Ankara'nın gündemi Kıbrıs

BÜTÜN KONULAR MASAYA YATIRILACAK... Başbakan Talat'ın geçen cumartesi günü, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la İstanbul'da yaptığı sürpriz görüşmeyi izleyen bugünkü Ankara ziyaretinde başta Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında gümrük birliği yapılması ve kapalı Maraş bölgesinin Türk yönetiminde mal sahiplerinin kullanımına açılması olmak üzere bir çok konu bulunuyor

GÜMRÜK BİRLİĞİ'NDEN KAÇINILAMAZ... Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndaki AB uzmanlarının hazırladığı ve bugün Ankara'da detayları ele alınacak olan rapora göre, Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında gümrük birliğine gidilmesinin, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma anlamı taşıyacağı ve KKTC'yi rahatsız edeceği belirtilirken, bunun gerçekleşmemesi halinde Türkiye'nin AB'den tarih almasında ciddi zafiyetler yaşanacağına dikkat çekiliyor. Dışişlerine göre, Türkiye'nin lehine olacak gümrük birliğinden kaçınılamaz

RUM ÖNERİLERİ DE GÜNDEMDE... Başbakan Talat dün katıldığı bir radyo programında, bugünkü Ankara ziyaretini değerlendirirken, hükümet olarak Türkiye yönetimi ile yakın işbirliği içerisinde olduklarının altını çizerek, pazar günü Türkiye Başbakanı Erdoğan'la görüşmesinde olduğu gibi bugün Ankara'da Dışişleri Bakanlığı'nda yapılacak değerlendirme toplantısında da birçok konuyu ele alacaklarını söyledi. Talat'a göre, ele alınacak konular arasında Rum önerileri de bulunuyor

Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri değerlendirmek üzere bugün Ankara'ya gidiyor.

Başbakan Talat'ın geçen cumartesi günü, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la İstanbul'da yaptığı sürpriz görüşmeyi izleyen bugünkü Ankara ziyaretinde başta Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında gümrük birliği yapılması ve kapalı Maraş bölgesinin Türk yönetiminde mal sahiplerinin kullanımına açılması olmak üzere bir çok konu bulunuyor.

Başbakan Talat dün katıldığı bir radyo programında, bugünkü Ankara ziyaretini değerlendirirken, hükümet olarak Türkiye yönetimi ile yakın işbirliği içerisinde olduklarının altını çizerek, pazar günü Türkiye Başbakanı Erdoğan'la görüşmesinde olduğu gibi bugün Ankara'da Dışişleri Bakanlığı'nda yapılacak değerlendirme toplantısında da bir çok konuyu ele alacaklarını söyledi.

Talat, Maraş'ın açılmasından eylül ayında gündeme gelecek olan Avrupa Komisyonu tüzüklerini ve Rum tarafının önerilerini de içerdiğini belirtti.

Gümrük birliği konusu

bugünlerde belirginleşecek

Başbakan Mehmet Ali Talat, pazar günü İstanbul'da Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la kapalı kapılar ardında yaptığı iki saat 40 dakikalık görüşmede, Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında gümrük birliği yapılması konusunun da ele alındığını doğrulamış ancak ayrıntı vermemişti.

Talat'a göre, kesin sonuç alınmayan gümrük birliği konusu bugünlerde yavaş yavaş belirginleşecek.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı'nda bugün yapılacak değerlendirme toplantısının ana gündem maddesini

büyük bir olasılıkla bu konuyla birlikte kapalı Maraş bölgesinin Türk yönetiminde mal sahiplerinin kullanımına açılması oluşturacak.

"Bu konu mutlaka çözümlenmeli"'

İstanbul ziyareti sonrasında, Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında gümrük birliği uygulamasının Türkiye ile KKTC arasındaki gümrük birliğine benzer bir uygulamayla çelişkili durum yaratacağını ve bunun mutlaka çözümlenmesi gerektiğini vurgulayan Başbakan Talat, konunun bir bütün olarak ele alınması gerektiğine, çünkü bunun bu ay sonu veya eylül başında AB nezdinde de gündeme geleceğine dikkat çekmişti.

"Gümrük birliği, Türkiye için

bir zorunluluk olarak görülüyor"

Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndaki AB uzmanlarının hazırladığı ve bugün Ankara'da detayları ele alınacak olan rapora göre, Türkiye ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında gümrük birliğine gidilmesinin avantajları kadar dezavantajları da var. Bunların açıkça ortaya konulduğu raporda, gümrük birliğinin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma anlamı taşıyacağı ve bunun KKTC'yi rahatsız edeceği belirtilirken, raporun son bölümüne düşülen bir notta gümrük birliğinin gerçekleşmemesi halinde Türkiye'nin AB'den tarih almasında ciddi zafiyetler yaşanacağına dikkat çekildi. Bu durumda Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti ile gümrük birliğini bir zorunluluk olarak görüyor.

"Türkiye, AB'den tarih

almazsa bu çok kötü olur"

Başbakan Mehmet Ali Talat dün katıldığı bir radyo programında, Türkiye'nin AB'den tarih alması yönündeki muhtemel gelişmeleri değerlendirirken, Türkiye'nin AB'den tarih alması halinde, yükümlülükleri artacağı için Kıbrıs sorununda pazarlık gücünün zayıflayacağının doğru olduğunu

Ancak tarih almaması halinde bunun çok kötü olacağını söyledi...

Bir süre önce verdiği demeçlerde, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden tarih alması durumunda elinin zayıflayacağını söylediğinin hatırlatılması üzerine Başbakan Mehmet Ali Talat, bunun objektif ve doğru bir bakış olduğunu belirtti.

"Türkiye şu anda, Kıbrıs'taki referandumda 'evet' denmesini istediği için güçlü durumda" diyen Başbakan Mehmet Ali Talat, "Türkiye, Avrupa Birliği'nden tarih alırsa, yükümlülükleri artacağı için Kıbrıs sorununda pazarlık gücü zayıflayacak. Bu doğru. Ancak, tarih almazsa... İşte bu çok kötü olur! Çünkü; Avrupa Birliği'nden tarih alamayan bir Türkiye, Kıbrıs'ta sorunun çözümünde istekli olmayacaktır" şeklinde konuştu.

"Türkiye AB'den tarih alması halinde bileceğiz ki, eli şu andaki kadar güçlü olmayacak" diyen Başbakan Talat, "Buna rağmen Türkiye tarih almak zorunda. Türkiye, AB yolunda ilerlerken, Kıbrıs sorunu da bir şekilde çözümlenmelidir. Türkiye'nin kesin üyeliği için bu şart" dedi.

Kilit sözcük izolasyon

Türkiye'nin AB'den tarih alması sonrasında, Rum tarafının isteklerinin daha çok artacağına da işaret eden Başbakan Talat, şunları kaydetti:

"İzolasyonları kaldırmayı başarabilirsek, Kıbrıslı Türklerin bir şey kazanamayacağını iddia eden Papadopulos'un söylediklerinin doğru olmadığı ortaya çıkacak. İzolasyonların kalkması, Rumların referandumda hayır demelerine rağmen, bir şeylerin değişebileceği kanıtlanmış olacak. Ancak o zaman Rum yönetiminin yürüttüğü politika çürütülüp, Kıbrıs'ta barışı sağlayacak gerçek bir adım atmış olacağız" dedi.

Papadopulos korkuyor

Kıbrıs'ta çözümü istemediğini bildiği halde Cumhurbaşkanı Denktaş ile görüşmesine rağmen, Papadopulos'un kendisi ile görüşmek istemediğini söylemesini de yorumlayan Başbakan Mehmet Ali Talat, "Papadopulos endişeli çünkü, benimle görüşmesi durumunda uzlaşmazlığı açığa çıkacak. Cumhurbaşkanı Denktaş ile görüşmelerinde, karşısında daha onun reddetmesine gerek kalmadan tüm önerileri reddeden biri vardı" dedi ve aslında onun bu endişesini anladığını belirtti.

KIBRIS 18/08/04

 

Hedef çözüm

DÖRT SAAT KIBRIS'I GÖRÜŞTÜLER... Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, dün sabah gittikleri Ankara'da Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüştü. Dört saat süren görüşmede "çok kapsamlı bir şekilde Kıbrıs meselesinin ele alındığı" bildirildi

GÜL: KIBRIS DAVASI MÜŞTEREK GÖTÜRÜLECEK... Görüşmede siyasi, ekonomik konularla BM ve AB ile ilgili konuları kendi aralarında detaylandırdıklarını belirten Türkiye Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Takip edilecek yolları, önümüzdeki önemli meseleleri, bunlarla ilgili görüşlerimizi karşılıklı tespit ettik. Şüphesiz ki Türkiye ve KKTC müşterek olarak Kıbrıs davasını götürecektir. Türkiye sonuna kadar bu davanın peşinde olacaktır" dedi

KAPSAMLI ÇÖZÜMÜ DESTEKLİYORUZ... Abdullah Gül, Türkiye ile KKTC'nin Kıbrıs'ta kapsamlı çözümü desteklediğini ve bunun için gereken her şeyin yapıldığını söyledi. Kıbrıs'taki Türk halkının da oyunu kullanarak kapsamlı çözümden yana olduğunu gösterdiğini belirten Gül, "Türkiye de bunu desteklemiştir. Eğer bugün kapsamlı çözüm ortada yoksa, bunun tek sorumlusunun Rum tarafı olduğu tüm dünya tarafından görüldü" dedi

KKTC, TECRİTTEN KURTULMALI... KKTC'nin tecritten kurtulmasına yönelik yapılması gereken şeyler olduğunu hatırlatan Gül, "AB'nin verdiği sözler var, bu sözlerin yerine getirilmesi gerekir. BM genel sekreterinin raporu var, bunun BM Güvenlik Konseyi'nde tartışılması gerekir. Bunlar haklı beklentilerdir" diye konuştu

TALAT: ÖNCELİĞİMİZ, AB İLE İLİŞKİLERİMİZİ KONSEYİN ONAYLAMASI... Başbakan Mehmet Ali Talat, şu anki önceliğin Kıbrıs Türkü'nün AB ile ilişkilerini, AB Komisyonu'nun öngördüğü şekilde değiştirilmeden AB Konseyi'nin onaylaması olduğunu söyledi. AB'nin Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu ortadan kaldırmak için öngördüğü iki önemli tüzüğün gelecek günlerde ele alınacağını hatırlatan Talat, bu konuda ciddi pürüzler bulunduğunu, konsey ile komisyon arasında bir çatışmanın söz konusu olduğunu kaydetti

KIBRIS TÜRKÜ, ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVİ YAPTI... Başbakan Talat, Kıbrıs Türk halkının sadece üzerine düşeni yapmakla kalmadığını, aynı zamanda çözüm vizyonunu, Kıbrıs sorununun ortadan kaldırılması için tutumunu açık ve net ortaya koyduğunu ifade etti. Talat, AB ve uluslararası topluma düşen görevler olduğunu hatırlatarak, "Kıbrıs Türkü fazla bir şey istemiyor. Siyasal eşitliği, dünyayla bütünleşmeyi, tecritten kurtulmayı istiyor. Rumların haklarına göz dikmiş değil, bundan dolayı dünyanın, Kıbrıs Türkü'ne bu hakkı vermesi gerekiyor" diye konuştu

Başbakan Mehmet Ali Talat ve Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, dün sabah gittikleri Ankara'da TC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le yaptıkları dört saatlik görüşmede çok kapsamlı bir şekilde ele aldıkları Kıbrıs sorununda ortak karara vardı.

Buna göre, hedefin kapsamlı bir çözüm olduğu, buna iki tarafın da destek verdiği Kıbrıs davasında Türkiye ile KKTC müşterek hareket edecek.

Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yarımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşmek amacıyla dün sabah İstanbul üzerinden Ankara'ya gitti. Abdullah Gül ile Kıbrıs konusundaki son gelişmelerin değerlendirildiği yaklaşık 4 saatlik toplantının ardından ortak basın toplantısı düzenlendi.

Gül, görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, "çok kapsamlı bir şekilde Kıbrıs meselesini ele aldıklarını" belirterek, "siyasi,ekonomik konularla BM ve AB ile ilgili konuları kendi aramızda detaylandırdık. Takip edeceğimiz yolları, önümüzdeki önemli meseleleri, bunlarla ilgili görüşlerimizi karşılıklı tespit ettik" diye konuştu. "Şüphesiz ki Türkiye ve KKTC müşterek olarak Kıbrıs davasını götürecektir" diyen Gül, Türkiye'nin sonuna kadar bu davanın peşinde olacağını kaydetti.

Kıbrıs'taki son referandumda ortaya çıkan gerçeği tüm dünyanın gördüğüne işaret eden Gül, "Ama ne yazık ki yapılması gereken şeyler henüz daha tam gerçekleşmemiştir. Bu bakımdan Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye'deki Türk halkının AB'den beklentileri devam etmektedir. Bu beklentilerin gerçekleşmesi AB'nin sözlerinin güvenilirliği açsısından çok önemlidir. İnanıyoruz eylül ayı başında bununla ilgili somut kararlar alınacaktır" dedi.

Kapsamlı çözümü destekliyoruz

TC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Türkiye ile KKTC'nin Kıbrıs'ta kapsamlı çözümü desteklediklerini kaydetti.

Gül, Türkiye'nin KKTC'de kapsamlı çözümü her zaman desteklediğini ve bunun için gereken her şeyin yapıldığını söyledi.

Kıbrıs'taki Türk halkının da oyunu kullanarak kapsamlı çözümden yana olduğunu gösterdiği belirten Gül, "Türkiye de bunu desteklemiştir. Eğer bugün kapsamlı çözüm ortada yoksa, bunun tek sorumlusunun Rum tarafı olduğu tüm dünya tarafından görüldü" dedi.

KKTC'nin tecritten kurtulmasına yönelik yapılması gereken şeyler olduğunu hatırlatan Gül, "AB'nin verdiği sözler var, bu sözlerin yerine getirilmesi gerekir. BM genel sekreterinin raporu var, bunun BM Güvenlik Konseyi'nde tartışılması gerekir. Bunlar haklı beklentilerdir" diye konuştu.

"Kapsamlı çözümü Türkiye'nin de KKTC'nin de desteklediğini" söyleyen Gül, "Bunu yozlaştırmaya yönelik bazı adımların karşı taraftan atıldığı, bunların taktik olduğu gayet açık gözlenmektedir. Bu vizyon daima var bizde, ama bu vizyon varken de yapılması gereken şeyler var" dedi.

Gül, "Kapsamlı çözüm vizyonu geçerliyse, aralık ayına kadar müzakerelerin başlamasına yönelik Türk tarafından adım gelir mi" şeklindeki soru üzerine, şunları kaydetti:

"Üstüne düşeni yapan bir taraf var, üstüne düşeni yapmayan bir taraf var. Bu süre içinde de verilmiş sözler var. Şimdi bu sözleri ben unutayım diyebilir miyiz. Bu hakları almak için bir taraftan gayret sarf ederken diğer taraftan da kalıcı çözümle ilgili vizyonumuzun var olduğunu söylüyoruz."

Bakan Gül, Talat'ın BM genel sekreterine yazdığı mektup hatırlatılarak, Türkiye'nin atacağı adımlara ilişkin bir soru üzerine, AB ülkelerinde ve özellikle Brüksel'deki temsilciliklerin yoğun çalışmalar yaptıklarını kaydetti. Gül, "Şüphesiz eylül daha yoğun olacak, ama müsaade ederseniz şu adımı atacağız, şunu şöyle konuşacağız deme durumunda değilim" diye konuştu.

Türkiye'nin KKTC'ye uygulanan tecridin kaldırılmaması durumunda bir 'B' planının olup olmadığının sorulması üzerine de Gül, "Hayır bizim 'B' planımız diye bir şey söz konusu değil. Bizim şimdi yapılması gerekenleri sağlamakla ilgili yoğun çalışmamız var" dedi.

Talat: Öncelik, konseyin onayı

Başbakan Mehmet Ali Talat, şu anki önceliğin Kıbrıs Türkü'nün AB ile ilişkilerini, AB Komisyonu'nun öngördüğü şekilde değiştirilmeden AB Konseyi'nin onaylamasını sağlamak olduğunu söyledi.

Talat, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ve KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile düzenlenen ortak basın toplantısında, konsey onayının kendileri için çok önemli olduğunu ve üzerinde ısrarla durmaları gerektiğini belirtti.

AB'nin Kıbrıslı Türklerin izolasyonunu ortadan kaldırmak için öngördüğü 2 önemli tüzüğün gelecek günlerde ele alınacağını hatırlatan Talat, bu konuda ciddi pürüzler bulunduğunu, konsey ile komisyon arasında bir çatışmanın söz konusu olduğunu kaydetti.

"Bütün bu gerçekler bize gerçekten kritik günlere ilerlediğimizi gösteriyor" diye konuşan Talat, Kıbrıs Türk halkının sadece üzerine düşeni yapmakla kalmadığını, aynı zamanda çözüm vizyonunu, Kıbrıs sorununun ortadan kaldırılması için tutumunu açık ve net ortaya koyduğunu ifade etti.

Talat, dolayısıyla sorunun çözülememesinin sorumluluğunun Kıbrıs Türk halkına yüklenemeyeceğini kaydederek, Kıbrıs Türk halkının ekonomik anlamda rahatlatılmasının son derece önemli olduğunu söyledi.

AB ve uluslararası topluma düşen görevler olduğunu, "dünyanın haksızlıklar üzerine kurulu değil, hakkın yerine geldiği bir dünya olması için bu görevlerin yerine getirilmesi gerektiğini" belirten Talat, "Kıbrıs Türkü fazla bir şey istemiyor. Siyasal eşitliği, dünyayla bütünleşmeyi, tecritten kurtulmayı istiyor. Rumların haklarına göz dikmiş değil, bundan dolayı dünyanın, Kıbrıs Türkü'ne bu hakkını vermesi gerekiyor" diye konuştu.

Türkiye ile uyum içindeyiz

Başbakan Talat, Türkiye ile uyum içinde olduklarını, aralarında herhangi bir görüş ayrılığının bulunmadığını söyledi.

Hem küçük bir toplum hem tanınmamış, hem de uluslararası kurumlara ulaşımın zor oluşundan birçok sıkıntılar yaşadıklarını dile getiren Talat, bu konuda Türkiye'nin kendilerine desteğinin devam etmesine çok önem verdiklerini belirtti.

Talat, "Dışişleri Bakanı Gül bunu açıkça ifade etmiş ve desteğinin bizimle olacağını ortaya koymuştur. Bu aşamada işbirliğimiz, birlikte Kıbrıs Türkü'nü dünyayla bütünleştirme çalışmalarımız devam edecektir" dedi.

Bir soru üzerine, Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alacağından kuşkusu olmadığını belirten Talat, Ankara'nın bu tarihi aldığı zaman, sürecin ilerlemesi için birçok yükümlülükle karşı karşıya kalacağını, o zaman Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki pozisyonunun, geçmişe göre kıyaslandığında daha sıkışık noktalara gelebileceğini kaydetti.

Talat, bu bakımdan çözümün Kıbrıs Türkleri lehine sağlanması için yıl sonuna kadar sürecin iyi değerlendirilip, AB'nin tecritle ilgili uygulamalarını kaldıran tüzüğün geçmesi ve en azından ekonomik tecridinin ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi. Talat, "Tabii ki aralık ayına kadar çözüm sürecinin başlaması bizim bakımdan son derece önemlidir" ifadesini kullandı.

Vizyonumuz devam ediyor

Başbakan Talat, bir başka soru üzerine, KKTC ve Türkiye olarak çözüm vizyonlarının gereğini yerine getirdiklerini ve bu vizyonlarının devam ettiğini ortaya koyduklarını vurgularken, şunları söyledi:

"Ama müzakere gibi ne olduğu ne olacağı, hangi zemine basılı belli olmayan bir alana gitmek şu an itibariyle doğru bir yaklaşım değil. Bırakınız müzakereyi eylül başında ekonomik tecridin kaldırılmasıyla ilgili AB'nin alacağı kararlar var. Bu konuda atılacak adımlar bizim bundan sonraki çözüm sürecindeki tutumumuzu da ciddi şekilde etkileyecektir."

KKTC Başbakanı Talat, "Şu anki önceliğimiz bizim, Kıbrıs Türkü'nün AB ile ilişkilerini komisyonun öngördüğü şekilde değiştirilmeden konseyin de onaylamasını sağlamaktır. Bu bizim için çok önemlidir, bunun üzerinde ısrarla durmak zorundayız" diye konuştu.

Talat, KKTC ile ilgili tüzük konusunda AB Komisyonu ile konseyin hukuk birimlerinin ters görüşte oluşu ve bununla ilgili neler yapabileceklerine ilişkin bir soru üzerine, bu konuyu da ele aldıklarını kaydederek, "tabii ki bizim yapabileceklerimiz var, ama bunlar çok ciddi çalışma ve yoğun bir diplomatik çalışma gerektiriyor. Şu an bunları tartışmanın zamanı değil" diye konuştu.

Talat, bir başka soru üzerine, KKTC'ye ABD yardımının daha gelmediğini, bunun önce usulünün saptanacağını, hangi projelerde kullanılacağının belirleneceğini, dolayısıyla bir günde gelecek bir şey olmadığını kaydetti.

Talat, ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi Laura Kennedy ile sadece yardım konusunu konuşmadıklarını, ABD'nin Kıbrıs politikasını görüştüklerini söyledi.

Sadece ABD'nin değil, bütün dünyanın, politikalarını 24 Nisan referandumuyla ortaya çıkan yeni parametrelere uygun olarak gözden geçirdiğini kaydeden Talat, "Aynı durum ABD, hatta AB için de söz konusu. Bütün bunlara dayalı olarak, ülkeler Kıbrıs politikalarını değerlendirirken, Amerikalı yetkilinin ziyaretinde de bunu fırsat bilip bu değerlendirmeyi yaptık" diye konuştu.

KIBRIS 19/08/04

 

ABD ve İngiltere'den sonbaharda yeni girişim

Amerikalıların, Türkiye'ye aralık ayında AB ile üyelik müzakerelerinin başlama tarihi verilmesi hedefini esas alarak, çeşitli düzeylerde hareket ettiğini ve Kıbrıs sorununda yeni inisiyatifler üstlenme konusunu da açık bıraktıkları bildirildi.

Fileleftheros gazetesi, "İnisiyatiflerle Flört Ediyor - ABD: Sonbaharda Kıbrıs Sorununa Yeni Müdahaleler İçin Sahneyi Hazırlıyor - AB İle Üyelik Müzakerelerine Başlaması İçin Türkiye'ye Proika (çeyiz)" başlığıyla manşetten verdiği haberinde, güvenilir bilgilerine dayanarak Washington'un Rum yönetimine sürekli olarak; Türkiye - AB üyelik müzakerelerinin başlama tarihinin belirlenmesini hiçbir şekilde engellememesi gerektiğini ilettiğini yazdı.

ABD'den Rum yönetimine gönderilen bu mesajların baskı ve uyarı halini almaya başladığını, bir ayrılık da olduğunu çünkü Amerikalıların, Kıbrıs sorununda Türkiye tarafından hareketler olması gerektiğini de düşündüklerini belirten gazete, haberini şöyle sürdürdü:

"Amerikalılar, bu hareketlerin; istekleri konusunda Ankara'ya yardımcı olacağını düşünüyorlar. Şekillenmekte olan yaklaşımlar ve ECONOMİST'te yer alan, 'gelişme kaydedilmiş olsa dahi Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde gölge bulunmaya devam ettiğine işaret edilen makale de bunun göstergesidir.

Aynı zamanda Washington muhataplarına; çözüm konusunda Kıbrıs sorununda yeni görüşmeler olabileceğine, ancak 24 Nisan referandumunda Annan Planı'nı kabul etmiş olan Türk tarafının tepkisini çekecek olağanüstü değişiklikler de beklenmemesi gerektiğine işaret ediyor. Buna paralel olarak Amerikalılar, yabancı hükümetlerle yaptıkları temaslarda, Lefkoşa'nın, Kıbrıs sorununda hangi değişiklikleri istediğini netleştirmesini beklediklerini tekrarlıyor. Bunu kısa süre önce Kıbrıs politikasının temel eksenlerini kaydetme imkanı bulmuş olmalarına rağmen yapıyorlar.

Bu arada Mehmet Ali Talat Türkiye'ye gidip geliyor ve Kıbrıs sorunu konulu toplantılara katılıyor. Türkiye, tarih konusunda nihai ve kritik aşamaya giriyor olması ışığı altında Talat ve Serdar'ı, bundan sonra atılacak adımlar konusunda bilgilendiriyor. Dün Ankara'da, TC Dışişleri Bakanı Abdullah Gül başkanlığında bir toplantı yapılacak. Toplantıya Talat ve Serdar da katılacak."

Gazete "Talat Ankara'ya Gidip Geliyor - Dışişleri Bakanlığı'nda Gümrük Birliği ve Maraş'la İlgili Toplantı" başlıklı başka bir haberinde, konuyla ilgili Kıbrıs Türk basınını kaynak göstererek ve dün TC Dışişleri Bakanlığı'nda gerçekleştirilen toplantı ve toplantıda ele alınacak konuları okurlarına aktardı.

Gazete dünkü toplantıda, Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerine başlama tarihi belirlenmesi konusunun ele alınacağını yazdı ve edindiği bilgilere dayanarak, toplantıda şu konuların gözden geçirileceğini yazdı:

"1-Türkiye'nin Kıbrıs'la gümrük birliğinin tamamlanması. Diplomatik kaynakların da işaret ettiği gibi; gümrük birliği konusu yıl sonundan önce olacak ve tarih konusuyla bağlantılı olacak. Türk bilirkişiler; Kıbrıs'la gümrük birliği konusunun üyelik müzakerelerine başlama tarihi alınmasını olumsuz etkileyebileceği sonucuna vardılar. Ancak Ankara'nın; kendi çıkarlarını da elde edebilmesi için bir al-ver sahnesi kurabileceği de kendiliğinden anlaşılıyor. Lefkoşa'daki yetkili kaynaklar, Türkiye'nin; gümrük birliğini AB'ye üye bütün ülkelere kayıtsız şartsız yaymak zorunda olduğuna işaret ediyorlar. Halen Kıbrıs haricindeki bütün üye ülkelerle ilgili prosedür yoluna konuldu. Aynı kaynaklar, Türkiye'nin her şeyden önce, Kıbrıs bayraklı gemileri Türk limanlarına kabul etmek ticari ve diplomatik ilişkiler kurmak ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımak zorunda olduğuna da işaret ediyorlar.

2-Maraş ve işgal bölgelerinin AB ülkeleriyle direkt ticaret konusu. Mehmet Ali Talat'ın Türk başbakanla kısa süre önce gerçekleştirdiği görüşmeden de ortaya çıktığı üzere, Maraş konusu Türk tarafını meşgul ediyor ancak nasıl hareket edeceklerini ve bu kenti Ankara'nın AB beklentileri yönünde kullanıp kullanmayacakları konusunu belirginleştirmediler. Lefkoşa'nın, kapalı Maraş kentinin sakinlerine iade edilmesine karşılık Mağusa Limanı üzerinden ticaretin başlaması önerisi Türk tarafını tatmin etmemiş görünüyor. Bu en azından Mehmet Ali Talat'ın yaptığı basın açıklamalarından anlaşılıyor.

3-Asker sayısının azaltılması konusunun da gündeme gelmesi olasılığı göz ardı edilmiyor."

POLİTİS "Sonbaharda Korkak Başlangıç - ABD ve İngiltere Annan Planı'nda Küçük Değişiklikleri Görüştüklerini Gösteriyorlar - Lefkoşa Bilgilendirilmedi, Türkiye Duymak İstemiyor ve Talat Gümrük Birliği'nin Kıbrıs'a da Genişletilmesinden Çıkar Talep Ediyor" başlık ve spotlarıyla yayımladığı haberinde, ABD ve İngiltere'nin, sonbaharda Annan Planı'nın az sayıdaki maddelerinin yeniden müzakere edilmesi olasılıklarını incelemekte olduğunu yazdı.

Gazete ABD ve İngiltere'nin bu amaçla Avrupa ülkelerinin nabzını tuttuğunu ve Rum tarafının, BM genel sekreterinin planında yapılmasını istediği değişikliklerin somut ve çok sınırlı listesini vermesi gerektiğine ikna edilmesi gerektiğini vurguladıklarını yazdı, özetle şöyle devam etti:

"Washington ve Londra'nın niyetini, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell geçen hafta yaptığı konuşmasında dolaylı ancak net şekilde ortaya koydu. Mevcut aşamada bu planlar Türkiye'nin; Kıbrıs sorununda yeni bir diyaloğu kesin dille reddetmesine çarpıyor. Uluslararası unsurun da Kıbrıs hükümetini bu somut niyetler hakkında bilgilendirmekte gönülsüz olması da dikkate değerdir. Lefkoşa şu ana kadar, olup bitenler konusunda Avrupalı ortakları tarafından yoklanmadı. Konunun, Talat ve Serdar Denktaş'ın da katılımıyla Ankara'da gerçekleştirilen üst düzeyli toplantıda ele alınması bekleniyor.

Annan Planı'nın reddedilmesinden sonra ilk kez ABD başrolde ve İngiltere ikinci düzeyde olmak üzere, Annan Planı'nın çok dar bir zaman aralığında ve dar içerikle müzakere edilmesi olasılığını korka-korka araştırıyor. Diplomatik bir kaynak POLİTİS'e, 'bir şeylere gebe olunmasından' memnuniyet belirtti. Kıbrıs'ın Avrupalı ortaklarının yoklanmakta olduğunu (nabızlarının tutulduğunu) ancak bunların halenüst diplomatik düzeye erişmediğini belirtti.

Aynı kaynak, 'Referandumlardan sonra Amerikalılar ve İngilizler yalnızca Annan Planı'nın olduğu şekliyle yeniden oylanması ile Kıbrıs sorununun çözümünün mümkün olabileceği tezinde sabittiler. Devamında, Kıbrıslı Rumların güvenlik ve çözümün uygulanacağının genel sekreterin belgesi dışında, Güvenlik Konseyi düzeyinde tatmin edilmesinden söz etmeye başladılar. Şimdi talep edilecek değişikliklerin çok sınırlı olması ve Kıbrıslı Rumların müzakere masasında gerekli esnekliği göstermeleri şartı ile Annan Planı'nın bazı maddelerinin gözden geçirilebileceğinden söz ediyorlar' dedi.

Aynı kaynak, Washington'un ve Londra'nın; Kıbrıs sorununda sonbaharda yeni bir prosedür olmasını tercih ettiklerini çünkü bunun, Türkiye'nin aralık ayında belirlenecek olan Avrupa perspektifini önemli ölçüde güçlendireceğine inandıklarını da söyledi.

Bu niyetlerin gizli istekler yörüngesinde kalması tehlikesi vardır. Diplomatik bir kaynağa göre sondajların odak noktasında yine Kıbrıslı Rumlar ve Annan Planı'nda çok sınırlı bir değişiklikler listesi sunup sunmayacakları konusu bulunuyor. Niyet, Annan Planı'nın yeni bir müzakereye açılması değil, sorunun Kıbrıslı Rumlar için tatmin edici şekilde kapatılmasıdır."

Haravgi de haberi "Aralıktan Önce Türkiye'yle Gümrük Birliği - Türk Bilir Kişiler; Kıbrıs'la Gümrük Birliğinin, AB'yle Müzakerelere Başlama Tarihi Alınması Perspektiflerini Olumsuz Etkileyebileceği Uyarısında Bulunuyorlar" başlığıyla okurlarına aktardı.

KIBRIS 19/08/04

 

Papadopulos'un önceliği

Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu'nun uluslararası camiaya "Kıbrıslı Türklerin içinde bulundukları tecridin kaldırılması aracılığıyla Kıbrıs Cumhuriyeti'nin by-pass edilmesi ve küçümsenmesi çabalarının, Kıbrıs'taki iki toplum arasındaki ayrılığı kalıcılaştırdığı" iddiasında bulundu.

Fileleftheros "Başkan İçin İşgal Bölgeleri Öncelikli" başlığıyla yayımladığı haberinde Yakovu'nun, sözde "Omorfo (Güzelyurt) Belediyesi" tarafından önceki akşam düzenlenen "anti işgal" etkinlikte yaptığı konuşmada, yukarıdaki mesaj yanında; "Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsızlığını ve egemenliğini savunma hakkını haraç mezat satma niyetinde değildir" dediğine işaret etti.

Rum tarafının işleyebilir, yaşayabilir iki toplumlu iki bölgeli bir federasyon istediğini savunan Yorgo Yakovu "Kıbrıslı Türk vatandaşlarımıza, iki toplumlu iki kesimli federasyon çözümüne istikrarla bağlı kaldığımızı yineliyoruz" dedi. Nihai Annan Planı'nı "uluslararası sahnedeki yeni dünya düzeninin ve bölgedeki jeospolitik ve jeostratejik planlamaların ürünü" diye niteleyen Yakovu, Annan Planı'nın Rumların endişelerine gerekli dikkati göstermeksizin yabancı çıkar ve talepleri yerine getirmeye özen gösterdiği görüşünü dile getirdi.

Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu önceki geceki etkinlikte, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un "İşgal altındaki bütün yerler gibi Omorfo'nun da planlamalarındaki öncelikler olduğu" teyidini etkinliğe katılanlara aktarırken, şunları söyledi:

"Başkan Tasos Papadopulos'un sizlere gönderdiği hararetli mücadeleci selamları getirmekten şeref duyuyorum. Başkan Papadopulos sizlere sevgileriyle birlikte, Omorfo'yla ilgili konuların kalbinde olduğu, Omorfo'nun, işgal altındaki bütün diğer yerlerimiz gibi, planlamalarının önceliklerini oluşturduğu teyidini gönderdi."

KIBRIS 19/08/04

‘Güney Kıbrıs’la gümrük birliği kaçınılmaz’

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Türkiye’nin Kıbrıs Rum kesimiyle gümrük birliğine gitmesinin “bir iddiadan öte, bir gerçeklik ve kaçınılmaz” olduğunu söyledi.

 

AA

19 Ağustos 2004—  Rum basınında çıkan haberleri değerlendiren Talat, dün Ankara’da yaptıkları temaslarda ise bu konunun gündeme gelmediğini kaydetti.

Talat, Rum Fileleftheros gazetesinde çıkan “Türkiye’nin, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ adı altında Güney Kıbrıs ile gümrük birliği anlaşması imzalayacağı” yolundaki haberle ilgili olarak, “Bu bir Rum basını iddiası olmaktan öte, gerçeklik taşıyor” dedi. KKTC Başbakanı, Türkiye’nin AB’ye yeni eklenen 10 üyenin 9’una yaptığı gibi, Rum tarafına da gümrük birliği uygulaması yapacağını ifade etti.

ANKARA’DA GÖRÜŞMEDİK’
       Konunun Ankara’da dün yapılan görüşmede gündeme gelmediğini belirten Talat, KKTC’nin AB ile ilişkilerinde karşılaştığı sorunları konuştuklarını söyledi.
       Öte yandan, Serbest Ticaret Tüzüğü ve Yardım Paketi’nin KKTC için hayati olan iki adım olduğunu belirten Talat, bu ikisinin birlikte yürütülmesini istediklerini kaydetti. Rumların yardım paketini Ticaret Tüzüğü’nden ayırıp ayrı ayrı gündeme getirmeye ve ayırdıktan sonra da Ticaret Tüzüğü’nü ertelemeye çalıştığını belirtti.
       Talat, Rumların Ticaret Tüzüğü yerine Yeşil Hat Tüzüğü’nü gündeme getirdiğini kaydetti. Mehmet Ali Talat, Yeşil Hat Tüzüğü’nün KKTC’nin sorunlarına çare olmadığını ve Yeşil Hat Tüzüğü’nün, temelinde sadece Kuzey’den Güney’e mal akışı için düzenlendiğini, bunu bütün ada içindeki ticareti ve yurtdışı ihracatları da kapsayacak şekilde değiştirmenin gerçekçi olmadığını kaydetti.
       

‘Rum kesimiyle gümrük birliği’

 

Türkiye’nin AB’den gelen baskılar sonucu Rum kesimiyle gümrük birliğine gitme kararı aldığı öne sürüldü.

 

AA

 

 

19 Ağustos 2004— Rum Fileleftheros gazetesinin haberine göre, AB’nin genişlemeden sorumlu Genel Müdürü Fabritsio Barbasio’nun, siyasi şefi Günter Verheugen’in emriyle, Türkiye’ye mektup göndererek, Ankara’nın Rum kesimiyle gümrük birliği anlaşması yapması gerektiğini yazılı olarak ilettiğini savundu.

Fileletheros, Türkiye’nin Rum kesimiyle Eylül ayında gümrük birliği anlaşması yapmaya karar verdiğini öne sürdü. Türk Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Temmuz ayı sonlarında, Rum kesimiyle gümrük birliği konusunu yetkili AB teknokratlarıyla görüştüklerini de belirten gazete, bu görüşmede AB yetkililerinin bu tür anlaşmaların AB’ye üye bütün ülkelerle yapılması gerektiğini söylediklerini yazdı.
       Gazeteye göre, bu konu Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat’ın İstanbul’daki görüşmesinin de gündem maddelerinden biri oldu.

Politis gazetesi ise Ankara’nın AB’ye”Türkiye ile Rum kesimi arasında gümrük birliğine gidilmesi konusunu Kıbrıslı Türklere yönelik AB önlemlerine bağlayan gayri resmi bir paket önereceğini” yazdı ve bu önerinin dünkü toplantıda detaylı şekilde ele alındığını savundu.
       
POLİTİS: ANKARA STRATEJİ BELİRLEDİ
       Gazete, Türkiye’nin Eylül ayına hazırlandığını belirterek, “Ankara ilk kez Maraş’ın BM himayesi altında iade edilmesini bu denli ciddiyetle inceliyor görünüyor” yorumunu yaptı.
       Ankara’nın dünkü toplantıda Kıbrıs sorunundaki bütün cepheler için somut bir strateji belirlediğini yazan gazete, şu yorumlarda bulundu: “Ankara, Türkiye-AB gümrük birliğinin Kıbrıs’a da genişletilmesine karşılık Kıbrıslı Türklere yönelik AB önlemlerinin, yani doğrudan ekonomik yardım ve ticaret tüzüklerinin derhal hayata geçirilmesini istiyor. Erdoğan hükümeti Kıbrıs’la gümrük bağlantısı yapmasının üyelik müzakerelerine başlama tarihi almak istiyorsa, yerine getirmesi gereken uyum yükümlülüklerinden biri olduğunu biliyor. Ancak, Kıbrıs’la gümrük birliğinin, Avrupa ile direkt ve çok daha sıkı ilişkiler kurmak suretiyle Kıbrıslı Türklerin de yararına olması gerektiği görüşünü ortaya koyuyor.”
       

Talat: Rum vekilin geçişi yasal

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, bir Rum milletvekilinin Ledra Palas sınır kapısından KKTC’ye kimliksiz geçişine imkan sağladığı haberlerine, “yasadışı bir uygulama yok” yanıtını verdi.

 

Lefkoşa
AA

19 Ağustos 2004  Başbakan Talat, olay sırasında polis örgütündeki görev devir teslimi nedeniyle bir yanlış anlama ortaya çıktığını ve her zaman yapılan bir uygulamanın bu kez takıntıya uğradığını kaydetti

Talat, dün basına yansıyan olaya ilişkin soru üzerine, Rum ana muhalefet partisi DİSİ milletvekili Hristos Purguridis’in Ledra Palas’tan KKTC’ye geçişine yardımcı olması konusunda açıklamalar yaptı.
       Olayda ‘yasal olarak yapılması gereken bir uygulamanın ortadan kaldırılması veya bir uygulamaya uyulmaması’ diye bir şey bulunmadığını söyleyen Talat, “Tamamen yasal çerçevede yapılan bir muamele söz konusudur. İstenen bütün kurallara uyan bir giriş gerçekleşiyorken bir yanlış anlama sonucunda zor bir durum ortaya çıkmıştır. Buna bizzat müdahale etmem gerekiyordu ve bizzat oraya gidip durumu çözümlemiş oldum. Olay oydu.” dedi.
       KKTC’nin mahcup olmaması için bir adım atması gerektiğini ve bunu yaptığını belirten Talat, “Herhangi bir yasadışı uygulama kesinlikle olmamıştır” sözlerini yineledi.

KKTC'ye verilen sözler

Kıbrıs konusu bir süredir gündemin derinliklerinde suskun bekliyor. Bu sessizlik KKTC yönetimini ve Kıbrıs Türkü'nü haklı olarak tedirgin etmiş durumda.
Kıbrıs'ta ne oluyor, ne olacak, sorusuna yanıt veren yok.
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, BM Genel Sekreteri'ne mektup göndererek, uluslararası camianın verdiği sözleri tutmasını istedi. KKTC'ye uygulanan izolasyon kalkmazsa Kıbrıs Türkü'nün umutlarını ayakta tutamayacağını da vurguladı.
Kıbrıs'ta yapılan referandumdan bu yana geçen sürede, Kıbrıs Türkü lehine somut bir adım atılmadı.
BM karar alacaktı, almadı.
AB, KKTC ile doğrudan ticarete olanak sağlayan tüzük düzenleyecekti, henüz bu tüzük çıkmadı.
İngiltere'nin, KKTC'ye doğrudan uçak seferi başlatması söz konusuydu, gerçekleşmedi. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü izin vermedi, sigorta şirketleri Ercan Havaalanı'na inecek uçakları sigorta etmeyeceklerini açıkladılar.
Ankara ve Kıbrıs Türkü, Annan Planı'na, Rum kesimi tek başına AB'ye girmesin diye destek verdi, evet oyu kullandı. Rumlar, hayır, dediler. Ancak, sonuç değişmedi. Rum kesimi tek başına AB'ye girdi. Buna karşın KKTC ve Kıbrıs Türkü'nün beklentileri gerçekleşmedi. Hakkı teslim edilmedi.
Bu yetmiyormuş gibi Rum Yönetimi'nin karşı girişimleri de söz konusu. Güney Kıbrıs AB'ye girdikten sonra, KKTC'yi egemenlik iddiası taşımadan, güneye eklemek için ataklar yaptı. İki toplum, iki devlet, iki demokrasi yaklaşımını hiç dikkate almadan, Türklerin Rum egemenliği altına girmeleri için çeşitli öneriler geliştirdi. Rumların önerileri kabul edilirse varılacak sonuç, Türklerin egemen eşit toplum ve devlet tezinden vazgeçmeleri ve Rum yönetimini tek egemen devlet olarak kabullenmek olacak.
Rumlar, Maraş'ın kendilerine teslim edilmesini, Mağusa'nın BM'ye devredilmesini istiyorlar. KKTC'nin mal ihraç etmesinden kastedilen ise Türklerin ürünlerini Rum kesimine satmaları, Rum şirketler vasıtasıyla Rum limanlarından veya havaalanlarından ihraç edilmesi.
KKTC'yi ve Ankara'yı düşündüren bir diğer konu ise, AB takviminin yaklaşmış olması. Türkiye'nin müzakere tarihi almayı beklediği Aralık 2004'te yapılacak AB zirvesi öncesinde, Türkiye ve KKTC üzerindeki baskıların artması. Ankara'nın ve KKTC hükümetinin, Türkiye'nin müzakere tarihi alabilmesi için yeni ödünlere zorlanması.
Bugüne kadar ortaya çıkan sonuç, Annan Planı'na evet diyen Türklerin cezalandırılıp, hayır diyen Rumların ödüllendirilmiş olması...
Türklere karşı ne BM ne ABD ne de AB sözünü tuttu.
Aralık 2004'e kadar durumun KKTC ve Kıbrıs Türkü lehine gelişmesi giderek zorlaşıyor. Ankara'nın bu sessizliği bozup ses vermesi, ağırlığını koyup ataklarını yoğunlaştırması gerekiyor.
Aksi halde, Annan Planı'na evet demiş olmanın yarattığı zemin tümüyle kaymış olacak...

FIKRET BILA  MILLIYET 19/08/04

Aralıktan sonra ÇÖZÜM ZOR

Anıl IŞIK

Güney Kıbrıs'ta ana muhalefetteki Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiadis, Kıbrıs sorunun çözümlenmesi ve adanın yeniden birleşmesi açısından önümüzdeki ayların çok önemli olduğunu söyledi.

Anastasiadis, aralık ayına kadar bir çözüm olmaması halinde, çözümün ne zaman gerçekleşeceği konusunda bir öngörüye sahip olmadığını ifade ederek, çözüm çabalarının, uluslararası kuruluşların, ABD'nin ve AB'nin çözüm inisiyatifinde bulunmasıyla kısıtlı kalacağını söyledi.

Anastasiadis, referandumda halkı hayır demeye çağıran Papadopulos ile hükümetin, Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili somut ve net bir politikalarının olmadığına işaret ederek, aralıktan önce çözüm fırsatının kaçırılmaması için Kıbrıs sorunundaki tutumlarını en kısa sürede belirleyerek, açıklığa kavuşturmaları gerektiğini kaydetti.

Güneyde halk arasında Annan Planı'nın uygulaması ile ilgili endişelerinin ve güvensizliğinin devam ettiğini belirten Anastasiadis, güneyde siyasiler arasında ortak bir çizgi bulunması ve halkın planla ilgili endişelerin giderilmesi halinde ikinci referandumda "evet" sonucunun alınabileceğini kaydetti.

Anastasiadis, ılımlı görüşleri olan ve birleşik Kıbrıs'a inanan insanlarla birlikte birleşik Kıbrıs'ın inşa edilebileceğine olan inancının güçlü olduğunu belirterek, "böylelikle yeni nesillere refah ve güven içinde bir gelecek vaat edebileceğiz" dedi.

KIBRIS muhabirinin Anastasiadis'e yönelttiği sorular ve aldığı yanıtlar şöyle:

Soru: Referandumdan sonra güneyde oluşan siyasi gelişmeleri değerlendirir misiniz? Gerek uluslararası alanda gerekse ulusal alanda Papadopulos ve siyasi parti liderleri, Kıbrıs sorununda somut ve açık bir politikaya sahip olmamakla suçlanıyor...

Yanıt: Güneyde, referandumdan sonrasında yapılan Avrupa seçimleriyle birlikte daha iyi bir atmosfer oluştu.... İnsanlar, bir çözüme ihtiyaç olduğunu anladılar. İktidardaki siyasiler itiraf etmeliler ki, şu an eksik olan ve insanların sorduğu , hükümetin gerçek bir politikası olmamasıdır. Ben, insanların çözümü reddetmelerine şaşırdım... Hükümetin gerçek politikası nedir, ya da "hayır" oyu ile nasıl başa çıkıyorlar... Bu konularda tamamen bir belirsizlik hakim. Kıbrıs sorununa nihai bir çözüm bulunmasına yönelik olarak Yeni Ulusal Konsey Üst Toplantısı'nda ortak bir dil bulunmasını ümit ediyordum. İnsanlara daha iyi bir çözüm olacağına dair vaatlerde bulunanların şu anda bir önerisi yok.

İnsanların, Türkiye'nin anlaşmanın bazı maddelerini yerine getirmeyeceği konusundaki güvensizlik ve endişeleri devam ediyor. Tabii ki, Kıbrıslı Türkleri de tatmin etmeyen konular söz konusudur. Ancak ilerleyebilmek ve uluslararası kuruluşların, AB'nin, yeni bir inisiyatif ortaya koyması için edişlerimiz bulunan konuları belirleyip, bu endişelerimizi gidererek, çözümü desteklediğimizi göstermeliyiz. Aksi takdirde ben, üçüncü bir ülkenin, uluslararası kuruluşun ya da AB'nin bir adım atmasını beklemiyorum.

Soru: Referandum sonrasında halkın görüşünde herhangi bir değişiklik oldu mu?

Yanıt: Yüzlerce insan 'hayır' oyu kullanarak yanlış yaptıklarını ve bundan pişmanlık duyduklarını ifade ettiler. İnsanların bu kararı almaları yanlış değerlendirmeden kaynaklandı. Bu sonucun ardından da hükümetin hiç bir siyasi politikası yok. Hükümet 'hayır' denilmesini tavsiye etti, ancak şu an başka bir öneride de bulunuyor.

Geçtiğimiz günlerde bölge sakinlerinin neredeyse tümünün 'hayır' oyu kullandığı bir köyde festivale katıldım. Oradaki insanlar ikinci defa düşündükleri zaman çözüm için 'evet' oyu kullanmaları gerektiğini anladıklarını söylediler.

Şu anki mevcut siyasi atmosfer göz önüne alınırsa bu düşüncedeki insanların çoğunlukta olduğunu söyleyemem, ancak bu görüşte olan insanların oranının kesinlikle yüzde 34 olmadığı ortadadır.

Planda, Kıbrıslı Rumların endişelerini giderecek yönde birtakım değişiklikler yapılması ve aynı görüşte olan tüm siyasi partilerle işbirliği içinde çalışılması halinde - ki AKEL'i bunun dışında tutmuyorum ancak onların da cesaret göstermesi gerekiyor - ikinci referandumu başarılı bir sonuçla tamamlayacağımıza inanıyorum.

Soru: Papadopulos, yasal açıdan izlediği siyasi politikada kendisine oldukça güveniyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Yanıt: Kıbrıs sorunu gibi sorunlar sadece yasal sorunlar değildir, aynı zamanda siyasi sorunlardır. Eğer niyet ve istek yoksa bu tür sorunlar hiçbir zaman çözülmez. Diyalogun ardından çözümden bahsediyorsanız, uzlaşma, her zaman tamamen uluslararası hukuk kurallarına uygun olarak gerçekleşmeyebilir. Zaten Kıbrıs sorunu 30 yıldır Denktaş'ın olumsuz tutumundan ve yasal bakış açısından dolayı çözülemedi. Şimdi Papadopulos Kıbrıs sorununda aynı zihniyet ile hareket ediyor. Papadopulos çözüm olmasını istiyor, ancak Kıbrıs sorununu çözmeyi ele alış konusu sorunun çözümüne katkı koymuyor.

Soru: Kıbrıs konusundaki görüşünüz nedir?

"Kıbrıs'ın yeniden birleşmesidir. Üzerinde çalışabileceğimiz ana temeller var, Makarios-Denktaş, Denktaş-Kiprianu arasındaki üst düzey anlaşmalarından bahsediyorum. Annan Planı 30 yıllık bir görüşmenin sonucudur ve uzlaşma anlaşmasıdır. Planın Gerek Kıbrıslı Rumlar, gerekse Kıbrıslı Türklerin hakları açısından çeşitli olumsuz yönlerini kabul etmeniz lazım, çünkü Avrupa Birliği (AB) içinde birlikte yaşayacağız. Biz bir Avrupa ülkesiyiz. Eğer birleşik Kıbrıs vizyonunu kabul ederek, birlikte refah içinde yaşamayı başarabilirsek, planın yürütülmesinde karşılaşılabilecek sorunların üstesinden gelineceğinden eminim. Benim vizyonum, bu adayı bir gün hepsimizin ortak vatanı olarak görebilmek. Federal bir hükümet çatısı altında birleşik Kıbrıs'tan bahsediyorum. Tabii ki üst düzey görüşmelerine ve plana göre, iki kesimli (bi-zonal) ve iki toplumlu (bi-communal) bir federal hükümetten bahsediyorum. Ben inanıyorum ki, çözüm için hazır olduğumuz zaman görüşmelerde kolayca tüm mevcut sorunlar çözümlenebilir.

Soru: Direkt uçuşlar konusunda Klosson'a diplomatik bir nota verdiniz ve direkt uçuşların gerçekleşmesi halinde adanın birleşmesinden uzaklaşılacağını belirttiniz... Bu konudan biraz bahsedebilir misiniz?

Yanıt: Biraz önce bahsettiklerim ışığında vizyonunuz adanın birleşmesi iken birtakım başka planlar yapılıyor. Eskiden bugüne kadar olan zamanda her zaman adanın bölünmesi görüşü hakim oldu. Ben diplomatik bir nota vererek Kıbrıslı Türklerin bizim tutsağımızdır demeye çalışmıyorum. Siyasi parti yetkilileri ve aynı zamanda Papadopulos, Kıbrıslı Türklere adanın birleşmesini engellemeyecek şekilde her türlü yardım yapma taraftarıdırlar. Direkt uçuşların olması halinde tanınma olabilir ki, bu da adanın yeniden birleşmesi için bir engel teşkil eder. Unutulmamalıdır ki bununla birlikte bir risk alınıyor.... Kıbrıs sorununu çözmek için gelecek aylarda önemli fırsatlar var. Ben önemli fırsatlar olduğuna inanıyorum ve Kıbrıs sorununa aralıkta bir çözüm bulunması için ne istediğimizi açıklığa kavuşturmamız gerekiyor. Biraz daha sabırlı olmamız gerekiyor. 30 yıl sabırla bekledik... Eğer aralığa kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmazsa kim bilir daha ne kadar bekleriz. Aralık ayına kadar bir çözüm olmazsa artık ne zaman bir çözüm olacağını kestiremiyorum. BM, Amerika veya AB tarafından bir çözüm inisiyatifi olabilir....

Soru: Türkiye'nin AB ile ilişkisinin Kıbrıs sorunu üzerindeki etkisi var mıdır?

Yanıt: Türkiye'nin AB'den üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih alması Kıbrıs sorununu etkileyecektir. AB, Türkiye'ye bir ön şart koydu. Bu önkoşul Kıbrıslı Rumların Türkiye'ye karşı olan güvensizliği ile ilgilidir. AB, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin bir yıl içerisinde önkoşullu olarak başlayacağını söyleyebilir. Türkiye, Maastricht ve Kopenhag siyasi kriterleri dışında, AB ülkesi olan Kıbrıs'ın yeniden birleşmesini sağlayacak anlaşmanın şartlarını yerine getirmesi gerekmektedir. AB'nin Kıbrıs sorununun çözülmesi için Türkiye'nin elinden geleni yaptığını düşündüğü bu zamanda, Türkiye'nin buna karşı davranacağını sanmıyorum. Bunun için endişelenmeye gerek yok. Bu Kıbrıslı Rumların güvensizliğin ve diğer endişelerinin giderilmesine de bir çözüm getirebilir, ancak bu, Kıbrıslı Türklerin haklarını etkilemez.

Soru: Referandumdaki tutumundan dolayı Hristofyas ile Papadopulos'un farklı ideolojik görüşlerde olmasına rağmen, aynı siyasi çizgide olduğu ifade ediliyor... Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yanıt: AKEL Papadopulos'un taleplerini netleştirmesi konusunda ısrarcı olmaya devam etmezse ve cesur adımlar atmaya hazır olmazsa - burada cumhurbaşkanına karşı olmaktan bahsetmiyorum- siyasi bir baskı oluşturmazlar. Bu siyasi baskıyı, çözüme ulaşma başarısı olan ve diğer tüm etkenleri çevreleyen ortak bir vizyon oluşturulmasında kullanması gerekiyor. AB'nin dışında değil, AB içinde olduğumuzun farkında olarak ortak çizgiyi bulmak gerekir.

Soru: DİSİ olarak, Kıbrıs sorununun çözümlenmesine katkı koymak için girişimleriniz nelerdir?

Yanıt: Biz siyasi parti olarak, bir köprü oluşturmaya çalışıyoruz. Bazı siyasi liderlerin olumsuz tutumlarından dolayı oluşan duvarların ortadan kaldırılması için çaba sarf ediyoruz. Bir uzlaşmanın yeniden oluşturularak, adanın yeniden birleşmesini sağlamak istiyoruz.

Soru: Kıbrıs sorununda aralık ayından sonra çözümden uzaklaşılacağını ifade ettiniz. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Yanıt: Her geçen gün çözüm fırsatından uzaklaşıyoruz. Kıbrıslı Rumları, inşaat ve arazi alanındaki bu hızlı gelişme aynı şekilde artmaya devam ederse, insanların geriye dönmek için mülkleri olacak mı?...

Onları bir çözümü kabul etmeye cesaretlendirebilecek miyiz merak ediyorum. Tazminat söz konusu ancak bu yeterli değil. Öte yandan, Tayvan modelinden bahsediyorlar, o zaman da Kıbrıslı Türkler artık yeter deyip, birleşik Kıbrıs'tan vazgeçebilirler. Annan Planı'nın maddelerinin üzerinde en kısa zamanda mantıklı ve sistematik bir şekilde çalışmazsak, planın yürütülmesinde birtakım sorunlarla karşılaşabiliriz. Çözüm isteyenlerin aralık sonrasında çözüme yönelik çabalarının sona ereceğini söylemiyorum. Aralık sonrasında da çözüm isteyenler çalışmalarına devam edecekler, ancak zaman çözüme karşı işliyor.

Soru: AB'de eylül ayında Kıbrıslı Türklere yönelik açılımlar ele alınacak... Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

Yanıt: Kimsenin bunlara itirazı olduğunu sanmıyorum. Hatta hükümet de bu soruna bir çözüm bulmak için yöntem bulmaya çalışacak. Hükümet bu konuda hali hazırda düzenlemelere paralel olarak

çalışmaların yürütülmesine devam edilmesi için birtakım yöntemleri içeren öneri sundu. Tabii ki

esas sorun Mağusa Limanı ve Ercan Havaalanı'dır. Kıbrıs sorunu çözülmedikçe bu sorunlar devam edecek. Bu konu hükümetin sorumluluğu altındadır ve bu nedenle çok fazla bahsetmek istemiyorum. Bu konuda görüşmeler ve çalışması gereken en uygun organ hükümettir. Hükümet, bu konuya en iyi çözümün bulunabilmesi yönünde çalışmalar yapmalıdır. Bu çalışmalar sadece sorunu çözmekle kalmamalı, Kıbrıs sorununa da nihai çözüm bulunmasına destekleyici olmalıdır.

 KIBRIS 20/08/2004

Mezarlar açılıyor

Kıbrıs'ta 1963'te Rumların Türklere karşı giriştiği silahlı saldırılarla başlayan toplumsal çatışmalarda, 1974'te Rum-Yunan cuntasının Makarios'a karşı yaptığı darbe sonucu Rumlar arasında yaşanan iç savaşta ve ardından Türkiye'nin adaya müdahalesiyle yaşanan süreçte kaybolan Türkler ve Rumlar, yıllardan beri "kayıplar" adıyla gündemde.

Anlaşmalara, çeşitli dönemlerde yapılan girişimlere ve BM kararıyla oluşturulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin çalışmalarına rağmen bir türlü çözümlenemeyen "kayıplar" konusu, son zamanlardaki gelişmelerle birlikte farklı boyutuyla yeniden gündeme giriyor.

Ancak bu kez geçmişten farklı olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'nin konuyla ilgili kararının da etkisiyle sorun çözüm yolunda gibi görünüyor. AİHM'nin sorunun kısa sürede çözüme kavuşturulmasına ilişkin kararı ve Türk tarafının talebiyle BM genel sekreterinin son mektubuyla hızlanan sürecin kısa sürede sonuç vermesi bekleniyor. Sorunun temelini oluşturan mezarların açılması konusunda tarafların irade ortaya koyması yeni sürecin odak noktasını oluştururken, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin de 4 yıl aradan sonra gelecek hafta toplanması öngörülüyor.

Rum 22, Türk 4 mezar yeri bildirdi

Rum tarafı bugüne kadar 4'ü kuzeyde toplam 22 mezar yeri hakkında Türk tarafına bilgi verdi ve buralarda 201 kişinin gömülü olduğunu bildirdi. Türk tarafı ise kuzeydeki 4 mezar yeri hakkında Rum tarafına harita üzerinde bilgi verdi. Ancak bu bilgilere rağmen, taraflar arasında yaşanan tıkanıklık nedeniyle mezarlar açılamadı ve adım atılamadı.

Şimdi yeni süreçte Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin önümüzdeki hafta toplanmasıyla bu mezarların belli bir sırayla açılması bekleniyor. Ancak bu işlem için Rum tarafında gerekli donanım olmasına karşın Türk tarafında adli tabip, DNA testi yapacak uzman ve kuruluş olmaması en büyük sorunu oluşturuyor. Türk tarafı, bu konularda Rum tarafındaki olanaklardan yararlanmak için ilgili örgütlenmelerde söz sahibi olacağı bir yapı üzerinde duruyor.

Komite 20 yıldan beri...

BM kararıyla ve taraflar arasında varılan anlaşmayla 1981 yılında kurulan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne Latife Birgen'in ardından Türk temsilci olarak atanan ve 1984 yılından beri bu görevi kesintisiz 20 yıl sürdüren Rüstem Tatar, TAK muhabirinin konuyla ilgili sorularını yanıtladı.

Bir Türk, bir Rum ve bir de BM temsilcisinden oluşan 3 üyeli Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin yıllardan beri kayıplar sorununu çözemediğini ve çalışmaların her seferinde tıkandığını anlatan Rüstem Tatar, bunun nedeninin Rum yönetiminin yıllarca kayıpların ölü olduğunu kabullenmemesi ve Rumlar arasındaki iç savaş sırasında ölenlerle bunun ardından savaşta ölenler arasında ayrım yapmaya yanaşmaması olduğunu söyledi.

Komitede yapılan çalışmalar yanında liderlerin de birçok kez konuyla ilgili toplantılar yaptıklarını ve kararlar aldıklarını, buna rağmen çözüm üretilemediğini söyleyen Tatar, darbede öldürülenlerin mezarlarının öncelikle açılarak bunların ayrı tutulmasına ilişkin şartlarının Rumlar tarafından ısrarla kabul edilmediğini anımsattı. KKTC topraklarında darbe sırasında öldürülen Rumlara ait mezarların bulunduğuna dair ellerinde bilgi olduğunu söyleyen Tatar, bunun yeni süreçte sorun olarak ortaya çıkabileceğini belirtti.

Tatar, "Rumlar bu şartımızı kabul etmedi ve sorun tıkanarak çözümsüz kaldı. Çözüm istemediler çünkü AİHM'ye yöneldiler. Bundan sonra da zaten komiteyi çalıştırmadılar" dedi.

Odasında dosyalar dolusu belge, döküman ve kitaplardan örnekler aktararak basına da konu olan dramatik olaylardan alıntılar yapan ve olayın insancıl boyutu üzerinde duran Rüstem Tatar, gelinen noktada artık sorunun çözüm sürecine girmesi gerektiğini söyledi ve Türk tarafının kararlılığını vurguladı.

Kayıplar artık AİHM gündeminde...

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ni yıllarca çalıştırmayan Rumların kayıplar konusunu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)'ne taşıdıklarını anımsatan Tatar, bunun olaya yeni ve farklı bir boyut getirdiğini anlattı.

Tatar'ın verdiği bilgiye göre, Rum yönetiminin 1996 yılında yaptığı başvuruyu 10 Mayıs 2001'de karara bağlayan AİHM, kayıplar konusunda Türkiye'yi mahkum etti ve sorunun çözümlenmesini, mezarların açılarak ailelere bilgi verilmesini istedi. Bunun ardından geçtiğimiz yıl ağustos ayında Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, sorunun çözümü için tarafların teşvik edilmesini talep eden bir yazıyı BM genel sekreterine gönderdi.

Tatar, taahhüt verdi

AİHM'nin kayıplarla ilgili kararı konusundaki süreç, son aylarda ise hızlandı. AİHM kararlarının uygulanmasını sağlamakla yükümlü Avrupa Konseyi Delegeler Komitesi, 1-2 Haziran tarihlerinde Strasbourg'da toplandı. Bu toplantıya Türkiye delegasyonu altında katılan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi Türk üyesi Rüstem Tatar, mezarların açılması dahil sorunun çözümü için her türlü işbirliğine hazır olduğu konusunda yazılı teminat verdi. Bu teminatta, Rum tarafı ilgi göstermese dahi Türk tarafının tek taraflı olarak ailelere kayıplar konusunda bilgi vereceği de ifade edildi.

Avrupa Konseyi Delegeler Komitesi'nin bu öneriyi büyük memnuniyetle karşıladığını anlatan Rüstem Tatar, önerilerle ilgili olarak 28 Eylül'de bir rapor sunulmasının da karara bağlandığını bildirdi ve bu tarihe kadar adım atılmasının önemini vurguladı.

BM genel sekreteri devrede...

Strasbourg'daki toplantının ardından Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM genel sekreterine sorunun çözümü için komitenin faaliyete geçmesini talep eden yeni bir mektup gönderdi.

Haziran sonunda gönderilen bu mektup üzerine genel sekreter Annan'ın çağrısı gecikmedi ve 4 Ağustos'ta taraflara, basına da yansıyan mektubu gönderdi. Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin yeniden faaliyete geçirilmesini ve sorunun çözümünü isteyen genel sekreter Annan'a Cumhurbaşkanı Denktaş, 12 Ağustos tarihli mektubuyla olumlu yanıt verdi.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un da aynı çağrıyı olumlu bulduğunu bildirmesiyle yeni süreç başladı.

Mezarlar açılacak

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin pazartesi günü toplanmasının beklendiğini söyleyen Türk üye Rüstem Tatar, yeni süreçte mezarların açılmasının öngörüldüğünü anlattı.

Rumların yaklaşık 6 yıl önce 4'ü KKTC topraklarında toplam 22 mezar yeri bildirdiğini, Türk tarafının da 4 mezar yeri hakkında bilgi verdiğini anlatan Tatar, çalışmalar sürdükçe yeni mezarların da bulunabileceğini söyledi.

Yıllar içinde yapılaşmayla birlikte mezar yerlerinin bulunmasında sorunlar yaşanabileceğini belirten Tatar, "Dohni gibi toplu yerler kolay, ama dağınık olanları bulmak zor. Fakat elimizden geleni yapacağız" dedi.

Türk tarafında teknik ve bilimsel altyapı yok

Rüstem Tatar, yeni süreçte Türk tarafının en büyük sorununun gerekli altyapı ve organizasyon eksikliği olduğunu da söyledi.

Rum tarafının bir Amerikan şirketinden hizmet alarak ve Genetik Hastanesi'nden yararlanarak gerekli bilimsel ve teknik altyapıyı yıllar öncesinden kurmasına karşın, KKTC'nin bu konuda hiçbir donanımının olmadığını söyleyen Tatar, "Mezarları kim açacak, DNA testi için örnekleri kim alacak... Bu sorunu çözmemiz gerekir. Bizim topraklarımızdaki mezarları biz açacağız ama uzmanlara, ekipmana ve ilgili kurumlara ihtiyaç var" dedi.

Rum tarafındaki olanakların birlikte kullanılması için Türk tarafının süreçte söz sahibi olması gerektiğini söyleyen Tatar, DNA testi için kan örneği veren Türkler hakkında Rum tarafından bilgi istendiğini de bildirdi.

Eleman takviyesi, dışişleri bünyesinde

Kayıplarla ilgili Türk tarafındaki organizasyonun personel takviyesiyle artırılmasının gündemde olduğunu söyleyen Rüstem Tatar, yıllardan beri Cumhurbaşkanlığı bünyesinde çalışan bu birimin Dışişleri Bakanlığı altında ayrı bir birim olarak çalışmasının da gündemde olduğunu kaydetti.

Mezarların açılmasıyla kayıpların nereye gömüleceği konusunda ailelerde farklı görüşler olduğunu da anlatan Tatar, "Kemikleri almak isteyenler var, yerinde bırakmak isteyenler var. Bazı aileler ise tümünün bir yere gömülmesini ve toplu anıt yapılmasını öneriyor. Ama kayıp yakınlarının ortak arzusu kaybının nerede olduğunu bilmektir, bu da her insanın en doğal hakkıdır" dedi.

500 Türk, 1450 civarında Rum kayıp

Peki "kayıplar" konusundaki son durum ne...

BM kararıyla 1981 yılında yapılan anlaşma uyarınca kurulan ve 1984 yılından beri de resmen faaliyetlerine başlayan Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki resmi rakamlara göre, kayıp Türklerin sayısı 211'i 1963'e ait olmak üzere 500. Bunların tümü sivil ve yüzde 26'sı kadın ve çocuklardan oluşuyor.

Kayıp Rumların sayısı ise 1460 civarında. Aslında bu rakam 2 yıl öncesine kadar 1493 olarak kayıtlara geçmişti. Ancak kayıp listelerindeki bazı isimler Rum tarafında toplu mezarlarda bulununca Rum yönetimi resmi kayıp listesinde azaltma yapmıştı.

