Ankara’da Kıbrıs için karar zirvesi

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın Cuma günü yapılacak MGK toplantısının ardından Ankara’ya gelmesi planlanıyor. Ankara NTV

19 Ocak 2004— Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Davos’ta yapacağı görüşme öncesindeki son zirve toplantısında, Türk tarafının tutumuna nihai şekli verilecek.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Ankara’da yapılacak zirvenin MGK toplantısının ertesine bırakılması yönündeki görüşün ağırlık kazandığı belirtiliyor. Denktaş ile biraraya gelmeden önce Ankara’nın Annan Planı üzerindeki değişiklik önerilerinde kurumların ortak tavrının netleşmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.
KKTC Cumhurbaşkanı’nın katılacağı toplantının ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Davos Zirvesi’n
e hareketinden hemen önce 24 Ocak’ta yapılması planlanıyor.

CTP VE DP LİDERLERİ DE GELECEK
Kuzey Kıbrıs’ta hükümeti kuran CTP lideri Mehmet Ali Talat ve DP lideri Serdar Denktaş’ın da aynı tarihte Ankara’da olması bekleniyor. Parti liderlerinin de Denktaş
’la yapılacak zirveye katılması öngörülüyor.

Verheugen referandum
tarihi istedi

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs’ta Rum ve Türk tarafının yeniden birleşme konusunda referandum yapılması için tarih belirlemesi gerektiğini söyledi.

NTV

19 Ocak 2004 — Verheugen, Süddeutsche Zeitung gazetesine yaptığı açıklamada, referandum tarihine her iki tarafın da Rum Kesimi’nin AB’ye alınacağı 1 Mayıs’tan önce karar vermesi gerektiğini belirtti.

Günter Verheguen, bu konuda Annan ile Washington yönetimi arasında görüş ayrılığı olmadığına da dikkat çekti. Türk hükümetinin, çözümlenemeyen sorunların üzerine gitmekte bugüne kadar hiç görülmeyen bir kararlılık gösterdiğini de kaydeden Verheugen, hükümetin, yurtdışındaki elçilerin aksine, öneri ve eleştirilere tamamen açık olduğunu belirtti.

’ATATÜRK’ÜN PARTİSİ DE İNATÇI’
Verheugen, “Kıbrıs sorunun çözümü Türkiye’nin AB üyeliği için bir önkoşul değildir, ancak çözüme engel olan taraf Türkiye olmamalıdır” diyerek, AB üyesi olacak olan Kıbrıs’ı tanımayan bir ülkeyle katılım müzakerelerinin başlatılmasının imkansız olduğunu kaydetti. Günter Verheugen, bir dönem Atatürk’ün partisi olan CHP’nin de Kıbrıs meselesinde inatçı ve uzlaşmaz bir tavır sergilediğini öne sürdü.

MADDİ YAR
DIMLAR ARTACAK
Öte yandan, AB Komisyonu’nun bütçeden sorumlu üyesi Michele Schreyer, Türkiye’ye yapılan maddi yardımların 2006 yılına kadar yıllık 149 milyondan 500 milyon Euro’ya yükseltileceğini söyledi.

Verheugen: "Kıbrıs'ta çözüme engel olan taraf Türkiye olmamalı"


AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs'ta Rum ve Türk tarafının yeniden birleşme konusunda halkoylaması yapılması için tarih belirlemesi gerektiğini söyledi.
Verheugen, Süddeutsche Zeitung gazetesine yaptığı açıklamada, ''Kıbrıs'ta hem Türklerin, hem de Rumların, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yeniden birleşme planı zemininde halkoylaması için tarih belirlemeleri gerekiyor. Bu tarih, bir an önce açıklanmalı ve Kıbrıs Rum Kesiminin AB'ye alınacağı 1 Mayıs önc
esinde olmalıdır. Bu konuda Annan ile Washington yönetimi arasında görüş ayrılığı yok. Bu durum, AB ile ABD arasında önemli bir dış siyasi meselede tam mutabık kalındığına örnek gösterilecek bir gelişmedir'' dedi.
Türk hükümetinin, çözümlenemeyen sorunları
n üzerine gitmekte bugüne kadar hiç görülmeyen bir kararlılık gösterdiğini belirten Verheugen, şu görüşlere yer verdi:
''Hükümet, seleflerinin aksine öneri ve eleştirilere tamamen açık. Buna ilaveten Kıbrıs meselesinde şeytanın bacağının kırılması olasılığı da var. Bu sorunun çözümü Türkiye'nin AB üyeliği için bir önkoşul değildir, ancak çözüme engel olan taraf Türkiye olmamalıdır. AB üyesi olan bir ülkeyi, yani Kıbrıs'ı tanımayan bir ülkeyle katılım müzakerelerinin başlatılması imkansızdır. Erdoğan hükümet
i de bunu biliyor. Ancak Türkiye'de, çözüme karşı hala güçlü bir direniş gösteren çevreler var. Bu çevreler orduda, adli makamlarda ve mecliste de bulunuyor. Bir dönemler Atatürk'ün partisi olan CHP de Kıbrıs meselesinde inatçı ve uzlaşmaz bir tavır sergiliyor.'' ''Ankara'nın hala serbest giriş bileti yok'' diyen Verheugen, din ve düşünce özgürlüğüyle yargının bağımsızlığı ve orduyla sivil güçlerin ayrımları konularında hala bazı sorunların mevcut olduğunu ileri sürdü.
Türkiye'nin AB üyeliğinin Avrupa Parla
mentosu seçim kampanyalarında önemli rol oynaması konusunda neler düşündüğü şeklindeki bir soruya karşılık da Verheugen, şunları söyledi:
''Hiç kimseye seçim kampanyasında ne yapacağını söyleyemem. Ancak bu tartışmaya katılan herkesin bilmesi gereken bir ş
ey var ki, o da Türkiye'de yapılan siyasi reformların Avrupa'nın güvenliği için büyük öneme sahip olduğudur. Zira 21. yüzyılın büyük ihtilaf çizgilerinden birinin İslam dünyası ile Batılı demokrasiler arasından geçtiğini göz ardı edemeyiz. Türkiye'nin, özgürlük, insan hakları ve demokrasinin İslamiyet'e ters düşmediğini göstermek için örnek ülke rolü üstlenmek istediğini söylemesiyse çok etkileyicidir. Esasen bunu herkesin idrak etmesi gerekir.'' Verheugen, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması durumunda ne kadar süreceği şeklindeki bir soruyu da, ''Bunu bugünden söylemek mümkün değildir. Ankara'daki hükümet için bu soru pek de o kadar önemli değil'' şeklinde yanıtladı.

TÜRKİYE'YE YARDIM ARTIRILACAK

Öte yandan, AB Komisyonu'nun bütçeden sorumlu üyesi
Michaele Schreyer, Türkiye'ye yapılan maddi yardımların 2006 yılına kadar yıllık 149 milyondan 500 milyon euro'ya yükseltileceğini söyledi.
Schreyer, Focus dergisine yaptığı açıklamada, ''Türkiye bugüne kadar diğer üye adaylarına göre daha az yardım alıyo
r. Bu yardımlar 2006 yılına kadar yıllık 149 milyondan 500 milyon euro'ya yükseltilecek. Yardımlar daha sonra yeniden artırılacak'' dedi.
Schreyer ayrıca, AB bütçesinde kesinti yapılmaması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:
''Almanya'nın da destekle
diği genişleme süreci, doğal olarak masrafların artmasına neden olacaktır. AB bütçesinin üst sınırının artırılmasına karşıyım, ancak 27 üyeli bir Birliğin, 15 üyeli bir AB'nin bütçesinden daha küçük bir bütçeyle geçinemeyeceği de ortada.''
MILLIYET 19/01/2
004

Annan Planı'nın ilk uygulaması!

Aksi bir gelişme olsaydı, yer yerinden oynardı diye düşünüyorum... Türk Dışişleri ve bir sivil toplum örgütü işbirliğinde öyle bir diplomasi yürüdü ki, KKTC'nin "ayrı ulus" kimliği uluslararası alanda tescil edilmiş oldu.
192 ülkede örgütlü Uluslararası Lions'un Yönetim Kurulu, 17 Ekim günü yaptıkları toplantıda, 193'üncü ülke olarak KKTC'yi üye kaydetti. Bu iş öyle bir cümle ile geçiştirilecek kadar kolay olmadı.
İlk kez 1985 yılında KKTC'de Lions Kulüp kurmak harekete
geçildi. O dönem Uluslararası Lions Yönetim Kurulu'nda ilk Türk üye Dr.Munip Tahran bulunuyordu.

İstanbul merkezli
KKTC'de kurulan 6 Lions Kulübü'nü Uluslararası Lions Yönetim Kurulu, "Kıbrıs'ta tek devlet vardır. Bu adadaki kulüpler ancak 117 No'lu Yunanistan - Kıbrıs Bölgesi'ne bağlı olarak kurabilir" kararı verdi. Güney Kıbrıs da faaliyet gösteren Lionslar da, Yunanistan ile birlikte anılan 117 No'lu ülke bölgesinde anılıyordu. Halen de öyle... Bu gelişme üzerine Lionslar'ın belgeleri iptal edildi ve KK
TC'de Lions Kulübü kuruluşu 9 yıllık kesintiye uğradı Lionlar ikinci kez, 1994 yılında KKTC'de kuruluş girişimi başlattılar. KKTC'de İstanbul merkezli Lions Kulüpleri kurmaya başladılar. 2003 yılında KKTC'deki Lions sayısı 7'ye ulaştı. Bu kez Rumlar'ın Dünya Lions'unda yürüttükleri kampanya sonucunda 7 Lions'un ya Güney Kıbrıs gibi Yunanistan'a bağlanması ya da kapatılması konusunda süre tanıdı.

Yunanistan'a bağlanın
18 Ağustos 2003 tarihli ve Uluslararası Direktör Eberhard J. Wirfs imzalı mektup "1980 tarihinde alınan İdari Kurul kararına göre, Kıbrıs adasında kurulacak Lions Kulüpleri'nin Yunanistan'a bağlı 117 No'lu bölgeye kaydedilmeleri gerekiyor. 15 Eylül tarihine kadar, Kıbrıs'ta faaliyet gösteren 7 kulübün 118 Türkiye'den, 117 Yunanistan'a transferi
nin yapılması, aksi halde 30 Eylül tarihine kadar kapatılması" yönündeydi. Bu noktadan itibaren Türkiye'deki lionlar harekete geçti ve ilk iş olarak AKP İstanbul İl Başkanı Dr.Mehmet Müezzinoğlu aracılığı ile Dışişleri'ne ulaşmaya çalışıyorlar.
Lion Konfed
erasyon Başkanı İnal Aydınoğlu, AKP'den gelen "Kalabalık gelmeyin" önerisini dikkate alarak, bir başına Müezzinoğlu'nu ziyaret ediyor. AKP İstanbul yönetiminin tavrından anlaşılaşağı gibi, yıllarca "masonik" örgütlenmeler diye kuşku ile baktıkları Lionlar'a karşı çekinceleri sürüyor. Ancak ortada "ülke çıkarları" gibi ortak bir payda olunca da kapıyı kapatmıyorlar.

Dışişleri akıl verdi
Lionlar, Dışişleri'ne ulaşıyorlar ve uygulanacak yöntemi belirliyorlar. Yıllarca KKTC meselelerinde yoğrulmuş Türk Dışişleri karşılaştıkları sorunu alt etmek için, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı plana başvuruyor. Genel Yönetmen İhsan Saraçoğlu imzası ile Uluslararası Direktör Wirfs'e "karşı savunma" mektubu gönderiliyor. Saraçoğlu mektupta "Annan'ın karşılıklı g
örüşmelerin bir kez daha eşit iki taraf olarak başlatılmasını sunduğu plan gereği, Kıbrıs adasının nihai statüsünün belirlenmesine kadar Uluslararası Lions Kulüpleri Birliği'nin şimdiye kadar uyguladığı tarafsız hareket tarzının ve Kıbrıs Türk Kulüpleri'nin üyeliklerinin devamını öneriririz" ifadelerine yer veriyor.
Ve Dünya Lions'u Annan Planı'na dayalı savunmayı yerinde görerek, KKTC'yi resmen bir ülke tanıyan kararı alıyor.
Ülke sorunlarının uluslararası alandaki etkileri ortada. Lions kuruluşlarının öne
mi, ağırlığı tartışmanın bir başka boyutu olacaksa da, BM'de temsil edilen uluslararası bir kuruluşun geldiği nokta Türkiye için önemlidir.
MILLIYET 19/01/2004 SERPIL YILMAZ

Kıbrıs çıkmazı

Gündüz Aktan

19/01/2004 RADIKAL

Annan Planı'nın ilk versiyonunun çıkışından bu yana bir yıldan fazla bir süre geçti. Birçok yönünü yeni yeni keşfediyoruz. Bir Türk hukukçunun söylediği gibi, Batılı hukukçular bizden çok ileri. Planda kurdukları sistem son derece sofistike.
İlk dikkati çeken husus planın çok hacimli ol
uşu. İki oluşturucu devlet anayasasının yanında, referanduma sunulacak belgeler şunlar: Kurucu Anlaşma (14. madde) ve ekindeki federal anayasa (53. madde), üç anayasal yasa, 28 federal yasa, her biri kendi içinde birkaç anlaşmadan oluşan üç işbirliği anlaşması (oluşturucu devletler ve federal devlet arasında) ile dört ek ve 23 maddeden oluşan emlak bölümü.
Federal yasaların ve işbirliği anlaşmalarının büyük bir bölümü henüz müzakere dahi edilmemiş.
Bu kadar çok sayıda ve hacimli bir çözüm planı yapılmış o
lmasının nedeni basit: Aslında Kıbrıs'ta iki taraf ihtilafın çözümü üzerinde henüz anlaşamamışlar. Rum tarafı, Papadopulos'un son açıklamasının da gösterdiği gibi, adanın tümü üzerinde hâkimiyetini yeniden kurmayı; 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamını sağlamayı; bu devletin tekil yapısı içinde Türklere sınırlı haklar vermeyi; AB müktesebatından yararlanarak bu hakları da zamanla azınlık hakları düzeyine indirmeyi amaçlıyor.
Kıbrıs Türkleriyse 1963-74 olaylarını bir daha yaşamamayı; bu amaçla istisnai haklarla
teçhiz edilmiş iki bölgeli ve iki toplumlu yeni yapıda eşit egemenliğe sahip olmayı; Türkiye'nin etkin, yani gerekirse silahlı müdahalesine imkân veren bir çözümü istiyor.
BM, ABD ve AB iki tarafın ihtilafı çözemeyeceği kanısına vararak, sadece Kurucu Anl
aşma ve Anayasa değil, tüm ilişkileri düzenleyecek federal yasa ve işbirliği anlaşmalarını önceden çıkararak, gerçek bir çözüm yerine, iki tarafı sayısız hukuki hükümlerin oluşturacağı bir tür hukuki cendere içine sokmayı amaçlıyor.
Kamuoyunun gözü önünde
parlamentolarda tartışılmayan, kapalı kapılar ardında müzakere edilmiş, çoğu değiştirilemez, halkın anlamasına elverişli olmayan bir teknik metinler yumağının referandumla oylanmasını demokratik saymak mümkün değil. Burada sorunun çözümlenmesi, çözümün demokratik olması gereğinin üstüne çıkıyor.
İlginç olan bir husus da, ismi 'Kurucu Anlaşma' olmakla birlikte bu anlaşmanın imzalanmasının öngörülmemesi.
Sadece referanduma sunma belgesi Kıbrıs'taki iki tarafça imzalanacak. Anlaşmalar hukukuna göre imzalanm
ayan bir metnin bağlayıcılığı da sınırlı olabilecek. Bunu referandum süreci de telafi edemeyecek.
Belgelerin imzalanmamasının nedeni var. Taraflar anlaşmayı referandumdan önce imzalamış olsalardı, 'kurucu' oldukları kesinleşmiş olacaktı. Oysa referandum s
onucunda 'oluşturucukları' ortaya çıkacak. Bunun önemiyse, işler iyi gitmez de Kıbrıs'ta yine bir ayrışma olursa ortaya çıkacak. O zaman referandum öncesine dönülecek. Metinlerde tarafların imzası da bulunmadığından, özellikle Türk tarafı 'kurucu' statüsünden mahrum olacak.
Referandum sonucu ortaya çıkacak 'Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti' yeni bir devlet olmayacak. Şimdi dünyanın tanıdığı Rumların hâkimiyetindeki 'Kıbrıs Cumhuriyeti' çözümle 'ölmediği' için yeni bir devlet de doğmuş olmuyor. Yeni isim ve yeni
bayrak böyle bir doğum açısından yeterli değil. Zira Annan Planı'nda eski ve 'yeni' devlet arasında halefiyet değil devamlılık öngörülüyor. Yani 'Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti' tekrar çıkacak olaylar sonucu ortadan kalkarsa, 'Kıbrıs (Rum) Cumhuriyeti' 'uykudan uyandırılırken' Türkler statüsüz kalacak.
Bu noktada 'toplum' ya da 'halk' kavramı önem kazanıyor. Annan Planı iki kesimlilikten söz ediyor, ama iki toplumluluk hiç geçmiyor. Oysa kendi kaderini tayin hakkı toplum, özellikle de halk kavramından neşet
ediyor. Yani yeni devlet yıkılırsa geriye Kıbrıs Türk 'toplumu' dahi kalmayacak. Bu, Annan Planı'nın 1960 sisteminin dahi gerisine gittiğini gösteriyor.
Denebilir ki bu hukuki ayrıntılar o kadar da önemli değil.
O zaman Rumlar itirazları bir zahmet kabul
etsinler.
Sn. Denktaş çok iyi bir müzakereci ama gerçekleri halka anlatmakta aynı derecede başarılı değil. Sürekli, egemenlik, halk ve eşitlik konularındaki boşluklardan yakındı. Ne demek istediğini bir türlü anlayamadık.

AKP: Tolon kime hain diyorsa açıklasın

19/01/2004 RADIKAL

AKP Grup Başkanvekili Haluk İpek, Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon'ın Kıbrıs'la ilgili sözlerini değerlendirirken, "Hainlik çok önemli bir suçlamadır. Bu açıklamalarla birisi suçlanıyorsa bunu açıkça belirtmesi gerekir" dedi.
TBMM'de gazetecilerle sohbet eden İpek'e, Tolon'un sözlerini nasıl değerlendirdiği soruldu. AKP'nin iktidara geldiği günden beri sorunları hasıraltı etmek ya da görmezden gelerek siyaset belirmediğini belirten İpek, "1999 yılında Helsinki Zirvesi'
nde Kıbrıs ile ilgili olarak Bülent Ecevit ile Mesut Yılmaz'ın da olduğu bir toplantıda, Yunanistan'ın üye olmadığı bir topluluğa Kıbrıs'ın üye olamayacağına ilişkin elimizdeki bir haktan o tarihten vazgeçtiler ve dediler ki 'Türkiye AB'ye tam üye olmadan Kıbrıs üye olabilir'. Ondan sonra Kıbrıs ile ilgili seyir değişmeye başladı" diye konuştu.
İpek, diplomasi de kullanılarak, iki taraflılık, Türk tarafının egemenliği ve garantörlükten vazgeçmemek gibi kırmızı çizgileri net bir şekilde belirleyerek hükümet
in çok önemli bir adım atdığını kaydetti. İpek, şunları söyledi:
"Bu açıklamalarla birisi suçlanıyorsa bunu açıkça belirtmesi gerekir. Hainlik çok önemli bir suçlamadır. Eğer muhatap kimi söylemek istiyorsa bunu açıkça söylemesi gerekir ki, savcılar harek
ete geçsin. Türkiye bir hukuk devlettir. Kim kimi neyle itham ediyorsa bunu belirtmesi gerekir."

DÜLGER: TOLON'UN MÜDAHALESİ İSABETSİZ

AKP Antalya Milletvekili ve Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı Mehmet Dülger, Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolo
n'un Kıbrıs konusuyla ilgili açıklamalarını üzüntüyle karşıladığını söyledi.
Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı'nın (TÜSİAV) Ankara'daki merkezinde, 'Cinnah Sohbetleri' adı altında düzenlenen toplantıda konuşan ve soruları yanıtlayan Dülger, Orgeneral Tolo
n'un açıklamalarıyla ilgili bir soru üzerine, şöyle konuştu:
"Bu şekilde bir müdahaleyi isabetsiz buluyorum. Kıbrıs sorununun devletin en üst kademesinde ele alındığı bir dönemde bu şekilde açıklamalarda bulunulmasını üzüntüyle karşılıyorum. Orgeneral Tol
on, düşüncelerini kendi kademesine söylesin."
Orgeneral Tolon, önceki gün İzmir'in Karaburun ilçesinin bir köyünde vatandaşlara hitaben yaptığı konuşmada, Kıbrıs konusunda 'ver kurtul' yaklaşımını benimseyenlerin olduğunu ifade ederek, "Bu memleket hep gü
zel insan yetiştirirdi. Son zamanlarda hain de yetiştirmeye başladı. Haini yoksa 'verelim kurtulalım' diyen kim?" demişti.

‘Kıbrıs çözülmezse Türkiye’nin üyeliği düşünülemez’

Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, “Kıbrıs sorununun çözülmemesi halinde Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin düşünülemeyeceğini” söyledi. NTV

19 Ocak 2004 — Atina’yı ziyaret eden Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile görüşmesinin ardından gazetecilere açıklama yapan Simitis, Kıbrıs sorunun çözüm anahtarının Türkiye’nin elinde olduğunu kaydetti.

Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Rum Yönetimi Lideri Papadopulos’la Atina’da yaptığı görüşmenin ardından, Ada’da bir anlaşma sağlanmadan referandum düzenlenemeyeceği mesajı verdi.
Simitis, tarafların bir anlaşmaya varmaması halinde, Annan Planı’nın referanduma götürülmesinin söz konusu olmadığını vurgulayarak, Birleşmiş Milletler, Washington ve Avrupa Birliği’nin bu yöndeki talebini reddetti.
Yunanistan Başbakanı Simitis, “Kıbrıs sorununun çözülmemesi halinde Türkiye’nin AB’ye üyeliğ
inin düşünülemeyeceğini” söyledi. Yunanistan Başbakanı, Ankara’dan yapılan son açıklamaların olumlu olduğunu, ancak çözüm için esaslı girişimlerde bulunulması gerektiğini savundu.
Simitis, “Türkiye, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı desteklemeyi sürdürüyor
ve uluslararası toplumun reddine rağmen oldu-bittilerini yasal hale getirmeye çalışmakta ısrar ediyor. Türk tarafının uzlaşmaz tavrını değiştirmesini ümit ediyorum. Kıbrıs’ın birleşmiş bir biçimde 1 Mayıs’ta AB’ye girmesi Kıbrıslı Türklerin de yararınadır" dedi.

Koalisyonun hedefi mayıstan önce çözüm

KKTC'deki CTP - DP koalisyonunun Meclis'te okunan programına göre hükümet, Kıbrıs'ta çözüm politikasını Türkiye'yle oluşturacak


SEFA KARAHASAN Lefkoşa


KKTC Başbakanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, dün Cumhuriyet Meclisi'nde, CTP - Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümetinin programını okudu. Kıbrıs sorununun mayıstan önce çözümünü öngören programa ilişkin görüşmelere yarın başlayacak olan Meclis'te, görüşmelerin tamamlanma
sından bir gün sonra güvenoylamasına gidilecek. Hükümetin güvenoyu alması için, 50 sandalyeli Meclis'te oylamaya katılanların çoğunluğunun oyunu alması gerekiyor. Programa göre hükümet, Kıbrıs sorununun, Kıbrıs Türk halkının hak ve çıkarları gözetilerek, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la uyum içinde, Türkiye'yle ortak politika oluşturularak, Annan Planı esasında, mayıs öncesinde çözülmesini ve tarafların mutabık kalacakları bir tarihte referandum yapılmasını hedefliyor.
MILLIYET 20/01/2004

Kıbrıs çözülürse müzakere başlar


ANKARA Milliyet


Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi üyesi ve Kıbrıs raportörü Mathias Eorsi, Kıbrıs sorununun çözümüne tüm tarafların birleşmesiyle Annan Planı temelinde başlamaya hazır olduklarını açıkladı. Ankara'da dün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le görüşen Eorsi, çıkışta yaptığı açıklamada, "İlk defa iyimseriz. Taraflar birbirlerinin kaygılarını anlarlarsa, ana konularda birkaç günde anlaşma sağlanabilir" diye konuştu. Türkiye'nin Annan Planı'nda yapılmasını istediği değişiklikler k
onusunda uzlaşma sağlanıp sağlanamayacağı sorusuna Eorsi, "Uzlaşma bulunabileceğine inanıyorum" yanıtını verdi. Kıbrıs sorununun çözümüyle, Türkiye'nin AB süreci önündeki tüm kriterlerin tamamlanacağını kaydeden Eorsi, "Türkiye hiç bu kadar AB'ye yakın olmadı. Sorun çözülürse en kısa zamanda müzakerelere başlayacaksınız" dedi.
MILLIYET 20/01/2004

Verheugen, Kıbrıs'ta halkoylaması istedi



Avrupa Birliği (AB) Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs'ta Rum ve Türk tarafının, Rum Kesimi'nin AB'ye gireceği 1 Mayıs'tan önce, yeniden birleşme konusunda halkoylaması yapılması için tarih belirlemesi gerektiğini söyledi. Almanya'da yayımlanan Süddetsche Zeitung gazetesine konuşan Verheugen, "AB üyesi bir ülkeyi tanımayan bir ülkeyle katılım
müzakerelerinin başlatılması imkânsız. Erdoğan hükümeti bunu biliyor ancak Türkiye'de, orduda, adli makamlarda ve mecliste çözüme direnen çevreler var" dedi.
MILLIYET 20/01/2004

Gül, KKTC Başbakanı Talat ile görüştü

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile çalışma yemeğinde biraraya geldi.

Dışişleri Bakanlığı Konutu'ndaki yemek öncesi gazetecilere açıklamada bulunan Gül, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) davetlisi olarak Ankara'ya gelen Talat'la birçok konuda görüş alışverişinde bulunacaklarını kaydetti.

1 Mayıs'tan önce tarafları tatmin edici, Kıbrıslı Türklerin geleceğini koruyan kalıcı ve adil bir çözüm bulunmasını ümit ettiklerini ifade eden Gül, bunun için hem Türk hem de KKTC tarafının
elinden gelen gayretleri göstereceğini belirtti.

Bu çerçevede sürecin devam ettiğine işaret eden Gül, ''Ümit ediyoruz netice başarılı olur ve kalıcı bir çözüm olur'' diyerek, tüm çabaların sürece katkıda bulunacağını kaydetti.

Talat da yaptığı açıklama
da, ziyaretinin resmi olmadığını, TOBB'la yapacakları çalışma çerçevesinde Ankara'ya geldiğini söyledi.

KKTC-TÜRKİYE İŞTİŞARESİ

Kıbrıs sorununun çözüm süreci çerçevesinde önemli günler yaşandığına işaret eden Talat, Kıbrıs sorunuyla ilgili çok ciddi girişim ve hazırlıkların olduğunu kaydetti. Talat, ''Türkiye ile istişare ederek, Kıbrıs sorununun çözümü doğrultusunda hareket edeceğiz'' diye konuştu.

Mayıs 2004'ü hedef alarak yoğun bir çalışma içinde olacaklarını söyleyen Talat, bunu gerçekleştirmek için
Türkiye ile istişarelede bulunduklarını belirtti.

Ancak Ankara'ya bu bağlamda gelmediğini yineleyen Talat, buna rağmen Gül'le konuya ilişkin yapacağı değerlendirmelerin ''yararlı'' olacağını, KKTC'de de hükümetin çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. Tal
at, bu çerçevede ziyaretini, ''bunların karşılıklı olarak bütünleştirmeye çalışmanın bir küçücük parçası'' olarak değerlendirdi.

Talat, Ankara'ya KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'la beraber gelmeyi planladıklarını, ancak KKTC'd
eki yoğun program nedeniyle Denktaş'ın adada kaldığını belirtti.

HURRIYET 20/01/2004

Kıbrıs için Dışişleri kriterleri

Murat Yetkin

Dışişleri, MGK'ya tek metinle gitmek için Genelkurmay'ın görüşünü bekliyor. Gözler Sezer'de...

