Ankara'nın gündemi Kıbrıs
|
BÜTÜN KONULAR
MASAYA YATIRILACAK... Başbakan Talat'ın geçen cumartesi günü,
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la İstanbul'da
yaptığı sürpriz görüşmeyi izleyen bugünkü Ankara
ziyaretinde başta Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti
arasında gümrük birliği yapılması ve kapalı
Maraş bölgesinin Türk yönetiminde mal sahiplerinin kullanımına
açılması olmak üzere bir çok konu bulunuyor GÜMRÜK
BİRLİĞİ'NDEN KAÇINILAMAZ... Türkiye
Dışişleri Bakanlığı'ndaki AB
uzmanlarının hazırladığı ve bugün Ankara'da
detayları ele alınacak olan rapora göre, Türkiye ile
Kıbrıs Cumhuriyeti arasında gümrük birliğine
gidilmesinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma anlamı
taşıyacağı ve KKTC'yi rahatsız edeceği
belirtilirken, bunun gerçekleşmemesi halinde Türkiye'nin AB'den tarih
almasında ciddi zafiyetler yaşanacağına dikkat çekiliyor.
Dışişlerine göre, Türkiye'nin lehine olacak gümrük
birliğinden kaçınılamaz RUM
ÖNERİLERİ DE GÜNDEMDE... Başbakan Talat dün
katıldığı bir radyo programında, bugünkü Ankara
ziyaretini değerlendirirken, hükümet olarak Türkiye yönetimi ile
yakın işbirliği içerisinde olduklarının
altını çizerek, pazar günü Türkiye Başbakanı
Erdoğan'la görüşmesinde olduğu gibi bugün Ankara'da
Dışişleri Bakanlığı'nda yapılacak
değerlendirme toplantısında da birçok konuyu ele
alacaklarını söyledi. Talat'a göre, ele alınacak konular
arasında Rum önerileri de bulunuyor Başbakan
Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'le Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri
değerlendirmek üzere bugün Ankara'ya gidiyor. Başbakan
Talat'ın geçen cumartesi günü, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'la İstanbul'da yaptığı sürpriz
görüşmeyi izleyen bugünkü Ankara ziyaretinde başta Türkiye
Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında gümrük
birliği yapılması ve kapalı Maraş bölgesinin Türk
yönetiminde mal sahiplerinin kullanımına açılması olmak
üzere bir çok konu bulunuyor. Başbakan
Talat dün katıldığı bir radyo programında, bugünkü
Ankara ziyaretini değerlendirirken, hükümet olarak Türkiye yönetimi ile
yakın işbirliği içerisinde olduklarının
altını çizerek, pazar günü Türkiye Başbakanı
Erdoğan'la görüşmesinde olduğu gibi bugün Ankara'da
Dışişleri Bakanlığı'nda yapılacak
değerlendirme toplantısında da bir çok konuyu ele
alacaklarını söyledi. Talat,
Maraş'ın açılmasından eylül ayında gündeme gelecek
olan Avrupa Komisyonu tüzüklerini ve Rum tarafının önerilerini de
içerdiğini belirtti. Gümrük
birliği konusu bugünlerde
belirginleşecek Başbakan
Mehmet Ali Talat, pazar günü İstanbul'da Türkiye Başbakanı
Recep Tayyip Erdoğan'la kapalı kapılar ardında
yaptığı iki saat 40 dakikalık görüşmede, Türkiye ile
Kıbrıs Cumhuriyeti arasında gümrük birliği
yapılması konusunun da ele alındığını
doğrulamış ancak ayrıntı vermemişti. Talat'a göre,
kesin sonuç alınmayan gümrük birliği konusu bugünlerde yavaş
yavaş belirginleşecek. Türkiye
Dışişleri Bakanlığı'nda bugün yapılacak
değerlendirme toplantısının ana gündem maddesini büyük bir
olasılıkla bu konuyla birlikte kapalı Maraş bölgesinin
Türk yönetiminde mal sahiplerinin kullanımına açılması
oluşturacak. "Bu konu
mutlaka çözümlenmeli"' İstanbul
ziyareti sonrasında, Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti
arasında gümrük birliği uygulamasının Türkiye ile KKTC
arasındaki gümrük birliğine benzer bir uygulamayla çelişkili
durum yaratacağını ve bunun mutlaka çözümlenmesi
gerektiğini vurgulayan Başbakan Talat, konunun bir bütün olarak ele
alınması gerektiğine, çünkü bunun bu ay sonu veya eylül
başında AB nezdinde de gündeme geleceğine dikkat
çekmişti. "Gümrük
birliği, Türkiye için bir
zorunluluk olarak görülüyor" Türkiye
Dışişleri Bakanlığı'ndaki AB
uzmanlarının hazırladığı ve bugün Ankara'da
detayları ele alınacak olan rapora göre, Türkiye ile
Kıbrıs Cumhuriyeti arasında gümrük birliğine gidilmesinin
avantajları kadar dezavantajları da var. Bunların açıkça
ortaya konulduğu raporda, gümrük birliğinin Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanıma anlamı taşıyacağı ve
bunun KKTC'yi rahatsız edeceği belirtilirken, raporun son bölümüne
düşülen bir notta gümrük birliğinin gerçekleşmemesi halinde
Türkiye'nin AB'den tarih almasında ciddi zafiyetler
yaşanacağına dikkat çekildi. Bu durumda Türkiye,
Kıbrıs Cumhuriyeti ile gümrük birliğini bir zorunluluk olarak
görüyor. "Türkiye,
AB'den tarih almazsa bu
çok kötü olur" Başbakan
Mehmet Ali Talat dün katıldığı bir radyo
programında, Türkiye'nin AB'den tarih alması yönündeki muhtemel
gelişmeleri değerlendirirken, Türkiye'nin AB'den tarih alması
halinde, yükümlülükleri artacağı için Kıbrıs sorununda
pazarlık gücünün zayıflayacağının doğru
olduğunu Ancak tarih
almaması halinde bunun çok kötü olacağını söyledi... Bir süre önce
verdiği demeçlerde, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden tarih
alması durumunda elinin zayıflayacağını
söylediğinin hatırlatılması üzerine Başbakan Mehmet
Ali Talat, bunun objektif ve doğru bir bakış olduğunu
belirtti. "Türkiye
şu anda, Kıbrıs'taki referandumda 'evet' denmesini
istediği için güçlü durumda" diyen Başbakan Mehmet Ali Talat,
"Türkiye, Avrupa Birliği'nden tarih alırsa, yükümlülükleri
artacağı için Kıbrıs sorununda pazarlık gücü
zayıflayacak. Bu doğru. Ancak, tarih almazsa... İşte bu
çok kötü olur! Çünkü; Avrupa Birliği'nden tarih alamayan bir Türkiye,
Kıbrıs'ta sorunun çözümünde istekli olmayacaktır"
şeklinde konuştu. "Türkiye
AB'den tarih alması halinde bileceğiz ki, eli şu andaki kadar
güçlü olmayacak" diyen Başbakan Talat, "Buna rağmen
Türkiye tarih almak zorunda. Türkiye, AB yolunda ilerlerken, Kıbrıs
sorunu da bir şekilde çözümlenmelidir. Türkiye'nin kesin üyeliği
için bu şart" dedi. Kilit sözcük
izolasyon Türkiye'nin
AB'den tarih alması sonrasında, Rum tarafının
isteklerinin daha çok artacağına da işaret eden Başbakan
Talat, şunları kaydetti: "İzolasyonları
kaldırmayı başarabilirsek, Kıbrıslı Türklerin
bir şey kazanamayacağını iddia eden Papadopulos'un
söylediklerinin doğru olmadığı ortaya çıkacak.
İzolasyonların kalkması, Rumların referandumda hayır
demelerine rağmen, bir şeylerin değişebileceği kanıtlanmış
olacak. Ancak o zaman Rum yönetiminin yürüttüğü politika çürütülüp,
Kıbrıs'ta barışı sağlayacak gerçek bir
adım atmış olacağız" dedi. Papadopulos
korkuyor Kıbrıs'ta
çözümü istemediğini bildiği halde Cumhurbaşkanı
Denktaş ile görüşmesine rağmen, Papadopulos'un kendisi ile
görüşmek istemediğini söylemesini de yorumlayan Başbakan
Mehmet Ali Talat, "Papadopulos endişeli çünkü, benimle
görüşmesi durumunda uzlaşmazlığı açığa
çıkacak. Cumhurbaşkanı Denktaş ile görüşmelerinde,
karşısında daha onun reddetmesine gerek kalmadan tüm önerileri
reddeden biri vardı" dedi ve aslında onun bu endişesini
anladığını belirtti. |
KIBRIS 18/08/04
Hedef çözüm
DÖRT SAAT
KIBRIS'I GÖRÜŞTÜLER... Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş, dün sabah gittikleri Ankara'da Türkiye Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül
ile görüştü. Dört saat süren görüşmede "çok kapsamlı bir
şekilde Kıbrıs meselesinin ele
alındığı" bildirildi
GÜL: KIBRIS
DAVASI MÜŞTEREK GÖTÜRÜLECEK... Görüşmede siyasi, ekonomik konularla
BM ve AB ile ilgili konuları kendi aralarında detaylandırdıklarını
belirten Türkiye Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Takip edilecek
yolları, önümüzdeki önemli meseleleri, bunlarla ilgili görüşlerimizi
karşılıklı tespit ettik. Şüphesiz ki Türkiye ve KKTC
müşterek olarak Kıbrıs davasını götürecektir. Türkiye
sonuna kadar bu davanın peşinde olacaktır" dedi
KAPSAMLI ÇÖZÜMÜ
DESTEKLİYORUZ... Abdullah Gül, Türkiye ile KKTC'nin Kıbrıs'ta
kapsamlı çözümü desteklediğini ve bunun için gereken her şeyin
yapıldığını söyledi. Kıbrıs'taki Türk
halkının da oyunu kullanarak kapsamlı çözümden yana
olduğunu gösterdiğini belirten Gül, "Türkiye de bunu
desteklemiştir. Eğer bugün kapsamlı çözüm ortada yoksa, bunun
tek sorumlusunun Rum tarafı olduğu tüm dünya tarafından
görüldü" dedi
KKTC,
TECRİTTEN KURTULMALI... KKTC'nin tecritten kurtulmasına yönelik
yapılması gereken şeyler olduğunu hatırlatan Gül,
"AB'nin verdiği sözler var, bu sözlerin yerine getirilmesi gerekir.
BM genel sekreterinin raporu var, bunun BM Güvenlik Konseyi'nde
tartışılması gerekir. Bunlar haklı
beklentilerdir" diye konuştu
TALAT:
ÖNCELİĞİMİZ, AB İLE
İLİŞKİLERİMİZİ KONSEYİN ONAYLAMASI...
Başbakan Mehmet Ali Talat, şu anki önceliğin Kıbrıs
Türkü'nün AB ile ilişkilerini, AB Komisyonu'nun öngördüğü
şekilde değiştirilmeden AB Konseyi'nin onaylaması
olduğunu söyledi. AB'nin Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu
ortadan kaldırmak için öngördüğü iki önemli tüzüğün gelecek
günlerde ele alınacağını hatırlatan Talat, bu konuda
ciddi pürüzler bulunduğunu, konsey ile komisyon arasında bir
çatışmanın söz konusu olduğunu kaydetti
KIBRIS TÜRKÜ,
ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVİ YAPTI... Başbakan Talat,
Kıbrıs Türk halkının sadece üzerine düşeni yapmakla
kalmadığını, aynı zamanda çözüm vizyonunu,
Kıbrıs sorununun ortadan kaldırılması için tutumunu
açık ve net ortaya koyduğunu ifade etti. Talat, AB ve
uluslararası topluma düşen görevler olduğunu hatırlatarak,
"Kıbrıs Türkü fazla bir şey istemiyor. Siyasal
eşitliği, dünyayla bütünleşmeyi, tecritten kurtulmayı
istiyor. Rumların haklarına göz dikmiş değil, bundan
dolayı dünyanın, Kıbrıs Türkü'ne bu hakkı vermesi
gerekiyor" diye konuştu
Başbakan
Mehmet Ali Talat ve Başbakan Yardımcısı
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, dün sabah gittikleri
Ankara'da TC Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le yaptıkları dört
saatlik görüşmede çok kapsamlı bir şekilde ele
aldıkları Kıbrıs sorununda ortak karara vardı.
Buna göre,
hedefin kapsamlı bir çözüm olduğu, buna iki tarafın da destek
verdiği Kıbrıs davasında Türkiye ile KKTC müşterek
hareket edecek.
Başbakan
Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yarımcısı
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, TC
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmek
amacıyla dün sabah İstanbul üzerinden Ankara'ya gitti. Abdullah Gül
ile Kıbrıs konusundaki son gelişmelerin
değerlendirildiği yaklaşık 4 saatlik toplantının
ardından ortak basın toplantısı düzenlendi.
Gül,
görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın
toplantısında, "çok kapsamlı bir şekilde
Kıbrıs meselesini ele aldıklarını" belirterek,
"siyasi,ekonomik konularla BM ve AB ile ilgili konuları kendi
aramızda detaylandırdık. Takip edeceğimiz yolları,
önümüzdeki önemli meseleleri, bunlarla ilgili görüşlerimizi
karşılıklı tespit ettik" diye konuştu.
"Şüphesiz ki Türkiye ve KKTC müşterek olarak Kıbrıs
davasını götürecektir" diyen Gül, Türkiye'nin sonuna kadar bu
davanın peşinde olacağını kaydetti.
Kıbrıs'taki
son referandumda ortaya çıkan gerçeği tüm dünyanın
gördüğüne işaret eden Gül, "Ama ne yazık ki
yapılması gereken şeyler henüz daha tam
gerçekleşmemiştir. Bu bakımdan Kıbrıs Türk
halkının ve Türkiye'deki Türk halkının AB'den beklentileri
devam etmektedir. Bu beklentilerin gerçekleşmesi AB'nin sözlerinin
güvenilirliği açsısından çok önemlidir. İnanıyoruz
eylül ayı başında bununla ilgili somut kararlar
alınacaktır" dedi.
Kapsamlı
çözümü destekliyoruz
TC
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, Türkiye ile KKTC'nin Kıbrıs'ta kapsamlı çözümü
desteklediklerini kaydetti.
Gül,
Türkiye'nin KKTC'de kapsamlı çözümü her zaman desteklediğini ve bunun
için gereken her şeyin yapıldığını söyledi.
Kıbrıs'taki
Türk halkının da oyunu kullanarak kapsamlı çözümden yana
olduğunu gösterdiği belirten Gül, "Türkiye de bunu
desteklemiştir. Eğer bugün kapsamlı çözüm ortada yoksa, bunun
tek sorumlusunun Rum tarafı olduğu tüm dünya tarafından
görüldü" dedi.
KKTC'nin
tecritten kurtulmasına yönelik yapılması gereken şeyler
olduğunu hatırlatan Gül, "AB'nin verdiği sözler var, bu
sözlerin yerine getirilmesi gerekir. BM genel sekreterinin raporu var, bunun BM
Güvenlik Konseyi'nde tartışılması gerekir. Bunlar
haklı beklentilerdir" diye konuştu.
"Kapsamlı
çözümü Türkiye'nin de KKTC'nin de desteklediğini" söyleyen Gül,
"Bunu yozlaştırmaya yönelik bazı adımların
karşı taraftan atıldığı, bunların taktik
olduğu gayet açık gözlenmektedir. Bu vizyon daima var bizde, ama bu
vizyon varken de yapılması gereken şeyler var" dedi.
Gül,
"Kapsamlı çözüm vizyonu geçerliyse, aralık ayına kadar
müzakerelerin başlamasına yönelik Türk tarafından adım
gelir mi" şeklindeki soru üzerine, şunları kaydetti:
"Üstüne
düşeni yapan bir taraf var, üstüne düşeni yapmayan bir taraf var. Bu
süre içinde de verilmiş sözler var. Şimdi bu sözleri ben
unutayım diyebilir miyiz. Bu hakları almak için bir taraftan gayret
sarf ederken diğer taraftan da kalıcı çözümle ilgili
vizyonumuzun var olduğunu söylüyoruz."
Bakan Gül,
Talat'ın BM genel sekreterine yazdığı mektup
hatırlatılarak, Türkiye'nin atacağı adımlara
ilişkin bir soru üzerine, AB ülkelerinde ve özellikle Brüksel'deki
temsilciliklerin yoğun çalışmalar yaptıklarını
kaydetti. Gül, "Şüphesiz eylül daha yoğun olacak, ama müsaade
ederseniz şu adımı atacağız, şunu şöyle
konuşacağız deme durumunda değilim" diye konuştu.
Türkiye'nin
KKTC'ye uygulanan tecridin kaldırılmaması durumunda bir 'B'
planının olup olmadığının sorulması üzerine
de Gül, "Hayır bizim 'B' planımız diye bir şey söz
konusu değil. Bizim şimdi yapılması gerekenleri
sağlamakla ilgili yoğun çalışmamız var" dedi.
Talat: Öncelik,
konseyin onayı
Başbakan
Mehmet Ali Talat, şu anki önceliğin Kıbrıs Türkü'nün AB ile
ilişkilerini, AB Komisyonu'nun öngördüğü şekilde
değiştirilmeden AB Konseyi'nin onaylamasını sağlamak
olduğunu söyledi.
Talat,
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül ve KKTC Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile düzenlenen ortak
basın toplantısında, konsey onayının kendileri için
çok önemli olduğunu ve üzerinde ısrarla durmaları
gerektiğini belirtti.
AB'nin
Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu ortadan kaldırmak için
öngördüğü 2 önemli tüzüğün gelecek günlerde ele
alınacağını hatırlatan Talat, bu konuda ciddi pürüzler
bulunduğunu, konsey ile komisyon arasında bir
çatışmanın söz konusu olduğunu kaydetti.
"Bütün bu
gerçekler bize gerçekten kritik günlere ilerlediğimizi gösteriyor"
diye konuşan Talat, Kıbrıs Türk halkının sadece
üzerine düşeni yapmakla kalmadığını, aynı zamanda
çözüm vizyonunu, Kıbrıs sorununun ortadan kaldırılması
için tutumunu açık ve net ortaya koyduğunu ifade etti.
Talat,
dolayısıyla sorunun çözülememesinin sorumluluğunun
Kıbrıs Türk halkına yüklenemeyeceğini kaydederek,
Kıbrıs Türk halkının ekonomik anlamda rahatlatılmasının
son derece önemli olduğunu söyledi.
AB ve
uluslararası topluma düşen görevler olduğunu,
"dünyanın haksızlıklar üzerine kurulu değil,
hakkın yerine geldiği bir dünya olması için bu görevlerin yerine
getirilmesi gerektiğini" belirten Talat, "Kıbrıs Türkü
fazla bir şey istemiyor. Siyasal eşitliği, dünyayla
bütünleşmeyi, tecritten kurtulmayı istiyor. Rumların
haklarına göz dikmiş değil, bundan dolayı dünyanın,
Kıbrıs Türkü'ne bu hakkını vermesi gerekiyor" diye
konuştu.
Türkiye ile
uyum içindeyiz
Başbakan
Talat, Türkiye ile uyum içinde olduklarını, aralarında herhangi
bir görüş ayrılığının
bulunmadığını söyledi.
Hem küçük bir
toplum hem tanınmamış, hem de uluslararası kurumlara
ulaşımın zor oluşundan birçok sıkıntılar
yaşadıklarını dile getiren Talat, bu konuda Türkiye'nin
kendilerine desteğinin devam etmesine çok önem verdiklerini belirtti.
Talat,
"Dışişleri Bakanı Gül bunu açıkça ifade
etmiş ve desteğinin bizimle olacağını ortaya
koymuştur. Bu aşamada işbirliğimiz, birlikte
Kıbrıs Türkü'nü dünyayla bütünleştirme
çalışmalarımız devam edecektir" dedi.
Bir soru
üzerine, Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alacağından kuşkusu
olmadığını belirten Talat, Ankara'nın bu tarihi
aldığı zaman, sürecin ilerlemesi için birçok yükümlülükle
karşı karşıya kalacağını, o zaman
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki pozisyonunun, geçmişe göre
kıyaslandığında daha sıkışık noktalara
gelebileceğini kaydetti.
Talat, bu
bakımdan çözümün Kıbrıs Türkleri lehine sağlanması
için yıl sonuna kadar sürecin iyi değerlendirilip, AB'nin tecritle
ilgili uygulamalarını kaldıran tüzüğün geçmesi ve en
azından ekonomik tecridinin ortadan kaldırılması
gerektiğini söyledi. Talat, "Tabii ki aralık ayına kadar
çözüm sürecinin başlaması bizim bakımdan son derece
önemlidir" ifadesini kullandı.
Vizyonumuz
devam ediyor
Başbakan
Talat, bir başka soru üzerine, KKTC ve Türkiye olarak çözüm
vizyonlarının gereğini yerine getirdiklerini ve bu
vizyonlarının devam ettiğini ortaya koyduklarını
vurgularken, şunları söyledi:
"Ama
müzakere gibi ne olduğu ne olacağı, hangi zemine
basılı belli olmayan bir alana gitmek şu an itibariyle
doğru bir yaklaşım değil. Bırakınız
müzakereyi eylül başında ekonomik tecridin
kaldırılmasıyla ilgili AB'nin alacağı kararlar var. Bu
konuda atılacak adımlar bizim bundan sonraki çözüm sürecindeki
tutumumuzu da ciddi şekilde etkileyecektir."
KKTC
Başbakanı Talat, "Şu anki önceliğimiz bizim,
Kıbrıs Türkü'nün AB ile ilişkilerini komisyonun öngördüğü
şekilde değiştirilmeden konseyin de onaylamasını
sağlamaktır. Bu bizim için çok önemlidir, bunun üzerinde ısrarla
durmak zorundayız" diye konuştu.
Talat, KKTC ile
ilgili tüzük konusunda AB Komisyonu ile konseyin hukuk birimlerinin ters
görüşte oluşu ve bununla ilgili neler yapabileceklerine ilişkin
bir soru üzerine, bu konuyu da ele aldıklarını kaydederek,
"tabii ki bizim yapabileceklerimiz var, ama bunlar çok ciddi
çalışma ve yoğun bir diplomatik çalışma gerektiriyor.
Şu an bunları tartışmanın zamanı değil"
diye konuştu.
Talat, bir
başka soru üzerine, KKTC'ye ABD yardımının daha
gelmediğini, bunun önce usulünün saptanacağını, hangi
projelerde kullanılacağının belirleneceğini,
dolayısıyla bir günde gelecek bir şey
olmadığını kaydetti.
Talat, ABD
Dışişleri Bakanlığı görevlisi Laura Kennedy ile
sadece yardım konusunu konuşmadıklarını, ABD'nin Kıbrıs
politikasını görüştüklerini söyledi.
Sadece ABD'nin
değil, bütün dünyanın, politikalarını 24 Nisan
referandumuyla ortaya çıkan yeni parametrelere uygun olarak gözden
geçirdiğini kaydeden Talat, "Aynı durum ABD, hatta AB için de
söz konusu. Bütün bunlara dayalı olarak, ülkeler Kıbrıs
politikalarını değerlendirirken, Amerikalı yetkilinin
ziyaretinde de bunu fırsat bilip bu değerlendirmeyi yaptık"
diye konuştu.
KIBRIS 19/08/04
ABD ve İngiltere'den sonbaharda yeni girişim
Amerikalıların,
Türkiye'ye aralık ayında AB ile üyelik müzakerelerinin başlama
tarihi verilmesi hedefini esas alarak, çeşitli düzeylerde hareket
ettiğini ve Kıbrıs sorununda yeni inisiyatifler üstlenme
konusunu da açık bıraktıkları bildirildi.
Fileleftheros
gazetesi, "İnisiyatiflerle Flört Ediyor - ABD: Sonbaharda
Kıbrıs Sorununa Yeni Müdahaleler İçin Sahneyi
Hazırlıyor - AB İle Üyelik Müzakerelerine Başlaması
İçin Türkiye'ye Proika (çeyiz)" başlığıyla
manşetten verdiği haberinde, güvenilir bilgilerine dayanarak
Washington'un Rum yönetimine sürekli olarak; Türkiye - AB üyelik
müzakerelerinin başlama tarihinin belirlenmesini hiçbir şekilde
engellememesi gerektiğini ilettiğini yazdı.
ABD'den Rum
yönetimine gönderilen bu mesajların baskı ve uyarı halini almaya
başladığını, bir ayrılık da olduğunu
çünkü Amerikalıların, Kıbrıs sorununda Türkiye
tarafından hareketler olması gerektiğini de düşündüklerini
belirten gazete, haberini şöyle sürdürdü:
"Amerikalılar,
bu hareketlerin; istekleri konusunda Ankara'ya yardımcı
olacağını düşünüyorlar. Şekillenmekte olan
yaklaşımlar ve ECONOMİST'te yer alan, 'gelişme
kaydedilmiş olsa dahi Türkiye ile Yunanistan arasındaki
ilişkilerde gölge bulunmaya devam ettiğine işaret edilen makale
de bunun göstergesidir.
Aynı
zamanda Washington muhataplarına; çözüm konusunda Kıbrıs
sorununda yeni görüşmeler olabileceğine, ancak 24 Nisan
referandumunda Annan Planı'nı kabul etmiş olan Türk
tarafının tepkisini çekecek olağanüstü değişiklikler
de beklenmemesi gerektiğine işaret ediyor. Buna paralel olarak
Amerikalılar, yabancı hükümetlerle yaptıkları temaslarda,
Lefkoşa'nın, Kıbrıs sorununda hangi
değişiklikleri istediğini netleştirmesini beklediklerini
tekrarlıyor. Bunu kısa süre önce Kıbrıs politikasının
temel eksenlerini kaydetme imkanı bulmuş olmalarına rağmen
yapıyorlar.
Bu arada Mehmet
Ali Talat Türkiye'ye gidip geliyor ve Kıbrıs sorunu konulu
toplantılara katılıyor. Türkiye, tarih konusunda nihai ve kritik
aşamaya giriyor olması ışığı altında
Talat ve Serdar'ı, bundan sonra atılacak adımlar konusunda
bilgilendiriyor. Dün Ankara'da, TC Dışişleri Bakanı
Abdullah Gül başkanlığında bir toplantı
yapılacak. Toplantıya Talat ve Serdar da katılacak."
Gazete
"Talat Ankara'ya Gidip Geliyor - Dışişleri
Bakanlığı'nda Gümrük Birliği ve Maraş'la İlgili
Toplantı" başlıklı başka bir haberinde, konuyla
ilgili Kıbrıs Türk basınını kaynak göstererek ve dün
TC Dışişleri Bakanlığı'nda gerçekleştirilen
toplantı ve toplantıda ele alınacak konuları
okurlarına aktardı.
Gazete dünkü
toplantıda, Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlama tarihi
belirlenmesi konusunun ele alınacağını yazdı ve
edindiği bilgilere dayanarak, toplantıda şu konuların
gözden geçirileceğini yazdı:
"1-Türkiye'nin
Kıbrıs'la gümrük birliğinin tamamlanması. Diplomatik
kaynakların da işaret ettiği gibi; gümrük birliği konusu
yıl sonundan önce olacak ve tarih konusuyla bağlantılı
olacak. Türk bilirkişiler; Kıbrıs'la gümrük birliği
konusunun üyelik müzakerelerine başlama tarihi alınmasını
olumsuz etkileyebileceği sonucuna vardılar. Ancak Ankara'nın;
kendi çıkarlarını da elde edebilmesi için bir al-ver sahnesi
kurabileceği de kendiliğinden anlaşılıyor.
Lefkoşa'daki yetkili kaynaklar, Türkiye'nin; gümrük birliğini AB'ye
üye bütün ülkelere kayıtsız şartsız yaymak zorunda olduğuna
işaret ediyorlar. Halen Kıbrıs haricindeki bütün üye ülkelerle
ilgili prosedür yoluna konuldu. Aynı kaynaklar, Türkiye'nin her
şeyden önce, Kıbrıs bayraklı gemileri Türk limanlarına
kabul etmek ticari ve diplomatik ilişkiler kurmak ve Kıbrıs
Cumhuriyeti'ni tanımak zorunda olduğuna da işaret ediyorlar.
2-Maraş ve
işgal bölgelerinin AB ülkeleriyle direkt ticaret konusu. Mehmet Ali
Talat'ın Türk başbakanla kısa süre önce
gerçekleştirdiği görüşmeden de ortaya
çıktığı üzere, Maraş konusu Türk tarafını
meşgul ediyor ancak nasıl hareket edeceklerini ve bu kenti
Ankara'nın AB beklentileri yönünde kullanıp kullanmayacakları
konusunu belirginleştirmediler. Lefkoşa'nın, kapalı
Maraş kentinin sakinlerine iade edilmesine karşılık
Mağusa Limanı üzerinden ticaretin başlaması önerisi Türk
tarafını tatmin etmemiş görünüyor. Bu en azından Mehmet Ali
Talat'ın yaptığı basın açıklamalarından
anlaşılıyor.
3-Asker
sayısının azaltılması konusunun da gündeme gelmesi
olasılığı göz ardı edilmiyor."
POLİTİS
"Sonbaharda Korkak Başlangıç - ABD ve İngiltere Annan
Planı'nda Küçük Değişiklikleri Görüştüklerini Gösteriyorlar
- Lefkoşa Bilgilendirilmedi, Türkiye Duymak İstemiyor ve Talat Gümrük
Birliği'nin Kıbrıs'a da Genişletilmesinden Çıkar Talep
Ediyor" başlık ve spotlarıyla yayımladığı
haberinde, ABD ve İngiltere'nin, sonbaharda Annan Planı'nın az
sayıdaki maddelerinin yeniden müzakere edilmesi
olasılıklarını incelemekte olduğunu yazdı.
Gazete ABD ve
İngiltere'nin bu amaçla Avrupa ülkelerinin nabzını
tuttuğunu ve Rum tarafının, BM genel sekreterinin planında
yapılmasını istediği değişikliklerin somut ve çok
sınırlı listesini vermesi gerektiğine ikna edilmesi
gerektiğini vurguladıklarını yazdı, özetle şöyle
devam etti:
"Washington
ve Londra'nın niyetini, ABD Dışişleri Bakanı Colin
Powell geçen hafta yaptığı konuşmasında dolaylı
ancak net şekilde ortaya koydu. Mevcut aşamada bu planlar
Türkiye'nin; Kıbrıs sorununda yeni bir diyaloğu kesin dille
reddetmesine çarpıyor. Uluslararası unsurun da Kıbrıs
hükümetini bu somut niyetler hakkında bilgilendirmekte gönülsüz
olması da dikkate değerdir. Lefkoşa şu ana kadar, olup
bitenler konusunda Avrupalı ortakları tarafından
yoklanmadı. Konunun, Talat ve Serdar Denktaş'ın da
katılımıyla Ankara'da gerçekleştirilen üst düzeyli
toplantıda ele alınması bekleniyor.
Annan
Planı'nın reddedilmesinden sonra ilk kez ABD başrolde ve
İngiltere ikinci düzeyde olmak üzere, Annan Planı'nın çok dar
bir zaman aralığında ve dar içerikle müzakere edilmesi
olasılığını korka-korka araştırıyor.
Diplomatik bir kaynak POLİTİS'e, 'bir şeylere gebe
olunmasından' memnuniyet belirtti. Kıbrıs'ın Avrupalı
ortaklarının yoklanmakta olduğunu (nabızlarının
tutulduğunu) ancak bunların halenüst diplomatik düzeye
erişmediğini belirtti.
Aynı
kaynak, 'Referandumlardan sonra Amerikalılar ve İngilizler
yalnızca Annan Planı'nın olduğu şekliyle yeniden
oylanması ile Kıbrıs sorununun çözümünün mümkün olabileceği
tezinde sabittiler. Devamında, Kıbrıslı Rumların
güvenlik ve çözümün uygulanacağının genel sekreterin belgesi
dışında, Güvenlik Konseyi düzeyinde tatmin edilmesinden söz
etmeye başladılar. Şimdi talep edilecek
değişikliklerin çok sınırlı olması ve
Kıbrıslı Rumların müzakere masasında gerekli
esnekliği göstermeleri şartı ile Annan Planı'nın
bazı maddelerinin gözden geçirilebileceğinden söz ediyorlar' dedi.
Aynı
kaynak, Washington'un ve Londra'nın; Kıbrıs sorununda sonbaharda
yeni bir prosedür olmasını tercih ettiklerini çünkü bunun,
Türkiye'nin aralık ayında belirlenecek olan Avrupa perspektifini
önemli ölçüde güçlendireceğine inandıklarını da söyledi.
Bu niyetlerin
gizli istekler yörüngesinde kalması tehlikesi vardır. Diplomatik bir
kaynağa göre sondajların odak noktasında yine
Kıbrıslı Rumlar ve Annan Planı'nda çok
sınırlı bir değişiklikler listesi sunup sunmayacakları
konusu bulunuyor. Niyet, Annan Planı'nın yeni bir müzakereye
açılması değil, sorunun Kıbrıslı Rumlar için
tatmin edici şekilde kapatılmasıdır."
Haravgi de
haberi "Aralıktan Önce Türkiye'yle Gümrük Birliği - Türk Bilir
Kişiler; Kıbrıs'la Gümrük Birliğinin, AB'yle Müzakerelere
Başlama Tarihi Alınması Perspektiflerini Olumsuz Etkileyebileceği
Uyarısında Bulunuyorlar" başlığıyla
okurlarına aktardı.
KIBRIS 19/08/04
Papadopulos'un önceliği
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun uluslararası camiaya
"Kıbrıslı Türklerin içinde bulundukları tecridin
kaldırılması aracılığıyla Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin by-pass edilmesi ve küçümsenmesi çabalarının,
Kıbrıs'taki iki toplum arasındaki ayrılığı
kalıcılaştırdığı" iddiasında
bulundu.
Fileleftheros
"Başkan İçin İşgal Bölgeleri Öncelikli"
başlığıyla yayımladığı haberinde
Yakovu'nun, sözde "Omorfo (Güzelyurt) Belediyesi" tarafından
önceki akşam düzenlenen "anti işgal" etkinlikte
yaptığı konuşmada, yukarıdaki mesaj yanında;
"Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsızlığını
ve egemenliğini savunma hakkını haraç mezat satma niyetinde
değildir" dediğine işaret etti.
Rum tarafının
işleyebilir, yaşayabilir iki toplumlu iki bölgeli bir federasyon
istediğini savunan Yorgo Yakovu "Kıbrıslı Türk
vatandaşlarımıza, iki toplumlu iki kesimli federasyon çözümüne
istikrarla bağlı kaldığımızı
yineliyoruz" dedi. Nihai Annan Planı'nı "uluslararası
sahnedeki yeni dünya düzeninin ve bölgedeki jeospolitik ve jeostratejik
planlamaların ürünü" diye niteleyen Yakovu, Annan Planı'nın
Rumların endişelerine gerekli dikkati göstermeksizin yabancı
çıkar ve talepleri yerine getirmeye özen gösterdiği görüşünü
dile getirdi.
Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu önceki geceki etkinlikte, Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un "İşgal
altındaki bütün yerler gibi Omorfo'nun da planlamalarındaki
öncelikler olduğu" teyidini etkinliğe katılanlara
aktarırken, şunları söyledi:
"Başkan Tasos Papadopulos'un sizlere gönderdiği hararetli mücadeleci selamları getirmekten şeref duyuyorum. Başkan Papadopulos sizlere sevgileriyle birlikte, Omorfo'yla ilgili konuların kalbinde olduğu, Omorfo'nun, işgal altındaki bütün diğer yerlerimiz gibi, planlamalarının önceliklerini oluşturduğu teyidini gönderdi."
KIBRIS 19/08/04
|
19 Ağustos
2004— Rum
basınında çıkan haberleri değerlendiren Talat, dün
Ankara’da yaptıkları temaslarda ise bu konunun gündeme
gelmediğini kaydetti.
Talat, Rum Fileleftheros
gazetesinde çıkan “Türkiye’nin, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ adı
altında Güney Kıbrıs ile gümrük birliği anlaşması
imzalayacağı” yolundaki haberle ilgili olarak, “Bu bir Rum
basını iddiası olmaktan öte, gerçeklik taşıyor” dedi.
KKTC Başbakanı, Türkiye’nin AB’ye yeni eklenen 10 üyenin 9’una
yaptığı gibi, Rum tarafına da gümrük birliği
uygulaması yapacağını ifade etti.
ANKARA’DA
GÖRÜŞMEDİK’
Konunun Ankara’da dün yapılan görüşmede
gündeme gelmediğini belirten Talat, KKTC’nin AB ile ilişkilerinde
karşılaştığı sorunları
konuştuklarını söyledi.
Öte yandan, Serbest Ticaret Tüzüğü ve
Yardım Paketi’nin KKTC için hayati olan iki adım olduğunu
belirten Talat, bu ikisinin birlikte yürütülmesini istediklerini kaydetti.
Rumların yardım paketini Ticaret Tüzüğü’nden ayırıp
ayrı ayrı gündeme getirmeye ve ayırdıktan sonra da Ticaret
Tüzüğü’nü ertelemeye çalıştığını belirtti.
Talat, Rumların Ticaret Tüzüğü yerine
Yeşil Hat Tüzüğü’nü gündeme getirdiğini kaydetti. Mehmet Ali
Talat, Yeşil Hat Tüzüğü’nün KKTC’nin sorunlarına çare
olmadığını ve Yeşil Hat Tüzüğü’nün, temelinde
sadece Kuzey’den Güney’e mal akışı için düzenlendiğini,
bunu bütün ada içindeki ticareti ve yurtdışı ihracatları da
kapsayacak şekilde değiştirmenin gerçekçi
olmadığını kaydetti.
|
‘Rum
kesimiyle gümrük birliği’ |
|
|
|
Türkiye’nin AB’den
gelen baskılar sonucu Rum kesimiyle gümrük birliğine gitme
kararı aldığı öne sürüldü. |
|
|
|
AA |
|
|
|
19 Ağustos 2004— Rum Fileleftheros gazetesinin haberine göre, AB’nin
genişlemeden sorumlu Genel Müdürü Fabritsio Barbasio’nun, siyasi
şefi Günter Verheugen’in emriyle, Türkiye’ye mektup göndererek,
Ankara’nın Rum kesimiyle gümrük birliği anlaşması
yapması gerektiğini yazılı olarak ilettiğini
savundu. |
Fileletheros, Türkiye’nin Rum
kesimiyle Eylül ayında gümrük birliği anlaşması yapmaya
karar verdiğini öne sürdü. Türk Dışişleri
Bakanlığı yetkililerinin Temmuz ayı sonlarında, Rum
kesimiyle gümrük birliği konusunu yetkili AB teknokratlarıyla
görüştüklerini de belirten gazete, bu görüşmede AB yetkililerinin bu
tür anlaşmaların AB’ye üye bütün ülkelerle yapılması
gerektiğini söylediklerini yazdı.
Gazeteye göre, bu konu Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan ile KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat’ın
İstanbul’daki görüşmesinin de gündem maddelerinden biri oldu.
Politis gazetesi ise
Ankara’nın AB’ye”Türkiye ile Rum kesimi arasında gümrük
birliğine gidilmesi konusunu Kıbrıslı Türklere yönelik AB
önlemlerine bağlayan gayri resmi bir paket önereceğini” yazdı ve
bu önerinin dünkü toplantıda detaylı şekilde ele
alındığını savundu.
POLİTİS: ANKARA STRATEJİ BELİRLEDİ
Gazete, Türkiye’nin Eylül ayına
hazırlandığını belirterek, “Ankara ilk kez
Maraş’ın BM himayesi altında iade edilmesini bu denli ciddiyetle
inceliyor görünüyor” yorumunu yaptı.
Ankara’nın dünkü toplantıda
Kıbrıs sorunundaki bütün cepheler için somut bir strateji
belirlediğini yazan gazete, şu yorumlarda bulundu: “Ankara,
Türkiye-AB gümrük birliğinin Kıbrıs’a da genişletilmesine
karşılık Kıbrıslı Türklere yönelik AB önlemlerinin,
yani doğrudan ekonomik yardım ve ticaret tüzüklerinin derhal hayata
geçirilmesini istiyor. Erdoğan hükümeti Kıbrıs’la gümrük
bağlantısı yapmasının üyelik müzakerelerine
başlama tarihi almak istiyorsa, yerine getirmesi gereken uyum
yükümlülüklerinden biri olduğunu biliyor. Ancak, Kıbrıs’la
gümrük birliğinin, Avrupa ile direkt ve çok daha sıkı
ilişkiler kurmak suretiyle Kıbrıslı Türklerin de
yararına olması gerektiği görüşünü ortaya koyuyor.”
|
Talat: Rum
vekilin geçişi yasal |
|
|
|
KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat, bir Rum milletvekilinin Ledra Palas
sınır kapısından KKTC’ye kimliksiz geçişine imkan
sağladığı haberlerine, “yasadışı bir
uygulama yok” yanıtını verdi. |
|
|
|
Lefkoşa |
19 Ağustos
2004 Başbakan
Talat, olay sırasında polis örgütündeki görev devir teslimi nedeniyle
bir yanlış anlama ortaya çıktığını ve her
zaman yapılan bir uygulamanın bu kez takıntıya
uğradığını kaydetti
Talat, dün basına
yansıyan olaya ilişkin soru üzerine, Rum ana muhalefet partisi
DİSİ milletvekili Hristos Purguridis’in Ledra Palas’tan KKTC’ye
geçişine yardımcı olması konusunda açıklamalar
yaptı.
Olayda ‘yasal olarak yapılması gereken bir
uygulamanın ortadan kaldırılması veya bir uygulamaya
uyulmaması’ diye bir şey bulunmadığını söyleyen
Talat, “Tamamen yasal çerçevede yapılan bir muamele söz konusudur.
İstenen bütün kurallara uyan bir giriş gerçekleşiyorken bir
yanlış anlama sonucunda zor bir durum ortaya
çıkmıştır. Buna bizzat müdahale etmem gerekiyordu ve bizzat
oraya gidip durumu çözümlemiş oldum. Olay oydu.” dedi.
KKTC’nin mahcup olmaması için bir adım
atması gerektiğini ve bunu yaptığını belirten
Talat, “Herhangi bir yasadışı uygulama kesinlikle
olmamıştır” sözlerini yineledi.
KKTC'ye verilen sözler
Kıbrıs konusu bir
süredir gündemin derinliklerinde suskun bekliyor. Bu sessizlik KKTC yönetimini
ve Kıbrıs Türkü'nü haklı olarak tedirgin etmiş durumda.
Kıbrıs'ta ne oluyor, ne olacak, sorusuna yanıt veren yok.
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri'ne mektup
göndererek, uluslararası camianın verdiği sözleri
tutmasını istedi. KKTC'ye uygulanan izolasyon kalkmazsa
Kıbrıs Türkü'nün umutlarını ayakta
tutamayacağını da vurguladı.
Kıbrıs'ta yapılan referandumdan bu yana geçen sürede,
Kıbrıs Türkü lehine somut bir adım atılmadı.
BM karar alacaktı, almadı.
AB, KKTC ile doğrudan ticarete olanak sağlayan tüzük düzenleyecekti,
henüz bu tüzük çıkmadı.
İngiltere'nin, KKTC'ye doğrudan uçak seferi başlatması söz
konusuydu, gerçekleşmedi. Uluslararası Sivil Havacılık
Örgütü izin vermedi, sigorta şirketleri Ercan Havaalanı'na inecek
uçakları sigorta etmeyeceklerini açıkladılar.
Ankara ve Kıbrıs Türkü, Annan Planı'na, Rum kesimi tek
başına AB'ye girmesin diye destek verdi, evet oyu kullandı.
Rumlar, hayır, dediler. Ancak, sonuç değişmedi. Rum kesimi tek
başına AB'ye girdi. Buna karşın KKTC ve Kıbrıs
Türkü'nün beklentileri gerçekleşmedi. Hakkı teslim edilmedi.
Bu yetmiyormuş gibi Rum Yönetimi'nin karşı girişimleri de
söz konusu. Güney Kıbrıs AB'ye girdikten sonra, KKTC'yi egemenlik
iddiası taşımadan, güneye eklemek için ataklar yaptı.
İki toplum, iki devlet, iki demokrasi yaklaşımını hiç
dikkate almadan, Türklerin Rum egemenliği altına girmeleri için
çeşitli öneriler geliştirdi. Rumların önerileri kabul edilirse
varılacak sonuç, Türklerin egemen eşit toplum ve devlet tezinden
vazgeçmeleri ve Rum yönetimini tek egemen devlet olarak kabullenmek olacak.
Rumlar, Maraş'ın kendilerine teslim edilmesini, Mağusa'nın
BM'ye devredilmesini istiyorlar. KKTC'nin mal ihraç etmesinden kastedilen ise
Türklerin ürünlerini Rum kesimine satmaları, Rum şirketler
vasıtasıyla Rum limanlarından veya havaalanlarından ihraç
edilmesi.
KKTC'yi ve Ankara'yı düşündüren bir diğer konu ise, AB
takviminin yaklaşmış olması. Türkiye'nin müzakere tarihi
almayı beklediği Aralık 2004'te yapılacak AB zirvesi
öncesinde, Türkiye ve KKTC üzerindeki baskıların artması.
Ankara'nın ve KKTC hükümetinin, Türkiye'nin müzakere tarihi alabilmesi
için yeni ödünlere zorlanması.
Bugüne kadar ortaya çıkan sonuç, Annan Planı'na evet diyen Türklerin
cezalandırılıp, hayır diyen Rumların
ödüllendirilmiş olması...
Türklere karşı ne BM ne ABD ne de AB sözünü tuttu.
Aralık 2004'e kadar durumun KKTC ve Kıbrıs Türkü lehine
gelişmesi giderek zorlaşıyor. Ankara'nın bu sessizliği
bozup ses vermesi, ağırlığını koyup
ataklarını yoğunlaştırması gerekiyor.
Aksi halde, Annan Planı'na evet demiş olmanın
yarattığı zemin tümüyle kaymış olacak...
FIKRET BILA MILLIYET 19/08/04
Aralıktan
sonra ÇÖZÜM ZOR
Anıl
IŞIK
Güney
Kıbrıs'ta ana muhalefetteki Demokratik Seferberlik Partisi
(DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıs sorunun
çözümlenmesi ve adanın yeniden birleşmesi açısından
önümüzdeki ayların çok önemli olduğunu söyledi.
Anastasiadis,
aralık ayına kadar bir çözüm olmaması halinde, çözümün ne zaman
gerçekleşeceği konusunda bir öngörüye sahip
olmadığını ifade ederek, çözüm çabalarının,
uluslararası kuruluşların, ABD'nin ve AB'nin çözüm
inisiyatifinde bulunmasıyla kısıtlı
kalacağını söyledi.
Anastasiadis,
referandumda halkı hayır demeye çağıran Papadopulos ile
hükümetin, Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili somut ve net bir
politikalarının olmadığına işaret ederek,
aralıktan önce çözüm fırsatının
kaçırılmaması için Kıbrıs sorunundaki
tutumlarını en kısa sürede belirleyerek, açıklığa
kavuşturmaları gerektiğini kaydetti.
Güneyde halk
arasında Annan Planı'nın uygulaması ile ilgili
endişelerinin ve güvensizliğinin devam ettiğini belirten
Anastasiadis, güneyde siyasiler arasında ortak bir çizgi bulunması ve
halkın planla ilgili endişelerin giderilmesi halinde ikinci
referandumda "evet" sonucunun alınabileceğini kaydetti.
Anastasiadis,
ılımlı görüşleri olan ve birleşik Kıbrıs'a
inanan insanlarla birlikte birleşik Kıbrıs'ın inşa
edilebileceğine olan inancının güçlü olduğunu belirterek,
"böylelikle yeni nesillere refah ve güven içinde bir gelecek vaat edebileceğiz"
dedi.
KIBRIS
muhabirinin Anastasiadis'e yönelttiği sorular ve aldığı
yanıtlar şöyle:
Soru:
Referandumdan sonra güneyde oluşan siyasi gelişmeleri
değerlendirir misiniz? Gerek uluslararası alanda gerekse ulusal
alanda Papadopulos ve siyasi parti liderleri, Kıbrıs sorununda somut
ve açık bir politikaya sahip olmamakla suçlanıyor...
Yanıt:
Güneyde, referandumdan sonrasında yapılan Avrupa seçimleriyle
birlikte daha iyi bir atmosfer oluştu.... İnsanlar, bir çözüme
ihtiyaç olduğunu anladılar. İktidardaki siyasiler itiraf
etmeliler ki, şu an eksik olan ve insanların sorduğu , hükümetin
gerçek bir politikası olmamasıdır. Ben, insanların çözümü
reddetmelerine şaşırdım... Hükümetin gerçek politikası
nedir, ya da "hayır" oyu ile nasıl başa çıkıyorlar...
Bu konularda tamamen bir belirsizlik hakim. Kıbrıs sorununa nihai bir
çözüm bulunmasına yönelik olarak Yeni Ulusal Konsey Üst
Toplantısı'nda ortak bir dil bulunmasını ümit ediyordum.
İnsanlara daha iyi bir çözüm olacağına dair vaatlerde
bulunanların şu anda bir önerisi yok.
İnsanların,
Türkiye'nin anlaşmanın bazı maddelerini yerine
getirmeyeceği konusundaki güvensizlik ve endişeleri devam ediyor.
Tabii ki, Kıbrıslı Türkleri de tatmin etmeyen konular söz
konusudur. Ancak ilerleyebilmek ve uluslararası kuruluşların,
AB'nin, yeni bir inisiyatif ortaya koyması için edişlerimiz bulunan
konuları belirleyip, bu endişelerimizi gidererek, çözümü
desteklediğimizi göstermeliyiz. Aksi takdirde ben, üçüncü bir ülkenin,
uluslararası kuruluşun ya da AB'nin bir adım atmasını
beklemiyorum.
Soru:
Referandum sonrasında halkın görüşünde herhangi bir
değişiklik oldu mu?
Yanıt:
Yüzlerce insan 'hayır' oyu kullanarak yanlış
yaptıklarını ve bundan pişmanlık
duyduklarını ifade ettiler. İnsanların bu kararı
almaları yanlış değerlendirmeden kaynaklandı. Bu
sonucun ardından da hükümetin hiç bir siyasi politikası yok. Hükümet
'hayır' denilmesini tavsiye etti, ancak şu an başka bir öneride
de bulunuyor.
Geçtiğimiz
günlerde bölge sakinlerinin neredeyse tümünün 'hayır' oyu
kullandığı bir köyde festivale katıldım. Oradaki
insanlar ikinci defa düşündükleri zaman çözüm için 'evet' oyu
kullanmaları gerektiğini anladıklarını söylediler.
Şu anki
mevcut siyasi atmosfer göz önüne alınırsa bu düşüncedeki
insanların çoğunlukta olduğunu söyleyemem, ancak bu görüşte
olan insanların oranının kesinlikle yüzde 34
olmadığı ortadadır.
Planda,
Kıbrıslı Rumların endişelerini giderecek yönde
birtakım değişiklikler yapılması ve aynı
görüşte olan tüm siyasi partilerle işbirliği içinde
çalışılması halinde - ki AKEL'i bunun
dışında tutmuyorum ancak onların da cesaret göstermesi gerekiyor
- ikinci referandumu başarılı bir sonuçla
tamamlayacağımıza inanıyorum.
Soru:
Papadopulos, yasal açıdan izlediği siyasi politikada kendisine
oldukça güveniyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?
Yanıt:
Kıbrıs sorunu gibi sorunlar sadece yasal sorunlar değildir,
aynı zamanda siyasi sorunlardır. Eğer niyet ve istek yoksa bu
tür sorunlar hiçbir zaman çözülmez. Diyalogun ardından çözümden
bahsediyorsanız, uzlaşma, her zaman tamamen uluslararası hukuk
kurallarına uygun olarak gerçekleşmeyebilir. Zaten Kıbrıs
sorunu 30 yıldır Denktaş'ın olumsuz tutumundan ve yasal
bakış açısından dolayı çözülemedi. Şimdi
Papadopulos Kıbrıs sorununda aynı zihniyet ile hareket ediyor.
Papadopulos çözüm olmasını istiyor, ancak Kıbrıs sorununu
çözmeyi ele alış konusu sorunun çözümüne katkı koymuyor.
Soru:
Kıbrıs konusundaki görüşünüz nedir?
"Kıbrıs'ın
yeniden birleşmesidir. Üzerinde çalışabileceğimiz ana
temeller var, Makarios-Denktaş, Denktaş-Kiprianu arasındaki üst
düzey anlaşmalarından bahsediyorum. Annan Planı 30 yıllık
bir görüşmenin sonucudur ve uzlaşma anlaşmasıdır.
Planın Gerek Kıbrıslı Rumlar, gerekse
Kıbrıslı Türklerin hakları açısından çeşitli
olumsuz yönlerini kabul etmeniz lazım, çünkü Avrupa Birliği (AB)
içinde birlikte yaşayacağız. Biz bir Avrupa ülkesiyiz. Eğer
birleşik Kıbrıs vizyonunu kabul ederek, birlikte refah içinde
yaşamayı başarabilirsek, planın yürütülmesinde
karşılaşılabilecek sorunların üstesinden
gelineceğinden eminim. Benim vizyonum, bu adayı bir gün hepsimizin
ortak vatanı olarak görebilmek. Federal bir hükümet çatısı
altında birleşik Kıbrıs'tan bahsediyorum. Tabii ki üst
düzey görüşmelerine ve plana göre, iki kesimli (bi-zonal) ve iki toplumlu
(bi-communal) bir federal hükümetten bahsediyorum. Ben inanıyorum ki,
çözüm için hazır olduğumuz zaman görüşmelerde kolayca tüm mevcut
sorunlar çözümlenebilir.
Soru: Direkt
uçuşlar konusunda Klosson'a diplomatik bir nota verdiniz ve direkt
uçuşların gerçekleşmesi halinde adanın birleşmesinden
uzaklaşılacağını belirttiniz... Bu konudan biraz
bahsedebilir misiniz?
Yanıt:
Biraz önce bahsettiklerim ışığında vizyonunuz
adanın birleşmesi iken birtakım başka planlar
yapılıyor. Eskiden bugüne kadar olan zamanda her zaman adanın
bölünmesi görüşü hakim oldu. Ben diplomatik bir nota vererek
Kıbrıslı Türklerin bizim tutsağımızdır
demeye çalışmıyorum. Siyasi parti yetkilileri ve aynı
zamanda Papadopulos, Kıbrıslı Türklere adanın
birleşmesini engellemeyecek şekilde her türlü yardım yapma
taraftarıdırlar. Direkt uçuşların olması halinde
tanınma olabilir ki, bu da adanın yeniden birleşmesi için bir
engel teşkil eder. Unutulmamalıdır ki bununla birlikte bir risk
alınıyor.... Kıbrıs sorununu çözmek için gelecek aylarda
önemli fırsatlar var. Ben önemli fırsatlar olduğuna inanıyorum
ve Kıbrıs sorununa aralıkta bir çözüm bulunması için ne
istediğimizi açıklığa kavuşturmamız gerekiyor.
Biraz daha sabırlı olmamız gerekiyor. 30 yıl sabırla
bekledik... Eğer aralığa kadar Kıbrıs sorununa bir
çözüm bulunmazsa kim bilir daha ne kadar bekleriz. Aralık ayına kadar
bir çözüm olmazsa artık ne zaman bir çözüm olacağını
kestiremiyorum. BM, Amerika veya AB tarafından bir çözüm inisiyatifi
olabilir....
Soru:
Türkiye'nin AB ile ilişkisinin Kıbrıs sorunu üzerindeki etkisi
var mıdır?
Yanıt:
Türkiye'nin AB'den üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih
alması Kıbrıs sorununu etkileyecektir. AB, Türkiye'ye bir ön
şart koydu. Bu önkoşul Kıbrıslı Rumların
Türkiye'ye karşı olan güvensizliği ile ilgilidir. AB, Türkiye
ile üyelik müzakerelerinin bir yıl içerisinde önkoşullu olarak
başlayacağını söyleyebilir. Türkiye, Maastricht ve Kopenhag
siyasi kriterleri dışında, AB ülkesi olan
Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini sağlayacak
anlaşmanın şartlarını yerine getirmesi gerekmektedir.
AB'nin Kıbrıs sorununun çözülmesi için Türkiye'nin elinden geleni
yaptığını düşündüğü bu zamanda, Türkiye'nin buna
karşı davranacağını sanmıyorum. Bunun için
endişelenmeye gerek yok. Bu Kıbrıslı Rumların
güvensizliğin ve diğer endişelerinin giderilmesine de bir çözüm
getirebilir, ancak bu, Kıbrıslı Türklerin haklarını
etkilemez.
Soru: Referandumdaki
tutumundan dolayı Hristofyas ile Papadopulos'un farklı ideolojik
görüşlerde olmasına rağmen, aynı siyasi çizgide olduğu
ifade ediliyor... Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yanıt:
AKEL Papadopulos'un taleplerini netleştirmesi konusunda ısrarcı
olmaya devam etmezse ve cesur adımlar atmaya hazır olmazsa - burada
cumhurbaşkanına karşı olmaktan bahsetmiyorum- siyasi bir
baskı oluşturmazlar. Bu siyasi baskıyı, çözüme ulaşma
başarısı olan ve diğer tüm etkenleri çevreleyen ortak bir
vizyon oluşturulmasında kullanması gerekiyor. AB'nin
dışında değil, AB içinde olduğumuzun farkında
olarak ortak çizgiyi bulmak gerekir.
Soru:
DİSİ olarak, Kıbrıs sorununun çözümlenmesine katkı
koymak için girişimleriniz nelerdir?
Yanıt: Biz
siyasi parti olarak, bir köprü oluşturmaya çalışıyoruz.
Bazı siyasi liderlerin olumsuz tutumlarından dolayı oluşan
duvarların ortadan kaldırılması için çaba sarf ediyoruz.
Bir uzlaşmanın yeniden oluşturularak, adanın yeniden
birleşmesini sağlamak istiyoruz.
Soru:
Kıbrıs sorununda aralık ayından sonra çözümden
uzaklaşılacağını ifade ettiniz. Bu konuyu biraz açar
mısınız?
Yanıt: Her
geçen gün çözüm fırsatından uzaklaşıyoruz.
Kıbrıslı Rumları, inşaat ve arazi alanındaki bu
hızlı gelişme aynı şekilde artmaya devam ederse,
insanların geriye dönmek için mülkleri olacak mı?...
Onları bir
çözümü kabul etmeye cesaretlendirebilecek miyiz merak ediyorum. Tazminat söz
konusu ancak bu yeterli değil. Öte yandan, Tayvan modelinden
bahsediyorlar, o zaman da Kıbrıslı Türkler artık yeter
deyip, birleşik Kıbrıs'tan vazgeçebilirler. Annan
Planı'nın maddelerinin üzerinde en kısa zamanda
mantıklı ve sistematik bir şekilde çalışmazsak,
planın yürütülmesinde birtakım sorunlarla karşılaşabiliriz.
Çözüm isteyenlerin aralık sonrasında çözüme yönelik
çabalarının sona ereceğini söylemiyorum. Aralık
sonrasında da çözüm isteyenler çalışmalarına devam
edecekler, ancak zaman çözüme karşı işliyor.
Soru: AB'de
eylül ayında Kıbrıslı Türklere yönelik açılımlar
ele alınacak... Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?
Yanıt:
Kimsenin bunlara itirazı olduğunu sanmıyorum. Hatta hükümet de
bu soruna bir çözüm bulmak için yöntem bulmaya çalışacak. Hükümet bu
konuda hali hazırda düzenlemelere paralel olarak
çalışmaların
yürütülmesine devam edilmesi için birtakım yöntemleri içeren öneri sundu.
Tabii ki
esas sorun
Mağusa Limanı ve Ercan Havaalanı'dır. Kıbrıs
sorunu çözülmedikçe bu sorunlar devam edecek. Bu konu hükümetin
sorumluluğu altındadır ve bu nedenle çok fazla bahsetmek
istemiyorum. Bu konuda görüşmeler ve çalışması gereken en
uygun organ hükümettir. Hükümet, bu konuya en iyi çözümün bulunabilmesi yönünde
çalışmalar yapmalıdır. Bu çalışmalar sadece
sorunu çözmekle kalmamalı, Kıbrıs sorununa da nihai çözüm
bulunmasına destekleyici olmalıdır.
KIBRIS
20/08/2004
Mezarlar
açılıyor
Kıbrıs'ta
1963'te Rumların Türklere karşı giriştiği silahlı
saldırılarla başlayan toplumsal çatışmalarda, 1974'te
Rum-Yunan cuntasının Makarios'a karşı yaptığı
darbe sonucu Rumlar arasında yaşanan iç savaşta ve ardından
Türkiye'nin adaya müdahalesiyle yaşanan süreçte kaybolan Türkler ve
Rumlar, yıllardan beri "kayıplar" adıyla gündemde.
Anlaşmalara,
çeşitli dönemlerde yapılan girişimlere ve BM kararıyla
oluşturulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin
çalışmalarına rağmen bir türlü çözümlenemeyen
"kayıplar" konusu, son zamanlardaki gelişmelerle birlikte
farklı boyutuyla yeniden gündeme giriyor.
Ancak bu kez
geçmişten farklı olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM)'nin konuyla ilgili kararının da etkisiyle sorun çözüm
yolunda gibi görünüyor. AİHM'nin sorunun kısa sürede çözüme
kavuşturulmasına ilişkin kararı ve Türk tarafının
talebiyle BM genel sekreterinin son mektubuyla hızlanan sürecin kısa
sürede sonuç vermesi bekleniyor. Sorunun temelini oluşturan mezarların
açılması konusunda tarafların irade ortaya koyması yeni
sürecin odak noktasını oluştururken, Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin de 4 yıl aradan sonra gelecek hafta
toplanması öngörülüyor.
Rum 22, Türk 4
mezar yeri bildirdi
Rum tarafı
bugüne kadar 4'ü kuzeyde toplam 22 mezar yeri hakkında Türk tarafına
bilgi verdi ve buralarda 201 kişinin gömülü olduğunu bildirdi. Türk
tarafı ise kuzeydeki 4 mezar yeri hakkında Rum tarafına harita
üzerinde bilgi verdi. Ancak bu bilgilere rağmen, taraflar arasında
yaşanan tıkanıklık nedeniyle mezarlar açılamadı
ve adım atılamadı.
Şimdi yeni
süreçte Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin önümüzdeki hafta
toplanmasıyla bu mezarların belli bir sırayla açılması
bekleniyor. Ancak bu işlem için Rum tarafında gerekli donanım
olmasına karşın Türk tarafında adli tabip, DNA testi
yapacak uzman ve kuruluş olmaması en büyük sorunu oluşturuyor.
Türk tarafı, bu konularda Rum tarafındaki olanaklardan yararlanmak
için ilgili örgütlenmelerde söz sahibi olacağı bir yapı üzerinde
duruyor.
Komite 20
yıldan beri...
BM
kararıyla ve taraflar arasında varılan anlaşmayla 1981
yılında kurulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne
Latife Birgen'in ardından Türk temsilci olarak atanan ve 1984
yılından beri bu görevi kesintisiz 20 yıl sürdüren Rüstem Tatar,
TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtladı.
Bir Türk, bir
Rum ve bir de BM temsilcisinden oluşan 3 üyeli Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin yıllardan beri kayıplar sorununu
çözemediğini ve çalışmaların her seferinde
tıkandığını anlatan Rüstem Tatar, bunun nedeninin Rum
yönetiminin yıllarca kayıpların ölü olduğunu kabullenmemesi
ve Rumlar arasındaki iç savaş sırasında ölenlerle bunun
ardından savaşta ölenler arasında ayrım yapmaya
yanaşmaması olduğunu söyledi.
Komitede
yapılan çalışmalar yanında liderlerin de birçok kez konuyla
ilgili toplantılar yaptıklarını ve kararlar
aldıklarını, buna rağmen çözüm üretilemediğini
söyleyen Tatar, darbede öldürülenlerin mezarlarının öncelikle
açılarak bunların ayrı tutulmasına ilişkin
şartlarının Rumlar tarafından ısrarla kabul
edilmediğini anımsattı. KKTC topraklarında darbe
sırasında öldürülen Rumlara ait mezarların bulunduğuna dair
ellerinde bilgi olduğunu söyleyen Tatar, bunun yeni süreçte sorun olarak
ortaya çıkabileceğini belirtti.
Tatar,
"Rumlar bu şartımızı kabul etmedi ve sorun
tıkanarak çözümsüz kaldı. Çözüm istemediler çünkü AİHM'ye
yöneldiler. Bundan sonra da zaten komiteyi
çalıştırmadılar" dedi.
Odasında
dosyalar dolusu belge, döküman ve kitaplardan örnekler aktararak basına da
konu olan dramatik olaylardan alıntılar yapan ve olayın
insancıl boyutu üzerinde duran Rüstem Tatar, gelinen noktada artık
sorunun çözüm sürecine girmesi gerektiğini söyledi ve Türk
tarafının kararlılığını vurguladı.
Kayıplar
artık AİHM gündeminde...
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'ni yıllarca
çalıştırmayan Rumların kayıplar konusunu Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'ne
taşıdıklarını anımsatan Tatar, bunun olaya yeni
ve farklı bir boyut getirdiğini anlattı.
Tatar'ın
verdiği bilgiye göre, Rum yönetiminin 1996 yılında
yaptığı başvuruyu 10 Mayıs 2001'de karara
bağlayan AİHM, kayıplar konusunda Türkiye'yi mahkum etti ve
sorunun çözümlenmesini, mezarların açılarak ailelere bilgi
verilmesini istedi. Bunun ardından geçtiğimiz yıl ağustos
ayında Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, sorunun çözümü için
tarafların teşvik edilmesini talep eden bir yazıyı BM genel
sekreterine gönderdi.
Tatar, taahhüt
verdi
AİHM'nin
kayıplarla ilgili kararı konusundaki süreç, son aylarda ise
hızlandı. AİHM kararlarının uygulanmasını
sağlamakla yükümlü Avrupa Konseyi Delegeler Komitesi, 1-2 Haziran
tarihlerinde Strasbourg'da toplandı. Bu toplantıya Türkiye
delegasyonu altında katılan Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi Türk üyesi Rüstem Tatar, mezarların açılması dahil
sorunun çözümü için her türlü işbirliğine hazır olduğu
konusunda yazılı teminat verdi. Bu teminatta, Rum tarafı ilgi
göstermese dahi Türk tarafının tek taraflı olarak ailelere
kayıplar konusunda bilgi vereceği de ifade edildi.
Avrupa Konseyi
Delegeler Komitesi'nin bu öneriyi büyük memnuniyetle
karşıladığını anlatan Rüstem Tatar, önerilerle
ilgili olarak 28 Eylül'de bir rapor sunulmasının da karara
bağlandığını bildirdi ve bu tarihe kadar adım
atılmasının önemini vurguladı.
BM genel
sekreteri devrede...
Strasbourg'daki
toplantının ardından Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
BM genel sekreterine sorunun çözümü için komitenin faaliyete geçmesini talep
eden yeni bir mektup gönderdi.
Haziran sonunda
gönderilen bu mektup üzerine genel sekreter Annan'ın
çağrısı gecikmedi ve 4 Ağustos'ta taraflara, basına da
yansıyan mektubu gönderdi. Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi'nin yeniden faaliyete geçirilmesini ve sorunun çözümünü isteyen genel
sekreter Annan'a Cumhurbaşkanı Denktaş, 12 Ağustos tarihli
mektubuyla olumlu yanıt verdi.
Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un da aynı çağrıyı
olumlu bulduğunu bildirmesiyle yeni süreç başladı.
Mezarlar
açılacak
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin pazartesi günü
toplanmasının beklendiğini söyleyen Türk üye Rüstem Tatar, yeni
süreçte mezarların açılmasının öngörüldüğünü
anlattı.
Rumların
yaklaşık 6 yıl önce 4'ü KKTC topraklarında toplam 22 mezar
yeri bildirdiğini, Türk tarafının da 4 mezar yeri hakkında
bilgi verdiğini anlatan Tatar, çalışmalar sürdükçe yeni
mezarların da bulunabileceğini söyledi.
Yıllar
içinde yapılaşmayla birlikte mezar yerlerinin bulunmasında
sorunlar yaşanabileceğini belirten Tatar, "Dohni gibi toplu
yerler kolay, ama dağınık olanları bulmak zor. Fakat
elimizden geleni yapacağız" dedi.
Türk
tarafında teknik ve bilimsel altyapı yok
Rüstem Tatar,
yeni süreçte Türk tarafının en büyük sorununun gerekli altyapı
ve organizasyon eksikliği olduğunu da söyledi.
Rum
tarafının bir Amerikan şirketinden hizmet alarak ve Genetik
Hastanesi'nden yararlanarak gerekli bilimsel ve teknik altyapıyı
yıllar öncesinden kurmasına karşın, KKTC'nin bu konuda
hiçbir donanımının olmadığını söyleyen Tatar,
"Mezarları kim açacak, DNA testi için örnekleri kim alacak... Bu
sorunu çözmemiz gerekir. Bizim topraklarımızdaki mezarları biz
açacağız ama uzmanlara, ekipmana ve ilgili kurumlara ihtiyaç
var" dedi.
Rum
tarafındaki olanakların birlikte kullanılması için Türk
tarafının süreçte söz sahibi olması gerektiğini söyleyen
Tatar, DNA testi için kan örneği veren Türkler hakkında Rum
tarafından bilgi istendiğini de bildirdi.
Eleman
takviyesi, dışişleri bünyesinde
Kayıplarla
ilgili Türk tarafındaki organizasyonun personel takviyesiyle
artırılmasının gündemde olduğunu söyleyen Rüstem
Tatar, yıllardan beri Cumhurbaşkanlığı bünyesinde
çalışan bu birimin Dışişleri Bakanlığı
altında ayrı bir birim olarak çalışmasının da
gündemde olduğunu kaydetti.
Mezarların
açılmasıyla kayıpların nereye gömüleceği konusunda
ailelerde farklı görüşler olduğunu da anlatan Tatar,
"Kemikleri almak isteyenler var, yerinde bırakmak isteyenler var.
Bazı aileler ise tümünün bir yere gömülmesini ve toplu anıt
yapılmasını öneriyor. Ama kayıp yakınlarının
ortak arzusu kaybının nerede olduğunu bilmektir, bu da her
insanın en doğal hakkıdır" dedi.
500 Türk, 1450
civarında Rum kayıp
Peki
"kayıplar" konusundaki son durum ne...