Resmi rakamlara göre kayıp Rumların yüzde 60'ı asker. Toplam rakam içinde kadın ve çocukların oranı yüzde 9. ve BM raporlarına göre Rum kayıpların 43'ü 1963 olaylarında kayboldu, ancak Rum yönetiminin Kıbrıs sorununun 1974'te başladığına ilişkin resmi politikası nedeniyle kendi resmi raporlarında bu bilgi yer almıyor.

BM temsilcisi de atanacak...

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nde 20 yıldan beri Türk tarafını Rüstem Tatar, Rum tarafını da Elias Georgiades temsil ediyor. Oybirliğiyle karar alabilen komitede 3'üncü üye ise BM genel sekreteri tarafından atanıyor.

Komitedeki BM görevlisinin 2000 yılında hayatını kaybetmesiyle, komitenin aktif olarak çalışmadığı da dikkate alınarak bu göreve atama yapılmamış ve yardımcısı tarafından vekaleten yürütülmüştü. Adada bulunan BM görevlisinin önümüzdeki hafta toplantılara katılması, konuyla ilgili sistemli çalışma başlamasıyla da BM genel sekreterinin komiteye asli üye ataması bekleniyor.

KIBRIS 20/08/2004

Türkiye Rumlara yönelik politikasını değiştiriyor

20 Ağustos, 2004 15:29:00 (TSİ) CNN TURK

Barçın Yinanç / CNN TÜRK

Avrupa Birliği'nden müzakere tarihi bekleyen Türkiye, Rum kesimine yönelik politikasını gözden geçiriyor.


Rum yönetiminin, Avrupa Birliği'ne üye olmasıyla ortaya çıkan siyasi, hukuki ve pratik sorunları aşabilmek için, kapsamlı bir hukuki çalışma başlatıldı. Dünyanın önde gelen hukuk uzmanlarının verdiği görüş, 'işlevsel tanıma' yönünde oldu.

Kıbrıs Rum Kesimi'nin, Avrupa Birliği'ne üye olması, tam üyelik için Birliğin kapısını çalan Ankara'nın, Rum yönetimine yönelik politikasını gözden geçirmeye zorluyor.

Türkiye'nin Rum yönetimini tanımaması, siyasi, hukuki ve pratik zorlukları beraberinde getiriyor.

Gümrük Birliği'nin Kıbrıs'ı kapsaması hukuki bir zorunluluk

Siyasi açıdan bakıldığında, iki taraf arasındaki durum, Avrupa Birliği'ne, "üyemizi tanımayan bir ülkeye müzakere tarihi nasıl verebiliriz" tezini kullanma hakkı veriyor.

Avrupa Birliği'yle yapılan anlaşma uyarınca hükümetin Gümrük Birliği'ni Kıbrıs'ı kapsayacak şekilde genişletmesi hukuki bir zorunluluk oluştururken, Türkiye'yle görüşmelerde yer alacak Avrupa Birliği heyetinde Rumların da bulunacak olması pratik açıdan sıkıntı yaratıyor.

Avrupa Birliği'nden müzakere tarihi bekleyen Ankara, herhangi bir pürüz çıkmasını istemiyor. Ancak referandumlarda hayır demiş olmasına karşın Rum yönetiminin ödüllendirilmesi anlamına gelecek bir adım atmaktan da endişe ediyor.
Bu çelişkili durumu aşmak için kapsamlı bir hukuki çalışma başlatıldı. Dünyanın önde gelen hukukçularından görüş alındı. Bu çalışmanın sonunda ortaya çıkan formül, 'işlevsel tanıma' oldu.

'İşlevsel tanıma' formülü

İşlevsel tanıma, sınırlı, kismi bir tanıma anlamına geliyor. Bu formülün benimsenmesi durumunda, Rum yönetiminin sadece Avrupa Birliği çerçevesinde kalan faaliyetler doğrultusunda muhatap alınacağı bildirilecek. Ancak Rumlarla diplomatik ilişki kurulmayacak.

İlk adım Gümrük Birliği ile atılacak

Avrupa Birliği'yle ilişkiler çerçevesinde Rum yönetimine yönelik ilk adımın Gümrük Birliği'nin Kıbrıs'ı kapsayacak şekilde genişletilmesiyle atılması bekleniyor. Ancak bu aşamada zamanla konusunda net bir karar alınmış değil.

Diplomatlardan bazıları bu kararın Avrupa Birliği'nin Kıbrıs Türklerinin tecridine son verileceğine dair sözünü yerine getirmesine göre alma taraftarı. Diğer bir görüş ise, bu adımın biran önce atılması gerektiği yönünde.


Denktaş'tan Erdoğan ve Talat'a eleştri

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye'nin referandumdan önce kendilerine “Evet deyiniz, biz sizi ertesi gün tanıtacağız” sözü verdiğini belirterek, şimdi bu sözün tutulmasını beklediklerini kaydetti. Denktaş ayrıca, Başbakan Erdoğan ve KKTC Başbakanı Talat'ı "Tanınma istemiyoruz" lafları nedeniyle eleştirdi.

Rumların, Güzelyurt'ta 1 ve 2 Eylül tarihlerinde şimdi İkon Müzesi olarak kullanılan Ay Mamma'da düzenlemeyi planladıkları ayine karşı çıkan bir grup Güzelyurtlu, Cumhurbaşkanı Denktaş'ı ziyaret ederek ayine izin verilmemesini istedi.

Denktaş, kabuldeki konuşmasında yalan vaatler üzerine referandumdan “evet” oyu çıktığı görüşünü yineleyerek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı şu sözlerle eleştirdi:

“Türkiye Cumhuriyeti'nin Sayın Başbakanı bize ne dedi? (Evet deyiniz, ertesi gün tanınmanız için yola çıkacağız.) Ne yapıyorlar şimdi? Buradaki hükümet ve kendileri her temaslarında (Biz ambargoların kalkmasını isteriz, vallahi billahi tanınma istemeyiz) diyorlar. Türkiye tanıdığı devleti (tanınma istemiyorum) diyerek nasıl savunuyor ben anlamıyorum.

Buranın başbakanı ve diğer makamları, gördükleri diplomatlara (ben tanınma istemem vallahi) demek suretiyle devleti nasıl savunuyorlar, bunu da anlamıyorum. Kendilerine soran yok, peşinen (tanınma istemeyiz, merak etmeyin) diyorlar. Olacak iş değil! Tanınma hakkımızdır, yerden göğe kadar helalimizdir. Bundan bizi kimse alıkoyamaz. Türkiye'nin tanıdığı bu devletin biz Türkiye tarafından da savunulmasını istiyoruz, savunulacağına da inanıyoruz. Verilen sözlerin tutulmasını istiyoruz. Hem dünyadan, hem Türkiye'den. Türkiye'den de verilen söz, (evet deyiniz, biz sizi ertesi gün tanıtacağız.) Bunun yerine getirilmesini istiyoruz. Verilen sözdür, Türkiye olarak verilen sözdür, bu sözden dönmemeleri bizim arzumuzdur, hakkımızdır.”

RUMLARIN AYİNİ

Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar, Ulusal Birlik Partisi Güzelyurt milletvekilleri Erdoğan Şanlıdağ ve Türkay Tokel ile bazı muhtarların ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin katıldığı görüşmede, heyet ayini Güzelyurt'un işgali olarak algıladıklarını ve Güzelyurt halkının büyük bir huzursuzluk yaşadığını söyledi.

Denktaş, böyle bir ayin için izin verilmeden önce bölgenin yöneticileriyle görüşülmesi gerektiğini belirterek, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın iyi niyetle “olabilir” dediğini söyledi. Denktaş, ”Dünyaya karşı bu iyi bir görünüm olabilirdi; eğer hala (Güzelyurt belediye reisi) diye bir belediye reisi seçmese, (Güzelyurt benimdir) demese, bütün bunların bir anlaşma sonucunda halledileceğini teslim etse, iyi niyetle gelse, benim de bir şey diyeceğim yok” diye konuştu.

Bölgede olay çıkmaması için telkinlerde bulunduğunu, ancak halkın hissiyatını göstermesini kimsenin engelleyemeyeceğini ifade eden Denktaş, Başbakan Talat'la bu konuyu görüştüğünde Talat'ın “Bir şey olmaz merak etme” dediğini kaydetti. Denktaş, “Merak etme meselesi değildir, bunun ötesinde siyasi bir konudur. Bu gibi tavizler verilecekse bunları kendi aramızda konuşup birlikte vermemiz lazımdır” dedi.

Denktaş, halkın tepkisi karşısında KKTC Bakanlar Kurulu'nun oturup durumu yeniden görüşüp değerlendirmesi ümidini de dile getirdi.

Hükümetin Güzelyurtluların düşüncelerini alarak karar çıkarmasını isteyen Denktaş, ayin sırasında olay çıkması endişesi taşıdığını ifade etti. Denktaş, “Polisi rahatsız etmeye, seferber etmeye, askerimizi alarma sokmaya gerek yok. 10 bin kişi gelecekmiş, ne hakla! Bu baştan başa tahriktir” dedi.

Denktaş, Karpaz'da 8-10 Rum çocuğuna ortaokul açılsın diye dünyadan büyük baskılar gördüklerini, ancak Rumların KKTC yasalarına göre değil, kendi istedikleri şekilde bir okul açılmasını istediklerini anlatarak, “Ne münasebet!” diye konuştu.

Rumların KKTC'yi Türkiye'nin bir alt kuruluşu olarak gördüğünü kaydeden Cumhurbaşkanı Denktaş, Talat'a daha önce “ne iyi adam” diyen Rumların, Başbakan olduktan sonra “sahte başbakan, uzlaşmaz adam” demeye başladığını, şimdi “çok iyi” diye bir başkasını bulduklarını ve maksatlarının idareyi tanımamak ve kendilerini tüm Kıbrıs'ın meşru hükümeti göstermek olduğunu söyledi.

HURRIYET 20/08/04

KKTC için tek yol internet

20/08/2004 RADIKAL

RADİKAL - ANKARA - ÖSYM, bu yıl KKTC'deki üniversitelere önkayıt ve yerleştirme işlemlerini merkezi sistemle yapacak. 2004 ÖSYS merkezi yerleştirme işlemi sonucunda KKTC üniversitelerinde boş kalan kontenjan için önkayıt başvuruları dün başladı. 8 Eylül Çarşamba gününe kadar süre verilen başvurularla ilgili işlemler, yalnız ÖSYM'nin www.osym.gov.tr adresli internet sitesinden, elektronik ortamda yapılacak. Posta yoluyla ve ÖSYM'ye şahsen başvurular geçersiz sayılacak.

En fazla beş tercih
Tercih listelerinin oluşturulabilmesi için gerekli olan boş kontenjan bilgileri de ÖSYM'nin internet sitesinde yer alıyor. Adaylar, en fazla beş tercih yapabilecek. Başvuru için gereken şartlar ve aranan bazı hususlar şöyle:

·  Sadece TC uyruklu adaylar başvurabilecek.

·  2004-ÖSS'de ilgili puan türünde; önlisans için en az 160 veya lisans için en az 185 puan almak gerekiyor.

·  Sınavsız geçiş hakkı olan mesleki ve teknik ortaöğretim mezunları, alanlarındaki önlisans programları için önkayıtla yerleştirmeye başvurabilecek

Yeşil Hat Tüzüğü pazartesi yürürlükte

TÜZÜK NELERİ KAPSIYOR?... Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği'nden yapılan açıklamada, kuralların, "tamamıyla Kıbrıs'ın kuzeyinde elde edilen malların yanı sıra, menşei Kıbrıs'ın kuzeyi olan mamul malların Yeşil Hat üzerinden ticaretine olanak sağladığı" bildirildi

TİCARET ODASI, YETKİLİ... Açıklamada, adı geçen malların bitki sağlığı, gıda güvenliği ve güvenlikle ilgili diğer AB standartlarına uyması gerektiğine işaret edilerek, bitki sağlığı denetimi ve bildirimiyle ilgili düzenlemelerin sürdüğü ve ilgili belgelerin verilmesi hususunda Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın (KTTO) yetkilendirildiği belirtildi

DİREKT TİCARET KONUSUNDA SIKINTILAR HENÜZ AŞILAMADI... KTTO tarafından yapılan açıklamada, kendi limanlarımızdan yapabileceğimiz direkt ticaret ile ilgili tüzük ve mali yardım tüzüğünün henüz taslak aşamasında olduğu ve eylül ayı içinde görüşülerek karara bağlanmasının beklendiği belirtilerek, "bu konuda bazı yasal sıkıntıların henüz aşılamadığı, odanın bu iki tüzük konusundaki çalışmalarının devam ettiği" kaydedildi

 

Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği, Kıbrıs'ta malların Yeşil Hat'tan geçişiyle ilgili, temmuz ayında Avrupa Komisyonu tarafından kabul edilmiş olan kuralların, Avrupa Birliği Resmi Gazetesi'nde dün yayınlandığını ve 23 Ağustos Pazartesi günü yürürlüğe gireceğini bildirdi.

Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği'nden yapılan açıklamada, bu kuralların, "tamamıyla Kıbrıs'ın kuzeyinde elde edilen malların yanı sıra, menşei Kıbrıs'ın kuzeyi olan mamul malların Yeşil Hat üzerinden ticaretine olanak sağladığı" belirtildi

KTTO yetkilendirildi

Adı geçen malların bitki sağlığı, gıda güvenliği ve güvenlikle ilgili diğer AB standartlarına uyması gerektiğine işaret edilen açıklamada, bitki sağlığı denetimi ve bildirimiyle ilgili düzenlemelerin sürdüğü kaydedilerek, ilgili belgelerin verilmesi hususunda Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın (KTTO) yetkilendirildiği kaydedildi

Açıklamada, konuyla ilgilenen işadamlarının 228 37 60 numaralı telefondan Ticaret Odası'yla temasa geçebileceği, konuyla ilgili yasal metne ise Avrupa Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği web sayfasındaki - www.delcyp.cec.eu.int - 'EU Trade & Aid for the north' bölümünden ulaşılabileceği bildirildi.

KTTO'nun açıklaması

Kıbrıs Türk Ticaret Odası tarafından yapılan açıklamada, Avrupa Komisyonu tarafından, "Yeşil Hat Tüzüğü" temelinde hazırlanan Yeşil Hat uygulama tüzüğü ve Kıbrıs Türk Ticaret Odası yetkilendirme belgesinin 20 Ağustos 2004 tarihinde (dün) Avrupa Birliği Resmi Gazetesi'nde yayınlandığı ve 23 Ağustos 2004 tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilerek, tüzüğün esas itibariyle kuzeyden güneye ticari mal akışını düzenleme amacını taşıdığı kaydedildi.

Kendi limanlarımızdan yapabileceğimiz direkt ticaret ile ilgili tüzük ve mali yardım tüzüğünün henüz taslak aşamasında olduğu ve eylül ayı içinde görüşülerek karara bağlanmasının beklendiği belirtilen açıklamada, "Ancak bu konudaki bazı yasal sıkıntılar henüz aşılamamıştır. Odamızın bu iki tüzük konusundaki çalışmaları devam etmektedir." denildi.

Ticaret Odası'nın açıklamasında şu bilgilere yer verildi:

"Yeşil Hat Tüzüğü gereği; tümüyle kuzey Kıbrıs'ta sağlanmış ve üretilmiş ürünler için menşe belgelerini 1 Mayıs 2004 tarihinden itibaren ve ithal hammadde ve yeterince katma değer ilavesi ile kuzey Kıbrıs'ta üretilmiş ürünler için de menşe belgelerini 1 Temmuz 2004 tarihinden itibaren vermeye başlamamız gerekmekteydi. Kıbrıs Türk Ticaret Odası, tüzüğün yayınlandığı 29 Nisan 2004 tarihinden itibaren, ticaretin başlatılması için elinden gelen her türlü çabayı sarf etmiştir. Ancak, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti'nin, tüzüğün uygulama kuralları ve Odamızın AB Komisyonu tarafından yetkilendirilmesi, bunların resmi gazetede yayınlanması konularındaki ısrarlı tutumu ve AB kurumlarındaki tatiller gecikmelere neden olmuştur.

Odamız, mali yardım tüzüğünün kabulü ve kuzey Kıbrıs ile AB ülkeleri arasında direk ticaretin başlatılması için çaba sarfederken, Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde güney ve kuzey Kıbrıs arasındaki ticaretin de en sağlıklı bir şekilde başlaması ve devam etmesi için şartları zorlamaktadır. Ticaretin ancak, taraflar arasında karşılıklılık olması halinde başlayıp devam edebileceği ve Türkiye Cumhuriyeti'nin de yakın bir gelecekte güney Kıbrıs ile oluşturacağı Gümrük Birliği çerçevesinde ticarete başlayacağı da dikkate alındığında, güney ve kuzey Kıbrıs arasında ticareti engelleyen kısıtlamaların, her iki taraf hükümetleri tarafından süratle ortadan kaldırılmasının gerekliliği anlaşılmış olur. Güney ve kuzey Kıbrıs hükümetlerinden, malların ve malları taşıyan araçların hareketini mümkün kılacak tedbirleri süratle almalarını ve gerekli hazırlıkları gecikmeden yapmalarını bekliyoruz.

Yeşilhat tüzüğünün pürüzsüz olarak çalışması için gerek menşe belgelerini vermekle görevlendirilmiş Odamıza gerekse ticaret insanlarımıza büyük görevler düşmektedir. Kıbrıs Türk Ticaret Odası taşıdığı büyük sorumluluğun bilincinde olup Yeşilhat Tüzüğü'nün yasal çerçevesi dahilinde hazırlıklarını tamamlamıştır. İşinsanlarımızdan da menşe belgesi talep etme yönündeki gereklilikleri titizlikle yerine getirmelerini ve Kıbrıs Türk Toplumunun izolasyonlardan kurtulmasının ilk adımı olan bu tüzüğün pürüzsüz ve verimli bir şekilde çalışması için bize yardımcı olmalarını arzuluyoruz.

Yeşilhat uygulama kuralları

uyarınca güney-kuzey arasındaki

ticaretin çalışma şekli

Güney Kıbrıs'a veya Güney Kıbrıs üzerinden diğer ülkelere gönderilebilecek ürünler:

İhracatı yapılacak ürünler tümüyle Kıbrıs'ta sağlanmış veya yeterli katma değer ilavesi ile üretilmiş ürünler olmalıdır. Ancak canlı hayvan, hayvansal ürünler ve hayvan yeminin güney Kıbrıs'a satılması hijyen ve veteriner standartlarımızın AB normlarına uyumlanmasına kadar yasaklanmıştır. Eğer bir ürünün oluşum sürecine sadece kuzey Kıbrıs dahil olmuş ise ürüne "Tümüyle Sağlanan" kavramı uygulanacaktır. Bu kavrama tamamen o ülkede yetiştirilip elde edilen ürünler ve bu ürünlerden elde edilen ürünler dahil edilmektedir.

Genel olarak yeterli katma değere sahip ürünler için kullanılan kriterler ise şöyledir;

Gümrük Tarife numarasının başlık değiştirmesi kuralı ile,

Ürüne o ülkede uygulanan imalat veya oluşum işlemlerine göre ülkenin menşeine sahip olup olamayacağını belirleyen kuralların listesi ile,

Katma değer kuralı ile: ürüne üretim sürecinde uygulanan çeşitli işlemler ile, üretim çıkış bedelinin belli bir oranı seviyesinde sağlanan değer katkısıdır. (üretim değeri üzerine, üretim çıkış fiyatının, örneğin %50si kadar katma değer sağlanmalı ki ürünün menşei bu katkının sağlandığı ülke olsun)

Bu kriterler genel kurallar olarak belirlenmiştir, ancak özellikle tekstil ürünlerinde istisnalar mevcuttur.

Güney ile ticaret için

yapılması gerekenler

Güney Kıbrıs'a, orada tüketilmek üzere veya üçüncü bir ülkeye gönderilmek amacı ile geçirilecek ürünler için Kıbrıs Türk Ticaret Odası'ndan menşe belgesi alınması gerekmektedir. Tarım ürünlerinin bir kısmı için de ayrıca sağlık belgesine ihtiyaç vardır. Menşe belgesi bir malın üretildiği veya yapıldığı ülkeyi gösteren belgedir. Belgeyi alabilmek için 23 Ağustos 2004 tarihinden itibaren KTTO'dan başvuru formu alınacak, bunun üzerindeki malın üreticisi, malı satanın ve satın alanın adı ve adresi, malın tanımı, ağırlığı, paket sayısı ve değeri bilgileri doldurulacaktır. Bunun yanı sıra, söz konusu malın güney Kıbrıs'ta tüketim için mi yoksa bir başka ülkeye ihracatı için mi gönderildiğinin beyanı da başvuru formunda verilmelidir. Başvuru formuna ürünün üretilmesi aşamasında kullanılan tüm girdilerin listesi ve faturaları da eklenecektir. Bu başvuru formuna dayanılarak düzenlenecek olan Menşe Belgesinde de yine aynı bilgiler yer alacaktır. Kuzeyden güneye, veya güney üzerinden diğer AB ülkelerine yapılacak her sevkıyatta bahsi geçen Menşe Belgesi mallara eşlik etmelidir. Ayrıca ithal edilen hammadde ile üretilen ürünün satışına kadar, ve satıştan sonra da en az üç yıl bu belgelerin saklanması gerekir.

Menşe Belgesi alabilmek için

işletmenin denetimden geçmesi

gerekiyor

Odamıza gelen güneye veya güney üzerinden bir başka AB ülkesine ihracatı düşünülen bir ürünle ilgili Menşe Belgesi başvurusu üzerine, KTTO yetkilileri üretici firmaya üretim ile ilgili kontrol ziyaretlerinde bulunacaklardır. Ürünün üretiminin kuzey Kıbrıs'ta yapılıp yapılmadığı, hangi aşamasının burada yapıldığı, dolayısı ile menşe belgesi alma yeterliliği olup olmadığı kontrol edilecektir.

Menşe belgesi başvuru formundaki

beyanların doğru olmadığının

tespit edilmesi durumu

Menşe belgesi başvuru formunda yer alan;

belirtilen ürünlerin üretiminin Kuzey Kıbrıs'ta yapıldığı,

ürünle ilgili verilen bilgilerin doğru olduğu,

bu ürünün üretimi (hammadde temini de dahil olmak üzere) ve satışı ile ilgili her türlü bilginin en az üç yıl süre kontrol edilmek üzere saklı tutulacağı,

KTTO ve sağlık uzmanları tarafından herhangi bir zamanda yapılacak olan kontrollerin kabul edildiği beyanları imza ile teyit edilmelidir.

Bunun yanı sıra, ürünlerin Kıbrıs'ta veya diğer AB ülkesinde tüketileceği beyanı da verilerek başvuru yapılmalıdır. Bu beyanların doğruluğu başvuru sonrasında, üretim sırasında ve sevkiyat öncesinde kontrol edilecek ve beyanın aksine bir durum tespit edilmesi halinde uygulanacak yaptırımlar KTTO tarafından belirlenecektir.

Sağlık belgesi nedir,

hangi durumlarda gereklidir?

Kuzey Kıbrıs'ta yetiştirilen tarımsal ürünlerin sağlık koşullarının AB normlarına uygun olduğu konusunda AB uzmanlarının incelemeleri neticesinde verilecek olan belgedir. Yetiştirilen bazı tarımsal ürünlerin güney Kıbrıs veya diğer AB üye ülkelerine ihracı için ürün beraberinde gönderilmesi zorunludur. Belge alabilmek için üreticinin ürünü ekmeden önce, yetiştirilirken, hasat zamanı ve ihracattan önce AB uzmanlarının gerekli kontrolleri yapabilmeleri için KTTO'ya başvurması gerekmektedir. KTTO başvurular üzerine yetkili uzmanlar ile temasa geçerek ürünlerin incelenmesini sağlayacaktır.

Patates için ayrı bir uygulama var

Patates ihracatı için tohumların AB ülkeleri veya İsviçre'den getirilmesi gerekmektedir. Patates ihracatı için gerekli olan sağlık belgesi alınabilmesi için gereken incelemeler bu yıl içerisinde tamamlanabileceği için ihracat en erken 2005 yılında mümkün olacaktır.

İpliği Türkiye'den gelen t-shirt,

gömlek, pantolon vs. güneye satılabilir

İplik ile çoğu giyim eşyası farklı tarife başlığı altında yer aldıklarından ürünün menşe alarak ihraç edilmesi mümkündür. İplik aşamasından t-shirt, gömlek, vs. aşamasına gelene kadar sağlanan katma değer de ürünün menşe alması için yeterlidir.

Üretilen makinenin bazı parçaları

yurtdışından gelmiş ise bu makine

için menşe belgesi almak mümkün

Makinenin değeri, ithal edilen parçaların değerinin iki katından fazla ise yani makineyi oluşturabilmek için, ithal edilen parçaların üzerine bu parçaların değerinin toplamından daha fazla katkı sağlanmış ise bu makine için menşe belgesi alınabilir.

KIBRIS 21/08/04

Atatürk Meydanı'na AB ofisi

ESKİ ATLAS HOTEL, AB OFİSİ OLABİLİR... AB yetkilileri, Kuzey Kıbrıs'ta açılması planlanan ofis binasının nerede olacağı yönünde nihai bir karara varamasa da, Saray Hotel karşısında uzun yıllar Atlas Hotel olarak bilinen binaya sıcak bakıyor

Emine DAVUT YİTMEN

Lefkoşa'da, Atatürk Meydanı'nda bulunan ve uzun bir dönem otel olarak kullanılan binanın, Avrupa Birliği'nin (AB) Kuzey Kıbrıs ofisi olarak hizmete geçebileceği öne sürülüyor.

AB yetkililerinin, KKTC'de ofis açmak için bina arama yönündeki çalışmaları uzun bir dönemdir devam ediyordu.

Güvenilir kaynaklardan elde edilen bilgiye göre, AB yetkililerinin Ocak 2005 başında binaya taşınacağı iddia edildi.

Böylece, AB tarafından Kıbrıslı Türklerin ekonomik kalkınmasına destek olacak projelere aktarılacak olan ancak, askıda bulunan 259 milyon euroluk miktarın, Kuzey Kıbrıs'taki AB ofisi tarafından direkt olarak verilmesi konusu da kesinlik kazanmış olacak.

Saray Hotel yanındaki üç katlı bina şu an boş. Uzun bir dönem alt katları dükkan olarak kiraya verilen bina, 1900 yılında inşa edilmiş. Binanın geçen yıl restorasyonu yapılmış.

Bina, uzun yıllar Atlas Hotel olarak hizmet vermiş. 1960 yılların sonlarına kadar Lefkoşa'daki sayılı otellerden biri olarak kabul edilen Atlas Hotel, Türkiye'den gelen dönemin ünlü sanatçılarına da ev sahipliği yapmış. Muhterem Nur, Abdullah Yüce bu otelde konaklayan sanatçılar olarak hatırlanıyor.

KIBRIS 21/08/04

Başbakan Talat, AİHM'nin Loizidu davasını değerlendirdi: Alternatif bir sonuç üretilebilir

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'taki mülkiyet sorununun AİHM'de 2 Eylül'de ele alınacağını, mahkemenin, Loizidu davasına alternatif bir sonuç da üretebileceğini söyledi.

Başbakan Mehmet Ali Talat, dün kendisine nezaket ziyaretinde bulunan Emekli Subaylar Derneği'nin yeni yönetimini kabul etti.

Özbudak: Çözüme duyarlıyız

Emekli Subaylar Derneği Başkanı Hüseyin Özbudak kabulde yaptığı konuşmada, yeni yönetimin tanışma amacıyla Başbakan Talat'ı ziyaret ettiğini belirtti ve dernekleri hakkında bilgiler verdi.

Özbudak, Atatürk ilke ve inkılaplarını yayma, hiçbir siyasi partinin peşinde koşmadan üyelerinin hak ve menfaatlerini koruma amacı taşıyan Emekli Subaylar Derneği'nin, Kıbrıs sorununun çözümüne ve toplumun kalkınmasına da son derece duyarlı olduğunu söyledi.

Özbudak, faaliyetlerin de barış, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkeleri doğrultusunda sürdürüldüğünü kaydetti.

Talat: Yeni değerlendirme...

Başbakan Talat ise, Kıbrıs Türk halkının mücadelesinin henüz uluslararası anlaşmalara dökülmediğini, ancak Kıbrıs sorununun siyasi ve ekonomik boyutlarının önümüzdeki dönemde bütün dünyada yeni bir değerlendirmeye tabi tutulacağını ifade etti.

Talat, önümüzdeki günlerde AB'de ticaret tüzüğünün, AİHM'de mülkiyet sorununun, Avrupa Konseyi'nde Kıbrıs Türk halkının temsiliyeti konusunun, BM'de Barış Gücü'nün durumunun değerlendirileceğini belirtti.

Şu anda önemli olanın Kıbrıs Türk halkına uygulanan tecridin ortadan kaldırılması olduğunu vurgulayan Talat, bunun ekonomik yaşama önemli etkide bulunacağını söyledi.

Önemli günlerden geçildiğini yineleyen Talat, önemli günleri bütün kurumlarla değerlendirmeleri gerektiğini, bu çerçevede Emekli Subaylar Derneği yetkilileriyle görüş alışverişinin de önemli olduğunu dile getirdi.

KIBRIS 21/08/04

Denktaş'tan Erdoğan ve Talat'a saldırı

"VALLAHİ BİLLAHİ TANINMA İSTEMEYİZ DİYORLAR, OLACAK İŞ DEĞİL" Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın referandumdan önce verdiği "evet deyiniz, biz sizi ertesi gün tanıtacağız" sözünü tutmasını beklediğini söyledi ve hem Türkiye hem de KKTC hükümetlerini, "ambargoların kalkması için uğraşırken tanınma konusunda girişimde bulunmadıkları" gerekçesiyle eleştirdi. Denktaş, ne yaptıklarını anlamadığını söylediği Başbakan Erdoğan ve Başbakan Talat için "vallahi billahi tanınma istemeyiz diyorlar. Olacak iş değil" ifadesini kullandı

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, "Tanınma istemediklerini söylediği Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'a saldırdı.

Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın referandumdan önce "Evet deyiniz, biz sizi ertesi gün tanıtacağız"

sözü verdiğini, bu sözünü tutmasını beklediğini söyleyen Cumhurbaşkanı Denktaş, "Kendileri ve buradaki hükümet her temaslarında 'vallahi billahi tanınma istemeyiz' diyorlar. Türkiye tanıdığı devleti tanınma istemiyorum' diyerek nasıl savunuyor ben anlamıyorum" diye konuştu.

Denktaş, Başbakan Talat için de şu ifadeleri kullandı:

"Buranın başbakanı ve diğer makamları, gördükleri diplomatlara 'Ben tanınma istemem vallahi' demek suretiyle devleti nasıl savunuyorlar. Bunu da anlamıyorum."

Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve KKTC Başbakanı Talat'ı hedef alan bu açıklamalarını dün Güzelyurt'tan bir heyeti kabulü sırasında yaptı.

Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar başkanlığında UBP'li bazı milletvekilleri ile bazı muhtarlardan oluşan heyet dün Cumhurbaşkanı Denktaş'ı ziyaret ederek, Rumların 1 ve 2 Eylül'de Güzelyurt'ta yapacağı Ay Mama ayinine karşı olduklarını bildirdi.

Heyet, ayini Güzelyurt'un işgali olarak algıladıklarını ve Güzelyurt halkının büyük bir huzursuzluk yaşadığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da Rumların ayin yapmasına izin verilmeden önce bölgenin belediye başkanı ve muhtarlarıyla görüşmek gerektiğini belirterek, ortada bir Bakanlar Kurulu kararı olmadığını, hükümetin halkın hissiyatını dikkate alarak oturup durumu değerlendirmesi gerektiğini belirtti.

Denktaş, heyete konuşmasında daha sonra Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan ve KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'a yüklendi. Denktaş şöyle konuştu:

"Referandumdan yalan

vaadler üzerine 'evet' çıktı

Denktaş, yalan vaatler üzerine referandumdan evet oyu çıktığı görüşünü yineleyerek, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ı ve Başbakan Mehmet Ali Talat'ı da şu ifadelerle eleştirdi:

"Türkiye Cumhuriyeti'nin sayın başbakanı bize ne dedi? 'Evet deyiniz, ertesi gün tanınmanız için yola çıkacağız'. Ne yapıyorlar şimdi? Buradaki hükümet ve kendileri her temaslarında 'Biz ambargoların kalkmasını isteriz, vallahi billahi tanınma istemeyiz' diyorlar. Türkiye tanıdığı devleti 'tanınma istemiyorum' diyerek nasıl savunuyor ben anlamıyorum.

Buranın başbakanı ve diğer makamları, gördükleri diplomatlara 'ben tanınma istemem vallahi' demek suretiyle devleti nasıl savunuyorlar, bunu da anlamıyorum. Kendilerine soran yok, peşinen 'tanınma istemeyiz, merak etmeyin' diyorlar. Olacak iş değil! Tanınma hakkımızdır, yerden göğe kadar helalimizdir. Bundan bizi kimse alıkoyamaz. Türkiye'nin tanıdığı bu devletin biz Türkiye tarafından da savunulmasını istiyoruz, savunulacağına da inanıyoruz. Verilen sözlerin tutulmasını istiyoruz. Hem dünyadan, hem Türkiye'den. Türkiye'den de verilen söz, 'evet dediniz, biz sizi ertesi gün tanıtacağız'. Bunun yerine getirilmesini istiyoruz. Verilen sözdür, Türkiye olarak verilen sözdür, bu sözden dönmemeleri bizim arzumuzdur, hakkımızdır."

Cumhurbaşkanı Denktaş, devletin ve toprağın korunmasını isteyerek, kavgaya gerek olmadığını ve Güzelyurtlularla beraber olduğunu söyledi.

KIBRIS 21/08/04

Gül: AB'nin Kıbrıs tutumu rahatsız ediyor

Murat Yetkin

21/08/2004 RADIKAL

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği Konseyi'nin, Kıbrıs konusundaki tutumunun Ankara'da rahatsızlığa yol açtığını açıkladı. Gül, Radikal'e yaptığı açıklamada, Kıbrıs konusunda Avrupa tarafından verilen sözlerin tutulması gerektiğini, "hâlâ samimiyetle süren bazı gayretlere karşın", Türk tarafının oyalandığı duygusunun baş gösterdiğini söyledi. Gül, Ankara'nın "vizyonunu kaybetmemesi için" Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonun kaldırılması gerektiğini söyledi.
Gül'ün bu açıklamalarında, 18 Ağustos Çarşamba günü Dışişleri Bakanlığı'nda, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş ile yapılan toplantıda ortaya çıkan tablonun payı var. Talat'ın 14 Ağustos Cumartesi günü Başbakan Tayyip Erdoğan ile İstanbul'daki evinde yaptığı 2.5 saatlik görüşme ardından yapılan bu toplantı, önce bir durum değerlendirmesi olarak görülmüştü. Ancak 2 saat olarak öngörülen toplantının 5 saat sürmesi ve katılımcıların niteliği, toplantının siyasi belirleyiciliği olduğunu göstermişti.
Gül bu toplantıda "Kıbrıs'la ilgili BM, ABD, AB bağlantılı bütün konuları stratejik boyutuyla birlikte ele aldık" diyor. Toplantıda, Kıbrıs'la ilgili üç temel sıkıntı dile getiriliyor: KKTC'ye yönelik ticari ambargoların hafifletilmesini öngören ve AB Komisyonu tarafından hazırlanan tüzüğün onaylanmasında Kıbrıs Rum Cumhuriyeti girişimleri sonucu sorun çıkması, Loizidu davasının Avrupa İnsan Haklar Mahkemesi tarafından siyasi zemini baltalayacak şekilde yeniden gündemde öne çıkarılması ve bu arada Konsey'in Türkiye'ye Kıbrıs Rum Cumhuriyeti ile Gümrük Birliği anlaşmasını imza etmesi doğrultusunda baskılarını artırması.
Peki sonuç ne oldu?
Gül şunları söylüyor:

·  "Komisyon'u tüzük konusunda görevlendiren Konsey. Tamamen AB uzmanlarından oluşan uzmanların oluşturduğu Komisyonun kararı ve raporu sonrasındaysa, Konsey'de geciktirme gayreti görüyoruz. Bu bizi rahatsız ediyor tabii. Ortada verilen sözler var. Sözün tutulması, izolasyonun kaldırılması önemli. Kıbrıs Türk halkı, AB'nin çağrısına olumlu karşılık verdi. Şimdi Kıbrıs Türk toplumunda bir güven bunalımı var, AB'ye ilişkin bir güven sarsılması var. Oysa halk ümidini kaybetmemeli, teşvik edilmeli."

·  "İstediğimiz yönde bir çözümün gerçekleşmesi için gayretler bitmiş değil. KKTC'nin Rusya ile ticareti konusunda iki görüşme yaptık. İstanbul'da Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Talat'la görüştü. Böylece KKTC Başbakanı ile şimdiye dek ABD, İngiltere ve Rusya dışişleri bakanları görüşmüş oldu. ABD ve AB ülkeleri ile de sürekli takip içindeyiz. Sorduğumuzda, bir sürecin işlediğini, bir gayret sarf ettiklerini söylüyorlar. Zaten bu gayretleri gördüğümüz için iyi niyetimizi koruyoruz.
Ama oyalanma duygusu da biraz başladı."

·  "Gümrük Birliği ve diğer AB konularında Türkiye üzerine düşenleri yerine getirir. Bizim vizyonumuz yerinde duruyor. Kıbrıs Türklerinin attığı adımlar karşılık bulmazsa, cezalandırılma pozisyonunda olurlarsa, onlar da farklı düşünmeye başlar. Sözler yerine gelmezse, bizim vizyonumuz da etkilenir."
Dışişleri Bakanı Gül açıkça söylemiyor. Ancak hükümet 'Tüzük onaylanmazsa, Gümrük Birliği onaylanmaz' gibi bir denkleme zorlanmak istemiyor. Ankara toplantısında Talat ve Denktaş'la bu iki konuyu birbirine bağlamama konusunda mutabakata varılmış görünüyor. Türk tarafından gelen 'evet' oyuyla AB üyeliği önünde duran Kıbrıs engelinden kurtulan Ankara, şimdi kendi elini ayağını yeniden bağlamak istemiyor. Öte yandan Talat'ı KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın "Erdoğan Türkiye için doğru olanı yaptı, ama bu KKTC için doğru anlamına gelmez" saptamasının yükünden kurtarmak da Erdoğan, Gül ve Türk Dışişleri'ne düşüyor.


 

'AB için Türkiye, artık yalnız Türkiye değil'
Dışişleri Bakanı Gül, aralık ayındaki AB Zirvesi'nde Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlanacağının ilan edileceğine inanıyor. Bu inancını da şöyle temellendiriyor:

·  "AB, 2002 Kopenhag Zirvesi'nde 2004 sonuna dek müzakere kararını açıklayacağını ve bizim müdahalemizle 'vakit geçirmeden' müzakereye başlanacağını söyledi. Bunun tek koşulu Kopenhag Kriterleri'nin yerine getirilmesi ve ekim ayında açıklanacak ilerleme raporunun bunu saptamasıdır."

·  "Bu süreci ciddiyetle ele aldık ve elimizdeki listeyi bitirdik. Bir tek Ceza Yasası, istinaf mahkemeleri ve usul yasaları kaldı. Onları da 15 Eylül'de Meclis'i olağanüstü toplayarak tamamlayacağız. Tabii ki her şeyin bittiğini, trenin son istasyona geldiğini söylemiyoruz. Pek çok ilerleme, diğer üyelerde de olduğu gibi, müzakereler sırasında tamamlanabilir. Ama müzakerelerin başlaması için kritik eşiği aştığımıza inanıyoruz."

·  "Bizim elimizdeki liste, karşı tarafta da var. İlerleme raporu da aynı röntgeni çekerse, ben AB Zirvesi'nde Türkiye'ye 'hayır' deneceğini sanmıyorum. Çünkü bu, 'Şimdiye dek rol yaptık' demek olur. Bu, şimdiye dek medeniyetlerin uyumundan söz ederken, şimdi medeniyetler arasına düşmanlık tohumları ekmek anlamına gelir."

·  "Çünkü Türkiye, artık AB için yalnızca Türkiye değil. AB'de çok yönetici bunun farkında Schröder, Blair, Chirac farkında, ABD farkında. Bakın, Irak Devlet Başkanı Gazi El Yaver ilk ziyaretini Türkiye'ye yaptı. Bize sorduğu soruların başında, AB ile gelişmelerin hangi aşamada olduğu vardı. Türkiye Avrupa'ya yalnızca dinamik nüfusu, ekonomik imkânlarıyla değil, medeniyetler arası uyum imkânlarıyla da geliyor. Ben tarih verileceğine ve aylar içinde müzakerelere başlanacağına inanıyorum."
Bu son cümle 2005 içinde anlamına geliyor.

Papadopulos, Serdar Denktaş'ın mektubunu iade etmiş

Türk tarafının; "kayıplar konusunun çözümüne katkı koymaya ilişkin genel sözlü ilgisinden cayarak; KKTC'deki mezarların açılmasına katkı koymak için şartlar öne sürmeye başladığı" iddia edildi.

Simerini gazetesi, "Türkler Dönüyor - Kemiklerin Çıkartılması Konusunda Cayıyorlar - Kayıp Yakınlarının Endişeleri Doğrulandı" başlıklı haberinde, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'a; "başbakan yardımcısı sıfatıyla önceki gün gönderdiği mektupta Türk tarafının bu konudaki şartlarının belirtildiğini, ancak Papadopulos'un mektubu kabul etmeyip geri gönderdiğini" yazdı. Gazete, "Bu gelişme, Türklerin gösterdiği ani ilgiden sonra kayıplar konusunda ortaya çıkmış olan perspektiflerin geri gitmesi anlamına geliyor" ifadesini kullandı.

Fileleftheros, Ankara'nın; Avrupa Konseyi'nin baskısı altında, "kayıplar" ve muhtemelen mezarların açılması konusunda bazı hareketlerde bulunmasının beklendiğini yazdı ve Türklerin; yabancı yetkililerle yaptıkları görüşmelerde, 28 Eylül'deki Avrupa Konseyi Daimi Temsilciler Toplantısı'na kadar; "Avrupa Mahkemesi kararının hayata geçirilmesi yönünde faaliyetler olacağını söylediklerini" belirtti.

Gazete haberini, "Mezarların Açılmasını İleri Götürüyorlar - Ankara, Avrupa Konseyi Nedeniyle Kayıplar Konusunda Hareketler İlan Ediyor - İşgal Bölgelerinde 4 Mezar Gösterecekleri Değerlendiriliyor" başlık ve spotlarıyla manşetten verdi.

Haravgi "Kayıplar: İlerleme Olması İçin Yeni Ruh Aranıyor - Türk Tarafının Kofi Annan'a Kayıplar Konusunda Yanıt Verip Vermediği Halen Bilinmiyor" başlık ve spotlarıyla yayımladığı haberinde; Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, kayıplar konusundaki mektubuna ilişkin yanıtını gönderdiğini ancak Türk tarafının yanıt verip vermediğinin henüz bilinmediğini yazdı. Gazete, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ndeki Rum temsilci İlias Georgiadis'in konuya ilişkin söylediklerine yer verdi.

Gazete, Georgiadis'in Rum Haber Ajansı'na (KİPE) yaptığı açıklamada; Otonom Komite'nin çalışmalarının yeniden başlaması konusundaki sondajlarda Türk tarafından sözlü olarak olumlu bir ruh hali göründüğünü ancak gerçek ilerlemenin, müdahil bütün tarafların yeni bir ruh ve ellerindeki bulguları açıklamak konusunda kararlılık içinde olmaları halinde, pratikte başarılabileceğini söylediğini yazdı.

Gazeteye göre İlias Georgiadis; Otonom Komite'deki KKTC Temsilcisi Rüstem Tatar'ın; "Türk tarafının Otonom Komite'nin derhal toplanmasını arzu ettiğini ve mezar açma işlemi için de hazır olduğu" yolundaki açıklamasını yorumlaması istendiğinde; "Tatar'ın söylediği gibi Otonom Komite'nin pazartesi günü toplanması konusunda kendisinin nabzının tutulmadığını; Tatar'ın muhtemelen, Otonom Komite'nin geçici üyesi Pierre Kouperan'la görüşmeyi kastetmiş olacağını" söyledi.

Otonom Komite'nin yeniden işletilmesi çabalarının, geçmişteki; prosedürel konulardaki sonu gelmez tartışmalardan ve komitenin, tamamlanması gereken gerçek çalışmalarının gecikmesine neden olan şeylerden kaçınılarak yapılması gerektiğini söyleyen Rum temsilci, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un genel sekreter Annan'a derhal; Rum tarafının Otonom Komite'nin genel sekreterin önerileri temelinde yeniden işletilmesine hazır olduğu yanıtını verdiğini belirtti, "Ancak, Türk tarafının yanıt verip vermediği öğrenilemedi" dedi.

Gazete, İlias Georgiadis'in; Mayıs 1964'te kaybolan Kıbrıslı Türk çiftin kızı Sevilay Berk'in kendisini bürosunda ziyaret ettiğini ve çiftin gömülü olduğu yerin belirlendiği araştırma sonuçları hakkında bilgi aldıklarını doğruladığını yazdı.

Alithia haberi, "Kıbrıs Türk Tarafından Açıklandı: Otonom Komite Yeniden Faaliyete Geçiyor ve Kayıpların Bulunması İçin Mezar Kazıları Başlıyor" başlığıyla yansıttı.

Mahi de, "Kayıplar Konusunda Yine Sondajlar - İki Taraf Gelişmeler Hakkında Neler Diyor" başlıklı haberinde; Otonom Komite'deki Rum temsilcinin KİPE'ye söylediklerine ve Türk Ajansı-Kıbrıs'ın (TAK) Otonom Komite'nin yeniden faaliyete geçeceğine ilişkin haberine yer verdi.

KIBRIS 22/08/04

Gül: Çok önemli çalışmalar yapılıyor

Türkiye Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs sorununda çok farklı bir noktaya gelindiğini söyleyerek, "Louizudu Davası'ndaki durumla bugünkü durum çok farklı. Bununla ilgili çok önemli çalışmalar yapılıyor" dedi.

Gül, Erciyes Kayak Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında diğer soruların yanı sıra Kıbrıs ile ilgili bir soruyu da yanıtladı.

Bir gazetecinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin eylül ayında Louzidu Davası'na benzer davaları görüşmeye başlayacağı yönündeki sorusu üzerine Abdullah Gül, "Bildiğiniz gibi çok sayıda dava var. Bu davalar donduruldu. Belli bir süre sonra tekrar ele alınacak, ama bunlarla ilgili Kıbrıs'ta bir mekanizma kuruldu. Bu dosyaların oraya gönderilmesi gerekir. Ortada yeni bir durum var. Louzidu Davası'ndaki durumla bugünkü durum çok farklı. Bununla ilgili çok önemli çalışmalar yapılıyor" diye konuştu.

KIBRIS 22/08/04

Erel: Uzmanlarımızdan bilgi alabilirler

KURALLARA UYULDUĞU SÜRECE SORUN OLMAZ... Rum yönetimi sözcüsü Marios Karoyan da yarın yürürlüğe girecek Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Rum yönetiminin gerekli tedbirleri aldığını savundu ve "Kurallara uyulduğu sürece sorun olmaz" dedi

AB Komisyonu tarafından KKTC'den Güney Kıbrıs'a ve oradan AB ülkelerine mal satışını düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü'nün yarın yürürlüğe girecek olmasından dolayı Ticaret Odası üreticileri uyardı.

Tüzük çerçevesinde yetkiler verilen Ticaret Odası'nın başkanı Ali Erel, güneye mal satmak isteyen üreticilerin, yarından itibaren Ticaret Odası tarafından yetiştirilmiş uzmanlardan ayrıntılı bilgi alabileceklerini söyledi.

"AB Komisyonu Kıbrıs Temsilciliği"nden tüzüğün yürürlüğe girişiyle ilgili yapılan açıklamada, KKTC'den Rum kesimine geçecek olan malların AB standartlarına uygun olması gerektiğine dikkat çekilerek, menşe belgelerinin verilmesi konusunda Kıbrıs Türk Ticaret Odası'nın yetkili olduğu belirtilmişti.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Yeşil Hat Tüzüğü'ne ilişkin olarak daha önce yaptığı açıklamalarda, tüzüğün KKTC'nin sorunlarına çare olamayacağını söylemişti.

Yeşil Hat Tüzüğü'nün, sadece kuzeyden güneye mal akışı temelinde düzenlendiğini, bunu bütün ada içindeki ticareti ve yurtdışı ihracatları da kapsayacak şekilde değiştirmenin gerçekçi olmadığını kaydeden Talat, serbest ticaret tüzüğünün onaylanmaması halinde Yeşil Hat Tüzüğü'nün tek başına sakıncalar yaratacağını, bütün ekonomiyi güneye kaydıracağını ifade etmişti.

Erel: Tarımsal ürünler temiz olmalı

Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, halk sağlığı, canlı hayvan ve hayvansal ürünler konularında kısıtlamanın söz konusu olduğunu belirten Erel, hayvan yemleri, hijyen koşulları ve mezbahaların süratle AB standartlarına çıkarılması halinde bu konulardaki kısıtlamaların da kaldırılacağını kaydetti.

Patates örneğini vererek, tarımsal ürünlerin kalıntı ve hastalık açısından mutlaka temiz olmaları gerektiğine dikkat çeken Erel, Kıbrıs'ta ticaretin karşılıklı olması gerektiğini, ancak Bakanlar Kurulu kararının güneyden KKTC'ye mal girişini "yasakladığını" kaydetti. Erel, tek taraflı ticaret sürecinin kaldırılmasını çağrısında bulundu.

Erel, Güney Kıbrıs'tan AB'ye mal ihracatının kolay olmayacağını, vergilendirme ve çifte KDV'nin söz konusu olduğunu söyledi.

Ticaret Odası Başkanı Erel, KKTC'den AB ülkelerine direkt mal satışı için "Direkt Ticaret Tüzüğü"nün geçmesi gerektiğini, AB Konseyi'nin eylül ayında bu konuda karar alacağını anlattı. Erel, söz konusu tüzük ve "Mali Tüzük"ün bir arada çalışması halinde KKTC ekonomisinin ciddi ivme kazanabileceğini kaydetti.

İzolasyonların tamamen kaldırılması için Kıbrıs sorununun çözülmesi gerektiğini vurgulayan Ali Erel, Yeşil Hat Tüzüğü'nün ekonomide çok ciddi bir etkisi olmayacağını, ancak sebze-meyve üreticilerinin güneyle rekabet edebilecek düzeye geleceğini sözlerine ekledi.

Rum sözcü Karoyan: Gerekli tedbirler alındı

Öte yandan KKTC'den Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne ticari mal akışını düzenleyen ve yarın yürürlüğe girecek olan Yeşil Hat Tüzüğü çerçevesinde Rum yönetiminin "gerekli tedbirleri aldığı" belirtildi.

Rum yönetimi sözcüsü Marios Karoyan yaptığı açıklamada, Kıbrıslı Türklerin Rum kesimine ticaretleri sırasında "herhangi bir sorunla karşılaşmamaları için gerekli düzenlemeleri yaptıklarını" belirtti. Karoyan, "Güney Kıbrıslılar için de geçerli olan kurallara uyulduğu sürece bir sorun olmayacaktır" dedi.

KIBRIS 22/08/04

Yeşil Hat Tüzüğü yürürlüğe giriyor

 

KKTC’den Kıbrıs Rum kesimine mal akışını düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü bugün yürürlüğe giriyor.

 

AA

 

 

23 Ağustos 2004—NTV- Tüzüğün uygulamaya başlanmasıyla AB tarafından yetkili kılınan Kıbrıs Türk Ticaret Odası, menşe sertifikası vermeye başlayacak. Tüzüğe göre, Rum kesimine veya Rum kesimi üzerinden diğer ülkelere gönderilecek ürünlerin, tümüyle KKTC’de üretilmiş veya yeterli katma değer ilavesiyle üretilmiş ürünler olması gerekiyor.

Yeşil Hat Tüzüğü gereği; Rum kesimine veya oradan üçüncü bir ülkeye gönderilmek amacıyla geçirilecek ürünler için Ticaret Odası’ndan bir malın üretildiği veya yapıldığı ülkeyi gösteren belge olan menşe belgesi alınması gerekecek. Bazı tarım ürünleri için ayrıca sağlık belgesi alınması da zorunlu olacak.
       
MENŞE BELGESİ ZORUNLULUĞU
       Menşe belgesi için Ticaret Odası’ndan başvuru formu alınarak, bunun üzerindeki malın üreticisi, malı satanın ve satın alanın adı ve adresi, malın tanımı, ağırlığı, paket sayısı ve değer bilgileri doldurulacak.
       Kuzeyden Güney’e veya Güney üzerinden diğer AB ülkelerine yapılacak her sevkıyatta menşe belgesi mallara eşlik edecek. Ticaret Odası yetkilileri, menşe başvurusu yapan üretici firmayı kontrol edecek.
       
HAYVANSAL ÜRÜN SATILAMAYACAK
       Tüzük gereği, Rum kesimine canlı hayvan, hayvansal ürünler ve hayvan yemi ise satılamayacak. Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca ancak AB ülkeleri veya İsviçre’den getirilecek tohumla yetiştirilecek patates ihraç edilebilecek. Patates ihracatı en erken 2005 yılında mümkün olacak.

Talat: Papadopulos’la görüşmeye hazırım

 

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rum lider Tassos Papadopulos ile görüşmeye hazır olduğunu söyledi.

 

Atina
NTV

 

 

 

 

23 Ağustos 2004 —  Talat, Rum Politis gazetesine yaptığı açıklamada, “Tassos ile herhangi bir tarihte görüşmeye hazırım. Ne davet aldım ne de Papadopulos’un benimle görüşmeyi arzu edip etmediğini biliyorum. Ancak ben hazırım” dedi.

Rum kesiminde diplomatik çevrelere dayandırılan haberlerde, Talat ile Papadopulos’un Eylül ayında sosyal bir etkinlik çerçevesinde bir araya gelmeleri yolunda kulis faaliyetleri sürdürüldüğü belirtildi.
       Papadopulos bugün Atina’ya gelerek oyunların sona ermesine kadar Yunan başkentinde kalacak ve Başbakan Kostas Karamanlis’in yanı sıra Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis ile görüşecek.
       Atina’da kapanış törenini başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’in de izlemesi bekleniyor.

Hristou: Çözüm istiyoruz

TÜM İNSANLAR EŞİTTİR... Baf'ın Aynikola köyünde, Türklerle Rumların birlikte organize ettiği bir etkinliğe katılan Rum yönetimi içişleri bakanı, bir enternasyonalist ve marksist olarak tüm insanların eşitliğine ve kardeşliğine inandığını belirterek bakanlığının tüm birimlerinde bu görüşü teşvik ettiğini söyledi

1963 VE 1974 KORKUSU... Rum İçişleri Bakanı Andreas Hristou, "Rum halkının büyük çoğunluğu bir anlaşma ve barıştan yana, ancak küçük bir azınlık, durumun şimdiki gibi kalmasını istiyor. Çünkü korkuyorlar, 1963 ve 1974'ü yeniden yaşamaktan korkuyorlar" dedi

PAPADOPULOS, YAKINLAŞMA ÇABALARINI DESTEKLİYOR... Hristou, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'un yakınlaşma çabalarının tümünü desteklediğini, ancak şu anda KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'la görüşmemesinin nedenini, "Şu anda BM'nin uyguladığı prosedüre göre konuşacak bir şey yok" diyerek zaten açıkladığını kaydetti

VATANDAŞLIK SORUNU, EYLÜLDE ÇÖZÜLECEK... Hristou, ebeveynlerinden biri Kıbrıslı olmayan çocuklara Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığı verilmesinin, Bakanlar Kurulu'nda çıkan anlaşmazlık nedeniyle durdurulduğunu, sorunun eylül ayında, yeni yasama yılının açılması ile çözümleneceğini de açıkladı

Sevgi YALMAN

Rum Yönetimi İçişleri Bakanı Andreas Hristou, Kıbrıslı Türklerin de Rumlarla birlikte Kıbrıs'ın eşit ortağı olduğunu söyledi.

Baf'ın Aynikola köyünde, Türklerle Rumların birlikte organize ettiği bir etkinliğe katılan Rum bakan, bir enternasyonalist ve marksist olarak yalnız Türklerle Rumların değil tüm dünya insanlarının eşitliğine ve kardeşliğine inandığını kaydetti.

KIBRIS muhabirinin sorularını yanıtlayan Rum içişleri bakanı, Rum halkının büyük bir çoğunluğunun bir anlaşma ve barıştan yana olduğunu, ancak küçük bir azınlığın 1963 ve 1974'ü yeniden yaşamaktan korktuğu için durumun şimdiki gibi kalmasından yana olduğunu ifade etti. Bir soru üzerine Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un tüm yakınlaşma çabalarını desteklediğini, ancak şu anda KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'la görüşmemesinin nedenini de "şu anda BM'nin uyguladığı prosedüre göre konuşacak bir şey yok" diyerek zaten açıkladığını belirtti. Hristou, ebeveynlerinden biri Kıbrıslı olmayan çocuklara vatandaşlık verilmesinin, Bakanlar Kurulu'nda çıkan anlaşmazlık nedeniyle durdurulduğunu, bu konunun da önümüzdeki ay parlamentonun açılmasından hemen sonra görüşülerek bir sonuca bağlanacağını ilave etti.

Gazeteniz KIBRIS'ın Rum içişleri bakanına yönelttiği sorular ve yanıtları şöyle:

KIBRIS: Kıbrıs'ta bir çözüm ve adaya barışın gelmesi için, Kıbrıslı Türklerin daha fazla çaba gösterdiklerine inanılıyor. Kıbrıslı Rumlar bir anlaşma ve barış için daha yeni yeni hareketlenmeye başladı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

HRİSTOU: Kıbrıslı Rumların büyük bir çoğunluğu da benim gibi bir anlaşma ve barış istiyor. Ama bir kısım insan da vardır ki durumun aynen bugünkü gibi kalmasını istiyor, öyle tercih ediyor. Çünkü korkuyorlar. 1963 ve 1974'teki olaylar yeniden olur mu diye korkuyorlar.

KIBRIS: Kimden?

HRİSTOU: Kıbrıslı Türklerden değil, Türkiye'den korkuyorlar.

KIBRIS: Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne girmesine rağmen mi?

HRİSTOU: Evet. Şimdi biraz daha az olsa da, yine de korkuyorlar.

KIBRIS: Yakınlaşma çabaları çok hassas dengeler üzerinde sürüyor. Kıbrıs Türk halkı bu konuda elinden geleni yapıyor. Sizin hükümetiniz ve özellikle de başkan Papadopulos'un aynı yoğunlukta çaba gösterdiğine inanıyor musunuz?

HRİSTOU: Evet. Papadopulos bizim başkanımız. Ortak etkinliklerin tümünü de destekliyor. Onun onayı olmadan ben bu etkinlikleri yapamam, katılamam.

KIBRIS: Ama Sayın Papadopulos, Başbakan Mehmet Ali Talat'la görüşmekten kaçınıyor. Konuşmazlarsa birlikte bir anlaşmaya nasıl varacaklar?

HRİSTOU: Hiç konuşmayacağını söylemedi. Sadece şu anda "konuşmam" diyor. "BM'nin uyguladığı prosedüre göre şu anda konuşacak bir şey yok" diyor.

KIBRIS: Son bir soru. Kıbrıslı Türkler de Rumlarla birlikte Kıbrıs'ın eşit ortağıdır diyebilir misiniz?

HRİSTOU: Evet. Ben bir marksist olarak, Kıbrıslı Türklerle Rumların eşitliğine, daha da ötesinde tüm dünya insanlarının eşitliğine ve kardeşliğine inanıyorum. Bakanlığıma bağlı tüm birimlerde çalışanları da bu düşünce doğrultusunda teşvik ediyorum.

KIBRIS 23/08/04

Yeşil Hat Tüzüğü yürürlükte

TÜZÜK, KKTC'DEN GÜNEYE MAL AKIŞINI DÜZENLİYOR... KKTC'den Güney Kıbrıs'a ticari mal akışını düzenleyen ve Avrupa Birliği Resmi Gazetesi'nde yayımlanan Yeşil Hat Tüzüğü, bugün yürürlüğe girdi. Tüzüğün uygulamaya girmesiyle, Avrupa Birliği tarafından yetkili kılınan Ticaret Odası bugün menşe sertifikası vermeye başlayacak

ÜRÜNLER, TÜMÜYLE KUZEYDE ÜRETİLMİŞ OLMALI... Tüzüğe göre, Güney Kıbrıs'a veya Güney Kıbrıs üzerinden diğer ülkelere gönderilecek ürünlerin tümüyle Kuzey Kıbrıs'ta üretilmiş veya yeterli katma değer ilavesiyle üretilmiş ürünler olması gerekli. Canlı hayvan, hayvansal ürünler ve hayvan yeminin Güney Kıbrıs'a satılması ise yasak

 

KKTC'den Güney Kıbrıs'a ticari mal akışını düzenleyen ve Avrupa Birliği Resmi Gazetesi'nde yayımlanan Yeşil Hat Tüzüğü, bugün yürürlüğe girdi.

Tüzüğün uygulamaya girmesiyle Avrupa Birliği tarafından yetkili kılınan Ticaret Odası, bugün menşe sertifikası vermeye başlayacak.

Tüzüğe göre, Güney Kıbrıs'a veya Güney Kıbrıs üzerinden diğer ülkelere gönderilecek ürünlerin tümüyle Kuzey Kıbrıs'ta üretilmiş veya yeterli katma değer ilavesiyle üretilmiş ürünler olması gerekli. Canlı hayvan, hayvansal ürünler ve hayvan yeminin Güney Kıbrıs'a satılması ise yasak.

Kurallar

Menşe sertifikası vermeye yetkili Ticaret Odası'nın daha önce yaptığı açıklamaya göre, genel olarak yeterli katma değere sahip ürünler için kullanılan kriterleri şöyle olacak:

"Gümrük tarife numarasının başlık değiştirmesi kuralı ile ürüne o ülkede uygulanan imalat veya oluşum işlemlerine göre ülkenin menşeine sahip olup olamayacağını belirleyen kuralların listesi ile katma değer kuralı ile, ürüne üretim sürecinde uygulanan çeşitli işlemler ile üretim çıkış bedelinin belli bir oranı seviyesinde sağlanan değer katkısıdır. (Üretim değeri üzerine üretim çıkış fiyatının, örneğin yüzde 50'si kadar katma değer sağlanmalı ki, ürünün menşei bu katkının sağlandığı ülke olsun)..."

Yeşil Hat Tüzüğü gereği Güney Kıbrıs'a orada tüketilmek üzere veya üçüncü bir ülkeye gönderilmek amacıyla geçirilecek ürünler için Ticaret Odası'ndan bir malın üretildiği veya yapıldığı ülkeyi gösteren belge olan menşe belgesi alınması gerekirken, tarım ürünlerinin bir kısmı için ise ayrıca sağlık belgesi gerekli.

Başvuru formları, Ticaret

Odası'ndan alınacak

 

Menşe belgesi için Ticaret Odası'ndan başvuru formu alınarak, bunun üzerindeki malın üreticisi, malı satanın ve satın alanın adı ve adresi, malın tanımı, ağırlığı, paket sayısı ve değer bilgileri doldurulacak. Bunun yanı sıra, söz konusu malın Güney Kıbrıs'ta tüketim için mi yoksa bir başka ülkeye ihracatı için mi gönderildiğinin beyanı da başvuru formunda verilecek.

Başvuru formuna ürünün üretilmesi aşamasında kullanılan tüm girdilerin listesi ve faturaları eklenecek ve menşe belgesinde de yine aynı bilgiler yer alacak. Kuzeyden güneye veya güney üzerinden diğer AB ülkelerine yapılacak her sevkıyatta bahsi geçen menşe belgesi mallara eşlik edecek. Ayrıca ithal edilen hammadde ile üretilen ürünün satışına kadar ve satıştan sonra da en az üç yıl bu belgeler saklanacak.

Ticaret Odası yetkilileri, üretici

firmaya kontrol ziyaretleri yapacak

Ticaret Odası yetkililerinin menşe başvurusu yapan üretici firmaya üretimle ilgili kontrol

ziyaretleri yapacak ve bu kontrol sırasında ürünün Kuzey Kıbrıs'ta üretilip üretilmediğinin, hangi aşamasının burada yapıldığı, menşe belgesi alma yeterliliği olup olmadığı kontrol edilecek.

Menşe belgesi başvuru formundaki beyanların aksine bir durum tespit edilmesi halinde ise Ticaret Odası'nın yaptırım uygulayacak.

Kuzey Kıbrıs'ta yetiştirilen tarımsal ürünlerin sağlık koşullarının AB normlarına uygun olduğu konusunda AB uzmanlarının incelemeleri neticesinde verecekleri sağlık belgesinin bazı tarımsal ürünlerin ihracı için zorunlu olacak.

Üreticinin, ürünü ekmeden, yetiştirirken, hasat zamanı ve ihracattan önce AB uzmanlarının gerekli kontrolleri yapabilmeleri için Ticaret Odası'na başvurması gerekli olacak.

Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca ancak AB ülkeleri veya İsviçre'den getirilecek tohumla yetiştirilecek patates ihraç edilebilecek. Patates ihracatı en erken 2005 yılında mümkün olacak.

KIBRIS 23/08/04

Kuzey limanlarından adaya girişler Avrupa aracılığıyla yasallaştırıldı

Ercan Havalimanı'ndan İstanbul'a gidip gelen ve kuzeyden güneye dönüşünde tutuklanarak mahkemeye çıkarılan Kıbrıslı Rum Neofitus Konstantinu, Güney Kıbrıs'ta yeni bir tartışma ortamı daha yarattı. Rum basını, siyasilere dayanarak Rum polisinin olayı mahkemeye sevk etmekle "gaf" işlediğini ve Rum yönetiminin yürüttüğü politikada elini zayıflattığını belirten haberler yayımladı.

Güney Kıbrıs'ta yayınlanan "Politis, "Gerçekler Kabul Ediliyor" başlıklı haberinde Kuzey Kıbrıs limanlarından adaya girişlerin Avrupa aracılığıyla 'yasallaştırıldığını" belirterek AB'nin Yeşil Hat aracılığıyla seyahat tüzüğünün Rum yönetiminin Kıbrıslıların ve yabancıların adaya girişlerine uyguladığı muameleye köklü değişiklik getirdiğini yazdı. Bu tüzüğe göre adaya KKTC limanlarından da giriş yapanlara Rum yönetiminin hiçbir işlem yapamadığı ve bu kapsamdaki kişilerin tüm adada serbestçe dolaşabildiklerini kaydeden "Politis", bu çerçevede Rum yönetimi diplomatik bürosunun 16 Temmuz'da ilgili tüm birimlere özel talimat göndererek geçişlerde nasıl davranacaklarını belirtti.

Rum polisinin gönderilen bu talimatı görmezden gelip Ercan Havaalanı'nı kullandı diye Neofitos Konstantinu'yu mahkemeye çıkarmasını "gaf" olarak değerlendiren Rum gazeteleri, mahkemenin Ercan Havaalanı'ndan İstanbul'a giden Konstantinu'ya ceza vermediğine de dikkat çekti...

Simerini'ye göre, DİSİ Başkan Vekili Averof Neofitu, mahkemenin ilgili kararını yorumlarken "Mahkemenin kararına saygılıyız. Ancak mahkeme kararının içeriği Timbu (Ercan) Havaalanı'nın yasallaşmaması için gösterdiğimiz çabalardaki siyasi argümanlarımızı zayıflatır. Bu kararla yasa dışı bir gerçeği tanımış oluruz" diye konuştu. Neofitu, konuyu mahkemeye götürmemesi için polisi yönlendirmediğinden Rum yönetimini de suçladı.

KIBRIS 23/08/04

Lefkoşa 
   
AA    

 

‘Türkiye’nin AB üyeliğini veto etmeyeceğiz’

 

 


 

 

Rum yönetimi lideri Tassos Papadopulos, Türkiye’nin AB’ye olası üyeliğini veto etmeyi düşünmediklerini söyledi.