20/01/2004 RADIKAL

Dışişleri Bakanlığı, 23 Ocak Cuma günkü Milli Güvenlik Kurulu'na sunulacak Kıbrıs görüşü için Genelkurmay ile mutabakat bekliyor. Hem teknisyenler düzeyinde, hem de üst bürokratlar arasında süren görüşmelerin Dışişleri açısından bir amacı var. O da MGK'ya ortak metinle gidip, kriz patlayacağı,
Türkiye'nin uzlaşma istemeyen taraf olarak kalacağı yolundaki beklentileri boşa çıkarmak. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 24 Ocak'ta İsviçre'nin Davos şehrindeki Dünya Ekonomi Forumu'
nda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile yapacağı görüşmede, Kıbrıs'ta uzlaşma arayan bir öneri çıkarabilmek, Dışişleri açısından önem taşıyor.
Aslında bu tarihin Genelkurmay karargâhı açısından da önem taşıdığını gösteren yeterince kanıt va
r. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ tarafından 16 Ocak'ta yapılan açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de 'devletin diğer kurumları gibi' 2004 Mayıs'ına dek Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir barış temenni ettiği söylenmişti. Başbuğ, bununla birlikte Genelkurmay görüşlerinin "Bir sene önce nasılsa, bugün de öyle" olduğunu vurgulamış ve o da Dışişleri ile ortak görüş oluşturma çabasının devam ettiğinin altını çizmişti.
Radikal'e gelen bilgiler, bu görüşmelerin dün de devam ettiği, bugün de yapılacağı yönünde. Yani ortak görüş çıkacaksa, en iyi ihtimalle bugün çıkacak.
Öte yandan, yine Başbuğ'un sözlerinden, böyle bir görüşün müzakerelerin başlaması için asgari sınır zemininde oluşması beklenebilir. Her ne kadar Başbuğ, silahlı kuvvetler bünyes
inde 19 Aralık ve 2 Ocak toplantıları ardından hiçbir görüş ayrılığı olmadığını bildirse de, Dışişleri ile tek bir metin üretilememesi önündeki sorunlardan birinin silahlı kuvvetler içindeki yaklaşım farklılıkları olduğu söylenebilir. Bir yaklaşımın 'Bütün konularda mutabık kalıncaya dek, hiçbir konuda mutabık kalınmış sayılmaz' çizgisini, diğer görüşün de "Önce müzakerelere başlama konusuna açıklık getirelim ve Türkiye'nin üzerindeki baskıyı kaldıralım" çizgisine sahip olduğu da anlaşılıyor. Başbuğ'un, uzlaşma sözcüğünden, nihai sonuca varmanın anlaşılmaması gerektiği, bunun uzun bir süreç olduğu, bu anlamda uzlaşmanın kısa sürede sağlanamayacağı sözlerinden, karargâhın ikinci yaklaşımdan yana olduğunu çıkarmak da mümkün.
Dışişleri Bakanlığı'nın ve dolayısıyla hükümetin yaklaşımı da bir süredir (özellikle 25-26 Aralık'taki büyükelçiler toplantısından bu yana) bu ikinci çizgi doğrultusunda. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün "Başbakan Erdoğan, Annan'a müzakere çağrısında bulunacak" kesinliğinde açıklama yapmasının altında bu anlayış yatıyor. Çünkü Erdoğan, Annan'a 24 Ocak'ta Kıbrıs konusunda makul ve tatmin edici bir siyaset açıklayamazsa, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafındaki hasar büyük olabilir.
Dışişleri Bakanlığı'nın bu tablo karşısında izlenecek yola ilişki
n belli kriterleri var. Şöyle:
Annan'a sunulacak öneriler makul olmalı. Türkiye'nin Kıbrıs'ta gerçekten çözüm istediğine Annan'ı ikna edemeyecek bir dosyanın Avrupa Birliği ve ABD tarafından da ikna edici bulunmayacağı değerlendirmesi yapılıyor. Oysa Anna
n tarafından, müzakere çağrısı yapılmaya değer bulunan bir dosya, Rum tarafı reddetse bile Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı üzerindeki siyasi baskıyı alacak ve topu Rum-Yunan tarafına atacak.
Türkiye, Annan Planı'ndaki 'önce referandum, sonra imza' kuralını
reddeden taraf olmamalı. Dışişleri'ndeki değerlendirmeler, BM, AB ve ABD'deki karar mekanizmalarındaki odaklaşma ve beklentinin referandum konusundaki tutum olduğu yönünde. Bu konunun Erdoğan-Annan görüşmesinde kilit nokta olacağı tahmin edilebilir.
Dışiş
leri'nin bir endişesi de, gerek müzakere öncesi, gerekse, başlarsa müzakere sürecinde Türk heyetinin kendi içinde anlaşmazlığa düşmesi. Bu nedenle müzakere heyetinin kimlerden oluşacağı bile önem taşıyor. Bu kriter de MGK'dan Kıbrıs konusunda tek ses çıkmasının önemini gösteriyor.
MGK'da karar alınmayabilir. Hatta basın metni, 8 Ocak bildirisinden mutedil olabilir. Endişe, MGK' dan bir karar çıkması değil, süreci engelleyecek bir gelişme olup olmayacağı. Ankara kulislerindeki ibre MGK'dan kriz beklenmemesi
yönünde; kimse kriz çıkarıp, 'Türkiye'nin AB yolunu tıkayan kişi' ya da taraf olmanın faturasını üstlenmek istemeyecektir.
Bu gelişmeler, 23 Ocak MGK'sında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in rolünü daha da öne çıkarıyor. Cumhurbaşkanı, 8 Ocak zirvesinde
ki gibi, ağırlığını Kıbrıs'ta çözümden yana koyarsa, sorunlar kolayca aşılacak gibi görünüyor.

Kıbrıs'ta gönüller bir

Lösemi hastası Polat Tömay için yardım çağrısını KKTC'de bir gazete yazdı, Rum televizyonu haberi aktardı, İoannu çifti hemen harekete geçti. Tömay, ölen oğullarının hastane arkadaşıydı

20/01/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Andres Vasiliu'yu ve Kemal Saraçoğlu'nu hatırlıyor musunuz? Biri altı diğeri 13 yaşındayken lösemi hastalığına karşı mücadele vermişlerdi. Biri Kıbrıslı Rum, diğeri Türk iki çocuğun bu mücadelesi Kıbrıs'ta, Türkiye'de ve Yunanistan'da binlerce insanı harekete geçirmişti. Andreas ve Kemal'e uygun omur iliği bulunabilmesi amacıyla insanlar kuyruklar oluşturdu. O savaşı Andreas kazanmış, Kemal kaybetmişti.
Annan Planı,
Rumların AB üyeliği, diplomasi, taktik savaşı derken Andreas ve Kemal'in öyküsü unutuldu. Ama nisan ayından bu yana serbest geçişlerin yaşandığı adada, başka Andreas'lar, başka Kemal'ler de var.
Dün Yeşil Hat'ta gerçekleşen bir buluşma, insanlığın, yardı
mlaşmanın, dayanışmanın adada hep canlı tutulduğunu ortaya koydu.

Sınır kapısında buluşma
Oğulları Errikos'u genç yaşta lösemiden kaybeden Hrisostomos ile Markella
İoannu çifti, Ledra Palas'ta buluştukları Nevnihal Tömay'a içinde para olan bir zarf uzattı. Lösemili eşi Polat Tömay'ı yaşatabilmek için çırpınan Nevnihal, zarfı gözyaşları içinde kabul etti, KKTC'ye dönerken de kendisiyle telefonda yaptığımız söyleşide "O kadar duygulandım ki inanın daha zarfı açıp içinde kaç para diye bakamadım" diye konuşt
u.
Polat Tömay, Limasollu 32 yaşında bir öğretmen. Yedi yaşında bir oğlu da var. Lösemi teşhisiyle birlikte başlayan yaşama mücadalesi üç yıldan beri sürüyor. Polat Tömay bir süre Rum Kesimi'ndeki 'Makarios Hastanesi'nde tedavi gördü. Oda arkadaşı kendisi
gibi lösemili Errikos İoannu'ydu. İkisi için de uygun ilik aranıyordu. Polat Tömay daha şanslı çıktı. Adı açıklanmayan bir Rumun iliği kendisine uyuyordu.
İlik nakli için Tömay, annesi ve babası ile birlikte İsrail'le gitti. Rum Yönetimi Sağlık Bakanlığı
omur iliği nakli için gereken masrafları üstlendi ancak Tömay ailesi İsrail'deki masrafların altından da kalkamadı.
Nevnihal Tömay, KKTC'de yayımlanan Kıbrıs gazetesine verdiği demeçte eşini yaşatabilmek için maddi yardım istedi. Kıbrıs gazetesideki habe
r Rum televizyonu RİK'in dikkatini çekti. RİK'teki haber bülteninde ölen oğulları Errikos'un oda arkadaşı Polat Tömay'ın durumunu öğrenen
İoannu çifti derhal harekete geçti.
RİK yetkilileri çok sayıda Rum'un kendilerini arayarak 'Polat Tömay'a yardım etm
ek istiyoruz' dediğini belirtti. İoannu ailesi ise şimdi oğullarının oda arkadaşı Tömay'ın tedavi masrafları için Rum Kesimi'nde bir bankada yardım hesabı açtıracak.

Ankara’da Kıbrıs için karar zirvesi

Denktaş ile 24 Ocak’ta yapılabileceği belirtilen zirve toplantısında Türk tarafının Annan Planı’na ilişkin nihai tutumunun şekillenmesi bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Denktaş ile Ankara’da yapılacak zirve toplantısının MGK toplantısının ertesine bırakılması yönündeki görüşün ağırlık kazandığı belirtiliyor.
Denktaş ile biraraya gelmeden önce Ankara’nın Annan Planı üzerindeki değişiklik önerilerinde kurumların ortak tavrının netleşmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.
Ancak Başbakan Erdoğan MGK toplantısının yapılacağı 23 Ocak akşamı Davos’a hareket ediyor. Bu neden
le zirvenin 24 Ocak’ta Erdoğan Davos’tan döndükten hemen sonra yapılması üzerinde duruluyor.
KKTC’de hükümeti kuran CTP lideri Mehmet Ali Talat ve DP lideri Serdar Denktaş’ın da zirveye katılmaları bekleniyor.

HALKIN SESI 20/01/2004

Referandum için tarih verilmeli

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs’ta Rum ve Türk tarafının yeniden birleşme konusunda halkoylaması yapılması için tarih belirlemesi gerektiğini söyledi.

Verheugen, “Kıbrıs’ta hem Türklerin, hem de Rumların, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın yeniden birleşme planı zemininde halkoylaması için tarih belirlemeleri gerekiyor. Bu tarih, bir an önce açıklanmalı ve Kıbrıs Rum Kesiminin AB’ye alınacağı 1 Mayıs öncesinde olmalıdır. Bu konuda Annan ile Washington yönetimi arasında görüş ayrılığı yok. Bu durum, AB ile ABD arasında önemli bir dış siyasi meselede tam mutabık kalındığına örnek gösterilecek bir gelişmedir” dedi.

Türk hükümetinin, çözümlenemeyen sorunların üzerine gitmekte bugüne kadar hiç görülmeyen bir kararlılık gösterdiğini belirten Verheugen, şu görüşlere yer verdi:

“Hükümet, seleflerinin aksine öneri ve eleştirilere tamamen açık. Buna ilaveten Kıbrıs meselesinde şeytanın bacağının kırılması olasılığı da var. Bu sorunun çözümü Türkiye’nin AB üyeliği için bir önkoşul değildir, ancak çözüme engel olan taraf Türkiye olmamalıdır. AB üyesi olan bir ülkeyi, yani Kıbrıs’ı tanımayan bir ülkeyle katılım müzakerelerinin başlatılması imkansızdır. Erdoğan hükümeti de bunu biliyor. Ancak Türkiye’de, çözüme karşı hala güçlü bir direniş gösteren çevreler var. Bu çevreler orduda, adli makamlarda ve meclistede bulunuyor. Bir dönemler Atatürk’ün partisi olan CHP de Kıbrıs

meselesinde inatçı ve uzlaşmaz bir tavır sergiliyor.”

HALKIN SESI 20/01/2004

İşte Hükümet Programı

Temel Hedef: Mayıs’a kadar çözüm

İki partinin siyasi eşitlik ve işbirliği anlayışı ile oluşturdukları “Toplumsal uzlaşma ve çözüm” hükümetimizin temel amacı, Kıbrıs Türk halkının uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hak ve çıkarları ile güvenliğini gözeterek ve geliştirerek, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde, hükümet ile Cumhurbaşkanı’nın birlikte ve uyum içinde yürüteceği Annan Planı’nı esas alan müzakere süreci sonunda Kıbrıs sorununu Mayıs 2004’den önce çözmek ve tarafların üzerinde mutabık kalacakları bir tarihte, eşzamanlı olarak referanduma sunmak olan ve Kıbrıs Türk halkını, Avrupa Birliği normlarına uyumlu, çağdaş, demokratik, adil, ekonomisi düzgün, sosyal refah düzeyi yüksek bir devlet düzenine kavuşturmaktır.

Bu anlayışla oluşturulan hükümetimiz, öncelikle demokrasi kültürümüzü daha da geliştirerek, toplumsal uzlaşmayı sağlayacak ve çözümü hedefleyerek, halkımızın layık olduğu ekonomik, sosyal ve siyasi kazanımları elde etmesini sağlamaya çalışacaktır. Hükümetimiz KKTC’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu ilkesine her zaman bağlı kalacaktır.

KKTC’nin dünyadaki değişim ve gelişmelere ayak uydurabilmesi için toplumsal yapımızı ve kurumlarımızı AB normlarına uyumlu biçimde hazırlamak temel ilkemiz olacaktır.

Basın özgürlüğünün geliştirilmesi

Küreselleşen ve hızla değişen dünyamızda demokratikleşme en önemli göstergelerden biridir. Hükümetimiz, demokrasimizi mükemmelleştirmek ve bir yaşam biçimi olarak bütün toplumsal kesimleri kucaklayacak biçimde yaygınlaştırarak kalıcılaştırmak için gerekli her türlü çabayı gösterecektir.

Basın özgürlüğünün geliştirilip, kökleştirilmesi ve gazete yayıncılığının kolaylaştırılması için gerekli her türlü desteğin verilmesi yönünde çalışmalar yapılacak ve basın, yayın organlarının devlet olanaklarından eşit ve dengeli biçimde yararlanmasına özen gösterecektir.

Ülkemizin tek devlet radyo ve televizyon kurumu olan “Bayrak Radyo Televizyon Kurumu”nun demokratikleştirilmesi, hükümetimizin temel hedeflerinden biri olacaktır. Bu kurumumuzun yansız ve demokratik biçimde, bütün kesimlerin görüş ve düşüncelerini eşit ve dengeli olarak yansıtması için gerekli yasal ve yönetsel düzenlemeler yapılacaktır.

Kamu ve özel radyo ve televizyon kanallarının yayınlarının etkinleştirilmesi ve dünya çapında izlenebilirliğinin sağlanması için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

Yayın Yüksek Kurulu’nun bütün yayın kurumlarına eşit davranması ve sansürcü zihniyetle değil, şeffaf, demokratik ve yayın kuruluşlarımıza yardımcı olacak bir yayıncılık anlayışıyla çalışmasına özen gösterilecektir.

Şehir içi trafik sivile

Kamu görevlilerinin siyasal yaşama sağlıklı ve geniş biçimde katılımını ve katkısını sağlamak koalisyon hükümetimizin amaçlarındandır. Bunun etkin biçimde yaşama geçirilmesi amacıyla, Anayasal ve yasal düzenlemeleri gerçekleştirmek için gerekli çalışmalar yapılacaktır.

CTP-DP koalisyon hükümeti sendikaların, kooperatiflerin, oda, birlik, dernek ve tüm sivil toplum örgütlerinin toplum yaşamında etkin bir rol oynamasının toplumumuzun sivilleşmesi ve demokratikleşmesi sürecinde çok önemli katkılar yapacağının bilincinde olarak, toplumumuzun bu anlamda örgütlenmesini özendirecektir.

Hükümetimiz, polis örgütümüzün etkin ve verimli bir biçimde çalışmasının sağlanması amacıyla gerekli yasal düzenlemeleri yapacaktır. Bu anlamda ilk olarak şehir içi trafiği ile itfaiyenin, Belediyelere devredilmesi, ihtisaslaştırılması ve adli polis teşkilatının kurulması amacıyla gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır. Ayni zamanda çözüme yönelik olarak etkinleştirilmesi ve geliştirilmesi sağlanacaktır.

‘Devlet vatandaş içindir’

Vakıflar ve din işlerinde gereken tüm idari ve yasal değişimler gerçekleştirilecektir.

Yurttaşlık Yasası gözden geçirilerek, yurttaşlık işlemlerinin şeffaf ve eşitlik prensibine uygun yapılması sağlanacaktır. Bakanlar Kurulu’nun yurttaşlık verme yetkisinin istismarına ve keyfi uygulamalara yer verilmeyecektir.

“Devlet vatandaş içindir” ilkesinden hareketle çağdaş devlet anlayışını toplum yaşamına kazandırılması için gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Devlet dairelerinde “e-devlet”e geçilmesi için çalışmalar başlatılacaktır.

CTP-DP koalisyon hükümeti tüm karar ve icraatlarında, Kıbrıs Türk halkının refah ve mutluluğunu esas alacak, bir çözüme ulaşılmasında ve sistemimizin Avrupa Birliği normları ile uyumlaştırılması sürecinde önemli fonksiyon üstlenecektir. Bu bağlamda toplumumuzun tüm kesimlerini kucaklamayı ana hedef olarak belirlemiştir. Bu bağlamda hükümetimizin her icraatı şeffaf ve toplumun katılımına ve denetimine açık olacaktır.

‘Partizanlığa fırsat verilmeyecek’

Koalisyon hükümeti, kamu yönetimini idari ve teknik bir modernizasyonla yeniden yapılandırarak hizmetlerin etkinleştirilmesini ve kamu çalışanlarının verimli ve huzurlu bir ortamda çalışmasına olanak verecek bir yeniden yapılanmayı öngörmektedir. Kamu yönetimini şeffaflık, katılımcılık ve hesap verilebilirlik anlayışıyla yurttaşa eşit hizmet götürecek bir araç haline dönüştürmek ve içinde bulunduğu hantal, verimsiz ve çalışanlarının huzursuz olduğu yapıdan kurtarmak için gerekli önlemleri alacaktır.

Kamu verimsizliği nedeni ile vatandaşın uğraması muhtemel mağduriyeti giderecek önlemler alınacaktır.

Yasalar yapılırken, sivil toplum örgütlerinin yasa içeriği üzerinde katılımcılığının daha etkin olması sağlanacaktır.

Kamu yönetiminde ayrımcılık ve partizanlığa fırsat verilmeyecek, objektif ve adil yönetim ilkelerini hakim kılan, etkin, verimli, çağdaş teknolojileri kullanarak hızlı ve kaliteli hizmet sunan bir yönetimi yaşama geçirecek düzenlemeler yapılacaktır.

Kamu Hizmeti Komisyonu; objektif kriterlerle mülakat sorununun toplum vicdanında yarattığı sıkıntıyı dikkate alarak; objektif, adil ve tarafsız bir yapıya kavuşturulacak, ilk atama ve yükselmelerde şeffaflık ve objektif kuralların uygulanması gözetilecektir. Aynı uygulama tüm kamu kurum ve kuruluşlarında da geçerli olacaktır.

Kamudaki yapılanmaya ilişkin olarak yapılacak düzenlemelerin uzun vadeli bir perspektifle ele alınmasına ve kurumsallaşmanın sağlanmasına azami özen gösterilecektir.

Koalisyon hükümetimiz, kökeni, dili, dini ve siyasi inançları ile cinsiyeti ne olursa olsun, tüm yurttaşlara eşit ve adil davranan, ayrımcılığa ve partizanlığa, adam kayırmacılığına imkan vermeyen bir yönetim oluşturmayı öngörmektedir.

Yönetimdeki etkinlik ve verimliliği artırmada önemli bir unsur olan “yerinden yönetim” ilkesine önem verilecek ve bu çerçevede yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, hükümetimizin temel hedeflerinden olacaktır.

Hükümet ve Cumhurbaşkanı
Çözüm ile ilgili görüşmeleri Hükümet ile Cumhurbaşkanının birlikte ve uyum içinde yürütmesi sağlanacaktır. Bu süreçte Meclisimizin sürekli bilgilendirilmesi ve katılımının sağlanarak, katkısının alınması, koalisyon hükümetimizin ana hedefidir.

Ayrıca çözüm sürecinin sonunda referandum öngören koalisyon hükümetimiz, bütün bu süreçte, sivil toplum örgütlerimizin ve halkımızın da bilgilendirilmesi, katkı ve katılımlarının sağlanması amacıyla, şeffaf ve katılımcı bir anlayışla hareket edecektir.

CTP-DP koalisyonu, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde Türkiye ile karşılıklı görüş alışverişi ile ortak bir politika oluşturmayı ve Türkiye ile varolan ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerin karşılıklı saygı, yarar ve dayanışma zemininde geliştirilmesini öngörmektedir.

Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde Türkiye’nin uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan garantörlük haklarının devamı gözetilecektir.

Koalisyon hükümeti, dış ilişkilere özel önem verecektir. Bu çerçevede özellikle Avrupa Birliği üyesi ülkeler ve aday ülkelerle ilişkilerin geliştirilmesine, sürekli ve düzenli ilişkiler kurulmasına çalışılacaktır.

ABAD kararlarına karşı mücadele

Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın (ABAD), KKTC'den yapılan ihracata yönelik olarak aldığı karar, hem Kıbrıs Türk halkına zarar vermekte, hem de kalıcı bir çözüm arayışlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Hükümetimiz, ABAD kararının etkilerinin ortadan kaldırılması için hukuki ve siyasi mücadele vermeye devam edecektir.

Hükümetimiz, yerel yönetimlerimizin dış ilişkilerini ve özellikle Avrupa Birliği ile ilişkilerini geliştirmesine yardımcı olacaktır.

Koalisyon hükümetimiz, toplumlararası ilişkilerin eşitlik ve karşılıklı saygı temelinde yapılmasını esas alır.

Eşdeğer dağıtımı sürecek

Halkımızın en çok şikayet etmiş olduğu eşdeğer uygulamaları ile ilgili olarak bugüne kadar hakkını alamayanların ve işlemleri sonuçlandırılmayanların mağduriyetlerinin giderilmesi için çalışmalar başlatılacaktır.

Şehit ve hadise kurbanı ailelerin çocuklarına verilen arsaların ve kırsal kesim arsalarının altyapıları tamamlanmaya çalışılacaktır.

Şehir Planlama Dairesi tarafından hazırlanan ve hazırlanacak olan Master Planları vatandaşlarımızın, sivil toplum örgütlerimizin ve yerel yönetimlerimizin görüşleri çerçevesinde gözden geçirilerek tümü tamamlanmaya çalışılacaktır.

Apartman tipi binaların sorunlarının çözümü için gereken yasal düzenlemeler yapılacaktır.

Tapu ve kadastro kayıtlarının bilgisayar ortamına aktarılarak daha sağlıklı ve şeffaf bir kayıt sistemi oluşturulması için gerekli çalışmalar ve düzenlemeler yapılacaktır.

Trafik sorununa çözüm üretmek amacı ile birimler arasında koordinasyon sağlanacak ve trafik kazalarının önlenmesi için etkin tedbirler alınacaktır.

Güney Kıbrıs’a geçişler ve çocuk suçlular

Güney Kıbrıs’a geçişlerde kolaylık yaratıcı önlemler alınacaktır.

Cezaevinde yapımına başlanan ek binanın tamamlanarak, çocuk suçluların diğerlerinden ayrı bölümlere alınması sağlanacak ve cezaevi koşullarının iyileştirilerek uluslararası standartlara uygun hale getirilmesine çalışılacaktır.

Belediye hizmetlerinin etkinleştirilmesi ve verimliliğin artırılması için “Belediyeler Kamu Görevlileri Yasası” süratle çıkarılacaktır.

Ayrıca 51/95 sayılı Belediyeler Yasası ile Belediyeler Birliği Yasası günün koşullarına göre yeniden düzenlenecek ve Belediyelerin mali yapılarının güçlendirilmesi için gerekli önlemler alınacaktır.

Katılımcılık anlayışımıza uygun olarak Belediyelerin mevcut sorunlarının giderilmesine katkıda bulunulacaktır.

Tüm beledi hizmetlerin ve alt yapı çalışmalarının köylerimizi de kapsayacak şekilde yaygınlaştırılması desteklenecektir.

Mevcut su kaynaklarımızın geliştirilerek, halkımız tarafından verimli bir şekilde kullanılması ve su ile ilgili sorunların çözümü için yeni ve alternatif kaynak arayışlarına gidilecektir. Ayrıca su ile ilgili sorunların kökten çözümü için yeni yöntemler geliştirilecektir.

Yurda giriş çıkışlar

Yurda giriş-çıkışlarda başlatılan kontroller, çağdaş yöntemlerle ve daha etkin olarak gerçekleştirilecektir. KKTC'ye kimlik kartı ile giriş-çıkışlarda ilgili mevzuat esas amacına uygun olarak yeniden gözden geçilip, düzenlenecek ve uygulanacaktır.

Muhaceret konularında uygulanan yöntemler ve halkımızın duyarlılığı da dikkate alınarak mevcut yasalar ve uygulamalar tümden gözden geçirilecektir. Uluslararası standartlara uygun yeni sistem kimlik ve pasaport verilmesi için çalışmalar başlatılacaktır.

Serbest ticaret koşulları

Ülkemizin milli geliri ile halkımızın refah seviyesini, en kısa zamanda Avrupa Birliği ülkeleri seviyesine yükseltmek ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisini, yakın perspektifimizdeki çözüm ve AB üyeliğini de dikkate alarak, komşuları ve dünya ile serbest ticaret koşullarında rekabet edebilecek bir düzeye çıkarmayı amaçlamaktayız.
Bu nedenle insanımızın refah düzeyini yükseltecek yatırımı, üretimi, verimliliği ve etkinliği artıracak politikalar uygulanacak ve ülkede sağlıklı ve de
ngeli gelir dağılımı ile sosyal adaletin sağlanmasına çalışılacaktır.
Öncelikle AB üyeleri ile olmak üzere ekonomide kaynakların optimum dağılımını sağlamak üzere devletin planlayıcı, özendirici - yönlendirici ve denetleyici işlevlerine işlerlik kazandırı
lacaktır.

Dış dünya ile ekonomik entegrasyona giderken rekabet gücü yüksek sektörlerin belirlenmesinde bir envanter çalışması acilen başlatılacaktır. Bu çalışma sonunda ortaya çıkacak rekabet gücü yüksek sektörler, ekonomiye daha fazla katma değer yaratacak şekilde güçlendirilecektir.

CTP-DP Hükümeti, üretim, ihracat ve ithalatta kalite ve standartlaşmayı zorunlu hale getirecek ve işletmelerin bu sürece uyumu için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

Toplumsal çıkarların gözetileceği, tekelleşmeye ve haksız rekabete izin vermeyen ve Avrupa Birliği normları ile uyumlu bir şekilde rekabet hukukunun oluşturulması ve geliştirilmesi için gerekli yasal ve idari düzenlemelere öncelik verilecektir. Tüketicileri Koruma Yasası’nın uygulanması için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

Küçük ve orta boy işletmelerin gelişip büyümesini sağlayacak uygun koşullar için kredi olanakları geliştirilecek ve özellikle yeni teknoloji yatırımları özendirilecektir. Esnaf ve zanaatkarların iş yerlerini geliştirip büyütebilmesini sağlamak için kredi olanakları artırılacak ve bu sektöre dinamizm kazandırılacaktır.

Gelir – gider dengesi

Bütçe politikasının temel hedefi gelir gider dengesinin kurulmasıdır. Bu çerçevede mali disiplini sağlayan, harcamalarda verimliliği temel alan, kamu açıklarını kontrol ederek azaltan ve bütçe birliği anlayışına uygun bir maliye politikası izlenecektir. Bu çerçevede, kamu maliyesi dengesinde sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi amacı ile sıkı maliye politikaları sürdürülecektir.

Vergi yasaları düzenlenecek, basit, pratik ve adil hale getirilecek, keyfi uygulamalara son verilecektir. Vergi kayıplarının asgariye indirilmesi için gerekli önlemler alınacak, caydırıcılık artırılacaktır. Hesapların zamanında sunulmasının sağlanması ve bunların denetimlerinin süratle tamamlanarak geriye dönük incelemelerdeki sorunların azaltılmasına çalışılacaktır.

Merkez bankasının özerkliği

KKTC’de satılan ürünlerin rekabet etme olanağını artırmak için, bu mallar üzerindeki mevcut dolaylı vergiler ve fonlar yeniden gözden geçirilecektir.

Kayıt dışı ekonomi kayıt altına alınacak, vergi tabanı genişletilecektir. Mevcut otomasyon daha da geliştirilecek ve denetimler etkinleştirilecektir.

KDV öncelikle ele alınacak ve KDV uygulaması gözden geçirilerek ekonomik koşulların gerektirdiği düzenlemeler yapılacaktır.

Bankacılık sektörü, Avrupa Birliği mevzuat ve uygulamaları ışığında yeniden yapılandırılarak güçlendirilecek; bu yapılırken de Merkez Bankasının özerkliğinin korunması ve etkinleşmesine özen gösterilecektir. Bankalar Birliği ile olan ilişkiler daha da geliştirilecektir.

Kamu kesiminde verimliliğin ve etkinliğin artırılması için gerekli çalışmalar yapılacak ve sonuçları, ivedilikle uygulamaya konulacaktır.

Ekonomik gerçekler ve gereklilikler dikkate alınarak çalışanların alım gücünün geliştirilmesi için gerekli çalışmalar yapılacaktır.

Teknoloji Geliştirme Bölgelerinin oluşturulması için gerekli yasal düzenlemeler, özel sektör ve üniversiteler ile işbirliği içinde tamamlanacaktır.

KİT ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden yapılandırılması için başlatılan çalışmalar neticelendirilecek ve gerekli adımlar atılacaktır.

Yatırım ikliminin geliştirilmesi paralelinde, yerli ve yabancı tüm yatırımcılar için mevcut bürokratik sürecin kısaltılması yönünde gerekli yasal ve idari düzenlemeler yapılacaktır. Bu düzenlemelerle birlikte, yurtdışından dönüş yapan vatandaşlarımızın karşılaştığı sorunlar da asgari düzeye indirilmiş olacaktır.

Turizmde tanıtım atağı

Diğer sektörleri harekete geçirmedeki katkısı dikkate alınarak, turizm sektörüne gerekli önem ve öncelik verilecektir.

Turizm sektörü ile ilgili uygulamalar, AB perspektifinde, sektöre hizmet eden meslek birlikleriyle koordinasyon içerisinde yürütülecektir.

AB normları çerçevesinde geliştirilecek turizm sektöründe çalışanların yaygın bir eğitimden geçirilmesi yoluyla sektörün hizmet kalitesi yükseltilirken istihdam politikamıza yeni bir açılım getirilmesine çalışılacaktır.

Turizm sektöründe tanıtma ve pazarlama konularına özel önem verilerek, belirlenen stratejiler doğrultusunda hedef pazar ülkelerde, irtibat ve tanıtım büroları açılacak ve uluslararası turizm fuarlarına ciddi bir temsiliyetle katılım sağlanacaktır.