BM
kararıyla 1981 yılında yapılan anlaşma uyarınca
kurulan ve 1984 yılından beri de resmen faaliyetlerine başlayan
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki resmi rakamlara göre,
kayıp Türklerin sayısı 211'i 1963'e ait olmak üzere 500.
Bunların tümü sivil ve yüzde 26'sı kadın ve çocuklardan
oluşuyor.
Kayıp
Rumların sayısı ise 1460 civarında. Aslında bu rakam 2
yıl öncesine kadar 1493 olarak kayıtlara geçmişti. Ancak
kayıp listelerindeki bazı isimler Rum tarafında toplu mezarlarda
bulununca Rum yönetimi resmi kayıp listesinde azaltma yapmıştı.
Resmi rakamlara
göre kayıp Rumların yüzde 60'ı asker. Toplam rakam içinde
kadın ve çocukların oranı yüzde 9. ve BM raporlarına göre
Rum kayıpların 43'ü 1963 olaylarında kayboldu, ancak Rum
yönetiminin Kıbrıs sorununun 1974'te başladığına
ilişkin resmi politikası nedeniyle kendi resmi raporlarında bu
bilgi yer almıyor.
BM temsilcisi
de atanacak...
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nde 20 yıldan beri Türk
tarafını Rüstem Tatar, Rum tarafını da Elias Georgiades
temsil ediyor. Oybirliğiyle karar alabilen komitede 3'üncü üye ise BM
genel sekreteri tarafından atanıyor.
Komitedeki BM
görevlisinin 2000 yılında hayatını kaybetmesiyle, komitenin
aktif olarak çalışmadığı da dikkate alınarak bu
göreve atama yapılmamış ve yardımcısı
tarafından vekaleten yürütülmüştü. Adada bulunan BM görevlisinin
önümüzdeki hafta toplantılara katılması, konuyla ilgili sistemli
çalışma başlamasıyla da BM genel sekreterinin komiteye asli
üye ataması bekleniyor.
KIBRIS
20/08/2004
Türkiye Rumlara yönelik politikasını
değiştiriyor
20
Ağustos, 2004 15:29:00 (TSİ) CNN TURK
Barçın
Yinanç / CNN TÜRK
Avrupa Birliği'nden müzakere tarihi bekleyen Türkiye, Rum kesimine yönelik
politikasını gözden geçiriyor.
Rum yönetiminin, Avrupa Birliği'ne üye olmasıyla ortaya çıkan
siyasi, hukuki ve pratik sorunları aşabilmek için, kapsamlı bir
hukuki çalışma başlatıldı. Dünyanın önde gelen
hukuk uzmanlarının verdiği görüş, 'işlevsel
tanıma' yönünde oldu.
Kıbrıs Rum Kesimi'nin, Avrupa Birliği'ne üye olması, tam
üyelik için Birliğin kapısını çalan Ankara'nın, Rum
yönetimine yönelik politikasını gözden geçirmeye zorluyor.
Türkiye'nin Rum yönetimini tanımaması, siyasi, hukuki ve pratik
zorlukları beraberinde getiriyor.
Gümrük
Birliği'nin Kıbrıs'ı kapsaması hukuki bir zorunluluk
Siyasi açıdan bakıldığında, iki taraf arasındaki
durum, Avrupa Birliği'ne, "üyemizi tanımayan bir ülkeye müzakere
tarihi nasıl verebiliriz" tezini kullanma hakkı veriyor.
Avrupa Birliği'yle yapılan anlaşma uyarınca hükümetin
Gümrük Birliği'ni Kıbrıs'ı kapsayacak şekilde
genişletmesi hukuki bir zorunluluk oluştururken, Türkiye'yle
görüşmelerde yer alacak Avrupa Birliği heyetinde Rumların da
bulunacak olması pratik açıdan sıkıntı yaratıyor.
Avrupa Birliği'nden müzakere tarihi bekleyen Ankara, herhangi bir pürüz
çıkmasını istemiyor. Ancak referandumlarda hayır demiş
olmasına karşın Rum yönetiminin ödüllendirilmesi anlamına
gelecek bir adım atmaktan da endişe ediyor.
Bu çelişkili durumu aşmak için kapsamlı bir hukuki
çalışma başlatıldı. Dünyanın önde gelen
hukukçularından görüş alındı. Bu çalışmanın
sonunda ortaya çıkan formül, 'işlevsel tanıma' oldu.
'İşlevsel
tanıma' formülü
İşlevsel tanıma, sınırlı, kismi bir tanıma
anlamına geliyor. Bu formülün benimsenmesi durumunda, Rum yönetiminin
sadece Avrupa Birliği çerçevesinde kalan faaliyetler doğrultusunda
muhatap alınacağı bildirilecek. Ancak Rumlarla diplomatik
ilişki kurulmayacak.
İlk
adım Gümrük Birliği ile atılacak
Avrupa Birliği'yle ilişkiler çerçevesinde Rum yönetimine yönelik ilk
adımın Gümrük Birliği'nin Kıbrıs'ı kapsayacak
şekilde genişletilmesiyle atılması bekleniyor. Ancak bu
aşamada zamanla konusunda net bir karar alınmış değil.
Diplomatlardan bazıları bu kararın Avrupa Birliği'nin
Kıbrıs Türklerinin tecridine son verileceğine dair sözünü yerine
getirmesine göre alma taraftarı. Diğer bir görüş ise, bu
adımın biran önce atılması gerektiği yönünde.
|
Denktaş'tan Erdoğan ve Talat'a eleştri |
|
|
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin referandumdan önce kendilerine “Evet deyiniz, biz sizi ertesi gün tanıtacağız” sözü verdiğini belirterek, şimdi bu sözün tutulmasını beklediklerini kaydetti. Denktaş ayrıca, Başbakan Erdoğan ve KKTC Başbakanı Talat'ı "Tanınma istemiyoruz" lafları nedeniyle eleştirdi. Rumların,
Güzelyurt'ta 1 ve 2 Eylül tarihlerinde şimdi İkon Müzesi olarak
kullanılan Ay Mamma'da düzenlemeyi planladıkları ayine
karşı çıkan bir grup Güzelyurtlu, Cumhurbaşkanı
Denktaş'ı ziyaret ederek ayine izin verilmemesini istedi. Denktaş,
kabuldeki konuşmasında yalan vaatler üzerine referandumdan “evet”
oyu çıktığı görüşünü yineleyerek, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı
şu sözlerle eleştirdi: “Türkiye
Cumhuriyeti'nin Sayın Başbakanı bize ne dedi? (Evet deyiniz,
ertesi gün tanınmanız için yola çıkacağız.) Ne
yapıyorlar şimdi? Buradaki hükümet ve kendileri her
temaslarında (Biz ambargoların kalkmasını isteriz,
vallahi billahi tanınma istemeyiz) diyorlar. Türkiye
tanıdığı devleti (tanınma istemiyorum) diyerek
nasıl savunuyor ben anlamıyorum. Buranın
başbakanı ve diğer makamları, gördükleri diplomatlara
(ben tanınma istemem vallahi) demek suretiyle devleti nasıl
savunuyorlar, bunu da anlamıyorum. Kendilerine soran yok, peşinen
(tanınma istemeyiz, merak etmeyin) diyorlar. Olacak iş değil!
Tanınma hakkımızdır, yerden göğe kadar helalimizdir.
Bundan bizi kimse alıkoyamaz. Türkiye'nin tanıdığı bu
devletin biz Türkiye tarafından da savunulmasını istiyoruz,
savunulacağına da inanıyoruz. Verilen sözlerin
tutulmasını istiyoruz. Hem dünyadan, hem Türkiye'den. Türkiye'den
de verilen söz, (evet deyiniz, biz sizi ertesi gün
tanıtacağız.) Bunun yerine getirilmesini istiyoruz. Verilen
sözdür, Türkiye olarak verilen sözdür, bu sözden dönmemeleri bizim
arzumuzdur, hakkımızdır.” RUMLARIN
AYİNİ Güzelyurt
Belediye Başkanı Mahmut Özçınar, Ulusal Birlik Partisi
Güzelyurt milletvekilleri Erdoğan Şanlıdağ ve Türkay
Tokel ile bazı muhtarların ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin
katıldığı görüşmede, heyet ayini Güzelyurt'un
işgali olarak algıladıklarını ve Güzelyurt
halkının büyük bir huzursuzluk yaşadığını
söyledi. Denktaş,
böyle bir ayin için izin verilmeden önce bölgenin yöneticileriyle
görüşülmesi gerektiğini belirterek, Başbakan Mehmet Ali
Talat'ın iyi niyetle “olabilir” dediğini söyledi. Denktaş,
”Dünyaya karşı bu iyi bir görünüm olabilirdi; eğer hala
(Güzelyurt belediye reisi) diye bir belediye reisi seçmese, (Güzelyurt
benimdir) demese, bütün bunların bir anlaşma sonucunda
halledileceğini teslim etse, iyi niyetle gelse, benim de bir şey
diyeceğim yok” diye konuştu. Bölgede olay
çıkmaması için telkinlerde bulunduğunu, ancak halkın
hissiyatını göstermesini kimsenin engelleyemeyeceğini ifade
eden Denktaş, Başbakan Talat'la bu konuyu görüştüğünde
Talat'ın “Bir şey olmaz merak etme” dediğini kaydetti.
Denktaş, “Merak etme meselesi değildir, bunun ötesinde siyasi bir
konudur. Bu gibi tavizler verilecekse bunları kendi aramızda
konuşup birlikte vermemiz lazımdır” dedi. Denktaş,
halkın tepkisi karşısında KKTC Bakanlar Kurulu'nun oturup
durumu yeniden görüşüp değerlendirmesi ümidini de dile getirdi. Hükümetin
Güzelyurtluların düşüncelerini alarak karar
çıkarmasını isteyen Denktaş, ayin sırasında
olay çıkması endişesi taşıdığını
ifade etti. Denktaş, “Polisi rahatsız etmeye, seferber etmeye,
askerimizi alarma sokmaya gerek yok. 10 bin kişi gelecekmiş, ne
hakla! Bu baştan başa tahriktir” dedi. Denktaş,
Karpaz'da 8-10 Rum çocuğuna ortaokul açılsın diye dünyadan
büyük baskılar gördüklerini, ancak Rumların KKTC yasalarına
göre değil, kendi istedikleri şekilde bir okul
açılmasını istediklerini anlatarak, “Ne münasebet!” diye
konuştu. Rumların
KKTC'yi Türkiye'nin bir alt kuruluşu olarak gördüğünü kaydeden
Cumhurbaşkanı Denktaş, Talat'a daha önce “ne iyi adam” diyen
Rumların, Başbakan olduktan sonra “sahte başbakan,
uzlaşmaz adam” demeye başladığını, şimdi
“çok iyi” diye bir başkasını bulduklarını ve
maksatlarının idareyi tanımamak ve kendilerini tüm
Kıbrıs'ın meşru hükümeti göstermek olduğunu söyledi. |
|
HURRIYET 20/08/04
KKTC
için tek yol internet
20/08/2004
RADIKAL
RADİKAL - ANKARA - ÖSYM, bu yıl
KKTC'deki üniversitelere önkayıt ve yerleştirme işlemlerini
merkezi sistemle yapacak. 2004 ÖSYS merkezi yerleştirme işlemi
sonucunda KKTC üniversitelerinde boş kalan kontenjan için önkayıt
başvuruları dün başladı. 8 Eylül Çarşamba gününe kadar
süre verilen başvurularla ilgili işlemler, yalnız ÖSYM'nin
www.osym.gov.tr adresli internet sitesinden, elektronik ortamda yapılacak.
Posta yoluyla ve ÖSYM'ye şahsen başvurular geçersiz sayılacak.
En fazla beş
tercih
Tercih listelerinin oluşturulabilmesi için gerekli olan boş kontenjan
bilgileri de ÖSYM'nin internet sitesinde yer alıyor. Adaylar, en fazla
beş tercih yapabilecek. Başvuru için gereken şartlar ve aranan
bazı hususlar şöyle:
· Sadece TC uyruklu
adaylar başvurabilecek.
· 2004-ÖSS'de ilgili
puan türünde; önlisans için en az 160 veya lisans için en az 185 puan almak
gerekiyor.
· Sınavsız geçiş
hakkı olan mesleki ve teknik ortaöğretim mezunları,
alanlarındaki önlisans programları için önkayıtla
yerleştirmeye başvurabilecek
Yeşil
Hat Tüzüğü pazartesi yürürlükte
|
TÜZÜK
NELERİ KAPSIYOR?... Avrupa Komisyonu Kıbrıs
Temsilciliği'nden yapılan açıklamada, kuralların,
"tamamıyla Kıbrıs'ın kuzeyinde elde edilen
malların yanı sıra, menşei Kıbrıs'ın
kuzeyi olan mamul malların Yeşil Hat üzerinden ticaretine olanak
sağladığı" bildirildi TİCARET
ODASI, YETKİLİ... Açıklamada, adı geçen malların bitki
sağlığı, gıda güvenliği ve güvenlikle ilgili
diğer AB standartlarına uyması gerektiğine işaret
edilerek, bitki sağlığı denetimi ve bildirimiyle ilgili
düzenlemelerin sürdüğü ve ilgili belgelerin verilmesi hususunda
Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın (KTTO)
yetkilendirildiği belirtildi DİREKT
TİCARET KONUSUNDA SIKINTILAR HENÜZ AŞILAMADI... KTTO
tarafından yapılan açıklamada, kendi limanlarımızdan
yapabileceğimiz direkt ticaret ile ilgili tüzük ve mali yardım
tüzüğünün henüz taslak aşamasında olduğu ve eylül ayı
içinde görüşülerek karara bağlanmasının beklendiği
belirtilerek, "bu konuda bazı yasal
sıkıntıların henüz aşılamadığı,
odanın bu iki tüzük konusundaki çalışmalarının devam
ettiği" kaydedildi Avrupa
Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği, Kıbrıs'ta
malların Yeşil Hat'tan geçişiyle ilgili, temmuz ayında
Avrupa Komisyonu tarafından kabul edilmiş olan kuralların,
Avrupa Birliği Resmi Gazetesi'nde dün
yayınlandığını ve 23 Ağustos Pazartesi günü
yürürlüğe gireceğini bildirdi. Avrupa
Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği'nden yapılan
açıklamada, bu kuralların, "tamamıyla
Kıbrıs'ın kuzeyinde elde edilen malların yanı
sıra, menşei Kıbrıs'ın kuzeyi olan mamul
malların Yeşil Hat üzerinden ticaretine olanak
sağladığı" belirtildi KTTO
yetkilendirildi Adı
geçen malların bitki sağlığı, gıda
güvenliği ve güvenlikle ilgili diğer AB standartlarına
uyması gerektiğine işaret edilen açıklamada, bitki
sağlığı denetimi ve bildirimiyle ilgili düzenlemelerin
sürdüğü kaydedilerek, ilgili belgelerin verilmesi hususunda
Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın (KTTO)
yetkilendirildiği kaydedildi Açıklamada,
konuyla ilgilenen işadamlarının 228 37 60 numaralı
telefondan Ticaret Odası'yla temasa geçebileceği, konuyla ilgili
yasal metne ise Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği web
sayfasındaki - www.delcyp.cec.eu.int - 'EU Trade & Aid for the
north' bölümünden ulaşılabileceği bildirildi. KTTO'nun
açıklaması Kıbrıs
Türk Ticaret Odası tarafından yapılan açıklamada, Avrupa
Komisyonu tarafından, "Yeşil Hat Tüzüğü" temelinde
hazırlanan Yeşil Hat uygulama tüzüğü ve Kıbrıs Türk
Ticaret Odası yetkilendirme belgesinin 20 Ağustos 2004 tarihinde
(dün) Avrupa Birliği Resmi Gazetesi'nde yayınlandığı
ve 23 Ağustos 2004 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilerek,
tüzüğün esas itibariyle kuzeyden güneye ticari mal
akışını düzenleme amacını
taşıdığı kaydedildi. Kendi
limanlarımızdan yapabileceğimiz direkt ticaret ile ilgili
tüzük ve mali yardım tüzüğünün henüz taslak aşamasında
olduğu ve eylül ayı içinde görüşülerek karara
bağlanmasının beklendiği belirtilen açıklamada,
"Ancak bu konudaki bazı yasal sıkıntılar henüz
aşılamamıştır. Odamızın bu iki tüzük
konusundaki çalışmaları devam etmektedir." denildi. Ticaret
Odası'nın açıklamasında şu bilgilere yer verildi: "Yeşil
Hat Tüzüğü gereği; tümüyle kuzey Kıbrıs'ta
sağlanmış ve üretilmiş ürünler için menşe
belgelerini 1 Mayıs 2004 tarihinden itibaren ve ithal hammadde ve
yeterince katma değer ilavesi ile kuzey Kıbrıs'ta
üretilmiş ürünler için de menşe belgelerini 1 Temmuz 2004
tarihinden itibaren vermeye başlamamız gerekmekteydi.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası, tüzüğün
yayınlandığı 29 Nisan 2004 tarihinden itibaren, ticaretin
başlatılması için elinden gelen her türlü çabayı sarf
etmiştir. Ancak, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti'nin, tüzüğün
uygulama kuralları ve Odamızın AB Komisyonu tarafından
yetkilendirilmesi, bunların resmi gazetede yayınlanması
konularındaki ısrarlı tutumu ve AB kurumlarındaki
tatiller gecikmelere neden olmuştur. Odamız,
mali yardım tüzüğünün kabulü ve kuzey Kıbrıs ile AB
ülkeleri arasında direk ticaretin başlatılması için çaba
sarfederken, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde güney ve kuzey
Kıbrıs arasındaki ticaretin de en sağlıklı bir
şekilde başlaması ve devam etmesi için şartları
zorlamaktadır. Ticaretin ancak, taraflar arasında
karşılıklılık olması halinde başlayıp
devam edebileceği ve Türkiye Cumhuriyeti'nin de yakın bir gelecekte
güney Kıbrıs ile oluşturacağı Gümrük Birliği
çerçevesinde ticarete başlayacağı da dikkate
alındığında, güney ve kuzey Kıbrıs
arasında ticareti engelleyen kısıtlamaların, her iki
taraf hükümetleri tarafından süratle ortadan
kaldırılmasının gerekliliği
anlaşılmış olur. Güney ve kuzey Kıbrıs
hükümetlerinden, malların ve malları taşıyan
araçların hareketini mümkün kılacak tedbirleri süratle
almalarını ve gerekli hazırlıkları gecikmeden
yapmalarını bekliyoruz. Yeşilhat
tüzüğünün pürüzsüz olarak çalışması için gerek menşe
belgelerini vermekle görevlendirilmiş Odamıza gerekse ticaret
insanlarımıza büyük görevler düşmektedir. Kıbrıs
Türk Ticaret Odası taşıdığı büyük
sorumluluğun bilincinde olup Yeşilhat Tüzüğü'nün yasal
çerçevesi dahilinde hazırlıklarını
tamamlamıştır. İşinsanlarımızdan da
menşe belgesi talep etme yönündeki gereklilikleri titizlikle yerine
getirmelerini ve Kıbrıs Türk Toplumunun izolasyonlardan
kurtulmasının ilk adımı olan bu tüzüğün pürüzsüz ve verimli
bir şekilde çalışması için bize yardımcı
olmalarını arzuluyoruz. Yeşilhat
uygulama kuralları uyarınca
güney-kuzey arasındaki ticaretin
çalışma şekli Güney
Kıbrıs'a veya Güney Kıbrıs üzerinden diğer ülkelere
gönderilebilecek ürünler: İhracatı
yapılacak ürünler tümüyle Kıbrıs'ta sağlanmış
veya yeterli katma değer ilavesi ile üretilmiş ürünler
olmalıdır. Ancak canlı hayvan, hayvansal ürünler ve hayvan
yeminin güney Kıbrıs'a satılması hijyen ve veteriner
standartlarımızın AB normlarına uyumlanmasına kadar
yasaklanmıştır. Eğer bir ürünün oluşum sürecine
sadece kuzey Kıbrıs dahil olmuş ise ürüne "Tümüyle
Sağlanan" kavramı uygulanacaktır. Bu kavrama tamamen o
ülkede yetiştirilip elde edilen ürünler ve bu ürünlerden elde edilen
ürünler dahil edilmektedir. Genel olarak
yeterli katma değere sahip ürünler için kullanılan kriterler ise
şöyledir; Gümrük Tarife
numarasının başlık değiştirmesi kuralı
ile, Ürüne o
ülkede uygulanan imalat veya oluşum işlemlerine göre ülkenin
menşeine sahip olup olamayacağını belirleyen
kuralların listesi ile, Katma
değer kuralı ile: ürüne üretim sürecinde uygulanan çeşitli
işlemler ile, üretim çıkış bedelinin belli bir oranı
seviyesinde sağlanan değer katkısıdır. (üretim
değeri üzerine, üretim çıkış fiyatının,
örneğin %50si kadar katma değer sağlanmalı ki ürünün
menşei bu katkının sağlandığı ülke olsun) Bu kriterler
genel kurallar olarak belirlenmiştir, ancak özellikle tekstil
ürünlerinde istisnalar mevcuttur. Güney ile
ticaret için yapılması
gerekenler Güney
Kıbrıs'a, orada tüketilmek üzere veya üçüncü bir ülkeye gönderilmek
amacı ile geçirilecek ürünler için Kıbrıs Türk Ticaret
Odası'ndan menşe belgesi alınması gerekmektedir.
Tarım ürünlerinin bir kısmı için de ayrıca sağlık
belgesine ihtiyaç vardır. Menşe belgesi bir malın üretildiği
veya yapıldığı ülkeyi gösteren belgedir. Belgeyi
alabilmek için 23 Ağustos 2004 tarihinden itibaren KTTO'dan başvuru
formu alınacak, bunun üzerindeki malın üreticisi, malı
satanın ve satın alanın adı ve adresi, malın
tanımı, ağırlığı, paket sayısı ve
değeri bilgileri doldurulacaktır. Bunun yanı sıra, söz
konusu malın güney Kıbrıs'ta tüketim için mi yoksa bir
başka ülkeye ihracatı için mi gönderildiğinin beyanı da
başvuru formunda verilmelidir. Başvuru formuna ürünün üretilmesi
aşamasında kullanılan tüm girdilerin listesi ve
faturaları da eklenecektir. Bu başvuru formuna dayanılarak
düzenlenecek olan Menşe Belgesinde de yine aynı bilgiler yer
alacaktır. Kuzeyden güneye, veya güney üzerinden diğer AB
ülkelerine yapılacak her sevkıyatta bahsi geçen Menşe Belgesi
mallara eşlik etmelidir. Ayrıca ithal edilen hammadde ile üretilen
ürünün satışına kadar, ve satıştan sonra da en az üç
yıl bu belgelerin saklanması gerekir. Menşe
Belgesi alabilmek için işletmenin
denetimden geçmesi gerekiyor Odamıza
gelen güneye veya güney üzerinden bir başka AB ülkesine ihracatı
düşünülen bir ürünle ilgili Menşe Belgesi başvurusu üzerine,
KTTO yetkilileri üretici firmaya üretim ile ilgili kontrol ziyaretlerinde
bulunacaklardır. Ürünün üretiminin kuzey Kıbrıs'ta
yapılıp yapılmadığı, hangi
aşamasının burada yapıldığı,
dolayısı ile menşe belgesi alma yeterliliği olup
olmadığı kontrol edilecektir. Menşe
belgesi başvuru formundaki beyanların
doğru olmadığının tespit
edilmesi durumu Menşe
belgesi başvuru formunda yer alan; belirtilen
ürünlerin üretiminin Kuzey Kıbrıs'ta yapıldığı,
ürünle ilgili
verilen bilgilerin doğru olduğu, bu ürünün
üretimi (hammadde temini de dahil olmak üzere) ve satışı ile
ilgili her türlü bilginin en az üç yıl süre kontrol edilmek üzere
saklı tutulacağı, KTTO ve
sağlık uzmanları tarafından herhangi bir zamanda
yapılacak olan kontrollerin kabul edildiği beyanları imza ile
teyit edilmelidir. Bunun
yanı sıra, ürünlerin Kıbrıs'ta veya diğer AB
ülkesinde tüketileceği beyanı da verilerek başvuru
yapılmalıdır. Bu beyanların doğruluğu
başvuru sonrasında, üretim sırasında ve sevkiyat
öncesinde kontrol edilecek ve beyanın aksine bir durum tespit edilmesi
halinde uygulanacak yaptırımlar KTTO tarafından belirlenecektir. Sağlık
belgesi nedir, hangi
durumlarda gereklidir? Kuzey
Kıbrıs'ta yetiştirilen tarımsal ürünlerin
sağlık koşullarının AB normlarına uygun
olduğu konusunda AB uzmanlarının incelemeleri neticesinde
verilecek olan belgedir. Yetiştirilen bazı tarımsal ürünlerin
güney Kıbrıs veya diğer AB üye ülkelerine ihracı için
ürün beraberinde gönderilmesi zorunludur. Belge alabilmek için üreticinin
ürünü ekmeden önce, yetiştirilirken, hasat zamanı ve ihracattan
önce AB uzmanlarının gerekli kontrolleri yapabilmeleri için KTTO'ya
başvurması gerekmektedir. KTTO başvurular üzerine yetkili
uzmanlar ile temasa geçerek ürünlerin incelenmesini sağlayacaktır. Patates için
ayrı bir uygulama var Patates
ihracatı için tohumların AB ülkeleri veya İsviçre'den
getirilmesi gerekmektedir. Patates ihracatı için gerekli olan
sağlık belgesi alınabilmesi için gereken incelemeler bu
yıl içerisinde tamamlanabileceği için ihracat en erken 2005
yılında mümkün olacaktır. İpliği
Türkiye'den gelen t-shirt, gömlek,
pantolon vs. güneye satılabilir İplik
ile çoğu giyim eşyası farklı tarife başlığı
altında yer aldıklarından ürünün menşe alarak ihraç
edilmesi mümkündür. İplik aşamasından t-shirt, gömlek, vs.
aşamasına gelene kadar sağlanan katma değer de ürünün
menşe alması için yeterlidir. Üretilen
makinenin bazı parçaları yurtdışından
gelmiş ise bu makine için
menşe belgesi almak mümkün Makinenin
değeri, ithal edilen parçaların değerinin iki katından
fazla ise yani makineyi oluşturabilmek için, ithal edilen
parçaların üzerine bu parçaların değerinin toplamından
daha fazla katkı sağlanmış ise bu makine için menşe
belgesi alınabilir. |
KIBRIS 21/08/04
Atatürk
Meydanı'na AB ofisi
ESKİ ATLAS
HOTEL, AB OFİSİ OLABİLİR... AB yetkilileri, Kuzey
Kıbrıs'ta açılması planlanan ofis binasının
nerede olacağı yönünde nihai bir karara varamasa da, Saray Hotel karşısında
uzun yıllar Atlas Hotel olarak bilinen binaya sıcak bakıyor
Emine DAVUT
YİTMEN
Lefkoşa'da,
Atatürk Meydanı'nda bulunan ve uzun bir dönem otel olarak kullanılan
binanın, Avrupa Birliği'nin (AB) Kuzey Kıbrıs ofisi olarak
hizmete geçebileceği öne sürülüyor.
AB
yetkililerinin, KKTC'de ofis açmak için bina arama yönündeki
çalışmaları uzun bir dönemdir devam ediyordu.
Güvenilir
kaynaklardan elde edilen bilgiye göre, AB yetkililerinin Ocak 2005
başında binaya taşınacağı iddia edildi.
Böylece, AB
tarafından Kıbrıslı Türklerin ekonomik
kalkınmasına destek olacak projelere aktarılacak olan ancak,
askıda bulunan 259 milyon euroluk miktarın, Kuzey
Kıbrıs'taki AB ofisi tarafından direkt olarak verilmesi konusu
da kesinlik kazanmış olacak.
Saray Hotel
yanındaki üç katlı bina şu an boş. Uzun bir dönem alt
katları dükkan olarak kiraya verilen bina, 1900 yılında
inşa edilmiş. Binanın geçen yıl restorasyonu
yapılmış.
Bina, uzun
yıllar Atlas Hotel olarak hizmet vermiş. 1960 yılların
sonlarına kadar Lefkoşa'daki sayılı otellerden biri olarak
kabul edilen Atlas Hotel, Türkiye'den gelen dönemin ünlü
sanatçılarına da ev sahipliği yapmış. Muhterem Nur,
Abdullah Yüce bu otelde konaklayan sanatçılar olarak
hatırlanıyor.
KIBRIS 21/08/04
Başbakan
Talat, AİHM'nin Loizidu davasını değerlendirdi: Alternatif
bir sonuç üretilebilir
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun AİHM'de 2
Eylül'de ele alınacağını, mahkemenin, Loizidu davasına
alternatif bir sonuç da üretebileceğini söyledi.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, dün kendisine nezaket ziyaretinde bulunan Emekli Subaylar
Derneği'nin yeni yönetimini kabul etti.
Özbudak: Çözüme
duyarlıyız
Emekli Subaylar
Derneği Başkanı Hüseyin Özbudak kabulde yaptığı
konuşmada, yeni yönetimin tanışma amacıyla Başbakan
Talat'ı ziyaret ettiğini belirtti ve dernekleri hakkında
bilgiler verdi.
Özbudak,
Atatürk ilke ve inkılaplarını yayma, hiçbir siyasi partinin
peşinde koşmadan üyelerinin hak ve menfaatlerini koruma amacı
taşıyan Emekli Subaylar Derneği'nin, Kıbrıs sorununun
çözümüne ve toplumun kalkınmasına da son derece duyarlı
olduğunu söyledi.
Özbudak,
faaliyetlerin de barış, demokrasi, insan hakları ve hukukun
üstünlüğü ilkeleri doğrultusunda sürdürüldüğünü kaydetti.
Talat: Yeni
değerlendirme...
Başbakan
Talat ise, Kıbrıs Türk halkının mücadelesinin henüz
uluslararası anlaşmalara dökülmediğini, ancak Kıbrıs
sorununun siyasi ve ekonomik boyutlarının önümüzdeki dönemde bütün
dünyada yeni bir değerlendirmeye tabi tutulacağını ifade
etti.
Talat,
önümüzdeki günlerde AB'de ticaret tüzüğünün, AİHM'de mülkiyet
sorununun, Avrupa Konseyi'nde Kıbrıs Türk halkının
temsiliyeti konusunun, BM'de Barış Gücü'nün durumunun
değerlendirileceğini belirtti.
Şu anda
önemli olanın Kıbrıs Türk halkına uygulanan tecridin
ortadan kaldırılması olduğunu vurgulayan Talat, bunun
ekonomik yaşama önemli etkide bulunacağını söyledi.
Önemli
günlerden geçildiğini yineleyen Talat, önemli günleri bütün kurumlarla
değerlendirmeleri gerektiğini, bu çerçevede Emekli Subaylar
Derneği yetkilileriyle görüş alışverişinin de önemli
olduğunu dile getirdi.
KIBRIS 21/08/04
Denktaş'tan
Erdoğan ve Talat'a saldırı
"VALLAHİ
BİLLAHİ TANINMA İSTEMEYİZ DİYORLAR, OLACAK
İŞ DEĞİL" Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın referandumdan
önce verdiği "evet deyiniz, biz sizi ertesi gün
tanıtacağız" sözünü tutmasını beklediğini
söyledi ve hem Türkiye hem de KKTC hükümetlerini, "ambargoların
kalkması için uğraşırken tanınma konusunda
girişimde bulunmadıkları" gerekçesiyle eleştirdi.
Denktaş, ne yaptıklarını anlamadığını
söylediği Başbakan Erdoğan ve Başbakan Talat için
"vallahi billahi tanınma istemeyiz diyorlar. Olacak iş
değil" ifadesini kullandı
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, "Tanınma istemediklerini söylediği Türkiye
Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ve KKTC Başbakanı Mehmet
Ali Talat'a saldırdı.
Türkiye
Başbakanı Erdoğan'ın referandumdan önce "Evet deyiniz,
biz sizi ertesi gün tanıtacağız"
sözü
verdiğini, bu sözünü tutmasını beklediğini söyleyen
Cumhurbaşkanı Denktaş, "Kendileri ve buradaki hükümet her
temaslarında 'vallahi billahi tanınma istemeyiz' diyorlar. Türkiye
tanıdığı devleti tanınma istemiyorum' diyerek
nasıl savunuyor ben anlamıyorum" diye konuştu.
Denktaş,
Başbakan Talat için de şu ifadeleri kullandı:
"Buranın
başbakanı ve diğer makamları, gördükleri diplomatlara 'Ben
tanınma istemem vallahi' demek suretiyle devleti nasıl savunuyorlar.
Bunu da anlamıyorum."
Cumhurbaşkanı
Denktaş, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve KKTC
Başbakanı Talat'ı hedef alan bu açıklamalarını
dün Güzelyurt'tan bir heyeti kabulü sırasında yaptı.
Güzelyurt
Belediye Başkanı Mahmut Özçınar
başkanlığında UBP'li bazı milletvekilleri ile
bazı muhtarlardan oluşan heyet dün Cumhurbaşkanı
Denktaş'ı ziyaret ederek, Rumların 1 ve 2 Eylül'de Güzelyurt'ta
yapacağı Ay Mama ayinine karşı olduklarını
bildirdi.
Heyet, ayini
Güzelyurt'un işgali olarak algıladıklarını ve
Güzelyurt halkının büyük bir huzursuzluk
yaşadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş da Rumların ayin yapmasına izin verilmeden önce
bölgenin belediye başkanı ve muhtarlarıyla görüşmek gerektiğini
belirterek, ortada bir Bakanlar Kurulu kararı
olmadığını, hükümetin halkın hissiyatını
dikkate alarak oturup durumu değerlendirmesi gerektiğini belirtti.
Denktaş,
heyete konuşmasında daha sonra Türkiye Başbakanı Recep
Tayip Erdoğan ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'a yüklendi.
Denktaş şöyle konuştu:
"Referandumdan
yalan
vaadler üzerine
'evet' çıktı
Denktaş,
yalan vaatler üzerine referandumdan evet oyu çıktığı
görüşünü yineleyerek, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'ı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı da şu
ifadelerle eleştirdi:
"Türkiye
Cumhuriyeti'nin sayın başbakanı bize ne dedi? 'Evet deyiniz,
ertesi gün tanınmanız için yola çıkacağız'. Ne
yapıyorlar şimdi? Buradaki hükümet ve kendileri her temaslarında
'Biz ambargoların kalkmasını isteriz, vallahi billahi
tanınma istemeyiz' diyorlar. Türkiye tanıdığı devleti
'tanınma istemiyorum' diyerek nasıl savunuyor ben anlamıyorum.
Buranın
başbakanı ve diğer makamları, gördükleri diplomatlara 'ben
tanınma istemem vallahi' demek suretiyle devleti nasıl savunuyorlar,
bunu da anlamıyorum. Kendilerine soran yok, peşinen 'tanınma
istemeyiz, merak etmeyin' diyorlar. Olacak iş değil! Tanınma
hakkımızdır, yerden göğe kadar helalimizdir. Bundan bizi
kimse alıkoyamaz. Türkiye'nin tanıdığı bu devletin biz
Türkiye tarafından da savunulmasını istiyoruz,
savunulacağına da inanıyoruz. Verilen sözlerin
tutulmasını istiyoruz. Hem dünyadan, hem Türkiye'den. Türkiye'den de
verilen söz, 'evet dediniz, biz sizi ertesi gün tanıtacağız'.
Bunun yerine getirilmesini istiyoruz. Verilen sözdür, Türkiye olarak verilen
sözdür, bu sözden dönmemeleri bizim arzumuzdur,
hakkımızdır."
Cumhurbaşkanı
Denktaş, devletin ve toprağın korunmasını isteyerek,
kavgaya gerek olmadığını ve Güzelyurtlularla beraber
olduğunu söyledi.
KIBRIS 21/08/04
Gül:
AB'nin Kıbrıs tutumu rahatsız ediyor
21/08/2004
RADIKAL
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği Konseyi'nin, Kıbrıs
konusundaki tutumunun Ankara'da rahatsızlığa yol
açtığını açıkladı. Gül, Radikal'e
yaptığı açıklamada, Kıbrıs konusunda Avrupa
tarafından verilen sözlerin tutulması gerektiğini, "hâlâ
samimiyetle süren bazı gayretlere karşın", Türk
tarafının oyalandığı duygusunun baş
gösterdiğini söyledi. Gül, Ankara'nın "vizyonunu kaybetmemesi için"
Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonun kaldırılması
gerektiğini söyledi.
Gül'ün bu açıklamalarında, 18 Ağustos Çarşamba günü
Dışişleri Bakanlığı'nda, KKTC Başbakanı
Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş
ile yapılan toplantıda ortaya çıkan tablonun payı var.
Talat'ın 14 Ağustos Cumartesi günü Başbakan Tayyip Erdoğan
ile İstanbul'daki evinde yaptığı 2.5 saatlik görüşme
ardından yapılan bu toplantı, önce bir durum değerlendirmesi
olarak görülmüştü. Ancak 2 saat olarak öngörülen toplantının 5
saat sürmesi ve katılımcıların niteliği,
toplantının siyasi belirleyiciliği olduğunu
göstermişti.
Gül bu toplantıda "Kıbrıs'la ilgili BM, ABD, AB
bağlantılı bütün konuları stratejik boyutuyla birlikte ele
aldık" diyor. Toplantıda, Kıbrıs'la ilgili üç temel
sıkıntı dile getiriliyor: KKTC'ye yönelik ticari
ambargoların hafifletilmesini öngören ve AB Komisyonu tarafından
hazırlanan tüzüğün onaylanmasında Kıbrıs Rum
Cumhuriyeti girişimleri sonucu sorun çıkması, Loizidu
davasının Avrupa İnsan Haklar Mahkemesi tarafından siyasi
zemini baltalayacak şekilde yeniden gündemde öne
çıkarılması ve bu arada Konsey'in Türkiye'ye Kıbrıs
Rum Cumhuriyeti ile Gümrük Birliği anlaşmasını imza etmesi
doğrultusunda baskılarını artırması.
Peki sonuç ne oldu?
Gül şunları söylüyor:
· "Komisyon'u
tüzük konusunda görevlendiren Konsey. Tamamen AB uzmanlarından oluşan
uzmanların oluşturduğu Komisyonun kararı ve raporu
sonrasındaysa, Konsey'de geciktirme gayreti görüyoruz. Bu bizi
rahatsız ediyor tabii. Ortada verilen sözler var. Sözün tutulması,
izolasyonun kaldırılması önemli. Kıbrıs Türk
halkı, AB'nin çağrısına olumlu karşılık
verdi. Şimdi Kıbrıs Türk toplumunda bir güven bunalımı
var, AB'ye ilişkin bir güven sarsılması var. Oysa halk ümidini
kaybetmemeli, teşvik edilmeli."
· "İstediğimiz
yönde bir çözümün gerçekleşmesi için gayretler bitmiş değil.
KKTC'nin Rusya ile ticareti konusunda iki görüşme yaptık.
İstanbul'da Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov,
Talat'la görüştü. Böylece KKTC Başbakanı ile şimdiye dek
ABD, İngiltere ve Rusya dışişleri bakanları
görüşmüş oldu. ABD ve AB ülkeleri ile de sürekli takip içindeyiz.
Sorduğumuzda, bir sürecin işlediğini, bir gayret sarf
ettiklerini söylüyorlar. Zaten bu gayretleri gördüğümüz için iyi
niyetimizi koruyoruz.
Ama oyalanma duygusu da biraz başladı."
· "Gümrük
Birliği ve diğer AB konularında Türkiye üzerine düşenleri
yerine getirir. Bizim vizyonumuz yerinde duruyor. Kıbrıs Türklerinin
attığı adımlar karşılık bulmazsa,
cezalandırılma pozisyonunda olurlarsa, onlar da farklı
düşünmeye başlar. Sözler yerine gelmezse, bizim vizyonumuz da
etkilenir."
Dışişleri Bakanı Gül açıkça söylemiyor. Ancak hükümet
'Tüzük onaylanmazsa, Gümrük Birliği onaylanmaz' gibi bir denkleme
zorlanmak istemiyor. Ankara toplantısında Talat ve Denktaş'la bu
iki konuyu birbirine bağlamama konusunda mutabakata
varılmış görünüyor. Türk tarafından gelen 'evet' oyuyla AB
üyeliği önünde duran Kıbrıs engelinden kurtulan Ankara,
şimdi kendi elini ayağını yeniden bağlamak istemiyor.
Öte yandan Talat'ı KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın
"Erdoğan Türkiye için doğru olanı yaptı, ama bu KKTC
için doğru anlamına gelmez" saptamasının yükünden
kurtarmak da Erdoğan, Gül ve Türk Dışişleri'ne
düşüyor.
'AB için Türkiye,
artık yalnız Türkiye değil'
Dışişleri Bakanı Gül, aralık ayındaki AB
Zirvesi'nde Türkiye ile üyelik müzakerelerinin
başlanacağının ilan edileceğine inanıyor. Bu
inancını da şöyle temellendiriyor:
· "AB, 2002
Kopenhag Zirvesi'nde 2004 sonuna dek müzakere kararını
açıklayacağını ve bizim müdahalemizle 'vakit geçirmeden'
müzakereye başlanacağını söyledi. Bunun tek koşulu
Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesi ve ekim ayında açıklanacak
ilerleme raporunun bunu saptamasıdır."
· "Bu süreci
ciddiyetle ele aldık ve elimizdeki listeyi bitirdik. Bir tek Ceza
Yasası, istinaf mahkemeleri ve usul yasaları kaldı. Onları
da 15 Eylül'de Meclis'i olağanüstü toplayarak tamamlayacağız.
Tabii ki her şeyin bittiğini, trenin son istasyona geldiğini
söylemiyoruz. Pek çok ilerleme, diğer üyelerde de olduğu gibi,
müzakereler sırasında tamamlanabilir. Ama müzakerelerin
başlaması için kritik eşiği
aştığımıza inanıyoruz."
· "Bizim
elimizdeki liste, karşı tarafta da var. İlerleme raporu da
aynı röntgeni çekerse, ben AB Zirvesi'nde Türkiye'ye 'hayır'
deneceğini sanmıyorum. Çünkü bu, 'Şimdiye dek rol yaptık'
demek olur. Bu, şimdiye dek medeniyetlerin uyumundan söz ederken,
şimdi medeniyetler arasına düşmanlık tohumları ekmek
anlamına gelir."
· "Çünkü Türkiye, artık
AB için yalnızca Türkiye değil. AB'de çok yönetici bunun
farkında Schröder, Blair, Chirac farkında, ABD farkında.
Bakın, Irak Devlet Başkanı Gazi El Yaver ilk ziyaretini
Türkiye'ye yaptı. Bize sorduğu soruların başında, AB
ile gelişmelerin hangi aşamada olduğu vardı. Türkiye
Avrupa'ya yalnızca dinamik nüfusu, ekonomik imkânlarıyla değil,
medeniyetler arası uyum imkânlarıyla da geliyor. Ben tarih
verileceğine ve aylar içinde müzakerelere başlanacağına
inanıyorum."
Bu son cümle 2005 içinde anlamına geliyor.
Papadopulos,
Serdar Denktaş'ın mektubunu iade etmiş
Türk
tarafının; "kayıplar konusunun çözümüne katkı koymaya
ilişkin genel sözlü ilgisinden cayarak; KKTC'deki mezarların
açılmasına katkı koymak için şartlar öne sürmeye
başladığı" iddia edildi.
Simerini
gazetesi, "Türkler Dönüyor - Kemiklerin Çıkartılması
Konusunda Cayıyorlar - Kayıp Yakınlarının
Endişeleri Doğrulandı" başlıklı haberinde,
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş'ın Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a;
"başbakan yardımcısı sıfatıyla önceki gün
gönderdiği mektupta Türk tarafının bu konudaki şartlarının
belirtildiğini, ancak Papadopulos'un mektubu kabul etmeyip geri
gönderdiğini" yazdı. Gazete, "Bu gelişme, Türklerin
gösterdiği ani ilgiden sonra kayıplar konusunda ortaya
çıkmış olan perspektiflerin geri gitmesi anlamına
geliyor" ifadesini kullandı.
Fileleftheros,
Ankara'nın; Avrupa Konseyi'nin baskısı altında,
"kayıplar" ve muhtemelen mezarların açılması
konusunda bazı hareketlerde bulunmasının beklendiğini
yazdı ve Türklerin; yabancı yetkililerle yaptıkları
görüşmelerde, 28 Eylül'deki Avrupa Konseyi Daimi Temsilciler
Toplantısı'na kadar; "Avrupa Mahkemesi kararının
hayata geçirilmesi yönünde faaliyetler olacağını
söylediklerini" belirtti.
Gazete
haberini, "Mezarların Açılmasını İleri
Götürüyorlar - Ankara, Avrupa Konseyi Nedeniyle Kayıplar Konusunda Hareketler
İlan Ediyor - İşgal Bölgelerinde 4 Mezar Gösterecekleri
Değerlendiriliyor" başlık ve spotlarıyla
manşetten verdi.
Haravgi
"Kayıplar: İlerleme Olması İçin Yeni Ruh Aranıyor
- Türk Tarafının Kofi Annan'a Kayıplar Konusunda Yanıt
Verip Vermediği Halen Bilinmiyor" başlık ve
spotlarıyla yayımladığı haberinde; Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a,
kayıplar konusundaki mektubuna ilişkin yanıtını
gönderdiğini ancak Türk tarafının yanıt verip
vermediğinin henüz bilinmediğini yazdı. Gazete, Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki Rum temsilci İlias
Georgiadis'in konuya ilişkin söylediklerine yer verdi.
Gazete,
Georgiadis'in Rum Haber Ajansı'na (KİPE) yaptığı
açıklamada; Otonom Komite'nin çalışmalarının yeniden
başlaması konusundaki sondajlarda Türk tarafından sözlü olarak
olumlu bir ruh hali göründüğünü ancak gerçek ilerlemenin, müdahil bütün
tarafların yeni bir ruh ve ellerindeki bulguları açıklamak
konusunda kararlılık içinde olmaları halinde, pratikte
başarılabileceğini söylediğini yazdı.
Gazeteye göre
İlias Georgiadis; Otonom Komite'deki KKTC Temsilcisi Rüstem Tatar'ın;
"Türk tarafının Otonom Komite'nin derhal toplanmasını
arzu ettiğini ve mezar açma işlemi için de hazır
olduğu" yolundaki açıklamasını yorumlaması
istendiğinde; "Tatar'ın söylediği gibi Otonom Komite'nin
pazartesi günü toplanması konusunda kendisinin nabzının
tutulmadığını; Tatar'ın muhtemelen, Otonom Komite'nin
geçici üyesi Pierre Kouperan'la görüşmeyi kastetmiş
olacağını" söyledi.
Otonom
Komite'nin yeniden işletilmesi çabalarının, geçmişteki;
prosedürel konulardaki sonu gelmez tartışmalardan ve komitenin,
tamamlanması gereken gerçek çalışmalarının gecikmesine
neden olan şeylerden kaçınılarak yapılması
gerektiğini söyleyen Rum temsilci, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'un genel sekreter Annan'a derhal; Rum tarafının Otonom
Komite'nin genel sekreterin önerileri temelinde yeniden işletilmesine
hazır olduğu yanıtını verdiğini belirtti,
"Ancak, Türk tarafının yanıt verip vermediği
öğrenilemedi" dedi.
Gazete,
İlias Georgiadis'in; Mayıs 1964'te kaybolan Kıbrıslı
Türk çiftin kızı Sevilay Berk'in kendisini bürosunda ziyaret
ettiğini ve çiftin gömülü olduğu yerin belirlendiği
araştırma sonuçları hakkında bilgi
aldıklarını doğruladığını yazdı.
Alithia haberi,
"Kıbrıs Türk Tarafından Açıklandı: Otonom Komite
Yeniden Faaliyete Geçiyor ve Kayıpların Bulunması İçin
Mezar Kazıları Başlıyor"
başlığıyla yansıttı.
Mahi de,
"Kayıplar Konusunda Yine Sondajlar - İki Taraf Gelişmeler
Hakkında Neler Diyor" başlıklı haberinde; Otonom
Komite'deki Rum temsilcinin KİPE'ye söylediklerine ve Türk
Ajansı-Kıbrıs'ın (TAK) Otonom Komite'nin yeniden faaliyete
geçeceğine ilişkin haberine yer verdi.
KIBRIS 22/08/04
Gül: Çok
önemli çalışmalar yapılıyor
Türkiye
Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül,
Kıbrıs sorununda çok farklı bir noktaya gelindiğini
söyleyerek, "Louizudu Davası'ndaki durumla bugünkü durum çok
farklı. Bununla ilgili çok önemli çalışmalar
yapılıyor" dedi.
Gül, Erciyes
Kayak Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında diğer
soruların yanı sıra Kıbrıs ile ilgili bir soruyu da
yanıtladı.
Bir
gazetecinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin eylül ayında
Louzidu Davası'na benzer davaları görüşmeye
başlayacağı yönündeki sorusu üzerine Abdullah Gül,
"Bildiğiniz gibi çok sayıda dava var. Bu davalar donduruldu.
Belli bir süre sonra tekrar ele alınacak, ama bunlarla ilgili
Kıbrıs'ta bir mekanizma kuruldu. Bu dosyaların oraya
gönderilmesi gerekir. Ortada yeni bir durum var. Louzidu Davası'ndaki
durumla bugünkü durum çok farklı. Bununla ilgili çok önemli
çalışmalar yapılıyor" diye konuştu.
KIBRIS 22/08/04
Erel:
Uzmanlarımızdan bilgi alabilirler
KURALLARA
UYULDUĞU SÜRECE SORUN OLMAZ... Rum yönetimi sözcüsü Marios Karoyan da
yarın yürürlüğe girecek Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Rum
yönetiminin gerekli tedbirleri aldığını savundu ve
"Kurallara uyulduğu sürece sorun olmaz" dedi
AB Komisyonu
tarafından KKTC'den Güney Kıbrıs'a ve oradan AB ülkelerine mal
satışını düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü'nün
yarın yürürlüğe girecek olmasından dolayı Ticaret Odası
üreticileri uyardı.
Tüzük
çerçevesinde yetkiler verilen Ticaret Odası'nın başkanı Ali
Erel, güneye mal satmak isteyen üreticilerin, yarından itibaren Ticaret
Odası tarafından yetiştirilmiş uzmanlardan
ayrıntılı bilgi alabileceklerini söyledi.
"AB Komisyonu
Kıbrıs Temsilciliği"nden tüzüğün yürürlüğe
girişiyle ilgili yapılan açıklamada, KKTC'den Rum kesimine
geçecek olan malların AB standartlarına uygun olması
gerektiğine dikkat çekilerek, menşe belgelerinin verilmesi konusunda
Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın yetkili olduğu
belirtilmişti.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Yeşil Hat Tüzüğü'ne ilişkin olarak daha önce
yaptığı açıklamalarda, tüzüğün KKTC'nin
sorunlarına çare olamayacağını söylemişti.
Yeşil Hat
Tüzüğü'nün, sadece kuzeyden güneye mal akışı temelinde düzenlendiğini,
bunu bütün ada içindeki ticareti ve yurtdışı ihracatları da
kapsayacak şekilde değiştirmenin gerçekçi
olmadığını kaydeden Talat, serbest ticaret tüzüğünün
onaylanmaması halinde Yeşil Hat Tüzüğü'nün tek başına
sakıncalar yaratacağını, bütün ekonomiyi güneye
kaydıracağını ifade etmişti.
Erel:
Tarımsal ürünler temiz olmalı
Ticaret
Odası Başkanı Ali Erel, halk sağlığı,
canlı hayvan ve hayvansal ürünler konularında
kısıtlamanın söz konusu olduğunu belirten Erel, hayvan
yemleri, hijyen koşulları ve mezbahaların süratle AB
standartlarına çıkarılması halinde bu konulardaki
kısıtlamaların da kaldırılacağını
kaydetti.
Patates
örneğini vererek, tarımsal ürünlerin kalıntı ve
hastalık açısından mutlaka temiz olmaları gerektiğine
dikkat çeken Erel, Kıbrıs'ta ticaretin karşılıklı
olması gerektiğini, ancak Bakanlar Kurulu kararının
güneyden KKTC'ye mal girişini
"yasakladığını" kaydetti. Erel, tek taraflı
ticaret sürecinin kaldırılmasını çağrısında
bulundu.
Erel, Güney
Kıbrıs'tan AB'ye mal ihracatının kolay
olmayacağını, vergilendirme ve çifte KDV'nin söz konusu
olduğunu söyledi.
Ticaret
Odası Başkanı Erel, KKTC'den AB ülkelerine direkt mal
satışı için "Direkt Ticaret Tüzüğü"nün geçmesi
gerektiğini, AB Konseyi'nin eylül ayında bu konuda karar
alacağını anlattı. Erel, söz konusu tüzük ve "Mali
Tüzük"ün bir arada çalışması halinde KKTC ekonomisinin
ciddi ivme kazanabileceğini kaydetti.
İzolasyonların
tamamen kaldırılması için Kıbrıs sorununun çözülmesi
gerektiğini vurgulayan Ali Erel, Yeşil Hat Tüzüğü'nün ekonomide
çok ciddi bir etkisi olmayacağını, ancak sebze-meyve
üreticilerinin güneyle rekabet edebilecek düzeye geleceğini sözlerine
ekledi.
Rum sözcü
Karoyan: Gerekli tedbirler alındı
Öte yandan
KKTC'den Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne ticari mal
akışını düzenleyen ve yarın yürürlüğe girecek
olan Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Rum yönetiminin "gerekli
tedbirleri aldığı" belirtildi.
Rum yönetimi
sözcüsü Marios Karoyan yaptığı açıklamada,
Kıbrıslı Türklerin Rum kesimine ticaretleri sırasında
"herhangi bir sorunla karşılaşmamaları için gerekli
düzenlemeleri yaptıklarını" belirtti. Karoyan, "Güney
Kıbrıslılar için de geçerli olan kurallara uyulduğu sürece
bir sorun olmayacaktır" dedi.
KIBRIS 22/08/04
|
Yeşil
Hat Tüzüğü yürürlüğe giriyor |
|
|
|
KKTC’den
Kıbrıs Rum kesimine mal akışını düzenleyen
Yeşil Hat Tüzüğü bugün yürürlüğe giriyor. |
|
|
|
AA |
|
|
|
23 Ağustos 2004—NTV- Tüzüğün uygulamaya başlanmasıyla AB
tarafından yetkili kılınan Kıbrıs Türk Ticaret
Odası, menşe sertifikası vermeye başlayacak. Tüzüğe
göre, Rum kesimine veya Rum kesimi üzerinden diğer ülkelere gönderilecek
ürünlerin, tümüyle KKTC’de üretilmiş veya yeterli katma değer
ilavesiyle üretilmiş ürünler olması gerekiyor. |
Yeşil Hat Tüzüğü
gereği; Rum kesimine veya oradan üçüncü bir ülkeye gönderilmek
amacıyla geçirilecek ürünler için Ticaret Odası’ndan bir malın
üretildiği veya yapıldığı ülkeyi gösteren belge olan
menşe belgesi alınması gerekecek. Bazı tarım ürünleri
için ayrıca sağlık belgesi alınması da zorunlu olacak.
MENŞE BELGESİ ZORUNLULUĞU
Menşe belgesi için Ticaret Odası’ndan
başvuru formu alınarak, bunun üzerindeki malın üreticisi,
malı satanın ve satın alanın adı ve adresi, malın
tanımı, ağırlığı, paket sayısı ve
değer bilgileri doldurulacak.
Kuzeyden Güney’e veya Güney üzerinden diğer AB
ülkelerine yapılacak her sevkıyatta menşe belgesi mallara
eşlik edecek. Ticaret Odası yetkilileri, menşe başvurusu
yapan üretici firmayı kontrol edecek.
HAYVANSAL ÜRÜN SATILAMAYACAK
Tüzük gereği, Rum kesimine canlı hayvan,
hayvansal ürünler ve hayvan yemi ise satılamayacak. Yeşil Hat
Tüzüğü uyarınca ancak AB ülkeleri veya İsviçre’den getirilecek
tohumla yetiştirilecek patates ihraç edilebilecek. Patates ihracatı
en erken 2005 yılında mümkün olacak.
|
|
|
|
|
||
|
|
|
|
|
|
|
|
||
|
|
|
23 Ağustos 2004 — Talat, Rum Politis gazetesine yaptığı
açıklamada, “Tassos ile herhangi bir tarihte görüşmeye
hazırım. Ne davet aldım ne de Papadopulos’un benimle
görüşmeyi arzu edip etmediğini biliyorum. Ancak ben
hazırım” dedi. |
Rum kesiminde diplomatik
çevrelere dayandırılan haberlerde, Talat ile Papadopulos’un Eylül
ayında sosyal bir etkinlik çerçevesinde bir araya gelmeleri yolunda kulis
faaliyetleri sürdürüldüğü belirtildi.
Papadopulos bugün Atina’ya gelerek oyunların
sona ermesine kadar Yunan başkentinde kalacak ve Başbakan Kostas
Karamanlis’in yanı sıra Dışişleri Bakanı Petros
Moliviatis ile görüşecek.
Atina’da kapanış törenini başbakan
Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra, ABD
Dışişleri Bakanı Colin Powell’in de izlemesi bekleniyor.
Hristou:
Çözüm istiyoruz
|
TÜM
İNSANLAR EŞİTTİR... Baf'ın Aynikola köyünde,
Türklerle Rumların birlikte organize ettiği bir etkinliğe
katılan Rum yönetimi içişleri bakanı, bir enternasyonalist ve
marksist olarak tüm insanların eşitliğine ve
kardeşliğine inandığını belirterek
bakanlığının tüm birimlerinde bu görüşü teşvik
ettiğini söyledi 1963 VE 1974
KORKUSU... Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristou, "Rum
halkının büyük çoğunluğu bir anlaşma ve
barıştan yana, ancak küçük bir azınlık, durumun
şimdiki gibi kalmasını istiyor. Çünkü korkuyorlar, 1963 ve
1974'ü yeniden yaşamaktan korkuyorlar" dedi PAPADOPULOS,
YAKINLAŞMA ÇABALARINI DESTEKLİYOR... Hristou, Rum Yönetimi
Başkanı Papadopulos'un yakınlaşma çabalarının
tümünü desteklediğini, ancak şu anda KKTC Başbakanı
Mehmet Ali Talat'la görüşmemesinin nedenini, "Şu anda BM'nin
uyguladığı prosedüre göre konuşacak bir şey
yok" diyerek zaten açıkladığını kaydetti VATANDAŞLIK
SORUNU, EYLÜLDE ÇÖZÜLECEK... Hristou, ebeveynlerinden biri
Kıbrıslı olmayan çocuklara Kıbrıs Cumhuriyeti
vatandaşlığı verilmesinin, Bakanlar Kurulu'nda çıkan
anlaşmazlık nedeniyle durdurulduğunu, sorunun eylül
ayında, yeni yasama yılının açılması ile
çözümleneceğini de açıkladı Sevgi YALMAN Rum Yönetimi
İçişleri Bakanı Andreas Hristou, Kıbrıslı
Türklerin de Rumlarla birlikte Kıbrıs'ın eşit
ortağı olduğunu söyledi. Baf'ın
Aynikola köyünde, Türklerle Rumların birlikte organize ettiği bir
etkinliğe katılan Rum bakan, bir enternasyonalist ve marksist
olarak yalnız Türklerle Rumların değil tüm dünya
insanlarının eşitliğine ve kardeşliğine inandığını
kaydetti. KIBRIS
muhabirinin sorularını yanıtlayan Rum içişleri
bakanı, Rum halkının büyük bir çoğunluğunun bir
anlaşma ve barıştan yana olduğunu, ancak küçük bir
azınlığın 1963 ve 1974'ü yeniden yaşamaktan
korktuğu için durumun şimdiki gibi kalmasından yana
olduğunu ifade etti. Bir soru üzerine Rum Yönetimi Başkanı
Tasos Papadopulos'un tüm yakınlaşma çabalarını
desteklediğini, ancak şu anda KKTC Başbakanı Mehmet Ali
Talat'la görüşmemesinin nedenini de "şu anda BM'nin
uyguladığı prosedüre göre konuşacak bir şey
yok" diyerek zaten açıkladığını belirtti.
Hristou, ebeveynlerinden biri Kıbrıslı olmayan çocuklara
vatandaşlık verilmesinin, Bakanlar Kurulu'nda çıkan
anlaşmazlık nedeniyle durdurulduğunu, bu konunun da önümüzdeki
ay parlamentonun açılmasından hemen sonra görüşülerek bir
sonuca bağlanacağını ilave etti. Gazeteniz
KIBRIS'ın Rum içişleri bakanına yönelttiği sorular ve
yanıtları şöyle: KIBRIS:
Kıbrıs'ta bir çözüm ve adaya barışın gelmesi için,
Kıbrıslı Türklerin daha fazla çaba gösterdiklerine
inanılıyor. Kıbrıslı Rumlar bir anlaşma ve
barış için daha yeni yeni hareketlenmeye başladı. Bu
konuda ne düşünüyorsunuz? HRİSTOU:
Kıbrıslı Rumların büyük bir çoğunluğu da benim
gibi bir anlaşma ve barış istiyor. Ama bir kısım
insan da vardır ki durumun aynen bugünkü gibi kalmasını
istiyor, öyle tercih ediyor. Çünkü korkuyorlar. 1963 ve 1974'teki olaylar
yeniden olur mu diye korkuyorlar. KIBRIS:
Kimden? HRİSTOU:
Kıbrıslı Türklerden değil, Türkiye'den korkuyorlar. KIBRIS:
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne girmesine rağmen
mi? HRİSTOU:
Evet. Şimdi biraz daha az olsa da, yine de korkuyorlar. KIBRIS:
Yakınlaşma çabaları çok hassas dengeler üzerinde sürüyor.
Kıbrıs Türk halkı bu konuda elinden geleni yapıyor. Sizin
hükümetiniz ve özellikle de başkan Papadopulos'un aynı
yoğunlukta çaba gösterdiğine inanıyor musunuz? HRİSTOU:
Evet. Papadopulos bizim başkanımız. Ortak etkinliklerin tümünü
de destekliyor. Onun onayı olmadan ben bu etkinlikleri yapamam,
katılamam. KIBRIS: Ama
Sayın Papadopulos, Başbakan Mehmet Ali Talat'la görüşmekten
kaçınıyor. Konuşmazlarsa birlikte bir anlaşmaya
nasıl varacaklar? HRİSTOU:
Hiç konuşmayacağını söylemedi. Sadece şu anda
"konuşmam" diyor. "BM'nin uyguladığı
prosedüre göre şu anda konuşacak bir şey yok" diyor. KIBRIS: Son bir
soru. Kıbrıslı Türkler de Rumlarla birlikte
Kıbrıs'ın eşit ortağıdır diyebilir
misiniz? HRİSTOU:
Evet. Ben bir marksist olarak, Kıbrıslı Türklerle
Rumların eşitliğine, daha da ötesinde tüm dünya
insanlarının eşitliğine ve kardeşliğine
inanıyorum. Bakanlığıma bağlı tüm birimlerde
çalışanları da bu düşünce doğrultusunda teşvik
ediyorum. |
KIBRIS 23/08/04
Yeşil
Hat Tüzüğü yürürlükte
|
TÜZÜK,
KKTC'DEN GÜNEYE MAL AKIŞINI DÜZENLİYOR... KKTC'den Güney
Kıbrıs'a ticari mal akışını düzenleyen ve
Avrupa Birliği Resmi Gazetesi'nde yayımlanan Yeşil Hat
Tüzüğü, bugün yürürlüğe girdi. Tüzüğün uygulamaya girmesiyle,
Avrupa Birliği tarafından yetkili kılınan Ticaret
Odası bugün menşe sertifikası vermeye başlayacak ÜRÜNLER,
TÜMÜYLE KUZEYDE ÜRETİLMİŞ OLMALI... Tüzüğe göre, Güney
Kıbrıs'a veya Güney Kıbrıs üzerinden diğer ülkelere
gönderilecek ürünlerin tümüyle Kuzey Kıbrıs'ta üretilmiş veya
yeterli katma değer ilavesiyle üretilmiş ürünler olması
gerekli. Canlı hayvan, hayvansal ürünler ve hayvan yeminin Güney
Kıbrıs'a satılması ise yasak KKTC'den
Güney Kıbrıs'a ticari mal akışını düzenleyen ve
Avrupa Birliği Resmi Gazetesi'nde yayımlanan Yeşil Hat
Tüzüğü, bugün yürürlüğe girdi. Tüzüğün
uygulamaya girmesiyle Avrupa Birliği tarafından yetkili
kılınan Ticaret Odası, bugün menşe sertifikası
vermeye başlayacak. Tüzüğe
göre, Güney Kıbrıs'a veya Güney Kıbrıs üzerinden
diğer ülkelere gönderilecek ürünlerin tümüyle Kuzey Kıbrıs'ta
üretilmiş veya yeterli katma değer ilavesiyle üretilmiş
ürünler olması gerekli. Canlı hayvan, hayvansal ürünler ve hayvan
yeminin Güney Kıbrıs'a satılması ise yasak. Kurallar Menşe
sertifikası vermeye yetkili Ticaret Odası'nın daha önce
yaptığı açıklamaya göre, genel olarak yeterli katma
değere sahip ürünler için kullanılan kriterleri şöyle olacak: "Gümrük
tarife numarasının başlık değiştirmesi
kuralı ile ürüne o ülkede uygulanan imalat veya oluşum
işlemlerine göre ülkenin menşeine sahip olup
olamayacağını belirleyen kuralların listesi ile katma
değer kuralı ile, ürüne üretim sürecinde uygulanan çeşitli
işlemler ile üretim çıkış bedelinin belli bir oranı
seviyesinde sağlanan değer katkısıdır. (Üretim
değeri üzerine üretim çıkış fiyatının,
örneğin yüzde 50'si kadar katma değer sağlanmalı ki,
ürünün menşei bu katkının sağlandığı ülke
olsun)..." Yeşil
Hat Tüzüğü gereği Güney Kıbrıs'a orada tüketilmek üzere
veya üçüncü bir ülkeye gönderilmek amacıyla geçirilecek ürünler için
Ticaret Odası'ndan bir malın üretildiği veya
yapıldığı ülkeyi gösteren belge olan menşe belgesi
alınması gerekirken, tarım ürünlerinin bir kısmı
için ise ayrıca sağlık belgesi gerekli. Başvuru
formları, Ticaret Odası'ndan
alınacak Menşe
belgesi için Ticaret Odası'ndan başvuru formu alınarak, bunun
üzerindeki malın üreticisi, malı satanın ve satın
alanın adı ve adresi, malın tanımı,
ağırlığı, paket sayısı ve değer
bilgileri doldurulacak. Bunun yanı sıra, söz konusu malın
Güney Kıbrıs'ta tüketim için mi yoksa bir başka ülkeye
ihracatı için mi gönderildiğinin beyanı da başvuru formunda
verilecek. Başvuru
formuna ürünün üretilmesi aşamasında kullanılan tüm girdilerin
listesi ve faturaları eklenecek ve menşe belgesinde de yine
aynı bilgiler yer alacak. Kuzeyden güneye veya güney üzerinden
diğer AB ülkelerine yapılacak her sevkıyatta bahsi geçen
menşe belgesi mallara eşlik edecek. Ayrıca ithal edilen hammadde
ile üretilen ürünün satışına kadar ve satıştan sonra
da en az üç yıl bu belgeler saklanacak. Ticaret
Odası yetkilileri, üretici firmaya
kontrol ziyaretleri yapacak Ticaret
Odası yetkililerinin menşe başvurusu yapan üretici firmaya
üretimle ilgili kontrol ziyaretleri
yapacak ve bu kontrol sırasında ürünün Kuzey Kıbrıs'ta
üretilip üretilmediğinin, hangi aşamasının burada
yapıldığı, menşe belgesi alma yeterliliği olup
olmadığı kontrol edilecek. Menşe
belgesi başvuru formundaki beyanların aksine bir durum tespit
edilmesi halinde ise Ticaret Odası'nın yaptırım
uygulayacak. Kuzey
Kıbrıs'ta yetiştirilen tarımsal ürünlerin
sağlık koşullarının AB normlarına uygun
olduğu konusunda AB uzmanlarının incelemeleri neticesinde
verecekleri sağlık belgesinin bazı tarımsal ürünlerin
ihracı için zorunlu olacak. Üreticinin,
ürünü ekmeden, yetiştirirken, hasat zamanı ve ihracattan önce AB
uzmanlarının gerekli kontrolleri yapabilmeleri için Ticaret
Odası'na başvurması gerekli olacak. Yeşil
Hat Tüzüğü uyarınca ancak AB ülkeleri veya İsviçre'den
getirilecek tohumla yetiştirilecek patates ihraç edilebilecek. Patates
ihracatı en erken 2005 yılında mümkün olacak. |
KIBRIS 23/08/04
Kuzey
limanlarından adaya girişler Avrupa aracılığıyla
yasallaştırıldı
Ercan
Havalimanı'ndan İstanbul'a gidip gelen ve kuzeyden güneye
dönüşünde tutuklanarak mahkemeye çıkarılan
Kıbrıslı Rum Neofitus Konstantinu, Güney Kıbrıs'ta
yeni bir tartışma ortamı daha yarattı. Rum
basını, siyasilere dayanarak Rum polisinin olayı mahkemeye sevk
etmekle "gaf" işlediğini ve Rum yönetiminin yürüttüğü
politikada elini zayıflattığını belirten haberler
yayımladı.
Güney
Kıbrıs'ta yayınlanan "Politis, "Gerçekler Kabul
Ediliyor" başlıklı haberinde Kuzey Kıbrıs
limanlarından adaya girişlerin Avrupa
aracılığıyla 'yasallaştırıldığını"
belirterek AB'nin Yeşil Hat aracılığıyla seyahat
tüzüğünün Rum yönetiminin Kıbrıslıların ve
yabancıların adaya girişlerine uyguladığı muameleye
köklü değişiklik getirdiğini yazdı. Bu tüzüğe göre
adaya KKTC limanlarından da giriş yapanlara Rum yönetiminin hiçbir
işlem yapamadığı ve bu kapsamdaki kişilerin tüm adada
serbestçe dolaşabildiklerini kaydeden "Politis", bu çerçevede
Rum yönetimi diplomatik bürosunun 16 Temmuz'da ilgili tüm birimlere özel
talimat göndererek geçişlerde nasıl davranacaklarını
belirtti.
