Rum kesiminde yeni bir anket ve yüzde 73 "hayır"...


      Kıbrıs Rum kesiminde yapılan yeni bir ankette, 24 Nisan'da referanduma sunulacak Annan planına Rum halkının yüzde 73'ünün ''hayır'', yüzde 13'ünün 'evet' diyeceği ortaya çıktı.
      Simerini gazetesine göre, Cypronetwork Marketing Research Ltd. şirketinin Annan planıyla ilgili yaptığı ve 622 Rum'un katıldığı anket sonuçları açıklandı.
      Anket sonuçlarına göre, Rumların yüzde 73'ü plana karşı olduğunu belirtirken, yüzde 13'ü plana ''evet'' dedi. Yüzde 12'si de tarafsız olduğunu bildirdi. Geriye kalanlarsa bilmiyorum/yanıt yok cevabını verdi.
      Haberde, partilere göre verilen yanıtlardaysa NEO ve Rum Ekologlar ve Çevreciler Partisi'nden herkesin plana ''hayır'' dediği kaydedildi.
      AKEL seçmenlerinden yüzde 69'u ''hayır'', yüzde 17'si ''evet'', DİKO seçmenlerinden yüzde 87'si ''hayır'', yüzde 26'sı ''evet', DİSİ seçmenlerinden yüzde 63'ü ''hayır'', yüzde 23'ü ''evet'', EDEK seçmenlerinden yüzde 85'i ''hayır'', yüzde 10'u ''evet', ADİK seçmenlerinden yüzde 75'i ''hayır'', yüzde 25'i ''evet'', EDİ seçmenlerinden yüzde 33'ü ''hayır'', yüzde 67'si ''evet'' yanıtını verdi.
      Ankete katılan AKEL seçmenlerinin yüzde 48'si, DİKO seçmenlerinin yüzde 68'i, DİSİ seçmenlerinin yüzde 26'sı ve EDEK seçmenlerin yüzde 65'i partilerinin Annan planıyla ilgili tutumundan çok memnun olduklarını belirtti. ''Planın olumsuz yanları nedir?'' sorusuna karşılık Rumların yüzde 55'i Türkiye'nin müdahale hakkı, yüzde 43'ü ''yerleşiklerin'' yasallaştırılması, yüzde 39'u tüm göçmenlerin evlerine geri dönememesi, yüzde 35'i insan haklarının ihlali, yüzde 31'i ulusal kimlik yoksunluğu, yüzde 26'sı Rum Milli Muhafız Ordusu'nun (RMMO) dağılması, yüzde 24'ü tazminat konusunun tatmin edici olmaması, yüzde 22'si Kuzey'e dönecek Rumların seçme-seçilme haklarından mahrumiyeti yanıtını verirken; yüzde 1'i planın olumsuz yanlarının bulunmadığını belirtti.
      ''Planın olumlu yanlarına'' ilişkin soruyaysa yüzde 33'ü göçmenlerin geri dönüşü, yüzde 25'i toprakların geri verilmesi, yüzde 14'ü askerlerin ayrılması, yüzde 10'u ''yerleşiklerin'' ayrılması, yüzde 5'i güvenliğin desteklenmesi, yüzde 4'ü AB normlarının uygulanması cevabını verdi.
      ''Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un açıklamasından kararınız etkilendi mi?' sorusuna, yüzde 55'i kararlarının etkilenmediğini, yüzde 23'ü kararlarının yeterince veya çok etkilendiğini, yüzde 19'u az etkilendiği yanıtı verdi.
MILLIYET 17/04/2004

 

Serdar Denktaş partisini topladı, referandum için kararı halka bıraktı...


      KKTC'de koalisyon hükümetinin küçük ortağı Demokrat Parti (DP), 24 Nisan'da yapılacak referandumda, kararı halka bıraktı.
      Demokrat Parti'nin (DP) Genel Başkanı, Başbakan Vekili, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, 24 Nisan'da yapılacak referandumda, partisinin, planı, halkın özgür iradesiyle oy kullanmasına bıraktığını açıkladı.
      Üzerine düşen görevi yapmış olmanın huzuru içinde olduğunu söyleyen Denktaş, ''gerçekleri halka anlatma kampanyası yürüteceğini'' belirtti.
Parti meclisinde kısıtlı bir katılım da olsa ''hayır'' kararı alındığını, ancak parti içinde etkin bir grubun ''evet'' kararında olduğunu ifade eden Denktaş, karar verilirken bireysel çıkarlarla toplumsal çıkarların vicdan muhasebesinin yapılmasını istedi.
      Denktaş, 24 Nisan'da yapılacak referandumda, parti tabanını nasıl oy kullanacakları yönünde serbest bıraktıklarını söyledi.
      Serdar Denktaş, DP Genel Merkezi'nde yaptığı açıklamada, ''Partimiz, halkımızı ve tabanımızı bu plana özgür iradeleriyle bireysel ve toplumsal çıkarları arasında bir vicdan muhasebesi yaparak oy verebilmeleri için serbest bırakma kararı almıştır'' dedi.
      Halkın, gelinen aşamada, ''güvendiği bir siyasetçi olarak kendisinin kararını beklediğini'' ifade eden Serdar Denktaş, şöyle konuştu:
      ''Gerçek şudur ki bugün ben, size nasıl bir yönlendirme yaparsam yapayım bundan Cumhurbaşkanı (Rauf Denktaş) zarar görecektir. Hayır yönlendirmesi yapsam 'Denktaş bencil davrandı oğlunu baskı altına aldı', evet yönlendirmesi yapsam, 'oğluna bile söz geçirtemedi' suçlaması yapacaklar. Onurlu tarihimizin yaşayan bir temsilcisine karşı böyle bir karalama yapılmasını kabul etme hakkım olmadığına inanmaktayım. Ben, süreç içerisinde elimden geldiğince toplumsal barış ve güney komşularımızla uzlaşma yönünde olumlu katkıları yapmak sureti ile üstüme düşen görevi yapmış olmanın huzuru içerisindeyim. Bir siyasal partinin başkanı olarak, bu, halkımız ve kendi tabanımız tarafından bana yüklenmiş bir sorumluluktu. İçinde bulunduğumuz konjonktürde, parti tabanımızın yönlendirmesinin dışında bir tavır almam mümkün değildir.
      Bu noktada bilinmesi gereken referandum sonucu ne olursa olsun önümüze yepyeni bir dönem başlayacaktır. Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktır.''
     
     TARTIŞMALARIN SONU

      KKTC Başbakan Vekili, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, ''Kasım 2002'den beridir gündemi işgal eden 'Annan Planı ve Çözüm' tartışmalarının sonuna geldiklerini'' söyledi.
      Denktaş, ''1,5 yıldır planla ilgili tartışmalarda zaman zaman hoşgörü sınırlarının dışına çıkılmışsa da bu süreçte halkımız büyük bir demokratik olgunluk sergilemiştir'' dedi.
      DP Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, DP'nin 24 Nisan'da yapılacak referanduma yönelik tavrını açıklayan Denktaş, Annan Planı'nın ilk sunulduğu günden itibaren yaşananlara ilişkin detaylı bilgi verdi.
      Denktaş, şunları kaydetti:
      ''Annan süreci dediğimiz bu sürecin ilk günlerine dönersek, Kıbrıs Türk halkının demokratik oylarıyla seçilmiş olan liderimiz, Cumhurbaşkanımız Sayın Rauf Denktaş'ın ağır bir ameliyat sonrasında Amerika'da yoğun bakımda yattığı bir döneme geldiğini anımsayacağız. Yoğun bakımda önüne konulan belgeyi imzalamayı reddeden Cumhurbaşkanımızı hedef göstererek başlatılan kampanya, 'belgenin hemen imzalanması gerektiğini, 1. Annan Planı'nın Kıbrıs Türk halkının kurtuluş belgesi olduğunu' söylemekteydi. Bu görüşe karşı başlatılan diğer kampanya ise 'belgenin tutsaklık belgesi olduğunu' iddia etmekteydi. Hatırlayacaksınız, Demokrat Parti her iki yaklaşımı da reddetmişti.
      Partimiz o günlerde kurultayını yapmış ve kurultayda kabul ettiği 'manifesto' ile hem Kıbrıs'ta çözüm gerekliliğini ortaya koymuş hem de bu çözümün nasıl olması gerektiği konusunda yön göstermişti.''
     
     SINIR KAPILARI AÇILDI

      Kurultay sonrasında o günkü hükümet ortağı olarak çözüm yolunda ilk adımı attıklarını ve Güney Kıbrıs'la KKTC arasındaki sınır kapılarını açarak iki taraf arasındaki geçişlerin serbestleştirilmesi için büyük uğraş verdiklerini anlatan Denktaş, şöyle devam etti:
      ''Kıbrıs'ta çözüme giden yol buydu. Adım adım iki halk arasında güven ortamı sağlayarak, iki halkın özgürce her alanda işbirliği yapmalarına olanak sağlayacak siyasal ve sosyal ortamın kurulmasına yardımcı olarak; iki halkın gönüllülük ilkesi etrafında kendi çözüm formüllerini üretmelerini sağlamalıydık. Bunu yapabilmek için de Annan Planı bir referans olarak alınabilirdi. O günlerde, Kıbrıs Rum liderliğinin Annan Planı ile ilgili tutumlarında samimi olmadıklarını sürekli olarak belirtmemize rağmen, gelişen 'çözüm' heyecanı bu sözlerimizin de yeterli derecede duyulmasına engel oluyordu.
      Geçişlerin serbestleştirilmesinin ardından daha başka girişimlerimiz de oldu. Örneğin aramızda hiçbir tarihsel düşmanlığın veya çatışmanın bulunmadığı Kıbrıs Maronit toplumuyla başlattığımız girişim gibi. Ancak bunları uygulamaya koyma fırsatı elde edemedik.''
     
     ''HAKLILIĞIMIZ ORTAYA KONULDU''

      Demokrat Parti'nin, 1. Annan belgesinin iyi yönlerini, yetersizliklerini, yanlışlıklarını ve değiştirilmesi gereken maddelerini kamuoyu ile paylaştığını, ancak ''belgenin neredeyse mükemmelliğini iddia eden bazı siyasal hareketlerin, belgenin olduğu şekliyle imzalanması gerektiğinde ısrar ettiğini'' dile getiren Denktaş, şunları söyledi:
      ''Ancak haklılığımız 2. Annan belgesinin ortaya çıkışı ile vurgulanmış oluyordu. Bu belgede kabul edemeyeceğimiz noktaları, yine açık yüreklilikle ortaya koyduk. Sonunda bu belgede de değişiklikler yapıldı.
      Bu süreç genel seçimlere kadar böyle sürdü. Seçimlerin sonucunda halkımız, meclise yansıttığı siyasal iradesiyle hem çözüm istencini hem de 'güvenlik' ihtiyacını ortaya koydu. Kıbrıs'ta çözüm 'yaşayabilir' olmalıydı. Halkımızın kararı buydu.'' DP'nin 14 Aralık'taki seçimler sonucunda oluşan siyasal tabloyu değerlendirerek, kimi kesimlerin çok sert eleştirilerine rağmen, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) ile koalisyon hükümeti kurma kararı aldığını ifade eden Denktaş, böylece, ''halkın meclise yansıyan istenç ve iradesine duyduğu saygıyı göstermiş olduklarını'' kaydetti.
     
     ''DP SORUMLULUKTAN KAÇMADI''

      Hükümetin kurulmasının ardından çok hızlı bir siyasal sürece girdiklerine dikkati çeken Denktaş, şöyle konuştu:
      ''Bu süreç, özellikle Anavatan Türkiye hükümetinin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a vermiş olduğu taahhütlerle New York süreci olarak başlamış ve içinde bulunduğumuz güne kadar gelinmiştir. Demokrat Parti bu süreçte, gerek halkımıza gerekse Anavatana karşı olan siyasal sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınmadı.
      AB üyeliğini kendine hedef koyan Anavatan Türkiye'nin, 'Kıbrıs'ta Türkler masadan kaçıyor, çözüm sürecine olumsuz yaklaşıyorlar' gibi suçlamalarla karşılaşmaması için yapılan çalışmaya en büyük destek Demokrat Parti'den gelmiştir. Bugün artık hiçbir kimse, kurum veya devlet, Türkiye'nin veya Kıbrıs Türklerinin çözümün önünde engel olduğunu söyleyemez. Bu başarının altında Demokrat Partinin imzası vardır.
      Bugün artık 5. versiyonunu okuduğumuz, yani 4 kez değiştirilen Annan Planı'nın aldığı şekilde, Demokrat Parti'nin büyük emeği vardır. İsviçre'de BM yetkilileriyle gerçekleştirilen görüşmelerde, Annan Planı'nın 3. ve 4. versiyonlarında kendi lehimize önemli değişiklikler yaptık. Bugünkü Annan Planı, öncekilerden daha iyidir. Bu, doğrudur. Ancak yapılan değişiklikler 'yaşayabilir' bir çözümü sağlayacak mı?''
     
     ALİYEV'E TEŞEKKÜR

      Kıbrıs Rum kesimindeki siyasilerin plan karşıtı açıklamalarına dikkati çekerek, Kıbrıs Rum halkının büyük bir çoğunluğunun da bu planı reddettiğini Rum siyasilerden duyduklarını belirten Denktaş, şunları söyledi:
      ''Rumların referandumda evet demesi için ABD'nin ve AB'nin Rum siyasileri üzerine baskı kullandıklarını, yaptıkları açıklamalardan öğreniyoruz. Kardeş ülke Azerbaycan Devlet Başkanı dahi, dün yapmış olduğu açıklamada, Kıbrıs Rumlarının en büyük tehdit olarak gördüğü ülkemizin tanınması olgusunu gündeme getireceklerini açıklamıştır. İyi niyetle yapılmış olduğuna inandığım bu açıklama, maalesef gerçekleri yansıtmamaktadır. Buna rağmen Sayın Aliyev'in açıklamalarına teşekkür etmekteyim.''
     
     GEÇ KALINMIŞ GİRİŞİM

      Serdar Denktaş, KKTC'nin tanınması girişimleri için geç kalındığını ifade ederek, şöyle devam etti:
      ''Bu girişimler için çok geç kalınmıştır. Kıbrıs Rumlarının AB'ye tek başlarına kabullerinden önce, yani görüşmeler sürecinde Rumlara hiçbir yaptırım düşünmeyen, hiçbir siyasal baskı uygulamayan 'yapıcı belirsizlik' adı altında gerek Kıbrıs Türklerine gerekse Anavatan Türkiye'ye AB üyelik tehdidini kullanarak baskı yapan uluslararası camiaya, o günlerde yaptığımız çağrılar artık tutanaklardadır. Kıbrıs'ta bir anlaşmanın, AB üyelikleri öncesinde Kıbrıs Rumları üzerinde görüşmeler sürecinde uygulanacak siyasal baskılarla mümkün olabileceğini onlarca kez belirtmiştik. Ancak özellikle AB, o dönemde baskıyı Kıbrıs Türkleri üzerinde kurmayı tercih etmişti. Hatırlayacaksınız bunun yanlışlığını defalarca vurgulamış, AB'nin kendi çizdiği siyasetin sonucu olarak sorunun çözümsüzlüğe doğru yol aldığını belirtmiştik. 24 Nisan'da bu savımızın ispatlandığına tanık olabiliriz.''
     
     ''DENKTAŞ ENGEL DEĞİL''

      ''Kıbrıs'ta barış engellenemez'' sloganının arkasına inanarak düşmüş kesimlerin büyük bir hayal kırıklığına uğrayabileceğini kaydeden Denktaş, şöyle konuştu:
      ''Çünkü şimdi anlaşılmıştır ki Kıbrıs'ta barışı engelleyen, yıllardır tanıdığımız, bildiğimiz, güvendiğimiz Denktaş değil ama Rum liderliğidir. Ortaya çıkan bu gerçeğe rağmen, maalesef bazı siyasiler ve kurumlar hala bu ısrarda devam etmektedirler. Onların bu tavırlarının insaf sınırlarını aşmış olduğunu belirtmek isterim. Cumhurbaşkanı, tarihten gelen tecrübe ve birikimiyle gerek planla gerekse Rum liderliğinin tavırları ile ilgili olarak uyarılarda bulunmayı ve bu nedenle 'hayır' denilmesini istemeyi doğru bir tavır olarak görmüştür. 50 yıllık bir dava adamının daha farklı bir tutum içerisine girmesi beklenemezdi.''

MILLIYET 17/04/2004

 

Serdar Denktaş: Yeni devlet ortak siyasi mücadelenin sonucu olmayacak


      KKTC Başbakan Vekili, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, ''Referandumlardan 'evet' çıktığı takdirde kurulacak devletin, Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarının ortak siyasi mücadelelerinin sonucunda kurulmuş olmayacağını'' söyledi.
      Serdar Denktaş, DP Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, referandumlardan ''evet' sonucu çıkması için, uluslararası camia tarafından yapılan baskılara dikkati çekerek, şöyle dedi:
      ''Uluslararası konjonktür ve bunun büyük oranda belirleyiciliğini üstlenen ABD ve AB, Kıbrıs'ta, üç yıl sonunda çatışmayla sona eren 1960-1963 arası dışında, hiçbir tarihsel arka planı olmayan, Kıbrıs Türklerinin ve Kıbrıs Rumlarının ortak bir devlet kurmaları için baskı yapmışlardır. Tarihsel arka planının olmayışı bir yana, referandumlardan 'evet' çıktığı takdirde kurulacak devlet, Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarının ortak siyasi mücadelelerinin sonucu olarak da kurulmuş olmayacaktır.
      Kıbrıs Türkleri referandumda 'evet' derlerse, bu, yıllardır içinde bulundukları durumun, siyasal tanınmamışlığın, ekonomik ambargo ve baskıların ve kendi iktidarları tarafından rica ile yaşama düzenine mecbur bırakılmalarının bir sonucu olacaktır.
      Kıbrıs Türk halkı, demokrasisi daha da demokratikleştirilmiş, özgürlük alanları daha da genişletilmiş bir dünyanın parçası olmak istemektedir. Ancak bunun, Kıbrıslı Rumlarla ortak bir devlette başarılması, Kıbrıslı Türklerin gönüllükle kabul ettikleri bir tercih değildir. Tüm dünyanın ve tarihin bu gerçeği not etmesini istiyoruz.'' Denktaş, ''Benzeri şekilde Kıbrıs Rumları da bu plana referandumda 'evet' derlerse, bu da onların Kıbrıslı Türklerle ortak bir devlette buluşmak istençlerinden kaynaklanmayacaktır'' dedi.
      ''Rumların, ancak KKTC tanınabilir korkusuyla referanduma 'evet' diyebileceğini'' söyleyen Denktaş, şöyle konuştu:
      ''Oysa iddia, maalesef bir safsatadan öte değildir. Bu iddia bir yandan bizim 'evet' oylarımızı artırmaya, öte yandan Rum tarafında suni bir 'evet' oyu yaratmaya yöneliktir. Bu şekilde varılacak bir anlaşmanın ne kadar süreceği belli değildir. Böylesi bir sonuca ulaşılması halinde sıkıntıların aşılabilmesi için hepimize büyük görev düşecektir. Buna hazır olmak, hepimizin sorumluluğudur.'' Halkta ve özellikle gençlerde abartılmış bir beklenti oluştuğunu, televizyon reklamları ile bu beklentinin ''şişirildiğini'' anlatan Denktaş, ''Gerçek çok farklıdır. 1 Mayıs'tan hemen sonra her şey düzelecek, pırıl pırıl bir yeni devlet doğacak değildir. Bu nedenle, 'evet' kararı vermişseniz oyunuzu bilerek kullanmanız gerekmektedir. Her koşulda yaşanacak olan zorlukları bilmek zorundasınız. Aksi takdirde gerçeklerle yüzleşince bir toplumsal şok yaşamamız kaçınılmazdır'' dedi.
     
     ''BİRBİRİNE TERS DÜŞEN BİR HALK''
      Halkın bir tarafta çözüme susadığını, diğer tarafta geçmişi yaşadığı için ''Rum'a güvenmediğini'' söyleyen Serdar Denktaş, şöyle devam etti:
      ''İkiye bölünmüş ve birbirine ters düşen bir halk. Bu, en son gelmemiz gereken noktaydı. Sonuç ne isterse olsun birlikte yaşamaya devam etmek zorunda olduğumuz unutulmamalıydı. DP olarak başından beri bu ortamın oluşmaması için elimizden geleni yaptık.
      Cumhurbaşkanımız ve ondan önceki liderlerimizin ortaya koymuş olduğu 50 yıllık bir mücadele sonrasında bugün geldiğimiz noktada açıkça kanıtlanmıştır ki Kıbrıs adasının iki sahibi vardır. Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar.''
     
     DENKTAŞ'IN VE TÜRKİYE'NİN ÇAĞRISI
      Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın plana ''hayır'' oyu, Türkiye'nin de ''evet' oyu verilmesi çağrısı yaptığını belirterek, şunları söyledi:
      ''Bugün liderimiz bize tehlikeleri işaret ederek, bu referandumda 'hayır' oyu vermemiz çağrısını yapmaktadır. Öte yandan Anavatan Türkiye 'evet' oyu vermemiz çağrısı yapmaktadır. Cumhurbaşkanımız son derece haklıdır. Ancak değişen konjonktürün de göz önünde bulundurulması kaçınılmazdır. Anavatan Türkiye hükümetinin de bu aşamada halkımıza alternatif tanımamakta olduğu unutulmamalıdır. Bu aşamada karar halkımız tarafından verilecektir. Parti tabanımız katılım az olsa da tavrını 'hayır' noktasında geliştirmiştir. Ancak yapılan kamuoyu yoklamalarından da bilmekteyim ki partimizde 'evet' demek isteyen etkin bir grup da vardır. Parti içi bu iki grubun uzlaştırılması oldukça zordur. Bu, halkımız açısından da geçerlidir. 'Evet' diyen grupların da haklı yönleri vardır. Planda yapılan iyileştirmeler yanında yıllardır kıramadığımız 'ricayla yaşama düzeninin' güçlenerek devam etmesinin rolü bunda büyüktür. Plana 'evet' demeyi düşünen vatandaşlarımız haklı olarak AB üyeliği ve uluslararası tanınmış bir devlete ortak olmayı istemekte ve planla bunun mümkün olduğunu düşünmektedirler.
      Kısaca 'evet' veya 'hayır' oyu vermeyi düşünenlerin kendi içinde tutarlı ancak birbiriyle uzlaşmaz argümanları vardır.'' ''Oluşacak yeni durumun bireysel etkileri de beraber getireceğini, bu nedenle gerçekleri anlatma dışında bir kampanya yapılmasını doğru bulmadığını'' açıklayan Serdar Denktaş, konuşmasının şöyle tamamladı:
      ''Ancak her vatandaşımdan beklediğim, kararını verirken bireysel etkiler yanında, verecekleri kararın halkımızın bütününe ne getireceğini de düşünerek oy doğrultularını saptamalarıdır. Bireysel çıkarlarla toplumsal çıkarların vicdan muhasebesinin yapılacağı bir referandum yaşayacağız. Karar, halkımızın olacaktır.'' Denktaş, referandumda nasıl oy kullanacağının sorulması üzerine, ''bunu açıklamasının, Cumhurbaşkanı Denktaş'a zarar verebileceğini'' ifade ederek, bu nedenle açıklamayacağı söyledi.
      Denktaş, Cumurbaşkanı Denktaş'a yönelik eleştirilerin kendilerini ve Kıbrıs Türk halkını üzdüğünü sözlerine ekledi.
MILLIYET 17/04/2004

 

Serdar Denktaş'tan AKP hükümetine: Evet ile diyet ödenmiş mi olacaktır?


      KKTC Başbakan Vekili, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, ''Tabir yerinde ise Kıbrıs Türk tarafından çıkacak bir evet ile diyet ödenmiş mi olacaktır?'' diye sordu ve ''Anavatan Türkiye'nin mevcut hükümeti, her açıklama ve tavrı ile bu diyeti istemekte olduklarını alenen beyan etmektedirler'' dedi.
      Denktaş, DP Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, şunları söyledi:
      ''Buradan, Anavatan Türkiye yetkililerine de seslenerek, Kıbrıs sorununun Türkiye'nin önüne her siyasi ortamda engel olarak konulmaması için Kıbrıs Türklerinin gerekli tüm çabayı sarfettiğini vurgulamak istiyorum. Tabir yerinde ise Kıbrıs Türk tarafından çıkacak bir evet ile diyet ödenmiş mi olacaktır?
      Anavatan, bugüne kadar bizden hiçbir zaman böyle bir istemde bulunmamıştı. Ancak Anavatan Türkiye'nin mevcut hükümeti, her açıklama ve tavrı ile bu diyeti istemekte olduklarını alenen beyan etmektedirler. Yine de Anavatan Türkiye'nin, Kıbrıs Türklerinin 24 Nisan'da yapılacak referandumda verecekleri her kararı, yani demokratik iradelerini saygı ile karşılayacaklarını ümit ediyoruz. Bu serzenişimiz, tabiatıyla Anavatanımızın kadirşinas halkına yönelik değildir. Serzenişimiz, Türkiye'nin şu anki hükümetinedir.
      Denktaş, partisinin, halkın Annan Planı hakkında objektif bilgiye sahip olması için ilk günden beri uğraştığını belirterek, planın geldiği noktayı iki şekilde irdelemek durumunda olduklarını söyledi.
      Serdar Denktaş, DP Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, bunu, ''Birincisi, bizim kırmızı çizgilerimiz, yani olmazsa olmazlarımız ve bunların plana yansıması; ikincisi ise planın genel olarak değerlendirilmesindeki işlerliği'' diye açıkladı.
      Serdar Denktaş, ''siyasi eşitlik, iki kesimlilik, Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi, egemenliğin iki halktan kaynaklanması, mülk sorunu ve harita'' olarak sıraladığı olmazsa olmazlar konusunda planda yer alan unsurları da şöyle ifade etti:
      ''Siyasi eşitliğimiz, iki halk kavramına bağlı olarak değil ama Kıbrıs Adası'nda yaşayan ve ana lisanları farklı iki grup arasında sağlanmıştır. Siyasi eşitliğin sağlanmış olduğu seviye ise Senato seviyesidir. Senato dışındaki tüm alt ve üst birimlerde Kıbrıs Türkleri varlığını korumakla birlikte senato da var olan eşit temsiliyet hakkını elde etmemiştir.
      Kuzey'de kalan toprakların Kıbrıs Türk Devleti idaresinde olacağını belirtmek suretiyle iki kesimlilik oluşturulmuştur. Zaman içerisinde kısıtlamaların ortadan kalkması ile Kuzey'de adı Türk olan ama ada üstünde fiiliyatta Rum devleti haline gelecek bir oluşumu engellemek için Kuzey'de ilelebet ana dili Türkçe olan grubun 2/3'den az olmayacağı belirtilmiştir. Ancak bu noktada Başbakanlık tarafından dağıtılan Türkçe versiyonda farklılık bulunmaktadır. Bunun düzeltilmesini ve doğrulanmasını istiyoruz. Halkımızın önemli bir bölümünün iki kesimlilikten beklentisi olan adanın kuzeyinde, Rumlardan arınmış bölge yaratılması düşüncesi, bu planda yer almamıştır ve bilinmelidir ki bu beklenti hiçbir planda gerçekleşmeyecektir.''
     
     TÜRKİYE'NİN ETKİN VE FİİLİ GARANTİSİ

      Planda, mevcut asker sayısının 29 aylık bir süreye yayılarak azaltılmasını öngörüldüğünü belirten Denktaş, şöyle devam etti:
      ''29 aydan itibaren Türkiye AB'ye girinceye kadar ise 3000 askerin burada kalacağı söylenmektedir. Türkiye AB'ye üye olduktan sonra ise asker sayısı 1960 antlaşmalarında olduğu gibi 650 sayısına inecektir. Burada eski antlaşmadan tek fark, bu sayının her 3 yılda gözden geçirileceği olgusunun plana yansımış olmasıdır. 1960 antlaşmalarına göre bu sayının gözden geçirilmesi mümkün değildir. 15-20 yıl sonra Türkiye AB'ye girebilirse o günün jenerasyonu, eğer her şey iyi giderse farklı bir karar elbette verebilir. Ancak bugün bizler için önemli olan, uluslararası bir antlaşmanın, Kıbrıs Türklerinin itirazına rağmen değiştirilmiş olmasıdır. Bu gerçek, bugün için Kıbrıs Türkleri açısından tedirginlik, rahatsızlık yaratmaktadır.
      Uluslararası antlaşmaların bize rağmen değiştirilebileceğinin bir göstergesi olarak da bu rahatsızlık önemlidir.''
     
     EGEMENLİĞİN İKİ HALKTAN KAYNAKLANMASI

      Planın ana felsefesi nedeni ile Kıbrıs Türk Halkının egemenliği kabul edilmediğini, ''kaynağı belli olmayan bir yerden hayali bir egemenlik yaratılarak, bu egemenliği ortak devlete vererek, artık yetkilerin iki kurucu devlet tarafından kullanılmasının'' öngörüldüğünü söyleyen Denktaş, şunları kaydetti:
      ''Bu anlamda, kurucu devletlerin birer eyalet olarak görülmekte olduğu bir gerçektir. Burada kazancımız, Rum işgalindeki Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti'nin de bizimle eş seviyeye indirilmiş olmasıdır. Yani başka bir değişle egemenliği Kıbrıs Türk halkına vererek, iki devleti eşitlemek yerine, Rum devletini de aşağıya çekmek suretiyle eşitlik sağlamaya çalışmıştır.
      Annan Planı'ndaki mülk rejimi, son planda kapsamlı bir değişikliğe uğramıştır. BM'ye bizim vermiş olduğumuz kapsamlı değişiklik önerisi BM tarafından Rumların hassasiyetleri de dikkate alınarak sulandırılmış ve plandaki halini almıştır. Tüm değişikliklere rağmen, mülk rejimi bireysel olarak Rumlara istediklerini verirken, Türk tarafı da genel olarak korunmuştur. Ana hatları ile mülk sorununu ileride bozulmayacak bir çözüme ulaştırmak için Kuzey'deki Rum mallarının Türkler tarafından 'satın alınması' esasına dayandırılmıştır. Halkımızın büyük bir çoğunluğunun mali durumu ve kişi başına düşen milli gelir göz önünde bulundurulursa Kıbrıs Türklerinin mülksüz kalmaması için özellikle Türkiye'nin, AB'nin ve ABD'nin bu konuda ciddi adımlar atarak, halkımızın borçlandırılması konusunda yardımcı olmaları ve bunun için 25 yıllık bir süreye yayılacak olan 10 milyar dolar civarındaki finansman tedarik etmeleri gerekmektedir. Bu finansmanın borç garantisi olacağı ve sonunda tüm halkımız tarafından paylaşılacağının altını da çizmek isterim.
      Planda boşlukların Genel Sekreter tarafından doldurulması prensibi bu konuda işlemiştir. Harita konusunda hiçbir tartışma yapılmamış ve 3. Plandaki harita aynen uygulanmıştır.''
     
     ''PLANDA İŞLERLİK"

      Denktaş, planının işlerliliğiyle ilgili, partisinin görüşünü de şöyle açıkladı:
      '3. plandaki geçiş döneminin Rum tarafının isteği doğrultusunda ortadan kaldırılması ile birlikte oylamadan bir hafta sonra plan, bazı kısıtlamalar haricinde tümüyle yürürlüğe girecektir. Bu yöntem 1 Mayıs'tan itibaren kaçınılmaz olarak öngörülmemiş birçok sorunu beraberinde taşıyacaktır. Bu sorunların bir kısmı, kendi içimizde yapılacak birtakım önlemlerle ortadan kaldırılabilir olmakla birlikte, her iki tarafta da aynı istencin olması gerekmektedir. Bu istencin olmadığından hareket edersek karşılaşacağımız zorlukların artacağı da bilinmelidir.''
MILLIYET 17/04/2004

 

Serdar Denktaş: 'Hayır' oylarının fazla çıkması tarihe saygının gereğidir


      KKTC Başbakan Vekili, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, 24 Nisan'da referanduma sunulacak Annan Planı'nın, iki halkın siyasi iradesi sonucunda oluşmadığını söyledi.
      Serdar Denktaş, DP Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, ''Bu plan, iki halkın siyasi iradesinin sonucunda oluşmamıştır. Her iki halkın liderliklerinin planı reddetmelerine rağmen uluslararası siyasi konjonktürün gereği olarak, halkların onayına sunulacaktır'' dedi.
      Uluslararası camianın, Rumları plana ''evet'' dedirtmek için, Türk tarafının 'evet'' Rum tarafının ''hayır'' demesi halinde, ''KKTC'nin tanınabileceğini'' gündeme getirmeye çalıştığını kaydeden Denktaş, şöyle konuştu:
      ''Uluslararası baskıların ve Rumların tehdit olarak algıladıkları açıklamaların korkusuyla Rum halkının bu plana evet demek zorunda kaldığını düşünelim. Böylesi şartlarda gerçekleştirilecek bir çözüme barış diyebilir miyiz? Çözüm, ancak iki halkın gönüllüğü üzerinde yeşerebilir. Tehdit ise sadece gerginlik ortamlarının gelişmesine olanak sağlar. Bu nedenle uluslararası camiaya da buradan çağrı yaparak, bu hassas dönemde yapacakları açıklamaların olası sonuçlarını çok iyi değerlendirmelerini rica ediyorum.''
     