Turizm sektöründe doluluk oranlarının artırılması amacı ile, turizm sezonunun tüm yıla yayılması, hedef kitlelerin genişletilmesi ve hizmetin çeşitlendirilmesi özendirilecektir. Potansiyel turizm bölgelerinin altyapıları tamamlanarak, Turizm Master Planı ile belirlenecek olan uygun yatırımlar desteklenecek ve ulaşım sorunlarının aşılması için gereken önlemler alınacaktır.

Turizmin yapılaşmasında ve yatırımların yönlendirilmesinde doğal çevrenin korunmasına özel bir önem verilecektir.

Sanayide, istihdam artırıcı, katma değeri yüksek üretimin geliştirilmesi ve yeni teknoloji kullanımının yaygınlaştırılması özendirilecek, verimlilik ve standartlaşma esas alınacaktır. Organize sanayi bölgelerindeki altyapı yatırımlarının tamamlanması hızlandırılacaktır.

Tarıma AB perspektifi


Ülkemizde tarım sektörü, yaratmakta olduğu katma değer potansiyeli ile önemli bir konuma sahiptir.
Tarımsal uygulamaların sürdürülebilir olabilmesinin asgari gerekleri olan:
-Yaşayabilir, karlı bir üretim,
-Çevresel kalitenin korunması,
-Doğal kaynakların etkili kullanımı,
-Tüketicilere sağlıklı, yüksek kalitede uygun fiyatlarda gıda temini,
-Üreticil
erin ve kırsal toplumun yaşam kalitesinin yükseltilmesi
-Kuşaklar boyu devamlılığın sağlanması, gözetilecektir.

AB üyeliğinin gündemde olduğu önümüzdeki dönemde, tarımda yeniden yapılanmaya gidilirken yasal, teknik ve idari düzenlemelerin AB ölçütlerine uygun olarak yapılması, ve aynı zamanda tarımımızın uluslarası piyasalarda rekabet edebilirliğinin artırılması hem bize zaman kazandıracak hem de dünya ile bütünleşmemizi kolaylaştıracaktır.
Yapılacak yasal, teknik ve idari değişikliklerle tarımda yeniden
yapılanma gerçekleştirilirken, verimliliği artırarak istikrarlı bir üretim ve daha yüksek gelir sağlamaya yönelik, çağdaş tarım tekniklerinin kullanılabilmesi sağlanacaktır.
AB normları ve uluslararası antlaşmalar da dikkate alınarak, çağdaş bir tarım poli
tikası geliştirilecektir.
Üretimin her aşamasında ülke içerisinde katma değer yaratmak için özel çabalar ortaya konacaktır.
Doğrudan gelir desteği uygulaması AB müktesebatı da dikkate alınarak yeniden düzenlenecektir.
Kooperatifler yeniden ele alınarak ü
yelerine ve ortaklarına daha iyi hizmet verecek şekilde geliştirilecek ve uluslararası normlara uygun olarak demokratikleştirilerek etkin bir konuma getirilecektir. Bu bağlamda Kooperatifler Yasası yeni şartlara uygun olarak çağdaş bir düzenlemeye tabi tutulacaktır. Kooperatif Merkez Bankası ve tüm yan kuruluşlarının gerçek sahiplerine iade edilmesini sağlamak üzere bir çalışma programı düzenlenecektir.
Genel Tarım Sigortası gözden geçirilerek, AB müktesebatına uygun olarak yeniden yaşama geçirilecektir.
Tarımsal kamu iktisadi kuruluşları ile ilgili olarak yeniden yapılandırma planları hazırlanacak ve bu çerçevede yeni aksiyon planları hayata geçirilecektir.
Varolan orman alanlarını korumak, geliştirmek, bozuk korulukları yeniden ağaçlandırmak, verimli hal
e getirmek ve bu örtü sayesinde ülkenin toprak, iklim ve rejimi arasında doğal dengenin korunması için gerekli tüm önlemler alınacaktır.
Yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının içme, kullanma ve sulama suyu olarak en rantabıl şekilde kullanılabilmesi için yen
i yasal düzenlemeler yapılacaktır. Böylece su konusunun yetki karmaşası olmadan yönetilmesi, suyun taşınması esnasında kayıpların en aza indirgenmesi, sulama sistemlerinin modernizasyonunun tamamlanması ve bu sistemlerle vahşi sulama yapılmaması için gerekli eğitimlerin verilmesi, su kaynaklarının kirletilmemesi için gereken çalışmaların yapılması sağlanacaktır.
Bitkisel üretim; hayvancılık, tavukçuluk ve balıkçılık; bitki ve hayvan hastalıkları ve zararlılarla mücadele; sertifikalı tohumculuğun ve seracılığın geliştirilerek bitkisel ve hayvansal üretimin artırılması için başlatılan çalışmalar sürdürülecektir.

Analiz ve denetim laboratuvarı

Tarımsal girdi sorunlarının giderilmesi ve tarım ilaçlarının standart, analiz ve denetim laboratuvarının kurulması için gerekli çalışmalar yapılacaktır.

Yerleşim merkezleri içerisinde bulunan hayvancılık işletmelerinin bu merkezler dışında inşa edilecek modern barınaklara, altyapıları hazırlanarak aktarılması çalışmaları hızlandırılacaktır. Mevcut meraların ıslahı, hayvan yemlerinin geliştirilmesi için gerekli çabalar harcanacak ve yeşil yem üretimi teşvik edilecektir.

Zeytin ve harup gibi geleneksel üretimin devam etmesi ve ürünlerin değer bulması için gerekli önlemler alınacaktır.

Ülkemizde durağan hale gelen patates ihracatının artırılması için yeni bir seferberlik başlatılacaktır.

Tarımsal ürünleri sanayi hammaddesi olarak kullanan ve bu ürünleri işleyerek ileri sanayi ürünü haline getirecek yatırımlar teşvik edilecektir.

Hayvancılığın etkin bir şekilde örgütlenmesi teşvik edilecek ve hayvan kayıt sistemi geliştirilecektir.
İnsanımızın çağdaş koşullarda yaşamasına önem veren hükümetimiz KIBTEK’in etkin ve verimli hizmet verebilmesi ve insanımıza kesintisiz elektrik enerjisi sunabilmesi için etkin tedbirler alacaktır.

Üretim, iletim ve dağıtım tesislerinin bakım ve onarım çalışmaları geciktirilmeden yapılacak, dünya standartlarının üstünde olan kayıplara yol açan iletim hatlarının yenilenmesine gidilecektir.
İnşaat sektörünün gelişmesi de göz önünde bulundurularak iht
iyaçları karşılayacak şekilde alternatif yeni üretim tesislerinin yapımı gerçekleştirilecek ve dağıtım merkezleri takviye edilerek gerekli bölgelerde yeni dağıtım merkezleri inşa edilecektir.
Akaryakıt ürünlerinin (Sıvı Petrol Gazı LPG, Motorin, Benzin ve
Jet Yakıtı) gerekli test ve denetimlerinin bilimsel olarak ve standartlara uygun yapılabilmesi için kurulan akaryakıt laboratuvarı tam kapasite ile hizmet verecek, araçlarda kullanımına başlanan LPG ile ilgili gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır.
Aka
ryakıt istasyonlarında yapılan denetimler ithalatından tüketime kadar geçen her safhayı kapsayacaktır.

İhale yasasına yeni düzenleme

Ülkemizin deprem kuşağında olduğu bilindiğine göre, depreme dayanıklı yapılar için KKTC koşul ve jeolojik yapısına uygun gerekli hesap ve malzeme standartları yasal hale getirilecek ve AB normlarına uygun olarak uygulamaya konulacaktır.

Genel teknik ve genel idari şartnameler çağdaş normlara uygun olarak yeniden düzenlenecektir.

İnşaat Sektörünün her alanında mesleki denetimin ve uygulamarın çağdaş normlarda hayata geçirilebilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır.

Kamu ihale yasası AB normlarına göre yeniden düzenlenecektir.

Devletin yapacağı projelerde özel sektörden hizmet alımı sağlanabilmesi için ilgili meslek odaları ile iletişim içerisinde yasal bir düzenlemeye gidilecektir.
Çözüm sonrası oluşacak yeni konut, işyeri, okul ve alt yapı ihtiyacını karşılamak için, ilgili birim ve kuruluşlardan teknik bir komite oluşturularak gerekli ön çalışmalar yapılacaktır.
Yetersiz olan Sivil Havacılık Yasası yeniden düzenlenecek ve ICAO (International Civil Aviation Organisation), JAA (Joint Aviation Authority) ve yeni oluşturulmakta olan EASA (European Aviation Safety Agency) standartlarına uyumlu hale getirilecektir.
KKTC
sivil havacılığının uluslararası örgütlere (ICAO, IATA vs.) üyeliklerinin sağlanması için çaba gösterilmesi ve bu örgütlerin toplantılarına katılımın sağlanması gerçekleştirilecektir.
ILS (Instrument Landing System) cihazının temin edilip kullanıma konması sağlanacaktır.
Yolcu Biletlerine uygulanan her türlü verginin yeniden gözden geçirilerek rasyonelleştirilmesi ve dünyadaki genel uygulamaya uygun olarak havaalanı tesislerinin bakım, onarım ve geliştirilmesi sağlanacaktır.
KTHY’nın uluslararası ortamda
rekabet edebilir bir yapıya kavuşturulması sağlanacak, yerel ve uluslararası kuruluşlarla birlikte hava ulaşımında yeni olanaklar yaratılacaktır.

Liman ve gümrükler

Liman ve gümrüklerde üretilen hizmetler, verimliliği artıracak ve rekabet ortamı yaratacak şekilde yeniden yapılandırılacaktır.

Gemi taşımacılığımızda kapasiteyi artırıcı önlemler alınacaktır. Kısıtlı doğal kaynaklara sahip KKTC'nin uluslararası deniz ulaşımından ekonomiye sağladığı katkıları artırmak için denizcilik sektöründeki projeler desteklenecektir.
Tüm deniz limanlarımızdan yapılan yolcu taşımacılığında, yolcu salonları ve yolcu gemilerinin verdikleri hizmet kalitesinin ve konforunun artırılması ve bunların denetlenebilmesi için yasal altyapı oluşturulacaktır.
Yat turizmi ile ilgili lima
nların geliştirilmesi ve bu amaca uygun yeni yat limanlarının (Marina) devreye alınması gerçekleştirilecektir.
Karayolu master planı uygulaması geliştirilecektir.
Eksikliği ciddi olarak hissedilen veri iletişim altyapı yatırımlarına ağırlık verilecektir.
Uydu iletişim teknolojileri yaygın olarak kullanılacak, veri iletişiminde son teknolojiler kullanılarak hacim ve süratleri artırılacak ve maliyetlerin azaltılması sağlanacaktır.
Kamu-net ile elektronik-devletin yapılandırılmasında AB normları içerisinde bi
reysel haklar gözetilecektir.
Posta hizmetlerinin kapsamı genişletilerek etkinleştirilecektir.

Devlet yurttaş için!

Hükümetimiz sosyal barışı sağlamak ve iç huzuru sürekli kılmak için gerekli adımları atacak bu amaçla çalışan-işveren-devlet üçlüsünün çalışma yaşamına ilişkin sorunların tartışılıp sonuçlar üreteceği yapılanmaları yaşama geçirecektir.
Sosyal adaletin gerçekleşerek yaşamın her alanında zayıf-güçlü ilişkisine son verilecek, bu amaçla “yurttaş devlet için” değil “devlet yurttaş için” yaklaşımı
çalışmalarımızda temel bir ilke olacaktır.

Çalışma yaşamında Avrupa Birliği ve Uluslararası Çalışma Örgütü normlarına uygun çalışmalar süratle başlatılacak, bir yandan AB ile uyuma ilişkin yasal düzenlemeler yapılırken öte yandan bu amaca yönelik örgütlenmelere gidilecektir.

Çalışanların haklarının korunması, verimliliğin ve rekabet gücünün artması kaliteli hizmet ve kaliteli mal üretimi ile bir bütündür. Bir yandan işgücünü satan emekçilerin korunması gözetilecek, öte yandan verimliliğin artırılması için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

KKTC yurttaşlarının değişik kesimlerinin ayrımcılık göstermeden sosyal güvenlik alanında karşılaştıkları sorunların giderilmesi için yasal düzenlemeler yapılacaktır.

İhtiyat Sandığı Fonu, çalışanların hizmetine sunulmaya devam edilecek ve avans uygulamaları yaygınlaşarak çalışanın kendi parasını daha rahat ve çeşitli alanlarda kullanabilmesine olanak yaratılacaktır.

Kaçak işçi önlenecek

Çalışma yaşamımızda yıllarca ihmal edilen meslek eğitimine hız verilecek ve endüstriyel eğitim ve verimlilik merkezi kurularak kamu ve özel sektörün hizmetine sunulacaktır.

Çalışma ilişkilerinin demokratikleşmesi sürecinde özel ve kamuda çalışanlarla ilgili yasalar gözden geçirilecek ve çalışma koşulları çağdaş normlara uygun hale getirilecektir.

Çağdaş sendikalar yasası sendikaların da görüş ve önerileri dikkate alınarak yasallaştırılacaktır. Toplu pazarlık ve toplu sözleşme düzenindeki aksaklıklar giderilecek tüm çalışanların bu haklardan eşit olarak yararlanması sağlanacaktır.

Çalışma ve sosyal güvenlik ile ilgili politikalar geliştirilerek hazırlanacak istihdam planı ile özellikle genç işsizlerin sorunları çözümlenecektir.

Özürlülerin özel olarak rehabilite edilmesi, korunması, eğitilmesi ve istihdam edilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır. Özürlüler özel olarak korunacaktır. Bu amaçla AB normları gözetilecek bu insanlarımızın da çağdaş yaşam kalitesine kavuşturulması için çalışmalar yoğunlaştırılacaktır. Özürlülerimiz, çalışan ve üreten bir konuma kavuşturulacaktır. Mevcut yasalar gözden geçirilecek ve bu amaçla gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Yaşlılar kendi kaderlerine terkedilmeyecek yerel yönetimlerle işbirliği içerisinde yaşam kaliteleri yükseltilecektir.

Çalışma hayatındaki kadın ve erkek arasındaki eşitsizliğin giderilmesi ve kadının iş hayatına etkin bir şekilde katılımının sağlanması için gerekli çalışmalar yapılacaktır.

Yasalara aykırı istihdam, kaçak ve kayıt dışı işçi çalıştırılması önlenecek, çalışanların sosyal güvenlik hakları sağlanacak, eşit işe eşit ücret prensibi uygulanacaktır.

Sağlıkta reorganizasyon

Sağlık hizmetlerinde en iyiyi bulmak için çalışmalar devam edecektir. Sağlıkta bugün için iyi olan yarın için geride kalabilir. Sürekli gelişen ve değişen sağlık sektöründe eğitim ve teknolojiyi yakından takip etmek gerekmektedir. Bu bilinçle hareket edip gereksinim duyulan altyapı eksiklikleri giderilecek ve başlatılmış olan hizmet içi eğitim programları sürdürülecektir.

Hastanelerin etkin ve çağdaş bir yönetim anlayışına kavuşturulması için gerekli düzenlemeler yapılacak, nitelikli sağlık hizmeti ve eğitimi verilebilmesi için sağlık servislerinin yönetimine bilimsel nitelikler kazandırılması için çalışmalar yapılacaktır.

Sağlıkta temel hedefimiz insan ve onun sağlığı olduğuna göre elimizdeki bu konuyla ilgili tüm araçları en üst düzeyde verimlilikle kullanmak ana hedefimiz olacaktır.

Halkımızın sağlıklı beslenmesini sağlamak ve AB standartlarında üretim-tüketim faaliyetlerinin sürdürülebilmesi amacıyla gerekli çalışmalar yapılacak ve ilgili komisyonlar etkinleştirilecektir.

Uluslararası standartlarda bir sağlık sistemi için reorganizasona gidilecektir. Çıkarılacak yasalar ve yapılacak reformlarla halkımızın beklentilerine uygun çağdaş norm ve ilkeler çerçevesinde yeni bir sağlık sistemi oluşturulacak, yaşamın gerekleri ile uyumlu, kaliteli, verimli ve herkesin kolayca alabileceği bir sağlık hizmet sunumu gerçekleştirilecektir.

Yeni oluşturulacak sağlık sisteminde, varolan devlet sağlık potansiyelinden maksimum düzeyde yararlanılırken özel sektörde varolan potansiyel ve insan kaynağından da yararlanacak yeni bir sistem organize edilecektir. Nüfusun azlığı, mesafelerin kısa oluşu ve yeterli nitelikli insan kaynağının avantajlarından yararlanılacak, ülkemizin ada oluşunun yarattağı dezavantajlar dikkate alınarak revizyonlar yapılıp acil önlemler alınacaktır.

Genel sağlık sigortası, sağlık çalışanları yasası hayata geçirilecek, özel hastane ve klinikler yasası gözden geçirilecektir. Ana amaç sağlıklı yaşamı uzatmak olduğuna göre adamızda varolan kanser ve kalp hastalıklarından ölüm oranlarının yüksek olduğunu da dikkate alarak koruyucu hekimlik ve temel sağlık hizmetlerine gereken önem verilecektir.

Eczacılık hizmetleri genel sağlık sigortası kapsamında temel sağlık hizmetlerinin bir parçası olarak yeniden organize edilecek, acil sağlık sistemleri hastane bünyesinde yeni bir servis olacak şekilde yeniden düzenlenecek ve adına uygun bir yapılanmaya gidilecektir. Hasta haklarını düzenleyecek bir yasa çıkarılacak, hastaların mağdur olmasını engelleyecek bir idari mekanizma yaratılacaktır. Bakanlık bünyesinde hasta şikayetleri ile ilgili bir birim oluşturulacaktır.

Yurt dışından satın almak zorunda olacağımız sağlık hizmetleri için hastaların işlemlerini kolaylaştıracak önlemler alınacaktır. Yurt dışına tedaviye gönderilecek hastaların KKTC’nin yurt dışı temsilciliklerinde sevk ve idaresi için bir birim kurulacaktır.

Yurtdışı tedaviler kalemindeki payın büyük bölümünü oluşturan kalp vak'alarının müdahalelerinin yapılabilmesi için kalp damar cerrahi merkezinin oluşturulması yönünde başlatılan çalışmalar sonuçlandırılacaktır.
Kanserle savaşım projesinin gerekleri eksiksiz yerine getirilecek ve Kanserle Savaş Dairesinin gerekli yasal altyapısını oluşturmak için çalışmalar başlatılacaktır.
Girne Karakum’da Kızılay’da
n devralınarak Zihinsel Engelliler Rehabilite Merkezi olarak kullanılmak amacı ile düzenlenmesi devam eden merkez, gerekli donanım ve ekipman sağlanarak ivedilikle hizmete açılacaktır.
Özürlü vatandaşlarımızın bir sistem çerçevesinde rutin sağlık kontroll
erini yaptırabilmeleri için gerekli yasal düzenlemeler yapılacaktır. Ayrıca, özürlülere sağlık hizmetlerinden yararlanırken öncelik ve kolaylık getirecek düzenlemeler yapılacaktır.
Özürlünün erken tanısı ve özür tespitinin yapılarak kayıt altına alınması i
le ilgili gerekli yasal düzenlemeler bu hükümet döneminde yapılacaktır.

YENIDUZEN 20/01/2004

Blair, Talat'a kutlama mesajı gönderdi

İngiltere Başbakanı Tony Blair, Başbakan Mehmet Ali Talat'ı kutladı.

Başbakanlık Enformasyon Dairesi'nden verilen bilgiye göre Blair, Talat'a sözlü bir kutlama mesajı iletti. Blair mesajında, geçen ekim ayında Bournemouth kentinde Talat'la tanışmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, o tarihten itibaren Kıbrıs'taki gelişmeleri yakından izlediğini bildirdi.

Blair, aralık ayında yapılan seçimler neticesinde Başbakan Talat ve partisinin başarısını kutladığını ifade etti.

1 Mayıs'a kadar Kıbrıs sorununun çözümü için var olan fırsatı tüm tarafların değerlendireceğine dair fazlasıyla umutlu olduğunu kaydeden Tony Blair, böylelikle birleşik bir adanın AB'ye girebileceğini vurguladı. Blair ayrıca bunun Başbakan Talat'ın da esas hedefi olduğunun bilincinde olduğunu ve İngiltere hükümeti ve şahsının Başbakan Talat'ın çabaların güçlü şekilde desteklediğinin bilinmesi gerektiğini söyledi.

KIBRIS 20/01/2004

Müzakerelere Amerika'nın doğrudan katılımı olumlu değil

Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas, Kıbrıs konusunda yakın zamanda başlama olasılığı bulunan müzakerelere Amerikan tarafının doğrudan katılımına olumlu yaklaşmadı.

Hristofyas, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Rum tarafının görüşmelere Amerikalıların katılmasını istemediği yönünde önceki gün Atina'ya hareketinden önce yaptığı açıklamayı yorumladı.

Rum radyosunun haberine göre, Hristofyas, "Papadopulos'un bu tavrının doğal ve anlaşılır olduğunu" söyledi. Papadopulos'un bu konudaki kaygılarını paylaştığını belirten Dimitris Hristofyas, Rum tarafının Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının Birleşmiş Milletler gözetiminde devam etmesinden yana olduğunu yineledi.

Bu arada müzakerelerde güvenlik konusu ele alınırken, garantör ülke Yunanistan'da seçim dönemi hükümeti olmasının zorluk yaratacağını belirten Hristofyas, güvenlik konusunda varılacak bir anlaşmanın Yunan Parlamentosu tarafından onaylanması gerektiğine işaret etti.

KIBRIS 20/01/2004

Ankara'da Kıbrıs için karar zirvesi

BİR ZİRVE DAHA.. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın 23 Ocak Cuma günü yapılacak MGK toplantısının ardından Ankara'ya gitmesi planlanıyor. Başbakan Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın da aynı tarihte Ankara'da olması ve yapılacak zirveye katılması bekleniyor

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın 23 Ocak Cuma günü yapılacak MGK toplantısının ardından Ankara'ya gitmesi planlanıyor. Başbakan Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın da aynı tarihte Ankara'da olması bekleniyor. Talat ile Serdar Denktaş'ın da Denktaş'la yapılacak zirveye katılması öngörülüyor.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Davos'ta yapacağı görüşme öncesindeki son zirve toplantısında, Türk tarafının tutumuna nihai şekli verilecek.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Ankara'da yapılacak zirvenin MGK toplantısının ertesine bırakılması yönündeki görüşün ağırlık kazandığı belirtiliyor.

Denktaş ile bir araya gelmeden önce Ankara'nın Annan Planı üzerindeki değişiklik önerilerinde kurumların ortak tavrının netleşmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

Cumhurbaşkanının katılacağı toplantının ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos Zirvesi'ne hareketinden hemen önce 24 Ocak'ta yapılması planlanıyor.

KIBRIS 20/01/2004

AB, referandumda ısrarlı

MAYISTAN ÖNCE REFERANDUM... AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs'ta hem Türklerin, hem de Rumların, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yeniden birleşme planı zemininde halkoylaması için tarih belirlemeleri gerektiğini söyledi. Verheugen, "Bu tarih, bir an önce açıklanmalı ve Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye alınacağı 1 Mayıs öncesinde olmalıdır" dedi

GÖRÜŞ AYRILIĞI YOK... Verheugen: Referandum konusunda Annan ile Washington yönetimi arasında görüş ayrılığı yok. Bu durum, AB ile ABD arasında önemli bir dış siyasi meselede tam mutabık kalındığına örnek gösterilecek bir gelişmedir

TÜRKİYE, ENGEL OLAN TARAF OLMASIN... "Türk hükümeti, çözümlenemeyen sorunların üzerine gitmekte bugüne kadar hiç görülmeyen bir kararlılık gösterdi. Hükümet, seleflerinin aksine öneri ve eleştirilere tamamen açık. Buna ilaveten Kıbrıs meselesinde şeytanın bacağının kırılması olasılığı da var. Bu sorunun çözümü Türkiye'nin AB üyeliği için bir önkoşul değildir, ancak çözüme engel olan taraf Türkiye olmamalıdır"

AB ÜYESİ KIBRIS'I TANIMAYANLA MÜZAKERE OLMAZ... "AB üyesi olan bir ülkeyi, yani Kıbrıs'ı tanımayan bir ülkeyle katılım müzakerelerinin başlatılması imkansızdır. Erdoğan hükümeti de bunu biliyor. Ancak Türkiye'de, çözüme karşı hâlâ güçlü bir direniş gösteren çevreler var. Bu çevreler orduda, adli makamlarda ve mecliste de bulunuyor. Bir dönemler Atatürk'ün partisi olan CHP de Kıbrıs meselesinde inatçı ve uzlaşmaz bir tavır sergiliyor"

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs'ta Rum ve Türk tarafının yeniden birleşme konusunda halkoylaması yapılması için tarih belirlemesi gerektiğini söyledi.

Verheugen, Süddeutsche Zeitung gazetesine yaptığı açıklamada, "Kıbrıs'ta hem Türklerin, hem de Rumların, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın yeniden birleşme planı zemininde halkoylaması için tarih belirlemeleri gerekiyor. Bu tarih, bir an önce açıklanmalı ve Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye alınacağı 1 Mayıs öncesinde olmalıdır. Bu konuda Annan ile Washington yönetimi arasında görüş ayrılığı yok. Bu durum, AB ile ABD arasında önemli bir dış siyasi meselede tam mutabık kalındığına örnek gösterilecek bir gelişmedir" dedi.

Türk hükümetinin, çözümlenemeyen sorunların üzerine gitmekte bugüne kadar hiç görülmeyen bir kararlılık gösterdiğini belirten Verheugen, şu görüşlere yer verdi:

"Hükümet, seleflerinin aksine öneri ve eleştirilere tamamen açık. Buna ilaveten Kıbrıs meselesinde şeytanın bacağının kırılması olasılığı da var. Bu sorunun çözümü Türkiye'nin AB üyeliği için bir önkoşul değildir, ancak çözüme engel olan taraf Türkiye olmamalıdır. AB üyesi olan bir ülkeyi, yani Kıbrıs'ı tanımayan bir ülkeyle katılım müzakerelerinin başlatılması imkansızdır. Erdoğan hükümeti de bunu biliyor. Ancak Türkiye'de, çözüme karşı hâlâ güçlü bir direniş gösteren çevreler var. Bu çevreler orduda, adli makamlarda ve mecliste de bulunuyor. Bir dönemler Atatürk'ün partisi olan CHP de Kıbrıs meselesinde inatçı ve uzlaşmaz bir tavır sergiliyor."

"Ankara'nın hâlâ serbest giriş bileti yok" diyen Verheugen, din ve düşünce özgürlüğüyle yargının bağımsızlığı ve orduyla sivil güçlerin ayrımları konularında hâlâ bazı sorunların mevcut olduğunu ileri sürdü.

Türkiye'nin AB üyeliğinin Avrupa Parlamentosu seçim kampanyalarında önemli rol oynaması konusunda neler düşündüğü şeklindeki bir soruya karşılık da Verheugen, şunları söyledi:

"Hiç kimseye seçim kampanyasında ne yapacağını söyleyemem. Ancak bu tartışmaya katılan herkesin bilmesi gereken bir şey var ki, o da Türkiye'de yapılan siyasi reformların Avrupa'nın güvenliği için büyük öneme sahip olduğudur. Zira 21. yüzyılın büyük ihtilaf çizgilerinden birinin İslam dünyası ile Batılı demokrasiler arasından geçtiğini göz ardı edemeyiz. Türkiye'nin, özgürlük, insan hakları ve demokrasinin İslamiyet'e ters düşmediğini göstermek için örnek ülke rolü üstlenmek istediğini söylemesiyse çok etkileyicidir. Esasen bunu herkesin idrak etmesi gerekir."

Verheugen, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlaması durumunda ne kadar süreceği şeklindeki bir soruyu da, "Bunu bugünden söylemek mümkün değildir. Ankara'daki hükümet için bu soru pek de o kadar önemli değil" şeklinde yanıtladı.

Türkiye'ye yardım artırılacak

Öte yandan, AB Komisyonu'nun bütçeden sorumlu üyesi Michaele Schreyer, Türkiye'ye yapılan maddi yardımların 2006 yılına kadar yıllık 149 milyondan 500 milyon euroya yükseltileceğini söyledi.

Schreyer, Focus dergisine yaptığı açıklamada, "Türkiye bugüne kadar diğer üye adaylarına göre daha az yardım alıyor. Bu yardımlar 2006 yılına kadar yıllık 149 milyondan 500 milyon euroya yükseltilecek. Yardımlar daha sonra yeniden artırılacak" dedi.

Schreyer ayrıca, AB bütçesinde kesinti yapılmaması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Almanya'nın da desteklediği genişleme süreci, doğal olarak masrafların artmasına neden olacaktır. AB bütçesinin üst sınırının artırılmasına karşıyım, ancak 27 üyeli bir birliğin, 15 üyeli bir AB'nin bütçesinden daha küçük bir bütçeyle geçinemeyeceği de ortada."

KIBRIS 20/01/2004

Talat: Tolon Paşa beni kastetmedi

TOBB'nin yemeğine katılan KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat: Ege Ordu Komutanı Orgeneral Tolon'un, "Ver kurtulcular var. Hainler var" sözlerinin adresi ben değilim

ANKARA Milliyet


KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon'un, "Ver kurtulcular var. Hainler var" sözlerinin adresinin kendisi olmadığını söyledi.
TOBB'nin düzenlediği akşam yemeğinde gazete ve televizyonların Ankara temsilcileriyle bir araya gelen Talat, "Ben hiçbir zaman ver kurtulcu olmadım. Kendi toprağımı
zı verip kurtulalım diyemeyeceğimize göre Tolon Paşa'nın kastettiği ben olamam" dedi.
Talat, Rumların Kıbrıs'ta çözümü Mayıs 2004 sonrasına erteletmeye çalıştıklarını belirterek, mayıs sonrasında daha fazla ödün almayı planladıklarını ifade etti; Türkiye'
nin ve KKTC'nin çözümde samimi olduğunu, Türk tarafının bunu kanıtlaması halinde, Rumların zor duruma düşeceğini kaydetti. Mayısa kadar çözüme ulaşılmazsa Rum tarafının AB'ye gireceğini, bu durumda da Türkiye'nin Rum yönetimini tanımak zorunda kalacağını, Ankara'da büyükelçilik açmak isteyeceklerini, KKTC Büyükelçiliği aleyhine girişimde bulunacaklarını belirterek, çözüm için gayret sarf edilmesi gerektiğini vurguladı.
Talat, Kıbrıs'ta çözüme ulaşılması halinde Türkiye'nin AB'den tarih alacağına inandığını
belirtti.
Talat, müzakerelerin başlayıp başlamayacağının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD ziyaretinden sonra belli olacağını bildirdi. Talat, bu aşamada önemli olanın Kofi Annan'ın müzakereleri başlatmasını sağlamak olacağına dikkat çekti. Bu amaçla
Kofi Annan'ın koşullarının esnetilmesi için gayret gösterileceğini belirtti.

