Rumlar hayırın bedelini ödemelidirler

Başbakan Mehmet Ali Talat, Annan Planı’na “hayır” deme Rum tarafının demokratik bir hakkı ise, bunun bedelini de onların ödemesi gerektiğini söyleyerek, “onların kararı Kıbrıs Türkü’ne zarar vermemeli. Hayır diyerek bizi esir haline getiremezler. Bunun yaptırımları olmalıdır. Olacaktır” dedi.

Kıbrıs sorununun çözülmesinin şart olduğunu, ara yöntemlerin kesin çözüm yerine geçemeyeceğini kaydeden Başbakan Talat, fakat ara yöntemlerin de tartışılmasının gerektiğini ifada edip referandumdan sonra ambargoların bir anlamı kalmayacağını, ambargoların sürdürülmesinin mümkün olmayacağını kaydetti.

Ambargoların sona erdirilmesine dünyanın da hazır olduğunu söyleyen Talat, bunun mesajlarını Brüksel’de aldıklarını ve “evet” in Kıbrıs Türk halkının cezalandırılmasını engelleyecek değişikliklere yol açacağını vurguladı.

Yine de kesin çözüm için iki “evete” ihtiyaç olduğunu yineleyen Talat, kendilerinin halka güvendiklerini, Kıbrıs Türk halkının oyunun renginin belli olduğunu dile getirdi. Talat, Rum politikacılarının değil ama Rum halkının samimi sıkıntıları olabileceğini, bunun da olumlu karşılıklarının verilmesinin ve Rumlar’ın evetini almanın gerekli olduğunu söyledi.

“LİSTEYİ DENKTAŞ İSTEMEDİ”

Başbakan Talat, yemek öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtlarken, BM’ye sunulan TC kökenli KKTC vatandaşlarının listesini, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın istemediğini, dolayısıyl listenin kendisine verilmediğini belirtti ve liste üzerinde spekülasyon yapılmaması için gizlilikle çalışıldığının doğru olduğunu kaydetti. Talat, TC kökenli olup da Kıbrıs’ta yaşayan ve bu listede yer almayan kimsenin bulunmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın hayır kampanyası için alana indiğinin hatırlatılması üzerine Talat, “Biz de sokaktayız, biz hep sokaktaydık, hiç içeriye girmedik ki zaten. Halkımızla beraberiz, halkımıza gerçekleri anlatıyoruz, anlatmaya da devam edeceğiz. Görüşlerini ortaya koymak Cumhurbaşkanı’nın demokratik hakkıdır. Sonuçta kararı halk kendisi verecek” şeklinde konuştu.

"AKEL’İN FİKİR DEĞİŞİKLİĞİ…”

Rum tarafında AKEL’in fikir değişikliği ‘evete’ dönük bir politikaya yol açabilir mi?” sorusuna, “evet yol açar” şeklinde yanıt veren Talat, tüm dünyanın ilgisinin Kıbrıs konusunun çözümüne odaklandığını belirtti. Talat, AB parlamentosundaki bir toplantıda bir milletvekilinin, “biz, tüm Avrupa, bu planı destekliyoruz, var gücümüzle bu plana odaklandık. Bu koşullar altında AB’ye üye olacak bir ülke bu planı reddederek nasıl bize katılacak?” sorusunu sorduğunu anlattı ve buna kimsenin cevap veremediğini kaydetti.

Rum tarafının plana “hayır” diyerek AB’ye resmen girebileceğini, ama ruhen, fiilen kabul edilemeyeceğini söyleyen Talat, bütün Avrupa Birliği tarafından desteklenen bir plana “hayır” diyen bir devletin, AB’ye de “hayır” demiş sayılacağını kaydetti.

“RUM TARAFININ HAYIRI HALİNDE ELİMİZDE PROJE VAR”

Referandum neticesinde Rum tarafından hayır çıkması halinde birçok planları olduğunu, çalışmaların yapıldığını ve ellerinde uygulamaya konacak birçok proje bulunduğunu belirten Başbakan Talat, ancak şu anda sadece çözüme odaklanmış olduklarını belirtti.

“GEREKİRSE RUM TARAFINA YİNE GİDERİM”

Talat, Rum tarafından da “evet” çıkması için gerekirse önümüzdeki günlerde Rum tarafına bir ziyaret daha gerçekleştirebileceğini de ifade etti.

Çözümle ortaya çıkacak yeni koşullarda Kıbrıs Türk sanayicisinin ve işadamlarının desteğe ihtiyaç duyacağını kaydeden Başbakan, Anan Planı’nın daha önce müzakere edilmediğini ve ilk kez Bürgenstok’daki çalışmalar neticesinde Kıbrıs Türk tarafı için kabul edilebilir bir hale geldiğini belirtti.

Planın Kıbrıs Türk ve Rum tarafını yakınlaştıran bir uzlaşma planı olduğunu kaydeden Talat, her iki tarafın da önemli bulduğu bir takım noktaların planda yer aldığını söyledi ve Türk tarafı için mal mülk durumunun daha belirgin bir hale geldiğini ifade etti.

“ZAFER DEĞİL UZLAŞMA”

Müzakere sürecinin zaferle değil uzlaşmayla sonuçlandığını belirten Talat, iki “evete” ihtiyaç duyduklarını söyledi.

Her iki taraftan da “evet” almak için çok çalışılması gerektiğine değinen Talat, Güney Kıbrıs’a da mesaj vermenin gerekliliğine işaret etti.

“RUMLAR YETERİNCE İNCELEMEDİ”

Kıbrıs Türk tarafında planın gerçekçi olarak ele alındığını, ama Rum tarafının nasıl olsa “Türkler hayır der” diye planı gerçekçi bir gözle yeterince incelemediğini kaydeden Talat, Rum politikacıların konuya ciddiyetle eğilip kamuoylarını bilgilendirmeleri gerektiğine işaret etti.

Başbakan Talat, Türk tarafı plana olumlu bir yaklaşım sergileyince Rum tarafının zor durumda kaldığını dile getirdi.

HALKIN SESI 19/04/2004

Çözümsüzlüğün bedeli ağır

KADEM'in referanduma yönelik 70 yerleşim biriminde 1815 kişiyle yaptığı anket, halkın ezici bir çoğunluğunun, "Annan Planı zemininde bir çözüm gerçekleşmediği takdirde Kuzey Kıbrıs'ın mali yönden olumsuz etkileneceğine" inandığını ortaya çıkardı

Çözümsüzlüğün bedeli ağır

PAHALIYA MAL OLUR... Kıbrıs Türk halkının büyük çoğunluğu, çözümsüzlüğün Kuzey Kıbrıs'a pahalıya mal olacağına inanıyor. Halkın yüzde 60.4'ü Annan Planı zemininde bir çözüme ulaşılmadığı takdirde Kuzey Kıbrıs'ın mali yönden olumsuz etkileneceğini ve Kıbrıslı Türkleri daha kötü günlerin beklediğini söylüyor

GENÇLER GELECEKTEN ENDİŞELİ... Daha fazla gençler gelecekten endişe duyuyor. Mevcut durumdan memnun olmayan gençler, Kıbrıs'ta çözümün şart olduğuna inanıyor. 25-34 ve 18-24 yaş grubundakiler mutlaka çözüm istiyor ve "çözüm olmazsa olumsuz etkileniriz" diyor. Çözümsüzlüğün herhangi bir etkisi olmayacağı ya da olumlu olacağını söyleyenler ise genellikle 55 yaş ve üzerindekilerde yoğunlaştı

EN FAZLA CTP, ÇABP VE BDH TABANI ÇÖZÜM İSTİYOR... Ankette, çözümsüzlükten en fazla endişe duyanların CTP'liler olduğu ortaya çıktı. CTP ile birlikte ÇABP ve BDH tabanı da Annan Planı zemininde bir çözüm bulunmadığı taktirde, ülkenin olumsuz etkileneceğini belirterek, "Kıbrıs'ta çözüm şart" diyor

EĞİTİMLİLER "ÇÖZÜM" DİYOR... Eğitim düzeyi yükseldikçe çözüm isteyenlerin oranı da artıyor, ancak eğitim düzeyi düştükçe "çözüm olmazsa da herhangi bir etkisi olmaz" diyenler çoğalıyor. En fazla üniversite ve yüksek okul mezunları, çözümsüzlükten endişe duyuyor. Üniversite ile yüksek okul mezunları, yüzde 68.5, lise mezunları da yüzde 65.5'lik bir oranla "çözümsüzlükte yanarız" diyor. İlk ve ortaokul mezunları içerisinde çözümü savunanlar ise yüzde 52.2'lik bir oranı oluşturuyor

VERİLECEK KÖYLERDEKİ DURUM... Türk devletine kalacak bölgelerde yaşayanlar, az farkla da olsa Rum devletine kalacak yerlerdekilerden daha fazla çözüm istiyor. İki bölge arasındaki fikir farklılığı çok büyük olmasa da Türk devletine kalacak bölgelerdeki vatandaşlar yüzde 62.3 ile mutlaka çözüm olması gerektiğini, aksi takdirde Kuzey Kıbrıs'ın olumsuz etkileneceğini söylüyor

Kıbrıs Türk halkının büyük çoğunluğu çözümsüzlüğün Kuzey Kıbrıs'a pahalıya mal olacağına inanıyor. Halkımız, "Annan çözüm planının" reddedildiği takdirde Kuzey Kıbrıs'ın mali yönden olumsuz etkileneceğini söylüyor.

KADEM'in referanduma yönelik 70 yerleşim biriminde 1815 kişiyle yaptığı ankette, çözüm olmadığı takdirde Kuzey Kıbrıs için mali sonuçlarının nasıl olacağı da soruldu.

Çözümsüzlüğün Kuzey Kıbrıs'a pahalıya patlayacağına inananların oranı yüzde 60.4.

Gençler gelecekten endişeli

Daha fazla gençler gelecekten endişe duyuyor. Mevcut durumdan memnun olmayan gençler, Kıbrıs'ta çözümün şart olduğuna inanıyor.

Gençlerimiz, çözümsüzlüğün ülkeyi olumsuz etkileyeceği yönünde görüş belirtiyor.

En fazla gelecekten endişe duyan ve çözümsüzlükten etkileneceğimize dikkat çekenler, 25- 34 yaş grubundaki vatandaşlarımız oldu. 25- 34 yaş grubundakiler yüzde 69.1 oranıyla çözümsüzlükten Kuzey Kıbrıs'ın olumsuz etkileneceğine inanıyor.

Bu yaş grubunu 18- 24 yaş grubu izliyor. 18-24 yaş grubundakiler de yüzde 66.2 oranıyla ülkeye çözüm gelmesi gerektiğini, aksi takdirde olumsuz etkileneceğimizi söylüyor.

Bu iki yaş grubundakiler kadar olmasa da 35-44 yaş grubundakiler de yüzde 62.7 ile ülkede çözüm olmasından yana.

Annan'ın çözüm planı reddedildiği ve çözüme ulaşılmadığı takdirde, bunun herhangi bir etkisi olmayacağı ya da olumlu olacağını söyleyenler ise genellikle 55 yaş ve üzerindekiler grubunda yoğunlaştı.

Çözüme en az inanan ve fazla etkileneceğimize inanmayanlar yüzde 42.5 ile 55 yaş ve üzerisi oldu.

Parti tabanlarının görüşü

KADEM, çözümsüzlüğün Kuzey Kıbrıs'ı nasıl etkileyeceği parti tabanlarına da sordu.

Ankette, çözümsüzlüğün ülkemizi etkileyeceği konusunda en fazla endişe duyanların CTP'liler olduğu ortaya çıktı. Kıbrıs sorununun çözümü için büyük mücadele veren iktidarın büyük ortağı CTP'nin tabanı, yüzde 79.8 ile çözümsüzlükte ülkenin olumsuz etkileneceğine inanıyor.

CTP ile birlikte ÇABP ve BDH tabanı da "Kıbrıs'ta çözüm şart" diyor.

Yüzde 75 ile ÇABP, yüzde 71.8 ile de BDH tabanı, Annan'ın çözümü reddedildiği takdirde ülkemizin olumsuz etkileneceğini söylüyor.

UBP ile DP'nin tabanı ise genellikle çözümsüzlüğün ülkemize herhangi bir etkisi olmadığına inanıyor.

UBP'liler, yüzde 42.3 ile en fazla çözüme inanmayan parti tabanı oldu.

Eğitim düzeyi arttıkça çözüm isteği artıyor

Anket sonuçları, halkın eğitim düzeyine göre de çözüme bakış açısını ortaya çıkardı.

En fazla üniversite ve yüksek okul mezunları çözümsüzlüğün ülkeyi olumsuz etkileyeceğine inanıyor.

Üniversite ile yüksek okul mezunları yüzde 68.5 ile Annan Planı çerçevesinde bir çözümün sağlanmaması durumunda ülkenin olumsuz etkileneceğini söylüyor.

Lise mezunları da yüzde 65.5'lik bir oranla aynı endişeyi taşıyor.

İlk ve ortaokul mezunları içerisinde çözüm olması gerektiğini savunanlar ise yüzde 52.2'lik bir oranı oluşturuyor.

Hiçbir okulu bitirmeyenler ise genellikle çözümsüzlüğün ülkemize herhangi bir etkisi olmayacağını düşünüyor.

Verilecek köylerdeki halk ne düşünüyor?

Türk devletine kalacak bölgelerde yaşayanlar, az farkla da olsa Rum devletine kalacak yerlerdekilerden daha fazla çözüm istiyor.

İki bölge arasındaki fikir farklılığı çok büyük olmasa da Türk devletine kalacak bölgelerdeki vatandaşlar yüzde 62.3 ile mutlaka çözüm olması gerektiğini, aksi takdirde Kuzey Kıbrıs'ın olumsuz etkileneceğini söylüyor.

Rum devletine kalacak bölgelerde yaşayanlar ise yüzde 54.1 oranıyla aynı endişeyi taşıyor.

Kıbrıslı Türklerin, güneydeki referandumla ilgili tahmini

KOMAR, 24 Nisan tarihinde Güney Kıbrıs'ta yapılacak referandumda "evet" oyları mı yoksa "hayır" oyları mı çıkacağı yönünde vatandaşlara soru yöneltti.

Kıbrıslı Türklerin yüzde 55.1'i referandumda Güney Kıbrıs'tan "hayır" çıkacağına inanıyor.

En çok da KAP ve UBP tabanı, güneydeki referandumdan "hayır" çıkacağına inanıyor.

Ankete katılan KAP üyelerinin tümü de Güney Kıbrıs'tan "hayır" çıkacağı yönünde görüş belirtti.

UBP'liler ise yüzde 58.1 oranı ile güneyden "hayır" çıkacağını belirten ikinci parti tabanı oldu.

ÇABP tabanı ise yüzde 62.5'lik oranla Güney Kıbrıs'tan "evet" çıkacağına inanıyor.

Güney Kıbrıs'tan "evet" bekleyen bir diğer parti tabanı ise yüzde 57.1'lik oranla MBP tabanı.

Tablo 1

Eğer Annan'ın çözümü reddedilirse, sizce bunun Kuzey Kıbrıs için mali sonuçları nasıl olur? Olumlu mu, olumsuz mu yoksa herhangi bir etkisi olmaz mı?

a) Genel sonuçlar

Olumlu 11,5%

Herhangi bir etkisi olmaz 20,4%

Olumsuz 60,4%

Bilmiyorum/Cevap yok 7,7

b) Yaş

Açıklama 18-24 25-34 35-44 45-54 55+ Genel

Olumlu 10,8% 12,8% 10,8% 8,0% 15% 11%

Herhangi bir etkisi olmaz 17,3% 14,5% 20,9% 25,6% 26,9% 20,4%

Olumsuz 66,2% 69,1% 62,7% 55,1% 42,5% 60,4%

Bilmiyorum/ Cevap yok 5,8% 3,5% 5,6% 11,4% 15,6% 7,7%

c) Parti

Açıklama UBP DP CTP-BG BDH MBP ÇABP KAP

Olumlu 8,4% 19,1% 11,1% 18,3% 28,6% 12,5% -

Herhangi bir etkisi olmaz 40,1% 30,3% 7,8% 5,6% 28,6% 12,5% -

Olumsuz 42,3% 39,3% 79,8% 71,8% 42,9% 75% -

Bilmiyor/Cevap yok 9,3% 11,2% 1,3% 4,2% - - -

c) Eğitim düzeyi

Açıklama Okur-Yazar İlk- Orta Lise- Meslek Üniversite Genel

Olumlu 11,4% 10,7% 12,8% 10,5% 11,55

Herhangi bir etkisi olmaz 42,9% 25,2% 16,9% 16,4% 20,4%

Olumsuz 25,7% 52,2% 65,5% 68,5% 60,4%

Bilmiyorum/Cevap yok 20% 11,9% 4,8% 4,6% 7,7%

d) Yer değiştirme

Açıklama Türk devletine kalacak yer Rum devletine kalacak Genel

Olumlu 9% 19,8% 11,5%

Herhangi bir etkisi olmaz 21,8% 16,1% 20,4%

Olumsuz 62,3% 54,1% 60,4%

Bilmiyorum/ Cevap yok 7% 9,9% 7,7%

Tablo 3

Sizce 24 Nisan tarihinde Rum bölgesinde yapılacak referandumda evet oyları mı yoksa hayır oyları mı daha yüksek çıkacak? Sizin tahmininiz nedir?

a) Genel sonuçlar

Evet daha yüksek çıkacak 31,5%

Hayır daha yüksek çıkacak 55,1

Bilmiyorum/ Cevap yok 13,4

b) Parti

Açıklama UBP DP CTP-BG BDH MBP ÇABP KAP

Evet daha yüksek çıkacak 30,8% 25,8% 33,9% 35,2% 57,1% 62,5% - 31,5%

Hayır daha yüksek çıkacak 58,1% 56,2% 56,7% 52,1% 28,6% 37,5% 100% 55,1

Bilmiyorum/ Cevap yok 11% 18% 9,3% 12,7% 14,3% - - 13,4%

Tablo 2

24 Nisan tarihinde Rum bölgesinde yapılacak referandumda "evet" oyları mı yoksa "hayır" oyları mı daha yüksek çıkacak? Sizin tahmininiz nedir?

a) Genel sonuçlar

Açıklama %

Evet daha yüksek çıkacak 31.5

Hayır daha yüksek çıkacak 55.1

Bilmiyorum/cevap yok 13.4

b) Parti

Açıklama UBP DP CTP-BG BDH MBP ÇABP KAP Genel

Evet daha yüksek çıkacak 30.8% 25.8% 33.9% 35.2% 57.1% 62.5% - 31.5%

Hayır daha yüksek çıkacak 58.1% 56.2% 56.7% 52.1% 28.6% 37.5% 100% 55.1

Bilmiyorum/cevap yok 11% 18% 9.3% 12.7% 14.3% - - 13.4%

KIBRIS 19/04/2004

 

Ülkücüler, Kıbrıs'taki ortamı zedeleyecek

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Ülkü Ocakları'nın Kıbrıs'taki etkinliklerini yanlış gördüğünü söyledi

Ülkücüler, Kıbrıs'taki ortamı zedeleyecek

DOĞRU DEĞİL... Gül: Ülkü Ocakları'nın 15 Nisan'da Ankara'dan başlayan ve 24 Nisan'da Kıbrıs'ta sona ermesi planlanan "hayır" yürüyüşünü yanlış görüyorum. Yani Kıbrıs'ı Kıbrıslılar, onların sorununu da oradakiler organize etmeli, Türkiye'dekiler organize etmemeli. Bu tür şeyler oradaki ortamı zedeler

TEPKİ DOĞAR... "Ben 'hayır' diye Kıbrıs'a gidenlerin orada tepki, reaksiyon doğuracağını zannediyorum. Çünkü buradan fikirler açıklanıyor, anlatılıyor, televizyonlar, basın yoluyla her şey söyleniyor. Yani oraya gidip orada gösteri yapmak... Orada oy kullanmayacaklar ki. Ben bunun çok faydalı olduğu kanaatinde değilim"

TÜRK TARAFI, AB'DEN SEMPATİ GÖRDÜ... "Kıbrıs'ta güneyde 'hayır', kuzeyde 'evet' çıkarsa, Türk tarafına haksızlık yapılmaması gerektiği konusunda AB dışişleri bakanlarından büyük sempati ve kararlılık gördük. Referandum öncesinde adadaki iki tarafın pozisyonları ve çeşitli alternatiflerin geniş biçimde değerlendirilmesi yararlı oldu"

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Ülkü Ocakları'nın Kıbrıs'ta düzenleyeceği yürüyüş etkinliğini yanlış bulduğunu belirterek, bu durumun adadaki ortamı zedeleyeceğini söyledi.

AB Dönem Başkanı İrlanda'nın Tullamore kentinde Avrupa Birliği üyesi ve aday ülkeler dışişleri bakanlarının gayri resmi toplantılarına katılan ve İngiltere, Fransa, Almanya ve İrlanda dışişleri bakanlarıyla ikili görüşmeler yapan Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunda "büyük bir sempati ve kararlılık" gördüğünü kaydetti.

Gül, cumartesi günü AB dışişleri bakanlarıyla katıldığı çalışma yemeğinde resmi gündemin Irak, Ortadoğu ve Kosova olduğunu anımsatarak, bununla birlikte kendisinin Kıbrıs konusunu gündeme getirdiğini ve toplantının çok büyük bölümünün Kıbrıs'a ilişkin tartışmalarla geçtiğini söyledi.

İrlanda'dan dönüşünde AA'nın sorularını yanıtlayan Gül, "Toplantıda, Kıbrıs'ta referandumdan önce Türkiye'nin pozisyonu, adadaki iki tarafın pozisyonu, tüm bunlar gözden geçirildi. İhtimaller konusunda, her iki tarafta 'evet' çıkması halinde veya kuzeyde 'evet', güneyde 'hayır' çıkarsa, ki bugün öyle gözüküyor, neler yapılması gerekir? Bunlar geniş bir şekilde tartışıldı. Toplantının ana gündemi bu oldu ve neredeyse bunun için toplantı yapılmış gibi oldu" dedi.

"Eğer Türk tarafı 'evet', Rum tarafı 'hayır' derse, o zaman Rum tarafı Avrupa Birliği'ne girerken Türk tarafına uygulanacak tüzüğün gözden geçirilmesi gerektiği ve Türk tarafının cezalandırılmaması, böyle bir olumsuzluk karşısında yapılacak uygulamaların Türk tarafını cezalandırıyor gibi bir durum ortaya çıkarmaması gerektiğinin altı çizildi. Bunu hem ben söyledim, hem de diğer bakanlardan büyük bir destek ortaya çıktı" diyen Gül, "Referandumdan önce böylesine bir toplantıda her şeyin gözden geçirilmesi, alternatiflerin gözden geçirilmesi, alternatiflere karşı AB'nin alacağı tavrın, planlanmamış olmasına rağmen, geniş bir şekilde, sanki tek gündem maddesiymiş gibi tartışılması çok yararlı oldu" diye konuştu.

Abdullah Gül, "AB bakanları nasıl bir olasılık üzerinde duruyorlar, ilk planda akıllarından geçen ne?" şeklindeki bir soruya karşılık, "Tabii herkes 'bu tarihi bir şey, bu fırsat kaçırılmamalı ve plan kabul edilmeli' fikrinde. Ama eğer böyle olmazsa ve bütün kamuoyu yoklamalarının gösterdiği gibi bir sonuç ortaya çıkarsa, Türk tarafına haksızlık yapılmaması ve bunun dikkate alınmasının genel ve geniş bir anlayış haline geldiğini gördüm. Aslında büyük bir sempati gördük. Kararlılık gördüm. Türk tarafına karşı sorumlulukları olacağını, bunu görmezden gelemeyeceklerini açık bir şekilde ortaya koyup söylemekten çekinmediler" dedi.

Gül, kamuoyu yoklamalarında beklenen sonuç çıkarsa Avrupa Birliği'nin KKTC'ye ambargoları, kısıtlamaları kaldırmasının gündeme geleceğini belirterek, "Biz bunların hepsinin gözden geçirilmesini istiyoruz" dedi.

Kıbrıs'a yürüyüş

Referanduma bir hafta kala, AB, BM ve diğer ülkeler nezdinde Kıbrıs konusunda çalışmaların devam edeceğini, bununla birlikte hükümet olarak adaya dönük yapacak bir şeyleri kalmadığını söyleyen

Gül, "Çünkü her şeyi açıkladık. Neticeyi saygıyla karşılayacağımızı da söyledik. Ne düşündüğümüzü, neyi Türklerin lehine gördüğümüzü herkes biliyor" diye konuştu.

Gül, ülkü ocaklarının 15 Nisan'da Ankara'dan başlayan ve 24 Nisan'da Kıbrıs'ta sona ermesi planlanan "hayır" yürüyüşü hakkındaki değerlendirmesinin sorulması üzerine de, "Ben bunları yanlış görüyorum. Yani Kıbrıs'ı Kıbrıslılar, onların sorununu da oradakiler organize etmeli, Türkiye'dekiler organize etmemeli" diye konuştu.

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ayrıca bu tür şeyler oradaki ortamı da zedeler. Ben 'hayır' diye Kıbrıs'a gidenlerin orada aksülamel, reaksiyon doğuracağını zannediyorum. Çünkü buradan fikirler açıklanıyor, anlatılıyor, televizyonlar, basın yoluyla her şey söyleniyor. Yani oraya gidip orada gösteri yapmak... Orada oy kullanmayacaklar ki. Ben bunun çok faydalı olduğu kanaatinde değilim."

KIBRIS 19/04/2004

Yer değiştirecek olanlar için uygun bölgeler belirlendi

ÜÇ MERKEZDE REHABİLİTE EDİLECEK... Annan Planı temelinde varılacak bir anlaşmayla yer değiştirecek olan kişilerin rehabilitasyonu için uygun bölgeler belirlendi. Buna göre yer değiştirecek olanlar Kalkanlı yerleşim yerinin hemen güneyi, Aslanköy-Kurudere bölgesi ve İskele'nin güneyi olarak belirlenen üç merkezde rehabilite edilecek

Yeliz K. SARICA

Annan Planı temelinde varılacak bir anlaşmayla yer değiştirecek olan kişilerin rehabilitasyonu için 3 çağdaş merkez öngörülüyor...

Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) öğretim görevlisi Prof. Dr. Tahir Çelik, Yard. Doç. Dr. Mehmet Galip, İnşaat Mühendisi Ramadan Görgü ve Ziraat Yüksek Mühendisi Ahmet Fikretler, Annan Planı temelinde çözümün Kıbrıs Türklerine maliyetiyle ilgili bir araştırma yaptı.

Araştırmada, yer değiştirilecek Kıbrıslı Türklerin rehabilitasyonu için, Kıbrıs Türk kurucu devletinin batı tarafında, Kalkanlı yerleşim yerinin hemen güneyi; orta yerlerde Aslanköy-Kurudere bölgesi ve Kıbrıs doğuda İskele'nin güneyinin uygun olduğu ifade ediliyor.

Hangi bölgeye hangi şehirlerin ve köylerin taşınacağı da isim bazında belirtiliyor. Araştırmada, su kaynaklarından ağıllara, seracılığa, elektrik, telefon ve yola kadar her türlü altyapı ve bunların maliyetine yer verildi.

"Kentleşme" olgusu güdülen araştırmada, yer değiştirecek nüfusun yaklaşık 74 bin olduğu ve rehabilitasyon için yaklaşık 4 milyar dolara ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.

Yer değiştirme nedenleri

Kıbrıslı Türklerin Annan Planı'nın uygulanmasıyla üç nedenden dolayı yer değiştireceği belirtiliyor.

Araştırmada bu nedenler, Rumlara bırakılacak yerlerdeki Kıbrıslı Türklerin taşınması, Karpaz bölgesindeki Dipkarpaz, Yenierenköy, Adaçay, Sipahi köylerindeki Kıbrıslı Türklerin taşınması ve 65 yaş üzerindeki Rumların eski yerlerine gelmeleri olarak sıralanıyor ve yer değiştirecek nüfus 73 bin 733 olarak belirtiliyor.

Üç yeni merkez

Yeni oluşturulacak rehabilitasyon merkezlerinin insanların gereksinimine cevap verecek nitelikte olmasına dikkat edilen araştırmada, üç yeni rehabilitasyon merkezi önerildi.

Bu bağlamda, birinci yerleşim merkezi, Kıbrıs Türk kurucu devletinin batı tarafında, Kalkanlı yerleşim yerinin hemen güneyi, ikincisi, Kıbrıs Türk kurucu devletinin orta yerlerinde, Aslanköy-Kurudere bölgesi, üçüncüsü de Kıbrıs Türk kurucu devletinin doğu tarafında Yeniiskele'nin hemen güneyi olarak gösteriliyor.

Kalkanlı'nın güneyindeki merkez

Güzelyurt ve bölgesindeki yerleşim yerlerinden taşınacak insanların daha çok tarım ile uğraştıkları düşünüldü ve tarıma uygun toprak ve iklim şartlarının uygun olduğu bir bölge seçildi.

Araştırmada, Kalkanlı'da açılacak olan ODTÜ Kıbrıs kampusunun bölgeye önemli bir istihdam kaynağı olacağı da ifade ediliyor.

Araştırmaya göre 1'inci rehabilitasyon bölgesi olarak anılan yerleşim yerleri şöyle:

"Akçay, Aşağı Bostancı, Aydınköy, Bademliköy, Gayretköy, Gemikonağı, Günebakan, Güneşköy, Güzelyurt, Kalkanlı, Madenliköy, Mevlevi, Ömerli, Serhatköy, Süleymaniye, Şahinler, Şirinköy, Taşköy, Yedidalga, Yeşilırmak, Yeşilyurt, Yukarı Bostancı, Yukarı Yeşilırmak, Yuvacık ve Zümrütköy."

Aslanköy-Kurudere bölgesindeki merkez

Ülkenin orta yerinde olması nedeniyle gerek Lefkoşa'ya gerekse Gazimağusa'ya ulaşımın kolaylığı düşünülerek seçilmiş bir yerleşim bölgesi.

Araştırmada, ileriki yıllarda Gazimağusa'da turizmin gelişeceği ve Ercan Havaalanı'nın bölgeye yakınlığı göz önünde bulunduruldu.

Araştırmada 2'nci rehabilitasyon merkezine yerleştirilecek köyler şöyle:

"Akçiçek, Akdoğan, Alayköy, Alemdağ, Çamlıbel, Dörtyol, Gaziler, Gürpınar, Haspolat, Karpaşa, Kılıçaslan, Kırklar, Korkuteli, Koruçam, Kozan, Özhan, Paşaköy, Pile, Pirhan, Şirinevler, Türkeli, Vadili ve Yılmazköy."

Yeniiskele bölgesi

Yeniiskele'nin hemen güneyinde ve denize doğru uzanan bölgede 3'üncü rehabilitasyon merkezinin kurulabileceği belirtiliyor.

Araştırmada, Karpaz bölgesinden ve Gazimağusa-Maraş bölgesinden yer değiştirecek nüfusun taşınacağı ifade ediliyor.

Araştırmaya göre, 3'üncü rehabilitasyon bölgesine yerleştirilecek yerler şöyle:

"Çayönü, Düzce, Güvercinlik, İncirli, Maraş, Türkmenköy, Yukarı Derinya, Dipkarpaz, Yenierenköy, Adaçay ve Sipahi."

Rehabilitasyon merkezlerinde yapılaşma

Yer değiştirilecek ve rehabilite edilecek merkezlerde inşa edilecek parametreler de dikkate alındı.

Araştırmada, konut yapımı, işyeri, okul, cami, sağlık merkezi, kamu binaları, yol, temiz su ve atık su şebekeleri, elektrik ve telefon, çevre düzenlemesi, arazi kamulaştırılması gibi birçok gereksinim ve maliyetleri üzerinde duruluyor.

Rehabilite edilecek merkezlerde toplam maliyet, 3 milyar 869 milyon 812 bin 3 dolar olarak tespit edildi.

Rehabilitasyon merkezlerinde tarımsal altyapı

Tarımsal üretimde temel amaç, kaynakları verimli kullanılması vurgulanıyor.

Araştırmada, rehabilite edilecek bölgelerde balık üretim çiftlikleri, seracılık ve hayvancılık da incelendi.

Tarımsal rehabilite merkezinde 520 sera ve 520 küçükbaş ve büyükbaş hayvan barınağı kurulabileceği ifade ediliyor.

KIBRIS 19/04/2004

Kuzeyliler güneyde 'Evet' için çalışıyor

Erdal Güven

KKTC'li işadamları, Rum tarafında 'Evet'lerin artması için gazete ilanları verecek. Türk tarafında ortak kanı 'Evet'çilerin galibiyeti

19/04/2004 RADIKAL

GİRNE - Bugüne kadar 'Hayır' dedik de ne oldu? Referandum muhabbeti daha uçakta yakaladı beni. Yanımda oturan 50'li yaşlarındaki Arseven bey, doğma büyüme Kıbrıslı. Ama yıllardır Londra'da yaşıyor. Statüko nedeniyle hayatını yurtdışında kazanmak zorunda kalmış kendi hesabıyla 40 bin (diğer aile üyelerini de katınca 120-150 bin) Kıbrıslıdan sadece biri. Bir İngiliz şirketinde mali müşavir olarak görev yapıyor.
24 Nisan'da ne diyeceğine hâlâ karar vermiş değil. Gönlüyle aklı arasında kalmış bir hali var. Kuzey Kıbrıs'taki düzenden şikâyetçi, değişmesi gerektiğini düşünüyor. Ama anlaşmanın getireceği
sıkıntıları da görmezden gelemiyor.
"Bazen gönlünüzün istediği değil, aklınızın istediği seçimi yaparsınız" diyor. "Herhalde oyumu kullanırken karar vereceğim."
İlginç de bir not aktarıyor Arseven bey. Londra'dan Lefkoşa'ya gelmek için 300 pound ödemiş
uçak biletine. "Oysa bir Rum Londra'dan Larnaka'ya gelmek için 100 pound öder. Hem o direkt uçar, biz aktarmalı."

'Yatırım için akılları neredeydi?'
Önümüzde TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı oturuyor. Kuzey Kıbrıs İşadamları Derneği'nin 'Kıbrıs'ta yatırım olanakları' konulu paneline katılmaya gidiyor. Sabancı'yla ayaküstü sohbetimize kulak misafiri olan Arseven bey bana dönüp, "Akılları yeni geldi başlarına" diyor. "Yatırım yapacaklarmış. 30 yıldır akılları neredeydi?.."
Girne yolunda taksici Ali beyle laflıy
oruz. O, 24 Nisan'da ne diyeceğini biliyor. Hep UBP'ye oy vermiş. UBP şimdi de 'Hayır' kampanyası yapıyor. Ama Ali bey, "Artık onlara oyum yok" diyor: "Bu kez 'Evet' diyeceğim. Bugüne kadar 'Hayır' dedik de ne oldu. İşte halimiz ortada."
Ali bey Magosa ya
kınlarındaki Akdoğan kasabasından. Akdoğan, Annan Planı'na göre Rum tarafına devredilecek yerlerden. Tüm ahali göç edecek. Ali bey de evini Rum sahibine bırakacak muhtemelen. Ama içi rahat. "Bizi sokağa atacak halleri yok. Bir çözüm bulacaklar elbet. Ben de güneyde mal bıraktım. Ama ne oraya gideceğim var, ne de tazminat alacağım. Onun yerine bana kuzeyde mal verecekler. Başımın çaresine bakacağım."
"Peki" diyorum, "Sizin gibi UBP'li ya da DP'li olup da şimdi 'Evet' diyecekler var mı etrafınızda?" Yanıt te
k sözcük: "Çok."
Dağ yolundan Girne'ye doğru yol alıyoruz. Ali bey eskilere gidiyor. "1974 öncesinde Rumlar yaptı bu yolu. Biz Lefkoşa-Girne arasındaki ana yolu kesmiştik. Rumlar da Girne'ye ulaşabilmek için tuttu bu yolu yaptı. 1974'ten sonra hepsi gitti
buralardan. Şimdi yeniden gelsinler diye oy kullanacağız. İşe bak sen... Zaman değişti tabii."

Hem de nasıl...
Referanduma bir hafta kala, Kuzey Kıbrıs'ta herkesin gözü kulağı güneyde aslında. Kuzeyde sokaktaki adamdan işadamına, siyasetçisinden gazetecesine hemen herkes, 'Hayır'cılar bile 'Evet' çıkacağından emin. Yüzde 60'ın altında tahminde bulunan yok... Kimileri yüzde 80'e kadar çıkıyor.

'Rumlar bizi ezip geçecek'
Girne esnafından Neslihan hanım, 'Hayır'cı. "Körü körüne 'Evet' diyecek bizim halk. Ama sonra ne olacak? Bunu bilen yok... Rumlar bizi ezip geçecek."
'Hayır' kampanyasının başını Denktaş çekiyor. Artık sahaya da inmeye başladı. Cumartesi günü Karpas'ı gezip, ahaliyi 'Hayır' demeye çağırdı. Dünkü bir gazetede tam sayfa bir de imzalı ilanı
vardı Denktaş'ın. Başlığı, 'Enosis'e Hayır, 9 Bin Sayfalık Meçhul'e Hayır.' Ve altında da artık herkesin ezberlediği bildik görüşleri: Rum işgaline uğrayacağız. Her şeyinizi alacaklar. Geleceğinizi tehlikeye atmayın...
Denktaş'a rağmen, 'Evet'çilerin mor
ali yüksek. Özellikle AKP'nin, Annan Planı'nın arkasında durması, Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün de plana 'Hayır' dememesi doping etkisi yapmış. Nitekim Kıbrıs gazetesinin iki gündür yayımladığı kamuoyu araştırması sonuçları, bu ay başına göre 'Evet'lerin oranının 4 puanlık artışla yüzde 62'ye dayandığını gösteriyor.
Lefkoşa'da karşılaştığım Türkiyeli Göçmenler Derneği'nden Abdurrahim Türkmen, "Halk kararını verdi, Bundan sonra kim ne derse desin, kim gelirse gelsin halk dönmez artık" diyor.
Lefkoşa'd
a İŞAD-TÜSİAD panelindeyim. Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Ali Erel de yüzde 60'ın üstünde 'Evet' bekliyor kuzeyden. Güneyden de umudunu kesmiş değil: "Yüzde 40'a yüzde 60'la 'Hayır'cılar önde görünüyor. Ama cumartesi gününe kadar denge değişebilir. Uğraşıyoruz..."

Rum gazetelerine 'Evet' ilanı
Evet, gariptir, kuzeydeki 'Evet' cephesinin önde gelenleri, siyasetçisiyle,
işadamıyla, sivil toplum örgütleriyle artık çabalarını güneye yoğunlaştırmış durumda. Erel, Rum gazetelerine 'Evet' ilanı vermeye hazırlanıyor. Talat'tan sonra Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı da, güneye geçip ikna girişimlerinde bulunuyor. Sivil toplum örgütleri ortak toplantılar yapıyor, eylemler tasarlıyor...
Genel beklenti, 24 Nisan'da Rum tarafından 'H
ayır' çıksa bile, eğer yüzde 40-45'lik bir 'Evet' oranına ulaşılabilirse, ikinci bir referandum için toplumsal bir baskı ortamı oluşacağı yönünde.
Erdoğan'ın, Özkök'ün yükselttiği 'Evet'çilerin moralini, AKEL bir hayli bozmuş Kuzey Kıbrıs'ta 'Hayır' kararıyla...
Geçenlerde Talat'ın Güney Kıbrıs ziyaretini izlerken bir yazı yazmayı tasarlamıştım. Talat, Eroğlu'nu devirdi, Denktaş'ın gücünü azalttı, Türk Dışişleri'yle cebelleşti, Serdar Denktaş'ı iyi kötü yanında tutmayı başardı, hatta Papadopulos'u bile kö
şeye sıkıştırdı, şimdi de Hristofyas'la
uğraşıyor diye.
Anlaşılan Talat yalnız değil, tüm 'Evet' cephesi yanında

Kıbrıs senaryoları

İsmet Berkan

19/04/2004 RADIKAL

ÖZÜR: İsmet Berkan'ın cumartesi günkü yazısı, Radikal yazıişlerinin 'ortak başarısı'yla pazar günü tekrar yayımlanmıştır. Okurlarımızdan ve yazarımızdan özür dileriz.

Biliyorum Kıbrıs duymaktan, Kıbrıs'la ilgili yazı okumaktan sıkıldınız ama şunun şurası son haftaya girdik Kıbrıs'ta. Bu bir
hafta, yakın dönem Kıbrıs tarihinin en önemli haftası olmaya aday. Cumartesi günü yapılacak referandumda çıkacak sonuç adanın geleceğini belirleyecek. O yüzden bugün referandumun olası dört sonucu hakkında biraz spekülasyon yapacağım.
1. Evet-Evet : Muhtemel sonuçların bana göre en iyisi bu. Yani adanın her iki tarafından da evet çıkması. Bu durumda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri hemen sonuçları ilan edecek, ardından Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık (İngiltere)
1 Mayıs'tan önce garanti anlaş
malarını ve referandumdan geçen planı meclislerinde onaylayacaklar. Adada 'Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti' adlı yeni bir devlet doğacak ve o devlet 1 Mayıs'ta Avrupa Birliği'nin tam üyesi olacak. Bu sonucun çıkma ihtimali bana göre yüzde 30.
2. Hayır-Hayır:
Bana göre muhtemel en kötü sonuç. Bu durumda Kofi Annan referandumun sonucunu açıklarken referanduma konu olan anlaşmaların, yasaların ve her türlü belgenin 'keellem yekûn' yok ve geçersiz (null and void) olduğunu açıklayacak. Kıbrıs'ta mevcut statü devam edecek. Adanın güneyindeki 'Kıbrıs Cumhuriyeti' adanın tamamını temsilen Avrupa Birliği üyesi olacak. AB mevzuatı adanın kuzeyinde geçmeyecek ama kuzey AB toprağı sayılacak. Kuzeyde yaşayan Türklerden 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nin de vatandaşı olanlar, Rum tarafından aldıkları pasaportlarıyla AB üyesi bireyler olabilecek, her türlü dolaşım özgürlüğünden yararlanabilecek, eğer iş buluyorsa adanın güneyine ya da istediği bir başka AB ülkesine yerleşebilecek. Buna karşılık kuzeydeki Türkiye göçmeni KKTC vatandaşları dünyanın geri kalanına Türkiye üzerinden ve Türk pasaportuyla gidip gelebilecek. KKTC'ye yönelik ambargolar sürecek, KKTC menşeli mallar başta AB olmak üzere dünyanın hiçbir yerine satılamayacak. Bana göre bu ihtimalin, yani adanın iki tarafında da hayır oyu çıkmasının gerçekleşme şansı yüzde 10.
3. Hayır-Evet: Yine en kötü sonuç. Adanın kuzeyinde hayır, güneyinde evet çıkması halinde gerçekleşecekler az önce ikinci ihtimalde saydıklarımdan temelde farklı değil. Ancak Rum tarafının evet, Türk tarafının hayır demiş olması, Türk tarafı üzerindeki baskıyı daha da artıracaktır. Bana göre bu sonucun gerçekleşme şansı en çok yüzde 5.
4. Evet-Hayır: Kötü ama diğer ikisine göre biraz daha az kötü bir sonuç. Türklerin evet demesi, Rumlarınsa hayır demesi AB'yi zor durumda bırakacak bir sonuç. Ama aslında temel hukuki durum değişmiyor, yani Rumlar yine AB üyesi oluyorlar. Hukuken adanın tamamını temsil ediyorlar ama siyaseten bunu savunamıyorlar, bir anlamda oylarıyla adanın bölünmüşlüğünü tescil ettiler çünkü.
Böyle bir sonucun çıkması halinde Türk tarafına uygulanan ekonomik ambargoların kaldırılması ya da hafifletilmesi söz konusu olacaktır. Tabii bunun mekanizması da bilinmiyor,
çünkü ambargolar bir mahkeme kararıyla kondu, siyaseten devletlerin tek taraflı
kararlarıyla kalkabilir mi, biraz karışık. İşler KKTC'nin tanınmasına kadar varır mı, bu da kolay değil.
Ama öte yandan bu sonuç Rum-Yunan tarafının karizmasını büyük ölçüde bozacak bir sonuç. O yüzden AB'nin güneyde referandumun tekrarını istemesi söz ko
nusu olabilir.

'Baharda Avrupa'dayız'

BDH'nin KKTC'deki 'İşte bahar işte Avrupa' şölenine gençlerin ilgisi büyüktü.

19/04/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC'de 'Evet'in hararetli savunucularından olan Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH), 'Güzel Bir Gelecek 'Evet'le Gelecek' sloganıyla şölen yaptı.
Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi'ndeki 'İşte bahar, işte Avrupa' şöleninde konuşan BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı, anlaşmayı uygulamanın en büyük güvencesinin halkın çözüm yönündeki karar
lılığı olduğunu, Annan Planı'na bu nedenle 'Evet' dediklerini söyledi.
"Çözüme, baharda Avrupa'ya bir hafta, bir evet kadar yakınız" diyen Akıncı, çözüm için iki 'Evet'e ihtiyaçları olduğunu, bu nedenle Rumları da ikna görevleri bulunduğunu kaydetti.
Akı
ncı, bu amaçla bugün Rum tarafına geçerek AKEL partisini ziyaret edeceklerini belirtti. Annan Planı'nına hem Türk hem Rumlar için yararlı uzun bir liste olduğunu anlatan Akıncı, "Annan Planı'yla gerçek anlamda devlet ve egemenliğe kavuşacağız. Kendi kendimizi yöneteceğiz, evimizin efendisi olacağız" dedi.

Gül: Portakalını bile satamıyorsun

19/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANTALYA - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, isim vermeden KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı eleştirdi.
Partisinin Antalya kampında milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Gül, "Annan Planı'yla egemenlik elimizden alınıyor deniyor. Hangi egemenlik. Bir sandık portakal bile satamıyorsun, ülken uluslararası spor müsabakası yapamıyor. Kimse sizi tanımıyor. Hangi egemenlik?" dedi. Dışişleri Bakanı
Gül, Rumların 'Hayır', Türklerin ise 'Evet' demesi halinde ortaya çıkacak tabloyu "Birincisi ambargonun kaldırılmasını isteyeceğiz.
İkincisi tanıtım süreci başlatacağız" diye özetledi. Rum kesiminin son anda 'Evet'e dönebileceğini, çünkü ABD'nin büyük bi
r baskı uyguladığını anlatan Gül, planın Enosis'in sonu olacağını da vurguladı.

Rum Kesimi'nden 'evet'çiler birleşti

19/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs Rum kesiminde 24 Nisan'da referanduma sunulacak Annan Planı'na 'evet' diyenler 'Birleşik Avrupalı Kıbrıs Platformu' adı altında birleşti.
Karar, Rum anamuhalefet Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) Genel Merkezi'nde dün yapılan toplantıda alındı. Platforma üye parti ve hareketlerin lider veya temsilcileri, bu akşam yapılacak toplantıda halkın sorularını yanıtlayacak. Bu arada Rum kesiminde Annan Planı'na 'evet' diyenler, Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Eleftheriya Meydanı'nda 21 Nisan Çarşamba günü miting düzenleyecek.

Akıncı, AKEL'i ziyaret etti

19/04/2004 RADIKAL

KKTC'deki Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, beraberinde bir heyetle, Rum komünist AKEL partisinin Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ı ziyaret etti.
Hristofyas-Akıncı görüşmesinden önce basın mensuplarının görüntü almasına izin verilirken açı
klama yapılmadı. Parti heyetleri arasındaki görüşmede, Akıncı'nın AKEL'den Annan Planı konusunda destek istemesi bekleniyor. AKEL geçen hafta, "Referandum tarihi ertelenmezse 'hayır' diyeceğiz" kararı almıştı. Ancak Hristofyas önceki gün BM Güvenlik Konseyi ve Avrupa Birliği'nin planın uygulanmasında bazı güvenceler vermesi halinde tavırlarının değişebileceğini söylemişti.

Karamanlis'ten tarihi karar

19/04/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, 30 yıl sonra Kıbrıs konusunu Ankara-Atina ve Türkiye-AB ilişkilerinden ayırıyor. Karamanlis, Rumların 24 Nisan'da Annan Planı için yapılacak referandumda 'Hayır' demesi halinde 'ertesi gün' planları çerçevesinde Türkiye'nin AB yolunda artık Kıbrıs engeli çıkarmamayı kararlaştırdı. Atina ve Kıbrıs Rum Kesimi'nde verilen haberlere göre, Yunan Başbakanı, muhtemelen çarşamba günü Bosna Hersek'te düzenlenecek olan Balkanlar zirvesinde buluşacağı Başbakan Tayyip Erdoğan'a "Kıbrıs'ta sonuç ne olursa olsun Türk-Yunan ilişkilerinin etkile
nmesine izin vermemeleri ve Türkiye'nin AB perspektifinin hararetli bir savunucusu olacağı" mesajını iletecek.
Aynı haberlerde, İsviçre'deki Kıbrıs görüşmelerinde Kıbrıs'ın ikili ilişkileri etkilememesi için Erdoğan ve Karamanlis'in 'centilmenlik anlaşmasına' vardıkları belirtildi. Karamanlis'in geçen hafta Atina'daki devlet zirvesinde dile getirdiği bu niyetinin ana muhalefetteki PASOK lideri Yorgos Papandreu'dan "30 yıllık milli stratejiyi bozacaksın" diye tepki aldığı da öne sürüldü.

Ege müzakereleri başlıyor
Öte yandan Yunan Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis, Türk ve Yunan dışişleri bakanlıkları arasında Ege ile ilgili istikşafi görüşmelerin Ankara'da yeniden başlayacağını açıkladı. Moliviatis "Bu görüşmeler Ege kıta sahanlığı ile ilgili. Ancak, anlaşmalar, deniz hukuku ve teknoloji gibi nedenlerle başka konular da karışıyor" dedi.

Rumlar AB'yi dert etmiyor

19/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Yunanistan ve Rum Yönetimi, 24 Nisan'daki referandumlarda Rum tarafından 'Hayır' yanıtı çıkarsa, KKTC ile ilişkileri değiştirme sinyalleri veren AB ve ABD'ye 'fark etmez' diyor. Yunan Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis, AB'nin KKTC'yi tanımasının imkânsız olduğunu söylerken, "Kıbrıs'ın kuzeyi muktesebat uygulansın veya uygulanmasın AB toprağıdır" diyerek üçüncü ülkeler KKTC'yi tanırsa sorun yaşanacağını belirtti. Ancak Moliviatis, AB'nin kuzeye ekonomik destek gibi özel yollara başvurabileceğini belirtirken, "Mesele Türklere ekonomik yardım değil, bu yardımın nasıl verileceğidir. Kıbrıs Cumhuriyeti (Rum kesimi) devre dışı bırakılarak yardım doğrudan Kıbrıslı Türklere verilebilir" dedi. Rum lideri Tasos Papadopulos da AB'nin Kıbrıslı Türklerle ticarete başlaması ve ekonomik yardım yapmasına itirazı olmadığını söyledi. Papadopulos, "Kıbrıslı Türklerin yaşam standartları yükseldikçe aramızdaki ekonomik uçurum kapanır. Kıbrıs birleştiğinde de biz daha az para öderiz" ifadelerini kullandı.

Kıbrıs nere, Filistin nere...

Ceyda Karan

19/04/2004 RADIKAL

Amerikan Başkanı George W. Bush ve yoldaşları sık sık çıkıp, Kıbrıs'ta Rum ve Türk halklarının birlikte yaşama arzusunu destekleyen manidar açıklamalar yapıyor. İş kutsal topraklara gelince her derde deva pragmatizm devreye giriyor. Judea-Hristiyan zihniyetin tezahürü, "Burası Yahudilere vaat edildi, onlar Filistinlilerle yaşayamaz. Eh tabii insanlık icabı Filistinlilere bir devletçik kurdururuz" deniliveriyor.
Bush geçen hafta 'barışçı, demokratik ve yaşayabilir Filistin devleti için' İsrail Başbakanı Ariel Şaron'un 'ayrılık'
planına onayını verdi. İsrail işgal altındaki Gazze Şeridi'nin kara hava ve denizden kontrolünü sürdürürken, Yahudi yerleşimlerini boşaltacak. Buna karşılık yine işgal altındaki Batı Şeria'da altı büyük yerleşim ilelebet payidar kalacak. Yani Gazze'de 1.3 milyon Filistinlinin yanı başında yaşayan 7 bin 500 Yahudi 'feda edilecek' ama Batı Şeria'da 100 bine yakın yerleşimci ve İsrail'i bekası sağlanacak.
Tüm Batı Şeria'da 240 bin Yahudi yaşıyor. Buna Kudüs'ün doğusunu eklersek sayı 400 bine çıkıyor. Zaten i
şgal topraklarını iade etmemek için rakamlar da işin gerekçesi yapılıyor. "Artık demografik gerçekler var" diyor Amerikan Başkanı. Eh tabii Yahudiler savaş meydanında bileklerinin hakkıyla ya da hiç kimseye aldırmadan silah zoruyla yerleşivermiş bu topraklara. Filistinlilerle yaşamak istemiyorlarsa, onlar gidecek değiller a! Bush-Şaron planı yolunda giderse Filistinliler 194 sayılı BM kararı gereği yurtlarına dönme hakkına sahip olamayacak. Ortada bir Annan Planı filan da yok. Öyle yurtlarına dönemeyenlere Kıbrıs'taki gibi tazminat filan ödenmeyecek. İşgal altında yaşayanlar bölük pörçük topraklarında, enselerinde İsrail'in soluğu ya yaşayacak, ya da öldürmeye çalışacak. Tabii kutsal kent Kudüs'ü de kalplerine gömecekler.
ABD hazırlanmasına katkı yaptığı ve
yerleşimleri 'yasadışı' gören
'Ortadoğu yol haritasını' böylelikle toprağa gömdü. Ama zaten Arap-İsrail savaşıyla 1967'de çizilen sınırlar fiilen tarih olmuştu. Ben, şahsen Bush'un 1980 seçiminde Demokrat eğilimli Yahudi seçmenlerin oylarının
yüzde 40'ı
nı kapan Reagan'ın başarısını yakalayıp yakalayamayacağını merak ediyorum.

Kıbrıs milli dava mı? (2)

Gündüz Aktan

19/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs'ta daha iyi bir çözümün müzakere edilmesi mümkündü. Bunun yapılamamasında hükümetin acemiliğinin ve aceleciliğinin payı var. Ama başka nedenler de var.
AKP milletvekilleri 2003'te Meclis'te aldıkları Kıbrıs kararını 2004'te tekrarlayamadılar. Çünkü sorun bu arada milli dava olmaktan çıkmıştı.
Milli dava kavramı, milli mutabakatın mevcudiyetini içerir. Kıbrıs konus
unda 1955'ten 2003 başına kadar böyle bir mutabakat vardı. Bu mutabakata dış politikayı uygulamaktan sorumlu devlet kurumlarının yanında, Türkiye'de ve KKTC'de tüm önemli siyasi partiler ve akımlar, medya, büyük ve küçük sermaye, akademi ve geniş halk kitleleri katılıyordu.
Milli mutabakat, Sn. Erdoğan'ın, yanılmıyorsam, başbakan olmadan önce, 40 yıllık çözümsüzlüğün sorumluluğunu Türkiye'ye yüklemesiyle bozuldu. Yani milli mutabakat çözümsüzlüktü. Dolayısıyla çözüm de bu mutabakatın bozulmasıyla olacaktı.
Zaten TÜSİAD ve basının önemli bir kesimi, Sn. Denktaş'ı, 2002 yılı boyunca, çözüme engel olarak göstermişti.
Milli mutabakat KKTC'de de aynı zamanda bozuldu.
Bunda oradaki hükümetin iktidar yorgunluğu, yolsuzluk iddiaları ve Türkiye'den sirayet eden ek
onomik krizin de payı oldu. Ancak asıl etken, yılların ambargosu ve bunu kullanan dış kaynaklı kampanyaydı.
Kıbrıs konusunda Türkiye ve KKTC derinlemesine bölündü. Bir kesim AB üyeliğine Kıbrıs'ın üzerinde bir stratejik değer atfederken, Kıbrıs'ın milli d
ava olduğuna inananlar, çözüm fikrini ve AB üyeliği amacını tümüyle terk ederek, adadaki Türk varlığını korumaya yoğunlaştılar. Biri diğerini adayı satmakla, diğeriyse berikini, değişimin dışında kalmak anlamına, statükoculukla suçlamaya başladı.
Annan Pl
anı çerçevesinde çözümü savunanlar, asıl amaçlarının AB üyeliği olduğunu fazla söylemeden, tezlerini uluslararası ilişkilerde vuku bulan paradigma kaymasına ve, buna uyum sağlanamazsa, Türkiye'nin ve Kıbrıs Türklerinin başına büyük gaileler açılacağına dayandırdılar. Bunlara göre Berlin Duvarı'nın yıkılışı ve Sovyetler'in çöküşü, bir tür tarihin sonu olarak, dünyaya demokrasi, özgürlük ve refahın hâkimiyetini getirmişti. Zaten AB'nin uygarlık projesi de bunu amaçlıyordu. Bu ortamda küreselleşme toplumları ekonomik rasyonel etrafında bütünleştiriyordu. Ulus-devletin devri dolmuştu. Ulusalcılık yerini bugüne kadar bastırılan alt-kimliklere bırakıyordu. Artık uluslararası ihtilaflar bu evrensel ölçütlere göre çözümlenecekti. Doğal olarak bu değişim içinde milli dava, milli çıkar, milliyetçilik vb. kavramlar artık tarihe gömülmüştü.
Bu bağlamda Kıbrıs'taki yerel kimlik de Türkiye'den farklıydı. Türkiye garantör olabilirdi, ama çözüm, kimin hangi hakla saptadığı bilinmeyen stratejik önermeleri ve milli çıkarları
değil, insanların tercihlerini yansıtmalıydı. Zira yaşayacakları hayat onlara aitti.
Medyada hükümeti destekleyen kesimler bu görüşleri savundular. Hükümet de çeşitli zikzaklar yaptıktan sonra, AB üyeliğine Kıbrıs'ın üzerinde değer verdiğini gösteren bir
yaklaşımla Annan Planı'nı ve görüşmeleri başlatmak için Annan'ın şartlarını benimsedi.
Oysa Sovyetler'in çöküşüyle gerçekten bir paradigma değişikliği olmuştu. Ama bu, iddiaların aksine, uluslararası ilişkilere barış, güvenlik ve istikrar getirmemişti. Ba
lkanlar ve Kafkasya'da eski hesapların görüldüğü korkunç katliamlar vuku buldu. Tek kutuplu dünyada Amerika, rakipsiz gücünün fonksiyonu olan tek yanlı bir politikaya yöneldi. Amerika İslam adına terörizme karşı askeri müdahalelere başvurdu. Türkiye'nin etrafı iki kutuplu sistemde rastlanmayan çatışmalara sahne oldu. Kısaca, uluslararası ilişkilerde eski milli değerlerin daha da geçerli olduğu ortaya çıktı. Kaldı ki karşı tarafın tavrını bu milli değerler oluşturuyordu.
Hükümet bu şartlarda, Kıbrıs'a ilişk
in milli mutabakatı bozmadan, baş müzakereciyi dışlamadan, Türkiye ve KKTC'yi böylesine bölmeden, kurumların iç dengelerini sarsmadan, AB üyeliği hedefini de koruyarak, sorunu çok daha iyi çözmek imkânına sahipti. Yapamadı. Nedeni gelecek yazıya.

Papadopulos: Türkler unutmasın

Nur BATUR/ATİNA

Etnos Gazetesi’ne konuşan Papadopulos, ‘Biz üye olduktan sonra AB, KKTC’yi hiçbir zaman tanıyamaz. Türkiye bunu aklında tutsun aksi takdirde biz hatırlatırız’ dedi.

Papadopulos, KKTC’ye ekonomik yardım başlatılmasına ise karşı olmadığını söyledi.

KIBRIS Rum Kesimi Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos AB’nin KKTC’yi hiçbir zaman devlet olarak tanıyamayacağını çünkü, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bütün Kıbrıs adına AB’ye üye olacağını söyledi. Etnos Gazetesi’ne demeç veren Papadopulos, ‘KKTC’nin tanınmayacağını Türkiye aklında tutsun aksi takdirde bir hatırlatırız’ dedi.

Rumların referandumda hayır demesi halinde Kuzey Kıbrıs’a ekonomik yardım başlamasına karşı olmadığını söyleyen Papadopulos şöyle konuştu :

‘Kuzey Kıbrıs’a AB
’den ekonomik yardım başlamasına karşı değilim. Onların yaşam koşulları ne kadar yükselirse aramızdaki sürtüşmeler de daha azalacak. Ayrıca, ileride her halükarda Kuzey’le birleşeceğiz. Birleştiğimiz zaman Kuzey bölgesinin de yaşam standardı yükselmiş olacak ve birleşmenin faturasını da ödememiş olacağız.’’

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis’in tutumunu memnuniyetle karşıladığını da vurgulayan Papadopulos, ‘Plana evet demesi için ağır baskı altında kaldığını biliyorum. Ama Luzern’de anlaştığımız gibi Kıbrıs’ın alacağı karara saygı göstereceğini açıkladı. Sözünde durdu’ dedi. Rum Cumhurbaşkanı, ‘Hayır’ kampanyası açarak büyük hata yaptığı yolundaki suçlamalara ise ‘Hayır diyerek yanlış yaptıysam geriye dönme imkanımız olur ama eğer evet dersek geriye dön
üş olmayacak’ karşılığını verdi.

ABD ALKIŞI İSTEMİYORUM

Papadopulos, ABD’nin tepkisinden korkup korkmadığı sorusu üzerine de şöyle konuştu: ‘Ben ABD karşıtı değilim. Ben Amerikan halkını da seviyorum, ama önce ben kendi halkıma hesap vereceğim. ABD’den alkış almak istemiyorum. Hayır dediğim için vicdanım çok rahat. Hesabı sadece halkıma ve tarihe vereceğim.’

Papadopulos, planın uygulanması için BM Güvenlik Konseyi’nin güvence vermesi halinde tutumunu değiştirip değiştirmeyeceği yolundaki soruya ise ‘Bu t
emel bir sorun. Planla herşeyi önceden Türklere veriyoruz. İleride alacaklarımızı nasıl alabileceğiz? Bu konuda kim bize güvence verecek? BM Güvenlik Konseyi bu konuda çalışıyor. Örneğin bir buzdolabını bile en yakın arkadaşınızdan da alsanız yine de yazılı garanti belgesi istiyorsunuz. Biz burada bir ülkenin kaderinden söz ediyoruz. Sözle güvence kabul edilemez. Yazılı bir güvence istiyoruz’ dedi.

Ambargo kalkarsa itiraz etmeyiz

KIBRIS’
ın kaderini çizecek referanduma 6 gün kala Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis, Rumların referandumda ‘hayır’ demesi halinde ABD ve AB’nin Türklere ekonomik yardım başlatacağına ilişkin işaretler aldıklarını söyledi. Katimerini Gazetesi’ne konuşan Molivyatis, ambargonun kalkmasına itiraz etmeyeceklerini ilk kez açıkladı. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin de Kıbrıslı Türklerin ekonomik açıdan güçlendirilmesi yönünde bir politika izlediğini söyleyen Molivyatis, ‘Kıbrıs Rumları, Türklerin de ekonomik açıdan güçlenmesi için çalışıyorlar. Biz de bunu istiyoruz’ dedi.

BAKܒYE TEHDİ
T

Molivyatis, 24 Nisan’da yapılacak referandumda Rumlar’ın Annan Planı’na hayır demesi halinde KKTC’yi tanıyacaklarını açıklayan Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’i ise tehdit etti. Molivyatis, ‘Referandumdan sonra KKTC’yi hiçbir ülke tanıyamaz. Tanımaya kalkan hangi ülke olursa olsun karşısında AB’yi bulur’ diye konuştu.

HURRIYET 19/04/2004

Gül: Tahminim Rumlar ‘evet’ diyecek

Ateş YALAZAN/ANTALYA

DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül, ‘Benim tahminim referandumda Rumların evet diyeceği yönünde. Rum tarafı karşılaşacağı ‘büyük izolasyonu’ göze alamayacaklar’ dedi.

Gül, Rum tarafının hayır demesi durumunda ‘yeni bir zeminin’ oluşacağını kaydetti. Gül, Antalya’daki AKP kampının son gününde milletvekillerine Kıbrıs sürecini anlatarak bazı tereddütleri gidermeye çalıştı. Gül, toplantıdan sonra gazetecilerin sorularını yanıtlarken istisnalara ilişkin bir soru üzerine şunları söyledi:

İSTİSNA İSTEMEDİK

‘Üçüncü Annan Planı ile bugünkü Annan Planı, oradaki istisnalar ile buradaki istisnalar farklı farklı. Çünkü İsviçre’de bunların hepsini biz AB hukukuna uydurduk. Yani geçici yaptık. Kalıcı olmasını biz de istemedik çünkü kalıcı olması AB hukukuna ters bir şey. Dolayısıyla bunları AB hukukuna uydurduk.’

Edinilen bilgiye göre, Gül, milletvekillerine Kıbrıs konusunda bilgi verirken şöyle konuştu: ‘Annan Planı için çok iyi hazırlık yaptık. Sadece iki sayfalık öneri sunduk. Buna karşılık Rum tarafı 40 sayfalık öneride bulundu. Rumların önerilerinin ne olduğu da anlaşılamadı. Onun için Annan boşlukları bizim lehimize doldurdu.’

PLAN ENOSİS’İN SONU

‘Rum tarafı, ‘
Türkiye’de demokrasi çok iyi işlemiyor. Birileri çıkar engel olur. Denktaş Ankara’ya sözünü geçirir, bu iş burada kalır. Biz de rahatlarız’ diye düşündü. Annan Planı Enosis’in sonudur. Türk askeri güneyde de etkili olacak ve olay çıkarsa müdahale edebilecek. Bu konular anlaşmaya konuldu.’

SEZER VE ÖZKÖK’LE MUTABIKIZ

Başbakan Tayyip Erdoğan ise yaptığı konuşmada milletvekillerine ‘Bizim kalbimiz rahat, sizin de kalbiniz rahat olsun’ dedi. Erdoğan, gelinen noktada Sezer ve Özkök ile tam bir mutakabat içinde olunduğunu kaydetti.

HURRIYET 19/04/2004

Yakalanma pahasına gazetesi ‘evet’ diyor

Faruk ZABCI/LONDRA

Sunday Telegraph Gazetesi, referandumda iki kesimde de "evet" çıkması halinde, KKTC'de yaşayan Asil Nadir'in de aralarında bulunduğu bazı kişilerin İngiltere'ye iade edilebileceğini yazdı.

İNGİLİZ The Sunday Telegraph gazetesi, Kıbrıs’ta 24 Nisan’da yapılacak referandumlarda her iki kesimde de ‘evet’ çıkması halinde, KKTC’de yaşayan Asil Nadir’in de aralarında bulunduğu bazı kişilerin İngiltere’ye iade edilebileceğini yazdı. Asil Nadir’in ‘Kıbrıs’ Gazetesi ise KKTC’de ‘evet’ kampanyası yürüten gazetelerin başında geliyor.

KKTC’yi Avrupa’da İngiliz yasalarından kaçanların son sığınma adresi olarak göste
ren ve bu adresin de Ada’nın her iki kesiminin de AB’ye girmesiyle birlikte kaybolacağını belirten gazete, halen KKTC’de Brian Wright ve Asil Nadir gibi İngiliz adaletinden kaçmış önemli isimlerin bulunduğunu belirtti. Gazete, Ada’nın birleşik halde AB’ye girmesinin ardından KKTC’de de AB içindeki iade yasalarının geçerli olacağını, böylece İngiltere’ye iadenin mümkün olacağını kaydetti.

Kıbrıs’ta yaşayan 5 bin İngiliz arasında İngiliz polisinin en çok aradığı kişilerin bulunduğu kaydedilirken, havuz başın
da güneş altındaki bu yaşamın iki haftaya kadar bitebileceğine dikkat çekildi. 30 yıl sonra ilk defa İngiliz kanununun uzun elinin çekinmeden Girne’deki köşklerde yaşayan polisce aranan kişilere ulaşabileceği belirtildi.

Asil Nadir’in geçen yıl 65 ayrı su
çlamayla karşı karşıya bulunduğu İngiltere’ye dönmeyi düşündüğünü, ama bunun için şartlar öne sürdüğünü belirten gazete, Nadir’in de, bazı kanun kaçaklarının komşusu olarak yaşadıklarını kabul ettiğini yazdı. Gazete, Nadir’in, ’Evet, bazı komşularım suçlular, katiller, uyuşturucu tacirleri, gangsterler ve benzeri kişiler olabilir. Ama ben hiçbirini tanımam, bilmem, konuşmuşluğum yoktur’ dediğini belirtti.

Kıbrıs da AB’ye girerse, diğer AB ülkelerinde olduğu gibi suçluların iadesi anlaşmasının yürürlüğe gir
eceğine dikkat çeken The Sunday Telegraph, İngiliz suçlu zanlılarının bu ayrıcalıklarını statülerini kaybedeceklerine işaret etti. 150 milyon sterlin dolandırmakla suçlanınca 1993 yılında İngiltere’yi terk etmek zorunda kalan Asil Nadir’in Scotland Yard’ın arananlar listesinin başında olduğunu yazan İngiliz gazetesi, Kıbrıslı Türk işadamının gazetenin mülakat teklifine ‘Referandumdan sonra olabilir’ demesini ‘Belki de referandumda hayır oyunu desteklemesinden dolayı’ diye yorumladı. Ancak Asil Nadir’in ‘Kıbrıs’ Gazetesi, referandumda ‘evet’i destekliyor.

HURRIYET 19/04/2004

Sadece Türkler’den ‘evet’ çıkarsa KKTC’ye ödül verin

TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı KKTC’de düzenlenen seminerde yaptığı konuşmada, referandumlarda Türk tarafından (evet), Rum kesiminden de (hayır) çıkması durumunda, Rum yönetiminin AB üyeliği ile ödüllendirilmesinin makul olmadığını söyledi. Sabancı, KKTC’nin de ödüllendirilmesi için bir mekanizma geliştirilmesi gerekeceğini söyledi.

TÜRK Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı KKTC İŞAD ile TÜSİAD tarafından düzenlenen ‘Kıbrıs Ekonomisi ve Yatırım Olanakları’ konulu seminerin açılışında yaptığı konuşmada, 24 Nisan’da yapılacak referandumların ‘Kıbrıs tarihinin kritik bir dönüm noktası olduğunu’ kaydetti.

Annan Planı’na son şeklinin verildiğini ifade eden Sabancı, ‘bazı riskler ve derogasyonlar konusundaki belirsizliklere rağmen, bu planın KKTC ve Türkiye’nin çıkarlarına hizmet ettiği kanaatindeyiz’ dedi.

Sabancı, ‘Son dönemde gerek KKTC’d
e, gerekse Türkiye’de çözüm yanlısı yaklaşımların ağırlık kazandığına’ işaret ederek, İsviçre’nin Davos kasabasında başlayan sürece yine İsviçre’de Burgenstock’ta son şeklinin verildiğini söyledi. Annan Planı’nda iki kesimliliğin korunduğunu, mülkiyet konusunda global takasa yakın bir formül benimsendiğini, uzun yıllardır adada yaşayanların haklarının garanti altına alındığını, Türk askerinin varlığının Türkiye’nin AB üyeliğinden sonra da devam edebileceğini ifade eden Sabancı, KKTC’nin refah seviyesinin yükseltilmesi için referandumlardan sonra çaba gösterilmesi gerektiğini kaydetti.

İRADE TESTİ

Referandumların, Kıbrıs’ta iki tarafın ‘bir arada yaşama iradelerinin test edileceğini’ belirten Sabancı, çözüm önerisinin iki tarafın da çıkarlarını koruyacak şekilde hazırlandığına inandıklarını, Rum tarafından da (evet) yanıtının çıkması gerektiğini söyledi. Sabancı, referandumun 1 Mayıstan sonraya ertelenmesinin ya da Türkleri yeni müzakerelere zorlamanın mümkün olamayacağının da ifade etti. Kıbrıs’taki refer
andumlarda Türk tarafından (evet), Rum kesiminden de (hayır) çıkması durumunda, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin AB üyeliği ile ödüllendirilmesinin makul olmadığını kaydeden Sabancı, AB’nin ve dünya kamuoyunun KKTC’nin de ödüllendirilmesi için bir mekanizma geliştirmesi gerekeceğini söyledi.

Türkiye’ye borcumuzu ‘evet’ ile öderiz

KKTC
İşadamları Derneği (KKTC İŞAD) Başkanı Ünsal Özbilenler, Kıbrıs Türklerinin Türkiye’ye ödenmesi çok güç olan minnet ve diyet borcu olduğunu belirterek, ‘Türkiye Devletine diyet borcumuzu, Cumartesi günü referandumda (evet) diyerek ödeyebiliriz’ diye konuştu.

Özbilenler, bir hafta önce yapılması planlanan seminerin işadamı Sakıp Sabancı’nın vefatı nedeniyle bugüne ertelendiğini hatırlattı ve tüm iş dünyasına başsağlığı diledi.


KKTC ekonomisinin 1974 yılından itibaren önemli sıkıntılarla karşılaştığını ifade eden Özbilenler, ‘tanınmayan ve ekonomik iklimi belirsiz topraklarda yatırımların son derece az olduğunu’ kaydetti.

‘Kıbrıs’ta 40 yıldır siyasi çözüme ulaşılamıyor, 40 yıldır politikacılar anlaşmamak için görüşüyorlar’ diyen Özbilenler, Annan Planı’nın 40 yıldır iki toplumun görüştüğü konuların özeti olduğunu belirtti.

Annan Planı uyarınca Kıbrıs halklarına referandum hakkıyla kendi geleceklerini belirleme yetkisinin ta
nındığına işaret eden Özbilenler, referandumlardan (evet) çıkması durumunda Kıbrıs’taki yatırım ikliminin olumlu yönde değişeceğini kaydetti. Özbilenler, şöyle devam etti:

‘Türkiye Cumhuriyeti devletine diyet borcumuz var. Cumartesi günü referandumda (ev
et) diyerek bu diyet borcumuzu ödeyebiliriz.’

HURRIYET 19/04/2004

Denktaş: Türk hükümeti bizi bırakmasın

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıslı Türklerin Annan Planı referandumunda hayır oyu kullanması için kampanya başlattı. Karpaz bölgesindeki köyleri dolaşarak halkla yüz yüze konuşan Denktaş, Türkiye’ye de seslenerek, ‘Türk hükümetinden rica ediyorum bizi ortada çırılçıplak bırakmasın. Bu plan Kıbrıslı Türklerin sonu olacaktır. Rica ediyorum bize sahip çıksınlar’ dedi.

HURRIYET 19/04/2004

Rumlar OHİ’den vazgeçiyor

KIBRIS’ta 24 Nisan’daki tarihi referandum öncesinde yayınlanan son anketlere göre, hem evet diyen Rumlar’ın, hem de evet diyen Türkler’in oranında artış var. Son anketlere göre, Türkler yüzde 62 oranında evet, Rumlar ise yüzde 54 oranında hayır diyor. KKTC’de Kıbrıs Gazetesi ve Rum kesiminde Politis’in yaptırdığı anketlerde, Türkler’in evet demekte giderek kararlı hale geldiği, Rumlar’ın ise OHİ (hayır) kararlarından dönmekte olduğu sonucu çıkıyor. Hayırdan vazgeçen Rumların büyük bir bölümü kararsızlar cephesine katıldı. Türk tarafında yüzde 62’ye, yüzde 24’le evetçiler arayı açarken, Rum tarafında, üç gün önce yüzde 72 ile hayır diyenlerin oranı yüzde 54’e geriledi.
HURRIYET 19/04/2004

Rum kesiminde 'evet'çiler birleşti

 

Kıbrıs Rum kesiminde, 24 Nisan'da referanduma sunulacak Annan planına "evet" diyenler, "Birleşik Avrupalı Kıbrıs Platformu" adı altında birleşti.

Karar, Rum anamuhalefet Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) Genel Merkezi'nde dün yapılan toplantıda alındı.

Platforma üye parti ve hareketlerin lider veya temsilcileri, bu akşam yapılacak toplantıda halkın sorularını yanıtlayacak.

Bu arada, Rum kesiminde Annan planına ''evet'' diyenler, Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Eleftheriya Meydanı'nda 21 Nisan Çarşamba günü miting düzenleyecek.

BDH LİDERİ AKEL'İ ZİYARET ETTİ

KKTC'deki Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, beraberinde bir heyetle, Rum komünist AKEL partisinin Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas'ı ziyaret etti.

Hristofyas-Akıncı görüşmesinden önce, basın mensuplarının görüntü almasına izin verilirken, açıklama yapılmadı.

Parti heyetleri arasındaki görüşmede, Akıncı'nın AKEL'den Annan Planı konusunda destek istemesi bekleniyor.

AKEL, geçen hafta, ''Referandum tarihi ertlenmezse 'hayır' diyeceğiz'' kararı almıştı. Ancak Hristofyas, önceki gün, BM Güvenlik Konseyi ve Avrupa Birliği'nin planın uygulanmasında bazı güvenceler vermesi halinde tavırlarının değişebileceğini söylemişti.

(aa)

HURRIYET 19/04/2004

'Türk askeri, Güney'e müdahale edebilecek'

Dışişleri Bakanı Gül, "Türk askerinin Güney'e müdahale yetkisini anlaşmaya koydurduk" dedi. Gül, Rumlar hayır derse, KKTC'nin tanınması kampanyası başlatacaklarını belirtti...

ÖNDER YILMAZ Antalya


Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın "Egemenlik elden gidiyor" diyerek hükümeti eleştirmesine sert yanıt verdi. "Ne egemenliğinden bahsediyorsunuz? Bir kasa portakal ihraç edemiyorsunuz. Sizi kimse tanımıyor" dedi. Annan Planı'nın enosi
sin sonu olacağını vurgulayan Gül, Türk askerinin güneyde çıkabilecek olaya müdahale yetkisini anlaşmaya koydurduklarını dile getirdi.
Antalya'daki kampın son gününde milletvekillerinin sorularını yanıtlayan Gül, "Rumlar 'hayır', biz 'evet' dersek, önce am
bargonun kaldırılmasını isteyeceğiz. Ardından KKTC'nin tanınması için kampanya başlatacağız" diye konuştu. ABD ve İngiltere'nin de Türkiye'ye destek verdiğini belirten Gül, şunları söyledi: "Tahminim, Rumların plana 'evet' diyeceği yönünde. Çünkü büyük izolasyonla karşı karşıya kaldılar. ABD çok bastırıyor."
Gül, AKEL'in tutumunun önemli olduğunu, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in seçilmesinde de bu partinin önemli rol oynadığını vurguladı. Karpaz'da Hıristiyanlar için önemli olan yerleri Rumlara bı
raktıklarını söyleyen Gül, buna karşılık Hala Sultan Türbesi ve 44 dönüm araziyi aldıklarını, bunun için de KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın çok bastırdığını kaydetti. Gül, AB'nin hukuk bürolarından derogasyonlar için hukuki mütalaa aldıklarını da belirterek "Özellikle uyum senedi için AB hukukunu inceledik. Kaygılarımızı azaltıcı yönde mütalaa aldık. Birincil hukuk süreci daha sonra başlayacak ama senet de önemli güvence" dedi.

'Ülkücü yürüyüş yanlış'
Gül, Ülkü Ocakları'nın Kıbrıs'a yürüyüş düzenlemesinin adadaki ortamı zedeleyeceğini söyledi. 24 Nisan'da Kıbrıs'ta sona ermesi planlanan "hayır" yürüyüşünü değerlendiren Gül, "Ben bunları yanlış görüyorum. Kıbrıs'ı Kıbrıslılar, onların sorununu da oradakiler organize etmeli, Türkiye'dekiler değil" dedi.
MILLIYET 19/04/2004

KKTC, ilk defa AB'de

Başbakan Talat, AB merkezinin KKTC başbakanı düzeyinde ilk kez ziyaret edildiğini belirtti


LEFKOŞA Milliyet


KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, referandumda iki taraftan da "evet" çıkmasını hedeflediklerini ve Kıbrıs sorununu çözmek istediklerini söyledi.
Talat, "Çözelim ya da çözmeyelim, Brüksel bizi bekliyor" dedi. KKTC'ye dönüşünde Geçitkale Havaalanı'nda açıklamalarda bulunan Talat, Brüksel'deki görüşmeler sırasında büyük destek aldığını söyledi. "Dünyanın dili
ni yakalayabilirseniz derdinizi anlatabilirsiniz" diyen Talat, Brüksel ziyaretinin Kıbrıs Türk dış politikasında önemli bir değişikliği işaret ettiğini, AB merkezinin başbakan düzeyinde ilk kez ziyaret edildiğini kaydetti. "Bizi anlamaya başladılar" diyen Talat, DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın, Annan Planı'nın son şekline gelişinde çok büyük katkısı olduğunu anlattı. Talat şunları kaydetti: "Kendisinin de katkısıyla ortaya çıkmış bir ürünü reddetmesi tabii yanlış olurdu. DP de bu sürece en azından bir ekibiyle 'evet' yönünde katılıyor."

Erdoğan Sokağı'nda 'hayır' kampanyası

SEFA KARAHASAN Lefkoşa

KKTC'de yapılacak referandumda sonucu en çok merakla beklenen bölgelerden biri olan Dipkarpaz'da "hayır" kampanyası başlatan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Tayyip Erdoğan Sokağı'nda konuştu. Denktaş, vatandaşlarından, yerlerinden yurtlarından olmamaları için "hayır" demelerini istedi. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın sokak seçimi, Annan Planı'na "evet" denmesini isteyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la arasındaki
çekişmeyi de yansıttı. Dipkarpaz'ın nüfusunun yüzde 80'i Türkiyeli göçmenlerden oluşuyor.

MILLIYET 19/04/2004

Karamanlis'ten stratejik karar

Rumlar referandumda 'hayır' derse Yunanistan Türkiye'nin AB yoluna Kıbrıs engelini çıkarmayacak


YORGO KIRBAKİ Atina


Yunanistan, 1974'ten bu yana Türkiye ile ikili ilişkilerin düzelmesi ve 1981'den bu yana da Türkiye - AB ilişkilerinin gelişmesi için şart koştuğu Kıbrıs'ta çözüm koşulundan vazgeçiyor.
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Kıbrıs konusunu Türk - Yunan ve Türkiye - AB ilişkilerinden ayırma kararı aldı. Yunan ve Kıbrıs Rum medyasında yer alan haberlere göre, Karamanlis, Rumların 24 Nisan'daki referandumda "hayır", Türklerin de "evet" demeleri halinde, Türkiye'nin AB yolunda artık Kıbrıs'ı engel olara
k çıkarmamaya karar verdi.
Karamanlis, muhtemelen çarşamba günü Bosna'daki Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Zirvesi'nde bir araya geleceği Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a "Kıbrıs'ta sonuç ne olursa olsun Türk - Yunan ilişkilerinin etkilenmesine izin vermeyecekler
i ve Türkiye'nin AB perspektifinin hararetli bir savunucusu olacakları" mesajını verecek.
Yunan ve Rum medyası, Bürgenstock'taki Kıbrıs görüşmelerinde, Kıbrıs'taki gelişmeler ne olursa olsun ikili ilişkilerin bundan etkilenmemesi için Erdoğan ve Karamanlis
'in "centilmenlik anlaşmasına" vardıklarını belirtti.

Papandreu tepki göstermiş
Karamanlis'in geçen hafta Atina'da yapılan siyasi parti liderleri toplantısı sırasında bu niyetlerini dile getirdiğinde ana muhalefet partisi PASOK'un lideri Yorgo Papandreu'nun "30 yıllık milli strateji bozuluyor" diye tepki gösterdiği de kaydedildi. Karamanlis, toplantıdan sonra "Kıbrıs'ta halkın hür iradesini kimse Türkiye ile Yunanistan arasındaki dostluğa şart olarak koşmamalıdır. Komşu ülke, AB yolundaki her gayretinde b
izi yanında bulacaktır" demişti.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, Başbakan Karamanlis ile ilişkilerini bozmamak için karara itiraz etmeyeceği belirtiliyor.
MILLIYET 19/04/2004

Ziyal New York'a gidebilir

Kıbrıs'ta 24 Nisan'da yapılacak referandumu dört gözle bekleyenlerin başında üstün performansı nedeniyle 7 yıldır Ankara'da "tutulan" Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal geliyor.
Ziyal, Şam Büyükelçiliği görevinden 1997 yılında döndüğü Ankara'da dört yıl müsteşar yardımcılığı görevini yürüttü.
Abdullah Öcalan'ın yakalanması sürecini yakından izleyen Ziyal, Adana Mutabakatı'nın mimarları arasında yer aldı. Görev süresi sonunda önemli bir başkente atama beklerken, Faruk Loğoğlu'ndan boşalan müsteşarlık koltuğuna oturan Ziyal bu görevde dördüncü yılına girdi.
Ziyal'in geçtiğimiz yıl yurtdışına atanması gündeme geldi. Ancak Tayyip Erdoğan - Abdullah Gül ikilisi döneminde AB süreci, Irak ve Kıbrıs konularının en üst sıralarına yerleşmesi üzerine Ankara'dan ayrılamadı.
Gül, deneyimli bürokratının yeri
ni doldurabilecek bir isim belirlerse, Ziyal 7 yıl aradan sonra yurt dışına çıkma fırsatı bulacak. Ziyal'in gidebileceği iki önemli merkezin Roma ve New York olduğu kulislerde dile getiriliyor. Ziyal'in Türkiye'nin New York'taki BM Daimi Temsilcisi Ümit Pamir'in yerine gönderilebileceği de belirtiliyor.
MILLIYET 19/04/2004

'Evet bizim için bir kumardır, lükstür'

Ankara'da bazı sivil toplum örgütleri, sendikalar ve çeşitli siyasi partiler, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a destek amacıyla dün Kıbrıs mitingi düzenledi. Mitinge katılım, yağmur nedeniyle az oldu. Muharip gazilerin de katıldığı mitinge bir mesaj gönderen KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, mesajında "Evet bizim için bir kumardır, bir lükstür. Annan belgesi 'hayır' denilerek ortadan kaldırılmalıdır" dedi. Alanda, "AKP emlaktan satılık devlet", "Tayyip Erdoğan: Bir milli güvenlik sorunu" yazılı pankartlar yer aldı

MILLIYET 19/04/2004

Denktaş: Talat'ın belgeyi bize vermemesi eksiklik

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarıyla ilgili BM'ye verdiği belgenin kendilerine gönderilmemesinin bir eksiklik olduğunu belirterek, ''Bu eksikliğin tamamlanacağını umduğunu'' söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) yaptığı açıklamada, ''Yabancılar
la yapılan her temas ve yabancılara gönderilen her belge hakkında Cumhurbaşkanlığına bilgi verilmesi gerektiğini'' belirtti.
Denktaş, Başbakan Talat'ın, BM'ye verilen belgeyi Cumhurbaşkanı'nın istemediği yönündeki açıklamasına ilişkin şöyle konuştu:
''Başb
akan Sayın Mehmet Ali Talat'ın Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının listesini kendisinden istemediğime dair açıklamasını yalanlamak ayıp olur. Ancak listeyi sadece 4 kişiye verdiğini söylediğinde bana ve bir makama daha vermesini istediğimi hatırlıyorum ve o günden bu güne bunu bekliyorum. Ancak yabancılarla yapılan her temas ve yabancılara verilen her belge otomatikman Cumhurbaşkanlığına da gönderilir. Bu önemli belgenin ve bu belgeyle ilgili temasın bize gönderilmemesi bir eksikliktir ve tamamlanacağını ümit etmekteyim.''
MILLIYET 19/04/2004

Şener'den anlaşma olmasa da KKTC'ye ekonomik destek sözü...


Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullatif Şener, bir anlaşma olmaması halinde Türkiye'nin KKTC'ye yönelik ekonomik işbirliği anlaşmalarından doğan yükümlülükleri konusunda, "Kıbrıs davası bizim milli davamızdır. Dolayısıyla biz her şartta Kuzey Kıbrıs'la, Kıbrıs Türkü ile ekonomik ve mali işbirliğimizi sürdürürüz.
Yani koşullar ne olursa olsun" dedi Şener, CNN Türk'de yayınlanan "Kafe Siyaset" programı
nda Kıbrıs'a ilişkin soruları yanıtladı. Annan Planı'nın maliyeti üzerinde fazla söz edilmediğini belirten Şener, maliyetlerin önemine işaret etti.
Şener, nüfusun 3'de 1'inin yer değiştireceğini, böyle bir süreçte insanların yıllardır yaşadıkları, iş ve me
sken sahibi oldukları, sosyal dokuyu oluşturdukları atmosferi bırakarak bir başka yerde yeniden iş, mesken sahibi olmaya kalkmalarının önemli bir sorun olduğunu bildirdi.
"Bunu dünyanın neresinde değerlendirirseniz değerlendirin önemli maliyetlerle karşı k
arşıya kalacağımızı kabul etmek gerekir" diyen Şener, "Annan Planı'nın kabul edilip Ada'da Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti kurulursa yeni cumhuriyet ile birlikte ortaya çıkacak yerleşimden kaynaklanacak rehabilitasyon masrafları nasıl karşılanacak, bunu kim finanse edecek sorusu temel bir sorudur" dedi.
Şener, şöyle devam etti:

MALİYETE ORTAK OLMALARI LAZIM
"Maliyetlerin tamamının Rum kesimine veya Türk kesimine yıkılması maliyetlere de onların katlanmasını beklemek doğru değildir. Kıbrıs sorununun çözümünü isteyen aslında uluslararası camia idi. O halde bütün dünyanın zorladığı oluşturmaya çalıştığı bu plan çerçevesinde bir maliyet ortaya çıkmışsa buna elbette ortak olmaları, katılmaları lazım." Brüksel'de yapılan Donörler Konferansı Hazırlık Toplantısının söz
konusu finansmanın nasıl karşılanacağına ilişkin olduğunu belirten Şener, toplantıda "Kıbrıs'ta yaşayan Türklere ve Rumlara hitaben (Yalnız değilsiniz, maliyetleriniz olacak elbette ama bu maliyetleri uluslarası camia paylaşacaktır)" mesajının verildiğini söyledi.

YARDIM VAATLERİ
Şener, taraflardan birinin planı reddetmesi ya da sürecin tıkınması halinde toplantının bir anlamının kalmayacağını da bildirdi. Bir hazırlık toplantısı olmasına karşın bazı ülkelerin rakam da telaffuz ettiğini kaydeden Şener, nihai rakam olmasa da ABD'nin 400 milyon dolar, AB'nin 300 milyon euro, İngiltere'nin 31 milyon sterlin verebileceğini söylediklerini belirtti.
"Rum tarafı hayır dedi AB'ye girdi, Türk tarafı evet dedi. Yine de bizim bir şeyler almamıza imkan var mı sorusuna
" Şener, "Annan Planı çerçevesinde bir uzlaşma olmaz, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmazsa finansman desteği tamamen askıya alınıyor" karşılığını verdi.

DESTEK SÖZÜ
Ada'da bir anlaşma olmaması halinde Türkiye'nin ne kadar daha KKTC'ye yönelik ekonomik işbirliği anlaşmalarından doğan yükümlülüklerini hayata geçirmeye devam edebileceğinin sorulması üzerine Şener, "Kıbrıs davası bizim milli davamızdır. Dolayısıyla biz her şartta Kuzey Kıbrıs'la, Kıbrıs Türkü ile ekonomik ve mali işbirliğimizi sürdürürüz. Ya
ni koşullar ne olursa olsun. Kıbrıs'la Türkiye'nin sürdürdüğü ekonomik ve mali işbirliğinden dolayı Türkiye'nin üzerinde bir yükün olduğu gibi bir kanaatta olmamak lazım" yanıtını verdi.

KABİNE DEĞİŞİKLİĞİ GÜNDEME GELMEDİ
Şener, AKP'nin Antalya toplantısında parti yönetiminde ya da kabinede değişiklikler konusunun gündeme gelip gelmediği sorusuna, "Hayır böyle bir şey gündeme gelmedi" karşılığını verdi.
MILLIYET 19/04/2004

Rumlar'da 'evet'çiler birleşti...

Kıbrıs Rum kesiminde, 24 Nisan'da referanduma sunulacak Annan planına ''evet'' diyenler, ''Birleşik Avrupalı Kıbrıs Platformu'' adı altında birleşti.
Karar, Rum anamuhalefet Demokratik Seferberlik Partisi'nin (DİSİ) Genel Merkezi'nde dün yapılan toplantıda alındı.
Platforma üye parti ve hareketlerin lid
er veya temsilcileri, bu akşam yapılacak toplantıda halkın sorularını yanıtlayacak.
Bu arada, Rum kesiminde Annan planına ''evet'' diyenler, Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Eleftheriya Meydanı'nda 21 Nisan Çarşamba günü miting düzenleyecek.
MILLIYET 19/04/2004

Rum kesiminde hayır oyu üç günde 20 puan düştü...


Rum Kesiminde son günlerde gerçekleştiren bir kamuoyu yoklaması, 24 Nisan'da yapılacak referandumda "hayır" oyunu kullanacaklarının oranında üç gün içerisinde 20 puanlık bir düşüş olduğunu gösterdi.
Politis gazetesinde yayınlanan anket, 14-16 Nisan arasında üç gün ardarda tekrarlandı. Ankete göre, referandumda "hayır" diyecek olan Rumların oranı, 14 Nisan'da yüzde 71 iken, 15 Nisan'da yüzde 62'ye, 16 Nisan'da ise yüzde 54'e geriledi.
Anketin sonuçlarını
değerlendiren Cyprus Mail gazetesi ise, Rum halkının, en büyük iki parti, komünist AKEL ve orta sağ DİSİ liderlerinin yaptıkları konuşmalardan etkilenmiş olabileceklerini belirtti.

KARARSIZLAR ORANI FIRLADI

Ancak, aynı anket, "hayır" oyu büyük bir düşüş gösterirken "evet" oyunda aynı oranda bir artış olmadığını da ortaya koydu.
14 Nisan'da yüzde 12 olan "evet" diyeceklerinin
oranının, 15 Nisan'da yüzde 13'ye, 16 Nisan'da ise, yüzde 17'ye çıktığı ifade ediliyor. Anketin sonuçlarına göre, "hayır" oy vermekt
en vazgeçenlerin çoğu, "kararsızlar"a katıldı. Nitekim, 14 Nisan'da yüzde 17 olan kararsızların oranı, 15 Nisan'da yüzde 25'e, 16 Nisan'da ise, yüzde 29'a fırladı.
MILLIYET 19/04/2004

Kıbrıs'ta seçim yasakları bugün başlıyor...