Rum polisinin
gönderilen bu talimatı görmezden gelip Ercan Havaalanı'nı
kullandı diye Neofitos Konstantinu'yu mahkemeye çıkarmasını
"gaf" olarak değerlendiren Rum gazeteleri, mahkemenin Ercan
Havaalanı'ndan İstanbul'a giden Konstantinu'ya ceza vermediğine
de dikkat çekti...
Simerini'ye
göre, DİSİ Başkan Vekili Averof Neofitu, mahkemenin ilgili
kararını yorumlarken "Mahkemenin kararına
saygılıyız. Ancak mahkeme kararının içeriği Timbu
(Ercan) Havaalanı'nın yasallaşmaması için
gösterdiğimiz çabalardaki siyasi argümanlarımızı
zayıflatır. Bu kararla yasa dışı bir gerçeği
tanımış oluruz" diye konuştu. Neofitu, konuyu
mahkemeye götürmemesi için polisi yönlendirmediğinden Rum yönetimini de
suçladı.
KIBRIS 23/08/04
|
Lefkoşa |
|
|
|
‘Türkiye’nin
AB üyeliğini veto etmeyeceğiz’ |
|
|
|
|
|
|
|
Rum yönetimi lideri
Tassos Papadopulos, Türkiye’nin AB’ye olası üyeliğini veto etmeyi
düşünmediklerini söyledi. |
|
|
|
|
|
|
|
Papadopulos, Olimpiyat Oyunları’nın
kapanış bölümünü izlemek üzere Lefkoşa’dan Atina’ya hareketinden
önce gazetecilere yaptığı açıklamada, “Temel
politikamız veto yetkimizi kullanmamak yönünde. Türkiye’nin AB’ye
girişine engel olmak istemiyoruz” diye konuştu. |
|
|
Papadopulos: “Türkiye’nin AB üyeliğini veto etmeyi
düşünmüyoruz”
23
Ağustos, 2004 21:35:00 (TSİ) CNN TURK
Rum yönetimi
lideri Tassos Papadopulos, Türkiye'nin AB'ye olası üyeliğini veto
etmeyi düşünmediklerini söyledi.
Papadopulos, Olimpiyat Oyunları'nın kapanış bölümünü
izlemek üzere Lefkoşa'dan Atina'ya hareketinden önce gazetecilere
yaptığı açıklamada, ''Temel politikamız veto yetkimizi
kullanmamak yönünde. Türkiye'nin AB'ye girişine engel olmak istemiyoruz''
dedi.
Papadopulos, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin Kıbrıs'ın 30
yıllık bölünmüşlüğüne son verme çabaları için ‘olumlu
bir adım’ oluşturacağını da belirtti.
Güney Kıbrıs Rum Kesimi, 1 mayıstan bu yana Avrupa Birliği
üyesi.
Yeşil
Hat Tüzüğü, dün yürürlüğe girdi: Yeni dönem
|
BAŞVURULAR
BAŞLADI... KKTC'den Güney Kıbrıs'a ticari mal
akışını düzenleyen ve AB Resmi Gazetesi'nde
yayımlanan Yeşil Hat Tüzüğü, yürürlüğe girdi.
Tüzüğün uygulamaya girmesiyle Avrupa Birliği tarafından
menşe belgelerini vermek üzere yetkili kılınan Ticaret
Odası'na başvurular da başladı TALAT:
RUMLAR, TÜRK MALI ALMAKTAN KORKUYOR... Başbakan Talat: Hükümet olarak,
güneye mal satışıyla ilgili düzenlemeleri daha önceden
yaptık. Bundan sonra işlemler, Ticaret Odası'nca
gerçekleştirilecek. Konuyla ilgili bakanlık Ekonomi
Bakanlığı'dır. Maliye Bakanlığı da olayla
ilgileniyor. Ticaret Odası'yla koordinasyon içindeyiz. Yalnız bize
gelen enformasyon, Türk malı alma korkusunun içselleştiği
yönündedir. Yani Güney Kıbrıs'ta adeta bunu almanın bir suç
olduğu gibi bir izlenim vardır. Bunu aşabilirse
Kıbrıs Rum Yönetimi, Yeşil Hat Tüzüğü işe
yarayabilir EREL: 25
BAŞVURU YAPILDI... Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, dün
sabahtan itibaren menşe sertifikası almak isteyenlerin
başvurularını kabul etmeye başladıklarını
ifade ederek, dün akşama kadar gerek menşe sertifikası almak,
gerekse bilgi almak için 20-25 civarında başvuru
yapıldığını kaydetti. İnceleme yapılan
dünkü başvuruların içerisinde 3-4 müracaata menşe
sertifikası vereceklerini açıklayan Erel, "Fiziki olarak mal
sevkıyatı yarın (bugün) başlıyor" dedi GECİKTİRMEMEYE
ÇALIŞIYORUZ... Ali Erel: Başvurular genel olarak tekstil, meyve,
sebze balık, mobilya olmak üzere farklı sektörlerden oluştu.
İlk gün için ilgi oldukça iyiydi. Ümit edelim ki, güneyden de talep
olsun. 25 başvurunun karşılığında güneyden 4-5
sektöre talep oldu. Çok fazla talep olmasından dolayı
bazıları sadece ön hazırlık için müracaat etti.
Başvurular, çok hızlı bir şekilde inceleniyor.
Başvuruların incelemelerini çok fazla geciktirmemeye
çalışıyoruz ki bir an önce pratikte çıkacak
sıkıntıları görelim ve bunları ele alalım KKTC'den
Güney Kıbrıs'a ticari mal akışını düzenleyen ve
AB Resmi Gazetesi'nde yayımlanan Yeşil Hat Tüzüğü,
yürürlüğe girdi. Tüzüğün
uygulamaya girmesiyle Avrupa Birliği tarafından menşe
belgelerini vermek üzere yetkili kılınan Ticaret Odası'na
başvurular da başladı. Başbakan
Mehmet Ali Talat, Yeşil Hat Tüzüğü'ne rağmen Güney
Kıbrıs'a ticari mal akışında siyasi pürüz
olabileceğini, çünkü serbest ticaret tüzüğünü engellemek veya
ertelemek için Yeşil Hat Tüzüğü'nü öne çıkarsalar da
Rumların ruhen Kıbrıs Türk mallarını almaya
hazır olmadıklarını söyledi. "Düzenlemeleri
önceden yaptık" Başbakan
Talat, dünkü bir kabulünde Yeşil Hat Tüzüğü'nün yürürlüğe
girmesiyle ilgili bir soruyu yanıtlarken, hükümet olarak, güneye mal
satışıyla ilgili düzenlemeleri daha önceden
yaptıklarını anımsattı ve bundan sonra
işlemlerin Ticaret Odası'nca gerçekleştirileceğini
belirtti. Talat,
konuyla ilgili bakanlığın Ekonomi Bakanlığı
olduğunu, Maliye Bakanlığı'nın da olayla
ilgilendiğini ve dolayısıyla kendilerinin Ticaret
Odası'yla koordinasyon içinde olduklarını söyledi. "Korku
içselleşti" Güneye mal
satışının olup olmayacağının önümüzdeki
günlerde görüleceğini dile getiren Başbakan Talat,
"Yalnız bize gelen enformasyon, Türk malı alma korkusunun
içselleştiği yönündedir. Yani adeta bunu almanın bir suç
olduğu gibi bir izlenim Güney Kıbrıs'ta vardır. Bunu
aşabilirse Kıbrıs Rum Yönetimi, Yeşil Hat Tüzüğü
işe yarayabilir" dedi. Talat,
Yeşil Hat Tüzüğü'nün tek başına Kıbrıs'taki
ticareti olması gereken gibi sağlamayacağı endişesi
bulunduğunu, Avrupa'nın da görüşünün bu yönde olduğunu da
yineledi. İncelemeler
başladı Bu arada,
Yeşil Hat Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesiyle başvuru kabul
eden Ticaret Odası, ilk başvuruları alıp incelemelerine
başladı. Ticaret
Odası Genel Sekreteri Janel Burcan, başvuru yapanlarla ilgili
incelemelerin yapılacağını, varsa eksiklik ve
aksaklıkların giderilmesinin isteneceğini, gerekli
şartların yerine getirilmesinin ardından da menşe
sertifikalarının verileceğini söyledi. Burcan, ilk
sertifikanın işlemlere bağlı olarak dün verilmeye
başlandığını, bugün de verilebileceğini de
belirtti. Ticaret
Odası'na menşe sertifikası başvurusu yapanların
yanında, bilgi almak için başvuranların da olduğunu
kaydeden Burcan, Ticaret Odası olarak ticaret yapmak isteyenlere gerekli
bilgileri de aktardıklarını ifade etti. Erel: Fiziki
olarak mal sevkıyatı
bugün başlıyor Ticaret
Odası Başkanı Ali Erel, dün sabahtan itibaren menşe
sertifikası almak isteyenlerin başvurularını kabul etmeye
başladıklarını ifade ederek, dün akşama kadar gerek
menşe sertifikası almak, gerekse bilgi almak için 20-25
civarında başvuru yapıldığını kaydetti. İnceleme
yapılan dünkü başvuruların içerisinde 3-4 müracaata menşe
sertifikası vereceklerini açıklayan Erel, "Fiziki olarak mal
sevkıyatı yarın (bugün) başlıyor" dedi. Başvuruların
genel olarak tekstil, meyve, sebze balık, mobilya olmak üzere
farklı sektörlerden oluştuğunu ifade eden Erel, "İlk
gün için ilgi oldukça iyiydi. Ümit edelim ki, güneyden de talep olsun. 25
başvurunun karşılığında güneyden 4-5 sektöre
talep oldu. Çok fazla talep olmasından dolayı bazıları
sadece ön hazırlık için müracaat etti" diye konuştu. Başvuruların
çok hızlı bir şekilde incelendiğini belirten Ali Erel,
"Başvuruların incelemelerini çok fazla geciktirmemeye
çalışıyoruz ki biran önce pratikte çıkacak
sıkıntıları görelim ve bunları ele alalım"
dedi. Yeşil
Hat Tüzüğü'nün bir merdivenin ilk basamağı olarak görülmesi
gerektiğini vurgulayan Ali Erel, "Kuzeydeki ekonominin Yeşil
Hat Tüzüğü'nün uygulamaya girmesi ile süratle düzelmesini beklemek
yanlış olur. Direkt Ticaret Tüzüğü'nün de geçmesi için gerek
sivil toplum örgütleri gerekse hükümet olarak gereken lobi
çalışmalarını yapmamız lazım"
şeklinde konuştu. İçerik
ve kurallar Yeşil
Hat Tüzüğü'ne göre, Kuzey Kıbrıs'ta üretilmiş veya
yeterli katma değer ilavesiyle üretilmiş ürünler, dünden geçerli
olmak üzere Güney Kıbrıs'a veya Güney Kıbrıs üzerinden
diğer ülkelere gönderilebilecek. Canlı
hayvan, hayvansal ürünler ve hayvan yeminin Güney Kıbrıs'a
satılması ise yasak olacak. Menşe
sertifikası vermeye yetkili Ticaret Odası'nın
açıklamasına göre, genel olarak yeterli katma değere sahip
ürünler için kullanılan kriterler ve işlemler şöyle olacak: "Gümrük
tarife numarasının başlık değiştirmesi
kuralı ile; ürüne o ülkede uygulanan imalat veya oluşum
işlemlerine göre ülkenin menşeine sahip olup
olamayacağını belirleyen kuralların listesi ile; Katma
değer kuralı ile, ürüne üretim sürecinde uygulanan çeşitli
işlemler ile üretim çıkış bedelinin belli bir oranı
seviyesinde sağlanan değer katkısıdır. (Üretim
değeri üzerine üretim çıkış fiyatının,
örneğin yüzde 50'si kadar katma değer sağlanmalı ki,
ürünün menşei bu katkının sağlandığı ülke
olsun)..." Yeşil
Hat Tüzüğü gereği Güney Kıbrıs'a orada tüketilmek üzere
veya üçüncü bir ülkeye gönderilmek amacıyla geçirilecek ürünler için
Ticaret Odası'ndan bir malın üretildiği veya
yapıldığı ülkeyi gösteren belge olan menşe belgesi
alınması gerekirken, tarım ürünlerinin bir kısmı
için ise ayrıca sağlık belgesi gerekli. Menşe
belgesi için Ticaret Odası'ndan başvuru formu alınarak, bunun
üzerindeki malın üreticisi, malı satanın ve satın
alanın adı ve adresi, malın tanımı,
ağırlığı, paket sayısı ve değer
bilgileri doldurulacak. Bunun yanı sıra, söz konusu malın
Güney Kıbrıs'ta tüketim için mi yoksa bir başka ülkeye
ihracatı için mi gönderildiğinin beyanı da başvuru
formunda verilecek. Başvuru
formuna ürünün üretilmesi aşamasında kullanılan tüm girdilerin
listesi ve faturaları eklenecek ve menşe belgesinde de yine
aynı bilgiler yer alacak. Kuzeyden güneye veya güney üzerinden
diğer AB ülkelerine yapılacak her sevkıyatta bahsi geçen
menşe belgesi mallara eşlik edecek. Ayrıca ithal edilen
hammadde ile üretilen ürünün satışına kadar ve
satıştan sonra da en az 3 yıl bu belgeler saklanacak. Ticaret
Odası yetkililerinin menşe başvurusu yapan üretici firmaya
üretimle ilgili kontrol ziyaretleri yapacak ve bu kontrol sırasında
ürünün Kuzey Kıbrıs'ta üretilip üretilmediğinin, hangi
aşamasının burada yapıldığı, menşe
belgesi alma yeterliliği olup olmadığı kontrol edilecek. Menşe
belgesi başvuru formundaki beyanların aksine bir durum tespit
edilmesi halinde ise Ticaret Odası'nın yaptırım
uygulayacak. Kuzey
Kıbrıs'ta yetiştirilen tarımsal ürünlerin
sağlık koşullarının AB normlarına uygun
olduğu konusunda AB uzmanlarının incelemeleri neticesinde
verecekleri sağlık belgesinin bazı tarımsal ürünlerin
ihracı için zorunlu olacak. Üreticinin,
ürünü ekmeden, yetiştirirken, hasat zamanı ve ihracattan önce AB
uzmanlarının gerekli kontrolleri yapabilmeleri için Ticaret
Odası'na başvurması gerekli olacak. Yeşil
Hat Tüzüğü uyarınca ancak AB ülkeleri veya İsviçre'den
getirilecek tohumla yetiştirilecek patates ihraç edilebilecek. Patates
ihracatı en erken 2005 yılında mümkün olacak. |
KIBRIS 24/08/04
Papadopulos
çözüm istemiyor
Rum Demokratik
Seferberlik Partisi (DİSİ) başkan yardımcısı ve
eski cumhurbaşkanı Glafkos Klerides'in kızı Keti Kleridis,
KIBRIS'a konuştu ve Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'a sert
eleştirilerde bulundu:
Papadopulos
çözüm istemiyor
PAPADOPULOS
ÇÖZÜM İSTEMİYOR... Güney Kıbrıs'ta anamuhalefetteki
Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkan
Yardımcısı Keti Kleridis, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi
Başkanı Papadopulos'a Kıbrıs konusunda izlediği siyasi
politikadan dolayı eleştirilerde bulunarak, Papadopulos'un
Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını istemediğini söyledi
ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN
ESAS SORUMLUSU PAPADOPULOS VE AKEL'DİR... Kıbrıslı
Rumların referandumda 'hayır' demesinin siyasi, psikolojik (bireysel)
ve toplumsal nedenleri olduğunu ifade eden DİSİ Başkan
Yardımcısı Keti Kleridis, siyasi açıdan esas
sorumluluğun Papadopulos ile onunla aynı doğrultuda gitmeyi
tercih eden AKEL'e ait olduğunu kaydetti
PAPADOPULOS,
TALAT İLE GÖRÜŞMELİ... Başbakan Mehmet Ali Talat ile Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un bir araya gelerek,
görüşmeler yapmasının Kıbrıs sorununun çözümü
açısından önemli olduğunu ifade eden Keti Kleridis,
"Papadopulos'un bu fırsatı değerlendirerek, Talat ile
görüşmesi gerekiyor" dedi
KIBRIS 24/08/04
Talat:
Kayıplar konusuyla ilgili Annan'a olumlu yanıt verdik
KAPI AÇMA
KONUSUNDA RUMLAR AYAK SÜRÜYOR... Başbakan Talat, kayıplarla ilgili
çalışmalar konusunda BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın mektubuna
olumlu yanıt verdiklerini söyledi. Talat, Bostancı'da sınır
kapısının açılması için ilgili
çalışmayı yaptıklarını ve BM'ye gönderdiklerini,
imaja yönelik konuyla ilgili öneriyi yapan Rumların ise şimdi ayak
sürüdüklerini belirtti
Başbakan
Mehmet Ali Talat, kayıplarla ilgili çalışmalar konusunda BM
Genel Sekreteri Kofi Annan'ın mektubuna olumlu yanıt verdiklerini
söyledi.
Talat,
Bostancı'da sınır kapısının açılması
için ilgili çalışmayı yaptıklarını ve BM'ye
gönderdiklerini, imaja yönelik konuyla ilgili öneriyi yapan Rumların ise
şimdi ayak sürüdüklerini belirtti.
Başbakan,
dün sabah bir kabulü sırasında basına kayıplar ve
sınır kapıları konusunda açıklamalarda bulundu.
Talat,
bazı basın yayın organlarında Kayıp Şahıslar
Komitesi'nin faaliyetleriyle ilgili haberlerin yer
aldığını, söz konusu haberlerde "Rumların
Annan'ın konuyla ilgili mektubuna yanıt verdiğini ancak Türk
tarafının tutumunun bilinmediğinin" yer aldığını
belirterek, kendisinin bu konuda daha önce de açıklama
yaptığını, Annan'a yazılı olarak olumlu
yanıt verildiğini ve yanıtlarında bu işi ciddiyetle
ele aldıklarını vurguladıklarını kaydetti.
Talat, ilgili
komitenin ayrı bir mekanda, takviye edilerek
çalışmasının organize edildiğini de söyledi.
Bostancı
kapısı
Başbakan,
Bostancı'daki sınır kapısının açılması
için Türk tarafının gerekli çalışmayı
yaptığını ve BM'ye gönderdiğini, topun şimdi
BM'de olduğunu ifade ederek, kapının açılmasını
öneren Rum tarafının bunu imaja yönelik
yaptığının anlaşıldığını,
Rumların şimdi konuyla ilgili olarak ayak sürüdüklerini belirtti.
Kıbrıs
Türk tarafının konuyla ilgili bir pürüzünün
olmadığını belirten Başbakan Talat, önümüzdeki
günlerde sınır kapısıyla ilgili KKTC tarafında kalan
yolun yapımına başlayabileceklerini kaydetti.
Talat, konuyu
gizli tutarak suçlu Türk tarafıymış gibi davranmanın
anlamı olmadığını, Rumların 8 kapının
açılmasını önerdiklerini, ancak kendilerinin ihtiyaca göre
kapı açmak amacıyla Bostancı'ya onay verdiklerini, Rum
tarafının ise ayak sürüdüğünü ifade etti.
KIBRIS 24/08/04
|
KKTC'den Rumlara karpuz |
|
|
AB'nin hazırladığı Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca Güney Kıbrıs'a ilk sevkıyat olarak gönderilen donmuş balık geri çevrilirken, diğer tarafa geçebilen ilk ticari ürün karpuz oldu. Kıbrıs
Türk Ticaret Odası'ndan edinilen bilgiye göre, Oda'nın ”001”
numaralı menşe belgesi verdiği yaklaşık 100 kilo
donmuş balık dün Rumlar tarafından Tüzük kurullarına
uymadığı gerekçesiyle geri çevrildi. Balığın
ardından “003” menşe belgesiyle Rum kesimine gönderilen 12 ton
karpuzsa herhangi bir engele takılmadan Rum gümrüğünden geçti. Bu arada,
donmuş balığın Yeşil Hat tüzüğüne
aykırı olup olmadığı konusu da gerek KKTC gerekse
Rum kesimi tarafında tartışılıyor. Kıbrıs
Türk Ticaret Odası AB Komisyonu'ndan bu konuda görüş bekliyor. Rumlar, Tüzük
çerçevesinde canlı hayvan ve hayvan ürünlerinin kendi taraflarına
geçemeyeceğini savunurken, Türk tarafı donmuş
balığın bu kategoriye girmediği görüşünde. Bu arada Rum
kesimine külçe kurşun gönderilmesine ilişkin işlemlerin
sürdüğü de belirtiliyor. |
|
HURRIYET 25/08/04
|
ABD’den Kıbrıslı Türk’e vize
kolaylığı |
|
|
KKTC
vatandaşları, ABD vizesini artık daha kolay alabilecek.
ABD’nin Rum kesimindeki büyükelçiliğinden yapılan yazılı
açıklamaya göre göç amaçlı olmayan vize başvurularında
Kıbrıslı Türklerin geçmişte olduğu gibi birkaç hafta
yerine bir veya iki günde vize alabileceği belirtildi. Birkaç aydır
yapılan uygulamayla ABD’ye gidecek Kıbrıslı Türk
turistler, işadamları ve öğrenciler iki yıllık ve
çok giriş için vize alabiliyorlardı. Büyükelçilik
açıklamasında, vize başvuru prosedüründe bir
değişiklik olmadığı, ancak söz konusu
sınıflardaki başvuruların sonuçlarının hemen
alınacağı ifade edildi. |
|
HURRIYET 25/08/04
Karpuzlar
gitti, balıklara "OHİ"
KARPUZ
KONUSUNDA SORUN ÇIKMADI... Adanın kuzeyi ile güneyi arasındaki ticari
mal akışını düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü'nün
önceki gün uygulamaya girmesiyle birlikte dün iki taraf arasında ilk
ticaret gerçekleşti. Avrupa Birliği (AB) tarafından menşe
belgesi vermek üzere yetkili kılınan Ticaret Odası'nın ilk
menşe belgelerini vermesinin ardından kuzeyde üretilen 12 ton karpuz
herhangi bir sorun çıkmadan güneye geçti
"TÜZÜĞE
GÖRE BALIK GEÇEMEZ" DEDİLER... Ticaret Odası'nın "001
numaralı menşe belgesi" verdiği yaklaşık 100 kilo
balık ise, "tüzüğe göre balık geçemez" gerekçesiyle sınırdan
geri çevrildi. Kuzey Kıbrıs'ta veteriner servislerinin ve
mezbahaların AB ile uyumlaşmasının, ortak denizde yüzen
balıkların sağlığı ile ilgili
olamayacağı yorumuyla güneye gönderilen balıklar konusunda güney
Kıbrıs'ın farklı bir yorumu oldu
EREL:
BRÜKSEL'İN YORUMUNU BEKLİYORUZ... Ticaret Odası
Başkanı Ali Erel, konuya ilişkin açıklamasında,
kuzeydeki hayvan sağlığının ortak kullanılan
denizlerdeki balıkların sağlığı ile ilgili
olmadığını belirterek şöyle konuştu:
"Kuzeyde veteriner servislerinin ve mezbahaların AB
standartlarına veya normlarının uygulanması halinde de,
bunun denizdeki balığın sağlığıyla hiçbir
ilgisi yoktur. Dolayısıyla bizim yorumumuz, Kuzey Kıbrıs
denizlerinde yakalanan balıkların Yeşil Hat Tüzüğü
altında güneye gidebilmesi şeklindedir." Erel, Brüksel'in bugün
yapacağı yeni açıklama ve yorum ile durumun açıklanmaya
çalışılacağını söyledi
Adanın
kuzeyi ile güneyi arasındaki ticari mal akışını
düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü'nün önceki gün uygulamaya girmesiyle
birlikte dün iki taraf arasında ilk ticaret gerçekleşti. Avrupa
Birliği (AB) tarafından menşe belgesi vermek üzere yetkili
kılınan Ticaret Odası'nın ilk menşe belgelerini
vermesinin ardından kuzeyde üretilen karpuzlar güneye geçerken,
denizlerimizde avlanan balıklar sınır kapısından geri
döndü.
Salih
Urfalı adlı üreticiye ait olduğu belirtilen, 0003 menşe
belgeli 12 ton karpuz, Rum plakalı iki kamyonetle dün akşam saat
18.00'de güneye sorunsuz bir şekilde geçti. Ticaret Odası'nın
"001 numaralı menşe belgesi" verdiği balıklar
ise, "tüzüğe göre balık geçemez" gerekçesiyle
sınırdan geri çevrildi.
Erel: Kuzeydeki
hayvan sağlığı, ortak kullanılan
denizlerdeki
balıkların sağlığı ile ilgili değil
Ticaret
Odası'nın ilk menşe belgesini vermesinin ardından dün
güneye önce deneme maksadıyla 100 kilo balık güneye gönderildi.
Güney
Kıbrıs ile Kuzey Kıbrıs'ta aynı denizde balık
avlandığı, kuzey Kıbrıs'ta veteriner servislerinin ve
mezbahaların AB ile uyumlaşmasının, ortak denizde yüzen
balıkların sağlığı ile ilgili
olamayacağı yorumuyla güneye gönderilen balıklar konusunda güney
Kıbrıs'ın farklı bir yorumu oldu.
Konuyla ilgili
olarak KIBRIS'a açıklamada bulunan Ticaret Odası Başkanı
Ali Erel, ilk parti, ilk numara menşe belgesinin verilmesiyle deneme
maksatlı 100 kilo civarında balığın buzluklu
kamyonetle güneye gönderildiğini söyledi.
Güney
sınırındaki polisin ve gümrük memurlarının ürünün
güneye geçebileceğini, ancak veteriner dairesinin görüşünün
alınması gerektiğini ifade ettiğini anlatan Ali Erel,
Veteriner Dairesi'nin görüşü alınana kadar ürünün bir müddet
sınırda bekletildiğini ancak Veteriner Dairesi yetkililerinin,
balığın güneye geçemeyeceği söylemesi üzerine ürünün
sınırdan geri döndüğünü kaydetti.
Ali Erel,
Avrupa Komisyonu (AK) ile yaptıkları temas sonucunda söz konusu
durumun, Yeşil Hat Tüzüğü'nde canlı hayvan ve hayvansal
ürünlerin güneye geçemeyeceği maddesinin farklı yorumlarından
kaynaklandığını ifade etti. Erel, Brüksel'in bugün
yapacağı yeni açıklama ve yorum ile durumun açıklanmaya
çalışılacağını söyledi.
Ticaret
Odası'nın söz konusu duruma ilişkin görüşlerini
açıklayan Ali Erel şöyle konuştu:
"Bizim
yorumumuz, kuzeydeki hayvan sağlığının ortak
kullanılan denizlerdeki balıkların sağlığı
ile
ilgili
olmadığıdır. Kuzeyde veteriner servislerinin ve
mezbahaların AB standartlarına veya normlarını
uygulanması halinde de bunun denizdeki balığın
sağlığıyla hiçbir ilgisi yoktur. Dolayısıyla
Kuzey Kıbrıs denizlerinde yakalanan balıkların Yeşil
Hat Tüzüğü altında güneye gidebilmesi şeklindedir."
İŞAD:
Bizim yorumumuza göre balık geçebilir
İş
Adamları Derneği (İŞAD) Başkanı Ünsal
Özbilenlerin Güney Kıbrıs'ta kurduğu "Öz ve Öz
Investment" isimli şirket, "Sahil Balıkçısı"
Ersan Cecer'in, voppa ve sokandan oluşan toplam 95 kilo
balığını satın alarak güneye götürdü. Ancak
balıklar Metehan sınır kapısından güneye geçerken Rum
gümrük yetkilileri, önce balıkları kontrol için veteriner
çağrıldığını söyleyerek Özbilenler ve Cecer'i
saatlerce beklettiler. Tüm beklemelere karşın veteriner gelmedi.
Ancak ardından "Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca balık
geçemeyeceği" iddia edilerek söz konusu ürün geri çevrildi.
TAK muhabirine
konuyla ilgili bilgi veren Özbilenler, kendi yorumlarına göre
balığın güneye geçebileceğini, tüzüğe göre güneye
geçemeyecek olan malların canlı hayvan ve hayvan ürünleri
olduğunu, ancak sağlık belgesi gerektiren bir ürün
olmadığı için balığın bu sınıfa
girmediğini belirtti.
İş
çevrelerinden Yeşil
Hat
Tüzüğü'ne ilgi büyük
Yıllardan
beri ambargolar altında ürettiğini satamayan Kıbrıslı
Türk işadamları ve üreticiler, Avrupa Birliği tarafından
hazırlanan Yeşil Hat Tüzüğü'nün önceki gün uygulamaya girmesiyle
kısıtlı da olsa ortaya çıkan ihraç olanağına ilgi
gösterdiler.
Son iki günde
yaklaşık 25 civarında başvuru veya ihracat için form talebi
olurken, bunlardan 2'si resmi olarak dün uygulamaya girdi ve mal
sevkıyatı gerçekleşti.
Menşe
sertifikası için 25 civarında talep var
TAK muhabirinin
Ticaret Odası yetkililerinden aldığı bilgiye göre,
uygulamanın önceki gün başlamasıyla, ihracat için gerekli
menşe sertifikası için 25 civarında talep oldu.
Bunlardan bir
kısmı form alırken, bir kısmı da bilgi talebi
çerçevesinde gerçekleşti. Güney Kıbrıs'a veya oradan Avrupa
ülkelerine ihracat için menşe sertifikası almak amacıyla Ticaret
Odası'na resmen yapılan başvuru sayısı ise dün sabah
itibarıyla iki idi.
Tüzük, önceki
gün uygulamaya girdi
Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti"
adıyla mayıs ayında resmen AB üyesi olmasının
ardından Avrupa Birliği, KKTC'den Güney Kıbrıs'a ticari mal
akışını düzenleyen bir tüzük
hazırlamıştı. "Yeşil Hat Tüzüğü"
adıyla anılan ve uzun tartışmaların ardından dün
yürürlüğe giren tüzük uyarınca, belli kurallar çerçevesinde tamamen
KKTC'de üretilen/imal edilen ürünler ile ağırlıkla KKTC'de
üretilen ürünler Güney Kıbrıs'a veya Güney Kıbrıs üzerinden
AB ülkelerine ihraç edilebilecek.
Güney
Kıbrıs'tan değil de KKTC limanlarından ihraç ise, ancak
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabulü halinde mümkün olabilecek.
KKTC'nin kaçınılmaz olarak gördüğü, ancak Rum yönetiminin itiraz
ettiği bu tüzük, eylül ayı ortalarında AB Komisyonu'nda karara
bağlanacak. Tüzüğün AB'den onay alarak yürürlüğe girmesi halinde
KKTC'de üretilen ürünler Mağusa Limanı'ndan ihraç edilebilecek.
Sağlık
belgesini AB uzmanları verecek
Yeşil Hat
Tüzüğü uyarınca Güney Kıbrıs'a ürün ihracı, tüzükle
yetkili kılınan Ticaret Odası'nın vereceği menşe
sertifikasıyla yapılabilecek. Ürünün
üretildiği-yapıldığı yeri gösteren menşe belgesi
yanında, bazı ürünler için de sağlık belgesi zorunlu.
Sağlık
belgeleri AB uzmanları tarafından verilecek. Kuzey
Kıbrıs'ta yetiştirilen tarımsal ürünlerinin
sağlık koşullarının AB normlarına uygunluğu
AB uzmanlarının incelemeleriyle belirlenecek. Ancak bu belgeyi
alabilmek için de üreticinin ürünü ekmeden, yetiştirirken, hasat
zamanı ve ihracattan önce Ticaret Odası'na başvurmaları
gerekiyor. Ticaret Odası bu başvurular üzerine AB uzmanları ile
temasa geçerek ürünlerin incelenmesini sağlayacak.
Menşe
belgesi almak için alıcının belli olması gerekiyor
Menşe
belgesi almak için form üzerinde malın üreticisi, malı satanın
ve satın alanın adı ve adresi, malın tanımı,
ağırlığı, paket sayısı ve değer
bilgiler yer alacak. Söz konusu malın Güney Kıbrıs'ta tüketim
için mi, yoksa bir başka ülkeye ihracat için mi gönderildiğinin
beyanı da başvuru formunda belirtilmesi zorunlu. Başvuru formuna
ürünün üretilmesi aşamasında kullanılan tüm girdilerin listesi
ve faturaları da eklenecek. Bu başvuru formuna dayanılarak
düzenlenecek menşe belgesinde yine aynı bilgiler yer alacak. Kuzeyden
güneye veya güney üzerinden diğer AB ülkelerine yapılacak her sevkıyatta
söz konusu menşe belgesi mallara eşlik edecek. Ayrıca ithal
edilen hammadde ile üretilen ürünün satışına kadar ve
satıştan sonra da en az 3 yıl bu belge saklanacak.
Başvuru
formundaki beyanların doğru olup olmadığı, üretim
sırasında ve sevkıyat öncesinde Ticaret Odası
tarafından kontrol edilecek. Beyanın aksine bir durum tespit edilmesi
halinde ise Ticaret Odası yaptırım uygulayabilecek.
Patates
ihracı 2005'te
Güney
Kıbrıs'a veya Güney Kıbrıs üzerinden diğer ülkelere
gönderilecek ürünlerin tümüyle KKTC'de üretilmiş veya yeterli katma
değer ilavesi ile üretilmiş ürünler olması gerekiyor.
KKTC'nin
öncelikli ihraç ürünlerinden patates için ise Yeşil Hat Tüzüğü ile
farklı kurallar getirildi. Buna göre ancak AB ülkeleri veya
İsviçre'den getirilecek tohumla yetiştirilecek patates ihraç edilebilecek.
Yetkililer, bu
şartlar nedeniyle patatesin ancak gelecek yıl ihraç
edilebileceğine dikkat çekiyorlar.
Canlı
hayvan yasak
Canlı
hayvan, hayvansal ürünler ve hayvan yeminin Güney Kıbrıs'a
ihracı ise, bu ürünler AB normlarına uygun olmadığı
gerekçesiyle yasak.
KIBRIS 25/08/04
KKTC'de Rum kesiminden ithalata yeni düzenleme
26 Ağustos, 2004 09:54:00 (TSİ) CNN
TURK
Avrupa
Birliği'nin hazırladığı Yeşil Hat tüzüğünün
yürürlüğe girmesinin ardından, Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti de bazı adımlar attı.
Bakanlar Kurulu, Rum Kesimi'nden Kuzey Kıbrıs'a ithalatı
kademeli olarak serbest bırakma kararı aldı.
Özel gündemle toplanan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu,
yıllardan beri devam eden ticaret yasağını kaldırarak,
kademeli geçiş için düzenleme yaptı.
Yarı
mamul mallar için KDV yok
İlk aşamada sadece yarı mamul malların ithal edilip Kuzey
Kıbrıs'ta işlenmesi hükme bağlandı. Bu mallar için
giriş ve çıkışta KDV de alınmayacak.
Yarı mamul mallarla ilgili liste, ekonomi ve turizm
bakanlığı tarafından hazırlanacak yönetmelikle
belirlenecek.
Canlı hayvan ve hayvan ürünleri ithalatı ise
bakanlığın iznine tabi olacak.
Ticaret
serbest
|
YENİ
KOŞULLARA GÖRE YENİ BİR TÜZÜK... Ekonomi ve Turizm Bakanı
Derviş Kemal Deniz, AB tarafından hazırlanan Yeşil Hat
Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesiyle yeni koşullar
oluştuğunu belirterek, bu koşulları dikkate alan Bakanlar
Kurulu'nun, KKTC ile Güney Kıbrıs arasında ihracat ve
ithalatı kısıtlayan tüzüğü yürürlükten
kaldırdığını ve yeni bir tüzük
onayladığını bildirdi. Ekonomi Bakanı Deniz, Güney
Kıbrıs'la ticari ilişkilerin geliştirilmesini ve bu
çerçevede açılımı hedefleyen yeni tüzükle bazı
kısıtlayıcı tedbirlerin
kaldırıldığını kaydetti İLK
AŞAMADA SADECE YARI MAMUL MALLAR İTHAL EDİLECEK... Bakanlar
Kurulu'nun Güney Kıbrıs'tan KKTC'ye ithalatı kademeli olarak
serbest bırakan kararına göre, ilk aşamada sadece yarı
mamul mallar ithal edilip KKTC'de işlenecek, bu mallar için giriş
ve çıkışta KDV alınmayacak... İthal edilecek
yarı mamul mallarla ilgili liste Ekonomi Bakanlığı
tarafından hazırlanacak yönetmelikle belirlenecek... Canlı
hayvan ve hayvan ürünleri ithali ise tamamen izne tabi olacak RUM
İŞADAMLARI KUZEYDE İNŞAAT SEKTÖRÜNDE İŞ
YAPABİLECEK... Hazırlanan yeni tüzüğe göre, Ekonomi ve Turizm
Bakanlığı ithal edilebilecek yarı mamul mallar ve ham
madde ile ilgili bir liste hazırlayarak yönetmelik yayımlayacak.
Buna göre, ilk aşamada güneyde üretim yapan bir firmanın kuzeyde
üretim yapan bir firmayla anlaşması halinde, oradan buraya gelecek
yarı mamul veya ham madde malların işlenerek tekrar güneye
gitmesi sağlanacak. Firmalar bu konuda teşvik edilecek. Bu durumda
güneyden, isteyen işadamları KKTC'deki imalat sektöründe iş
yapacak, bu mallar işlendikten sonra tekrar güneye dönecek "DOĞRUDAN
TİCARETLE AÇILIMLAR ARTACAK" Ekonomi ve Turizm Bakanı Deniz,
Güney Kıbrıs'tan ticarete getirilen kademeli
açılımın, AB tarafından hazırlanan Doğrudan
Ticaret Tüzüğü'nün onaylanması halinde daha ileriye
götürülebileceğini belirterek, "AB
doğrudan ticaret tüzüğünü eylül ayı içerisinde lehimize
sonuçlandırırsa güneyden kuzeye ticarette, özellikle AB
mallarının geçişinde büyük rahatlama olacak" dedi Bakanlar
Kurulu, Güney Kıbrıs'tan KKTC'ye ithalatı kademeli olarak
serbest bırakma kararı aldı. İlk aşamada sadece
yarı mamul malların ithal edilip KKTC'de işlenmesini hükme
bağlayan Bakanlar Kurulu, bu mallar için giriş ve
çıkışta KDV alınmamasını da
kararlaştırdı. İthal
edilecek yarı mamul mallarla ilgili liste Ekonomi
Bakanlığı tarafından hazırlanacak yönetmelikle
belirlenecek. Canlı hayvan ve hayvan ürünleri ithali ise tamamen izne
tabi olacak. Bakanlar
Kurulu dün özel gündemle toplanarak yaklaşık 32.5 saat süreyle
ekonomik ve ticari konuları görüştü. Geçtiğimiz gün
yürürlüğe giren Yeşil Hat Tüzüğü'nün ardından Güney
Kıbrıs'la ticaretin yeniden düzenlenmesi için özel gündemle
toplanan Bakanlar Kurulu, yıllardan beri devam eden ticaret
yasağını kaldırırken, kademeli geçiş için
düzenleme yaptı. Güneyle
ihracat ve ithalatı yasaklayan tüzük,
yürürlükten kaldırıldı Toplantının
ardından alınan kararları açıklayan Ekonomi ve Turizm
Bakanı Derviş Kemal Deniz, AB tarafından hazırlanan
Yeşil Hat Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesiyle yeni koşullar
oluştuğunu belirterek, bu
koşulları dikkate alan Bakanlar Kurulu'nun, KKTC ile Güney
Kıbrıs arasında ihracat ve ithalatı kısıtlayan
tüzüğün yürürlükten kaldırdığını ve yeni bir
tüzük onayladığını bildirdi. Ekonomi
Bakanı Deniz, Güney Kıbrıs'la ticari ilişkilerin
geliştirilmesini ve bu çerçevede açılımı hedefleyen yeni
tüzükle bazı kısıtlayıcı tedbirlerin
kaldırıldığını belirterek, şunları
kaydetti: "KKTC'ye
katma değer yaratmak için ham madde ve yarı mamul mallar ithal
edilir duruma geldi. Söz konusu mallar geçici olarak ithal edileceğinden
KKTC gümrüklerinden giriş yaparken KDV'den muaf tutulacaklar." Deniz, Güney Kıbrıs'tan
canlı hayvan ve hayvan ürünlerinin ithalinin ise ilgili
bakanlığın iznine tabi olacağını anlattı. Firmalar
arası anlaşma Bir soruya
karşılık, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın
ithal edilebilecek yarı mamul mallar ve ham madde ile ilgili bir liste hazırlayarak
yönetmelik yayımlayacağını söyleyen Deniz,
şunları kaydetti: "İlk
aşamada güneyde üretim yapan bir firmanın kuzeyde üretim yapan bir
firmayla anlaşması halinde, oradan buraya gelecek yarı mamul
veya ham madde malların işlenerek tekrar güneye gitmesi
sağlanacak. Firmalar bu konuda teşvik edilecek. Bu durumda güneyden
isteyen işadamları KKTC'deki imalat sektöründe iş yapacak, bu
mallar işlendikten sonra tekrar güneye dönecek." Gömlek
gelemeyecek ama burada işlenebilecek Yapılan
düzenlemeyi gömlekle örnekleyen Deniz, şunları kaydetti: "Güney
Kıbrıs'tan gömlek üreticisi bir firma, KKTC'den bir fabrikayla
anlaşıp ham maddeyi getirerek gömleği burada üretebilecek. Bu
malın içeri girmesine ve çıkmasına KDV uygulaması
yapmayacağız. Ama Rum tarafında üretilen gömlek bu
aşamada ithal edilemeyecek. Onaylanan tüzük buna da imkan veriyor ama bu
ancak ilerde mümkün olabilecek..." "Doğrudan
ticaretle açılımlar artacak" Güney
Kıbrıs'tan ticarete getirilen kademeli açılımın, AB
tarafından hazırlanan Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
onaylanması halinde daha ileriye götürülebileceğini belirten
Ekonomi ve Turizm Bakanı Deniz, "AB doğrudan ticaret
tüzüğünü eylül ayı içerisinde lehimize sonuçlandırırsa
güneyden kuzeye ticarette, özellikle AB mallarının geçişinde
büyük rahatlama olacak" ifadelerini kullandı. KKTC ekonomisinin
olumsuz etkilenmemesi için KKTC limanları açılana kadar ithalatta
belirli kısıtlamaların kaçınılmaz olduğuna
dikkat çeken Deniz, "Ekonomik şartlar yerine oturuncaya dek ilk
aşamada katma değer sağlayacak, istihdama olanak verecek
önlemler üzerinde durduk" dedi. Başbakan
Talat'ın açıklamaları Başbakan
Talat, saat 16.00'da başlayan özel gündemli Bakanlar Kurulu
toplantısına girerken, Yeşil Hat Tüzüğü'nün uygulamaya
girmesiyle KKTC'nin de bazı düzenlemeler yapması gerektiğini
söyledi ve karşılıklı ticareti kolaylaştıracak
bazı önlemler alacaklarını belirtti. AB
kurallarının uygulanması Bakanlar
Kurulu kararıyla KKTC'den Güney Kıbrıs'a ticaret
yasağının kaldırılmasına karşın,
güneyden KKTC'ye yönelik ticaretteki sınırlamanın
kaldırılmadığını anımsatan Talat, "AB
kurallarının uygulanmasına daha çok imkan sağlamak için
güneyden kuzeye gelecek malların da kurallarını belirlememiz
gerekiyor" dedi. Esas olan,
doğrudan ticaret Yeşil
Hat Tüzüğü uygulamaya girmesine karşın, KKTC'den serbest
ticaret zemininin henüz oluşmadığına da dikkat çeken
Başbakan Talat, bu konudaki rahatlamanın ancak KKTC
limanlarının da kullanıma açılmasını
sağlayacak Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesiyle
mümkün olabileceğini vurguladı. Mağusa
Limanı'nın ticari amaçlarla kullanımının Rumlar
tarafından engellendiğini ve buraya mal getiren gemilerin tehdit
altında olduğunu söyleyen Talat, Avrupa Birliği
tarafından hazırlanan Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
onaylanması halinde bu konudaki sorunların
aşılabileceğine dikkat çekti. Brüksel'e
gidebilir Başbakan
Talat, başka bir soru üzerine, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün
görüşüleceği toplantılar için eylül başında
Brüksel'e gidebileceğini, ancak bu konuda kesinleşmiş bir
program olmadığını da sözlerine ekledi. "Kayıplar
konusunda üzerimize düşeni
yapıyoruz" Başbakan
Mehmet Ali Talat, Rumların 1-2 Eylül'de Güzelyurt Ay Mamas Kilisesi'nde
yapacakları ayinle ilgili olarak ise, "KKTC bir devletse ve hükümet
bir karar almışsa, herkes buna saygılı olmalıdır"
dedi. Başbakan
Talat, konuyla ilgili sorulara karşılık, KKTC'nin özgür bir
ülke olduğunu ve Rumların kilisedeki ayini KKTC hükümetinin
onayıyla yapacaklarını yineledi. Konuyla
ilgili olarak çeşitli çevrelerin tahrik ve provokasyona yönelik
açıklamalarının ülkenin imajına zarar verebileceğini
belirten Talat, "KKTC bir devletse ve hükümet bir karar
almışsa herkes buna saygılı olmalıdır.
Güvenlikten biz sorumluyuz ve ayinin güvenliği için gerekli önlemler
güvenlik güçlerimiz tarafından alınmıştır. Bu ayin
huzur ve sükunet içinde, bizi mahcup etmeyecek şekilde
yapılacak" dedi. Ayine, kaç
Rum katılacak? Bir soruya
karşılık, ayine kaç kişinin katılacağı
konusunda bilgileri olmadığını söyleyen Talat, 10 bin
Rum'un katılacağına ilişkin söylemlerin
anımsatılması üzerine, "Kilisenin kapasitesi belli, o
kadar olacağını sanmıyorum" dedi. Kayıplar
konusu Başbakan
Talat, kayıplarla ilgili bir soruya karşılık olarak da,
Türk tarafının bu konuda üzerine düşeni
yaptığını tekrarladı ve DNA testlerinin
yapılması için Güney Kıbrıs'taki Genetik Hastanesi'nin
amacına uygun olarak iki toplumlu statüye kavuşturulması
gerektiğini yeniden vurguladı. Bu konudaki
görüşlerini BM ve ABD yetkilileri aracılığıyla
ilettiklerini, Rum yetkililerle doğrudan görüşme
olmadığını söyleyen Talat, hastaneyle ilgili taleplerine
henüz olumlu yanıt almadıklarını belirtti. Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos'un konuyla ilgili olarak,
"Burası bir hastane, konuya politika
karıştırılmasın" şeklindeki
açıklamasına atıf yapan Talat, "Çok doğru, biz de politikacı
göndermiyoruz zaten. Hastane yönetiminde söz sahibi olmak istiyoruz. Onlar
hastanede birkaç Türk'ün istihdam edilmesini öneriyorlar, bunu kabul etmemiz
mümkün değildir" diye konuştu. Barış
Gücü'nün yeniden yapılanması Başbakan
Mehmet Ali Talat, bir başka soru üzerine, Barış Gücü'nün
yeniden yapılanmasıyla ilgili olarak BM heyetinin eylül
başında adada olacağını söyledi. BM heyetiyle
1 Eylül Salı günü bir araya gelebileceklerini söyleyen Talat, heyetin
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Serdar Denktaş'la da görüşeceğini kaydetti. Talat,
Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün görüşüleceği toplantılar
için Brüksel'e yapmayı planladığı ziyareti bu
görüşme nedeniyle birkaç gün ileriye almayı
planladığını da sözlerine ekledi. |
KIBRIS 26/08/04
Tatar: DNA testlerinin
nerede yapılacağı ihtilaf konusu oldu
Kıbrıs
konusunun önemli parçalarından birini oluşturan kayıplar
sorununun aşılması hususunda ciddi bir aşamaya gelinmesine
karşın, sorunun çözümünde esas rolü oynayacak Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi dün de toplanamadı.
Türk
tarafının yazılı ve sözlü girişimlerine
karşın komitenin ne zaman toplantıya
çağrılacağı hâlâ kesinleşmiş değil.
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Türk üyesi Rüstem Tatar, sorunun
özellikle mezarların açılmasından sonra DNA testlerinin nerede
yapılacağı konusunda tıkandığını
belirtti.
Türk
tarafının çağrısı ve BM genel sekreterinin bu
çağrı üzerine taraflara gönderdiği mektupla kayıplar
konusunda temmuz ayı başında yeni bir sürece start
verilmişti. Yeni süreçte mezarların açılarak kayıpların
akıbetlerinin belirlenmesi konusunda taraflar siyasi irade ortaya
koyarken, bu konudaki çalışmaları koordine edecek Türk, Rum ve
BM temsilcisinden oluşan 3 kişilik Otonom Kayıp
Şahıslar Komitesi'nin 4 yıl aradan sonra geçen gün ilk
toplantısını yapması bekleniyordu.
Sorunun
özellikle mezarların açılmasından sonra DNA testlerinin nerede
yapılacağı konusunda tıkandığı belirtiliyor.
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Türk üyesi Rüstem Tatar, konuyla
ilgili olarak dün TAK muhabirine yaptığı açıklamada, DNA
testlerinin nerede yapılacağı konusunda taraflar arasında
henüz uzlaşma sağlanamadığını belirtti. Komitenin
bu yüzden dün de toplanamadığını belirten Rüstem Tatar,
"Tıkanma bu noktadadır" dedi.
Tatar,
komitenin ne zaman toplanabileceğine ilişkin olarak şu anda
herhangi bir tarih telaffuz etmesinin mümkün olmadığını da
kaydetti.
BM ve Rum
yetkililer, tüm testlerin Güney Kıbrıs'taki Genetik Hastanesi'nde
yapılmasını şart koşarken, Türk tarafı testlerin
bu hastanede yapılması için hastanenin kuruluş amacına
uygun olarak iki toplumlu ortak kullanıma açılmasını talep
ediyor ve bu süreçte söz sahibi olmak istiyor.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, geçen gün yaptığı konuyla ilgili
açıklamada, güneydeki hastanenin iki toplumun ortak kullanımına
açılacak şekilde organize edilmemesi halinde testlerin Türkiye'de
yapılacağını söylemişti. Ancak Türk tarafı bunun
bir ön şart olmadığını ve testlerin nerede
yapılacağı konusunda uzlaşma sağlanmaması halinde
de komitenin ivedi olarak toplantıya çağrılması
gerekliliğini yazılı ve sözlü olarak BM yetkililerine
iletmiş durumda.
KIBRIS 26/08/04
ABD ile Rum
yönetiminin ilişkileri kötüye gidiyor
ABD'nin Rum
tarafına ve özellikle Tasos Papadopulos'a yaklaşımının
daha çok kötüye gittiği, artık Rum yönetimi lideri Papadopulos'tan;
Kıbrıs sorununda istediğinin ne olduğunu
netleştirmesini değil, istedikleri konusunda ikna edici
olmasını talep ettiklerini ve ABD Dışişleri
Bakanı Colin Powell'ın Papadopulos'u görmek dahi istemediği bildirildi.
Rum
basınında yer alan haberlere göre, diplomatik bir kaynak, Amerikan
Dışişleri Bakanlığı'nın bugünkü tutumunu
yorumlarken Papadopulos ile ilgili olarak "Artık ne istediğini
söylemesi yeterli değil, yeniden caymayacağı konusunda ikna da etmeli"
dedi.
Amerikalıların
Papadopulos'a karşı çok soğuk oldukları, bunu, ABD
Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Atina ziyaretinin
hazırlıkları sırasında, olimpiyat
oyunlarının kapanış töreninde hazır bulunacak olan
Tasos Papadopulos'la görüşme ihtimalini araştıran Yunanistan
Dışişleri Bakanlığı'nın da teyit ettiği
kaydediliyor.
ABD'nin
Kıbrıs sorununda yeniden harekete geçmesi
olasılığının ise olmadığı hatta
diplomatik kaynakların ABD için Kıbrıs sorunu diye bir şey
olmadığını, "Kıbrıs sorununun ölü
olduğunu" belirttikleri, Amerikalıların ilgisinin
Kıbrıslı Türklerin yalnız
bırakılmışlıktan ve ekonomik izolasyondan
kurtarılması üzerinde yoğunlaştığı
belirtiliyor.
Bu arada,
Amerikan Dışişleri Bakanı Powell'ın Atina ziyaretinin
son ayrıntıları Dışişleri Bakanı Petros
Moliviatis'le Amerika'nın Atina büyükelçisi Thomas Miller'in dünkü
toplantısında ele alındı. Miller; Powell'ın Atina'da
önemli görüşmeler gerçekleştireceği teyidinde bulunurken;
"ABD dışişleri bakanı Yunanistan'a sadece; olimpiyat
oyunlarının kapanış törenini veya bazı oyunları
izlemek için gelmiyor. İki ülkeyi ilgilendiren bütün konuları
görüşecek" dedi.
KIBRIS 26/08/04
|
KKTC’de
kiliseye bombalı saldırı |
|
|
|
KKTC’de, Güzelyurt’taki
Aya Mama Kilisesi’ne bu sabaha karşı bombalı saldırı
düzenlendi. 03:20’de düzenlenen saldırda, kilisenin kapısına
patlayıcı yerleştirildi ve içeriye molotof kokteyli
atıldı. |
|
|
|
Lefkoşa |
|
|
|
27 Ağustos 2004 — Saldırı sonucu kilisenin kapısı
ve bazı ikonlar kırıldı. Kilisenin duvarına da
İngilizce sloganlar yazıldı ve müstehcen resimler çizildi. |
Rumların Aya Mama
kilisesinde 1 ve 2 Eylül tarihlerinde ayin yapması bekleniyordu. KKTC’deki
bazı çevreler, Rumların Güzelyurt’taki kilisede ayin yapmasına
karşı çıkıyordu.
SORUŞTURMA BAŞLATILDI
NTV’ye açıklama yapan KKTC İçişleri
Bakanı Özkan Murat, saldırının devlete
yapıldığını söyledi. Rumların, KKTC devletine
başvuruda bulunarak ayin için izin istediğini ve bu iznin
verildiğini hatırlatan Özkan Murat, saldırıyla ilgili
soruşturma başlatıldığını kaydetti.
Kilisenin devletin malı olduğunu
vurgulayan Murat, Aya Mama kilisesinin tarihi bir eser ve müze olduğunu da
ifade etti.
Saldırıyı kınayan KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat ise, “Kıbrıs Türküne
yapılabilecek bundan daha büyük bir kötülük olamaz” dedi. Talat, 1 ve 2
Eylül’de kilisede düzenlenecek ayinin iptal edilmesinin söz konusu
olmadığını kaydetti.
RUMLARDAN KINAMA
Kıbrıs Rum kesimi de
saldırıyı kınadı. Rum yönetimi sözcüsü Kipros
Hristodimidis, saldırının Kıbrıs’ın bütün
halkına karşı yapıldığını söyledi.
|
|
|
|||
|
|
|
27 Ağustos 2004 — “Değişiklikte yarar vardır” diyen
Denktaş, “Ama bu değişiklik devleti koruyacak bir kişi
ile yapılmalıdır” ifadesini kullandı. |
|
Rauf Denktaş, gelecek
yıl Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde aday olmama konusunda kesin kararlı olduğunu söyledi.
Denktaş, “Unutulmasın,
Cumhurbaşkanı devleti ve egemenliği koruyacağım diye
yemin eden kişidir, bu yemini edemeyecek kişinin bu mevkiye gelmemesi
lazım” dedi.
Referandumdan sonra geri plana çekildiğini de
ifade eden Denktaş, yedek kuvvet olarak uyarılarını yapmaya
devam ettiğini kaydetti. Türkiye’nin Kıbrıs meselesini
başbakanlık seviyesinde götürme kararı
aldığını belirten Denktaş, “Nereye kadar
götürebileceklerini hepimiz göreceğiz” dedi.
KKTC'de saldırıya uğrayan Ay Mama'da ayin iptal
edilmiyor
27 Ağustos, 2004 12:29:00 (TSİ) CNN TURK
|
|
|
KKTC Güzelyurt'taki Ay Mama Kilisesi'ne düzenlenen
saldırıda kullanılan bombanın TNT tipi bir
patlayıcı olabileceği belirtildi.
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, ayin izninin iptal edilmesinin söz
konusu olmadığını söyledi.
Rumlar, kilisede 1-2 eylül tarihleri arasında ilk kez ayin düzenleme
hazırlığındaydı.
Sabaha karşı düzenlenen saldırının ardından
başlatılan soruşturma sürüyor. Kilisenin ahşap
kapısına bırakılan bombanın TNT tipi bir
patlayıcı olma ihtimali ağırlık kazandı.
Saldırganlar kapıya yerleştirdikleri bombanın yanı
sıra kilisenin parmaklıklı penceresinden henüz tipi
belirlenemeyen yanıcı bir madde atarak, kiliseyi yakma
girişiminde bulundu.
Yetkililer, yangının olay yerine gelen itfaiye ekibinin müdahalesiyle
engellendiğini açıkladı.
Tarihi
kilise büyük zarar gördü
Tarihi Ay Mama Kilisesi'nin önüne yerleştirilen bombanın
patlaması sonucu kilisenin kapısı tahrip oldu, pencereleri
kırıldı.
Patlamanın etkisiyle çevrede bulunan iş yerlerinin camları da
kırıldı.
Saldırganlardan
Rumlar aleyhine sloganlar
Saldırganlar kilisenin duvarlarına da Rumlar aleyhine sloganlar
yazdı.
Kuzey Kıbrıs'ta 1974'ten bu yana ilk kez yapılması
planlanan ayin, milliyetçi grupların büyük tepkisini çekiyordu.
Ayin
iptal edilmeyecek
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, ayin izninin iptal
edilmeyeceğini açıkladı.
Rum yönetimi, Ay Mama kilisesindeki ayini kilisenin sürekli ibadete
açılması yolunda ilk adım olarak görüyor. Ayine siyasilerin
yanısıra binlerce Rum'un da katılması bekleniyor.
Güzelyurt'taki
Ay Mama Kilisesi'nde patlama...
KKTC'de Güzelyurt'taki Ay Mama Kilisesi'nde saat
03.30 dolaylarında patlama oldu.
Patlamaya kilisenin kapısına
yerleştirilen bombanın neden olduğu öğrenildi. Patlamada
kilisenin camları kırıldı, giriş kısmı da
hasar gördü.
KKTC hükümeti, Rumların Ay Mama
Kilisesi'nde 1-2 Eylül'de ayin düzenlemesine izin vermiş, gerek bu izin
gerekse ayine çok sayıda Rum'un katılımının beklenmesi
her iki tarafta da çeşitli yorum ve tartışmalara yol
açmıştı.
TALAT: ''AYİN
İZNİNİN İPTAL EDİLMESİ SÖZ KONUSU
DEĞİL''
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Ay
Mama Kilisesi'ne bu sabah düzenlenen bombalı saldırının
organize bir eylem olduğunu belirterek, 1-2 Eylül'de kilisede düzenlenecek
ayinin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını kaydetti.
Talat, bir kabulünde konuya ilişkin sorular
üzerine yaptığı açıklamada, saldırıyı
kınadı ve ''Kıbrıs Türküne yapılabilecek bundan daha
büyük bir kötülük olamaz'' dedi.
Saldırıyı düzenleyen
teröristlerin Kıbrıs Türkünü dünya önünde küçük düşürmeyi hedeflediğini
belirten Talat, saldırı ile KKTC'nin özgür olmayıp, adeta esaret
altında olduğunun dünyaya gösterilmeye
çalışıldığını kaydetti.
Talat, saldırının bir mabede
yapıldığını, kilise ya da cami olmasının
fark etmeyeceğini söyledi ve bunu yapanların bir camiye de
saldırabileceklerini belirtti.
Saldırıyı düzenleyenlerin hiçbir şey elde
edemeyeceğini ifade eden Talat, kilisede ciddi hasar olduğunu ve eski
bir kilise olduğu için tamiratının zor olacağını
bildirdi.
Ay Mama Kilisesi'nde 1-2 Eylül'de
yapılmasına izin verilen ayinin mutlaka gerçekleşmesi
gerektiğini söyleyen Talat, bu nedenle iznin iptalinin söz konusu
olmadığını belirtti.
Talat, bununla birlikte ayine gelecek
Rumların tutumunu bilmediğini, doğal olarak belki gelmek
istemeyebileceklerini kaydetti.
Talat, ayin gününe kadar kilisedeki
manzarayı ortadan kaldırmayı umduğunu, aksi takdirde
Kıbrıs Türk halkının bütün dünyaya bu şekilde
yansıtılacağını bildirdi.
Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu ayine izin vermekten vazgeçmek hükümetimiz
için son derece alçaltıcı olur. Zor durumda kaldık, bunu
aleyhimize kullanacaklardır. Sonuçta bu eylemin failleri ortaya
çıkmadığı müddetçe kendimizi dünyaya anlatmakta zorlanacağız.''
Saldırının organize ve uzun sürede gerçekleştirilen bir
eylem olduğunu anlatan Talat, kilisede bir grubun
toplandığının ve çeşitli yazılar
yazdığının ortaya çıktığını
belirtti. Talat, saldırının diğer bombalı eylemlerden
daha farklı bir karakteri olduğunu da söyledi.
''Kışkırtanların kimler olduğu biliniyor'' diye
konuşan Talat, polisin gerekli araştırmayı yaparak,
failleri bulabileceğine inandığını bildirdi.
Talat, ''3-5 tane baldırı
çıplağa teslim olunmayacağını'' da belirtti.
AY MAMA KİLİSESİ'NDE PLANLANAN
AYİN
Rumların 1-2 Eylül'de Ay Mama Kilisesi'nde
yapacakları ayin ve bu ayine Kıbrıs Türk hükümeti
tarafından verilmesi, adanın her iki tarafında da çeşitli
yorum ve tartışmalara yol açmıştı.
Güzelyurt'taki kilisede düzenlenecek ayine
ilişkin bazı teknik detaylar, ayine izin verilmesi ve ayinin
kapsamı gibi konular gerek Türk gerekse Rum kesiminde çeşitli
açılardan tartışılıyordu.
KKTC Başbakanı Talat, konuya
ilişkin daha önce yaptığı açıklamada, kilisede
yapılacak olanın dini bir ayin olduğunu belirtmiş ve Rum
kesiminin bunu iki toplumlu bir etkinlik gibi göstermeye
çalıştığını kaydetmişti.
Talat, şunları söylemişti:
''Ayin dışında çeşitli
temaslar da yapılabilir ama bizim verdiğimiz izin ayinle ilgilidir,
diğeri zaten izni gerektirmez. Bunun bir ayin olduğunu unutmadan
değerlendirmek gerekir.
KKTC devlet olarak bu ayine izin verdi. Hiçbir
kişi, kurum veya örgütün bu ayini engellemeye çalışması
veya bu ayinle ilgili provokatif sayılabilecek sözler söylemesi ve
yorumlarda bulunması bizim imajımıza hizmet etmez. Hükümetin
verdiği izni sabote ederek veya provokatif sözler söyleyerek, hiç kimsenin
bu imajı bozmaya hakkı yoktur. Ayinin sakin, sessiz, amacına
hizmet eder şekilde yapılması için gerekli tedbirler
alındı ve alınmaya devam edecek. Kimse iç
barışımızı bozmaya çalışmasın.
Burası özgür bir ülkedir, burada demokrasi vardır. Burası
Rumların iddia ettiği gibi esir bölge değil, özgür bölgedir ve
bu özgür bölgede kararları hükümet verir.'' KKTC Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş da ayini engellemesi talebiyle kendisine gelen bazı
kesimleri kabulünde, ayine Kıbrıs Türk halkının tepki
göstermesinin tahrik olmadığını söylemişti.
Temennisinin, o günün hadisesiz geçmesi
olduğunu belirten Denktaş, ''Ama Kıbrıs Türklerinin
reaksiyonlarını göstermelerinin tahrik olduğunu kabul etmiyorum.
Halkın bu konularda hissiyatını göstermesi en doğal
hakkıdır. Yeter ki taşkınlık olmasın,
şiddete başvurulmasın'' demişti. Denktaş, binlerce
Rum'un kiliseye gelip çan asmasının büyük bir tahrik
olacağını da kaydetmişti.
AYİN RUM KESİMİNİ DE
KARIŞTIRMIŞTI
Planlanan ayin, sadece KKTC'de değil, Rum
kesiminde de çeşitli tartışmalara neden olmuştu.
Ay Mama'da ayin düzenlenmesi önerisini ilk
ortaya atan Omorfo Metropoliti Neofitu olmuş ve Neofitu'nun Türk
yetkililerle yaptığı görüşmeler, ''KKTC'yi dolaylı
tanıma'' anlamına geldiği gerekçesiyle Rum kesimindeki bazı
çevrelerce eleştirilmişti.
Ayine sıcak bakan ve hatta izin
alınması için temaslarda bulunan çözüm yanlısı Rum
anamuhalefet partisi DİSİ de diğer partiler tarafından
eleştirilerek, KKTC'yi tanımak ve 5. Annan planının belirli
maddelerini hayata geçirmekle suçlanmıştı.
Bu arada, Rum basını ayine AB'nin
Kıbrıs Rum kesimi temsilcisi Adriaan Van Der Meer'in de
katılacağını ileri sürmüştü.
MILLIYET 27/08/04
Denktaş: Ay Mama
saldırısı esef verici bir olay...
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Ay Mama Kilisesi'ne düzenlenen bombalı saldırıyla ilgili olarak,
''Esef verici bir olay ama Rumların bu gelişi basbayağı
tahriktir, maksatlıdır. Bizim insanımız tahrik
edilmiştir. Halkın hissiyatına saygılı olmak gerekir''
diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Denktaş, bir
kabulünde gazetecilerin olayla ilgili değerlendirme istemesi üzerine
şunları söyledi:
''Rumların bu gelişi büyük tahriktir,
bunu daha önce söyledik. Bir kilisede ayin için izin istemek başka,
kilisenin günüdür diye, 10 bin kişi gelecek diye tehdit altında
bırakmak, bunu hak bilmek ve derhal Paşaköy'e, St. Barnabas'a da ayin
için izin istemek başkadır.
Bizim güneyde gidebileceğimiz Hala Sultan
var, buna karşın Rumlara da Dipkarpaz'da ayin için tam serbestlik
tanıdık. Devletler mütekabiliyet esasına göre hareket ederler.
Bir şey vereceksen eş değerde bir şey alacaksın. Bu
izin verilir verilmez Rumlar (Güzelyurt'a dönüştür) demeye
başladılar. Bu geliş basbayağı tahriktir,
maksatlıdır. Bizim insanımız tahrik edilmiştir.''
Denktaş, o bölgede yüzlerce şehidin ailelerinin
yaşadığını söyleyerek, 7-8 yaşında
çocukların gözleri önünde öldürülen babalar-amcalar bulunduğunu, o
çocukların şimdi 30-35 yaşlarına geldiğini
hatırlattı. Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bu olay esef vericidir ama evvelden ikaz
ettik, büyük tahriktir, dikkatli olun dedik. Bu memlekette binlerce aile
geçmişi unutmadı. Böyle birdenbire yapay dostluklarla
kapıları açmak, her şeye evet demek doğru değil.
Halkın hissiyatına saygılı olmak gerekir.''
''YILANLA TAVŞAN''
Denktaş, bir başka soru üzerine de
1963-74 yılları arasındaki saldırılar için Rum
yönetiminin Türk halkından özür dilemesi ve tazminat ödemesi
gerektiğini vurguladı.
''Kıbrıs Türkü'nü 800 bin nüfuslu Rum
ile bir arada yaşatma çabalarının yılanla tavşanı
bir araya getirmek'' olduğunu ifade eden Denktaş, bununla yeni bir
statüko yaratılmaya çalışıldığını
kaydetti.
Denktaş, ''Böyle bir statükoyu 3-5
yılda Rum yıktığında, Türkiye de yanımızda
yok, herkes uzaktan seyirci olacak'' dedi.
''Irak'ta her gün insanlar öldürülürken
dünyanın sesini çıkarmadığına'' dikkat çeken ve
''Rumların Kıbrıs'ta Türkleri kesmesinin de kimseyi
ilgilendirmeyeceğini'' söyleyen Denktaş, kalıcı bir
anlaşmanın ancak geçmişi unutmadan mümkün olabileceğini
bildirdi.
MILLIYET 27/08/04
Rum kesimi, kilise
saldırısını kınadı...
Kıbrıs Rum kesimi, Güzelyurt'taki Ay
Mama Kilisesi'ne düzenlenen saldırıyı kınadı.
Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hristodimidis,
yaptığı yazılı açıklamada,
''Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi ve çözüm gibi nihai amaçlar
için gerekli olan sakin atmosferi zehirlemeyi hedefleyen bu bombalı
saldırıları kınadığını'' bildirdi.
Sözcü, Rum yönetiminin kilisede meydana gelen
hasardan duyduğu üzüntüyü de dile getirerek, Ay Mama Kilisesi'nin
Kıbrıs için önemli bir tarihi eser olduğunu kaydetti.
Ay Mama Kilisesi'nin bulunduğu Güzelyurt'un
Rum yöneticisi Karalambos Pittas da yaptığı açıklamada,
''üzüntü ve kızgınlığını'' dile getirerek, 1-2
Eylül'de düzenlenmesi planlanan ayinle söz konusu kilisenin 1974
Barış Harekatı'ndan sonra ilk kez ibadete açılmış
olacağına dikkat çekti.
Pittas, saldırının
Kıbrıs'ın bütün halkına karşı
yapıldığını söyledi.
MILLIYET 27/08/04
Güzelyurt'taki
saldırıda TNT tipi bomba kullanıldığı
sanılıyor
KKTC'de Güzelyurt'taki Ay Mama kilisesine
düzenlenen saldırının ayrıntıları ortaya
çıkmaya başladı.
Edinilen bilgiye göre, kilisenin ahşap
kapısına bırakılan bombanın TNT tipi bir
patlayıcı olma ihtimali ağırlık kazandı.
Bombanın kilisede büyük hasara neden olduğu, camlarının
kırılarak, tavanının da hasar gördüğü bildirildi.
Patlamanın etkisiyle çevrede bulunan iş
yerlerinin camları da kırıldı. Saldırganlar
kapıya yerleştirdikleri bombanın yanı sıra kilisenin
parmaklıklı penceresinden henüz tipi belirlenemeyen yanıcı
bir madde atarak, kiliseyi yakma girişiminde bulundular. Edinilen bilgiye
göre, yangın olay yerine gelen itfaiye ekibinin müdahalesiyle engellendi.
