülkeye uyarlamasını istediğini hatırlatarak, bu uyarlama çalışmasının hiçbir şekilde, Türkiyenin Güney Kıbrıs Rum Kesimini tanıma anlamına gelmediğini açıkladı..
Komisyonun genişlemeden sorumlu sözcüsü, ABnin Türkiyeden Güney Kıbrıs Rum Kesimini tanımasını talep etmediğini söyledi.
AB Dönem Başkanı Hollandanın Başbakanı Jan Peter Balkenende de, 17 Aralok Brüksel zirvesinin sonuç konuşmasında, Erdoğanın Ankara anlaşmasının genişletilmesi yönündeki sözlü taahhüdünün, Rum Kesimini resmi tanıma anlamına gelmediğini söylemişti.
Denktaş'ın Annan Planı endişesi
20 Aralık, 2004 14:41:00 (TSİ)CNN TURK
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türk hükümetinin
'Kıbrıs birleşinceye kadar 'Kıbrıs' diye Rum
tarafını tanımayacağı sözünü verdiğini ve
'verilen bu sözü senet kabul ettiklerini' söyledi.
Denktaş, Lefkoşa'da yaptığı açıklamada, Türkiye
gazetelerinde Türkiye'nin Rum tarafını tanıyacağı
yönünde haberler çıktığını belirterek, bu konuda
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ün kendilerine söylediğini kabul ettiklerini
vurguladı.
Denktaş, Erdoğan ve Gül'ün ''Kıbrıs iki halktan
teşekküldür. Rum tarafı Türk tarafını temsil etmiyor,
Kıbrıs'ı temsil edemez. Dolayısıyla Türkiye
'Kıbrıs' diye Rum tarafını tanımıyor,
tanıyacak değildir, yeniden birleşinceye kadar'' sözünü
verdiklerini söyledi.
"Annan
planı yeniden canlandırılmak isteniyor"
Annan planının yeniden canlandırılmak istendiğini
belirten KKTC Cumhurbaşkanı, Annan Planı'nın Türkiye'yi
Ada'dan söküp atacağını savundu.
Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile hangi şartlarda yeniden
masaya oturulacağının şartlarını
konuşmaları gerektiğini de söyledi.
"Plan
Rumlar lehine değiştirilebilir"
'Annan planı masadadır diye yine bir hareket
başlatıldığını' ifade eden Denktaş,
planın Rumlar lehine değiştirilerek Rumların da kabul
etmesini söyleyenler olduğunu kaydetti.
|
BBC: Annan, Rumlardan adım bekliyor |
|
|
Londra BBC, BM kaynaklarına dayanarak BM Genel Sekreteri Kofi Annanın Kıbrıs'ta yeniden devreye girmeye istekli olduğu, ancak bunun için planı reddeden Rum tarafının somut adım atması gerektiği yorumunda bulundu. İngiliz Yayın Kurumu
BBC, New York kaynaklı haberinde Türkiyenin, AB ile tam üyelik
müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim 2005e kadar Ankara
Anlaşmasını Kıbrıs Cumhuriyetini içine alacak
biçimde genişletmeyi kabul ettiğini belirterek "Şimdi
gözler, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için yeniden
Birleşmiş Milletlere çevrildi" dedi. BBCdeki yorumda şöyle
devam edildi: "Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan gözetimindeki görüşme sürecinin
yeniden başlamasıyla ilgili görüşlerini
aldığımız BM kaynakları, Türk ve Rum
taraflarının masaya oturmaya hazır olması halinde,
Annanın yeniden devreye girmeye istekli olduğunu belirttiler.
Ancak bunun için taraflardan, özellikle de 24 Nisandaki referandumda Annan
planını reddeden Rum tarafından somut adım
atılmasının beklendiği vurgulandı." ANNAN PLANI TEK
ZEMİN BBC, Kıbrıs
işlerine bakan BM dairesinden bir yetkilinin, Annan planının
çözüm için tek zemin olmayı sürdürdüğünü ve tarafların bu
zemin üzerinde masaya geri dönmelerinin beklendiğini bildirdiğine
dikkat çekerek "Ancak Türk tarafı Annan planına büyük
çoğunlukla evet dediği için, sorun, Rum tarafında
düğümleniyor" ifadesini kullandı. Rum diplomatik
kaynaklarının, masaya yeniden dönülmesi halinde Rum
tarafının kaygılarını gideren yeni
değişikliklerin Annan planına eklenmesini istediklerini
bildirdiklerine işaret eden BBC, bunlar arasında Adada kalacak
Türk askerinin sayısı, mal-mülk değişimi ve Türkiyeden
Kıbrısa yerleşen kişilerin durumunun da yer
aldığını belirtti. PLANIN ÖZÜNDE KAPSAMLI
DEĞİŞİKLİK YOK Buna karşın, BM
yetkililerinin Annan planında iki tarafın da önerilerini dikkate
alan bazı ayarlamalar yapılabileceğini belirttiklerini
kaydeden BBC, bu yetkililerin planın, özellikle Türk tarafında
kabul edilmesi nedeniyle, özünde kapsamlı bir değişiklik
yapılamayacağını vurguladıklarını dile getirdi.
BBCnin konuya ilişkin
değerlendirmesinde şu ifadeler yer aldı: "Türk ve Rum
taraflarının görüşme masasına dönme niyetini bir mektupla
Annana iletebilecekleri ve Kıbrıs Türk tarafında 20
Şubatta yapılacak genel seçimler de dikkate alınarak,
müzakerelere bahar aylarında başlanabileceği
öğrenildi." (ANKA) |
|
HURRIYET 20/12/04
Rumlarda yangın var
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
Rum Kesimindeki siyasi partiler ve medya, Papadopulosun Brükselde Türkiyeye karşı veto kartını kullanmamasına kızıp hesap vermesini istediler. Papadopulos ise dün yazılı savunma yayınladı ve Veto kartı hálá elimizde. 3 Ekime kadar gümrük birliği imzalanmazsa müzakereleri bloke ederiz dedi.
TÜRKİYEnin
tam üyelik tarihi aldığı 17 Aralık zirvesi, Rum yönetiminde
iktidarı oluşturan partilerin birbirlerine girmesine neden oldu.
İktidar ve muhalefet partileri Rum lider Tasos Papadopulosun hesap
vermesini isterken Rum lider dün yazılı bir açıklama yaparak
Veto etseydim işgal kalıcı olurdu. Veto kartı elimizde.
Türkiye 3 Ekime kadar gümrük birliğini imzalamazsa, müzakereleri bloke
ederiz savunmasını yaptı. Zirvenin ardından Papadopulosu
kendi partisi DİKO başta olmak üzere koalisyon ortakları AKEL ve
EDEK, sert bir dille eleştirdi.
DİKOnun AB milletvekili Marios Matsakis, büyük hayal
kırıklığına uğradıklarını
belirterek, Papadopulosun hesap vermesi gerektiğini söyledi. EDEKin
fahri Başkanı Vasos Lissaridis Sonuç felakettir. Türkiye 3 Ekimde
bizi Kıbrıs kurucu devleti olarak tanıyacak ve federasyon
olarak Kıbrısın tanınmasını isteyecek
iddiasında bulundu. Koalisyonun en büyük partisi AKELin lideri Dimitris
Hristofyas ise, 3 Ekim 2005te de yine çıtayı yüksek tutup, yine
arabayı atın önüne koyar ve bir tarafa çekilirsek, hayal
kırıklığına uğrayacağız dedi.
VETO ETMEDİM ÇÜNKÜ
Rum medyasında yayınlanan sert tepkiler üzerine Papadopulos dün
sabah yazılı bir açıklama ile eleştirilere cevap verdi.
Papadopulos, Eğer veto etseydim, Türkiyenin 1974te önce müdahale
ardından da adanın 3te birini işgal etmesiyle devam eden
politikasını sağlamlaştırmış olurdum.
Türkiyeye tarih verilmesi bizim için bir son değil
başlangıçtır. Kıbrıs cumhuriyetinin bu süreçte sürekli
sözü ve yaptırımı olacaktır dedi. Papadopulos, Türkiyenin
zirve bildirisindeki, Ankara Anlaşmasına Kıbrısı da
dahil eden ek protokolü imzalama taahhüdünü, Rum Yönetiminin fiilen
tanınması olarak kabul ediyor.
HURRIYET 20/12/04
Karamanlis: Üyelik Kıbrısa bağlı
Papadopulos,
3 Ekimde veto kullanabileceğini söylerken Yunanistan Başbakanı
Kostas Karamanlis de, Türkiyenin AB üyeliği Kıbrıs konusunda
takınacağı tutuma bağlı. Türkiyenin Avrupaya
yürüyüşü ile Kıbrıs pozisyonu arasında açık bir
bağ kurulmuştur dedi.
HURRIYET 20/12/04
|
Yeni Annan Planı: Denktaşın mayısta
gitmesini bekliyor |
|
|
BMnin AByi de arkasına alarak, KKTCde nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından yeni Annan Planını mayıs ayında masaya koyacağı ileri sürüldü. Rum
medyasına göre Kıbrıs sorununun 3 Ekim 2005teki müzakere
tarihine kadar çözülmesi için ABD düğmeye bastı. Rumlara göre,
Genel Sekreter Kofi Annan, Rauf Denktaşın aday
olmayacağını ilan ettiği nisan ayındaki seçimlerin
ardından yeni planını masaya koyacak. |
|
HURRIYET 20/12/04
|
Denktaş: Annan Planı Türkiye'yi adadan söker atar |
|
|
Lefkoşa KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile hangi şartlarda yeniden masaya oturulacağının şartlarını konuşmaları gerektiğini söyledi. Denktaş "Annan planı, Türkiye'yi adadan söker atar dedi. Denktaş, Annan
planının yeniden canlandırılmak istendiğini ifade
ederek, Annan planı, Türkiye'yi adadan söküp atar dedi. Annan planı, Türkiye'yi
adadan söker atar diyen Denktaş, Annan planı Türk-Yunan dengesini
ortadan kaldırır, Annan planı halkımızın
yarısını göçmen yapar, rehabilitasyon diye bir şey yoktur
ve Rumları içimize getirerek,
bağımsızlığımızı ortadan
kaldıracak ne varsa hepsini yapar ifadesini kullandı. "TÜRKİYE'NİN
SÖZÜ SENETTİR" Denktaş, bugün bir heyeti
kabulü sırasında da Türkiye gazetelerinde Türkiye'nin Rum
tarafını tanıyacağı yönünde haberler
çıktığına değinerek, bu konuda Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül'ün kendilerine söylediğini kabul
ettiklerini kaydetti. Kendilerine, Kıbrıs
iki halktan teşekküldür. Rum tarafı Türk tarafını temsil
etmiyor, Kıbrıs'ı temsil edemez. Dolayısıyla Türkiye
'Kıbrıs' diye Rum tarafını tanımıyor, tanıyacak
değildir, yeniden birleşinceye kadar sözünün verildiğini
ifade eden Denktaş, bu konunun detaylarının Türk
Dışişleri Bakanlığı'nın 1 Mayıs'ta
yaptığı açıklamada bulunduğunu ve Türkiye'nin
Kıbrıs'a nasıl baktığının burada
görüldüğünü söyledi. Başbakan Erdoğan ile
Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Gül'ün telefonda kendisine bu siyasetten
ayrılmadıklarını ve ayrılamayacaklarını,
Rumu tanımanın nelere mal olacağını bildiklerini
kaydettiklerini aktaran Denktaş, Dolayısıyla biz, bize ve
Türk milletine verilen bu sözü senet kabul ediyoruz dedi. (aa) |
|
HURRIYET 20/12/04
Denktaş: Türkiye'den Rumları
tanımama sözü aldık
Oshan
SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA)
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Kıbrıs Rum Kesimi'nin,
Türkiye tarafından tanınmayacağı konusunda Türk hükümetinden
senet niteliğindeki söz alındığını söyledi.
Dün bir heyeti kabulü sırasında Türk
basınındaki Kıbrıs Rum Kesimi'nin dolaylı veya
doğrudan tanınacağı yönündeki haberlere atıfta bulunan
Denktaş, Kıbrıs'ta iki eşit halkın bulunduğunu,
Rum tarafının Kıbrıs Türklerini temsil etmediğini,
Türkiye'nin bu doğrultuda Rum tarafını
tanımadığını ve tanımayacağını
açıkladı.
VERİLEN SÖZ SENET
NİTELİĞİNDEDİR
Cumhurbaşkanı Denktaş, 1
Mayıs Dışişleri açıklamasında, Türkiye'nin
Kıbrıs konusuna bakışının yer
aldığını hatırlatarak, Başbakan Recep Tayip
Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile
yaptığı telefon görüşmesinde, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin
bu siyasetten ayrılmadığı,
ayrılmayacağının belirtildiğini vurguladı.
Verilen bu sözün senet niteliğinde olduğunun altını çizen
Rauf Denktaş, "Bize ve Türk milletine verilen bu söz senet
niteliğindedir" dedi.
10 AY DEĞİL 10 YILDA ÇÖZÜLMEZ
Kıbrıs sorunun Türkiye'ye müzakereler
için verilen Ekim 2005 tarihine kadar çözüleceğini söyleyenlere de
yanıt veren Denktaş, ``Kıbrıs sorununun 10 ay içerisinde
çözüleceğine inananlar var. AB'den bazı ülkeler, Rumlara,
Kıbrıs Türklerini temsil etmediklerini ve Kıbrıs
Türklerinin Rumların azınlığı
olmadığını belirtmezlerse, Kıbrıs sorunu 10 ayda
değil, 10 yıl sonra bile çözülemez'' diye konuştu.
DAHA ÇOK PAZARLIK KONUSU OLACAK
Türkiye'nin 10-15 ve belki de 20 yıl sonra
AB üyesi olacağını söyleyen KKTC Cumhurbaşkanı, her
aşamada çetin pazarlıkların olacağını savundu.
Denktaş, pazarlığa başlamak için Rum kesimini
tanıyıp, KKTC'den vazgeçmenin, kabul edilmez, olduğunu da
sözlerine ekledi. Türkiye verilen tarihin ucu açık olduğuna dikkat
çeken Denktaş, Türkiye'nin ``Kıbrıs meselesini, üyeliğin
ucu kapandığında ve AB'ye üye olduğunda hallederiz'' demesi
gerektiğini de ifade etti.
TÜRKİYE İŞGALCİ DURUMUNA
DÜŞECEK
Denktaş Rumları tanımanın
çok tehlikeli olduğunu da belirttiği konuşmasına şöyle
devam etti:
``Türkiye, birleşmiş bir
Kıbrıs meydana gelirse, ancak onu tanımalı. Aksi taktirde
bu, Türkiye'nin her şeyi kaybetmesi, Kıbrıs'ta işgalci
olması, Rum tarafının yaptığı cürümleri
meşrulaştırması, Rum'un azınlığı
olmamız, tazminatları unutmamız demektir.''
DENKTAŞ İSTANBUL'A GİDİYOR
Öte yandan Denktaş Yıldız Teknik
Üniversitesi'nde düzenlenen panele katılmak amacıyla bu akşam
İstanbul'a gidecek. KTHY'nin 19.00 uçağıyla KKTC'den
ayrılacak olan Denktaş, 22 Aralık'ta YTÜ'de düzenlenecek `17
Aralık Sonrası KKTC-Türkiye ve AB' konulu panelde konuşacak.
Cumhurbaşkanı Denktaş, 23 Aralık Perşembe gecesi
KKTC'ye dönecek.
MILLIYET 20/12/04
FT: Türkiye'nin AB üyesi
olacağı kesin gibi...
AB Zirvesinin Türkiye ile ilgili kararında
koşullu maddelerin olmasına karşın sağlam bir prosedür
oluşturulduğu belirtildi. Financial Times gazetesi "Türkiye'nin
AB'nin tam bir üyesi olacağı kesin gibi" yorumunu yaptı.
Ekonomi gazetesi Financial Times, "Türkiye
çok farklı bir Avrupa'ya katılabilir" başlıklı
yorumunda Türkiye'nin artık AB'ye girmesinin kesine yakın
olduğunu savundu. Üst düzey AB yetkilerinin Türkiye'nin, Birliğin
getirdiği koşulları yerine getireceği konusunda pek
kuşkularının bulunmadığını öne süren gazete,
"Asıl ilginç olan konu, Türkiye'nin ne gibi bir Avrupa'ya
katılacağı konusudur" diye yazdı.
Bu sorunun yanıtının AB üyesi 25
ülkenin Avrupa Anayasası'nı onaylayıp onaylamayacağına
bağlı olduğunu ifade eden gazete, "Eğer
onaylanırsa, AB'nin eş zamanlı olarak yeni entegrasyon ve
genişlemeyi yürütmede bir sorunu olmaz" görüşünü savundu.
Ancak Avrupa Anayasası'nın her ülkede
onaylanacağının kesin olmadığına dikkat çeken
gazete, Anayasa'nın tüm ülkelerde kabul edilmesi halinde Birliğin
Türkiye'yi almak için yeterli bir entegrasyon düzeyinde
olacağını kaydetti.
Anayasa'nın bir AB ülkesinde reddedilmesi
durumunda ise AB içinde bir çekirdek grupla bir dış halka
arasında bir bölünme oluşabileceğini savunan gazete, Türkiye'nin
yine AB'ye katılabileceğini, ancak o zaman bu dış grubunun bir
parçası olacağını belirtti.
Financial Times, son dönemde AB'de entegrasyon
konusunda yapılan tartışmalar dikkate alınarak ikinci
senaryo olasılığının giderek
arttığını öne sürerken, "Bu durumda Türkiye mükemmel
bir Groucho Marx senaryosuyla karşı karşıya kalabilir. AB
üyeliğine kabul edildikten sonra Birlik artık Türkiye'nin ilk
başta katılmak istediği kulüp olmayabilir" yorumunu
yaptı.
MILLIYET 20/12/04
Denktaş: Annan Planı
Türkiye'yi Kıbrıs'tan söküp atar
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile hangi şartlarda yeniden masaya
oturulacağının şartlarını konuşmaları
gerektiğini söyledi.
Denktaş, Annan planının yeniden
canlandırılmak istendiğini ifade ederek, ''Annan planı,
Türkiye'yi adadan söküp atar'' dedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, ''21-25
Aralık Mücadele ve Şehitler Haftası'' ve ''21 Aralık
Mücadele Şehitlerini Anma ve Kıbrıslı Türklerin
Soykırımı'' nedeniyle Şehit Aileleri ve Malul Gaziler
Derneği heyetini kabul etti.
Denktaş, kabulde yaptığı
konuşmada, ''Genel Sekreterle hangi şartlarda yeniden masaya otururuz
bunları konuşmak lazım.
Bağımsızlığımızın kabul edilmesi
lazım başka çare yok'' dedi.
''Annan planı masadadır diye yine bir
hareket başlatıldığını'' kaydeden Denktaş,
planının Rumlar lehine değiştirilerek Rumların da
kabul etmesini söyleyenler olduğunu kaydetti. ''Annan planı,
Türkiye'yi adadan söker atar'' diyen Denktaş, ''Annan planı
Türk-Yunan dengesini ortadan kaldırır, Annan planı
halkımızın yarısını göçmen yapar, rehabilitasyon
diye bir şey yoktur ve Rumları içimize getirerek,
bağımsızlığımızı ortadan
kaldıracak ne varsa hepsini yapar'' ifadesini kullandı.
Şehitlere ''boşuna şehit
oldular'' dedirtmemek için devlete ve bağımsızlığa
sahip çıkılmasını isteyen Denktaş,
bağımsızlık için can ve kan verdiklerini yeniden can ve kan
vermek istemediklerini söyledi.
Denktaş, Avrupa Birliği'nin (AB),
demokrasi ve eşitlik gibi şampiyonluğunu yaptığı
ilkeler olduğunu, bunun Kıbrıs'ta uygulanmadığına
işaret ederek, ''AB için bu, tarihe geçecek bir ayıptır'' dedi.
Türk halkının silahlar ve toplu
mezarlar karşısında Rumlara teslim etmediği
haklarını, baskıyla teslim etmesi yönünde AB'nin Rumlara
yardımcı olduğunu kaydeden Denktaş, ''AB bu ayıbı
kaldıramaz'' diye konuştu.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
hiçbir şart altında Rumları meşru hükümet olarak kabul
etmediklerini ve bağımsızlıktan vazgeçmediklerini her
fırsatta dünya duyurmaları gerektiğini sözlerine ekledi.
MILLIYET 20/12/04
New York Times: Türklerin sonsuz
sabırlı olması beklenmemeli
New York Times'ta AB'nin Türkiye ile müzakereler
için ortaya koyduğu koşulların Avrupa'daki Türkiye
karşıtı kamuoyunu tatmin edeceği ancak aynı zamanda
Türkiye'de Avrupa'ya ilişkin şüpheleri de besleyebileceği
belirtildi. Türkler'in sonsuz sabır göstermesinin beklenmemesi gerektiği
de vurgulandı.
ABD'de yayınlanan The New York Times
gazetesinde, AB'nin Türkiye ile müzakerelere başlama kararı
vermesinin, Türkiye, Avrupa ve etnisite ya da inanç değil, insan
hakları temelinde bir dünya oluşturmak isteyen ülkeler için son derece
önemli olduğu belirtildi.
AB'nin Türkiye ile müzakereler konusunda ortaya
koyduğu ucu açıklık, müzakerelerin kesilebilmesi gibi
koşulların Avrupa kamuoyunda Türkiye üyeliğine karşı
oluşan dirence karşı bir tatmin oluşturabileceğine
dikkat çekilirken, aynı koşulların Türk kamuoyunda,
Avrupalı liderlerin Türkiye'yi devre dışı bırakmaya
çalıştığı yönündeki şüpheleri de
besleyebileceği yorumu yapıldı.
Haberde, müzakerelerin yaklaşık 10
yıl almasının beklendiği belirtilirken, bunun ortadaki sorunların
çözümü için yeterli bir zaman olduğu kaydedildi. Bu süreçte, Türkiye'ye,
müzakerelerin sona erme tarihini de içeren yıllık ilerleme
raporlarının verilmesi gerektiği, Türkler'in sonsuz
sabırlı olmasının beklenmemesi gerektiği de ifade
edildi. Haberde, "45 yıl zaten yeterince uzun" denildi.
MILLIYET 20/12/04
'Lahey'de
iş biterdi ama...'
RADIKAL 20/12/04
Toz duman duruldukça,
Brüksel'de neler olduğu, ne krizler yaşandığı ortaya
çıkıyor. Örneğin, 16 Aralık gecesi Kıbrıs
konusunda yaşanan gerilimin boyutunu yeni öğreniyoruz. İş
daha Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül'ün "Uçağı hazırlayın, gidiyoruz"
dediği aşamaya gelmeden önce de kopma noktasına gelmiş,
öyle anlaşılıyor.
Örneğin, Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot'un
Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin 17 talebiyle çıkıp geldiği
ve bunların imzalanmasını istemesinin ardından
yaşananlar... Bu talepler, kayda geçmeli ki, Büyükelçi Ertuğrul
Apakan ve Dışişleri'nin diğer Kıbrısçılarının
olağanüstü uzmanlık desteği ile önce 4, sonra 1'e indiriliyor. O
1 koşul, Gümrük Birliği anlaşmasının Kıbrıs
Rum Cumhuriyeti'ni de içine alacak protokolün hemen o akşam, orada imzalanması
ve Türkiye'ye tarihin ondan sonra açıklanması olarak iletiliyor. Bot,
bu imzanın 'kayıtsız şartsız' olmasını da
istiyor. Yani Türkiye henüz müzakerelerine bile başlanmamış olan
protokolü, bütün aşamaları atlayarak imzalayacak ve bunun
Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nin diplomatik tanınması
anlamına gelmediği şerhini dahi koyamayacaktır. Bot,
dahasını da söylüyor ve Rumların bu imzanın basına
açık bir törenle atılmasını istediklerini iletiyor.
Gül'ün yanıtı sert oluyor: "Siz mağlup bir ordunun
komutanıyla mı görüştüğünüzü zannediyorsunuz?
Kıbrıs sorununu Birleşmiş Milletler
taşıyamadı, bu haliyle AB olarak siz hiç
taşıyamazsınız."
Bu süreçte Türkiye'nin yanında yer almış önemli bir AB ülkesinin
Dışişleri Bakanı, Gül'den konuyu görüşmek için randevu
istiyor. Randevu talebi geri çevriliyor. Gerilimin had safhaya
ulaştığının anlaşılması üzerine Bot
yeni öneriyle geliyor: İmza töreni talebinden vazgeçilmiştir. Ancak
eğer Türkiye protokole kayıtsız şartsız imza koymazsa,
Rum Cumhurbaşkanı Papadopulos veto hakkını kullanacak, AB
kapıları Türkiye'nin yüzüne kapanacaktır. Gül'ün yanıtı
aynı dozda oluyor: "Ellerinde yetki, hak var. İstiyorlarsa
kullanabilirler." Bot bunu Rumlara söyleyecektir.
Türk heyeti sorularla boğuşmaya başlar. Bu tutum devam ederse,
"Hayır, teşekkürler" demekten başka çare var mı?
Bu kimin işine gelecek, kimi sevindirecek? Papadopulos böylece kahraman
yapılmış olmayacak mı? Avrupa sağı ve
ırkçıların istediği olmayacak mı? Olabildiğince
mücadele etmek ve mücadeleyi içeride sürdürmek daha geçerli bir yol değil
mi?
Gerek Balkenende'nin diğer liderleri uyarması, gerek
Dışişleri'nin paralel diplomasiyi işletmeye
başlaması, gerekse Erdoğan'ın özel
danışmanlarının devreye girmesiyle Almanya, İngiltere
ve İtalya başbakanları Türk heyetini ikna çabasına
girmişlerdir. Erdoğan ve Gül, gerek Hollanda Başbakanı Jan
Peter Balkenende ve Bot'a, gerekse diğer liderlere şunu söylerler:
"Bu zirve başarısızlıkla sonuçlanırsa
medeniyetler çatışmasının tohumlarını
atmış olacaksınız."
'Bundan iyisi olabilirdi'
CNN Türk adına yaptığımız söyleşi ardından
Sedat Ergin ve Fikret Bila ile birlikte sohbet ederken Gül'e alınan sonuç
ve bırakma ihtimallerini sorunca, "Daha iyisi muhakkak olabilirdi.
Örneğin ben o 'permanently available (kalıcı olarak)
uygulanabilir' tanımının olmamasını isterdim. Ama bir
karar verecektik. Müzakerelere başlamış bir Türkiye ile
başlamamış bir Türkiye arasında büyük fark
olacaktı" dedi.
Gül, şunları söylüyor:
· Görüşmelerimiz
Kıbrıs konusunda kopma noktasına geldi. Biz Kıbrıs'ta
Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin çıkarlarına en uygun
olanı yapıyoruz. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile zirve
sonrası konuştuk, "Allah razı olsun,
haklarımızı savundunuz" dedi. Kalıcı bir
Kıbrıs çözümünün Kıbrıs Türklerinin çıkarına
olduğunu düşünüyoruz. Kalıcı çözüm için etkin
çalışacağız.
· Bizim bu sorunu çok
önce çözüme kavuşturmuş olmamız gerekirdi. İlk defa
hükümete geldiğimizde yeterince deneyimimiz, detay bilgimiz yoktu. Irak
krizi vardı. Bakanlığın yarısı Kıbrıs
konuşuyordu ve bu yüzünden biz Irak krizine yeterince teksif
olamadık.
· Dentaş
karşı görüşlerini söyler ama, sonuçta Türkiye'nin
oluşturduğu nihai karar neyse onu uygular. Oysa ne kadar detay
bilgiye sahip olursanız o kadar kararlı siyaset üretirsiniz. Annan
Planı'nı burada, Dışişleri Konutu'nda nasıl
aktardılarsa, öyle öğrendik.
· Herkes bize
Rumların her şart altında 'Hayır' diyeceğini
söylüyordu. Denktaş'la son ana dek 'Hayır' dememesi konusunda
anlaştık. Ancak Mümtaz Soysal, Denktaş'ın yanında,
daha Lahey'e hareket ederken "Hayır demeye gidiyoruz" deyince,
iş bitti. Hükümette iki ay daha tecrübeli olsaydık, Lahey'de (10 Mart
2003) bu işi bitirirdim. Kesin çözmüş olurduk.
Dışişleri Bakanı açıkça söylemese de şunu demek
istiyor: 2003 Lahey toplantısı öncesinde kendi
başbakanlığındaki AKP hükümeti yeterli detay bilgiye sahip
olsa ve Denktaş'a yeterince kesin mesaj verebilseydi, Soysal o
yönlendirmeyi yapacak konumda olamayabilir, Denktaş o aşamda
Kıbrıs'ı sorun olmaktan çıkarabilir ve referanduma gerek
kalmayabilirdi. Gül, "Yine de New York'ta referandumun kabulünde
Denktaş'ın büyük katkısı oldu" diyor ve devam ediyor:
· Referandumda
Kıbrıs Türkleri 'Evet' dememiş olsaydı, AB'den bu sonucu
almamız, bu aşamaya gelmemiz hayal olurdu. Geldiğimiz noktaya
referandumun büyük katkısı oldu. Ne kadar büyük bir iş
yaptığımızın daha kimse farkında değil.
Kıbrıs'taki Türkler de... Politikalarımızın hem
Kıbrıslı Türkler, hem de Türkiye için doğru olduğuna
inanıyoruz. Eskiden Kıbrıs'la ilgili sorunu başka nedenlere
bağlardım ama, gördüm ki siyasi liderlik eksikliğinden
kaynaklanıyor. Biz çözüm için etkin çalışmaya devam
edeceğiz.
Resmin bütününü görmeye çalıştığınızda, pürüz ve
engellere karşın alınan sonucun 'başarılmış'
bir sonuç olduğunu söylemek gerek. 17 Aralık, Türkiye'nin yalnız
dünya ile bütünleşme değil, siyasi istikrar ve ekonomik kalkınma
mücadelesinde de dönüm noktasıdır. İklimin
değiştiğini görmek biraz zaman alabilir ama, bugünün
Türkiye'sinin 16 Aralık'takinden farklı nitelikte olduğu
yakın gelecekte daha iyi anlaşılacaktır.
Rumlara
'veto' tesellisi
Rum Yönetimi ve
Yunanistan, Brüksel zirvesinde başarısız oldukları iddialarını
reddederek, 'Türkiye yükümlülüklerini 3 Ekim'e dek yerine getirmezse elimizde
veto kartımız var' dedi
RADIKAL 20/12/04
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan, Türkiye'ye 3 Ekim 2005'te
müzakerelere başlama tarihi verilen Brüksel zirvesinde
'başarısız oldukları' yolunda iç kamuoylarındaki
kaygıları yatıştırmaya çalışırken,
ellerindeki veto kozunu şimdiden ortaya sürdü.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, dün Rum radyo ve televizyonlarından
yayımlanan 'ulusa sesleniş' konuşmasında, 'daha
fazlasını istediklerini ama mevcut şartlarda mümkün olanı
gerçekleştirdiklerini' belirterek, şöyle dedi: "AB Konseyi'nin
kararı, Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasını AB'nin
10 yeni ülkesini de kapsayacak şekilde genişletmesi, müzakerelerin 3
Ekim 2005'te başlayabilmesi için zorunlu bir önkoşul. 2 Ekim'e kadar
Türkiye bu koşulu yerine getirmezse müzakerelerin
başlamasını veto etme hakkımız hâlâ elimizde. Bu
uyarıyı AB liderlerine en resmi şekilde dile getirdim ve
tutanaklara kaydedilmesini istedim ve bu kaydedildi."
'Sonradan vazgeçtim'
Zirve öncesi çıtayı yüksek tutup, Türkiye'den resmi tanıma ve
ilişkilerin normalleştirilmesi gibi talepleri öne sürdüğü için
ülkesinde yoğun tepki çeken Papadopulos, Brüksel'de veto kartını
kullanmama gerekçesini ise şöyle anlattı: "Veto kullanmak bir
seçenekti. Ancak nihai hedefimiz, Kıbrıs sorununa, üzerinde
uzlaşılmış, işleyebilir bir çözüm bulunması
olduğunu ve veto kullanmanın, yardımcı
olmayacağı, nihayetinde Türkiye'ye, 'istila' ve 'işgalin'
oldubittilerini sağlamlaştırma politikasını
sürdürmesine bahane vereceğini değerlendirdim ve vazgeçtim." Rum
lideri Türkiye'nin Avrupa perspektifini de AB'ye ve dolayısıyla
'Kıbrıs'a karşı yükümlülüklerini tam yerine getireceği
mantığıyla desteklediklerini belirtti. Rum halkının
kaygılarını anlayışla
karşıladığını belirten Papadopulos, "Ama
eğer halkımın duygularını tatmin etseydim
halkımın çıkarına hizmet etmemiş olacaktım. O
zaman da sorumlu bir lider sayılmayacaktım" ifadesini
kullandı. Uzun açıklamasında Brüksel'de maruz
kaldığı baskılara değinmemeyi yeğleyen Rum
lideri, "Şüphesiz daha fazlasını istiyorduk. Mevcut
şartlarda mümkün olanı gerçekleştirdik. Genel olarak sonuçtan
memnunum" dedi.
'Yükümlülükler net'
Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis ise dün Cumhurbaşkanı
Kostis Stefanopulos ile görüşmesinden sonra Atina'nın zirvede tüm
hedeflerine ulaştığını belirterek "Türk-Yunan
ilişkileri için Helsinki zirvesinden bizim için daha iyi koşullar
oluştu. Ayrıca Türkiye'nin Avrupa'daki gidişatını
Kıbrıs Cumhuriyeti'ne karşı tutumuyla
bağdaştırdık. Türkiye, üyelik müzakerelerinin
başlamasından önce Gümrük Birliği ile ilgili protokolü imzalamak
konusunda net bir yükümlülük altına girdi. AB tarihinde ilk kez üçüncü bir
ülkenin yükümlülükleri kelime kelime kaydedilmiştir" dedi.
Yunan Dışişleri Bakan Yardımcısı Yiannis
Valinakis ise zirve kararlarının mürekkebi kurumadan Türkiye'ye
'veto' tehdidinde bulundu. Elefteros Tipos'a demecinde, "Brüksel'den sonra
artık her AB ülkesinin elinde Türkiye için birer uzaktan kumanda aleti var"
diyen Valinakis, şu ifadeleri kullandı: "Üyelik müzakerelerinin
başlamasından, yani 3 Ekim'den önce Türkiye için bir yol
haritası hazırlanacak. Bunda Yunanistan'ın söz hakkı da,
veto hakkı da vardır. Türkiye'ye sadece 3 Ekim tarihi verilmedi.
Dikkatli okunursa kararlarda başka tarihlerin de bulunduğunu
göreceksiniz. Her bir tarih için de karar oybirliği ile
alınacak."
Brüksel zirvesindeki başarısının önceki taslaklarda
Türkiye'ye üç paragraf ayrılırken, bu kez tam dört sayfa
bulunmasından bile anlaşıldığını belirten
Valinakis, "Türkiye'yi engelli, trafik lambalı, turnikeli ve her
adımını takip edecek 25 jüri üyesinin bulunduğu bir
maratonun başlangıç çizgisine koyduk. Türkiye'nin atacağı
her adımdan Yunanistan kazançlı çıkacaktır" dedi.
Dostluk yara aldı
Atina'da zirve sonrası Türk-Yunan ilişkilerinde soğuk bir dönem
başlaması bekleniyor. Bunun nedeni olarak Brüksel'deki
Erdoğan-Karamanlis görüşmesinde, Yunan Başbakanı'nın
sert çıkışları sayılıyor. To Vima gazetesine göre
'Erdoğan-Karamanlis dostluğu Brüksel'de darbe aldı'.
Denktaş:
Sözlerini tuttular
RADIKAL 20/12/04
AA - LEFKOŞA - KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin, Brüksel'deki AB
zirvesinde 'Kıbrıs'ta iki taraf birleşmedikçe Rum
tarafını tanımayacağı' sözünü tuttuğunu
savunurken, AB'nin müzakereler sırasında Türkiye'den pek çok taviz
isteyeceği uyarısını yaptı. Denktaş, "Büyük
bir pazarlıktan sonra Türkiye'ye müzakere tarihi verildi. Bunun
şartlarını tabiatıyla her şey
açıklandığında göreceğiz. Türkiye açısından
pazarlığın çok çetin geçeceği bellidir. 10-15 yıl
sürecek" dedi. KKTC lideri, AB ile müzakerelerde Türkiye'den her noktada
bir şeyler isteneceğine dikkat çekip, "Türkiye bunların
bazılarını verecek bazılarını veremeyecek"
yorumunu yaptı.
Zirve öncesi Başbakan Mehmet Ali Talat ve Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş'la Başbakan Tayyip Erdoğan'ı
ziyaret ettiklerini hatırlatan Denktaş, şöyle dedi:
"Erdoğan'dan, 'Tarih almak için veya tarih aldıktan sonra,
Kıbrıs'ta yeniden ortak devlet kuruluncaya dek Rumları
tanımayacağız, sizi azınlık yapacak bir
anlaşmayı kabul etmeyeceğiz' garantisi alarak Kıbrıs'a
rahat döndük. AB ile pazarlıkları yakından takip ettik. Gördük
ki AB, Rumların ve Yunanistan'ın bütün çabaları Türkiye'ye
peşinen 'Kıbrıs hükümetini' tanıyacağını
kabul ettirmekti. Türkiye dayattı, pazarlığı sürdürdü bu
oyuna gelmedi."
Referandum için Kıbrıs Türk halkına dünyaların, cennetlerin
vaat edildiğini ama hiçbir şey alınmadığını
hatırlatan KKTC lideri, "Başkalarının vaadiyle devlet
ortadan kaldırılmaz, bağımsızlıktan
vazgeçilmez" dedi.
Kıbrıs'ta 3 Ekim 2005'e kadar kesin çözüm olacak
BİRKAÇ AY
İÇİNDE NETLEŞECEK... Howitt: Artık Kıbrıs'ta
çözüm yıllar değil, aylar alacak. Bu konudaki
çalışmalarımız devam ediyor. Kıbrıs sorunu, 3
Ekim 2005'e kadar çözümlenecek ve bu durum en çok birkaç ayda netleşecek.
Annan Planı, halen masadadır ve Kıbrıs'taki çözüm için en
doğru yoldur
KIBRIS,
TÜRKİYE İÇİN SORUN OLMASIN... "Kıbrıs'ın
artık Türkiye için bir sorun olmasını istemiyoruz.
Kıbrıs'ta en yakın zamanda bir çözüm yolu bulacağız ve
Türkiye'nin önündeki bu engeli kaldıracağız. Biz,
Kıbrıs sorununu Türkiye'den ayrı olarak görmek istiyoruz"
KIBRISLI
TÜRKLER İÇİN GİRŞİMLER SÜRÜYOR...
"Kıbrıslı Türkler Annan Planı'na 'evet' dedikleri için
ödüllendirilmeleri gerekiyor. AP'de Türkiye ve Kıbrıs Masası
olarak ambargoların kaldırılması ve direkt
uçuşların başlatılması konusunda bir dizi ön
hazırlık yapılıyor. Kıbrıs Türkü için
yaptığımız çalışmalar, komitemiz içinde
onaylandı. Şimdi ise amacımız, bugünkü gelişmelerin de
ardından bu girişimleri AP genelinde kabul ettirip onaylatmak"
Eylem ERAYDIN /
CAMRIDGE
Avrupa
Parlamentosu'nun Türkiye ve Kıbrıs masasından sorumlu
parlamenterlerinden İngiltere İşçi Partisi Milletvekili Richard
Howitt, Kıbrıs'ta çözümden umutlu olduğunu söyledi.
Howitt,
"Artık çözüm yıllar değil, aylar alacak. Bu konudaki
çalışmalarımız devam ediyor" dedi.
Richard Howitt,
Kıbrıs sorununun 3 Ekim 2005'e kadar çözümleneceğini ve bu
durumun en çok birkaç ayda netleşeceği öne sürerek,
"Kıbrıs'ın artık Türkiye için bir sorun
olmasını istemiyoruz. Kıbrıs'ta en yakın zamanda bir
çözüm yolu bulacağız ve Türkiye'nin önündeki bu engeli
kaldıracağız. Biz, Kıbrıs sorununu Türkiye'den
ayrı olarak görmek istiyoruz." dedi.
AB'de Türkiye
için tarihi kararın alındığı 17 Aralık Cuma günü,
Camridge Peterboroug'ta, Türkiye ve Kıbrıs için yaşanacak
gelişmeleri Türk kamuoyu ile paylaştı.
Avrupa
Parlamentosu'nda Türkiye için yapılan oylamaya katıldıktan sonra
Brüksel'den İngiltere'ye dönen Richard Howitt, bundan sonraki sürecin
Türkiye ve Kıbrıs için daha önemli olduğunu belirtti.
İşçi
Parti milletvekili adayı Ayfer Orhan'la aynı seçim bölgesine sahip
olan ve AB Parlamantosu'nda Türkiye ve Kıbrıs'la ilgili alınan
bir çok hayati kararda imzası olan Richard Howitt, Türk
tarafının kısa sürede büyük gelişmeler gösterdiğini,
önümüzdeki yıldan itibaren hızlı bir tempo
yaşanacağını ve artık somut gelişmelerin
olacağını bildirdi.
Kuzeye ekonomik
destek programı hazır
Kıbrıslı
Türklerin Annan Planı'na "evet" dedikleri için ödüllendirilmesi
gerektiğini vurgulayan Howitt, AP'da Kuzey Kıbrıs için yürütülen
çalışmalar hakkında da bilgi verdi. AP'da Türkiye ve
Kıbrıs Masası olarak ambargoların
kaldırılması ve direkt uçuşların
başlatılması konusunda bir dizi ön hazırlık
yapıldığını söyleyen Richard Howitt, şunları
kaydetti:
"Kıbrıs
Türkü için yaptığımız çalışmalar, komitemiz
içinde onaylandı. Şimdi ise amacımız, bugünkü
gelişmelerin de ardından bu girişimleri AP genelinde kabul
ettirip onaylatmak."
AB Parlamenter
Howitt, sözlerine şöyle devam etti:
"Artık
çözüm yıllar değil aylar alacak. Bu konudaki
çalışmalarımız devam ediyor, Kuzeye ekonomik destek
amaçlı benim yazdığım bir program var ve bunu öncelikli
olarak uygulamaya koyacağız."
Kıbrıs
sorununun 3 Ekim 2005'e kadar çözüleceği ve bu durumun en çok birkaç ayda
netleşeceği sinyalini veren Howitt, "Kıbrıs'ın
artık Türkiye için bir sorun olmasını istemiyoruz.
Kıbrıs'ta en yakın zamanda bir çözüm yolu bulacağız ve
Türkiye'nin önündeki bu engeli kaldıracağız. Biz,
Kıbrıs sorununu Türkiye'den ayrı olarak görmek istiyoruz"
dedi.
Annan
Planı üzerinden çalışmalar tekrar başlayacak
Annan
Planı'nın halen masada bulunduğunu ve Kıbrıs'taki
çözüm için en doğru yol olduğunu sözlerine ekleyen Howitt, plan
üzerinden çalışmaların yeniden başlayacağını
duyurdu.
Türkiye'nin AB
ile yaptığı pazarlık görüşmelerini de
değerlendiren Howitt, Müslüman bir ülkenin AB'de olmasını
hazmedemeyen bir gurubun olduğunu belirterek, yapılan uzun
tartışmalar sonucunda bu gurubun kaybettiğini ve engellemeye
yönelik bir çok girişimin durdurulduğunu açıkladı.
İngiltere'nin
dönem başkanlığı Türkiye için büyük şans
Yarım
üyeliğin eşitlik açısından kabul edilemez olduğuna ve
Türkiye Hükümeti'nin bu konuda doğru yaptığına değinen
İşçi Parti North West Cambridgeshire milletvekili adayı Ayfer
Orhan da yaptığı değerlendirmede, "Türkiye büyük
mesafeler aldı, aynı mesafelerin 'Muhafazakar Avrupalılar'
tarafından da alınmasının zamanı geldi. İngiliz
İşçi Partisi bu süreçte Türkiye'ye olumlu katkılar sundu. Önümüzdeki
yaz itibariyle dönem başkanlığını alacak olmamız
ve Ekim ayında asıl görüşmelerin başlayacak olması
Türkiye için büyük bir şans olarak görüyorum" dedi.
KIBRIS 20/12/04
Türkiye, çözüm için kolları sıvadı
GÜL'DEN
ÖNEMLİ AÇIKLAMA... Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül: 2005'te çözüme ulaşmak için kolları sıvadık. Türkiye
olarak büyük gayret sarf edeceğiz, bu niyetin
hazırlığını yapmaktayız. Hedefimiz,
Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye'yi tatmin edecek, bölge
barışına huzuruna katkı sağlayacak bir çözümdür
Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs sorununun
kalıcı çözüme ulaşması için Türkiye olarak büyük gayret
sarf edeceklerini belirterek, bunun
"hazırlığını" yapıklarını
kaydetti.
Müzakereler
için AB'den 3 Ekim 2005 tarihini alan Türkiye Hükümeti, "her aşamada
sorun olacak" Kıbrıs sorununu çözmek için kolları sıvadı.
Abdullah Gül,
hedeflerinin, "Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye'yi tatmin
edecek, bölge barışına huzuruna katkı sağlayacak bir
çözüm" olduğunu açıklandı
Kıbrıs
sorununun Türkiye ve Kıbrıs Türklerini tatmin edecek bir şekilde
çözümlenmesini, bütün bölgede huzur olmasını istediklerini söyleyen
Gül, bununla birlikte çözümün ancak Kıbrıslı Türklerin ve
Türkiye'nin kabul edebileceği bir çerçeve içinde olması
gerektiğini bildirdi.
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Kıbrıs Rum yönetimi ile Türkiye'nin herhangi bir
şekilde bir araya gelip herhangi bir protokol
imzalamayacağını söyleyerek, söz konusu protokolün AB adına
komisyon ile imzalanacağını kaydetti.
"Zirvenin
başarısını gölgelemek isteyen çevrelerin elde edilen
kazanımların sanki Kıbrıs
karşılığındaymış gibi bir hava yaratmak
istediğini" belirten Gül, şunları söyledi:
"Kıbrıs Rum yönetimi ile Türkiye herhangi bir şekilde bir
araya gelip herhangi bir anlaşma, herhangi bir protokol imzalamayacak.
Yani (masanın bir tarafında Türkiye, diğer tarafında Rum
yönetimi oturacak, aramızda bir şey olacak, Kıbrıs böyle
gündeme gelecek) böyle bir şey söz konusu değil."
Gül,
Kıbrıs konusunda neden böyle bir tartışma olduğu
konusuna da değinerek Türkiye'nin 25 ortağı olan bir birlik ile
bir araya geldiğine işaret etti. Bu 25 üyeden birinin de Türkiye'nin
resmen tanımadığı Rum yönetimi olduğunu
hatırlatan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bizim
imzalayacağımız, AB ile Türkiye arasındaki Gümrük
Birliği çalışması ve kapsamını gösteren bir
protokol. Bu protokol 25 AB ülkesi adına onları temsil eden AB
Komisyonu ile imzalanacak. Dolayısıyla bizim karşımıza
tanımadığımız Rum yönetiminin temsilcisi oturacak
değil ve Türkiye ile Rum yönetimi bir şey imzalamayacak. Ama tüm
bunlara rağmen çok dolaylı bir şekilde bile olsa bir
tanımanın ortaya çıkmaması için hükümetimiz tedbirli
hareket etmiştir ve AB'ye (Biz sizinle Gümrük Birliği
anlaşmasını imzalıyoruz, ilişkilerimiz de devam
edecek, ama sakın unutmayın 25 ortağınızdan biriyle
sorunlar bitmemiştir, çözüm olmamıştır
dolayısıyla bizim sizinle bu ilişkiye girmemiz onu tanımak
anlamına gelmez) denmiştir."
Bakan Gül, AB
Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter
Balkenende'nin de zirveden sonra bunun bir tanıma anlamına
gelmeyeceğini açıkça duyurduğunu hatırlattı.
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın da zirve çerçevesinde Rum temsilcilerin de
bulunduğu bir ortamda yaptığı açıklamada Türkiye'nin
Kıbrıs Rumlarını tanımadığını
söyleyerek kayıtlara geçirdiğini belirten Gül,
"Dolayısıyla bu büyük olayı kimse gölgelemesin. Bu
olayı gölgelemeye çalışanlar vizyondan yoksun
olanlardır" dedi.
Türkiye'deki 70
milyonun önünü açmak, Türk halkının hak ettiği yere gelmesini
temin etmek gerektiğini belirten Gül, şunları kaydetti:
"Bu
gelirken muhakkak bazı sıkıntılar vardır. Çünkü 25
ortaktan biri tanımadığımız bir ortak olduğu için
çeşitli engeller olacaktır. Ama Türkiye bu
kararlılığı ile tüm bunları aşacaktır. Yoksa
bir şey vardır; 600 bin nüfuslu Kıbrıs Rum yönetimi
yüzünden 70 milyonluk Türkiye'nin geleceğini ipotek altına vermek
vardır."
KIBRIS 20/12/04
Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos,
"ulusa sesleniş" konuşması yaptı: Veto, çözüme
zarar verirdi
|
Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos, Brüksel'deki AB zirvesinde Türkiye'nin müzakere
sürecini, Kıbrıs sorununun çözümüne zarar vereceği için veto
etmediğini açıkladı. Papadopulos,
Türkiye'nin Gümrük Birliği anlaşmasını AB'nin 10 yeni
ülkesini de kapsayacak şekilde genişletmesinin, "üyelik
müzakerelerinin 3 Ekim 2005'te başlayabilmesi konusunda zorunlu bir
önkoşul teşkil ettiğini" ifade ederek, "2 Ekim
2005'e kadar Türkiye'nin Gümrük Birliği protokolünü imzalayıp
hayata geçirmemesi halinde 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, Türkiye'nin
Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerinin başlamasına
rıza göstermeme hakkına sahip olduğunu" söyledi. Avrupa
Birliği (AB) zirvesinin sonucundan "genel olarak memnun
olduğunu" belirten Papadopulos, "Önemli ve olumlu bir
adım attık. Elbette fazlasını istedik, ancak mevcut
şartlar altında, elde edebileceğimizin azını
başardık" dedi. Papadopulos,
"Türkiye'nin Avrupa perspektifini, yıllardır
değişmeyen politikaları mantığında, AB'ye ve
dolayısıyla 'Kıbrıs'a karşı olan
yükümlülüklerini tam olarak yerine getireceği mantığıyla
desteklediklerini" ifade etti. |
KIBRIS 20/12/04
Rum basınının iddiası:Annan Planı
"hortlatılıyor"
Rum
basını, Türkiye'nin AB kapılarından muzaffer bir
şekilde girmesinin ardından, Anglo Amerikanların da
desteğiyle, Annan Planı'nın yeniden gündeme gelmesine yönelik
bilgilerin gittikçe daha ısrarlı bir hal aldığını
ve Annan Planı'nın "hortlatılmakta" olduğunu
iddia etti.
Simerini
gazetesi haberi "Brüksel'den Sonra Annan Planı'nı
Hortlatıyorlar - Türkler-Amerikalılar Yeni İnisiyatiften
Bahsediyor - Brüksel 24 Nisan 'OHİ'sini Dinamitliyor "
başlığıyla manşetten veren gazete Beyaz Saray sözcüsünün
Annan Planı'nın olduğu gibi durduğunu
açıklamasının ardından dışişleri bakanı
Colin Powell'in de "Annan Planı'nda bekliyoruz" dediğine
işaret etti, şunları yazdı:
"Edindiğimiz
bilgiler, BM genel sekreterinin, işgal bölgelerinde önümüzdeki nisan ayında
yapılacak sözde 'başkanlık' seçimlerinden sonra harekete
geçeceği yolundadır. Bu olgu, siyasi analistlerin, Türkiye'ye tarih
verilmesinden sonra, uygulanan bu yöntemle, BM genel sekreterinin
planının yinelenmesinin beklenmesi gerektiği şeklindeki değerlendirmeleriyle
de bağlantılıdır.