Kıbrıs'ın geleceğiyle ilgili dönüm noktası olan 24 Nisan'daki referanduma yönelik resmi hazırlıklar sürüyor.
KKTC Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) açıkladığı referandum takvimi uyarınca, ilçe seçim kurulları, dün Resmi Gazete'de yayımlanan sandık seçmen listeleriyle ilgili başvuru ve
itirazları görüşmek üzere, saat 09.00'da toplandı. Listeler, 21 Nisan'da son halini alacak.
Bugün, referandumla ilgili kamuoyu yoklama ve araştırmalarının yayınlanmasının son günü.
Seçimde kullanılacak araç ve gereçler, yarın ilçe seçim kurullarına gönderi
lecek. Örnek oy pusulalarını hazırlayan YSK, perşembe günü de sandık kurullarında görev yapacak personeli bilgilendirecek.
Referandum takvimine göre, propagandanın son günü olan 23 Nisan'a kadar seçmen kartları da dağıtılmış olacak.
MILLIYET 19/04/2004

Lozan'da Kıbrıs ve adalar

LOZAN hakkında 'olmazsa olmaz' iki eser: Prof. Cemil Bilsel'in "Lozan" adlı mükemmel kitabı, iki büyük cilt. 1933 basımı olduğu için dili epey eskidir.
Seha L. Meray'ın büyüklü küçüklü sekiz ciltlik "Lozan Barış Konferansı - Tutanaklar, Belgeler" adlı kitabını Yapı Kredi Yayınları'ndan alabilirsiniz. Bunun da dili fazla yenidir, aşırı 'arı'dır!
Türkçenin haline bakın!
Kıbrıs, Mithat Paşa'nın basiretsizliği yüzünden çıkan 1877 Savaşı'nda Rusların, Plevne'yi de geçerek İstanbul'da Yeşi
lköy'e gelmeleri üzerine, desteğini almak için İngiltere'nin 'yönetimine' verilmiştir. İngiliz Büyükelçisi Layard, "Kıbrıs'ı böyle vermezseniz, zorla alırız" diye tehdit de etmişti! Kıbrıs "hukuku şahaneye" yani Osmanlı egemenlik haklarına "halel gelmemek üzere" İngiliz yönetimine verilmiş, Birinci Dünya Savaşı çıkınca da İngiltere Kıbrıs'ı tek taraflı "ilhak" etmiştir.
***
KIBRIS için Lozan'da hiç tartışma olmamıştır. 20. madde ile, Türkiye İngiltere'nin Kıbrıs'ı tek taraflı "ilhak"ını tanımıştır. Tartışıl
sa bir şeyler sağlanabilir miydi? Hayır, çünkü Meis'i bile almak mümkün olmamıştı.
21. maddede Kıbrıslı Türklere iki seçenek sunulur: Ya iki yıl içinde Türk tabiyetini kaybedip İngiliz tabiyetine geçecekler... Veya Türk tabiyetini tercih ederlerse, bir yıl
içinde Kıbrıs'ı terk edecekler!
Türkiye, Kıbrıslı Türklerin Türkiye'ye gelmesini teşvik etmiş, zamanla Türk nüfusu daha da azalmıştır. Ankara 1950'lerin ortalarına kadar "Türkiye'nin Kıbrıs diye bir davasının olmadığını" söylemiştir; Rumlar ve Yunanistan
ENOSİS için çalışırken!
Sonra Türkiye Kıbrıs davasına sahip çıkmış, Menderes'le Karamanlis 1959 ve 1960'ta Zürih ve Londra andlaşmalarını imzalamıştır. Bugün Kıbrıs'taki Türk tezleri bu iki andlaşmaya dayanır.
***
EGE adalarından 'Oniki Adalar'ı İtalya Tra
blusgarp Savaşı'nda işgal etmişti. Öteki adaları ise, tarihimizin en büyük birkaç felaketinden biri olan 1912 Balkan Harbi'nde kaybettik, Yunanistan aldı.
Bunlar Lozan öncesi çeşitli andlaşmalarla onaylandı. Sevr öncesinde elimizde üç ada kalmıştı: Bozcaad
a, İmroz ve Meis...
Yunanistan Meis'i Sevr'de aldı, biz Lozan'da geri alamadık.
Lozan'da İmroz (Gökçeada) ve Bozcaada'ya ilaveten Semadirek ve Meis adalarını almak için Türk heyeti çalışmış fakat mümkün olmamış, buna karşılık adaların askersizleştirilmesi
kabul edilmiştir.
Lozan'da İsmet Paşa'dan sonra ikinci temsilcimiz olan Rıza Nur, hatıralarında, Ege adalarının stratejik önemini vurgular ama Türkiye'nin bu adaları "ne almaya, ne de sonra muhafaza etmeye" kuvvetinin olmadığını yazar. Meis için bahriyeli
Başbakan Rauf Orbay ısrarlıdır ama Rıza Nur "Meis bir ufak kayalık yermiş, ne işimize yarayacak?!" diye düşünür!
Adaların bugünkü statüsü Lozan'da 12 - 16. maddelerde düzenlenmiş, Türkiye, Gökçeada ve Bozcaada dışında, Ege'de 3 mil dışındaki bütün ada ve a
dacıklarda hak iddiasından "feragat" etmiştir. Tarihin getirdiği bir 'durum tespiti' idi bu.
Adalar meselesini Cemil Bilsel çok güzel anlatır. (Cilt 2, sf. 241 vd.)
TAHA AKYOL MILLIYET 19/04/2004

AKEL 'evet' diyebilir ama yeterli olur mu?

Referanduma günler kala 'evet'çi Türklerin gözü AKEL'de. Önce 'hayır' diyen, sonra tavrını yumuşatan partinin, son dakika sürpriziyle Güney'den 'evet' çıkarıp çıkaramayacağı merak konusu


Referanduma doğru Kıbrıs - 3
LEFKOŞA
Yakın Doğu Üniversitesi'nin büyük salonu ağzına kadar dolu. Her yanda evet sözcüğü. Tişörtlerin önünde arkasında, kasketlerde, duvarlarda, sahnede, bayrakların üstünde, her yerde evet...
Genç kızlar, genç erkekler, çocuklar, analar babalar, ellerinde evetli, barış güvercinli, zeytin dallı bayraklar, ma
vi üstüne sarı yıldızlı Avrupa Birliği bayrakları neşe içinde bir o yana bir bu yana dalgalanıyorlar. Hep bir ağızdan barış şarkıları söyleniyor. Ve belirli aralıklarla, avaz avaza hep aynı slogan atılıyor:
"Kıbrıs'ta barış engellenemez!"
Arada bir başka s
logan patlıyor:
Mevsimi geldi artık,
Baharda Avrupa!
Baharda, 1 Mayıs'ta Avrupa için bir değil, iki evet gerekiyor ama... Bir tek Kuzey'in 'evet'i yetmiyor. Rumlardan da evet çıkması lazım. Oysa şimdi hayır ağır basıyor Güney'de...
Can sıkıcı bir konu.
AKE
L eleştiriliyor.
Düş kırıklığı uç vermiş...
Barış ve Demokrasi Hareketi'nin (BDH) cumartesi akşamı Yakın Doğu Üniversitesi'nde düzenlediği barış şöleninde sohbetler daha çok Rum tarafındaki hayır eğilimin etrafında dönüyor. AKEL bir son dakika sürprizi yap
abilir mi? Bu sorunun ortaya atılma nedeni, AKEL'de cumartesi sabahı su yüzüne vuran yumuşama havası.
AKEL lideri Hristofyas anlaşmanın uygulamasıyla ilgili olarak BM Güvenlik Konseyi'yle Avrupa Birliği'nden daha somut güvence istedi. Bunlar hafta ortasına
kadar verilirse, partisinin 24 Nisan referandumu için evet kararı alabileceğini açıkladı.

AKEL'in 'evet' ihtimali...

Neydi bu güvenceler?
(1) 24 Nisan'da referandumdan geçecek anlaşmanın Türkiye tarafından onayının ve uygulanmasının garanti edilmesi... (2) Anlaşmanın uygulamasıyla ilgili büyük mali bedelin uluslararası topluluk tarafından karşılanacağının garantisi...
BM Güvenlik Konseyi'nden ilk açıklama cumartesi günü gecikmeksizin geldi. Ancak Konsey'in en geç çarşamba günü yine toplanması bekleniyor.
Bunun gibi AB'den de bir açıklama gündemde. Bu iki gün içinde AKEL'in yetkili organları da toplanacak. BM ile AB'den istediği yazılı güvenceleri alırsa, AKEL'den evet kararı çıkabilir mi?
Bu ihtimal var.
Ama böyle bir karar çıksa bile, Güney'deki hayır eği
limi bu saatten sonra tersine dönebilir mi? Bu konuda farklı görüşler var. Kimine göre artık çok geç.
İyimserler diyor ki:
"AKEL çok disiplinli bir parti. Seçmen tabanına büyük ölçüde hakim olabilir. 48 saat içinde havayı değiştirebilir. Zaten evet oyları
yüzde 40 civarında. AKEL'in eveti hayırları aşağı bir anda çekebilir."

Rumların üç yalanı

Farklı düşünenlere gelince:
"AKEL bu saatten sonra istese de, evete dönse de fazla bir şey yapamaz. Rumlar çeyrek yüzyıldır üç yalan ile yaşadılar. Rum siyasetçiler bu yalanı beslediler. Dediler ki: (1) Bütün Rum göçmenler Kuzey'e geri gidecek, bütün mallarına sahip olacaklar. (2) Bütün Türkiyeli göçmenler Anadolu'ya geri dönecekler. (3) Adada Türk askeri kalmayacak. Annan Planı'yla birlikte bu üç konuda büyük hayal kırıklığı yaşadı Rumlar... Bu nedenle çoğunluk baştan beri hayırdan yana. Türklerle paylaşmak istemiyorlar. Türkleri azınlık görüyorlar, kendilerini de devletin gerçek sahibi... Bu saatten sonra evetlerin yüzde 50'yi geçmesi uzak ihtimal..."

'Evimizin efendisi olalım'

BDH lideri Mustafa Akıncı da AKEL'den henüz umudunu tümüyle kesmiş değil. Pazartesi sabahı Rum tarafına geçeceğini, AKEL lideri Hristofyas'la son bir görüşme yapacağını, hayırdan, böylesine büyük bir tarihi yanlıştan dönmeleri için kendisini ikna etmeye çalışacağını, çünkü Kıbrıs'ta çözüm için tek evetin yetmeyeceğini söylüyor.
İkna olabilir mi Rum lider?
Karamsar değil Akıncı. "Yolun sonuna geldik" diye başlıyor konuşmasına, "Bizi ne Rumlar yönetsin, ne de Türkiye'nin sivil - asker bürokrasisi
... Biz kendi evimizin efendisi olmak istiyoruz. Kıbrıs ne üniter devlet olsun, ne de konfederal devlet... En iyisi mevcut Annan planındaki, anlaşmadaki federal devlet... Gençlerimizin, çocuklarımızın geleceği için evet evet evet..."

'En derin yaramız CHP'

Evet konusunda kuşku yok.
"Teslim oldu hayır!" diyorlar.
"Heyecan bizde, evetçilerde. Hayırın basacağı zemin yok çünkü... Onlar çoktan teslim oldular. 24 Nisan'a, cumartesi gününe kadar yüzde 70'e doğru yükselir evetler. Daha şimdiden yüzde 60'ı geçtik."
Genç kadın salonu coşturuyor:
"Biz büyük bir koroyuz. Hep birlikte daha çok barış şarkıları söyleyeceğiz."
Bir ara CHP konuşuluyor.
Barış ve Demokrasi Hareketi'nin üst düzeyde bir yetkilisi kulağıma eğiliyor:
"Bizim en derin yaramız CHP, Halk Partisi... K
ahroluyoruz. Bırakın barış hareketini... Biz adada demokrasiyle ilgili büyük sorunlar yaşarken dahi Baykal elini uzatmadı, yanımıza gelmedi. Ankara'ya gidip kapısını çaldığımız vakit, 'Bana Denktaş aleyhine tek bir söz söyletemezsiniz' demekle yetindi. Kapıyı yüzümüze kapattı demokrasi konusunda bile... Kıbrıs Türkü'nün Tayyip Erdoğan'ı bu kadar sevebileceği hiç aklımıza gelmemişti."
Akıncı, Papadopulos'la Denktaş'ı eleştiriyor.
Arkamdan biri bağırıyor:
"Karagöz'le Hacivat!"
Kulağıma eğiliyor:
"Bizim yakın
zamana kadar anavatan yağcıları dediğimiz kesim şimdi Denktaş'la birlik olmuş anavatana küfrediyorlar. Devir değişiyor, ilginç..."
Kıbrıs'ta kader haftası!
Bunun ilk bir iki günü AKEL'i evete ikna etmekle geçecek anlaşılan...

Kıbrıs yazıları devam edecek...
HASAN CEMAL MILLIYET 18/09/2004

Referanduma doğru

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, "Bizim arzumuz iki 'evet' çıkmasıdır. Ancak o zaman başarıya ulaşırız. Türkiye'nin önünün açılması, Kıbrıs'ın dünya ile bütünleşmesi için iki evet'e ihtiyaç var" diyor. Doğru söylüyor.
Bir yandan, Türkler'in olumlu, Rumlar'ın olumsuz oy kullanmasının, son ayların gelişmelerini onaylar bir sonucu olacaktır, orası doğru.
Son gelişmeler, hem Ankara'nın siyasi liderliğini ve diplomasisini hem de KKTC hükümetini, Kıbrıs konus
unda ilk kez uluslararası toplulukla uyumlu olan taraf haline getirdi. İlk kez, BM, AB ve ABD ile aynı çizgide görünen Türkler olurken, Rum Yönetimi'nin çözüm konusunda daha tereddütlü, karşılıklı tavize dayalı bir uzlaşma fikrine daha uzak olan olduğu anlaşıldı. Başta Tasos Papadopulos olmak üzere bazı Rum siyasi liderlerinin referandumda "hayır" oyu verilmesi yönündeki çağrıları da, Rum halkının bu çağrıya uyacağını gösteren anketler de, adanın güneyini uluslararası toplulukla "ayrı telden çalan taraf" yapıyor.
Ancak, bu duruma bakarak "kuzeyde 'evet,' güneyde 'hayır'" sonucunu ideal saymak hata. Esasen bu, çözümü değil, bölünmüşlüğün tescilini ve nihai olarak da taksimi isteyenlerin yaklaşımı.

Çifte "evet" ideal

Şurası artık biliniyor: Kuzeyde "evet," güneyde "hayır" sonucu alınırsa, KKTC'nin uluslararası izolasyonuna yavaş yavaş son verilecek, ambargo fiilen delinecek. Bunu, AB ve ABD yetkilileri çeşitli ortamlarda hem basına açıkladılar, hem de Türk ve Rum muhataplarına aktardılar.
Bu durumda, Ankara'nın yoğun bir "KKTC'ye el uzatın" kampanyası başlatacağı kesin. Bu kampanya sonucu, belki bazı devletlerin (örneğin Azerbaycan), işi KKTC'yi tanımaya kadar götürebileceği beklentisi de, hem Türk hem Batılı diplomatik çevrelerde var.
Ancak böye bir kampanya
başarılı bile olsa, ABD başta birçok ülke KKTC ile ticari ilişki başlatma yönünde somut adımlar atacak bile olsalar, uluslararası finans kuruluşları KKTC'ye kredi akıtmaya bile başlasalar, çözümsüzlük, Annan planı temelinde bir çözüme yeğ tutulmamalı.
Zira
, (güney) Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta başlayacak AB üyeliği, ister istemez Rumlar'ın elini güçlendirecek. "Yeşil Hat, AB sınırı olur" sözünün içerdiği rest, AB'de yankı bulsa bile, Rumlar üyelikle beraber gelecek AB kararlarına katılım hakkını, KKTC'ye yönelik açılımların (ve Türkiye'nin) önünü kesmek için kullanmayı (itirazlar ve engellemeler olsa bile) sürekli deneyeceklerdir.
Ayrıca izolasyona son verilmesi ve tanınma yönündeki mücadele, zaman içinde belirli başarıları getirebilecek olsa bile, çok kaynak ve en
erji alan sancılı, uzun bir süreç gerektireceği de kesindir.
Öte yandan, zaman içinde "taksim" uluslararası kabul görecek olsa ve KKTC tanınsa bile, bu Talat'ın da dediği gibi, mevcut çözüm planının aksine "mülkiyet sorununu çözmeyen" bir çözüm olarak kala
caktır.
Dahası, KKTC, AB üyesi güney komşusunun iktisadi standartlarını ve uluslararası imkanlarını beliki de hiçbir zaman tam olarak yakalamayacak ve eşitsizlik kalıcılaşacaktır.
Kıbrıs Türkü'nün hayat koşullarını en hızlı biçimde iyileştirecek, Türkiye
'nin elini rahatlatacak ve AB'ye uzanan yolda önünü en fazla açacak sonuç, adanın iki kesiminden de "evet" çıkmasıdır.

ABD'nin argümanları

Yukarıda Talat'ın açıklamasından yola çıkarak yazdıklarım, ABD yönetiminin görüşlerini de birebir yansıtıyor. İki tarafta da "evet" sonucu için çalışan Washington, şu anda dikkatini AKEL'in son aşamada yeniden "evet" yönünde çark edip etmeyeceğine odaklamış durumda. Haftasonunda, bir ABD'li diplomatın "Güneyde havanın değişmesi olasılığına hala inanıyor musunuz" soruma yanıtı, "Bu olasılığı yüzde 50 olarak görüyoruz" şeklinde.
Rum kesimindeki anketler öyle demiyor. Ancak 16 Nisan'da iki Türk ve iki Yunanlı gazeteciye ayrı ayrı, toplam dört söyleşi vererek Kıbrıs halklarına mesaj ileten ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell,
"Anketler değişir" diyerek son ana kadar "evet" için çalışacaklarını teyid etti.
ABD "evet" telkinini üç temel argümanla destekliyor:
Öncelikle, "Çözüm, güneyin tek taraflı 'hayır' oyu ile reddedilirse, KKTC'ye bakışımızı tümüyle gözden geçiririz, açılım
başlatırız" mesajını veriyor. Bu argüman, ABD'li yetkililer aracılığıyla son on gün içinde Washington ve Brüksel'de basına birkaç kez tekrarlandı. Dahası ABD'li yetkililer, Türk, Rum ve Yunan yetkililerle ikili görüşmelerinde bu yaklaşımın altını çizdiler.
İkinci argüman, Powell'ın özellikle vurguladığı "B Planı yok" argümanı. Böylece, bir yandan Kıbrıs Türkleri'ne "Rumlar'la birlikte AB'ye girmenizin yolu 'evet' demekten geçiyor" hatırlatması yapılıyor. Ama daha önemlisi, Rumlar'a "Sanmayın ki, AB'ye giri
nce, Annan'ın öncülüğünde ulaşılan çözümden daha avantajlı bir anlaşma sağlamanız kolay olacak. Sanmayın ki, yeniden müzakereler hemen başlayabilecek. Sanmayın ki, bunun için gerekli uluslararası desteği bulacaksınız" mesajı veriliyor.
Powell'ın şu sözler
inin altını çizin: "'Hayır' oyunun ertesi günü Genel Sekreter'in veya BM'nin ne yapmasını bekleyebiliriz ki? Kıbrıslılar bir çok yıldır ilk kez ortaya çıkan bir uzlaşma ve çözüm fırsatını reddetmiş olacaklardır. Sanıyorum ve öngörüyorum ki, bu kez reddedilirse, böylesi bir fırsat daha onyıllarca gelmeyecektir."
Üçüncü argüman ise, özellikle Rumlar'ın üzerinde durduğu ve son olarak AKEL'in "evet" çizgisine dönüşün koşulu olarak ortaya attığı güvenceleri ilgilendiriyor. AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofya
s'ın, anlaşmanın harfiyen uygulanacağı konusunda BM ve AB'den güvence verilmesi halinde, yeniden Kurultay toplayıp kararlarını gözden geçirebileceklerini söylediği saatlerde, Powell da bize, tarafların "evet" oyu vermekten çekinmemesi gerektiğini şu sözlerle anlatıyordu:
"Korkacak bir şey olmadığını düşünüyorum. Eğer 'evet' oyu çıkarsa, Genel Sekreter, BM, uluslararası topluluk, AB ve ABD, her iki tarafın da yükümlülüklerini karşılaması için herşeyi yapacağımızı açıkça söyledik. Taraflardan da yükümlüklükle
rini yerine getirmelerini bekleyeceğiz. Uluslararası topluluğun baskısını kullanarak planın gerektirdiği yükümlülüklerin yerine getirildiğinden emin olacağız."

Yapıcı tavra devam

Anketler değişmez, Kıbrıs'ta çözüm Rum oyu ile reddedilirse, yeni ve zor bir dönem başlayacak.
Powell, Rumlar'ın tek başına AB'ye girmesinin uluslararası ortamda büyük karmaşa yaratacağını ifade ederek, bu durumla yüzyüze gelmeyi istemediğini açıkça söyledi.
Bu dönemde, Washington'ın ve AB'nin Türkiye'den beklentisi, son aylarda
Kıbrıs konusunda hem siyaset, hem diplomasi alanında gösterdiği yapıcı ve yaratıcı tavrı sürdürmesi olacak.
Türk tarafının uluslararası toplulukla aynı çizgide kalması, Rumlar'ın olası "hayır" oyunun yansıtacağı liderlik gafletinin ve çözüme gönülsüzlüğün
iyi algılanması açısından da önem taşıyacak.
YASEMIN CONGAR MILLIYET 19/04/2004

AKEL, BM’den yanıt bekliyor

 

Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı, Güney Kıbrıs’ta AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’la görüştü. Hristofyas planın uygulanması konusundaki güvence taleplerine BM’den yanıt beklediklerini söyledi.

 

NTV-MSNBC

   

19 Nisan 2004— Hristofyas BM Güvenlik Konseyi’nden güvence gelmesi halinde ‘hayır’ yönündeki tutumlarını değiştirebileceklerini belirtti. BDH lideri Akıncı da 24 Nisan’a kadar Rum kesiminin tavrının değişebileceği konusunda iyimser olduğunu dile getirdi.

 

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) lideri Mustafa Akıncı 24 Nisan’da referanduma sunulacak Annan Planı’na destek istemek için Güney Kıbrıs’a gitti. Akıncı, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’la görüştü.

AKEL: EVET DEMEYİ İSTİYORUZ
Görüşmeden sonra açıklama yapan Hristofyas, planın uygulanması konusunda güvence bulunması gereğinden yola çıkarak plana karşı çıktıklarını söyledi. Hristofyas,” Önümüzdeki 24 saat önemli, BM Güvenlik Konseyi’nden güvence gelirse kararımızı gözden geçiririz” diye konuştu.
Plana ‘evet’ demeyi kendilerinin de isteğini kaydeden Hristofyas, “ancak halk güvence istiyor” dedi ve AKEL ‘evet’ dese de derinleşmiş bir
‘hayır’ tutumundan ötürü halkın 5 günde kararını değiştirmeyecebileceğini de sözlerine ekledi.

AKINCI İYİMSER
BDH lideri Mustafa Akıncı da, BM’den güvence gelmesi halinde AKEL’in kararını değiştirebileceğini, Rum halkının ‘evet’ deme şansı bulunduğunu söyledi. Akıncı, referandumun yapılacağı 24 Nisan’a kadar Rumların tavırlarını değiştirmeleri konusunda iyimser olduğunu ifade etti.
AKEL, geçen hafta, “Referandum tarihi ertelenmezse ‘hayır’ oyu kullanma kararı almıştı. Ancak Hristofyas, önceki gün, BM Gü
venlik Konseyi ve Avrupa Birliği’nin planın uygulanmasında bazı güvenceler vermesi halinde tavırlarının değişebileceğini söylemişti.

AB için Kıbrıs’ı feda ediyorlar’

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Dışişleri Bakanı Gül’ün kendisine yönelik eleştirilerine yanıt verdi. Denktaş, AB’den tarih almak için Kıbrıs’ın feda edildiğini söyledi.

 

NTV-MSNBC

   

19 Nisan 2004— Denktaş, TBMM’den KKTC’nin egemen olmadığına dair karar çıkartılmasını istedi.

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Annan Planı’yla egemenliğin kaybedileceğine dair sözlerine, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün getirdiği eleştirileri yanıtladı.
Denktaş, “AB’den tarih almak için Kıbrıs’ı feda ediyorlar” dedi. KKTC Cumhurbaşkanı KKTC’nin egemen olmadığına dair TBMM’den kar
ar çıkartılmasını istedi.
Dışişleri Bakanı Gül Denktaş’ı;”Hangi egemenlikten bahsediyorsunuz. Bir kasa portakal ihraç edemiyorsunuz. Ülkenizde uluslararası maç yapamıyorsunuz. Kimse sizi tanımıyor. Hangi egemenlik bu” sözleriyle eleştirmişti.

Rum kesiminde ‘evetçiler’ birleşti

Kıbrıs Rum kesiminde, 24 Nisan’da referanduma sunulacak Annan planına “evet” diyenler, “Birleşik Avrupalı Kıbrıs Platformu” adı altında birleşti.

AA

19 Nisan 2004— Bu arada Rum kesiminde ‘evetçilerin’ 21 Nisan Çarşamba günü bir miting düzenleyeceği belirtildi.

Kıbrıs Rum kesiminde, “evetçiler”, Birleşik Avrupalı Kıbrıs Platformu adı altında birleşti. Karar, Rum anamuhalefet Demokratik Seferberlik Partisi’nin (DİSİ) Genel Merkezi’nde dün yapılan toplantıda alındı. Platforma üye parti ve hareketlerin lider veya temsilcileri, bu akşam yapılacak toplantıda halkın sorularını yanıtlayacak.
Bu arada, Rum kesiminde Annan planına “evet” diyenler, Lefkoşa’nın Rum kesimindeki Eleftheriya Meydanı’nd
a 21 Nisan Çarşamba günü miting düzenleyecek.

BM’den Kıbrıslıları cesaretlendirmesi istendi

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, merakla beklenen Kıbrıs Raporu'nu yayınladı. Annan, Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda, Konsey'in Kurucular Anlaşması'na destek vermesini, Kıbrıs'a silah satışını yasaklamasını ve Ada'da oluşturulacak yeni BM barış gücü operasyonlarının görev yönergesinin onaylanmasını istedi.

Annan'ın bu isteği, 31 Mart'ta tarafların davet edilmesiyle nihai hale ulaştırılan planın gereği olarak Konsey'e sunuldu.

Eğer Kurucular Anlaşması herhangi bir nedenle yürürlüğe girmezse, Konsey'den istenen kararların içinin boş kalacağını belirten Annan, Ada'daki yeni BM barış operasyonu yönergesiyle ilgili isteklerini sıraladı.

Raporunda, Kıbrıs'a silah satışının Konsey tarafından yasaklanmasını isteyen Kofi Annan, plan uyarınca Ada'daki askeri güçlerin çekilmesi, yerel güçlerin ve polis kuvvetlerinin dağıtılmasının gözlenmesi ve teyit edilmesinin de BM barış gücü yönergesinde yer almasını istedi.

BM Genel Sekreteri, yeni BM barış gücünün Ada'da hareket serbestisi olmasını isteyerek, bunun 2 bin 500 asker, 750 polis memuru ve Kıbrıslı Türkler ile Rumların yanı sıra başka ulusların da katılımıyla önemli miktarda sivil çalışandan oluşmasını talep etti.

ANNAN, KIBRISLILARI CESARETLENDİRİCİ KARAR İSTEDİ

Yürürlüğe giriş şekli Konsey’den 24 Nisan tarihindeki referandumlardan önce sunduğu raporun göz önüne alıp incelenmesini isteyen Annan, Kıbrıslılara referandumlara giderken, Birleşmiş Milletler’in plan tahtında öngörülen sorumluluklarını karşılamak için harekete geçmekte hazır olduğuna dair teminat verebileceğini umuduğunu kaydetti

Annan, “Konsey tarafından alınacak erken bir karar, kendi ülkelerinin geleceği için oy veren halka güven vermekte epeyi yol katedecek ve bu çözümün Birleşmiş Milletler tarafından güçlü bir şekilde desteklediği ve güvenlik konularının layik olduğu şekilde uygulanacağını gösterecektir.” dedi

Annan raporunda, Konsey’den temel anlaşmayı onaylaması, gerekli ve özel önlemleri almasını ve de Konsey’in her iki tarafın da ana endişelerinin bilincinde olduğunu ve de anlaşmada onlara hitap eden araçları onayladığını belirtmesini istedi

Ayrıca Annan, Konsey’in temel anlaşma ile kurulmuş olan durum düzenine de herhangi bir tek taraflı değişiklik, özellikle tümüyle ya da kısmen herhangi bir ülkeyle birleşmesi ya da herhangi bir taksim, ya da ayrılma konusunun yasaklandığını resmen kayda almasının önemine dikkat çekti.

Konsey’in aynı zamanda Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin siyasal eşitlik ve farklı kimliğinin ve de kurucu devletlerinin Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti’nde eşit statüde olduğunu kabul etmesi rica olunur

ANNAN, YENİ BM GÜCÜ İÇİN İZNİ ONAYLADI

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, BM Güvenlik Konseyi'nin talebi ve 31 Mart'ta son hali verilen plan çerçevesinde silahlanması yasaklanan Kıbrıs'ta görev alacak yeni BM Operasyon Gücü için gerekli yetki iznini onayladığı

kaydedildi.

BM Güvenlik Konseyi tarafından talep edilen bu karar çerçevesinde

kurulacak görev gücünün referandum sonrasında anlaşmanın herhangi bir

sebeple uygulamaya girmemesi ya da ertelenmesi durumunda da bir olasılık ordusu olarak görev yapacağı kaydedildi.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Sözcüsü Fred Eckhard tarafından yapılan açıklamaya göre, Kıbrıs'ta görev yapacak yeni BM Operasyon Gücü'nün yetki alanında, diğer bazı görevlerin yanısıra, tarafların askerlerini çekmesi, yerel askeri güçlerin dağıtılması ve polis faaliyetlerinin durdurulması gibi eylemlerin Annan Planı'na uygun olarak yapılıp yapılmadığını izlemek ve onaylamak da bulunacak.

2 bin 500 kişiden oluşacak bu gücün tüm Ada'da hareket özgürlüğünün olacağı kaydedilirken, yerel ya da uluslararası kişilerden oluşacak önemli miktarda da sivil personelin bu güç kapsamında çalışacağı kaydedildi.

KONSEY’DE BÖLÜNME

Konsey’in Kıbrıs’ta hafta sonu yapılacak referandumların ardından bir karar tasarısını oylaması bekleniyor.

BM kaynakları, referandumlar öncesi Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs konusundaki bölünmüşlüğüne işaret ederek, Konsey’deki bu ikiliğin alınacak önemli kararlar arifesinde sıkıntı yaratabileceğini belirtiyorlar.

Güvenlik Konseyi’nde daimi üyelerden Fransa’nın başını çektiği aralarında Rusya ve Çin’in bulunduğu grubun Rum yanlısı tutum izlediklerini belirten BM kaynakları, ABD ve İngiltere’nin Kıbrıs’ta tarafların referandumlarda “evet” demeleri için Rumlara daha güçlü uyarı yapılması yönünde çaba sarf ettiğini kaydediyorlar.

Diplomatik kaynaklar, Fransa ve diğer ülkelerin bu tutumunun Güvenlik Konseyi’nin geçen yıl kabul ettiği ve Genel Sekreter’in “iyi niyet misyonuna destek veren” 1475 sayılı kararın çok gerisinde olduğunu ifade ediyorlar.

HALKIN SESI 20/04/2004

AKEL, BM’den yanıt bekliyor

Hristofyas BM Güvenlik Konseyi’nden güvence gelmesi halinde ‘hayır’ yönündeki tutumlarını değiştirebileceklerini belirtti. BDH lideri Akıncı da 24 Nisan’a kadar Rum kesiminin tavrının değişebileceği konusunda iyimser olduğunu dile getirdi.

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) lideri Mustafa Akıncı 24 Nisan’da referanduma sunulacak Annan Planı’na destek istemek için Güney Kıbrıs’a gitti. Akıncı, AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’la görüştü.
AKEL: EVET DEMEYİ İSTİYORUZ
Görüşmeden sonra açıklama yapan Hristofyas, planın uygulanması konusunda güvence bulunması gereğinden yola çıkarak plana karşı çıktıklarını söyledi. Hristof
yas,” Önümüzdeki 24 saat önemli, BM Güvenlik Konseyi’nden güvence gelirse kararımızı gözden geçiririz” diye konuştu.
Plana ‘evet’ demeyi kendilerinin de isteğini kaydeden Hristofyas, “ancak halk güvence istiyor” dedi ve AKEL ‘evet’ dese de derinleşmiş bir
‘hayır’ tutumundan ötürü halkın 5 günde kararını değiştirmeyecebileceğini de sözlerine ekledi.
AKINCI İYİMSER
BDH lideri Mustafa Akıncı da, BM’den güvence gelmesi halinde AKEL’in kararını değiştirebileceğini, Rum halkının ‘evet’ deme şansı bulunduğunu söy
ledi. Akıncı, referandumun yapılacağı 24 Nisan’a kadar Rumların tavırlarını değiştirmeleri konusunda iyimser olduğunu ifade etti.
AKEL, geçen hafta, “Referandum tarihi ertelenmezse ‘hayır’ oyu kullanma kararı almıştı. Ancak Hristofyas, önceki gün, BM Güve
nlik Konseyi ve Avrupa Birliği’nin planın uygulanmasında bazı güvenceler vermesi halinde tavırlarının değişebileceğini söylemişti

HALKIN SESI 20/04/2004

Denktaş: Referandum rezilliktir

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 24 Nisan’da referanduma sunulacak Annan Planı’nın Kıbrıs Türkü’nü darmadağın edecek bir plan olduğunu belirterek, tarafların anlaşmaya varamadan planın referanduma sunulmasını “rezillik” diye niteledi. Denktaş, bunun Avrupa Konvansiyonu’na göre yasadığı olduğunu da söyledi.

Denktaş, halkın 24 Nisan’da oy attığı kutuya devletini, egemenliğini, malını, mülkünü attığını bilmesini isteyerek, “Bu plan bizi darmadağın eden bir plandır. Göğsümü gere gere, her mahkemede, her kurumda, her forumda bu haksızlığı müdafaa etmeye hazırım. Yeterki siz birlik olun, beraberlik olun ve hayır deyin. Sizden istediğim bu” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş, verdikleri mücadele sonunda Türkiye’nin kendilerini kurtarmasıyla bahtiyar olduklarını, Türkiye’nin tanıdığı bir devleti kurduklarını ama şimdi birden bire boşlukta bırakılmalarından üzüntü duyduklarını belirtti.

“Halk referandumda yanlış oylama yaparsa bunda Türk hükümetinin ‘evet dense iyi olur’ telkinlerinin çok büyük etkisi olacağı” şeklinde görüş belirten Denktaş, “Çok yazık olacaktır ve sorumluluk da bizim değil, bu telkini yapanların olacaktır” dedi.

“Kıbrıs meselesini halletmeyen, 9 bin sayfalık bir belge” olarak tanımladığı Annan Planı’nı halkın bilmediğini kendisinin dahi bugün önüne ‘en son tadilatlar’ diye bir belge geldiğini açıklayan Denktaş, “Okumuyorum. Okumayacağım. Böyle referandum olmaz” diye tepkisini ortaya koydu.

Cumhurbaşkanı Denktaş şöyle konuştu:

“Bu vaziyette birden bire Annan Planı Kıbrıs meselesini halletmeyi bir yere bırakmış Kıbrıs’ı bütünleştirerek AB’ye sokmak için bir alet; bir araç haline getirilmiştir. Kıbrıs meselesini halletmeyen, 9 bin sayfalık bir belge vardır. Hiçbirinizin bilmediği, benim dahi şimdi bugün önüme ‘en son tadilatlar’ diye bir belge geldi. Okumuyorum. Okumayacağım. Böyle referandum olmaz. Bu referandum Avrupa Konvansiyonu’na göre yasa dışıdır. Çünkü halka ne oyu oylayacağını bilme imkanı verilmemiştir. Hatta Türkçe’ye çevrilmemiştir..”

“RUMLAR VASITASIYLA KIBRIS’A SAHİP ÇIKMA OYUNU..”

ABD ve AB’nin Kıbrıs’ı, kendi açılarından; stratejik açıdan istediğini ve AB’nin bunu açıkça söylediğini kaydeden Denktaş, böylelikle 30-40 yıldır meşru hükümet addedilen Rumlar vasıtasıyla Kıbrıs’a sahip çıkma oyunu oynandığını anlattı. Denktaş şöyle konuştu:

“Bu nedenledir ki Rumları meşru hükümet oalrak AB’ye kabul ediyorlar. Ve bizim haklarımızı, ‘madem ki anlaşma yapacağız bu insanlarla, bu yeni anlaşmayı da, onlarla yaptığınız anlaşmanın seviyesine çıkarınız’ talebimizi reddediyorlar. ‘Biz Kıbrıs Cumhuriyeti’yle anlaşma yaptık. Bu anlaşma geçerlidir. Siz Rumlarla anlaşacaksanız bazı ek protokollerle biz sizi alırız fakat esas anlaşma (yani o birincil hukuk dediğimiz ve Rumların haklarını koruyan o anlaşmanın) içerisine sizin için birincil hukuk korumasını vermeyiz’ diyorlar açıkça. Yani bizi, Kıbrıs Rum Cumhuriyeti’nin içinde Türk azınlığı olarak görüyor Avrupa Birliği.”

“HALK ŞAŞIRMIŞ VAZİYETTEDİR”

Denktaş, “planın halk tarafından bilinmediği; halkın ne oylayacağını bilmediği” şeklinde görüş ifade ederek “Benim onun söylemesiyle halk şaşırmış vaziyettedir. Ama bilinen tek birşey vardır o da, egemenliğimizi alıp götürdüğüdür. Self-determinasyon hakkımızı tanımadığıdır. Kıbrıs’ta 1960’da olduğu gibi Rumların çoğunluğuna dayanan ve başkalarının yaptığı bir anayasayla onların hakimiyetine dayanan bir teşkilat kurduğudur ”şeklinde konuştu.

Kıbrıs Türk tarafının “kurucu devlet” diye “vilayet” yapılmaya çalışıldığını belirten Denktaş buna tepki gösterdi ve AB normlarının kağıt üzerinde Kıbrıs Türküne verilen hakları bir bir alıp götürecek güçte olduğunu kaydetti. Denktaş şunları ifade etti:

Denktaş, paketteki olumlu şeyleri müzakerelerde çeke çeke koydurttuklarına işaret ederek, “Peki niçin aynı adam hayır diyor buna? Çünkü koydurtmak istediğimiz ve Türkiye’yle antant kaldığımız olmazsa olmazları yani o bizim koyduğumuz güzel şeyleri sıfırlayan, AB normları meselesi var. Bunların sıfırlanmaması için olmazsa olmazların girmesi lazımdır. Hiçbiri girmiş değildir” dedi.

Planın aldatmaca ve aleyhte bir plan olduğunu kaydeden Denktaş, iki tarafın anlaşmadığı bir belgenin referanduma sunulmasını da eleştirerek, Türk Askeri adadan çıkınca kavga başlayacağını söyledi. Mal mülk düzenlemelerini “içimize bombalar bırakıldı” diye tarif eden Denktaş, insanların birbiriyle uğraşacağını, komisyonlara gideceğini, 1 Mayıs’tan itibaren inşaatların duracağını belirtti.

“TÜRK HÜKÜMETİ ŞAŞIRTIYOR, ÜZÜYOR”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, AB’ye yürüyerek, başları dik, 1960 anlaşmalarıyla Türkiye’ye verilen hakları çiğneyerek değil, koruyarak gireceklerini ifade ederek, “Bizim istediğimiz budur. Bugünkü günde Türk hükümetinden gelen sesler bizi biraz şaşırtıyor, biraz üzüyorsa dahi, hükümet devletin bir kanadıdır. Devletin tümüne baktığımda doğru yolda olduğumuzu görüyorum. Doğru yoldayız, bu devleti harcamayacağız, ortadan kaldırmayacağız” dedi.

DENKTAŞ’TAN GÜL’E SERT YANIT...

Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e atfen basında yer alan, “KKTC portakal dahi ihraç edemiyor, bu nasıl egemenlik” şeklindeki sözlerin anımsatılması üzerine Denktaş, özetle şunları söyledi:

“Dünyada tanınmamış devletler var. Bize devamlı surette görüşme masası gösterildiği için dünyaya egemenliğimizi kabul ettirme mücadelesi gereğince verilemedi. Ada’yı Yunanistan’a bağlamak için başlatılan kanlı bir savaş sonrası Türkiye’nin adaya gelmesiyle kurtarılan Türk halkı, tüm barış hareketlerinin ve girişimlerinin netice vermediğini gördükten sonra Anavatan Türkiye’yle anlaşarak, Türkiye’nin desteğiyle devletini kurmuş ve Türkiye bu devleti tanımıştır. Egemen devletler çeşitli nedenlerle, siyasi zorluklarla, büyük ülkelerin haksız girişimleri nedeniyle egemenliklerinin tam meyvesini toplamayabilirler, haksız ambargolar altında yaşayabilirler ama egemenliklerini kaybetmezler.”

HALKIN SESI 20/04/2004

Türkiye hükümetinin Kıbrıs'taki referandumlardan beklentisi: "Evet"

REFERANDUMA VE ÇÖZÜME DESTEK... Türkiye Bakanlar Kurulu, dünkü toplantısında Kıbrıs konusunu da ele alarak, Kıbrıs'ta referanduma ve çözüme destek belirtti. Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, AKP hükümetinin beklentisinin, iki taraftaki referandumdan da "evet" çıkması yönünde olduğunu vurguladı

DENKTAŞ DOĞRU YAPMIYOR... Çiçek: Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, AKP hükümetinin Türkiye'nin AB'ye girmesi için "KKTC'yi feda ettiği" şeklinde açıklamalarını doğru bulmuyor ve cevap vermek istemiyorum. İçinden geçtiğimiz süreç itibarıyla bu türden karşılaştırmaların böylesine önemli bir konuya zarar vereceği kanaatini taşıyorum

Türkiye Bakanlar Kurulu, dünkü toplantısında Kıbrıs konusunu da ele alarak, Kıbrıs'ta referanduma ve çözüme destek belirtti.

Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, AKP hükümetinin beklentisinin Kıbrıs'ta iki taraftaki referandumdan da "evet" çıkması yönünde olduğunu vurguladı.

Cemil Çiçek, Kıbrıs konusunda hükümet olarak ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini ve önemli kazanımların elde edildiğini belirterek, "Sonuçta karar verecek olan da Kıbrıs'ta yaşayanlardır. Kıbrıs'ta yaşayanlar ne karar verirse bizim bakımımızdan saygıya değerdir. Kabul edilebilecek bir sonuçtur" dedi.

Çiçek, Bakanlar Kurulu'nda görüşülen konulara ilişkin açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Hükümet sözcüsü Çiçek, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın "hükümetin Türkiye'nin AB'ye girmesi için 'KKTC'yi feda ettiği' şeklinde açıklamalarda bulunmasını" nasıl değerlendirdiğini soran gazeteciye, şu karşılığı verdi:

"Ben şahsen değerlendirme yapmam, bunu da doğru bulmam. İçinden geçtiğimiz süreç itibariyle bu neviden karşılaştırmaların böylesine önemli bir konuya zarar vereceği kanaatini taşıyorum.

Hükümet olarak bu sorunun hem bizim açımızdan hem oradaki kardeşlerimiz, Türk soydaşlarımız açısından en iyi şekilde sonuçlanabilmesi için elimizden gelen gayreti gösterdik. Önemli kazanımların elde edildiği de çok açık olarak ortadadır. Bunu yalnız ben söylemiyorum, hükümet olarak biz söylemiyoruz. Bu konuya ömrünü vermiş pek çok insan, zaman zaman böyle bir itilafta Türkiye adına müzakereleri yürütmüş olan, bu sürecin içinde bulunmuş olanlar bugün gelinen noktanın, bugünkü şartlar altında iyi bir nokta olduğunu açık bir şekilde ifade etmektedirler.

Belki geçmişte daha iyi kazanımlar elde edilebilirdi. Bunu geriye dönük olarak bugün tartışmanın anlamı yok. Neticede bugünkü müzakere metodunu teklif eden Türk tarafıdır, bizleriz. Sonuçta karar verecek olan da Kıbrıs'ta yaşayanlardır. Kıbrıs'ta yaşayanlar ne karar verirse bizim bakımımızdan saygıya değerdir. Kabul edilebilecek bir sonuçtur.

İşi kişiselleştirerek 'Sayın Denktaş bunu dedi veya ben bunu dedim' tarzındaki bir karşılaştırmanın ve değerlendirmenin neticeye müessir olacağı kanaatini taşımıyorum."

"Kıbrıs'taki referandumdan beklentimiz evet yönündedir"

24 Nisan'da Kıbrıs'ta yapılacak referandumda Rum tarafından "hayır" sonucu çıkması durumunda, Türkiye'nin izleyeceği yöntemlere ilişkin toplantıda bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı yönündeki soruyu yanıtlarken Çiçek, "Önümüzdeki cumartesi gününü bir görelim, ondan sonra elbette bu neviden karmaşık süreçler için değişik alternatifler üzerinde durulur. Bizim, hükümet olarak beklentimiz oradan 'evet' çıkması yönündedir" dedi.

KIBRIS 20/04/2004

Lefkoşalı Rumlardan evet

KIBRIS, 24 Nisan'da yapılacak referandum öncesi Lefkoşa'dayaşayan Kıbrıslı Rumlara, son kararlarının ne olabileceğini sordu

Lefkoşalı Rumlardan evet

Alkan MUHTAROĞLU / Anıl IŞIK

l "EVET" DİYECEKLERİN SAYISI HIZLA ARTIYOR... Güney Kıbrıs'ta anamuhalefet partisi DİSİ'nin plana "evet" diyeceğini açıklaması ve uluslararası camiadan gelen baskılar sonucu AKEL'in kararını yeniden gözden geçirebileceği yönündeki söylemler, komşudaki tabloyu değiştirmeye başladı. Şimdi adada yaşayan barış gönüllülerinin en çok merak ettiği konu, cumartesi günü yapılacak referandumda Kıbrıslı Rumların "evet" oylarının "hayır" oylarını geride bırakıp bırakmayacağı. KIBRIS'a konuşan Rumlar, referandumda "evet" oyu kullanacaklarını belirtti

l "ADANIN BÖLÜNMÜŞLÜĞÜNE ARTIK SON VERİLMELİ"... Referandumda "evet" oyu kullanacağını söyleyen Kıbrıslı Rumlar, adanın uzun yıllardan beri bölünmüş olduğuna ve artık bu bölünmüşlüğe son verilmesi gerektiğine işaret ederek, Kıbrıs'ta doğup büyüyen Kıbrıslıların özellikle genç nesillerin bölünmüşlüğü kabul edemeyeceğini söyledi. Bu görüşteki Rumlar, Annan Planı'nın işleyebilirliğinin ve uygulanabilirliğinin Kıbrıslıların elinde olduğunu belirterek, "Önemli olan iki toplumun karşılıklı güven içinde, birlikte yaşamaya karar vermesidir" dedi

l KARARSIZLAR DA "EVET"E YÖNELEBİLİR... Güney Kıbrıs'ta çok sayıda Rum'un da kararsız olduğu görülüyor. Planda hem iyi, hem kötü noktalar bulunduğuna işaret eden kararsızlar, bu açıdan karar vermekte zorlandıklarını söyledi. Bir Rum, bu konuda şöyle konuştu: "Evet" demek için de, "hayır" demek için de nedenler var. Evet denilmesi durumunda, iki toplum arasında fanatiklerin barış ortamını zedeleyebileceğini düşünüyorum, tekrar birleşip daha sonra yine çatışmaların yaşanması biz Kıbrıslılar adına büyük ayıp olur. Ama gönlüm daha çok "evet"ten yana

Kıbrıs Türk ve Rum halklarının Annan Planı'nı eşzamanlı olarak oylamasına çok kısa bir süre kala, planın uygulamaya konulabilmesi için gerekli olan karşılıklı "evet"in alınabilmesi daha da önem

kazanmaya başladı.

İsviçre'deki müzakere sürecinin tamamlanmasının ardından özellikle Rum yönetimi başkanı Papadupulos ve AKEL'in- Annan Planı'nı benimsemeyen görüşlerini Rum halkına yansıtmaları ve

bunu izleyen kamuoyu yoklamaları, karşı tarafın plana büyük oranda "hayır" diyeceği izlenimi yaratmıştı.

Ancak, ana muhalefet partisi DİSİ'nin plana "evet" diyeceğini açıklaması ve uluslararası camiadan gelen baskılar sonucu AKEL'in kararını yeniden gözden geçirebileceği yönündeki söylemler, Güney Kıbrıs'taki tabloyu değiştirmeye başladı. Şimdi adada yaşayan barış gönüllülerinin en çok merak ettiği konu, cumartesi günü yapılacak referandumda Kıbrıslı Rumların 'evet' oylarının 'hayır" oylarını geride bırakıp bırakmayacağı.

KIBRIS, referandum öncesi Kıbrıslı Rumlara son kararlarının ne olabileceğini sordu.

Görüşlerini sorduğumuz Kıbrıslı Rumların çoğunluğu, 24 Nisan'da yapılacak referandumda, "evet" oyu kullanacakları yönünde görüş bildirirken, bir kısım Kıbrıslı Rum, ya henüz karar vermediğini ya da "hayır" diyeceğini belirtti.

Güneyde görüşlerine başvurduğumuz bir çok Kıbrıslı Rum da, isim ve fotoğraf vermekten kaçınmalarına rağmen, referandumda 'evet' oyu kullanacaklarını belirtti.

Referandumda "evet" oyu kullanacak olan Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıs'ın uzun yıllardan beri bölünmüş olduğunu ve artık bu bölünmüşlüğe son vererek, birleşik bir Kıbrıs'ın oluşturulması için referandumda Annan Planı'na 'evet' diyeceklerini söyledi. Bu görüşteki Kıbrıslı Rumlar, Annan Planı'nın işleyebilirliğinin ve uygulanabilirliğinin Kıbrıslıların elinde olduğuna işaret ederek, "Önemli olan iki toplumun karşılıklı güven içinde, birlikte yaşamaya karar vermesidir" dedi.

"Hayır" yönünde görüş bildiren Rumlar, "evet" diyenlerin aksine, Annan Planı'nı işlerliği olmayan bir plan olarak nitelendirerek, planın, adadaki bölünmüşlüğü kuvvetlendireceğini savundu.

Referandumda hangi yönde oy kullanacağına henüz karar veremeyen Kıbrıslı Rumlar ise, kararlarının, ilerki günlerde ortaya çıkacak olan tabloya göre kararlarını vereceklerini söyledi.

KIBRIS'ın 24 Nisan'da yapılacak olan referandum ile ilgili görüşlerini aldığı Kıbrıslı Rumlar şöyle

konuştu:

Tasos Georgiu:

"Referandumda büyük bir olasılıkla 'evet' oyu kullanacağım. Kanımca, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için Annan Planı çok iyi bir fırsat ve bunu barış adına değerlendirmek gerekiyor diye düşünüyorum. AKEL, kongrede Annan Planı'na çekince koyup, politik bir sorumluluk üstlenmekten kaçınarak hata yapmıştır, ancak bu hatasını 'evet' kararı alarak değiştireceklerdir. Şu anda Kıbrıslı Rumların yarısı plana 'evet', diğer yarısı ise 'hayır' demektedir. Özellikle AKEL'in plan hakkındaki son kararını vermesinden sonra plana 'evet' yönünde daha fazla destek verileceğini düşünüyorum."

Konstantinos Kiprianu:

"Referandumda hayır oyu kullanacağım. Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi adına ortaya konan planın yeterli olmadığı kanısındayım. Annan Planı, problemi çözmek yerine, daha başka problem yaratabilecek noktalar içeriyor. Benim düşüncem, iki toplumun yeniden birlikte yaşabilmesi için daha fazla zamana ihtiyaç olduğudur."

Andreas Parcisis:

"Ben, 24 Nisan'da yapılacak referandumda hangi yönde oy kullanacağıma henüz karar vermiş değilim. Avrupa Konseyi'nin Annan Planı'nın uygulanması konusunda güvence vermesi yönünde bir karar açıklamasını bekliyorum. Avrupa Konseyi'nin bu yönde bir karar alması halinde referandumda 'evet' oyu kullanacağım. Aksi takdirde, referandumdaki kararım 'hayır' yönünde olacaktır."

Helen Angelidis:

"Planda hem iyi, hem kötü noktalar var. Bu açıdan karar vermekte zorlanıyorum. Evet demek için de iyi noktalar var, 'hayır' demek için de. Evet denilmesi durumunda, iki toplum arasında fanatiklerin barış ortamını zedeleyebileceğini düşünüyorum, tekrar birleşip daha sonra yine çatışmaların yaşanması biz Kıbrıslılar adına büyük ayıp olur. Ama, diğer yandan Kıbrıs'taki ayrılığın sona ermesini istiyorum. Şu anda 'evet' ile 'hayır' arasında gidip geliyorum. Kararımı henüz vermedim."

Konstandinos Tsiofis:

"Referandumda 'evet' ya da hayır konusunda henüz karar vermedim. Şu anda Güney Kıbrıs'ta evet ve hayır denilmesini sağlamaya yönelik iki karşıt kampanya yürütülüyor. Bazı insanlar kararlarını verdi ama büyük bir çoğunluğun kararsız olduğunu yakın çevremden biliyorum. Kıbrıslı Türkler ve Rumlar kardeştir, bir birimizden hiçbir farkımız yok. Geriye kalan günlerde ortaya çıkacak olan tabloya göre kararımı vereceğim."

Dimetrios Monos:

"Annan Planı konusunda kafam çok karışık. 'Evet' ya da 'hayır' denilmesi için çok yanıltıcı propagandalar yapılıyor. Bu yüzden bir çıkmaz içerisindeyim. Burada altı çizilmesi gereken nokta Kıbrıs'taki iki toplumun yeniden yaşaması sağlanmalıdır. Şu an için İngiltere'de yaşıyorum, eskiden olduğu gibi bir çok Kıbrıslı Türk ile çok yakın arkadaşlıklarımız var. Farklı bir ülkede birlikte hiçbir sorunla karşılaşmadan yaşayabiliyorsak, kendi ülkemizde neden bunu gerçekleştiremeyelim. Bu anlamak zor. Çok kesin olmamakla birlikte büyük bir olasılıkla kararım 'evet' olacak."

Eleni Eftimiu:

"Kesinlikle evet diyeceğim. Annan Planı çerçevesinde bizlere sunulan fırsat, adanın tekrar birleşmesi için en iyi şanstır. Kıbrıs'ta doğup büyüyen biz genç nesil Kıbrıslılar, artık bölünmüşlüğü kabul edemeyiz. Referandumda nasıl bir sonuç çıkacağını inanın ben de bilmiyorum ama Kıbrıs Rum kesiminde evet denilmesi için yoğun bir çalışma içerisindeyiz. Bunun dışında 'hayır' kampanyasına destek veren insanların argümanlarını da anlamış değilim. Mantıklı hareket etmediklerini düşünüyorum."

Maranos Kleantus:

"Ben referandumda hayır oyu kullanacağım. Özellikle Annan Planı'nın son şeklinin işlerliği olmayan bir yapısı olduğunu düşünüyorum. Planın bu şekle gelmesinde iki taraf da yoğun bir efor harcadılar ama maalesef ortaya çıkan tablo yine adanın bölünmesi yönündedir. Planın uygulanabilirliği oldukça karmaşık bir düzen üzerine oturtuldu. Benim hayalim Kıbrıs'ta iki halkın yeniden birlikte yaşayabileceği bir ortamın yaratılmasıydı. Ama maalesef, Annan Planı etnik temel doğrultusunda iki halkı ada üzerinde ayırıyor. Ben böyle bir yapıyı kabul etmiyorum."

Petros Trasyivulu:

"Ben referandumda 'evet' oyu kullanacağım. Adamız uzun yıllardan beri bölünmüştür ve Annan Planı çerçevesinde yeniden birlikte yaşama fırsatını yakalayacağız. Bu fırsatı reddetmek, adadaki barış ümitlerini belki de sonsuza kadar unutmak anlamına gelecektir. Avrupa Birliği normları içerisinde, Kıbrıslı Türklerle daha iyi bir gelecek oluşturabileceğimize inanıyorum. Şu anda bir çok Kıbrıslı Rum, güvenlik konuları yüzünden referandumda 'hayır' demeyi düşünüyor. Görüşlerine saygı duyuyorum ama ben Annan Planı'nın güvensizlik ortamı yaratacağını düşünmüyorum."

KIBRIS 20/04/2004

Kıbrıs için Avrupa çözümü

Javier Solana

AB ortak dış ve savunma politikası yüksek temsilcisi

1 Mayıs, Kıbrıs'ın Avrupa ile randevusunun günü. 24 Nisan'da Kıbrıslıların kendileriyle randevuları var. Referandumlarla, liderleri tarafından yorucu pazarlıklardan geçen ve BM genel sekreteri tarafından sonuçlandırılan planı, adanın her iki tarafında yaşayan Kıbrıslılar kabul edip etmediklerini söyleyecekler. Sonuç ne olursa olsun, Kıbrıs referandumlardan bir hafta sonra Avrupa Birliği'ne katılacak. AB'ye birleşik mi yoksa bölünmüş bir ada olarak mı katılacak? Bu Kıbrıslıların karar vereceği bir şey.

AB ülkeleri devlet başkanları ve hükümetlerinin, daha birkaç hafta önce, birleşik bir Kıbrıs'ın birliğe katılımı yönündeki tercihlerini ortaya koyup, 1 Mayıs'tan önce adil, kalıcı ve etkili bir çözümün bulunabileceğine olan samimi inançlarını tekrar etmelerinden sonra, nelerin riske atıldığını anlamak için biraz zaman harcamanın önemli olduğunu düşünüyorum.

Planın reddedilmesi Kıbrıs'a neler kazandıracak? Çözümsüzlük durumunda otuz yıl önce evlerini terk etmek zorunda kalmış olanların evlerine dönmek için, yarın veya bir sonraki gün, daha çok mu şansı olacak? Bu gibi haklarını terk etmiş olanların bir gün tazmin edilme ihtimalleri daha mı yüksek olacak? Planın reddedilmesi, tansiyonu düşürüp adaya barış mı getirecek? Ekonomik kalkınma, planın reddedilmesiyle mi gelecek? Planı reddetmek, gençleri, Kıbrıs'ta kalmaları ve geleceklerini oluşturmaları için cesaretlendirecek mi?

Bu soruların hepsinin yanıtı Kıbrıslıların elinde. Bana göre plan, her iki kesimin liderleri tarafından talep edilen ve ele alınan uzun ve zorlu pazarlıklar sonucunda ortaya çıktı. Bunu, tarafların ortak mutabakatı sonucunda, BM genel sekreterinin kişisel olarak sürece dahil olması ve yardımları takip etti. Kofi Annan'ı tanıdığım kadarıyla, Kıbrıslılar için en adil uzlaşmayı elde etmek için gösterdiği samimi gayret konusunda son derece ikna olmuş vaziyetteyim. Her şeye rağmen plan, 24 Nisan'da reddedilirse, bir sonraki fırsat, kendini ne zaman gösterecek? Pazarlıkların İsviçre'de gerçekleşen son turuna katılan herkes açıkça şunu belirtmiştir: Sorunun çözümü için uzun bir süre daha yeni bir girişim olmayacaktır. Bunun farkına varmak önemlidir.

Avrupa Birliği'nden neler beklenebilir? Kıbrıslılar, 24 Nisan'da çözüm planını kabul etmeye karar verirse, uygulama safhasının onlardan talep edeceği çok şey olacak. Tüm bunların üstünde, planın uygulanmasının, bütün tarihi kararların gereksinimi olan karşılıklı istek ve güvene ihtiyacı olacak. Avrupa Birliği, Kıbrıslıları bu uğraşlarında yalnız mı bırakacak? Tabii ki hayır. Avrupa, mücadelenin nasıl göğüsleneceğini bilmektedir. Avrupa yapısının prensipleri, özgürlük ve adalet, güvenlik ve dayanışmaya tüm durumlarda saygı gösterilecek. Avrupa bunu temin edecek. Çoksesliliğe olan güçlü desteği nedeniyle, Avrupa, planın uygulanmasını ve tarafların yükümlülüklerini yerine getirmelerini garanti altına almak için aktif katkıda bulunacaktır. Avrupa Komisyonu, kimsenin hakkına zarar getirmeden, ekonomik uygulamaların gerekli şekilde ertelenmesini sağlayacak bazı derogasyonların verilmesiyle, adanın özel durumunun empoze ettiği hukuksal esneklik ile prensipler arasında denge sağlayarak, planın sonuçlandırılmasına yardımcı olmuştur. Birleşik bir Kıbrıs'ın AB'ye katılımını sağlayacak uyum yasaları yazımı tamamlanmıştır. 15 Nisan'da Brüksel'de gerçekleştirilen Bağışçılar Konferansı'nda kararlaştırıldığı gibi, Kıbrıs için Avrupa çözümünün uygulanmasını finanse etmek amacıyla 2 milyar euroluk bir kaynak öngörülmüştür. Hepimiz, Kıbrıs insanlarının kendileriyle barışmaları, yeni oluşturacakları kurumların işlemesi ve ortak bir geleceğin meyvelerini paylaşmaları için yardım etmeye istekli ve hazırız.

Kıbrıs Avrupa'ya neler kazandırmayı düşünüyor? Bana göre bu çok önemli bir soru. Cevap, her şeyden daha çok Kıbrıslılara bağlı. Yarın Avrupa Birliği'ne evet diyecekler. Bugün, AB'ye ne sunabilirler? 1 Mayıs'ta olduğu gibi 24 Nisan'da da, tüm Kıbrıslılar Avrupa projesinin kalbinde neyin bulunduğunun farkında olmaları gerekir: Ortak bir geleceği olan, kardeşlik ve özgürlük gibi aynı değerleri paylaşmayı amaçlayan 450 milyonluk bir topluluk. Almanya ile Fransa'yı neredeyse yarım yüzyıl boyunca karşı karşıya getiren kavga çözümlenmeseydi, bugün Avrupa olmayacaktı. 15 yıl önce, soğuk savaş sona ermeseydi, Avrupa bugünkü sınırlarını öngöremeyecekti. 1 Mayıs'ta, bu vizyon gerçekleşecek. 24 Nisan'da, bu vizyonun gerçek kılınması için en iyi katkının nasıl konacağına tüm Kıbrıslılar karar verecek. Onların akılcı ve cesaret dolu karar verme yeteneğine inanıyorum.

KIBRIS 20/04/2004

Yeni evler

Yeni Kıbrıs’ta, Avrupa Birliği standartlarında kurulacak yeni kasabalar, köyler için ‘yerleşim alanları’ndan sonra diğer planlamalar da yapılmaya başladı. Yeni konutların, mahallelerin yavaş yavaş modelleri ortaya çıkıyor. Hükümet içerisinde uzmanların yürüttüğü çalışmaların yanısıra sivil toplum örgütleri, şehir planlamacılar, mimar ve mühendisler ‘Yeni kentler, köyler’ için kolları sıvadı!

Yeni kasaba ve köylerin, Avrupa Birliği standartlarda olacağı, tüm evlerin 'müstakil' olarak inşa edileceği öğrenildi. Farklı mimari özelliklere sahip konutlar, üzerinde çalışılan alternatifler arasında yer alırken; estetik öncelikli, çevre dostu ve yeşil ile içe içe mekanlar, sokaklar düşünülüyor. Geleneksel Kıbrıs köyiçi dokuları ile zenginleştirilmiş kasabaların, her türlü sosyal, sportif, ticari, kültürel, sağlık, çocuk oyun alanı gibi ihtiyaçlara da yanıt vermesi hedefleniyor. Her vatandaşın nüfus ihtiyacını karşılayacak şekilde belirlenecek konutların, 'trafik, park yeri, kanalizasyon, elektrik' gibi altyapılarının da son sistemlerle donatılacağı söyleniyor.

YENIDUZEN 20/04/2004

HAYIR de cennete git!

Rum papazlar, Annan Planı karşıtı propagandaya hız verdi. Girne Metropoliti Pavlos, Rumları uyararak "Referandumda 'evet' derseniz cennette yeriniz olmaz" dedi. Baf Metropoliti Hrisostomos ise "ENOSİS'i 1 Mayıs'ta gerçekleştireceklerini" belirterek, "Yunanistan ile birleşmeyi şampanyayla kutlayacaklarını" söyledi

Filelefheros gazetesinin haberine göre, Hrisostomos, yaptığı açıklamada, ''1 Mayıs'ta Avrupa'ya gireceğimizden eminim. 1955-1959'da başaramadığımız anavatanla birleşmeyi Avrupa aracılığıyla gerçekleştireceğiz. 1955-1959 Baf mücadelecilerini ayinden sonra saat 10.00'da metropolitliğe davet ettim. Çünkü metropolitliğin buzlukları şampanyalarla dolu ve onları açıp Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleşmesini kutlayacağız'' dedi.Girne Metropoliti Pavlos da, Annan Planı'na ''evet'' diyecek Rumları uyararak, ''Evet derseniz haksızlığın suç ortağı olur ve vatanınızı kaybedersiniz. Cennette de yeriniz olmaz'' diye konuştu:

Cikko Piskoposu Nikiforos ise ''Hayır'ın Kıbrıs Türklerine karşı olmadığını'' savundu. Simerini gazetesinin haberine göre Nikiforos, Şeyh Nazım Kıbrısi başkanlığındaki heyetle görüşmesi sırasında, şöyle konuştu: ''Şayet 24 Nisan'daki referandumda Kıbrıs Rum tarafının yanıtı 'hayır' olursa bu, iki toplumun ilişkilerini bozmamalıdır. Bilmeniz gerekir ki, Kıbrıs Rumları'nın 'hayır'ı sizlere yönelik değildir. Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin uyum içinde birlikte varolmalarını istemeyen yabancı çıkarlara karşıdır. Biz sizleri düşmanımız olarak görmüyoruz. Biz sizleri dost, kardeş ve sevgili kardeşimiz olarak görüyoruz. Hem biz hem de siz yabancı çıkarların kurbanıyız. Vatandaşların özelliklerine saygı duyan ve insan haklarını herkes için eşit tutan ortak bir vatan istiyoruz. Lafın kısası, Avrupai bir Kıbrıs istiyoruz. Birbirine saygılı, birlikte var olacağımız, Kıbrıslı Rumlara ve Kıbrıslı Türklere yarınları için umut ve perspektif veren bir Kıbrıs istiyoruz.''

YENIDUZEN 20/04/2004

Annan’dan ‘talep mektubu’!

BM Genel Sekreteri Kofi Annan dün BM Güvenlik Konseyi’ne Kıbrıs’la ilgili 13 sayfalık bir rapor gönderdi.

Annan bu raporla Güvenlik Konseyi’nden kuruluş anlaşmasının yürürlüğe girmesiyle birlikte yapılması gerekenler hakkında karar almasını talep etti. Raporda alınması gereken kararlar arasında çözüm sonrasında BM’nin yeniden şekillendirilmesiyle ilgili düzenlemeler de yer aldı.

Bu ‘talep mektubu’nun BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, Kıbrıs’ın her iki yanından referandumlarda ‘evet’ çıkması yönünde son bir atağı olarak değerlendirildi.
Annan’ın talep ettiği kararlar referandumun sonucuyla birlikte yürürlüğe girecek ve eğer Kuruluş Anlaşması yürürlüğe girmezse söz konusu kararlar hükümsüz olacak.

Annan’ın sunduğu raporda konseyin kararlarının, planın tam anlamıyla uygulanması konusunda insanlara güven vereceği de vurgulandı.

Kıbrıs konusunun BM Genel Sekreterlerinin ajandalarında 40 yıldır sürekli yer alan bir sorun olduğuna da dikkat çekildi.

Annan, Güvenlik Konseyi’ne dün gönderdiği “talep mektubu” niteliğindeki raporunda Güvenlik Konseyi’nden talep ettiği kararların çözümün genel yapısı içindeki önemine değinirken, tarafların taahhütleri takvime göre yerine getirmelerinin de hayati önemde olduğunun altını çizdi.

Raporda iki tarafın endişelerinin Güvenlik Konseyi tarafından anlaşıldığının gösterilmesi için kuruluş anlaşmasının onaylanması istendi.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın 13 sayfalık raporunda konseyin alacağı kararlara resmi bir not düşerek planın bölünmeyi yasakladığının ve Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların siyasi eşitliğini ve kimliğini kabul ettiğinin vurgulamasını istedi.

Annan BM’nin adadaki güçlerinin federe devlet ve iki kurucu devlet aksine karar vermedikçe adada görev yapacağını da vurgulayarak, sınır düzenlemesiyle BM kontrolünde olacak bölgelerde BM’nin yerel yönetimlere direktif vermek hakkı olduğunu da hatırlattı.

Öte yandan Rum radyosu ve AA’nın haberlerine göre, Hristofyas BDH Genel Başkanı Akıncı ile yaptığı görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, 24 Nisan’da yapılacak referanduma yönelik tavırlarını netleştirmek için, BM Güvenlik Konseyi’nden çözümün uygulanması yönünde yazılı güvence istediklerini söyledi ve BM’den önümüzdeki 24 saat içinde güvenceler konusunda haber beklediklerini belirtti. Annan’ın Güvenlik Konseyi’ne gönderdiği rapor sonrasında alınacak kararların AKEL’in istediği güvenceye cevap olabileceği düşünülüyor.

YENIDUZEN 20/04/2004

Son 4 gün!..

DÖNÜM NOKTASI... “Evet ve hayır”, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için son günlerin en popüler kelimeleri… Annan Planı’nın gündeme geldiği Kasım 2002’den beri hareketli, yoğun bir süreç yaşayan Kıbrıslı Türk ve Rumlar, 24 Nisan’da sandık başına giderek bir dönüm noktası yaratacak.

PLAN HAYATA GEÇECEK Mİ?...İsviçre’de mart ayının son haftasında yapılan zirveden sonra BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından son hali verilen Annan’ın kendi adını taşıyan Kıbrıs Çözüm Planı’nın yaşama geçip geçmeyeceği Kıbrıslı Türk ve Rumların evet ve hayırlarına bağlı…

HER ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK...Uzun zamandır sadece Kıbrıs ve anavatanlar değil dünya gündeminde de ön sıralara oturan Kıbrıs sorunu, referandumlardan çıkacak sonuca göre yeni bir döneme girecek. Birçok siyasinin birleştiği görüş, 25 Nisan’da her şeyin eskisi gibi olmayacağı..

Referanduma 4 gün kala Kuzey Kıbrıs’taki siyasi partiler, savundukları görüşler çizgisinde seçmenleri etkilemek için son çabalarını ortaya koyuyor.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın hayır kampanyası yürüttüğü referandumda, Cumhuriyet Meclisi’nde temsil edilen beş partiden üçü CTP, BDH ve TKP “Evet”, UBP ise “Hayır” diyor. DP ise seçmenini serbest bırakma kararı aldı

YSK’nın BRT radyo ve televizyonundan propaganda yapmak isteyen siyasi partilere yaptığı çağrıya uyarak başvuruda bulunan toplam 12 siyasi parti var.

Mecliste temsil edilen 5 parti dışındaki 7 partiden Çözüm ve AB Partisi (ÇABP), Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), Kıbrıs Sosyalist Parti (KSP), Yurtsever Birlik Hareketi (YBH) ve Adalet ve Barış Partisi (ABP) referandumda evet cephesinde yer alırken; Kıbrıs Adalet Partisi (KAP) ve Milliyetçi Adalet Partisi (MAP) hayır kampanyası yürütüyor.

CTP: “Bir evetle dünyaya bağlan”

Hükümet ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), Annan Planı temelinde bir çözümü baştan beri savunuyor ve referandum sürecinde de kampanyasını başlatan ilk parti oldu.

“Dünya bizi bekliyor” başlığıyla referanduma yönelik olağanüstü kurultayını 6 Nisan’da yapan ve oybirliğiyle “evet” kararı alan CTP-Birleşik Güçler referandum propaganda döneminde de “bir evetle dünyaya bağlan” sloganını kullanıyor.

Perşembe akşamı miting

CTP-BG referandum öncesi 22 Nisan Perşembe akşamı Lefkoşa’da İnönü Meydanı’nda miting düzenleyecek. Referandumda evet diyen tüm örgütlerin ve halkın davet edildiği mitingde, SOS müzik grubu, iki toplumlu koro ve halk dansları ekibi sahne alacak. Mitingde, Başbakan ve CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat ile Genel Sekreter Ferdi Sabit Soyer de birer konuşma yapacak.

CTP-BG MYK Üyesi, Eğitim Sekreteri ve Seçim Bürosu Sorumlusu Asım Akansoy, referandum için köy gezilerini çoktan başlattıklarını, halkı Annan Planı’nın son versiyonu ve neden evet demeleri gerektiği konusunda bilgilendirdiklerini söyledi.

Akansoy, referandumda evet kampanyasını ilk başlatan, en etkili, en profesyonel ve en yoğun çalışan parti olduklarını belirterek, Kıbrıs Türkleri çözümle dünyaya bağlanmak, Avrupalılıkla tanınmış bir kimlik sahibi olmak istediği için “bir evetle dünyaya bağlan” sloganını seçtiklerini anlattı.

Gazetelerde insanları şaşırtıcı, hayallerinin bir anda gerçek olabileceğine yönelik ilanlar kullandıklarını belirten Asım Akansoy, profesyonel bir ekibin ve parti yetkililerinin, çok yönlü halkla ilişkiler ve reklam kampanyası yürüttüğünü kaydetti.

UBP’nin hayır kampanyası ne alemde?

Annan Planı’na karşı çıkan partilerin en büyüğü olan ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi (UBP) yetkili organlarının aldığı karar uyarınca referandumda hayır kampanyası yürütüyor.

UBP Genel Sekreteri Süha Türköz, tüm ilçelerdeki örgütlerinin, köy ve mahalle ziyaretlerini 23 Nisan’a kadar sürdüreceğini belirterek, vatandaşlara Annan Planı’nın olumsuzluklarını ve neden hayır demeleri gerektiğini anlattıklarını söyledi.

Vatandaşlardan olumlu tepkiler aldıklarını kaydeden Türköz, “insanların her geçen gün bilinmeyen belgenin kendilerine ve ülkeye birşey getiremeyeceğinin idrakine vardığını” belirtti.

Türköz, dağıttıkları broşür ve el ilanlarında “yeniden göçler yaratarak sorunları çözmeye hayır” sloganı kullandıklarını belirtti. Türköz, miting düzenleme konusunu ise değerlendirdiklerini bildirdi.

DP: “Vicdanınıza göre oy verin”

Haftalarca referandum için ne yönde karar alacağı merakla beklenen hükümet ortağı Demokrat Parti (DP), geçen cuma akşamı üyelerini serbest bırakma kararı aldığını açıklamıştı.

DP İdare Amiri Behzat Çeliker, halkın Annan Planı hakkında bilinçlenmesi için köy ziyaretlerini sürdürdüklerini kaydederek, halka “bilinçli ve vicdanınıza göre oy verin” çağrısı yaptıklarını söyledi.

Çeliker, halka evet veya hayır demenin yarar ve zararlarını anlattıklarını ve kararı kendilerine bıraktıklarını ifade etti.

BDH: "Güzel bir gelecek, evetle gelecek"

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) cumartesi akşamı “güzel bir gelecek evetle gelecek” sloganıyla şölen düzenledi. Seçim boyunca da kullandığı “baharda Avrupa” sloganına referandum öncesinde de yoğun olarak yer veren BDH, köy gezileriyle Kuzey Kıbrıs’taki vatandaşlara referandumda neden evet demeleri gerektiğini anlatırken; Güney’den de evet çıkması için çabalarını yoğunlaştırdı. BDH bugün de Güney Kıbrıs’taki AKEL partisini ziyaret etti.

BDH yetkililerinden alınan bilgiye göre parti yetkililerden oluşan bir ekibin propaganda faaliyetlerini yürüttüğü BDH, miting düzenlemeyi ise planlamıyor.

TKP’den çift evet çağrısı

Cumhuriyet Meclisi’nde tek sandalyeyle temsil edilen Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP) de referandumda evet kampanyası yürütüyor. Genel Başkan Vekili Mehmet Davulcu, ellerindeki dar imkanlarla evet kampanyasını sürdürdüklerini, köy ziyaretleri yaptıklarını, kavşaklarda halka broşürler dağıttıklarını söyledi.

Davulcu, kampanya süresince Güney’deki insanlara da mesaj iletmeye çalıştıklarını çünkü Kıbrıs’ta barışın ancak çift evetle mümkün olabileceğini vurguladı.

“Kıbrıs’ta dünyalı olarak yaşamak için evet” sloganını benimsediklerini kaydeden Davulcu, parti binalarını da afiş ve pankartlarla donattıklarını belirtti.

3. Referandum

Kıbrıs Türk halkı, 24 Nisan’daki referandumla 1974’ten sonraki siyasi hayatında üçüncü kez referandum için sandık başına gidecek.

İlk referandumun yapıldığı 8 Haziran 1975’te, 13 Şubat 1975’te ilan edilen Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin (KTFD) Anayasası halkın onayına sunuldu. Bu referandumda Güney Kıbrıs’ta kalan Kıbrıslı Türkler de Baf, Limasol ve Larnaka’da; Ankara ve Londra’da yaşayan Kıbrıslı Türkler ise buralardaki temsilciliklerde oy kullandılar.

Adalet ve İçişleri Bakanlığı tarafından düzenlenen referandumda, dönemin Bakanlık Müsteşarı ve seçim Memuru Ahmet Sami’nin Sarayönü’nde halka yaptığı açıklamaya göre, oy kullanan 37 bin 732 seçmenden 37 bin 502’si evet tercihi yaptı. Hayır diyenlerin sayısı 230’da kaldı.

İkinci referandum ise KKTC Anayasası konusunda yapıldı. KKTC’nin ilan edildiği 15 Kasım 1983’ten sonra Kurucu Meclis’te 12 Mart 1985’te 6 olumsuz oya karşılık 63 olumlu oyla kabul edilen KKTC Anayasası, 5 Mayıs 1985’te halkoylamasına sunulmuştu. Seçmenlerin yüzde 70’inin evet, yüzde 30’unun da hayır oyu kullandığı halkoylaması sonucu KKTC Anayasası kabul edilmişti.

Referanduma hazırlık!..

Kıbrıs’ın geleceğiyle ilgili dönüm noktası olan 24 Nisan’daki referanduma yönelik resmi hazırlıklar sürüyor.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) açıkladığı referandum takvimi uyarınca ilçe seçim kurulları, önceki gün Resmi Gazete’de yayımlanan sandık seçmen listeleriyle ilgili başvuru ve itirazları görüşmek üzere dün saat 09.00’da toplandı. Listeler 21 Nisan’da son halini alacak.

Dün referandumla ilgili kamuoyu yoklama ve araştırmalarının yayınlanmasının son günü idi.

Seçimde kullanılacak araç ve gereçler, bugün ilçe seçim kurullarına gönderilecek. Örnek oy pusulalarını hazırlayan YSK perşembe günü de sandık kurullarında görev yapacak personeli bilgilendirecek.

Referandum takvimine göre, propagandanın son günü olan 23 Nisan’a kadar seçmen kartları da dağıtılmış olacak.

Hayırcılar Türkiye’de ve Kıbrıs’ta faaliyette

24 Nisan’da yapılacak referanduma doğru Kuzey Kıbrıs’ta ve Türkiye’deki hayır cephesi sert açıklamalar yapmaya başladı.

Şehit Aileleri ve Malül Gaziler Derneği, 24 Nisan’da yapılacak referanduma yönelik olarak “hayır” kararı açıkladı.

Dernek Başkanı Ertan Ersan, “Sandıktan çıkacak her ‘hayır’ oyu devlete, egemenliğe, fiili ve etkin Türk garantisine inacı perçinleyecek, halkımızın yarısını yeniden göçmen durumuna düşürerek perişan etmeye dur diyecek, eşitlik esasına dayalı kalıcı bir anlaşma istediğimizi ispat etmiş olacaktır” dedi.

Türkiye’deki Saadet Partisi (SP) Genel Başkan Yardımcısı Oya Akgönenç, 24 Nisan’da yapılacak referandumun bir seçim değil, “hayat memat” (ölüm-kalım) meselesi ve çok önemli bir dönüm noktası olduğunu belirterek Kıbrıs Türk halkını “hayır” diyerek haklarını korumaya çağırdı.

Akgönenç, “`Evet’ derseniz idam fermanınızı vermiş olursunuz. Hepinizi ‘hayır’ demeye, direnmeye ve haklarınızı müdafaa etmeye davet ediyorum” dedi.

Türkiye siyasi partilerimden MHP’nin Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural, KKTC’nin uluslararası tanınmasının, referanduma ‘hayır’ demekle mümkün olacağını, ‘evet’in, haklardan, egemenlikten vazgeçmek anlamına geleceğini söyledi.

Merkezi Adana’da bulunan Türkiye Kuvayı Milliye Mücahitler Derneği’nin üyeleri, “Kıbrıs’ta referanduma hayır” yürüyüşü düzenledi. Dernek üyeleri Sabancı Merkez Camii önünden savaş üniformaları ve pankartlarla başladıkları yürüyüşü, Atatürk Parkı’nda noktaladılar.(tak-aa)

YENIDUZEN 20/04/2004

Karpazlıların gözü kulağı Türkiye'de

Erdal Güven

Annan Planı onaylanırsa Rumların döneceği Karpaz köylerinde en sık duyulan söz: Anavatanla beraberiz ama haklarımız korunsun

20/04/2004 RADIKAL

KARPAZ - Karpaz referandum öncesi Kuzey Kıbrıs'ın en sıcak yörelerinden biri. Annan Planı'na göre Karpaz'ın dört köyünün (Yeni Erenköy, Sipahi, Adaçay ve Dipkarpaz) eski Rum ahalisi, iki yıl sonra evlerine dönmeye mal-mülklerine kavuşmaya hak kazanacak.
1974 öncesinde söz konusu dört köyden göç eden Rumların sayısı 6 bindi. Nüfus artışı da dikkate alındığında kâğıt üzerinde 8 bin 400 Rum'un dönmesi söz konusu. Ne kadarı döner, dönmek ister o ayrı konu. Ayrıca
2 bin nüfuslu Yeni Erenköy'ün mevcut sakinlerinin çoğu göçmen olduğundan Annan Planı'na göre mevcut mal-mülklerini elde tutmayı sürdürebilecek.
Diğer üç köyde durum farklı. Buradakilerin ezici çoğunluğu 1974'ten sonra Türkiye'den gelip yerleşenler. Yaklaşık olarak Dipkarpaz 2 bin, Sipahi, 750, Adaçay ise 100 nüfuslu.
Bu üç köyün ahalisi daha ziyade ziraat ve hayvancılıkla geçinen yoksul insanlar. Fazla bir birikimleri yok. Üstelik ellerindeki tapular da geçersiz... Annan Planı'na göre bu insanlar Karpaz c
ivarında kurulacak yeni yerleşim merkezlerinde iskân edilecek.
Karpaz'ın da bağlı bulunduğu İskele ilçesinin CTP'li milletvekili Mehmet Ceylanlı, en kötü olasılığa göre hazırlık yaptıklarını söylüyor.

Gözler Türkiye'de
Türkiye kökenliler tedirgin. 'Evet' ya da 'Hayır' kararını çoktan almışlar var içlerinde, ama tedirgin olanlar çoğunlukta... Bir yerlerden işaret bekler gibiler, en başta Türkiye'den...
Yeni Erenköy'ün girişinde bir bakkaldayız. Mekân sahibi Zeki Altıoğlu 1976'da gelip yerleşmiş Kıbrıs'a.
57 yaşında. Kime inanacağını şaşırmış: "Anavatan 'Evet' ister. Denktaş 'Hayır' der. Talat 'Evet'çi. Asker desen yan çekti." Ama bildiği bir şey var: "Bu yaştan sonra ben nereye giderim. Fidan diksem kök salmadan ölür." Dili 'Hayır'a varmıyor: "Bizi besleyen anavatandır. O nereye giderse biz de oraya..." 'Namı diğer 'Attila'nın Torunu'nun yerinin sahibi Nevzat Gündeş rahat.
O bir göçmen. 59 yaşında. 'Eski' Erenköy'den gelmiş buraya. 'Evet' diyecek: "Bütün dünya Türkiye'yi işgalci, bizi terörist görür. 'Eve
t' dersek hem Türkiye'yi hem kendimizi kurtaracağız."

Dipkarpaz'da iki kahve
Karpaz'ın en ucundaki Dipkarpaz'dayız. Köy merkezindeki kahveye yönelip bir sandalye çeker çekmez muhabbet başlıyor...
Ömer Bingöl 55 yaşında. 76'da gelmiş. Kararını vermemiş. "Ruma güvenmiyoruz. Ama önce Türkiye'nin ne dediğine bakarız. Türkiye'nin başı ağrısa biz sızım sızım sızlarız."
Masadaki genç kuşağın temsilcisi Ramazan Yeşer kararını almış. 'Evet' diyecek. Dipkarpaz'da doğup büyümüş, 26 yaşında. Öğretmen okulu mezunu a
ma tuhafiyecilik yapıyor. "İş mi bu? Her şey belirsiz. Benim dediğim toprak senin değil, benim dediğim ev senin değil. 30 yıldır yalan söylerler bize sizindir diye. Sonu gelsin artık bu yalanların. El öpme düzeni bitsin."
İsmail Eker 27 yaşında. Öğretmen,
ama pazarlamacılık yapıyor. O da aynı fikirde. "Denktaş bize sahip çıkmadı, biz de ona çıkmayacağız."
70'lerindeki Cabbar Karakuş atılıyor: "Gençler 'Evet' deyince kurtulacaklarını sanıyor. Halbuki bundan daha iyi olamayız. Halimize şükretmemiz lazım.
T
artışma hararetleniyor. Orhan Sezgin alıyor sözü. Ağrı'dan gelmiş 76'da: "Çoban geldik, çoban gidiyoruz. Bize tapu verdiler, biz de güvenip aldık. Ama geçerliliği yok. Meğer buraya bekçilik yapmaya gelmişiz. Buzun üstündeyiz. Yine de anavatana bakarız. Türkiye ne derse o olur."

'Devletimiz gidiyor'
İlyas Akan Ordu'dan gelmiş. 53 yaşında. 'Hayır'cı. Rumlarla birlikte yaşamak istemiyor. "Barış ister gibi görünmelerinin nedeni AB'ye kapağı atmak. Anlaşma falan istemiyorlar. 2 Mayıs'tan itibaren açıktayız. KKTC gidiyor, devletimiz gidiyor. Bu plan 'belki'lerle dolu. 'Belki'lerle gelecek kurulur mu? Nereye gideceğiz, nerede yaşayacağız. Şimdi can ve mal güvenliğimiz var."
Sesler yükseldikçe masa kalabalıklaşıyor, atışmalar başlıyor:
Ramazan: Öyle diyorsun da
ben 26 yaşındayım. Önümü açık görmek isterim... Hep kötü şeyleri söylüyorsun. Bu planda bir dolu iyi şey de var. Denktaş'ın olmazsa olmaz dediği her şey oldu.
İlyas: Göçmenler ne olacak?
İsmail: Bugüne kadar ne oldu?
Cabbar: Halimize şükredelim.
Ramaza
n: 'Hayır'dan sonra ne olacak. Bu son şansımızdır...
Muhabbet koyulaşıp gidiyor. Son söz Orhan beyin. "Her şeye rağmen 'Evet' diyeceğim. Aş için, iş için, barış için. Türkiye'nin başının belaya girmemesi için. Ama haklarımız da korunmalı."
Dönüş yolunda
Sipahi köyündeyiz. Daha çok Trabzon'dan gelenler yaşıyor. Yine kahvedeyiz... İlk söz Mehmet Aydın'ın. 43 yaşında. "Hayır diyeceğim tabii. Bayrak, devlet bırakılır mı? Rumlarla beraber yaşanmaz"
Osman Aygün 20 yaşında.
O da 'Hayır'cı. "Şehitlerimiz var, g
ünahtır, nasıl 'Evet' deriz? Kimse toprağını, evini vermek istemez. Bu planda güvence yok."
Orta yaşlı bir adam giriyor söze: "Aslında hepimiz çözüm isteriz. Ama malımızı mülkümüzü alacaklar. Gelir kaynağımızı alacaklar. İnsanlar nasıl 'Evet' desin. Anava
tan güvence versin."
"Bakıyorum, burada herkes 'Hayır'cı" diyecek oluyorum. Sağ cenahtan itiraz geliyor. Süleyman Köksal. "Belli değil. Kendi verdikleri tapuları tanımıyorlar. 30 yıl daha böyle yaşanır mı?"
24 Nisan'da belli olacak...

Evet mi, hayır mı?

Mahfi Eğilmez

20/04/2004 RADIKAL

Bu cumartesi KKTC'de ve Kıbrıs'ın Rum kesiminde Annan Planı'nın kabulü veya reddi için referandum yapılacak. Şu ana kadarki görünüm referandumda Rum tarafında hayır, Türk tarafında evet oylarının çoğunluğu oluşturacağı şeklinde. Buna karşılık her geçen gün Rum kesimi üzerinde, onların da evet demeleri için, Birleşmiş Milletler'in, ABD'nin ve AB'nin baskısı artıyor. Sonucun ne olacağını ancak cumartesi akşam saatlerinden sonra öğrenebileceğiz.
KKTC açısından evet oyu mu yoksa hayır oyu mu vermek yararlı sonuçlar doğuracak? Bu soruyu tek başına değerlendirmek yerine her iki taraf için de elimizdeki verileri kullanarak bir değerlendirme yapmaya çalışalım.
Eldeki veriler şunlar: (1
) Sonuç ne olursa olsun Rum tarafı AB'ye girmeyi garantiledi. Yani Rumlar evet ya da hayır oyu verseler bile sonuç değişmeyecek ve AB'ye üye olacaklar. (2) Yapılan açıklamalara sadık kalınırsa Türk tarafının evet, Rum tarafının hayır demesi halinde Rum tarafı AB'ye girecek ama KKTC'ye uygulanan ambargolar kalkacak, KKTC'nin Türkiye dışındaki ülkelerce tanınması söz konusu olacak.
Eldeki bu bilinenleri bir tabloya dökerek kayıp, kazanç hesabı yapalım:

KKTC

Rumlar

Kazanç / Kayıp

Sonuç

Evet

Evet

Herkes kazançlı

Birlikte AB üyeliği

Hayır

Hayır

Rumlar kazançlı

KKTC'ye ambargo devam

Evet

Hayır

Türkler kazançlı

KKTC'ye ambargonun kalkışı

Hayır

Evet

Rumlar kazançlı

Rumlar AB'ye; KKTC'ye ambargo


Bu tabloya göre Rumların kazançlı olacağı üç durum var: (1) İki taraf da evet derse Rumların kazanacağı tek şey kaybetmeleri söz konusu olan prestijleri. Çünkü her hal ve kârda AB'ye giriyorlar. (2) İki taraf da hayır derse Rumlar kazançlı olacak. Çünkü o zaman tek başlarına AB üyesi olacakları gibi KKTC'ye a
mbargo devam edecek. (3) Rumlar evet, Türkler hayır derse Rumların kazancı en üst düzeye çıkacak. Çünkü o zaman Rumlar hem AB'ye girecek, hem prestijlerini kurtaracak, hem de KKTC'ye ambargonun sürmesini sağlamış olacaklar.
Aynı tabloya göre Türklerin kaz
ançlı olacağı iki durum var: (1) İki taraf evet derse Türk tarafı da AB'ye girecek. (2) Türkler evet, Rumlar hayır derse Türkler AB'ye giremese bile ambargodan kurtulacaklar ya da tanınma şansları artacak.
Bu çerçeveden konuya bakılınca Rumlar bir yandan
referandumda hayır oyu verirlerken öte yandan Türklerin de hayır oyu vermesi için dua ediyor olacaklar. Türkler açısından çıkan tek mantıklı sonuç ise referandumda evet oyu vermek. Aksi halde kayıpları kesinleşiyor.
Bu durumda oylamanın sonucu Türk tarafı
için ezici olarak evet çıkacak ama Rum tarafı için durum karışık dersek yanılmış olmayız sanırım. Aslında konu siyasetçinin kararına kalsa Rumlar da evet demeye dönecekler ama bu kadar kısa sürede halkı hayır kararının akıl işi olmadığına ikna etmek kolay değil

Top, Güvenlik Konseyi'nde

20/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - NEW YORK - BM Genel Sekreteri Kofi Annan, 24 Nisan'daki referandumun ertelenmesini talep eden AKEL'in dört gözle beklediği Kıbrıs raporunu dün Güvenlik Konseyi'ne gönderdi. Annan, 13 sayfalık raporunda, Güvenlik Konseyi'nden 31 Mart 2004 tarihinde tarafların katılımıyla varılan anlaşmayı onaylamasını istiyor.
'Hayır' kararını değiştirmek için Güvenlik Konseyi'nden planın uygulanacağına dair güvence isteyen AKEL'in talebini tam karşılayan ifade
ler bulunmayan raporda Annan, "Konsey'in alacağı karar, anlaşmanın tam olarak uygulanacağının teminatı olacaktır" ifadesini kullanıyor.

'Karar ek güvence'
Annan, raporunda şu ifadeleri kullanıyor: "Güvenlik Konseyi'nin, anlaşmada ortaya konulduğu şekliyle, tarafların temel endişelerinin bilincinde olunduğu konusunda güvence verilmesi için Kuruluş Antlaşması'nın onaylanması talep edilmektedir. Konsey'den istenen karar, sorunun Birleşmiş Milletler kararları çerçevesinde çözüleceğine ilişkin taraflara ek bir
güvence sağlamış olacaktır. "
Genel Sekreter Kofi Annan'ın 24 saat içinde Güvenlik Konseyi'nde görüşülmesi beklenen Kıbrıs raporunda ayrıca, Ada'da bölünmüşlüğe izin verilmeyeceği, Türk ve Rum taraflarının siyasi olarak eşit olduğuna özel vurgu yapılması
da isteniyor.

Gül: Kıbrıs'ta yatırım zamanı

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta çözüm için hükümet olarak ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını belirterek, 'Sıra özel sektörde. Hazırlıklara başlayın. Ölçeği büyük düşünün' dedi

20/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - Kıbrıs'ta 24 Nisan'da yapılacak referandum öncesi Annan Planı'nın ekonomik boyutu ele alındı. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, işadamlarına,
"Yatırımlarınızı ölçeğin büyüdüğünü düşünerek ayarlayın" derken, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Türk ekonomisinin gelişmesinin çözüme bağlı olduğunu vurguladı. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ise planı ekonomik yönden eleştirdi.
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin düzenlediği, 'Annan Planı'nın ekonomik yönü' konulu toplantısına Gül, KK
TC Başbakanı Talat ve KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş katıldı. Gül, referandumda iki taraftan
'Evet' çıkması halinde yeni bir iklim oluşacağını kaydederken, "Biz üzerimize düşeni yaptık, sıra özel sektörde" diye konuştu. Büyük şirketlerin yöneticiler
iyle görüştüğünü kaydeden Gül şunları söyledi:
"Şimdiden uyarıyorum. Hazırlıklarınıza başlayın. Ölçeği büyük düşünün."
İşadamlarına adada, turizm, ticaret, hizmet, inşaat sektörünün canlanacağını söyleyen Gül, Enerji Bakanlığı'na su taşıyacak boru için t
alimat verdiğini, altyapıyı gözden geçirdiklerini söyledi. Gül, KKTC halkına da, "Sonuç ne olursa olsun arkanızdayız" mesajı verdi. KKTC Başbakanı Talat ise sorun çözülmeden KKTC ekonomisinin gelişmesinin mümkün olmadığını kaydetti. Talat, "Türkiye, KKTC'de yol ve havaalanı yapabilir. Yaptı da.
Ama biz Brüksel'e gitmek için İstanbul'a gelmek zorundayız. Bu ortamda ekonomi gelişemez" dedi.
Bürgenstock'ta planı olabilecek en iyi noktaya getirdiklerini belirten Talat, halkına "Gönül rahatlığıyla 'Evet' diyeb
ilirsiniz" diye seslendi. Denktaş ise planın ekonomik yönlerindeki olumsuzluğa değinip, referandum da 'Hayır' diyebileceği izlenimi verdi. Denktaş, "1 Mayıs'tan sonra kimse evi olacağını, cebine 100 bin euro'luk çek konulacağını düşünmesin. Gerçekleri bilerek çözüme gideceğiz" diye konuştu. Denktaş'ın altyapı
olarak, AB'ye hazır olmadıklarını belirterek, "Beş yıl güney ve kuzeyde ekonominin gerilemesi kaçınılmaz" sözü dikkat çekti. Denktaş,
özel sektöre, "Evliliklerle kalkınmayı hızlandırabiliriz" çağrısı
yaptı.