     ''RUMLAR 'EVET' DİYEBİLİR''
      Bazılarının, plana sadece Rum tarafının ''hayır'' diyecek inancı ile ''evet'' oyu vermeyi düşündüğüne dikkati çeken Denktaş, bunun, ''son derece yanlış bir yaklaşım olduğunu'' söyledi.
      ''Rum tarafının halen devam etmekte olan baskılar ve tehditler nedeni ile 'evet' diyebileceğini'' belirten Denktaş, şöyle devam etti:
      ''Bunun sonucu kötü olur. Gönüllü olarak değil zorla kabul ettikleri bir planı berhava etmek için her türlü girişimi yapmak durumunda kalacaklardır ve bu da yeni bir kaos ortamının doğmasına neden olacaktır. İkincisi; bizde yüksek oranda çıkacak bir 'evet' sonrasında Rum tarafı 'hayır' dese bile gelecekteki müzakerelerde biz zaten çok yüksek oranla evet demiş olmamıza dayanarak, şu an var olan bazı haklarımızı da kısıtlamaya gidebilirler. Ve her şeyden öte 'hayır' oylarının yüksek çıkması, aynı zamanda tarihimize duyduğumuz saygının da bir gereğidir. Aksi, tarihimizi de inkar etmek anlamına gelecektir.''
     
     ''SONUCA SAYGI GÖSTERİLMELİ''
      24 Nisan'daki referandumunun sonucu ne olursa olsun, Kıbrıs'ta hem Türklerin hem de Rumların yaşamaya devam edeceğini ifade eden Denktaş, ''Referandum sonucunda her iki halk plana evet derse, hepimize düşen görev buna saygı gösterip herhangi bir gerginlik veya çatışma çıkmaması için çalışmaktır. Ancak taraflardan biri plana hayır derse yani plan uygulanmaya girmezse buna da saygı gösterilmelidir. Plana 'evet' oyları ne kadar demokratik ise 'hayır' oyları da o kadar demokratiktir'' dedi.
 MILLIYET 17/04/2004

 

Evet mi, hayır mı?


        RAUF Denktaş'ın Meclis'te konuşması iyi oldu. Meclis bir kahramana saygı gösterdi, o da tarihe not düştü; "hayır" çağrısı yaptı.
    Hükümet ve diğer "evet"i savunanların da görüşleri belli.
    Yıllar sonra tarih 'evet'in mi, 'hayır'ın mı doğru çıktığına karar verecek.
    "Hayır" diyenlerin sık sık tekrarladığı bir gerçek var: "KKTC devleti sona erecek!"
    Ama KKTC zaten "devlet - i ebed müddet" olsun diye değil, uygun bir çözüm bulunduğunda sona ermek üzere kurulmuştu. Onun için KKTC Anayasa Mahkemesi, kendi devletini sona erdirecek bir andlaşmayı referanduma sunmanın Anayasa'ya aykırı olmadığına karar vermiştir.
    Aynı şekilde 'Rum Devleti' de sona erecek! Zaten Papadopulos da bunu gözyaşlarıyla anlattı, "hayır" istedi.
    ***
    DEROGASYONLAR, yani Türkleri korumak için getirilen istisnalar hayati derecede önemlidir ve Avrupa yargısı tarafından iptal edilmesi riski vardır. Bunu devlet yetkilileri de belirtiyor.
    CHP'li Onur Öymen, derogasyonlar 'birincil hukuk' gücüne kavuşsa bile iptal edilebileceğini söylüyor; CHP'nin "hayır" gerekçelerinden biri bu.
    • Fakat, yargı tarafından iptal riski taşımayan bir derogasyonlar sistemi mümkün mü? CHP bu konuda bir yol göstermiyor.
    Bu riske dikkat çekmek ve derogasyonları güçlendirmeye çalışmak doğru, ama bunu "hayır" sebebi saymak aslında çözümsüzlüğü savunmaktır.
    • Kaldı ki, derogasyonlar o kadar da çürük değil. Nitekim AİHM, Belçika Anayasası'ndaki derogasyonları "toplumsal barış ve adaletin temeli olduğu için" onaylamıştır.
    Dün ANAP Genel Başkanı Nesrin Nas anlattı:
    "Derogasyonları bu kadar çürük sanarak 'hayır'cılık yapmak yanlıştır. BM Andlaşması'nın 103. maddesi BM tasarruflarına üstünlük tanıyor. Herhangi bir uluslararası andlaşmanın vecibeleriyle BM anlaşmasının vecibeleri çelişirse, BM vecibeleri üstün tutulur. Annan planı BM denetiminde olacağı için, böyle hukuki bir güce sahip olacaktır..."
    ***
    REFERANDUMDA Rumların 'hayır', Türklerin 'evet' diyeceği belli olmuş gibi.
    Uluslararası camiadan Rum tarafına gelecek tepkiler ve Türk tarafına sağlanacak kolaylıklar da yavaş yavaş belli oluyor: Türk tarafına ambargonun hafifletileceği, hatta tanınma yönünde gelişmeler olacağı anlaşılıyor.
    Rum tarafının karşılaşacağı sert tepkilerin ipucunu Verheugen verdi: "Rumlar hayır derse, Kıbrıs'taki yeşil hat, Avrupa'nın sınırı olur!"
    Bu Türkiye için de fevkalade önemlidir.
    Annan planı çok kötü ise Rumlar reddedince bu plan tamamen ortadan kalkacak zaten! Ama Türkler 'evet' demekle, ambargonun aşılmasından tutun da belirli ülkelerce tanınmaya ve iktisadi gelişmeye kadar birçok yararı elde edebilecekler.
    Bu durumda Türklerin "hayır" demesini akıl ve sağduyu ile izah etmek mümkün mü? Bunu bilhassa genç politikacı Serdar Denktaş'a soruyorum!
    Muhalefet saplantısına kapılmadan 'rasyonel'i arayan Nesrin Nas'ın dediği gibi, "Evet az farkla değil, büyük farkla sandıktan çıkmalı, oran yüksek olduğu nispette Türkleri güçlendirir."
    Dileyelim Rum tarafı da aklını başına devşirsin, iki taraftan da evet çıksın.
 TAHA AKYOL MILIYET 17/04/2004

 

Rumları küstürürler mi?


    Kıbrıs'ta iki kesimin eğilimleri farklı.
    Türk tarafında "evet", Rum tarafında "hayır" eğilimi ağır basıyor.
    Şimdi AB ve ABD, Rum tarafındaki "hayır"ı, "evet"e dönüştürmek için baskı yapıyorlar.
    Diyorlar ki:
    Rumlar hayır derse, Türkleri izolasyondan kurtarmak için çaba gösteririz. Yeşil Hat, AB'nin sınırı olur.
    Bu baskı yöntemi Rumları korkutur mu? Görüşlerini değiştirir mi?
    Zayıf olasılık...
    AB şunu demiyor:
    "Rumlar hayır derse 1 Mayıs'ta AB'ye üye olamazlar. Üyelikleri askıya alınır."
    Veya şunu da demiyor:
    "Rumlar hayır derse, KKTC'yi tanırız. Ambargoları kaldırırız."
    Böyle deseler belki baskının bir etkisi olur.
    Diyebildikleri, Türkleri izolasyondan kurtarmak için elimizden geleni yaparız.
    AB, Güney Kıbrıs'ı AB üyesi yapma karar ve kararlılığından milim sapma yapmayacaktır. Yunanistan ve Güney Kıbrıs açısından işin esası çözülmüştür.
    Onların Annan planının son haline itirazları, uzlaşmaya ihtiyaçları olmadığındandır. Kıbrıs'ın tümünü kontrol etmek için geçiş sürelerini beklemeye dahi tahammülleri olmadığındandır. Verdikleri mesaj, Kuzey Kıbrıs'ı hemen ve anahtar teslim yöntemiyle devralmaktır. Bunun dışında koşullarla yalvarsanız da uzlaşmaya yanaşmaya niyetleri yoktur. Ve bu yeni bir şey değildir.
    Rumlara böyle davranabilme gücünü ve cesaretini veren de bizzat AB'dir.
    Şimdi AB'nin Rumları "korkutma" girişimleri bu nedenle inandırıcı gelmiyor.
    Diyelim ki, Kuzey'den evet", Güney'den "hayır" çıktı...
    Ne yapacak AB ve ABD?
    KKTC'yi tanıyacak mı?
    Hayır.
    Rumların üyeliğini askıya alacak mı?
    Hayır.
    Kuzey Kıbrıs'ı ticaret yolu yapıp yatırıma mı boğacak?
    Hayır.
    AB, Güney Kıbrıs "hayır" da dese, Güney Kıbrıs'ı üye yapacak ve ondan sonrası için de Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ı küstürecek, kızdıracak bir ciddi bir girişimde bulunmayacaktır.
    AB başından beri Rum yanlısıdır ve bu tavrı değişmeyecektir.
    Tabii, Türkiye, bu tavrın değişmesi için daha gür sesle ve daha rahat girişimlerde bulunacaktır. KKTC'nin tanımasını isteyecektir. Ama ABD ve AB izin vermeden bugün dost ve kardeş ilan ettiğimiz ülkeler dahil KKTC'yi kolay kolay tanıma cesaretini gösteremeyeceklerdir.
    AB, dönüp dolaşıp AB üyesi olmuş Güney Kıbrıs'ı daha da memnun edecek yeni koşulları Ankara'ya ve Kuzey Kıbrıs'a kabul ettirmeye bakacaktır.
    Annan planına "evet" demiş Kıbrıs Türkleri daha iyisini isteme hakkını da kaybetmiş olacaklardır.
    AB ve ABD son zamanlarda değil 1960'tan, 1974'ten beri Rum yanlısıdır.
    Türkiye'nin ve Kıbrıs Türkü'nün haklarını hiçbir zaman kabul etmemişlerdir.
    Kıbrıs sorununda haktan, hukuktan, adaletten yana bir tavır hiç takınmamışlardır.
    Rum gözlüğünü çıkarmaları zordur...
   FIKRET BILA MILLIYET 17/04/04

 

Çözümle Rumlara geçecek olan Güzelyurt'un Yedidalga köyünde halk iki taraftan da 'evet' çıkacağından umutlu

   

Güney'de 'hayır' çantada keklik değil


       
GÜZELYURT

Koca koca dalgalar denizden gürültüyle kopuyor, kıyıyı dövdükçe bembeyaz köpürüyorlar. Bir yanda Akdeniz'in mavisi, öbür yanda narenciye bahçelerinin yeşili... Denizin bittiği yerde öylesine güzel bir kucaklaşma ki, insanın içinden yaşamak ne güzel şey demek geliyor.
    Köyün adı, Yedidalga.
    Rumca adı biraz uzun:
    Potamos Du Kambo. Kısaca, Kambo Deresi diyorlarmış. Çözüm olursa, yani Kuzey'le Güney'den 24 Nisan'da evet çıkarsa, Yedidalga tarihe karışacak. Çünkü bu topraklar yeniden Rumlara geçiyor. Güzelyurt'un CTP'li İlçe Başkanı Niyazi Düzgün ekliyor:
    "Kurulacak yeni Güzelyurt'un deniz kıyısındaki bir mahallesinin adı yine Yedidalga olacak, projesi hazır..."
   
   

Türk ve Kıbrıs Lirası

    Balıkçının adı Aspava. "Allah sıhhat, para, afiyet versin, amin" diye açıklıyor uzun adını. Mönüyü gösteriyor. Hem Türk lirası, hem Kıbrıs lirasıyla verilmiş fiyatlar. "Gördünüz mü halklar çözmüş olayı" diye ekliyor.
    Garson çocuk soruyor:
    "Ne zaman Avrupa'ya giriyoruz?"
    Avukat Hakkı Alpagut:
    "2 Mayıs'ta..."
    Soruyorum:
    "Peki, ya Rumlar hayır derse..."
    "O zaman gaileyi, yani problemi Rumlar çeksin... Ama ben daha hâlâ umudumu yitirmedim Rumlardan. Bir yandan Klerides'in DİSİ'sinin eveti, diğer yandan Verheugen'in Rumlara dönük ciddi uyarısı Güney'de de havayı değiştirebilir. Şunu da unutmayın. Kapılar açıldığı zaman hem Papadopulos, hem AKEL, hem de bugün evet diyen DİSİ çağrı yapmışlardı Rumlara, Kuzey'e geçmeyin, geçerseniz de pasaportunuzu göstermeyin diye... Ama Rumlar bu çağrıyı dinlemedi, akın akın Kuzey'e geldiler. Bütün bunları alt alta koyarsak ve bir de Güney'de evet kampanyasının daha yeni hızlanacağını göz önünde tutarsak, 24 Nisan'da Güney'den de niçin evet çıkmasın diye düşünebiliyorum."
    Sohbet koyulaşırken çoluklu çocuklu bir Rum ailesi yan masada balıklarını yiyip şaraplarını içiyordu. Az sonra bir başka masaya iki Rum geldi oturdu, etrafla Türkçe Rumca selamlaştılar.
    AKEL'in hayır çağrısından sonra bile Güney'den hâlâ evet çıkması ihtimali kaldı mı? Klerides'in partisi DİSİ'den önceki gece çıkan kuvvetli evet, bazı gözlemcilere göre Rum tarafında evetleri yüzde 40'a çıkarmış durumda. Çünkü AKEL'in seçmen tabanında da bir bölünme yaşandığı belirtiliyor.
    Ayrıca, AB yetkilisi Verheugen'in, "Rumlar hayır derse, yeşil hat Avrupa'yla sınır olur!" diye yapmış olduğu uyarının ve ABD'den gelen mesajların da Güney'i karıştırdığı söyleniyor.
    Şu not edilebilir:
    Verheugen'in "Yeşil hat sınır olur!" sözü, Rum tarafında, "Hayır verirseniz, o zaman sonucuna katlanır, Türkiye'yle sınırdaş, komşu olursunuz" diye algılanmış durumda...
    Peki, Kuzey'de evet kesin mi?
    Kamuoyu yoklamalarının dili öyle diyor. Sonuncusu dahil seçimleri doğru tutturmuş olan KADEM isimli şirketin araştırmalarında gidiş rahat bir çoğunlukla evete doğru. Araştırmaları yöneten sosyolog Muharrem Faiz'le dün sabah sohbet ederken durumu şu noktalarda özetledi:
    (1) 8 - 9 Nisan'da yapılan araştırmada evetler yüzde 59.3, hayırlar yüzde 28.1 çıktı. Kararsızlar eşit olarak dağıtıldığında evetler yüzde 63'e kadar yükseliyor.
    (2) Türk hükümetine güven yüzde 52.5, Başbakan Talat'a yüzde 38.2, Cumhurbaşkanı Denktaş'a yüzde 33.5, Türk sivil ve asker bürokrasiye yüzde 27.8 olarak çıkıyor.
    (3) Bugün basında yayımlanacak olan en son araştırmada ise evetler yüzde 60'ın üzerinde seyrediyor. Hayırcı Ulusal Birlik Partisi UBP'nin seçmen tabanında da ciddi bir bölünme görülüyor.
   
   

Orgeneral Özkök'ün etkisi

    Güzelyurt'a geçen mart ayının başlarında gelmiştim. O tarihten bu yana evetler yükselişe geçmiş. Nedenini sorduğumda, Güzelyurt Kalkındırma Derneği Başkanı Hakan Kuntay şu noktalarda yanıtladı:
    (1) Başbakan Erdoğan'dan evet mesajı... (2) Mal mülkle ilgili olarak İsviçre zirvesinde yapılan düzeltmeler... (3) Yer değiştireceklere dönük somut projelerin ortaya çıkması... (4) Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök'ün son konuşmasının olumlu etkileri...
    Özetle deniyor ki:
    Kuzey'de evetlerin son kamuoyu yoklamalarına göre yüzde 60'ın üzerinde seyretmesi ve hayırcı cephenin moralsizliği yukarıdaki noktalardan kaynaklanıyor.
    Yazılar bir süre için Kıbrıs'tan...
   
   HASAN CEMAL 17/04/2004

 

Kıbrıs hanedanı

 Kıbrıs'ın bir kralı mı eksikti? Onu da sunalım.
    Kıbrıs'ı 1192'den 1489'a kadar 300 yıl boyunca yöneten Lusignan Hanedanı'nın son bireyleri Livio ve oğlu Alessandra Lusignan ile Brüksel'de tanıştım, söyleştik.
    Baba Lusignan'a "referandum öncesi Kıbrıs için görüşünün ne olduğunu" sordum. "Annan Planı'nı okumadım ama adadaki Türk varlığı ve toplumsal kimliği kalıcı olmalı" cevabını aldım.
   
   

Aslan Yürekli'den taç

    Öykü şöyle:
    Kayıtlara göre Haçlı Seferleri sırasında "Aslan Yürekli" lakaplı İngiltere Kralı Richard tarafından, Kıbrıs, Kudüs'ten dışlandığı için kendine yurt arayan eski Kral Guy de Lusignan'a satılıyor. Bu parayla Haçlı Seferleri'ne finansman katkısı sağlanıyor.
    Yıl 1189...
    Lusignan hanedanı böylece 300 yıl Kıbrıs Adası'nı yönetiyor.
    St. Hillarion ve Adalia kaleleri, Lusignan hanedanı zamanında yapılıyor.
    Sonrası... Kıbrıs, Venedikliler tarafından ele geçirilince aile önce Sakız Adası'na göçüyor.
    Ardından İzmir'e...
    Kıbrıs, 1571'de Osmanlı tarafından alınınca, aile Osmanlı ile yakınlaşıyor.
    Lusignan ailesi, yüzyıllarca İzmir'de daha çok Mirri'ler adıyla tanınıyor.
   
   

Hanedandan İzmir'e...

    Baba Lusignan 1960 yılına kadar Türkiye'de kalmış. İyi bir eğitimi var.
    Levanten diye anılan İzmir'de yerleşmiş Latinlerden.
    Sonra... Belçika'ya göçmüş.
    AB'nin o zamanki adı olan Ortak Pazar'a uluslararası memur olarak girmiş. Şimdilerde Verheugen'in, başında bulunduğu AB'nin genişlemeden sorumlu bölümünün Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya masasını yönetmiş.
    Artık, emekli.
    Keyifli yaşamını sürdürüyor.
    Onun görevinde oğlu Alessandro Mirri di Lusignan var.
    AB'nin genişlemeden sorumlu bölümünde ikinci adam.
    Brüksel Egmond Sarayı'nda geçen hafta yönettiğim "Türkiye merceğinden Batı ve İslam İlişkileri" konulu etkinliğin panelistlerinden biriydi.
    Onu tanıtan notta şöyle bir parantez açılmıştı: "Kökeni İzmir'dir. Adı kadar uzun bir tarihe sahip aileden gelmektedir. 300 yıl Kıbrıs'a hükmeden krallığın son genç erkeğidir."
    Gündemi tamamladıktan sonra şaraplarımızı yudumlarken o ve babası ile lafladık.
    Baba Livio Lusignan, "Her şeyin Türkiye'nin eski Madrid Büyükelçisi Zeki Kuneralp'in oğlu Sinan Kuneralp'e ait İSSİS Yayınevi'nce yayımlanan OSMANLI'DAKİ LATİNLER adlı kitapta yazılı olduğunu" söyledi. Ayrıca, ansiklopediler ve internetteki Kıbrıs sitesinde (http://www.cyprusivc.com/default.asp) bu anlatımı doğrulayan ayrıntılı bilgiler var.
    Nereden nereye!

GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 17/04/04

 

Denktaş'ın göremediği...

 Meclis'te Denktaş'ı dinlerken Aliye Rona'yı anımsadım. Rahmetli, tam bu rolün kadınıydı.
    Üç kuşaktır kan davası güden bir ailenin "Hanım Ağa"sını oynardı. Film icabı, oğlu düşman ailenin kızına tutulur, bu aşkla ilişkiler yumuşar, kin bitecek gibi olurdu.
    O noktada Rona hırçın diliyle sahneye çıkar, torununu sarsarak gürlerdi:
    "Onlar senin düşmanın. Dedene, babana ettiklerini ne çabuk unuttun. Benim cesedimi çiğnemeden, onlardan kız alamazsın."
    ***
    Aynı böyleydi Denktaş...
    İçlerinden "Artık bu kan davası bitse" diye geçiren dinleyici grubunu sarsarak "Ne çabuk unuttunuz" diyor, "Bomba her an patlayabilir" diye göz korkutuyordu.
    Dinlerken insan ürküyor tabii... Haklı olabilir. Sürekli "(U)Rum" diye öfkeyle söz ettiği kan davalısını en iyi o tanıyor çünkü...
    Ama göremediği şu:
    Harekâtta şehit düşenlerin torunları, bu kan davasının artık bitmesini istiyor.
    Yıllardır süren çözümsüzlük, yalıtılmışlık öyle bıktırmış ki insanları, hiçbir öcü, yeni bir hayat hevesini sindirmeye yetmiyor.
    Türkiye'nin arka bahçesi, kumarhanesi, çete üssü olmuş, sürekli başına çorap örmüş bu yoksul adanın halkı, çözümsüzlüğün yılgınlığıyla "Ne pahasına olursa olsun çözüm" noktasına gelmiş.
    "Haydi çöz" diye çok beklemişler liderlerini...
    Olmamış.
    Ve "Çözemezsen çözerler" ilkesi girmiş devreye...
    Çözüm, çözümsüzlükten çok çekmiş insanların bu kadar yakınına gelmişken onlara "Sizi kandırıyorlar" çığlığını duyurmak zor.
    Yıllar yılı çözüme direnmiş liderin bunun suçunu "Türk basını"nın sırtına yüklemesi de pek kolay değil...
    ***
    Denktaş, önceki gün konuştuğu Meclis'i kuran adamı iyi incelese görürdü:
    Atatürk hiç Aliye Rona rolü oynamamıştır mesela...
    "Yunan", Anadolu'yu işgal etmiştir.
    Gazi, ona karşı silahlı direniş örgütlemiş ve savaşı kazanmıştır.
    Barış için taviz gerekiyorsa Lozan'da alasını vermiştir.
    Sonra da Cumhuriyet'in 7. kuruluş yıldönümünde savaştığı ülkenin Başbakanı'nı Ankara'da ağırlamıştır.
    Turhan Gürkan, "Atatürk'ün Uşağının Gizli Defteri"nde (Fer Y., 1971) Atatürk - Venizelos buluşmasından ilginç bir detay anlatır:
    Yunan Başbakan'ını karşılayacağı sabah tıraş olurken berberi Selanikli Mehmet'le şakalaşan Atatürk "Mehmet, bugün Venizelos'un ayağına gideceğiz. Ne dersin" diye sorar.
    Mehmet, "Paşam, o bizim Selanik'imizi aldı. Ankara'mızı almaya kalktı. Bütün bunlardan sonra onunla nasıl dost gibi konuşacaksınız" der.
    Güler Atatürk:
    "Dost olmaya mecburuz. Bunu yapmazsak tarih bizi affetmez."
    ***
    Ayrıca Atatürk, kontrolü kaybettiğinde vatanının dışında mitingler yapıp, kendi meclisinde söyleyemediklerini başkasınınkinde söylemeye filan da hiç kalkışmamıştır.
    Evde kaybettiğini, dışarıda kazanamayacağını bilen bir liderdir çünkü.
    Politikanın, korku salarak, öcü yaratarak değil, yurttaşını inandırarak, rızasını alarak yürütülen bir sanata dönüştüğü günümüzde liderin rolü hepten artmıştır.
    Lider, kendisinin ve ülkesinin varlığını tehdit değerlendirmelerine değil, halkının gönüllü birlikteliğine, mutlu bir yarın beklentisine dayandıracaktır.
    Bunu yapmadığı zaman halk, tehdidi de umursamamaya başlayıverir.
    Çözüm iştahı, sağduyulu uyarılara bile kulak vermesini engeller.
    Ve lider, bir gün halkını "düşman"ın sınır kapısına yığılı bulur.
    ***
    Aliye Rona'lı filmlerin finalinde genellikle oğlan kan davalı ailenin kızını alır; kinler noktalanır.
    Dileyelim Kıbrıs'ta da öyle olsun.

CAN DUNDAR MILIYET 17/04/04

 

Tayvan gibi olmak..


       
    KIBRIS'taki referandumda Rumların "hayır", Türklerin ise "evet" diyeceği yönünde tahminler yapılırken, öne sürülen bir görüş - veya umut - da KKTC'yi tanıyacak ülkelerin çıkacağı ve ambargonun kalkacağıdır. Bunun gerçekleşmesi halinde, ada resmen taksim edilmiş olacak ve KKTC de bir bağımsız devlet olarak varlığını sürdürebilecektir. "Tayvan örneği"nde olduğu gibi...
    Kuşkusuz, daha önce de defalarca belirttiğimiz gibi, en iyisi "çifte evet" ile, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasıdır. Ancak bunun gerçekleşmemesi halinde KKTC'nin tanınması ve ambargonun kalkması gündeme gelecektir.
    Önce, KKTC'nin tanınması" olasılığına daha yakından bakalım. Açıkçası, BM Güvenlik Konseyi'nin daha önceki kararları, buna imkan vermiyor. Velev ki, önemli üyelerden biri çıkıp bu kararı değiştirsin. Veya, ülkelerden biri tek yanlı bir kararla KKTC ile diplomatik ilişkiler kurma cesaretini göstersin...
    Referandumdan sonraki ilk aşamada ikisi de zayıf olasılık. Belki daha ileride - o da uluslararası konjonktüre göre - olabilir...
    ***
    AMBARGO konusunda, bir hareketlilik görülebilir. Ama gene kısa vadede, "ambargo kalkacak, KKTC'nin ekonomisi düzelecek" gibi bir iyimserliğe kapılmamak lazım.
    AB'nin "ambargo" uygulamaya başladığı 1994'ten önce, KKTC'nin Avrupa'ya ihracatı topu topu 60 - 70 milyon dolardı. Şimdi diyelim ki, AB KKTC ile ticaret yapmakta üye ülkeleri serbest bırakacak. KKTC bir "ihracat patlaması" mı gerçekleştirecek? İmkansız. Çünkü KKTC'nin ihraç edecek ürün ve mallarının sayısı (narenciye, sebze, süt mamulleri, tekstil) çok kısıtlı. Ayrıca KKTC'nin enerji sorunu, AB standartlarına uymayan koşulları, rekabet gücünü çok sınırlandırıyor.
    Bir de tabii çok önemli olan ulaşım sorunu var. Yabancı uçaklar KKTC'ye direkt sefer yapamıyor. Bu yüzden yabancı turist de pek gelmiyor. Bu kısıtlama da KKTC'nin tanınmaması (ve ICAO gibi uluslararası kuruluşların buna uyması) yüzünden oluyor.
    Bütün bunlara bir de KKTC'ye dışarıdan yatırım gelmemesini eklemeli. Avrupa'dan veya Amerika'dan gelmemesi, hep aynı nedene bağlanabilir; ama Türkiye'den de yok denecek kadar az sermaye akmasına ne demeli?..
    ***
    GELELİM "Tayvan örneği"ne.
    KKTC gerçekten Tayvan gibi olabilir mi?
    Tayvan eskiden - "Milliyetçi Çin" olarak - tanınıyordu. Ama 1970'lerden sonra Türkiye dahil, herkes Tayvan ile ilişkilerini kesip kıta Çinini "tek Çin" olarak tanıdı. Buna rağmen Tayvan varlığını günümüze dek - daha çok ekonomik gücüne güvenerek - sürdürebildi.
    Bugün 22 milyon nüfuslu Tayvan'ı (birkaç marjinal devlet dışında) tanıyan yok. Ama 100 küsur ülke ile ticareti - ve ekonomik temsilcilikleri - var. (Toplam dış ticaret hacmi 230 milyar dolar)... Gayri safi milli geliri 362 milyar dolar (KKTC'nin sadece bir milyar dolar)... Fert başına milli geliri 17 bin dolar (KKTC'ninki 3 bin dolar civarında)... Tayvan modern teknolojide "Uzakdoğu Kaplanları" ile yarışan bir ülke...
    Tayvan bunu nasıl başardı? ABD'nin büyük desteği ile. Ayrıca "deniz aşırı Çinlilerin" yatırımları ile. Ve - en önemlisi - kendi yeteneği, bilgisi, gayreti ile...
    KKTC ambargo kalktığı takdirde, böyle bir başarı gösterebilir mi?
    Tayvan gibi olmak kolay değil. Ama ondan örnek alınabilir...
   SAMI KOHEN MILLIYET 17/04/04

 

"Rumların üyeliği durdurulamaz"

 

AB dönem başkanı İrlanda'nın AB işlerinden sorumlu Bakanı Dick Roche, Kıbrıs'taki referandumda sonucun olumsuz olması halinde bile Rumların tam üyeliğinin durdurulamayacağını söyledi.

Roche, 24 Nisan'da Annan planı konusunda Kıbrıs'ta yapılacak referandumda Rum tarafının ''evet'' demesi için baskı yapmalarının yanlış olacağını söyledi. 

Roche, ''Kıbrıs'taki referandumdan çıkabilecek sonuç konusunda hepimiz kaygılıyız. Biz dahaönce referandumda negatif bir sonuç çıkabileceği olasılığını düşünmüyorduk. Ama şimdi açıkça herkes referandumdan olumsuz bir sonuç çıkması olasılığından endişe duyuyor'' dedi. 

Ancak Roche, yine de Rumlara baskı uygulamayı düşünmediklerini vurguladı ve ''Bizim kendi ülkemizdeki deneyimlerimizden yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki baskı genellikle halk üzerinde ters tepki yaratıyor'' diye konuştu. 

Roche, ''Baskı yerine teşvik etme, cesaretlendirme girişimlerimiz var. Brüksel'de bağışçılar toplantısı yapıldı. Dönem başkanı İrlanda adına bu toplantıya ben katıldım. (AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi) Günther Verheugen oradaydı ve Kıbrıs'a 2 milyarlık yardım yapılacağını ilan etti. İrlanda hükümeti de yardım taahhüdünde bulundu. Ancak adada anlaşma olmazsa bu para hiçbir tarafa da verilmeyecek. Bu para adanın imarı için. Anlaşma yoksa para da yok. Buda önemli bir teşvik. Ters tepki yaratacak bir şey söylememek için azami özen gösteriyoruz'' dedi. 

Önceki gün BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro DeSoto ile Kıbrıs konusunda duyulan kaygıları görüştüğünü belirten Roche, dün de Türkiye Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'le görüşmesinde bu konunun öne çıktığını anımsatarak, ''Türkiye hükümetinin de bu konudaki kaygısı yüksek. Son birkaç haftadır hem Dublin'deki Türk büyükelçisi hem de Türkiye'den gelen yetkililer beni bu konuda sıkıştırmaktalar'' diye konuştu. 

Roche, Dışişleri Bakanı Gül'ün bugün AB dışişleri bakanlarıyla yapacağı ikili görüşmelerde de Kıbrıs'ın iki tarafından birinde olumsuz sonuç çıkarsa nasıl bir çıkış yolunun bulunacağının tartışılacağını kaydetti. 

İrlandalı Bakan şunları söyledi: 

''Bildiğiniz gibi AB daha önce şöyle bir karar almıştı: Kıbrıs'ta iki taraftaki referandumda olumsuz bir netice ortaya çıkması durumundaAB müktesebatı sadece 1 Mayıs'ta tam üye olacak olan adanın güneyinde geçerli olacak, adanın kuzeyine de şamil olmakla birlikte askıya alınacaktı. Varılan anlaşma böyleydi. Ancak şimdi ortaya AB'nin daha önceden öngöremediği, hiç düşünmediği yeni bir durum ortaya çıkabilir.'' 

''İrlanda Cumhuriyeti hükümeti olarak, Kıbrıs'ın kuzeyinde 'evet',güneyinde 'hayır' sonucu çıkarsa nasıl bir çıkış yolu bulunacağı konusunda bir kararınız var mı?'' sorusuna Dick Roche şu karşılığı verdi: 

''Öyle bir sonuç ortaya çıkarsa bu durumun değerlendirilmesi gerekecektir. Bu, AB'nin çözüm bulmak zorunda kalacağı bir durum ortaya çıkaracaktır. AB o aşamada nasıl bir çıkış yolu bulunacağına karar verecektir. AB'nın o aşamada ne yapacağı konusunda şimdiden tahminde bulunmam yanlış olur.'' 

''Rumların planı reddetmesi durumunda Türkiye hükümeti, Rumların 1Mayıs'ta tek yanlı olarak AB'ye tam üyeliğinin durdurulmasını isteyeceğini bildirdi. Bu aşamadan sonra Rum tarafının tek yanlı olarak tam üyeliğinin askıya alınması mümkün mü?'' şeklindeki soruya ise Dick Roche, ''Artık kararlar alınmış. Ben böyle bir şeye ihtimal vermiyorum. Bu çok olağanüstü bir gelişme olur. Kopenhag'da sonuca bağlanan kararların yeniden gözden geçirilmesi demektir. Açıkça böyle bir şey olacağını tahmin etmiyorum. Türkiye, Kıbrıs konusunda çok cesur bir adım attı ve biz bu girişimini yürekten destekliyoruz. Ancakşunu kesin olarak söyleyebilirim ki 1 Mayıs günü Kıbrıs tam üye olarakAB'ye katılacaktır'' yanıtını verdi. 

Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un televizyonda Rum halkına 'hayır' telkininde bulunduğu gece şoke olduğunu söyleyen Roche, ''Şimdi karar artık Kıbrıs halklarının elinde. Biz yine de umudumuzu sürdürüyoruz'' dedi. 