BM genel
sekreteri, Brüksel'de de açıkladığı üzere,
Kıbrıs'taki iki tarafın istemesi halinde iyi niyet misyonu
sağlamaya hazırdır. Beyaz Saray sözcüsü Scott McLian AB'nin
aldığı kararı kutlarken; ABD'nin, BM genel sekreterinin
Kıbrıs sorununa bir çözüm şekillendirilmesi yönündeki
çabalarına tam destek verdiğini söyledi ve Annan Planı'nın,
olduğu şekliyle yinelenmesinden bahsetti.
Dışişleri
bakanı Powell'in dünkü açıklaması da McLian'ınkinin
benzeriydi. Powell, ABD ve Türkiye'nin, Kıbrıs sorununun çözümü
konusunda, diğerleriyle birlikte işbirliği yapmaya devam
edeceklerini söyledi. Powell 'Hepimiz ne olup bittiğini ve ABD'nin çözüm
için üstlendiği çetin çabayı biliyoruz' dedi ve Kıbrıslı
Rumlara karşı açık eleştiri yönelterek 'Elimizde Annan
Planı ve bu plana Kıbrıslı Türklerin olumlu,
Kıbrıslı Rumların da olumsuz oyu var. Bu noktada
bekliyoruz' dedi."
Alithia
"Sırada Kıbrıs Sorunu - 2005 İçinde Çözümü Gereği
- 'Ekim'e Kadar Çözülmezse 15 Yıl Bekleyin'" başlıklı
manşet haberinde, "Kıbrıs'ın Brüksel'de
uğradığı bozgundan, Kıbrıs sorununun Ekim'den
önce çözümü gereği acilen öne çıkıyor, bir dahaki fırsat,
15 yıl sonra verilecek" ifadesini kullandı.
Gazete
Batılı bir diplomatın; "Kıbrıslılar belki,
içinde oldukları durumla şimdi yüzleşirler"
uyarısında bulunduğunu ve "Kıbrıs'ın
üyeliği ile sorun çözülmemişse ve ekime kadar çözülmezse, o zaman, 15
yıl beklemeniz gerekecek ki o zaman sorunlar tamamen farklı bir nitelikte
olacak" dediğini yazdı.
Politis
"Kıbrıs Sorunu Satranç Tahtasında - Türkiye Ödün Vermeye
Hazır" başlığıyla manşete
çıkardığı haberinde, uluslararası unsurun halen,
Kıbrıs sorunu satranç tahtasında kararlı hareketlerde
bulunmaya başladıklarını, Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nden
üyelik müzakerelerine başlama tarihi aldığını ve
Brüksel'in gelecek mayıs ayında siyasi sorunun çözümü inisiyatifinin
cereyan etmesi yolunu açacağını değerlendirdiği önceki
taahhüdünün (Türkiye'nin) perde önüne gelmeye başladığını
yazdı.
Gazete,
haberini özetle şöyle sürdürdü:
"Birkaç
haftadır Ankara, Kıbrıs sorununun yabancı
oyuncularına, Annan Planı'nın ilgili maddelerini
iyileştirecek olan garantiler konusunda ödün vermek niyetinde
olduğunu iletti. Aynı zamanda AB, güvenliğin Avrupa Anayasası'nın
özel maddeleri aracılığıyla garanti altına alındığını
vurguluyor.
ABD'yle ve
BM'yle birlikte, AKEL'in geçen nisan ayında ortaya koyduğu konular ve
ekonomik yönü ile tartışılacağı yeni bir çözüm
planının masaya konulması yolunun
açıldığını düşünüyorlar. Çözüme ilişkin
zaman sınırı ve adada iki yeni referandumun yapılması
zamanı eylüldür. Bu planlamalara göre uluslararası unsur; tek
atışta hedef tahtasına üçgen yapmayı başardı.
Adanın federal temelde yeniden birleşmesi ve ortaya çıkacak yeni
devletin Türkiye tarafından tanınması. Cuma gününden itibaren Brüksel'de,
Başkan Papadopulos'un yeni bir kısa müzakere turuna yeniden müdahil
olması çok daha muhtemel görünüyor.
Uluslararası
unsurun Kıbrıs sorununda yeni bir inisiyatif niyetini Avrupa Konseyi
sırasında gündeme getirdiği konusunda hiçbir şüphemiz yok.
Gazetemiz bu konuyu bütün büyük Avrupa ülkelerinden, ABD'den, Yunanistan ve
Türkiye'den ve tabii ki Kıbrıs'tan diplomatlarla bu konuyu
görüştü.
Hepsi, yeni
çabanın işgal bölgelerindeki sözde başkanlık seçimlerinde,
Kıbrıslı Türk müzakereci belli olduğunda, ilkbahar sonunda
cereyan edeceği konusunda hemfikirdir. Başkan Tasos Papadopulos'un da
bu çabaya müdahil olacağına ilişkin ümitler büyüktür. Çoğu;
Konsey'in önceki günkü kritik Avrupa 'deneyiminin' Papadopulos'u; hükümetteki
en büyük ortağı olan AKEL'e çok daha fazla iteceği ve Annan
Planı'nda 4 maddelik değişiklik öngören kısa bir listeyi
müşterek olarak sunacaklarını değerlendiriyor. Teyit
edilmiş bilgilerimize göre şekillenmekte olan çerçeve şöyledir:
*Kıbrıs'taki
özel temsilcisinin bürosunun yeniden işletilmesi için ödenek isteyen Kofi
Annan, mayıs sonundan eylüle kadar kısa bir çözüm çabası ilan
edecek. Takvim de bağlayıcı olacak. İnisiyatif, elbette;
bunu iki tarafın istemeleri önkoşuluyla başlayacak.
*Müzakereler
'yeni' bir plan temelinde başlayacak ve tamamlanması halinde adada
yeniden iki referandum yapılacak. Amerikalılar ve Avrupalılar
halen bu konuda Kıbrıslı Türklerin ve Ankara'nın olurunu
aldılar. Metnin sadece ismi yeni olacak çünkü özde AKEL'in resmi ve
gayrı resmi şekilde defalarca talep ettiği 4
değişiklik incelenmeye açık olarak, Annan Planı'nın
zımbalanması söz konusu olacak. Değişiklikler; güvenlik,
çözümün hayata geçirilmesi, yerleşikler ve ekonomik yönü kapsıyor. Bu
bağlamda, yapılan ön çalışma şunları
kapsıyor:
*Güvenlik: Bu
noktada Avrupa başrol oynuyor. Garanti gereksinimi; AB, herhangi bir
üyesine yönelik herhangi bir tehdidi ortaklaşa göğüsleyecek
şeklinde özel bir maddesi bulunan Avrupa Anayasası
aracılığıyla sağlanıyor. Buna ek olarak; Türkiye
perde gerisinde, 5. Annan Planı'nın kendisine verdiği, sadece
Kıbrıs Türk oluşturucu devletine müdahale haklarını
sınırlandırma niyetini ortaya koydu. Böyle bir düzenleme
Kıbrıslı Rumların temel endişelerini tatmin ediyor.
*Çözümün hayata
geçirilmesi: Avrupa, ABD ve BM Güvenlik Konseyi, bulunacak çözümün hayata
geçirilmesini güçlü şekilde garanti edecek.
*Yerleşikler:
Adada kalacak olan yerleşiklerin sayısının daha da
azaltılması konusunda Türkiye'yle bir anlayış birliği
var. Türk tarafının hareket noktası; oy hakkı bulunan bütün
yerleşiklerin kalması şeklindedir. Bunlar 75 bin olarak
hesaplanıyor. AKEL, Dimitris Hristofyas aracılığıyla
50 binden söz ediyor. İki tarafın, bir orta yol 'bulacakları'
hesap ediliyor.
*Ekonomik yön:
Gerek yeni devletlerin ekonomilerinin gerekse mülkiyet konusunun yeniden
incelenmesi bekleniyor.
Görüştüğümüz
diplomatlar yeni inisiyatifin Kıbrıs sorununun iki toplumlu iki
kesimli federasyon modelinde çözümüne yönelik son çaba olduğundan
kuşku duymuyorlar. Çoğu, Kıbrıs sorununun çözümünün ancak,
her iki tarafa da baskı yapılmasıyla ve zamanın uygun
olmasıyla çözülebileceğini vurguluyor. Bu aşamada kritik tarih,
Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlama tarihidir."
Öte yandan
Fileleftheros edindiği bilgilere dayanarak Amerikalıların,
İngilizlerin, Almanların ve BM'nin Annan planı temelinde yeni
inisiyatiflere hazırlanmakta olduklarını yazdı ve
"Anglo-Amerikanlar, sahte devletin cumhurbaşkanı ve
Kıbrıs Türk toplumunun başkanın büyük ihtimalle
Talat'ın olacağı nisan ayı itibarıyla
çabalarını yoğunlaştıracaklar" ifadesini kullandı.
Gazete
Anglo-Amerikanların buna paralel olarak geçen nisan ayında Annan
Planı'nı reddeden onlar olduğu için Kıbrıslı
Rumların tepkilerinin göğüslenmesi gerektiğini
düşündüklerini ancak yapılacak değişikliklerin de
sınırlı olması gerektiği kanaatini
taşıdıklarını yazdı.
KIBRIS 20/12/04
Annan Planı masada
ABD
Başkanı George Bush'un sözcüsü Scott McClellan, AB'nin Türkiye'ye
müzakere tarihi vermesini Washington yönetiminin memnuniyetle
karşıladığını ve bu açıklamayla birlikte
Türkiye'nin Avrupa'ya tam entegrasyona hiç olmadığı kadar
yakınlaştığını belirtti. McClellan, Annan
Planı'nın da halen masada olduğunu söyledi.
Düzenlediği
basın toplantısında Brüksel'de elde edilen sonuçla ilgili olarak
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ı, hükümetini ve AB
liderliğini kutlayan McClellan, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
referandumda Kıbrıslı Türkler tarafından kabul edilen
planının da değişmeden halen masada olduğunu söyledi.
Beyaz Saray
sözcüsü McClellan, Türkiye-AB mutabakatı konusunda şu görüşleri
dile getirdi:
"AB'nin 3
Ekim 2005'te Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatma kararını
memnuniyetle karşılıyoruz. Türkiye'nin AB'ye tam entegrasyonu,
hem Avrupa hem de dünya için iyi olacak. Üyelik müzakereleriyle ilgili bugünkü
(dünkü) açıklama, bu adımı, hiç olmadığı kadar
yakınlaştırıyor. Zaten başkan Bush da kısa zaman
önce Türkiye'deyken bundan bahsetmişti. Türkiye'nin nüfusu,
ağırlıkla Müslüman olan bir toplumda laik bir demokrasi kurma
yönündeki çığır açan reformlarını kapsayan 150
yıllık tecrübesi, geniş Ortadoğu ve ötesinde yaşayan
özgürlük, adalet ve refah isteyen insanlar için örnek oluşturuyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı, hükümetini ve Avrupa
Birliği Konseyi'ni, ileri görüşlü liderliklerinden dolayı
kutluyoruz."
McClellan,
ABD'nin Kıbrıs konusundaki görüşünün sorulması üzerine de
"BM genel sekreterinin Kıbrıs'ta çözüm sağlama
çabalarını tamamen destekliyoruz. Genel sekreterin martta
hazırladığı ve Kıbrıslı Türklerin kabul
ettiği çözüm planının halen değişmeden masada
olduğu yönündeki değerlendirmesine de katılıyoruz.
Görüşümüz bu" ifadesini kullandı.
KIBRIS 20/12/04
Rumlarla protokol imzalanmayacak
TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Kıbrıs Rum yönetimi ile Türkiyenin herhangi bir
şekilde bir araya gelip herhangi bir protokol
imzalamayacağını söyleyerek, söz konusu protokolün AB adına
Komisyon ile imzalanacağını kaydetti.
AK Partinin 5.
İl Tanıtım ve Medya Başkanları toplantısında
konuşan Gül, 16-17 Aralık AB zirvesine ilişkin
açıklamalarda bulundu.
Zirvenin başarısını
gölgelemek isteyen çevrelerin elde edilen kazanımların sanki
Kıbrıs karşılığındaymış gibi bir
hava yaratmak istediğini belirten Gül, şunları söyledi:
Kıbrıs Rum yönetimi ile Türkiye herhangi bir şekilde bir araya
gelip herhangi bir anlaşma, herhangi bir protokol imzalamayacak. Yani
(masanın bir tarafında Türkiye, diğer tarafında Rum
yönetimi oturacak, aramızda bir şey olacak, Kıbrıs böyle
gündeme gelecek) böyle bir şey söz konusu değil.
Gül,
Kıbrıs konusunda neden böyle bir tartışma olduğu konusuna
da değinerek, Türkiyenin 25 ortağı olan bir Birlik ile bir
araya geldiğine işaret etti. Bu 25 üyeden birinin de Türkiyenin
resmen tanımadığı Rum yönetimi olduğunu
hatırlatan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bizim
imzalayacağımız, AB ile Türkiye arasındaki Gümrük
Birliği çalışması ve kapsamını gösteren bir
protokol. Bu protokol 25 AB ülkesi adına onları temsil eden AB
Komisyonu ile imzalanacak. Dolayısıyla bizim karşımıza
tanımadığımız Rum yönetiminin temsilcisi oturacak
değil ve
Türkiye ile Rum yönetimi bir şey imzalamayacak. Ama tüm bunlara
rağmen çok dolaylı bir şekilde bile olsa bir tanımanın
ortaya çıkmaması için hükümetimiz tedbirli hareket etmiştir ve
ABye (Biz sizinle Gümrük Birliği anlaşmasını
imzalıyoruz, ilişkilerimiz de devam edecek, ama sakın
unutmayın 25 ortağınızdan biriyle sorunlar
bitmemiştir, çözüm olmamıştır dolayısıyla bizim
sizinle bu ilişkiye girmemiz onu tanımak anlamına gelmez)
denmiştir.
Bakan Gül, AB Dönem
Başkanı Hollandanın Başbakanı Jan Peter
Balkenendenin de zirveden sonra bunun bir tanıma anlamına
gelmeyeceğini açıkça duyurduğunu hatırlattı.
Başbakan Recep
Tayyip Erdoğanın da zirve çerçevesinde Rum temsilcilerin de
bulunduğu bir ortamda yaptığı açıklamada Türkiyenin
Kıbrıs Rumlarını tanımadığını
söyleyerek kayıtlara geçirdiğini belirten Gül, Dolayısıyla
bu büyük olayı kimse gölgelemesin. Bu olayı gölgelemeye
çalışanlar vizyondan yoksun olanlardır dedi.
Türkiyedeki 70
milyonun önünü açmak, Türk halkının hak ettiği yere gelmesini
temin etmek gerektiğini belirten Gül, şunları kaydetti:
Bu gelirken
muhakkak bazı sıkıntılar vardır. Çünkü 25 ortaktan
biri tanımadığımız bir ortak olduğu için
çeşitli engeller olacaktır. Ama Türkiye bu
kararlılığı ile tüm bunları aşacaktır. Yoksa
bir şey vardır; 600 bin nüfuslu Kıbrıs Rum yönetimi
yüzünden 70 milyonluk Türkiyenin geleceğini ipotek altına vermek
vardır.
Gül,
Kıbrıs sorununun kalıcı bir şekilde çözüme
ulaşması için Türkiye olarak büyük gayret sarf edeceklerini
belirterek, bu niyetin hazırlığını zaten
yaptıklarını kaydetti. Kıbrıs sorununun Türkiye ve
Kıbrıs Türklerini tatmin edecek bir şekilde çözümlenmesini,
bütün bölgede huzur olmasını tabii ki istediklerini söyleyen Gül,
bununla birlikte çözümün ancak Kıbrıslı Türklerin ve Türkiyenin
kabul edebileceği bir çerçeve içinde olması gerektiğini
bildirdi.
TÜRKİYENİN
ÖNÜNÜ AÇTIK
Gül, AB zirvesi
öncesindeki ile sonrasındaki Türkiye'nin çok farklı olduğunu
söyledi.
Gül, AB zirvesinde
tarihi kararlar alındığını ve zirveden önceki Türkiye
ile sonraki Türkiye'nin farklı olduğunu söyleyerek, zirvede elde
edilen statünün Türkiye'ye çok şey kazandırdığını
kaydetti.
Türkiye'nin ve Türk
vatandaşlarının konumunun artık bütün dünyada
değiştiğini söyleyen Gül, bunları, ''bu olayı satmak''
için söylemediğini, AB ile hangi ülke müzakerelere başlarsa o ülkenin
kalkındığını belirtti.
Bakan Gül, bu büyük
olayın AK Parti'ye nasip olduğunu söyleyerek, bunun tesadüfi
olmadığını, partinin kuruluş aşamasında
AB'ye ilişkin politikanın çizildiğini ve iktidara geldikten
sonra da ardı ardına
reform paketleri
çıkarttıklarını bildirdi.
AK Parti iktidara
geldiğinde Avrupalıların ''Bu parti Türkiye'yi kimbilir nereye
götürecek?'' telaşı içinde olduğunu söyleyen Gül, kendilerinin
ise Türkiye'nin önünü açtığını ifade etti.
Zirvede alınan
kararla Türkiye'nin istikametinin belli olduğunu, ülkenin önünde
artık istikrarlı bir dönem açıldığını
belirten Gül, son 200 yıla bakıldığında sadece 20
yıllık bir istikrar dönemi bulunduğunu, onun
dışında Türkiye'nin sürekli iç çekişmelerle dolu bir 200
yıl geçirdiğini kaydetti. Gül, artık bu çekişmeli
dönemlerin, ara rejimlerin bir daha gelmeyeceğini söyleyerek, 5-10
yıl sonraki Türkiye'nin bugünkünden çok farklı
olacağını belirtti.
Bakan Gül, zirveden çıkan kararın ülkeye sadece siyasi istikrar getirmekle kalmayacağını, Türkiye'yi ekonomik olarak da cazibeli bir ülke haline getireceğini belirterek, faizlerdeki bir puanlık düşüşün Türkiye'ye 1 milyar dolar kazandırdığını kaydetti.
HALKIN SESI 20/12/04
Denktaş: Türkiye oyuna gelmedi
Avrupa Birliği zirvesini değerlendiren Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, büyük bir pazarlıktan sonra Türkiyeye müzakere tarihi
verildiğini belirtti. Denktaş, Türkiye açısından
pazarlığın çok çetin geçeceği bellidir. 10-15 yıl, bu
pazarlık devam edecektir dedi.
AByle müzakerelerde, Türkiyeden her noktada bir şeyler isteneceğini
kaydeden Denktaş, Türkiye, bunların bazılarını
verecek, bazılarını veremeyecek dedi.
AB ile yapılan pazarlıkları yakından izlediğini dile
getiren Denktaş, Gördük ki Avrupa Birliğinin, Rumların ve
Yunanistanın bütün çabaları Türkiyeye peşinen Güney
Kıbrısı tanıyacağını kabul ettirmekti,
yazılı olarak bunu kabul ettirmek istediler. Türkiye dayattı,
pazarlığı sürdürdü bu oyuna gelmedi dedi.
GÜLE TEŞEKKÜR
Bu arada, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Brükseldaki tarihi
zirvenin ardından Ankaraya dönüşünde, KKTC Cumhurbaşkanı
Denktaş ile Başbakan Mehmet Ali Talatı aradı.
Denktaşın Güle, Zirvede sağlam durduğunuz için
teşekkür ederiz dediği öğrenildi
HALKIN SESI 20/12/04
Gül, Kıbrıs sorununun
kalıcı bir şekilde çözüme ulaşması için Türkiye olarak
büyük gayret sarf edeceklerini belirterek, bu niyetin
hazırlığını zaten yaptıklarını kaydetti
TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Kıbrıs Rum yönetimi ile Türkiyenin herhangi bir
şekilde bir araya gelip herhangi bir protokol
imzalamayacağını söyleyerek, söz konusu protokolün AB adına
Komisyon ile imzalanacağını kaydetti.
AK
Partinin 5. İl Tanıtım ve Medya Başkanları
toplantısında konuşan Gül, 16-17 Aralık AB zirvesine
ilişkin açıklamalarda bulundu.
Zirvenin
başarısını gölgelemek isteyen çevrelerin elde edilen
kazanımların sanki Kıbrıs
karşılığındaymış gibi bir hava yaratmak
istediğini belirten Gül, şunları söyledi: Kıbrıs Rum
yönetimi ile Türkiye herhangi bir şekilde bir araya gelip herhangi bir
anlaşma, herhangi bir protokol imzalamayacak. Yani (masanın bir
tarafında Türkiye, diğer tarafında Rum yönetimi oturacak,
aramızda bir şey olacak, Kıbrıs böyle gündeme gelecek)
böyle bir şey söz konusu değil.
Gül,
Kıbrıs konusunda neden böyle bir tartışma olduğu
konusuna da değinerek, Türkiyenin 25 ortağı olan bir Birlik ile
bir araya geldiğine işaret etti. Bu 25 üyeden birinin de Türkiyenin
resmen tanımadığı Rum yönetimi olduğunu
hatırlatan Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bizim
imzalayacağımız, AB ile Türkiye arasındaki Gümrük
Birliği çalışması ve kapsamını gösteren bir
protokol. Bu protokol 25 AB ülkesi adına onları temsil eden AB
Komisyonu ile imzalanacak. Dolayısıyla bizim karşımıza
tanımadığımız Rum yönetiminin temsilcisi oturacak
değil
ve Türkiye ile Rum yönetimi bir şey imzalamayacak. Ama tüm bunlara
rağmen çok dolaylı bir şekilde bile olsa bir tanımanın
ortaya çıkmaması için hükümetimiz tedbirli hareket etmiştir ve
ABye (Biz sizinle Gümrük Birliği anlaşmasını
imzalıyoruz, ilişkilerimiz de devam edecek, ama sakın
unutmayın 25 ortağınızdan biriyle sorunlar
bitmemiştir, çözüm olmamıştır dolayısıyla bizim
sizinle bu ilişkiye girmemiz onu tanımak anlamına gelmez)
denmiştir.
Bakan
Gül, AB Dönem Başkanı Hollandanın Başbakanı Jan Peter
Balkenendenin de zirveden sonra bunun bir tanıma anlamına
gelmeyeceğini açıkça duyurduğunu hatırlattı.
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğanın da zirve çerçevesinde Rum temsilcilerin de
bulunduğu bir ortamda yaptığı açıklamada Türkiyenin
Kıbrıs Rumlarını tanımadığını
söyleyerek kayıtlara geçirdiğini belirten Gül, Dolayısıyla
bu büyük olayı kimse gölgelemesin. Bu olayı gölgelemeye
çalışanlar vizyondan yoksun olanlardır dedi.
Türkiyedeki
70 milyonun önünü açmak, Türk halkının hak ettiği yere gelmesini
temin etmek gerektiğini belirten Gül, şunları kaydetti:
Bu
gelirken muhakkak bazı sıkıntılar vardır. Çünkü 25
ortaktan biri tanımadığımız bir ortak olduğu için
çeşitli engeller olacaktır. Ama Türkiye bu
kararlılığı ile tüm bunları aşacaktır. Yoksa
bir şey vardır; 600 bin nüfuslu Kıbrıs Rum yönetimi
yüzünden 70 milyonluk Türkiyenin geleceğini ipotek altına vermek
vardır.
Gül, Kıbrıs sorununun kalıcı bir şekilde çözüme ulaşması için Türkiye olarak büyük gayret sarf edeceklerini belirterek, bu niyetin hazırlığını zaten yaptıklarını kaydetti. Kıbrıs sorununun Türkiye ve Kıbrıs Türklerini tatmin edecek bir şekilde çözümlenmesini, bütün bölgede huzur olmasını tabii ki istediklerini söyleyen Gül, bununla birlikte çözümün ancak Kıbrıslı Türklerin ve Türkiyenin kabul edebileceği bir çerçeve içinde olması gerektiğini bildirdi.
YENIDUZEN 20/12/04
|
Balkenende: Kıbrıs görüşmeleri yeniden
başlasın |
|
|
|
Strasbourg Avrupa Birliği Dönem Başkanı Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende, Kıbrıs'ta taraflara, barış görüşmelerine yeniden başlamaları çağrısı yaptı. BBC'nin haberine göre Jan Peter
Balkenende, taraflardan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın arabuluculuğunda, görüşmelere yeniden
başlamalarını istedi. Balkanende, Kıbrıs'ta
çözüm için mevcut tüm olanakların kullanılması
gerektiğini söyledi. Hollanda Başbakanı bu
açıkalamaları, AB zirvesi sonrası Avrupa Parlementosu'nda,
parlamenterleri bilgilendirirken yaptı. Jan Peter Balkenende, zirvede 25
üyeli birliğin, Türkiye'yle 'tarihi bir yakınlaşma' sürecine
girdiğini söyledi. Balkenende, "Türkiye'de
gözlemlediğimiz olumlu gelişmelerden çok etkilendim. Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, bu gelişmeleri
sürdürmek istediğinden eminim" dedi. Ancak Balkenende bu noktada Türkiye'nin,
Avrupa Birliği'yle gümrük birliği anlaşmasını,
Kıbrıs dahil birliğin 10 yeni üyesiyle de genişletmesi
gerektiğine dikkat çekti. ANNAN: TARAFLAR
İSTERSE ARABULUCU OLURUM Avrupa Birliği zirvesi
sırasında Brüksel'de bulunan Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs görüşmelerini yeniden
başlatma gibi bir niyetinin olmadığını
söylemişti. Ancak Annan, Kıbrıs'ta
tarafların devreye girmesi halinde arabuluculuğa hazır
olduğunu da açıklamıştı. Başbakan Erdoğan da
dün CNN Türk ile yaptığı söyleşide, 2005 yılı
içinde Kıbrıs sorununun çözümü için Birleşmiş
Milletler'in Annan Planı temelindeki bir girişimini
destekleyeceklerini açıklamıştı. (Hürriyetim)
|
||
HURRIYET 21/12/04
|
Erdoğan: 2005'te Kıbrıs için girişim
başlatacağız |
|
|
Ankara Başbakan Recep Tayip Erdoğan, 2005 yılı başlarında Kıbrısta barış görüşmelerine yeniden başlanması için girişimde bulunacaklarının söyledi. Erdoğan, CNN Türk'de,
Mehmet Ali Brand'ın sorularını yanıtladı. Başbakan Erdoğan, AB
zirvesinde görüşmeler kesildikten sonra İngiltere
Başbakanı Tony Blair ve diğer liderlerin, Türk heyetinin
bulunduğu çalışma ofisine gelmesinden memnun olup
olmadığının sorulması üzerine, 19. paragrafla
ilgili imzalar atılma noktasına geldiğinde o zaman tabi ruhen
rahatladım. Arkadaşlarımın da rahatlaması, benim
rahatlamama sebep oldu. Çünkü işin başından itibaren müzakere
trafiğini yaşattık aramızda, bu olunca insan daha huzurlu
oluyor dedi. Bu tutum bir yerde size sürpriz
oldu denilmesi üzerine Erdoğan, Bu şekilde beklemediğimiz
bir paragrafı görmek istemezdik. Maalesef o karşımıza
getirildi. Biz de onu kendi paragrafımızla nüksederek
çıkmasını sağladık. Bu halloldu böylece diye
konuştu. Birand'ın, Tadına
varabildiniz mi? Kıbrıs yüzünden damağınız da
mı kaldı? sorusuna Erdoğan, şu yanıtı verdi: Bu uzun soluklu bir
yolculuktur, başından beri söylüyorum. Bu uzun soluklu yolculukta
önemli bir virajı atladık. Bu önemli virajda daha çok
çalışacağız, yapmamız gereken çok şey var.
Bunları da tabi ekibimizle tecrübeyle dinamizmi bir araya getirmek
suretiyle aşmamız gerekecek. Eğer, 'bu iş bitti
artık, şunu, bunu yapmayalım' dersek olmaz. Bundan sonraki
süreçte özellikle AB ile veya Avrupa ülkeleriyle Türkiye arasında,
birbirimize bakışın şekli değişecek. Bu çok
önemli. KIBRIS Başbakan Erdoğan, 3
Ekim'e kadar 'Ben protokolü genişleteceğim, Gümrük Birliği'ni
Kıbrıs'ı da içine alacak şekilde
genişleteceğim' diyorsunuz, ortada bir 'müzakere edeceğim'
lafı var. Biz kimle müzakere edeceğiz? sorusunu, Genişletmek
diye bir şey yok. Burada, zaten Türkiye'nin Avrupa Komisyonu ile bu
konuyu görüşmesi var diye yanıtladı. Rumlarla görüşmeyecek
misiniz? sorusu üzerine Erdoğan, Hayır. AB Komisyonu ile
görüşme var dedi. AB Komisyonu ile bu konuda ne
görüşüleceği sorusunu Erdoğan, şöyle
cevaplandırdı: 19. paragraf diyoruz ya, bu
paragrafın gereği olarak Ankara Anlaşması'nın
gerekleri görüşülecek. Bu anlaşmanın gereği üzerinde
Türkiye'ye düşen edim nedir, bu görüşülecek. Burada birçok maddeler
var. Bunları enine boyuna konuşacak, burada
karşılıklı olarak Komisyon ile bir mutabakata
varacağız. Bu esnada Güney Kıbrıs ile Komisyon bazı
şeyleri muhakkak görüşecektir. Gümrük Birliği, Güney
Kıbrıs'a geçtiği gibi KKTC'ye de geçecek mi? sorusu üzerine
Erdoğan, şunları kaydetti: Kuzey Kıbrıs'ın
Gümrük Birliği'yle ilgili durumu Güney'e göre farklı, bir defa ne
Gümrük Birliği'nin üyesi ne AB üyesi. Bu tabi bir süreç alacak. 24
Nisan'da, referandumdan, her iki tarafta da 'evet' çıkmış olsaydı,
bu süreç tamamen bitmiş olacaktı, olmadı. Şimdi ise bir
ikinci süreç başlıyor orada. Yani Güney'in ve Kuzey'in, yeniden
yapılacak bir barış süreci için atacakları
adımdır. Siz, yeni bir çözüm süreci mi
başlatıyorsunuz? sorusuna Erdoğan, Başlayabilir. Bu süreç,
ya iki ayrı devlet olacaktır veyahut da Annan Planı'nda ifade
edildiği gibi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti
olacaktır yanıtını verdi. ANNAN PLANI ŞU
ANDA ORTADA DEĞİL Annan Planı ortada mı
hala? sorusunu Erdoğan, Annan Planı şu anda ortada
değil. Annan Planı'na zaten Güney'in muhalefeti var. Annan
Planı'na, Kuzey Kıbrıs veya Güney Kıbrıs veya
bizler; Yunanistan, Türkiye, İngiltere, 'bitti' demiyoruz. Annan
Planı'nın içinde zaten bu teyit edilmiş. Annan
Planı'nın içinde, 'eğer 24 Nisan'da plan her iki tarafça da
(evet) ile oylanmazsa, gündemden düşeceği' var.
Dolayısıyla düşmüştür diye yanıtladı. Plan geri gelebilir mi? Biz
gelmesini istiyor muyuz? sorusu üzerine Erdoğan, Yeniden
barış sürecinin başlatılabilmesini için böyle bir şeyin
olmasında fayda mülahaza ederiz dedi. Birleşmiş Milletler'i
devreye sokmak istiyor musunuz? sorusu üzerine Erdoğan, İsteriz.
Bu konuda zaten görev Birleşmiş Milletler'in diye konuştu. Erdoğan, Siz, Annan'a bir
istekte bulundunuz mu? sorusuna, Soyunma odasında olanların hepsi
konuşulmaz. Şimdi siz mutfağa girmeye
çalışıyorsunuz karşılığını
verdi. Kıbrıs'ın
çözümünde geç kalındı mı? sorusu üzerine Erdoğan, Geç
veya erken, ben şunu biliyorum. Gönül arzu ederdi ki bunlar bu günlere
kalmamış olsaydı dedi. Başbakan Erdoğan,
Dezavantaj mı oldu? sorusunu şöyle yanıtladı: Bunu söylemek de siyaseten
yanlıştır. 'Oldu' da demiyorum, 'olmadı' da demiyorum.
Bunların hepsi müzakerelerle karşılıklı olarak
çözeceğimiz konular. Burada biz yine 'kazan kazan'
anlayışını oturtmamız lazım. Bu
anlayışa göre, bunu çözmemiz lazım. Türkiye olarak veya Kuzey
Kıbrıs olarak 'büyük avantalar aldık, veya güney
Kıbrıs veya Yunanistan bunu başardı', bu havaya
girmememiz lazım. Adil, kalıcı bir çözümü müşterek bulmak
lazım. Yoksa bu Ada barış adası olmaktan çıkacak,
yazık olacak. KIBRIS İÇİN
2005'TE DÜĞMEYE BASILACAK Ne zaman düğmeye
basılacak sorusu üzerine Erdoğan, 2005'in içinde. Şu anda
Kıbrıs'ta seçimler var, arkasından Güney Kıbrıs'ta
seçimler yapılacak. O seçimlerin durumu da önemli. Biz illa seçimlerin
bitmesini beklemeyiz. Fakat biz her şeyden önce AB Komisyonu ile 2005
yılının başından itibaren görüşmeleri
başlatacağız dedi. Erdoğan, Müzakereler
başlamadan önce bunun çözümünü mü istiyorsunuz? sorusunu, Tabi, bir
yol haritası olacak. O yol haritasına göre bunu sürdüreceğiz
diye yanıtladı. (aa) |
|
HURRIYET 21/12/04
|
Denktaş: Masaya oturma iddiasında değilim |
|
|
Lefkoşa KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Görüşme masasına oturma iddiasında olmadığını, ancak kim oturacaksa otursun önce kriterlerin belirlenmesi gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı
Denktaş, önceki gün, BM Genel Sekreteri Kofi Annan devreye girecekse
evvela kriterleri saptasın, hangi kriterler konuşulacak
dediğini anımsatarak, bugün yerel bir gazetenin
Denktaş'ın masaya oturacağını
yazdığına işaret etti ve Böyle bir iddiam yok dedi. Denktaş, Türk
Ajansı-Kıbrıs (TAK) Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı
Emir Ersoy başkanlığındaki TAK heyetini kabulünde
yaptığı konuşmada, şunları kaydetti: Kim kiminle konuşacak, ne
konuşacak bu evvelden belirlenmezse, karşı taraf kabul etmezse
'meşru Kıbrıs hükümetiyle azınlık Türk cemaatı
konuşuyor' resmi devamlı surette ortada olacak. Dünya buna böyle
bakacak, Rum bunun arkasına saklanarak, 'işte bak azınlık
neler istiyor, uzlaşmazdır' diyerek, yine yoluna devam edecek. Bu
oyun 40 yıldır oynanmıştır. Artık buna son
vermek lazımdır. Kim kiminle konuşuyor, hedef nedir, kriterler
nedir, bu evvela dolaylı görüşmelerle taraflar arasında tespit
edilecek, ondan sonra masaya oturulacak. Yoksa Annan planı
canlanacakmış, Annan planı gelecekmiş bunlar
safsatadır. RUMLARIN HEDEFİ
HİÇ DEĞİŞMEDİ Rumlarla, ayrı temele,
ayrı egemenliğe dayanmayan bir ortaklık kurmaya
zorlandıklarını dile getiren Denktaş, Bu seferki daha
çapraşık bir mekanizma, bir de AB karmaşası içerisinde.
Bunu hiçbir şekilde Rum çalıştırmaz, 'olmadı, AB
normlarına uymuyor' diyerek bunu da yırtar artar. O zaman ne
olursunuz? Göç başlar, başka bir şey olmaz.
Dolayısıyla Rumu bilerek ve Kıbrıs meselesinin ne
olduğunu bilerek masaya kim oturacaksa otursun diye konuştu. Cumhurbaşkanı
Denktaş, şimdi, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un
uzlaşmaz gösterildiğini, ancak bütün Rum liderlerin aynı çizgide
olduğunu ve Rumların 125 yıldır hedeflerinin hiç
değişmediğini, başladıkları noktada
olduğunu vurguladı. "ÇARE
BAĞIMSIZLIKTIR" Makarios'un Rum
liderliğine, Ben sizi Enosis'e en yakın noktaya getirdim. Bundan
geri gitmek yok diye tek bir vasiyeti olduğuna işaret eden
Denktaş, Bunu unutmayalım, çare
bağımsızlığımızdır, devletimizdir,
egemenliğimizdir dedi. (aa) |
|
HURRIYET 21/12/04
|
ABD: Kıbrıs için zaten bir plan var |
|
|
Washington ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, Kıbrıs'ta ABD'nin yeni bir girişimi olup olmayacağı sorusuna yanıt olarak, Zaten bir plan var. O da Annan planıdır. Tarafların bu temelde, aralarındaki farklılıkları çözdüğünü görmek istiyoruz dedi. Boucher,
bakanlıkta düzenlediği günlük basın toplantısında,
Kıbrıs sorununun Avrupa Birliği zirvesinde gündemde önemli yer
tuttuğuna dikkat çekilerek, ABD'nin çözüm için yeni bir planı olup
olmadığının sorulması üzerine, Bu konuyu cuma günü
konuştuk. Kıbrıs sorununu çözmek için ortada zaten bir plan
var. O da Annan planı yanıtını verdi. (aa) |
|
HURRIYET 21/12/04
|
Denktaş: AB için bağımsızlık yok
ediliyor |
|
|
Lefkoşa KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Şimdi Avrupa Birliği (AB) diye diye bağımsızlığımızı yok etmek için dolaplar döndürülmektedir diyerek, şehitlerin mücadelesinin gençlere ders olmasını istedi. Kıbrıs Türk
halkının bağımsızlık ve var olma mücadelesinde
şehit düşenleri anmak amacıyla düzenlenen 21-25 Aralık
Mücadele ve Şehitler Haftası Lefkoşa'da törenle başladı.
Şehitler Abidesi'ne
çelenkler bırakılmasıyla başlayan törende, saygı
duruşunda bulunuldu, İstiklal Marşı eşliğinde
göndere bayrak çekildi. Anıt özel defterini
Cumhurbaşkanı Denktaş, KTBK Komutanı Korgeneral
Memişoğlu ve Büyükelçi Karahan imzalandı. Törende konuşan KKTC
Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'ndan Piyade Kurmay
Binbaşı Mustafa Kemal Tümkan, 21 Aralık tarihinin Rum-Yunan
ikilisinin Enosis'i sağlamak uğruna Kıbrıslı
Türklere saldırı başlatmasının yıldönümü
olduğunu ifade ederek, Kıbrıs Türkünün direndiğini ve
bağımsızlığını
kazandığını kaydetti. Tümkan, henüz mücadelenin
bitmediğinin ve devam ettiğinin farkında olduklarını
belirtti. Cumhurbaşkanı
Denktaş, anıt özel defterine, şehitlerin, Enosis diye yola
çıkanların karşısında aşılmaz bir dağ
olarak durduğunu, eğilmediklerini, Girit misali yok
olmadıklarını ve Kıbrıs'ın Rum-Yunan ikilisine
verilmediğini yazdı. Denktaş, yazısında
şunları kaydetti: Direnen bir halkı
sindirsinler diye toplu mezarlar açtılar. Tek tek sizi yollardan
alıp yok ettiler. Onlar bunu yaptıkça ruhlarınız
direniş ruhunu güçlendirdi, yüceltti. 20 Temmuz 1974'ten 15 Kasım
1983'e kadar... Şimdi AB diye diye
bağımsızlığımızı yok etmek için
dolaplar döndürülmektedir. Sizi hatırlamak, anmak, önünüzde huşu
ile eğilmek suretiyle mukavemet ruhumuzu canlandırmaya
çalışıyoruz. Kemiklerinizi sızlatmamak görevimizdir.
Ruhlarınız şad, mücadeleniz gençlerimize ders olsun. (aa) |
|
HURRIYET 21/12/04
AB Dönem Başkanı Hollanda'nın
Başbakanı Jan-Peter Balkenende, Kıbrıs'ta müzakerelerin
yeniden başlaması için çağrı yaptı.
Avrupa Parlamentosu Başkanlık
Divanı'nda yaptığı konuşmada Kıbrıs konusuna
da değinen Balkenende, AB zirvesi sırasında Brüksel'den geçen BM
Genel Sekreteri Koffi Annan'ın, taraflar uzlaştığı ve
istediği takdirde tekrar devreye girebileceği mesajını
verdiğini hatırlatarak, Türk ve Rumların bunu
değerlendirmesini istedi.
Balkenende, Türkiye'nin, AB'ye katılım
müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim 2005 tarihinden önce Ankara
Antlaşması'nı tüm AB üyelerine uyarlayan protokolu
imzalaması gerektiğini de tekrarladı.
RUMLAR "ASKER ÇEKİN"
DİYEBİLİR
Ankara'nın bu senaryosuna temkinli
yaklaşan Avrupalı diplomatlar ise BM'nin görüşmeleri
başlatması için iki tarafın onayının gerektiğini
anımsatarak, "Rumlar avantajlı durumlarını
bırakıp BM masasına dönmek için Ankara'dan yeni tavizler
isteyecektir" uyarısını aptılar. Rumlar'ın masaya
dönüş taleplerinin başında da Türkiye'nin adadan asker çekmesi
talebinin yer almasına kesin gözüyle bakılıyor.
TÜRKİYE AB İÇİNDE KIPIRDANMA
BEKLİYOR
Türkiye, 17 Aralık zirvesinde yaşanan
Kıbrıs krizinin ardından Ankara - Brüksel ilişkisinin
sağlıklı yürüyebilmesi için AB'yi, Kıbrıs sorununun
çözümünde 2005'te inisiyatif almaya zorlayacak. Ankara, haziranra dönem
başkanlığını alacak İngiltere'nin görev süresinde
AB içinde kıpırdanma beklerken, Rumların BM'nin görüşme
davetini kabul etmek için Ankara'dan yeni tavizler isteyebileceğine dikkat
çekiliyor.
AB'YE KIBRIS BASKISI
Brüksel'deki 17 Aralık zirvesinin Rum lider
Tasos Papadopulos'un tanınma talepleri nedeniyle düğümlenmesini
dikkate alan Türkiye, tam üyelik müzakerelerinin tehlikeye girmemesi için 3
Ekim'e kadar Kıbrıs konusunda şöyle bir strateji izleyecek:
MILLIYET 21/12/04
Rumlar, AB'nin Türkiye kararını nasıl
yorumladı?
Oshan SABIRLI/DHA
KIBRIS Rum Kesimi siyasi partileri, AB zirvesini değerlendirdi. Bazı
partiler, Rum taleplerinin karşılanmadığı yorumunda
bulunurken, Referandumda `evet' diyen partiler ise, "Barış
sürecinde başarılı bir adım'' şeklinde
açıklamalarda bulundular.
DİSİ: HAYAL KIRIKLIĞI
DİSİ Başkanı Nikos
Anastasiadis, AB zirvesinin hayal kırıklığı
yarattığını, minimum ve kendiliğinden açık olan
hedeflere ulaşılamadığını belirtti. Siyasi büro
toplantısından sonra yapılan açıklamada ise, 17 Aralık
zirvesi sonuçlarının hayal kırıklığı
yarattığı, ancak bunun yolun sonu değil, zor ve uzun bir
yolun başlangıcı olduğu belirtildi.
EDEK : ADİL TALEPLERİMİZ
KARŞILANMADI
EDEK Başkanı Yannakis Omiru, Avrupa
Konseyi'nin Kıbrıs Rum Kesimi'nin adil taleplerini `tatminkar' bir
şekilde karşılamadığını söyledi. Omiru,
Kıbrıs Rum Kesimi'nin doğrudan tanınması konusuna
tatmin edici bir atıfta bulunulmadığını belirterek,
kararın tatmin edici olmaması ve zayıflıklarına
rağmen, 19'uncu paragrafın Türkiye'yi Gmrük Birliği protokolünü
imzalama taahüdü altında bıraktığını ifade etti.
BİRLEŞİK DEMOKRATLAR: ÇÖZÜM
İÇİN OLUMLU ADIM
Birleşik Demokratlar Hareketi
Başkanı Yorgos Vasiliu, 17 Aralık zirvesinin AB ve
Kıbrıs Rum Kesimi için `tarihi bir gün' olduğunu söyledi. Yorgos
Vasiliu, Türkiye'nin AB ile müzakere sürecine başlaması için verilen
tarihin, Kıbrıs sorununun çözümüne olumlu etkide
bulunacağını söyledi. 3 Ekim 2005 tarihine kadar
Kıbrıs'ın inisiyatif alması gerektiğini ifade eden
Yorgos Vasiliu, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için tüm
fırsatları değerlendirmek gerektiğini vurguladı.
YENİ UFUKLAR: KIBRIS'IN HEDEFİ
GERÇEKLEŞMEDİ
Yeni Ufuklar Partisi Başkanı Nikos
Kutsu, dün yaptığı açıklamada, 17 Aralık zirvesi sonuç
bildirgesinin Annan çözüm planını yeniden masaya getirdiğini
söyledi. Kıbrıs Hükümeti'nin amacının AB zirve toplantısında
Kıbrıs Rum Kesimi'nin tanınması olduğunu belirten,
Nikos Kutsu, Kıbrıs'ın hedefinin gerçekleşmediğini
söyledi.
AVRUPA DEMOKRASİSİ : TATMİN
EDİCİ DEĞİL
Avrupa Demokrasisi Partisi Başkanı
Prodromos Prodromu, dün yaptığı açıklamada, AB zirvesi
sonuçlarının, Kıbrıs hükümeti için tatmin edici
olmadığını söyledi. Prodromu, harcadığı
çabalar için Kıbrıs Rum Kesimi Lideri Papadopulos'u tebrik etti ve
Papadopulos'u desteklediğini söyledi. Kararın Türkiye'nin
Kıbrıs Rum Kesimini tanımasının yolunu
açtığını vurgulayan Prodromu, Brüksel'de
Kıbrıs'ın Avrupa perspektifinin kazandığını
söyledi.
EKOLOGLAR VE ÇEVRECİLER: VETO HAKKI
İYİ DEĞERLENDİRİLDİ
Ekologlar ve Çevreciler Hareketi tarafından
yapılan yazılı açıklamada, Kıbrıs Rum Kesimi
Lideri Tassos Papadopulos'un AB zirvesinde `veto' hakkını iyi
değerlendirdiği belirtilirken, Hareketin Kıbrıs
Komitesi'nin yarın toplanacağı ve oluşan yeni durumu
değerlendireceği bildirildi.
KEA : DURUMA GÖRE İYİ BİR
SONUCA VARILDI
Avrupa Demokrat Yenilenme Partisi (KEA),
Papadopulos'un Brüksel'de sert bir mücadele verdiğini belirtti.
Açıklamada, "Kıbrıs hükümeti duruma göre iyi bir sonuca
varılmasını başardı'' denildi ve KEA'nın Tassos
Papadopulos'u desteklemeye devam edeceği belirtildi.
MERKEZ YENİLENME MÜCADELESİ
PARTİSİ: SONUÇLAR OLUMLU
Merkez Yenilenme Mücadelesi Partisi, AB zirvesi
kararının Kıbrıs için tatmin edici olduğunu
vurguladı. Parti tarafından yapılan yazılı
açıklamada, Kıbrıs hükümetinin beklediği sonuçları
alamadığı, fakat sonuçların olumlu olduğu belirtildi.
Açıklamada, Türkiye'nin AB zirvesinde Kıbrıs Rum Kesimi ile
Gümrük Birliği sağlanması için taahhütte bulunduğunu ve
bunu 3 Ekim 2005 tarihine kadar gerçekleştirmesi gerektiği
belirtildi.
RUM SAVUNMA BAKANI: KABUL EDİLİR
ÇÖZÜM OLASILIĞI YOK
Rum Savunma Bakanı Kyriakos Mavronikolas
ise, Kıbrıs Rum tarafının elindeki verilere göre,
Kıbrıs sorununa yakında kabul edilebilir bir çözüm
bulunması olasılığının var
olmadığını açıkladı. Bakan, ülkenin siyasi
liderliğinin, Annan Planı'nda özlü değişiklikler
yapılmadan ve onu iyice tartışmadan bir çözümü kabul
etmeyeceğini ifade etti.
MILLIYET 21/12/04
Denktaş:
AB diye dolaplar dönüyor!..
Mustafa
Sağıroğlu-Züleyha Karaman
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ''Şimdi Avrupa
Birliği (AB) diye diye
bağımsızlığımızı yok etmek için
dolaplar döndürülmektedir'' diyerek, şehitlerin mücadelesinin gençlere
ders olmasını istedi.
Kıbrıs Türk halkının
bağımsızlık ve var olma mücadelesinde şehit
düşenleri anmak amacıyla düzenlenen ''21-25 Aralık Mücadele ve
Şehitler Haftası'' Lefkoşa'da törenle başladı.
Lefkoşa'da Şehitler Abidesi'nde
düzenlenen törene, Cumhurbaşkanı Denktaş, Cumhuriyet Meclisi
Başkanı Fatma Ekenoğlu, Başbakan Mehmet Ali Talat,
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, Kıbrıs Türk
Barış Kuvvetleri (KTBK) Komutanı Korgeneral Hasan
Memişoğlu, bakanlar, komutanlar, milletvekilleri, bazı siyasi
parti başkanları, kurum ve dernek temsilcileriyle öğrenciler
katıldı.
Şehitler Abidesi'ne çelenkler
bırakılmasıyla başlayan törende, saygı duruşunda
bulunuldu, İstiklal Marşı eşliğinde göndere bayrak
çekildi.
Anıt özel defterini Cumhurbaşkanı
Denktaş, KTBK Komutanı Korgeneral Memişoğlu ve Büyükelçi
Karahan imzalandı.
Törende konuşan KKTC Güvenlik Kuvvetleri
Komutanlığı'ndan Piyade Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal
Tümkan, 21 Aralık tarihinin Rum-Yunan ikilisinin Enosis'i sağlamak
uğruna Kıbrıslı Türklere saldırı
başlatmasının yıldönümü olduğunu ifade ederek,
Kıbrıs Türkünün direndiğini ve
bağımsızlığını
kazandığını kaydetti. Tümkan, henüz mücadelenin
bitmediğinin ve devam ettiğinin farkında olduklarını
belirtti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, anıt
özel defterine, şehitlerin, ''Enosis'' diye yola çıkanların
karşısında aşılmaz bir dağ olarak durduğunu,
eğilmediklerini, Girit misali yok olmadıklarını ve
Kıbrıs'ın Rum-Yunan ikilisine verilmediğini yazdı.
Denktaş, yazısında şunları kaydetti:
''Direnen bir halkı sindirsinler diye toplu
mezarlar açtılar. Tek tek sizi yollardan alıp yok ettiler. Onlar bunu
yaptıkça ruhlarınız direniş ruhunu güçlendirdi, yüceltti.
20 Temmuz 1974'ten 15 Kasım 1983'e kadar...
Şimdi AB diye diye
bağımsızlığımızı yok etmek için
dolaplar döndürülmektedir. Sizi hatırlamak, anmak, önünüzde huşu ile
eğilmek suretiyle mukavemet ruhumuzu canlandırmaya
çalışıyoruz. Kemiklerinizi sızlatmamak görevimizdir.
Ruhlarınız şad, mücadeleniz gençlerimize ders olsun.''
MILLIYET 21/12/04
BIRAKIN, ŞU
İŞİN TADINI ÇIKARALIM
Artık dayanamayacağım. Eğer bunları söylemezsem, fena
halde içimde kalacak ve sıkıntıdan patlayacağım. Zira
herşeyin bir ölçüsü vardır.
Bu yazının, AB konusunda haklı, düzeyli, bilerek eleştiri
yapanlarla ilgisi yoktur. Bu yazıyı, fikir
tartışmasıyla, hakareti birbirine karıştıranlar
için yazdım.
Beyler, herhangi bir konuda farklı düşünebilir, görüşlerinizi
savunabilir ve istediğiniz gibi de tartışabilirsiniz. Ancak
başından sonuna kadar, hiçbir şey bilmeden, sadece hamaset
yaparak, ucuz milliyetçilik çığlıkları atarak, üstelik her
söylediğiniz baştan aşağı yalan yanlış
olmasına rağmen, şirretlik derecesinde bağırıp
çağıramazsınız. Paylaşmadığınız
görüşlerle, çamur atarak mücadele edemezsiniz. Sizden farklı
düşünenleri vatan hainliğiyle suçlayamazsınız .