Karşılıklı atışma
Toplantıda Talat ile Denktaş'ın atışması dikkat çekti. Talat, 'Plan uygulanırsa Kıbrıs Türklerinin iş garantisi olacak mı?' sorusuna, "Şu anda kimin var. Herkes Avusturya ve İngiltere'ye göç ediyor. İngiltere'de KKTC'dekinden çok Kıbrıslı Türk var" derken, Denktaş ise araya girerek, "Rum kesiminden fazla da Kıbrıslı Rum var" yanıtı verdi. Bunun üzerine Talat, Kıbrıslı Türklerin Rumlardan farklı şekilde niteliksiz işçi olarak gittiğini, KKTC halkının torpil istediğini söyledi. Den
ktaş da KKTC'lilerin devletten iş isteme alışkanlığı olduğunu belirtti. İşadamları Talat-Denktaş arasındaki havayı "Bu Türkiye'nin de sorunu" sözleriyle yumuşattı.
Talat ile Denktaş, referandumdan çözüm çıkmazsa KKTC için uygulanacak modelde de çelişkiye
düştü. Denktaş, Güney Kıbrıs'ın 'Hayır' demesi halinde, morallerin bozulmamasını ve derhal Tayvan modelin geçilmesini istedi. Talat ise Tayvan'ın eski BM Güvenlik Konseyi üyesi olduğunu, yerini Çin'e bıraktığını ve ABD'nin koruması altında tanınmadan, ekonomik ilişki kurduğunu anlatıp şöyle devam etti; "Böyle hayale kapılmamalı. Ekonominin düzelmesi için sorun mutlaka çözülmeli" dedi.

Pavlidis: Karar Kıbrıs'ın
Deniz Temiz Derneği TURMEPA'nın İstanbul'daki 10. kuruluş yıldönümü kutlamasına katılan Yunanistan'ın Ege ve Adalar politikasından sorumlu bakanı Aristotelis Pavlidis ise, Kıbrıs'la ilgili kararın Kıbrıslıları ilgilendirdiğini belirtip, "Kararlarına saygı duyarız" açıklamasında bulundu.


Hisarcıklıoğlu Planı eleştirdi
TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Annan Planı'nı ekonomik yönleriyle eleştirdi. Hisarcıklıoğlu, derogasyonlar içinde, yatırım amaçlı emlak alımına sınırlama getirilmesine imkân veren maddeye dikkat çekerek, "Türk kesiminde Rum kaynaklı yatırımları sınırlama kararları, Türkiye'den gel
ecek yatırımların da sınırlandırılmasını gerektiriyor. Bunun nasıl aşılacağı bilinmiyor. Planda Rumlar için benzer hüküm yok. Yani Rum kesimi, Yunan yatırımına izin verirken, Türk yatırımını sınırlayabilecek" dedi. Çözümün üç-dört yılını zorluk ve tehlikeyle dolu bulan Hisarcıklıoğlu, konut sıkıntısı yaşanabileceği uyarısı da yaptı. TOBB Başkanı, planın ekonomik açıdan Kıbrıs Türklerine önemli yük getireceğini öne sürerken, "Eğer Kıbrıs'ta kalıcı çözüm amaçlanıyorsa, bu yüklerin hakça paylaşımı sağlanmalı" diye konuştu. Hisarcıklıoğlu, bu olumsuzlukların kendilerini çözümden vazgeçirmemesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Erdoğan'dan güçlü 'evet' bekliyorlar...

Başbakan Erdoğan'dan güçlü bir destek mesajı bekleyen 'evet' yanlısı Kıbrıslı Türkler, "KKTC'deki Türk askeri 'evet'le 'hayır'a eşit mesafede dursun" diyor


Referanduma doğru Kıbrıs - 4
GAZİMAĞUSA
Kendi haline terk edilmiş, kapısı bacası yıkılmış evler. Kiminin kapısına koca bir kilit vurulmuş, kiminin penceresine sevimsiz bir tahta çakılmış. Bahçeler bakımsız, ot bürümüş. Ortalıkta kimsecikler yok. Tuhaf bir sessizlik kendini dinletiyor. Maraş'ın bu kısımlarında 1974'ten beri meydan hayaletlere bırakılmış.
Ölü bir şehir. Ne yazık!
İnsanın içi acıyor.
Yaşam yine kapısını çalacak mı bu yerlerin? Hortla
klar kaçacak mı? Barış 1 Mayıs'ta gelecek mi?
Maraş'ta 11 - 12 bin aile yer değiştirmeyi bekliyor. Bunların yarısı Baflı Türk göçmenler, yarısı da Türkiyeliler. Annan planına göre Türk göçmenler başka yere gidecek, Rumlar mülklerine geri dönecekler.

'Yer değiştireceğiz ama olsun'
Aşağı Maraş'ta bir evin kapısını çalıyoruz. Hasan ve Cemile Ulubatlı ailesi... Dört çocuk, altı torun. Hasan Ulubatlı mahkemeden emekli ve eski bir TMT'ci, yani Türk Mukavemet Teşkilatı'ndan. Elde silah Rum'la savaşanlardan. "Büyük oğlum dört aylıkken, 1963'te Baf'tan kaçtık, Lefke'ye geldik. 1974'te de Maraş'a..." diye anlatıyor, "Şimdi oğlum 40 yaşında. Biz şimdi bir kere daha yer değiştirmeye hazırlanıyoruz. Ama olsun. Dünya hukukunun kabul ettiği bir yer olsun. Artık tapusu geç
erli bir evimiz olsun, razıyım. Çoluğumun çocuğumun geleceği için razıyım."
Cemile Ulubatlı'nın sesi, Baflı kadınlara yaraşır biçimde bastırıyor:
"Altı torunum var. Onlar artık barış içinde yaşasınlar. Hümanist olsunlar. Otuz yıldır gerçek bir barış için m
ücadele ettik. Çözüm ve barış artık bizim de kapımızı çalsın."
Çalacak mı?
İki evet lazım.
Bir tane yetmiyor. Kuzey'den evet çıkacak, öyle gözüküyor. Ama ya Güney'den? Rumlarda hayır ağır basıyor.

AKEL güvence bekliyor
Cemile Ulubatlı AKEL'e öfkeli:
"Bir çuval inciri berbat ettiler. Bizde bir deyiş vardır, 'B.. yedi ama Abahor'a gitti!' diye... Aynen öyle yaptı AKEL."
Kuzey'de hemen herkesin gözü kulağı AKEL'de. Son anda evete dönebilir mi sorusu kafaları burgaç gibi oyuyor. Barış ve Demokrasi Hareketi li
deri Mustafa Akıncı dün sabah Güney'e gitti, AKEL lideri Hristofyas'la görüştü.
Anlaşılan o ki, AKEL liderliği evet ile hayır arasında sıkışmış durumda. Belki de Gazimağusa Belediye Başkanı Oktay Kayaalp'in deyişiyle kendisine bir çember atılmasını bekliyo
r, evete dönüş için. BM Güvenlik Konseyi'yle Avrupa Birliği'nden ve Avrupa Parlamentosu'ndan bu iki gün içinde bazı açıklama ve güvenceler bekliyor. Olabilirse, evete geri dönmeleri uzak ihtimal değil. Konuyu yakın markajda tutan Cumhuriyetçi Türk Partisi'nden (Başbakan Talat'ın partisi) bir yetkili dün sabah şöyle dedi:
"Bilebildiğimiz herkes AKEL'e yükleniyor. Tarihi bir yanlışın eşiğinde oldukları AKEL'e sürekli hatırlatılıyor. Hristofyas bu baskının altında kalamaz. Mutlaka evet için bir şeyler yapmak z
orunda kalacak."
Ahmet İnsel'in deyişiyle AKEL gerçekten akıl ve kalp tutulması içinde. Barış hareketiyle Kıbrıslı Türkler şoven milliyetçiliği aşarken, yüzünü geleceğe ve barışa çevirirken, AKEL'in hala Elenizm'de takılması, adayı Türklerle paylaşacak bir
federal devleti içine sindirememiş olması ilginç...
Barış açısından talihsizlik!
AKEL bu engelde tökezlerse, kendisine de, Kıbrıs'a da, Doğu Akdeniz ve Ege'de istikrar ve barışa hizmet etmiş olmayacak. Enosis takıntısından sonra tarihi bir hatanın daha al
tına imza atmış olacak.
Hasan ve Cemile Ulubatlı AKEL konusunda buruk. Kuzey'deki evetten ise herhangi bir kuşku duymuyorlar. Onlara göre evetler yüzde 60'tan aşağı kalmayacak.
Bu kadar kesin mi?

Asker araziye çıkmasın
Dört gündür KKTC'de dolaşıyorum. Anketlerle gözlemler birleştiğinde yüzde 55 - yüzde 60 arasında evet ağır basan ihtimal. Peki, kamuoyu yoklamalarında olduğu gibi yüzde 60'ı da geçip yüzde 70'i yakalayabilir mi evetler? Bunun olabilmesi için Ankara'ya iki çağrı yapılıyor birçok çevrede:
(1)
AKP hükümetinden. Başbakan Tayyip Erdoğan'dan kuvvetli bir evet mesajı daha çıkması...
(2) Kuzey Kıbrıs'ta Türk askerinin araziye çıkmaması...
Bu ne demek?
Askerin araziye çıkması demek, Kuzey Kıbrıs'a dağılıp siyasete katılması demek. Geçmişte Denktaş'ı,
UBP'yi desteklemek için bazı seçimlerde bunun yaşandığı söyleniyor.
Ama bu sefer, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök'ün konuşmasında evet ya da hayır telkini yapmadığı, tarafsız kaldığı ve halkın her türlü baskıdan uzak, kendi hür iradesiyle karar vereceğ
ini belirttiği için de askerin araziye çıkmayacağını, kışlasında kalacağını belirtiyorlar. Çünkü Özkök Paşa'nın konuşmasının aynı zamanda bir emir olduğunun altını çiziyorlar.
Bu arada 'askerin araziye çıktığı'na dair herhangi bir işaretin de şimdiye kadar
görülmediği belirtiliyor.
Bu konudaki kaygı neden?
Daha önce KKTC'de görev yapmış bazı emekli komutanların adada görülmüş olmaları, ülkücülerin rahatsız edici bazı eylem ve saldırıları, öyle anlaşılıyor ki, bu kaygıların altında yatıyor.
Kıbrıs yazıları d
evam edecek...
HASAN CEMAL MILLIYET 20/04/2004

Denktaş'a protesto

Denktaş, Rum tarafına geçecek Yeşilırmak'ta halkı 'hayır' demeye ikna etmek istedi. Ancak, "Evet, evet, evet", "Kıbrıs'ta barış engellenemez" sloganlarıyla uğurlandı

DIŞ HABERLER SERVİSİ


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, cumartesi günü yapılacak referandum için "hayır" kampanyası yürütürken, yarım yüzyıldır mücadele verdiği adada önceki gün kendisi açısından acı tepkilerle karşılaştı. Denktaş, Annan Planı'nda Rum tarafına bırakılması öngörülen Yeşilırmak'ı bile, köylülerin "Plana evet", "Kıbrıs'ta barış engellenemez" sloganları arasında terk etmek zorunda kaldı.
Olay, Denktaş'ın, "Annan Planı'na hayır" kampanyasını sürdürmek üzere köylere yaptığı habersiz ziyaretlerinden birinde meydana geld
i.
NTV'nin özel haberine göre, Denktaş, pazar günü, plan kabul edildiği takdirde Rum idaresine geçecek olan Yeşilırmak köyüne gitti. İdaresi Rum kesimine geçse de topraklarından göç etmek zorunda kalmayacak olan Yeşilırmaklılar, Cumhurbaşkanı ile köy kahve
sinde söyleştiler. Kahvenin bahçesindeki söyleşiye köy muhtarıyla birlikte yaşlılar da katıldı.

Kahveden çıkmayan da var
Denktaş Yeşilırmaklılara, "plana neden hayır demeleri gerektiğini" anlatırken, bazı köylülerin kahvehaneden çıkmayarak Cumhurbaşkanı'nı sessizce protesto etmeleri dikkat çekti. Denktaş karşıtlarıyla plan yandaşlarının çokluğunun dikkat çektiği Yeşilırmak'ta köylülerin "hesap soran" tutumları Denktaş'ı sinirlendirdi. Denktaş kızarak, "Gidin o zaman, kendi elinizle 'evet' deyin" derken, kö
ydeki evetçilerle 'hayırcılar arasında tartışma çıktı.
Rum bölgesinde kalacak olan Yeşilırmak'ta Annan Planı'nı savunanların sayısının "hayır"cılara göre hayli fazla görünmesi karşısında hayal kırıklığına uğrayan Denktaş, yanındakilere "Haydi gidelim" diye
rek köyden ayrılmaya karar verdi.
Köylülerden oluşan kadınlı erkekli grup, makam otomobiline binen Denktaş'ı, "Evet, evet, evet", "Kıbrıs'ta barış engellenemez" sloganlarıyla uğurladı. "Biz barış istiyoruz, huzur istiyoruz. Onun için referandumda 'evet' oy
u vereceğiz" diyenlerle az sayıdaki "hayır"cı arasında köy meydanında başlayan tartışma, Denktaş'ın ardından bir süre daha devam etti.
MILLIYET 20/04/2004

'Egemenliğimizi bırakmayız'

Denktaş, "KKTC'de bir kasa portakal satılamıyor, bu durumda egemenlikten bahsedilebilir mi?" diyen Dışişleri Bakanı Gül'e yanıt verdi: "Egemen değilsek, bizi neden tanıdınız?"



KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Bir kasa portakal bile satılamıyor, bu durumda egemenlikten bahsedilebilir mi?" diyen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e dün yanıt verdi. "Türkiye'nin bize karşı büyük bir sorumluluğu var" diyen Denktaş, şunları söyledi:
"Egemen değildiysek, Türkiye büyükelçisini niye gönderdi? Ne diye 20 yıldır egemen devletiz diye tanıdı. Türkiye'nin 21 yıl sonra bize 'Malını mülkünü sa
tamıyorsun, futbol oynayamıyorsun bu ne biçim egemenlik' demesi kabul edemeyeceğimiz bir durumdur. Büyük üzüntü kaynağıdır. Egemenliğimize sonuna kadar sahip olacağız. Türkiye, "evet" için bizi zorlamaktadır. Kıbrıs elden gidiyor. Bu eğer Türk ulusu için bir şey ifade etmezse, açıkça Meclis'ten, bütün partilerden bunu duymak istiyoruz. Bir partinin, iktidardadır diye bize 'egemen olmadığımızı' hatırlatmasını asla kabul edemeyiz." Türkiye'nin AB için KKTC'yi bağışladığını ifade eden Denktaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Bir Kardak kayası için savaşı göze alan Türkiye, uğrunda şehitler verdiği Kıbrıs'ı çok ucuza terk etmeye hazırlanıyor."

'Yeni direniş başlar'
Nokta dergisine yaptığı açıklamada da Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs Türk halkının Annan Planı'nın yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra kaldırıldığını anlayacağını belirterek, bu durumda yeni bir direnişin başlayacağını kaydetti.
MILLIYET 20/04/2004

Annan, Konsey'den garanti istedi


SEMA EMİROĞLU New York


BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Güvenlik Konseyi'nden, 24 Nisan'da referanduma gidecek olan Kıbrıs Türk ve Rum halklarına, kendi adıyla bilinen çözüm planının uygulanacağı konusunda güvence vermesini istedi.
Konsey'den, Kurucu Anlaşma'yı onaylamasını, yeni bir BM barış gücü operasyonu kurulmasını ve Kıb
rıs'a silah satışlarını yasaklamasını da talep eden Annan, "Konsey'in, geleceklerini oylayacak olan Kıbrıslılara, BM'in çözüm planı çerçevesindeki sorumluluklarını yerine getirmek için harekete geçmeye hazır olduğu yolunda güvence vereceğini umuyorum" dedi.

13 sayfalık rapor
Annan, dün akşam Konsey'e sunduğu 13 sayfalık raporunda, Kıbrıs konusundaki son gelişmelerle ilgili bilgi verirken, Konsey'in çözüm planının uygulanmasına ilişkin kararları 24 Nisan'dan önce almasını istedi. Annan, Kurucu Anlaşma'nın herhangi bir nedenden dolayı 29 Nisan'da yürürlüğe girmemesi halinde Konsey'in alacağı kararların da geçersiz sayılacağını kaydetti.
Annan, Güvenlik Konseyi'nin ayrıca, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının siyasi eşitliklerini, kendine özgü kimliklerini ve kuruc
u devletler içindeki eşitlik statülerini tanımasını da istedi.

'Konsey adım atmalı'
Anlaşmanın hükümlerinin dikkatli biçimde dengelendiğine ve bunların, iki tarafın dile getirdiği korkuları gidermeyi amaçladığına dikkat çeken BM Genel Sekreteri Annan şunları söyledi:
"Konsey'in her iki tarafın da temel kaygılarının bilincinde olduğunu ve bunları giderecek araçları onayladığını gösteren adımlar atmasını istiyorum. Konsey ayrıca, adada Kurucu Anlaşma ile oluşturulan yeni düzenin, ayrılma ya da başka bir devl
etle birleşme yoluyla tek taraflı olarak değiştirilmesinin yasaklandığını da resmen bildirmelidir."
MILLIYET 20/04/2004

Garanti...


Türkiye, Annan planının son halinin Avrupa Birliği'nin birincil hukukuna dahil edilmesi konusunda garanti alamadı. Türk tarafına sağlanan hakların, değiştirilemez hukuk kuralları haline getirilmesi reddedilmiş oldu.
Türk tarafının bu talebi, uygulamada verilen hakların mahkeme kararlarıyla geri alınması endişesine dayanıyor. Bu konuda Rumlara güvenilmediği için AB'nin birincil
hukukuna dönüştürülmesi istendi ama kabul görmedi.
Türkler, Rumlara güvenmiyor da, Rumlar Türklere güveniyor mu?
Hayır. Onlar da güvenmiyorlar. O kadar güvenmiyorlar ki, zamanın, planı daha da Rumlar lehine çevireceğini bildikleri halde, Birleşmiş Milletl
er Güvenlik Konseyi'nden garanti istiyorlar. Planın, Türkiye ve Türk tarafınca uygulanacağı yolunda Güvenlik Konseyi kararı talep ediyorlar. Güney Kıbrıs'ın en büyük partisi AKEL, hayır eğilimini ancak bu koşulla evete dönüştüreceğini söylüyor.
AKEL'in bu
talebi Kofi Annan tarafından çoktan kabul görmüş durumda. Büyük olasılıkla Annan, Rumların istediği gibi bir kararı BM Güvenlik Konseyi'nden de çıkaracak. Böylece, Rumlar AB'den sonra bir de BM garantisi almış olacaklar. Çifte garantili hale gelecekler.
Ka
bul etmek gerekir ki, Rumlar açısından Annan planının en önemli getirisi, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin adadan çekilecek olmasıdır. Rumların öncelikli olarak gözettikleri Türk askeridir. Annan planı kademeli olarak Türk askerinin çekilmesini öngörüyor. Rumlar, buna bir de BM güvencesi almış olacaklar. AB ve BM garantisi altında bundan sonraki gelişmeler ne olursa olsun, Türkiye'nin adaya fiilen müdahale olasılığı ortadan kalkmış olacaktır.
Sadece askeri açıdan değil, Rumlar, planın sağladığı diğer avantajlar
konusunda da BM güvencesine sahip olacaklar. AB hukukunun Türk tarafı açısından güvence oluşturmadığı halde Rumlar açısından garanti sağlaması ve buna BM Güvenlik Konseyi'nin de eklenmesi, Türkiye ve Türk tarafının elini - kolunu büyük ölçüde bağlayacaktır.
AB de, BM de, daha önce de vurguladığımız gibi ağırlıklarını Rumlardan yana koymuşlardır ve bundan sonra da bu tavırlarında değişiklik beklemek gerçekçi değildir.
Annan planı uzlaşmanın sonucu değildir. Türkiye'nin AB'den tarih almak amacıyla kabullendiğ
i bir koşulu yerine getirme "mecburiyeti"nin bir sonucudur. Türk hükümeti, siyasi tercihini bu yönde yapmış ve Kıbrıs Türklerini de AB cazibesini ve ağırlığını kullanarak "evet"e yönlendirmiştir. Planda yapabileceği azami iyileştirmenin bu olduğunu da ilan etmiştir.
Türk tarafında, "Rumlar hayır diyor, demek ki plan lehimizedir, biz evet diyelim"; Rum tarafında, "Türkler evet diyor, demek ki plan aleyhimizedir hayır diyelim" söylemi canlıdır. Bu da tarafların hâlâ güvensizliğe dayalı hava içinde olduklarını
gösteriyor.
Hangi tarafın ne güvence alacağı bu ortamda önem taşıyor. Türk tarafı, AB'den güvence alamamış ama Rum tarafı almıştır. Buna şimdi BM Güvenlik Konseyi'ni de eklemeye çalışıyor.
Rum tarafının çifte garanti altında bulunacakları düşünülürse, ile
ride doğacak anlaşmazlıklarda, AB ve BM'den Türkler lehine karar beklemek hayalci olur.
Rum tarafı "evet" de dese, "hayır" da dese, süreci istedikleri biçimde yönlendirme garantisine sahiptirler.
BM garantisinin işlevi bunu daha da güçlendirmek olacaktır..
.
Güvenlik Konseyi, bu garantiyi verecekse, kararıyla Annan planına ne gibi değişiklikler getireceğine de dikkat etmek gerekir.

MILLIYET 20/04/2004 FIKRET BILA

Borsacılar ve Kıbrıs



Borsa uzmanı genç, televizyonda, "Piyasa, Rum tarafından HAYIR sonucunu daha günler öncesinden satın aldı. Uluslararası piyasalar da Türk bonoları için aynı şeyi yaptı" diyordu.
Ona göre referandumlarda Türk tarafından EVET, Rum tarafından HAYIR çıkması, artık İMKB'yi ve Türkiye'nin eurobondlarını etkilemeyecekti.
Fiyatlar ona
göre zaten belirlenmişti.
Siyaset, hatta biz medya, ne ilginçtir ki, borsada, hisse senedine ve uluslararası piyasada eurobondlara oynayanlar kadar bile "güncel" değiliz.
Hala perşembenin ne olacağını bile bile çarşambayı konuşuyoruz... Görünen köye kılav
uz arıyoruz.
Kıbrıs için birinci perde kapandı bile... Artık, Türk tarafından EVET çıkması ve Ankara'da hükümetin EVET'ten yana açık ve kesin tavır almasının getirilerini "eksiksiz" toplamanın planları yapılmalıdır.
Ve de büyük olasılıkla, Ekim 2004'te açı
lacak ikinci perdeyi şimdiden görmek gerekir.
Ekim 2004'te, Türkiye'ye tam üyelik için görüşmelerin başlama tarihi verilmesi bağlamında komisyona rapor sunulacaktır.
O raporun olumlu çıkması ve tarihin verilmesi sürecinde, Yunanistan'ın ve yeni üye Kıbrıs'ın "veto" kullanmaması önemlidir.
O nedenle yaz sonlarına doğru adada, ikinci referandum turu gündeme gelebilir. Rum tarafı şöyle bir tavır koyabilir:
"KKTC zaten Annan Planı'nı son haliyle kabul etti. Bizim toplumumuz ise HAYIR dedi. Bu durumda Türkiye'ye
görüşmeler için tarih verilmesini nasıl onaylarız? Türk tarafı Annan Planı'nın felsefesini bozmadan bazı isteklerimizi kabul etsin. Anlaşalım, bu değişiklikleri hem Kuzey'de Türkler hem Güney'de Rumlar olarak yeniden referanduma götürelim. İki taraftan da EVET çıksın. Kuzey'in de AB'ye bizimle birleşerek girmesine paralel olarak, Türkiye'ye tam üyelik görüşmelerine başlama tarihi verilsin..."
Yani, pazar günü Rum kesiminde büyük olasılıkla HAYIR oylarının çıkması sonucu adanın ortasından ikiye ayrılmasını
kabullendikleri sanılmasın. Belki borsacılar ve Türkiye'nin devlet bonolarını yakın takibe alan küresel oyuncular bu olası ikinci perdeyi görmüş ve orta vadeli satın alımlarında kullanmışlardır bile.

NOT:
Kıbrıs yurttaşı ünlüler(!) listesi yayımlandı.
Pek de ilginç değil ama, 11 yıl öncesine dayanan birkaç "kişisel" satır:
Türkiye'de özel televizyonların ilk kurulduğu yıllardı. Genel Müdürü olduğum "Show TV'nin, KKTC'de izlenmesi amacıyla teknik yatırım yapmamız" için Genel Müdür Yardımcısı Kıbrıs kökenli
Ersin Tatar öneride bulunmuştu. Reklam getirisi olmadığı için ekonomik görünmemesine karşın - moral - amaçlarla Tatar'a destek vermiştim.
Adada verici ve yansıtıcılar böylece kurulmuştu.
Dönemin Başbakanı Eroğlu ve bazı bakanları, odamda nezaket ziyaretiyl
e teşekkür ettiler. KKTC simgesel yurttaşlığı bu hizmetin sonucu bana ve Show TV'den iki arkadaşıma onların jestiydi.
1990'lı ilk yıllar, KKTC'nin dünyadan dışlandığı, bizim, - hepimizin - naçizane desteklerimize bile ihtiyaç duyulabileceği dönemdi.
KKTC y
urttaşlığını Mart 1993'ten itibaren onur duyarak taşıdım. Söyleşilerimde sık sık paylaştım.
Ancak, devir, koşullar ve ortam son zamanlarda değişti.
KKTC yurttaşlar listeleri vs. yayımlanmadan da önce, KKTC Başkonsolosluğu'na yurttaşlıktan ayrılma kararımı
ve gereken işlemin yapılması isteğimi noter kanalıyla "resmen" bildirdim. Bu başvurumun kabul edildiği cevabını da aldım.
KKTC yurttaşlığı bundan böyle nüfus kayıtlarında değil kalbimde kalacak.
GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 20/04/2004

Sibirya'da Kıbrıs'ın yerini bilen bile yok

NOVİ URENGOY

Hiç aklıma gelmezdi, ancak önerdikleri zaman heyecanlandım. Sibirya'ya davet edildiğimde şaşırdım. Hergün karşılaşılan cinsten bir davet değildi.
Rus doğal gazı için büyük bir belgesel projesi önerilince, doğrusu dayanamadım. Binlerce kilometrelik bir yol olmasına rağmen gittim.
Öylesine farklı bir dünya ile karşılaştım ki, bugünkü yazımı Sibirya'da gördüklerime ayırdım.
Nasıl olsa yine yarından itibaren Kıbrıs'tan söz edeceğiz. Hiç değilse bugün gelin sizi bambaşka bir orta
ma götüreyim. Herhalde, aynı konuları okumaktan sizlere de bıkkınlık gelmiştir.
*
Gittiğim yer, Türkiye'den 5 bin kilometre uzakta, Rusya'nın Allah tarafından bile unutulmuş bir bölgesi. Batı Sibirya'nın tam ortasında Novi Urengoy adlı bir kent. Nüfusu 80
bin civarında yapay bir kent. Sadece 30 yıl önce Gazprom tarafından kurulmuş.
Gazprom, Rusya'nın bir devi...
İşi doğalgaz çıkartmak ve hem içeri, hem de Türkiye dahil dünya'ya satmak.
Sibirya'da ne kedi-köpek ne kuş var, yeşillikte yok. Sadece soğuk (-30/
-45 arası), don, sürekli fırtınayı andıran sert rüzgar var. Herşey ve heryer bembeyaz. Burnunuzu dışarı çıkaramıyorsunuz.
Gazprom'un Sibirya'da tam 28 şehir-kasaba ve köyü var. 1 milyon insan doğal gazdan yaşam sağlıyor. Gazprom tarafından yapılan bu yerle
şim bölgelerinde oturuyor ve Gaz'dan para kazanıyorlar. Yaşanılacak bir hayat değil, ancak karşılığında hem normal yerlerdeki işçilerden bir misli (ayda ortalama 500 dolar yerine 1000 dolar) kazanıyorlar, hem de çok ucuza yaşıyorlar. Tabii siz buna yaşamak diyorsanız.
Çocuklara "yaz ne demektir?" dersleri veriliyor. Normal yerlerde yaz aylarında, güneşin nasıl ısıttığı, kuşların nasıl öttükleri ve en önemlisi tabiat yapısının nasıl değiştiği, nasıl yeşillendiği yapay ve kapalı bahçelerde gösteriliyor.
Bu şe
rleşme merkezlerine gidiş gelişte ancak Gazprom'un özel uçak ve helikopterleriyle olabiliyor.
Dedim ya bambaşka bir yaşam.
Benim tavsiyem, halinize şükredin. İnsanlar öylesine güç para kazanıyor, çocuklarını-ailelerini rahat ettirmek için öylesine özverile
rde bulunuyorlar ki, inanılacak gibi değil.
Novi Urengoy başta, Sibirya'da cirit attım (!) desem yalan olmaz. Altınızda Gazprom'un özel heliktopterini bulursanız tabii atarsınız.
Ancak bir ara resmen donuyorum sandım. Ellerimin parmak uçları hissini kaybet
ti. Kulaklarım kızardı ve çenem tutuldu (!) konuşamaz oldum...
Biraz meraktan, biraz de hınzırlıktan, nereye gitsem Kıbrıs'ı sordum. Gaz şehirlerinde ve gaz çıkarılan kuyuların başında -30 derecede çalışan mühendislere kadar herkese aynı soruyu sordum:
" Kıbrıs'ta Annan planı kabul edilmeli mi? Rumlar ve Türkler EVET mi demeli?"
Karşımdakilerin bakışlarını unutamam.
- Neyin Kıbrıs'ı?
- Kıbrıs adasından söz ediyorum.
- Orada ne oldu?
- Referandum var ya, Rumlar ve Türkler 30 yıl sonra AB'ye ya birleşik Kıbrı
s'ı sokacaklar veya oldukları gibi kalacaklar.
- Kıbrıs nerede?
Kıbrıs'ın nerede olduğunu, tartışmanın nereden kaynaklandığını bilenlere de rastladım tabii. Ancak, onların da hiç umurlarında değildi.
Onlar için önemli olan, Sibirya'dan kurtulmak ve doğru d
ürüst bir yaşam sürdürebilmekti... O kadar.
Biri dayanamadı "Türkiye'yi de biz besliyoruz" dedi. Bundan gurur duyduğunu hissedebiliyordunuz. Türkiye'ye giden doğal gazın çıktığı yerde, herkes gazdan söz ediyor.
Başka bir hayat yok.
Rusya'nın gücü de burada
n kaynaklanıyor.
Gazprom adında inanılmaz büyüklükte bir de ile karşı karşıya kaldığınızı hemen anlıyorsunuz.
Düşünebiliyor musunuz, 159 bin kilometrekarelik boru, 1 milyon insan, yıllık 540 milyon metreküplük gaz üretimi. Sadece 3/1'ini ihraç ederek 16 mi
lyar dolar kazanan bir Devlet şirketi.
Türkiye doğal gaz ile yeni tanışıyor. Oysa gaz 21 inci asrın , petrolün yerine geçmeye başlayan yeni şımarık çocuğu. En fazla 5-10 yıl içinde tüm sanayimiz gaz enerjisi ile çalışacak. Hayatımız gaz ile iç içe girecek.

DIŞIMIZDA DA BAŞKA BAŞKA DÜNYALAR VAR

Her ülke kendi sorunlarıyla yaşar.
Bizim gibi, başkaları da kendilerini dünyanın merkezi sayarlar. Kendi sorunlarımızın bütün dünyayı ilgilendirdiği ve sadece o sorunlarla yatıp kalktıklarını sanarlar. Oysa herkesin kendi sorunu vardır.
Bizler, Kıbrıs'taki gelişmelere ve Avrupa Birliğine veya AKP'nin gündemine saplanmış durumdayız. Oysa dünya öylesine büyük ve her toplum öylesine kendiyle meşgul ki, ne Türkiye ne Kıbrıs umurlarında.
Herşeyi kendi yaşam kavgaları ve ke
ndi görüş açılarından görüyorlar.
Bizde öyle değil miyiz?
Bizim içinde Alman, Fransız veya Amerikalıların ne düşündükleri önemli değildir. Filistinlilerin neler çektikleri, Irak'taki savaş Afganistan'daki iç kavga ile pek ilgilenmeyiz.
İş bulma mücadelesi,
cebimize girecek para veya bölgemizdeki gelişmeler daha önceliklidir.
Sibirya'da dolaşırken hep bunları düşündüm.
Dünyanın bir başka ucuna gittiğiniz zaman olayları çok farklı görüyorsunuz.
Yarından itibaren, ben de yine geri döneceğim ve yine günlük yaşa
m kavgasına gireceğim. Benim dünyamda yine değişecek. Ben de, Sibirya'da gördüklerimi geri plana atacağım ve sizlerle birlikte güncel sorunları paylaşacağım.
Havanın -30 derece olup olmadığını, yarın fırtına başlarsa evden dışarı burnumu dahi çıkaramayacağımı düşünmeyeceğim.
Tek tavsiyem var.
Günlük yaşamın içinde kaybolmayın. Bırakın ne olacaksa olsun. Denktaş HAYIR diyecekse, Rumlar Annan planını reddedeceklerse etsinler. Hayat hepimizi bir yere götürüyor.
Yaşam, o karar ciddiye alınacak birşey değil...
M
EHMET ALI BIRAND MILLIYET 20/04/2004

Gözler BM Güvenlik Konseyi'nde

BM Genel Sekreteri Annan'ın Kıbrıs raporunu vermesinin ardından gözler BM Güvenlik Konseyi'ne çevrildi. Konseyin kararı tüm dünyada merakla bekleniyor. Çünkü, Rum kesiminde iktidarın büyük ortağı AKEL, çözümün uygulanması konusunda Konsey’in garanti vermesi halinde, referandumda "evet" diyebileceğini açıkladı. ABD, raporun kabul edilmesi için baskıya başladı.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, merakla beklenen Kıbrıs Raporu'nu yayınladı. Ve ardından da gözler Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne çevrildi.

Annan, Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda, Konsey'in Kurucular Anlaşması'na destek vermesini, Kıbrıs'a silah satışını yasaklamasını ve Ada'da oluşturulacak yeni BM barış gücü operasyonlarının görev yönergesinin onaylanmasını istedi.

Annan'ın bu isteği, 31 Mart'ta tarafların davet edilmesiyle nihai hale ulaştırılan planın gereği olarak Konsey'e sunuldu. Eğer Kurucular Anlaşması herhangi bir nedenle yürürlüğe girmezse, Konsey'den istenen kararların içinin boş kalacağını belirten Annan, Ada'daki yeni BM barış operasyonu yönergesiyle ilgili isteklerini sıraladı.

Raporunda, Kıbrıs'a silah satışının Konsey tarafından yasaklanmasını isteyen Kofi Annan, plan uyarınca Ada'daki askeri güçlerin çekilmesi, yerel güçlerin ve polis kuvvetlerinin dağıtılmasının gözlenmesi ve teyit edilmesinin de BM barış gücü yönergesinde yer almasını istedi.

BM Genel Sekreteri, yeni BM barış gücünün Ada'da hareket serbestisi olmasını isteyerek, bunun 2 bin 500 asker, 750 polis memuru ve Kıbrıslı Türkler ile Rumların yanı sıra başka ulusların da katılımıyla önemli miktarda sivil çalışandan oluşmasını talep etti.

AKEL BM'DEN GÜVENCE İSTEDİ

Kıbrıs Rum kesimindeki komünist AKEL partisinin Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, 24 Nisan'da yapılacak referanduma yönelik tavırlarını netleştirmek için, BM Güvenlik Konseyi'nden, çözümün uygulanması yönünde yazılı güvence istediklerini söyledi. Hristofyas, net tavır belirlemeleri için Güvenlik Konseyi'nin yazılı güvencesine ihtiyaçları olduğunu söyledi. Güvenlik Konseyi'nden güvence verilmesi halinde, AKEL'in, daha önce aldığı "Hayır" kararını, "Evet"e çevirmesi bekleniyor.

Dimitris Hristofyas, BM Güvenlik Konseyi'nden çıkacak karara göre, AKEL yetkili kur
ullarının durumu değerlendireceğini ve planın halka anlatılamsı için zamana ihtiyaç olduğunu belirtti.

Yunanistan hükümet sözcüsü Teodoros Rusopulos da, Atina'nın BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporu merakla beklediğini söyledi.

ANNAN RAPORU İÇİN ''DENGELİ'' DEĞERLENDİRMESİ

BM çevreleri, Annan'ın merakla beklenen raporunu Güvenlik Konseyi'ne sunmasının ardından yaptıkları açıklamada, raporun genel olarak ''dengeli'' olduğu değerlendirmesinde bulundular.

Türk ve Rum taraflarıyla garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere yetkililerinin rapor üzerindeki inceleme ve değerlendirmelerini sürdürdüklerini belirten BM kaynakları, Annan Raporu için genelde olumlu değerlendirme yapılabileceğini ifade ettiler.

Annan, BM Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporunda, Konsey'in Kurucular Anlaşması'na destek vermesini, Kıbrıs'a silah ihraç ve ithalatını yasaklamasını ve Ada'da oluşturulacak yeni BM barış gücü operasyonlarının görev yönergesinin onaylanmasını istemişti.

(aa)

HURRIYET 20/04/2004

Yüzbaşı’dan evet

Ahmet AY - Göksel YAPAR, DHA

40 yıldır bu sorun çözülmedi. İlk kez böyle bir fırsat yakaladık. Bu fırsatın değerlendirilmesini istiyorum. Torunlarımızın da bizim gibi Kıbrıs sorunlarıyla yaşamasını istemiyorum. Sandıktan ‘evet’ kararının çıkması için eğer imkan verilirse, gider Kıbrıs’ta konuşmalar yaparım.

KIBRIS’a 1964 yılında Türk savaş uçaklarının yaptığı müdahalede ilk bombayı attığını söyleyen Pilot Yüzbaşı Mehmet Karagöz, Annan Planı’na evet denilmesi gerektiğini söyledi. Şimdi 73 yaşında olan ve emeklilik günlerini Antalya’da geçiren Karagöz, Kıbrıs’ı Türkiye’nin sırtındaki kambur olarak nitelendirdi, ‘40 yıldır bu sorun çözülmedi. İlk kez böyle bir fırsat yakaladık. Bu fırsatın değerlendirilmesini istiyorum. Torunlarımızın da bizim gibi Kıbrıs sorunlarıyla yaşamasını istemiyorum’ dedi. Kıbrıslı Türkler’in kendi ayaklarının üzerinde durması için Annan Planı’nı onaylaması gerektiğini ifade eden Karagöz, ‘Sandıktan ‘evet’ kararının çıkması için eğer imkan verilirse, gider Kıbrıs’ta konuşmalar yaparım. Güney Kıbrıslı Rumlar’ın ve Kuzey Kıbrıslı Türkler’in 24 Nisan’daki referandumda ‘evet’ oyu kullanacaklarına inanıyorum’ diye konuştu.

KÖYLERİ BOMBALADIM

Diyarbakır 181’inci Filo’da görevli Yüzbaşı iken 7 Ağustos 1964’te 4 savaş uçağı olarak havalandıklarını anlatan Karagöz, ‘Bir gece önce İncirlik Üssü’ne konuşlanmıştık. Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İrfan Tansel’in emriyle havalandık. Paşiyama Köyü’nü vurmamız söylenmişti ve 5 dalış yaparak verilen emri yerine get
irdik. Aynı gün 15.00 sıralarında ikinci kez havalanarak, bir kaç Rum gemisini batırdık’ diye konuştu.

TOPEL ŞEHİT OLDU

Karagöz, kendisinden yaklaşık 30 dakika sonra havalanıp şehit olan Cengiz Topel’in kendisinde derin üzüntü yarattığını belirtti, şunları söyledi: ‘Görevi tamamlayıp, İncirlik’e geri döndük. Bizden sonra yurdun çeşitli illerinden uçaklar Kıbrıs’a gitmiş. Cengiz Topel de Konya’dan havalanan ekipte yer alıyordu. Biz görevimizi tamamlayıp dönünce, 2’nci Hava Kuvvet Komutanı Tuğgeneral Emin
Alpkaya’dan bir askerimizin şehit olduğu haberini aldık. Konya ekibinde bulunan Cengiz Topel’in, uçağı düşmeden önce paraşütle atladığını, ancak yine de kurtulamadığını öğrendik’ dedi.

1 GÜNLÜK HAREKÁT

Harekatın bir gün sürdüğünü belirten Karagöz, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında ise Yarbay rütbesinde olduğunu, Albay rütbesine yükseldikten sonra da Hava Kuvvetleri’nde 5 yıl uçuş öğretmenliğinin ardından emekli olduğunu ifade etti.

O günlerde neler olmuştu

6-11 Ağustos 1964: Rumlar, Türklere karşı tekrar saldırıya geçti. Tillirga, Mansura ve Koççira bölgelerinden kaçan Türkler, Erenköy’e sığındı. Buradaki Türkler, büyük bir direnişe başladı. 8-11 Ağustos’ta Türk uçakları, Erenköy’deki Rum birliklerini bombaladı. 8 Ağustos günü, Pilot Yüzbaşı Cengiz To
pel şehit oldu. 11 Ağustos’ta ateşkes ilan edildi.

Hürriyet’i saklamış

Emekli Albay Mehmet Karagöz, o tarihte Hürriyet Gazetesi’ne manşet olan haberi, evinde çerçeveleterek saklamış. Gururla gösteriyor ama biraz hüzünlü; ‘Kıbrıs’ın kurtuluşu için ilk bombayı attım. Ancak, savaş kararı TBMM’den geçmediği için Gazi unvanı verilmedi. Bu her zaman içimde bir ukde olarak kaldı.’

HURRIYET 20/04/2004

Referandum öncesi son buluşma

Uğur ERGAN / ANKARA

KIBRIS’ta tarihi referandum öncesi Türkiye ve Yunanistan Başbakanları yarın Saraybosna’da bir araya gelecek. İki ülke başbakanları Tayyip Erdoğan ve Kostas Karamanlis, Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci HÜkümet ve Devlet Başkanları toplantısına katılmak üzere bugün Saraybosna’ya gidecek. Edinilen bilgiye göre, iki lider yarın Saraybosna’da buluşacak. Erdoğan’ın Karamanlis’ten, hükümetinin tavrını net olarak ortaya koymasını isteyebileceği belirtildi.

HURRIYET 20/04/2004

1 Mayıs’ta Enosis’i şampanya ile kutlarız

RUM Kesimi’nin en kıdemli piskoposu olan Baf Metropoliti Hrisostomos, ‘1955 - 1959 EOKA mücadelesiyle mümkün olmayan Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleştirilmesi (ENOSİS) ülkülerini, 1 Mayıs’ta gerçekleştireceklerini’ belirterek, ‘Enosis’i şampanyayla kutlayacağız’ dedi. Filelefheros Gazetesi’nin haberine göre, Hrisostomos, şu açıklamayı yaptı: ‘1 Mayıs’ta Avrupa’ya gireceğimizden eminim. 1955 - 1959’da başaramadığımız anavatanla birleşmeyi Avrupa aracılığıyla gerçekleştireceğiz. 1955 - 1959 Baf mücadecilerini ayinden sonra saat 10.00’da metropolitliğe davet ettim. Çünkü metropolitliğin buzlukları şampanyalarla dolu ve onları açıp Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesini kutlayacağız.’

HAYIR’A CENNET VAADİ

Rum kesiminde etkili olan papazlar pazar ayinlerinde, ‘Evet derseniz cehenneme, hayır derseniz cennete gidersiniz’ mesajı verdi. Papazlar, Annan planının Türklerin istediklerini yerine getirdiğini ve adanın ikiye bölüneceğini ve Rumların haklarının yendiğini savundu.

HURRIYET 20/04/2004

AB’den tarih için bizi feda ettiler

Mustafa SAĞIROĞLU/Ömer BİLGE

İktidardalar diye bize egemen olmadığımızı hatırlatmalarını asla kabul edemeyiz. Egemen değilseydik bizi niye tanıdınız? Büyükelçinizi niye gönderdiniz? Bizi yaralamayın, gücümüze gidiyor. Bir Kardak kayalığı için savaşa hazırlanan Türkiye bunu yapmamalıydı.

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün ‘Portakal dahi satamıyorlar bu nasıl egemenlik’ şeklindeki sözlerine sert karşılık verdi ve AKP Hükümeti’nin AB’den tarih alabilmek için Kıbrıs’ı ucuza terk ettiğini söyledi. Denktaş, ‘İktidardalar diye bize egemen olmadığımızı hatırlatmalarını asla kabul edemeyiz. Egemen değilseydik bizi niye tanıdınız, büyükelçinizi niye gönderdiniz? Bizi yaralamayın gücümüze gidiyor. Bir Kardak kayalığı için savaşa hazırlanan Türkiye bunu yapmamalıydı’ dedi.

ANKARA DA BİZİ AZINLIK GÖRÜYOR

Ankara’nın kendilerine haksızlık yaptığını belirten Denktaş, şöyle konuştu:

‘Egemenlik için mücadele, ‘Kıbrıs’ın meşru hükümetiyim’ diye diye tüm Kıbrıs’a sahip çıkmaya çalışan Rum tarafının tüm Kıbrıs’a sahip çıkma hakkı olmadığını gür sesle savunmakla, bu iddiada bulunanlarla masaya oturmamakla olur. Biz Türkiye’nin siyaseti nedeniyle devamlı surette masaya oturduk. Rum tarafı bizi ‘azınlık’ olarak yansıttı ve egemen olmadığımızı yaydı. Mecburen biz masaya oturdukça dünya bizi ‘meşru hükümetten haklar almak isteyen bir azınlık taraf’ olarak değerlendirdi. Şimdi bakıyorum, Türkiye de bu değerlendirmeye katılıyor. Bunlar bizi üzüyor.’

Türkiye hükümetinin bu tür yaklaşımlarının üzücü olduğunu belirten ve ‘Egemen değilseydik Türkiye niye bizi tanıdı, niye büyükelçisini gönderdi’ diye soran Denktaş, Türkiye’nin AB’den tarih almak için ‘Kıbrıs’ı feda ettiğini’ ileri sürdü. Denktaş, bugüne kadar sürekli Türkiye’nin izlediği siyaset çerçevesinde masaya oturduğunu belirterek, ‘Malını mülkünü satamıyorsun, futbol oynayamıyorsun, bu ne biçim egemenlik demesi, kabul edilemez bir durum. Kıbrıs elden gidiyor. Bu Türk ulusu için bir şey ifade etmez ise açıkça bunu TBMM’de bütün partilerden duymak istiyoruz. Bir parti iktidarda diye bizi egemen kabul edilmemeyi asla kabul edemeyiz. Şehitlerimiz egemendir. Mezarlarımız egemendir’ dedi.

GİRİT GİBİ ÇOK AĞLARSINIZ AMA...

23 Nisan etkinlikleri nedeniyle Türkiye’den gelen çocukları kabulünde konuşan Denktaş, TBMM’den ve diğer partilerden ses istedi, ‘Gücümüze gidiyor, üzülüyoruz, ağlıyoruz. Çok yazık ediyorlar. Sonrada ‘ah Girit’ dedikleri gibi Kıbrıs için ağlayacaklar ama çok geç olacak’ diye konuştu.

Portakal örneğine kırıldı

En zor anlarda bile serinkanlılığını korumasıyla tanınan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, ‘Bu güne kadar bir kasa portakal bile satamadılar’ sözüne hem kırılmış, hem de sinirlenmiş. Denktaş’ın bu hali, 23 Nisan çocuklarını kabulünde çektirdiği fotoğrafa da yansımış. Köpeği Boncuk’un varlığı bile sinirlerini yatıştıramamış.

HURRIYET 20/04/2004

Papadopulos Türkiye'den güvence istedi

Rum Lideri Papadopulos, Time dergisinde yayınlanan şöyleşide Annan Planı ile Rumların sağladığı bazı yararların gerçekleşmesinin uzun zaman alacağını, Kıbrıslı Türklerin kazanımlarının ise referandundan "evet" çıkmasından sadece 48 saat sonra gerçekleşeceğini savunarak BM Güvenlik Konseyi veya diğer kuruluşlardan yada başka ülkelerden güvence istedi.

Rum Lideri Tasos Papadopulos, Türkiye'nin taahhütlerini yerine getireceği konusunda BM Güvenlik Konseyi veya diğer kuruluşlar yada başka ülkelerden güvence istedi.

Tasos Papadopulos, Time dergisinin Avrupa baskısında yayımlanan şöyleşide Annan Planı ile Rumların sağladığı bazı yararların gerçekleşmesinin uzun zaman alacağını, Kıbrıslı Türklerin kazanımlarının ise, referandundan "evet" oy çıkmasından sadece 48 saat sonra gerçekleşeceğini savundu.

Böylece Rumların Annan Planı ile "umut satın aldıklarını" savını tekrarlayan Papadopulos, "Türk tarafının bağlayıcı taahhütleri üstlendiği"ne dikkat çekilmesi üzerine "Bu taahhütlerin yerine getirileceği güvencesini istiyorum" karşılığını verdi.

Papadopulos, ne gibi güvencelerin istediğine ilişkin soruyu yanıtlarken de güvencelerin BM Güvenlik Konseyi veya başka kuruluşlar yada başka ülkelerce verilebileceğini söyledi.

HURRIYET 20/04/2004

Rauf Denktaş: Erdoğan ile kavgam yok

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir kavgasının olmadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye'den gelen Şehit Anneleri Derneği veYeniden Müdafai Hukuk Hareketi Derneği heyetini kabulü sırasında, heyetteki bir kadının Başbakan Erdoğan'ı eleştirmesine müdahale ederek, ''Benin başbakanla kavgam yok'' dedi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, şunları söyledi:

''Bu mevkilerde görüş ayrılığı olabilir. O da kendi görüşüne göre millete hizmet için öyle yapıyor. Biz de kendimiz, hataları ve yanlışları, zararlı olacak kısımları göstermeyi görev biliyoruz. Bu kavgalı olduğumuz anlamına gelmez. Çünkü bu biz Türkiye'siz olamayız. Türkiye için de Kıbrıs önemli bir güvenlik sorunudur. İnşallah iyi bir netice alırız.''

Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs Rum kesiminde 18-24 yaş arasındaki gençlerin yüzde 70'inin Annan Planı'nı istemediğini ve oldukları gibi AB'ye girmek istediğini belirterek, Türk tarafındaysa 18-24 yaş grubunun yüzde 70'lerde de AB'ye Rumlarla birlikte girmek için ''evet'' dediğini kaydetti.

AKEL'İN TUTUMU

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum komünist AKEL partisinin, BM Güvenlik konseyinden güvenceler konusunda karar çıkmasını istediği anımsatılarak görüşlerinin sorulması üzerine, AKEL'in istediği güvencelerin verilmesi halinde, Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki haklarının ortadan kalkacağını söyledi.

AKEL'in, plana ''hayır diyelim'' dediğinde bir pazarlık yaptığını ve taktik olduğunu ve Rum tarafından ''evet'' çıkacağını söylediğini kaydeden Denktaş, hala aynı görüşte olduğunu belirtti.

''AKEL kozunu çok iyi oynamıştır'' diyen Denktaş, şöyle konuştu:

''Bizim gibi talep ettiğinin yarısını bile almadığı, olmazsa olmazlar dediği şeylerin hiç birini almadığı halde, aldıklarını büyük zafer, büyük bayram, büyük başarı olarak takdim ederek pazarlık gücünü yitirmedi. 'Gelmeyeceğim, hayır diyeceğim' diyerek muazzam bir pazarlık yürüttü. Eğer, bunların istediği güvenceyi Güvenlik Konseyi verirse o zaman Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki, Annan planında göründüğü kadarıyla bile varolan garantörlük hakkı, hiçbir etkisi yoktur bence, o bile bütünüyle ortadan kalkmış olacak.''

Rumların mücadelesinin Avrupa Birliği yoluyla Kıbrıs'a sahip çıkmak olduğunu belirten Denktaş, ''Annan planı bunu kendilerine veriyor. Yolu daha da rahatlatmak, daha da genişletmek, daha da kati şekle sokmak için pazarlık güçlerini çok akıllıca kullanıyorlar'' dedi.

Denktaş, ''Rumların pazarlık formülüne imrendiğini'' ifade ederek,''Bizimkilere de bakınca hayretler içinde kalıyorum. Biz masaya oturmadan her şeyi teslim edeceğimizi söyleyerek oturuyoruz. Böyle pazarlık ben ömrümde görmedim'' diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Türk basınının gerçekleri Türk kamuoyuna doğru aktarmasını da isteyerek, Yeşilırmak bölgesini ziyareti sırasında iki kişinin yaptığı tepkinin yanlış aktarıldığını ve Türk kamuoyuna yanlış bilgi verildiğini söyledi. Denktaş, Yeşilırmak'tan ''hayır'' intibasıyla ayrıldığını belirtti.

(aa)

HURRIYET 20/04/2004

Rum kesiminde 479 bin kişi oy kullanacak

Kıbrıs Rum kesiminde, 24 Nisan'da yapılacak referandumda 479 bin 551 seçmen oy kullanacak.

24 Nisan Cumartesi günü Annan planı için yapılacak referandumla ilgili hazırlıkların, Rum tarafında tamamlanmak üzere olduğu açıklandı. Rum resmi makamlarının açıklamasına göre, referandumda toplam 479 bin 551 Kıbrıslı Rum seçmenin ''evet'' veya ''hayır'' oyu kullanacak.

Oy verme işlemi sabah saat 07.00 de başlayacak ve saat 17.00'de sona erecek. Oy verme işlemine, öğle üzeri bir saat ara verilecek. KKTC'deyse seçmen listesi yarın kesinleşecek. Referandum sonuçlarının, oy verme işleminin tamamlanmasından bir saat sonra açıklanması bekleniyor.

REFERANDUM GÜNÜ YAĞIŞLI GEÇECEK

Annan planının referanduma sunulacağı Kıbrıs'ta, 24 Nisan Cumartesi günü havanın, parçalı çok bulutlu ve yer yer sağanak yağışlı olacağı bildirildi.

Alçak Basınç Sistemi'nin etkisi altına girecek KKTC'de bugünden itibaren yağış bekleniyor. Cumartesi gününe kadar devam edecek yağışın bugün hafif, Çarşamba gününden itibaren de gök gürültülü sağanak şeklinde olacağı tahmin ediliyor.

KKTC Meteoroloji Dairesi'nin 20-26 Nisan tarihlerini kapsayan raporuna göre, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde hava, 20-26 Nisan tarihleri arasında alçak basınç sistemiyle periyodun ilk yarısında serin diğer yarısındaysa ılık ve nemli hava kütlesinin etkisi altında kalacak.

Yarın hava çok bulutlu ve yer yer hafif, Çarşamba günü parçalı çok bulutlu sağanak veya gök gürültülü sağanak, 22-23 Nisan tarihlerinde parçalı çok bulutlu ve yer yer sağanak, 24 Nisan Cumartesi günü de parçalı çok bulutlu ve yer yer sağanak yağmurlu olacak. 25 Nisan Pazarile 26 Nisan Pazartesi günleriyse parçalı bulutlu geçecek.

Hava sıcaklığı genellikle mevsim normalleri civarında, serin hava kütlesinin etkili olduğu günlerdeyse biraz altında seyredecek. En yüksek hava sıcaklığı 22-25, Perşembe ve Cuma günleriyse 19-21 derece dolaylarında seyredecek.

Rüzgar, periyodun ilk yarısında Güney ve Batı, ikinci yarısında da Kuzey ve Doğu yönlerinden orta kuvvette, periyodun ilk günlerindeyse kuvvetli ve yer yer kısa süreli fırtınalı olacak.

(aa)

HURRIYET 20/04/2004

AB'den uygulama güvencesi

 

AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Javier Solana, Annan Planı'nın reddedilmesi halinde sorunun çözümü için uzun bir süre yeni bir girişimin olmayacağının iyi anlaşılması gerektiğini savunarak "Avrupa (AB) planın uygulanmasını ve tarafların yükümlülüklerine sadık kalmalarını sağlamak için katkıda bulunacak" dedi.

AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, eski NATO Genel Sekreteri Javier Solana, Annan Planının reddedilmesi halinde sorunun çözümü için uzun bir süre yeni bir girişim olmayacağının iyi anlaşılması gerektiğini savunarak "Avrupa (AB) planın uygulanmasını ve tarafların yükümlülüklerine sadık kalmalarını sağlamak için katkıda bulunacak" dedi.

Javier Solana, International Herald Tribune gazetesinde yayınlanan "Avrupa, barışın kalıcı olmasını sağlayabilir" başlıklı yazısında 1 Mayıs'ın Kıbrıs'ın Avrupa ile bir randevusu olduğunu ancak bundan önce Kıbrıslıların 24 Nisan'da birbiriyle randevularının bulunduğunu belirtti.

Birleşik veya bölünmüş bir ada olarak AB'ye girme kararının Kıbrıslılara ait olduğunu kaydeden Solana, yazısında özellikle Annan Planının reddedilmesinin Kıbrıs'a faturasının ne olacağı üzerinde durdu. Annan Planının reddedilmesi halinde uzun bir süre yeni bir girişimin olmayacağının iyi anlaşılması gerektiğini vurgulayan Solana, AB'nin Annan Planının uygulanması konusundaki rolüne değinirken de şöyle dedi:

"Kıbrıslılar çözüm planını kabul etmeye karar verirse, uygulaması, AB'den önemli bir çabayı gerektirecek. Avrupa bu zorluluğun karşısında gerekeni yapacak. Avrupa'nın mimarinin ilkeleri olan özgürlük ve adalet, güvenlik ve dayanışmaya saygı duyulacak. Avrupa, planın uygulanmasını ve tarafların yükümlülüklerine sadık kalmalarını sağlamak için katkıda bulunacak."

(ANKA)

HURRIYET 20/04/2004


Ecevit’ten Denktaş’a destek ziyareti

 

DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Kıbrıs’taki referandum öncesi Rauf Denktaş’a destek vermek amacıyla Kıbrıs’a gitti.

 

İstanbul
NTV-MSNBC

   

20 Nisan 2004— KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat da, Ecevit ve eşi Rahşan Ecevit’le aynı uçakta, Türkiye’den Ada’ya gitti. Geçitkale havaalanında Ecevit’i karşılayanlar, Talat’ı, sırtlarını dönerek protesto etti.

 

Bülent Ecevit, eşi Rahşan Ecevit ile Kıbrıs Türk Havayolları’na ait bir uçakla, KKTC’ye gitti.
Atatürk Havalimanı’nda açıklama yapan Ecevit, “Kıbrıs’ta, gerek Kıbrıs Türkleri açısından, gerekse Türkiye açısından çok kaygı verici oluşumlar yer alıyor” diye konuştu. Türk Barış Harekatı’ndan önce Kıbrıs’ta sürekli çatışma olduğunu, Rumların Türklere saldırdığını anlatan Ecevit, harekattan sonraki 30 yıllık süreçte ise kesintisiz barışın yer aldığını söyledi.


"UMUTSUZLUK YARATILDI"
Ecevit, “Son bir yıldır Kıbrıs’ta aleyhte bir propaganda işlendi, gençler orada ambargoya karşı hakça bir mücadele vermeliydi. ABD ve AB Türk gençlerine umutsuzluk havası yaratmak için çabaladılar” dedi.
Ecevit, Başbakan Erdoğan’ın Denktaş’ile ilgili sözlerine ise “Sayın Erdoğan’ın ithamları son derece çirkin ve yakışıksız. Denktaş gibi tüm ömrünü Türk ulusunun gelişmesine adamış biri için söyledikleri bağışlanmaz” dedi.
Bir gazetecinin “Referandumdan hayır mı, evet mi çıkar? Hangi
si daha yakın?” şeklindeki sorusu üzerine Ecevit, “Hayır mı, evet mi hayırlı olur, kimse bilemiyor. Eşi görülmemiş bir süreç başlatıldı. Kimsenin olumlu ya da olumsuz bir beklenti göstermesi mümkün değil” diye konuştu. Kıbrıs’taki son durumu görmek için Ada’ya gittiğini kaydeden Ecevit, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de ziyaret edeceğini sözlerine ekledi.

TALAT’A SIRT DÖNEREK PROTESTO
Bu arada Geçitkale havaalanında protesto edilen KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, yaptığı açıklamada, “Türkiye’den gelen grupların, Ada’da eylem yapmalarına karşı olduğunu söyledi.

Güney Kıbrıs hazırlıkları tamamlıyor

24 Nisan Cumartesi günü Annan planı için yapılacak referandumla ilgili hazırlıkların, Rum tarafında tamamlanmak üzere olduğu açıklandı.

AA

20 Nisan 2003— Kıbrıs Rum kesiminde, 24 Nisan’da yapılacak referandumda 479 bin 551 seçmen oy kullanacak.

Rum kesiminde oy verme işlemi sabah saat 07.00 de başlayacak ve saat 17.00’de sona erecek. Oy verme işlemine, öğle üzeri bir saat ara verilecek. KKTC’deyse seçmen listesi yarın kesinleşecek. Referandum sonuçlarının, oy verme işleminin tamamlanmasından bir saat sonra açıklanması bekleniyor.

Annan raporu BM’den onay bekliyor

 

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan Kıbrıs konusunda hazırladığı raporu Güvenlik Konseyi üyelerine sundu.

 

New York
AA

   

19 Nisan 2004— Annan, Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporunda, Konsey’in Kurucular Anlaşması’na destek vermesini, Kıbrıs’a silah satışını yasaklamasını ve Ada’da oluşturulacak yeni BM barış gücü operasyonlarının görev yönergesinin onaylanmasını istedi.

 

Annan’ın bu isteği, 31 Mart’ta tarafların davet edilmesiyle nihai hale ulaştırılan planın gereği olarak Konsey’e sunuldu.
Eğer Kurucular Anlaşması herhangi bir nedenle yürürlüğe girmezse, Konsey’den istenen kararların içinin boş kalacağını belirten Annan, Ada’daki yeni BM barış operasyonu yönergesiyle ilgili isteklerini sıraladı.

ANNAN’IN İSTEKLERİ
Raporunda, Kıbrıs’a silah satışının Konsey tarafından yasaklanmasını isteyen Kofi Annan, plan uyarınca Ada’daki askeri güçlerin çekilmesi, yerel güçlerin ve polis kuvvetlerinin dağıtılmasının gözlenmesi ve teyit edilmesinin de BM barış gücü yönergesinde yer almasını istedi.
BM Genel Sekreteri, yeni BM barış gü
cünün Ada’da hareket özgürlüğü olmasını isteyerek, bunun 2 bin 500 asker, 750 polis memuru ve Kıbrıslı Türkler ile Rumların yanı sıra başka ulusların da katılımıyla önemli miktarda sivil çalışandan oluşmasını talep etti.

ANNAN’DAN BM GÜCÜ İÇİN ONAY

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, BM Güvenlik Konseyi’nin talebi ve 31 Mart’ta son hali verilen plan çerçevesinde silahlanması yasaklanan Kıbrıs’ta görev alacak yeni BM Operasyon Gücü için gerekli yetki iznini onayladığı kaydedildi.
BM Güvenlik Konseyi tarafında
n talep edilen bu karar çerçevesinde kurulacak görev gücünün referandum sonrasında anlaşmanın herhangi bir sebeple uygulamaya girmemesi ya da ertelenmesi durumunda da bir olasılık ordusu olarak görev yapacağı kaydedildi.

RAPOR ‘DENGELİ’ BULUNDU

BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs Raporu “dengeli” bulundu. BM çevreleri, Annan’ın merakla beklenen raporunu Güvenlik Konseyi’ne sunmasının ardından yaptıkları açıklamada, raporun genel olarak “dengeli” olduğu değerlendirmesinde bulundular. Türk ve Rum taraflarıyla garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere yetkililerinin rapor üzerindeki inceleme ve değerlendirmelerini sürdürdüklerini belirten BM kaynakları, Annan Raporu için genelde olumlu değerlendirme yapılabileceğini ifade ettiler.

AKEL’İN KARARI MERAK KONUSU
Güvenlik Konseyi’nden güvence gelmesi durumunda referandumda “evet” oyu verebileceklerini açıklayan Rum AKEL partisinin Annan’ın bu kararına nasıl tepki vereceği henüz bilinmiyor.

Denktaş: Kan içmeye gelecekler

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, “1 Mayıs’ta Enosis gerçekleşince şampanyaları patlatacağız” diyen Baf Metropoliti’ne sert tepki gösterdi. Denktaş, “Bugün şampanya içen papazlar, kan içmek için gelecekler” dedi.

 

Lefkoşa
NTV

   

20 Nisan 2004 — Denktaş, “Fazla abartıyorsam özür dilerim ama bu böyle” diye de ekledi.

 

Cumhurbaşkanlığı konutunda şehit annelerini kabul eden Denktaş, gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Rum kesiminin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden çıkarmak istediği kararı değerlendiren Denktaş, Güvenlik Konseyi’nin bu güvenceyi vermesi halinde, Türkiye’nin Annan Planı’nda varolan güvenlik hakkının bütünüyle ortadan kalkacağını söyledi.

‘BAŞBAKAN İLE KAVGALI DEĞİLİZ’
Korktuğu ve endişe içinde olduğu için bu sözleri sarfettiğini belirten Denktaş, Kıbrıs’ın Türkiye’nin AB’den müzakere tarihi almasının önünde engel olduğu yaklaşımının yalan olduğunu ifade etti. Başbakan Erdoğan ile ilgili tartışmalara da değinen Denktaş, “Bu durum kavgalı olduğumuz anlamına gelmez” dedi.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan: Kıbrıs, artık bir barış adası haline gelmelidir

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, "Temennimiz odur ki, inşallah Kıbrıs'ta, Kuzey Kıbrıs'taki kardeşlerimiz ve Güney Kıbrıs'taki Rumlar ile aradaki uzun yıllara dayalı bu sıkıntı aşılsın ve Kıbrıs artık bir barış adası haline, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olarak gelsin" dedi.

Başbakan Erdoğan, "Güneydoğu Avrupa ülkeleri işbirliği süreci devlet ya da hükümet başkanları zirvesi"ne katılmak üzere Bosna-Hersek'in başkenti Saraybosna'ya hareketinden önce, Adapazarı'nda bazı ünitelerinin açılışını yaptığı Özel Ada Tıp Hastanesi'nde, geziye ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

Erdoğan, Saraybosna'da Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile görüşüp görüşmeyeceğine ilişkin soruya, "Şüphesiz, tabii ki, oraya gelenlerin hepsiyle görüşmelerimiz olacak" karşılığını verdi.

Görüşmelerin programlı olup olmadığının sorulması üzerine de Erdoğan, programlanan bir görüşme olmadığını, ancak görüşmelerde bulunacağını söyledi.

Erdoğan, bir başka soru üzerine, görüşmelerde Kıbrıs konusunun da gündeme gelebileceğini belirtti.

Başbakan Erdoğan, Kıbrıs görüşmeleri sırasında uygulanan "kazan-kazan" politikasının Balkanlar ve Kafkaslar'daki sorunlu bölgelerde de uygulanıp uygulanamayacağına ilişkin soru üzerine şunları kaydetti:

"Kıbrıs'ta alınacak netice çok önemli. Bu bakımdan hafta sonu yapılacak referandumun sonucu bizim için önem arz ediyor. Bu 'kazan-kazan' temelinde, yapmış olduğumuz bu çalışmalarda alacağımız netice inanıyorum ki, bundan sonra diğer komşu ülkelerde, bizlerin de etkinliğiyle farklı adımlara örnek teşkil edecektir. Bu konuda, gündemimizde olan ülkeler var. Bu konularda yardımcı olmaya çalışacağız.

Bizden yardım talep eden ülkeler var. Bu konuda devreye girmemizi isteyen ülkeler var. Temennimiz odur ki, inşallah Kıbrıs'ta, Kuzey Kıbrıs'taki kardeşlerimiz ve Güney Kıbrıs'taki Rumlar ile aradaki uzun yıllara dayalı bu sıkıntı aşılsın ve Kıbrıs artık bir barış adası haline, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olarak gelsin. Bunu arzu ediyoruz. Bu, birçok çözümün anahtarı olacaktır.

KIBRIS 21/04/2004

Alvaro de Soto: Annan'ın raporu bugün onaylanabilir

BM genel sekreterinin Kıbrıs özel danışmanı Alvaro de Soto, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporun bugün onaylanabileceğini söyledi. De Soto, cumartesi günü yapılacak referandum konusunda ise, ertelemenin mümkün olmadığını belirterek "tek tarafın talebiyle referandum ertelenmez" dedi

Birleşmiş Milletler genel sekreterinin Kıbrıs özel danışmanı Alvaro de Soto, genel sekreter Kofi Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporun bugün onaylanabileceğini söyledi. Alvaro de Soto, cumartesi günü yapılacak referandum konusunda ise, ertelemenin mümkün olmadığını belirterek, "Tek tarafın talebiyle referandumlar ertelenemez" dedi.

Referandumun ertelenmesi için tek bir tarafın talebinin yeterli olmayacağını söylen De Soto, referandumun 24 Nisan'da yapılmasına dört tarafın karar verdiğini ve hiç bir tarafın Bürgenstock'ta böyle bir erteleme talebinde bulunmadığını ifade etti.

Alvaro de Soto, Kıbrıslıların dile getirdiği endişelerin giderilmesi için genel sekreterin sunduğu raporun BM Güvenlik Konseyi'nde süratle onaylanmasını ve bu yolla Kıbrıslılara sinyal göndermesini istedi.

Alvaro de Soto, BM Güvenlik Konseyi'nde Kıbrıs karar tasarısı üzerindeki çalışmaların devam ettiğini belirterek, tasarının onaylanmasının bugün mümkün olabileceğini bildirdi. De Soto, BM Genel Sekreteri Annan'ın sunduğu rapor üzerinde uzmanlar düzeyinde çalışmaların sürdüğünü, ilerleyen saatlerde de istişarelerin yapılacağını belirtti ve "Tasarının onaylanması yarın (bugün) bile mümkün olabilir" diye konuştu.

De Soto, BM'nin avukatlık yapmasının söz konusu olamayacağını belirterek, liderlerin planın avantaj ve dezavantajlarını halklara kendilerinin (BM'nin) tercih ettikleri şekilde anlatmamalarından dolayı ortaya bazı korkuların çıktığını söyledi.

Rum AKEL partisinin referandumun ertelenmesi talebini yorumlayan De Soto, tek tarafın talebiyle bunun olamayacağını ifade etti.

Alvaro de Soto, 24 Nisan'da yapılacak referandumlar öncesinde dün akşam Ledra Palace Otel'de basın toplantısı düzenledi. Çok sayıda basın mensubunun izlediği basın toplantısını bazı televizyon kanalları canlı yayınladı.

Üç nokta

Alvaro de Soto, BM genel sekreterinin Güvenlik Konseyi'ne sunduğu Kıbrıs raporunda, bazı adımlar atılmasını istediğini kaydetti. Bunların "kuruluş anlaşmasının onaylanması, silah ambargosu konusunda bağlayıcı adımlar ve yeni bir Barış Gücü" olduğunu ifade eden De Soto, dile getirilen endişelere hak verdiklerini ve genel sekreterin konsey üyesi ülkelerle görüşerek referandum sonrasında değerlendirilmesini istediğini belirtti.

Güvenlik Konseyi'nin ön yargı yaratmaması ve Kıbrıslıların karar vermesinin son derece önemli olduğunu belirten De Soto, buna rağmen BM genel sekreterinin Güvenlik Konseyi'nden adımlar atmasını istediğini, çünkü birçok Kıbrıslı tarafından son derece önemli endişeler dile getirildiğini, bu endişelerde garanti, güvenlik olmayacağı, Annan Planı'nın hükümlerinin uygulanamayacağı gibi konular yer aldığını anlattı.

"Konseyin sinyal

göndermesi gerekiyor"

Alvaro de Soto, şöyle konuştu:

"BM Güvenlik Konseyi'nin özellikle önemli bir sinyal göndermesi gerekiyor. Kıbrıs halkına ve bu mesajda da gerekli önlemlerin ta baştan alınacağını söylemesi gerekiyor. Planda belirtilmiş adımlar atılacak, dolayısıyla bu planın uygulanabileceği belirtilecek. Tabii ki anlaşmanın taraflarına da Annan Planı'na tam bir uyumun sağlanması açısından mesaj gönderilmiş olacak. Bunu yaparak Kıbrıs halkının dileklerini yerine getirdiğimizi düşünüyoruz. Önemli olan bir şey var, BM Güvenlik Konseyi'nin hızlı hareket etmesi gerekiyor. Belki de referandumlardan önce hareket etmeli ki böylelikle onlar oylamaya giderken bazı teminatları da beraberlerinde götürebilsinler. Ama bu şu anlama gelmiyor: BM Güvenlik Konseyi Kıbrıslılardan önce bir şeyleri yapmak için harekete geçmiyor. Tam tersine hazırlanan tasarıda da bütün bunlar dile getiriliyor. BM Güvenlik Konseyi de bugün bu karar tasarısını ele alıyor. Adadaki her bir taraf planı kabul etmezlerse, atılan adımlar yani BM Güvenlik Konseyi tarafından koşullu olarak atılan adımlar geçerli olmayacak."

Sorular

BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, "BM ve diğerlerinin Annan Planı'nın uygulanacağına ve halklar için güvenliğin artırılacağına dair teminatlar vermesi, acaba bir açıdan BM'nin müzakereler sırasında bu teminatı vermekte başarısız olduğu anlamına mı gelir?"sorusuna karşılık "hayır kesinlikle öyle değil" dedi.

De Soto, planda endişelerin göz önünde bulundurulduğunu ve BM Güvenlik Konseyi'ne önemli bir rol öngörüldüğünü kaydederek, Güvenlik Konseyi'nin BM genel sekreterinin istekleri çerçevesinde bazı adımlar atması gerektiğini söyledi.

"Bazı korkular hâlâ mevcut"

Tarafların anlaşmayı onaylayarak verdikleri sözleri yerine getirmesini istediklerini belirten De Soto, bazı korkuların hala mevcut olduğunu, BM Güvenlik Konseyi'nin atacağı adımlarda bunları da göz önünde bulundurması gerektiğini vurguladı.

"Güvenlik Konseyi

hızlı hareket etmeli"

De Soto, "Rum tarafının görüşünü etkilemek açısından bu garantileri daha önce vermemekle BM bir şansı kaçırmış olabilir mi?" sorusunu yanıtlarken şunları söyledi:

"Bütün bunların ilgili olduğunu düşünmüyorum. Her zaman tahmin edilen bir şey vardı, bizler BM Güvenlik Konseyi'ne başvuracaktık. Müzakereler sona erince bu başvuru yapılacaktı ve nihai bir metin oluştuktan sonra zaten Güvenlik Konseyi'ne başvurulacaktı. Annan Planı'nın 2002'de sunulan ilk halinde bile bu mevcuttur. Biz BM Güvenlik Konseyi'nden mümkün olduğunca hızlı hareket etmesini istiyoruz çünkü bazı endişeler, korkular ortaya çıktı, dile getiriliyor. O yüzden siyasi açıdan değerlendirecek olursak sorunuzu şunu da dile getirmem gerekiyor.

"Avukatlık söz konusu olamaz"

BM'nin bir şekilde bir avukatlık yapması söz konusu olamaz. Böylesi bir rolü olamaz. Bizim umudumuz liderlerin zaten bunu yapması. En azından sunulmuş planı kısmi bir şekilde de olsa, özellikle de avantajlarını ve dezavantajlarını aynı şekilde halklara anlatmış olmaları. Bunun başarısız olmasından dolayı ya da en azından bizim tercih ettiğimiz şekilde yapılmamış olmasından dolayı bazı korkuların ortaya çıktığını görüyoruz. Bu korkuların bazıları aslına bakarsanız çok fazla dile getiriliyor. Bu açıdan değerlendirdiğiniz zaman böyle bir ihtiyacın ortaya çıkması, bu sorunların ele alınması, mümkün olduğunca kısa sürede yapılması, dikkat çeken bir nokta haline geliyor."

Tasarının onaylanması

yarın (bugün) bile mümkün

Alvaro de Soto, BM Güvenlik Konseyi'nin tasarıyı referandumdan önce kabulünün mümkün olabileceğini açıklayarak, konseyin bugün (dün) uzmanlar düzeyinde bir toplantı yapacağını, ardından resmi olmayan büyükelçiler düzeyince istişareler gerçekleşeceğini, tasarının oylanmasının yarın (bugün) bile mümkün olabileceğini söyledi.

"Erteleme için tek tarafın

talebi yeterli değil"

AKEL'in referandumun ertelenmesi talebini değerlendirmesi istenen De Soto, "Böyle bir fikir bir kaç gün önce dile getirildi ancak köprünün altından o zamandan beri çok sular aktı. Bu son zamanlarda dile getirildi. Her koşulda anlaşma nihai noktaya geldi, bu tarihe dört taraf karar verdi. Bürgenstock'ta kimse böyle bir erteleme istemedi" diye konuştu.

De Soto, referandumun erteleme için tek bir tarafın talebinin yeterli olmayacağını ifade etti.

BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan karar tasarısında kullanılan dilin çok dikkatli seçildiğine ve bunun BM tarafından uygulanışının son derece önemli olduğuna işaret eden De Soto, "Zannederim BM bu noktada son derece aktif olacaktır. Hatta çok aktif davranacağını düşünüyorum. Zaman zaman bazıları bunu 'müdahaleci' diye de değerlendirebilir, ancak bu bir fark yaratacaktır. Özellikle de siyasi isteklilik olduğu zaman böyle bir anlaşmanın yapılması açısından..." dedi.

De Soto, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasıyla çok yakından ilgilendiğini de vurgulayarak, yapılması gereken her şeyin yapılacağını belirtti.

Planda değişiklik için taleple karşılaşmadıklarını, zaten bunun için çok geç olduğunu kaydeden De Soto, teknik çalışmaları tamamladıklarını, büyük değişikliğin söz konusu olamayacağını bildirdi. Her şeyin yerli yerinde olması, anlaşmanın yürürlüğe girmesi için çalışmaların sürdüğünü, federal yapılar ve personelin çok önem taşıdığını anlattı.

Rahatsız eden haberler

BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, çalışanların işlerini, emeklilik haklarını kaybedecekmiş gibi bazı haberler gördüklerini kaydederek, "Bütün bu haberler bizi çok fazla rahatsız etti bu noktada ve konuyla ilgili endişeleri de gidermeye çalıştık zaten" diye konuştu.

İlk gün ne olacağı çok açık

"Her iki taraftan da evet çıkarsa ilk gün ne olacak?" sorusuna karşılık De Soto, bu gibi soruların yanıtının zaten açık şekilde Annan Planı'nda yer aldığını söyledi. "Plana bakın her şeyi göreceksiniz" diyen De Soto, soru işareti kalmadığını, anlaşmanın birinci gününde ne olacağını herkesin çok iyi bildiğini, açık şekilde uygulanacak bir takvimin söz konusu olduğunu belirtti.

De Soto, referandumlardan evet çıkması durumunda BM Barış Gücü'nün asker sayısının 3 katına çıkarılacağının doğru olup olmadığı ve referandumun ardından ara bölgenin ortadan kalkacak olması nedeniyle halka ne gibi tavsiyelerde bulunacağının sorulması üzerine, "Kutlamaktan başka ne yapacakları konusunda mı!" diye espri yaptıktan sonra BM Barış Gücü askerlerinin şimdiki sayısının iki katına çıkarılacağını, polisin sayısının 10 ile çarpılacağını ve bunlara destek olarak başka polis güçlerinin de bulunacağını söyledi. De Soto insanların hayatlarına devam etmeleri gerektiğini ifade ederek, geçiş dönemlerinin kolay olmayacağını belirtti ve bu konuda Almanya'nın önemli tecrübeleri bulunduğuna işaret etti.

UNFICYP, tarihe karışıyor

Tasarının kabul edilmesiyle adadaki BM barış gücü UNFICYP de tarihe karışacak.

BM kaynakları, Kıbrıs'taki yeni BM barış gücünün adının UNSIMIC (United Nations Settlement Implamantation Mission in Cyprus) olacağını belirterek, üzerinde çok konuşulan silah ambargosunun geçerli olabilmesi için, BM Şartı'nın zorunluluk esasına dayanan 7. bölümüne atıf yapıldığını kaydediyorlar.

Annan Planı'nın silah ambargosu bölümünü eleştiren çevrelerin iddiasının tersine, silah ambargosunun daha önce de 7. bölüme atıf yapılarak kabul edildiğini belirten BM kaynakları, plan uyarınca öngörülen silah ambargosunun sadece taraflardan birine yönelik değil, uluslararası topluluğa yönelik olduğu ve adada silah ihracat ve ithalatının yasaklanmasının amaçlandığının altını çiziyorlar.

Annan raporu uyarınca, silah ambargosu ve yeni BM barış gücü görev yönergesinin dışında, "Kurucular Anlaşması"nın onayı da BM'yi bekliyor.

BM'nin yeni anlaşmayı onayının, referandumlardan "evet" çıkarsa olacağı kaydediliyor.

Hem iki tarafın yararı

hem de fedakarlıkları var

"BM'nin hâlâ iki evet aradığının belirtilerek, itirazlar varken ve planın ertelenmesi talepleri bulunurken planın referanduma götürülmesinin doğru olup olmadığı" sorusu üzerine De Soto, planı referanduma götürenin BM'nin değil liderlerin taahhüdü olduğunu belirtti, şahsi umudunun halkların planı onaylaması olduğunu söyledi. Planın avukatlığına soyunmadıklarını yineleyerek, ancak insanların planı, en azından 16 sayfa tutan kuruluş anlaşmalarını objektif olarak okuyup değerlendirdiklerini umduğunu ifade eden De Soto, olayın özünün bu maddelerde bulunduğunu söyledi. De Soto iki tarafın da hem yararına olan hem de fedakarlık yaparak uzlaştıkları noktalar bulunduğunu söyledi.

Süreç boyunca yapmaya çalıştıklarının Kıbrıslıların dileklerini yorumlamak ve iki taraf arasında köprüler kurmak olduğunu söyleyen De Soto, ertelenme konusunda ise, bazı kesintilere rağmen dört yıldır planla ilgili görüşmeleri sürdürdüklerini anımsattı. Tarafların üzerinde görüşmeyi kabul ettikleri planın sadece liderlerin değil halkların da önüne geçtiğimiz yılın Şubat ayında konulduğunu anlatan De Soto, bunu çalışmak ve okumak için üzerinden 13 aylık bir zaman geçtiğini söyledi.

Alvaro de Soto, planın BM Güvenlik Konseyi tarafından güçlü bir şekilde desteklendiğini, AB'nin de planı bağdaştırmayı kabul ettiğini, 2003 Şubat'tan bu yana planın iki tarafın da istemleri yönünde çok geliştirildiğini söyledi.

De Soto, plana bakıldığında Güvenlik Konseyi'nin adada öngördüğü çözüm vizyonuna da uyduğunu ifade etti.

"İnsanlar, işleri konusunda endişe etmesin"

Rum halkından bazı kesimlerin, polislerin, memurların, Merkez Bankası çalışanlarının planın uygulanması sırasında işlerine ne olacağıyla ilgili endişelerinin bulunduğunun belirtilmesi üzerine, prensip olarak insanların işlerini kaybetmeyeceklerini, kazanılmış hakların da kaybedilmeyeceğini belirterek, federal ayarlamalarda buna dikkat edildiğini, bu konudaki aksine iddiaların doğru olmadığını söyledi. De Soto, kimsenin bu konuda kendini güvensiz hissetmemesini istedi. De Soto, federal hükümette çalışacakların da iş güvenlikleri konusunda rahatsız olmamalarını istedi.

Kıbrıs'taki tarafların referandum alışkınlıkları olmadığını, belki de hayatlarında ilk kez partilerin bulunmadığı bir olayda karar vereceklerini kaydeden De Soto, referandumun büyük bir disiplin ve liderler açısından da sorumluluk gerektirdiğini ifade etti.

Türkler "evet" Rumlar "hayır" derse...

De Soto, yabancı bir gazetecinin, referandumdan Türk tarafından "evet" Rum tarafından ise "hayır" çıkması durumunda Türklerin cezalandırılmaması gerektiği yönündeki açıklamasına yorumunun sorulması üzerine, Verheugen'in ayrıca bu konuda Avrupa Komisyonu'na önerilerde bulunacağını söylediğini belirterek, bunun kendi elinde bir konu olmadığını ve spekülasyon yapmasının yanlış olacağını ifade etti.

BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, başka bir soru üzerine anlaşmanın iki kesimli, iki toplumlu federal bir çözümü ve tek bir uluslararası varlık, egemenlik ve vatandaşlığı içerdiğini kaydederek, ayrılma, bölünme veya başka bir ülkeyle birleşmenin mümkün olmadığını, iki taraf arasındaki siyasi eşitliğe de önem verildiğini ifade etti. İnsanların önünde bulunan planın iki tarafın da istediği ve desteklediği şeyleri içerdiğini kaydeden De Soto, planın reddedilmesi halinde başkentlerde ve Güvenlik Konseyi'nde ve daha birçok yerde bir tarafın ya da diğer tarafın "hayır" demesinin ne anlama geldiğinin ele alınacağını ve böyle bir sonucun bazı soruları ortaya çıkaracağını kaydetti.

Plan reddedilirse

hükümsüz ve geçersiz olacak

De Soto, referandumdan hayır çıkması durumunda "son planda yer alan 1960 anlaşmalarının akıbetinin ne olacağının" sorulması üzerine, planın 1960 anlaşmalarıyla bahsedilen şekilde bir ilişkisinin olmadığını, 1960 anlaşmalarının bağımsız bir konu olduğunu, ancak planda yeni devletin ilişkilerine uyarlanabilir olduğu yönünde ifade olduğunu kaydetti.

De Soto, planın referandumda reddedilmesi durumunda hükümsüz ve geçersiz olacağını kaydetti.

De Soto, BM'nin "evet" kampanyasını UNOPS aracılığıyla desteklediği yönünde iddialar bulunduğunun belirtilmesi üzerine, hiçbir şekilde planın avukatlığını yapmadıklarını "evet" veya "hayır" demelerinin tamamen Kıbrıslılara kalmış bir şey olduğunu ifade ederek, ancak bugün yaptığı gibi soruları yanıtlayarak plana açıklık getirmeye çalıştıklarını ifade etti.

De Soto, AB'yle ilgili bir soru üzerine, AB yetkililerinden birinin kendisine Kıbrıslıların AB'yi iyi bilip bilmediklerini sorduğunu ve söz konusu yetkilinin birliğin yıllarca birbirine ölümcül şekilde düşman olmuş ülkeler arasında kurulmuş bir "network" olduğunu, bu ağın bir zamanlar düşman olan ülkeler arasında işbirliğini ve barışın sürmesini sağladığını anlattı.

KIBRIS 21/04/2004

563 sandıkta 143 bin 648 seçmen, oy kullanabilecek

YSK Başkanı Erginel, referandumla ilgili basın toplantısı düzenledi:

563 sandıkta 143 bin 648 seçmen, oy kullanabilecek

SAAT 21.00'DE SONUÇLAR AÇIKLANACAK... Kıbrıs'ta dönüm noktası olacak 24 Nisan'daki referandumda kurulacak 563 sandıkta 143 bin 648 seçmen, oy kullanabilecek. Cumartesi günü 08.00'de başlayacak oy verme işlemi, saat 18.00'de tamamlanacak. Gayrı resmi sonuçların saat 21.00 sıralarında alınması bekleniyor

Kıbrıs'ta dönüm noktası olacak 24 Nisan'daki referandumda kurulacak 563 sandıkta 143 bin 648 seçmen oy kullanabilecek. Cumartesi günü 08.00'de başlayacak oy verme işlemi, saat 18.00'de tamamlanacak. Gayrı resmi sonuçların saat 21.00 sıralarında alınması bekleniyor.

Kıbrıs Sorununun Çözümüne İlişkin Halkoylaması (Özel ve Geçici Kurallar) Yasası'nın yürürlüğe girmesiyle başlayan referandum hazırlıklarını sürdüren Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Taner Erginel, 24 Nisan'a geri sayım sürerken yaptıkları çalışmaları, referandumda nasıl oy kullanılacağını ve sonuçların nasıl açıklanacağını dün öğleden sonra düzenlediği basın toplantısında anlattı.

Oy pusulasındaki "Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne birleşik olarak gireceği yeni düzeni hayata geçirecek Kuruluş Anlaşması ve tüm eklerini; Kıbrıs Türk Devleti'nin anayasasını ve yürürlükte olacak yasalara ilişkin hükümleri onaylıyor musunuz?" sorusuna "evet" veya "hayır" diyerek tercih yapacak seçmenler, (X) işaretli mühür kullanacak.

14 Aralık 2003 milletvekilliği genel seçiminde 141 bin 479 olan seçmen sayısı aradan geçen 4 ayda 2 bin 169 artarak 143 bin 648'e yükseldi. 45 bin 91'i Lefkoşa, 37 bin 743'ü Gazimağusa, 26 bin 567'si Girne, 19 bin 490'ı Güzelyurt ve 14 bin 757'si İskele ilçesinde kayıtlı olan seçmenler toplam 563 sandıkta oy kullanacak. Sandıklardan 167'si Lefkoşa, 146'sı Gazimağusa, 109'u Girne, 76'sı Güzelyurt ve 65'i de İskele ilçelerinde kurulacak.

Erginel: Geçmiş seçim ve

halkoylamalarından daha önemli

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Taner Erginel, düzenlediği basın toplantısında ülkenin çok kritik bir süreçten geçtiğine işaret ederek "Geçmiş seçim ve halkoylamalarından daha önemli bir halkoylaması gerçekleştirmek üzereyiz" dedi.

24 Nisan 2004 tarihinde yapılması öngörülen halkoylamasıyla ilgili yasanın 22 Mart'ta Cumhuriyet Meclisi'nden geçtiğini ve 15 Nisan'da da Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiğini anlatan Erginel, YSK'nın geçmiş seçimlerde olduğu gibi bu halkoylamasında da tam bir tarafsızlık ve dürüstlük içinde görev yapacağını, demokrasi ilkelerini uygulayarak halkın özgür iradesinin en iyi bir şekilde sandığa yansıması için çaba göstereceklerini vurguladı.

Erginel, 14 Aralık 2003 seçimlerinde 141 bin 479 olan seçmen sayısının 18 yaşını dolduranlar, yeni kimlik kartı alanlar ve buna benzer nedenlerle arttığını, vefatlarla azaldığını belirterek, bilgi işlem merkezlerinden aldıkları bilgiye göre dün itibarıyla seçmen sayısının toplam 142 bin 971 olduğunu bildirdi.

Taner Erginel, 19 Nisan 2004 tarihli seçmen kütüğü kayıtlarına göre 142 bin 971 seçmenin ilçelere göre dağılımını şöyle verdi:

Lefkoşa 44 bin 831, Gazimağusa 37 bin 617, Girne 26 bin 353; Güzelyurt 19 bin 423, İskele 14 bin 747.

16 Nisan'da askıya alınan sandık seçmen listelerine yapılan başvuru ve itirazların dün incelenip karara bağlandığını hatırlatan Erginel, bu değerlendirmeler sonucu seçmen sayısının 143 bin 648'e yükseldiğini açıkladı.

24 Nisan'da oy kullanma hakkı olan seçmenlerin 45 bin 091'inin Lefkoşa; 37 bin 743'ünün Gazimağusa; 26 bin 567'sinin Girne; 19 bin 490'ının Güzelyurt ve 14 bin 757'sinin İskele ilçesinde kayıtlı olduğunu bildiren Taner Erginel, 563 sandığın dağılımıyla ilgili de şu bilgiyi verdi:

Lefkoşa: 167, Gazimağusa: 146, Girne: 109, Güzelyurt: 76, Yeni İskele: 65

"Partilerin görüşlerini

anlatması önemli"

YSK Başkanı Erginel, tüm siyasi partilerin görüşlerini halka anlatma olanağı bulmasının önemine işaret ederek, YSK'nın siyasal partilerin özgürce fakat bir düzen içinde propaganda yapmalarını sağlamaya çalıştığını belirtti.

Polise çağrı

Erginel, propaganda süresinde çıkabilecek olayları önlemek için polisi dikkatli olmaya ve önceden tedbir almaya davet etti. "Burada önemli olan olaydan sonra cezalandırma değil, olay çıkmadan önce olay çıkmasını önleyecek tedbirleri almaktır" diyen Erginel, referandum propagandasının 23 Nisan Cuma akşamı saat 18.00'de son bulacağını söyledi.

Oy kullanırken neler gerekiyor?

Erginel, şöyle konuştu:

"Oy verme 24 Nisan 2004 tarihinde saat 08.00'de başlayacak ve aralıksız saat 18.00'e kadar devam edecektir.

Oyunu kullanmaya giden seçmenlerin kimliklerini ispatlamak için sandık kuruluna üzerinde fotoğrafları bulunan KTFD veya KKTC kimlik kartı veya polis kimlik kartı veya KTFD veya KKTC pasaportu veya KKTC sürüş ehliyetinden herhangi birini sunmaları gerekir.

Oy verecek seçmene oy verme yerine girerken sandık kurulu tarafından "X" işaretli bir mühür ile bir oy pusulası verilecektir. Oy pusulası üzerindeki EVET ve HAYIR kelimelerinin altında birer kare bulunmaktadır. Seçmen oyunu, karelerden birine "X" mührünü basma suretiyle kullanacaktır.

Oy pusulasına mühür basıldıktan sonra, kutuya atılmadan önce "X" mührü gizli kalacak şekilde pusulanın katlanması gerekir. Sandık kurulu mührü ile ilçe seçim kurulu mühürleri ise dış tarafta kalmalı ve bu mühürler sandık kuruluna gösterildikten sonra oy pusulası sandığa atılmalıdır."

Gözlemciler

YSK Başkanı Erginel, oy sayım işlemleri sürerken, gözlemcilerin geçersiz olduğunu düşündükleri oylara derhal itiraz etmesi ve itirazın reddi halinde bunun zapta geçirilmesi gerektiğini belirterek, parti temsilcilerinin oy sayım ve dökümü sonuçlanıp zapta geçirilinceye kadar sandık alanından ayrılmamasını istedi.

Sonuçlar 19.00'dan itibaren internette

Oy verme işleminin tamamlanmasıyla saat 18.00'de parti temsilcileri ve gözlemcileri önünde sandıkların açılarak oyların sayılacağını kaydeden Erginel, sonuçların saat 19.00'dan itibaren internette (http://www.referandum.nu.edu.tr) adresinden anında izlenebileceğini açıkladı.