 (aa)

HURRIYET 17/04/04

 

KKTC'de son anket: % 62 "evet"

 

KKTC'de 11-16 Nisan tarihleri arasında yapılan bir ankette, 24 Nisan'da yapılacak referandum için yüzde 62.1 oranında ''evet'', yüzde 24.4 oranında ''hayır'' çıktı.

Kıbrıs gazetesinin, Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'ne (KADEM) yaptırdığı kamuoyu araştırma sonuçlarına göre, Kıbrıs Türk halkının yüzde 62.1'i, referandumda ''evet'' oyu kullanacak. Bunun, son iki ay içinde ulaşılan en yüksek oran olduğu belirtiliyor. 

Yaklaşık 2 ay önce yapılan araştırmada, referandumda ''evet'' diyeceklerin oranı yüzde 52 idi. Geçen sürede yüzde 52'lik oran önce yüzde 57'ye, son olarak 11-16 Nisan tarihleri arasında yapılan araştırmada ise yüzde 62.1 ile en yüksek seviyeye ulaştı. 

11-16 Nisan tarihleri arasında 70 yerleşim biriminde 1815 kişilik örneklem grubuyla yapılan kamuoyu yoklamasında, ''hayır'' diyenlerin oranı yüzde 24.4'te kaldı. 

KKTC seçmen nüfusunu temsil edecek şekilde belirlenmiş kişilerle yapılan ankette, ''kararsızlar'' yüzde 5.1, ''fikir yok/cevap yok'' diyenler de yüzde 8.5 oldu. 

KADEM'in anketine göre, referandumda, ''evet'' ya da ''hayır'' diyecekler arasında yaşın önemli bir faktör olduğu görülüyor. 

Yaş küçüldükçe referandumda ''evet'' diyenlerin oranı artıyor. 18-24 yaş grubunda yüzde 76.4 olan ''evet'' oranı, 25-34 kategorisindeyüzde 70.7'ye, 35-44 kategorisinde yüzde 65.5'e, 45-54 yaş grubunda yüzde 54.1'e ve 55 yaş ve üzerinde ise yüzde 41'e düşüyor. ''Hayır'' oranının ''evet'' oranını aştığı tek yaş grubu 55 ve üzeri. 

Annan Planı'na destek konusunda ilçeler arasında pek fark görülmüyor. Lefkoşa, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele ilçelerinde plana destek ve ''evet'' oyları yüzde 60'larda seyrediyor.Ancak, İskele ilçesindeki ''evet'' oylarında artış görülmesi dikkati çekiyor. 14 Aralık 2003 seçimlerinde sağ partiler, İskele ilçesinde enyüksek oy oranına ulaşmıştı. 

Eğitim düzeyi arttıkça referandumda ''evet'' oyu kullanacakların sayısı da artıyor. 

KADEM'in anketinde, seçmenlerin eğitim düzeyine göre plana destek ve referanduma ''evet'' oylarının arttığı da tespit edildi. 

Okur-yazar olanlarda yüzde 26.9 olan ''evet'' oranı, ilk veya ortaokul mezunlarında yüzde 49.1'e, lise veya dengi okullardan mezun olanlarda yüzde 69.3'e ve üniversite veya yüksek lisans mezunlarında yüzde 71.6'ya yükseliyor. 

Ankete göre, Türkiye kökenli vatandaşların yüzde 56.4'ü de plana ''evet'' diyor. Anket, Annan Planı'na destek konusunda Türkiye ve Kıbrıs kökenli vatandaşlar arasındaki farkın giderek azaldığını da gösterdi. 

Araştırma verileri, Rum kurucu devletine verilecek ve Türk kurucu devletine kalacak bölgelerdeki vatandaşların görüşlerini de yansıttı. 

Kaldıkları mahalle veya köy, Rum kurucu devletine verilecek vatandaşların yüzde 57.5'i, referandumda ''evet'' oyu vereceğini söyledi

 

HURRIYET 17/04/04

 

Ne desem babam zarar görecek

Ömer BİLGE/LEFKOŞA

KKTC’de hükümetin küçük ortağı olan ve referandumda kilit konumda bulunan Demokrat Parti’nin lideri Serdar Denktaş, parti tabanının çoğunluğunun Annan Planı’na karşı olduğunu, ancak ‘kararı Kıbrıs Türk halkına bıraktıklarını’ açıkladı.

Serdar Denktaş, dün gece düzenlediği basın toplantısında, planın siyasi eşitlik konusunda Kıbrıslı Türkler’i sadece senatoda korumasını ve Türk askeri sayısının 650 gibi düşük bir sayıda kalmasını eleştirirken, mülk rejimi konusunda ise iki tarafın da tatmin olduğunu bildirdi. Denktaş, ‘Bu planla KKTC ortadan kalkarak bir devletin eyaleti haline geliyor. Ama unutulmasın ki, Rum devleti de aynı durumdadır’ dedi. Cumhurbaşkanı Denktaş’ın, tarihsel rolü gereği, plana hayır demekte haklı olduğunu savunan Serdar Denktaş, ‘Şahsi kararım konusunda ne desem Sayın Cumhurbaşkanı zarar görecek. Hayır dersem, ‘oğlunu baskı altına aldı’, evet dersem, ‘oğlunu bile ikna edemedi’ diyecekler. Ben olumlu ve uzlaşmacı görevimi yaptım’ ifadesini kullandı.

DP BÖLÜNMENİN EŞİĞİNDE

7 milletvekiliyle koalisyonun küçük ortağı olan Serdar Denktaş’ın Demokrat Partisi’nin Lefkoşa milletvekili Ahmet Kaşif ve Girne milletvekili Ünal Üstel istifa kararı aldılar. İstifa kararlarının, Annan Planı’na ‘evet’ denilmemesi nedeniyle alındığı ileri sürülürken, partiye yakın kaynaklar, kopuşun aslında bakanlık atamalarıyla ilgili uzun süreli bir rahatsızlıktan kaynaklandığını bildirdi. Genel Sekreter Kemal Havalı’nın da istifa edeceği belirtiliyor.  

 

 

HURRIYET 17/04/04

 

Rumlar ‘hayır’ derse KKTC ile ilişkileri geliştiririz

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, referandumda Kıbrıs Rum Kesimi’nin ‘hayır’ oyu vermesine karşılık ABD’nin KKTC’yi tanıma yoluna gidip gitmeyeceği sorusuna yanıt vermekten kaçınarak, şimdilik sadece referandumlardan ‘evet’ sonucu alınmasına odaklandıklarını belirtti. Yardımcısı Marc Grossman ise, Ada’da Rumların yüzünden çözüm olmaması halinde, Türk tarafıyla ilişkileri geliştirme yolunda adım atmayı planladıklarını söyledi.

ABD, çözüm olmazsa, çaba gösteren Türk tarafının mağduriyetini en aza indirecek şu düzenlemeleri öngörüyor:

Kıbrıs Türk tarafına ambargonun hafifletilmesi.

Filistin’de olduğu gibi IMF ve Dünya Bankası gibi finans kuruluşlarından Türk tarafına finansman sağlanması.

ABD ve diğer ülkelerden ticari uçakların Kıbrıs Türk tarafındaki havaalanını kullanmaya başlamaları.

ABD’nin Kıbrıs Türk tarafında bir temsilcilik açması.

Amerikan sermayesinin Kıbrıs Türk tarafına girmesi.

Kıbrıs Türk seyahat belgelerinin tanınması.

Washington’daki kaynaklar, açılacak temsilcilik modelinin, Çin-Tayvan örneğine benzediğini belirttiler. Tayvan resmen tanınmamakla ve Çin’in parçası kabul edilmekle birlikte, Tayvan ile ilişkiler bir temsilcilikle yürütülüyor.  

 

 

HURRIYET 17/04/04

 

Denktaş değişimi fark edemiyor

DIŞİŞLERİ Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın TBMM’de yaptığı konuşmanın spekülasyonları önlemek açısından yararlı olduğunu, ancak ileri sürdüğü bazı şeylerin geçerli olmadığını belirterek, ‘Türkiye’deki değişimi fark edemiyor. Kararlar nasıl alınıyor? Toplumun beklentileri nedir, anlayamıyor. Başka alternatif olmayınca ne olacak söylemiyor. Türkiye, o zaman neyle karşı karşıya kalacaktır’ dedi.

Gül, AB Dönem Başkanı İrlanda’nın Tullamore kentinde yapılacak olan AB üyesi ve aday ülkelerin Dışişleri Bakanlarının bir araya geleceği toplantıya katılmak için dün Dublin’e geldi. Gül uçakta ’Rauf Bey’in ileri sürdüğü bazı şeyler çok geçerli değil, mesela garantilerle ilgili söyledikleri. Türk askeri ilelebet orada duracak’ dedi.  

HURRIYET  17/04/04

Türkiye’ye sözümüzü tutmalıyız

HOLLANDA’ya resmi ziyarette bulunan Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, Türkiye’nin AB üyeliği için verdiği desteği bir kez daha vurguladı. Rotterdam’da Erasmus Üniversitesi’nde bir konuşma yapan Schröder, Türkiye’nin siyasi kriterleri yerine getirmesi durumunda müzakerelere derhal başlanması gerektiğini söyledi. Türkiye’deki reformları öven Başbakan Schröder, ‘Bizim inandırıcılığımız ve ülkeye olan saygımız bunu gerektiriyor’ dedi. Schröder, Avrupa’nın birleşmesini başarıyla sağlamak için Almanya ile Fransa arasındaki işbirliğinin büyük önem taşıdığını vurguladı.

Rumlar hayal kırıklığı

AVRUPA Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Peter Schieder, Kıbrıs’ta yapılacak referandumlarda iki kesimden de seçmenlere ’evet’ demeleri çağrısında bulundu. Kıbrıs’ın tarihinde önemli bir aşamaya gelindiği belirtilen yazılı açıklamada, adadan gelen haberlerin Türklerin ‘evet’, Rumların ise ‘hayır’ diyeceği yolunda olduğu hatırlatılarak, Rumların tavrının ve referandumunu ertelenme taleplerinin derin hayal kırıklığı yarattığı ifade edildi.  

HURRIYET 17/04/04

Baskı ‘Ohi’yi artırdı

 

REFERANDUMA bir hafta kala yapılan son anketler, dış baskılar arttıkça, hayır diyecek Rumlar’ın sayısının da arttığını ortaya koydu. Yunan Mega televizyonu ile İtalyan RAI’nin telefonla yaptığı ankete göre Rumlar’ın yüzde 78’i plana hayır diyecek. Oran geçen ay yüzde 74 idi. Bu sonuç, ABD, AB ve BM baskısına karşın, Rumlar’ın plan konusunda ikna olmadıklarını ortaya çıkardı. 

 

 

HURRIYET 17/04/04

 

Kıbrıs kavgası

 

Nur BATUR / ATİNA

YUNANİSTAN Cumhurbaşkanı Kostas Stefanopulos başkanlığında, Yunan siyasi parti liderlerinin yaptığı 4 saatlik kritik Kıbrıs zirvesinde zaman zaman sert tartışmalar yaşandı. Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Yunanistan ve Rumları baştan bağlayan anlaşmaya, o zaman Dışişleri Bakanı olan Yorgo Papandreu’nun imza attığını söyleyince, toplantıda tansiyon yükseldi. Papandreu da kendini, Türkiye’nin müzakereleri başlatmak için yaptığı ataktan sonra, taktik hatayı, Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos’un yaptığını söyleyerek savundu. Papandreu, ‘Simitis ile birlikte aldığımız kararı Papadopulos bozdu. New York’a gitmek için acele davrandı. Anlaşmayı bozunca bizi tuzağa düşürdü’ dedi.  

 

 

HURRIYET 17/04/04

 

Dünya oyun oynuyor

"Ben Verheugen’in söylediği hiçbir şeye inanmadığım gibi buna da inanmam. Rumları evet demeye teşvik etmek için hepsi oyun oynuyor"

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan Planı’na ‘evet’ denirse Kıbrıs’ın tümünün kaybedileceğini savundu.

Ankara’dan ayrılırken Esenboğa Havalimanı’nda yaptığı açıklamada, kendilerinden şerefli insanların yapmayacağı şeylerin istendiğini söyleyen Denktaş, ‘evet’ denmesi halinde KKTC’nin cenaze töreninin 24 Nisan’da Lefkoşe’de yapılacağını ifade etti.

ERDOĞAN’IN İŞİ VARMIŞ

Tüm dünyanın Kıbrıs’ı Rumlara teslim etmek için Rumlar’a ‘evet’ demesi yönünde baskı yaptığını ileri süren Denktaş, ‘Ben Verheugen’in söylediği hiçbir şeye inanmadığım gibi buna da inanmam. Rumları evet demeye teşvik etmek için hepsi oyun oynuyor’ dedi.

Denktaş, konuşması sırasında, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın TBMM’de bulunmamasına yönelik soruya da, ‘Randevusu vardı, görevi vardı, gelemedi. Benim değerlendirmeme gerek yok’ karşılığını verdi.

Ada’ya döndü

Denktaş, dün Esenboğa Havalimanı’nda düzenlediği basın toplantısının ardından, Kıbrıs Türk Havayolları’na ait uçakla Türkiye’den ayrıldı. Denktaş, uçağın merdivenlerinden kendisini uğurlayanlara el salladı.  

HURRIYET 17/04/04

 

AKEL, 'evet' için BM ve AB'den güvence istedi

 

Kıbrıs Rum tarafındaki en büyük siyasi parti konumundaki sol görüşlü AKEL partisinin Genel Sekreteri Demetris Hıristofias, partisinin, BM Kıbrıs barış planına, BM Güvenlik Konseyi ve AB tarafından uygulama garantileri verilmesi halinde destek verebileceğini söyledi.

Yunan televizyon kanalı ERT'ye yaptığı açıklamada, BM Güvenlik Konseyi'nin ''sadece sözlü'' olarak verdiği garantilerle tatmin olmadıklarını ve parti olarak daha elle tutulur garantiler istediklerini belirten Hıristofias ''Hem Türk tarafı hem de Rum tarafı olarak, bizim planın düzgün şekilde uygulamaya konulması için garantör güçler yerine Güvenlik Konseyi ve AB'den verilecek garantilere ihtiyacımız var'' diye konuştu.

Altını çizdikleri konulara değinilmesi halinde barış planı hakkındaki tutumlarını değiştirmek amacıyla parti organlarını toplayabileceklerine işaret eden Hıristofias, ''Bugün veya yarın Güvenlik Konseyi'nde gelişmeler olması ve bizim de bu gelişmelerden tatmin olmamız halinde tutumuzu değiştireceğiz'' dedi.

 

HURRIYET 17/04/04

 

Haftaya referandum

İsmet Berkan

17/04/2004 RADIKAL

Eğer anketler yanılmıyorsa, eğer son dakika sürprizleri olmazsa, önümüzdeki hafta Kıbrıs'ta yapılacak çifte referandumda Türk tarafından evet, Rum tarafından ise hayır sonucu çıkacak.
Bu durumda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı bütün belgeler geçersiz olacak. Kofi Annan ilk iş olarak bunu ilan edecek. Ardından da bir rapor yazıp bunu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sunacak.
Eğer, referandumda Türk tarafı evet, Rum tarafı hayır demişse, Annan raporunda bu durumu yorumlayacak. Ve herhalde yorumunda son kertede çözümü isteyen tarafın Türk tarafı olduğunu, buna karşılık gerek görüşme sürecinde ve gerekse onu izleyen referandumda Rum tarafının bir anlaşmadan kaçındığını açık açık yazacak.
Annan'ın GK'ye sunacağı raporda geleceğe ilişkin önerilerde bulunması beklenmiyor ama bir ihtimal Genel Sekreter raporunda Kuzey'deki Türk toplumunun bu sonuçla birlikte yeni bir hukuki statüyü elde etmeye hak kazandığını söyleyebilir.
Öyle ya, referandumda oy vermek, bir kurucu egemen siyasi iradeye sahip olmaktır aynı zamanda. Bu iradenin referandumun bir türlü sonuçlanması halinde geçerli, öteki türlü sonuçlanması halinde geçersiz olduğunu söylemek doğru olmaz.
Rum tarafı, iradesini adayı birleştirmemek yönünde kullanmış olacak hayır oyu vermekle. BM, Rumların evet oyuna gösterdiği kadar saygı göstermeli hayır oyuna. Öte yandan, adada yaşayan kurucu egemen siyasi iradelerden biri birleşmeyi reddettiğine göre, öteki eşit kurucu egemen iradeye de kendi başına davranma hakkı doğar sonuç olarak. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'ne ve Güvenlik Konseyi'ne düşen görev, o kendi başına davranma hakkını teslim etmekten başka bir şey olmaz bana göre. Eminim Türkiye bu argümanı 24 Nisan sonrası şiddetle savunmaya başlayacak.
Rumlar belki farkındalar belki değiller ama referandumda verecekleri bir hayır oyuyla, düne kadar sahip oldukları uluslararası avantajları kaybetme tehlikesiyle de karşı karşıya kalabilirler. Ortaya uluslararası hukuk açısından gerçek bir karmaşa çıkacak. 24 Nisan'dan sonra Türk diplomasisine
düşen görev, bu yeni hukuki durumu başta Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri olmak üzere herkese anlatmak olmalı.
Gerek Avrupa Birliği ve gerekse Yunan-Rum tarafı, referandumu bir oyun gibi görüyor olabilir. Yani, 24 Nisan'da hayır oyu vermeyi ama bu yılın aralık ayına doğru yeniden referandum yapmayı, bu arada planda bazı değişiklikleri Türkiye'ye kabul ettirmeyi düşünüyor olabilir. Türkiye'nin AB'den tarih alma iştahını Avrupa yanlış anlıyor olabilir. Oysa, referandum sonrası AB'nin alacağı tutumun Türk vatandaşlarının AB sevgisi için belirleyici olacağını da göz önüne almalılar. Yani, sokaktaki insan AB'nin Türk tarafınca referandumda onaylanmış bir anlaşmayı Türk tarafı aleyhine değiştirtmek, bunun karşılığında da müzakere tarihi vermekle yetinmek istediğini görecek olursa, kamuoyunun AB ile ilgili görüşleri kökten değişebilir.
O bakımdan, 24 Nisan'dan sonra en önemli iş aslında AB'ye düşüyor. Bundan önce Bosna-Hersek ve Kosova olaylarında siyasi bir cüce olduğunu dünyaya gösteren AB için Kıbrıs büyük bir sınav niteliğine bürünecek. Bakalım bu çatışmada bir rol alabilecekler mi, bakalım bu çatışmayı adil bir çözüme kavuşturabilecekler mi?

Madalyonun öbür yüzü

Murat Yetkin

Rumlar kendilerini hâlâ baskı altında hissetmediği için Kıbrıs'ta çözüm umudu güçlenmiyor

17/04/2004 RADIKAL

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği üye ve adaylarının dışişleri bakanlarını İrlanda'da bir araya getiren toplantılarda temaslarının ana hattını Kıbrıs oluşturuyor. Gül'ün 24 Nisan'da öngörülen halkoylamalarını erteleme girişimlerine yeniden dikkat çekmesi ilgi çekici. Birleşmiş Milletler, AB ve Yunanistan'dan gelen 'Zamanında yapılmalı' açıklamalarına karşın Gül'ün bu uyarısı, perde arkasında hâlâ yerine oturmamış gelişmelere
işaret ediyor. KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ın 'Bizim yapmaya çalıştıklarımızı Rum tarafı engellemeye çalışıyordur' sözleri bu tahmini doğrulayan bir başka işaret. Denktaş'ın 'ABD, Rumlar 'Hayır' dedi diye KKTC'yi tanıyacağını sanmıyorum' demesi de eldeki verilere göre bir gerçeği yansıtıyor. Serdar Denktaş, ABD'den daha kesin bir tutum beklediklerini ifade ediyor.
Evet, BM, ABD ve AB'den geçtiğimiz hafta içinde yapılan açıklamalar çözümün Kıbrıs Rumlarının 'Hayır' demesi üzerine bozulması durumunda, Kıbrıs Türklerinin mağdur edilmeyeceği vaatlerini içerdi. Kıbrıs Türklerinin çözümden yana haklarının verilmesinin ilk örneği olduğu için bu sözler dikkat çekti. Ancak bu sözleri bir senede bağlayacak herhangi bir adım hâlâ atılmadı. Ola ki Rum tarafından 'Evet' çıkarsa varılacak anlaşmanın AB asli hukukunun bir parçası olacağına ilişkin bir garanti de yok. ABD ve AB yıllardır Türkiye ve Türk tarafına uyguladıkları baskının yarısını Rum tarafına uygulamaktan çekiniyor. Bunda hâlâ Rum tarafındaki evet yanlılarını ve 24 Nisan'da onay çıkması ihtimalini tehlikeye atmama hesabı da olabilir. Ancak yapılan açıklamalar hâlâ Rumları, halkoylamasında
'Hayır' dedikleri takdirde yitirecekleri şeyler olduğuna ikna etmiş görünmüyor.
Dün Washington'da ABD Başkanı George Bush ile İngiltere Başbakanı Tony Blair arasında yapılan görüşmede Kıbrıs, Irak ve terörizmle mücadele konularının gölgesi altında ne kadar ayrıntıyla konuşulup, ne kadar yer bulabildiği çok açık değil. Ancak Batı başkentlerinde 24 Nisan'da Kıbrıs'ta Annan Planı temelinde öngörülen halkoylamasında, en azında Rumların 'Hayır' demesi nedeniyle çözüm çıkmaması hesaplarının yapıldığı söylenebilir.
Belki de bu yüzden Ankara, bir süredir hazırlıklarını yaptığı kendi B planını yavaş yavaş su üzerine çıkarmaya başladı. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Antalya'da topladığı parti yönetimine hitaben yaptığı konuşmadaki Kıbrıs bölümü bu açıdan ilginç. Erdoğan, Denktaş'ın önceki gün TBMM'de yaptığı konuşmayı eleştirerek, 'KKTC'yi dünyaya çıkaracak bir yol arıyoruz, kendisinin daha iyi bir formülü varsa söylesin' anlamında konuşması, B planının yürürlüğe girmiş olabileceğine işaret ediyor.
Kıbrıs'ta 1974'ten bu yana, özellikle de 'Çözüm getirir' sanılarak 1983'te bağımsız devlet ilan edilmesinden bu yana izlenen politikaların Kıbrıs Türklerinin dünyadan giderek daha fazla yalıtılmasına neden olduğu açık. Hafta başında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün basın toplantısında 'Ne yazık ki' tonuyla vurguladığı gibi, bugüne dek Türkiye dışında hiçbir ülke KKTC'yi tanımadı. Burada suçu Türk Dışişleri'ne yıkmak en hafifinden insafsızlık olur. Bugüne dek Türkiye'nin Kıbrıs politikasının (evet Türkiye'nin demek istedim) dümenindeki kişi KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş olmuştur. Türkiye'de cumhurbaşkanları, meclis başkanları, hükümet başkanları değişmiş, KKTC'de Denktaş değişmemiş, Denktaş politikaları değişmemiş ve sonuç getirmemiştir. Denktaş'ın Kıbrıs Türklerinin 1954'te başlayan Rum saldırılarından sakınılması mücadelesinin bir kahramanı olduğu gerçeği, izlediği ve Türkiye'ye de izlettiği politikaların sonuç getirmediği gerçeğini değiştirmez.
Nitekim son gelişmelerde Kıbrıs Türk halkının çoğunluğu, Denktaş'ın bütün çabalarına karşın çözüm doğrultusunda tavır alıyor.
Ancak 24 Nisan halkoylamasına bir hafta kala, çözüm ihtimali karşısındaki en büyük sorunun, Rum tarafını hâlâ çözümsüzlük haline kaybedecekleri olduğuna inanmaması olduğu görülmeli. Bunun en büyük sorumlusu ise gerekli girişimleri zamanlıca başlatmayan ABD ve AB yönetimleri.

Rumlara baskı arttı

Rumlar 'Hayır' derse, ABD, AB ile temasa geçecek. AB, KKTC'yi nihai katılım bekleyen bölge ilan edecek. Finansal destek de gündemde

17/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - WASHINGTON - AB'nin 24 Nisan'daki referandumda Annan Planı için tavrı
'Hayır' olan Rum tarafına 'aba altından sopa' göstermesinin ardından KKTC'ye yönelik siyaset değişikliğinin sinyalini veren ABD yönetiminden çarpıcı açıklamalar geldi.
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, CNN Türk televizyonuna verdiği özel röportajda, tarafları Annan Planı'na birlikte 'Evet' demeye çağırarak,
"Bir daha böyle bir uzlaşma ortaya çıkmayacak. Adanın tamamının AB'ye girmesi gerekir. Bu nedenle ikinci bir fırsat olmayacak" dedi.

'Spekülasyon yapamam'
Anlaşmanın yükümlülüklerinin yerine getirilmesi için uluslararası toplumun her türlü yardımı yapacağını belirten ve her iki tarafı konumlarını yeniden değerlendirmeye çağıran Powell, "Rum tarafı 'Hayır' derse ne olur" şeklindeki soruya da, "Ben size bir mayıstan sonra hayır çıkarsa ne olacağını söyleyemem. Bu konuda spekülasyon yapamam. Hayır denirse çok fazla sorun ortaya çıkacak. Onun için 'Evet' denmesi konusunda elimizden geleni yapmalıyız. Türk tarafının güneye göre çok daha fazla çaba sarf ettiği ortadadır. Ancak son günlerde kamuoyları değişebilir." şeklinde yanıt verdi. Powell Yunan Antenna televizyonuna yaptığı açıklamada da, Rumları 'Evet' demeye çağırdı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Boucher da, "Referandum sonuçlarını kesinlikle göz önüne alacağız. Rumlar 'Hayır' derse Kıbrıslı Türkleri açıkta bırakmayacağız" şeklinde açıklamada bulunmuştu. Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman da, KKTC Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş'ı telefonla aradı. Grossman, adada çözüm olmazsa, ABD'nin AB ile işbirliği içinde Türk tarafıyla ilişkilerini değiştirme yolunda adım atmayı planladığını söyledi. Bush yönetiminin şimdiden olasılık planları üzerinde çalıştığı kaydediliyor. Bu planlar şöyle:

'Özel bölge'
Çözüm olmazsa Kıbrıs Türk topraklarının AB tarafından 'nihai katılımı bekleyen özel bölge' olarak tanımlanması düşünülüyor. Böylece ABD için, Kıbrıs Türk tarafıyla ilişki kurma zemini hazırlanacak. ABD, Türk tarafının mağduriyetini en aza indirecek adımlar üzerinde de çalışıyor. Bunlar ambargonun hafifletilmesi, Filistin örneğindeki gibi IMF ve Dünya Bankası'ndan dış finansman sağlanması, ticari uçakların KKTC havaalanını kullanması, ABD'nin bağımsız bir temsilcilik açması, Amerikan sermayesinin Türk tarafına gitmesive Kıbrıs Türk seyahatbelgelerinintanınması olarak sayılıyor.

Empati, gene empati

Murat Belge

17/04/2004 RADIKAL

Oktay Ekşi'nin bu sabahki (Cuma, 16 Nisan) yazısında, Kıbrıs'ta Rumların bu yakınlarda (Aralık ayının beşinde, yani çok yeni- altı ay bile olmamış) çıkardığı bir yasayı okudum. Bu yasaya göre, Anadolu'daki savaşı Türklerin kazandığının kesinleştiği tarih olan 5 Eylül 1922, Ekşi'nin yazısındaki formülasyona göre 'Anadolu'da Rum halkının Türklerin zulmüne ve katliama uğratılmasının yıldönümü olarak' anılacakmış.
Bu bilginin insana düşündürdüğü şeylerin başında, Kıbrıs Rum Kesimi'nin barışa ne kadar iyi 'hazırlık' yaptığı geliyor. Bir yanda Annan'dı,
'plan'dı, insanlar didinirken onlar bu çeşit anma günleriyle 'çözüm'ü bekliyorlarmış. Ne hoş, ne ince bir davranış!
Hazırlık bu olunca, şimdiki hoşnutsuzluk, 'hayırdan hayır uman' hava anlaşılıyor.
Bu kafayla bu kadar.
Ben Kıbrıs'a hayatımda bir kere gittim, o da Rum tarafınaydı. Pek hazzetmediğimi söyleyebilirim. Son derece taşralı, inceliksiz buldum. Katıldığım panelde konuşan insanlarda, sözgelişi AKEL üyesinde, herhangi bir pırıltı görmedim. Dolayısıyla çok şaşırmıyorum ve çok yadırgamıyorum, barışa hazırlanma üsluplarını ya da referanduma karşı tavırlarını gördüğümde.
AKEL de ayrı konu. Şimdiye kadarki çizgisine bakınca şimdiki tutumu zaten açıklanıyor. Türkiye'de solun sol olabilmesinin güçlüklerini hep yazarım, daha iki gün önce de yazıyordum. Ama Elen sosyalizmi de bundan daha kolay bir şey değil. Yunanistan komünisti tanıdıklarım da oldu -zordur, anlaması da, anlatması da.
İmdi, Ekşi'nin yazısından öğrendiğime göre, Denktaş soruyormuş Erdoğan'a: 'Bu anmalara biz de mi katılalım?' diye. Benzer anma günleri muhtemelen Yunanistan'da da vardır. Oradaki Türkler katılıyor ya da katılmak zorunda bırakılıyor mu? Ben de çok iyi bilmiyorum, ama zorlandığını sanmıyorum. Öyle olsa mutlaka haberimiz olurdu.
Peki, bu konuları böyle konuşan bireyler olarak, kendi ülkemizin benzer davranışları olup olmadığını arada sırada düşünüyor muyuz? Çok az kaldılar şimdi, ama Lozan'la hakları, statüleri tanımlanmış ve tanınmış Rum yurttaşlarımız vardı, hâlâ var. Okullarında en görülür yere 'Ne mutlu Türküm diyene' yazılması çok mu zorunlu? Bunca yıldır Milli Eğitim'in ellerine tutuşturduğu tarih kitaplarında Yunanistan veya Türkiye Rumları hakkında ne yazılıydı? Öğretmen ne anlatıyordu? Öğretmenle fikirleri uyuşmadığında ne yapabilirlerdi.
12 Eylül günlerini, o zamanki TRT tekelini ve TRT üzerinde 'Evren zihniyeti tekeli'ni hatırlıyorum. Her akşam haber programında bir yerin 'kurtuluşunun ... yıldönümü'nün kutlanışı verilirdi. Bu topluma özgü 'bürokratik yaratıcılık' sonucu hepsi birbirine benzeyen törenler. Kasaba meydanında beyaz uzun elbise giydirilmiş bir kız bir direğe bağlanır, çevresinde evzon kılığına girmiş adamlar dolaşır. Derken kalpaklı kuva-i milliyeciler koşarak gelir, birkaç çatapat atılır, evzonlar bacaklarını havaya kaldırarak sırtüstü yere serilir ('nalları dikmiş' olurlar); en sonunda, birileri ellerinde Atatürk'ün çerçeveli bir fotoğrafıyla (muhtemelen bir resmi daireden bu tören için ödünç alınmış bir fotoğraf) koşarak gelir ve kızı çözerlerdi.
Bunların benzerleri hâlâ oluyordur. Yaratıcılık, aynı yaratıcılık. Ama TV kanalları artık daha 'eğlenceli' şeyler bulup gösterdiği için bunları görmüyoruz.
Bizim uğradığımız estetik eziyeti konu etmiyorum. Biz, biz olalı başka türlüsünü görmedik. Ama Rum yurttaşlarımızın duygularını düşünen oluyor mu, aramızda, bu saydığım olaylar olurken?

DİSİ'den zayıf evet

Rum tarafında 'Hayır' cephesini kıran tek parti DİSİ oldu. Ancak yüzde 34 oranında oyu olan DİSİ'nin 'Annan Planı'na evet' kararı aldığı kongreye üyelerin yarısı katılmadı ve karar protestolarla gölgelendi

17/04/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Kesimi'nde ikinci büyük parti konumundaki Demokratik Birlik (DİSİ) önceki akşam gergin bir ortamda gerçekleştirdiği kongrede 24 Nisan'daki referandumda Annan Planı'na 'Evet' denilmesi kararını benimsedi. Kongrenin sonunda yapılan açık oylamada delegelerden 686'sı (yüzde 77.6) 'Evet' 188'i (yüzde 21.3) 'Hayır' yönünde tavır aldı.

Haremlik-selamlık
2001'deki genel seçimde yüzde 34 oranında oy toplayan ve Rum Yönetimi eski lideri Glafkos Klerides'in kurduğu DİSİ'nin kongresinde adeta haremlik-selamlık uygulaması yapılarak 'evetçiler' salonun sağındaki, 'hayırcılar' da solundaki koltuklara oturdu. 'Hayırcılar'dan bazıları parti lideri Nikos Anastasiadis konuşurken, 'Annan Planı'na Hayır' yazılı pankartlar açtı. Bir kısmı da oy pusularını teslim ederek oy kullanmayı reddetti. DİSİ'nin 2 bini aşkın delegesi var. Ancak delegelerden yarısından azı kongreye katıldı. Bu durum, DİSİ taraftarlarının referandumda partilerinin 'Evet' kararına riayet etmeleri konusunda ciddi şüpheler yarattı.

'Düşmanlık körüklendi'
Anastasiadis konuşmasında, DİKO lideri de olan Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u "Çözümü toprağa gömmek uğruna Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler arasındaki düşmanlık ve güvensizlik duygularını körükledi" diye suçladı. Anastasiadis, Rum tarafından 'Hayır' sonucu çıkarsa AB'nin KKTC'ye ekonomik ve siyasi destek vereceği, İslam ülkelerinin de KKTC'yi tanıyacağı uyarısı yaptı.