Buna hakkınız yoktur ve hiçbir zaman da olmamalıdır.
SÖYLEDİKLERİMİN HEPSİ DOĞRU ÇIKTI
Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkilerin nereye
doğru gittiğini yıllardan beri yazarım, TV
programlarında söylerim, radyolarda yorumlarım. Bugüne kadar,
Kıbrıs sorunu dahil olmak üzere, söylediklerimin hemen hemen
tamamı doğru çıkmıştır. Aksini iddia eden varsa
hodri meydan.
Tevazu göstermiyorum, zira artık tepem attı.
HAYIRCI ekibin ise, her söylediği yanlış çıktı.
"Alay ediyorlar, tarih vermeyecekler " dediniz.
Türkiye tarih aldı.
"Toplumu kandırıyorsunuz, müzakereler uzun yıllar
sonrasına atılacak " dediniz.
Müzakereler 3 ekim 2005'te başlayacak.
" Bunlar katılım müzakereleri olmayacak, özel statü
verecekler" dediniz.
3 Ekim'de Tam Üyelik hedefiyle, katılım müzakerelerinin
başlayacağı açıklandı.
" Boş yere ödünler verdiriyorsunuz, onurumuzu kırıyorsunuz
" dediniz.
Türkiye onuruyla istediklerinin büyük bölümünü elde etti.
Yalan mı bunlar ?
Daha ne istiyorsunuz ?
Kabul edin ki, kaybettiniz.
Türkiye'nin AB'ye doğru yürüyüşünü engelliyemediniz. Bari bunu görün
ve biraz susun.
Sizleri çok iyi anlıyorum. Türkiye'nin kendi içine dönük, kavruk,
İslam dünyasının ötesine geçemeyen bir konumda
kalmasını arzuluyorsunuz. Zira bu şekilde, vatanı kurtarma
adına, yine tepeden bakacaksınız, ayrıcaklı yerinizi
koruyacaksınız.
Ancak yanılıyorsunuz zira başaramayacaksınız. Sonunda
Türkiye tam üye olacak. Bu ülkenin gençleri kendileri için parlak bir gelecek
düşlüyorlar ve bizler de bunu onlara vereceğiz.
Hem de sizlere rağmen...
Hadi artık yeter.
Düzeyli şekilde gelişmeleri gözleyen, gerektiği yerlerde
eleştirilerini yapanlar gibi hareket edin.
BİRKAÇ GÜNLÜĞÜNE DAHİ OLSA, MUTLULUK HİSSEDELİM
Bırakın, 45 yıl sonra elde edilen bir aşamanın keyfine
varalım.
Doğrudur, henüz yolun başındayız, daha geçilecek çok uzun
bir süreç vardır. Daha hiçbir şey
somutlaşmamıştır. Kıbrıs ile ilgili sorunlar
bitmemiştir. Tam üyelik, çantada keklik değildir. Daha çok krizler
yaşanacak, gerilimli dönemlerden geçilecektir. Son karar , kesin
değildir.
Bütün bu gerçekleri konuşarak yıllarımızı
geçireceğiz.
Bırakın da şu birkaç günün tadına varalım. Toplum
olarak bazı şeyler başardığımızı
görelim. Hep başarısızlık ,yenilgi ve Avrupadan dayak yiyen
ülke psikolojisini üzerimizden atalım. 1inci lige
çıktığımızı hissedelim. Kendimize güvenimiz
artsın.
Memnun olalım.
Bu topraklar üzerinde yaşayan ve kendini Türk - Kürt- Rum-
Ermeni-Boşnak veya Laz hisseden herbirimiz, bir defalığına
NE MUTLU BİZE diye haykıralım.
Yarın yine bıraktığımız yerden
tartışmalara başlarız. Yine görüş
ayrılıklarımızı ortaya koyarız. Ancak bugün
memnuniyet günü olmalı.
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 21/12/04
Denktaş: Biz
hazırız
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan
Erdoğan'ın Brüksel'de AB yönetimi ve Güney Kıbrıs'ın
istediği biçimde protokole imza atmamış olmasından memnun.
Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül'ün,
"Çözüm olmadan Rum yönetimini tanımayız, bizim
tanıyacağımız, Birleşik
Kıbrıs'tır" yönünde açıklama yapmalarını da
yeterli güvence olarak görüyor.
Denktaş, Kıbrıs'ta Türk tarafının ortak çözüme
ulaşmak, Birleşik Kıbrıs'ı kurmak için
görüşmelere hazır olduğunu da vurguluyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, dünkü görüşmemizde durumu
şöyle değerlendirdi:
"Brüksel'de Sayın Erdoğan ve Sayın Gül'ün imza
atmamaları, çözüm olmadan Rum yönetimini tanımayacaklarını
açıklamaları çok önemlidir. Kendilerine teşekkür ettim. Türkiye
Cumhuriyeti Başbakan'ı olarak Sayın Erdoğan'ın sözü
bizim için senettir, güvencedir. Brüksel zirvesinin karar metninde bizim
açımızdan tehlikeli unsurlar vardır. Türkiye'nin
sergilediği tutum içinde bunları birlikte aşmamız
gerecektir. AB'nin Güney Kıbrıs'ı üye almasının ne
kadar büyük bir hata olduğu Brüksel'de bir kez daha
görülmüştür."
Biz çözüme hazırız
Denktaş, önümüzdeki süreçte Kıbrıs'ta çözüme ulaşmak için
Türk tarafının görüşmelere hazır olduğunu da
yineleyerek şöyle konuştu:
"Türkiye, ancak Birleşik Kıbrıs'ı
tanıyacağını ilan etmiştir. Biz Birleşik
Kıbrıs'ın kurulması için çaba gösterdik, gösteriyoruz.
Bizim istediğimiz, hakkımızın teslim edildiği bir
Birleşik Kıbrıs'tır. Eğer BM Genel Sekreteri Annan
çözüm için girişimde bulunursa, biz de katkıda bulunuruz. Tabii bunun
için öncelikle müzakerelerin oturacağı zemini yaratmak gerekir. Bu
müzakerelerin parametreleri ne olacaktır? Önemli olan budur. Genel
Sekreter dolaylı görüşmelerle bunu saptayıp sağlayabilir. O
da nedir? Gayet basit: Adada iki egemen halk olduğunu kabul etmek.
Kaldı ki iki tarafta ayrı ayrı referandum
yapılmış olması aslında bu gerçeğin kabulü ve
ilanı anlamı taşımaktadır. Adada iki halk, iki devlet,
iki demokrasi olduğunu kabul ederek yola çıkmak gerekir ki bir çözüme
ulaşmak mümkün olsun. Ama daha başlangıçta siz adada sadece Rum
halkının olduğunu kabul ederek yola çıkarsanız, bir
yere varamazsınız."
Gümrük Birliği
Denktaş, Türkiye ve Kıbrıs Türkleri için çözümün adil bir temele
dayalı Birleşik Kıbrıs olduğunu vurguladıktan
sonra Gümrük Birliği'nin yaygınlaştırılması
konusunda da şu değerlendirmeyi yaptı:
"Kalıcı çözüm Birleşik Kıbrıs'ı
kurmaktır. Kıbrıs Türkü'nün hakkını yemeden, eşit
iki halka, iki devlete dayalı bir yeni çatı devlet kurulabilir. Biz
buna her zaman hazırız. Gümrük Birliği'nin Rumlara
yaygınlaştırılması için Türkiye'ye baskı
yapılıyor. Gümrük Birliği, Kıbrıs'a
yaygınlaşacaksa o zaman adanın bütününe
yaygınlaşmalıdır. KKTC'yi de kapsamalıdır. Bu
yapılırsa, o zaman AB ile KKTC arasında da Gümrük Birliği
üzerinde ilişki kurulmuş olur. Birleşik Kıbrıs
oluşturulduğunda da sorun zaten kökünden çözülmüş olur. Ama,
dediğim gibi, bunun parametreleri çok önemlidir. Çözüm üretilinceye
kadarki süreçte Kıbrıs Türkü için garanti anlaşmaları, Türk
askerinin varlığı yaşamsal önemdedir. Eşitliğe
dayalı zemin kurulursa müzakereler başlar ve bir sonuca
ulaşılır. Türkiye'nin üyeliğine kadar AB'nin de Türk-Yunan
dengesini gözetmesi gereklidir. Bu nedenle Türkiye üye oluncaya kadar
garantiler ve Türk askerinin güvencesi bizim için büyük önem taşımaktadır."
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, 3 Ekim 2005'e kadarki süreçte
atılacak adımların Kıbrıs'ı ve Kıbrıs
Türkü'nü kurtarma anlamı taşıyacağını,
Ankara'nın, "Çözüm olmadan Rum yönetimini tanımam"
politikasının bu nedenle anlamlı ve isabetli olduğunu da vurguladı.
Denktaş aksi halde Rum yönetimini tanımanın Kıbrıs
Türkü'nü Rum egemenliğine terk etmek sonucu doğuracağına
dikkat çekti.
FIKRET BILA
MILLIYET 21/12/04
Kıbrıs'ı aldı
bir telaş
Rumlar
ve Yunanlılar, 'Plan hukuken ölü ama siyaseten hayatta' diyor. Rum
basınına göre ABD, Britanya ve BM 2005 başlarında harekete
geçecek. Denktaş: Tek yol bağımsız KKTC
'Avrupai
çözüm'
Rum hükümet sözcüsü Hrisostomidis, "Annan Planı hukuken yok, ancak
siyasi açıdan hâlâ hayatta, çözüm bu çerçevede aranacak" dedi. Yunanistan
Başbakanı Karamanlis de, "Annan Planı mevcut haliyle
görüşmelere temel olamaz" diye konuştu.
Veto
hep masada
Rum basınına göre, ABD, Britanya ve BM, planı canlandırmak
için 2005 başında atak yapacak. Gözlemci görüşü: Rum-Yunan
ikilisi, Türkiye'nin Rumları tanımasını sağlayıp,
veto tehdidiyle sonuç almak istiyor.
Protokole
şerh
KKTC lideri Denktaş, "Tek yol
bağımsızlığı kabul ettirmek" dedi. Ankara
ise Britanya ve ABD'yi devreye sokacak. Protokole şu 'şerh' girecek:
AB hukukunu kuzeyde uygulayamayan Rumları tanımak hukuk
dışı.
RADIKAL
21/12/04
Rumlar
'Annan' telaşında
AB zirvesi sonrası
Rum Yönetimi ve Atina'yı, Annan Planı'nın
canlandırılacağı korkusu sardı. Rum sözcü: Türkiye'den
bir adım önde olmalıyız. Karamanlis: Plan bu haliyle temel olmaz
21/12/2004
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- AB'nin Brüksel zirvesinin ardından Yunanistan ve Kıbrıs Rum
Yönetimi'nde, geçen 24 Nisan'da Rumların yüzde 76 oranında oyla
'Hayır' dedikleri Annan Planı'nın yeniden gündeme
getirileceği endişesi başgösterdi. Rum Yönetimi hükümet sözcüsü
Kipros Hrisostomidis, Annan Planı'nın geri dönmesinden
'korktuklarını' ima ederken, "Annan Planı hukuki
açıdan var olmuyor. Ancak siyasi açıdan hâlâ hayatta ve çözüm bu
çerçevede aranacak. Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlaması
öngörülen 3 Ekim 2005'e kadar geçecek süre büyük önem
taşımaktadır" dedi. Rum sözcü "Her şey bizim ne
yapacağımıza bağlı. Türkiye'nin Brüksel kararları
ile üstlendiği yükümlülükleri incelemeliyiz ve Ankara'nın hep bir
adım ilerisinde olacak şekilde hareket etmeliyiz" ifadelerini
kullandı. Papadopulos'un koalisyon ortağı AKEL lideri Dimitris
Hristofyas da Rum liderin zirvedeki tavrına destek çıkarak, "3
Ekim 2005 ve Türkiye'nin Rum Yönetimi ile Gümrük Birliği protokolünü
imzalamasına kadar hep birlikte çalışmalıyız"
dedi.
'Müzakerelerle ilgisi
yok'
Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis, dün gazetecilere verdiği Noel
yemeğinde, Annan Planı'nın canlandırılmasıyla
ilgili sorularla karşılaştı. Kıbrıs sorununun
çözümüyle Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerinin bağlantısı
bulunmadığını söyleyen Karamanlis, "Annan Planı
mevcut haliyle görüşmelere temel olamaz" dedi.
Dışişleri Bakan Yardımcısı Yiannis Valinakis ise
Annan Planı'nın 'ölü imiş gibi görünmesine rağmen
aslında masada olduğunu' vurgulayarak Atina'nın Kıbrıs
sorununa Avrupai çözüm istediğini söyledi.
Gözlemciler, Atina ve Rum Yönetimi'nin Annan Planı'nın gündeme
gelmesinden hoşlanmadığının altını çiziyor.
Kaynaklar, Atina ve Rumların, gerek Türkiye'nin 3 Ekim'den önce uyum
protokolüyle 'Kıbrıs'ı dolaylı tanımasını,
gerekse müzakereler sırasında 'veto' tehdidiyle Türkiye'yi istekleri
doğrultusunda çözüme razı etmeyi tercih ettiklerini vurguluyor.
'İlk adım
2005 başında'
Rum Kesimi'nin en yüksek tirajlı gazetesi Filelefteros, 'Annan'dan ekspres
çözüm' manşetli haberinde, bu planın yeniden gündeme gelmesinin hem
ABD, hem Britanya, hem de BM'nin stratejik hedefi olduğunu,
Ankara'nın da şimdiden yeşil ışık
yaktığını yazdı.
Gazeteye göre bu yoldaki ilk adımlar 2005 başında sessizce
atılacak. Planın taraflara sunulması için de KKTC'de nisanda
yapılacak olan ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın
katılmayacağını açıkladığı
cumhurbaşkanlığı seçimi beklenecek. Bu iddiaya göre, çözüm
için yeni müzakerelerin ise 3 Ekim'den önce tamamlanması öngörülüyor.
AB'ye şerhli imza
'Kıbrıs'ı
da kapsayan uyum protokolüne şerhli imza koyacak olan Ankara, AB'ye
'Müktesebatınız da sadece güneyde geçerli' diyecek
21/12/2004
RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - 17
Aralık'taki Brüksel zirvesi kararları gereği, AB ile tam üyelik
müzakerelerine 3 Ekim 2005'te başlamak için gümrük birliği uyum
protokolünü Kıbrıs Rum Yönetimi'ni de kapsayacak şekilde
imzalaması gereken Türkiye, sorunun çözümü için ABD ile Britanya'yı
devreye sokmaya çalışacak. Türkiye'nin bu protokolü imzalaması
halinde 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıyacağı öne
sürülüyor. Ankara ise protokole imzayı koyarken, Kıbrıs
konusunda 1975'teki Helsinki Senedi'nin imzalanması sırasında
olduğu gibi 'şerh' koyma yöntemini benimseyecek. Konulacak bu
şerhte 'AB müktesebatı sadece Kıbrıs'ın güneyinde geçerlidir.
Müktesebatı kuzeyde uygulayamayan Rum Yönetimi'ni Tükiye'nin
tanıması uluslararası hukuka aykırıdır'
denilecek.
'Şerh'
isteği geri çevrilmiş
Brüksel zirvesinde Türkiye'nin, bildirinin Kıbrıs'la ilgili 19.
parağrafına "Türkiye, Kıbrıs'ta hukuki ve siyasi
tutumundan hiçbir şekilde değişiklik
yapmayacağını vurgular. Bunun tanıma anlamına
gelmeyeceğini kaydeder. Kıbrıs Rum Yönetimi'nin,
Kıbrıs Türklerini temsil edemediği açıktır"
ifadesinin yer aldığı yazılı bir şerh koymak
istediği ve bu isteğin geri çevrildiği öğrenildi.
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın zirve kararına
sokamadığı bu şerhi, dönem başkanı
Hollanda'nın Başbakanı Balkenende'ye sözlü olarak iletmekle
yetindiği belirtildi. Erdoğan'ın bu ifadelerinin ardından
Balkenende, protokolün imzalanmasının Türkiye'nin
Kıbrıs'ı tanıdığı anlamına
gelmediğini açıklamıştı.
AB belgeleri ile
sıkıştırma
Gümrük birliği uyum protokolünün Kıbrıs Rum Kesimi ile
değil AB'nin icra organı olan Avrupa Komisyonu ile müzakere
edileceğine vurgu yapan diplomatik kaynaklar, bu müzakerelerde Türkiye'nin
Kıbrıs'ta 'kapsamlı çözüm' isteğinin öne
çıkacağını dikkat çekti. AB'nin genişleme sürecinde
imzalanan 10. protokolde AB müktesebatının Yeşil Hat'ın
güneyinde geçerli olduğunun vurgulandığına dikkat çeken bir
kaynak, Türkiye'nin protokolde kastettiği devletin de AB belgesinde söz
edildiği gibi Yeşil Hat'ın güneyindeki devlet
olacağını savundu. Bir yetkili, "Ledra Palas'ın
yukarısında AB müktesabatını uygulayamayan bir Rum
yönetimi, nasıl tüm Kıbrıs'ı temsil eder. Rum yönetimi kapsamlı
çözüm için adım atmadıkça, sadece güneyin temsilcisidir. Biz de bu
temsiliyeti tanımayız" diye konuştu. Dolayısıyla
Ankara, 3 Ekim'e kadar protokolü imzalamak durumunda kalırsa Rum Kesimi'ni
tanımadığı 'şerh'i koyacak.
'Müzakere 2006'da
başlar'
Öte yandan Avrupa Komisyonu'nun tarama sürecini 3 Ekim 2005'te
başlatmasını bekleyen Ankara, müzakerelerle ilgili fiili
açılışın 2006'ın ilk aylarına sarkacağı
düşüncesinde. Komisyon'un, ilkbaharda, Türkiye ile müzakerelerin
nasıl yürütüleceğine dair bir çerçeve belge yayımlaması
bekleniyor. Komisyon'un 2005 sonunda hazırlayacağı ilerleme
raporunun ardından 2006 Nisanı'nda ise katılım
ortaklığı belgesi yayımlaması öngörülüyor
Erdoğan:
2005 çözüm yılı olabilir
Başbakan
Erdoğan: Kıbrıs'ta yeni bir çözüm için 2005 yılında
düğmeye basabiliriz
21/12/04
RADİKAL - ANKARA - Başbakan Tayyip
Erdoğan, dün akşam CNN Türk'te yayımlanan 'Manşet
Özel' programında, Kıbrıs'ta yeni bir çözüm süreci için 2005'te
düğmeye basabileceklerini söyledi. Erdoğan şöyle konuştu:
"Güney ve Kuzey'de yeni bir çözüm süreci başlatılabilir.
Kıbrıs'ta ya iki ayrı devlet, ya da Birleşik
Kıbrıs Cumhuriyeti olacaktır. Annan Planı şu an ortada
değil. Bizim açımızdan BM'nin yeniden devreye sokulmasında
fayda olduğunu düşünüyoruz. 3 Ekim'e kadar bir sürecin
başlatılmasını istiyoruz. 2005'te hem Kuzey'de hem de
Güney'de seçimler var. Ancak seçimlerin bitmesini bekleme düşüncesinde
değiliz. Bununla ilgili hazırlıklarımız sürüyor."
Bu arada Erdoğan, önceki gün KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı telefonla arayıp, AB
zirvesinde Kıbrıs konusunda verilen uyum protokolünü imzalama
taahhüdünün Rum Kesimi'ni tanıma anlamına gelmeyeceğini söyledi.
Denktaş
kılıcını erkenden çekti
21/12/2004
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - Türkiye'nin müzakerelere
başlamak için 3 Ekim'e dek Rum Yönetimi'nin de dahil olduğu gümrük
birliği uyum protokolünü imzalama gereği, Kıbrıs'ta Annan
Planı çerçevesinde çözüm çabası başlatılacağına
yorulurken, KKTC Cumhurbaşkanı da harekete geçti. Denktaş, dün
BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile hangi şartlarda yeniden masaya
oturulacağının şartlarını konuşmaları
gerektiğini belirtip şöyle dedi: "Annan Planı, Türkiye'yi
adadan söküp atar. Türk-Yunan dengesini ortadan kaldırır,
halkımızın yarısını göçmen yapar.
Bağımsızlığımızın kabul edilmesi
lazım başka çare yok."
'Annan Planı masada diye hareket
başlatıldığını' ve planının Rumlar
lehine değiştirileceğinin söylendiğini hatırlatan
Denktaş, "Türkiye 'Kıbrıs' diye Rum tarafını
tanımıyor, birleşinceye dek tanımayacak sözü vermişti.
Başbakan Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül telefonda bana bu siyasetten ayrılmadıklarını
söylediler. Dolayısıyla bu sözü senet kabul ediyoruz" dedi.
"AB Rumlara Kıbrıs'ın meşru hükümeti değilsin
demezse Kıbrıs sorunu değil 10 ay, 10 yılda çözülmez"
diyen Denktaş, şu ifadeleri kullandı: "Türkiye'ye 'ucu
açık' müzakere tarihi verildi. Türkiye'nin ancak o uç
kapandığında ve AB'ye alındığında
'Kıbrıs meselesini hallederiz' demesi gerek. Aksi halde bu, her
şeyi kaybetmesi, Kıbrıs'ta 'işgalci' olması
demektir."
Annan
dönebilir
TARAFLAR ADIM
ATMALI... İngiliz yayın kurumu BBC'nin, Birleşmiş Milletler
Genel Sekreteri Kofi Annan gözetimindeki görüşme sürecinin yeniden
başlamasıyla ilgili görüşlerini aldığı BM
kaynakları, Türk ve Rum taraflarının masaya oturmaya hazır
olması halinde, Annan'ın yeniden devreye girmeye istekli
olduğunu belirtti. Ancak bunun için taraflardan, özellikle de 24
Nisan'daki referandumda Annan Planı'nı reddeden Rum tarafından
somut adım atılmasının beklendiği vurgulandı. BM dairesinden
bir yetkili, Annan Planı'nın çözüm için tek zemin olmayı
sürdürdüğünü kaydetti
l PLANDA BAZI
AYARLAMAR YAPILABİLİR... Rum diplomatik kaynakları, masaya
yeniden dönülmesi halinde Rum tarafının kaygılarını
gideren yeni değişikliklerin Annan Planı'na eklenmesini
istediklerini belirtti. Bunlar arasında adada kalacak Türk askerinin
sayısı, mal mülk değişimi ve Türkiye'den Kıbrıs'a
yerleşen kişilerin durumu da yer alıyor. BM yetkilileri ise,
Annan Planı'nda iki tarafın da önerilerini dikkate alan bazı
ayarlamalar yapılabileceğini ancak planın, özellikle Türk
tarafında kabul edilmesi nedeniyle özünde kapsamlı bir
değişiklik yapılamayacağını vurguladı
Türkiye'nin, AB
ile tam üyelik müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim 2005'e kadar
Ankara Anlaşması'nı Kıbrıs Cumhuriyeti'ni içine alacak
biçimde genişletmeyi kabul etmesinin ardından gözler,
Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için yeniden Birleşmiş
Milletler'e çevrildi.
İngiliz
yayın kurumu BBC'nin, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi
Annan gözetimindeki görüşme sürecinin yeniden başlamasıyla
ilgili görüşlerini aldığı BM kaynakları, Türk ve Rum
taraflarının masaya oturmaya hazır olması halinde,
Annan'ın yeniden devreye girmeye istekli olduğunu belirtti.
Ancak bunun
için taraflardan, özellikle de 24 Nisan'daki referandumda Annan
Planı'nı reddeden Rum tarafından somut adım
atılmasının beklendiği vurgulandı.
Kıbrıs
işlerine bakan BM dairesinden bir yetkili, Annan Planı'nın çözüm
için tek zemin olmayı sürdürdüğünü ve tarafların bu zemin
üzerinde masaya geri dönmelerinin beklendiğini bildirdi.
Ancak Türk
tarafı Annan Planı'na büyük çoğunlukla "evet"
dediği için sorun, Rum tarafında düğümleniyor.
Rum
tarafı, planda değişiklik
yapılmasını
istiyor
Rum diplomatik
kaynakları, masaya yeniden dönülmesi halinde Rum tarafının
kaygılarını gideren yeni değişikliklerin Annan
Planı'na eklenmesini istediklerini belirtti.
Bunlar
arasında adada kalacak Türk askerinin sayısı, mal mülk
değişimi ve Türkiye'den Kıbrıs'a yerleşen
kişilerin durumu da yer alıyor.
BM yetkilileri
ise, Annan Planı'nda iki tarafın da önerilerini dikkate alan
bazı ayarlamalar yapılabileceğini belirtti.
Ancak
planın, özellikle Türk tarafında kabul edilmesi nedeniyle özünde
kapsamlı bir değişiklik yapılamayacağını
vurguladı.
Taraflar
Annan'a, görüşme masasına
dönme niyetini
bir mektupla bildirmeli
Türk ve Rum
taraflarının görüşme masasına dönme niyetini bir mektupla
Annan'a iletebilecekleri ve Kıbrıs Türk tarafında 20
Şubat'ta yapılacak genel seçimleri de dikkate alarak müzakerelere
bahar aylarında başlanabileceği öğrenildi.
Genel sekreter
Annan, haziran ayında Güvenlik Konseyi'ne sunduğu son raporda,
"Rum tarafının, referandumda kullandığı oyun
sonuçları konusunda yeniden düşünmesini" istemişti.
Annan,
"Rumlar, Kıbrıs sorununu, iki toplumlu ve iki bölgeli bir
federasyon temelinde çözmeye hâlâ isteklilerse, o zaman bunu sadece sözcüklerle
değil, eylemlerle de ortaya koymaları gerekir" demişti.
KIBRIS 21/12/04
Kıbrıs'taki
mal-mülk sorunu, kapsamlı bir barış planı çerçevesinde
çözülecek
İngiltere
Başbakanı Tony Blair, geçen hafta yapılan AB zirvesi ve bu
zirvede kararlaştırılan Türkiye ile müzakerelere
başlanması konularında Avam Kamarası'na bilgi verirken,
parlamento üyelerinden gelen sorular üzerine Kıbrıs konusuna da
değindi.
İngiltere'nin
önümüzdeki dönemde de Türkiye'nin üyeliği için kampanya yapmayı
sürdüreceğini vurgulayan başbakan Tony Blair, Kıbrıs
konusundaki çabaların da süreceğini kaydetti.
Başbakan
Blair, KKTC'deki Rum malları konusundaki bir soruyu yanıtlarken de
konunun genel tartışmanın bir parçasını
oluşturduğunu, ancak kapsamlı barış planı
çerçevesinde çözüleceğini bildirdi.
Rumların
halihazırda AB'nin üyesi olduğunu, Türkiye'nin ise birliğe
girmek istediğini hatırlatan Blair, taraflar arasındaki sorunun
çözümü için BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile de konuşmayı
sürdürdüklerini ifade etti.
Bir
milletvekili başbakan Blair'e KKTC'ye uygulanan ticari ambargoları
hatırlattı ve Türkiye ile KKTC'nin küstürülmemesi için ne
yapılacağını sordu. Başbakan Blair bu soruyu da,
"Bu konudaki tıkanıklığı gidermek için elimizden
gelenin en iyisini yapacağız" diye yanıtladı.
Müzakereleri
dört
gözle
bekliyoruz
İngiltere'nin
önümüzdeki temmuz ayında AB Dönem Başkanlığı'nı
devralacağını, bu dönemde ekonomik ilerlemeler ve benzeri pek
çok konuyla birlikte Türkiye ile müzakerelerin başlatılması gibi
önemli sorumluluğu da üstleneceğini hatırlatan başbakan
Blair, bunu dört gözle beklediklerini vurguladı.
Bir
parlamenterin AB'nin Türkiye'ye kalıcı kısıtlamalar
koymaması halinde büyük bir göç dalgasının olacağı
yolundaki sözlerine karşı çıkan başbakan Blair, "Size
katılmıyorum. Böyle bir batıya akış söz konusu
olmayacaktır" dedi.
Daha önce
bazı Doğu Avrupa ülkeleri için de aynı korkuların
duyulduğunu, ancak beklendiği gibi olmadığını
hatırlatan Blair, "Gelenler çalışmak için geldi. Gelip de
burada işsizlik ödeneklerine başvurmaya kalkan olmadı, olan da
reddedildi. Ve bu gelenlerin tümü ekonomimize büyük katkılar
sağladı" diye konuştu.
Türkiye ile
müzakerelerin uzun süreceğini ve bu sürecin sonunda Türkiye'nin de bugün
bulunduğu noktadan çok daha faklı noktada olacağını
hatırlatan Blair, "Unutmayın ki demokratik ve güçlü bir Türkiye,
bizim geleceğimiz için de çok önemli" görüşünü vurguladı.
Başbakan Blair, Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin Türkiye'nin AB
üyeliğine olan karşıtlıklarını hatırlatan
bir milletvekilini yanıtlarken de öncelikle Fransa Cumhurbaşkanı
Jacques Chirac'ı bu konudaki sağlam duruşundan dolayı
tebrik etti.
Chirac'ın
çok zor şartlarda kendi iç kamuoyunu iknaya
çalıştığına dikkat çeken başbakan Blair, diğer
bazı ülkelerde de bazı karşı çıkışların
yaşandığını, bunun bütün genişleme süreçlerinde
yaşandığını hatırlattı.
KIBRIS 21/12/04
Müzakere
şartlarını görüşmeye hazırım
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Kıbrısın pazarlık konusu
yapılamayacağını vurguladı.
Türkiyenin Avrupa
Birliğine üye olması için önünde 10-15, belki de 20 yıl
bulunduğuna ve bunun her safhasında büyük pazarlık süreçleri
yaşanacağına işaret eden Cumhurbaşkanı
Denktaş, Ancak, pazarlığa başlamak için, görüşmelere
başlamak için peşinen Rum tarafını tanıyıp,
KKTCden vazgeçme pazarlık pozisyonu değildir, katiyen kabul
edilemez dedi.
Türkiyeye ucu
açık müzakere tarihi verildiğini anımsatarak, Türkiyenin, ancak
o uç kapandığında ve ABa alındığında,
Kıbrıs meselesini hallederiz demesi gerektiğini söyleyen
Denktaş, O zaman Türkiye, birleşmiş bir Kıbrıs
meydana gelirse, ancak onu tanır. Aksi taktirde bu, Türkiyenin her
şeyi kaybetmesi, Kıbrısta işgalci olması, Rum
tarafının yaptığı cürümleri
meşrulaştırması, Rumun azınlığı
olmamız, tazminatları unutmamız demektir diye konuştu.
Türkiyeye müzakere
tarihi verilen 3 Ekim 2005 tarihine kadar Kıbrıs sorununun
çözüleceğini düşünenlere de seslenen Denktaş, `Önümüzdeki 10 ay
içerisinde Kıbrıs meselesi halledilir diye düşünenler
vardır. Onlara da şunu söylemek istiyorum: Eğer Avrupa
Birliğinden bazı ülkeler, Rumlara, Siz bütün
Kıbrısın meşru hükümeti değilsiniz. Bu sevdadan
vazgeçin. Türkler sizin azınlığınız değildir ve
olmayacaklar demezse, değil 10 ay, 10 yıl daha Rum meşru
Kıbrıs hükümeti yalanını sürdürür ve uzlaşmaya
gelmez dedi.
Biz de, Rumla
uzlaşma olabilir diye kendi kendimizi kandırmayalım,
aklımızı başımıza alalım. Çünkü, ya Rumun
meşru hükümet olduğunu kabul edip teslim olacağız veya
bağımsızlığımızı koruyacağız.
İkisinden biri diyen Cumhurbaşkanı Denktaş, Türk
tarafı olarak, kendilerinin bağımsızlığı
koruyarak, Rum tarafıyla bir ortaklık yapmaktan yana
olduklarını belirtti ve Bundan başka çare yoktur dedi.
ELİ KANLI TERÖRİST İDARE
Eli kanlı
terörist bir idare olarak tanımladığı Rum yönetimini
Türkiyenin tanıyamayacağının altını çizen
Cumhurbaşkanı, aksi taktirde Türkiyenin Adada işgalci
pozisyonuna düşeceği, Kıbrıslı Türklerin ise Rumun
azınlığı durumuna geleceği uyarısında
bulundu.
ERDOĞAN VE GÜL
TEYİT ETTİ... BU SENETTİR
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah
Gülün, Rum tarafının Ankara tarafından
tanınmasının mümkün olmadığını dün
kendisiyle yaptıkları telefon görüşmesinde teyit ettiklerini
söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, Erdoğanla Gülün
söylediklerini senet olarak kabul ettiklerini bildirdi. Denktaş, bu konuda
şöyle dedi:
Türkiye, Rum
Yönetimini, bütün Kıbrısın meşru hükümeti olarak
tanımaz, tanıyamaz, tanımamalıdır. Bunu
yapmayacağı hakkında da Sayın Başbakan ve Sayın
Dışişleri Bakanı, teyiden bize
konuşmuşlardır. Onun için biz onu kabul ediyoruz
ANNAN PLANI MASADADIR DİYE BİR
HAREKET BAŞLATILDI
Açıklamasında,
Annan Planı masadadır şeklinde KKTCde yeni bir hareket
başlatıldığına da işaret eden
Cumhurbaşkanı, bu hareketin amacının, planda bazı
maddelerin Rum tarafının lehine tadil edilerek, işi bitirmek
olduğunu söyledi.
Annan
Planının Türkiyeyi Adadan söküp atacak bir plan olduğunu
yineleyen Denktaş, bu konuda şöyle dedi:
Annan Planı,
Türk-Yunan dengesini ortadan kaldırır, halkımızın
yarısını göçmen yapar. Rehabilitasyon diye bir şey yoktur
ve Rumları içimize getirerek,
bağımsızlığımızı ortadan
kaldıracak ne lazımsa hepsini yapar. Bunun yeniden
canlandırılması doğru değildir.
HANGİ ŞARTLARDA MASAYA OTURURUZ?
Kıbrıs
Türk tarafının, hangi şartlarda yeniden masaya
oturabileceğini BM Genel Sekreteriyle konuşmaya hazır
olduğunu bildiren Denktaş, Genel Sekreterle hangi şartlarda
yeniden masaya otururuz, bunları konuşmak lazım. Bağımsızlığımızın
kabul edilmesi lazım. Başka çaresi yok dedi.
Kıbrıslı Türk ve Rum Sivil Toplum Örgütlerinin dağıtmış oldukları ortak bildiri hakkında görüşleri sorulan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Amaç ikinci bir referandumda Annan Planında toplumlara sağlanmış haklar azaltılmadan planda gerekli değişiklikleri yaparak Kıbrıslı Rumların da endişelerini tatmin etmektir deniliyor.
Kimdir bunlar? Sivil
Toplum Örgütleri gerçekten KKTCnin, bu Cumhuriyeti, bağımsızlığı
tanıyan vatandaşları
tarafından, dıştan tahrik, teşvik, para almaksızın kurulmuş
örgütlerse bilelim. İsimleri nerede? Çünkü içimizde, dıştan
bazı kişilerin aldıkları
paralarla neler kurduklarını, insanlarımızı
nasıl etkilediklerini biliyoruz. Halkımızı 1 Mayısta
AB Cenneti vaadi ile kandıranlar arasında bu dış
kaynaklı paralı kuruluşlar da vardı. Annan
Planını kabul etmekle KKTCnin ortadan kalkacağı bunların
umurunda bile değildi.
Meydan,
dıştan kaynaklı kuruluşların, Rumlarla
kucaklaşmasına kalmış değildir.
Uzlaşma, kimin kiminle ne
konuşacağını tespitten sonra mümkün olacaktır. Başkalarının,
Kıbrıs Rumunu meşru
hükümet addederek hazırladığı yüzeysel planlarla
değil. dedi.
HALKIN SESI 21/12/04
Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, Türk hükümetinin 'Kıbrıs birleşinceye kadar
'Kıbrıs' diye Rum tarafını tanımayacağı
sözünü verdiğini ve 'verilen bu sözü senet kabul ettiklerini' söyledi.
Denktaş, yaptığı açıklamada, Türkiye gazetelerinde
Türkiye'nin Rum tarafını tanıyacağı yönünde haberler
çıktığını belirterek, bu konuda Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün
kendilerine söylediğini kabul ettiklerini vurguladı.
Denktaş, Erdoğan ve Gül'ün ''Kıbrıs iki halktan
teşekküldür. Rum tarafı Türk tarafını temsil etmiyor,
Kıbrıs'ı temsil edemez. Dolayısıyla Türkiye
'Kıbrıs' diye Rum tarafını tanımıyor,
tanıyacak değildir, yeniden birleşinceye kadar'' sözünü
verdiklerini söyledi.
"Annan planı yeniden
canlandırılmak isteniyor"
Annan planının yeniden canlandırılmak istendiğini
belirten Cumhurbaşkanı, Annan Planı'nın Türkiye'yi Ada'dan
söküp atacağını savundu.
Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile hangi şartlarda yeniden
masaya oturulacağının şartlarını
konuşmaları gerektiğini de söyledi.
"Plan Rumlar lehine
değiştirilebilir"
'Annan planı masadadır diye yine bir hareket
başlatıldığını' ifade eden Denktaş,
planın Rumlar lehine değiştirilerek Rumların da kabul
etmesini söyleyenler olduğunu kaydetti.
YENIDUZEN 21/12/04
Papadopulos: Annan Planının gündeme gelmesi tehlike VETO EDECEĞİZ... Kıbrıs Rum Yönetimi, Türkiyenin AB müzakerelerine
başlama tarihi olan 3 Ekime kadar Kıbrıs Rum Kesimini
tanımaması halinde süreci veto etme tehdidinde bulundu. ANNAN PLANI TEHLİKE... Kıbrıs sorununa yön
veren ülkelerin, Annan planının yeniden gündeme getirme
çalışmalarını tehlike olarak niteleyen Rum sözcü, bu
zorlukların göğüslenmesinde Rum kamuoyuna önemli görevler
düştüğünü söyledi. Rum
hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Tasos Papadopulosun Avrupalı
liderlere mektup göndererek Ankaranın söz verdiği gibi 3 Ekime
kadar Güney Kıbrısı tanımaması halinde veto
kullanacağını bildirdiğini açıkladı. Kıbrıs
sorununa yön veren ülkelerin, Annan planının yeniden gündeme
getirme çalışmalarını tehlike olarak niteleyen Rum sözcü,
bu zorlukların göğüslenmesinde Rum kamuoyuna önemli görevler
düştüğünü söyledi. Kıbrısta
Annan planı temelinde yeni bir çözüm sürecinin
başlayacağına dair bilgiler, Rum siyasi partilerini de
harekete geçirdi. Yapılan açıklamalarda, Annan planının
yeniden gündeme gelme tehlikesi bulunduğuna işaret edildi ve
Ankaranın Kıbrıs Rum Kesimini tanıma
şartından kurtulmak için çözüm baskısına
başvuracağı belirtildi. (ntv) |
YENIDUZEN 21/12/04
Kıbrısta
önümüzdeki haftalarda yeni girişim olabilir
YENİ
BİR GİRİŞİM... Almanyanın Ankara Büyükelçisi
Wolf-Ruthart Born, Kıbrıs konusunda önümüzdeki haftalarda yeni bir
girişimin olabileceğini açıkladı.
TÜRKİYEYE ÜYELİK
2014TE... AB Dönem Başkanı Hollandanın Ankara Büyükelçisi
Hendrik Gosses de, her şeyin yolunda gitmesi durumunda, Türkiyenin üyeliğinin
2014te başlayacak yeni mali dönemde gerçekleşebileceğini
söyledi.
NTV
canlı yayınında soruları yanıtlayan Almanya ve
Hollandanın Ankara Büyükelçileri, Avrupa Birliği sürecine
ilişkin değerlendirmelerde bulundular.
Kıbrısta yeni
girişim
Almanyanın
Ankara Büyükelçisi Wolf-Ruthart Born, Türkiyenin Avrupa Birliği
üyeliği konusunda karamsar olmadığını ifade etti.
Kıbrıs konusunda Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin
açıklamalarına dikkat çeken Born, Önümüzdeki haftalarda yeni bir
girişim olabilir dedi.
Born, tarama sürecinin ise, gelecek yılın ilk yarısında
başlayabileceğini kaydetti.
Ayrımcılık yapılmadı
Dönem
Başkanı Hollandanın Ankara Büyükelçisi Hendrik Gosses de, 17
Aralık Zirvesini iyi ve etkili olarak değerlendirdi.Büyükelçi,
Türkiyenin üyeliğine ilişkin Avrupadan yapılan kötümser
açıklamaları ise, hala zirve havasının yaşanıyor
olmasına bağladı.
Müzakere tarihinin koşullu olmadığını da kaydeden
Gosses, Türkiye için yeni bir şey sözkonusu değil. Türkiyeye
ayrımcılık yapılmadı dedi. (ntv)
YENIDUZEN 21/12/04
Ankara
Anlaşması Kıbrısı tanıma anlamına gelmez
Avrupa Komisyonu, Ankara
Anlaşmasının 10 yeni ülkeye uyarlanmasının,
Türkiyenin Kıbrıs Rum Kesimini tanıyacağı
anlamına gelmediğini açıkladı.
Komisyonun
genişlemeden sorumlu sözcüsü, ABnin Türkiyeden Güney Kıbrıs
Rum Kesimini tanımasını talep etmediğini söyledi.
AB devlet
ve hükümet başkanlarını biraraya getiren Brüksel zirvesinin
sonuç bildirgesini değerlendiren Avrupa Komisyonu, günlük olağan
basın toplantısında yaptığı açıklamada,
ABnin Türkiyeden, Ankara Anlaşmasını, birliğe yeni
katılan 10 ülkeye uyarlamasını istediğini
hatırlatarak, bu uyarlama çalışmasının hiçbir
şekilde, Türkiyenin Güney Kıbrıs Rum Kesimini tanıma
anlamına gelmediğini açıkladı..
Komisyonun
genişlemeden sorumlu sözcüsü, ABnin Türkiyeden Güney Kıbrıs
Rum Kesimini tanımasını talep etmediğini söyledi.
AB Dönem
Başkanı Hollandanın Başbakanı Jan Peter Balkenende
de, 17 Aralok Brüksel zirvesinin sonuç konuşmasında,
Erdoğanın Ankara anlaşmasının genişletilmesi
yönündeki sözlü taahhüdünün, Rum Kesimini resmi tanıma anlamına
gelmediğini söylemişti. (ntv)
YENIDUZEN 21/12/04
Güney
Kıbrısta yayımlanan Fileleftheros Gazetesi, Annandan Ekspres
Çözüm 2005te Anlaşma Olması İçin Kağıt Üzerindeki
Senaryolar Amerikalı ve İngilizler Tarafından Harekete
Geçiriliyor.. Planın Tekrar Gündeme Gelmesi İçin Ankaradan
Yeşil Işık.. başlık ve spotlarıyla
manşetten verdiği haberinde, Annan planının tekrar masaya
getirilmesinin Anglo-Amerikanların aynı zamanda da Genel Sekreter
Kofi Annanın kendisinin de stratejik hedefi olduğunu,
Ankaranın ise buna yeşil ışığı
yaktıklarını da savundu.
Gazete
haberinin devamında şunları kaydetti:
Yeni bir
girişimin hazırlığı 2005 yılının
başlarında başlayacak ve işgal bölgelerinde seçimler
(milletvekilliği Şubat, Cumhurbaşkanlığı
Nisanda) hızlı bir süreç için Annan devreye girecek. Aslında 3
ayı geçmeyecek bir çaba sözkonusudur. Bu çabada dönüm noktası Türkiyenin
ABla müzakereleri başlatacağı 3 Ekim tarihidir ve çabalar
Ankaranın Gümrük Birliği Anlaşmasını 10 yeni üyeyi
de kapsayacak şekilde genişletilmesine olanak sağlayacak
anlaşmayı imzalamadan önce Kıbrıs konusunda bir
anlaşma sağlanması yönünde odaklanacak. Böyle bir durumda
planın da öngördüğü şekilde Türkiye Birleşik
Kıbrıs Cumhuriyetini tanıyacak.
Güvenilir
kaynaklardan aldığımız bilgiye göre, girişimin
akıbeti Annan 5 gibi olacaksa o zaman Türkiye Kıbrıs sorunundan
tam olarak kurtulmaya çalışacak. Ankara, umutlarını
ABın kritik ikinci dönem başkanlığını
İngilterenin yapacak olmasına da dayıyor.
Türkiye
Hükümeti, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül
aracılığıyla önhazırlık
çalışmalarına girmiş sayılır. Gül
yaptığı açıklamada Ankara Kıbrıs sorununa kalıcı
bir çözüm için büyük çaba sarfedecek ve bu niyetine ilişkin şu anda
hazırlığını yapmaktadır diye konuştu. (Rum
basını)
YENIDUZEN 21/12/04
|
|
|
|||
|
|
|
22 Aralık 2004 Denktaş, Bunun doğru olup
olmadığını zaman gösterecek, ama Türkiye bizi satamaz
çünkü Türk halkı buna izin vermez dedi. |
|
İstanbulda bir panelde konuşan Rauf Denktaş,
Güney Kıbrıstaki hükümeti meşru saymanın Avrupa
Birliğinin şampiyonluğunu yaptığı ilkelerle
bağdaşmadığını söyledi.
Annan Planının yeniden masaya getirilmek
istendiğini anımsatan Denktaş, Kıbrıs Rumlarına
meşrusunuz dediğiniz sürece, bizimle antlaşma yapmayacaklar,
vetoyu ellerinde sallayacaklar dedi.
Denktaş, AB ile pazarlık içinde olan
Türkiyeden, Kıbrıs Cumhuriyeti denilen terörist bir idareyi
tanıması ve KKTCden vazgeçmesinin istendiğini söyledi.
Türkiyenin KKTCye verdiği sözü senet olarak kabul ettiklerini yineleyen
Denktaş, Kıbrıs davası Ahmet, Mehmet, Talatın
değil, Türk milletinin davasıdır dedi.
|
|
|
|||
|
|
|
22 Aralık 2004 Talat, Papadopulos topa vurursa maç başlar.
Ama topun üzerine oturdu. Vurmuyor dedi. |
|
Talat, Bayrak TVde yayınlanan programda,
Kıbrıs Türk tarafının, çözüme evet dediğini
yineleyerek, Rum tarafının, ne istediğine karar vermediğini
kaydetti. Rum siyasilerin, Annan Planı temel olacak dediğine
işaret eden Talat, Tamam, temel olacak da ne olacak. Bana somut öneri
yapsınlar dedi.
VİCDANEN RAHATIZ
AB, Birleşmiş Milletler ve ABDnin, Rum
tarafı üzerinde büyük etkisi olduğunu belirten Talat, bu etkiyi
kullanarak, Rum tarafının ne istediğini, ne
düşündüğünü belirlemesini sağlamak gerektiğini
vurguladı.
Tarihe geçen bir hükümet dönemi
yaşadıklarını ve vicdanen rahat olduğunu anlatan
Talat, erken seçimin, geç yapılmasında ise muhalefeti suçladı.
Kıbrıs'ın gündeme gelmesi an meselesi
Erdoğan, sorunun her an gündeme gelebileceğini söyledi
22 Aralık, 2004 10:06:00 (TSİ) CNN TURK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiyenin
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda başından bu yana
barışı arzuladığını belirtti ve her an bu
konu gündemimize gelebilir dedi.
Suriyeye yapacağı resmi ziyaret kapsamında Şama hareket
etmeden Esenboğa Havalimanında gazetecilerin sorularını
yanıtlayan Başbakan Erdoğan, temennimiz Kıbrısı
barış adası haline getirmek. Elimizden gelen gayreti
göstereceğiz. Önümüzdeki haftalarda, aylarda her an bunu gündeme
getirebiliriz diye konuştu.
Erdoğan, Türkiyenin garantör ülke olarak başından bu yana
Kıbrısta barış için aracı olma gayretinde
olduğunu, buna paralel olarak son barış görüşmelerini de
Türkiyenin başlattığını hatırlattı.
Üzerimize düşen yükün ne olduğunu sürekli vurguladık diyen
Başbakan Erdoğan, barış girişimlerini sürdürecekleri
mesajını verdi.
AP'de
Kıbrıs çağrısı
17 aralık Brüksel zirvesiyle ilgili olarak dün Avrupa Parlamentosunu
bilgilendiren AB Dönem Başkanı Hollandanın Başbakanı
Jan Peter Balkenende, Ada'daki tarafları Birleşmiş Milletler'in
iyi niyet misyonuna sahip çıkmaya çağırdı.
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da, Barroso da, Türkiye'yi,
bazı Avrupa Birliği üyelerinin Kıbrıs'la ilgili
endişelerini giderecek adımlar atmaya çağırdı.
ABnin her iki önemli isminin üzerinde birleştiği ve
vurguladığı konu ise, Türkiye'nin Ankara Anlaşması ek
protokolünü imzalamasının Güney Kıbrıs'ın resmen
tanınması anlamına gelmediği, ancak sorunun çözümü için
önemli bir adım olduğuydu.
Brükselde
Kıbrıs pazarlığı
Türkiye, Brükselde 17 aralıkta imzalanan anlaşmayla 3 ekim 2005te
müzakerelerin başlayacağı garantisini elde etti. Ancak zirvede
Türkiye'yi esas zorlayan müzakere tarihi değil, nihai metin
taslağının Kıbrıs paragrafı oldu.
Konu, taraflar arasında son dakikaya kadar pazarlık konusu
yapıldı ve tartışmalar bir ara Türk tarafının
görüşmelerden çekiliriz' restiyle tıkanma noktasına geldi.
Bunun üzerine İngiltere, Almanya, Yunanistan, Fransa ve Hollanda liderleri
devreye girerek, sorunu beşli zirvede çözüme kavuşturdu.
Bu çözüme göre, Türkiye'ye şart koşulan 'ek protokole 24 saat içinde
paraf atma' talebi geri çekildi ve Türkiyenin sözlü olarak Ankara
Antlaşmasındaki ek protokolü 3 ekim 2005e kadar
imzalayacağına dair bir 'bildirimde' bulunması istendi.
Buna göre değiştirilen yeni paragrafta, ''AB, Türkiye'nin tam üyelik
müzakereleri başlamadan önce Ankara Anlaşması'nı 10 yeni
üyeyi kapsayacak şekilde onaylayacağını bildirmesinden
memnuniyet duyar'' ifadesi kullanıldı.
AB Dönem Başkanı Hollanda'nın hazırladığı
ilk taslağın Kıbrıs paragrafında, Türkiye'nin, Ankara
Anlaşması'nın 10 yeni ülkeyi kapsayacak şekilde imzalama
'kararından' memnuniyet duyduğu dile getirilmişti.
|
Erdoğan: Kıbrısta çözümü gündeme
getireceğiz |
|
|
Ankara Resmi ziyaret için Suriye'ye giden Başbakan Erdoğan, Kıbrıs sorununa çözümü yeniden gündeme getireceklerini söyledi. Erdoğan, Suriye'ye
hareketinden önce Esenboğa Havaalanında basın
toplantısı düzenledi. Erdoğan, Suriye ziyareti
sırasında başta Devlet Başkanı Beşar Esad olmak
üzere, başbakan, meclis başkanı ile görüşeceklerini ve
daha önce parafe edilen ticaret anlaşması imzalayacaklarını
söyledi. Erdoğan, temasları
sırasında Suriye ile işbirliğini daha ileri götürmek için
çaba sarf edeceklerini, Türk işadamlarının da Suriyeli
muhataplarıyla bu çerçevede görüşmeler yapacağını bildirdi. "KIBRIS'TA ÇÖZÜM
GÜNDEME GELECEK" Erdoğan, bir soru üzerine,
Türkiyenin öteden beri Kıbrısta barışı arayan,
bunu teşvik eden, garantör ülke olarak barışın
sağlanması yolunda çaba gösteren bir ülke olduğunu
vurguladı. Annan Planı ile ilgili
dördüncü müzakereleri de Türkiyenin başlattığının
altını çizen Erdoğan, "Şu anda da temennimiz odur ki
Kıbrısı bir barış adası haline getirmek için
bizler yine elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz. Bunun sürekli
olarak hazırlığı içerisindeyiz. Önümüzdeki haftalar,
aylar her an gündeme bunu getirebilir" dedi. İSLAM DÜNYASINDA AB
HEYECANI TOPLU KONUT
PROJELERİ Erdoğan, "Biliyorsunuz
o daireler 45 metrekare civarında daireler olacak" dedi.. (Hürriyetim)
|
|
HURRIYET 22/12/04
|
Denktaş: Türkiye AB'ye girme pazarlığında |
|
|
İstanbul KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye bir pazarlık içerisindedir. Avrupa Birliği'ne (AB) girme pazarlığı... Bu pazarlıkta, en haklı ve en güçlü olduğu bir davada kendisinden peşinen istenen 'Kıbrıs cumhuriyeti hükümeti' dedikleri terörist idareyi tanımasıdır dedi. Denktaş, Yıldız
Teknik Üniversitesi'nde (YTÜ) düzenlenen 17 Aralık Sonrası KKTC,
Türkiye ve AB konulu panelin açılışında konuştu. Salona girişinde
katılımcılar tarafından ayakta ve uzun süre
alkışlanarak karşılanan Denktaş, Atatürk'ün
gençliğine sesleniyorum diyerek sözlerine başladı. KKTC Cumhurbaşkanı
Denktaş, konuşmasına şöyle devam etti: Atatürk, 'Yurtta
barış, dünyada barış' demiştir. Bunu kullananlar
'barış için her şey yapılabilir' neticesine varmakta,
uzlaşma için her şeyi vermenin mubah olduğunu
sanmaktadırlar. Halbuki Atatürk'ün diğer bir sözü vardır;
'Barış diyorsam
bağımsızlığımızı kastediyorum' der.