 

 

 

 

 

Papadopulos, Olimpiyat Oyunları’nın kapanış bölümünü izlemek üzere Lefkoşa’dan Atina’ya hareketinden önce gazetecilere yaptığı açıklamada, “Temel politikamız veto yetkimizi kullanmamak yönünde. Türkiye’nin AB’ye girişine engel olmak istemiyoruz” diye konuştu.
       1 Mayıs’tan bu yana AB üyesi olan Rum yönetiminin lideri, Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin Kıbrıs’ın 30 yıllık bölünmüşlüğüne son verme çabaları için “olumlu bir adım” oluşturacağını da sözlerine ekledi.

 

 

 

Papadopulos: “Türkiye’nin AB üyeliğini veto etmeyi düşünmüyoruz”

 

23 Ağustos, 2004 21:35:00 (TSİ) CNN TURK

Rum yönetimi lideri Tassos Papadopulos, Türkiye'nin AB'ye olası üyeliğini veto etmeyi düşünmediklerini söyledi.

Papadopulos, Olimpiyat Oyunları'nın kapanış bölümünü izlemek üzere Lefkoşa'dan Atina'ya hareketinden önce gazetecilere yaptığı açıklamada, ''Temel politikamız veto yetkimizi kullanmamak yönünde. Türkiye'nin AB'ye girişine engel olmak istemiyoruz'' dedi.

Papadopulos, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin Kıbrıs'ın 30 yıllık bölünmüşlüğüne son verme çabaları için ‘olumlu bir adım’ oluşturacağını da belirtti.

Güney Kıbrıs Rum Kesimi, 1 mayıstan bu yana Avrupa Birliği üyesi.

Yeşil Hat Tüzüğü, dün yürürlüğe girdi: Yeni dönem

BAŞVURULAR BAŞLADI... KKTC'den Güney Kıbrıs'a ticari mal akışını düzenleyen ve AB Resmi Gazetesi'nde yayımlanan Yeşil Hat Tüzüğü, yürürlüğe girdi. Tüzüğün uygulamaya girmesiyle Avrupa Birliği tarafından menşe belgelerini vermek üzere yetkili kılınan Ticaret Odası'na başvurular da başladı

TALAT: RUMLAR, TÜRK MALI ALMAKTAN KORKUYOR... Başbakan Talat: Hükümet olarak, güneye mal satışıyla ilgili düzenlemeleri daha önceden yaptık. Bundan sonra işlemler, Ticaret Odası'nca gerçekleştirilecek. Konuyla ilgili bakanlık Ekonomi Bakanlığı'dır. Maliye Bakanlığı da olayla ilgileniyor. Ticaret Odası'yla koordinasyon içindeyiz. Yalnız bize gelen enformasyon, Türk malı alma korkusunun içselleştiği yönündedir. Yani Güney Kıbrıs'ta adeta bunu almanın bir suç olduğu gibi bir izlenim vardır. Bunu aşabilirse Kıbrıs Rum Yönetimi, Yeşil Hat Tüzüğü işe yarayabilir

EREL: 25 BAŞVURU YAPILDI... Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, dün sabahtan itibaren menşe sertifikası almak isteyenlerin başvurularını kabul etmeye başladıklarını ifade ederek, dün akşama kadar gerek menşe sertifikası almak, gerekse bilgi almak için 20-25 civarında başvuru yapıldığını kaydetti. İnceleme yapılan dünkü başvuruların içerisinde 3-4 müracaata menşe sertifikası vereceklerini açıklayan Erel, "Fiziki olarak mal sevkıyatı yarın (bugün) başlıyor" dedi

GECİKTİRMEMEYE ÇALIŞIYORUZ... Ali Erel: Başvurular genel olarak tekstil, meyve, sebze balık, mobilya olmak üzere farklı sektörlerden oluştu. İlk gün için ilgi oldukça iyiydi. Ümit edelim ki, güneyden de talep olsun. 25 başvurunun karşılığında güneyden 4-5 sektöre talep oldu. Çok fazla talep olmasından dolayı bazıları sadece ön hazırlık için müracaat etti. Başvurular, çok hızlı bir şekilde inceleniyor. Başvuruların incelemelerini çok fazla geciktirmemeye çalışıyoruz ki bir an önce pratikte çıkacak sıkıntıları görelim ve bunları ele alalım

KKTC'den Güney Kıbrıs'a ticari mal akışını düzenleyen ve AB Resmi Gazetesi'nde yayımlanan Yeşil Hat Tüzüğü, yürürlüğe girdi.

Tüzüğün uygulamaya girmesiyle Avrupa Birliği tarafından menşe belgelerini vermek üzere yetkili kılınan Ticaret Odası'na başvurular da başladı.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Yeşil Hat Tüzüğü'ne rağmen Güney Kıbrıs'a ticari mal akışında siyasi pürüz olabileceğini, çünkü serbest ticaret tüzüğünü engellemek veya ertelemek için Yeşil Hat Tüzüğü'nü öne çıkarsalar da Rumların ruhen Kıbrıs Türk mallarını almaya hazır olmadıklarını söyledi.

"Düzenlemeleri önceden yaptık"

Başbakan Talat, dünkü bir kabulünde Yeşil Hat Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesiyle ilgili bir soruyu yanıtlarken, hükümet olarak, güneye mal satışıyla ilgili düzenlemeleri daha önceden yaptıklarını anımsattı ve bundan sonra işlemlerin Ticaret Odası'nca gerçekleştirileceğini belirtti.

Talat, konuyla ilgili bakanlığın Ekonomi Bakanlığı olduğunu, Maliye Bakanlığı'nın da olayla ilgilendiğini ve dolayısıyla kendilerinin Ticaret Odası'yla koordinasyon içinde olduklarını söyledi.

"Korku içselleşti"

Güneye mal satışının olup olmayacağının önümüzdeki günlerde görüleceğini dile getiren Başbakan Talat, "Yalnız bize gelen enformasyon, Türk malı alma korkusunun içselleştiği yönündedir. Yani adeta bunu almanın bir suç olduğu gibi bir izlenim Güney Kıbrıs'ta vardır. Bunu aşabilirse Kıbrıs Rum Yönetimi, Yeşil Hat Tüzüğü işe yarayabilir" dedi.

Talat, Yeşil Hat Tüzüğü'nün tek başına Kıbrıs'taki ticareti olması gereken gibi sağlamayacağı endişesi bulunduğunu, Avrupa'nın da görüşünün bu yönde olduğunu da yineledi.

İncelemeler başladı

Bu arada, Yeşil Hat Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesiyle başvuru kabul eden Ticaret Odası, ilk başvuruları alıp incelemelerine başladı.

Ticaret Odası Genel Sekreteri Janel Burcan, başvuru yapanlarla ilgili incelemelerin yapılacağını, varsa eksiklik ve aksaklıkların giderilmesinin isteneceğini, gerekli şartların yerine getirilmesinin ardından da menşe sertifikalarının verileceğini söyledi. Burcan, ilk sertifikanın işlemlere bağlı olarak dün verilmeye başlandığını, bugün de verilebileceğini de belirtti.

Ticaret Odası'na menşe sertifikası başvurusu yapanların yanında, bilgi almak için başvuranların da olduğunu kaydeden Burcan, Ticaret Odası olarak ticaret yapmak isteyenlere gerekli bilgileri de aktardıklarını ifade etti.

Erel: Fiziki olarak mal

sevkıyatı bugün başlıyor

Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, dün sabahtan itibaren menşe sertifikası almak isteyenlerin başvurularını kabul etmeye başladıklarını ifade ederek, dün akşama kadar gerek menşe sertifikası almak, gerekse bilgi almak için 20-25 civarında başvuru yapıldığını kaydetti.

İnceleme yapılan dünkü başvuruların içerisinde 3-4 müracaata menşe sertifikası vereceklerini açıklayan Erel, "Fiziki olarak mal sevkıyatı yarın (bugün) başlıyor" dedi.

Başvuruların genel olarak tekstil, meyve, sebze balık, mobilya olmak üzere farklı sektörlerden oluştuğunu ifade eden Erel, "İlk gün için ilgi oldukça iyiydi. Ümit edelim ki, güneyden de talep olsun. 25 başvurunun karşılığında güneyden 4-5 sektöre talep oldu. Çok fazla talep olmasından dolayı bazıları sadece ön hazırlık için müracaat etti" diye konuştu.

Başvuruların çok hızlı bir şekilde incelendiğini belirten Ali Erel, "Başvuruların incelemelerini çok fazla geciktirmemeye çalışıyoruz ki biran önce pratikte çıkacak sıkıntıları görelim ve bunları ele alalım" dedi.

Yeşil Hat Tüzüğü'nün bir merdivenin ilk basamağı olarak görülmesi gerektiğini vurgulayan Ali Erel, "Kuzeydeki ekonominin Yeşil Hat Tüzüğü'nün uygulamaya girmesi ile süratle düzelmesini beklemek yanlış olur. Direkt Ticaret Tüzüğü'nün de geçmesi için gerek sivil toplum örgütleri gerekse hükümet olarak gereken lobi çalışmalarını yapmamız lazım" şeklinde konuştu.

İçerik ve kurallar

Yeşil Hat Tüzüğü'ne göre, Kuzey Kıbrıs'ta üretilmiş veya yeterli katma değer ilavesiyle üretilmiş ürünler, dünden geçerli olmak üzere Güney Kıbrıs'a veya Güney Kıbrıs üzerinden diğer ülkelere gönderilebilecek.

Canlı hayvan, hayvansal ürünler ve hayvan yeminin Güney Kıbrıs'a satılması ise yasak olacak.

Menşe sertifikası vermeye yetkili Ticaret Odası'nın açıklamasına göre, genel olarak yeterli katma değere sahip ürünler için kullanılan kriterler ve işlemler şöyle olacak:

"Gümrük tarife numarasının başlık değiştirmesi kuralı ile; ürüne o ülkede uygulanan imalat veya oluşum işlemlerine göre ülkenin menşeine sahip olup olamayacağını belirleyen kuralların listesi ile; Katma değer kuralı ile, ürüne üretim sürecinde uygulanan çeşitli işlemler ile üretim çıkış bedelinin belli bir oranı seviyesinde sağlanan değer katkısıdır. (Üretim değeri üzerine üretim çıkış fiyatının, örneğin yüzde 50'si kadar katma değer sağlanmalı ki, ürünün menşei bu katkının sağlandığı ülke olsun)..."

Yeşil Hat Tüzüğü gereği Güney Kıbrıs'a orada tüketilmek üzere veya üçüncü bir ülkeye gönderilmek amacıyla geçirilecek ürünler için Ticaret Odası'ndan bir malın üretildiği veya yapıldığı ülkeyi gösteren belge olan menşe belgesi alınması gerekirken, tarım ürünlerinin bir kısmı için ise ayrıca sağlık belgesi gerekli.

Menşe belgesi için Ticaret Odası'ndan başvuru formu alınarak, bunun üzerindeki malın üreticisi, malı satanın ve satın alanın adı ve adresi, malın tanımı, ağırlığı, paket sayısı ve değer bilgileri doldurulacak. Bunun yanı sıra, söz konusu malın Güney Kıbrıs'ta tüketim için mi yoksa bir başka ülkeye ihracatı için mi gönderildiğinin beyanı da başvuru formunda verilecek.

Başvuru formuna ürünün üretilmesi aşamasında kullanılan tüm girdilerin listesi ve faturaları eklenecek ve menşe belgesinde de yine aynı bilgiler yer alacak. Kuzeyden güneye veya güney üzerinden diğer AB ülkelerine yapılacak her sevkıyatta bahsi geçen menşe belgesi mallara eşlik edecek. Ayrıca ithal edilen hammadde ile üretilen ürünün satışına kadar ve satıştan sonra da en az 3 yıl bu belgeler saklanacak.

Ticaret Odası yetkililerinin menşe başvurusu yapan üretici firmaya üretimle ilgili kontrol ziyaretleri yapacak ve bu kontrol sırasında ürünün Kuzey Kıbrıs'ta üretilip üretilmediğinin, hangi aşamasının burada yapıldığı, menşe belgesi alma yeterliliği olup olmadığı kontrol edilecek.

Menşe belgesi başvuru formundaki beyanların aksine bir durum tespit edilmesi halinde ise Ticaret Odası'nın yaptırım uygulayacak.

Kuzey Kıbrıs'ta yetiştirilen tarımsal ürünlerin sağlık koşullarının AB normlarına uygun olduğu konusunda AB uzmanlarının incelemeleri neticesinde verecekleri sağlık belgesinin bazı tarımsal ürünlerin ihracı için zorunlu olacak.

Üreticinin, ürünü ekmeden, yetiştirirken, hasat zamanı ve ihracattan önce AB uzmanlarının gerekli kontrolleri yapabilmeleri için Ticaret Odası'na başvurması gerekli olacak.

Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca ancak AB ülkeleri veya İsviçre'den getirilecek tohumla yetiştirilecek patates ihraç edilebilecek. Patates ihracatı en erken 2005 yılında mümkün olacak.

KIBRIS 24/08/04

Papadopulos çözüm istemiyor

Rum Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) başkan yardımcısı ve eski cumhurbaşkanı Glafkos Klerides'in kızı Keti Kleridis, KIBRIS'a konuştu ve Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'a sert eleştirilerde bulundu:

Papadopulos çözüm istemiyor

PAPADOPULOS ÇÖZÜM İSTEMİYOR... Güney Kıbrıs'ta anamuhalefetteki Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkan Yardımcısı Keti Kleridis, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'a Kıbrıs konusunda izlediği siyasi politikadan dolayı eleştirilerde bulunarak, Papadopulos'un Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasını istemediğini söyledi

ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN ESAS SORUMLUSU PAPADOPULOS VE AKEL'DİR... Kıbrıslı Rumların referandumda 'hayır' demesinin siyasi, psikolojik (bireysel) ve toplumsal nedenleri olduğunu ifade eden DİSİ Başkan Yardımcısı Keti Kleridis, siyasi açıdan esas sorumluluğun Papadopulos ile onunla aynı doğrultuda gitmeyi tercih eden AKEL'e ait olduğunu kaydetti

PAPADOPULOS, TALAT İLE GÖRÜŞMELİ... Başbakan Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un bir araya gelerek, görüşmeler yapmasının Kıbrıs sorununun çözümü açısından önemli olduğunu ifade eden Keti Kleridis, "Papadopulos'un bu fırsatı değerlendirerek, Talat ile görüşmesi gerekiyor" dedi

KIBRIS 24/08/04

Talat: Kayıplar konusuyla ilgili Annan'a olumlu yanıt verdik

KAPI AÇMA KONUSUNDA RUMLAR AYAK SÜRÜYOR... Başbakan Talat, kayıplarla ilgili çalışmalar konusunda BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın mektubuna olumlu yanıt verdiklerini söyledi. Talat, Bostancı'da sınır kapısının açılması için ilgili çalışmayı yaptıklarını ve BM'ye gönderdiklerini, imaja yönelik konuyla ilgili öneriyi yapan Rumların ise şimdi ayak sürüdüklerini belirtti

 Başbakan Mehmet Ali Talat, kayıplarla ilgili çalışmalar konusunda BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın mektubuna olumlu yanıt verdiklerini söyledi.

Talat, Bostancı'da sınır kapısının açılması için ilgili çalışmayı yaptıklarını ve BM'ye gönderdiklerini, imaja yönelik konuyla ilgili öneriyi yapan Rumların ise şimdi ayak sürüdüklerini belirtti.

Başbakan, dün sabah bir kabulü sırasında basına kayıplar ve sınır kapıları konusunda açıklamalarda bulundu.

Talat, bazı basın yayın organlarında Kayıp Şahıslar Komitesi'nin faaliyetleriyle ilgili haberlerin yer aldığını, söz konusu haberlerde "Rumların Annan'ın konuyla ilgili mektubuna yanıt verdiğini ancak Türk tarafının tutumunun bilinmediğinin" yer aldığını belirterek, kendisinin bu konuda daha önce de açıklama yaptığını, Annan'a yazılı olarak olumlu yanıt verildiğini ve yanıtlarında bu işi ciddiyetle ele aldıklarını vurguladıklarını kaydetti.

Talat, ilgili komitenin ayrı bir mekanda, takviye edilerek çalışmasının organize edildiğini de söyledi.

Bostancı kapısı

Başbakan, Bostancı'daki sınır kapısının açılması için Türk tarafının gerekli çalışmayı yaptığını ve BM'ye gönderdiğini, topun şimdi BM'de olduğunu ifade ederek, kapının açılmasını öneren Rum tarafının bunu imaja yönelik yaptığının anlaşıldığını, Rumların şimdi konuyla ilgili olarak ayak sürüdüklerini belirtti.

Kıbrıs Türk tarafının konuyla ilgili bir pürüzünün olmadığını belirten Başbakan Talat, önümüzdeki günlerde sınır kapısıyla ilgili KKTC tarafında kalan yolun yapımına başlayabileceklerini kaydetti.

Talat, konuyu gizli tutarak suçlu Türk tarafıymış gibi davranmanın anlamı olmadığını, Rumların 8 kapının açılmasını önerdiklerini, ancak kendilerinin ihtiyaca göre kapı açmak amacıyla Bostancı'ya onay verdiklerini, Rum tarafının ise ayak sürüdüğünü ifade etti.

KIBRIS 24/08/04

KKTC'den Rumlara karpuz

 

AB'nin hazırladığı Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca Güney Kıbrıs'a ilk sevkıyat olarak gönderilen donmuş balık geri çevrilirken, diğer tarafa geçebilen ilk ticari ürün karpuz oldu.

Kıbrıs Türk Ticaret Odası'ndan edinilen bilgiye göre, Oda'nın ”001” numaralı menşe belgesi verdiği yaklaşık 100 kilo donmuş balık dün Rumlar tarafından Tüzük kurullarına uymadığı gerekçesiyle geri çevrildi.

Balığın ardından “003” menşe belgesiyle Rum kesimine gönderilen 12 ton karpuzsa herhangi bir engele takılmadan Rum gümrüğünden geçti.

Bu arada, donmuş balığın Yeşil Hat tüzüğüne aykırı olup olmadığı konusu da gerek KKTC gerekse Rum kesimi tarafında tartışılıyor. Kıbrıs Türk Ticaret Odası AB Komisyonu'ndan bu konuda görüş bekliyor.

Rumlar, Tüzük çerçevesinde canlı hayvan ve hayvan ürünlerinin kendi taraflarına geçemeyeceğini savunurken, Türk tarafı donmuş balığın bu kategoriye girmediği görüşünde.

Bu arada Rum kesimine külçe kurşun gönderilmesine ilişkin işlemlerin sürdüğü de belirtiliyor.

HURRIYET 25/08/04

ABD’den Kıbrıslı Türk’e vize kolaylığı

 

KKTC vatandaşları, ABD vizesini artık daha kolay alabilecek. ABD’nin Rum kesimindeki büyükelçiliğinden yapılan yazılı açıklamaya göre göç amaçlı olmayan vize başvurularında Kıbrıslı Türklerin geçmişte olduğu gibi birkaç hafta yerine bir veya iki günde vize alabileceği belirtildi. Birkaç aydır yapılan uygulamayla ABD’ye gidecek Kıbrıslı Türk turistler, işadamları ve öğrenciler iki yıllık ve çok giriş için vize alabiliyorlardı. Büyükelçilik açıklamasında, vize başvuru prosedüründe bir değişiklik olmadığı, ancak söz konusu sınıflardaki başvuruların sonuçlarının hemen alınacağı ifade edildi.

Açıklamada, bazı tür vize başvurularının Washington’da gözden geçirilmesi gerektiği, bunlarla ilgili süreçte zamana ihtiyaç duyulduğu, ancak söz konusu başvuruların da genelde bir-iki haftada sonuçlanabildiği kaydedildi.  

 

HURRIYET 25/08/04

Karpuzlar gitti, balıklara "OHİ"

KARPUZ KONUSUNDA SORUN ÇIKMADI... Adanın kuzeyi ile güneyi arasındaki ticari mal akışını düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü'nün önceki gün uygulamaya girmesiyle birlikte dün iki taraf arasında ilk ticaret gerçekleşti. Avrupa Birliği (AB) tarafından menşe belgesi vermek üzere yetkili kılınan Ticaret Odası'nın ilk menşe belgelerini vermesinin ardından kuzeyde üretilen 12 ton karpuz herhangi bir sorun çıkmadan güneye geçti

"TÜZÜĞE GÖRE BALIK GEÇEMEZ" DEDİLER... Ticaret Odası'nın "001 numaralı menşe belgesi" verdiği yaklaşık 100 kilo balık ise, "tüzüğe göre balık geçemez" gerekçesiyle sınırdan geri çevrildi. Kuzey Kıbrıs'ta veteriner servislerinin ve mezbahaların AB ile uyumlaşmasının, ortak denizde yüzen balıkların sağlığı ile ilgili olamayacağı yorumuyla güneye gönderilen balıklar konusunda güney Kıbrıs'ın farklı bir yorumu oldu

EREL: BRÜKSEL'İN YORUMUNU BEKLİYORUZ... Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, konuya ilişkin açıklamasında, kuzeydeki hayvan sağlığının ortak kullanılan denizlerdeki balıkların sağlığı ile ilgili olmadığını belirterek şöyle konuştu: "Kuzeyde veteriner servislerinin ve mezbahaların AB standartlarına veya normlarının uygulanması halinde de, bunun denizdeki balığın sağlığıyla hiçbir ilgisi yoktur. Dolayısıyla bizim yorumumuz, Kuzey Kıbrıs denizlerinde yakalanan balıkların Yeşil Hat Tüzüğü altında güneye gidebilmesi şeklindedir." Erel, Brüksel'in bugün yapacağı yeni açıklama ve yorum ile durumun açıklanmaya çalışılacağını söyledi

 

Adanın kuzeyi ile güneyi arasındaki ticari mal akışını düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü'nün önceki gün uygulamaya girmesiyle birlikte dün iki taraf arasında ilk ticaret gerçekleşti. Avrupa Birliği (AB) tarafından menşe belgesi vermek üzere yetkili kılınan Ticaret Odası'nın ilk menşe belgelerini vermesinin ardından kuzeyde üretilen karpuzlar güneye geçerken, denizlerimizde avlanan balıklar sınır kapısından geri döndü.

Salih Urfalı adlı üreticiye ait olduğu belirtilen, 0003 menşe belgeli 12 ton karpuz, Rum plakalı iki kamyonetle dün akşam saat 18.00'de güneye sorunsuz bir şekilde geçti. Ticaret Odası'nın "001 numaralı menşe belgesi" verdiği balıklar ise, "tüzüğe göre balık geçemez" gerekçesiyle sınırdan geri çevrildi.

Erel: Kuzeydeki hayvan sağlığı, ortak kullanılan

denizlerdeki balıkların sağlığı ile ilgili değil

Ticaret Odası'nın ilk menşe belgesini vermesinin ardından dün güneye önce deneme maksadıyla 100 kilo balık güneye gönderildi.

Güney Kıbrıs ile Kuzey Kıbrıs'ta aynı denizde balık avlandığı, kuzey Kıbrıs'ta veteriner servislerinin ve mezbahaların AB ile uyumlaşmasının, ortak denizde yüzen balıkların sağlığı ile ilgili olamayacağı yorumuyla güneye gönderilen balıklar konusunda güney Kıbrıs'ın farklı bir yorumu oldu.

Konuyla ilgili olarak KIBRIS'a açıklamada bulunan Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, ilk parti, ilk numara menşe belgesinin verilmesiyle deneme maksatlı 100 kilo civarında balığın buzluklu kamyonetle güneye gönderildiğini söyledi.

Güney sınırındaki polisin ve gümrük memurlarının ürünün güneye geçebileceğini, ancak veteriner dairesinin görüşünün alınması gerektiğini ifade ettiğini anlatan Ali Erel, Veteriner Dairesi'nin görüşü alınana kadar ürünün bir müddet sınırda bekletildiğini ancak Veteriner Dairesi yetkililerinin, balığın güneye geçemeyeceği söylemesi üzerine ürünün sınırdan geri döndüğünü kaydetti.

Ali Erel, Avrupa Komisyonu (AK) ile yaptıkları temas sonucunda söz konusu durumun, Yeşil Hat Tüzüğü'nde canlı hayvan ve hayvansal ürünlerin güneye geçemeyeceği maddesinin farklı yorumlarından kaynaklandığını ifade etti. Erel, Brüksel'in bugün yapacağı yeni açıklama ve yorum ile durumun açıklanmaya çalışılacağını söyledi.

Ticaret Odası'nın söz konusu duruma ilişkin görüşlerini açıklayan Ali Erel şöyle konuştu:

"Bizim yorumumuz, kuzeydeki hayvan sağlığının ortak kullanılan denizlerdeki balıkların sağlığı ile

ilgili olmadığıdır. Kuzeyde veteriner servislerinin ve mezbahaların AB standartlarına veya normlarını uygulanması halinde de bunun denizdeki balığın sağlığıyla hiçbir ilgisi yoktur. Dolayısıyla Kuzey Kıbrıs denizlerinde yakalanan balıkların Yeşil Hat Tüzüğü altında güneye gidebilmesi şeklindedir."

İŞAD: Bizim yorumumuza göre balık geçebilir

İş Adamları Derneği (İŞAD) Başkanı Ünsal Özbilenlerin Güney Kıbrıs'ta kurduğu "Öz ve Öz Investment" isimli şirket, "Sahil Balıkçısı" Ersan Cecer'in, voppa ve sokandan oluşan toplam 95 kilo balığını satın alarak güneye götürdü. Ancak balıklar Metehan sınır kapısından güneye geçerken Rum gümrük yetkilileri, önce balıkları kontrol için veteriner çağrıldığını söyleyerek Özbilenler ve Cecer'i saatlerce beklettiler. Tüm beklemelere karşın veteriner gelmedi. Ancak ardından "Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca balık geçemeyeceği" iddia edilerek söz konusu ürün geri çevrildi.

TAK muhabirine konuyla ilgili bilgi veren Özbilenler, kendi yorumlarına göre balığın güneye geçebileceğini, tüzüğe göre güneye geçemeyecek olan malların canlı hayvan ve hayvan ürünleri olduğunu, ancak sağlık belgesi gerektiren bir ürün olmadığı için balığın bu sınıfa girmediğini belirtti.

İş çevrelerinden Yeşil

Hat Tüzüğü'ne ilgi büyük

Yıllardan beri ambargolar altında ürettiğini satamayan Kıbrıslı Türk işadamları ve üreticiler, Avrupa Birliği tarafından hazırlanan Yeşil Hat Tüzüğü'nün önceki gün uygulamaya girmesiyle kısıtlı da olsa ortaya çıkan ihraç olanağına ilgi gösterdiler.

Son iki günde yaklaşık 25 civarında başvuru veya ihracat için form talebi olurken, bunlardan 2'si resmi olarak dün uygulamaya girdi ve mal sevkıyatı gerçekleşti.

Menşe sertifikası için 25 civarında talep var

TAK muhabirinin Ticaret Odası yetkililerinden aldığı bilgiye göre, uygulamanın önceki gün başlamasıyla, ihracat için gerekli menşe sertifikası için 25 civarında talep oldu.

Bunlardan bir kısmı form alırken, bir kısmı da bilgi talebi çerçevesinde gerçekleşti. Güney Kıbrıs'a veya oradan Avrupa ülkelerine ihracat için menşe sertifikası almak amacıyla Ticaret Odası'na resmen yapılan başvuru sayısı ise dün sabah itibarıyla iki idi.

Tüzük, önceki gün uygulamaya girdi

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin "Kıbrıs Cumhuriyeti" adıyla mayıs ayında resmen AB üyesi olmasının ardından Avrupa Birliği, KKTC'den Güney Kıbrıs'a ticari mal akışını düzenleyen bir tüzük hazırlamıştı. "Yeşil Hat Tüzüğü" adıyla anılan ve uzun tartışmaların ardından dün yürürlüğe giren tüzük uyarınca, belli kurallar çerçevesinde tamamen KKTC'de üretilen/imal edilen ürünler ile ağırlıkla KKTC'de üretilen ürünler Güney Kıbrıs'a veya Güney Kıbrıs üzerinden AB ülkelerine ihraç edilebilecek.

Güney Kıbrıs'tan değil de KKTC limanlarından ihraç ise, ancak Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabulü halinde mümkün olabilecek. KKTC'nin kaçınılmaz olarak gördüğü, ancak Rum yönetiminin itiraz ettiği bu tüzük, eylül ayı ortalarında AB Komisyonu'nda karara bağlanacak. Tüzüğün AB'den onay alarak yürürlüğe girmesi halinde KKTC'de üretilen ürünler Mağusa Limanı'ndan ihraç edilebilecek.

Sağlık belgesini AB uzmanları verecek

Yeşil Hat Tüzüğü uyarınca Güney Kıbrıs'a ürün ihracı, tüzükle yetkili kılınan Ticaret Odası'nın vereceği menşe sertifikasıyla yapılabilecek. Ürünün üretildiği-yapıldığı yeri gösteren menşe belgesi yanında, bazı ürünler için de sağlık belgesi zorunlu.

Sağlık belgeleri AB uzmanları tarafından verilecek. Kuzey Kıbrıs'ta yetiştirilen tarımsal ürünlerinin sağlık koşullarının AB normlarına uygunluğu AB uzmanlarının incelemeleriyle belirlenecek. Ancak bu belgeyi alabilmek için de üreticinin ürünü ekmeden, yetiştirirken, hasat zamanı ve ihracattan önce Ticaret Odası'na başvurmaları gerekiyor. Ticaret Odası bu başvurular üzerine AB uzmanları ile temasa geçerek ürünlerin incelenmesini sağlayacak.

Menşe belgesi almak için alıcının belli olması gerekiyor

Menşe belgesi almak için form üzerinde malın üreticisi, malı satanın ve satın alanın adı ve adresi, malın tanımı, ağırlığı, paket sayısı ve değer bilgiler yer alacak. Söz konusu malın Güney Kıbrıs'ta tüketim için mi, yoksa bir başka ülkeye ihracat için mi gönderildiğinin beyanı da başvuru formunda belirtilmesi zorunlu. Başvuru formuna ürünün üretilmesi aşamasında kullanılan tüm girdilerin listesi ve faturaları da eklenecek. Bu başvuru formuna dayanılarak düzenlenecek menşe belgesinde yine aynı bilgiler yer alacak. Kuzeyden güneye veya güney üzerinden diğer AB ülkelerine yapılacak her sevkıyatta söz konusu menşe belgesi mallara eşlik edecek. Ayrıca ithal edilen hammadde ile üretilen ürünün satışına kadar ve satıştan sonra da en az 3 yıl bu belge saklanacak.

Başvuru formundaki beyanların doğru olup olmadığı, üretim sırasında ve sevkıyat öncesinde Ticaret Odası tarafından kontrol edilecek. Beyanın aksine bir durum tespit edilmesi halinde ise Ticaret Odası yaptırım uygulayabilecek.

Patates ihracı 2005'te

Güney Kıbrıs'a veya Güney Kıbrıs üzerinden diğer ülkelere gönderilecek ürünlerin tümüyle KKTC'de üretilmiş veya yeterli katma değer ilavesi ile üretilmiş ürünler olması gerekiyor.

KKTC'nin öncelikli ihraç ürünlerinden patates için ise Yeşil Hat Tüzüğü ile farklı kurallar getirildi. Buna göre ancak AB ülkeleri veya İsviçre'den getirilecek tohumla yetiştirilecek patates ihraç edilebilecek.

Yetkililer, bu şartlar nedeniyle patatesin ancak gelecek yıl ihraç edilebileceğine dikkat çekiyorlar.

Canlı hayvan yasak

Canlı hayvan, hayvansal ürünler ve hayvan yeminin Güney Kıbrıs'a ihracı ise, bu ürünler AB normlarına uygun olmadığı gerekçesiyle yasak.

KIBRIS 25/08/04

KKTC'de Rum kesiminden ithalata yeni düzenleme

 



26 Ağustos, 2004 09:54:00 (TSİ) CNN TURK

Avrupa Birliği'nin hazırladığı Yeşil Hat tüzüğünün yürürlüğe girmesinin ardından, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de bazı adımlar attı.

Bakanlar Kurulu, Rum Kesimi'nden Kuzey Kıbrıs'a ithalatı kademeli olarak serbest bırakma kararı aldı.

Özel gündemle toplanan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu, yıllardan beri devam eden ticaret yasağını kaldırarak, kademeli geçiş için düzenleme yaptı.

Yarı mamul mallar için KDV yok

İlk aşamada sadece yarı mamul malların ithal edilip Kuzey Kıbrıs'ta işlenmesi hükme bağlandı. Bu mallar için giriş ve çıkışta KDV de alınmayacak.

Yarı mamul mallarla ilgili liste, ekonomi ve turizm bakanlığı tarafından hazırlanacak yönetmelikle belirlenecek.

Canlı hayvan ve hayvan ürünleri ithalatı ise bakanlığın iznine tabi olacak.

Ticaret serbest

YENİ KOŞULLARA GÖRE YENİ BİR TÜZÜK... Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, AB tarafından hazırlanan Yeşil Hat Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesiyle yeni koşullar oluştuğunu belirterek, bu koşulları dikkate alan Bakanlar Kurulu'nun, KKTC ile Güney Kıbrıs arasında ihracat ve ithalatı kısıtlayan tüzüğü yürürlükten kaldırdığını ve yeni bir tüzük onayladığını bildirdi. Ekonomi Bakanı Deniz, Güney Kıbrıs'la ticari ilişkilerin geliştirilmesini ve bu çerçevede açılımı hedefleyen yeni tüzükle bazı kısıtlayıcı tedbirlerin kaldırıldığını kaydetti

İLK AŞAMADA SADECE YARI MAMUL MALLAR İTHAL EDİLECEK... Bakanlar Kurulu'nun Güney Kıbrıs'tan KKTC'ye ithalatı kademeli olarak serbest bırakan kararına göre, ilk aşamada sadece yarı mamul mallar ithal edilip KKTC'de işlenecek, bu mallar için giriş ve çıkışta KDV alınmayacak... İthal edilecek yarı mamul mallarla ilgili liste Ekonomi Bakanlığı tarafından hazırlanacak yönetmelikle belirlenecek... Canlı hayvan ve hayvan ürünleri ithali ise tamamen izne tabi olacak

RUM İŞADAMLARI KUZEYDE İNŞAAT SEKTÖRÜNDE İŞ YAPABİLECEK... Hazırlanan yeni tüzüğe göre, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı ithal edilebilecek yarı mamul mallar ve ham madde ile ilgili bir liste hazırlayarak yönetmelik yayımlayacak. Buna göre, ilk aşamada güneyde üretim yapan bir firmanın kuzeyde üretim yapan bir firmayla anlaşması halinde, oradan buraya gelecek yarı mamul veya ham madde malların işlenerek tekrar güneye gitmesi sağlanacak. Firmalar bu konuda teşvik edilecek. Bu durumda güneyden, isteyen işadamları KKTC'deki imalat sektöründe iş yapacak, bu mallar işlendikten sonra tekrar güneye dönecek

"DOĞRUDAN TİCARETLE AÇILIMLAR ARTACAK" Ekonomi ve Turizm Bakanı Deniz, Güney Kıbrıs'tan ticarete getirilen kademeli açılımın, AB tarafından hazırlanan Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün onaylanması halinde daha ileriye götürülebileceğini belirterek,

"AB doğrudan ticaret tüzüğünü eylül ayı içerisinde lehimize sonuçlandırırsa güneyden kuzeye ticarette, özellikle AB mallarının geçişinde büyük rahatlama olacak" dedi

 

Bakanlar Kurulu, Güney Kıbrıs'tan KKTC'ye ithalatı kademeli olarak serbest bırakma kararı aldı. İlk aşamada sadece yarı mamul malların ithal edilip KKTC'de işlenmesini hükme bağlayan Bakanlar Kurulu, bu mallar için giriş ve çıkışta KDV alınmamasını da kararlaştırdı.

İthal edilecek yarı mamul mallarla ilgili liste Ekonomi Bakanlığı tarafından hazırlanacak yönetmelikle belirlenecek. Canlı hayvan ve hayvan ürünleri ithali ise tamamen izne tabi olacak.

Bakanlar Kurulu dün özel gündemle toplanarak yaklaşık 32.5 saat süreyle ekonomik ve ticari konuları görüştü. Geçtiğimiz gün yürürlüğe giren Yeşil Hat Tüzüğü'nün ardından Güney Kıbrıs'la ticaretin yeniden düzenlenmesi için özel gündemle toplanan Bakanlar Kurulu, yıllardan beri devam eden ticaret yasağını kaldırırken, kademeli geçiş için düzenleme yaptı.

 

Güneyle ihracat ve ithalatı yasaklayan

tüzük, yürürlükten kaldırıldı

Toplantının ardından alınan kararları açıklayan Ekonomi ve Turizm Bakanı Derviş Kemal Deniz, AB tarafından hazırlanan Yeşil Hat Tüzüğü'nün yürürlüğe girmesiyle yeni koşullar oluştuğunu belirterek,

bu koşulları dikkate alan Bakanlar Kurulu'nun, KKTC ile Güney Kıbrıs arasında ihracat ve ithalatı kısıtlayan tüzüğün yürürlükten kaldırdığını ve yeni bir tüzük onayladığını bildirdi.

Ekonomi Bakanı Deniz, Güney Kıbrıs'la ticari ilişkilerin geliştirilmesini ve bu çerçevede açılımı hedefleyen yeni tüzükle bazı kısıtlayıcı tedbirlerin kaldırıldığını belirterek, şunları kaydetti:

"KKTC'ye katma değer yaratmak için ham madde ve yarı mamul mallar ithal edilir duruma geldi. Söz konusu mallar geçici olarak ithal edileceğinden KKTC gümrüklerinden giriş yaparken KDV'den muaf tutulacaklar."

Deniz, Güney Kıbrıs'tan canlı hayvan ve hayvan ürünlerinin ithalinin ise ilgili bakanlığın iznine tabi olacağını anlattı.

Firmalar arası anlaşma

Bir soruya karşılık, Ekonomi ve Turizm Bakanlığı'nın ithal edilebilecek yarı mamul mallar ve ham madde ile ilgili bir liste hazırlayarak yönetmelik yayımlayacağını söyleyen Deniz, şunları kaydetti:

"İlk aşamada güneyde üretim yapan bir firmanın kuzeyde üretim yapan bir firmayla anlaşması halinde, oradan buraya gelecek yarı mamul veya ham madde malların işlenerek tekrar güneye gitmesi sağlanacak. Firmalar bu konuda teşvik edilecek. Bu durumda güneyden isteyen işadamları KKTC'deki imalat sektöründe iş yapacak, bu mallar işlendikten sonra tekrar güneye dönecek."

Gömlek gelemeyecek ama burada işlenebilecek

Yapılan düzenlemeyi gömlekle örnekleyen Deniz, şunları kaydetti:

"Güney Kıbrıs'tan gömlek üreticisi bir firma, KKTC'den bir fabrikayla anlaşıp ham maddeyi getirerek gömleği burada üretebilecek. Bu malın içeri girmesine ve çıkmasına KDV uygulaması yapmayacağız. Ama Rum tarafında üretilen gömlek bu aşamada ithal edilemeyecek. Onaylanan tüzük buna da imkan veriyor ama bu ancak ilerde mümkün olabilecek..."

"Doğrudan ticaretle açılımlar artacak"

Güney Kıbrıs'tan ticarete getirilen kademeli açılımın, AB tarafından hazırlanan Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün onaylanması halinde daha ileriye götürülebileceğini belirten Ekonomi ve Turizm Bakanı Deniz, "AB doğrudan ticaret tüzüğünü eylül ayı içerisinde lehimize sonuçlandırırsa güneyden kuzeye ticarette, özellikle AB mallarının geçişinde büyük rahatlama olacak" ifadelerini kullandı. KKTC ekonomisinin olumsuz etkilenmemesi için KKTC limanları açılana kadar ithalatta belirli kısıtlamaların kaçınılmaz olduğuna dikkat çeken Deniz, "Ekonomik şartlar yerine oturuncaya dek ilk aşamada katma değer sağlayacak, istihdama olanak verecek önlemler üzerinde durduk" dedi.

Başbakan Talat'ın açıklamaları

Başbakan Talat, saat 16.00'da başlayan özel gündemli Bakanlar Kurulu toplantısına girerken, Yeşil Hat Tüzüğü'nün uygulamaya girmesiyle KKTC'nin de bazı düzenlemeler yapması gerektiğini söyledi ve karşılıklı ticareti kolaylaştıracak bazı önlemler alacaklarını belirtti.

AB kurallarının uygulanması

Bakanlar Kurulu kararıyla KKTC'den Güney Kıbrıs'a ticaret yasağının kaldırılmasına karşın, güneyden KKTC'ye yönelik ticaretteki sınırlamanın kaldırılmadığını anımsatan Talat, "AB kurallarının uygulanmasına daha çok imkan sağlamak için güneyden kuzeye gelecek malların da kurallarını belirlememiz gerekiyor" dedi.

Esas olan, doğrudan ticaret

Yeşil Hat Tüzüğü uygulamaya girmesine karşın, KKTC'den serbest ticaret zemininin henüz oluşmadığına da dikkat çeken Başbakan Talat, bu konudaki rahatlamanın ancak KKTC limanlarının da kullanıma açılmasını sağlayacak Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün kabul edilmesiyle mümkün olabileceğini vurguladı.

Mağusa Limanı'nın ticari amaçlarla kullanımının Rumlar tarafından engellendiğini ve buraya mal getiren gemilerin tehdit altında olduğunu söyleyen Talat, Avrupa Birliği tarafından hazırlanan Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün onaylanması halinde bu konudaki sorunların aşılabileceğine dikkat çekti.

Brüksel'e gidebilir

Başbakan Talat, başka bir soru üzerine, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün görüşüleceği toplantılar için eylül başında Brüksel'e gidebileceğini, ancak bu konuda kesinleşmiş bir program olmadığını da sözlerine ekledi.

"Kayıplar konusunda üzerimize

düşeni yapıyoruz"

Başbakan Mehmet Ali Talat, Rumların 1-2 Eylül'de Güzelyurt Ay Mamas Kilisesi'nde yapacakları ayinle ilgili olarak ise, "KKTC bir devletse ve hükümet bir karar almışsa, herkes buna saygılı olmalıdır" dedi.

Başbakan Talat, konuyla ilgili sorulara karşılık, KKTC'nin özgür bir ülke olduğunu ve Rumların kilisedeki ayini KKTC hükümetinin onayıyla yapacaklarını yineledi.

Konuyla ilgili olarak çeşitli çevrelerin tahrik ve provokasyona yönelik açıklamalarının ülkenin imajına zarar verebileceğini belirten Talat, "KKTC bir devletse ve hükümet bir karar almışsa herkes buna saygılı olmalıdır. Güvenlikten biz sorumluyuz ve ayinin güvenliği için gerekli önlemler güvenlik güçlerimiz tarafından alınmıştır. Bu ayin huzur ve sükunet içinde, bizi mahcup etmeyecek şekilde yapılacak" dedi.

Ayine, kaç Rum katılacak?

Bir soruya karşılık, ayine kaç kişinin katılacağı konusunda bilgileri olmadığını söyleyen Talat, 10 bin Rum'un katılacağına ilişkin söylemlerin anımsatılması üzerine, "Kilisenin kapasitesi belli, o kadar olacağını sanmıyorum" dedi.

Kayıplar konusu

Başbakan Talat, kayıplarla ilgili bir soruya karşılık olarak da, Türk tarafının bu konuda üzerine düşeni yaptığını tekrarladı ve DNA testlerinin yapılması için Güney Kıbrıs'taki Genetik Hastanesi'nin amacına uygun olarak iki toplumlu statüye kavuşturulması gerektiğini yeniden vurguladı.

Bu konudaki görüşlerini BM ve ABD yetkilileri aracılığıyla ilettiklerini, Rum yetkililerle doğrudan görüşme olmadığını söyleyen Talat, hastaneyle ilgili taleplerine henüz olumlu yanıt almadıklarını belirtti.

Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un konuyla ilgili olarak, "Burası bir hastane, konuya politika karıştırılmasın" şeklindeki açıklamasına atıf yapan Talat, "Çok doğru, biz de politikacı göndermiyoruz zaten. Hastane yönetiminde söz sahibi olmak istiyoruz. Onlar hastanede birkaç Türk'ün istihdam edilmesini öneriyorlar, bunu kabul etmemiz mümkün değildir" diye konuştu.

Barış Gücü'nün yeniden yapılanması

Başbakan Mehmet Ali Talat, bir başka soru üzerine, Barış Gücü'nün yeniden yapılanmasıyla ilgili olarak BM heyetinin eylül başında adada olacağını söyledi.

BM heyetiyle 1 Eylül Salı günü bir araya gelebileceklerini söyleyen Talat, heyetin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'la da görüşeceğini kaydetti.

Talat, Doğrudan Ticaret Tüzüğü'nün görüşüleceği toplantılar için Brüksel'e yapmayı planladığı ziyareti bu görüşme nedeniyle birkaç gün ileriye almayı planladığını da sözlerine ekledi.

KIBRIS 26/08/04

Tatar: DNA testlerinin nerede yapılacağı ihtilaf konusu oldu

Kıbrıs konusunun önemli parçalarından birini oluşturan kayıplar sorununun aşılması hususunda ciddi bir aşamaya gelinmesine karşın, sorunun çözümünde esas rolü oynayacak Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi dün de toplanamadı.

Türk tarafının yazılı ve sözlü girişimlerine karşın komitenin ne zaman toplantıya çağrılacağı hâlâ kesinleşmiş değil.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Türk üyesi Rüstem Tatar, sorunun özellikle mezarların açılmasından sonra DNA testlerinin nerede yapılacağı konusunda tıkandığını belirtti.

Türk tarafının çağrısı ve BM genel sekreterinin bu çağrı üzerine taraflara gönderdiği mektupla kayıplar konusunda temmuz ayı başında yeni bir sürece start verilmişti. Yeni süreçte mezarların açılarak kayıpların akıbetlerinin belirlenmesi konusunda taraflar siyasi irade ortaya koyarken, bu konudaki çalışmaları koordine edecek Türk, Rum ve BM temsilcisinden oluşan 3 kişilik Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin 4 yıl aradan sonra geçen gün ilk toplantısını yapması bekleniyordu.

Sorunun özellikle mezarların açılmasından sonra DNA testlerinin nerede yapılacağı konusunda tıkandığı belirtiliyor.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin Türk üyesi Rüstem Tatar, konuyla ilgili olarak dün TAK muhabirine yaptığı açıklamada, DNA testlerinin nerede yapılacağı konusunda taraflar arasında henüz uzlaşma sağlanamadığını belirtti. Komitenin bu yüzden dün de toplanamadığını belirten Rüstem Tatar, "Tıkanma bu noktadadır" dedi.

Tatar, komitenin ne zaman toplanabileceğine ilişkin olarak şu anda herhangi bir tarih telaffuz etmesinin mümkün olmadığını da kaydetti.

BM ve Rum yetkililer, tüm testlerin Güney Kıbrıs'taki Genetik Hastanesi'nde yapılmasını şart koşarken, Türk tarafı testlerin bu hastanede yapılması için hastanenin kuruluş amacına uygun olarak iki toplumlu ortak kullanıma açılmasını talep ediyor ve bu süreçte söz sahibi olmak istiyor.

Başbakan Mehmet Ali Talat, geçen gün yaptığı konuyla ilgili açıklamada, güneydeki hastanenin iki toplumun ortak kullanımına açılacak şekilde organize edilmemesi halinde testlerin Türkiye'de yapılacağını söylemişti. Ancak Türk tarafı bunun bir ön şart olmadığını ve testlerin nerede yapılacağı konusunda uzlaşma sağlanmaması halinde de komitenin ivedi olarak toplantıya çağrılması gerekliliğini yazılı ve sözlü olarak BM yetkililerine iletmiş durumda.

KIBRIS 26/08/04

ABD ile Rum yönetiminin ilişkileri kötüye gidiyor

ABD'nin Rum tarafına ve özellikle Tasos Papadopulos'a yaklaşımının daha çok kötüye gittiği, artık Rum yönetimi lideri Papadopulos'tan; Kıbrıs sorununda istediğinin ne olduğunu netleştirmesini değil, istedikleri konusunda ikna edici olmasını talep ettiklerini ve ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Papadopulos'u görmek dahi istemediği bildirildi.

Rum basınında yer alan haberlere göre, diplomatik bir kaynak, Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın bugünkü tutumunu yorumlarken Papadopulos ile ilgili olarak "Artık ne istediğini söylemesi yeterli değil, yeniden caymayacağı konusunda ikna da etmeli" dedi.

Amerikalıların Papadopulos'a karşı çok soğuk oldukları, bunu, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Atina ziyaretinin hazırlıkları sırasında, olimpiyat oyunlarının kapanış töreninde hazır bulunacak olan Tasos Papadopulos'la görüşme ihtimalini araştıran Yunanistan Dışişleri Bakanlığı'nın da teyit ettiği kaydediliyor.

ABD'nin Kıbrıs sorununda yeniden harekete geçmesi olasılığının ise olmadığı hatta diplomatik kaynakların ABD için Kıbrıs sorunu diye bir şey olmadığını, "Kıbrıs sorununun ölü olduğunu" belirttikleri, Amerikalıların ilgisinin Kıbrıslı Türklerin yalnız bırakılmışlıktan ve ekonomik izolasyondan kurtarılması üzerinde yoğunlaştığı belirtiliyor.

Bu arada, Amerikan Dışişleri Bakanı Powell'ın Atina ziyaretinin son ayrıntıları Dışişleri Bakanı Petros Moliviatis'le Amerika'nın Atina büyükelçisi Thomas Miller'in dünkü toplantısında ele alındı. Miller; Powell'ın Atina'da önemli görüşmeler gerçekleştireceği teyidinde bulunurken; "ABD dışişleri bakanı Yunanistan'a sadece; olimpiyat oyunlarının kapanış törenini veya bazı oyunları izlemek için gelmiyor. İki ülkeyi ilgilendiren bütün konuları görüşecek" dedi.

KIBRIS 26/08/04

KKTC’de kiliseye bombalı saldırı

 

KKTC’de, Güzelyurt’taki Aya Mama Kilisesi’ne bu sabaha karşı bombalı saldırı düzenlendi. 03:20’de düzenlenen saldırda, kilisenin kapısına patlayıcı yerleştirildi ve içeriye molotof kokteyli atıldı.

 

Lefkoşa
AA

 

 

27 Ağustos 2004 — Saldırı sonucu kilisenin kapısı ve bazı ikonlar kırıldı. Kilisenin duvarına da İngilizce sloganlar yazıldı ve müstehcen resimler çizildi.

Rumların Aya Mama kilisesinde 1 ve 2 Eylül tarihlerinde ayin yapması bekleniyordu. KKTC’deki bazı çevreler, Rumların Güzelyurt’taki kilisede ayin yapmasına karşı çıkıyordu.
       
SORUŞTURMA BAŞLATILDI
       NTV’ye açıklama yapan KKTC İçişleri Bakanı Özkan Murat, saldırının devlete yapıldığını söyledi. Rumların, KKTC devletine başvuruda bulunarak ayin için izin istediğini ve bu iznin verildiğini hatırlatan Özkan Murat, saldırıyla ilgili soruşturma başlatıldığını kaydetti.
       Kilisenin devletin malı olduğunu vurgulayan Murat, Aya Mama kilisesinin tarihi bir eser ve müze olduğunu da ifade etti.
       Saldırıyı kınayan KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ise, “Kıbrıs Türküne yapılabilecek bundan daha büyük bir kötülük olamaz” dedi. Talat, 1 ve 2 Eylül’de kilisede düzenlenecek ayinin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını kaydetti.
       
RUMLARDAN KINAMA
       Kıbrıs Rum kesimi de saldırıyı kınadı. Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hristodimidis, saldırının Kıbrıs’ın bütün halkına karşı yapıldığını söyledi.
       

Denktaş: Halk istese de aday olmam

 

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halktan istek gelse bile aday olmayacağını söyledi.

 

Lefkoşa
NTV

 

 

 

 

27 Ağustos 2004 —  “Değişiklikte yarar vardır” diyen Denktaş, “Ama bu değişiklik devleti koruyacak bir kişi ile yapılmalıdır” ifadesini kullandı.

 

Rauf Denktaş, gelecek yıl Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmama konusunda kesin kararlı olduğunu söyledi.
       Denktaş, “Unutulmasın, Cumhurbaşkanı devleti ve egemenliği koruyacağım diye yemin eden kişidir, bu yemini edemeyecek kişinin bu mevkiye gelmemesi lazım” dedi.
       Referandumdan sonra geri plana çekildiğini de ifade eden Denktaş, yedek kuvvet olarak uyarılarını yapmaya devam ettiğini kaydetti. Türkiye’nin Kıbrıs meselesini başbakanlık seviyesinde götürme kararı aldığını belirten Denktaş, “Nereye kadar götürebileceklerini hepimiz göreceğiz” dedi.

KKTC'de saldırıya uğrayan Ay Mama'da ayin iptal edilmiyor

 



27 Ağustos, 2004 12:29:00 (TSİ)  CNN TURK

 

 

KKTC Güzelyurt'taki Ay Mama Kilisesi'ne düzenlenen saldırıda kullanılan bombanın TNT tipi bir patlayıcı olabileceği belirtildi.

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, ayin izninin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını söyledi.

Rumlar, kilisede 1-2 eylül tarihleri arasında ilk kez ayin düzenleme hazırlığındaydı.

Sabaha karşı düzenlenen saldırının ardından başlatılan soruşturma sürüyor. Kilisenin ahşap kapısına bırakılan bombanın TNT tipi bir patlayıcı olma ihtimali ağırlık kazandı.

Saldırganlar kapıya yerleştirdikleri bombanın yanı sıra kilisenin parmaklıklı penceresinden henüz tipi belirlenemeyen yanıcı bir madde atarak, kiliseyi yakma girişiminde bulundu.

Yetkililer, yangının olay yerine gelen itfaiye ekibinin müdahalesiyle engellendiğini açıkladı.

Tarihi kilise büyük zarar gördü

Tarihi Ay Mama Kilisesi'nin önüne yerleştirilen bombanın patlaması sonucu kilisenin kapısı tahrip oldu, pencereleri kırıldı.

Patlamanın etkisiyle çevrede bulunan iş yerlerinin camları da kırıldı.

Saldırganlardan Rumlar aleyhine sloganlar

Saldırganlar kilisenin duvarlarına da Rumlar aleyhine sloganlar yazdı.

Kuzey Kıbrıs'ta 1974'ten bu yana ilk kez yapılması planlanan ayin, milliyetçi grupların büyük tepkisini çekiyordu.

Ayin iptal edilmeyecek

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, ayin izninin iptal edilmeyeceğini açıkladı.

Rum yönetimi, Ay Mama kilisesindeki ayini kilisenin sürekli ibadete açılması yolunda ilk adım olarak görüyor. Ayine siyasilerin yanısıra binlerce Rum'un da katılması bekleniyor.



Güzelyurt'taki Ay Mama Kilisesi'nde patlama...


      KKTC'de Güzelyurt'taki Ay Mama Kilisesi'nde saat 03.30 dolaylarında patlama oldu.
      Patlamaya kilisenin kapısına yerleştirilen bombanın neden olduğu öğrenildi. Patlamada kilisenin camları kırıldı, giriş kısmı da hasar gördü.
      KKTC hükümeti, Rumların Ay Mama Kilisesi'nde 1-2 Eylül'de ayin düzenlemesine izin vermiş, gerek bu izin gerekse ayine çok sayıda Rum'un katılımının beklenmesi her iki tarafta da çeşitli yorum ve tartışmalara yol açmıştı.

TALAT: ''AYİN İZNİNİN İPTAL EDİLMESİ SÖZ KONUSU DEĞİL''

      KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Ay Mama Kilisesi'ne bu sabah düzenlenen bombalı saldırının organize bir eylem olduğunu belirterek, 1-2 Eylül'de kilisede düzenlenecek ayinin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını kaydetti.
      Talat, bir kabulünde konuya ilişkin sorular üzerine yaptığı açıklamada, saldırıyı kınadı ve ''Kıbrıs Türküne yapılabilecek bundan daha büyük bir kötülük olamaz'' dedi.
      Saldırıyı düzenleyen teröristlerin Kıbrıs Türkünü dünya önünde küçük düşürmeyi hedeflediğini belirten Talat, saldırı ile KKTC'nin özgür olmayıp, adeta esaret altında olduğunun dünyaya gösterilmeye çalışıldığını kaydetti.
      Talat, saldırının bir mabede yapıldığını, kilise ya da cami olmasının fark etmeyeceğini söyledi ve bunu yapanların bir camiye de saldırabileceklerini belirtti.

     
Saldırıyı düzenleyenlerin hiçbir şey elde edemeyeceğini ifade eden Talat, kilisede ciddi hasar olduğunu ve eski bir kilise olduğu için tamiratının zor olacağını bildirdi.
      Ay Mama Kilisesi'nde 1-2 Eylül'de yapılmasına izin verilen ayinin mutlaka gerçekleşmesi gerektiğini söyleyen Talat, bu nedenle iznin iptalinin söz konusu olmadığını belirtti.
      Talat, bununla birlikte ayine gelecek Rumların tutumunu bilmediğini, doğal olarak belki gelmek istemeyebileceklerini kaydetti.
      Talat, ayin gününe kadar kilisedeki manzarayı ortadan kaldırmayı umduğunu, aksi takdirde Kıbrıs Türk halkının bütün dünyaya bu şekilde yansıtılacağını bildirdi.
      Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:
      ''Bu ayine izin vermekten vazgeçmek hükümetimiz için son derece alçaltıcı olur. Zor durumda kaldık, bunu aleyhimize kullanacaklardır. Sonuçta bu eylemin failleri ortaya çıkmadığı müddetçe kendimizi dünyaya anlatmakta zorlanacağız.'' Saldırının organize ve uzun sürede gerçekleştirilen bir eylem olduğunu anlatan Talat, kilisede bir grubun toplandığının ve çeşitli yazılar yazdığının ortaya çıktığını belirtti. Talat, saldırının diğer bombalı eylemlerden daha farklı bir karakteri olduğunu da söyledi.
 
     
''Kışkırtanların kimler olduğu biliniyor'' diye konuşan Talat, polisin gerekli araştırmayı yaparak, failleri bulabileceğine inandığını bildirdi.
      Talat, ''3-5 tane baldırı çıplağa teslim olunmayacağını'' da belirtti.
     
     AY MAMA KİLİSESİ'NDE PLANLANAN AYİN

      Rumların 1-2 Eylül'de Ay Mama Kilisesi'nde yapacakları ayin ve bu ayine Kıbrıs Türk hükümeti tarafından verilmesi, adanın her iki tarafında da çeşitli yorum ve tartışmalara yol açmıştı.
      Güzelyurt'taki kilisede düzenlenecek ayine ilişkin bazı teknik detaylar, ayine izin verilmesi ve ayinin kapsamı gibi konular gerek Türk gerekse Rum kesiminde çeşitli açılardan tartışılıyordu.
      KKTC Başbakanı Talat, konuya ilişkin daha önce yaptığı açıklamada, kilisede yapılacak olanın dini bir ayin olduğunu belirtmiş ve Rum kesiminin bunu iki toplumlu bir etkinlik gibi göstermeye çalıştığını kaydetmişti.
      Talat, şunları söylemişti:
      ''Ayin dışında çeşitli temaslar da yapılabilir ama bizim verdiğimiz izin ayinle ilgilidir, diğeri zaten izni gerektirmez. Bunun bir ayin olduğunu unutmadan değerlendirmek gerekir.
      KKTC devlet olarak bu ayine izin verdi. Hiçbir kişi, kurum veya örgütün bu ayini engellemeye çalışması veya bu ayinle ilgili provokatif sayılabilecek sözler söylemesi ve yorumlarda bulunması bizim imajımıza hizmet etmez. Hükümetin verdiği izni sabote ederek veya provokatif sözler söyleyerek, hiç kimsenin bu imajı bozmaya hakkı yoktur. Ayinin sakin, sessiz, amacına hizmet eder şekilde yapılması için gerekli tedbirler alındı ve alınmaya devam edecek. Kimse iç barışımızı bozmaya çalışmasın. Burası özgür bir ülkedir, burada demokrasi vardır. Burası Rumların iddia ettiği gibi esir bölge değil, özgür bölgedir ve bu özgür bölgede kararları hükümet verir.'' KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da ayini engellemesi talebiyle kendisine gelen bazı kesimleri kabulünde, ayine Kıbrıs Türk halkının tepki göstermesinin tahrik olmadığını söylemişti.
      Temennisinin, o günün hadisesiz geçmesi olduğunu belirten Denktaş, ''Ama Kıbrıs Türklerinin reaksiyonlarını göstermelerinin tahrik olduğunu kabul etmiyorum. Halkın bu konularda hissiyatını göstermesi en doğal hakkıdır. Yeter ki taşkınlık olmasın, şiddete başvurulmasın'' demişti. Denktaş, binlerce Rum'un kiliseye gelip çan asmasının büyük bir tahrik olacağını da kaydetmişti.
     
     AYİN RUM KESİMİNİ DE KARIŞTIRMIŞTI

      Planlanan ayin, sadece KKTC'de değil, Rum kesiminde de çeşitli tartışmalara neden olmuştu.
      Ay Mama'da ayin düzenlenmesi önerisini ilk ortaya atan Omorfo Metropoliti Neofitu olmuş ve Neofitu'nun Türk yetkililerle yaptığı görüşmeler, ''KKTC'yi dolaylı tanıma'' anlamına geldiği gerekçesiyle Rum kesimindeki bazı çevrelerce eleştirilmişti.
      Ayine sıcak bakan ve hatta izin alınması için temaslarda bulunan çözüm yanlısı Rum anamuhalefet partisi DİSİ de diğer partiler tarafından eleştirilerek, KKTC'yi tanımak ve 5. Annan planının belirli maddelerini hayata geçirmekle suçlanmıştı.
      Bu arada, Rum basını ayine AB'nin Kıbrıs Rum kesimi temsilcisi Adriaan Van Der Meer'in de katılacağını ileri sürmüştü.

MILLIYET 27/08/04

Denktaş: Ay Mama saldırısı esef verici bir olay...


      KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ay Mama Kilisesi'ne düzenlenen bombalı saldırıyla ilgili olarak, ''Esef verici bir olay ama Rumların bu gelişi basbayağı tahriktir, maksatlıdır. Bizim insanımız tahrik edilmiştir. Halkın hissiyatına saygılı olmak gerekir'' diye konuştu.
      Cumhurbaşkanı Denktaş, bir kabulünde gazetecilerin olayla ilgili değerlendirme istemesi üzerine şunları söyledi:
      ''Rumların bu gelişi büyük tahriktir, bunu daha önce söyledik. Bir kilisede ayin için izin istemek başka, kilisenin günüdür diye, 10 bin kişi gelecek diye tehdit altında bırakmak, bunu hak bilmek ve derhal Paşaköy'e, St. Barnabas'a da ayin için izin istemek başkadır.
      Bizim güneyde gidebileceğimiz Hala Sultan var, buna karşın Rumlara da Dipkarpaz'da ayin için tam serbestlik tanıdık. Devletler mütekabiliyet esasına göre hareket ederler. Bir şey vereceksen eş değerde bir şey alacaksın. Bu izin verilir verilmez Rumlar (Güzelyurt'a dönüştür) demeye başladılar. Bu geliş basbayağı tahriktir, maksatlıdır. Bizim insanımız tahrik edilmiştir.'' Denktaş, o bölgede yüzlerce şehidin ailelerinin yaşadığını söyleyerek, 7-8 yaşında çocukların gözleri önünde öldürülen babalar-amcalar bulunduğunu, o çocukların şimdi 30-35 yaşlarına geldiğini hatırlattı. Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
      ''Bu olay esef vericidir ama evvelden ikaz ettik, büyük tahriktir, dikkatli olun dedik. Bu memlekette binlerce aile geçmişi unutmadı. Böyle birdenbire yapay dostluklarla kapıları açmak, her şeye evet demek doğru değil. Halkın hissiyatına saygılı olmak gerekir.''
     
     ''YILANLA TAVŞAN''
      Denktaş, bir başka soru üzerine de 1963-74 yılları arasındaki saldırılar için Rum yönetiminin Türk halkından özür dilemesi ve tazminat ödemesi gerektiğini vurguladı.
      ''Kıbrıs Türkü'nü 800 bin nüfuslu Rum ile bir arada yaşatma çabalarının yılanla tavşanı bir araya getirmek'' olduğunu ifade eden Denktaş, bununla yeni bir statüko yaratılmaya çalışıldığını kaydetti.
      Denktaş, ''Böyle bir statükoyu 3-5 yılda Rum yıktığında, Türkiye de yanımızda yok, herkes uzaktan seyirci olacak'' dedi.
      ''Irak'ta her gün insanlar öldürülürken dünyanın sesini çıkarmadığına'' dikkat çeken ve ''Rumların Kıbrıs'ta Türkleri kesmesinin de kimseyi ilgilendirmeyeceğini'' söyleyen Denktaş, kalıcı bir anlaşmanın ancak geçmişi unutmadan mümkün olabileceğini bildirdi.

MILLIYET 27/08/04

Rum kesimi, kilise saldırısını kınadı...


      Kıbrıs Rum kesimi, Güzelyurt'taki Ay Mama Kilisesi'ne düzenlenen saldırıyı kınadı.
      Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hristodimidis, yaptığı yazılı açıklamada, ''Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi ve çözüm gibi nihai amaçlar için gerekli olan sakin atmosferi zehirlemeyi hedefleyen bu bombalı saldırıları kınadığını'' bildirdi.
      Sözcü, Rum yönetiminin kilisede meydana gelen hasardan duyduğu üzüntüyü de dile getirerek, Ay Mama Kilisesi'nin Kıbrıs için önemli bir tarihi eser olduğunu kaydetti.
      Ay Mama Kilisesi'nin bulunduğu Güzelyurt'un Rum yöneticisi Karalambos Pittas da yaptığı açıklamada, ''üzüntü ve kızgınlığını'' dile getirerek, 1-2 Eylül'de düzenlenmesi planlanan ayinle söz konusu kilisenin 1974 Barış Harekatı'ndan sonra ilk kez ibadete açılmış olacağına dikkat çekti.
      Pittas, saldırının Kıbrıs'ın bütün halkına karşı yapıldığını söyledi.
     MILLIYET 27/08/04

Güzelyurt'taki saldırıda TNT tipi bomba kullanıldığı sanılıyor


      KKTC'de Güzelyurt'taki Ay Mama kilisesine düzenlenen saldırının ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı.
      Edinilen bilgiye göre, kilisenin ahşap kapısına bırakılan bombanın TNT tipi bir patlayıcı olma ihtimali ağırlık kazandı. Bombanın kilisede büyük hasara neden olduğu, camlarının kırılarak, tavanının da hasar gördüğü bildirildi.
      Patlamanın etkisiyle çevrede bulunan iş yerlerinin camları da kırıldı. Saldırganlar kapıya yerleştirdikleri bombanın yanı sıra kilisenin parmaklıklı penceresinden henüz tipi belirlenemeyen yanıcı bir madde atarak, kiliseyi yakma girişiminde bulundular. Edinilen bilgiye göre, yangın olay yerine gelen itfaiye ekibinin müdahalesiyle engellendi.
      Bu arada kilise binasının ön tarafına İngilizce çeşitli yazılar yazıldığı da gözlendi.
      Polisin yoğun güvenlik önlemleri aldığı olay yeri, vatandaşların yanı sıra devlet yetkililerinin akınına uğradı. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ve diğer yetkililer olay yerine giderek incelemelerde bulundu.

MILLIYET 27/08/04

Papadopulos ve Karamanlis Kıbrıs konusunda politika belirledi...


      Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in Atina'da yaptıkları toplantıda eylül ayında Kıbrıs konusunda izleyecekleri politikayı belirledikleri bildirildi.
      Papadopulos-Karamanlis görüşmesine sayfalarında geniş yer veren Rum basını, Rum ve Yunan tarafının eylülde ''3 ana cephede savaş vereceğini'' yazdı.
      Fileleftheros, Papadopulos'un ziyaretinin, Atina 2004 Olimpiyat Oyunları'nın kapanış törenine katılmak ve Yunan yetkililerle temaslarda bulunmak üzere ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Atina ziyaretinden önce yapıldığına dikkat çekerek, dünkü görüşmede eylül ayında ''karşılaşılacak 3 cephenin göğüslenmesi'' için atılacak adımların belirlendiğini kaydetti.
      Gazete, Rum-Yunan tarafının eylülde şu ''3 cephede savaşacağını'' yazdı:
      ''İşgal bölgelerinin güçlendirilmesine ilişkin tüzükler konusunda Avrupa Birliği'nde, mülklerle ilgili kararın verileceği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) ve Kıbrıs'taki BM Barış Gücü'nün statüsünün gözden geçirilmesinde.'' Habere göre, Rum-Yunan tarafı ilk savaşını tüzüklerle ilgili olarak AB'de vererek, KKTC'nin ekonomik açıdan güçlendirilmesine yönelik herhangi bir prosedürde Rum yönetiminin by-pass edilmemesini sağlamaya çalışacak. Haberde şöyle denildi:
      ''Buna paralel olarak Kıbrıs hükümeti, Kıbrıslı Türklerle ticaret tüzüğünde, işgal bölgelerindeki Rum mallarını koruyacak kurallar olması gerektiğine inanıyor. Bu Elen tarafı için çok önemli addediliyor ve AB'nin ekonomik yardımının değerlendirilmesi için Kıbrıs Rum mallarının istimlak edilmesi halinde AİHM'deki davaları da etkileyebileceği düşünülüyor.'' Rum-Yunan tarafını meşgul eden bir başka konunun da KKTC'deki Mal Tazmin Komisyonu'nun tanınmasına yönelik Türk tarafının talebinin ele alınacağı AİHM duruşması olduğunu yazan gazete, Rumların KKTC'deki ''mülkiyet haklarının'' AB'nin mali tüzüğünün iki maddesini etkileyebileceğini, bunun da Rum yönetiminde baş ağrısına neden olduğunu bildirdi.
      Haberde, Rum tarafının mülklerin istimlak edilmesi tehlikesi gördüğü ifade edilerek, ''Böyle bir durumda ne AB ne de işgal rejimi Kıbrıs Rum mallarını istimlak edebilir'' yorumunda bulunuldu.
      Fileleftheros, AİHM'nin elinde halen dünyaca ünlü 4 uzmanın bilirkişi raporları bulunduğunu ileri sürerek, bu uzmanların isimlerini Lord Lseter, James Crowford, Christian Tomousiat ve Rozie Erera olarak sıraladı. Gazete, bu kişilerin hazırladığı raporların Türk tarafınca göğüslenmeye çalışıldığını ve bu çerçevede KKTC hükümetinin AİHM'de 2 Eylül'de yapılacak duruşmaya kadar ilgili yasada değişiklikle ortaya çıkma olasılığı bulunduğunu savundu.
MILLIYET 27/08/04

Denktaş: Aday olmayacağım, bu kati görüşüm...


      KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halktan istek gelse bile aday olmayacağını, yerine ''devleti koruma yemini edecek ve bu yemini tutacak birinin'' gelmesi gerektiğini söyledi.
      A.A muharibinin sorularına yanıtlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, KKTC cumhurbaşkanlığı seçimleri, Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ve Türkiye'nin AB üyelik perspektifi gibi konulara ilişkin görüşlerini açıkladı.
      Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup olmayacağının sorulması üzerine Denktaş, aday olmayacağını ve bunun kati görüşü olduğunu belirtti. Denktaş, şöyle konuştu:
      ''Kimse bundan bir şey çıkartmasın. Aynı mevkiye aynı adamın sürekli gelmesi doğru değildir. Değişiklikte yarar vardır. Ama bu değişiklik devleti koruyacağına yemin edecek bir kişi ile yapılmalıdır. Unutulmasın, cumhurbaşkanı devleti ve egemenliği koruyacağım diye yemin eden kişidir. Bu yemini edemeyecek ya da ettikten sonra bunun tam aksini yapacak kişinin bu mevkiye gelmemesi lazım.'' Denktaş, bu nedenle bu şartları taşımayan birinin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmaması gerektiğini vurguladı.
      Kıbrıs Türk halkı içinden bazı kesimlerin kendisine gelerek aday olmasını istemeleri durumunda ne yapacağının sorulması üzerine Denktaş, şunları belirtti:
      ''Ben halkımın istemini, onların istediğinden fazlasıyla yaptım. Kendilerine 22 yaşında bir devlet bırakacağım. Bu devleti ortadan kaldırırlarsa tarih ne onları ne de beni affeder. Bunun olmaması için ben dışarıdan yine konuşacağım, yine yazacağım. Ama bu mevkide oturarak, benim inanmadığım bir mecrada giden olayda sorumluluk almak istemiyorum.''


     TALAT'I KANDIRDILAR''

      KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs Türk halkına referandum öncesinde açıkça ''evet dediğiniz takdirde KKTC tanınacak'' dediğini söyleyen Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
      ''Bugün en büyük sıkıntıyı Sayın Talat çekmektedir. Kendisine vaatlerde bulunarak, sırtını okşayanlar, şimdi (meşru hükümetin de hatırını soralım, onları kırmayalım) demektedir. Talat'ı da kandırdılar.'' Denktaş ayrıca şunları kaydetti:
      ''Rumlar kendisine bana karşı mücadele etmesi için o kadar güzel şeyler vaat etmişlerdi ki... Şimdi bunların sahte olduğunu görmüştür. Şimdi Rumlar bana yaptıklarını Talat'a yapmaya ve derhal, ismini vermeyeyim, başka bir isim üzerinde ağırlıklarını koymaya başladılar. Onun için Rum'u bilmeyen aldanır.''
     
     ''HRİSİ AVGİ YENİ EOKA OLABİLİR''

      Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum kesiminde faaliyet gösteren merkezi Yunanistan'da bulunan Hrisi Avgi örgütünün yeni EOKA olabileceği tehlikesine de işaret ederek, şunları söyledi:
      ''Kimse (canım bu da delilik, bir küçük kuruluştur) demesin. Silahlar patladığı gün, bütün Rum halkı EOKA zamanı yaptığı gibi siner. Bu nedenle bu örgüt süratle yeni bir EOKA olabilir. Bunu çok yakından izlemek lazımdır.''
     
     ''BEN GERİ PLANA ÇEKİLDİM''

      Denktaş, referandumdan sonra geri plana çekildiğini de ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
      ''Çekilmek zorundaydım da. Çünkü (evet) diyenlerin KKTC'yi bir yere götüremeyeceğini görüyorum. Ben yedek kuvvet olarak görevimin sonuna kadar buradayım. Uyarılarımı yapıyorum. Ben görevimi yapmaya devam ediyorum ama Türkiye Kıbrıs meselesini başbakanlık seviyesinde götürme kararı almıştır. Başbakanlık seviyesinde götürüyorlar, nereye kadar götürebileceklerini hepimiz göreceğiz.'' ''Annan planını kabul ederek büyük bir kazanç elde ettik'' diyerek halkın yanıltılmamasını isteyen Denktaş, ''Türkiye'nin milli davası Annan planı olamaz. Türkiye'nin milli davası TBMM'de karara bağlanmış davadır, değişmiş değildir, bu da egemenliğimizi içerir'' diye konuştu.
     
     KKTC'NİN TANINMASI

      Kıbrıs Türk halkının referandumda ''evet'' demenin mükafatını kendisine söz verildiği gibi alıp almayacağının sorulması üzerine Denktaş, ''Referandumdan önce halka evet demesi için söylenenlere inanmış olsaydım, ben de evet derdim'' yanıtını verdi.
      Halka, (evet) derseniz tanınacağı sözü verildiğini belirten Denktaş, referandum öncesinde vaatlerde bulunanların, referandum sonrasında bu vaatlerini yerine getirmek için koşullar koyduğunu kaydetti.
      Denktaş, egemenlik ve devlette ısrar etmesi durumunda vaat edilenlerin verilmeyeceğinin söylendiğini belirterek, şunları ifade etti:
      ''Bizim hükümetimiz ve Türk hükümeti egemenlik konusunu öne sürmeksizin (buyrun vaat ettiklerinizi yapın) demeye başladılar ve bir adım da ileri giderek (egemenlik ve tanınma istemiyoruz) dediler.'' Bugüne kadar hiçbir şey yapılmadığını söyleyen Denktaş, buna ek olarak uluslararası toplumun Rum kesimine de herhangi bir baskı yapmadığını ve zaten bunu yapamayacağını belirtti.
      Denktaş, Türk tarafının referandumdan sonra ''İki ayrı referandum Kıbrıs'ın kaderini tayin etme hakkının tek bir halkta olmadığını göstermiştir. Dolayısıyla Rumlar bizim hükümetimiz olamaz. Egemenlik ve tanınmamızda ısrar ediyoruz'' diye yola çıkması gerektiğini bildirdi.
      Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs'ta iki ayrı referanduma gidilmesinin Kıbrıs'ın kaderini sadece Rumların tayin edemeyeceğini kanıtladığını vurguladı.
     
     ''TÜRKİYE'NİN OYNADIĞI KUMAR...''

      Denktaş, Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs sorunu arasındaki bağlantıya ilişkin soru üzerine şunları söyledi:
      ''Türkiye yapmış olduğu manevrayla, kimse gücenmesin, oynamış olduğu kumarla diyorum ben, yani (Rum hayır diyecek, biz evet diyelim de alkış toplayalım) diyerek, AB'nin Kıbrıs meselesini artık Türkiye'nin önüne koyamayacağı bir durum yaratmıştır. AB buna rağmen Türkiye'nin önüne bunu koyarsa Türkiye (ben kendi görevimi yaptım) diyerek diretebilmelidir. Şimdiye kadar (evet derseniz Türkiye'nin üstündeki baskı kalkacaktır) denilerek halkımız üzerinde büyük baskı yapılmış ve etkili olmuştur.'' Cumhurbaşkanı Denktaş, yeni bir çözüm girişimi ya da baskı bekleyip beklemediğinin sorulması üzerine, Aralık ayına kadar KKTC'yi oyalayacaklarını, esas zorlamanın ise Aralık'a yakın, Türkiye'ye tarih verip vermeme konusunda başlayacağını belirtti.
      Denktaş, sözlerini ''Umarız ki Türkiye sağlam duracaktır'' diyerek bitirdi

MILLIYET 27/08/04

Aya Mama Kilisesi'ne provakasyon bombası

 

Güzelyurt'taki Aya Mama Kilisesi'nde saat 03.30 dolaylarında patlama oldu. Kilisede Rumların 1 Eylül'de ayin yapması bekleniyordu.

Kıbrıs'ta Güzelyurt'taki Aya Mama Kilisesi'ndeki patlamaya kilisenin kapısına yerleştirilen bombanın neden olduğu öğrenildi. Kilisenin kapısına yerleştirilen bomba sabah erken saatlerde patladı. Patlamada kilisenin camları kırıldı, giriş kısmı da hasar gördü.

Polisten alınan bilgiye göre, patlamayla ilgili olarak geniş çaplı soruşturma başlatıldı. KKTC hükümeti, Rumların Aya Mama Kilisesi'nde 1-2 Eylül'de ayin düzenlemesine izin vermiş ve bu izin her iki tarafta da çeşitli yorum ve tartışmalara yol açmıştı.

TNT TİPİ BOMBA KULLANILDIĞI SANILIYOR

KKTC'de Güzelyurt'taki Ay Mama kilisesine düzenlenen saldırının ayrıntıları ortaya çıkmaya başladı. Kilisenin ahşap kapısına bırakılan bombanın TNT tipi bir patlayıcı olma ihtimali ağırlık kazandı. Bombanın kilisede büyük hasara neden olduğu, camlarının kırılarak, tavanının da hasar gördüğü bildirildi.

Patlamanın etkisiyle çevrede bulunan iş yerlerinin camları da kırıldı. Saldırganlar kapıya yerleştirdikleri bombanın yanı sıra kilisenin parmaklıklı penceresinden henüz tipi belirlenemeyen yanıcı bir madde atarak, kiliseyi yakma girişiminde bulundular. Yangın olay yerine gelen itfaiye ekibinin müdahalesiyle engellendi.

Bu arada kilise binasının ön tarafına İngilizce çeşitli yazılar yazıldığı da gözlendi. 

Polisin yoğun güvenlik önlemleri aldığı olay yeri, vatandaşların yanı sıra devlet yetkililerinin akınına uğradı. KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu ve diğer yetkililer olay yerine giderek incelemelerde bulundu.

AYİN İZNİ İKİ TARAFTA TEPKİ ÇEKTİ

KKTC hükümeti, Rumların Ay Mama Kilisesi'nde 1-2 Eylül'de ayin düzenlemesine izin vermiş, gerek bu izin gerekse ayine çok sayıda Rum'un katılımının beklenmesi her iki tarafta da çeşitli yorum ve tartışmalara yol açmıştı.

 (aa)

 

HURRIYET 27/08/04

Talat: Saldırı organize ve öncekilerden farklı

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Ay Mama Kilisesi'ne bu sabah düzenlenen bombalı saldırının organize bir eylem olduğunu belirterek, 1-2 Eylül'de kilisede düzenlenecek ayinin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını kaydetti.

Talat, bir kabulünde konuya ilişkin sorular üzerine yaptığı açıklamada, saldırıyı kınadı ve “Kıbrıs Türküne yapılabilecek bundan daha büyük bir kötülük olamaz” dedi.

Saldırıyı düzenleyen teröristlerin Kıbrıs Türkünü dünya önünde küçük düşürmeyi hedeflediğini belirten Talat, saldırı ile KKTC'nin özgür olmayıp, adeta esaret altında olduğunun dünyaya gösterilmeye çalışıldığını kaydetti.

Talat, saldırının bir mabede yapıldığını, kilise ya da cami olmasının fark etmeyeceğini söyledi ve bunu yapanların bir camiye de saldırabileceklerini belirtti.

Saldırıyı düzenleyenlerin hiçbir şey elde edemeyeceğini ifade eden Talat, kilisede ciddi hasar olduğunu ve eski bir kilise olduğu için tamiratının zor olacağını bildirdi.

Aya Mama Kilisesi'nde 1-2 Eylül'de yapılmasına izin verilen ayinin mutlaka gerçekleşmesi gerektiğini söyleyen Talat, bu nedenle iznin iptalinin söz konusu olmadığını belirtti.

Talat, bununla birlikte ayine gelecek Rumların tutumunu bilmediğini, doğal olarak belki gelmek istemeyebileceklerini kaydetti.

Talat, ayin gününe kadar kilisedeki manzarayı ortadan kaldırmayı umduğunu, aksi takdirde Kıbrıs Türk halkının bütün dünyaya bu şekilde yansıtılacağını bildirdi.

"AYİNE İZİN VERMEKTEN VAZGEÇMEYİZ"

Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu ayine izin vermekten vazgeçmek hükümetimiz için son derece alçaltıcı olur. Zor durumda kaldık, bunu aleyhimize kullanacaklardır. Sonuçta bu eylemin failleri ortaya çıkmadığı müddetçe kendimizi dünyaya anlatmakta zorlanacağız.”

Saldırının organize ve uzun sürede gerçekleştirilen bir eylem olduğunu anlatan Talat, kilisede bir grubun toplandığının ve çeşitli yazılar yazdığının ortaya çıktığını belirtti. Talat, saldırının diğer bombalı eylemlerden daha farklı bir karakteri olduğunu da söyledi.

“Kışkırtanların kimler olduğu biliniyor” diye konuşan Talat, polisin gerekli araştırmayı yaparak, failleri bulabileceğine inandığını bildirdi. Talat, “3-5 tane baldırı çıplağa teslim olunmayacağını” da belirtti.

AY MAMA KİLİSESİ'NDE PLANLANAN AYİN

Rumların 1-2 Eylül'de Ay Mama Kilisesi'nde yapacakları ayin ve bu ayine Kıbrıs Türk hükümeti tarafından verilmesi, adanın her iki tarafında da çeşitli yorum ve tartışmalara yol açmıştı.

Güzelyurt'taki kilisede düzenlenecek ayine ilişkin bazı teknik detaylar, ayine izin verilmesi ve ayinin kapsamı gibi konular gerek Türk gerekse Rum kesiminde çeşitli açılardan tartışılıyordu.

KKTC Başbakanı Talat, konuya ilişkin daha önce yaptığı açıklamada, kilisede yapılacak olanın dini bir ayin olduğunu belirtmiş ve Rum kesiminin bunu iki toplumlu bir etkinlik gibi göstermeye çalıştığını kaydetmişti.

Talat, şunları söylemişti:

“Ayin dışında çeşitli temaslar da yapılabilir ama bizim verdiğimiz izin ayinle ilgilidir, diğeri zaten izni gerektirmez. Bunun bir ayin olduğunu unutmadan değerlendirmek gerekir.

KKTC devlet olarak bu ayine izin verdi. Hiçbir kişi, kurum veya örgütün bu ayini engellemeye çalışması veya bu ayinle ilgili provokatif sayılabilecek sözler söylemesi ve yorumlarda bulunması bizim imajımıza hizmet etmez. Hükümetin verdiği izni sabote ederek veya provokatif sözler söyleyerek, hiç kimsenin bu imajı bozmaya hakkı yoktur. Ayinin sakin, sessiz, amacına hizmet eder şekilde yapılması için gerekli tedbirler alındı ve alınmaya devam edecek. Kimse iç barışımızı bozmaya çalışmasın. Burası özgür bir ülkedir, burada demokrasi vardır. Burası Rumların iddia ettiği gibi esir bölge değil, özgür bölgedir ve bu özgür bölgede kararları hükümet verir.”

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da ayini engellemesi talebiyle kendisine gelen bazı kesimleri kabulünde, ayine Kıbrıs Türk halkının tepki göstermesinin tahrik olmadığını söylemişti.

Temennisinin, o günün hadisesiz geçmesi olduğunu belirten Denktaş, ”Ama Kıbrıs Türklerinin reaksiyonlarını göstermelerinin tahrik olduğunu kabul etmiyorum. Halkın bu konularda hissiyatını göstermesi en doğal hakkıdır. Yeter ki taşkınlık olmasın, şiddete başvurulmasın” demişti. Denktaş, binlerce Rum'un kiliseye gelip çan asmasının büyük bir tahrik olacağını da kaydetmişti.

AYİN RUM KESİMİNİ DE KARIŞTIRMIŞTI

Planlanan ayin, sadece KKTC'de değil, Rum kesiminde de çeşitli tartışmalara neden olmuştu. Ay Mama'da ayin düzenlenmesi önerisini ilk ortaya atan Omorfo Metropoliti Neofitu olmuş ve Neofitu'nun Türk yetkililerle yaptığı görüşmeler, “KKTC'yi dolaylı tanıma” anlamına geldiği gerekçesiyle Rum kesimindeki bazı çevrelerce eleştirilmişti.

Ayine sıcak bakan ve hatta izin alınması için temaslarda bulunan çözüm yanlısı Rum anamuhalefet partisi DİSİ de diğer partiler tarafından eleştirilerek, KKTC'yi tanımak ve 5. Annan planının belirli maddelerini hayata geçirmekle suçlanmıştı.

Bu arada, Rum basını ayine AB'nin Kıbrıs Rum kesimi temsilcisi Adriaan Van Der Meer'in de katılacağını ileri sürmüştü.

 (aa)

 

RUM KESİMİ KİLİSE SALDIRISINI KINADI

 

Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hristodimidis, yaptığı yazılı açıklamada, “Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi ve çözüm gibi nihai amaçlar için gerekli olan sakin atmosferi zehirlemeyi hedefleyen bu bombalı saldırıları kınadığını” bildirdi.

Sözcü, Rum yönetiminin kilisede meydana gelen hasardan duyduğu üzüntüyü de dile getirerek, Ay Mama Kilisesi'nin Kıbrıs için önemli bir tarihi eser olduğunu kaydetti.

Ay Mama Kilisesi'nin bulunduğu Güzelyurt'un Rum yöneticisi Karalambos Pittas da yaptığı açıklamada, “üzüntü ve kızgınlığını” dile getirerek, 1-2 Eylül'de düzenlenmesi planlanan ayinle söz konusu kilisenin 1974 Barış Harekatı'ndan sonra ilk kez ibadete açılmış olacağına dikkat çekti.

Pittas, saldırının Kıbrıs'ın bütün halkına karşı yapıldığını söyledi.

 

 

HURRIYET 27/08/04

HURRIYET 27/08/04

Denktaş: Aday olmayacağım

 

KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Nisan 2005'te aday olmayacağını, yerine ”devleti koruma yemini edecek ve bu yemini tutacak birinin” gelmesi gerektiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC cumhurbaşkanlığı seçimleri, Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ve Türkiye'nin AB üyelik perspektifi gibi konulara ilişkin görüşlerini açıkladı.

Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup olmayacağının sorulması üzerine Denktaş, aday olmayacağını ve bunun kati görüşü olduğunu belirtti. Denktaş, şöyle konuştu:

“Kimse bundan bir şey çıkartmasın. Aynı mevkiye aynı adamın sürekli gelmesi doğru değildir. Değişiklikte yarar vardır. Ama bu değişiklik devleti koruyacağına yemin edecek bir kişi ile yapılmalıdır. Unutulmasın, cumhurbaşkanı devleti ve egemenliği koruyacağım diye yemin eden kişidir. Bu yemini edemeyecek ya da ettikten sonra bunun tam aksini yapacak kişinin bu mevkiye gelmemesi lazım.”

Denktaş, bu nedenle bu şartları taşımayan birinin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmaması gerektiğini vurguladı.

Kıbrıs Türk halkı içinden bazı kesimlerin kendisine gelerek aday olmasını istemeleri durumunda ne yapacağının sorulması üzerine Denktaş, şunları belirtti:

“Ben halkımın istemini, onların istediğinden fazlasıyla yaptım. Kendilerine 22 yaşında bir devlet bırakacağım. Bu devleti ortadan kaldırırlarsa tarih ne onları ne de beni affeder. Bunun olmaması için ben dışarıdan yine konuşacağım, yine yazacağım. Ama bu mevkide oturarak, benim inanmadığım bir mecrada giden olayda sorumluluk almak istemiyorum.”

“TALAT'I KANDIRDILAR”

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs Türk halkına referandum öncesinde açıkça “evet dediğiniz takdirde KKTC tanınacak” dediğini söyleyen Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün en büyük sıkıntıyı Sayın Talat çekmektedir. Kendisine vaatlerde bulunarak, sırtını okşayanlar, şimdi (meşru hükümetin de hatırını soralım, onları kırmayalım) demektedir. Talat'ı da kandırdılar.”

Denktaş ayrıca şunları kaydetti:

“Rumlar kendisine bana karşı mücadele etmesi için o kadar güzel şeyler vaat etmişlerdi ki... Şimdi bunların sahte olduğunu görmüştür. Şimdi Rumlar bana yaptıklarını Talat'a yapmaya ve derhal, ismini vermeyeyim, başka bir isim üzerinde ağırlıklarını koymaya başladılar. Onun için Rum'u bilmeyen aldanır.”

“HRİSİ AVGİ YENİ EOKA OLABİLİR”

Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum kesiminde faaliyet gösteren merkezi Yunanistan'da bulunan Hrisi Avgi örgütünün yeni EOKA olabileceği tehlikesine de işaret ederek, şunları söyledi:

“Kimse (canım bu da delilik, bir küçük kuruluştur) demesin. Silahlar patladığı gün, bütün Rum halkı EOKA zamanı yaptığı gibi siner. Bu nedenle bu örgüt süratle yeni bir EOKA olabilir. Bunu çok yakından izlemek lazımdır.”

“BEN GERİ PLANA ÇEKİLDİM”

Denktaş, referandumdan sonra geri plana çekildiğini de ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çekilmek zorundaydım da. Çünkü (evet) diyenlerin KKTC'yi bir yere götüremeyeceğini görüyorum. Ben yedek kuvvet olarak görevimin sonuna kadar buradayım. Uyarılarımı yapıyorum. Ben görevimi yapmaya devam ediyorum ama Türkiye Kıbrıs meselesini başbakanlık seviyesinde götürme kararı almıştır. Başbakanlık seviyesinde götürüyorlar, nereye kadar götürebileceklerini hepimiz göreceğiz.”

“Annan planını kabul ederek büyük bir kazanç elde ettik” diyerek halkın yanıltılmamasını isteyen Denktaş, “Türkiye'nin milli davası Annan planı olamaz. Türkiye'nin milli davası TBMM'de karara bağlanmış davadır, değişmiş değildir, bu da egemenliğimizi içerir” diye konuştu.

KKTC'NİN TANINMASI

Kıbrıs Türk halkının referandumda “evet” demenin mükafatını kendisine söz verildiği gibi alıp almayacağının sorulması üzerine Denktaş, “Referandumdan önce halka evet demesi için söylenenlere inanmış olsaydım, ben de evet derdim” yanıtını verdi.

Halka, (evet) derseniz tanınacağı sözü verildiğini belirten Denktaş, referandum öncesinde vaatlerde bulunanların, referandum sonrasında bu vaatlerini yerine getirmek için koşullar koyduğunu kaydetti.

Denktaş, egemenlik ve devlette ısrar etmesi durumunda vaat edilenlerin verilmeyeceğinin söylendiğini belirterek, şunları ifade etti:

“Bizim hükümetimiz ve Türk hükümeti egemenlik konusunu öne sürmeksizin (buyrun vaat ettiklerinizi yapın) demeye başladılar ve bir adım da ileri giderek (egemenlik ve tanınma istemiyoruz) dediler.”

Bugüne kadar hiçbir şey yapılmadığını söyleyen Denktaş, buna ek olarak uluslararası toplumun Rum kesimine de herhangi bir baskı yapmadığını ve zaten bunu yapamayacağını belirtti.

Denktaş, Türk tarafının referandumdan sonra “İki ayrı referandum Kıbrıs'ın kaderini tayin etme hakkının tek bir halkta olmadığını göstermiştir. Dolayısıyla Rumlar bizim hükümetimiz olamaz. Egemenlik ve tanınmamızda ısrar ediyoruz” diye yola çıkması gerektiğini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs'ta iki ayrı referanduma gidilmesinin Kıbrıs'ın kaderini sadece Rumların tayin edemeyeceğini kanıtladığını vurguladı.

“TÜRKİYE'NİN OYNADIĞI KUMAR...”

Denktaş, Türkiye'nin AB üyeliği ile Kıbrıs sorunu arasındaki bağlantıya ilişkin soru üzerine şunları söyledi:

“Türkiye yapmış olduğu manevrayla, kimse gücenmesin, oynamış olduğu kumarla diyorum ben, yani (Rum hayır diyecek, biz evet diyelim de alkış toplayalım) diyerek, AB'nin Kıbrıs meselesini artık Türkiye'nin önüne koyamayacağı bir durum yaratmıştır. AB buna rağmen Türkiye'nin önüne bunu koyarsa Türkiye (ben kendi görevimi yaptım) diyerek diretebilmelidir. Şimdiye kadar (evet derseniz Türkiye'nin üstündeki baskı kalkacaktır) denilerek halkımız üzerinde büyük baskı yapılmış ve etkili olmuştur.”

Cumhurbaşkanı Denktaş, yeni bir çözüm girişimi ya da baskı bekleyip beklemediğinin sorulması üzerine, Aralık ayına kadar KKTC'yi oyalayacaklarını, esas zorlamanın ise Aralık'a yakın, Türkiye'ye tarih verip vermeme konusunda başlayacağını belirtti.

Denktaş, sözlerini “Umarız ki Türkiye sağlam duracaktır” diyerek bitirdi.

HURRIYET 27/08/04

Denktaş: Aday olmayacağım

27/08/2004 RADIKAL

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halktan istek gelse bile aday olmayacağını, yerine devleti koruma yemini edecek ve bu yemini tutacak birinin gelmesi gerektiğini söyledi.
Denktaş, KKTC cumhurbaşkanlığı seçimleri, Kıbrıs konusundaki son gelişmeler ve Türkiye'nin AB üyelik perspektifi gibi konulara ilişkin görüşlerini açıkladı. Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olup olmayacağının sorulması üzerine Denktaş, aday olmayacağını ve bunun kati görüşü olduğunu belirtti. Denktaş, şöyle konuştu:
"Kimse bundan bir şey çıkartmasın. Aynı mevkiye aynı adamın sürekli gelmesi doğru değildir. Değişiklikte yarar vardır. Ama bu değişiklik devleti koruyacağına yemin edecek bir kişi ile yapılmalıdır. Unutulmasın, cumhurbaşkanı devleti ve egemenliği koruyacağım diye yemin eden kişidir. Bu yemini edemeyecek ya da ettikten sonra bunun tam aksini yapacak kişinin bu mevkiye gelmemesi lazım." Denktaş, bu nedenle bu şartları taşımayan birinin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmaması gerektiğini vurguladı.
Kıbrıs Türk halkı içinden bazı kesimlerin kendisine gelerek aday olmasını istemeleri durumunda ne yapacağının sorulması üzerine Denktaş, şunları belirtti:
"Ben halkımın istemini, onların istediğinden fazlasıyla yaptım. Kendilerine 22 yaşında bir devlet bırakacağım. Bu devleti ortadan kaldırırlarsa tarih ne onları ne de beni affeder. Bunun olmaması için ben dışarıdan yine konuşacağım, yine yazacağım. Ama bu mevkide oturarak, benim inanmadığım bir mecrada giden olayda sorumluluk almak istemiyorum."

'TALAT"I KANDIRDILAR'

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın Kıbrıs Türk halkına referandum öncesinde açıkça 'evet dediğiniz takdirde KKTC tanınacak' dediğini anımsatan Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün en büyük sıkıntıyı Sayın Talat çekmektedir. Kendisine vaatlerde bulunarak, sırtını okşayanlar, şimdi 'meşru hükümetin de hatırını soralım, onları kırmayalım' demektedir. Talat'ı da kandırdılar.
Rumlar kendisine bana karşı mücadele etmesi için o kadar güzel şeyler vaat etmişlerdi ki... Şimdi bunların sahte olduğunu görmüştür. Şimdi Rumlar bana yaptıklarını Talat'a yapmaya ve derhal, ismini vermeyeyim, başka bir isim üzerinde ağırlıklarını koymaya başladılar. Onun için Rum'u bilmeyen aldanır."
Denktaş, Rum kesiminde faaliyet gösteren merkezi Yunanistan'da bulunan Hrisi Avgi örgütünün yeni EOKA olabileceği tehlikesine de işaret ederek, şunları söyledi:
"Kimse 'canım bu da delilik, bir küçük kuruluştur' demesin. Silahlar patladığı gün, bütün Rum halkı EOKA zamanı yaptığı gibi siner. Bu nedenle bu örgüt süratle yeni bir EOKA olabilir. Bunu çok yakından izlemek lazımdır."

Talat: BM askeri azalsın

BİN KİŞİYE ARTIK İHTİYAÇ YOK... Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta görev yapan BM Barış Gücü'nün sayısında azaltmanın ve görev tanımlarının değişmesinin yararlı olacağını söyledi. Talat, kapıların açılması ve kuzeyde yaşayan Maronitlerle Rumlara yönelik önlemler alınmasının ardından Barış Gücü'nün KKTC sınırları içerisindeki rolünün azaldığını belirtti

POLİS GÖREVİ YAPMASI DAHA DOĞRU OLUR... "Barış Gücü askerinin sayısında azaltmaya ihtiyaç var. Bin kişiye artık ihtiyaç yok. Ama Kıbrıs sorunu çözümlenmediğine göre Barış Gücü'nün fonksiyonlarına, varlığına ihtiyaç var. Ara bölgede görev yapmasına ihtiyaç var" diye konuşan Başbakan Talat, BM askerlerinin görev tanımlarının değiştirilerek, polis görevi yapmasının daha doğru olacağını söyledi

RUMLARIN NİYETİ, BARIŞ GÜCÜ'NÜ KULLANARAK STATÜKOYU SÜRDÜRMEK... Rum yönetimi, ısrarla Barış Gücü'nü aynı şekilde tutmaya çalıştığına, amacının da Kıbrıs sorununu kendi politikaları çerçevesinde "Türk askerinin buradaki varlığı" meselesine indirgemek olduğuna işaret eden Talat, "Buna BM'nin rağbet etmemesi gerekir. Çözümde isteksiz olan Rum tarafı, statükoyu BM Barış Gücü'nü kullanarak sürdürmek istiyor" dedi

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta görev yapan BM Barış Gücü'nün sayısında azaltmanın ve görev tanımlarının değişmesinin yararlı olacağını söyledi.

Talat, kapıların açılması ve kuzeyde yaşayan Maronitlerle Rumlara yönelik önlemler alınmasının ardından Barış Gücü'nün KKTC sınırları içerisindeki rolünün azaldığını belirtti.

Başbakanlık'ta dün bir kabulü sırasında Barış Gücü'nün yeniden yapılandırılmasına ilişkin çalışmalara yönelik soruları yanıtlayan Talat, konuyla ilgili olarak taraflarla temas için BM'den bir heyetin eylül başında adaya geleceğine dikkat çekti. Talat, görüşlerini şöyle dile getirdi:

"Barış Gücü askerinin sayısında azaltmaya ihtiyaç var. Bin kişiye artık ihtiyaç yok. Ama Kıbrıs sorunu çözümlenmediğine göre Barış Gücü'nün fonksiyonlarına, varlığına ihtiyaç var. Ara bölgede görev yapmasına ihtiyaç var..."

Polis görevi yapması daha doğru olur

Kapıların açılması ve kuzeyde yaşayan Rumlarla Maronitlere yönelik önlemler alınmasının ardından KKTC sınırları içerisinde Barış Gücü'nün fazla bir rolü kalmadığını söyleyen Talat, "Sayının azaltılması ve buna uygun olarak görev tanımlarının değişmesi, polis görevi yapması daha doğru olur" dedi.

Kıbrıs'ta çözüme karşı çıkan Rum yönetiminin, Barış Gücü'nün varlığının aynen devam etmesini istediğine de dikkat çeken Talat, şöyle konuştu:

Rumların amacı, sorunu

Türk askeri varlığına indirgemek

"Rum yönetimi, ısrarla Barış Gücü'nü aynı şekilde tutmaya çalışıyor. Amacı da Kıbrıs sorununu kendi politikaları çerçevesinde "Türk askerinin buradaki varlığı" meselesine indirgemektir. Buna BM'nin rağbet etmemesi gerekir. Çözümde isteksiz olan Rum tarafı, statükoyu BM Barış Gücü'nü kullanarak sürdürmek istiyor. Hem çözüme engel olacaksın, hem de Barış Gücü'nün buradaki varlığının devamında ısrar edeceksin. Bunlar uyumlu tutumlar değil..."

KIBRIS 27/08/04

Talat: Türkiye'nin Rusya'dan destek talebinin büyük yararı olacak

Başbakan Mehmet Ali Talat, Rusya'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki etkin rolüne dikkat çekerek, Türkiye'nin bu ülkeden destek talebinin büyük yararı olacağını söyledi.

Başbakan Mehmet Ali Talat dün bir kabulünde, Rusya Devlet Başkanı Putin'in eylül başında Ankara'ya yapacağı Kıbrıs ağırlıklı resmi ziyarete ilişkin soruları yanıtladı.

Rum tarafıyla geleneksel olarak yakın ilişkileri olan Rusya'ya Kıbrıs sorununun iyi anlatılmasının önemini vurgulayan Talat, "Güvenlik Konseyi daimi üyesi bir ülke olarak BM ile ilişkilerimizde kilit bir ülkedir. Rusya'dan elde edilebilecek desteğin büyük değeri var" dedi.

KKTC'nin uluslararası temaslarda sınırlı imkana sahip olduğunu belirterek, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda ve Kıbrıs Türk halkının çıkarlarına dayalı destek arayışının memnuniyet verici olduğunu söyleyen Talat, Rusya'nın Kıbrıs Türkü'nün ekonomik izolasyondan kurtarılmasına ilişkin tavrının temaslarla ileriye götürülmesinin büyük yararı olacağını anlattı.

Talat, "Kıbrıs konusunda Güvenlik Konseyi'nin tutumu çok önemli, güçlü yaptırım yetkileri var. Güvenlik Konseyi Kıbrıs Türkü'ne uygulanan izolasyonu kaldırma çağrısı yaparsa büyük ölçüde kalkması kolaylaşır. Burada da Rusya'nın belirleyici bir rolü var ve bu nedenle Türkiye'nin Rusya'nın desteğini istemesi oldukça isabetli olur" diye konuştu.

KIBRIS 27/08/04

DİSİ ile AKEL birbirine girdi

DİSİ Milletvekili Keti Kliridis'in KIBRIS Gazetesi'nde yer alan röportaja ilişkin Güney Kıbrıs'taki yankıları büyüyor.

Keti Kliridis, Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğünde sorumluluğun Papadopulos ile onunla aynı doğrultuda gitmeyi tercih eden AKEL'e ait olduğunu söylemişti.

Fileleftheros gazetesi ve diğer gazeteler, DİSİ Milletvekili Keti Kliridis'in KIBRIS Gazetesi'ne verdiği röportaja ilişkin Güney Kıbrıs'taki partilerin yapmış oldukları eleştiri ve açıklamalara yer verdi.

Gazete, DİSİ'nin Keti Kliridis'i, Kıbrıs Türk basınına yapmış olduğu açıklamalarından ötürü savunmasız bıraktığını belirterek, DİSİ Basın Sözcüsü Tasos Mitsopulos'un yaptığı açıklamada, "Keti Kliridis'in açıklamaları kendi düşüncelerini ifade etmektedir ve DİSİ'yi bağlamamaktadır" dediğini yazdı.

Gazete, Kliridis'in Rum yönetimi lideri Papadopulos'un, "Kıbrıs sorununun çözümünü istemediği" şeklindeki açıklamalarına katılıp katılmadığı şeklindeki soruya karşılık ise Mitsopulos'un, "Kıbrıs'ın siyasi güçleri, elbette her biri kendi bakış açısı ve felsefesi içerisinde, Kıbrıs sorununun çözümünün gerekliliğine inanmaktadır" dediğini kaydetti.

Öte yandan gazete, Keti Kliridis'in "röportajıyla yakmış olduğu ateşin iki büyük partiyi karşı karşıya getirdiğini" belirterek, AKEL'in açıklaması ile DİSİ'den AKEL'e verilen yanıtı yayımladı.

Gazete, AKEL'den yapılan açıklamada, "Kliridis'in Kıbrıs sorununa ilişkin bildik tezlerini tekrar ettiğini ve kışkırtıcı bir şekilde Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün sorumluluğunu Rum yönetimi lideri Papadopulos ve AKEL'e attığının" belirtildiğini yazdı.

AKEL açıklamasında, "1974'ten itibaren DİSİ ve Glafkos Kliridis hükümetlerinin sorumluluklarının çok büyük olduğunu ve sürekli olarak verdikleri tavizlerle Annan Planı'nda olumsuz kıstasların yer almasının önkoşullarını yarattıklarını" belirtti.

DİSİ partisi ise AKEL'in bu açıklamalarına cevaben yaptığı açıklamada, "AKEL kendini muhalefete muhalefet etmeye adamak ve bir önceki hükümete sorumluluklar yüklemek yerine, Kıbrıs sorununda net bir politikanın bulunmamasının bizi nereye götürdüğünü düşünse daha doğru olurdu" denildi.

Gazete, KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru'nun ise Keti Kliridis'in röportajına ilişkin yaptığı açıklamada, "Kıbrıs sorununun tarihinde belki de ilk kez DİSİ meclis grubuna ait bir Rum Temsilciler Meclisi üyesinin, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünden Kıbrıs Rum tarafını ve Rum yönetimi liderinin sorumlu olduğunu açıkladığını" söylediğini yazdı.

KIBRIS 27/08/04

Kuzey Kıbrıs'a yüzerek gidecek

 

Mersin'in Anamur İlçesi'nden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) su altından yüzecek emekli Astsubay Namık Ekin, rekor denemesine başladı.

Anamur'un İskele mevkiinden ailesi, Anamur Kaymakamı Hulusi Kaya, Belediye Başkanı Suphi Alp ve vatandaşlar tarafından uğurlanan Ekin, dalışa geçmeden önce, daha önce 74 kilometre (40 deniz mili) olarak açıklanan rekor deneme mesafesini, 84 kilometreye (47 deniz mili) çıkardıklarını açıkladı.

Anamur'da yoğun bir ilgiyle karşılaştığını, bu misafirperverliğe, açıktan başlamayı planladığı dalışı, sahile çekerek karşılık vermek istediğini söyleyen emekli Astsubay, “Burada önemli olan Türkiye'nin adının bu yüzmeyle dünyaya duyurmak” dedi.

Rekor denemesini Omurilik Felçlileri Derneği yararına gerçekleştirdiğini belirten Ekin, yardımsever işadamlarını bağış yapmaya çağırdı.

Rekor denemesinde Ekin'e eşlik edecek Şişli Sualtısporları Kulübü Başkanı İhsan Polat da milli sporcunun sahilden yüzme kararı nedeniyle planlarının değiştiğini, Ekin'in sürekli kafes içinde yüzmeyeceğini belirterek şunları söyledi:

“Ekin'in sahilden başlamak istemesiyle mesafe arttı. Bu mesafeyi, 5'er millik 9 etaba böldük. 3 milini paletle, 2 milini ise olası akıntılar karşısında scooter ve scuba isimli aletlerin yardımıyla gerçekleştirecek. Ekibimizde bulunan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Salih Aydın ve bir diğer doktor her yarım saatte Ekin'in sağlık durumunu kontrol edecek. Bu denemenin yaklaşık 9 saati gece gerçekleşecek. Ekin'i 18 kişilik ekip sürekli su içerisinde takip edecek.”

Mesafenin uzatılmasıyla 40 saat sürmesi planlanan rekor denemesinde Ekin'e, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı TCG AĞ-6 (P-306) gemisi ve Sat timi ile bir helikopterin eşlik edeceği belirtildi.

Bu arada, rekor denemesini izleyen Türkiye Guinness Rekorları Fahri Temsilcisi Orhan Kural da Ekin'in denemesi için Guinness'e resmi başvuru yaptıklarını, başarılı olması halinde Ekin'in Guinness Rekorlar Kitabı'na girecek 14'üncü Türk olacağını belirtti

Ekin hedefine ulaşırsa, “en uzun mesafe su altında gitme”, “en yaşlı sporcu olarak en uzun mesafe su altında gitme” ve “en uzun süre yüzerek su altında kalma” olmak üzere 3 dünya rekoru kırmış olacak.

30 Ağustos Zafer Bayramı'nda Girne'de karaya çıkmayı hedefleyen Namık Ekin'in, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından karşılanacağı bildirildi.

 (aa)

HURRIYET 29/08/04

Talat: Batı somut taahhüt vermedi

 

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, KKTC olarak bundan sonra kazanabileceklerinin Rumlarınki gibi, mevcut yasal çerçeveyi değiştirebilecek güçte olmayabileceğini söyledi.

Talat, eylülde Kıbrıs'a ilişkin hız kazanacak diplomatik mücadele öncesinde Rumların kendisine bakışı ve cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi konulara ilişkin görüşlerini açıkladı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Talat'ın referandum öncesinde  ”kandırıldığına” yönelik açıklamasının hatırlatılması üzerine Talat şunları söyledi:

“Batı bize somut olarak şunu yapacağız diye bir taahhüt vermedi, bana vermedi. Denktaş Bey'e vermişse bir görelim, kim yazdı, nasıl verdi, hangi şartlarda, hangi büyük diplomat verdi? Hayır. Batı'nın söylediği açıktı; uluslararası toplumla birlikte olan kazanır, uluslararası topluma karşı olan kaybeder. Rum tarafı karşıydı, Türk tarafı taraftardı. Türk tarafının kazanması, Rum tarafının kaybetmesi gerekiyordu. Ama yasal çerçeve orada, bu çerçevenin içinde ne kazanabiliriz bilmiyorum. Bu yasal çerçevenin içinde ancak  kazanabileceklerimizi kazanabiliriz. Bizim kazandıklarımız, Rumlarınki gibi bu yasal çerçeveyi değiştirebilecek güçte olamaz gibi görünüyor.”

SORUMLU YANLIŞ POLİTİKALAR

Talat, bunun sorumluluğunun da kendisinde veya dünyada olmadığını söyleyerek, “Kimse kusura bakmasın, bunun da sorumluluğu bugüne kadar yanlış olan politikaları sürdürenlerdir” dedi.

İsviçre'de Bürgenstock'daki görüşmelerden önce “hiç müzakere yapılmadığını” da söyleyen Talat, şöyle konuştu:

“Eğer müzakere etseydik o zaman da kazanırdık. Kopenhag zirvesi öncesindeki Annan planında bulunan referandum sorusu farklıydı. Diyordu ki kuruluş anlaşması, garanti ve ittifak anlaşmaları ve Kıbrıs'ın AB üyeliğini kabul ediyor musun? Ve yanıt evet ya da hayır. Hayır derse Rumlar AB'ye giremezdi. Ama Kopenhag'da (Kıbrıs AB'ye girdi) kararı alınınca bu soru değişti.”
  
SERBEST TİCARET TÜZÜĞÜ ŞÜPHELİ
  
AB'de eylül ayında ele alınacak Serbest Ticaret Tüzüğü ile mali tüzüğün geçmesinden umutlu olup olmadığının sorulması üzerine Talat, ”Mali tüzük geçecek gibi görünüyor ama Serbest Ticaret Tüzüğü'nden çok fazla emin değiliz” diye konuştu.

Talat, Rumların Serbest Ticaret Tüzüğü'ne şiddetle karşı çıktığını hatırlatarak, “Ama biz de şiddetle istiyoruz. Çünkü bu tüzük bizim için son derece önemli” dedi.

Kıbrıs'ta yürürlüğe giren Yeşil Hat Tüzüğü konusunda Rumların kendisine yönelik suçlamalarının hatırlatılması üzerine Talat, bu tüzüğün Serbest Ticaret Tüzüğü'nün yerini tutmayacağını kaydetti. Talat, “Ne hakkı var ki Rumların beni Limasol ya da Larnaka limanlarından ihracat yapmaya zorlasın. Nerede buldu o hakkı?” diye konuştu.
   
RUMLAR İÇİN EN İYİ TÜRK YOKTUR
  
“Rum yetkililer başbakanlık koltuğuna oturmanızdan önce sizin hakkınızda daha olumlu açıklamalar yapıyordu ve tırnak içinde onlar tarafından daha çok seviliyordunuz. Rumların size dair açıklamalarında değişiklikler gözleniyor değil mi?” sorusu üzerine Talat, şunları kaydetti:

“Şimdi bakın, Kıbrıs'ta birçok şey tırnak içindedir. Kıbrıs Cumhuriyeti tırnak içinde, onlar için de KKTC tırnak içinde. (Çok seviyorlar), o da tırnak içinde. Dolayısıyla her şey tırnak içinde gidiyor Kıbrıs'ta. Rum yönetimi için en iyi Türk, kendileri gibi düşünen Türk'tür. Böyle Türk de yoktur. Bu nedenle onlar için en iyi Türk de yoktur.”

Talat, Rum yönetimi için zamanında kendisinin “en iyi Türk” olup olmadığının sorulması üzerine de “Hiçbir zaman olmadım. Kimse de öyle değil. Bugün çok beğendikleri Türkler de öyle değil” dedi.

Barış ve Demokrasi Hareketi Başkanı Mustafa Akıncı'nın Rumlar tarafından kendisine alternatif olarak çıkarılmaya çalışıldığı yorumlarının hatırlatılması üzerine de Talat, şöyle konuştu:

“Akıncı şimdi benim pozisyonumda olsa ve böyle bir sorumluluk yüklense ona da saldıracaklar. Akıncı, Kıbrıs Türklerinin hakkını benim kadar savunan birisidir... İktidarda olsa o da Denktaş olacak. Çünkü Rum egemen çevreleri Denktaş'sız yaşayamaz. Bir Denktaş olacak mutlaka, Denktaş olmazsa karşıda bu iş olmaz.”
  
CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞINA PARTİ KARAR VERİR
  
Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylığını koyup koymayacağı sorularına temkinli yanıt veren Talat, şunları kaydetti:

“Samimi söylüyorum, buna parti karar verir. Cumhuriyetçi Türk Partisi'nde hep böyle oldu. Benim bir görüşüm olacak tabii, ama şu anda oluşmuş bir görüşüm yok.”

Talat, cumhurbaşkanlığı makamının anayasaya göre aslında sembolik olduğuna dikkat çekerek, KKTC cumhurbaşkanının Kıbrıs müzakerelerinde genelde görüşmeci olduğunun ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un karşısında toplum lideri istediğinin hatırlatılması üzerine ise şöyle konuştu:

“Biraz otomatik oluyor o, toplum lideri sıfatı nedeniyle. Kıbrıs sorunu devam ettiği sürece cumhurbaşkanının toplum lideri ve görüşmecilik gibi bir sıfatı vardır, doğru. Denktaş son dönemde kendisi reddetmeseydi yine olurdu... Ama Kıbrıs sorunu o güne kadar hangi noktaya gelir bilemiyorum, bakarsınız çözülür.”

Talat, aday olup olmayacağı konusunun yakın bir zamanda belli olacağını da kaydetti.

 (aa)

Güneyde Ay Mama alarmı

29/08/2004 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de 1974'ten beri Rumların ilk kez ayin yapacağı Ay Mama Kilisesi'ne önceki gün bombalı saldırı düzenlenmesi üzerine Rum Yönetimi felaket senaryosu yazdı. Adalet Bakanı Doros Theodoru, "Ayin sırasında fanatik Türklerin Rumları öldürmek dahil ciddi olaylar çıkaracakları istihbaratına sahibiz" diyerek KKTC'ye geçecek Rumlara güvenlik garantisi veremeyeceklerini söyledi. Politis gazetesi ise 'Rumlar ve Türkler saldırıyı kınadı. Bomba boşuna patladı' derken Filelefteros, 'Birleşmenin temeline bomba' başlığını attı.

Ayin ve şölen

Talat; ''Burası güvenli bir ülkedir ve Kıbrıs Türk halkı da hem demokratik hem barışçı bir halktır. O yüzden herhangi bir sorun olmayacağını biliyoruz. Gerekli güvenlik tedbirleri tabii ki alınmıştır.” derken ayini yaptıracak ilgili rum papaz da ayinin yapılacağını açıklamıştı

 

1 Eylül’de Lefkoşa İnönü Meydanı’nda yapılacağı duyurulan “Barış Şöleni” de Güzelyurt’a alındı. Bu Memleket Bizim Platformu, “Yeni ve Birleşik Kıbrıs İçin Barış Şöleni”nin 1 Eylül Çarşamba günü saat 20.00’de Güzelyurt Kaymakamlığı önünde yapılacağını duyurdu

YENIDUZEN 29/08/04

Halkın hissiyatına ihanet

Güzelyurt’taki Ay Mamas Kilisesi’ne dün sabah saat 03.00 sıralarında patlama meydana geldi..
Herhangi bir can kaybının olmadığı patlama sonucunda ilk belirlemelere göre kilisenin yan kapısı, camları ve tavanı hasar gördü. Patlamanın etkisiyle çevrede bulunan dükkan ve işyerlerinin camları kırıldı. Polis Basın Subaylığı’ndan alınan bilgiye göre dün sabah saat 03.30 sıralarında meydana gelen patlamayla ilgili kapsamlı bir araştırma başlatıldığı ve patlamaya kilisenin arka tarafına yerleştirilen patalayıcı madde ile ön tarafa atılan molotof kokteylinin sebep olduğu belirtildi.

YENIDUZEN 28/08/04

'Halkın hissiyatı!'

Esef verici bir olay ama Rumlar’ın bu  gelişi basbayağı tahriktir, maksatlıdır. Bizim insanımız tahrik edilmiştir. Halkın hissiyatına saygılı olmak gerekir.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Rumlar’ın 1-2 Eylül tarihlerinde ayin yapmasına izin verilen Güzelyurt’taki Ay. Mamma Kilisi’ne yapılan saldırının terörist bir eylem olduğunu, bunu gerçekleştirenlerin Kıbrıs Türk halkını dünyada küçük düşürmeyi hedeflediklerini söyledi. Talat, “Kıbrıs Türkü’ne yapılabilecek bundan daha büyük kötülük, ihanet olamaz. Bizi, Kıbrıs Türk halkını, özgür düşünceli Kıbrıs Türk halkını, özgür ülkemizi eğer karanlık emelleriyle korkutacaklarını sanıyorlarsa yanılıyorlar. Hiçbirşey elde edemeyecekler” dedi.

Talat, ayine izin vermekten vazgeçmenin hükümet açısından son derece alçaltıcı olacağını kaydetti ve ayin izninden vazgeçmelerinin söz konusu olmadığını açıkladı.

YENIDUZEN 28/08/04

 

Ay Mamas'ın yaraları sarılıyor

Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'ne yönelik bombalı saldırıda meydana gelen tahribat, yoğun bir çalışmayla giderilmeye çalışılıyor ve kilise ayine hazırlanıyor.

Başbakan Mehmet Ali Talat da kilisedeki ayinin yapılacağını, bu konuda gerekli tedbirlerin alındığını söyledi.

Herhangi bir sorun olacağını sanmadığını ifade eden Başbakan Talat, ilgili Rum papazın da ayinin yapılacağını açıkladığını anımsattı.

Ay Mamas Kilisesi'nin 1-2 Eylül tarihinde yapılacak ayine yetiştirilmesi için Eski Eserler Dairesi'ne ait ekipler çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyor.

Kilisede, bombanın tesiriyle kırılan camların yerine yenileri takılırken, tahrip olan diğer bölümlerin de onarılmasına başlandı.

Tamirat çalışmalarının pazartesi gününe kadar tamamlanması hedefleniyor.

Öte yandan, kilisede ayin için de hazırlıklar devam ediyor. Dün, Ay Mamas Kilisesi'ne giden bazı Rum görevliler, ayinde kullanılacak yeni yağdanlıkları yerlerine yerleştirip, ayin mekanını gözden geçirdiler.

Önceki günkü bombalı saldırıda tozlanan ve tahta parçaları ile dolan kilisenin iç kısmı da temizlendi

Neofitu, kiliseyi ziyaret etti

Tamirat çalışmaları devam ederken, dün "Omorfo Metropoliti" Neofitu, Ay Mamas Kilisesi'ne giderek incelemelerde bulundu.

"Omorfo Metropoliti" Neofitu, basın mensuplarına hiç bir açıklamada bulunmadan kiliseden ayrıldı.

Neofitu, "Türk ve Rum tarafında bugüne kadar yaptığı açıklamalarının saptırıldığı" gerekçesiyle açıklama yapmadığını söyledi.

Öte yandan, KKTC'yi tanıtma ve Yaşatma Derneği'nden bir grup Ay Mamas Kilisesi'nin önünde, içerisinde "vatana sahip çıkılması ile toplantı ve yürüyüş yapma çağrısı bulunan" bildirileri dağıttı.

Talat: Ayin yapılacak. Gerekli tedbirler alındı

Başbakan Mehmet Ali Talat, Rumların önceki gün bombalanan Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde ayin yapacaklarını, bu konuda gerekli tedbirlerin alındığını söyledi.

Başbakan Talat, bir heyeti kabulü sırasında, Rumların 1-2 Eylül'de ayin düzenleyeceği Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nin önceki gün bombalanmasına ilişkin olarak, bombanın türü ve faillerin belirlenmesi yönünde kendisine bir bilgi ulaşıp ulaşmadığının sorulması üzerine, "Bilmiyorum. Hayır. İçişleri bakanımızla konuşun. Ben hiç ilgilenmedim" dedi.

Ayinin yapılması yönünde gerekli tedbirleri aldıklarını ve herhangi bir sorun olacağını sanmadığını ifade eden Talat, ilgili Rum papazın da ayinin yapılacağını açıkladığını anımsattı.

Rum basının sürekli olarak, "Ayine katılacakların güvenliklerini sağlayabilecek misiniz?" diye sorduğunu belirten Başbakan Talat, şunları söyledi:

"Burası güvenli bir ülkedir ve Kıbrıs Türk halkı da hem demokratik hem barışçı bir halktır. O yüzden herhangi bir sorun olmayacağını biliyoruz. Gerekli güvenlik tedbirleri tabii ki alınmıştır. Ama şunu da söyleyeyim, demokratik ülkelerde de terörist saldırılar olur. Dünyanın her demokratik ülkelerinde de olur. O yüzden terörist bir saldırı oldu diye Kuzey Kıbrıs'taki barışçı havayı, demokratik toplumu küçük görmek, aşağılamaya çalışmak son derece yanlıştır. Önemli olan hem hükümet hem Kıbrıs Türk halkı gayet kararlılıkla bu yapılanları kınamıştır. Hükümet de üzerine düşen tedbirleri almaktadır."

Başbakan Talat, başka bir soru üzerine Kıbrıs'ta görevli BM Barış Gücü'nün durumunu görüşmek üzere adaya gelen BM heyetiyle de 1 Eylül'de görüşeceğini bildirdi.

Soyer, Denktaş ve Eroğlu'nun

açıklamalarını eleştirdi

CTP Genel Sekreteri Ferdi Sabit Soyer, Ay Mama Kilisesi'ne yapılan saldırıdan sonra Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun yaptıkları açıklamaları eleştirdi.

Denktaş ve Eroğlu'nun açıklamalarının "olayı destekler niteliğinde" olduğu vurgulayan Soyer, "Denktaş ve Eroğlu'nun teröre mazeret arayan yaklaşımlarını şiddetle kınar, Kıbrıs Türk halkının hangi gerekçeyle olursa olsun terör asla prim vermeyeceğine dönük tutumunun devam edeceğine inanırız" dedi.

Denktaş ve Eroğlu'nun halkın hissiyatından söz ettiklerini belirten Soyer, "Halkın hissiyatını dikkate almaya bu kadar meraklı ve istekli iseler, 24 Nisan referandumundan sonra % 65'le Kıbrıs Türk Halkının kendilerinin red ettikleri çözüm belgesini, özgür iradesiyle kabul etmesinden sonra derhal bulundukları makamlardan istifa etmeleri gerekmektedir" görüşünü ifade etti.

Ferdi Sabit Soyer, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:

"Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'ne yapılan bombalı saldırıdan sonra, hem suçlu, hem güçlü yaklaşımları ile çözüm istemeyen güçler ses vermeye çalışmaktadırlar.

Yıllardır Kıbrıs Türk halkın çok yakından tanıdığı çözüm arzu etmeyen tüm kalemler basında boy göstermeye çalışmaktadır. Ancak en vahimi Cumhurbaşkanı Denktaş ile UBP Genel Başkanı Dr Derviş Eroğlu'nun yaklaşımıdır.

Bu ikili birbirini kıskanan ama siyaseten de 'yapışık ikiz', yani 'Siyam İkizleri' gibi olduklarını bu son olayda yine kanıtlamışlardır. Her iki lider de bu bombalı saldırıyı yapanları düşünceleri ne isterse olsun kesin olarak kınayacaklarına, bu eylemi haklı kılmaya dönük açıklamları mazaret adı altında yapmaktadırlar.

Bunlardan Cumhubaşkanı Denktaş o bölgede yüzlerce şehit ailesi bulunduğu ve bu etkinliğe izin vermekle hükümetin bunu dikkate almadığı ve bu olaya sebebiyet verilmesine yol açttığı iddiasına sarıldı.

UBP Genel Başkanı Dr Derviş Eroğlu ise yaptığı açıklamada 'zaman ve zeminin önemli olduğu, hükümetin 'ben yaptım oldu' anlayışı ile hareket ettiğini ve halkın hissiyatını dikkate almadığı için bombalama olayının gerçekleştiğini' söyleyerek hükümeti eleştiren ve bombalama olayına sözde haklı mahana bulmaya çalışan bir açıklama yaptı.

Dünya'nın her tarafında gerçekleştirlen terörün, kendine göre öne sürdüğü gerekçeler vardır. Ama bu gerekçelerin hiç biri terörü meşru kılmaz. Teröre dönük meşrutiyeti ancak onun açık veya gizli destekcileri arar.

11 Eylül'den sonra tüm dünyada 'İslam terörü' diye öne sürülen ve tüm İslam camiası ile toplumlarının demokratik taleplerinin bile değersizleştirilmeye çalışıldığı bir dönemde yaşıyoruz. İşte bu dönemde Kıbrıs Türk halkı gibi tüm dünya'nın takdir ettiği bir halkın demokratik yapısına ve haklı davasına, bir Kiliseye bomba koyarak darbe vuran terör sahiplerini hiç bir mazaret haklı kılmaz.. Bu yüzden Denktaş ve Eroğlu'nun bu terör olayına dönük yaklaşımı, terörü sözde haklı mazaretlerle gizlemeye çalışan ve özendiren bir tutumdur. Bunu şiddetle kınarız..

Eğer bu siyasiler yani Denktaş ve Eroğlu, 'Halkın Hissiyatını dikkate almaya' bu kadar meraklı ve istekli iseler, 24 Nisan referandumundan sonra %65'le Kıbrıs Türk halkının kendilerinin red ettikleri çözüm belgesini, özgür iradesi ile kabul etmesinden sonra, derhal bulundukları makamlardan istifa etmeleri gerekmektedir. Eğer halkın hissiyatına ve şehit ailelerinin kararlarına Denktaş ve Eroğlu bu kadar saygılı ise, aynı insanların 24 Nisan'daki referandumda Güzelyurt bölgesinde gerçek dışı propagandalara ve devletin açık gizli baskı uygulamlarına karşın, halkın ezici bir çoğunlukla 'Evet' demesini saygı ile karşılar ve o günden sonra susar ve siyaset sahnesinden 'izzet ve ikbal ile' ayrılmasını bilirlerdi.

Denktaş ve Eroğlu'nun teröre mazaret arayan yaklaşımlarını şiddetle kınar, Kıbrıs Türk halkın'nın hangi gerekçe ile olursa olsun, terör girşimlerine asla prim vermeyeceğine dönük tutumunun devam edeceğine inanırız.

Denktaş ve Eroğlu kendi gibi düşünmeyen ezici çoğunluğu, demokrasi dışı terör eylemleri ile sindireceğini sanan gafillere haklılık veren bu yaklaşımları ile demokratik değerlere olan karşıtlıklarını yeniden bir kez daha kanıtlamış oldular."

GÜÇ-SEN: Bombalar, çözüm mücadelesini durduramaz

Gümrük Çalışanları Sendikası (GÜÇ-SEN), Ay Mamas Kilisesi'ne karşı yapılan bombalı saldırıyı nefretle kınadı.

GÜÇ-SEN Başkanı Mehmet Tosun, dün yaptığı yazılı açıklamada, saldırıyı yapanların Kıbrıs'ta yaşayan iki toplumun yakınlaşmasını önlemeye çalıştıklarını belirterek, "Bu bombalar, çözüm ve barışa evet diyen halkımıza atılmıştır" dedi.

Tosun, bombalı saldırının, geçmişte yapılan tüm saldırılar gibi Kıbrıs Türk halkanın barış yönündeki mücadelesini durduramayacağını vurguladı. Tosun, halkın barış mücadelesini Kıbrıs'a barış gelene kadar sürdüreceğini kaydetti.

Kalelioğlu: Saldırıyı kınıyoruz

Kıbrıs Adalet Partisi (KAP) Genel Başkanı Oğuz Kalelioğlu, Rumların Güzelyurt'ta yapacakları ayini onaylamamalarına rağmen, Ay Mamas Kilisesi'ne yapılan bombalı saldırıyı tasvip etmediklerini ve kınadıklarını kaydetti.

Kalelioğlu yazılı açıklamasında bu tür olayların iç huzuru bozmaktan başka bir işe yaramadığını vurgulayarak, "Zaman artık bölünme ve parçalanma zamanı değil birlik ve dirlik içinde toparlanarak Kıbrıs Türkü'nün dimdik ayakta durduğunu, devletine ve vatanına sahip çıktığını dünyaya haykırması gereken zamandır" dedi.

Açıklamasında Küçükkaymaklı Anıtı'nda bulunan TC ve KKTC bayraklarının kimliği belirlenemeyen kişilerce yakılması olayına da değinen Kalelioğlu, "her yere bayrak asmanın değil, asılan bayrakların korunup kollanmasının önemli olduğunu " belirtti.

Dipkarpaz'a Rum ortaokulu açılması kararının tüm KKTC halkını derinden yaraladığını söyleyen Kalelioğlu, "birkaç öğrenci için 25 tane fanatik Rum öğretmenin KKTC'ye gelerek Türk düşmanlığı ile dolu Rum kitaplarıyla eğitim vermesi ve buna olanak sağlanması kabul edilemez. KKTC hükümeti önce kendi çocuklarına sahip çıkarak Dipkarpaz'a Türk ortaokulu açmalıdır" diye konuştu.

Kalelioğlu, %10'luk maaş artışından sonra yapılan zamları da eleştirerek, özellikle akaryakıta yapılan zam oranı ile tüm kalemlerin otomatik olarak zamlanacağını, yaşam koşullarının zorlaşacağını kaydederek, hükümete akaryakıt zammını geri alma çağrısında bulundu.

Şehitleri Anma ve Yaşatma Derneği: Gerilimden kaçınılmalı

Şehitleri Anma ve Yaşatma Derneği, Kıbrıs sorununun geçmekte olduğu kritik aşamada ve Türkiye'nin AB üyeliği içini görüşme tarihi almayı beklediği bir zamanda, amacı ne olursa olsun dini ve tarihi yerlere yönelik yapılan her türlü saldırıyı kınadı.

Dernek başkanı Mustafa Gürsoy, yaptığı yazılı açıklamada, farklı düşüncelere sahip olunması, hükümetin verdiği kararlara katılmamış olunmasının şiddete yönelik davranışlarda bulunmanın gerekçesi olamayacağına dikkat çekti.

Gürsoy, bu tür tutumların Kıbrıs Türk halkına zarar vermekten başka bir sonuç vermeyeceğini ifade ederek, başta hükümet ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olmak üzere tüm yetkilileri gerekli önlemleri almaya; farklı siyasi düşüncelere sahip olan tüm kesimleri de gerilimi tırmandırmaya yönelik davranışlardan kaçınmaya çağırdı.

LAÜ Rektörlüğü saldırıyı kınadı

Lefke Avrupa Üniversitesi (LAÜ) Rektörlüğü de dün yaptığı açıklamada, Ay Mamas Kilisesi'ne yapılan saldırıyı kınadı.

Rektörlük açıklamasında şu görüşlere yer verildi:

"İnsanların din, ırk ve mezheplerini ayırmaksızın dünyada bir arada yaşadığı günümüzde, özellikle bütün dünya devletlerinin gözünün üzerimizde olduğu bu hassas dönemde, kutsal bir yer olan Güzelyurt bölgemizdeki Ay Mamas Kilisesi'ne yapılan hunharca saldırıyı LAÜ olarak kınamaktayız."

KIBRIS 29/08/04

Kıbrıs Türk halkına verilen sözlerin tutulmasını istiyoruz

Alkan MUHTAROĞLU

Eylül ayında Kıbrıslı Türkler adına önemli kararların alınacağı Avrupa Konseyi toplantısı öncesi, Kamu-Sen yetkililerinden oluşan bir heyet, dün Güney Kıbrıs'ta bulunan Avrupa Birliği ve Güvenlik Konseyi üyesi ülkelerin elçiliklerini ziyaret etti.

Ziyaretlerde, Kamu-Sen adına genel başkan Mehmet Özkardaş, genel sekreter Ayşe Bilgehan, genel sekreter yardımcısı Galip Devrim ve sosyal işler sekreteri Cansel Hıdıroğlu hazır bulundu.

Sabahın erken saatlerinden itibaren sırasıyla Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Rusya ve Almanya elçiliklerini ziyaret eden heyet, eylül ayında Brüksel'de yapılacak olan Avrupa Konseyi toplantısı öncesinde elçilik yetkililerine, Kıbrıslı Türklerin referandumda Annan Planı'na %65 oranında "evet" oyu kullanmasının ardından, Kıbrıslı Türklerin izolasyonlardan kurtarılması çağrısını içeren mektuplar takdim etti.