Klerides: Öleyim daha iyi!
Eski lider Klerides ise konuşmasında, "İncil'e el basarım. 'Evet'i hiç bir çıkarım olmadan destekliyorum. İşgal altındaki topraklarda ya da başka bir yerde servetim filan yok. Referandumda 'Hayır' demek taksim demektir. Rumların bugüne kadarki mücadelelerinin sona ermesi demektir. 85 yaşındayım. Kıbrıs halkının mücadelesinin sona ereceğini göreceğime ölmeyi tercih ederim" ifadelerini kullandı. Klerides'in konuşması sırasında, bazı delegelerin 'Hayır' anlamına gelen 'Ohi' yazılı pankartlar açması kurultayda gerginlik yaşanmasına neden oldu. Bazı delegeler, güvenlik görevlileri tarafından salondan çıkarıldı.
DİSİ'nin eski başkanı Yannakis Matsis ise konuşmasında delegelerden 'güçlü bir hayır' istedi.
Kıbrıs Rum Kesimi'nde AKEL ve DİSİ'nin de tavırlarını açıklaması sonrası siyasi partilerin oy oranları ve referanduma dair tavırları şöyle:

·  AKEL (yüzde 34.75) 'Erteleme, aksi takdirde hayır'

·  DİSİ (yüzde 34) 'Evet'

·  DİKO (yüzde 15) 'Hayır'

·  EDEK (yüzde 6.5) 'Hayır'

·  NEO (yüzde 3) 'Hayır'

·  Yeşiller (yüzde 2) 'Hayır'

·  ADİK (yüzde 2) 'Hayır'

·  EDİ (yüzde 2.5) 'Evet'

 

Denktaş: Ne yaptık ki!

17/04/2004 RADIKAL

AA - ANKARA - KKTC lideri Rauf Denktaş, TBMM'ye hitabı sonrası dün adaya dönerken, Rumlar 'Hayır' derse ABD ve AB'nin Türk tarafına yönelik
açılım sinyali vermesini eleştirdi. "AB ve ABD'nin tavrından utanıyorum. Ne yaptık ki 40 yıldır cezalandırılıyoruz?" diyen Denktaş, 'Evet' demenin KKTC'nin cenazesini kaldırmak olduğunu söyledi. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın mecliste kendisini dinlememesine "Randevusu vardı, gelmedi" diyen Denktaş, adaya tarihi görevini yerine getirmiş olarak döndüğünü belirtti

 

Sezer'e yanıt: Biz gizli iş yapmadık

Erdoğan, Sezer'in 'Kıbrıs için New York sürecinde bilgi verilmediği' yolundaki sözleri üzerine, 'Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı her aşamada bilgilendirildi' dedi

17/04/2004 RADIKAL

ERGUN AKSOY
ANTALYA / AKSU - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 'New York sürecinde Kıbrıs için yaşanan gelişmelerden bilgilerinin
olmadığı' yolundaki sözlerine örtülü yanıt verdi. Erdoğan, "Biz gizli saklı iş yapmadık. Sayın Cumhurbaşkanımız ve Genelkurmay Başkanımız, sürecin her aşamasında bilgilendirildi" dedi.
Erdoğan, partisinin milletvekilleri ve bakanlar ile Antalya'nın Aksu ilçesindeki IC Otel'de kampa girdi. Merkez Karar ve Yönetim Kurulu'nu (MKYK) önceki gece geç saatlerde toplayan Erdoğan, iç ve dış gelişmelerle ilgili bilgi verdi. Önce seçim sonuçlarını değerlendiren Erdoğan, daha sonra MKYK üyelerinin Kıbrıs'la ilgili sorularını yanıtladı. Erdoğan, örtülü bir şekilde Sezer'e de şu yanıtı verdi:

'Bu plan, iyi bir plandır'
"Kıbrıs konusunda gizli saklı bir şey yapmadık. Aksine, tüm süreci herkesle paylaştık. Başta Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere Genelkurmay Başkanımıza sürecin her aşamasında Abdullah Gül ve benim tarafımdan sürekli bilgi verildi. Herkesi bilgilendirdik. Planla ilgili eleştiriler var. Olabilir. Bu planın artıları ve eksileri var. Sonuçta referandum kararını da biz almadık. Kıbrıs halkı sandığa gidecek, kararını verecek. Çıkacak karara da saygı duyarız. 'Uluslararası anlaşmalarda yüzde 100 sonuç alınır' diye bir şey söz konusu değil. Ancak bu plan iyi bir plandır."
Erdoğan, MKYK üyelerinin Denktaş'ın eleştirilerini gündeme getirmeleri üzerine de, "Sayın Denktaş'a yanıt vermiyorsak, bu nezaketimizdendir" demekle yetindi.

Baykal'ın kalesinde
Erdoğan, ayrıca Antalya Büyükşehir Belediyesi'ni CHP'nin elinden alan AKP'li Menderes Türel'i de ziyaret ederek kutladı.

 

Akademisyen 'Evet' diyor

17/04/2004 RADIKAL

ANKA - ANKARA - Çeşitli üniversitelerde uluslararası ilişkiler, AB, Kıbrıs konularında çalışan, ders veren bazı öğretim üyeleri, 'Kıbrıs'ta Çözüm
İçin Evet' adlı metin hazırlayarak, imza kampanyası başlattı. Ortak metinde, "Uluslararası ilişkiler alanında bilgimize ve deneyimimize dayanarak referanduma sunulan planın mümkün olan en iyi çözüm olduğunu, hem KKTC hem Türkiye için çözümün artık yaşamsal bir önem kazandığını ve mevcut planın uygulanabilir bir içerik taşıdığını kamuoyunun bilgisine sunarız" denildi. Akademisyenler, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın sunduğu ilk planın 'müzakere çerçevesi' olabileceğini Aralık 2003'te de bir bildiriyle duyurmuştu

Başbakan Talat, Brüksel temaslarını değerlendirdi: Rumlar, çözümün gerçekleriyle karşılaştılar ve korktular

Hasan ÖKSÜZ (TAK)

Başbakan Mehmet Ali Talat, Bağışçılar Konferansı'na hazırlık toplantısı için geldiği ve yoğun temaslarda bulunduğu Brüksel ziyaretini Türk Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) değerlendirdi.

Talat, Brüksel'de yaptıkları temaslarda bir şeyin, "Dünya bizi anlamıyor, dünya bizi görmek dahi istemiyor, dünya Rum yanlısıdır" anlayışının doğru olmadığının iyice açığa çıktığını belirtti. "Kendimizi ifade edersek anlaşılabileceğimiz, uluslararası topluma onların anladığı dille hitap edebilmenin gerekli olduğu ve başarılı bir dış politikanın temel unsurunun anlaşılabilirliği yakalamak olduğu bir kez daha ortaya çıktı" diyen Talat, Avrupa'nın ve dünyanın, Kıbrıs Türk halkının uzun bir mücadele sonrasında değiştirdiği politik iklimin olumlu etkilerini, bunun Türkiye'nin çözüm yönündeki inisiyatifiyle bütünleşmesiyle ortaya çıkan yeni iklimi son derece olumlu karşıladığını vurguladı.

Genel izlenimini bu şekilde aktaran Başbakan Talat, özelde de, AB ve ABD yetkilileriyle görüşmelerinde öne çıkan hususun en güncel konu olan Rumların referanduma yaklaşımı olduğunu belirtti. Talat bu konuda şunları söyledi:

"Rumların kararı bizi etkilememeli"

"Güney Kıbrıs'ta referandumda 'hayır' kullanılması yönündeki yeni hareketlenme en temel değerlendirme ve tartışma konumuz oldu. Böyle bir tutum AKEL'in birkaç gün önceki kararıyla yükselirken, DİSİ'nin önceki gün aldığı kararla normalleşmeye yöneldi. Buna karşın yine de hem üzerinde en çok durduğumuz konu oldu hem de Avrupalıların en fazla ilgi duyduğu konu oldu.

Hep şunu vurguladık; evet herkes demokratik şekilde karar verecek ama bu demokratik kararı verirken oy kullananlar kendi haklarında karar vermiş olacaklar. Başkalarıyla ilgili karar verme hakkı hiçbir kişide, bireyde veya toplumda olamaz. Bunu vurguladık ve çok olumlu sinyaller aldık bu konuda."

Rum Halkı'nın kendi geleceğiyle ilgili karar verebileceğini, bunun hakları olduğunu söyleyen Talat, ama sonuçta da bunun Türk halkını etkilememesi gerektiğini ve etkilememesinin de yolunun bulunması gerektiğini söyledi.

Talat, referandumda Türk tarafının "evet" Rum tarafının "hayır" demesinin başlangıçta bir miktar ambargo uygulamalarının veya seyahat ile ticaret kısıtlamalarının ortadan kaldırılması şeklinde ortaya çıkacağını, ancak daha uzun zamanda Türk tarafının "evet"inin dünyayla bağlanmasını sağlayacağını ve bunun çok önemli bir gelişme olacağını söyledi.

Bunu her alanda gördüklerini söyleyen Talat, bugünkü teknik çalışmalar sırasında da aynı durumla karşılaştıklarını, herkesin Kıbrıs Türk halkının "evet"ini beklediğini, Kıbrıs Türk halkının "evet" demesiyle ortaya çıkacak durumu AB yetkililerinin de düşünerek değerlendirmeye çalıştıklarını, buna kendilerinin de yardımcı olduklarını anlattı.

Bağışçılar Konferansı'na

hazırlık toplantısı

Başbakan Talat Bağışçılar Konferansı'na hazırlık toplantısıyla ilgili değerlendirmesinde ise, bunun bir hazırlık toplantısı olduğunu, burada ortaya çıkan duruma göre tüm ülkelerin çözüme siyasi olarak büyük destek verdiklerini ve bu desteğin çözümün uygulanması için mali olarak da süreceğinin ortaya konulacağını ifade etti

Somut olarak ciddi rakam telaffuz edenin ABD ve daha alt düzeyde İngiltere olduğunu belirten Talat, bunun dışında da rakam telaffuz edenler olduğunu, ancak bunun daha sonraki değerlendirmelerle "ete kemiğe" bürüneceğini söyledi.

Esas Bağışçılar Konferansı'nın eylül-ekimde düzenleneceğini söyleyen ve burada ülkelere teknik bilgiler verildiğini anlatan Talat, ihtiyaçların belirlendiğini ve bu ihtiyaç belirlemesine uygun bağış miktarlarını ülkelerin daha sonra saptayıp bildireceklerini, o bakımdan toplantının amacına ulaştığını kaydetti.

Rakam çıkmasının zaten beklenmediğini, belki bir tahminin ortaya çıkabileceğinin beklendiğini söyleyen Başbakan Talat, teknik çalışmaları gerçekleştirenlerin herhalde bu tahmini yaptıklarını söyledi.

Rum tarafının "hayır" yönünde hareketlenmesinin Bağışçılar Konferansı'na hazırlık toplantısının heyecanını azalttığını söyleyen Mehmet Ali Talat, referandumla ilgili daha ciddi bir "kabul" hareketi ve inancı olsaydı belki o zaman çok daha heyecanlı ve daha kesin rakamların telaffuz edilebileceği bir konferans organize edilmiş olabileceğini ifade etti.

Tanınma konusu

Başbakan Talat, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in "Referandumda Türklerden 'evet' Rumlardan 'hayır' çıkarsa KKTC'yi tanıyabiliriz" şeklindeki açıklamasının belirtilerek tanınmayla ilgili düşüncesinin sorulması üzerine şunları kaydetti:

"Ben doğrusu bu tür şeylerin çok zor olduğuna inanıyorum. Güvenlik Konseyi'nin yasağı karşısında herhangi bir ülkenin cesaret ederek böyle bir tavır takınacağını düşünmüyorum. Aliyev'in söylediğinin de, geçmiş tecrübelerime dayanarak, heyecanla söylenmiş, çok fazla hesabı kitabı yapılmadan söylenmiş bir iddiadır diye düşünüyorum. Tanınmadan ziyade bizim dünyayla bütünleşmemiz, dünyayla bağlanmamız önemli. Önce bu sağlanmalı. Bunun sonucu da görülür artık. Yani uluslararası bir tanınmayla mı en iyi son noktaya ulaşır, yoksa bu işin hangi yöntemle olacağı biraz da zamana bağlı olacağını düşünüyorum. 'Aman işte Rum tarafı 'hayır' dedi hemen tanıyalım KKTC'yi' noktasına dünyanın gelebileceğine inanmıyorum."

Rum iç politikasında

altüstlükler yaşanacak

Talat, AKEL'in geldiği noktayı nasıl gördüğünün sorulması üzerine, AKEL'in geldiği noktanın "acı" bir nokta olduğunu kaydederek, bugüne kadar çözümü savunan ve bunu adeta parti politikasının odak noktasına oturtan bir partinin "hayır" demesinin inanılır olmadığını söyledi.

Hele de tarihi üzerinde anlaşılmış bir referandumu ertelemeye kalkışmanın akıl alacak bir iş olmadığını söyleyen Talat, "Kongrede durumun değişebileceğini umuyordum ama durum değişmedi. Tersine DİSİ'nin kararı gündemi yeniden belirlemiş oldu" dedi. Talat, "evet" demesi daha zor olması gereken bir partinin "evet" demesinin güneydeki politikada ciddi değişikliklerin habercisi olduğuna inandığını söyledi.

Özelikle Rum iç politikasında çok büyük "altüstlükler" yaşanacağını ifade eden Talat, şöyle dedi:

"İntihar edenler var. 'Toplum öyle istiyor' diye öncülük yapamayan, toplumuna liderlik yapamayan hareketler var. Buna karşılık toplumun ne düşündüğünü bilerek onu yönlendirmeye çalışan liderlikler var. O bakımdan Rum iç politikasında önümüzdeki aylarda ve yıllarda ciddi değişiklikler bekliyorum."

Rumlar, çözümün

gerçeklerinden korktular

Talat, dünyanın yakın zamana kadar Rumları "çözüm yanlısı" Türkleri ise "uzlaşmaz" gördüğü, bugün ise durumun tersine döndüğü belirtilerek, Rumların bu noktaya nasıl geldiğinin sorulması üzerine şunları söyledi:

"Rumlar bu noktaya 'Türk tarafının çözüm istemediği, çözüm ister göründüğü ancak bir noktada bunu bozacağı' inancıyla geldi. Onu bekliyorlardı. Onlara göre ya asker, ya Denktaş, biri bu durumu bozacaktı. İkincisi Türk dış politikasının bu kadar kararlı bir şekilde yönetileceğini düşünmüyorlardı. Olumlu yönde yönetilebileceğini düşünmüyorlardı ve şoka uğradılar. Bir de çözümün gerçekleriyle karşılaştılar. Rumların bunun bir hayal değil gerçek olduğunu gördüler ve bu gerçekten korktular."

Türk halkının Rum

'hayır'ına tepkisi

Başbakan, referandumdan Türk tarafından 'evet', Rum tarafından 'hayır' çıkması durumunda iki toplum arasındaki ilişkilerin nasıl olacağı yönündeki soruya ise şu yanıtı verdi:

"İşte bundan çok korkuyorum. Bugüne kadar Rumlar ve dünya, Türklerin çözüm istemediği, Rumların çözüm istediği inancıyla hareket ediyordu. O dönemde Türk toplumu da kendi liderliğinin ve dış politikasının çözüm istemediğini biliyordu. Ama retçi tutum Türk tarafından geldiği için Türk toplumu Rumların da retçi bir tutuma girebileceğinin bilincinde değildi. Ne zaman ki biz politikamızı değiştirdik, gerek KKTC'deki yeni oluşum gerek Türkiye hükümetinin dış politikasını değiştirerek işbirliği içinde çözüm sürecini yeniden canlandırdı, bu noktaya gelince bu kez Rumlar ayak koydular. Kıbrıs Türk halkı da gördü ki Rumlar da çok çözüm ister noktada değildi ve şimdi iki halkı karşı karşıya getiren bir durum ortaya çıktı. Türk halkı 'evet' diyecek Rum halkı 'hayır' diyecek ve böylece çelişkiler, karşıtlaşmalar halkların zeminine inmiş olacak. Bu çok tehlikeli. Yeniden uzlaştırma çabaları planda bile öngörülürken ve biz 'halk birbiriyle kavgalı değil' diye düşünürken halkı yeniden kavgalı hale getiriyoruz ve bu da çok çok tehlikeli. Bundan çok endişe duyuyorum. Bu politikacıların gerginliğinden ve atışmasından çok daha tehlikeli."

Talat, Kıbrıs Türk halkının çözüm için çok çaba gösterdiği belirtilerek böyle bir durumdan sonra ne olabileceğinin sorulması üzerine, halkta bir "usancın" ortaya çıkabileceğinden, Rum tarafına ve Rum halkına güvensizliğin büyüyebileceğinden, bunun giderilmesi ve gelecekte barışın kurulmasının çok daha zor olabileceğinden endişe ettiğini kaydetti. Talat, sağduyunun galip gelmesini ve Rum liderliğinin bu politikasını erken zamanda değiştirmesini umduğunu söyledi.

Talat, teknik temaslarla ilgili bir soru üzerine, bunların sürdüğünü, gün boyu da devam edeceğini belirterek şöyle dedi:

"Bize sorulan sorular vardı. Harmonizasyonun parçası olarak onlara cevaplar verildi. Teknik olarak Kıbrıs'ta yapılan çalışmalar, çözüm durumunda malların serbest dolaşımı asıl olacak. Tüm bunları teknik olarak müzakere ekibinin başı Maurer ve ekibiyle konuştuk. Bunlar teknik konular henüz sonuçlanmış da değil."

Talat, referandumda Türklerden "evet" Rumlardan ise "hayır" çıkması durumunda hükümetin motivasyonunun ne olacağının sorulması üzerine, "Biz dedik ya 'bizde evet çıkarsa dünyaya bağlanırız', artık işimiz dünyaya bağlanmak için gereğini yapmak olacak. Hükümet olarak başka hiçbir çaremiz yok" yanıtını verdi.

KIBRIS 17/04/04

Evet %62.1

KADEM'in referanduma yönelik 70 yerleşim biriminde 1815 kişiyle yaptığı anket, Kuzey Kıbrıs'ta "evet"le "hayır" arasındaki farkın açıldığını ortaya çıkardı. Türklerin "evet"i son 2 ay içerisinde en yüksek oranına ulaştı

Evet %62.1

TÜRK TARAFI TAMAM: KADEM'in 11-16 Nisan tarihleri arasında yaptığı kamuoyu araştırmasına göre, halkın yüzde 62.1'i referandumda "evet" diyeceğini söylerken, "hayır" diyenlerin oranı yüzde 24.4'te kaldı. Yüzde 5.1'lik bir kesim henüz kararını vermediğini ifade ederken, yüzde 8.5'lik kesim de cevap vermedi

l GENÇLERİN ÇOĞU "EVET"Çİ: Çözüm ve AB mücadelesinde gençlerin gösterdiği performans, anket sonuçlarıyla da teyit ediliyor. Yaş gençleştikçe referandumda "evet" diyeceklerin oranı artarken, yaş ilerledikçe "hayır"cıların oranı yükseliyor. 18-24 yaş grubunda "evet" oranı yüzde 76.4 ile en yüksek seviyesinde

l İSKELE'DE "EVET" OYLARI TIRMANIŞTA: İlçelere göre referanduma "evet" oranında belirgin bir fark görülmüyor. Ancak 14 Aralık seçimlerinde statüko partilerinin en yüksek oya ulaştığı İskele ilçesinde şimdi artık plana destek yükseliyor. İskele'de "evet" oylarının tırmanışa geçmesi en dikkat çekici noktayı oluşturuyor

l TC KÖKENLİ VATANDAŞLAR DA "EVET"E KAYDI: Türkiye kökenli vatandaşların yüzde 56.4'ü de plana "evet" diyor. Anket, Annan Planı'na destek konusunda Türkiye ve Kıbrıs kökenli vatandaşlar arasındaki farkın giderek azaldığını ortaya çıkardı

 

Kıbrıs'ta yıllarca ambargolar altında ezilen, uluslar arası tanınmamışlığın faturasını en ağır şekilde ödeyen ve statükonun dayattığı düzen sayesinde çağdaş normlara hasret kalan Kıbrıs Türkü, Annan Planı'nın ortaya atıldığı 11 Kasım 2002'den bu yana sürdürdüğü büyük mücadelenin semeresini görmeye hazır.

1.5 yılı aşkın süredir çözüm ve AB için her platformda mücadele veren ve görkemli mitinglerle bu yöndeki kararlılığını defalarca sergileyen Kıbrıs Türk halkı, söke söke aldığı referandum hakkının ardından kendi geleceğini oylayacağı 24 Nisan'da da güçlü bir "evet" demeye hazırlanıyor.

Bu tespit, Kıbrıs'ta ciddi ve güvenilir araştırmaları ile tanınan Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'nin (KADEM) yaptığı kamuoyu araştırması ile ortaya çıkarıldı.

KIBRIS'ın, KADEM'e yaptırdığı büyük araştırma sonuçlarına göre, Kıbrıs Türk halkının yüzde 62.1'i, referandumda "evet" oyu kullanacak. Bu oran son iki ay içerisinde ulaşılan en yüksek oran olarak karşımıza çıkıyor. Yaklaşık 2 ay önce yapılan araştırmada, referanduma "evet" diyenlerin oranı yüzde 52 idi. Geçen süreçte yüzde 52'lik oran önce yüzde 57'ye, son olarak 11-16 Nisan tarihleri arasında yapılan araştırmada ise yüzde 62.1 ile en yüksek seviyesine ulaştı.

11-16 Nisan tarihleri arasında 70 yerleşim biriminde 1815 kişilik örneklem grubuyla yapılan kamuoyu yoklamasında, "hayır" diyenlerin oranı yüzde 24.4'te kaldı.

KKTC seçmen nüfusunu temsil edecek şekilde belirlenmiş kişilerle yapılan ankette, kararsızlar yüzde 5.1, fikir yok/cevap yok diyenler de yüzde 8.5 oldu.

KADEM anketinde, halkın referandumdaki oy doğrultusunun yanı sıra, vatandaşların Kıbrıs sorununun gidişatıyla ilgili ne kadar iyimser olduğu, Annan Planı'yla ilgili bilgi düzeyi, çözüm olmaması durumunda bunun Kuzey Kıbrıs için sonuçlarının ne olabileceği ve Rum tarafının referandum sonuçlarıyla ilgili tahminleri araştırıldı.

Yaş çok önemli

KADEM anketine göre, referandumda, "evet" ya da "hayır" diyecekler arasında yaşın önemli bir faktör olduğu görülüyor.

Yaş gençleştikçe referandumda "evet" diyenlerin oranı artıyor. 18-24 yaş grubunda yüzde 76.4 olan "evet" oranı, 25-34 kategorisinde yüzde 70.7'ye, 35-44 kategorisinde yüzde 65.5'e, 45-54 yaş grubunda yüzde 54.1'e ve 55 yaş ve üzerinde ise yüzde 41'e düşüyor.

"Hayır" oranının "evet" oranını aştığı tek yaş grubu 55 ve üzeri.

İlçeler arasında fark yok

Annan Planı'na destek konusunda ilçeler arasında pek fark görülmüyor.

Lefkoşa, Mağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele ilçelerinde plana destek ve "evet" oyları yüzde 60'larda seyrediyor.

Ancak en dikkat çekici nokta, İskele ilçesindeki "evet" oylarının tırmanışa geçmesi.

Hatırlanacağı gibi 14 Aralık 2003 seçimlerinde statüko partileri, İskele ilçesinde en yüksek oy oranına ulaşmıştı.

Eğitim düzeyi arttıkça "evet" de artıyor

KADEM anketinde, seçmenlerin eğitim düzeyine göre plana destek ve referanduma "evet" oylarının arttığı da tespit edildi.

Seçmenin eğitim düzeyi arttıkça "evet" oranı da artıyor.

Okur- yazar olanlarda yüzde 26.9 olan "evet" oranı, ilk veya ortaokul mezunlarında yüzde 49.1'e, lise veya dengi okullardan mezun olanlarda yüzde 69.3'e ve üniversite veya üniversite üstü yüksek lisans mezunlarında yüzde 71.6'ya yükseliyor.

TC kökenli vatandaşlar da "evet" diyor

Türkiye kökenli vatandaşların yüzde 56.4'ü de plana "evet" diyor.

Anket, Annan Planı'na destek konusunda Türkiye ve Kıbrıs kökenli vatandaşlar arasındaki farkın giderek azaldığını ortaya çıkardı.

Yer değiştirme durumu

Araştırma verileri, Rum kurucu devletine verilecek ve Türk kurucu devletine kalacak bölgelerdeki vatandaşların görüşlerini de yansıttı.

Kaldıkları mahalle veya köy, Rum kurucu devletine verilecek vatandaşların yüzde 57.5'i, referandumda "evet" oyu vereceğini söyledi.

Tablolar:

 

 

24 Nisan tarihinde yapılacak Annan Planı ile ilgili referandumda oyunuzu "evet" olarak mı, yoksa "hayır" olarak mı kullanmayı düşünüyorsunuz?

a- Genel sonuçlar:

Açıklama %

Evet 62.1

Hayır 24.4

Kararsızım 5.1

Fikir/cevap yok 8.5

 

b- Yaş

Açıklama 18-24 25-34 35-44 45-54 55+ Genel

Evet 76.4 70.7 65.5 54.1 41.0 62.1

Hayır 10.9 16.6 22.8 31.1 42.3 24.4

Kararsızım 7.9 5.3 3.2 4.1 5.9 5.1

Fikir/cevap yok 4.9 7.4 8.5 10.7 10.8 8.5

 

c- İlçe

Açıklama Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele Genel

Evet 62.5 62.1 62.5 62.3 60.0 62.1

Hayır 24.6 21.6 22.9 25.6 28.8 24.4

Kararsızım 4.6 9.0 3.6 4.8 3.7 5.1

Fikir/cevap yok 8.3 7.7 11.0 7.3 7.4 8.5

 

d- Eğitim düzeyi

Açıklama Okur-yazar ilk-orta lise-meslek üniversite-yüksek lisans genel

Evet 26.9 49.1 69.3 71.6 62.1

Hayır 50.0 34.0 19.3 16.8 24.4

Kararsızım 3.8 5.8 4.5 5.3 5.1

Fikir/cevap yok 19.2 11.1 7.0 6.3 8.5

 

e- Köken

Açıklama Türkiye kökenli Kıbrıs kökenli genel

Evet 56.4 63.8 62.1

Hayır 26.5 23.7 24.4

Kararsızım 7.8 4.2 5.1

Fikir/cevap yok 9.2 8.3 8.5

 

f- Yer değiştirme durumu

Açıklama Türk devletine kalacak yer Rum devletine kalacak yer genel

Evet 63.3 57.5 62.1

Hayır 23.7 26.7 24.4

Kararsızım 5.0 5.2 5.1

Fikir/cevap yok 7.9 10.6 8.5

Yarın: Hangi parti planı ne oranda destekliyor? Halk, gelişmelerden iyimser mi, kötümser mi? Farklı toplum kesimleri ne düşünüyor? İnsanımız Annan Planı konusunda ne kadar bilgili? Bilgi düzeyi, oy doğrultusunu nasıl etkiliyor?

 

KIBRIS 17/04/04

Denktaş'ın iddialarına Erdoğan'dan sert yanıt:Her şey mutabakatınızla yapıldı, niye gerçekleri söylemiyorsunuz?

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, İsviçre'deki KKTC heyetini yazılı tam yetki ile Bürgenstock'a gönderdiğini anımsatarak, oradaki görüşmelerin alınan yetkilerin kullanılarak yapıldığını, her sıkıntı olduğunda da onun mutabakatının alındığını söyledi.

Türkiye'nin adadan çıkarılacağı iddialarını yanıtlayan Erdoğan, "Hiç böyle bir şey yok. Bunlar doğru değil. Türkiye oradadır, Türkiye'den giden 45 bin insanıyla, askeri ile oradadır. 2018'e kadar belli periyotlarla, belli oranda azalacak. Yunan askeri de azalıyor" dedi ve Denktaş'a ,"Onu niye söylemiyorsunuz?" diye sordu.

Erdoğan, partisinin Antalya IC Hotels'te yapılan değerlendirme toplantısında Kıbrıs konusunda değerlendirmelerde bulundu ve Cumhurbaşkanı Denktaş'a sert eleştiriler yöneltti.

Sorunun çözümüne yönelik adımlara karşılık, her iki taraftan farklı eleştirilerin geldiğini, Güney Kıbrıs'ın, devletlik sıfatını kaybetmek istemediğini ve bu yüzden plana karşı çıktıklarını ifade eden Erdoğan, asıl meselenin bu, diğerlerinin tali konular olduğunu dile getirdi.

Eleştirildiği gibi Türkiye'nin egemenlik hakkını devretmediğini, tam tersi bir devlet statüsünde olan Rum kesiminin egemenliğini devrettiğini kaydeden Erdoğan, Türk dilinin Avrupa'da geçerlilik kazanacağını da hatırlatarak, artık KKTC'nin kurucu devlet olmadığı eleştirisini getirenlere de "Niye?" diye sordu ve anlaşmanın detaylarını anlattı.

Türk dilinin Avrupa'da geçerlilik kazanacağını ifade eden Erdoğan, "Milliyetçiyim diye konuşanlara sesleniyorum, senin dilin uluslararası alanda geçerli olacak" dedi.

Türkiye'nin adadan çıkarılacağı iddialarına da yanıt veren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Hiç böyle bir şey yok. Bunlar doğru değil. Türkiye oradadır, Türkiye'den giden 45 bin insanıyla, askeri ile oradadır. 2018'e kadar belli periyotlarla, belli oranda azalacak. Yunan askeri de azalıyor. Onu niye söylemiyorsunuz. Nüfusa vurduğunuz zaman orada da denge bizim lehimize."

Olumsuzluklardan bakarak bunları değerlendirmenin yanlış olacağını ifade eden Erdoğan, 2018'den sonra Türk askerinin bölgeden çıkmayacağını ifade etti.

"Her sıkıntıda Denktaş'ın mutabakatı alındı"

Konuşmasında İsviçre'deki Kıbrıs görüşmelerine de değinen Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Basının huzurunda şunu da açıklıyorum; Bakınız, Sayın Denktaş, sayın başbakanını oğlu dışişleri bakanını yazılı tam yetki ile Bürgenstock'a gönderdi. Ve orada alınan yetkileri kullandılar ve görüşmeler öyle yapılmıştır. Her sıkıntı olduğunda da Denktaş ile görüşmeler yapılmıştır, mutabakatı alınmıştır; ona göre orada görüşmeler yapılmıştır. Bunları halkın kulağına söylemeliyiz.

Muhalefetin çirkin yaklaşımı var. Bu çirkin yaklaşımlar içerisinde, gizlilikler konuşuluyor. Hayır. Hiçbir şey gizli yürütülmemiştir. Her şey açık ve net olarak, bütün dışişleri uzmanlarımızla, teknokratlarımızla, bürokratlarımızla birlikte çalışmalar yürütülmüş, gerekli kriptoların hepsi gerekli makamlara, birimlere gönderilmiştir.

Bizim en gizli oturumumuz, eğer gizli ise Yunanistan ve Türkiye'nin dışişleri bakanları ve başbakanlarının BM genel sekreteri ve Kıbrıs özel temsilcisi De Soto ile yaptığı toplantıdır. Neyi konuştuk orada da Yunanistan'ın erteleme teklifini konuştuk ve dedi ki, '1 Mayıs'a kadar bu işi bitirmek istiyoruz. Biz sözümüzdeyiz ve bu 1 Mayıs'a kadar bitmeli' dedik, 'eğer bitmesini istemiyorsanız, bunu dünyaya siz açıklayacaksınız'. Çünkü biz bunun 1 Mayıs'a kadar bitmesini sürekli olarak kaydettik."

"Yıllar yılı çözülmeyen bu sorunu

çözme noktasına getirdik"

Anlaşma ile daha önce 33 bin olan göçmen sayısının 45 bine çıktığını belirten Erdoğan, bu konunun gündeme getirilmemesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.

Gayrimenkullar ile ilgili konuya da değinen Erdoğan, "Efendim sen de gayrimenkul al. 'Onlarda para var bizde yok' deniyor. Var, var" diye konuştu.

Türkiye'de bu konudaki eleştiri ve konuşulanların sadece ideolojik yaklaşımlar olduğunu savunan Başbakan Erdoğan, "Yıllar yılı çözülemeyen bu sorunu AK Parti'nin, AK Parti iktidarının çözüm noktasına getirdiğini görmeyi hazmedemeyenler, hazmedemeyen zihniyetlerdir" dedi.

"Çemberi kırdık, dünyaya açıldık"

AK Parti iktidarına "Çok çirkin yakıştırmalarda" bulunanlar olduğunu öne süren Erdoğan, "Bu çirkin yakıştırmalarda bulunanlar için söylüyorum, onlar, çok iyi bilirler, bizim askerimize, Türk askerine 74 Harekatı'nda işgal kuvveti sıfatını yakıştıranlarla aynı fotoğraf karesi içinde önce bunu sorgulasınlar" dedi.