Bu arada kilise binasının ön
tarafına İngilizce çeşitli yazılar
yazıldığı da gözlendi.
Polisin yoğun güvenlik önlemleri
aldığı olay yeri, vatandaşların yanı sıra
devlet yetkililerinin akınına uğradı. KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Cumhuriyet Meclisi Başkanı
Fatma Ekenoğlu ve diğer yetkililer olay yerine giderek incelemelerde
bulundu.
MILLIYET 27/08/04
Papadopulos ve
Karamanlis Kıbrıs konusunda politika belirledi...
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos
Papadopulos ve Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in Atina'da
yaptıkları toplantıda eylül ayında Kıbrıs
konusunda izleyecekleri politikayı belirledikleri bildirildi.
Papadopulos-Karamanlis görüşmesine
sayfalarında geniş yer veren Rum basını, Rum ve Yunan
tarafının eylülde ''3 ana cephede savaş vereceğini''
yazdı.
Fileleftheros, Papadopulos'un ziyaretinin, Atina
2004 Olimpiyat Oyunları'nın kapanış törenine katılmak
ve Yunan yetkililerle temaslarda bulunmak üzere ABD Dışişleri Bakanı
Colin Powell'ın Atina ziyaretinden önce yapıldığına
dikkat çekerek, dünkü görüşmede eylül ayında
''karşılaşılacak 3 cephenin göğüslenmesi'' için
atılacak adımların belirlendiğini kaydetti.
Gazete, Rum-Yunan tarafının eylülde
şu ''3 cephede savaşacağını'' yazdı:
''İşgal bölgelerinin güçlendirilmesine
ilişkin tüzükler konusunda Avrupa Birliği'nde, mülklerle ilgili
kararın verileceği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde
(AİHM) ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün statüsünün
gözden geçirilmesinde.'' Habere göre, Rum-Yunan tarafı ilk
savaşını tüzüklerle ilgili olarak AB'de vererek, KKTC'nin
ekonomik açıdan güçlendirilmesine yönelik herhangi bir prosedürde Rum
yönetiminin by-pass edilmemesini sağlamaya çalışacak. Haberde
şöyle denildi:
''Buna paralel olarak Kıbrıs hükümeti,
Kıbrıslı Türklerle ticaret tüzüğünde, işgal
bölgelerindeki Rum mallarını koruyacak kurallar olması
gerektiğine inanıyor. Bu Elen tarafı için çok önemli addediliyor
ve AB'nin ekonomik yardımının değerlendirilmesi için
Kıbrıs Rum mallarının istimlak edilmesi halinde
AİHM'deki davaları da etkileyebileceği düşünülüyor.''
Rum-Yunan tarafını meşgul eden bir başka konunun da
KKTC'deki Mal Tazmin Komisyonu'nun tanınmasına yönelik Türk
tarafının talebinin ele alınacağı AİHM
duruşması olduğunu yazan gazete, Rumların KKTC'deki
''mülkiyet haklarının'' AB'nin mali tüzüğünün iki maddesini
etkileyebileceğini, bunun da Rum yönetiminde baş
ağrısına neden olduğunu bildirdi.
Haberde, Rum tarafının mülklerin
istimlak edilmesi tehlikesi gördüğü ifade edilerek, ''Böyle bir durumda ne
AB ne de işgal rejimi Kıbrıs Rum mallarını istimlak
edebilir'' yorumunda bulunuldu.
Fileleftheros, AİHM'nin elinde halen
dünyaca ünlü 4 uzmanın bilirkişi raporları bulunduğunu
ileri sürerek, bu uzmanların isimlerini Lord Lseter, James Crowford,
Christian Tomousiat ve Rozie Erera olarak sıraladı. Gazete, bu
kişilerin hazırladığı raporların Türk
tarafınca göğüslenmeye çalışıldığını
ve bu çerçevede KKTC hükümetinin AİHM'de 2 Eylül'de yapılacak
duruşmaya kadar ilgili yasada değişiklikle ortaya çıkma
olasılığı bulunduğunu savundu.
MILLIYET 27/08/04
Denktaş: Aday
olmayacağım, bu kati görüşüm...
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halktan
istek gelse bile aday olmayacağını, yerine ''devleti koruma
yemini edecek ve bu yemini tutacak birinin'' gelmesi gerektiğini söyledi.
A.A muharibinin sorularına yanıtlayan
Cumhurbaşkanı Denktaş, KKTC cumhurbaşkanlığı
seçimleri, Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ve Türkiye'nin AB
üyelik perspektifi gibi konulara ilişkin görüşlerini
açıkladı.
Nisan ayında yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup
olmayacağının sorulması üzerine Denktaş, aday
olmayacağını ve bunun kati görüşü olduğunu belirtti.
Denktaş, şöyle konuştu:
''Kimse bundan bir şey
çıkartmasın. Aynı mevkiye aynı adamın sürekli gelmesi
doğru değildir. Değişiklikte yarar vardır. Ama bu
değişiklik devleti koruyacağına yemin edecek bir kişi
ile yapılmalıdır. Unutulmasın, cumhurbaşkanı
devleti ve egemenliği koruyacağım diye yemin eden kişidir.
Bu yemini edemeyecek ya da ettikten sonra bunun tam aksini yapacak kişinin
bu mevkiye gelmemesi lazım.'' Denktaş, bu nedenle bu
şartları taşımayan birinin cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde aday olmaması gerektiğini vurguladı.
Kıbrıs Türk halkı içinden
bazı kesimlerin kendisine gelerek aday olmasını istemeleri
durumunda ne yapacağının sorulması üzerine Denktaş,
şunları belirtti:
''Ben halkımın istemini, onların
istediğinden fazlasıyla yaptım. Kendilerine 22 yaşında
bir devlet bırakacağım. Bu devleti ortadan
kaldırırlarsa tarih ne onları ne de beni affeder. Bunun
olmaması için ben dışarıdan yine
konuşacağım, yine yazacağım. Ama bu mevkide oturarak,
benim inanmadığım bir mecrada giden olayda sorumluluk almak
istemiyorum.''
TALAT'I KANDIRDILAR''
KKTC Başbakanı Mehmet Ali
Talat'ın Kıbrıs Türk halkına referandum öncesinde
açıkça ''evet dediğiniz takdirde KKTC tanınacak'' dediğini
söyleyen Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Bugün en büyük sıkıntıyı
Sayın Talat çekmektedir. Kendisine vaatlerde bulunarak,
sırtını okşayanlar, şimdi (meşru hükümetin de
hatırını soralım, onları kırmayalım)
demektedir. Talat'ı da kandırdılar.'' Denktaş ayrıca
şunları kaydetti:
''Rumlar kendisine bana karşı mücadele
etmesi için o kadar güzel şeyler vaat etmişlerdi ki... Şimdi
bunların sahte olduğunu görmüştür. Şimdi Rumlar bana
yaptıklarını Talat'a yapmaya ve derhal, ismini vermeyeyim,
başka bir isim üzerinde ağırlıklarını koymaya
başladılar. Onun için Rum'u bilmeyen aldanır.''
''HRİSİ AVGİ YENİ EOKA
OLABİLİR''
Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum
kesiminde faaliyet gösteren merkezi Yunanistan'da bulunan Hrisi Avgi örgütünün
yeni EOKA olabileceği tehlikesine de işaret ederek, şunları
söyledi:
''Kimse (canım bu da delilik, bir küçük
kuruluştur) demesin. Silahlar patladığı gün, bütün Rum
halkı EOKA zamanı yaptığı gibi siner. Bu nedenle bu
örgüt süratle yeni bir EOKA olabilir. Bunu çok yakından izlemek
lazımdır.''
''BEN GERİ PLANA ÇEKİLDİM''
Denktaş, referandumdan sonra geri plana
çekildiğini de ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Çekilmek zorundaydım da. Çünkü (evet)
diyenlerin KKTC'yi bir yere götüremeyeceğini görüyorum. Ben yedek kuvvet
olarak görevimin sonuna kadar buradayım. Uyarılarımı
yapıyorum. Ben görevimi yapmaya devam ediyorum ama Türkiye
Kıbrıs meselesini başbakanlık seviyesinde götürme
kararı almıştır. Başbakanlık seviyesinde
götürüyorlar, nereye kadar götürebileceklerini hepimiz göreceğiz.''
''Annan planını kabul ederek büyük bir kazanç elde ettik'' diyerek
halkın yanıltılmamasını isteyen Denktaş,
''Türkiye'nin milli davası Annan planı olamaz. Türkiye'nin milli
davası TBMM'de karara bağlanmış davadır, değişmiş
değildir, bu da egemenliğimizi içerir'' diye konuştu.
KKTC'NİN TANINMASI
Kıbrıs Türk halkının
referandumda ''evet'' demenin mükafatını kendisine söz verildiği
gibi alıp almayacağının sorulması üzerine
Denktaş, ''Referandumdan önce halka evet demesi için söylenenlere
inanmış olsaydım, ben de evet derdim'' yanıtını
verdi.
Halka, (evet) derseniz tanınacağı
sözü verildiğini belirten Denktaş, referandum öncesinde vaatlerde
bulunanların, referandum sonrasında bu vaatlerini yerine getirmek
için koşullar koyduğunu kaydetti.
Denktaş, egemenlik ve devlette ısrar
etmesi durumunda vaat edilenlerin verilmeyeceğinin söylendiğini
belirterek, şunları ifade etti:
''Bizim hükümetimiz ve Türk hükümeti egemenlik
konusunu öne sürmeksizin (buyrun vaat ettiklerinizi yapın) demeye
başladılar ve bir adım da ileri giderek (egemenlik ve
tanınma istemiyoruz) dediler.'' Bugüne kadar hiçbir şey
yapılmadığını söyleyen Denktaş, buna ek olarak
uluslararası toplumun Rum kesimine de herhangi bir baskı yapmadığını
ve zaten bunu yapamayacağını belirtti.
Denktaş, Türk tarafının
referandumdan sonra ''İki ayrı referandum Kıbrıs'ın
kaderini tayin etme hakkının tek bir halkta
olmadığını göstermiştir. Dolayısıyla Rumlar
bizim hükümetimiz olamaz. Egemenlik ve tanınmamızda ısrar
ediyoruz'' diye yola çıkması gerektiğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Denktaş,
Kıbrıs'ta iki ayrı referanduma gidilmesinin
Kıbrıs'ın kaderini sadece Rumların tayin edemeyeceğini
kanıtladığını vurguladı.
''TÜRKİYE'NİN OYNADIĞI
KUMAR...''
Denktaş, Türkiye'nin AB üyeliği ile
Kıbrıs sorunu arasındaki bağlantıya ilişkin soru
üzerine şunları söyledi:
''Türkiye yapmış olduğu
manevrayla, kimse gücenmesin, oynamış olduğu kumarla diyorum
ben, yani (Rum hayır diyecek, biz evet diyelim de alkış
toplayalım) diyerek, AB'nin Kıbrıs meselesini artık
Türkiye'nin önüne koyamayacağı bir durum yaratmıştır.
AB buna rağmen Türkiye'nin önüne bunu koyarsa Türkiye (ben kendi görevimi
yaptım) diyerek diretebilmelidir. Şimdiye kadar (evet derseniz
Türkiye'nin üstündeki baskı kalkacaktır) denilerek halkımız
üzerinde büyük baskı yapılmış ve etkili olmuştur.''
Cumhurbaşkanı Denktaş, yeni bir çözüm girişimi ya da
baskı bekleyip beklemediğinin sorulması üzerine, Aralık
ayına kadar KKTC'yi oyalayacaklarını, esas zorlamanın ise
Aralık'a yakın, Türkiye'ye tarih verip vermeme konusunda
başlayacağını belirtti.
Denktaş, sözlerini ''Umarız ki Türkiye
sağlam duracaktır'' diyerek bitirdi
MILLIYET 27/08/04
|
Aya Mama Kilisesi'ne provakasyon bombası |
|
|
Güzelyurt'taki Aya Mama Kilisesi'nde saat 03.30 dolaylarında patlama oldu. Kilisede Rumların 1 Eylül'de ayin yapması bekleniyordu. Kıbrıs'ta
Güzelyurt'taki Aya Mama Kilisesi'ndeki patlamaya kilisenin kapısına
yerleştirilen bombanın neden olduğu öğrenildi. Kilisenin
kapısına yerleştirilen bomba sabah erken saatlerde patladı.
Patlamada kilisenin camları kırıldı, giriş
kısmı da hasar gördü. Polisten
alınan bilgiye göre, patlamayla ilgili olarak geniş çaplı
soruşturma başlatıldı. KKTC hükümeti, Rumların Aya
Mama Kilisesi'nde 1-2 Eylül'de ayin düzenlemesine izin vermiş ve bu izin
her iki tarafta da çeşitli yorum ve tartışmalara yol
açmıştı. KKTC'de
Güzelyurt'taki Ay Mama kilisesine düzenlenen saldırının
ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Kilisenin
ahşap kapısına bırakılan bombanın TNT tipi bir
patlayıcı olma ihtimali ağırlık kazandı.
Bombanın kilisede büyük hasara neden olduğu, camlarının
kırılarak, tavanının da hasar gördüğü bildirildi. Patlamanın
etkisiyle çevrede bulunan iş yerlerinin camları da
kırıldı. Saldırganlar kapıya yerleştirdikleri
bombanın yanı sıra kilisenin parmaklıklı
penceresinden henüz tipi belirlenemeyen yanıcı bir madde atarak,
kiliseyi yakma girişiminde bulundular. Yangın olay yerine gelen
itfaiye ekibinin müdahalesiyle engellendi. Bu arada
kilise binasının ön tarafına İngilizce çeşitli
yazılar yazıldığı da gözlendi. Polisin yoğun güvenlik önlemleri
aldığı olay yeri, vatandaşların yanı sıra
devlet yetkililerinin akınına uğradı. KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Cumhuriyet Meclisi Başkanı
Fatma Ekenoğlu ve diğer yetkililer olay yerine giderek
incelemelerde bulundu. AYİN
İZNİ İKİ TARAFTA TEPKİ ÇEKTİ KKTC hükümeti,
Rumların Ay Mama Kilisesi'nde 1-2 Eylül'de ayin düzenlemesine izin
vermiş, gerek bu izin gerekse ayine çok sayıda Rum'un
katılımının beklenmesi her iki tarafta da çeşitli
yorum ve tartışmalara yol açmıştı. (aa) |
|
HURRIYET 27/08/04
|
Talat: Saldırı organize ve öncekilerden farklı |
|
|
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Ay Mama Kilisesi'ne bu sabah düzenlenen bombalı saldırının organize bir eylem olduğunu belirterek, 1-2 Eylül'de kilisede düzenlenecek ayinin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını kaydetti. Talat, bir
kabulünde konuya ilişkin sorular üzerine yaptığı
açıklamada, saldırıyı kınadı ve
“Kıbrıs Türküne yapılabilecek bundan daha büyük bir kötülük
olamaz” dedi. Saldırıyı
düzenleyen teröristlerin Kıbrıs Türkünü dünya önünde küçük
düşürmeyi hedeflediğini belirten Talat, saldırı ile
KKTC'nin özgür olmayıp, adeta esaret altında olduğunun dünyaya
gösterilmeye çalışıldığını kaydetti. |
|
|
Talat,
saldırının bir mabede yapıldığını,
kilise ya da cami olmasının fark etmeyeceğini söyledi ve bunu
yapanların bir camiye de saldırabileceklerini belirtti. Saldırıyı
düzenleyenlerin hiçbir şey elde edemeyeceğini ifade eden Talat,
kilisede ciddi hasar olduğunu ve eski bir kilise olduğu için
tamiratının zor olacağını bildirdi. Aya Mama
Kilisesi'nde 1-2 Eylül'de yapılmasına izin verilen ayinin mutlaka
gerçekleşmesi gerektiğini söyleyen Talat, bu nedenle iznin
iptalinin söz konusu olmadığını belirtti. Talat, bununla
birlikte ayine gelecek Rumların tutumunu bilmediğini, doğal
olarak belki gelmek istemeyebileceklerini kaydetti. Talat, ayin
gününe kadar kilisedeki manzarayı ortadan kaldırmayı
umduğunu, aksi takdirde Kıbrıs Türk halkının bütün
dünyaya bu şekilde yansıtılacağını bildirdi. "AYİNE
İZİN VERMEKTEN VAZGEÇMEYİZ" Talat,
sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu ayine izin
vermekten vazgeçmek hükümetimiz için son derece alçaltıcı olur. Zor
durumda kaldık, bunu aleyhimize kullanacaklardır. Sonuçta bu
eylemin failleri ortaya çıkmadığı müddetçe kendimizi
dünyaya anlatmakta zorlanacağız.” Saldırının
organize ve uzun sürede gerçekleştirilen bir eylem olduğunu anlatan
Talat, kilisede bir grubun toplandığının ve çeşitli
yazılar yazdığının ortaya çıktığını
belirtti. Talat, saldırının diğer bombalı
eylemlerden daha farklı bir karakteri olduğunu da söyledi. “Kışkırtanların
kimler olduğu biliniyor” diye konuşan Talat, polisin gerekli
araştırmayı yaparak, failleri bulabileceğine
inandığını bildirdi. Talat, “3-5 tane baldırı çıplağa
teslim olunmayacağını” da belirtti. AY
MAMA KİLİSESİ'NDE PLANLANAN AYİN Rumların
1-2 Eylül'de Ay Mama Kilisesi'nde yapacakları ayin ve bu ayine
Kıbrıs Türk hükümeti tarafından verilmesi, adanın her iki
tarafında da çeşitli yorum ve tartışmalara yol
açmıştı. Güzelyurt'taki
kilisede düzenlenecek ayine ilişkin bazı teknik detaylar, ayine
izin verilmesi ve ayinin kapsamı gibi konular gerek Türk gerekse Rum
kesiminde çeşitli açılardan tartışılıyordu. KKTC
Başbakanı Talat, konuya ilişkin daha önce
yaptığı açıklamada, kilisede yapılacak olanın
dini bir ayin olduğunu belirtmiş ve Rum kesiminin bunu iki toplumlu
bir etkinlik gibi göstermeye çalıştığını
kaydetmişti. Talat,
şunları söylemişti: “Ayin
dışında çeşitli temaslar da yapılabilir ama bizim
verdiğimiz izin ayinle ilgilidir, diğeri zaten izni gerektirmez.
Bunun bir ayin olduğunu unutmadan değerlendirmek gerekir. KKTC devlet
olarak bu ayine izin verdi. Hiçbir kişi, kurum veya örgütün bu ayini
engellemeye çalışması veya bu ayinle ilgili provokatif
sayılabilecek sözler söylemesi ve yorumlarda bulunması bizim
imajımıza hizmet etmez. Hükümetin verdiği izni sabote ederek
veya provokatif sözler söyleyerek, hiç kimsenin bu imajı bozmaya
hakkı yoktur. Ayinin sakin, sessiz, amacına hizmet eder şekilde
yapılması için gerekli tedbirler alındı ve alınmaya
devam edecek. Kimse iç barışımızı bozmaya
çalışmasın. Burası özgür bir ülkedir, burada demokrasi
vardır. Burası Rumların iddia ettiği gibi esir bölge değil,
özgür bölgedir ve bu özgür bölgede kararları hükümet verir.” KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da ayini engellemesi talebiyle
kendisine gelen bazı kesimleri kabulünde, ayine Kıbrıs Türk
halkının tepki göstermesinin tahrik olmadığını
söylemişti. Temennisinin,
o günün hadisesiz geçmesi olduğunu belirten Denktaş, ”Ama
Kıbrıs Türklerinin reaksiyonlarını göstermelerinin tahrik
olduğunu kabul etmiyorum. Halkın bu konularda hissiyatını
göstermesi en doğal hakkıdır. Yeter ki
taşkınlık olmasın, şiddete başvurulmasın”
demişti. Denktaş, binlerce Rum'un kiliseye gelip çan
asmasının büyük bir tahrik olacağını da
kaydetmişti. AYİN
RUM KESİMİNİ DE KARIŞTIRMIŞTI Planlanan
ayin, sadece KKTC'de değil, Rum kesiminde de çeşitli
tartışmalara neden olmuştu. Ay Mama'da ayin düzenlenmesi
önerisini ilk ortaya atan Omorfo Metropoliti Neofitu olmuş ve Neofitu'nun
Türk yetkililerle yaptığı görüşmeler, “KKTC'yi
dolaylı tanıma” anlamına geldiği gerekçesiyle Rum
kesimindeki bazı çevrelerce eleştirilmişti. Ayine
sıcak bakan ve hatta izin alınması için temaslarda bulunan
çözüm yanlısı Rum anamuhalefet partisi DİSİ de diğer
partiler tarafından eleştirilerek, KKTC'yi tanımak ve 5. Annan
planının belirli maddelerini hayata geçirmekle
suçlanmıştı. Bu arada, Rum
basını ayine AB'nin Kıbrıs Rum kesimi temsilcisi Adriaan
Van Der Meer'in de katılacağını ileri sürmüştü. (aa) |
|
|
RUM KESİMİ
KİLİSE SALDIRISINI KINADI |
|
||
|
Rum
yönetimi sözcüsü Kipros Hristodimidis, yaptığı
yazılı açıklamada, “Kıbrıs'ın yeniden
birleşmesi ve çözüm gibi nihai amaçlar için gerekli olan sakin atmosferi
zehirlemeyi hedefleyen bu bombalı saldırıları
kınadığını” bildirdi. Sözcü,
Rum yönetiminin kilisede meydana gelen hasardan duyduğu üzüntüyü de dile
getirerek, Ay Mama Kilisesi'nin Kıbrıs için önemli bir tarihi eser
olduğunu kaydetti. Ay
Mama Kilisesi'nin bulunduğu Güzelyurt'un Rum yöneticisi Karalambos Pittas
da yaptığı açıklamada, “üzüntü ve
kızgınlığını” dile getirerek, 1-2 Eylül'de
düzenlenmesi planlanan ayinle söz konusu kilisenin 1974 Barış
Harekatı'ndan sonra ilk kez ibadete açılmış
olacağına dikkat çekti. Pittas, saldırının Kıbrıs'ın bütün halkına karşı yapıldığını söyledi. |
|
|
|
HURRIYET 27/08/04
HURRIYET 27/08/04
|
Denktaş: Aday olmayacağım |
|
|
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Nisan 2005'te aday olmayacağını, yerine ”devleti koruma yemini edecek ve bu yemini tutacak birinin” gelmesi gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, KKTC cumhurbaşkanlığı seçimleri,
Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ve Türkiye'nin AB üyelik
perspektifi gibi konulara ilişkin görüşlerini açıkladı. Nisan
ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
aday olup olmayacağının sorulması üzerine Denktaş,
aday olmayacağını ve bunun kati görüşü olduğunu
belirtti. Denktaş, şöyle konuştu: “Kimse bundan
bir şey çıkartmasın. Aynı mevkiye aynı adamın
sürekli gelmesi doğru değildir. Değişiklikte yarar
vardır. Ama bu değişiklik devleti koruyacağına yemin
edecek bir kişi ile yapılmalıdır. Unutulmasın,
cumhurbaşkanı devleti ve egemenliği koruyacağım diye
yemin eden kişidir. Bu yemini edemeyecek ya da ettikten sonra bunun tam
aksini yapacak kişinin bu mevkiye gelmemesi lazım.” Denktaş,
bu nedenle bu şartları taşımayan birinin
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmaması
gerektiğini vurguladı. Kıbrıs
Türk halkı içinden bazı kesimlerin kendisine gelerek aday
olmasını istemeleri durumunda ne yapacağının
sorulması üzerine Denktaş, şunları belirtti: “Ben
halkımın istemini, onların istediğinden fazlasıyla
yaptım. Kendilerine 22 yaşında bir devlet
bırakacağım. Bu devleti ortadan kaldırırlarsa tarih
ne onları ne de beni affeder. Bunun olmaması için ben
dışarıdan yine konuşacağım, yine
yazacağım. Ama bu mevkide oturarak, benim
inanmadığım bir mecrada giden olayda sorumluluk almak
istemiyorum.” “TALAT'I
KANDIRDILAR” KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs Türk
halkına referandum öncesinde açıkça “evet dediğiniz takdirde
KKTC tanınacak” dediğini söyleyen Denktaş, sözlerini
şöyle sürdürdü: “Bugün en
büyük sıkıntıyı Sayın Talat çekmektedir. Kendisine
vaatlerde bulunarak, sırtını okşayanlar, şimdi
(meşru hükümetin de hatırını soralım, onları
kırmayalım) demektedir. Talat'ı da kandırdılar.” Denktaş
ayrıca şunları kaydetti: “Rumlar
kendisine bana karşı mücadele etmesi için o kadar güzel şeyler
vaat etmişlerdi ki... Şimdi bunların sahte olduğunu
görmüştür. Şimdi Rumlar bana yaptıklarını Talat'a
yapmaya ve derhal, ismini vermeyeyim, başka bir isim üzerinde
ağırlıklarını koymaya başladılar. Onun
için Rum'u bilmeyen aldanır.” “HRİSİ
AVGİ YENİ EOKA OLABİLİR” Cumhurbaşkanı
Denktaş, Rum kesiminde faaliyet gösteren merkezi Yunanistan'da bulunan
Hrisi Avgi örgütünün yeni EOKA olabileceği tehlikesine de işaret
ederek, şunları söyledi: “Kimse
(canım bu da delilik, bir küçük kuruluştur) demesin. Silahlar
patladığı gün, bütün Rum halkı EOKA zamanı
yaptığı gibi siner. Bu nedenle bu örgüt süratle yeni bir EOKA
olabilir. Bunu çok yakından izlemek lazımdır.” “BEN
GERİ PLANA ÇEKİLDİM” Denktaş,
referandumdan sonra geri plana çekildiğini de ifade ederek, sözlerini
şöyle sürdürdü: “Çekilmek
zorundaydım da. Çünkü (evet) diyenlerin KKTC'yi bir yere
götüremeyeceğini görüyorum. Ben yedek kuvvet olarak görevimin sonuna
kadar buradayım. Uyarılarımı yapıyorum. Ben görevimi
yapmaya devam ediyorum ama Türkiye Kıbrıs meselesini
başbakanlık seviyesinde götürme kararı
almıştır. Başbakanlık seviyesinde götürüyorlar,
nereye kadar götürebileceklerini hepimiz göreceğiz.” “Annan
planını kabul ederek büyük bir kazanç elde ettik” diyerek
halkın yanıltılmamasını isteyen Denktaş,
“Türkiye'nin milli davası Annan planı olamaz. Türkiye'nin milli
davası TBMM'de karara bağlanmış davadır, değişmiş
değildir, bu da egemenliğimizi içerir” diye konuştu. KKTC'NİN
TANINMASI Kıbrıs
Türk halkının referandumda “evet” demenin mükafatını
kendisine söz verildiği gibi alıp almayacağının
sorulması üzerine Denktaş, “Referandumdan önce halka evet demesi
için söylenenlere inanmış olsaydım, ben de evet derdim”
yanıtını verdi. Halka, (evet)
derseniz tanınacağı sözü verildiğini belirten
Denktaş, referandum öncesinde vaatlerde bulunanların, referandum
sonrasında bu vaatlerini yerine getirmek için koşullar
koyduğunu kaydetti. Denktaş,
egemenlik ve devlette ısrar etmesi durumunda vaat edilenlerin
verilmeyeceğinin söylendiğini belirterek, şunları ifade
etti: “Bizim
hükümetimiz ve Türk hükümeti egemenlik konusunu öne sürmeksizin (buyrun vaat
ettiklerinizi yapın) demeye başladılar ve bir adım da
ileri giderek (egemenlik ve tanınma istemiyoruz) dediler.” Bugüne kadar
hiçbir şey yapılmadığını söyleyen Denktaş,
buna ek olarak uluslararası toplumun Rum kesimine de herhangi bir
baskı yapmadığını ve zaten bunu
yapamayacağını belirtti. Denktaş,
Türk tarafının referandumdan sonra “İki ayrı referandum
Kıbrıs'ın kaderini tayin etme hakkının tek bir
halkta olmadığını göstermiştir.
Dolayısıyla Rumlar bizim hükümetimiz olamaz. Egemenlik ve
tanınmamızda ısrar ediyoruz” diye yola çıkması
gerektiğini bildirdi. Cumhurbaşkanı
Denktaş, Kıbrıs'ta iki ayrı referanduma gidilmesinin
Kıbrıs'ın kaderini sadece Rumların tayin
edemeyeceğini kanıtladığını vurguladı. “TÜRKİYE'NİN
OYNADIĞI KUMAR...” Denktaş,
Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs sorunu arasındaki
bağlantıya ilişkin soru üzerine şunları söyledi: “Türkiye
yapmış olduğu manevrayla, kimse gücenmesin, oynamış
olduğu kumarla diyorum ben, yani (Rum hayır diyecek, biz evet
diyelim de alkış toplayalım) diyerek, AB'nin Kıbrıs
meselesini artık Türkiye'nin önüne koyamayacağı bir durum
yaratmıştır. AB buna rağmen Türkiye'nin önüne bunu
koyarsa Türkiye (ben kendi görevimi yaptım) diyerek diretebilmelidir.
Şimdiye kadar (evet derseniz Türkiye'nin üstündeki baskı
kalkacaktır) denilerek halkımız üzerinde büyük baskı yapılmış
ve etkili olmuştur.” Cumhurbaşkanı
Denktaş, yeni bir çözüm girişimi ya da baskı bekleyip
beklemediğinin sorulması üzerine, Aralık ayına kadar
KKTC'yi oyalayacaklarını, esas zorlamanın ise Aralık'a
yakın, Türkiye'ye tarih verip vermeme konusunda
başlayacağını belirtti. Denktaş,
sözlerini “Umarız ki Türkiye sağlam duracaktır” diyerek
bitirdi. |
|
HURRIYET 27/08/04
Denktaş:
Aday olmayacağım
27/08/2004
RADIKAL
KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, nisan ayındaki
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halktan istek gelse bile aday
olmayacağını, yerine devleti koruma yemini edecek ve bu yemini
tutacak birinin gelmesi gerektiğini söyledi.
Denktaş, KKTC cumhurbaşkanlığı seçimleri,
Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ve Türkiye'nin AB üyelik
perspektifi gibi konulara ilişkin görüşlerini açıkladı.
Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde aday olup olmayacağının sorulması üzerine
Denktaş, aday olmayacağını ve bunun kati görüşü
olduğunu belirtti. Denktaş, şöyle konuştu:
"Kimse bundan bir şey çıkartmasın. Aynı mevkiye
aynı adamın sürekli gelmesi doğru değildir.
Değişiklikte yarar vardır. Ama bu değişiklik devleti
koruyacağına yemin edecek bir kişi ile
yapılmalıdır. Unutulmasın, cumhurbaşkanı devleti
ve egemenliği koruyacağım diye yemin eden kişidir. Bu
yemini edemeyecek ya da ettikten sonra bunun tam aksini yapacak kişinin bu
mevkiye gelmemesi lazım." Denktaş, bu nedenle bu
şartları taşımayan birinin
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmaması
gerektiğini vurguladı.
Kıbrıs Türk halkı içinden bazı kesimlerin kendisine gelerek
aday olmasını istemeleri durumunda ne yapacağının
sorulması üzerine Denktaş, şunları belirtti:
"Ben halkımın istemini, onların istediğinden
fazlasıyla yaptım. Kendilerine 22 yaşında bir devlet
bırakacağım. Bu devleti ortadan kaldırırlarsa tarih ne
onları ne de beni affeder. Bunun olmaması için ben
dışarıdan yine konuşacağım, yine
yazacağım. Ama bu mevkide oturarak, benim inanmadığım
bir mecrada giden olayda sorumluluk almak istemiyorum."
'TALAT"I KANDIRDILAR'
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs Türk
halkına referandum öncesinde açıkça 'evet dediğiniz takdirde
KKTC tanınacak' dediğini anımsatan Denktaş, sözlerini
şöyle sürdürdü:
"Bugün en büyük sıkıntıyı Sayın Talat
çekmektedir. Kendisine vaatlerde bulunarak, sırtını
okşayanlar, şimdi 'meşru hükümetin de hatırını
soralım, onları kırmayalım' demektedir. Talat'ı da
kandırdılar.
Rumlar kendisine bana karşı mücadele etmesi için o kadar güzel
şeyler vaat etmişlerdi ki... Şimdi bunların sahte
olduğunu görmüştür. Şimdi Rumlar bana
yaptıklarını Talat'a yapmaya ve derhal, ismini vermeyeyim, başka
bir isim üzerinde ağırlıklarını koymaya
başladılar. Onun için Rum'u bilmeyen aldanır."
Denktaş, Rum kesiminde faaliyet gösteren merkezi Yunanistan'da bulunan
Hrisi Avgi örgütünün yeni EOKA olabileceği tehlikesine de işaret
ederek, şunları söyledi:
"Kimse 'canım bu da delilik, bir küçük kuruluştur' demesin.
Silahlar patladığı gün, bütün Rum halkı EOKA zamanı
yaptığı gibi siner. Bu nedenle bu örgüt süratle yeni bir EOKA
olabilir. Bunu çok yakından izlemek lazımdır."
Talat: BM
askeri azalsın
BİN
KİŞİYE ARTIK İHTİYAÇ YOK... Başbakan Mehmet Ali
Talat, Kıbrıs'ta görev yapan BM Barış Gücü'nün
sayısında azaltmanın ve görev tanımlarının
değişmesinin yararlı olacağını söyledi. Talat,
kapıların açılması ve kuzeyde yaşayan Maronitlerle
Rumlara yönelik önlemler alınmasının ardından
Barış Gücü'nün KKTC sınırları içerisindeki rolünün
azaldığını belirtti
POLİS
GÖREVİ YAPMASI DAHA DOĞRU OLUR... "Barış Gücü
askerinin sayısında azaltmaya ihtiyaç var. Bin kişiye artık
ihtiyaç yok. Ama Kıbrıs sorunu çözümlenmediğine göre Barış
Gücü'nün fonksiyonlarına, varlığına ihtiyaç var. Ara
bölgede görev yapmasına ihtiyaç var" diye konuşan Başbakan
Talat, BM askerlerinin görev tanımlarının
değiştirilerek, polis görevi yapmasının daha doğru
olacağını söyledi
RUMLARIN
NİYETİ, BARIŞ GÜCÜ'NÜ KULLANARAK STATÜKOYU SÜRDÜRMEK... Rum
yönetimi, ısrarla Barış Gücü'nü aynı şekilde tutmaya
çalıştığına, amacının da Kıbrıs
sorununu kendi politikaları çerçevesinde "Türk askerinin buradaki
varlığı" meselesine indirgemek olduğuna işaret
eden Talat, "Buna BM'nin rağbet etmemesi gerekir. Çözümde isteksiz
olan Rum tarafı, statükoyu BM Barış Gücü'nü kullanarak sürdürmek
istiyor" dedi
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta görev yapan BM Barış Gücü'nün
sayısında azaltmanın ve görev tanımlarının
değişmesinin yararlı olacağını söyledi.
Talat,
kapıların açılması ve kuzeyde yaşayan Maronitlerle
Rumlara yönelik önlemler alınmasının ardından
Barış Gücü'nün KKTC sınırları içerisindeki rolünün
azaldığını belirtti.
Başbakanlık'ta
dün bir kabulü sırasında Barış Gücü'nün yeniden
yapılandırılmasına ilişkin çalışmalara
yönelik soruları yanıtlayan Talat, konuyla ilgili olarak taraflarla
temas için BM'den bir heyetin eylül başında adaya geleceğine
dikkat çekti. Talat, görüşlerini şöyle dile getirdi:
"Barış
Gücü askerinin sayısında azaltmaya ihtiyaç var. Bin kişiye
artık ihtiyaç yok. Ama Kıbrıs sorunu çözümlenmediğine göre
Barış Gücü'nün fonksiyonlarına, varlığına ihtiyaç
var. Ara bölgede görev yapmasına ihtiyaç var..."
Polis görevi
yapması daha doğru olur
Kapıların
açılması ve kuzeyde yaşayan Rumlarla Maronitlere yönelik
önlemler alınmasının ardından KKTC sınırları
içerisinde Barış Gücü'nün fazla bir rolü
kalmadığını söyleyen Talat, "Sayının azaltılması
ve buna uygun olarak görev tanımlarının değişmesi,
polis görevi yapması daha doğru olur" dedi.
Kıbrıs'ta
çözüme karşı çıkan Rum yönetiminin, Barış Gücü'nün
varlığının aynen devam etmesini istediğine de dikkat
çeken Talat, şöyle konuştu:
Rumların
amacı, sorunu
Türk askeri
varlığına indirgemek
"Rum
yönetimi, ısrarla Barış Gücü'nü aynı şekilde tutmaya
çalışıyor. Amacı da Kıbrıs sorununu kendi
politikaları çerçevesinde "Türk askerinin buradaki
varlığı" meselesine indirgemektir. Buna BM'nin rağbet
etmemesi gerekir. Çözümde isteksiz olan Rum tarafı, statükoyu BM
Barış Gücü'nü kullanarak sürdürmek istiyor. Hem çözüme engel
olacaksın, hem de Barış Gücü'nün buradaki
varlığının devamında ısrar edeceksin. Bunlar
uyumlu tutumlar değil..."
KIBRIS 27/08/04
Talat:
Türkiye'nin Rusya'dan destek talebinin büyük yararı olacak
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki etkin rolüne dikkat
çekerek, Türkiye'nin bu ülkeden destek talebinin büyük yararı
olacağını söyledi.
Başbakan
Mehmet Ali Talat dün bir kabulünde, Rusya Devlet Başkanı Putin'in
eylül başında Ankara'ya yapacağı Kıbrıs
ağırlıklı resmi ziyarete ilişkin soruları
yanıtladı.
Rum
tarafıyla geleneksel olarak yakın ilişkileri olan Rusya'ya
Kıbrıs sorununun iyi anlatılmasının önemini vurgulayan
Talat, "Güvenlik Konseyi daimi üyesi bir ülke olarak BM ile
ilişkilerimizde kilit bir ülkedir. Rusya'dan elde edilebilecek
desteğin büyük değeri var" dedi.
KKTC'nin
uluslararası temaslarda sınırlı imkana sahip olduğunu
belirterek, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda ve Kıbrıs Türk
halkının çıkarlarına dayalı destek
arayışının memnuniyet verici olduğunu söyleyen Talat,
Rusya'nın Kıbrıs Türkü'nün ekonomik izolasyondan
kurtarılmasına ilişkin tavrının temaslarla ileriye
götürülmesinin büyük yararı olacağını anlattı.
Talat,
"Kıbrıs konusunda Güvenlik Konseyi'nin tutumu çok önemli, güçlü
yaptırım yetkileri var. Güvenlik Konseyi Kıbrıs Türkü'ne
uygulanan izolasyonu kaldırma çağrısı yaparsa büyük ölçüde
kalkması kolaylaşır. Burada da Rusya'nın belirleyici bir
rolü var ve bu nedenle Türkiye'nin Rusya'nın desteğini istemesi
oldukça isabetli olur" diye konuştu.
KIBRIS 27/08/04
DİSİ
ile AKEL birbirine girdi
DİSİ
Milletvekili Keti Kliridis'in KIBRIS Gazetesi'nde yer alan röportaja
ilişkin Güney Kıbrıs'taki yankıları büyüyor.
Keti Kliridis,
Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğünde sorumluluğun Papadopulos ile
onunla aynı doğrultuda gitmeyi tercih eden AKEL'e ait olduğunu
söylemişti.
Fileleftheros
gazetesi ve diğer gazeteler, DİSİ Milletvekili Keti Kliridis'in
KIBRIS Gazetesi'ne verdiği röportaja ilişkin Güney
Kıbrıs'taki partilerin yapmış oldukları eleştiri
ve açıklamalara yer verdi.
Gazete,
DİSİ'nin Keti Kliridis'i, Kıbrıs Türk basınına
yapmış olduğu açıklamalarından ötürü savunmasız
bıraktığını belirterek, DİSİ Basın
Sözcüsü Tasos Mitsopulos'un yaptığı açıklamada, "Keti
Kliridis'in açıklamaları kendi düşüncelerini ifade etmektedir ve
DİSİ'yi bağlamamaktadır" dediğini yazdı.
Gazete,
Kliridis'in Rum yönetimi lideri Papadopulos'un, "Kıbrıs
sorununun çözümünü istemediği" şeklindeki
açıklamalarına katılıp katılmadığı
şeklindeki soruya karşılık ise Mitsopulos'un,
"Kıbrıs'ın siyasi güçleri, elbette her biri kendi
bakış açısı ve felsefesi içerisinde, Kıbrıs
sorununun çözümünün gerekliliğine inanmaktadır" dediğini
kaydetti.
Öte yandan
gazete, Keti Kliridis'in "röportajıyla yakmış olduğu
ateşin iki büyük partiyi karşı karşıya getirdiğini"
belirterek, AKEL'in açıklaması ile DİSİ'den AKEL'e verilen
yanıtı yayımladı.
Gazete,
AKEL'den yapılan açıklamada, "Kliridis'in Kıbrıs
sorununa ilişkin bildik tezlerini tekrar ettiğini ve
kışkırtıcı bir şekilde Kıbrıs sorununun
çözümsüzlüğünün sorumluluğunu Rum yönetimi lideri Papadopulos ve
AKEL'e attığının" belirtildiğini yazdı.
AKEL
açıklamasında, "1974'ten itibaren DİSİ ve Glafkos
Kliridis hükümetlerinin sorumluluklarının çok büyük olduğunu ve
sürekli olarak verdikleri tavizlerle Annan Planı'nda olumsuz
kıstasların yer almasının önkoşullarını
yarattıklarını" belirtti.
DİSİ
partisi ise AKEL'in bu açıklamalarına cevaben yaptığı
açıklamada, "AKEL kendini muhalefete muhalefet etmeye adamak ve bir
önceki hükümete sorumluluklar yüklemek yerine, Kıbrıs sorununda net
bir politikanın bulunmamasının bizi nereye götürdüğünü
düşünse daha doğru olurdu" denildi.
Gazete, KS EDEK
Başkanı Yannakis Omiru'nun ise Keti Kliridis'in röportajına
ilişkin yaptığı açıklamada, "Kıbrıs
sorununun tarihinde belki de ilk kez DİSİ meclis grubuna ait bir Rum
Temsilciler Meclisi üyesinin, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden
Kıbrıs Rum tarafını ve Rum yönetimi liderinin sorumlu
olduğunu açıkladığını" söylediğini
yazdı.
KIBRIS 27/08/04
|
Kuzey Kıbrıs'a yüzerek gidecek |
|
|
Mersin'in Anamur İlçesi'nden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) su altından yüzecek emekli Astsubay Namık Ekin, rekor denemesine başladı. Anamur'un
İskele mevkiinden ailesi, Anamur Kaymakamı Hulusi Kaya, Belediye
Başkanı Suphi Alp ve vatandaşlar tarafından uğurlanan
Ekin, dalışa geçmeden önce, daha önce 74 kilometre (40 deniz mili)
olarak açıklanan rekor deneme mesafesini, 84 kilometreye (47 deniz mili)
çıkardıklarını açıkladı. Anamur'da
yoğun bir ilgiyle karşılaştığını, bu
misafirperverliğe, açıktan başlamayı planladığı
dalışı, sahile çekerek karşılık vermek
istediğini söyleyen emekli Astsubay, “Burada önemli olan Türkiye'nin
adının bu yüzmeyle dünyaya duyurmak” dedi. Rekor
denemesini Omurilik Felçlileri Derneği yararına
gerçekleştirdiğini belirten Ekin, yardımsever
işadamlarını bağış yapmaya
çağırdı. Rekor
denemesinde Ekin'e eşlik edecek Şişli Sualtısporları
Kulübü Başkanı İhsan Polat da milli sporcunun sahilden yüzme
kararı nedeniyle planlarının değiştiğini,
Ekin'in sürekli kafes içinde yüzmeyeceğini belirterek şunları
söyledi: “Ekin'in
sahilden başlamak istemesiyle mesafe arttı. Bu mesafeyi, 5'er
millik 9 etaba böldük. 3 milini paletle, 2 milini ise olası
akıntılar karşısında scooter ve scuba isimli
aletlerin yardımıyla gerçekleştirecek. Ekibimizde bulunan
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr.
Salih Aydın ve bir diğer doktor her yarım saatte Ekin'in
sağlık durumunu kontrol edecek. Bu denemenin yaklaşık 9
saati gece gerçekleşecek. Ekin'i 18 kişilik ekip sürekli su
içerisinde takip edecek.” Mesafenin
uzatılmasıyla 40 saat sürmesi planlanan rekor denemesinde Ekin'e,
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı TCG AĞ-6
(P-306) gemisi ve Sat timi ile bir helikopterin eşlik edeceği
belirtildi. Bu arada,
rekor denemesini izleyen Türkiye Guinness Rekorları Fahri Temsilcisi
Orhan Kural da Ekin'in denemesi için Guinness'e resmi başvuru
yaptıklarını, başarılı olması halinde
Ekin'in Guinness Rekorlar Kitabı'na girecek 14'üncü Türk
olacağını belirtti Ekin hedefine
ulaşırsa, “en uzun mesafe su altında gitme”, “en
yaşlı sporcu olarak en uzun mesafe su altında gitme” ve “en
uzun süre yüzerek su altında kalma” olmak üzere 3 dünya rekoru
kırmış olacak. 30
Ağustos Zafer Bayramı'nda Girne'de karaya çıkmayı
hedefleyen Namık Ekin'in, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş
tarafından karşılanacağı bildirildi. (aa) |
|
HURRIYET 29/08/04
|
Talat: Batı somut taahhüt vermedi |
|
|
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, KKTC olarak bundan sonra kazanabileceklerinin Rumlarınki gibi, mevcut yasal çerçeveyi değiştirebilecek güçte olmayabileceğini söyledi. Talat, eylülde
Kıbrıs'a ilişkin hız kazanacak diplomatik mücadele
öncesinde Rumların kendisine bakışı ve
cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi konulara ilişkin
görüşlerini açıkladı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın Talat'ın referandum öncesinde ”kandırıldığına”
yönelik açıklamasının hatırlatılması üzerine
Talat şunları söyledi: “Batı
bize somut olarak şunu yapacağız diye bir taahhüt vermedi,
bana vermedi. Denktaş Bey'e vermişse bir görelim, kim yazdı,
nasıl verdi, hangi şartlarda, hangi büyük diplomat verdi?
Hayır. Batı'nın söylediği açıktı;
uluslararası toplumla birlikte olan kazanır, uluslararası
topluma karşı olan kaybeder. Rum tarafı
karşıydı, Türk tarafı taraftardı. Türk
tarafının kazanması, Rum tarafının kaybetmesi
gerekiyordu. Ama yasal çerçeve orada, bu çerçevenin içinde ne kazanabiliriz
bilmiyorum. Bu yasal çerçevenin içinde ancak kazanabileceklerimizi
kazanabiliriz. Bizim kazandıklarımız, Rumlarınki gibi bu
yasal çerçeveyi değiştirebilecek güçte olamaz gibi görünüyor.” SORUMLU
YANLIŞ POLİTİKALAR Talat, bunun
sorumluluğunun da kendisinde veya dünyada olmadığını
söyleyerek, “Kimse kusura bakmasın, bunun da sorumluluğu bugüne
kadar yanlış olan politikaları sürdürenlerdir” dedi. İsviçre'de
Bürgenstock'daki görüşmelerden önce “hiç müzakere yapılmadığını”
da söyleyen Talat, şöyle konuştu: “Eğer
müzakere etseydik o zaman da kazanırdık. Kopenhag zirvesi
öncesindeki Annan planında bulunan referandum sorusu
farklıydı. Diyordu ki kuruluş anlaşması, garanti ve
ittifak anlaşmaları ve Kıbrıs'ın AB üyeliğini
kabul ediyor musun? Ve yanıt evet ya da hayır. Hayır derse
Rumlar AB'ye giremezdi. Ama Kopenhag'da (Kıbrıs AB'ye girdi)
kararı alınınca bu soru değişti.” Talat,
Rumların Serbest Ticaret Tüzüğü'ne şiddetle karşı
çıktığını hatırlatarak, “Ama biz de
şiddetle istiyoruz. Çünkü bu tüzük bizim için son derece önemli” dedi. Kıbrıs'ta
yürürlüğe giren Yeşil Hat Tüzüğü konusunda Rumların
kendisine yönelik suçlamalarının hatırlatılması
üzerine Talat, bu tüzüğün Serbest Ticaret Tüzüğü'nün yerini
tutmayacağını kaydetti. Talat, “Ne hakkı var ki
Rumların beni Limasol ya da Larnaka limanlarından ihracat yapmaya
zorlasın. Nerede buldu o hakkı?” diye konuştu. “Şimdi
bakın, Kıbrıs'ta birçok şey tırnak içindedir.
Kıbrıs Cumhuriyeti tırnak içinde, onlar için de KKTC
tırnak içinde. (Çok seviyorlar), o da tırnak içinde.
Dolayısıyla her şey tırnak içinde gidiyor
Kıbrıs'ta. Rum yönetimi için en iyi Türk, kendileri gibi
düşünen Türk'tür. Böyle Türk de yoktur. Bu nedenle onlar için en iyi
Türk de yoktur.” Talat, Rum
yönetimi için zamanında kendisinin “en iyi Türk” olup
olmadığının sorulması üzerine de “Hiçbir zaman
olmadım. Kimse de öyle değil. Bugün çok beğendikleri Türkler
de öyle değil” dedi. Barış
ve Demokrasi Hareketi Başkanı Mustafa Akıncı'nın
Rumlar tarafından kendisine alternatif olarak çıkarılmaya
çalışıldığı yorumlarının
hatırlatılması üzerine de Talat, şöyle konuştu: “Akıncı
şimdi benim pozisyonumda olsa ve böyle bir sorumluluk yüklense ona da
saldıracaklar. Akıncı, Kıbrıs Türklerinin
hakkını benim kadar savunan birisidir... İktidarda olsa o da
Denktaş olacak. Çünkü Rum egemen çevreleri Denktaş'sız
yaşayamaz. Bir Denktaş olacak mutlaka, Denktaş olmazsa
karşıda bu iş olmaz.” “Samimi
söylüyorum, buna parti karar verir. Cumhuriyetçi Türk Partisi'nde hep böyle
oldu. Benim bir görüşüm olacak tabii, ama şu anda oluşmuş
bir görüşüm yok.” Talat,
cumhurbaşkanlığı makamının anayasaya göre
aslında sembolik olduğuna dikkat çekerek, KKTC
cumhurbaşkanının Kıbrıs müzakerelerinde genelde
görüşmeci olduğunun ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un
karşısında toplum lideri istediğinin
hatırlatılması üzerine ise şöyle konuştu: “Biraz
otomatik oluyor o, toplum lideri sıfatı nedeniyle. Kıbrıs
sorunu devam ettiği sürece cumhurbaşkanının toplum lideri
ve görüşmecilik gibi bir sıfatı vardır, doğru.
Denktaş son dönemde kendisi reddetmeseydi yine olurdu... Ama
Kıbrıs sorunu o güne kadar hangi noktaya gelir bilemiyorum,
bakarsınız çözülür.” Talat, aday
olup olmayacağı konusunun yakın bir zamanda belli
olacağını da kaydetti. (aa) |
|
Güneyde
Ay Mama alarmı
29/08/2004
RADIKAL
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de 1974'ten
beri Rumların ilk kez ayin yapacağı Ay Mama Kilisesi'ne önceki
gün bombalı saldırı düzenlenmesi üzerine Rum Yönetimi felaket
senaryosu yazdı. Adalet Bakanı Doros Theodoru, "Ayin
sırasında fanatik Türklerin Rumları öldürmek dahil ciddi olaylar
çıkaracakları istihbaratına sahibiz" diyerek KKTC'ye
geçecek Rumlara güvenlik garantisi veremeyeceklerini söyledi. Politis gazetesi
ise 'Rumlar ve Türkler saldırıyı kınadı. Bomba
boşuna patladı' derken Filelefteros, 'Birleşmenin temeline
bomba' başlığını attı.
Ayin ve
şölen
|
Talat;
''Burası güvenli bir ülkedir ve Kıbrıs Türk halkı da hem
demokratik hem barışçı bir halktır. O yüzden herhangi bir
sorun olmayacağını biliyoruz. Gerekli güvenlik tedbirleri
tabii ki alınmıştır.” derken ayini yaptıracak ilgili
rum papaz da ayinin yapılacağını
açıklamıştı 1
Eylül’de Lefkoşa İnönü Meydanı’nda yapılacağı
duyurulan “Barış Şöleni” de Güzelyurt’a alındı. Bu
Memleket Bizim Platformu, “Yeni ve Birleşik Kıbrıs İçin
Barış Şöleni”nin 1 Eylül Çarşamba günü saat 20.00’de
Güzelyurt Kaymakamlığı önünde yapılacağını
duyurdu |
YENIDUZEN 29/08/04
Halkın
hissiyatına ihanet
Güzelyurt’taki Ay Mamas Kilisesi’ne dün sabah saat 03.00
sıralarında patlama meydana geldi..
Herhangi bir can kaybının olmadığı patlama sonucunda
ilk belirlemelere göre kilisenin yan kapısı, camları ve
tavanı hasar gördü. Patlamanın etkisiyle çevrede bulunan dükkan ve
işyerlerinin camları kırıldı. Polis Basın
Subaylığı’ndan alınan bilgiye göre dün sabah saat 03.30
sıralarında meydana gelen patlamayla ilgili kapsamlı bir
araştırma başlatıldığı ve patlamaya
kilisenin arka tarafına yerleştirilen patalayıcı madde ile
ön tarafa atılan molotof kokteylinin sebep olduğu belirtildi.
YENIDUZEN 28/08/04
'Halkın
hissiyatı!'
Esef
verici bir olay ama Rumlar’ın bu
gelişi basbayağı tahriktir, maksatlıdır. Bizim
insanımız tahrik edilmiştir. Halkın hissiyatına
saygılı olmak gerekir.
Başbakan Mehmet Ali Talat, Rumlar’ın 1-2 Eylül
tarihlerinde ayin yapmasına izin verilen Güzelyurt’taki Ay. Mamma
Kilisi’ne yapılan saldırının terörist bir eylem
olduğunu, bunu gerçekleştirenlerin Kıbrıs Türk
halkını dünyada küçük düşürmeyi hedeflediklerini söyledi. Talat,
“Kıbrıs Türkü’ne yapılabilecek bundan daha büyük kötülük, ihanet
olamaz. Bizi, Kıbrıs Türk halkını, özgür düşünceli
Kıbrıs Türk halkını, özgür ülkemizi eğer karanlık
emelleriyle korkutacaklarını sanıyorlarsa
yanılıyorlar. Hiçbirşey elde edemeyecekler” dedi.
Talat, ayine izin
vermekten vazgeçmenin hükümet açısından son derece
alçaltıcı olacağını kaydetti ve ayin izninden
vazgeçmelerinin söz konusu olmadığını açıkladı.
YENIDUZEN 28/08/04
Ay Mamas'ın yaraları sarılıyor
Güzelyurt'taki
Ay Mamas Kilisesi'ne yönelik bombalı saldırıda meydana gelen
tahribat, yoğun bir çalışmayla giderilmeye
çalışılıyor ve kilise ayine hazırlanıyor.
Başbakan
Mehmet Ali Talat da kilisedeki ayinin yapılacağını, bu
konuda gerekli tedbirlerin alındığını söyledi.
Herhangi bir
sorun olacağını sanmadığını ifade eden
Başbakan Talat, ilgili Rum papazın da ayinin
yapılacağını açıkladığını
anımsattı.
Ay Mamas
Kilisesi'nin 1-2 Eylül tarihinde yapılacak ayine yetiştirilmesi için
Eski Eserler Dairesi'ne ait ekipler çalışmalarını
yoğun bir şekilde sürdürüyor.
Kilisede,
bombanın tesiriyle kırılan camların yerine yenileri
takılırken, tahrip olan diğer bölümlerin de
onarılmasına başlandı.
Tamirat
çalışmalarının pazartesi gününe kadar tamamlanması
hedefleniyor.
Öte yandan,
kilisede ayin için de hazırlıklar devam ediyor. Dün, Ay Mamas
Kilisesi'ne giden bazı Rum görevliler, ayinde kullanılacak yeni
yağdanlıkları yerlerine yerleştirip, ayin
mekanını gözden geçirdiler.
Önceki günkü
bombalı saldırıda tozlanan ve tahta parçaları ile dolan
kilisenin iç kısmı da temizlendi
Neofitu,
kiliseyi ziyaret etti
Tamirat
çalışmaları devam ederken, dün "Omorfo Metropoliti"
Neofitu, Ay Mamas Kilisesi'ne giderek incelemelerde bulundu.
"Omorfo
Metropoliti" Neofitu, basın mensuplarına hiç bir açıklamada
bulunmadan kiliseden ayrıldı.
Neofitu,
"Türk ve Rum tarafında bugüne kadar yaptığı
açıklamalarının saptırıldığı"
gerekçesiyle açıklama yapmadığını söyledi.
Öte yandan,
KKTC'yi tanıtma ve Yaşatma Derneği'nden bir grup Ay Mamas
Kilisesi'nin önünde, içerisinde "vatana sahip çıkılması ile
toplantı ve yürüyüş yapma çağrısı bulunan"
bildirileri dağıttı.
Talat: Ayin
yapılacak. Gerekli tedbirler alındı
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Rumların önceki gün bombalanan Güzelyurt'taki Ay Mamas
Kilisesi'nde ayin yapacaklarını, bu konuda gerekli tedbirlerin
alındığını söyledi.
Başbakan
Talat, bir heyeti kabulü sırasında, Rumların 1-2 Eylül'de ayin
düzenleyeceği Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nin önceki gün
bombalanmasına ilişkin olarak, bombanın türü ve faillerin
belirlenmesi yönünde kendisine bir bilgi ulaşıp
ulaşmadığının sorulması üzerine,
"Bilmiyorum. Hayır. İçişleri bakanımızla
konuşun. Ben hiç ilgilenmedim" dedi.
Ayinin
yapılması yönünde gerekli tedbirleri aldıklarını ve
herhangi bir sorun olacağını sanmadığını
ifade eden Talat, ilgili Rum papazın da ayinin
yapılacağını açıkladığını
anımsattı.
Rum
basının sürekli olarak, "Ayine katılacakların
güvenliklerini sağlayabilecek misiniz?" diye sorduğunu belirten
Başbakan Talat, şunları söyledi:
"Burası
güvenli bir ülkedir ve Kıbrıs Türk halkı da hem demokratik hem
barışçı bir halktır. O yüzden herhangi bir sorun
olmayacağını biliyoruz. Gerekli güvenlik tedbirleri tabii ki
alınmıştır. Ama şunu da söyleyeyim, demokratik
ülkelerde de terörist saldırılar olur. Dünyanın her demokratik
ülkelerinde de olur. O yüzden terörist bir saldırı oldu diye Kuzey
Kıbrıs'taki barışçı havayı, demokratik toplumu
küçük görmek, aşağılamaya çalışmak son derece
yanlıştır. Önemli olan hem hükümet hem Kıbrıs Türk
halkı gayet kararlılıkla bu yapılanları
kınamıştır. Hükümet de üzerine düşen tedbirleri
almaktadır."
Başbakan
Talat, başka bir soru üzerine Kıbrıs'ta görevli BM
Barış Gücü'nün durumunu görüşmek üzere adaya gelen BM heyetiyle
de 1 Eylül'de görüşeceğini bildirdi.
Soyer,
Denktaş ve Eroğlu'nun
açıklamalarını
eleştirdi
CTP Genel
Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, Ay Mama Kilisesi'ne yapılan
saldırıdan sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile UBP
Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun yaptıkları
açıklamaları eleştirdi.
Denktaş ve
Eroğlu'nun açıklamalarının "olayı destekler
niteliğinde" olduğu vurgulayan Soyer, "Denktaş ve
Eroğlu'nun teröre mazeret arayan yaklaşımlarını
şiddetle kınar, Kıbrıs Türk halkının hangi
gerekçeyle olursa olsun terör asla prim vermeyeceğine dönük tutumunun
devam edeceğine inanırız" dedi.
Denktaş ve
Eroğlu'nun halkın hissiyatından söz ettiklerini belirten Soyer,
"Halkın hissiyatını dikkate almaya bu kadar meraklı ve
istekli iseler, 24 Nisan referandumundan sonra % 65'le Kıbrıs Türk
Halkının kendilerinin red ettikleri çözüm belgesini, özgür iradesiyle
kabul etmesinden sonra derhal bulundukları makamlardan istifa etmeleri
gerekmektedir" görüşünü ifade etti.
Ferdi Sabit
Soyer, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
"Güzelyurt'taki
Ay Mamas Kilisesi'ne yapılan bombalı saldırıdan sonra, hem
suçlu, hem güçlü yaklaşımları ile çözüm istemeyen güçler ses
vermeye çalışmaktadırlar.
Yıllardır
Kıbrıs Türk halkın çok yakından
tanıdığı çözüm arzu etmeyen tüm kalemler basında boy
göstermeye çalışmaktadır. Ancak en vahimi
Cumhurbaşkanı Denktaş ile UBP Genel Başkanı Dr
Derviş Eroğlu'nun yaklaşımıdır.
Bu ikili
birbirini kıskanan ama siyaseten de 'yapışık ikiz', yani
'Siyam İkizleri' gibi olduklarını bu son olayda yine
kanıtlamışlardır. Her iki lider de bu bombalı
saldırıyı yapanları düşünceleri ne isterse olsun kesin
olarak kınayacaklarına, bu eylemi haklı kılmaya dönük
açıklamları mazaret adı altında yapmaktadırlar.
Bunlardan
Cumhubaşkanı Denktaş o bölgede yüzlerce şehit ailesi
bulunduğu ve bu etkinliğe izin vermekle hükümetin bunu dikkate
almadığı ve bu olaya sebebiyet verilmesine yol
açttığı iddiasına sarıldı.
UBP Genel
Başkanı Dr Derviş Eroğlu ise yaptığı
açıklamada 'zaman ve zeminin önemli olduğu, hükümetin 'ben
yaptım oldu' anlayışı ile hareket ettiğini ve
halkın hissiyatını dikkate almadığı için
bombalama olayının gerçekleştiğini' söyleyerek hükümeti
eleştiren ve bombalama olayına sözde haklı mahana bulmaya
çalışan bir açıklama yaptı.
Dünya'nın
her tarafında gerçekleştirlen terörün, kendine göre öne sürdüğü
gerekçeler vardır. Ama bu gerekçelerin hiç biri terörü meşru
kılmaz. Teröre dönük meşrutiyeti ancak onun açık veya gizli destekcileri
arar.
11 Eylül'den
sonra tüm dünyada 'İslam terörü' diye öne sürülen ve tüm İslam
camiası ile toplumlarının demokratik taleplerinin bile
değersizleştirilmeye çalışıldığı bir
dönemde yaşıyoruz. İşte bu dönemde Kıbrıs Türk
halkı gibi tüm dünya'nın takdir ettiği bir halkın
demokratik yapısına ve haklı davasına, bir Kiliseye bomba
koyarak darbe vuran terör sahiplerini hiç bir mazaret haklı kılmaz..
Bu yüzden Denktaş ve Eroğlu'nun bu terör olayına dönük
yaklaşımı, terörü sözde haklı mazaretlerle gizlemeye
çalışan ve özendiren bir tutumdur. Bunu şiddetle
kınarız..
Eğer bu
siyasiler yani Denktaş ve Eroğlu, 'Halkın Hissiyatını
dikkate almaya' bu kadar meraklı ve istekli iseler, 24 Nisan
referandumundan sonra %65'le Kıbrıs Türk halkının
kendilerinin red ettikleri çözüm belgesini, özgür iradesi ile kabul etmesinden
sonra, derhal bulundukları makamlardan istifa etmeleri gerekmektedir.
Eğer halkın hissiyatına ve şehit ailelerinin
kararlarına Denktaş ve Eroğlu bu kadar saygılı ise,
aynı insanların 24 Nisan'daki referandumda Güzelyurt bölgesinde
gerçek dışı propagandalara ve devletin açık gizli
baskı uygulamlarına karşın, halkın ezici bir
çoğunlukla 'Evet' demesini saygı ile karşılar ve o günden
sonra susar ve siyaset sahnesinden 'izzet ve ikbal ile' ayrılmasını
bilirlerdi.
Denktaş ve
Eroğlu'nun teröre mazaret arayan yaklaşımlarını
şiddetle kınar, Kıbrıs Türk halkın'nın hangi
gerekçe ile olursa olsun, terör girşimlerine asla prim vermeyeceğine
dönük tutumunun devam edeceğine inanırız.
Denktaş ve
Eroğlu kendi gibi düşünmeyen ezici çoğunluğu, demokrasi
dışı terör eylemleri ile sindireceğini sanan gafillere
haklılık veren bu yaklaşımları ile demokratik
değerlere olan karşıtlıklarını yeniden bir kez
daha kanıtlamış oldular."
GÜÇ-SEN:
Bombalar, çözüm mücadelesini durduramaz
Gümrük
Çalışanları Sendikası (GÜÇ-SEN), Ay Mamas Kilisesi'ne
karşı yapılan bombalı saldırıyı nefretle
kınadı.
GÜÇ-SEN
Başkanı Mehmet Tosun, dün yaptığı yazılı
açıklamada, saldırıyı yapanların Kıbrıs'ta
yaşayan iki toplumun yakınlaşmasını önlemeye çalıştıklarını
belirterek, "Bu bombalar, çözüm ve barışa evet diyen
halkımıza atılmıştır" dedi.
Tosun,
bombalı saldırının, geçmişte yapılan tüm
saldırılar gibi Kıbrıs Türk halkanın barış
yönündeki mücadelesini durduramayacağını vurguladı. Tosun,
halkın barış mücadelesini Kıbrıs'a barış
gelene kadar sürdüreceğini kaydetti.
Kalelioğlu:
Saldırıyı kınıyoruz
Kıbrıs
Adalet Partisi (KAP) Genel Başkanı Oğuz Kalelioğlu,
Rumların Güzelyurt'ta yapacakları ayini onaylamamalarına
rağmen, Ay Mamas Kilisesi'ne yapılan bombalı
saldırıyı tasvip etmediklerini ve
kınadıklarını kaydetti.
Kalelioğlu
yazılı açıklamasında bu tür olayların iç huzuru
bozmaktan başka bir işe yaramadığını
vurgulayarak, "Zaman artık bölünme ve parçalanma zamanı
değil birlik ve dirlik içinde toparlanarak Kıbrıs Türkü'nün
dimdik ayakta durduğunu, devletine ve vatanına sahip
çıktığını dünyaya haykırması gereken
zamandır" dedi.
Açıklamasında
Küçükkaymaklı Anıtı'nda bulunan TC ve KKTC
bayraklarının kimliği belirlenemeyen kişilerce
yakılması olayına da değinen Kalelioğlu, "her
yere bayrak asmanın değil, asılan bayrakların korunup
kollanmasının önemli olduğunu " belirtti.
Dipkarpaz'a Rum
ortaokulu açılması kararının tüm KKTC halkını
derinden yaraladığını söyleyen Kalelioğlu,
"birkaç öğrenci için 25 tane fanatik Rum öğretmenin KKTC'ye
gelerek Türk düşmanlığı ile dolu Rum kitaplarıyla
eğitim vermesi ve buna olanak sağlanması kabul edilemez. KKTC
hükümeti önce kendi çocuklarına sahip çıkarak Dipkarpaz'a Türk
ortaokulu açmalıdır" diye konuştu.
Kalelioğlu,
%10'luk maaş artışından sonra yapılan zamları da
eleştirerek, özellikle akaryakıta yapılan zam oranı ile tüm
kalemlerin otomatik olarak zamlanacağını, yaşam
koşullarının zorlaşacağını kaydederek,
hükümete akaryakıt zammını geri alma çağrısında
bulundu.
Şehitleri
Anma ve Yaşatma Derneği: Gerilimden kaçınılmalı
Şehitleri
Anma ve Yaşatma Derneği, Kıbrıs sorununun geçmekte
olduğu kritik aşamada ve Türkiye'nin AB üyeliği içini
görüşme tarihi almayı beklediği bir zamanda, amacı ne
olursa olsun dini ve tarihi yerlere yönelik yapılan her türlü
saldırıyı kınadı.
Dernek
başkanı Mustafa Gürsoy, yaptığı yazılı
açıklamada, farklı düşüncelere sahip olunması, hükümetin
verdiği kararlara katılmamış olunmasının
şiddete yönelik davranışlarda bulunmanın gerekçesi
olamayacağına dikkat çekti.
Gürsoy, bu tür
tutumların Kıbrıs Türk halkına zarar vermekten başka
bir sonuç vermeyeceğini ifade ederek, başta hükümet ve
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olmak üzere tüm yetkilileri gerekli
önlemleri almaya; farklı siyasi düşüncelere sahip olan tüm kesimleri
de gerilimi tırmandırmaya yönelik davranışlardan
kaçınmaya çağırdı.
LAÜ
Rektörlüğü saldırıyı kınadı
Lefke Avrupa
Üniversitesi (LAÜ) Rektörlüğü de dün yaptığı
açıklamada, Ay Mamas Kilisesi'ne yapılan saldırıyı
kınadı.
Rektörlük
açıklamasında şu görüşlere yer verildi:
"İnsanların din, ırk ve mezheplerini ayırmaksızın dünyada bir arada yaşadığı günümüzde, özellikle bütün dünya devletlerinin gözünün üzerimizde olduğu bu hassas dönemde, kutsal bir yer olan Güzelyurt bölgemizdeki Ay Mamas Kilisesi'ne yapılan hunharca saldırıyı LAÜ olarak kınamaktayız."
KIBRIS 29/08/04
Kıbrıs
Türk halkına verilen sözlerin tutulmasını istiyoruz
Alkan
MUHTAROĞLU
Eylül
ayında Kıbrıslı Türkler adına önemli kararların
alınacağı Avrupa Konseyi toplantısı öncesi, Kamu-Sen
yetkililerinden oluşan bir heyet, dün Güney Kıbrıs'ta bulunan
Avrupa Birliği ve Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin elçiliklerini ziyaret
etti.
Ziyaretlerde,
Kamu-Sen adına genel başkan Mehmet Özkardaş, genel sekreter
Ayşe Bilgehan, genel sekreter yardımcısı Galip Devrim ve
sosyal işler sekreteri Cansel Hıdıroğlu hazır bulundu.