Bağımsız olmayan bir ülke, hiçbir şekilde barış
bulamaz, barış yapamaz. Barış yapma yetkisi yoktur.
Bağımsızlık bir milletin varlığının
esasıdır. Ve Anadolu işgali, Kurtuluş Savaşı,
bunun yaşayan bir örneğidir. "AKDENİZ
TÜRKİYE'YE KAPANIR" Kıbrıs'ın
Türkiye'nin elinden çıkması halinde Akdeniz'in Türkiye'ye
kapanacağını ifade eden Denktaş, şunları
kaydetti: Bugün neredeyiz?
Bağımsız, ortaklaşa kurduğumuz, Anavatan, Yunanistan
ve İngiltere'nin garantilediği 'ortaklık cumhuriyeti' bugün
nerededir? Böyle bir cumhuriyet yoktur. Bunu Makarios ortadan
kaldırmıştır. Enosis için
kaldırmıştır. Tavanı başımıza
yıkarak, insanlarımızı toplu mezarlara gömerek... O
günlerde burada, Türk basınında sayfa sayfa resimlerle
Rumların vahşeti ve Türkiye'nin müdahale hakkının
varlığı savunulmaktaydı. Bugün 41. yılda
Şehitler Haftası'ndayız. Türk basınında bu konuda
bir haber görmedim. Bir resim bulmadım ve üzüldüm. Türkiye bir pazarlık
içerisindedir. AB'ye girme pazarlığı... Bu pazarlıkta, en
haklı ve en güçlü olduğu bir davada kendisinden peşinen
istenen 'Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti' dedikleri terörist idareyi
tanımasıdır. Böylelikle 31-32 yıldır
tanıdığı, 41-42 yıldır koruduğu KKTC ve
onun halkından vazgeçmesidir. Bu pazarlıkta Türkiye'nin gücü
sizlersiniz. Bu heyecanınızdır. Rauf Denktaş, Anadolu'da
gittiği her yerde bu heyecanı gördüğünü, ancak AB'nin bunun
farkında olmadığını kaydederek, Türk basınının da
'Kıbrıs'ın önemli olmadığını ve AB yolunu
tıkamaması gerektiğini' dile getirdiğini ileri sürdü. KIBRIS
MESELESİNİ TÜRKİYE'NİN BAŞLATMADIĞINI KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü: AB'yi Türkiye'nin önüne
koyanlar, farklı bir işlem içinde midirler? Kaç yıldır,
'meseleyi hallet öyle gel' diyenler, Kıbrıs meselesini Türkiye'nin
başlatmadığını, Rum'un, Yunan'ın
başlattığını, bugüne kadar getirdiğini ve Rum
idaresine 'meşru Kıbrıs hükümeti' demek suretiyle
uluslararası anlaşmaları çiğnemekte olduklarını
bilmiyorlar mıydı? Tabiatı ile biliyorlardı. "PAPADOPULOS
TERÖRİST BAŞI" O halde neden devamlı
surette Türkiye'nin önüne Kıbrıs'ı koyuyorlardı?
Türkiye'yi almak istemedikleri için... Neticede Türkiye'nin girişimleri,
manevrası, devamlı çalışmaları neticesinde alma
dönemine geliyorlar ve 'Kopenhag Kriterleri'nde Kıbrıs yoktur'
noktasına gelmiş görünüyorlar. Ama yine görüyorum ki, son
temaslarda, bu sefer 'Kıbrıs Hükümeti' dedikleri idarenin eline
veto hakkı da tanımışlar. Veto tehdidiyle son ana kadar
Papadopulos denilen kişi, yani terörün başı, Türkiye ile,
dünya ile, AB ile oynuyor ve buna
müsaade ediliyor. (aa) |
|
HURRIYET 22/12/04
AB: Annan devreye girsin
|
Zeynel LÜLE/BRÜKSEL AB Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Balkenende, "Kıbrıs'ta çözüm için BMnin yeniden devreye girmesini istiyoruz" dedi. Avrupa
Parlamentosunda zirve sonuçlarının değerlendiren Jan-Peter
Balkenende, Türkiyesiz Avrupanın güvenliğinden söz
edilemeyeceğini, Türkiyenin kaybedilemeyecek kadar önemli bir ülke
olduğunu belirterek, Aradan geçen 40 yıldan sonra Türkiyeye
hayır diyemezdik. Bu hem siyasi, hem de tarihi bir hata olurdu dedi.
Balkanende, Adalet Bakanı Cemil Çiçekin beş senede müzakerelerin
tamamlanabileceğine dair açıklamalarını ise, nesnel bir
değerlendirme değil. Hatta imkansız ifadeleriyle
cevaplandırdı. |
HURRIYET 22/12/04
|
Talat: Papadopulos topa vurursa maç başlar |
|
|
Lefkoşa KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda topun Rum tarafında olduğunu belirterek, Papadopulos topa vurursa maç başlar. Üstüne oturdu topun, vurmuyor dedi. Talat, Bayrak Televizyonu'nda
(BRY) yayınlanan Akis programında,
Kıbrıs Türk tarafının çözüme evet dediğini
yineleyerek, Rum tarafının ne istediğine karar
vermediğini kaydetti. Rum siyasilerin Annan
planı temel olacak dediğine işaret eden Talat, Tamam, temel
olacak da ne olacak... Bana somut öneri yapsınlar. 'Annan planında
şu şu bölümler değişsin', bunu Rumlar yapacak diye
konuştu. "MAÇ
BAŞLAR" AB Komisyonu'nun, AB üyelerinin,
BM'nin, BM Güvenlik Konseyi Daimi üyelerinin ve ABD'nin, Rum tarafı
üzerinde büyük etkisi olduğunu belirten Talat, Onların bu
etkilerini kullanarak Rum tarafının ne istediğini, ne düşündüğünü
belirlemesini sağlamak lazım dedi. Rum tarafının,
işte ben bu noktadayım, bunu istiyorum dediği anda topa
vurmuş olacağını kaydeden Talat, Güdeceğimiz aktif
politikalarla Papadopulos'un topa vurmasını sağlamamız
lazım. Papadopulos topa vurunca maç başlar. Ama vurmadan
başlayamaz. Üstüne oturdu topun, vurmuyor. Durum budur diye
konuştu. Tarihe geçen bir hükümet dönemi
yaşadıklarını ve vicdanen rahat olduğunu anlatan
Talat, erken seçimin geç yapılmasında muhalefeti suçladı ve
Muhalefet bu topluma yazık etti dedi. (aa) |
|
HURRIYET 22/12/04
Erdoğan: Kıbrıs'ta çözüm
adımı her an gelebilir
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB müzakere
sürecinin en önemli unsuru olan Kıbrıs'ta çözüm girişiminin
önümüzdeki hafta ve aylarda her an gündeme gelebileceğeni söyledi.
Erdoğan, Suriye gezisine başlarken
Esenboğa Havaalanı'nda gazetecilerin sorularını
yanıtlarken, Türkiye'nin öteden beri Kıbrıs'ta
barışı arayan, bunu teşvik eden, garantör ülke olarak
barışın sağlanması yolunda çaba gösteren bir ülke
olduğunu vurguladı. Annan Planı ile ilgili dördüncü müzakereleri
de Türkiye'nin başlattığının altını çizen
Erdoğan, "Şu anda da temennimiz odur ki Kıbrıs'ı
bir barış adası haline getirmek için bizler yine elimizden gelen
bütün gayreti göstereceğiz. Bunun sürekli olarak
hazırlığı içerisindeyiz. Önümüzdeki haftalar aylar her an
gündeme bunu getirebilir" dedi.
İSLAM DÜNYASINDA AB HEYECANI
Erdoğan, Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi
almasının ardından Ortadoğu ve İslam dünyası ile ilişkilerinin
nasıl olacağının sorulması üzerine de, "Şu
anda gerek Ortadoğu gerek İslam dünyasındaki ülkelerin bir
kısmından aldığımız telefonlara
bakılırsa, heyecan orayı da sarmış durumda.
Hepsi bundan dolayı tebriklerini
bildiriyorlar, takdirlerini bildiriyorlar. Zaten İslam
dünyasının medyasından da takip ettiğinizde bunu görmeniz
mümkün" diye konuştu.
TOPLU KONUT PROJELERİ
Erdoğan, toplu konut
çalışmaları çerçevesinde dar gelirli vatandaşlar için
yaptırılacak konutlar hakkında bilgi verirken de, şu anda
tip projelerin hazırlığının
yapıldığını, ardından illerin
ihtiyaçlarının saptanacağını ve temel atma
törenlerinin başlayacağını bildirdi. Erdoğan,
"Biliyorsunuz o daireler 45 metrekare civarında daireler olacak"
dedi.
Erdoğan, Suriye gezisinde
Cumhurbaşkanı Beşar Esad başta olmak üzere ticari
ağırlıklı görüşmeler yapacağını
belirtti. Cumhurbaşkanı Esad'ın ziyaretiyle Suriye ile Türkiye
arasındaki ilişkilerde yeni bir dönemin
başladığını, bu ziyaretle ilişkileri çok daha anlamlı
hale getirmek istediklerini söyledi.
Erdoğan, Suriye ziyareti
sırasında, iki ülke arasında gerek siyasi, gerek ticari alanda
çok daha farklı kılacak adımları atacaklarını
umduğunu bildirdi.
Başbakan Erdoğan, Suriye'ye
yapacağı ziyaret öncesinde Esenboğa Havalimanı'nda
düzenlediği basın toplantısında, ortak tarihi, kültürel ve
dini bağların olduğu iki dost ve komşu ülke konumunda
bulunan Suriye'ye iki gün sürecek bir ziyaret gerçekleştireceğini
bildirdi. Bu ziyarette ağırlıklı olarak daha önce parafe
edilmiş olan Serbest Ticaret Anlaşması'nın imza töreninin
yapılacağını belirten Erdoğan, bunun yanında
işadamlarının karşıtlarıyla yoğun bir
şekilde görüşmelerde bulunacağını kaydetti.
Erdoğan, Türkiye-Suriye dostluk
gruplarının karşılıklı olarak görüşmeler
yapacağını ifade ederek, kendisinin de Cumhurbaşkanı
Beşar Esat ve Başbakan ile görüşme yapacağını
anlattı.
Yarın öğlenden sonra Halep'e geçerek
orada da çalışmalarda bulunacaklarını vurgulayan
Erdoğan şöyle devam etti:
''Bildiğiniz gibi kısa bir süre önce
sayın Cumhurbaşkanı Beşar Esat'ın ülkemize ziyaretiyle
Suriye ile Türkiye arasında yeni bir dönem başlamıştı.
Öncesinde sayın başbakanının ziyareti, daha sonra
karşılıklı olarak gerek TBMM Başkanımız
Bülent Arınç'ın ziyareti, gerek bakanlarımızın
heyetlerle yaptıkları ziyaretlerle çok daha anlamlı hale gelen
ilişkilerimizi inşallah bu ziyaretimizle, gerek siyasi gerek ticari
alanda çok daha farklı kılacak adımları atacağımızı
umuyorum.''
SORULAR
Başbakan Erdoğan, daha sonra
gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin sorularını
yanıtladı.
''Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi
almasından sonra doğu komşularıyla ilişkileri
nasıl olabilir?'' şeklindeki bir soruyu Erdoğan şöyle
yanıtladı:
''Şu anda, gerek Ortadoğu'daki, gerek
İslam dünyasındaki ülkelerin bir kısmından
aldığımız telefonlara bakılırsa heyecan
orayı da sarmış durumda. Bundan dolayı tebriklerini
bildiriyorlar, takdirlerini bildiriyorlar. Zaten İslam
dünyasının medyasından da takip ettiğimiz gibi bunu görmek
mümkün.'' Erdoğan, ''Kıbrıs'ta barış süreci yeniden
başlatılacak mı?'' diye soran bir gazeteciye de, şu
karşılığı verdi:
''Kıbrıs'ta barışı hep
arzuladığımızı, bunu teşvik ettiğimizi, bu
konuda bir garantör ülke olarak orada arabulucu olma gayreti içinde
olduğumuzu, üzerimize düşen yükün ne olduğunu, ne olması
gerektiğini devamlı vurguladık ve buna yönelik olarak da
girişimlerimiz oldu. Son girişimimizde biliyorsunuz 4. müzakerede de
bu süreci hatırlarsanız biz başlattık. Şu anda da temennimiz
odur ki, Kıbrıs'ı bir barış adası haline getirmek
için bizler yine elimizden gelen tüm gayreti göstereceğiz. Bunun sürekli
olarak hazırlığı içerisindeyiz. Önümüzdeki haftalar, aylar,
her an gündeme bunu getirebilir.'' Başbakan Erdoğan, Toplu Konut
İdaresi'nin alt grupları ev sahibi edindirme projesinin son
aşamasını hatırlatan bir gazeteciye ise tip projelerinin
hazırlıkları yapıldıktan sonra illerin ihtiyaç
durumlarının tespitlerinin yapılacağını, o
tespite göre de illerde temel atma törenlerinin başlayacağını
bildirdi. Erdoğan, dairelerin 45 metrekare civarında
olacağını sözlerine ekledi.
MILLIYET 22/12/04
Talat: Papadopulos topa vurursa maç
başlar
Züleyha Karaman
bildiriyor
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda topun Rum
tarafında olduğunu belirterek, ''Papadopulos topa vurursa maç
başlar. Üstüne oturdu topun, vurmuyor'' dedi.
Talat, Bayrak Televizyonu'nda (BRY)
yayınlanan Akis programında, Kıbrıs Türk
tarafının çözüme ''evet'' dediğini yineleyerek, Rum
tarafının ne istediğine karar vermediğini kaydetti.
Rum siyasilerin ''Annan planı temel
olacak'' dediğine işaret eden Talat, ''Tamam, temel olacak da ne
olacak... Bana somut öneri yapsınlar. 'Annan planında şu şu
bölümler değişsin', bunu Rumlar yapacak'' diye konuştu.
AB Komisyonu'nun, AB üyelerinin, BM'nin, BM
Güvenlik Konseyi Daimi üyelerinin ve ABD'nin, Rum tarafı üzerinde büyük
etkisi olduğunu belirten Talat, ''Onların bu etkilerini kullanarak
Rum tarafının ne istediğini, ne düşündüğünü
belirlemesini sağlamak lazım'' dedi.
Rum tarafının, ''işte ben bu
noktadayım, bunu istiyorum'' dediği anda topa vurmuş
olacağını kaydeden Talat, ''Güdeceğimiz aktif politikalarla
Papadopulos'un topa vurmasını sağlamamız lazım.
Papadopulos topa vurunca maç başlar. Ama vurmadan başlayamaz. Üstüne
oturdu topun, vurmuyor. Durum budur'' diye konuştu.
Tarihe geçen bir hükümet dönemi
yaşadıklarını ve vicdanen rahat olduğunu anlatan
Talat, erken seçimin geç yapılmasında muhalefeti suçladı ve
''Muhalefet bu topluma yazık etti'' dedi.
MILLIYET 22/12/04
Kıbrıs'ta dün
dündü, bugün bugündür...
Yine kaşlar çatıldı. Gamlı baykuşlar, yine kötü
haberleriyle tepemize dikildiler. Komplo teorileri de hazır:
"Olmaz kardeşim. Kıbrıs'ı, sadece müzakerelere
başlamak için satamayız. Adanın Kuzeyini elimizden alacaklar.
Sonra müzakerelere oturtacaklar. Ancak tam üyelik garantisi de yok. Sonuna
gelince, hadi arkadaş sana özel statü verlim diyerek bizi açıkta
bırakacaklar."
Hayır, eğer oyunu doğru dürüst oynayabilirsek bunlardan hiçbiri
olmaz.
Herşeyden önce, bir noktayı iyi bilelim. Türkiye, 17 Aralık'ta
imzaladığı belge ile Kıbrıs'ı satmadı.
Sadece, müzakereler başladıktan sonra zaten yapmak zorunda
olduğu ,Gümrük Birliği anlaşmasının Güney
Kıbrıs'a da genişletilmesi kararını, sadece müzakereler
başlamadan önceye çekti.
Başka hiçbir şey değişmedi.
Sadece, Uluslararası arenada, başkalarının
yıllardır oynadıkları bir oyunu, şimdiden sonra
Türkiye oynamaya başlayacak.
Gümrük Birliği protokolü Kıbrıs'a genişletilince, Rumlar ve
Yunanlılar "Kazandık.Türkiye, Kıbrıs'ı resmen
tanıdı" diye bağıracaklar. Türkiye'de
"Hayır, bu resmi tanıma değil, basit bir ticari- teknik
zorunluğun yerine getirilmesidir." diye yanıt verecek.
Kıbrıs'ın Kuzeyi KKTC tarafından yönetildiği, Rumlar
Kuzey'deki yönetimi ellerine alamayacaklarından, 30 bin Türk askeri
Kuzeyin güvenliğini sağlamayı sürdüreceğinden dolayı
da, gerçekte Türk tarafı haklı olacaktır. Diğer bütün
sözler havada kalacaktır.
ANCAK RUMLAR, İŞİN UCUNU BIRAKMAYACAK
Özetlemek gerekirse, 3 ekim tarihinde müzakerelerin başlamasına
kadarki dönem pek önemli değil. Ankara anlaşması
Kıbrısa genişletilecek ve müzakerelere geçilecek. Ancak,
itişip kakışmalar, Türk tarafı ile Rumlar arasındaki
siyasi mücadele, bu şekilde müzakereler boyunca sürecek. Yani,
Kıbrıs konusunu arka planda bırakabileceğimizi
sanmayalım.Tam aksine, Rumlar tepemizde boza pişireceklerdir.
Bu mücadeledeki hedefler de aynen şöyledir:
Rumlar, her paragrafın açılış ve kapanışında
küçük bir ödün koparmak ve yıllar içinde, Annan planının çok
daha ötesinde ve en kısa sürede yeni kazançlar elde etmeyi
planlıyorlar.
Türk tarafı ise, Rumlarla yeni bir müzakere süreci yaşamak, Annan
planına bazı ekler yapıp, Tam Üyelik gününe kadar kesin çözüm
bulmayı planlıyor.
Kısacası, Rumların acelesi var, Türk tarafının ise hiç
acelesi yok.
ANCAK, TÜRKİYE HEMEN HAREKETLENMELİ
Rumlar 17 Aralık'ta önemli bir fırsat kaçırdılar. Daha
doğrusu, beklediklerini elde edemediler. Ancak ellerinde önemli bir
baskı aracı var. Türkiye' nin bu baskıdan kurtulabilmesi ve
istediği gibi zaman kazanabilmesi için, tüm enerjisini, tüm vizyonunu
kullanması gerekir.
Adeta bir kuyumcu gibi çalışılması, arka arkaya jestler
yapıp, bunları dünyaya iyi satmak, çözüm için ciddi adımlar
atıp AB üyelerini arkasına almaya çalışmalıdır.
BM'yi tekrar devreye sokmak ve Annan' ın hareketlenmesini
sağlanmalıdır. Ancak bu şekilde Rumların
baskısından kurtulunabilir. Aksi halde büyük sorunlarla
karşı karşıya kalacağız demektir.
Artık eskisi gibi, yan gelip yatılamaz Sadece tepki göstererek
Kıbrıs politikası yapılamaz. Uluslararası satranç
oynamaya hazır olmak zorundayız.
* * *
BİRGÜN, ANNAN
PLANINI MUMLA ARAYABİLİRİZ
Bana ne
zaman "Kıbrıs'ı tanıyın. Girmek istediğiniz
kulübün bir üyesini tanımadan bu işi götüremezsiniz." deseler
fena halde sinirleniyorum. Kan tepeme fırlıyor. Sinir içinde,
ağzımı açıp yumuyorum gözümü ve başlıyorum
bağırmaya:
"Mantık bunun neresinde? Annan planını siz desteklediniz.
Bunun kabul edilmesiyle birlikte sorunun çözümleneceğini siz söylediniz.
Türk tarafı size güvendi ve anlaşmayı onayladı. Papadopulos
ise referandumda red oyu çıkmasını sağladı.
Ardından KKTC'nin yanlızlıktan
kurtarılacağını söylediniz. Papadopulos yine vetosunu koydu
ve engelledi. Şimdi, Kıbrıs'ın tanınmasını
istiyorsunuz. Yani size güvenenler cezalandırılacak ve Papadopulos
karlı çıkacak. Hakkaniyete uyar mı ? "
Bu tepkiyi, resmi yetkilisinden en basit vatandaşa kadar , hemen hemen
bütün Türkler gösteriyorlar. Hepimizin aldığımız
yanıtta şöyle oluyor:
"Uluslararası ilişikilerde hakkaniyet yoktur. Oyunu kim daha iyi
oynarsa o kazanır. Rumlar referandumda Annan planını reddetti.
Sizde bu olasılığı daha önceden görseydiniz ve
anlaşmayı bu kadar geciktirmeseydiniz. Denktaş arka arkaya
engeller çıkarırken seyretmeseydiniz. Rumların tam üye
olacaklarını biliyordunuz. Kendi kendinizi tuzağa soktunuz.
Bugün Rumlar reddetti. Ancak dün de Denktaş reddetmişti."
Yani, dün dündür bugün ise bugündür.
Eski gelişmelere bakıp hesap yapmaya başlarsak , işler çok
karışıyor. Zira Denktaşgillerin eski HAYIR'ları
düşünülürse, Türkiye'nin bugün düştüğü Uluslararası
tuzağın temelinde yine kendimizi buluyoruz.
Gelinilen noktadaki durumun faturasını kim ödeyecek ?
MEHMET ALI
BIRAND MILLIYET 22/12/04
Annan Planı'nı istemezük!
AB'den
'Anlaşma için yeni süreci başlatın' mesajı geldi.
Papadopulos: Kimse Kıbrıs'ta hakem rolü oynamasın. Yakovu: Biz
Annan Planı için çalışmayız. Denktaş: Masaya kim
oturacaksa otursun
Burgenstock
atfı
Hollanda Başbakanı Balkenende, Annan'ın son mesajı
çerçevesinde Kıbrıs'ta çözüm için yeni sürecin
başlatılmasını istedi. Rum lider Papadopulos, Annan
Planı'na şiddetle karşı çıktı: "Burgenstock
süreci tekrarlanamaz. Kimse hakem rolü oynamasın."
İtiraz
yağmuru
Rum Dışişleri Bakanı Yakovu, "Bu plan için
çalışma niyetimiz yok" derken, hükümet sözcüsü Hrisostomidis
şöyle konuştu: "Çözüm, önce anlaşmayı sonra
referandumu öngörmeli." Yunan hükümet sözcüsü Rusopulos, gerilim
siyasetine dönmüş gibiydi.
Atina
sertleşiyor
Rusopulos, "Adil bir çözüm, istilacının haklı
çıkamayacağı kuralına uymalı. Uyum protokolü
imzalanmazsa müzakere başlamaz" dedi. Denktaş da 'masaya
oturacağı' haberlerini yalanladı: "Kim oturacaksa otursun.
Annan Planı canlanacakmış, safsata."
RADIKAL
22/12/04
Rum
basını: Papadopulos korktu, kaybetti
Papadopulos'u AB
zirvesinde Türkiye'ye karşı veto kartını kullanmadığı
için korkaklıkla suçlayan Rum basını, Kıbrıs
politikalarının iflas ettiği görüşünde
RADIKAL 22/12/04
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Türkiye'nin 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıması, askerlerini
adadan çekmesi, 'Kıbrıs Cumhuriyeti' ile ilişkilerini
normalleştirmesi gibi bir dizi talepte bulunup, bunlar yerine getirilmezse
veto tehdidini açık bırakarak AB zirvesine giden Rum lideri Tasos
Papadopulos, adaya dönüşünden sonra medyadan ağır eleştiri
aldı. Papadopulos'u eleştirenlerin arasında, 24 Nisan'daki
referandum öncesi 'Hayır' için kendisine büyük destek veren medya
kuruluşlarının bulunması da dikkat çekti.
· Referandumda
'Hayır'cı Simerini gazetesi, Papadopulos'u cesaretsizlikle
suçlandı. Gazetenin yazarlarından Ahileas Emilianidis "17
Aralık, Kıbrıs diplomasisinin bir yenilgisidir. Evet, Türkiye 3
Ekim'e kadar Ankara anlaşmasının genişleme protokolünü
imzalamak zorunda kalacak, ancak hedefimiz bu muydu? Hedef Gümrük Birliği
miydi? Protokolün imzalanması ne Türkiye'nin Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanıması ne de sahte devleti (KKTC kast ediliyor)
lağvetmesi anlamına gelir. Bize tanınma yolunda ilk
adımın atılmasından bahsediyorlar. İkinci adım ne
zaman atılacak? Türkiye'nin meyve veya sebzeleri için yapılacak
müzakerelerde mi? Çok önemli bir kozumuzu yitirdik" dedi.
· Aynı gazetede
Hristos İosifidis imzalı '17 Aralık 2004: Utanç'
başlıklı yazıda şunlar belirtildi: "Brüksel'de 16
Aralık'ta benimsenen AB'nin ortak tavrının ömrü uzun
olmadı. Kıbrıslılar diz çöktü. Oysa Kıbrıs
halkı, 24 Nisan referandumundaki 'Hayır'la, AB üyeliği
uğruna yaptığı onca fedakârlıkla veto
hakkının elinde bulunması için mücadele vermişti.
Yönetimimiz oynadı ve kaybetti. Şimdi sorumluluklarını da
üstlenmelidir."
'Atilla'nın
çizmelerini cilaladık'
· Lazaros Mavros
imzalı yazıda da, Papadopulos'a ateş püskürüldü:
"Atilla (Türkiye kast ediliyor), çizmeleriyle Brüksel'e geldi. Kimse hiç
değilse çizmelerini çıkarıp kendisinden ayakkabı giymesini
istemedi. Bizimkiler de önünde diz çöküp çizmelerini cilaladılar."
· Andreas
Hacikiriaku'nun yazısında, "AB zirvesinde veto
kullanmamamıza gerekçe olarak 17 Aralık'ın bir son değil,
yeni bir yolun başlangıcı olduğu söylendi. Brüksel'de
siyasetin laf değil icraat olduğu kanıtlandı. Vetoyu bir
çekmeceye koyarak sözü edilen yeni yolun ne olduğunu bilen var mı?
Papadopulos'un vatanperver sözlerinin arkasında bir gerçek yatıyor.
Bu yeni yolun bizi nereye götüreceği hakkında hiçbir şey
bilmiyoruz. Nereye çıkacağı belirsiz bir yolda kaybolmak
ihtimalimiz de yüksek" denildi.
· Simerini, 'Evet'çi
DİSİ partisinin üyelerinden Kiriakos Anastasiadis'in
"Kıbrıs'ın en büyük şansızlığı
bugün Glafkos Klerides gibi bir lidere sahip olmamasıdır. İki
yıl öncesine dek uluslararası alanda dev prestij stoklarına
sahip Kıbrıs, Papadopulos'un marifetleri sayesinde tek
başına kaldı" diyen yazısına yer verdi.
· 'Hayır'cı
tavrıyla 24 Nisan referandumu öncesi Papadopulos'a destek veren
Filelefteros gazetesinde de Rum lidere eleştiri yağdı. Elena
Perikleus, "Frenleri patlamış bir kamyonda belirsize doğru
gidiyoruz. Şoförümüz savaş kornası mı çalıyor, yoksa
barış çubuğu mu tüttürdü, bilmiyoruz. Ancak, duyduğumuza
göre doktor galiba tütün içmesini yasaklamış. Brüksel'de korktuk.
Vetoya cesaret edemedik, yapamadık" diye yazdı.
'Erdoğan
kabadayılık tasladı'
· Hristala
Hacidimitriu, 'Güncel konular' adlı köşesinde şu görüşleri
dile getirdi: "Tayyip Erdoğan kabadayı bir tavırla bize
'Veto kullanacak cesaretiniz yok' dedi. Biz hep bir ağızdan 'Görürsün
sana neler edeceğiz' cevabını verdik. Şimdi ise hiçbir
şey olmamış gibi, veto oyununu hiç oynamamış gibi
davranıyoruz."
· Histos
Mihailidis'in yazısında ise "AB başka, BM başka. AB,
BM Genel Kurulu gibi giderek şikâyetlerini söyleyip oylamalarla sempati
topladığın bir adres değildir. Papadopulos, Brüksel'e
Avrupalıların canını sıkan koskaca bir talep
listesiyle gitti. Aslında kendisi bile bunların kabul edilmesinin söz
konusu olmayacağını biliyordu. Kıbrıslıların
sızlanmalarından Avrupa'da kimse etkilenmiyor" değerlendirmeleri
yapıldı.
'İkinci
sınıf ülke olduğumuz kanıtlandı'
· 'Evet'çi Politis
gazetesinde, Rum lider yerden yere vuruldu. Yorgos Kaskanis "Papadopulos
Brüksel zirvesinden tatmin olduğunu söylüyor. Oysa
Kıbrıs'ın ikinci sınıf bir ülke olduğu
kanıtlandı. Papadopulos, şimdi Türkiye'nin müzakereleri
sırasında pek çok küçük veto kullanabileceğini söylüyor. Bu, hem
aptalca hem de tehlikeli bir yaklaşım. Brüksel'de Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin varlığından şüphe edilmesine rağmen
Papadopulos vetoyu kullanamadı. Papadopulos stratejisi Brüksel'de iflas
etti. Brüksel zirvesi hepimize ders olmalıdır" diye yazdı.
· Kostas Konstantinu,
"Papadopulos'un veto fıkrasına AB'de herkes güldü. Veto,
Papadopulos'un havai fişeğinden başka bir şey değildi.
Tasos, elimizdeki son kozu da yitirdi. S-300 füzeleri fiyaskosunda olduğu
gibi bugün de utanç duyuyoruz" diye yazdı.
· Lui
İgumenidis, yazısında, "Brüsel'deki yenilgi ve AB'de tek
başımıza kalmamız, iki bölgeli, iki toplumlu federe çözüm
yerine, taksimi yeğleyen siyasetin sonucu. Kıbrıs rüzgâr ekti,
fırtına biçiyor. Papadopulos, Avrupai çözüm vaat etmişti.
Avrupa'nın böyle bir çözümü garanti etmediği gibi bizi taksime daha
çok yaklaştıran çıkmazlara sürüklediği
anlaşıldı" görüşünü savundu.
· Papadopulos'u
iktidara getiren komünist AKEL partisinin yayın organı Haravgi
gazetesinde bile, Rum lidere dolaylı eleştiriler yapıldı.
Andrula Giurof 'Açıkçası' başlıklı
yazısında, "Avrupai çözümde ısrar edenler
hatalarını anlamalı. Artık ayakları yere
değmeli" dedi.
Çözüm
için seferberlik
AB zirvesinin
ardından Kıbrıs'ta çözüm için düğmeye basıldı.
Erdoğan, randevu talep ettiği Annan'a mektup gönderecek. AB,
çağrı yaptı. ABD ile Britanya, devreye girme
hazırlığında
RADIKAL 22/12/04
SERKAN
DEMİRTAŞ
GÜVEN ÖZALP
ANKARA/BRÜKSEL
- AB'nin Türkiye'ye Kıbrıs şartıyla 3 Ekim 2005'te müzakere
tarihi vermesi üzerine adada 'temelli' çözüm çabası yeni yılda
hız kazanacak. Geçen haftaki AB zirvesinde BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın "Taraflar çözüme hazırsa, ben de
hazırım" demesinin ardından, dün AB Dönem Başkanı
Hollanda'nın Başbakanı Jan Peter Balkenende, tarafların Annan'ın
mesajına kulak verip yeni süreç başlatmasını istedi. ABD
ile Britanya da devreye girmeye hazırlanırken, Ankara da bir mektup
göndereceği Annan ile Başbakan Tayyip Erdoğan'ın bir araya
gelmesinin peşinde.
Kıbrıs'ta Türkiye ve Yunanistan'la birlikte garantör olan
Britanya'nın Dışişleri Bakanı Jack Straw, sadece
Kıbrıs için ocakta Ankara'ya gelecek. Bu ziyaret, AB zirvesi
sırasında iki ülke heyetlerinin temaslarında
kararlaştırıldı. Ocakta bölge turuna çıkacak olan ABD
Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage da,
özellikle Kıbrıs için olmasa da Ankara'ya uğrayacak. ABD
Dışişleri sözcüsü Richard Boucher, dün Annan Planı
temelinde çözümü desteklediklerini teyit etti. Bu girişimlerle, KKTC'de
şubattaki meclis ve nisandaki cumhurbaşkanlığı
seçimlerinin ardından çözüm zemini yaratılabileceği
düşünülüyor.
Annan'ı yeni bir girişimi yaşama geçirmesi için devreye sokmaya
ve Erdoğan'la görüştürmeye çalışan Ankara'nın AB
zirvesinde BM heyetinden Erdoğan adına randevu istediği
öğrenildi.
Annan teminat istiyor
Genel Sekreter ise, yeni girişim için taraflardan 'teminat' bekliyor.
Ankara, bu teminatı yerine getirmek için Annan'a Erdoğan imzalı
mektup göndermeye hazırlanıyor. Mektupta, 'Türk tarafı adada
kalıcı çözüm sağlanması için 2004'teki gibi kararlı'
vurgusu yapılacak.
Diplomatik kaynaklar, bu süreçte Kıbrıslı Rumlara
uluslararası baskıların artırılması
gerektiğine dikkat çekerek, BM Güvenlik Konseyi'nin atacağı
adımların önemli olacağını ve KKTC'nin Ercan
Havalimanı'nın doğrudan uçuşa açılmasının
Rumlarda şok etkisi yapabileceğini belirtiyor. 3 Ekim'e dek çözüm
sağlanmasa bile Rumların çözüm istemeyen taraf olduğunun
sabitleşeceği ve Türkiye üzerindeki tanıma
baskılarının hafifleyeceği hesabı yapılıyor.
24 Nisan referandumlarının ardından "Annan
Planı'nı müzakere etmeyiz. Rumlar isterse bir kez daha referanduma
gitsin" yaklaşımını bırakma eğilimindeki
Ankara'nın, planın 'ruhunu değiştirmeyecek
sınırlı değişikliklere' açık olduğu
belirtiliyor. Özellikle plandaki mülkiyetle ilgili karışık
düzenlemelerin basitleştirilmesine sıcak
bakıldığı dile getiriliyor.
Türkiye'yi Gümrük Birliği ek protokolünü 3 Ekim'e dek Kıbrıs Rum
Yönetimi dahil tüm AB üyelerine uyarlamasına ilişkin taahhüt
altına sokan Hollanda Başbakanı Balkenende, dün "Annan,
taraflar istediği takdirde devreye girebileceği mesajını
verdi. Tarafların bu çağrıyı değerlendirmeleri iyi
olur. Annan'ın bu katkıyı yapabilmesini tüm kalbimle umuyorum.
Böyle bir fırsatı en iyi şekilde kullanmalıyız.
Karmaşık Kıbrıs sorununun çözümü konusunda AB de
yardımcı olacak" dedi.
Hollanda:
Sınırları aştık
Balkenende, Türkiye'ye tarih verilmesinin tarihi bir karar ve küresel bir mesaj
olduğunun, Türkiye'nin sınırlarını aşan bir
niteliği bulunduğunun altını çizdi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso da Kıbrıs konusunda
Türkiye'den yeni bir açılım beklendiğini, bu adımın
gecikmeden atılmasını beklediklerini belirtti. Barroso, böyle
bir adımın Türkiye'nin adaylığına şüpheyle bakan
bazı AB üyelerinin ellerini zayıflatacağını
vurguladı.
İslam âlemi
kutladı
Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alması Müslüman ülkelerde de olumlu
yankı buldu. Pakistan Dışişleri Bakanı Hurşit
Mahmud Kasuri ve İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi,
dün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ü arayarak tebrik etti.
Kasuri ve Harrazi, sonucun kendileri ve İslam camiası için çok önemli
olduğunu söyledi.
'Masaya
oturma iddiam yok'
Denktaş, yeni
girişimde görüşmeci olacağı iddiasını reddedip,
'Bu seferki, AB karmaşası içinde daha çapraşık bir
mekanizma. AB diye diye
bağımsızlığımızı yok etme dolabı
döndürülüyor' dedi
RADIKAL 22/12/04
SEFA KARAHASAN
BRÜKSEL -
AB zirvesi sonrası Ankara'nın Kıbrıs'ta yeni BM
girişimini desteklemesine koşut olarak KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş yine Annan Planı'na karşı keskin muhalefete
koyuldu. Denktaş, 'görüşme masasına oturucağı'
haberlerine karşılık "Kim oturacaksa otursun. Benim böyle
bir iddiam yok. Önce kriterler belirlenmeli" dedi.
Dün Türk Ajansı-Kıbrıs heyetini kabul eden Denktaş,
şunları söyledi: "Kim kiminle ne konuşacak? Hedef nedir,
kriter nedir? Bu evvela dolaylı görüşmelerle tespit edilecek, sonra
masaya oturulacak. Yoksa Annan Planı canlanacakmış, bunlar
safsata. Kriterler evvelden belirlenmezse 'meşru Kıbrıs
hükümetiyle azınlık Türk cemaati konuşuyor' resmi olacak. Rum
bunun arkasına saklanıp, 'işte bak azınlık neler
istiyor, uzlaşmaz' diyerek yoluna devam edecek."
'Rumlarda mazeret çok'
Rumlarla ayrı egemenliğe dayanmayan bir ortaklığa
zorlandıklarını anlatan Denktaş, "Bu seferki AB
karmaşası içinde, daha çapraşık bir mekanizma. Bunu Rum
çalıştırmaz. 'Olmadı, AB normlarına uymuyor' diyerek
bunu da yırtar atarlar. O zaman göç başlar, başka bir şey
olmaz. Dolayısıyla Rum'u bilerek masaya kim oturacaksa otursun"
diye konuştu.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un uzlaşmaz gösterildiğini,
ancak Rumların 125 yıldır hedeflerinin hiç
değişmediğini anlatan Denktaş dün Lefkoşa'da
'Şehitler Haftası' törenlerinde ise anıt özel defterine
"Şimdi AB diye diye bağımsızlığımızı
yok etmek için dolaplar döndürülmektedir" diye yazdı.
Ya iki ayrı devlet, ya da Annan Planı
|
YENİ
BİR SÜREÇ BAŞLAYABİLİR... Yeni bir çözüm süreci
başlayabileceğini belirten Türkiye Başbakanı
Erdoğan, "Bu süreç, ya iki ayrı devlet olacaktır veyahut
da Annan Planı'nda ifade edildiği gibi, Birleşik
Kıbrıs Cumhuriyeti olacaktır" dedi BARIŞ
SÜRECİNİN BAŞLAMASINDA FAYDA VAR... Erdoğan: Annan
Planı'nın içinde, "eğer 24 Nisan'da plan her iki tarafça
da 'evet' ile oylanmazsa, gündemden düşeceği" maddesi var.
Dolayısıyla düşmüştür. Yeniden barış sürecinin
başlatılabilmesi için planın yeniden gündeme gelmesinde yarar
görürüz Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta ikinci bir
süreç başladığını belirterek "Bu süreç ya iki
ayrı devlet olacaktır veya Annan Planı'nda ifade edildiği
gibi Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti" dedi. Erdoğan,
CNN Türk'te yayınlanan "Manşet" programına
katılarak Mehmet Ali Birand'ın sorularını
yanıtladı. Başbakan
Erdoğan, "3 Ekim'e kadar 'Ben protokolü genişleteceğim,
Gümrük Birliği'ni Kıbrıs'ı da içine alacak şekilde
genişleteceğim' diyorsunuz, ortada bir 'müzakere edeceğim'
lafı var. Biz kimle müzakere edeceğiz?" sorusunu,
"Genişletmek diye bir şey yok. Burada, zaten Türkiye'nin
Avrupa Komisyonu ile bu konuyu görüşmesi var" diye
yanıtladı. "Rumlarla
görüşmeyecek misiniz?" sorusu üzerine Erdoğan,
"Hayır. AB Komisyonu ile görüşme var" dedi. AB Komisyonu
ile bu konuda ne görüşüleceği sorusunu Erdoğan, şöyle
cevaplandırdı: "19.
paragraf diyoruz ya bu paragrafın gereği olarak Ankara
Anlaşması'nın gerekleri görüşülecek. Bu
anlaşmanın gereği üzerinde Türkiye'ye düşen edim nedir,
bu görüşülecek. Burada birçok maddeler var. Bunları enine boyuna
konuşacak, burada karşılıklı olarak komisyon ile bir
mutabakata varacağız. Bu esnada Güney Kıbrıs ile Komisyon
bazı şeyleri muhakkak görüşecektir." "Gümrük
Birliği, Güney Kıbrıs'a geçtiği gibi KKTC'ye de geçecek
mi?" sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti: "Kuzey
Kıbrıs'ın Gümrük Birliği ile ilgili durumu güneye göre
farklı, bir defa ne Gümrük Birliği'nin üyesi ne AB üyesi. Bu tabii
bir süreç alacak. 24 Nisan'da, referandumdan her iki tarafta da 'evet'
çıkmış olsaydı, bu süreç tamamen bitmiş
olacaktı, olmadı. Şimdi ise bir ikinci süreç
başlıyor orada. Yani güneyin ve kuzeyin, yeniden yapılacak bir
barış süreci için atacakları adımdır." "Siz,
yeni bir çözüm süreci mi başlatıyorsunuz?" sorusuna Erdoğan,
"Başlayabilir. Bu süreç, ya iki ayrı devlet olacaktır
veyahut da Annan Planı'nda ifade edildiği gibi, Birleşik
Kıbrıs Cumhuriyeti olacaktır" yanıtını
verdi. "Annan
Planı şu anda ortada değil" "Annan
Planı ortada mı hâlâ?" sorusunu Erdoğan, "Annan Planı
şu anda ortada değil. Annan Planı'na zaten güneyin muhalefeti
var. Annan Planı'na, Kuzey Kıbrıs veya Güney Kıbrıs
veya bizler; Yunanistan, Türkiye, İngiltere, 'bitti' demiyoruz. Annan
Planı'nın içinde zaten bu teyit edilmiş. Annan
Planı'nın içinde, 'eğer 24 Nisan'da plan her iki tarafça da
(evet) ile oylanmazsa, gündemden düşeceği' var.
Dolayısıyla düşmüştür" diye yanıtladı. "Plan
geri gelebilir mi? Biz gelmesini istiyor muyuz?" sorusu üzerine
Erdoğan, "Yeniden barış sürecinin
başlatılabilmesini için böyle bir şeyin olmasında fayda
mülahaza ederiz" dedi. Birleşmiş
Milletleri devreye sokmak istiyor musunuz?" sorusu üzerine Erdoğan,
"İsteriz. Bu konuda zaten görev Birleşmiş
Milletlerin" diye konuştu. Erdoğan, "Siz, Annan'a bir
istekte bulundunuz mu?" sorusuna, "Soyunma odasında
olanların hepsi konuşulmaz. Şimdi siz mutfağa girmeye
çalışıyorsunuz" karşılığını
verdi. "Kıbrıs'ın çözümünde geç kalındı
mı?" sorusu üzerine Erdoğan, "Geç veya erken, ben
şunu biliyorum. Gönül arzu ederdi ki bunlar bu günlere kalmamış
olsaydı" dedi. Başbakan Erdoğan, "Dezavantaj mı
oldu?" sorusunu şöyle yanıtladı: "Bunu
söylemek de siyaseten yanlıştır. 'Oldu' da demiyorum,
'olmadı' da demiyorum. Bunların hepsi müzakerelerle
karşılıklı olarak çözeceğimiz konular. Burada biz
yine 'kazan kazan' anlayışını oturtmamız lazım.
Bu anlayışa göre, bunu çözmemiz lazım. Türkiye olarak veya
Kuzey Kıbrıs olarak 'büyük avantalar aldık veya Güney
Kıbrıs veya Yunanistan bunu başardı', bu havaya
girmememiz lazım. Adil, kalıcı bir çözümü müşterek bulmak
lazım. Yoksa bu ada barış adası olmaktan çıkacak,
yazık olacak." "Ne
zaman düğmeye basılacak" sorusu üzerine Erdoğan,
"2005'in içinde. Şu anda Kıbrıs'ta seçimler var,
arkasından Güney Kıbrıs'ta seçimler yapılacak. O
seçimlerin durumu da önemli. Biz illa seçimlerin bitmesini beklemeyiz. Fakat
biz her şeyden önce AB Komisyonu ile 2005 yılının
başından itibaren görüşmeleri
başlatacağız" dedi. Erdoğan, "Müzakereler
başlamadan önce bunun çözümünü mü istiyorsunuz?" sorusunu,
"Tabii, bir yol haritası olacak. O yol haritasına göre bunu
sürdüreceğiz" diye yanıtladı. Başbakan Erdoğan,
"Brüksel'e giderken, Galatasaray-Fenerbahçe maçının sonucu
sizi etkiledi mi, moralinizi bozdu mu?" sorusuna ise "O işin
pişkinliği içerisindeyim. Futbol üç neticelidir; galibiyet, mağlubiyet,
beraberlik. Türkiye'nin başbakanı olduğum için bütün futbol
takımı seyircilerine ve sevdalılarına aynı
mesafedeyim" karşılığını verdi. "Muzaffer
komutan edası içinde değiliz" Türkiye
Başbakanı Erdoğan, AB'nin Türkiye'ye tarih vermesinin
ardından, "biz galip geldik, onlar mağlup oldu gibi bir
muzaffer komutan edası içinde olmadıklarını"
söyledi. Erdoğan,
görüşmeler kesildikten sonra İngiltere Başbakanı Tony
Blair ve diğer liderlerin, Türk heyetinin bulunduğu
çalışma ofisine gelmesinden memnun olup
olmadığının sorulması üzerine, "19. paragrafla
ilgili imzalar atılma noktasına geldiğinde o zaman tabi ruhen
rahatladım. Arkadaşlarımın da rahatlaması, benim
rahatlamama sebep oldu. Çünkü işin başından itibaren müzakere
trafiğini yaşattık aramızda, bu olunca insan daha huzurlu
oluyor" dedi. "Bu
tutum bir yerde size sürpriz oldu" denilmesi üzerine Erdoğan,
"Bu şekilde beklemediğimiz bir paragrafı görmek
istemezdik. Maalesef o karşımıza getirildi. Biz de onu kendi
paragrafımızla nüksederek çıkmasını sağladık.
Bu halloldu böylece" diye konuştu. Birand'ın,
"Tadına varabildiniz mi? Kıbrıs yüzünden
damağınız da mı kaldı?" sorusuna Erdoğan,
şu yanıtı verdi: "Bu uzun
soluklu bir yolculuktur, başından beri söylüyorum. Bu uzun soluklu
yolculukta önemli bir virajı atladık. Bu önemli virajda daha çok
çalışacağız, yapmamız gereken çok şey var.
Bunları da tabii ekibimizle tecrübeyle dinamizmi bir araya getirmek
suretiyle aşmamız gerekecek. Eğer, 'bu iş bitti
artık, şunu, bunu yapmayalım' dersek olmaz. Bundan sonraki süreçte
özellikle AB ile veya Avrupa ülkeleriyle Türkiye arasında, birbirimize
bakışın şekli değişecek. Bu çok önemli." "Beni
üzen..." "Konu
bazı yazarlar tarafından ve mecliste didik didik edildi. Meclisteki
bütçe görüşmeleri, AB görüşmelerine döndü. Meclis sizi
rahatsız etti mi?" sorusuna karşılık Erdoğan,
"Beni üzen; ben beklerdim ki birlikte AB ile ilgili müşterek birçok
kanunu çıkardık, bundan sonra da yapmamız gereken birçok
şey var" dedi. CHP Genel
Başkanı Deniz Baykal ile Brüksel'e gitmeden önce görüştüklerini,
bilgiler verdiklerini söyleyen Erdoğan, bunun ötesinde ayrıca
mecliste Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün
açıklamalarda bulunduğunu, gerekli bilgileri verdiğini
anımsattı. Erdoğan, şöyle devam etti: "Bu defa
bakıyoruz ki görüşmelere giren, yürüten biziz. Fakat
görüşmelerde konuşmadığımız, bilmediğimiz
şeyleri biz şimdi, gerek Baykal, gerekse diğer
arkadaşlarından duyuyoruz. Biz eleştirilere kapalı
değiliz. Ama bunlar çarpıtılırsa çirkindir, bunu
ayıplıyoruz. Hiç
yanımızda olmayan, gelişmeleri bilmeyenlerin kalkıp da
böyle burada bir şeyler uydurmaları çok çirkin." "Ben
muhalefette olsaydım..." Bir
başka soru üzerine Erdoğan, "Muhalefette olsaydım, bu tür
bir muhalefet anlayışıyla yaklaşmazdım. Tam aksine
şöyle düşünürdüm; bugüne kadar bu işi beraber getirdik, ona
sahiplenirdim. Bundan sonra da bu işi beraber götüreceğiz. Çünkü bu
bizim ulusal, milli meselemiz. Buna karşı çıkmak
kazandırmaz, sahiplenmek kazandırır" diye konuştu. Baykal'ı,
Brüksel'e beraber gitmeye davet ettiğini anımsatan Erdoğan,
şunları kaydetti: "Bana
böyle bir teklif gelse ben giderdim. Baykal gelemedi. Milletvekili
arkadaşlarıyla beraber gittik. Ama isterdim ki kendisi
olmalıydı. Çok daha isabetli olabilirdi. İnanıyorum ki o
zaman yapacağı açıklamalar çok daha farklı olacaktı.
Şimdi sadece kendisine yapılan servislerle konuşuluyor veya
açıklanan metin üzerinden bazı yorumlar, değerlendirmeler
yapılıyor." AB
liderlerinin, 19. paragrafın bir "tanıma"
olmadığını dünya medyası önünde söylediklerini
belirten Erdoğan, "Ama onlar ısrarla hâlâ
'tanımadır' diyorlar. Kaldı ki eninde sonunda bu yine
Türkiye'nin vereceği bir kararla alakalı konudur. Mesela, Güney
Kıbrıs'taki medya ciddi manada rahatsız. Onların
rahatsızlığı bizim mutluluğumuzdur diye
söylemiyorum. Burada, biz galip geldik, onlar mağlup oldu, böyle bir
muzaffer komutan edası içerisinde değiliz" dedi. "Niye
öyle karşılandınız o zaman?" sorusu üzerine
Erdoğan, "Halkımızın böyle bir bayram sevinci
olabilir, halkın böyle bir talebini geri mi çevireceğiz. 41
yılın bir beklentisi vardı" diye konuştu. Durum
değerlendirmesi, yılbaşından sonra Bir
başka soruya karşılık, bundan sonra müzakerecinin kim
olacağı konusunda saptama yapmadıklarını dile
getiren Erdoğan, "Profili çizmeden kendisini ilan ederiz"
dedi. "Müzakere
heyeti belli mi? Bir Avrupa Bakanlığı kurulacak mı?"
sorusuna karşılık Erdoğan, bu konularla ilgili
yılbaşından sonra durumları değerlendireceklerini,
gerek hükümette gerek partinin yetkili kurullarında bu
çalışmaları yapacaklarını anlattı.