Taner Erginel, YSK bilgi işlem merkezinin TAK aracılığıyla medya kuruluşlarına sonuçları bildireceğini kaydederek, Sarayönü'ne veya mahkemeler binasına gelenlerin de kurulacak dev ekrandan sonuçları izleyebileceğini, saat 21.00 civarında gayrı resmi sonucun ortaya çıkacağını tahmin ettiklerini bildirdi.

Sandık kurulu başkanlarına büyük görev

YSK Başkanı Taner Erginel, oy verme günü sandık kurulu başkanlarına büyük görev düştüğüne işaret ederek, "Tamamen tarafsız ve dürüst bir şekilde görev yapmaları, her konuda parti gözlemcilerine ve seçmenlere itiraz olanağı vermeleri, verdikleri kararlarla tarafların güvenini sağlamaları büyük önem arz eder" dedi.

Seçimin hatasız ve hilesiz yapılmasında siyasal partilerin sandık kurullarına atayacağı temsilciler ile gözlemcilere de önemli görevler düştüğünü kaydeden Erginel, yasanın titiz düzenlemeler içerdiğini ve siyasi partilere hem temsilci hem de gözlemci atama hakkı verdiğini, partileri bu kişileri atarken seçici davranmaları, deneyimli ve çalışkan kişileri atamaları konusunda uyardıklarını söyledi.

Erginel, gözlemcilerin usulsüz gördükleri sandık başı işlemlerine anında itiraz etmeleri gerektiğini vurgulayarak, "İtirazların reddi halinde, o anda karar verilmesi gereken bir durum varsa İlçe Seçim Kurullarına başvurmaları gerekir. Böyle bir durum yoksa itirazlarını zapta geçirtip daha sonra İlçe Seçim Kurullarına itirazda bulunabilirler" diye konuştu.

Referandumun hoşgörülü ortamda geçmesi için siyasi partilere görev düştüğünü kaydeden Erginel, sandık çevresinde de polisin sürekli görev yapacağını belirtti.

Erginel, KKTC halkının dünyanın en kültürlü ve en hoşgörülü halklarından biri olduğuna işaret ederek "KKTC'de köklü bir demokrasi geleneği vardır. Demokrasi, karşıt görüşte olanlara saygılı olmak ve onların da iradelerini özgürce kullanmasına yardımcı olmak demektir. KKTC halkının diğer büyük sınavlar gibi bu sınavdan da başarıyla çıkacağına inanıyoruz" dedi.

KIBRIS 21/04/2004

Polis nerede?

Ülkücüler, sokaklarda terör estiriyor... Elleri sopalı ve bıçaklı yaklaşık 30 kişilik bir grup, dün akşam başkent Lefkoşa'nın Göçmenköy bölgesinde "evet" yanlısı beş Kıbrıslı Türk gencini döverek hastanelik etti...

Polis nerede?

ÜLKÜCÜLER NİHAYET KAN DÖKTÜ... Kıbrıs Türk halkının hür iradesiyle kaderini belirleyeceği referanduma üç gün kala, barış ve çözüm karşıtları, "evet" yanlılarına karşı yürüttükleri tahrik ve saldırılarını tırmandırmaya başladı. Günlerdir büyük kentlerin bazı noktalarında "hayır" kampanyası yürüterek yollardan gelip geçenleri çirkin sloganlar ve küfürlerle taciz eden, vatandaşların arabalarına taşlarla saldıran ülkücüler dün akşam kan döktü

SOPALAR VE BIÇAKLARLA SALDIRDILAR... Günlerdir sokaklarda terör estiren elleri sopalı, topuzlu ve bazıları bıçak taşıyan yaklaşık 30 kişilik ülkücü bir grup, başkent Lefkoşa'nin Göçmenköy bölgesinde Bomtaş Petrol İstasyonu önünde kıstırdıkları 5 Kıbrıslı Türk gencini feci şekilde döverek hastanelik etti. Yaşları 15 ile 22 arasında değişen Göçmenköylü 5 Kıbrıslı Türk gencinden 3'ü hastaneye yatırılırken ciddi yara almayan diğerleri taburcu edildi. Olay, Kıbrıs Türk halkı arasında infial yarattı.

Kıbrıs Türk halkının hür iradesiyle kaderini belirleyeceği referanduma üç gün kala, barış ve çözüm karşıtları, "evet" yanlılarına karşı yürüttükleri tahrik ve saldırılarını tırmandırmaya başladı. Günlerdir büyük kentlerin bazı noktalarında "hayır" kampanyası yürüterek yollardan gelip geçenleri çirkin sloganlar ve küfürlerle taciz eden, vatandaşların arabalarına taşlarla saldıran ülkücüler dün akşam kan döktü.

Başkent Lefkoşa'nin Göçmenköy bölgesinde Bomtaş Petrol İstasyonu önünde toplanan elleri sopalı, topuzlu ve bazıları bıçak taşıyan yaklaşık 30 kişilik ülkücü bir grup, yaşları 15 ile 22 arasında değişen 5 Kıbrıslı Türk gencini feci şekilde döverek hastanelik etti.

Saat 20.00 sıralarında meydana gelen olayda dövülen 5 gençten Lefkoşalı A.D. (20), A.P. , A.P. (22), H.Ö. (19) ve H.D. (15) hastaneye kaldırıldı. Bu gençlerden A.D., A.P. ve H.Ö. hastaneye yatırılırken, ciddi yara almayan diğerleri taburcu edildi.

Gençlerin aileleri ve yakınları hastaneye giderek doktorlardan çocuklarının durumu hakkında bilgi almaya çalışırken olayı öğrenen çok sayıda vatandaş sokaklarda terör estiren ülkücülere lanet yağdırdı ve polisin ne yaptığını sordu. Bu arada gazetemizi arayan yüzlerce kişi olay hakkında bilgi istedi ve ülkenin içine sürüklendiği terör ortamından duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Olay tüm ülkede duyulup, infial yaratırken, polis bu konuda çok yetersiz bir açıklama yaptı. Soruşturmanın devam ettiği gerekçesiyle fazla bilgi vermeyen polis, Göçmenköy'de beş gencin saat 20.45 sıralarında, parktaki havuz önünde 15- 20 kişilik bir grup tarafından darp edildiğini bildirdi.

Polis, darp edilen 5 kişinin daha önce 15- 20 kişilik grup içindeki üç kişi ile tartıştıklarını, bu üç kişinin ise arkadaşlarını toplayarak söz konusu olayı gerçekleştirdiğini kaydetti. Olay ile ilgili soruşturmanın devam ettiği de bildirildi.

Darp edilen gençler ne dedi?

Olay yerinde bulunan gençler, ülkücülerin saldırısını KIBRIS'a şöyle anlattı:

"Göçmenköy'de Bomtaş Benzin İstasyonu önünde dururken saat 20.00 sıralarında 25-30 kişilik Ülkücü olduklarını tahmin ettiğimiz bir grup tarafından saldırıya uğradık. Motorumuzda ve arabanın üzerinde "evet" amblemi olduğu için ve barış isteyen Kıbrıslı Türkler olduğumuz için bize saldırdılar. Ellerinde, sopalarla topuzlarla ve bıçaklarla birdenbire üzerimize saldırdılar. Arabanın arka ve yan camlarını kırdılar. 5-6 kişiydik, 3 arkadaşımız ciddi şekilde darp edildi. Bu arkadaşlarımız, başından, burnundan, kollarından ciddi şekilde yara aldı.

Gençlerin aileleri:

Yetkililer ve polis ne yapıyor?

Ülkücülerin hastanelik ettiği gençlerin aileleri ise, olanlara bir anlam veremediklerini belirterek şöyle konuştu:

"Bizim herhangi bir parti ile de bir ilgilimiz yok. "Evet" ve "hayır"la da bir ilgimiz yok. Çocuklarım aniden saldırıya uğradı. Ne olduğunu bizde bilmiyoruz. Bu kişiler Ülkücümüdür nedir bizde bilmiyoruz!

Bu olayı kınıyorum. Bizim bugüne kadar hiçbiriyle kavgamız olmadı. Sandığa giderek her vatandaş gibi oyumuzu kullandık. İlk kez böyle bir şeyle karşılaştık. Bu yapılanlar iyi olan Türkiyelileri de kötülemektedir... Türkiyeli vatandaşların hepsi iyi dedik, ama bunlar sonradan getirilen kırıcılardır."

Bir anne olarak oğlumun ve arkadaşlarının bu şekilde darp edilmesinden dolayı çok üzgünüm. Böyle bir olayın olmasını asla tasvip etmiyorum, kınıyorum. Biz barış istiyorsak, böyle olmaması gerekir. Yetkilileri ve polisi bu durum karşısında önlem almaya çağırıyoruz. Bu yaşananlar olacak şey değil. Oğlum iki dakika önce evdeydi. Biz genç çocuklarımızı evde mi tutacağız? İlk kez böyle bir şey yaşıyorum. Korkumuz yok! Görüşümüzü belirtmek bizim en demokratik hakkımız. Bizim hiçbir şeyden korkumuz yok."

Gençler: Denktaş bu olanları görsün!

Arkadaşlarının ülkücüler tarafından darp edildiğini duyarak hastaneye gelen gençler de olaya büyük tepki gösterdi. Gençler şöyle konuştu:

"Bu olanları Cumhurbaşkanı Denktaş görsün ve bu olanlarla gurur duysun! Denktaş, her yerde 'bizi kandırıyorlar, bunlara uymayın diyor' bizde ona bu olanları görsün diyoruz. Biz barış istiyoruz, barış istemek suç değil. Geleceğimiz için barış istiyoruz.", "Tayyip Erdoğan evet dedi, biz de evet diyoruz. Neden Türkiye'de Tayyip Erdoğan'a değil de bize saldırıyorlar. Neden bize!?"

KIBRIS 21/04/2004

Yer değiştirecek nüfusun sosyal, ekonomik ve kültürel profili çıkarılıyor

Başbakanlık, referandumlardan evet çıkması durumunda yer değiştirecek nüfusun sosyal, ekonomik ve kültürel profilini çıkarıyor.

Bu amaçla özel bir kuruluşa araştırma yaptıracak başbakanlık, kendi bünyesinde bir envanter birimi oluşturuyor.

Başbakanlıktan yapılan açıklamaya göre araştırma, yer değiştirecek nüfusun ağırlıklı olduğu Lefke, Güzelyurt, Karpaz, Maraş, Mesarya ve Haspolat bölgelerinde yaşayan 2 bin 500 denekle gerçekleştirilecek. Araştırma, 26 Nisan'da başlatılacak ve 20 günlük bir saha çalışmasının ardından sonuçlar mayıs ayı sonunda elde edilecek.

Başbakanlık, kültürel uyumsuzluk ve yabancılaşma yaşanmaması için yeni bölgelerin, yer değiştirecek nüfusun ekonomik, sosyal ve kültürel özelliklerini gözeterek oluşturulmasını amaçlıyor.

KIBRIS 21/04/2004

TOPRAK AYARLAMASI DÜZENLEMELERİ

Annan Planı yazı dizisi (4)

Cyprus Decides Projesi tarafından hazırlanmıştır (www.cyprusdecides.org)

TOPRAK AYARLAMASI DÜZENLEMELERİ

Kurucu devletlerin sınırları anayasanın ekinde yer alan haritalarda belirtildiği ve ayrıntılı tablolarda tarif edildiği gibi olacaktır. Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinden sonra, her kurucu devletten üç temsilci ve Kıbrıslı olmayan en az bir üyeden oluşan bir sınır komisyonu sınırı arazi üzerinde işaretleyecektir.

Şimdiki durum

Kıbrıs Türk tarafının denetimindeki alan 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti toprağının %36'sından biraz fazlasına karşılık gelmekte ve sahillerin yaklaşık %57'sini içermektedir.

Annan Planı'nda önerilen toprak ayarlaması

Toprak ayarlamasına tabi alan Kıbrıs'ın yüzölçümünün %7'sine yakındır. Oluşacak olan Kıbrıs Türk Devleti'nin idaresine verilecek alan, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti toprağının %29.2'sini ve sahillerin %50'sinden biraz fazlasını içermektedir.

Egemen Üsler Bölgesi'nin bir kısım toprağının Birleşik Krallık tarafından devrinden sonra bu oranlar yaklaşık %1 azalacaktır.

İDARENİN DEVRİ VE BÖLGELER

Toprak ayarlamasına tabi olan bölgeler, Annan Planı'ndaki Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesiyle kanunen Kıbrıs Rum Devleti'nin parçası olacak, ancak (BM denetimindeki Ara Bölge hariç) aşağıdaki aşamalara ait geçici süreler içinde Kıbrıs Türk Devleti tarafından yönetilecektir.

Bu bölgelerin idaresinin Kıbrıs Rum Devleti'ne devredilmesi Birleşmiş Milletler (BM) gözetiminde ve Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesiyle başlayan süreler içinde altı aşamada1gerçekleştirilecektir:

Bölgeler

İdarenin devri için öngörülen süre

Aşama1: Ara Bölge, Maraş ve Erenköy bölgeleri

104 gün

Aşama 2: Düzce, Taşköy ve Madenliköy bölgeleri

6 ay

Aşama 3: Bademliköy, Ömerli, Gaziköy ve Kırklar bölgeleri

15 ay (son 3 ay BM denetiminde)

Aşama 4: Güney Maraş, Çayönü, Güvercinlik, İncirli, Akdoğan, Türkmenköy, Gayretköy, Kurutepe, Süleymaniye, Günebakan ve Yeşilırmak bölgeleri

30 ay (son 6 ay BM denetiminde)

Aşama 5: Maraş, Haspolat, Alayköy ve Bostancı bölgeleri

36 ay (son 6 ay BM denetiminde)

Aşama 6: Korkuteli, Dörtyol, Pirhan, Vadili, Paşaköy, Türkeli, Yılmazköy, Şirineveler, Akçiçek, Kozan, Kılıçarslan, Gürpınar, Özhan, Karpaşa, Çamlıbel, Mevlevi, Serhatköy, Zümrütköy, Çamlıköy, Kalkanlı, Akçay, Güzelyurt, Güneşköy, Aydınköy, Yeşilyurt, Koruçam, Gemikonağı ve Yedidalga bölgeleri

42 ay (son 6 ay BM denetiminde)

TOPRAK AYARLAMASINDAN SONRA KIBRIS RUM DEVLETİ İDARESİNE GİRECEK OLAN BELLİ KÖYLERDE YAŞAYAN KIBRISLI TÜRKLERİN HAKLARI

Dillirga bölgesindeki Günebakan, Yeşilırmak, Süleymaniye, Kurutepe, Gemikonağı, Madenliköy ve Erenköy, Küçük Selçuklu, Bozdağ, Alevkaya, Mansur ve Selçuklu; Mesarya bölgesindeki Pile, Yılmazköy ve Türkeli köylerinde yaşayan Kıbrıslı Türkler:

- Kendi kültürel, dinsel ve eğitim işlerini yönetme hakkına sahip olacak;

- Kurucu devletlerin yasama organlarında temsil edilebilecek; ve

- Köylerini ilgilendiren planlama ve kadastro konularında danışılacaktır.

TOPRAK AYARLAMASI BÖLGELERİNDEKİ MALLAR VE ŞİMDİKİ SAKİNLERİ

- Toprak ayarlamasına tabi bölgelerde bulunan mallarının tasarrufunu 1974'te kaybetmiş Kıbrıslı Rum mal sahipleri veya onların varisleri (BM tahminlerine göre 120,000 kişi), bu mallara Kıbrıs Rum Devleti idaresi altında geri dönebilecektir.

- Kıbrıslı Rum tasarrufu kaybetmiş mal sahiplerine iade edilecek olan bu malların şimdiki kullanıcısı olan Kıbrıslı Türklerin yeniden yerleştirilmesi gerekecektir. BM'nin 1996 KKTC nüfus sayımı verilerine dayanarak yaptığı tahminlerine göre, bu durumdaki kişilerin sayısı 47,000'e yakındır

- Yine BM'nin tahminlerine göre, yukarıda sözü geçen 47,000 Kıbrıslı Türk'ün 23,000'i geçmişte kendi mallarının tasarrufunu kaybetmiş kişilerdir. Dolayısıyla, bu kişilerin kendi mallarına ilişkin olarak haklarının iadesini veya tazminat talep etme hakkı olacaktır.

TOPRAK AYARLAMASI BÖLGELERİNDEKİ ŞİMDİKİ SAKİNLERİN YENİDEN YERLEŞTİRİLMESİ

Şimdiki sakinlerin yeniden yerleştirilmeye ilişkin seçenekleri

Şimdiki kullanıcı

Seçenekleri

Kıbrıs vatandaşı ise:

(Kuruluş Anlaşması yürürlüğe girdiği anda Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşı sayılacak - 45,000 kişilik liste dahil - kişiler)

O bölgede kalmak ve orada mal satın almak veya sağlanan alternatif konutu kabul etmek;

Kendisine ait olan etkilenen malın haklarının iadesini talep etmek; veya

Diğer kurucu devlete yeniden yerleştirilmek, ve orada mal satın almak veya sağlanan alternatif konutu kabul etmek;

Kıbrıs vatandaşı değilse:

Sürekli ikamet ettiği kurucu devletten sosyal konut veya başka tür bir konut yardımı ya da mali destek talep etmek; veya

Kıbrıs'ta en az beş yıldır yaşıyor ise, kendi ülkesine yeniden yerleşmek üzere parasal yardım için başvuru yapmak (4 kişilik bir hane halkı için en az 10,000 Euro)

Yeniden yerleştirme ile ilgili şimdiki kullanıcıların lehine tedbirler

Yeterli mali olanağı2 bulunmayan Kıbrıs vatandaşı bir şimdiki kullanıcı, Mülkiyet Kurulu'na aşağıdakiler için başvurabilir:

- Alternatif konut satın almak veya kiralamak için tercihli borç3 almak;

- Acil insani ihtiyaçlar halinde veya tercihli borç için durum uygun olmadığında, düşük maliyete veya Mülkiyet Kurulu'nun elindeki mallar arasından ücretsiz alternatif konut almak.

Yeterli mali olanağı bulunmayan Kıbrıs vatandaşı bir şimdiki kullanıcı, malı kendi amaçları için kullanmakta ise, kendisine alternatif konut sağlanana, veya kendisi alternatif konut standartlarına uygun bir konutu piyasadan satın alma veya kiralama imkanına sahip oluncaya dek, malı boşaltması istenmeyecektir. Ancak bu, Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesini izleyen üç yıl içinde gerçekleşmelidir.

Yeterli mali olanağı bulunmayan ve Kıbrıs vatandaşı olmayan bir şimdiki kullanıcının, başka bir konut veya mali destek buluncaya kadar malı boşaltması istenmeyecektir. Ancak bu, malın iadeye uygun olduğu kararından itibaren en çok iki yıllık bir süre içinde gerçekleşmelidir.

Yeniden yerleştirme ile ilgili düzenlemeler

Toprak ayarlamasına tabi bölgelerin şimdiki sakinlerinin haklarını ve menfaatlerini korumak için özel düzenlemeler bulunacaktır. Bu düzenlemeler şimdiki sakinlerin yeterince geçinebilmeye uygun yerlerdeki alternatif konutlara intizamlı bir şeklide yeniden yerleştirilmelerini sağlamayı amaçlayacaktır. Söz konusu düzenlemeler şunları içermektedir:

- Yeniden yerleştirilecek olan kişilerin hane halkı olarak kaydı yapılacaktır.

- Topluluk halinde yaşayan kişiler topluluk olarak yeniden yerleştirilmeyi talep edebilecektir.

- Yeterli maddi imkana sahip olan kişiler kullanmakta olduğu malı, ilgili bölgenin idari olarak devri için belirlenmiş tarihten en çok bir ay öncesinde boşaltacaktır.

- Yeterli maddi imkana sahip olmayan kişilere, yerleşeceği alternatif konut belirlendikten sonra, yeniden yerleştirme için üç aydan az olmayan bir ihbar süresi verilecektir.

- Küçük çocukları, yaşlı veya sakat bireyleri olan aileler için özel tedbirler alınacaktır.

TOPRAK AYARLAMASI BÖLGELERİNDEKİ ŞİMDİKİ SAKİNLERİN DİĞER HAK VE MENFAATLERİ

Toprak ayarlamasına tabi bölgelerde mal sahibi olup oradan ayrılmak isteyen Kıbrıslı Türkler:

Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinden sonra toprak ayarlamasına tabi bölgedeki malını boşaltmayı tercih eden kişi, bu mala 1974 öncesinde sahip olduğuna veya malı 1974'teki sahibinden iyi niyetle (bona fide) devraldığına dair kanıt göstermek şartıyla, malının tapusuna karşılık şimdiki değer (current value)4 üzerinden tazminat talep edebilecektir.

Etkilenmiş malda geliştirme yapmış şimdiki kullanıcılar:

- Geliştirmenin piyasa değeri malın tasarrufunun kaybedildiği andaki şimdiki değerinin (current value) %10'undan veya 3,000 KL'den fazlaysa, geliştirmenin piyasa değerinden tazminat talep edebilecektir.

- Geliştirmenin piyasa değeri malın tasarrufunun kaybedildiği andaki şimdiki değerinden (current value) fazla ise, malın tapusunu talep etmek için başvuruda bulunabilecektir. Böyle bir durumda:

- Tasarrufu kaybetmiş mal sahibi geliştirmenin piyasa değerini ödemek istemezse, şimdiki kullanıcı malın geliştirmeden önceki şimdiki değerini (current value) ödemek karşılığında tapuyu alacaktır.

- Tasarrufu kaybetmiş mal sahibi ile maldaki geliştirmenin sahibinin her ikisi birden malın tapusu için talepte bulunmuşsa, Mülkiyet Kurulu söz konusu kişiler arasında dostane bir çözüm bulunmasına yardımcı olmaya çalışacaktır. Bu mümkün olmazsa Mülkiyet Kurulu, ya tasarrufu kaybetmiş mal sahibine malın haklarının iadesine, ya da geliştirmenin sahibine malın 1-20 yıllık bir süre için kiralanmasına karar verecektir. Yapılan esaslı geliştirme gelir kaynağı olarak kullanılıyor ise, bu durum böyle bir kararda önemli bir etken olarak dikkate alınacaktır.

TOPRAK AYARLAMASI BÖLGELERİNDEKİ ABİDE VE ANIT ALANLARI

Toprak ayarlaması bölgelerinde bulunan ve 1963-74 arası dönemdeki olaylar ile bağlantılı olarak Kıbrıslı Türkler tarafından yapılmış herhangi bir abide veya anıt, bölgenin devri ile birlikte Uzlaşım Komisyonu'nun idaresine verilecektir. Uzlaşım Komisyonu bunların nihai statüsünü ve yönetim düzenlemelerini belirleyecek ve söz konusu alanda veya çevredeki mülkte menfaati bulunan kurum ve şahıslar bu kararlara saygı gösterecektir.

YENİDEN YERLEŞTİRMENİN İDARESİ - YENİDEN YERLEŞTİRME KURULU

- Yeniden Yerleştirme Kurulu beş üyeden oluşacaktır: Kurucu devletlerin her birinden birer temsilci ve BM genel sekreterinin atayacağı Kıbrıslı olmayan (ve garantör ülkelerin vatandaşı olmayan) üç üye. Kıbrıslı olmayan üyelerden biri BM temsilcisi olacak ve kurulun başkanlığını yapacaktır.

- Bu kurul ile işbirliği yapmak ve irtibat kurmak üzere her bir kurucu devlet, iskan ve mülkiyet konularında yetkili makamı, istihdam/ekonomi ile ilgili konularda yetkili makamı, kurucu devlet polisi ve toprak ayarlaması bölgelerindeki yerel yönetimlerin her biri için birer temsilci atanacaktır.

- Kurul, uluslararası kuruluşlarla iş birliği içinde, yeniden yerleştirmeden etkilenecek ailelerin sosyal açıdan araştırılması ve bu ailelerin iskan edileceği bölgelerin arazi kullanım planı temelinde kapsamlı bir taşınma planının geliştirilmesi ve uygulanmasının desteklenmesi için kurucu devletlerle birlikte çalışacaktır. Söz konusu taşınma planı 31 Ağustos 2004'e kadar tamamlanacaktır.

- Kurul, araştırma sonuçlarını temel alarak, yeniden yerleştirmeden etkilenmiş kişilere alternatif konut temininde yardımcı olacak seçenekleri belirleyecektir. Bu seçenekler, maksada uygun mali yardım yanında sosyal ve düşük maliyetli konutu da içerecektir. Alternatif konutun inşası planlanırken, toplu halde yeniden yerleştirilme arzusunda olan grupların talepleri ile özel olarak ilgilenilecektir.

- Kurul, uluslararası örgütlerin ve kamu-özel ortaklıklarının uzmanlık ve desteğiyle, yeniden yerleştirilmiş ailelerin geçim yollarının süratle yeniden oluşması amacıyla programlar geliştirme ve uygulamada kurucu devletlere yardımcı olacaktır.

- Kurul, toprak ayarlamasına tabi bölgelerde tasarrufun iadesi hakkındaki kararlar ve alternatif konut bulunması ile ilgili olarak Mülkiyet Kurulu ile de yakın bir çalışma içinde olacaktır. Kurul, yeniden yerleştirme için tarih tespit etmeden önce, alternatif konutun içinde yaşanmaya hazır durumda olduğunu teyit edecek ve oraya yerleştirilecek olan kişilere geçimlerini temin konusunda yardım ve destek verilmesini güvenceye almak için yeni ikamet yerindeki belediyelerin yetkilileri ile gerekli düzenlemeleri başlatacaktır.

- Kurucu devletler, kurulun kararlarına tam saygı gösterecek, kurulun kararlarını zamanında uygulayacak, ve kararların yürütülebilmesi için gerekli yasal mevzuatı ve düzenlemeleri yapacaktır.

Yeniden yerleştirmenin finansmanı

BM, toprak ayarlamasına tabi bölgelerdeki sakinlerin yeniden yerleştirilmesinin masrafını karşılamak için önemli ölçüde uluslararası finansman gerekeceğini öngörmektedir. Bunun AB Komisyonu'nun düzenlemeyi vaat ettiği bir uluslararası bağış konferansında sağlanacak finansmandan karşılanması tasarlanmaktadır.

Toprak ayarlamaları süresi içinde güvenlik işbirliği: Geçici Komite

Toprak ayarlamaları sırasında görev yapmak üzere, her bir kurucu devletten ikişer kişi (en az bir polis görevlisi olacak şekilde) ve komitenin başkanlığını da yapacak olan bir BM temsilcisinden oluşan bir Geçici Komite kurulacaktır. Komite, toprak ayarlamasına veya herhangi bir kurucu devlette diğer kurucu devletin iç vatandaşlığına sahip kişilerin mevcudiyetine ilişkin kamu düzeni ve güvenlikle alakalı olup herhangi bir üyesi tarafından dikkatine getirilen tüm konularla ilgilenecektir.

(Sürecek)

1 3.-6. aşamaların son aylarında söz konusu bölgelerin sorumluluğu BM'ye geçecek; ancak bu, yerel nüfusun günlük yaşamının Kıbrıs Türk Devleti tarafından idare edilmesine halel getirmeyecektir.

2 Yeterli mali olanak: X'ten (ipotek ödemelerini karşılamak için gerekli meblağ) fazla olan gelir (vergilendirilebilen ya da diğer gelir) ya da Y'den (halen kullanılmakta olan malı veya alternatif konutu satın almak için gerekli olan miktar) fazla olan servettir. Servetin hesaplanması maksatları için, ekilenmiş maldaki haklar ve menfaatler göz önünde bulundurulur. Mülkiyet Kurulu X ve Y değerlerini belirleyecek ve piyasa değerlerine ve bilirkişi görüşüne dayanarak bu bedelleri yıllık olarak gözden geçirecektir.

3 Tercihli borç: Mülkiyet Kurulu Kıbrıs İskan Bürosu bünyesinde, ipotek garanti ve ipotek yatırım sistemlerini içeren, ve uluslararası ve yerel bankalar, federal hükümet, kurucu devletler ve diğer bağışçıların yardımı ile yürüyecek olan tercihli kredi planını3 yönetmek üzere ayrı bir Kıbrıs İpotek Bürosu oluşturulacaktır. Bu tercihli kredi planı kapsamında, Kıbrıs vatandaşı olan ve yeterli mali olanağı bulunmayan tasarrufu kaybetmiş mal sahipleri, etkilenmiş malın şimdiki kullanıcıları veya etkilenmiş malda esaslı geliştirme sahipleri tarafından mal satın almak veya inşa etmek (esaslı geliştirme yapılmış mal satın almak dahil), veya bu hükümler uyarınca yapılması gereken ödemeler için kullanılmak üzere tercihli borç verilecektir.

4 Şimdiki değer (current value): Malların, tasarrufun kaybedildiği zamanki değerine, Kıbrıs'ta benzer konumlardaki malların ortalama satış fiyatlarındaki artışa dayalı bir değerlendirmeyi yansıtacak ayarlama eklenerek hesaplanan bir değerdir. Hesaplamalar aşağıdakilere göre olacaktır:

- - Tasarrufun kaybedildiği zamandaki değer ve artış hesapları, 1963 ile 1974 yılları arasındaki olaylar olmamış varsayımına dayanacaktır; yani olaylar nedeniyle oluşan değer değişikliği hesaplara dahil edilmeyecektir. Hesaplar mümkünse mülk fiyatlarının bu tür olaylardan olumlu veya olumsuz olarak etkilenmediği kıyaslanabilir yerlere dayandırılarak yapılacaktır.

- - Malın şimdiki değerinin takdiri Kuruluş Anlaşması'nın yürürlüğe girdiği tarih için yapılacaktır. Anlaşma'nın yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak tazminat bonoları ve mal değerlendirme belgelerinin çıkmasına dek bu değere orta vadeli hükümet bonolarına uygulanan faiz oranı uygulanacaktır.

- - Değer saptaması ile ilgili hükümlerin nihai düzenlemesi hakkında emlak değerlendirme uzmanları, iktisatçı ve/veya emlak değerlendirme uzmanlarından görüş istenecektir.

KIBRIS 21/04/2004

ABD, Kıbrıs için tam saha preste

Murat Yetkin

Bush, Kıbrıs'taki tarafların liderleriyle görüşecek. Washington'ın ana hedefi, BM'den Rumları etkileyecek bir karar çıkarabilmek

21/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs'ta referanduma üç gün kala ABD, sonucun her iki tarafta da 'Evet' çıkmasını garantiye almak için bütün kademeleriyle devreye girdi. Bush'un referandumla çözüm gelmesi için geçtiğimiz hafta boyunca en az beş Kıbrıs brifingi aldığı ya da Kıbrıs toplantısı yaptığı bildiriliyor. Gelişmelerin seyrine göre, Bush'un bugün ya da yarın Kıbrıs'la ilgili tarafların liderleriyle telefon görüşmeleri yanı sıra, uluslararası kamuoyuna hitaben ABD'yi bağlayıcı bir açıklama da yapabileceği öğrenildi.
ABD Dışişleri Bakanı Powell'ın önceki gün Rum kesimindeki komünist AKEL partisi lideri ve Meclis Başk
anı Dimitris Hristofyas ile yaptığı telefon görüşmesi ardından çabalar, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden yeni bir karar çıkarmak doğrultusunda yoğunlaştı. Bu nedenle çabaların ağırlığı da BM merkezinin bulunduğu New York'a kaydı. Türkiye'nin BM Daimi Temsilciliği de bu çabalarda önemli rol oynuyor. Bu amaçla Başkan'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleeza Rice, BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinden Fransa'nın üst düzey yetkilileriyle temas kurarken, ABD Dışişleri de yine veto hakkına sahip diğer iki üye, Çin ve Rusya'nın böyle bir karara karşı çıkmaması için temaslar yürütüyor. Veto hakkına sahip beşinci üye İngiltere'nin de ABD ile birlikte Kıbrıs diplomasisine hız verdiği bildiriliyor.
Radikal'e bilgi veren Amerikan kaynakları, AKEL'in temel i
tirazının, Türkiye'nin sözünde durmayarak Annan Planı'nın son haline göre Rum tarafına arazi devretmekten vazgeçmesi ihtimali olduğunu söylüyorlar. Bunun yanı sıra BM Genel Sekreteri Kofi Annan, önceki Genel Kurul'a sunduğu Kıbrıs raporunda öngördüğü yeni bir Kıbrıs Barış Gücü yapısının da bu kararda yer almasını istiyor. Radikal'in sorularını yanıtlayan Amerikan kaynakları, bu karar taslağında Türkiye ve Türk tarafını rahatsız etmeyecek, hatta Türklere de garantiler verecek ifadelerin yer almasına çalıştıklarını söylüyorlar.
Ancak Amerikalılar bu BM kararının çıkmaması ihtimalinin hâlâ bulunduğunu, bunun da yönetimin çabaları açısından bir yenilgi sayılabileceğini vurguluyorlar.
AKEL lideri Hristofyas'ın dün KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile yapacağı gö
rüşmeyi iptal etmesi ardında BM'den karar çıkıp çıkmayacağını beklemek istemesi bulunuyor. Diplomatik kaynaklar, böyle bir kararla AKEL'in 'Evet' cephesine geçebileceğini, bunun da dengeyi değiştirebileceğini söylüyorlar. Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos'un dün "Anlaşmanın dikenleri temizlenirse evet denebilir" açıklamasında bulunması da benzeri bir taktik olarak görülüyor. Papadopulos'un Türk tarafından 'Evet' çıkması ihtimalinin arttığını görerek, uluslararası planda uzlaşmaz damgası yememek için tavır değiştirme ihtimali, diplomasi kulisinde göz ardı edilmiyor.
Diğer taraftan Avrupa Birliği'nden Türkiye'nin kaygılarını rahatlatacak bir karar ya da bağlayıcı bir açıklama çıkması için de çabalar sürüyor. Bu çabaların temelinde de 24 Nisan halkoyl
amalarında çıkacak kararla kesinleşecek anlaşmanın AB mevzuatının parçası haline gelmesi, Rumlar tarafından açılacak davalarla delinemez hale getirilmesi bulunuyor. ABD, AB'den Türk hükümetinin ve KKTC'de çözümden yana olan tarafların elini güçlendirecek yeni bir adım bekliyor. AB Dış Politika ve Güvenlik Sorumlusu Javier Solana'nın son iki gündür ABD başkenti Washington'da sürdürdüğü temaslarda Kıbrıs ele alınıyor. (Ele alınan diğer önemli konu, Büyük Ortadoğu Projesi ve Filistin-İsrail sorunuydu.) Solana, bu görüşmeden önce Dışişleri Bakanı Powell ile de bir araya geldi. Görüşme sonrasında Kıbrıs'ta Türkler'in 'Evet', Rumlar'ın 'Hayır' demesi durumunda Rum tarafının 'Hayatının eskisi gibi olmayacağı' uyarısında bulundu. Dün Condoleezza Rice ile görüşen Solana'nın, bugün de ABD-AB ilişkilerinin önümüzdeki dönemde alacağı şekil üzerinde görüşmeler yürütmesi bekleniyor.
Bu görüşmeler ve temasların olumlu sonuçlanmasının, 24 Nisan'daki halkoylamaları ve halkoylamalarından onay çıkarsa anlaşmanın uygulanması ko
nusunda da kolaylık sağlayacağı konusunda diplomatik kaynaklar görüş birliği içinde.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in isteğiyle 25 Nisan'da, halkoylamalarından bir gün sonra olağanüstü toplantıya çağrılan Milli Güvenlik Kurulu'nda da ortaya çıkan durum
, 1 Mayıs 2004'te Kıbrıs'ın AB üyeliği kesinleşmeden önce ayrıntısıyla değerlendirilecek.

Meğer Kıbrıs mal-mülkmüş

İsmet Berkan

21/04/2004 RADIKAL

Bundan aylar önce Ankara'da üst düzey bir güvenlik yetkilisi, gazetelerin Ankara temsilcileriyle düzenlenen bir toplantıda, meslek hayatının önemli bir bölümünün geçtiği, birkaç kez öldürülmenin kenarına kadar geldiği Kıbrıs'tan söz ederken bir veciz ifade kullanmıştı.
O üst düzey güvenlik yetkilisine göre Kı
brıs sorunu aslında bir 'mal-mülk sorunu'ydu ve "Barış Harekâtı'ndan sonra Rum mallarına el koyanlar sağcı, koyamayanlar solcu olmuşlar"dı.
Bugün hazinle izliyoruz ki, ilk söylendiğinde şaka sanılan bu yukarıdaki sözler aslında büyük açık yüreklilikle yapılmış en gerçekçi Kıbrıs analiziymiş.
Yıllardır iki kesimlilik, eşit siyasi egemenlik diye bağıranların bugün mal-mülkten başka bir şeyi konuşmamalarını, siyasi eşitliğin ve iki kesimliliğin sağlanmasını es geçmelerini nasıl değerlendirmeliyiz?
Biz hâlâ
ortada bir 'milli dava' var sanıyoruz; oysa davanın milli yönüyle hiç ilgilenmiyorlar ganimet peşindekiler. Tek dertleri ellerindeki ganimeti kaptırmamak.
Yazık, çok yazık!
Bakın, siz bu satırları okuduğunuzda belki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'n
in kararı da belli olacak. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
GK'ye sunduğu raporun GK'de kabul görmemesi için en çok çabayı Rum kesiminin gösterdiğini biliyoruz. Oysa aynı rapor Türkiye'de nedense fazla bir etki yaratmadı, gazetelerde yeterince yer almadı.

Oysa raporun GK'de onaylanması Türkiye'ye bir büyük avantaj daha sağlayacak, daha doğrusu Türkiye'de bu çözümü şüpheyle karşılayanların şüphelerini biraz daha giderecek.
Rapor onaylanırsa, Annan Planı'nın gelecekte BM güvencesine alınması söz konusu ola
cak. Yani iki halk referandumda evet oyu verirse, ortaya çıkacak nihai metin BM Güvenlik Konseyi tarafından da onaylanacak; böylece anlaşma bir anlamda BM yasası olacak.
Anlaşmanın BM yasası haline gelmesi durumunda, Avrupa Birliği tarafından da değiştiri
lemeyecek, yani bir anlamda derogasyon konusu çözülmüş olacak.
Öte yandan raporun onaylanmasıyla Annan Planı'nın Kıbrıs için bulunacak son çözüm olduğu da bir anlamda tescil edilecek. Bu durumda, hâlâ bir pazarlık kapısı aralamak isteyen Rumlara kapılar k
apanmış olacak.
O bakımdan GK'deki oylama ve görüşmelerin çok büyük önemi var. Bu görüşmelerin sonucuna göre Güneydeki AKEL gibi partiler son dakikada tavırlarını değiştirebilecekler.
Halen güney üzerinde mevcut uluslararası baskı iyice artmış durumda. C
umartesiye kadar daha da artacak. Son güne yaklaştıkça Kıbrıs'ta heyecan da büyüyor doğal olarak.

Kıbrıs ve küreselleşme

Türker Alkan

21/04/2004 RADIKAL

Denktaş 'Evet'çilere kızgın, ateş püskürüyor. 'Türkiye bizi AB uğruna sattı' demeye gelen konuşmalar yapıyor.
Mücadeleyle geçen uzun bir yaşamın bu sonuca ulaşmaması gerekirdi, kendi açısından haklı elbette. Ama varılan bu nokta eğer 'Evet'in galabesine işaret ediyorsa, bundan dolayı salt Türkiye'yi eleşt
irmesi de doğru olmayabilir: Kendi oğlu bile net bir biçimde 'Hayır' diyemiyor. Kuzey Kıbrıs vatandaşlarının çoğu (görünüşe göre) 'Evet' diyecek. Son sözü Türkiye'deki yetkililer değil, Kıbrıs halkı söyleyecek.
Ve 'Evet' diyecek olan Kıbrıslı Türklerin pe
k çoğu Annan Planı'ndan kısa dönemde olumsuz etkilenecek kişiler: Evlerini, işyerlerini, bahçelerini bırakmak zorunda kalacaklar. Buna rağmen, 'Evet' diyecekleri anlaşılıyor.
Neden?
Haydi bu insanların vatan sevgisi yeteri kadar gelişmemiş diyelim, kendi
çıkarlarını da mı düşünmüyorlar?
Elbette çıkarlarını düşünüyorlar: Uzun dönemde AB vatandaşı olmanın sağlayacağı yararların, kısa dönemde statükonun devamının sağlayacağı yararlardan daha fazla olduğuna inandıkları anlaşılıyor.
Bu, bir muhasebedir, insa
nların kendi yaşam seçenekleri konusunda yaptıkları bir değerlendirmedir. Bireylerin, bilgileri ve algılamaları ölçüsünde bu değerlendirmeyi yapmaları da en doğal haklarıdır. Bundan dolayı insanların birbirini kınamasının doğru olmadığını düşünüyorum.
Kıb
rıs Türklerinin 'Evet' demesini anavatana karşı bir hareket olarak göremeyiz, çünkü anavatandaki iktidar da aynı yönde düşünüyor. Kıbrıs Türkleri de, AKP yönetimi de, gelecekteki çıkarlarını AB'de görüyorlar.
Başka bir ifadeyle, 'Kıbrıs'ın Türkiye'yle büt
ünleşmesi' olarak ifade edebileceğimiz eski usul milliyetçiliğin şimdiki koşullarda mümkün olmadığını, mümkün kılınsa bile fazla yarar sağlamayacağını; daha geniş, çokuluslu AB ortamıyla bütünleşmenin bütün taraflar için daha elverişli koşullar yaratacağını düşünüyorlar.
Bu değerlendinmenin doğru veya gerçekçi olup olmadığını elbette tartışabilirsiniz. Belki de yanlış düşünüyorlar. Belki bir gün yaptıkları seçim nedeniyle pişman olacaklar. Ama böyle düşündükleri ortada. Önemli olan da bu.
İşte 'Küreselleş
menin dinamikleri ulusçuluğu etkilemektedir, eski ulusal bağlar esnemekte, yeni ulusüstü veya çokuluslu yapıların etkinliği artmaya başlamaktadır,' diyenlerin sözünü ettiği gelişmeyi bu olayda çok açık biçimde görüyoruz.
Küreselleşen ekonomi, küreselleşen
kimliklerin, bağlılıkların ve değerlerin doğmasına yol açıyor. 'Uluslar ve ulusçuluk öldü artık' demek için henüz çok erken. Fakat şunu kabul etmek lazım ki, 2000'li yılların uluslararası ilişkiler iklimi çok farklı boyutları ve dinamikleri içerecektir. Onaylayalım veya onaylamayalım, sevelim veya sevmeyelim, bu gelişmeleri inkâr etmeye kalkmadan önce anlamaya çalışmamız gerekiyor. Anlamadığımız bir gelişmeyi inkâr etmek kimseye pek bir yarar sağlamaz

Tarihi fırsat (3)

Gündüz Aktan

21/04/2004 RADIKAL

Rumların Kıbrıs'ın tümünü temsilen 1 Mayıs'ta tek başlarına AB üyesi olmalarının Kıbrıs Türklerinin geleceği ve AB üyeliğimiz açısından bir felaket oluşturacağını değerlendirerek, stratejik bir hata yaptık. Oysa bu ihtimalin sakıncalarıyla başa çıkabilirdik.
İkinci stratejik hata izlenen politikanın niteliğinde yapıldı.
Dış politikadan sorumlu kurumlardan ve KKTC liderliğinden ziyade, bazı toplum kesimlerinin etki ve desteğiyle bir politika saptanıp yürütüldü.
Bu durumun ortaya çıkmasında birçok unsurun bi
r araya gelmesinin payı oldu.
Büyük sermaye ve medya anahtar rol oynadı. Bunların AB üyeliğine, Kıbrıs (ve belki de yarın Ege) sorununun çok üzerinde önem vermeleri, adada ne pahasına olursa olsun, bir çözüm arayışına girilmesine yol açtı. Ağır borç yükün
ün yarattığı büyük ekonomik sorunların çözümü için AB üyeliği tek kurtuluş yolu olarak görüldü. Üyelik müzakereleriyle birlikte borsanın yükseleceği, böylece servetlerin ve tasarrufların bir anda büyüyeceği hayaline kapılındı. AB üyelik müzakerelerine başlanmaması halinde borsada muhtemel bir düşüşün sonuçları abartıldı.
Bu hükümetin Kıbrıs'ta çözüme yaklaşımı, farklı nedenlerle, aynı doğrultuda oldu. Hükümeti destekleyen liberal ve muhafazakâr bazı köşe yazarlarının açıkça belirttikleri gibi, demokrasimiz
i TSK'nın vesayetinden kurtarmak için AB üyeliği amaçlandı ve Kıbrıs engel olarak görüldü.
Buna, ambargolardan yılan, tanınmak ve insan gibi muamele görmek isteyen Kıbrıs Türkleri de eklendi.
Türkiye'den Kıbrıs'a sirayet eden ağır ekonomik kriz bu isteği
güçlendirdi. Bizden umut kesildi.
Bu politikayı dış dünya, özellikle de AB şekillendirdi. AB Garanti Antlaşması'na aykırı olarak Rumların tek yanlı üyelik müracaatını kabul etti, giriş sürecinde onlara ekonomik yardım yaptı. Bu arada Türklerin tecridi ve
ambargolarla ezilmesi sürdürüldü. 1999 Helsinki zirvesinden sonra, Rumların çözüme yanaşıp yanaşmadığına bakılmadan AB üyelikleri garantilenerek, tüm ödünlerin Türk tarafınca verilmesi sağlandı.
AB, Kıbrıs'ta Rumlar lehine bir çözüme en çok direnmesi bek
lenen TSK'yı nötralize etmek için, ordunun siyaset dışına çıkarılmasını öngören Kopenhag Kıstası'na ağırlık verdi. AP de TSK'nın (ve Cumhuriyet'in) kurucu miti ve temel doktrini olan Kemalizm'e, demokrasi karşıtı bir ideoloji olarak saldırdı. MGK tam zamanında etkisizleştirildi.
Annan Planı çözümde nihai kararı kurumlardan alıp Kıbrıs halkına verdi. Annan'a göre referandum halkın özgür iradesinin ifadesiydi. Oysa ambargolardan ezilen Türk tarafı kurtuluşu imtiyazlı AB üyeliğinde görerek 'evet' oyu kullanma
k zorundaydı. 'Hayır' oyu dışlanma ve ezilmenin devamı anlamına geliyordu. İngilizcesi 'duress' olan bu şantajcı yaklaşım, yalnız demokrasiye değil hukuka da aykırıydı.
Hükümet dış dünyanın yarattığı bu güçlükleri aşmak için içeride kurumlar ve toplum kes
imleri arasında bir ulusal mutabakat sağlamaya çalışabilirdi. Tersine dış dünyanın kabul edebileceği bir çözüm için sorunu milli dava olmaktan çıkardı. Sn. Denktaş'ı hasım, milliyetçileri marjinal, iyi çözüm isteyenleri statükocu diye niteleyen, hamasetle hamasiyeti karıştıran gayrimilli bir söylemi benimsedi. Türk tarafı tehlikeli biçimde ikiye bölündü.
Bu, ulusal çıkardan ziyade grup çıkarına dayanan, 2. Cumhuriyetçi liberaller gibi 'postmodern' olan ve kurumların direncini aşmak için benimsenen plebisit
er dış politikanın uygulamada başarıya ulaşması güç görünüyor. Ama asıl önemlisi, ambargolara dayanamadığımızdan, ekonomide kendi gücümüze güvenmediğimizden, demokrasimizi iç dinamiklerle düzeltemediğimizden dolayı AB üyeliğine tek kurtuluş olarak yönelen bu 'çözüm', bizim yenildiğimizi kanıtlıyor. Şatafatlı bir değişime uyum ve uygarlıkla bütünleşme söylemi bu gerçeği değiştiremez.
Popper, 'Hayat sorun çözmektir' diyor. Toynbee çözümlerin niteliğinin uygarlık yarattığına işaret ediyor. Birey ve toplumun k
imliği çözümlere göre oluşuyor.
Bu çözüm bize AB üyeliği bile getirse, bu açıdan bir şey kazandırmayacak, kaybettirecek. Zira tarihi fırsatı yenilerek yakalamış olacağız.

Kafalar karışık

Erdal Güven

Karpaz'daki 209 Rum bir türlü terk edememiş evlerini. Kimi Annan Planı'na 'Evet' diyor, kimi Türk idaresinde yaşamak istemiyor. Ortak arzu bu işin çabucak bitmesi

21/04/2004 RADIKAL

KARPAZ - Karpaz'da bir avuç Rum da yaşıyor. 'Her şeye rağmen' terk etmemişler, edememişler evlerini, köylerini... Çoğu Dipkarpaz'da, 209 kişi... Sipahi'de 81 Rum yaşıyor. Çoğu yaşlı. Anlaşılabilir nedenlerden ötürü konuşkan değillerdir Karpazlı Rumlar. Ama yanımda hepsinin tanıdığı, sevdiği, güvendiği biri var: Erdoğan Özbalıkçı. Erdoğan bey, Yeni Erenköy Lisesi'nde matematik öğretmeni. Eşi Sonay hanım, doktor ve buradaki Rumlar hep ondan 'soruluyor.'
Karşılarında bir dost görünce ağızlarının kilidi çözülüyor. KarpazlıRumların... Anlattıklarından anlıyorum ki 'Türk tarafında Rum olmak
zor.' Eskiden daha da zormuş.

Kaygıyla geçen ömür
Bir kere kendilerini güvende hissetmiyorlar. Nice tatsız badire atlatmışlar. Tehditler, tacizler, saldırılar, gasplar. Eskisi kadar olmasa da çilelerinin hâlâ sürdüğünü anlatıyorlar. Kimsenin kendilerine sahip çıkmadığından şikâyetçiler. Gözleri arkada kalmadan bir yere gidemiyorlar, çünkü döndüklerinde ne bulacaklarını bilmiyorlar... Velhasıl, Dipkarpazlı Rumların anlattıkları, Dipkarpazlı Türkiyelilerden duyduğum "Güzel güzel yaşıyoruz" lafının çağrıştır
dıklarıyla pek örtüşmüyor. Zorluklara tek bir umutla katlanmışlar: Çözüm. Ancak Annan Planı'nın öngördüğü çözüm onların da kafasını karıştırmış.
Nikos Şambi 70 yaşında. Dipkarpaz'daki Rum kahvesinin sahibi. Doğma büyüme buralı. Şambi, 'Hayır'cı. "Plan güv
enliğimizi sağlamayacak. Türk idaresinde
yaşamak istemiyorum. Yıllarca muhasara altında yaşadık, bir gün kendi yönetimimize döneceğiz diye. Üç kız, üç erkek çocuğum var. Yalnızca biri kaldı."
Kızgın güneşin altında bahçelerini ekip biçmekle meşgul yaşlı
bir çift görüyoruz. İlias Harpas ve Aleksandra Aleksandru. Adam 64, eşi 53 yaşında. Dipkarpaz'dadoğup büyümüşler.Hayatlarından memnun olmasalar da yaşayıp gidiyorlar işte. Şambi gibi 'Hayır'cı değiller. Ama karar verememişler.
"Bizimkilerden net mesaj ala
madık. Baksana birbirlerine girdiler" diyor Harpas. Onlar Türk yönetiminde yaşamaya razılar: "Ama elimizden alınan toprağımız, evimiz geri verilmeli." Aleksandru, Rum politikacılara da kızgın: "Bizi sattılar. Güzelyurt'u aldılar, bizi kaderimize terk ettiler. 30 yıldır çile çeken bizleriz."
'AndreasNikolahacıbanayi'nin evindeyiz. Eşi Aleksandra. "Affetmeyeceğiz bizi satanları. Rum tarafına döncek olsaydım 'Evet' derdim" diyor Aleksandra. Andreas aynı görüşte değil: "Benim için önemli olan evlatlarımın döne
bileceği bir ortam." 'Türklerle aranız nasıl' diye soruyorum. "Kıbrıslılarla iyi geçiniriz. Türkiyeliler bize yabancı." Peki ya referandum? Aleksandra 'Hayır'cı. "Türkiyeliler malımızı aldı. Dedelerimin, babalarımını evinde yabancılar oturuyor. Böyle hukuk olur mu?"

'Bize ne kalacak?'
Duyacağımızı duyduk, ayrılıyoruz Dipkarpazdan. Aleksandra durduruyor, son bir sözü var: "Evladım, bu Kıbrıs küçücük bir adadır. İngilizi alır, Amerikalısı alır, Türkiyelisi alır...Her gelen bir şey alırsa bize ne kalacak?"
Sipahi'de rahmetli papazın eşi Katerina Marku konuk ediyor bizi. Anlattıkları Dipkarpazlılar kadar kötü değil: "Köyde hiç bir olay olmadı. Gitmediğime memnunum. Kıbrıslı Türklerle Türkiyeliler benim için aynı. Yaşayıp gidiyoruz." Referandum için kararını v
ermemiş ama bildiği bir şey var: "Bu iş artık bitsin, Türkler de Rumlar da bundan sonra neler olacağını bilsin."

'Erteleme mümkün değil'

21/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA - BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Kıbrıs karar tasarısının Güvenlik Konseyi'nde bugün onaylanabileceğini söyledi. Ledra Palas'ta basın toplantısı düzenleyen De Soto, özellikle Rumların bazı endişeleri bulunduğunu bildiklerini belirterek, Konsey'in, taraflara bu planın uygulanabilir olduğuna ilişkin güçlü bir mesaj vereceğini söyledi. "Bundan sonra referandumun ertelenmesi mümkün değil" diyen De Soto, çıkacak 'Hayır' sonucunun, mevcut durumun devamı anlamına geldiğini söyledi.

Taraf tutan başkan, Denktaş

Hakkı Devrim

21/04/2004 RADIKAL

Referandum öncesi, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş köy köy gezerek, oy verecek halkı etkilemeye çalışıyor.
Bizde seçilince partisiyle ilişiği kesilen Cumhurbaşkanı tarafsızlık yemini eder. KKTC'de partili olabilir, parti başkanı olamazmış. Ama partisinin kararlarıyla bağlı değil; bağımsız hareket etme durumunda.
Belli ki Denktaş'ın tarafsızlık diye bir endişesi yok. Bırakın gelip TBMM'de, TC Hükûmeti'nin siyasetine karşı alenen propaganda yapmış olmasını, Kıbrıs'a döndükten sonra da Ankara'ya laf
yetiştirmekten geri durmuyor.
O, doğrudan halkın seçtiği bir cumhurbaşkanıdır, diye düşünülebilir. Fransa örneğini gözümüzün önüne getirelim. Orada devlet başkanının, herhangi bir parti başkanı gibi seçim öncesi meydanlara inerek, komşu ülkelere giderek,
köy köy dolaşarak propaganda yaptığı görülmüş hal midir?
Partisiz görünmek için oğlunuza bir parti kurdurarak seçimlere sokacaksınız, gün gelip onların da size karşı bir fikri benimsediğini görünce, besmele deyip yeniden politika pazarına ineceksiniz? Hu
kuk ve devlet anlayışına sığar mı?
*
Daha tuhafını görüyoruz.
Türkiye'den parti başkanları, olmadı onların görevlendirdiği partililer, KKTC'ye gitmiş, halkoylaması öncesi günlerde «Hayır»cılara alenen destek vermekle meşguller.
İki devlet arasındaki ak
rabalık, devletlerarası hukuk kurallarının çiğnenmesini mazur gösterir bir ilişki şekli midir?
Gazeteci, «Sezer ve Özkök ikilisinin oluşturduğu cephenin yaşanmakta olan sürece uygun olduğu düşünülebiliyor» der (M. Ali Kışlalı, 20 nisan, Radikal). «Hayır»cı parti başkanı, «Sezer'e Kıbrıs'la ilgili görüşlerimi sundum. Görüşlerimiz arasında fark olmadığı izlenimini edindim» diyebilir (Bülent Ecevit, 20 nisan, Radikal). Cumhurbaşkanı, Türkiye Hükûmeti plana «Evet» deyin çağrısı yaptı. Biz kimi dinleyelim, diye
soran vatandaşına, «Türkiye'nin devlet olarak söylediğine bakınız» cevabını vermekte sakınca görmeyebilir (Rauf Denktaş, 18 nisan, Akşam). İlave eder: «Kıbrıs Türk halkının referandumda demesi halinde sorumluluk Türk hükûmetine ait olacaktır» (Cumhuriyet, 20 nisan).
*
Bilge hukukçuma danıştım. KKTC Anayasası'nı bilmiyorum, ama dediklerin anayasa ve devletler hukuku açısından doğrudur, dedi.
Tecrübeli bir eski siyasetçiye sordum. Aynen yazayım:
- Hukuku mu kalmış kardeşim, adamın devleti elinden gidiyor
, cevabını verdi.
«Devletin devamlılığını sağlama» görevine gönderme yaptığını varsayalım.
Durum budur.

Kıbrıs'ta kâr zarar hesabı

Murat Çelikkan

21/04/2004 RADIKAL

Matematikçilerin oyun hesaplarının farklı alanlara uygulanması çok yeni bir uygulama değil. Önce ekonomistler, sonra felsefeciler ve siyaset bilimciler matematik alanının bu saf mantık teorilerini kendi alanlarına da uyguladılar. Hep birlikte kilitlendiğimiz Kıbrıs gündeminin ilk aşaması, nihayet bu cumartesi günü bir sonuca varacak. Annan Planı, her ne kadar teknik bir metin olsa da, yapılan yorum ve tartışmaların ağırlıklı olarak teknik düzeyde gitmesi sizi şaırtmıyor mu? Söz konusu olan, yıllardır ayrı yaşamış, aralarına kan ve husumet girmiş iki toplumun bir arada yaşama projesi. Bunda yıllardır Kıbrıs'ta iki halk arasında güven tohumu atan projelerin, 'hainliği' göze alarak çalışma yapan insanların büyük payı var. Adanın en acılı günlerini yaşamış olanların bir kısmı dahi 'Çocuklarımız ve torunlarımız için evet' diyebiliyorsa, her iki kesimde de bu gelecek projesinin mimarlarına adalılar çok şey borçlu.
Bu gelişmede Kıbrıs solunun büyük emeği var. Yıllardır statükoyu savunan ve temsil eden sağ partilere karşı, Kıbrıs solu barış, kardeşlik, çokkültürlülük gibi temalara s
ahip çıktı. İktidardaki Barış ve Demokrasi Hareketi ve Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin AB ve Annan Planı konusunda yıllardır tavırları kesin.
Peki Kıbrıs solundaki bu gelişmeye karşın, Türkiye solu niçin neredeyse blok halinde 'Hayır'cı. Niçin bir gelecek t
asavvuru, 'milli çıkar',
'satış', 'ver-kurtul' giderek 'ABD oyunu', 'emperyalizme teslimiyet' jargonunun dışında politika üretemiyor. Kıbrıslı solcuların gelecek tasavvurları oldukça net. Adada bölünmüşlüğün sona ermesini, eşit temelde bir arada yaşamayı
hedefliyorlar. Bu hedefin gerçekleşmesini de AB de görüyorlar. Sosyal demokrasiden ortodoks Marksizme uzanan bir yelpazede Türkiye solu ise, Kıbrıs'ın hamisi kesilip, onu emperyalist aslanın ağzına atmama mücadelesinde. Sizce yanlışı kim yapıyor?

Çok önemli gelişme
Türkiye, yaşadığı sorunları tartışmama, yüzleşmeme, bir magazin denizinde hafızasızlığa boğulma eğiliminde. Güneydoğu'da on binlerce vatandaşını yitirdiği çatışmalar konusunda da bu böyle, buna kaynaklık eden Kürt meselesinde de. Konuşulmayan yoktur, diye bir ulusal felsefe herhalde bu. Türkiye'nin demokratikleşmesi, ülkede bir hukuk düzenin egemen olması, en ücra köyde bile yaşanan haksızlıkların üzerine gidilmesiyle mümkün. Muş Cumhuriyet Savcılığı bu konuda çok önemli bir adım attı. Malazgirt
'in Nurettin Köyü'nde yaşayan Ramazan Öznarcı, 1994'te ailesiyle köyünden göç etti ve Ağrı'nın Patnos ilçesine yerleşti. Neden, korucu baskısıydı. Aynı yıl Nurettin Köyü korucularınca kaçırıldığı sanılıyor. Kendisinden bir daha haber alınamadı. Oğlu 2003'te Malazgirt Savcılığı'na başvurarak, babasının 10 yıl önce yedi korucu tarafından kaçırılıp öldürüldüğünü
belirtti. Tanık gösterdi. O tarihe kadar Ramazan Öznarcı'nın Nurettin Köyü yakınlarında güvenlik güçleriyle girdiği çatışma sonucu öldüğü açıklaması
yapılıyordu. Tanıkları ve müştekiyi dinleyen savcılık, Öznarcı'nın korucularca kasten öldürüldüğü şüphesi olduğuna kanaat getirerek, dosyayı Muş Cumhuriyet Savcılığı'na gönderdi. Muş savcılığı, 'ağır ceza'da taammüden adam öldürmek suçundan dava açtı. Bu, hukuk düzeni egemenliğine geçmekte olduğumuzun bir göstergesi olabilir mi?

Hatlar karışınca
Af Örgütü İstanbul Şubesi kendi bünyesinde silahsızlanma kampanyası için çalışma yaparken, faks makinesi çalışmaya başladı. Dışişleri Bakanlığı'ndan
faks geliyordu. Faksı okudukça, şaşırarak hatayı fark ettiler. Çünkü faks, Türkiye'de yapılacak çeşitli toplantılara katılacak yabancılar, hatta bu yabancıların korumalarıyla ilgiliydi. Emniyet Müdürlüğü'ne hitaben, korumaların sınırdan silahlarının sorunsuz sokulabil
mesi için izin verilmesi ve silahların, korumaların dökümü yapılıyordu. Acaba hatlar karıştı da, Af Örgütü'nden Dışişleri'ne akması gereken fakslar, bu terslik sonucu Dışişleri'nden Af Örgütü'ne mi gelmeye başladı?

Anastasiadis: 'Evet' çok zor

Rum tarafında 'Evet' cephesi lideri DİSİ'nin başkanı Anastasiadis, Kıbrıslı Türklerin 'Evet' diyeceğinden emin, ama AKEL 'Hayır'dan geri dönse bile Rumların tutumundan umutsuz

21/04/2004 RADIKAL

Erdal GÜVEN
LEFKOŞA - NikosAnastasiadis bugünlerdeKıbrıs'ın yükselen yıldızı. 56 yaşındaki politikacı, komünist AKEL'in beklenmedik biçimde Annan Planı'na 'Hayır' demeye yönelmesinden sonra 'Evet'çi cephenin en güçlü kalesi haline gelen muhafazakâr DİSİ'nin (Demokratik Seferberlik) lideri... Bu tutumuyla KKTC'deki 'Evet' ce
phesinde de en popüler Rum politikacı haline gelmiş durumda.
DİSİ, güneyin en büyük ikinci partisi. Yüzde 30'un üstünde oy oranı var. 'Evet'çi küçük partileri de yanına çekmiş durumda, ama hâlâ 'Hayır'cı cephenin gerisindeler. Anastasiadis, Annan Planı'nı
baştan beri adil bir çözüm zemini olarak gördüklerini söylüyor: "Biz hep bu plan temelinde bir çözüm anlaşmasına varılabileceğini savunduk. Son halindeki değişikliklerle işler ve kalıcı bir hale dönüşmüş durumda Annan planı."
Papadopulos'un yaklaşımını n
asıl bulduğunu sorunca, omuz silkip şöyle diyor: "O hiçbir zaman çözümden yana değildi. İsviçre'de tüm çabalarımıza rağmen doğru dürüst müzakere bile yapmadı. Yapsaydı plan Rumlar açısından daha iyi hale getirilebilirdi. Çünkü bu plan temelinde bir anlaşmaya imza atmaya zihniyeti müsait değil. Şimdi de iktidarda olmanın getirdiği tüm imkânları kullanarak plan aleyhinde kampanyayürütüyor.Kamuoyunu manipüle ediyor. Siyasi etiğe, sığmayan demokratik kültüre uymayan işler yapıyor."

AKEL'den umudu yok
Peki ya AKEL? AKEL'in ne yapmaya çalıştığını Anastasiadis de anlayamamış.
"Merkez Komite'nin bildirisine bakarsanız sonuna kadar Annan Planı için olumlu ifadeler var. Ama sonunda referandumun ertelenmesini, aksi halde 'Hayır' diyeceklerini söylüyorlar. Şimdi de B
M Güvenlik Konseyi'nden yazılı güvence istiyorlar ve bu güvenceyi alırlarsa kararlarını değiştirebileceklerini söylüyorlar."
Anastasiadis, AKEL'in çark edip 'Evet'e yöneleceğini pek ihtimal vermiyor:
"Bunun ağır bir siyasi riski olur. Parti bölünebilir.
Papadopulos'un partisiyle koalisyonları bozulabilir. Dolayısıyla iktidardan olabilirler."
Anastasiadis'e göre AKEL hatayı başta başkanlık seçiminde Papadopulos'u destekleyerek yaptı ama 'itiraf etmek işlerine gelmiyor'.
DİSİ liderine göre AKEL'in bir baş
ka hatası, halkın çözümden beklentilerini
körüklemek oldu. "Çıtayı çok yüksek tuttular. Gerçekçi olmayan vaatlerde bulundular. Bunlar gerçekleşmeyince de mahcup oldular."
Bu iki hatanın AKEL'i kendi kur-duğu tuzağa düşürdüğü kanısında
Anastasiadis: "Şim
di kurtulmaya çalışıyorlar." AKEL, BM Güvenlik Konseyi'nden de aradığını bulamadı. Eğer AKEL, konseyden, Annan Planı'nın uygulanacağına dair yazılı güvence koparabilseydi, zevahiri kurtaracaktı.
Anastasiadis, AKEL bugün yarın çark etse bile geç kalındığı
görüşünde; dolayısıyla güneyde referandumdan 'Evet' çıkması için iyimser değil. "Biz son dakikaya dek mücadelemizi sürdüreceğiz. Ama AKEL'in tutumu nedeniyle 'Evet' çıkması çok zor artık." Rumların 'Evet'inden umut kesildiğinden beri ağızdan ağıza dolaşan bir görüşe o da katılıyor: "Tek şansımız 'Evet' oylarının hiç olmazsa yüzde 40'ı bulması. Böylelikle ikinci bir referandum için toplumsal zemin oluşabilir."
DİSİ lideri, Türkler 'Evet', Rumlar 'Hayır' derse 'çok şeyin değişeceği' görüşünde: "Çözümü engell
eyen taraf olacağız. Elbette bunun sonuçları olacak. Uluslararası toplumun Türk tarafına yaklaşımı da değişecektir. Bu gelişmelerin çözümü daha da zora sokacağını düşünüyorum." Anastasiadis Rumlardan ne kadar umutsuzsa Türklerden o kadar umutlu. Kuzey'de 'Evet' çıkacağına hiç kuşkusu yok.

'Erdoğan samimi'
Güneyde 'Hayır'cı cephenin gerekçelerinden biri de Türkiye'ye güvenilemeyeceği. AKP'nin sözüne inanılsa bile yıl sonunda Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alamaması halinde Kıbrıs'ta varılan anlaşmanın bozulabileceğinden kaygı duyuluyor. DİSİ lideri bu kaygıyı paylaşmıyor.
"Bir kere Erdoğan çözümde samimi. Bunu kanıtladı. İlk defa bir Türk hükümeti çözümsüzlüğün çözüm olmadığını gördü. Masaya iyi niyetle, siyasi iradeyle oturdu. Dahası Denktaş'ı ekarte
ettiler."
Anastasiadis, Erdoğan'ın Avrupa vizyonunu da samimi buluyor. "Er-doğan bu vizyonunu koruduğu, Türkiye AB yörüngesinde kaldığı müddetçe, Kıbrıs'ta varılacak anlaşmayı bozmak gibi bir lüksü olmaz."

KKTC liderine veryansın

21/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - SARAYBOSNA - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta raferenduma günler kala AKP hükümetine sert eleştiriler yönelten KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı Balkan Zirvesi yolunda topa tuttu. Gül, polemiğe girmek istemediğini söylese de Denktaş'ı dedikodulara inanıp onlara göre hareket etmekle suçladı. Kendisinin Kıbrıs'ın AB için feda edilmesini öngören hiçbir düşüncesi olmadığını belirten Gül, "Üzüldüğüm nokta şu ki; benim söylemediğim şeyler sanki ağzımdan duyulmuşçasına değerlendiriliyor. Yaptıklarımızı beğenmiyorsa alternatifini düşünsün ona göre hareket etsin" diye konuştu.
Gül ile Denktaş arasındaki egemenlik tartışması KKTC liderinin "Bir partinin iktidardır diye bizi egemen olmadığımızı hatırlatmasını asla kabul edemeyiz" demesi üzerine büyümüşt
ü. Egemenlik konusunda böyle bir çıkışta bulunmadığını söyleyen Gül, raferandumdan çıkacak her türlü sonuca ilişkin hazırlıkları olduğuna dikkat çekti. Tahmin yapmaktan kaçınan Gül, ABD dahil herkesin elinden gelen katkıyı sağladığını söyledi. Referandumdan 'Evet' çıkması durumunda Denktaş'ın istifa edebileceği haberleri karşısında yorum yapmak istemeyen Gül, "İstifa kendi bileceği iştir" dedi.

Denktaş'a 'Ecevit desteği'

21/04/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC lideri Rauf Denktaş, dün Annan Planı'na 'hayır' kampanyasına
DSP lideri Bülent Ecevit'ten destek buldu. Ecevit, eşi Rahşan Ecevit'le adaya gidip Denktaş'ı ziyaret etti. Kıbrıs'ta iki tarafın devlet idare etmesinin zor olduğunu savunan Ecevit, 'Denktaş'ın canından bezdirilmeye çalışıldığını' söyledi.
Annan Planı için "En hafif tabiriyle akıldışı" diyen DSP lideri, Rumların da 'yayılmacı ve ırkçı' olduğunu öne sürdü. Görüşmeye Yurt Partisi lideri Saadettin Tantan da katıldı. Denktaş ise Ecevit'ten önceki kabullerinde Başbakan Tayyip Erdoğan'dan şikâyet eden bir konuğunu, "Benin başbakanla kavgam yok" dedi.

Gözler BM'ye çevrildi

ABD, Rumların güvenlik kaygısını yatıştırmak için referandum öncesi BM kararı çıkarma çabasında. Powell, 'BM, anlaşma için ağırlığını koysun' dedi

21/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - NEW YORK - Kıbrıs'ta 24 Nisan'daki referanduma birkaç gün kala, Rumların en büyük partisi AKEL'in 'Evet'e dönmek için anlaşmanın uygulanmasına dair BM teminatı istemesi, uluslararası toplumun eteklerini tutuşturdu. Dikkatler, BM Güvenlik Konseyi'nden referandumdan önce Rumları tatmin edecek bir karar çıkıp çıkmayacağına çevrildi.
Önceki gece BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Güvenlik Konseyi'ne Kıbrıs raporunu sunarak çözüm anlaşmasının onaylanması ve taraflara ek güvence verilmesini istedi. Annan, referand
umdan önce illa karar çıkması için bastırmasa da ABD ile Britanya dün gece TSİ 22.00 itibarıyla konseyi olağanüstü toplantıya çağırdı. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, "BM Güvenlik Konseyi ile bu hafta çıkmasını beklediğimiz bir karar üzerinde
çalışıyor
uz. Bu tasarı, BM'nin plana ağırlığını koyduğunu göstererek, hem Kuzey'de, hem de Güney'de Kıbrıslıları 'Evet' oyu için cesaretlendirecek. Tasarıda tarafları, plandaki sorumluluklarını yerine getirmeye çağıracağız" dedi. Powell ile görüşen AB Savunma ve Dış Politika temsilcisi
Javier Solana da, "Kuzeyden 'Evet', güneyden 'Hayır' çıkarsa, hayat aynı olmayacak. Herkes bunu bilmeli" diye konuştu.

Rusya sorun yaratıyor
Annan raporuna paralel hazırlanan ABD-Britanya tasarısının, güvenlik tedbirleri, silah ambargosu ve BM barış gücündeki değişiklikleri içerdiği belirtildi. Rumların Türk askeri gücünden kaygılarına yanıt vermeye çalışan tasarı, anlaşmada garantörlerin askeri güçleri ve iki tarafa silah satışının yasaklanmasıyla ilgili maddelerin delinme ihtimali
ne karşı, BM kuruluş anlaşmasının 7. bölümüne atıf yapıyor. Bu maddeler, barışı tehdit eden hallerde BM'ye, ihlalciyle ekonomik-diplomatik ilişkileri kesme ve güç kullanımı yetkisi veriyor. Anlaşmanın gerçekleşmesinden sorumlu olarak oluşturulacak yeni BM gücünün asker sayısı ise iki misline çıkarılacak.
Rum lideri Tasos Papadopulos'un AKEL'in tavrını değiştirecek bir BM kararını önlemek için devreye soktuğu Rusya ise, dün Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'yu ağırladı. Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, "
Referandumda
dış baskı istemiyoruz. Kıbrıs halkının iradesini özgürce ifade etmesine olanak sağlanmalı" dedi. Lavrov, Rumların güvenlik endişelerinin giderilmesi için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti.

Gül: İtirazımız yok
Dün Balkan zirvesi için S
araybosna'ya giden Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Annan'ın BM'ye sunduğu raporun anlaşma dışında bir düzenleme getirmediğini belirterek, "Anlaşma neyse o. Arkadaşlarımız inceledi, bir itirazımız yok" dedi. Kıbrıs'ın silahsızlandırılması vurgusunun zaten anlaşmada olduğunu, mevcut silahların adadan çıkarılacağını anlatan Gül, garantör ülkelerle ilgili hususların, kimin hangi silahları taşıyacağının, silah kaçakçılığının engellenmesinin de anlaşma çerçevesinde belirlendiğini hatırlattı. Dışişleri Bakanı, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın son girişiminin adanın silahsızlandırılmasının daha güçlendirilmesine yönelik olduğunu belirtti.

AP de Rumları uyarıyor

21/04/2004 RADIKAL

AA - STRASBOURG - Avrupa Parlamentosu'ndaki (AP) siyasi gruplar, Rumların Annan Planı'na 'Hayır' demesinden kaygı duyduklarını açıkladı. Taraflara 'Evet' deme çağrısı yapan tavsiye kararı hazırlayan AP'deki Yeşil Grup Eşbaşkanı Daniel Cohn Bendit, Rumlar 'Hayır' derse AB'nin KKTC'yle siyasi ve ekonomik ilişki kurmak için mekanizma oluşturması gerektiğini söyledi. Tasarıya bir değişiklik önergesi sunan Bendit, AB üyelerinin, BM'den Türklere yönelik ambargonun kaldırılmasını talep etmesini de istedi. Liberal Grup Başkanı Graham Watson ise, Rum liderleri çözüm için gerekli iradeyi göstermemekle suçladı ve "Rumlar 'Hayır' derse Türk yönetiminin meşrulaşması için gerekli adımlar atılır" dedi.

Gül de ikna çabasında

21/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül bile Rumları referandumda 'Evet' demeye iknaya çalışıyor. Gül, Rum gazetesi Politis'e konuşarak kaygıları yatıştırmaya çalıştı. Rum kesimindeki 'Hayırcı'ların Türkiye'nin çözüm anlaşmasını uygulamayacağı iddiaları için Gül, "Biz ne vaat ettikse yerine getireceğiz" dedi. Gül 'Türkiye aralıkta AB'dan müzakere tarihi alamazsa, çözüm anlaşmasını ne denli uygulayacağı' sorusunu ise "Kıbrıs'ın çözümü AB şartı değildi. Önce Yunanistan ile sorunlar vardı sonra Kıbrıs'ın üyeliği ile sorun çıktı. Şimdi sorun çözülürse her iki taraf Türkiye'yi AB yolunda destekleyecek" diye yanıtladı. Gül, Türkiye'nin garantörlük ısrarı için şöyle dedi: "Türkiye de, Yunanistan da, Britanya da garantör ülkelerdir. Askeri ihtilal dönemleri kapanmıştır. Türkler Kıbrıs'ta sayıca azdır. Güvenlikleri ile elbet ilgileniyoruz. Ancak bu, müdahale etmek istediğimiz anlamına gelmez." Dışişleri Bakanı, 'Adada 650 Türk askeri kaldığında, Türkiye bu askerleri de çeker mi?' sorusuna, "Taraflar anlaşırsa bu da olabilir" cevabını verdi.

Verheugen: Rumlar beni aldattı!

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs konusundaki son gelişmelerle ilgili yaptığı açıklamada, ''Rumlar tarafından aldatılmış hissettiğini'' söyledi.
Avrupa Parlamentosu'nda başlayan Kıbrıs oturumunda söz alan Verheugen, Rum yönetiminin, referandumda Annan planına karşı
tavır almasını sert biçimde eleştirdi ve ''Artık diplomatik olmayan biçimde söyleyeceğim, kendimi Rumlar tarafından aldatılmış hissediyorum'' dedi.
Kıbrıs sorununun çözümünün Rumların AB'ye üyeliğinin önkoşulu olmadığı yolundaki tavrı hatırlatan Verheugen
, Rum yönetiminin görüşmeler sırasında BM planını destekler bir tavır içinde olduğunu belirtti ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un son yaklaşımının daha önceki tavrına tamamen ters düştüğünü söyledi.
Verheugen, Rum kesiminde kendisine getirilen yayın yasağını da sert biçimde eleştirdi ve ''AB'ye üye olan ve üye olacak ülkelerde bir takım temel ilkelere saygı gösterilmesini bekleriz. Bu herkes için geçerli'' dedi.
Rumların, Annan planına karşı çıkmasına yönelik eleştirilerini sürdüren Verheugen, ''Ha
yır diyenler Ada'da hala Türk askerlerinin kalacağını söylüyorlar. Referandumda 'hayır' derlerse 30 bin Türk askeri ilelebet orada kalacak. Adada hala Türkiye'den gelen göçmenlerin bulunduğundan şikayet ediyorlar. 'Hayır' derlerse Kıbrıs'a belki de yüz bin Türk göçmen daha gelebilecek'' diye konuştu.
Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox da, Rum kesiminde getirilen yayın yasağını eleştirdi ve bunun ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu söyledi.
Ayrıntıları izliyoruz

MILLIYET 21/04/2004

Türk-Yunan dörtlü görüşmesi birkaç saat ertelenebilir


Kıbrıs'ta 24 Nisan'da yapılacak referandumlardan önce Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da yapılacak olan Türk-Yunan dörtlü görüşmesinin, Balkan zirvesi çerçevesinde düzenlenecek öğle yemeği öncesine alınması bekleniyor.
Edinilen bilgiye göre, yaklaşık yarım saat içinde başlaması planlanan dörtlü görüşmenin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın sabah programının uzaması nedeniyle öğle yemeği öncesine alınması öngörülüyor.
Görüşme, Başbakan Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Kostas Ka
ramanlis, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis'i bir araya getirecek.
Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci devlet ya da hükümet başkanları zirvesinin düzenlendiği Holiday Inn Oteli'nde
yapılacak dörtlü görüşmede, 24 Nisan'daki referandumdan önce Kıbrıs sürecinde gelinen nokta ile ikili ilişkilerin ele alınması bekleniyor.
Yunanistan Başbakanı Karamanlis, daha önce Türkiye'nin Atina Büyükelçisi Yiğit Alpogan aracılığıyla, iki ülke ilişki
lerinin yakalanan iyi hava çerçevesinde devam ettirilmesi, Kıbrıs sürecinin kendi akışına bırakılması, ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi ve Yunanistan'ın Türkiye'nin AB üyelik sürecine destek olduğu mesajlarını iletmişti

MILLIYET 21/04/2004

KKTC'de yarın hem 'evet', hem 'hayır' mitingi yapılacak...


Kıbrıs'ta Annan Planı hakkında yapılacak referandumlar öncesinde, KKTC'nin başkenti Lefkoşa'da yarın akşam hem ''evet'', hem de ''hayır'' görüşünü savunanlar mitingler düzenleyecek İktidarın büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) tarafından düzenlenen ''Dünya ile Bütünleşmeye Evet Şöleni'' İnönü Meydanı'nda saat 20.00'de, Miting Tertip Komitesi'nce düzenlenen ''Varoluş ve Dayanışma Mitingi'' ise saat 18.00'de Atatürk Meydanı'nda yapılacak.
CTP Basın Bü
rosu'ndan verilen bilgiye göre, ''Kıbrıs Türk halkının çözüm yönündeki kararlılığının göstergesi'' olacak şölende, İki Toplumlu Koro ve Halk Dansları Topluluğu ile SOS müzik grubu sahne alacak.
''Hangi yaşta, hangi görüşte, hangi partiden, hangi bölgeden,
hangi meslekten olursanız olun dünya bir tanedir. Haydi dünyayla buluşalım'' sloganlı şölenle ilgili açıklama yapan CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, ''kararlı bir şekilde dünyayla buluşmak ve çocukların geleceği için, 24 Nisan'daki tarihi referandumda 'evet' diyeceklerini'' belirtti.

VAROLUŞ VE DAYANIŞMA MİTİNGİ

Miting Tertip Komitesi imzasıyla gazetelere verilen ''Varoluş ve Dayanışma Mitingine Çağrı'' başlıklı ilanlarda ise ''Sessiz çoğunluk son noktayı koyacak. Vatandaş vatanına sahip çık, muhteşem bir mitingle var olduğunu ve var olacağını artık göster. Oynanan bu oyunu artık durdur'' denildi.
''Yokoluşa hayır'' denilecek miting için bütün ilçe merkezlerinden ve bazı köylerden otobüsler kaldırılacağı da duyuruldu.
Mitinge, bugün KKTC'ye gelecek o
lan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin de katılarak bir konuşma yapması bekleniyor.
MILLIYET 21/04/2004

Rum-Yunan lobisinden Bush'a mektup: "Plan'ı değiştirin"


Rum ve Yunan asıllı Amerikalılar'ın üyesi olduğu ABD'deki bazı dernekler, Başkan George W. Bush'a bir mektup yazarak, Annan planının hem Rumlar'ın hem de ABD'nin çıkarlarına ters düştüğünü, planın değiştirilmesi gerektiğini savundu.
Mektup, Helenik Amerikan Ulusal Konseyi (AHEPA), Amerika Kıbrıs Federasyonu, Panepirotik Amerika Federasyonu, Amer
ika Pan-Makedonya Birliği ve Amerikan Helenik Enstitü (AHI) adına Bush'a gönderildi.
AHI Başkanı Gene Rossides'in imzasını taşıyan mektupta, ''Büyük Yunan-Amerikan üyeli örgütler, Annan planını daha demokratik, üzerinde çalışılabilir, finansal olarak uygul
anabilir ve adil hale getirmek için ABD'nin çıkarına planda ciddi değişiklikler yapılması çağrısında bulunuyor'' ifadesi kullanıldı.
Bush'a gönderilen ve 19 Şubat tarihini taşıyan mektupta, Türkiye'nin 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nın, Irak'ın 1990 yılında K
uveyt'i işgalinden farksız olduğu iddia edildi ve Türkiye'nin bu tarihten beri Ada'yı ''işgal'' ettiği ileri sürüldü.
Mektupta, ''Annan planı, Irak'ta demokratik kurumlar inşa etmeye yönelik Amerikan çabaları için zararlıdır. Çünkü Annan planı, etnik ayrım
a dayalı zayıf bir merkezi hükümete dayanan sistemi rasyonalize etmeye çalışıyor. ABD, bu tip bir çözümü Irak'ta reddetti'' denildi.
Annan planının, Ada'da mülkiyet haklarını korumadığı, askerden tam arındırmayı getirmediği, toprak dağıtımında adil olmadığı gibi iddialar da mektupta yer aldı. Mektubun birer kopyası, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice, Dışişleri Bakanı Colin Powell ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'e de gönderildi.
MILLIYET 21/04/2004

BM Güvenlik Konseyi Kıbrıs'ı görüşecek...


BM Güvenlik Konseyi, TSİ 17.00'de başlayacak oturumunda Kıbrıs konusunu görüşecek.
İngiltere tarafından hazırlanan karar tasarısının sabah (TSİ 17.00) oturumunda oylanarak, kabul edilebileceği belirtiliyor.
BM diplomatik kaynakları, ilk karar tasarısı taslağına özellikle Fransa ve Rusya'dan itirazlar gelmesinin ardından, İngiltere'nin Konsey üyelerine ikinci bir taslak tasarısı sunduğunu belirtiyorlar.
Bu tasarının sabah oturumunda oylanıp kabul edilmesinin olası olduğunu beli
rten diplomatik kaynaklar, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs tasarısının bir an önce görüşülmesi konusunda talebi bulunduğunu kaydediyorlar.
Annan raporuna bağlı olarak hazırlanan karar tasarısında, Ada'da uygulanacak silah ambargosunun delinmesi ola
sılığına karşı BM Sözleşmesi'nin 7. bölümüne atıf yapılmasının ''normal'' olduğunu ifade eden BM kaynakları, bütün BM ambargolarının söz konusu 7. bölüme atıf yapılarak hazırlandığını vurguluyorlar. Bu bölüme ait 41. ve 42. maddeler, barışı tehdit eden hallerde BM'ye, ambargoyu ihlal eden ülkeyle ekonomik ve diplomatik ilişkileri kesme ve güç kullanımı yetkisi veriyor.
BM, söz konusu maddeleri Sırbistan'a müdahale sırasında işletmişti. Diplomatik kaynaklar, bu maddelerin sadece taraflardan birini değil, ulu
slararası toplumu hedeflediğini belirtiyorlar.
MILLIYET 21/04/2004

KARAMANLİS'TEN SICAK MESAJLAR

"Ekonomik ilişkiler gerçek ikili müttefik seviyesinde olsun. Kendi sırtımızdan size yönelik başkalarıyla bir şey yapmayacağız"


Elçin Ergün


Başbakan Recep Ta
yyip Erdoğan'a bugün, "Kıbrıs'ta ne olursa olsun Türkiye'yi destekleyeceğiz" mesajı verecek olan Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, dün kabul ettiği Türkiye'nin Atina Büyükelçisi Yiğit Alpogan'a, "Kendi sırtımızdan size yönelik başkalarıyla bir şey yapmayacağız" dedi.
Kıbrıs'ta yapılacak referandum öncesinde Alpogan, geçtiğimiz ay başbakanlık koltuğuna oturan Karamanlis'e bir nezaket ziyaretinde bulundu. Görüşmede Karamanlis, kendisinden önceki hükümetle Türkiye'nin ilişkilerine atıfta bulunarak, "İki
li ilişkiler aynı seviyede devam etsin" mesajı verdi.
Ekonomik ilişkilerin de, "gerçek ikili müttefik ülke seviyesine çıkarılmasına" vurgu yapan Karamanlis, Kıbrıs'ta yapılacak referanduma ilişkin olumlu ya da olumsuz bir müdahalelerinin olmayacağını kayd
etti.
Kıbrıs'taki sonuç ne olursa olsun Türkiye'nin AB üyeliğine verilen desteğin süreceğini belirten Karamanlis, "AB'ye girişinizi destekliyoruz, kendi sırtımızdan size yönelik başkalarıyla bir şey yapmayacağız" diye konuştu.
Kıbrıs'ta yapılacak referand
um öncesinde, garantör olan iki ülke Türkiye ve Yunanistan'ın Başbakan ve Dışişleri Bakanları bugün Saraybosna'da bir araya gelecek.
Saraybosna'da yapılan "Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci Devlet ve Hükümet Başkanları Toplantısı"nda Türkiye'yi t
emsil edecek olan Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Karamanlis ve Dışişleri Bakanı Moliviatis ile görüşecek.
Görüşmede, Karamanlis'in, adada çıkacak sonucun Türk - Yunan ilişkilerini etkilemeyeceğini, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin deste
kleneceğini dile getirmesi bekleniyor.
MILLIYET 21/04/2004

Kan içen papazları fazla mı abarttım?

Denktaş, "Şampanya içen papazlar, bu sefer kan içmeye gelecek" dedi. Arkasından, "Fazla mı abartıyorum, özür dilerim" diye ekledi

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Enosis hedefine ulaşmayı umut eden Rum papazların, Kuzey Kıbrıs'a kan içmeye geleceğini savundu. Baf Metropoliti Hrisostomos'un, "Enosis'i şampanyayla kutlayacağız" sözlerini değerlendiren Denktaş, Rum tarafının hiçbir zaman Kıbrıs'ı Yunan yapma siyasetinden vazgeçmediğini vurguladı. Annan Planı'yla AB'ye girmenin Helenizmin zaferi olduğunu kaydeden Denktaş, papazların "Yüzlerce kiliseye geri geleceğiz" sözlerine atıfta bulunarak, "Yüzlerce papaz geri gelecek. Bu şampanya içen papazlar, kan içmek için gelecekler bu sefer. Acayip mi konuşuyorum, fazla mı abartıyorum, özür diliyorum" dedi.
Denktaş, Başbakan Erdoğan'la arasında bir kavga olmadığını belirtti. Bu mevkilerde görüş ayrılığı olabileceğini söyleyen Denktaş, Erdoğan'ın kendi görüşüne göre milletine h
izmet ettiğini, kendilerinin de hataları göstermeyi görev edindiğini vurguladı.

Hayırcı değil, gerçekçiyim
KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, referandumla ilgili olarak, "Hayırcı değil, koyu bir gerçekçi olduğunu" belirtti. Denktaş, "Gerçekleri görüyorum. Halkın, özellikle gençlerin beklentilerini hissediyorum, ama gerçekler farklıdır. Şoke olacağız. Büyük hayallerle yola çıkan gençler umutlarını kaybedecek" dedi.

MILLIYET 21/04/2004

Rumları ikna için 12 İngiliz nedeni


BARKIN ŞIK Ankara


Kıbrıs'ın garantör ülkelerinden İngiltere, propaganda çalışmalarına ağırlık verdi. Türk istihbarat birimlerine ulaşan bilgilere göre, İngilizlerin Güney Kıbrıs'ta dağıttı broşürlerde, Rumlara "evet" demeleri için 12 neden sıralandı. Elden ele dolaşan metindeki önemli uyarılardan bazıları şöyle:
• Rum göçmenlerin yarıdan fazlası eski evlerine dönecek.
• Türkiye'den göçlere karşı, güçlü ve etkili bir koruma sağlandı.
• 2018'de veya Türkiye'nin AB'ye girmesi halinde (hangisi daha erkense) Türk ask
eri sayısı 650'ye inecek.
• Kuzeyde yerleşme ve taşınmaz alma haklarına ilişkin sınırlamalar sonsuz değil, belli vadeye bağlıdır.
• Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hemen hemen bütün federal kanunları Kıbrıslı Rumlar tarafından kaleme alındı.
MILLIYET 21/
04/2004

Referandum için pusula belli oldu

LEFKOŞA Milliyet


Kıbrıslı Türkler, 24 Nisan'da, 1974'ten sonraki siyasi hayatlarında üçüncü kez referandum için sandık başına gidecek. İlk referandumun yapıldığı 8 Haziran 1975'te, Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin (KTFD) anayasası halkın onayına sunuldu. 15 Kasım 1983'te ilan edilen KKTC anayasası da 5 Mayıs 1985'te oylandı. KKTC'de cumartesi günü yapılacak referandumda kullanılacak oy pusulaları da belli oldu. Pusulanın bir tarafı siyah, bir tarafı da beyaz olaca
k. Beyaz zeminde "evet", siyah zeminde de "hayır" yazısı yer alacak.
MILLIYET 21/04/2004

'Evet'i teşvik için BM kararı istiyor

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıs'ta yapılacak referandumlarda "evet" oyunu teşvik etmek için BM Güvenlik Konseyi'nden bir karar çıkarmak istediklerini söyledi.
Powell, "BM Güvenlik Konseyi ile bu hafta çıkmasını beklediğimiz bir karar üzerinde çalışıyoruz. Bu tasarı, BM'nin Annan Planı'na ağırlığını koyduğunu göstererek, hem Kuzey'de hem de Güney'de Kıbrıslıları 'evet' oy
u için cesaretlendirecek" dedi. Tasarıda bütün tarafları, Annan Planı'ndaki sorumluluklarını yerine getirmeye çağıracaklarını ifade eden Powell, böyle bir karar çıkmasının, Kıbrıs'ta her iki tarafa da, uluslararası toplumun, bu planın tam olarak arkasında olduğunu göstereceğini umduğunu anlattı.
MILLIYET 21/04/2004

Ecevit, Denktaş'ın protesto edildiği köyde...

DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit ve eşi Rahşan Ecevit, dün KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın "evet" sloganlarıyla protesto edildiği Kıbrıs Yeşilırmak köyünü ziyaret etti. Annan Planı'nda Rum yönetimine devredilmesi öngörülen köyde, kahvehanede halkla sohbet eden Ecevit çifti, Kıbrıs'taki son gelişmeler hakkında düşünce ve duygularını paylaşmak için Yeşilırmak'a geldiklerini söylediler. Yeşilırmak'ın tarihinde hiçbir zaman Rumlarca yönetilmediğine işaret eden Ecevit, "Yeşilırmak'ın yerini bile bilmeyen Ankara'dakiler, siz kimin malını kime veriyorsunuz?" diye konuştu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de, referandum öncesi "Hayır" kampanyasına destek amacıyla bugün KKTC'de temaslarda bulunacak.
MILLIYET 21/04/2004


Baykal Kıbrıs'a gitmiyor

ANKARA Milliyet


Kıbrıs politikası nedeniyle hükümeti sert bir dille eleştiren CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, adadan gelen daveti görmezden gelerek, dört günlük Brüksel ziyaretini tercih etti. Baykal, Kıbrıs'ta yeni süreç başladığından beri Kıbrıs'a gitmedi.
Baykal'a davet, Kıbrıs Türk Mücahitleri Derneği Türkiye Temsilcisi Rafet Ramiz'den geldi. Ramiz, Baykal'a gönderdiği mesajda, "AB'nin, ABD'nin ve bunların işbirl
ikçilerinin yürüttüğü kampanyalara karşı referandum öncesi KKTC'ye gelip bize Türkiye'den verdiğiniz desteği burada da sürdürmenizi istiyoruz" dedi. Ancak Baykal Avrupa Sosyalist Partileri 6. Kongresi'ne katılmak üzere yarın Brüksel'e gitmeye karar verdi. Baykal, Türkiye'ye, 24 Nisan'da yapılacak tarihi referandumdan bir gün sonra dönecek. Geçen kongrede genel başkan yardımcısı seçilen Baykal, başkanlık divanına yeniden aday olacak.
MILLIYET 21/04/2004

Gül, güvence verdi

Dışişleri Bakanı, Rum gazetesine açıklamasında, 'Kıbrıs'ta tüm vaatlerimizi yerine getireceğiz' dedi ve askeri ihtilal döneminin artık geçtiğini söyledi

Yorgo Kırbaki


Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, referandumda "evet" demeleri için Rumları ikna etmeye çalıştı. Rum Kesimi'nde yayımlanan ve "evet"i destekleyen Politis gazetesine konuşan Gül, vizyonunun Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Kıbrıs'ın işbirliği olduğunu söyledi. Gül, Rum Kesimi'ndeki "hayır"cıların Türkiye'nin çözüm anlaşmasını uygulamayacağına ilişkin iddialarını, "Biz tüm vaatleri
mizi yerine getireceğiz. Bir şey imzalarsan, uygulamak zorundasın. Bu, Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar için de geçerlidir" sözleriyle yalanladı.