Kamu-Sen Genel Başkanı Mehmet Özkardaş, eylül ayında yapılacak olan Avrupa Konseyi toplantısında, Kıbrıslı Türklerin izolasyonlardan kurtulması adına önemli kararların alınacağını ifade ederek, ziyaretlerinin amacının bu önemli toplantı öncesi lobi çalışması yapmak olduğunu söyledi.

Özkardaş, referandumlar öncesi dünya ülkelerinin adanın yeniden birleşmesi için ortaya konan Annan Planı'na olumsuz yaklaşan tarafın cezalandırılacağı, olumlu yaklaşan tarafın ise ödüllendirileceği sözleri verildiğini anımsatarak, elçiliklere gerçekleştirdikleri ziyaretlerle birlikte Kıbrıslı Türklerin "evet" oyundan dolayı cezalandırılmasını değil ödüllendirilmesi gereğinin altını çizmeye çalıştıklarını belirtti.

Kamu-Sen Genel Başkanı Mehmet Özkardaş, sendika olarak beklentilerinin iki eşit devlet olarak Kıbrıs adasının Avrupa Birliği'ndeki yerini alması olduğunu ifade ederek, Avrupa Konseyi toplantısı öncesi, toplantıda Kıbrıslı Türklerin lehine kararlar alınması adına Kamu-Sen'in lobi çalışmalarını sürdüreceğini söyledi.

Kamu-Sen heyetinin Avrupa Birliği elçiliği ve Güvenlik Konseyi üyesi ülke elçiliklerine verdiği mektubun tam metni şöyle:

"Ekselansları,

Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözümü öngören BM planı AB'nin ve tüm dünyanın desteğini almasına rağmen Rum liderliğinin bağnaz ve şövenist yaklaşımı sonucu Rum halkınca ret edilmiştir. Plan bizim açımızdan da bazı riskler taşımasına rağmen, Kıbrıs Türk halkının dünyayla bütünleşme istenci, kalıcı barışa ulaşma ve AB'ye sorunsuz siyasi eşitliğe dayalı iki ortak devletten oluşan yeni bir Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olarak girme arzusu sonucu %65 gibi büyük bir oranda evet denmiştir.

Ekselansları, referandum öncesi Kıbrıs Türk halkına verilen sözlerin yerine getirilmesini istiyoruz. BM Genel Sekreteri Sayın Annan'ın da belirttiği gibi artık anlamsız ve gereksiz olan ambargolar son bulmalıdır. Rumların 'hayır'ı yüzünden dünyadan tecrit edilmemiz, ürettiklerimizi satamamamız, serbest ticaret ve seyahat yapamamamız çağdaş dünyanın ayıbıdır ve insan haklarının ihlalidir.

Kıbrıs Türkü dünya ile bütünleşmeyi ve çözümü istemektedir. Bunun da gerçekleşmesi tüm dünyanın makul ve ılımlı bulduğu son Annan Planı'nı dahi ret eden Rum tarafına her isteğinin olmayacağını göstererek, Kıbrıs Türkü'nün ekonomisini canlandırarak tüm ambargoların kaldırılarak Kuzey Kıbrıs hava ve deniz limanlarının serbest ulaşım ve ticarete açılması ile gerçekleşebilir. Aksi durumda Rum liderliği ve onun öncülüğündeki şövenistlerin istediği olacaktır. Yani adanın bölünmüşlüğü kalıcılaşacaktır.

Ekselansları, bu bağlamda eylül ayında Brüksel'de toplanacak olan AB Konseyi'nde görüşülecek olan Kuzey Kıbrıs'a ambargoların kaldırılmasını öngören Serbest Ticaret Tüzüğü'nün AB Komisyonu'ndan geçtiği şekliyle onaylanması konusundaki çabalarınız Kıbrıs'ta çözümü hızlandıracak ve katkı sağlayacaktır.

Saygılarımla

Genel Başkan

Mehmet Özkardaş

KIBRIS 28/08/04

İkinci Louizidu davası perşembe günü


30 Ağustos, 2004 18:31:00 (TSİ) CNN TURK

Türkiye perşembe günü, Kıbrıs'la ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde görülecek ikinci bir davaya hazırlanıyor.

Dava, ikinci Louizidu vakası diye niteleniyor.

Titina Louizidu adlı Rum kadın geçtiğimiz yıl Girne'deki evini kullanamadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararıyla Türkiye'den 1.1 milyon euro tazminat almıştı.

Türkiye, bu defa Maraş'taki evini kullanamadığı gerekçesiyle tazminat isteyen bir başka Rum kadının açtığı davada yargılanacak.

Türk Dışişleri Bakanlığı, Rum Mira Ksenidi Aresti'nin, Maraş'taki evini kullanamadığı gerekçesiyle açtığı davayla ilgili olarak, 20 ağustosta AİHM'e 72 maddelik bir savunma gönderdi.

Bakanlık mahkemede, Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye'ye değil, KKTC'ye ait olduğunu ve davacı olarak Türkiye'nin kabul edilemeyeceği görüşünü savunacak.

Rum Fileleftheros gazetesi, Türkiye'nin AİHM'e gönderdiği belgeyi yayımladı ve Ankara'nın Rumların açtığı tazminat davalarının KKTC'de kurulan mülkiyet komisyonuna gönderilmesini istediğini belirtti.

KKTC'nin ilk kez mahkeme tarafından tanınması

Mahkeme, tazminat davalarını Türkiye'nin istediği gibi KKTC'de 30 haziran 2003'te kurulan mülkiyet komisyonuna gönderirse, KKTC ilk kez mahkeme tarafından tanınmış olacak.

Böylece Türkiye doğrudan Rumların açtığı tazminat davalarından kurtulacak.

Rumların ise, AİHM'in KKTC mülkiyet tazmin kurulunu tanısa bile yüzlerce tazminat davasının bu kurulun kurulmasından önce başvurduğunu savunması bekleniyor.

Necatigil başkanlığındaki 10 kişilik bir hukukçu grubu

Mahkemede Türkiye'yi Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın danışmanlarından KKTC eski Başsavcısı Zaim Necatigil başkanlığındaki 10 kişilik bir hukukçu grubu savunacak. Necatigil, Loizidu davasında da Türkiye'ye savunmuştu.

Davayı açan Rum kadın Aresti de önde gelen Rum hukukçular tarafından temsil edilecek.

Aresti'nin kocası Georgios Aresti de, Lahey Adalet Divanı ikinci daire hakimi ve Rum kesiminin temsilcisi.

Ekin Girne'ye vardı

Emekli SAT Komandosu Namık Ekin (62), 30 Ağustos Zafer Bayramı anısına Anamur'dan Girne'ye sualtından yüzerek geldi. Ekin, dün sabah saatlerinde Anamur'dan başladığı rekor yüzüşünü Girne'de tamamladı.

Emekli SAT Komandosu Namık Ekin'i, Girne Marinası'nda KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tugğeneral Tevfik Özkılıç ile diğer yetkililer ve vatandaşlar karşıladı. Cumhurbaşkanı Denktaş, Ekin'e kupa verdi.

Cumhurbaşkanı Denktaş, Ekin'in sualtından yüzerek Anamur'dan KKTC'ye gelişini “büyük bir olay” olarak niteledi.

Denktaş, “Rum bizi keserken bağırıyordunuz Anadolu'dan; 'yüzerek geliriz ha' diye. Ve geldiniz. Tekrar hoş geldiniz. Gurur duyduk” diye konuştu.

Namık Ekin'in Kıbrıs Barış Harekatı'nda da komando olarak görev yaptığına işaret eden Denktaş, “Gururla rekor kırarak aramıza karışıyor. Kendisine sağlık afiyet diliyoruz. En içten duygularla bütün halkım adına kutluyorum” dedi.

Guinness Rekorlar Kitabı Türkiye Temsilcisi Prof. Dr. Orhan Kural da Namık Ekin'in tam 28 saat sualtında kaldığını ve 57 kilometrelik yol aldığını belirterek, bunun bir rekor olması için müracaat edeceklerini söyledi.

Namık Ekin'in 62 yaşında yaptığı cesaretten dolayı alkışladığını ifade eden Orhan Kural şöyle devam etti:

“İnanıyorum ki Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin adını altın harflerle Guinness'e yazdıracaktır. Ekip olarak oldukça zorlu bir gece geçirdik, gerek fırtına, gerek ekibin zorlanması, gerek hocamızın biraz zorlanması. Fakat kendisi son dakikaya rağmen ısrarla devam etti. İnanıyorum ki bu bir rekor olarak kabul edilecektir. Ben raporları hazırlayacağım ve Guinness'e perşembe günü postalayacağım.”

Emekli SAT Komandosu Namık Ekin ise faaliyetini omurilik felçlileri yararına yaptığını belirterek, işadamlarını, engelli vatandaşlara yardımcı olmaya çağırdı.

Şişli Sualtı Sporları Kulübü ile birlikte çalıştığını anlatan Ekin, “Olayın görüntüsüyüm. Aslında bu olayda gizli kahramanlar var. Onların hepsine teşekkür ediyorum... Bu 8 aylık bir çalışmanın ürünü” dedi.

Namık Ekin, gelecek yıl Nisan veya Mayıs ayında da yine omurilik felçlileri yararına bir havuzda kalacağını ve havuzda 3 gün 4 gece yaşam mücadelesi vereceğini açıkladı. Ekin, uzmanların buna “intihar dalışı” dediğine işaret ederek, bu dalışı da başaracağına inandığını söyledi.

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Ekin, rekor yüzmeyi gerçekleştirirken sponsor bulmada zorlandıklarını anlatarak, KKTC'nin tanıtımıma katkıda bulunmak için Girne'ye geldiğini kaydetti.

KÖPEK BALIKLARI BİR METRE YAKININDA

Yüzme sırasında bir tehlikeyle karşılaşıp kafese girme durumunun olup olmadığı sorusuna Namık Ekin, bir kere hava gelmediğini ve yanında yüzen balık adamların tüpünü aldığını belirterek, iki kere de çok büyük köpek balıklarının bir metre yakınında dolaştığını ve o sırada kafese girdiğini söyledi.

Ekin, havanın çok kötü olduğunu ve ekipte bir kişi hariç, kendisi de dahil herkesin kustuğunu belirtti.

Namık Ekin, daha sonra, Girne Marinası'nda hazır bekletilen bir ambulansta sağlık kontrolünden geçirildi ve sağlık durumunun gayet iyi olduğu belirtildi.

 (aa)

HURRIYET 30/08/04

Talat: Rumlar gibi gücümüz yok

30/08/2004 RADIKAL

AA - LEFKOŞA - KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, tecridin kaldırılması yolunda kazanabileceklerinin Rumlar gibi mevcut yasal çerçeveyi değiştirecek güçte olmayabileceğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın referandum öncesi Batı tarafından
'kandırıldığı' iddiasına yanıt veren Talat, şöyle dedi: "Batı bize somut olarak şunu yapacağız diye taahhüt vermedi. Denktaş beye vermişse bir görelim, kim nasıl verdi? Batı'nın söylediği açıktı; uluslararası toplumla olan kazanır, karşı olan kaybeder. Türk tarafının kazanması, Rum tarafının kaybetmesi gerekiyordu. Ama bu yasal bu çerçeve içinde ne kazanabiliriz bilmiyorum. Kazandıklarımız, Rumlar gibi bu yasal çerçeveyi değiştirebilecek güçte olamaz gibi görünüyor."

'Öyle Türk yoktur'
Sorumluluğun yıllardır yanlış politikaları sürdürenlerde olduğunu belirten Talat, AB'nin eylülde ele alacağı ve KKTC limanlarını dünyaya açan Serbest Ticaret Tüzüğü'nün çıkacağından da emin olmadıklarını belirtti. KKTC Başbakanı, Rumların artık kendisine sıcak bakmadığı eleştirisi için, "Rumlar için en iyi Türk, kendileri gibi düşünen Türk'tür. Böyle Türk de yoktur" dedi. Talat, nisandaki cumhurbaşkanlığı seçimi için adaylığına ise partisinin karar vereceğini belirtti.

Ay Mamas ayinine katılıyorlar

RUM POLİSİ KIRMIZI ALARMDA... Ay Mamas Kilisesi'ne geçtiğimiz cuma günü düzenlenen bombalı saldırıdan sonra Rum polisi de kırmızı alarma girdi. Rum polisi, aşırı milliyetçilerin güneydeki camilere saldırma olasılığına karşı önlem alırken, barikatlardaki denetimlerini de artırdı

Sözde Omorfo (Güzelyurt) Belediye Meclisi, geçtiğimiz cuma günü bombalanan Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde 1-2 Eylül'de yapılacak ayine katılacağını açıkladı. Sözde Omorfo Belediye Meclisi üyeleri, daha önce ayine katılmama kararını geri alarak, ayine katılma karı aldı ve Rum halkına ayine katılma çağrısı yaptı.

Ay Mamas Kilisesi'ne bombalı saldırıdan sonra Rum polisi de kırmızı alarma girdi. Rum polisi, aşırı milliyetçilerin Güneydeki camilere saldırma olasılığına karşı önlem alırken, barikatlardaki denetimlerini de artırdı.

Fileleftheros gazetesine göre, sözde Omorfo Belediye Meclisi, ayine katılma kararı öncesinde ayini organize edenler ile "belediye meclisi" üyeleri arasında yoğun kulisler yapıldı ve etkinliğin tamamen dini etkinlik olacağının vurgulanmasıyla karar değişikliğine katkı koydular. Yeni karara göre ayine sözde "Omorfo Belediye Başkanı" Haralambos Bittas ve "belediye meclis üyeleri" de katılacak. Sözde "Omorfo Belediyesi, kilisenin kuzeyde bulunması nedeniyle ayine katılacak Rumların, güvenlik bakımından kendi sorumlulukları altında katılacaklarını" da bildirdi.

Ay Mamas'a bombalı saldırıyı da kınayan sözde "belediye meclisi", bu tür girişimlerin yeniden birleşme ve Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin bir arada yaşamasına katkı koymadığını belirtti.

Simerini, Rum Adalet ve Kamu Düzeni Bakanı Doros Theodoru'nun açıklamasına yer verdi. Theodoru "Hiç kimseye Omorfo'ya gitmesini veya gitmemesini tavsiye etmem" dedi.

Gazete, Rum Yönetimi'nin sözde "işgal" nedeniyle Ay Mamas'a gidecek Rumların güvenliğini sağlayamadığını, KKTC'de hiçbir yetkisi olmayan Barış Gücü'nden ise yardım istediğini de yazdı.

Gazete, bombalı saldırıyı kınayan Rum milletvekillerinin açıklamalarına da yer verdi.

AKEL Milletvekili Hristos Mavrokordatos "Bombalı saldırı geride birçok soru işareti bırakıyor. Sayın Talat'ın konuyu derinliğine soruşturması ve saldırının arkasında kimlerin bulunduğunu çıkarması gerekir" diye konuştu.

DİSİ Milletvekili Andreas Papapoliviu bombalı saldırıyı kınadı, bunun "aşırı milliyetçi ve beyinsiz unsurların" Rumların milli ve dini duygularına saldırısını teşkil ettiğini söyledi, Omorfo kökenli Rumlara ayine katılma çağrısında bulundu.

DİKO Milletvekili Nikos Pittokopitis bombalı saldırı yanında Keti Klerides'in açıklamalarını da kınadı. Pittokopitis "Keti Klerides sömürgecilerin kalbi Kıbrıs'ta atar ve Kıbrıs onların da vatanıdır demeye devam ederse, savaş suçu sorumluluğundan Türkiye'yi arındırır" iddiasında bulundu.

Gazete, bombalı saldırı yanında, Güzelyurt'ta ayin düzenleme konusundaki tavrı nedeniyle sözde "Omorfo Metropoliti" Neofitos'un durumunun 10 Eylül'de toplanacak Sen Sinod Meclisi'nde ele alınacağını yazdı.

Gazeteye göre, sözde "Girne Metropoliti" Pavlos gazeteye açıklamasında, KKTC makamlarıyla işbirliği yaptığı gerekçesiyle Neofitos'u kınadı. "Ay Mamas'ta ayin yönetmesinin Rumların dini duygularını istismar anlamı taşıdığını ve referandumda Rumların çoğunluğunun kararının altını oymak olduğunu" söyledi.

Bu arada Politis sözde "Omorfo Belediye Başkanı" Haralambos Bittas'la yapılan söyleşiye yer verdi. Pittas "İşgal altında bulunan bir kilisede kabul edilmez koşullarda da olsa ayin yapılmasını anlayışla karşılıyorum. Fakat bir şey daha var. Biz devletiz ve bunu göz bebeğimiz gibi korumalıyız. Herhangi bir girişimden hükümeti de bilgili kılmalıyız. Sorunlar ve oldubittiler oluşturulmamalıdır" diye konuştu.

Kıbrıslı Türklerle yeniden yakınlaşmaya karşı olmadığını savunan Pittas şunları da söyledi:

"Gerçek bir yeniden yakınlaşmayı destekliyorum. Dıştan yabancı çıkarların ileriye götürdüğü konserveleştirilmiş bir yeniden yakınlaşmaya ise 'hayır' diyorum. Çok kez söyledim ve tekrar ediyorum; Kıbrıslı Türkler ile birlikte yaşamak zorundayız ve çözümün ertesi günü için bir hazırlık olmalıdır. Bu işler bir günde olmaz."

Mahi ise sözde "Özgür Girne" Derneği'nin açıklamasına yer verdi. Söz konusu dernek, KKTC'yi ziyaret eden Rum vatandaşları, parti başkanları ve metropolitleri ağır bir dille eleştirdi, "sahte devlete siyasi varlık tanıdıkları için utanç duymaları gerektiğini" savundu. Dernek KKTC'yle her türlü alış veriş ve ziyaretlere bir son vermesi için Rum yönetimine çağrıda da bulundu.

Rum polisi kırmızı alarmda

Güzelyurt Ay Mamas Kilisesi'ne bombalı saldırıdan sonra Rum polisinin kırmızı alarma girdiği bildirildi.

Fileleftheros, Polis Genel Müdürlüğü'nde gerçekleştirilen üç saatlik toplantıdan sonra "aşırı milliyetçi" unsurların yeni saldırılar gerçekleştirmesi endişelerinin varlığı nedeniyle Rum polisinin iki cephede hareket etme kararı aldığını yazdı.

Gazeteye göre Polis Genel Müdürlüğü durumu iyice inceledikten sonra KKTC'deki "aşırı unsurların güneyde sabotajlar gerçekleştirebileceği cihetle" Güney Kıbrıs'taki camilerde güvenlik önlemlerini artırdı, barikatlardaki denetimleri ise yoğunlaştırdı.

Haberde, Rum polisini geçmişte epeyi meşgul eden kişilerin araçlarında çok sıkı denetimler yapılacağı, Kıbrıslı Türklerin de sıkı kontrollerden geçirileceği de belirtildi.

Gazete, sözde "Omorfo Metropoliti" Neofitios'un önceki gün KKTC'ye geçerek Ay Mamas Kilisesi'ne gittiğini ve bombalı saldırıyla ilgili zarar tespitinde bulunduğunu da yazdı.

Mahi haberi "Polis Özgür Bölgelerde Saldırılar Bekliyor..." başlığıyla yansıttı.

Polisin "KKTC'deki aşırı milliyetçi unsurların" Güney Kıbrıs'ta da eyleme hazırlandığıyla ilgili bilgiler üzerine alarma girdiğini ve 2 Eylül'deki Ay Mamas Yortusu'na kadar artırılmış önlemlerini hem Güney Kıbrıs'ta hem de ateşkes hattında sürdüreceğini vurguladı.

KIBRIS 30/08/04

"Engelli eylül yolu"

Eylül ayında meydana gelecek olan gelişmelerin seyrinin ve sonuçlarının, Kıbrıs sorununda çok şeyi belirleyeceği için Rum ve Yunan hükümetlerinin, eylül ayında olmasını bekledikleri açık cepheleri göğüsleyebilmek için "savaş düzeninde" bulundukları bildirildi.

Fileleftheros "Mülkler Konusunda Ateş-Dosyalar -BM ve AB'ye, İşgal Bölgelerindeki İnşaat Patlamasına İlişkin Bulgular Sunulacak -Kıbrıs Mahkemelerinde, Kanunsuzluk Yapanlara Karşı Davalar" başlığıyla manşetten verdiği haberinde, Rum yönetiminin gerek BM'ye gerek AB'ye, KKTC'deki eski Rum mallarının "istismar edilmesine" ilişkin bulgular içeren dosyalar sunacağını yazdı. Gazete, eylül ayı içinde tamamlanacak olan bulguların, "malların istismar boyutları ve yabancı özel şahısların bu alış verişlere karışmalarıyla ilgili" olacağını ve bu bulguların hazırlanması için Rum Hukuk Dairesi'nin, Rum Tapu ve Kadastro Dairesi'nin ve Rum Haber Alma Birimi'nin (KİP) çalışmakta olduğunu kaydetti.

Rum daimi temsilcilerin halen gerek Brüksel'de gerek New York'ta sözlü protestoda bulunmakta olduklarına işaret edilen haberde, Rum yönetiminin KKTC'deki inşaat patlamasını, Türk tarafının sadece diplomatik düzeyde değil hukuki düzeyde de kullanacağı siyasi planlamasına bağladığını kaydetti

Gazeteye göre Rum yönetimi diplomatik düzeyde; bu konuyu Türkiye'nin AB'den beklentileriyle (AB'la üyelik müzakerelerine başlama tarihi verilmesi) bağlantılı kılacak. Rum yönetimi hali hazırda, çeşitli taraflara, mülkler konusunda özellikle ısrar edeceğini ve üçüncü taraflardan da tepki gelmesi gerektiğini iletti.

Gazete diplomatik bir kaynağın, üçüncü taraflardan gelmesi istenen tepkilerle ilgili olarak Fileleftheros'a verdiği örneğin, "UNFICYP'in KKTC'deki inşaat patlamasının boyutlarını saptaması ve Türk tarafına müdahale etmesi" şeklinde olduğunu belirtti.

Habere göre hukuk alanında ise Rum yönetiminin, KKTC'deki eski Rum mallarından satın alan veya bu alım-satımlarda aracılık yapan Avrupa vatandaşlarını kovuşturmasına olanak tanıyacak prosedürler üzerinde çalışıyor. Bu prosedürlerin, Rum mahkemelerinde de uygulanabileceği de kaydediliyor.

Fileleftheros "Eylül Ayı Lefkoşa İçin AB ve BM'de Engelli Yol -Açık Cephelerdeki Sonuçlar Yeni Taktiği de Belirleyecek -Bu Savaşlar Kıbrıs Sorununda Çok Şeyi Belirleyecek" başlık ve spotlarıyla yansıttığı haberinde, diplomatik kaynaklarına dayanarak özetle şunları yazdı:

"Elen tarafı nahoş gelişmeleri engellemeyi başaramazsa, yeniden planlama ve taktik değişikliğine gidilecek. Lefkoşa, AB, Avrupa Mahkemesi ve BM'deki savaşlardan sağlam çıkarsa, o zaman Başkan Papadopulos siyasi partilerin ve ulusal konseyin karşısına bugün izlemekte olduğu aynı taktikle çıkacak.

Bu haftanın başlarından itibaren, eylül ayında Lefkoşa, işgal bölgeleriyle direkt ticaretin başlamasına ilişkin tüzüklerin ileri götürülmesi konusunda Avrupa Birliği'nde, mülkler konusundaki duruşmada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) ve Kıbrıs'ta görev yapmakta olan Barış Gücü'nün statüsü konusunda BM'de savaş verecek.

İşgal bölgeleriyle direkt ticaretin başlaması tüzükleri konusunda İngiltere ve Avrupa Komisyonu yetkilileri, Kıbrıs hükümetini by-pass etmeye çalışıyorlar. Avrupa Komisyonu'nun Hukuk Bürosu ise buna katılmıyor. Gerçekte, işgal bölgelerindeki hava ve deniz limanlarını, Kıbrıs hükümetinin rızasıyla açmak istiyorlar. Lefkoşa, ticaret konusunda hukuki ve siyasi itirazlar ortaya koydu ancak Maraş konusunu önermeye çalışacağı da açıktır. Bu aşamada Türk tarafında, konuyu görüşmeye zemin bulunmuyor. Ancak bilgi sahibi kaynaklar; Ankara'da bunun düşünülmeye başlandığı ve işgal bölgeleriyle direkt ticaretin başlaması için bunun dışında başka bir yol olmamasının muhtemel olduğunu söylüyor.

Bilindiği üzere Lefkoşa'nın önerisi, Mağusa Limanı'nın ortak kullanılması ve kapalı Maraş'ın yasal sakinlerine açılmasından ibarettir. Ancak Lefkoşa, limanın ya ticaret odaları (Kıbrıs Türk ve Rum) ya da merkezi Selanik'te bulunan Balkanların Yeniden Düzenlenmesi Örgütü'nün idaresinde olmasını öneriyor.

Lefkoşa'yı endişelendiren şey, by-pass edilmeye çalışılıyor olmasının yanında; mülkler konusudur. Avrupalıların, Kıbrıslı Türklere mali yardım aracılığıyla, Kıbrıs Rum mallarına yatırım yapmalarıdır.

BM Güvenlik Konseyi düzeyinde ise genel sekreter, referandumlar sonrasında da UNFICYP'le ve özellikle UNFICYP'in statüsüyle, personel sayısı ve görev yönergesiyle ilgili rapor sunacak. BM'nin dört uzmanının, adadaki Barış Gücü ile ilgili durumu yerinde görmek üzere bu hafta sonu adaya gelmesi bekleniyor. Kıbrıs için en kötü gelişme, UNFICYP personel sayısının daha da azaltılması ve bir polis birliği haline getirilmesidir. Bu, UNFICYP'in görev yönergesinin ve Kıbrıs sorununa yaklaşımı ile göğüsleme yönteminin değişmesi anlamına gelecek. Böyle bir durumda Kıbrıs sorunu, uluslararası bir sorun olarak değil, ülkenin iç sorunu olarak algılanacak.

AİHM 2 Eylül'de Türkiye'nin, Kıbrıslı Rumların, işgal bölgelerinde bulunan malları için AİHM'ye başvurularını etkisiz hale getirmek amacıyla sahte devletin kurduğu sözde Mal Tazmin Komisyonu'nun yasallığı konusundaki talebini görüşecek. Powell'ın Atina ziyaretini ertelemesi, eylül ayında New York'ta BM Genel Kurulu çerçevesinde yapılacak temaslarla ilgili olarak Amerikan niyetleri hakkında faydalı çıkarımlar yapılmasını da erteledi. Gelişmelerin odak noktasında, müzakerelerin yeniden başlaması veya Kıbrıs sorununda inisiyatifler bulunmadığı açıktır. Böyle bir perspektif, ya Türkiye'ye AB ile üyelik müzakerelerine başlama tarihi verilmesine ilişkin kararın alınacağı aralık ayında, ya da 2005'te olacak. Amerikalıları öncelikli olarak ilgilendiren şey, AB ile üyelik müzakerelerine başlama tarihi verilmesi konusundaki Türk talebini tatmin etmektir."

Aynı gazete, "Kıbrıs Vetosu Baş Ağrısı" başlıklı başka bir haberinde, Güney Kıbrıs'ın, Türkiye'ye AB ile üyelik müzakerelerine başlama tarihi verilmesine ilişkin kararın alınacağı aralık ayında takınacağı tavrın Washington'a baş ağrısı olduğunu yazdı, özetle şunları kaydetti:

"Lefkoşa, taktik icabı, AB'de veto hakkını kullanma olasılığını açık bırakıyor. Başkan Papadopulos, Lefkoşa'nın herhangi bir konuda, çantada keklik olarak görülmesini arzu etmiyor, ancak ülkenin büyüklüğünü ve olanaklarını biliyor. Lefkoşa, Kıbrıs başkanı aracılığıyla, Türkiye'nin üyelik sürecine veto kullanmak istemediğine işaret ediyor, ancak Türkiye'nin aday ülke olmasına 'evet' dediğini, fakat hemen peşinden bu hedefine varabilmesi için Türkiye'nin Avrupa normlarının şart ve kurallarına uygun davranması, Kıbrıs'taki ayrılıkçı meyilleri kalıcılaştıracak taktik ve politikalar kullanmaması gerektiğini söylüyor. Edindiğimiz bilgilere göre Lefkoşa, Türkiye'ye üyelik müzakerelerine başlama tarihi verilmesinin bizim çıkarımıza olduğunu ve sadece bu süreç içinde çözüm yönünde adımlar atılabileceğini düşünüyor. Ancak Türkiye'nin tavrı da pek çok soru işareti yaratıyor."

Politis haberi "Mülkler İçin Büyük Perşembe -AİHM'nin Kıbrıs Rum Malları Konusundaki En Kritik Toplantısı -Perşembe Günü Avrupa Mahkemesi'nde Kıbrıs Rum Mallarının Kaderi Belirleniyor -Tasos'un Kıbrıs Sorunundaki Politikasının İtibarı Sınanıyor" başlık ve spotlarıyla manşete çıkardı ve AİHM'de gerçekleşecek duruşmada, eski Rum mallarının kaderiyle birlikte, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un izlemekte olduğu Kıbrıs politikasının itibarının da sınanacağı yorumunu yaptı.

Gazete Rum yönetimi tarafından hazırlanan dosyanın, AİHM'nin taraflara sorduğu üç soruya ve özellikle Mal Tazmin Komisyonu'nun statüsüne ilişkin yanıtlar içerdiğini yazdı ve Rum Başsavcılığı'nın AİHM'ye, Mal Tazmin Komisyonu üyesi Kıbrıslı Türklerle ve 7 üyeden 6'sının KKTC'deki eski Rum malı kullanmakta olduğuna ilişkin bilgi gönderdiğini belirtti.

Alithia, "İşgal Altındaki Mallarla İlgili İki Bilirkişi Raporuyla AİHM'ye" başlığını kullandı.

Haravgi, AİHM'deki Rum Yargıç Lukis Lukaidis'in bu gazeteye yaptığı açıklamada; 24 Nisan'daki referandumlarda Rum tarafının Annan Planı'nı reddetmesinin "Türkiye'nin ne Kıbrıs'ın bir bölümündeki işgalini ne de insan hakları ihlallerini yasallaştırır" iddiasında bulunduğunu yazdı ve Rumların AİHM'ye başvurmadan önce tüketmeleri gereken bir iç yargı imkanı olarak KKTC tarafından kurulan Mal Tazmin Komisyonu'nun "yasadışı olduğunu" savunduğunu haber verdi.

KIBRIS 30/08/04

Serbest Ticaret Tüzüğü'nü şiddetle istiyoruz

BİZİM İÇİN SON DERECE ÖNEMLİ... AB'de eylül ayında ele alınacak Serbest Ticaret Tüzüğü ile mali tüzüğün geçmesinden umutlu olup olmadığı sorusuna Talat, "Mali tüzük geçecek gibi görünüyor ama Serbest Ticaret Tüzüğü'nden çok fazla emin değiliz" dedi. Talat, Rumların Serbest Ticaret Tüzüğü'ne şiddetle karşı çıktığını hatırlatarak, "Ama biz de şiddetle istiyoruz. Çünkü bu tüzük bizim için son derece önemli" diye konuştu

REFERANDUM ÖNCESİ BATININ TAAHHÜDÜ YOK... Talat, batı ülkelerinin referandum öncesinde kendisine somut bir taahhüt vermediğini söyleyerek, KKTC olarak bundan sonra kazanabileceklerinin Rumlarınki gibi mevcut yasal çerçeveyi değiştirebilecek güçte olmayabileceğini kaydetti. Talat, bunun sorumluluğunun da kendisinde veya dünyada olmadığını ifade ederek, "Kimse kusura bakmasın, bunun da sorumluluğu bugüne kadar yanlış olan politikaları sürdürenlerdir" dedi

ADAYLIĞIMA PARTİ KARAR VERİR... Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylığını koyup koymayacağı sorusuna temkinli yanıt veren Başbakan Mehmet Ali Talat, şunları kaydetti: "Samimi söylüyorum, buna parti karar verir. Cumhuriyetçi Türk Partisi'nde hep böyle oldu. Benim bir görüşüm olacak tabii, ama şu anda oluşmuş bir görüşüm yok." Başbakan Talat, cumhurbaşkanlığına aday olup olmayacağı konusunun yakın bir zamanda belli olacağını da belirtti

 

 

Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs konusunda sıcak gelişmelere gebe eylül ayında hız kazanacak diplomatik mücadele öncesinde önemli açıklamalar yaptı.

Başbakan Talat, Rum tarafının şiddetle karşı çıktığı Serbest Ticaret Tüzüğü'nü Türk tarafının şiddetle istediğini vurguladı.

AB'de eylül ayında ele alınacak serbest ticaret tüzüğü ile mali tüzüğün geçmesinden umutlu olup olmadığı sorusuna Talat, "Mali tüzük geçecek gibi görünüyor ama Serbest Ticaret Tüzüğü'nden çok fazla emin değiliz" dedi. Talat, Rumların Serbest Ticaret Tüzüğü'ne şiddetle karşı çıktığını hatırlatarak, "Ama biz de şiddetle istiyoruz. Çünkü bu tüzük bizim için son derece önemli" diye konuştu.

Başbakan Mehmet Ali Talat, AA'ya verdiği demeçte, Batı ülkelerinin referandum öncesinde kendisine somut bir taahhüt vermediğini belirterek, KKTC olarak bundan sonra kazanabileceklerinin Rumlarınki gibi mevcut yasal çerçeveyi değiştirebilecek güçte olmayabileceğini kaydetti.

Talat, eylülde Kıbrıs'a ilişkin hız kazanacak diplomatik mücadele öncesinde AA'nın sorularını yanıtlayarak, Rumların kendisine bakışı ve cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi konulara ilişkin görüşlerini

açıkladı.

 

Sorumlusu biz değiliz

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Talat'ın referandum öncesinde "kandırıldığına" yönelik açıklamasının hatırlatılması üzerine Talat şunları söyledi:

"Batı bize somut olarak şunu yapacağız diye bir taahhüt vermedi, bana vermedi. Denktaş Bey'e vermişse bir görelim, kim yazdı, nasıl verdi, hangi şartlarda, hangi büyük diplomat verdi. Hayır. Batının söylediği açıktı; uluslararası toplumla birlikte olan kazanır, uluslararası topluma karşı olan kaybeder. Rum tarafı karşıydı, Türk tarafı taraftardı. Türk tarafının kazanması, Rum tarafının kaybetmesi gerekiyordu. Ama yasal çerçeve orada, bu çerçevenin içinde ne kazanabiliriz bilmiyorum. Bu yasal çerçevenin içinde ancak kazanabileceklerimizi kazanabiliriz. Bizim kazandıklarımız, Rumlarınki gibi bu yasal çerçeveyi değiştirebilecek güçte olamaz gibi görünüyor."

Talat, bunun sorumluluğunun da kendisinde veya dünyada olmadığını söyleyerek, "Kimse kusura bakmasın, bunun da sorumluluğu bugüne kadar yanlış olan politikaları sürdürenlerdir" dedi.

İsviçre'de Bürgenstock'daki görüşmelerden önce "hiç müzakere yapılmadığını" da söyleyen Talat, şöyle konuştu:

"Eğer müzakere etseydik o zaman da kazanırdık. Kopenhag Zirvesi öncesindeki Annan Planı'nda bulunan referandum sorusu farklıydı. Diyordu ki kuruluş anlaşması, garanti ve ittifak anlaşmaları ve

Kıbrıs'ın AB üyeliğini kabul ediyor musun? Ve yanıt 'evet' ya da 'hayır'. 'Hayır' derse Rumlar AB'ye giremezdi. Ama Kopenhag'da (Kıbrıs AB'ye girdi) kararı alınınca bu soru değişti."

Eylülle başlayan dönem

AB'de eylül ayında ele alınacak serbest ticaret tüzüğü ile mali tüzüğün geçmesinden umutlu olup olmadığının sorulması üzerine Talat, "Mali tüzük geçecek gibi görünüyor ama Serbest Ticaret Tüzüğü'nden çok fazla emin değiliz" diye konuştu.

Talat, Rumların Serbest Ticaret Tüzüğü'ne şiddetle karşı çıktığını hatırlatarak, "Ama biz de şiddetle istiyoruz. Çünkü bu tüzük bizim için son derece önemli" dedi.

Kıbrıs'ta yürürlüğe giren Yeşil Hat Tüzüğü konusunda Rumların kendisine yönelik suçlamalarının hatırlatılması üzerine Talat, bu tüzüğün Serbest Ticaret Tüzüğü'nün yerini tutmayacağını kaydetti.

Talat, "Ne hakkı var ki Rumların beni Limasol ya da Larnaka limanlarından ihracat yapmaya zorlasın. Nerede buldu o hakkı?" diye konuştu.

Rum Yönetimi için en iyi Türk

"Rum yetkililer başbakanlık koltuğuna oturmanızdan önce sizin hakkınızda daha olumlu açıklamalar yapıyordu ve tırnak içinde onlar tarafından daha çok seviliyordunuz. Rumların size dair açıklamalarında

değişiklikler gözleniyor değil mi?" sorusu üzerine Talat, şunları kaydetti:

"Şimdi bakın, Kıbrıs'ta bir çok şey tırnak içindedir. Kıbrıs Cumhuriyeti tırnak içinde, onlar için de KKTC tırnak içinde. (Çok seviyorlar), o da tırnak içinde. Dolayısıyla her şey tırnak içinde gidiyor Kıbrıs'ta. Rum yönetimi için en iyi Türk, kendileri gibi düşünen Türk'tür. Böyle Türk de yoktur. Bu nedenle onlar için en iyi Türk de yoktur."

Talat, Rum yönetimi için zamanında kendisinin "en iyi Türk" olup olmadığının sorulması üzerine de "Hiçbir zaman olmadım. Kimse de öyle değil. Bugün çok beğendikleri Türkler de öyle değil" dedi.

Barış ve Demokrasi Hareketi Başkanı Mustafa Akıncı'nın Rumlar tarafından kendisine alternatif olarak çıkarılmaya çalışıldığı yorumlarının hatırlatılması üzerine de Talat, şöyle konuştu:

"Akıncı şimdi benim pozisyonumda olsa ve böyle bir sorumluluk yüklense ona da saldıracaklar. Akıncı, Kıbrıs Türklerinin hakkını benim kadar savunan birisidir... İktidarda olsa o da Denktaş olacak.

Çünkü Rum egemen çevreleri Denktaşsız yaşayamaz. Bir Denktaş olacak mutlaka, Denktaş olmazsa karşıda bu iş olmaz."

Cumhurbaşkanlığı adaylığı

Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylığını koyup koymayacağı sorularına temkinli yanıt veren Talat, şunları kaydetti:

"Samimi söylüyorum, buna parti karar verir. Cumhuriyetçi Türk Partisi'nde hep böyle oldu. Benim bir görüşüm olacak tabii, ama şu anda oluşmuş bir görüşüm yok."

Talat, cumhurbaşkanlığı makamının anayasaya göre aslında sembolik olduğuna dikkat çekerek, cumhurbaşkanının Kıbrıs müzakerelerinde genelde görüşmeci olduğunun ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un karşısında toplum lideri istediğinin hatırlatılması üzerine ise şöyle konuştu:

"Biraz otomatik oluyor o, toplum lideri sıfatı nedeniyle. Kıbrıs sorunu devam ettiği sürece cumhurbaşkanının toplum lideri ve görüşmecilik gibi bir sıfatı vardır, doğru. Denktaş son dönemde

kendisi reddetmeseydi yine olurdu... Ama Kıbrıs sorunu o güne kadar hangi noktaya gelir bilemiyorum, bakarsınız çözülür."

Talat, aday olup olmayacağı konusunun yakın bir zamanda belli olacağını da kaydetti.

KIBRIS 30/08/04

Gül: Rum kesiminin tanınması söz konusu değil

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs Rum kesiminin AB çerçevesinde gümrük birliğine dahil edilmesi için bazı çalışmalar bulunduğunu, ancak bunların siyasi tanıma anlamına gelmeyeceğini kaydetti.

Gül, NTV'ye verdiği demeçte, Kıbrıs Rum kesiminin AB çerçevesinde gümrük birliğine dahil edilip edilmeyeceğinin sorulması üzerine, bununla ilgili BM nezdinde devam eden bazı çalışmalar olduğunu, ancak bunların “siyasi tanıma anlamına gelmeyeceğini” belirtti.

Abdullah Gül, “Tabii ki beklentilerin karşılanması da burada çok önemlidir” diyerek, Kıbrıslı Türklerin iyi niyetli adımlarının karşılık bulmasının önemine dikkati çekti.

Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanınmasa bile Aralıktaki AB zirvesinden önce gümrük birliğine dahil edip etmeyeceğinin sorulması üzerine Gül, şunları kaydetti:

“(Tanınmasa) değil, zaten tanınması söz konusu değil. Bunu herkes biliyor. Ama diğer konularda bazı sorumluluklar vardır bildiğiniz gibi. Kıbrıs tarafı Türk mallarına karşı her türlü sınırlamayı kaldırmıştır. Dolayısıyla Türkiye'den isteyen herkes çantasını alıp gidebilir Rum kesimine. Kıbrıs Türk kesiminden Rum kesimine mallarını satabilir, hiçbir engel söz konusu değildir.”

Gül, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) 2 Eylül Perşembe günü Maraş kökenli Ksenidu Aresti isimli Kıbrıslı Rum un Türkiye aleyhine başvurusunun görüşüleceğinin hatırlatılması ve bundan çıkacak kararın Loizidu kararından farklı olup olmayacağının sorulması üzerine, şöyle dedi:

“Böyle olması gerekir. Çünkü yeni bir durum var ortada. Zemin tamamen farklı ve KKTC'de kurulan bir mekanizma var. Bu açıdan o dava ile bu dava arasında çok önemli bir fark var.”

KKTC üzerindeki tecridin kaldırılması için yoğun çalışmaların sürdüğünü belirten Gül, referandumda evet denilerek yanlış bir politika izlendiği görüşlerine katılmadığını bildirdi.  

TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİK SÜRECİ

Gül, Türkiye'ye ilişkin AB İlerleme Raporu öncesinde ne gibi mesajlarının olduğunun sorulması üzerine, Türkiye'nin üzerine düşenleri yaptığını ve buna devam edeceğini kaydetti.

“Objektif ve dürüst bir karşılık bekliyoruz” diyen Gül, bu raporun çok önemli olduğunu hatırlattı. Türkiye'nin üstüne düşen her şeyi yaptığını bundan 4-5 ay önce söyleyemeyeceğini ama şimdi bunu rahatlıkla söylediğini belirten Gül, bunların göz boyamak için olmadığını söyledi.

Dışişleri Bakanı Gül, “Bizi kandırılmışlık duygusuna sevk edecek bir kararın sonuçlarının ne kadar tehlikeli olacağını tüm AB liderleri iyi biliyorlar” diye konuştu.

AB ülkelerinde siyasi karar merciinde bulunan liderlerin Türkiye için “biz eskiye dönüyoruz” deme hakkı bulunmadığını söyleyen Gül, Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılması konusunda hükümetin bir çalışması bulunduğunu ve makul bir çözüm bulmak için çaba harcadıklarını bildirdi.

Abdullah Gül, bu konunun basında yer aldığının aksine son Milli Güvenlik Kurulu toplantısında ele alınmadığını da kaydetti.

“IRAK'TA TÜRKLERE ZARAR VERMENİN BEDELİ ÇOK BÜYÜKTÜR”

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Irak'ta Türklere zarar vermenin bedelinin çok büyük olduğunu, herkesin bunu çok iyi düşünmesi gerektiğini söyledi.

Gül, Türkiye'nin Irak halkının yardımına her zaman koştuğunu ve insani ihtiyaçlarını karşılayan en önemli ülke olduğunu belirterek, “Dolayısıyla Türklere zarar vermenin bedeli çok büyüktür, herkesin bunu çok iyi düşünmesi lazım” dedi.

Türkiye'nin dostluğunu kazanmanın Irak içindeki herkes için çok önemli olduğunu vurgulayan Gül, Türkiye'nin Irak'ın bu zor durumunda hiçbir zaman fırsat kollayan bir ülke olmadığının da altını çizdi.

Gül, Türklere yapılan saldırganca davranışların arkasında bazı kötü niyetli tezgahlar sezdiklerini, Iraklıların buna fırsat vermemesi ve çok tepki göstermeleri gerektiğini kaydetti.

Irak'ın Türklerin yoğun bir şekilde bulunduğu bir ülke olduğuna, günde 3 bin kamyonun Habur'dan geçtiğine dikkati çeken Gül, bu nedenle bazı tedbirler aldıklarını ve uyarılarda bulunduklarını, ancak şoförler ve işadamlarının bu uyarı ve tedbirlere yeteri kadar dikkat etmediklerini söyledi.

Gül, alınması düşünülen yeni önlemler konusundaki bir soru üzerine, bu konuyla ilgili bir dizi toplantının yapıldığını ve birçok tedbirin alındığını, Amerikalılar ve Iraklılar nezdinde de girişimlerde bulunulduğunu, herkesin elinden gelen gayreti gösterdiğini belirtti.

Dışişleri Bakanı Gül, bir soru üzerine, güvenlik, alt yapı sorunları gibi nedenlerle ikinci sınır kapısının açılmasının yakın dönemde zor gözüktüğünü kaydetti.

“(TERÖRLE) KENDİMİZ BAŞA ÇIKMASINI BİLİRİZ”

Dışişleri Bakanı Gül, PKK/Kongra-Gel terör örgütüne ilişkin bir soru üzerine, ister ABD ister başka bir ülke olsun, “terörle mücadeleyi hiç kimseye ihale etmeyeceklerini” belirterek, “Biz kendimiz başa çıkmasını biliriz” diye konuştu.

ABD'nin PKK/Kongra-Gel terör örgütüne karşı bir harekat düzenleme noktasına gelmediğini ifade eden Gül, terörle mücadele konusunda, ”Önceliğimizi hiçbir zaman başka ülkeye bırakmayız, başka ülkelere güvenerek bu işte yol almayız” dedi.

Türkiye'de son dönemde artan terör saldırılarının, örgütün içinde bulunduğu panik nedeniyle dağılmakta olan örgütün canlı kalabilmesi için düzenlendiğini kaydeden Gül, bu konularda uluslararası işbirliğinin önemini vurguladı. Gül, “Biz kendi düşmanımızla başa çıkmasını biliriz” diye konuştu.

Gül, “eğer gerekirse TSK'nın sınır ötesi bir operasyonunun gündeme gelip gelmeyebileceğine” ilişkin bir soru üzerine de, “biz kendi güvenliğimizin gereklerini yaparız” ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanı Gül, Irak'ta Fransız gazetecilerin kaçırılmasını da hatırlatarak, “İslam adına çok yanlış ve cahilce bir iş yapıldığını, bunun çok tehlikeli bir süreç olduğunu” söyledi.

Dışişleri Bakanı Gül, Irak'ta yapılanların İslam'ın imajının dünyaya anlatılmasını zorlaştırdığını belirterek, olayları şiddetle kınadıklarını kaydetti.

PUTİN'İN ZİYARETİ

Gül, Putin'in ziyaretine ilişkin olarak da, bu ziyaretin çok ayrı bir anlamı olduğunu, Türk-Rus ilişkilerinin, hiçbir anlaşmayla sağlanamayacak yeni bir zemin kazandığını gösterdiğini söyledi.

Türk-Rus ilişkilerine her iki ülkenin de çok önem verdiğini ifade eden Gül, Türkiye'nin, doğal gazının büyük kısmını Rusya'dan aldığını, ”boru hatlarına ilave edilecek yeni boru hatlarının muhakkak ki olacağını” söyledi.

Bu projelerin Türkiye'nin önemi ve güvenliğini artıran projeler olduğunu kaydeden Gül, “bunların hepsinin karşılıklı güven ve itimat ortamı içinde ele alındığını” ifade etti.

Dışişleri Bakanı Gül, bir soru üzerine, son dönemde Türkiye ile Rusya arasında Çeçen konusuna ilişkin anlaşmazlıkların da yok olduğunu kaydederek, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile bu yıl 3 kez görüştüğünü, Putin'in ziyaretinden önce de biraraya geleceklerini, tüm bu görüşmelerde eski anlayışların değiştiğini söyledi.

Gül, Rusya ile helikopter ihalesinde yeni bir açılım olup olmayacağı şeklindeki bir soru üzerine, “Türkiye'nin savunma sanayiinde yeni bir politika takip ederek, birçok ihtiyacını içeriden karşılamaya önem verdiğine” dikkati çekerek, “bu konuların uzmanlar tarafından ele alındığını, hemen bir buluşmada hallolacak konular olmadığını” belirtti.

Dışişleri Bakanı Gül, bir başka soru üzerine de, Kafkasların istikrarına çok önem veren bir ülke olarak, Rusya-Gürcistan arasındaki anlaşmazlıkların çözümüne katkı yapmaya hazır olduklarını kaydetti. Gül, “Biz her zaman sorunların barışçı çözümü için aktif olmaya devam edeceğiz” dedi.

İSRAİL-FİLİSTİN

Gül, AK Parti milletvekillerinin İsrail ziyaretine ilişkin bir soru üzerine, İsrail ile ilişkilerin zaten devam ettiğini, yakın geçmişte karşılıklı çok sayıda üst düzey ziyaret yapıldığını belirterek, diğer ziyaretlerin de günü geldiğinde düzenleneceğini söyledi.

Gelecek günlerde Filistin Başbakanı'nın Türkiye'ye geleceğini ifade eden Gül, başından beri barış sürecini desteklediklerini, katkılarını daha da artırmak istediklerini belirtti.

Gül, “Filistin-İsrail arasında yeniden bir arabuluculuk ya da Türkiye'de yeni bir zirve düzenlenmesi” konusunun gündeme getirilip getirilmeyeceğine ilişkin bir soru üzerine, bu konunun prestij elde etmek anlayışı içinde ele alınmaması gerektiğini, bu tip çalışmalar samimi ve barışa katkı sağlamaya dönük olması gerektiğini ifade etti

Dışişleri Bakanı Gül, bir başka soru üzerine, yabancıların toprak alımıyla ilgili basında çıkan rakamların çoğunun yanlış olduğunu, bunlarla ilgili çalışmalar yaptıklarını belirtti.

Gül, “Yargıtay-MİT-Çakıcı” konusuna ilişkin bir soru üzerine de, basında çıkan bazı yorumların aksine, bu konuda sessiz kalmadıklarını, yapılması gerekenleri yapmakta olduklarını vurguladı.

Bu konuların, kurumları da ülkeyi de yıprattığını ifade eden Gül, hükümetin kasıtlı olarak sessiz kaldığı yönündeki haberlerin yanlış olduğunu belirtti.

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, “her gün demeç verseydik, sizlerin her sorusuna güzel laflar söyleseydik o zaman ne denirdi? Yargıya ne kadar çok müdahale ettiğimiz, ne kadar çok yıprattığımız, bütün bunların kurumları ne kadar yıprattığı ortaya çıkardı. Bunları hiçbiri olmadı ama ne oldu? Yapılması gereken işlemler yapıldı ve bu süreç işliyor” dedi.

 (aa)

HURRIYET 31/08/04

Lissaridis: Annan Planı'nı yeniden getirmeyi metotluyorlar

EDEK Fahri Başkanı Vasos Liasarides, "Yabancılar ve bazı Rumların, Annan Planı'nı yeniden geri getirmeyi metotladığını" iddia etti.

Fileleftheros gazetesinde yer alan habere göre Lissaridis, 1974 darbesinde öldürülen Doros Loiziu'nun anma etkinliğinde yaptığı konuşmada, diğer şeyler yanında şunları da söyledi :

"Yabancılar ve bizlerden bazılarının halkın reddettiği planı makyajlanmış şekilde yeniden halkın önüne getirmeyi metotladığı görülüyor. Ancak sonuç yine aynı olacak. Halk, enfeksiyondan kurtulmak için intihar etmeyecek. Dört gözle bir çözüm istiyor ancak devletin dağılmasını istemiyoruz.

Talepkar bir politika isteme zamanı şimdidir. Avrupa ailesi içerisindeki varlığımızı ve diğer üye devletlerin çıkarlarını iyi değerlendirmeliyiz. Umut veren perspektifler var. Avrupa müktesebatı ve uluslararası hukukla bir çözümü başarabiliriz. Entrika peşinde olan İngilizleri icraatlarla uyararak onları yatıştırmaya çalışmamalıyız. Dünyadaki tüm göçmenlerin geri dönüp yerleştirilmesi haklarıyla ilgili uluslararası komitelerin son önerilerini çöp sepetine atmamalıyız."

KIBRIS 31/08/04

Kayıp şahıslar komitesi 4 yıl aradan sonra toplandı

ANNAN'IN ÖNERİLERİ ELE ALINDI... Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, 4 yıl aradan sonra dün yeniden toplandı. Ledra Palace Hotel'de yapılan görüşmede BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın taraflara yaptığı öneriler ele alındı. BM Barış Gücü'nden yapılan açıklamada, komite üyelerinin, yeni dönemde mezarların açılması ve soruşturmaların yürütülmesi tekniği ve usulleri üzerinde görüş alışverişinde bulunduğu belirtildi

ADLİ TIP UZMANI, MÜŞTEREKEN SEÇİLECEK... Komitedeki Türk temsilcisi Rüstem Tatar, adanın her iki tarafında kayıplarla ilgili kazıları yürütecek olan uluslararası adli tıp uzmanlarının Uluslararası Kızılhaç Örgütü'nden gönderilecek listeden müştereken seçileceği, konuyla ilgili bir mektubun Cenevre'deki Uluslararası Kızılhaç Örgütü'ne yolladığını belirtti

 

Alkan MUHTAROĞLU

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi, 4 yıl aradan sonra dün yeniden toplandı.

BM kontrolündeki Ledra Palace Hotel'de saat 11.00'de başlayan görüşmede BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın taraflara yaptığı öneriler ele alındı.

BM Barış Gücü'nden yapılan açıklamada, komite üyelerinin, yeni dönemde mezarların açılması ve soruşturmaların yürütülmesi tekniği ve usulleri üzerinde görüş alışverişinde bulunduğu belirtildi.

Toplantıya, Birleşmiş Milletler'den (BM) Pierre Couperan, KKTC'den Kıbrıs Türk Kayıplar Komitesi Başkanı Rüstem Tatar ile Hakkı Önen ve Güney Kıbrıs'tan da Güney Kıbrıs Kayıplar Komitesi Başkanı Elias Georgiades katıldı.

Elias Georgiades, komitenin başkanlığını da yürüttü.

Tatar: Adli tıp uzmanı, müştereken seçilecek

Yaklaşık 3 saat süren toplantının ardından basına açıklama yapan Kıbrıs Türk Kayıplar Komitesi Başkanı Rüstem Tatar, görüşmede Aralık 2003 ile Ağustos 2004 tarihleri arasında Birleşmiş Milletler genel sekreterinin iki tarafa da kayıplar konusuyla ilgili gönderdiği öneri içerikli yazı ve mektupları değerlendirip, karara bağladıklarını söyledi.

Rüstem Tatar, adanın her iki tarafında kayıplarla ilgili kazıları yürütecek olan uluslararası adli tıp uzmanlarının Uluslararası Kızılhaç Örgütü'nden gönderilecek listeden müştereken seçileceği, konuyla ilgili bir mektubun Cenevre'deki Uluslararası Kızılhaç Örgütü'ne yolladığını belirtti.

Rüstem Tatar, DNA testlerinin nerede yapılacağı konusunun siyasi düzeyde ele alınacağını kaydetti.

Georgiades: Sonuca ulaşmak için çaba sarf edeceğiz

Güney Kıbrıs Kayıplar Komitesi Başkanı Elias Georgiades ise uzun süreden sonra kayıplar komitesinin bir araya geldiğini anımsatarak, komitenin bu yeni dönemde bir sonuca ulaşması için çaba sarf edeceklerini söyledi.

Georgiades, komitenin bir sonuca ulaşabilmesi için en iyi yolun pratik çözümler üzerine konsantre olunması gerektiğinin altını çizerken, kayıp şahıslar için yapılması öngörülen DNA testinin bilim adamları tarafından gerçekleştirilmesinin daha doğru olacağına olan inancını belirtti.

Türk ve Rum temsilcileri Rüstem Tatar ile Elias Georgiades, toplantıyla ilgili açıklamalarında, başlıca hedeflerinin iki taraftaki kayıp ailelerini yakından ilgilendiren bu insani problemi çözmek olduğunu ifade etti.

İkinci toplantı cuma günü yapılacak

BM ve Rum yetkililer, tüm testlerin Güney Kıbrıs'taki Genetik Hastanesi'nde yapılmasını şart koşarken, Türk tarafı testlerin bu hastanede yapılması için hastanenin kuruluş amacına uygun olarak iki toplumlu ortak kullanıma açılmasını talep ediyor ve bu süreçte söz sahibi olmak istiyor. Türk tarafı, Güney Kıbrıs'taki hastanenin iki toplumun ortak kullanımına açılacak şekilde düzenlenmemesi halinde ise testlerin Türkiye'de yapılması üzerinde duruyor.

Bununla birlikte, Türk tarafı bunun bir ön şart olmadığını ve testlerin nerede yapılacağı konusunda uzlaşma sağlanmaması halinde de komitenin ivedi olarak toplantıya çağrılması gerekliliğini yazılı ve sözlü olarak BM yetkililerine iletmişti.

Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'nin bir sonraki toplantısı önümüzdeki cuma günü saat 10.00'da yine Ledra Palace Hotel'de yapılacağı açıklandı.

KIBRIS 31/08/04

Yağmuralanlılar, Rum yönetimine karşı hukuk savaşı başlattı

Kıbrıs'ta toplumlararası çatışmaların başladığı 1963 yılında birçok Türk köyüyle benzer kaderi paylaşarak izole bir yaşama mahkum edilen Trodos eteklerindeki Yağmuralan (Vroişa), 40 yıl aradan sonra hukuk savaşıyla gündemde... Evlerin yıkılması, bağların sökülerek ormanlık alan haline getirilmesiyle haritadan silinen köyün eski sakinleri, örgütlenerek haklarını aramaya başladı.

Çoğunlukla İngiltere ve Avustralya'da yaşayan Yağmuralan sakinleri, bugün Başbakan Talat'ı ziyaret ederek bugüne kadar yaptıkları girişimler hakkında bilgi verdi ve destek istedi. Yazılı dokümanları, köyün yıkıntı halindeki resimlerinden ve köyün tarihi geçmişinden oluşan profesyonel broşürleriyle destek arayan köylüler, tüm demokratik güçlere de destek çağrısı yaptı.

Bağlar sökülerek çam ekildi

Yağmuralan Derneği Başkanı Esat Mustafa'nın başbakanla görüşmesinde verdiği bilgiye göre, izole edilmiş konumda yaşamlarını sürdüremeyen köy sakinlerinin 1964 yılından itibaren başka yerlere taşınmalarıyla 80 civarında bina, ilkokul, cami ve ekili alanlar "etnik arındırma politikası" sonucu yok edildi. 1974 savaşının ardından da köydeki bağlar sökülerek yerlerine binlerce çam dikildi ve köy tamamen ormanlık arazi haline getirildi.

İngiltere, Avustralya ve Kıbrıs'ta yaşayan Yağmuralan köylülerinin örgütlenerek dernek kurmasıyla Londra Büyükelçiliği aracılığıyla Rum İçişleri Bakanlığı'na 10 sayfalık bir yazı gönderdiklerini ve köyün legal sahiplerine devrini, ayrıca köylülere tazminat ödenmesini istediklerini anlatan Mustafa, Rum İçişleri Bakanlığı'nın ise buna karşılık, "Kıbrıs sorununun çözümlenmemesi nedeniyle mal sahiplerinin kendi mallarıyla ilgili haklarını kullanamayacaklarını" ifade eden bir yanıt verdiğini kaydetti.

Rum İçişleri Bakanlığı'nın çözüm öngören bir yanıt vermemesi üzerine haklarını hukuk yoluyla aramaya karar verdiklerini belirten Mustafa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuru için çalışma başlattıklarını belirtti. Ancak Mustafa, AİHM'ye başvuru için öncelikle iç hukuk yollarının tüketilmesi gereğine dikkat çekti ve öncelikle adada hak arayacaklarını ekledi.

"Vandallık... İsrail'in Filistin'e yaptığının benzeri"

Başbakan Mehmet Ali Talat da, Yağmuralan köylülerine destek vererek, köyün tümüyle yok edilmesini "vandalizm" olarak niteledi.

İsrail'in Batı Şeria'da Filistinlilere uyguladığı etnik arındırma politikasını örnek gösteren Talat, "Bu sorun mülkiyetin de ötesinde insan haklarıyla ilgili bir sorun. Bir köyü ağaçlarını bile sökerek ortadan kaldırmaya çalışmak vandalizmdir" diye konuştu.

Annan Planı'yla olağanüstü mülkiyet rejimi

KKTC'de yaratılan mülkiyet rejiminin evrensel hukuk tarafından kabul görmediğini ve Annan Planı'yla "olağanüstü" bir mülkiyet rejimi öngörüldüğünü de söyleyen Talat, "Plan reddedildi ama bu ruh yok olmadı. Vroişa köyünün durumu da bu ruhla toplum gündemine girdi" dedi.

KIBRIS 31/08/04

Akıncı, canlı yayında rahatsızlandı

Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı, dün sabah Genç TV'de katıldığı canlı yayın programında rahatsızlandı.

Akıncı'nın tansiyonun yükseldiği ve bu yüzden programa devam etmediği belirtildi. Akıncı'nın evde istirahat ettiği ve sağlık durumunun iyi olduğu kaydedildi.

KIBRIS 31/08/04

Türkiye, KKTC’yi tanımamızı resmen istesin

Pakistan'ın Ankara Büyükelçisi Şer Afgan Han, Türkiye'den, KKTC'nin tanınması yönünde resmi bir talep gelmesi halinde, konuyu tüm ciddiyetiyle değerlendireceklerini

söyledi.

Büyükelçi Han, Pakistan Büyükelçiliği Savunma Ataşesi Sacid Habibin ile  Ankara'nın Gölbaşı İlçesi'ndeki Büyülü Bahçe tesislerinde düzenledikleri ''Yaza Veda Günü'' adlı etkinlikte, gazetecilerin

sorularını yanıtladı.

''KKTC'yi tanımaları gibi bir ihtimalin gündemlerinde olup olmadığının'' sorulması üzerine Büyükelçi Han, ''Türk hükümeti, eğer bu yönde bir talepte bulunursa, konuyu tüm ciddiyetiyle geniş şekilde

değerlendiririz'' ifadesini kullandı.

KKTC'nin, İKÖ'de ''Kıbrıs Türk Devleti'' ismiyle kabul edilmesi konusunda Türkiye'ye verdikleri desteği hatırlatan Han, BM Güvenlik Konseyi üyesi olarak da KKTC üzerindeki ekonomik izolasyonun

kaldırılması için büyük çaba gösterdiklerini kaydetti.

Büyükelçi Han, bir başka soru üzerine, Afganistan'da seçimlerin zamanında yapılmasını umduklarını belirtti. Han, Afganistan'daki karışıklığın tüm bölgeyi olumsuz etkilediğini dile getirerek, bu ülkeye bir an önce barış ve istikrarın gelmesi yönündeki umudunu ifade etti.

Pakistan Büyükelçisi Han, Türkiye'nin AB sürecine ilişkin bir soru üzerine de Türkiye'nin AB'ye girmesi halinde İslam dünyasıyla AB arasında bir köprü vazifesi göreceğini söyledi. Batı ve İslam dünyasının artık birbirini daha iyi anlamasının önemini vurgulayan Han, Batı ülkelerinde Müslümanlara yönelik oluşan olumsuz imajın düzeltilmesi gerektiğini kaydetti.

YENIDUZEN 30/08/2004

Annan’ın önerileri konuşuldu

BM Kontrolündeki Ledra Palace Otel’de saat 11.00’de başlayan görüşmede BM genel Sekreteri Kofi Annan’ın taraflara yaptığı öneriler ele alındı.

BM Barış Gücü’nden yapılan açıklamada, komite üyelerinin, yeni dönemde mezarların açılması ve soruşturmaların yürütülmesi tekniği ve usulleri üzerinde görüş alışverişinde bulunduğu belirtildi.

Komitedeki Türk Temsilcisi Rüstem Tatar, TAK’a yaptığı açıklamada, adanın her iki tarafında kayıplarla ilgili kazıları yürütecek olan uluslararası adli tıp uzmanlarının Uluslararası Kızılhaç Örgütün’den gönderilecek listeden müştereken seçileceği, konuyla ilgili bir mektubun Cenevre’deki Uluslararası Kızılhaç Örgütü’ne yolladığını belirtti.

YENIDUZEN 31/08/2004

Ankara’dan AİHM’ye : Kıbrıs’ta her şey değişti

 

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kıbrıs’ta taraflar arasındaki mülkiyet sorununa ilişkin kritik bir karara hazırlanıyor.

 

 

 

 

 

 

1 Eylül 2004— NTV- Mahkeme, Annan Planı referandumları sonrası ilk defa adadaki mülkiyet sorunuyla ilgili bir Rum vatandaşının Türkiye’ye karşı yaptığı başvuruyu mercek altına alacak.

Myra Ksenides-Arestis adındaki Rum vatandaşının Magosa bölgesindeki taşınmaz mallarına ilişkin 1999 yılında yaptığı şikayetin kabul edilebilirlik duruşması 2 Eylül Perşembe günü Strasbourg’da yapılacak.
       Ankara bu şikayet paralelinde AİHM’den Kıbrıslı Rumların Türkiye’ye karşı mülkiyet şikayetlerini “iç hukuk yollarının tükenmediğini gerekçe göstererek” KKTC’de kurulan tazmin komisyonuna yöneltmesini istedi. Rumlar ise tazmin komisyonunun yasadışı olduğunu ileri sürerek, komisyon üyelerini Rumlara ait mülkleri kullanmakla suçladı.
       
ANKARA: HERŞEY DEĞİŞTİ
       Duruşma için Ankara tarafından AİHM’ye gönderilen ön savunmalarda Annan Planı ve 24 Nisan referandumlarının sonuçlarıyla birlikte Kıbrıs’ta durumun değiştiği, AİHM’nin yeni durumu göz önünde bulundurarak Rum başvurularını incelemesi gerektiği ifade edildi.
       Annan Planı’na ‘evet’ diyen KKTC halkının bağımsız iradeyle karar verdiğini bildiren Ankara, bu durumu adanın kuzeyinin Rumların iddialarının aksine Türkiye’nin kontrolünde olmadığının göstergesi şeklinde yorumladı.
       Rumlar tarafından reddedilen Annan Planı’nın 1974 sonrası oluşan mülkiyet sorununa çözüm de içerdiğine işaret eden Ankara, “Rumlar referandumda ‘hayır’ oyu kullanarak mevcut durumun sürmesine neden olmuşlardır.” diyerek AİHM’nin Rum vatandaşlarının Türkiye’ye karşı başvurularını kabul etmemesini istedi.
       Ankara savunmasında Rum Yönetimi’nin “Kıbrıs Cumhuriyeti” sıfatıyla 2001 yılında Strasbourg’da Türkiye’ye karşı kazandığı devletlerarası davanın kararında KKTC’de Rumların başvuru yapması için kurulacak tazmin mekanizmalarının iç hukuk yolu olarak kabul edilebileceğine ilişkin yorumlar da hatırlatıldı.
       