Erdoğan, hem Türkiye'yi hem de KKTC'yi, bu kişilerle mukayese edilmeyecek derecede sevdiklerini ifade ederek, şöyle devam etti:

"Ama biz olayı, içe kapanmacı bir anlayışla, bugüne kadar boğanlara karşı, 'KKTC'yi dünyaya nasıl açarız' bunun gayreti içindeyiz. Aynı şeyi Türkiye için de yıllar yılı yapmadı mı bunlar? İçe kapanmacı politikalarla, bizi içimize boğmadılar mı? Boğdular. Bunun bedelini bizler ödedik. Ama bu çemberi şimdi biz kırdık. Bir de bu çemberi Rahmetli Özal kırmıştı. O da bunu yapmıştı. Sonra bu çember tekrar kapanmıştı. Etrafında buna, farklı çemberler ördüler. Biz bu çemberi kırdık ve dünyaya açıldık."

"Toprak konusunda yüzde 29.2'yi

biz telaffuz etmedik"

Erdoğan, Kıbrıs'ta toprak meselesiyle ilgili yüzde 29.2 oranını kendilerinin telaffuz etmediğini ifade ederek, bu konuyu kendilerinden önce yönetimde olanların söylediğini kaydetti.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Biz, bunun 1 gram altına inmedik. Sayın Denktaş'ın kendisi telaffuz etti bunu. Nasıl ettiğini de biliyorsunuz. Hangi hükümetlerle nasıl anlaşarak, telaffuz ettiğini ben bilemem. Ve biz şu an onun altına inmiş değiliz. Biz onu konuşmadık bile. Biz sadece şöyle düz bir hat isterken, bu hat istatistiği olarak biraz zikzaklı kaldı. 'Ne diyorsun' diye sorduk Sayın Başbakan Talat'a ve oğul Denktaş'a. dediler 'orada Türk köyleri var'... Görüştüler 'böyle kalması iyidir' dediler. Dedik ki bunu en iyi bilen sizsiniz"

Denktaş ve Kuzey Kıbrıs üzerinden siyaset yapanların bulunduğunu da dile getiren Başbakan Erdoğan, seçim süresince meydanlarda Kıbrıs üzerinden siyaset yapmadıklarını söyledi.

Erdoğan, Bürgenstock'ta, Annan'a kamuoyu yoklamalarında 5-6 puan kaybettiğine yönelik ifadesini hatırlatarak, "mal bulmuş mağribi gibi buna da sarıldılar, oysa o benim oradaki stratejimdi" diye konuştu.

"Hamallık yaptırmam"

Planın 9 bin sayfadan oluşmasına da eleştiriler geldiğini anlatan Erdoğan, bunun özetlerini çıkardıklarını ifade etti. Erdoğan, şöyle konuştu:

"Ben yöneticiyim. Hiçbir zaman arzuhalci değilim. Mecliste çıkıp konuşuyorlar, onlar arzuhalci. Arzuhalci kardeşlerim alınmasın, kalite farkı var ortada. 9 bin sayfa, KKTC'den gelen genç arkadaşlar var, bizim bürokratlarımız var onlar inceliyorlar, özetlerini çıkarıyorlar. Onları size dağıtacağız. Mecliste birçok tasarı ve teklifler geliyor. Hepsini en ince ayrıntısına kadar okuyor musunuz? Hayır. 9 bin sayfanın hamallığını yaptırmam. Yönetici yanında neden adam çalıştırır. İşin raconu bu. Onlar da eleştirenler de bizim dağıttığımız özeti okuyarak konuşuyorlar.

Geçen gün Sayın Denktaş yine iğneledi. Büyüğümdür saygı duyarım, ama hamaset üzerine siyaset yapılmasın. Bir gün bana sordu, 'Kıbrıs'a kampanyaya gelecek misiniz?', 'Hayır' dedim. 'Milletvekilleriniz gelecek mi?' diye sordu. 'Tek bir milletvekilimiz gelmeyecek' dedim. O gün ona bir şey söylemeyi unuttum. Sen Türkiye'ye gelecek misin? Eyvallah gelsin konuşsun. Konuşsun da, böyle bir zamanda niye orası terk ediliyor. Burada olmak kazandırmıyor, aksine kaybettiriyor."

KIBRIS 17/04/04

 

DP üyeleri serbest

Yapacağım yönlendirmeden cumhurbaşkanı zarar görür" diyen Serdar Denktaş, kararı üyelerine bıraktı

DP üyeleri serbest

Başbakanlığa vekalet eden, Demokrat Parti Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, 24 Nisan'da yapılacak referandumda, parti tabanını referandumda serbest bıraktıklarını bildirdi.

Serdar Denktaş, dün akşam yaklaşık 3 saat süren parti meclisi toplantısının ardından yaptığı 45 dakikalık açıklamasında, 24 Nisan'da yapılacak referandumda partisinin üyelerini "evet" veya "hayır" demeleri konusunda serbest bıraktıklarını söyledi.

Üzerine düşen görevi yapmış olmanın huzuru içinde olduğunu söyleyen Denktaş, "Gerçekleri halka anlatma kampanyası yürüteceğini" belirtti.

Parti meclisinde kısıtlı bir katılım da olsa "hayır" kararı alındığını, ancak parti içinde etkin bir grubun "evet" kararında olduğunu ifade eden Denktaş, karar verilirken bireysel çıkarlarla toplumsal çıkarların vicdan muhasebesinin yapılmasını istedi.

Serdar Denktaş DP olarak kararlarını "evet" olarak da "hayır" olarak da açıklasalar bunun Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş aleyhine kullanılacağını belirtti.

Serdar Denktaş, DP Genel Merkezi'nde yaptığı açıklamada, "Partimiz, halkımızı ve tabanımızı bu plana özgür iradeleriyle bireysel ve toplumsal çıkarları arasında bir vicdan muhasebesi yaparak oy verebilmeleri için serbest bırakma kararı almıştır" dedi.

Halkın, gelinen aşamada, "güvendiği bir siyasetçi olarak kendisinin kararını beklediğini" ifade eden Serdar Denktaş, şöyle konuştu:

"Gerçek şudur ki bugün ben, size nasıl bir yönlendirme yaparsam yapayım bundan cumhurbaşkanı zarar görecektir. Hayır yönlendirmesi yapsam 'Denktaş bencil davrandı oğlunu baskı altına aldı', evet yönlendirmesi yapsam, 'oğluna bile söz geçirtemedi' suçlaması yapacaklar. Onurlu tarihimizin yaşayan bir temsilcisine karşı böyle bir karalama yapılmasını kabul etme hakkım olmadığına inanmaktayım. Ben, süreç içerisinde elimden geldiğince toplumsal barış ve güney komşularımızla uzlaşma yönünde olumlu katkıları yapmak sureti ile üstüme düşen görevi yapmış olmanın huzuru içerisindeyim. Bir siyasal partinin başkanı olarak, bu, halkımız ve kendi tabanımız tarafından bana yüklenmiş bir sorumluluktu. İçinde bulunduğumuz konjonktürde, parti tabanımızın yönlendirmesinin dışında bir tavır almam mümkün değildir. Bu noktada bilinmesi gereken referandum sonucu ne olursa olsun önümüze yepyeni bir dönem başlayacaktır. Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktır."

KIBRIS 17/04/04

Papadopulos gerçekleri görmüyor

DİSİ Genel Başkanı Nikos Anastasiades'ten Papadopulos'a suçlama:

Papadopulos gerçekleri görmüyor

Referandumda "evet" denmesi kararı alan Güney Kıbrıs'taki ana muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel Başkanı Nikos Anastasiades, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'u gerçekleri görmemekle suçladı.

Anastasiades, "hayır" denmesi halinde KKTC'nin tanınması da dahil çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalınacağına dikkat çekti.

DİSİ'nin önceki gün yapılan kurultayında, katılan toplam 884 delegenin yüzde 77.6'sı Annan Planı'nı onaylarken, yüzde 21.3'ü ise planı reddetmişti. Oylamada 10 delege ise çekimser kalmıştı.

KIBRIS 17/04/04

 

Kıbrıslı Türkleri açıkta bırakmayız

ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs’ta Annan Planı üzerinde iki tarafta 24 Nisan’da düzenlenecek referandumlarda Güney Kıbrıs’ta “hayır, kuzeyde ise “evet” çıkması durumunda Washington’ın Kıbrıslı Türkleri açıkta bırakmayacağını bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher, düzenlediği basın toplantısında, “Kuzeyde ‘evet’ güneyde ‘hayır’ kararı çıkarsa ne yaparsınız” sorusuna yanıt olarak, “Referandum sonuçlarını kesinlikle göz önüne alacağız. Kıbrıslı Türkleri açıkta, soğukta bırakmayacağız” dedi.

Sözcü Boucher, Kıbrıs’ta bu noktaya ulaşılmasında özellikle Türk hükümetinin çabalarını överek “Kıbrıslı Türkler referandumda destek oyu verirse onların daha fazla cezalandırılmasını görmek istemiyoruz” diye konuştu.

Boucher, buna karşılık referandumun kesin sonucu ortaya çıkmadan ABD’nin tam olarak hangi adımları atacağı konusunda spekülasyonda bulunmak için henüz erken olduğunu söyledi.

“KIBRISLI TÜRKLER ARASINDA REFERANDUMA AÇIK DESTEK VAR”

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher, Kıbrıs’ta Annan Planı konusunda 24 Nisan’da yapılacak referandumlara ilişkin olarak, Kıbrıslı Türkler arasında açık bir evet eğiliminin ağır bastığını söyledi.

Boucher, düzenlediği basın toplantısında, referanduma destek konusunda “Kıbrıslı Türkler arasında referanduma açık bir destek var.  Çözüm yanlılarının dün düzenlediği mitinge yaklaşık 30 bin Kıbrıslı Türk katıldı. Dün açıklanan bir ankete göre de Kuzeydekilerin yaklaşık yüzde 60’ı BM’nin çözümünü destekliyor. Kıbrıslı Rum seçmenlerin de BM planının pozitif noktalarını gözönüne alarak oy vereceklerini umarız” dedi.

Sözcü, anlaşmanın referandumlarda onaylanması durumunda tam ve zamanında uygulanması konusunda ABD’nin taahhütte bulunduğunu kaydetti.

ABD’nin Brüksel’de düzenlenen Kıbrıs ile ilgili Uluslararası Bağışçılar Konferansı hazırlık toplantısında dün 400 milyon dolarlık bir bağış niyeti açıkladığını hatırlatan Boucher, bu yardımın referandumların kabulü ve ABD Kongresi’nin onayı şartına bağlı olduğunu kaydetti, ancak “Kongre’nin bunu onaylayacağına eminiz” dedi.

Boucher, “dünkü konferansta söz alan IMF temsilcileri de anlaşmadan bütün tarafların yarar sağlayacağını ve planın mali açıdan sağlıklı olduğunu belirttiler. Böylece Kıbrıslıların kafasındaki başka bir soruya da yanıt verilmiş oldu” diye konuştu.

Sözcü, Kıbrıslı Rumların da anlaşmadan önemli yarar elde edeceklerini ifade ederek, “bunlar arasında 120 bin Rumun evlerine dönecek olmasını, Türk askerlerinin çoğunun adadan ayrılmasının öngörülmesini ve adanın AB’ye birleşik olarak katılmasının avantajlarını” saydı.

ABD KIBRIS’TA REFERANDUMDAN OLUMLU SONUCA ODAKLANDI

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, referandumda Kıbrıs Rum Kesimi’nin “hayır” oyu vermesine karşılık ABD’nin KKTC’yi tanıma yoluna gidip gitmeyeceği sorusuna yanıt vermekten kaçınarak, şimdilik sadece referandumlardan “evet” sonucu alınmasına odaklandıklarını bildirdi.

Powell, bir gazetecinin, “eğer Kıbrıslı Rumlar referandumda hayır oyu verirse, ABD Kıbrıslı Türkler’i, referandumda evet oyu verdikleri için resmen tanımakla ödüllendirebilir mi?” sorusu üzerine, “şimdilik her iki tarafı da kısa süre içinde yapılacak referandumda evet oyu vermenin kendi çıkarlarına olduğuna ikna etmeye odaklanıyoruz” dedi.

Powell, şunları kaydetti:

“Uzun süredir varolan bu tartışmayı, adanın bölünmüşlüğünü çözmek için Kıbrıslı Türkler ve Rumlar’ın önünde olağanüstü bir fırsat anı var. Bu noktada hayır oyu vermenin hiçbir avantajını göremiyorum. Bir B planı yok. Bu planın yerine geçecek başka bir şey de gelmiyor. Bu planı geliştirmesi çok zaman aldı, çok detaylı bir plan. Herkesin, plan içindeki şu ya da bu unsurla bir problemi var. Her iki tarafı da tamamen tatmin eden bir plan olamaz ancak bu plan, ortaya çıkabilecek en iyi plan. Umarım hem kuzey hem de güneyde Kıbrıs halkı, Yunanistan ve Türk halkları kendileri, aileleri ve adanın geleceği için bu planın ne anlama geldiğini dikkatle inceleyecekler.

Kısa süre içinde gerçekleştirilecek referandumda olumlu bir sonuç için yeterli desteği toplayabileceğimizi umuyorum. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın da evet oyunu cesaretlendirmek için elinden geleni yaptığını, BM’nin planın unsurlarını bir araya getirmeye yardımdaki

önemli rolünü biliyorum. Kıbrıs’ta her iki tarafın da, BM ve uluslararası toplumun, planın unsurlarının, aynen planlandığı gibi uygulanacağına yardım edeceği rahatlığını yaşaması gerektiğini düşünüyorum.”

HALKIN SESI 17/04/04

Rumun ‘hayır’ı bizi dünyaya bağlayacak

Hasan Öksüz: TAK

Başbakan Mehmet Ali Talat, Brüksel’de yaptıkları temaslarda bir şeyin, “Dünya bizi anlamıyor, dünya bizi görmek dahi istemiyor, dünya Rum yanlısıdır” anlayışının doğru olmadığının iyice açığa çıktığını belirtti. “Kendimizi ifade edersek anlaşılabileceğimiz, uluslararası topluma onların anladığı dille hitap edebilmenin gerekli olduğu ve başarılı bir dış politikanın temel unsurunun anlaşılabilirliği yakalamak olduğu bir kez daha ortaya çıktı” diyen Talat, Avrupa’nın ve dünyanın, Kıbrıs Türk Halkı’nın uzun bir mücadele sonrasında değiştirdiği politik iklimin olumlu etkilerini, bunun Türkiye’nin çözüm yönündeki inisiyatifiyle bütünleşmesiyle ortaya çıkan yeni iklimi son derece olumlu karşıladığını vurguladı.

Genel izlenimini bu şekilde aktaran Başbakan Talat, özelde de, AB ve ABD yetkilileriyle görüşmelerinde öne çıkan hususun en güncel konu olan Rumların referanduma yaklaşımı olduğunu belirtti. Talat bu konuda şunları söyledi:

“Güney Kıbrıs’ta referandumda ‘hayır’ kullanılması yönündeki yeni hareketlenme en temel değerlendirme ve tartışma konumuz oldu.

Hep şunu vurguladık; evet herkes demokratik şekilde karar verecek ama bu demokratik kararı verirken oy kullananlar kendi haklarında karar vermiş olacaklar.”

Talat, referandumda Türk tarafının “evet” Rum tarafının “hayır” demesinin başlangıçta bir miktar ambargo uygulamalarının veya seyahat ile ticaret kısıtlamalarının ortadan kaldırılması şeklinde ortaya çıkacağını, ancak daha uzun zamanda Türk tarafının “evet”inin dünyayla bağlanmasını sağlayacağını ve bunun çok önemli bir gelişme olacağını söyledi.

Bunu her alanda gördüklerini söyleyen Talat, bugünkü teknik çalışmalar sırasında da aynı durumla karşılaştıklarını, herkesin Kıbrıs Türk Halkı’nın “evet”ini beklediğini, Kıbrıs Türk Halkı’nın “evet” demesiyle ortaya çıkacak durumu AB yetkililerinin de düşünerek değerlendirmeye çalıştıklarını, buna kendilerinin de yardımcı olduklarını anlattı.

Başbakan Talat Bağışçılar Konferansı’na hazırlık toplantısıyla ilgili değerlendirmesinde ise, bunun bir hazırlık toplantısı olduğunu, burada ortaya çıkan duruma göre tüm ülkelerin çözüme siyasi olarak büyük destek verdiklerini ve bu desteğin çözümün uygulanması için mali olarak da süreceğinin ortaya konulacağını ifade etti/

TANINMA KONUSU

Başbakan Talat, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in “Referandumda Türklerden ‘evet’ Rumlardan ‘hayır’ çıkarsa KKTC’yi tanıyabiliriz” şeklindeki açıklamasının belirtilerek tanınmayla ilgili düşüncesinin sorulması üzerine şunları kaydetti:

“Ben doğrusu bu tür şeylerin çok zor olduğuna inanıyorum. Güvenlik Konseyi’nin yasağı karşısında herhangi bir ülkenin cesaret ederek böyle bir tavır takınacağını düşünmüyorum. Aliyev’in söylediğinin de, geçmiş tecrübelerime dayanarak, heyecanla söylenmiş, çok fazla hesabı kitabı yapılmadan söylenmiş bir iddiadır diye düşünüyorum. Tanınmadan ziyade bizim dünyayla bütünleşmemiz, dünyayla bağlanmamız önemli. Önce bu sağlanmalı. Bunun sonucu da görülür artık.

RUM İÇ POLİTİKASINDA ALTÜSTLÜKLER YAŞANACAK

Talat, AKEL’in geldiği noktayı nasıl gördüğünün sorulması üzerine, AKEL’in geldiği noktanın “acı” bir nokta olduğunu kaydederek, bugüne kadar çözümü savunan ve bunu adeta parti politikasının odak noktasına oturtan bir partinin “hayır” demesinin inanılır olmadığını söyledi.

Hele de tarihi üzerinde anlaşılmış bir referandumu ertelemeye kalkışmanın akıl alacak bir iş olmadığını söyleyen Talat, “Kongrede durumun değişebileceğini umuyordum ama durum değişmedi.. Tersine DİSİ’nin kararı gündemi yeniden belirlemiş oldu” dedi. Talat, “evet” demesi daha zor olması gereken bir partinin “evet” demesinin Güney’deki politikada ciddi değişikliklerin habercisi olduğuna inandığını söyledi. Talat, özelikle Rum iç politikasında çok büyük “altüstlükler” yaşanacağını ifade etti.

“RUMLAR ÇÖZÜMÜN GERÇEKLERİNDEN KORKTULAR”

Talat, dünyanın yakın zamana kadar Rumları “çözüm yanlısı” Türkleri ise “uzlaşmaz” gördüğü, bugün ise durumun tersine döndüğü belirtilerek, Rumların bu noktaya nasıl geldiğinin sorulması üzerine şunları söyledi:

“Rumlar bu noktaya ‘Türk tarafının çözüm istemediği, çözüm ister göründüğü ancak bir noktada bunu bozacağı’ inancıyla geldi. Onu bekliyorlardı. Onlara göre ya asker, ya Denktaş, biri bu durumu bozacaktı. İkincisi Türk dış politikasının bu kadar kararlı bir şekilde yönetileceğini düşünmüyorlardı. Olumlu yönde yönetilebileceğini düşünmüyorlardı ve şoka uğradılar. Bir de çözümün gerçekleriyle karşılaştılar. Rumların bunun bir hayal değil gerçek olduğunu gördüler ve bu gerçekten korktular.”

Kıbrıs Türk Halkı gördü ki Rumlar da çok çözüm ister noktada değildi ve şimdi iki halkı karşı karşıya getiren bir durum ortaya çıktı. Türk Halkı ‘evet’ diyecek Rum Halkı ‘hayır’ diyecek ve böylece çelişkiler, karşıtlaşmalar halkların zeminine inmiş olacak. Bu çok tehlikeli. Yeniden uzlaştırma çabaları planda bile öngörülürken ve biz ‘halk birbiriyle kavgalı değil’ diye düşünürken halkı yeniden kavgalı hale getiriyoruz ve bu da çok çok tehlikeli. Bundan çok endişe duyuyorum. Bu politikacıların gerginliğinden ve atışmasından çok daha tehlikeli.”

HALKIN SESI 17/04/04

Denktaş: Onlar evet, biz evet dersek biz hapı yuttuk...

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumların 24 Nisan'da yapılacak referandumda hayır diyeceklerine inandığını ifade ederek, ''Onlar evet, biz evet dersek, biz hapı yuttuk. Bir daha bu memlekette başımızı kaldıramayız'' dedi.
Denktaş, Karpaz'ın bazı köylerini ziyaret ederek halka, referandumda Annan planına neden hayır demesi gerektiğini anlattı.
Denktaş, gazetecilerin, Rum AKEL partisinin çözümün uygulanmasında BM Güvenlik Konseyi ve AB'nin garanti vermesi halinde plana destek olacakları yönündeki son tavrıyla ilgili görüşlerinin sorulması üzerine, AKEL'in kendilerine başlangıçta söylediğini ispat ettiğini belirtti.
Denktaş, ''Rumların plana hayır demesinin bir oyun olduğunu ve pazarlık için yapıldığını ifade ederek, şöyle konuştu:
''Ne pazarlığı yaptıklarını bilmiyorduk. Meğer güvenlik konseyi genel sekreterlikle pazarlık yapıyorlarmış. Bugün nihayet ağızlarından kaçırdılar. Bizim tarafta evet seslerinin yükseldiğini gördükçe, artık açıklayabildiler. Bizdekiler, 'evet deyin de onlar hayır'da kalsın' siyasetinin çok yanlış olduğunu, bizim karar verip ne diyeceğimizi kararlaştırıp ona göre oy kullanmamız gerektiğini ispatlamışlardır. Çünkü ben hala son güne kadar evet diyecekleri inancındayım. Onlar evet biz evet dersek, biz hapı yuttuk. Bir daha bu memleketin içinde başımızı kaldıramayız.'' Denktaş, Demokratik Parti'nin (DP) referandumda halkı oy kullanmada serbest bırakma kararıyla ilgili bir soru üzerine, DP'nin kendi açısından gerekli gördüğü bir açıklama yaptığını söyledi.
Her partinin içinde hayır ve evet diyenler olduğunu kaydeden Denktaş, DP'nin bu konuyu parti açısından bu şekilde hallettiğini belirtti. Denktaş, DP'nin içinde hayır diyen insanlara kendileriyle beraber olmaları ve birlikte çalışmaları için çağrıda bulunduğunu kaydetti.
''Dünyanın istediği bu oylamada, eğer hayır dersek, neye evet demiş oluruz'' diyen Denktaş, şunları söyledi:
''Devletime sahip çıkıyorum, egemenlikten vazgeçmiyorum. Türkiye'nin garantisinden vazgeçmiyorum. Rumları içime alarak iki kesimliliği sulandırmıyorum. Mal mülk meselesinde daha adil daha güzel bir formül istiyorum. Hayır diyenler buna evet demiş olacaklar.'' Denktaş, Kıbrıs konusunda yeni görüşmelerin kaçınılmaz olduğunu ifade ederek, ''yeni bir rauntta kimse bana veya benim yerimde olan kişiye 'egemenlik isteyemezsin devlet isteyemezsin' diyemeyecek. Çünkü bu halk referandumda 'devletim, egemenliğim' demiştir. Bu kadar mühimdir onun için bunu bilerek sandık başına gidelim'' dedi.
Bu arada Denktaş'a Karpaz ziyaretinde, eski Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel de eşlik etti.

YENIDUZEN 17/04/04

“Annan Planı’nın yarattığı tarihi fırsat kaçırılmamalı”

BM Güvenlik Konseyi, Genel Sekreter Kofi Annan tarafından hazırlanan Kıbrıs planına güçlü destek vererek, bunun, kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu bildirdi.

Konsey tarafından yapılan başkanlık açıklamasında, Kıbrıs’ta kararın halklara bırakılmasıyla birlikte, Annan planına kuvvetle destek verildiği ve bu tarihi fırsatın kaçırılmaması gerektiği belirtildi.

Açıklama, dönem başkanı Almanya’nın BM Büyükelçisi Günter Pleuger tarafından yapıldı.

BM kaynakları, Konsey’in bu açıklamasını “uluslararası toplumun Rum tarafına güçlü bir mesajı” olarak niteleyerek, BM’den böyle bir karar çıkmasını tercih etmeyen Rum yönetimine bir uyarı olarak değerlendirilebileceğini ifade etti.

Diplomatik kaynaklar, İngiltere tarafından hazırlanan başkanlık açıklamanın, zamanlama açısından da önemli olduğunu kaydetti.

YENIDUZEN 18/04/04

Önce Annan Planının kabulünden

“Önce Annan Planının kabulünden konuşalım, reddi ihtimalinden değil”

ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıslı Rumlar Annan planını reddederse ABD’nin KKTC’yi tanıma yolunda adım atıp atmayacağı sorusuna yanıt olarak, “Önce Annan planının kabulünden konuşalım, planın reddi ihtimalinden değil. Şimdi bu tür konulardan konuşmak bile istemiyoruz” dedi.

Powell, Yunanistan’ın Antenna televizyonuna verdiği demeçte, “Eğer Rumlar planı reddederse adanın kuzey bölümünü tanımayı düşünür müsünüz?” sorusu üzerine, “Şu anda bu, önümüzdeki bir mesele değil.  Önce planın kabulünden konuşalım, reddinden değil. Şimdi, bu tür sorular ve konular hakkında konuşmak bile istemiyoruz. Kendimizi bu konumda bulmak istemiyoruz” diye konuştu.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde yayınlanan metne göre, Powell, referandumlardan “evet” çıkmazsa Annan planına alternatif bir B planı olmadığı görüşünü yineleyerek, “büyük bir fırsat” olarak nitelediği Annan planının adayı bir araya getirme şansının kaybedilmemesi gerektiğini ifade etti.

Planın, bütün tarafları tam olarak tatmin etmese de “çok dengeli” olduğunu belirten Powell, Annan planının 24 Nisan’da “evet” oyunu hak ettiğini de kaydetti.

Referandumun ertelenmesi ile ilgili bir soruya karşılık Powell, “Ertelemenin bir şeye faydası olur mu bilmiyorum. Bu problem, 40 yıldır orada. Herkes, son hafta ve aylardaki tartışmaları izledi. Bir araya gelindi, anlaşma sağlandı. Bunu şimdi ertelemek, söndürmektir.  Ne zamana kadar ertelenecek? Bu planın her iki tarafın da çıkarına hizmet ettiğini anlamak için gerçekten daha fazla zamana ihtiyaç var mı?” dedi.

Powell, “Bu plan için harekete geçmeliyiz ve ertelersek daha iyisinin çıkacağını veya bir şimşeğin çakmasını beklememeliyiz. Şimdi harekete geçelim ve 24 Nisan’da evet oyu verelim. Umarım bu, her iki taraftan da Kıbrıslıların varacağı sonuç olur” diye konuştu.

 

YENIDUZEN 18/04/04

 

''Dünya ile temas kurabilmenin yolu açıldı''

Başbakan Mehmet Ali Talat, Brüksel'e gerçekleştirdiği ziyaretin önemli bir yanının, dünya ile temas kurabilmenin artık yolunun açıldığının ortaya çıkması olduğunu söyledi.  

              Brüksel'de düzenlenen Uluslararası Bağışçılar Konferansı ile  çeşitli panellere katılan Talat, İstanbul'a geldi. Talat, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde düzenlediği basın toplantısında, Brüksel'deki temaslarını değerlendirdi.

              Brüksel'de Kıbrıs Türk tarafının düşüncelerini, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri, referandumları ve referandumlara bakışını aktarma fırsatı bulduğunu kaydeden Talat, şöyle dedi:

              ''Özellikle Türk tarafının planın referanduma sunulmasının ertelenmesi talebine karşı görüşlerini, buna karşı çıktığımızı, bizim sözlerimize bağlı olduğumuzu, taahhütlerimizi yerine getirmeye hazır olduğumuzu ifade ettim. İlk kez bir KKTC Başbakanı Brüksel'de böyle bir etkinliğe katıldı. O yüzden ilgi yüksek boyutta oldu. Uluslararası Bağış Konferansı'nda da Kıbrıs Türk halkı adına bir konuşma yaptım ve o konuşmada da bakışımızı ve Annan Planı'nın referanduma sunulmasıyla ilgili düşüncelerimizi açıkladım. Türk tarafı olarak bizim tutumumuzun, planın oylanmasının ertelenmesi yönünde olmadığı, sanıyorum tartışma kaldırmayacak şekilde ortaya çıkmıştır. Bu ziyaretin ikinci önemli yanı da dünya ile temas kurabilmenin artık yolunun açıldığının ortaya çıkmasıdır. Bu, önemliydi bizim için. Bugüne kadar Kıbrıs Türk politikası içine kapanıktı. Kendini kapanarak savunmayı hedef olarak görüyordu. Bu ziyaretle bunu tam anlamıyla aşmış durumdayız. Dünya ile bütünleşme, iletişim kurma, aynı frekanstan konuşarak ilişkileri geliştirme gibi bir politikayı hayata geçirmiş bulunuyoruz. Bunun önemli yararlarını göreceğiz diye düşünüyorum.''

                                          -KIBRIS'TA AÇILMA POLİTİKASI-

              Brüksel'deki temasları sırasında AB Ortak Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Solana ve Günter Verheugen ile görüşme fırsatı bulduğunu da anlatan Talat, ''Böylece Kıbrıs Türkünün, Kıbrıs Türk

Devleti'nin dünya ile bütünleşme sürecinde adım atmaya hazır olduğunu, AB'ye girmeye ve AB'ye uyum sağlamaya hazır olduğunu bir kez daha ortaya koyduk'' diye konuştu.

              Kıbrıs'ta artık kapanma değil açılma politikasının gündeme geldiğini ve bunun bundan sonra da yürütüleceğini kaydeden Talat, şöyle devam etti:

              ''Güney Kıbrıs'tan gerçekten 'hayır', KKTC'den 'evet' çıkması  durumunda yepyeni ve önemli politik adımlar atmamız gerekecek. Bu ziyareti, bu adımların ilk başlangıç sinyali olarak da algılayabilirsiniz.

              Nitekim gerek ABD, gerek AB yetkilileri, kuzeyden evet, güneyden hayır çıkması durumunun nasıl değerlendirileceği konusunun ilk ipuçlarını da vermişlerdir. Ziyaretimiz bu bağlamda son derece yararlı oldu.'' 

''DEMOKRAT PARTİ'NİN BU TUTUMUYLA KUZEYDEN

               'EVET' ÇIKMA OLASILIĞI ÇOK YÜKSEK''

    Başbakanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) sürecinde önünün açılması ve KKTC'nin dünyayla bütünleşmesinin ''iki evet''e bağlı olduğunu belirterek,

''Kuzeyden 'evet', güneyden 'hayır' çıkması bizi ziyadesiyle üzer ve bu süreç başarıya ulaşmamış demek olur'' dedi.

          Talat, bir gazetecinin, ''Kuzeyden 'evet', güneyden 'hayır' çıkması durumunda size ne gibi güvenceler verildi?'' sorusu üzerine, ''Bütün bunlar bir mücadele sürecidir. Bu süreci iyi planlar, doğru yaparsanız başarıya ulaşırsınız'' dedi.

               Bugüne kadar kapanma politikası yürütüldüğü için böyle bir mücadelenin hiç düşünülmediğini ifade eden Talat, şöyle konuştu:

              ''Atacağımız adımlar son derece önemlidir. Tanınmayı zor görüyorum. Güvenlik Konseyi'nin kararları var. Tanınmanın başka hususları var. Ama izolasyonun ortadan kalkması yönünde gerçekten adımların atılması mümkündür. Bunun ilk sinyali, ABD Dışişleri Bakanı'nın beni aramasıyla verilmiştir. Diğer birçok uluslararası kurum ve kuruluş bu konuya ilgi göstermeye başladı. Ama bunun arkasını bırakmamak lazım. Böyle bir durum ortaya çıktığı takdirde hiç bıkmadan, yılmadan bu mücadeleyi vermek lazım. Aksi halde başarıya ulaşmak, yani bir tek güneyden 'hayır', kuzeyden 'evet' çıkmasıyla her şeyin bir günde değişeceğini beklemek mümkün değil. Arzumuz, hedefimiz, yanlış anlaşılmasın iki 'evet' çıkmasıdır. Yani birincil hedefimiz budur.

          Kuzeyden 'evet', güneyden 'hayır' çıkması bizi ziyadesiyle üzer ve bu süreç başarıya ulaşmamış demek olur. Bizim, kuzeyden 'evet', güneyden 'hayır' çıkması bir arzumuzmuş gibi kesinlikle

anlaşılmamalıdır. Bizim arzumuz her iki taraftan da 'evet' çıkmasıdır. Ancak o zaman başarıya ulaşırız. Diğeri, bir uzun sürecin sonucunda ancak bazı iyileştirmeler elde etmektir ki, bu iyileştirmeler bize

yetmez. Türkiye'nin AB sürecinde önünün açılması, bizim dünyayla bütünleşmemiz, iletişim kurmamız, bütün bunlar 'iki evet'e bağlıdır.''

                                                    -DP'NİN TUTUMU-

              İktidarın küçük ortağı DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın referandumda partisinin ''tavır almayacağına'' ilişkin açıklamasıyla ilgili soru üzerine de Talat, ''Serdar Denktaş kendi partisinin

durumunu değerlendirerek böyle bir sonuca vardı. Buna ben saygı duyuyorum'' dedi.