Erdoğan, "Çünkü bu dönemi sadece parti tabanında, sadece
devlet bürokrasisiyle, sadece siyasilerle yürütemezsiniz. Bu dönem içerisinde
sivil toplum örgütleri, iş adamlarımız, akademisyenlerimiz
olacak, bütün bunlarla beraber bir ekip ortaya çıkarmamız
lazım. Bu ekibin, özellikle devletlerarası hukuk noktasında
ağırlıklı hukukçuların olduğu bir ekip
olması lazım" diye konuştu. Erdoğan,
"82 bin sayfalık AB müktesebatı çevrildi mi?" sorusu
üzerine, bu konuda Dışişleri'nin sıkıntısı
olmadığını kaydederek "82 bin sayfa olur mu, gerekli
olan neyse o. Bir anda bunun tercümesine gerek yok. Önünüze geldikçe
bunların tercümesi, vesairesi yapılır" dedi. "Kopenhag
kriterleri dışına çıkmayacağız" "Müzakereler
kaç yıl sürer?" sorusu üzerine Erdoğan, Kopenhag Siyasi
Kriterleri'ne yönelik yapılması gereken yasal
değişikliğin kalmadığını belirterek
şunları söyledi: "Şu
anda zirve bildirisinde de daha önce olmayan bir şey oldu. Daha
öncekilerde Kopenhag Siyasi Kriterleri yazılı kayıtta yoktu.
Bunda yazılı kayda girdi. Yani Kopenhag Siyasi Kriterleri'nin
dışına çıkılamayacağı yazılı
kayda girdi. Bu avantajdır. Yani biz bundan sonraki
çalışmaları tamamıyla bu kriterler içinde
yapacağız. Bunun dışına çıkmayacağız."
Müzakerelerin
ne zaman tamamlanacağının karşılıklı
performansla ilgili olduğunu kaydeden Erdoğan, "Biz şu
anda bütün gayretimizle çalışacağız, en kısa zamanda
bu işi bitirme gayreti içinde olacağız" dedi. Seçimlerin
hemen ardından genel başkan olarak Avrupa ülkelerini gezmeye
başladığını, 14 ülke hükümet ve devlet
başkanlarını ziyaret ettiğini anlatan Erdoğan, o
zaman bazı çevrelerin neden gittiğini, hangi sıfatla
gittiğini sorduklarını hatırlattı. Erdoğan,
"Gördüğünüz gibi o hız iki senede işi buraya getirdi. Aynı
performansı inşallah göstereceğiz. Ülkemize yakışan
neyse, AB ile uzlaşma içinde bunu karşılıklı
mutabakatla tamamlama içinde olacağız" diye konuştu. Bir
başka soruya karşılık da Erdoğan, hedeflerinin tam
üyelik olduğunu belirterek "Bunun kararını biz
vermeyeceğiz, 25 ülke verecek. Biz bu ülkelerin vereceği
kararın zeminini oluşturacağız" dedi. "Referandumlardan
korkmuyorum" Fransa ve
Avusturya'da, Türkiye'nin üyeliğine ilişkin
yapılacağı söylenen referandumların kendisini korkutup
korkutmadığı sorusu üzerine Erdoğan, o zamana kadar çok
şeyin değişeceğini, öncelikle Avrupa ile karşılıklı
uyumun oluşturulması gerektiğini bildirdi. Bu ülkelerde
Türk vatandaşlarının yaşadığını, bu
vatandaşların o ülkelere entegrasyonunun iyi konumlara getirilmesi
gerektiğini kaydeden Erdoğan, bugüne kadar bu tür
çalışmaların yapılmadığını söyledi. Türk
vatandaşlarının entegrasyonu konusunda çalışma
yapacaklarını söyleyen Erdoğan, "Türk
vatandaşların her biri adeta bu işin elçisi konumuna
getirilmelidir" dedi. "Referandumlar
sizi korkutmuyor mu?" sorusunun tekrarlanması üzerine Erdoğan,
"Hayır" dedi. Erdoğan, bu referandumların daha önce
de yapıldığını belirterek şunları
kaydetti: "O
zamanki yönetim bunun gereğini duyuyorsa bu yapılacak. Şu anda
Fransa da bir kamuoyu araştırması yapıldı. Bu
araştırma Türkiye'nin tam üyeliğine 'evet' diyor musunuz sorusuna
verilen cevap yüzde 30'dur, daha sonra Türkiye ile müzakerelere
başlanmasına 'evet' diyor musunuz yüzde 54, daha sonra Türkiye
müzakereleri başarıyla tamamlarsa tam üyeliğine 'evet' diyor
musunuz yüzde 64." "Heyecanı,
başarı ile yönetebilirseniz" Erdoğan,
17 Aralık'taki AB zirvesini değerlendirirken, "Heyecanı
başarı ile yönetebilirseniz, bir şeyler elde edebilirsiniz.
Ama heyecanı yönetemezseniz, bu heyecan sizi esir alır.
Paniklemeyeceksiniz. Paniklediğiniz anda, orada almanız gereken
neticeleri almak mümkün değil" dedi. Başbakan
Erdoğan, CNN Türk'te yayınlanan "Manşet"
programında, Mehmet Ali Birand'ın sorularını
yanıtladı. Birand'ın,
"Brüksel'de yaşananlara ilişkin çok şeyler
konuşulduğunu, ancak ne olduğunu anlatabilecek tek kişi
olduğunu" ifade ederek "Brüksel, çok heyecanlı geçti
galiba. Siz pek heyecanlanmadınız, biz heyecanlandık
herhalde" demesi üzerine Erdoğan, "Siz daha fazla
heyecanlanmış olabilirsiniz. Siz olayı anında yaşamadınız.
Otelde beklenti halindeydiniz" dedi. Erdoğan,
"Metni aldığınız zaman, şaşırttı
mı sizi?" sorusu üzerine, oradaki süreçte, sadece kendisinde
değil, bütün arkadaşlarında farklı heyecan olduğunu
söyledi. Erdoğan, şöyle konuştu: "Bu
heyecan, işin geçmişinden geliyor. Nedir o? Kopenhag siyasi
kriterleri... Bunu yaptınız, bunu yaptığınız
takdirde bu iş bitmiştir diye düşüyorsunuz. Ama geldik gördük
ki farklı bir şey var. Farklı bir şey olduğunu
görünce, heyecan hakim olmaya başlıyor. Burada heyecanı
yenebilme süreci başlıyor. Heyecanı başarı ile
yönetebilirseniz, bir şeyler elde edebilirsiniz. Ama heyecanı
yönetemezseniz, bu heyecan sizi esir alır. Ne yapacaksınız?
Paniklemeyeceksiniz. Paniklediğiniz anda, orada almanız gereken
neticeleri almak mümkün değil. Kaldı ki
gerek dışişleri bakanımız, gerek devlet bakanımız
olsun, gerek danışman arkadaşlarım gerek bürokrat
arkadaşlarımız, gayet olgunlukla bu süreci geçirdiler." "Kilitlendiğimiz
başlıklar var" Birand'ın
perşembe akşamı, "beklemedikleri bir metnin önlerine
geldiğini" ifade etmesi üzerine Erdoğan, metindeki
farklılıkları görünce, bunların değişmesi için
yüklendiklerini söyledi. Erdoğan, "Bizim bazı
kilitlendiğimiz başlıklar var. Bu başlıklar
sebebiyle ısrarla bunun hallini istiyoruz" diye konuştu. Erdoğan,
"Sürpriz oldu mu size?" sorusu üzerine, tam üyelik ve müzakere
süreci ile ilgili sürpriz olmadığı söyledi. "Orada
rahattık. Orada bir şey karşımıza
çıkmadı" diyen Erdoğan, bazı ilave cümlelerin
siyasiler tarafından sağa sola çekildiğini, ancak
bunların çok önemli şeyler olmadığını kaydetti.
Erdoğan,
müzakerelerinin ucunun açık olmasının bazılarınca
"yanlış yorumlandığını" ifade etti. Erdoğan,
19. paragrafa ilişkin bir soruyu yanıtlarken de bu paragrafın
25 ülkenin tamamını ilgilendirdiğini, 15 ülkenin bu konuyla
ilgili her şeyi hallettiğini, 10 ülkenin de birbiri ile gümrük
birliği ilişkileri çerçevesinde çalışmaları
olduğunu belirtti. "Heyecanı
yöneteceksin" Birand'ın,
"perşembe akşamı, Balkenende ile görüştünüz, otele
geldiniz, Dışişleri Bakanı ve diplomatların
suratı asık. Siz 'hayırlı olsun' dediniz girdiniz
içeri" demesi üzerine Erdoğan, "Heyecanı yöneteceksin,
paniklemeyeceksin. Orada ben size o izlenimi versem, ilk haberleri
geçerdiniz. Bu haberleri geçmemeniz lazım" dedi. Erdoğan,
"Odanıza çıktığınızda perşembe
akşamı, bu böyle giderse, ben yapmam dediniz mi?" sorusunu,
"Sayın Balkenende'ye, katı ve kesin görüşleri söyledik.
Bu, şu şekilde olursa, bizim kabul etmemiz mümkün değil. Bizim
şu ilave paragrafımızı da ilave ederseniz, miks ederseniz,
olur dedik" diyerek yanıtladı. Başbakan
Erdoğan, 19. paragrafla ilgili imza olayını da şöyle
anlattı: "Ben
imza atacaksam muhatabım AB Dönem Başkanı Hollanda
Başbakanı Balkenende'dir ve Sayın Barraso'dur.
Dışişleri bakanım atacaksa, sizin de
dışişleri bakanız atacaktır. Hayır bunlar olmaz
diyorsanız, kusura bakmayın. Bizim büyükelçimizin imza yetkisi
vardır. Bunu kabul etmediler. Devlet bakanı Nikolay atacak dediler,
bizim devlet bakanımız attı. Bu şekilde imzalar
atıldı." Birand,
"perşembe gecesi, bu böyle olursa, ben görüşmeye gitmem
dediniz mi?" sorusu üzerine, "Arkadaşlarımla
konuştum. Bu şekilde olacak olursa, ben yokum bu işte. Bu
iş burada biter dedim" diye konuştu. "Bye bye
dedik" Başbakan
Erdoğan, perşembe akşamı Balkanende ile iki kez
görüştüklerini, ancak sonuç alamadıklarını kaydetti.
Erdoğan, "cuma günü sabahı yine ciddi değişiklik
yok. 'Kusura bakmayın bu iş böyle yürümez. Biz arkadaşlarla
görüşelim, siz de kimlerle görüşecekseniz, görüşün' dedik. Biz
arkadaşlarımızla görüşmelerimizi yaparken, Hollanda
dışişleri bakanı geldi, vardıkları neticeleri
anlattı. Baktık ki ciddi bir değişiklik yok. Biz, o zaman
'bye bye' dedik."Erdoğan, daha sonra, Türk heyetine ayrılan
çalışma odasına çıktıklarını, bir müddet
sonra İngiltere Başbakanı Tony Blair'in görüşme
istediğine ilişkin haber geldiğini belirterek Blair'in
gelmesinin ardından, Almanya Başbakanı Schroder'in
geldiğini, daha sonra Hollanda dışişleri bakanı ve
italya başbakanı Berlusconi'nin geldiğini kaydetti. Erdoğan,
Türkiye'nin önerisini anlattıklarını, yaklaşık 45
dakika süren bu görüşmede, bu önerinin 19. paragrafa
konulmasını istediklerini belirtti. Türkiye'nin
ev ödevini yerine getirdiğini, bu yapılmışken kendilerine
sunulan metinlerin çok ağır geldiğini bildiren Erdoğan,
görüşmelerin bitmesine ilişkin basın
açıklamasını hazırlamaları konusunda
danışmanlarına talimat verdiğini, saat 14.00'te
basın açıklamasını yapıp, yola çıkmayı
düşündüklerini anlattı. Erdoğan, şunları kaydetti: "Geldiler
ve 19. paragrafla ilgili görüşmeler yapıldı ve bizi tekrar
davet ettiler. Beraberce bir araya geldik, dışişleri
bakanımızla birlikte, oturduk konuştuk. Dedik ki 'bu metin
eğer böyle olursa biz varız, bu metin böyle olmazsa kusura
bakmayın.' Derogasyanlarla
ilgili gerekli yumuşatılma zaten istediğimiz gibi oldu. Daha
iyisi olamaz mıydı? İyinin iyisi tabii ki var, ama iyinin
düşmanı iyidir. Yani biz burada bir uzlaşma
arayışı içindeyiz." Erdoğan,
Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın dün kendisini
aradığını ve gerçekleştirdikleri 5'li
toplantıda, metne son şeklini verdiklerini söylediğini
bildirdi. |
KIBRIS 22/12/04
KIBRIS'ın KADEM'e yaptırdığı büyük
kamuoyu araştırması, sonuçlandı:
CTP: %33
UBP: %32.1
DP: %12.1
BDH: %6.8
CTP İLE
UBP "AT BAŞI"... KADEM'in, KKTC genelini kapsayacak
şekilde, kasım ayında, 6 bin 370 kişiyle
yaptığı dev kamuoyu araştırmasına göre, koalisyonun
büyük ortağı CTP/BG yüzde 33 oy oranı ile birinci parti
konumunda. Ana muhalefet UBP ise yüzde 32.1 oy oranı ile ikinci parti
görülüyor. CTP/BG ile UBP arasındaki oy farkı yüzde 1'den de az.
Seçimlerden yaklaşık üç ay önce yapılan bu
araştırmada, CTP/BG ile UBP "at başı" bir durum
sergiliyor. Ahmet Kaşif ve Ünal Üstel'in UBP'ye transferi de bu partiye
herhangi bir katkı sağlamadı
TKP VE BKP,
BARAJIN ALTINDA... Aralık 2003 seçimlerine BDH çatısı
altında giren ancak daha sonraki süreçte bu oluşumdan ayrılan
TKP ve BKP'nin, yapılacak seçimde yüzde 5'lik ülke barajının
altında kalmaları dikkat çekiyor. KADEM'in
araştırmasına göre, mecliste 1'er sandalye ile temsil edilen TKP
yüzde 2.9, BKP ise yüzde 0.6 oranında oy alıyor. Meclis
dışındaki YBH, KAP, ÖDP, MAP ve KSP'nin de barajın çok
altında oldukları görülüyor
DP, OYLARINI
KORUYOR... Aralık 2003 seçimlerinde, yüzde 12.92'lik oyla yedi
milletvekili çıkaran koalisyonun küçük ortağı DP ise oy
oranını koruyor. KADEM'in kasım ayında
tamamladığı ankete göre, üçüncü sırada görülen DP'nin oy
oranı yüzde 12.1. Başkanlığını Ertuğrul
Hasipoğlu'nun yaptığı Adalet ve Barış Partisi
(ABP) ile ittifakın da DP'nin oylarına pek bir katkı yapmadığı
anlaşılıyor
l BDH
DÜŞÜŞTE...14 Aralık 2003 seçimlerinde altı milletvekili kazanmasına
rağmen iki milletvekilinin istifasıyla sandalye sayısı
dörde düşen ve mecliste grubunu kaybeden BDH da düşüş
eğiliminde. Son seçimlerde yüzde 13.20 oranında oy alan BDH'nın
oylarının neredeyse yarısını kaybettiği ve oy
oranını yüzde 6.8'e düşürdüğü görülüyor. BDH,
oylarının büyük çoğunluğunu CTP/BG'ye
kaptırırken, TKP'nin payına da yüzde 7.4 düşüyor
l 25-25
EŞİTLİKTE DEĞİŞİKLİK YOK: 14
Aralık 2003 seçimlerinde yaşanan eşitlik durumunun bu seçimlerde
de yaşanması gündemde. Son seçimlerde çözüm ve statüko
yanlısı partilerin çıkardığı milletvekili
sayısının 25-25 eşit çıkması, Şubat 2005
seçimlerinde de geçerli olacağa benziyor. CTP/BG'nin milletvekili
sayısını 19'dan 20'ye çıkarması, BDH'nın ise
sandalye sayısını 6'dan 5'e düşürmesi bekleniyor. UBP ve
DP'nin milletvekili sayısında ise bir değişiklik
öngörülmüyor. UBP'nin 18, DP'nin ise yedi milletvekili çıkarması
tahmin ediliyor
Ülkemizde 20
Şubat'ta yapılacağı kesinleşen ve yine çözüm ve Avrupa
Birliği'ne (AB) endeksli bir sürecin yaşanacağı erken genel
seçimler öncesi KIBRIS, bir kez daha kamuoyunun nabzını tuttu.
KIBRIS'ın, Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve
Eğitim Danışmanlık Merkezi'ne (KADEM)
yaptırdığı büyük kamuoyu araştırması
tamamlandı.
3-18 Kasım
2004 tarihleri arasında yapılan kamuoyu araştırmasına
göre, 20 Şubat'ta yapılacak seçimlerde meclis aritmetiğinde
değişiklikler görülüyor. Halen mecliste yedi siyasi parti temsil
edilirken, bu sayının dörde düşmesi ve üçünün de barajı geçemeyerek
parlamento dışında kalması bekleniyor.
Ayrıca bu
seçimde de geçen seçimde olduğu gibi çözüm ve statüko yanlısı
partilerin 25-25 eşit çıkacağı öngörülüyor.
KIBRIS'ın
KADEM'e yaptırdığı büyük araştırmaya göre,
Cumhuriyetçi Türk Partisi/Birleşik Güçler (CTP/BG) yüzde 33, Ulusal Birlik
Partisi (UBP) yüzde 32.1, Demokrat Parti (DP) yüzde 12.1 ve Barış ve
Demokrasi Hareketi (BDH) yüzde 6.8 oranında oy alıyor.
Mecliste birer
sandalyesi bulunan Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) ve Birleşik
Kıbrıs Partisi (BKP) ise yüzde 5'lik ülke barajının
altında kalıyor. TKP'ye yüzde 2.9, BKP'ye ise yüzde 0.6'lık oy
görünüyor.
KADEM anketi,
seçimden bu yana geçen süreçte CTP/BG'nin ortalama yüzde 2 oy, BDH'nın ise
neredeyse yarı yarıya oy kaybettiğini gösteriyor. UBP ve DP
cephesinde ise pek bir fark yok. Her iki partinin de oylarını
koruduğu gözleniyor.
Annan
Planı'nın gölgesinde yapılan 14 Aralık 2003
milletvekilliği genel seçimlerinde çözüm ve statüko yanlısı
partilerin 25'e 25 eşit sayıda milletvekili çıkarması
meclisin kilitlenmesine yol açmış, daha sonra parlamentodan CTP/BG-DP
koalisyonu çıkmıştı. Fakat 24 Nisan referandumunun
ardından DP'den 2, CTP/BG'den de bir milletvekilinin istifasıyla
26'ya dayalı hükümet parlamentoda azınlığa
düşmüştü. Nitekim CTP/BG-DP azınlık hükümeti 2004
bütçesinin meclise sunulacağı ekim ayında istifasını
açıklamıştı.
Defalarca
yapılan girişimlerin ardından mecliste çoğunluğa
dayalı bir hükümetin kurulamayacağının
anlaşılması üzerine çalışmaya başlayan anayasal
süreç, ülkeyi 20 Şubat'ta erken bir seçime taşıyor.
Halkın 14
ay aradan sonra yeniden sandık başına gideceği
kesinleşirken, KIBRIS birkaç ay önce halkın bu konuda ne
düşündüğünü öğrenmek amacıyla kolları sıvadı
ve KADEM'e büyük bir araştırma yaptırdı.
KADEM'ın
kasım ayında tamamladığı bu dev araştırmada
tamı tamına 6 bin 370 kişiyle görüşüldü. KADEM'in
"ülke sorunları ve siyaset araştırması"
adını verdiği bu araştırmada, olası bir seçimde
siyasi partilerin ne oranda oy alacakları tespit edildi. KADEM anketörleri
bu araştırmasında halka, sandıktan çıkararak meclise
gönderdiği milletvekillerini ne oranda başarılı
bulduklarını da sordu.
Seçmenin
olası bir seçimde hangi partiye oy vereceğini bilimsel verilerle
ortaya çıkaran KADEM, ayrıca köy ve mahalle bağlamında en
önemli ülke sorunlarını da su yüzüne çıkardı.
Araştırma,
KKTC de jure nüfusunu temsil edecek biçimde belirlenmiş 6 bin 370
kişilik örneklem grubuyla yapıldı. Örneklem grubu, KKTC'nin
bütün köy ve mahallelerini kapsayacak şekilde oluşturulurken, köy ve
mahallelerde yapılan görüşme adedi de bu yerleşim yerlerinin
seçmen sayıları dikkate alınarak belirlendi. Kamuoyu
araştırması, geçtiğimiz kasım ayı içinde
tamamlandı.
Partilerin oy
oranları
KADEM, kamuoyu
araştırmasında seçmenlere, "Önümüzdeki hafta bir seçim
yapılacak olsa hangi partiye oy verirsiniz?" sorusunu yöneltti.
Yüzde 9.7'lik
bir oranla kararsızlar dağıtılmadan partilerin
alacağı oy oranları şöyle:
"CTP/BG:
%33, UBP, %32.1, DP: %12.1, BDH: %6.8, TKP: % 2.9, BKP: %0.6, YBH: %1.1, KAP: %
0.3, ÖDP: %0.1, MAP: %1.2, KSP: %0.1, fikir/cevap yok/kararsız: 9.7."
20 Şubat
2005 seçimlerinden yaklaşık üç ay önce yapılan bu
araştırmaya göre, koalisyonun büyük ortağı CTP/BG yüzde 33
oy oranı ile birinci parti konumunda. 14 Aralık 2003 seçimlerinde
yüzde 35.18'lik oy oranı ile 19 milletvekili kazanan CTP/BG, geçen süreçte
ortalama yüzde 2'lik oy kaybına rağmen yine de yarışı
önde götürüyor. CTP/BG'nin bu seçimde milletvekili sayısını bir
artırarak 20'ye çıkarması bekleniyor.
Ana muhalefet
UBP ise yüzde 32.1 oy oranı ile ikinci parti görülüyor. CTP/BG ile UBP
arasındaki oy farkı yüzde 1'den de az. Seçimlerden yaklaşık
üç ay önce yapılan bu araştırmada, CTP/BG ile UBP "at
başı" bir durum sergiliyor. Aralık seçimlerinde 18
milletvekili kazanan UBP'nin milletvekili sayısında bir değişiklik
öngörülmüyor.
Aralık
2003 seçimlerine BDH çatısı altında giren ancak daha sonraki
süreçte bu oluşumdan ayrılan TKP ve BKP'nin ise yüzde 5'lik ülke
barajının altında kaldıkları dikkat çekiyor. Mecliste
birer sandalye ile temsil edilen TKP yüzde 2.9, BKP ise yüzde 0.6 oranında
oy alıyor.
Meclis
dışındaki Yurtsever Birlik Hareketi (YBH), Kıbrıs
Adalet Partisi (KAP), Özgür Düşünce Partisi (ÖDP), Milliyetçi Adalet
Partisi (MAP) ve Kıbrıs Sosyalist Partisi(KSP) de barajın çok
altında görülüyor.
Aralık
seçimlerinde yüzde 12.92 oyla yedi milletvekili çıkaran koalisyonun küçük
ortağı DP ise istikrarlı bir durum sergiliyor. KADEM'in
kasım ayında tamamladığı ankete göre, üçüncü
sırada görülen DP'nin oy oranı yüzde 12.1. Bu durumda DP'nin
oylarını koruduğu anlaşılıyor. Yedi
milletvekiline sahip DP de yine yedi milletvekili çıkaracağa
benziyor.
Aralık
seçimlerinde altı milletvekili kazanan BDH'nın ise sandalye
sayısını beşe düşüreceği öngörülüyor
14 Aralık
2003 seçimlerinde altı milletvekili kazanmasına rağmen iki
milletvekilinin istifasıyla sandalye sayısı dörde düşen ve
mecliste grubunu kaybeden BDH da düşüş eğiliminde. Son
seçimlerde yüzde 13.20 oranında oy alan BDH'nın oylarının
neredeyse yarısını kaybettiği ve yüzde 6.8 oranında oy
alacağı tahmin ediliyor. BDH'nın milletvekili
sayısını da altıdan beşe düşürmesi bekleniyor.
Analiz
KADEM
araştırmasına göre, olası bir seçimde barajın
altında görülen TKP, BKP, YBH ve KSP'nin seçim ittifakı yapması
halinde yüzde 5'lik ülke barajını zorlayabileceği
anlaşılıyor.
Çözüm
yanlısı bu partilerin olası bir seçim ittifakında yüzde
4.7'lik toplam oy oranı ile ülke barajına yaklaşabileceği
görülüyor.
Öte yandan
başkanlığını Ertuğrul Hasipoğlu'nun
yaptığı Adalet ve Barış Partisi (ABP) ile
ittifakın da DP'nin oylarına pek bir katkı
yapmadığı gözleniyor.
Aynı
şekilde kısa süre önce UBP saflarına katılan Ahmet
Kaşif ve Ünal Üstel'in de bu partiye fazladan bir oy
sağlamadığı dikkat çekiyor.
Olası bir
seçimde birinci parti konumunda görülen CTP/BG'nin İskele'de UBP'den bir
milletvekili, UBP'nin de Lefkoşa'da BDH'dan bir milletvekili alması
bekleniyor.
Yine KADEM
anketinde parti bağımlılığı faktörü de
araştırıldı. Buna göre parti
bağımlılığı en yüksek olan partinin UBP
olduğu dikkat çekiyor, bunu CTP/BG izliyor.
İlçelere
göre dağılım
KADEM'in
yaptığı kamuoyu araştırmasına göre, İskele
hariç diğer 4 ilçede CTP/BG birinci parti durumunda. İskele'de ise
birinci UBP.
Oyların
ilçelere göre dağılımı incelendiğinde, en büyük
kararsız kitlenin Lefkoşa'da olduğu görülüyor.
Kararsızlarda Lefkoşa ilçesi yüzde 11.4 ile ilk sırada yer
alırken, bunu yüzde 10.1 ile Mağusa, yüzde 8.6 ile Girne, yüzde 7.9
ile Güzelyurt ve yüzde 7.8 ile İskele izliyor.
Oyların
ilçelere göre dağılımında CTP/BG Lefkoşa'dan yüzde
33.3, Mağusa'dan yüzde 34.3, Girne'den yüzde 31.9, Güzelyurt'tan yüzde
36.8 ve İskele'den de yüzde 25.2 oy alıyor. CTP/BG ilçelere göre en
yüksek oy oranına yüzde 36.8 ile Güzelyurt'ta ulaşıyor.
UBP ise en
yüksek oyu yüzde 40.6 ile İskele'de alıyor. DP de en yüksek oyu yüzde
17.5 ile İskele'de görüyor.
BDH cephesinde
ise en yüksek oy oranına Güzelyurt'ta rastlanıyor. Güzelyurt'ta yüzde
9.9 oy alan BDH, Girne'de yüzde 8.5, Lefkoşa'da yüzde 8, Mağusa'da
yüzde 4.1 ve İskele'de yüzde 2.5 oy alıyor.
Partilerin
milletvekili sayısı
Kamuoyu
araştırmasına göre partilerin ilçelere göre çıkarması
beklenen milletvekili sayısı şöyle:
"Lefkoşa:
CTP/BG 6, UBP 6, DP 2, BDH 2, toplam 16
Mağusa:
CTP/BG 5, UBP 5, DP 2, BDH 1, toplam 13
Girne: CTP/BG
4, UBP 3, DP 1, BDH 1, toplam 9
Güzelyurt:
CTP/BG 3, UBP 2, DP 1, BDH 1, toplam 7
İskele:
CTP/BG 2, UBP 2, DP 1, BDH - , toplam 5"
UBP'nin Lefkoşa'da
BDH'dan bir milletvekili alarak sandalye sayısını beşten
altıya yükseltmesi beklenirken, CTP/BG'nin de İskele'de UBP'den
alacağı bir milletvekili ile koltuk sayısını birden
ikiye çıkaracağı tahmin ediliyor.
Parti
bağımlılığı
14 Aralık
2003'te yapılan milletvekilliği genel seçimlerine göre halkın
tercihinin nasıl şekillendiği incelendiğinde oldukça ilginç
bir tablo ortaya çıkıyor.
KADEM
araştırmasında, en yüksek parti
bağımlılığının UBP'de olduğu görülüyor,
bunu CTP/BG izliyor.
Bir başka
deyişle 2003 seçimlerinde UBP'ye oy verenlerin yüzde 88'i olası bir
seçimde yine UBP'ye oy vereceğini söylerken, bu oran CTP/BG'de yüzde
82.6'ya isabet ediyor.
Son seçimlerde
DP'ye oy verdiğini söyleyen seçmenlerin yüzde 71.3'ü olası bir
seçimde "oyum yine DP'nin" derken, bu oran BDH'da yüzde 53.8'e
iniyor.
Oylar nereye
kayacak?
Parti
tercihleri incelendiğinde 14 Aralık 2003 seçimlerinden bu yana parti
oylarında değişiklikler olduğu ve tercihlerin yeniden
şekillendiği görülüyor.
CTP/BG'nin
oylarına bakıldığında, 2003 seçimlerinde bu partiye oy
verenlerin yüzde 82.6'sının tercihinde bir değişiklik yok,
yüzde 82.6'lık bir kitle "oyum yine CTP/BG'nindir" diyor. Ancak
2003 seçimlerinde CTP/BG'ye oy verdiğini söyleyen yüzde 7.6'lık bir
kesim bu seçimde tercihini UBP'den yana kullanacağını söylüyor.
CTP/BG'nin DP'ye kayan oy oranı yüzde 3.4, BDH'ya giden oy oranı
yüzde 2, TKP'ye yansıyan oy oranı da yüzde 2.3.
UBP,
"parti bağımlılığının" en yüksek
olduğu parti olarak karşımıza çıksa da UBP
oylarında da kaymalar var.
Buna göre, 2003
seçimlerinde UBP'ye oy verenlerin yüzde 88'i bu seçimlerde de tercihini UBP'den
yana koyacak. Ancak UBP'nin olası bir seçimde yüzde 7.1'lik oyunu
CTP/BG'ye kaptıracağı görülüyor. Yine UBP oylarından yüzde
3.3'lük bir oran DP'ye, yüzde 0.4'lük bir oran BDH'ya, yüzde 0.2'lik bir oran
da TKP'ye kayıyor.
DP de
oylarının yüzde 11.4'ünü CTP/BG'ye, yüzde 11.9'unu UBP'ye, yüzde
0.8'ini BDH'ya ve yüzde 3.1'ini de TKP'ye kaptırıyor DP'de yüzde
71.3'lük bir kesim ise yine DP'yi adres gösteriyor.
En ilginç
durumsa BDH'da gözleniyor. 2003 seçimlerinde BDH'ya oy verenlerin önemli bir
kısmı, bu seçimde başka partileri tercih edeceğini söyledi.
BDH oylarının büyük bir bölümü CTP/BG'ye kayarken, TKP'ye gidecek oy
oranı da yüzde 7.4'e isabet ediyor.
"Bu
seçimde oyumu yine BDH'ya vereceğim" diyenlerin oranı yüzde 53.8
iken, yüzde 23'lük bir kesim CTP/BG'ye, yüzde 4.5'lik bir kesim UBP'ye, yüzde
4.4'lük bir kesim de DP'ye oy vereceğini bildirdi.
Aralık
seçimlerinde Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi'ne (ÇABP) oy verenlerin bu
seçimde tercihlerini hangi partiden yana yapacağı incelendiğinde
ise, ÇABP oylarının büyük çoğunluğunun CTB/BG'ye
gideceği görülüyor.
2003
seçimlerinde ÇABP'a oy verenlerin yüzde 29.7'si CTP/BG'ye oy vereceğini
söylerken, yüzde 22.9'u da TKP'yi adres gösteriyor. ÇABP'tan UBP'ye gidecek oy
oranı yüzde 11.9 olurken, DP hanesine kaydedilecek oy oranının
da yüzde 16.9 olduğu gözleniyor.
Yarın:
Meclisteki milletvekilleri ne kadar başarılı?... Hangi kesim ne
düşünüyor?...
Tablo 1:
Partilerin oy
oranları
Parti Oy(%)
CTP/BG 33
UBP 32.1
DP 12.1
BDH 6.8
TKP 2.9
BKP 0.6
YBH 1.1
KAP 0.3
ÖDP 0.1
MAP 1.2
KSP 0.1
Fikir/cevap
yok/kararsız 9.7
Tablo 2:
İlçelere
göre partilerin oy oranları
Parti
Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele Genel
CTP/BG 33.3
34.3 31.9 36.8 25.2 33
UBP 29.8 34.1
30.4 29.5 40.6 32.1
DP 11.6 12.9
10.8 9.9 17.5 12.1
BDH 8 4.1 8.5
9.9 2.5 6.8
TKP 3.3 1.3 4.6
3.7 1.9 2.9
Diğer 2.7
3.2 5.1 2.3 4.5 3.4
Fikir/cevap
yok/kararsız 11.4 10.1 8.6 7.9 7.8 9.6
Tablo 3:
Partilerin
çıkaracağı milletvekili sayısı
İlçe
CTP/BG UBP DP BDH toplam
Lefkoşa 6
6 2 2 16
Mağusa 5 5
2 1 13
Girne 4 3 1 1 9
Güzelyurt 3 2 1
1 7
İskele 2 2
1 - 5
Toplam: 20 18 7
5 50
Tablo 4:
Aralık
2003 seçimlerine göre olası bir seçimde parti tercihleri
Parti CTP/BG
UBP DP BDH TKP
CTP/BG 82.6 7.6
3.4 2 2.3
UBP 7.1 88 3.3
0.4 0.2
DP 11.4 11.9
71.3 0.8 3.1
BDH 23 4.5 4.4
53.8 7.4
MBP 8.9 20.4
14.6 1.9 8.3
ÇABP 29.7 11.9
16.9 11 22.9
KIBRIS 22/12/04
Erdoğandan
tanıtma için iki ayrı senaryo!
TC Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrısta ikinci bir süreç
başladığını belirterek, Bu süreç, ya iki ayrı
devlet olacaktır, veya Annan Planında ifade edildiği gibi
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti dedi.
Erdoğan, CNN
Türkte yayınlanan Manşet programına katılarak, Mehmet
Ali Birandın sorularını yanıtladı.
Başbakan
Erdoğan, 3 Ekime kadar Ben protokolü genişleteceğim, Gümrük
Birliğini Kıbrısı da içine alacak şekilde
genişleteceğim diyorsunuz, ortada bir müzakere edeceğim
lafı var. Biz kimle müzakere edeceğiz? sorusunu, Genişletmek
diye birşey yok. Burada, zaten Türkiyenin Avrupa Komisyonu ile bu konuyu
görüşmesi var diye yanıtladı.
Rumlarla
görüşmeyecek misiniz? sorusu üzerine Erdoğan, Hayır. AB
Komisyonu ile görüşme var dedi. AB Komisyonu ile bu konuda ne
görüşüleceği sorusunu Erdoğan, şöyle
cevaplandırdı:
19. paragraf
diyoruz ya, bu paragrafın gereği olarak Ankara
Anlaşmasının gerekleri görüşülecek. Bu
anlaşmanın gereği üzerinde Türkiyeye düşen edim nedir, bu
görüşülecek. Burada birçok maddeler var. Bunları enine boyuna
konuşacak, burada karşılıklı olarak Komisyon ile bir
mutabakata varacağız. Bu esnada Güney Kıbrıs ile Komisyon
bazı şeyleri muhakkak görüşecektir.
Gümrük
Birliği, Güney Kıbrısa geçtiği gibi KKTCye de geçecek
mi? sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:
Kuzey
Kıbrısın Gümrük Birliğiyle ilgili durumu Güneye göre
farklı, bir defa ne Gümrük Birliğinin üyesi ne AB üyesi. Bu tabi bir
süreç alacak. 24 Nisanda, referandumdan, her iki tarafta da evet
çıkmış olsaydı, bu süreç tamamen bitmiş olacaktı,
olmadı. Şimdi ise bir ikinci süreç başlıyor orada. Yani
Güneyin ve Kuzeyin, yeniden yapılacak bir barış süreci için
atacakları adımdır.
Siz, yeni bir çözüm
süreci mi başlatıyorsunuz? sorusuna Erdoğan,
Başlayabilir. Bu süreç, ya iki ayrı devlet olacaktır veyahut da
Annan Planında ifade edildiği gibi, Birleşik Kıbrıs
Cumhuriyeti olacaktır yanıtını verdi.
ANNAN PLANI ŞU
ANDA ORTADA DEĞİL
Annan Planı
ortada mı hala? sorusunu Erdoğan, Annan Planı şu anda
ortada değil. Annan Planına zaten Güneyin muhalefeti var. Annan
Planına, Kuzey Kıbrıs veya Güney Kıbrıs veya bizler;
Yunanistan, Türkiye, İngiltere, bitti demiyoruz. Annan
Planının içinde zaten bu teyit edilmiş. Annan
Planının içinde, eğer 24 Nisanda plan her iki tarafça da
(evet) ile oylanmazsa, gündemden düşeceği var. Dolayısıyla
düşmüştür diye yanıtladı.
Plan geri gelebilir
mi? Biz gelmesini istiyor muyuz? sorusu üzerine Erdoğan, Yeniden
barış sürecinin başlatılabilmesini için böyle bir
şeyin olmasında fayda mülahaza ederiz dedi.
Birleşmiş Milletleri
devreye sokmak istiyor musunuz? sorusu üzerine Erdoğan, İsteriz. Bu
konuda zaten görev Birleşmiş Milletlerin diye konuştu.
Erdoğan, Siz, Annana bir istekte bulundunuz mu? sorusuna, Soyunma
odasında olanların hepsi konuşulmaz. Şimdi siz mutfağa
girmeye çalışıyorsunuz
karşılığını verdi. Kıbrısın
çözümünde geç kalındı mı? sorusu üzerine Erdoğan, Geç
veya erken, ben şunu biliyorum. Gönül arzu ederdi ki bunlar bu günlere
kalmamış olsaydı dedi. Başbakan Erdoğan, Dezavantaj
mı oldu? sorusunu şöyle yanıtladı:
Bunu söylemek de
siyaseten yanlıştır. Oldu da demiyorum, olmadı da
demiyorum. Bunların hepsi müzakerelerle karşılıklı
olarak çözeceğimiz konular. Burada biz yine kazan kazan
anlayışını oturtmamız lazım. Bu
anlayışa göre, bunu çözmemiz lazım. Türkiye olarak veya Kuzey
Kıbrıs olarak büyük avantalar aldık, veya güney
Kıbrıs veya Yunanistan bunu başardı, bu havaya girmememiz
lazım. Adil, kalıcı bir çözümü müşterek bulmak lazım.
Yoksa bu Ada barış adası olmaktan çıkacak, yazık olacak.
Ne zaman
düğmeye basılacak sorusu üzerine Erdoğan, 2005in içinde.
Şu anda Kıbrısta seçimler var, arkasından Güney
Kıbrısta seçimler yapılacak. O seçimlerin durumu da önemli. Biz
illa seçimlerin bitmesini beklemeyiz. Fakat biz herşeyden önce AB
Komisyonu ile 2005 yılının başından itibaren
görüşmeleri başlatacağız dedi. Erdoğan, Müzakereler
başlamadan önce bunun çözümünü mü istiyorsunuz? sorusunu, Tabi, bir yol
haritası olacak. O yol haritasına göre bunu sürdüreceğiz diye
yanıtladı. Başbakan Erdoğan, Brüksele giderken,
Galatasaray-Fenerbahçe maçının sonucu sizi etkiledi mi, moralinizi
bozdu mu? sorusuna ise O işin pişkinliği içerisindeyim. Futbol
3 neticelidir; galibiyet, mağlubiyet, beraberlik. Türkiyenin
Başbakanı olduğum için bütün futbol takımı
seyircilerine ve sevdalılarına aynı mesafedeyim
karşılığını verdi.
TANINMA DEĞİL
AB liderlerinin, 19.
paragrafın bir tanıma olmadığını dünya
medyası önünde söylediklerini belirten Erdoğan, Ama onlar
ısrarla hala tanımadır diyorlar. Kaldı ki eninde sonunda
bu yine Türkiyenin vereceği bir kararla alakalı konudur. Mesela,
Güney Kıbrıstaki medya ciddi manada rahatsız. Onların
rahatsızlığı bizim mutluluğumuzdur diye söylemiyorum.
Burada, biz galip geldik, onlar mağlup oldu, böyle bir muzaffer komutan
edası içerisinde değiliz dedi.
Niye öyle karşılandınız o
zaman? sorusu üzerine Erdoğan, Halkımızın böyle bir
bayram sevinci olabilir, halkın böyle bir talebini geri mi
çevireceğiz. 41 yılın bir beklentisi vardı diye konuştu.
HALKIN SESI
22/12/04
En kısa
sürede çözüm
Güneyde
yayınlanan Politis ve diğer gazeteler, Rum Meclisi Başkanı
ve AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyasın önceki gün yapmış
olduğu açıklamalarda, Kıbrıs sorununun, mümkün olan en
kısa sürede ancak baskı altında olmaksızın, Annan
Planı temelinde göstermelik değil özlü değişiklikler
yapılarak çözülmesi gerektiğini ifade ettiğini yazdı.
Habere göre
Hristofyas önceki gün bir radyo kanalına yaptığı
açıklamada, Kıbrıs sorununun en kısa sürede çözülmesi,
ancak bu çözümün ekspres çözüm olmaması gerektiğini vurgulayarak, bu
çerçevede, Kıbrıs Türk tarafıyla temasların
yoğunlaştırılması ve istedikleri şeyleri
başarmaları için sağlam bir iç cephe oluşturulmasının
gerektiğini söyledi.
Hristofyas, Çözüm
için temelin Annan Planı olduğunun kesin olduğunu, ancak Annan
Planının göstermelik değişikliklerle değil,
Kıbrıs Rum tarafının endişelerinin dikkate
alınmasıyla kabul edilebileceğini belirtti.
HAKEMLİĞİ
KABUL ETMEYECEKLER
Gazete,
Hristofyasın, boğucu takvimlerin baskısı altında
bulunmayı ve hakemliği yeniden kabul etmeyeceklerini belirterek, 3
Ekim tarihini başlangıç işareti olarak görenlerle hemfikir
olmadığını ifade ettiğini yazdı.
Hristofyas, Biz
mümkün olan en kısa sürede girişimlerin üstlenilmesinden ve bir çözümden
yanayız. Ancak yine 3 Ekimde evet ya da hayır demeliyiz yoksa
taksime gideriz nakaratlarını tekrarlamaya başlamayalım.
Bunu söylemekten üzüntü duyuyorum, ancak bunlar yabancıların
oyunlarıdır ve kendilerine ortak da bulmuşlardır dedi
HALKIN SESI
22/12/04
Güney
Kıbrısta Annan planının yeniden müzakere masasına
geleceği yönünde tartışmalar hızlanırken, Rum
gazeteleri, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın, Yardımcısı
Kieran Prendercasta arabuluculuk görevi verdiğini yazdı.
Annan
planı konusundaki tartışmalar, bugün yapılacak Rum Ulusal
Konseyi toplantısında da gündeme gelecek.
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, herkesin Kıbrıs konusundabir
hareketlilik görmek istemesinin doğal olduğunu belirterek,
Kıbrıs konusundaki gelişmelerin KKTCdeki seçimlerden sonra
bekleneceğini kaydetti.
Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis ise Annan planının bir
referandumda olduğu şekliyle tekrar Rum
vatandaşlarının önüne gelmesinin mümkün
olmadığını söyledi. Hrisostomidis, taraflar arasında
üzerinde mutabık kalınacak bir plan olması ve ondan sonra bu
planın referanduma götürülmesini arzuladıklarını belirtti.
Hrisostomidis, bir başka soruya karşılıksa girişim
üstlenilmesinin Papadopulosu ilgilendiren bir mesele olduğunu ve bu konunun,
yarınki Ulusal Konsey toplantısında
tartışılacağını söyledi.
YAKOVU: 3ÜNCÜ ANNAN PLANI DAHA İYİ
Bu arada, dün özel bir Rum radyo kanalına konuşan Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Tekrar müzakerelere
başlamaya hazırız. Fakat Annan planının son
versiyonuyla değil dedi. Yakovu, asker ve güvenlik konularında daha
iyi maddeler içeren 3üncü Annan planının daha iyi plan
olduğunu savundu ve onun tartışılmasını istedi.
Buna karşın aynı programa katılan Rum ana muhalefet
Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı Nikos
Anastasiadis 5inci Annan planını reddedip daha önceki
versiyonlarına dönmek ilk kez görülmüş bir şeydir dedi.
YAKIN GELECEKTE ÇÖZÜM GÖRÜLMÜYOR
Rum Savunma Bakanı Kiriakos Mavronikolas ise,Kıbrıs Rum
tarafının elindeki bilgilere göre yakın gelecekte kabul
edilebilecek bir çözüm ufukta görülmüyor diye konuştu.
Mavronikolas, Bu ülke siyasi liderliğinin en azından şimdiye
kadar önümüze sunulan planlar üzerinde tartışmadan, özlü
değişiklikler gerçekleştirmeden bir çözümü kabul etmesi mümkün
değildir dedi ve 24 Nisan 2004teki Rum halkının
mesajının bu olduğunu söyledi. (ntvmsnbc)
YENIDUZEN 22/12/04
AKEL çözümü anımsadı!..
Müzakerelerin yeniden başlaması için zeminin daha iyi
hazırlanması uğraşılarında, Annan planında
değişiklik gereksinimine anlayış göstermeleri amacıyla
Kıbrıslıtürk siyasi güçlerle temaslar
yoğunlaştırılmalıdır.
Çözümü istemede 3 Ekim 2005 tarihi
Türkiye için hareketlendirici bir sınır çizgisidir
Rum Meclisi Başkanı ve AKEL partisi Genel Sekreteri Dimitris
Hristofyas, ''Çözüm için temelin Annan planı olduğunun kesin
olduğunu, ancak Annan planının göstermelik
değişikliklerle değil, Kıbrıs Rum tarafının
endişelerinin dikkate alınmasıyla kabul edilebileceğini''
söyledi.
AKEL Merkez Komitesi Polit Büro tarafından dün yapılan
açıklamayı, tam tercüme olarak YeniDÜZEN okurlarına sunuyoruz.
AKEL M.
K. Polit Bürosu bugün (dün) gerçekleştirdiği toplantısında
Brüksel Avrupa Konseyi zirve sonuçlarını değerlendirdi ve
aşağıdaki sonuçlara vardı:
Cumhurbaşkanı
Brükselde Kıbrısın tezlerini kararlı fakat aynı
zamanda sorumluluk duygusu ile savunarak çetin bir mücadele verdi. Brüksel
sonuçları, Cumhurbaşkanının ve hükümetin, meclis
başkanının ve siyasi liderliğin Kıbrısın
tezlerini ileri götürmek amacıyla aylardan beridir vermekte oldukları
sistemli uğraşıların sonucu elde edilmiştir.
AKEL M.
K. Polit Bürosu, Brüksel Avrupa
Konsey sonuçlarının ileri
doğru bir adım olduğu değerlendirmesi yapar. Tabi ki daha
ileri olgular hedeflenmişti. Fakat somut koşullar içerisinde, Avrupa
Birliğindeki koşullar ve yeni dünya düzeni çerçevesinde var olan
dünyamız koşulları da
dikkate alındığında, Kıbrıs mümkün olanı
başarmıştır. Türkiye başbakanı, İngiltere ve
Avrupa Birliği dışındaki faktörlerin baskısı
sonrası Avrupa Konseyinin değişen ve çok daha tatmin edici olan
baştaki tavrını değiştirmesi bu şekilde
açıklanır. AKELin çıkarların ve farklı niyetlerin hakim olduğu dünyamızda çok
anlaşılır olgular için dahi mücadele vermemiz gerektiği
yönündeki tezi bir kez daha doğrulanmıştır.
AKEL
çeşitli Avrupa ülkelerinin ve özellikle de Yunanistanın
Kıbrısa verdiği desteğe değer verir.
AKEL M.
K. Polit Bürosu yakın gelecekte dikkatimizi aşağıdaki
konular üzerinde yoğunlaştırmamız gerektiğine
inanır.
i.
Türkiyenin aldığı yükümlülükleri pratikte yerine getirmesi için
kollektif olarak çalışmamız gerekmektedir
ii.
Müzakerelerin yeniden başlaması için zeminin daha iyi
hazırlanması uğraşılarında, Annan planında
değişiklik gereksinimine anlayış göstermeleri amacıyla
Kıbrıslıtürk siyasi güçlerle temaslar
yoğunlaştırılmalıdır.
iii.
Koşullar iç cephede birliğin en
mümkün olan derecede gerçekleşmesini dayatıyor ve AKEL bu
yönde çalışmaya devam edecektir.
iv.
Kıbrıs sorununa olası en kısa sürede yaşayabilir ve
işler bir çözüm bulunması acil ve öncelikli hedef olarak
varlığını koruyor ve daha da artan bir
uğraşı ile bu yönde çalışmaya devam etmeliyiz. Kıbrıs hükümeti ve K/R tarafı
hem uluslararası faktöre hem de K/T vatandaşlarımıza
sürekli olarak bu mesajı vermelidir.
v.
Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk tüm
halkımızın Kıbrıs sorununun çözümüne hiçbir kimsenin olmadığı
kadar ihtiyacı vardır.
Üzerinde anlaşmaya varılan, yaşayabilir ve işler bir çözümü
hedefleyen özlü müzakerelerin
başlaması için her tür girişimi destekliyoruz. Çözümün temelini,
müzakereler aracılığı ile Kıbrısrum tarafına
sorunun çözümü olarak kabul olanağı verecek değişikliklerin
yapılması gereken Annan planı olmaya devam etmektedir. Hedefimizin,
ne planının felsefesini değiştirmek ne de
Kıbrıstürk toplumunun haklarını ortandan kaldırmak
olmadığını fakat tüm Kıbrıs halkının
çıkarına hizmet etmek olduğunu tekrarlıyoruz.
vi.
Çözümü istemede 3 Ekim 2005 tarihi Türkiye için hareketlendirici bir
sınır çizgisidir. Bu yılki acı veren deneyimi de dikkate
alarak zaman sınırlı takvimler ve hakemlik tehditleri ile olumlu
bir sonuca ulaşamayacakları hem Ankara hem de uluslararası
topluluk için net olmalıdır. Özel olarak Türkiyenin ya da
Kıbrıs halkının çıkarına karşı herhangi
bir başkasının değil her şeyden önce bütünde Kıbrıs
halkının çıkarına bir çözüme ihtiyaç olduğunu
uluslararası faktör, anlamalıdır. (YD)
YENIDUZEN 22/12/04
Talat "3 ekime kadar çözüm
bulunabilirse iyi olur. Papadopulos'u yerinden kaldırmak için harekete
geçmeliyiz. Teknik dahi olsa, protokolü imzalamamızın siyasi
sonuçları olacaktır"
Başbakan
Mehmet Ali Talat, CNN Türkte yayınlanan ve Mehmet Ali Birandın
sunduğuı MANŞET programında, 3 Ekime kadar
Kıbrıs sorununun çözümünün önemine işaret etti, Papadopulos'u
yerinden kaldırmak için harekete geçmeliyiz dedi.
İngiltere'nin
eski Kıbrıs özel temsilcisi Lord David Hannay ve Başbakan,
CTP-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, MANŞETt
programında Mehmet Ali Birand'ın sorularını cevapladı.
Hannay, "Türkiye kendine Kıbrıs'ta çözüm için 3 ekim tarihini
yeni bir hedef gibi saptamamalıdır. Zaten AB'nin de böyle bir talebi
yok. Protokolü imzalamak teknik bir iştir ve kesinlikle Rumların
tanınması anlamına gelmiz, protokolü imzalayın,
müzakerelere başlayın. Çözümü müzakere sırasında devreye
sokun" dedi.