RUMLAR “LOİZİDU” KARARINDA ISRARLI
       Ankara 24 Nisan sonrası Kıbrıs’ta politik verilerin değiştiği konusunda AİHM’yi ikna etmeye çalışırken, Rum Yönetimi adanın kuzeyinin Türkiye’nin “kontrolü” altında olduğu tezini işlemeye devam ediyor.
       Ksenides-Arestis başvurusunda müdahil taraf olan Rum Yönetimi, AİHM’den 1996 yılında açıklanan Loizidu kararını tekrarlayıcı hükümlerde bulunmasını talep ediyor.
       Rumlar tarafından reddedildiği için Annan Planı’nın hukuksal hiçbir değeri bulunmadığını savunan Rum Yönetimi, tazmin komisyonunu da “Türkiye’nin KKTC’nin uluslararası planda tanınması için yarattığı bir mekanizma” olarak niteliyor.
       Rumların AİHM’ye ilettikleri belgelerde KKTC’deki tazmin komisyonu üyesi olduğunu söyledikleri Halil Giray, Necat Yazman ve Tamer Gazioğlu’nun Rumlar’dan kalma mülkleri sahiplendiklerini, bu nedenle bağımsız ve tarafsız olamayacaklarını öne sürüyorlar.
       Rumlar AİHM’ye, KKTC başbakanı Mehmet Ali Talat’ın 2003 yılında söz konusu komisyonun “uluslararası planda tanınmadığına” ilişkin gazetelerde yayımlanan beyanlarıyla ilgili kupürler de ilettiler.
       
GİZLİ MÜZAKERELER VAR
       Rumlar ön savunmalarında, kanıt sunmadan “Türkiye Strasbourg’daki Rum başvurularını Avrupa Konseyi birimleri ile gizli anlaşmalarla çözmeye çalışıyor.” iddiasında da bulundu. Rumların bu iddiaları Avrupa Konseyi kulislerinde rahatsızlık yaratmış durumda. Ankara ise söz konusu görüşmelerin “saydam” olduğunu, aynı tip görüşmelerin AİHM tarafından Rumlarla da yapıldığını söylüyor.
       
RUM YARGIÇLA HİTLER POLEMİĞİ
       Ankara bu suçlamalara, AİHM’nin Rum yargıcı Lukis Lukaides’in KKTC’deki tazmin komisyonuna başvurmak isteyen Rum vatandaşlarını “vatan haini” ilan eden açıklamalarını sert bir dille eleştirerek karşılık verdi.
       Yargıç Lukaides’in “Politis” gazetesinde 18 Ağustos 2003 tarihinde yayımlanan bir haberdeki, KKTC’deki tazmin komisyonuna başvurmak isteyen Rumlar için “Hitler rejimiyle işbirliğine girenler Avrupa tarafından işbirlikçi olarak görüldüler” ifadelerine Ankara, “Türkiye bu konudaki tutumunu saklı tutmaktadır” yanıtını verdi.
       Magosa bölgesinde taşınmaz malları olan Ksenides-Arestis’in başvurusu AİHM tarafından “kabul edilebilir” ilan edildiği takdirde esastan incelenmeye alınacak. Ancak AİHM, Türkiye’nin tezleri doğrultusunda bir karar vererek KKTC’deki tazmin komisyonunu Rumlar için “iç hukuk yolu” olarak nitelerse Rumlar tarafından Strasbourg’da Türkiye’ye karşı yapılan başvurular bu komisyona yönlendirilecek.
       AİHM’nin bu konudaki kararını ne zaman açıklayacağı henüz bilinmiyor.

KKTC’de ayin sona erdi

Kıbrıslı Rumların 30 yıl aradan sonra Güzelyurt’taki Ay Mamas kilisesinde düzenlediği ayin olaysız sona erdi.

1 Eylül 2004—NTV- Öte yandan Türkler de kilisenin yakınandaki Fatih Camii’nde mevlüt okuttu.

Ayini yöneten sözde Güzelyurt Metropoliti Neofidos, kilisenin bahçesinin girişinde Rumların sevgi gösterisiyle karşılandı ve kendisine “yüce, büyük kişi” anlamına gelen “Aksiyos” tezahüratları yapıldı.
       Din adamının kiliseye girişi sırasında ise bir çan çalındı ve mum yakılarak kilise içinde dua edilmeye başlandı.
       
SİYASİLERDEN GENİŞ KATILIM
       Ayine Rum ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasyadis, eski Rum liderlerden Birleşik Demokratlar Hareketi (EDİ) Başkanı Yorgo Vasilyu ile bazı tanınmış Rum siyasiler ve İrlanda’nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi katıldı. Rum devlet televizyonu da dahil bazı Rum kanalları ayini canlı yayınlandı.
       Bu arada, polisin kiliseye girişte yaptığı aramada Rumların üzerinden 10 adet bıçak çıktı.
       
TÜRKLERDEN MEVLİT
       Rumların Ay Mamas kilisesindeki ayini devam ederken kilisenin 50 metre yakınında bulunan Fatih camiinde de şehitler için mevlit okutuldu. Mevlide katılan vatandaşlar şehitlerin ruhuna dua okudu.
       ‘Bu Memleket Bizim’ Platformu da, İnönü Meydanı’nda yaklaşık 10 bin kişinin katılmasının beklendiği ‘barış şöleni’ adında bir eylem düzenleyecek. Güvenlik güçleri, özellikle yol güzergahı üzerinde emniyet tedbirleri alıyor.

Aya Mama Kilisesi'nde Rum ayini

 

Kilisedeki Rumlar, Talat'a sevgi gösterisinde bulundu


01 Eylül, 2004 21:13:00 (TSİ) CNN TURK

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rumların 30 yıl aradan sonra ayin yaptığı Ay Mama Kilisesi bahçesine kadar gelerek Rumlara ''merhaba'' dedi.

Başbakan Talat, eşi Oya Talat'la birlikte kilise bahçesinin girişinde kendisine sevgi gösterisinde bulanan Rumlar tarafından alkışlarla karşılandı.

Talat, kilise bahçesinde yaptığı açıklamada, ''bu dini bir etkinlik. Ben daha fazla rahatsızlık yaratmak istemiyorum. Sadece bir 'merhaba' demeye geldim. Ama bunu söylemeye de galiba imkan yok. Hayırlı olsun diliyorum'' dedi.

Başbakan Talat, bazı Rumların kilisenin içine davet etmesine rağmen kilise içine girmeden bahçeden ayrıldı.

30 yıl aradan sonra

Kıbrıslı Rumların 30 yıl aradan sonra Güzelyurt'taki Ay Mamas kilisesinde düzenlediği ayin devam ediyor.

Ayini yöneten sözde Güzelyurt Metropoliti Neofidos, kilisenin bahçesinin girişinde Rumların sevgi gösterisiyle karşılandı ve kendisine ''yüce, büyük kişi'' anlamına gelen ''Aksiyos'' tezahüratları yapıldı.

Din adamının kiliseye girişi sırasında ise bir çan çalındı ve mum yakılarak kilise içinde dua edilmeye başlandı.

Rum siyaset dünyası Aya Mama'da

Ayine Rum ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasyadis, eski Rum liderlerden Birleşik Demokratlar Hareketi (EDİ) Başkanı Yorgo Vasilyu ile bazı tanınmış Rum siyasiler ve İrlanda'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi katıldı.

KKTC'ye yiyecek, içecek ve bıçaklarıyla geldiler

Rum devlet televizyonu da dahil bazı Rum kanalları ayini canlı yayınlıyorlar. Rumların yiyecek ve içeceklerini de yanlarında getirdikleri gözlendi. Bu arada, polisin kiliseye girişte yaptığı aramada Rumların üzerinden 10 adet bıçak çıktı.

10 bine yakın Rumun ayine katılması bekleniyor

Kıbrıslı Rumların Güzelyurt'taki Aya Mama Kilisesi'nde düzenlediği ayin başladı.
Ayine, 10 bine yakın Rum'un katılması bekleniyor.

Ayine katılan Rum yönetiminin eski lideri Glafkos Klerides'in kızı Keti Klerides, Güzelyurt'ta yaşayanların ayine destek vermesinin ayrı bir anlamı olduğunu söyledi.

Kıbrıslı Türkler ise, ayin sırasında Güzelyurt'ta mevlit okutuyor

Rumların Ay Mamas kilisesindeki ayini devam ederken kilisenin 50 metre yakınında bulunan Fatih Camii'nde de şehitler için mevlit okutuldu. Mevlide katılan vatandaşlar şehitlerin ruhuna dua okudu.

Ayin nedeniyle, her iki kesimdeki aşırı uçların Güzelyurt'ta olay çıkarmasından endişe ediliyor.

Rumların 'güvenlik' isteği

Güney Kıbrıs Rum yönetimi, BM Barış Gücü'nden, Güzelyurt'taki Aya Mama Kilisesi'nde bu akşam yapılacak ayine katılacak Rumların güvenliğini sağlamasını istedi.

Rum yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Rum hükümetinin, BM Barış Gücü'nden, Aya Mama Kilisesi'ne gidecek Kıbrıslı Rumların güvenliği konusunda bir değerlendirme yapmasını ve bu güvenliği sağlayıp sağlayamayacağı konusunda hükümeti bilgilendirmesini yazılı olarak istediğini söyledi.

Aya Mama Kilisesi'nde patlama

Cumartesi günü de kilisenin kapısında bomba patlamış, bölgede tansiyon yükselmişti.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, 26 nisanda Ada'daki Birleşmiş Milletler askerlerinin statüsünün yeniden belirlenmesini isteyen raporu üzerine, raportörler Kıbrıs'ta incelemelerde bulunuyor.

Ayindeki atmosferin, uzmanların raporunu da etkilemesi bekleniyor.

Kıbrıs'ta ayin, mevlit ve şölen birarada

 

KKTC'de bombalanan Güzelyurt'taki Aya Mama Kilisesi'nde bu akşam Rumlar ayin yapacak. Ayin yapılmasını protesto eden Türk tarafından bir grup mevlit okuturken, ayine destek amacıyla bir başka grup da aynı saatlerde "Barış Şöleni" düzenleyecek.

Kıbrıslı Rumların 30 yıl aradan sonra Güzelyurt'taki Ay Mamas kilisesinde akşam saatlerinde başlayan ayin devam ediyor.

Ayini yöneten sözde Güzelyurt Metropoliti Neofidos, kilisenin bahçesinin girişinde Rumların sevgi gösterisiyle karşılandı ve kendisine “yüce, büyük kişi” anlamına gelen “Aksiyos” tezahüratları yapıldı.

Din adamının kiliseye girişi sırasında ise bir çan çalındı ve mum yakılarak kilise içinde dua edilmeye başlandı.

Ayine Rum ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasyadis, eski Rum liderlerden Birleşik Demokratlar Hareketi (EDİ) Başkanı Yorgo Vasilyu ile bazı tanınmış Rum siyasiler ve İrlanda'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi katıldı.

Rum devlet televizyonu da dahil bazı Rum kanalları ayini canlı yayınlıyorlar.

Rumların yiyecek ve içeceklerini de yanlarında getirdikleri gözlendi.

Bu arada, polisin kiliseye girişte yaptığı aramada Rumların üzerinden 10 adet bıçak çıktı.

TALAT KİLİSEDE

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Rumların 30 yıl aradan sonra ayin yaptığı Ay Mamas Kilisesi bahçesine kadar gelerek Rumlara “merhaba” dedi.

Başbakan Talat, eşi Oya Talat'la birlikte kilise bahçesinin girişinde kendisine sevgi gösterisinde bulanan Rumlar tarafından alkışlarla karşılandı.

Talat, kilise bahçesinde yaptığı açıklamada, “Bu dini bir etkinlik. Ben daha fazla rahatsızlık yaratmak istemiyorum. Sadece bir 'merhaba' demeye geldim. Ama bunu söylemeye de galiba imkan yok. Hayırlı olsun diliyorum” dedi.

Başbakan Talat, bazı Rumların kilisenin içine davet etmesine rağmen kilise içine girmeden bahçeden ayrıldı.

MEVLİT

Rumların Ay Mamas kilisesindeki ayini devam ederken kilisenin 50 metre yakınında bulunan Fatih camiinde de şehitler için mevlit okutuldu.

Mevlide katılan vatandaşlar şehitlerin ruhuna dua okudu.

POLİS TEŞKİLATININ 3'TE BİRİ BÖLGEDE

Aynı saatlerde ayin, miting ve mevlitle olağanüstü koşullara hazırlanan bölgede polis de olağanüstü güvenlik önlemleri aldı. Lefkoşa-Güzelyurt güzergahıyla kent içinde iki günden beri önlemleri artıran polis alarm koşullarında çalışıyor.

Bu akşam 650 polis görev başında olacak. Yetkililer, bu sayının polis örgütünün 3'te birine denk geldiğine dikkati çektiler.

YAKLAŞIK 2 BİN KİŞİ KATILACAK, ÇAN ÇALINMAYACAK

Metropolit Neofitos'un yöneteceği Aya Mama'daki ayine yaklaşık 2 bin civarında Rum'un katılması bekleniyor. 20 civarında otobüsle ve kendi araçlarıyla ayin için KKTC'ye geçecek Rumlara kapılarda normal prosedür uygulanacak ve kimlik göstermeyenler giriş yapamayacak.

Ayinde çan ve yükseltici cihaz kullanılmayacak. Ayin, sadece kilise avlusundan duyulacak şekilde seslendirilebilecek. Aya Mamas'taki ayinin ikinci bölümüyse yarın saat 08.00'de yapılacak.

YABANCI BÜYÜKELÇİLER VE RUM SİYASİLER DE KATILACAK

Uydu aracılığıyla tüm Hıristiyan alemine yayımlanması beklenen ayine, Rum parti liderleriyle yabancı misyon temsilcilerinin de katılması bekleniyor. Rum basınından derlenen bilgilere göre AB, Almanya, İspanya, Avustralya, İrlanda büyükelçileri, BM yetkilileriyle ABD büyükelçilik temsilcilerinin ayini izlemesi bekleniyor.

Rum parti liderlerindense Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiades, Birleşik Demokratlar Hareketi (EDİ) Başkanı Yorgo Vasiliu, ayrıca AKEL'den Meclis Grubu Başkanı Nikos Katsuridis başkanlığındaki bir heyetin ayin için Güzelyurt'a gideceği belirtildi.

TALAT VE MURAT DA BÖLGEDE OLACAK

Başbakan Mehmet Ali Talat, İçişleri Bakanı Özkan Murat ile diğer yetkililer de bu akşam Güzelyurt'ta olacak. Başbakan Talat ile İçişleri Bakanı Murat, gece boyunca kaymakamlık ve polis binalarından gelişmeleri takip edecek.

MURAT: HER TÜRLÜ TEDBİR ALINDI

İçişleri Bakanı Özkan Murat, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, ayin ve diğer etkinliklerin sükunet içinde yapılması için her tür tedbirin alındığını söyledi.

Lefkoşa-Güzelyurt güzergahında ve kent içinde alınan yoğun önlemlerden vatandaşın tedirgin olmamasını isteyen Murat, “Her şey vatandaşımızın ve konuklarımızın güvenliği içindir. Kimse rahatsız olmasın ve polis güçlerimize yardımcı olsun” dedi.

Ayin için KKTC'ye geçecek Rumların rutin uygulama çerçevesinde tek tek kimlik göstereceklerini, bunun dışında bir uygulamanın söz konusu olmadığını kaydeden Murat, yığılmanın önlenmesi için sınır kapılarındaki görevlilerin takviye edildiğini bildirdi.

Resmi bilgi olmamasına karşın ayine yaklaşık 2 bin Rum'un katılmasının beklendiğini belirten Murat, bir soruya karşılık, ayin izninin çan ve ses yükseltici cihaz kullanılmaması şartıyla verildiğini vurguladı.

Murat, ayini yönetecek Metropolit Neofitos'un kiliseye gelişinde bölge kaymakamı tarafından karşılanacağını da kaydetti.

 (aa)

HURRIYET 01/09/04

Erdoğan:Kıbrıs'ta kalıcı çözüm olmadan askerin azaltılması uygun olmaz

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs meselesinde kalıcı bir çözüme ulaşılmadan adadaki Türk askerlerinin mevcudunun azaltılmasının uygun olmayacağının açık olduğunu söyledi.

Erdoğan, Rus Interfaks ajansına yaptığı açıklamada, "Bu sebeple konunun kalıcı bir çözüm çerçevesinde ve bir bütün olarak ele alınması gerekmektedir. Kıbrıs'ta güvenlik ve garantiler konusu kapsamlı çözümün ana parametrelerinden bir tanesidir" dedi.

Erdoğan, Kıbrıs sorunuyla ilgili bir soru üzerine, bugün "Kıbrıs Cumhuriyeti" diye atıf yapılan devletin 1959 ve 1960 yıllarında Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumları tarafından uluslararası anlaşmalarla kurulmuş olduğunu, bu düzenin Türkiye, İngiltere ve Yunanistan tarafından aynı anlaşmalarla garanti edildiğini belirtti.

Bu anlaşmaların Türkiye ve Yunanistan'ın adada ayrı ayrı askeri birlik konuşlandırmalarına hukuki zemin teşkil ettiğini kaydeden Erdoğan, şunları kaydetti:

"Ancak, 1960 yılında 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin' kurulmasından sonra, Rumlar bu yeni devleti ortadan kaldırmak için ellerinden geleni yapacaklarını daha ilk günden belli ettiler. 1963 yılında Rum/Yunan

ikilisinin hazırladığı 'Akritas Planı' çerçevesinde, Kıbrıs'ta Rumlar tarafından Türklere karşı topyekün saldırılar başlatılmıştır. Yüzlerce Kıbrıslı Türk katledilmiş, on binlercesi evsiz bırakılarak göçmen

durumuna düşürülmüştür. Bugün adada bulunan BM Barış Gücü birlikleri de 1964 yılında Türkleri bu zulümden korumak için adaya gönderilmişlerdir. Kıbrıslı Türkler, 1974'e kadar 11 yıl boyunca adanın yüzde 3'üne tekabül eden kantonlarda yaşamaya mahkum edilmişlerdir."

Başbakan Erdoğan, 1974 yılında Yunanistan'ın Kıbrıs'ı ilhak etme girişiminde bulunduğunu, bunun üzerine Türkiye'nin kurucu anlaşmalardan doğan garantörlük hakkını kullanarak adaya müdahale

ettiğini ve Kıbrıs Türk halkının bu sayede adadaki varlığını sürdürebilmesini sağladığını söyledi.

Kalıcı çözüm olmadan asker sayısı azalmaz

Kıbrıs'ta hâlâ Türk askerlerinin yanı sıra yaklaşık 6 bin Yunan askerinin bulunduğunu, Rum Milli Muhafız Ordusu'nun komuta kadrosu da Yunanistan tarafından atandığını belirten Erdoğan, "genelde, bu hususun unutulduğunu ve hep adadaki Türk askerinden söz edildiğini görüyoruz" dedi.

Adada bulunan Türk askeri sayesinde, Kıbrıs'ta 30 yıldan bu yana, münferit birkaç olay dışında hiçbir gerilim ve çatışma yaşanmadığını ifade eden Erdoğan, "Doğu Akdeniz'de stratejik bir konuma sahip olan Kıbrıs adasında barış ve istikrarın sağlanmasıyla bölge barışına da katkı sağlanmıştır" diye konuştu.

Kıbrıs meselesinde kalıcı bir çözüme ulaşılmadan adadaki Türk askerlerinin mevcudunun azaltılmasının uygun olmayacağının açık olduğunu kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:

"Bu sebeple konunun kalıcı bir çözüm çerçevesinde ve bir bütün olarak ele alınması gerekmektedir. Kıbrıs'ta güvenlik ve garantiler konusu kapsamlı çözümün ana parametrelerinden bir tanesidir. Nitekim, BM genel sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde ve KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın inisiyatifiyle başlatılan son müzakere süreci ertesinde Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum taraflarının katkılarıyla hazırlanan ve tüm dünya tarafından desteklenen 'Kıbrıs Sorununun Kapsamlı Çözüm Planı' da, adadaki Yunan askeri birliklerinin sayısının 950'ye; Türk birliklerinin sayısının ise sadece 650'ye indirilmesini öngörmüştü. Ancak bildiğiniz gibi, 24 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıs'ın iki kesiminde yapılan referandumlarda Türk tarafı bu planı kabul ederken, Rum tarafı planı ve çözümü, hem de büyük bir çoğunlukla reddetmiştir. Eğer Rum tarafı 'evet' demiş olsaydı, kapsamlı çözüm tüm unsurlarıyla uygulanmaya başlanacaktı."

Erdoğan, bu aşamada, eğer Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlanması amaçlanıyorsa öncelikle kalıcı bir çözüme ulaşmak için iyi niyetini sergilemiş ve tüm dünyanın takdirini kazanmış olan Kıbrıs

Türk tarafına yönelik uluslararası izolasyonun kaldırılmasına ve Rum tarafına bir yanlış yaptığının hatırlatılmasına çalışılmasının daha yerinde olacağını düşündüğünü Rusya'dan da beklentilerinin bu yönde olduğunu söyledi.

KIBRIS 01/09/04

Karayollarına dev yatırım

YENİ PROJELER GELİYOR... Karayolları projeleriyle ilgili çalışmaları yerinde incelemek üzere bir heyetle birlikte ülkemize gelen Türkiye Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen, Girne Sahil Yolu İkinci Etap ve Girne çevre yolu ile ilgili ihalelerin gündemde olduğunu söyledi. Konuk bakan Ergezen, başka yolların projelerinin de hazır olduğunu ve yakında ihaleye açılacağını bildirdi

Karayolları projeleriyle ilgili çalışmaları yerinde incelemek üzere bir heyetle birlikte ülkemize gelen

Türkiye Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen, Girne Sahil Yolu İkinci Etap ve Girne çevre yolu ile ilgili ihalelerin gündemde olduğunu söyledi.

Girne çevre yolunun aciliyeti bulunduğunu, bu çevre yolunu dün gezdiklerini belirten konuk bakan, "Gerçekten çok acil bir ihtiyaç, bir an evvel yapılması lazım. Yerinde dün görmemiz faydalı oldu. Bir takım arkadaşlarımızın önerileri de oldu yeni projelendirmeyle ilgili" dedi.

Ergezen, şu anda devam eden 48 km'lik "Demirhan-Girne ayrımı" yolunun 2002'de ihale edildiğini, 15 trilyon TL keşif bedeli olan yolun 29 km'sinin tamamlandığını ve 19 km'lik bölümünün de bu yıl sonuna doğru biteceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, karayollarıyla ilgili temas ve incelemelerde bulunmak amacıyla önceki gün KKTC'ye gelen Türkiye Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen ile görüştü.

Cumhurbaşkanlığı'nda saat 10.00'da gerçekleşen görüşmede, Türkiye'nin Lefkoşa büyükelçisi Hayati Güven, KKTC'nin Ankara eski büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç ve Ergezen'in heyetinde yer alan müsteşar Yaşar Çebişli, karayollarından sorumlu müsteşar yardımcısı Mücahit Şahin ile Tapu ve Kadastro Genel Müdürü Zeki Atlı hazır bulundu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş görüşmede yaptığı konuşmada, bakan Ergezen'i aralarında görmekten duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Bu tür ziyaretlerin kendilerine her zaman güç verdiğini söyleyen Denktaş, "Türkiye'den bu ziyaretler bize güç vermektedir. Yollarımızla ilgili bir araştırma yapıyorsunuz. Bugüne kadar yollarımız için yapmış olduğunuz büyük hizmetler vardır. Müteşekkiriz, çok güzel işler yapılmıştır" dedi.

Anavatan Türkiye tarafından KKTC'ye yapılan yatırımların önemine işaret ederek, bu yatırımlar arasında karayollarının büyük yer tuttuğunu belirten Cumhurbaşkanı Denktaş, bakan Ergezen'in dikkatini trafikte yaşanan keşmekeşe çekerek, bunun şu anda yaşanılan en önemli sorunlardan biri olduğunu vurguladı.

Ülkedeki araba enflasyonuna da dikkati çeken cumhurbaşkanı, "Araba enflasyonunu gördünüz, trafiğin zorluklarını gördünüz. Bazı yollarımızın genişlemesi, bazılarına by-pass yapılması artık kaçınılmaz hal almıştır" dedi.

Trafiğin çok yoğun

olduğunu görüyoruz

Türkiye Bayındırlık ve İskan Bakanı Ergezen de yaptığı konuşmada, KKTC'ye gelmekteki amaçlarının, karayolları projelerine ilişkin olarak yapılan çalışmaları yerinde inceleyerek, eksik ve aksak yönlerin tespit edilmesini sağlamak olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanının trafik konusundaki endişelerini paylaştığını ifade eden Ergezen, KKTC'de trafiğin oldukça yoğun olduğunu kendilerinin de gözlemlediğini söyledi.

KKTC'de olmaktan duyduğu mutluluğu dile getiren bakan Ergezen, görevlerinin KKTC halkına güç ve destek vermek olduğunu ifade etti.

Girne Sahil Yolu İkinci Etap ve Girne çevre yolu ile ilgili ihalelerin gündemde olduğunu vurgulayan bakan Ergezen, özellikle Girne çevre yolunun aciliyeti bulunduğunu söyledi. "Bu çevre yolunu dün gezdik. Gerçekten çok acil bir ihtiyaç, bir an evvel yapılması lazım. Yerinde dün görmemiz faydalı oldu. Birtakım arkadaşlarımızın önerileri de oldu yeni projelendirmeyle ilgili" dedi.

Ergezen, şu anda devam eden 48 km'lik "Demirhan-Girne ayrımı" yolunun 2002'de ihale edildiğini, 15 trilyon TL keşif bedeli olan yolun 29 km'sinin tamamlandığını ve 19 km'lik bölümünün de bu yıl sonuna doğru biteceğini söyledi.

Daha önce ihale edilen ve çeşitli sebeplerden dolayı iptal edilen 60 km'lik "Dörtyol-Geçitkale Girne ayrımı" yolunun projesinin hazır olduğunu da belirten bakan Ergezen, 11 km'lik "Girne-Alsancak ayrımı" projesinin de eklenmesiyle toplam 71 km'yi bulacak yol yapım çalışmaları için en yakın zamanda ihaleye açılacağını bildirdi.

 

Ekenoğlu-Ergezen görüşmesi

Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu da dün sabah Türkiye Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen'le görüştü.

Cumhuriyet Meclisi'nde gerçekleşen görüşmede Ergezen'e eşlik eden heyet ile TC Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven de hazır bulundu.

Fatma Ekenoğlu görüşme öncesinde basına yaptığı açıklamada, ülkenin son gelişmelerle bulunduğu noktada altyapı gelişiminin şart olduğunu söyledi. Özellikle Girne'deki hızlı yapılaşmaya dikkat çeken Ekenoğlu, bu yapılaşmanın kontrol altına alınmaması halinde büyük sorunlara neden olacağını belirtti.

Master planlarının bir an önce hazırlanması gereğine işaret eden Ekenoğlu, planlı bir altyapı yapılmaması halinde bakir doğanın yok olacağını kaydetti.

İzolasyonların kaldırılması halinde turizmde büyük gelişme olacağını söyleyen Ekenoğlu, "Önümüzdeki günlerde bunlar gelişirken, altyapımız da bunlara paralel olarak gelişmelidir" dedi.

Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen de konuşmasında bakanlığının görev alanına giren Kıbrıs'la ilgili konuları yerinde görmek ve devam eden çalışmalarla ilgili değerlendirmelerde bulunmak amacıyla geldiklerini söyledi.

Kıbrıs'ta bir canlılık gözlemlediğini kaydeden Ergezen, özellikle trafikteki yoğunluğun altyapının yeniden ele alınması gereğinin en büyük işareti olduğunu belirtti. Ergezen, nüfus artışına bağlı olarak kanalizasyon, içme suyu ve diğer altyapı çalışmalarının yeniden yapılanmasının şart olduğunu söyledi.

Ergezen, "Türkiye olarak, bayındırlık bakanlığı olarak kendi görev alanımızı ilgilendiren konularda gerek teknik işbirliği, gerek tecrübe, gerekse maddi olarak ve proje aşamasında her türlü yardımı yapmaya hazırız" dedi.

 

Başbakan Talat da Ergezen'i kabul etti

 

Başbakan Mehmet Ali Talat da KKTC'de ekonomik gelişmenin önemini vurgulayarak, sağlanan gelişmenin doğru yönlendirilmesi halinde Kıbrıs'ta bir çözümde kağıt üzerinde değil fiilen de eşit ortaklık olacağını söyledi.

Talat, KKTC'de temaslarda bulunun Türkiye Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen ve heyetini kabul etti.

"Ekonomik gelişme önemli...

Bu sağlanırsa fiilen eşit ortaklık olur"

Talat kabulde yaptığı konuşmada, bayındırlığın adı üstünde ülkeyi bayındır kılmak için gerekli bir alan olduğunu belirterek, KKTC'de, özellikle yol konusunda Türkiye'nin altyapı yatırımlarına yaptığı finansal katkıya dikkat çekmek gerektiğini belirtti.

Altyapı için gerekli katkının Türkiye tarafından sağlandığını ifade eden Talat, konuk heyetin KKTC'de Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı yetkilileriyle görüş alışverişinde bulunacağını kaydetti.

Kıbrıs'ta durumun sonsuza dek böyle devam etmeyeceğini, mutlaka bir gün bir çözüm olacağını belirten Talat, bunun erken olmasını dileyerek çözümün hem Kıbrıslı Türk ve Rumlara hem de Türkiye ve Yunanistan halklarına katkısı olacağını söyledi.

Altyapısı tamamlanmamış bir ülkeyle, altyapısı tamamlanmış bir ülkenin dengeli olmayan durumunun bir çözümde yapacağı olumsuzluğa işaret eden Talat, "hayırcı" Rumların kampanyalarında bu unsuru kullandıklarını ve KKTC'nin gelişmemiş olduğunu, bu nedenle çözüm olması halinde yükün Güney Kıbrıs'ın sırtına kalacağını ileri sürdüklerini anımsattı.

Talat, halbuki çok sağlıklı olmasa da KKTC'nin büyük ekonomik gelişme sağladığını, bunu doğru yönlendirmenin önemli olduğunu, bunun gerçekleşmesi halinde çözümde, sadece kağıt üzerinde değil fiilen de eşit ortaklığın gerçekleşeceğini ifade etti.

Türkiye'nin katkılarının süreceğine olan inancını belirten Talat, ilişkilerin bugüne kadar sağlıklı bir şekilde yürüdüğünü, bundan sonra da böyle olacağını kaydetti.

"KKTC'de yoğun bir trafik var... Hemen el atılmalı"

Ergezen ise konuşmasında, Kıbrıs'taki yatırımları ve daha neler yapılabileceğini görmek amacıyla geldiklerini belirterek, yapımı süren yollarda incelemelerde bulunduklarını, Girne çevre yolunun da hemen ihale edilmesi gerektiğini, KKTC'de yoğun bir trafik olduğunu gözlemlediklerini, yol konularına hemen el atmanın önemli olduğunu söyledi.

TC ve KKTC yetkililerinin bu konuları çözeceklerini belirten Ergezen, geçmişteki yatırımlardan söz ederek, gelecekte de aralarında doğal gazın da bulunduğu birçok yatırım yapmayı hedeflediklerini, sulama sorunun da çözümü için çalışacaklarını kaydetti.

Ergezen, TC-KKTC ilişkilerinin daha da üst düzeye çıkmasını diledi.

Dünyanın barış ve huzur içinde olmasını istediklerini söyleyen Ergezen, Kıbrıs'ta da huzuru istediklerini ve aynı iyi niyetin karşı tarafta da olmasını dilediklerini vurguladı.

Tanınma konusu

Başbakan Mehmet Ali Talat bir gazetecinin Pakistan büyükelçisinin KKTC'nin tanınmasıyla ilgili açıklamasını samimi bulup bulmadığının sorulması üzerine, "Niçin samimi olmasın" diyerek, ancak bunun etkileri ve yararlarına bakmak gerektiğini, bu konuda bir anda olumlu veya olumsuz bir tepki ortaya koymasının doğru olmayacağını kaydetti.

 

Kalyoncu, Ergezen'le görüştü

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu da KKTC'de bulunan Türkiye Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen ve heyetini kabul etti.

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı'ndaki görüşmede Türkiye Cumhuriyeti Lefkoşa Büyükelçisi Hayati Güven de hazır bulundu. Kabulde açıklama yapılmadı.

KIBRIS 01/09/04

Türkiye Dışişleri Bakanı Gül: KKTC'nin izolasyonuna karşı eylülde çalışmalar yoğunlaşacak

GÜMRÜK BİRLİĞİ, TANIMA ANLAMINA GELMEZ... Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, KKTC'nin izolasyonuna karşı çalışmaların eylül ayında yoğunlaşacağını vurguladı. Gül, Kıbrıs Rum kesiminin AB çerçevesinde gümrük birliğine dahil edilmesi için bazı çalışmalar bulunduğunu, ancak bunların siyasi tanıma anlamına gelmeyeceğini kaydetti

Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, KKTC'nin izolasyonuna karşı çalışmaların eylül ayında yoğunlaşacağını vurguladı. Gül, "Somut neticeler henüz alınmadı. Ama yine de değişiklikler oldu. KKTC başbakanını geçmişte kimse kabul etmezdi. ABD, İngiliz, Rus dışişleri bakanları KKTC başbakanını birinci elden kabul etti. KKTC'nin bütün ülkelerde temsilcilikleri genişliyor. Daha birçok gelişme var" dedi.

Gül, esas beklentinin ise KKTC'ye direkt uçuşların başlaması ve KKTC mallarının serbest satışının sağlanması olduğunun altını çizdi.

Abdullah Gül, Kıbrıs Rum kesiminin AB çerçevesinde gümrük birliğine dahil edilmesi için bazı çalışmalar bulunduğunu, ancak bunların siyasi tanıma anlamına gelmeyeceğini kaydetti.

Gül, NTV'ye verdiği demeçte, Kıbrıs Rum kesiminin AB çerçevesinde gümrük birliğine dahil edilip edilmeyeceğinin sorulması üzerine, bununla ilgili BM nezdinde devam eden bazı çalışmalar olduğunu, ancak bunların "siyasi tanıma anlamına gelmeyeceğini" belirtti.

Abdullah Gül, "Tabii ki beklentilerin karşılanması da burada çok önemlidir" diyerek, Kıbrıslı Türklerin iyi niyetli adımlarının karşılık bulmasının önemine dikkati çekti.

Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesimini tanınmasa bile aralıktaki AB zirvesinden önce gümrük birliğine dahil edip etmeyeceğinin sorulması üzerine Gül, şunları kaydetti:

"(Tanınmasa) değil, zaten tanınması söz konusu değil. Bunu herkes biliyor. Ama diğer konularda bazı sorumluluklar vardır bildiğiniz gibi. Kıbrıs tarafı, Türk mallarına karşı her türlü sınırlamayı kaldırmıştır. Dolayısıyla Türkiye'den isteyen herkes çantasını alıp gidebilir Rum kesimine. Kıbrıs Türk kesiminden Rum kesimine mallarını satabilir, hiçbir engel söz konusu değildir."

Gül, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) yarın Maraş kökenli Ksenidu Aresti isimli Kıbrıslı Rum'un Türkiye aleyhine başvurusunun görüşüleceğinin hatırlatılması ve bundan çıkacak kararın Loizidu kararından farklı olup olmayacağının sorulması üzerine şöyle dedi:

"Böyle olması gerekir. Çünkü yeni bir durum var ortada. Zemin tamamen farklı ve KKTC'de kurulan bir mekanizma var. Bu açıdan o dava ile bu dava arasında çok önemli bir fark var."

KKTC üzerindeki tecridin kaldırılması için yoğun çalışmaların sürdüğünü belirten Gül, referandumda evet denilerek yanlış bir politika izlendiği görüşlerine katılmadığını bildirdi.

Türkiye'nin AB üyelik süreci

Gül, Türkiye'ye ilişkin AB İlerleme Raporu öncesinde ne gibi mesajlarının olduğunun sorulması üzerine, Türkiye'nin üzerine düşenleri yaptığını ve buna devam edeceğini kaydetti.

"Objektif ve dürüst bir karşılık bekliyoruz" diyen Gül, bu raporun çok önemli olduğunu hatırlattı. Türkiye'nin üstüne düşen her şeyi yaptığını bundan 4-5 ay önce söyleyemeyeceğini ama şimdi bunu rahatlıkla söylediğini belirten Gül, bunların göz boyamak için olmadığını söyledi.

TC Dışişleri Bakanı Gül, "Bizi kandırılmışlık duygusuna sevk edecek bir kararın sonuçlarının ne kadar tehlikeli olacağını tüm AB liderleri iyi biliyorlar" diye konuştu.

AB ülkelerinde siyasi karar merciinde bulunan liderlerin Türkiye için "biz eskiye dönüyoruz" deme hakkı bulunmadığını söyleyen Gül, Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden açılması konusunda hükümetin bir çalışması bulunduğunu ve makul bir çözüm bulmak için çaba harcadıklarını bildirdi.

Abdullah Gül, bu konunun basında yer aldığının aksine son Milli Güvenlik Kurulu toplantısında ele alınmadığını da kaydetti.

KIBRIS 01/09/04

İkinci Loizidou davası AİHM'de görüldü

 

Kıbrıslı Rum Myra Ksenides Arestis'in, Maraş yakınlarındaki mal ve mülkünün kullanımının engellendiği gerekçesiyle Türkiye aleyhine yaptığı şikayet başvurusu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 3. dairesinde bugün görüşüldü.

Yaklaşık 2 saat süren duruşmada Türkiye'yi Prof. Zaim Necatigil ve İngiliz Avukat Daniel Bethlehem savunurken, Kıbrıs Rum kesimi de davaya müdahil taraf olarak katıldı.

Türkiye'yi savunan avukatlar, yaptıkları konuşmalarda, Annan planının Rumlar tarafından reddedilmesini, Rumların mal ve mülk iddialarını araştırmak üzere KKTC'de kurulan tazmin komisyonunu ön plana çıkartan bir savunma yaptı.

Prof. Zaim Necatigil, “AİHM'nin, Kıbrıs sorununu daha karmaşık hale getirmek yerine, çözümün kolaylaştırılmasına katkıda bulunması gerektiğini” söyledi.

Yine Türkiye'yi savunan Bethlehem de yaptığı konuşmada, Annan planının Rumlar tarafından reddedilmesinden sonra adada yeni bir dönem başladığını belirterek, mahkemenin son gelişmeleri göz önüne alması gerektiğini söyledi.

BM tarafından hazırlanan barış planının referanduma sunulmasında Türk tarafının iyi niyetle hareket ettiğini ve planı desteklediğini kaydeden Bethlehem, Rumların ise bu plana “hayır” dediğini hatırlattı.

Türkiye'nin KKTC üzerinde bir kontrolü ve müdahalesi bulunmadığını belirten Bethlehem, Türkiye aleyhine yapılan bu şikayet başvurusunun incelenmeye alınmasının reddedilmesini istedi.

Bethlehem, KKTC'de Rumların mal ve mülk iddialarını araştırmak için bir tazmin komisyonu kurulduğunu hatırlatarak, “iç hukuk yollarının tüketilmesi” ilkesi gereği, Rumların AİHM'den önce bu komisyona başvurmaları gerektiğini ifade etti.

Duruşmada ikinci kez söz alan Necatigil, mahkemenin adada Rumların dışında Kıbrıslı Türklerin de güneyde topraklarını, mal ve mülklerini bıraktığını unutmaması gerektiğini belirterek, “Rumlar, planı reddederek, durumun böyle devam etmesini istediklerini gösterdi” dedi.

Necatigil,”Rumların yaptığı bu tür başvuruları kabul etmek, ilerideki çözüm çabalarına da zarar verecek” diye konuştu.

Rumların tazmin komisyonuna başvurmasının Rum yönetimi tarafından engellendiğini ifade eden Necatigil, bu başvurularla AİHM'nin “iç hukuk yollarının tüketilmesi” ilkesinin ihlal edildiğini bildirdi.

RUM KADININ AVUKATI

Rum Myra Ksenides Arestis'in İngiliz avukatı Ian Brownlie ise KKTC'nin uluslararası toplum tarafından kabul edilmediğini gerekçe göstererek, tazmin komisyonunun da geçerli bir hukuki kurum olamayacağı görüşünü savundu.

Tazmin komisyonunu yasal ve geçerli bir kurum olarak görmediklerini kaydeden İngiliz avukat, bu komisyonu kabul etmenin KKTC'yi de tanımak anlamına geleceğini ifade etti.

Ksenides Arestis'in diğer avukatı Rum Achilleas Demetriades de Annan planıyla ilgili görüşmelerin başarısızlığa uğramasının, müvekkilinin mağduriyetinin karşılanmasını engellemeyeceğini söyledi.

Rum avukat, Türkiye'nin KKTC'yi kontrol altında tuttuğunu öne sürerek, müvekkilinin Maraş'taki evine ve topraklarına geçişinin Türk ordusu tarafından engellendiğini iddia etti.

Duruşmada Rum tarafının adadaki Türk askeriyle ilgili suçlamalarını yanıtlayan Necatigil ve Bethlehem, adada yalnız Türk askeri değil, Yunan askeri de bulunduğunu hatırlattılar ve KKTC'de kamu düzeniyle ilgili çalışmalarda görev almayan Türk ordusunun, sadece istikrarın sağlanması için adada bulunduğunu söylediler.

Avukatlar, Türkiye'nin Annan planına destek verip bu plan gereği adadaki asker sayısını düşürmeyi de kabul ettiğini hatırlattılar. AİHM, başvurunun incelenmeye alınıp alınmamasıyla ilgili kararını ileri bir tarihte verecek.

DURUŞMANIN ÖNEMİ

Duruşma, Türkiye'nin Rum vatandaşı Titina Loizidu'ya maddi tazminat ödemesi ve Kıbrıs'ta BM barış planının Rumlar tarafından reddedilmesinden sonra bu konuda ele alınacak ilk başvuru olması itibarıyla büyük önem taşıyor.

AİHM'nin 3. dairesinin, Ksenides Arestis'in mülkiyet şikayetiyle ilgili olarak vereceği gerekçeli karar, Strasbourg'daki mahkemede bekleyen diğer Rum başvurularına emsal teşkil edecek olması açısından da önemli görülüyor.

Başvuruyla ilgili ilk değerlendirmesini yapan AİHM, BM planının reddedilmesi, KKTC'de mal ve mülk iddialarının araştırılması için kurulan komisyonun yapısı ve işleyişiyle ilgili olarak Rum yönetimi ve Türkiye'ye mayısta yazılı sorular yöneltmişti.

Rum yönetimine ve Türkiye'ye yöneltilen sorular arasında, ”KKTC'de mülkiyet şikayetleri için kurulan komisyonun halihazırdaki durumu nedir? Bu komisyona yapılan başvurular engelleniyor mu? Engelleniyorsa ne şekilde oluyor? AİHM'de bekleyen Rum davaları açısından, BM planının başarısızlığa uğramasının hukuki sonuçları var mı, varsa nelerdir” gibi sorular yer alıyordu.

Yanıtları haziran sonunda teslim alan AİHM, daha sonra tarafların bu yanıtlara ilişkin görüşlerini 21 Ağustos'a kadar Strasbourg'a göndermelerini istemişti.

Ankara'nın AİHM'ye savunmasını gönderdiği ve davaların KKTC mahkemelerine sevk edilmesini istediği öğrenildi.

AİHM'nin, Rum vatandaşı Titina Loizidou'nun yaptığı şikayet başvurusunda Türkiye'yi haksız bularak maddi tazminat ödemeye mahkum etmesi, Ankara ile Strasbourg arasında özellikle son iki yıl içinde ciddi sorunlara yol açmıştı.

Türkiye, geçen yıl sonunda Titina Loizidou'ya maddi tazminat  ödemesinin ardından Rum başvurularıyla ilgili olarak ortaya çıkan gerginlik bir süre için askıya alınmıştı.

 (aa)

 

 

HURRIYET 02/09/2004

 

Rum ayinine Türk mevlidi

KKTC’nin Güzelyurt ilçesinde dün başlayan tartışmalı Rum ayini, 8 bin nüfuslu yerleşim birimini, sağcı-solcu Türklerin, Rum dindarların, siyasetçilerin ve medyanın gösteri merkezi haline getirdi. Kıbrıslı Türkler hem protesto hem de barış gösterisi düzenledi. Ayin ile aynı anda şehitler için mevlit okundu.

AYA Mamas kilisesindeki ayin, hafta sonu kapısına yerleştirilen bombanın gölgesinde başladı. 3 binden fazla Rum, 30 yıl aradan sonra ilk kez Güzelyurt’ta ayine katıldı. Çok sıkı güvenlik önlemlerinin alındığı kilise çevresini askeri helikopterler de havadan kontrol altına aldı. KKTC polisinin üçte birinin görev aldığı ayindeki güvenlik önlemlerinin, Kenan Evren ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın aynı kiliseyi ziyaretinde bile alınmadığına dikkat çekildi.

Rum ana muhalefet partisi Nikos Anastasiades, AB elçileri ve eski Rum lider Yorgo Valisiu’nun katıldığı ayinde kilise içinde çan çalındı, rahip ve rahibeler ilahiler okudu ve Rumlar mum yakarak gözyaşı döktü.

Ayin devam ederken kilise bahçesine KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat gelerek Rum dindarlar ile tokalaştı. Rumların alkışları arasında bahçeden ayrılan Talat daha sonra kilisenin yakınında düzenlenen barış mitingine katıldı. 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla iktidardaki sol görüşlü CTP’nin desteklediği mitingde Kıbrıslı gençler, adada barış istediklerini belirtti.

Hafta başında Güzelyurt’ta ‘ayine hayır’ mitingi düzenleyen sağ kesim ise kilisenin karşısındaki Fatih camiinde Türk şehitlerin ruhuna mevlit okuttu. Şehit yakınları, ellerinde bayraklarla ayini protesto etti.

NAKLEN YAYINLANDI

Rum medyası da gövde gösterisi düzenledi. Rum televizyonları, ayini naklen yayınlarken Rum yönetimi de Yunanistan’la işbirliği yaparak ayinin tüm dünyadan izlenmesini sağladı.

Rum inanışına göre, Anadolu’da bir mağarada inziva hayatı yaşayan Rahip Mamas, bir aslanı, vergi isteyen görevlilerin yanında üzerine binerek terbiye etti. Vergi memurlarının canını kurtaran ve aslan ile dolaşan Mamas bu mucizesi üzerine azizliğe yükseldi. 2 gün süren ayin, Anadolulu Aziz Mamas adına düzenleniyor.

Başbakan Talat’tan tebrik

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, eşi Oya Talat ile beraber ayin devam ederken Aya Mamas Kilisesi bahçesine geldi. Rumların sevgi gösterileriyle karşılanan Talat, ‘Bu dini bir etkinlik. Ben daha fazla rahatsızlık yaratmak istemiyorum. Sadece bir ‘merhaba’ demeye geldim. Ama bunu söylemeye de galiba imkan yok. Hayırlı olsun diliyorum’ dedi. Talat, Rumlar tarafından kiliseye davet edilmesine rağmen kısa süre sonra ayrıldı. 

 

 

HURRIYET 02/09/2004

 

Rumlar Güzelyurt'ta ikinci ayini yaptı

 

Kıbrıslı Rumlar, 30 yıl aradan sonra dün akşam Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde düzenledikleri ayinin ardından, bu sabah da aynı kilisede ikinci ayin düzenledi.

Rumların Güzelyurt'taki Aya Mama Kilisesi'nde bugün düzenlediği ikinci ayin sona erdi. Güzelyurt Metropoliti Neofidos'un yönettiği ayin yaklaşık 3.5 saat sürdü.

Dün akşamki ayine göre Rum vatandaşlarının katılımının az olduğu ayine, Güney Kıbrıs'taki bazı yabancı büyükelçiler de katıldı. Ayine, Avrupa Birliği'nin (AB) Güney Kıbrıs Büyükelçisi Adrian Van Der Meer, İtalya Büyükelçisi Ghenardo La Francesco, Fransız Büyükelçi Hadelin de La Tour Du-Pin, Almanya Büyükelçisi Jochen Trebesch, ABD Büyükelçiliği Müsteşarı Ned Nolan ve Avustralya Büyükelçisi katıldı.

Ayini, dün akşam olduğu gibi bazı Rum kanalları canlı yayınladı. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı ayinde, askeri bir helikopter de havadan kontrol uçuşu yaptı.

MEER'İN AÇIKLAMASI

AB'nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Van Der Meer, ayinden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, “önemli bir nedenden dolayı burada olduğunu ve duygusal bir olay olduğunu” söyledi.

“AB'nin en önemli özelliği olan din özgürlüğünün yaşandığını” ifade eden Meer, “Ben çok rahattım, umarım katılanlar da çok rahattı” dedi.

 (aa)

HURRIYET 02/09/2004

 

Rumlar için tarihi ayin

02/09/2004 RADIKAL

LEFKOŞA - Rumlar, 30 yıl aradan sonra Güzelyurt'taki Ay Mama Kilisesi'nde ilk ayinlerini herhangi bir huzursuzluk yaşanmadan gerçekleştirdi. Güneyden binden fazla Rum'un katıldığı ayin, Rum televizyonlarınca canlı yayımlandı. Ayine, eski Rum lideri Glafkos Klerides'in kızı Keti Klerides, ana muhalefet partisi DİSİ'nin Başkanı Nikos Anastasyadis, eski Rum liderlerden Yorgo Vasilyu ile bazı AB ülkelerinin büyükelçileri katıldı.

Talat, 'Hoş geldiniz' dedi
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat da eşi Oya Talat'la birlikte ayin başladıktan sonra kilisenin bahçesine gelerek Rumlara 'Merhaba' dedi. Rumlar da Talat'ı alkışlayarak kilisenin içine davet etti. Talat, dini bir etkinliği bozmamak için içeri girmeden bahçeden ayrıldı.
Türk tarafında ayine karşı çıkanlar 50 metre uzaklıktaki Fatih Camii'nde şehitler için mevlit okuturken ayini destekleyen Kıbrıslı Türkler, 'Barış Şöleni' düzenledi.
Birkaç gün önce kiliseye düzenlenen bombalı saldırı nedeniyle yoğun güvenlik önlemleri alan KKTC polisi kiliseye giren herkesi tek tek aradı. Metehan Sınır Kapısı'nda yapılan aramalarda da polis, Rumların üzerinde bulduğu kesici aletlere el koydu. (Dış Haberler)

Omorfo Metropoliti Neofitos: İçimizdeki duvarları yıkabiliriz

Omorfo Metropoliti Neofitos'un, 30 yıl aradan sonra dün akşam Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlenen ayinde verdiği vaazda, barış mesajları da vardı: İçimizdeki duvarları yıkabiliriz

Omorfo Metropoliti Neofitos: Halkımızın -Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin- omuzlarında taşıdığı acının büyüklüğünü görünce sarsılıyorum, acı duyuyorum. Gerçekten, her iki taraftan da sıradan insanların anlattığı acı hikâyeleri dinleyen birinin gözyaşı dökmemesi mümkün değildir

"Bu insanların bazıları 1964, diğerleri ise 1974 yılında göçmen oldukları için acı çekiyorlar. Sevdiklerini, ev, bark ve mülklerini, kısaca her şeylerini yitirdiler. Ama bu insanlar, o kadar çok şey yitiren bu halk, bir şeyini yitirmemiştir. Umudunu. Umudun kökleri derinlere iner. Yakın tarihimizde yaşadıklarımız, bu umudu kökünden söküp atamadı. Sonuç olarak, bütün acılarına ve kayıplarına karşın, suçluları affetmek gücünü kendinde bulan insanlar görüyoruz. Unutmadan affetmeyi bilen insanlar..."

"Şunu da anladık ki, Kıbrıs halkı, biz Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler, aynı kaderi paylaşıyoruz. Bizi birbirimizden ayıran hiç bir şey yoktur. Farklı etnik kimlik ve farklı din, birlikte yaşamamıza engel değildir. Tam tersine, farklılık, günümüz Avrupa'sında olumlu karşılanarak benimseniyor. Farklılıktan korkmamalıyız"

Omorfo Metropoliti Neofitos, dün akşam Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlenen ayinde barış mesajları da verdi.

30 yıl aradan sonra Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlenen ayinde konuşan Neofitos, ayinin Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumların yaratıcı girişimleri sayesinde mümkün olduğuna işaret ederek, "Ancak hâlâ duvarlar vardır. Hem dışımızda, hem içimizde. Biz, sıradan insanlar, dışımızdaki duvarlar için fazla bir şey yapamayız ama içimizdeki duvarlara karşı çok şey yapabiliriz. Korku ve önyargı duvarlarını yıkabiliriz" dedi.

Bunun din adamlarının da görevi olduğuna inandığına dikkat çeken Neofitos, "İnanç insanlarının, barış insanlarının görevi olduğu gibi..." şeklinde konuştu.

Rumlar, geçtiğimiz cuma akşamı karanlık güçler tarafından bombalanan Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde ayin yaptı.

Olaysız geçen ayinde, katılan Rumlara vaaz veren Omorfo Metropoliti Neofitos, "Muhterem pederler ve kardeşler, sevgili yurttaşlar" diye söze başladı ve konuşmasında barış mesajları da verdi.

Neofitos, şunları kaydetti:

"Geçmişe ebediyen takılı kalarak, bugüne kadar kimin kaç defa "evet" veya "hayır" dediğini sayabiliriz. İstediğimiz bu mu? Geçmişte mi kalmak istiyoruz?

Kıbrıslılar, barikatlar açıldıktan sonra, geçmişe takılı kalmak istemediklerini göstermişlerdir ve her geçen gün, gözlerini geleceğe çevirmektedirler.

Her gün nelerin yaşandığını görüyoruz. Her iki toplumun sıradan insanları, sessiz sedasız tarih yazmaktadırlar. Yavaş yavaş ve adım adım, duygulandırıcı buluşmalar, gürültüsüz bir şekilde giderek derinleşmektedir. Bu da, "son fırsatlar" diye bir şeyin olmadığını göstermektedir. Çünkü, fırsatları insanlar isteyince oluşturuyorlar..."

Neofitos'un konuşması

Omorfo Metropoliti Neofitos'un, Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlenen ayinde yaptığı konuşmanın tam metni şöyle:

"Muhterem pederler ve kardeşler,

sevgili yurttaşlar,

"Bugün RABB'in yarattığı gündür,

onun için sevinip coşalım!"

(Mezm. 117,24)

Bu ihyaya dair ayeti nasıl hatırladım? Çünkü bugün gerçekten sevinçli şenlikli bir günüdür de ondan...

Bugün, buralardan bizim bedensel olarak ayrıldığımızdan tam 30 yıl sonra, Omorfo'nun koruyucusu Ayios Mamas'ın Kilisesi'ne, kutsal bir âyin gerçekleştirmek üzere gelmiş bulunuyoruz. Bu âyini yapmakla yeni bir iletişim kapısı açılmaktadır. Tanrı'yla bu iletişim kapısı sayesinde azizlerin azizi, tüm insanlığı himaye etmek amacıyla rahmet deryasını herkesi kapsayacak biçimde döker. Evet, tüm insanlığı, yalnız burada olanları değil, olmayanları da, sadece Hıristiyanları değil, Müslümanları da ve yalnız müminleri değil, herhangi bir dine ait olmak istemeyenleri de. Ayios Mamas'ın şenliğinde herkese yer vardır.

Buradan genç yaşımızda ayrılmak zorunda kaldık. Neredeyse yaşlanmış olarak dönüyoruz. Geçen 30 yıl boyunca, bedenen Ayios Mamas Kilisesi'nden uzakta dolaşıyorduk. Fakat, Ayios Mamas bizden uzak değildi. Her gün bizimle beraberdi. Acı çektik, ağladık ve öğrendik. Bugün de, alçak gönüllülükle bir dua penceresi açmaya geldik. Önümüzde Ayios Mamas'ı görüyoruz. Bir aslan sırtında oturmuş, ellerinde bir kuzu. Zıtları kutsiyetle, çelişkileri de gökten inen barış kelamıyla bağdaştırıyor.

Bazılarının buraya çekinceyle, başkalarının hüzün, kaygı veya korkuyla gelmiş bulunduğunu biliyorum. Kardeşlerim, buna rağmen, koruyucu azizimizin bu parlak şölen gününün, şüphe ve olumsuz anı bulutları tarafından gölgelendirilmesine fırsat vermeyelim. Bugün, merhamet günü olan bugün, neşe duygusunun kalbimize yerleşmesine izin verelim.

Hem birey, hem de halk olarak, bize fazlasıyla keder veren çok şey vardır. Yurdumuzun ne gibi badirelerden geçtiğini biliyoruz ve hâlâ neler yaşanmakta olduğunun da farkındayız. Fakat, ben ülkemizin siyasî durumu üzerine konuşmayacağım, benim işim bu değil. Ben, yalnız Kıbrıslıların gönül durumu hakkında konuşacağım.

Bu halk umudunu yitirmedi

Her gün Kıbrıs halkıyla konuşuyorum. Derin ve anlamlı, kalplerinin derinliklerinden gelen sözler ediyorlar. Halkımızın -Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin- omuzlarında taşıdığı acının büyüklüğünü görünce sarsılıyorum, acı duyuyorum. Gerçekten, her iki taraftan da sıradan insanların anlattığı acı hikâyeleri dinleyen birinin gözyaşı dökmemesi mümkün değildir.

Bu insanların bazıları 1964, diğerleri ise 1974 yılında göçmen oldukları için acı çekiyorlar. Sevdiklerini, ev, bark ve mülklerini, kısaca her şeylerini yitirdiler. Ama bu insanlar, o kadar çok şey yitiren bu halk, bir şeyini yitirmemiştir. Umudunu. Umudun kökleri derinlere iner. Yakın tarihimizde yaşadıklarımız, bu umudu kökünden söküp atamadı. Sonuç olarak, bütün acılarına ve kayıplarına karşın, suçluları affetmek gücünü kendinde bulan insanlar görüyoruz. Unutmadan affetmeyi bilen insanlar... Óõã÷ùñş (Affetmek) sözcüğünün ifade ettiği gibi, bu insanlar kalplerine ötekini yerleştirebilmişlerdir, ötekini kalplerine yerleştirebilmek için, yüreklerinde yer açmışlardır. Bu yüzden, ben yurdumuzun geleceğinden iyimserim.

Geçtiğimiz yıl bize çok şey öğretti. Yurdumuzu ikiye ayıran duvarda sadece küçük bir çatlağın oluşması bile, Adamıza koskoca bir özlem dalgasının yayılması için yetip arttı. Bu özlem, yitirdiğimiz beraberliğe, hepimizin yeniden bir arada barış ve uzlaşma içinde yaşamasına duyulan bir özlemdir. Bu özlem, birbirimizin yüzüne baktığımızda, daha da güçlenmektedir.

Aynı kaderi paylaşıyoruz

Bazılarının bize söylemeye çalıştığı gibi, ötekinin yüzü bize yabancı değildir ve bunu fark ettiğimiz an, beraberlik için duyduğumuz özlem iyice güçlenmektedir. Ve şunu da anladık ki, Kıbrıs halkı, biz Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler, aynı kaderi paylaşıyoruz. Bizi birbirimizden ayıran hiç bir şey yoktur. Farklı etnik kimlik ve farklı din, birlikte yaşamamıza engel değildir. Tam tersine, farklılık, günümüz Avrupa'sında olumlu karşılanarak benimseniyor. Farklılıktan korkmamalıyız.

Yurdumuzun trajedisini iyimser sözlerle örtbas etmek çabasında değilim. Trajedi bir gerçektir. Ve şunu da biliyoruz ki, tarih basit insanların özlemlerine karşı duyarlı değildir. Verili ortamın gerçeklikleri öylesine dal budak salmıştır ki, sanki bu felaket, bu büyük sorun, iyice pekişmiş ve bir daha ortadan kalkmayacakmış gibi geliyor. Hatta, bu zorluklar karşısında her iki toplumdan bazı kimseler, "mutlak açmaz" ve yitip giden "son fırsatlardan" söz etmeye başladılar. İlerlemek istemiyorsak, bunun için elbette bin bir gerekçe bulabiliriz. Geçmişe ebediyen takılı kalarak, bugüne kadar kimin kaç defa "evet" veya "hayır" dediğini sayabiliriz. İstediğimiz bu mu? Geçmişte mi kalmak istiyoruz?

Kıbrıslılar, barikatlar açıldıktan sonra, geçmişe takılı kalmak istemediklerini göstermişlerdir ve her geçen gün, gözlerini geleceğe çevirmektedirler.

Her gün nelerin yaşandığını görüyoruz. Her iki toplumun sıradan insanları, sessiz sedasız tarih yazmaktadırlar. Yavaş yavaş ve adım adım, duygulandırıcı buluşmalar, gürültüsüz bir şekilde giderek derinleşmektedir. Bu da, "son fırsatlar" diye bir şeyin olmadığını göstermektedir. Çünkü, fırsatları insanlar isteyince oluşturuyorlar.

Korku ve önyargı duvarlarını yıkabiliriz

İşte, bugün Ayios Mamas Kilisesi'nde gerçekleştirilen ibadet, bunun en iyi kanıtlarından biridir. Bu etkinlik, sıradan Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerin yaratıcı girişimleri sayesinde mümkün olmuştur.

Ancak, hâlâ daha duvarlar vardır. Hem dışımızda, hem de içimizde. Biz, sıradan insanlar dışımızdaki duvarlar için fazla bir şey yapamayız ama içimizdeki duvarlara karşı çok şey yapabiliriz. Korku ve önyargı duvarlarını yıkabiliriz. Bunun, din adamlarının da görevi olduğuna inanıyorum, inanç insanlarının, barış insanlarının görevi olduğu gibi...

Yıllarca "çözüm" hakkında, büyülü bir şeymiş gibi konuştuk. Dışarıdan gelecek bir şey... Bizim sorumluluğumuz olmadan gerçekleşecek bir şeymiş gibi. Sanki, sihirli bir güç, yurdumuzun başına gelen felâketleri ortadan kaldıracakmış gibi... Şimdi anlıyoruz ki, çözüm sihirle değil, büyük zahmetler ve uğraşlarla gelecek. Gelecek, ama bir günde değil. Çözüm, en başta kendi içimizde inşa edilmelidir. İleri gitmek için, ilk önce içimizdeki duvarları yıkmalıyız ve inşa edebildiğimiz her şeyi inşa etmeliyiz.

Bugünkü Ayinimiz sadece bir başlangıçtır. Dilerim, bu başlangıç sürekli bir durum haline gelinceye kadar devam etsin. Çünkü, Ayios Mamas Kilisesi'nde sık sık gerçekleştirilecek Kutsal ayin, yeni imkânlar yaratacak, insanlar arasında iyi ilişkilerin oluşmasına yardımcı olacaktır. Ayrıca, şuna da inanıyorum ki, Ayios Mamas Kilisesi'nin ibadete açılmasının dışında, Astromerit-Zodya barikatının da devreye sokulması yararlı olacaktır.

Böyle bir durumda, insanlar bütün bölgede, her iki istikamete doğru özgür bir şekilde hareket edebileceklerdir. Bunun dışında, bizim metropolümüzün ve diğer metropol bölgelerinde bulunan kiliselerin de koruma ile restorasyon çalışmalarının başlatılmasını dilerim. Böylece, Kıbrıslı Rumlar, insan haklarının ayrılmaz bir parçası olan ibadet haklarını kullanabilsinler. Bu yönde bir gelişme, hem Kıbrıslı Rumların, hem de Kıbrıslı Türklerin karşılıklı saygı geliştirmelerine, ortak bir gelecek için zemin hazırlamalarına olanak tanıyacaktır.

Biz politika yapmıyoruz

Her iki toplumda da bazı çevreler, bugünkü ayinimize siyasi bir anlam yüklemeye çalıştılar. Bu doğru değildir. Burada, bir ikindi duası ve bir ayin yapılmaktadır. Biz, politika yapmıyoruz. Çilekeş insanlar olarak acılarımız ve yaralarımızı Tanrı'nın ve azizimizin huzuruna çıkarmaya geldik. Duamız, politikacıların uğraşlarını engellemez. Tam tersine, onlara yardımcı olur. Çünkü, Tanrı'dan dileğimiz, politikacıları aydınlatması, onları güçlendirilmesi ve uğraşlarını doğru yöne sevk etmesidir.

Kilise siyaset yapmaz. Bütün dünya için dua eder. Bütün Kıbrıslıların ortak ve barış dolu bir geleceği olsun diye dua eder. Eğer, Kıbrıs'ta din adamlarının oynayacağı bir rol varsa bu, yurdumuzda yaşayan bütün toplumların barış içinde, bir arada yaşamasına hizmet etmektir. Piskoposların, papazların, imamların rolü, şairin dediği gibi, "tüm gönüllerde, tüm dudaklarda aynı ağırlığı olan o sözleri bulmamıza" yardımcı olmalarıdır. Açıkçası, sözcüklerin özgül ağırlığını bulmamız gerekiyor. Çünkü, maalesef henüz sözcükler, herkesin yüreği ile dilinde aynı ağırlığı taşımıyor.

Özellikle biz Hıristiyanlar, dini inancımızın temeli olan sevginin anlamını yeniden hatırlayıp benimsemeliyiz. Soyut sevginin anlamını değil, somut, fedakarlık gerektiren sevginin anlamını...Havari Pavlos'un betimlediği gibi. Pavlos şöyle diyor : "Bütün dilleri konuşsam, bana peygamberlik kerameti verilse bile, mucizeler yapsam, dağları yerinden oynatsam da, Eğer insana sevgim yoksa, ben bir hiçim." Evet, bir hiçim. Çünkü Havari Pavlos'un dediği gibi : "Sevgi sabır işidir", "seven kimse iyi kalpli olur", " sevgisi olan kıskanmaz", "böbürlenmez", "övünmez", "kaba davranmaz", "kendi çıkarını aramaz", "kolay kolay öfkelenmez", "kötülüğün hesabını tutmaz", "haksızlığa sevinmez", "gerçek olanla sevinir", "sevgisi olan insan, her şeye katlanır", "sevgi asla son bulmaz" (I Kor.13, 1-8).

Umarım ve Aziz Mama'dan dilerim ki, bugün burada başlayan bu ibadet, devam etsin. Buraya gelen sizlere, ayrı ayrı teşekkür ederim. Kıbrıslı Rum olsun, Kıbrıslı Türk olsun, bugün burada bu etkinliğin gerçekleştirilmesine katkıda bulunan herkese teşekkür ederim. Tanrı'dan, hepimize nur bahşetmesi için dua ederim. AMİN."

KIBRIS 02/09/2004

 

Ankara'dan AİHM'e : Kıbrıs'ta her şey değişti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kıbrıs'ta taraflar arasındaki mülkiyet sorununa ilişkin kritik bir karara hazırlanıyor.Mahkeme, Annan Planı referandumları sonrası ilk defa adadaki mülkiyet sorunuyla ilgili bir Rum vatandaşının Türkiye'ye karşı yaptığı başvuruyu mercek altına alacak.

Myra Ksenides-Arestis adındaki Rum vatandaşının Mağusa bölgesindeki taşınmaz mallarına ilişkin 1999 yılında yaptığı şikayetin kabul edilebilirlik duruşması bugün Strasbourg'da yapılacak.

Ankara bu şikayet paralelinde AİHM'den Kıbrıslı Rumların Türkiye'ye karşı mülkiyet şikayetlerini "iç hukuk yollarının tükenmediğini gerekçe göstererek" KKTC'de kurulan tazmin komisyonuna yöneltmesini istedi. Rumlar ise tazmin komisyonunun yasadışı olduğunu ileri sürerek, komisyon üyelerini Rumlara ait mülkleri kullanmakla suçladı.

Ankara: Her şey değişti

Duruşma için Ankara tarafından AİHM'e gönderilen ön savunmalarda Annan Planı ve 24 Nisan referandumlarının sonuçlarıyla birlikte Kıbrıs'ta durumun değiştiği, AİHM'in yeni durumu göz önünde bulundurarak Rum başvurularını incelemesi gerektiği ifade edildi.

Annan Planı'na "evet" diyen KKTC halkının bağımsız iradeyle karar verdiğini bildiren Ankara, bu durumu adanın kuzeyinin Rumların iddialarının aksine Türkiye'nin kontrolünde olmadığının göstergesi şeklinde yorumladı.

Rumlar tarafından reddedilen Annan Planı'nın 1974 sonrası oluşan mülkiyet sorununa çözüm de içerdiğine işaret eden Ankara, "Rumlar referandumda 'hayır' oyu kullanarak mevcut durumun sürmesine neden olmuşlardır." diyerek in Rum vatandaşlarının Türkiye'ye karşı başvurularını kabul etmemesini istedi.