Sabahın
erken saatlerinden itibaren sırasıyla Avrupa Birliği, Amerika
Birleşik Devletleri, Fransa, Rusya ve Almanya elçiliklerini ziyaret eden
heyet, eylül ayında Brüksel'de yapılacak olan Avrupa Konseyi
toplantısı öncesinde elçilik yetkililerine, Kıbrıslı
Türklerin referandumda Annan Planı'na %65 oranında "evet"
oyu kullanmasının ardından, Kıbrıslı Türklerin
izolasyonlardan kurtarılması çağrısını içeren
mektuplar takdim etti.
Kamu-Sen Genel
Başkanı Mehmet Özkardaş, eylül ayında yapılacak olan
Avrupa Konseyi toplantısında, Kıbrıslı Türklerin
izolasyonlardan kurtulması adına önemli kararların
alınacağını ifade ederek, ziyaretlerinin amacının
bu önemli toplantı öncesi lobi çalışması yapmak
olduğunu söyledi.
Özkardaş,
referandumlar öncesi dünya ülkelerinin adanın yeniden birleşmesi için
ortaya konan Annan Planı'na olumsuz yaklaşan tarafın
cezalandırılacağı, olumlu yaklaşan tarafın ise
ödüllendirileceği sözleri verildiğini anımsatarak, elçiliklere
gerçekleştirdikleri ziyaretlerle birlikte Kıbrıslı
Türklerin "evet" oyundan dolayı
cezalandırılmasını değil ödüllendirilmesi
gereğinin altını çizmeye çalıştıklarını
belirtti.
Kamu-Sen Genel
Başkanı Mehmet Özkardaş, sendika olarak beklentilerinin iki
eşit devlet olarak Kıbrıs adasının Avrupa
Birliği'ndeki yerini alması olduğunu ifade ederek, Avrupa
Konseyi toplantısı öncesi, toplantıda Kıbrıslı
Türklerin lehine kararlar alınması adına Kamu-Sen'in lobi
çalışmalarını sürdüreceğini söyledi.
Kamu-Sen
heyetinin Avrupa Birliği elçiliği ve Güvenlik Konseyi üyesi ülke
elçiliklerine verdiği mektubun tam metni şöyle:
"Ekselansları,
Kıbrıs'ta
kapsamlı bir çözümü öngören BM planı AB'nin ve tüm dünyanın
desteğini almasına rağmen Rum liderliğinin bağnaz ve
şövenist yaklaşımı sonucu Rum halkınca ret
edilmiştir. Plan bizim açımızdan da bazı riskler
taşımasına rağmen, Kıbrıs Türk halkının
dünyayla bütünleşme istenci, kalıcı barışa ulaşma
ve AB'ye sorunsuz siyasi eşitliğe dayalı iki ortak devletten
oluşan yeni bir Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olarak girme
arzusu sonucu %65 gibi büyük bir oranda evet denmiştir.
Ekselansları,
referandum öncesi Kıbrıs Türk halkına verilen sözlerin yerine
getirilmesini istiyoruz. BM Genel Sekreteri Sayın Annan'ın da
belirttiği gibi artık anlamsız ve gereksiz olan ambargolar son
bulmalıdır. Rumların 'hayır'ı yüzünden dünyadan tecrit
edilmemiz, ürettiklerimizi satamamamız, serbest ticaret ve seyahat
yapamamamız çağdaş dünyanın ayıbıdır ve
insan haklarının ihlalidir.
Kıbrıs
Türkü dünya ile bütünleşmeyi ve çözümü istemektedir. Bunun da
gerçekleşmesi tüm dünyanın makul ve ılımlı
bulduğu son Annan Planı'nı dahi ret eden Rum tarafına her
isteğinin olmayacağını göstererek, Kıbrıs Türkü'nün
ekonomisini canlandırarak tüm ambargoların kaldırılarak
Kuzey Kıbrıs hava ve deniz limanlarının serbest
ulaşım ve ticarete açılması ile gerçekleşebilir. Aksi
durumda Rum liderliği ve onun öncülüğündeki şövenistlerin
istediği olacaktır. Yani adanın bölünmüşlüğü
kalıcılaşacaktır.
Ekselansları,
bu bağlamda eylül ayında Brüksel'de toplanacak olan AB Konseyi'nde
görüşülecek olan Kuzey Kıbrıs'a ambargoların
kaldırılmasını öngören Serbest Ticaret Tüzüğü'nün AB
Komisyonu'ndan geçtiği şekliyle onaylanması konusundaki çabalarınız
Kıbrıs'ta çözümü hızlandıracak ve katkı
sağlayacaktır.
Saygılarımla
Genel
Başkan
Mehmet
Özkardaş
KIBRIS 28/08/04
İkinci Louizidu davası perşembe günü
30 Ağustos, 2004 18:31:00 (TSİ) CNN
TURK
Türkiye
perşembe günü, Kıbrıs'la ilgili Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nde görülecek ikinci bir davaya hazırlanıyor.
Dava, ikinci Louizidu vakası diye niteleniyor.
Titina Louizidu adlı Rum kadın geçtiğimiz yıl Girne'deki
evini kullanamadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin (AİHM) kararıyla Türkiye'den 1.1 milyon euro tazminat
almıştı.
Türkiye, bu defa Maraş'taki evini kullanamadığı
gerekçesiyle tazminat isteyen bir başka Rum kadının
açtığı davada yargılanacak.
Türk Dışişleri Bakanlığı, Rum Mira Ksenidi
Aresti'nin, Maraş'taki evini kullanamadığı gerekçesiyle
açtığı davayla ilgili olarak, 20 ağustosta AİHM'e 72
maddelik bir savunma gönderdi.
Bakanlık mahkemede, Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye'ye değil,
KKTC'ye ait olduğunu ve davacı olarak Türkiye'nin kabul
edilemeyeceği görüşünü savunacak.
Rum Fileleftheros gazetesi, Türkiye'nin AİHM'e gönderdiği belgeyi
yayımladı ve Ankara'nın Rumların açtığı
tazminat davalarının KKTC'de kurulan mülkiyet komisyonuna
gönderilmesini istediğini belirtti.
KKTC'nin
ilk kez mahkeme tarafından tanınması
Mahkeme, tazminat davalarını Türkiye'nin istediği gibi KKTC'de
30 haziran 2003'te kurulan mülkiyet komisyonuna gönderirse, KKTC ilk kez
mahkeme tarafından tanınmış olacak.
Böylece Türkiye doğrudan Rumların açtığı tazminat
davalarından kurtulacak.
Rumların ise, AİHM'in KKTC mülkiyet tazmin kurulunu tanısa bile
yüzlerce tazminat davasının bu kurulun kurulmasından önce
başvurduğunu savunması bekleniyor.
Necatigil
başkanlığındaki 10 kişilik bir hukukçu grubu
Mahkemede Türkiye'yi Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın
danışmanlarından KKTC eski Başsavcısı Zaim
Necatigil başkanlığındaki 10 kişilik bir hukukçu grubu
savunacak. Necatigil, Loizidu davasında da Türkiye'ye savunmuştu.
Davayı açan Rum kadın Aresti de önde gelen Rum hukukçular
tarafından temsil edilecek.
Aresti'nin kocası Georgios Aresti de, Lahey Adalet Divanı ikinci
daire hakimi ve Rum kesiminin temsilcisi.
Ekin
Girne'ye vardı
Emekli SAT Komandosu Namık Ekin (62), 30 Ağustos Zafer Bayramı anısına Anamur'dan Girne'ye sualtından yüzerek geldi. Ekin, dün sabah saatlerinde Anamur'dan başladığı rekor yüzüşünü Girne'de tamamladı.
Emekli SAT
Komandosu Namık Ekin'i, Girne Marinası'nda KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC Güvenlik Kuvvetleri
Komutanı Tugğeneral Tevfik Özkılıç ile diğer
yetkililer ve vatandaşlar karşıladı.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Ekin'e kupa verdi.
Cumhurbaşkanı
Denktaş, Ekin'in sualtından yüzerek Anamur'dan KKTC'ye gelişini
“büyük bir olay” olarak niteledi.
Denktaş,
“Rum bizi keserken bağırıyordunuz Anadolu'dan; 'yüzerek geliriz
ha' diye. Ve geldiniz. Tekrar hoş geldiniz. Gurur duyduk” diye
konuştu.
Namık
Ekin'in Kıbrıs Barış Harekatı'nda da komando olarak
görev yaptığına işaret eden Denktaş, “Gururla rekor
kırarak aramıza karışıyor. Kendisine sağlık
afiyet diliyoruz. En içten duygularla bütün halkım adına kutluyorum”
dedi.
Guinness
Rekorlar Kitabı Türkiye Temsilcisi Prof. Dr. Orhan Kural da Namık
Ekin'in tam 28 saat sualtında kaldığını ve 57
kilometrelik yol aldığını belirterek, bunun bir rekor
olması için müracaat edeceklerini söyledi.
Namık
Ekin'in 62 yaşında yaptığı cesaretten dolayı
alkışladığını ifade eden Orhan Kural şöyle
devam etti:
“İnanıyorum
ki Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin adını
altın harflerle Guinness'e yazdıracaktır. Ekip olarak oldukça
zorlu bir gece geçirdik, gerek fırtına, gerek ekibin zorlanması,
gerek hocamızın biraz zorlanması. Fakat kendisi son dakikaya
rağmen ısrarla devam etti. İnanıyorum ki bu bir rekor
olarak kabul edilecektir. Ben raporları hazırlayacağım ve
Guinness'e perşembe günü postalayacağım.”
Emekli SAT
Komandosu Namık Ekin ise faaliyetini omurilik felçlileri yararına
yaptığını belirterek, işadamlarını, engelli
vatandaşlara yardımcı olmaya çağırdı.
Şişli
Sualtı Sporları Kulübü ile birlikte
çalıştığını anlatan Ekin, “Olayın
görüntüsüyüm. Aslında bu olayda gizli kahramanlar var. Onların
hepsine teşekkür ediyorum... Bu 8 aylık bir çalışmanın
ürünü” dedi.
Namık Ekin,
gelecek yıl Nisan veya Mayıs ayında da yine omurilik felçlileri
yararına bir havuzda kalacağını ve havuzda 3 gün 4 gece
yaşam mücadelesi vereceğini açıkladı. Ekin, uzmanların
buna “intihar dalışı” dediğine işaret ederek, bu
dalışı da başaracağına
inandığını söyledi.
Gazetecilerin
sorularını da yanıtlayan Ekin, rekor yüzmeyi
gerçekleştirirken sponsor bulmada zorlandıklarını
anlatarak, KKTC'nin tanıtımıma katkıda bulunmak için
Girne'ye geldiğini kaydetti.
KÖPEK
BALIKLARI BİR METRE YAKININDA
Yüzme
sırasında bir tehlikeyle karşılaşıp kafese girme
durumunun olup olmadığı sorusuna Namık Ekin, bir kere hava
gelmediğini ve yanında yüzen balık adamların tüpünü
aldığını belirterek, iki kere de çok büyük köpek balıklarının
bir metre yakınında dolaştığını ve o
sırada kafese girdiğini söyledi.
Ekin,
havanın çok kötü olduğunu ve ekipte bir kişi hariç, kendisi de
dahil herkesin kustuğunu belirtti.
Namık Ekin,
daha sonra, Girne Marinası'nda hazır bekletilen bir ambulansta
sağlık kontrolünden geçirildi ve sağlık durumunun gayet iyi
olduğu belirtildi.
(aa)
HURRIYET
30/08/04
Talat:
Rumlar gibi gücümüz yok
30/08/2004
RADIKAL
AA - LEFKOŞA - KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat, tecridin kaldırılması
yolunda kazanabileceklerinin Rumlar gibi mevcut yasal çerçeveyi
değiştirecek güçte olmayabileceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın referandum öncesi Batı
tarafından
'kandırıldığı' iddiasına yanıt veren Talat,
şöyle dedi: "Batı bize somut olarak şunu
yapacağız diye taahhüt vermedi. Denktaş beye vermişse bir
görelim, kim nasıl verdi? Batı'nın söylediği
açıktı; uluslararası toplumla olan kazanır, karşı
olan kaybeder. Türk tarafının kazanması, Rum tarafının
kaybetmesi gerekiyordu. Ama bu yasal bu çerçeve içinde ne kazanabiliriz
bilmiyorum. Kazandıklarımız, Rumlar gibi bu yasal çerçeveyi
değiştirebilecek güçte olamaz gibi görünüyor."
'Öyle Türk yoktur'
Sorumluluğun yıllardır yanlış politikaları
sürdürenlerde olduğunu belirten Talat, AB'nin eylülde ele
alacağı ve KKTC limanlarını dünyaya açan Serbest Ticaret
Tüzüğü'nün çıkacağından da emin
olmadıklarını belirtti. KKTC Başbakanı, Rumların
artık kendisine sıcak bakmadığı eleştirisi için,
"Rumlar için en iyi Türk, kendileri gibi düşünen Türk'tür. Böyle Türk
de yoktur" dedi. Talat, nisandaki cumhurbaşkanlığı
seçimi için adaylığına ise partisinin karar vereceğini
belirtti.
Ay Mamas
ayinine katılıyorlar
RUM
POLİSİ KIRMIZI ALARMDA... Ay Mamas Kilisesi'ne geçtiğimiz cuma
günü düzenlenen bombalı saldırıdan sonra Rum polisi de
kırmızı alarma girdi. Rum polisi, aşırı
milliyetçilerin güneydeki camilere saldırma
olasılığına karşı önlem alırken,
barikatlardaki denetimlerini de artırdı
Sözde Omorfo
(Güzelyurt) Belediye Meclisi, geçtiğimiz cuma günü bombalanan
Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde 1-2 Eylül'de yapılacak ayine
katılacağını açıkladı. Sözde Omorfo Belediye
Meclisi üyeleri, daha önce ayine katılmama kararını geri alarak,
ayine katılma karı aldı ve Rum halkına ayine katılma
çağrısı yaptı.
Ay Mamas
Kilisesi'ne bombalı saldırıdan sonra Rum polisi de
kırmızı alarma girdi. Rum polisi, aşırı
milliyetçilerin Güneydeki camilere saldırma
olasılığına karşı önlem alırken,
barikatlardaki denetimlerini de artırdı.
Fileleftheros
gazetesine göre, sözde Omorfo Belediye Meclisi, ayine katılma kararı
öncesinde ayini organize edenler ile "belediye meclisi" üyeleri
arasında yoğun kulisler yapıldı ve etkinliğin tamamen
dini etkinlik olacağının vurgulanmasıyla karar
değişikliğine katkı koydular. Yeni karara göre ayine sözde
"Omorfo Belediye Başkanı" Haralambos Bittas ve
"belediye meclis üyeleri" de katılacak. Sözde "Omorfo
Belediyesi, kilisenin kuzeyde bulunması nedeniyle ayine katılacak
Rumların, güvenlik bakımından kendi sorumlulukları
altında katılacaklarını" da bildirdi.
Ay Mamas'a
bombalı saldırıyı da kınayan sözde "belediye
meclisi", bu tür girişimlerin yeniden birleşme ve
Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin bir arada
yaşamasına katkı koymadığını belirtti.
Simerini, Rum
Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Theodoru'nun açıklamasına yer
verdi. Theodoru "Hiç kimseye Omorfo'ya gitmesini veya gitmemesini tavsiye
etmem" dedi.
Gazete, Rum
Yönetimi'nin sözde "işgal" nedeniyle Ay Mamas'a gidecek
Rumların güvenliğini sağlayamadığını,
KKTC'de hiçbir yetkisi olmayan Barış Gücü'nden ise yardım
istediğini de yazdı.
Gazete,
bombalı saldırıyı kınayan Rum milletvekillerinin
açıklamalarına da yer verdi.
AKEL
Milletvekili Hristos Mavrokordatos "Bombalı saldırı geride
birçok soru işareti bırakıyor. Sayın Talat'ın konuyu
derinliğine soruşturması ve saldırının
arkasında kimlerin bulunduğunu çıkarması gerekir" diye
konuştu.
DİSİ
Milletvekili Andreas Papapoliviu bombalı saldırıyı
kınadı, bunun "aşırı milliyetçi ve beyinsiz
unsurların" Rumların milli ve dini duygularına
saldırısını teşkil ettiğini söyledi, Omorfo
kökenli Rumlara ayine katılma çağrısında bulundu.
DİKO
Milletvekili Nikos Pittokopitis bombalı saldırı yanında
Keti Klerides'in açıklamalarını da kınadı.
Pittokopitis "Keti Klerides sömürgecilerin kalbi Kıbrıs'ta atar
ve Kıbrıs onların da vatanıdır demeye devam ederse,
savaş suçu sorumluluğundan Türkiye'yi arındırır"
iddiasında bulundu.
Gazete,
bombalı saldırı yanında, Güzelyurt'ta ayin düzenleme
konusundaki tavrı nedeniyle sözde "Omorfo Metropoliti"
Neofitos'un durumunun 10 Eylül'de toplanacak Sen Sinod Meclisi'nde ele alınacağını
yazdı.
Gazeteye göre,
sözde "Girne Metropoliti" Pavlos gazeteye açıklamasında,
KKTC makamlarıyla işbirliği yaptığı gerekçesiyle
Neofitos'u kınadı. "Ay Mamas'ta ayin yönetmesinin Rumların
dini duygularını istismar anlamı
taşıdığını ve referandumda Rumların
çoğunluğunun kararının altını oymak
olduğunu" söyledi.
Bu arada
Politis sözde "Omorfo Belediye Başkanı" Haralambos
Bittas'la yapılan söyleşiye yer verdi. Pittas "İşgal
altında bulunan bir kilisede kabul edilmez koşullarda da olsa ayin
yapılmasını anlayışla karşılıyorum.
Fakat bir şey daha var. Biz devletiz ve bunu göz bebeğimiz gibi
korumalıyız. Herhangi bir girişimden hükümeti de bilgili
kılmalıyız. Sorunlar ve oldubittiler oluşturulmamalıdır"
diye konuştu.
Kıbrıslı
Türklerle yeniden yakınlaşmaya karşı
olmadığını savunan Pittas şunları da söyledi:
"Gerçek
bir yeniden yakınlaşmayı destekliyorum. Dıştan
yabancı çıkarların ileriye götürdüğü
konserveleştirilmiş bir yeniden yakınlaşmaya ise
'hayır' diyorum. Çok kez söyledim ve tekrar ediyorum;
Kıbrıslı Türkler ile birlikte yaşamak zorundayız ve
çözümün ertesi günü için bir hazırlık olmalıdır. Bu
işler bir günde olmaz."
Mahi ise sözde
"Özgür Girne" Derneği'nin açıklamasına yer verdi. Söz
konusu dernek, KKTC'yi ziyaret eden Rum vatandaşları, parti
başkanları ve metropolitleri ağır bir dille eleştirdi,
"sahte devlete siyasi varlık tanıdıkları için utanç
duymaları gerektiğini" savundu. Dernek KKTC'yle her türlü
alış veriş ve ziyaretlere bir son vermesi için Rum yönetimine
çağrıda da bulundu.
Rum polisi
kırmızı alarmda
Güzelyurt Ay
Mamas Kilisesi'ne bombalı saldırıdan sonra Rum polisinin
kırmızı alarma girdiği bildirildi.
Fileleftheros,
Polis Genel Müdürlüğü'nde gerçekleştirilen üç saatlik
toplantıdan sonra "aşırı milliyetçi"
unsurların yeni saldırılar gerçekleştirmesi
endişelerinin varlığı nedeniyle Rum polisinin iki cephede
hareket etme kararı aldığını yazdı.
Gazeteye göre
Polis Genel Müdürlüğü durumu iyice inceledikten sonra KKTC'deki
"aşırı unsurların güneyde sabotajlar
gerçekleştirebileceği cihetle" Güney Kıbrıs'taki
camilerde güvenlik önlemlerini artırdı, barikatlardaki denetimleri
ise yoğunlaştırdı.
Haberde, Rum
polisini geçmişte epeyi meşgul eden kişilerin araçlarında
çok sıkı denetimler yapılacağı,
Kıbrıslı Türklerin de sıkı kontrollerden
geçirileceği de belirtildi.
Gazete, sözde
"Omorfo Metropoliti" Neofitios'un önceki gün KKTC'ye geçerek Ay Mamas
Kilisesi'ne gittiğini ve bombalı saldırıyla ilgili zarar
tespitinde bulunduğunu da yazdı.
Mahi haberi
"Polis Özgür Bölgelerde Saldırılar Bekliyor..."
başlığıyla yansıttı.
Polisin
"KKTC'deki aşırı milliyetçi unsurların" Güney
Kıbrıs'ta da eyleme hazırlandığıyla ilgili
bilgiler üzerine alarma girdiğini ve 2 Eylül'deki Ay Mamas Yortusu'na
kadar artırılmış önlemlerini hem Güney Kıbrıs'ta
hem de ateşkes hattında sürdüreceğini vurguladı.
KIBRIS 30/08/04
"Engelli
eylül yolu"
Eylül
ayında meydana gelecek olan gelişmelerin seyrinin ve
sonuçlarının, Kıbrıs sorununda çok şeyi
belirleyeceği için Rum ve Yunan hükümetlerinin, eylül ayında
olmasını bekledikleri açık cepheleri göğüsleyebilmek için
"savaş düzeninde" bulundukları bildirildi.
Fileleftheros
"Mülkler Konusunda Ateş-Dosyalar -BM ve AB'ye, İşgal
Bölgelerindeki İnşaat Patlamasına İlişkin Bulgular
Sunulacak -Kıbrıs Mahkemelerinde, Kanunsuzluk Yapanlara
Karşı Davalar" başlığıyla manşetten
verdiği haberinde, Rum yönetiminin gerek BM'ye gerek AB'ye, KKTC'deki eski
Rum mallarının "istismar edilmesine" ilişkin bulgular
içeren dosyalar sunacağını yazdı. Gazete, eylül ayı
içinde tamamlanacak olan bulguların, "malların istismar
boyutları ve yabancı özel şahısların bu alış
verişlere karışmalarıyla ilgili"
olacağını ve bu bulguların hazırlanması için Rum
Hukuk Dairesi'nin, Rum Tapu ve Kadastro Dairesi'nin ve Rum Haber Alma
Birimi'nin (KİP) çalışmakta olduğunu kaydetti.
Rum daimi temsilcilerin
halen gerek Brüksel'de gerek New York'ta sözlü protestoda bulunmakta
olduklarına işaret edilen haberde, Rum yönetiminin KKTC'deki
inşaat patlamasını, Türk tarafının sadece diplomatik
düzeyde değil hukuki düzeyde de kullanacağı siyasi planlamasına
bağladığını kaydetti
Gazeteye göre
Rum yönetimi diplomatik düzeyde; bu konuyu Türkiye'nin AB'den beklentileriyle
(AB'la üyelik müzakerelerine başlama tarihi verilmesi)
bağlantılı kılacak. Rum yönetimi hali hazırda,
çeşitli taraflara, mülkler konusunda özellikle ısrar edeceğini
ve üçüncü taraflardan da tepki gelmesi gerektiğini iletti.
Gazete
diplomatik bir kaynağın, üçüncü taraflardan gelmesi istenen
tepkilerle ilgili olarak Fileleftheros'a verdiği örneğin,
"UNFICYP'in KKTC'deki inşaat patlamasının boyutlarını
saptaması ve Türk tarafına müdahale etmesi" şeklinde
olduğunu belirtti.
Habere göre
hukuk alanında ise Rum yönetiminin, KKTC'deki eski Rum mallarından
satın alan veya bu alım-satımlarda aracılık yapan
Avrupa vatandaşlarını kovuşturmasına olanak tanıyacak
prosedürler üzerinde çalışıyor. Bu prosedürlerin, Rum
mahkemelerinde de uygulanabileceği de kaydediliyor.
Fileleftheros
"Eylül Ayı Lefkoşa İçin AB ve BM'de Engelli Yol -Açık
Cephelerdeki Sonuçlar Yeni Taktiği de Belirleyecek -Bu Savaşlar
Kıbrıs Sorununda Çok Şeyi Belirleyecek" başlık ve
spotlarıyla yansıttığı haberinde, diplomatik
kaynaklarına dayanarak özetle şunları yazdı:
"Elen
tarafı nahoş gelişmeleri engellemeyi başaramazsa, yeniden
planlama ve taktik değişikliğine gidilecek. Lefkoşa, AB,
Avrupa Mahkemesi ve BM'deki savaşlardan sağlam çıkarsa, o zaman
Başkan Papadopulos siyasi partilerin ve ulusal konseyin
karşısına bugün izlemekte olduğu aynı taktikle
çıkacak.
Bu
haftanın başlarından itibaren, eylül ayında Lefkoşa,
işgal bölgeleriyle direkt ticaretin başlamasına ilişkin
tüzüklerin ileri götürülmesi konusunda Avrupa Birliği'nde, mülkler
konusundaki duruşmada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde
(AİHM) ve Kıbrıs'ta görev yapmakta olan Barış Gücü'nün
statüsü konusunda BM'de savaş verecek.
İşgal
bölgeleriyle direkt ticaretin başlaması tüzükleri konusunda
İngiltere ve Avrupa Komisyonu yetkilileri, Kıbrıs hükümetini
by-pass etmeye çalışıyorlar. Avrupa Komisyonu'nun Hukuk Bürosu
ise buna katılmıyor. Gerçekte, işgal bölgelerindeki hava ve
deniz limanlarını, Kıbrıs hükümetinin rızasıyla
açmak istiyorlar. Lefkoşa, ticaret konusunda hukuki ve siyasi itirazlar
ortaya koydu ancak Maraş konusunu önermeye çalışacağı
da açıktır. Bu aşamada Türk tarafında, konuyu
görüşmeye zemin bulunmuyor. Ancak bilgi sahibi kaynaklar; Ankara'da bunun
düşünülmeye başlandığı ve işgal bölgeleriyle
direkt ticaretin başlaması için bunun dışında
başka bir yol olmamasının muhtemel olduğunu söylüyor.
Bilindiği
üzere Lefkoşa'nın önerisi, Mağusa Limanı'nın ortak
kullanılması ve kapalı Maraş'ın yasal sakinlerine
açılmasından ibarettir. Ancak Lefkoşa, limanın ya ticaret
odaları (Kıbrıs Türk ve Rum) ya da merkezi Selanik'te bulunan
Balkanların Yeniden Düzenlenmesi Örgütü'nün idaresinde olmasını
öneriyor.
Lefkoşa'yı
endişelendiren şey, by-pass edilmeye çalışılıyor
olmasının yanında; mülkler konusudur. Avrupalıların,
Kıbrıslı Türklere mali yardım
aracılığıyla, Kıbrıs Rum mallarına
yatırım yapmalarıdır.
BM Güvenlik
Konseyi düzeyinde ise genel sekreter, referandumlar sonrasında da
UNFICYP'le ve özellikle UNFICYP'in statüsüyle, personel sayısı ve
görev yönergesiyle ilgili rapor sunacak. BM'nin dört uzmanının,
adadaki Barış Gücü ile ilgili durumu yerinde görmek üzere bu hafta
sonu adaya gelmesi bekleniyor. Kıbrıs için en kötü gelişme,
UNFICYP personel sayısının daha da azaltılması ve bir
polis birliği haline getirilmesidir. Bu, UNFICYP'in görev yönergesinin ve
Kıbrıs sorununa yaklaşımı ile göğüsleme
yönteminin değişmesi anlamına gelecek. Böyle bir durumda
Kıbrıs sorunu, uluslararası bir sorun olarak değil, ülkenin
iç sorunu olarak algılanacak.
AİHM 2
Eylül'de Türkiye'nin, Kıbrıslı Rumların, işgal
bölgelerinde bulunan malları için AİHM'ye
başvurularını etkisiz hale getirmek amacıyla sahte devletin
kurduğu sözde Mal Tazmin Komisyonu'nun yasallığı konusundaki
talebini görüşecek. Powell'ın Atina ziyaretini ertelemesi, eylül
ayında New York'ta BM Genel Kurulu çerçevesinde yapılacak temaslarla
ilgili olarak Amerikan niyetleri hakkında faydalı
çıkarımlar yapılmasını da erteledi. Gelişmelerin
odak noktasında, müzakerelerin yeniden başlaması veya
Kıbrıs sorununda inisiyatifler bulunmadığı
açıktır. Böyle bir perspektif, ya Türkiye'ye AB ile üyelik
müzakerelerine başlama tarihi verilmesine ilişkin kararın
alınacağı aralık ayında, ya da 2005'te olacak.
Amerikalıları öncelikli olarak ilgilendiren şey, AB ile üyelik
müzakerelerine başlama tarihi verilmesi konusundaki Türk talebini tatmin
etmektir."
Aynı
gazete, "Kıbrıs Vetosu Baş Ağrısı"
başlıklı başka bir haberinde, Güney
Kıbrıs'ın, Türkiye'ye AB ile üyelik müzakerelerine başlama
tarihi verilmesine ilişkin kararın alınacağı
aralık ayında takınacağı tavrın Washington'a
baş ağrısı olduğunu yazdı, özetle
şunları kaydetti:
"Lefkoşa,
taktik icabı, AB'de veto hakkını kullanma
olasılığını açık bırakıyor. Başkan
Papadopulos, Lefkoşa'nın herhangi bir konuda, çantada keklik olarak
görülmesini arzu etmiyor, ancak ülkenin büyüklüğünü ve
olanaklarını biliyor. Lefkoşa, Kıbrıs
başkanı aracılığıyla, Türkiye'nin üyelik sürecine
veto kullanmak istemediğine işaret ediyor, ancak Türkiye'nin aday
ülke olmasına 'evet' dediğini, fakat hemen peşinden bu hedefine
varabilmesi için Türkiye'nin Avrupa normlarının şart ve
kurallarına uygun davranması, Kıbrıs'taki
ayrılıkçı meyilleri kalıcılaştıracak taktik
ve politikalar kullanmaması gerektiğini söylüyor. Edindiğimiz
bilgilere göre Lefkoşa, Türkiye'ye üyelik müzakerelerine başlama
tarihi verilmesinin bizim çıkarımıza olduğunu ve sadece bu
süreç içinde çözüm yönünde adımlar atılabileceğini düşünüyor.
Ancak Türkiye'nin tavrı da pek çok soru işareti yaratıyor."
Politis haberi
"Mülkler İçin Büyük Perşembe -AİHM'nin Kıbrıs Rum
Malları Konusundaki En Kritik Toplantısı -Perşembe Günü
Avrupa Mahkemesi'nde Kıbrıs Rum Mallarının Kaderi
Belirleniyor -Tasos'un Kıbrıs Sorunundaki Politikasının
İtibarı Sınanıyor" başlık ve
spotlarıyla manşete çıkardı ve AİHM'de
gerçekleşecek duruşmada, eski Rum mallarının kaderiyle
birlikte, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un izlemekte
olduğu Kıbrıs politikasının itibarının da
sınanacağı yorumunu yaptı.
Gazete Rum
yönetimi tarafından hazırlanan dosyanın, AİHM'nin taraflara
sorduğu üç soruya ve özellikle Mal Tazmin Komisyonu'nun statüsüne
ilişkin yanıtlar içerdiğini yazdı ve Rum
Başsavcılığı'nın AİHM'ye, Mal Tazmin
Komisyonu üyesi Kıbrıslı Türklerle ve 7 üyeden 6'sının
KKTC'deki eski Rum malı kullanmakta olduğuna ilişkin bilgi
gönderdiğini belirtti.
Alithia,
"İşgal Altındaki Mallarla İlgili İki
Bilirkişi Raporuyla AİHM'ye" başlığını
kullandı.
Haravgi,
AİHM'deki Rum Yargıç Lukis Lukaidis'in bu gazeteye
yaptığı açıklamada; 24 Nisan'daki referandumlarda Rum
tarafının Annan Planı'nı reddetmesinin "Türkiye'nin ne
Kıbrıs'ın bir bölümündeki işgalini ne de insan hakları
ihlallerini yasallaştırır" iddiasında bulunduğunu
yazdı ve Rumların AİHM'ye başvurmadan önce tüketmeleri
gereken bir iç yargı imkanı olarak KKTC tarafından kurulan Mal
Tazmin Komisyonu'nun "yasadışı olduğunu"
savunduğunu haber verdi.
KIBRIS 30/08/04
Serbest
Ticaret Tüzüğü'nü şiddetle istiyoruz
|
BİZİM
İÇİN SON DERECE ÖNEMLİ... AB'de eylül ayında ele
alınacak Serbest Ticaret Tüzüğü ile mali tüzüğün geçmesinden
umutlu olup olmadığı sorusuna Talat, "Mali tüzük geçecek
gibi görünüyor ama Serbest Ticaret Tüzüğü'nden çok fazla emin
değiliz" dedi. Talat, Rumların Serbest Ticaret Tüzüğü'ne
şiddetle karşı çıktığını
hatırlatarak, "Ama biz de şiddetle istiyoruz. Çünkü bu tüzük
bizim için son derece önemli" diye konuştu REFERANDUM
ÖNCESİ BATININ TAAHHÜDÜ YOK... Talat, batı ülkelerinin referandum
öncesinde kendisine somut bir taahhüt vermediğini söyleyerek, KKTC
olarak bundan sonra kazanabileceklerinin Rumlarınki gibi mevcut yasal
çerçeveyi değiştirebilecek güçte olmayabileceğini kaydetti.
Talat, bunun sorumluluğunun da kendisinde veya dünyada
olmadığını ifade ederek, "Kimse kusura bakmasın,
bunun da sorumluluğu bugüne kadar yanlış olan politikaları
sürdürenlerdir" dedi ADAYLIĞIMA
PARTİ KARAR VERİR... Nisan ayında yapılacak
cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
adaylığını koyup koymayacağı sorusuna temkinli
yanıt veren Başbakan Mehmet Ali Talat, şunları kaydetti:
"Samimi söylüyorum, buna parti karar verir. Cumhuriyetçi Türk
Partisi'nde hep böyle oldu. Benim bir görüşüm olacak tabii, ama şu
anda oluşmuş bir görüşüm yok." Başbakan Talat,
cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağı konusunun
yakın bir zamanda belli olacağını da belirtti Başbakan
Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda sıcak gelişmelere gebe
eylül ayında hız kazanacak diplomatik mücadele öncesinde önemli
açıklamalar yaptı. Başbakan
Talat, Rum tarafının şiddetle karşı
çıktığı Serbest Ticaret Tüzüğü'nü Türk
tarafının şiddetle istediğini vurguladı. AB'de eylül
ayında ele alınacak serbest ticaret tüzüğü ile mali
tüzüğün geçmesinden umutlu olup olmadığı sorusuna Talat,
"Mali tüzük geçecek gibi görünüyor ama Serbest Ticaret Tüzüğü'nden
çok fazla emin değiliz" dedi. Talat, Rumların Serbest Ticaret Tüzüğü'ne
şiddetle karşı çıktığını
hatırlatarak, "Ama biz de şiddetle istiyoruz. Çünkü bu tüzük
bizim için son derece önemli" diye konuştu. Başbakan
Mehmet Ali Talat, AA'ya verdiği demeçte, Batı ülkelerinin
referandum öncesinde kendisine somut bir taahhüt vermediğini belirterek,
KKTC olarak bundan sonra kazanabileceklerinin Rumlarınki gibi mevcut
yasal çerçeveyi değiştirebilecek güçte olmayabileceğini
kaydetti. Talat,
eylülde Kıbrıs'a ilişkin hız kazanacak diplomatik
mücadele öncesinde AA'nın sorularını yanıtlayarak,
Rumların kendisine bakışı ve
cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi konulara ilişkin
görüşlerini açıkladı.
Sorumlusu biz
değiliz Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ın Talat'ın referandum öncesinde
"kandırıldığına" yönelik
açıklamasının hatırlatılması üzerine Talat
şunları söyledi: "Batı
bize somut olarak şunu yapacağız diye bir taahhüt vermedi,
bana vermedi. Denktaş Bey'e vermişse bir görelim, kim yazdı,
nasıl verdi, hangi şartlarda, hangi büyük diplomat verdi.
Hayır. Batının söylediği açıktı; uluslararası
toplumla birlikte olan kazanır, uluslararası topluma
karşı olan kaybeder. Rum tarafı karşıydı, Türk
tarafı taraftardı. Türk tarafının kazanması, Rum
tarafının kaybetmesi gerekiyordu. Ama yasal çerçeve orada, bu
çerçevenin içinde ne kazanabiliriz bilmiyorum. Bu yasal çerçevenin içinde
ancak kazanabileceklerimizi kazanabiliriz. Bizim
kazandıklarımız, Rumlarınki gibi bu yasal çerçeveyi
değiştirebilecek güçte olamaz gibi görünüyor." Talat, bunun
sorumluluğunun da kendisinde veya dünyada olmadığını
söyleyerek, "Kimse kusura bakmasın, bunun da sorumluluğu
bugüne kadar yanlış olan politikaları sürdürenlerdir"
dedi. İsviçre'de
Bürgenstock'daki görüşmelerden önce "hiç müzakere
yapılmadığını" da söyleyen Talat, şöyle
konuştu: "Eğer
müzakere etseydik o zaman da kazanırdık. Kopenhag Zirvesi
öncesindeki Annan Planı'nda bulunan referandum sorusu
farklıydı. Diyordu ki kuruluş anlaşması, garanti ve
ittifak anlaşmaları ve Kıbrıs'ın
AB üyeliğini kabul ediyor musun? Ve yanıt 'evet' ya da
'hayır'. 'Hayır' derse Rumlar AB'ye giremezdi. Ama Kopenhag'da
(Kıbrıs AB'ye girdi) kararı alınınca bu soru
değişti." Eylülle
başlayan dönem AB'de eylül
ayında ele alınacak serbest ticaret tüzüğü ile mali
tüzüğün geçmesinden umutlu olup olmadığının
sorulması üzerine Talat, "Mali tüzük geçecek gibi görünüyor ama
Serbest Ticaret Tüzüğü'nden çok fazla emin değiliz" diye
konuştu. Talat,
Rumların Serbest Ticaret Tüzüğü'ne şiddetle karşı
çıktığını hatırlatarak, "Ama biz de
şiddetle istiyoruz. Çünkü bu tüzük bizim için son derece önemli"
dedi. Kıbrıs'ta
yürürlüğe giren Yeşil Hat Tüzüğü konusunda Rumların
kendisine yönelik suçlamalarının hatırlatılması
üzerine Talat, bu tüzüğün Serbest Ticaret Tüzüğü'nün yerini
tutmayacağını kaydetti. Talat,
"Ne hakkı var ki Rumların beni Limasol ya da Larnaka limanlarından
ihracat yapmaya zorlasın. Nerede buldu o hakkı?" diye
konuştu. Rum Yönetimi
için en iyi Türk "Rum
yetkililer başbakanlık koltuğuna oturmanızdan önce sizin
hakkınızda daha olumlu açıklamalar yapıyordu ve
tırnak içinde onlar tarafından daha çok seviliyordunuz.
Rumların size dair açıklamalarında değişiklikler
gözleniyor değil mi?" sorusu üzerine Talat, şunları
kaydetti: "Şimdi
bakın, Kıbrıs'ta bir çok şey tırnak içindedir.
Kıbrıs Cumhuriyeti tırnak içinde, onlar için de KKTC
tırnak içinde. (Çok seviyorlar), o da tırnak içinde.
Dolayısıyla her şey tırnak içinde gidiyor
Kıbrıs'ta. Rum yönetimi için en iyi Türk, kendileri gibi
düşünen Türk'tür. Böyle Türk de yoktur. Bu nedenle onlar için en iyi
Türk de yoktur." Talat, Rum
yönetimi için zamanında kendisinin "en iyi Türk" olup
olmadığının sorulması üzerine de "Hiçbir zaman
olmadım. Kimse de öyle değil. Bugün çok beğendikleri Türkler
de öyle değil" dedi. Barış
ve Demokrasi Hareketi Başkanı Mustafa Akıncı'nın
Rumlar tarafından kendisine alternatif olarak çıkarılmaya
çalışıldığı yorumlarının
hatırlatılması üzerine de Talat, şöyle konuştu: "Akıncı
şimdi benim pozisyonumda olsa ve böyle bir sorumluluk yüklense ona da
saldıracaklar. Akıncı, Kıbrıs Türklerinin
hakkını benim kadar savunan birisidir... İktidarda olsa o da
Denktaş olacak. Çünkü Rum
egemen çevreleri Denktaşsız yaşayamaz. Bir Denktaş olacak
mutlaka, Denktaş olmazsa karşıda bu iş olmaz." Cumhurbaşkanlığı
adaylığı Nisan
ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
adaylığını koyup koymayacağı sorularına
temkinli yanıt veren Talat, şunları kaydetti: "Samimi
söylüyorum, buna parti karar verir. Cumhuriyetçi Türk Partisi'nde hep böyle
oldu. Benim bir görüşüm olacak tabii, ama şu anda oluşmuş
bir görüşüm yok." Talat,
cumhurbaşkanlığı makamının anayasaya göre
aslında sembolik olduğuna dikkat çekerek,
cumhurbaşkanının Kıbrıs müzakerelerinde genelde
görüşmeci olduğunun ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un
karşısında toplum lideri istediğinin
hatırlatılması üzerine ise şöyle konuştu: "Biraz
otomatik oluyor o, toplum lideri sıfatı nedeniyle. Kıbrıs
sorunu devam ettiği sürece cumhurbaşkanının toplum lideri
ve görüşmecilik gibi bir sıfatı vardır, doğru.
Denktaş son dönemde kendisi
reddetmeseydi yine olurdu... Ama Kıbrıs sorunu o güne kadar hangi
noktaya gelir bilemiyorum, bakarsınız çözülür." Talat, aday
olup olmayacağı konusunun yakın bir zamanda belli
olacağını da kaydetti. |
KIBRIS 30/08/04
|
Gül: Rum kesiminin tanınması söz konusu değil |
|
|
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum kesiminin AB çerçevesinde gümrük birliğine dahil edilmesi için bazı çalışmalar bulunduğunu, ancak bunların siyasi tanıma anlamına gelmeyeceğini kaydetti. Gül, NTV'ye
verdiği demeçte, Kıbrıs Rum kesiminin AB çerçevesinde gümrük
birliğine dahil edilip edilmeyeceğinin sorulması üzerine,
bununla ilgili BM nezdinde devam eden bazı çalışmalar
olduğunu, ancak bunların “siyasi tanıma anlamına
gelmeyeceğini” belirtti. Abdullah Gül,
“Tabii ki beklentilerin karşılanması da burada çok önemlidir”
diyerek, Kıbrıslı Türklerin iyi niyetli
adımlarının karşılık bulmasının
önemine dikkati çekti. Türkiye'nin
Kıbrıs Rum kesimini tanınmasa bile Aralıktaki AB
zirvesinden önce gümrük birliğine dahil edip etmeyeceğinin
sorulması üzerine Gül, şunları kaydetti: “(Tanınmasa)
değil, zaten tanınması söz konusu değil. Bunu herkes
biliyor. Ama diğer konularda bazı sorumluluklar vardır
bildiğiniz gibi. Kıbrıs tarafı Türk mallarına
karşı her türlü sınırlamayı kaldırmıştır.
Dolayısıyla Türkiye'den isteyen herkes çantasını
alıp gidebilir Rum kesimine. Kıbrıs Türk kesiminden Rum
kesimine mallarını satabilir, hiçbir engel söz konusu
değildir.” Gül, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) 2 Eylül Perşembe günü
Maraş kökenli Ksenidu Aresti isimli Kıbrıslı Rum un
Türkiye aleyhine başvurusunun görüşüleceğinin hatırlatılması
ve bundan çıkacak kararın Loizidu kararından farklı olup
olmayacağının sorulması üzerine, şöyle dedi: “Böyle
olması gerekir. Çünkü yeni bir durum var ortada. Zemin tamamen
farklı ve KKTC'de kurulan bir mekanizma var. Bu açıdan o dava ile
bu dava arasında çok önemli bir fark var.” KKTC
üzerindeki tecridin kaldırılması için yoğun
çalışmaların sürdüğünü belirten Gül, referandumda evet
denilerek yanlış bir politika izlendiği görüşlerine
katılmadığını bildirdi. TÜRKİYE'NİN
AB ÜYELİK SÜRECİ Gül,
Türkiye'ye ilişkin AB İlerleme Raporu öncesinde ne gibi
mesajlarının olduğunun sorulması üzerine, Türkiye'nin
üzerine düşenleri yaptığını ve buna devam
edeceğini kaydetti. “Objektif ve
dürüst bir karşılık bekliyoruz” diyen Gül, bu raporun çok
önemli olduğunu hatırlattı. Türkiye'nin üstüne düşen her
şeyi yaptığını bundan 4-5 ay önce
söyleyemeyeceğini ama şimdi bunu rahatlıkla söylediğini
belirten Gül, bunların göz boyamak için olmadığını
söyledi. Dışişleri
Bakanı Gül, “Bizi kandırılmışlık duygusuna sevk
edecek bir kararın sonuçlarının ne kadar tehlikeli
olacağını tüm AB liderleri iyi biliyorlar” diye konuştu. AB ülkelerinde
siyasi karar merciinde bulunan liderlerin Türkiye için “biz eskiye dönüyoruz”
deme hakkı bulunmadığını söyleyen Gül, Heybeliada
Ruhban Okulu'nun yeniden açılması konusunda hükümetin bir
çalışması bulunduğunu ve makul bir çözüm bulmak için çaba
harcadıklarını bildirdi. Abdullah Gül,
bu konunun basında yer aldığının aksine son Milli
Güvenlik Kurulu toplantısında ele
alınmadığını da kaydetti. “IRAK'TA
TÜRKLERE ZARAR VERMENİN BEDELİ ÇOK BÜYÜKTÜR” Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Irak'ta
Türklere zarar vermenin bedelinin çok büyük olduğunu, herkesin bunu çok
iyi düşünmesi gerektiğini söyledi. Gül,
Türkiye'nin Irak halkının yardımına her zaman
koştuğunu ve insani ihtiyaçlarını karşılayan en
önemli ülke olduğunu belirterek, “Dolayısıyla Türklere zarar
vermenin bedeli çok büyüktür, herkesin bunu çok iyi düşünmesi
lazım” dedi. Türkiye'nin
dostluğunu kazanmanın Irak içindeki herkes için çok önemli
olduğunu vurgulayan Gül, Türkiye'nin Irak'ın bu zor durumunda
hiçbir zaman fırsat kollayan bir ülke olmadığının da
altını çizdi. Gül, Türklere
yapılan saldırganca davranışların arkasında
bazı kötü niyetli tezgahlar sezdiklerini, Iraklıların buna
fırsat vermemesi ve çok tepki göstermeleri gerektiğini kaydetti. Irak'ın
Türklerin yoğun bir şekilde bulunduğu bir ülke olduğuna,
günde 3 bin kamyonun Habur'dan geçtiğine dikkati çeken Gül, bu nedenle
bazı tedbirler aldıklarını ve uyarılarda
bulunduklarını, ancak şoförler ve işadamlarının
bu uyarı ve tedbirlere yeteri kadar dikkat etmediklerini söyledi. Gül,
alınması düşünülen yeni önlemler konusundaki bir soru üzerine,
bu konuyla ilgili bir dizi toplantının
yapıldığını ve birçok tedbirin
alındığını, Amerikalılar ve Iraklılar
nezdinde de girişimlerde bulunulduğunu, herkesin elinden gelen
gayreti gösterdiğini belirtti. Dışişleri
Bakanı Gül, bir soru üzerine, güvenlik, alt yapı sorunları
gibi nedenlerle ikinci sınır kapısının
açılmasının yakın dönemde zor gözüktüğünü kaydetti. “(TERÖRLE)
KENDİMİZ BAŞA ÇIKMASINI BİLİRİZ” Dışişleri
Bakanı Gül, PKK/Kongra-Gel terör örgütüne ilişkin bir soru üzerine,
ister ABD ister başka bir ülke olsun, “terörle mücadeleyi hiç kimseye
ihale etmeyeceklerini” belirterek, “Biz kendimiz başa
çıkmasını biliriz” diye konuştu. ABD'nin
PKK/Kongra-Gel terör örgütüne karşı bir harekat düzenleme
noktasına gelmediğini ifade eden Gül, terörle mücadele konusunda,
”Önceliğimizi hiçbir zaman başka ülkeye bırakmayız,
başka ülkelere güvenerek bu işte yol almayız” dedi. Türkiye'de son
dönemde artan terör saldırılarının, örgütün içinde
bulunduğu panik nedeniyle dağılmakta olan örgütün canlı
kalabilmesi için düzenlendiğini kaydeden Gül, bu konularda
uluslararası işbirliğinin önemini vurguladı. Gül, “Biz
kendi düşmanımızla başa çıkmasını biliriz”
diye konuştu. Gül,
“eğer gerekirse TSK'nın sınır ötesi bir operasyonunun
gündeme gelip gelmeyebileceğine” ilişkin bir soru üzerine de, “biz
kendi güvenliğimizin gereklerini yaparız” ifadesini kullandı. Dışişleri
Bakanı Gül, Irak'ta Fransız gazetecilerin
kaçırılmasını da hatırlatarak, “İslam
adına çok yanlış ve cahilce bir iş
yapıldığını, bunun çok tehlikeli bir süreç
olduğunu” söyledi. Dışişleri
Bakanı Gül, Irak'ta yapılanların İslam'ın
imajının dünyaya anlatılmasını
zorlaştırdığını belirterek, olayları
şiddetle kınadıklarını kaydetti. PUTİN'İN
ZİYARETİ Gül, Putin'in
ziyaretine ilişkin olarak da, bu ziyaretin çok ayrı bir anlamı
olduğunu, Türk-Rus ilişkilerinin, hiçbir anlaşmayla
sağlanamayacak yeni bir zemin kazandığını
gösterdiğini söyledi. Türk-Rus
ilişkilerine her iki ülkenin de çok önem verdiğini ifade eden Gül,
Türkiye'nin, doğal gazının büyük kısmını
Rusya'dan aldığını, ”boru hatlarına ilave edilecek
yeni boru hatlarının muhakkak ki olacağını” söyledi.
Bu projelerin
Türkiye'nin önemi ve güvenliğini artıran projeler olduğunu
kaydeden Gül, “bunların hepsinin karşılıklı güven ve
itimat ortamı içinde ele alındığını” ifade
etti. Dışişleri
Bakanı Gül, bir soru üzerine, son dönemde Türkiye ile Rusya
arasında Çeçen konusuna ilişkin anlaşmazlıkların da
yok olduğunu kaydederek, Rusya Dışişleri Bakanı
Sergey Lavrov ile bu yıl 3 kez görüştüğünü, Putin'in
ziyaretinden önce de biraraya geleceklerini, tüm bu görüşmelerde eski
anlayışların değiştiğini söyledi. Gül, Rusya ile
helikopter ihalesinde yeni bir açılım olup olmayacağı
şeklindeki bir soru üzerine, “Türkiye'nin savunma sanayiinde yeni bir
politika takip ederek, birçok ihtiyacını içeriden
karşılamaya önem verdiğine” dikkati çekerek, “bu konuların
uzmanlar tarafından ele alındığını, hemen bir
buluşmada hallolacak konular olmadığını” belirtti. Dışişleri
Bakanı Gül, bir başka soru üzerine de, Kafkasların
istikrarına çok önem veren bir ülke olarak, Rusya-Gürcistan
arasındaki anlaşmazlıkların çözümüne katkı yapmaya
hazır olduklarını kaydetti. Gül, “Biz her zaman
sorunların barışçı çözümü için aktif olmaya devam
edeceğiz” dedi. İSRAİL-FİLİSTİN Gül, AK Parti
milletvekillerinin İsrail ziyaretine ilişkin bir soru üzerine,
İsrail ile ilişkilerin zaten devam ettiğini, yakın
geçmişte karşılıklı çok sayıda üst düzey
ziyaret yapıldığını belirterek, diğer
ziyaretlerin de günü geldiğinde düzenleneceğini söyledi. Gelecek
günlerde Filistin Başbakanı'nın Türkiye'ye geleceğini
ifade eden Gül, başından beri barış sürecini
desteklediklerini, katkılarını daha da artırmak
istediklerini belirtti. Gül,
“Filistin-İsrail arasında yeniden bir arabuluculuk ya da Türkiye'de
yeni bir zirve düzenlenmesi” konusunun gündeme getirilip
getirilmeyeceğine ilişkin bir soru üzerine, bu konunun prestij elde
etmek anlayışı içinde ele alınmaması
gerektiğini, bu tip çalışmalar samimi ve barışa
katkı sağlamaya dönük olması gerektiğini ifade etti Dışişleri
Bakanı Gül, bir başka soru üzerine, yabancıların toprak
alımıyla ilgili basında çıkan rakamların
çoğunun yanlış olduğunu, bunlarla ilgili
çalışmalar yaptıklarını belirtti. Gül,
“Yargıtay-MİT-Çakıcı” konusuna ilişkin bir soru
üzerine de, basında çıkan bazı yorumların aksine, bu
konuda sessiz kalmadıklarını, yapılması gerekenleri
yapmakta olduklarını vurguladı. Bu
konuların, kurumları da ülkeyi de
yıprattığını ifade eden Gül, hükümetin
kasıtlı olarak sessiz kaldığı yönündeki haberlerin
yanlış olduğunu belirtti. Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, “her gün demeç verseydik, sizlerin her sorusuna
güzel laflar söyleseydik o zaman ne denirdi? Yargıya ne kadar çok
müdahale ettiğimiz, ne kadar çok yıprattığımız,
bütün bunların kurumları ne kadar yıprattığı
ortaya çıkardı. Bunları hiçbiri olmadı ama ne oldu?
Yapılması gereken işlemler yapıldı ve bu süreç
işliyor” dedi. (aa) |
|
HURRIYET 31/08/04
Lissaridis:
Annan Planı'nı yeniden getirmeyi metotluyorlar
EDEK Fahri
Başkanı Vasos Liasarides, "Yabancılar ve bazı
Rumların, Annan Planı'nı yeniden geri getirmeyi
metotladığını" iddia etti.
Fileleftheros gazetesinde
yer alan habere göre Lissaridis, 1974 darbesinde öldürülen Doros Loiziu'nun
anma etkinliğinde yaptığı konuşmada, diğer
şeyler yanında şunları da söyledi :
"Yabancılar
ve bizlerden bazılarının halkın reddettiği planı
makyajlanmış şekilde yeniden halkın önüne getirmeyi
metotladığı görülüyor. Ancak sonuç yine aynı olacak. Halk,
enfeksiyondan kurtulmak için intihar etmeyecek. Dört gözle bir çözüm istiyor
ancak devletin dağılmasını istemiyoruz.
Talepkar bir
politika isteme zamanı şimdidir. Avrupa ailesi içerisindeki
varlığımızı ve diğer üye devletlerin
çıkarlarını iyi değerlendirmeliyiz. Umut veren
perspektifler var. Avrupa müktesebatı ve uluslararası hukukla bir
çözümü başarabiliriz. Entrika peşinde olan İngilizleri
icraatlarla uyararak onları yatıştırmaya
çalışmamalıyız. Dünyadaki tüm göçmenlerin geri dönüp
yerleştirilmesi haklarıyla ilgili uluslararası komitelerin son
önerilerini çöp sepetine atmamalıyız."
KIBRIS 31/08/04
Kayıp
şahıslar komitesi 4 yıl aradan sonra toplandı
ANNAN'IN
ÖNERİLERİ ELE ALINDI... Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi, 4 yıl aradan sonra dün yeniden toplandı. Ledra Palace
Hotel'de yapılan görüşmede BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
taraflara yaptığı öneriler ele alındı. BM
Barış Gücü'nden yapılan açıklamada, komite üyelerinin, yeni
dönemde mezarların açılması ve soruşturmaların
yürütülmesi tekniği ve usulleri üzerinde görüş
alışverişinde bulunduğu belirtildi
ADLİ TIP
UZMANI, MÜŞTEREKEN SEÇİLECEK... Komitedeki Türk temsilcisi Rüstem
Tatar, adanın her iki tarafında kayıplarla ilgili kazıları
yürütecek olan uluslararası adli tıp uzmanlarının
Uluslararası Kızılhaç Örgütü'nden gönderilecek listeden
müştereken seçileceği, konuyla ilgili bir mektubun Cenevre'deki
Uluslararası Kızılhaç Örgütü'ne yolladığını
belirtti
Alkan
MUHTAROĞLU
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi, 4 yıl aradan sonra dün yeniden
toplandı.
BM
kontrolündeki Ledra Palace Hotel'de saat 11.00'de başlayan görüşmede
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın taraflara yaptığı öneriler
ele alındı.
BM
Barış Gücü'nden yapılan açıklamada, komite üyelerinin, yeni
dönemde mezarların açılması ve soruşturmaların
yürütülmesi tekniği ve usulleri üzerinde görüş
alışverişinde bulunduğu belirtildi.
Toplantıya,
Birleşmiş Milletler'den (BM) Pierre Couperan, KKTC'den
Kıbrıs Türk Kayıplar Komitesi Başkanı Rüstem Tatar ile
Hakkı Önen ve Güney Kıbrıs'tan da Güney Kıbrıs
Kayıplar Komitesi Başkanı Elias Georgiades katıldı.
Elias
Georgiades, komitenin başkanlığını da yürüttü.
Tatar: Adli
tıp uzmanı, müştereken seçilecek
Yaklaşık
3 saat süren toplantının ardından basına açıklama
yapan Kıbrıs Türk Kayıplar Komitesi Başkanı Rüstem
Tatar, görüşmede Aralık 2003 ile Ağustos 2004 tarihleri
arasında Birleşmiş Milletler genel sekreterinin iki tarafa da
kayıplar konusuyla ilgili gönderdiği öneri içerikli yazı ve
mektupları değerlendirip, karara bağladıklarını
söyledi.
Rüstem Tatar,
adanın her iki tarafında kayıplarla ilgili kazıları
yürütecek olan uluslararası adli tıp uzmanlarının
Uluslararası Kızılhaç Örgütü'nden gönderilecek listeden
müştereken seçileceği, konuyla ilgili bir mektubun Cenevre'deki
Uluslararası Kızılhaç Örgütü'ne yolladığını
belirtti.
Rüstem Tatar,
DNA testlerinin nerede yapılacağı konusunun siyasi düzeyde ele
alınacağını kaydetti.
Georgiades:
Sonuca ulaşmak için çaba sarf edeceğiz
Güney
Kıbrıs Kayıplar Komitesi Başkanı Elias Georgiades ise
uzun süreden sonra kayıplar komitesinin bir araya geldiğini
anımsatarak, komitenin bu yeni dönemde bir sonuca ulaşması için
çaba sarf edeceklerini söyledi.
Georgiades,
komitenin bir sonuca ulaşabilmesi için en iyi yolun pratik çözümler
üzerine konsantre olunması gerektiğinin altını çizerken,
kayıp şahıslar için yapılması öngörülen DNA testinin
bilim adamları tarafından gerçekleştirilmesinin daha doğru
olacağına olan inancını belirtti.
Türk ve Rum
temsilcileri Rüstem Tatar ile Elias Georgiades, toplantıyla ilgili
açıklamalarında, başlıca hedeflerinin iki taraftaki
kayıp ailelerini yakından ilgilendiren bu insani problemi çözmek
olduğunu ifade etti.
İkinci
toplantı cuma günü yapılacak
BM ve Rum
yetkililer, tüm testlerin Güney Kıbrıs'taki Genetik Hastanesi'nde
yapılmasını şart koşarken, Türk tarafı testlerin
bu hastanede yapılması için hastanenin kuruluş amacına
uygun olarak iki toplumlu ortak kullanıma açılmasını talep
ediyor ve bu süreçte söz sahibi olmak istiyor. Türk tarafı, Güney
Kıbrıs'taki hastanenin iki toplumun ortak kullanımına
açılacak şekilde düzenlenmemesi halinde ise testlerin Türkiye'de
yapılması üzerinde duruyor.
Bununla
birlikte, Türk tarafı bunun bir ön şart
olmadığını ve testlerin nerede yapılacağı
konusunda uzlaşma sağlanmaması halinde de komitenin ivedi olarak
toplantıya çağrılması gerekliliğini yazılı
ve sözlü olarak BM yetkililerine iletmişti.
Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi'nin bir sonraki toplantısı
önümüzdeki cuma günü saat 10.00'da yine Ledra Palace Hotel'de
yapılacağı açıklandı.
KIBRIS 31/08/04
Yağmuralanlılar,
Rum yönetimine karşı hukuk savaşı başlattı
Kıbrıs'ta
toplumlararası çatışmaların başladığı
1963 yılında birçok Türk köyüyle benzer kaderi paylaşarak izole
bir yaşama mahkum edilen Trodos eteklerindeki Yağmuralan
(Vroişa), 40 yıl aradan sonra hukuk savaşıyla gündemde...
Evlerin yıkılması, bağların sökülerek ormanlık
alan haline getirilmesiyle haritadan silinen köyün eski sakinleri, örgütlenerek
haklarını aramaya başladı.
Çoğunlukla
İngiltere ve Avustralya'da yaşayan Yağmuralan sakinleri, bugün
Başbakan Talat'ı ziyaret ederek bugüne kadar yaptıkları
girişimler hakkında bilgi verdi ve destek istedi. Yazılı
dokümanları, köyün yıkıntı halindeki resimlerinden ve köyün
tarihi geçmişinden oluşan profesyonel broşürleriyle destek
arayan köylüler, tüm demokratik güçlere de destek çağrısı
yaptı.
Bağlar
sökülerek çam ekildi
Yağmuralan
Derneği Başkanı Esat Mustafa'nın başbakanla
görüşmesinde verdiği bilgiye göre, izole edilmiş konumda
yaşamlarını sürdüremeyen köy sakinlerinin 1964
yılından itibaren başka yerlere taşınmalarıyla 80
civarında bina, ilkokul, cami ve ekili alanlar "etnik
arındırma politikası" sonucu yok edildi. 1974
savaşının ardından da köydeki bağlar sökülerek
yerlerine binlerce çam dikildi ve köy tamamen ormanlık arazi haline
getirildi.
İngiltere,
Avustralya ve Kıbrıs'ta yaşayan Yağmuralan köylülerinin
örgütlenerek dernek kurmasıyla Londra Büyükelçiliği
aracılığıyla Rum İçişleri
Bakanlığı'na 10 sayfalık bir yazı gönderdiklerini ve
köyün legal sahiplerine devrini, ayrıca köylülere tazminat ödenmesini
istediklerini anlatan Mustafa, Rum İçişleri
Bakanlığı'nın ise buna karşılık,
"Kıbrıs sorununun çözümlenmemesi nedeniyle mal sahiplerinin
kendi mallarıyla ilgili haklarını
kullanamayacaklarını" ifade eden bir yanıt verdiğini
kaydetti.
Rum
İçişleri Bakanlığı'nın çözüm öngören bir
yanıt vermemesi üzerine haklarını hukuk yoluyla aramaya karar
verdiklerini belirten Mustafa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne
başvuru için çalışma başlattıklarını
belirtti. Ancak Mustafa, AİHM'ye başvuru için öncelikle iç hukuk
yollarının tüketilmesi gereğine dikkat çekti ve öncelikle adada
hak arayacaklarını ekledi.
"Vandallık...
İsrail'in Filistin'e yaptığının benzeri"
Başbakan
Mehmet Ali Talat da, Yağmuralan köylülerine destek vererek, köyün tümüyle
yok edilmesini "vandalizm" olarak niteledi.
İsrail'in
Batı Şeria'da Filistinlilere uyguladığı etnik
arındırma politikasını örnek gösteren Talat, "Bu sorun
mülkiyetin de ötesinde insan haklarıyla ilgili bir sorun. Bir köyü
ağaçlarını bile sökerek ortadan kaldırmaya
çalışmak vandalizmdir" diye konuştu.
Annan
Planı'yla olağanüstü mülkiyet rejimi
KKTC'de
yaratılan mülkiyet rejiminin evrensel hukuk tarafından kabul
görmediğini ve Annan Planı'yla "olağanüstü" bir
mülkiyet rejimi öngörüldüğünü de söyleyen Talat, "Plan reddedildi ama
bu ruh yok olmadı. Vroişa köyünün durumu da bu ruhla toplum gündemine
girdi" dedi.
KIBRIS 31/08/04
Akıncı,
canlı yayında rahatsızlandı
Barış
ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı,
dün sabah Genç TV'de katıldığı canlı yayın
programında rahatsızlandı.
Akıncı'nın
tansiyonun yükseldiği ve bu yüzden programa devam etmediği
belirtildi. Akıncı'nın evde istirahat ettiği ve
sağlık durumunun iyi olduğu kaydedildi.
KIBRIS 31/08/04
Türkiye,
KKTC’yi tanımamızı resmen istesin
Pakistan'ın
Ankara Büyükelçisi Şer Afgan Han, Türkiye'den, KKTC'nin
tanınması yönünde resmi bir talep gelmesi halinde, konuyu tüm
ciddiyetiyle değerlendireceklerini
söyledi.
Büyükelçi
Han, Pakistan Büyükelçiliği Savunma Ataşesi Sacid Habibin ile Ankara'nın Gölbaşı
İlçesi'ndeki Büyülü Bahçe tesislerinde düzenledikleri ''Yaza Veda Günü''
adlı etkinlikte, gazetecilerin
sorularını
yanıtladı.
''KKTC'yi
tanımaları gibi bir ihtimalin gündemlerinde olup
olmadığının'' sorulması üzerine Büyükelçi Han, ''Türk
hükümeti, eğer bu yönde bir talepte bulunursa, konuyu tüm ciddiyetiyle
geniş şekilde
değerlendiririz''
ifadesini kullandı.
KKTC'nin,
İKÖ'de ''Kıbrıs Türk Devleti'' ismiyle kabul edilmesi konusunda
Türkiye'ye verdikleri desteği hatırlatan Han, BM Güvenlik Konseyi
üyesi olarak da KKTC üzerindeki ekonomik izolasyonun
kaldırılması
için büyük çaba gösterdiklerini kaydetti.
Büyükelçi
Han, bir başka soru üzerine, Afganistan'da seçimlerin zamanında
yapılmasını umduklarını belirtti. Han, Afganistan'daki
karışıklığın tüm bölgeyi olumsuz
etkilediğini dile getirerek, bu ülkeye bir an önce barış ve
istikrarın gelmesi yönündeki umudunu ifade etti.
Pakistan
Büyükelçisi Han, Türkiye'nin AB sürecine ilişkin bir soru üzerine de
Türkiye'nin AB'ye girmesi halinde İslam dünyasıyla AB arasında
bir köprü vazifesi göreceğini söyledi. Batı ve İslam
dünyasının artık birbirini daha iyi anlamasının
önemini vurgulayan Han, Batı ülkelerinde Müslümanlara yönelik oluşan
olumsuz imajın düzeltilmesi gerektiğini kaydetti.
YENIDUZEN 30/08/2004
Annan’ın önerileri konuşuldu
BM Kontrolündeki Ledra Palace
Otel’de saat 11.00’de başlayan görüşmede BM genel Sekreteri Kofi
Annan’ın taraflara yaptığı öneriler ele alındı.
BM Barış Gücü’nden
yapılan açıklamada, komite üyelerinin, yeni dönemde mezarların
açılması ve soruşturmaların yürütülmesi tekniği ve
usulleri üzerinde görüş alışverişinde bulunduğu
belirtildi.
Komitedeki Türk Temsilcisi Rüstem
Tatar, TAK’a yaptığı açıklamada, adanın her iki
tarafında kayıplarla ilgili kazıları yürütecek olan
uluslararası adli tıp uzmanlarının Uluslararası
Kızılhaç Örgütün’den gönderilecek listeden müştereken
seçileceği, konuyla ilgili bir mektubun Cenevre’deki Uluslararası
Kızılhaç Örgütü’ne yolladığını belirtti.
YENIDUZEN 31/08/2004
|
|
|
|
|
||
|
|
|
|
|
|
|
|
||
|
|
|
1 Eylül 2004— NTV- Mahkeme, Annan Planı referandumları
sonrası ilk defa adadaki mülkiyet sorunuyla ilgili bir Rum
vatandaşının Türkiye’ye karşı yaptığı
başvuruyu mercek altına alacak. |
Myra Ksenides-Arestis
adındaki Rum vatandaşının Magosa bölgesindeki
taşınmaz mallarına ilişkin 1999 yılında
yaptığı şikayetin kabul edilebilirlik duruşması 2
Eylül Perşembe günü Strasbourg’da yapılacak.
Ankara bu şikayet paralelinde AİHM’den
Kıbrıslı Rumların Türkiye’ye karşı mülkiyet
şikayetlerini “iç hukuk yollarının tükenmediğini gerekçe
göstererek” KKTC’de kurulan tazmin komisyonuna yöneltmesini istedi. Rumlar ise
tazmin komisyonunun yasadışı olduğunu ileri sürerek,
komisyon üyelerini Rumlara ait mülkleri kullanmakla suçladı.
ANKARA: HERŞEY DEĞİŞTİ
Duruşma için Ankara tarafından
AİHM’ye gönderilen ön savunmalarda Annan Planı ve 24 Nisan
referandumlarının sonuçlarıyla birlikte Kıbrıs’ta
durumun değiştiği, AİHM’nin yeni durumu göz önünde
bulundurarak Rum başvurularını incelemesi gerektiği ifade
edildi.
Annan Planı’na ‘evet’ diyen KKTC
halkının bağımsız iradeyle karar verdiğini
bildiren Ankara, bu durumu adanın kuzeyinin Rumların
iddialarının aksine Türkiye’nin kontrolünde
olmadığının göstergesi şeklinde yorumladı.
Rumlar tarafından reddedilen Annan
Planı’nın 1974 sonrası oluşan mülkiyet sorununa çözüm de
içerdiğine işaret eden Ankara, “Rumlar referandumda ‘hayır’ oyu
kullanarak mevcut durumun sürmesine neden olmuşlardır.” diyerek
AİHM’nin Rum vatandaşlarının Türkiye’ye karşı
başvurularını kabul etmemesini istedi.
Ankara savunmasında Rum Yönetimi’nin
“Kıbrıs Cumhuriyeti” sıfatıyla 2001 yılında
Strasbourg’da Türkiye’ye karşı kazandığı
devletlerarası davanın kararında KKTC’de Rumların
başvuru yapması için kurulacak tazmin mekanizmalarının iç
hukuk yolu olarak kabul edilebileceğine ilişkin yorumlar da
hatırlatıldı.