Gümrük birliğinin Türkiye'ninin şu ana kadar kabul ettiği
yükümlülüklerden farklı bir unsur içermediğini söyleyen Hannay,
durumun Türkiye'nin daha önce sergilediği tavırdan farklı
olmadığını söyledi.
"Rum vetosu ciddi bir tehdit değil"
İngiltere'nin eski Kıbrıs özel Temsilcisi, Rum vetosu
onların söylediği kadar ciddi bir tehdit değil. Çok profesyonel
bir iş olacaktır. Her konuda Rum vetosu mümkün değil. Komisyon
böyle bir tutumu geçerli saymaz dedi.
Talat: "3 ekime kadar çözüm bulunursa daha iyi olur"
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat "Hannay haklı. Ancak 3
ekime kadar çözüm bulunabilirse daha iyi olur. Papadopulos'u yerinden
kaldırmak için harekete geçmeliyiz. Teknik dahi olsa, protokolü
imzalamamızın siyasi sonuçları olacaktır" diye
konuştu. (cnnturk)
YENIDUZEN 22/12/04
Bu
süreç, ya iki ayrı devlet olacaktır, veya Annan Planında ifade
edildiği gibi Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti
Kuzey Kıbrısın Gümrük Birliğiyle ilgili
durumu Güneye göre farklı, bir defa ne Gümrük Birliğinin üyesi ne
AB üyesi. Bu tabi bir süreç alacak. 24 Nisanda, referandumdan, her iki tarafta
da evet çıkmış olsaydı, bu süreç tamamen bitmiş
olacaktı, olmadı. Şimdi ise bir ikinci süreç başlıyor
orada. Yani Güneyin ve Kuzeyin, yeniden yapılacak bir barış
süreci için atacakları adımdır.
Annan Planı geri gelebilir mi? Biz gelmesini istiyor muyuz?
sorusu üzerine Erdoğan, Yeniden barış sürecinin
başlatılabilmesini için böyle bir şeyin olmasında fayda
mülahaza ederiz dedi.
TC Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrısta ikinci bir süreç
başladığını belirterek, Bu süreç, ya iki ayrı
devlet olacaktır, veya Annan Planında ifade edildiği gibi
Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti dedi.
Erdoğan, CNN
Türkte yayınlanan Manşet programına katılarak, Mehmet
Ali Birandın sorularını yanıtladı.
Başbakan
Erdoğan, 3 Ekime kadar Ben protokolü genişleteceğim, Gümrük
Birliğini Kıbrısı da içine alacak şekilde
genişleteceğim diyorsunuz, ortada bir müzakere edeceğim
lafı var. Biz kimle müzakere edeceğiz? sorusunu, Genişletmek
diye birşey yok. Burada, zaten Türkiyenin Avrupa Komisyonu ile bu konuyu
görüşmesi var diye yanıtladı.
Rumlarla
görüşmeyecek misiniz? sorusu üzerine Erdoğan, Hayır. AB
Komisyonu ile görüşme var dedi. AB Komisyonu ile bu konuda ne
görüşüleceği sorusunu Erdoğan, şöyle
cevaplandırdı:
19. paragraf
diyoruz ya, bu paragrafın gereği olarak Ankara
Anlaşmasının gerekleri görüşülecek. Bu
anlaşmanın gereği üzerinde Türkiyeye düşen edim nedir, bu
görüşülecek. Burada birçok maddeler var. Bunları enine boyuna
konuşacak, burada karşılıklı olarak Komisyon ile bir
mutabakata varacağız. Bu esnada Güney Kıbrıs ile Komisyon
bazı şeyleri muhakkak görüşecektir.
Gümrük
Birliği, Güney Kıbrısa geçtiği gibi kuzey Kıbrıs
da geçecek mi? sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:
Kuzey
Kıbrısın Gümrük Birliğiyle ilgili durumu Güneye göre
farklı, bir defa ne Gümrük Birliğinin üyesi ne AB üyesi. Bu tabi bir
süreç alacak. 24 Nisanda, referandumdan, her iki tarafta da evet
çıkmış olsaydı, bu süreç tamamen bitmiş olacaktı,
olmadı. Şimdi ise bir ikinci süreç başlıyor orada. Yani
Güneyin ve Kuzeyin, yeniden yapılacak bir barış süreci için
atacakları adımdır.
Siz, yeni bir
çözüm süreci mi başlatıyorsunuz? sorusuna Erdoğan,
Başlayabilir. Bu süreç, ya iki ayrı devlet olacaktır veyahut da
Annan Planında ifade edildiği gibi, Birleşik Kıbrıs
Cumhuriyeti olacaktır yanıtını verdi.
Annan Planının gelmesinde fayda
var
Annan Planı
ortada mı hala? sorusunu Erdoğan, Annan Planı şu anda
ortada değil. Annan Planına zaten Güneyin muhalefeti var. Annan
Planına, Kuzey Kıbrıs veya Güney Kıbrıs veya bizler;
Yunanistan, Türkiye, İngiltere, bitti demiyoruz. Annan Planının
içinde zaten bu teyit edilmiş. Annan Planının içinde,
eğer 24 Nisanda plan her iki tarafça da (evet) ile oylanmazsa, gündemden
düşeceği var. Dolayısıyla düşmüştür diye
yanıtladı.
Annan Planı
geri gelebilir mi? Biz gelmesini istiyor muyuz? sorusu üzerine Erdoğan,
Yeniden barış sürecinin başlatılabilmesini için böyle bir
şeyin olmasında fayda mülahaza ederiz dedi.
Birleşmiş
Milletleri devreye sokmak istiyor musunuz? sorusu üzerine Erdoğan,
İsteriz. Bu konuda zaten görev Birleşmiş Milletlerin diye
konuştu. Erdoğan, Siz, Annana bir istekte bulundunuz mu? sorusuna,
Soyunma odasında olanların hepsi konuşulmaz. Şimdi siz
mutfağa girmeye çalışıyorsunuz
karşılığını verdi. Kıbrısın
çözümünde geç kalındı mı? sorusu üzerine Erdoğan, Geç
veya erken, ben şunu biliyorum. Gönül arzu ederdi ki bunlar bu günlere
kalmamış olsaydı dedi. Başbakan Erdoğan, Dezavantaj
mı oldu? sorusunu şöyle yanıtladı:
Bunu söylemek de
siyaseten yanlıştır. Oldu da demiyorum, olmadı da
demiyorum. Bunların hepsi müzakerelerle karşılıklı
olarak çözeceğimiz konular. Burada biz yine kazan kazan
anlayışını oturtmamız lazım. Bu
anlayışa göre, bunu çözmemiz lazım. Türkiye olarak veya Kuzey
Kıbrıs olarak büyük avantalar aldık, veya güney
Kıbrıs veya Yunanistan bunu başardı, bu havaya girmememiz
lazım. Adil, kalıcı bir çözümü müşterek bulmak lazım.
Yoksa bu Ada barış adası olmaktan çıkacak, yazık
olacak.
Ne zaman düğmeye basılacak?
Ne zaman düğmeye
basılacak sorusu üzerine Erdoğan, 2005in içinde. Şu anda
Kıbrısta seçimler var, arkasından Güney Kıbrısta
seçimler yapılacak. O seçimlerin durumu da önemli. Biz illa seçimlerin
bitmesini beklemeyiz. Fakat biz herşeyden önce AB Komisyonu ile 2005
yılının başından itibaren görüşmeleri
başlatacağız dedi. Erdoğan, Müzakereler başlamadan
önce bunun çözümünü mü istiyorsunuz? sorusunu, Tabi, bir yol haritası
olacak. O yol haritasına göre bunu sürdüreceğiz diye
yanıtladı. Başbakan Erdoğan, Brüksele giderken,
Galatasaray-Fenerbahçe maçının sonucu sizi etkiledi mi, moralinizi bozdu
mu? sorusuna ise O işin pişkinliği içerisindeyim. Futbol 3
neticelidir; galibiyet, mağlubiyet, beraberlik. Türkiyenin
Başbakanı olduğum için bütün futbol takımı
seyircilerine ve sevdalılarına aynı mesafedeyim
karşılığını verdi. (AA)
YENIDUZEN 22/12/04
|
Papadopulostan
veto tehdidi |
|
|
|
Kıbrıs Rum
Kesimi lideri Tasos Papadopulos, 3 Ekim 2005e kadar Ankara protokolünü
imzalamaması halinde, Türkiyenin Avrupa Birliği üyelik
müzakerelerine başlamasını veto edebileceğini söyledi. |
|
|
|
NTV-MSNBC VE AJANSLAR |
23 Aralık 2004 Rum gazetelerinin haberine göre, Papadopulos,
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin takvim ve hakemliği de
kabul etmiyor.
Rum lider Papadopulos, Türkiyenin taahhütlerini
yerine getirmemesi halinde, 3 Ekim 2005te başlaması öngörülen
müzakereleri veto etme hakkımızı saklı tuttuğumuzu Avrupa
Birliği liderlerine ilettim dedi.
Rum lider, Kıbrıs sorununu çözümü için
müzakerelerin başlaması halinde bu toplantılara
katılıp katılmayacağına ilişkin net bir şey
söylemedi. Bu soruyu cevaplamak için çok erken, belirlenecek gündeme, sürece,
çerçeveye bağlı herşey dedi.
PAPADOPULOSTAN 4 HAYIR
Ancak Tasos Papadopulos, Nisandaki referendumda
reddedilen Annan Planını görüşmeyeceklerini vurguladı ve
O plan bir daha halkımız önüne getirilmeyecek dedi.
Rum gazetelerine göre, Güney Kıbrıs Rum
yönetimi lideri Tasos Papadopulosun, dün yapılan Rum Ulusal Konseyi
toplantısında, Kıbrıs müzakerelerine ilişkin
taleplerini 4 hayırla belirledi. AB zirvesi hakkında Ulusal Konsey
üyelerine bilgi veren ve Rum gazetelerine göre, Papadopulos, Ulusal Konseye,
Rum tarafının ısrar etmesi gereken 4 noktayı iletti:
Hakemliği kabul etmem söz konusu değil, Takvim kabul etmem söz
konusu değil, Kıbrıs sorununun Türkiyenin üyelik müzakerelerine
başlama tarihine bağlanmasını kabul etmem söz konusu
değil, Üzerinde anlaşma sağlanmamış bir çözümü
referanduma götürmeyi kabul etmem söz konusu değil.
Papadopulos hakemliği kabul etmiyor
Papadopulos, konseye ısrar edilmesi gereken dört noktayı
iletti
23 Aralık, 2004 13:25:00 (TSİ)CNN TURK
Rum medyasına göre, Güney Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, dün yapılan Rum Ulusal Konseyi
toplantısında, Kıbrıs sorununa ilişkin takvimleri ve
hakemliği reddetti.
Belirlediği 'hayır'larla kendi açısından müzakerelerin
çerçevesini tespit eden Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümünün,
Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlayacağı tarih olan 3 ekim
2005'e bağlanmasını reddediyor, New York'ta
yapıldığı gibi hakemliği kabul etmiyor ve çözüm
üzerinde uzlaşmadan yeni referanduma da karşı çıkıyor.
Hayırcı
Papadopulos
Rum gazetelerinin, 'Tasos'un dört hayırı', 'hayırda
uzlaştılar' ve 'Tasos'tan çözümsüzlük reçetesi'
başlıklarıyla aktardığı haberlere göre,
Papadopulos, yeniden başlaması gündemde olan Kıbrıs
müzakerelerine ilişkin taleplerini dört hayırla belirledi.
AB zirvesi hakkında Ulusal Konsey üyelerine bilgi veren ve Rum
gazetelerine göre, '16 aralık gecesi yaşadığı korku
filmini' uzun uzun anlatan Papadopulos, Ulusal Konseye, Rum tarafının
ısrar etmesi gereken dört noktayı iletti.
Rumların
kırmızı çizgileri
Rum gazetelerine göre, Papadopulos, konsey üyelerini bilgilendirdikten sonra,
Rum tarafının ısrar etmesi ve özellikle caymaması gereken
dört noktayı şöyle açıkladı:
· Hakemliği kabul etmem söz konusu
değil
· Takvim kabul etmem söz konusu değil
· Kıbrıs sorununun Türkiye'nin
üyelik müzakerelerine başlama tarihine bağlanmasını kabul
etmem söz konusu değil
·
Üzerinde anlaşma sağlanmamış bir çözümü referanduma
götürmeyi kabul etmem söz konusu değil
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri , Atina'da yayımlanan haftalık
ekonomi ve siyasi İmerisia gazetesine verdiği demecinde de bu dört
noktanın altını tekrar çizdi.
Veto
hakkımızı kullansaydık Türkiye'ye bahane
yaratırdık
AB zirvesinde veto kullanmanın Türkiye'ye Kıbrıs'ta işgal
politikasını sürdürmesi için bahane vermek anlamına
geleceğini söyleyen Papadopulos,Annan planının mevcut haliyle
Rum halkının önüne getirilmesinin söz konusu
olmadığını söyledi.
Papadopulos, ''temel hedefimiz tarafların onayına sunulmadan önce,
başkaları tarafından empoze edilmemiş, ancak önceden
üzerinde anlaşmaya varılmış bir çözüm bulmaktır''
dedi.
|
Papadopulos kapıyı kapattı |
|
|
Lefkoşa Kıbrıs Rum lideri Papadopulos, Rum Ulusal Konseyi toplantısında, Kıbrıs sorununa ilişkin takvimleri ve hakemliği reddetti. Belirlediği
hayırlarla kendi açısından müzakerelerin çerçevesini tespit
eden Papadopulos, Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye'nin üyelik
müzakerelerine başlayacağı tarih olan 3 Ekim 2005'e
bağlanmasını reddediyor. New York'ta
yapıldığı gibi hakemliği kabul etmiyor ve çözüm
üzerinde uzlaşmadan yeni referanduma da karşı
çıkıyor. Rum gazetelerinin, Tasos'un
Dört Hayırı, Hayırda Uzlaştılar ve Tasos'tan
Çözümsüzlük Reçetesi başlıklarıyla aktardığı
haberlere göre, Papadopulos, yeniden başlaması gündemde olan
Kıbrıs müzakerelerine ilişkin taleplerini 4 hayırla
belirledi. AB zirvesi hakkında Ulusal
Konsey üyelerine bilgi veren ve Rum gazetelerine göre, 16 Aralık gecesi
yaşadığı korku filmini uzun uzun anlatan Papadopulos,
Ulusal Konseye, Rum tarafının ısrar etmesi gereken 4
noktayı iletti. Rum gazetelerine göre, Papadopulos, konsey üyelerini
bilgilendirdikten sonra, Rum tarafının ısrar etmesi ve
özellikle caymaması gereken 4 noktayı şöyle
açıkladı: - Hakemliği kabul etmem söz
konusu değil, -Takvim kabul etmem söz konusu
değil, -Kıbrıs sorununun
Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlama tarihine
bağlanmasını kabul etmem söz konusu değil, -Üzerinde anlaşma
sağlanmamış bir çözümü referanduma götürmeyi kabul etmem söz
konusu değil. |
|
HURRIYET 23/12/04
Yunan meclisinde Kıbrıs kavgası çıktı
Nur BATUR / ATİNA
Yunanistan Parlamentosunda dün Kıbrıs yüzünden çıkan kavgada muhalefetle İktidar partisi birbirine girdi. Bütçe görüşmeleri sırasında Pasokun Brüksel zirvesinde hükümeti Türkiyeye taviz vermekle suçlaması üzerine Hükümet Sözcüsü Teodoros Rusopulos, Pasok lideri Papandreunun görüşleri kabul edilseydi, Brüksel zirvesinde Papadopulosun yerine Denktaş olacaktı dedi.
Ortalığı ayağa kaldıran Pasok grubu, Rusopulosun özür dilemesini istedi ve aksi takdirde parlamentoyu terk edecekleri tehdidinde bulundu. Bağırışmalar yüzünden oturuma ara verildi. Sonraki oturumda, hükümet sözcüsünün sözlerinin yanlış anlaşıldığı, Papandreunun politikası izlenseydi, Papadopulosla birlikte Denktaşın da Brükselde olacağının vurgulandığı söylenince ortam yumuşadı.
HURRIYET 23/12/04
Kıbrıs,
Türkler, Rumlar...
KIBRIS meselesi yeniden ısınıyor. Başbakan Erdoğan,
Annan Planı'na benzer bir çerçevede çözüm sürecinin yeniden
başlaması gerektiğini söylüyor. AB Dönem Başkanı
Hollanda Başbakanı Balkenende, Kofi Annan'ın yeniden devreye
girmesini tarafların desteklemesini istiyor.
ABD Dışişleri Sözcüsü Richard Boucher de aynı Annan
Planı'na ve BM Genel Sekreteri'nin hakemliğine atıfta bulunarak
konuşuyor.
Yunan Başbakanı Karamanlis ve hele de Rum lideri Papadopulos buna
şiddetle karşı çıkıyor.
Papadopulos Kıbrıs görüşmelerinin yeniden başlaması
için üç şart koşuyor:
· BM Genel Sekreteri,
görüşmelerde boşlukları doldurmak üzere hakem olmasın.
· Annan
Planı'nda ufak revizyonlar değil, köklü değişiklikler
yapılsın.
Ve Papadopulos'un bilhassa şu üçüncü şartına dikkat:
· Kıbrıs
görüşmelerinin ucu açık olsun, belli bir zaman kesitinde
sonuçlandırma mecburiyeti konulmasın.
İşte tablo bu, meseleyi bu tablonun tümünü görerek
değerlendirmek lazım.
***
RUM yönetimi neden "Görüşmelerin ucu açık olsun, zaman
sınırlaması olmasın" diyor?
Sebebi açık: 5 Ekim'de Türkiye AB ile müzakerelere başladıktan
sonra, Rumlar Kıbrıs görüşmelerini paralel götürecekler, 31
konunun (chapter) tamamında, hatta her alt başlıkta Türkiye'den
Kıbrıs konusunda tavizler isteyecekler!
Hesapları bu olduğu için, Annan Planı'nda "ufak revizyonlar
değil, köklü değişiklikler yapılmasını" ön
şart olarak ileri sürüp baştan kabul ettirmek istiyorlar.
Bu durumda Türkiye Rumlar üzerinde nasıl bir baskı kurabilir? ABD ve
AB'nin "Annan Planı"na ve "BM Genel Sekreteri'nin ara
buluculuğu"na referans yapan yaklaşımlarıyla ittifak
kurarak; ABD ve AB'nin bu çerçevede Rumlara baskı yapmasını
sağlayarak...
Rumların bu Annan Planı'na itiraz etmesinin sebebi, Türkler lehine
olan kuvvetli hükümlerdir. Rumlar bir de BM'ye ABD'nin hâkim olduğunu ve
stratejik sebeplerle ABD'nin Türkiye'yi desteklediğini düşündükleri
için "BM Genel Sekreteri'nin hakemliği"ne de karşı
çıkıyorlar!
***
DENKTAŞ da karşı çıkıyor!
Elbette Denktaş'ın niyeti ile Papadopulos'un niyeti birbirinin tam
zıddıdır. Ama sübjektif niyetler değil, diplomatik
satrançta oynanan taşların doğuracağı sonuçlar
önemlidir. Denktaş, Türkiye için dayanak olabilecek Annan Planı'na ve
BM Genel Sekreteri'nin hakemliğine Papadopulos kadar karşı
çıkmakla Türkiye'nin elini zayıflatıyor!
Türkiye, Denktaş'ın peşine takılırsa, ABD'nin, AB'nin
ve BM'nin Rum tarafına baskı yapmasını sağlayabilir
mi?
Kendini rahat hissedecek bir Rum kesimi AB sürecinde Türkiye'ye neler yapmaz?
Denktaş 10 Mart 2004'te Lahey'de imzayı atsaydı, bugün Türk
tarafı da Türkiye de diplomatik bakımdan daha güçlü olacaktı.
Denktaş şimdi daha kritik olan süreçte Türkiye'yi diplomatik
satrançta tekrar güçsüz düşürmekten sakınmalıdır!
Denktaş Türkiye'nin milli dış politika önceliklerini önemsemiyor
olabilir! Türkiye'yi sadece kendisinin 'destekçisi' gibi de görebilir! Ama
bilmelidir ki, Türkiye'nin diplomatik zaafa uğraması,
Kıbrıs Türklüğünü daha büyük zaafa uğratır.
Denktaş, Türkiye'ye sadakatini retorikle değil, siyasi
pratiğiyle ispat etmelidir. Ancak o zaman KKTC de Türkiye de kazançlı
çıkar.
TAHA AKYOL MILLIYET
23/12/04
Yeni Kıbrıs
senaryoları
SİMDİLİK sadece sözü ediliyor, ama tüm belirtiler ocak
ayından itibaren Kıbrıs konusunda yeni girişimlerin
başlayacağını gösteriyor.
İlk inisiyatifin Türkiye'den gelmesi olasılığı oldukça
güçlü. Başbakan Erdoğan'ın dünkü demeci de bunu doğruluyor.
Bunun böyle olması doğal ve de yerinde...
AB ile 3 Ekim 2005'te müzakereler başlarken "Kıbrıs'ı
tanıma" engeline takılmamanın en iyi yolu, Kıbrıs
sorununa çözüm bulmaktır. Bu amaçla Türk diplomasisi, Kıbrıs
görüşmelerini yeniden başlatmak ve bu konuda en yetkili enstrüman
olan BM'yi devreye sokmak için harekete geçmeyi planlıyor.
***
TÜRKİYE Kıbrıs konusunda böyle bir pozisyon almakla, daha önceki
süreçte olduğu gibi, gerçekten çözüm isteyen taraf olduğunu
uluslararası camiaya gösterebilecektir. Bu da Ankara'ya puan
kazandıracak ve baskıların Rum tarafına yönelmesini
sağlayacaktır.
Ancak Papadopulos yönetimi BM Genel Sekreteri'ne aynı şekilde
yeşil ışığı yakacak mı? Bir şekilde
yeni bir temas süreci başlarsa da, 3 Ekim'e kadar çözüme
ulaşılabilecek mi?
Dün Lefkoşa'nın Rum kesimindeki bir meslektaşımla
yaptığım telefon görüşmesinden edindiğim izlenim,
doğrusu iyimser olmaya pek müsait değil. Erdoğan'ın
girişim bağlamında bir hazırlığı varsa,
Papadopulos'un da ekim ayına kadar zaman kazanma babında bir
senaryosu var...
Bu nedenle gerek Rum lideri, gerekse onun sözcüleri iki husus üzerinde önemle
duruyorlar: Birincisi, Annan Planı'nın artık geçerli
sayılmadığı ve herhangi bir temas olacaksa farklı bir
zemin üzerinde yapılması gerektiğidir. İkinci husus ise,
Rum tarafının 3 Ekim'e kadar "tanınması" ile
ilgili pozisyondur. Papadopulos o tarihe kadar çözüm olsun olmasın,
Türkiye'nin mutlaka Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti'ni
tanımasını şart koşuyor; aksi halde AB'nin Türkiye ile
müzakerelere başlamasını "engelleyeceği" tehdidinde
bulunuyor...
Bu durumda Kofi Annan'ın yeni bir süreç için kollarını sıvaması
mümkün mü? Türkiye'nin iyi niyetli girişimine rağmen eğer BM bu
işi yeniden ele almazsa, çözüm yönünde bir adım atılabilir mi?
***
ASLINDA Papandreu'nun şimdiki stratejisi, daha çok AB'ye dayanmak ve ekim
ayına kadar statükonun devamını sağlayarak Ankara'yı
kendi yönetimini tanımaya zorlamaktır.
Bu senaryo, şimdi Papadopulos'un, vaktiyle Türk tarafında
seslendirilen "Çözümsüzlük en iyi çözümdür" anlayışına
kaydığını gösteriyor. Glafkos Klerides ve Yorgo Vasiliu
gibi gerçekçi liderler Papadopulos'u (özellikle son günlerde)
eleştiriyorlar; ama Rum tarafının "resmi" pozisyonu
bu...
Papadopulos bu politikasını değiştirebilir mi? Onu bu yönde
kim zorlayacak?
Açıkçası bu baskıyı yapabilecek güç, ne BM, ne AB'dir, olsa
olsa ABD'dir ve onun yanında İngiltere'dir... BM Güvenlik Konseyi,
Annan'ın Kıbrıs raporunu -Rus vetosu ve Fransız
itirazı yüzünden- onaylamış bile değil... AB'ye gelince,
veto hakkına sahip Kıbrıs'ın ve de Yunanistan'ın
oradaki varlığı ve üyeler arasında görüş
birliğinin yokluğu, enerjik bir tavır almasına engel...
Bu aşamada Ankara'nın her koldan (ABD, BM, AB, vs) diplomatik
atağa geçmesi kuşkusuz çok isabetlidir. Ama doğrusu bu
inisiyatifler sonunda ekim ayına kadar çözüme götürecek bir sürecin
başlaması olasılığı zayıf görünüyor...
SAMI KOHEN MILLIYET
23/12/04
FT: Kıbrıs çözülmezse
müzakereler sonsuza dek sürer
Kıbrıs sorununun çözülmemesi
durumunda, AB ve Türkiye arasındaki müzakerelerin "sonsuza
kadar" sürebileceği yorumu yapıldı.
İngiliz Financial Times gazetesinde Quentin
Peel imzasıyla yer alan yorum yazısında, Türkiye'nin AB ile
müzakere sürecinin planlandığı gibi 10 yılda
tamamlanmasının, AB'nin "tarihin açtığı
yaraları" sarma konusundaki sıradışı
yeteneğini ortaya koyacağı belirtildi.
Yazıda, "Eğer Avrupa, Hristiyanlar
ve Müslümanlar'ı büyük laik bir yapıda bir araya getirebilirse, bu,
medeniyetler çatışmasının önlenmez
olmadığını da etkili bir biçimde ortaya
koyacaktır" denildi.
Gazetede, Brüksel zirvesinde AB ile Türkiye
arasında iplerin kopma noktasına geldiği, bunun nedeninin ise
Kıbrıs olduğu belirtildi.
Sorunun kalbinde ise tanıma konusunun
yattığına dikkat çekildi.
Brüksel'deki zirvede, İngiltere, Fransa ve
Almanya'nın sorunu çözmek için tartışmalara dahil olduğuna
işaret edilen yazıda, "AB'nin geleceğine ilişkin
politikalar açısından açık bir ders var: Eğer Üçlü (Fransa,
İngiltere, Almanya) bir arada hareket ederse, anlaşmaları mümkün
kılabilirler" denildi.
Kıbrıs sorununun çözülememesi halinde,
Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin "sonsuza kadar" sürebileceği
iddia edilen yazıda, çözüm için Kıbrıslı Türkler ve
Rumlar'ın, bir uzlaşmanın her iki taraf için de yararlı
olacağına ikna edilmesi gerektiği vurgulandı.
Her iki tarafın da
karşılıklı tavizler vermesi gerektiğine dikkat çekilirken,
"Kıbrıslı Türkler, Türk güvenlik şemsiyesi olmadan
yaşamaya hazır olmalılar. Kıbrıslı Rumlar da
kuzeye giden herkese mallarının geri verilemeyeceğini ve
1974'ten bu yana gelen Türk yerleşimcilerin tümünün geri gönderilmesini
bekleyemeyeceklerini kabul etmeliler" denildi.
Yazıda, karşılıklı
tavizlerin, uzlaşma önündeki engelleri kaldırabileceğine dikkat
çekildi, Rum Kesimi'nin kullanma tehdidinde bulunduğu, 31 konu
başlığının müzakerelerine başlangıçta ve
bitirirken ve iki kez de en başta ve en sonda olmak üzere toplam 64 veto
hakkına gönderme yapıldı. Yazıda, "Büyük soru halen
bekliyor:
Papadopulos 'bir uzlaşma' istiyor mu?
Eğer istemiyorsa o zaman 64 vetoya hazır olun" ifadesi
kullanıldı.
MILLIYET 23/12/04
Papadopulos neden veto
kullanmadı?
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, ''AB zirvesinde veto
kullanmanın Türkiye'ye Kıbrıs'ta işgal
politikasını sürdürmesi için bahane vermek anlamına
geleceğini'' söyledi.
Atina'da yayımlanan haftalık ekonomi
ve siyasi İmerisia gazetesine demeç veren Papadopulos, AB zirvesi ve
Kıbrıs sorununa çözüm getirilmesi konularına değindi.
Hedefin AB aracılığıyla
adada işler ve kalıcı bir çözüm bulunması olduğunu
savunan Papadopulos, ''Vetonun buna yardımcı
olmayacağını, ancak Türkiye'nin AB ile Kıbrıs'a (Rum
kesimi) karşı yükümlülüklerini yerine getirmeye mecbur olması
için veto kullanma hakkının ellerinde bulunmaya devam ettiğini''
söyledi.
Annan planının mevcut haliyle Rum
halkının önüne getirilmesinin söz konusu
olmadığını kaydeden Papadopulos, ''Temel hedefimiz
tarafların onayına sunulmadan önce, başkaları
tarafından empoze edilmemiş, ancak önceden üzerinde anlaşmaya
varılmış bir çözüm bulmaktır'' dedi.
Rum lider, Kıbrıs meselesinin çözümü
için yeni müzakerelere katılıp katılmayacağı yönündeki
soruya ise buna ''bir evet veya hayır'' ile yanıt verilmesi için
erken olduğunu, çünkü bunun gündem, süreç, esaslı müzakere çerçevesi
ve olanaklarıyla bağlantılı olduğunu söyledi.
Papadopulos, ''Kıbrıs meselesinin
çözümünün şu ana kadar BM çerçevesinde arandığını,
ancak bu aşamada AB'nin rolünün ne olacağı'' sorusuna ise
şu yanıtı verdi:
''AB Komisyonu'nun hukuk bölümü, Annan
planının AB müktesebatı ile uyuşmadığı
görüşündedir. Her durumda Avrupa gelişmelere ilgisiz kalamaz. Zaten
Yunanistan, Kıbrıs (Rum) ve İngiltere AB üyesidirler, Türkiye de
artık eşikte bulunmaktadır.'' Kıbrıs'ta yeni bir
müzakere süreci başlaması halinde güvenlik ve iç anayasal düzen
konularının büyük önem taşıyacağını belirten
Papadopulos, bunların yanı sıra karar alma mekanizmasında
siyasi eşitlik ve para politikası konularının önemli
olduğunu vurguladı.
''Beyaz Saray'ın Annan planının
geçerliliğini koruduğu'' şeklindeki tezini de yorumlayan
Papadopulos, ''Bu ABD'nin kesin tezidir ve zaman zaman ısrarla dile
getirilmektedir. Belki de yazar sendromundan etkileniyorlar, çünkü yüksek
düzeyde hükümet yetkilileri bu planın şekillenmesinde katkıda
bulundular'' dedi.
MILLIYET 23/12/04
Papadopulos, takvimleri ve
hakemliği reddediyor
Mustafa
Sağıroğlu bildiriyor
Güney Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, dün
yapılan Rum Ulusal Konseyi toplantısında, Kıbrıs
sorununa ilişkin takvimleri ve hakemliği reddettiği belirtildi.
Belirlediği ''hayır''larla kendi
açısından müzakerelerin çerçevesini tespit eden Papadopulos,
Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine
başlayacağı tarih olan 3 Ekim 2005'e bağlanmasını
reddediyor, New York'ta yapıldığı gibi hakemliği kabul
etmiyor ve çözüm üzerinde uzlaşmadan yeni referanduma da karşı
çıkıyor.
Rum gazetelerinin, ''Tasos'un Dört
Hayırı'', ''Hayırda Uzlaştılar'' ve ''Tasos'tan
Çözümsüzlük Reçetesi'' başlıklarıyla aktardığı
haberlere göre, Papadopulos, yeniden başlaması gündemde olan
Kıbrıs müzakerelerine ilişkin taleplerini ''4 hayır''la
belirledi.
AB zirvesi hakkında Ulusal Konsey üyelerine
bilgi veren ve Rum gazetelerine göre, ''16 Aralık gecesi
yaşadığı korku filmini'' uzun uzun anlatan Papadopulos,
Ulusal Konseye, Rum tarafının ısrar etmesi gereken 4
noktayı iletti.
Rum gazetelerine göre, Papadopulos, konsey
üyelerini bilgilendirdikten sonra, Rum tarafının ısrar etmesi ve
özellikle caymaması gereken 4 noktayı şöyle açıkladı:
''-Hakemliği kabul etmem söz konusu
değil, -Takvim kabul etmem söz konusu değil, -Kıbrıs
sorununun Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlama tarihine
bağlanmasını kabul etmem söz konusu değil, -Üzerinde
anlaşma sağlanmamış bir çözümü referanduma götürmeyi kabul
etmem söz konusu değil.''
MILLIYET 23/12/04
Ankara'da
çözüm inancı
Ankara,
Kıbrıs'ta kalıcı çözüm adımlarının
Türkiye'nin önünü açacağına inanıyor
RADIKAL 23/12/04
Erdoğan,
Kıbrıs konusunda 'ani' çözümden söz ediyor
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dün Suriye ziyareti için yola çıkarken
"Kıbrıs'ta çözüm aniden gelebilir" demesi, diplomatik
kulisi hareketlendirdi. Erdoğan ayrıntıya girmemişti.
Kıbrıs'ta Türklerin asli taraf olduğu bir çözüm bulunmadan,
yalnız Rum Cumhuriyeti'nin adanın temsilcisi olarak
tanınmasının söz konusu olmayacağı hem Erdoğan,
hem de Dışişleri Bakanı Abdullah Gül tarafından
söylenmişti. Her ikisi de bu konuda BM'nin girişimde bulunması
çağrısı yapmıştı.
Oysa BM'de, tam da yıl sonu tatilleri sırasında böyle bir
işaret yoktu. Rusya'nın engellemesi nedeniyle, daha Annan Planı
dosyası bile kapatılamamıştı. Üstelik 20
Şubat'taki KKTC genel seçimleri öncesinde, Kuzey Kıbrıs'ın
yeni bir girişime katılması ek sorun getirebilir. Yakın
çevresi, Başbakan'ın dünkü sözlerini, somut bir planın
varlığına değil, hükümetin yeni girişimlere açık
olmasına bağlıyor.
Şubat eşiğine karşın, ocakta Kıbrıs
konusundaki temasların başlaması bekleniyor. İngiltere
Dışişleri Bakanı Jack Straw'un yanı sıra
bazı BM yetkilileri ile de temaslar olabileceği,
Dışişleri kaynaklarınca ifade ediliyor. Ayrıca ocak
sonunda yapılacak Davos toplantılarında Erdoğan ile BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'ın buluşma ihtimali konuşulmaya
başlandı.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün İstanbul'da
Yıldız Teknik Üniversitesi'nde konuşurken, hem Türkiye'nin yeni
Kıbrıs arayışlarına, hem de Türkiye'nin AB ile
ilişkilerindeki yeni aşamaya sert eleştiriler getirdi. Hükümeti,
'müşterek Kıbrıs hükümeti oluşmadıkça Rumları
tanımama sözünde durmaya' çağırarak, bunun aksinin
yapılacağı konusunda soru işaretlerine yol açtı.
Denktaş'ın duygusal motiflerle süslü, seçim konuşması
havasındaki sözleri, dün Milliyet'te Fikret Bila'ya verdiği demeçte
çizdiği yeni uzlaşmalara açık yaklaşımla
çelişiyordu.
Nitekim TBMM Başkanı Bülent Arınç, Denktaş'ı
kapalı kapılar ardında hükümete başka, kamuoyuna başka
konuşmakla suçladı. Geçen hafta sonu CNN Türk yayınında
Dışişleri Bakanı Gül'ün yaptığı gibi,
Denktaş'ın torununun da Rum Cumhuriyeti'ne pasaport başvurusunda
bulunmuş olduğunu hatırlattı.
Denktaş'ın nisanda görev süresi doluyor. En azından üç kez, bir
daha aday olmayacağını söyledi. Ancak Denktaş'ın Türk
hükümetinin çözüm arayışlarından yana tavrı
netleştikçe, Türk politikasının trajikomik
hastalığı 'Görevden kaçamam' deme
hazırlığına başlamış olacağına
hükmetmek gerekiyor.
2005'te bolca Kıbrıs konuşacağımız
anlaşılıyor.
Kıbrıs'ın
Girit olma ihtimali nasıl artar?
KKTC Cumhurbaşkanı'nın, Kıbrıs'ta gelinen noktayı
aşama aşama özetleyen 'Kıbrıs Girit Olmasın' adlı
kitabı Remzi Kitabevi'nden yayımladı. Kitapta,
Denktaş'ın geçmişteki ve gelecekteki uzlaşma
arayışlarına neden bu kadar güvensiz
yaklaştığına ilişkin önemli veriler var. Denktaş,
Kıbrıs'ın Girit olmaması gerektiği yolundaki sözlerini
birkaç yıl önce söylemiş, 1896'da Girit'in Osmanlı'dan
Yunanlılara geçmesiyle sonuçlanan özerkleşmeyi
anımsatmıştı. Böylece devletin derinlerindeki sinir
uçlarına dokunup, muhtemel çözüm arayışlarının önünü
kesmek istemişti. Türkiye'nin çıkarlarını gözettiğini
söyleyen Denktaş, 10 Mart 2003 Lahey öncesi, Cumhurbaşkanı Ahmet
Necdet Sezer'in başkanlığında, Başbakan ve Genelkurmay
Başkanı'nın katılımıyla Çankaya'da yapılan
toplantıda, "İlk 'Hayır' diyen siz olmayın"
ricasına karşın, daha yola çıkmadan
danışmanı Mümtaz Soysal'ın "Hayır demeye
gidiyoruz" sözünün arkasında durarak Türkiye'yi çözümü daha zor
sorunlarla karşı karşıya bırakmıştı.
Gelinen nokta şu: Gayriresmi rakamlar, halen 41 bin KKTC
vatandaşının Rum Cumhuriyeti'ne pasaport başvurusu
yaptığı yolunda. Bu, KKTC nüfusunun neredeyse yarısı
demek ve Denktaş'ın torunu da bu sayım içinde. Kıbrıs'ın
Girit örneğini tekrarlaması ihtimali, belki de bir zamanlar
Kıbrıs Türklerinin kahramanı ve kurtarıcısı
Denktaş'ın, artık ne kadar işe yaradığı
görülen politikalarında ısrarıyla artıyor.
Papandreu-Karamanlis
Gündüz Aktan
RADIKAL 23/12/04
Brüksel zirvesi
sırasında yapılan mücadelenin arka planı ortaya
çıktıkça
17 Aralık kararı da daha iyi anlaşılıyor. Bu
bağlamda Kıbrıs'a ilişkin 19. paragrafa yeniden bakmak
gerekiyor. Metinde, 'Uyum konusu üzerinde anlaşma sağlanıp yeni
AB üyeleri göz önüne alınarak uyum (işlemleri) tamamlandıktan
sonra, 3 Ekim 2005'te müzakereler başlamadan önce, Türkiye'nin uyum
protokolünü imzalamaya hazır olduğu yolundaki beyanı'
memnuniyetle karşılanıyor.
Bundan, 'Türkiye 3 Ekim 2005'e kadar protokolü imzalamazsa giriş müzakereleri
başlamaz' sonucu çıkmıyor. Yani o tarihte protokol
imzalanmamış olsa dahi müzakerelerin başlaması gerekiyor.
Müzakerelerin başlamasına ilişkin zirve kararını
değiştirmeye yetkili bir AB kurumu yok. Dolayısıyla
Papadopulos'un geçen gün AB ülkelerine yazdığı mektupta
salladığı, 3 Ekim'e kadar tanınmazsa müzakereleri veto
edeceği tehdidi geçersiz.
Türkiye protokolü Komisyon'la müzakere edecek, nihai metni Konsey adına
dönem başkanı imzalayacak. Yani Rumlarla müzakere edilmeyecek olan
metni
10 yeni üyenin imzalaması da öngörülmüyor. Bu yöntem Rumların
tanınmasına imkân vermez. Kaldı ki Türkiye tanıma konusunda
metne çekince de koyabilir.
Rumların tek yapabileceği şey, Komisyon'la Türkiye'nin birlikte
oluşturduğu protokolü, Konsey adına imzalaması için dönem
başkanına yetki vermemek şeklinde tecelli edebilir. O zaman da
uyum işlemi Komisyon'la yapılacak bir ara düzenlemeyle protokolsüz
gerçekleştirilebilir.
Alınan bu sonuçtan dolayı hükümeti ve Dışişleri'ni
kutlarım. Rum basınının eleştirdiği gibi, Papadopulos'un
hatalı politikası yüzünden
19. madde Rumlar açısından bir yenilgi oldu.
6 Ekim İlerleme Raporu'na ilişkin Komisyon toplantılarında,
Rumların 17 Aralık'ta bize tarih verilmesi sırasında
değil de, 31 bölümün her biri için müzakerelerin açılması ve
kapatılması sırasında veto kullanabilecekleri yönünde bir
anlayış belirmişti. Rumlar yine acele edip veto blöfünü erken
kullandılar. Müzakerelerin başlamasını veto etselerdi, AB
üyesi olamayacak Türkiye, Kıbrıs sorunuyla bir daha ilgilenmeyecekti.
Bu olay dolayısıyla veto silahının sınırlı
gücü de ortaya çıkmış oldu. Rumlar tanınma yoluyla
hayallerindeki çözümü dayatamayacaklarını anlamış
olmalılar.
Papandreu iktidarda olsaydı, esasen Rumlar lehine olan Annan Planı,
Rumlar tarafından da kabul edilmiş ve Ege sorunları bir
tahkimnameyle Lahey'e gönderilmiş olacaktı. Türkiye de teknik
nitelikteki üyelik müzakerelerine yoğunlaşabilecekti. Papandreu
devlet adamı özelliğiyle Türkiye'nin Kıbrıs ve Ege'ye ilişkin
en ileri tavizleri, AB üyelik müzakereleri başlamadan sağlanacak
çözümler çerçevesinde verebileceğini; veto tehdidiyle yapılacak
aşırı taleplerin sonuçsuz kalacağını
anlamıştı.
Karamanlis ise Papadopulos'un Annan Planı'nı kabul etmesi için en
ufak bir gayret sarf etmedi. Büyük Karamanlis'in 1960 sistemini Rumlara kabul
ettirmesinin 'trajik' sonuçlarını bahane ederek, Rumların
işine karışmamayı yeğledi. Ege sorunları
konusunda üç yıldır sürmekte olan müzakereleri de durdurdu.
Papadopulos gibi, Türkiye'nin üyelik müzakere sürecinde veto tehdidiyle Lahey'de
alacağının ötesinde tavizler koparmayı hesapladı.
17 Aralık zirvesi, Rum-Yunan tarafının bu tutumlarında
ısrar etmeleri halinde, Türkiye'nin müzakerelerden vazgeçebileceğini
gösterdi. Böyle bir durumda, Türk-Yunan ilişkileri eski gerilimli dönemden
de geriye gideceğinden, ilişkilerimizi büyük bir
istikrarsızlığa atmanın sorumluluğunu yüklenecekler.
Rumlar vetolarını 2006 sonunda başlayacak teknik müzakerelerden
önce kullanamayacaklar. Dolayısıyla çözüm için 3 Ekim'e kadar
değil, iki yıla yakın bir süremiz var. Acele etmeyelim. Annan
Planı temelinde müzakereleri kabul edip, planın bizim için daha da
kabul edilemez hale getirilmesine izin vermeyelim. Rumlar, Annan
Planı'nı olduğu gibi kabul etmek zorundalar. Biz üye olmadan
çözümün tehlikeleri de açık.
Hükümet artık müzakere etmeyi öğreniyor. Bir de 2002 Kopenhag zirvesi
ve 11 Mart 2003 Lahey toplantısında kusurun bizim tarafta
olmadığını anlayabilse. Bunun için dosyalara bakmak
yeterli.
Kıbrıs
düğümü
23/12/2004
RADIKAL
İSTANBUL -
Kıbrıs meselesi daha da karmaşıklaşırken bu
konuda yayımlanan kitapların sayısı da artıyor.
Radikal Kitap, yarın çıkacak sayısında 'Kıbrıs
düğümü'nü Hakan Gülseven'in yazısıyla kapağına
taşıdı. Hediyelik kitaplara da yer veren Kitap'ta Ahmet Oktay
'9. Hariciye Koğuşu'nu, Olkan Özyurt 'Sinemamızın
Çöküş ve Rönesans Yılları'nı yazdı. (Kültür Sanat)
Arınç:
Kıbrıs'ta kaybımız yok
23/12/2004
RADIKAL
AA - ANKARA - TBMM Başkanı
Bülent Arınç, 17 Aralık'taki AB zirvesinde, Türkiye'nin,
Kıbrıs'ta hiçbir şey kaybetmediğini ve çözüm sürecinin
olumlu olduğunu söyledi. Dün, Ankara Ticaret Odası'nın
düzenlediği bir törende konuşan Arınç, şunları
söyledi: "Orada bir gerçek var. Dedeler, yıllardan beri söyledikleri
gibi orada bazı şeyler söylüyor, ama torunları da Güney'e geçmek
için pasaport kuyruğunda bekliyor. Bu acı gerçeği de gördüm.
Aklımızı ortaya koyalım, çözüm için
çalışalım. Avrupa kapılarında bunları
yapıyoruz."
Erdoğan:
"Kıbrıs'ı, barış adası
yapacağız"
KIBRIS'TA
BARIŞI HEP ARZULADIK"... Başbakan Erdoğan Suriye ziyareti
öncesinde Ankara Esenboğa Havalimanı'nda düzenlediği basın
toplantısında, gazetecilerin Kıbrıs'la ilgili soruları
üzerine şöyle konuştu: "Kıbrıs'ta
barışı hep arzuladığımızı, bunu
teşvik ettiğimizi, bu konuda bir garantör ülke olarak orada arabulucu
olma gayreti içinde olduğumuzu, üzerimize düşen yükün ne
olduğunu ne olması gerektiğini devamlı vurguladık ve
buna yönelik olarak da girişimlerimiz oldu"
BARIŞ
ÇALIŞMALARI HER AN GÜNDEME GELEBİLİR... Erdoğan,
Kıbrıs'ta barışa ulaşmak için sürekli
hazırlık içerisinde olduklarına işaret ederek
barış çalışmalarının bir sonucunun önümüzdeki
haftalar, aylar, her an gündeme gelebileceğini vurguladı.
Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alması
konusunda ise, bunun İslam ülkelerinden memnunluk
yarattığını belirterek "Bundan dolayı
tebriklerini bildiriyorlar, takdirlerini bildiriyorlar." diye konuştu
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'ta bir
barışa ulaşılması için ellerinden geleni
yapacaklarını söyledi.
Erdoğan,
"Kıbrıs'ta barışı hep
arzuladığımızı, bunu teşvik ettiğimizi, bu
konuda bir garantör ülke olarak orada arabulucu olma gayreti içinde
olduğumuzu, üzerimize düşen yükün ne olduğunu, ne olması
gerektiğini devamlı vurguladık ve buna yönelik olarak da girişimlerimiz
oldu" dedi.
En son
görüşme sürecini Türk tarafının
başlattığını anımsatan Erdoğan,
"Şu anda da temennimiz odur ki, Kıbrıs'ı bir
barış adası haline getirmek için bizler yine elimizden gelen
bütün gayreti göstereceğiz" diye konuştu.
Kıbrıs'ta
barışa ulaşmak için sürekli hazırlık içerisinde olduklarını
kaydeden Erdoğan, barış çalışmalarının bir
sonucunun önümüzdeki haftalar, aylar, her an gündeme gelebileceğini
vurguladı.
Başbakan
Erdoğan, Suriye ziyareti öncesinde Esenboğa Havalimanı'nda
düzenlediği basın toplantısında; ortak tarihi, kültürel ve
dini bağların olduğu iki dost ve komşu ülke konumunda
bulunan Suriye'ye iki gün sürecek bir ziyaret gerçekleştireceğini
bildirdi. Bu ziyarette ağırlıklı olarak daha önce parafe
edilmiş olan Serbest Ticaret Anlaşması'nın imza töreninin
yapılacağını belirten Erdoğan, bunun yanında
işadamlarının karşıtlarıyla yoğun bir
şekilde görüşmelerde bulunacağını kaydetti.
Erdoğan,
Türkiye-Suriye dostluk gruplarının karşılıklı
olarak görüşmeler yapacağını ifade ederek kendisinin de
Cumhurbaşkanı Beşar Esat ve başbakan ile görüşme
yapacağını anlattı.
Bugün
öğlenden sonra Halep'e geçerek orada da çalışmalarda
bulunacaklarını vurgulayan Erdoğan şöyle devam etti:
"Bildiğiniz
gibi kısa bir süre önce sayın Cumhurbaşkanı Beşar
Esat'ın ülkemize ziyaretiyle Suriye ile Türkiye arasında yeni bir
dönem başlamıştı. Öncesinde sayın
başbakanının ziyareti, daha sonra karşılıklı
olarak gerek TBMM Başkanımız Bülent Arınç'ın ziyareti,
gerek bakanlarımızın heyetlerle yaptıkları
ziyaretlerle çok daha anlamlı hale gelen ilişkilerimizi inşallah
bu ziyaretimizle gerek siyasi gerek ticari alanda çok daha farklı
kılacak adımları atacağımızı umuyorum."
İslam
dünyası, Türkiye'nin AB'den
müzakere tarihi
almasından memnun
Başbakan
Erdoğan, daha sonra gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin
sorularını yanıtladı.
"Türkiye'nin
AB'den müzakere tarihi almasından sonra doğu komşularıyla
ilişkileri nasıl olabilir?" şeklindeki bir soruyu
Erdoğan şöyle yanıtladı:
"Şu
anda, gerek Ortadoğu'daki gerek İslam dünyasındaki ülkelerin bir
kısmından aldığımız telefonlara
bakılırsa heyecan orayı da sarmış durumda. Bundan
dolayı tebriklerini bildiriyorlar, takdirlerini bildiriyorlar. Zaten
İslam dünyasının medyasından da takip ettiğimiz gibi
bunu görmek mümkün."
Kıbrıs
konusu
Erdoğan,
"Kıbrıs'ta barış süreci yeniden başlatılacak
mı?" diye soran bir gazeteciye de, şu
karşılığı verdi:
"Kıbrıs'ta
barışı hep arzuladığımızı, bunu
teşvik ettiğimizi, bu konuda bir garantör ülke olarak orada arabulucu
olma gayreti içinde olduğumuzu, üzerimize düşen yükün ne olduğunu
ne olması gerektiğini devamlı vurguladık ve buna yönelik
olarak da girişimlerimiz oldu. Son girişimimizde biliyorsunuz
dördüncü müzakerede de bu süreci hatırlarsanız biz
başlattık. Şu anda da temennimiz odur ki,
Kıbrıs'ı bir barış adası haline getirmek için
bizler yine elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz. Bunun sürekli
olarak hazırlığı içerisindeyiz. Önümüzdeki haftalar, aylar,
her an gündeme bunu getirebilir."
KIBRIS 23/12/04
Arınç'tan,
Denktaş'a taş
ACI GERÇEK...
Arınç: Ben Kıbrıs'ın gerçeğini gördüm. Dedeler, orada
Kıbrıs'ta bazı şeyler söylüyorlar, yıllardan beri
söyledikleri gibi ama torunları da güneye geçmek için pasaport
kuyruğunda bekliyor. Bu acı gerçeği de gördüm.
Aklımızı ortaya koyalım, çözüm için
çalışalım. Avrupa kapılarında bunları
yapıyoruz
KIBRIS'TA
BİR ŞEY KAYBETMEDİK... Bülent Arınç, Kıbrıs'ta
Türkiye'nin hiç bir şey kaybetmediğini ifade ederek "Annan
Planı ile birlikte Kıbrıs gerçeği bir balyoz gibi
başımıza indi ve böylece Kıbrıs yeniden
konuşulmaya başlandı" dedi
TBMM
Başkanı Bülent Arınç, Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ı eleştirerek onu çözüm için çalışmaya davet
etti.
Denktaş'ı
gerçekleri görmeye çağıran Arınç; "Ben
Kıbrıs'ın gerçeğini gördüm. Dedeler, orada
Kıbrıs'ta bazı şeyler söylüyorlar, yıllardan beri
söyledikleri gibi ama torunları da güneye geçmek için pasaport
kuyruğunda bekliyor. Bu acı gerçeği de gördüm.