Ankara savunmasında Rum yönetiminin "Kıbrıs Cumhuriyeti" sıfatıyla 2001 yılında Strasbourg'da Türkiye'ye karşı kazandığı devletlerarası davanın kararında KKTC'de Rumların başvuru yapması için kurulacak tazmin mekanizmalarının iç hukuk yolu olarak kabul edilebileceğine ilişkin yorumlar da hatırlatıldı.

Rumlar "Loizidu" kararında ısrarlı

Ankara 24 Nisan sonrası Kıbrıs'ta politik verilerin değiştiği konusunda AİHM'i ikna etmeye çalışırken, Rum yönetimi adanın kuzeyinin Türkiye'nin "kontrolü" altında olduğu tezini işlemeye devam ediyor.

Ksenides-Arestis başvurusunda müdahil taraf olan Rum yönetimi, AİHM'den 1996 yılında açıklanan Loizidu kararını tekrarlayıcı hükümlerde bulunmasını talep ediyor.

Rumlar tarafından reddedildiği için Annan Planı'nın hukuksal hiçbir değeri bulunmadığını savunan Rum Yönetimi, tazmin komisyonunu da "Türkiye'nin KKTC'nin uluslararası planda tanınması için yarattığı bir mekanizma" olarak niteliyor.

Rumların AİHM'e ilettikleri belgelerde KKTC'deki tazmin komisyonu üyesi olduğunu söyledikleri Halil Giray, Necat Yazman ve Tamer Gazioğlu'nun Rumlardan kalma mülkleri sahiplendiklerini, bu nedenle bağımsız ve tarafsız olamayacaklarını öne sürüyorlar.

Rumlar AİHM'e, KKTC başbakanı Mehmet Ali Talat'ın 2003 yılında söz konusu komisyonun "uluslararası planda tanınmadığına" ilişkin gazetelerde yayımlanan beyanlarıyla ilgili kupürler de ilettiler.

Gizli müzakereler var

Rumlar ön savunmalarında, kanıt sunmadan "Türkiye Strasbourg'daki Rum başvurularını Avrupa Konseyi birimleri ile gizli anlaşmalarla çözmeye çalışıyor." iddiasında da bulundu.

Rumların bu iddiaları Avrupa Konseyi kulislerinde rahatsızlık yaratmış durumda. Ankara ise söz konusu görüşmelerin "saydam" olduğunu, aynı tip görüşmelerin AİHM tarafından Rumlarla da yapıldığını söylüyor.

Rum yargıçla Hitler polemiği

Ankara bu suçlamalara, AİHM'nin Rum yargıcı Lukis Lukaides'in KKTC'deki tazmin komisyonuna başvurmak isteyen Rum vatandaşlarını "vatan haini" ilan eden açıklamalarını sert bir dille eleştirerek karşılık verdi.

Yargıç Lukaides'in "Politis" gazetesinde 18 Ağustos 2003 tarihinde yayımlanan bir haberdeki, KKTC'deki tazmin komisyonuna başvurmak isteyen Rumlar için "Hitler rejimiyle işbirliğine girenler Avrupa tarafından işbirlikçi olarak görüldüler" ifadelerine Ankara, "Türkiye bu konudaki tutumunu saklı tutmaktadır" yanıtını verdi.

Magosa bölgesinde taşınmaz malları olan Ksenides-Arestis'in başvurusu AİHM tarafından "kabul edilebilir" ilan edildiği takdirde esastan incelenmeye alınacak. Ancak AİHM, Türkiye'nin tezleri doğrultusunda bir karar vererek KKTC'deki tazmin komisyonunu Rumlar için "iç hukuk yolu" olarak nitelerse Rumlar tarafından Strasbourg'da Türkiye'ye karşı yapılan başvurular bu komisyona yönlendirilecek.

AİHM'nin bu konudaki kararını ne zaman açıklayacağı henüz bilinmiyor.

KIBRIS 02/09/2004

 

Güzelyurt'ta hoşgörü kazandı

KUŞ UÇURTULMADI... Güzelyurt'ta Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayine katılmak için kuzeye akın eden Rumlar, önce Kermiya sınır kapısında kontrolden geçti. Polisin geniş güvenlik önlemleri aldığı sınır kapısında araçlar didik didik tarandı. Tehlikeli olabileceği düşünülen tüm aletlere el konuldu. Polisin güzergah boyunca aldığı yoğun güvenlik önlemleri arasında Güzelyurt'a gelen Rumlar, Ay Mamas Kilisesi'ne de dedektörlerle arandıktan sonra girebildi

GÖZYAŞLARINI TUTAMADILAR... Rumların Ay Mamas Kilisesi'nde düzenlediği ayin yaklaşık üç saat sürdü. Ayine katılan Rumlar ilahiler okuyup, dualar etti. 30 yıl aradan sonra dini ibadetlerini Ay Mamas Kilisesi'nde yapmanın burukluğuyla çok sayıda Rum gözyaşlarını tutamadı

TALAT "MERHABA" DEDİ... Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayine, Başbakan Mehmet Ali Talat da kısa bir süre katıldı. İçişleri bakanı Özkan Murat'la birlikte kilisenin avlusuna kadar gelen Başbakan Talat, buradaki Rum komşularımızı selamladı. Avludaki Rumların sevgi gösterileri ve alkışlarıyla karşılanan Talat, "Bu dini bir etkinlik. Ben daha fazla rahatsızlık yaratmak istemiyorum. Sadece bir 'merhaba' demeye geldim. Ama bunu söylemeye de galiba imkan yok. Hayırlı olsun diyorum" şeklinde konuştu

Günlerdir kamuoyunun gündemine oturan ve merakla beklenen Rumların "Ay Mamas ayini" dün akşam "kazasız, belasız" yapıldı. Güzelyurt'ta bu kez karanlık güçler değil, demokrasi kazandı.

Binin üzerinde Rum'un katıldığı ayinde, beklenilenin aksine tatsız bir olay yaşanmadı.

Hıristiyan Rum halkı için kutsal ibadet yerlerinden Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde KKTC hükümetinin onayıyla dün akşam yapılan ayin, aynı zamanda tarihi bir gün yaşanmasına neden oldu.

Güzelyurt deyim yerinde ise 30 yıl aradan sonra hem dini hem de siyasi anlamda tarih yazdı. Güzelyurt sokakları ve kilisenin önü Güzelyurt halkıyla doldu taştı. Ayin sırasında kiliseye Kıbrıslı Türklerin girmesine izin verilmezken, çok sayıda siyasi de kilise dışında bekledi.

KKTC hükümetinin verdiği izinle Rumlar 30 yıl sonra Ay Mamas Kilisesi'nde ayin düzenledi.

Yoğun güvenlik önlemleri alan polis, kilise avlusuna giren herkesin üzerini dedektörlerle tek tek aradı.

Yıllardan beri müze olarak kullanılan kilisede 30 yıl aradan sonra yapılan ayin için bini aşkın Rum Güzelyurt'a geldi. Bölgede ve Lefkoşa-Güzelyurt anayolunda polis de olağanüstü güvenlik önlemleri aldı.

Başbakan Mehmet Ali Talat da ayinin yapıldığı saatlerde kilisenin avlusuna kadar gelerek Rumlara "merhaba" dedi. İçişleri bakanı Özkan Murat'la birlikte kilisenin avlusuna kadar gelen Başbakan Talat, buradaki Rumların sevgi gösterileri ve alkışlarıyla karşılandı.

Gözyaşları vardı

1974'ten beri orijinali korunarak İkon Müzesi olarak kullanılan Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde dün akşam düzenlen ayin saat 18.30'da başladı ve üç saat sürdü. Ayini geniş bir basın ordusu izledi.

Ayini yöneten sözde Güzelyurt Metropoliti Neofitos, kilisenin bahçesinin girişinde Rumların sevgi gösterisiyle karşılandı ve kendisine "yüce, büyük kişi" anlamına gelen "Aksiyos" tezahüratları yapıldı. Din adamının kiliseye girişi sırasında çan çalındı ve mum yakılarak kilise içinde dua edilmeye başlandı. Papazların ilahiler eşliğinde kilisenin etrafında dönmesinin ardından, kilisenin kapısından güneyden getirilen bir ikonun çevresinde ilahiler okundu ve ardından ayin sona erdi.

Kilisedeki ayin sırasında çok sayıda Rum ilahiler okuyup dualar ederken gözyaşlarına boğuldu. Adeta kendinden geçen Rumlar, 30 yıldan sonra yeniden Güzelyurt'ta ayin yapmanın verdiği duygu yoğunluğuyla gözyaşlarına hakim olamadı. Bazı Rum basın mensuplarının da ayin sırasında duygulanarak ağladığı gözlerden kaçmadı.

Güzelyurt'ta Ay Mamas Kilisesi'nde Rumların yaptığı ayin saat 21.00 sıralarında tamamlandı.

Bu arada, kilise içerisinde devam eden ayin daha sonra kilise bahçesine taştı. Yasak olmasına rağmen, kilise bahçesinde çan çalınarak topluca ilahi okundu ve Neofidos lehine sloganlar atıldı. Ayine katılanlar daha sonra Neofidos'un elini öperek kilise bahçesinden ayrıldı.

Ay Mamas'taki ayinin ikinci bölümü ise bugün saat 08.00'de yapılacak.

Ayine Rum ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Başkanı Nikos Anastasiades, eski Rum liderlerden Birleşik Demokratlar Hareketi (EDİ) Başkanı Yorgo Vasiliu ile bazı tanınmış Rum siyasiler ve İrlanda'nın Güney Kıbrıs Büyükelçisi, DİSİ Milletvekili Kety Klerides, Rum eski hükümet sözcüsü Mihalis Papapetru, AKEL'den Meclis Grubu Başkanı Katsuridis başkanlığındaki bir heyet katıldı. Rum devlet televizyonu da dahil bazı Rum kanalları ayini canlı yayınladı.

Ayinin sona ermesinden sonra Rumlar kiliseden ayrıldı ve birçoğu güneye geçerken, bazı Rum siyasiler de İnönü Meydanı'nda yapılan Barış Şöleni'ne katıldı.

Polis ve çevik birlik alarmda

Aynı saatlerde ayin, miting ve mevlitle olağanüstü koşullara hazırlanan bölgede polis de olağanüstü güvenlik önlemleri aldı. Kiliseye giriş ve çıkışlar iki kapıdan yapıldı.

Lefkoşa-Güzelyurt güzergahı ile kent içinde iki günden beri önlemleri artıran polis alarm koşullarında çalıştı. Dün akşam 650 polis görev başında olurken, yetkililer, bu sayının polis örgütünün 3'te birine denk geldiğine dikkat çekti.

Ayin sonrasında çember oluşturan polis, Rumların İnönü Maydanı'nda gerçekleştirilen barış şölenine gitmesine izin vermedi.

Kermiya sınır kapısında da dün olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. 27 polisin görev yaptığı sınır kapısında araçlar sidik didik kontrol edildi ve tehlikeli olduğu düşünülen aletlere geri verilmek kaydıyla el konuldu.

Konuyla ilgili olarak içişleri bakanı Özkan Murat, ayin ve diğer etkinliklerin sükunet içinde yapılması için her tür tedbirin alındığını söyledi.

Lefkoşa-Güzelyurt güzergahında ve kent içinde alınan yoğun önlemlerden vatandaşın tedirgin olmamasını isteyen Murat, "Her şey vatandaşımızın ve konuklarımızın güvenliği içindir. Kimse rahatsız olmasın ve polis güçlerimize yardımcı olsun" dedi.

Bini aşkın Rum katıldı

Metropolit Neofitos'un yönettiği Ay Mamas'taki ayine bini aşkın Rum katıldı. 7 otobüs ve 5 yüze yakın araçla ayin için KKTC'ye geçen Rumlara kapılarda normal prosedür uygulandı ve kimlik göstermeyenler giriş yapamadı.

Ayin için KKTC'ye geçen Rumların rutin uygulama çerçevesinde tek tek kimlik göstereceklerini, bunun dışında bir uygulamanın söz konusu olmadığın söyleyen Murat, yığılmanın önlenmesi için sınır kapılarındaki görevlilerin takviye edildiğini bildirdi.

Resmi bilgi olmamasına karşın ayine yaklaşık 2 bin Rum'un katılmasının beklendiğini söyleyen Murat, bir soruya karşılık, ayin izninin çan ve ses yükseltici cihaz kullanılmaması şartıyla verildiğini bildirdi.

Murat, ayini yöneten Metropolit Neofitos'un kiliseye gelişinde bölge kaymakamı tarafından karşılanacağını da kaydetti.

Talat da Ay Mamas'ta

Başbakan Mehmet Ali Talat, meclis başkanı Fatma Ekenoğlu, içişleri bakanı Özkan Murat ile diğer yetkililer de dün akşam Güzelyurt'taydı. Başbakan Talat ile içişleri bakanı Murat, gece boyunca kaymakamlık ve polis binalarından gelişmeleri takip etti.

Başbakan Mehmet Ali Talat, Rumların ayin yaptığı Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'ni de ziyaret etti. Başbakan Talat, saat 20.00'de Ay Mamas Kilisesi'nin bahçesine geldi. Burada bulunan Rumlarla sohbet eden Başbakan Talat'a ziyaretinde içişleri bakanı Özkan Murat, CTP Milletvekili Doğan Şahali, ve Başbakanlık Müsteşarı Eşref Vaiz eşlik etti.

Mehmet Ali Talat, Rumların 30 yıl aradan sonra ayin yaptığı Ay Mamas Kilisesi bahçesine kadar gelerek Rumlara "merhaba" dedi. Başbakan Talat, eşi Oya Talat'la birlikte kilise bahçesinin girişinde kendisine sevgi gösterisinde bulanan Rumlar tarafından alkışlarla karşılandı. Talat, kilise bahçesinde yaptığı açıklamada, "Bu dini bir etkinlik. Ben daha fazla rahatsızlık yaratmak istemiyorum. Sadece bir 'merhaba' demeye geldim. Ama bunu söylemeye de galiba imkan yok. Hayırlı olsun diyorum" dedi.

Talat, bazı Rumların kilisenin içine davet etmesine rağmen kilise içine girmeden bahçeden ayrıldı.

5 dakika kadar kilise bahçesinde kalan Başbakan Talat, daha sonra bölgeden ayrıldı.

Başbakan Talat'a, kiliseyi ziyareti öncesinde Güzelyurt Polis Müdürlüğü'nde, alınan güvenlik tedbirleri, ayin ve durum hakkında brifing verildi.

Başbakan Talat, Ay Mamas kilisesi bahçesinde basına yaptığı açıklamada, dini bir ayinin söz konusu olduğunu belirterek bunun huzur içinde yapılabilmesi için tüm tedbirlerin alındığını ifade etti.

 

Keti Klerides: Barışa giden yol, çok zor bir yoldur

Bu arada, ayine katılan Rum yönetiminin eski lideri Glafkos Klerides'in kızı ve DİSİ Milletvekili Keti Klerides, A.A muhabirine yaptığı açıklamada, ayini "çok duygusallaştırıcı ve hissi bir olay olarak gördüğünü" söyledi. "Kilisenin 30 yıl sonra bir ayin için kullanılışının Kıbrıslı Rumlar için çok anlamlı olduğunu" ifade eden Keti Klerides, Güzelyurt'ta yaşayanların ayine destek vermesinin ayrı bir anlamı olduğunu kaydetti.

"Barışa giden yol çok zor bir yoldur" diyen Klerides, her zaman, barış yoluna engel çıkarmak isteyen fanatiklerin olabileceğini belirterek, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların dış güçlerin etkisinde kalarak, aksi bir şey yapmayacağını gösterdiğini söyledi.

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın ayini desteklemesinin çok önemli olduğunu ve Talat'ın güvenliği artırdığını dile getiren Keti Klerides, "Bu olay barış için uğraşanları güçlü duruma getirecektir"dedi.

Keti Klerides, babası Glafkos Klerides'in, rahatsızlığı nedeniyle ayine katılamadığını da belirtti.

 

Nikos Anastasiades: Barışa açılan kapı

Ayine katılan DİSİ Başkanı Anastasides de yaptığı açıklamada, Kıbrıslı Rumların ve Türklerin aynı memlekette birlikte yaşamayı kabul etmeleri gerektiği söyledi ve "Memleketi birleştirmek için daha çok çaba sarf etmemiz gerekiyor. Bu yalnız dini bir etkinlik olarak değil, barışa açılan bir kapı olarak düşünülmelidir " dedi.

 

Yorgo Vasiliu: Kıbrıs birleşmeli

Birleşik Demokratlar Hareketi (EDİ) Başkanı Yorgo Vasiliu da bu kadar yıldan sonra burada olmayı anlatmanın imkansız olduğunu ifade ederek, Kıbrıs'ın birleştirilmesi gerektiğini kaydetti.

KIBRIS 02/09/2004

 

Güzelyurt'ta barış şöleni

1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Lefkoşa'da düzenlenmesi beklenen ancak Ay Mamas Kilisesi'ne bomba konulmasına tepki olarak Güzelyurt'a alınan "Barış Şöleni" dün akşam Güzelyurt İnönü Meydanı'nda yapıldı. Mitinge katılan vatandaşlar, barışa olan özlemlerini sloganlarla, şarkılarla dile getirdi

Güney Kıbrıs'ta "evetin sembolü" olarak anılan eski milletvekili Takis Hacidimitriu: Birlikte ilerliyor, birlikte öğreniyoruz. Sürmekte olan barış mücadelesinin referandumlardan sonra hesapladığımızdan daha zor olacağı gözüküyor. Bugün tarihte yeni bir sayfa açtık. Bu sayfa sevginin, bu sayfa karşılıklı saygının, bu sayfa kardeşliğin sayfasıdır. Çözüm ve yeniden birleşmenin mesajları veriliyor.

Hüseyin EKMEKÇİ

Bu Memleket Bizim Platformu tarafından organize edilen ve Ay Mamas Kilisesi'ne konulan bomba nedeniyle Güzelyurt'a alınan "1 Eylül Barış Günü" mitingi dün akşam yapıldı. Saat 20.30'da başlayan mitingde barış ve dostluk mesajları verildi.

Başbakan Mehmet Ali Talat'ın da kısa bir süre hazır bulunduğu mitingde Bu Memleket Bizim Platformu adına KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil ve Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Basın Sözcüsü Hürrem Tulga konuştu. Barış Derneği adına ise Doğan Arşehit'in kısa bir konuşması da mitingde yer aldı.

Ayrıca Güney Kıbrıs'ta "evet'in sembol ismi" olarak tanınan eski Rum Milletvekili Takis Hacidimitriu ve PEO Örgütlenme Sekreteri Hristagi Aleku da Kıbrıslı Türklere barış mesajı iletti.

Gecenin sürprizi ise Özgür Demokratlar Hareketi Başkanı ve eski Kıbrıs Cumhuriyeti başkanlarından Yorgo Vasiliu ve "evetçi" DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades oldu. Ayrıca AKEL Milletvekili Eleni Mavrou da mitinge katılarak destek verdi. Mitinge katılan Kıbrıslı Türklere DİSİ tarafından gönderilen karanfiller takdim edildi.

1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Lefkoşa'da düzenlenmesi beklenen ancak Ay Mamas Kilisesi'ne bomba konulmasına tepki olarak Güzelyurt'a alınan "Barış Şöleni" dün akşam Güzelyurt İnönü Meydanı'nda yapıldı.

Aralarında CTP, TKP ve BDH'nın da bulunduğu bu Memleket Bizim Platformu tarafından organize edilen miting, Rumların ayin yaptığı Ay Mamas Kilisesi'nden kısmen uzak mesafede 5 yol olarak bilinen bölgede yer alan İnönü Meydanı'nda yer aldı.

"Kıbrıs'ta Barış Engellenemez" sloganlarıyla başlayan barış şölenine yoğun katılım olduğu gözlemlendi.

Şölene, Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayine katılan bazı Rumlarla Rum basını da ilgi gösterdi. Şölen sırasında, meydanların simge grubu SOS tarafından şarkılar çalınırken, CTP, BDH ve TKP bayrakları sallandı.

Şölenin açış konuşmasını Türkçe ve Rumca olarak yapan beyaz elbiseli genç bayanlar, barış için mücadelenin sona ermediğini, demokrasi için çalışmaya devam edileceğini, ırkçılığa ve adanın birleştirilmesini istemeyenlere karşı göğüs gerileceği belirtti.

İlk konuşmayı yapan Barış Derneği Genel Sekreteri Doğan Arşehit, birleşik bir Kıbrıs için barış mücadelesinin süreceğini ve barışı mutlaka sağlayacaklarını vurguladı. Arşehit, bunun başarılacağının, kapıların açılmasının ardından verilen mücadelede kanıtlandığını ifade etti.

Barış Şöleni'nde Bu Memleket Bizim Platformu adına konuşan Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası Genel Sekreteri Şener Elcil, barış için mücadeleye kararlılıkla devam edeceklerini vurguladı. Elcil, Kıbrıs'ta çözüm için çabaların süreceğini, bu konuda kararlı olduklarını söyledi.

Konuşmasında, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Ana Muhalefet Partisi UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'nun son günlerdeki söylemlerine tepki koyan Elcil, "Artık yeter... Bu halk sizi artık istemiyor. Boşuna uğraşmayın, nafile... Biz bir bütünüz. Biz Kıbrıslıyız. Birleşik Kıbrıs bizi bekliyor. Hep beraber haykıralım, Kıbrıs'ta barış engellenemez" şeklinde konuştu.

Gecede kısa bir konuşma yapan eski Rum Milletvekili Hacidimitriu ise her geçen gün Türklerle Rumların yakınlaştığını belirterek, "Kıbrıslı Türk ve Rum kardeşlerimizle birlikte yürüyerek kazanacağız" dedi.

Güney Kıbrıs'ın en büyük işçi sendikası PEO adına konuşan örgütlenme sekreteri Aleku, "Bu etkinlik barışa atanan bir etkinliktir. Kıbrıs'ta barış engellenemez. Burada olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz" ifadesini kullandı.

Gecenin son konuşmasını yapan Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Basın Sözcüsü Hürrem Tulga da gericilerin barışın önünde engel olamayacağını söyledi.

Arşehit: Barış için hep birlikte

Barış Derneği adına konuşan genel sekreter Doğan Arşehit, gericilerin provokatörlüğüne rağmen, geri adım atılmayacağını söyledi.

Kapıların açılması ile birlikte Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumlar arasındaki arkadaşlık ve dostlukların her geçen gün ilerlediğini belirterek, "İki toplum arasında artan güven çok erken bir zamanda bizi barışa götürecektir. Kimse kuşku duymasın" dedi.

Şener Elcil: Ayrılıkçılara geçit yok, mamma bitti

Gecenin ikinci konuşmasını BMBP adına, KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil yaptı. Elcil, barışın bir erdem olduğunu belirterek, Kıbrıs'ta yıllarca fanatik faşist ideolojiler ve hasta beyinlerin maceracı fikirleri uğruna Kıbrıs halkının kullanıldığını söyledi.

Ayrılıkların öne çıkarılarak halkın birbirine kırdırıldığını anlatan Elcil, Cumhurbaşkanı Denktaş ve UBP lideri Eroğlu'na yüklenerek, "Ay Mamas bahane, mamma şahane. Mamma yok sayın Denktaş, sayın Eroğlu... Gericiler, ırkçılar artık mamma bitti" dedi.

PEO'nun barış mesajı: Barış mücadelesinin parçası olmaktan gurur duyuyoruz

PEO örgütlenme sekreteri Hristos Aleku, örgütünün barış mücadelesinin bir parçası olmasından duyduğu gururu dile getirerek, mitinge katılanlarla birlikte Türkçe, "Kıbrıs'ta Barış Engellenemez" diye tempo tuttu.

Aleku, "Yabancı güçlerin planlarının kurbanları olan biz Kıbrıslılar nice acılar çektik, çekmeye de devam ediyoruz. Uzun yılların acı tecrübeleri ile de barışın başkaları tarafından bağışlanmadığını, aksine uğrunda mücadele ederek karşılıklı anlayış ve saygı ile kazanıldığını öğrendik" dedi.

Aleku şunları söyledi:

Yurdumuzun yeniden birleşmesi ortak hedefimiz ve ortak arzumuz olmaya devam ediyor. Barış ve birleşme hedefi birbirinden ayrı olarak ele alınamaz.

Biz PEO olarak kuruluşumuzdan itibaren bu çabalarda bu mücadelelerde aktif olarak yer almış olmaktan gurur duyuyoruz.

Çabamızın başarıya ulaşamamış olması bizi üzdüyse de adamızı yeniden birleştirmek için ortak mücadeleyi terk etmemeliyiz.

Birlik bugün de en güçlü silahımız olmaya devam ediyor. Oluşan bulutları birlikte olmaktan aldığımız güçle dağıtıp bizim memleketimizin yeniden birleşmesini güvence altına alan garantileyen hepimizin çok arzu ettiği çözüme bizi götürecek yolları birlikte açarak el ele ilerlemeliyiz..."

Hacidimitriu: Barış mücadelesi ortak yürünerek kazanılacak

Referandum sürecinde Kıbrıs Rum kesiminde "evet"in simgesi olarak anılan eski milletvekili Hacidimitriu da eşiyle mitinge katılarak dostluk ve barış mesajı verdi.

Hacidimitriu, barış mücadelesinin Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumlar tarafından ortak yürünerek kazanılacağını vurguladı.

Vatandaşlardan büyük alkış alan Hacidimitriu, ortak umut ve orta amaçların giderek çoğaldığına dikkat çekti.

Ortamın artık değiştiğini belirten Hacidimitriu, "Artık hiçbir güç bizi 1963'e ve de faşizme döndüremez. Gözyaşlarının ve acıları geride bırakmakta kararlıyız. Hep birlikte mutlu bir gelecek ve çocuklarımız için mücadele edeceğiz" dedi.

Hacidimitriu şunları kaydetti:

"Birlikte ilerliyor, birlikte öğreniyoruz. Sürmekte olan barış mücadelesinin referandumlardan sonra hesapladığımızdan daha zor olacağı gözüküyor.

Ancak ilerliyor ve devam ediyor. Bugün Güzelyurt'ta konuşurken aynı şeyleri hissediyorum. Çünkü Omorfo'yu seven Kıbrıslı Türk ve Rumların kendine ait anıları var. Bugün tarihte yeni bir sayfa açtık. Bu sayfa sevginin, bu sayfa karşılıklı saygının, bu sayfa kardeşliğin sayfasıdır. Çözüm ve yeniden birleşmenin mesajları veriliyor."

Tulga: Barış çabaları sürecek

Gecenin son konuşmasını Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Basın Sözcüsü Hürrem Tulga yaptı. Tulga, ülkemizde barışa ve kardeşliğe taş koymak isteyenlerin daha önce de Ömerge Camii ve Bayraktar Cami'yi bombaladığını hatırlatan Tulga, "Ay Mamas'ın bombalanması ne ilk, ne de son olacaktır. Kültürleri bir birine düşürmek, barışı ve dostluğu dinamitlemek isteyenler dün olduğu gibi, bu gün de aynı yöntemleri izliyorlar" dedi.

Tulga, saldırıların TC ve Kıbrıs Türkü'nün ortak hedefi olan AB üyeliğine karşı yapıldığını da iddia etti. Tulga ayrıca statükonun yıkılması ve saltanatın gidişinin de yaşananlarda etkisi olduğunu belirtti.

Yarım yüzyıllık saltanatın çöktüğünü, statükonun yerle bir olduğunu savunan Tulga, ülkenin her iki tarafında da kabukların çatladığını belirterek, "Şimdi sıra Papadapulos'ta. O zihniyet de ortadan kalkacak" ifadesini kullandı.

KIBRIS 02/09/2004

 

Rumlar serbest ticarete karşılık Maraş'ı istiyor

 



03 Eylül, 2004 19:39:00 (TSİ) CNN TURK

Güney Kıbrıs Rum yönetimi, Avrupa Birliği'nin KKTC ile doğrudan ticareti onaylamasına karşılık olarak Maraş'ın Rum tarafına verilmesini önerdi.

Rum Politis gazetesinin 'Maraş'la değiş tokuş' başlığıyla verdiği habere göre, Rum yönetimi, AB'nin KKTC ile doğrudan ticareti onaylaması karşılığında Maraş'ın iadesini önerdi.

Gazete, Kıbrıs Cumhuriyeti 24 ortağına ve komisyona, Maraş'ın kapalı bölgesinin kontrolü eline geçmesi halinde, doğrudan ticaretle Kıbrıs Türklerinin önemli bir siyasi avantaj elde etmelerine rıza göstereceğini haber verdi.

Bakanlar Konseyi toplantısı 13-14 eylülde

Haberde, 'Güney Kıbrıs'ın Brüksel Büyükelçisi Nikos Emiliu, AB Daimi temsilcilerinin dünkü toplantısında Maraş'ta ısrar etti. Bu durum, Kıbrıs Türkleriyle ilgili düzenlemenin 13 ve 14 eylülde Bakanlar Konseyi toplantısında onaylanması çabasını büyük ölçüde zora sokuyor ve muhtemel ertelemeye imkan tanıyor' denildi.
Rum yönetiminin, AB'nin KKTC ile doğrudan ticaretini ve Rum yönetiminin by-pass edilmesini önlemek için her türlü çabayı göstermeye kararlı olduğu belirtilen haberde, Brüksel Büyükelçisi Nikos Emiliu'nun toplantıda, gerek mali yardım, gerekse KKTC ile doğrudan ticaretle ilgili görüşlerini argümanlarıyla ortaya koyduğu belirtildi.

Habere göre, Rum DİSİ partisinden Avrupa Parlamentosu milletvekili Yannakis Kasulides, ''Kıbrıs Türklerine ekonomik yardıma karşı değiliz, yeter ki Kıbrıs Cumhuriyeti'nin altı oyulmasın'' dedi.

Simerini gazetesine göre ise Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, doğrudan ticaret tüzüğünün onaylanması halinde Avrupa mahkemelerine başvuracaklarını söyledi.

 

AİHM'de erteleme

Kıbrıslı Rum Myra Ksenides Arestis'in, Maraş yakınlarındaki mal ve mülkünün kullanımının engellendiği gerekçesiyle Türkiye aleyhine yaptığı şikayet başvurusu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 3. dairesinde dün görüşüldü.

AİHM, başvurunun incelenmeye alınıp alınmamasıyla ilgili kararını ileri bir tarihte verecek. AİHM'nin bu konudaki kararını ne zaman açıklayacağı ise henüz bilinmiyor.

Maraş'taki taşınmaz malları olan Myra Ksenides Arestis'in başvurusu mahkeme tarafından "kabul edilebilir" ilan edildiği takdirde esastan incelemeye alınacak. Ancak mahkeme, KKTC'deki tazmin komisyonunu, Rumlar için "iç hukuk yolu" olarak nitelerse, Rumlar tarafından Türkiye'ye karşı yapılan başvurular bu komisyona yönlendirilecek.

İki saat sürdü

Yaklaşık iki saat süren duruşmada Türkiye'yi Prof. Zaim Necatigil ve İngiliz Avukat Daniel Bethlehem savunurken, Kıbrıs Rum kesimi de davaya müdahil taraf olarak katıldı.

Türkiye'yi savunan avukatlar, yaptıkları konuşmalarda, Annan Planı'nın Rumlar tarafından reddedilmesini, Rumların mal ve mülk iddialarını araştırmak üzere KKTC'de kurulan tazmin komisyonunu ön plana çıkartan bir savunma yaptı.

Prof. Zaim Necatigil, "AİHM'nin, Kıbrıs sorununu daha karmaşık hale getirmek yerine, çözümün kolaylaştırılmasına katkıda bulunması gerektiğini" söyledi.

Yine Türkiye'yi savunan Bethlehem de yaptığı konuşmada, Annan Planı'nın Rumlar tarafından reddedilmesinden sonra adada yeni bir dönem başladığını belirterek, mahkemenin son gelişmeleri göz önüne alması gerektiğini kaydetti.

BM tarafından hazırlanan barış planının referanduma sunulmasında Türk tarafının iyi niyetle hareket ettiğini ve planı desteklediğini kaydeden Bethlehem, Rumların ise bu plana "hayır" dediğini hatırlattı.

Türkiye'nin KKTC üzerinde bir kontrolü ve müdahalesi bulunmadığını belirten Bethlehem, Türkiye aleyhine yapılan bu şikayet başvurusunun incelenmeye alınmasının reddedilmesini istedi.

Bethlehem, KKTC'de Rumların mal ve mülk iddialarını araştırmak için bir tazmin komisyonu kurulduğunu hatırlatarak, "iç hukuk yollarının tüketilmesi" ilkesi gereği, Rumların AİHM'den önce bu komisyona başvurmaları gerektiğini ifade etti.

Duruşmada ikinci kez söz alan Necatigil, mahkemenin adada Rumların dışında Kıbrıslı Türklerin de güneyde topraklarını, mal ve mülklerini bıraktığını unutmaması gerektiğini belirterek, "Rumlar, planı reddederek, durumun böyle devam etmesini istediklerini gösterdi" dedi.

Necatigil,"Rumların yaptığı bu tür başvuruları kabul etmek, ilerideki çözüm çabalarına da zarar verecek" diye konuştu.

Rumların tazmin komisyonuna başvurmasının Rum yönetimi tarafından engellendiğini ifade eden Necatigil, bu başvurularla AİHM'nin "iç hukuk yollarının tüketilmesi" ilkesinin ihlal edildiğini bildirdi.

Davacı Rum'un avukatı: KKTC'nin uluslararası kabulü yok

Rum Myra Ksenides Arestis'in İngiliz avukatı Ian Brownlie ise KKTC'nin uluslararası toplum tarafından kabul edilmediğini gerekçe göstererek, tazmin komisyonunun da geçerli bir hukuki kurum olamayacağı görüşünü savundu.

Tazmin komisyonunu yasal ve geçerli bir kurum olarak görmediklerini kaydeden İngiliz avukat, bu komisyonu kabul etmenin KKTC'yi de tanımak anlamına geleceğini ifade etti.

Ksenides Arestis'in diğer avukatı Rum Achilleas Demetriades de Annan Planı ile ilgili görüşmelerin başarısızlığa uğramasının, müvekkilinin mağduriyetinin karşılanmasını engellemeyeceğini söyledi.

Rum avukat, Türkiye'nin KKTC'yi kontrol altında tuttuğunu öne sürerek, müvekkilinin Maraş'taki evine ve topraklarına geçişinin Türk ordusu tarafından engellendiğini iddia etti. Duruşmada Rum tarafının adadaki Türk askeriyle ilgili suçlamalarını yanıtlayan Necatigil ve Bethlehem, adada yalnız Türk askeri değil, Yunan askeri de bulunduğunu hatırlattılar ve KKTC'de kamu düzeniyle ilgili çalışmalarda görev almayan Türk ordusunun, sadece istikrarın sağlanması için adada bulunduğunu söylediler.

Avukatlar, Türkiye'nin Annan Planı'na destek verip bu plan gereği adadaki asker sayısını düşürmeyi de kabul ettiğini hatırlattılar.

AİHM, başvurunun incelenmeye alınıp alınmamasıyla ilgili kararını ileri bir tarihte verecek.

Duruşma neden önemli?

Duruşma, Türkiye'nin Rum vatandaşı Titina Loizidu'ya maddi tazminat ödemesi ve Kıbrıs'ta BM barış planının Rumlar tarafından reddedilmesinden sonra bu konuda ele alınacak ilk başvuru olması itibarıyla büyük önem taşıyor.

AİHM'nin 3. dairesinin, Ksenides Arestis'in mülkiyet şikayetiyle ilgili olarak vereceği gerekçeli karar, Strasbourg'daki mahkemede bekleyen diğer Rum başvurularına emsal teşkil edecek olması açısından da önemli görülüyor.

Başvuruyla ilgili ilk değerlendirmesini yapan AİHM, BM planının reddedilmesi, KKTC'de mal ve mülk iddialarının araştırılması için kurulan komisyonun yapısı ve işleyişiyle ilgili olarak Rum yönetimi ve Türkiye'ye mayısta yazılı sorular yöneltmişti.

Rum yönetimine ve Türkiye'ye yöneltilen sorular arasında, "KKTC'de mülkiyet şikayetleri için kurulan komisyonun halihazırdaki durumu nedir? Bu komisyona yapılan başvurular engelleniyor mu? Engelleniyorsa ne şekilde oluyor? AİHM'de bekleyen Rum davaları açısından, BM planının başarısızlığa uğramasının hukuki sonuçları var mı, varsa nelerdir" gibi sorular yer alıyordu.

Yanıtları haziran sonunda teslim alan AİHM, daha sonra tarafların bu yanıtlara ilişkin görüşlerini 21 Ağustos'a kadar Strasbourg'a göndermelerini istemişti.

Ankara'nın AİHM'ye savunmasını gönderdiği ve davaların KKTC mahkemelerine sevk edilmesini istediği öğrenildi.

AİHM'nin, Rum vatandaşı Titina Loizidou'nun yaptığı şikayet başvurusunda Türkiye'yi haksız bularak maddi tazminat ödemeye mahkum etmesi, Ankara ile Strasbourg arasında özellikle son iki yıl içinde ciddi sorunlara yol açmıştı.

Türkiye, geçen yıl sonunda Titina Loizidou'ya maddi tazminat ödemesinin ardından Rum başvurularıyla ilgili olarak ortaya çıkan gerginlik bir süre için askıya alınmıştı.

 KIBRIS 03/09/04

Ay Mamas ayini, olaysız tamamlandı

Ülkemizde günlerdir kamuoyunun gündemini meşgul eden Rumların Güzelyurt'taki "Ay Mamas ayini" olaysız tamamlandı. Önceki gün başlayan ve dün sabah da devam eden ayinde tatsız bir olay yaşanmaması, bu olayı günlerdir provoke eden fanatik grupların hayallerini de boşa çıkardı.

Önceki gün ve dün yaklaşık iki bin Rum'u ağırlayan Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayinde, beklenilenin aksine üzücü bir gelişme yaşanmadı.

Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde KKTC hükümetinin onayıyla yapılan ayin, Güzelyurt'a tarihi iki gün yaşattı. Güzelyurt, yıllardır böyle bir kalabalığı konuk etmemişti.

Ayinin sabah saatlerinde düzenlenmesi nedeniyle, Güzelyurt sokakları önceki güne nazaran daha sessiz geçti. İçişleri Bakanı Özkan Murat dün bölge kaymakamlığında, İçişleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Kemal Mülazim, merkez kaymakamı Mehmet Taylan Özgeç ile Güzelyurt Kaymakamı Cemal Türkler de kilise önünde gelişmeleri izledi.

Ayin sırasında önceki gün olduğu gibi kiliseye Kıbrıslı Türklerin girmesine izin verilmedi. Yoğun güvenlik önlemleri alan polis, kilise avlusuna giren herkesin üzerini dedektörlerle tek tek aradı.

Gerek bölgede, gerekse Lefkoşa-Güzelyurt anayolunda yoğun güvenlik önlemleri alan polis, herhangi bir gerginlik yaşanmasına izin vermedi.

Kıbrıslı Rumlar, 30 yıl aradan sonra önceki akşam Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde düzenledikleri ayinin ardından, dün sabah da aynı kilisede ikinci ayini düzenledi.

Ayin, sözde "Omorfo Metropoliti" Neofitos'un kilisenin önündeki İsa ikonunu öpmesi ve ardından kiliseye girerek dua okumasıyla saat 08.00'de başladı.

Ayine basın yine büyük ilgi gösterirken, kiliseye gelen Rumların sayısının önceki güne oranla daha az olması dikkat çekti.

1974'ten beri orijinali korunarak İkon Müzesi olarak kullanılan Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'nde dün düzenlenen de ayin üç saat sürdü.

Kilisedeki ayin sırasında çok sayıda Rum ilahiler okuyup dualar ederken gözyaşlarına boğuldu. Güzelyurt'ta Ay Mamas Kilisesi'nde Rumların yaptığı ayin, saat 11.00 sıralarında tamamlandı.

Bu arada kilise içerisinde devam eden ayin, daha sonra kilise bahçesine taştı. Ayine katılanlar daha sonra Neofidos'un elini öperek kilise bahçesinden ayrıldı.

Yabancı misyon şeflerinin ilgisi

Güzelyurt'taki Ay Mamas Kilisesi'ndeki ayinin ikinci gününe çok sayıda yabancı misyon şefi ve üst düzey diplomatlar da katıldı.

Saat 08.00'de başlayan ayine AB Büyükelçisi Adrian van der Meer, İngiliz Yüksek Komiseri Lyn Parker, Almanya Büyükelçisi Jochen Trebesch, Fransa Büyükelçisi Hadelin de la Tour-Du-Pin, İtalya Büyükelçisi Gherardo la Francesca ve ABD Büyükelçiliği Müsteşarı Ned Nolan da katıldı.

Ayini, önceki akşam olduğu gibi bazı Rum kanalları canlı yayınladı.

Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı ayinde, askeri bir helikopter de havadan kontrol uçuşu yaptı.

KKTC'ye geçişler

Öte yandan Polis Basın Subayı Müfettiş Niyazi Demirel, saat 08.30 itibarıyla Kermiya sınır kapısından 110 araç ve 337 yolcunun, Beyarmudu'ndan 17 araç ve 42 yolcunun, Akyar'dan ise 11 araçla geçiş yapıldığını bildirdi.

Meer: AB'de en önemli şey din özgürlüğü

AB'nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Van Der Meer, ayinden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, "önemli bir nedenden dolayı burada olduğunu ve duygusal bir olay yaşandığını" söyledi.

"AB'nin en önemli özelliği olan din özgürlüğünün yaşandığını" ifade eden Meer, "Ben çok rahattım, umarım katılanlar da çok rahattı" dedi.

Parker: Etkinlik bir başarı

İngiliz Yüksek Komiseri Lyn Parker da, "Bugün için pek fazla yorum yapmaya gerek yok. Bugün Kıbrıslıların günü" diyerek etkinliği bir başarı olarak niteledi.

 KIBRIS 03/09/04

Başbakanlık konutu, "AB merkezi" oldu

Hüseyin EKMEKÇİ

KKTC'nin eski başbakanı Derviş Eroğlu ve ailesi tarafından kullanılan Dereboyu'ndaki "Başbakanlık konutu" Başbakanlık'a bağlı "AB Koordinasyon Merkezi" olarak kullanılmak üzere hazırlanıyor.

Bir süredir Ticaret Bankası'nda çalışmalarını sürdüren AB Koordinasyon Merkezi, Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın bu binaya taşınması yönünde alınan kararın ardından bir süredir yeni bina arayışındaydı.

Başbakan Mehmet Ali Talat'ın konutu kullanmayı reddetmesi nedeniyle bir süredir kullanılmayan 240 metrekarelik konut, yeni düzenlemeyle aynı zamanda sivil toplum örgütlerinin de kullanımına verilecek, AB ile ilgili tüm çalışmalar burada yürütülecek.

Bunun yanında AB'nin KKTC'de oluşturmayı planladığı AB ofisi için de eski Başbakanlık konutunun kullanılabileceği belirtildi.

Çok tartışılan konut

Eski başbakan Dr. Derviş Eroğlu döneminde mevcut konut çok tartışılmıştı. Özellikle 2002 bütçesinde konutun aylık giderinin bütçeye 140 milyar TL olarak yansıması ve bunun yanında "ek kaynak yaratılması istemi" kamuoyunun gündeminde uzun süre ilk sıralarda yer almıştı.

Ayrıca Dr. Derviş Eroğlu'nun henüz evde olup olmadığı aydınlığa kavuşmayan bir de bombalama olayı yaşanmıştı. Söz konusu bomba, Başbakanlık konutunda 4 Mayıs 2001 akşamı patlatılmıştı. Bombalama olayı, UBP'nin iki gün sonra yapılacak kurultayından hemen önceydi ve faili meçhul bombalama olayları arasında yer alıyor.

Talat, konutta kalmayı reddetti

Eroğlu'nun ardından Başbakanlık'a gelen CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, "Başbakanlara özel konut olmamalı. Benden sonra da göreve gelecek başbakanlar konut olarak kendi evlerini kullansın" görüşünü öne sürerek Girne'de bulunan özel konutunda kalmayı yeğlemişti.

Talat'ın bu kararırın ardından boşaltılan konutun eşyalarının bir kısmı Başbakanlık'ta oluşturulan "misafir odasına" yerleştirildi.

Konutta lüks eşyalar

Bu arada konutta bulunan eşyaların şıklığı gözlerden kaçmadı. İhaleleri çok tartışılan parke ve perdelerin kullanımı da AB Koordinasyon Birimi'ne nasip oldu.

Konutun temizliğini yapan devlet işçileri ise konuttaki eşyaların zenginliği ve pahalılığı karşısında hayretini gizleyemiyor.

Henüz kullanılmamış onlarca kristal takım, çok sayıda renkli televizyon ve oturma takımları ilk bakışta konutta dikkat çeken eşyalar.

Konut, Eroğlu ailesinin genişliği nedeniyle Ermeni bir aileye ait 120 metrekarelik yan yana iki evin birleştirilmesi ile 240 metrekarelik bir alana yayılmıştı.

Vaiz: Konut, AB'ye hizmet edecek

KKTC Başbakanlık Müsteşarı Eşref Vaiz, konutun yeniden restore edilerek Başbakanlık bünyesinde faaliyetlerini yürüten AB Koordinasyon Merkezi olacağını söyledi.

Yeni düzenlemeyle AB Koordinasyon Merkezi'nin geniş bir çalışma alanına sahip olacağını söyleyen Vaiz, "Yeni oluşturulacak yapı sadece AB Koordinasyon Merkezi olarak değil, aynı zamanda AB ile ilgili çalışmalar ve AB'nin KKTC'de açmayı hedeflediği ofis olarak da kullanılabilecek" dedi.

Devletin yıllarca yüksek kiralar ödeyerek özel şahıslara ait konutlarda görevlerini sürdürmeye çalıştığını anımsatan Vaiz, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Devlet işlerinin yine devlete ait binalarda yürütülmesini hedefledik. Gençlik ve Spor Bakanlığı AB Koordinasyon Merkezi'nin bugüne kadar faaliyetlerini yürüttüğü eski Ticaret Bankası binasına yerleşiyor. Bu konuda Bakanlar Kurulu'nun kararı vardı.

Bir süredir AB Koordinasyon Merkezi'ne uygun mekan arayışı vardı ve çeşitli yerler gündeme geldi. Başbakan Mehmet Ali Talat'ın tasarrufu ile konutun aylardır boş olması, bu yönde karar alınmasına neden oldu."

KIBRIS 03/09/04

AB, Kıbrıslı Türklere verdiği sözü hemen tutmalı

Kıbrıs Türk Ticaret Odası, Kıbrıs Türk ekonomisinin sağlam bir zeminde gelişiminin ancak direkt ticaret ve mali destek konularının kabulüyle mümkün olacağını belirtti.

AB'nin Kıbrıslı Türkleri ekonomik izolasyonlardan kurtarma sözünü tutmasını isteyen ve Kıbrıs'ta çözüm için tüm gücünü ortaya koyduğunu kaydeden Ticaret Odası, sorunla ilgili tüm tarafların da erken bir çözüm için yaratıcı fikirlerle ortaya çıkmasını beklediğini duyurdu.

Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, Yeşil Hat Tüzüğü, Direkt Ticaret Tüzük Önerisi ve Mali Destek Tüzük Önerisi konularında odanın görüşlerini içeren "pozisyon belgesi" diye adlandırdığı bir yazıyı, AB Dönem Başkanı Hollanda Daimi Temsilcisi'ne gönderdi ve Kıbrıs'ı ziyaret eden Hollanda'nın AB bakanı Atzo Nicolai'ye de verdi.

Odadan yapılan açıklamaya göre dağıtımı AB ülkelerinin dışişleri bakanlarına, temsilciliklerine, daimi temsilciliklerine, AB konsey üyeleri, komisyon üyeleri ve Avrupa Parlamentosu milletvekillerine dağıtımı da yapılan yazıda Ali Erel, Ticaret Odası'nın son üç yıl boyunca adanın tekrar birleşmesi ve toplumlararası uzlaşma için çalıştığını kaydetti.

Erel, odanın bir diğer misyonunun da Kıbrıs Türk ekonomisinin sağlıklı bir biçimde gelişebilmesine yardımcı olmak olduğunu belirterek, Yeşil Hat Tüzüğü ile odaya önemli bir rol verildiğine ve tüzüğün düzgün çalışması için çalıştıklarına işaret etti. "Tüzüğün verimli şekilde çalışması için gerekli bazı düzenlemeler yapılarak ve biraz daha fazla çaba gösterilerek ada içi ticaretin artması beklenmektedir" diyen Erel, AB ülkelerine ihracat için bir Kıbrıslı Rum aracının gerekmesinin ihracatı imkansız hale getirdiğini vurguladı.

"Elbette, özel veya tüzel Kıbrıslı Türk bir kişinin güneyde işini kurarak pazar ile doğrudan bağlantıya geçmesi imkânı da mevcuttur. Ancak bu, ekonomik faaliyetin güneye kaymasını ve ticaretin kuzeyden güneye yer değiştirmesini sağlayacağından şüphesiz ki tarafımızca tercih edilen bir yöntem değildir" diyen Erel, bunun çifte masraflar getireceğine de işaret etti.

İş insanlarının çoğunun AB vatandaşı olduğunu kaydeden Ali Erel, ürünlerini hangi limandan veya hava limanından AB'ye ihraç edeceklerini kendilerinin serbestçe seçebilme hakları olduğunu düşündüklerini anlattı.

Erel, şu ifadeleri kullandı:

"(İş insanları) AB pazarına ulaşabilmeleri için niye hantal prosedürlere maruz bırakıldıklarını, ateşkes hattını geçmeleri ve diğer bölgeler üzerinden transit geçiş yapmaları gerektiğine anlam verememektedirler. AB vatandaşları olan Kıbrıslı Türkler tarafından üretilen malların onların daha elverişli buldukları ve hâlihazırda çalışır durumda olan limanlar ve havaalanlarından ihraç edilebilmesi gerekmektedir."

Ticaret Odası Başkanı Ali Erel, pozisyon belgesinde Kopenhag zirve kararlarında hem de 26 Nisan 2004'teki AB Bakanlar Kurulu'nda belirtildiği gibi, "Kuzey Kıbrıs ekonomisinin gelişimini sağlayacak ve Birliğe daha da yakınlaştıracak başlıca adım olan 'Direkt Ticaret Tüzüğü' önerisinin" kabul edilmesini talep etti.

Kıbrıs sorununun çözümünün ancak BM genel sekreterinin kapsamlı çözüm planı önerisi temelinde mümkün olduğunu ifade eden Erel, mülkiyet ve yeniden yerleşim sorunlarının çözümünün de oldukça büyük bir bütçeye ve uzun bir zaman dilimine ihtiyaç duyduğunu belirtti. Erel, durumun karmaşıklığına işaret ederek, "Mülkiyet konusunun çözümlenmesinin, komisyonun 'mali destek' önerisinin amacının ötesinde olduğu kanaatindeyiz" dedi. Mali desteğin mülkiyet sorunuyla bağlantılı hale getirilmesinin Kıbrıslı Türkler açısından sakıncalarını sıralayan Erel, Kıbrıslı Türklerin de güneyde mülkleri bulunduğunu ve çözümlenemeyen Kıbrıs sorunu yüzünden bu mülklerinden faydalanamadıklarını hatırlattı. Erel, "Tüm bunlara ek olarak, geçen yıllar içerisinde Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin 'Mülkiyet konusunun, Kıbrıs sorununun çözümü neticesinde sonuçlandırılacağı' söylemi ile sahiplerine her hangi bir tazminat ödenmeden istimlâk edilen güney Kıbrıs'taki Kıbrıs Türk arazilerinin varlığı da kayda değerdir" ifadelerine yer verdi.

Erel, yazısının sonuç bölümünde ise şunları kaydetti:

"Kıbrıs Türk ekonomisinin sağlam bir zeminde gelişiminin sağlanması ancak 'direkt ticaret' önerisinin olduğu şekliyle ve 'mali destek' önerisinin de mülkiyet konusuna atıfta bulunmadan kabul edilmesiyle mümkün olacağına kuvvetle inanmaktayız. AB üye ülkelerinin de bizimle aynı fikri paylaşacağına ve asıl amaç olan Kıbrıs'ın kuzey kesimindeki ekonomik gelişmeyi sağlamak ve birliğe yaklaştırmak doğrultusunda hareket edeceklerine dair güvenimiz sonsuzdur. Birliğin sadece üye ülkeler arasında değil, Kıbrıs toplumları arasında da ekonomik ve sosyal yakınlaşmanın ve uyumun gelişimine yardımcı olacağına inanmak için her türlü nedenlerimiz vardır.

Bu arada, çözüm için biz tüm gücümüzü ortaya koymaktayız ve Kıbrıs sorunu ile ilgili tüm taraflardan da soruna erken bir çözüm için yaratıcı fikirlerle ortaya çıkmalarını beklemekteyiz. 'Evet' oyu veren Kıbrıslı Türklerin hiçbir zaman tek amacı Kıbrıs/AB pasaportu almak olmamıştır. Ancak birer AB vatandaşı olarak bütün AB vatandaşlık haklarının kendilerine teslim edilmesini beklemektedir."

KIBRIS 03/09/04

Rumlar, Maraş’ı yine pazarlık konusu yaptı

Maraş’ın iadesi durumunda doğrudan ticareti onaylayacağını bildiren Rum yönetimi, bu şekilde ticaretle Kıbrıslı Türklerin de siyasi avantaj kazanacağını savundu

 

Rum yönetiminin Brüksel büyükelçisi, Komisyon’da Maraş’ta ısrar ederken, özlü tartışılmayan konu Perşembe günkü toplantıda derinlemesine incelenecek

 

Bu durumun, Kıbrıslı Türkler’le ilgili düzenlemenin 13 ve 14 Eylül’de Bakanlar Konseyi toplantısında onaylanmasının ertelenmesine yol açması bekleniyor

 

Rum basını, AB Daimi Temsilciler Komisyonu’nun (COREPER) önceki günkü toplantısına geniş yer ayırdı.

Politis,  “Maraş’la Değiş Tokuş... Kapalı Maraş İade Edilirse Doğrudan Ticaret...” başlıklı haberinde, Rum Yönetimi’nin, AB’ın KKTC’yle doğrudan ticaret yapmasını onaylamak için karşılık olarak Maraş’ın iadesini önerdiğini yazdı ve şunlara yer verdi:

“Kıbrıs Cumhuriyeti, AB’ın işgal bölgeleriyle doğrudan ticaretini onaylaması karşılığında Maraş’ın iadesini önerdi. Kıbrıs Cumhuriyeti 24 ortağına ve komisyona, Maraş’ın kapalı bölgesinin kontrolü eline geçmesi halinde, doğrudan ticaretle Kıbrıs Türkleri’nin önemli bir siyasi avantaj elde etmelerine rıza göstereceğini haber verdi. Kıbrıs’ın Brüksel Büyükelçisi, AB Daimi Temsilcilerinin (COREPER) dünkü toplantısında Maraş’ta ısrar etti. Aslında özlü bir tartışma olmadı ve konu gelecek perşembe günkü toplantıya ertelendi. Bu durum, Kıbrıs Türkleri’yle ilgili düzenlemenin 13 ve 14 Eylül’de Bakanlar Konseyi toplantısında onaylanması çabasını büyük ölçüde zora sokuyor ve muhtemel ertelemeye imkan tanıyor.”

Rum Yönetimi’nin, AB’ın KKTC’yle doğrudan ticaretini ve dolayısıyla Rum Yönetimi’nin by-pass edilmesini önlemek için her türlü çabayı göstermeye kararlı olduğunu yazan gazete, Brüksel Büyükelçisi Nikos Emiliu’nun COREPER  toplantısında, gerek mali yardım, gerekse KKTC’yle doğrudan ticaretle ilgili görüşlerini argumanlarıyla birlikte ortaya koyduğunu yazdı.

Haberde, özetle şunlar kaydedildi:

“COREPER’in dünkü toplantısında Komisyon Kıbrıs Cumhuriyeti’nin by-pass edilemeyeceği yönünde Avrupa Konseyi Hukuk Dairesi’nin görüşüne katılmadığını peşinen bildirdi. Komite Başkanı, ‘üçüncü ülkelerle ilişkilerde 133. maddenin doğrudan ticaret tüzüğü için en uygun zemin olduğunu söyleyen kendi hukukcularım var’ diye konuştu. Rum ve Yunan büyükelçileri dışında bu tüzüğün terkedilmesini isteyen çok az üye oldu.   İngiltere Büyükelçisi ve Komisyon Temsilcisi, doğrudan ticaret tüzüğünü destekledi. Hollanda AB Dönem Başkanlığı ise tüzüklerin en yakın zamanda onaylanmasını istediğini vurguladı.”

Toplantıda Komisyon’un, AB yardımının elektrik üniteleri ve kanalizasyon gibi alt yapılarla ilgili olduğunu ve Rum mülkleriyle ilişkisi olmadığını belirttiği, toplantıda herhangi bir karar alınmadığı ifade edildi.

AB Milletvekili Rothe’u örnek göstererek “Rum dostu” bazı  milletvekillerinin toplantıda tarafsız  tutum takınmasının dikkat çekici olduğunu yazan gazete, DİSİ’li AB Milletvekili Yannakis Kasulides’in, “Kıbrıs Türkleri’ne ekonomik yardıma karşı değiliz, yeter ki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin altı oyulmasın” şeklindeki sözlerine de yer verdi.

Simerini’ye göre de, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, doğrudan ticaret tüzüğünün onaylanması halinde Avrupa mahkemelerine başvuracakları tehdidinde bulundu.

Hollanda AB Dönem Başkanlığı’nın “altın formülü” bulmaya çalıştığını yazan gazete, Rum ve Yunan büyükelçilerinin  COREPER toplantısında mali yardımla ilgili tüzükte dört değişiklik talep ettiklerini bildirdi.

Fileleftheros da haberi manşetten, “Mahkemede Görüşürüz....Lefkoşa, Kıbrıslı Türklerle Ticarette By-Pass Edilmemesi İçin Uyardı” başlığıyla verdi.

Rum Yönetimi’nin COREPER toplantısında Maraş konusunu öne çıkardığını, herşeye rağmen doğrudan ticaret tüzüğünün onaylanması halinde de Avrupa mahkemelerine başvurmayı açık bıraktığını yazan gazete,  “en güçlü silahın” ise “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin by-pass edilemeyeceği” yönündeki AB Konseyi Hukuk Dairesi’nin görüşü olduğunu yazdı.

Haravgi, konuyla ilgili haberi, “Kıbrıs ve Yunanistan AB’da İngiltere’ye Karşı Savaşım Veriyor – COREPER’in Dünkü Toplantısı Da Sonuçsuz Kaldı” başlığıyla yansıttı.

HALKIN SESI 04/09/04

‘AB, hiçbir zaman KKTC’yi tanımaz’

AB Komisyonu Kıbrıs Temsilcisi Adriaan Van Der Meer, YeniDÜZEN ve Genç TV adına yapılan görüşmede, usta gazeteci Özcan Özcanhan’a çarpıcı açıklamalar yaptı.

AB, hiçbir zaman KKTC’yi tanımaz’


AB, KIBRISLI TÜRKLERE YÖNELİK SÖZLERİ NEDEN YERİNE GETİRMEDİ?...
“26 Nisan’da kararlar Kıbrıs Türklerini izolasyondan çıkartmak için alınmıştır. Şu anlayışla ki yakınlaşılacak ve ada birleşik olarak AB’ye girecek anlayışıyla Yeşil Hat Tüzüğü ortaya konmuştur. Direk ticaret ve mali konularda öneriler yapılmıştır. AB Komisyonu o zamandan beri Kıbrıs Türk toplumunu ekonomik izolasyondan kurtarmak için yoğun çalışma içindedir.”


AB, ‘HAYIR’ DİYEN VE ÇÖZÜMÜ ENGELLEYEN RUM YÖNETİMİ’NİN NEDEN ÜZERİNE GİTMİYOR?

“Kıbrıslı Türklerin çektikleri, Kopenhag’da sonuç alınamamasından dolayıdır. Neden ve nasıl, kimler nedeniyle sonuç alınmadığını biliyorsunuz. Ve şimdiki durum Nisan referandumuna rağmen, Kopenhag neticesidir. Kıbrıslı Türk  ve Türkiyeli yetkilileri uyarmıştık o zaman, İşte şimdi o durumdayız.”


BUNDAN SONRA NE OLACAK?

“Şu anda önümüzde iki görev var. Birincisi, Kıbrıs’la varılan anlaşma ve atılan imza. İkincisi de AB’nin 26 Nisan’da aldığı kararların tamamıyla uygulanması, hayata geçirilmesi. Diğer yandan tampon bölgedeki mayınların temizlenmesi. İhaleler sonuçlanmıştır, 2.5 milyon euro ayrılmıştır.”

 

‘ÇÖZÜM’ YOLU TIKANIR VE KKTC’NİN TANINMASI İSTENİRSE?
“Şunu söyleyebilirim ki kuzeyde ayrı bir devleti Avrupa Birliği’nin tanıması söz konusu olamaz. AB kuzeyde ayrı bir devleti hiçbir zaman tanımayacaktır. Biz adanın birleştirilmesi, toplumların yakınlaştırılması, bir çözüm, tek AB üyesi Kıbrıs istiyoruz.”

 

KIBRISLI TÜRKLER UMUTSUZLUĞA KAPILMASIN MI, DİYORSUNUZ?

“Kıbrıs Türklerini hissiyatından dolayı eleştirmiyorum, kınamıyorum.  Ben sadece umut değil, somut gelişmeler olacağına inanıyor ve bekliyorum. Adanın bu tarafının da geleceği ve iyileşmesi için çalışıyoruz...”

 

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Kıbrıs Temsilcisi Adriaan Van Der Meer, Avrupa Birliği’nin Kıbrıslı Türklere yönelik açılımlarında “ayak sürümediğini” belirterek, “Kıbrıslı Türklerin hissiyatını anlıyorum. Temin ederim ki AB Komisyonu isteneni ve bekleneni yerine getirmiştir ve getirecektir” dedi.
Kıbrıslı Türklere “aceleci olmayınız” çağrısı da yapan Adriaan Van Der Meer, “İşler yavaş gitmiyor, AB ayak sürümüyor. Mali yardımın ilk bölümü işler duruma getirilmiştir. Ve Mağusa, Girne, Lefkoşa projeleri için para serbest bırakılmıştır. Bunlar 26 Nisan kararı öncesi alınan karar çerçevesinde olmuştur. Diğer yardımlar da gelecektir, diğer dökümanlar da hazırlanacak ve önümüzdeki yasalara göre gerçekleşecektir” şeklinde konuştu.
Kıbrıslı Türklerin yaşadığı sorunlarının temelinin, Kopenhag Zirvesi’nin kaybedilmesi olduğunu da dile getiren Adriaan Van Der Meer, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs’ın kuzeyinde bir devleti tanımasının hiçbir zaman mümkün olmayacağını da vurguladı.
AB Komisyonu Kıbrıs Temsilcisi Adriaan Van Der Meer, YeniDÜZEN ve Genç TV adına yapılan görüşmede, usta gazeteci Özcan Özcanhan’a çarpıcı açıklamalar yaptı.

Röportajın tam metnini sizlere sunuyoruz.


Verilen sözler ne olacak?

Soru: Kıbrıs Türkleri 24 Nisan referandumunda, Kuzey Kıbrıs’ta alınan EVET sonucundan sonra Avrupa Birliği’nden beklediği ambargoların kaldırılması ve ekonomik izolasyonuna son verilmesi, AB tarafından yapılacağı söz verilen finans yardımlarının da Rumların muhalefeti yüzünden geciktirilmesi konularında hayal kırıklığına uğramış durumda. Beklenen mali yardımlar bile Rumların mülk sorununu ortaya atması nedeniyle gerçekleşemiyor. Neden gecikme ve neden verilen sözler yerine getirilmedi? AB nin tutumundan şikayetciler..Verilen sözleri AB yerine getirmemiş bulunuyor?


Yanıt: Kıbrıs Türklerinin hayal kırıklığına uğramasına neden yoktur. Her şeyden önce bilinmelidir ki AB Komisyonu, yani benim hizmet ettiğim müessese, öneriler yapar. Bu önerileri AB Konseyi ve AB Parlamentosu ve 25 üye ülke değerlendirdikten sonra karar alınır.

Bütün bunlar yasalar ve tüzükler çerçevesinde yapılır. Biz yasaların yönettiği bir örgütüz. Yapacağımız ve alınacak kararlar prensiplere ve yöntemlere, yasalara  dayandırılır ve parayı ödeyecek olan AB yurttaşlarının tasvibinden geçecek nitelikde olmalıdır. Herşey şeffaf olmalıdır.
 24 Nisan’da alınan referenadum sonuçlarının hemen ardından AB Komisyonu ne yapılmasını önermiştir ve 26 Nisan’da kararlar Kıbrıs Türklerini izolasyondan çıkartmak için alınmıştır. Şu anlayışla ki yakınlaşılacak ve ada birleşik olarak AB’ye girecek anlayışıyla Yeşil Hat Tüzüğü ortaya konmuştur. Direk ticaret ve mali konularda öneriler yapılmıştır. AB Komisyonu o zamandan beri Kıbrıs Türk toplumunu ekonomik izolasyondan kurtarmak için yoğun çalışma içindedir. Ve Yeşil hat tüzüğü çerçevesinde birçok adım atılmıştır, geçişlerdeki AB yurttaşlarına uygulan sınırlamalar kaldırılmış, kolaylıklar getirilmiş, ticaret ve mal nakillerinde iyileştirilmeler olmuştur. Daha da kolaylıklar için çalışmalar sürüyor. Geçiş kapılarının daha da artırılması-genişletilmesi önerilmiştir. Geçişlerde daha da kolaylıklar sağlanmasını ümit etmekteyiz. Geçiş noktalarındaki uzun kuyruklar AB normlarına uygun değildir.


Kuzeyin AB’ye uyumu

Uzmanlar gelmiş ve AB yasaları ile uyum yasaları çıkarılması için çalışmalar başlatılmıştır, işbirliği ve tarafları daha da yakınlaştırmak için ileriye doğru daha da adımlar atılmıştır. Ticari konular, mali konular incelenmiş, hazırlıklar yapılmıştır. Nisandan bu güne iki ay geçmiştir. Kıbrıs Türkleri acele etmemelidir. İşler yavaş gitmiyor, AB ayak sürümüyor, fizibilite çalışmaları yapılıyor. Mali yardımın ilk bölümü işler duruma getirilmiştir. Ve Mağusa, Girne, Lefkoşa projeleri için para serbest bırakılmıştır. Diğer yardımlar da gelecektir, diğer dokümanlar da hazırlanacak ve önümüzdeki yasalara göre gerçekleşecektir. Kıbrıs türklerinin hissiyatını anlıyorum. Temin ederim ki AB Komisyonu isteneni ve bekleneni yerine getirmiştir ve getirecektir.

 

Bizi aldattınız mı?

Soru: Kıbrıslı Türkler aldatıldığına ve yarı yolda bırakıldığına inanmaktadır, çünkü mali yardımlar bile Rumların mülk sorunu ve diğer sorunları ortaya atması ile durdurulmuştur.


Yanıt: Unutmayınız ki 25 üye karar verecektir. Öneriler paketimiz de iyice incelenip,  onaylanıp, yürürlüğe konacaktır. Bütün bunlar yasalara ve tüzüklere uyumlu olacaktır. İkinci konuya geleyim. 259 milyon Euro istedik. Ne şekilde hangi projelere göre. İhaleler yapılmış ve yapılacaktır. Bütün bunlar AB yasaları, prensipleri ve uygulamaları çerçevesinde olacaktır. Fizibilite çalışmaları yapılacak, ihale şartları hazırlanacaktır. O nedenle, Kıbrıs Türklerinin endişesini ve hayal kırıklığını anlıyorum ama kendilerini temin etmek isterim ki en süratli biçimde bunları halledeceğiz. Sabırsız olmasınlar.

 

Soru. Yani Kıbrıslı Türklere teminat veriyorsunuz ki AB verdiği sözleri ve yükümlülük altına girdiği sorumluluğu yerine getirecektir?

Yanıt: Evet, benim çalışmakta olduğum Komisyon 26 Nisan’da alınan karar ışığında ve almış olduğu sorumluluk çerçevesinde vazifesini yapacaktır. Biz yoğun diyalog içindeyiz, çalışıyoruz.