              Demokrat Parti'nin ayrı, bağımsız bir parti olduğunu kaydeden Talat, ''Demokrat Parti benim hükümet ortağımdır. Ama benimle aynı düşünmek zorunda değildir. Özellikle bu önemli konuda. Planın

hazırlanıp bu safhaya getirilmesinde önemli katkıları bulunan bir kişinin ve partinin 'hayır' demesi beni çok üzer'' diye konuştu.

          Talat, Demokrat Parti'nin bu tutumuyla kuzeyden 'evet' çıkma olasılığının çok yüksek olduğunu söyledi.    

                                          -RUM TARAFININ GÜVENCE İSTEĞİ-

              Güney Kıbrıs'ta iktidarın büyük ortağı AKEL'in, planın uygulanmasında AB ve BM'den güvence istemesine ilişkin soruya karşılık da Talat, ''Bu, bizimle ilgili bir durum değil. AB ve Güvenlik Konseyi

bu konuda güvence verirse, onlar verecektir'' dedi.

          Plan yürürlüğe girmeden ya da girerken Güvenlik Konseyi'nin yerine getireceği görevler bulunduğunu anlatan Talat, Güvenlik Konseyi'nin yeterli güvenceleri Rum ve Türk tarafına zaten verdiğini söyledi. 

          Rum tarafının bu konudaki kuşkusunun tamamen yersiz olduğunu ifade eden Talat, ''Biz, Türk tarafı olarak bugüne kadar bütün taahhütlerimize uyduğumuz gibi uygulamadaki bütün taahhütlerimize de

uyacağız. Bu anlaşma imzalanırsa, Türk tarafından, uygulamayla ilgili sorun çıkaracağı konusunda kuşku duyulması son derece yersizdir inancındayım'' diye konuştu.

                    -''YUNANİSTAN'DAN 'EVET'' YÖNÜNDE GÜÇLÜ DESTEK BEKLİYORUM''-

          Talat, bir başka soru üzerine de Yunanistan'dan referandumda 'evet' denilmesi yönünde daha güçlü bir destek beklediğini kaydetti.

          ''AB ve BM, Rum tarafına istediği güvenceleri verebilir mi?'' şeklindeki soru üzerine Talat, şunları kaydetti:

              ''Bence bu güvenceyi BM veya AB sağlayamaz. Bu güvenceyi sağlayacak olan tarafların iyi niyetli ve çözümü arzulayan yaklaşımlarıdır. Bizde bu vardır. Biz, sözümüzü tutacağız. Dolayısıyla ek güvenceler istemeye hiçbir gerek yoktur diye düşünüyorum. AB'nin  vereceği güvence sonuçta Türk tarafının istekliliğine, kararlılığına bağlı bir güvence olacaktır. Bu bakımdan bunu ısrarla istemek, aslında

referandumda 'evet' dememeye bir bahanedir. Başka bir anlamı olabileceğini düşünmüyorum.''

              Beklentisinin, Rum tarafında da sağduyunun egemen olmaya başlaması olduğunu kaydeden Talat, Güney Kıbrıs'ta referandumda 'evet' çıkma  ihtimalinin, AKEL'in politika çizgisini değiştirmesiyle mümkün hale gelebileceğini söyledi.

          Başbakan Talat dün gece adaya döndü.

 YENIDUZEN 18/04/04

Gül: Türk tarafına haksızlık yapılmaması konusunda sempati gördük


      AB dönem başkanı İrlanda'nın Tullamore kentinde Avrupa Birliği üyesi ve aday ülkeler dışişleri bakanlarının gayri resmi toplantılarına katılan ve İngiltere, Fransa, Almanya ve İrlanda dışişleri bakanlarıyla ikili görüşmeler yapan Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunda ''büyük bir sempati ve kararlılık'' gördüğünü söyledi.

Tahsin AKTI / AA

Abdullah Gül, Cumartesi günü AB dışişleri bakanlarıyla katıldığı çalışma yemeğinde resmi gündemin Irak, Ortadoğu ve Kosova olduğunu anımsatarak, bununla birlikte kendisinin Kıbrıs konusunu gündeme getirdiğini ve toplantının çok büyük bölümünün Kıbrıs'a ilişkin tartışmalarla geçtiğini söyledi.
      İrlanda'dan dönüşünde AA'nın sorularını yanıtlayan Gül, ''Toplantıda, Kıbrıs'ta referandumdan önce Türkiye'nin pozisyonu, adadaki iki tarafın pozisyonu, tüm bunlar gözden geçirildi. İhtimaller konusunda, her iki tarafta 'evet' çıkması halinde veya kuzeyde 'evet', güneyde 'hayır' çıkarsa, ki bugün öyle gözüküyor, neler yapılması gerekir? Bunlar geniş bir şekilde tartışıldı. Toplantının ana gündemi bu oldu ve neredeyse bunun için toplantı yapılmış gibi oldu'' dedi.
      ''Eğer Türk tarafı 'evet', Rum tarafı 'hayır' derse, o zaman Rum tarafı Avrupa Birliği'ne girerken Türk tarafına uygulanacak tüzüğün gözden geçirilmesi gerektiği ve Türk tarafının cezalandırılmaması, böyle bir olumsuzluk karşısında yapılacak uygulamaların Türk tarafını cezalandırıyor gibi bir durum ortaya çıkarmaması gerektiğinin altı çizildi. Bunu hem ben söyledim, hem de diğer bakanlardan büyük bir destek ortaya çıktı'' diyen Gül, ''Referandumdan önce böylesine bir toplantıda her şeyin gözden geçirilmesi, alternatiflerin gözden geçirilmesi, alternatiflere karşı AB'nin alacağı tavrın, planlanmamış olmasına rağmen, geniş bir şekilde, sanki tek gündem maddesiymiş gibi tartışılması çok yararlı oldu'' diye konuştu.
      Abdullah Gül, ''AB bakanları nasıl bir olasılık üzerinde duruyorlar, ilk planda akıllarından geçen ne?'' şeklindeki bir soruya karşılık, ''Tabii herkes 'bu tarihi bir şey, bu fırsat kaçırılmamalı ve plan kabul edilmeli' fikrinde. Ama eğer böyle olmazsa ve bütün kamuoyu yoklamalarının gösterdiği gibi bir sonuç ortaya çıkarsa, Türk tarafına haksızlık yapılmaması ve bunun dikkate alınmasının genel ve geniş bir anlayış haline geldiğini gördüm. Aslında büyük bir sempati gördük. Kararlılık gördüm. Türk tarafına karşı sorumlulukları olacağını, bunu görmezden gelemeyeceklerini açık bir şekilde ortaya koyup söylemekten çekinmediler'' dedi.
      Gül, kamuoyu yoklamalarında beklenen sonuç çıkarsa Avrupa Birliği'nin KKTC'ye ambargoları, kısıtlamaları kaldırmasının gündeme geleceğini belirterek, ''Biz bunların hepsinin gözden geçirilmesini istiyoruz'' dedi.
     
     KIBRIS'A YÜRÜYÜŞ

      Referanduma bir hafta kala, AB, BM ve diğer ülkeler nezdinde Kıbrıs konusunda çalışmaların devam edeceğini, bununla birlikte hükümet olarak adaya dönük yapacak bir şeyleri kalmadığını söyleyen Gül, ''Çünkü her şeyi açıkladık. Neticeyi saygıyla karşılayacağımızı da söyledik. Ne düşündüğümüzü, neyi Türklerin lehine gördüğümüzü herkes biliyor'' diye konuştu.
      Gül, Ülkü Ocakları'nın 15 Nisan'da Ankara'dan başlayan ve 24 Nisan'da Kıbrıs'ta sona ermesi planlanan ''hayır'' yürüyüşü hakkındaki değerlendirmesinin sorulması üzerine de, ''Ben bunları yanlış görüyorum. Yani Kıbrıs'ı Kıbrıslılar, onların sorununu da oradakiler organize etmeli, Türkiye'dekiler organize etmemeli'' diye konuştu.
      Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
      ''Ayrıca bu tür şeyler oradaki ortamı da zedeler. Ben 'hayır' diye Kıbrıs'a gidenlerin orada aksülamel, reaksiyon doğuracağını zannediyorum. Çünkü buradan fikirler açıklanıyor, anlatılıyor, televizyonlar, basın yoluyla her şey söyleniyor. Yani oraya gidip orada gösteri yapmak... Orada oy kullanmayacaklar ki. Ben bunun çok faydalı olduğu kanaatinde değilim.''
 MILLIYET 18/04/04

KKTC'nin yüzde 62'si hemen çözüm istiyor


   

Referanduma günler kala yapılan ankete göre, KKTC'lilerin yüzde 62.1'i 'evet' diyor. Rumlara geçecek olan Güzelyurt da 'evet'çi

Sefa Karahasan

   
    Kıbrıs'ta 24 Nisan'da yapılacak referandum öncesi Rum kesimi "ohi"ye (hayır) kilitlenirken, KKTC'de "evet" oyları artmaya başladı. KKTC'de yapılan son ankete göre, Kıbrıs Türk halkının yüzde 62.1'i plana "evet" derken, Türkiye kökenlilerin ağırlıkta olduğu bölgelerde bile referanduma "evet" çıktı.
    Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'nin (KADEM) 11 - 16 Nisan'ı kapsayan anketine katılan 1815 kişiden yüzde 62.1'i referandumda "evet" diyeceğini söyledi, "hayır" diyenler yüzde 24.4'te kaldı. Yüzde 5.12 kararsız olduğunu belirtirken, yüzde 8.5'lik kesim "cevap yok" dedi.
    Anketin yapıldığı Lefkoşa, Girne, Gazimağusa, İskele ve Güzelyurt'ta "evet" oylarının yüzde 60'ın üzerinde olduğu görüldü. En şaşırtıcı sonuçlar ise İskele ve Güzelyurt'ta alındı. Çünkü İskele Türkiye kökenlilerin yoğun olarak yaşadığı ve son seçimde sağ partilerin yüzde 45'in üzerinde oy aldığı bir bölge. Çözümden sonra tamamen Rum tarafında bırakılacak Güzelyurt'ta da nüfusun yüzde 80'i göçmen durumuna düşecek. Bunlara rağmen "evet" oranı Güzelyurt'ta yüzde 62.3, İskele'de yüzde 60 oldu. "Hayır"cılar sırasıyla yüzde 25.6 ile yüzde 28.8'de kaldı.
   
    Gençler 'evet'e yakın
    Ankete göre Lefkoşa yüzde 62.5 "evet" - yüzde 24.6 "hayır", Girne yüzde 62.5 "evet" - yüzde 22.9 "hayır", Gazimağusa yüzde 62.1 "evet" - yüzde 21.6 "hayır" dedi. Gençlerin de referandumda "evet"e daha yakın oldukları ve büyük oranda "evet" taraftarı olduğu anlaşıldı.
   MILLIYET 18/04/04

 

Annan Planı'na BM garantisi


   
SEMA EMİROĞLU New York

   
    Kıbrıs Rum Yönetimi'nde iktidarın büyük ortağı AKEL partisi, Annan Planı'na "evet" diyebilmek için AB ve BM Güvenlik Konseyi'nden çözüm planını uygulama garantisi istedi. Konsey de bu garantiyi New York'ta yaptığı başkanlık açıklamasıyla verdi.
    Konsey'in dönem başkanı ve Almanya daimi temsilcisi Günter Pleuger, çözümün 24 Nisan'da onaylanması halinde, Konsey üyelerinin planın tüm taraflarca tam ve süratli biçimde uygulanabilmesi için gerekli adımları atacaklarını, bu adımların, yeni bir BM barış gücü operasyonu kurulmasını içerdiğini söyledi. Pleuger, Annan Planı'na güçlü destek verdiklerini de vurguladı.
    BM Genel Sekreteri Kofi Annan da, Konsey'in planın uygulanması için adımlar atmaya ve yeni bir barış gücü operasyonu kurmaya hazır olmasını memnunlukla karşıladığını açıkladı.
   MILLIYET 18/04/04

 

Nereye gider?


       
    Türkiye, AB üyeliğini garanti etmeden, sadece müzakere tarihi alma olasılığını güçlendirmek amacıyla, haklarından vazgeçmiştir.
    Örneğin, 1960 anlaşmalarının tanıdığı, "Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte üye olmadıkları uluslararası kuruluşlara üye olamaz" hükmünün çiğnenmesini kabullenmiştir. Türkiye, AB'ye üye olmadan Güney Kıbrıs'ın üye yapılmasını önleyemediği gibi artık bu hükmü anımsatmaktan, bu hükme dayanarak güçlü itirazlarda bulunmaktan vazgeçmiş görünmektedir.
    Annan Planı'nın 1960 anlaşmalarının gerisindeki hükümlerini de kabullenmiştir. Dolayısıyla bu aşamadan sonra bu haklarını savunma şansı da kalmamıştır.
    Bu vazgeçişte kuşku yok ki, neden ve hedef AB'dir. AB de bunu çok iyi bildiği için Türkiye'ye kesin sözler vermeden taleplerini gündeme getirmekte ve yerine getirtmektedir. Kıbrıs konusunda yaşanan budur.
    Annan Planı, Kıbrıs'ta kabul edilsin veya edilmesin, AB, Kopenhag kriterlerini yerine getirmiş olan Türkiye'ye tarih vermek zorundadır. Kıbrıs koşulu da Ada'dan ne sonuç çıkarsa çıksın Ankara tarafından yerine getirilmiş durumdadır. Bu aşamadan sonra Rumlar hayır derse bile AB'nin Türkiye'ye tarih verme konusunda Kıbrıs koşulundan söz etmesi mümkün değildir. Olmamalıdır. Hatta KKTC'den zayıf bir olasılık olmasına karşın hayır sonucu çıksa bile böyle olmalıdır. Kaldı ki evet sonucu karşısında AB'nin öne sürebileceği hiçbir koşul kalmamaktadır.
    Ancak, AB'nin Kıbrıs'tan sonra Yunanistan'ın talepleri doğrultusunda Ege sorununu gündeme getireceği açıktır. Bu zaten 1999'da Helsinki'de kabul edilmiş bir koşuldur. AB, yine tarih vermek için bu koşulu da Ankara'nın önüne koyacaktır.
    AB, tarih vaadinin, Türkiye üzerinde icra gücü olduğunu çok iyi kavramış durumdadır. Bu gücü elinden çıkarmadan sonuna kadar kullanacaktır.
    Türkiye'deki kaygılardan biri ise Kıbrıs'tan sonra AB'nin Ege'yle yetinmeyip, Ankara'nın karşısına "Kürt sorunu koşulu"yla çıkmasıdır. Anadilde yayın, öğrenim, Kürtçe kurs olanakları gibi kültürel olanakların ötesinde siyasal niteliğe bürünmüş bu konunun, AB tarafından ileride nasıl gündeme getirileceği belli değildir. Ancak, bugünden AB üyesi ülkelerin Ankara'da misyonlarının bu konuya gösterdikleri yoğun ve yakın ilgiye bakılırsa, gündeme getirileceği bellidir. Duruşmalara Avrupa parlamenterlerinin, Ankara'da misyon mensuplarının duruşmalara ve Kürtçe kurs açılışlarına karşı gösterdikleri sıcak takip bunun belirgin göstergelerindendir.
    Bu süreç nereye gider?
    AB, Türkiye'yi üyelik ve tarih konusunda köşeye sıkıştırmış ve yaptırım gücüyle yönlendirmeye başlamıştır. Bu süreçte Türkiye'nin açık haklılık taşıdığı konularda bile haklarını talip ve savunmaktan vazgeçmeye başlamış olması ilerisi için düşündürücüdür. Hemen olmasa bile birkaç yıl sonra Türkiye'nin devlet yapısının AB tarafından tartışmaya açılması, Irak'taki gelişmelere de bağlı olarak federasyon söyleminin yeniden canlandırılması dahil birçok gelişme yaşanabilir.
    "Türkiye'nin çıkarları Anadolu'ya hapsedilemez" diyen Ankara, o noktadan, Kuzey Irak'ta, Kıbrıs'ta, Kafkaslar'da, Balkanlar'da "kırmızı çizgi"lerini terk ederek, bu noktaya gelmiştir.
    Bundan sonra nereye gider, sorusu üzerinde durulmaya değer...
   FIKRET BILA MILLIYET 18/04/04

 

Göçmenler de 'evet' diyor


       
Referanduma doğru Kıbrıs / 2
   
DİPKARPAZ
   

KKTC'de Türkiyeli göçmenler arasında 'evet'ler artıyor. Karpazlılar, "Başbakan'ın tavrı ve Genelkurmay Başkanı'nın konuşması etkili oldu" diyor

Fotoğraflar: Yurttaş Tümer
   Kıbrıs'ın kuzeye, Anadolu'nun karnına doğru bıçak gibi uzanan sivri ucunda yol alıyoruz. Camiyle kilise karşı karşıya... Kumyalı Köyü yazıyor. Zınk diye frenliyor Sefa. Yurttaş elinde fotoğraf makinası arabadan çıkarken hem gülüyor, hem eliyle tabelaya işaret ediyor:
    The Mafia Bar!
    Altında "Avcılara sıcak çorba" yazıyor. "Biz dürüst mafyaların uzantısıyız" diyor Baflı Cengiz, barın sahibi, "Burası garipler yuvası olduğu için böyle bir isim koyduk. Üstelik diploması da var bu barın. Bakın, Barış Gücü askerleri tarafından verildi."
    Cumartesi sabahının rehaveti esiyor ortalıkta. Herkes göçmen. Kimi Anadolu'dan, Erzurum'dan, Adana'dan, Mersin'den, Kars'ın Kağızman ilçesinden gelmiş. Kimi de Güney Kıbrıs'tan, Baf'tan, Larnaka'dan. Kemal Öğüt yetmiş yaşında, Larnaka'lı. 1974'de esir değişiminde deniz kenarındaki Kumyalı'ya göçtüğünü söylüyor. "Bu köye ben öğrettim balıkçılığı, bilmezlerdi" diyor.
    "Kağızmanlı'ya da öğretebildin mi?" diye sorunca gülüyor, "O anlamaz bu işten" diye takılıyor. The Mafia Bar'ın sahibi Cengiz, "Şu geçmişin hikayelerini bırakalım, geleceğe bakalım" diye söze giriyor.
    "Evetler elini kaldırsın!"
    Bütün eller kalkıyor. Birkaçı zafer işareti yapıyor, barış anlamında...
   
   

Göçmenlerde 'evet' yüzde 56

    Gülüyor Cengiz:
    "Gazeteci abi gördün mü, herkes Yes be Annem diyor. Tayyip Baba evet dedi ya, iş bitti. Genelkurmay Başkanı paşamız da bıraktı, herkes ne isterse dedi ya... Evet çıkar artık..."
    Türkiyeli göçmenlerin büyük çoğunluğu oluşturduğu Karpaz bölgesi geçen aralık ayındaki milletvekili seçimlerinde Denktaşçı sağ partilerin, UBP ile DP'nin kalesi olmuş. Yüzde 50'nin üstünde oy almışlar. Ama şimdi anketler, bu bölgede de hayırın değil evetin yükselişe geçtiğini gösteriyor. Kıbrıs gazetesinde dün yayınlanan araştırmaya göre, Karpaz'da evetler yüzde 60'ı bulmuş durumda.
    Kuzey Kıbrıs genelinde nisan ayında yapılan araştırmaya göre evetler yüzde 59'dan yüzde 62.1'e yükselmiş. Hayırlarda ise dört puanlık bir azalma var, yüzde 24.4...
    İlginç olan şu:
    Türkiyeli KKTC vatandaşları arasında evetler yüzde 56.4'e çıkmış durumda...
    Dipkarpaz'da sırtını kiliseye vermiş Altın Kum kahvesinde sohbet ediyoruz. Evetler niçin tırmanışa geçti sorusunu Polatpaşa mahallesinin muhtarı yanıtlıyor. Karadeniz kıyısından, Ordu'dan Dipkarpaz'a göç etmiş 1976'da. Yanımızda oturan oğlu da burada doğmuş. Kendisi aynı zamanda Atatürkçü Yaşam Derneği'nin başkanlığını yapıyor.
    Diyor ki:
    "Önce Başbakan Erdoğan ne diyecek? Ona bakıldı. Sonra Genelkurmay Başkanı dediler, onu bekledik. Sonra Cumhurbaşkanı Sezer beklendi."
    Hayır için 'anavatan'dan fazla bir mesaj gelmediği, 'asker'den de hayır telkini ulaşmadığı, bundan dolayı da canının sıkıldığı anlaşılıyor söylediklerinden... Adana'dan 1976'da Dipkarpaz'a göç etmiş. 71 yaşında.
   
   

Serdar Denktaş'a veryansın

    Bir gece önce partisini serbest bırakan, ne evet ne hayır diyen DP lideri Serdar Denktaş'a veryansın ediyor:
    "Gece dinledik onu. Yazıklar olsun dedik. Burası Serdar Denktaş'ın, DP'nin kalesi idi. Çıkıp bir hayır diyemedi. Diğeri cesur evet diyor da, sen çıkıp ne diye hayır diyemiyorsun."
    Serdar Denktaş'ın bu tutumunun da 'evet'e yarayacağını düşünüyorlar. Böylece oğul Denktaş'ın siyaseten intihar ettiğini belirtiyorlar. Hayırcı çoğunluk içinde, bir evetçi çıkıyor. Trabzon'lu. 1976'da 17 yaşındayken göç etmiş Dipkarpaz'a. "Evet verecek, çünkü Tayyip'in memleketlisi..." diye takılıyorlar.
    Niye evet sorusuna yanıtı:
    "Ben göçmenim, hala ne olduğum belli değil. Durumum artık belli olsun. Sonra hükümet, Başbakan evet diyor, ben ne diye hayır diyeceğim ki..."
    Türkiyeli göçmenler arasında yapılmış olan bir ankete göre, AKP'yi tutanların oranı yüzde 60 civarında. Bu yüzden Başbakan Erdoğan'ın eveti Karpaz bölgesinde evetlerin yükselişine yol açmış diyorlar.
    Vedalaşırken arkamdan bağırıyor:
    "Yes be annem!"
    Ekliyor:
    "Hayır teslim oldu Kuzey'de!"
    Dipkarpaz'da 450 kadar Rum var. Türklerle Rumların çarşıda kahveleri de, kiliseleriyle camileri de karşı karşıya...
   
   

AKEL yumuşuyor

    "Rumlar evet verecek" diyor.
    "Denktaş mı söyledi?"
    "Az önce televizyonda dinledim. AKEL'in tavrı yumuşuyor. Hristofyas çıktı televizyona ve 'Eğer bazı garantiler verilirse, tutumumuzu gözden geçiririz' dedi."
    Son anda sürpriz olabilir mi?
    Kuzey Kıbrıs'ta kamuoyu araştırmalarının altındaki imza olan Muharrem Faiz'e göre Güney'de hayırlar yüzde 41 - 42'ye yükselmiş durumda. Klerides'in DİSİ partisinde yüzde 28 evet, AKEL'de yüzde 11 - 12 evet, eski Cumhurbaşkanı Vasiliu'nun partisinde de yüzde 2 evet olduğunu hesaplıyor. Bir yandan evet kampanyasının kızışması, öte yandan AB, ABD ve BM'den mesajların kuvvetlenmesiyle evetlerin Güney'de de yükselebileceğini belirtiyor. Ama şimdi hayırlar ağır basıyor Güney'de...
    Kıbrıs yazıları devam edecek...

HASAN CEMAL MILLIYET 18/04/04

 

KKTC'de 'Evet' ağır basıyor

 

Kıbrıs Gazetesi'nin, Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'ne (KADEM) 11-16 Nisan tarihleri arasında yaptırdığı ankette, 24 Nisan'da yapılacak referandum için yüzde 62.1 oranında “evet”, yüzde 24.4 oranında “hayır” çıktı. Bunun, son iki ay içinde ulaşılan en yüksek oran olduğu belirtildi. Yaş küçüldükçe "Evet" deme oranı artıyor.

Yaklaşık 2 ay önce yapılan araştırmada, referandumda “evet” diyeceklerin oranı yüzde 52 idi. Geçen sürede yüzde 52'lik oran önce yüzde 57'ye, son olarak 11-16 Nisan tarihleri arasında yapılan araştırmada ise yüzde 62.1 ile en yüksek seviyeye ulaştı.

11-16 Nisan tarihleri arasında 70 yerleşim biriminde 1815 kişilik örneklem grubuyla yapılan kamuoyu yoklamasında, “hayır” diyenlerin oranı yüzde 24.4'te kaldı.

KKTC seçmen nüfusunu temsil edecek şekilde belirlenmiş kişilerle yapılan ankette, “kararsızlar” yüzde 5.1, “fikir yok/cevap yok” diyenler de yüzde 8.5 oldu.

KADEM'in anketine göre, referandumda, “evet” ya da “hayır” diyecekler arasında yaşın önemli bir faktör olduğu görülüyor.Yaş küçüldükçe referandumda “evet” diyenlerin oranı artıyor. 18-24 yaş grubunda yüzde 76.4 olan “evet” oranı, 25-34 kategorisinde yüzde 70.7'ye, 35-44 kategorisinde yüzde 65.5'e, 45-54 yaş grubunda yüzde 54.1'e ve 55 yaş ve üzerinde ise yüzde 41'e düşüyor. “Hayır” oranının “evet” oranını aştığı tek yaş grubu 55 ve üzeri.

Annan Planı'na destek konusunda ilçeler arasında pek fark görülmüyor. Lefkoşa, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele ilçelerinde plana destek ve “evet” oyları yüzde 60'larda seyrediyor. Ancak, İskele ilçesindeki “evet” oylarında artış görülmesi dikkati çekiyor. 14 Aralık 2003 seçimlerinde sağ partiler, İskele ilçesinde en yüksek oy oranına ulaşmıştı.

Eğitim düzeyi arttıkça referandumda “evet” oyu kullanacakların sayısı da artıyor.KADEM'in anketinde, seçmenlerin eğitim düzeyine göre plana destek ve referanduma “evet” oylarının arttığı da tespit edildi.

ÜNİVERSİTE MEZUNLARINDA "EVET" REKORU

Okur-yazar olanlarda yüzde 26.9 olan “evet” oranı, ilk veya ortaokul mezunlarında yüzde 49.1'e, lise veya dengi okullardan mezun olanlarda yüzde 69.3'e ve üniversite veya yüksek lisans mezunlarında yüzde 71.6'ya yükseliyor.

Ankete göre, Türkiye kökenli vatandaşların yüzde 56.4'ü de plana ”evet” diyor. Anket, Annan Planı'na destek konusunda Türkiye ve Kıbrıs kökenli vatandaşlar arasındaki farkın giderek azaldığını da gösterdi.

Araştırma verileri, Rum kurucu devletine verilecek ve Türk kurucu devletine kalacak bölgelerdeki vatandaşların görüşlerini de yansıttı.Kaldıkları mahalle veya köy, Rum kurucu devletine verilecek vatandaşların yüzde 57.5'i, referandumda “evet” oyu vereceğini söyledi.

 (aa)

HURRIYET 18/04/2004

 

İşte KKTC vatandaşı Türkiye kökenli ünlüler

Hürriyet’in ele geçirdiği sır listedeki isimler, KKTC yetkililerince tek tek, büyük bir gizlilik içinde tespit edildi. Türkiye’de Annan Planı tartışılırken gündeme gelen listede, birçok ünlü kişinin kendisi yerine eşinin ya da çocuklarının yer alması dikkat çekti.

41 bin kişilik listede işadamlarından offshore banka sahibine, gazetecilerden sanatçılara, emekli komutanlardan sporculara birçok ünlü kişi bulunuyor.

YALIM EREZ (eski Sanayi Bakanı)

Referandumda ‘evet’ vereceğim

1986 yılında dört arkadaş Kıbrıs’ta inşaat malzemeleri üzerine ilk yatırımımızı yaptık. Daha sonra işimizi Girne, Magosa ve Lefkoşe’ye yaydık 1988 yılında yatırım plaketi alınca, o zamanki KKTC hükümeti bize vatandaşlık teklif etti, seve seve kabul ettik. Önce bize, sonra ailelelerimize vatandaşlık verildi. Seçimlerde oy kullanmaya gideceğim ve ‘evet’ oyu vereceğim. Kıbrıs vatandaşlığından çıkmayı düşünmüyorum.

RASİM KARA (Eski BJK antrenörü)

Oy konusunda şimdilik kararsızım

1976’de Türk Milli Futbol takımının adadaki ilk milli maçı için KKTC’ye gitmiştim. Daha sonra antrenör kurslarına gittim, seminerler verdim. Bu kurslarda yetiştirdiğim futbolcuların bazıları daha sonra milletvekili, bakan oldu. 1997’de onların ısrarı sonucu KKTC vatandaşı oldum. Bugüne kadar oy kullanmamıştım. Referandumda adaya gitmeyi, oy kullanmayı düşünüyorum. Evet oyu kullanaktım, fakat Denktaş’ın son açıklamalarından sonra düşünmeye başladım. Şu anda kararsızım.

MİTHAT YÜMLÜ (Perpa Başkanı)

Biz de yabancıya vatandaşlık verelim

Kıbrıs’a yatırımı teşvik için götürülen heyetlerde bulunduğum sırada bana ve birçok işadamı arkadaşıma vatandaşlık teklif edildi. Gurur duyarak kabul ettim, hiçbir biçimde çıkmayı düşünmüyorum. Referandum konusundaki düşüncelerime girmek istemiyorum ama o dönem KKTC yönetiminin yaptığı bu uygulama son derece doğrudur ve Türkiye de aynı KKTC gibi yabancı işadamlarına vatandaşlık vermelidir. Bu hem yatırımı artırır, hem de lobicilik faaliyetlerine katkıda bulunur.

NAZLI ILICAK

Ev aldım, seçmen kaydımı yaptırdım

1995’te Girne’de Bellapais dedikleri bir manastırın yanında, eskiden ev olan bir lokantada yemek yedim. Adı Abbeyhouse olan bu lokantayı İngiliz eşcinsel bir çift işletiyordu ve ayrılacakları için lokantayı devretmek istiyorlardı. Fiyatı da Türkiye’ye göre düşük olduğu için burayı ev olarak satın aldım. İkametgahım olunca vatandaşlık için de başvurdum ve kabul edildim. Muhtara seçmen kaydımı yaptırdım, referandumda Kıbrıs’ta olacağım ve oyumu kullanacağım. Kıbrıs’ın AB’ye girmesini olumlu bulduğum için oyum ‘evet’ olacak.

PROF. DR. GÜNDÜZ GEDİKOĞLU

(Bizim Lösemili Çocuklar Vak. Bşk)

Ailece Kıbrıs vatandaşı olduk

Bizim Kıbrıs’la özel bir duygusal bağımız da vardır. Harekatın komutanlarından rahmetli Güven Erkaya kuzenimdi. Çeşitli konferanslar, radyo ve televizyon konuşmaları için Kıbrıs’a çok defa gittim. Hatta bir ara bir üniversite kurulması için çalışmalarımız da oldu. Bu geliş gidişler sırasında bana Kıbrıs vatandaşlığını o zamanın sağlık bakanı teklif etti. Çok gururlanarak kabul ettim, ailece Kıbrıs vatandaşlığı aldık. Kıbrıs’ta katıldığım konferanslar ve diğer etkinlikler dışında hiçbir yatırımım yoktur.

LİSTEDEKİ BAZI ÜNLÜLER VE YAKINLARI

SİYASİLER:

Şükrü Sina Gürel, Ekrem Pakdemirli, Emin Şirin, Zeki Çeliker (Türk Parlamenterler Birliği Başkanı ve eski Siirt Milletvekili), Tuğrul Türkeş, Alparslan Türkeş ve oğlu Ahmet Kutal Türkeş, Yalım Erez (Eski Sanayi Bakanı) eşi Necabet Feryal Erez, çocukları Salih ve Mert Erez ve kardeşi Zekai Erez, Korkut Özal’ın oğlu Murat Mehmet Özal, eski Dışişleri Bakanı Mümtaz Soysal, Korkut Özal’ın oğlu Murat Mehmet Özal

İŞ DÜNYASI

Mehmet Emin Cankurtaran, Ali Cüneyt Cankurtaran, Ahmet Hamoğlu, Erman Yerdelen (Eski THY Yönetim Kurulu Başkanı), Hüsamettin Kavi, Hakan Uzan, Hakkı Yaman Namlı (First Merchant Bank’ın sahibi), Hacı Sabancı (Sakıp Sabancı’nın 1998’de vefat eden ağabeyi), Yahya Demirel, Ali Avni Balkaner (Yurtbank’ın sahibi), Tezcan Yaramancı (Eski Özelleştirme İdaresi Başkanı), Mithat Yümlü (Perpa Yönetim Kurulu Başkanı) ve eşi Nuran Yümlü, Ali Nuri Çolakoğlu (İSO Meclis Üyesi), Oğuz Satıcı (TİM Başkanı) ve eşi Ala Nur Satıcı, Erol User, Ümit Utku’nun kızı.

SPOR CAMİASI

Alp Yalman (GS Klübü eski başkanı), Mümtaz Soysal ve Sevgi Soysal’ın kızları Funda ve Defne Soysal, Güvenç Kurtar (Elazığspor antrenörü), Rasim Kara (eski Beşiktaş antrenörü),

BASIN

Refik Erduran, Togay Bayatlı, Güneri Cıvaoğlu, Nazlı Ilıcak, Çetin Çiftçioğlu (Şakacı programının yapımcısı), Erol Simavi’nin oğlu Sedat Simavi’nin çocukları Ercan, Erhan ve Sedat Erol Simavi, Mehmet Uğur Güneri, Reha Erus’un oğlu Reha Can Erus.