Kıbrıs'ta istikrarsızlık
Çözüme ulaşılmaması halinde KKTC'de huzursuzluk ve istikrarsızlık doğabileceğini belirten Talat, Kıbrıs Türkü'nün sokağa dökülebileceğine işaret etti.
Talat, kendisine "Bu hükümeti bırak sokağa çıkalım" diye çok mesaj geldiğini ancak bunu doğru bulmadığını kaydetti.
MILLIYET 21/01/2004

Kıbrıs ve asker



EGE Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon, Kıbrıs konusunda "ver kurtul diyenler vatan hainidir" diyor.
Önce, kim "ver kurtul" diyor?! Hiç kimse... Ama pek çok kimse Annan planında mümkün olan iyileştirmeleri yaparak bu meseleyi çözmezsek Türkiye'nin çok zarar göreceğini söylüyor, Kıbrıs Türklerinin de 'bölündüğüne' dikkat çekiyor.
İşte, asker ocağında Hur
şit Paşa'dan daha çok hizmet etmiş olan Kenan Evren Paşa!.. Müzakerelerin başlaması için bildiri yayımlayan Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök!
Son olarak, "2004'e kadar" yani Türkiye'nin AB takvimine göre, "Bu me
selenin çözülmesini temenni ediyoruz" diyen, Genelkurmay 2. Bşk. Org. İlker Başbuğ...
* * *
TOLON Paşa'ya Atatürk'ten bir 'reel politik' örneği... Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele'nin başlarında, vatan topraklarımızın güney sınırı konusunda şunu söylüyor
du:
"Bu sınır Antakya'nın güneyinden... doğuya doğru devam ederek Musul, Kerkük ve Süleymaniye'yi içine alır..." (Söylev ve Demeçler, II, sf. 12)
Fakat Lozan'da bu sağlanamadı. O zaman Musul ve Kerkük'ü Edirne ve Ağrı kadar vatan toprağı görenler Meclis'te
buna şiddetle karşı çıktılar. Bu durumda Gazi Paşa şöyle konuşmaktadır:
"Misak - ı Milli şu hat, bu hat diye hiçbir vakit sınır çizmemiştir. O sınırı çizen şey, milletin menfaati ve yüksek heyetinizin kararıdır." (Gizli Celse Zabıtları, III, sf. 1318)
Hat
ta Atatürk, "dört bin yıllık Türk yurdu" dediği Hatay'ın peşini bırakmamış ama Musul ve Kerkük'ü bir daha ağzına almamış, onun Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü de 1926'da İngiltere ile dostluk için Musul meselesinde fedakarlık ettiğimizi söyleyerek bugünkü sınırlarımızı imzalamıştır.
Doğrusu yapılmıştır.
* * *
TARİHTE hiçbir olay bir diğerinin örneği olamaz ama 'reel politik' diye bir model vardır.
Musul ve Kerkük asırlardır hukuken ve fiilen "vatan"ımızın bir parçası idi, hem Meclis - i Mebusan hem TBMM tesci
l etmişti. Mustafa Kemal de bunu söylüyordu. Ama askeri bakımdan bu sağlanamadı, İngiltere ile savaşın ülkeye daha büyük zarar vereceğini düşünen realist Atatürk de bugünkü sınırlarımızı kabul etti.
Türkiye KKTC'yi hiçbir zaman "ilhak" etmedi; daima "çözüm
" istedi, Kıbrıs Türklerinin temel haklarını ve Türkiye'nin çıkarlarını koruyacak bir çözüm...
Şimdi Türkiye Annan planında mümkün olan tadilatı yaptırarak böyle bir çözüme ulaşmak istiyor.
Atatürk Türkiye'si İngiltere ile ilişkileri geliştirmeye ne kadar
ihtiyaç duymuşsa bugünkü Türkiye de AB ve ABD ile ilişkileri geliştirmeye, ekonomisine yeni küresel kaynaklar sağlamaya o kadar ihtiyaç duyuyor.
Amaçlardan biri yine "ülke bütünlüğünü güçlendirmek"tir.
Diplomatik hesaplar ve taktikler gerektiren bu çok kar
maşık ve çok yönlü Kıbrıs meselesini böyle "vatan haini, vatan sever" ikilemine indirgemek 'diplomatik akl'a aykırıdır.
Ordu ile hükümeti ve Dışişleri'ni karşı karşıya gösteren ve Genelkurmay tarafından yalanlanan malum manşetlerden sonra Org. Tolon'un söz
leri hiç yakışık almadı...
TAHA AKYOL MILLIYET 21/01/2004

Ankara'dan Talat'a ‘TOBB kılıflı’ davet

Ömer BİLGE/LEFKOŞA/Uğur ERGAN/ANKARA

Kıbrıs konusunun görüşüleceği cuma günkü Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı öncesi, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat dün sürpriz bir şekilde Ankara'ya geldi.

Ancak Talat'ın Ankara'ya gelişiyle ilgili ‘‘ilginç bir formül’’ uygulandı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nden (TOBB) önceki akşam yapılan yazılı açıklamada KKTC'de hükümeti kuran CTP lideri Mehmet Ali Talat ile DP lideri Serdar Denktaş'ın, TOBB'un daveti üzerine Ankara'ya geleceği duyuruldu. TOBB, dün sabah yaptığı açıklamada da Talat ve Denktaş'a bir öğle yemeği verileceğini bildirdi.

YEMEĞİ GÜL VERDİ

Ancak saatler ilerledikçe, programdaki değişiklikler birbiri ardına gelmeye başladı. Önce Ankara'ya sadece
Talat'ın geleceği ortaya çıktı. Daha sonra da Dışişleri Bakanlığı, TOBB'un vereceği öğle yemeğinin iptal edildiğini, bunun yerine Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Dışişleri Konutu'nda Talat'a yemek vereceğini açıkladı.

HÜKÜMETİN FORMÜLÜ

Kulislerden sızan bilgiler ise, bu ilginç gelişmenin arkasındaki planı ortaya çıkardı. Hükümet, hem MGK, hem de Başbakan Erdoğan'ın cumartesi günü Davos'ta
Annan ile yapacağı görüşme ve pazar günü çıkacağı ABD ziyareti öncesi KKTC hükümetiyle görüşmek istedi. Ancak hükümet ‘‘Ankara doğrudan KKTC'ye müdahale ediyor’’ havasını da yaratmamaya çalıştı. Bunun üzerine Kıbrıslı liderlere daveti TOBB yaptı. Yemek öncesi Gül ve Talat yaptıkları kısa açıklamalarda, davetin TOBB’ce yapıldığını özellikle vurguladılar. Talat ayrıca ziyaretinin resmi olmadağını söyledi. Dışişleri kaynakları ise, Talat'ın Türk iş dünyasıyla tanışmak istediğini ve davetin bu nedenle TOBB’ce yapıldığınu savundu. Aynı kaynaklar, Gül'ün programının sıkışıklığı nedeniyle de, Bakan'ın yemeği ile TOBB'un yemeğinin yer değiştirdiğini kaydettiler.

‘Ver-kurtul’ olmayacak

DIŞİŞLERİ Bakanı Gül, TOBB’un Ankara'ya davet ettiği KKTC Başbakanı Talat’a konutunda öğle yemeği verdi. Bu arada Gül, Ege Ordu Komutanı Org. Hurşit Tolon'un ‘‘Memleket hain yetiştiriyor. Hain yoksa ‘Ver-kurtul' diyen kim?’’ demecine A.A. aracılığıyla yanıt verdi. Ordu adına Genelkurmay Başkan ve İkinci Başkanı’nın konuşabileceğini anımsatan Gül, ‘‘Türkiye her önerileni aynen kabul edecekt
ir ve verip kurtulacaktır diye bir şey yok’ dedi.

Son karar zirvesine geliyor

KKTC Başbakanı Talat'ın ardından Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da cumartesi günü Ankara'ya gelmesi bekleniyor. Denktaş, Kıbrıs özel gündemiyle toplanacak olan MGK'nın ardından Başbakan Tayyip Erdoğan ile son karar görüşmesi yapacak. Liderler, MGK'dan çıkacak karara göre ortak bir tutum belirleyecek.

HURRIYET 21/01/2004

Türkiye ile örtüşüyoruz

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunu konusunda Türkiye ve KKTC’nin çalışmalarının çoğu noktada örtüştüğünü belirterek, “Farklıklar olsa bile bunlar bakış farklılıklarıdır, bunları birbirine yakınlaştıracağız” dedi.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) davetlisi olarak Ankara’ya giden Başbakan ve Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nu birlik merkezinde ziyaret etti.

Görüşmeden önce basına bir açıklama yapan Talat, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

Bir gazetecinin Kıbrıs sorununa ilişkin Türkiye’nin yaptığı çalışmaların KKTC’nin çalışmalarıyla örtüşüp örtüşmediğini sorması üzerine Talat, bu çalışmaların değişik bazı noktalarda, değişik alanlarda yoğunlaştığını söyledi. Ancak, sonuç olarak Kıbrıs sorununun bütün yönlerini değerlendirdiklerini belirten Talat, şunları kaydetti:

“Çoğu noktada örtüşüyoruz. Endişe ve hedef aynıdır. Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını, haklarını, adadaki varlığını korumaktır. Bu çerçevede farklılıklar olsa bile bunlar bakış farklılıklarıdır. Bunları birbirine yakınlaştıracağız. Dolayısıyla bir farklılığımız olduğunu söylemek şu an itibariyle mümkün değil.”

Bir başka gazetecinin “farklılığın ne olduğunu” sorması üzerine de Talat, böyle bir şey söylemediğini, bakış açısında farklılığın bulunmadığını, olduğu zaman da onları yakınlaştıracaklarını bildirdi.

23 Ocak’ta yapılacak Milli Güvenlik Kurulu toplantısına Cumhurbaşkanı ya da Dışişleri Bakanı’nın katılıp katılmayacağının sorulması üzerine de Talat, söz konusu toplantının cuma günü yapılacağını, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ise cumartesi ve pazar günü Türkiye’de bazı temaslarda bulunacağını kaydetti.

Talat, MGK toplantısıyla ilgili bir durumun söz konusu olmadığını ifade etti.

“TOPLUMSAL UZLAŞMA VE ÇÖZÜM HÜKÜMETİ KURDUK”

Mehmet Ali Talat, yaptığı açıklamada, KKTC’de bir toplumsal uzlaşma ve çözüm hükümeti kurduklarını, Türkiye’yle ilişkileri geliştirme konusunda adımlar atmaya başladıklarını belirterek, “Türkiye ve Kıbrıs sorunu çok önemli bir dönemeçte. Bu dönemeçte Türkiye ve KKTC’nin istişare içinde ortak politikalar belirleyerek sorunun çözümünün Kıbrıs Türkü’nün çıkarlarını koruyacak şekilde gerçekleştirilmesinin temel hedefleri olduğunu” bildirdi. Talat, “Bu düşünce içinde hareket ediyoruz. Hükümetimiz, Mayıs 2004’e dek Kıbrıs sorunun çözümünün Kıbrıs Türkü’nün ve Türkiye’nin yararına olduğu düşüncesiyle elinden gelen bütün gayreti Türkiye’yle istişare içinde sürdürecektir” dedi.

Başbakan Talat, cumartesi günü güven oylamasına gideceklerini, alacakları güven oyunun ardından, daha önemli, daha ses getirici ve haklarını uluslararası anlamda da güvenceye bağlayacak adımları atacaklarını söyledi.

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ve ekibiyle de görüştüğünü ifade eden Talat, Kıbrıs’ta Kıbrıs sorunuyla ilgili bir çalışma yaptıklarını hatırlatarak, bunu yeniden gözden geçirme fırsatı bulduklarını kaydetti.

“1 MAYIS 2004’Ü HEDEF TARİH OLARAK BELİRLEDİK”

Bu konudaki hazırlıkların hem Türkiye’de hem Kıbrıs’ta devam ettiğine de dikkat çeken Talat,, “resim daha tam anlamıyla ortaya çıkmadı. Ama bir şey ortaya çıktı: Türk tarafı çözüm için ciddiyetle çalışacak, çözümü sağlamak için gayret gösterecek. 1 Mayıs 2004’ü de hedef tarih olarak belirledi. Ona göre bu çalışma programını organize edecek” diye konuştu.

Daha sonra Abdullah Gül ile bu konuyla ilgili yeniden bir araya geleceklerini anlatan Mehmet Ali Talat, bu görüşmenin ya Türkiye’de ya da KKTC’de gerçekleşeceğini söyledi.

Mehmet Ali Talat hedeflerinin aynı olduğunu, bu hedefe ulaşmak için ellerinden geleni yapacaklarını belirterek, hükümetlerinin bu konuda kararlı olduğunu, bu kararlılığı önümüzdeki günlerde herkesin gözlemleyeceğini bildirdi.

HALKIN SESI 21/01/2004

Denktaş, 24 Ocak'ta Ankara'ya gidiyor

Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, MGK toplantısı sonrası Ankara'da düzenlenecek zirveye katılması kesinleşti

Denktaş, 24 Ocak'ta Ankara'ya gidiyor

ERDOĞAN İLE BİR ARAYA GELECEK... Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 23 Ocak'ta yapılacak olan Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmek üzere 24 Ocak Cumartesi Türkiye'ye gidiyor

HÜKÜMETİN DURUMU NETLEŞMEDİ... Denktaş, başka temaslar yapılabilecekse pazartesiye kadar kalacağını, olmayacaksa pazara döneceğini söyledi. Cumhurbaşkanına hükümetin eşlik edip etmeyeceği ise henüz netlik kazanmadı

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la görüşmek amacıyla cumartesi Ankara'ya gidecek.

Güzelyurt Sanat Derneği (GÜSAD) heyetini kabulünde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, cumartesi Ankara'ya gideceğini ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la görüşeceğini söyledi.

"Başka temaslar yapılabilecekse pazartesiye kadar kalacağım, olmayacaksa pazara döneceğim" diyen Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın da bu ziyarete katılıp katılmayacağına ilişkin soruya da, "Bugün için öyle bir program yok. Geldiklerinde başka haber getirirlerse onu bilmiyorum" ifadelerini kullandı.

Denktaş, Başbakan Talat'ın Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin konuğu olarak dün Ankara'ya gittiğini anımsattı.

Türkiye Milli Güvenlik Kurulu, Türkiye'nin Kıbrıs müzakere sürecine ilişkin tutumunu netleştirmek amacıyla cuma günü toplanacak.

KIBRIS 21/01/2004

Çözümde kararlıyız

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül, Ege Ordu Komutanı Orgeneral Tolon'un Kıbrıs'la ilgili açıklamalarına tepki göstererek, "TSK adına kimin konuşacağının belli olduğunu" belirtti ve Kıbrıs'ta çözümsüzlük istemediklerini yineledi

Çözümde kararlıyız

SİYASİ KARARLILIK ORTAYA KOYDUK... Gül: Türkiye, Kıbrıs sorununda 1 Mayıs'tan önce çözüm bulunsun diye Annan Planı çerçevesinde müzakerelerin başlaması için siyasi kararlılığını ortaya koydu. Çözümde kararlıyız ama Türkiye kendisine ne öneriliyorsa aynen bunları kabul edecektir ve verip kurtulacaktır diye bir şey kesinlikle söz konusu değil. Bu çerçeve içinde bir çözüm bulunsun diye gayret edilmektedir

TSK ADINA GENELKURMAY BAŞKANI KONUŞABİLİR... Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon'un Kıbrıs ile ilgili son açıklamalarını değerlendiren Gül, "Türk Silahlı Kuvvetleri adına kimin konuşacağı bellidir. Bu da genelkurmay başkanı ve ikinci başkanıdır. Herkes kendi kanaatini söyleyebilir. Bunlara cevap verebilecek durumda değilim" dedi

PAPANDREU'NUN ÖNERİSİ OLUMLU... "Papandreu'nun, 7 Mart seçimlerinden sonra Türkiye ve Yunanistan arasında savunma harcamalarının kademeli olarak düşürülmesine ilişkin bir anlaşma imzalanması yönündeki önerisi güzel. İki ülke arasındaki güvenin daha da gelişiyor olduğu anlamına gelir. Bu, aynı zamanda her şeyi barışçı yolla halletmek için siyasi iradenin varolduğunu gösteriyor. Büyük memnuniyet duyduk. Türkiye, savunma harcamalarını aslında düşürmeye başladı"

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon'un Kıbrıs'la ilgili açıklamalarına tepki göstererek, "Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) adına kimin konuşacağının belli olduğunu" belirtti ve Kıbrıs'ta çözümsüzlük istemediklerini yineledi.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda kendisine ne öneriliyorsa aynen bunları kabul ederek, verip kurtulacaktır diye bir şeyin kesinlikle söz konusu olmadığını dile getirdi.

"Kıbrıs sorununun çözümüne paralel olarak bu yıl Türkiye ile Yunanistan arasındaki diğer sorunların da çözüme kavuşup kavuşmayacağına" ilişkin soru üzerine Gül şunları kaydetti:

"Zaten çalışmalar var. İki ülkenin dışişleri bakanlıkları müsteşarları görüşmeler yapmakta. Bu görüşmelerin içeriğini şu anda her iki ülke de açıklamıyor. Ama 30'a yakın görüşme yapıldı ve bu devam edecektir."

Gül, "Türkiye'nin Kıbrıs sorununda da 1 mayıstan önce çözüm bulunsun diye Annan Planı çerçevesinde müzakerelerin başlaması için siyasi kararlılığını ortaya koyduğunu" söyleyerek, şöyle devam etti:

"Ama Türkiye kendisine ne öneriliyorsa aynen bunları kabul edecektir ve verip kurtulacaktır diye bir şey kesinlikle söz konusu değil. Bu çerçeve içinde bir çözüm bulunsun diye gayret edilmektedir.

Umarız Rum tarafı da aynı anlayışı gösterir."

Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon'un son açıklamalarının hatırlatılması üzerine Gül, "Türk Silahlı Kuvvetleri adına kimin konuşacağı bellidir. Bu da Genelkurmay Başkanı ve İkinci Başkanıdır. Herkes kendi kanaatini söyleyebilir. Bunlara cevap verebilecek durumda değilim" diye konuştu.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun "savunma harcamalarında karşılıklı indirime gidilmesi" açıklamasını olumlu karşıladığını, bunun iki ülke arasındaki güven ortamının gelişmekte olduğunu gösterdiğini söyledi.

Gül, A.A'ya verdiği demeçte, Papandreu'nun, 7 Mart seçimlerinden sonra Türkiye ve Yunanistan arasında savunma harcamalarının kademeli olarak düşürülmesine ilişkin bir anlaşma imzalanması yönündeki önerisiyle ilgili olarak, "Bunlar güzel şeyler. İki ülke arasındaki güvenin daha da gelişiyor olduğu anlamına gelir" değerlendirmesinde bulundu.

Papandreu'nun açıklamasının aynı zamanda her şeyi barışçı yolla halletmek için siyasi iradenin varolduğunu gösterdiğini kaydeden Gül, bu çerçevede Yunanistan Dışişleri Bakanı'nın açıklamalarını büyük memnuniyetle karşıladığını ifade etti ve Türkiye'nin savunma harcamalarını aslında düşürmeye başladığını hatırlattı.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın bütçesinin ilk kez bu yıl Milli Savunma Bakanlığı'nın bütçesinden daha fazla olduğunu söyleyen Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Umarız kaynaklarımızı halklarımızın zenginliği ve refahına daha çok harcama imkanımız olur. Bunun için güven artırıcı tedbirleri geliştirmemiz lazım. AB yolundaki ilerlemeler, Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerine başlaması ve ileride üye olması, savunma harcamalarını çok daha azaltacaktır. Hiçbir ülke aslında savunma harcamalarını çok fazla tutmak istemez, mecburiyetler bu hale getirmiştir, o bakımdan Papandreu'nun son açıklamalarını olumlu demeçler olarak görüyorum."

Yunanistan'da 7 martta yapılacak seçimlerden Papandreu'nun başkanlığında PASOK'un galip gelmesi durumunda Yunanistan ile böyle bir anlaşmanın imzalanıp imzalanmayacağının sorulması üzerine Gül, "Hemen böyle bir anlaşma imzalayacağız diye bir şey yok, ama ben niyet açısından söylüyorum" yanıtını verdi.

"Bu bölgede iyi bir rüzgar estiğini" belirten Gül, "Yunanistan seçimlerini PASOK'un değil muhalefet partisinin kazanması durumunda da Yunanistan-Türkiye arasındaki ilişkilerde ivmenin kaybolmayacağını düşünüyorum" dedi.

Gül, Türkiye ile Yunanistan'ın son dönemde pek çok alanda işbirliğine gittiğini hatırlatarak, askerlik süresinin Türkiye'de de kısaltıldığını ve iki ülke arasında çifte vergilendirmenin önlenmesi anlaşmasının imzalandığını söyledi.

Barzani'nin açıklamaları

Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) lideri Mesud Barzani'nin "1 marta kadar taleplerinin kabul edilmemesi durumunda ABD'ye verecekleri desteği çekecekleri" yönündeki açıklamalarının ve Iraklı Kürtlerin özerklik taleplerinin hatırlatılması üzerine Gül, şunları söyledi:

"Bunlar gerçekçi ve kuzey Irak'taki Kürtlerin de çok çıkarına olan şeyler değil. Etnik veya dini temellere dayalı federasyonlar Irak'ın geleceği için hayırlı şeyler değildir. Geçmişte Irak'taki tüm kesimler çok sıkıntı çekti. Artık bu dönemin unutulup yeni bir dönemin başlaması lazım. Bu yeni dönemde Irak barışçı olmalı ve kaynaklar ülkenin refahı için harcanmalı. Bu nedenle oraya yeni istikrarsızlıklar davet etmek çok yanlış olur. Eminim ki Kürt liderler de bunu görecektir."

Gül, Türkiye'nin Irak'ın kuzeyindeki Kürt partileri geçmişte desteklediğini ve bundan sonra da desteklemeye devam edeceğini belirterek, "Geçen 15 yılda eğer orada yeni bir yapılanma olduysa Türkiye'nin 15 yıldır verdiği destek sayesinde olmuştur" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD ziyareti sırasında Amerikalı yetkililer nezdinde bu konunun gündeme getirilip getirilmeyeceğinin sorulması üzerine de Gül, ziyaret sırasında konuşulacak önemli konulardan birinin de Irak olacağını kaydetti.

"Düşüncelerimizi iyi niyetle anlatacağız" diyen Gül, istikrarlı, barışçıl ve zengin bir Irak'ın Türkiye'nin çıkarına olduğunu ifade etti.

KIBRIS 21/01/2004

Mayıs'tan önce çözüm

Özel bir uçakla dün Ankara'ya giden Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile çalışma yemeğinde bir araya geldi. Görüşmede Kıbrıs sorunu ele alındı. Dışişleri Bakanı Gül, hedefi gösterdi:

Mayıs'tan önce çözüm

"ELİMİZDEN GELEN GAYRETİ GÖSTERECEĞİZ"... Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 1 Mayıs'tan önce tarafları tatmin edici, Kıbrıslı Türklerin geleceğini koruyan kalıcı ve adil bir çözüm bulunmasını ümit ettiklerini vurguladı ve bunun için hem Türk, hem de KKTC tarafının elinden gelen gayretleri göstereceğini belirtti

"ÇOK CİDDİ GİRİŞİM VE HAZIRLIKLAR VAR"... Başbakan Mehmet Ali Talat da, Kıbrıs sorununun çözüm süreci çerçevesinde önemli günler yaşandığına ve çok ciddi girişim ve hazırlıkların olduğuna dikkat çekerek, "Türkiye ile istişare ederek, Kıbrıs sorununun çözümü doğrultusunda hareket edeceğiz" diye konuştu

TÜRKİYE İLE ÇOĞU NOKTADA ÖRTÜŞÜYORUZ... Talat: Kıbrıs sorunu konusunda Türkiye ve KKTC'nin çalışmaları çoğu noktada örtüşüyor. Farklılıklar olsa bile bunlar bakış farklılıklarıdır, bunları birbirine yakınlaştıracağız. Endişe ve hedef aynıdır; Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını, haklarını, adadaki varlığını korumaktır. Türkiye ile bir farklılığımız olduğunu söylemek şu an itibariyle mümkün değil

TOBB'DEN TALAT HÜKÜMETİNE DESTEK... Başbakan Talat ile görüşen TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, "Bu yıl ülkemizin AB'ye üyeliği açısından kritik bir yıl olacaktır. Biz hem bu noktada, hem de Kıbrıs'ta çözümün bulunabileceği açısından ümitliyiz" dedi. Hisarcıklıoğlu, KKTC'de, hükümetin toplumsal uzlaşma ve çözüm ekseninde kısa sürede kurulmuş olmasını memnuniyetle karşıladıklarını da belirtti

SERDAR DENKTAŞ SON ANDA VAZGEÇTİ: Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, son anda Ankara ziyaretinden vazgeçti. Başbakan Talat, Ankara'da yaptığı açıklamada, Serdar Denktaş'la beraber gelmeyi planladıklarını, ancak KKTC'deki yoğun program nedeniyle adada kaldığını söyledi

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Ankara'da bulunan Başbakan Mehmet Ali Talat'la Kıbrıs sorununu görüştü. Gül, 1 Mayıs'tan önce tarafları tatmin edici, Kıbrıslı Türklerin geleceğini koruyan kalıcı ve adil bir çözüm bulunmasını ümit ettiklerini vurguladı ve bunun için hem Türk, hem de KKTC tarafının elinden gelen gayretleri göstereceğini belirtti.

Başbakan Talat da Kıbrıs sorununun çözüm süreci çerçevesinde önemli günler yaşandığına ve çok ciddi girişim ve hazırlıkların olduğuna dikkat çekerek, "Türkiye ile istişare ederek, Kıbrıs sorununun çözümü doğrultusunda hareket edeceğiz" diye konuştu.

Bu arada Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, son anda Ankara ziyaretinden vazgeçti. Ankara'ya yalnız giden Başbakan Talat, Serdar Denktaş'la beraber gelmeyi planladıklarını, ancak KKTC'deki yoğun program nedeniyle adada kaldığını söyledi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) davetlisi olarak, THY'ye ait özel bir uçakla dün saat 12.25'te Ankara'ya gitti.

Konuk Başbakanı, Esenboğa Havalimanı'nda, TC Ankara Vali Yardımcısı Burhan Terzioğlu, KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç ve öteki ilgililer karşıladı.

Gül: Çabalar, sürece katkıda bulunacak

Başbakan Mehmet Ali Talat, dün öğle saatlerinde, çalışma yemeğinde TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile bir araya geldi.

Dışişleri Bakanlığı Konutu'ndaki yemek öncesi gazetecilere açıklamada bulunan Gül, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) davetlisi olarak Ankara'ya gelen Talat'la birçok konuda görüş alışverişinde bulunacaklarını kaydetti.

1 Mayıs'tan önce tarafları tatmin edici, Kıbrıslı Türklerin geleceğini koruyan kalıcı ve adil bir çözüm bulunmasını ümit ettiklerini ifade eden Gül, bunun için hem Türk hem de KKTC tarafının elinden gelen gayretleri göstereceğini belirtti.

Bu çerçevede sürecin devam ettiğine işaret eden Gül, "Ümit ediyoruz netice başarılı olur ve kalıcı bir çözüm olur" diyerek, tüm çabaların sürece katkıda bulunacağını kaydetti.

Talat: Mayıs 2004 hedefi için uğraşıyoruz

Başbakan Talat da yaptığı açıklamada, ziyaretinin resmi olmadığını, TOBB'yle yapacakları çalışma çerçevesinde Ankara'ya geldiğini söyledi.

Kıbrıs sorununun çözüm süreci çerçevesinde önemli günler yaşandığına işaret eden Talat, Kıbrıs sorunuyla ilgili çok ciddi girişim ve hazırlıkların olduğunu kaydetti. Talat, "Türkiye ile istişare ederek, Kıbrıs sorununun çözümü doğrultusunda hareket edeceğiz" diye konuştu.

Mayıs 2004'ü hedef alarak yoğun bir çalışma içinde olacaklarını söyleyen Talat, bunu gerçekleştirmek için Türkiye ile istişarelerde bulunduklarını belirtti.

Ancak Ankara'ya bu bağlamda gelmediğini yineleyen Talat, buna rağmen Gül'le konuya ilişkin yapacağı değerlendirmelerin "yararlı" olacağını, KKTC'de de hükümetin çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti. Talat, bu çerçevede ziyaretini, "bunların karşılıklı olarak bütünleştirmeye çalışmanın bir küçücük parçası" olarak değerlendirdi.

Talat, Ankara'ya Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'la beraber gelmeyi planladıklarını, ancak KKTC'deki yoğun program nedeniyle Denktaş'ın adada kaldığını belirtti.

Talat'tan TOBB'ye ziyaret

Başbakan Mehmet Ali Talat, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nu birlik merkezinde ziyaret etti.