 

Soru: Eğer Kıbrıs’ın üyeliğini şarta bağlamış ve Rumlara “sorunu çözünüz anlaşınız ve sonra geliniz üyeliğe” demiş olsaydınız Rum halkı referandumda HAYIR diyebilecek miydi? Acaba AB bir yanlış yapmış değil mi?

Yanıt: Geçmişte olanları konuşmayı istemiyorum. İleriye bakarak önümüzdeki pakete ve gelişmeleri konuşmak daha yararlı olur.

 

‘Bu usta bir gazeteci sorusu’

Soru: Ama, Kıbrıslı Türkler öfkelidirler. Pek ala, ileriye dönelim. Eğer Kıbrıslı Rumlar, Türkiye bu kadar olumlu çalışmalar ve adımlar gerçekleştirmesine rağmen, Rumların ve Yunanistanın -her ne kadar da yunanistan kendini bir yerde bağlamıştır, destek verecektir demiştir- Türkiye’nin müzakerelerle ilgili tarih almasını engeller, VETO ederse  AB ne yapacak. Rumlar hem Kıbrıs anlaşmazlığında taraflardan biri hem de aynı zamanda karar verecekler arasında...


Yanıt: Sorunuzu çok iyi anladım. Ama, bu çok ustaca bir gazeteci sorusudur.

 

Soru: Ama herkesin kafasında, herkesin aklından geçiyor böyle bir durum.

Yanıt: Yine tekrarlayım, eğer şu olursa bu olursa ne olacak gibi sorulara yanıt vermek istemiyorum. Spekülasyon yapmak istemiyorum. Ben önümüzdeki gerçekleri konuşuyorum. 6 Ekim’de AB Komisyonu, Türkiye’nin geleceği hakkındaki raporunu, tavsiyelerini ve önerilerini sunacaktır. AB Konseyi, AB parlamentosu, devlet ve hükümet başkanları inceleyecek ve müzakerelere başlayıp başlanmayacağına karar verecektir ve komisyonumuza bildirecektir. Prosedür ve uygulama budur. Uzmanlar incelemeler, analizler yapacak, yetkililer raporlara göre karar alacak. Geçmişte böyle yapılmıştır, Türkiye, Romanya ve Bulgaristan için de öyle yapılacaktır.

Soru. Şimdiki hali ile, Türk hükümetinin, Türkiye’nin almış olduğu kararlar ve gerçekleştirmiş olduğu AB uyum yasaları ve atmış olduğu adımlardan memnun musunuz?

Yanıt: Yine söyleyeyim. Raporu bekleyelim. Geçende AB Parlamentosunda Verheugen Türkiye’nin attığı adımların iyi izlenim bıraktığını söylemişti. Gelecek hafta Türkiye’ye gidecek, gelişmeleri ve atılan adımları yerinde görecek değerlendirecek... AB kriterlerine uyma çalışmaları ve uygulamalar ne durumda...ama bunu bırakalım. Bu değerlendirmeleri ilgililer yapsın ve raporu hazırlasın.

 

‘Hayır’ı ödüllendirdiniz!
Soru: Geriye bakmayalım dediniz ama bakmak zorundayım. Referandumda Kıbrıslı Türkler EVET Rumlar HAYIR dedi. Buna rağmen Kıbrıslı Rumlar ödüllendirildi. Ve Papadopulos hükümeti şimdi Kıbrıslı Türkler ile uzlaşmaya ve çözüme yanaşmıyor. Neden AB ona da ihtar vermiyor. Neden AB öne çıkıp inisyatifi ele alarak girişimler başlatmıyor? Eylül ayında anlamlı ve önemli gelişmeler olacağı söylenmişti...

Yanıt:  Yine şunu söylemeliyim. İçinde şu an bulunduğumuz durum ve gerçekler. Evet geçmişte Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye’yi uyardık. Uzlaşma için ileri adım atmalarını istedik. Ama şimdi önümüzdeki duruma bakınız. Kopenhag’da alınan sonuç. Ve Kıbrıslı Türklerin çektikleri, Kopenhag’da sonuç alınamamasından dolayıdır. Neden ve nasıl, kimler nedeniyle sonuç alınmadığını biliyorsunuz. Ve şimdiki durum Nisan referandumuna rağmen, Kopenhag neticesidir. Kıbrıslı Türkleri ve Türkiyeli yetkilileri uyarmıştık o zaman, İşte şimdi o durumdayız.

Şimdi Kıbrıs’ın AB üyeliği gerçekleşmiştir. İçteki duruma, gerçeğe bakmalı ve kristalize etmeliyiz. Annan Planı, şimdi Rumlar kendi aralarında çalışıyor.

 

Önümüzde iki görev var!
Soru: Planı yeniden mi inceliyorlar, tekrar oylama...

“Biz yakından izliyoruz, toplum içinde tartışmalar oluyor. Şu anda bizim komisyon olarak önümüzde iki görev var. Birincisi, Kıbrıs’la varılan anlaşma ve atılan imza. İkincisi de AB’nin 26 Nisan’da aldığı kararların tamamıyla uygulanması, hayata geçirilmesi. Diğer yandan tampon bölgedeki mayınların temizlenmesi. İhaleler sonuçlanmıştır, 2.5 milyon euro ayrılmıştır.”


Soru. Temizleme çalışmaları başlamış mıdır?

Yanıt: Bu ay sonuna başlamış olacaktır, ümit ediyorum, hem tampon bölgede hem hattın iki tarafında da.    

Soru. Yeşil hat tüzüğü de tam uygulanmamıştır. Rumlar karşı çıkıyor.

Yanıt. Uygulanıyor. Kişilerin AB yurttaşlarının geçişleri, ticaret, malların vs akışı... Karpuzlar geçti... Ve daha müşterek çok çalışmalar var. Bütün tüzüğü ve her şeyi bir gecede hayata geçiremezsiniz. Olacaktır.

Soru: Bu Yeşil hat hikayesi kısa vadeli, mikro uygulamadır, makro bir yöntem değildir, hele çözüm hiç değildir..

Yanıt: Hiçbir adım nihai bir çözümün ve uzlaşmanın yerini alamaz. Bu arada, adım adım normalizasyon, yakınlaşma ve işbirliği için uğraş veriliyor. Eminim, adım adım güven yaratılacak ve AB’nin istediği ortam yaratılacak, sonuç alınacaktır. Onun için çalışıyoruz.


KKTC’nin tanınması
Soru. Bazı çevreler, KKTC’nin ve Türkiye’nin İslam dünyasından tanınması için çalışma başlatılması baskılarını yapıyor. Rum tarafı kendi çözümünde ısrar ederse, eğer Türkiye ve Kıbrıs Türkleri, İslam ülkelerinden KKTC’nin tanınmasını isterse AB’nin tepkisi ne olacaktır.

Yanıt: Şunu söyleyebilirim ki kuzeyde ayrı bir devleti Avrupa Birliğinin tanıması söz konusu olamaz.

Soru: İslam dünyası tanırsa?

Yanıt: Başkalarının ne yapacağı üzerinde yorum yapacak pozisyonda değilim. AB ne yapabilecek. AB kuzeyde ayrı bir devleti hiçbir zaman tanımayacaktır. Biz adanın birleştirilmesi, toplumların yakınlaştırılması, bir çözüm ,tek AB üyesi Kıbrıs istiyoruz.

Soru. Şu anda, Kıbrıslı Türkler hayal kırıklığına girmemeli, umutsuzluğa kapılmamalı mı diyor ve gelişmelerden memnun musunuz, iyimser ve umutlu musunuz, yakında ilerleme, çözüm ve anlaşma demiyorum, iyi gelişmeler olacak mı?

Yanıt: Evet. Aksi takdirde burada olmayacaktım. Kıbrıs Türklerini hissiyatından dolayı eleştirmiyorum, kınamıyorum.  Ben sadece umut değil, somut gelişmeler olacağına inanıyor ve bekliyorum. Adanın bu tarafının da geleceği ve iyileşmesi için çalışıyoruz...

 

 YENIDUZEN 04/09/04

 

Kayıplar sorununu

‘ÇÖZECEĞİZ’

 

Talat: “Bu konuda samimi olduğumuzu altını çizerek vurgulamak istiyorum. Yani bu işi bitirmek zorundayız ve herkesin, bütün tarafların bu noktaya gelmesinde belirleyici rol oynadım. Ben da oynadım, hükümet da oynadı. Serdar bey de bu konuda aynı kararlılığı gösterdi.”

 

“Kayıp Şahıslar Komitesi kuruluşu ve çalışma yönelgesi bellidir. Çalışma yönelgesinde, yapılacak DNA testlerinin nerede yapılacağı belirtilmiş değildir. Komite bu konuda oy birliğiyle karar verir. Bu konuda bir karar yoktur. Yani sanki DNA testleri Genetik ve Nöroloji Enstitüsü’nde yapılacakmış gibi bir karar varmış ve birileri buna karşı çıkıyormuş gibi bir izlenim yaratılıyor. Böyle bir şey kesinlikle yok.”

 

“Genetik ve Nöroloji Enstitüsü bir birikim vardır. Bu birikimin oluşu nedeniyle, DNA testlerinin bu enstitüde yapılmasının uygun olacağı anlayışı herkeste vardır. Ben de dahil. Sadece benim söylediğim şudur; makul olan orada yapılmasıdır. Ama bu bir iki toplumlu olaydır.”

 

“Rum hükümet çevrelerinden yayılan bilgi var... Talat, genetik hastanesini ikiye ayırmak istiyor, diye. Bir tarafta Türkler, bir tarafta Rumlar. Bunların tümü uydurma... Bizler, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların birlikte çalışmasını istiyoruz, ayrı ayrı değil.”

 

YeniDÜZEN (Haber Merkezi)
Başbakan Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta yıllardır çözüm bekleyen ‘kayıplar’ konusunu “çözümlemek kararlılığında” olduklarını vurguladı.
Özellikle, Kıbrıs Türk basınında YeniDÜZEN’de farklı yönleriyle ele alınan “Kayıplar konusu” hakkında özel açıklamalar yapan Başbakan Mehmet Ali Talat, “Kayıplar konusunun çözümü yönünde samimi olduğumuzun altını çizerken, DNA testleri konusunda da bir sorun olmadığını vurgulamak istiyorum. Biz, DNA testlerinin Kıbrıs’taki Genetik ve Nöroloji Hastanesi’nde yapılmasını istiyoruz. Ancak bu enstitünün de amacına uygun olarak, iki toplumlu bir konuma gelmesini talep ediyoruz. Bu talep, oradaki biliminsanları ilgili değildir, enstitünün kuruluş amacına uygun çalışması içindir” dedi.

Talat, ‘Kayıplar’ konusunun “politize” edilmemesi yönünde hassas olduğunu da yinelerken,

 

Basının bakışı ve hükümet

Mehmet Ali Talat, yaptığı açıklamada, “Kayıplar konusunun politize edilmemesi esastır” derken, YeniDÜZEN’in yayınlarına da şu değerlendirmeyi yaptı:
“YeniDÜZEN’in yayınları bir gazeteci bakış açısı ile doğru olabilir, makul ve mantıklı da olabilir. Ama bu sorunu çözmek kararlığında olan benim ve hükümetim için olayın daha fazla politize olması bize rahatsızlık verir. Gazetenin yayın anlayışla benim olaya bakışımın çelişmesi de doğaldır ve bunu doğal karşılarım. Önemli olan bu konuda samimi olduğumuzu altını çizerek vurgulamak istiyorum.Yani bu işi bitirmek zorundayız ve herkesin, bütün tarafların bu noktaya gelmesinde belirleyici rol oynadım.B en da oynadım, hükümet da oynadı. Serdar bey de bu konuda aynı kararlılığı gösterdi. Bu bakımdan, hükümet olarak başka konularda farklı görüşlerimiz olsa bile, kayıplar konusunda bu konunun bitirilmesi, tamamlanması için aynı görüşe sahibiz. Ve dediğim gibi bütün tarafları da ikna etmek için elimizden gelen çabayı ortaya koyacağız.”

DNA testleri

Başbakan Talat, ‘Kayıplar konusunun DNA testlerinde kilitlendiği” yönündeki yaklaşımı da değerlendirdi.

Bu yöndeki haberlerin yanlış bilgilenmeden kaynaklanabileceğini anlatan Talat, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Böyle birşey yok. Niye yok? Bir kere kayıp şahıslar komitesi kuruluşu ve çalışma yönelgesi bellidir. Çalışma yönelgesinde, yapılacak DNA testlerinin nerede yapılacağı belirtilmiş değildir. Komite karar verirse bu konuda birlikte karar verir. Oy birliğiyle karar verir. Bu konuda bir karar yoktur. Yani sanki DNA testleri Genetik ve Nöroloji Enstitüsü’nde yapılacakmış gibi bir karar varmış ve birileri buna karşı çıkıyormuş gibi bir izlenim yaratılıyor.. Böyle birşey kesinlikle yok. Öneri vardır çünkü Rumlar, bugüne kadar orada yapmıştır. Ama o aktivite de, o iş de tek taraflı olur. Halbuki Kayıp Şahıslar Komitesi, oy birliğiyle karar alan bir komitedir. Yönergesi öyledir. Bu komitenin böyle bir kararı yoktur. Genel sekreterin hiçbir mektubunda DNA testlerinin nerede yapılacağına dair herhangi bir mesaj yoktur. Kayıp Şahıslar Komitesi’nin gündemine böyle bir konu hiç gelmemiştir. En azından bugüne kadar gelmemiştir. Olan bir tek şey vardır; Rum tarafı Rum kayıp yakınlarına ve başvuran Türk kayıp yakınlarına DNA testi yaparken orayı kullanmıştır. Dolayısıyla orada bir birikim vardır. Bu birikimin oluşu nedeniyle, bu enstitüde yapılacağı uygun olacağı anlayışı herkeste vardır. Ben de dahil. Sadece benim söylediğim şudur; makul olan orada yapılmasıdır. Ama bu bir iki toplumlu olaydır. Kayıp şahıslar komitesinin iki tarafı var. Aslında 3 ama, biri tarafsızdır. BM tarafıdır. 2 taraf vardır. Türk ve Rum. Genetik ve Nöroloji Enstitüsü 2 toplumlu olarak kurulmuştur. Parayı Amerika verdi. Finansmanını Amerika yaptı ve 2 toplumlu olarak kuruldu. İki toplumlu olmasına bizim geçmiş yönetimler engellediler, karşı çıktı, biz yeni bir vizyon, yeni bir anlayışla gelen yeni bir yönetimiz. Dünya değişti, Kıbrıs’taki şartlar değişti, vizyonumuz değişti. Halkımız bize böyle bir vizyon verdi. Biz de oranın 2 toplumlu hale gelmesini istiyoruz. Eğer genetik kontroller orada yapılacaksa, 2 toplumlu bir faaliyet olan bu kayıp şahısların akıbetinin bulunması faaliyeti, 2 toplumlu bir enstitüde yapılacak tahlillerle yürütülmesinin doğru olacağı düşüncesiyle böyle bir çabayı ortaya koyduk. Böyle bir öneriyi ortaya koyduk.”


“Bilimsel kapasiteyi sorgulamam”

Başbakan Mehmet Ali Talat, Genetik ve Nöroloji Enstitüsü’nün bilimsel kapasitesini kesinlikle sorgulamadığını, yaklaşımının da biliminsanlarına yönelik olmadığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

Rum basınına bazı şeyler bilerek veya bilmeyerek yanlış yansıtılıyor. Örneğin, genetik tahlilleri yapan bölümün müdürü, benim kendisinin bilimsel kapasitesini sorguladığımı iddia ederek, bana üzüntülerini iletti. Ben hemen kendisine cevap gönderdim, böyle bir şey asla düşünülemez, zaten kendisini tanımıyorum, kaldı ki bir kişinin bilimsel kapasitesini değerlendirecek kapasitem yok. O yüzden böyle bir şey asla düşünmüyorum. Böyle bir şey asla olmamıştır. Ve bir sürü asılsız astarsız şeyler... Örneğin, Rum hükümet çevrelerinden yayılan bilgi var... Talat, genetik hastanesini ikiye ayırmak istiyor, diye. Bir tarafta Türkler, bir tarafta Rumlar. Bunların tümü uydurma... Bizler, Kıbrıslı Türkler ile Kıbrıslı Rumların birlikte çalışmasını istiyoruz, ayrı ayrı değil. Bizim bazı gazetelerimiz ve gazetecilerimiz de bu olayı böyle yorumluyorlar. Yanlış yorumluyorlar yani. Onu demek istiyorum. Türklerin tahlilini Türkler, Rumların tahlilini Rumlar yapsınmış. Benim böyle bir önerim yok. Bir Türk gazeteci, Kıbrıslı Türk gazeteci, Rum basınına dayanarak yorum yapamaz. Etik dışıdır bu. Bir Kıbrıslı Türk gazeteci bana bir telefonluk mesafededir. Kaldı ki Kıbrıs Türk basınında da düşüncelerimiz çıkmaktadır. Her vesileyle basına da açıklamalar yapıyoruz. Doğrudan, benden aldığı bilgilerle yorum yapma hakkına sahiptir. Yani bunu basın özgürlüğüyle açıklamak da mümkün değildir.

 

‘Beni, MHP’li bakana benzettiler’

Talat devamla şöyle konuştu:
Öyle gazetecilerimiz oldu, öyle değerlendirmeler oldu ki; benim yaklaşımımı, bir zamanların MHP’li sağlık bakanı Osman Durmuş’un tavrına benzettiler. Hangi yorumumdan, hangi açıklamamdan böyle bir sonuca vardı, bu iğrenç sonuca vardı, doğrusu anlamak zor. Ve bunlar bizim çevremiz, bizim insanımız, bize dediğim gibi en yakın mesafede duran insanımız. Ve bizi ırkçılıkla bile suçlayacak noktaya geldi. Halbuki tersine, iki toplumun işbirliği yapabileceği bir alan olarak gördüm bu hastaneyi çünkü kuruluş amacı budur. Parası onun için sağlanmıştır, her şey onun için yapılmıştır, yönetimi onun için geçmişte bana başvurmuştur, başbakan yardımcılığı dönemimde... Ama ömrümüz kifayet etmemişti o zaman, bu konuda adım atmak üzere.... Şimdi iki toplumlu  bir faaliyet olan böyle bir konu nedeniyle,  bu hastanenin 2 toplumlu hale getirilmeye başlanması gerektiğini söylüyorum. Şimdi düşünün, yönetim kadrosuna Güney’de yaşayan Kıbrıslı Türk kondu. Niye? İki toplumlu bir hava versinler diye. Yani bunu ele geçirenler, şu anda bunu ellerinde tutanlar, bakın onları suçlamıyorum çünkü, kabahat bizimdir biz reddettik katılmayı. Bunu ellerinde tutanlar, iki toplumlu bir hava vermek zorunda olduklarını hissettiler ve Güney’de yaşayan Türk koymaya çalıştılar içine. Yani böylesine bir durum varken, bizim insanlarımızın bunu anlamaması ve bununla ilgili eleştiri yöneltmesini gerçekten anlamak zordur. Kaldı ki; bazıları diyor ki, “orada çalışan Türk de var”, ben Türk çalışmasından bahsetmiyorum. Oranın 2 toplumlu hale getirilmesinden bahsediyorum.  Bütün dünya bunu anlıyor. Amerikalılar anlıyor, BM anlıyor, herkes anlıyor; Rumlar ve bazı Türkler anlamıyor.

Ortadoğu’nun bilim merkezi

Genetik ve Nöroloji Enstitüsü’nün Kıbrıslı Türklerle Rumların birlikte çalışacakları bir hastane olarak planlandığını anlatan Başbakan Mehmet Ali Talat, her iki tarafa hizmet edecek bu merkezin, Ortadoğu’nun konuyla ilgili en büyük bilim merkezi olacağının da altını çizdi.

Talat şöyle devam etti:
Orada bilimsel araştırmalar da yapılmaktadır. Oranın yayını da vardır. Yani, Genetik ve Nöroloji Enstitüsü’nün  yayınları da vardır. Bilimsel kitapları vardır ve orada makale yayımlamaktadırlar. Böylesine önemli bir kurum, yani bir çeşit bir üniversite gibi. Bir bilim yuvasıdır orası. Oradaki hakkımızı istiyoruz ve sağduyulu Rumlar da dahil buna destek veriyorlar. O hastanenin yönetim kademesinden benimle temas kuran insanlar var. Somut olarak şudur; Bunun siyasi bir boyutu yoktur. Bir kere zaten sivil toplum örgütü olarak kurulmuştur. Hükümet dışı örgüt olarak kurulmuştur. Bu hükümet dışı örgütün yönetim kadrosu bir araya gelecek ve konuyla ilgili karar verecektir. Bizimkilerle de temasları vardır. Bizim arkadaşlarımızla da toplantı yapacaklardır. Ciddi bir sorun yoktur. Yalnız finansmanla ilgili sorunları vardır.”

Türkiye’de de olabilir

Talat, söz konusu DNA testlerinin Türkiye ya da bu yönde altyapısı olan başka bir ülkede de yapılabileceğini söylerken, esas hedefinin Genetik ve Nöroloji Enstitüsü’nde yapılması olduğunu yineledi.
Talat, eğer “hayır kardeşim, burası asla iki toplumlu olmayacak, bizimdir, biz el koyduk” yaklaşımı sürerse, en doğrusunun, genetik araştırmasının tarafsız bir ülkede yapılması olduğunu da sözlerine ekledi.
 YENIDUZEN 04/09/04

 

Anastasiades: “Annan Planı’na bağlı kalınması gerekir”

 

Rum Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiades çözüm arayışları sürerken, yüksek düzey antlaşmalara, bir federasyonun adayı tekrar  birleştirebileceğine ve insanlara barış ve refah içerisinde yaşama imkanı verebileceğine inanan Annan Planı’na bağlı kalınması gerektiğini söyldi.

Rum Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiades, beraberindeki bir heyetle dün TKP, YBH ve BKP’yi ziyaret etti.

Rum Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiades, beraberindeki bir heyetle, dün sabah Toplumcu Kurtuluş Partisi’ni (TKP) ziyaret etti.

TKP Parti Merkez Binası’nda saat 09.15’de gerçekleşen ve yaklaşık bir buçuk saat süren görüşmede Angolemli’ye, TKP Genel Sekreteri Mehmet Davulcu, parti Dışilişkiler Sorumlusu Güngör Günkan ve bazı parti yetkilileri eşlik etti.

Türk ve Rum basınının büyük ilgi gösterdiği görüşmede, DİSİ Genel Başkanı Anastasides’in heyetinde, Başkan Vekili Averof Neofidu, Basın Temsilcisi Tasos Mitsopulos, Başkan Yardımcısı Ketty Klerides, İletişim Sorumlusu Haralambos Haralambus ve Parti Genel Müdürü Giorgos Liveras yer aldı.

İki parti başkanının başkanlık ettiği heyetler arası görüşme sonrasında, Anastasiades ve Angolemli’nin imzalarını taşıyan yazılı bir ortak açıklama yayımlanarak, basına dağıtıldı.

Ortak açıklamada, DİSİ ile TKP arasındaki görüşmenin, dostane bir ortamda ve ortak anlayış içinde geçtiği kaydedildi.

DİSİ ve TKP heyetlerinin, Annan Planı temelinde kalıcı bir çözüme ulaşılması konusundaki görüşlerini karşılıklı olarak teyit ettikleri belirtilen ortak açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a, bu yıl içerisinde Ada’da bir çözüme ulaşılması için gerekli bütün önlemleri alması çağrısı yapıldı

 Basın açıklamasının sonunda, “DİSİ ile TKP, Kıbrıs sorununda bu yıl içinde bir çözüme ulaşılması için birlikte çalışmayı ve işbirliği içinde olmayı sürdürecektir” denildi.

Ortak açıklamanın basına dağıtılmasının ardından ortak bir basın toplantısı düzenleyen Anastasiades ve Angolemli, görüşmeden duydukları memnuniyeti dile getirdiler.

 

Anastasiades: “Düşünceleri düinledik”

 

Basın toplantısında ilk sözü alan ve “Sayın Angolemli ve Toplumcu Kurtuluş Partisi yöneticileriyle bugün görüşmekten büyük mutluluk duyduk” diyen DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades, görüşmede her iki tarafın da Kıbrıs konusuna ilişkin görüşlerini dile getirme fırsatı bulduğunu söyledi.

Görüşmenin oldukça yararlı geçtiğini belirten Anastasiades, “Sayın Angolemli ile TKP heyetinin, Kıbrıs sorununun çözümüne ve Annan Planı’nın uygulanmasına yönelik görüşlerini dinledik. Bunlara yaklaşımlarının olumlu olduğunu gördük. İki taraf arasında karşılıklı ticaret konusundaki düşüncelerini de dinledik” dedi. Anastasiades, şöyle konuştu:

“Ortak vatanın yaratılmasında, ortak vatanın nimetlerinden yararlanılmasında hayal gücü olan ve yarınları düşünebilen görüşe sahip Kıbrıs Türk politikacıları görmekten son derece mutluyum.”

 

Angolemli: “Çözüme yardımcı olaylar”

 

Anastasides’ten sonra basına açıklamalarda bulunan ve ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, “Güney’de Annan Planı’na aynen bizim gibi bakan, Annan Planı’nı destekleyen politikalar üreten DİSİ’nin liderinin ziyareti bizi memnun etmiştir” dedi.

DİSİ ile TKP’nin birçok konuda örtüştüğünün görüşmede ortaya çıktığını söyleyen Angolemli, iki tarafın siyasileri arasında yapılan bu tür temasların, Kıbrıs Türk ve Rum sivil toplum örgütleri arasında da yapılmasında büyük yarar bulunduğunu kaydetti. Angolemli, “Bunlar, kapsamlı çözüme yardımcı olan olaylardır” dedi..

Görüşmede genel konular yanında detaylara da girdiklerini belirten Angolemli, DİSİ heyetiyle ele aldıkları konuları, “KKTC ile Güney Kıbrıs arasında yeni kapıların açılması, alışverişin daha da kolaylaştırılması, insanların özellikle yolcu beraberinde daha rahat alış veriş yapabilmelerinin sağlanması ve Güney’de çalışan Kıbrıslı Türk işçilerin sigorta sorunlarının çözüme kavuşturulması” şeklinde sıraladı. Angolemli, DİSİ’den bu konularda çalışma yapmalarını istediklerini de kaydetti.

 

 “2004 yılı sonuna kadar ilerleme sağlanması şarttır”

 

Kıbrıs sorununun çözümü konusunda 2004 yılı sonuna kadar ilerleme sağlanmasının şart olduğunu vurgulayan Angolemli, “Bu konuda bizim 24 Nisan sonuçlarını Kuzey’de yaşama geçirmemiz gerekmektedir. Partimizin görüşü olan Kıbrıs Türk Devleti’nin ilanını, onun anayasasının yaşama geçirilmesini ve buna bağlı olarak bizim tek taraflı olarak yaşama geçireceğimiz Annan Planı üzerindeki görüşlerimizi de DİSİ heyetine aktardık“ dedi.

Aralık ayının çok önemli olduğunu belirten Angolemli, “Bugün çözebileceğimiz birçok meselenin hallini 2004 Aralığından sonraya bırakırsak, bugünkü kolaylığı, ortamı bulamayacağız, çok zorlaşacak, yeni bir atmosfer gelecek” diye konuştu.

Kıbrıs Türklerinin ezici çoğunluğunun tavrını barıştan yana koyduğunu belirten ve bu konuda Rum tarafına büyük görev düştüğünü ifade eden Angolemli, şöyle devam etti:

“Güney tarafının da iç dinamiklerinin hareketlenmesi gerekmektedir. Kendi kendimize güvenmeliyiz. Kıbrıs’ı ortak vatan yapabilmek için her iki taraftaki dinamizm hareketlenmelidir. Sonuçta halklarımızın dinamizmi bize barışı, refahı getirecektir.

Bu çerçevede çalışmalarımızı Aralık 2004’e kadar yoğunlaştırmalıyız. Bunun bir örneğini Ay Mamas ayininde gösterdik. Her iki tarafın insanları, onca tahrike karşın yine de sağduyuyu, hoşgörüyü ortaya koydular ve gerçekten dünyanın da taktir ettiği bir Güzelyurt olayı gerçekleşti. Ben bu çerçevede her iki halkı da kutlarım. Özelde Güzelyurt sakinlerini kutlamaktayım. Tabii ki bu olayda güvenlik önlemlerini alan tüm güçleri de kutlarım.”

 

DİSİ YBH’yı da ziyaret etti

           

Kuzey Kıbrıs’ta temaslarda bulunan Rum Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ), Yurtsever Birlik Hareketi’ni (YBH) ziyaret etti.

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiades başkanlığındaki, Başkan Vekili Averof Neofidu, Başkan Yardımcısı Katherine Klerides, Parti Genel Müdürü Giorgos Liveras, İletişim Sorumlusu Charalambos Charalambus ve Basın Temsilcisi Tasos Mitsopulos’dan oluşan DİSİ heyeti YBH’da Dışilişkiler Sorumlusu Alpay Durduran ile görüştü.

Yaklaşık 20 dakika süren görüşmenin ardından  basına açıklama yapıldı.

 

Durduran: “Sorunu çözmek için çalışmalıyız”

 

YBH Dışilişkiler Sorumlusu Alpay Durduran yaptığı açıklamada, DİSİ’nin ziyaretinden şeref duyduklarını belirterek, DİSİ ile aralarında herzaman diyalog olduğunu, birçok kez görüştüklerini ve Ledra Palace toplantılarında biraraya geldiklerini söyledi.

Görüşlerini bildiklerini ve bugün de bunları gözden geçirdiklerini kaydeden Durduran, “Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi, halkının yeniden birleşmesi için Kıbrıs Türk halkının gösterdiği irade Rum toplumu tarafından da paylaşılıyor denebileceğini tespit ettik” dedi.

Rum toplumunun en büyük partisi DİSİ’nin Avrupa Parlamento seçimlerinde de birinci parti olarak çıkması ve diğer partilerin tutumlarının, bazı endişeler dışında Rum toplumunun da birleşik bir Kıbrıs’ta yaşamaya hazır olduğunu gösterdiğini vurgulayan   Durduran, “Önümüzdeki görev bu endişeleri ortadan kaldırmak için çaba sarfetmektir. Kıbrıs Türk toplumu Rum toplumuna bu endişeleri kendisinin de paylaştığını herhangi bir anlaşmadan sonra onunla işbirliği yapmaya hazır olduğunu göstermektedir. Cesaretle sorunu çözmek için çalışmalıyız” şeklinde konuştu.

Karpaz’daki durum ve kayıp şahıslar konularını da görüştüklerini ifade eden Durduran, bu sorunların da biran önce çözülmesini istediklerini belirtti.

 

Anastasiades: “Kıbrıs birleşik bir ülkedir”

 

DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades, Kıbrıs’ta çözüme ancak tüm siyasi partilerin ve politikacıların aynı değerleri ve  “Kıbrıs  birleşik bir ülkedir, sınırları, Baf’tan, Apostolos Andreas’a, Lefkoşa’dan, Limasol’a, Magosa’ya kadar uzanıyor” şeklindeki vizyonu paylaşması neticesine ulaşılabileceğini kaydetti.

Alpay Durduranla yaptıkları toplantı sonrasında görüşmenin anlamlı ve  yararlı olduğunu belirten Anastasiades, “Durduran zaten ılımlı fikirleri ve olumlu tavırlarıyla biliniyor” diye konuştu.

Kıbrıslı Rumların kaygıları ile ilgili bir konuşma gerçekleştirdiklerini, planın uygulanabilmesi için Rumlar’ın endişelerini giderici ancak Kıbrıslı Türklerin haklarını olumsuz etkilemeyecek  değişikliklere yönelik ihtiyacın görülmesi gerektiği konusunda  hemfikir olduklarını kaydeden Anastasiades, böylelikle “ülkemizi tekrar birleştirmeyi başarabiliriz” dedi.

Kıbrıs’lı Türkler’le yurttaş olduklarını, geçmiş yüzyıllar boyunca yaptıkları gibi birlikte yaşayabileceklerini ifade eden Anastasiades, en erken zamanda çözüme ulaşmanın Kıbrıslılar’a bağlı olduğu yönündeki inancını da dile getirdi.

Anastasiades çözüm arayışları sürerken, yüksek düzey antlaşmalara, bir federasyonun adayı tekrar  birleştirebileceğine ve insanlara barış ve refah içerisinde yaşama imkanı verebileceğine inanan Annan Planı’na bağlı kalınması gerektiğini de kaydett

 

DİSİ heyeti  BKP’de...

 

Güney Kıbrıs’ta ana muhalefette bulunan Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) heyeti, Kuzey Kıbrıs’taki siyasi partilere ziyaretleri çerçevesinde Birleşik Kıbrıs Partisi (BKP) yetkilileriyle biraraya geldi.

DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades ile BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan başkanlığındaki

heyetlerin BKP Genel Merkezi’nde saat 12.45’de başlayan görüşmesi bir saatten fazla sürdü.

Rum basının da ilgi gösterdiği görüşme sonrasında iki parti lideri, basına ortak açıklamalarda bulundu.

 BKP Genel Sekretri İzzet İzcan  hedeflerinin birleşik Kıbrıs olduğunu; nihai ve adil bir çözüme öncelik verilmesi gerektiğini belirtirken; DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades de  zamanın çözümün aleyhine işlediğini söyledi.

   Anastasiades bir Rum gazeteciden gelen soru üzerine, Güzelyurt’taki ayin için Rumlara  izin verilmesinden memnun olduklarını söyledi, ancak bunun “işgal olmadığı anlamına gelmediği” şeklinde iddiada bulundu. (tak

YENIDUZEN 04/09/04

 

Talat: “AİHM’in kararı beklenen bir karar”

 

Başbakan Mehmet Ali Talat, önceki gün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 3. dairesinde görüşülen Kıbrıslı Rum Myra Ksenides Arestis’in, Maraş yakınlarındaki mal ve mülkünün kullanımının engellendiği gerekçesiyle Türkiye aleyhine yaptığı şikayetinin  başvurunun incelenmeye alınıp alınmamasıyla ilgili kararını ileri bir tarihte vermesi olayı için Mahkemenin verdiği kararı “beklenen bir karar” olarak değerlendirdiğini söyledi.

 

Başbakan Mehmet Ali Talat dün bir kabulü sırasında sorulan bir soru üzerine, AİHM’in önceki gün verdiği kararı değerlendirerek, bir mahkemenin tarafları dinlediği gün karar vermeyeceğini belirterek, mahkemenin öncelikle  taraflara sorduğu soruları ve ortaya konan argümanları değerlendirmesi gerektiğini işaret etti.

 

Mahkemenin vereceği kararın Kıbrıs sorunun çözümüne yapıcı etki yapabilmesinin önemli olduğunu söyleyen Talat, karar için hukukun siyasi boyutu ya da siyasetin hukuka etkisinin de önemli olduğuna dikkat çekti.

Talat, çözümsüzlüğü ve bir tarafın bir tarafı yenmesi şeklinde çıkacak bir kararı tercih etmediğini ifade ederek, bir tarafın zaferinin çözümsüzlüğü daha da pekiştirebileceğini kaydetti.

Alınacak kararın  daha öncekilerin aynisi olması halinde bir tarafın çözüm istekliliğinin tamamen ortadan kalkabileceğini işaret eden Başbakan Talat, verilecek kararın Türkiye’nin AB sürecinde olduğu da dikkate alınırsa Türk tarafını ve Türkiye’yi zor durumda bırakabilecek adımların atılmasının kendisini endişelendirdiğini söyledi. Talat, bu yeni durumu dikkate almayan ya da Loizidu kararının tekrarının ciddi sıkıntılar yaratabileceğini de sözlerine ekledi.

Tazminat davalarının, Rum tarafındaki çözüm arzularını büyük ölçüde dizginleyeceğine de dikkat çeken Talat, bu davaların Türk tarafı ve Türkiye’yi bunaltma yoluna sevk edeceğini de belirtti.

Kaygılarını AB yetkililerine ilettiğini söyleyen Talat, “umarım karar bunu sevk edici yönde değil çözümü destekleyici yönde olur” dedi.  (TAK)

YENIDUZEN 04/09/04

 

Güzelyurt Piskoposu Neofidu, NTV'ye konuştu: Aziz Mamas ayininin düzenlenmesinde Türkiye, Yunanistan, AB ve ABD etkili oldu

Güzelyurt Piskoposu Neofidu, Aziz Mamas ayininin düzenlenmesinde Türkiye, Yunanistan, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri'nin etkili olduğunu söyledi.

Türk kesiminde 30 yıl aradan sonra ilk kez gerçekleşen ayinlerin perde arkasını, Rumların önde gelen dini liderlerinden Güzelyurt Piskoposu Neofidu, NTV Kıbrıs Temsilcisi Selim Sayarı'ya anlattı.

Ayini düzenleyen Güzelyurt Piskoposu Neofidu, din faktörünün sorunun çözümüne katkı yapabilecek önemli unsurlardan biri olduğunu savunuyor. Rum halkının oylarıyla seçilen dini lider Neofidu, bu görüşünün çözümü isteyen ülkeler tarafından da benimsendiğini belirtiyor...

Neofidu şöyle konuşuyor: "Aziz Mamas Kilisesi'nde yapılan ayinler Kıbrıslı Türk ve Rum halklarının dini ayrım gözetmeden verdiği destekle gerçekleşti. Bu bizim için 30 yıllık bir hayaldi. Bu büyük hayalin gerçekleşmesi için Kıbrıs halklarının yanı sıra Türkiye, Yunanistan, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği'nden de destek aldık. Bu etkinlik dinlerin kardeşliği açısından da önemli bir deneyim oldu. Biz Kıbrıs'ta bunu başarırsak, Türkiye, Yunanistan ve hatta tüm bölge için de model olur, Avrupa Birliği'nde de bir ilki oluşturur. Ayinlerin sadece dini değil, siyasi ve sosyal boyutu da vardı. Bu Türkleri ve Rumları birbirlerine yaklaştırdı."

Selim Sayarı'nın sorularını yanıtlayan Rumların dini lideri Neofidu'ya göre, Kıbrıs sorunu sadece siyasi değil. Aynı zamanda psikolojik ve ruhani yanı da var. Rumlar güvensizlikten yakınıyor, Türklerse her şeyden kuşku duyuyorlar. Dini etkinlikler bu duyguları ortadan kaldırabilir zira insanların kalbinde bunu sağlayacak bir enerji var; yeter ki bu enerji ortaya çıkarılsın.

Neofidu, "Bugüne kadar sorunun sadece siyasi boyutu ön plana çıktı. Oysa farklı dinlerdeki insanların bir arada varoluşu, sorunun çözümündeki en önemli unsurdur. Aziz Mamas'taki ayin başlangıç noktasıdır ve örnekler çoğaltılmalıdır. İki halka daha fazla fırsat tanınırsa korku ve şüphe kısa sürede ortadan kalkar" diye konuştu.

Güzelyurt Piskoposu Neofidu, din adamlarının halkı kışkırtan fanatik söylemlerden uzak durmaları uyarısında da bulundu:

Neofidu, "Eğer biz din adamları aşırı milliyetçi lisanı bir kenara bırakırsak halklar kendi koşullarını en iyi şekilde bulup çözüm için olgunlaşırlar. Ayrı dinlere mensup halklar bir arada varolduğunda, büyük bir dinamik oluşur. Ve böylece Kıbrıs'ta tahmin edilenden çok daha kısa sürede çözüme ulaşmak mümkün olabilir" dedi.

KIBRIS 04/09/04

 

Hedef, yıl sonundan önce çözüm

ORTAK BEKLENTİ... DİSİ ile TKP, YBH ve BKP heyetlerinin, Annan Planı temelinde kalıcı bir çözüme ulaşılması konusundaki görüşlerini karşılıklı olarak teyit ettikleri belirtilen ortak açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, bu yıl içerisinde adada bir çözüme ulaşılması için gerekli bütün önlemleri alması çağrısı yapıldı

ÇÖZÜM İÇİN ORTAK VİZYON ŞART... DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades, Kıbrıs'ta çözüme ancak tüm siyasi partilerin ve politikacıların aynı değerleri ve "Kıbrıs birleşik bir ülkedir, sınırları, Baf'tan Apostolos Andreas'a, Lefkoşa'dan Limasol'a, Mağusa'ya kadar uzanıyor" şeklindeki vizyonu paylaşması neticesine ulaşılabileceğini kaydetti

 

Rum Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiades, beraberindeki bir heyetle, dün Toplumcu Kurtuluş Partisi'ni (TKP), Yurtsever Birlik Hareketi'ni (YBH) ve Birleşik Kıbrıs Partisi'ni (BKP) ziyaret etti.

TKP Parti Merkez Binası'nda saat 09.15'te gerçekleşen ve yaklaşık bir buçuk saat süren görüşmede Angolemli'ye, TKP Genel Sekreteri Mehmet Davulcu, parti dışilişkiler sorumlusu Güngör Günkan ve bazı parti yetkilileri eşlik etti.

Türk ve Rum basınının büyük ilgi gösterdiği görüşmede, DİSİ Genel Başkanı Anastasides'in heyetinde, başkan vekili Averof Neofidu, basın temsilcisi Tasos Mitsopulos, başkan yardımcısı Ketty Klerides, iletişim sorumlusu Haralambos Haralambus ve parti genel müdürü Giorgos Liveras yer aldı.

İki parti başkanının başkanlık ettiği heyetler arası görüşme sonrasında, Anastasiades ve Angolemli'nin imzalarını taşıyan yazılı bir ortak açıklama yayımlanarak, basına dağıtıldı.

Ortak açıklamada, DİSİ ile TKP arasındaki görüşmenin, dostane bir ortamda ve ortak anlayış içinde geçtiği kaydedildi.

DİSİ ve TKP heyetlerinin, Annan Planı temelinde kalıcı bir çözüme ulaşılması konusundaki görüşlerini karşılıklı olarak teyit ettikleri belirtilen ortak açıklamada, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, bu yıl içerisinde adada bir çözüme ulaşılması için gerekli bütün önlemleri alması çağrısı yapıldı

Basın açıklamasının sonunda, "DİSİ ile TKP, Kıbrıs sorununda bu yıl içinde bir çözüme ulaşılması için birlikte çalışmayı ve işbirliği içinde olmayı sürdürecektir" denildi.

Ortak açıklamanın basına dağıtılmasının ardından ortak bir basın toplantısı düzenleyen Anastasiades ve Angolemli, görüşmeden duydukları memnuniyeti dile getirdiler.

Anastasiades

Basın toplantısında ilk sözü alan ve "Sayın Angolemli ve Toplumcu Kurtuluş Partisi yöneticileriyle görüşmekten büyük mutluluk duyduk" diyen DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades, görüşmede her iki tarafın da Kıbrıs konusuna ilişkin görüşlerini dile getirme fırsatı bulduğunu söyledi.

Görüşmenin oldukça yararlı geçtiğini belirten Anastasiades, "Sayın Angolemli ile TKP heyetinin, Kıbrıs sorununun çözümüne ve Annan Planı'nın uygulanmasına yönelik görüşlerini dinledik. Bunlara yaklaşımlarının olumlu olduğunu gördük. İki taraf arasında karşılıklı ticaret konusundaki düşüncelerini de dinledik" dedi. Anastasiades, şöyle konuştu:

"Ortak vatanın yaratılmasında, ortak vatanın nimetlerinden yararlanılmasında hayal gücü olan ve yarınları düşünebilen görüşe sahip Kıbrıs Türk politikacıları görmekten son derece mutluyum."

Angolemli

Anastasides'ten sonra basına açıklamalarda bulunan ve ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren TKP Genel Başkanı Hüseyin Angolemli, "Güneyde Annan Planı'na aynen bizim gibi bakan, Annan Planı'nı destekleyen politikalar üreten DİSİ'nin liderinin ziyareti bizi memnun etmiştir" dedi.

DİSİ ile TKP'nin birçok konuda örtüştüğünün görüşmede ortaya çıktığını söyleyen Angolemli, iki tarafın siyasileri arasında yapılan bu tür temasların, Kıbrıs Türk ve Rum sivil toplum örgütleri arasında da yapılmasında büyük yarar bulunduğunu kaydetti. Angolemli, "Bunlar, kapsamlı çözüme yardımcı olan olaylardır" dedi.

Görüşmede genel konular yanında detaylara da girdiklerini belirten Angolemli, DİSİ heyetiyle ele aldıkları konuları, "KKTC ile Güney Kıbrıs arasında yeni kapıların açılması, alışverişin daha da kolaylaştırılması, insanların özellikle yolcu beraberinde daha rahat alışveriş yapabilmelerinin sağlanması ve güneyde çalışan Kıbrıslı Türk işçilerin sigorta sorunlarının çözüme kavuşturulması" şeklinde sıraladı. Angolemli, DİSİ'den bu konularda çalışma yapmalarını istediklerini de kaydetti.

2004 yılı sonuna kadar ilerleme sağlanması şarttır

Kıbrıs sorununun çözümü konusunda 2004 yılı sonuna kadar ilerleme sağlanmasının şart olduğunu vurgulayan Angolemli, "Bu konuda bizim 24 Nisan sonuçlarını kuzeyde yaşama geçirmemiz gerekmektedir. Partimizin görüşü olan Kıbrıs Türk devletinin ilanını, onun anayasasının yaşama geçirilmesini ve buna bağlı olarak bizim tek taraflı olarak yaşama geçireceğimiz Annan Planı üzerindeki görüşlerimizi de DİSİ heyetine aktardık" dedi.

Aralık ayının çok önemli olduğunu belirten Angolemli, "Bugün çözebileceğimiz birçok meselenin hallini 2004 Aralığı'ndan sonraya bırakırsak, bugünkü kolaylığı, ortamı bulamayacağız, çok zorlaşacak, yeni bir atmosfer gelecek" diye konuştu.

Kıbrıs Türklerinin ezici çoğunluğunun tavrını barıştan yana koyduğunu belirten ve bu konuda Rum tarafına büyük görev düştüğünü ifade eden Angolemli, şöyle devam etti:

"Güney tarafının da iç dinamiklerinin hareketlenmesi gerekmektedir. Kendi kendimize güvenmeliyiz. Kıbrıs'ı ortak vatan yapabilmek için her iki taraftaki dinamizm hareketlenmelidir. Sonuçta halklarımızın dinamizmi bize barışı, refahı getirecektir.

Bu çerçevede çalışmalarımızı Aralık 2004'e kadar yoğunlaştırmalıyız. Bunun bir örneğini Ay Mamas ayininde gösterdik. Her iki tarafın insanları, onca tahrike karşın yine de sağduyuyu, hoşgörüyü ortaya koydular ve gerçekten dünyanın da taktir ettiği bir Güzelyurt olayı gerçekleşti. Ben bu çerçevede her iki halkı da kutlarım. Özelde Güzelyurt sakinlerini kutlamaktayım. Tabii ki bu olayda güvenlik önlemlerini alan tüm güçleri de kutlarım."

YBH'ya ziyaret

DİSİ heyeti daha sonra Yurtsever Birlik Hareketi'ni (YBH) ziyaret etti.

DİSİ Başkanı Nikos Anastasiades başkanlığındaki, başkan vekili Averof Neofidu, başkan yardımcısı Katherine Klerides, parti genel müdürü Giorgos Liveras, iletişim sorumlusu Charalambos Charalambus ve basın temsilcisi Tasos Mitsopulos'dan oluşan DİSİ heyeti YBH'da dışilişkiler sorumlusu Alpay Durduran ile görüştü.

Yaklaşık 20 dakika süren görüşmenin ardından basına açıklama yapıldı.

Durduran

YBH Dışilişkiler Sorumlusu Alpay Durduran yaptığı açıklamada, DİSİ'nin ziyaretinden şeref duyduklarını belirterek, DİSİ ile aralarında her zaman diyalog olduğunu, birçok kez görüştüklerini ve Ledra Palace toplantılarında bir araya geldiklerini söyledi.

Görüşlerini bildiklerini ve dün de bunları gözden geçirdiklerini kaydeden Durduran, "Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi, halkının yeniden birleşmesi için Kıbrıs Türk halkının gösterdiği irade Rum toplumu tarafından da paylaşılıyor denebileceğini tespit ettik" dedi.

Rum toplumunun en büyük partisi DİSİ'nin Avrupa Parlamento seçimlerinde de birinci parti olarak çıkması ve diğer partilerin tutumlarının, bazı endişeler dışında Rum toplumunun da birleşik bir Kıbrıs'ta yaşamaya hazır olduğunu gösterdiğini vurgulayan Durduran, "Önümüzdeki görev bu endişeleri ortadan kaldırmak için çaba sarf etmektir. Kıbrıs Türk toplumu Rum toplumuna bu endişeleri kendisinin de paylaştığını herhangi bir anlaşmadan sonra onunla işbirliği yapmaya hazır olduğunu göstermektedir. Cesaretle sorunu çözmek için çalışmalıyız" şeklinde konuştu.

Karpaz'daki durum ve kayıp şahıslar konularını da görüştüklerini ifade eden Durduran, bu sorunların da biran önce çözülmesini istediklerini belirtti.

Anastasiades

DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades, Kıbrıs'ta çözüme ancak tüm siyasi partilerin ve politikacıların aynı değerleri ve "Kıbrıs birleşik bir ülkedir, sınırları, Baf'tan, Apostolos Andreas'a, Lefkoşa'dan, Limasol'a, Mağusa'ya kadar uzanıyor" şeklindeki vizyonu paylaşması neticesine ulaşılabileceğini kaydetti.

Alpay Durduran'la yaptıkları toplantı sonrasında görüşmenin anlamlı ve yararlı olduğunu belirten Anastasiades, "Durduran zaten ılımlı fikirleri ve olumlu tavırlarıyla biliniyor" diye konuştu.

Kıbrıslı Rumların kaygıları ile ilgili bir konuşma gerçekleştirdiklerini, planın uygulanabilmesi için Rumların endişelerini giderici ancak Kıbrıslı Türklerin haklarını olumsuz etkilemeyecek değişikliklere yönelik ihtiyacın görülmesi gerektiği konusunda hemfikir olduklarını kaydeden Anastasiades, böylelikle "Ülkemizi tekrar birleştirmeyi başarabiliriz" dedi.

Kıbrıslı Türklerle yurttaş olduklarını, geçmiş yüzyıllar boyunca yaptıkları gibi birlikte yaşayabileceklerini ifade eden Anastasiades, en erken zamanda çözüme ulaşmanın Kıbrıslılara bağlı olduğu yönündeki inancını da dile getirdi.

Anastasiades çözüm arayışları sürerken, yüksek düzey antlaşmalara, bir federasyonun adayı tekrar birleştirebileceğine ve insanlara barış ve refah içerisinde yaşama imkanı verebileceğine inanan Annan Planı'na bağlı kalınması gerektiğini de kaydetti.

BKP ziyareti

DİSİ Heyeti, KKTC'deki siyasi partilere ziyaretleri çerçevesinde BKP yetkilileriyle bir araya geldi.

DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades ile BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan başkanlığındaki heyetlerin BKP Genel Merkezi'nde saat 12.45'te başlayan görüşmesi bir saatten fazla sürdü.

Rum basının da ilgi gösterdiği görüşme sonrasında iki parti lideri, basına ortak açıklamalarda bulundu.

BKP Genel Sekretri İzzet İzcan hedeflerinin birleşik Kıbrıs olduğunu; nihai ve adil bir çözüme öncelik verilmesi gerektiğini belirtirken; DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades de zamanın çözümün aleyhine işlediğini söyledi.

Anastasiades bir Rum gazeteciden gelen soru üzerine, Güzelyurt'taki ayin için Rumlara izin verilmesinden memnun olduklarını söyledi, ancak bunun "işgal olmadığı anlamına gelmediği" şeklinde iddiada bulundu.

İzcan

BKP Genel Sekreteri İzzet İzcan, DİSİ yetkilileriyle Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri ele aldıkları yararlı ve yapıcı bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirterek karşılıklı güveni artırarak çözüme katkı yapacak bu tür ikili ilişkileri ve işbirliğini desteklediklerini kaydetti.

Zaman zaman bir araya gelerek görüş alışverişinde bulundukları DİSİ'yle, ne yapabilecekleri, nereye gidilmekte olduğu ve nereye gitmek istediklerini tartıştıklarını kaydeden İzcan, BKP olarak hedeflerinin birleşik Kıbrıs olduğunu; nihai ve adil bir çözüme öncelik verilmesi gerektiğini söyledi.

İzcan, zamanın Kıbrıs ve Kıbrıs Türk halkı ile Rum halkının lehine işlediğini, mevcut durumun daha fazla devam edemeyeceğini, çözüme ihtiyaç olduğunu ve Annan Planı'ndan başka plan bulunmadığını belirttiği açıklamasında, "Adanın yeniden birleştirilmesini ve Avrupa Birliği'nde yerini almasını sağlamalıyız" dedi.

İzcan, "Kıbrıs Türklerinin referandumda 'evet' demekle görevlerinin bitmediğini çünkü sorunun çözümlenmediğini, dolayısıyla en erken zamanda yeniden görüşmelere oturup Rum halkının çekincelerini anlamak ve yeni düzenlemelere gitmek gerektiğini" kaydetti.

Çözüm sürecinin hızlandırılması için gereken neyse yapmaya hazır olduklarını da kaydeden İzcan, bir Rum gazetecinin, partisinin yayın organında yer alan ve KKTC haritasının üzerinde "satılık" yazan bir karikatüre ilişkin yorumunu sorması üzerine, "henüz çözüme ulaşılmayan bu süreçte mal-mülk satışıyla mülkiyetin el değiştirmesine karşı olduklarını söyledi, ancak hükümetin bunun durdurulması yönündeki taleplerini reddettiğini"savundu.

Anastasiades

DİSİ Başkanı Anastasiades ise, yararlı olarak değerlendirdiği görüşmede, Kıbrıslı Rumların endişeleri ve çözümün uygulamaya konulmasıyla ilgili görüş alışverişinde bulunduklarını belirtti.

En yakın zamanda çözüme ulaşılması için görüşmelerin yeniden başlaması gerektiği görüşünü dile getirdiklerini anlatan Anastasiades, zamanın Kıbrıs sorununun ve Kıbrıs Türk halkı ile Rumların aleyhinde çalıştığını söyledi.

BKP'yle fikir alışverişini sürdüreceklerini belirten Anastasiades, iki tarafta da çözüm yönünde yeni bir girişim başlatılması için liderleri etkilemeye çalışacaklarını kaydetti.

Demokratik Seferberlik Partisi Başkanı Nikos Anastasiades, aynı gazeteci tarafından toprak satışıyla ilgili kendi yorumunun da sorulması üzerine, bu konuyla ilgili endişelerini daha önce de aktardıklarını belirterek bu nedenle görüşmelerin en erken bir zamanda yeniden başlaması gerektiğini ifade etti.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi sözcüsünün Güzelyurt'ta Ay Mamas Kilisesi'nde yapılan ayin hakkında "Burada politik bir mesaj yoktur" yorumuna atıfta bulunan Anastasiades "Eğer mesajı almadılarsa (Kıbrıs Rum Yönetimi) o zaman bir problem var demektir"dedi.

Son olarak bir gazetecinin, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın Ay Mamas Kilisesi'nde yer alan ayini değerlendirirken KKTC'nin "işgal altında inleyen bir bölge değil, özgür bir bölge" olduğu açıklamalarını anımsatması üzerine Anastasiades, "Bizim için yaptıklarından dolayı çok memnunuz. Ancak bu, işgal olmadığı anlamına gelmez" dedi.

DİSİ lideri bir başka soruya karşılık, pazar gün Koruçam, Karpaşa ve Özhan'ı ziyaret ederek bölgede incelemelerde bulunacağını açıkladı.

KIBRIS 04/09/04

 

İnşaat sektöründeki patlama kaliteyi düşürdü

RANTÇI ZİHNİYET HORTLADI... İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Salim Piyale: Sektörü esas iteleyen rantçı bir zihniyetle elimdeki araziyi en çok paraya en kısa zamanda nasıl çevirebilirim düşüncesi. Bu düşünce sektörde patlama getirdi

"KAÇAK" OLAYI KALİTEYİ DÜŞÜRDÜ... KTMMOB Başkanı Ulaş, sektörde kaçak müteahhitlik olayının yanı sıra kaçak işçi sorununun da kalite düşüşüne neden olduğunu belirterek, "Tabii o insanların da sorunları var. Bunlar inşaat sektöründeki kötü görünümü ortaya çıkaran sorunlardır" dedi

 

Şebnem FASLIGİL (TAK)

KKTC'de, Annan Planı'nın ortaya çıkmasının ardından inşaatlarda patlama yaşanırken, inşaat kalitesi günden güne düşüyor.

Planla birlikte gelen ve rant sağlamayı ön planda tutan düşünce değişikliği özellikle turizm merkezi Girne'de denetimsiz bir yapılaşmayı getirdi. Girne'de 2003'te 295 bin 720 metrekare ile yüzde 60.8 olan yeni inşaat alanı, 2004'ün ilk dört ayında 540 bin 468 metrekare ile yüzde 70.4'e ulaştı. Kaçak yapılar ise bu rakamların dışında.

İnşaat mühendisleri ise gelişmelerden rahatsız. Binaların "nasıl değil ne kadar zamanda yapıldığının" önem arz etmeye başlamasından yakınan mühendisler, yapı kalitesi ve güvenliğinin denetim altına alınmasını istiyor.

İnşaat kalitesinin zihniyet değişikliği ve sistemsizlik nedeniyle günden güne düştüğüne dikkat çeken İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Salim Piyale, "Sektörü esas iteleyen rantçı bir zihniyetle elimdeki araziyi en çok paraya en kısa zamanda nasıl çevirebilirim düşüncesi. Bu düşünce sektörde patlama getirdi" diyor.

KTMMOB Başkanı Ahmet Ulaş ise, sektördeki canlanmanın Annan Planı'na bağlı olduğunu ve bunun nereye gideceği ve nerede duracağının ise belli olmadığını vurguluyor.

En fazla inşaat Girne'de

KTMMOB'dan alınan istatistiki bilgilere göre, inşaat sektöründeki patlama özellikle belli bölgelerde kendini gösteriyor.

En fazla inşaat turizm merkezi Girne'de, en düşük inşaat ise yıllardır hep "Rum'a verilecek bölge" olarak geçen ve Annan Planı'nda da öne çıkan Güzelyurt'ta görülüyor. 2004'ün (29 Nisan itibarıyla) ilk dört ayında Güzelyurt'ta inşaat alanı yüzde 0.04 oranında. Yatırımlar sıfırlanmış durumda.

KTMMOB Ortak Vize Bürosu'na sunulan projelerin metrekarelerine dayanarak yapılan istatistiklere göre, 2002 yılında 365 bin 761 metrekare olan yeni inşaat alanı 2003 yılında 485 bin 955 metrekareye çıktı.

Bölgelere göre bakıldığında ise yeni inşaat alanı olarak her zaman birinci sırayı alan Girne, 2002'de 178 bin 764 metrekare yani yüzde 48.8, 2003 yılında da 295 bin 720 metrekare yani yüzde 60.8 ile başı çekti.

Bu yılın 18 Mart tarihi itibarıyla KKTC genelindeki 247 bin 474 metrekarelik yeni inşaat alanının 153 bin 977 metrekaresiyle yüzde 62.2'sini oluşturan Girne, bir aylık bir sürede büyük bir artışla 29 Nisan itibarıyla 540 bin 468 metrekareye çıkararak yüzde 70.4'e ulaştı. 29 Nisan 2004 itibarıyla KKTC genelindeki toplam yeni inşaat alanı ise 767 bin 231 metrekare oldu.

Girne'nin ardından en fazla kıpırdanma Yeniiskele ve Mağusa'da görülüyor. 2002 yılında yeni inşaat alanlarının yüzde 23.7'sini kapsayan Mağusa, 2003 yılında gerilediği yüzde 15'lik seviyeyi aşağı yukarı korurken, Yeniiskele, 2002 yılında yüzde 3.2 olan payını 2003'te yüzde 8.3'e ve 2004'ün ilk dört ayında yüzde 9'lara çıkardı.

Başkent Lefkoşa ise yeni inşaat alanı olarak 2002 yılındaki yüzde 23.7'lik paydan 2003 yılında yüzde 12.7'ye ve 2004'ün ilk 4 ayında da yüzde 8.3'e geriledi.

Piyale: Sektörde patlama var

İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Salim Piyale, Annan Planı'nın ortaya çıkmasının ardından inşaat sektöründe ilk olarak bir yavaşlama ardından da bir cesaretlenme yaşandığını belirtti.

Belli bir kesimin "Bir arsa var bana verdiler. Bunu sahiplenebilmem için plan gereği şu kadar bir yatırım yapmam gerekir" diye düşündüğünü, yatırım yapmak için bankadan borç aldığını, yatırımını çektiğini ve inşaat başlattığını anlatan Salim Piyale, "Ancak bu tek başına sektörü itmedi. Esas iteleyen rantçı bir zihniyetle elimdeki araziyi en çok paraya en kısa zamanda nasıl çevirebilirim düşüncesi oldu. Bu da sektörde patlama getirdi" dedi.

KKTC'deki fiyatların güneye ve Avrupa'ya göre düşük olmasının yabancıların da ilgisini çektiğini ve bir çekim merkezi oluştuğunu ifade eden Piyale, toplu konutlarda artış olduğuna da dikkat çekti.

Piyale, ülkeyi kalkındırmak için otel şeklinde yatırımların azınlıkta olduğunu, daha çok hemen paraya dönüşecek toplu konutların ön planda olduğunu belirtti.

Yapı kalitesini ve güvenliği

umursamayan düşünce yapısı

Toplumda düşünce yapısının değiştiğine dikkat çeken Piyale, şöyle konuştu:

"Eskiden vatandaş konut yapacağında bunun sağlam olmasını isterdi. Mimar mühendis proje çizdiğinde mal sahibi sağlamlık açısından çimentosunu ve demirini daha fazla koydururdu. Bu bir düşünce şekliydi. Şimdi ise bu rantçı ve yap-satçı zihniyet, 'yapayım nasıl olursa olsun ve ne kadar erken olursa yapıp paraya dönüştüreyim' düşüncesinde. Yapı kalitesi ve güvenliği kimsenin umurunda değil. Bu büyük bir değişiklik."

Eskiden yap-satçı firmaların bile yaptığı konutların referans olması açısından yapının kalitesinden kesmediğini kaydeden Piyale, şimdi ise binanın nasıl yapıldığının değil ne kadar zamanda yapıldığının önem arz etmeye başladığını ifade etti.

Piyale, "Biz meslek odaları olarak en fazla bundan rahatsızız" dedi.

Depreme dayanıklılık

Ülkenin deprem kuşağında olduğuna da dikkat çeken Salim Piyale, bunun tarihi ve aletsel kayıtlardan öğrenilmekte olduğunu belirterek, Baf'ta depremde dağın yıkılmasının, Salamis'in birkaç sefer denizin altında kalmasının tarihi kayıtları olduğunu hatırlattı.

Yapılacak binaların depreme dayanıklı olması gerektiğini kaydeden Piyale, İnşaat Mühendisleri Odası'nın 1990'lardan beri yürürlüğe koyduğu Pratik Deprem Önlemleri yönetmeliği ile çizilen projelerde depreme dayanıklılığın getirilmekte olduğunu, ancak uygulamada bunun değişmekte olduğunu söyledi.

Piyale, "Depreme dayanıklı proje tasarımları ve projeler üretiliyor. Bunların KTMMOB ortak vize bürosunda denetimleri de yapılır. Ama iş uygulamaya geldiğinde izin makamlarına dosyaları götürüp izin alır ancak daha sonra binaların nasıl yapıldığı denetlenmiyor. Tamamen yapacak firmanın inisiyatifine bırakılıyor. Bazı yapılar ise kaçak başlıyor. Projeleri daha sonra geliyor "dedi.

Projedeki kolonun beton mukavemetinin aynı olup olmadığını bilinemediğini, mühendislerin de mal sahibi çağırdığı taktirde bunları kontrol edebildiğini, yap-satçı zihniyetin ise bunlara önem vermediğinden mühendisi çağırmadığını anlatan Salim Piyale, inşaat kalitesinin zihniyet değişikliği ve sistemsizlik nedeniyle günden güne düştüğünü vurguladı. Piyale, "Bir depremde bütün binalar yıkılacak diye bir iddiam yok ama ne olacağını da bilemiyorum" dedi.

Her aşamada denetim

Bina bittikten sonra belediye ve kaymakamlıkların devreye girerek binaların projelere uygun yapılıp yapılmadığını kontrol etmekte olduğunu belirten Piyale, yapılan denetimlerin ise arazi sınırını ihlal edip etmediği, imar bölgesinde olması halinde yüksekliğinin tamam olup olmadığı şeklinde fiziki kontroller olduğunu ifade etti.

Piyale, "Bizim önerimiz her aşamada denetim. Vatandaşa denmeli ki her aşamada mimar mühendis gelecek ve tamam olduğuna dair imza atacak. Numuneler alınarak testleri yapılacak. Kaymakam sonunda bu dosyaya bakarak tamam mı değil mi diye izin verecek. Birlik yasası meclisten geçmediği ve tüzükleri de yapılamadığı için ülkede yapı denetimi maalesef gerçekleşmiyor" şeklinde konuştu.

Salim Piyale, İzin makamlarının yeterli personel olmaması nedeniyle denetim yapılamadığını, KTMMOB olarak bu denetimleri yapmaya talip olduklarını söyledi.

Malzemelerde standart yok

İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Salim Piyale inşaatlarda kullanılan malzemenin de büyük önemi olduğunu belirterek, "Ülkemizde standart yönetmeliği veya yasası yok. Dolayısıyla benim projelerimde gösterdiğim demirin aynı demir olup olmadığını da çoğu zaman bilemiyorum. Devletin, getireceği bir düzenlemeyle özellikle çimento ve demire standart getirmesi gerekir" dedi.

"İnşaat sektöründeki yapı artışı o kadar yükseldi ki artık elimizdeki kum çakıl ocakları yeterli gelmiyor" diyen Piyale, bu konuda çok şikayetler olduğunu kaydetti.

Kumun topraklı gelmesinin beton mukavemetini etkilediğini vurgulayan Piyale, bu konuda çok şikayetler bulunduğunu söyledi.

Ulaş: Nereye gidileceği ve nerede durulacağı belli değil

KTMMOB Başkanı Ahmet Ulaş da TAK muhabirine yaptığı değerlendirmede, sektörde kaçak müteahhitlik olayının yanı sıra kaçak işçi sorununun da kalite düşüşüne neden olduğunu belirtti.

Mağusa Limanı'ndan çıkan birisinin omzuna bir keser koyup "Ben kalıpçıyım" demesinin kaliteyi etkilediğini kaydeden Ulaş, "Tabii o insanların da sorunları var. Bunlar inşaat sektöründeki kötü görünümü ortaya çıkaran sorunlardır" dedi.

Süratle tedbir alınarak kaçak müteahhidin yakalanması gerektiğini ifade eden Ulaş, inşaat sektörüne ara eleman yetiştirilmesi konusunda ise kendilerine ve en fazla Müteahhitler Birliği'ne görev düştüğünü söyledi.

Ahmet Ulaş, sektördeki canlanmanın Annan Planı'na bağlı olduğunu ve bunun nereye gideceği ve nerede duracağının ise belli olmadığını vurguladı.

Emirnamelere ve özellikle Karpaz Emirnamesi'ne destek verdiklerini belirten Ulaş, ancak bununla bitmeyerek master plana geçilmesi gerektiğini söyledi.

Girne bölgesinde dağ tepelerine kadar inşaatlar yapılmakta olduğuna dikkat çeken Ulaş, su aküferlerinin üzerinin de inşaat dolmakta olduğunu belirtti.

Ulaş, "Bir yıl sonra biz elektriği, yolları, belediye hizmetleri ne yapacağımızı düşünmemiz gerekir. Bunlar hepsi sorun. İnşaatları durdurmak değil ama kontrollü büyümeyi sağlamamız gerekir" dedi.

KIBRIS 04/09/04