RUMLAR “LOİZİDU” KARARINDA ISRARLI
Ankara 24 Nisan sonrası Kıbrıs’ta
politik verilerin değiştiği konusunda AİHM’yi ikna etmeye
çalışırken, Rum Yönetimi adanın kuzeyinin Türkiye’nin
“kontrolü” altında olduğu tezini işlemeye devam ediyor.
Ksenides-Arestis başvurusunda müdahil taraf
olan Rum Yönetimi, AİHM’den 1996 yılında açıklanan Loizidu
kararını tekrarlayıcı hükümlerde bulunmasını
talep ediyor.
Rumlar tarafından reddedildiği için Annan
Planı’nın hukuksal hiçbir değeri bulunmadığını
savunan Rum Yönetimi, tazmin komisyonunu da “Türkiye’nin KKTC’nin
uluslararası planda tanınması için yarattığı bir
mekanizma” olarak niteliyor.
Rumların AİHM’ye ilettikleri belgelerde
KKTC’deki tazmin komisyonu üyesi olduğunu söyledikleri Halil Giray, Necat
Yazman ve Tamer Gazioğlu’nun Rumlar’dan kalma mülkleri sahiplendiklerini,
bu nedenle bağımsız ve tarafsız olamayacaklarını
öne sürüyorlar.
Rumlar AİHM’ye, KKTC başbakanı Mehmet
Ali Talat’ın 2003 yılında söz konusu komisyonun “uluslararası
planda tanınmadığına” ilişkin gazetelerde
yayımlanan beyanlarıyla ilgili kupürler de ilettiler.
GİZLİ MÜZAKERELER VAR
Rumlar ön savunmalarında, kanıt sunmadan
“Türkiye Strasbourg’daki Rum başvurularını Avrupa Konseyi
birimleri ile gizli anlaşmalarla çözmeye çalışıyor.”
iddiasında da bulundu. Rumların bu iddiaları Avrupa Konseyi
kulislerinde rahatsızlık yaratmış durumda. Ankara ise söz
konusu görüşmelerin “saydam” olduğunu, aynı tip
görüşmelerin AİHM tarafından Rumlarla da yapıldığını
söylüyor.
RUM YARGIÇLA HİTLER POLEMİĞİ
Ankara bu suçlamalara, AİHM’nin Rum
yargıcı Lukis Lukaides’in KKTC’deki tazmin komisyonuna başvurmak
isteyen Rum vatandaşlarını “vatan haini” ilan eden
açıklamalarını sert bir dille eleştirerek karşılık
verdi.
Yargıç Lukaides’in “Politis” gazetesinde 18
Ağustos 2003 tarihinde yayımlanan bir haberdeki, KKTC’deki tazmin
komisyonuna başvurmak isteyen Rumlar için “Hitler rejimiyle
işbirliğine girenler Avrupa tarafından işbirlikçi olarak
görüldüler” ifadelerine Ankara, “Türkiye bu konudaki tutumunu saklı
tutmaktadır” yanıtını verdi.
Magosa bölgesinde taşınmaz malları
olan Ksenides-Arestis’in başvurusu AİHM tarafından “kabul
edilebilir” ilan edildiği takdirde esastan incelenmeye alınacak. Ancak
AİHM, Türkiye’nin tezleri doğrultusunda bir karar vererek KKTC’deki
tazmin komisyonunu Rumlar için “iç hukuk yolu” olarak nitelerse Rumlar
tarafından Strasbourg’da Türkiye’ye karşı yapılan
başvurular bu komisyona yönlendirilecek.
AİHM’nin bu konudaki kararını ne
zaman açıklayacağı henüz bilinmiyor.
KKTC’de
ayin sona erdi
Kıbrıslı Rumların 30
yıl aradan sonra Güzelyurt’taki Ay Mamas kilisesinde düzenlediği ayin
olaysız sona erdi.
1 Eylül
2004—NTV- Öte
yandan Türkler de kilisenin yakınandaki Fatih Camii’nde mevlüt okuttu.
Ayini yöneten sözde Güzelyurt
Metropoliti Neofidos, kilisenin bahçesinin girişinde Rumların sevgi
gösterisiyle karşılandı ve kendisine “yüce, büyük kişi”
anlamına gelen “Aksiyos” tezahüratları yapıldı.
Din adamının kiliseye girişi
sırasında ise bir çan çalındı ve mum yakılarak kilise
içinde dua edilmeye başlandı.
SİYASİLERDEN GENİŞ KATILIM
Ayine Rum ana muhalefet Demokratik Seferberlik
Partisi (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasyadis, eski Rum
liderlerden Birleşik Demokratlar Hareketi (EDİ) Başkanı
Yorgo Vasilyu ile bazı tanınmış Rum siyasiler ve
İrlanda’nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi katıldı. Rum
devlet televizyonu da dahil bazı Rum kanalları ayini canlı
yayınlandı.
Bu arada, polisin kiliseye girişte
yaptığı aramada Rumların üzerinden 10 adet bıçak
çıktı.
TÜRKLERDEN MEVLİT
Rumların Ay Mamas kilisesindeki ayini devam
ederken kilisenin 50 metre yakınında bulunan Fatih camiinde de
şehitler için mevlit okutuldu. Mevlide katılan vatandaşlar
şehitlerin ruhuna dua okudu.
‘Bu Memleket Bizim’ Platformu da, İnönü
Meydanı’nda yaklaşık 10 bin kişinin
katılmasının beklendiği ‘barış şöleni’
adında bir eylem düzenleyecek. Güvenlik güçleri, özellikle yol
güzergahı üzerinde emniyet tedbirleri alıyor.
Aya Mama Kilisesi'nde Rum ayini
Kilisedeki Rumlar, Talat'a sevgi gösterisinde bulundu
01 Eylül, 2004 21:13:00 (TSİ) CNN TURK
KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rumların 30 yıl aradan sonra
ayin yaptığı Ay Mama Kilisesi bahçesine kadar gelerek Rumlara
''merhaba'' dedi.
Başbakan Talat, eşi Oya Talat'la birlikte kilise bahçesinin
girişinde kendisine sevgi gösterisinde bulanan Rumlar tarafından
alkışlarla karşılandı.
Talat, kilise bahçesinde yaptığı açıklamada, ''bu dini bir
etkinlik. Ben daha fazla rahatsızlık yaratmak istemiyorum. Sadece bir
'merhaba' demeye geldim. Ama bunu söylemeye de galiba imkan yok.
Hayırlı olsun diliyorum'' dedi.
Başbakan Talat, bazı Rumların kilisenin içine davet etmesine
rağmen kilise içine girmeden bahçeden ayrıldı.
30
yıl aradan sonra
Kıbrıslı Rumların 30 yıl aradan sonra Güzelyurt'taki
Ay Mamas kilisesinde düzenlediği ayin devam ediyor.
Ayini yöneten sözde Güzelyurt Metropoliti Neofidos, kilisenin bahçesinin
girişinde Rumların sevgi gösterisiyle karşılandı ve
kendisine ''yüce, büyük kişi'' anlamına gelen ''Aksiyos''
tezahüratları yapıldı.
Din adamının kiliseye girişi sırasında ise bir çan
çalındı ve mum yakılarak kilise içinde dua edilmeye
başlandı.
Rum
siyaset dünyası Aya Mama'da
Ayine Rum ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ)
Başkanı Nikos Anastasyadis, eski Rum liderlerden Birleşik
Demokratlar Hareketi (EDİ) Başkanı Yorgo Vasilyu ile bazı
tanınmış Rum siyasiler ve İrlanda'nın Güney Kıbrıs
Büyükelçisi katıldı.
KKTC'ye
yiyecek, içecek ve bıçaklarıyla geldiler
Rum devlet televizyonu da dahil bazı Rum kanalları ayini canlı
yayınlıyorlar. Rumların yiyecek ve içeceklerini de
yanlarında getirdikleri gözlendi. Bu arada, polisin kiliseye girişte
yaptığı aramada Rumların üzerinden 10 adet bıçak
çıktı.
10 bine
yakın Rumun ayine katılması bekleniyor
Kıbrıslı Rumların Güzelyurt'taki Aya Mama Kilisesi'nde
düzenlediği ayin başladı.
Ayine, 10 bine yakın Rum'un katılması bekleniyor.
Ayine katılan Rum yönetiminin eski lideri Glafkos Klerides'in
kızı Keti Klerides, Güzelyurt'ta yaşayanların ayine destek
vermesinin ayrı bir anlamı olduğunu söyledi.
Kıbrıslı
Türkler ise, ayin sırasında Güzelyurt'ta mevlit okutuyor
Rumların Ay Mamas kilisesindeki ayini devam ederken kilisenin 50 metre
yakınında bulunan Fatih Camii'nde de şehitler için mevlit
okutuldu. Mevlide katılan vatandaşlar şehitlerin ruhuna dua
okudu.
Ayin nedeniyle, her iki kesimdeki aşırı uçların
Güzelyurt'ta olay çıkarmasından endişe ediliyor.
Rumların
'güvenlik' isteği
Güney Kıbrıs Rum yönetimi, BM Barış Gücü'nden,
Güzelyurt'taki Aya Mama Kilisesi'nde bu akşam yapılacak ayine
katılacak Rumların güvenliğini sağlamasını
istedi.
Rum yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Rum hükümetinin, BM Barış
Gücü'nden, Aya Mama Kilisesi'ne gidecek Kıbrıslı Rumların güvenliği
konusunda bir değerlendirme yapmasını ve bu güvenliği
sağlayıp sağlayamayacağı konusunda hükümeti
bilgilendirmesini yazılı olarak istediğini söyledi.
Aya Mama
Kilisesi'nde patlama
Cumartesi günü de kilisenin kapısında bomba patlamış,
bölgede tansiyon yükselmişti.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, 26 nisanda
Ada'daki Birleşmiş Milletler askerlerinin statüsünün yeniden
belirlenmesini isteyen raporu üzerine, raportörler Kıbrıs'ta
incelemelerde bulunuyor.
Ayindeki atmosferin, uzmanların raporunu da etkilemesi bekleniyor.
|
Kıbrıs'ta ayin, mevlit ve şölen birarada |
|
|
KKTC'de bombalanan Güzelyurt'taki Aya Mama Kilisesi'nde bu akşam Rumlar ayin yapacak. Ayin yapılmasını protesto eden Türk tarafından bir grup mevlit okuturken, ayine destek amacıyla bir başka grup da aynı saatlerde "Barış Şöleni" düzenleyecek. Kıbrıslı
Rumların 30 yıl aradan sonra Güzelyurt'taki Ay Mamas kilisesinde
akşam saatlerinde başlayan ayin devam ediyor. Ayini yöneten
sözde Güzelyurt Metropoliti Neofidos, kilisenin bahçesinin girişinde
Rumların sevgi gösterisiyle karşılandı ve kendisine
“yüce, büyük kişi” anlamına gelen “Aksiyos” tezahüratları
yapıldı. Din
adamının kiliseye girişi sırasında ise bir çan
çalındı ve mum yakılarak kilise içinde dua edilmeye
başlandı. Ayine Rum ana
muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı
Nikos Anastasyadis, eski Rum liderlerden Birleşik Demokratlar Hareketi
(EDİ) Başkanı Yorgo Vasilyu ile bazı
tanınmış Rum siyasiler ve İrlanda'nın Güney
Kıbrıs Büyükelçisi katıldı. Rum devlet
televizyonu da dahil bazı Rum kanalları ayini canlı
yayınlıyorlar. Rumların
yiyecek ve içeceklerini de yanlarında getirdikleri gözlendi. Bu arada,
polisin kiliseye girişte yaptığı aramada Rumların
üzerinden 10 adet bıçak çıktı. TALAT
KİLİSEDE KKTC Başbakanı
Mehmet Ali Talat, Rumların 30 yıl aradan sonra ayin
yaptığı Ay Mamas Kilisesi bahçesine kadar gelerek Rumlara
“merhaba” dedi. Başbakan
Talat, eşi Oya Talat'la birlikte kilise bahçesinin girişinde
kendisine sevgi gösterisinde bulanan Rumlar tarafından
alkışlarla karşılandı. Talat, kilise
bahçesinde yaptığı açıklamada, “Bu dini bir etkinlik. Ben
daha fazla rahatsızlık yaratmak istemiyorum. Sadece bir 'merhaba'
demeye geldim. Ama bunu söylemeye de galiba imkan yok. Hayırlı
olsun diliyorum” dedi. Başbakan
Talat, bazı Rumların kilisenin içine davet etmesine rağmen
kilise içine girmeden bahçeden ayrıldı. MEVLİT Rumların
Ay Mamas kilisesindeki ayini devam ederken kilisenin 50 metre
yakınında bulunan Fatih camiinde de şehitler için mevlit
okutuldu. Mevlide katılan
vatandaşlar şehitlerin ruhuna dua okudu. POLİS
TEŞKİLATININ 3'TE BİRİ BÖLGEDE Aynı
saatlerde ayin, miting ve mevlitle olağanüstü koşullara
hazırlanan bölgede polis de olağanüstü güvenlik önlemleri
aldı. Lefkoşa-Güzelyurt güzergahıyla kent içinde iki günden
beri önlemleri artıran polis alarm koşullarında
çalışıyor. Bu akşam
650 polis görev başında olacak. Yetkililer, bu sayının
polis örgütünün 3'te birine denk geldiğine dikkati çektiler. YAKLAŞIK
2 BİN KİŞİ KATILACAK, ÇAN ÇALINMAYACAK Metropolit
Neofitos'un yöneteceği Aya Mama'daki ayine yaklaşık 2 bin
civarında Rum'un katılması bekleniyor. 20 civarında
otobüsle ve kendi araçlarıyla ayin için KKTC'ye geçecek Rumlara
kapılarda normal prosedür uygulanacak ve kimlik göstermeyenler
giriş yapamayacak. Ayinde çan ve
yükseltici cihaz kullanılmayacak. Ayin, sadece kilise avlusundan
duyulacak şekilde seslendirilebilecek. Aya Mamas'taki ayinin ikinci
bölümüyse yarın saat 08.00'de yapılacak. YABANCI
BÜYÜKELÇİLER VE RUM SİYASİLER DE KATILACAK Uydu
aracılığıyla tüm Hıristiyan alemine
yayımlanması beklenen ayine, Rum parti liderleriyle yabancı
misyon temsilcilerinin de katılması bekleniyor. Rum
basınından derlenen bilgilere göre AB, Almanya, İspanya,
Avustralya, İrlanda büyükelçileri, BM yetkilileriyle ABD büyükelçilik
temsilcilerinin ayini izlemesi bekleniyor. Rum parti
liderlerindense Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ)
Başkanı Nikos Anastasiades, Birleşik Demokratlar Hareketi
(EDİ) Başkanı Yorgo Vasiliu, ayrıca AKEL'den Meclis Grubu
Başkanı Nikos Katsuridis başkanlığındaki bir
heyetin ayin için Güzelyurt'a gideceği belirtildi. TALAT
VE MURAT DA BÖLGEDE OLACAK Başbakan
Mehmet Ali Talat, İçişleri Bakanı Özkan Murat ile diğer
yetkililer de bu akşam Güzelyurt'ta olacak. Başbakan Talat ile
İçişleri Bakanı Murat, gece boyunca kaymakamlık ve polis
binalarından gelişmeleri takip edecek. MURAT:
HER TÜRLÜ TEDBİR ALINDI İçişleri
Bakanı Özkan Murat, konuyla ilgili yaptığı
açıklamada, ayin ve diğer etkinliklerin sükunet içinde
yapılması için her tür tedbirin alındığını
söyledi. Lefkoşa-Güzelyurt
güzergahında ve kent içinde alınan yoğun önlemlerden
vatandaşın tedirgin olmamasını isteyen Murat, “Her
şey vatandaşımızın ve konuklarımızın
güvenliği içindir. Kimse rahatsız olmasın ve polis güçlerimize
yardımcı olsun” dedi. Ayin için
KKTC'ye geçecek Rumların rutin uygulama çerçevesinde tek tek kimlik
göstereceklerini, bunun dışında bir uygulamanın söz
konusu olmadığını kaydeden Murat,
yığılmanın önlenmesi için sınır
kapılarındaki görevlilerin takviye edildiğini bildirdi. Resmi bilgi
olmamasına karşın ayine yaklaşık 2 bin Rum'un
katılmasının beklendiğini belirten Murat, bir soruya
karşılık, ayin izninin çan ve ses yükseltici cihaz
kullanılmaması şartıyla verildiğini vurguladı. Murat, ayini
yönetecek Metropolit Neofitos'un kiliseye gelişinde bölge kaymakamı
tarafından karşılanacağını da kaydetti. (aa) |
|
HURRIYET 01/09/04
Erdoğan:Kıbrıs'ta
kalıcı çözüm olmadan askerin azaltılması uygun olmaz
Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs meselesinde kalıcı bir
çözüme ulaşılmadan adadaki Türk askerlerinin mevcudunun
azaltılmasının uygun olmayacağının açık
olduğunu söyledi.
Erdoğan,
Rus Interfaks ajansına yaptığı açıklamada, "Bu
sebeple konunun kalıcı bir çözüm çerçevesinde ve bir bütün olarak ele
alınması gerekmektedir. Kıbrıs'ta güvenlik ve garantiler
konusu kapsamlı çözümün ana parametrelerinden bir tanesidir" dedi.
Erdoğan,
Kıbrıs sorunuyla ilgili bir soru üzerine, bugün
"Kıbrıs Cumhuriyeti" diye atıf yapılan devletin
1959 ve 1960 yıllarında Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs
Rumları tarafından uluslararası anlaşmalarla kurulmuş
olduğunu, bu düzenin Türkiye, İngiltere ve Yunanistan tarafından
aynı anlaşmalarla garanti edildiğini belirtti.
Bu
anlaşmaların Türkiye ve Yunanistan'ın adada ayrı ayrı
askeri birlik konuşlandırmalarına hukuki zemin teşkil ettiğini
kaydeden Erdoğan, şunları kaydetti:
"Ancak,
1960 yılında 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin' kurulmasından
sonra, Rumlar bu yeni devleti ortadan kaldırmak için ellerinden geleni
yapacaklarını daha ilk günden belli ettiler. 1963 yılında
Rum/Yunan
ikilisinin
hazırladığı 'Akritas Planı' çerçevesinde,
Kıbrıs'ta Rumlar tarafından Türklere karşı topyekün
saldırılar başlatılmıştır. Yüzlerce
Kıbrıslı Türk katledilmiş, on binlercesi evsiz
bırakılarak göçmen
durumuna
düşürülmüştür. Bugün adada bulunan BM Barış Gücü birlikleri
de 1964 yılında Türkleri bu zulümden korumak için adaya
gönderilmişlerdir. Kıbrıslı Türkler, 1974'e kadar 11
yıl boyunca adanın yüzde 3'üne tekabül eden kantonlarda yaşamaya
mahkum edilmişlerdir."
Başbakan
Erdoğan, 1974 yılında Yunanistan'ın Kıbrıs'ı
ilhak etme girişiminde bulunduğunu, bunun üzerine Türkiye'nin kurucu
anlaşmalardan doğan garantörlük hakkını kullanarak adaya
müdahale
ettiğini
ve Kıbrıs Türk halkının bu sayede adadaki
varlığını sürdürebilmesini
sağladığını söyledi.
Kalıcı
çözüm olmadan asker sayısı azalmaz
Kıbrıs'ta
hâlâ Türk askerlerinin yanı sıra yaklaşık 6 bin Yunan
askerinin bulunduğunu, Rum Milli Muhafız Ordusu'nun komuta kadrosu da
Yunanistan tarafından atandığını belirten
Erdoğan, "genelde, bu hususun unutulduğunu ve hep adadaki Türk
askerinden söz edildiğini görüyoruz" dedi.
Adada bulunan
Türk askeri sayesinde, Kıbrıs'ta 30 yıldan bu yana, münferit
birkaç olay dışında hiçbir gerilim ve çatışma
yaşanmadığını ifade eden Erdoğan, "Doğu
Akdeniz'de stratejik bir konuma sahip olan Kıbrıs adasında
barış ve istikrarın sağlanmasıyla bölge
barışına da katkı sağlanmıştır"
diye konuştu.
Kıbrıs
meselesinde kalıcı bir çözüme ulaşılmadan adadaki Türk
askerlerinin mevcudunun azaltılmasının uygun
olmayacağının açık olduğunu kaydeden Erdoğan,
şunları söyledi:
"Bu
sebeple konunun kalıcı bir çözüm çerçevesinde ve bir bütün olarak ele
alınması gerekmektedir. Kıbrıs'ta güvenlik ve garantiler
konusu kapsamlı çözümün ana parametrelerinden bir tanesidir. Nitekim, BM
genel sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde ve KKTC
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın inisiyatifiyle
başlatılan son müzakere süreci ertesinde Kıbrıs Türk ve
Kıbrıs Rum taraflarının katkılarıyla
hazırlanan ve tüm dünya tarafından desteklenen 'Kıbrıs
Sorununun Kapsamlı Çözüm Planı' da, adadaki Yunan askeri
birliklerinin sayısının 950'ye; Türk birliklerinin
sayısının ise sadece 650'ye indirilmesini öngörmüştü. Ancak
bildiğiniz gibi, 24 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıs'ın iki
kesiminde yapılan referandumlarda Türk tarafı bu planı kabul
ederken, Rum tarafı planı ve çözümü, hem de büyük bir çoğunlukla
reddetmiştir. Eğer Rum tarafı 'evet' demiş olsaydı,
kapsamlı çözüm tüm unsurlarıyla uygulanmaya
başlanacaktı."
Erdoğan,
bu aşamada, eğer Kıbrıs sorununun çözümüne katkı
sağlanması amaçlanıyorsa öncelikle kalıcı bir çözüme
ulaşmak için iyi niyetini sergilemiş ve tüm dünyanın takdirini
kazanmış olan Kıbrıs
Türk
tarafına yönelik uluslararası izolasyonun
kaldırılmasına ve Rum tarafına bir yanlış
yaptığının hatırlatılmasına
çalışılmasının daha yerinde olacağını
düşündüğünü Rusya'dan da beklentilerinin bu yönde olduğunu
söyledi.
KIBRIS 01/09/04
Karayollarına
dev yatırım
YENİ
PROJELER GELİYOR... Karayolları projeleriyle ilgili
çalışmaları yerinde incelemek üzere bir heyetle birlikte
ülkemize gelen Türkiye Bayındırlık ve İskan Bakanı
Zeki Ergezen, Girne Sahil Yolu İkinci Etap ve Girne çevre yolu ile ilgili
ihalelerin gündemde olduğunu söyledi. Konuk bakan Ergezen, başka
yolların projelerinin de hazır olduğunu ve yakında ihaleye
açılacağını bildirdi
Karayolları
projeleriyle ilgili çalışmaları yerinde incelemek üzere bir
heyetle birlikte ülkemize gelen
Türkiye
Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen, Girne Sahil
Yolu İkinci Etap ve Girne çevre yolu ile ilgili ihalelerin gündemde
olduğunu söyledi.
Girne çevre
yolunun aciliyeti bulunduğunu, bu çevre yolunu dün gezdiklerini belirten
konuk bakan, "Gerçekten çok acil bir ihtiyaç, bir an evvel
yapılması lazım. Yerinde dün görmemiz faydalı oldu. Bir
takım arkadaşlarımızın önerileri de oldu yeni
projelendirmeyle ilgili" dedi.
Ergezen,
şu anda devam eden 48 km'lik "Demirhan-Girne ayrımı"
yolunun 2002'de ihale edildiğini, 15 trilyon TL keşif bedeli olan
yolun 29 km'sinin tamamlandığını ve 19 km'lik bölümünün de
bu yıl sonuna doğru biteceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, karayollarıyla ilgili temas ve incelemelerde bulunmak
amacıyla önceki gün KKTC'ye gelen Türkiye Bayındırlık ve
İskan Bakanı Zeki Ergezen ile görüştü.
Cumhurbaşkanlığı'nda
saat 10.00'da gerçekleşen görüşmede, Türkiye'nin Lefkoşa
büyükelçisi Hayati Güven, KKTC'nin Ankara eski büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç ve
Ergezen'in heyetinde yer alan müsteşar Yaşar Çebişli,
karayollarından sorumlu müsteşar yardımcısı Mücahit
Şahin ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Zeki Atlı hazır bulundu.
Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş görüşmede yaptığı konuşmada, bakan
Ergezen'i aralarında görmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi.
Bu tür
ziyaretlerin kendilerine her zaman güç verdiğini söyleyen Denktaş,
"Türkiye'den bu ziyaretler bize güç vermektedir. Yollarımızla
ilgili bir araştırma yapıyorsunuz. Bugüne kadar
yollarımız için yapmış olduğunuz büyük hizmetler
vardır. Müteşekkiriz, çok güzel işler
yapılmıştır" dedi.
Anavatan
Türkiye tarafından KKTC'ye yapılan yatırımların
önemine işaret ederek, bu yatırımlar arasında
karayollarının büyük yer tuttuğunu belirten
Cumhurbaşkanı Denktaş, bakan Ergezen'in dikkatini trafikte
yaşanan keşmekeşe çekerek, bunun şu anda
yaşanılan en önemli sorunlardan biri olduğunu vurguladı.
Ülkedeki araba
enflasyonuna da dikkati çeken cumhurbaşkanı, "Araba enflasyonunu
gördünüz, trafiğin zorluklarını gördünüz. Bazı
yollarımızın genişlemesi, bazılarına by-pass
yapılması artık kaçınılmaz hal
almıştır" dedi.
Trafiğin
çok yoğun
olduğunu
görüyoruz
Türkiye
Bayındırlık ve İskan Bakanı Ergezen de
yaptığı konuşmada, KKTC'ye gelmekteki
amaçlarının, karayolları projelerine ilişkin olarak
yapılan çalışmaları yerinde inceleyerek, eksik ve aksak
yönlerin tespit edilmesini sağlamak olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanının
trafik konusundaki endişelerini paylaştığını
ifade eden Ergezen, KKTC'de trafiğin oldukça yoğun olduğunu
kendilerinin de gözlemlediğini söyledi.
KKTC'de
olmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren bakan Ergezen, görevlerinin
KKTC halkına güç ve destek vermek olduğunu ifade etti.
Girne Sahil
Yolu İkinci Etap ve Girne çevre yolu ile ilgili ihalelerin gündemde
olduğunu vurgulayan bakan Ergezen, özellikle Girne çevre yolunun aciliyeti
bulunduğunu söyledi. "Bu çevre yolunu dün gezdik. Gerçekten çok acil
bir ihtiyaç, bir an evvel yapılması lazım. Yerinde dün görmemiz
faydalı oldu. Birtakım arkadaşlarımızın önerileri
de oldu yeni projelendirmeyle ilgili" dedi.
Ergezen,
şu anda devam eden 48 km'lik "Demirhan-Girne ayrımı"
yolunun 2002'de ihale edildiğini, 15 trilyon TL keşif bedeli olan
yolun 29 km'sinin tamamlandığını ve 19 km'lik bölümünün de
bu yıl sonuna doğru biteceğini söyledi.
Daha önce ihale
edilen ve çeşitli sebeplerden dolayı iptal edilen 60 km'lik
"Dörtyol-Geçitkale Girne ayrımı" yolunun projesinin
hazır olduğunu da belirten bakan Ergezen, 11 km'lik
"Girne-Alsancak ayrımı" projesinin de eklenmesiyle toplam
71 km'yi bulacak yol yapım çalışmaları için en yakın
zamanda ihaleye açılacağını bildirdi.
Ekenoğlu-Ergezen
görüşmesi
Cumhuriyet
Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da dün sabah Türkiye
Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen'le
görüştü.
Cumhuriyet
Meclisi'nde gerçekleşen görüşmede Ergezen'e eşlik eden heyet ile
TC Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven de hazır bulundu.
Fatma
Ekenoğlu görüşme öncesinde basına yaptığı
açıklamada, ülkenin son gelişmelerle bulunduğu noktada
altyapı gelişiminin şart olduğunu söyledi. Özellikle
Girne'deki hızlı yapılaşmaya dikkat çeken Ekenoğlu, bu
yapılaşmanın kontrol altına alınmaması halinde
büyük sorunlara neden olacağını belirtti.
Master
planlarının bir an önce hazırlanması gereğine
işaret eden Ekenoğlu, planlı bir altyapı
yapılmaması halinde bakir doğanın yok
olacağını kaydetti.
İzolasyonların
kaldırılması halinde turizmde büyük gelişme
olacağını söyleyen Ekenoğlu, "Önümüzdeki günlerde
bunlar gelişirken, altyapımız da bunlara paralel olarak
gelişmelidir" dedi.
Bayındırlık
ve İskan Bakanı Zeki Ergezen de konuşmasında
bakanlığının görev alanına giren Kıbrıs'la
ilgili konuları yerinde görmek ve devam eden çalışmalarla ilgili
değerlendirmelerde bulunmak amacıyla geldiklerini söyledi.
Kıbrıs'ta
bir canlılık gözlemlediğini kaydeden Ergezen, özellikle
trafikteki yoğunluğun altyapının yeniden ele
alınması gereğinin en büyük işareti olduğunu belirtti.
Ergezen, nüfus artışına bağlı olarak kanalizasyon,
içme suyu ve diğer altyapı çalışmalarının yeniden
yapılanmasının şart olduğunu söyledi.
Ergezen,
"Türkiye olarak, bayındırlık bakanlığı
olarak kendi görev alanımızı ilgilendiren konularda gerek teknik
işbirliği, gerek tecrübe, gerekse maddi olarak ve proje
aşamasında her türlü yardımı yapmaya
hazırız" dedi.
Başbakan
Talat da Ergezen'i kabul etti
Başbakan
Mehmet Ali Talat da KKTC'de ekonomik gelişmenin önemini vurgulayarak,
sağlanan gelişmenin doğru yönlendirilmesi halinde
Kıbrıs'ta bir çözümde kağıt üzerinde değil fiilen de
eşit ortaklık olacağını söyledi.
Talat, KKTC'de
temaslarda bulunun Türkiye Bayındırlık ve İskan Bakanı
Zeki Ergezen ve heyetini kabul etti.
"Ekonomik
gelişme önemli...
Bu
sağlanırsa fiilen eşit ortaklık olur"
Talat kabulde
yaptığı konuşmada, bayındırlığın
adı üstünde ülkeyi bayındır kılmak için gerekli bir alan
olduğunu belirterek, KKTC'de, özellikle yol konusunda Türkiye'nin
altyapı yatırımlarına yaptığı finansal
katkıya dikkat çekmek gerektiğini belirtti.
Altyapı
için gerekli katkının Türkiye tarafından
sağlandığını ifade eden Talat, konuk heyetin KKTC'de
Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı
yetkilileriyle görüş alışverişinde
bulunacağını kaydetti.
Kıbrıs'ta
durumun sonsuza dek böyle devam etmeyeceğini, mutlaka bir gün bir çözüm
olacağını belirten Talat, bunun erken olmasını
dileyerek çözümün hem Kıbrıslı Türk ve Rumlara hem de Türkiye ve
Yunanistan halklarına katkısı olacağını söyledi.
Altyapısı
tamamlanmamış bir ülkeyle, altyapısı tamamlanmış
bir ülkenin dengeli olmayan durumunun bir çözümde yapacağı
olumsuzluğa işaret eden Talat, "hayırcı"
Rumların kampanyalarında bu unsuru kullandıklarını ve
KKTC'nin gelişmemiş olduğunu, bu nedenle çözüm olması
halinde yükün Güney Kıbrıs'ın sırtına
kalacağını ileri sürdüklerini anımsattı.
Talat, halbuki
çok sağlıklı olmasa da KKTC'nin büyük ekonomik gelişme
sağladığını, bunu doğru yönlendirmenin önemli
olduğunu, bunun gerçekleşmesi halinde çözümde, sadece kağıt
üzerinde değil fiilen de eşit ortaklığın
gerçekleşeceğini ifade etti.
Türkiye'nin
katkılarının süreceğine olan inancını belirten
Talat, ilişkilerin bugüne kadar sağlıklı bir şekilde
yürüdüğünü, bundan sonra da böyle olacağını kaydetti.
"KKTC'de
yoğun bir trafik var... Hemen el atılmalı"
Ergezen ise
konuşmasında, Kıbrıs'taki yatırımları ve
daha neler yapılabileceğini görmek amacıyla geldiklerini belirterek,
yapımı süren yollarda incelemelerde bulunduklarını, Girne
çevre yolunun da hemen ihale edilmesi gerektiğini, KKTC'de yoğun bir
trafik olduğunu gözlemlediklerini, yol konularına hemen el
atmanın önemli olduğunu söyledi.
TC ve KKTC
yetkililerinin bu konuları çözeceklerini belirten Ergezen, geçmişteki
yatırımlardan söz ederek, gelecekte de aralarında doğal
gazın da bulunduğu birçok yatırım yapmayı
hedeflediklerini, sulama sorunun da çözümü için çalışacaklarını
kaydetti.
Ergezen,
TC-KKTC ilişkilerinin daha da üst düzeye çıkmasını diledi.
Dünyanın
barış ve huzur içinde olmasını istediklerini söyleyen
Ergezen, Kıbrıs'ta da huzuru istediklerini ve aynı iyi niyetin
karşı tarafta da olmasını dilediklerini vurguladı.
Tanınma
konusu
Başbakan
Mehmet Ali Talat bir gazetecinin Pakistan büyükelçisinin KKTC'nin
tanınmasıyla ilgili açıklamasını samimi bulup
bulmadığının sorulması üzerine, "Niçin samimi
olmasın" diyerek, ancak bunun etkileri ve yararlarına bakmak
gerektiğini, bu konuda bir anda olumlu veya olumsuz bir tepki ortaya
koymasının doğru olmayacağını kaydetti.
Kalyoncu,
Ergezen'le görüştü
Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu da KKTC'de bulunan Türkiye
Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen ve heyetini
kabul etti.
Bayındırlık
ve Ulaştırma Bakanlığı'ndaki görüşmede Türkiye
Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven de hazır bulundu.
Kabulde açıklama yapılmadı.
KIBRIS 01/09/04
Türkiye
Dışişleri Bakanı Gül: KKTC'nin izolasyonuna karşı
eylülde çalışmalar yoğunlaşacak
GÜMRÜK
BİRLİĞİ, TANIMA ANLAMINA GELMEZ... Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC'nin izolasyonuna
karşı çalışmaların eylül ayında
yoğunlaşacağını vurguladı. Gül, Kıbrıs
Rum kesiminin AB çerçevesinde gümrük birliğine dahil edilmesi için
bazı çalışmalar bulunduğunu, ancak bunların siyasi
tanıma anlamına gelmeyeceğini kaydetti
Türkiye
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Abdullah Gül, KKTC'nin izolasyonuna karşı çalışmaların
eylül ayında yoğunlaşacağını vurguladı. Gül,
"Somut neticeler henüz alınmadı. Ama yine de
değişiklikler oldu. KKTC başbakanını geçmişte
kimse kabul etmezdi. ABD, İngiliz, Rus dışişleri
bakanları KKTC başbakanını birinci elden kabul etti.
KKTC'nin bütün ülkelerde temsilcilikleri genişliyor. Daha birçok
gelişme var" dedi.
Gül, esas
beklentinin ise KKTC'ye direkt uçuşların başlaması ve KKTC
mallarının serbest satışının sağlanması
olduğunun altını çizdi.
Abdullah Gül,
Kıbrıs Rum kesiminin AB çerçevesinde gümrük birliğine dahil
edilmesi için bazı çalışmalar bulunduğunu, ancak
bunların siyasi tanıma anlamına gelmeyeceğini kaydetti.
Gül, NTV'ye
verdiği demeçte, Kıbrıs Rum kesiminin AB çerçevesinde gümrük
birliğine dahil edilip edilmeyeceğinin sorulması üzerine,
bununla ilgili BM nezdinde devam eden bazı çalışmalar
olduğunu, ancak bunların "siyasi tanıma anlamına
gelmeyeceğini" belirtti.
Abdullah Gül,
"Tabii ki beklentilerin karşılanması da burada çok
önemlidir" diyerek, Kıbrıslı Türklerin iyi niyetli
adımlarının karşılık bulmasının önemine
dikkati çekti.
Türkiye'nin
Kıbrıs Rum kesimini tanınmasa bile aralıktaki AB zirvesinden
önce gümrük birliğine dahil edip etmeyeceğinin sorulması üzerine
Gül, şunları kaydetti:
"(Tanınmasa)
değil, zaten tanınması söz konusu değil. Bunu herkes
biliyor. Ama diğer konularda bazı sorumluluklar vardır
bildiğiniz gibi. Kıbrıs tarafı, Türk mallarına
karşı her türlü sınırlamayı
kaldırmıştır. Dolayısıyla Türkiye'den isteyen
herkes çantasını alıp gidebilir Rum kesimine. Kıbrıs
Türk kesiminden Rum kesimine mallarını satabilir, hiçbir engel söz
konusu değildir."
Gül, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) yarın Maraş kökenli
Ksenidu Aresti isimli Kıbrıslı Rum'un Türkiye aleyhine
başvurusunun görüşüleceğinin hatırlatılması ve
bundan çıkacak kararın Loizidu kararından farklı olup
olmayacağının sorulması üzerine şöyle dedi:
"Böyle
olması gerekir. Çünkü yeni bir durum var ortada. Zemin tamamen farklı
ve KKTC'de kurulan bir mekanizma var. Bu açıdan o dava ile bu dava
arasında çok önemli bir fark var."
KKTC üzerindeki
tecridin kaldırılması için yoğun
çalışmaların sürdüğünü belirten Gül, referandumda evet
denilerek yanlış bir politika izlendiği görüşlerine
katılmadığını bildirdi.
Türkiye'nin AB
üyelik süreci
Gül, Türkiye'ye
ilişkin AB İlerleme Raporu öncesinde ne gibi mesajlarının
olduğunun sorulması üzerine, Türkiye'nin üzerine düşenleri
yaptığını ve buna devam edeceğini kaydetti.
"Objektif
ve dürüst bir karşılık bekliyoruz" diyen Gül, bu raporun
çok önemli olduğunu hatırlattı. Türkiye'nin üstüne düşen
her şeyi yaptığını bundan 4-5 ay önce
söyleyemeyeceğini ama şimdi bunu rahatlıkla söylediğini
belirten Gül, bunların göz boyamak için olmadığını
söyledi.
TC
Dışişleri Bakanı Gül, "Bizi
kandırılmışlık duygusuna sevk edecek bir kararın
sonuçlarının ne kadar tehlikeli olacağını tüm AB
liderleri iyi biliyorlar" diye konuştu.
AB ülkelerinde
siyasi karar merciinde bulunan liderlerin Türkiye için "biz eskiye
dönüyoruz" deme hakkı bulunmadığını söyleyen Gül,
Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılması konusunda hükümetin bir
çalışması bulunduğunu ve makul bir çözüm bulmak için çaba
harcadıklarını bildirdi.
Abdullah Gül,
bu konunun basında yer aldığının aksine son Milli
Güvenlik Kurulu toplantısında ele
alınmadığını da kaydetti.
KIBRIS 01/09/04
|
İkinci Loizidou davası AİHM'de görüldü |
|
|
Kıbrıslı Rum Myra Ksenides Arestis'in, Maraş yakınlarındaki mal ve mülkünün kullanımının engellendiği gerekçesiyle Türkiye aleyhine yaptığı şikayet başvurusu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 3. dairesinde bugün görüşüldü. Yaklaşık
2 saat süren duruşmada Türkiye'yi Prof. Zaim Necatigil ve İngiliz
Avukat Daniel Bethlehem savunurken, Kıbrıs Rum kesimi de davaya
müdahil taraf olarak katıldı. Türkiye'yi
savunan avukatlar, yaptıkları konuşmalarda, Annan
planının Rumlar tarafından reddedilmesini, Rumların mal
ve mülk iddialarını araştırmak üzere KKTC'de kurulan
tazmin komisyonunu ön plana çıkartan bir savunma yaptı. Prof. Zaim
Necatigil, “AİHM'nin, Kıbrıs sorununu daha karmaşık
hale getirmek yerine, çözümün kolaylaştırılmasına
katkıda bulunması gerektiğini” söyledi. Yine
Türkiye'yi savunan Bethlehem de yaptığı konuşmada, Annan
planının Rumlar tarafından reddedilmesinden sonra adada yeni
bir dönem başladığını belirterek, mahkemenin son
gelişmeleri göz önüne alması gerektiğini söyledi. BM
tarafından hazırlanan barış planının
referanduma sunulmasında Türk tarafının iyi niyetle hareket ettiğini
ve planı desteklediğini kaydeden Bethlehem, Rumların ise bu
plana “hayır” dediğini hatırlattı. Türkiye'nin
KKTC üzerinde bir kontrolü ve müdahalesi bulunmadığını
belirten Bethlehem, Türkiye aleyhine yapılan bu şikayet
başvurusunun incelenmeye alınmasının reddedilmesini
istedi. Bethlehem,
KKTC'de Rumların mal ve mülk iddialarını araştırmak
için bir tazmin komisyonu kurulduğunu hatırlatarak, “iç hukuk
yollarının tüketilmesi” ilkesi gereği, Rumların
AİHM'den önce bu komisyona başvurmaları gerektiğini ifade
etti. Duruşmada
ikinci kez söz alan Necatigil, mahkemenin adada Rumların
dışında Kıbrıslı Türklerin de güneyde
topraklarını, mal ve mülklerini
bıraktığını unutmaması gerektiğini
belirterek, “Rumlar, planı reddederek, durumun böyle devam etmesini istediklerini
gösterdi” dedi. Necatigil,”Rumların
yaptığı bu tür başvuruları kabul etmek, ilerideki
çözüm çabalarına da zarar verecek” diye konuştu. Rumların
tazmin komisyonuna başvurmasının Rum yönetimi tarafından
engellendiğini ifade eden Necatigil, bu başvurularla AİHM'nin
“iç hukuk yollarının tüketilmesi” ilkesinin ihlal edildiğini
bildirdi. RUM KADININ AVUKATI Rum Myra
Ksenides Arestis'in İngiliz avukatı Ian Brownlie ise KKTC'nin
uluslararası toplum tarafından kabul edilmediğini gerekçe
göstererek, tazmin komisyonunun da geçerli bir hukuki kurum
olamayacağı görüşünü savundu. Tazmin
komisyonunu yasal ve geçerli bir kurum olarak görmediklerini kaydeden
İngiliz avukat, bu komisyonu kabul etmenin KKTC'yi de tanımak
anlamına geleceğini ifade etti. Ksenides
Arestis'in diğer avukatı Rum Achilleas Demetriades de Annan
planıyla ilgili görüşmelerin başarısızlığa
uğramasının, müvekkilinin mağduriyetinin
karşılanmasını engellemeyeceğini söyledi. Rum avukat,
Türkiye'nin KKTC'yi kontrol altında tuttuğunu öne sürerek,
müvekkilinin Maraş'taki evine ve topraklarına geçişinin Türk
ordusu tarafından engellendiğini iddia etti. Avukatlar,
Türkiye'nin Annan planına destek verip bu plan gereği adadaki asker
sayısını düşürmeyi de kabul ettiğini
hatırlattılar. AİHM, başvurunun incelenmeye
alınıp alınmamasıyla ilgili kararını ileri bir
tarihte verecek. DURUŞMANIN ÖNEMİ Duruşma,
Türkiye'nin Rum vatandaşı Titina Loizidu'ya maddi tazminat ödemesi
ve Kıbrıs'ta BM barış planının Rumlar
tarafından reddedilmesinden sonra bu konuda ele alınacak ilk
başvuru olması itibarıyla büyük önem taşıyor. AİHM'nin
3. dairesinin, Ksenides Arestis'in mülkiyet şikayetiyle ilgili olarak
vereceği gerekçeli karar, Strasbourg'daki mahkemede bekleyen diğer
Rum başvurularına emsal teşkil edecek olması
açısından da önemli görülüyor. Başvuruyla
ilgili ilk değerlendirmesini yapan AİHM, BM planının
reddedilmesi, KKTC'de mal ve mülk iddialarının
araştırılması için kurulan komisyonun yapısı ve
işleyişiyle ilgili olarak Rum yönetimi ve Türkiye'ye mayısta
yazılı sorular yöneltmişti. Rum yönetimine
ve Türkiye'ye yöneltilen sorular arasında, ”KKTC'de mülkiyet
şikayetleri için kurulan komisyonun halihazırdaki durumu nedir? Bu
komisyona yapılan başvurular engelleniyor mu? Engelleniyorsa ne
şekilde oluyor? AİHM'de bekleyen Rum davaları
açısından, BM planının
başarısızlığa uğramasının hukuki
sonuçları var mı, varsa nelerdir” gibi sorular yer alıyordu. Yanıtları
haziran sonunda teslim alan AİHM, daha sonra tarafların bu
yanıtlara ilişkin görüşlerini 21 Ağustos'a kadar
Strasbourg'a göndermelerini istemişti. Ankara'nın
AİHM'ye savunmasını gönderdiği ve davaların KKTC
mahkemelerine sevk edilmesini istediği öğrenildi. AİHM'nin,
Rum vatandaşı Titina Loizidou'nun yaptığı
şikayet başvurusunda Türkiye'yi haksız bularak maddi tazminat
ödemeye mahkum etmesi, Ankara ile Strasbourg arasında özellikle son iki
yıl içinde ciddi sorunlara yol açmıştı. Türkiye, geçen
yıl sonunda Titina Loizidou'ya maddi tazminat ödemesinin
ardından Rum başvurularıyla ilgili olarak ortaya çıkan
gerginlik bir süre için askıya alınmıştı. (aa) |
|
|
|
HURRIYET 02/09/2004
Rum ayinine Türk mevlidi
|
KKTC’nin Güzelyurt ilçesinde dün başlayan tartışmalı Rum ayini, 8 bin nüfuslu yerleşim birimini, sağcı-solcu Türklerin, Rum dindarların, siyasetçilerin ve medyanın gösteri merkezi haline getirdi. Kıbrıslı Türkler hem protesto hem de barış gösterisi düzenledi. Ayin ile aynı anda şehitler için mevlit okundu. AYA Mamas
kilisesindeki ayin, hafta sonu kapısına yerleştirilen
bombanın gölgesinde başladı. 3 binden fazla Rum, 30 yıl
aradan sonra ilk kez Güzelyurt’ta ayine katıldı. Çok sıkı
güvenlik önlemlerinin alındığı kilise çevresini askeri
helikopterler de havadan kontrol altına aldı. KKTC polisinin üçte
birinin görev aldığı ayindeki güvenlik önlemlerinin, Kenan
Evren ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın aynı kiliseyi ziyaretinde
bile alınmadığına dikkat çekildi. |
|
|
HURRIYET 02/09/2004
|
Rumlar Güzelyurt'ta ikinci ayini yaptı |
|
|
Kıbrıslı Rumlar, 30 yıl aradan sonra dün akşam Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde düzenledikleri ayinin ardından, bu sabah da aynı kilisede ikinci ayin düzenledi. Rumların
Güzelyurt'taki Aya Mama Kilisesi'nde bugün düzenlediği ikinci ayin sona
erdi. Güzelyurt Metropoliti Neofidos'un yönettiği ayin
yaklaşık 3.5 saat sürdü. Dün
akşamki ayine göre Rum vatandaşlarının
katılımının az olduğu ayine, Güney
Kıbrıs'taki bazı yabancı büyükelçiler de
katıldı. Ayine, Avrupa Birliği'nin (AB) Güney Kıbrıs
Büyükelçisi Adrian Van Der Meer, İtalya Büyükelçisi Ghenardo La
Francesco, Fransız Büyükelçi Hadelin de La Tour Du-Pin, Almanya
Büyükelçisi Jochen Trebesch, ABD Büyükelçiliği Müsteşarı Ned
Nolan ve Avustralya Büyükelçisi katıldı. Ayini, dün
akşam olduğu gibi bazı Rum kanalları canlı
yayınladı. Yoğun güvenlik önlemlerinin
alındığı ayinde, askeri bir helikopter de havadan kontrol
uçuşu yaptı. MEER'İN AÇIKLAMASI AB'nin Güney
Kıbrıs Büyükelçisi Van Der Meer, ayinden sonra gazetecilere
yaptığı açıklamada, “önemli bir nedenden dolayı
burada olduğunu ve duygusal bir olay olduğunu” söyledi. “AB'nin en
önemli özelliği olan din özgürlüğünün
yaşandığını” ifade eden Meer, “Ben çok
rahattım, umarım katılanlar da çok rahattı” dedi. (aa) |
|
HURRIYET 02/09/2004
Rumlar
için tarihi ayin
02/09/2004
RADIKAL
LEFKOŞA
- Rumlar, 30 yıl aradan sonra Güzelyurt'taki Ay Mama Kilisesi'nde ilk
ayinlerini herhangi bir huzursuzluk yaşanmadan gerçekleştirdi.
Güneyden binden fazla Rum'un katıldığı ayin, Rum
televizyonlarınca canlı yayımlandı. Ayine, eski Rum lideri
Glafkos Klerides'in kızı Keti Klerides, ana muhalefet partisi
DİSİ'nin Başkanı Nikos Anastasyadis, eski Rum liderlerden
Yorgo Vasilyu ile bazı AB ülkelerinin büyükelçileri katıldı.
Talat, 'Hoş
geldiniz' dedi
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat da eşi Oya Talat'la birlikte
ayin başladıktan sonra kilisenin bahçesine gelerek Rumlara 'Merhaba'
dedi. Rumlar da Talat'ı alkışlayarak kilisenin içine davet etti.
Talat, dini bir etkinliği bozmamak için içeri girmeden bahçeden
ayrıldı.
Türk tarafında ayine karşı çıkanlar 50 metre
uzaklıktaki Fatih Camii'nde şehitler için mevlit okuturken ayini
destekleyen Kıbrıslı Türkler, 'Barış Şöleni'
düzenledi.
Birkaç gün önce kiliseye düzenlenen bombalı saldırı nedeniyle
yoğun güvenlik önlemleri alan KKTC polisi kiliseye giren herkesi tek tek
aradı. Metehan Sınır Kapısı'nda yapılan
aramalarda da polis, Rumların üzerinde bulduğu kesici aletlere el
koydu. (Dış Haberler)
Omorfo Metropoliti Neofitos: İçimizdeki duvarları
yıkabiliriz
Omorfo
Metropoliti Neofitos'un, 30 yıl aradan sonra dün akşam Güzelyurt'taki
Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlenen ayinde verdiği vaazda, barış
mesajları da vardı: İçimizdeki duvarları yıkabiliriz
Omorfo
Metropoliti Neofitos: Halkımızın -Kıbrıslı Rum ve
Kıbrıslı Türklerin- omuzlarında
taşıdığı acının büyüklüğünü görünce
sarsılıyorum, acı duyuyorum. Gerçekten, her iki taraftan da
sıradan insanların anlattığı acı hikâyeleri
dinleyen birinin gözyaşı dökmemesi mümkün değildir
"Bu
insanların bazıları 1964, diğerleri ise 1974
yılında göçmen oldukları için acı çekiyorlar. Sevdiklerini,
ev, bark ve mülklerini, kısaca her şeylerini yitirdiler. Ama bu
insanlar, o kadar çok şey yitiren bu halk, bir şeyini
yitirmemiştir. Umudunu. Umudun kökleri derinlere iner. Yakın
tarihimizde yaşadıklarımız, bu umudu kökünden söküp atamadı.
Sonuç olarak, bütün acılarına ve kayıplarına karşın,
suçluları affetmek gücünü kendinde bulan insanlar görüyoruz. Unutmadan
affetmeyi bilen insanlar..."
"Şunu
da anladık ki, Kıbrıs halkı, biz Kıbrıslı
Rumlar ve Kıbrıslı Türkler, aynı kaderi
paylaşıyoruz. Bizi birbirimizden ayıran hiç bir şey yoktur.
Farklı etnik kimlik ve farklı din, birlikte yaşamamıza
engel değildir. Tam tersine, farklılık, günümüz
Avrupa'sında olumlu karşılanarak benimseniyor.
Farklılıktan korkmamalıyız"
Omorfo
Metropoliti Neofitos, dün akşam Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlenen
ayinde barış mesajları da verdi.
30 yıl
aradan sonra Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlenen ayinde
konuşan Neofitos, ayinin Kıbrıslı Türk ve
Kıbrıslı Rumların yaratıcı girişimleri
sayesinde mümkün olduğuna işaret ederek, "Ancak hâlâ duvarlar
vardır. Hem dışımızda, hem içimizde. Biz, sıradan
insanlar, dışımızdaki duvarlar için fazla bir şey
yapamayız ama içimizdeki duvarlara karşı çok şey
yapabiliriz. Korku ve önyargı duvarlarını yıkabiliriz"
dedi.
Bunun din
adamlarının da görevi olduğuna inandığına dikkat
çeken Neofitos, "İnanç insanlarının, barış
insanlarının görevi olduğu gibi..." şeklinde
konuştu.
Rumlar,
geçtiğimiz cuma akşamı karanlık güçler tarafından
bombalanan Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde ayin yaptı.
Olaysız
geçen ayinde, katılan Rumlara vaaz veren Omorfo Metropoliti Neofitos,
"Muhterem pederler ve kardeşler, sevgili yurttaşlar" diye
söze başladı ve konuşmasında barış mesajları
da verdi.
Neofitos,
şunları kaydetti:
"Geçmişe
ebediyen takılı kalarak, bugüne kadar kimin kaç defa "evet"
veya "hayır" dediğini sayabiliriz. İstediğimiz bu
mu? Geçmişte mi kalmak istiyoruz?
Kıbrıslılar,
barikatlar açıldıktan sonra, geçmişe takılı kalmak
istemediklerini göstermişlerdir ve her geçen gün, gözlerini geleceğe
çevirmektedirler.
Her gün nelerin
yaşandığını görüyoruz. Her iki toplumun sıradan
insanları, sessiz sedasız tarih yazmaktadırlar. Yavaş
yavaş ve adım adım, duygulandırıcı
buluşmalar, gürültüsüz bir şekilde giderek derinleşmektedir. Bu
da, "son fırsatlar" diye bir şeyin
olmadığını göstermektedir. Çünkü, fırsatları
insanlar isteyince oluşturuyorlar..."
Neofitos'un
konuşması
Omorfo
Metropoliti Neofitos'un, Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlenen ayinde
yaptığı konuşmanın tam metni şöyle:
"Muhterem
pederler ve kardeşler,
sevgili yurttaşlar,
"Bugün
RABB'in yarattığı gündür,
onun için
sevinip coşalım!"
(Mezm. 117,24)
Bu ihyaya dair
ayeti nasıl hatırladım? Çünkü bugün gerçekten sevinçli
şenlikli bir günüdür de ondan...
Bugün,
buralardan bizim bedensel olarak ayrıldığımızdan tam
30 yıl sonra, Omorfo'nun koruyucusu Ayios Mamas'ın Kilisesi'ne,
kutsal bir âyin gerçekleştirmek üzere gelmiş bulunuyoruz. Bu âyini
yapmakla yeni bir iletişim kapısı açılmaktadır.
Tanrı'yla bu iletişim kapısı sayesinde azizlerin azizi, tüm
insanlığı himaye etmek amacıyla rahmet deryasını
herkesi kapsayacak biçimde döker. Evet, tüm insanlığı,
yalnız burada olanları değil, olmayanları da, sadece
Hıristiyanları değil, Müslümanları da ve yalnız
müminleri değil, herhangi bir dine ait olmak istemeyenleri de. Ayios
Mamas'ın şenliğinde herkese yer vardır.
Buradan genç
yaşımızda ayrılmak zorunda kaldık. Neredeyse
yaşlanmış olarak dönüyoruz. Geçen 30 yıl boyunca, bedenen
Ayios Mamas Kilisesi'nden uzakta dolaşıyorduk. Fakat, Ayios Mamas
bizden uzak değildi. Her gün bizimle beraberdi. Acı çektik,
ağladık ve öğrendik. Bugün de, alçak gönüllülükle bir dua
penceresi açmaya geldik. Önümüzde Ayios Mamas'ı görüyoruz. Bir aslan
sırtında oturmuş, ellerinde bir kuzu. Zıtları
kutsiyetle, çelişkileri de gökten inen barış kelamıyla
bağdaştırıyor.
Bazılarının
buraya çekinceyle, başkalarının hüzün, kaygı veya korkuyla
gelmiş bulunduğunu biliyorum. Kardeşlerim, buna rağmen,
koruyucu azizimizin bu parlak şölen gününün, şüphe ve olumsuz anı
bulutları tarafından gölgelendirilmesine fırsat vermeyelim.
Bugün, merhamet günü olan bugün, neşe duygusunun kalbimize
yerleşmesine izin verelim.
Hem birey, hem
de halk olarak, bize fazlasıyla keder veren çok şey vardır.
Yurdumuzun ne gibi badirelerden geçtiğini biliyoruz ve hâlâ neler
yaşanmakta olduğunun da farkındayız. Fakat, ben ülkemizin
siyasî durumu üzerine konuşmayacağım, benim işim bu
değil. Ben, yalnız Kıbrıslıların gönül durumu
hakkında konuşacağım.
Bu halk umudunu
yitirmedi
Her gün
Kıbrıs halkıyla konuşuyorum. Derin ve anlamlı,
kalplerinin derinliklerinden gelen sözler ediyorlar. Halkımızın
-Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin-
omuzlarında taşıdığı acının
büyüklüğünü görünce sarsılıyorum, acı duyuyorum. Gerçekten,
her iki taraftan da sıradan insanların anlattığı
acı hikâyeleri dinleyen birinin gözyaşı dökmemesi mümkün
değildir.
Bu
insanların bazıları 1964, diğerleri ise 1974
yılında göçmen oldukları için acı çekiyorlar. Sevdiklerini,
ev, bark ve mülklerini, kısaca her şeylerini yitirdiler. Ama bu
insanlar, o kadar çok şey yitiren bu halk, bir şeyini yitirmemiştir.
Umudunu. Umudun kökleri derinlere iner. Yakın tarihimizde
yaşadıklarımız, bu umudu kökünden söküp atamadı. Sonuç
olarak, bütün acılarına ve kayıplarına karşın,
suçluları affetmek gücünü kendinde bulan insanlar görüyoruz. Unutmadan
affetmeyi bilen insanlar... Óõã÷ùñş (Affetmek) sözcüğünün ifade
ettiği gibi, bu insanlar kalplerine ötekini
yerleştirebilmişlerdir, ötekini kalplerine yerleştirebilmek
için, yüreklerinde yer açmışlardır. Bu yüzden, ben yurdumuzun
geleceğinden iyimserim.
Geçtiğimiz
yıl bize çok şey öğretti. Yurdumuzu ikiye ayıran duvarda
sadece küçük bir çatlağın oluşması bile, Adamıza
koskoca bir özlem dalgasının yayılması için yetip
arttı. Bu özlem, yitirdiğimiz beraberliğe, hepimizin yeniden bir
arada barış ve uzlaşma içinde yaşamasına duyulan bir
özlemdir. Bu özlem, birbirimizin yüzüne baktığımızda, daha
da güçlenmektedir.
Aynı
kaderi paylaşıyoruz
Bazılarının
bize söylemeye çalıştığı gibi, ötekinin yüzü bize
yabancı değildir ve bunu fark ettiğimiz an, beraberlik için
duyduğumuz özlem iyice güçlenmektedir. Ve şunu da anladık ki,
Kıbrıs halkı, biz Kıbrıslı Rumlar ve
Kıbrıslı Türkler, aynı kaderi paylaşıyoruz. Bizi
birbirimizden ayıran hiç bir şey yoktur. Farklı etnik kimlik ve
farklı din, birlikte yaşamamıza engel değildir. Tam
tersine, farklılık, günümüz Avrupa'sında olumlu
karşılanarak benimseniyor. Farklılıktan
korkmamalıyız.
Yurdumuzun
trajedisini iyimser sözlerle örtbas etmek çabasında değilim. Trajedi
bir gerçektir. Ve şunu da biliyoruz ki, tarih basit insanların
özlemlerine karşı duyarlı değildir. Verili ortamın
gerçeklikleri öylesine dal budak salmıştır ki, sanki bu felaket,
bu büyük sorun, iyice pekişmiş ve bir daha ortadan
kalkmayacakmış gibi geliyor. Hatta, bu zorluklar karşısında
her iki toplumdan bazı kimseler, "mutlak açmaz" ve yitip giden
"son fırsatlardan" söz etmeye başladılar.
İlerlemek istemiyorsak, bunun için elbette bin bir gerekçe bulabiliriz.
Geçmişe ebediyen takılı kalarak, bugüne kadar kimin kaç defa
"evet" veya "hayır" dediğini sayabiliriz.
İstediğimiz bu mu? Geçmişte mi kalmak istiyoruz?
Kıbrıslılar,
barikatlar açıldıktan sonra, geçmişe takılı kalmak
istemediklerini göstermişlerdir ve her geçen gün, gözlerini geleceğe
çevirmektedirler.
Her gün nelerin
yaşandığını görüyoruz. Her iki toplumun sıradan
insanları, sessiz sedasız tarih yazmaktadırlar. Yavaş
yavaş ve adım adım, duygulandırıcı
buluşmalar, gürültüsüz bir şekilde giderek derinleşmektedir. Bu
da, "son fırsatlar" diye bir şeyin olmadığını
göstermektedir. Çünkü, fırsatları insanlar isteyince
oluşturuyorlar.
Korku ve
önyargı duvarlarını yıkabiliriz
İşte,
bugün Ayios Mamas Kilisesi'nde gerçekleştirilen ibadet, bunun en iyi
kanıtlarından biridir. Bu etkinlik, sıradan
Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin
yaratıcı girişimleri sayesinde mümkün olmuştur.
Ancak, hâlâ daha
duvarlar vardır. Hem dışımızda, hem de içimizde. Biz,
sıradan insanlar dışımızdaki duvarlar için fazla bir
şey yapamayız ama içimizdeki duvarlara karşı çok şey
yapabiliriz. Korku ve önyargı duvarlarını yıkabiliriz.
Bunun, din adamlarının da görevi olduğuna inanıyorum, inanç
insanlarının, barış insanlarının görevi
olduğu gibi...
Yıllarca
"çözüm" hakkında, büyülü bir şeymiş gibi
konuştuk. Dışarıdan gelecek bir şey... Bizim
sorumluluğumuz olmadan gerçekleşecek bir şeymiş gibi.
Sanki, sihirli bir güç, yurdumuzun başına gelen felâketleri ortadan
kaldıracakmış gibi... Şimdi anlıyoruz ki, çözüm
sihirle değil, büyük zahmetler ve uğraşlarla gelecek. Gelecek,
ama bir günde değil. Çözüm, en başta kendi içimizde inşa
edilmelidir. İleri gitmek için, ilk önce içimizdeki duvarları
yıkmalıyız ve inşa edebildiğimiz her şeyi
inşa etmeliyiz.
Bugünkü
Ayinimiz sadece bir başlangıçtır. Dilerim, bu
başlangıç sürekli bir durum haline gelinceye kadar devam etsin.
Çünkü, Ayios Mamas Kilisesi'nde sık sık gerçekleştirilecek
Kutsal ayin, yeni imkânlar yaratacak, insanlar arasında iyi
ilişkilerin oluşmasına yardımcı olacaktır.
Ayrıca, şuna da inanıyorum ki, Ayios Mamas Kilisesi'nin ibadete
açılmasının dışında, Astromerit-Zodya
barikatının da devreye sokulması yararlı olacaktır.
Böyle bir
durumda, insanlar bütün bölgede, her iki istikamete doğru özgür bir
şekilde hareket edebileceklerdir. Bunun dışında, bizim
metropolümüzün ve diğer metropol bölgelerinde bulunan kiliselerin de
koruma ile restorasyon çalışmalarının
başlatılmasını dilerim. Böylece, Kıbrıslı
Rumlar, insan haklarının ayrılmaz bir parçası olan ibadet
haklarını kullanabilsinler. Bu yönde bir gelişme, hem
Kıbrıslı Rumların, hem de Kıbrıslı Türklerin
karşılıklı saygı geliştirmelerine, ortak bir
gelecek için zemin hazırlamalarına olanak tanıyacaktır.
Biz politika
yapmıyoruz
Her iki
toplumda da bazı çevreler, bugünkü ayinimize siyasi bir anlam yüklemeye
çalıştılar. Bu doğru değildir. Burada, bir ikindi
duası ve bir ayin yapılmaktadır. Biz, politika yapmıyoruz.
Çilekeş insanlar olarak acılarımız ve
yaralarımızı Tanrı'nın ve azizimizin huzuruna
çıkarmaya geldik. Duamız, politikacıların
uğraşlarını engellemez. Tam tersine, onlara
yardımcı olur. Çünkü, Tanrı'dan dileğimiz,
politikacıları aydınlatması, onları güçlendirilmesi ve
uğraşlarını doğru yöne sevk etmesidir.
Kilise siyaset
yapmaz. Bütün dünya için dua eder. Bütün Kıbrıslıların
ortak ve barış dolu bir geleceği olsun diye dua eder. Eğer,
Kıbrıs'ta din adamlarının oynayacağı bir rol
varsa bu, yurdumuzda yaşayan bütün toplumların barış içinde,
bir arada yaşamasına hizmet etmektir. Piskoposların,
papazların, imamların rolü, şairin dediği gibi, "tüm
gönüllerde, tüm dudaklarda aynı ağırlığı olan o
sözleri bulmamıza" yardımcı olmalarıdır.
Açıkçası, sözcüklerin özgül ağırlığını
bulmamız gerekiyor. Çünkü, maalesef henüz sözcükler, herkesin yüreği
ile dilinde aynı ağırlığı
taşımıyor.
Özellikle biz
Hıristiyanlar, dini inancımızın temeli olan sevginin
anlamını yeniden hatırlayıp benimsemeliyiz. Soyut sevginin
anlamını değil, somut, fedakarlık gerektiren sevginin
anlamını...Havari Pavlos'un betimlediği gibi. Pavlos şöyle
diyor : "Bütün dilleri konuşsam, bana peygamberlik kerameti verilse
bile, mucizeler yapsam, dağları yerinden oynatsam da, Eğer
insana sevgim yoksa, ben bir hiçim." Evet, bir hiçim. Çünkü Havari
Pavlos'un dediği gibi : "Sevgi sabır işidir",
"seven kimse iyi kalpli olur", " sevgisi olan
kıskanmaz", "böbürlenmez", "övünmez", "kaba
davranmaz", "kendi çıkarını aramaz", "kolay
kolay öfkelenmez", "kötülüğün hesabını tutmaz",
"haksızlığa sevinmez", "gerçek olanla
sevinir", "sevgisi olan insan, her şeye katlanır",
"sevgi asla son bulmaz" (I Kor.13, 1-8).
Umarım ve
Aziz Mama'dan dilerim ki, bugün burada başlayan bu ibadet, devam etsin.
Buraya gelen sizlere, ayrı ayrı teşekkür ederim.
Kıbrıslı Rum olsun, Kıbrıslı Türk olsun, bugün
burada bu etkinliğin gerçekleştirilmesine katkıda bulunan
herkese teşekkür ederim. Tanrı'dan, hepimize nur bahşetmesi için
dua ederim. AMİN."
KIBRIS 02/09/2004
Ankara'dan AİHM'e : Kıbrıs'ta her şey
değişti
Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi Kıbrıs'ta taraflar arasındaki
mülkiyet sorununa ilişkin kritik bir karara
hazırlanıyor.Mahkeme, Annan Planı referandumları
sonrası ilk defa adadaki mülkiyet sorunuyla ilgili bir Rum vatandaşının
Türkiye'ye karşı yaptığı başvuruyu mercek altına
alacak.
Myra
Ksenides-Arestis adındaki Rum vatandaşının Mağusa
bölgesindeki taşınmaz mallarına ilişkin 1999
yılında yaptığı şikayetin kabul edilebilirlik
duruşması bugün Strasbourg'da yapılacak.
Ankara bu
şikayet paralelinde AİHM'den Kıbrıslı Rumların
Türkiye'ye karşı mülkiyet şikayetlerini "iç hukuk
yollarının tükenmediğini gerekçe göstererek" KKTC'de
kurulan tazmin komisyonuna yöneltmesini istedi. Rumlar ise tazmin komisyonunun
yasadışı olduğunu ileri sürerek, komisyon üyelerini Rumlara
ait mülkleri kullanmakla suçladı.
Ankara: Her
şey değişti
Duruşma
için Ankara tarafından AİHM'e gönderilen ön savunmalarda Annan
Planı ve 24 Nisan referandumlarının sonuçlarıyla birlikte
Kıbrıs'ta durumun değiştiği, AİHM'in yeni durumu
göz önünde bulundurarak Rum başvurularını incelemesi
gerektiği ifade edildi.
Annan
Planı'na "evet" diyen KKTC halkının
bağımsız iradeyle karar verdiğini bildiren Ankara, bu
durumu adanın kuzeyinin Rumların iddialarının aksine
Türkiye'nin kontrolünde olmadığının göstergesi
şeklinde yorumladı.
Rumlar
tarafından reddedilen Annan Planı'nın 1974 sonrası
oluşan mülkiyet sorununa çözüm de içerdiğine işaret eden Ankara,
"Rumlar referandumda 'hayır' oyu kullanarak mevcut durumun sürmesine
neden olmuşlardır." diyerek in Rum
vatandaşlarının Türkiye'ye karşı
başvurularını kabul etmemesini istedi.
Ankara
savunmasında Rum yönetiminin "Kıbrıs Cumhuriyeti"
sıfatıyla 2001 yılında Strasbourg'da Türkiye'ye
karşı kazandığı devletlerarası davanın
kararında KKTC'de Rumların başvuru yapması için kurulacak
tazmin mekanizmalarının iç hukuk yolu olarak kabul
edilebileceğine ilişkin yorumlar da hatırlatıldı.
Rumlar
"Loizidu" kararında ısrarlı
Ankara 24 Nisan
sonrası Kıbrıs'ta politik verilerin değiştiği
konusunda AİHM'i ikna etmeye çalışırken, Rum yönetimi
adanın kuzeyinin Türkiye'nin "kontrolü" altında olduğu
tezini işlemeye devam ediyor.
Ksenides-Arestis
başvurusunda müdahil taraf olan Rum yönetimi, AİHM'den 1996
yılında açıklanan Loizidu kararını
tekrarlayıcı hükümlerde bulunmasını talep ediyor.
Rumlar
tarafından reddedildiği için Annan Planı'nın hukuksal
hiçbir değeri bulunmadığını savunan Rum Yönetimi,
tazmin komisyonunu da "Türkiye'nin KKTC'nin uluslararası planda
tanınması için yarattığı bir mekanizma" olarak
niteliyor.