Annan'ın raporuna itiraz yok
Gül, "Türkiye aralıkta AB'den tarih almazsa çözüm anlaşmasını ne denli uygular?" sorusunu da "Müzakerelerin başlatılacağına inanıyoruz. Kıbrıs sorunu çözülürse Kıbrıs da, Yunanistan da Türkiye'yi destekleyecek" diye yanıtladı. Gül, garantörlükle ilgili bir soru üzerine de "Türkiye de, Yunanistan da İngiltere de, garantör ülkeler. Hiç ask
eri bir ihtilal olabilir mi? O dönemler kapanmıştır" dedi.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın kendi görüşleri olduğunu, Türkiye'nin kimseyi kontrol etme niyetinde olmadığını söyleyen Gül, dün yaptığı açıklamada da BM Genel Sekreteri Annan'ın, Güvenlik Kon
seyi'ne sunduğu son raporda anlaşma dışı yeni bir düzenleme getirmediğini, Kıbrıs'ın silahsızlandırılması konusunun zaten anlaşmanın içinde bulunduğunu söyledi.

'Kıbrıs, feda edilmedi'

ADEM ALTAN

Ankara'yı ziyaret eden Hollanda Avrupa İşleri Bakanı Atzo Nicolai (sağda), dün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le yaptığı görüşmede, Kıbrıs konusunda Türk tarafına destek verdi. Nicolai, referandumda Rum tarafından "hayır" oyu çıkması durumunda, AB'nin tutumunu yeniden belirlemesi gerektiğini belirterek, "Kuzey Kıb
rıs'ı açıkta bırakamayız" dedi. Saraybosna'ya giderken uçakta soruları yanıtlayan Gül de, kapalı bir oturumda ne söylendiği tam olarak bilinmeden dedikodulara ve gazetelere yansıyan haberlere dayanarak KKTC lideri Rauf Denktaş'ın "Türkiye'nin AB için Kıbrıs'ı feda ettiğine" ilişkin açıklama yapmasının kendisini üzdüğünü belirtti. Denktaş'la polemiğe girmeyeceğini belirten Gül, "AB için Kıbrıs'ın feda edilmesi" yorumunun doğru olmadığını da bildirdi.
MILLIYET 21/04/2004

AKEL'in durumu

Güney Kıbrıs'ın en büyük partisi "komünist" AKEL'in takındığı tutum, en fazla KKTC'nin iktidar partisi CTP'yi şaşırttı.
KKTC Başbakanı ve CTP lideri Mehmet Ali Talat'ın, dün, Güney Kıbrıs'a geçerek görüşme isteği AKEL yönetimince geri çevrildi. Siyasi nezaketle bağdaşmayan bu
tutum, Kuzey'de AKEL'e en yakın parti konumunda CTP'yi ve lideri Talat'ı üzmüş olmalı. Annan planına ilk hali dahil başından beri "evet" diyen CTP'nin, Güney'de güvendiği dağ AKEL'di. Şimdi bu dağa kar yağmış olmasını yadırgıyor.
"Komünist" AKEL'in milliye
tçiliği ağır bastı.
Bu gerçekten şaşırtıcı bir durum mudur?
Ahmet İnsel, geçtiğimiz pazar günü Radikal - 2'de yayımlanan yazısında AKEL'i çok iyi analiz etmiş. AKEL'in, komünist değil, "popülist - milliyetçi" eğilimleri her zaman ön planda olan bir parti o
lduğunu vurguluyor. İnsel, geçmişle ilgili olarak, AKEL'in, 1960 anlaşmalarına "Enosis'i dışladığı" gerekçesiyle karşı çıktığını anımsatıyor. Keza partinin 1954 programında "kayıtsız şartsız Enosis" talebinin yer aldığını da...
1975'ten sonra bu politikala
rını değiştiren, federasyon ve Kıbrıslılık tezlerini savunmaya başlayan AKEL'in, bugünkü tutumunu eski reflekslere dönme olarak niteliyor İnsel...
AKEL'in bugünkü ikircikli tutumu da gösteriyor ki, AKEL henüz Enosis açısını tam olarak terk edebilmiş değil.
Annan planının son halini yine bu bakış açısıyla irdeliyor ve bu nedenle de kolayca "evet" diyemiyor. Bu da AKEL'in komünistlik bir tarafa, "önce milliyetçi sonra solcu" olduğunun göstergesi.
Annan planının bugünkü halini Helenizm açısından yeterli görmüy
or. Türk tarafına tanınan hakların güvenceden yoksun olması başta olmak üzere 15 - 20 yıl içinde Ada'yı Rumların hakimiyetine geçirecek hükümler içeren Annan planının son halini dahi beğenmeyen AKEL'in bu milliyetçiliğini, CTP'liler "ihanet" olarak görüyorlar.
AKEL, "evet" dememek için kırk dereden su getiriyor. BM Güvenlik Konseyi'nden güvence şartı bunlardan biri. Bu saatten sonra "evet" dese bile Rum kamuoyunu ne kadar etkiler o da belli değil. AKEL'in her koşulunu emir gibi yerine getirmek için çabalaya
n AB, ABD ve BM, adeta "evet" için yalvarma aşamasındalar. AKEL de bunu Rumlar lehine sonuna kadar kullanıyor.
Nasıl "milliyetçi - komünist" olunurmuş onu gösteriyor.
CTP de şaşkın izliyor...
FIKRET BILA MILLIYET 21/04/2004

Kıbrıs ve Türkiye

DENKTAŞ Türk hükümetini ağır sözlerle eleştiriyor; eleştirsin... Tabii farklı düşünebilir. Ama bu farklılığın bir polemiğe dönüşmesi kaygı vericidir.
Son olarak Denktaş Türkiye'nin hükümetini "bir partinin iktidarı" olarak niteledi ve çok ağır sözler etti:
"Egemen değildiysek Türkiye büyükelçisini niye gönderdi? Ne diye 20 yıldır egemen devletiz diye tanıdı?..
AB'den bir tarih almak için Kıbrıs feda ediliyor!..
Bir Kardak kayası için savaşı göze alan Türkiye, uğruna şehitler verdiği Kıbrıs'ı terke hazırlanıyor!.."
Dün A
dalet Bakanı Cemil Çiçek'e Denktaş'ın bu sözleri için ne dediğini sordum, şu cevabı verdi:
- Sayın Denktaş'ın tarihi kişiliğine saygımızdan susuyoruz, cevap vermiyoruz. Ve biliyoruz ki, Anadolu ve Ada Türklüğü arasında böyle bir tartışma çok zararlı olur.
Acaba Denktaş bir de bu açıdan hiç düşündü mü?
***
EVVELA, Sayın Denktaş'ın Kıbrıs Türklerine "Türkiye AB uğruna sizi terk ediyor" mesajını vermesi çok yanlıştır.
Annan planı kabul edilse de, Türkiye daha uzun yıllar Kıbrıs Türklerini elbette destekleyecek
tir; hem siyaseten, hem iktisaden.
Kıbrıs Türklerinde "terk edilmiş" duygusu yaratmaktan ve anavatanla dayanışmada soğukluğa yol açmaktan sakınmak gerekir.
İkincisi, KKTC "devlet-i ebed müddet" olarak kurulmamıştı zaten! Anayasa hükmünde olan KKTC'nin "Kur
uluş Bildirisi"nde açıkça, "iki eşit halk arasındaki ortaklığın bir federasyon çatısı altında yeniden kurulması" öngörülmüş, bağımsızlık ilanının bunu kolaylaştıracağına inanıldığı belirtilmişti.
KKTC'nin Anayasa Mahkemesi de, işte bu sebepledir ki, KKTC'y
e son vererek "federasyon çatısını" kuracak olan Annan planının referanduma sunulmasını onaylamıştır.
Hem Denktaş'ın kendisi yıllardır neyin müzakeresini yapıyordu?!
***
AKIL ile gönül çatışınca aklın gereğini yapmak doğrudur. Yapılan da budur.
"Akıl için
yol bir değildir" elbette; ama 'akıllar'ın tartışması, Kıbrıs'la Anadolu arasında soğukluk yaratacak bir 'nefsaniyet' düzeyine çıkmamalıdır.
Aksine, Kıbrıs Türkleri ile Türkiye arasındaki dayanışma duygusunun, ekonomik ve sosyal ilişkilerin çok daha güçlen
dirilmesini gerektiren bir sürece giriyoruz.
Denktaş, hükümeti eleştirsin, "hayır" kampanyası yürütsün ama "Türkiye Kıbrıs'ı terk ediyor" gibi laflar ederse, hem haksızlık yapmış olur, hem dayanışma duygularını zedeler.
Adalet Bakanı Cemil Çiçek'e, Annan p
lanının "güvence için" BM Güvenlik Konseyi'ne sunulmasını da sordum, şunu söyledi:
- Referandumdan sonra sunacaktı, şimdi sunuyor. Bundan bir şikayetimiz yok. Hatta Güvenlik Konseyi kararı, Annan planındaki derogasyonların hukuki gücünü artıracağı için olu
mlu bir yönü de var.
Evet, 30 yılın sonunda iyi bir konjonktürdeyiz, artık, Denktaş dahil, hepimiz 25 Nisan sonrasını düşünmeliyiz...
TAHA AKYOL MILLIYET 21/04/2004

Bu topraklar artık barışı hak ediyor

Bir yanda 'evet'çiler barış şarkılarıyla geleceği anlatıyor, öbür yanda ülkücüler geçmişin hortlaklarıyla uğraşıyor


Referanduma doğru Kıbrıs - 5
LEFKOŞA

İki kavşakta iki gösteri. Biri evetçilerin, öteki hayırcıların. Bir taraf gelecekle, öteki taraf geçmişle uğraşıyor. Birinin elinde zeytin dalı, ağzında barış şarkıları... Ötekinin eli yumruk olmuş, iki dudağının arasında kavga ve savaş sözcükleri...
Bir taraf, güzel bir geleceği barış şarkılarıyla anlatıyor. Öteki taraf, boyun damarları şişmiş, habire savaş sloganları atıyor, geçmişin hortlaklarıyla uğraşı
yor.
Bir taraf güler yüzlü.
Öbür tarafta kaşlar çatık.
Yüzler gergin, ürkütücü...
Şehrin hemen girişindeki kavşağı evetçiler tutmuş, bayrak dalgalandırıyorlar, barış şarkılarıyla... Dereboyu kavşağında ise hayırcılar... Üç hilalli MHP bayraklarıyla, kurt i
şaretleriyle, Türkiye plakalı arabaların içinden yarı bellerine kadar sarkarak, yüzleri takallüs etmiş, bağıra bağıra meydanda dönüyorlar.

Kızılelma koalisyonu

Ülkücülerin bir afişi:
Denktaş'ın fotoğrafı ve yanında koca bir yumruk resmi. Altındaysa Rumların ancak bundan, yani yumruktan anlayacağı yazıyor.
Ülkücüler Denktaş'ın yanında...
Erbakancılar da öyle.
Ecevitler de Kıbrıs'ta.
Bülent - Rahşan Ecevit çiftinden sonra MHP lideri Bahçeli de bugün adaya geliyor.
Kızılelma koalisyonu...
Nafile bir çaba!
Çün
kü geleceği geçmişte arıyorlar. Mazide yaşıyor, geçmişin hortlaklarıyla iş tutmaya çalışıyorlar. Barış ve demokrasiden ürküyorlar. Farklı köklerden gelen, dili, dini, kimliği farklı insanların aynı çatılar altında yaşayacaklarına inanmıyorlar. Kafaları öyle ki, sürekli yabancı ve düşman üretiyor.
Bu çatışmacı kafaların, güzel bir geleceğin kurulmasında rolleri yoktur, olamaz da. Bu yüzden gitgide etkisizleşip sahneden silinmeye, siyaseten kıytırıklaşmaya mahkumdurlar.
Türkiye'de bu süreci yaşadılar.
Şimdi d
e Kıbrıs'ta yaşayacaklar.
Geçelim.
Ama bir uyarıyı yaparak...
Denktaş'ın hayırı için Kuzey Kıbrıs'ta çalışan bu ülkücülerin aşırı eylemleri barış ve huzur açısından tehlike oluşturuyor. Her türlü provokasyona açık bir ortam hazırlıyor. Hem bugün hem 1 Mayı
s sonrası için bu noktaya dikkat etmekte yarar var.
Çünkü o zaman, 1 Mayıs sonrası barışı yönetmek diye bir konu gündemde kendini belli edecek. Bu öylesine bir konu ki, yeterli liderlik ve devlet adamlığı eğer Kıbrıs'ta sahne alamazsa, diplomatik alanda el
de edilmiş olan kazanımlara yazık olabilir.
Bu güzel adada geçmişin acı deneyimlerinden dersler çıkartarak güzel bir gelecek kurmaya hazır insanlar çoğunluğu oluşturuyor. Bence öyle. Soru işaretleri, geçmişten kaynaklanan kuşkular elbette var. Ama çoğunluğ
un gönlü barış ve çözümden yana.
Kavgadan, çatışmadan değil.

Barış adası olabilir

Geçen gün Kuzey Kıbrıs'ın en batısındaki Katolik Maronitlerin yaşadığı bir köye gidiyorduk. 1974 sonrası köylerini bırakıp Güney'e gitmeyi inatla reddetmişler. Kıbrıslı Türk meslektaşım Başaran cep telefonuyla yemek yiyeceğimiz köy lokantasını arıyor. Türkçe, Rumca ve İngilizce karışımı bir dille anlaşıyor Maria'yla, lokantanın sahibiyle...
Gülmeye başladık.
Kıbrıs gerçeği bir yerde bu. Öylesine bir doku ki bu, yürekli ve ufk
u geniş liderlerin elinde, geçmişten de ders alarak tam anlamıyla bir barış adasına dönüşebilir.
Restoranın adı, Yorgo'nun Yeri.
Altında, Kasap Restoran yazıyor. Bir yanı, güzel kokuların geldiği koca bir mutfak, bir yanı kasap. Masalar, tavandan etlerin s
arktığı kasapla açık mutfağın önüne kurulmuş. Pazar günü geç bir öğle yemeği için renkli, gürültülü bir müşteri kalabalığı var. Köy sakini Maronit aileler, Türkler, Güney'den günü birlik gelmiş Rumlar, her yerde hazır ve nazır İngiliz emekli çiftleri...
Ve
garson, Türkiye'den bir Kürt...
Duvarın bir yanında Maronit Katolik Kilisesi'nin ruhani lideri, siyah cüppesiyle, öbür yanında renkli Atatürk fotoğrafı... Ev imalatı kırmızı şarap plastik şişelerde dağıtılıyor masalara. Kilisenin bahçesinde bir köpekle ne
şe içinde oynayan çocuklar...
Güzel bir gündü.
Hep birlikte geleceğe, barışa kadeh kaldırdık.
Geçmişin hortlaklarına değil.
Bir gün önce de Dipkarpaz'da güzel bir gün geçirmiştik. Kuzey Kıbrıs'ın en uç noktasında, denizin kenarında yemek yiyorduk. Garson o
larak güler yüzlü iki genç kız çalışıyordu. Şivelerine bakıp "Kıbrıslı Türk müsünüz?" diye sordum. "Türkçeyi öyle konuşuyoruz. Çünkü burada doğup büyüdük. Ama annemiz babamız Türkiyeli" dediler.

Bu toprak acıya doymuş

Fatma, 17 yaşında. "Annem Kayserili, babam Yozgatlı... 1974'te gelmişler. Ben burada doğdum" diyor. Esra daha 14 yaşında. O da Kıbrıs'ta doğmuş. Annesi babası Adana'dan gelip buraya yerleşmişler. "Arada bir dans var mı?" diye sorunca, "Sadece düğünlerde" diye geliyor yanıt. Kıbrıslı gibi konuştuklarını söyleyince, kıkır kıkır gülüyorlar, "Artık buralıyık!" derken...
Ve ikisi de evetçi!
Bırakın, bu topraklara barış gelsin. Bu topraklar artık acıya doymuş olmalı. Bu yüzden Türk'üyle Rum'uyla barışı hak ediyor bu topraklar.
Kıbrıs yazıları devam
edecek...
HASAN CEMAL MILLIYET 21/04/2004

Pazar mezar sonbahar

"Pazara kadar mı... Mezara kadar mı?"
Kıbrıs'ta referandum sandıklarından çıkacak sonuçlar için - genelde - kafalar sadece bu ikisine takılmış.
Oysa ne o, ne öbürü. Galiba ekime kadar..." Şimdilik bu üçüncü olasılık da göz önünde tutulmalı.
Rum AKEL Partisi'nin - belki - "tornistan" yapmasına neden olabilecek uygulamalar için, BM garantisi bile, bu üçüncü olasılığı büsbütün gündemden kaldırmıyor.
Yani...
Rum tarafı da - hani mesela - EVET derse
, bu durumda. Annan Planı'nın en duyarlı görülen maddelerinin BM Anlaşması 7. maddesine göre güvenceye alınması... Sözgelişi, "Alternatif konutlar hazır değil gerekçesiyle, Türkler, bırakmaları gereken taşınmazlarda kalmak icin direnirlerse... Ya da TSK, adadaki sayısını azaltmaz ve Annan Planı üzerinden anlaşmanın öngördüğü diğer kısıtlamaları da uygulamazsa?"
Bu soru işaretleri BM tarafından "tam" karşılandığında AKEL de kesin EVET tavrını açıklarsa, o zaman yüzde 50'nin üzerinde EVET çıkma olasılığı var.

Ayrıca...
Bitkisel hayat sürdürmekte olan Başpiskopos Krisostomos'un yerine oynayan Kykos Manastırı piskoposu Mikiforos'un yazgısı da çoğunluk partisi AKEL'in desteğine bağlı. O nedenle, kilise rüzgarlarını da EVET için arkasına alabilir.
Ama gene de üçün
cü olasılık hala en kuvvetli olanı.
Yani ne pazara ne mezara kadar...
"Ekime kadar" hesapları da ağırlıklı görünüyor.

AB aşkı

Bu hesabı açayım:
Bizim açık seçik gördüğümüzü, Kıbrıs Rum Kesimi de görmüyor mu?
AKP hükümeti neden EVET için ağırlık koymakta?
Çünkü...
Kıbrıs'ta çözümün, AB'ye üyelik görüşmelerine başlama tarihi için alınması gereken bir zorlu viraj olduğu kanısında.
Peki KKTC'de EVET oyları neden çoğunlukta görünüyor?
Gene aynı sebeple... KKTC halkı, artık AB yurttaşı olmak istiyor.
Türkiye ve
KKTC çoğunlukları arasındaki bu ortak irade, Annan Planı'na EVET dedirttiğine göre, Rum tarafı, pazar günü sandıklardan HAYIR çıkartır. Ama KKTC'nin EVET'ini ve de - eğer alabilirse - BM'den "uygulama garantisini" cebine koyar.
1 Mayıs'ta tek başına AB üye
si olur.
Yaz sonunu bekler.
Ekim 2004, AB'nin Türkiye'ye tam üyelik görüşmelerinin başlaması için takvim verilmeye hazır olup olmadığını belirleyecek son rapor tarihi...
Yeni üye Kıbrıs da oy kullanacak.
Türkiye'nin elinin "en mahkum" gibi göründüğü 2004 y
azının sonunda Rum tarafı atak yapabilir. Türk ve Rum taraflarının üzerinde anlaşacakları yenilenmiş bir Annan Planı için ikinci tur referandumu gündeme getirebilir.
Olur mu öyle şey?
Rum tarafının penceresinden bakınca olabilir.
"Annan Planı'nı 24 Nisan'd
a KKTC'liler neden kabul ettiler?
Onlara AKP hükümeti neden yeşil ışık yaktı?
AB aşkları nedeniyle...
Şimdi gene AB aşkı nedeniyle başka ödünler içerecek 5. Annan Planı'na da EVET diyeceklerdir. AKP, hem Rum kesiminde HAYIR duvarına çarpmak hem de görüşme
tarihi alamamak durumunda, çok zora düşer. Bunu göze alamaz."
İşte "Ne pazara ne mezara kadar... Belki ekime kadar" formülü için sezgilerin mantığı.
Elbette, siyaset ve diplomasi daha pek çok parametrenin etkisi altında ama bazen yalın ve sade çizgiler bel
irleyici olur.
Ecevit'ler, Bahçeli'ler, hatta Denktaş'lar sis perdesi yaratsalar da, siyasetin kader çizgilerinde - neredeyse - yoklar.
Serdar Denktaş'ın bile hala, "babamla aynı çizgideyim" diyememesi işarettir.
Çok şeyin değiştiği gerçeğinin altını çiziy
or.
GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 21/04/2004

Referandum gariplikleri

KIBRIS'ta önümüzdeki cumartesi yapılacak referandum, herhalde dünya halk oylamaları tarihine, garip ve çelişkili görünen yanları ile de geçecek.
Öyle bir referandum ki, iki kesimde de, cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan liderler, kendi halklarını "hayır" demeye çağırıyor...
Buna karşılık, Kuzey'de Başbakan güçlü bir "evet" için kampanya yürütüyor. Hatta bu kampanyayı Güney'e de taşımaya uğraşıyor.
Güney'de ise, Cumhurbaşkanı'nın iktidar ortağı ola
n parti (AKEL) referandumun ertelenmemesi halinde "hayır" diyeceğini öne sürüyor, ancak istediği güvencelerin (BM tarafından) verilmesi halinde tavrını ("evet"in lehinde) değiştireceğini belirtiyor...
***
BU ilginç tablodaki garipliklerden biri de, birbirl
erinden hiç mi hiç hoşlanmayan, görüşleri taban tabana zıt olan Rauf Denktaş ile Tassos Papadopulos'un, "hayır" çizgisinde buluşmasıdır.
Rum lider New York - Lefkoşa - Bürgenstock hattındaki müzakere sürecinin tamamında hazır bulundu. BM Genel Sekreteri'ni
n taraflara son şekli ile sunduğu plana karşı referandumda "hayır" denmesi gerektiğini ise, ancak adaya döndükten sonra açıkladı.
Denktaş ise müzakere sürecinin sadece New York - Lefkoşa faslına katıldı, plana her hali ile karşı çıktığı için, Bürgenstock'a
gitmek lüzumunu duymadı.
Buna karşılık, Bürgenstock'ta Annan planını Serdar Denktaş ile birlikte müzakere eden Başbakan Mehmet Ali Talat, Türk hükümetinin de onayladığı anlaşmayı kabul etti.
Bugün Türk hükümeti de referandumda "evet" denmesini istiyor. Ha
tta "çifte evet" (yani Rum kesiminin de onayı) lehinde bir tavır sergiliyor.
Yunan hükümetinin tutumu ise daha çekingen. Ama Atina da en azından "hayır" denmesini talep etmiyor...
***
KIBRIS referandumunun garip ve çelişkili yönleri bundan ibaret değil. Bu
nun bir de BM ve AB boyutları var.
Genel Sekreter Annan, planını 4 kez revize ettikten sonra, "kendi ürünü" olarak ortaya koydu. Ve taraflara "bunu halk oylamasında kabul edin" dedi. Diğer bir deyişle, referanduma sunulan metin(ler), iki tarafın müzakerele
r sonucunda kaleme aldığı bir anlaşmadan çok, Genel Sekreter ve ekibinin ürettiği bir uzlaşma belgesi...
Tabii ideali, iki tarafın bizzat uzlaşarak bir mutabakat belgesi ortaya koymaları olurdu. O zaman bu metin halk oylamasında geniş destek görebilirdi. A
ma yıllar boyunca taraflar bir türlü uzlaşamayınca (ve uzlaşamayacakları da anlaşılınca) işi Kofi Annan üstlenmiş oldu...
***
AB başta Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında iki kesimin de 1 Mayıs'ta üye olmak isteyeceğini, diğer bir deyişle AB üyeliğinin
Rumlar kadar Türklere de cazip geleceğini hesaplamıştı. Türklere cazip gelmesine geldi; ama Rumlar nasıl olsa üyelik garantisini çok önceden aldıkları için, uzlaşma yönünde fazla bir gayret göstermek lüzumunu duymadı.
Sonuç: Bugün AB Rumları "evet" demele
ri için sıkıştırıyor, ama pek de söz geçiremiyor. O kadar ki geçmişte "çözüm olsun olmasın Rum kesimi üye olacak" diyen Günter Verheugen, bir nevi sansür uygulayan Rum televizyonlarından Rum halkına seslenemiyor bile!..
SAMI KOHEN MILLIYET 21/04/2004

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

24Nisan'da Kıbrıs'ta Annan Planı için yapılacak halkoylamasından sonra Türkiye tarihinde yeni bir sayfa açılıyor. Artık, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Çünkü, büyük bir olasılıkla hem Kuzey hem de Güney Kıbrıs halkı plana "evet" oyu kullanacak. Bakın 24 Ocak'tan sonraki süreçte karşılaşacaklarımıza:
Artık Kıbrıs'a vizesiz giremeyeceğiz. Kıbrıs Elçiliği'nin önünde de vize alma kuyrukları oluşacak. Çünkü, Kıbrıs Avrupa Birliği (AB) toprağı sayılacak. Ama, Yunanlılar için aynı ş
ey söz konusu değil. Onlar Avrupa Birliği vatandaşı oldukları için ellerini kollarını sallayarak Kıbrıs'a girip çıkacaklar. Artık teknelerimiz Kıbrıs'a fazlaca yaklaşamayacak. İzinsiz Girne'ye demirleyemeyecek. Bunun da ötesinde, Türkiye ile Kıbrıs arasındaki denizin yarısı da Kıbrıs'a devredilmiş olacak. Bir kere daha kanla korunan topraklar masa başında terk edilecek. Dünya tarihinde ilk kez, daha içeriği bile anlaşılamayan, bir kişinin (Annan'ın) hazırladığı söylenen, ancak bir kişi tarafından hazırlanamayacak kadar kapsamlı olan bir plan, oldubittiye getirilip oylanarak, bir ülkenin kaderi değiştirilmiş olacak. Oylamadan bir ay sonra, bir Kıbrıslı Rum vatandaş AB mahkemelerinde dava açıp, kuzeyde mülk edinme hakkının olmadığını, bunun AB hukukuna aykırı olduğunu söyleyip Annan Planı'nın bu konuda bizi koruyan tüm maddelerini iptal ettirecek; Türkiye bir kez daha eline verilen havuçla kalacak.
Türk ordusu ciddi biçimde prestij kaybedecek. Halkın "Nasıl olsa ordumuz var. Hükümetler yanlış yapsa bile ordumuz
durdurur" inancı yok olacak. Halkın, Türk ordusuna olan güven endeksi düşecek. Türk ordusu artık, "idare edilir" konuma yerleşecek. Türkiye "emperyalist güçlere karşı çıkabilen tek azgelişmiş ülke" olmaktan çıkacak. Belki, bir süre sonra Güneydoğu'da da bir isyan çıkarılıp bir plebisit de orada yapılacak. Biraz daha toprak verilecek.
Buraya kadar Türkiye kayıpta ama, Kıbrıs vatandaşlarının ve Türk hükümetinin bir kaybı yok, hatta kazançları var gibi görünüyor.
Ancak, kazın ayağı öyle değil. Hem Kuzey hem d
e Güney Kıbrıslılar için hayat gittikçe zorlaşacak.
Kuzey Kıbrıs'a akan Türk yardımı kesilecek. Çoğu devlet dairelerinde çalışmakla geçinen, birkaç kez emekli olabilen Kuzey Kıbrıslıların bu olanakları kalkacak. Pek çalışmadan yaşadığı, hep verileni almakl
a geçindiği, Güney'e nispetle daha eğitimsiz bilinen Kuzey halkı kurulacak yeni kapitalist düzenin patronları değil, işçileri olarak kalacaklar. Patronların (yani, Güney'deki zengin işadamlarının) daha da zenginleşmesi onların da alacakları payı artıracağndan zenginlerin daha da zengin olmaları için dua edecekler. Yine de durumları kötü sayılmayabilir. Dünyaya açılmak onlara yeni olanaklar sunacak; hatta, aralarından zengin birkaç işadamı bile çıkarabilecekler. Güney'deki zenginlik Ortadoğu ülkelerinin "kara para aklama cenneti" olmaları nedeniyle oluştu. Yoksa, Güney'de ne sanayi ne marka ne petrol ne maden var. Güney, AB'ye girmekle "kara para" aklama merkezi olmaktan çıkacak. Böylece, hem AB hem de ABD Güney'i ve ne yaptığı pek belli olmayan Kuzey'i kontrol edecek. Sonuçta, Kıbrıs kendisine biçilen görevi yapacak. Muhtemelen bir turizm merkezi olacak. Ama, ne Güney'de ne de Kuzey'de eski, hak edilmeyen zenginlik olmayacak.
Kuzey Kıbrıslılar için en acısı ise, artık acil durumda güvenebilecekleri bir Türkiy
e'leri olmaması.
Artık, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
YAMAN TORUNER MILLIYET 21/04/2004

'Evet' ile 'hayır' arasında

Kıbrıs'ta yapılacak referandumda Türk ve Rum seçmenlerin vereceği 'evet' ya da 'hayır' oyları adanın geleceğini belirleyecek. Ancak ortaya çıkacak sonuç, Kıbrıs'ın geleceğini belirleme açısından önemli olmanın ötesinde, Türkiye'nin iç politika gündemini ve dış politika tercihlerini de etkileyebilecek. Bu nedenle 'evet' ile 'hayır' seçenekleri Türkiye'de de yoğun biçimde tartışılıyor.
Aslı
nda bu tartışmayı sürdüren tarafların, Kıbrıs dışında bazı konularda da karşıt kutuplarda pozisyon aldığını ve 'evet' ya da 'hayır' seçeneklerini savunduğunu görüyoruz. Örneğin Kıbrıs'ta Annan planı çerçevesinde bir çözüme 'evet' diyenler Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile bütünleşme yolunda gerekli her adımı atarak öncelikle bu hedefe odaklanmasına da 'evet' diyorlar.
Buna karşılık Annan planının Türkiye'ye kurulmuş bir tuzak olduğunu düşünen ve bu nedenle referandumdan 'hayır' sonucunun çıkmasını isteyen
ler, Türkiye'nin AB ile bütünleşme çabalarını da eski deyimle "beyhude bir gayret" olarak görüyorlar ve Türkiye'nin bu amaçla AB'ye ödün vermesine de 'hayır' diyorlar.

Neden 'evet'?

Ben kendi hesabıma, Kıbrıs'taki referandumdan 'evet' sonucunun çıkmasını, en azından Türk kesimindeki oylamada 'evet'lerin fazla olmasını istiyorum. Kıbrıs'taki oylamada 'evet' sonucunun alınması halinde Türkiye'nin AB ile bütünleşme yolunda ilerlemesinin de daha kolay olacağını ve bunun da Türkiye'ye elle tutulur bir gelişme perspektifi kazandıracağını düşünüyorum.
Benim ortaya koyduğum bu tercih kuşkusuz bazı varsayımlara dayanıyor ve bu varsayımlar da aslında tartışmaya açık varsayımlar. Örneğin AB'nin ve AB'de söz sahibi ülkelerin şu ya da bu gerekçeyle Türkiye'ye oyun oynam
ayacağını varsayıyorum. İtiraf edeyim ki bu varsayımların tutacağı konusunda kaygılarım var.
Ancak bütün bunları da hesaba katarak 'evet' seçeneğini savunuyorum çünkü 'evet'le girilecek yolda ilerlemek için bir yol haritası var elimizde ve bu yolda attığımız adımları sürdürürsek varabileceğimiz somut bir hedef var. AB içinde yer alacak bir Türkiye, küreselleşmenin fırtınalı denizlerinde ilerleyebilecek bir filoya katılmış olacak.

Neden 'hayır'?
Pekiyi, "Türkiye'nin ulusal çıkarlarını" savunma gerekçesiyle
'hayır' cephesinde saf tutanların ileri sürdükleri gerekçelerin hiç ciddiye alınacak tarafı yok mu? Türkiye AB ile ilişkilerinde ciddi 'kazıklar' yemedi mi? AB ülkeleri kendi iç politika önceliklerini ileri sürerek, hatta Türkiye'nin din ve kültür farkını bir kez daha hatırlayarak, bize yeni çalımlar atamaz mı? Kıbrıs'ta çözüm diye ortaya konan formül kötü niyetle istismar edilerek adada yeni bir çıkmazın ortamı yaratılamaz mı? ABD, Kıbrıs'taki çözümü, bölgedeki emelleri için kullanamaz mı?
Bunlar ciddiye a
lınması gereken sorular ve 'evet' seçeneğini savunanların da bu soruları göz ardı etmemesi gerekiyor. Ancak bu soruları soran 'hayır' cephesinin çok ciddi bir handikapı var, Türkiye'nin geleceği için ortaya koyacağı alternatif bir yol haritası yok. Türkiye'nin ya da Türk milletinin 'ulusal gücü'ne güvenmek, 'tam bağımsızlığı' savunmak ilk anda kulağa hoş gelebilir ama bu sloganlar bugünün dünyasında Türkiye için gerçekçi bir yol haritası çizmeye yetmez. AB ile bütünleşme perspektifini kaybetmiş bir Türkiye'nin, farklı uluslararası kombinezonlar içinde geleceğini güvenceye alacak bir konuma gelmesi de pek beklenemez.

Çözümsüzlük tuzağı

Türkiye'nin geleceği için, 21. yüzyıl dünyasının gerçeklerini dikkate alan tutarlı bir yol haritası ortaya koyamayan 'hayır' cephesinin istediği olur, Kıbrıs'taki referandumda çıkacak 'hayır' sonucu, Türkiye'nin AB yolunda sağladığı ilerlemeyi de kösteklerse, çok boyutlu bir çözümsüzlük tuzağına düşebiliriz. AKP hükümetinin sendelemesini öncelikli hedef haline getirenler bu sonuca belki sevinebilir, çözümsüzlük ortamından medet umanlara yeni fırsatlar çıkabilir. Bu özlemi duyanların 'hayır'ı savunması rasyonel bir tercih olarak görünüyor.
OSMAN ULAGAY MILLIYET 21/04/2004

Kıbrıs'ta artık taksim dışı çözüm olmaz

Kıbrıs Rumları tam 30 yıldır bütün dünyanın sempatisini topladılar. Hele yıllar geçtikçe ve 1974 askeri müdahelesi öncesinde yaşananlar (Türklerin silah zoruyla susturulmaları) unutuldukça bu sempati daha da arttı.
Rumlar dünyayı son derece başarılı şekilde şöyle bir hikay
eye inandırdılar:
"… Küçücük bir adanın, savunmasız insanları Türk kardeşleriyle barış ve mutluluk içinde yaşarken (!) bir sabah aniden karşılarında dev gibi Türk ordusunu bulmuşlardır. Bu ordu savunmasız Kıbrıs'ı istila etmiş, insanlarını göçe zorlamış ve
40 bin askeriyle oraya gelip yerleşmiştir. İnsan hakları çiğnenmiş, kadınların ırzına geçilmiş, malları çalınıp çırpılmıştır. Yıllar boyunca sevgiyle birlikte yaşadıkları Türk dostları da bu duruma çok üzülmüşler, ancak Türk ordusunun adayı ikiye bölmesini engelleyememişlerdir. Rumlar, bu ordunun ülkesine dönmesini ve bu güzelim yeşil ada'da Türk kardeşleriyle birlikte yine eskisi gibi yaşamak istemektedirler. Birleşik bir Kıbrıs, hem Türk hem de Rumların yuvası olmalıdır…"
Bu hikaye'nin aslında önemli ald
atmalar ve tuzaklarla dolu olduğunu dünya halkları göremezdi.
1974 askeri müdahelesine kadar ki dönemde (1950-1974) Türk köylerinin Guvas'ın silahlı EOKA'cıları tarafından basıldığını, Yunanistan ile birleşmek (ENOSİS) için sayısız girişimler yapıldığını v
e nihayet 1974'te, Atina'daki Albaylar cuntasının Devlet Başkanı Makarios'u devirip yerine ENOSİS'ci Sampson'u getirmek için açıkça bir darbe girişimi başlattıklarını bilemezlerdi.
Dünya, Türk ordusunun Kıbrıs'a girmesinin tek sorumlusunun Kıbrıs'lı Rum EO
KA'cılar ve onların Atina'daki ENOSİS'ci çılgın abileri olduğunu göremezdi.
Rumlar ise, hikayelerini satmayı bildiler.
Uluslarararası kamuoyunu aldattılar.
Ancak bu başarılarının altında, Rauf Denktaş ve Ankara'nın beceriksiz politikacıları da yatıyordu. Y
ani Rumlar, Denktaş ve Ankara'nın hatalı politikaları sayesinde dünya kamuoyunu aldatabildiler.
Ne zaman bir çözüm girişimi olsa, Rumlar hemen ayağa kalkar, "Birleşik Kıbrıs istiyoruz. Türk kardeşlerimizle birlikte yaşamak istiyoruz" derler, Rauf Denktaş v
e Ankara tam aksine çözüme karşı çıkarlardı.
Her gelen topu taca atan, her çözüm girişimini söndüren taraf hep Denktaş ve Ankara olmuştu.
Sonuç olarak dünya'nın gözünde, Rumlar çözüm isteyen, barış yanlısı, Türkler ise çözümsüzlükten yana ve askeri gücüyl
e adayı bölmeye çalışan gaddar taraf konumuna girdiler.
Kimse bu oyunu tam anlamıyla göremedi.
Görebilmesine de imkan yoktu. Zira Denktaş hep oradaydı ve Ankara'daki statükocu ekip ile birlikte her girişimi engellemesini bildi.
Denktaş'ta bunu kendi ideolo
jisi, kendi doğrularına inandığı için yaptı. Birgün bu oyunun bozulabileceğini düşünemedi.

ANNAN PLANI VE AB RUM OYUNUNU BOZDU
Rumların oyunu üç nedenle bozuldu:
- Avrupa Birliği'nin tam üyelik havucu…
- ABD'nin Annan planını ciddiye alması…
- Denktaş'ın aradan çekilmek zorunda kalması…
Bu üç koşul bir araya gelmese, Rumlar oyunlarını rahatlıkla sürdürebileceklerdi.
Ancak çok güvendikleri AB üyeliği, Annan planı ve Rauf Denktaş'ın aradan çekilmek zorunda kalması herşeyi altüst etti.
Bugün gelinilen nokta R
umların gerçek politikalarını dünyaya gösteriverdi.
Hele Cumartesi günkü referandumda bir de HAYIR oyu verirlerse, kendi bindikleri dalı kesmiş olacaklar. Kendi kazdıkları kuyuya düşecekler.
Bundan böyle kimseye "Türk kardeşlerimizle birlikte yaşamak istiy
oruz. Birleşik bir Kıbrıs istiyoruz," diyemeyecekler.
Cumartesi günü HAYIR oyu vererek, Kıbrıs'ta bundan böyle sadece TAKSİM formülünün geçerli olacağını kendileri de kabul edecekler.
Arkasına saklanabilecekleri Denktaş unsuru ortadan kalkıverince, gerçekl
er apaçık ortaya çıkıverdi.
Karar Rumlara ait:
Ya Annan planıyla yetinecekler ve Türk toplumunu eşit görecekler veya Ada'yı ikiye bölecekler.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 21/04/2004


AP: Rumların tavrı hayal kırıklığı yarattı


AB Dönem Başkanı İrlanda'nın AB işlerinden sorumlu Bakanı Dick Roche, ''Kıbrıs'ta tarafların, adanın birleşmesi konusunda ortaya çıkan bu tarihi fırsatı kaçırmamaları'' gerektiğini söyledi.
Avrupa Parlamentosu'nda (AP) bugün yapılan Kıbrıs oturumunda söz alan Roche, Kıbrıs sorununun ç
özümü konusunda Türkiye ve Yunanistan'ın olumlu ve yapıcı bir tutum sergilediklerini bildirdi.
Referandumun, Kıbrıslıların geleceği için bir tarihi fırsat yarattığını kaydeden Roche, birleşik Kıbrıs'ın barışçı biçimde Birliğe girmesi için ''bu fırsatın kaçırılmamasını'' istedi.
Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox da, Annan Planı'nın dengeli ve uzlaşma metni olduğunu söyledi.
Cox, yaptığı konuşmada, Rum kesiminde ülke dışından yapılan konuşmalara televizyonda yasak getirilmesini de sert biçimde eleştirdi ve
bunun ifade özgürlüğüne aykırı bir durum olduğunu söyledi.
AP'de sabah yapılan oturumda söz alan Sosyalist, Hıristiyan Demokrat, Yeşil ve Liberal parlamenterler, Rum kesiminin Annan Planı'na karşı çıkmasından derin hayal kırıklığına uğradıklarını bildirdil
er.
AP'nin Türkiye raportörü Arie Oostlander de, Rum tarafının tutumunun herkeste ciddi hayal kırıklığı ve üzüntü yarattığını belirtti.
Yeşil Grup Başkanı Daniel Cohn Bendit, referandumda Türklerin ''evet'', Rumların ''hayır'' demesi halinde AB'nin KKTC il
e siyasi ilişkiye girmesi görüşünü savundu.
Referandumda böyle bir sonucun çıkması halinde Türklerin mağdur durumda bırakılamayacağını kaydeden Bendit, ''Böyle bir durumda Kıbrıs Türklerine yönelik ekonomik ambargo da kaldırılmalı'' diye konuştu.
Liberal G
rup adına konuşan İngiliz parlamenter Chris Davies, ''kendisini kandırılmış olarak hissettiğini'' söyleyen AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'ın aslında ''kibarlık'' gösterdiğini, Rumların herkesi derin hayal kırıklığına uğrattıklarını söyledi.
AP, Kıbrıs konusunda hazırlanan ortak tavsiye kararını bugün öğleden sonra oylayacak.
MILLIYET 21/04/2004

Referandumların olası sonuçlarına yönelik senaryolar...


KKTC ve Güney Kıbrıs'ta 24 Nisan Cumartesi günü yapılacak referandumlarda halklar, Annan planı çerçevesinde oluşturulacak çözüm hakkında son sözlerini söyleyecekler.
Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin toplumun farklı kesimlerinden temsilci ve yetkilileri bir araya getirerek oluşturduğu Kıbrıs Platformu, referandumlardan çıkabilecek dört farklı s
onucun her birine ilişkin ayrı ayrı değerlendirmelerde bulunan raporunu yayınladı.
Bu rapor uyarınca, her iki taraftan da ''evet'' sonucunun çıkmasının Türk tarafı için siyasi ve ekonomik yararlarından başlıcaları şunlar:
- Kıbrıs'ın hem Rumların hem de Tü
rklerin ortak yurdu haline gelmesi - Merkezi devlette siyasi eşitliğin sağlanacak olması - Uluslararası hukuka dahil olma - AB üyeliği - Belirsizliğin sona ermesi nedeniyle Kıbrıs'ta siyasi, ekonomik ve psikolojik anlamda iyileşme beklenmesi - Dünyanın diğer çatışmalı bölgeleri için olumlu örnek oluşturulması - Siyasi, sosyal ve insani ambargoların kalkması - Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlama konusunda elinin güçlenmesi - Yerli ve yabancı yatırımcılar için olumlu yatırım ikliminin oluşacak olması - Türk tarafının fiziki ve sosyal altyapısını geliştirebilmek için AB fonlarından yararlanabilecek olması - Vergi politikalarındaki uyumlaştırma çalışmaları sonucunda kayıt dışı ekonominin kayda alınabilecek olması.
Kıbrıs Platformu'nun hazırladığı raporda, he
r iki taraftan da ''evet'' çıkmasının Türk tarafı için siyasi ve ekonomik sakıncaları ise şu şekilde sıralanıyor:
- Pek çok KKTC vatandaşının, yıllardır yaşadıkları evlerini terk ederek başka yerlere taşınacak olması - Rumlara oranla, uluslararası tanınmış
lığı bulunan bir devleti yönetme konusundaki bilgi ve tecrübe eksikliğinin, belli zafiyetlere yol açma riski - Kurucu devlette çalışacak kişilerle, federal devlette çalışacak olanlar arasında ekonomik farklılıkların ortaya çıkacak olması - Bankacılık sektöründe, iki yıllık geçiş sürecinin ardından önemli kayıplarla karşılaşma riski - Tahsis arazilerdeki mali sorumluluğun Kıbrıs Türk devletinde olacak olması nedeniyle, kamu maliyesi açısından ciddi sorunlarla karşılaşma riski - Turizm ve diğer ekonomik tesislerin AB standartlarında olmaması nedeniyle başlangıçta bu sektörlerde de kayıpların beklenmesi - Mal ve hizmet dolaşımının serbestleşmesiyle, rekabet gücü yüksek olmayan işletmelerin zor durumda kalma olasılıkları.

SENARYO 2: ''KKTC'DEN EVET, GKRY'DEN HAYIR ÇIKMASI''
KKTC'de ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nde (GKRY) 24 Nisan'da yapılacak referandumların bir diğer olası sonucu da KKTC'den ''evet'', GKRY'den ise ''hayır'' yanıtlarının alınması.
Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin toplumun farklı kesimlerinden temsilci ve yetkilileri bir araya getirerek oluşturduğu Kıbrıs Platformu, referandumlardan çıkabilecek dört farklı sonucu değerlendirdiği raporunda, bu seçeneğin Türk tarafı için siyasi ve ekonomik anlamda olumlu sonuçlarını şu şekilde belirtiyor:
- Doğrudan uç
uşlar, ihracat sertifikaları, posta işlemleri ve dış yatırımlar konusunda yeni açılımların ortaya çıkabilecek olması - KKTC'nin AB'nin çeşitli fonlarından sivil toplum düzeyinde yararlanabilecek olması - Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlaması konusunda olumlu bir hava yaratılması.
Raporda, KKTC'nin ''evet'', GKRY'nin ''hayır'' demesi durumunda Türk tarafı için doğabilecek sakıncalara ilişkin tespitler de şu şekilde:
- Adada tam bir barışın sağlanamamasının yaratabileceği siyasi istikrarsızlık riski - Ulu
slararası toplumun konuya ilişkin ilgisinin azalması tehlikesi - KKTC ile GKRY arasında son dönemde başlayan ilişkiler ve güven ortamının zedelenmesi olasılığı.
Raporda, ikinci senaryonun gerçekleşmesi durumunda, KKTC'nin ve Türkiye'nin özellikle AB nezdin
de diplomatik girişimlerini yoğunlaştırması gerektiği de vurgulanıyor.

SENARYO 3: ''HER İKİ TARAFTAN DA HAYIR YANITININ ÇIKMASI''
KKTC ve Güney Kıbrıs'ta 24 Nisan Cumartesi günü yapılacak referandumlara kısa süre kala, referandumlardan çıkacak dört olası sonuç da gerek olumlu, gerekse olumsuz yönleriyle değerlendiriliyor.
Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin toplumun farklı kesimlerinden temsilci ve yetkilileri bir araya getirerek oluşturduğu Kıbrıs Platformu, referandumlardan çıkabilecek dört farklı sonucun her
birine ilişkin ayrı ayrı değerlendirmelerde bulunan raporunda, her iki taraftan da ''hayır'' yanıtının gelmesinin Türk tarafı için olumlu ve olumsuz yönlerini şu şekilde belirtiyor:
Olumlu yönler; - Barış süreci uzamakla birlikte, her iki taraf açısından ö
nerilen modelin rasyonel olarak incelenmesi, toplumlar tarafından benimsenmesi ortaya çıkabilir. Farklı çözüm araştırılmasına yol açılabilir - Bireyler davranışlarını Annan planındaki mülkiyet düzenlemeleri çerçevesinde düzenleyebilirler - Annan planında öngörülen mülkiyet rejimine geçişte yaşanabilecek servet kaybı mağduriyeti önlenebilir.
Sakıncalar; - Siyasi izolasyon devam edebilir - Türkiye, AB sürecinde zorluklarla karşılaşabilir - KKTC hükümetinde sıkıntılar yaşanabilir - Mal-mülk konusundaki belirsi
zlikler nedeniyle yatırımlar durabilir - Bankacılık ve finans sektöründe sıkıntılar olabilir.
Raporda, bu senaryonun hayata geçmesi durumunda, KKTC ile Türkiye arasındaki siyasi yakınlaşmanın devam edeceği, Kıbrıs Rum kesiminin AB üyesi olması nedeniyle, K
uzey Kıbrıs'ın Güney Kıbrıs'a entegrasyonu yönündeki baskıların artabileceği de belirtiliyor.

SENARYO 4: ''GKRY'DEN EVET, TÜRK TARAFINDAN HAYIR ÇIKMASI''
KKTC'de ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nde (GKRY) 24 Nisan'da yapılacak referandumların bir diğer olası sonucu da GKRY'den ''evet'', Türk tarafından ise ''hayır'' sonucunun çıkması.
Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin toplumun farklı kesimlerinden temsilci ve yetkilileri bir araya getirerek oluşturduğu Kıbrıs Platformu, referandumlardan çıkabilecek dört farklı so
nucun her birine ilişkin ayrı ayrı değerlendirmelerde bulunan raporunu yayınladı.
Bu rapor uyarınca, GKRY'den ''evet'', Türk tarafından ''hayır'' yanıtlarının alınmasının Türk tarafı için sonuçları, şu şekilde sıralanıyor:
- Kıbrıs, Kıbrıs Cumhuriyeti kiml
iğiyle AB üyesi olur, KKTC kesiminde Topluluk müktesebatı uygulanmaz - Annan planı hukuken yok kabul edilir, Kıbrıs sorunu tamamen AB kapsamına girer - Türkiye AB sürecinde sorunlarla karşılaşabilir - 1 Mayıs'tan sonra Kıbrıslı Türkler AB vatandaşı olma hakkı kazanır, kimlik ikilemi doğar, ekonomik güçlükler dikkate alındığında kişisel çıkış arayışları artar - KKTC'nin dünya ekonomisinin dışında kalma süreci hız kazanır - Adadaki Türk askeri varlığı, Türkiye ile AB arasında yeni bir sorun kaynağı olabilir.
MILLIYET 21/04/2004

KKTC'de yarın hem 'evet', hem 'hayır' mitingi yapılacak...


Kıbrıs'ta Annan Planı hakkında yapılacak referandumlar öncesinde, KKTC'nin başkenti Lefkoşa'da yarın akşam hem ''evet'', hem de ''hayır'' görüşünü savunanlar mitingler düzenleyecek İktidarın büyük ortağı Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) tarafından düzenlenen ''Dünya ile Bütünleşmeye Evet Şöleni'' İnönü Meydanı'nda saat 20.00'de, Miting Tertip Komitesi'nce düzenlenen ''Varoluş ve Dayanışma Mitingi'' ise saat 18.00'de Atatürk Meydanı'nda yapılacak.
CTP Basın Bürosu'ndan verilen bilgiye göre, ''Kıbrıs Türk halkının çözüm yönündeki kararlılığının göstergesi'' olacak şölende, İki Toplumlu Koro ve Halk Dansları Topluluğu ile SOS müzik grubu sahne alacak.
''Hangi yaşta, hangi görüşte,
hangi partiden, hangi bölgeden, hangi meslekten olursanız olun dünya bir tanedir. Haydi dünyayla buluşalım'' sloganlı şölenle ilgili açıklama yapan CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, ''kararlı bir şekilde dünyayla buluşmak ve çocukların geleceği için, 24 Nisan'daki tarihi referandumda 'evet' diyeceklerini'' belirtti.

VAROLUŞ VE DAYANIŞMA MİTİNGİ

Miting Tertip Komitesi imzasıyla gazetelere verilen ''Varoluş ve Dayanışma Mitingine Çağrı'' başlıklı ilanlarda ise ''Sessiz çoğunluk son noktayı koyacak. Vatandaş vatanına sahip çık, muhteşem bir mitingle var olduğunu ve var olacağını artık göster. Oynanan bu oyunu artık durdur'' denildi.
''Yokoluşa hayır'' denilecek miting için bütün ilçe merkezlerinden ve bazı köylerden otobüsler kaldırılacağı da duyuruldu.
Mitinge, bugün KKTC'ye gelecek olan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin de katılarak bir konuşma yapması bekleniyor.
MILLIYET 21/04/2004

Verheugen: Rumlar beni aldattı

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen, Kıbrıs konusundaki son gelişmelerle ilgili yaptığı açıklamada, "Rumlar tarafından aldatılmış hissedildiğini" söyledi.

Avrupa Parlamentosu'nda başlayan Kıbrıs oturumunda söz alan Verheugen, Rum yönetiminin, referandumda Annan planına karşı tavır almasını sert biçimde eleştirdi ve ''Artık diplomatik olmayan biçimde söyleyeceğim, kendimi Rumlar tarafından aldatılmış hissediyorum'' dedi

Kıbrıs sorununun çözümünün Rumların AB'ye üyeliğinin önkoşulu olmadığı yolundaki tavrı hatatan Verheugen, Rum yönetiminin görüşmeler sırasında BM planını destekler bir tavır içinde olduğunu belirtti ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un son yaklaşımının daha önceki tavrına tamamen ters düştüğünü söyledi.

Verheugen, Rum kesiminde kendisine getirilen yayın yasağını da sert biçimde eleştirdi ve ''AB'ye üye olan ve üye olacak ülkelerde birtakım temel ilkelere saygı gösterilmesini bekleriz. Bu herkes için geçerli'' dedi.

Rumların, Annan planına karşı çıkmasına yönelik eleştirilerini sürdüren Verheugen, ''Hayır diyenler Ada'da hala Türk askerlerinin kalacağını söylüyorlar. Referandumda 'hayır' derlerse 30 bin Türk askeri ilelebet orada kalacak. Adada hala Türkiye'den gelen göçmenlerin bulunduğundan şikayet ediyorlar. 'Hayır' derlerse Kıbrıs'a belki de yüz bin Türk göçmen daha gelebilecek'' diye konuştu.

COX: RUMLARIN YAPTIĞI İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE AYKIRI

Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox da, Annan Planı'nın dengeli ve uzlaşma metni olduğunu söyledi.

Cox, yaptığı konuşmada, Rum kesiminde ülke dışından yapılan konuşmalara televizyonda yasak getirilmesini de sert biçimde eleştirdive bunun ifade özgürlüğüne aykırı bir durum olduğunu söyledi.

PATTEN: VERHEUGEN'IN HİSLERİNİ HEPİMİZ PAYLAŞIYORUZ

AB Komisyonu'nun dışişlerinden sorumlu üyesi Chris Patten, Rumların referandumdan önce Annan Planı'na karşı tavırları yüzünden ''büyük hayal kırıklığına'' uğradıklarını söyledi.

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in parlamentoda sabah yaptığı konuşmada, ''Rumlar tarafından kandırılmış hissediyorum'' şeklindeki sözlerine atıfta bulunan Patten, ''Verheugen'ın hislerini hepimiz paylaşıyoruz'' dedi.

Referandumda Rumların ''hayır'', Türklerin ''evet'' demesi halinde AB Komisyonu'nun takınacağı tavır hakkında bilgi veren Patten, ''Böyle bir durumda Kıbrıslı Türklerin mağdur olmaması için komisyon gerekli çalışmaları ve önerileri yapacaktır'' dedi.

AB DÖNEM BAŞKANI İRLANDA: TARİHİ FIRSATI KAÇIRMASINLAR

AB Dönem Başkanı İrlanda'nın AB işlerinden sorumlu Bakanı Dick Roche, ''Kıbrıs'ta tarafların, adanın birleşmesi konusunda ortaya çıkan bu tarihi fırsatı kaçırmamaları'' gerektiğini söyledi. AP'de bugün yapılan Kıbrıs oturumunda söz alan Roche, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türkiye ve Yunanistan'ın olumlu ve yapıcı bir tutum sergilediklerini bildirdi.

Referandumun, Kıbrıslıların geleceği için bir tarihi fırsat yarattığını kaydeden Roche, birleşik Kıbrıs'ın barışçı biçimde Birliğe girmesi için ''bu fırsatın kaçırılmamasını'' istedi.

SİYASİ GRUPLAR: RUM KESİMİNİN TAVRI HAYAL KIRIKLIĞI YARATTI

AP'de sabah yapılan oturumda söz alan Sosyalist, Hıristiyan Demokrat, Yeşil ve Liberal parlamenterler, Rum kesiminin Annan Planı'na karşı çıkmasından derin hayal kırıklığına uğradıklarını bildirdiler.

AP'nin Türkiye raportörü Arie Oostlander de, Rum tarafının tutumunun herkeste ciddi hayal kırıklığı ve üzüntü yarattığını belirtti.

Yeşil Grup Başkanı Daniel Cohn Bendit, referandumda Türklerin ''evet'', Rumların ''hayır'' demesi halinde AB'nin KKTC ile siyasi ilişkiye girmesi görüşünü savundu.

Referandumda böyle bir sonucun çıkması halinde Türklerin mağdur durumda bırakılamayacağını kaydeden Bendit, ''Böyle bir durumda KıbrısTürklerine yönelik ekonomik ambargo da kaldırılmalı'' diye konuştu.

Liberal Grup adına konuşan İngiliz parlamenter Chris Davies, ''kendisini kandırılmış olarak hissettiğini'' söyleyen AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'ın aslında ''kibarlık'' gösterdiğini, Rumların herkesi derin hayal kırıklığına uğrattıklarını söyledi. AP, Kıbrıs konusunda hazırlanan ortak tavsiye kararını bugün öğleden sonra oylayacak.

(aa)

HURRIYET 21/04/2004

Üçlü pazarlık

Nur BATUR/ATİNA

ABD Dışişleri Bakanı Powell ve BM Genel Sekreteri Annan, referandumda kilit rol oynayacak AKEL’in Lideri Hristofyas’la pazarlık yaptı.

Papadopulos’un devre dışı bırakıldığı görüşmede Rumlar, 3 güvenceden 2’sini aldılar.

KIBRIS’ta tarihi referanduma 3 gün kala BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell hayır kampanyası yürüten Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos’u devre dışı bıraktılar ve pazarlığı referandumda kilit rol oynayan AKEL Lideri Dimitris Hristofyas’la yaptılar.

Rum Kesimi’nin en büyük partisi AKEL’in lideri ve Meclis Başkanı olan Hristofyas, ‘Rum halkına evet’ çağrısı yapmak için bir hafta boyunca
Annan ve Powell’la sert pazarlık sürdürdü. Hristofyas referandumda ‘evet’ demek için 3 güvence istedi:

Annan Planı’nı BM Güvenlik Konseyi onaylasın. Böylece planın uygulanacağına ilişkin güvence versin.

Anlaşmanın uygulanmaya başlamasıyla birlikte Kıbrıs’a silah satışı tamamen yasaklansın.

BM Güvenlik Konseyi, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti anlaşmasının ihlal edilmesi halinde BM Sözleşmesi’nin 7. bölümünün 41. ve 42. maddelerinin işletileceğini de karara bağlasın.

ABLUKA VE ASKERİ MÜDAHALE

Hristofyas’
ın işletilmesini istediği 41. ve 42. maddeye göre, ilk aşamada BM, anlaşmayı ihlal eden ülkeyle diplomatik ve ekonomik ilişkilerini kesiyor, ikinci aşamada da hava, deniz ve karadan ablukaya alıyor. Bu yaptırımlardan sonuç alınmazsa BM, ihlal eden ülkeye karşı askeri müdahaleyi de öngörüyor. BM, söz konusu maddeleri Sırbistan’a müdahale sırasında işle
tti. Annan, Hristofyas’ın ilk iki şartını kabul etti ancak 3’üncü şarta sıcak bakmadı. Annan’ın önceki gün BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu karar tasarısında, barış gücünün misyonunu değiştirdi, sayısını da 7 bine çıkarttı. Böylece, yeşil hatta görev yapan barış gücü askerleri anlaşmanın uygulanmaya başlanmasından sonra bütün adada görev üstlenecek.

KONSEYDE HAVA GERGİN

Yunan basınına göre, ABD ve İngiltere’nin inisiyatifiyle sunulan karar tasarısı BM Güvenlik Konseyi’nde gerginlik yarattı. Rusya ve Fransa referandumdan önce bir karar tasarısının onaylanmasına sıcak bakmadılar. Gerginlik Atina’da huzursuzluk yarattı. Çünkü, karar konseyden geçmezse, AKEL ‘hayır’ oyunu değiştirmeyecek. Bu arada
Powell, referandum öncesinde iki tarafın halkını ‘evet’ oyunu teşvik için Güvenlik Konseyi’nun bir karar almasını istedi. Powell, ‘Karar, taraflara yükümlülüklerini yerine getirmeleri yönünde çağrı yapmamızı sağlayacak’ dedi.

Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto da Lefkoşa’da düzenlediği basın toplantısında Kıbrıs’la ilgili karar üzerinde çalışıldığını ve bugün Güvenlik Konseyi’nde oylanabileceğini bildirdi.

HURRIYET 21/04/2004

ABD: Türkler Annan planında kararlı

Washington

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher, Kıbrıslı Rumların, Annan planı çerçevesinde Türkiye'nin Ada'dan asker çekme anlaşmasına uymayabileceği korkusunu taşıdığı görüşüne karşılık, Türklerin plana uyma kararlılığını ortaya koyduğunu söyledi.

Boucher, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 19 Nisan'da, BM Güvenlik Konseyi'ne, Kıbrıslıların ''evet'' oyu vermesini cesaretlendirecek karar çıkarılması amacıyla rapor sunduğunu hatırlattı.

BM Güvenlik Konseyi'nin şimdi bu raporu incelediğini ve nasıl destek verebileceğine baktığını belirten Boucher, ABD'nin, bu kararın bu hafta, referandumlardan önce çıkması gerektiğine inandığını kaydetti.

Boucher, ''Tasarı, Kıbrıslılara istedikleri cesareti vermeli. BM, çözüm planına tüm ağırlığını koyduğunu ve bütün tarafların, çözüm olduktan sonra yükümlülüklerini karşılayacağını göstermeli'' dedi.

Bir gazetecinin, ''tasarıda, Kıbrıslı Rumların, Türklerin çok sayıda asker çekmeyeceği korkusunu giderecek ne var?'' sorusu üzerine Boucher, ''Tasarının kilit noktası, Güvenlik Konseyi’nden plana güçlü bir onay verilmesidir. Böylece, uluslararası camianın, planın dikkatli bir şekilde uygulanmasını izleyeceğini garanti etmiş oluyoruz. Planın arkasına BMGK kararı konulmuş oluyor. Bir taraf ya da diğerinin anlaşmayı uygulamayacağı korkusu gideriliyor. Türkler, gerçekten de açıkça planı uygulama kararlılıklarını belirttiler'' yanıtını verdi.

Boucher, Rum asıllı Amerikalıların, ABD Başkanı George W. Bush'tan, Annan planının tamamen değiştirilmesini istediği yönündeki bir soru üzerine, ''İkinci bir anlaşma yok. Başka fırsat, yeni müzakere yok'' diyerek, bu talebin mümkün olmadığına işaret etti.

Boucher, referandumu ertelemeyle bir yere varılamayacağına inandıklarını, bugüne kadar Kıbrıs meselesinin bütün boyutlarının müzakerelerde ortaya konulduğunu söyledi.

Richard Boucher, ''Şimdi plan seçmenlerin önünde. İnsanlar evlerine dönecek, askerler Ada'dan ayrılacak, toprak düzenlemeleri yapılacak, Kıbrıslı Türkler tanımlanacak'' dedi.

RUM-YUNAN LOBİSİNDEN BUSH'A MEKTUP
Rum ve Yunan asıllı Amerikalılar'ın üyesi olduğu ABD'deki bazı dernekler, Başkan George W.Bush'a bir mektup yazarak, Annan planının hem Rumlar'ın hem de ABD'nin çıkarlarına ters düştüğünü, planın değiştirilmesi gerektiğini savundu.
Mektup, Helenik Amerikan Ulusal Konseyi (AHEPA), Amerika Kıbrıs Federasyonu, Panepirotik Amerika Federasyonu, Amerika Pan-M
akedonya Birliği ve Amerikan Helenik Enstitü (AHI) adına Bush'a gönderildi.
AHI Başkanı Gene Rossides'in imzasını taşıyan mektupta, ''Büyük Yunan-Amerikan üyeli örgütler, Annan planını daha demokratik, üzerinde çalışılabilir, finansal olarak uygulanabilir
ve adil hale getirmek için ABD'nin çıkarına planda ciddi değişiklikler yapılması çağrısında bulunuyor'' ifadesi kullanıldı.
Bush'a gönderilen ve 19 Şubat tarihini taşıyan mektupta, Türkiye'nin 1974 Kıbrıs Barış Harekatı'nın, Irak'ın 1990 yılında Kuveyt'i
işgalinden farksız olduğu iddia edildi ve Türkiye'nin bu tarihten beri Ada'yı ''işgal'' ettiği ileri sürüldü.
Mektupta, ''Annan planı, Irak'ta demokratik kurumlar inşa etmeye yönelik Amerikan çabaları için zararlıdır. Çünkü Annan planı, etnik ayrıma daya
lı zayıf bir merkezi hükümete dayanan sistemi rasyonalize etmeye çalışıyor. ABD, bu tip bir çözümü Irak'ta reddetti'' denildi.
Annan planının, Ada'da mülkiyet haklarını korumadığı, askerden tam arındırmayı getirmediği, toprak dağıtımında adil olmadığı gib
i iddialar da mektupta yer aldı. Mektubun birer kopyası, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice, Dışişleri Bakanı Colin Powell ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'e de gönderildi.

(aa)

HURRIYET 21/04/2004

Papadopulos: Hayır demiyoruz, güvence istiyoruz

RUM lider Tasos Papadopulos, Time Dergisi’nin Avrupa baskısına verdiği demeçte daha ılımlı bir tavır alarak, plana hayır demediğini ve Türkiye’nin planı tam uygulayacağı konusunda güvence istediklerini kaydetti. Rum lider, Türklerin kazanımlarını referandumdan 48 saat sonra elde ettiğini ve kendilerinin ise yıllar süren bir süreçte beklemek zorunda olduklarını belirtti, umut satın aldıklarını ve Rumların elde edecekleri kazanımların uygulanacağı garantisi istediklerini kaydetti. Papadopulos, kimden garanti istediği şeklindeki soruya ise ‘BM Güvenlik Konseyi ya da başka ülkeler olabilir’ yanıtını verdi. Papadopulos önceki akşam Yunanistan’ın Alfa televizyonuna da, Annan Planı’na karşı olmadığını söyledi, ‘Gerekli olan şey 3-4 değişikliğin yapılması, adanın yeniden birleşmesini zorlaştıran maddelerin düzenlenmesi ve anlaşmanın uygulanacağına dair güvencelerin bulunmasıdır’ dedi.

HURRIYET 21/04/2004

AKEL, Talat’a randevu vermedi

Referandumun ertelenmesini isteyen ve aksi halde hayır cephesinde yer alacağını ilan eden Rumların en büyük partisi AKEL, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat’ın randevu talebini geri çevirdi. AKEL Lideri Dimitris Hristofyas, yeni bir karar almadıklarını ve BM Güvenlik Konseyi kararı beklediklerini belirterek, Talat ile daha sonra görüşebileceğini söyledi

HURRIYET 21/04/2004

Ecevitler’den ‘hayır’ desteği

Birol BEBEK/LEFKOŞA

DSP Lideri Bülent Ecevit ve eşi Rahşan Ecevit, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın başlattığı, ‘Annan Planı’na hayır’ kampanyasına destek amacıyla dün Lefkoşa’ya geldi.

Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan’la Ada’ya gelen Ecevit çiftini Geçitkale Havaalanı’nda, ‘Kıbrıs Türktür Türk kalacak, 74 kahramanı hoşgeldin’ yazılı pankartlarla 50 kişilik grup karşıladı. Denktaş ile görüş
mesinde, adayı hüzünlü bulduğunu belirten Ecevit, ‘Denktaş’ın üzerine ağır saldırılar var. Bazı sanayiciler KKTC’ye gerekli çabayı göstermedi. Halbuki gösterselerdi ambargolara rağmen gelişebilirdi. Kıbrıslı Rumlar ırkçıdır yayılmacıdır, Türklerin böyle ihtirasları yoktur. Irk, din, dil ve kültür farkı var. İç içe yaşayamazlar ancak yanyana olabilirler. Yabancılar, AB, BM, ABD elini çekmeli Ada’dan.’ dedi.

HURRIYET 21/04/2004

Verheugen: Rumlar aldattı

AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen Rum yönetimi lideri Papadopulos’un İsviçre’de plana ‘evet’ deyip daha sonra ‘hayır’ tutumu takındığını belirterek, Rumlar tarafından aldatılmış hissedildiğini söyledi.

NTV

 

21 Nisan 2004— Verheugen Avrupa Parlamentosu’ndaki Kıbrıs oturumunda yaptığı konuşmada, Rum televizyonlarında açıklama yapmasına izin verilmediğine de dikkat çekerek, “Rum Yönetimi 1 hafta sonra AB üyesi olacak bir ülke gibi davranmıyor” dedi.

 


Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıs özel oturumunda konuşan AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, “Rumlar tarafından aldatılmış hissedildiğini” söyledi.
Verheugen, Rum Yönetim lideri Papadopulos’un İsviçre’de Annan Planı’na evet deyip daha sonra karar değiştiğini belirtti ve Papadopulos’a güveni kalma
dığını, kendisini hayalkırıklığına uğrattığını söyledi.
Verheugen, Referandumda ‘evet’ çıkması konusunda da umutsuz olduğunu kaydetti.

’AB ÜLKESİ GİBİ DAVRANMIYOR’
Rum televizyonlarında açıklama yapmasına izin verilmemesine de dikkat çekerek, Rumların 1 hafta sonra AB üyesi olacak bir ülke gibi davranmadığını, ifade özgürlüğünün kısıtlandığını söyledi.
Günter Verheugen, Rumların plana ‘hayır’ demesi halinde Ada’da 30 bin Türk askerinin kalacağını bildirdi. Ayrıca Rumların böylelikle Türkiye’den daha fazla
göçmenin Ada’ya yerleşmesine de izin vermiş olacağını ifade etti.
Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox da Rum kesiminde Verheugen’a uygulanan basın sansürünü eleştirdi. Rum kesiminin Kopenhag kriterlerine uygun davranmadığını kaydetti.
AB Komisyonu’nun dı
şişlerinden sorumlu üyesi Chris Patten da, Rumların referandumdan önce Annan Planı’na karşı tavırları yüzünden “büyük hayal kırıklığına” uğradıklarını söyledi. Patten, “Verheugen’ın hislerini hepimiz paylaşıyoruz” dedi.

Dentaş’tan hayırcılara şiddet uyarısı

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Lefkoşa’da ‘hayırcılarla’ ‘evetçiler’ arasında yaşanan şiddet olayları konusunda uyarıda bulundu

NTV-MSNBC

21 Nisan 2004— Denktaş, demokratik bir anlayış içerinde herkesin ‘evet’ ve ‘hayır’ deme hakkı bulunduğunu belirterek, “Bu önemli günlerde hoşgörülü olamayacak olanlar, evlerine kapansınlar, Sakın sokağa çıkmasınlar. Kimseyi tehdit etmesinler” dedi.


KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, önceki gece Lefkoşa’da plana ‘evet’ diyenlerle ‘hayır’ diyenler arasında çıkan şiddet olaylarının ardından uyarılarda bulundu.
Herkesin hayır ya da evet deme hakkına sahip olduğunu belirten Dentaş, “Bu topraklar bizim. Birbirimizi anlamamız, birbirimize müsamahalı davranmamız gerekiyor” diye konuştu.

Önceki gece Lefkoşa yakınlarındaki Göçmenköy’de ‘evet’i destekleyen 5 genç saldırya uğramış. Olaylarla ilgili 60 kişi gözaltına alınmıştı.
Öte yandan, KKTC Cumhurbaşkanı açıklamasında, Türkiye Hükümeti ile görüş ayrılığına da dikkat çekti. Denktaş, ” İlk defa Türk Hü
kümeti yumruk gibi birliği böldü” diye konuştu.

Hayır’cılar ‘evet’çilere saldırdı

Kuzey Kıbrıs’ta referanduma 3 gün kala ‘evet’çi ve ‘hayır’cı gruplar arasında gerilim tıranıyor. Önceki gece Lefkoşa yakınlarındaki Göçmenköy’de ‘evet’i destekleyen 5 genç saldırya uğradı.

Lefkoşa
NTV

21 Nisan 2004 — Olayın ardından soruşturma başlatan polis, yaklaşık 47 kişiyi gözaltına aldı

Olay sırasında bir parkta oturan CTP gençlik örgütünden gençlere, kimliği belirlenemeyen 20 kişilik bir grup saldırdı. Saldırı sonucu 5 gençten 3’ü, Burhan Nalbantoğlu hastanesinde tedavi altına alındı. Yüz, boyun ve kollarından yaralanan gençler sabah saatlerinde hastaneden taburcu edildi.
Olayın ardından soruşturma başlatan polis, yaklaşık
60 kişiyi gözaltına aldı. İçişleri Bakanı Özkan Murat, gözaltına alınan 47 kişinin saldırıya uğrayan gençlerle yüzleştirileceğini açıkladı. Bu sabah saldırıya uğrayan gençlerin ailelerini ziyaret eden Murat, bu kişilerin suçlu bulunmaları halinde sınırdışı edilmelerinin gündeme geleceğini söyledi.

ABD’den Rum lobisinin talebine ret

ABD’deki Rum lobisi, Annan Planı’nın Türk tarafını desteklediğini ileri sürerek, Başkan George Bush’tan planın değiştirilmesini istedi, ancak bu istek reddedildi

NTV-MSNBC

21 Nisan 2004— ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, Türkiye’nin, Kıbrıs’a ilişkin yükümlülüklerini yerine getirme güvencesi verdiğini belirtti.

Kıbrıs’ta Annan Planı’na başından beri karşı çıkan ABD’deki Rum lobisi, son çare olarak Başkan Bush’a bir mektup yazarak, planın değiştirilmesini ve referandumun ertelenmesini istedi.
ABD’deki en büyük altı Rum-Yunan kuruluşu adına Bush’a gönderilen mektupta, Annan Planı’nın Türk saldırganlığını hoşgördüğü ve Türk tarafını dest
eklediği ifadeleri kullanıldı.
Rum lobisinin liderlerinden Gene Rossides, bu koşullarda Annan Planı’nın mutlaka değiştirilmesi gerektiğini savundu. Ancak Rum lobisinin bu talebi, Bush yönetimi adına ABD Dışişleri Bakanlığı’nca kesin bir dille reddedildi.

BOUCHER: TÜRKİYE GÜVENCE VERDİ
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, bu aşamadan sonra Kıbrıs referandumunun ertelenemeyeceğini ve Annan Planı’nda herhangi bir değişiklik yapılmayacağını söyledi. Bu arada Kıbrıs’ta Rum tarafında son günlerde, referandumlar iki tarafta kabul edilse bile, Türk tarafının yükümlülüklerin yerine getirmeyebileceği ileri sürülüyor.
Washington da, bu ortamda, Kıbrıs anlaşmasına BM Güvenlik Konseyi’nden hemen destek kararı çıkarılmasına çalışıyor. ABD yönetiminin, yine d
e Türkiye’den herhangi bir kuşkusu bulunmuyor. ABD Dışişleri sözcüsü Boucher, Türkiye’nin, Kıbrıs’a ilişkin yükümlülüklerini yerine getirme yönünde açık bir güvence verdiğini belirtti.

‘Evet ve hayır’cılardan son mitingler

Kıbrıs’ta referanduma 3 gün kala, Türk ve Rum kesimindeki ‘evet’ ve ‘hayır’cılar son kozlarını oynamak için meydanlara iniyor.

NTV

21 Nisan 2004— Rum kesiminde bu akşam ‘evet’çiler miting yapacak. KKTC’de ise yarın hem ‘evet’çiler hem de ‘hayır’cılar miting düzenleyecek.

Bugün saat 19.00’da, Rum kesimindeki ‘evet’çiler “Elefteria Meydanı’ndaki” mitingde toplanıyor. Mitinge, referandumda ‘evet’ diyeceğini açıklayan DİSİ Partisi’nin de aralarında bulunduğu, siyasi parti ve sivil toplum örgütleri katılacak. Mitingin organizasyonunu ‘evet’çilerin bir araya geldiği “Birleşik Avrupalı Kıbrıs Platforumu” yapıyor.

KKTC’DE ÇİFTE MİTİNG
KKTC’de ise hem ‘evet’çiler, hem de ‘hayır’cılar yarın miting düzenleyecek. İktidarın büyük ortağı CTP tarafından düzenlenen “Dünya ile bütünleşmeye evet şöleni” İnönü Meydanı’nda saat 20.00’da başlayacak. referandumda ‘hayır’ oyu kullanacaklar ise saat 18.00’da Atatürk Meydanı’ndaki “Varoluş ve dayanışma” mitinginde bir araya gelecek.

Şener: Denktaş zorla gönderilemez

 

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, “Kıbrıs’taki referandumda ‘evet’ çıkması halinde Denktaş görevinde kalmak istiyorsa, kimse tutup da alamaz” dedi.

 

Ankara
AA

   

21 Nisan 2004— Şener, AB üyelik sürecinde Türkiye’ye tarih verilmemesi halinde bunun AKP’ye maliyetinin ne olacağı sorusuna, “Kıbrıs sorunu ile Türkiye’nin AB’ye girişini ilişkilendirmeyi doğru bulmuyoruz ama Aralık’taki zirvede karar verilirken, Kıbrıs ile birlikte tartışılacak” yanıtını verdi.

 

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, “Kıbrıs’taki referandumda ‘evet’ çıkması halinde Denktaş görevinde kalmak istiyorsa, kimse tutup da alamaz” dedi. Şener, Sheraton Oteli’nde düzenlenen “Türkiye İktisat Kongresi Tanıtım Toplantısı” öncesinde bir grup gazeteci ile sohbet etti ve sorularını yanıtladı.
Bir gazetecinin “Referandumda ‘hayır’ çıkması halinde bir B planınız var mı?” şeklindeki sorusuna Şener, “tabii” yanıtını verdi. “Evet” ya da “hayır”ın sürecinin belli olduğunu belirten Şen
er, şunları söyledi:
“Her halkada zorluklar var. İsteniyor ki beyaz olsun siyah olsun. Yaptığımızın tamamı doğru olsun istiyoruz. Her yaptığımızın maliyeti var. Önemli olan tersini yaptığında da maliyetin ortaya çıkmasıdır, maliyeti değerlendirmektir. Bunu
ölçme alışkanlığımız yok. Olanı tenkit etmek kolaydır. (Vay şunu yaptın) diye bindirirsin. Bu kolay bir söylemdir. Her iki kararın da maliyeti vardır.”

“KIBRIS’LA AB İLİŞKİLENDİRİLMEMELİ”

Bir gazetecinin, AB üyelik sürecinde Türkiye’ye tarih verilmemesi halinde bunun AKP’ye maliyetinin ne olacağını sorması üzerine, “Kıbrıs sorunu ile Türkiye’nin AB’ye girişini ilişkilendirmeyi doğru bulmuyoruz ama Aralık’taki zirvede karar verilirken, Kıbrıs ile birlikte tartışılacak” diye konuştu.
Şener, dün İstanbul Boğ
aziçi Üniversitesi’nde yapılan protestonun hatırlatılması üzerine, oradaki olayların farkında olmadığını, kendisine yönelik de bir hareketin yapılmadığını belirterek, “Ben sermaye değilim” dedi.

Lefkoşa
NTV AKEL yine fikir değiştirdi


Kıbrıs Rum kesiminde iktidarın büyük ortağı AKEL partisi, BM’deki son tasarının kendilerini tatmin etmediğini açıkladı.

AKEL lideri Dimitris Hristofyas, haftasonu yaptığı açıklamada, “Plana ‘evet’ demek istiyoruz, ancak planın uygulanabilirliği konusunda Birleşmiş Milletler güvencesi gerekiyor. Bu güvence gelirse tavrımızı gözden geçiririz” demişti.
BM Güvenlik Konseyi’nin, Türkiye saatiyle 17.00’de başlayacak oturumunda Kıbrıs’la ilgili ilk karar tasarısını görüşmesi bekleniyor.

21/04/2044

Güvenlik Konseyi’nde Kıbrıs pazarlığı

BM Güvenlik Konseyi Kıbrıs konusundaki karar tasarısını oylayacağı oturum dün iki defa yapılan ertelemeden sonra saat 22.00’de başladı.

İngiltere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs planını onaylamak için toplanan Güvenlik Konseyi’ne yeni bir tasarı sundu.

İngiltere, Konsey üyelerinden bazılarının planın çok karmaşık olmasından şikayet etmesi üzerine basitleştirilmiş bir tasarı hazırladı.
Güvenlik Konseyi, Annan’ın Kıbrıs Planını onaylamak için gizli toplantılarına dün de deva
m etti.

İngiltere’nin sunduğu tasarıyı görüşen Güvenlik Konseyi, daha sonra Fransa’nın istediği düzeltmeleri tartışarak Kabul etti.

Fransanın talep ettiği değişikliklerin ilavesiyle onaylanmaya hazır hale getirilen karar tasarısın bu kez de Rusya itiraz ederek belli değişiklikler istedi. Rusya, Fransa’nın yaptığı önerinin de değiştirilmesi için uğraş veriyor.

Kofi Annan planın, referandumdan önce onaylanmasını istiyor.

Genel Sekreter her iki tarafın güvenlik konusundaki kaygısını gidermek için Kıbrıs’a silah ambargosu uygulanmasını ve anlaşma kabul edildiği taktirde uygulamayı denetlemek için Birleşmiş Milletler’e yeni bir görev verilmesini de istiyor.
Amerika Dışişleri Bakanı Colin Powell da Salı günü Washington'da Avrupa Birliği Dış İlişkiler Sorumlusu
Javier Solana'yla görüştükten sonra, Amerika'nın, Kıbrıs konusundaki BM Güvenlik Konseyi kararının, adada Cumartesi günü yapılacak referandumlardan önce çıkarılması için çalıştığını söylemişti. Powell, kararın referandumda "evet" oyu verilmesini teşvik edeceğini belirtmişti.

TASARIDA ATIF YAPILAN BM SÖZLEŞMESİ’NİN 7. BÖLÜMÜNDEN TSK MUAF

Konsey üyelerinin bu saate kadar tasarı taslağı üzerindeki konsültasyonlarını kendi aralarında sürdürecekleri belirtildi. Diplomatik kaynaklar, karar tasarısının dili üzerinde uzlaşmaya varılmak üzere olduğunu belirterek, tasarının büyük olasılıkla 22.00’deki oturumda oylanıp kabul edilebileceğini kaydettiler.

TSK MUAF

BM kaynakları, karar tasarısının silah ambargolarının uygulanmasında başvurulan BM Sözleşmesi’nin 7. bölümüne atıf yaptığını ve bunun teknik bir zorunluluk olduğunu kaydederken, atıf yapılan 7. bölümün Türk Silahlı Kuvvetleri’ne muafiyet getirmesinin de sevindirici olduğunu vurguluyorlar.

Aslında 7. bölümün özellikle 1960 döneminde Ada’ya kaçak silah sokan Rumlar için sıkıntı yaratması gerektiğini kaydeden BM diplomatik kaynakları, Kıbrıs’a S-300 füzelerini ve diğer silahları getirenlerin Rum tarafı olduğunun da unutulmaması gerektiğini belirtiyorlar.

Tasarıda, BM Sözleşmesi’nin 7. maddesine atıf yapılmasının ayrıca BM Genel Sekreteri’nin talebi olduğu da kaydediliyor.

HALKIN SESI 22/04/2004

Verheugen: Rumlar tarafından aldatıldım

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs konusundaki son gelişmelerle ilgili yaptığı açıklamada, “Rumlar tarafından aldatılmış hissettiğini” söyledi.

Avrupa Parlamentosu’nda başlayan Kıbrıs oturumunda söz alan Verheugen, Rum yönetiminin, referandumda Annan planına karşı tavır almasını sert biçimde eleştirdi ve “Artık diplomatik olmayan biçimde söyleyeceğim, kendimi Rumlar tarafından aldatılmış hissediyorum” dedi.

Kıbrıs sorununun çözümünün Rumların AB’ye üyeliğinin ön koşulu olmadığı yolundaki tavrı hatırlatan Verheugen, Rum yönetiminin görüşmeler sırasında BM planını destekler bir tavır içinde olduğunu belirtti ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos’un son yaklaşımının daha önceki tavrına tamamen ters düştüğünü söyledi.

Verheugen, Rum kesiminde kendisine getirilen yayın yasağını da sert biçimde eleştirdi ve “AB’ye üye olan ve üye olacak ülkelerde bir takım temel ilkelere saygı gösterilmesini bekleriz. Bu herkes için geçerli” dedi.

Rumların, Annan planına karşı çıkmasına yönelik eleştirilerini sürdüren Verheugen, “Hayır diyenler Ada’da hala Türk askerlerinin kalacağını söylüyorlar. Referandumda ‘hayır’ derlerse 30 bin Türk askeri ilelebet orada kalacak. Adada hala Türkiye’den gelen göçmenlerin bulunduğundan şikayet ediyorlar. ‘Hayır’ derlerse Kıbrıs’a belki de yüz bin Türk göçmen daha gelebilecek” diye konuştu.

Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox da, Rum kesiminde getirilen yayın yasağını eleştirdi ve bunun ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu söyledi.

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs’ın birleştirilmesi çabalarında Türkiye’nin yapıcı bir rol oynadığını söyledi.

PATTEN: VERHEUGEN’IN HİSLERİNİ HEPİMİZ PAYLAŞIYORUZ

AB Komisyonu’nun dışişlerinden sorumlu üyesi Chris Patten, Rumların referandumdan önce Annan Planı’na karşı tavırları yüzünden “büyük hayal kırıklığına” uğradıklarını söyledi.

AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen’in parlamentoda sabah yaptığı konuşmada, “Rumlar tarafından kandırılmış hissediyorum” şeklindeki sözlerine atıfta bulunan Patten, “Verheugen’ın hislerini hepimiz paylaşıyoruz” dedi.

Referandumda Rumların “hayır”, Türklerin “evet” demesi halinde AB Komisyonu’nun takınacağı tavır hakkında bilgi veren Patten, “Böyle bir durumda Kıbrıslı Türklerin mağdur olmaması için komisyon gerekli çalışmaları ve önerileri yapacaktır” dedi.

HALKIN SESI 22/04/2004

Erdoğan: Kıbrıs’ta iyiniyetimizi koruyacağız

Başbakan Erdoğan, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ile birlikte yaptığı, Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros Molivyatis’in de katıldığı görüşmenin ardından gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, Karamanlis ile Kıbrıs sürecini değerlendirdiklerini ifade ederek, görüşmede, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi konusunu ele aldıklarını söyledi. Erdoğan, “Önümüzdeki kısa bir süre içerisinde Yunanistan’a yapacağım ziyareti konuştuk” dedi.

Bir gazetecinin, Yunanistan’a ne zaman gideceğini sorması üzerine Erdoğan, yakın bir zaman içinde gideceğini kaydetti.

“Referandum sonucu ne olursa olsun, gidecek misiniz” diyen bir gazeteciye Erdoğan, “Tabii tabii... Bu bizim önceden konuştuğumuz bir konu. Ama şimdi de tekrar ele aldık” karşılığını verdi.

Erdoğan, bir gazetecinin, Kıbrıs süreci hakkında ayrıntı verilmesini istemesi üzerine, “Detay filan yok, bu kadar. Kıbrıs’ta her zaman karşılıklı olarak iyi niyetimizi koruyacağız” dedi.

Bir soruyu yanıtlarken Erdoğan, bugün KKTC’de yaşanan olayları duymadığını ve detayını bilmediğini belirtti.

Başbakan Erdoğan, “Kıbrıs’ta Güney’den hayır çıkması durumunda bile, Yunanistan Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyecek mi?” sorusunu ise yanıtsız bıraktı.

KARAMANLİS: ERDOĞAN’I ATİNA’DA AĞIRLAMAKTAN MUTLULUK DUYACAĞIZ

Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede, Kıbrıs’ta gelinen noktayı ele aldıklarını ve bu çerçevede konuya ilişkin bilinen görüşlerini tekrarladıklarını söyledi.

İki ülke ilişkilerinin güçlendirilmesi hakkında taraflarda gerekli iradenin mevcut olduğunu belirten Karamanlis, görüşmede Türkiye’nin AB üyelik sürecini de ele aldıklarını ve bu sürece olan desteklerini bir kez daha dile getirdiklerini kaydetti.

Karamanlis, Başbakan Erdoğan’ı Atina’da ağırlamaktan büyük mutluluk duyacaklarını da ifade etti.

HALKIN SESI 22/04/2004

Annan: Hayır çıkarsa rolüm biter

Annan, Kıbrıs’taki referandumların öngörüldüğü gibi yapılacağını belirtti.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, New York’taki genel merkezde düzenlediği basın toplantısında, taraflardan referandum konusunda erteleme talebi gelmediğini kaydetti ve “Devam ediyoruz. Taraflar hazır” dedi.
Taraflardan birinin plana “hayır” demesi durumunda ne olacağının sorulması üzerine Annan, “Proje ölür, benim rolüm biter” diye konuştu.
BM Genel Sekreteri, Kıbrıslıların cumartesi günü düzenlenecek referandumlarda tarihi bir karar vereceğini belirterek, bunun kaçırılmaması gereken bir fı
rsat olduğunu söyledi.
Annan, BM Genel Merkezi’nde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Umarım, Kıbrıs’ta halklar cumartesi günü her iki tarafta düzenlenecek referandumlarda tarihi bir karar vereceklerinin farkındadırlar. Bunun kaçırılmaması gereken bir fırs
at olduğunu düşünüyorum” dedi.

HALKIN SESI 22/04/2004

Darp olayında 47 kişi tutuklandı

Lefkoşa-Göçmenköy’de dün akşam 6 genç darp edildi. Polis, olayla ilgili olarak şüpheli görülen toplam 47 kişiyi tutukladı.

Polis, zanlıların tespiti için soruşturma ve çalışmaların devam ettiğini açıkladı.

Polis Basın Bülteni’ne göre Göçmenköy’deki olay dün akşam saat 20.45 sıralarında gerçekleşti. 15-20 kişilik bir grup, “19 Nisan’da aynı yerde arkadaşlarını darp ettikleri” gerekçesiyle, tahta sopalar, elleri ve ayaklarıyla 6 genci ciddi şekilde darp etti.

Darp edilenlerin Göçmenköy’de sakin Halil Düşmez, Akan Palabıyık, Aktan Palabıyık, Hüseyin Özbaysal, Kemal Kolçak ve Ahmet Dede isimli gençlerin olduğunu açıklayan polis, Akan Palabıyık’a ait CA 762 plakalı araca da sopalarla vurulup zarar verildiğini de belirtti.

SALDIRI PROTESTO EDİLDİ

Lefkoşa’nın Göçmenköy bölgesinde önceki akşam barış ve çözüm yanlısı 6 Kıbrıslı Türk gencin saldırıya uğramasını protesto etmek amacıyla dün eylem düzenlendi. Barış yanlısı bir çok vatandaş, dün saat 17.00 sıralarında Göçmenköy havuzu olarak bilinen Tekin Yurdabak Caddesi’nde toplanarak yapılan saldırıyı kınadı. Eyleme katılan vatandaşlar, “Kahrolsun faşizm, Denktaş istifa, Kıbrıs’ta barış engellenemez, birlik mücadele dayanışma,” şeklinde sloganlar atarak, yaşanan olaya tepkilerini dile getirdiler. Eylemin gerçekleştirildiği bölgeden geçen bir çok vatandaş da korna çalarak eylemcilere desteklerini ilettiği gözlemlendi. Vatandaşlar yaklaşık 1.5 saat süren eylemden sonra olaysız bir şekilde dağıldı.

DENKTAŞ: ÜLKÜCÜLERLE ALAKASI YOK

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, özetle şunları söyledi:

“Konuyla ilgili olarak polis müdürüyle konuştum. Ülkücü diye birşey yok. Olay derhal ülkücülere mal edildi.... Dövenlerin bir kısmı yakalandı ve kendi ifadelerine göre bir gün önce onlar dövülmüş, onlar da ertesi gün onları dövmüş... Polise de şikayet etmemişler ve öçlerini almışlar. Tahrik var, dövme var, bu da tasvip edilecek birşey değil ama ülkücülükle hiç ilgisi yok. Sağda solda çalışan bazı işçiler. Birkaçı yakalandı, diğerleri de yakalanacak.”

SERDAR DENKTAŞ: KIŞKIRTMA VE TAHRİKLERE KAPILMAMALI

DP Genel Başkanı, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, son günlerde meydana gelen, münferit diye nitelendirilebilecek sokak olaylarının üzücü ve endişe verici olduğunu belirtti. Denktaş, Kıbrıs Türk halkının alışık olmadığı bu tür gelişmelerin tekrarlanmaması için, özellikle gençlerin, kışkırtmalara ve tahriklere kapılmaması gerektiğini söyledi.

BDH

Ülkedeki toplumsal barışı ortadan kaldırmaya yönelik saldırıya adı karışan grubun referandum sürecini provake edip ülkede terör ve korku havası estirmek isteyen statükocu güçler tarafından “ithal edildiği görüşünü belirten BDH Genel Başkanı Mustafa Akıncı Akıncı, “Hiç bir güç, kendi evinin efendisi olmak için çaba harcayan Kıbrıs Türklerinin kararlılığını azaltamayacaktır” dedi.

TKP

TKP Genel Başkan Vekili Mehmet Davulcu, Davulcu, “70-80 binlere ulaşan kitlelerle meydan gösterileri yapılmasına karşın bir tek kişinin bile burnunun kanamadığı, bir tek camın kırılmadığı Kuzey Kıbrıs’ta son bir iki günde sokaklar kanlı şiddet olaylarına tanıklık etti” dedi.

BKP

Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP), “ithal zorbaların terör saçtığı, polisin ve güvenlik güçlerinin seyirci kaldığı koşullarda demokratik bir halkoylamasından söz edilmesinin kesinlikle mümkün olmadığı” şeklinde görüş belirtti.

GÖÇMENKÖY İDMAN YURDU

Göçmenköy İdman Yurdu Başkanı Arslan Bıçaklı, “Bu çirkin saldırıları gerçekleştiren kişiler hakkında gerekli soruşturmanın yapılmasını bekler, bu referandum süreci içerisinde herkesin birbirine karşı daha saygılı davranmasını ve sağduyulu olması gerektiğine inandığımızı kamuoyuna açıklarız” dedi.

EL-SEN:

El-Sen Başkanı Hasan Kaide imzasıyla yapılan yazılı açıklamada, “Referanduma az bir zaman kala ülkücülerin, Kıbrıslı Türk gençlerimizi insanlık dışı feci şekilde darp etmeleri ve ağır yaralamamalarını şiddetle kınıyoruz” denildi.

ÜLKÜ OCAKLARI: İLGİMİZ YOK

KKTC Ülkü Ocakları, Göçmenköy’de dün akşam bir grubun gençlere saldırısıyla ilgisi olmadığını açıkladı.

Ülkü Ocakları tarafından yayımlanan bildiride, olay nedeniyle tutuklanan 23 zanlı arasında Ülkü Ocakları mensubunun bulunmadığı kaydedildi.

HALKIN SESI 22/04/2004

De Soto: BM tasarıyı bugün onaylayabilir

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Güvenlik Konseyi’nde çalışmaları süren Kıbrıs karar tasarının onaylanmasının bugün mümkün olabileceğini bildirdi.

De Soto, endişelere yanıt verebilmek için Güvenlik Konseyi’nin mümkün olduğunca çabuk hareket etmesini beklediklerini de kaydetti

Özellikle Rum tarafının bazı endişelere sahip olduğunu bildiklerini dile getiren De Soto, Güvenlik Konseyi’nin gerekli adımları atarak, taraflara bu planın uygulanabilir olduğu mesajını vereceğini söyledi.

Sorulara yanıt verirken sık sık, kararın halklar tarafından verilmesi gerektiğinin altını çizen De Soto, “Liderlerin planın anlatımını bizim tercih ettiğimiz şekilde yapmamaları bu endişelerin doğmasına neden oldu” dedi.