Görüşmeden önce basına bir açıklama yapan Talat, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Bir gazetecinin Kıbrıs sorununa ilişkin Türkiye'nin yaptığı çalışmaların KKTC'nin çalışmalarıyla örtüşüp örtüşmediğini sorması üzerine Talat, bu çalışmaların değişik bazı noktalarda, değişik alanlarda yoğunlaştığını söyledi. Ancak, sonuç olarak Kıbrıs sorununun bütün yönlerini değerlendirdiklerini belirten Talat, şunları kaydetti:

"Çoğu noktada örtüşüyoruz. Endişe ve hedef aynıdır. Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını, haklarını, adadaki varlığını korumaktır. Bu çerçevede farklılıklar olsa bile bunlar bakış farklılıklarıdır. Bunları birbirine yakınlaştıracağız. Dolayısıyla bir farklılığımız olduğunu söylemek şu an itibariyle mümkün değil."

Bir başka gazetecinin "farklılığın ne olduğunu" sorması üzerine de Talat, böyle bir şey söylemediğini, bakış açısında farklılığın bulunmadığını, olduğu zaman da onları yakınlaştıracaklarını bildirdi.

23 Ocak'ta yapılacak Milli Güvenlik Kurulu toplantısına cumhurbaşkanı ya da dışişleri bakanının katılıp katılmayacağının sorulması üzerine de Talat, söz konusu toplantının cuma günü yapılacağını, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın ise cumartesi ve pazar günü Türkiye'de bazı temaslarda bulunacağını kaydetti.

Talat, MGK toplantısıyla ilgili bir durumun söz konusu olmadığını ifade etti.

"Toplumsal uzlaşma ve çözüm hükümeti kurduk"

Mehmet Ali Talat, yaptığı açıklamada, KKTC'de bir toplumsal uzlaşma ve çözüm hükümeti kurduklarını, Türkiye'yle ilişkileri geliştirme konusunda adımlar atmaya başladıklarını belirterek, "Türkiye ve Kıbrıs sorunu çok önemli bir dönemeçte. Bu dönemeçte Türkiye ve KKTC'nin istişare içinde ortak politikalar belirleyerek sorunun çözümünün Kıbrıs Türkü'nün çıkarlarını koruyacak şekilde gerçekleştirilmesinin temel hedefleri olduğunu" bildirdi.

Talat, "Bu düşünce içinde hareket ediyoruz. Hükümetimiz, Mayıs 2004'e dek Kıbrıs sorunun çözümünün Kıbrıs Türkü'nün ve Türkiye'nin yararına olduğu düşüncesiyle elinden gelen bütün gayreti Türkiye'yle istişare içinde sürdürecektir" dedi.

Başbakan Talat, cumartesi günü güven oylamasına gideceklerini, alacakları güven oyunun ardından, daha önemli, daha ses getirici ve haklarını uluslararası anlamda da güvenceye bağlayacak adımları atacaklarını söyledi.

Dün, TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ve ekibiyle de görüştüğünü ifade eden Talat, Kıbrıs'ta Kıbrıs sorunuyla ilgili bir çalışma yaptıklarını hatırlatarak, bunu yeniden gözden geçirme fırsatı bulduklarını kaydetti.

"1 Mayıs 2004'ü hedef tarih olarak belirledik"

Bu konudaki hazırlıkların hem Türkiye'de hem Kıbrıs'ta devam ettiğine de dikkat çeken başbakan, "Resim daha tam anlamıyla ortaya çıkmadı. Ama bir şey ortaya çıktı: Türk tarafı çözüm için ciddiyetle çalışacak, çözümü sağlamak için gayret gösterecek. 1 Mayıs 2004'ü de hedef tarih olarak belirledi. Ona göre bu çalışma programını organize edecek" diye konuştu.

Daha sonra Abdullah Gül ile bu konuyla ilgili yeniden bir araya geleceklerini anlatan Mehmet Ali Talat, bu görüşmenin ya Türkiye'de ya da KKTC'de gerçekleşeceğini söyledi.

Mehmet Ali Talat hedeflerinin aynı olduğunu, bu hedefe ulaşmak için ellerinden geleni yapacaklarını belirterek, hükümetlerinin bu konuda kararlı olduğunu, bu kararlılığı önümüzdeki günlerde herkesin gözlemleyeceğini bildirdi.

Hisarcıklıoğlu: Kıbrıs'ta çözümden ümitliyiz

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, "Bu yıl ülkemizin AB'ye üyeliği açısından kritik bir yıl olacaktır. Biz hem bu noktada, hem de Kıbrıs'ta çözümün bulunabileceği açısından ümitliyiz" dedi.

Başbakan Talat'ı kabulünde bir açıklama yapan TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu, KKTC'de, hükümetin toplumsal uzlaşma ve çözüm ekseninde kısa sürede kurulmuş olmasının memnuniyetle karşılandığını belirterek, seçim öncesindeki bölünmüş ortamın da hızla bütünleşmeye dönüyor olmasının ayrıca memnuniyet verici olduğunu söyledi.

Önceki gün KKTC hükümetinin programını okuduğunu hatırlatan Hisarcıklıoğlu, bu hükümeti Türkiye ile işbirliği içinde çetin bir müzakere süreci beklediğini ifade etti.

Yeni hükümetin aynı zamanda Kıbrıs Türk toplumunun acil ekonomik ve sosyal beklentileriyle de baş başa kalacağını anlatan Hisarcıklıoğlu, "Dolayısıyla KKTC ile dayanışmamızı güçlendirmemiz ve bunu somut biçimde göstermemiz gereken bir süreçten geçiyoruz" dedi.

KKTC'de yatırım ortamını tesis edebilmek ve KKTC'nin küresel ekonomik sürece intibakını sağlamak üzere, Türkiye'de yapılmakta olanlara benzer reformların yapılmasında büyük fayda olduğuna inandıklarını anlatan Hisarcıklıoğlu, önümüzdeki süreçte TOBB olarak Kıbrıs Türklerinin barış ve huzur içinde geleceğe güvenle bakabilmeleri açısından ellerinden gelen katkıyı ortaya koymak istediklerini bildirdi.

Hisarcıklıoğlu, "Kıbrıs, Türkiye'nin milli davasıdır. Kıbrıs'ın bekası ile Türkiye'nin önceliklerini birbirleriyle çelişir göstermeye çalışanlar yanılmaktadır" diye konuştu.

Türkiye'nin yakın tarihinin Türkiye ile yavru vatanın sarsılmaz bağlarla birbirine bağlı olduğunun örnekleriyle dolu olduğunu da ifade eden Hisarcıklıoğlu, "Bu yıl ülkemizin AB'ye üyeliği açısından kritik bir yıl olacaktır. Biz hem bu noktada ve hem de Kıbrıs'ta çözümün bulunabileceği açısından ümitliyiz" şeklinde konuştu.

KIBRIS 21/01/2004

Referandum gibi güven oylaması

Tarih 7 Mart 2003... Cumhuriyet Meclisi, bir referandum tarihi belirlenmesi için o zamanki muhalefet tarafından toplantıya çağrılmış... Tüm Kıbrıs Türkü'nün gözleri Cumhuriyet Meclisi'nde... Binlerce kişi, sağanak yağmura rağmen, meclis binası önünde bekliyor... Islanmamak için başlarına naylon parçaları geçirmişler...

Ancak, milletin vekillerinin çoğu, halkın bu tutumuna duyarsız... Meclise dahi gelmiyorlar... Ve referandum kararı alınamıyor... Halkta büyük bir hayal kırıklığı... Büyük bir şok ve infial... Aynen 12 Aralık 2002'de, 10 Mart 2003'te, 16 Nisan 2003'te olduğu gibi...

Ve halk, iradesine karşı çıkan vekillerini affetmedi... Bir çoğunu sandıkta bıraktı, geri kalanları da muhalefet sıralarına gönderdi...

*****

Önümüzdeki cumartesi günü, şu anda işbaşında olan CTP-DP hükümeti için Cumhuriyet Meclisi'nde güven oylaması yapılacak... Bu güven oylaması da, en az, yukarıda sözünü ettiğimiz 7 Mart 2003 tarihli meclis toplantısı kadar önemli... Çözüm umutlarımızı diri tutabilmemiz için önemli... Çözümü umut edebilmemiz için önemli...

Halk, bu hükümetten, öncelikli olarak, çok başarılı icraat değil, çözüm yönünde adım atmasını bekliyor... Bu adımların atılabilmesi, çözüm hedefine yürümek için çok azalan zamanı heba etmemek için hükümetin güvenoyu alması hayati önem taşıyor...

Tüm milletvekilleri, cumartesi günü önemli bir sınavdan geçecekler... Çözüm yönünde adım atılmasına katkıda bulunmakla, çözüm yolunu tıkamak arasında seçim yapacaklar... Ve halk da onların davranışlarını, teker teker izleyecek... Hem de çok yakından...

*****

İktidar partileri olan CTP ve DP'nin milletvekilleri, partileri ile ilişkilerindeki sıkıntıları, kişisel sorunları bir yana bırakarak, koalisyon hükümetine sahip çıkmalı ve halkın beklentileri doğrultusunda hareket edeceklerinin açık işaretini vermelidir...

Barış ve çözüm yanlısı olan BDH da, kendisini klasik bir muhalefet partisi konumunda görmeyip, işbirliği ve uzlaşmacı bir tutum sergilemelidir... BDH, mevcut hükümete güvenoyu vermeli ve böylece hükümetten hesap sorma hakkını da elde etmelidir...

UBP içinde varolduğunu bildiğimiz barış yanlısı milletvekilleri de çekinmeden tutumlarını ortaya koymalı ve hükümete güvenoyu vererek, koalisyonun çözüm hedefinden şaşmamasını sağlamalıdır...

KIBRIS 21/01/2004

Referandum konusundaki Rum görüşü Annan'a iletilmeyecek

Rum Yönetimi'nin referandum konusundaki görüşünü BM Genel Sekreteri Annan'a iletmeyeceği açıklandı.

Rum radyosunun haberine göre Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu yaptığı açıklamada, önceki gün Atina'da Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos ile Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis arasında yapılan görüşmede, bu aşamada referandum konusunda Rum tarafının görüşünün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'a iletilmemesi yönünde karar alındığını belirtti.

Yakovu, Rum tarafı ve Atina'nın amacının, müzakereler sonucu üzerinde anlaşmaya varılmış bir metni referanduma sunmak olduğunu da söyledi.

Yakovu bu arada "Türk tarafının, Annan Planı'nda yapılmasını isteyeceği değişikliklerin, planın felsefesini değiştireceği yönünde bilgiler alındığını" da iddia etti.

KIBRIS 21/01/2004

Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Türkler de oy kullanabilecek

Rum basını, haziran ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Kıbrıslı Türklerle Rumların ortak liste ve sandıklarda birlikte oy kullanacaklarını öne sürdü.

Haravgi ve diğer Rum gazetelerine göre, "Haziranda yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde, ortak seçim listesi ve ortak seçim sandıkları kurulacak ve Kıbrıs Rumlarıyla Kıbrıs Türkleri, kimlik kartı göstererek oy kullanacaklar."

Haravgi gazetesinde yer alan habere göre, Rum siyasi partilerinin çoğunluğunun desteklediği bu yöndeki öneriyi, Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristu dün Meclis İçişleri ve AB Konuları Komitesi'ne sundu.

Hristu, önergeyi sunarken yaptığı konuşmada, hedefin, "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tüm vatandaşlarına karşı eşit davranmak, aynı zamanda da yasallığa uymak olduğunu" söyledi.

Hristu, Kıbrıs Türkleri dahil, seçmen kütüğüne kayıtlı olmayanların, ilçe kaymakamlıklarında kimlik kartlarını göstererek ve Kıbrıs yasal sakini olduklarına dair bir forum doldurmak suretiyle, kayıtlarını yapabileceklerini de açıkladı.

Süreç, yasadan sonra

Hristu, Avrupa Parlamentosu seçimleriyle ilgili yasanın geçmesiyle birlikte, bu sürecin başlayacağını da belirtti.

Hristu, nüfus kütüğüne kayıtlı olan Kıbrıslı Türklerin otomatik olarak seçim listesine kaydedilmesiyle ilgili ilk önerinin, anayasal sorun yarattığı için terk edildiğini de söyledi.

Hristu vatandaşların kimlik kartı göstererek oy kullanacağını, seçmen kartı çıkarılmayacağını da belirtti.

Seçmen kartının, Kıbrıslı Türklerin bu seçimlerden uzak durmasına neden olabileceğini de kaydetti.

Ortak sandık

Hristu oyların gizliliğine riayet edilmesi için seçmen sandıklarının da Kıbrıslı Rumlar ve Türkler için ortak olacağını da söyledi.

Gazeteye göre mevcut zorluklar nedeniyle dış ülkelerde yaşayan aGaz Kıbrıslılara yönelik dışta sandıklar kurulması fikrinden ise vazgeçildi.

Fileleftheros gazetesi Rum Yönetimi'nin Ay Demet (İncirli) semti, Ledra Palace ve Strovilya (Akyar) bölgesinde seçim sandıkları açmayı düşündüğünü ve yeni tasarının, ay sonuna kadar meclisten geçmesinin beklendiğini yazdı.

Politis gazetesine göre, Kıbrıslı Türkler oy kullanabilmek için, 2 Nisan'a kadar Rum kaymakamlıklarına gidip forum doldurmalıdır.

Politis gazetesine göre, "Kıbrıs Cumhuriyeti" kimlik kartına 110 bin Kıbrıslı Türk sahiptir ve İçişleri Bakanı Hristu yaptığı açıklamada, mümkünse tüm Kıbrıslı Türklerin seçimlere katılmasının hedeflendiğini söyledi.

Haberde, DİSİ'nin yeni tasarıya tepki gösterdiği de belirtildi.

KIBRIS 21/01/2004

Bush, Haziran’a kadar çözüm istiyor

ABD’nin Kıbrıs özel temsilcisi Thomas Weston’ın süpriz Ankara ziyaretinin perde arkası bilgileri netleşti.

NTV

22 Ocak 2004— Amerikalı diplomat, Ankara’ya Başkan Bush’un Hazirandaki NATO zirvesinde “Kıbrıs çözüldü” mesajı vermek istediğini iletti. Türk tarafı ise 7 Mart’daki Yunan seçimlerine kadar somut adımlar atılmaması halinde çözüm çabaları için çok kısa süre kalacağı uyarısı yaptı.

 

Weston Başbakan Erdoğan’ın Kofi Annan’la görüşeceği Davos Zirvesi ve ABD ziyareti öncesinde yeniden Ankara’ya geldi.
Amerikan yönetimi kaynakları, Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs özel koordinatörü Thomas Weston’ın birkaç saatlik Ankara ziyaretinin Türkiye’nin davetiyle yapıldığını b
elirttiler.
ABD’li diplomatın süpriz Ankara ziyaretinde Başkan Bush’un Washington’da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yapacağı görüşmede Kıbrıs sorununun nasıl ele alınacağı tartışıldı.

BUSH NATO ZİRVESİ’NE KADAR ÇÖZÜM İSTİYOR

Edinilen bilgilere göre, Weston, Başkan Bush’un Kıbrıs sorununun çözümü için kararlılığını dile getirerek “ABD Başkanı Haziran’da İstanbul’da yapılacak NATO zirvesinde (kıbrıs sorunu çözüldü) mesajı vermek istiyor” dedi.

ABD’DEN SİMİTİS’E SERT MESAJ
Washington yönetiminin kapalı kapılar ardında sorunun çözümü için hem Rum kesimine hem Atina’ya baskı yaptığını belirten Weston, bir süre önce Bush’un üç başkente giden mektuplarında en sert içerikli olanının Başbakan Simitis’e gönderilen olduğunu da savundu.

‘KIBRIS ÇÖZÜLÜRSE AB HAYIR DİYEMEZ’
Weston, 1 Mayıs’a kadar çözüm sağlanması halinde, sonuç için Rum ve Türk taraflarında yapılacak referandumların daha ileri bir tarihe bırakılabileceğini de vurguladı.
ABD’li diplomat, Kıbrıs sorununun çözümü ve reformların devamı halinde Türkiye’nin çabalarının karşılıksız kalmayacağını, AB’nin Ankara’ya artık “hayır” diyemeyeceğini de ifade etti.

TÜRKİYE KIBRIS PLANINI ANLATTI
Türk tarafı ise, ABD’li diplomata, BM Genel Sekreteri’nin belirleyeceği bir süreçte koşulsuz masaya oturup, müzakereye ve sonuçları eşzamanlı olarak referanduma götürmeye hazır olduğunu bildirdi. Görüşmede Türk tarafının Annan planında hangi konularda değişiklik istediği ve “olmazsa-olmaz” gördüğü unsurları ana başlıkları ile Weston’a ilettiği öğrenildi.

‘YUNANİSTAN SEÇİMLERİNDEN ÖNCE ADIM ATILSIN’
Türk tarafı ayrıca, Yunanistan’da 7 Mart’da yapılacak seçimlere kadar Kıbrıs için somut bir adım atılmaması halinde çözüm için çok kısa ve yetersiz bir süre kalacağı uyarısı yaptı. Türk tarafı, Kıbrıs sorununun Yunan seçimlerinde iç politika malzemesi yapılmamasını da istedi.
Bazı Amerikan kaynakları da, Türkiye’nin görüşmelerde temel olarak Washington’un Kıbrıs görüşmelerini başlatması için BM Genel Sekreteri Annan’a telkinde bulunmasını amaçladığını söylüyorlar.

ERDOĞAN REFERANDUM İÇİN GÜVENCE VERMEYECEK
Çünkü Cumartesi günü Davos’ta Annan’la görüşecek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın anlaşma olmasa bile sonuçta referanduma gidileceği güvencesini vermeyeceği belirtiliyor.
Zaten Yunanistan ve Rum tarafı da buna yanaşmıyor. Bu durumda Annan’ın görüşmelerin başlatılması için yeterli zemin bulunmadığı sonucunu çıkarması mümkün. İşte Ankara’nın Washington’ı bu noktada devreye sokmak istediği kaydediliyor. Erdoğan, 28 Ocak’taki Başkan Bush görüşmesinde de, Türk tarafının Kıbrıs öneril
erine Amerikan desteği isteyecek.

Talat: Türkiye Kıbrıs’ta çözüm için kararlı

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin Mayıs ayına kadar Kıbrıs sorununun çözümü konusunda kararlı bir tutum içinde olduğunu belirtti.

Lefkoşa
AA

21 Ocak 2004— Talat, Türkiye ile KKTC’de yürütülen çalışmaların birleştirilmesiyle bu yolda olumlu adımlar atılacağına inandığını kaydetti.

Ankara temasları konusunda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, Kıbrıs müzakere sürecine ilişkin “tutum belgesinin” oluşma aşamasında olduğunu, henüz kesinleşmediğini ifade ederek, Başbakan Erdoğan’ın Davos ve ABD’deki temaslarının ardından BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a müzakere için çağrı yapmasının beklendiğini bildirdi.
Talat, “Yapacağımız çağrının Genel Sekreter’in
koşullarını büyük ölçüde karşılayacak ve görüşmeleri başlatacak nitelikte olması gerekir” diye konuştu. Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile Kıbrıs konusundaki hazırlıkları değerlendirdiklerini belirten Talat, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin Kıbrıs konusunda basına kapalı toplantısında ise Kıbrıs konusu yanında KKTC ekonomisinin kalkınması için alınabilecek önlemler ve AB ile ilişkilerin ele alındığını anlattı.

‘ÖNCELİK GÖRÜŞMELERİ BAŞLATMAK’
Türkiye’de ve KKTC’de Kıbrıs konusundaki hazırlıkların devam ettiğini kaydeden Talat, şöyle konuştu: “Konu, BM Genel Sekreteri’nin görüşmeleri başlatması üzerinde yoğunlaşmaktadır.

BM Genel Sekreteri’nin görüşmeleri başlatmak için ortaya koyduğu koşulları ne ölçüde karşılayabiliriz, Rumların bu konudaki tutumu gibi konular gündem konularıdır. Bu nedenle öncelik görüşmeleri başlatmak.”
Rum yönetimi lideri Tasos Papodopulos’un, Kofi Annan’a mektup yazarak görüşmeleri başlatma çağrısı yaptığını, ancak bu çağrının Genel Sekreter’in koşullarına y
anıt niteliği taşımadığı için olumlu bir yanıt almadığını anımsatan Talat: “Şimdi bizim yapacağımız çağrının Genel Sekreter’in koşullarını büyük ölçüde karşılayacak ve görüşmeleri başlatacak nitelikte olması gerekir. Bunun hazırlığını çok iyi yapmak ve iki tarafta yapılan hazırlıkları bütünleştirmek gerekir” diye konuştu.

MÜZAKERELER İÇİN ABD’DEN DESTEK
Türk tarafının Genel Sekreter’e müzakere çağrısını ne zaman yapacağına ilişkin sorulara karşılık da Talat, şöyle dedi: “Dünya çapında birçok diplomatik temas var. KKTC’nin bu konuda doğrudan şansı ne yazık ki yok.
Türkiye Başbakanı, Genel Sekreter ile Davos’ta görüşecek, ardından Amerika’ya gidecek. Amerikalılardan görüşmelerin başlatılması için destek istenecek. Bu girişimlerin hemen ardından veya bu girişi
mlerle birlikte bu çağrının yapılabileceğini tahmin ediyorum.”

BAKANLAR KURULU TOPLANTISI
KKTC Bakanlar Kurulu’nun Başbakan Mehmet Ali Talat başkanlığında yaptığı ve yaklaşık 5 saat süren toplantısı sona erdi.
KKTC Bakanlar Kurulu, faiz farkı uygulamasıyla bankaların verdiği kredilerden Merkez Bankası’na yatırılan Türk Lirası’nda yüzde 3’lük ve dövizde yüzde 0.5’lik oranı, bugünden itibaren kaldırma kararı aldı. Hükümet bu kararla, bankaların daha düşük faizle kredi vermesini sağlamayı amaçladığını açıkladı
.

Talat'ın görüşleri

Kıbrıs konusunda Ankara, görüş oluşturma çalışmalarını sürdürüyor. Yarın toplanacak olan MGK'da konu ele alınacak. Toplantının hemen arkasından Başbakan Erdoğan, Davos'a uçacak ve BM Genel sekreteri Kofi Annan'la görüşecek...
Annan görüşmesinden sonra da 28 Ocak'ta Washington'da Başkan Bush'la görüşecek. Başbakan Erdoğan'ın bu temasları Kıbrıs görüşmelerinin yeniden başlamasını sağlamaya dönük olacak...
Odalar Birliği'nin davetiyle Ankara'ya gelen KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, yeni
den masaya oturulup oturulmayacağının Başbakan Erdoğan'ın bu temaslarından sonra belli olacağını söyledi.
Talat, gazetecilerle bir araya geldiği Odalar Birliği yemeğinde, aşılması gereken ilk engelin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın koşulları olduğunu söyl
edi.
Annan koşulları, çözüm için tarafların samimi siyasi iradelerini ortaya koymaları ve masaya otururken, uzlaşma olsa da olmasa da planı referanduma götürmeleri...
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş gibi Dışişleri uzmanlarının da söylediği, üzerinde uzlaşma sağ
lanamamış olsa da bir belgenin referanduma götürülmesi koşuluna ilk kez rastlanıyor. Gündüz Aktan gibi uzmanlar, Annan'ın bu tutum ve koşulunun BM Yasası'na aykırı olduğunu da düşünüyor.
Başbakan Erdoğan, bu konuda Annan'ı etkileyip bu koşulu değiştirebili
r mi?
Bunu Davos ve Washington temaslarından sonra öğreneceğiz...
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın söylemi seçim öncesine göre biraz değişmiş görünüyor. Genel yaklaşımından uzaklaşmamakla birlikte, Türk tarafının çözüm gayretlerine karşın, Rum tarafının
Mayıs 2004'ü çözümsüz geçmeye çalıştığını vurguladı. Olayın bir de Rum tarafı olduğuna işaret etmesi ve çözümü ertelemeye çalıştıklarına dikkat çekmesi önemli.
Eğer görüşme masasına oturulacaksa, müzakereleri Cumhurbaşkanı Denktaş'ın başkanlığında bir hey
et yürütecek. Talat, bu heyette kendisinin ve yeni Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın da yer alacağını belirtti. "Bazen üçlü otururuz, bazen Cumhurbaşkanı olmaz, biz oluruz, bazen ben olmayabilirim, ama sonuçta bu görüşmeleri Cumhurbaşkanı Denktaş'la birlikte yürüteceğiz" dedi.
Talat, Cumhurbaşkanı Denktaş'la ilgili görüşünü de şöyle açıkladı: "Seçimden önce söylediğimiz şaka değildi. Eğer yeterli oyu alsaydık Denktaş'ı görüşmecilikten alacaktık. Ama halk bize bu izni vermedi. Biz de halkın dediğini yapmak
zorundayız. Ayrıca KKTC tanınmadığı için Annan planı toplum lideri, ifadesini kullanıyor. Toplum lideri de Sayın Denktaş'tır. Cumhurbaşkanı olarak heyete elbette o başkanlık edecektir."
Talat, ne pahasına olursa olsun çözüm demediklerini kaydederek, Türk t
arafı için vazgeçilmez koşulları da şöyle sıraladı:
"İki kesimlilik, siyasal eşitlik ve Türkiye'nin garantörlüğü"
Talat, Mayıs 2004'e kadar bir çözüme ulaşılmasını kolay görmediğini, ancak, uzlaşmaz tarafın Rumlar olması halinde, Türk tarafının uluslarara
sı alanda rahatlayacağını ifade etti. Talat, çözüme ulaşılması halinde ise AB'nin Türkiye'ye müzakere tarihi vermekten kaçamayacağını da vurguladı. Bunun en önemli güvencesinin ise Annan planının tam olarak uygulanması için Türkiye'nin AB'ye girmesine bağlayan hükümler olduğunu belirtti.
Türk tarafı masaya oturmak istiyor ama uzlaşmadan referandum koşulu düşündürüyor. Başbakan Erdoğan'ın ön müzakere niteliğindeki temaslarında en çok bu koşulu değiştirmek için çabalaması gerekiyor.
FIKRET BILA MILLIYET 22/01
/2004

Davos'tan Kıbrıs...

DAVOS İsviçre

Kar ne güzel yağıyor. Kaç saattir hiç durmadı, tül perde gibi iniyor. Üç dört gündür yağıyormuş. Bembeyaz, huzur verici bir manzara. İnsanın iç dünyasında romantik tellerle oynuyor.
Davos'tayım ama kafam Ankara'da.
Yarınki MGK toplantısında.
Kıbrıs ne olacak?
Mustafa Koç pazartesi günü aralarında benim de bulunduğum bir grup gazeteciyle yemek yerken şöyle diyordu:
"Kıbrıs'ta 1 Mayıs'a kadar gerçekten ciddi bir açılım yapabilirsek... Yıl sonunda Avrupa Birliği'nden t
arih alabilirsek... Üyelik kaç yıl sonra gelse bile, AB'den müzakere tarihiyle Türkiye'nin önü özellikle ekonomik bakımdan açılır. Kimsenin kuşkusu olmasın."
Financial Times'ta bir makale.
AB'nin Türkiye'ye bu kez müzakere tarihi vermekten neden kaçınamaya
cağını anlatıyor. Türkiye'nin 11 Eylül dünyasında Avrupa açısından önemine işaret ederken, yıl sonunda bir 'Hıristiyan vetosu'nun çok büyük bir yanlış olacağını belirtiyor.
Ama bu arada Türkiye'nin yapması gerekenleri de sıralıyor. Bu çerçevede Kıbrıs var,
Kürtler ile ilgili bazı uygulama meseleleri var.
Bir cümlenin altını çiziyorum:
"Başbakan Erdoğan, Kıbrıs konusunda generalleri ikna etmek zorunda..." (Financial Times, 15 Ocak 04, s. 13'te Quentin Peel'in makalesi)
Edebilecek mi? Etti mi?
Eğer edemezse,
"Hükümet benim!" deme iradesini gösterebilecek mi?
Bilemiyorum.
Ama anlaşılan zurnanın zırt diyeceği yer Kıbrıs... Nitekim geçen akşam Davos kulisinde karşılaştığım ilk sorular da Kıbrıs'la ilgiliydi. Washington'daki think - tank'lerden Türkiye'yi de iyi b
ilen bir Amerikalı sordu:
"Kıbrıs çözülecek mi? Generaller bu kez ne yapacak?"
Geçen yıl da farklı değildi Davos. Bir yıl önce bu zamanlar Tayyip Erdoğan - Abdullah Gül ikilisi yine Kıbrıs'a ilişkin sorulara muhatap olmuşlardı.
Notlarıma bakıyorum.
Tayyip
Erdoğan Davos'ta bir yıl önce 24 Ocak 03'te şöyle demiş:
"Biz, 28 Şubat'a kadar Annan planının müzakere edilerek Kıbrıs'ta bir çözüm bulunmasından yanayız. Çözüm niyetiyle masaya oturulursa, 28 Şubat'a kadar bir sonuç alınabilir diye düşünüyoruz."
Bir yıl
geçmiş aradan.
Değişen bir şey yok.
Kıbrıs hâlâ çözümsüz...
Tayyip Erdoğan yine bir yıl önce Davos'ta Rauf Denktaş'a dönük kuşku ifade eden, Kıbrıs'ta çözüm açısından Denktaş'ın inandırıcılığını sorgulayan bir soruyu şöyle yanıtlamış:
"Bütün olay burada. M
asaya gelirken, 'Ben çözmeye geliyorum!' diye gelirsen, bir şeyler olur. Bugüne kadar masaya çözmek niyetiyle gelselerdi, Kıbrıs sorunu çözülmüş olurdu."
Bir yıl geçti.
Çözüm gerçekleşmedi.
Denktaş bu kez niyetli mi? Annan planı deyince tüyleri diken diken
olan KKTC Cumhurbaşkanı'nın bu saatten sonra 'devlet zoru'yla çözüme niyetli olabileceğine inanıyor mu Başbakan Erdoğan? Son bir yıl bu bakımdan iyimserlik verici değil.
Davos notlarıma bakıyorum.
Bir yıl önce Tayyip Erdoğan'la yenen bir akşam yemeğinden
edindiğim izlenimler arasında bir cümle dikkatimi çekiyor:
"AKP hükümeti eğer Kıbrıs'ı çözemezse, kendisi için çözülme ihtimali kapıyı çalabilir."
Bu cümle hâlâ geçerli...
Onun için de, Davos'tayım ama kafam Ankara'da, yarın yapılacak Milli Güvenlik Kurulu
toplantısında...