BİLİM

Prof. Dr. Gündüz Gedikoğlu, Prof. Dr. Emel Doğramacı (Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın kardeşi), Prof. Dr. Cemi Demiroğlu, Prof. Dr. Tankut Öktem.

TSK KOMUTANLARI

Emekli Tümgeneral Cumhur Evcil (1984-1986 Özel Harp Dairesi Başkanı), Emekli Korgeneral Atilla Kurtaran ve eşi Asuman Kurtaran, eski Kıbrıs Barış Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral Necati Özgen’in çocukları Ebru ve Umut Özgen, Tümgeneral Galip Mendi’nin eşi Zeynep Merih, çocukları Cihan Rıfkı ve Sıtkı Cem Mendi, Emekli Korgeneral Hasan Kundakçı’nın kızı Ömür Gülsen Kundakçı

SAHNE

Ebru Şimşek, Perran Kutman, Nil Burak, Kayhan Yıldızoğlu.

ÇİN’DEN YUN Lİ KANADA’DAN LETTİA

KKTC’nin vatandaşlık kayıtlarında dünyanın dört bir yanından isimlere rastlanıyor. Türkiyeliler dışında adaya dışarıdan gelenler arasında çoğunluk İngiliz ve Alman vatandaşlarında. Adanın kuzey kesiminde Filistin, Ürdün, Pakistan, Çin, Romen, Güney Afrikalı’dan gelen birçok kişi yaşıyor. 

 

 

HURRIYET 18/04/04

 

Tanınmamız bile plandan iyi olmaz

Zeynel LÜLE/BRÜKSEL

Annan Planı’nın, Kuzey Kıbrıs’ın tanınmasından daha iyi olduğunu belirten KKTC Başbakanı Talat, ‘Tanınmak mülkiyet sorununu çözmez, ama plan çözüyor’ dedi. Kıbrıs politikası konusunda CHP’yi ‘muhafazakar’ olarak niteleyen Talat, AKP için ise ‘Demokratikleşmeyi savunuyorlar. Onlarla uyuşuyoruz’ diye konuştu.

KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Annan Planı’nın, KKTC’nin tanınmasından daha iyi olduğunu belirtti, ‘Tanınmak mülkiyet sorununu çözmez. Halbuki Annan Planı çözüyor’ dedi. Talat, ABD’nin KKTC’yi tanıyacağını zannetmediğini belirterek, ‘Hayal aleminde yaşamam. Gerçekçiyim. Eğer Rumlar planı reddederse, dünyadan izolasyonu kaldırmalarını isteyeceğiz. Tanınmayı değil’ diye konuştu.

DENKTAŞ ÇEKİLMELİ

Sorularımızı yanıtlayan Talat, referandumda ‘Evet’ oyu çıkması halinde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın çekilmesi gerektiğini söyledi. KKTC Başbakanı, ‘Denktaş’ı üzmek istemem ama bu bir güven oyudur. Zaten Denktaş da çekileceğini söylüyor’ dedi. Talat, Oğul Denktaş’la yapıcı bir işbirliği içinde olduklarını söyleyerek, ‘Oğul Denktaş müzakere ediyor, Baba Denktaş ise reddediyor. Aralarındaki fark bu’ dedi.

BİZİM BAŞARIMIZ

Talat, plandaki iyileşmelerde Denktaş’ın ‘anlaşmaz’ tutumunun katkısı olduğuna yönelik iddiaları da reddederek, ‘Bu planın iyiye doğru değişmesinde katı duruş değil, muhalefet olarak bizim müzakere dayatmamız oldu. Geri planda yaptığımız müzakereler oldu. Bunu (BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro) De Soto’ya sorabilirsiniz’ dedi.

CHP ÇOK ZARARLI

AKP’yi ‘ilerici’, CHP’yi ise ‘muhafazakar’ olarak niteleyen KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat şöyle konuştu:

‘CHP politikası çözüm sürecine son derece zararlı. Eski ve başarısız politikaların benzeri ve devamı. Türkiye’nin önünü açmak yerine çözümsüzlüğü mevcut kılmaya yönelik. AKP ise hem Kıbrıs’ta hem de iç politikada ilerici. Türkiye’nin demokratikleşmesini savunuyorlar. Bizim görüşlerimizle onlarınki uyuşuyor.’

KİMSE MASUM DEĞİL

Talat, Türk hükümetinin Denktaş’a yönelik tavrının doğru olduğunu belirtirken, şunları ekledi:

‘Bugüne kadar çözüm olmadıysa kimse masum değildir. Türkiye’deki eski hükümetlerin tavrı ve yanlış politikaları da bu sorunu yarattı. TBMM ancak benden bilgi isterse gider veririm. Denktaş bugün marjinal guruplarla, Türkiye’de politika yürütüyor. Ben olsam bunu Türkiye’de bir kampanyaya dönüştürmezdim.’  

HURRIYET 18/04/04

 

Listede ‘hayır’cı da var evet’çi de

Hürriyet, Kıbrıs’taki referandumla ilgili tartışmalarda defalarca gündeme getirilen KKTC vatandaşı Türkiyeli ünlülerin tam listesini ele geçirdi. Listede bankacı, gazeteci, asker, manken pek çok tanınmış isim yer alıyor.

KKTC yetkililerinin aylardır sır gibi sakladığı, Başbakan Mehmet Ali Talat’ın pazartesi günü Birleşmiş Milletler yetkililerine sunduğu Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının listesi nihayet ortaya çıktı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bir kısmı iptal edilen 269 bin 362 kişilik nüfus sicil kayıtlarına ulaşan Hürriyet muhabirleri, bu kayıtlardan Türkiyelilerin listesini oluşturdu. 41 bin kişilik listede işadamı, offshore banka sahibi, gazeteci, TSK’nın emekli komutanları, manken ve sanatçılardan birçok ünlü isim bulunuyor.

41 BİN KİŞİLİK LİSTE

Türkiye’de KKTC vatandaşlığına sahip ünlüler konusu birkaç ay önce başlayan Annan Planı tartışmaları sırasında gündeme gelmişti. Kamuoyunda Annan Planı’nı destekleyen görüşleriyle öne çıkan gazeteci, politikacı ve eski diplomatlardan bazılarının KKTC vatandaşı olduğu, bu nedenle tarafgir davrandığı iddia edilmişti. Referandum tartışmalarında da ‘evet’çi tarafta yer alan bu kişilerin, AB vatandaşlığı kazanma arzusuyla adadaki Türk toplumunun çıkarlarına aykırı görüşleri savundukları öne sürülmüştü.

41 bin kişilik listeyi inceleyen Hürriyet muhabirleri, Kıbrıs’ta gelecek hafta yapılacak referandum sonrasında AB pasaportu almaya hak kazanmaları beklenen Türkiyeli ünlüler arasında ‘hayır’cıların ağırlıkta olduğunu saptadı.

Bir süre önce kamuoyuna yaptıkları ortak açıklamayla Rauf Denktaş’ı desteklediklerini duyuran gazeteci, politikacı, akademisyen ve sanatçılardan Refik Erduran, Şükrü Sina Gürel, Mümtaz Soysal gibi birçok ismin geçmişte KKTC vatandaşlığı aldığı anlaşıldı. Necati Özgen ve Mümtaz Soysal’ın çocuklarının da KKTC vatandaşlığına kabul edildiği görüldü.

MEHMET ALİ ERBİL YOK, İSMİ KARIŞMIŞ

Türkiyeli KKTC vatandaşları arasında politika, sanat ve şov dünyasından pek çok ünlü bulunuyor. Tiyatrocu Perran Kutman, Kayhan Yıldızoğlu, manken Ebru Şimşek, şarkıcı Nil Burak (Nihal Munsif)ilk dikkati çeken isimler. Bu arada vatandaş olduğu ileri sürülen İbrahim Tatlıses, Mehmet Ali Erbil’in isimlerine kayıtlarda rastlanamadı. Erbil’in aynı adı taşıyan 1986 Magosa doğumlu biriyle karıştırıldığı bu nedenle ‘Kıbrıs’ta yaşamadığı için BM’ye ismi bildirilmeyen 2400 Türkiyeliler’ arasında adı geçtiği anlaşıldı.

000001 numaralı vatandaş Denktaş

Nüfus sicil kayıtlarında 000001 numarayla yer alan ilk vatandaş KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş. Daha sonraki 10 kişiden 5’i Denktaş Ailesi’nden. Kıbrıs Türkleri’nin unutulmaz lideri Fazıl Küçük 00003, eşi Süheyla Küçük 000004 numara ile sicile kayıtlı. TMT’nin liderlerinden, 1996’da esrarengiz bir cinayete kurban giden Kutlu Adalı’nın babası Şerif Adalı ve eşi İlkay Adalı ilk 20 kişi arasında yer alıyor. KKTC Meclis Başkanı ve ilk başbakanı Nejat Konuk ise 000006 numaralı KKTC yurttaşı. 

HURRIYET 18/04/04

 

3 günde evet dedi

GÜNEY Kıbrıs Rum Kesimi’nin en büyük partisi AKEL, ‘Referandum ertelenmezse hayır diyeceğiz’ kararından 3 günde döndü. Çarşamba günü parti kurultayında ‘hayır’ çağrısı yapan AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, önceki akşam ‘Ben hiçbir zaman hayır demedim. BM ve AB planın işleyeceği garantisi versin tabii ki evet deriz’ dedi. Rum komünist partisi AKEL’in delegeleri, çarşamba günü düzenledikleri olağanüstü kurultaylarında liderleri Hristofyas’a tam destek vermiş ve hayır cephesinde yer almıştı.

BM GARANTİ VERSİN

AKEL Lideri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, önceki akşam Yunan televizyon kanalı ERT’ye yaptığı açıklamada, BM ve AB’nin planın işlemesi için garanti vermesi halinde parti organlarını tekrar toplayarak evet kararı almalarının mümkün olduğunu söyledi. Hristofyas adaya gelecek BM askerlerinin geniş yetkiler ile donatılmasını ve Türkiye’nin herhangi bir müdahalesini engelleyebilecek büyüklükte olmasını istedi.  

 

 

HURRIYET 18/04/04

 

Referanduma "hayır" mitingi

 

Atatürkçü Düşünce Derneği'nin öncülüğünde düzenlenen ''Kıbrıs'ta Referanduma Hayır'' mitingine katılmak üzere çeşitli noktalardan gelip Ankara Garı'nda buluşan gruplar, Talatpaşa Bulvarı üzerinden, mitingin yapılacağı Abdi İpekçi Parkı'na yürüyüşe geçti.

Siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, üniversite öğrencileri ve vatandaşların destek verdiği yürüyüşte, gruptakilerin, ''Gençlik Vatan Savunmasına'', ''Milli Güvenlik Referanduma Sunulamaz'', ''Kıbrıs'ı Veren Türkiye'yi de Verir'', ''Referanduma Hayır, Referandumda Hayır'', ''Referandumda Hayır, Evet'de Zulüm Var'' pankartları taşıdıkları görüldü. 

Grup, ''Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi'', ''ABD, Kıbrıs'tan Elini Çek'', ''Ya İstiklal
Ya Ölüm'', ''Tam Bağımsız Türkiye'' sloganları attı. 

“PLANIN KABUL EDİLMESİ ESEF VERİCİ”

Sıhhiye Meydanı'ndaki miting, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. İlk konuşmayı yapan Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı Ertuğrul Kazancı, Türkiye'nin AB'ye girebilmesi uğruna Kıbrıs'ta garantörlüğünün sekteye uğratıldığını öne sürdü.

“Türkiye'nin bu planı kabul etmesi esef vericidir” diyen Kazancı, Annan Planı'nı Sevr'e benzetti.

Daha sonra KKTC'nin Ankara Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın miting için gönderdiği mesajı katılımcılara okudu.   

“EGEMENLİK, ATATÜRK'TEN KALAN EN KUTSAL DEĞER       

Denktaş, mesajında, Kıbrıs davasının Türkiye ile sürdürülen ortak ve milli bir dava olduğunu belirtti. Bugüne kadar yapılan mücadelenin en büyük kazanımının KKTC olduğunu vurgulayan Denktaş, egemenliğin, Atatürk'ten miras kalan en kutsal değer olduğunu kaydetti.

Gelinen noktada, önlerine konulan Annan Planı'nın, KKTC'nin bağımsızlığını sulandırdığını ve adadaki Türk varlığını tehlikeye soktuğunu belirten Denktaş, Annan Planı'nın kabul edilmesi halinde sınırların kalmayacağını, adadaki Türk askeri sayısının düşeceğini ve 130 bin Rum'un kuzeye geçeceğini ifade etti.

Denktaş, Anadolu'dan yükselen seslerin haklı davalarında güçlerine güç kattığını, Kıbrıs'taki gerçekleri haykırmaya devam edeceklerini belirtti.

Kıbrıs Türkü ve Türkiye'nin, gelinen aşamada bir dönüm noktasında olduğunu vurgulayan Denktaş, çözümün iki kesimliliğe dayalı iki kurucu devletin kabul edilmesiyle ve garantörlüğün sulandırılmamasıyla mümkün olabileceğine dikkati çekti. Denktaş, Annan Planı'nda kağıt üzerinde tanınmış gibi görünen hakların, zamanla Kıbrıs'ın Helen, Rum adası haline gelmesine neden olacağını kaydetti.

Denktaş, “Bizim, Kıbrıs'ta Türk varlığını, Türk Ulusu'nun haklarını, Türkiye'nin güvenlik ve
çıkarlarını tehlikeye atacak kumar oynama hakkımız ve lüksümüz yoktur. 'Evet', bizim için bir kumardır, bir lükstür. Kıbrıs'ta Annan belgesi 'hayır' denilerek ortadan kaldırılmalıdır” dedi.

 

HURRIYET 18/04/04

 

Bütün kriptolara ‘karşıyım’ dedim

KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, ‘Tüm görüşmeler Denktaş’ın bilgisi ve mutabakatı ile yapıldı’ sözlerine tepki gösterdi.

Denktaş, ‘Evet İsviçre’de görüşmeler sürerken ‘Şöyle olsun böyle olsun’ diye mesajlar yazdık. Ama her mesajın girişine ‘Annan Planı kabul edilemez’ diye yazdım’ dedi

HURRIYET 18/04/04

 

KKTC'de 'Evet'ler artıyor: Yüzde 62

Referandumlara altı gün kala kuzeyde 'Evet', güneyde ise 'Hayır' arayı açıyor. KKTC'ye yerleşen Türkiyeliler de 'Evet' deme yanlısı

18/04/2004 RADIKAL

CENK MUTLUYAKALI
LEFKOŞA - Kıbrıs'ta referanduma altı gün kala anketlere göre kuzeyde
'Evet', güneyde 'Hayır' arayı açıyor.
Kuzeyde Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'nin (KADEM) Kıbrıs gazetesi için 11-16 Nisan tarihleri arasında 70 yerleşim biriminde 1815 kişiyle yaptığı anket, 'Evet'le 'Hayır' arasındaki farkın açıldığını saptadı. 'Evet'in son iki ayda en yüksek oranına ulaştığı
ankette, Türklerin yüzde 62.1'i referandumda 'Evet' oyu kullanacağını söylerken, 'Hayır' diyenlerin oranı yüzde 24.4'te kaldı. Yüzde 5.1 henüz kararını vermemiş, yüzde 8.5 ise cevap vermedi.
Çözüm ve AB üyeliğini isteyenlerin başını gençlerin çektiği, KADEM anketine de yansıdı. Yaş gençleştikçe 'Evet' diyeceklerin, yaş ilerledikçe
'Hayır'cıların oranı artıyor. 18-24 yaş grubunda 'Evet' oranı yüzde 76.4'le en yüksek düzeyinde. Türkiye kökenlilerin yüzde 56.4'ü 'Evet' diyor. Ankete göre, Annan Planı'na destek konusunda Türkiye kökenliler ile Kıbrıs kökenliler arasındaki fark giderek azalıyor.

'Evet' yüzde 13'te kaldı
Güneyde Simerini gazetesi için Cypronetwork Marketing Research şirketinin 622 kişiyle yaptığı ankette, Rumların yüzde 73'ü plana 'Hayır' derken,
'Evet'ler yüzde 13'te kaldı. Yüzde 12 'tarafsız' durdu, geriye kalanlar
'Bilmiyorum' dedi.
AKEL seçmenlerinden yüzde 69'u 'Hayır', yüzde 17'si 'Evet', DİKO seçmenlerinden yüzde 87'si 'Hayır', yüzde 26'sı 'Evet', DİSİ seçmenlerinden
yüzde 63'ü 'Hayır', yüzde 23'ü 'Evet', EDEK seçmenlerinden yüzde 85'i Hayır', yüzde 10'u 'Evet', ADİK seçmenlerinden yüzde 75'i 'Hayır', yüzde 25'i 'Evet', EDİ seçmenlerinden yüzde 33'ü 'Hayır', yüzde 67'si 'Evet' diyor. NEO ve Çevreciler tümden 'Hayır'cı. 'Planın olumsuz yanı nedir?' sorusuna, yüzde 55, 'Türkiye'nin müdahale hakkı' dedi.

AKEL dönüyor

18/04/2004 RADIKAL

YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Uluslararası aktörlerin Rumların 'Hayır' demesi durumunda Türklerin 'dünyayla buluşmasının' engellenemeyeceği uyarıları karşısında Rumların en büyük partisi komünist AKEL'de kıpırdanma var. Ancak Rum lideri Tasos Papadopulos, AKEL'in 'Evet'e dönmesini önlemek için elinden geleni ardına koymuyor.
Önceki gün ikinci büyük parti DİSİ'nin 'Evet' kararı almasının ardından, AKEL tutumunu değiştirme sinyali çaktı. AKEL Genel Sekreteri Dimitrios Hristofyas, BM Güvenlik Konseyi ile AB'nin çözüm anlaşmasının harfiyen uygulanacağına dair teminat vermesi durumunda partisinin görüşünü değiştirip 'Evet' diyebileceğini duyurdu. AKEL'in çarşamba günkü parti kongresinden 'Referandum ertelenmezse, 'Hayır' kararı çıkmıştı. Önceki gece Rum devlet televizyonunda konuşan Hristofyas, teminat alırlarsa parti kongresini yeniden toplayıp kararlarını gözden geçirebileceklerini belirtti.

'Rusya devreye sokuldu'
Bu sırada eski Rum Dışişleri Bakanı, DİSİ vekili Yiannakis Kasulidis, Papadopulos'un Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs anlaşmasının uygulanacağı teminatı vermesini, böylece AKEL'in kararını değiştirip 'Evet' demesini önlemek amacıyla Rusya'yı etkilemeye çalıştığını söyledi. Rusya'nın Konsey'deki tavrı ise Kasulidis'in iddiasını güçlendirdi.
Rum basınına göre, Konsey'de önceki gece Kıbrıs görüşülürken, Hristofyas'ın açıklaması üzerine devreye giren ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Konsey üyelerini tek tek arayarak, bu teminatın verilmesini istedi. Ancak Rusya ile Çin, Konsey'den bağlayıcı açıklama yapılması halinde Kıbrıs halklarının hür iradesine müdahale edilmiş olacağı muhalefetini koydu. ABD, iki ülkenin bağlayıcı bir açıklamayı veto edebileceklerini düşünerek geri adım attı. Sonuçta Konsey tarafından yapılan başkanlık açıklamasında, Annan Planı'na güçlü destek verilerek, bunun kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğu belirtildi, ancak karar halklara bırakıldı.Konsey, referandumlardan 'Evet' çıkarsa, Annan Planı'nı uygulamaya hazır olduğunu belirtmekle yetindi.

AKEL'in kulağı Annan'da
Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis ise Kasulidis'i şöyle yalanladı: "Küçücük Kıbrıs'ın ekonomik ve nüfus açısından dünyanın en büyük ülkerinden oluşan Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelerinden herhangi birini etkileyebileceğini sanmıyorum" diyerek iddiaları yalanladı. Ancak BM açıklamasını AKEL'i tatmin etmezken, Papadopulos memnun göründü.
BM Genel Sekreteri Annan, Konsey'in planına destek vermesin ve öngörülen adımları atmaya hazır olduğunu bildirmesinden memnuniyetini açıkladı. AKEL yetkilileri, Konsey'den hâlâ umutlu olduklarını söylüyor. Yarın Konsey'e rapor sunması beklenen Annan'ın raporunda hem Papadopulos hem de KKTC lideri Denktaş'ı eleştireceği belirtildi

DP arafta kaldı

DP lideri, partisinde referandumda 'Hayır' oyunun ağır basmış olmasına rağmen, son kararı halka bıraktı. Oğul Denktaş, halkı yönlendirirken Cumhurbaşkanı'na zarar vermek istemediğini söyledi

18/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın oğlu Serdar Denktaş liderliğindeki Demokrat Parti'nin (DP), referandum için 'Evet' kararı alacağı korkusu direkten döndü. Ancak hükümetin küçük ortağı DP'de parti içi referandumda 'Hayır'ın ağır basmasına karşın oğul Denktaş 'Hayır' da diyemedi. Hükümet ortağı Başbakan Mehmet Ali Talat'ın baskısı altında olan ve önceki gün ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman'ın telefonla aradığı Serdar Denktaş, referandumda son kararı Kıbrıs Türk halkına bıraktığını açıkladı.
Parti meclisinde kısıtlı bir katılım da olsa 'Hayır' kararı alındığını, ancak parti içinde etkin bir grubun 'Evet' kararında olduğunu aktaran oğul Denktaş, halka, karar verirken bireysel çıkarlarla toplumsal çıkarların vicdan muhasebesinin yapılması çağrısında bulundu. Yönlendirme yaparsa bundan Cumhurbaşkanı'nın zarar göreceğini söyleyen Serdar Denktaş "Hayır yönlendirmesi yapsam 'Denktaş bencil davrandı oğlunu baskı altına aldı', evet yönlendirmesi yapsam, 'Oğluna bile söz geçirtemedi' suçlaması yapacaklar. Onurlu tarihimizin yaşayan bir temsilcisine karşı böyle bir karalama yapılmasını kabul etme hakkım olmadığına inanmaktayım" dedi.

AKP'ye çattı
Açıklamasında Annan Planı'na bir dizi eleştiri getiren DP Serdar Denktaş, AKP'ye de şöyle çıkıştı: "Kıbrıs Türk tarafından çıkacak bir 'Evet' ile diyet ödenmiş mi olacaktır? Anavatan Türkiye'nin mevcut hükümeti, her açıklama ve tavrı ile bu diyeti istemekte olduklarını alenen beyan etmektedir."

 

Kıbrıslı Türklere moral

AB dışişleri bakanları Rumların 'Hayır'ına karşı Türkler için formül arıyor. Hannay, bazı ülkelerin KKTC'yi tanımasıyla adada taksim olacağını söyledi

18/04/2004 RADIKAL

TULLAMORE/ATİNA - AB dışişleri bakanlarının, dönem Başkanı İrlanda'nın Tullamore kentinde düzenlediği gayriresmi toplantının gündem maddelerinden birini de Kıbrıs oluşturdu. Kulislerde, Rumların 'Hayır' dediğinde 'Evet' demesi beklenen Türklerin 'tecrit'ine son vermek için formüller değerlendirildi.
İrlanda'nın AB işlerinden sorumlu bakanı Dick Roche, "Biz daha önce
olumsuz sonuç çıkabileceği olasılığını düşünmüyorduk. Ama şimdi açıkça herkes olumsuz sonuç olasılığından endişe duyuyor" dedi. "Şimdi AB'nin daha önceden öngöremediği, hiç düşünmediği yeni bir durum ortaya çıkabilir"
saptamasında bulunan Dick Roche, "Bu, AB'nin çözüm bulmak zorunda kalacağı bir durum ortaya çıkaracaktır. AB o aşamada nasıl bir çıkış yolu bulunacağına karar verecektir. Şimdiden tahminde bulunmam yanlış olur" diye konuştu.
Rumlara baskı uygulamayı düşünmediklerini vurgulayan Roche, "Kendi ülkemizdeki deneyimlerimizden yola çıkarsak, baskı genellikle halk üzerinde ters tepki yaratıyor" dedi. İrlandalı bakan, Rum ideri Tasos Papadopulos'un televizyonda halkına 'Hayır' telkininde bulunduğu gece şoke olduğunu da anlattı.

Gül temasta
Toplantıda temaslara bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise, dün Britanyalı, Fransız ve Alman muhatapları Jack Straw, Michel Barnier ve Joshka Fischer'le Rumların 'Hayır' demesi durumunda olası çıkış yolunu görüştü.
Annan Planı'nın mimarlarından olan Britanya'nın eski Kıbrıs Koordinatörü Sir David Hannay, Rumların 'Hayır' demesi halinde 1 Mayıs'ta AB üyesi olduktan sonra KKTC'yle çıkacak sorunlar için Avrupa'dan destek ve hoşgörü göremeyeceklerini söyledi. Elefterotipia'ya konuşan Hanney, "Avrupalılar omuz silkip Rumlara 'Sizin hatanızdı. BM'nin adil çözümünü reddettiniz' diyecekler" dedi. Rumların 'Hayır'ı halinde BM Güvenlik Konseyi üyesi olmamakla birlikte bazı ülkelerin KKTC'yi tanıyacağını söyleyen Hannay, bunun taksim anlamına geleceğini belirtti. Hannay, Papadopulos için "Annna Planı dahil hiçbir çözüm istemiyor" dedi.
(Radikal, aa)

Rumlar erken bitirecek

18/04/2004 RADIKAL

RADİKAL - ATİNA - Kıbrıs'ta 24 Nisan'da düzenlenecek referandumların eşzamanlı yapılmayacağı ortaya çıktı. Rum tarafında sandıklar 07.00-17.00, KKTC'de ise 08.00-18.00 saatleri arasında açık kalacak. Ayrıca Rum Kesimi'nde oy kullanma işleminde 12.00-13.00 saatlerinde 'öğle tatili' için ara verilecek. Rum Kesimi'nde referandumdan sorumlu başmüfettiş Kiriakos Triantafilidis, referandum sonucunun sandıkların kapanmasından bir saat sonra bilineceğini açıkladı. Bu durumda Türk tarafında oy kullanılırken, Rum tarafının sonucu bilinmiş olacak. Triantafilidis, seçimlerde olduğu gibi referandumda da sandıkların açılmasından 24 saat önce 'seçim yasakları'nın uygulanacağını belirtti. Güney Kıbrıs'ta kayıtlı Rum seçmen sayısı 480 bin civarında.

Kıbrıs senaryoları

İsmet Berkan

18/04/2004 RADIKAL

Eğer anketler yanılmıyorsa, eğer son dakika sürprizleri olmazsa, önümüzdeki hafta Kıbrıs'ta yapılacak çifte referandumda Türk tarafından evet, Rum tarafından ise hayır sonucu çıkacak.
Bu durumda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hazırladığı bütün belgeler geçersiz olacak. Kofi Annan ilk iş olarak bunu ilan edecek. Ardından da bir rapor yazıp bunu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sunacak.
Eğer, referandumda Türk tarafı evet, Rum tarafı hayır demişse, Annan, raporunda bu durumu yorumlayacak. Ve herhalde yorumunda son kertede çözümü isteyen tarafın Türk tarafı olduğunu, buna karşılık gerek görüşme sürecinde ve gerekse onu izleyen referandumda Rum tarafının bir anlaşmadan kaçındığını açık açık yazacak.
Annan'ın GK'ye sunacağı raporda geleceğe ilişkin önerilerde bulunması beklenmiyor, ama bir ihtimal Genel Sekreter raporunda Kuzey'deki
Türk toplumunun bu sonuçla birlikte yeni bir hukuki statüyü elde etmeye
hak kazandığını söyleyebilir.
Öyle ya, referandumda oy vermek, bir kurucu egemen siyasi iradeye
sahip olmaktır aynı zamanda. Bu iradenin referandumun bir türlü sonuçlanması halinde geçerli, öteki türlü sonuçlanması halinde geçersiz olduğunu söylemek doğru olmaz.
Rum tarafı, iradesini adayı birleştirmemek yönünde kullanmış olacak hayır oyu vermekle. BM, Rumların evet oyuna gösterdiği kadar saygı göstermeli hayır oyuna. Öte yandan, adada yaşayan kurucu egemen siyasi iradelerden biri birleşmeyi reddettiğine göre, öteki eşit kurucu egemen iradeye de kendi başına davranma hakkı doğar sonuç olarak. Birleşmiş Milletler Genel Sekreter'ine ve Güvenlik Konseyi'ne düşen görev, o kendi başına davranma hakkını teslim etmekten başka bir şey olmaz bana göre. Eminim Türkiye bu argümanı 24 Nisan sonrası şiddetle savunmaya başlayacak.
Rumlar belki farkındalar belki değiller ama referandumda verecekleri bir hayır oyuyla, düne kadar sahip oldukları uluslararası avantajları kaybetme tehlikesiyle de karşı karşıya kalabilirler. Ortaya uluslararası hukuk açısından gerçek bir karmaşa çıkacak. 24 Nisan'dan sonra Türk diplomasisine
düşen görev, bu yeni hukuki durumu başta Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri olmak üzere herkese anlatmak olmalı.
Gerek Avrupa Birliği ve gerekse Yunan-Rum tarafı, referandumu bir oyun gibi görüyor olabilir. Yani, 24 Nisan'da hayır oyu vermeyi ama bu yılın aralık ayına doğru yeniden referandum yapmayı, bu arada planda bazı değişiklikleri Türkiye'ye kabul ettirmeyi düşünüyor olabilir. Türkiye'nin AB'den tarih alma iştahını Avrupa yanlış anlıyor olabilir. Oysa, referandum
sonrası AB'nin alacağı tutumun Türk vatandaşlarının AB sevgisi için belirleyici olacağını da göz önüne almalılar. Yani, sokaktaki insan AB'nin Türk tarafınca referandumda onaylanmış bir anlaşmayı Türk tarafı aleyhine değiştirtmek, bunun karşılığında da müzakere tarihi vermekle yetinmek istediğini görecek olursa, kamuoyunun AB ile ilgili görüşleri kökten değişebilir.
O bakımdan, 24 Nisan'dan sonra en önemli iş aslında AB'ye düşüyor. Bundan önce Bosna-Hersek ve Kosova olaylarında siyasi bir cüce olduğunu dünyaya gösteren AB için Kıbrıs büyük bir sınav niteliğine bürünecek. Bakalım bu çatışmada bir rol alabilecekler mi, bakalım bu çatışmayı adil bir çözüme kavuşturabilecekler mi?

Annan Planı ve Özkök

Erdal Güven

18/04/2004 RADIKAL

Özkök, Annan Planı'nın 'olumlu yönlerinin yanında bazı isteklerimizin karşılanmadığını ve planın uygulanmasında ciddi sorunlar çıkabilme olasılığı bulunduğunu' söylüyor.
Olabildiğince nesnel bir saptama bu. Annan Planı bir uzlaşma metni. Dolayısıyla her iki taraf için de ödünler ve kazanımlar öngörmesi, planın doğasından kaynaklanıyor.
Özkök'ün hazırladığı konuşma metninde planın yalnızca olumsuz yanlarına vurgu yaptığı doğru değil. Şu cümlelere dikkatinizi çekerim: "Garanti ve İttifak antlaşmalarının aynen muhafaza edilmesine karşılık, ek protokeller gereği uygulanmasında bazı yeni duruma uyarlamalar ve ilave sorumluluklar olacağı bir gerçektir. Bu uyarla-maların garanti haklarımızın kullanılmasına engel yaratma-yacağını düşünüyoruz. Öte yandan mevcudu azalsa da Türkiye olarak aksini kabul etmediğimiz sürece
TSK unsurları adada soydaşlarımızın yanında kalmaya devam edecektir."
Türkiye'nin Genelkurmay Başkanı bu ifadeleri kullanıyorsa, artık hiç kimsenin Annan Planı'nın Türkiye'nin garantörlük hakkını sulandırdığını, Türkiye'nin ya da Kıbrıslı Türklerin güvenliğini tehlikeye attığını söylemesi inandırıcılık taşımaz. Konu kapanmıştır...
Özkök'ün kayda geçirdiği Annan Planı'na ilişkin istek ve çekinceleri ise şöyle: "Yeni düzenin belirleyicisi federal yasalarda ve uluslararası düzenlemelerde gerekli değişiklikler yapılmalı; toprak ve mal mülk değişimi sürecinde önemli asayiş sorunları çıkabilir; yerinden edilecek Kıbrıslı Türklerin yeniden iskân ve istihdamı için kaynak sağlanamaması durumunda ciddi toplumsal olaylar baş gösterebilir; plandaki derogasyonlar AB'nin birincil yasası yapılmalı, aksi halde adadaki Türk varlığı ve iki kesimlilik açısından büyük güçlükler doğabilir, bu da bölgede istikrar ve güvenlik sorunları çıkmasına yol açabilir."
Bunlar da yine gayet makul ve belli bir mantık içerisinde dile getirilen talep ve çekinceler; bu köşenin yazarı dahil, Annan Planı temelinde
bir çözümü savunanların da göz ardı etmediği kaygılar.
Hatta başta ekonomik olmak üzere Özkök'ün bahsetmediği başka kaygılar da dile getirilebilir plana ilişkin olarak... Annan Planı hiç bir tarafa dikensiz gül bahçesi vaat etmiyor, bu, başından beri böyle.
Ancak dikkat ederseniz Özkök'ün dile getirdiği olumsuz yanların tamamı, potansiyel risklere ilişkin. Bir başka deyişle Özkök, asker gözüyle planın risk analizini yapıyor, planı kategorik olarak reddetmiyor...
Zaten buradan Özkök'ün Annan Planı'na ilişkin en önemli sözüne geliyoruz. Özkök diyor ki: "Bu konulara (planın olumlu ve olumsuz yanlarına) bir bütün olarak baktığınızda, tamamının, yakın ve uzak gelecekte güvenlik ve asayişle ilgili olduğunu göreceksiniz."
Bu sözü iki düzeyde okumak lazım. Birincisi, Özkök, Annan Planı'na ilişkin görüşlerini kendi görev alanıyla sınırladığını vurgulamak istiyor.
İkincisi, Özkök'ün, dolayısıyla Türk Genelkurmayı'nın, Annan Planı'na 'güvenlik ve asayiş' konuları dışında temel bir itirazı söz konusu değil.
Doğrusunu isterseniz Özkök'ün, basın toplantısının soru-yanıt bölümünde söyledikleri ikinci düzeydeki okumaya pekâlâ elveriyor. Türk tarafının başından beri ısrarla üzerinde durduğu dört temel konuda söylediklerine bakalım Özkök'ün:
1 - İki kesimlilik korunmuştur
2 - Siyasi eşitlik sağlanmıştır
3 - Türk tarafı tekil egemenliğini kaybetmekle birlikte egemenlik ikili, ortak bir biçimde icra edilecektir
4 - Türkiye yalnızca Kıbrıs'ın değil, Kıbrıs Türk tarafının da garantörü yapılmıştır. Türkiye'nin kendi güvenliği açısından istediği bazı değişiklik istekleri de yerine getirilmiştir.
Özkök, tüm bunların sonucunda asıl kazanımı, Annan Planı temelinde bulunacak bir çözümle "Kıbrıs Türklerinin daha rahat ve huzurlu
bir ortamda yaşayacak olması" diye gösteriyor.
Ya Türkiye? Özkök 'son darbe'yi de oradan indiriyor: "Gönlümüz ile aklımız hiç bu kadar çelişkiye düşmemişti. Kaybedildi, verildi, satıldı gibi ifadeler diplomatik değil. Türkiye olarak aklımızın rehberliğinde gitmek zorundayız."