“Rumlar beni şaşırttı”

BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alavo De Soto, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin, Kıbrıslı Türk’lerle yeniden birleşmeye karşı gösterdikleri olumsuz tavrın kendisini şaşırttığını fakat mevcut çözüm planının hala daha iki kesimden de olumlu oy alabileceğine inandığını ifade etti.

De Soto Reuters’e verdiği mülakatta Kıbrıslı Rumlara atıfta bulunarak, “Gösterdikleri tavır beni çok şaşırttı” dedi ve şöle konuştu:

“Fakat bazı şeylerin değiştiğini hissediyorum, belki de insanlar lehte oy vermemeleri takdirde neler kaybedebileceklerini anlamaya başladılar”

De Soto, beş yıldır üzerinde çalıştığı çözüm planının başarısız olması halinde görevde kalıp kalmayacağı yönünde bir açıklamada bulunmaktan da kaçındığı belirtildi.

De Soto ayrıca çozümün olmaması halinde, kısa bir sürede taraflara tekrar görüşmeleri talebinde bulunacaklarını zannetmediğini de ifade etti.

El Salvadorda, 10 yılı aşan iç savaşı sona erdiren anlaşmayı bağlayan ayrıca Pakistan, Hindistan arasında da arabuluculuk yapan De Soto Kıbrıs sorununun en zor görevi olduğunu itiraf etti. De Soto, “Çok daha zor. Kan akmadığı ve kurşunların sıkılmadığı zaman Güvenlik Konseyinin dikkatini bir noktaya çekmek çok daha zor oluyor” şeklinde konuştu.

Kendilerinin planda hızlı düzeltmelere inanmadıklarını bu yüzden böyle kapsamlı bir planın ortaya çıktığını kaydeden De Soto, buna örnek olarak Türk topraklarının yaklaşık %7’sinin tekrar Rum kesmine verileceğini, bunun neticesinde 50 bin insanın yerinden olacağina işaret etti. De Soto “Önem vermeseydik böyle bir plan ortaya çıkmayacaktı” dedi.

YENIDUZEN 22/04/2004

Ülkücü terörü!

24 Nisan’da yapılacak referanduma doğru Türkiye’den gelen Ülkücüler terör havası estiriyor. Dün akşam 20:00 sıralarında Lefkoşa Göçmenköy’de 25-30 kadar Ülkücü grup “Ya Allah” naraları atarak gençlerimize saldırdı.

Lefkoşa Göçmenköy’de Bomtaş Benzin İstasyonu yakınlarında, motorsikletlerinde EVET yazılı olan gençler, demir çubuk ve odun parçalarıyla feci şekilde dövüldü, hastanelik oldu. Çevreye dehşet saçan Ülkücü grup bazı vatandaşlarımızın araçlarının camlarını da kırdı.

Kıbrıslı gençleri öldüresiye döven Ülkücülere tepki gösteren çevre sakinlerine de ağıza alınmayacak küfürler eden Ülkücüler birçok genci darp etti. Darp edilen gençlerden 6’sının durumunun ciddi olduğu bildirildi.Özellikle başına odunla vurulan gencin durumunun ciddi olduğu öğrenildi. Olay sonrası Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi Acil Servisi’nde tedavi altına alınan gençlerin 15-19 yaşlarında oldukları kaydedildi. Ülkücüler tarafından hastanelik edilen gençlerin isimlerinin baş harfleri A.D, A.P, A.P, H.Ö, K.D, K.B olduğı söylendi.

Olay sonrasında YeniDÜZEN’e açıklama yapan gençlerin aileleri “Bizim Rumlardan korkmamızı istiyorlar, fakat bir bunlardan korkuyoruz” şeklinde konuştular. Korku ve telaş içinde olduklarını belirten vatandaşlar polisi ve Devletin tüm kurumlarını göreve davet ettiler.(YeniDÜZEN)

YENIDUZEN 22/04/2004

‘EVET Şöleni’ yarın akşam!..

Referanduma üç gün kala yarın akşam başkent Lefkoşa, hem evet, hem de hayır görüşünü savunanların mitinglerine ev sahipliği yapacak.

Cumhuriyetçi Türk Partisi-Birleşik Güçler (CTP-BG) tarafından organize edilen “Dünya ile Bütünleşmeye Evet Şöleni” İnönü Meydanı’nda saat 20.00’de; Miting Tertip Komitesi’nce düzenlenen “Varoluş ve Dayanışma Mitingi” ise saat 18.00’de Atatürk Meydanı’nda yer alacak.

CTP-BG Basın Bürosu’ndan verilen bilgiye göre, Kıbrıs Türk halkının çözüm yönündeki kararlılığının göstergesi olacak şölende, İki Toplumlu Koro ve Halk Dansları Topluluğu yanında SOS müzik grubu sahne alacak. Sunuculuğunu Sami Özuslu ve Cenk Mutluyakalı’nın yapacağı şölende konuşmalar da var.

“Hangi yaşta, hangi görüşte, hangi, partiden, hangi bölgeden, hangi meslekten olursanız olun dünya bir tanedir. Haydi dünyayla buluşalım” sloganlı şölenle ilgili açıklama yapan CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, kararlı bir şekilde dünyayla buluşmak ve çocukların geleceği için 24 Nisan’daki tarihi referandumda evet diyeceklerini belirtti.

Soyer, Annan Planı’nın Kıbrıs Türk halkına sağlayacaklarını sıralayarak, barış yanlısı, referandumda evet diyecek tüm siyasi örgütleri, sivil toplum kuruluşlarını ve bireyleri şölene davet etti.

Hayır mitingi yapılacak

Miting Tertip Komitesi imzasıyla gazetelere verilen “Varoluş ve Dayanışma Mitingine Çağrı” başlıklı ilanlarda ise “Sessiz çoğunluk son noktayı koyacak. Vatandaş vatanına sahip çık, muhteşem bir mitingle var olduğunu ve var olacağını artık göster. Oynanan bu oyunu artık durdur” denildi.

“Yokoluşa hayır” denilecek miting için bütün ilçe merkezlerinden ve bazı köylerden otobüsler kaldırılacağı da duyuruldu. (tak)

YENIDUZEN 22/04/2004

Alvaro de Soto: Annan'ın raporu bugün onaylanabilir

BM genel sekreterinin Kıbrıs özel danışmanı Alvaro de Soto, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporun bugün onaylanabileceğini söyledi. De Soto, cumartesi günü yapılacak referandum konusunda ise, ertelemenin mümkün olmadığını belirterek "tek tarafın talebiyle referandum ertelenmez" dedi

Birleşmiş Milletler genel sekreterinin Kıbrıs özel danışmanı Alvaro de Soto, genel sekreter Kofi Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporun bugün onaylanabileceğini söyledi. Alvaro de Soto, cumartesi günü yapılacak referandum konusunda ise, ertelemenin mümkün olmadığını belirterek, "Tek tarafın talebiyle referandumlar ertelenemez" dedi.

Referandumun ertelenmesi için tek bir tarafın talebinin yeterli olmayacağını söylen De Soto, referandumun 24 Nisan'da yapılmasına dört tarafın karar verdiğini ve hiç bir tarafın Bürgenstock'ta böyle bir erteleme talebinde bulunmadığını ifade etti.

Alvaro de Soto, Kıbrıslıların dile getirdiği endişelerin giderilmesi için genel sekreterin sunduğu raporun BM Güvenlik Konseyi'nde süratle onaylanmasını ve bu yolla Kıbrıslılara sinyal göndermesini istedi.

Alvaro de Soto, BM Güvenlik Konseyi'nde Kıbrıs karar tasarısı üzerindeki çalışmaların devam ettiğini belirterek, tasarının onaylanmasının bugün mümkün olabileceğini bildirdi. De Soto, BM Genel Sekreteri Annan'ın sunduğu rapor üzerinde uzmanlar düzeyinde çalışmaların sürdüğünü, ilerleyen saatlerde de istişarelerin yapılacağını belirtti ve "Tasarının onaylanması yarın (bugün) bile mümkün olabilir" diye konuştu.

De Soto, BM'nin avukatlık yapmasının söz konusu olamayacağını belirterek, liderlerin planın avantaj ve dezavantajlarını halklara kendilerinin (BM'nin) tercih ettikleri şekilde anlatmamalarından dolayı ortaya bazı korkuların çıktığını söyledi.

Rum AKEL partisinin referandumun ertelenmesi talebini yorumlayan De Soto, tek tarafın talebiyle bunun olamayacağını ifade etti.

Alvaro de Soto, 24 Nisan'da yapılacak referandumlar öncesinde dün akşam Ledra Palace Otel'de basın toplantısı düzenledi. Çok sayıda basın mensubunun izlediği basın toplantısını bazı televizyon kanalları canlı yayınladı.

Üç nokta

Alvaro de Soto, BM genel sekreterinin Güvenlik Konseyi'ne sunduğu Kıbrıs raporunda, bazı adımlar atılmasını istediğini kaydetti. Bunların "kuruluş anlaşmasının onaylanması, silah ambargosu konusunda bağlayıcı adımlar ve yeni bir Barış Gücü" olduğunu ifade eden De Soto, dile getirilen endişelere hak verdiklerini ve genel sekreterin konsey üyesi ülkelerle görüşerek referandum sonrasında değerlendirilmesini istediğini belirtti.

Güvenlik Konseyi'nin ön yargı yaratmaması ve Kıbrıslıların karar vermesinin son derece önemli olduğunu belirten De Soto, buna rağmen BM genel sekreterinin Güvenlik Konseyi'nden adımlar atmasını istediğini, çünkü birçok Kıbrıslı tarafından son derece önemli endişeler dile getirildiğini, bu endişelerde garanti, güvenlik olmayacağı, Annan Planı'nın hükümlerinin uygulanamayacağı gibi konular yer aldığını anlattı.

"Konseyin sinyal

göndermesi gerekiyor"

Alvaro de Soto, şöyle konuştu:

"BM Güvenlik Konseyi'nin özellikle önemli bir sinyal göndermesi gerekiyor. Kıbrıs halkına ve bu mesajda da gerekli önlemlerin ta baştan alınacağını söylemesi gerekiyor. Planda belirtilmiş adımlar atılacak, dolayısıyla bu planın uygulanabileceği belirtilecek. Tabii ki anlaşmanın taraflarına da Annan Planı'na tam bir uyumun sağlanması açısından mesaj gönderilmiş olacak. Bunu yaparak Kıbrıs halkının dileklerini yerine getirdiğimizi düşünüyoruz. Önemli olan bir şey var, BM Güvenlik Konseyi'nin hızlı hareket etmesi gerekiyor. Belki de referandumlardan önce hareket etmeli ki böylelikle onlar oylamaya giderken bazı teminatları da beraberlerinde götürebilsinler. Ama bu şu anlama gelmiyor: BM Güvenlik Konseyi Kıbrıslılardan önce bir şeyleri yapmak için harekete geçmiyor. Tam tersine hazırlanan tasarıda da bütün bunlar dile getiriliyor. BM Güvenlik Konseyi de bugün bu karar tasarısını ele alıyor. Adadaki her bir taraf planı kabul etmezlerse, atılan adımlar yani BM Güvenlik Konseyi tarafından koşullu olarak atılan adımlar geçerli olmayacak."

Sorular

BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, "BM ve diğerlerinin Annan Planı'nın uygulanacağına ve halklar için güvenliğin artırılacağına dair teminatlar vermesi, acaba bir açıdan BM'nin müzakereler sırasında bu teminatı vermekte başarısız olduğu anlamına mı gelir?"sorusuna karşılık "hayır kesinlikle öyle değil" dedi.

De Soto, planda endişelerin göz önünde bulundurulduğunu ve BM Güvenlik Konseyi'ne önemli bir rol öngörüldüğünü kaydederek, Güvenlik Konseyi'nin BM genel sekreterinin istekleri çerçevesinde bazı adımlar atması gerektiğini söyledi.

"Bazı korkular hâlâ mevcut"

Tarafların anlaşmayı onaylayarak verdikleri sözleri yerine getirmesini istediklerini belirten De Soto, bazı korkuların hala mevcut olduğunu, BM Güvenlik Konseyi'nin atacağı adımlarda bunları da göz önünde bulundurması gerektiğini vurguladı.

"Güvenlik Konseyi

hızlı hareket etmeli"

De Soto, "Rum tarafının görüşünü etkilemek açısından bu garantileri daha önce vermemekle BM bir şansı kaçırmış olabilir mi?" sorusunu yanıtlarken şunları söyledi:

"Bütün bunların ilgili olduğunu düşünmüyorum. Her zaman tahmin edilen bir şey vardı, bizler BM Güvenlik Konseyi'ne başvuracaktık. Müzakereler sona erince bu başvuru yapılacaktı ve nihai bir metin oluştuktan sonra zaten Güvenlik Konseyi'ne başvurulacaktı. Annan Planı'nın 2002'de sunulan ilk halinde bile bu mevcuttur. Biz BM Güvenlik Konseyi'nden mümkün olduğunca hızlı hareket etmesini istiyoruz çünkü bazı endişeler, korkular ortaya çıktı, dile getiriliyor. O yüzden siyasi açıdan değerlendirecek olursak sorunuzu şunu da dile getirmem gerekiyor.

"Avukatlık söz konusu olamaz"

BM'nin bir şekilde bir avukatlık yapması söz konusu olamaz. Böylesi bir rolü olamaz. Bizim umudumuz liderlerin zaten bunu yapması. En azından sunulmuş planı kısmi bir şekilde de olsa, özellikle de avantajlarını ve dezavantajlarını aynı şekilde halklara anlatmış olmaları. Bunun başarısız olmasından dolayı ya da en azından bizim tercih ettiğimiz şekilde yapılmamış olmasından dolayı bazı korkuların ortaya çıktığını görüyoruz. Bu korkuların bazıları aslına bakarsanız çok fazla dile getiriliyor. Bu açıdan değerlendirdiğiniz zaman böyle bir ihtiyacın ortaya çıkması, bu sorunların ele alınması, mümkün olduğunca kısa sürede yapılması, dikkat çeken bir nokta haline geliyor."

Tasarının onaylanması

yarın (bugün) bile mümkün

Alvaro de Soto, BM Güvenlik Konseyi'nin tasarıyı referandumdan önce kabulünün mümkün olabileceğini açıklayarak, konseyin bugün (dün) uzmanlar düzeyinde bir toplantı yapacağını, ardından resmi olmayan büyükelçiler düzeyince istişareler gerçekleşeceğini, tasarının oylanmasının yarın (bugün) bile mümkün olabileceğini söyledi.

"Erteleme için tek tarafın

talebi yeterli değil"

AKEL'in referandumun ertelenmesi talebini değerlendirmesi istenen De Soto, "Böyle bir fikir bir kaç gün önce dile getirildi ancak köprünün altından o zamandan beri çok sular aktı. Bu son zamanlarda dile getirildi. Her koşulda anlaşma nihai noktaya geldi, bu tarihe dört taraf karar verdi. Bürgenstock'ta kimse böyle bir erteleme istemedi" diye konuştu.

De Soto, referandumun erteleme için tek bir tarafın talebinin yeterli olmayacağını ifade etti.

BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan karar tasarısında kullanılan dilin çok dikkatli seçildiğine ve bunun BM tarafından uygulanışının son derece önemli olduğuna işaret eden De Soto, "Zannederim BM bu noktada son derece aktif olacaktır. Hatta çok aktif davranacağını düşünüyorum. Zaman zaman bazıları bunu 'müdahaleci' diye de değerlendirebilir, ancak bu bir fark yaratacaktır. Özellikle de siyasi isteklilik olduğu zaman böyle bir anlaşmanın yapılması açısından..." dedi.

De Soto, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasıyla çok yakından ilgilendiğini de vurgulayarak, yapılması gereken her şeyin yapılacağını belirtti.

Planda değişiklik için taleple karşılaşmadıklarını, zaten bunun için çok geç olduğunu kaydeden De Soto, teknik çalışmaları tamamladıklarını, büyük değişikliğin söz konusu olamayacağını bildirdi. Her şeyin yerli yerinde olması, anlaşmanın yürürlüğe girmesi için çalışmaların sürdüğünü, federal yapılar ve personelin çok önem taşıdığını anlattı.

Rahatsız eden haberler

BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, çalışanların işlerini, emeklilik haklarını kaybedecekmiş gibi bazı haberler gördüklerini kaydederek, "Bütün bu haberler bizi çok fazla rahatsız etti bu noktada ve konuyla ilgili endişeleri de gidermeye çalıştık zaten" diye konuştu.

İlk gün ne olacağı çok açık

"Her iki taraftan da evet çıkarsa ilk gün ne olacak?" sorusuna karşılık De Soto, bu gibi soruların yanıtının zaten açık şekilde Annan Planı'nda yer aldığını söyledi. "Plana bakın her şeyi göreceksiniz" diyen De Soto, soru işareti kalmadığını, anlaşmanın birinci gününde ne olacağını herkesin çok iyi bildiğini, açık şekilde uygulanacak bir takvimin söz konusu olduğunu belirtti.

De Soto, referandumlardan evet çıkması durumunda BM Barış Gücü'nün asker sayısının 3 katına çıkarılacağının doğru olup olmadığı ve referandumun ardından ara bölgenin ortadan kalkacak olması nedeniyle halka ne gibi tavsiyelerde bulunacağının sorulması üzerine, "Kutlamaktan başka ne yapacakları konusunda mı!" diye espri yaptıktan sonra BM Barış Gücü askerlerinin şimdiki sayısının iki katına çıkarılacağını, polisin sayısının 10 ile çarpılacağını ve bunlara destek olarak başka polis güçlerinin de bulunacağını söyledi. De Soto insanların hayatlarına devam etmeleri gerektiğini ifade ederek, geçiş dönemlerinin kolay olmayacağını belirtti ve bu konuda Almanya'nın önemli tecrübeleri bulunduğuna işaret etti.

UNFICYP, tarihe karışıyor

Tasarının kabul edilmesiyle adadaki BM barış gücü UNFICYP de tarihe karışacak.

BM kaynakları, Kıbrıs'taki yeni BM barış gücünün adının UNSIMIC (United Nations Settlement Implamantation Mission in Cyprus) olacağını belirterek, üzerinde çok konuşulan silah ambargosunun geçerli olabilmesi için, BM Şartı'nın zorunluluk esasına dayanan 7. bölümüne atıf yapıldığını kaydediyorlar.

Annan Planı'nın silah ambargosu bölümünü eleştiren çevrelerin iddiasının tersine, silah ambargosunun daha önce de 7. bölüme atıf yapılarak kabul edildiğini belirten BM kaynakları, plan uyarınca öngörülen silah ambargosunun sadece taraflardan birine yönelik değil, uluslararası topluluğa yönelik olduğu ve adada silah ihracat ve ithalatının yasaklanmasının amaçlandığının altını çiziyorlar.

Annan raporu uyarınca, silah ambargosu ve yeni BM barış gücü görev yönergesinin dışında, "Kurucular Anlaşması"nın onayı da BM'yi bekliyor.

BM'nin yeni anlaşmayı onayının, referandumlardan "evet" çıkarsa olacağı kaydediliyor.

Hem iki tarafın yararı

hem de fedakarlıkları var

"BM'nin hâlâ iki evet aradığının belirtilerek, itirazlar varken ve planın ertelenmesi talepleri bulunurken planın referanduma götürülmesinin doğru olup olmadığı" sorusu üzerine De Soto, planı referanduma götürenin BM'nin değil liderlerin taahhüdü olduğunu belirtti, şahsi umudunun halkların planı onaylaması olduğunu söyledi. Planın avukatlığına soyunmadıklarını yineleyerek, ancak insanların planı, en azından 16 sayfa tutan kuruluş anlaşmalarını objektif olarak okuyup değerlendirdiklerini umduğunu ifade eden De Soto, olayın özünün bu maddelerde bulunduğunu söyledi. De Soto iki tarafın da hem yararına olan hem de fedakarlık yaparak uzlaştıkları noktalar bulunduğunu söyledi.

Süreç boyunca yapmaya çalıştıklarının Kıbrıslıların dileklerini yorumlamak ve iki taraf arasında köprüler kurmak olduğunu söyleyen De Soto, ertelenme konusunda ise, bazı kesintilere rağmen dört yıldır planla ilgili görüşmeleri sürdürdüklerini anımsattı. Tarafların üzerinde görüşmeyi kabul ettikleri planın sadece liderlerin değil halkların da önüne geçtiğimiz yılın Şubat ayında konulduğunu anlatan De Soto, bunu çalışmak ve okumak için üzerinden 13 aylık bir zaman geçtiğini söyledi.

Alvaro de Soto, planın BM Güvenlik Konseyi tarafından güçlü bir şekilde desteklendiğini, AB'nin de planı bağdaştırmayı kabul ettiğini, 2003 Şubat'tan bu yana planın iki tarafın da istemleri yönünde çok geliştirildiğini söyledi.

De Soto, plana bakıldığında Güvenlik Konseyi'nin adada öngördüğü çözüm vizyonuna da uyduğunu ifade etti.

"İnsanlar, işleri konusunda endişe etmesin"

Rum halkından bazı kesimlerin, polislerin, memurların, Merkez Bankası çalışanlarının planın uygulanması sırasında işlerine ne olacağıyla ilgili endişelerinin bulunduğunun belirtilmesi üzerine, prensip olarak insanların işlerini kaybetmeyeceklerini, kazanılmış hakların da kaybedilmeyeceğini belirterek, federal ayarlamalarda buna dikkat edildiğini, bu konudaki aksine iddiaların doğru olmadığını söyledi. De Soto, kimsenin bu konuda kendini güvensiz hissetmemesini istedi. De Soto, federal hükümette çalışacakların da iş güvenlikleri konusunda rahatsız olmamalarını istedi.

Kıbrıs'taki tarafların referandum alışkınlıkları olmadığını, belki de hayatlarında ilk kez partilerin bulunmadığı bir olayda karar vereceklerini kaydeden De Soto, referandumun büyük bir disiplin ve liderler açısından da sorumluluk gerektirdiğini ifade etti.

Türkler "evet" Rumlar "hayır" derse...

De Soto, yabancı bir gazetecinin, referandumdan Türk tarafından "evet" Rum tarafından ise "hayır" çıkması durumunda Türklerin cezalandırılmaması gerektiği yönündeki açıklamasına yorumunun sorulması üzerine, Verheugen'in ayrıca bu konuda Avrupa Komisyonu'na önerilerde bulunacağını söylediğini belirterek, bunun kendi elinde bir konu olmadığını ve spekülasyon yapmasının yanlış olacağını ifade etti.

BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, başka bir soru üzerine anlaşmanın iki kesimli, iki toplumlu federal bir çözümü ve tek bir uluslararası varlık, egemenlik ve vatandaşlığı içerdiğini kaydederek, ayrılma, bölünme veya başka bir ülkeyle birleşmenin mümkün olmadığını, iki taraf arasındaki siyasi eşitliğe de önem verildiğini ifade etti. İnsanların önünde bulunan planın iki tarafın da istediği ve desteklediği şeyleri içerdiğini kaydeden De Soto, planın reddedilmesi halinde başkentlerde ve Güvenlik Konseyi'nde ve daha birçok yerde bir tarafın ya da diğer tarafın "hayır" demesinin ne anlama geldiğinin ele alınacağını ve böyle bir sonucun bazı soruları ortaya çıkaracağını kaydetti.

Plan reddedilirse

hükümsüz ve geçersiz olacak

De Soto, referandumdan hayır çıkması durumunda "son planda yer alan 1960 anlaşmalarının akıbetinin ne olacağının" sorulması üzerine, planın 1960 anlaşmalarıyla bahsedilen şekilde bir ilişkisinin olmadığını, 1960 anlaşmalarının bağımsız bir konu olduğunu, ancak planda yeni devletin ilişkilerine uyarlanabilir olduğu yönünde ifade olduğunu kaydetti.

De Soto, planın referandumda reddedilmesi durumunda hükümsüz ve geçersiz olacağını kaydetti.

De Soto, BM'nin "evet" kampanyasını UNOPS aracılığıyla desteklediği yönünde iddialar bulunduğunun belirtilmesi üzerine, hiçbir şekilde planın avukatlığını yapmadıklarını "evet" veya "hayır" demelerinin tamamen Kıbrıslılara kalmış bir şey olduğunu ifade ederek, ancak bugün yaptığı gibi soruları yanıtlayarak plana açıklık getirmeye çalıştıklarını ifade etti.

De Soto, AB'yle ilgili bir soru üzerine, AB yetkililerinden birinin kendisine Kıbrıslıların AB'yi iyi bilip bilmediklerini sorduğunu ve söz konusu yetkilinin birliğin yıllarca birbirine ölümcül şekilde düşman olmuş ülkeler arasında kurulmuş bir "network" olduğunu, bu ağın bir zamanlar düşman olan ülkeler arasında işbirliğini ve barışın sürmesini sağladığını anlattı.

KIBRIS 22/04/2004

Kıbrıs'ta ülkücü terörü

KKTC'de Annan Planı'na destek veren partilerin binaları taşlanıyor, duvarlarına tehdit yazıları asılıyor, 'Evet' için çalışanlar hastanelik edilene kadar dövülüyor. Polis yetersiz kalıyor, tedirginlik had safhada

22/04/2004 RADIKAL

CENK MUTLUYAKALI
LEFKOŞA - KKTC'de tarihi referanduma günler kala Annan Planı'nı destekleyen
partiler ve 'Evet' diyen Kıbrıslı Türkleri hedef alan saldırılar yaşanıyor.
Türkiye'den gittikleri saptanan ülkücü gençler, 'Hayır' kampanyasına desteklerini şiddete başvurarak o
rtaya koydu. Önceki gece Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH), Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi (ÇABP) ve Toplumcu Kurtuluş Partisi'nin (TKP) Lefkoşa'daki merkezleri saldırıya uğrarken, Kıbrıslı Türk gençlerin hastanelik edilecek şekilde dövülmesi büyük tepki yarattı.
Göçmenköy'de 25-30 kişilik eli sopalı ve bıçaklı ülkücü bir grup, araçlarında 'Evet' yazısı taşıyan yaşları 15 ile 22 arasında değişen 5-6 Kıbrıslı Türk gencini kıstırıp feci şekilde dövdü. Yüz, boyun ve kollarından yaralanan gençlerden üçü hasta
nede tedavi altına alındı. Gençlerden biri olayı şöyle anlattı: "Göçmenköy'de Bomtaş Benzin İstasyonu önünde dururken saat 20.00 sıralarında 25-30 kişilik ülkücü olduklarını tahmin ettiğimiz bir grup motorumuzda ve arabanın üzerinde 'Evet' amblemi olduğu için sopa, topuz ve bıçaklarla bize saldırdı. Arabanın camlarını kırdılar. Üç arkadaşımız ciddi şekilde başından, burnundan, kollarından yara aldı."

'Sınır dışı edilecekler'
Gençler dün sabah hastaneden taburcu edilirken, ailelerini ziyaret eden İçişleri Bakanı Özkan Murat, 47 kişinin gözaltına alındığını ve suçlu bulunanların sınır dışı edileceğini söyledi. Olay, Kıbrıs Türk halkı arasında infial yaratırken öfkeli mağdur aileleri, polisi suçluyor.
Ülkücü gruplar önceki gün BDH Genel Merkezi'nin tabelasının üzerine Ülkü Ocakları imzalı 'Onlar bu dilden anlar' yazılı afişler asarken, merkezin önündeki KKTC ve parti bayrağını indirdi. BDH, olayı, 'Faşist yöntemler bizi yıldıramayacak' açıklamasıyla kınadı. Saldırgan grup, ÇABP merkezinde asılı afişleri yırta
rak, duvarlarına küfür dolu yazılar yazmakla kalmadı, partiye ait araçlara da zarar verdi. ÇABP adına Hasip Erel, "Kıbrıs Türkü bu saldırılara pabuç bırakacak değildir. Bu mücadele 24 Nisan'da 'Evet' olarak meyve verecek" dedi. TKP merkezindeki 'Çözüm için evet' yazılı parkartlar da parçalandı.
'Ülkücü terör' Girne, Mağusa ve Lefkoşa'nın sokaklarında da boy gösterdi. Türkiyeli öğrencilerin oluşturduğu gruplar, 'Evet' afişleri asılı araçlara saldırıp zorla 'Hayır' etiketi yapıştırdı. Polisin müdahale etmediği olaylar sırasında ülkücüler, ellerindeki sopalarla araçlara zarar verdi.
Başbakan Mehmet Ali Talat, marjinal grupların adaya geldiğini belirterek,
"Bunlar kaygı vericidir. Türkiye'de Türk vatandaşları dışında kimse eylem yapamaz. Burada da böyledir. A
ncak polisimiz gerginlik olmasın diye tolere ediyor" dedi. CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer de, "Sokaklarda terör estirilmesi, hele Türkiye'den MHP Genel Başkanı'nın yüzlerce ülkücüyle gelip eylem yapacağı haberleri asla kabul edilemez" ifadelerini kullandı.

Mitinglerin günü değişti
Artan şiddet iki cephenin bugüne çakışan miting programını da değiştirdi. Yüksek Seçim Kurulu, 'Evet' cephesindeki Talat'ın CTP'sinin bu akşam,
'Hayır' cephesindeki Cumhurbaşkanı Denktaş'ın ise yarın akşam miting yapmasın
a karar verdi.

Verheugen kızgın: Rumlar bizi fena aldattı

AP'deki Kıbrıs oturumunda konuşan Verheugen, 'Kendimi Rumlar tarafından aldatılmış hissediyorum' dedi. AP üyeleri de Rumları, Kopenhag Kriterleri'ne uymamakla suçladı

22/04/2004

GÜVEN ÖZALP
STRASBOURG - Kıbrıs'ta 24 Nisan'da yapılacak referandumlarda Rumların Annan Planı'na 'Hayır' demesi neredeyse kesinleşirken, Rum tarafına her koşulda üye olacağı teminatı veren AB şimdi dizini dövüyor. Avrupa Parlamentosu'nun (AP) dünkü Kıbrıs oturumunda, Rum Yönetimi'ne bugüne dek en ağır eleştiriler yönetildi. Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Rum Yönetimi'ne sert çıkıp şöyle konuştu:
"1999'da Rum tarafının isteğiyle Kıbrıs'ta çözümün üyelik için şart olmadığını söyledik. O
nlar da çözüm için çaba harcama sözü verdi. Kıbrıs'ın üyeliği için elimizden gelen her şeyi yaptık. Pek diplomatik bir söylem olmayacak, ancak kendimi Rumlar tarafından aldatılmış hissediyorum" dedi.
Rum lideri Tasos Papadopulos'un plana önce 'Evet' sonra
'Hayır' diyerek herkesi şaşırttığını söyleyen Verheugen, "Sözlerini tutmasını bekliyorum. Kıbrıs hükümeti uluslararası çözüme karşı çıkıyor" dedi.
Türk askerlerinin adadaki konumunun herkes tarafından eleştirildiğini hatırlatan Verheugen, geçen hafta yap
tığı "Yeşil Hat AB'nin sınırı olur" açıklamasını pekiştirdi: "Referandumda 'Hayır' derseniz, 30 bin Türk askeri sonsuza dek orada kalır. Türkiye'den gelenlerin adada olmasından şikâyet edenler, referandumda hayır derlerse, bir yüz bin göçmene daha kapıyı açarlar."

'Üye gibi davranmıyorlar'
Rum televizyonlarına çıkmasının engellendiğini hatırlatan Alman komiser, "AB üyesi ve üye olacak ülkelerde ifade özgürlüğü gibi temel ilkelere saygı gösterilmesini bekleriz. Ancak Kıbrıs, bir hafta sonra üye olacak bir ülke gibi davranmıyor" dedi.
Dış ilişkiler sorumlusu Chris Patten da, Verheugen'in hissini paylaştıklarını belirterek, "Kötü bir şekilde yarı yolda bırakıldık" dedi. Patten, "Rumlar 'Hayır' derse Türk tarafının cezalandırılmasına izin veremeyiz" diye konu
ştu. AP'de dün ilk kez Kıbrıs tartışılırken Türk tarafı eleştirilmedi. Yeşiller Grubu Eş Başkanı Daniel Cohn Bendit,
"Yıllarca Türk milliyetçiliğinin Kıbrıs'ı yutmaması için mücadele ettik. Şimdi bir tuzakla karşı karşıyayız. Rumlar 'Hayır' derse, kuzeyle
siyasi ilişki kurmalı ve ekonomik ambargonun kalkmasını sağlamalıyız" dedi.
Türkiye raportörü Arie Oostlander, Rumların Verheugen'e yönelik karartmasının Kopenhag Kriterleri'ni tamamlamadıklarına işaret ettiğini söyledi. Britanyalı parlamenter Chris Davi
es de, yaşananları 'ihanet' diye nitelendirdi. AP, taraflara 'Evet' çağrısı yapan bir kararı 30 aleyhte oya karşı 422 lehte oyla kabul etti.

Denktaş, BM kararına karşı

22/04/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC lideri Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Güvenlik Konseyi'ne sunduğu tasarının Rumları memnun etmek ve referandumda
'Evet' dedirtmek amacıyla hazırlandığını söylerken "Kıbrıs'ta savaş bekliyorlar" diye alarm verdi. Dün bir basın toplantısı düzenleyen Denktaş, "Bu garanti meselesini, BM'y
e silahlı müdahale hakkı veren 7. maddenin altına koyuyorlar. Demek ki Kıbrıs'ta savaş bekliyorlar" dedi. Denktaş, Güvenlik Konseyi'nin eski kararlara atıfta bulunması halinde hükümeti girişimde bulunmaya çağırdı.
Denktaş, dün KKTC'ye giden MHP Genel Başk
anı Devlet Bahçeli'yi de kabul etti. Kıbrıs'ın milli bir dava olduğunu kaydeden Bahçeli, feda edilecek toprak olmadığını vurguladı ve propagandalara karşı 'uyanık' olunmasını istedi. Denktaş dün akşam saatlerinde İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek'i de kabul etti.

'Verheugen bir kuzu bir aslan'
KKTC lideri, "Rumlar tarafından aldatılmış hissediyorum" diyen AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen için de, "Ciddi bir adam değil. Bildiğini yaptırtmak için bazen kuzu gibi meler, bazen aslan gibi kükrer" ifadesini kullandı. Denktaş, KKTC'deki kampanya sırasında ülkücü grupların son saldırılarıyla ortamın gerilmesinin ardından gençleri sağduyuya çağırken, "Kimsenin bu memleketi savaş alanına çevirmeye hakkı yok." ifadelerini kullandı.

AKEL hâlâ tatmin olmuyor

22/04/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
LEFKOŞA - Rum Kesimi'ndeki en büyük parti konumundaki Komünist AKEL, BM Güvenlik Konseyi'nde Britanya'nın sunduğu karar taslağından da memnun kalmadı ve referandum ertelenmezse planı desteklememe kararında devam etmeyi kararlaştırdı. AKEL Sözcüsü Andros Kipruanu son taslağın, arzu ettikleri güvenlik garantilerini yerine getirmediğini söyledi.

DİSİ, Papadopulos'u şikâyet edecek
'Halka sesleniş' konuşmasında ağlayarak "Annan Planı'na hayır deyin" diyen Rum lider Tasos Papadopulos, dün 'Ezici üstünlükle hayır deyin' çağrısını yinelerken, 'Evet' cephesindeki DİSİ'nin lideri Nikos Anastasiadis, Papadopulos'u AB'ye şikâyet edeceğini açıkladı. Anastasiadis, hükümetin polis teşkilatı ve merkez bankasındak
i memurlara, birleşme olursa işlerinden olacaklarını söyleyerek şantaj yaptığını kaydetti. Anastasiadis, Papadopulos'u AB Dönem Başkanı İrlanda, Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox'a şikâyet edeceğini belirtti.

Kıbrıslı Türklere 'teşvik'
Papadopulos ise, dün yeniden 'Hayır' çağrısı yaptığı açıklamasında, 1 Mayıs sonrası ilk olarak Kıbrıslı Türklere teşvik tedbirleri açıklayacağnı ve Ankara'da 'Kıbrıs Cumhuriyeti Büyükelçiliği' açacağını duyurdu.

 

'Medeniyette buluşacağız'

Erdal Güven

Annan Planı'yla çoğu göçmen olacak Güzelyurtlulardan Erbay Atasayan, 'Biz tarımla geçiniriz, şimdi çöle gideceğiz' diyor. Süleyman Sivri farklı görüşte: Sırf belirsizlik bitsin diye oyum 'Evet'

22/04/2004 RADIKAL

GÜZELYURT - Annan Planı'nın Türk tarafından kopardığı en iri lokma Güzelyurt. Plan uygulamaya konulursa yaklaşık 30 bin nüfuslu bölgeden 20 bin insan yer değiştirecek.
Civar köylerden Yeşilırmak'ta Naziyet Hanım'ın bakkal dükkânındayız. Yeşilırmaklıların çoğu, 1974'te Limasol yakınındaki Aleftora köyünden gelmiş. Naziyet Bönen, 15 yaşındaymış o zaman. "Neler çektik neler. Bir daha göçmenlik istemem. Çalıştım, hayatımı kurdum. Buradan gidersem ne iş yaparım, nerede otururum? Çocukl
arımız burada doğdu. Kök salmışız buraya. Gidersek halimiz perişandır. Ama gidin derlerse de gitmekten başka çaremiz yoktur."

'Erdoğan burayı bilmez'
Yandaki kahvedeyiz. Erbay Atasayan 'Hayır'cı. 58 yaşında. "Ateş düştüğü yeri yakar. Bu köylü tarımla geçinir. Plana göre gidecekleri yer çöl gibi bir yer. Bu planda gelecek yoktur bu insanlara. Erdoğan bilmez Kıbrıs davasını. Ama verecekse de bir an önce versin buraları. Başımızın çaresine bakalım."
Okey arkadaşları Erbay beyle aynı görüşte. Üstelik, şimdi
'Hayır' derlerse gelecekte daha iyi bir çözüm bulunacağına inanıyorlar.
30 yaşındaki Süleyman Sivri pek öyle düşünmüyor. Bir hastanade memur.
"Ben 'Evet' diyeceğim. Sırf bu belirsizlik bitsin diye. Babam kök salmış buraya, gitmek istemiyor. Ben kök salma
dan gitmek istiyorum, çocuğum için de öylesi daha iyi. Zorluklar çekeceğiz, ama sancısız doğum olmaz. Ben hep UBP'ye oy verdim. Koyu sağcıyım. Ama şimdi durum farklı."
Yan masadaki 91'lik Osman Işınsu, ağır işitmesinin de etkisiyle oralı değil: "Daha kara
r vermedim, o yüzden fal bakıp dururum."
Güzelyurt yolunda Gaziveren köyü civarında bir kır lokantası. Gaziveren geleneksel Türk köylerinden. Türk tarafında kalacak.

'Yes be annem'
75'ine merdiven dayamış Şinasi Dayı, eski tüfeklerden. "Yes be annem" diye haykırıyor. "Yeni bir hayat kurmak isteriz. Bilirim, gâvur bizim dostumuz değildir, ama sulh olsun artık. Doğru dürüst bir memlekette yaşayalım. Devletin değil halkın dediği olsun." Biz başka masaya geçerken o kendi kendine konuşuyor: "Ya istiklal ya öl
üm. Usandık artık..."

'Bana bırak git diyorlar!'
İlçe merkezinde, Güzelyurt'un uğrak lokantası Şah'ın Yeri'ne doğru yürüyoruz. Yanımda KKTC'nin en popüler gazetecisi Hasan Hastürer var. İki adam oturmuş kafa çekiyor öğle vakti. Hastürer'i görünce atılıyorlar; biri 'Evet' diye bağırıyor, diğeri "Ben 'Hayır'cıyım gardaş" diyor. Saffet Binatlılı 'Evet'çi. "Hakkımız olan topraklar başkalarına verildi yağmalandı. Denktaş'ın peşinden yağmacılar koştursun." Mehmet Özdaş sıkı 'Hayır'cı. 40 yaşında, yedek parçacı.
"Dokuz yaşında geldim buraya. Çalıştım, alınteri döktüm. Ev kurdum, hayat kurdum. Şimdi bana diyorlar ki 'Bırak git.' Niyeymiş? Barış olacak diye. Talat verecekse Girne'deki evlerini, tarlalarını Mehmet Özdaş da verecek. Hodri meydan... Bu planda Kıbrıslı Türklerin kazandığı hiçbir şey yok. Kazanan Türkiyeliler, Türkiye."
Mekân sahibi Nevzat Aligüllü Şah, 'Evet'çi. "Rejim değişsin isterim. Çözüm kolay olmayacak ama razıyız." Şah'ın bir de kaygısı var: "Plan, göçmenlerle
yerlileri karşı karşıya getirecek.
Önlem alınsın."

Gençlerin derdi gelecek
Bir de gençlere kulak verelim diyoruz. Güzelyurt Gençliği 1 Mayıs Barış İnisiyatifi'nden gençlerle beraberiz. Hepsi 20'li yaşlarında. 'Evet' kampanyası için üç hafta önce harekete geçmişler. Şu anda 100 üyeleri var. Söz Güney Düzgün'ün: Daha iyi bir gelecek için 'Evet' diyeceğiz. Kimlik sahibi olabilmek için. Dünya vatandaşı olabilmek için. Evimize evimiz diyebilmek için. Kısacası kendi memleketimizin efendisi olabilmek için. Buradaki gençlerin yüzde 80'i işsiz."
Biri hemen yanımda oturuyor. Rıfat Özkan, 24 yaşında, İletişim mezunu ama iş bulamamış. "30 yıllık yanlış politikaların ardından elimize nihayet bir fırsat geçti."
Peki Rumlarla bir arada yaşayacak olmaktan kaygıları var mı? Yanıt Rıfat'tan geliyor: "Anna
n Planı doğru dürüst uygulanırsa, adada kalıcı bir barış temeli atılır. Sonuçta aynı ülkede yaşayacağız. Niye birbirimizle savaşalım ki?"
67 yaşındaki emekli öğretmen Üner Berkalp koyuyor son noktayı: "Medeniyette
buluşacağız." Sağ taraftan temkinli bir
ses geliyor kulağıma: "İnşallah."

Kıbrıs için kıran kırana mücadele

22/04/2004 RADIKAL

AA - NEW YORK - BM Güvenlik Konseyi, Annan Planı'nın oylanacağı referanduma üç gün kala Kıbrıs kararı çıkarma derdine düştü. ABD ile Britanya'nın Rumların oyunu 'Evet'e çevirme hedefiyle güvenlik kaygılarına yanıt olarak hazırladığı karar tasarısı üzerinde dün akşama dek sıkı pazarlıklar yürütüldü. BM Genel Sekreteri Kofi Annan bir açıklama yayımlayarak, "Size güvence veriyorum, dünya bu planın yürümesi için yardıma hazır. Brüksel'deki Donörler Konferansı bunun açık mesajıydı. AB ve BM'nin açık mesajıydı" dedi. ABD Dışişleri de, BM kararının 'olmazsa olmaz'lığına dair baskıyı sürdürdü. Dışişleri sözcüsü Richard Boucher, anlaşmanın uygulanmayacağı kaygılarını giderecek güçlü bir BM kararı istedi. Boucher, Rumların Türk askeri varlığının adadan çekilmeyeceği korkusunun hatırlatılması üzerine, "Türkler, gerçekten planı uygulama kararlılıklarını
belirtti" dedi.

Türk Silahlı Kuvvetleri'ne muafiyet
Britanya'nın, dün değiştirip yeniden dağıttığı ancak yine de itirazlarla karşılaşan tasarıda, silah ambargosunun delinmesi olasılığına karşı BM Sözleşmesi'nin ihlalci ülkeye karşı ilişkileri kesme ve güç kullanma yetkisi veren 7. kısmına atıf yapılıyor. Ancak, Anadolu Ajansı, BM'de
ki
diplomatik kaynaklara dayanarak, karar tasarısının, teknik bir zorunluluk gereği 7. bölüme atıf yaptığını belirterek, bölümün Türk Silahlı Kuvvetleri'ne muafiyet getirdiğini bildirdi. Tasarıya göre, anlaşmanın hayata geçirilmesine yönelik UNSIMIC (Unit
ed Nations Settlement Implamantation Mission in Cyprus) adında yeni bir BM barış gücü de oluşturulacak.

Halk duvarları yıkacak mı?

İsmet Berkan

22/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs'ta referanduma iki gün kaldı. cumartesi sabahı Kıbrıs'ın iki halkı geleceklerini oylayacak.
Bu oylamayla ilgili bugüne kadar çok şey söylendi, çok şey yazıldı. En azından bu köşede, referandum ve onun sonuçları hakkında yazılmadık şey, yapılmadık spekülasyon kalmadı açıkçası.
Şimdi son
günlere geldik ve anketlerin söylediği aynı: Adanın kuzeyindeki Türk tarafında evet, güneyindeki Rum tarafında ise hayır oyu çıkması bekleniyor. Gerçi güneydeki hayır olylarında göreli bir gerileme var ama hayırların düşmesine karşılık evetler aynı hızda artmıyor.
Esasında, Kıbrıs konusuna 'Oyun Teorisi' ve onun bir dalı olan 'Nash Dengesi' açısından bakacak olursanız, her iki tarafın da en kazançlı çıkacağı hal Annan Planı'nın onaylandığı hal, yani adanın her iki tarafından da evet çıktığı hal.
Ama mate
matik ve mantık her zaman geçerli olmuyor. Özellikle halk oylaması gibi oylamalar söz konusu olduğunda, her zaman 'optimum' bulunamayabiliyor.
Ama yine de benim içimde küçük de olsa bir ümit var. Rum halkının sandık başına gittiğinde barışı seçeceğine ina
nmak istiyorum. Son duvarın politikacılar tarafından yıkılmayacağı belli oldu. Belki halklar yıkar geçerler o duvarı.

'Hayır deyip sıyrılamazlar'

Murat Yetkin

Rumlar, 'Hayır' dedikleri metni, KKTC tanınırsa yine oylamak zorunda kalabilir

22/04/2004 RADIKAL

Amerikalı üst düzey yetkili ismini vermiyor ama kesin ifadelerle konuşuyor: "Rum tarafından 'Hayır' yanıtı çıkmaması için son dakikaya dek çabamız sürecek. Ama 24 Nisan halkoylamalarında Türk tarafı 'Evet', Rum
tarafı 'Hayır' derse, 'Buraya kadarmış' deyip defteri kapatmayacağız. Rum tarafı 'Hayır' deyip bu işten sıyrılamayacak."
Son haftalarda giderek daha sık duyulan 'Türk tarafı evet dediği için cezalandırılmayacak, ödüllendirilecek' cümlelerinden biri
olarak
başlayan konuşma giderek ilginç bilgiler içermeye başlıyor. Şöyle özetlenebilir:
ABD ve muhtemelen İngiltere ilk aşamada KKTC'yi tanımayacak. Ancak tanınmasını engellemeyecek. (1983'te KKTC'nin tanınmasının ABD tarafından nasıl engellendiği, hatta
KKTC'nin tanınacağını açıklayan dönemin Pakistan Dışişleri Bakanı'nın Amerikan baskısıyla istifa ettirildiği arşivlerde kayıtlı. Şimdi Azerbaycan gibi, anlaşma Rumlar yüzünden bozulursa KKTC'yi tanıyacağını resmen ilan eden bir ülke de bulunmasına karşın ABD ve İngiltere'nin hiçbir engelleme girişiminde bulunmaması dikkat çekici.) KKTC'ye yönelik ticaret, ulaşım ve spor ambargolarının delinmesi de engellenmeyecek, el altından teşvik görecek.
Bütün bunların amacı ne? Neden ABD, ya da stratejik ortağı İngil
tere KKTC'yi kendileri tanımayı düşünmüyor?
Açıklama şöyle geliyor: Amaç Kıbrıs'ta Annan Planı çerçevesinde bir çözüm. 24 Nisan'dan sonra Annan'ın ve ABD'nin yeniden devreye girmesi mümkün görünmüyor. Ancak karşı karşıya kalacağı baskılar sonucu Rum tarafı 24 Nisan'da Türk tarafından kabul edilen metni (tabii kabul edilirse) kelimesi değiştirilmeden yeniden oylamak durumunda kalabilir. 'Hayır' deyip sıyrılamayacaklarının anlamı bu. AB mevzuatında bunun daha önce İrlanda ve Danimarka örneklerinde yaşandığı
diplomatlarca ifade ediliyor. Amerikalı yetkili, bunun Rumların beklediği yeni bir referandum olmayacağını, aynı metni ikinci kez oylama olacağını vurguluyor.
Bu yaklaşımı teyit eden bir örnek daha var.
20 Nisan öğleden sonra Washington'da ilginç bir top
lantı yapıldı. Saygın düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü'nde, medya ve dinleyicilere kapalı yapılan toplantının konusu 'Türkiye, Avrupa ve ABD' idi. Hiçbir Türk yetkilinin de konuşmacı olarak davet edilmediği bu toplantıda, ABD ve Avrupa ülkelerinin üst düzey dışişleri ve diğer hükümet yetkilileri, kendi aralarında Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri ve Kıbrıs konularını tartıştı.
Amerikan hükümeti adına toplantıya katılan Dışişleri Bakanlığı'nın Avrupa'dan sorumlu Müsteşar Yardımcısı Elizabeth Jon
es kısa ve açık bir konuşma yaptı: "Kıbrıs konusunun çözümü çok önemli. Referandumlardan sonuç çıkmasa bile Türkiye yaklaşımından dolayı ödüllendirilmeli. Kıbrıs Rumları 'Hayır' derse işlerin eskisi gibi yürümeyeceğini ve böyle devam edemeyeceklerini (not business as usual) anlamalı. (Önceki gün AB
Dışişleri ve Güvenlik Sorumlusu Javier Solana da, 'Hayat onlar için eskisi gibi olmayacak' demişti.) Sizin bu konuda hassasiyetinizi bildiğimiz için, kamuoyu önünde konuşmuyoruz ama Türkiye bu yıl müzakere tarih
i almalı ve AB üyesi olmalı. Bu bizim ulusal çıkarımız ve aslında sizin de çıkarınız."
Toplantıya katılan Alman Dışişleri Bakan Yardımcısı Klaus Scharioth da şaşırtıcı netlikte konuşuyor: "Alman hükümeti kararını verdi, Türkiye'ye bu yıl tarih verilmesini
ve AB üyeliğini destekliyoruz. Yalnızca stratejik çıkarlar açısından değil, Türkiye'nin demokratikleşmesi, Ortadoğu'nun geleceği, Avrupa'nın geleceği ve medeniyetler çatışmasının önlenmesi açısından bunu gerekli görüyoruz." Alman yetkili Türkiye'yi, 'İslam ve aydınlanma düşüncelerinin buluşabildiği' yegâne ülke olarak tanımlıyor.
Toplantıdaki İngiliz, İspanyol, İtalyan ve belli bir çekinceyle Hollanda yetkilileri de Türkiye'ye ve Türklerin Kıbrıs sorununa son yaklaşımına destek veriyor.
Fransız heyetinde
n ses çıkmıyor. Atom enerjisi kurumundan bir temsilcinin, "Ama Ermeni soykırımını kabul etmiyorlar" türünden sözleri ciddiye alınmıyor.
Türkiye'nin önündeki pürüz Fransa gibi görünüyor.
İspanyolların, Fransa'nın kendi üyelikleri öncesinde Fransız malları
nın satışı karşılığında nasıl engel çıkardıklarını anlatmaları, Fransızların Türkiye'ye Airbus yolcu uçağı satabilmelerinin oylarının rengini değiştirebileceği iddialarına haklılık kazandırıyor.

Barışa inşa sorumluluğu

Turgut Tarhanlı

22/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs sorununun çözümü sürecinde referandum günü yaklaşırken, konu, Birleşmiş Milletler bünyesinde, Genel Sekreter tarafından Güvenlik Konseyi'ne de sunuldu.
Bu, kısmen, aslında çözüm planının bir gereği, kısmen de adanın güneyindeki siyasi tutuma bağlı
olarak öngörülmüş bir yöntem olarak nitelendirilebilir.
Çözüm planının 'E' başlıklı eki, zaten konseyin kararına sunulması gereken bir metni içeriyordu. Ve Genel Sekreter, 16 Nisan tarihli Kıbrıs raporunda bu konuyu, konseye götürmüştü. Bu, temel olarak
güvenlikle ilgili konulara ilişkin bir metindir. Adaya ve adadan yapılacak silah satışlarının yasaklanması, UNFICYP yani BM Kıbrıs barış gücünün adadaki yeni güvenlik ortamında kullanacağı yetkilerin kapsamı, kuzey ve güneydeki silahlı birliklerin lağvedilmesi ve korunacak silahlı gücün sayısı ve niteliği, yeni toprak düzenlemesinin gözetimi gibi konular bu metinde yer alıyor.
Konseyin kararına gerek duyulduğu ileri sürülen ve bu hafta başından beri tartışılan bir başka konu daha var: Bu, daha çok, güneyde
ki güvence talepleri bağlamında ortaya çıkan bir gelişme. Basından öğrendiğimiz kadarıyla, ABD ve Britanya tarafından sunulan bir karar tasarısıyla çözüm planının tek taraflı ihlali halinde, Güvenlik Konseyi'nin, bu durumu BM Kurucu Andlaşması'nın ünlü VII. Bölüm (uluslararası barış ve güvenliğin korunması) hükümleri çerçevesinde değerlendirmesi isteniyor. Buna ek olarak, konseyin, bu bölümde yer alan 41 ve 42. maddeler ışığında, ihlali gerçekleştiren tarafa yönelik zorlayıcı tedbirlere başvurması da, bu güvence talepleri arasında vurgulanıyor.
Bu çerçevede bir güvence, özellikle güneyden geldiğine göre, olası güvenlik tehdidi doğuracak gelişmelerin de Türkiye'den kaynaklanacağı üzerine inşa edildiği düşünülebilir. Ancak, bugün ortada böyle bir tehdidi söz
konusu edecek bir neden yok. Buna rağmen, adadaki iki toplumun, kendi açılarından anlamlı sayılabilecek nedenlerle bir 'gelecek endişesi' içinde bulunduklarını düşünerek, dolaylı olarak güneyin konumunun bu şekilde güçlendirildiğini varsayalım. Ancak bu durumda, BM hukuku bağlamında tartışmalı bir durum ortaya çıkacaktır.
Zira, Güvenlik Konseyi, ileride vuku bulacağı vehmedilen birtakım güvenlik endişelerini izale etmek amacıyla, henüz böyle bir tehdit ortada yokken bir karar alabilir mi?
Konseyin çalışma
tarzını biraz bilenler, bunun, ancak böyle bir güvenlik nedeninin doğduğu veya doğmasının çok yakın olduğuna ilişkin belirtiler bulunması halinde mümkün olduğunu da bilir. Kaldı ki, konseyin, o henüz vuku bulmamış güvenlik tehlikesine karşı, ekonomik, diplomatik, askeri veya başka biçimde zorlayıcı tedbirlerle karşılık verebilmesi için, olayın gerçekliğinin açıklıkla teşhis ve takdir edilmesine gerek vardır. Aksi halde, bir polis devletinin, kendi iç düzenini korumak için bir dizi 'tehlike suçları' yaratıp, kendini pek güvende hissetmesi gibi bir yanılsama ortaya çıkar.
Bana kalırsa, adanın güneyinden gelen bu son güvence önerilerinde, daha çok Türkiye'ye yönelik bir diplomatik güç kartı kazanma çabası belirgin. Bu da, bu sorunun çözümü konusunda, hâlâ zih
inleri kuşatan stratejik çıkar ve çekişme anlayışının bir ifadesidir. Aynı anlayışı, adanın kuzeyinde de, bilfiil icra etme sevdalıları hiç de az değil.
Ancak bu durumda, bu çözüm planını (Aynı zamanda 'barış' planı olarak da anılacak mı?) bir referandum
gibi, doğrudan doğruya halkın iradesinin etkili kılınmaya çalışıldığı bir yöntemle güçlendirmeye çalışan BM çevrelerinin tutumu ne olmalıdır? Bu, stratejik düşünme tarzına prim vermek mi, yoksa çözüme yönelik iradenin anlamını daha da vurgulayan berrak bir tutumu ve bunun büyük bir dikkatle takip edileceği fikrini güçlendirmek mi?
Adanın kuzeyi ve güneyindeki referandumlarda, 'Evet-Evet' sonucunun çıkması önemli ve desteklenmesi gerekli bir gelişme olur. Ancak barışın inşası, sadece bir halkoyunun belirlen
mesi için başvurulan yöntemin yüceltilmesiyle de gerçekleşmiyor. Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik asıl politikaların, bundan sonra, her iki taraf için de, toplumsal uzlaşma ve işbirliğini sağlamaya ve gözetmeye yönelmesi şart. Bu, hem Kıbrıs'ın, hem de uluslararası toplumun sorumluluğu.

Denktaş kendine kıyıyor

Tarhan Erdem

22/04/2004 RADIKAL

İki gün sonra Kıbrıs'ta oylama var. 50 yıldan beri zaman zaman Kıbrıs konusu iç siyasetimizde öne geçti; pek çok işimiz ona bağımlı kaldı.
Geçen yıldan beri de yine Kıbrıs'a her işimizin üstünde önem verdik.
Dün saat 11'de Denktaş ekranlardaydı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde görüşüleceğini söylediği karar tasarısını eleştiriyordu. Annan'a, İngiltere hükümetine savaş açmış görünüyor. Konuşmasının başında
da bizimkilere veryansın etti.
Hakkı (Devrim) bey dünkü yazısında soruyordu: "Partisiz görünmek için oğlunuza bir parti kurdurarak seçimlere sokacaksınız, gün gelip onların da size karşı bir fikri benimsediğini görünce, besmele deyip yeniden politika paz
arına ineceksiniz? Hukuk ve devlet anlayışına sığar mı?" Sığmaz tabii!..
Denktaş, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni, bağımsız, egemenliği bulunan bir 'devlet' sayıyor. Pekiyi, öyleyse, kendisini tek tanıyan devlet olan Türkiye'nin Başbakan ve Dışişleri Bakanı'na
'yalancılık', 'kandırılmışlık' atfetmek Kıbrıs Cumhurbaşkanı için doğru politika sayılır mı? Başka bir komşu devletin sorumlusu, başbakanımıza 'Kandırılmış' dese, nasıl karşılarız?
Denktaş, dünkü basın toplantısında, Cumhurbaşkanımız Sezer ve Genelkurmay
Başkanı Özkök'ün konuşmalarını inceleyip, karşılaştırdığını söyledi. Ona göre Sezer ve Özkök, 'Annan Planı'nın kuşku ve kaygı gerektirdiğini, iyi niyetle bakılsa dahi gelinen aşamanın hepimize yüklediği sorumluluğu göz ardı edemeyeceğimizi, alınan kararların gelecek kuşakları geri dönülemeyecek biçimde etkileyeceğini' belirtmişlerdi. Özkök'ün canlı yayında izleyenleriniz vardır, Sezer'in neler söylediğini okumuşsunuzdur. Onların 'Hayır' diyenlerin tarafında olduklarını ima etmek haksızlık değil mi?
Denkta
ş, zamanla dozunu artırarak 'Hayır'ı savunuyor. Bana göre, bazı siyasal ve diplomatik kurallara da saygıyı zaman içinde azalttı; yazık ki, sağduyu dışına çıkmaktan çekinmiyor, kendini olsun sakınmıyor! Önümüzdeki günlerde, ölçüyü tümden kaçıracağından endişe ediyorum; gençliğimizin kahramanlarından birini kaybetmekten korkuyorum.
Denktaş'a yakışan bugün yaptıkları mıydı? Bilmeli ki, son günlerde
olağandışı olaylar çıkmazsa, halk verdiği kararını değiştirmez. Referandum
döneminin başladığı günlerde herkes
, üç ay önceden bildiğimiz görüşlerini tekrarladı. Siyaset adamları değişmez de, seçmen bu kadar sık değişir mi?
'Evet' ya da 'Hayır' ne çıkacaksa göreceğiz, yine birbirimizin yüzüne bakacağız. Denktaş son iki aydır, değerlerimizi kaybetmemizi umursamadan
konuşuyor. Heyecanını denetleyemiyor.
Türkiye'de kamuoyunu etkileme girişimlerinde yaptıklarını duyup
gördükçe, dernek kongrelerinde çok karşılaşılan çocukça oyunları hatırlıyorum.
Ankara Ticaret Odası gösterisi, Meclis'te konuşma için gayretleri, madd
e ve konuşmaları son basın toplantısındaki gibi saptırarak nakletmesi anlaşılmaz, beklenmez davranışlardı.
Meclis'teki konuşmasını ekranda izledim, sonra tutanaktan okudum. İçime sindiremediğim değerlendirmem, onun halkının, milletinin geleceğinin önüne b
aşka değerleri geçirdiğiydi. Geçen günlerdeki her şeye karşın, tabii onun yardımlarıyla, Denktaş'ı kaybetmemeye çalışmalıyız!

Kıbrıs'ta kan kokusu

Murat Çelikkan

22/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs halklarının geleceği için yapılacak referandum için her iki kesimde de 'Evet'çiler ve 'Hayır'cılar var. Toplumlararası sorunları kanla değil demokratik yöntemlerle çözme niyeti olduğunda, bu ayrım çok doğal. Hele çok değil 30 yıl önce aralarına kan girmiş iki toplumda birçok insanın güvensizliklerini aşarak birlikte yaşamak üzere yola çıkması, barış ve demokrasi yanlıları için oldukça önemli. Bu konunun taraflarca tartışılıyor olması da. Ancak Cumhurbaşkanı Denktaş'ın uzun zamandır terk ettiği tarafsızlıkla sarf ettiği korku, panik yaratmaya yönelik adanın kanlı geçmişini hatırlatan sözleri, statükonun nelere sarılabildiğinin de göstergesi.
Baf Metropoliti Hrisostomos'un 'Enosis'i şampanyayla kutlayacağız' sözlerine karşılık, 'Yüzlerce papaz geri gelecek. Şampanya içen papazlar kan içmek için gelecekler bu sefer' diyor.
Acayip konuştuğu için özür diliyor. Bitmedi! 'Hayır'cı Devlet Bahçeli'nin adayı ziyareti öncesinde yaşanan gelişmeler de vahim. 'Ülkücüler' yolları keserek eylem yapıyormuş. Annan Planı'nı destekleyen simgelerin bulunduğu araç, dükkân, sendika ve parti binalarına saldırılar oluyormuş. Parti ve sendika binalarına tehdit afişleri asılıyormuş. Girne'de yol kesiliyor, araçlara parti ve sendika binalarına saldırılıyormuş. Afiş ve pankartlarındaki slogan: 'Onlar bu dilden anlar!' Kıbrıs'ta 'Bu memleket bizim platformu' bir açıklama yaparak, "Halkımıza hain, kanı bozuk sinek diyenler, miting alanına bomba
koyarak, tiyatrocularımızın önünü keserek, kan dökeceklerini açıkça söyleyerek saldırılarını artırıyor.
Kimse sorumluluğu üstüne almıyor. Halkın güvenliğinden
kim sorumlu?" diyor. Platform, şiddet eylemlerine katılan ve Kıbrıs vatandaşı olmayanların derhal sınır dışı edilmesini de istiyor. KKTC'de güvenlikten Kıbrıs Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Kıbrıs Türk Polis Teşkilatı sorumlu.

Batman Barosu ve Kıbrıs
Batman Barosu Başkanı avukat Zekeriya Aydın, Kıbrıs ve Annan Planı ile ilgili bir açıklama yaptı. Şöyle: "...Hukuk kurumlarının yegâne hedefi, insan haklarının, saf ve yalın değerlerin, toplumsal yaşamdaki temel güvencesi olan adaletin gerçekleşmesine yardımcı olmaktır. KKTC insanı hak etmediği tecrit ve sömürülme politikalarından kurtulmak, uygar dünya ve en önemlisi Kıbrıs Rum kesimindeki halkla eşit ve kardeşce yaşamak iradesindedir. Hâkim ve statükocu bakışın güç ve statüleri için manevra alanına
döndürdükleri Kıbrıs ve halkının, 40 yıllık tarihlerinin muhasebesini yaptıkları bu süreçte, asıl olan özgür iradelerinin tezahür etmesine saygı duymak ve ötesinde yardımcı olmakken, hukuk dışı, çağın reddettiği yaklaşımlarla sorunun çözümünü tıkamak.. son derecede tehlikeli ve anlaşılmazdır. Batman Barosu olarak, hukuk kurumlarının asli görevlerinin toplum sorunlarını irdelerken, evrensel değerlerin, hukukun üstünlüğünün ve bilimin referans alındığı bir perspektifle yaklaşmak ve böylece toplumun gereksinimlerinin önünü açmak olduğunu düşünüyoruz."

Busharon ve Vanunu
1986 sonbaharında İsrail'in Negrev Çölü'nde bulunan Dimona Nükleer Santralı'nda çalışan Mordehay Vanunu, London Sunday Times gazetesine,
İsrail'in nükleer silah geliştirdiğine dair bilgi verdi. İhanetle suçlanarak 18 yıl hapse mahkûm edildi. Çarşamba günü 18 yıllık hapis cezasını tamamlayarak hapisten çıktı. Hapis cezasının hemen hepsini hücrede geçirdi. Çıktığında "Yaptıklarımdan gurur duyuyorum" dedi.
İsrail'in nükleer silah programı hakkı
nda daha fazla açıklama yapmasından korkulduğu için Vanunu'nun özgürlüğü, hapisten çıktıktan sonra da kısıtlandı. Bir yıl yurtdışına çıkması yasak. Yabancılarla temas kurması, limanlara ve sınır kapılarına yaklaşması da. Vanunu, 'vatan hainliğiyle' suçlandığı yıllar boyunca, dünyanın dört bir yanındaki insanlar için barış ve özgürlüğün simgesi oldu. Bugün hakları kısıtlı olsa da serbest. Bu gelişme bile Ortadoğu'da Busharon'a karşı kazanılmış bir mevzi sayılır.

Saraybosna zirvesi

Balkan zirvesinde Erdoğan'la buluşan Karamanlis, Kıbrıs'taki referandumun sonucu ne olursa olsun Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyeceğini belirtti. Başbakan, 7 Mayıs'ta Atina'ya gidiyor

22/04/2004 RADIKAL

HİLAL KÖYLÜ
SARAYBOSNA - Kıbrıs'ta referandum için geri sayım sürerken Türkiye ve Yunanistan, Balkan zirvesinin yapıldığı Saraybosna'da karşılıklı güven tazelemeye çalıştı. Yunan hükümeti 24 Nisan'dan beklentisini açıkça ortaya koymaktan kaçınırken, referandum sonucundan bağımsız olarak Türkiye'nin AB sürecini desteklemeyi sürdü
receğini ilan etti. Türk hükümeti de referandumdan ne çıkarsa çıksın Yunanistan'la ilişkilerin geliştirilmesine çalışacağını dile getirdi.
Başbakan Tayyip Erdoğan ile Yunan Başbakanı Kostas Karamanlis'in zirve çerçevesindeki buluşmasına dışişleri bakanları Abdullah Gül ve Petros Moliviatis de katıldı. 20 dakika süren dörtlü zirvede, taraflar, ikili ilişkilerin referandumdan bağımsız olarak geliştirilmesi gereğini vurgularken, Kıbrıs'ta barış ve istikrarın sağlanması için ortak hareket etme yönünde hemfikir
oldu.

Erdoğan: Bu iş bitsin
Diplomatik kaynaklara göre Karamanlis, 'çok net olmasa da' Erdoğan'a
"Türkiye'nin AB sürecini her halükârda destekleriz" mesajı verdi. Erdoğan da, referandumdan beklentisini Karamanlis'e "Bu iş bitsin artık" sözüyle aktardı. Görüşme sonrası soruları yanıtlayan Erdoğan, referandumdan
'Hayır' çıksa da 7-8 Mayıs'ta yapmayı planladığı Atina ziyaretini ertelemeyeceğini söyledi. Erdoğan, AB süreci için Karamanlis'ten tam destek alıp almadığı sorusuna karşılık "Tabii ki" demekle ye
tindi.
Karamanlis ise, "İkili ilişkilerimizi kuvvetle sürdürme yönündeki irademizi tekrar ortaya koyduk. Kıbrıs konusundaki bilinen tezimizi dile getirdik" diye konuştu. Kostas Karamanlis, Türkiye'nin AB üyeliğine referandum sonrası nasıl yaklaşacaklarına
ilişkin bir soruya, "Türkiye'nin AB üyeliğini destekliyoruz. Yakın zamanda da Erdoğan'ı Yunanistan'da ağırlamaktan mutluluk duyacağım" yanıtını verdi.

'Kıbrıs korkumuz yok'
Erdoğan, zirvenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, İngiliz BBC muhabirlerinin "referandum için edişelimisiniz?" sorusu üzerine,
"Kıbrıs konusunda herhangi bir korkumuz söz konusu değil. Biz iyi niyetle yola çıktık. Kıbrıs'ı özgürlük ve barış adası haline getermek en büyük hedefimiz" dedi.

'Her şey halka kaldı'
Dörtlü görüşme hakkında bilgi veren Abdullah Gül ise, Karamanlis'in
"Referandumda her şey olabilir" dediğini belirtirken, "Biz de bu saatten sonra her şeyin olabileceğini söyledik. 'Artık her şey halka kaldı' görüşü üzerinde hemfikir olduk" dedi. Gül, Kıbrıs'ta
çözümün 1 Mayıs'tan sonraya bırakılması yönünde Yunan tarafından gelen her türlü öneriyi reddettikleri belirtip "Her türlü alternatife ilişkin hazırlığımız var" ifadesini kullandı.

Rusya, Kıbrıs karar tasarısını veto etti!..

Burak Coşkun bildiriyor



Rusya, BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan Kıbrıs konusundaki karar tasarısını veto etti.
Rusya, Konsey'de yapılan oylamada veto hakkını kullanarak, İngiltere ve ABD tarafından hazırlanan karar tasarısını reddetti. Konsey'in diğer 14 üyesi ''evet'' oyu verirken,
Rusya'nın vetosuyla tasarı reddedildi.
İngiltere'nin BM Daimi Temsilciliği diplomatları, tasarının masada olduğunu söyleyerek, Ada'daki referandumlardan sonra tekrar oylama yapılabileceğini belirttiler

BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki halkın cesaretlendirilmesi amacıyla Kıbrıs'taki referandumlardan önce Konsey'in karar tasarısısı kabul etmesi yönünde talebi bulunuyordu.

"Referandumu etkileme girişimiydi"


Rusya, Kıbrıs konusundaki karar tasarısını referandum sonucunu etkileme girişimi olarak gördüğü gerekçesiyle veto ettiğini bildirdi.
Rusya'nın BM Daimi Temsilci Yardımcısı Büyükelçi Gennadi Gatilov, Kıbrıs'ta referandumlardan 3 gün önce ABD ve İngiltere'nin işi aceleye getirerek karar aldırmaya çalıştıklarını, Ada'da taraflar planı kabul ettikten
sonra bu işe kalkışılması gerektiğini savundu.
Gatilov, ''Rusya'nın bu koşullarda karar tasarısını, gelecekte koşullar uygun olunca çalışmak üzere veto etmekten başka seçeneği kalmıyor'' diye konuştu.
ABD'nin BM Daimi Temsilci Yardımcısı James Cunningham d
a, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın talebine karşın bir Konsey üyesinin karar tasarısını desteklemeye hazır olmamasından dolayı hayal kırıklığına uğradıklarını söyledi.
İngiliz diplomatlar da Amerikalı meslektaşlarına katılarak, 3 gündür süren çabaların Ru
sya'nın vetosuyla boşa çıktığını belirtirken, halkoylamalarından sonra yeniden harekete geçeceklerini kaydettiler.
Amerikalı ve İngiliz diplomatlar, herşeye karşın Cumartesi günü Kıbrıs halkları için tarihi bir fırsatın bulunduğunu, halkoylamalarının sonuc
u konusunda iyimser olduklarını söylediler.
Rum yönetiminin BM temsilcisi Andreas Mavroyiannis ise gazetecilere yaptığı açıklamada, Moskova'nın İngiliz ve Amerikalıların sadece Türkiye'nin çıkar ve endişelerini gidermeye çalıştıklarını düşündüğünü ve bu yü
zden tasarıyı veto ettiğini söyledi.
İngiltere liderliğinde ABD'nin de katılımıyla hazırlanan ve sunulan tasarı, birçok ülke tarafından referandumlardan önce neden böyle bir karar tasarısına ihtiyaç olduğu gerekçesiyle eleştirilmişti.
Yunanistan'ın daimi m
üttefiği Rusya'nın ilk kez Kıbrıs konusunda bir karar tasarısını engellediğini belirten diplomatik kaynaklar, Moskova'nın bu vetoyla açık bir çıkarı bulunmaması nedeniyle tutumuna anlam vermenin güç olduğunu kaydediyorlar.
Kimi BM çevreleri ise, KKTC ve Tü
rkiye için tasarının referandum sonrası kabul edilmesinin çok da önemli olmadığını, zira halkoylamalarından sonra Türk tarafının elinin daha kuvvetli olabileceğini ifade ediyorlar.

Teknik bir veto!


Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Yuri Fedotov, BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan Kıbrıs konusundaki karar tasarısını ''siyasi değil teknik nedenden'' dolayı veto ettiklerini bildirdi.
Fedotov, Rusya'nın vetosu sonucu çıkmayan karar tasarısıyla ilgili İnterfaks'a yaptığı açıklamada, ''Bu, siyasi vetodan çok prosedür
e ilişkin teknik bir vetodur'' diye konuştu.
Kıbrıs'ta 24 Nisan'da yapılacak referandumlarda Annan planının kabul edilmesi halinde Rusya'nın bu konuyu tekrar değerlendireceğini ifade eden Fedotov, ''Rusya, bu durumda oybirliğiyle alınan kararı desteklemeye
hazırdır'' dedi.
Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki veto hakkını en son 10 yıl önce yine Kıbrıs konusunda kullandığını hatırlatan Fedotov, ''O zaman da veto gerekçemiz, yine siyasi gerekçelerden çok teknik nedenlerden kaynaklanıyordu'' diye konuştu

MILLIYET 22/04/2004


Denktaş: Allah Rusya'dan razı olsun

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs'a ilişkin karar tasarısının BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya'nın vetosu nedeniyle onaylanmamasını, ''Allah Rusya'dan razı olsun'' sözüyle değerlendirdi.
Denktaş, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı öncesinde ziyaretine gelen çocukları kabul etti.
Rusya'nın ''kendilerini büyük bir felaketten kurtardığını, ABD ve İngiltere'nin oyununu bozduğunu'' söyleyen Denktaş, her iki taraf üzerindeki baskıların kabul edileme
z olduğunun ortaya çıktığını belirtti.
Denktaş, Rusya'nın kararının herkesi rahatlattığını kaydetti.
Çocuklara hediyeler dağıtan ve onlara 23 Nisan'ın anlamını soran Denktaş, bir süre onlarla sohbet etti.
Bu arada, Denktaş, Cumhurbaşkanlığı koltuğunu bir s
üreliğine, huzurunda yapılan seçimler sonucu diğer üç adayı geride bırakarak temsili Cumhurbaşkanı seçilen öğrenci Murat Aydıç'a bıraktı.
MILLIYET 22/04/2004

Serdar Denktaş: Güvenlik Konseyi'ne sunulacak taslakla ilgili endişeliyiz


KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, BM Güvenlik Konseyi'ne sunulacak taslakla ilgili endişelerinin olduğunu söyledi.
Taslağa ilişkin olarak Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini aktarmak üzere bugün diplomatik girişimlerde bulunan Serdar Denktaş, İngiltere
, Rusya ve ABD büyükelçilerinin yanı sıra BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto ile de ayrı ayrı biraraya geldi.
Serdar Denktaş, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, ''Güvenlik Konseyi'ne sunulacak taslakla ilgili endişe ve düşüncelerimizi
belirttik. Taslağın içeriği ve Güvenlik Konseyi'ne sunuluş şekli Annan Planı'ndan ciddi bir sapma göstermektedir'' dedi. Serdar Denktaş, BM Güvenlik Konseyi karar tasarısının referandumlarla planın kabulünden sonra oylanması gerektiğini vurguladı.
''Türki
ye, Yunanistan, İngiltere, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının anlaşması üzerine kurulu bir prensiple Annan Planı üzerinde çalışıldığını'' ifade eden Bakan Denktaş, ''Ne var ki Güvenlik Konseyi'ne sunulacak bu karar tasarısı için Kıbrıs Türk tarafının görüşüne başvurulmamıştır. Bizlerin isteği sonucu yapılan bugünkü temaslarda endişelerimiz dile getirilmiştir'' dedi.
İngiltere'nin hazırladığı karar tasarısının kabulü halinde Türkiye'nin garantörlük haklarıyla ilgili ciddi sıkıntılar yaşanabileceğine dikk
ati çeken Serdar Denktaş, ''Güvenlik Konseyi karar tasarısıyla BM Barış Gücü, istediği yerde yol kesip barikat kurabilecek, devriye çıkarabilecektir. Ayrıca bu taslak, Ada'da sadece uygulanacak silah ambargosunun delinmesi ihtimaline karşı, BM Sözleşmesi'nin 7. bölümüne atıf yapıyor'' diye konuştu.
BM'nin yetkilerinin ısrarla artırılmasına dönük bir girişimin söz konusu olduğunu ifade eden Serdar Denktaş, ''Özetle görebildiğimiz ve uyarıda bulunduğumuz, BM Güvenlik Konseyi karar tasarısı, Ada'da her an bir
savaş veya çatışma çıkacakmış beklentisi üzerine hazırlanmıştır'' dedi.
Annan raporuna bağlı olarak hazırlanan karar tasarısında, Ada'da uygulanacak silah ambargosunun delinmesi ihtimaline karşı, BM Sözleşmesi'nin 7. bölümüne atıf yapılması öngörülüyor. İl
gili maddeler, barışı tehdit eden hallerde, BM'ye, ambargoyu ihlal eden ülkeyle ekonomik ve diplomatik ilişkileri kesme, bu ülkeye karşı güç kullanma yetkisi veriyor.
MILLIYET 22/04/2004

Baykal: BM'de karar tasarısı kabul edilseydi, çok ciddi sıkıntı olacaktı


CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Annan Planı'nın sadece Kıbrıs'ın geleceği bakımından değil, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki konumu açısından çok ciddi sorunlar taşıyacağı ortaya çıkmıştır'' dedi.
Baykal, Avrupa Sosyalistleri Partisi (PES) 6. Kongresi'ne katılmak üzere Belçika'ya gitti.
Brüksel'e hareketinden önce Atatürk Havalimanı'nda basın açıklaması yapan Baykal, kongrenin gündeminde iç, dış konuların yer aldığını söyledi.
''Avrupa'nın genişlemesi'' konusunun öncelikli olarak toplantıda ele alınac
ağını anlatan Baykal, Türkiye açısından da önemli tartışmaların yapılacağını bildirdi.
Baykal, ''dağıtılan raporlarda Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) üye olarak kabul edilmesinin yaratacağı sorunlara ilk kez olumsuz ifadelerle dikkat çekildiğini'' belir
terek, şunları kaydetti:
''Bundan çok kaygılandık. Bu konudaki anlayışımızı gitmeden önce de yazılı olarak siyasi partilere ilettik. Şimdi başlayacak olan toplantılarda, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda sosyal demokrat partiler arasında dile getirilmeye
başlanan yeni ve olumsuz tavrı değiştirmeye çalışacağız. Bu doğrultuda görüşlerimizi ifade edeceğiz.
Türkiye'nin nüfusunun fazlalığı, ekonomisinin geri oluşu, ceza adaleti konusunda var olduğunu söyledikleri sorunlar, Avrupa'nın genişleme doğrultusunda at
tığı adımların henüz sonuçlanmamış olması, 'Türkiye gibi ülkenin kabulünün Avrupa'nın standartlarını ciddi şekilde aşağıya çekeceği' değerlendirmelerine yol açıyor. 'Türkiye ve AB arasında uluslararası güvenlik ve savunma konularını ön plana alan bir özel anlaşmanın yapılmasını' öneriyorlar. Bu, partilerin bugüne kadar izlediği politikaya ters düşen bir tavır. Bundan biz de büyük rahatsızlık duyuyoruz. Bu tavrın kabul edilemez olduğunu anlatacağız. Türkiye'nin AB ile üyelik müzakeresine başlama tarihi yaklaştıkça, konunu esasına dönük olumsuz tavırların yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığı bir gerçek. Bundan üzüntü duyuyoruz.''

BM GÜVENLİK KONSEYİ'NDEKİ KARAR TASARISI

Kıbrıs'taki son gelişmeleri de değerlendiren CHP lideri Deniz Baykal, Kıbrıs'taki tablonun her an değiştiğini söyledi.
Baykal, ''BM Güvenlik Konseyi'nde sabah erken saatlerde önemli bir oylama yapıldığını'' anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Rum tarafında plana 'hayır' deme eğiliminde olan Akel Partisi yetkilileri, BM Güvenlik Konseyi'nin
yeni bir karar tasarısı kabul etmesi halinde 'hayır'larını 'evet'e çevirebilecekleri ifade ettiler ve böyle bir karar tasarısının kabul edilmesini istediler. Güvenlik Konseyi, İngiltere'nin önerisini görüşmek üzere toplandı. Bugün sabaha karşı, Rusya'nın vetosuyla bu karar kabul edilmedi. Çok önemli bir gelişmedir. Rum tarafının tavrını ister istemez belli bir şekilde etkileyecektir. Önemli bir Rum partisi 'bu karar alınmazsa hayır diyeceğini, Güvenlik Konseyi'nin karar alması halinde tercihini evete çevirebileceğini' söylemişti ve Güvenlik Konseyi bu kararı alamamıştır. Şimdi Rumlar bunu nasıl değerlendirecek hep beraber göreceğiz. Ama cumartesi günkü kararı etkileyen en önemli olay bu olmuştur.
Güvenlik Konseyi'nin alacağı karar kabul edilmiş olsaydı, Türk
iye'yi çok ciddi sıkıntılarla, sorunlarla karşı karşıya bırakacaktı. Hükümetin bu tablo karşısında tamamen sessiz kalmış olması, gerçekten ibretle izlediğimiz bir tavır olmuştur.''

''TÜRKİYE SIKINTIYA DÜŞECEK''


Baykal, ''hafta sonu referanduma sunulacak metinlerde Türkiye'nin güvenlik kaygılarını ciddi şekilde sıkıntıya sokan düzenlemeler bulunduğunu'' kaydederek, bunların halen tam olarak ne olduğunun ortaya çıkmadığını söyledi.
''FIR hattı, karasuları, kıta sahanlığı ve zararsız geçiş hakkı uygulamaları
bakımından Türkiye'nin sıkıntılı bir duruma sürüklenmiş olacağının ortaya çıktığını'' savunan Deniz Baykal, konuşmasını şöyle tamamladı:
''Şimdi kararın nasıl oluşacağını hep birlikte göreceğiz. Bu aşamada kesin bir şey söylemek güç gözüküyor. Ama bu şeki
lde planın sadece Kıbrıs'ın geleceği bakımından değil, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki konumu açısından çok ciddi sorunlar taşıyacağı ortaya çıkmıştır. Artık bunun gereğini, Türkler, Rumlar alacakları kararla ortaya koyacaklardır.'' Bu arada, CHP Genel Başkanı Baykal ile birlikte Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen de Brüksel'e gitti.
MILLIYET 22/04/2004

'Evet'çilere saldırı


KKTC'de referandum öncesi, 30 ülkücünün sopalı ve bıçaklı saldırısına uğrayan 'evet' yanlısı beş genç yaralandı. Polis 47 kişiyi gözaltına aldı


SEFA KARAHASAN Lefkoşa


Kıbrıs'ta hafta sonu yapılacak tarihi referandum öncesi KKTC'de gerginlik çıktı. Kıbrıs Türk halkının hür iradesiyle kaderini belirleyeceği referandum öncesinde ülkücü gençler Lefkoşa Göçmenköy'de beş "evet"çi gence saldırarak hastanelik edene kadar dövdü. Caddede "evet" sloganı atarak yürüyen Halil Düşmez (17), Aktan Palabıyık (21), Hüseyin Özbaysal (18), Kemal Kolçak (17) ve Ahmet Dede (21), önceki gece yaklaşık 30 kişilik ülkücü grubun saldırısına uğradı. Elleri sopalı
ve bıçaklı grup "evet"çi gençleri hastanelik edinceye kadar dövdü. Olayla ilgili soruşturma başlatan polis şüpheli görülen 47 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanların sorgusunun sürdüğü bildirildi.

Denktaş kınadı
Olayın ardından bir basın toplantısı yapan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, olayı kınadı ve "Gençlerin yollarda bayraklı gösterileri olaya renk katar. Kimsenin bu durumu bozmak ve ülkeyi savaş alanına çevirmek haddi değil. Aksi düşüncede olanlar, evlerine kapansınlar. Ne olursa olsun yine bir arad
a yaşayacağız. Hepimiz kardeşiz ve Türküz. Hepimiz iyi niyetliyiz. Bazıları 'evet', bazıları 'hayır' diyecek, demokratik olgunluk içerisinde referanduma gidilecek" diye konuştu.
MILLIYET 22/04/2004

BM Güvenlik Konseyi bölündü


ABD ve İngiltere'nin hazırladığı ve Annan Planı'nın uygulanmasına güvence veren karar, Konsey üyelerinin muhalefetiyle karşılaştı...


SEMA EMİROĞLU New York


ABD ve İngiltere'nin, Kıbrıs'ta Annan Planı'nın uygulanması konusunda güvence veren bir kararı 24 Nisan'daki referandumdan önce BM Güvenlik Konseyi'nden çıkarma girişimi, başta Rusya'nın veto tehdidi olmak üzere Konsey üyelerinin muhalefetiyle karşılaştı. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğu rapor çerçevesinde, Ada'da kurucu anlaşmanın uygulanmasını gözlemleyecek ve BM Anaya
sası'nın 7'nci bölümü çerçevesinde kuvvet kullanma yetkisi olan yeni bir Barış Gücü kurulmasını öngören ve silah ambargosu getiren karar tasarısı, Güvenlik Konseyi'ni ikiye böldü.
Rum AKEL Partisi, Konsey'in güvence vermesi halinde, referandumda 'evet' diy
ebileceğini açıklamıştı. İngiltere'nin kaleme aldığı ilk tasarı, önceki akşam Konsey'de muhalefetle karşılaştı. Türkiye de "karar çıkar ve buna rağmen Annan Planı kabul edilmezse, garantörlük haklarımız sınırlanabilir" gerekçesiyle taslağa karşı çıktı. Dün sabah ikinci taslakta, yeni barış gücü ve silah ambargosuna ilişkin bölümler tasarının eklerine konuldu ve bunların, Annan Planı'nın iki tarafca da kabulü halinde yürürlüğe gireceği belirtildi. Konsey'in Kurucu Anlaşma'yı onaylaması ise bir başka karara bırakıldı. Tasarı ABD tarafından desteklenirken, veto yetkisi bulunan Rusya ve Fransa'nın yanı sıra, Çin, Pakistan, Şili ve Brezilya'nın da bulunduğu 10 Konsey üyesi karşı çıktı. Gazetemizin baskıya verildiği saatte Güvenlik Konseyi'nin toplantısı devam ediyordu.
MILLIYET 22/04/2004

Bahçeli'ye KKTC'de tekbirli karşılama

Lefkoşa Milliyet / Fotoğraf: ÜMİT BEKTAŞ

DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in ardından, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de "hayır" kampanyası yürüten KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a destek için üç günlüğüne Kıbrıs'a geldi. Bahçeli ve beraberindekiler, Geçitkale Havaalanı'nda bir grup ülkücü gençle halk tarafından "Ya Allah Bismillah Allahuekber" tekbirleriyle karşılandı. Bahçeli, Kıbrıs'ın Türkiye için bir kambur olmadığını söyledi. "Türkiye AB'den tarih alabilecek mi?" sorusuna "Dipsiz kuyuda su aranmaz" yanıtını veren Bahçeli, Denktaş'ı makamında ziyaret etti .
MILLIYET 22/04/2004

Rum lobisinden Bush'a mektup



Rum ve Yunan asıllı ABD'lilerin üyesi olduğu bazı dernekler, ABD Başkanı George W. Bush'a bir mektup yazarak, hem Rumların hem de ABD'nin çıkarlarına ters düştüğünü savundukları Annan Planı'nın değiştirilmesini istedi. Beş dernek adına Bush'a gönderilen mektupta, "Annan Planı'nı daha adil hale getirmek için ABD'nin çıkarına değişiklik çağrısı yapıyoruz" denildi. Mektupta, Türkiye'nin 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nın, Irak'ın 1990'da Kuveyt'i işgalinden farksız olduğu iddia edildi ve Türkiye'nin adayı "işgal" ettiği öne sürüldü.
MILLIYET 22/04/2004

Verheugen: Rumlar tarafından aldatıldım

Rumlar AB'de hayal kırıklığı yarattı. Güney Kıbrıs'ın AB üyesi olacak gibi davranmadığını belirten Verheugen, "Rumlar tarafından aldatılmış hissediyorum" dedi

Güven Özalp


Annan Planı'na ilişkin referanduma çok az bir süre kala, şu ana kadar Kıbrıs'ta ısrarla uyguladığı politikaların yanlışlığını her geçen gün biraz daha yakından hisseden ve köşeye sıkışan Avrupa Birliği (AB), hayal kırıklığı yaşatan Rum Yönetimi'ne çok ağır eleştirilerde bulundu.
Avrupa Parlamentosu'nda (AP) düzenlenen Kıbrıs oturumunda
konuşan AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Rum Yönetimi'nin birkaç gün içinde Birlik üyesi olacak bir ülke gibi davranmadığını belirterek "Kendimi Rumlar tarafından aldatılmış hissediyorum" dedi.
Kıbrıs müzakereleri sırasında ve
öncesinde Rum tarafının çözüm yanlısı görünmesine karşın, son dönemde Annan Planı'na karşı tavır takınmasını eleştiren Verheugen, tarihi itirafını şöyle dile getirdi: "1999'da Rum tarafının isteğiyle Kıbrıs'ta çözümün üyelik için şart olmadığını söyledik. Buna karşın onlar da çözüm için çaba harcayacakları sözünü verdiler. Kıbrıs'ın üyeliği için elimizden gelen her şeyi yaptık. Pek diplomatik bir söylem olmayacak, ancak kendimi Rumlar tarafından aldatılmış hissediyorum." Rum Yönetimi Tassos Papadopulos'un "hayır" diyerek herkesi şaşırttığını ifade eden Verheugen, "Papadopulos'un verdiği sözleri tutmasını bekliyorum. Kıbrıs hükümeti uluslararası bir çözüme karşı çıkıyor" diye konuştu. Rum tarafından gelen açıklamalarda "barış, birlikte yaşama ve anlayış" gibi sözcüklerin hiç yer almadığına dikkat çeken Verheugen, "Sadece reklama yönelik bir yaklaşımla konuşuyorlar" dedi ve planın ticari bir metin olmadığını vurguladı.

'Türk askeri sürekli kalır'
Bugüne kadar Türk askerlerinin adadaki konumunun herkes tarafından eleştirildiğini hatırlatan ve Brüksel'de yaptığı "Yeşil Hat AB'nin sınırı olur" açıklamasını pekiştiren bir yaklaşım benimseyen Verheugen, şu ifadeleri kullandı: "Eğer referandumda 'hayır' derseniz adadaki 30 bin Türk askeri sonsuza kadar orada kalır.
Aynı durum Türkiye'den gelen insanlar için de geçerli. Bu insanların adada bulunmasından şikâyet edenler referandumda hayır derlerse bir 100 bin göçmene daha kapıyı açarlar."

'Rumlar AB üyesi gibi davranmıyor'

Günter Verheugen, Rum televizyonlarında AB'nin plana ilişkin görüşlerini anlatma girişiminin engellendiğini hatırlattı. Verheugen, "AB'ye üye olan ve üye olacak ülkelerde medya özgürlüğü ve ifade özgürlüğü gibi birtakım temel ilkelere saygı gösterilmesini bekleriz. Bu herkes için geçerli, ancak Kıbrıs bir hafta sonra üye olacak bir ülke gibi davranmıyor" dedi.
AP oturumunda herkesin iki taraftan da "evet" yerine "evet - hayır" senaryosuna odaklanması dikkat çekerken, Türkiye raportörü Arie Oostlander de Rumların, özellikle Verheugen'in TV'de konuşması
nı engellemeleri konusuna ağırlık verdi. Bu yaklaşımın Rumların Kopenhag kriterlerini tamamlamadığını ortaya koyduğunu belirten Oostlander, Rum tarafının "kurnazlık" yapma çabasında olduğuna değinerek, "Bu yaklaşımı, Avrupa kriterlerine saygısızlık olarak görüyoruz" dedi.

AB: İhanete uğradık yarı yolda bırakıldık

AP oturumunda söz alan AB Komisyonu'nun dış ilişkilerden sorumlu üyesi Chris Patten da, Verheugen'in "aldatılmışlık" hissinin komisyon sınırlarını da aşan genel bir duygu olduğunu vurguladı. Patten, "Kötü bir şekilde yarı yolda bırakıldık" ifadelerini kullandı. Patten, "Referandumda Türk tarafından 'evet', Rum tarafından 'hayır' çıkarsa, Türk tarafının ekonomik ve sosyal anlamda cezalandırılmasına izin veremeyiz. Kıbrıslı Türklerin mağdur olmamaları için komisyon gerekli önlemleri alacak ve önerilerde bulunacaktır" diye konuştu.
İngiliz parlamenter Chris Davies de, Verheugen'in "kendisini aldatılmış" hissettiğini söyleyerek kibarlık ettiğini, aslında yaşananların bir "ihanet" olduğunu ifade etti.

'Rumlar 'hayır' derse Kuzey'le ilişki kurulur'

Avrupa Parlamentosu'nun dünkü oturumu, Kıbrıs konusunun tartışıldığı, ancak 30 yıldır Türkiye ile KKTC'ye eleştiri yöneltilmeyen Avrupa'daki ilk ve tek oturum olma özelliğini de taşıyor. Oturumda, düne kadar Rumları desteklerken Türk tarafını ağır bir şekilde eleştiren parlamenterler, bu kez eleştiri oklarını Rum tarafına yönlendirdiler. AP, bu yaklaşımıyla bir bakıma günah çıkardı. Rumlara yönelik en sert çıkışlardan biri de, Yeşiller Grubu eş başkanlarından Daniel Cohn Bendit'den geldi. Bendit, Türk tarafının "evet", Rum tarafının "hayır" demesi halinde Avrupa tarafından izlenmesi gereken politikayı şu ifadelerle dile getirdi: "Yıllarca Türk milliyetçiliğinin Kıbrıs'ı yutmaması için mücadele ettik. Ancak şimdi bir tuzakla karşı karşıyayız. Ağır bir bedel ödenebilir. Rumlar 'hayır' derse Kuzey'le siyasi ilişki kurmalı ve ekonomik ambargonun kalkmasını sağlamalıyız. Kuzey'in Güney'in esiri olmasına izin veremeyiz."