Aklımızı ortaya koyalım, çözüm için
çalışalım. Avrupa kapılarında bunları
yapıyoruz..." şeklinde eleştirilerde bulundu.
Arınç,
Kıbrıs'ta Türkiye'nin hiç bir şey kaybetmediğini ifade
ederken, "Annan Planı ile birlikte Kıbrıs gerçeği bir
balyoz gibi başımıza indi ve böylece Kıbrıs'ın
yeniden konuşulmaya başlandı" dedi.
TBMM
Başkanı Bülent Arınç, Ankara Ticaret Odası'nda (ATO)
düzenlenen plaket töreninde yaptığı konuşmada,
Kıbrıs konusunda ileri sürülen görüşlerin ilk kez
duyuluyormuş gibi ele alınmasını eleştirdi.
Türkiye'nin
1974 yılında Kıbrıs'a müdahale etme gücünü kendinde
bulduğunu anlatan Arınç, Ada'nın fiilen bölündüğünü,
"burada müstakil Türk devleti kurulsun ve kendi kendini yönetmeye
başlasın" denildiğini hatırlattı.
"Hatırlayınız
o tarihleri" diyen Arınç, yine o dönemde "hayır bizim böyle
bir iddiamız yok. Biz buraya barış için geldik, fetih için
gelmedik. Burada tekrar bir federe devlet kurulmalı, biz Rumlarla tekrar
bir arada olmalıyız" görüşünün savunulduğunu kaydetti.
Ancak on
yıl sonra KKTC'nin kurulduğunu belirten Arınç, şöyle dedi:
"Ama el
altından da (Aman sakın kimse bunu tanımasın. Biz eninde
sonunda Rumlarla tekrar bir araya geleceğiz) denmedi mi? Ey milliyetçiler,
elinizi vicdanınıza koyun. Aradan 20 yıl geçtikten sonra
geldiğimiz noktaya bakın. Dünya kendi hedefine doğru giderken,
biz günümüzü gün etmeyle meşgul olduk. Gözümüzü kapattık ve avcı
bizi görmüyor zannettik.
150 bin tane
soydaşımızın orada huzur ve barış içinde
yaşaması, Türkiye'nin katkılarıyla mümkün oldu. Rumlar
hedeflerine doğru gitti. (Megola İdea) dediler küçümsedik. (Enosis)
dediler duymazlıktan geldik. Yunanistan AB'ye girdi, cuntacı albaylardan
kurtuldu, demokrasiye girdi. Güney'deki Rum Cumhuriyeti AB'ye müracaat etti hiç
bir şey yok. Hiç elimizden bir şey gelmedi ve ortaya konmadı.
Sonunda Annan diye birisi ortaya çıktı, planını ortaya
koydu. O plan üzerinde biz tartışmaya başladık ve
Kıbrıs gerçeği ilk defa başımıza bir balyoz gibi
indi ve biz Kıbrıs'ı yeniden konuşmaya
başladık."
Siyasetçilerin
işinin sorunları konuşmak değil, çözmek olduğunu
belirten Arınç, bu sorunları konuşarak onu kriz haline
getirmenin siyasetçilere belli zamanlarda rant sağlayabileceğini ama
bununla geleceğin kurtarılamayacağını kaydetti.
Türkiye'de
böyle siyasetçi tiplerinin bulunduğunu ve bunların sadece
konuşarak eleştirerek sorunları kronik hale getirdiğini
anlatan Arınç, ancak bunun sonucunda sorunların sadece büyüyerek
içinden çıkılmaz bir hal aldığını bildirdi.
Kıbrıs
ile ilgili sorunları kucaklarında bulduklarını ve çözmeye
çalıştıklarını belirten Arınç, bunun üzerine
"vay vatan millet elden gidiyor" denilmesini eleştirdi.
Arınç, "Elinde ne var senin kardeşim, ne kalmış senin
elinde? Ben senin elinde kalabilen son şeyi kurtarmaya
çalışıyorum. Bunun için bir taşın başına
çıkıp nutuk atmaya gerek yok. Bunun için akıllı olmaya
ihtiyaç var. vatansever dediğin insan aklını kullanan insandır.
Akıllı olmaya mecbursunuz" dedi.
Er kişinin
karı
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Kıbrıs'ta
referanduma "evet" denilmesini isteyerek çıkıp risk
aldığını anlatan Arınç, ancak siyasetteki bu
manevraların, geleceği görebilmenin, siyasette sağlayabileceği
karın farkına varmanın "her kişinin kârı
değil, er kişinin kârı" olduğunu kaydetti.
Kıbrıs'ta
yapılan referandumun sonucunun, Türkiye'ye yeni siyaset ve konuşma
imkanları açtığına da değinen Arınç,
"Avrupa'nın şımarık çocuklarının, bu konuda
yıllardır sırtı sıvazlananlar" olduğunu
bildirdi. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
Torunlar
pasaport kuyruğunda
"Meclis
Başkanı olarak konuşuyorum. Bazen de kendimi tutamıyorum
ama özel isimlerini vermeyeyim. Siz orada belli noktalara hapsedilmiş bir
topluluğu temsil ediyorsunuz. İlk defa kapılar
açılıyor. İlk defa eliniz sıkılıyor. İlk
defa sizi dikkate alıyorlar. İlk defa güçlü bir ülkenin temsilcisi
olarak sizi dinlemek zorunda kalıyorlar. Ben mesajımda
haklıyım. Bunun böyle, böyle olması gerekir. Görüşmeler,
müzakereler, pazarlıklar bunlar çok güzel şeyler. Hasret
kaldığımız şeyler.
Ben
Kıbrıs'ın gerçeğini gördüm. Oradaki olumsuzluklara da
işaret ettim. O ülkeye hayatını vermiş insanlara
yapılan haksızlıkları gördüm. Ama bir şeyi daha
gördüm. Orada bir gerçek var. Dedeler, orada Kıbrıs'ta bazı
şeyler söylüyorlar, yıllardan beri söyledikleri gibi ama
torunları da güneye geçmek için pasaport kuyruğunda bekliyor. Bu
acı gerçeği de gördüm. Aklımızı ortaya koyalım,
çözüm için çalışalım. Avrupa kapılarında bunları
yapıyoruz."
Kıbrıs'ta
Türkiye'nin hiç bir şey kaybetmediğine dikkati çeken Arınç,
Türkiye'nin çalışkanlığı ve stratejisiyle, bu sorunu
çözebilecek güce sahip olduğunu bildirdi.
Türkiye'nin hiç
bir şey kaybetmediğini, aksine çok önemli bir prestij
kazandığını anlatan Arınç, bu prestijde hakkı
olan herkesi alnından öperek kutladığını kaydetti.
Ermeni
diasporasının davalarına sahip
çıktığını da belirten Arınç, Türkiye'nin ise 24
Nisan tarihi geldiğinde "şu günü bir geçirsek" diye
düşünmesini eleştirirken, şöyle dedi:
"Ben
Ermenilerin soykırım iddialarına karşın, kendine
güvenen bir Türk milliyetçisi olarak (hayır böyle bir şey yok, bütün
arşivimizi bütün dünyanın incelemesine açıyorum, bütün
dokümanlarım sizin emrinizde, ey Ermeniler siz de kendi arşivlerinizi
açın. Hatta dünyadan bağımsız bir araştırma
komisyonu kurulsun. Arşivler incelensin. Nerede katliam yapıldı,
kim bu katliamı yaptı, kaç kişi can verdi ve sebepleri nelerdi)
görülsün. Osmanlı döneminde millete en sadık fert olarak Ermeniler
gösterilmiştir. Son Meclis-i Mebusan'da Ermeni Mebuslar, bakanlar
vardı. Onların yaptıkları ile başkasının
iddia ettiklerini tarih sahnesinde konuşmamız lazım. Bu
tartışmalar tarihçilere bırakılmalı, tarihçiler hükmü
vermeli. Bizim bir korkumuz yok."
KIBRIS 23/12/04
Annan
planına dönüş
Rum yönetiminin;
Kıbrıs sorununda beklenmekte olan yeni inisiyatife kendi
şartlarını koşmaya başladığı, perde
gerisi diplomatik pazara; yeni prosedüre ancak Annan planının 3.
versiyonu temel alınırsa yeniden müdahil olmayı kabul
edeceği şartını açıkladığı bildirildi.
Güneyde
yayınlanan POLİTİS gazetesi 3. Annan Planına Dönüş
Lefkoşa Yeni İnisiyatif
İçin Şartlar Koşmaya Başladı
başlığıyla manşete çıkardığı
haberinde Rum yönetiminin, Kıbrıs sorununda beklenmekte olan yeni
inisiyatife kendi şartlarını koşmaya
başladığını yazdı, özetle şöyle devam etti:
Lefkoşa perde
gerisi pazara; ancak Annan planının 3. versiyonu temel
alınırsa yeni inisiyatife müdahil olmayı kabul edeceğini
iletiyor. Yani; Mart 2003te Laheyde Türkiye ve Denktaş tarafından
reddedilen çözüm belgesi. Aynı zamanda uluslararası unsur, BM
müzakerecisinin Avrupa kimlikli mutlak otorite sahibi saygın birisinin
olmasına yöneliyor.
ABD, Avrupa
Birliği ve Türkiye, ilkbahar sonunda son bir Kıbrıs sorununu
çözme çabası başlatma niyetleri konusunda hiçbir kuşkuya yer
bırakmıyorlar. Gazetemizin defalarca yazdığı üzere
hedef; Türkiyenin ABla üyelik müzakerelerine başlamasından önce
soruna federal çözüm bulunması ve Kıbrısın yeniden
birleştirilmesidir. Temel; psikolojik nedenlerle farklı bir isimle
anılacak olan, daraltılmış bir Annan planı olacak.
Çünkü referandumdan sonra Kıbrıs Rum tarafında BM Genel
Sekreterinin belgesi özellikle olumsuz
bir görüntüye sahip oldu.
Ankara perde
gerisinde, Kıbrıs Türk oluşturucu devletçiğine müdahale
hakkını sınırlandıracağını,
yerleşiklerin sayısını azaltmayı tartışacağını
söyledi. Lefkoşa; kamu oyu önünde bekleme durumunda olduğunu
belirtmesine rağmen; diplomatik perde gerisinde, Annan planının
3. versiyonu müzakere temeli olarak belirlenirse prosedüre yeniden müdahil
olmayı kabul edeceğini net şekilde ima ediyor. Bu çözüm
versiyonu o zaman Türkiye ve Rauf Denktaş tarafından şu
nedenlerle reddedilmişti:
*Annan
planının 3. versiyonunda; biri Karpazın Kıbrıslı
Rumlara iadesini öngören iki alternatif harita vardı.
*Söz konusu versiyon
hiçbir zaman referanduma sunulmadı. Bu da Kıbrıslı
Türklerin; çözüm üzerinde uzlaşılması durumunda ikinci bir
referandum yapılmasını reddetmelerine olanak
tanımıyor.
Uluslar arası
unsur; olası yeni müzakerelerin; güvenlik, çözümün hayata geçirilmesi,
yerleşikler yönlerinin ve çözümün ekonomik yönünün saptanması
gerekeceğini net şekilde ortaya koyuyor. Annan planının 3.
versiyonunda en birincisi mülkiyet olan çeşitli konular çok detaylı
şekilde düzenlenmiyordu. Mülkiyet gibi konuların yeni versiyona, eski
versiyonundan aktarılabileceği değerlendiriliyor.
AB dönem
başkanlığını yürütmekte olan Hollandanın
Başkanı Jan Peter Balkenende Avrupa Parlamentosundaki önceki günkü
açıklamasında, geçen Cuma günkü Avrupa Konseyinde Kofi Annana,
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması
olasılığını araştırması çağrısında
bulunulduğunu doğruladı. Balkenende, BM Genel Sekreterinin
çözüme doğru ilerlememiz gerektiğine inandığını
söyledi ve bütün tarafları yapıcı tavır takınmaya çağırdı.
Tamamen güvenilir
bir kaynak gazetemize; uluslararası unsurun bu sefer;
Kıbrıslı Rumların Avrupa hissiyatını dikkate
almama hatasını yapmayacağını söyledi. Bu çerçevede;
müzakerelerde Kofi Annanın özel temsilcisinin Avrupalı
olacağına hemen hemen kesin gözüyle bakılıyor. Dikkatler,
Kıbrıs Rum tarafına çevriliyor ve Lefkoşanın taleplerinin
yerine getirilmesi konusunda büyük bir niyet gözlemleniyor. Yeni inisiyatif
ışığı altında, yoğun ön hazırlık
sondajlarında Başkan Papadopulosun beyan edilmiş talepleri çok
ciddiye alınıyor. Bunlar şöyle sıralanıyor:
*Çözüm,
uzlaşılmış olacak. Diğer bir deyişle, yeniden
Kofi Annanın hakemliğine sunulmayacak.
*Baskıcı
takvimler olmayacak. Genel Sekreter; Türkiyenin müzakerelere
başlayacağı ekim ayına kadar çözüm bulunması
amacıyla kısa bir inisiyatif ilan etmeyi hedefliyor. Ancak, bu
takvimin baskıcı olmayacağı da izah ediliyor. Yani
müzakereler, ekim sonrasında da devam edebilir.
Buna paralel olarak;
Avrupanın mevcudiyetinin, BM arabulucusunun temsilcisi ile
sınırlandırılması düşünceleri de var. ABın
da Kıbrıs sorununda kendi üst düzey temsilcisini belirlemesi
gerektiği görüşü de yoğun şekilde yayılıyor.
Çünkü, güvenlik konusundaki garantiler, sadece Güvenlik Konseyi tarafından
sağlanmayacak. Güvenlik kapısı bu sefer; AB üyesi ülkeler
tarafından belirlenen Avrupa Anayasası olacak ve bir üye ülkeye yönelik saldırı,
ortak tehdit olarak algılanacak.
FİLELEFTHEROS
gazetesi Sonraki Adımlar İçin Geri Sayım AB, Erdoğan ve
ABD, Kofi Annanı İnisiyatif Üstlenmeye Çağırıyor
Ulusal Konseyde Net Çizgiler ve Hedefler Aranıyor başlığıyla
manşete çıkardığı haberinde ABın,
Kıbrıs sorununa 3 Ekime kadar Annan planı temelinde çözüm
bulunmasına yönelik diyalog prosedürünü canlandırma yönünde ilk
adımı halen atmış olduğunu ve Kofi Annanı; yeni
inisiyatif üstlenmeye, tarafları da iyi niyet misyonunu değerlendiremeye
çağırdığını yazdı.
SİMERİNİ
gazetesi Kırmızı Çizgiler Tasos ve Erdoğan Şartlar
Koyuyor Yabancıların Başkan Papadopulosun Annana Yeni Mektup
Göndermesi Baskısı başlıklı manşet haberinde,
Brüksel zirvesi sonrasında Kıbrıs sorununda beklenen hareketliliğin
halen gelişme aşamasında göründüğünü, ilk
adımların; halen üzerinde aleni açıklamalar yapılan, iki
tarafın kırmızı çizgilerinin belirlenmesiyle ilgili
olduğunu yazdı.
Gazete diplomatik
kaynakların; Anglo-Amerikanların, BMnin Kıbrıs sorununa
ilişkin prosedürünü onların inisiyatifiyle yinelemesini talep etmekte
olduklarını, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulosu; BM
Genel Sekreterine, Annan planı konusunda yeniden harekete geçmesini
isteyeceği bir mektup yazmaya zorlamak istediklerini kaydetti.
HALKIN
SESI 23/12/04
Barış adası!
TC Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan, Suriye ziyareti öncesinde Ankara Esenboğa havaalanında
yaptığı açıklamada Kıbrıs'ta önümüzdeki günlerde
hareketlilik yaşanacağının sinyalini verdi.
Kıbrıs'ı barış adası haline getireceklerini
söyleyen Erdoğan bunun önümüzdeki haftalar ya da aylarda gündeme
geleceğini vurguladı.
TC
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği (AB)
müzakere sürecinin en önemli unsuru olan Kıbrıs'ta çözüm
girişiminin önümüzdeki hafta ve aylarda her an gündeme gelebileceğeni
söyledi.
Erdoğan, Suriye gezisine başlarken Esenboğa Havaalanı'nda
gazetecilerin sorularını yanıtlarken, Türkiye'nin öteden beri
Kıbrıs'ta barışı arayan, bunu teşvik eden,
garantör ülke olarak barışın sağlanması yolunda çaba
gösteren bir ülke olduğunu vurguladı. Annan Planı ile ilgili
dördüncü müzakereleri de Türkiye'nin başlattığının
altını çizen Erdoğan, "Şu anda da temennimiz odur ki
Kıbrıs'ı bir barış adası haline getirmek için
bizler yine elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz. Bunun sürekli
olarak hazırlığı içerisindeyiz. Önümüzdeki haftalar aylar
her an gündeme bunu getirebilir" dedi.
Başbakan
Erdoğan, Suriye'ye yapacağı ziyaret öncesinde Esenboğa
Havalimanı'nda düzenlediği basın toplantısında
Kıbrıs konusunda şöyle konuştu:
''Kıbrıs'ta
barışı hep arzuladığımızı, bunu
teşvik ettiğimizi, bu konuda bir garantör ülke olarak orada arabulucu
olma gayreti içinde olduğumuzu, üzerimize düşen yükün ne
olduğunu, ne olması gerektiğini devamlı vurguladık ve
buna yönelik olarak da girişimlerimiz oldu. Son girişimimizde
biliyorsunuz 4. müzakerede de bu süreci hatırlarsanız biz
başlattık. Şu anda da temennimiz odur ki,
Kıbrıs'ı bir barış adası haline getirmek için
bizler yine elimizden gelen tüm gayreti göstereceğiz. Bunun sürekli olarak
hazırlığı içerisindeyiz. Önümüzdeki haftalar, aylar, her an
gündeme bunu getirebilir.''
Başbakan
Erdoğan, daha sonra gazetecilerin çeşitli konulara ilişkin
sorularını yanıtladı.
Erdoğan, ''Kıbrıs'ta barış
süreci yeniden başlatılacak mı?'' diye soran bir gazeteciye,
şu karşılığı verdi:
''Kıbrıs'ta
barışı hep arzuladığımızı, bunu
teşvik ettiğimizi, bu konuda bir garantör ülke olarak orada arabulucu
olma gayreti içinde olduğumuzu, üzerimize düşen yükün ne
olduğunu, ne olması gerektiğini devamlı vurguladık ve
buna yönelik olarak da girişimlerimiz oldu. Son girişimimizde
biliyorsunuz 4. müzakerede de bu süreci hatırlarsanız biz
başlattık. Şu anda da temennimiz odur ki,
Kıbrıs'ı bir barış adası haline getirmek için
bizler yine elimizden gelen tüm gayreti göstereceğiz. Bunun sürekli olarak
hazırlığı içerisindeyiz. Önümüzdeki haftalar, aylar, her an
gündeme bunu getirebilir.''
YENIDUZEN 23/12/04
Talat: Papadopulosun topa
vurmasını sağlamalıyız!
Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda topun
Rum tarafında olduğunu belirterek, Papadopulos topa vurursa maç
başlar. Üstüne oturdu topun, vurmuyor dedi.
Talat,
BRTde yayınlanan Akis programında,
Kıbrıs Türk tarafının çözüme evet dediğini
yineleyerek, Rum tarafının ne istediğine karar vermediğini
kaydetti.
Rum
siyasilerin Annan planı temel olacak dediğine işaret eden
Talat, Tamam, temel olacak da ne olacak... Bana somut öneri yapsınlar.
Annan planında şu şu bölümler değişsin, bunu Rumlar
yapacak diye konuştu.
AB
Komisyonunun, AB üyelerinin, BMnin, BM Güvenlik Konseyi Daimi üyelerinin ve
ABDnin, Rum tarafı üzerinde büyük etkisi olduğunu belirten Talat,
Onların bu etkilerini kullanarak Rum tarafının ne
istediğini, ne düşündüğünü belirlemesini sağlamak lazım
dedi.
Rum
tarafının, işte ben bu noktadayım, bunu istiyorum
dediği anda topa vurmuş olacağını kaydeden Talat,
Güdeceğimiz aktif politikalarla Papadopulosun topa vurmasını
sağlamamız lazım. Papadopulos
topa vurunca maç başlar. Ama vurmadan başlayamaz. Üstüne oturdu
topun, vurmuyor. Durum budur diye konuştu.
Tarihe
geçen bir hükümet dönemi yaşadıklarını ve vicdanen rahat
olduğunu anlatan Talat, erken seçimin geç yapılmasında
muhalefeti suçladı ve Muhalefet bu topluma yazık etti dedi.
YENIDUZEN 23/12/04
Dedeler konuşuyor,
torunlar pasaport için güneye geçiyor
TBMM Başkanı Bülent Arınç, 17
Aralık zirvesinin sonuçlarını eleştirenleri sert bir dille
yanıtladı. Hükümetin başarısıyla alay etmeye hiç
kimsenin hakkı olmadığını söyleyen Arınç,
Avrupayı da samimiyetsizlikle suçladı.
Ankara Ticaret Odasınca düzenlenen vergi
rekortmenleri ödül töreninde konuşan Meclis Başkanı Bülent
Arınç, Türkiyenin ABden müzakere tarihi almasının sevinilecek
bir olay olduğunu belirterek başarıyı herkesin görmesi
gerektiğini söyledi.
MİLLİYETÇİLİK ATIP TUTMAKLA DEĞİL
Arınç, Kıskançlıkla veya başka siyasi mülahazalarla ya da
başka endişelerle bunu yok etmeye, bunu küçük düşürmeye, bununla
alay etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur diye konuştu.
Zirve sonuçlarını eleştirenlerin hamaset ve husumet
nutukları atmakta çok başarılı olduklarını
belirten Arınç, milliyetçiliğin kuru sıkı atıp
tutmakla olmayacağına da işaret etti.
AB SAMİMİYETSİZ
Arınç, konuşmasında Avrupa Birliğini de müzakere
görüşmeleri sırasında samimiyetsiz davranmakla suçladı.
Arınç, Kıbrıs konusunda da çözüme yardımcı
olunmasını isterken KKTC Cumhurbaşkanı Denktaşı
örnek göstererek Dedeler bir şey söylüyor Kıbrısta
yıllardır, ama torunlar güneye geçmek için pasaport alıyor. O
zaman hamasetten vazgeçmek gerek diye konuştu.
YENIDUZEN
23/12/04
'Filistin gibi savaşırız'
Ömer BİLGE / LEFKOŞA
KKTC Başbakan Yardımcısı Denktaş, "Türkiye bizi gözden çıkarırsa, Kıbrıslı Türkler FKÖ usulü direnişe geçebilir" dedi.
KKTC
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş dün Best FMde Mithat Bereketin sorularını
yanıtlarken çok çarpıcı bir açıklamada bulundu:
Serdar
Denktaş, Türkiyenin Kıbrısı gözden çıkarması
halinde, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) gibi silahlı direnişe
geçeceklerini söyledi. Denktaş, Bence böyle satış olmaz ama,
diyelim ki Türkiye ABye girmek daha iyidir diyerek
Kıbrıstaki hakkından vazgeçti. Kıbrıslı Türk
vazgeçmeyecektir dedi.
Bu sözleriyle ilgili olarak Hürriyetin sorularını da yanıtlayan
Denktaş,
Türkiye Kıbrıstan vazgeçmez. Ama vazgeçerse ve bize de teslim olun
her şarta derse, Filistinliler gibi sonuna kadar direniriz diye
konuştu.
RAUF DENKTAŞ: ASKER KALMALI
CNN Türkte yayınlanan Manşet programında Mehmet Ali
Birandın sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş ise, çözümü uzun bir sürece yaymak gerektiğini
belirterek, Bizim istediğimiz, Türkiyenin Rumları siyaseten
tanımaması, KKTCyi tanımaya devam etmesi ve Türk askerinin
Adada kalmasıdır dedi.
HURRIYET 24/12/04
|
'Kıbrıs'ı tanımadan müzakere başlamaz' |
|
|
Lefkoşa Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin, (Güney) Kıbrıs'ı tanımadan Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakerelerine başlamasının mümkün olmayacağını ileri sürdü. Papadopulos,
Rum Alfa televizyonuna yaptığı açıklamada, AB'nin
Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ı göz ardı etmeyeceğini
ve üye ülke olarak Türkiye'nin müzakere sürecini durdurabileceklerini
kaydetti. Annan
planını olduğu gibi yeniden referanduma götürmeyeceğini
yineleyen Papadopulos, müzakerelere hazır olduğunu, ancak BM Genel
Sekreteri'nin hakemliğini ve dar müzakere takvimini kabul
etmeyeceğini söyledi. Rum lideri, bu kez takvimin Kıbrıs için
değil, Türkiye için söz konusu olduğunu savundu. (aa) |
|
HURRIYET 24/12/04
|
Erdoğan: Kıbrısa marjinal yaklaşım
başarıyı engeller |
|
|
Ankara Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs sorununa marjinal yaklaşımla, AB yolundaki olumlu gelişmelerin bozulmamasını istedi. Edoğan, Türk Sanayicileri
ve İşadamları Derneği'nin (TÜSİAD) Yüksek
İstişare toplantında yaptığı konuşmada, 17
Aralık'ta yapılan AB zirvesinde tam üyelik için müzakere tarihi
alındığını, bunda 1959 yılından beri
hükümetlerin, siyasilerin, sivil toplum örgütlerinin, akademisyenlerin,
basınının ve halkın katkısı olduğunu
anlattı. Bütün bu kesimlere teşekkür
eden Erdoğan, ancak şimdi
bazı çevrelerin 17 Aralık'ta kazanılan başarıyı
eleştirdiğini belirtti. AB hedefinin bir milli dava
olduğunu dile getiren Erdoğan, elde edilen başarıyı
eleştirenlerin eski siyaset anlayışında
olduklarını ifade etti. Müzakerelerinin yürümesi için
1963 tarihli Ankara Anlaşması'nın AB'nin yeni 10 üyesine de
teşmil edilmesi gerektiğini anlatan Erdoğan, bazı
çevrelerin bu yönde imzalanacak protokolün Kıbrıs'ın
tanınması anlamına geldiğini öne sürerek
eleştirilerde bulunduklarını kaydetti. KUZEY-GÜNEY KIBRIS
SÜRTÜŞMESİ Erdoğan, önlerinde bir
süreç bulunduğunu, bu süreç içinde müzakereleri AB Komisyonu ile
yapacaklarını, muhataplarının komisyon olduğunu,
komisyonla yaptıkları müzakereler sonucunda kararlarını
vereceklerini belirterek, şunları söyledi: Bazı çevrelere
seslendiğini belirten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
Kıbrıs ile ilgili konularda marjinal bir yaklaşımla
buradaki olumlu gelişmeleri lütfen bozmayın. Burada
duygusallık olmaz. Bu konulardaki hassasiyetlerden bizde daha çok fazlası
var. Bu hassasiyetleri yeri geldiğinde, onlardan çok ama çok daha fazla
gösteririz. Aklıselim davranıp Kıbrıs'ı bir
barış adası yapmaya yönelik adımlar atmamız
gerekiyor. Atılması gereken adımları atacağız
diye konuştu. Kıbrıs konusunda
barış ve uzlaşma olması gerektiğini belirten
Başbakan Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: HAKSIZ
ELEŞTİRİLERE TEPKİ Başbakan
konuşmasında, AB sürecine dönük haksız eleştirilerde
bulunanlara da tepki gösterdi. Bu yeni dönemin
başlangıcında, maalesef bizim bu heyecanımızı
paylaşmak yerine, sokaktaki insanımızın rahatlıkla
görebildiği bir başarıyı göremeyen ve gelinen bu
noktayı gölgelemeye çalışan da var diyen Başbakan
Erdoğan, bu hatayı da yanlış bilgilendikleri için ya da
siyaseten öyle davranmaları gerektiğine inandıkları için
yaptıkları kanaatinde olduğunu söyledi. TÜRKİYE'NİN
100. DOĞUM YILI HEDEFİ Millet olarak AB hedefine
kilitlenmek için, önlerinde "altın bir vesile olduğunu
belirten Başbakan Erdoğan, bunu Türkiye Cumhuriyetinin 100.
doğum gününü her alanda, dünyaya örnek olacak pırıl
pırıl bir ülke olarak birlikte kutlamak olarak açıkladı. Bugün bu hedefi çocukların
önüne koymak için, en güzel, en uygun, en ideal zaman olduğunu
vurgulayan Başbakan Erdoğan, ben bu ülkeye, bu ülkenin
insanlarına, bu insanların var oluş direncine, medeniyet
aşkına, engin sağduyusuna, büyük dinamizmine sonuna kadar
inanıyorum. Türkiye'nin geleceğin dünyasındaki yeri bugün
bulunduğu noktadan çok farklı ve çok parlak olacaktır dedi. (Hürriyetim)
|
|
HURRIYET 24/12/04
|
'Türkiyeyi her an veto edebilirim' |
|
|
Nur BATUR / ATİNA Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Annan Planının aynen kabul etmeyeceklerini ve Türkiyeye karşı veto hakkının her an masada olduğunu söyledi. Yunan Imerisia gazetesine konuşan Papadopulos Brükseldeki kritik geceyi şöyle anlattı: Bir ara veto kullanmayı düşündüm. Karamanlisle konuştum. Seni desteklerim dedi. Chirac, Blair, Schröder ve Balkanende ile ortak görüşmemizde, niye endişeleniyorsun. Türkiyenin davranışlarını kontrol etme hakkın ileride de olacak dediler. Böylece Ankaradan Kıbrısa karşı sorumluluklarını yerine getirme talebi çıktı. Veto kullansaydım adadaki Türk askeri kalırdı. Şimdi artık çözüm sorumluluğu Türkiyeye ait. Sorumluluklarını yerine getirmezse 3 Ekimden önce el frenini çekerim. |
|
HURRIYET 24/12/04
|
Putin'den Atina'ya: Türk vizesi insancıl |
|
|
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya ile Türkiye ilişkilerinin derinleşmesi Atinada tedirginlik yaratıyorsa basit bir çözüm yolu var. Yunanistan da Rusya ile ilişkisini Türkiye seviyesine çıkarmalı. Denge olsun diye Türkiye ile ilişkilerimizi kısıtlamak çok saçma dedi. Putin Geçen yıl Türkiyeye giden Rus turist sayısı 2 milyon. Yunanistana giden Rus sayısı 200 bin. Neden? Çünkü Türkiye insancıl bir vize sitemi uygulayarak bizim turistlere çile çektirmiyor. Ben kendim bile Türkiyeye kolay vizeden yararlanarak gitmiştim. Yunanistanın vize işlemleri ise sırat köprüsünden geçmek gibi dedi. |
|
HURRIYET 24/12/04
Papadopulos: Türkiye'nin müzakere
sürecini durdurabiliriz!
Züleyha
Karaman bildiriyor
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, ''Türkiye'nin, (Güney) Kıbrıs'ı tanımadan
Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakerelerine başlamasının
mümkün olmayacağını'' ileri sürdü Papadopulos, Rum Alfa
televizyonuna yaptığı açıklamada, AB'nin Yunanistan ve
Güney Kıbrıs'ı ''göz ardı etmeyeceğini'' ve üye ülke
olarak ''Türkiye'nin müzakere sürecini durdurabileceklerini'' kaydetti. Annan
planını olduğu gibi yeniden referanduma götürmeyeceğini
yineleyen Papadopulos, müzakerelere hazır olduğunu, ancak BM Genel
Sekreteri'nin hakemliğini ve dar müzakere takvimini kabul
etmeyeceğini söyledi. Rum lideri, ''bu kez takvimin Kıbrıs için
değil, Türkiye için söz konusu olduğunu'' savundu.
Papadopulos, ''çözüm yönünde iyimser olup
olmadığı'' yönünde bir soruya karşılık, ''çözümün
Türkiye'nin tavrına bağlı olduğunu '' iddia etti.
''Türkiye'nin Kıbrıs'ta iki devlet
politikasını terk etmesi gerektiği'' görüşünü dile getiren
Papadopulos, ''tek egemenlik, tek uluslararası kimlik, tek devlet
temelinde, iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözümden yana olduğunu''
belirtti.
MILLIYET 24/12/04
Bir yılda Kıbrıs'ta neler
oldu?
Züleyha
Karaman bildiriyor
Kıbrıs, 2004 yılında tarihi günler yaşadı.
1960'ta Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilanı ve 1974'te Kıbrıs
Barış Harekatı'ndan sonra Kıbrıs tarihinin en önemli
olayı olarak nitelenen 24 Nisan referandumu, dünyanın dikkatini
Kıbrıs'a çekti.
Annan planının taraflara
sunulduğu 11 Kasım 2002'den beri hareketli, yoğun bir süreç
yaşayan Kıbrıslı Türkler ve Rumlar, 24 Nisan 2004'te
sandık başına giderek, yoğun tartışmalara
noktayı koydu.
İsviçre'de Mart ayının son
haftasında yapılan zirveden sonra BM Genel Sekreteri Kofi Annan
tarafından son hali verilen planın yaşama geçip geçmeyeceği
Kıbrıslı Türk ve Rumların ''evet'' ve
''hayır''larıyla karara bağlandı. Türklerin yüzde 65
''evet' demesine rağmen, Rumların yüzde 76 oranında
''hayır'' demesi, plana uygulanma şansı vermedi.
Rumların referandumda ''hayır''
demesi, Kıbrıs'ın 41 yıl sonra yeniden birleşme
olasılığını ortadan kaldırdı,
''Birleşik Kıbrıs Devleti'' kabul edilmedi. Ancak Rumlar 1
Mayıs 2004'te tüm Kıbrıs adına resmen Avrupa Birliği
(AB) üyesi oldu. AB müktesebatı Kıbrıs'ın kuzeyi için
askıya alındı.
REFERANDUMA NASIL GELİNDİ?
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde
(KKTC), 14 Aralık 2003'teki seçimlerin ardından 13 Ocak 2004'te
Cumhuriyetçi Türk Partisi-(CTP) Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinin
kurulmasından sonra, taraflar, Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakere
sürecinin yeniden başlamasına yönelik girişimlerini
hızlandırdı.
ABD Başkanı George Bush'un, 2003'ün
Aralık ayı sonlarında dönemin Yunanistan Başbakanı
Kostas Simitis ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a,
Kıbrıs'ta, Annan planı temelinde bir çözüm için çaba
göstermeleri çağrısı yapan birer mektup göndermesi,
Ankara'nın Kıbrıs müzakerelerinin başlamasına yönelik
çalışmasına hız vermesi, Başbakan Erdoğan'ın
Davos'ta BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşmesi ve AB ziyareti,
Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasına giden süreçte önemli
etkenler oldu.
BM Genel Sekreteri Annan, 5 Şubat'ta KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'u, müzakerelere yeniden başlamaları için 10
Şubat Salı günü New York'a davet etti.
Zorlu geçen New York görüşmeleri sonunda,
her iki tarafın da onayıyla Annan, müzakerelerin 19 Şubat'ta
adada başlamasını öngören deklarasyonunu açıkladı.
19 ŞUBAT'TA YÜZ YÜZE GÖRÜŞMELER
BAŞLADI
Kıbrıs sorununa Annan planı
temelinde 1 Mayıs'a kadar çözüm bulunması amacıyla
başlatılan yeni tur Kıbrıs müzakereleri, 13 Şubat'ta
New York'ta varılan mutabakat gereği, 19 Şubat 2004'te
Lefkoşa'da başladı.
Yeni müzakerelerin, daha önce yapılan
Kıbrıs görüşmelerinden farkı, her şeyin
takvimlenmiş olması ve tarafların buna uyacaklarını
New York'ta taahhüt etmeleriydi.
Buna göre, 19 Şubat'ta başlayan
görüşmeler 22 Mart'a kadar sürdü ve taraflar halledilemeyen meseleleri 24
Mart'ta İsviçre Bürgenstock'da başlayan, Türkiye ve
Yunanistan'ın da katıldığı dörtlü konferansa
taşıdı.
Dörtlü konferansta üzerinde
anlaşılamayan konuları, New York'ta varılan mutabakat
gereği BM Genel Sekreteri Kofi Annan karara bağlayarak, Annan
planının 5. şeklini 31 Mart'ta taraflara sundu.
19 Şubat'ta Lefkoşa'da başlayan
yeni tur Kıbrıs müzakerelerinin birinci aşamasında, KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetleri, BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto gözetiminde
Lefkoşa ara bölgede görüştü.
KKTC heyetinde, Başbakan Mehmet Ali Talat,
Dışişlere Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Serdar Denktaş da yer aldı. Bu, Kıbrıs Türk tarafı
açısından bir ilkti. Hükümet, ilk kez bu kadar ağır bir
şekilde müzakerelere dahil oldu.
Müzakerelerden bir gün önce, AB Komisyonu'nun
genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen de adaya geldi. Taraflarla,
ilk görüşmenin ardından, ara bölgede bir araya gelen Verheugen, Türk
tarafına ayrıcalıklar (derogasyonlar) konusunda bazı
taahhütlerde bulunduysa da daha sonra bu taahhütte durulmadığı
ortaya çıktı.
Süreci hızlandırmak, tarafları
cesaretlendirmek ve Genel Sekreter Annan'ın mesajını iletmek
amacıyla BM Genel Sekreter Yardımcısı Sir Kirean
Prendergast da 2 ve 16 Mart'ta adaya geldi. Prendergast, bir ilki yaparak, KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı Başbakanlık
makanında ziyaret etti. Bu ziyarete, Rumlar tepki gösterdi.
TARAFLAR 15 KEZ GÖRÜŞTÜ ANLAŞAMADI
Türk ve Rum heyetleri, 19 Şubat'tan 22
Mart'a kadar 15 kez yüz yüze görüştü. En kısa görüşme 45 dakika,
en uzun görüşme 3.5 saat sürdü.
Her iki taraf da Annan planını
olduğu gibi kabul etmeyerek, değişiklik
yapılmasını istedi. Müzakerelerde taraflar,
karşılıklı değişiklik önerilerinde bulundu.
Rumlar, Türk tarafının Annan planında yapılmasını
istediği tüm önerileri, Annan planının dışında
olduğu gerekçesiyle reddetti.
Türk tarafı, ilk günden ısrarla iki
kesimliliğin üzerinde dururken, Rum tarafı daha fazla Rum'un Kuzey'e
dönmesini, Türkiye'den gelen nüfusun adadan ayrılmasını, daha
fazla toprak verilmesini ve diğer taleplerini sıraladı.
KKTC heyeti, derogasyonlar
(ayrıcalıklar) konusuna da büyük önem verdi. Anlaşmada
Kıbrıslı Türklere verilecek hakların korunması ve AB
üyeliğinde ortadan kalkmaması için, yapılacak
anlaşmanın AB'nin birincil yasası haline getirilmesini isteyen
Türk tarafı, AB'nin bu konuda verdiği sözde
durmadığını açıkladı. Başbakan Talat da
AB'nin derogasyonlarla ilgili tutumundan hayalkırıklığına
uğradığını söyledi.
Kıbrıs müzakerelerine paralel olarak,
olası bir anlaşmada kurulması öngörülen ortak devletin yasal ve
mali altyapısını hazırlamak üzere iki tarafta kurulan
teknik komiteler de BM gözetiminde 19 Şubat'tan itibaren yoğun
çalışma içine girdi.
BAYRAK VE MARŞ BELİRLENDİ
Bayrak ve Marş komiteleri,
çalışmalarını tamamladı ve referandumlardan ''evet''
sonucu çıkması durumunda geçerli olacak ortak devletin
bayrağını ve marşını belirledi. Bayrak,
mavi-sarı-kırmızı renklerden oluşurken, marş da
sözsüz enstrümantal bir eser niteliğindeydi.
İsviçre'deki görüşmelere, KKTC
adına Başbakan Talat, Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş
başkanlığındaki heyet katıldı.
Cumhurbaşkanı Denktaş, dörtlü
konferans için İsviçre'ye gitmedi. Denktaş, ''Kıbrıs
müzakerelerinde temelde ilerleme olmadığını, bu durumda
İsviçre'ye gitmesinin halkta yanlış intiba
uyandıracağını'' belirterek, ''Halka gerçekleri daha iyi
anlatabilmesi için serbest kalması gerektiğini'' söyledi.
Denktaş, hükümetin İsviçre'ye tam yetkiyle gittiğini açıkladı.
İsviçre görüşmelerinin ardından,
Kıbrıs'ta propaganda savaşları başladı. KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat, başbakan sıfatıyla ilk kez
Rum tarafına geçerek, Rumların iki büyük partisi AKEL ve
DİSİ'den referanduma ''evet'' demeleri yönünde destek istedi. AKEL
''hayır'', DİSİ ise ''evet'' kararı aldı.
Papadopulos'a destek veren AKEL'in tavrı, Rum tarafındaki
referandumun sonucunu etkiledi.
PAPADOPULOS TV'DE AĞLAYARAK KONUŞTU
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos, referandumda merakla beklenen tavrını 7 Nisan
akşamı Rum televizyonlarından ağlayarak
yaptığı konuşmayla kamuoyuna duyurdu ve Rum halkından
Annan planına ''güçlü hayır'' demesini istedi.
Papadopulos, ''Hayır desek de bir hafta
sonra AB üyesiyiz. Devletimizi ortadan kaldırmak istiyorlar. Annan
planı bir uzlaşma sonucu ortaya çıkmadı'' dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş
da referandumda ''hayır'' kampanyası yürüttü.
Referandum süresince ''evet ve hayır'',
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için en popüler kelimeler oldu.
Kıbrıs Türk halkı, 24 Nisan'daki
referandumla 1974'ten sonraki siyasi hayatta üçüncü kez referandum için
sandık başına gitti.
İlk referandumun
yapıldığı 8 Haziran 1975'te, 13 Şubat 1975'te ilan
edilen Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin (KTFD) Anayasası
halkın onayına sunuldu. İkinci referandum ise KKTC
Anayasası konusunda 5 Mayıs 1985'te yapıldı.
REFERANDUM
KKTC'de yoğun propagandanın
yapıldığı ve Kıbrıslı Türklerin ''evet''
demesi için dünyanın vaatlerde bulunduğu referandum, 24 Nisan'da
Kıbrıs'ın iki kesiminde eşzamanlı yapıldı.
Referandum sonucunda, KKTC'den güçlü ''evet'',
Rum kesiminden de güçlü ''hayır'' sonucu çıktı.
KKTC'den yüzde 64.91 oranında ''evet'',
yüzde 35.09 ''hayır'' çıktı. Kıbrıs Rum kesiminden de
yüzde 24.17 ''evet'', yüzde 75.83 ''hayır'' çıktı.
REFERANDUM SONRASI
Referandumda Rumların ''hayır''
demesiyle Annan planı uygulamaya girmedi. Rumlar ise 1 Mayıs'ta
Avrupa Birliği'ne resmen dahil oldu.
KKTC hükümeti, referandum öncesi Türk
halkına verilen sözlerin yerine getirilmesi ve Kıbrıs Türkünün
izolasyondan kurtulması için yoğun diplomatik atak
başlattı.
Bu çerçevede, Başbakan Mehmet Ali Talat,
Brüksel, ABD, Fransa ve İngiltere'yi, Dışişleri Bakanı
ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş da
Bangladeş ve Pakistan'ı ziyaret etti.
12-14 Haziran'da İstanbul'da yapılan
İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) zirvesinde KKTC'nin
''Kıbrıs Türk Toplumu'' sıfatı, Annan planında
öngörüldüğü gibi, ''Kıbrıs Türk Devleti''ne dönüştürüldü.
KKTC ile Rum kesimi arasındaki ticarete
düzenleme getiren ''Yeşil Hat Tüzüğü'', 23 Ağustos'ta
yürürlüğe girdi.
Rumlar, olimpiyat meşalesinin KKTC'de
dolaştırılmasına izin vermedi.
Rumlar, KKTC hükümetinin izniyle 1 Eylül'de Güzelyurt'taki
Ay Mamas Kilisesi'nde iki ayin yaptı. Ayinden bir hafta önce kilisede
bomba patladı. KKTC hükümeti, Dipkarpaz'da Rum ortaokulunun
açılmasına da izin verdi.
Kıbrıs Otonom Kayıplar Komitesi
de 2000 yılında ara verdiği çalışmalarına, 30
Ağustos 2004 tarihinde yeniden başladı.
CTP-DP KOALİSYONU AZINLIK DURUMUNA
DÜŞTÜ
Ankara ile istişareler ve yoğun
çalışmalar sonucunda 13 Ocak'ta ''toplumsal uzlaşı ve çözüm
hükümeti'' adıyla kurulan CTP-DP koalisyon hükümeti, referandumun hemen
ardından, 26 Nisan'da 50 üyeli Cumhuriyet Meclisi'nde azınlık
durumu düştü. 26 çoğunlukla kurulan koalisyon hükümeti, DP'den 2,
CTP'den de 1 milletvekilinin istifası üzerine, göreve gelmesinden
yaklaşık 3.5 ay sonra azınlığa düştü.
CTP-DP koalisyonu ile KKTC'de ilk kez sol bir
parti lideri başbakan oldu.
Anamuhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP),
hükümet aleyhine meclise güvensizlik önergesi verdi. Oylama, 25-25
çıktı ve önerge reddedilmiş oldu.
2004 Mali Bütçesi'nin mecliste oylanacağı
gün, bütçenin meclisten geçmeyeceğinin anlaşılması üzerine,
CTP-DP koalisyon hükümeti, 20 Ekim'de istifa etti ve erken seçim süreci
başladı.
Cumhurbaşkanı Denktaş, 21 Ekim'de
UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nu yeni hükümeti kurmakla
görevlendirdi. Derviş Eroğlu, hükümet kurma konusundaki
girişimlerinden sonuç alamaması üzerine görevi iade etti.
Denktaş, görevi 8 Kasım'da da CTP Genel Başkanı ve
Başbakan Mehmet Ali Talat'a verdi. Talat, herhangi bir girişim
yapmadan 22 Kasım'da görevi iade etti.
MİLLETVEKİLLİĞİ VE
CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın
mecliste grubu bulunan siyasi partilerin başkanlarıyla
yaptığı toplantıda, 20 Aralık'ta tamamlanan anayasal
sürecin sonunda erken genel seçimin 20 Şubat'ta yapılması kararlaştırıldı.
Bu arada, Cumurbaşkanı Denktaş,
Nisan ayında yapılacak cumburbaşkanlığı seçiminde
aday olmayacağını kesin bir dille açıkladı ve
''Mücadele için halkın arasına döneceğini'' söyledi.
KKTC için büyük önemi olan Ercan Havaalanı,
yenilenmiş ve genişletilmiş haliyle yeniden hizmete
açıldı.
KKTC Cumhuriyet Meclisi, Türkiye'ye AB yolunda
Rum tarafını tanıması yönünde yapılan baskılara
tepki göstererek, tarihi bir karar aldı.
KKTC'nin ilanından bu yana,
Kıbrıs konusunda ilk kez meclisin oybirliğiyle 2 Aralık'ta
aldığı kararda, ''Türkiye'ye AB sürecinde, Kıbrıs
Rumlarının yönetimindeki Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma
koşulunun dayatılması, Kıbrıs'ta birçok yeni hukuksal
ve siyasal sorunların da ortaya çıkmasına yol açacaktır''
denildi. Kararda, Türkiye'nin Kıbrıs Rumlarının
yönetimindeki ''Kıbrıs Cumhuriyeti'nin değil, Kıbrıs
Türk halkının da siyasi eşit olarak içinde yer alacağı
yeni ortak yapıyı tanımasının'' altı çizildi.
MILLIYET 24/12/04
Kıbrıs'ta seçim takvimi belli
oldu...
KKTC'de 20 Şubat'ta yapılacak erken
genel seçimle ilgili süreç yarın resmen başlayacak.
Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında
yayımlanan karara göre, Kıbrıs Türk halkı 20 Şubat
2005'te genel seçim, 17 Nisan'da da yeni cumhurbaşkanını
belirlemek için sandık başına gidecek.
KKTC Seçim ve Halkoylaması Yasası'na
göre seçim yasakları yarın yürürlüğe girecek. Seçim takviminin
ve seçim yasaklarıyla ilgili duyurunun, Yüksek Seçim Kurulu'nun bugün
öğleden sonra yapacağı toplantının ardından
açıklanması bekleniyor.
Kıbrıs Türk halkı, 50 sandalyeli
Cumhuriyet Meclisi'nin yeni üyelerini belirlemek için 20 Şubat Pazar günü,
Cumhurbaşkanlığı makamına gelecek kişiyi
belirlemek için de 17 Nisan Pazar günü sandık başına gidecek.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı
Taner Erginel, düzenlediği basın toplantısında, ''örnek bir
seçim için ellerinden gelen gayreti göstereceklerini'' söyledi.
Erginel, ''YSK ve ilçe seçim
kurullarının, tüm siyasi partilere eşit mesafede
duracağını ve seçimin tamamen şeffaf olacağını''
vurguladı.
MILLIYET 24/12/04
Rum polisi Rum gazeteciye geçit vermedi
Oshan
SABIRLI/LEFKOŞA, (DHA)
KIBRISLI Rumların 1974 yılında Muratağa, Sandallar,
Atlılar köylerinde yaptığı katliamları anlatan 'Kan
Sesi' isimli belgeselin yapımcısı Antonis Angastiniyotis, Rum
polisine takıldı. Ercan Havaalanı üzerinden İstanbul'a
gideceği haberi alınan Angastiniyotis'in Kuzey Kıbrıs'a
geçişi Rum polisi tarafından engellenirken, Kıbrıs Türk
Hava Yolları (KTHY) listesinin Rumların eline nasıl geçtiği
konusunda soruşturma açma kararı aldı.
Rum gazeteci, Kan Sesi belgeseli sonrasında
Rum kesimindeki tepkilerin odağı olmuştu. KKTC'de
yayınlanan Volkan gazetesinin haberine göre Rum polisinin tutumu nedeniyle
Angastiniyotis konuşmacı olarak çağrıldığı
İstanbul'daki Kıbrıs Türk Kültür Derneği İstanbul
Şubesi tarafından düzenlenen '1963 Kanlı Noel
Olaylarının 41. Yıldönümü' adlı toplantıya
katılamadı. 21 Aralık günü Ercan üzerinden İstanbul'a
gitmek üzere Ledra Palas barikatından KKTC'ye geçmek isteyen
Angistiyonidis'in geçişine Rum polisi izin vermedi.
GÖZÜ KORKTU
Daha önceki demeçlerinde, Vatan haini diye
çağırmaları umurumda değil. Vatan haini diyorlarsa, ben
vatan hainiyim ama ben geceleri rahat uyuyorum. Ben, gerçeğe
dayanıyorum çünkü bu acılar, çekilen bu ıstırab benim
ıstırabımdır, çünkü benimde çocuklarım var" diyen
Angastiniyotis Doğan Haber Ajansı'na yaptığı
açıklamada ise haberin abartıldığını ve böyle
birşeyin olmadığını iddia etti. Angastiniyotis zaman
zaman önemli sorunlarla karşılaştığını,
baskı gördüğünü ve daha fazla sorunla karşılaşmamak
için konuşmak istemediğini de belirtti. Ancak Rum gazeteci dün
yaptığı açıklamada Ledra Palace sınırından
geçerken yaşadığı sorunlar yüzünden İstanbul'daki
toplantıya gidemediğini bunun yerine telefonla
bağlandığını söylemişti.
RUM POLİSİ HABERİ NEREDEN ALDI?
Volkan Gazetesi 'KTHY'de Rum'un köstebeği
kim' manşetiyle verdiği haberde KTHY yolcu listesinin Rum polisine
sızdırıldığını iddia etti. Gazeteye göre 21
Aralık günü Ercan Havaalanı'na gitmek üzere Ledra Palas
sınır kapısına gelen Rum gazeteci, polisi tarafından
engellendi, sebepsiz yere bir süre bekletildi. Polis, Angastiniyotis'e Ercan
üzerinden İstanbul'a gideceğinin bilindiğini bu nedenle
kendisine geçiş izni verilemeyeceği söyledi. Rum polisinin
havaalanından hareket edecek uçağın yolcu listesini gösterdi de
iddia ediliyor.