Rumların
AİHM'e ilettikleri belgelerde KKTC'deki tazmin komisyonu üyesi
olduğunu söyledikleri Halil Giray, Necat Yazman ve Tamer Gazioğlu'nun
Rumlardan kalma mülkleri sahiplendiklerini, bu nedenle bağımsız
ve tarafsız olamayacaklarını öne sürüyorlar.
Rumlar
AİHM'e, KKTC başbakanı Mehmet Ali Talat'ın 2003
yılında söz konusu komisyonun "uluslararası planda
tanınmadığına" ilişkin gazetelerde
yayımlanan beyanlarıyla ilgili kupürler de ilettiler.
Gizli
müzakereler var
Rumlar ön
savunmalarında, kanıt sunmadan "Türkiye Strasbourg'daki Rum
başvurularını Avrupa Konseyi birimleri ile gizli
anlaşmalarla çözmeye çalışıyor." iddiasında da
bulundu.
Rumların
bu iddiaları Avrupa Konseyi kulislerinde rahatsızlık
yaratmış durumda. Ankara ise söz konusu görüşmelerin
"saydam" olduğunu, aynı tip görüşmelerin AİHM
tarafından Rumlarla da yapıldığını söylüyor.
Rum
yargıçla Hitler polemiği
Ankara bu
suçlamalara, AİHM'nin Rum yargıcı Lukis Lukaides'in KKTC'deki
tazmin komisyonuna başvurmak isteyen Rum vatandaşlarını
"vatan haini" ilan eden açıklamalarını sert bir dille
eleştirerek karşılık verdi.
Yargıç
Lukaides'in "Politis" gazetesinde 18 Ağustos 2003 tarihinde
yayımlanan bir haberdeki, KKTC'deki tazmin komisyonuna başvurmak
isteyen Rumlar için "Hitler rejimiyle işbirliğine girenler
Avrupa tarafından işbirlikçi olarak görüldüler" ifadelerine
Ankara, "Türkiye bu konudaki tutumunu saklı tutmaktadır"
yanıtını verdi.
Magosa
bölgesinde taşınmaz malları olan Ksenides-Arestis'in
başvurusu AİHM tarafından "kabul edilebilir" ilan
edildiği takdirde esastan incelenmeye alınacak. Ancak AİHM,
Türkiye'nin tezleri doğrultusunda bir karar vererek KKTC'deki tazmin
komisyonunu Rumlar için "iç hukuk yolu" olarak nitelerse Rumlar
tarafından Strasbourg'da Türkiye'ye karşı yapılan
başvurular bu komisyona yönlendirilecek.
AİHM'nin
bu konudaki kararını ne zaman açıklayacağı henüz
bilinmiyor.
KIBRIS 02/09/2004
Güzelyurt'ta hoşgörü kazandı
KUŞ
UÇURTULMADI... Güzelyurt'ta Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayine katılmak için
kuzeye akın eden Rumlar, önce Kermiya sınır kapısında
kontrolden geçti. Polisin geniş güvenlik önlemleri aldığı
sınır kapısında araçlar didik didik tarandı. Tehlikeli
olabileceği düşünülen tüm aletlere el konuldu. Polisin güzergah
boyunca aldığı yoğun güvenlik önlemleri arasında
Güzelyurt'a gelen Rumlar, Ay Mamas Kilisesi'ne de dedektörlerle arandıktan
sonra girebildi
GÖZYAŞLARINI
TUTAMADILAR... Rumların Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlediği ayin
yaklaşık üç saat sürdü. Ayine katılan Rumlar ilahiler okuyup,
dualar etti. 30 yıl aradan sonra dini ibadetlerini Ay Mamas Kilisesi'nde
yapmanın burukluğuyla çok sayıda Rum gözyaşlarını
tutamadı
TALAT
"MERHABA" DEDİ... Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayine, Başbakan
Mehmet Ali Talat da kısa bir süre katıldı. İçişleri
bakanı Özkan Murat'la birlikte kilisenin avlusuna kadar gelen
Başbakan Talat, buradaki Rum komşularımızı
selamladı. Avludaki Rumların sevgi gösterileri ve
alkışlarıyla karşılanan Talat, "Bu dini bir
etkinlik. Ben daha fazla rahatsızlık yaratmak istemiyorum. Sadece bir
'merhaba' demeye geldim. Ama bunu söylemeye de galiba imkan yok.
Hayırlı olsun diyorum" şeklinde konuştu
Günlerdir
kamuoyunun gündemine oturan ve merakla beklenen Rumların "Ay Mamas
ayini" dün akşam "kazasız, belasız"
yapıldı. Güzelyurt'ta bu kez karanlık güçler değil,
demokrasi kazandı.
Binin üzerinde
Rum'un katıldığı ayinde, beklenilenin aksine tatsız
bir olay yaşanmadı.
Hıristiyan
Rum halkı için kutsal ibadet yerlerinden Güzelyurt'taki Ay Mamas
Kilisesi'nde KKTC hükümetinin onayıyla dün akşam yapılan ayin,
aynı zamanda tarihi bir gün yaşanmasına neden oldu.
Güzelyurt deyim
yerinde ise 30 yıl aradan sonra hem dini hem de siyasi anlamda tarih
yazdı. Güzelyurt sokakları ve kilisenin önü Güzelyurt halkıyla
doldu taştı. Ayin sırasında kiliseye
Kıbrıslı Türklerin girmesine izin verilmezken, çok sayıda
siyasi de kilise dışında bekledi.
KKTC
hükümetinin verdiği izinle Rumlar 30 yıl sonra Ay Mamas Kilisesi'nde
ayin düzenledi.
Yoğun
güvenlik önlemleri alan polis, kilise avlusuna giren herkesin üzerini
dedektörlerle tek tek aradı.
Yıllardan
beri müze olarak kullanılan kilisede 30 yıl aradan sonra yapılan
ayin için bini aşkın Rum Güzelyurt'a geldi. Bölgede ve
Lefkoşa-Güzelyurt anayolunda polis de olağanüstü güvenlik önlemleri
aldı.
Başbakan
Mehmet Ali Talat da ayinin yapıldığı saatlerde kilisenin
avlusuna kadar gelerek Rumlara "merhaba" dedi. İçişleri
bakanı Özkan Murat'la birlikte kilisenin avlusuna kadar gelen
Başbakan Talat, buradaki Rumların sevgi gösterileri ve
alkışlarıyla karşılandı.
Gözyaşları
vardı
1974'ten beri
orijinali korunarak İkon Müzesi olarak kullanılan Güzelyurt'taki Ay
Mamas Kilisesi'nde dün akşam düzenlen ayin saat 18.30'da başladı
ve üç saat sürdü. Ayini geniş bir basın ordusu izledi.
Ayini yöneten
sözde Güzelyurt Metropoliti Neofitos, kilisenin bahçesinin girişinde
Rumların sevgi gösterisiyle karşılandı ve kendisine
"yüce, büyük kişi" anlamına gelen "Aksiyos"
tezahüratları yapıldı. Din adamının kiliseye
girişi sırasında çan çalındı ve mum yakılarak
kilise içinde dua edilmeye başlandı. Papazların ilahiler
eşliğinde kilisenin etrafında dönmesinin ardından,
kilisenin kapısından güneyden getirilen bir ikonun çevresinde
ilahiler okundu ve ardından ayin sona erdi.
Kilisedeki ayin
sırasında çok sayıda Rum ilahiler okuyup dualar ederken
gözyaşlarına boğuldu. Adeta kendinden geçen Rumlar, 30
yıldan sonra yeniden Güzelyurt'ta ayin yapmanın verdiği duygu
yoğunluğuyla gözyaşlarına hakim olamadı. Bazı Rum
basın mensuplarının da ayin sırasında duygulanarak
ağladığı gözlerden kaçmadı.
Güzelyurt'ta Ay
Mamas Kilisesi'nde Rumların yaptığı ayin saat 21.00
sıralarında tamamlandı.
Bu arada, kilise
içerisinde devam eden ayin daha sonra kilise bahçesine taştı. Yasak
olmasına rağmen, kilise bahçesinde çan çalınarak topluca ilahi
okundu ve Neofidos lehine sloganlar atıldı. Ayine katılanlar
daha sonra Neofidos'un elini öperek kilise bahçesinden ayrıldı.
Ay Mamas'taki
ayinin ikinci bölümü ise bugün saat 08.00'de yapılacak.
Ayine Rum ana
muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı
Nikos Anastasiades, eski Rum liderlerden Birleşik Demokratlar Hareketi
(EDİ) Başkanı Yorgo Vasiliu ile bazı tanınmış
Rum siyasiler ve İrlanda'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi,
DİSİ Milletvekili Kety Klerides, Rum eski hükümet sözcüsü Mihalis
Papapetru, AKEL'den Meclis Grubu Başkanı Katsuridis
başkanlığındaki bir heyet katıldı. Rum devlet
televizyonu da dahil bazı Rum kanalları ayini canlı
yayınladı.
Ayinin sona
ermesinden sonra Rumlar kiliseden ayrıldı ve birçoğu güneye
geçerken, bazı Rum siyasiler de İnönü Meydanı'nda yapılan
Barış Şöleni'ne katıldı.
Polis ve çevik
birlik alarmda
Aynı
saatlerde ayin, miting ve mevlitle olağanüstü koşullara
hazırlanan bölgede polis de olağanüstü güvenlik önlemleri aldı.
Kiliseye giriş ve çıkışlar iki kapıdan
yapıldı.
Lefkoşa-Güzelyurt
güzergahı ile kent içinde iki günden beri önlemleri artıran polis
alarm koşullarında çalıştı. Dün akşam 650 polis
görev başında olurken, yetkililer, bu sayının polis
örgütünün 3'te birine denk geldiğine dikkat çekti.
Ayin
sonrasında çember oluşturan polis, Rumların İnönü
Maydanı'nda gerçekleştirilen barış şölenine gitmesine
izin vermedi.
Kermiya
sınır kapısında da dün olağanüstü güvenlik önlemleri
alındı. 27 polisin görev yaptığı sınır
kapısında araçlar sidik didik kontrol edildi ve tehlikeli olduğu
düşünülen aletlere geri verilmek kaydıyla el konuldu.
Konuyla ilgili
olarak içişleri bakanı Özkan Murat, ayin ve diğer etkinliklerin
sükunet içinde yapılması için her tür tedbirin
alındığını söyledi.
Lefkoşa-Güzelyurt
güzergahında ve kent içinde alınan yoğun önlemlerden
vatandaşın tedirgin olmamasını isteyen Murat, "Her
şey vatandaşımızın ve konuklarımızın
güvenliği içindir. Kimse rahatsız olmasın ve polis güçlerimize
yardımcı olsun" dedi.
Bini
aşkın Rum katıldı
Metropolit
Neofitos'un yönettiği Ay Mamas'taki ayine bini aşkın Rum
katıldı. 7 otobüs ve 5 yüze yakın araçla ayin için KKTC'ye geçen
Rumlara kapılarda normal prosedür uygulandı ve kimlik göstermeyenler
giriş yapamadı.
Ayin için
KKTC'ye geçen Rumların rutin uygulama çerçevesinde tek tek kimlik
göstereceklerini, bunun dışında bir uygulamanın söz konusu
olmadığın söyleyen Murat, yığılmanın
önlenmesi için sınır kapılarındaki görevlilerin takviye
edildiğini bildirdi.
Resmi bilgi
olmamasına karşın ayine yaklaşık 2 bin Rum'un
katılmasının beklendiğini söyleyen Murat, bir soruya
karşılık, ayin izninin çan ve ses yükseltici cihaz
kullanılmaması şartıyla verildiğini bildirdi.
Murat, ayini
yöneten Metropolit Neofitos'un kiliseye gelişinde bölge kaymakamı
tarafından karşılanacağını da kaydetti.
Talat da Ay
Mamas'ta
Başbakan
Mehmet Ali Talat, meclis başkanı Fatma Ekenoğlu, içişleri
bakanı Özkan Murat ile diğer yetkililer de dün akşam
Güzelyurt'taydı. Başbakan Talat ile içişleri bakanı Murat,
gece boyunca kaymakamlık ve polis binalarından gelişmeleri takip
etti.
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Rumların ayin yaptığı Güzelyurt'taki Ay
Mamas Kilisesi'ni de ziyaret etti. Başbakan Talat, saat 20.00'de Ay Mamas
Kilisesi'nin bahçesine geldi. Burada bulunan Rumlarla sohbet eden Başbakan
Talat'a ziyaretinde içişleri bakanı Özkan Murat, CTP Milletvekili
Doğan Şahali, ve Başbakanlık Müsteşarı Eşref
Vaiz eşlik etti.
Mehmet Ali
Talat, Rumların 30 yıl aradan sonra ayin yaptığı Ay
Mamas Kilisesi bahçesine kadar gelerek Rumlara "merhaba" dedi.
Başbakan Talat, eşi Oya Talat'la birlikte kilise bahçesinin
girişinde kendisine sevgi gösterisinde bulanan Rumlar tarafından
alkışlarla karşılandı. Talat, kilise bahçesinde
yaptığı açıklamada, "Bu dini bir etkinlik. Ben daha
fazla rahatsızlık yaratmak istemiyorum. Sadece bir 'merhaba' demeye
geldim. Ama bunu söylemeye de galiba imkan yok. Hayırlı olsun diyorum"
dedi.
Talat,
bazı Rumların kilisenin içine davet etmesine rağmen kilise içine
girmeden bahçeden ayrıldı.
5 dakika kadar
kilise bahçesinde kalan Başbakan Talat, daha sonra bölgeden
ayrıldı.
Başbakan
Talat'a, kiliseyi ziyareti öncesinde Güzelyurt Polis Müdürlüğü'nde,
alınan güvenlik tedbirleri, ayin ve durum hakkında brifing verildi.
Başbakan
Talat, Ay Mamas kilisesi bahçesinde basına yaptığı
açıklamada, dini bir ayinin söz konusu olduğunu belirterek bunun
huzur içinde yapılabilmesi için tüm tedbirlerin
alındığını ifade etti.
Keti Klerides:
Barışa giden yol, çok zor bir yoldur
Bu arada, ayine
katılan Rum yönetiminin eski lideri Glafkos Klerides'in kızı ve
DİSİ Milletvekili Keti Klerides, A.A muhabirine
yaptığı açıklamada, ayini "çok
duygusallaştırıcı ve hissi bir olay olarak
gördüğünü" söyledi. "Kilisenin 30 yıl sonra bir ayin için
kullanılışının Kıbrıslı Rumlar için çok
anlamlı olduğunu" ifade eden Keti Klerides, Güzelyurt'ta
yaşayanların ayine destek vermesinin ayrı bir anlamı
olduğunu kaydetti.
"Barışa
giden yol çok zor bir yoldur" diyen Klerides, her zaman, barış
yoluna engel çıkarmak isteyen fanatiklerin olabileceğini belirterek,
Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların
dış güçlerin etkisinde kalarak, aksi bir şey yapmayacağını
gösterdiğini söyledi.
KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın ayini desteklemesinin çok önemli
olduğunu ve Talat'ın güvenliği
artırdığını dile getiren Keti Klerides, "Bu olay
barış için uğraşanları güçlü duruma
getirecektir"dedi.
Keti Klerides,
babası Glafkos Klerides'in, rahatsızlığı nedeniyle
ayine katılamadığını da belirtti.
Nikos
Anastasiades: Barışa açılan kapı
Ayine
katılan DİSİ Başkanı Anastasides de
yaptığı açıklamada, Kıbrıslı Rumların
ve Türklerin aynı memlekette birlikte yaşamayı kabul etmeleri
gerektiği söyledi ve "Memleketi birleştirmek için daha çok çaba
sarf etmemiz gerekiyor. Bu yalnız dini bir etkinlik olarak değil,
barışa açılan bir kapı olarak düşünülmelidir "
dedi.
Yorgo Vasiliu:
Kıbrıs birleşmeli
Birleşik
Demokratlar Hareketi (EDİ) Başkanı Yorgo Vasiliu da bu kadar
yıldan sonra burada olmayı anlatmanın imkansız
olduğunu ifade ederek, Kıbrıs'ın birleştirilmesi
gerektiğini kaydetti.
KIBRIS 02/09/2004
Güzelyurt'ta barış şöleni
1 Eylül Dünya
Barış Günü dolayısıyla Lefkoşa'da düzenlenmesi
beklenen ancak Ay Mamas Kilisesi'ne bomba konulmasına tepki olarak Güzelyurt'a
alınan "Barış Şöleni" dün akşam Güzelyurt
İnönü Meydanı'nda yapıldı. Mitinge katılan
vatandaşlar, barışa olan özlemlerini sloganlarla,
şarkılarla dile getirdi
Güney
Kıbrıs'ta "evetin sembolü" olarak anılan eski
milletvekili Takis Hacidimitriu: Birlikte ilerliyor, birlikte öğreniyoruz.
Sürmekte olan barış mücadelesinin referandumlardan sonra
hesapladığımızdan daha zor olacağı gözüküyor.
Bugün tarihte yeni bir sayfa açtık. Bu sayfa sevginin, bu sayfa
karşılıklı saygının, bu sayfa
kardeşliğin sayfasıdır. Çözüm ve yeniden birleşmenin
mesajları veriliyor.
Hüseyin
EKMEKÇİ
Bu Memleket
Bizim Platformu tarafından organize edilen ve Ay Mamas Kilisesi'ne konulan
bomba nedeniyle Güzelyurt'a alınan "1 Eylül Barış
Günü" mitingi dün akşam yapıldı. Saat 20.30'da
başlayan mitingde barış ve dostluk mesajları verildi.
Başbakan
Mehmet Ali Talat'ın da kısa bir süre hazır bulunduğu
mitingde Bu Memleket Bizim Platformu adına KTÖS Genel Sekreteri Şener
Elcil ve Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Basın Sözcüsü Hürrem Tulga
konuştu. Barış Derneği adına ise Doğan
Arşehit'in kısa bir konuşması da mitingde yer aldı.
Ayrıca
Güney Kıbrıs'ta "evet'in sembol ismi" olarak tanınan
eski Rum Milletvekili Takis Hacidimitriu ve PEO Örgütlenme Sekreteri Hristagi
Aleku da Kıbrıslı Türklere barış mesajı iletti.
Gecenin
sürprizi ise Özgür Demokratlar Hareketi Başkanı ve eski
Kıbrıs Cumhuriyeti başkanlarından Yorgo Vasiliu ve
"evetçi" DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades
oldu. Ayrıca AKEL Milletvekili Eleni Mavrou da mitinge katılarak
destek verdi. Mitinge katılan Kıbrıslı Türklere
DİSİ tarafından gönderilen karanfiller takdim edildi.
1 Eylül Dünya
Barış Günü dolayısıyla Lefkoşa'da düzenlenmesi
beklenen ancak Ay Mamas Kilisesi'ne bomba konulmasına tepki olarak
Güzelyurt'a alınan "Barış Şöleni" dün akşam
Güzelyurt İnönü Meydanı'nda yapıldı.
Aralarında
CTP, TKP ve BDH'nın da bulunduğu bu Memleket Bizim Platformu
tarafından organize edilen miting, Rumların ayin
yaptığı Ay Mamas Kilisesi'nden kısmen uzak mesafede 5 yol
olarak bilinen bölgede yer alan İnönü Meydanı'nda yer aldı.
"Kıbrıs'ta
Barış Engellenemez" sloganlarıyla başlayan
barış şölenine yoğun katılım olduğu
gözlemlendi.
Şölene, Ay
Mamas Kilisesi'ndeki ayine katılan bazı Rumlarla Rum basını
da ilgi gösterdi. Şölen sırasında, meydanların simge grubu
SOS tarafından şarkılar çalınırken, CTP, BDH ve TKP
bayrakları sallandı.
Şölenin
açış konuşmasını Türkçe ve Rumca olarak yapan beyaz
elbiseli genç bayanlar, barış için mücadelenin sona ermediğini,
demokrasi için çalışmaya devam edileceğini,
ırkçılığa ve adanın birleştirilmesini
istemeyenlere karşı göğüs gerileceği belirtti.
İlk
konuşmayı yapan Barış Derneği Genel Sekreteri
Doğan Arşehit, birleşik bir Kıbrıs için
barış mücadelesinin süreceğini ve barışı mutlaka
sağlayacaklarını vurguladı. Arşehit, bunun
başarılacağının, kapıların
açılmasının ardından verilen mücadelede
kanıtlandığını ifade etti.
Barış
Şöleni'nde Bu Memleket Bizim Platformu adına konuşan
Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası Genel Sekreteri
Şener Elcil, barış için mücadeleye kararlılıkla devam
edeceklerini vurguladı. Elcil, Kıbrıs'ta çözüm için
çabaların süreceğini, bu konuda kararlı olduklarını
söyledi.
Konuşmasında,
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Ana Muhalefet Partisi UBP Genel
Başkanı Derviş Eroğlu'nun son günlerdeki söylemlerine tepki
koyan Elcil, "Artık yeter... Bu halk sizi artık istemiyor.
Boşuna uğraşmayın, nafile... Biz bir bütünüz. Biz
Kıbrıslıyız. Birleşik Kıbrıs bizi bekliyor.
Hep beraber haykıralım, Kıbrıs'ta barış
engellenemez" şeklinde konuştu.
Gecede
kısa bir konuşma yapan eski Rum Milletvekili Hacidimitriu ise her
geçen gün Türklerle Rumların yakınlaştığını
belirterek, "Kıbrıslı Türk ve Rum kardeşlerimizle
birlikte yürüyerek kazanacağız" dedi.
Güney
Kıbrıs'ın en büyük işçi sendikası PEO adına
konuşan örgütlenme sekreteri Aleku, "Bu etkinlik barışa
atanan bir etkinliktir. Kıbrıs'ta barış engellenemez.
Burada olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz" ifadesini kullandı.
Gecenin son
konuşmasını yapan Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Basın
Sözcüsü Hürrem Tulga da gericilerin barışın önünde engel
olamayacağını söyledi.
Arşehit:
Barış için hep birlikte
Barış
Derneği adına konuşan genel sekreter Doğan Arşehit,
gericilerin provokatörlüğüne rağmen, geri adım
atılmayacağını söyledi.
Kapıların
açılması ile birlikte Kıbrıslı Türkler ile
Kıbrıslı Rumlar arasındaki arkadaşlık ve
dostlukların her geçen gün ilerlediğini belirterek, "İki
toplum arasında artan güven çok erken bir zamanda bizi barışa
götürecektir. Kimse kuşku duymasın" dedi.
Şener
Elcil: Ayrılıkçılara geçit yok, mamma bitti
Gecenin ikinci
konuşmasını BMBP adına, KTÖS Genel Sekreteri Şener
Elcil yaptı. Elcil, barışın bir erdem olduğunu
belirterek, Kıbrıs'ta yıllarca fanatik faşist ideolojiler
ve hasta beyinlerin maceracı fikirleri uğruna Kıbrıs
halkının kullanıldığını söyledi.
Ayrılıkların
öne çıkarılarak halkın birbirine
kırdırıldığını anlatan Elcil,
Cumhurbaşkanı Denktaş ve UBP lideri Eroğlu'na yüklenerek,
"Ay Mamas bahane, mamma şahane. Mamma yok sayın Denktaş,
sayın Eroğlu... Gericiler, ırkçılar artık mamma
bitti" dedi.
PEO'nun
barış mesajı: Barış mücadelesinin parçası
olmaktan gurur duyuyoruz
PEO örgütlenme
sekreteri Hristos Aleku, örgütünün barış mücadelesinin bir
parçası olmasından duyduğu gururu dile getirerek, mitinge
katılanlarla birlikte Türkçe, "Kıbrıs'ta Barış
Engellenemez" diye tempo tuttu.
Aleku,
"Yabancı güçlerin planlarının kurbanları olan biz
Kıbrıslılar nice acılar çektik, çekmeye de devam ediyoruz.
Uzun yılların acı tecrübeleri ile de barışın
başkaları tarafından
bağışlanmadığını, aksine uğrunda
mücadele ederek karşılıklı anlayış ve saygı
ile kazanıldığını öğrendik" dedi.
Aleku
şunları söyledi:
Yurdumuzun
yeniden birleşmesi ortak hedefimiz ve ortak arzumuz olmaya devam ediyor.
Barış ve birleşme hedefi birbirinden ayrı olarak ele
alınamaz.
Biz PEO olarak
kuruluşumuzdan itibaren bu çabalarda bu mücadelelerde aktif olarak yer
almış olmaktan gurur duyuyoruz.
Çabamızın
başarıya ulaşamamış olması bizi üzdüyse de
adamızı yeniden birleştirmek için ortak mücadeleyi terk
etmemeliyiz.
Birlik bugün de
en güçlü silahımız olmaya devam ediyor. Oluşan bulutları
birlikte olmaktan aldığımız güçle dağıtıp
bizim memleketimizin yeniden birleşmesini güvence altına alan
garantileyen hepimizin çok arzu ettiği çözüme bizi götürecek yolları
birlikte açarak el ele ilerlemeliyiz..."
Hacidimitriu:
Barış mücadelesi ortak yürünerek kazanılacak
Referandum
sürecinde Kıbrıs Rum kesiminde "evet"in simgesi olarak
anılan eski milletvekili Hacidimitriu da eşiyle mitinge
katılarak dostluk ve barış mesajı verdi.
Hacidimitriu,
barış mücadelesinin Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı
Rumlar tarafından ortak yürünerek kazanılacağını
vurguladı.
Vatandaşlardan
büyük alkış alan Hacidimitriu, ortak umut ve orta amaçların
giderek çoğaldığına dikkat çekti.
Ortamın
artık değiştiğini belirten Hacidimitriu, "Artık
hiçbir güç bizi 1963'e ve de faşizme döndüremez.
Gözyaşlarının ve acıları geride bırakmakta
kararlıyız. Hep birlikte mutlu bir gelecek ve çocuklarımız
için mücadele edeceğiz" dedi.
Hacidimitriu
şunları kaydetti:
"Birlikte
ilerliyor, birlikte öğreniyoruz. Sürmekte olan barış mücadelesinin
referandumlardan sonra hesapladığımızdan daha zor
olacağı gözüküyor.
Ancak ilerliyor
ve devam ediyor. Bugün Güzelyurt'ta konuşurken aynı şeyleri
hissediyorum. Çünkü Omorfo'yu seven Kıbrıslı Türk ve
Rumların kendine ait anıları var. Bugün tarihte yeni bir sayfa
açtık. Bu sayfa sevginin, bu sayfa karşılıklı
saygının, bu sayfa kardeşliğin sayfasıdır. Çözüm
ve yeniden birleşmenin mesajları veriliyor."
Tulga:
Barış çabaları sürecek
Gecenin son
konuşmasını Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Basın Sözcüsü
Hürrem Tulga yaptı. Tulga, ülkemizde barışa ve
kardeşliğe taş koymak isteyenlerin daha önce de Ömerge Camii ve
Bayraktar Cami'yi bombaladığını hatırlatan Tulga,
"Ay Mamas'ın bombalanması ne ilk, ne de son olacaktır.
Kültürleri bir birine düşürmek, barışı ve dostluğu
dinamitlemek isteyenler dün olduğu gibi, bu gün de aynı yöntemleri
izliyorlar" dedi.
Tulga,
saldırıların TC ve Kıbrıs Türkü'nün ortak hedefi olan
AB üyeliğine karşı yapıldığını da iddia
etti. Tulga ayrıca statükonun yıkılması ve saltanatın
gidişinin de yaşananlarda etkisi olduğunu belirtti.
Yarım
yüzyıllık saltanatın çöktüğünü, statükonun yerle bir
olduğunu savunan Tulga, ülkenin her iki tarafında da kabukların
çatladığını belirterek, "Şimdi sıra
Papadapulos'ta. O zihniyet de ortadan kalkacak" ifadesini kullandı.
KIBRIS 02/09/2004
Rumlar serbest ticarete karşılık Maraş'ı
istiyor
03 Eylül, 2004 19:39:00 (TSİ) CNN TURK
Güney Kıbrıs Rum yönetimi, Avrupa Birliği'nin KKTC
ile doğrudan ticareti onaylamasına karşılık olarak
Maraş'ın Rum tarafına verilmesini önerdi.
Rum Politis gazetesinin 'Maraş'la değiş tokuş'
başlığıyla verdiği habere göre, Rum yönetimi, AB'nin
KKTC ile doğrudan ticareti onaylaması
karşılığında Maraş'ın iadesini önerdi.
Gazete, Kıbrıs Cumhuriyeti 24 ortağına ve komisyona,
Maraş'ın kapalı bölgesinin kontrolü eline geçmesi halinde,
doğrudan ticaretle Kıbrıs Türklerinin önemli bir siyasi avantaj
elde etmelerine rıza göstereceğini haber verdi.
Bakanlar
Konseyi toplantısı 13-14 eylülde
Haberde, 'Güney Kıbrıs'ın Brüksel Büyükelçisi Nikos Emiliu, AB
Daimi temsilcilerinin dünkü toplantısında Maraş'ta ısrar
etti. Bu durum, Kıbrıs Türkleriyle ilgili düzenlemenin 13 ve 14
eylülde Bakanlar Konseyi toplantısında onaylanması
çabasını büyük ölçüde zora sokuyor ve muhtemel ertelemeye imkan tanıyor'
denildi.
Rum yönetiminin, AB'nin KKTC ile doğrudan ticaretini ve Rum yönetiminin
by-pass edilmesini önlemek için her türlü çabayı göstermeye kararlı
olduğu belirtilen haberde, Brüksel Büyükelçisi Nikos Emiliu'nun
toplantıda, gerek mali yardım, gerekse KKTC ile doğrudan
ticaretle ilgili görüşlerini argümanlarıyla ortaya koyduğu
belirtildi.
Habere göre, Rum DİSİ partisinden Avrupa Parlamentosu milletvekili
Yannakis Kasulides, ''Kıbrıs Türklerine ekonomik yardıma
karşı değiliz, yeter ki Kıbrıs Cumhuriyeti'nin
altı oyulmasın'' dedi.
Simerini gazetesine göre ise Rum yönetimi Dışişleri Bakanı
Yorgo Yakovu, doğrudan ticaret tüzüğünün onaylanması halinde
Avrupa mahkemelerine başvuracaklarını söyledi.
AİHM'de erteleme
Kıbrıslı
Rum Myra Ksenides Arestis'in, Maraş yakınlarındaki mal ve
mülkünün kullanımının engellendiği gerekçesiyle Türkiye
aleyhine yaptığı şikayet başvurusu, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 3. dairesinde dün görüşüldü.
AİHM,
başvurunun incelenmeye alınıp alınmamasıyla ilgili
kararını ileri bir tarihte verecek. AİHM'nin bu konudaki
kararını ne zaman açıklayacağı ise henüz bilinmiyor.
Maraş'taki
taşınmaz malları olan Myra Ksenides Arestis'in başvurusu
mahkeme tarafından "kabul edilebilir" ilan edildiği
takdirde esastan incelemeye alınacak. Ancak mahkeme, KKTC'deki tazmin
komisyonunu, Rumlar için "iç hukuk yolu" olarak nitelerse, Rumlar
tarafından Türkiye'ye karşı yapılan başvurular bu
komisyona yönlendirilecek.
İki saat
sürdü
Yaklaşık
iki saat süren duruşmada Türkiye'yi Prof. Zaim Necatigil ve İngiliz
Avukat Daniel Bethlehem savunurken, Kıbrıs Rum kesimi de davaya
müdahil taraf olarak katıldı.
Türkiye'yi
savunan avukatlar, yaptıkları konuşmalarda, Annan
Planı'nın Rumlar tarafından reddedilmesini, Rumların mal ve
mülk iddialarını araştırmak üzere KKTC'de kurulan tazmin
komisyonunu ön plana çıkartan bir savunma yaptı.
Prof. Zaim
Necatigil, "AİHM'nin, Kıbrıs sorununu daha
karmaşık hale getirmek yerine, çözümün
kolaylaştırılmasına katkıda bulunması
gerektiğini" söyledi.
Yine Türkiye'yi
savunan Bethlehem de yaptığı konuşmada, Annan
Planı'nın Rumlar tarafından reddedilmesinden sonra adada yeni
bir dönem başladığını belirterek, mahkemenin son
gelişmeleri göz önüne alması gerektiğini kaydetti.
BM
tarafından hazırlanan barış planının referanduma
sunulmasında Türk tarafının iyi niyetle hareket ettiğini ve
planı desteklediğini kaydeden Bethlehem, Rumların ise bu plana
"hayır" dediğini hatırlattı.
Türkiye'nin
KKTC üzerinde bir kontrolü ve müdahalesi bulunmadığını
belirten Bethlehem, Türkiye aleyhine yapılan bu şikayet
başvurusunun incelenmeye alınmasının reddedilmesini istedi.
Bethlehem,
KKTC'de Rumların mal ve mülk iddialarını araştırmak
için bir tazmin komisyonu kurulduğunu hatırlatarak, "iç hukuk
yollarının tüketilmesi" ilkesi gereği, Rumların
AİHM'den önce bu komisyona başvurmaları gerektiğini ifade
etti.
Duruşmada
ikinci kez söz alan Necatigil, mahkemenin adada Rumların
dışında Kıbrıslı Türklerin de güneyde
topraklarını, mal ve mülklerini bıraktığını
unutmaması gerektiğini belirterek, "Rumlar, planı
reddederek, durumun böyle devam etmesini istediklerini gösterdi" dedi.
Necatigil,"Rumların
yaptığı bu tür başvuruları kabul etmek, ilerideki
çözüm çabalarına da zarar verecek" diye konuştu.
Rumların
tazmin komisyonuna başvurmasının Rum yönetimi tarafından
engellendiğini ifade eden Necatigil, bu başvurularla AİHM'nin
"iç hukuk yollarının tüketilmesi" ilkesinin ihlal
edildiğini bildirdi.
Davacı
Rum'un avukatı: KKTC'nin uluslararası kabulü yok
Rum Myra
Ksenides Arestis'in İngiliz avukatı Ian Brownlie ise KKTC'nin
uluslararası toplum tarafından kabul edilmediğini gerekçe
göstererek, tazmin komisyonunun da geçerli bir hukuki kurum
olamayacağı görüşünü savundu.
Tazmin
komisyonunu yasal ve geçerli bir kurum olarak görmediklerini kaydeden
İngiliz avukat, bu komisyonu kabul etmenin KKTC'yi de tanımak
anlamına geleceğini ifade etti.
Ksenides
Arestis'in diğer avukatı Rum Achilleas Demetriades de Annan
Planı ile ilgili görüşmelerin başarısızlığa
uğramasının, müvekkilinin mağduriyetinin
karşılanmasını engellemeyeceğini söyledi.
Rum avukat,
Türkiye'nin KKTC'yi kontrol altında tuttuğunu öne sürerek,
müvekkilinin Maraş'taki evine ve topraklarına geçişinin Türk
ordusu tarafından engellendiğini iddia etti. Duruşmada Rum
tarafının adadaki Türk askeriyle ilgili suçlamalarını
yanıtlayan Necatigil ve Bethlehem, adada yalnız Türk askeri
değil, Yunan askeri de bulunduğunu hatırlattılar ve KKTC'de
kamu düzeniyle ilgili çalışmalarda görev almayan Türk ordusunun,
sadece istikrarın sağlanması için adada bulunduğunu söylediler.
Avukatlar,
Türkiye'nin Annan Planı'na destek verip bu plan gereği adadaki asker
sayısını düşürmeyi de kabul ettiğini
hatırlattılar.
AİHM,
başvurunun incelenmeye alınıp alınmamasıyla ilgili
kararını ileri bir tarihte verecek.
Duruşma
neden önemli?
Duruşma,
Türkiye'nin Rum vatandaşı Titina Loizidu'ya maddi tazminat ödemesi ve
Kıbrıs'ta BM barış planının Rumlar
tarafından reddedilmesinden sonra bu konuda ele alınacak ilk
başvuru olması itibarıyla büyük önem taşıyor.
AİHM'nin
3. dairesinin, Ksenides Arestis'in mülkiyet şikayetiyle ilgili olarak
vereceği gerekçeli karar, Strasbourg'daki mahkemede bekleyen diğer
Rum başvurularına emsal teşkil edecek olması
açısından da önemli görülüyor.
Başvuruyla
ilgili ilk değerlendirmesini yapan AİHM, BM planının reddedilmesi,
KKTC'de mal ve mülk iddialarının araştırılması
için kurulan komisyonun yapısı ve işleyişiyle ilgili olarak
Rum yönetimi ve Türkiye'ye mayısta yazılı sorular
yöneltmişti.
Rum yönetimine
ve Türkiye'ye yöneltilen sorular arasında, "KKTC'de mülkiyet
şikayetleri için kurulan komisyonun halihazırdaki durumu nedir? Bu
komisyona yapılan başvurular engelleniyor mu? Engelleniyorsa ne
şekilde oluyor? AİHM'de bekleyen Rum davaları
açısından, BM planının
başarısızlığa uğramasının hukuki
sonuçları var mı, varsa nelerdir" gibi sorular yer
alıyordu.
Yanıtları
haziran sonunda teslim alan AİHM, daha sonra tarafların bu
yanıtlara ilişkin görüşlerini 21 Ağustos'a kadar
Strasbourg'a göndermelerini istemişti.
Ankara'nın
AİHM'ye savunmasını gönderdiği ve davaların KKTC
mahkemelerine sevk edilmesini istediği öğrenildi.
AİHM'nin,
Rum vatandaşı Titina Loizidou'nun yaptığı şikayet
başvurusunda Türkiye'yi haksız bularak maddi tazminat ödemeye mahkum
etmesi, Ankara ile Strasbourg arasında özellikle son iki yıl içinde
ciddi sorunlara yol açmıştı.
Türkiye, geçen
yıl sonunda Titina Loizidou'ya maddi tazminat ödemesinin ardından Rum
başvurularıyla ilgili olarak ortaya çıkan gerginlik bir süre
için askıya alınmıştı.
KIBRIS 03/09/04
Ay Mamas
ayini, olaysız tamamlandı
Ülkemizde
günlerdir kamuoyunun gündemini meşgul eden Rumların Güzelyurt'taki
"Ay Mamas ayini" olaysız tamamlandı. Önceki gün
başlayan ve dün sabah da devam eden ayinde tatsız bir olay
yaşanmaması, bu olayı günlerdir provoke eden fanatik
grupların hayallerini de boşa çıkardı.
Önceki gün ve
dün yaklaşık iki bin Rum'u ağırlayan Ay Mamas
Kilisesi'ndeki ayinde, beklenilenin aksine üzücü bir gelişme
yaşanmadı.
Güzelyurt'taki
Ay Mamas Kilisesi'nde KKTC hükümetinin onayıyla yapılan ayin,
Güzelyurt'a tarihi iki gün yaşattı. Güzelyurt, yıllardır
böyle bir kalabalığı konuk etmemişti.
Ayinin sabah
saatlerinde düzenlenmesi nedeniyle, Güzelyurt sokakları önceki güne
nazaran daha sessiz geçti. İçişleri Bakanı Özkan Murat dün bölge
kaymakamlığında, İçişleri Bakanlığı
Özel Kalem Müdürü Kemal Mülazim, merkez kaymakamı Mehmet Taylan Özgeç ile
Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler de kilise önünde gelişmeleri
izledi.
Ayin
sırasında önceki gün olduğu gibi kiliseye
Kıbrıslı Türklerin girmesine izin verilmedi. Yoğun güvenlik
önlemleri alan polis, kilise avlusuna giren herkesin üzerini dedektörlerle tek
tek aradı.
Gerek bölgede,
gerekse Lefkoşa-Güzelyurt anayolunda yoğun güvenlik önlemleri alan
polis, herhangi bir gerginlik yaşanmasına izin vermedi.
Kıbrıslı
Rumlar, 30 yıl aradan sonra önceki akşam Güzelyurt'taki Ay Mamas
Kilisesi'nde düzenledikleri ayinin ardından, dün sabah da aynı
kilisede ikinci ayini düzenledi.
Ayin, sözde
"Omorfo Metropoliti" Neofitos'un kilisenin önündeki İsa ikonunu
öpmesi ve ardından kiliseye girerek dua okumasıyla saat 08.00'de
başladı.
Ayine
basın yine büyük ilgi gösterirken, kiliseye gelen Rumların
sayısının önceki güne oranla daha az olması dikkat çekti.
1974'ten beri
orijinali korunarak İkon Müzesi olarak kullanılan Güzelyurt'taki Ay
Mamas Kilisesi'nde dün düzenlenen de ayin üç saat sürdü.
Kilisedeki ayin
sırasında çok sayıda Rum ilahiler okuyup dualar ederken
gözyaşlarına boğuldu. Güzelyurt'ta Ay Mamas Kilisesi'nde
Rumların yaptığı ayin, saat 11.00 sıralarında
tamamlandı.
Bu arada kilise
içerisinde devam eden ayin, daha sonra kilise bahçesine taştı. Ayine
katılanlar daha sonra Neofidos'un elini öperek kilise bahçesinden
ayrıldı.
Yabancı
misyon şeflerinin ilgisi
Güzelyurt'taki
Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayinin ikinci gününe çok sayıda yabancı
misyon şefi ve üst düzey diplomatlar da katıldı.
Saat 08.00'de
başlayan ayine AB Büyükelçisi Adrian van der Meer, İngiliz Yüksek
Komiseri Lyn Parker, Almanya Büyükelçisi Jochen Trebesch, Fransa Büyükelçisi
Hadelin de la Tour-Du-Pin, İtalya Büyükelçisi Gherardo la Francesca ve ABD
Büyükelçiliği Müsteşarı Ned Nolan da katıldı.
Ayini, önceki
akşam olduğu gibi bazı Rum kanalları canlı
yayınladı.
Yoğun
güvenlik önlemlerinin alındığı ayinde, askeri bir
helikopter de havadan kontrol uçuşu yaptı.
KKTC'ye
geçişler
Öte yandan
Polis Basın Subayı Müfettiş Niyazi Demirel, saat 08.30
itibarıyla Kermiya sınır kapısından 110 araç ve 337
yolcunun, Beyarmudu'ndan 17 araç ve 42 yolcunun, Akyar'dan ise 11 araçla
geçiş yapıldığını bildirdi.
Meer: AB'de en
önemli şey din özgürlüğü
AB'nin Güney
Kıbrıs Büyükelçisi Van Der Meer, ayinden sonra gazetecilere
yaptığı açıklamada, "önemli bir nedenden dolayı
burada olduğunu ve duygusal bir olay
yaşandığını" söyledi.
"AB'nin en
önemli özelliği olan din özgürlüğünün
yaşandığını" ifade eden Meer, "Ben çok rahattım,
umarım katılanlar da çok rahattı" dedi.
Parker:
Etkinlik bir başarı
İngiliz
Yüksek Komiseri Lyn Parker da, "Bugün için pek fazla yorum yapmaya gerek
yok. Bugün Kıbrıslıların günü" diyerek etkinliği
bir başarı olarak niteledi.
KIBRIS 03/09/04
Başbakanlık
konutu, "AB merkezi" oldu
Hüseyin
EKMEKÇİ
KKTC'nin eski
başbakanı Derviş Eroğlu ve ailesi tarafından
kullanılan Dereboyu'ndaki "Başbakanlık konutu"
Başbakanlık'a bağlı "AB Koordinasyon Merkezi"
olarak kullanılmak üzere hazırlanıyor.
Bir süredir Ticaret
Bankası'nda çalışmalarını sürdüren AB Koordinasyon
Merkezi, Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın bu binaya
taşınması yönünde alınan kararın ardından bir
süredir yeni bina arayışındaydı.
Başbakan
Mehmet Ali Talat'ın konutu kullanmayı reddetmesi nedeniyle bir
süredir kullanılmayan 240 metrekarelik konut, yeni düzenlemeyle aynı
zamanda sivil toplum örgütlerinin de kullanımına verilecek, AB ile
ilgili tüm çalışmalar burada yürütülecek.
Bunun
yanında AB'nin KKTC'de oluşturmayı planladığı AB
ofisi için de eski Başbakanlık konutunun kullanılabileceği
belirtildi.
Çok
tartışılan konut
Eski
başbakan Dr. Derviş Eroğlu döneminde mevcut konut çok
tartışılmıştı. Özellikle 2002 bütçesinde konutun
aylık giderinin bütçeye 140 milyar TL olarak yansıması ve bunun
yanında "ek kaynak yaratılması istemi" kamuoyunun
gündeminde uzun süre ilk sıralarda yer almıştı.
Ayrıca Dr.
Derviş Eroğlu'nun henüz evde olup olmadığı
aydınlığa kavuşmayan bir de bombalama olayı
yaşanmıştı. Söz konusu bomba, Başbakanlık
konutunda 4 Mayıs 2001 akşamı patlatılmıştı.
Bombalama olayı, UBP'nin iki gün sonra yapılacak kurultayından
hemen önceydi ve faili meçhul bombalama olayları arasında yer
alıyor.
Talat, konutta
kalmayı reddetti
Eroğlu'nun
ardından Başbakanlık'a gelen CTP Genel Başkanı Mehmet
Ali Talat, "Başbakanlara özel konut olmamalı. Benden sonra da
göreve gelecek başbakanlar konut olarak kendi evlerini
kullansın" görüşünü öne sürerek Girne'de bulunan özel konutunda
kalmayı yeğlemişti.
Talat'ın
bu kararırın ardından boşaltılan konutun
eşyalarının bir kısmı Başbakanlık'ta
oluşturulan "misafir odasına" yerleştirildi.
Konutta lüks
eşyalar
Bu arada
konutta bulunan eşyaların şıklığı gözlerden
kaçmadı. İhaleleri çok tartışılan parke ve perdelerin
kullanımı da AB Koordinasyon Birimi'ne nasip oldu.
Konutun temizliğini
yapan devlet işçileri ise konuttaki eşyaların zenginliği ve
pahalılığı karşısında hayretini
gizleyemiyor.
Henüz
kullanılmamış onlarca kristal takım, çok sayıda renkli
televizyon ve oturma takımları ilk bakışta konutta dikkat
çeken eşyalar.
Konut,
Eroğlu ailesinin genişliği nedeniyle Ermeni bir aileye ait 120
metrekarelik yan yana iki evin birleştirilmesi ile 240 metrekarelik bir
alana yayılmıştı.
Vaiz: Konut,
AB'ye hizmet edecek
KKTC
Başbakanlık Müsteşarı Eşref Vaiz, konutun yeniden
restore edilerek Başbakanlık bünyesinde faaliyetlerini yürüten AB
Koordinasyon Merkezi olacağını söyledi.
Yeni
düzenlemeyle AB Koordinasyon Merkezi'nin geniş bir çalışma
alanına sahip olacağını söyleyen Vaiz, "Yeni
oluşturulacak yapı sadece AB Koordinasyon Merkezi olarak değil,
aynı zamanda AB ile ilgili çalışmalar ve AB'nin KKTC'de
açmayı hedeflediği ofis olarak da kullanılabilecek" dedi.
Devletin
yıllarca yüksek kiralar ödeyerek özel şahıslara ait konutlarda
görevlerini sürdürmeye çalıştığını anımsatan
Vaiz, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Devlet
işlerinin yine devlete ait binalarda yürütülmesini hedefledik. Gençlik ve
Spor Bakanlığı AB Koordinasyon Merkezi'nin bugüne kadar
faaliyetlerini yürüttüğü eski Ticaret Bankası binasına
yerleşiyor. Bu konuda Bakanlar Kurulu'nun kararı vardı.
Bir süredir AB
Koordinasyon Merkezi'ne uygun mekan arayışı vardı ve
çeşitli yerler gündeme geldi. Başbakan Mehmet Ali Talat'ın
tasarrufu ile konutun aylardır boş olması, bu yönde karar
alınmasına neden oldu."
KIBRIS 03/09/04
AB,
Kıbrıslı Türklere verdiği sözü hemen tutmalı
Kıbrıs
Türk Ticaret Odası, Kıbrıs Türk ekonomisinin sağlam bir
zeminde gelişiminin ancak direkt ticaret ve mali destek
konularının kabulüyle mümkün olacağını belirtti.
AB'nin
Kıbrıslı Türkleri ekonomik izolasyonlardan kurtarma sözünü
tutmasını isteyen ve Kıbrıs'ta çözüm için tüm gücünü ortaya
koyduğunu kaydeden Ticaret Odası, sorunla ilgili tüm tarafların
da erken bir çözüm için yaratıcı fikirlerle ortaya çıkmasını
beklediğini duyurdu.
Ticaret
Odası Başkanı Ali Erel, Yeşil Hat Tüzüğü, Direkt
Ticaret Tüzük Önerisi ve Mali Destek Tüzük Önerisi konularında odanın
görüşlerini içeren "pozisyon belgesi" diye
adlandırdığı bir yazıyı, AB Dönem
Başkanı Hollanda Daimi Temsilcisi'ne gönderdi ve
Kıbrıs'ı ziyaret eden Hollanda'nın AB bakanı Atzo
Nicolai'ye de verdi.
Odadan
yapılan açıklamaya göre dağıtımı AB ülkelerinin
dışişleri bakanlarına, temsilciliklerine, daimi
temsilciliklerine, AB konsey üyeleri, komisyon üyeleri ve Avrupa Parlamentosu
milletvekillerine dağıtımı da yapılan yazıda Ali
Erel, Ticaret Odası'nın son üç yıl boyunca adanın tekrar
birleşmesi ve toplumlararası uzlaşma için
çalıştığını kaydetti.
Erel,
odanın bir diğer misyonunun da Kıbrıs Türk ekonomisinin
sağlıklı bir biçimde gelişebilmesine yardımcı
olmak olduğunu belirterek, Yeşil Hat Tüzüğü ile odaya önemli bir
rol verildiğine ve tüzüğün düzgün çalışması için
çalıştıklarına işaret etti. "Tüzüğün verimli
şekilde çalışması için gerekli bazı düzenlemeler
yapılarak ve biraz daha fazla çaba gösterilerek ada içi ticaretin artması
beklenmektedir" diyen Erel, AB ülkelerine ihracat için bir
Kıbrıslı Rum aracının gerekmesinin ihracatı
imkansız hale getirdiğini vurguladı.
"Elbette,
özel veya tüzel Kıbrıslı Türk bir kişinin güneyde
işini kurarak pazar ile doğrudan bağlantıya geçmesi imkânı
da mevcuttur. Ancak bu, ekonomik faaliyetin güneye kaymasını ve
ticaretin kuzeyden güneye yer değiştirmesini
sağlayacağından şüphesiz ki tarafımızca tercih
edilen bir yöntem değildir" diyen Erel, bunun çifte masraflar
getireceğine de işaret etti.
İş
insanlarının çoğunun AB vatandaşı olduğunu
kaydeden Ali Erel, ürünlerini hangi limandan veya hava limanından AB'ye
ihraç edeceklerini kendilerinin serbestçe seçebilme hakları olduğunu
düşündüklerini anlattı.
Erel, şu
ifadeleri kullandı:
"(İş
insanları) AB pazarına ulaşabilmeleri için niye hantal
prosedürlere maruz bırakıldıklarını, ateşkes
hattını geçmeleri ve diğer bölgeler üzerinden transit geçiş
yapmaları gerektiğine anlam verememektedirler. AB
vatandaşları olan Kıbrıslı Türkler tarafından
üretilen malların onların daha elverişli buldukları ve
hâlihazırda çalışır durumda olan limanlar ve
havaalanlarından ihraç edilebilmesi gerekmektedir."
Ticaret
Odası Başkanı Ali Erel, pozisyon belgesinde Kopenhag zirve
kararlarında hem de 26 Nisan 2004'teki AB Bakanlar Kurulu'nda
belirtildiği gibi, "Kuzey Kıbrıs ekonomisinin
gelişimini sağlayacak ve Birliğe daha da
yakınlaştıracak başlıca adım olan 'Direkt Ticaret
Tüzüğü' önerisinin" kabul edilmesini talep etti.
Kıbrıs
sorununun çözümünün ancak BM genel sekreterinin kapsamlı çözüm planı
önerisi temelinde mümkün olduğunu ifade eden Erel, mülkiyet ve yeniden
yerleşim sorunlarının çözümünün de oldukça büyük bir bütçeye ve
uzun bir zaman dilimine ihtiyaç duyduğunu belirtti. Erel, durumun
karmaşıklığına işaret ederek, "Mülkiyet
konusunun çözümlenmesinin, komisyonun 'mali destek' önerisinin
amacının ötesinde olduğu kanaatindeyiz" dedi. Mali
desteğin mülkiyet sorunuyla bağlantılı hale getirilmesinin
Kıbrıslı Türkler açısından
sakıncalarını sıralayan Erel, Kıbrıslı
Türklerin de güneyde mülkleri bulunduğunu ve çözümlenemeyen
Kıbrıs sorunu yüzünden bu mülklerinden
faydalanamadıklarını hatırlattı. Erel, "Tüm
bunlara ek olarak, geçen yıllar içerisinde Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin
'Mülkiyet konusunun, Kıbrıs sorununun çözümü neticesinde
sonuçlandırılacağı' söylemi ile sahiplerine her hangi bir
tazminat ödenmeden istimlâk edilen güney Kıbrıs'taki Kıbrıs
Türk arazilerinin varlığı da kayda değerdir"
ifadelerine yer verdi.
Erel,
yazısının sonuç bölümünde ise şunları kaydetti:
"Kıbrıs
Türk ekonomisinin sağlam bir zeminde gelişiminin sağlanması
ancak 'direkt ticaret' önerisinin olduğu şekliyle ve 'mali destek'
önerisinin de mülkiyet konusuna atıfta bulunmadan kabul edilmesiyle mümkün
olacağına kuvvetle inanmaktayız. AB üye ülkelerinin de bizimle
aynı fikri paylaşacağına ve asıl amaç olan
Kıbrıs'ın kuzey kesimindeki ekonomik gelişmeyi
sağlamak ve birliğe yaklaştırmak doğrultusunda hareket
edeceklerine dair güvenimiz sonsuzdur. Birliğin sadece üye ülkeler
arasında değil, Kıbrıs toplumları arasında da
ekonomik ve sosyal yakınlaşmanın ve uyumun gelişimine
yardımcı olacağına inanmak için her türlü nedenlerimiz
vardır.
Bu arada, çözüm
için biz tüm gücümüzü ortaya koymaktayız ve Kıbrıs sorunu ile
ilgili tüm taraflardan da soruna erken bir çözüm için yaratıcı
fikirlerle ortaya çıkmalarını beklemekteyiz. 'Evet' oyu veren
Kıbrıslı Türklerin hiçbir zaman tek amacı
Kıbrıs/AB pasaportu almak olmamıştır. Ancak birer AB
vatandaşı olarak bütün AB vatandaşlık haklarının
kendilerine teslim edilmesini beklemektedir."
KIBRIS 03/09/04
Rumlar,
Maraş’ı yine pazarlık konusu yaptı
Maraş’ın
iadesi durumunda doğrudan ticareti onaylayacağını bildiren
Rum yönetimi, bu şekilde ticaretle Kıbrıslı Türklerin de
siyasi avantaj kazanacağını savundu
Rum
yönetiminin Brüksel büyükelçisi, Komisyon’da Maraş’ta ısrar ederken,
özlü tartışılmayan konu Perşembe günkü toplantıda
derinlemesine incelenecek
Bu
durumun, Kıbrıslı Türkler’le ilgili düzenlemenin 13 ve 14
Eylül’de Bakanlar Konseyi toplantısında onaylanmasının
ertelenmesine yol açması bekleniyor
Rum basını, AB
Daimi Temsilciler Komisyonu’nun (COREPER) önceki günkü toplantısına
geniş yer ayırdı.
Politis, “Maraş’la Değiş Tokuş...
Kapalı Maraş İade Edilirse Doğrudan Ticaret...”
başlıklı haberinde, Rum Yönetimi’nin, AB’ın KKTC’yle
doğrudan ticaret yapmasını onaylamak için
karşılık olarak Maraş’ın iadesini önerdiğini
yazdı ve şunlara yer verdi:
“Kıbrıs
Cumhuriyeti, AB’ın işgal bölgeleriyle doğrudan ticaretini
onaylaması karşılığında Maraş’ın
iadesini önerdi. Kıbrıs Cumhuriyeti 24 ortağına ve
komisyona, Maraş’ın kapalı bölgesinin kontrolü eline geçmesi
halinde, doğrudan ticaretle Kıbrıs Türkleri’nin önemli bir
siyasi avantaj elde etmelerine rıza göstereceğini haber verdi.
Kıbrıs’ın Brüksel Büyükelçisi, AB Daimi Temsilcilerinin (COREPER)
dünkü toplantısında Maraş’ta ısrar etti. Aslında özlü
bir tartışma olmadı ve konu gelecek perşembe günkü
toplantıya ertelendi. Bu durum, Kıbrıs Türkleri’yle ilgili
düzenlemenin 13 ve 14 Eylül’de Bakanlar Konseyi toplantısında
onaylanması çabasını büyük ölçüde zora sokuyor ve muhtemel
ertelemeye imkan tanıyor.”
Rum Yönetimi’nin,
AB’ın KKTC’yle doğrudan ticaretini ve dolayısıyla Rum
Yönetimi’nin by-pass edilmesini önlemek için her türlü çabayı göstermeye
kararlı olduğunu yazan gazete, Brüksel Büyükelçisi Nikos Emiliu’nun
COREPER toplantısında, gerek
mali yardım, gerekse KKTC’yle doğrudan ticaretle ilgili
görüşlerini argumanlarıyla birlikte ortaya koyduğunu yazdı.
Haberde, özetle
şunlar kaydedildi:
“COREPER’in dünkü
toplantısında Komisyon Kıbrıs Cumhuriyeti’nin by-pass
edilemeyeceği yönünde Avrupa Konseyi Hukuk Dairesi’nin görüşüne
katılmadığını peşinen bildirdi. Komite
Başkanı, ‘üçüncü ülkelerle ilişkilerde 133. maddenin
doğrudan ticaret tüzüğü için en uygun zemin olduğunu söyleyen
kendi hukukcularım var’ diye konuştu. Rum ve Yunan büyükelçileri
dışında bu tüzüğün terkedilmesini isteyen çok az üye oldu. İngiltere Büyükelçisi ve Komisyon
Temsilcisi, doğrudan ticaret tüzüğünü destekledi. Hollanda AB Dönem
Başkanlığı ise tüzüklerin en yakın zamanda onaylanmasını
istediğini vurguladı.”
Toplantıda
Komisyon’un, AB yardımının elektrik üniteleri ve kanalizasyon
gibi alt yapılarla ilgili olduğunu ve Rum mülkleriyle ilişkisi
olmadığını belirttiği, toplantıda herhangi bir
karar alınmadığı ifade edildi.
AB Milletvekili Rothe’u
örnek göstererek “Rum dostu” bazı
milletvekillerinin toplantıda tarafsız tutum takınmasının dikkat
çekici olduğunu yazan gazete, DİSİ’li AB Milletvekili Yannakis
Kasulides’in, “Kıbrıs Türkleri’ne ekonomik yardıma
karşı değiliz, yeter ki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin
altı oyulmasın” şeklindeki sözlerine de yer verdi.
Simerini’ye göre de, Rum
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, doğrudan ticaret
tüzüğünün onaylanması halinde Avrupa mahkemelerine
başvuracakları tehdidinde bulundu.
Hollanda AB Dönem
Başkanlığı’nın “altın formülü” bulmaya
çalıştığını yazan gazete, Rum ve Yunan
büyükelçilerinin COREPER
toplantısında mali yardımla ilgili tüzükte dört
değişiklik talep ettiklerini bildirdi.
Fileleftheros da haberi
manşetten, “Mahkemede Görüşürüz....Lefkoşa,
Kıbrıslı Türklerle Ticarette By-Pass Edilmemesi İçin
Uyardı” başlığıyla verdi.
Rum Yönetimi’nin COREPER
toplantısında Maraş konusunu öne
çıkardığını, herşeye rağmen doğrudan
ticaret tüzüğünün onaylanması halinde de Avrupa mahkemelerine
başvurmayı açık bıraktığını yazan
gazete, “en güçlü silahın” ise
“Kıbrıs Cumhuriyeti’nin by-pass edilemeyeceği” yönündeki AB
Konseyi Hukuk Dairesi’nin görüşü olduğunu yazdı.
Haravgi,
konuyla ilgili haberi, “Kıbrıs ve Yunanistan AB’da İngiltere’ye
Karşı Savaşım Veriyor – COREPER’in Dünkü
Toplantısı Da Sonuçsuz Kaldı” başlığıyla yansıttı.
HALKIN SESI 04/09/04
‘AB, hiçbir
zaman KKTC’yi tanımaz’
AB Komisyonu Kıbrıs Temsilcisi Adriaan
Van Der Meer, YeniDÜZEN ve Genç TV adına yapılan görüşmede, usta
gazeteci Özcan Özcanhan’a çarpıcı açıklamalar yaptı.
AB, hiçbir zaman KKTC’yi
tanımaz’
AB, KIBRISLI TÜRKLERE YÖNELİK SÖZLERİ NEDEN
YERİNE GETİRMEDİ?...
“26 Nisan’da kararlar Kıbrıs Türklerini izolasyondan çıkartmak
için alınmıştır. Şu anlayışla ki
yakınlaşılacak ve ada birleşik olarak AB’ye girecek
anlayışıyla Yeşil Hat Tüzüğü ortaya konmuştur.
Direk ticaret ve mali konularda öneriler yapılmıştır. AB
Komisyonu o zamandan beri Kıbrıs Türk toplumunu ekonomik izolasyondan
kurtarmak için yoğun çalışma içindedir.”
AB, ‘HAYIR’ DİYEN VE ÇÖZÜMÜ
ENGELLEYEN RUM YÖNETİMİ’NİN NEDEN ÜZERİNE
GİTMİYOR?
“Kıbrıslı Türklerin
çektikleri, Kopenhag’da sonuç alınamamasından dolayıdır.
Neden ve nasıl, kimler nedeniyle sonuç
alınmadığını biliyorsunuz. Ve şimdiki durum Nisan
referandumuna rağmen, Kopenhag neticesidir. Kıbrıslı
Türk ve Türkiyeli yetkilileri
uyarmıştık o zaman, İşte şimdi o
durumdayız.”
BUNDAN SONRA NE OLACAK?
“Şu anda önümüzde iki görev
var. Birincisi, Kıbrıs’la varılan anlaşma ve atılan
imza. İkincisi de AB’nin 26 Nisan’da aldığı kararların
tamamıyla uygulanması, hayata geçirilmesi. Diğer yandan tampon
bölgedeki mayınların temizlenmesi. İhaleler
sonuçlanmıştır, 2.5 milyon euro
ayrılmıştır.”
‘ÇÖZÜM’ YOLU
TIKANIR VE KKTC’NİN TANINMASI İSTENİRSE?
“Şunu söyleyebilirim ki kuzeyde
ayrı bir devleti Avrupa Birliği’nin tanıması söz konusu
olamaz. AB kuzeyde ayrı bir devleti hiçbir zaman tanımayacaktır.
Biz adanın birleştirilmesi, toplumların
yakınlaştırılması, bir çözüm, tek AB üyesi Kıbrıs
istiyoruz.”
KIBRISLI TÜRKLER UMUTSUZLUĞA
KAPILMASIN MI, DİYORSUNUZ?
“Kıbrıs Türklerini
hissiyatından dolayı eleştirmiyorum, kınamıyorum. Ben sadece umut değil, somut
gelişmeler olacağına inanıyor ve bekliyorum. Adanın bu
tarafının da geleceği ve iyileşmesi için
çalışıyoruz...”
Avrupa
Birliği (AB) Komisyonu Kıbrıs Temsilcisi Adriaan Van Der Meer,
Avrupa Birliği’nin Kıbrıslı Türklere yönelik
açılımlarında “ayak sürümediğini” belirterek,
“Kıbrıslı Türklerin hissiyatını anlıyorum. Temin
ederim ki AB Komisyonu isteneni ve bekleneni yerine getirmiştir ve
getirecektir” dedi.
Kıbrıslı Türklere “aceleci olmayınız”
çağrısı da yapan Adriaan Van Der Meer, “İşler
yavaş gitmiyor, AB ayak sürümüyor. Mali yardımın ilk bölümü
işler duruma getirilmiştir. Ve Mağusa, Girne, Lefkoşa
projeleri için para serbest bırakılmıştır. Bunlar 26
Nisan kararı öncesi alınan karar çerçevesinde olmuştur.
Diğer yardımlar da gelecektir, diğer dökümanlar da
hazırlanacak ve önümüzdeki yasalara göre gerçekleşecektir”
şeklinde konuştu.
Kıbrıslı Türklerin yaşadığı
sorunlarının temelinin, Kopenhag Zirvesi’nin kaybedilmesi
olduğunu da dile getiren Adriaan Van Der Meer, Avrupa Birliği’nin
Kıbrıs’ın kuzeyinde bir devleti tanımasının
hiçbir zaman mümkün olmayacağını da vurguladı.
AB Komisyonu Kıbrıs Temsilcisi Adriaan Van Der Meer, YeniDÜZEN ve
Genç TV adına yapılan görüşmede, usta gazeteci Özcan Özcanhan’a
çarpıcı açıklamalar yaptı.
Röportajın tam metnini
sizlere sunuyoruz.
Verilen sözler ne olacak?
Soru: Kıbrıs Türkleri 24
Nisan referandumunda, Kuzey Kıbrıs’ta alınan EVET sonucundan
sonra Avrupa Birliği’nden beklediği ambargoların
kaldırılması ve ekonomik izolasyonuna son verilmesi, AB
tarafından yapılacağı söz verilen finans
yardımlarının da Rumların muhalefeti yüzünden
geciktirilmesi konularında hayal kırıklığına
uğramış durumda. Beklenen mali yardımlar bile Rumların
mülk sorununu ortaya atması nedeniyle gerçekleşemiyor. Neden gecikme
ve neden verilen sözler yerine getirilmedi? AB nin tutumundan
şikayetciler..Verilen sözleri AB yerine getirmemiş bulunuyor?
Yanıt:
Kıbrıs Türklerinin hayal kırıklığına
uğramasına neden yoktur. Her şeyden önce bilinmelidir ki AB
Komisyonu, yani benim hizmet ettiğim müessese, öneriler yapar. Bu
önerileri AB Konseyi ve AB Parlamentosu ve 25 üye ülke değerlendirdikten
sonra karar alınır.
Bütün
bunlar yasalar ve tüzükler çerçevesinde yapılır. Biz yasaların
yönettiği bir örgütüz. Yapacağımız ve alınacak
kararlar prensiplere ve yöntemlere, yasalara
dayandırılır ve parayı ödeyecek olan AB
yurttaşlarının tasvibinden geçecek nitelikde
olmalıdır. Herşey şeffaf olmalıdır.
24 Nisan’da alınan referenadum
sonuçlarının hemen ardından AB Komisyonu ne
yapılmasını önermiştir ve 26 Nisan’da kararlar
Kıbrıs Türklerini izolasyondan çıkartmak için
alınmıştır. Şu anlayışla ki
yakınlaşılacak ve ada birleşik olarak AB’ye girecek
anlayışıyla Yeşil Hat Tüzüğü ortaya konmuştur.
Direk ticaret ve mali konularda öneriler yapılmıştır. AB
Komisyonu o zamandan beri Kıbrıs Türk toplumunu ekonomik izolasyondan
kurtarmak için yoğun çalışma içindedir. Ve Yeşil hat tüzüğü
çerçevesinde birçok adım atılmıştır, geçişlerdeki
AB yurttaşlarına uygulan sınırlamalar
kaldırılmış, kolaylıklar getirilmiş, ticaret ve
mal nakillerinde iyileştirilmeler olmuştur. Daha da kolaylıklar
için çalışmalar sürüyor. Geçiş kapılarının daha
da artırılması-genişletilmesi önerilmiştir.
Geçişlerde daha da kolaylıklar sağlanmasını ümit
etmekteyiz. Geçiş noktalarındaki uzun kuyruklar AB normlarına
uygun değildir.
Kuzeyin AB’ye
uyumu
Uzmanlar
gelmiş ve AB yasaları ile uyum yasaları
çıkarılması için çalışmalar
başlatılmıştır, işbirliği ve tarafları
daha da yakınlaştırmak için ileriye doğru daha da
adımlar atılmıştır. Ticari konular, mali konular
incelenmiş, hazırlıklar yapılmıştır.
Nisandan bu güne iki ay geçmiştir. Kıbrıs Türkleri acele
etmemelidir. İşler yavaş gitmiyor, AB ayak sürümüyor, fizibilite
çalışmaları yapılıyor. Mali yardımın ilk
bölümü işler duruma getirilmiştir. Ve Mağusa, Girne,
Lefkoşa projeleri için para serbest
bırakılmıştır. Diğer yardımlar da
gelecektir, diğer dokümanlar da hazırlanacak ve önümüzdeki yasalara
göre gerçekleşecektir. Kıbrıs türklerinin hissiyatını
anlıyorum. Temin ederim ki AB Komisyonu isteneni ve bekleneni yerine
getirmiştir ve getirecektir.
Bizi aldattınız mı?
Soru: Kıbrıslı
Türkler aldatıldığına ve yarı yolda
bırakıldığına inanmaktadır, çünkü mali
yardımlar bile Rumların mülk sorunu ve diğer sorunları
ortaya atması ile durdurulmuştur.
Yanıt:
Unutmayınız ki 25 üye karar verecektir. Öneriler paketimiz de iyice
incelenip, onaylanıp,
yürürlüğe konacaktır. Bütün bunlar yasalara ve tüzüklere uyumlu
olacaktır. İkinci konuya geleyim. 259 milyon Euro istedik. Ne
şekilde hangi projelere göre. İhaleler yapılmış ve
yapılacaktır. Bütün bunlar AB yasaları, prensipleri ve
uygulamaları çerçevesinde olacaktır. Fizibilite çalışmaları
yapılacak, ihale şartları hazırlanacaktır. O nedenle, Kıbrıs
Türklerinin endişesini ve hayal kırıklığını
anlıyorum ama kendilerini temin etmek isterim ki en süratli biçimde
bunları halledeceğiz. Sabırsız olmasınlar.
Soru. Yani Kıbrıslı
Türklere teminat veriyorsunuz ki AB verdiği sözleri ve yükümlülük
altına girdiği sorumluluğu yerine getirecektir?
Yanıt:
Evet, benim çalışmakta olduğum Komisyon 26 Nisan’da alınan
karar ışığında ve almış olduğu
sorumluluk çerçevesinde vazifesini yapacaktır. Biz yoğun diyalog
içindeyiz, çalışıyoruz.