MILLIYET 22/04/2004

'Akdeniz'e çıkış yolumuz tıkanıyor'

ANKARA Milliyet
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, Annan Planı'na imza atmanın vatanseverlikle bağdaşmadığını savunarak "Bu bir skandaldır. Bunun hesabının sorulacağı yer Yüce Divan'dır" dedi. Öymen, Başbakan Erdoğan'ın, dokuz bin sayfalık plan için "Uzmanlar inceledi" dediğini anımsattı. Hiçbir uzmanın bu metnin altına imza atmayacağını belirten Öymen, "Bunun hesabını bir gün sorarlar" diye konuştu. Öymen, 47. kanun ve 4. maddeyle 8 - 10 bin kilometrekarelik alanın Türk gemilerine kapatıldığı
nı, Türkiye'nin Akdeniz'e çıkışının tıkandığını iddia etti.
MILLIYET 22/04/2004


'Kısıtlama var ama uygulanmayacak'

ANKARA Milliyet
Kıbrıs'ta Türk ve Rum kesimlerinin Annan Planı temelinde birleşmesi halinde, Türk gemilerinin Kıbrıs karasularından geçişinin, Federal hükümetin izinine tabi olacağı ancak, Türkiye'nin BM'ye yaptığı itirazla, "zararsız geçiş hakkı" kullanılarak böyle bir izne gerek kalmadan ticari ve savaş gemilerinin Kıbrıs'ın karasularından faydalanacağı bildirildi. Dışişleri Bakanlığı'ndan
dün yapılan açıklamada, Annan Planı'nda, "Türk savaş gemilerinin geçişinin Federal hükümetin ilgili bakanının iznine bırakıldığı" iddiasının "doğru" olduğu ancak Türkiye'nin buna yazılı itiraz ederek "zararsız geçiş hakkının hiçbir izne tabi olmadığını" BM'ye bildirdiği belirtildi.
MILLIYET 22/04/2004


Vah vah!..

Rumlar, AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Verheugen'i çok üzmüşler...
Vah, vah!..
Aldatmışlar kendisini...
Bu gerçeği Verheugen dün itiraf etti. Dedi ki:
"Kendimi Rumlar tarafından aldatılmış hissediyorum. Annan planını benimsiyor gibi görünmüşlerdi. Ben de onlara inandım."
Verheugen neden aldatılmış?
Rumlar, evet diyecek gibi görünmüş, sonra hayıra dönmüşler. Böylece Verheugen'i aldatmışlar!..
Acaba öyle mi?
Belki de Rumlar, Verheugen'in
kendilerini aldattığını düşünüyorlardır.
Belki verdiği sözleri tutamayan Verheugen'dir.
Örneğin, Karpaz'ın Rumlara bırakılmasını sağlayamadığı için Verheugen'e küsmüşlerdir. İsviçre'de Türk heyetinin üzerine yürüyüp, "Karpaz'ı vereceksiniz. Karpaz Rumları
ndır" diye haykırmasını yeterli bulmamışlardır.
Veya...
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'a sistemli şekilde hakaret etmesini yeterli görmemişlerdir.
Veya...
"KKTC'de seçimi iktidar kazanırsa geçerli saymayız, muhalefet kazanırsa meşru sayarız" demesini yeterince
taraflı bulmamışlardır.
Verheugen efendinin Rumlara küsmeye, alınmaya hakkı yoktur.
AB, Verheugen'in öncülüğünde, Rum yönetimine Kıbrıs'ta sonuç ne olursa olsun 1 Mayıs'ta üye olma garantisi vermiş ve bunu müzakerelerin her aşamasında teyit etmeyi ihmal e
tmemiştir.
Türkiye ve Türk tarafını ise sürekli tehdit etmişlerdir. Şantaj yapmışlardır. "Annan planını kabul etmezseniz, Türkiye'ye tarih verilmeyecektir, KKTC'ye ambargo devam edecektir, sonuçları ağır olacaktır" demişlerdir.
Rumlara da dönüp, "Siz rahat
olun, uzlaşsanız da, uzlaşmasanız da üyeliğiniz garantidir, 1 Mayıs'ta üye olacaksınız" diye sırtlarını sıvazlamışlardır.
Bu garantiyi alan Rumların başka bir şey yapmalarına, uzlaşmalarına gerek kalmamıştır.
Bugün hala son dakikaya kadar AB'den de, BM'de
n de istediklerini almaya devam etmektedirler.
Verheugen, Rum heyetinin üyesi gibi çalışmasına karşın Rumlara yaranamamışsa, hatayı kendinde aramalıdır.
AB'nin Türkiye'ye yaptığı, zor durumdan yararlanma halidir.
Türk hükümeti, AB'den tarih almak amacıyla
bu yararlanmayı kabullenmiştir.
Ama Rum tarafının, üyelik garantisi altında kabullenmesi gereken bir koşul yoktur. Nazlanmasının nedeni de budur. Bu olanak, bizzat, AB ve Verheugen tarafından sağlanmıştır.
Aynı Verheugen şimdi Rumlara küsmüş...
Vah vah!..
FIKRET BILA MILLIYET 22/04/2004

Rumlar tarihi bir hatanın eşiğinde

Referandumda Rum Kesimi'nden 'hayır' çıkması, Kıbrıs'ta güven bunalımına yeni bir yatırım olacak. KKTC Başbakanı Talat, düş kırıklığını gizlemiyor...


Referanduma doğru Kıbrıs - 6 / GİRNE
Eski limandaki bir kahvede tesadüfen tanıdım. Güney'den günü birlik gelmiş bir Rum işadamı. Evetçi. Hayırcı Rumlara, bu arada AKEL'e ateş püskürüyor. "Bir türlü anlatamıyoruz bunlara" diye başlıyor, "Hayırın nasıl bir tarihi hata olacağını bir türlü kafaları almıyor. Olacak şey değil."
Şöyle devam ediyor Rum işadamı:
"Annan Planı'yla Türk askeri kalacak diyorlar. Ama hayır derlerse, 30 bin Türk askeri yine adada kalacak. Plana göre Türkiyeli göçmenler adada yaşamaya devam edecek diyorlar. İyi güzel! Peki am
a hayır derlerse, bu sefer 100 bin Türk daha Anadolu'dan gelebilir. Bu gerçeklere gözlerini kapatıyorlar. Böyle çarpık mantık olur mu? Özellikle AKEL, hayırla tarihi bir hatanın eşiğinde..."
Niçin böyle?
Kuzey Kıbrıs'ta bir haftadır nereye gitsem, AKEL'le
ilgili hayal kırıklığı dinliyorum. KKTC Başbakanı Talat aynı duygu ve düşünceler içinde...
Lefkoşa'da, Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları'nın lokali. Çoğunluğu ODTÜ mezunu, '68 kuşağı'ndan aydın insanlar, kendilerinin Kuzey'de yaptıkları aşamayı AKEL'ci
lerin yapamadığını, Elenizm'e, önyargılara takılıp kaldıklarını söylüyorlar. Enosis'i, yani Kıbrıs'la Yunanistan'ı birleştirme davasını bile hala tüzüklerinden çıkarıp atamadıklarını belirtiyorlar.

'AKEL bizi hasta etti'
Kıbrıslı Türk bir meslektaşım dün bu satırları yazarken, "AKEL bizi hasta etti, büyük hayal kırıklığı yaşattı" diyordu. Gazimağusa'nın CTP'li Belediye Başkanı Oktay Kayaalp de AKEL'deki hayır eğiliminden rahatsız olanlar arasındaydı, şöyle dedi:
"Rumlar, öyle anlaşılıyor ki, Türkleri eşit
ortak olarak içlerine tam sindirebilmiş değiller."
Sorunun özü burada yatıyor.
İsviçre'de, Bürgenstock'taki zirvede, Türk Dışişleri'nden üst düzeydeki bir yetkilinin sözlerini anımsıyorum:
"Bir gerçek en sonunda Rumların kafalarına dank etmeye başladı. Dev
letleri ellerinden gidiyor, bunu nihayet anlamaya başladılar. Türklerle yeni ve ortak bir devletin kurulacağına baştan beri ihtimal vermemişlerdi. Şimdi bunun şaşkınlığını yaşıyorlar. Tepkileri bu yüzden gitgide büyüyor."
Bu tepki sonunda, önce Rum lider P
apadopulos'un, "Ben bir devlet devraldım; şimdi bu devletten vazgeçemem" diyerek hayırda karar kılmasına yol açtı. Daha sonra AKEL iki arada bir derede kalarak hayıra yöneldi. Bir Kıbrıslı Türk akademisyenin deyişiyle, "AKEL lideri Hristofyas, partisinin bütünlüğünü Kıbrıs'ın bütünlüğüne tercih etti."

Rumların ezberi bozuldu
Şöyle denebilir:
Annan Planı, Rumların ezberini bozdu. Ankara'daki ve Kıbrıs Türk tarafındaki değişimin farkına varmadılar. Türk tarafından yüzde 50'yi yakalayan 'barış hareketi'yle, AKP hükümetininin Kıbrıs'ta çözüme ilişkin kararlılığını anlayamadılar, doğru okuyamadılar. Son ana kadar önce Rauf Denktaş'ın, sonra da 'Ankara'da asker'in oyunu bozacağına inanıyordu Rum liderliği...
Tersini hiç beklemediler.
Şimdi bu yüzden sıkışmış duru
mdalar. Amerika'dan Avrupa Birliği'ne kadar oyunbozanlıkları tescil ediliyor, Batı'da çok büyük bir tepkiyle karşılanıyorlar. AB'den Verheugen daha dün Rumlar tarafından aldatıldığını sert bir dille Avrupa Parlamentosu zemininde açıkça söylüyordu.
Bu nokta
ya nasıl mı gelindi?
Rum politikacılar, 1974'ten beri tam otuz yıldır Rum halkını dört noktada şartlandırdılar: (1) Çözüm olacak, Türk askeri tümüyle gidecek. (2) Türkiyeli göçmenlerin hepsi Anadolu'ya dönecek. (3) Rum göçmenlerin tümü yerlerine dönecek ve
bütün mallarına yeniden sahip olacaklar. (4) Devletimize sahip olacağız ve bu devlette Kıbrıslı Türkler en çok azınlık olarak kalacaklar.
Kimilerinin dört yalan diye niteledikleri bu çerçeve Annan planı tarafından kırıldı. Ama AKEL'ciler dahil Rum politik
acıların yıllar yılı kendi söylemleriyle besledikleri bu şartlanmadan kendileri kurtulamadılar. Kendi kamuoylarının esiri oldular. Hayırı içlerine sindiremeyenler bile evete sırtını döndü.

Talat'ın düş kırıklığı
AKEL'in bu olumsuz tutumu, KKTC Başbakanı Talat'ta da hayal kırıklığına yol açtı. Adanın kuzeyinde Denktaşçılar tarafından yıllar yılı AKEL'ci Talat diye suçlanmış olan Başbakan düş kırıklığını saklamıyor. Geçen akşam Tayfun Ertan'la birlikte CNN Türk'te kendisiyle yaptığımız sohbette Talat'a şu so
ruyu sordum:
"Güney'de hayırcılar ilginç bir kampanya yürütüyorlar. 'Hayır verin! Nasıl olsa Türkiye AB'den tarih için bize gelecek. O zaman Annan Planı'nı düzeltiriz' diyorlar. Bunu da yapabilirler mi?"
Başbakan Talat, buna kesinlikle ihtimal vermiyor. "H
em AB'nin ısrarla desteklediği bir planı reddederek AB'ye gireceksin, hem de Türkiye'nin AB yolunu kesip bir kriz daha yaratacaksın. Böylesine kesinlikle izin verilmez" diyor.
Başbakan Talat'tan salı akşamı edindiğim izlenim üç noktada toplanabilirdi: (1)
AKEL'in evete yönelmesi zor gözüküyor. (2) Evet dese bile, Rumlardaki hayır eğiliminin bu saatten sonra terse dönmesi güçtür. (3) Beklendiği gibi Güney'den hayır, Kuzey'den evet çıkarsa, çözüm için bastırmaya devam etmek ve bu yolda Güney'de ikinci referandum için çaba göstermekti doğru yol...
Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde salı akşamı yaptığımız mülakat yeni bitmiş, ayakta sohbet ediyorduk. Bir danışmanı Talat'ın kulağına eğildi, son gelişmeyi bildirdi:
"AKEL yine hayır diyordu."
Karar resmileşmiş değildi.
Ama gidiş böyleydi. Kuzey'de yüzde 60'ın üzerinde bir evetten emin olan Talat da Güney'de gidişin hayıra doğru olduğunu görüyor.
Rumlardan çıkacak hayırın Kıbrıs Türkleri arasında yaratabileceği güven bunalımının ipuçları ise geçen gün Kıbrıslı Türk bir me
slektaşımın şu sözlerinde yakalanabilir:
"Demek ki Rumlar bizi eşit ortak olarak istemiyor. AKEL bugüne kadar çözümsüzlüğü hep Denktaş'a ve Türkiye'ye yıkmıştı. Demek ki öyle değilmiş..."
Yazılar Kıbrıs'tan devam edecek...
HASAN CEMAL MILLIYET 22/04/2004

Bir fincan Kıbrıs kahvesindeki zehir!..

KIBRIS'a gönderdiğimiz ilk büyükelçilerden Ercüment Yavuzalp (Adnan Menderes'in son Özel Kalem Müdürü) Kıbrıslı bakanlardan Osman Örek'e kahve ikram eder. Örek önce, fincana bir iki damla su damlatır sonra kahvesini yudumlamaya başlar. Ziyaretine gelen diğer Kıbrıslı misafirlerin de aynı şeyi yaptıklarını görünce Yavuzalp merak eder sorar Osman Örek'e:
- Bunu kahveyi sıcak olduğu için mi yapıyorsunuz?
Kıbrıslı bakan:
- Hayır, der, Rum tarafından bize intikal eden bir
alışkanlıktır bu... ve sonra anlatır.
Eskiden Kıbrıs'ta kahve ile adam öldürme yöntemi pek yaygınmış. Bunun için Rumlar kahveyi içmeden önce, köpüğün üzerine su damlatırlarmış. Eğer köpük beyazlaşırsa içinde zehir var demekmiş. Bu yöntem yayılmış, bugünler
e kadar uzanmış!
Güvensizliğin, entrikaların boyutlarına bakın siz! Dostuna, misafirine kahve ikram ediyor, adam içinde acaba zehir var mı diye şüphe içinde! Böylesine alçakça ihanetleri, entrikaları Bizans yaşamına ait romanlarda okumuşuzdur. Bunları yaza
nlar mutlaka birtakım gerçek kaynaklara dayanmışlardır. Kıbrıs'ta şu son referandum olayında görüyoruz ki, Bizans'tan farkı yok oynanan oyunların.
Baksanıza, papaz efendiler de ayağa kalktılar... ve Kıbrıs Rum halkına "Evet derseniz cehenneme, hayır dersen
iz cennete gidersiniz" diyorlar!

Papazların entrikası
Bizim İstanbul müftümüz ezkaza Sultanahmet Meydanı'na çıksa da, "Kıbrıs'ta referanduma evet derseniz cennete, hayır derseniz cehenneme gidersiniz" dese ne olur acaba? Kıyametler kopmaz mı?
AB'de, hani dinle devlet işleri karıştırılmayacaktı? Üstelik bu papaz efendiler Enosis'ten de bahsediyorlar, yani Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakından! Annan planı bu yolları tıkıyor ama adamların niyeti bu!

Türkiyeli Türk değiliz!
Yarım asırdır Kıbrıs'a en az 10 kez gitmişimdir. Savaştan iki gün sonra Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Kemal Kayacan ile dolaşmıştım oraları. Fazıl Küçük, Denktaş ve arkadaşlarını 1950'de tanımıştım, Kıbrıslıları da.
Kıbrıs'ta büyük çoğunluk İngiliz yönetiminde kalmayı tercih ederdi o yıll
ar... Biz Türkiye'de sabun, tuvalet kağıdı, çay, kahve bulamazken Kıbrıs'ta İngiliz çikolatası, İngiliz sigarası, tuvalet kağıdı kullanırdı halk. Hala da öyledir.
Bir kısım samimi Türk toplumu hariç, çoğunluk hep İngilizlerin özlemini çeker. Türkiye, soyda
şları için hem canlar harcamıştır, hem borç aldığı paraları Kıbrıs'a akıtmıştır. Denktaş Kıbrıs'ı ucuza satıyorsunuz gibi laflar edince söylüyorum bunları.
Mehmet Ali Birand CNN'de Lefkoşa'dan bir açık oturum yapmıştı. Kıbrıslı üniversiteli kızların çığlık
ları bugün bile kulağımda.
- Biz Kıbrıslıyız. Türkiyeli Türk değiliz. İstanbul'dan gelip cebinde beş parası olmayan adamlar bizi sömürüyor gibi laflar...
Demek işler bu hale geldi demiştim içimden.
Türkiye'nin tam huzur aradığı, ekonominin rayına oturduğu
şu kritik günlerde AB'ye yaklaşmaya çalışırken Rauf Denktaş'ın çıkıp "Kıbrıs'ı AB'ye ucuza satıyorsunuz. Egemen değil idiysek niye tanıdınız, niye büyükelçi gönderdiniz" sözlerine hayret etmemek mümkün değil!
- Köpüklü bir Kıbrıs kahvesi ikram edersiniz di
ye değerli dostum Rauf Denktaş, bir yudum kahve için!
YILMAZ CETINER MILLIYET 22/04/2004

Rumlar "HAYIR" dese dahi Annan'dan kurtulamaz

Başta Papadopulos olmak üzere Kıbrıs Rum siyasi liderleri, toplumlarını aldatıyorlar. Kötülüklerinden değil, belki de eski tutkuları, eski heyecanlarına mağlup olup toplumu yanlış yönlere itiyorlar.
Sanki Cumartesi günü HAYIR oyu verdikleri taktirde, adalarının tümünü tekrar elde edeceklermiş gibi davranıyorlar.
Sanki 1974 öncesine dönülecekmiş ve Türk toplumu eskisi gibi b
ir azınlık statüsüne gerileyecekmiş sanıyorlar.
Annan planından olduğu gibi kurtulacaklarını hesaplıyorlar.
Oysa çok yanılıyorlar.
Cumartesi günü HAYIR deseler dahi bu iş bitmeyecek.
Farklı şekilde yeniden başlayacak.
İlerde birgün, örneğin Türkiye'nin AB'
ye tam üye olacağı aşamada "Gelin çözüm bulalım, aksi halde vetomuzu kullanırız" diyebileceklerini sanıyorlarsa çok yanılıyorlar.
Olası senaryoların başında, Avrupa Birliğinin yeniden kapılarını çalması ve "Siz Annan planını anlamadınız. Şimdi, soğukkanlı
şekilde yeniden bir düşünün ve tekrar referandum yapın" demeleri geliyor.
Bu noktaya geldikten sonra AB'nin bu işin ucunu bırakabileceğini düşünmek hiç gerçekçi olmaz.
İkinci bir referandumdan da HAYIR çıkarsa, bu defa KKTC'yi resmen tanımaya kadar gidecek
yeni bir sürece girilecektir.
Önce ambargolar kalkacak.
Ardından, turist ziyaretlerindeki kısıtlamalar açılacak, yatırımlara izin verilecek ve en önemlisi Avrupa Birliği KKTC ile temasa geçmek zorunda kalacaktır.
Rumlar ne zaman itiraz etseler, her defası
nda karşılarına Annan planı çıkarılacaktır.

ARTIK "İSTİLA ALTINDAYIZ" DİYEMEYECEKLER
HAYIR oyları kazandığı taktirde Rum toplumunun neleri söyleyemeyeceği de yeterince anlatılmıyor:
- Artık "İstila altındayız. Türk askeri gitsin" diyemeyecekler.
- Artık "Kuzey'deki mal ve mülklerimizi geri istiyoruz" da diyemeyecekler.
- Artık "Birleşik Kıbrıs'ta Türklerle kardeşçe yaşama" edebiyatı da yapamayacaklar.
Her defasında Annan planı hortlayacak.
Her defasında ya TAKSİM veya Annan planı seçenekleriyle karşılaşaca
klar.
10-15 yıl sonra Türkiye tam üyeliğe girerken dahi, Kıbrıs'ta çözüm ancak Annan planı çerçevesinde gerçekleşebilecek.
Rumlar bu unsurları bilseler, eminim referandumda HAYIR oyu kullanmazlar.

* * *

AB KIBRIS BATAĞINDA...

Avrupa Birliği dış politika alanında inanılmaz bir batağa saplanmak üzere. Kıbrıs konusunda öylesine garip bir politika uygulandı ki, referandumdan HAYIR oyu çıkarsa, en büyük darbeyi Avrupa Birliği yiyecek.
Eğer kısa sürede toparlanmaz ve sorunu gelinilen noktanın ötesine götürecek
uygulamaya başlanmazsa, herkesin çekeceği var demektir.
Avrupa Birliği, Kıbrıs Rumlarının reddetmeleri durumunda Türk tarafını cezalandırma anlamına gelecek bir yaklaşımı sürdürmemelidir.
Rumlar HAYIR oyu kullanarak, Ada'nın taksim edilmesini kabul etmiş,
Türklerle ayrı yaşamayı yeğlemiş olacaktır.
Avrupa Birliğinin, 24 Nisan'dan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmaması gerekecektir.
Ne pahasına olursa olsun Türkiye ile ilişkileri gerecek bir yaklaşımı benimsemeleri beklenmemelidir.
Küçücük bir Ada'daki
bir kaç bin insan, Ege'deki dengeleri bozamamalı, Avrupa ile 70 milyonluk Türkiye'nin ilişkilerini gerememelidir.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 22/04/2004

Plana Rusya vetosu

Rusya, BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan Kıbrıs'ta silahsızlanmayı öngören karar tasarısını, "referandum sonucunu etkileyebileceği" gerekçesiyle veto etti. Tasarıya 14 ülke evet oyu kullandı, ancak Güvenlik Konseyi'nin veto hakkı bulunan beş daimi üyesinden biri olan Rusya'nın hayır oyu kullanmasıyla, tasarı reddedildi.

Rusya, BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan Kıbrıs konusundaki karar tasarısını veto etti. Rusya, Konsey'de yapılan oylamada veto hakkını kullanarak, İngiltere ve ABD tarafından hazırlanan karar tasarısını reddetti. Konsey'in diğer 14 üyesi ''evet'' oyu verirken, Rusya'nın vetosuyla tasarı reddedildi.

İngiltere'nin BM Daimi Temsilciliği diplomatları, tasarının masada olduğunu söyleyerek, Ada'daki referandumlardan sonra tekrar oylama yapılabileceğini belirttiler.


BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Ada'daki halkın cesaretlendirilmesi amacıyla Kıbrıs'taki referandumlardan önce Konsey'in karar tasarısısı kabul etmesi yönünde talebi bulunuyordu.


RUSYA: REFERANDUMDAN SONRA GÖRÜŞELİM

Rusya'nın BM Daimi Temsilci Yardımcısı Büyükelçi Gennadi Gatilov, Kıbrıs'ta referandumlardan 3 gün önce ABD ve İngiltere'nin işi aceleye getirerek karar aldırmaya çalıştıklarını, Ada'da taraflar planı kabul ettikten sonra bu işe kalkışılması gerektiğini savundu.

Gatilov, ''Rusya'nın bu koşullarda karar tasarısını, gelecekte koşullar uygun olunca çalışmak üzere veto etmekten başka seçeneği kalmıyor'' dedi.

HAYAL KIRIKLIĞI

ABD'nin BM Daimi Temsilci Yardımcısı James Cunningham da, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın talebine karşın bir Güvenlik Konseyi üyesinin karar tasarısını desteklemeye hazır olmamasından dolayı hayal kırıklığına uğradıklarını söyledi.

İngiliz diplomatlar da Amerikalı meslektaşlarına katılarak, 3 gündür süren çabaların Rusya'nın vetosuyla boşa çıktığını belirtirken, halk oylamalarından sonra yeniden harekete geçeceklerini kaydettiler.

Amerikalı ve İngiliz diplomatlar, her şeye karşın Cumartesi günü Kıbrıs halkları için tarihi bir fırsatın bulunduğunu, halkoylamalarının sonucu konusunda iyimser olduklarını söylediler.

“TÜRKİYE’NİN ÇIKARI”

Rum yönetiminin BM temsilcisi Andreas Mavroyiannis ise gazetecilere yaptığı açıklamada, Moskova'nın İngiliz ve Amerikalıların sadece Türkiye'nin çıkar ve endişelerini gidermeye çalıştıklarını düşündüğünü ve bu yüzden tasarıyı veto ettiğini söyledi.

İngiltere liderliğinde ABD'nin de katılımıyla hazırlanan ve sunulan tasarı, birçok ülke tarafından referandumlardan önce neden böyle bir karar tasarısına ihtiyaç olduğu gerekçesiyle eleştirilmişti.

Rusya'nın ilk kez Kıbrıs konusunda bir karar tasarısını engellediğini belirten diplomatik kaynaklar, Moskova'nın bu vetoyla açık bir çıkarı bulunmaması nedeniyle tutumuna anlam vermenin güç olduğunu kaydediyorlar.

Kimi BM çevreleri ise, KKTC ve Türkiye için tasarının referandum sonrası kabul edilmesinin çok da önemli olmadığını, zira halk oylamalarından sonra Türk tarafının elinin daha kuvvetli olabileceğini ifade ediyorlar.

(aa)

HURRIYET 22/04/2004

SİYASİ DEĞİL TEKNİK VETO

SİYASİ DEĞİL TEKNİK VETO

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Yuri Fedotov, BM Güvenlik Konseyi'ne sunulan Kıbrıs konusundaki karar tasarısını ''siyasi değil teknik nedenden'' dolayı veto ettiklerini bildirdi.

Fedotov, Rusya'nın vetosu sonucu çıkmayan karar tasarısıyla ilgiliİnterfaks'a yaptığı açıklamada, ''Bu, siyasi vetodan çok prosedüre ilişkin teknik bir vetodur'' diye konuştu.

Kıbrıs'ta 24 Nisan'da yapılacak referandumlarda Annan planının kabul edilmesi halinde Rusya'nın bu konuyu tekrar değerlendireceğini ifade eden Fedotov, ''Rusya, bu durumda oybirliğiyle alınan kararı desteklemeye hazırdır'' dedi.

Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki veto hakkını en son 10 yıl önce yine Kıbrıs konusunda kullandığını hatırlatan Fedotov, ''O zaman da veto gerekçemiz, yine siyasi gerekçelerden çok teknik nedenlerden kaynaklanıyordu'' diye konuştu.

HURRIYET 22/04/2004

Rauf Denktaş: Allah Rusya'dan razı olsun

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs'a ilişkin karar tasarısının BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya'nın vetosu nedeniyle onaylanmamasını, ''Allah Rusya'dan razı olsun'' sözüyle değerlendirdi.

Denktaş, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı öncesinde ziyaretine gelen çocukları kabul etti.

Rusya'nın ''kendilerini büyük bir felaketten kurtardığını, ABD ve İngiltere'nin oyununu bozduğunu'' söyleyen Denktaş, her iki taraf üzerindeki baskıların kabul edilemez olduğunun ortaya çıktığını belirtti. Denktaş, Rusya'nın kararının herkesi rahatlattığını kaydetti.

(aa)

HURRIYET 22/04/2004

Baykal: Annan Planı ciddi sorunlar taşıyor

İstanbul

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Annan Planı'nın sadece Kıbrıs'ın geleceği bakımından değil, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki konumu açısından çok ciddi sorunlar taşıyacağı ortaya çıkmıştır'' dedi.

Baykal, Avrupa Sosyalistleri Partisi (PES) 6. Kongresi'ne katılmak üzere Belçika'ya gitti.

Brüksel'e hareketinden önce Atatürk Havalimanı'nda basın açıklaması yapan Baykal, kongrenin gündeminde iç, dış konuların yer aldığını söyledi.

''Avrupa'nın genişlemesi'' konusunun öncelikli olarak toplantıda ele alınacağını anlatan Baykal, Türkiye açısından da önemli tartışmaların yapılacağını bildirdi.

Baykal, ''dağıtılan raporlarda Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) üye olarak kabul edilmesinin yaratacağı sorunlara ilk kez olumsuz ifadelerle dikkat çekildiğini'' belirterek, şunları kaydetti:

SOSYAL DEMOKRATLARDA TÜRKİYE'YE KARŞI OLUMSUZ TAVIR

''Bundan çok kaygılandık. Bu konudaki anlayışımızı gitmeden önce de yazılı olarak siyasi partilere ilettik. Şimdi başlayacak olan toplantılarda, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda sosyal demokrat partiler arasında dile getirilmeye başlanan yeni ve olumsuz tavrı değiştirmeye çalışacağız. Bu doğrultuda görüşlerimizi ifade edeceğiz.

Türkiye'nin nüfusunun fazlalığı, ekonomisinin geri oluşu, ceza adaleti konusunda var olduğunu söyledikleri sorunlar, Avrupa'nın genişleme doğrultusunda attığı adımların henüz sonuçlanmamış olması, 'Türkiye gibi ülkenin kabulünün Avrupa'nın standartlarını ciddi şekilde aşağıya çekeceği' değerlendirmelerine yol açıyor.

'Türkiye ve AB arasında uluslararası güvenlik ve savunma konularını ön plana alan bir özel anlaşmanın yapılmasını' öneriyorlar. Bu, partilerin bugüne kadar izlediği politikaya ters düşen bir tavır. Bundan biz de büyük rahatsızlık duyuyoruz. Bu tavrın kabul edilemez olduğunu anlatacağız. Türkiye'nin AB ile üyelik müzakeresine başlama tarihi yaklaştıkça, konunu esasına dönük olumsuz tavırların yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığı bir gerçek. Bundan üzüntü duyuyoruz.''

BM GÜVENLİK KONSEYİ'NDEKİ KARAR TASARISI

Kıbrıs'taki son gelişmeleri de değerlendiren CHP lideri Deniz Baykal, Kıbrıs'taki tablonun her an değiştiğini söyledi.

Baykal, ''BM Güvenlik Konseyi'nde sabah erken saatlerde önemli bir oylama yapıldığını'' anlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Rum tarafında plana 'hayır' deme eğiliminde olan AKEL Partisi yetkilileri, BM Güvenlik Konseyi'nin yeni bir karar tasarısı kabul etmesi halinde 'hayır'larını 'evet'e çevirebilecekleri ifade ettiler ve böyle bir karar tasarısının kabul edilmesini istediler.

Güvenlik Konseyi, İngiltere'nin önerisini görüşmek üzere toplandı. Bugün sabaha karşı, Rusya'nın vetosuyla bu karar kabul edilmedi. Çok önemli bir gelişmedir. Rum tarafının tavrını ister istemez belli bir şekilde etkileyecektir. Önemli bir Rum partisi 'bu karar alınmazsa hayır diyeceğini, Güvenlik Konseyi'nin karar alması halinde tercihini evete çevirebileceğini' söylemişti ve Güvenlik Konseyi bu kararı alamamıştır. Şimdi Rumlar bunu nasıl değerlendirecek hep beraber göreceğiz. Ama cumartesi günkü kararı etkileyen en önemli olay bu olmuştur.

Güvenlik Konseyi'nin alacağı karar kabul edilmiş olsaydı, Türkiye'yi çok ciddi sıkıntılarla, sorunlarla karşı karşıya bırakacaktı. Hükümetin bu tablo karşısında tamamen sessiz kalmış olması, gerçekten ibretle izlediğimiz bir tavır olmuştur.''

''TÜRKİYE SIKINTIYA DÜŞECEK''

Baykal, ''hafta sonu referanduma sunulacak metinlerde Türkiye'nin güvenlik kaygılarını ciddi şekilde sıkıntıya sokan düzenlemeler bulunduğunu'' kaydederek, bunların halen tam olarak ne olduğunun ortaya çıkmadığını söyledi.

''FIR hattı, karasuları, kıta sahanlığı ve zararsız geçiş hakkı uygulamaları bakımından Türkiye'nin sıkıntılı bir duruma sürüklenmiş olacağının ortaya çıktığını'' savunan Deniz Baykal, konuşmasını şöyle tamamladı:

''Şimdi kararın nasıl oluşacağını hep birlikte göreceğiz. Bu aşamada kesin bir şey söylemek güç gözüküyor. Ama bu şekilde planın sadece Kıbrıs'ın geleceği bakımından değil, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki konumu açısından çok ciddi sorunlar taşıyacağı ortaya çıkmıştır. Artık bunun gereğini, Türkler, Rumlar alacakları kararla ortaya koyacaklardır.''

Bu arada, CHP Genel Başkanı Baykal ile birlikte Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen de Brüksel'e gitti.

HURRIYET 22/04/2004

Özkök yeni açıklama yapmalı

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ‘hayır’ kampanyasına destek vermek için KKTC’ye giden MHP lideri Devlet Bahçeli, Genelkurmay Başkanı’nden yeni bir açıklama yaparak halkı aydınlatmasını istedi.

Bahçeli, dün Denktaş’la görüştükten sonra Gazi Magosa’da yaptığı konuşmada şöyle dedi: ‘Buradaki Türkler’de gördüğüm en büyük izlenim Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün açıklamasından çok etkilenmiş olmaları. Özkök referandumdan önce yeni bir açıklama yaparak halkı daha da aydınlatmalı’ dedi. KKTC’ye giden İP Genel Başkanı Doğu Perinçek de Denktaş’la görüştü. Görüşmeyle ilgili bir açıklama yapılmadı

HURRIYET 22/04/2004

KKTC’de ‘çatışma çıkacak’ korkusu

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC’de Türkleri ikiye bölen tarihi referanduma 2 gün kala sokaklarda büyük bir gerginlik yaşanıyor. Başkent Lefkoşa’da önceki gece iki grup arasında çıkan kavga hemen siyasete yansıdı ve liderler çatışma çıkmaması için gençlere ‘sakin olun’ çağrısı yapmaya başladı. Kıbrıslı Türkler, referandum öncesi ve sonrasında iç karışıklıktan büyük endişe ediyor.

İki gün önce Girne’de evet ve hayır yanlısı birkaç kişi arasında çıkan kavganın ardından önceki gece Lefkoşa’da iki grup arasında taşlı sopalı kavga çıktı. Polisin verdiği bilgiye göre
, Lefkoşa Göçmenköy’de 20 kişilik bir grup, evet yanlısı olduğu belirtilen 6 gence saldırdı. Polis, 47 genci tutukladı. İçişleri Bakanı Özkan Murat tutuklananların tümünün Türkiye uyruklu olduğunu belirtti.

ESERİNLE ÖVÜN DENKTAŞ

KKTC medyasından
‘Yeni Düzen’ gazetesi, çatışma haberini ‘Eserinle Övün Denktaş’ manşetiyle verince Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş hemen basın toplantısı düzenledi. Gençleri sağduyulu olmaya çağıran Denktaş, ‘Kimsenin bu memleketi savaş alanına çevirmeye hakkı yok. Aksi düşüncede olanlar, evlerine kapansınlar’ diye sert uyarıda bulundu.

Yerel televizyon kanalları da bültenlerinin büyük bir bölümünü, iç çatışma korkusuna ayırdı. Televizyonları arayan Kıbrıslı Türkler, çocuklarını okullara gönderme konusunda büyük bir endişe taşıdıklarını ve evet yanlıları ile hayır yanlıları arasında çatışmaların şiddetlenmesinden endişe ettiklerini dile getirdiler.

Fısıltı gazetesi çalışıyor


KKTC sokaklarında fısıltı gazetesi referandum ve sonrası ile ilgili çok değişik iddialar ortaya atıyor. İddialardan bazıları şöyle:

Hükümetin verdiği vatandaşlar listesinin yarısı ölmüş insanlar. Türkiye kökenlileri hemen atacaklar

Milliyetçi Türkiyeliler Mersin’den gemilerle ve hava yoluyla adaya akın ediyor ortalığı kan gölüne çevirecekler.

Referandumun heme
n ardından Türkiye’ye vize konulacak, Türkiye’liler toplanacak.

Rumlar referandumun hemen ardından verilecek topraklara akın edecek ve Türkleri evlerinden hemen atmak isteyecek.

HURRIYET 22/04/2004

Verheugen: Rumlar beni aldattı

Zeynel LÜLE/STRASBOURG

Avrupa Parlamentosu’nda Kıbrıs raporu görüşülürken konuşan AB Komiseri Verheugen, Rum Lider Papadopulos’u yerden yere vurdu. Verheugen, aldatıldığını belirterek, ‘Tam ticari bir tutum. Onlara güvenmenin sıkıntısını yaşıyorum’ dedi.

AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Günter Verheugen, ‘Kendimi Rumlar tarafından aldatılmış hissediyorum’ dedi. Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda Kıbrıs raporunun görüşülmesi sırasında konuşma yapan Verheugen, özellikle Kıbrıs Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos’u hedef aldı ve tutumuna yoğun eleştiri getirdi.

AB’nin, Helsinki zirvesinde Kıbrıs’ın üyeliğine karar verirken ‘tarafların tutumunun gözönüne alınacağı’nı belirttiğini ve son duruma kadar Rumların ‘Annan Planı’nı benimser’ tutum içinde olduğunu söyl
eyen Verheugen şöyle konuştu:

‘Papadopulos, Annan Planı’nı benimser tutum içindeyken, şimdi iki kesimlilik ve eşitlik gibi ana hatlarına bile karşı çıkıyor. Halkına bu plana hayır oyu verilmesi çağrısı yapıyor. Ticari bir tutum içinde. Yapılan görüşmelere uymuyor. Kendimi aldatılmış hissediyorum. Onlara güvenmenin sıkıntısını yaşıyorum.’

30 BİN ASKER İLELEBET KALIR

Verheugen,
Rum tarafının kuzeydeki askerleri ve göçmenleri ret gerekçesi olarak gösterdiğini söyledi ve ‘Annan Planı’ndan daha iyisi olmayacak. Eğer plan reddedilirse, 30 bin asker adada ilelebet kalacak. Belki 100 bin göçmen daha gelecek’ diyerek, planın onaylanması çağrısı yaptı. Verheugen ayrıca, Rum kesiminde basın üzerindeki ‘sansür’ uygulamasına da değindi ve ‘Hiçbir zaman bir AB ülkesinde böylesi yaşanmadı’ dedi. AB Temsilcisi, Rumlara yönelik yaptığı çağrıda, ‘Annan Planı’nı onaylayın ve dünya barışını benimseyen bir ülke kimliğiyle AB üyesi olun’ ifadesini kullandı.

İZOLASYONDAN KURTARIRIZ

AB Komisyonu’nun Dış İlişkilerden sorumlu
Temsilcisi Chris Patten de yaptığı konuşmada, ‘Verheugen’in aldatılmış olma hislerini hepimiz yaşıyoruz ve hepimiz paylaşıyoruz’ dedi. Patten, referandumda güneyin olumsuz, kuzeyin ise olumlu oy vermesi halinde, Kıbrıslı Türklerin cezalandırılmayacağını, içinde bulunduğu izolasyona son vermek için AB Komisyonu olarak bir ‘öneri’ getireceklerini de kaydetti.

AP’DEN EVET ÇAĞRISI

Bu arada Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu, Kıbrıslı Türk ve Rum halkına referandumda ‘evet’ oyu kullanma çağrısı yapan tasarıyı onayladı. 30 oya karşılık 422 oyla kabul edilen karara 47 kişi çekimser oy kullandı. Onaylanan kararda, Annan Planı ‘son tarihi fırsat’ olarak değerlendirildi ve alternatifinin ‘çözümsüzlük’ olduğu belirtildi.

ATİNA’DAN TEPKİ

Bu arada Verheugen’in sert konuşma Atina ve Lefkoşa’da bomba gibi patladı. Yunan TV’leri konuşmaya geniş yer verdiler. Papadopulos’un sözcüsü de tepki göstererek, hiçbir söz vermediklerini bildirdi.

Girne’ye evet Denktaş’a hayır

KIBRIS Rum kesiminde ana muhalefet partisi DİSİ’nin liderliğindeki evet cephesi ilk gösterisini dün akşam düzenledi. Lefkoşa’nın Rum kesimindeki Eleftheria meydanında düzenlenen gösteriye Rum, Yunan ve AB bayraklarıyla iki bin kişi katıldı. Göstericiler, ‘Girne’ye evet, Magosa’ya evet, Denktaş ve Papadopulos’a hayır’ sloganları attılar. Gösteriye katılan DİSİ onursal Başkanı Glafkos Klerides, yaptığı konuşmada, referandumda hayır denmesinin 60’lı yılların karanlığına dönüş anlamına geleceğini söyledi.

HURRIYET 22/04/2004

Evet’e açık mektup

Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Walter Schwimmer, Kıbrıs’ta Annan Planı’na ‘evet’ denilmesini açık mektupla istedi. Schwimmer, planın reddedilmesinin iki toplum arasındaki bölünmeyi derinleştireceğini belirtirken, Rumlara yönelik olarak, ‘Kimseyi hoşnut etmeyen halihazırdaki durum sürecek, Avrupa Birliği üyeliği de bir telafi sağlamayacaktır’ dedi.

Schwimmer mektubunda, 24 Nisan’daki bu eşsiz fırsatın kaçırılmasının, beraberinde neredeyse otomatik olarak bazı ciddi sonuçlar getireceğini belirtti şöyle dedi:

BM Genel Sekreteri tarafından sunulan planın reddedilmesi iki toplum arasındaki bölünmeyi daha da derinleştirecektir. Bunun ötesinde, Avrupa ve genel olarak uluslararası kamuoyu böyle bir gelişmeyi anlamayacak, bir çözüm bulunması yolunda verdikleri iyiniyetli destek uzun yıllar için kaybolabilecektir.

Çözümlenmemiş Kıbrıs sorunu, Kıbrıs Cumhuriyeti için AB ve Avrupa Konseyi bünyesindeki diğer ülkelerle, ayrıca bölgedeki komşularıyla ilişkilerinde, bir ayakbağı olmaya devam edecektir.

Yüce Divan’da sorarız


CHP, Kıbrıs’ta referandum günü yaklaşırken Annan Planı konusunda hükümete yönelik eleştirilerinin dozunu en yüksek düzeye çıkardı. CHP, Başbakan Tayyip Erdoğan’dan Yüce Divan’da hesap sorulacağını açıkladı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, içinde vatanseverlik duygusu olan kimsenin bu anlaşmayı onaylamayacağını savunarak Annan Planı’nı, 1. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu’na kabul ettirilen Sevr Antlaşması’na benzetti. Bu Planı kabul etmenin vebalinin çok ağır olacağını belirten Öymen, ‘Bunun hesabı sorulacaktır. Bu hesabın sorulacağı yer de Yüce Divan’dır. Bu kadar önemli bir milli meselede laf kalabalığı yapmasınlar’ dedi.

HURRIYET 22/04/2004


AKEL’in son kararı: Hayır

Kıbrıs Rum kesimindeki kominüst AKEL partisi lideri Dimitris Hristofyas, partisinin, kongrede alınan ‘hayır’ kararında ısrarlı olduğunu açıkladı.

Lefkoşa
NTV-MSNBC

 

     

 

22 Nisan 2004 — Hristofyas, Rum lider Tasos Papadopulos’un görüşlerine de katılmadıklarını, ancak referandumun ertelenmemesi ve Annan Planı’nın uygulanması sürecini teminat altına alan BM kararının istenilen yönde çıkmaması nedeniyle, AKEL’in ‘evet’ demeyeceğini belirtti

Kıbrıs Rum kesiminde en fazla oy oranına sahip olan kominüst AKEL partisi lideri Dimitris Hristofyas, 24 Nisan Cumartesi günü yapılacak referandum öncesi partsinin son kararını açıkladı. AKEL’in, 14 Nisan’daki kongrede alınan ‘hayır’ kararında ısrarlı olduğunu dile getiren Hristofyas, “En ufak sorunda havaya uçacak bir anlaşmanın kabul edilmesini önlemeye çalışıyoruz” dedi.

‘ULUSLARARASI HAREKETLİLİK YARATTIK’
BM Güvenlik Konseyi Kıbrıs karar tasrısının Rusya vetosuna takılmasına da değinen AKEL lideri, “Kabul edilmeyen taslak, zaten bizi tatmin etmiyordu” şeklinde konuştu. Hristofyas, istekleri gerçekleşmese de, AKEL’in çabalarının uluslararası alanda hareketliliğe yol açmasından memnuniyet duyduğunu da sözlerine ekledi.

Evet’çilerden ortak deklarasyon

Kıbrıs’ın kuzey ve güneyinden Annan Planı’na destek veren siyasi partilerin temsilcileri ortak bir deklarasyonla ‘barış ve varlık içinde tüm Kıbrıs’ın AB üyeliği için’ referandumda ‘evet’ oyu verilmesi çağrısı yaptı.

Lefkoşa
NTV-MSNBC

22 Nisan 2004 — KKTC’deki ve Rum kesimindeki ‘evet’ yanlısı siyasi partilerin temsilcileri, ara bölgedeki Ledra Palas’ta biraraya geldi

İktidardaki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Dış İlişkiler Temsilcisi’nin yaptığı ortak açıklamada, Ada’daki her iki halka, Cumartesi günkü referandumda ‘evet’ oyu kullanmaları ve çözüm için tarihi fırsatı kaçırmamaları çağrısında bulunuldu. “Acı deneyimleri geride bırakmak için çalışacağız” denilen ortak deklarasyonda, her iki tarafın hassasiyetlerinin pratik çözümlerle aşılabileceği bildirildi. Her iki tarafın ‘evet’çi siyasi partileri ve temsilcileri, barış ve kardeşilk mesajı verdiler ve çözüm için geç olmadığının altını çizdiler.
Ledra Palas’taki toplantıya, KKTC’den Başbakan ve CTP lideri Mehmet Ali Talat, BDH lideri Mustafa Akıncı’nın da aralarında bulunduğu isimler katıldı.
Rum kesiminden ise DİSİ lideri Anastasiadis ile EDİ lideri Vasiliu’nun yanısıra, eski Rum lider Glafkos Klerides de katıldı.

Referanduma 2 gün kala Kıbrıs sokaklarda

 

Kıbrıs’ta referanduma 2 gün kala, Türk ve Rum kesimindeki ‘evet’ ve ‘hayır’cılar son kozlarını oynamak için meydanlara iniyor.

 

Lefkoşa
NTV-MSNBC VE AJANSLAR

   

22 Nisan 2004— Rum kesiminde ‘evet’çiler dün akşam bir miting düzenledi. KKTC’de ise bu akşam hem ‘evet’çiler hem de ‘hayır’cılar miting düzenleyecek.

 

Dün akşam saatlerinde Rum kesimindeki ‘evet’çiler Elefteria Meydanı’ndaki mitingde toplandı. Mitinge, referandumda ‘evet’ diyeceğini açıklayan DİSİ Partisi’nin de aralarında bulunduğu, siyasi parti ve sivil toplum örgütleri katıldı.

Mitingin organizasyonunu ‘evet’çilerin bir araya geldiği “Birleşik Avrupalı Kıbrıs Platforumu” yapıyor.

KKTC’DE ÇİFTE MİTİNG
KKTC’de ise hem ‘evet’çiler, hem de ‘hayır’cılar bugün miting düzenleyecek. İktidarın büyük ortağı CTP tarafından düzenlenen “Dünya ile bütünleşmeye evet şöleni” İnönü Meydanı’nda saat 20.00’da başlayacak. Referandumda ‘hayır’ oyu kullanacaklar ise saat 18.00’da Atatürk Meydanı’ndaki “Varoluş ve dayanışma” mitinginde bir araya gelecek. Hayır’cıların mitinginde, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de katılarak bir konuşm
a yapması bekleniyor.

RUM VE TÜRK ‘EVET’ÇİLER BULUŞTU
Kıbrıs’ta 24 Nisan Cumartesi günü yapılacak referandumda “evet” diyecek, KKTC ve Rum kesimindeki kuruluşlar, ara bölgedeki Ledra Palace Otel’de düzenledikleri basın toplantısıyla “evet” çağrılarını yineledi.
KKTC’den “Bu Memleket Bizim Platformu”nu (BMBP) oluşturan örgütlerden bazılarının başkan ve temsilcileri, Güney Kıbrıs’tan ise “Evet İçin Sol Hareketi”nin yetkililerinin katıldığı basın toplantısında, BMBP adına Halil Paşa, “Evet İçin Sol Hareketi”
nden Marios Demriyotis ve Sosyalist EDEK Partisi eski milletvekili Patric Pavlos konuştu.

Papadopulos istedi, Ruslar reddetti’

 

Kıbrıslı Rumlar, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde oylanan Kıbrıs tasarısının Rusya tarafından veto edilmesinden Rum lideri Tasos Papadopulos’u sorumlu tuttu.

 

Lefkoşa
NTV-MSNBC

   

22 Nisan 2004 — Rum kesiminin ikinci büyük partisi DİSİ’nin Genel Başkanı Nikos Anastasiadis, Rusya’nın veto kararının arkasında Papadopulos’un yoğun çabalarının bulunduğunu savundu.

 

Anastasiadis, Rum Duşişleri Bakanı Yorgo Yakovu’nun birkaç gün önce yaptığı Rusya ziyaretinin de konudan bağımsız olmadığını ileri sürdü.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sunulan Kıbrıs’la ilgili karar tasarısı önceki gece oylanmış, 14 üye kabul oyu verirken, Rusya tarafından veto edilmişti.

Denktaş: Allah Rusya’dan razı olsun

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rusya’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Kıbrıs karar tasarısını veto etmesini, “Allah Rusya’dan razı olsun” sözleriyle değerlendirdi.

 

Lefkoşa
NTV

   

22 Nisan 2004 — Denktaş, “Rusya devreye girmeseydi, sonumuz felaket olacaktı” ifadesini kullandı.

 

23 Nisan etkinlikleri çerçevesinde Kuzey Kıbrıslı çocukları kabul eden Rauf Denktaş, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Denktaş, İngiltere ve ABD’nin oyununu Rusya’nın bozduğunu söyledi.

KKTC Cumhurbaşkanı, “Rusya devreye girmeseydi, sonumuz felaket olacaktı” ifadesini kullandı. Denktaş, Rusya’nın bu tavrıyla tek kutuplu bir dünya olmadığını gösterdiğini kaydetti. KKTC Cumhurbaşkanı, önceki gün yaptığı açıklamada da, tasarının Rumları memnun etmek için hazırlandığını belirtmişti.

Bahçeli: TSK tavrını netleştirsin

 

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök’ten, referandum konusundaki tavrını net olarak açıklamasını istedi.

 

Lefkoşa
NTV

   

22 Nisan 2004— “Bize göre açıklamadan ‘evet’ kanaati çıkmıyor” diyen Bahçeli, Genelkurmay Başkanı’nın ilk açıklamasının yarattığı kafa karışıklığını ortadan kaldırmak için, ikinci bir açıklama yapmasının şart olduğunu söyledi.

 

KKTC’de temaslarını sürdüren Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Gazi Magosa Gaziler Cemiyeti’ni ziyaret etti.
Bahçeli burada bir vatandaşın, “Birçok kişi Türk Hükümeti ile birlikte ordunun da tavrının ‘evet’ olduğunu düşünüyor” sözleri üzerine, Genelkurmay Genel Başkanı Hilmi Özkök’ü, görüşünü net olarak ifade etmeye çağırdı.
Bahçeli, akşam saatlerinde katıldığı açıkhava toplantısında da, Kıbrıslı T
ürklerden referandumda “hayır” oyu kullanmalarını istedi.

AKP: Milliyetçilik değil serserilik

AKP Genel Başkan Yardımcısı Fırat, Türkiye’den propaganda için Kıbrıs’a giden bazı grupların olaylar çıkardığını belirterek, “Yaptıkları milliyetçilik değil, olsa olsa serseriliktir” dedi.

Ankara
NTV-MSNBC

22 Nisan 2004— KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın tavrını da eleştiren Fırat, “Acaba korkulan Kıbrıs’ı kaybetmek mi yoksa Kıbrıs’ta kaybedilecek koltukların korkusu mu?” diye sordu.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Kıbrıs konusunda etekteki taşların döküldüğünü belirterek, “Eğer Kıbrıs’ı egemen kabul ediyorsak ya da öyle olmasını istiyorsak oradaki halkın iradesine saygılı olmalıyız” dedi.
Türkiye’den propaganda için Kıbrıs’a giden bazı partililerin olaylara karıştığını söyleyen Fırat, “Birileriin birşeyler adına gidip oradaki vatandaşları rahatsız etmesini, oradaki vatandaşlara saldırılmasını KKTC vatandaşlarının dövülerek hastanelik edilmesini v
eya araçlarının tahrip edilmesini şiddetle kınıyoruz. Bunun hiçbir deger yargısı içine sığdırılamayacağı kanısındayız. Bunun adına ne milliyetçilik, ne vatansevelik denebilir. Buna ancak olsa olsa serserilik yapılıyor denebilir” diye konuştu.

DENKTAŞ’A İSTİFA MESAJI
Fırat, Kıbrıs’ta hayır için çalışan siyasi partileri ve KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ı referandumda evet çıkması durumunda gereğini yapmaya çağırdı. Fırat, Denktaş için, “Allah selamet versin. İnsanlar belli bir yaşa gelince bunu demekten başka bir yol kalmıyor” dedi.

Tarihi fırsatı kaçırmayın

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, referanduma iki gün kala Kıbrıslılara seslendi:

Tarihi fırsatı kaçırmayın

KIBRISLILAR, TARİHİ KARAR VERECEK... BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıslıların cumartesi günü düzenlenecek referandumlarda tarihi bir karar vereceğini belirterek, bunun kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu söyledi. Kofi Annan, "Umarım, Kıbrıs'ta halklar cumartesi günü her iki tarafta düzenlenecek referandumlarda tarihi bir karar vereceklerinin farkındadırlar" dedi

HAYIR DENİRSE ROLÜM BİTER... Kofi Annan, taraflardan birinin "hayır" demesi durumunda, planın "öleceğini" belirterek, Birleşik Kıbrıs'ın AB'ye girmesi için çok destek bulunduğunu, Güvenlik Konseyi'nin yardım için istekli olduğunu kaydetti. Referandumları ertelemenin şu anda söz konusu olmadığını söyleyen Annan, "Taraflardan böyle bir talep gelmediği için referandumlarla yolumuza devam edeceğiz" dedi

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıslıların cumartesi günü düzenlenecek referandumlarda tarihi bir karar vereceğini belirterek, bunun kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu söyledi.

Kofi Annan, Kıbrıs'taki referandumların öngörüldüğü gibi yapılacağını söyledi.

Genel sekreter, New York'taki genel merkezde düzenlediği basın toplantısında, taraflardan erteleme talebi gelmediğini kaydetti ve "Devam ediyoruz. Taraflar hazır" dedi.

Taraflardan birinin plana "hayır" demesi durumunda ne olacağının sorulması üzerine Annan, "Proje ölür, benim rolüm biter" diye konuştu.

Kofi Annan, BM Genel Merkezi'nde gazetecilere yaptığı açıklamada, "Umarım, Kıbrıs'ta halklar cumartesi günü her iki tarafta düzenlenecek referandumlarda tarihi bir karar vereceklerinin farkındadırlar. Bunun kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu düşünüyorum" diye konuştu.

Annan, taraflardan birinin "hayır" demesi durumunda, planın "öleceğini" belirterek, Birleşik Kıbrıs'ın AB'ye girmesi için çok destek bulunduğunu, Güvenlik Konseyi'nin yardım için istekli olduğunu kaydetti.

Referandumları ertelemenin şu anda söz konusu olmadığını söyleyen Annan, "Taraflardan böyle bir talep gelmediği için referandumlarla yolumuza devam edeceğiz" dedi.

Genel sekreter Annan'ın konuşmasının tam metni şöyle:

"Sevgili Kıbrıslı dostlar,

Bu cumartesi, adanızın geleceğini belirlemek için bireyler olarak zor bir karar vereceksiniz. Liderlerinizin de önceden anlaştığı gibi, önünüze Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini sağlayacak plan konacaktır. Birleşik bir Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta AB'ye dahil olmasını mümkün kılacak olan plan.

Bu plana "Annan Planı" dediğinizi biliyorum.

Planın bazı bölümleri, gerçekten de Birleşmiş Milletler tarafından toparlandı.

Ancak planın tüm anahtar kavramları, liderleriniz tarafından dört yıl süreyle ele alınan görüşmeler sonucunda ortaya çıktı.

9 bin sayfanın büyük bir bölümü de yüzlerce Kıbrıslı Türk ve Rum tarafından kaleme alındı.

Onların gösterdiği inanılmaz çabalar, Birleşmiş Milletler tarihinin en kapsamlı barış planının üretilmesini sağladı.

Cumartesi günü size, planı, ortak geleceğinizin temeli yapmayı isteyip istemediğiniz sorulacak. Karar sizin, yalnızca sizin.

Planın, her iki kesimdeki liderler ve Türkiye ile Yunanistan tarafından destek görmesini memnuniyetle karşıladım.

Planın, her iki tarafın isteklerini tam anlamıyla karşılamadığını gerçekten kabul ediyorum. Aslında, her pazarlığın kaçınılmaz bir parçası olduğu gibi, bu plan da bir uzlaşmadır. Aynı zamanda Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için görünen tek yoldur.

Ortada başka bir plan yoktur. Bir tarafın, çoğu isteğini dahil edip diğer tarafın da isteklerinin çoğunun dahil edilebilmesini sağlayacak sihirli bir yöntem yoktur. Bu kadar.

Plan, uzun ve karmaşık bir hukuki dokümandır. Neden?... Çünkü bu kağıt üstünde herhangi bir anlaşma değil. Uygulama garantisiyle birlikte, ciddiyet ve emniyet sağlamak üzere tasarlanmış ciddi bir plandır.

Bütün amaç, garanti edilen kazançların uygulamaya geçirilmesidir.

Plan, tek bir bağımsız ve egemen devlet öngörmektedir, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti.

Bu devlet, 1970'lerden bugüne taraflarca üzerinde anlaşmaya varılan parametreler -iki toplumlu, iki kesimli, iki tarafın siyasi eşitliği üzerine kurulmuş federal bir yapı- üzerine oluşturuldu.

Plan ayrılmayı, bir tarafın diğeri üstünde hakimiyet kurmasını veya taraflardan birinin herhangi başka bir ülke ile bütünleşmeyi yasaklıyor.

Plan statükoya son veriyor. Ülkenin bölünmüşlüğüne son veriyor.

Kıbrıs'ın ve barındırdığı her iki toplumun kimliğini, ülke vatandaşlığının bütünlüğünü korumakta. Bu kazançları daha önceki görüşmelerde yakalayamadık ancak şimdi, hepiniz gerçek anlamda bunlardan gurur duyabilirsiniz.

Planda oluşturulan federal hükümet, ilk günden işleyecek ve etkin olarak çalışacak şekilde tasarlandı. Çıkmazları aşacak mekanizmalar yer aldığı gibi, tek bir kişi tarafından veto edilemeyecek şekilde oluşturuldu.

Plan, özellikle Avrupa Birliği içinde olmak üzere, uluslararası alanda tek bir sesle konuşacak yeniden birleşmiş bir Kıbrıs'ı oluşturacak.

İki toplumun insanları, kendilerinin yöneteceği oluşturucu devletler içerisinde kendi işlerini yürüteceklerdir.

Plan, evlerini terk etmek zorunda kalan insanlarınkiler de dahil olmak üzere, bireysel haklara tümüyle saygı gösteriyor. Birçok insanın geri dönmesine izin verilirken, bir çoğunun da mallarının tümünü veya bir kısmını geri almalarını sağlıyor. Mallarının tümünü geri alamayanlar ise tam ve güvenli tazminat alacak.

Toprak ayarlamaları nedeniyle yeni bir eve taşınmak zorunda kalacak olanlar, bunu gerçekleştirmeleri için iyi ve düzgün bir şekilde yardım göreceklerdir.

Avrupa Birliği, Dünya Bankası ve IMF ile yakın bir şekilde çalışılarak, planın ekonomik ve parasal yönden sağlıklı olmasını güvence altına almak için bir takım değişiklikler yapıldı.

Kimse, uygulamanın sorunsuz olacağını düşünmesin. Fakat sizi, tüm dünyanın planın işlemesi için yardıma hazır olduğunu söyleyerek temin etmeme izin verin. Geçen hafta Brüksel'deki Bağışçılar Konferansı'nın açık mesajı buydu. Aynı mesaj, yerleşime yer sağlamaya ve uygulama safhasına yardım etmeye hazır olan Avrupa Birliği tarafından da verildi. Bu aynı zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin de açık mesajıdır.

Konseyin çağrıma yanıt verecek olmasından memnunum. Birleşmiş Milletler, güvenliği sağlamak ve tarafların, askeri birliklerin geri çekilmesi ve toprak iadesi gibi, verdikleri sözleri tutmalarını sağlamak üzere Kıbrıs'ta yeni ve sağlam bir güç konuşlandıracaktır.

1963 ve 1974'teki olayların tekrarlanmamasında kararlıyız.

Sevgili Kıbrıslı dostlar,

40 yıllık çatışma ve 30 yıllık bölünmüşlükten sonra, cumartesi günü karşınızda duracak olan seçenek, gerçekten de tarihi önemi olan bir seçenektir. Planın amacı gayet basittir: Avrupa Birliği içinde, emniyet ve güvenlik içinde, uzlaşma ve yeniden birleşme.

Gelecek için hayal edileni gerçeğe çevirmeniz için dünya sizlere yardım etmeye hazırdır. Ancak bu kader kararını, sizin için bizim vermemiz mümkün değil. Sizin çağrınızı bekliyoruz.

Çok teşekkür ederim." (Orijinalinde Rumca ve Türkçe olarak yazılmıştır.)

KIBRIS 22/04/2004

Avrupa Parlamentosu, Rum yönetimini kınadı

SERT ELEŞTİRİLER... Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu, Kıbrıs konusunda hazırlanan bir tavsiye karar tasarısını oylayarak kabul etti. AP Genel Kurulu'nda, Kıbrıs Rum Yönetimi, "referandumla ilgili tutumundan" ve "AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Verheugen'e uygulanan yayın yasağından" dolayı kınandı

UZLAŞMA ÇAĞRISI... 30 hayır oyuna karşılık, 422 evet oyuyla kabul edilen kararda, Türk ve Rumlara uzlaşma çağrısı yapıldı. Kararda, Kıbrıs'ta birleşme sağlayacak tüm çabalara destek verildiği belirtilerek, özellikle İsviçre'de ortaya konulan son Annan Planı'na verilen destek üzerinde duruldu ve olası uzlaşmanın iki tarafı da tamamen tatmin edemeyeceğinin bilincinde olunduğu ifade edildi

Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu, Kıbrıs konusunda hazırlanan bir tavsiye karar tasarısını oylayarak kabul etti. AP Genel Kurulu'nda, Kıbrıs Rum Yönetimi, "referandumla ilgili tutumu" ve "AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'e uygulanan yayın yasağından" dolayı kınandı.

Kıbrıs konusundaki karar tasarısının bugün yapılacağı açıklanan oylaması, dün yapıldı.

30 hayır oyuna karşılık, 422 evet oyuyla kabul edilen kararda, Türk ve Rumlara uzlaşma çağrısı yapıldı.

Kararda, Kıbrıs'ta birleşme sağlayacak tüm çabalara destek verildiği belirtilerek, özellikle İsviçre'de ortaya konulan son Annan Planı'na verilen destek üzerinde duruldu ve olası uzlaşmanın iki tarafı da tamamen tatmin edemeyeceğinin bilincinde olunduğu ifade edildi.

Kararda, 24 Nisan'da iki ayrı referandumla halkların onayına sunulacak son planın, "uzun süren anlaşmazlıklardan birine son verecek ve diğer bazı uluslararası sorunlar açısından da örnek teşkil edecek, tarihi bir uzlaşma belgesi" olduğu kaydedildi.

Annan Planı'nın son şeklinin, birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB kurumlarında tek sesli olarak kendini ifade edebilme güvencesi getirdiği savunulan kararda, bu planda kalıcı derogasyonlar bulunmadığının not edildiği de belirtildi.

Plandaki son derece karmaşık bazı unsurlar konusunda Kıbrıs halkının çok sayıda sorusu olmasının anlayışla karşılandığı kaydedilen kararda, bu planın uygulanması sırasında, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların AB kurumlarının da yardımıyla çözülebileceğine olan inanç dile getirildi.

AB Komisyonu'nun barış ve uzlaşma sürecine desteği üzerinde de durulan kararda, AB Komisyonu üyesi Günter Verheugen'in, "Annan Planı ile çözümsüzlük arasında bir tercihin söz konusu olduğu" görüşü paylaşılarak, Kıbrıslılar bu "tarihi fırsatı" yakalamaya davet edildi.

Kararda, AB'nin mali destek sözleri de hatırlatılırken, Brüksel'de hazırlık toplantıları yapılan Uluslararası Bağışçılar Konferansı'nın "dayanışma sinyali" olduğu ifade edildi.

Yeşiller'in önerisi reddedildi

Oylamada, referandumlarda Rumların "hayır", KKTC tarafının "evet" demesi halinde, AB'nin Türk kesimiyle siyasi ve ekonomik ilişki kurmasını ve ekonomik ambargonun kaldırılması görüşünü savunan Yeşiller'in değişiklik önergeleri reddedildi.

Roche: Fırsat kaçırılmasın

AB Dönem Başkanı İrlanda'nın AB işlerinden sorumlu Bakanı Dick Roche, "Kıbrıs'ta tarafların, adanın birleşmesi konusunda ortaya çıkan bu tarihi fırsatı kaçırmamaları" gerektiğini söyledi.

Avrupa Parlamentosu'nda (AP) dün yapılan Kıbrıs oturumunda söz alan Roche, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Türkiye ve Yunanistan'ın olumlu ve yapıcı bir tutum sergilediklerini bildirdi.

Referandumun, Kıbrıslıların geleceği için bir tarihi fırsat yarattığını kaydeden Roche, birleşik Kıbrıs'ın barışçı biçimde Birliğe girmesi için "bu fırsatın kaçırılmamasını" istedi.

Cox: Yayın yasağı ifade özgürlüğüne aykırı

Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox da, Annan Planı'nın dengeli ve uzlaşma metni olduğunu söyledi. Cox, yaptığı konuşmada, Rum kesiminde ülke dışından yapılan konuşmalara televizyonda yasak getirilmesini de sert biçimde eleştirdi ve bunun ifade özgürlüğüne aykırı bir durum olduğunu söyledi.

AP'de sabah yapılan oturumda söz alan Sosyalist, Hıristiyan Demokrat, Yeşil ve Liberal parlamenterler, Rum kesiminin Annan Planı'na karşı çıkmasından derin hayal kırıklığına uğradıklarını bildirdiler.

AP'nin Türkiye raportörü Arie Oostlander de, Rum tarafının tutumunun herkeste ciddi hayal kırıklığı ve üzüntü yarattığını belirtti.

Patent: Verheugen'ın hissettiği "aldanmışlığı" hepimiz paylaşıyoruz

AB Komisyonu'nun dışişlerinden sorumlu üyesi Chris Patten, Rumların referandumdan önce Annan Planı'na karşı tavırları yüzünden "büyük hayal kırıklığına" uğradıklarını söyledi.

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in parlamentoda dün sabah yaptığı konuşmada, "Rumlar tarafından kandırılmış hissediyorum" şeklindeki sözlerine atıfta bulunan Patten, "Verheugen'ın hislerini hepimiz paylaşıyoruz" dedi.

Referandumda Rumların "hayır", Türklerin "evet" demesi halinde AB Komisyonu'nun takınacağı tavır hakkında bilgi veren Patten, "Böyle bir durumda Kıbrıslı Türklerin mağdur olmaması için komisyon gerekli çalışmaları ve önerileri yapacaktır" dedi.

Bendit: Ambargo kaldırılmalı

Yeşil Grup Başkanı Daniel Cohn Bendit, referandumda Türklerin "evet", Rumların "hayır" demesi halinde AB'nin KKTC ile siyasi ilişkiye girmesi görüşünü savundu.

Referandumda böyle bir sonucun çıkması halinde Türklerin mağdur durumda bırakılamayacağını kaydeden Bendit, "Böyle bir durumda Kıbrıs Türklerine yönelik ekonomik ambargo da kaldırılmalı" diye konuştu.

Davis: Rumlar hayal kırıklığı yarattı

Liberal Grup adına konuşan İngiliz parlamenter Chris Davies, "kendisini kandırılmış olarak hissettiğini" söyleyen AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'ın aslında "kibarlık" gösterdiğini, Rumların herkesi derin hayal kırıklığına uğrattıklarını söyledi.

AP, Kıbrıs konusunda hazırlanan ortak tavsiye kararını bugün öğleden sonra oylayacak.

KIBRIS 22/04/2004

Rum tarafında 'Evet' hayal gibi

AKEL, nihai kararını 'Hayır' olarak açıkladı. Artık Rum tarafında tek merak edilen konu 'Hayır'ların oranının ne kadar olacağı

23/04/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
LEFKOŞA - Kıbrıs Rum Kesimi'nde yarınki referandumun heyecanı kalmadı. Artık referandumda 'Evet' mi, 'Hayır' mı çıkacağı değil, 'Evet'lerin yüzde 30-35'i aşıp aşmayacağı tartışılıyor.
'Evet' için son umutlar, en büyük siyasi parti olan komünist AKEL'in dün BM'deki başarısızlığı
n ardından 'Annan Planı'nı desteklememe' şeklindeki nihai kararını açıklamasıyla söndü. AKEL Genel Sekreteri ve Parlamento Başkanı Dimitrios Hristofyas, taraftarlarına 'Evet' dememeleri çağrısında bulunurken, "Biz bugün zayıf bir evet desek bile sonuç değişmeyecek. Referandumdan hayır çıkacak" dedi. Hristofyas, bu kararı BM Güvenlik Konseyi'nden çözüm anlaşmasının harfiyen uygulanacağına dair istedikleri teminatların verilmemesi için aldıklarını söylerken, yıl sonuna dek Rum Kesimi'nde yeniden referandum yapılması için çalışacağını açıkladı. AKEL'in bu kararı Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a rahat bir nefes aldırdı.

'Evet'ciler de 'Hayır'cı
'Evet' kararı alan ikinci büyük parti DİSİ'de ise ilginç bir olay yaşandı. Lefkoşa'da Elefteria Meydanı'nda DİSİ başta olmak üzere tüm 'Evet'çi partilerin katılımı ile düzenlenen mitinge katılım, DİSİ'nin 'Hayır'cı kanadının birkaç kilometre ötede bir kongre salonunda düzenlediği toplantıya olankinden azdı. Dolayısıyla DİSİ taraftarlarının yönetimin,
'Evet' kararına ne denli uyacağı merak konusu.
Rum Kesimi'nde yarınki referandumda sandıkların saat 17.00 yerine KKTC'de de olacağı gibi saat 18.00'de kapanması için son anda parlamentoya tasarı sunuldu.

Son anda değişiklik
Tasarının kabulüyle sandıklar Rum Kesimi'nde KKTC'de aynı saatte kapanması kesinleşti. Sandık başı anketlerinin sonuçları saat 18.00'de açıklanacak. Resmi sonuçların saat 19.00'da belirlenmesi bekleniyor. Rum Kesimi'nde 480 bin 165 kayıtlı seçmen bulunuyor

Kıbrıs gerilimi had safhada

Murat Yetkin

Rusya, çözüm yolunda bir adımı veto ederken, ülkücüler ortalığı geriyor

23/04/2004 RADIKAL

Ankara'nın 22 Nisan gecesine başladığı saatlerde New York'ta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde yapılan bir oylama Kıbrıs konusunda son birkaç gündür ABD ve İngiltere tarafından yayılmak istenen iyimserliğe gölge düşürdü. BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından öngörülen çözüm sonrası yeni Barış Gücü yapılanması ve Rum tarafını Türkiye'nin sözünde duracağına ikna etmek için İngiltere ve ABD tarafından hazırlanan metnin birleştirilip, İngiltere tarafından sunulan karar taslağı reddedildi. Güvenlik Konseyi'nin 15 üyesinden 14'ünün taslak lehinde oy kullanmasına karşın, veto hakkına sahip beş daimi üyeden biri olan Rusya'nın karşı oyu taslağın reddine yetti.Tıpkı Filistin'deki İsrail uygulamalarının ABD'nin vetosuyla durdurulması gibi, Rusya da Kıbrıs'ta çözümü kolaylaştıracak bir adımın atılmasını engelledi. Rusya'nın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Gennadiy Gatilov, 24 Nisan'daki halkoylamaları öncesinde Ada'daki kararı etkilemek istemediklerini açıkladı.
Oysa BM Genel Sekreteri Kofi Annan 5 Ocak'ta taraflara gönderdiği davet mektubunda BM Güvenlik Konseyi üyelerinin çözüm için arkasında olduğunu ilan etmişti. 22 Şub
at'ta Radikal'de özel bir demeci yayımlanan Rusya'nın Ankara Büyükelçisi Piyotr Stegniy ise, Moskova'nın Kıbrıs'ta Annan Planı çerçevesinde çözümü desteklediğini, çünkü bunun hem bir bütün olarak Kıbrıs'ın, hem de Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini getireceğini, bu durumun ise sınırları etrafında 'istikrar ve kestirilebilirlik' arayan Rusya'nın çıkarına olduğunu söylemişti.
Ancak Rusya, gün boyunca karar taslağına karşı çıkacağını duyurmasını blöf sanan ABD ve İngiltere'nin oylamada ısrar etmesi sonucu,
veto hakkını kullanmaktan çekinmedi. Kimilerine göre Rusya'nın bu tutumunda Kıbrıs Rum ekonomisinin önemli bölümünü (kimilerine göre dörtte birini) oluşturan Rus sermayesinin yatırımları ve muhtemel silah satışlarının (s300 füzeleri girişimi hatırlanabilir) bu anlaşmayla durdurulacak olması rol oynamıştı. Ancak Rus temsilci Gatilov'un "Halkoylamasına dört gün kala taslağı
masamızın üzerinde bulduk" sözlerinden ABD ve İngiltere'nin bu oyuna kimseyi ortak etmeden oynamasına tepki ve eleştiri okunuyordu. AB Dış Politika ve Güvenlik Sorumlusu Javier Solana'nın iki gündür temaslarda bulunduğu Washington'dan New York'a geçerek kulise dahil olması sonucu değiştirmeye yetmemişti.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın 'Allah Ruslardan razı olsun' sözlerinin
gerisinde
işte bu gelişmeler vardı.
BM kararı çıkmaması her şeyin sonu değildi ama, Washington'daki hayal kırıklığını açığa çıkardı. Daha önce Başkan George Bush tarafından yapılabileceği söylenen 'Evet'e çağrı' yine Beyaz Saray tarafından, ama
Basın Sözcüsü Scot
t McClennan tarafından yapıldı. Amerikan diplomasisinin ağır sembolizmi dün de işbaşındaydı, Bush kendisini referandum sonucuna bağlamak istememişti. Gerginlik açıklamaya yansımıştı.
Gerilim Türkiye ve Ada'da da had safhada.
Ülkücülerin Adada 'Evetçilere
' estirdiği terör bir türlü engellenemezken, MHP lideri Devlet Bahçeli, işi kendisine muhatap olarak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ü alacak kadar ilerletti. Bahçeli, Özkök'ten Silahlı Kuvvetler'in tercihinin evet olmadığını açıklamasını istiyordu. Özkök'ün örnek bir davranışla "Kimse bizden evet, ya da hayır dememizi beklemesin" demesine karşın, Bahçeli orduyu siyasetin içine çekmeye ve hükümetin kararına karşı gelmesini sağlamaya (bu deyimin Ceza Kanunu'nda
daha farklı ifadeleri de var) çalışı
yordu.
Rum tarafında da olmayacak işler görülüyor. AB Genişleme Sorumlusu Günther Verheugen bir yana, eski Rum Cumhurbaşkanı Glafkos Klerides'in televizyon konuşmalarının bile 'Evet' oylarını artıracağı korkusuyla engellenmesi, açıkçası sansürlenmesi, Kop
enhag Siyasi Kriterleri'nin ihlali değilse nedir? Verheugen'in de bu işten 'Beni kandırmışlar, çok üzgünüm' deyip sıyrılmaması lazım. Türkiye'ye verilen sözler tutulmazsa, bu kez maliyeti herkes için çok yüksek olabilir.
Bu gerilimin giderilmesi için artı
k güvenilecek tek bir şey kaldı: Kıbrıs'taki Türk ve Rum seçmenin sağduyusu.

Meclis'te 'Evet' mesaisi

23/04/2004 RADIKAL

ANKARA - Kıbrıs'ta yarın yapılacak referandumdan 'Evet' çıkması halinde Türkiye'nin üzerine düşen yükümlülükleri bir an önce yerine getirmesi için Meclis 26 Nisan Pazartesi günü açık tutulacak. TBMM Başkanı Bülnet Arınç'ın başkanlığında toplanan Danışma Kurulu'nda AKP Grup Başkanvekili Haluk İpek, Meclis'in pazartesi açık tutulmasını önerdi. CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç ise bu öneriye karşı çıktı. AKP, uzlaşma sağlanamaması üzerine Danışma Kurulu önerisini Genel Kurul'a getirdi. Genel Kurul'da yapılan oylamada öneri CHP'lilerin karşı çıkmasına karşın AKP'lilerin oylarıyla kabul edildi. Referandumdan 'Evet' çıkması halinde hükümet, konuya ilişkin uluslararası antlaşmayı pazartesi günü Meclis'e gönderecek.

'Ülkücü terör'e Meclis'ten tepki

23/04/2004 RADIKAL

ANKARA- Türkiye'dengidenülkücügrupların KKTC'de Annan Planı'na destek veren partilerin binalarını taşlaması, duvarlarına tehdit yazıları asması ve 'Evet' için çalışanlara saldırması tepki çekti. KKTC'de yaşanan 'ülkücü terörü'ne gösterilen tepkiler şöyle:
AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat: Yetki alanına girmediği halde doğrudan müspet veya menfi bir propagandanın içerisine giren siyasiler, çıkacak sonucun gereklerini yerine getirmek durumunda. Oraya giderek bu propagandayı 'Evet' ya da 'Hayır' şeklinde yapanlar, yarın kendi söylediklerinin dışında bir sonuç çıktığı takdirde görevlerinde durmamaları gerekir. Buna D
enktaş da dahil.
Birilerinin bir şeyler adına gidip oradaki vatandaşları rahatsız etmesini, bazı vatandaşları döverek hastanelik etmesini, araçlarını tahrip etmesini şiddetle kınıyoruz. Bunun adına ne milliyetçilik ne de vatanseverlik denilebilir. Olsa ol
sa buna serserilik denilebilir.
AKP Grup Başkanvekili Sadullah Ergin: Artık insanlara kaba kuvvetle fikir dikte ettirme çağı çoktan geçti. 21. yüzyıl zorbalıklara, kaba kuvvete prim vermez. Toplumların kendi geleceklerini belirleme haklarına saygı göstermek lazım. Kıbrıs rahat bırakılmalı.
CHP Grup Başkanvekili Haluk Koç: KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş şiddet olaylarına en iyi cevabı verdi. Kaba kuvvet gösterilerinin dışında tüm ilgili kurum ve kuruluşlarla siyasi partiler görüşlerini ifade etti. Artık karar Türk halkına kaldı.
(Radikal, aa)

Maraş izlenimi

Erdal Güven

'Evet'çi gençler 'Çözüm olmazsa, göç etmek zorunda kalırız' diyor

23/04/2004 RADIKAL

MARAŞ - Annan Planı'nın etkileyeceği bölgelerden biri de Magosa. 27 bin nüfuslu ilçenin başta Maraş olmak üzere bir kısmı Rum tarafına devredilecek. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi durumunda Türk tarafında kalacak topraklara yerleşeceklerle birlikte 25-30 bin Rum bekleniyor bölgeye.
Türkiyelilerin yoğun yaşadığı bir yer Magosa. İlçe nüfusunun üçte biri Türkiyeli. CTP'li Belediye Başkanı Oktay Kayalp, referandumda Türkiyelilerin yüzde 50'sinden 'Evet' bekliyor; Kıbrıslı Türkler için ise bu oranı yüzde 70 olarak tahmin ediyor. "Türkiyeliler önce Erdoğan'ın ne dediğine bakıyor, iktidarda olduğu için" Bir de saptaması var Oktay beyin. "Bir haftadır Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı'ndan subaylar kahve kahve dolaşıyor 'Hayır' için. Eskiden herkes hazır olda dinlerdi askeri. Şimdi pek yüz vermiyorlar."

'Verecekler bir ev...'
Rum tarafında kalacak Maraş'ın merkezinde Türkiyelilerle sohbet ediyoruz. Musa Güler 42'sinde. Silifke'den gelmiş. 'Evet'çi. "30 yıl oldu, buradayız.
Hâlâ evimize ev diyemeyiz.
Önümüzü görmek istiyoruz." Ahmet Akın ise 'Hayır'cı: "Rumu içimize dolduracaklar. Şu 'Evet'çilerin bir teki bile anlaşmadan sonra ne olacağını bilmiyor. Böyle anlaşma olur mu?"
Kahveci Mustafa Gezer, düzenden memnun değil ama kuşkuları var. 75'ten beri burada. "Bize doğru dürüst bir yer göstermeleri lazım. Burası deniz kıyı
sı, bizi çöle göndermesinler."
Yalçın Okur giriyor söze. 31 yaşında. Üniversite mezunu, uluslararası ilişkilerden. Ama iş bulamadığı için babasına yardım ediyor lokantalarında: "Gazeteci olarak gelip bu insanlara görüşlerini soruyorsunuz. Ama siyasetçiler
yapmaz bunu. Onlar için oy deposuyuz biz." Masadakileri işaret edip, "Bu insanlar gelecekten kaygılı. 'Evet' de 'Hayır' da deseler olan bu insanlara olacak" diyor Yalçın. Kendisi ise 'Evet'e meyilli. "Mantığım öyle diyor."
Palm Beach Oteli'nde şef garson
luk yapan Salih Karakaş'la konuşuyorum ayak üstü. 32 yaşında, evli, üç çocuğu var. Anlaşma olursa o da evini barkını bırakıp gitmek zorunda kalacak. Ama pek kaygısı yok. "Verecekler bana bir ev, ben de ödeyeceğim yavaş yavaş. Ben de rahat ederim, ileride çocuklarım da."

'Ağırıma gidiyor'
Baflıların kahvesindeyiz. Burası silme 'Evet'çi. 51 yaşındaki Kaya Saygın, "Barış ve huzur istiyoruz" diyor. Kemal Özikizler 33'ünde. "Biz iki kez göçmen olduk. Bu şartlarda yaşamaktansa üçüncü kez göçmen olmaya razıyız. Türkiye'nin 'Evet' dediği bir plana 'Hayır' demek olmaz." Sohbet 'Hayır'cıların kornalarıyla bölünüyor. Mahalle mahalle dolaşıyorlarmış. Kahvedekiler sinirli. Saygın, "İşte bize en büyük hakaret bu. Bize vatanseverlik öğretiyorlar." Barda oturan 53 yaşında
ki Cemali Kırpala atılıyor: "Dağdan gelip bağdakini kovuyorlar." "Bak" diyor karşımda oturan 60'larındaki Mehmet bey, "Ben yedi kurşun yedim omuzumdan vatan için. Şimdi bunlar bize 'Vatanı satıyorusunuz' diyor. Ağırıma gidiyor."
71'lik Nidai dayı da 'Evet
'çi. "Geçmiş hükümetlerin hatalarını ben mi ödeyeceğim? Kendileri ödesin." Nevzat hoca giriyor içeri. Herkes onun da bir şeyler anlatmasını istiyor. Belli ki cemaatte ağırlığı var. Öğretmen. Eski TMT'ci. "Çok şey gördüm. Denktaş bu halka hiç doğru söylemedi. Bizden 'Hayır' istiyor. Oysa 'Hayır' hem Türkiye'nin önünü tıkayacak, hem Kıbrıs Türklerinin hayatını karartacak. Vurguncular bir süre daha saltanat sürer."
Doğu Akdeniz Üniversitesi kampüsündeyiz. Taner, İsmail ve Halil'le konuşuyoruz. Üçü de 'Evet'çi
: "Yurtdışına göçmek istemiyoruz. Diplomayı alıp Rum tarafında inşaatta çalışacaksak niye okuyoruz? Rumlarla rahat yaşarız. 23 Nisan'dan gördük ki Rumlar hiç bize anlatıldığı gibi değil. Bizler de onlara anlatıldığı gibi değilmişiz, öyle diyorlar... Onlara özendiğimiz yok. Ama bir o tarafa bakın, bir de bizim tarafa..."
Çimlerinde ders öncesi güneşin tadını çıkaran 18 yaşındaki Elvan'la konuşuyorum. Matematik okuyor. "Çözüm istiyorum ama içimde bir korku var. Rumlara güvenemiyorum. Bizi rahat bırakırlar mı
acaba?" Arkadaşı Hüseyin araya giriyor: "O günler geride kaldı artık, dünya barışa gidiyor."
Bakalım Kıbrıs da gidebilecek mi?

Tarihsel doğrunun 'Evet'i

H.Bülent Kahraman

23/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs konusunda neden 'Evet' denmesi gerektiğine dönük yaklaşımım bu amaç doğrultusunda çok ciddi bir gayret içinde bulunan diğer birçok kişiden bir nüansla ayrılıyor. En azından vurgularımızı değişik noktalara yapıyoruz.
Kıbrıs'ta 'Evet' denmesinin en önemli belirleyicisi, bence hazırlanan planın olumluluğundan v
e işlevselliğinden çok ortaya çıkmış durumun ve varılmış noktanın işaret ettiği zihniyet değişikliği. Bu nedenle Kıbrıs olgusu sadece Kıbrıs'la sınırlı değil. İçinde Denktaş'ın,
Ecevit'in, Bahçeli'nin, Ağar'ın, Tantan'ın, Perinçek'in ve Öymen'in bulunduğu
bu çevre, Türkiye'de belli bir zihniyeti ifade ediyor. Bu zihniyetin Annan Planı konusunda işaret ettiği hiçbir doğru yoktur demek olanaksız. Fakat, o doğrular, hatta ne kadar majör olursa olsun, artık bir anlam ifade etmiyor. Çünkü, Türkiye'de ve Kıbrıs'ta halkın önemli bölümü bu topluluğun 'simgelediği' tavra, tarza, yaklaşıma ve zihniyet dünyasına tepki duyuyor. Bu anlayışın çağın gereksinim ve beklentilerinden uzağa düşmüş olduğunu görüyor. 2002 seçimlerinde bu çevreye indirdiği şamarı bir daha vurmak için avuçlarını kaşıyor.
Bunu görmek gerek!
'Nasıl?' denirse sadece iki noktaya işaret edelim. Birincisi, egemenlik meselesi. Bugün Kıbrıs'ın bir uluslararası meşruiyeti yok. Türkiye, istediği kadar bu konuda kendisini hırpalasın gene de bir sonuç elde e
demeyeceğini biliyor. Soğuk Savaş döneminde kutuplu dünyanın bile kabul etmediği, Türkiye'nin, Azerbaycan'a bile benimsetemediği egemen KKTC, Berlin Duvarı ve 11 Eylül sonrası dünyada büsbütün Türkiye'yi sıkıştıracak. Kaldı ki, Türkiye, Kıbrıs'ta 'işgalci', 'gayrimeşru' olduğunu kendisine karşı karara bağlanan davalarla kabul etti. Loizidu davasını daha binlercesi takip edecek ve herkes biliyor ki, Türkiye sınırsız tazminat ödemeye mahkûm olacaktır.
İkincisi, içler acısı haline yüreklerimizin yandığı Ecevi
t'in, bu planın niçin işlemeyeceğini anlatırken söyledikleridir. Ecevit, aralarında hiçbir bağın bulunmadığı iki toplumun bir arada yaşayamayacağından söz ediyordu. Bu, onun, içinde yaşadığımız dünyayı ne kadar 'algılamadığının' daha somutu bulunmayacak bir kanıtıdır. Bugünün dünyası, tam da aralarında kan, milliyet, ortak geçmiş bağı olmayan toplulukların bir arada yaşamasını öngören 'çokkültürlü', 'çoğulcu' bir dönemdir. Farkların bir arada, huzur ve güven içinde yaşamasına çaba harcamayıp, bunu amaç edinmeyip, sadece bunun olamayacağını söylemek, açıkça(sı) çağın çok gerisine düşmektir.
Kıbrıs'ta durum bu. 'Hayır' yanlılarının dayanakları böyle bir dünya görüşünün, böyle bir 'eskilliğin' işareti. Dolayısıyla, sorun, Annan Planı'nın hangi olumsuzlukları i
çerdiği değil. Olumsuz ve çağdışı bir noktadan tartışmaya başlayarak bu kesimin tartışma meşruiyetini yitirmesi. Yoksa her planın doğrusu ve yanlışı mevcuttur. Bir yanlışı doğruya çevirmenin en önemli yolu, öncelikle süreci kabul etmek, tarihsel anlamda doğru bir yerde durmak, ancak ondan sonra nelerin doğru olmadığını belirtmektir. Lozan da böyleydi. Türkiye, orada, çok şey kaybederek bir şey kazandı. Çünkü, tarihin doğru yönünde duruyordu.
Son bir nokta: 'Evet' demek ve Kıbrıs'ta bugüne dek sürdürülen po
litikaları desteklememek niçin 'vatan hainliği' olsun? Niye, Türkiye'nin bugüne kadar sürdürdüğü siyasetin 'mutlak' doğruluğuna inanalım? Bunun tersini iddia etmek, körlemesine bir milliyetçilikten başka bir şey ifade etmez.
Kıbrıs'ta 'Evet' denilerek tar
ihe gömülmek istenen bu anlayıştır. O nedenle, Kıbrıs halkı cumartesi günü mutlaka 'Evet' demelidir. Bu, kişilik kazanma ve erginleşme sürecinde onun tarihsel görevidir.

24 Nisan son şans olabilir

Kıbrıs'ın konumu, tarih boyunca Kıbrıs'ın kaderinin Kıbrıslılar tarafından değil de Kıbrıslı olmayanlar tarafından belirlenmesine neden oldu

23/04/2004 RADIKAL

ARMAĞAN CANDAN, THEO GEORGIOU
Kıbrıslılar kendi kaderlerini kendi ellerine alacakları günü tarih boyunca hep beklediler. Kıbrıs adasının sahip olduğu jeostratejik konum, tarih boyunca, Kıbrıs'ın kaderinin Kıbrıslılar tarafından değil de Kıbrıslı olmayanlar tarafından belirlenmesine neden oldu. Uzun soluklu ve çok taraflı çıkar çatışmalarının bir sonucu olarak Kıbrıs siyasi olarak bugünkü ikiye bölünmüş ha
lini aldı. 24 Nisan'da ise Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için önümüzde tarihi bir fırsat bulunuyor. Adada 30 yıldır hüküm süren fiziki ayrılık ve ateşkes haline nihayet son verme şansı yakalanmış bulunuyor. 1974 yılından bu yana iki toplum arasında sürdürülen görüşmeler hep adanın yeniden birleşmesini hedeflemiş, ancak başarılı olamamıştı.

Söz sırası Kıbrıslılarda
Değişen uluslararası sistem, Avrupa Birliği olgusunun gündeme gelmesi, Doğu Akdeniz'de gerçek istikrar ortamının ancak Türk-Yunan ilişkilerinin normalleşmesi ile mümkün olabileceğinin görülmesi, Türkiye ve Yunanistan'ın
gerek iç politik dengeleri, gerekse birbirlerine ilişkin algılamalarında yaşanan değişim ve Kıbrıs'ta son bir yıldır kapıların yeniden açılmasıyla iki toplum arasında sağlanan yakınlaşma ve güven ortamının kaçınılmaz sonucu olarak 24 Nisan referandumu gündeme geldi. Bütün bu unsurlar, tarafların referanduma yönelik taahhütlerde bulunmalarında rol oynadı ve son kertede hiçbir kesim planın halkın onayına sunulmasının önüne geçemedi.

Kıbrıslılar şimdi kendi geleceklerine ilişkin olarak söz sahibiler. Kıbrıslılar ya mevcut durumun devamı ya da Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulması yönünde oy kullanacaklar. Kıbrıs'ta bulunacak bir çözümün her iki tarafı da tamamen tatmin etmeyeceği zaten biliniyordu. İki toplumlu, iki kesimli, kaynağını iki toplumdan alan tek egemenliğin olduğu federal bir sistemin her iki kesimin de kabul edip
üzerinde uzlaşmaya varabileceği yegâne çözüm olduğu da bilinen bir gerçekti. İşte 24 Nisan'da iki
halkın onayına sunulacak olan plan, yıllar süren müzakerelerden süzülerek ortaya çıkmış, her iki tarafı da en
hassas oldukları noktalarda tatmin etmeyi öngören bir uzlaşı metni. Plan belki her iki kesimde de bulunan bazı çevrelerin hayal ettiklerini tam o
larak karşılamıyor olabilir. Ancak taraflara, iyi niyete ve planı çalıştırma isteğine sahip olmaları halinde, kurulacak yeni düzeni yaşatmak için gerekli imkân ve şansı veriyor.

Plan yakınlaştırıyor
Plan her iki topluma bir arada yaşamanın gereçlerini, yeniden yakınlaşma ve işbirliği yapmanın fırsatlarını ve ortak yurtları için ortak bir aidiyet duygusu yaratabilmenin zeminini sağlıyor. Plan her iki toplumun da diğer toplumun dilini öğrenmesine imkân sağlarken, bugün Belçika örneğinde bile ulaşılamamış bi
r seviyeyi işaret ediyor. 1974'te güneye göç etmek zorunda kalmış Rumların bir bölümünün evlerine geri dönmesinin şartları yaratılırken geriye kalanlara da sürekli olmamak şartıyla eski
köylerinde ikamet etme hakkı veriliyor. Yer değiştirecek Türkler için
ise yeni yaşam alanlarının oluşturulması amacıyla yeterli geçiş süreleri tanınıyor. Rumlar mülkiyet ve tazminat konusunda önemli ölçüde tatmin edilirken Türkler de üzerinde en çok durdukları siyasi eşitlik alanında
hayati kazanımlar elde ediyor. İki oluş
turucu devletin siyasal alanda
eşit statüde olduğunun, taraflar arasındaki ilişkinin bir azınlık-çoğunluk ilişkisi olmadığının altı özellikle çiziliyor. Diğer yandan, alt yasama organı olan Temsilciler Meclisi'nde ve federal devletin yürütme organı olan B
aşkanlık Konseyi'nde Kıbrıs'ın demografik yapısını dikkate alan demokratik bir temsiliyet sağlanıyor. Ancak nüfusça kalabalık olan
Rumların Türkler üzerinde tahakküm kuramaması için de çeşitli mekanizmalar oluşturuluyor.
Tarafların güvenlik kaygıları da,
Türkiye ve Yunanistan'ın garantörlüklerinin devamı, zamana yayılan bir askersizleştirme, Kıbrıs'ın Avrupa Birliği üyeliği ile gideriliyor. Plana göre garantör ülkeler, federe devletin ve oluşturucu devletlerin toprak bütünlüğünü ve güvenliğini garanti ederken, Kıbrıs'ın Türkiye ve Yunanistan'ın mutabık kalması koşuluyla ileride tamamen askersizleştirilmesinin yolu açılıyor. Plan uygulamaya koyulduktan 18 yıl sonra ya da Türkiye AB üyesi olunca, taraflar her üç yılda bir adanın tamamen askersizleştirilmesi amacıyla bir araya gelip adadaki asker sayısını gözden geçirecekler.
Planın uygulanabilmesi için her türlü uluslararası garanti de yeni kurulacak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi kuruluşlara üye olması ile dolaylı olarak s
ağlanıyor. Annan Planı Kıbrıs'ın kendi iç düzenlemesi olmasının yanında, uluslararası bir anlaşma olma niteliği de taşıyor. Planla getirilen sınırlamalar sürekli olmamakla birlikte Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olacağı tarih de dikkate alınarak Türkiye ve Yunanistan arasındaki dengenin korunmasına özen gösteriliyor.