Diliyorum, doğru yol bulunur.

HASAN CEMAL MILLIYET 22/01/2004

Annan planını mumla arayabiliriz

DAVOS

Son dönemlerde en yaygın moda, Annan planının bir tuzak ve bu planı destekleyenlerin de vatan haini olduklarını söylemek. Bu görüşe inananların -eğer gizli bir gündemleri yoksa- Annan planını ayrıntılarıyla bilmedikleri apaçık ortada. Türkiye'nin 30 yıldır, Uluslararası kamu oyunda nasıl ve hangi gerekçelerle suçlandığına bir göz atarsak, bu planın neleri değiştireceğini çok net biçimde g
örebiliriz.
Unutmamamız gereken en önemli nokta, Kıbrıs'ta bugün kendimizi köşeye sıkışmış görüyorsak, bunun Uluslararası bir komplo sonucunda değil, yıllar boyunca çözümsüzlük politikası sürdürmemizden kaynaklandığıdır. Bugün Kıbrıs edebiyatı yapanlar, Ul
uslararası gerçekleri hala görmemekte ısrar etmekte, eski uygulamalarının bu ülkeyi nerelere getirdiğini saklamaya çalışmaktadırlar.
Asıl suçlanması gerekenler, Ada'da çözüm arayanlar değil, geçmişte yanlış politikalar uygulayanlardır.
İsterseniz gelin, hi
ç ayrıntıya girmeden, Annan planının Türk tarafını hangi alanlarda rahatlatacağına ve neleri sağlayacağına özetle bakalım:
- Türkiye dünya kamu oyunda- haksız şekilde – sürekli işgalcilikle suçlandı. Annan planının kabulü bu nitelemeyi tamamen kaldıracak v
e Türk tarafının Kuzey' deki bölgesini ve askeri varlığını meşrulaştıracak. Bundan böyle kimse, Türk askerini işgalcilikle suçlayamayacak.
- Türkiye' den gelip -bir bölümü el emeği gücünü arttırmak için- Ada' ya yerleşen Türk vatandaşları sürekli olarak (s
ettlers) "Türkiyeli göçmenler" diye adlandırıldılar ve bunların tümüyle geri dönmeleri istendi. Annan planı, bunların ezici çoğunluğunun Ada'da kalmalarını ve statülerini meşrulaştıracak.
- 1974 Cenevre konferansında 5 ayrı kantonu dahi kabul etme noktasın
daki Türk tarafına Kuzey' in yönetimi tümüyle bırakılacak. İki kesimlilik resmen kabul edilecek.
- Eskiden, en fazla Başkan yardımcılığı verilen Türk toplum liderine, şimdi Başkanlık verilecek. KKTC'nin kendi bölgesinde egemenliği kabul edilecek, kendi me
clisini kurup kendi yasalarını yapması, kendi polis teşkilatını kurması imkanı sağlanacak.
- Ada'nın genel nüfusunun yüzde 20'sine sahip Türk toplumu azınlık statüsünden çıkarılıp, eşit toplum konumuna getirilecek.
- Türk tarafının istediği gibi, Ada taksi
m edilse veya 1 Mayıs'a kadar çözüm bulunamazsa, Güney'e ya Yunanistan gelip ordusunu yerleştirecek veya Rumlar silah yığabilecekler ve tehdit gücünü arttırabilecekler. Annan planı ise, Ada'yı -Türkiye'nin AB üyeliğinden sonra- silahsızlandırarak bu tehdit unsurunu yok edecek.
- Nihayet, bütün bunların uygulanabilmesi Türkiye'nin AB üyeliğine bağlanacak. Yani 1 Mayısa kadar bir anlaşma imzalansa dahi, ilerde Türkiye tam üye yapılmadığı taktirde, Ankara anlaşmayı uygulamama imkanını elinde tutacak.

TÜRKİYE' NİN KAYBEDECEĞİ YOK, AKSİNE KAZANACAĞI ÇOK ŞEY VAR
Annan planında gerekli 1-2 ince ayarın dışında, Türkiye'yi rahatsız eden hiçbir şey yoktur. Tam aksine, 1974 öncesine dönmek isteyen Rumlar köşeye sıkışmakta ve en önemli ödünleri vermeye zorlanmaktadırlar. Zaten göreceksiniz, yakında en büyük gürültüyü onlar çıkaracaklar ve plana en büyük itiraz onlardan gelecektir.
Eğer Türk tarafı bu oyunu zamanında daha doğru dürüst oynayabilse, Rumlar AB tam üyeliğini ceplerine indirmeden önce, Annan planını kabul ets
eydi, bugün durum çok farklı olacaktı. Sıkışan taraf biz değil, onlar olacaktı.
Şimdi önümüzde 1 Mayıs gününe kadar çok kısa bir süre var. Ancak Rumlar avantajlı durumdalar. 1 Mayıs'ı atlatıp AB karar mekanizmalarında yerlerini aldıkları anda, veto hakları
nı kullanıp çok şeyi engelleyebilecekler.
Bizim işimiz ise çok güç.
Bir yandan isteklerimizi asgari düzeyde tutmak zorunda kalacağız, öte yandan da AB ve ABD' nin kapısını çalıp " lütfen bize destek verin, Rumları ikna edin" diye ricacı olacağız.
Durumumuz
"ya kırk katır, ya kırk satır" deyimini andırıyor.
Bir de, bu durumdan sorumlu olanlar kalkıp "ada satılıyor, yavru vatan elden gidiyor" edebiyatı yapmıyorlar mı, insan zıvanadan çıkıyor...
Bari hatalarınızı görün de susun...

* * *

PAPANDREU' NUN KENDİNE GÜVENİ...

Yunanistanda yeni bir lider doğuyor.
Şimdiye kadar "ikinci adam" idi. Gölgede kaldı, ancak açılımları ve vizyonu ile dikkatleri çekiyordu. Sonunda beklentiler gerçekleşti ve Papandreu, partisi Pasok'un liderliğine tırmandı.
7 Mart'ta seçim var. Pasok'a hiç şans verilmiyor ve Karamanlis'in kazanmasına mutlak gözüyle bakılıyordu. Papandreu liderliğe geldiğinden bu yana, iki parti arasındaki fark hızla kapanmaya başladı. Bunda, Papandreu'nun kişiliği son derece önemli bir rol oynuyor.
Dikkatinizi m
utlaka çekmiştir, seçim kampanyasını Batı Trakya'dan başlattı. İlk defa, açıkça, Türk azınlığa yapılan eziyetten söz etti ve bunların bir daha tekrarlanmayacağını söyledi.
Yunanistan gibi bir ülkede, hem de seçim öncesinde böyle bir tutum almak ve cesaretl
e bunu söylemek için bir liderin kendine çok güvenmesi gerekir. Papandreu'da işte bu özgüveni gösterdi.
Tabii ardından da, kendi kendime "acaba neden bizde böyle özgüvenli siyasetçiler çıkmıyor" diye sordum.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 22/02/2004

Ankara'da MGK öncesi Kıbrıs trafiği

ESAT PALA /CNN TÜRK

Ankara'da yarın toplanacak olan MGK öncesinde Alman Dışişleri Bakanı Fischer ve ABD Kıbrıs Özel Temsilcisi Weston'ı ağırlıyor.

Ankara'da kritik MGK öncesinde Kıbrıs trafiği yaşanıyor. Avrupa Birliği Türkiye'nin Annan Planı çerçevesinde çözüm için kararlı adamlar atması yönünde "cesaret verici" mesajlar iletiyor. Ankara'nın Kıbrıs trafiği Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in ziyaretiyle hız kazandı.

Dün öğle saatlerinde Ankara'ya gelen Fischer, önce Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le görüştü. Bir saati aşan görüşme sonrasında yapılan ortak basın toplantısında Fischer, Almanya'nın Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyeliğini desteklediğini bir kez daha yineledi. Ancak, asıl önemlisi Fischer'in BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la görüşerek Ankara'ya gelmesiydi.

FISCHER: FIRSATI KAÇIRMAYIN

Almanya'nın Baden-Baden kentinde BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşen Fischer, Türk tarafına bu buluşmayla ilgili "üstü kapalı bir mesaj" getirdi. Fischer, Türk tarafının Annan Planı'nın özünü bozacak değişiklikler yapmadığı takdirde, BM Genel Sekreteri'nin tarafları yeniden müzakereye çağırabileceği izlenimi edindiğini Ankara'ya aktardı.

Fischer, Kıbrıs'ın Kopenhag kriterleri arasında yer almamasına rağmen, siyasi bir gerçek
olarak ortada durduğunu Türk tarafına aktardı. Alman Bakan'ın, "Ada'da çözüm Türkiye'nin AB yolunu tam olarak açar" mesajı verdi. Fischer, Gül ile düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs sorununun Annan Planı dikkate alınarak "Avrupa ruhu" gücüyle çözülmesini istediklerini söyledi.

Kıbrıs'ta çözüm için şu an önemli bir fırsat olduğunu ve bu fırsatı her iki tarafında en iyi şekilde değerlendirmesi gerektiğini ifade etti. Fischer, "Kısa bir süre önce böyle bir fırsat yoktu. Eğer bu fırsat değerlendirilmezse, bu iki taraftaki insanlar için de üzücü olur" dedi.

Fischer, Başbakan Tayyip Erdoğan Davos'ta Annan ile görüşmeden olumlu bir sonuç alınmasını ümit ettiğini de dile getirdi.

Almanya Dışişleri Bakanı Fischer'in Ankara'da bugün ikinci durağı Başbakanlık merkez binasıydı. Fischer, Başbakan Erdoğan'la bir araya geldi.

İkili görüşmenin ana konusu Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği ve Kıbrıs sorunun Annan Planı çerçevesinde 1 Mayıs tarihinden önce çözüme kavuşturulması. Fischer'in, Dışişleri Bakanı Gül'e söylediklerinin neredeyse aynısını Başbakan Erdoğan'a da yinelemesi bekleniyor.

Erdoğan'a Kofi Annan'ın önemli bir değişiklik talebi olmadan "müzakere" mesajını iletecek olan Fischer Türkiye'nin önüne gelen bu tarihi fırsatı kaçırmaması gerektiğinin altını önemle çizecek. Yapılacak ortak basın toplantısında da Başbakan, Erdoğan'ın Kıbrıs'ta Türk tarafının hakları elinden alınmadan iki tarafa da yarar sağlayacak bir çözümden yana olduklarını bir kez daha anlatması bekleniyor.

WESTON: MÜZAKEREYE HAZIR OLUN

Ankara'nın bir başka önemli konuğu ise ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston'du. Weston Ankara'ya gelir gelmez Dışişleri Bakanlığına geçerek müsteşar Uğur Ziyal'le bir araya geldi. Görüşmede ağırlıklı olarak Kıbrıs sorunu ve Erdoğan'ın ABD'ye yapacağı ziyaret ve Davos'ta gerçekleşecek Erdoğan-Annan görüşmesiydi. Thomas Weston da Fischer'e benzer mesajları Ankara'ya iletti: "Kıbrıs'ta çözüm için kararlı ve cesur olun"

Tüm bu temasların aynı güne denk gelmesinin en önemli nedeni yarın yapılacak Milli Güvenlik Kurulu toplantısı'nda Kıbrıs konusunun detaylı bir şekilde "sonuçlandırılmak üzere" masaya yatırılacak olması. Eğer bir sürpriz olmazsa, yarınki Milli Güvenlik Kurulu'nda Türkiye'nin Kıbrıs sorununa Annan Planı çerçevesinde yaklaşımı temel konularda netleşmiş olacak.

Bir anlamda, Türkiye'nin Kıbrıs soruna bakış açısı ana hatlarıyla ortaya çıkmış olacak. İşte bu önemli zirve öncesinde Almanya Dışişleri Bakanı Fisher ve ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Weston'un Ankara ziyaretlerinin ayrı bir anlamı bulunuyor. Fisher ve Weston'ın Ankara'ya sundukları son mesajlar hem "cesaret verici", hem de "aman bu fırsatı kaçırmayın" görüşünde yoğunlaşıyor.

Tabi bu ziyaretler öncesinde KKTC hükümetinin Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın Ankara'da yaptığı son temasları da unutmamak lazım. Talat, temaslarında görüşmeci heyette KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile birlikte kendisinin de yer alacağını belirtti. Ve, "Savaş mı çıkaracaktık? Uzlaştık. Mutfakta birlikte pişirip, masada birlikte savunacağız" dedi.

Mehmet Ali Talat, Kıbrıs sorunun çözümü ve "müzakerecinin kim olacağı" yönündeki tartışmalara da bu sözlerle açıklık getirmiş oldu.

Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Gül yarın yapılacak MGK toplantısına çantalarında kendilerine iletilen son mesajlarla birlikte gidecek. Her şeye rağmen son söz Milli Güvenlik Kurulu'nun olacak.

HURRIYET 22/01/2004

Erdoğan: Türkiye, Kıbrıs'ta son ana kadar çalışacak

Başbakan Erdoğan: "Türkiye, Kıbrıs Rum hükümetinin AB'ye gireceği 1 Mayıs'a kadar çözüm için çalışacak."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Associated Press'e yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorunuyla ilgili olarak ''Son dakikaya kadar olumlu tavrımızı sürdüreceğiz. Bu iyi niyet meselesi. Karşı taraf da iyi niyet gösterirse bir çözüme ulaşacağız'' dedi.

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, dün Ankara'da gazetecilere yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Mayıs ayına kadar Kıbrıs sorununun çözümü konusunda kararlı bir tutum içinde olduğunu belirterek, Türkiye ile KKTC'de yürütülen çalışmaların birleştirilmesiyle
bu yolda olumlu adımlar atılacağına inandığını kaydetmişti.

Erdoğan'ın, 25-30 Ocak günlerinde yapacağı ABD ziyaretinde Başkan George Bush ile temasları sırasında Kıbrıs sorununu da gündeme getirmesi bekleniyor

HURRIYET 22/01/2004

Türkiye’ye AB yolunu Kıbrıs açar

Uğur ERGAN / ANKARA

BM Genel Sekreteri Annan ile görüştükten sonra Ankara'ya gelen Almanya Dışişleri Bakanı Fischer, ‘‘Kıbrıs'ta çözüm Türkiye'nin AB yolunu tam açar. Annan, planın özüne dokunan değişiklik istenmezse, tarafları masaya çağırabilir’’ mesajı getirdi.

Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Alman Hükümeti'nin ‘‘yakın bir dost ve önemli bir partner’’ olarak gördüğü Türkiye'ye, AB yolunda tam destek vereceğini söyledi. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün davetlisi olarak dün Ankara'ya gelen Fischer, iki ülke heyetleri arasında yapılan görüşmede, Kıbrıs konusunu ön plana çıkardı.

ANNAN'LA GÖRÜŞÜP GELDİ

Edinilen bilgiye göre, Almanya'nın Baden-Baden kentinde BM Genel Sekreteri
Kofi Annan ile görüşen Fischer, Türk tarafına bu buluşmayla ilgili ‘‘üstü kapalı bir mesaj’’ getirdi. Fischer, Türk tarafının Annan Planı'nın özünü bozacak değişiklikler yapmadığı takdirde, BM Genel Sekreteri'nin tarafları yeniden müzakereye çağırabileceği izlenimi edindiğini Ankara'ya aktardı.

Fischer, Kıbrıs'ın Kopenhag kriterleri arasında yer almamasına rağmen, siyasi bir gerçek olarak ortada durduğunu Türk tarafına aktardı. Alman Bakan'ın, ‘‘Ada'da çözüm Türkiye'nin AB yolunu tam olarak açar’’ mesajı verdiği öğrenildi.

AVRUPA GÜCÜ İLE ÇÖZÜM

Fischer
, Gül ile düzenlediği basın toplantısında da, Kıbrıs sorununun Annan Planı dikkate alınarak ‘‘Avrupa ruhu’’ gücüyle çözülmesini istediklerini söyledi. Kıbrıs'ta çözüm için şu an önemli bir fırsat olduğunu ve bu fırsatı her iki tarafında en iyi şekilde değerlendirmesi gerektiğini kaydeden Fischer, ‘‘Kısa bir süre önce böyle bir fırsat yoktu. Eğer bu fırsat değerlendilmezse, bu iki taraftaki insanlar için de üzücü olur’’ dedi. Fischer, Başbakan Tayyip Erdoğan Davos'ta Annan ile görüşmeden olumlu bir sonuç alınmasını ümit ettiğini de dile getirdi.

GÜL: KARAR HÜKÜMETİN

Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül de, Türkiye'nin Kıbrıs meselesinde üzerine düşeni ‘‘en iyi niyetle’’ yaptığını, yarınki MGK'da konunun değerlendirilmesinin ise son derece normal olduğunu söyledi. ‘‘MGK'da bir karar alınacakmış gibi hava yaratmanın son derece yanlış olacağına’’ dikkat çeken Gül, ‘‘Sonuçta bu konuda hükümet bir siyasi karar alacaktır’’ dedi.

TÜRKİYE AB İÇİN ÖNEMLİ

Fischer
, Türkiye'nin Kopenhag kriterleri doğrultusundaki reformlarını takdirle karşıladıklarını, ancak başta insan hakları olmak üzere birçok konuda uygulamanın son derece önemli olduğunu belirtti. Fischer'in uygulama konusunda Leyla Zana'nın hálá cezaevinde olmasını örnek gösterdiği öğrenildi. Türkiye'nin bulunduğu bölgede son dönemde olumsuz gelişmeler olduğunu ifade eden Fischer, ancak Türkiye'nin konumunun AB için ne kadar önemli olduğunun da gözler önüne serildiğine dikkat çekti.

Konuk bakan, ziyaretinin bir anlamda Almanya Başbakanı
Gerhard Schröder'in Türkiye'ye yapacağı resmi gezi için hazırlık niteliğinde olduğunu belirtti.

HURRIYET 22/01/2004

ABD’den Kıbrıs için son dakika uyarısı

Uğur ERGAN / ANKARA

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın tarihi ABD ziyaretine üç gün kala Washington yönetiminin Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston, dün Ankara'ya sürpriz bir ziyaret gerçekleştirdi.

Dışişleri Bakanlığı'nda Müsteşar Uğur Ziyal ve Kıbrıs dairesi yetkilileriyle bir araya gelen Weston, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın görüşmelerin başlaması için başta referandum olmak üzere ortaya koyduğu koşulları hatırlatarak, Başkan Bush'un da Annan'a desteğinin tam olduğu mesajını verdi. Kıbrıs'ta 1 Mayıs öncesi çözümün bölge ve Türkiye'nin yararına olacağını vurgulayan Weston, ‘‘Kıbrıs'ta çözüm ABD için de anlamlı ve önemli olacaktır. ABD olarak çözüme katkı sağlamaya her zaman hazırız’’ dedi. Weston bu kapsamda, Erdoğan'ın önce Davos'ta Annan ile daha sonra Bush'la yapacağı görüşmelerin önemini de vurguladı. Ziyal'in ise, Kıbrıs'ta çözüm için Türk hükümetinde gerekli iradenin olduğunu ve bu konuda samimi şekilde çaba sarfettiğini Weston'a aktardığı öğrenildi.

HURRIYET 22/01/2004

Kıbrıs bu vaziyette sürdürülebilir mi?

Murat Yetkin

Başkentte hava, Kıbrıs'ın farklı bir çözüm yoluna girmesi yönünde değişiyor

22/01/2004 RADIKAL

Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, dün Ankara'ya gelip Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le görüşmeden önce Berlin'de değil, Baden-Baden şehrindeydi. Orada bir törene katıldı. Eski ABD Başkanı Bill Clinton'ın da katıldığı bu törende Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'a
'Alman Medya Ödülü' verildi.
Fischer, bu tören sırasında Annan ile özel bir görüşme yaptı. Öğleden sonra Ankara'da Türk Dışişleri Bakanı ile görüşecek olan Fischer ile Annan arasındaki konuşmada Kı
brıs sorunu ve Türkiye'nin AB üyelik süreci de ele alındı. AB ortak paydası, Kıbrıs sorununa belki de en uzak duran Avrupa ülkelerinden biri olan Almanya'yı da, hem de BM zemininde işin içine çekmiş bulunuyor. Dün öğleden sonra ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston'un da Ankara'ya gelmesiyle resim tamamlandı.
Annan, 24 Ocak'ta İsviçre'nin Davos şehrindeki Dünya Ekonomi Forumu toplantıları sırasında Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüşecek. Kuşkusuz Fischer ve Annan gibi, Türkiye'deki pek çok kişi de Er
doğan'ın Annan'a ne diyeceğini merakla bekliyor. Eğer Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün geçtiğimiz hafta Radikal'e söylediği gibi 'Müzakereleri başlatın, Türkiye hazır' derse, Türkiye ve Kıbrıs Türklerinin önünde bambaşka bir rota belirecek. Demezse tablo çok farklı hale bürünecek.
Fischer ile Annan'ın Baden-Baden tatil beldesinde görüştükleri sırada, Ankara'da da AB ve Kıbrıs'ın gündemde olduğu iki önemli toplantı vardı.
Birisi Bakanlar Kurulu'ydu. Kıbrıs sorununda gelinen son aşama bakanlarla paylaşıldı.
Düne kadarki gelişmelerin belki de en kilit noktasında, Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Baki İlkin'in hafta başında, Kıbrıs-Yunanistan uzmanı İkili Siyasi İlişkiler Genel Müdürü Ertuğrul Apakan ile Lefkoşa'ya yaptıkları gezi vardı. İlkin, geziden önce ve sonra Genelkurmay ile de ayrıntılı görüşmeler yaptı. Hükümetin Kıbrıs planlarını,
Dışişleri'nin Kıbrıs şahinleri olarak bilinen bu iki deneyimli diplomatının
ağzından öğrenmenin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı daha uzlaşmacı bir çizgiye çekmesi
umut ediliyor. Hükümet, yarın Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, Kıbrıs'ta çözüm isteyen taraf olma iddiasını sarsacak gelişmeler olmamasını da umuyor.
Fischer'in Annan ile, Erdoğan'ın da bakanlarıyla toplandığı saatlerde Genelkurmay Başkanı Orgeneral
Hilmi Özkök de, karargâhında kuvvet komutanları ve kurmay heyetiyle toplantı halindeydi. Yarınki (23 Ocak) Milli Güvenlik Kurulu'na hazırlık çerçevesinde yapılan toplantıda da gelinen son durum değerlendirildi. Yarınki MGK'da, geçen hafta Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ tarafından açıklandığı gibi, önceliği müzakerelerin başlayabilmesi için ulusal çıkarlara uygun bir zemin arayışına veren siyaset ağır basarsa, Erdoğan cumartesi günü Annan ile daha rahat konuşacak.
Önceki akşam TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun davetlisi olarak Ankara'ya gelen KKTC'nin yeni Başbakanı Mehmet Ali Talat ile geniş bir gazete-televizyon temsilcileri grubuyla yemek yedik. Bağımsız bir siyasi kişilik olarak nedense algılanmayan Derviş Eroğlu'ndan sonra, Talat'ın Ankaralı gazetecilerle iyi bir ilk temas kurduğu söylenebilir.
Sürdürmek mümkün mü?
Talat, "Kıbrıs'ta bugünkü durum sürdürülebilir değil" derken, kötü durum senaryosunu şöyle çizdi: "Rum tarafı çözümü 1 Mayıs 2004 sonrasına ertelemeye çalışıyor. Çünkü
AB üyesi olacak. Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni
uluslararası kabul gören sınırlarıyla tanımak zorunda kalacak. Burada büyükelçilik açmak isteyecek. Belki bizim (KKTC) büyükelçiliğini kapattırmak isteyecek. Papadopulos'u kırmızı halı ile karşılarken mahcu
biyet duyulmayacak mı?"
Talat'ın sorusu, aslında yanıtını da içinde taşıyor. Yemek sonrasında, Hilton Oteli'nin lobisinde KKTC Ankara Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç'la çay içerken konuştuk. Talat'ın siyasi çizgisinden çok Denktaş'a yakın duran Bulunç'a sor
dum: "Kıbrıs gerçekten sürdürülebilir olmaktan çıktı mı?"
Büyükelçi'nin yanıtı net oldu: "Kıbrıs sorunu hem Türkiye'de, hem KKTC'de kamuoyunu böldü. Entegrasyon politikasının uygulanamayacağı görüldükten sonra Kıbrıs'ın bu haliyle sürdürülebilir olduğunu
söylemek çok zor." Ankara'daki genel hava da, Kıbrıs'ın farklı bir çözüm yoluna girmesi gerektiği yönünde değişiyor. Bir gün önce "Ver kurtul diyenler haindir" diyen Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon'un, Hürriyet'ten Fatih Altaylı'ya "Çözüme karşı değilim, ben de çözüm istiyorum" demek zorunluluğunu hissetmesi bile bunun göstergesi.

Fischer'den Kıbrıs desteği

İki ay içinde ikinci kez Ankara'ya gelen Alman Dışişleri Bakanı Fischer, Kıbrıs'ta çözüm için ellerinden geleni yapacaklarını belirtirken, Türkiye'nin AB üyeliğine desteklerini de yineledi

22/01/2004 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - Kıbrıs'ta çözüm için son dönemece giren Türkiye'ye Almanya'dan tam destek geldi. Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Kıbrıs sorununu 'trajik' olarak nitelerken, çözüm için tarihi bir fırsat yakalandığını ve bu fırsatı hem Türk hem de Yunan tarafının iyi kullanması gerektiğini söyledi. Fischer, BM'nin öngördüğü ilkeler doğrultusunda Almanya'nın çözüme her türlü katkıyı yapmaya hazır olduğunu belirtirken,
"Türkiye
AB üyeliğine her zamankinden daha yakın. Desteğimiz sürecek" mesajı da verdi. İki ay içinde ikinci kez Ankara'ya gelen Fischer ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün dünkü görüşmesinde AB'ye uyum çalışmaları, Kıbrıs sorunu ve Irak'taki gelişmeler öne çıktı.

Annan'dan mesaj yok
Ankara ziyaretinden hemen önce Almanya'da BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşen Fischer, bu buluşma ile ilgili fazla bilgi vermedi. Annan'a Türkiye'nin AB üyeliğini destekledikleri mesajını aktaran Fischer, gazetecilerin 'Annan'dan bir mesaj getirmediniz mi' sorusuna, "Bütün gücümüzle bu sorunun çözümüne katkıda bulunmak için çalışacağız. BM'nin öngördüğü ilkeler çerçevesinde elimizden geleni yapacağız" yanıtını verdi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 24 Ocak'ta Davos'ta BM Genel
Sekreteri ile yapacağı görüşmenin kendileri açısından büyük önem taşıdığını kaydeden Fischer, "Annan-Erdoğan görüşmesini umutla bekliyoruz. Kıbrıs sorunu çözülürse biz de çok sevineceğiz" diyerek, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin yanında olduklarının mesajını verdi.

'Kıbrıs trajik sorun'
'Trajik' diye nitelendirdiği Kıbrıs sorununun çözümü için 'tarihi' bir fırsat doğduğunu kaydeden Fischer, "Çözüm fırsatını iki tarafın da değerlendirmesi gerekir. Çünkü bu çok uzun süren trajik bir sorun. Kalıcı bir çözüm için Türkiye Avrupa'ya hızla yaklaştı. Almanya olarak çözüme elimizden geldiğince katkıda bulunmak istiyoruz. Burada asıl aktör BM" diye konuştu. Irak'ta istikrarın bir an önce kurulması gerektiğini belirten Alman bakan, Türkiye'nin federasyon konusundaki çe
kincelerini haklı bulduğunu söylemekle birlikte net konuşmaktan da kaçındı. Fischer, bölgede istikrarın sağlanmasında Türkiye'nin önemli rol oynayacağını söyledi.

'Kararı hükümet verecek'
Abdullah Gül, cuma günkü MGK'da Türkiye'nin Kıbrıs sorununa ilişkin tutumunun son halini alıp almayacağı sorusu üzerine, MGK'nın bir karar alma organı olmadığını hatırlatarak, toplantıda bazı tavsiyelerin yapılabileceğini söyledi. Gül, nihai kararın siyasi olacağını ve bunun da hükümet tarafından alınacağını kaydetti. Gü
l, Türkiye'deki tüm ilgili kurumların geniş bir konsensüs sağlanması için çalışmalar yapmakta olduğunu belirtti.

Gül: Annan'a çağrı yapıyoruz

22/01/2004 (

RADİKAL - ANKARA - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan ile ABD'ye yapacakları ziyarette, Kıbrıs sorununun çözümü için katkı isteyeceklerini söyledi. Konuyla ilgili dün Radikal'in sorularını yanıtlayan Gül, "Çünkü bu konuyla onlar da çok ilgileniyorlar" dedi. Gül, sorunun çözümü için öngörülen takvimi de 'sıkıştıracaklarını' belirtti.

Annan'a çağrı
Kıbrıs sorunuyla ilgili şimdiye kadar hiç olmayan, konuşulmayan, tartışılmayan konuların konuşulduğunu ileri süren Gül, şunları söyledi:
"İlk kez Türkiye olarak çıkmışız ve 'Müzakereleri başlatın' diyoruz. Bu konuda BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a çağrıda bulunduk.
'Annan Planı üzerinde çalışma yapalım' diyoruz. Davos'ta sayın Annan ile yapacağımız görüşmede, sorun konusunda geldiğimiz pozisyonu ortaya koyacağız ve 'Müzakereleri başlatın' diyeceğiz. Sayın Annan ile New York'ta görüşme olm
ayacak.
Sorunun çözümü için öngörülen takvimi sıkıştıracağız. Çok kısa bir süre var. Ancak gerekirse bir değil, yüz kez bir araya geleceğiz."