KTHY Genel Müdürü Saddettin Gezmek ise Akdeniz
TV'ye yaptığı açıklamada Genel Müdürlük olarak konuya
ilişkin soruşturma başlatılacağını söyledi.
MILLIYET 24/12/04
Erdoğan:
Annan Planı yeniden gündeme gelmeli
RADIKAL 24/12/04
Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Kıbrıs'ta çözüm için Annan Planı'nın
içeriğinin yeniden düzenlenip her iki tarafın da mutabakatıyla
yeniden halkın oyuna sunulmasını önerdi.
Erdoğan, TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu (YİK)
toplantısında yaptığı konuşmada,
Kıbrıs'ta barışın sağlanması için
adımlar atılması gerektiğini belirtirken, "Şimdi
bazı dedikodular bu noktada yapılıyor. 'Efendim, Annan
Planı ortada değil.' Zaten Annan Planı'nın ruhunda 24 Nisan
referandumundan eğer her iki tarafta da evet çıkmaması halinde
Annan Planı düşüyor. Tamam o zaman Annan Planı yeniden
düzenlenir her iki tarafın mutabık kaldığı
şekilde yeniden önümüze gelebilir" dedi.
Planın adının Annan Planı olmasının
rahatsızlık vermemesi gerektiğini belirten Erdoğan,
"Önemli olan bunun içeriği değil mi? Bunun içeriğini her
iki taraf karşılıklı olarak yeniden düzenler, mutabık
kalır ondan sonra da halkın oyuna bunu sunar" diye konuştu.
Başbakan Erdoğan AB konusunun Kıbrıs'a indirgenmek
istendiğini, aslında olayın 1963 Anlaşması'ndan
doğan Gümrük Birliği'nin yeni üyelere genişletilmesinden ibaret
olduğunu belirtirken de şunları söyledi:
"Ortada bir eksiklik var. Bu eksikliğin giderilmesidir. Olay budur.
Bizim hükümet olarak düşüncemiz nedir? Biz müzakereleri AB komisyonuyla
yaparız ondan sonra da kararımızı veririz. Ama bu
kararı verirken 'Güney Kıbrıs'ı mağlup ettik'
mantığıyla değil yani bir hakkı almak veya teslim
etmek anlayışıylla yaparız. Eğer her yerde 'ben bunu
almam lazım' mantığıyla yaklaşırsanız bunun
adı uzlaşma değil sadece 'ver' mantığıdır.
Biz AB sürecini böyle bir sürtüşmeye kurban etmek istemiyoruz. Kuzey-Güney
arasındaki sıkıntının giderilmesi için 24 Nisan
sürecinde nasıl olumlu bir yaklaşım gösterdiysek bugün de
yarın da aynı olumlu yaklaşımı kesinlikle gösteririz.
Aklı selim ile davranıp sürekli Kıbrıs'ı
barış adası yapma adımlarını atmamız
gerekir. AB yolunda da bunu önümüze bir engel olarak getirme gayreti
içindekilerin oyunu da böyle bozulacaktır. Niyetimiz samimidir. Bu sorunu
da ortadan kaldıracağız."
'YARIŞ PARKURUNDAYIZ'
Erdoğan, AB ile ilgili bundan sonraki süreci değerlendirirken de,
"Gelinen nokta bir varış noktası değil aksine bir
çıkış noktasıdır. Önümüzde zorlu engellerle dolu izin
bir yarış parkuru var. Bizim için tek seçenek bu
yarışı yüz ağartan bir dereceyle neticendirmektir. Bunu
söylerken elbette önümüzdeki yıl başlayacak zorlu müzakere sürecinden
alnımızın akıyla çıkmayı kastediyorum" dedi.
KAMU GÖREVLİLERİNİN ZIRHI KALKSIN
Erdoğan, dokonulmazlık konusuna değinirken de,
dokunulmazlığın sürekli siyasetçi dokunulmazlığı
ile ilgili olarak ülke gündemine getirilmesini eleştirdi. Erdoğan,
"Bakın bu siyasetin yozlaşmasına, siyaset kurumunun
tamamiyle zayıf düşmesine yönelik bir adımdır. Bu oyuna
gelmemek gerekir. Bunun derinliklerinde çok anlamlı şeyler
yatıyor" dedi. Erdoğan, istisnasız tüm kamu görevlilerinin
dokunulmazlık zırhının kaldırılmasını
savunduklarını bunun belirlenmesi için Meclis'te kurulacak bir
komisyon görevlenrdirmeye hazır olduklarını da belirtti.
Erdoğan şöyle dedi:
"Ama bu ülkede kamu görevlilerinin bir kısmı dokunulmazlık
zırhı içinde olacak diğer bir kısmı bundan
çıkarılacak, orada hedeflenen çalışmayı göremezsiniz.
Şu andaki uygulamaları bile görmek mümkün değil. O bakımdan
tüm kamu görevlilerinin istisnasız dokunulmazlık zırhından
nereye kadar nasıl çıkarılacak bu komisyonlarda
çalışması yapılsın. Biz iktidar partisi olarak buna
her zaman hazırız.
Ancak bu siyasetçi için olursa orada olmadığımızı da
açıkça söyledikm. Çünkü ben siyasetin yozlaşmasına bu noktada
müsaade edemem. Siyaseti böyle basit bir hedefe kurban edemem. Böyle tarihi bir
mesuliyetin altına da giremem."
AB YETKİLİLERİ DİYARBAKIR'A NEDEN GİDİYOR
Erdoğan, AB yetkililerinin Türkiye'ye geldiklerinde mutlaka
Diyarbakır'a gitmelerini de sert bir şekilde eleşytirdi.
Erdoğan, bundan rahatsızlık duyduğunu belirtirken, bu
ziyaretlerin Diyarbakır'ın ekonomik, turizm ve başka nedenlerle
yaptığı bir atılımdan
kaynaklanmadığını söyledi. Erdoğan, bu ziyaretlerin
"Ülkedeki birlik ve beraberliğe olumsuz bir yaklaşımı
ifade ettiğini" belirtirken AB yetkililerinin 'ellerine verilen
siparişlere göre hazırlayacakları raporu kabul etmeyeceklerini'
kaydetti.
Rumlar masaya
oturmayız demiyor
AB zirvesinden sonra
yoğun eleştiri alan ve Annan Planı'na karşı çıkan
Rum lider, tekrar masaya oturmak için beş şart öne sürdü
RADIKAL 24/12/04
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA
- Kıbrıs'ta tüm çözüm önerilerine karşı
çıktığı için adı 'Mister No'ya çıkan Rum Yönetimi
lideri Tasos Papadopulos, AB zirvesi sonrası Annan Planı temelinde
yeni çözüm girişimi karşısında masadan kaçan taraf
görüntüsü vermeden işi yokuşa sürmenin yolunu arıyor. AB'den
Kıbrıs şartıyla müzakere tarihi alan Türkiye'nin
teşvikiyle ABD, Britanya ve bazı AB ülkelerinin Annan
Planı'nı yeniden gündeme getirmeleri üzerine, Papadopulos masaya
oturmak için beş 'Hayır'ını şimdiden
açıkladı. Önceki gün Rum Milli Konseyi'nin toplantısında,
Papadopulos, masaya oturmak için şu şartları ortaya sürdü:
1. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın planının referanduma
sunulan ve boşlukları Annan tarafından doldurulan 5. ve son
versiyonu müzakere edilmez.
2. Müzakerelere sıkı zaman sınırlaması konamaz.
3. Annan ya da bir başkası, hakem olamaz.
4. Müzakereler, Türkiye'nin Avrupa Birliği'yle üyelik
müzakerelerinin başlayacağı 3 Ekim'le
bağdaştırılamaz.
5. Herhangi bir plan, iki taraf arasında üzerinde mutabakata
varıldıktan sonra referanduma götürülebilir.
Washington, New York, Londra ve Brüksel'e Annan Planı'nın 5.
değil, KTTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Mart 2003'te
reddettiği 3. versiyonunu müzakere edebileceğini ileten Rum
liderliği, şu çekinceleri aktardı:' Müzakerelerde Genel
Sekreter'in temsilciliğini yürütecek olan arabulucu Avrupalı olsun.
Çözüm planının adı 'Annan Planı' olmasın. Bu söz,
Rumların psikolojisini olumsuz etkiliyor.'
'İki seçenekleri
var'
Papadopulos, Yunan İmerisia gazetesine de Türkiye'nin iki seçeneği
olduğunu belirtti: "Ya Gümrük Birliği
anlaşmasının 'Kıbrıs' dahil 10 yeni AB üyesine
genişletilmesine dair uyum protokolünü imzalayacak ya da atacağı
imzanın anlamını değiştirmek istiyorsa çözüm için
çalışacak. Türkiye, bu protokolle 'Kıbrıs'la
ilişkilerini normalleştirme yükümlülüğüne girecek."
Yeniden masaya oturmakla ilgili soruya "'Evet' veya 'Hayır' demek
için erken. Bu, gündem, süreç, müzakere çerçevesi ve olanaklarıyla
bağlantılı" yanıtını veren Papadopulos,
"Avrupa Komisyonu'nun hukuk bölümü, Annan Planı'nın AB
müktesebatıyla uyuşmadığı görüşünde. AB
gelişmelere ilgisiz kalamaz" dedi. AB zirvesini
değerlendirirken, "Veto kullansaydım Türkiye'ye işgal
politikasını sürdürmesi için bahane verirdik" diyen Papadopulos,
diğer liderlerin kendisine, 'Türkiye'nin kararlara uyup
uymadığını her an kontrol hakkın var. Niye
endişeleniyorsun?' dediğini aktardı. Rum lideri,
"Türkiye'nin AB kararlarına uymadığını görürsem
el frenini çekerim" dedi.
Talat'ın
itirazları
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ise Annan Planı'nın üçüncü
versiyonunu müzakere zemini kabul etmeyeceklerini söyledi. Talat,
"Planın kaçıncı versiyonunun gündemde olduğu
tartışması kadar saçma bir tutum olamaz. Bu gündem
saptırmaktır. Bu oyuna ne biz, ne Türkiye, ne de dünya gelir"
dedi. Papadopulos'un, ne istediğini ortaya koyup Annan'a bildirmesi
gerektiğini belirten Talat, müzakerelerin takvime bağlı
olması ve Annan'ın hakemliğinin şart olduğunu
vurguladı.
Zaferle
gelen yeni imkânlar
RADIKAL 24/12/04
Bakmayın muhalefet
partilerinin ve bazı konuları yeterince bilmeyen, fikri
takıntıları gerçekleri görmelerini imkânsız
kılmış köşe yazarlarının yazdıklarına.
16-17 Aralık zirvesinde özellikle Kıbrıs paragrafı Türkiye
için bir zafer niteliğinde.
Zirve öncesinde durum şuydu: Türkiye, zirve tarihine kadar Gümrük
Birliği'ni 10 yeni üye ülkeye genişleten ve yanı sıra
bazı başka unsurları da içeren uyum protokolünü
imzalayacağını vaat edecek. Sonra da, müzakerelerin fiilen
başlayacağı günden önce de Güney Kıbrıs'ı diplomatik
olarak da tanıyacaktı.
O zamanlar bize söylenen ve birkaç kez bu köşeye de yansıyan
şey, 'Resmen tanımadığınız bir üye ülkeyle
aynı masanın etrafında oturup müzakere yürütmek mümkün
değildir' cümlesiydi.
Oysa demek diplomaside gerçekten çözümler tükenmiyormuş ve demek gerçekten
yeni yeni pek çok çıkış imkânı bulunabiliyormuş.
Bir kere bu zirve kararıyla en azından 3 Ekim'de fiilen
başlayacak müzakereler öncesinde Türkiye Kıbrıs'ı
diplomatik tanıma zorunluluğundan kurtuldu. 3 Ekim'e kadar
yapmamız gereken şey, protokol metnini Avrupa Komisyonu ile müzakere
etmek, gerekirse bazı çekinceler koyarak onu imzalamak.
Yani gerçekte Türkiye'nin Kıbrıs konusunda elde ettiği zaman
sadece 10 ay falan değil, daha fazla.
Tabii bu arada Türkiye'nin çözüm yanlısı tutumunu sürdüreceğini,
'bir adım önde olma' politikasıyla ortaya somut öneriler
getireceğini ve bir anlamda Kıbrıs konusunda Rum-Yunan
tarafına göre elini hep yüksek tutacağını
varsayıyorum.
Bakın günlerdir Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi'nde bir
telaş bir telaş. (Garip kelimesini kullanmalı mıyım
bilmiyorum ama aynı telaşı Rauf Denktaş'ta da görüyoruz.
Galiba o da durumu henüz tam olarak kavramadı.)
Rum tarafı bu telaş içinde ciddi stratejik hatalara da gidiyor.
Mesela dün Radikal'de Yorgo Kırbaki'nin haberinde okuduğumuz
Papadopulos'un beş önerisi. Bu önerilerin son ikisinde, Papadopulos iki
şey talep ediyor: 1. Kıbrıs müzakerelerinde bir 'hakem'
olmasın; yani geçen sefer olduğu gibi anlaşmazlık
noktalarını BM Genel Sekreteri doldurmasın, onun yerine
tarafların uzlaşması ve referanduma sunulacak metni
oluşturmaları beklensin; 2. Görüşmelerin sonu için bir son tarih
konmasın, 3 Ekim bir son tarih gibi algılanmasın, yani
Kıbrıs'ta çözümün şimdiden öngörülmüş bir tarihi
olmasın, çözüm mümkün olduğunca geç gelsin.
Bu iki öneri, bir bakıma Türkiyeli şahinlerin de talebi aslında.
Ve eğer Rum tarafı bunları kabul ediyorsa, Türkiye ve Türk
tarafı da edebilir. Bizim Kıbrıs şahinlerimiz hep,
'Kıbrıs'ta Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinden önce çözüm
olmasın, olsa bile yürürlüğe girmesin' diyorlardı. Şimdi
Papadopulos da fiilen aynı noktaya geldi.
Yani, Türk ve Rum tarafları 2005 yazında görüşme masasına
oturabilirler. Önlerinde Annan Planı'nın 3. versiyonu bile olabilir
görüşmecilerin. Görüşmelerin bitmesi ve referandum için bir son tarih
olmayacağına göre bu görüşmeler uzun, çoook uzun bile sürebilir,
hiç sakıncası yok.
Kıbrıs'ta görüşmeler devam ettiği ve Türk tarafı
olumlu tutumunu koruduğu sürece, Türkiye'nin AB müzakerelerinde
Kıbrıs'tan kaynaklanan bir zorluk da yaşanmaz, en azından
görüşmeler sürdüğü için Türkiye Kıbrıs'ı tanımak
zorunda bile kalmaz.
Kıbrıs'ın durdurucu etkisi olmayınca Türkiye'nin
müzakereleri çok hızlı yürüyebilir ve bizim tarım ve çevre
konularında bazı 'safeguard'ları kabul etmemiz, AB'den
almamız gereken mali kaynağı da 2014 sonrasına ertelememiz
halinde müzakereler gerçekten 5-7 yılda tamamlanabilir.
İşte o zaman, Türkiyeli Kıbrıs şahinlerinin (ve bir
dönem Denktaş'ın) söylediği olur, Türkiye'nin tam üyeliği
ile Kıbrıs'ın çözümü aynı güne denk getirilebilir.
16-17 Aralık zaferi ve Rumların içine girdiği telaş hali bu
imkânı yaratmış gibi gözüküyor şimdilik...
Koskoca
AB bir adada rehin
RADIKAL 24/12/04
Meclis kulisleri dün bir
anda Kıbrıs haberleriyle çalkalanmaya başladı. Meclis'in
Avrupa Birliği ile ilgili komisyonlarına bilgi veren
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "Kıbrıs 3
Ekim 2005'e kadar çözülecek" dediği söyleniyordu. Toplantıdan
çıkan bazı milletvekilleri bu bilgiyi, işte
Kıbrıs'ın nasıl satıldığının
kanıtı olarak basına aktarıyorlardı. Ancak hemen hemen
aynı isimlerin Irak krizi sırasında Genelkurmay tarafından,
yine böyle kapalı bir toplantıda verilen bilgiyi, ya tam anlamadan ya
da kasten çarpıtıp aktararak basını nasıl yanılttığını
anımsayan gazeteciler, toplantıya katılan başka isimlere de
başvurunca, aslında ne konuşulduğu anlaşılmaya
başladı.
Gül, Türkiye'nin Kıbrıs sorununu çözmeye kararlı olduğunu,
ama bu konuyu 3 Ekim'deki müzakere başlangıcına
bağlamadığını söylemişti. Bunun Gümrük
Birliği protokolüyle de bir bağlantısı kurulmuyordu.
Eğer Birleşmiş Milletler, işaretlerini verdiği gibi
yeniden inisiyatif alırsa ve uzlaşma sağlanırsa, tabii ki 3
Ekim'e kadar da çözülebilirdi.
Özetle, Türk Dışişleri Bakanı, Kıbrıs Rum
Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un önceki gün
Lefkoşa'da toplanan Rum Ulusal Konseyi'ne sunduğu
uzlaşmazlığın dört kırmızı çizgisine,
uzlaşma niyetini daha da vurgulayarak yanıt veriyordu. Brüksel'de
masaya 17 taleple gelen, ve diğer 24 üyenin sahip çıkmamasıyla
ancak (zaten Türkiye'nin imzalama niyetini beyan etmiş olduğu bir
protokolün, imzalanacağı beyanı şeklindeki) yarım
talebine karşılık alan Papadopulos, yağıp
gürlemişti. Soğuk Savaş psikolojisinden kurtulamayan eski EOKA
gerilla komutanının kırmızı çizgileri şöyleydi:
BM hakemliğini kabul etmeyecekti; bir çözüm takvimi kabul etmeyecekti;
Kıbrıs sorununun 3 Ekim tarihiyle ilişkilendirilmesini kabul
etmeyecekti ve üzerinde anlaşma sağlanmamış bir çözümü
referanduma götürmeyecekti. Papadopulos zaten 24 Nisan 2004'te referanduma
sunulan Annan planını değil, New York müzakereleri öncesindeki
Annan planı taslağını tartışabileceğini
söylüyordu.
Yani Papadopulos, hâlâ AB'yi, kendileri azınlık olmadıkları
halde aynı coğrafyayı paylaşan bir halkı,
Kıbrıs Türklerini azınlık saymayı kabul etmeye
zorluyordu. Rum lider bunu bugüne dek başaramadı. Bundan sonra
başaracağı da şüpheli, günümüzdeki uluslararası
dengelerin kırmızı çizgileri kısa sürede nasıl
morarttığına her gün bir başka alanda şahit oluyoruz.
Gül'ün Meclis'te yaptığı konuşma aslında
Kıbrıs konusundaki yaklaşım
farklılığını da gösteriyordu.
Gerçi KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün "3 Ekim'e kadar
çözüm mümkün değil" derken,
bir başka yaklaşım farklılığı ortaya
koyuyordu. Ama, örneğin KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Taner
Gazioğlu'nun Kuzey Kıbrıs'a ilişkin çizdiği tablo,
referandum sonucunu, yani uzlaşma ve çözüm arzusunu doğrular
nitelikte oluyordu. Gazioğlu'na göre, 'Henüz sonuç alınmasa da,
referandumda uzlaşma ve çözüme evet diyerek Kıbrıs Türkleri
dünyada muhatap alınır hale geldiler. Referandum Kıbrıs
Türklerine el kazandırdı. Artık KKTC dış
politikasında hükümetin ağırlığı var,
Başbakan ve Dışişleri Bakanı dış temaslarda
bulunup siyasetimizi anlatıyorlar. AB, 17 Aralık'ta 25 üyeli
değil, 24.5 üyeli olduğunu gösterdi. Rumlar, yarım bir ülkeyi
temsil ediyorlar. Bu durum böyle süremez, sürmeyeceğine inanıyoruz.'
Yeni KKTC Büyükelçisi'nin yaklaşımı da Kıbrıs Türk
halkının çoğunluğuna ve Ankara'daki iradeye uygun.
Peki bu tabloda bir eksiklik yok mu? Yunanistan nerede?
Yorgos Papandreu ve İsmail Cem döneminde başlayan Türk-Yunan
yakınlaşmasının Kıbrıs sorununun ayrı bir
mecraya akmasına katkıda bulunduğunu kim inkâr edebilir?
PASOK'un yerini Yeni Demokrasi'ye bırakması, ilk başlarda aynı
çizginin sürdürüleceği izlenimini doğurmuştu. Ancak Kostas
Karamanlis başbakanlığındaki Yunanistan hükümeti, giderek
daha büyük oranda Papadopulos'un uzlaşmaz çizgisinin rehini haline
geliyor. Ankara, KKTC'de Denktaş'la ters düşmeden, onu uzlaşma
çizgisine çekme politikasına ikna etmeye çalışıp, KKTC'deki
uzlaşmacı akımları cesaretlendirirken, Karamanlis'in
şoven uzlaşmazlık karşısında sessiz kalarak
verdiği onay dikkat çekiyor.
450 milyonluk AB, bir adanın yarısında yaşayan 600 binlik
bir devletin, görüşleri 40 yıl önce donup kalmış liderine,
Yunanistan'ın bu tavrıyla rehin duruma düşüyor.
Ödün
değil yükümlülük
RADIKAL
24/12/2004
Türk dış
politikası döndü dolaştı, yine o 40 yıllık kürkçü
dükkânının önünde buldu kendini: Kıbrıs sorunu...
AKP çözüm yanlısı politikasıyla, Kıbrıs'taki
çözümsüzlüğün, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecini bir sonraki aşamaya
taşıma çabasına ket vurmasını engelledi engellemesine
ama bu kez de çözümsüzlüğün yan etkilerinden biriyle karşı
karşıya kaldı: Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilişkiler.
Ve bu yan etki, Türkiye'nin AB yolunu az daha paralize edecekti.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 1 Mayıs 2004'ten itibaren AB'ye tam üye
olarak girmiş, Türkiye'nin de aday ülke olarak 3 Ekim 2005'te AB'yle
üyelik görüşmelerine başlayacak bulunmasından ötürü,
Türkiye-Kıbrıs Cumhuriyeti ilişkilerinin, yalnızca ikili
değil, aynı zamanda eskisiyle kıyaslanamayacak ölçüde AB
merkezli, çok yanlı bir boyutu da var artık. Sorun da buradan
kaynaklanıyor.
17 Aralık tarihli AB Konseyi zirve bildirisindeki 19'uncu paragrafı
hatırlayalım: "AB Konseyi, Türkiye'nin, Ankara
Anlaşması'nın yeni 10 üye ülkenin katılımı göz
önüne alınarak uyarlanmasına yönelik protokolü imzalama
kararını memnuniyetle karşılamıştır. Konsey,
bu doğrultuda, Türkiye'nin, 'Türk hükümeti, Ankara
Anlaşması'nın uyarlanmasına yönelik protokolü, üyelik
görüşmelerinin fiilen başlamasından önce ve mevcut AB üyelikleri
ışığında gerekli uyarlamalar üzerinde mutabakata
varıp bu uyarlamaları nihai hale getirdikten sonra imzalamaya
hazırdır' yollu açıklamasını da memnuniyetle
karşılamıştır."
AB'nin beklentisi ve Türkiye'nin açıklaması ortada...
Şimdi burada, Ankara'nın yalnızca bir 'niyet beyanı'nda
bulunduğu ileri sürülebilir. Dahası protokolün yürürlüğe girmesi
için imzalanmasının yeterli olmadığı, bir de onay
sürecinin bulunduğu, işlevsellik kazanmasının da bürokratik
ve pratik işlemlerden ötürü zaman alacağı savunulabilir.
Nihayet, bu iddialardan hareketle 3 Ekim 2005'in Türkiye için bir son tarih
olmadığı ileri sürülebilir.
Ankara, bu 'oyalama'ya Kıbrıs sorununun çözümünde zaman kazanmak için
başvurucaksa ne âlâ. Ancak bu taktik manevralar, işin özünü
değiştirmiyor: Türkiye AB'yle üyelik görüşmelerine fiilen
başlamadan söz konusu protokolü imzalamak durumunda. Bu, Türkiye'nin
Kıbrıs Cumhuriyeti'ne vereceği bir ödün değil, AB
üyeliği sürecinde yerine getireceği bir yükümlülük.
Kaldı ki gerek AB Konseyi, gerekse Avrupa Komisyonu, bizzat
başkanlarının ağzından, Türkiye'nin çözüm
yanlısı politikasına vurgu yaparak Ankara'nın söz konusu
protokolü imzalamasının Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
tanıması anlamına gelmeyeceğini belirtti. Rum
liderliğinin, maksimal beklentilerle geldiği Brüksel'den minimal bir
sonuçla geri dönmesi ve şimdi bunu optimal bir kazanım olarak sunmaya
uğraşıp kendi tabanını inandırmakta bile güçlük
çekmesinin nedeni de bu.
Türkiye son dönemdeki çözüm politikası ya da Erdoğan'ın
deyişiyle 'kazan-kazan' yaklaşımı sayesinde
Kıbrıs'ta bir moral üstünlük sağlamış durumda. Tamamen
bu moral üstünlük ve bu üstünlüğün sağladığı hukuki
meşruiyet ve siyasi güçle hem yukarıda değindiğim gibi AB
yolunda çözümsüzlüğün yükünü üstünden atmayı, hem de Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımak gibi bir açmaza girmekten kurtulmayı
başardı Ankara. Tabii şimdilik...
Türkiye aynı yolda yürümeyi, tercihen bir adım önde yürümeyi
sürdürmeli; zamanını ve enerjisini, Kıbrıs'ta çözümü
zorlamaya, böylelikle moral üstünlüğü elinde tutup siyasi
kazanımlarını pekiştirmeye harcamalı. Bunun en
kestirme ve en etkili yolu da, uluslararası kamuyounun da desteğini
almış Annan Planı temelinde bir anlaşmaya odaklanmak.
Çözüm, çözümsüzlüğün kendisini de yan etkilerini de bir kerede ve sonsuza
kadar Türkiye'nin AB yolundan çıkaracak.
Tabii çözüm için Rum liderliğinin de iyi niyetle masaya
yaklaşması, Yunanistan'ın daha cesur bir tutum sergilemesi ve en
önemlisi, başta AB olmak üzere uluslararası kamuoyunun da eskiye göre
çok daha etkin biçimde devreye girmesi gerekiyor. Çözümün, yalnızca Türk
tarafının isteği ve çabasıyla
kotarılamayacağını geçen nisan ayında hep birlikte
gördük...
Gül: Çözüm için
hazırız
Kıbrıs'ta çözüm
çabalarını yoğunlaştıran Ankara, BM Genel Sekreteri
Kofi Annan'ı devreye sokmaya çalışıyor
RADIKAL 24/12/04
RADİKAL - ANKARA - Kıbrıs'ta
çözüm çabalarını yoğunlaştıran Ankara, BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ı devreye sokmaya çalışıyor.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün TBMM'deki komisyonlarda
sürece dair bilgi verirken, "Uzlaşma yoluyla çözüm bulmaya
hazırız. Genel Sekreter'in bu süreçte bizim kadar aktif
olacağını umuyoruz. Uzlaşma olursa 3 Ekim'e kadar da sonuç
çıkabilir" dedi. Diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin özel istekte
bulunduğu Annan'ın "Çözüm için devredeyim, Rumlarla
konuşup, tarafları çözüm için buluşturacağım"
yanıtını verdiğini iddia etti. AB zirvesinde Annan ile
başlatılan diyaloğun sürdüğünü belirten kaynaklar,
"Annan devreye girecek ve Türkiye'nin çözüm çabasına katkı
yapacak. Türkiye, Annan Planı temelinde çözüm için müzakereye hazır.
Ancak, Türk tarafının kabul ettiği Annan Planı metninden
geri adım da söz konusu değil" dedi.
Kıbrıs'ı
uzlaşmayla çözeceğiz
MASADAN KALKSAK
KÖTÜ OLURDU... Gül: Annan'dan Kıbrıs konusunda daha aktif
olmasını istedik. Bu konuyu uzlaşmayla çözeceğiz.
Kıbrıs ve derogasyonlar konusunda masadan kalkma noktasına
geldik. Bunu yapsaydık kahraman olurduk. Türkiye'ye dönüşümüzde bizi
50 bin değil, 100 bin kişi karşılardı. Ama önce
ekonomide, ardından da pek çok başka alanda büyük
sıkıntılar yaşardık
Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, mecliste AB ile ilgili
komisyonlara 17 Aralık zirvesiyle ilgili brifing verdi. BM Genel Sekreteri
Annan'dan Kıbrıs konusunda daha aktif olmasını
istediklerini anlatan Gül, "Bu konuyu uzlaşmayla çözeceğiz"
dedi.
Kıbrıs
ve derogasyonlar konusunda masadan kalkma noktasına geldiklerini anlatan
Gül, "Bunu yapsaydık kahraman olurduk. Türkiye'ye dönüşümüzde
bizi 50 bin değil, 100 bin kişi karşılardı. Ama önce
ekonomide, ardından da pek çok başka alanda büyük
sıkıntılar yaşardık" dedi.
Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, brifing öncesinde kısa
bir sunuş konuşması yaptı. Gül, 50 yıllık
çalışmanın sonunda Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlayacağını
söyledi. Gül, Türkiye'nin müzakerelere başladıktan sonra da önünde
uzun bir dönem olacağını belirtti.
Gül
"Müzakerelere başlayan ülke yeni bir safhaya geçmiş demektir, bu
içeride de dışarıda da farklı bir durum ortaya
çıkarmaktadır" diye konuştu. Standart ve zihniyet
değişikliğinin süreceğini kaydeden Gül, "Türkiye, tam
üye olacak noktaya gelecektir" dedi.
Daha
fazlasını yapamazdık
Toplantının
basına kapalı bölümünde komisyonlara bilgi veren
Dışişleri Bakanı Gül, 17 Aralık zirvesiyle ilgili
olarak "Ancak bu kadarını yapabildik. Zaten daha
fazlasını da yapamazdık" dedi.
Kıbrıs
ve derogasyonlar konusunda masadan kalkma noktasına geldiklerini anlatan
Gül, "Bunu yapsaydık kahraman olurduk. Türkiye'ye dönüşümüzde
bizi 50 bin değil, 100 bin kişi karşılardı. Ama önce
ekonomide, ardından da pek çok başka alanda büyük
sıkıntılar yaşardık" dedi.
Çözüm
uzlaşmayla
Türk
halkının yüzde 70'inin AB'yi desteklediği için masadan
kalkmamaları gerektiğine inandıklarını belirten Gül,
Kıbrıs'la ilgili maddeler ele alınırken, Denktaş'la
görüşmediklerini ancak zirveden sonra bilgi verdiklerini söyledi. BM Genel
Sekreteri Annan'dan Kıbrıs konusunda daha aktif olmasını
istediklerini anlatan Gül, "Bu konuyu uzlaşmayla çözeceğiz"
dedi.
KIBRIS 24/12/04
3 Ekime
kadar çözülmez
Nisan ayında
görev süresi dolacak olan Denktaş, daha önce yeniden aday
olmayacağına açıklamasına karşın bu kez net bir
yanıt vermedi.
KKTC
Cumhurbaşkanı Denktaş, İstanbuldaki temasları
kapsamında CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ve
DSP Genel Başkanı Zeki Sezerle görüştü. Görüşmelerin
gündeminde Brüksel zirvesi ve Kıbrıs sorunu vardı.
Denktaş Türk tarafından peşinen
bağımsızlığını feda etmesinin
istendiğini belirterek 3 Ekime kadar Kıbrıs meselesinin
çözüleceğini sanmak çok büyük iyimserliktir. Çünkü bunu kabul etmeyen
Türkler değildir. Bunu kabul etmeyen Rumlardır. Bizden peşinen
bağımsızlığımızı feda etmemiz
isteniyor. 10-15 yıl sonra sonu ne olacağı belli olmayan bir
anlaşma için bu isteniyor. Biz Türk halkının bunu kabul
etmediği inancındayız dedi
Nisan ayında görev süresi dolacak olan
Denktaş, daha önce yeniden aday olmayacağına
açıklamasına karşın bu kez net bir yanıt vermedi.
Denktaş, Kıbrıs meselesi Denktaşın meselesi
değildir. Bir milli meseledir. Denktaş gelmiş, Ahmet gitmiş
Mehmet gelmiş farketmez. Türk milleti bu işin arkasında
mıdır. Siz kendinize bakın dedi.
HALKIN SESI 24/12/04
Rum Ulusal Konseyinin önceki gün
öğleden sonra gerçekleşen oturumunda, Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulosun; Kıbrıs sorununda başlamış olan
gelişmelerdeki taleplerini
oluşturacak 4 OHİsini (Hayır) ortaya koydu.
Papadopulos yönetimi yeni çözüm
sürecinde Hakemliği kabul etmemek, Takvim kabul etmemek, Kıbrıs
sorununun Türkiyenin üyelik sürecine başlama tarihine
bağlanmasını kabul etmemek, Üzerinde anlaşma
sağlanmamış bir çözümü referanduma götürmeyi kabul etmemek
konusunda karar aldı.
Rum
Ulusal Konseyinin önceki gün yapılan toplantısında, Yorgo
Vasiliunun başkanı olduğu EDİ dışındaki Rum
siyasi partileri, Kıbrıs konusunda, hakemlik, takvim,
Kıbrıs sorununun Türkiyenin üyelik görüşmelerinin
başlaması için verilen 3 Ekim 2005 tarihine
bağlanmasını ve üzerinde anlaşma sağlanmamış
bir çözüm şeklini referanduma götürme konularını reddetme
üzerinde anlaştı.
Rum
Ulusal Konseyinin önceki gün öğleden sonra gerçekleşen oturumunda,
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulosun; Kıbrıs sorununda
başlamış olan gelişmelerdeki taleplerini oluşturacak 4 OHİsini
(Hayır) ortaya koydu.
Rum
basınında yer alan haberlere göre, Avrupa Konseyinin Brükselde
gerçekleştirdiği zirve toplantısı hakkında Konsey
üyelerine bilgi veren Papadopulosun; Rum tarafının ısrar etmesi
gereken 4 noktayı açıkladı.
Rum
Ulusal Konseyinde, EDİ hariç, Konseyde temsil edilmekte olan bütün siyasi
güçlerin, ortak anlayış içinde olduğunu yazan Rum gazeteleri,
Papadopulosun Ulusal Konsey üyelerini bilgilendirdikten sonra, Rum
tarafının ısrar etmesi ve caymaması gereken 4
noktanın; Hakemliği kabul etmemek, Takvim kabul etmemek,
Kıbrıs sorununun Türkiyenin üyelik sürecine başlama tarihine
bağlanmasını kabul etmemek, Üzerinde anlaşma
sağlanmamış bir çözümü referanduma götürmeyi kabul etmemek
olduğunu haber verdi.
Rum
basınına göre, EDİ hariç tüm siyasi partiler söz konusu
noktaları desteklerken, EDİ Asbaşkanı Mihalis Papapetru
hakemliği ve takvimi savundu ve bunları reddedenlerin 3 Ekime kadar
çözüm istemediğini söyledi. Rum gazetelerine göre, Papapetrunun bu
açıklamasına, çözüm yanlısı olarak bilinen ve
referandumda karşısına çıkan tüm güçlüklere ve tehditlere
rağmen eveti destekleyen DİSİ Başkanı Nikos
Anastasiadis karşı çıktı ve Başkan Papadopulosla
aynı fikirde olduğunu ima etti.
Türkiyeyi veto etmek zordu
Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos Brükselde
karşılaştığı zorlukları da anlattı
ve o şartlar altında
Türkiyeyi veto etmenin zor olduğunu söyledi. Ancak; 24 Nisan referandumu
sonrasında Kıbrısta meydana gelen olumsuz havanın dağıldığını
savundu.
Rum
gazetelerine göre, Ulusal Konsey toplantısı sakin geçti. Ancak en az iki
durumda itirazlar ortaya konuldu. Birincisinde Demokratik Seferberlik Partisi
Başkanı Nikos Anastasiadis; Annan planıyla ilgili
açıklaması nedeniyle
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovuyu ve Türkiyeye
kolaylık sağlamamız söz konusu değildir diyen Sözcü Kipros
Hrisostomidisi eleştirdi. Bu duruma hükümet sözcüsü ve Ulusal Konseyin diğer üyelerinden tepki geldi.
Bu arada
diğer gazetelerin aksine Fileleftheros ise Papadopulosun ortaya
koyduğu şartları 3 olarak belirtti ancak haberin içeriğinde
yine dört şarta yer verdi.
Gazeteye
göre Rum Yönetimi Başkanı, şunları net şekilde ortaya
koydu:
Takvimler
kabul edilmiyor, Kıbrıs sorununun Türkiyenin üyelik müzakerelerine
başlayacağı tarih olan 3 Ekime bağlanmasını
reddediyor, New Yorkta yapıldığı gibi hakemliği kabul
etmiyor, Çözüm üzerinde uzlaşmadan yeni referandumu reddediyor. (TAK)
YENIDUZEN 24/12/04
|
24 Aralık
2004 Erdoğan,
TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulunda yaptığı
konuşmada dokunulmazlıkların kaldırılması
konusuna da değindi. Erdoğan dokunulmazlıkların sadece
siyasetçiler için değil, istisnasız tüm kamu görevlileri için
kaldırılması gerektiğini söyledi.
Başbakan Erdoğan
ABden müzakere tarihiyle ilgili alınması konusunda gelinen
noktanın varış değil, çıkış noktası olduğunu
belirtti. Erdoğan Süreci hep birlikte elele götürmek lazım. Arada
makas çok açık. Bu makası hep birlikte kapayacağız. Aksi
takdirde tarih bizi affetmez dedi.
DOKUNULMAZLIKLAR
Erdoğan dokunulmazlık konusunda sadece
siyasetçinin dokunulmazlığının
kaldırılmasını kabul edemeyeceklerini çünkü bu durumun
siyaset kurumunu zayıf düşüreceğini belirtti. Erdoğan
Bizim dokunulmazlıkla ilgili düşüncemiz, istisnasız bütün kamu
görevlilerinin dokunulmazlık zırhından
çıkarılmasıdır. Bunda varız. Ama sadece siyasetçi için
olursa bunda yokuz dedi. .
KIBRIS KONUSU
Başbakan Erdoğan Kıbrıs
konusunda kararı verirken Güney Kıbrısı mağlup ettik
anlayışıyla değil, bir hakkı almak için
çalıştıklarını söyledi. Erdoğan AB sürecini
yeniden yaşanacak Kuzey Kıbrıs-Güney Kıbrıs
sürtüşmesine kurban etmek istemiyoruz. 24 Nisan sürecinde nasıl
olumlu gayret gösterdiysek, yarın da aynı olumlu
yaklaşımı gösteririz.
Kıbrıs konusunda barış ve
uzlaşma olması gerektiğini belirten Başbakan Erdoğan
Şimdi bazı dedikodular yapılıyor, efendim Annan Planı
ortada değil. Zaten Annan Planının ruhunda şu var, 24
Nisan referandumunda her iki taraftan da evet çıkmayınca Annan
Planı düşüyordu. Ama Annan Planı yeniden düzenlenir. Her iki
tarafın da mutabık kaldığı şekilde yeniden
düzenlenip yeniden önümüze gelebilir.
Adı Annan Planıdır diye niye
rahatsız oluyorsunuz? Önemli olan içeriği değil mi? Bunun
içeriğini yeniden karşılıklı olarak her iki
tarafın da mutabık kaldığı şekilde düzenlenir.
Ondan sonra da halka bu sunulur. Tarafların ön yargılardan
kurtulması için hepimizin birlikte el ele vermesi,
barışınsürmesi için çok faydalı olacağına
inanıyorum dedi.
Erdoğan Brüksel Zirvesinden sonra BM Genel
Sekreteri ile görüştüğünü belirterek Kendisine önümüzde
yapacağımız işler var, bu konuda birlikte neler
yapabiliriz, meseleyi çözmemiz lazım dedim diye konuştu.
Erdoğan AB üyesi ülkelerin Kuzey
Kıbrısa verdikleri sözü tutmadıklarını belirterek
Vereceklerini söyledikleri 259 milyon doların, 6 milyon
dolarını bu yıl verelim, dediler. Yeni Cami önündeki dilenciye
layık görülen bir uygulama bu. Türkiye gerekli desteği Kuzey
Kıbrısa bundan sonra da verecek. Biz buradaki sorunun dostça
çözülmesini istiyoruz. dedi.
DİYARBAKIRA ZİYARETLER
Başbakan Erdoğan, Avrupadan gelen veya AB
ülkelerinden gelenlerin Diyarbakırı gezmek istediğini ve bunun
tamamen siyasi bir yaklaşım tarzı olduğunu ifade etti.
Erdoğan Diyarbakırın Türkiyenin Ankara ve İstanbuldan
sonra üçüncü ili durumuna geldiğine işaret ederek, Diyarbakır
niye acaba? Bir ekonomik canlılık, kültürel canlılık,
turizmde aşırı zenginlik olduğu için mi, yok niye? Oradaki
tamamen siyasi bir yaklaşım tarzı. Bu bizi rahatsız
etmektedir diye konuştu. Başbakan Erdoğan, Adı zaman
zaman konulan ama ülkemizdeki birlik beraberliğe kalkıp da olumsuz
yaklaşım gayreti içinde olanların tezgahıdır. ABli
dostlarıma da söylüyorum. Diyarbakıra bu kadar gidiyorsunuz, niçin
Erzuruma, Konyaya, Kayseriye Rizeye gitmiyorsunuz? Türkiye 81 vilayet.
Niçin oralara gitmiyor sunuz? Neyi anlamayı neyi öğrenmeyi istiyor
sunuz, söyler misiniz?
Elinize uzatılmış olan sipariş
listesine bakarak, eğer ülkeyle ilgili rapor hazırlayacaksanız,
bu raporları kabul etmeyiz. Bu Türkiyenin kabulü olamaz, raporların
sağlıklı olması için, her cepheden Türkiyeyi görmeniz
lazım. Ama öyle bir derdiniz yoksa bunu da görmek mümkün
olmayacaktır dedi.
|
Papadopulostan
bir şart daha |
|
|
|
Kıbrısta
tarafların yeniden masaya oturabilmesi için bir dizi şart ortaya
koyan Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, şartlarına bir
yenisini daha ekledi. |
|
|
|
Lefkoşa |
24 Aralık
2004 Rum
lider referandumda Kıbrıslı Rumlardan hayır oyu alan
Annan planının son şeklinin bir kez daha halkoyuna sunulmayacağını
söyledi.
Rum Yönetimi lideri Tasos
Papadopulos müzakere şartlarına bir yenisini daha ekledi ve Annan
planının son şeklini yeniden referanduma götürmeyeceğini
açıkladı.
Papadopulos, Rum halkı referandumda Annan
planını reddederek çözüm çerçevesini belirlemiş oldu.
Planın olduğu şekliyle yeniden halkın önüne konulması
asla sözkonusu olamaz, olsa bile halk yine bunu reddeder dedi.
Özellikle BM Genel Sekreteri
Kofi Annanın hakemliğine karşı çıkan Papadopulos,
Annan hakemlik yetkisini anlaşılamayan konuların
yanısıra, Türk askerlerinin geri dönmesi gibi diğer konularda
bile kullandı. Genel Sekreterin verdiği sözleri tutmaması
yüzünden kuşkucu olduk dedi.
MÜZAKERE SÜRECİ DURDURULABİLİR
Papadopulos, çözüm konusunda ortaya konacak bir
takvimin bu kez yalnız Türkiye için sözkonusu olduğunu çünkü
Ankaranın Kıbrıs Rum Kesimini tanımadan AB ile
müzakerelere başlayamacağını yineledi. Papadopulos, ABnin
Yunanistan ve Güney Kıbrısı göz ardı etmeyeceğini ve
üye ülke olarak Türkiyenin müzakere sürecini durdurabileceklerini kaydetti.
ÇÖZÜM AB ÇERÇEVESİNDE OLMALI
Türkiyenin Kıbrısta iki devlet
politikasını terk etmesi gerektiği görüşünü dile getiren
Papadopulos; tek egemenlik, tek uluslararası kimlik, tek devlet temelinde,
iki bölgeli, iki toplumlu federal bir çözümden yana olduğunu belirterek,
Kıbrısta çözümün BM yerine AB şemsiyesi altında
aranması gerektiğini de yineledi.
|
KKTCde
seçimler 20 Şubatta |
|
|
|
KKTCde erken genel
seçimlerin 20 Şubat Pazar günü yapılacağı
açıklandı. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
|
24 Aralık 2004 Cumhurbaşkanlığı seçimleriyse 17
Nisanda yapılacak. |
|
KKTC Yüksek Seçim Kurulu
Başkanı Taner Erginel, Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaşın erken seçimlerle ilgili kararının resmi gazetede
yayınlanarak yürürlüğe girdiğini belirtti.
İlgili yasaya göre seçim sürecinin ve
yasakların yarından itibaren başlayacağı
açıklandı. Erginel, seçmen listelerinin yenileneceğini belirtti.
Bu çerçevede geçen seçimlerde oy kullanan yaklaşık 141 bin
kişiye ek olarak 18 yaşına gelen ve KKTC
vatandaşlığına kabul edilerek seçmen sıfatı
kazananlar da oy kullanabilecek.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine de
değinen Erginel, yasaya göre Rauf Denktaşın 5 yıllık
görev süresinin Nisanda sona ereceğini ve
cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de 17 Nisanda
yapılacağını açıkladı.
Papadopulos'tan Türkiye'ye AB resti
''Türkiye, Kıbrıs'ı tanımadan, müzakerelere
başlayamaz''
24 Aralık, 2004 15:01:00 (TSİ)CNN TURK
Kıbrıs
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin, Güney
Kıbrıs'ı tanımadan Avrupa Birliği üyelik
müzakerelerine başlamasının mümkün olmayacağını
ileri sürdü.
AB'nin Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ı göz ardı
etmeyeceğini belirten Rum lider, üye ülke olarak Türkiye'nin müzakere
sürecini durdurabileceklerini belirtti.
Papdopulos, Annan planını olduğu gibi yeniden referanduma
götürmeyeceğini tekrarlayarak müzakerelere hazır olduğunu, ancak
BM Genel Sekreteri'nin hakemliğini kabul etmeyeceğini söyledi.
"Takvim
bu kez Türkiye için işliyor"
Takvimin bu kez Türkiye için olduğunu dile getiren Papadopulos, çözümün
Türkiye'nin tavrına bağlı olduğunu iddia etti.
Türkiye'nin Kıbrıs'ta iki devlet politikasını terk etmesi
gerektiği görüşünü savunan Papadopulos, tek egemenlik, tek
uluslararası kimlik, tek devlet temelinde, iki bölgeli, iki toplumlu
federal bir çözümden yana olduğunu belirtti.
Erdoğan'dan Kıbrıs için uzlaşma mesajı
Başbakan muhalefete de uzlaşma çağrısı
yaptı
24 Aralık, 2004 12:17:00 (TSİ)CNN TURK
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Güney Kıbrısın
tanınmasıyla ilgili karar alınırken mağlup etme
anlayışı içinde olmanın 'uzlaşma değil, ben
mantığı' olacağını söyledi.
TÜSİADın Yüksek İstişare Kurulu toplantısında
konuşan Başbakan Erdoğan, hükümet olarak
Kıbrısın müzakeresini AB Komisyonuyla yaparız. Bundan
sonra kararımızı veririz, ama bu kararı
Kıbrısı mağlup ettik amacıyla değil, bir
hakkı almak veya teslim etmek anlayışıyla veririz. Ben
bundan almalıyım mantığıyla yaklaşım
uzlaşma değil, ben mantığıdır. Bunun adı
uzlaşma olmaz diye konuştu.
"AB
sürecini Kıbrıs'a kurban etmek istemiyoruz
Son dönemde bazı kesimlerin Kuzey Kıbrıs ile Güney
Kıbrıs arasındaki sürtüşmeler için zemin
hazırlığı içinde olduğunu beliten Başbakan, biz
AB sürecini buna kurban etmek istemiyoruz dedi.
Annan
Planı tekrar masaya gelebilir
Türkiyenin geçtiğimiz nisan ayında Adada çözümden yana tavır
koşyduğunu hatırlatan Başbakan Erdoğan, Brükselden
ayrıldıkları gün BM Genel Sekreteri Kofi Annana da önümüzde
barış yapacağımız işler var, bunu
konuşmalıyız dediğini belirtti.
Annan Planı'nın gündemde olmadığı düşüncesinde
olanları da eleştiren Başbakan, "geçtiğimiz nisan
ayında Kıbrıs'ta yapılan referandumdan sonra Annan
Planı'nın düştüğünü herkes biliyor. Ancak Annan Planı
temel alınarak, değişiklikler yapılır. Her iki taraf
yapılacak değişiklikleri müzakere eder ve mutabık
kalabilir" dedi.
AB'ye
KKTC sitemi
Tayyip Erdoğan, AB ülkelerinin Kuzey Kıbrısa referandum
sonrası verdikleri mali yardım sözünü tutmadıklarının
da altını çizerek, orada alınan bir kararla 259 milyon dolarlık
yardımın 6 milyonun bu yıl verileceği belirtiliyor. Bu Yeni
Camii önündeki dilenciye layık görülen bir uygulama. Bu zaten mümkün
değil dedi ve Türkiyenin bundan sonra da KKTCye rahatlıkla destek
verebilecek güçte olduğuna işaret etti.
AB Konseyi'nin bu kararının ardından harekete geçen AB
Komisyonu, KKTC'ye 259 milyon dolar mali yardım yapılmasına ve
KKTC'nin tarım ürünlerini ihraç etmesine olanak sağlayan bir tüzük
hazırlamıştı.
Tarım ürünlerinin ihraç edilmesine yönelik yönetmelik AB Konseyi'ne
sunulmuş, ancak Kıbrıs Rum Kesimi'nin itirazı nedeniyle
uzlaşma sağlanamamıştı.
Erdoğan, Türkiyenin düşman üretmeye yönelik değil, dost
kazanmaya yönelik dış politika anlayışına dikkat
çekti.
Muhalefete
uzlaşma çağrısı
Tarama ve müzakere sürecinde Türkiyenin omuz omuza dayanışma içinde
olması gerektiğini belirten Erdoğan, ortak ve kollektif
aklın ortaya çıkması şart. Gölge etmek yerine
aydınlatmayı her zaman deneyeceğiz... Bu döneme kayıkçı
kavgalarına kurban etmeyelim. Bu dönemi geride bırakalım ve
bunlara fırsat bırakmayalım diyerek muhalefete de uzlaşma
mesajları verdi.
Brükselde
Kıbrıs pazarlığı
Türkiye, Brükselde 17 aralıkta imzalanan anlaşmayla 3 ekim 2005te
müzakerelerin başlayacağı garantisini elde etti. Ancak zirvede
Türkiye'yi esas zorlayan müzakere tarihi değil, nihai metin
taslağının Kıbrıs paragrafı oldu.
Konu, taraflar arasında son dakikaya kadar pazarlık konusu
yapıldı ve tartışmalar bir ara Türk tarafının
görüşmelerden çekiliriz' restiyle tıkanma noktasına geldi.
Bunun üzerine İngiltere, Almanya, Yunanistan, Fransa ve Hollanda liderleri
devreye girerek, sorunu beşli zirvede çözüme kavuşturdu.
Bu çözüme göre, Türkiye'ye şart koşulan 'ek protokole 24 saat içinde
paraf atma' talebi geri çekildi ve Türkiyenin sözlü olarak Ankara
Antlaşmasındaki ek protokolü 3 ekim 2005e kadar
imzalayacağına dair bir 'bildirimde' bulunması istendi.
Buna göre değiştirilen yeni paragrafta, ''AB, Türkiye'nin tam üyelik
müzakereleri başlamadan önce Ankara Anlaşması'nı 10 yeni
üyeyi kapsayacak şekilde onaylayacağını bildirmesinden
memnuniyet duyar'' ifadesi kullanıldı.
AB Dönem Başkanı Hollanda'nın hazırladığı
ilk taslağın Kıbrıs paragrafında, Türkiye'nin, Ankara
Anlaşması'nın 10 yeni ülkeyi kapsayacak şekilde imzalama
'kararından' memnuniyet duyduğu dile getirilmişti.