Halklar nefret etmiyor
Kıbrıslılar referandumda oy kullanırken 'Evet'in getirecekleri yanında
'Hayır'ın götüreceklerini de hesaba katmalılar. Bu noktada akılda tutulması gereken, tarihin Kıbrıs'taki iki toplumu bir arada yaşamaya mahkûm etmiş olduğu. Aslında Kıbrıslılar dünyanın diğer bazı çatışmalı bölgelerindeki toplumlara göre daha şanslılar. Bütün yaşanan zorluklar ve çatışmalara rağmen Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerin birbirlerin
den nefret etmesi başarılamadı. Her iki toplum da onca yönlendirme ve milliyetçi söyleme rağmen ortak yurt bilincinden saptırılamadı.
Referandumlardan çıkacak olumsuz bir sonuç Kıbrıs'ta, özellikle son bir yıldır, yeniden yeşermeye başlayan güven ortamını
n tekrardan zayıflamasına, Kıbrıslı Türklerle Rumların birbirlerine olan inançlarının zedelenmesine neden olabilir.
Sorunun bir çözüme ulaşması için olağanüstü çaba ortaya koymuş olan uluslararası topluluk da Kıbrıs'a olan ilgisini kaybedebilir. Kıbrıslı
Türklerin referandumda 'Hayır' demesi AB tam üyeliğinin getireceği faydalardan tam olarak yararlanamaması ve dünyadan izole edilmişliklerinin
önemli oranda devam etmesine neden olacak. Kıbrıslı Rumlar 'Hayır' dediği takdirde ise hiç istemedikleri halde ku
zeyin ayrı bir varlık olarak tanınmasına neden olabilecek, üyesi oldukları AB'de izole olmak tehlikesiyle karşı karşıya kalacak ve Kıbrıs'ın yeniden birleşmesinin belki de uzun bir süre önüne geçmiş olacaklar.

Kaybeden barış olur
Planın reddedilmesi ile ortaya çıkacak sonuçtan memnun olacaklar, mevcut düzenden haksız çıkar sağlayanlar, her iki kesimde de bulunan aşırı milliyetçiler ve özellikle Rum kesimindeki kilisenin bağnaz unsurları olacak. Planın reddedilmesiyle kaybedecek olanlar ise gerçekten barış
isteyen, iki toplumun yeniden bir araya gelmesi için yıllardır mücadele eden ve Kıbrıs'ın barış içindeki geleceğini kurmaya hazırlanan yeni nesiller olacak.
Kıbrıs'ı yeniden birleştirecek olan plan aslında bir son değil, bir
başlangıç. Değişen dünya koş
ulları, Avrupa Birliği üyeliği ve Türk-Yunan yakınlaşması ile desteklenecek yeni Kıbrıs'ın barış, istikrar ve refaha kavuşması bundan böyle Kıbrıslıların kendi ellerinde olacak. Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar birbirlerini dinledikleri, anladıkları ve saygı gösterdikleri ölçüde Birleşik Kıbrıs'ın ve barışın ömrünü de o derecede uzatmış olacaklar.
ARMAĞAN CANDAN/THEO GEORGIOU :Kıbrıslı araştırmacılar

Gizli Kıbrıs parolası: 555AGKB

23/04/2004 RADIKAL

SELÇUK SALİH CAYDI
'Kıbrıs konusu artık kabak tadı verdi. Şu referandum olsa da kurtulsak' diyorsanız yanılıyorsunuz. Esas pandomima bundan sonra kopacak; üstelik nerede kopacağı da biliniyor ama yazılmıyor. Türkiye'de herkes bir Kıbrıs yazısı döktürdü ama hiç kimse 555AGKB parolasına değinmedi!
Kıbrıs'ta
yapılacak referandumda Türkler ve Rumlar 'Evet' deyip Kıbrıslıların tamamı AB üyesi olunca herkes derin bir nefes alacak, Türkiye'de, Kuzey Kıbrıs'ta, hatta AB'de, ABD'de ve Yunanistan'da yüzler gülecekti. Sonra anlaşıldı ki Rumlar 'Hayır' diyecek ve dünyanın dört bir yanından uygulanan baskılara rağmen bu sonuç değişmeyecek. O zaman bir B planından bahsedilmeye başlandı.
Haklı olarak söylendiği gibi Kuzey Kıbrıs'a daha fazla ambargo uygulanması insafsızlıktı. Bu bağlamda Kuzey Kıbrıs'ın tanınmasına çalışılacaktı. Hatta bunun için basın, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev'in ağzından zorla 'tanınma' sözü duymaya çalıştı. Amerikalılar ticari ilişkiler kurmaya söz verdi, uluslararası hava trafiğine Lefkoşa'nın da eklenmesine çalışılacağı söylendi vs. Hepsi iyi,
hepsi güzel.
Ama bu yolda başka sorunlar da var. 555K, 1960 yılının meşhur parolasıydı. 27 Mayıs sürecinde hükümete karşı yapılan en etkili gösterinin sembolüydü. "Beşinci ayın beşinde saat beşte Kızılay'da" gençlik büyük bir gösteri için sözleşmişti. He
r parola gibi onun da başarısı son ana kadar saklı kalmasına bağlıydı.
Şimdi gizli tutulmaya çalışıldığından emin olduğum 555AGKB parolasının açılımına gelebiliriz: "Beşinci ayın beşinde saat beşte Ankara'da Güney Kıbrıs Büyükelçiliği'nde." Tabii 1960'dak
i parolaya sadece yazılış itibarıyla benziyor. Mayıs ayının başında, bizim 'Güney Kıbrıs Rum Yönetimi' diye adlandırarak, daha adını yazarken 'tanımadığımızı' söylediğimiz Kıbrıs'ın güneyindeki ülke AB üyesi olacak ve Ankara tarafından mecburen tanınacak. Bu devlet Ankara'ya göndereceği ilk yazılardan birinde eminim ki "Büyükelçilik açmak için bir bina tesis edilmesi.." gibi ifadeler kullanacak. İşte bence 555AGKB parolası, pandomimanın nerede kopacağına işaret ediyor.
Halbuki işler yolunda gidip Kıbrıs'ın
kuzeyi ve güneyinde de herkes 'Evet' deseydi olacaklar en başta gazetecileri sevindirecekti. Kıbrıslı Rum ve Türk diplomatlar kol kola KKTC Büyükelçiliği'ne girecek, binanın
önünde, gazeteci ordusuna sevimli pozlar vereceklerdi. Rum tarafı referandumda mızıkçılık etse bile AB üyesi olacak ve bize de, artık bu ülkeyi 'Kıbrıs Cumhuriyeti' diye adlandırmak kalacak. İyi de bu ülkenin büyükelçisi Ankara'da nerede oturacak? O Ankara'ya gelirken Ankaralı 'Hayır'cılar ne yapacak; Girne girişinde KKTC'li 'Evet'çil
eri bekledikleri gibi, Ankara girişinde de 'Hayır'cı Rum büyükelçiyi ve beraberindeki diplomatlarını mı bekleyecekler? Şaka bir yana, bu durumlar
için Türkiye'nin bir C Planı var mı?
Selçuk Salih Caydı: Araştırmacı

Verheugen bize kızmakta haksız

Annan Planı, Yaşil Hat'taki duvarı yıkmıyor, aksine ilelebet var olacak şekilde güçlendiriyor. Plan, Avrupa ve medeni dünya için bir utanç devletinin kurulmasını öngörüyor

23/04/2004 RADIKAL

AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu komiseri Günther Verheugen sorumluluk alanını ve diplomasi kurallarını aşarak patladı. Verheugen 'Evet' yanlısı olabilir, ancak bunu kibar olmayan bir üslupla dile getirdi. Öfkeli konuştu ve tehditler savurdu. Kendisine haksızlık etti. Eğer bizlerin tek seçeneği olsaydı, yani tek seçenek 'Evet' olsaydı o zaman neden referendum hakkı tanındı? Yoksa kafalarında bir şeyler mi tezgâhladılar? Bizi niye küçümsüyorlar ve rezil ediyorlar?

Artık yönetim değişti
Verheugen, Kıbrıs hükümetinin yükümlülüklerinden söz etti. Papadopulos'un kendisini kandırdığını söyledi. Kıbrıs sorununun çözümü için söz ve vaatlerin kendisine Helsinki zirvesi sonrası verildiğini belirtti ve AB'nin bu nedenle Kıbrıs'ın üyeliğini desteklediğini vurguladı. Ancak,
o zamanlar, yani 1999 ve sonrasında başkan Papadopulos değ
ildi. Yunanistan'ın da Başbakanı Karamanlis değildi. Klerides, Simitis ve Papandreu iktidardaydı. Dolayısıyla mevcut Kıbrıs hükümeti hiçbir yükümlülük altına girmemiştir. Dolayısıyla Verheugen'in hiç de ahlaki olmayan açıklamalarını anlamak mümkün değildir.
Kim vaatlerde bulundu? Kim ne gibi sözler verdi? Kim ve nasıl yükümlülükler altına girdi? Kıbrıs halkının sırtında ne gibi oyunlar oynandı? Bu sorulara kim ve ne zaman cevap verecek? Madem Papadopulos herhangi bir yükümlülük altına girmedi o zaman kim V
erheugen'e referandumda 'Evet' diyeceğimizi söyledi? Devletimize, onurumuza saygı göstermeyen kim?

Her şeyin sorumlusu Annan
Şüphesiz 'Hayır' diyeceğiz diye Verheugen bizi tehdit edemez. 'Hayır'ın mimarı, demokratik ilkeleri ve AB hukukuna karşı bir plan hazırlayan Kofi Annan'dır. Kıbrıslılar 'Hayır' diyorlar, çünkü başka seçenekleri yok. Türkler ile Rumları beraber değil ayrı yaşamaya mahkûm eden taksimci bir çözüme 'Hayır' diyoruz. Bizim için hazırlanan idam sehpasına 'Hayır' diyoruz. Verheugne'nin ülke
sinde geçerli demokrasiye dayalı bir çözüme 'Evet' diyoruz.
Annan Planı Yeşil Hat'taki duvarı yıkmıyor. Aksine ilelebet var olacak şekilde güçlendiriyor. Annan Planı yaşayabilecek ve demokratik bir devlet değil, Avrupa ve medeni dünya için bir utanç devle
tinin kurulmasını öngörüyor. (Başyazı, 22 Nisan 2004)

Akademisyenlerden 'Evet'

Üniversitelerin uluslararası ilişkiler bölümünde görevli 72 akademisyen 'Kıbrıs'ta Çözüme Evet' başlıklı bir bildiri yayımladı. Bildiride 'Annan Planı'yla kalıcı bir barış dönemi başlayabilir' dendi

23/04/2004 RADIKAL

Kıbrıs'ta Çözüme 'Evet': Kıbrıs sorunu ve Türk dış politikasını yakından izleyen Uluslararası İlişkiler akademisyenleri olarak BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin taraflara sunduğu ilk planın 'müzakere çerçevesi' olabileceğini Aralık 2003 tarihinde yayımladığımız bir bildiri ile kamuoyunun dikkatine sunmuştuk. Aradan geçen süre içinde bu çerçeve doldurulmuş ve plan tarafların onayına sunulmuştur. İsviçre görüşmeleri sonunda tarafların onayına sunulan metnin siyasal eşitlik, egemenlik, güvenlik ve garantörlük konularında Türk tarafının taleplerini karşılayacak öğeler içerdiği kanısındayız. Dolayısıyla, planın kabul edilerek adada anlaşmaya dayalı kalıcı bir barış döneminin başlatılması bugün mümkündür. Uluslararası ilişkiler alanında bilgimize ve deneyimimize dayanarak referanduma sunulan planın mümkün en iyi çözüm olduğunu, hem KKTC hem de Türkiye için çözümün artık yaşamsal bir önem kazandığını ve mevcut planın uygulanabilir bir içerik taşıdığını kamuoyunun bilgisine sunarız.
1. Doç. Dr. İhsan D. Dağı (ODTÜ, Uluslararası İlişkiler) Koordinatör
2. Doç. Dr. A. Nuri Yurdusev (ODTÜ, Uluslararası İlişkiler) Koordinatör
3. Doç. Dr. Meliha Altunışık (ODTÜ, Uluslararası İlişkiler)

4. Prof.
Dr. Ali Karaosmanoğlu (Bilkent Üni., Uluslararası İlişkiler)
5. Prof. Dr. Ömer Kürkçüoğlu (AÜ, SBF, Uluslararası İlişkiler)
6. Prof. Dr. Baskın Oran (AÜ, SBF, Uluslararası İlişkiler)
7. Prof. Dr. Ersin Onulduran (AÜ, SBF, Uluslararası İlişkiler)

8. Do
ç. Dr. Necati Polat (ODTÜ, Uluslararası İlişkiler)
9. Prof. Dr. Kemal Kirişçi (Boğaziçi Üniversitesi, Siyaset ve Uluslararası İlişkiler )
10. Prof. Dr. Ziya Öniş (Koç Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
11. Prof. Dr. Mim Kemal Öke (Beykent Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
12. Prof. Dr. Atila Eralp (ODTÜ, Uluslararası İlişkiler)
13. Prof. Dr. Fuat Keyman (Koç Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
14. Doç. Dr. Bülent Aras (Fatih Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
15. Prof. Dr. Süha Bölükbaşı (ODTÜ, Uluslararası İlişkiler)
16. Doç. Dr. Ercüment Tezcan (Galatasaray Üni., Uluslararası İlişkiler)
17. Prof. Soli Özel (İstanbul Bilgi Üni., Uluslararası İlişkiler)
18. Prof. Dr. Şule Kut (İstanbul Bilgi Üni., Uluslararası İlişkiler)
19. Doç. Dr. Şaban Çalış (Selçuk Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
20. Doç. Dr. Mine Eder (Boğaziçi Üni., Siyaset ve Uluslararası İlişkiler)
21. Prof. Dr. Binnaz Toprak (Boğaziçi Üni., Siyaset ve Uluslararası İlişkiler)
22. Doç. Dr. Gün Kut (Boğaziçi Üni., Siyaset ve Uluslararası İlişkiler)
23. Doç. Dr. Beril Dedeoğlu (Galatasaray Üni., Uluslararası İlişkiler)
24. Doç. Dr. Ramazan Gözen (Atılım Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
25. Prof. Dr. Levent Köker (Bolu İzzet Baysal Üni., Uluslararası İlişkiler)

26.
Doç. Dr. Gülgün Erdoğan Tosun (Ege Üniversitesi)
27. Prof. Dr. Yeşim Arat (Boğaziçi Üni., Siyaset ve Uluslararası İlişkiler)

28. Yrd.Doç.Dr. Tanju Tosun (Ege Üniversitesi)
29. Doç. Dr. Melek Fırat (AÜ, SBF, Uluslararası İlişkiler)
30. Dr. Selçuk Çolak
oğlu (Adnan Menderes Üni., Uluslararası İlişkiler)
31. Yrd. Doç. Dr. Berdal Aral (Fatih Üni. Uluslararası İlişkiler)
32. Doç. Dr. M. Lütfullah Karaman (Fatih Üni., Uluslararası İlişkiler)
33. Doç. Dr. Hakan Yılmaz (Boğaziçi Üni., Siyaset ve Uluslararası İlişkiler)
34. Yrd. Doç. Dr. Füsun Türkmen (Galatasaray Üni., Uluslararası İlişkiler)
35. Yrd. Doç. Dr. Zeynep Dağı (Atılım Üni., Uluslararası İlişkiler)
36. Yrd. Doç. Dr. Zeynep Gambetti (Boğaziçi Üni., Siyaset ve Uluslararası İlişkiler)
37. Doç. Dr. Mustafa Aydın (AÜ, SBF, Uluslararası İlişkiler)
38. Yrd. Doç. Dr. Muhittin Ataman (Bolu İzzet Baysal Üni., Uluslararası İlişkiler)
39. Yrd. Doç. Dr. Serhat Güvenç (İstanbul Bilgi Üni., Uluslararası İlişkiler)
40. Doç. Mensur Akgün (İstanbul Kültür Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
41. Yrd. Doç. Dr. Yüksel Taşkın (Marmara Üni., Siyaset ve Uluslararası İlişkiler)
42. Yrd. Doç. Dr. Hamit Ersoy (Atılım Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
43. Yrd. Doç. Dr. Süleyman Erkan (KTÜ, Uluslararası İlişkiler Bölümü)
44. Prof. Dr. Üstün Ergüder (Sabancı Üniversitesi)
45. Yrd. Doç. Dr. Erhan Doğan (Marmara Üniversitesi, Siyaset ve Uluslararası İlişkiler)
46. Yrd. Doç. Dr. Kemal İnat (Sakarya Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
47. Yrd. Doç. Dr. Oktay Tanrısever (ODTÜ, Uluslararası İlişkiler)
48. Prof. Dr. Ayhan Aktar (Marmara Üniversitesi, Siyaset ve Uluslararası İlişkiler)
49. Yrd. Doç. Dr. Pınar Bilgin (Bilkent Üni., Uluslararası İlişkiler)
50. Prof. Dr. Günay Göksu Ozdoğan (Marmara Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
51. Doç. Dr. S. Gülden Ayman, (Marmara Uni., Siyaset ve Uluslararası İlişkiler)
52. Prof. Dr. Haluk Günuğur
(İzmir Ekonomi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
53. Prof. Dr. Hülya Tütek (İzmir Ekonomi Üniversitesi, Uluslararası İli
şkiler)
54. Doç. Dr. Çınar Özen (İzmir Ekonomi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
55. Yrd. Doç. Dr. Hasan Baklacı (İzmir Ekonomi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
56. Doç. Dr. Ali Çarkoğlu (Sabancı Üniversitesi)
57. Yrd. Doç. Dr. Mehmet Hasgüler (Çanakkale Üni., Uluslararası İlişkiler)
58. Dr. Bahar Turhan Hurmi (Atılım Üniversitesi Uluslararası İlişkiler)
59. Prof. Dr. Atilla Yayla (Gazi Üniversitesi)
60. Y. Doç. Dr. Ali Murat Yel (Fatih Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
61. Yrd. Doç. Dr. Yücel Bozdağlıoğlu (Adnan Menderes Üni., Uluslararası İlişkiler)
62. Dr. Levent Kırval (Doğuş Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü)
63. Prof. Dr. Meryem Koray (Yıldız Teknik Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler)

64. Prof. Dr.
Deniz Ülke Arıboğan (Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
65. Doç. Dr. Nevin Ateş (Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
66. Doç. Dr. Nimet Beriker (Sabancı Üniversitesi)
67. Yrd. Doç. Dr. Birol Akgün (Selçuk Üniversitesi, Uluslararası İliş
kiler)
68. Yrd. Doç. Dr. Abdülkadir Baharçiçek (İnönü Üniversitesi, İİBF)
69. Y. Doç. Dr. Ömer Madra (İstanbul Bilgi Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler)
70. Yrd. Doç. Dr. Tanel Demirel (Çankaya Üni. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler)
71. Doç. Dr. Davut Dursun (Sakarya Üniversitesi)
72. Yrd. Doç. Dr. Ahmet Sözen (Bahçeşehir Üni., Uluslararası İlişkiler)

Güney'de 'evet'ler yüzde 30'u zor bulur

Rum kesiminde gittiğim üniversitenin öğrencileri 'kararsızım ama..." diye söze başlıyorlardı. Bindiğim taksilerin şoförleri ise 'hayırcı'ydı

MEHMET Y. YILMAZ / LEFKOŞA


Öğlen tatili sırasında Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Kıbrıs Üniversitesi'nin kantinindeyim.
Yoğun bir sigara dumanı her yeri kaplamış. Anna Visi'nin bir şarkısı çalıyor ama dinleyen de yok, gürültüden şarkıyı duyma imkânı da...
Tıklım tıklım dolu kantinde üniversite öğrencileri, dünyanın her yerindeki yaşıtlarının üniformasını giymişler: Blucin, spor ayakkabı ve tişört... Kızların göbekleri açık, oğlanların çoğunun saçı sakalı birbirine gir
miş...
Bir masaya oturuyorum. Tesadüf, Türkoloji okuyan bir genç var masada. Panikos Hristofis internet sayesinde sıkı bir Milliyet okuyucusu olduğunu söylüyor. Türkçesini geliştiriyormuş.
Referandumda oy kullanmayacak ama "evetçi" olduğunu söylüyor. Geçmi
şi unutmanın kolay olduğunu, önlerinde yepyeni bir gelecek olduğunu düşünüyor...
Sınır açıldıktan sonra bir kere Girne'ye gitmiş meraktan. Orada gördüğü insanların yaşadığı yerdekilerden farkı olmadığını söylüyor.
Artemis isimli kız öğrenci "Kararsızım ama
evet diyeceğim" diyor, hemen yanında oturan Mihalis de tam tersini: "Kararsızım aslında ama hayır diyeceğim."
Bir başka masada siyasal bilimler okuyan iki genç kız... Sarışın Marina "hayır" diyor. "Bu bizim barış planımız değil. Bush ve Blair'in planı..."

Reana ve Marina Kıbrıslı Rumlar ile Türklerin birlikte bir çözüm yaratabileceklerini düşünüyor. Plana karşı çıkmalarının nedeni adanın bölünmüşlüğünü tescil etmesinden kaynaklanıyor. "Birleşik Kıbrıs barış içinde yaşayabilir, bir arada yaşayabiliriz, ayrılmamıza gerek yok" diyor Reana.
Makarios Caddesi'ndeki "bakkal" Zisimos, Karpazlı ve plana tamamen karşı. "Dünyanın malını bıraktım Kuzey'de" diye şikâyet ediyor, "şimdi diyorlar ki üçte birini vereceğiz. Bunu kabul edemem."
Sınır açıldıktan sonra Kuzey'e
gitmiş. Türk hükümetinin ekonomi politikasını eleştiriyor: "Türkler bizden çok çalışıyor ama bizden az kazanıyorlar. Birleşirsek onlara da öğretebiliriz nasıl para kazanılacağını" diyor...
Bindiğim taksilerin şoförlerinin tümü "hayır"cı. Neden diye soruyor
um birine, "çünkü anlaşmanın uygulanacağının garantisi yok" diyor. "Denktaş gibi düşünüyorsun" deyince kahkaha atıyor.
Otobüs durağında bekleyen lise öğrencilerinin tümü "hayırcı". Kendisi de "hayırcı" olan bir başka taksi şoförü ilginç ama bu yüzden öğret
menleri suçluyor. "Okullarda düşmanlık öğretiyorlar" diyor.
Benim yaptığım minik kamuoyu araştırması burada evetlerin yüzde otuzu bile zor bulacağını gösteriyor.
MILLIYET 23/04/2004

De Soto sürprizi

Annan Planı'na Türkiye'nin haberi olmadan, "Türk savaş gemilerinin geçişlerde izin alma şartı" konduğu ortaya çıktı

UTKU ÇAKIRÖZER Ankara
CHP ve Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in ısrarlı soruları, İsviçre'de 24 - 31 Mart günleri arasında yapılan Bürgenstock görüşmelerinin kamuoyundan saklanan bir bölümünü ortaya çıkardı. Dışişleri Bakanlığı, önceki gece yaptığı açıklamada, Annan Planı'nın eklerinde, "Türk savaş gemilerinin Kıbrıs karasularından geçişi sırasında federal hükümetin ilgili bakanından izin alması şartı"nı içeren bir maddenin yer aldığını doğruladı. Açıklama, izin şartının yanı sıra bu sınırlamanın kabul edilmeyeceği yönünde BM'ye Türkiye tarafından gönderilen itiraz yazısını da, görüşmelerin bitmesinden 20 gün sonra gün ışığına çıkardı. Bürgenstock'taki görüşmelerin perde arkasını, Türk heyetinde
yer alan üst düzey bir yetkili şöyle aktardı: "Görüşmeler sırasında denizcilikle ilgili yasalar gözden geçirilirken böyle bir izin şartı yoktu. Planın taraflara verileceği gece De Soto bu maddeyi son anda eklemiş. Dönüş yolunda öğrendik. Ankara'ya döner dönmez de BM'ye yazılı itirazımızı yaptık." Aynı yetkili, savaş gemilerinin "zararsız geçişi" için izin alınması zorunluluğu bulunmadığını sözlerine ekledi. Dışişleri de, önceki gece 21.00'de yaptığı açıklamada planın ekinde yer alan federal yasalardan 47'ncisi olan "Kıbrıs'ın Deniz Alanları" yasasında "savaş gemilerinin karasularından geçişinin Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin ilgili bakanının iznine bırakıldığının doğru olduğu" açıklandı.
Ancak Türkiye'nin de BM'ye, "sadece Türkiye değil, hiçbir ülke
bu izne tabi kılınamaz. Zararsız geçiş hakkı, uluslararası hukuka göre, tüm devletlerin, hiçbir izne tabi olmadan kullandıkları bir haktır" şeklinde itirazda bulunduğu belirtildi. Açıklamada "Savaş ve ticaret gemilerimiz Kıbrıs'ın karasularından zararsız geçiş hakkını, bundan önce olduğu gibi bundan sonra da uluslararası hukuka uygun olarak kullanmaya devam edeceklerdir" ifadelerine yer verildi
MILLIYET 23/04/2004

Propaganda hız kesmiyor


SEFA KARAHASAN Lefkoşa


Kıbrıs'ta referandum için propaganda faaliyetleri bütün hızıyla devam ediyor. Yukarıdaki afişte bir bebek "Benden eveeet" diyor. Bu arada Türkiye'den gelen ve Kıbrıs Türklerini yarın yapılacak referandumda "hayır" oyu kullanmaya çağıran siyasi parti temsilcileri, KKTC polisinin engeliyle karşılaştı. Kendilerini "Kıbrıs Hatipleri" olarak tanıtan bir grup Saadet Partiliyi "hayır" propagandası içeren broşürler dağıtmaları nedeniyle gözaltına alan polis, broşür dağıtmamaları için uyardı.

AKEL'in nihai kararı umutları söndürdü

Kıbrıs Rum kesiminde yarın düzenlenecek referandumun heyecanı kalmadı. Komünist parti AKEL'in, "Annan Planı'nı desteklememe" şeklindeki nihai kararını açıklamasıyla birlikte "evet" için son umutlar da söndü. AKEL Genel Sekreteri ve Parlamento Başkanı Dimitrios Hristofyas, taraftarlarına "evet" dememeleri çağrısında bulunurken, "Biz bugün zayıf bir evet desek bile sonuç değişmeyecek. Referandumdan hayır çıkacak" dedi. Kararı BM Güvenlik Konseyi'nden çözüm anlaşmasının harfiyen uygulanacağına dair istedikleri teminatların verilmesi için aldıklarını söyleyen Hristofyas, yıl sonuna kadar Rum kesiminde yeniden referandum yapılması için çalışacağını açıkladı.

Talat: Kadehleri birlikte kaldıralım

Referandum öncesi Rumlara seslenen KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, "1 Mayıs'ta kadehleri tek başına kaldıramayız. İki taraftan 'evet' çıkmalı" dedi. Son gelişmeleri değerlendiren Talat, Türk tarafından 'evet', çıkarsa Denktaş'ın istifa etmesi gerektiğini söyledi. Talat, "Cumhurbaşkanı 'hayır' kampanyası yürütecek, halkı kendisine 'hayır' diyecek ve Cumhur-başkanı görevine devam edecek. Bu hiç uygun değil" diye konuştu. Talat, Rumların en büyük partisi AKEL'in, plana "hayır" diyeceğini açıklayarak tarihi bir yanlış yaptığını da ifade etti.

Denktaş: Allah Rusya'dan razı olsun

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs'a karar tasarısının BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya'nın vetosu nedeniyle onaylanmamasını, "Allah Rusya'dan razı olsun" sözleriyle değerlendirdi. Rusya'nın "kendilerini büyük bir felaketten kurtardığını, ABD ve İngiltere'nin oyununu bozduğunu" söyleyen Denktaş, iki taraf üzerindeki baskıların da kabul edilemez olduğunun ortaya çıktığını belirterek, Rusya'nın herkesi rahatlattığını kaydetti. Denktaş, 23 Nisan bayramı öncesinde ziyaretine gelen çocukları kabul etti.
MILLIYET 23/04/2004

Sen neymişsin be Theo!

'Barış öncüsü' Yunanlı besteci Theodorakis Rumları 'hayır' demeye çağırdı. Sahne arkadaşına şaşıran Zülfü Livaneli, 'Ani dönüşün nedenini anlamıyorum' dedi

YORGO KIRBAKİ Lefkoşa ŞÜKRAN PAKKAN İstanbul

Türkiye - Yunanistan dostluğundan öncülerinden olan ve "Kıbrıs'ta barışı görmek istiyorum" diyen Yunanlı besteci Mikis Theodorakis, Rumları referandumda "hayır" demeye çağırdı. Dostluk konserleri kapsamında birçok kez aynı sahneyi paylaştığı meslektaşının kararını şaşkınlıkla karşılayan CHP İstanbul Milletvekili Zülfü Livaneli, "Ani dönüşün nedenini anlamıyorum" dedi.
Theodorakis yazılı açıklamasında, Rumların "hayır"ını, Yunanlıların İkinci Dünya Savaşı'nda Nazilere söylediği "hayır"la eşdeğer sayacağını belirtti.
Annan Planı'nın son derece
olumsuz unsurlar içerdiğini söyleyen Theodorakis, Rumlara "evet" demeleri için yapılan dış baskıları da kabul edilemez saydığını bildirdi. Theodorakis, Annan Planı'nın arkasında ABD ve İngiliz çıkarlarının yattığını da öne sürdü.

'Barışı görmek istiyorum'
Theodorakis ile Livaneli'nin dostluğu 1990'ların başlarına dayanıyor. Türk Yunan Dostluk Derneği kurucuları arasında yer alan iki sanatçı, 9 Ağustos 1996'da "Ege'de Barış Köprüsü" ismi altında Kalimnos Adası'nda konser vermişti. Annesi Çeşmeli, babası Gi
ritli olan Theodorakis, Livaneli'yle ortak bir albüm çalışması da yapmıştı. Theodorakis, 1999'da yapılan bir söyleşide de "Türkiye ile Yunanistan arasındaki en büyük sorun Kıbrıs'tır. Eğer soruna adil bir çözüm bulabilirsek, sadece siyasi değil, aynı zamanda duygusal engeli de aşmış olacağız. Kıbrıs'ta barışı görmek istiyorum" demişti.

Livaneli anlam veremedi

Kıbrıs'ta barışı desteklediğini söyleyen Livaneli, geçen yaz Theodorakis'in eserlerini yorumlayan Maria Faranduri ile Rum kesiminde barış konseri verdiklerini anımsattı. Güney'in barışı desteklediği yönünde izlenim edindiğini vurgulayan Livaneli, "Böyle düşündüğünü bilmiyordum. Böyle durumlarda genellikle haberleşirdik. Geçen yazdan bu yana neden bu kadar keskin bir dönüş oldu, anlam veremiyorum. Bugün ne oldu, neden değiştiler, neden kuvvetle karşı çıkıyorlar, bilmiyorum" dedi.
"Hayır" kampanyasını haksız bulduğunu da belirten Livaneli, şöyle konuştu:
"Sandıktan 'hayır' çıkması, olayları daha da kötüleştirecek. Adayı sonsuza kadar bölecek. Kuzey'den 'e
vet', Güney'den 'hayır' çıkacağı artık belli sayılır. Yunan TV'si de beni referandumdan sonra canlı yayına davet etti. Orada da bu görüşleri dile getireceğim. Sonuçta bu kadar kuvvetle 'hayır' diyenlerin aslında Denktaş'a 'evet' dediklerini düşünüyorum

MILLIYET 23/04/2004

Rumlara inat daha çok evet!

AKEL, Elenizmden tam kurtulamamış. Oysa, Kuzey'deki barış hareketi ve çözümden yana sol parti ve akımlar, AKEL'e büyük umutlar bağlamıştı. Kıbrıslı bir Türk, "AKEL utansın!" diyerek başlıktaki çağrıyı yaptı


Referanduma doğru Kıbrıs - 7 / LEFKOŞA
Dipkarpaz'da güzel bir gün. Akdeniz mavisiyle iç içe olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Sadece dalgaların sesi kulağımda, o kadar. Uçsuz bucaksız, uzayıp giden bomboş sahillerin bir kenarında, kendi haline bırakılmış Mavi Deniz Oteli.
Kimsecikler yok.
Denizin hemen yanı başında bir masa ve iri barbunlar, bir kadeh de Kıbrıs rakısı... Yaşamak güzel şey! Bunu bazen yaşarken itiraf edebilmek de güzel şey... Bembeyaz köpürerek ayağımın dibine vuran dalgaların sesini dinliyorum.
Afrodit!
Aşk Tanrıçası bu dalgaların köpüğünden doğmuş olmalı... Madam Vlahos'un alaycı titreşimlerle dolu sesi kulağımda çınlıyor:
"Kuzum Hasan Cemal, Afrodit'in adasında Türklerin ne işi var?.."
Yaşasaydı, hayır mı derdi?

Aynı zihniyet sürüyor

Yunan gazeteciliğinin duayenlerinden olan Madam Vlahos sıkı bir Elen milliyetçisiydi. Türkiye'den pek hoşlanmazdı. Yunanistan'da 1967 Albaylar Cuntası'na karşı vermiş olduğu demokrasi mücadelesiyle ünlenmişti.
1980'lerin başında Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Y
ürütme Kurulu'nda birlikte çalışmıştık. Yirmi yıl önce bir gün Kıbrıs konusu açıldığında, işte bana dönüp "Afrodit'in adasında Türkler ne arıyor?" diyebilmişti.
Bu zihniyet Rumlarda hala ağır basıyor. Solcusunda da sağcısında da öyle. Güney'de yıllardır 'b
arış hareketi'nin başını çeken ve Komünist gelenekten gelen AKEL'in bu zihniyetten, Elenizm'den tam kurtulamadığı yarınki referandum için hayır demesinden de anlaşılıyor.
Oysa, Kuzey'deki barış hareketi ve çözümden yana sol parti ve akımlar, AKEL'e büyük u
mutlar bağlamıştı. Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri ve Başbakan Mehmet Ali Talat'la olsun, Barış ve Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Akıncı'yla olsun, bütün sohbetlerimde AKEL'in sonunda 'evet'e sahip çıkacağını düşünüyorlardı. Güney'de çıkan ve yüksek oranlı hayır sonucu veren anketlere de fazla kulak asılmıyordu. Bunların müzakere masasında Rum tarafının elini güçlendirmek için yapılan abartılı anketler olduğu belirtiliyordu. Klerides'in sağcı DİSİ partisiyle, Hristofyas'ın AKEL'in günü geldiğinde evete sahip çıkacaklarına neredeyse kesin gözüyle bakılıyordu.
Klerides yanıltmadı.
Ama Hristofyas çark etti.
Dün öğle vakti bu satırları yazarken Kıbrıs'ın önde gelen gazetecilerinden biri, Hristofyas'ın televizyon açıklamalarını dinledikten sonra tepkisi
ni aynen şöyle dile getirdi:
"Lanet olsun!"
BM Güvenlik Konseyi'ndeki Rus vetosu ile birlikte AKEL'in hayırda karar kılması Kuzey'de, çözümden yana sol partilerde ve barış hareketinin içinde tepki ve düş kırıklığını doruklara taşıdı.
Bir başka meslektaşım
şöyle dedi:
"AKEL utansın! Bunca yıl barış hareketini birlikte götürmeye çalıştığımız AKEL ne yazık ki tarihi bir fırsatı kaçırdı. Tarihi bir hatanın altına imza attı. Bundan sonra yapılacak olan, AKEL'e inat, Rumlara inat Kuzey'de daha çok evettir. Kıbrıs
lı Türkler olarak Kuzey'den yüzde 60'ın üzerine çıkmalıyız."
Nasıl tamir edilir bilemiyorum.
Kıbrıslı Türklerin kalbinde birden çok telin koptuğu gözle bile görülüyor. Biraz deşince genel kabul gören bir düşünce kendini hemen ele veriyor:
"AKEL'de bile Tür
klerle ortak devlet reddediliyor. Yeni bir devletin çatısı altında Türklerle ortaklığı içlerine sindiremiyorlar, yazık!"
Bir kenara yazın:
Bu duygu ve düşünceler, eğer önümüzdeki yakın dönemde gereken özen gösterilmezse, adanın bütünleşmesine değil, 'taksi
m'ine, yani bölünmesine katkı yapar. Bu noktayı önemseyenler, daha ihtiyatlı, daha soğukkanlı tutum tavsiye ediyorlar. İleride diyalog kanallarını torpilleyecek tepkilerden kaçınılması gerektiği belirtiliyor.

Hızla yapılması gerekenler

Aklın yolu böyle diyor.
Ancak, Kıbrıs'ta aklın yolunda yürüyebilmek için özellikle 'uluslararası toplum'un 24 Nisan referandumundan sonra, hafta başından itibaren hızla yapması gerekenler var.
Bu bakımdan özellikle Avrupa Birliği'ne düşen görevler olmalı. 1 Mayıs'tan, yani R
um yönetimi AB'nin yetkili organlarında yerini almadan önce Kuzey Kıbrıs'a dönük bazı adımlar atmalı, Kıbrıslı Türklerin cezalandırılmayacağını, tersine ödüllendirileceğini ve artık Rumların bazı bedeller ödemesi gerektiğini cümle aleme göstermelidir.
AB g
ereğini yapacak mı?

İzolasyon bitecek mi?

Kıbrıs Türk tarafı ambargodan, izolasyondan sıyrılmaya başlayacak mı? Rumlarca aldatıldığını itiraf eden Verheugen'ın tepkisi lafta mı kalacak, yoksa Kıbrıs Türklerine umut ışığı yakacak eylemlerin ipuçları 1 Mayıs'a kadar verilecek mi?
Sorular çok fazla...
Güney'de hayırın kesinleşmesi, ezberleri bozdu çünkü... Şimdi bir sürü yanıtsız soru işareti yalnız Kıbrıs'ta değil, Ankara'da, Atina'da, AB ve ABD'de zihinlere çengelini asmış durumda...
Evet, Güney'den hayır çıkınca ne olacak? Ama bu sorudan önce, Kıbrıslı Türk meslektaşım gibi ben de Rum'a inat daha çok evet diliyorum Kuzey Kıbrıs için...
Kıbrıs yazıları devam edecek.
HASAN CEMAL MILLIYET 23/04/2004

Güney'de 'Hayır' kesin, 'tonu' merak ediliyor

Yaşamımda ilk kez Kıbrıs Cumhuriyeti'ne (Yani bizim Kıbrıs Rum Kesimi dediğimiz yer) ait bir devlet dairesine girdim ve karşımdaki duvarda çerçeveletilmiş kocaman bir Makarios fotoğrafını görünce de şaşırdım.
Aslında şaşırmamam gerekirdi, Makarios'un fotoğrafının eski C
umhurbaşkanı olarak bir devlet dairesine asılmasında elbette bir gariplik yoktu. Ama bütün çocukluğum boyunca rahmetli anneannem ne zaman yaramazlık yapsam beni "Makarios'a vermekle" tehdit etmişti. Freud'un haklılığının bir örneği daha diye düşündüm, çocukluk travmaları kolay atlatılmıyor!
Güney Kıbrıs'a geleli daha 24 saat olmadı ama geçmiş travmaların kolay unutulmadığının tek örneğinin ben olmadığımı görmem için bu kadar süre bile yetti.
Larnaka Havaalanı'ndan çıkar çıkmaz ilk dikkatimi çeken şey, kocam
an bir sokak panosu oldu.. Dev afişin üzerinde bir tank, tankın üzerinde bir Türk bayrağı ve neredeyse bir insan boyundaki harflerle yazılmış bir "Oxi!".. (Ohi okunuyor, h'yi "ğh" gibi seslendireceksiniz, hayır anlamına geliyor.)
Buna her yerde sıkça rastl
amak mümkün.. İlk "nai" ("ne" okunuyor, evet anlamında) afişine rastlayana kadar sanırım en az yirmi tane "hayır" afişi görmüş olmalıyım...

Türkiye'ye güvenmiyorlar
Afişlerin sayısı bile referandumdan Güney'de hangi sonuç çıkacağına dair yeterli bir fikir verebiliyor.
Sabah bindiğim bir taksinin şoförü otomobilin açık camından, kızlı erkekli lise öğrencilerine doğru maç tezahüratı yapar gibi bağırıyor: Ohi, ohi, ohi!
Neden "hayırcı" olduğunu soruyorum: Derin bir tahlil yapıyor! Amerika'nın Ortadoğu'yu ele
geçirme projesinden, İngiltere'ye karşı verilen bağımsızlık mücadelesinden, Türk askerinin adayı hiç bir zaman terk etmeyeceğinden söz ediyor.. "Burası Kıbrıs, Yunanistan da karışmasın, Türkiye de karışmasın" diyor, "Bizim Kıbrıslı Türklerle sorunumuz yok, onlarla birlikte yaşayabiliriz.."
Benzer sözleri "hayırcı" olduğunu söyleyen hemen herkesten duyuyorum.
Derin bir güvensizlik var Türkiye'ye karşı. Anlaşmanın uygulanmayacağından, Türkiye'nin AB üyesi olsa bile günün birinde fikrini değiştirebileceğinden
söz ediyorlar. Tayyip Erdoğan'ın barış çabalarını takdir ediyorlar ama kafalarının bir köşesindeki şüpheyi yenemiyorlar: Ya bir gün Türkiye'de Devlet Bahçeli gibi düşünen birisi başbakan olursa?

'Hafızalar' da farklı
"Hayırcı"ların gazeteye verdikleri bir ilan var.. Üzerinde Erdoğan, Gül ve Orgeneral Özkök'ün fotoğrafları olan bir ilan.. Üzerinde şöyle yazılı: İşte garantörlerimiz! İlanın altında bir de espri yapılmış: Onlara güvendiğimiz için "evet" diyoruz!
Sabah karşılaştığım kişilerin çoğu devlet memur
u.. Hepsinin görüşü anlaşmadaki garantilerin yeterli olmadığı.. Derogasyonların AB üyesi olmuş bir ülkede neden gerekli olduğunu soruyorlar.. Türklerle bir arada yaşayabileceklerini söylüyorlar. Annelerinin en iyi arkadaşlarının zamanında bir Türk olduğundan, birlikte yoğurt, ekmek yaptıklarından söz ediyorlar.
Kimse 1963 ile 1974 arasında yaşananları hatırlamak istemiyor belli ki..
Burada hatırlanmak istemeyen şey, adanın kuzeyindeki birçok kişi için "hiç unutulmayan" olaylar olarak hafızalarda hâlâ..
Görü
lüyor ki her iki kesim için de asıl sorun, "empati"nin yeterince gelişmemiş olması.. "Ben onların yerinde olsaydım?" sorusunu kimse sanırım kendisine sormuyor.. Sonuç: İki tarafın da "hayırcı"ları, anlaşmadaki güvenceleri yeterli bulmuyor.

Umut, 'yumuşak hayır'da
Gördüğüm şeylerden biri de şu ki, AB'nin, Amerika'nın ve İngiltere'nin planın kabulü yolunda yaptıkları baskılar halkta olumsuz bir etki de yaratıyor. "Bıraksınlar da kararımızı biz verelim" diyenlerin sayısı hiç de az değil.
Sokaklardaki afişlere bakarken bir şey dikkatimi çekiyor: Annan'ın adı hepsinde "Anan" olarak yazılmış.
Türkiye'deyken, Rauf Denktaş'ın "Annan Planı"ndan söz ederken neden "Ananın planı" dediğini bir türlü anlayamıyordum. Bunu planı aşağılamak için yapılmış bir kelime oyunu gi
bi görüyordum.
Demek ki Kıbrıs'ta "Annan"a, "Anan" demekte bir gariplik de yokmuş!..
İlk gün izlenimlerim, BM Güvenlik Konseyi'ndeki Rus vetosunu da duyduktan sonra netleşiyor: Burada referandumdan "hayır" çıkacağı kesin gibi..
Şimdi merak edilen tek şey ş
u: Bu ezici bir çoğunlukla seslendirilen "güçlü bir hayır" mı olacak, yoksa "evet"lerin de hatırı sayılır bir orana ulaşmasıyla ortaya çıkacak "yumuşak bir hayır" mı?
"Bir ikinci şans" daha olacağını söyleyenlerin umudu "yumuşak bir hayır" çıkacağı yolunda
.
Öyle görünüyor ki New York zirvesinde varılan mutabakattan sonra Kıbrıs sorunu çözüldü diye sevinenler, çok acele etmişler!
MEHMET Y. YILMAZ MILLIYET 23/04/2004

AB ve ABD'nin samimiyeti

LEFKOŞA
Kıbrıs'ta yarın yapılacak referandum Kuzey'de "evet", Güney'de "hayır" biçiminde sonuçlanırsa ne olacak?
KKTC'de, hem "evet"çilerin, hem de "hayır"cıların bu soruya verdikleri yanıt hemen hemen aynı:
"Eğer sonuç böyle çıkarsa, sonrası için AB'nin ve ABD'nin samimiyet sınavına dönüşür. Rumların plana hayır demeleri
halinde AB ve ABD, Türkiye ve Türk tarafına verdiği sözleri tutmalıdır. Türkiye'ye müzakere tarihi verileceği daha açık biçimde ifade edilmeli, KKTC'ye uygulanan ambargolar da kaldırılmalıdır. KKTC'nin tanınması da gündeme gelmelidir. Ankara bu yönde atağa geçmelidir."
Kıbrıs Türkünün beklentisi haklı olarak böyle...
Tabii, sonuç Kuzey'de evet, Güney'de hayır olursa...
AB, Güney Kıbrıs'tan ve özellikle de AKEL'den "hayır" beklemiyordu. Rum kesiminin 1 Mayıs'ta AB üyesi olacağını garanti ederek Türkiye ve T
ürk tarafını her koşula razı edeceklerini planlamışlardı. Türkiye ve KKTC hükümetleri açısından başarılı da oldular.
Ancak bu kez ummadıkları taş baş yardı. AKEL "hayır" dedi.
Verheugen de "Rumlar beni aldattı" açıklaması yapmak zorunda kaldı. Oysa, Rumlar
a hiçbir yaptırım hissettirmeden, AB üyeliği garanti edilince, hayır eğilimine gireceklerini tahmin etmek zor değildi. AB ve bu politikanın mimarı Verheugen, kendi oyunlarına gelmiş oldular.
Türkiye'ye istediklerini yaptırabildiler ama Rumlara yaptıramadıl
ar. Oysa, AB'nin "iki evet"i garanti altına almasının yolu Güney Kıbrıs'ın AB üyeliğini bu sonuca bağlamaktı. Nasıl, Türkiye'ye müzakere tarihi vermeyi "evet"e bağladılarsa, Rumların üyeliğini de bağlayabilirlerdi. Buna gerek görmediler. Türkiye'ye ve Kıbrıs Türküne açıktan sopa göstermeyi yeterli buldular.
Eğer Güney Kıbrıs'tan hayır çıkarsa, AB ve ABD için gerçekten bir samimiyet sınavı başlayacak denilebilir.
Bakalım, AB ve ABD, KKTC'ye uygulanan ambargoyu kaldıracaklar mı? KKTC'de temsilcilik açacaklar
mı? Yatırım yapacaklar mı? KKTC'yi tanırız diyen "dost ve kardeş" ülkeler tanıyacaklar mı?
Yoksa, yine Rumlara bakarak mı hareket edecekler?
Güney Kıbrıs, AB üyesi olduktan sonra, Türkler aleyhine daha ağır planlarla ortaya çıkıp buna da "evet" diyeceksini
z, baskısı mı yapacaklar?
Güney hayır derse, kısa sürede bu soruların yanıtları da belli olacak.
FIKRET BILA MILLIYET 23/04/2004

Rumlar 'hayır'da hayır görüyorlar!


REFERANDUM veya seçimler öncesinde, sonuç hakkında kesin bir şey söylemek daima risklidir; "ama Kıbrıs Rum kesiminden yarın bir "hayır" ("ohi") çıkacağını tahmin etmek artık hiç de zor değil.
Burada yetkililer, yerli ve yabancı meslektaşlar ve "sokaktaki adam"larla yaptığımız görüşmelerin ışığında, diyebiliriz ki Rum tarafının "evet" ("ne") dem
esi olasılığı çok çok zayıf (veya nerede ise hiç yok)...
Bir ara ibrenin hafifçe "ohi"den "ne"ya kaymakta olduğu görüldü, ama son 24 saatte bu da durdu. "Hayır"dan hayır bekleyenlerin sayısı o kadar fazla ki, bir yabancı gözlemcinin deyişi ile "evet"in çık
ması için "bir mucize" gerek...
O da pek görünürde yok doğrusu. Referanduma 24 saat kala "evet" lehinde artık "hayır kalmadı"! Şöyle ki:
• Cumhurbaşkanı Papadopulos ve partisi kesin "hayır" diyor.
• Hükümet ortağı (ve yüzde 35 destekli) AKEL, özellikle ist
ediği garantilerin verilmemesi ve BM Güvenlik Konseyi'nden bu yönde bir karar çıkmaması sonucunda "hayır" cephesinde yer alıyor. Gerçi bazı AKEL mensupları - hatta bakanları - "evet" denmesinden yana; ama çoğunluk "ohi"ci...
• Yüzde 30 destekli anamuhalefe
t DİSİ, aslında "evet"in tek güçlü sesi. Ama bu partiden de çatlak ("ohi") sesleri gelmeye başladı. Lefkoşa'da aynı gün DİSİ'nin iki ayrı mitinginde, iki zıt görüş ifade edildi.
• EDEK ve diğer ufak partiler de "hayır"dan hayır bekleyenlerden...
• Tabii "e
vet" için yoğun bir kampanya yürüten bazı kuruluşlar var. Ama örneğin basını ele alırsak, gazetelerin (ve hele TV'lerin) az bir kısmı "evetçi".
Tablo bu işte. Bu nedenle, burada hiç kimse, "evet" lehinde bahse girmeyi kabul etmiyor!..
***
PARTİLERİN (ve yö
netimin) tavrı, aslında kamuoyunun büyük kısmının eğilimini yansıtıyor. Yani açıkçası halkın çoğunluğu Annan planını ve ona dayalı çözüm şeklini hiç istemiyor.
Gene burada çeşitli insanlarla yaptığımız görüşmelerin ışığında halkın böyle bir eğilim ve düşün
ce içinde olmasının nedenlerini şöyle özetleyebiliriz:
• Genel kanı, bu çözüm planının Türkiye'ye hoş görünmek isteyen ABD'nin ve onun dümen suyundan giden BM'nin çabası ile "Türk tarafını tatmin edecek biçimde" hazırlandığı ve Rumlara "metazori" kabul ett
irilmek istendiğidir.
• Rumların çoğu, özellikle 1974 müdahalesini ve sonraki gelişmeleri unutmuyor ve bu duygular içinde Türkiye'ye güvenmiyor. Burada hala bir "Türkiye korkusu" - ve dolayısı ile Türk tarafına karşı bir güvensizlik - hakim. Bir Rum aydını
şöyle diyor: "İleride Ankara'da neler olacağı, kimin hakim olacağı ve Annan planının uygulanmasına izin verip vermeyeceği belli değil 'hayır' demenin riski 'evet' demekten çok daha az"...
• "Hayır" yankıları, Rum kesiminin yüksek refah düzeyini (fert başı
na milli gelir 17.000 dolar) ve özellikle AB üyeliğini, her şeyin üstünde sayıyorlar. Yani biz bunlara "peki, 'hayır' derseniz, adanın bölünmüşlüğü tescil edilir, Yeşil Hat hudut olur, birleşik Kıbrıs'ın avantajlarını kaybederseniz" dediğimizde, tepkileri "ne yapalım, öyle olsun, bari biz AB'de oluruz" şeklinde oluyor. Veya bazısı şöyle düşünüyor: "Başta tabii bizim aleyhimizde bir hava esecek; ama daha sonra AB çözüm için gene devreye girecek"...
• Tabii "evet"çilerin görüşü farklı. Onlar çözüm ve huzur iç
in referandumu son fırsat sayıyor. Aksi halde "taksim"in gerçekleşeceğini, bunun Rumların güvenlik kaygıları açısından da hiç lehinde olmayacağını söylüyor.
***
RUM kesiminde "ohi" ile "ne" yankıları günlerce bu karşıt argümanları tartıştı. Dün gece yarısı
da "propaganda" süresi doldu.
Bugün artık "aleni" tartışma yok. Yarın için son zihin jimnastiği veya vicdan muhasebesi var...
Başta belirttiğimiz gibi, genel kanı "hayır"ın ağır basacağıdır. "Matematiksel" olarak öyle görünüyor. Ama AB, ABD ve BM'den gele
n son ağır baskılar, halkı - sandıktan "evet" çıkmasını sağlayacak ölçüde - etkiler mi?
Buradaki çoğu gözlemci gibi ben de bu konuda bahse girmek istemem doğrusu!..
SAMI KOHEN MILLIYET 23/04/2004

İstanbul'dan Rumlara canlı yayın yapılırdı


BİZİM gazeteler, habere pek yüz vermediler ama, televizyonlarda, bayağı yer buldu.
Avrupa Birliği komiseri, Verheugen'i, Kıbrıs'taki Rum televizyonları konuşturmamışlar. Suratsız Alman, Annan planına "Ohi!" yani hayır demeye hazırlanan Rumları, ikna etmek için televizyon
larda konuşacakmış, Rumlar bu defa kendisine "Ohi!" demişler.
Doğrusu ayıp etmişler!
Adam derdini anlatamamış.
* * *
LAKİN işin, esasına bakarsanız onda da kabahat var; madem Rumlar sana televizyonları açmıyor, atla gel Türkiye'ye, her işin bir çaresi bulu
nur.
Türkiye'deki Karen Fogg'un hempaları ne güne duruyor, televizyonları Kıbrıs Rum kesimine bağlarlar, canlı yayın yaparlardı.
"Nereden çıkarıyorsun bunları?" diyeceksiniz.
Nereden çıkaracağız, kendi mektuplarından...
Bunlardan biri, "Sevgili Karen"e "e
- mail" ile şu teklifi yapmıştı:
"Mr. Verheugen'in şubatta İstanbul'da olacağını öğrendim. Evimde yüksek düzeyde, ya da en üst düzeyden gazetecilerle özel toplantıyı yeniden öneriyorum. Ne diyorsun?"
Verheugen'i evine davet edip, üst düzey gazetecilerle bu
luşmasını, konuşmasını sağlamaya gönüllü olanlar, böyle bir fırsatı kaçırır mıydı? Varsın Rumlar, Verheugen'e ekranları kapasınlar, o İstanbul'dan öyle bir canlı yayın yapardı ki!
Kıbrıs Rum kesimine, İstanbul'dan canlı yayın yapılır, Verheugen konuşur, ak
şama da "Kör Agop"ta kafalar çekilirdi.
* * *
BU yemeğin şeref konuğu da Karen Fogg olurdu!
O artık Türkiye'ye gelemez mi?
Haydi canım siz de, Karen Fogg, Türkiye'ye gelmek isteyecek de kim engel olacak?
Onun adı Rauf Denktaş mı ki, Başbakan "Buraya gelme,
Kıbrıs'ta ne konuşursan konuş!" desin...
* * *
VELHASIL, hem Verheugen, hem de buradaki hempaları çok büyük bir fırsatı kaçırdılar...
Düşünün İstanbul'dan, Güney Kıbrıs'a canlı yayın... Bu ne büyük olaydır, Avrupa bu başarıyı ödüllendirmez miydi?
Yazıklar
olsun!
HASAN PULUR MILLIYET 23/04/2004

Barışa evet


24 Nisan referandumu öncesinde Kıbrıs'ın geleceğine ilişkin siyasi eğilimler önemli ölçüde netleşmiş gözüküyor.
Kuzey'deki Türkler 'evet', Güney'deki Rumlar 'hayır' demeye hazırlanıyor. Kamuoyu yoklamalarına göre evet ve hayırcı oylar adanın iki kesiminde yüzde 65'lerde çıkabilir.
Annan planı reddedilirse sadece Rumların temsil edildiği Kıbrıs Cumhuriyeti 1 Mayıs'tan itibaren AB ülkesi haline gelecek.
Denktaş, Türkleri referandumda 'evet' demeye yönlendi
rmek üzere bir tuzak kurulduğuna inanıyor ve AKEL'in BM'den garanti isteğini bile referandum manevrası olarak görüyordu. BM Güvenlik Konseyi'nde Rusya'nın Kıbrıs'la ilgili kullandığı 'veto'dan sonra gerçek durum bir kez daha anlaşıldı ki, Annan planı asıl Rumların işine gelmiyor. Çünkü 24 Nisan'da referandumdan evet çıkarsa 30 yıldır tanınmayan KKTC, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin eşit, kurucu ortağı olarak AB üyesi haline gelecek. Adadaki Türkler iki kesimliliğinin korunduğu Kuzey'de egemen halk olarak, hem ortak devlette temsil meşruiyeti kazanacaklar, hem de uluslararası toplumda tanınacaklar. Üstelik, Türkiye'nin garantörlüğü ve adadaki askeri varlığı da AB üyesi oluncaya dek korunacaktı.
Papadopulos yönetimi, Kıbrıs'ta 1 Mayıs'tan itibaren 'tek başına'
kullanacağı hakları Türklerle paylaşmamak için çözüme yanaşmadı. Son anda Rusya'yı devreye soktu.
AKEL de aynı şovenist dalgaya kapılarak, referandumda 'hayır' oyu kullanacaklarını açıkladı.
Peki Denktaş'ın politikası Kuzey Kıbrıs'a ve Türkiye'ye ne kazan
dıracak?
AB üyesi Güney'in zamanla Kuzey'i ekonomik açıdan yutmasına nasıl engel olunacak? 2004 sonunda AB'den müzakere takvimi bekleyen Türkiye Kıbrıs'ta çözümsüzlük nedeniyle yeni bir haksızlığa uğrarsa 'kaçan fırsat'ın tarihi sorumluluğunu kim üstlenece
k? Denktaş, 'Allah Rusya'dan razı olsun' diyebiliyor!
Siyasi iktidar, Kıbrıs'ta çözümün önünü açmak için büyük risk üstlendi ve Davos süreciyle başlayan 'bir adım önde gitme' siyasetinin arkasında durdu. AB Komiseri Verheugen Rumlar tarafından 'aldatıldığı
nı' itiraf ediyorsa bu Ankara'nın izlediği diplomasi sonucudur. Türkiye ilk defa çözümü savunan taraf haline gelmiş, Güney Kıbrıs ve Yunanistan AB'nin iyi niyetini sömüren, kalıcı barışı engelleyen duruma düşmüşlerdir.
Türkiye Kıbrıs'ta üzerine düşeni yaptı. Sözünü tutma süreci AB'de. Türkiye ile 2005'te tam üyelik müzakerelerine başlanması, Kıbrıs'ı eninde sonunda birleştirecektir.
Bu duygularla Kıbrıs'ta barışa 'evet' diyoruz. Son söz halkların!
DERYA SAZAK MILLIYET 23/04/2004

Rumlar hayır demeye hazır

GÜNEY KIBRIS

Bilimsel bir araştırma yapmanıza gerek yok. Sokakta dolaşmanız yetiyor. Rumların kafaları çok karışık. Annan planının neler getirip, neler götüreceğini bilemiyorlar ve işte en büyük korkuları da bu : Bilinmeyenlerden korkuyorlar.
Şu anda ellerindekini biliyorlar ve bugünkü refahlarını kaybedeceklerini sanıyorlar. Yön göstermeleri için siyasi liderlelerine döndükleri zaman da, statükonun devamını isteyen HAYIR'cı cephenin etkili kampanyasıyla karşılaşıyorlar.
EVET'çiler çok geç kalmışlar. Kampan
yaları etkisiz.
Rum toplumu bir çözüm olabileceğine hiç inanmamış. Çözüm için ortam hazırlanmamış, "Nasıl olsa Türk tarafı hayır der" diyerek kendilerini oyalamışlar. Ankara ilk defa bu oyunu bozunca Rumlar açıkta kalıvermiş durumdalar.
Bu beklenmedik sonu
çta, AKEL'in tutum değiştirmesi hayati rol oynamış durumda. Her ne kadar "son dakikaya kadar birşey belli olmaz. Tarafsızların sayısı yüksek. Onların kararları önemli" deniyorsa dahi, bir mucize olmazsa veya AKEL birden bire tutum değiştirmezse, Güney'den HAYIR çıkacağına mutlak gözüyle bakmak gerekiyor.
Rum toplumundaki şaşkınlığı her yerde görebiliyorsunuz. Sık sık "Bu plan biraz daha değiştirilsin, ilerde kabul ederiz" cümleleriyle karşılaşıyorsunuz.
Neyi bekliyorsunuz, sorusuna her kafadan ayrı bir ses
çıkıyor.
Kimi, Türkiye'ye güvenmediklerini Ankara'nın plana uymayacağını, askerini çekmeyeceğini ileri sürüyor.
Kimi, bu planın emperyalist güçler tarafından (ABD ve İngiltere) sırf Türkiye'yi memnun etmek için hazırlandığını, küçücük Kıbrıs'ın direnmesi g
erektiğini söylüyor.
Diğerleri, 40 yıllık devletlerini kaybedeceklerini, refahlarını Türklerle paylaşmak zorunda kalacaklarını vurguluyorlar.
Özetle, Rum toplumu hazır değil. Bu havanın değişmesi de son derece güç görülüyor.
Rumlar yarın akşam pişman olaca
klar.
"Biz ne yaptık?" diye dövünecekler.
Ancak artık çok geç olacak.
Türk tarafı da kaybedecek, ancak Rumlar Kıbrıs'ı kendi elleriyle bölecek ve siyasi liderlerinin uzun yıllardır kazdıkları tuzağa düşecekler.
Yine tekrarlamak gerekirse, kendi düşen ağlam
amalı...

* * *

RUMLAR BİZLERİ KOMPLEKSTEN KURTARACAK

Kıbrıs Rumları HAYIR oyu vererek bir açıdan bizlere çok yardımcı olacaklar.
Acaba yanlış mı düşünüyorum?
Eğer sizlerde benim gibi, yıllarca Uluslararası toplantılarda, konferanslarda veya Uluslararası Parlamentolarda bir Türk gazeteci-gözlemci olarak Kıbrıs sorununu izleseniz veya tartışmacı olsaydınız, şu anda duyduğum rahatlamayı mutlaka benimle paylaşırdınız...
Hepimiz kompleks duyardık.
Hem haklıydık, hem de haklı olduğumuzu anlatamazdık.
1974 müdah
elesi son derece haklı bir gerekçeye dayalı idi. Türkiye özellikle 1 inci harekatta (2 incisinde değil) bütün dünya tarafından desteklenmişti.
Ancak yine de, yıllar içinde ne istilacılığımız, ne küçücük bir ülkeyi yok etmek isteyen emperyalist güç olarak n
itelenmemiz kalmıştı. Rum lobisi dünyanın neresinde bir Türk politikacı veya gazeteci yakalasa canına okumuştu.
Kendileri yetmiyormuş gibi, Ermenileri ardından da Kürtleri kışkırtmışlar ve tam bir cephe kurmuşlardı. Nereye gidilse, nerede Türk bayrağı görü
lse, bu cephe orada karşımıza dikilirdi.
"Katiller hesap verin..."
Protestolar hala kulağımda çınlar...
Ooh...
Yarın akşamdan itibaren artık hepimiz rahatlayacağız.
Kıbrıslı Rumlar HAYIR deseler de, EVET oyu kullansalar de, artık bu kabus bitiyor.
BM'de ka
zanılamayan oylamalar olmayacak.
Avrupa Parlamentosu veya Avrupa Konseyinde Rum-Yunan veya bazı Avrupa Parlamenterler tarafından dövülmeyeceğiz.
Kıbrıs Rumları HAYIR derlerse, bizi artık işgalcilikle suçlayamayacaklar... EVET edrlerse de söyleyecek lafları
kalmayacak.
Bugüne kadar bu moral lüksünü Rumlar ve Yunanlılar yaşadılar, bundan sonra ise biz yaşayacağız.
Bu kadarı dahi, dıyarda Türkiye için titreyen kalplere yeter...
Gerisini artık Kıbrıslı Rum liderlik düşünsün...
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 23/04/2
004

Veto ABD’yi çok kızdırdı

Kasım CİNDEMİR/WASHINGTON

Rusya’nın, BM Güvenlik Konseyi’nde Kıbrıs tasarısını veto etmesi ABD’yi kızdırdı. ABD’liler Rusya’yı kara para aklamakla suçladı.

Rusya’nın, BM Güvenlik Konseyi’nde, Kıbrıs’ta silahsızlanmayı öngören karar tasarısını veto etmesi ABD Yönetimi’ni deliye çevirdi. Washington, Rumlar’ın hayır demesi sonucu Ada’da çözüm olmazsa, dünyanın KKTC’nin tanınmasını gündeme alması ve tartışması gerektiğine inanıyor.

Hürriyet’in konuştuğu ABD kaynakları, ‘
Bu veto, Kıbrıs’ın güneyinde kara para aklayanların vetosudur. Suçtan başka vizyonu olmayanların vetosudur’ diye konuştular. Aynı kaynaklar, ‘hayır yanlısı’ Rum lideri Tasos Papadopulos’un ‘Rusya’nın adamı’ ve ‘Sırp Kasabı’ Slobodan Miloseviç’in avukatı olduğunun da altını çizdiler.

Bir ABD yetkilisi, Türk Hükümeti’nin, verdiği bütün sözleri yerine getirdiğini, Ada’da çözüm için Annan Planı’nı desteklediğini ve Avrupa Ailesi’ne ait olduğunu da kanıtladığını söyledi. Üst düzey bir diğer ABD yetkilisi ise aynen şö
yle konuştu:

‘Kıbrıs Türk tarafı evet, Rum tarafı da hayır derse. Türkiye ve Türk tarafı barıştan yana çözümden yana olduğunu tüm dünyaya göstermiş olacaktır. Bu çok güzel. Kimin barış ve çözüm istediğini bütün dünya görmüş olur. Ondan sonra, Kıbrıs Türk tarafının tanınması konusu tartışılmalıdır. Kuzey’e uygulanan ambargolar kaldırmalıdır.’

Rusların 40 milyar dolar kaygısı

RUSYA’nın Annan Planı’nı destekleyecek Kıbrıs tasarısını BM Güvenlik Konseyi’nde veto etmesinin altında, Rum kesiminde bulunan 40
milyar dolar sermayesi ile ilgili kaygılarının yattığı iddia ediliyor. Rusya, Irak krizinde bile yapmadığı davranışla, 10 yıldan beri ilk defa BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkını kullandı. Rus yetkililer, tasarıyı veto etmelerinin nedeninin ‘siyasi değil, teknik’ olduğunu, referandum öncesinde taraflar üzerinde baskı oluşturmamak amacını taşıdığını savunuyor.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Yuriy Fedotov, ‘Tavrımız katiyetle siyasi nedenlere bağlı değil ve taraf tutmuyoruz. Hayır dememiz prosedüre itira
z ve teknik veto şeklinde algılanması gerekir’ dedi.

SSCB’nin parçalanmasından sonra Rusya Federasyonu yasalarının sermaye birikimine izin vermemesi nedeniyle yeni Rusya sermayesinin önemli bir bölümü Kıbrıs Rum kesimindeki off-shore bölgesine aktı. Kont
rol edilen Rus parası 40 milyar dolar civarında

HURRIYET 23/04/2004

ABD: Rum yönetimi sansür uyguluyor

Washington

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher, Kıbrıs Rum kesimini, halkın tam bilgi alma özgürlüğünü kısıtlamakla suçladı ve ''Ada'dakiler, bütün görüşleri öğrenemiyor, planla ilgili gerekli bilgiyi alamıyorlar'' dedi.

Boucher, Kıbrıs Rum kesimindeki devlete bağlı yayın kurulunun, farklı görüşleri içeren yabancıların açıklamalarını sansürlediğini, Annan planıyla ilgili ayrıntıları kısıtlı olarak duyurduğunu söyledi.

Richard Boucher, ''Güney Kıbrıs yayın kurulu, halkın gelişmeleri öğrenmesini kısıtlıyor. Yabancıların BM planı hakkındaki açıklamaları ve Cumartesi günkü referandumla ilgili basın haberleri kısıtlanıyor. Birçok bilgi ve gerçekler halka ulaşamıyor olabilir. Bu da Kıbrıs'ta özgür basının işleyişine, Kıbrıslı seçmenlerin tam ve doğru bilgiye ulaşabilmesine kuşku düşürüyor. Halkın bütün görüşleri bilmesi, planı bilmesi, bütün açılarıyla analiz edebilmesi lazım'' dedi.

Boucher, AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in açıklamalarının Rum kesiminde televizyonlarda yer almasının, Kıbrıs yayın kurulu tarafından engellendiğini söyledi.

Bir gazetecinin, Amerikalı yetkililerin mesajlarını ulaştırmasının engellenip engellenmediği sorusu üzerine Boucher, ''Hayır, bizim yaptığımız açıklamaların çoğu ulaştırıldı. Ama burada bir devlet yayıncılığı anlayışı var ki, insanların önüne bilgiyi, farklı görüşleri, yorumları sunmaktan kaçınıyor. Ancak bu konu çok önemli ve tarihi'' diye konuştu.

KIBRIS TASARISINA RUS VETOSU

Boucher, BM'de Kıbrıs ile ilgili tasarının, referandumlardan önce Rusya'nın vetosu yüzünden geçememesi konusundaki soruları da yanıtladı.

Boucher, ''Biz ABD olarak, BM Genel Kurulu'nun, anlaşmanın tam uygulanmasını desteklediğini sergilemesinin çok önemli olduğunu hissettik. Güvenlik Konseyi'nin bir üyesinin, BM Genel Sekreteri'nin, 24 Nisan'daki referandumdan önce Kıbrıslı Rumlara, çözüm anlaşması içindeki güvenlik yapısı konusunda garanti sağlayan bir tasarı talebini desteklemeyişinden üzüntü duyuyoruz. Buna karşılık konseyin 14 üyesi, çok farklı bir görüş sergiledi ve BM Genel Sekreteri ve anlaşmayı doğrudan desteklemenin uygun olduğunu hissetti'' dedi. Sözcü, sözlerine şöyle devam etti:

''Rusya vetosuna rağmen mesaj açık. Cumartesi günü referandumda bütün Kıbrıslılar tarafından çözüme 'evet' onayı verilirse, BM Genel Kurulu'nda, Kıbrıs'ta bir çözüm uygulama komisyonu kurmak ve silah ambargosu yönünde karar çıkarılması için çok hızlı bir eylem olacak. Bize göre Genel Kurul'daki bu oylama, 120 bin Kıbrıslı Rum'un eski evlerine dönmesi, kapsamlı bir mal telafisi ve neredeyse bütün Türk askerlerinin adadan çekilmesini sağlayan BM çözüm planının bütün açılarının uygulanmasına uluslararası toplumun desteğini sergiliyor''.

Rusya'nın vetosunun sadece prosedüre ilişkin olduğunu savunan Boucher, ''Ruslar, referandumdan önce oylama yapılmasına karşılar'' dedi. Boucher, ''Eğer Kıbrıslılar 'evet' oyu verirse, bu anlaşmanın uygulanmasını sağlama yönünde BM Genel Kurulu'nda çok güçlü bir destek var. Eğer referandumda olumlu sonuç alınırsa, bu tasarı Genel Kurul'dan geçecek'' dedi.

''TARİHİ FIRSAT''

Referandumlar için ''tarihi bir fırsat'' diyen Boucher, ''İlk defa Kıbrıs halkının önünde problemlerini çözecek bir plan var. İlk defa ortak bir gelecek planı ve AB üyeliği söz konusu. İnsanlar plana bakıp, (bu benim ve çocuklarımın hayatı için ne demek) diye düşünmeli'' diye konuştu.

Boucher, ''Her şey müzakere edildi. B planı yok, masaya dönme seçeneği yok. Bir daha deneyelim düşüncesi yok. Her şey bütün detaylarıyla tartışıldı. Plan, her iki tarafın ihtiyaçlarını dengeli bir şekilde karşılıyor. Eğer işler yolunda giderse, insanlar doğru kararı verirse, 1 Mayıs'tan sonra birleşik bir Kıbrıs, AB'ye girecek. 'Hayır' sonucu çıkarsa, ne olacağını görmemiz gerekecek'' dedi.

Boucher, amaçlarının ''hayır'' oyu çıkarsa ne olacağı hakkında spekülasyon yapmak değil, insanları cesaretlendirmek ve ''evet'' oyunun yararlarını görmelerini sağlamak olduğunu kaydetti.

HURRIYET 23/04/2004

Talat: Denktaş halkı temsil etmiyor

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, dün Lefkoşa’da düzenlenen ‘evet’ mitinginde, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’a meydan okuyarak, ‘Cumhurbaşkanı bu halkın temsilcisi olduğunu asla iddia edemez. Referandumu, Cumhurbaşkanı’na karşı bir güvenoylamasına dönüştürelim. Barışın önündeki son engeli de tarihe havale edelim’ dedi.

İnönü Meydanı’nda dün akşam düzenlenen miting şenlik havasında gerçekleşti. Halk oyunları ekiplerinin gösterileriyle coşan binlerce Kıbrıslı Türk, ‘Denktaş istifa’ ve ‘Kıbrıs’ta barış engellenemez’ diye sloganlar attı. AB ve yeşil Cumhuriyetçi Türk Partisi bayraklarıyla meydanı dolduran gençler, hayır cephesine katılan Rum yönetiminin en büyük partisi AKEL’i de ‘We will never forget, AKEL’ (Asla unutmayacağız AKEL) yazılı pankartlarla protesto etti.

HURRIYET 23/04/2004

Güney’de gökten ‘Ohi’ yağıyor

Nur BATUR’un Güney izlenimleri

Kıbrıs Rum kesiminde yollar, dükkanlar, sokaklar. Her yer kocaman ‘Ohi-Hayır’ levhalarıyla dolu. Çiçek kümelerinin içinden, otobüs duraklarından Ohi levhaları fişkırıyor. Taksi şoförümüz Yorgos kızgın, ‘Denktaş hakkında ne düşüneyim ki. Vatanımı elimden aldı’ diye söyleniyor.

KOCAMAN beyaz Mercedes’imiz Larnaka havaalanında hareket eder etmez yolun sağındaki kocaman ‘Ohi’ levhası bize merhaba diyor. İki dakika geçmiyor ki bu kez de sağda kocaman bir levha. Yine kocaman bir Ohi. Levhanın altında ‘Türk askerleri dışarı. Türkiyeli göçmenler dışarı’ diye yazıyor.

Bürgenstock zirvesini izlediğimiz Yunanlı meslekdaşlarımla birlikte Larnaka havaalanından Lefkoşa’ya gidiyoruz.
Nikos atılıyor: ‘Bence artık Rumların hayır diyeceği kesin.. Önemli olan hangi oranda hayır diyecekler? Yüzde 55-60 mı? Yoksa yüzde 80 mi? Eğer hayırlar yüzde 80’e ulaşırsa Papadopulos daha da güçlenecek.’

Biz sohbete başlarken taksi şoförümüz Yorgos, radyoyu açıyor. Kadife gibi bir erkek sesi Rum halkına sesleniyor: ‘Evet deyin ki Türk askeri gitsin. Evet deyin ki, herkes hür olsun.’

Taksi şoförü Yorgos gülüyor:

‘Türk askeri gidecekmiş!!!’ diye söylenmeye başlıyor: ‘30 yıldır gideceğini söylediler. 30 yıl bize masal anlattılar.’

Otoyolun sağında yine kocaman bir ‘Ohi’ levhası var. Ohi’nin yanında başka hiçbir şey yazmıyor. Sadece kocaman bir Ohi. Biraz daha gidiyoruz.. Bu kez de solun solunda kocaman bir Nai, yani Evet. Levhanın altında ‘Evet deyin, göçmenler evlerine dönsün’ yazıyor. Şoförümüz kahkahayı patlatıyor.

‘Kim nereye dönüyor. Topraklarımızı almak için 15 yıl daha mı bekleyeceğiz?’

Soruyorum: ‘İyi ama hayır derseniz Kuzey’i tamamen kaybetmeyecek misiniz?’

Yo
rgos
kararlı:

‘Zaten 30 yıl önce kaybettik. Ben o zaman 10 yaşındaydım. Şimdi 40 yaşındayım. Evet dersek ne alacağız? Hiçbir şey. Türkler Güney’e gelecek ama biz Kuzey’e gidemeyeceğiz. Kuzey’i 15-20 yıl sonra yavaş yavaş mı alacağız? Kaybedersek edelim ne yapalım?’

‘Kapılar açıldı Kuzey’e geçmedin mi?’
diye üsteliyorum.

Yorgos’un yanıtı çok açık:

‘Hayır geçmedim. Türklere bir sent bile vermem.’

Yorgos’
la sohbeti sürdürüyoruz: ‘Erdogan’ı nasıl buluyorsun?’

Gülüyor: ‘Hoşlanmıyorum.’

‘Ya Denktaş?’

‘Ra
uf’
diye ekliyor, ‘Onun hakkında ne düşüneyim. Vatanımı elimden aldı.’

Yunanlı meslekdaşım Nikos bu psikolojiyi anlatmaya çalışıyor:

‘30 yıl bekledikten sonra haksızlığa uğradıklarını düşünüyorlar. Annan, Türkleri ve Rumların isteklerini yüzde 50-50 dikkate alarak adil bir plan hazırladığını söyleyince kızdılar. Kendilerini kurban olarak görüyorlar. Nasılsa, AB’ye gireceklerini biliyorlar. Kıbrıslı Türkler de üyeliğin nimetlerinden ve zenginlikten yararlanmak istemeleri halinde Güney’le birleşeceklerini
düşünüyorlar.’

Kuzey’de iflas edince Güney’e gelen dönerci

Otelden çıktım.. Bir gece önce
‘Evet’ panolarının parçalandığı Elefteria meydanına gittim. Binalardan büyük Ohi pankartları sarkıyor. Meydanda bir dönerci dükkanı. Sohbet etmek için yanaşıyorum. ‘Ben Kıbrıslı Türk’üm . Kuzeyde dükkanım vardı iflas ettim. Bir yıldır, her sabah Güzelyurt’tan gelip burada çalışıyorum. Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu ve kimliği aldım. Ayda 600 Kıbrıs poundu kazanıyorum. Hiçbir sorunum yok’ diyor. ‘Ya Rumlar hayır diyecek.. O zaman ne olacak?’ diye soruyorum.. ‘Kaybedecekler. KKTC tanınacak. Biz her halükarda kazanacağız. Çünkü KKTC, AB’ye girmeyecek ama biz Kıbrıslı Türkler yine AB vatandaşı olacağız’ diyor.

Girne’ye evet Denktaş’a hayır

RUM Kesimi’nde yapılan ‘NAI’ (evet) mitingleri ilginç görüntülere sahne oluyor. Bu mitinglere Kıbrıslı Türkler’in de zaman zaman katıldığı gözleniyordu. Ancak yukarıdaki resimde, kafasında Türkçe ‘EVET’ yazan şapkasıyla görünen gösterici, bir Rum kadını.

Rum öğrencilere miting tatili


KIBRIS Rum Kesimi’nde, evetçiler ve hayırcılar dün son kez meydanları doldururken, binlerce Kıbrıslı Rum genç de, öğleden sonra okullarından aldıkları izinle evet ve hayır mitinglerine dağıldılar.

Mitinglerin son gününde, referandumda oy vermek için gereken 18 yaşı doldurmamış olmalarına rağmen, birçok Rum gencin özellikle ‘evet’ mitinglerine ilgi gösterdiği gözlendi. Gençler, referandumdan çıkacak bir hayırın, Ada’yı resmen böleceğini savunurken, daha kalabalık geçen hayır mitinglerinde ‘Annan’a hayır’ s
loganları atıldı.

HURRIYET 23/04/2004

Kıbrıs Türkündür’

Dünyanın gözü, kulağı Kıbrıs’ta. Ve aylardır gündemdeki referandum için yarın iki halk sandık başında. Annan Planı’na ‘evet’ ya da ‘hayır’ öncesinde iki Kıbrıs Türkü Lefkoşa’daki bir fotoğraf stüdyosunda anlamlı bir hatıra pozu veriyor. Kıbrıs haritasının yanındaki büyük harflerle ‘Kıbrıs Türkündür’ yazısının gururuyla objektiflere gülümsüyorlar

HURRIYET 23/04/2004

Allah razı olsun, Rusya ABD’nin oyununu bozdu

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

Rusya’nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Kıbrıs’la ilgili karar tasarısını veto etmesi KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı sevindirdi. Denktaş, ‘Rusya’dan Allah razı olsun, herkesi rahatlattı’ dedi.

Denktaş, dün bir kabulünde yaptığı açıklamada Rusya’nın, ‘Kıbrıs’taki taraflara referandumla ilgili olarak yapılan ahlaksız baskının kabul edilmez olduğunu gösterdiğini’ belirtti ve ‘Böylelikle tek kuvvet dünyası olmadığını, her güçlü devletin istediğini yapamayacağını kanıtlamış oldu’ dedi. Rusya’nın farklı nedenlerle veto yetkisini kullanmış olabileceğini vurgulayan Denktaş, şöyle konuştu:

‘Allah razı olsun Rusya’dan. Bizi felaketten kurtardı. Amerika ve İngiliz’in oyununu bozdu ve referandum nedeniyle her iki taraf üzerinde aylardır devam eden ahlaksızca bir baskının kabul edilemez olduğunu gösterdi. Kendi nedenlerini başka türlü açıklamış olabilir, ama benim anladığım budur. Böylelikle, tek kuvvet dünyası olmadığını, Rusya’nın ağırlığı olduğunu, her güçlü devletin her yerde istediğini yapamayacağını kanıtlamış oldu. Herkesi rahatlattı

HURRIYET 23/04/2004

Denktaş: Evlat acısından beter

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Lefkoşa’da dün akşam düzenlenen ‘Annan Planı’na hayır’ mitinginde halktan, referandumda hayır oyu kullanmasını istedi ve ‘35 yaşındaki evladımı hastanede kaybederken bu kadar acı duymadım. Devletimiz elden gidiyor’ dedi.

Denktaş’ın baş konuşmacı olduğu 5 bin kişinin katıldığı mitingde, MHP lideri Devlet Bahçeli, BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, MP lideri Aykut Edibali, SP’den Oya Akgönenç, ana muhalefet lideri Derviş Eroğlu ve Demokrat Parti Başkanı Serdar Denktaş da hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı Denktaş konuşmasında yarınki referandumda halktan hayır oyu kullanmasını isteyerek şunları söyledi: ‘İçimizde şehit anaları var. İçimizde benim
gibi evlat acısını tatmış olanlar var. 35 yaşında evladımı Hacettepe’de yoğun bakımda yaşayacak mı, yaşamayacak mı diye beklerken duyduğum acıdan daha fazlasını şimdi duyuyorum. Vatan gidecek diye. Allah bayrağa hasret bırakmasın bizi, anavatandan ayırmasın bizi.’ Denktaş, evet oyu verme kararı alanlara da, ‘Sizin şimdi tuzunuz kuru, rahatınız yerinde olabilir. Peki plan uygulanmaya başladıktan, Türk askeri Ada’dan çıktıktan sonra da rahat olabilecek misiniz’ dedi.

HURRIYET 23/04/2004

Anlaşmanın içeriği etkilenmez

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, BM Güvenlik Konseyi’nde Rusya’nın vetosuyla reddedilen Kıbrıs karar tasarısına ilişkin, Türkiye’nin tüm girişimleri yaptığını ve artık yapacak birşeyi olmadığını söyledi.

Gül dün Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud El Faysal’la yaptığı görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, karar tasarısının kabul edilmemesine ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi: ‘Şimdi artık Kıbrıs Türk halkı ve Kıbrıs Rum halkı karar verecektir. BM Güvenlik Konseyi’nin aslında kararı veyahut oraya giden şey yeni birşey değildi. Neydi o? Anlaşmanın zaten kendi içinde garanti söz konusuydu. Anlaşmaya göre, adada silahlar olmayacak, silah kaçakçılığı olmayacak. Dolayısıyla BM Güvenlik Konseyi’ndeki konu bunu biraz daha kuvvetlendiriciydi. Anlaşmanın içeriğiyle bir ilgisi yoktu. Bizim yapacağımız birşey yok.’

HURRIYET 23/04/2004

ABD: Rum yönetimi sansür uyguluyor

Washington

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher, Kıbrıs Rum kesimini, halkın tam bilgi alma özgürlüğünü kısıtlamakla suçladı ve ''Ada'dakiler, bütün görüşleri öğrenemiyor, planla ilgili gerekli bilgiyi alamıyorlar'' dedi.

Boucher, Kıbrıs Rum kesimindeki devlete bağlı yayın kurulunun, farklı görüşleri içeren yabancıların açıklamalarını sansürlediğini, Annan planıyla ilgili ayrıntıları kısıtlı olarak duyurduğunu söyledi.

Richard Boucher, ''Güney Kıbrıs yayın kurulu, halkın gelişmeleri öğrenmesini kısıtlıyor. Yabancıların BM planı hakkındaki açıklamaları ve Cumartesi günkü referandumla ilgili basın haberleri kısıtlanıyor. Birçok bilgi ve gerçekler halka ulaşamıyor olabilir. Bu da Kıbrıs'ta özgür basının işleyişine, Kıbrıslı seçmenlerin tam ve doğru bilgiye ulaşabilmesine kuşku düşürüyor. Halkın bütün görüşleri bilmesi, planı bilmesi, bütün açılarıyla analiz edebilmesi lazım'' dedi.

Boucher, AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in açıklamalarının Rum kesiminde televizyonlarda yer almasının, Kıbrıs yayın kurulu tarafından engellendiğini söyledi.

Bir gazetecinin, Amerikalı yetkililerin mesajlarını ulaştırmasının engellenip engellenmediği sorusu üzerine Boucher, ''Hayır, bizim yaptığımız açıklamaların çoğu ulaştırıldı. Ama burada bir devlet yayıncılığı anlayışı var ki, insanların önüne bilgiyi, farklı görüşleri, yorumları sunmaktan kaçınıyor. Ancak bu konu çok önemli ve tarihi'' diye konuştu.

KIBRIS TASARISINA RUS VETOSU

Boucher, BM'de Kıbrıs ile ilgili tasarının, referandumlardan önce Rusya'nın vetosu yüzünden geçememesi konusundaki soruları da yanıtladı.

Boucher, ''Biz ABD olarak, BM Genel Kurulu'nun, anlaşmanın tam uygulanmasını desteklediğini sergilemesinin çok önemli olduğunu hissettik. Güvenlik Konseyi'nin bir üyesinin, BM Genel Sekreteri'nin, 24 Nisan'daki referandumdan önce Kıbrıslı Rumlara, çözüm anlaşması içindeki güvenlik yapısı konusunda garanti sağlayan bir tasarı talebini desteklemeyişinden üzüntü duyuyoruz. Buna karşılık konseyin 14 üyesi, çok farklı bir görüş sergiledi ve BM Genel Sekreteri ve anlaşmayı doğrudan desteklemenin uygun olduğunu hissetti'' dedi. Sözcü, sözlerine şöyle devam etti:

''Rusya vetosuna rağmen mesaj açık. Cumartesi günü referandumda bütün Kıbrıslılar tarafından çözüme 'evet' onayı verilirse, BM Genel Kurulu'nda, Kıbrıs'ta bir çözüm uygulama komisyonu kurmak ve silah ambargosu yönünde karar çıkarılması için çok hızlı bir eylem olacak. Bize göre Genel Kurul'daki bu oylama, 120 bin Kıbrıslı Rum'un eski evlerine dönmesi, kapsamlı bir mal telafisi ve neredeyse bütün Türk askerlerinin adadan çekilmesini sağlayan BM çözüm planının bütün açılarının uygulanmasına uluslararası toplumun desteğini sergiliyor''.

Rusya'nın vetosunun sadece prosedüre ilişkin olduğunu savunan Boucher, ''Ruslar, referandumdan önce oylama yapılmasına karşılar'' dedi. Boucher, ''Eğer Kıbrıslılar 'evet' oyu verirse, bu anlaşmanın uygulanmasını sağlama yönünde BM Genel Kurulu'nda çok güçlü bir destek var. Eğer referandumda olumlu sonuç alınırsa, bu tasarı Genel Kurul'dan geçecek'' dedi.

''TARİHİ FIRSAT''

Referandumlar için ''tarihi bir fırsat'' diyen Boucher, ''İlk defa Kıbrıs halkının önünde problemlerini çözecek bir plan var. İlk defa ortak bir gelecek planı ve AB üyeliği söz konusu. İnsanlar plana bakıp, (bu benim ve çocuklarımın hayatı için ne demek) diye düşünmeli'' diye konuştu.

Boucher, ''Her şey müzakere edildi. B planı yok, masaya dönme seçeneği yok. Bir daha deneyelim düşüncesi yok. Her şey bütün detaylarıyla tartışıldı. Plan, her iki tarafın ihtiyaçlarını dengeli bir şekilde karşılıyor. Eğer işler yolunda giderse, insanlar doğru kararı verirse, 1 Mayıs'tan sonra birleşik bir Kıbrıs, AB'ye girecek. 'Hayır' sonucu çıkarsa, ne olacağını görmemiz gerekecek'' dedi.

Boucher, amaçlarının ''hayır'' oyu çıkarsa ne olacağı hakkında spekülasyon yapmak değil, insanları cesaretlendirmek ve ''evet'' oyunun yararlarını görmelerini sağlamak olduğunu kaydetti.

(aa)

HURRIYET 23/04/2004

AB: Güney hayır derse, kuzey soğukta kalmaz

AB Ortak Savunma ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana, Kıbrıslıları, ''treni kaçırmamaları''yolunda uyardı.

Solana, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ta tarafları BM planını desteklemeye çağırdı. AB Yüksek Temsilcisi, ''Tren geliyor, eğer kaçırırlarsa bir daha yakalayamayabilirler'' dedi.

AB'nin, BM planı reddedildiği takdirde Ada ile ilişkilerinin aynı olmayacağını belirten Solana, ''BM planı desteklenmediği takdirde her şeyin eskisi gibi süreceğini sananlar, durumu yanlış değerlendirmiş olacaklar'' dedi.

Solana, referandumda güney tarafının 'hayır', kuzey tarafının 'evet' demesi halinde, kuzeyle ilişkilerin farklı olacağını kaydederek, ''Kuzey daima soğukta bırakılamaz'' diye konuştu.

(aa)

HURRIYET 23/04/2004

Papadopulos: Annan planı ölmedi

 

Kıbrıs Rum lideri Tasos Papadopulos Annan Planı’nın ölmediğini ancak ikinci bir referandumun yapılıp yapılmayacağının gelişmelere bağlı olduğunu belirtti.

 

NTV

   

22 Nisan 2004— Papadopulos, Kıbrıslı Rum gazetecilerle canlı yayınlanan bir sohbet toplantısında kendisini aldattığını söyleyen Avrupa Birliği’nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunter Verheugen’e sert çıkmadı

 

Verheugen’e hiçbir söz vermediğini dile getiren Papadopulos, “Verheugen Avrupa Birliği üyesi olmamız için çok çalıştı. Kendisine teşekkür ediyorum” dedi. Papadopulos Verheugen’in açıklamalarına bir yanıt mektubu göndereceğini de vurguladı.
Papadopulos “Referandumdan hayır çıkarsa Türkler neden Annan Planı’nı tekrar ele alsın” sorusuna “Bizim için iyi olan, Kıbrıs için iyidir. Referandumdan hayır çıkması durumunda Kıbrıs Türklerinin değil, Türkiye’nin kayıpları olacak” dedi.
Avrupa Birliği ülkelerinin Kıbrıs’ın tümünü içeren üyelik anlaşması imzaladığını hatırlatan Papadopulos, bu durumda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasının imkansız olduğunu belirtti. Annan Planı’nın adadaki Türk işgalini yasallaştırdığını söyleyen Papadopulos,
“Eğer evet bir hataysa bunun dönüşü yok. Ama hayır hataysa bu düzeltilebilir” dedi.

Uluslararası topluluk planı destekliyor’

 

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Rusya’nın, BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs konusundaki karar tasarısını veto etmesine rağmen, uluslararası topluluğun hala Kıbrıs planını desteklediğini söyledi.

 

AA

   

22 Nisan 2004— Annan, yaptığı açıklamada, “Rusya uzlaşmaya katılmasa bile, bunun teknik nedenlerden kaynaklandığını ve içerikle ilgisi olmadığını açıkladı” dedi.

 

Kofi Annan, “BM Güvenlik Konseyi’nin temsil ettiği uluslararası topluluğun, adanın birleşmesi için harcanılan çabaları desteklediği mesajının verilmesi gerektiğini düşünüyorum” ifadesini kullandı.
Rusya, Kıbrıs konusundaki karar tasarısını, referandum sonucunu etkileme girişimi olarak gördüğü gerekçesiyle veto ettiğini bildirmişti
.

ABD’den Rumlara ‘sansür’ eleştirisi

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, Kıbrıs Rum kesimini, halkın bilgi alma özgürlüğünü kısıtlamakla suçladı.

 


 

NTV

23 Nisan 2004— Boucher, Kıbrıs Rum kesimindeki devlete bağlı yayın kurulunun, farklı görüşleri içeren yabancıların açıklamalarını sansürlediğini, Annan Planı’yla ilgili ayrıntıları kısıtlı olarak duyurduğunu söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, “Güney Kıbrıs yayın kurulu, halkın gelişmeleri öğrenmesini kısıtlıyor. Yabancıların BM planı hakkındaki açıklamaları ve referandumla ilgili basın haberleri kısıtlanıyor. Birçok bilgi ve gerçekler halka ulaşamıyor olabilir” dedi.
Bu durumun Kıbrıs’ta özgür basının işleyişine, Kıbrıslı seçmenlerin tam ve doğru bilgiye ulaşabilmesine kuşku düşürdüğünü
söyleyen Boucher, ABD’li yetkililerin mesajlarını ulaştırmasının engellenip engellenmediği sorusuna, “Hayır, bizim yaptığımız açıklamaların çoğu ulaştırıldı. Ama burada bir devlet yayıncılığı anlayışı var ki, insanların önüne bilgiyi, farklı görüşleri, yorumları sunmaktan kaçınıyor” yanıtını verdi.

Kuzey soğukta bırakılamaz’

 

AB Ortak Savunma ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana, referandumda Rum tarafının ‘evet’, Türk tarafının ‘hayır’ demesi halinde, Kuzey’le ilişkilerin farklı olacağını söyledi. Solana, ” Kuzey daima soğukta bırakılamaz” dedi.

 

AA

   

23 Nisan 2004— Solana tarafların BM planını desteklemeye çağırarak, ” Treni kaçırırlarsa yakalayamayabilirler” uyarısında bulundu.

 

AB Yüksek Temsilcisi Javier Solana, AB’nin BM planı reddedildiği takdirde Ada’yla ilişklerinin aynı olmayacağını söyledi ve “BM planı desteklenmediği takdirde her şeyin eskisi gibi süreceğini sananlar, durumu yanlış değerlendirmiş olacaklar” dedi.
Solana, referandumda güney tarafının ‘h
ayır’, kuzey tarafının ‘evet’ demesi halinde, kuzeyle ilişkilerin farklı olacağını kaydederek, “Kuzey daima soğukta bırakılamaz” diye konuştu.
AB Yüksek Temsilcisi Solana, “Tren geliyor, eğer kaçırırlarsa bir daha yakalayamayabilirler” dedi.