AB ve Kıbrıs nasıl algılanıyor?

Yiğit Bulut

22/01/2004 RADIKAL

Soruyu daha geniş bir açıdan ele alıp tekrarlayalım: 'Piyasalarda bugün gördüğümüz dinamikleri ve oluşan fiyatları incelediğimizde, AB ve Kıbrıs konusu bugüne kadar nasıl algılanmış ve algılanan haliyle ne kadar satın alınmış durumda?'
İlk etapta genel algı
lamayı tarif edelim: 'Türkiye üzerine düşen her şeyi yapıyor, kanunlar değişiyor, uygulama yapılıyor, mayıs ayına kadar Kıbrıs konusunda da bir uzlaşma sağlanırsa yıl sonunda müzakere tarihi alınacak.' Bu noktada ne kadar satın alındığına geçmeden hemen soralım: 'Bu algılama ne kadar gerçekçi? Diğer bir ifadeyle; algılama ile gerçek arasındaki mesafe ne kadar açılmış durumda?'
Sevgili dostlar, Kıbrıs konusundaki son dönemin en gerçekçi tespitini bana göre Gündüz Aktan yaptı ve müzakereye başlamanın ancak v
e ancak 'Annan'a kayıtsız teslim olma durumunda mümkün olduğunu vurgularken' aslında BM Konseyi'nin de Annan'ın yöntemini onaylamadığının altını net bir şekilde çizdi.
Bu noktada isterseniz Aktan'ın cümlelerine birlikte bir göz atalım:
"BM'den gelen habe
rler, Annan'ın 1 Nisan 2003 tarihli raporunda ileri sürdüğü şartların yerine getirilmesinde ısrar ettiğini gösteriyor. Bu raporun 148. paragrafında planın 'belli bir tarihe kadar sonuçlandırılması' ve 'planda hükme bağlandığı gibi hemen ardından saptanacak bir tarihte de referanduma sunulması' için 'liderlerin hazır olması' ve 'anavatanların kendilerine tam desteği' şart koşuluyor. Planı sonuçlandırırken de 'temel ilkelerinin ve bağlanmış karşılıklı ödünlerin yeniden müzakereye açılmaması' isteniyor."
Sevg
ili dostlar, bu cümleden çıkan anlam ne? Çok açık piyasada algılandığı gibi 'Türkiye Annan Planı çerçevesinde müzakere etme teklifini götürse bile Annan her şeyin tam anlamıyla kabul edilmesinde ısrarcı.' Peki ne istiyor? Aktan'ın tespitlerinden devam edelim: 'Sonuçlandırma kavramı, müzakere etmek ve anlaşmak kavramlarını da içeriyor. Ama bu bağlamda 'belli bir tarihe kadar' sonuçlandırma öncelik kazanıyor. Bu amaçla da müzakerelerin temel kuralı olan, 'Her şey kabul edilmeden hiçbir şey kabul edilmiş sayılamaz' kuralı çiğnenerek, plandaki 'temel ilkeler' ile 'karara bağlanmış eski ödünleşmeler' müzakereye açılmıyor. Bu temel ilkelerin daha önce kabul edilip edilmemiş olması göz önüne alınmıyor. Eski ödünleşmeler yerine daha geniş yeni ödünleşmeler sağlanabileceğine de önem verilmiyor. Amaç dayatmayla bir an önce işi bitirmek'.
Sevgili dostlar, konunun 'BM-Annan' ilişkisi ile ilgili detayları daha da ilginç ve irdelenmeye değer. Biz isterseniz bu noktada duralım ve elimizdeki yorum çerçevesinde, piyasa açısı
ndan tespitler yapmaya çalışalım.
- Piyasa bugüne kadar Türkiye'nin Annan Planı'nın versiyonlarını kabul ettirmesi olasılığı olduğunu algıladı, ama tam olarak satın almadı.
- 1.3-1.5 cent bandı arasında bir endeks değeri, Türkiye versiyonu bir Annan Planı'nın müzakere edilmesi veya kabul edilmesi seçeneklerini yansıtmıyor. Diğer bir ifadeyle, bu değer böyle bir durum için oldukça mütevazi.
- Algılama alıma dönüşmedikçe ve endeks 'extreme' uçlara yönelmedikçe, plan ile ilgili beklentinin yanlış algılanması, piyasa açısından riskli ama ekonomik bir krize yol açar cinsten değil.
Sonuç: Piyasanın AB ve Kıbrıs ile ilgili beklentileri ve oluşan dinamik, 'algılama-gerçek' arasındaki mesafenin açıldığının sinyallerini verse bile, bugün gördüğümüz endeks ve dolar
değerleri aşırı değişmedikçe, gerçeğe dönüş çok sancılı olmaz.
Son söz: Önümüzdeki dönemde en büyük tehlike; 'algılamanın gerçeğe dönüşebileceği' günlerde piyasa değerlerinin abartılı seviyelerde olması. Umarım 'algılama gerçeğe değil, gerçek algılanana'
dönüşür.

Denktaş: Endişeliyiz

Uzlaşmaz görünmeyin, buyurun verin Rum’a Kıbrıs’ı, olsun bitsin’


Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği üyesi olmak isteyen Türkiye’nin sıkıştırıldığını ve Kıbrıs’ı müdafaa edemez hale getirilmek istendiğini belirterek, “aman Kıbrıs meselesini halledelim, uzlaşmaz görünmeyelim” diyenlere “Uzlaşmaz görünmeyin, buyurun verin Rum’a Kıbrıs’ı olsun bitsin” diye seslendi. Bu mümkün değilse, hakların korunması gerektiğine işaret eden Denktaş, haklarını korudukları için bütün dünyanın bastırdığını, bunun karşısında gönül, söz ve siyaset birliği içinde ayakta durmaları gerektiğini söyledi.

Kıbrıs’ın kaybedilince kıymeti anlaşılan sağlığa benzememesi dileğinde bulunan Denktaş, bütün dünyanın Kıbrıs’ı altlarından çekip almaya çalıştığını söyledi ve “Rahat değiliz, endişeliyiz. Ümidimiz Türkiyemizin kararlılığındadır” dedi.

Denktaş, Kıbrıs Rumlarının, “bütün Kıbrıs’ın meşru hükümeti” olmadığı gerçeği kabul edilmedikçe meselenin halledilemeyeceğini kaydederek, Kıbrıs meselesinin 1964’te BM Güvenlik Konseyi’nde alınan kararla Rumlar lehine çözüldüğünü ifade etti.

“Sağlık hepimize lazım, kaybedince insan anlıyor kıymetini... Kıbrıs hepimizin Kıbrıs’ı, inşallah kaybedince anlamayız kıymetini” diyerek söze başlayan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, bütün dünyanın işbirliği ve elbirliğiyle Kıbrıs’ı altlarından çekip almaya çalıştığını, anlaşma yoluyla Kıbrıs’ı alma oyununun büyük cesaret ve maharetle oynandığını söyledi.

“RAHAT DEĞİLİZ, ENDİŞELİYİZ”

Denktaş, “Biz rahat değiliz, endişeliyiz. Ümidimiz Türkiyemizin kararlılığındadır. Türkiyemizin diplomasi alanında özellikle ADD, İngiltere ve AB’deki önemli ülkeleri kırk yıldır burada Kıbrıs Türklerine ve Türkiye’ye yapılan haksızlığı anlatmasındadır” diye konuştu. Büyük adaletsizlik yapıldığını, hukuki açıdan haklı oldukları halde alınan siyasi kararla haklarının verilmediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş, “Kıbrıs meselesi bizim istediğimiz gibi halledilecektir; ya masada gelir bizim istediğimizi yaparsınız, yahut da sürükleyerek biz sizi alırız" dendiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs’ın Türkiye açısından jeopolitik ve büyük bir güvenlik meselesi olduğuna inanarak ayakta durduklarını, boyun eğmediklerini, yıkılmadıklarını, diz çökmediklerini anlattı. Anadolu’dan gelen samimi seslerin ve sevginin gün gele kendilerini Rum’a teslim etmeyeceğinin bilinciyle direndiklerini ve dirildiklerini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye’nin sadece kan ve can kardeşleri yok olmasın diye değil, Kıbrıs, Türkiye’nin bağrına saplanacak Yunan hançeri haline getirilmesin diye evlatlarını feda ettiğini söyledi.

Denktaş, halkın uzlaşma ve Türkiye’yle birlikte AB’ye girmeyi istediğini, ama 1960 anlaşmalarıyla Türkiye’ye verilen hakların çiğnenmesini istemediğini ifade ederek, aksi halde Rum-Yunan ikilisinin 1963’te Akritas Planı’yla hazırladıkları senaryonun tamamlanacağını düşünerek ürperdiklerini belirtti. Cumhurbaşkanı Denktaş, halkın büyük çoğunluğunun, hemen hemen yüzde yüzünün “uzlaşalım, bu iş bitsin” dediğini, ama uzlaşmanın sadece bir tarafın istemiyle olamayacağına işaret etti. Rumların Kıbrıs sanki kendininmiş gibi dünyaya seslenerek Kıbrıs meselesinin 1974’te Türk askerinin gelmesiyle başladığını söylediğini kaydeden Denktaş, “Türk askerini çıkarın, göçmenlerimiz yerine gitsin mesele halledilmiş olur” diye yalan yanlış bir takdim yaptıklarına işaret etti.

“İTİRAZLA VAKİT GEÇİRDİK”

Rumların yıllarca meseleyi “Türk azınlığın isyanı” diye takdim ettiğini ve bu yalan üzerine 11 yıl kaybedildiğini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, dünyanın Rumların bütün yalanlarına inandığını ifade etti. Bugüne kadar Rumlar açısından halledilmiş bir meseleyi “hayır halledilmiş değildir” diyerek itirazla vakit geçirdiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, bunu dedikleri ve Rumları “meşru” kabul etmedikleri için de “uzlaşmaz” olduklarını kaydetti.

“UZLAŞMAZ GÖRÜNMEYİN BUYURUN VERİN RUM’A KIBRIS’I OLSUN BİTSİN”

AB üyeliği konusunda Türkiye’ye karşı tek yanlı kararlar alındığına işaret eden Denktaş, “Bunlar karşısında ‘aman Kıbrıs meselesini halledelim, uzlaşmaz görünmeyelim’. Uzlaşmaz görünmeyin, buyurun verin Rum’a Kıbrıs’ı olsun, bitsin” dedi.

Denktaş, konuk heyettekilerin “Mümkün değil” sözü üzerine “Mümkün değilse o zaman hakkımızı koruyacağız. Hakkımızı koruduğumuz için bütün dünya bastıracak, bastırıyor. Bunun karşısında gönül, söz ve siyaset birliği içinde ayakta durmamız lazım” diye konuştu.

HALKIN SESI 22/01/2004

Talat: “Müzakere için girişim”

MAYIS’A KADAR ÇÖZÜM...“Bunun için çaba ortaya koymak, yani iyi niyetli çaba ortaya koymak gerekir. Amacımız, Mayıs’a kadar Kıbrıs sorununu çözmek. Türkiye’de de, basına yansıdığı gibi çok yoğun çalışmalar var, aynı şey Kıbrıs’ta da devam ediyor. Bunları biraraya getirmek ve görüşmeleri başlatmak için yaratacağımız ortamı el birliğiyle oluşturma çabasındayız. Olumlu gidiyor. Türkiye çözüm konusunda son derece kararlı ve net fikirlere sahip...”

ORTAK HEDEF ÇÖZÜM...“Bu önemli bir adımdır. Bu konudaki unsurları biraraya getirme çalışmaları devam ediyor. Bunu biliyoruz. Ama niyet, hedef ortaktır, o da çözümdür, Kıbrıs meselesinden kurtulmaktır. Bu çözüm elbette Kıbrıs Türk halkının hayati çıkarlarını koruyan bir çözüm olacaktır. Bu çözüm Türkiye’nin Kıbrıs’taki görevlerini ve haklarını koruyan bir çözüm olacaktır”

GENEL SEKRETER KARAR VERECEK... “Bu hazırlıklarımız, katkılarımız devam edecek. Görüşmelerin başlayabileceği tarihe tabii ki Genel Sekreter karar verecek. Yapmamız gereken onun koşullarını karşılayabilecek formüller bulmak, bunların peşindeyiz...

TUTUM BELGESİ...“Henüz tutum belgesi oluşmadı...Olumlu sinyaller var, kararlılık da var. Mayıs’ın önemi de bilinmektedir ancak kesinleşmiş bir şey yok ve kesinleşip gizlenen bir şey de de yok”

ÖNCELİK GÖRÜŞMELERİ BAŞLATMAK...“Türkiye’de de, KKTC’de de hazırlıklar devam ediyor. Konu BM Genel Sekreteri’nin görüşmeleri başlatması üzerinde yoğunlaşmaktadır. BM Genel Sekreteri’nin görüşmeleri başlatmak için ortaya koyduğu koşulları ne ölçüde karşılayabiliriz, Rumlar’ın bu konudaki tutumu gibi konular gündem konularıdır. Çözüm zeminini oluşturan Annan planının içeriğiyle ilgili yapılacak değerlendirmeler ve ortaya konacak tutum şu anda değerlendirilse bile aslında görüşmeler başladıktan sonra önemli hale gelecek. Bu nedenle öncelik görüşmeleri başlatmak.”

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ABD’nin desteğini isteyerek Kıbrıs konusundaki müzakerelerin başlaması için girişim başlatmayı planladığını söyledi.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) davetlisi olarak önceki gün Ankara’ya giden ve dün adaya dönen Mehmet Ali Talat, Esenboğa Havalimanı’nda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Talat, müzakerelerin başlaması için başvurunun ne zaman yapılacağına dair bir soru üzerine, “Sayın Erdoğan Türkiye olarak onu yapıyor. ABD’nin desteğini isteyerek böyle bir girişim başlatmayı planlıyor. Bizim de bu girişime tabi ki desteğimiz olacak” diye konuştu.

“Türkiye ve KKTC hükümeti olarak ortak tutumumuz bellidir, Kıbrıs sorununun bir an önce çözüme kavuşturulmasıdır” diye konuşan Talat, şunları söyledi:

"Bunun için çaba ortaya koymak, yani iyi niyetli çaba ortaya koymak gerekir. Amacımız, Mayıs’a kadar Kıbrıs sorununu çözmek. Türkiye’de de, basına yansıdığı gibi çok yoğun çalışmalar var, aynı şey Kıbrıs’ta da devam ediyor. Bunları biraraya getirmek ve görüşmeleri başlatmak için yaratacağımız ortamı el birliğiyle oluşturma çabasındayız. Olumlu gidiyor. Türkiye çözüm konusunda son derece kararlı ve net fikirlere sahip. Bu önemli bir adımdır. Bu konudaki unsurları biraraya getirme çalışmaları devam ediyor. Bunu biliyoruz. Ama niyet, hedef ortaktır, o da çözümdür, Kıbrıs meselesinden kurtulmaktır. Bu çözüm elbette Kıbrıs Türk halkının hayati çıkarlarını koruyan bir çözüm olacaktır. Bu çözüm Türkiye’nin Kıbrıs’taki görevlerini ve haklarını koruyan bir çözüm olacaktır”

“Annan’ın koşullarını karşılayacak formüller bulmalıyız”

Kıbrıs sorunu için Annan planı zemininde bir müzakere sürecinin öngörüldüğünü ifade eden Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın iyi niyet misyonunun desteklendiğini ve bu konudaki görüşmelerin başlatılması için yoğun bir hazırlığın devam ettiğini kaydetti.

Talat, müzakere sürecini desteklediklerini ve buna yönelik hazırlıklara katıldıklarını belirterek, şöyle konuştu:

“Bu hazırlıklarımız, katkılarımız devam edecek. Görüşmelerin başlayabileceği tarihe tabii ki Genel Sekreter karar verecek. Yapmamız gereken onun koşullarını karşılayabilecek formüller bulmak, bunların peşindeyiz, o formülleri bulup Genel Sekreter’in görüşmeleri başlatması talebini Türk tarafı olarak biz de yapacağız. Biliyorsunuz Rumlar da yaptı, görüşmeleri başlatın diye başvuruda bulundu, ancak Genel Sekreter’in şartlarını yerine getirmeden bunu yaptılar, o yüzden olumlu yanıt alamadılar. Sanıyorum ki Türk tarafı bunu da dikkate alarak daha detaylı, daha dikkatli ve bu koşulları karşılayacak bir girişim yapmak durumundadır. O hazırlık da yapılıyor şu anda.”

Mehmet Ali Talat, Türk tarafının müzakere masasında ne tür değişiklikler talep edeceğine ilişkin bir soru üzerine, müzakerelerin başlaması için çalışmaların devam ettiğini belirterek, “henüz bitmiş bir resim yok, resim tamamlanmaya çalışıyor” ifadesini kullandı.

Bir gazetecinin, “Annan planı üzerinde Türkiye’nin ve sizin fikirleriniz eş boyutlu mu?” şeklindeki sorusu üzerine de Talat, “Üzerinde çalışıyoruz. Aynı olmak zorundadır, aynı noktada da olmak zorundadır. Aynılaştırmak durumundayız. Farklı olsa bile, ama henüz farklı demiyorum, daha hazırlıklar devam ediyor” dedi.

“Tutum belgesi henüz oluşmadı”

Talat, Geçitkale’de yaptığı açıklamada, Türk tarafının Kıbrıs müzakere sürecine ilişkin çalışmalarının sürdüğünü ancak “tutum belgesinin” henüz oluşmadığını bildirdi.

Talat, “Olumlu sinyaller var, kararlılık da var. Mayıs’ın önemi de bilinmektedir ancak kesinleşmiş bir şey yok ve kesinleşip gizlenen bir şey de de yok” diye konuştu.

Talat’ı Geçitkale Havalanı’nda Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu karşıladı.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin Mayıs ayına kadar çözüm konusunda kararlı bir tutum içinde olduğunu söyledi ve Türkiye ile KKTC’de yürütülen çalışmaların birleştirilmesiyle bu yolda olumlu adımlar atılacağına inandığını kaydetti.

Ancak Kıbrıs müzakere sürecine ilişkin “tutum belgesinin” oluşma aşamasında olduğunu, henüz kesinleşmediğini söyleyen Talat, Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın Davos ve ABD’deki temaslarının ardından BM Genel Sekreteri’ne müzakere için çağrı yapmasının beklendiğnii kaydetti.

Talat, “Yapacağımız çağrının Genel Sekreter’in koşullarını büyük ölçüde karşılayacak ve görüşmeleri başlatacak nitelikte olması gerekir” diye konuştu.

“Ekonomi de ele alındı”

Geçitkale Havaalanı’nda gazetecilere temaslarını değerlendiren ve Kıbrıs konusundaki gelişmeleri özetleyen Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye Dışişleri Bakanı Gül ile Kıbrıs konusundaki hazırlıkları değerlendirdiklerini, TOBB’un Kıbrıs konusundaki basına kapalı toplantısında ise Kıbrıs konusu yanında KKTC ekonomisinin kalkınması için alınabilecek önlemler ve AB ile ilişkilerin ele alındığını söyledi.

Öncelik görüşmeleri başlatmak..

Başbakan Talat, Kıbrıs konusundaki gelişmeleri değerlendirirken özetle şunları söyledi:

“Türkiye’de de, KKTC’de de hazırlıklar devam ediyor. Konu BM Genel Sekreteri’nin görüşmeleri başlatması üzerinde yoğunlaşmaktadır. BM Genel Sekreteri’nin görüşmeleri başlatmak için ortaya koyduğu koşulları ne ölçüde karşılayabiliriz, Rumlar’ın bu konudaki tutumu gibi konular gündem konularıdır. Çözüm zeminini oluşturan Annan planının içeriğiyle ilgili yapılacak değerlendirmeler ve ortaya konacak tutum şu anda değerlendirilse bile aslında görüşmeler başladıktan sonra önemli hale gelecek. Bu nedenle öncelik görüşmeleri başlatmak.”

"Resim tamamlanmadı”

Türkiye yanında KKTC Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık’ta da çalışmalar yapıldığını belirterek, Cumhurbaşkanlığı’ndaki çalışmalarla ilgili brifing aldığını, Türkiye’deki çalışmalar hakkında da bilgi verildiğini söyleyen Talat, bu çalışmaların bütünleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Talat, şunları söyledi:

“Resim henüz tamamlanmış değil, daha oluşma aşamasında. Kesinleşmiş ve gizlenen birşey yok. Basında zaman zaman çıkan haberler ya spekülasyon niteliğinde, ya da üzerinde düşünülen ayrı ayrı konularla ilgilidir. Bütün bunlar resmin bir parçası olsa da bütünü değil. Türkiye ve bizim yaptığımız çalışmaların bütünleşeceğini umuyorum ve böylece Mayıs 2004’e kadar çözüm hedefiyle yürüyebileceğiz. Beklentimiz budur. Türkiye’de bu konuda olumlu sinyaller var, kararlılık da var. Mayıs 2004’e kadar çözümün önemi bilinmektedir. Olumlu gelişmeler olacak diye düşünüyorum....”

“Çağrı Genel Sekreter’in koşullarını karşılamalı”

Rum Yönetimi Başbakanı Popadopulos’un BM Genel Sekreteri’ne mektup yazarak görüşmeleri başlatma çağrısı yaptığını, ancak bu çağrının Genel Sekreter’in koşullarına yanıt niteliği taşımadığı için olumlu bir yanıt almadığını belirten Talat, şöyle konuştu:

“Şimdi bizim yapacağımız çağrının Genel Sekreter’in koşullarını büyük ölçüde karşılayacak ve görüşmeleri başlatacak nitelikte olması gerekir. Bunun hazırlığını çok iyi yapmak ve iki tarafta yapılan hazırlıkları bütünleştirmek gerekir. Ankara temasları bu çerçevede oldukça yararlı oldu.”

Davos ve Washington ziyaretinden sonra...

Türk tarafının Genel Sekreter’e müzakere çağrısını ne zaman yapacağına ilişkin sorulara karşılık da Talat, “Dünya çapında birçok diplomatik temas var. KKTC’nin bu konuda doğrudan şansı ne yazık ki yok. Türkiye Başbakanı Genel Sekreter ile Davos’ta görüşecek, ardından Amerika’ya gidecek. Amerikalılar’dan görüşmelerin başlatılması için destek istenecek. Bu girişimlerin hemen ardından veya bu girişimlerle birlikte bu çağrının yapılabileceğini tahmin ediyorum” ifadelerini kullandı.

Hafta sonu Ankara...

Ankara ile karşılıklı temasların süreceğini belirten Talat, bir soruya karşılık, hafta sonu Cumhurbaşkanı Denktaş ile birlikte Ankara’ya gidiş konusunda bir karar alınmadığını belirterek, “Sayın Cumhurbaşkanı ile konuşup koordine edeceğiz. Şu an için bir fikrim yok” dedi.

YENIDUZEN 22/01/2004

Ne koz, ne figüran!

‘Kıbrıs’ta çözümsüzlük mümkün değildir’

Kıbrıs’ta çözüm Mayıs 2004’ten önce sağlanmalıdır . “Mayıs 2004’te çözüm” ulusal vizyon olarak belirlenmeli ve müzakere masasına “çözümden kaçan taraf olarak algılanmaktan kurtulmak” için değil ; çözüm için oturulmalıdır

KKTC İşadamları Derneği Yönetim Kurulu adına Divan Başkanı Ünsal Özbilenler tarafından yapılan açıklamada, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün
mümkün olmadığı, sürdürülebilir ve savunulabilir olmadığı vurgulandı.

"Türk Ulusuna sesleniyor” başlığı ile yapılan açıklamada, Kıbrıs Türk halkının hiçbir amacın kozu veya kendi kaderinin figüranı olmadığı belirtildi. Açıklama şöyle:

''Kıbrıs Türk halkının, üzerinde yaşadığı adanın 1878 yılında kiraya ve Lozan Antlaşması çerçevesinde de tam olarak İngiliz idaresine teslim edilmesiyle başlayan tarihsel mücadelesi ', yaşamsal bir dönemeçte bulunmaktadır .

Tarihimizin bu en kritik dönemecinde , nesiller boyunca , nice bedeller ödenerek elde edilen tüm toplumsal kazanımlarımızın yitirilmesi tehlikesini açıkça görüyor , Türk ulusunu bu tehlikelere karşı uyarma gereğini ve sorumluluğunu duyuyoruz :

Kıbrıs’ta çözümsüzlük mümkün DEĞİLDİR, sürdürülebilir ve savunulabilir DEĞİLDİR.

Kıbrıs’ta çözüm Mayıs 2004’ten önce sağlanmalıdır . “Mayıs 2004’te çözüm” ulusal vizyon olarak belirlenmeli ve müzakere masasına “çözümden kaçan taraf olarak algılanmaktan kurtulmak” için değil ; çözüm için oturulmalıdır .

Annan Planı temelinde bir çözüme ulaşmak amacıyle müzakerelerin başlaması için 18 Nisan’da Referanduma gidebileceğimiz de açıklanarak Sn. Kofi Annan’ın görüşmeleri başlatması sağlanmalıdır.

Mayıs 2004 tarihinde çözüme ulaşılamaması halinde ;

· Kıbrıs Rum Yönetimi “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak ve tüm Kıbrıs adına AB üyesi olacak , Aralık 2004’e kadar “Kıbrıs Anayasasında” , “AB’ne uyumlaştırma” adı altında , Kıbrıs Türklerinin 1960’ta elde etmiş olduğu tüm toplumsal kazanımlarını dahi ortadan kaldıracak düzenlemeler gerçekleştirilebilecektir . Kıbrıs Türklerini “azınlık haklarına bile sahip olmayan bir topluluk” konumuna düşürülecektir.

· Aralık 2004’te Türkiye’nin AB’nden müzakere tarihi alması da mümkün olamayacak ; mümkün olsa bile , ancak çok ağır tavizler ve Kıbrıs Türk halkının tüm toplumsal hak ve kazanımlarının yitirilmesi pahasına mümkün olabilecektir.

Kıbrıs Türkleri , Mayıs 2004 tarihinin ne anlama geldiğinin tamamen farkındadır ve bu yakın tehlike karşısında sessiz kalmayacağımız çok iyi bilinmelidir. Kıbrıs Türklerini ve onların ne istediklerini dikkate almadan yapılması olası tüm hesaplar stratejik ve vahim bir yanlış olacaktır .

Kimse masa başında Kıbrıs Türklerinin tarihsel kaderi ile oynayarak , toplumsal yok oluşumuza neden olabilecek yanlış kararlar alamaz . İç siyasette de “iç hesaplaşma, iktidar mücadeleleri ve statükodan elde ettikleri çıkarlarını korumak için”, bu halkın toplumsal hakları ve geleceği felaket çukuruna itilemez . Buna müsaade etmemeye kararlıyız .

Gelip dayandığımız bu kritik karar anında, işaret ettiğimiz tehlikeleri de dikkate alarak, tüm “karar alıcı mercilerin” gözetmesi gereken en önemli husus ; yanlış kararlarla , Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye’yi , 15 Temmuz 1974’te Rumlarla Yunanistan’ın içine düştüğü gibi , birbiri ile çıkar ve hedefleri çatışan unsurlar haline getirmemek olmalıdır. Bunun vebalinin ağırlığını kimse taşıyamaz ve tarih önünde hesabını da veremez !

Kıbrıs Türk halkı hiçbir amacın kozu veya kendi kaderinin figüranı değildir. Kıbrıs , sadece bir toprak parçası değildir . Bu topraklarda “insanlar” yaşamaktadır . Kıbrıslı Türkler yaşamaktadır . Kıbrıs bizim vatanımızdır ve vatanımızda , varlığımızı korumak , elde ettiğimiz tüm toplumsal kazanımlarımızı korumak , güçlendirmek ve geliştirmek bizim en temel , saygı duyulması gereken hakkımız ve amacımızdır . Bu amaca Yüce Türk ulusu ile dayanışma içinde varmak istiyoruz . (YeniDÜZEN)

YENIDUZEN 22/01/2004

Erdoğan ile Bush'un ana gündemi Kıbrıs

BİR NUMARALI GÜNDEM... ABD yönetimi kaynakları, Kıbrıs konusunun, Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın Başkan Bush ile görüşmesinde Washington açısından bir numaralı gündem maddesi olacağını söylediler. Kaynaklar, Washington'un şimdiye kadar Türkiye'nin olası Kıbrıs önerileri hakkında ayrıntılı şekilde bilgilendirilmediğini belirtti

KIBRIS TAKVİMİ... Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki politikasının yarın Milli Güvenlik Kurulu toplantısında belirlenmesi öngörülüyor. Ardından Başbakan Erdoğan, bir gün sonra Davos'ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşecek

ABD yönetimi kaynakları, Kıbrıs konusunun, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı George Bush ile görüşmesinde Washington açısından bir numaralı gündem maddesi olacağını bildirdi.

Bu kaynaklar, Washington'un şimdiye kadar Türkiye'nin olası Kıbrıs önerileri hakkında ayrıntılı şekilde bilgilendirilmediğini belirttiler.

NTV'nin haberine göre, Kıbrıs konusunda çok kritik bir 10 güne giriliyor. ABD yönetimine yakın kaynaklar, Türkiye'nin üzerinde çalıştığı olası Kıbrıs önerileri hakkında Washington'un şimdiye kadar ayrıntılı bilgi sahibi olmadığını söylediler.

ABD yönetimi kaynaklarına göre, Kıbrıs konusu, 28 Ocak'ta Beyaz Saray'da yapılacak Başkan Bush-Başbakan Erdoğan görüşmesinde Washington açısından bir numaralı gündem maddesi olacak.

Kıbrıs takvimi ise şöyle: Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki politikasının yarın Milli Güvenlik Kurulu toplantısında belirlenmesi öngörülüyor. Ardından Başbakan Erdoğan bir gün sonra Davos'ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşecek.

Amerikan kaynakları, burada Türk tarafının Annan'a referandum güvencesi vermesinin beklenmediğini kaydettiler.