Soru: Eğer
Kıbrıs’ın üyeliğini şarta bağlamış ve
Rumlara “sorunu çözünüz anlaşınız ve sonra geliniz üyeliğe”
demiş olsaydınız Rum halkı referandumda HAYIR diyebilecek
miydi? Acaba AB bir yanlış yapmış değil mi?
Yanıt:
Geçmişte olanları konuşmayı istemiyorum. İleriye
bakarak önümüzdeki pakete ve gelişmeleri konuşmak daha yararlı
olur.
‘Bu usta bir gazeteci sorusu’
Soru: Ama, Kıbrıslı Türkler öfkelidirler. Pek ala, ileriye dönelim. Eğer Kıbrıslı Rumlar, Türkiye bu kadar olumlu çalışmalar ve adımlar gerçekleştirmesine rağmen, Rumların ve Yunanistanın -her ne kadar da yunanistan kendini bir yerde bağlamıştır, destek verecektir demiştir- Türkiye’nin müzakerelerle ilgili tarih almasını engeller, VETO ederse AB ne yapacak. Rumlar hem Kıbrıs anlaşmazlığında taraflardan biri hem de aynı zamanda karar verecekler arasında...
Yanıt: Sorunuzu
çok iyi anladım. Ama, bu çok ustaca bir gazeteci sorusudur.
Soru: Ama herkesin kafasında,
herkesin aklından geçiyor böyle bir durum.
Yanıt:
Yine tekrarlayım, eğer şu olursa bu olursa ne olacak gibi sorulara
yanıt vermek istemiyorum. Spekülasyon yapmak istemiyorum. Ben önümüzdeki
gerçekleri konuşuyorum. 6 Ekim’de AB Komisyonu, Türkiye’nin geleceği
hakkındaki raporunu, tavsiyelerini ve önerilerini sunacaktır. AB
Konseyi, AB parlamentosu, devlet ve hükümet başkanları inceleyecek ve
müzakerelere başlayıp başlanmayacağına karar
verecektir ve komisyonumuza bildirecektir. Prosedür ve uygulama budur. Uzmanlar
incelemeler, analizler yapacak, yetkililer raporlara göre karar alacak.
Geçmişte böyle yapılmıştır, Türkiye, Romanya ve
Bulgaristan için de öyle yapılacaktır.
Soru. Şimdiki hali ile, Türk
hükümetinin, Türkiye’nin almış olduğu kararlar ve
gerçekleştirmiş olduğu AB uyum yasaları ve atmış
olduğu adımlardan memnun musunuz?
Yanıt:
Yine söyleyeyim. Raporu bekleyelim. Geçende AB Parlamentosunda Verheugen
Türkiye’nin attığı adımların iyi izlenim
bıraktığını söylemişti. Gelecek hafta Türkiye’ye
gidecek, gelişmeleri ve atılan adımları yerinde görecek
değerlendirecek... AB kriterlerine uyma çalışmaları ve
uygulamalar ne durumda...ama bunu bırakalım. Bu
değerlendirmeleri ilgililer yapsın ve raporu hazırlasın.
‘Hayır’ı
ödüllendirdiniz!
Soru: Geriye bakmayalım dediniz ama bakmak
zorundayım. Referandumda Kıbrıslı Türkler EVET Rumlar HAYIR
dedi. Buna rağmen Kıbrıslı Rumlar ödüllendirildi. Ve
Papadopulos hükümeti şimdi Kıbrıslı Türkler ile
uzlaşmaya ve çözüme yanaşmıyor. Neden AB ona da ihtar vermiyor.
Neden AB öne çıkıp inisyatifi ele alarak girişimler
başlatmıyor? Eylül ayında anlamlı ve önemli gelişmeler
olacağı söylenmişti...
Yanıt: Yine şunu söylemeliyim. İçinde
şu an bulunduğumuz durum ve gerçekler. Evet geçmişte
Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye’yi uyardık. Uzlaşma için
ileri adım atmalarını istedik. Ama şimdi önümüzdeki duruma
bakınız. Kopenhag’da alınan sonuç. Ve Kıbrıslı
Türklerin çektikleri, Kopenhag’da sonuç alınamamasından
dolayıdır. Neden ve nasıl, kimler nedeniyle sonuç
alınmadığını biliyorsunuz. Ve şimdiki durum Nisan
referandumuna rağmen, Kopenhag neticesidir. Kıbrıslı
Türkleri ve Türkiyeli yetkilileri uyarmıştık o zaman,
İşte şimdi o durumdayız.
Şimdi
Kıbrıs’ın AB üyeliği gerçekleşmiştir. İçteki
duruma, gerçeğe bakmalı ve kristalize etmeliyiz. Annan Planı,
şimdi Rumlar kendi aralarında çalışıyor.
Önümüzde iki görev var!
Soru: Planı yeniden mi inceliyorlar, tekrar oylama...
“Biz
yakından izliyoruz, toplum içinde tartışmalar oluyor. Şu
anda bizim komisyon olarak önümüzde iki görev var. Birincisi,
Kıbrıs’la varılan anlaşma ve atılan imza.
İkincisi de AB’nin 26 Nisan’da aldığı kararların
tamamıyla uygulanması, hayata geçirilmesi. Diğer yandan tampon
bölgedeki mayınların temizlenmesi. İhaleler
sonuçlanmıştır, 2.5 milyon euro
ayrılmıştır.”
Soru. Temizleme çalışmaları
başlamış mıdır?
Yanıt:
Bu ay sonuna başlamış olacaktır, ümit ediyorum, hem tampon
bölgede hem hattın iki tarafında da.
Soru. Yeşil hat tüzüğü
de tam uygulanmamıştır. Rumlar karşı
çıkıyor.
Yanıt.
Uygulanıyor. Kişilerin AB yurttaşlarının
geçişleri, ticaret, malların vs akışı... Karpuzlar
geçti... Ve daha müşterek çok çalışmalar var. Bütün tüzüğü
ve her şeyi bir gecede hayata geçiremezsiniz. Olacaktır.
Soru: Bu Yeşil hat hikayesi
kısa vadeli, mikro uygulamadır, makro bir yöntem değildir, hele
çözüm hiç değildir..
Yanıt:
Hiçbir adım nihai bir çözümün ve uzlaşmanın yerini alamaz. Bu
arada, adım adım normalizasyon, yakınlaşma ve
işbirliği için uğraş veriliyor. Eminim, adım adım
güven yaratılacak ve AB’nin istediği ortam yaratılacak, sonuç
alınacaktır. Onun için çalışıyoruz.
KKTC’nin tanınması
Soru. Bazı çevreler, KKTC’nin ve
Türkiye’nin İslam dünyasından tanınması için
çalışma başlatılması baskılarını
yapıyor. Rum tarafı kendi çözümünde ısrar ederse, eğer
Türkiye ve Kıbrıs Türkleri, İslam ülkelerinden KKTC’nin
tanınmasını isterse AB’nin tepkisi ne olacaktır.
Yanıt:
Şunu söyleyebilirim ki kuzeyde ayrı bir devleti Avrupa
Birliğinin tanıması söz konusu olamaz.
Soru: İslam dünyası
tanırsa?
Yanıt:
Başkalarının ne yapacağı üzerinde yorum yapacak
pozisyonda değilim. AB ne yapabilecek. AB kuzeyde ayrı bir devleti
hiçbir zaman tanımayacaktır. Biz adanın birleştirilmesi, toplumların
yakınlaştırılması, bir çözüm ,tek AB üyesi
Kıbrıs istiyoruz.
Soru. Şu anda,
Kıbrıslı Türkler hayal kırıklığına
girmemeli, umutsuzluğa kapılmamalı mı diyor ve
gelişmelerden memnun musunuz, iyimser ve umutlu musunuz, yakında
ilerleme, çözüm ve anlaşma demiyorum, iyi gelişmeler olacak mı?
Yanıt:
Evet. Aksi takdirde burada olmayacaktım. Kıbrıs Türklerini
hissiyatından dolayı eleştirmiyorum, kınamıyorum. Ben sadece umut değil, somut
gelişmeler olacağına inanıyor ve bekliyorum. Adanın bu
tarafının da geleceği ve iyileşmesi için
çalışıyoruz...
YENIDUZEN 04/09/04
Kayıplar
sorununu
‘ÇÖZECEĞİZ’
Talat: “Bu konuda samimi
olduğumuzu altını çizerek vurgulamak istiyorum. Yani bu işi
bitirmek zorundayız ve herkesin, bütün tarafların bu noktaya
gelmesinde belirleyici rol oynadım. Ben da oynadım, hükümet da
oynadı. Serdar bey de bu konuda aynı kararlılığı
gösterdi.”
“Kayıp Şahıslar
Komitesi kuruluşu ve çalışma yönelgesi bellidir.
Çalışma yönelgesinde, yapılacak DNA testlerinin nerede
yapılacağı belirtilmiş değildir. Komite bu konuda oy
birliğiyle karar verir. Bu konuda bir karar yoktur. Yani sanki DNA
testleri Genetik ve Nöroloji Enstitüsü’nde yapılacakmış gibi bir
karar varmış ve birileri buna karşı çıkıyormuş
gibi bir izlenim yaratılıyor. Böyle bir şey kesinlikle yok.”
“Genetik ve Nöroloji Enstitüsü bir
birikim vardır. Bu birikimin oluşu nedeniyle, DNA testlerinin bu
enstitüde yapılmasının uygun olacağı
anlayışı herkeste vardır. Ben de dahil. Sadece benim
söylediğim şudur; makul olan orada yapılmasıdır. Ama
bu bir iki toplumlu olaydır.”
“Rum hükümet çevrelerinden
yayılan bilgi var... Talat, genetik hastanesini ikiye ayırmak
istiyor, diye. Bir tarafta Türkler, bir tarafta Rumlar. Bunların tümü
uydurma... Bizler, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı
Rumların birlikte çalışmasını istiyoruz, ayrı
ayrı değil.”
YeniDÜZEN (Haber Merkezi)
Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta yıllardır çözüm
bekleyen ‘kayıplar’ konusunu “çözümlemek
kararlılığında” olduklarını vurguladı.
Özellikle, Kıbrıs Türk basınında YeniDÜZEN’de farklı
yönleriyle ele alınan “Kayıplar konusu” hakkında özel
açıklamalar yapan Başbakan Mehmet Ali Talat, “Kayıplar konusunun
çözümü yönünde samimi olduğumuzun altını çizerken, DNA testleri
konusunda da bir sorun olmadığını vurgulamak istiyorum.
Biz, DNA testlerinin Kıbrıs’taki Genetik ve Nöroloji Hastanesi’nde
yapılmasını istiyoruz. Ancak bu enstitünün de amacına uygun
olarak, iki toplumlu bir konuma gelmesini talep ediyoruz. Bu talep, oradaki
biliminsanları ilgili değildir, enstitünün kuruluş amacına
uygun çalışması içindir” dedi.
Talat,
‘Kayıplar’ konusunun “politize” edilmemesi yönünde hassas olduğunu da
yinelerken,
Basının
bakışı ve hükümet
Mehmet
Ali Talat, yaptığı açıklamada, “Kayıplar konusunun
politize edilmemesi esastır” derken, YeniDÜZEN’in yayınlarına da
şu değerlendirmeyi yaptı:
“YeniDÜZEN’in yayınları bir gazeteci bakış açısı
ile doğru olabilir, makul ve mantıklı da olabilir. Ama bu sorunu
çözmek kararlığında olan benim ve hükümetim için olayın
daha fazla politize olması bize rahatsızlık verir. Gazetenin
yayın anlayışla benim olaya bakışımın
çelişmesi de doğaldır ve bunu doğal
karşılarım. Önemli olan bu konuda samimi olduğumuzu
altını çizerek vurgulamak istiyorum.Yani bu işi bitirmek
zorundayız ve herkesin, bütün tarafların bu noktaya gelmesinde
belirleyici rol oynadım.B en da oynadım, hükümet da oynadı.
Serdar bey de bu konuda aynı kararlılığı gösterdi. Bu
bakımdan, hükümet olarak başka konularda farklı
görüşlerimiz olsa bile, kayıplar konusunda bu konunun bitirilmesi,
tamamlanması için aynı görüşe sahibiz. Ve dediğim gibi
bütün tarafları da ikna etmek için elimizden gelen çabayı ortaya
koyacağız.”
DNA testleri
Başbakan
Talat, ‘Kayıplar konusunun DNA testlerinde kilitlendiği” yönündeki
yaklaşımı da değerlendirdi.
Bu
yöndeki haberlerin yanlış bilgilenmeden kaynaklanabileceğini
anlatan Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Böyle
birşey yok. Niye yok? Bir kere kayıp şahıslar komitesi
kuruluşu ve çalışma yönelgesi bellidir. Çalışma
yönelgesinde, yapılacak DNA testlerinin nerede yapılacağı
belirtilmiş değildir. Komite karar verirse bu konuda birlikte karar
verir. Oy birliğiyle karar verir. Bu konuda bir karar yoktur. Yani sanki
DNA testleri Genetik ve Nöroloji Enstitüsü’nde yapılacakmış gibi
bir karar varmış ve birileri buna karşı
çıkıyormuş gibi bir izlenim yaratılıyor.. Böyle
birşey kesinlikle yok. Öneri vardır çünkü Rumlar, bugüne kadar orada
yapmıştır. Ama o aktivite de, o iş de tek taraflı
olur. Halbuki Kayıp Şahıslar Komitesi, oy birliğiyle karar
alan bir komitedir. Yönergesi öyledir. Bu komitenin böyle bir kararı
yoktur. Genel sekreterin hiçbir mektubunda DNA testlerinin nerede
yapılacağına dair herhangi bir mesaj yoktur. Kayıp
Şahıslar Komitesi’nin gündemine böyle bir konu hiç gelmemiştir.
En azından bugüne kadar gelmemiştir. Olan bir tek şey vardır;
Rum tarafı Rum kayıp yakınlarına ve başvuran Türk
kayıp yakınlarına DNA testi yaparken orayı
kullanmıştır. Dolayısıyla orada bir birikim
vardır. Bu birikimin oluşu nedeniyle, bu enstitüde
yapılacağı uygun olacağı anlayışı
herkeste vardır. Ben de dahil. Sadece benim söylediğim şudur;
makul olan orada yapılmasıdır. Ama bu bir iki toplumlu
olaydır. Kayıp şahıslar komitesinin iki tarafı var.
Aslında 3 ama, biri tarafsızdır. BM tarafıdır. 2 taraf
vardır. Türk ve Rum. Genetik ve Nöroloji Enstitüsü 2 toplumlu olarak
kurulmuştur. Parayı Amerika verdi. Finansmanını Amerika
yaptı ve 2 toplumlu olarak kuruldu. İki toplumlu olmasına bizim
geçmiş yönetimler engellediler, karşı çıktı, biz yeni
bir vizyon, yeni bir anlayışla gelen yeni bir yönetimiz. Dünya
değişti, Kıbrıs’taki şartlar değişti,
vizyonumuz değişti. Halkımız bize böyle bir vizyon verdi.
Biz de oranın 2 toplumlu hale gelmesini istiyoruz. Eğer genetik
kontroller orada yapılacaksa, 2 toplumlu bir faaliyet olan bu kayıp
şahısların akıbetinin bulunması faaliyeti, 2 toplumlu
bir enstitüde yapılacak tahlillerle yürütülmesinin doğru
olacağı düşüncesiyle böyle bir çabayı ortaya koyduk. Böyle
bir öneriyi ortaya koyduk.”
“Bilimsel kapasiteyi sorgulamam”
Başbakan Mehmet Ali Talat, Genetik ve Nöroloji Enstitüsü’nün bilimsel
kapasitesini kesinlikle sorgulamadığını,
yaklaşımının da biliminsanlarına yönelik
olmadığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
Rum
basınına bazı şeyler bilerek veya bilmeyerek
yanlış yansıtılıyor. Örneğin, genetik tahlilleri
yapan bölümün müdürü, benim kendisinin bilimsel kapasitesini
sorguladığımı iddia ederek, bana üzüntülerini iletti. Ben
hemen kendisine cevap gönderdim, böyle bir şey asla düşünülemez,
zaten kendisini tanımıyorum, kaldı ki bir kişinin bilimsel
kapasitesini değerlendirecek kapasitem yok. O yüzden böyle bir şey
asla düşünmüyorum. Böyle bir şey asla olmamıştır. Ve
bir sürü asılsız astarsız şeyler... Örneğin, Rum
hükümet çevrelerinden yayılan bilgi var... Talat, genetik hastanesini
ikiye ayırmak istiyor, diye. Bir tarafta Türkler, bir tarafta Rumlar.
Bunların tümü uydurma... Bizler, Kıbrıslı Türkler ile
Kıbrıslı Rumların birlikte çalışmasını
istiyoruz, ayrı ayrı değil. Bizim bazı gazetelerimiz ve gazetecilerimiz
de bu olayı böyle yorumluyorlar. Yanlış yorumluyorlar yani. Onu
demek istiyorum. Türklerin tahlilini Türkler, Rumların tahlilini Rumlar
yapsınmış. Benim böyle bir önerim yok. Bir Türk gazeteci,
Kıbrıslı Türk gazeteci, Rum basınına dayanarak yorum
yapamaz. Etik dışıdır bu. Bir Kıbrıslı Türk
gazeteci bana bir telefonluk mesafededir. Kaldı ki Kıbrıs Türk
basınında da düşüncelerimiz çıkmaktadır. Her vesileyle
basına da açıklamalar yapıyoruz. Doğrudan, benden
aldığı bilgilerle yorum yapma hakkına sahiptir. Yani bunu
basın özgürlüğüyle açıklamak da mümkün değildir.
‘Beni, MHP’li bakana benzettiler’
Talat
devamla şöyle konuştu:
Öyle gazetecilerimiz oldu, öyle değerlendirmeler oldu ki; benim
yaklaşımımı, bir zamanların MHP’li sağlık
bakanı Osman Durmuş’un tavrına benzettiler. Hangi yorumumdan,
hangi açıklamamdan böyle bir sonuca vardı, bu iğrenç sonuca
vardı, doğrusu anlamak zor. Ve bunlar bizim çevremiz, bizim
insanımız, bize dediğim gibi en yakın mesafede duran
insanımız. Ve bizi ırkçılıkla bile suçlayacak noktaya geldi.
Halbuki tersine, iki toplumun işbirliği yapabileceği bir alan
olarak gördüm bu hastaneyi çünkü kuruluş amacı budur. Parası
onun için sağlanmıştır, her şey onun için
yapılmıştır, yönetimi onun için geçmişte bana
başvurmuştur, başbakan yardımcılığı
dönemimde... Ama ömrümüz kifayet etmemişti o zaman, bu konuda adım atmak
üzere.... Şimdi iki toplumlu bir
faaliyet olan böyle bir konu nedeniyle,
bu hastanenin 2 toplumlu hale getirilmeye başlanması
gerektiğini söylüyorum. Şimdi düşünün, yönetim kadrosuna
Güney’de yaşayan Kıbrıslı Türk kondu. Niye? İki
toplumlu bir hava versinler diye. Yani bunu ele geçirenler, şu anda bunu
ellerinde tutanlar, bakın onları suçlamıyorum çünkü, kabahat
bizimdir biz reddettik katılmayı. Bunu ellerinde tutanlar, iki
toplumlu bir hava vermek zorunda olduklarını hissettiler ve Güney’de
yaşayan Türk koymaya çalıştılar içine. Yani böylesine bir
durum varken, bizim insanlarımızın bunu anlamaması ve
bununla ilgili eleştiri yöneltmesini gerçekten anlamak zordur. Kaldı
ki; bazıları diyor ki, “orada çalışan Türk de var”, ben
Türk çalışmasından bahsetmiyorum. Oranın 2 toplumlu hale
getirilmesinden bahsediyorum. Bütün
dünya bunu anlıyor. Amerikalılar anlıyor, BM anlıyor,
herkes anlıyor; Rumlar ve bazı Türkler anlamıyor.
Ortadoğu’nun bilim merkezi
Genetik
ve Nöroloji Enstitüsü’nün Kıbrıslı Türklerle Rumların
birlikte çalışacakları bir hastane olarak
planlandığını anlatan Başbakan Mehmet Ali Talat, her
iki tarafa hizmet edecek bu merkezin, Ortadoğu’nun konuyla ilgili en büyük
bilim merkezi olacağının da altını çizdi.
Talat
şöyle devam etti:
Orada bilimsel araştırmalar da yapılmaktadır. Oranın
yayını da vardır. Yani, Genetik ve Nöroloji Enstitüsü’nün yayınları da vardır. Bilimsel
kitapları vardır ve orada makale yayımlamaktadırlar.
Böylesine önemli bir kurum, yani bir çeşit bir üniversite gibi. Bir bilim
yuvasıdır orası. Oradaki hakkımızı istiyoruz ve
sağduyulu Rumlar da dahil buna destek veriyorlar. O hastanenin yönetim
kademesinden benimle temas kuran insanlar var. Somut olarak şudur; Bunun
siyasi bir boyutu yoktur. Bir kere zaten sivil toplum örgütü olarak
kurulmuştur. Hükümet dışı örgüt olarak kurulmuştur. Bu
hükümet dışı örgütün yönetim kadrosu bir araya gelecek ve
konuyla ilgili karar verecektir. Bizimkilerle de temasları vardır.
Bizim arkadaşlarımızla da toplantı yapacaklardır.
Ciddi bir sorun yoktur. Yalnız finansmanla ilgili sorunları
vardır.”
Türkiye’de de olabilir
Talat, söz konusu DNA testlerinin Türkiye ya da bu yönde
altyapısı olan başka bir ülkede de yapılabileceğini
söylerken, esas hedefinin Genetik ve Nöroloji Enstitüsü’nde yapılması
olduğunu yineledi.
Talat, eğer “hayır kardeşim, burası asla iki toplumlu
olmayacak, bizimdir, biz el koyduk” yaklaşımı sürerse, en
doğrusunun, genetik araştırmasının tarafsız bir
ülkede yapılması olduğunu da sözlerine ekledi.
YENIDUZEN 04/09/04
Anastasiades: “Annan Planı’na bağlı kalınması gerekir”
Rum
Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos
Anastasiades çözüm arayışları sürerken, yüksek düzey
antlaşmalara, bir federasyonun adayı tekrar birleştirebileceğine ve insanlara barış ve
refah içerisinde yaşama imkanı verebileceğine inanan Annan
Planı’na bağlı kalınması gerektiğini söyldi.
Rum
Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos
Anastasiades, beraberindeki bir heyetle dün TKP, YBH ve BKP’yi ziyaret etti.
Rum
Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos
Anastasiades, beraberindeki bir heyetle, dün sabah Toplumcu Kurtuluş
Partisi’ni (TKP) ziyaret etti.
TKP Parti
Merkez Binası’nda saat 09.15’de gerçekleşen ve yaklaşık bir
buçuk saat süren görüşmede Angolemli’ye, TKP Genel Sekreteri Mehmet
Davulcu, parti Dışilişkiler Sorumlusu Güngör Günkan ve bazı
parti yetkilileri eşlik etti.
Türk ve
Rum basınının büyük ilgi gösterdiği görüşmede,
DİSİ Genel Başkanı Anastasides’in heyetinde, Başkan
Vekili Averof Neofidu, Basın Temsilcisi Tasos Mitsopulos, Başkan
Yardımcısı Ketty Klerides, İletişim Sorumlusu
Haralambos Haralambus ve Parti Genel Müdürü Giorgos Liveras yer aldı.
İki
parti başkanının başkanlık ettiği heyetler
arası görüşme sonrasında, Anastasiades ve Angolemli’nin
imzalarını taşıyan yazılı bir ortak açıklama
yayımlanarak, basına dağıtıldı.
Ortak
açıklamada, DİSİ ile TKP arasındaki görüşmenin,
dostane bir ortamda ve ortak anlayış içinde geçtiği kaydedildi.
DİSİ
ve TKP heyetlerinin, Annan Planı temelinde kalıcı bir çözüme
ulaşılması konusundaki görüşlerini
karşılıklı olarak teyit ettikleri belirtilen ortak
açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a, bu yıl içerisinde Ada’da
bir çözüme ulaşılması için gerekli bütün önlemleri alması
çağrısı yapıldı
Basın açıklamasının
sonunda, “DİSİ ile TKP, Kıbrıs sorununda bu yıl içinde
bir çözüme ulaşılması için birlikte çalışmayı ve
işbirliği içinde olmayı sürdürecektir” denildi.
Ortak
açıklamanın basına dağıtılmasının
ardından ortak bir basın toplantısı düzenleyen Anastasiades
ve Angolemli, görüşmeden duydukları memnuniyeti dile getirdiler.
Anastasiades: “Düşünceleri
düinledik”
Basın
toplantısında ilk sözü alan ve “Sayın Angolemli ve Toplumcu
Kurtuluş Partisi yöneticileriyle bugün görüşmekten büyük mutluluk
duyduk” diyen DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades,
görüşmede her iki tarafın da Kıbrıs konusuna ilişkin
görüşlerini dile getirme fırsatı bulduğunu söyledi.
Görüşmenin
oldukça yararlı geçtiğini belirten Anastasiades, “Sayın
Angolemli ile TKP heyetinin, Kıbrıs sorununun çözümüne ve Annan
Planı’nın uygulanmasına yönelik görüşlerini dinledik.
Bunlara yaklaşımlarının olumlu olduğunu gördük.
İki taraf arasında karşılıklı ticaret konusundaki
düşüncelerini de dinledik” dedi. Anastasiades, şöyle konuştu:
“Ortak
vatanın yaratılmasında, ortak vatanın nimetlerinden
yararlanılmasında hayal gücü olan ve yarınları
düşünebilen görüşe sahip Kıbrıs Türk
politikacıları görmekten son derece mutluyum.”
Angolemli: “Çözüme
yardımcı olaylar”
Anastasides’ten
sonra basına açıklamalarda bulunan ve ziyaretten duyduğu
memnuniyeti dile getiren TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli,
“Güney’de Annan Planı’na aynen bizim gibi bakan, Annan Planı’nı
destekleyen politikalar üreten DİSİ’nin liderinin ziyareti bizi
memnun etmiştir” dedi.
DİSİ
ile TKP’nin birçok konuda örtüştüğünün görüşmede ortaya
çıktığını söyleyen Angolemli, iki tarafın
siyasileri arasında yapılan bu tür temasların, Kıbrıs
Türk ve Rum sivil toplum örgütleri arasında da yapılmasında
büyük yarar bulunduğunu kaydetti. Angolemli, “Bunlar, kapsamlı çözüme
yardımcı olan olaylardır” dedi..
Görüşmede
genel konular yanında detaylara da girdiklerini belirten Angolemli,
DİSİ heyetiyle ele aldıkları konuları, “KKTC ile Güney
Kıbrıs arasında yeni kapıların açılması,
alışverişin daha da kolaylaştırılması,
insanların özellikle yolcu beraberinde daha rahat alış
veriş yapabilmelerinin sağlanması ve Güney’de çalışan
Kıbrıslı Türk işçilerin sigorta sorunlarının
çözüme kavuşturulması” şeklinde sıraladı. Angolemli,
DİSİ’den bu konularda çalışma yapmalarını
istediklerini de kaydetti.
“2004 yılı sonuna kadar ilerleme sağlanması
şarttır”
Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda 2004 yılı sonuna kadar ilerleme
sağlanmasının şart olduğunu vurgulayan Angolemli, “Bu
konuda bizim 24 Nisan sonuçlarını Kuzey’de yaşama geçirmemiz
gerekmektedir. Partimizin görüşü olan Kıbrıs Türk Devleti’nin
ilanını, onun anayasasının yaşama geçirilmesini ve
buna bağlı olarak bizim tek taraflı olarak yaşama
geçireceğimiz Annan Planı üzerindeki görüşlerimizi de
DİSİ heyetine aktardık“ dedi.
Aralık
ayının çok önemli olduğunu belirten Angolemli, “Bugün
çözebileceğimiz birçok meselenin hallini 2004 Aralığından
sonraya bırakırsak, bugünkü kolaylığı, ortamı
bulamayacağız, çok zorlaşacak, yeni bir atmosfer gelecek” diye
konuştu.
Kıbrıs
Türklerinin ezici çoğunluğunun tavrını barıştan
yana koyduğunu belirten ve bu konuda Rum tarafına büyük görev
düştüğünü ifade eden Angolemli, şöyle devam etti:
“Güney
tarafının da iç dinamiklerinin hareketlenmesi gerekmektedir. Kendi
kendimize güvenmeliyiz. Kıbrıs’ı ortak vatan yapabilmek için her
iki taraftaki dinamizm hareketlenmelidir. Sonuçta halklarımızın
dinamizmi bize barışı, refahı getirecektir.
Bu
çerçevede çalışmalarımızı Aralık 2004’e kadar
yoğunlaştırmalıyız. Bunun bir örneğini Ay Mamas
ayininde gösterdik. Her iki tarafın insanları, onca tahrike
karşın yine de sağduyuyu, hoşgörüyü ortaya koydular ve
gerçekten dünyanın da taktir ettiği bir Güzelyurt olayı
gerçekleşti. Ben bu çerçevede her iki halkı da kutlarım. Özelde Güzelyurt
sakinlerini kutlamaktayım. Tabii ki bu olayda güvenlik önlemlerini alan
tüm güçleri de kutlarım.”
DİSİ YBH’yı da
ziyaret etti
Kuzey
Kıbrıs’ta temaslarda bulunan Rum Demokratik Seferberlik Partisi
(DİSİ), Yurtsever Birlik Hareketi’ni (YBH) ziyaret etti.
DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiades başkanlığındaki,
Başkan Vekili Averof Neofidu, Başkan Yardımcısı
Katherine Klerides, Parti Genel Müdürü Giorgos Liveras, İletişim
Sorumlusu Charalambos Charalambus ve Basın Temsilcisi Tasos Mitsopulos’dan
oluşan DİSİ heyeti YBH’da Dışilişkiler Sorumlusu
Alpay Durduran ile görüştü.
Yaklaşık
20 dakika süren görüşmenin ardından
basına açıklama yapıldı.
Durduran: “Sorunu çözmek için
çalışmalıyız”
YBH
Dışilişkiler Sorumlusu Alpay Durduran yaptığı
açıklamada, DİSİ’nin ziyaretinden şeref
duyduklarını belirterek, DİSİ ile aralarında herzaman
diyalog olduğunu, birçok kez görüştüklerini ve Ledra Palace
toplantılarında biraraya geldiklerini söyledi.
Görüşlerini
bildiklerini ve bugün de bunları gözden geçirdiklerini kaydeden Durduran,
“Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi, halkının yeniden
birleşmesi için Kıbrıs Türk halkının gösterdiği
irade Rum toplumu tarafından da paylaşılıyor
denebileceğini tespit ettik” dedi.
Rum
toplumunun en büyük partisi DİSİ’nin Avrupa Parlamento seçimlerinde
de birinci parti olarak çıkması ve diğer partilerin
tutumlarının, bazı endişeler dışında Rum
toplumunun da birleşik bir Kıbrıs’ta yaşamaya hazır
olduğunu gösterdiğini vurgulayan
Durduran, “Önümüzdeki görev bu endişeleri ortadan kaldırmak
için çaba sarfetmektir. Kıbrıs Türk toplumu Rum toplumuna bu
endişeleri kendisinin de paylaştığını herhangi
bir anlaşmadan sonra onunla işbirliği yapmaya hazır
olduğunu göstermektedir. Cesaretle sorunu çözmek için
çalışmalıyız” şeklinde konuştu.
Karpaz’daki
durum ve kayıp şahıslar konularını da
görüştüklerini ifade eden Durduran, bu sorunların da biran önce
çözülmesini istediklerini belirtti.
Anastasiades: “Kıbrıs
birleşik bir ülkedir”
DİSİ
Genel Başkanı Nikos Anastasiades, Kıbrıs’ta çözüme ancak
tüm siyasi partilerin ve politikacıların aynı değerleri
ve “Kıbrıs birleşik bir ülkedir,
sınırları, Baf’tan, Apostolos Andreas’a, Lefkoşa’dan,
Limasol’a, Magosa’ya kadar uzanıyor” şeklindeki vizyonu
paylaşması neticesine ulaşılabileceğini kaydetti.
Alpay
Durduranla yaptıkları toplantı sonrasında görüşmenin
anlamlı ve yararlı
olduğunu belirten Anastasiades, “Durduran zaten ılımlı
fikirleri ve olumlu tavırlarıyla biliniyor” diye konuştu.
Kıbrıslı
Rumların kaygıları ile ilgili bir konuşma
gerçekleştirdiklerini, planın uygulanabilmesi için Rumlar’ın
endişelerini giderici ancak Kıbrıslı Türklerin
haklarını olumsuz etkilemeyecek
değişikliklere yönelik ihtiyacın görülmesi gerektiği
konusunda hemfikir olduklarını
kaydeden Anastasiades, böylelikle “ülkemizi tekrar birleştirmeyi
başarabiliriz” dedi.
Kıbrıs’lı
Türkler’le yurttaş olduklarını, geçmiş yüzyıllar
boyunca yaptıkları gibi birlikte yaşayabileceklerini ifade eden
Anastasiades, en erken zamanda çözüme ulaşmanın
Kıbrıslılar’a bağlı olduğu yönündeki inancını
da dile getirdi.
Anastasiades
çözüm arayışları sürerken, yüksek düzey antlaşmalara, bir
federasyonun adayı tekrar
birleştirebileceğine ve insanlara barış ve refah
içerisinde yaşama imkanı verebileceğine inanan Annan
Planı’na bağlı kalınması gerektiğini de kaydett
DİSİ heyeti BKP’de...
Güney
Kıbrıs’ta ana muhalefette bulunan Demokratik Seferberlik Partisi
(DİSİ) heyeti, Kuzey Kıbrıs’taki siyasi partilere
ziyaretleri çerçevesinde Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP)
yetkilileriyle biraraya geldi.
DİSİ
Genel Başkanı Nikos Anastasiades ile BKP Genel Sekreteri İzzet
İzcan başkanlığındaki
heyetlerin
BKP Genel Merkezi’nde saat 12.45’de başlayan görüşmesi bir saatten
fazla sürdü.
Rum
basının da ilgi gösterdiği görüşme sonrasında iki
parti lideri, basına ortak açıklamalarda bulundu.
BKP Genel Sekretri İzzet İzcan hedeflerinin birleşik Kıbrıs
olduğunu; nihai ve adil bir çözüme öncelik verilmesi gerektiğini
belirtirken; DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades de zamanın çözümün aleyhine
işlediğini söyledi.
Anastasiades bir Rum gazeteciden gelen soru
üzerine, Güzelyurt’taki ayin için Rumlara
izin verilmesinden memnun olduklarını söyledi, ancak bunun
“işgal olmadığı anlamına gelmediği” şeklinde
iddiada bulundu. (tak
YENIDUZEN 04/09/04
Başbakan Mehmet Ali Talat,
önceki gün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 3.
dairesinde görüşülen Kıbrıslı Rum Myra Ksenides Arestis’in,
Maraş yakınlarındaki mal ve mülkünün kullanımının
engellendiği gerekçesiyle Türkiye aleyhine yaptığı
şikayetinin başvurunun
incelenmeye alınıp alınmamasıyla ilgili kararını
ileri bir tarihte vermesi olayı için Mahkemenin verdiği kararı
“beklenen bir karar” olarak değerlendirdiğini söyledi.
Başbakan Mehmet Ali Talat dün bir kabulü sırasında sorulan bir soru üzerine, AİHM’in önceki gün verdiği kararı değerlendirerek, bir mahkemenin tarafları dinlediği gün karar vermeyeceğini belirterek, mahkemenin öncelikle taraflara sorduğu soruları ve ortaya konan argümanları değerlendirmesi gerektiğini işaret etti.
Mahkemenin
vereceği kararın Kıbrıs sorunun çözümüne yapıcı
etki yapabilmesinin önemli olduğunu söyleyen Talat, karar için hukukun
siyasi boyutu ya da siyasetin hukuka etkisinin de önemli olduğuna dikkat
çekti.
Talat,
çözümsüzlüğü ve bir tarafın bir tarafı yenmesi şeklinde
çıkacak bir kararı tercih etmediğini ifade ederek, bir
tarafın zaferinin çözümsüzlüğü daha da pekiştirebileceğini
kaydetti.
Alınacak
kararın daha öncekilerin aynisi
olması halinde bir tarafın çözüm istekliliğinin tamamen ortadan
kalkabileceğini işaret eden Başbakan Talat, verilecek
kararın Türkiye’nin AB sürecinde olduğu da dikkate alınırsa
Türk tarafını ve Türkiye’yi zor durumda bırakabilecek
adımların atılmasının kendisini
endişelendirdiğini söyledi. Talat, bu yeni durumu dikkate almayan ya
da Loizidu kararının tekrarının ciddi
sıkıntılar yaratabileceğini de sözlerine ekledi.
Tazminat
davalarının, Rum tarafındaki çözüm arzularını büyük
ölçüde dizginleyeceğine de dikkat çeken Talat, bu davaların Türk
tarafı ve Türkiye’yi bunaltma yoluna sevk edeceğini de belirtti.
Kaygılarını
AB yetkililerine ilettiğini söyleyen Talat, “umarım karar bunu sevk
edici yönde değil çözümü destekleyici yönde olur” dedi. (TAK)
YENIDUZEN 04/09/04
Güzelyurt Piskoposu Neofidu, NTV'ye konuştu: Aziz Mamas
ayininin düzenlenmesinde Türkiye, Yunanistan, AB ve ABD etkili oldu
Güzelyurt
Piskoposu Neofidu, Aziz Mamas ayininin düzenlenmesinde Türkiye, Yunanistan,
Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri'nin etkili
olduğunu söyledi.
Türk kesiminde
30 yıl aradan sonra ilk kez gerçekleşen ayinlerin perde
arkasını, Rumların önde gelen dini liderlerinden Güzelyurt
Piskoposu Neofidu, NTV Kıbrıs Temsilcisi Selim Sayarı'ya
anlattı.
Ayini
düzenleyen Güzelyurt Piskoposu Neofidu, din faktörünün sorunun çözümüne
katkı yapabilecek önemli unsurlardan biri olduğunu savunuyor. Rum
halkının oylarıyla seçilen dini lider Neofidu, bu görüşünün
çözümü isteyen ülkeler tarafından da benimsendiğini belirtiyor...
Neofidu
şöyle konuşuyor: "Aziz Mamas Kilisesi'nde yapılan ayinler
Kıbrıslı Türk ve Rum halklarının dini ayrım
gözetmeden verdiği destekle gerçekleşti. Bu bizim için 30
yıllık bir hayaldi. Bu büyük hayalin gerçekleşmesi için
Kıbrıs halklarının yanı sıra Türkiye, Yunanistan,
Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği'nden de destek
aldık. Bu etkinlik dinlerin kardeşliği açısından da
önemli bir deneyim oldu. Biz Kıbrıs'ta bunu başarırsak,
Türkiye, Yunanistan ve hatta tüm bölge için de model olur, Avrupa
Birliği'nde de bir ilki oluşturur. Ayinlerin sadece dini değil,
siyasi ve sosyal boyutu da vardı. Bu Türkleri ve Rumları birbirlerine
yaklaştırdı."
Selim
Sayarı'nın sorularını yanıtlayan Rumların dini
lideri Neofidu'ya göre, Kıbrıs sorunu sadece siyasi değil.
Aynı zamanda psikolojik ve ruhani yanı da var. Rumlar güvensizlikten
yakınıyor, Türklerse her şeyden kuşku duyuyorlar. Dini
etkinlikler bu duyguları ortadan kaldırabilir zira insanların
kalbinde bunu sağlayacak bir enerji var; yeter ki bu enerji ortaya
çıkarılsın.
Neofidu,
"Bugüne kadar sorunun sadece siyasi boyutu ön plana çıktı. Oysa
farklı dinlerdeki insanların bir arada varoluşu, sorunun
çözümündeki en önemli unsurdur. Aziz Mamas'taki ayin başlangıç
noktasıdır ve örnekler çoğaltılmalıdır. İki
halka daha fazla fırsat tanınırsa korku ve şüphe kısa
sürede ortadan kalkar" diye konuştu.
Güzelyurt
Piskoposu Neofidu, din adamlarının halkı
kışkırtan fanatik söylemlerden uzak durmaları
uyarısında da bulundu:
Neofidu,
"Eğer biz din adamları aşırı milliyetçi
lisanı bir kenara bırakırsak halklar kendi
koşullarını en iyi şekilde bulup çözüm için
olgunlaşırlar. Ayrı dinlere mensup halklar bir arada
varolduğunda, büyük bir dinamik oluşur. Ve böylece
Kıbrıs'ta tahmin edilenden çok daha kısa sürede çözüme
ulaşmak mümkün olabilir" dedi.
KIBRIS 04/09/04
Hedef, yıl sonundan önce çözüm
|
ORTAK
BEKLENTİ... DİSİ ile TKP, YBH ve BKP heyetlerinin, Annan
Planı temelinde kalıcı bir çözüme ulaşılması
konusundaki görüşlerini karşılıklı olarak teyit
ettikleri belirtilen ortak açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a,
bu yıl içerisinde adada bir çözüme ulaşılması için
gerekli bütün önlemleri alması çağrısı yapıldı ÇÖZÜM
İÇİN ORTAK VİZYON ŞART... DİSİ Genel
Başkanı Nikos Anastasiades, Kıbrıs'ta çözüme ancak tüm
siyasi partilerin ve politikacıların aynı değerleri ve
"Kıbrıs birleşik bir ülkedir, sınırları,
Baf'tan Apostolos Andreas'a, Lefkoşa'dan Limasol'a, Mağusa'ya kadar
uzanıyor" şeklindeki vizyonu paylaşması neticesine
ulaşılabileceğini kaydetti Rum
Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos
Anastasiades, beraberindeki bir heyetle, dün Toplumcu Kurtuluş
Partisi'ni (TKP), Yurtsever Birlik Hareketi'ni (YBH) ve Birleşik
Kıbrıs Partisi'ni (BKP) ziyaret etti. TKP Parti
Merkez Binası'nda saat 09.15'te gerçekleşen ve yaklaşık
bir buçuk saat süren görüşmede Angolemli'ye, TKP Genel Sekreteri Mehmet
Davulcu, parti dışilişkiler sorumlusu Güngör Günkan ve
bazı parti yetkilileri eşlik etti. Türk ve Rum
basınının büyük ilgi gösterdiği görüşmede,
DİSİ Genel Başkanı Anastasides'in heyetinde, başkan
vekili Averof Neofidu, basın temsilcisi Tasos Mitsopulos, başkan
yardımcısı Ketty Klerides, iletişim sorumlusu Haralambos
Haralambus ve parti genel müdürü Giorgos Liveras yer aldı. İki
parti başkanının başkanlık ettiği heyetler
arası görüşme sonrasında, Anastasiades ve Angolemli'nin
imzalarını taşıyan yazılı bir ortak
açıklama yayımlanarak, basına dağıtıldı. Ortak
açıklamada, DİSİ ile TKP arasındaki görüşmenin,
dostane bir ortamda ve ortak anlayış içinde geçtiği
kaydedildi. DİSİ
ve TKP heyetlerinin, Annan Planı temelinde kalıcı bir çözüme
ulaşılması konusundaki görüşlerini
karşılıklı olarak teyit ettikleri belirtilen ortak
açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, bu yıl içerisinde
adada bir çözüme ulaşılması için gerekli bütün önlemleri
alması çağrısı yapıldı Basın
açıklamasının sonunda, "DİSİ ile TKP,
Kıbrıs sorununda bu yıl içinde bir çözüme
ulaşılması için birlikte çalışmayı ve
işbirliği içinde olmayı sürdürecektir" denildi. Ortak
açıklamanın basına dağıtılmasının
ardından ortak bir basın toplantısı düzenleyen
Anastasiades ve Angolemli, görüşmeden duydukları memnuniyeti dile
getirdiler. Anastasiades Basın
toplantısında ilk sözü alan ve "Sayın Angolemli ve
Toplumcu Kurtuluş Partisi yöneticileriyle görüşmekten büyük
mutluluk duyduk" diyen DİSİ Genel Başkanı Nikos
Anastasiades, görüşmede her iki tarafın da Kıbrıs konusuna
ilişkin görüşlerini dile getirme fırsatı bulduğunu
söyledi. Görüşmenin
oldukça yararlı geçtiğini belirten Anastasiades, "Sayın
Angolemli ile TKP heyetinin, Kıbrıs sorununun çözümüne ve Annan
Planı'nın uygulanmasına yönelik görüşlerini dinledik.
Bunlara yaklaşımlarının olumlu olduğunu gördük.
İki taraf arasında karşılıklı ticaret
konusundaki düşüncelerini de dinledik" dedi. Anastasiades,
şöyle konuştu: "Ortak
vatanın yaratılmasında, ortak vatanın nimetlerinden
yararlanılmasında hayal gücü olan ve yarınları
düşünebilen görüşe sahip Kıbrıs Türk
politikacıları görmekten son derece mutluyum." Angolemli Anastasides'ten
sonra basına açıklamalarda bulunan ve ziyaretten duyduğu
memnuniyeti dile getiren TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli,
"Güneyde Annan Planı'na aynen bizim gibi bakan, Annan
Planı'nı destekleyen politikalar üreten DİSİ'nin
liderinin ziyareti bizi memnun etmiştir" dedi. DİSİ
ile TKP'nin birçok konuda örtüştüğünün görüşmede ortaya
çıktığını söyleyen Angolemli, iki tarafın
siyasileri arasında yapılan bu tür temasların,
Kıbrıs Türk ve Rum sivil toplum örgütleri arasında da
yapılmasında büyük yarar bulunduğunu kaydetti. Angolemli,
"Bunlar, kapsamlı çözüme yardımcı olan
olaylardır" dedi. Görüşmede
genel konular yanında detaylara da girdiklerini belirten Angolemli,
DİSİ heyetiyle ele aldıkları konuları, "KKTC
ile Güney Kıbrıs arasında yeni kapıların
açılması, alışverişin daha da
kolaylaştırılması, insanların özellikle yolcu
beraberinde daha rahat alışveriş yapabilmelerinin sağlanması
ve güneyde çalışan Kıbrıslı Türk işçilerin
sigorta sorunlarının çözüme kavuşturulması"
şeklinde sıraladı. Angolemli, DİSİ'den bu konularda
çalışma yapmalarını istediklerini de kaydetti. 2004
yılı sonuna kadar ilerleme sağlanması şarttır Kıbrıs
sorununun çözümü konusunda 2004 yılı sonuna kadar ilerleme
sağlanmasının şart olduğunu vurgulayan Angolemli,
"Bu konuda bizim 24 Nisan sonuçlarını kuzeyde yaşama
geçirmemiz gerekmektedir. Partimizin görüşü olan Kıbrıs Türk
devletinin ilanını, onun anayasasının yaşama
geçirilmesini ve buna bağlı olarak bizim tek taraflı olarak
yaşama geçireceğimiz Annan Planı üzerindeki görüşlerimizi
de DİSİ heyetine aktardık" dedi. Aralık
ayının çok önemli olduğunu belirten Angolemli, "Bugün
çözebileceğimiz birçok meselenin hallini 2004
Aralığı'ndan sonraya bırakırsak, bugünkü
kolaylığı, ortamı bulamayacağız, çok zorlaşacak,
yeni bir atmosfer gelecek" diye konuştu. Kıbrıs
Türklerinin ezici çoğunluğunun tavrını barıştan
yana koyduğunu belirten ve bu konuda Rum tarafına büyük görev
düştüğünü ifade eden Angolemli, şöyle devam etti: "Güney
tarafının da iç dinamiklerinin hareketlenmesi gerekmektedir. Kendi
kendimize güvenmeliyiz. Kıbrıs'ı ortak vatan yapabilmek için
her iki taraftaki dinamizm hareketlenmelidir. Sonuçta
halklarımızın dinamizmi bize barışı,
refahı getirecektir. Bu çerçevede
çalışmalarımızı Aralık 2004'e kadar
yoğunlaştırmalıyız. Bunun bir örneğini Ay Mamas
ayininde gösterdik. Her iki tarafın insanları, onca tahrike
karşın yine de sağduyuyu, hoşgörüyü ortaya koydular ve
gerçekten dünyanın da taktir ettiği bir Güzelyurt olayı
gerçekleşti. Ben bu çerçevede her iki halkı da kutlarım.
Özelde Güzelyurt sakinlerini kutlamaktayım. Tabii ki bu olayda güvenlik
önlemlerini alan tüm güçleri de kutlarım." YBH'ya
ziyaret DİSİ
heyeti daha sonra Yurtsever Birlik Hareketi'ni (YBH) ziyaret etti. DİSİ
Başkanı Nikos Anastasiades başkanlığındaki,
başkan vekili Averof Neofidu, başkan yardımcısı
Katherine Klerides, parti genel müdürü Giorgos Liveras, iletişim
sorumlusu Charalambos Charalambus ve basın temsilcisi Tasos Mitsopulos'dan
oluşan DİSİ heyeti YBH'da dışilişkiler
sorumlusu Alpay Durduran ile görüştü. Yaklaşık
20 dakika süren görüşmenin ardından basına açıklama
yapıldı. Durduran YBH
Dışilişkiler Sorumlusu Alpay Durduran yaptığı
açıklamada, DİSİ'nin ziyaretinden şeref
duyduklarını belirterek, DİSİ ile aralarında her
zaman diyalog olduğunu, birçok kez görüştüklerini ve Ledra Palace
toplantılarında bir araya geldiklerini söyledi. Görüşlerini
bildiklerini ve dün de bunları gözden geçirdiklerini kaydeden Durduran,
"Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi, halkının
yeniden birleşmesi için Kıbrıs Türk halkının
gösterdiği irade Rum toplumu tarafından da
paylaşılıyor denebileceğini tespit ettik" dedi. Rum
toplumunun en büyük partisi DİSİ'nin Avrupa Parlamento seçimlerinde
de birinci parti olarak çıkması ve diğer partilerin
tutumlarının, bazı endişeler dışında Rum
toplumunun da birleşik bir Kıbrıs'ta yaşamaya hazır
olduğunu gösterdiğini vurgulayan Durduran, "Önümüzdeki görev
bu endişeleri ortadan kaldırmak için çaba sarf etmektir.
Kıbrıs Türk toplumu Rum toplumuna bu endişeleri kendisinin de
paylaştığını herhangi bir anlaşmadan sonra
onunla işbirliği yapmaya hazır olduğunu göstermektedir.
Cesaretle sorunu çözmek için çalışmalıyız"
şeklinde konuştu. Karpaz'daki
durum ve kayıp şahıslar konularını da
görüştüklerini ifade eden Durduran, bu sorunların da biran önce
çözülmesini istediklerini belirtti. Anastasiades DİSİ
Genel Başkanı Nikos Anastasiades, Kıbrıs'ta çözüme ancak
tüm siyasi partilerin ve politikacıların aynı değerleri
ve "Kıbrıs birleşik bir ülkedir,
sınırları, Baf'tan, Apostolos Andreas'a, Lefkoşa'dan,
Limasol'a, Mağusa'ya kadar uzanıyor" şeklindeki vizyonu
paylaşması neticesine ulaşılabileceğini kaydetti. Alpay
Durduran'la yaptıkları toplantı sonrasında
görüşmenin anlamlı ve yararlı olduğunu belirten
Anastasiades, "Durduran zaten ılımlı fikirleri ve olumlu
tavırlarıyla biliniyor" diye konuştu. Kıbrıslı
Rumların kaygıları ile ilgili bir konuşma
gerçekleştirdiklerini, planın uygulanabilmesi için Rumların
endişelerini giderici ancak Kıbrıslı Türklerin
haklarını olumsuz etkilemeyecek değişikliklere yönelik
ihtiyacın görülmesi gerektiği konusunda hemfikir
olduklarını kaydeden Anastasiades, böylelikle "Ülkemizi tekrar
birleştirmeyi başarabiliriz" dedi. Kıbrıslı
Türklerle yurttaş olduklarını, geçmiş yüzyıllar
boyunca yaptıkları gibi birlikte yaşayabileceklerini ifade
eden Anastasiades, en erken zamanda çözüme ulaşmanın
Kıbrıslılara bağlı olduğu yönündeki
inancını da dile getirdi. Anastasiades
çözüm arayışları sürerken, yüksek düzey antlaşmalara, bir
federasyonun adayı tekrar birleştirebileceğine ve insanlara
barış ve refah içerisinde yaşama imkanı
verebileceğine inanan Annan Planı'na bağlı
kalınması gerektiğini de kaydetti. BKP ziyareti DİSİ
Heyeti, KKTC'deki siyasi partilere ziyaretleri çerçevesinde BKP
yetkilileriyle bir araya geldi. DİSİ
Genel Başkanı Nikos Anastasiades ile BKP Genel Sekreteri İzzet
İzcan başkanlığındaki heyetlerin BKP Genel
Merkezi'nde saat 12.45'te başlayan görüşmesi bir saatten fazla
sürdü. Rum
basının da ilgi gösterdiği görüşme sonrasında iki
parti lideri, basına ortak açıklamalarda bulundu. BKP Genel
Sekretri İzzet İzcan hedeflerinin birleşik Kıbrıs
olduğunu; nihai ve adil bir çözüme öncelik verilmesi gerektiğini
belirtirken; DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades de
zamanın çözümün aleyhine işlediğini söyledi. Anastasiades
bir Rum gazeteciden gelen soru üzerine, Güzelyurt'taki ayin için Rumlara izin
verilmesinden memnun olduklarını söyledi, ancak bunun
"işgal olmadığı anlamına gelmediği"
şeklinde iddiada bulundu. İzcan BKP Genel
Sekreteri İzzet İzcan, DİSİ yetkilileriyle
Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri ele aldıkları
yararlı ve yapıcı bir görüşme gerçekleştirdiklerini
belirterek karşılıklı güveni artırarak çözüme
katkı yapacak bu tür ikili ilişkileri ve işbirliğini
desteklediklerini kaydetti. Zaman zaman
bir araya gelerek görüş alışverişinde bulundukları
DİSİ'yle, ne yapabilecekleri, nereye gidilmekte olduğu ve
nereye gitmek istediklerini tartıştıklarını kaydeden
İzcan, BKP olarak hedeflerinin birleşik Kıbrıs
olduğunu; nihai ve adil bir çözüme öncelik verilmesi gerektiğini
söyledi. İzcan,
zamanın Kıbrıs ve Kıbrıs Türk halkı ile Rum
halkının lehine işlediğini, mevcut durumun daha fazla
devam edemeyeceğini, çözüme ihtiyaç olduğunu ve Annan
Planı'ndan başka plan bulunmadığını
belirttiği açıklamasında, "Adanın yeniden
birleştirilmesini ve Avrupa Birliği'nde yerini almasını
sağlamalıyız" dedi. İzcan,
"Kıbrıs Türklerinin referandumda 'evet' demekle görevlerinin
bitmediğini çünkü sorunun çözümlenmediğini, dolayısıyla
en erken zamanda yeniden görüşmelere oturup Rum halkının
çekincelerini anlamak ve yeni düzenlemelere gitmek gerektiğini"
kaydetti. Çözüm
sürecinin hızlandırılması için gereken neyse yapmaya
hazır olduklarını da kaydeden İzcan, bir Rum gazetecinin,
partisinin yayın organında yer alan ve KKTC haritasının
üzerinde "satılık" yazan bir karikatüre ilişkin
yorumunu sorması üzerine, "henüz çözüme ulaşılmayan bu
süreçte mal-mülk satışıyla mülkiyetin el
değiştirmesine karşı olduklarını söyledi, ancak
hükümetin bunun durdurulması yönündeki taleplerini
reddettiğini"savundu. Anastasiades DİSİ
Başkanı Anastasiades ise, yararlı olarak
değerlendirdiği görüşmede, Kıbrıslı
Rumların endişeleri ve çözümün uygulamaya konulmasıyla ilgili
görüş alışverişinde bulunduklarını belirtti. En yakın
zamanda çözüme ulaşılması için görüşmelerin yeniden başlaması
gerektiği görüşünü dile getirdiklerini anlatan Anastasiades,
zamanın Kıbrıs sorununun ve Kıbrıs Türk halkı
ile Rumların aleyhinde çalıştığını
söyledi. BKP'yle fikir
alışverişini sürdüreceklerini belirten Anastasiades, iki
tarafta da çözüm yönünde yeni bir girişim başlatılması
için liderleri etkilemeye çalışacaklarını kaydetti. Demokratik
Seferberlik Partisi Başkanı Nikos Anastasiades, aynı gazeteci
tarafından toprak satışıyla ilgili kendi yorumunun da
sorulması üzerine, bu konuyla ilgili endişelerini daha önce de
aktardıklarını belirterek bu nedenle görüşmelerin en
erken bir zamanda yeniden başlaması gerektiğini ifade etti. Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi sözcüsünün Güzelyurt'ta Ay Mamas Kilisesi'nde
yapılan ayin hakkında "Burada politik bir mesaj yoktur"
yorumuna atıfta bulunan Anastasiades "Eğer mesajı
almadılarsa (Kıbrıs Rum Yönetimi) o zaman bir problem var
demektir"dedi. Son olarak
bir gazetecinin, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın Ay Mamas Kilisesi'nde
yer alan ayini değerlendirirken KKTC'nin "işgal altında
inleyen bir bölge değil, özgür bir bölge" olduğu
açıklamalarını anımsatması üzerine Anastasiades,
"Bizim için yaptıklarından dolayı çok memnunuz. Ancak bu,
işgal olmadığı anlamına gelmez" dedi. DİSİ
lideri bir başka soruya karşılık, pazar gün Koruçam,
Karpaşa ve Özhan'ı ziyaret ederek bölgede incelemelerde
bulunacağını açıkladı. |
KIBRIS 04/09/04
İnşaat sektöründeki patlama kaliteyi düşürdü
|
RANTÇI
ZİHNİYET HORTLADI... İnşaat Mühendisleri Odası
Başkanı Salim Piyale: Sektörü esas iteleyen rantçı bir zihniyetle
elimdeki araziyi en çok paraya en kısa zamanda nasıl çevirebilirim
düşüncesi. Bu düşünce sektörde patlama getirdi "KAÇAK"
OLAYI KALİTEYİ DÜŞÜRDÜ... KTMMOB Başkanı Ulaş,
sektörde kaçak müteahhitlik olayının yanı sıra kaçak
işçi sorununun da kalite düşüşüne neden olduğunu
belirterek, "Tabii o insanların da sorunları var. Bunlar
inşaat sektöründeki kötü görünümü ortaya çıkaran
sorunlardır" dedi Şebnem
FASLIGİL (TAK) KKTC'de,
Annan Planı'nın ortaya çıkmasının ardından
inşaatlarda patlama yaşanırken, inşaat kalitesi günden
güne düşüyor. Planla
birlikte gelen ve rant sağlamayı ön planda tutan düşünce
değişikliği özellikle turizm merkezi Girne'de denetimsiz bir
yapılaşmayı getirdi. Girne'de 2003'te 295 bin 720 metrekare
ile yüzde 60.8 olan yeni inşaat alanı, 2004'ün ilk dört ayında
540 bin 468 metrekare ile yüzde 70.4'e ulaştı. Kaçak yapılar
ise bu rakamların dışında. İnşaat
mühendisleri ise gelişmelerden rahatsız. Binaların
"nasıl değil ne kadar zamanda
yapıldığının" önem arz etmeye
başlamasından yakınan mühendisler, yapı kalitesi ve
güvenliğinin denetim altına alınmasını istiyor. İnşaat
kalitesinin zihniyet değişikliği ve sistemsizlik nedeniyle
günden güne düştüğüne dikkat çeken İnşaat Mühendisleri
Odası Başkanı Salim Piyale, "Sektörü esas iteleyen
rantçı bir zihniyetle elimdeki araziyi en çok paraya en kısa
zamanda nasıl çevirebilirim düşüncesi. Bu düşünce sektörde
patlama getirdi" diyor. KTMMOB
Başkanı Ahmet Ulaş ise, sektördeki canlanmanın Annan
Planı'na bağlı olduğunu ve bunun nereye gideceği ve
nerede duracağının ise belli olmadığını
vurguluyor. En fazla
inşaat Girne'de KTMMOB'dan
alınan istatistiki bilgilere göre, inşaat sektöründeki patlama
özellikle belli bölgelerde kendini gösteriyor. En fazla
inşaat turizm merkezi Girne'de, en düşük inşaat ise yıllardır
hep "Rum'a verilecek bölge" olarak geçen ve Annan Planı'nda da
öne çıkan Güzelyurt'ta görülüyor. 2004'ün (29 Nisan itibarıyla) ilk
dört ayında Güzelyurt'ta inşaat alanı yüzde 0.04
oranında. Yatırımlar sıfırlanmış durumda. KTMMOB Ortak
Vize Bürosu'na sunulan projelerin metrekarelerine dayanarak yapılan
istatistiklere göre, 2002 yılında 365 bin 761 metrekare olan yeni
inşaat alanı 2003 yılında 485 bin 955 metrekareye
çıktı. Bölgelere
göre bakıldığında ise yeni inşaat alanı olarak
her zaman birinci sırayı alan Girne, 2002'de 178 bin 764 metrekare
yani yüzde 48.8, 2003 yılında da 295 bin 720 metrekare yani yüzde
60.8 ile başı çekti. Bu
yılın 18 Mart tarihi itibarıyla KKTC genelindeki 247 bin 474
metrekarelik yeni inşaat alanının 153 bin 977 metrekaresiyle
yüzde 62.2'sini oluşturan Girne, bir aylık bir sürede büyük bir
artışla 29 Nisan itibarıyla 540 bin 468 metrekareye
çıkararak yüzde 70.4'e ulaştı. 29 Nisan 2004 itibarıyla
KKTC genelindeki toplam yeni inşaat alanı ise 767 bin 231 metrekare
oldu. Girne'nin
ardından en fazla kıpırdanma Yeniiskele ve Mağusa'da
görülüyor. 2002 yılında yeni inşaat alanlarının
yüzde 23.7'sini kapsayan Mağusa, 2003 yılında gerilediği
yüzde 15'lik seviyeyi aşağı yukarı korurken, Yeniiskele,
2002 yılında yüzde 3.2 olan payını 2003'te yüzde 8.3'e ve
2004'ün ilk dört ayında yüzde 9'lara çıkardı. Başkent
Lefkoşa ise yeni inşaat alanı olarak 2002 yılındaki
yüzde 23.7'lik paydan 2003 yılında yüzde 12.7'ye ve 2004'ün ilk 4
ayında da yüzde 8.3'e geriledi. Piyale:
Sektörde patlama var İnşaat
Mühendisleri Odası Başkanı Salim Piyale, Annan
Planı'nın ortaya çıkmasının ardından
inşaat sektöründe ilk olarak bir yavaşlama ardından da bir
cesaretlenme yaşandığını belirtti. Belli bir
kesimin "Bir arsa var bana verdiler. Bunu sahiplenebilmem için plan
gereği şu kadar bir yatırım yapmam gerekir" diye
düşündüğünü, yatırım yapmak için bankadan borç
aldığını, yatırımını çektiğini
ve inşaat başlattığını anlatan Salim Piyale,
"Ancak bu tek başına sektörü itmedi. Esas iteleyen rantçı
bir zihniyetle elimdeki araziyi en çok paraya en kısa zamanda nasıl
çevirebilirim düşüncesi oldu. Bu da sektörde patlama getirdi" dedi. KKTC'deki
fiyatların güneye ve Avrupa'ya göre düşük olmasının
yabancıların da ilgisini çektiğini ve bir çekim merkezi
oluştuğunu ifade eden Piyale, toplu konutlarda artış
olduğuna da dikkat çekti. Piyale,
ülkeyi kalkındırmak için otel şeklinde
yatırımların azınlıkta olduğunu, daha çok hemen
paraya dönüşecek toplu konutların ön planda olduğunu belirtti. Yapı
kalitesini ve güvenliği umursamayan düşünce
yapısı Toplumda
düşünce yapısının değiştiğine dikkat çeken
Piyale, şöyle konuştu: "Eskiden
vatandaş konut yapacağında bunun sağlam
olmasını isterdi. Mimar mühendis proje çizdiğinde mal sahibi
sağlamlık açısından çimentosunu ve demirini daha fazla koydururdu.
Bu bir düşünce şekliydi. Şimdi ise bu rantçı ve
yap-satçı zihniyet, 'yapayım nasıl olursa olsun ve ne kadar
erken olursa yapıp paraya dönüştüreyim' düşüncesinde.
Yapı kalitesi ve güvenliği kimsenin umurunda değil. Bu büyük
bir değişiklik." Eskiden
yap-satçı firmaların bile yaptığı konutların
referans olması açısından yapının kalitesinden
kesmediğini kaydeden Piyale, şimdi ise binanın nasıl
yapıldığının değil ne kadar zamanda
yapıldığının önem arz etmeye
başladığını ifade etti. Piyale,
"Biz meslek odaları olarak en fazla bundan
rahatsızız" dedi. Depreme
dayanıklılık Ülkenin
deprem kuşağında olduğuna da dikkat çeken Salim Piyale,
bunun tarihi ve aletsel kayıtlardan öğrenilmekte olduğunu
belirterek, Baf'ta depremde dağın yıkılmasının,
Salamis'in birkaç sefer denizin altında kalmasının tarihi
kayıtları olduğunu hatırlattı. Yapılacak
binaların depreme dayanıklı olması gerektiğini
kaydeden Piyale, İnşaat Mühendisleri Odası'nın
1990'lardan beri yürürlüğe koyduğu Pratik Deprem Önlemleri
yönetmeliği ile çizilen projelerde depreme
dayanıklılığın getirilmekte olduğunu, ancak
uygulamada bunun değişmekte olduğunu söyledi. Piyale,
"Depreme dayanıklı proje tasarımları ve projeler
üretiliyor. Bunların KTMMOB ortak vize bürosunda denetimleri de
yapılır. Ama iş uygulamaya geldiğinde izin
makamlarına dosyaları götürüp izin alır ancak daha sonra
binaların nasıl yapıldığı denetlenmiyor.
Tamamen yapacak firmanın inisiyatifine bırakılıyor.
Bazı yapılar ise kaçak başlıyor. Projeleri daha sonra
geliyor "dedi. Projedeki
kolonun beton mukavemetinin aynı olup olmadığını
bilinemediğini, mühendislerin de mal sahibi
çağırdığı taktirde bunları kontrol
edebildiğini, yap-satçı zihniyetin ise bunlara önem vermediğinden
mühendisi çağırmadığını anlatan Salim Piyale,
inşaat kalitesinin zihniyet değişikliği ve sistemsizlik
nedeniyle günden güne düştüğünü vurguladı. Piyale, "Bir
depremde bütün binalar yıkılacak diye bir iddiam yok ama ne
olacağını da bilemiyorum" dedi. Her
aşamada denetim Bina
bittikten sonra belediye ve kaymakamlıkların devreye girerek
binaların projelere uygun yapılıp
yapılmadığını kontrol etmekte olduğunu belirten
Piyale, yapılan denetimlerin ise arazi sınırını
ihlal edip etmediği, imar bölgesinde olması halinde
yüksekliğinin tamam olup olmadığı şeklinde fiziki
kontroller olduğunu ifade etti. Piyale,
"Bizim önerimiz her aşamada denetim. Vatandaşa denmeli ki her
aşamada mimar mühendis gelecek ve tamam olduğuna dair imza atacak.
Numuneler alınarak testleri yapılacak. Kaymakam sonunda bu dosyaya
bakarak tamam mı değil mi diye izin verecek. Birlik yasası
meclisten geçmediği ve tüzükleri de yapılamadığı
için ülkede yapı denetimi maalesef gerçekleşmiyor"
şeklinde konuştu. Salim Piyale,
İzin makamlarının yeterli personel olmaması nedeniyle
denetim yapılamadığını, KTMMOB olarak bu denetimleri
yapmaya talip olduklarını söyledi. Malzemelerde
standart yok İnşaat
Mühendisleri Odası Başkanı Salim Piyale inşaatlarda
kullanılan malzemenin de büyük önemi olduğunu belirterek,
"Ülkemizde standart yönetmeliği veya yasası yok.
Dolayısıyla benim projelerimde gösterdiğim demirin aynı
demir olup olmadığını da çoğu zaman bilemiyorum.
Devletin, getireceği bir düzenlemeyle özellikle çimento ve demire
standart getirmesi gerekir" dedi. "İnşaat
sektöründeki yapı artışı o kadar yükseldi ki artık
elimizdeki kum çakıl ocakları yeterli gelmiyor" diyen Piyale,
bu konuda çok şikayetler olduğunu kaydetti. Kumun
topraklı gelmesinin beton mukavemetini etkilediğini vurgulayan
Piyale, bu konuda çok şikayetler bulunduğunu söyledi. Ulaş:
Nereye gidileceği ve nerede durulacağı belli değil KTMMOB
Başkanı Ahmet Ulaş da TAK muhabirine yaptığı
değerlendirmede, sektörde kaçak müteahhitlik olayının
yanı sıra kaçak işçi sorununun da kalite düşüşüne
neden olduğunu belirtti. Mağusa
Limanı'ndan çıkan birisinin omzuna bir keser koyup "Ben
kalıpçıyım" demesinin kaliteyi etkilediğini kaydeden
Ulaş, "Tabii o insanların da sorunları var. Bunlar
inşaat sektöründeki kötü görünümü ortaya çıkaran
sorunlardır" dedi. Süratle
tedbir alınarak kaçak müteahhidin yakalanması gerektiğini
ifade eden Ulaş, inşaat sektörüne ara eleman yetiştirilmesi
konusunda ise kendilerine ve en fazla Müteahhitler Birliği'ne görev
düştüğünü söyledi. Ahmet
Ulaş, sektördeki canlanmanın Annan Planı'na bağlı
olduğunu ve bunun nereye gideceği ve nerede
duracağının ise belli olmadığını
vurguladı. Emirnamelere
ve özellikle Karpaz Emirnamesi'ne destek verdiklerini belirten Ulaş,
ancak bununla bitmeyerek master plana geçilmesi gerektiğini söyledi. Girne
bölgesinde dağ tepelerine kadar inşaatlar yapılmakta
olduğuna dikkat çeken Ulaş, su aküferlerinin üzerinin de
inşaat dolmakta olduğunu belirtti. Ulaş,
"Bir yıl sonra biz elektriği, yolları, belediye
hizmetleri ne yapacağımızı düşünmemiz gerekir.
Bunlar hepsi sorun. İnşaatları durdurmak değil ama
kontrollü büyümeyi sağlamamız gerekir" dedi. |
KIBRIS 04/09/04