Türkiye, ABD'den destek isteyecek

Kaynaklara göre, Türkiye'nin esas ayrıntılı Kıbrıs önerilerinin, 28 Şubat'ta Bush'a aktarılması ve Türk tarafının bunlara ABD'den destek istemesi bekleniyor. Amerikan kaynaklarına göre, bu aşamada Türk önerilerinin Annan'ı tatmin edip etmeyeceği ve Annan Planı üzerinde görüşmelere kısa sürede geçilip geçilemeyeceği şu anda belli değil.

Bu kaynaklar, her durumda Erdoğan'ın Washington gezisinin başarısının, Kıbrıs'ta alınacak sonuçla bağlantılı olacağını ifade ettiler.

KIBRIS 22/01/2004

Başbakan Talat, Ankara'dan umutlu döndü

ERDOĞAN, ABD'NİN DESTEĞİNİ İSTEYECEK... Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, ABD'nin desteğini isteyerek Kıbrıs konusundaki müzakerelerin başlaması için girişim başlatmayı planladığını söyledi

TÜRKİYE KARARLI... Talat: Türkiye'de çok yoğun çalışmalar var, aynı şey Kıbrıs'ta da devam ediyor. Bunları bir araya getirmek ve görüşmeleri başlatmak için yaratacağımız ortamı elbirliğiyle oluşturma çabasındayız. Olumlu gidiyor. Türkiye çözüm konusunda son derece kararlı ve net fikirlere sahip. Bu önemli bir adımdır

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, ABD'nin desteğini isteyerek Kıbrıs konusundaki müzakerelerin başlaması için girişim başlatmayı planladığını söyledi.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin (TOBB) davetlisi olarak önceki gün Ankara'ya giden Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk Havayolları'na ait bir uçakla KKTC'ye döndü.

Ayrılışından önce Esenboğa Havalimanı'nda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Talat, Ankara'da çok yararlı görüşmelerde bulunduklarını söyledi.

Talat, müzakerelerin başlaması için başvurunun ne zaman yapılacağına dair bir soru üzerine, "Sayın Erdoğan Türkiye olarak onu yapıyor. ABD'nin desteğini isteyerek böyle bir girişim başlatmayı planlıyor. Bizim de bu girişime tabi ki desteğimiz olacak" diye konuştu.

"Türkiye ve KKTC hükümeti olarak ortak tutumumuz bellidir, Kıbrıs sorununun bir an önce çözüme kavuşturulmasıdır" diye konuşan Talat, şunları söyledi:

"Bunun için çaba ortaya koymak, yani iyi niyetli çaba ortaya koymak gerekir. Amacımız, Mayıs'a kadar Kıbrıs sorununu çözmek.

Türkiye'de de, basına yansıdığı gibi çok yoğun çalışmalar var, aynı şey Kıbrıs'ta da devam ediyor. Bunları bir araya getirmek ve görüşmeleri başlatmak için yaratacağımız ortamı el birliğiyle oluşturma

çabasındayız. Olumlu gidiyor. Türkiye çözüm konusunda son derece kararlı ve net fikirlere sahip. Bu önemli bir adımdır. Bu konudaki unsurları bir araya getirme çalışmaları devam ediyor. Bunu biliyoruz. Ama niyet, hedef ortaktır, o da çözümdür, Kıbrıs meselesinden kurtulmaktır. Bu çözüm elbette Kıbrıs Türk halkının hayati çıkarlarını koruyan bir çözüm olacaktır. Bu çözüm Türkiye'nin Kıbrıs'taki görevlerini ve haklarını koruyan bir çözüm olacaktır"

Annan'ın koşullarını karşılayacak formüller bulmalıyız

Kıbrıs sorunu için Annan Planı zemininde bir müzakere sürecinin öngörüldüğünü ifade eden Talat, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın iyi niyet misyonunun desteklendiğini ve bu konudaki görüşmelerin başlatılması için yoğun bir hazırlığın devam ettiğini kaydetti.

Talat, müzakere sürecini desteklediklerini ve buna yönelik hazırlıklara katıldıklarını belirterek, şöyle konuştu:

"Bu hazırlıklarımız, katkılarımız devam edecek. Görüşmelerin başlayabileceği tarihe tabii ki Genel Sekreter karar verecek. Yapmamız gereken onun koşullarını karşılayabilecek formüller bulmak, bunların peşindeyiz, o formülleri bulup genel sekreterin görüşmeleri başlatması talebini Türk tarafı olarak biz de yapacağız. Biliyorsunuz Rumlar da yaptı, görüşmeleri başlatın diye başvuruda bulundu, ancak genel sekreterin şartlarını yerine getirmeden bunu yaptılar, o yüzden olumlu yanıt alamadılar. Sanıyorum ki Türk tarafı bunu da dikkate alarak daha detaylı, daha dikkatli ve bu koşulları karşılayacak bir girişim yapmak durumundadır. O hazırlık da yapılıyor şu anda."

Mehmet Ali Talat, Türk tarafının müzakere masasında ne tür değişiklikler talep edeceğine ilişkin bir soru üzerine, müzakerelerin başlaması için çalışmaların devam ettiğini belirterek, "henüz bitmiş bir resim yok, resim tamamlanmaya çalışıyor" ifadesini kullandı.

Bir gazetecinin, "Annan Planı üzerinde Türkiye'nin ve sizin fikirleriniz eş boyutlu mu?" şeklindeki sorusu üzerine de Talat, "Üzerinde çalışıyoruz. Aynı olmak zorundadır, aynı noktada da olmak zorundadır. Aynılaştırmak durumundayız. Farklı olsa bile, ama henüz farklı demiyorum, daha hazırlıklar devam ediyor" dedi.

Başbakan Talat: Tutum belgesi oluşma aşamasında, kesinleşmedi

Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Mayıs ayına kadar çözüm konusunda kararlı bir tutum içinde olduğunu söyledi ve Türkiye ile KKTC'de yürütülen çalışmaların birleştirilmesiyle bu yolda olumlu adımlar atılacağına inandığını kaydetti.

Ancak Kıbrıs müzakere sürecine ilişkin "tutum belgesinin" oluşma aşamasında olduğunu, henüz kesinleşmediğini söyleyen Talat, Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın Davos ve ABD'deki temaslarının ardından BM genel sekreterine müzakere için çağrı yapmasının beklendiğnii kaydetti.

Talat, "Yapacağımız çağrının genel sekreterin koşullarını büyük ölçüde karşılayacak ve görüşmeleri başlatacak nitelikte olması gerekir" diye konuştu.

Ekonomi de ele alındı

Geçitkale Havaalanı'nda gazetecilere temaslarını değerlendiren ve Kıbrıs konusundaki gelişmeleri özetleyen Başbakan Mehmet Ali Talat, Türkiye Dışişleri Bakanı Gül ile Kıbrıs konusundaki hazırlıkları değerlendirdiklerini, TOBB'un Kıbrıs konusundaki basına kapalı toplantısında ise Kıbrıs konusu yanında KKTC ekonomisinin kalkınması için alınabilecek önlemler ve AB ile ilişkilerin ele alındığını söyledi.

Öncelik görüşmeleri başlatmak

Başbakan Talat, Kıbrıs konusundaki gelişmeleri değerlendirirken özetle şunları söyledi:

"Türkiye'de de, KKTC'de de hazırlıklar devam ediyor. Konu BM genel sekreterinin görüşmeleri başlatması üzerinde yoğunlaşmaktadır. BM genel sekreterinin görüşmeleri başlatmak için ortaya koyduğu koşulları ne ölçüde karşılayabiliriz, Rumların bu konudaki tutumu gibi konular gündem konularıdır. Çözüm zeminini oluşturan Annan Planı'nın içeriğiyle ilgili yapılacak değerlendirmeler ve ortaya konacak tutum şu anda değerlendirilse bile aslında görüşmeler başladıktan sonra önemli hale gelecek. Bu nedenle öncelik görüşmeleri başlatmak."

Çalışmalar bütünleştirilmeli

Türkiye yanında KKTC Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık'ta da çalışmalar yapıldığını belirterek, Cumhurbaşkanlığı'ndaki çalışmalarla ilgili brifing aldığını, Türkiye'deki çalışmalar hakkında da bilgi verildiğini söyleyen Talat, bu çalışmaların bütünleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Talat, şunları söyledi:

"Resim henüz tamamlanmış değil, daha oluşma aşamasında. Kesinleşmiş ve gizlenen bir şey yok. Basında zaman zaman çıkan haberler ya spekülasyon niteliğinde, ya da üzerinde düşünülen ayrı ayrı konularla ilgilidir. Bütün bunlar resmin bir parçası olsa da bütünü değil. Türkiye ve bizim yaptığımız çalışmaların bütünleşeceğini umuyorum ve böylece Mayıs 2004'e kadar çözüm hedefiyle yürüyebileceğiz. Beklentimiz budur. Türkiye'de bu konuda olumlu sinyaller var, kararlılık da var. Mayıs 2004'e kadar çözümün önemi bilinmektedir. Olumlu gelişmeler olacak diye düşünüyorum."

Çağrı genel sekreterin koşullarını karşılamalı

Rum Yönetimi Başbakanı Popadopulos'un BM genel sekreterine mektup yazarak görüşmeleri başlatma çağrısı yaptığını, ancak bu çağrının genel sekreterin koşullarına yanıt niteliği taşımadığı için olumlu bir yanıt almadığını belirten Talat, şöyle konuştu:

"Şimdi bizim yapacağımız çağrının genel sekreterin koşullarını büyük ölçüde karşılayacak ve görüşmeleri başlatacak nitelikte olması gerekir. Bunun hazırlığını çok iyi yapmak ve iki tarafta yapılan hazırlıkları bütünleştirmek gerekir. Ankara temasları bu çerçevede oldukça yararlı oldu."

Davos ve Washington ziyaretinden sonra

Türk tarafının genel sekretere müzakere çağrısını ne zaman yapacağına ilişkin sorulara karşılık da Talat, "Dünya çapında birçok diplomatik temas var. KKTC'nin bu konuda doğrudan şansı ne yazık ki yok. Türkiye başbakanı genel sekreter ile Davos'ta görüşecek, ardından Amerika'ya gidecek. Amerikalılardan görüşmelerin başlatılması için destek istenecek. Bu girişimlerin hemen ardından veya bu girişimlerle birlikte bu çağrının yapılabileceğini tahmin ediyorum" ifadelerini kullandı.

Hafta sonu Ankara

Ankara ile karşılıklı temasların süreceğini belirten Talat, bir soruya karşılık, hafta sonu Cumhurbaşkanı Denktaş ile birlikte Ankara'ya gidiş konusunda bir karar alınmadığını belirterek, "Sayın cumhurbaşkanı ile konuşup koordine edeceğiz. Şu an için bir fikrim yok" dedi.

KIBRIS 22/01/2004

Denktaş: Rahat değiliz, endişeliyiz

TÜRKİYE SIKIŞTIRILIYOR... Cumhurbaşkanı Denktaş: Kıbrıs'ın kaybedilince kıymeti anlaşılan sağlığa benzememesini dilerim. Bütün dünya, Kıbrıs'ı altımızdan çekip almaya çalışıyor. Rahat değiliz, endişeliyiz. Ümidimiz Türkiyemizin kararlılığındadır. Avrupa Birliği üyesi olmak isteyen Türkiye, sıkıştırılıyor ve Kıbrıs'ı müdafaa edemez hale getirilmek isteniyor

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği üyesi olmak isteyen Türkiye'nin sıkıştırıldığını ve Kıbrıs'ı müdafaa edemez hale getirilmek istendiğini belirterek, "aman Kıbrıs meselesini halledelim, uzlaşmaz görünmeyelim" diyenlere "Uzlaşmaz görünmeyin, buyurun verin Rum'a Kıbrıs'ı olsun bitsin" diye seslendi. Bu mümkün değilse, hakların korunması gerektiğine işaret eden Denktaş, haklarını korudukları için bütün dünyanın bastırdığını, bunun karşısında gönül, söz ve siyaset birliği içinde ayakta durmaları gerektiğini söyledi.

Kıbrıs'ın kaybedilince kıymeti anlaşılan sağlığa benzememesi dileğinde bulunan Denktaş, bütün dünyanın Kıbrıs'ı altlarından çekip almaya çalıştığını söyledi ve "Rahat değiliz, endişeliyiz. Ümidimiz Türkiyemizin kararlılığındadır" dedi.

Denktaş, Kıbrıs Rumlarının, "bütün Kıbrıs'ın meşru hükümeti" olmadığı gerçeği kabul edilmedikçe meselenin halledilemeyeceğini kaydederek, Kıbrıs meselesinin 1964'te BM Güvenlik Konseyi'nde alınan kararla Rumlar lehine çözüldüğünü ifade etti.

Belediyelerden kalabalık heyet

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, eğitim semineri nedeniyle KKTC'de bulunan Marmara ve Boğazları Belediyeler Birliği heyetini kabul etti.

Birlik yönetim kurulu üyesi ve İstanbul Bağcılar Belediye Başkanı Feyzullah Kıyıklık, Kıbrıs'ı sevdikleri için seminerlerini burada yaptıklarını, cumhurbaşkanına bağlılıklarını da her defasında dile getirdiklerini söyledi. "Sizi ve Kıbrıs'ı seviyoruz, Türkiye olarak her zaman yanınızdayız. Buraya gelince içimiz rahatlıyor, sizinle olunca gücümüz artıyor, sizinle birlikte olmak bize büyük mutluluk veriyor" diyen Kıyıklık, cumhurbaşkanına sağlık, huzur, mutluluk dileklerini iletti.

Birlik yönetim kurulu üyesi ve Armutlu Belediye Başkanı Celal Göç de Cumhurbaşkanı Denktaş'a plaket takdim ederken yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ta bir an önce çözüme ulaşılması dileğinde bulundu ve çözümsüzlüğün daima her iki tarafı da sıkıntıya soktuğunu, ama çözümün de bir tarafın yok olması ve bir tarafın kazanması şeklinde olmaması gerektiğini kaydetti.

Denktaş: "İnşallah kıymetini kaybedince anlamayız"

"Sağlık hepimize lazım, kaybedince insan anlıyor kıymetini... Kıbrıs hepimizin Kıbrıs'ı, inşallah kaybedince anlamayız kıymetini" diyerek söze başlayan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da, bütün dünyanın işbirliği ve elbirliğiyle Kıbrıs'ı altlarından çekip almaya çalıştığını, anlaşma yoluyla Kıbrıs'ı alma oyununun büyük cesaret ve maharetle oynandığını söyledi.

"Rahat değiliz, endişeliyiz"

Denktaş, "Biz rahat değiliz, endişeliyiz. Ümidimiz Türkiyemizin kararlılığındadır. Türkiyemizin diplomasi alanında özellikle ADD, İngiltere ve AB'deki önemli ülkeleri kırk yıldır burada Kıbrıs Türklerine ve Türkiye'ye yapılan haksızlığı anlatmasındadır" diye konuştu. Büyük adaletsizlik yapıldığını, hukuki açıdan haklı oldukları halde alınan siyasi kararla haklarının verilmediğini kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş, "Kıbrıs meselesi bizim istediğimiz gibi halledilecektir; ya masada gelir bizim istediğimizi yaparsınız, yahut da sürükleyerek biz sizi alırız" dendiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs'ın Türkiye açısından jeopolitik ve büyük bir güvenlik meselesi olduğuna inanarak ayakta durduklarını, boyun eğmediklerini, yıkılmadıklarını, diz çökmediklerini anlattı. Anadolu'dan gelen samimi seslerin ve sevginin gün gele kendilerini Rum'a teslim etmeyeceğinin bilinciyle direndiklerini ve dirildiklerini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye'nin sadece kan ve can kardeşleri yok olmasın diye değil, Kıbrıs, Türkiye'nin bağrına saplanacak Yunan hançeri haline getirilmesin diye evlatlarını feda ettiğini söyledi.

Denktaş, halkın uzlaşma ve Türkiye'yle birlikte AB'ye girmeyi istediğini, ama 1960 anlaşmalarıyla Türkiye'ye verilen hakların çiğnenmesini istemediğini ifade ederek, aksi halde Rum-Yunan ikilisinin 1963'te Akritas Planı'yla hazırladıkları senaryonun tamamlanacağını düşünerek ürperdiklerini belirtti. Cumhurbaşkanı Denktaş, halkın büyük çoğunluğunun, hemen hemen yüzde yüzünün "uzlaşalım, bu iş bitsin" dediğini, ama uzlaşmanın sadece bir tarafın istemiyle olamayacağına işaret etti. Rumların Kıbrıs sanki kendininmiş gibi dünyaya seslenerek Kıbrıs meselesinin 1974'te Türk askerinin gelmesiyle başladığını söylediğini kaydeden Denktaş, "Türk askerini çıkarın, göçmenlerimiz yerine gitsin mesele halledilmiş olur" diye yalan yanlış bir takdim yaptıklarına işaret etti.

"AB Rumlara söylesin"

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, adaletin böyle sağlanamayacağını vurgulayarak, şöyle konuştu:

"Biz adalet istiyoruz. Haklarımızın korunmasını istiyoruz. Kıbrıs Rumlarının 'meşru hükümet' olmadıklarının artık kabul edilmesini ve özellikle AB'nin Rumlara 'bütün Kıbrıs hakkında ve Türkler hakkında konuşamazsınız' demesini istiyoruz. Bunu demedikleri taktirde, Kıbrıs'ı alıp kaçma ameliyesi devam edecektir. Biz bunları görüyoruz. Türkiye'nin önünde 'engel' olmuşuz gibi saldırılara uğruyoruz. Biz kendimizi Türkiye'nin önünde engel görmüyoruz. Bizi engel olarak görenler Kıbrıs'ı alıp kaçmak isteyenlerdir ve bu oyunu çok güzel oynamışlardır. Ne yazık ki içimizden bazıları da bu oyuna gelmiştir. Biz 1960 anlaşmaları çerçevesinde Lozan dengesini kurmuş bir durumda görüyoruz. Lozan'daki denge Kıbrıs üzerine getirilmiştir. Şimdi bu dengeyi bozarak Kıbrıs'a sahip çıkılmak isteniyor. Biz buna engel oluyoruz, Türkiye'ye değil. Ama karar Türkiye'nindir. Türkiye de herhalde yakında kararını verecektir."

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "çözümsüzlük çözüm değildir" sözünün yer tuttuğunu ama bilinmeyen bir şey olduğunu kaydederek, Kıbrıs meselesinin 1964'te Güvenlik Konseyi'nde Rum tarafı "meşru hükümeté olarak kabul edilince Rumlar lehine çözüldüğünü, o karar çıkınca kendisinin Güvenlik Konseyi'nden ağlayarak ve sorunun çözümünün artık müdahalesiz olmayacağını bilerek çıktığını anlattı.

"İtirazla vakit geçirdik"

Rumların yıllarca meseleyi "Türk azınlığın isyanı" diye takdim ettiğini ve bu yalan üzerine 11 yıl kaybedildiğini belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, dünyanın Rumların bütün yalanlarına inandığını ifade etti. Bugüne kadar Rumlar açısından halledilmiş bir meseleyi "hayır halledilmiş değildir" diyerek itirazla vakit geçirdiklerini söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, bunu dedikleri ve Rumları "meşru" kabul etmedikleri için de "uzlaşmaz" olduklarını kaydetti. Denktaş, Kıbrıs'ta çözümsüzlük olmadığını, Rum-Yunan işgalinin devam ettiğini, bu işgalin kuzeye yayılıp yayılmaması meselesi olduğunu, yayılmaması için Türk askerinin buraya geldiğini, ama dünyanın olaya böyle bakmadığını ve "Kıbrıs meselesi Türkler yüzünde çözülmüyor" diye kendilerini suçladığını anlattı.

"Suçluymuşuz gibi 'aman efendim çözelim' "

Denktaş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Biz de suçluymuşuz! diye 'aman efendim çözelim' diyoruz. Neyi çözeceksin? Ya Kıbrıs'ı Rum'a vereceksin, ya da 'Kıbrıs Rum'u bütün Kıbrıs'ın meşru hükümeti değildir, bu gerçek kabul edilmedikçe mesele halledilmez' diye dikileceksin, dirileceksin. Ama Türkiye'nin AB'ye girme programına yakın bir şeye getirdiler, Türkiye'yi AB konusuyla öyle bir sıkıştırıyorlar ki Türkiye bu müdafaayı yapamasın. Bütün mesele burada gelip noktalanıyor. Kıbrıs meselesi Rumlar açısından çözülmüştür. Bu nedenle '1974'te başlayan istila meselesidir' diyor. Kıbrıs Rum'un değil ki 'istila meselesidir' desin. Kıbrıs her iki halkındır. Türk halkını koruma hakkı da Türkiye'nindi. Türk askeri Kıbrıs Türkünü korumaya gelmiştir. Rum'un buna 'istila' demeye hakkı ne! 'Memleketimi istila etti' demeye hiç hakkı yok, çünkü memleket hem onundur, hem bizimdir ve bizi bu memleketten atmak isteyen Rum'a bu Yeşil Hat'ta Türkiye 'dur' demiştir. Bunları kime anlatacaksın! Bunlar bilinmiyor mu! Biliniyor ama ABD ve AB diyor ki 'jeopolitik açıdan Kıbrıs bana lazımdır. O halde ne yapacağız? -Jeopolitik açıdan 1960 anlaşmalarıyla Kıbrıs'ta hakkı olan ve bulunan- Türkiye'yi Kıbrıs'tan çıkaracağız.' Bunu yapmak için Kıbrıs hükümetini 'meşru hükümet' diye başımıza oturtmak istiyorlar. Bunu yapmak için de Annan Planı'yla Türkiye'yi adadan çıkarmak istiyorlar. Karşımızdaki manzara bu..."

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, istedikleri çözümün, Rum'un elde ettiği çözümü bozduğunu belirterek, "Gelir mi sizinle anlaşsın?" diye sordu.

Mülteci operasyonu

Denktaş, AB üyesi ülkelerden ve Güney Kıbrıs'tan hava ve deniz araçlarının katılımıyla bir mülteci operasyonu gerçekleştirileceğine ilişkin haberi önündeki kağıttan okuyarak, ilk kez Güney Kıbrıs botlarının KKTC ile Türkiye arasındaki uluslararası sularda diğer AB üyesi ülkelerin botlarıyla birlikte devriye yapacaklarını bildirdi.

"Nerede bunun barış istemi? Bu tecavüz değil mi bizim sularımıza? Bu tecavüz değil mi Türkiye'nin haklarına?" diye soran Denktaş, KKTC'nin karasularına Allah'ın günü Rumlarca tecavüz edildiğini söyledi.

"Uzlaşmaz görünmeyin buyurun verin Rum'a Kıbrıs'ı olsun bitsin"

AB üyeliği konusunda Türkiye'ye karşı tek yanlı kararlar alındığına işaret eden Denktaş, "Bunlar karşısında 'aman Kıbrıs meselesini halledelim, uzlaşmaz görünmeyelim'. Uzlaşmaz görünmeyin, buyurun verin Rum'a Kıbrıs'ı olsun, bitsin" dedi.

Denktaş, konuk heyettekilerin "Mümkün değil" sözü üzerine "Mümkün değilse o zaman hakkımızı koruyacağız. Hakkımızı koruduğumuz için bütün dünya bastıracak, bastırıyor. Bunun karşısında gönül, söz ve siyaset birliği içinde ayakta durmamız lazım" diye konuştu.

Kıbrıs Türklerinin iki egemen halktan biri olarak uzlaşma istediğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, uzlaşma istediklerini, ama Rum'un da yola gelmesi gerektiğini, Rum'u yola getirecek kuvvetlerin de ABD, AB ve İngiltere'de olduğunu söyledi. Denktaş, "Bunlar yola gelmezse, 40 yıldır yaptıkları haksızlığı görüp Rum'a 'artık yeter bu kadar sana fırsat verdik ama bak bu `bir avuç` dediğin, `azınlığımdır` dediğin, `vatandaşımdır` dediğin, `açtır susuzdur` dediğin bu insanlar sana boyun eğmediler, dolayısıyla bunların boynunu bize eğdirtme. Bizim baskımızla, senin silahla, toplu mezarlarla alamadığını bizim baskımızla AB yoluyla elde etmeye kalkışma, biz buna alet olmayacağız' demeleri lazım. İşlerine gelirse diyecekler, gelmezse demeyecekler" diye konuştu.

Dünyaya göre Kıbrıs'ın mesele olmadığını, bütün meselenin "Anavatana göre mesele olup olmadığı" olduğunu kaydeden Denktaş kendilerine göre mesele olduğunu belirtti.

Denktaş konuk heyete Hüseyin M. Yusuf, Sabahattin İsmail, İsmet Kotak ve Fuat Veziroğlu tarafından kaleme alınan "Annan Belgesi (İkinci Akritas Planı)" adlı kitabı ve bazı ses kasetleri de dağıttı.

KIBRIS 22/01/2004

Mercedeslere veda

CTP-DP koalisyonunun ilk icraatı... Bakanların yıllardır makam aracı olarak kullandığı siyah Mercedesler satılıyor. Maliye, bu satıştan devlet kasasına 150 milyar TL dolaylarında bir kaynağın gireceğini hesaplıyor

Mercedeslere veda

"EROĞLU'NUN MERCEDESİ": Yeni hükümet, aldığı bir kararla, başbakan ve 10 bakana ait Mercedes marka makam araçlarını dün toplattı. Devlet Emlak ve Malzeme Dairesi'nin (DEM) Lefkoşa'da Peyak mağazaları arkasındaki depoya alınan makam araçları arasında "Eroğlu'nun Mercedesi" olarak bilinen "damla göz" Mercedes de bulunuyor. Makam araçları açık artırma yöntemiyle halka satılacak. Satış işlemleri için bugün ihaleye çıkılması bekleniyor

"SAVURGANLIĞA PAYDOS": Maliye Bakanı Ahmet Uzun, ülkede yıllarca yaşanan savurganlığa son vermek amacıyla yola koyulduklarını ve bu işe makam araçlarından başladıklarına dikkat çekerek, "Bakanlarımız, siyah Mercedeslere binmeyi uygun bulmadı. Bunların yerine daha makul ölçülerde salon araçlar kullanılacak. Ancak bu araçlar Mercedes ve BMW olmayacak" dedi. Bakan Uzun, izaz ikramlar ve RHA'ları da zapt-ı rap altına alacaklarını vurguladı

Ülkemizde savurganlığa yol açtığı gerekçesiyle yıllardır toplum vicdanında büyük rahatsızlık yaratan Mercedes marka makam aracı dönemi, nihayet tarihe karışıyor.

Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP)-Demokrat Parti (DP) koalisyon hükümeti işbaşına gelir gelmez ilk icraat olarak bakanların siyah Mercedeslerini satışa çıkarıyor.

Yakında açık artırma yöntemiyle halka satılacak makam araçlarından, Maliye Bakanlığı'nın kasasına 150 milyar TL civarında bir kaynağın girmesi hesaplanıyor. Araçların satışıyla ilgili bugün ihaleye çıkılması bekleniyor.

Satılacak makam araçları arasında "Eroğlu'nun Mercedesi" olarak bilinen "damla göz" Mercedes de bulunuyor. Hatırlanacağı gibi bu araç, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun Başbakanlığı'nın son dönemlerinde, 2003 yılı ortalarında, çok yüksek meblağlar ödenerek alınmış ve bu olay toplumda infial yaratmıştı.

"Mercedes ve BMW olmayacak"

KIBRIS muhabirleri dün, Devlet Emlak Malzeme Dairesi'nin(DEM) Lefkoşa'da Peyak mağazaları arkasındaki depoda, bakanlara ait siyah Mercedeslerin toplatıldığını saptadı.

Konuyla ilgili olarak görüşüne başvurduğumuz Maliye Bakanı Ahmet Uzun, makam araçlarının toplatıldığını doğruladı.

"Bu hükümetimizin bir kararıdır" diyen Ahmet Uzun, ülkede birçok ekonomik sorun bulunduğunu ve bu sorunlar ortadayken bakanların siyah Mercedeslere binmeyi uygun bulmadığını söyledi.

Uzun, gündemlerinde verimliliğin artırılması için birçok ekonomik uygulama olacağına işaret ederek, "Biz, işe makam araçlarından başladık. Bu araçları Devlet Emlak Malzeme Dairesi'nin deposuna topluyoruz. Hizmet gereği makam araçlarına ihtiyaç vardır. Ancak bunlar Mercedes ve BMW olmayacak, makul ölçülerde, salon araçları kullanacağız" şeklinde konuştu.

Makam araçlarını satmakla hem kasaya belirli miktarda bir kaynağın gireceğini, hem de "kendi evlerinin önünü temizlemekle" işe başlamayı uygun bulduklarını anlatan Maliye Bakanı Ahmet Uzun, ülkede yıllarca yaşanan savurganlığa son vermek istediklerini kaydetti.

Diğer makam arabaları ne olacak?

Araçların satışından devlet kasasına 150 milyar TL dolaylarında bir kaynağın girmesini beklediklerini ifade eden Ahmet Uzun, şöyle devam etti:

"İlk etapta başbakan ve 10 bakanın makam aracının satışı söz konusudur. Ancak diğer makam sahiplerinin de arzu etmesi halinde bu talepleri olumlu karşılanacaktır. Bunlar arasında Sayıştay Başkanı, Kamu Hizmeti Komisyonu Başkanı, Yüksek Mahkeme Başkanı, Başsavcı, Meclis Başkanı ve Meclis Başkan Yardımcısı'nın kullandığı makam araçları vardır.

Bu arada ombudsman (Yüksek yönetim denetçisi) makamının boş olmasından dolayı bu makamın tercihini de biz yapıyoruz."

Uzun, izaz ikramları ve toplumda sürekli şikayet konusu olan Resmi Hizmet Araçları'nı (RHA) zapt-ı rap altına alacaklarını vurguladı. Bakan Uzun, RHA'lar için de bir envanter çalışması başlatacaklarını bildirdi.

KIBRIS 22/01/2004