Özkök daha ne desin...
Özkök, söz konusu konuşma metninde ve soru-yanıt bölümünde söyledikleriyle Türk Genelkurmayı'nı, Denktaş'ın, CHP'nin, Sezer'in ve her şeyden önce askerden medet uman statükocular koalisyonunun tüm 'sivil' unsurlarının fersah fersah ilerisinde bir yere konumlandırdı. Talihin cilvesi işte...
Gelgelelim koalisyon öyle ezberlemiş ki repliğini, hiç bozacakları yok... İşte Denktaş'ın Meclis konuşması...Erdoğan, Denktaş'ı dinlemedi tamam, ama herhalde Denktaş da Özkök'ü dinlemedi. Yoksa dinledi de Özkök'ün de, tıpkı Erdoğan gibi 'kandırıldığına' mı kanaat getirdi... Olur mu olur...

Rumlar uyarıları dinlemeli

18/04/2004 RADIKAL

Referandumlar öncesi ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın bizzat müdahalede bulunması bekleniyordu. Amerikalılar üst düzey müdahaleler için zemini önceden hazırlamışlardı. Daha önce Başkan Bush ve Powell, Atina ve Kıbrıs'a defalarca mektuplar göndermişler, defalarca telefonla aramışlardı. Ancak, Powell'ın referandumlar öncesi siyasi parti liderlerini referandum için karar verdikleri kongre toplantılarından önce araması tuhaf.
Amerikalılar açıklamalarında, çözüm anlaşmasının uygulanacağı garantisini vermeye hazır olduklarını söylüyorlar. Hatta, bu garantinin BM Güvenlik Konseyi tarafından da verilebileceğinden, Güvenlik Konseyi'nin çözüm anlaşmasının uygulanmasından sorumlu hale getirilebileceğinden bahsediyorlar. Bütün bunlar Amerikalıların, Annan Planı'nda, özellikle Türk tarafını ilgilendiren konularda, anlaşmanın uygulanacağına dair emniyet supaplarının bulunmadığını tespit etmeleri üzerine yapılıyor.
Kıbrıs Rum tarafına dört bir yandan güçlü mesajlar gelmeye başladı. Bunları küçümseyeceğimize oturup ertesi gün ne olacak diye düşünmeliyiz. Gelişmeler siyasi yönetimi de halkı da ilgilendirir. Davayı savunmak hepimizin işi. Vizyonumuz ve stratejimiz olmalı. Yabancılar bizi şimdiden
uyarıyor. AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Rumların referandumda 'Hayır' demesi halinde Kıbrıs Türklerine yönelik ekonomik tecridin sona ereceğini söyledi. Bu arada, Yunanistan'da ana muhalefetteki PASOK'un Avrupa parlamenteri Yorgos Katiforis, Brüksel'de yaptığı açıklamada "Kıyamete doğru gidiyoruz bunu idrak edebiliyor musunuz?" dedi.
Verheugen de Katiforis de Kıbrıs'ın dostlarıdır. Eğer kendilerine lanetler yağdırırsak bu bizim zayıflığımızı gösterir. Bugün eğer Kıbrıs'ın AB üyeliğine bir adım kalmışsa bunu Verheugen ile Katiforis'e de borçluyuz. Bunu unutmayalım. Bizim tarafı hedef alan her mesajı ciddiyetle değerlendirmek zorundayız. Referandumların ertesi günü için çok iyi hazırlanmalıyız. Bizi rahatsız eden açıklamaları küçümsemek davamıza bir şey katmaz.
(Yunanistan'daki Filelefteros gazetesi, başyazı, 16 Nisan 2004)

KKTC’de yüzde 62.1 ‘evet’ diyecek

KKTC’de son yapılan bir kamuoyu araştırması, halkın yüzde 62.1’inin 24 Nisan’da yapılacak referandumda ‘evet’ diyeceğini ortaya koydu.

Lefkoşa
NTV

 

 

18 Nisan 2004 —  Kıbrıs gazetesinin Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi’ne yaptırdığı kamuoyu araştırmasında, ‘Hayır’ oylarının oranıysa 24.4 olarak belirlendi.

Kıbrıs Türk halkının yüzde 62.1’i, referandumda ‘evet’ oyu kullanacak. Bunun, son iki ay içinde ulaşılan en yüksek oran olduğu belirtiliyor.
       Yaklaşık 2 ay önce yapılan araştırmada, referandumda ‘evet’ diyeceklerin oranı yüzde 52’iydi. 11-16 Nisan tarihleri arasında 1815 kişiyle yapılan ankette, ‘hayır’ diyenlerin oranıysa yüzde 24.4’te kaldı.
       KKTC’nin seçmen nüfusunu temsil edecek şekilde belirlenmiş kişilerle yapılan ankette, ‘kararsızlar’ yüzde 5.1, ‘fikir yok/cevap yok’ diyenler de yüzde 8.5 olarak belirlendi.

Papadopulos: Vicdanım rahat

 

Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Rumlara referandumda ‘hayır’ çağrısı yaptığı için vicdanının rahat olduğunu söyledi.

 

Lefkoşa
NTV

18 Nsan 2004 —  İsviçre görüşmelerinden bu yana ilk demecini Yunanistan’da yayınlanan Etnos gazetesine veren Papadopulos, “Eğer ‘hayır’ hata ise, düzelmesi için fırsatlar çıkacak. Eğer ‘evet’ hata ise, bir daha düzeltilemez” dedi.

Gelecekte Rumların birşeyler başarabilecekleri umuduyla Annan Planı’na ‘hayır’ dediğini söyleyen Papadopulos, AB’nin referandumda Rumlardan ‘hayır’ çıkması durumunda Kıbrıslı Türklerle ticarete başlaması ve ekonomik yardımda bulunmasına itirazı olmadığını belirtti.
       
‘ERDOĞAN AB’NİN SEVGİLİ ÇOCUĞU’
       Rum lider, “Kıbrıslı Türklerin, yaşam standartları yükseldikçe aramızdaki ekonomik uçurum kapanır. Kıbrıs birleştiğinde de biz daha az para öderiz” dedi.
       “Türkiye’nin AB hedeflerine hizmet edilmesini isteyenlere bir itirazımız yok. Ancak bu Kıbrıs’ın aleyhine olmamalıdır” diyen Papadopulos, “Erdoğan Avrupa’nın sevgili çocuğu, Avrupa’nın umudu. İlk kez Erdoğan çıkıp farklı birşeyler yapabileceğini gösterdi. Erdoğan göründüğü kadarıyla ya da göstermek istediği kadarıyla, dünyada askerlerin yeri neresiyse Türkiye’de de aynı yer olması yönünde bir yol izliyor” dedi.
       
       

AKP’li vekillere Kıbrıs güvencesi

 

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AKP milletvekillerinin Kıbrıs konusundaki tereddütlerini gidermeye çalıştı.

 

Antalya
NTV

 

 

18 Nisan 2004— Erdoğan, milletvekillerine, “Tereddüt etmeyin, devletin ve hükümetin izlediği politikaya güvenin” mesajı verdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Antalya kampında bugün milletvekilleriyle Kıbrıs konusunu değerlendirecek. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AKP milletvekillerine ayrıntılı brifing verecek.
       Başbakan, toplantı öncesinde, milletvekillerine “Kıbrıs konusunda tereddüt etmeye gerek yok” dedi. Erdoğan, “Sağlam zeminde yürüyoruz. Bize güvenin. Tereddüt yaratmak isteyenler var, bunu biliyorum. Ancak siz devletin ve hükümetin izlediği politikaya güvenin” dedi.

 

MHP’den AKP’ye Kıbrıs protestosu

 

MHP Ankara İl Başkanlığı, hükümetin Kıbrıs konusundaki tutumunu protesto etmek amacıyla parti genel merkezi önüne siyah çelenk bırakmak istedi.

 

NTV

 

 

17 Nisan 2004- Ancak özel güvenlik görevlisinin yer konusundaki itirazı üzerine arbede yaşandı

AKP önünde toplanan MHP’liler ellerindeki KKTC ve Türk bayrakları ile “Kıbrıs Türktür Türk kalacak”, “Ne Mutlu Türküm Diyene” sloganları attılar. Bir grup MHP’li, üzerinde KKTC bayrağı bulunan siyah çelengi parti genel merkezinin girişine bırakmak istedi.
       AKP özel güvenlik görevlileri buna karşı çıkarak, çelengin garaj kapısının önüne bırakılmasını önerince tartışma çıktı.
       Araya giren güvenlik güçleri çelengin giriş kapısına konulmasına izin verdi. MHP’liler siyah çelengi kapıya bırakmak için yürürken özel güvenlik görevlisinin itirazı üzerine arbede yaşandı. Arbede sırasında, özel güvenlik görevlisi tartaklandı.
       
       
2 taraftan da "evet" çıkmalı

Uluslararası Bağışçılar Konferansı'na katılan Başbakan Mehmet Ali Talat, yurda döndü:

2 taraftan da "evet" çıkmalı

BİZ SÖZÜMÜZÜ TUTACAĞIZ: Kuzey'den "evet", Güney'den "hayır çıkması" bizi üzer ve bu, süreç başarıya ulaşmamış demek olur... Bence bu güvenceyi BM veya AB sağlayamaz. Bu güvenceyi sağlayacak olan tarafların iyi niyetli ve çözümü arzulayan yaklaşımlarıdır... Bizde bu vardır. Biz sözümüzü tutacağız... Demokrat Parti'nin bu tutumuyla kuzeyden "evet" çıkma olasılığı çok yüksektir

Başbakanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) sürecinde önünün açılması ve KKTC'nin dünyayla bütünleşmesinin "iki evet"e bağlı olduğunu belirterek, "Kuzeyden 'evet', güneyden 'hayır' çıkması bizi ziyadesiyle üzer ve bu süreç başarıya ulaşmamış demek olur" dedi.

Talat, Brüksel'e gerçekleştirdiği ziyaretin önemli bir yanının, dünya ile temas kurabilmenin artık yolunun açıldığının ortaya çıkması olduğunu da söyledi.

Brüksel'de düzenlenen Uluslararası Bağışçılar Konferansı ile çeşitli panellere katılan Başbakan Mehmet Ali Talat, dün akşam yurda döndü.

Brüksel bizi bekliyor

Başbakan Mehmet Ali Talat, hedefin, referandumda iki "evet" çıkartarak Kıbrıs sorununu çözmek olduğunu ifade ederek, "Çözelim çözmeyelim Brüksel bizi bekliyor" dedi.

Başbakan Talat, KKTC'ye dönüşünde, Geçitkale Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, Brüksel temasları hakkında bilgi vererek, görüşmeleri sırasında büyük destek aldığını söyledi.

"Dünyanın dilini yakalayabilirseniz derdinizi anlatabilirsiniz" diyen Talat, Brüksel ziyaretinin, Kıbrıs Türk dış politikasında önemli bir değişikliği işaret ettiğini, AB merkezinin başbakan düzeyinde ilk kez ziyaret edildiğini kaydetti. Talat, "Bizi anlamaya başladılar" diye konuştu.

Temaslarının başarılı ve yararlı geçtiğini dile getiren Başbakan Talat, çözüm olduktan sonra yapılacak çok iş olduğunu söyledi.

AKEL'in tutum değişikliği

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Başbakan Talat, referandumda "hayır" diyeceğini açıklayan Rum hükümetinin büyük ortağı komünist AKEL partisinin tavır değişikliğine gitme nedeninin sorulması üzerine, bunun iki nedeni olduğunu, birinin ana muhalefet DİSİ'nin "evet" kararı alması, diğerinin de, ABD ve dünyadan gelen baskılar olduğunu kaydetti.

Başbakan Talat, AKEL'in, gelen baskıları bir şekilde cavaplandırabilmek için, "bazı güvencelerle böyle bir tutum değişikliğine gidebileceğini" duyurduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:

"Bazı güvenceler hususunu, ziyaretimizde zaten bize de dile getirmişti. Ancak bu bazı güvencelerin ne olduğu konusunda tabii ki daha ayrıntılı bir açıklama veya değerlendirme yapmışlardır diye düşünüyorum. Benim tahminin, bu gelişmeler üzerine AKEL doğru bir çizgiye gelmek çalışması içine girdi."

DP'nin kararı

Başbakan Talat, hükümet ortağı Demokrat Parti'nin (DP) referandumda tabanını serbest bırakma kararıyla ilgili bir soru üzerine de, DP'nin kararını bağımsız olarak alacağını ifade ederek, bu konuda yorum yapacak durumda olmadığını söyledi.

DP Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş'ın, Annan Planı'nın son şekline gelişinde çok büyük katkıları olduğunu anlatan Talat, şunları kaydetti:

"Kendisinin de katkısı ile ortaya çıkmış bir ürünü reddetmesi tabii ki yanlış bir şey olurdu. DP hem bu yanıyla hem de Sayın Cumhurbaşkanı'ın (Rauf Denktaş) sürekli olarak, açıkça da ifade ettiği DP'ye yönelik telkinleri arasında böyle bir kararı aldı. Yani bir anlamda ne bir tarafın baskısına tam cevap verdi ya da karşı çıktı ne de diğer tarafın. İyi oldu diye düşünüyorum. Sonuçta halkımız kararını 24 Nisan'da verecek. Görünen o ki, DP'de bu sürece en azından bir ekibiyle 'evet' yönünde katılıyor."

Başbakan Talat, "bağışçılar konferansında telaffuz edilen rakamların kendisini tatmin edip etmediği" sorusuna karşılık, ABD'nin 400 milyon dolar, İngiltere'nin 31 milyon euro önerdiğini, diğer ülkelerin herhangi bir taahhüt altına girebilmesi için, kendi ülkelerinde çalışma yapmaları ve aldıkları ihtiyaç listesine göre karar vermelerinin söz konusu olduğunu söyledi.

Bunun bir hazırlık toplantısı olduğunu, henüz işin başında olduklarını, esas konferansın Eylül-Ekim'de yapılacağını kaydeden Talat, "Esas konferansa kadar değerlendirmeler yapıp her bir ülkenin ne bağışlayabileceği ortaya çıkmış olacak. Bu ön konferans göstermiştir ki, ülkeler tamamen Kıbrıs sorununun çözümünü destekliyorlar, Annan Planı'nı destekliyorlar. Özellikle bu Rum tarafına çok iyi bir sinyal de olmuştur. Hem siyasi mesaj açısından hem de ekonomik açıdan olumlu sinyaller vermiştir" diye konuştu.

Referandum ertelenemez

Talat, İstanbul'daki Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde düzenlediği basın toplantısında da, Brüksel'deki temaslarını değerlendirdi.

Brüksel'de Kıbrıs Türk tarafının düşüncelerini, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri, referandumları ve referandumlara bakışını aktarma fırsatı bulduğunu kaydeden Talat, şöyle dedi:

"Özellikle Türk tarafının planın referanduma sunulmasının ertelenmesi talebine karşı görüşlerini, buna karşı çıktığımızı, bizim sözlerimize bağlı olduğumuzu, taahhütlerimizi yerine getirmeye hazır olduğumuzu ifade ettim. İlk kez bir KKTC Başbakanı Brüksel'de böyle bir etkinliğe katıldı. O yüzden ilgi yüksek boyutta oldu. Uluslararası Bağış Konferansı'nda da Kıbrıs Türk halkı adına bir konuşma yaptım ve o konuşmada da bakışımızı ve Annan Planı'nın referanduma sunulmasıyla ilgili düşüncelerimizi açıkladım. Türk tarafı olarak bizim tutumumuzun, planın oylanmasının ertelenmesi yönünde olmadığı, sanıyorum tartışma kaldırmayacak şekilde ortaya çıkmıştır. Bu ziyaretin ikinci önemli yanı da dünya ile temas kurabilmenin artık yolunun açıldığının ortaya çıkmasıdır. Bu, önemliydi bizim için. Bugüne kadar Kıbrıs Türk politikası içine kapanıktı. Kendini kapanarak savunmayı hedef olarak görüyordu. Bu ziyaretle bunu tam anlamıyla aşmış durumdayız. Dünya ile bütünleşme, iletişim kurma, aynı frekanstan konuşarak ilişkileri geliştirme gibi bir politikayı hayata geçirmiş bulunuyoruz. Bunun önemli yararlarını göreceğiz diye düşünüyorum."

Kıbrıs'ta açılma politikası

Brüksel'deki temasları sırasında AB Ortak Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Solana ve Günter Verheugen ile görüşme fırsatı bulduğunu da anlatan Talat, "Böylece Kıbrıs Türkünün, Kıbrıs Türk Devleti'nin dünya ile bütünleşme sürecinde adım atmaya hazır olduğunu, AB'ye girmeye ve AB'ye uyum sağlamaya hazır olduğunu bir kez daha ortaya koyduk" diye konuştu.

Kıbrıs'ta artık kapanma değil açılma politikasının gündeme geldiğini ve bunun bundan sonra da yürütüleceğini kaydeden Talat, şöyle devam etti:

"Güney Kıbrıs'tan gerçekten 'hayır', KKTC'den 'evet' çıkması durumunda yepyeni ve önemli politik adımlar atmamız gerekecek. Bu ziyareti, bu adımların ilk başlangıç sinyali olarak da algılayabilirsiniz.

Nitekim gerek ABD, gerek AB yetkilileri, kuzeyden evet, güneyden hayır çıkması durumunun nasıl değerlendirileceği konusunun ilk ipuçlarını da vermişlerdir. Ziyaretimiz bu bağlamda son derece yararlı

oldu."

Kuzeyden evet, Güney'den hayır çıkması

Başbakanı Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) sürecinde önünün açılması ve KKTC'nin dünyayla bütünleşmesinin "iki evet"e bağlı olduğunu belirterek, "Kuzeyden 'evet', güneyden 'hayır' çıkması bizi ziyadesiyle üzer ve bu süreç başarıya ulaşmamış demek olur" dedi.

Talat, bir gazetecinin, "Kuzeyden 'evet', güneyden 'hayır' çıkması durumunda size ne gibi güvenceler verildi?" sorusu üzerine, "Bütün bunlar bir mücadele sürecidir. Bu süreci iyi planlar, doğru yaparsanız başarıya ulaşırsınız" dedi.

Bugüne kadar kapanma politikası yürütüldüğü için böyle bir mücadelenin hiç düşünülmediğini ifade eden Talat, şöyle konuştu:

"Atacağımız adımlar son derece önemlidir. Tanınmayı zor görüyorum. Güvenlik Konseyi'nin kararları var. Tanınmanın başka hususları var. Ama izolasyonun ortadan kalkması yönünde gerçekten adımların atılması mümkündür. Bunun ilk sinyali, ABD Dışişleri Bakanı'nın beni aramasıyla verilmiştir. Diğer birçok uluslararası kurum ve kuruluş bu konuya ilgi göstermeye başladı. Ama bunun arkasını bırakmamak lazım. Böyle bir durum ortaya çıktığı takdirde hiç bıkmadan, yılmadan bu mücadeleyi vermek lazım. Aksi halde başarıya ulaşmak, yani bir tek güneyden 'hayır', kuzeyden 'evet' çıkmasıyla her şeyin bir günde değişeceğini beklemek mümkün değil. Arzumuz, hedefimiz, yanlış anlaşılmasın iki 'evet' çıkmasıdır. Yani birincil hedefimiz budur.

Kuzeyden 'evet', Güney'den 'hayır' çıkması bizi ziyadesiyle üzer ve bu süreç başarıya ulaşmamış demek olur. Bizim, Kuzey'den 'evet', Güney'den 'hayır' çıkması bir arzumuzmuş gibi kesinlikle anlaşılmamalıdır. Bizim arzumuz her iki taraftan da 'evet' çıkmasıdır. Ancak o zaman başarıya ulaşırız. Diğeri, bir uzun sürecin sonucunda ancak bazı iyileştirmeler elde etmektir ki, bu iyileştirmeler bize yetmez. Türkiye'nin AB sürecinde önünün açılması, bizim dünyayla bütünleşmemiz, iletişim kurmamız, bütün bunlar 'iki evet'e bağlıdır."

Yunanistan'dan evet yönünde güçlü destek bekliyorum

Talat, bir başka soru üzerine de Yunanistan'dan referandumda 'evet' denilmesi yönünde daha güçlü bir destek beklediğini kaydetti.

"AB ve BM, Rum tarafına istediği güvenceleri verebilir mi?" şeklindeki soru üzerine Talat, şunları kaydetti:

"Bence bu güvenceyi BM veya AB sağlayamaz. Bu güvenceyi sağlayacak olan tarafların iyi niyetli ve çözümü arzulayan yaklaşımlarıdır. Bizde bu vardır. Biz, sözümüzü tutacağız. Dolayısıyla ek güvenceler istemeye hiçbir gerek yoktur diye düşünüyorum. AB'nin vereceği güvence sonuçta Türk tarafının istekliliğine, kararlılığına bağlı bir güvence olacaktır. Bu bakımdan bunu ısrarla istemek, aslında referandumda 'evet' dememeye bir bahanedir. Başka bir anlamı olabileceğini düşünmüyorum."

Beklentisinin, Rum tarafında da sağduyunun egemen olmaya başlaması olduğunu kaydeden Talat, Güney Kıbrıs'ta referandumda 'evet' çıkma ihtimalinin, AKEL'in politika çizgisini değiştirmesiyle mümkün hale gelebileceğini söyledi.

KIBRIS 18/04/04

UBP ve DP'lilerin 1/4'ü "evet"çi

Annan planına karşı "hayır" kampanyası yürüten UBP ile üyelerini referandumda serbest bırakma kararı alan DP'de, partililerin önemli bir bölümü planı destekliyor ve referandumda "evet" diyeceğini söylüyor

UBP ve DP'lilerin 1/4'ü "evet"çi

UBP'DE ÖNEMLİ ÇATLAK: KADEM'in referanduma yönelik 70 yerleşim biriminde 1815 kişiyle yaptığı anket, halkın yüzde 62.1'inin referandumda "evet" diyeceğini ortaya çıkarırken, partilerin tutumunu da belirledi. 11-16 Nisan tarihleri arasında yapılan ankette, UBP'lilerin yüzde 21.5'i Annan Planı'nı desteklediğini bildirdi. Bu oran, partililerin yaklaşık 4'te 1'ine denk düşüyor

DP'DE "EVET"ÇİLER DAHA FAZLA: Annan Planı'na ta başından beri tarafsız kalmaya çalışan ancak yapılan açıklamalarla "hayır"a daha yatkın görülen DP'de "evet"çiler, UBP'ye göre daha fazla. DP'de de partililerin 4'te 1'inden de fazlası "evet" demeye hazırlanıyor. Plana yüzde 28.4 oranında destek veren DP tabanı da liderliğin "hayır"a yatkın tutumunu benimsemiyor

EN YÜKSEK "EVET" CTP'DE: Kıbrıs sorununun çözümü için büyük mücadele veren iktidarın büyük ortağı CTP, tabanı ile birlikte hareket ediyor. CTP'lilerin yüzde 94.4'ü, yani neredeyse tamamı referandumda "evet" diyeceği günü bekliyor. Bu oran, partiler arasında "evet" diyeceklerin en yüksek oranını oluşturuyor. "Evet" sıralamasında ikinci sıraya yerleşen BDH'dan da yüzde 90.7'lik "evet" var

 

 

 

Ülkemizde kaderimizin belirleneceği 24 Nisan'daki referanduma sayılı günler kalırken, tansiyon da giderek yükseliyor.

Annan planına karşı "hayır" kampanyası yürüten UBP ile üyelerini referandumda serbest bırakma kararı alan DP'de, partililerin önemli bir bölümü planı destekliyor ve referandumda "evet" diyeceğini söylüyor.

KKTC'de yıllarca iktidar olmanın nimetlerinden yararlanarak statükonun en büyük partilerinden biri olan Ulusal Birlik Partisi (UBP), 14 Aralık seçimlerinde halktan aldığı derse rağmen Kıbrıs sorununda izlediği politika nedeniyle tabanını da kaybetmeye başladı.

Annan Planı'na karşı "hayır" kampanyası yürüten UBP liderliğinin izlediği yolu partililerin benimsemediği ortaya çıktı.

Gece gündüz bayrak edebiyatına sarılıp Annan Planı'nı "öcü" göstermeye çalışan UBP liderliğinin aksine partililerin yaklaşık dörtte biri referandumda "evet" diyeceğini söyledi.

KADEM'in referanduma yönelik 70 yerleşim biriminde 1815 kişiyle yaptığı ankette partilerin nabzı da yoklandı. 11-16 Nisan tarihleri arasında yapılan ankette, UBP'lilerin yüzde 21.5'i Annan planını desteklediğini bildirdi. Bu oran ise partililerin yaklaşık 4'te 1'ine denk düşüyor.

Siyasi gözlemcilere göre, UBP'lilerin yaklaşık 4'te 1'inin referandumda "evet" demeye hazırlanması, Annan Planı'nın ortaya çıktığı günden itibaren Cumhurbaşkanı Denktaş'ın gittiği yolda ilerleyen UBP yönetiminin çözümsüzlük siyaseti izleyerek aslında statükoyu korumaya çalışmasına tabanının onay vermediğini gösteriyor.

Aynı gözlemciler, UBP'de plana yüzde 21.5 oranında destek çıkmasını, "UBP'de önemli çatlak" diye yorumluyor.

Öte yandan koalisyonun küçük ortağı DP'de de durum pek farklı görülmüyor.

Annan Planı'na ta başından beri tarafsız kalmaya çalışan ancak yapılan açıklamalarla "hayır"a daha yatkın görülen DP'de "evet"çiler, UBP'ye göre daha fazla. Referandum için önceki akşam üyelerini serbest bırakma kararı alan DP'de de partililerin 4'te 1'inden de fazlası "evet" demeye hazırlanıyor. DP'de plana destek yüzde 28.4'e çıkıyor. Bu durum DP tabanının da liderliğin "hayır"a yatkın tutumunu benimsemediğini gösteriyor.

Kıbrıs sorununun çözümü için büyük mücadele veren iktidarın büyük ortağı CTP ise tabanı ile birlikte hareket ediyor. CTP'lilerin yüzde 94.4'ü, yani neredeyse tamamı referandumda "evet" diyeceği günü bekliyor. Bu oran, partiler arasında "evet" diyeceklerin en yüksek oranını oluşturuyor.

"Evet" sıralamasında ikinci sıraya yerleşen BDH'dan da yüzde 90.7'lik "evet" var.

Çözüm ve AB mücadelesi veren bir diğer parti olan ÇABP'da da "evet" diyenlerin oranı yüzde 80.

Annan Planı'nın kabulü halinde "mahvolacağız, öleceğiz" diyen KAP'ta da partililerin yüzde 33.3'ü planı destekleyeceğini söylüyor.

Halkın ezici çoğunluğu Annan Planı'nda bilgili

KADEM, halkın Annan Planı'yla ilgili ne kadar bilgili olduğunu saptamaya çalıştı.

Buna göre, halkın yüzde 74.4 gibi ezici çoğunluğu, kendini plan hakkında bilgili hissediyor. Hiç bilgili olmayanların oranı ise yüzde 15.3.

Bu konuda vatandaşların yüzde 14.8'i kendini planla ilgili "çok bilgili" hissederken, yüzde 29.6'sı "oldukça bilgili", yüzde 30'u da "biraz bilgili" görüyor.

Yüzde 10.3'lük kesim de bu konuda cevap vermedi.

Yine bilgi düzeyi ile referandumdaki tavır arasındaki ilişkiye bakıldığında, referandumda "evet" diyecekler, kendini planla ilgili bilgili hissedenler arasında en yüksek seviyeye çıkıyor.

Halk gidişattan iyimser

Anket sonuçları, halkın genel gidişatla ilgili ne düşündüğünü de ortaya çıkardı.

KADEM araştırmasına göre, KKTC halkı, genel gidişattan iyimser. Özellikle gençlerin iyimser olduğu görülüyor.

Durumu ilçelere göre değerlendirdiğimizde, Mağusa ilçesinde ikamet edenlerin diğer ilçelere göre daha iyimser oldukları anlaşılıyor.

Öte yandan eğitim düzeyi yükseldikçe iyimserlik de artıyor.

Ülkenin gidişatıyla ilgili "çok iyimserim" diyenler yüzde 14.8, "oldukça iyimserim" diyenler yüzde 29.6, "ne iyimserim, ne de kötümserim" diyenler de yüzde 30'luk kesimi oluşturuyor.

Gidişat için "oldukça karamsar" olanlar yüzde 15.3, "çok karamsar" olanlar da yüzde 7'lik bir oranı temsil ediyor.

UBP ve DP'lilerin daha karamsar oldukları dikkat çekiyor. Bu kesim, genel gidişattan memnun değil.

Tablolar

Tablo I:

24 Nisan tarihinde yapılacak Annan Planı ile ilgili referandumda oyunuzu "evet" olarak mı, yoksa "hayır" olarak mı kullanmayı düşünüyorsunuz?

Parti UBP DP CTP-BG BDH MBP ÇABP KAP genel

Evet 21.5 28.4 94.4 90.7 35.0 80.0 33.3 62.4

Hayır 63.5 53.5 2.5 1.3 25.0 6.7 66.7 20.8

Kararsızım 4.8 10.3 1.4 6.0 20.0 - - 7.9

Fikir/cevap yok 10.3 7.7 1.7 2.0 20.0 13.3 - 8.9

 

Tablo II:

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından Kıbrıs sorununa ilişkin önerilen son çözüm hakkında ne derece bilgilisiniz?

a- Genel sonuçlar

Açıklama %

Çok bilgiliyim 14.8

Oldukça bilgiliyim 29.6

Biraz bilgiliyim 30.0

Hiç bilgili değilim 15.3

Fikir/cevap yok 10.3

 

b- Yaş

Açıklama 18-24 25-34 35-44 45-54 55+ genel

Çok bilgiliyim 10.8 12.1 8.2 10.2 12.0 10.6

Oldukça bilgiliyim 28.1 40.8 40.7 33.5 25.7 35.4

Biraz bilgiliyim 55.4 41.1 46.3 46.0 40.7 45.2

Hiç bilgili değilim 5.8 5.3 3.7 8.0 18.6 7.6

Fikir/cevap yok - 0.7 1.1 2.3 3.0 1.4

 

 

c- Bilgi düzeyi ve referandum

Açıklama Evet Hayır Kararsız Fikir-cevap yok

Çok bilgiliyim 71.6 22.0 - 6.4

Oldukça bilgiliyim 77.0 17.5 0.3 5.2

Biraz bilgiliyim 55.6 27.3 0.6 16.5

Hiç bilgili değilim 29.5 34.6 - 35.9

Fikir/cevap yok 21.4 - - 78.6

 

d- Parti

 

Açıklama UBP DP CTP-BG BDH MBP ÇABP KAP

Çok bilgiliyim 10.1 10.1 13.0 12.7 28.6 12.5 -

Oldukça bilgiliyim 24.2 28.1 44.0 49.3 - 50.0 -

Biraz bilgiliyim 55.5 47.2 39.9 33.8 71.4 25.0 100.0

Hiç bilgili değilim 9.3 14.6 2.8 4.2 - 12.5 -

Fikir/cevap yok 0.9 - 0.3 - - - -

 

e- Eğitim düzeyi

 

Açıklama Okur-yazar İlk-orta Lise-meslek Üniversite-yüksek lisans genel

Çok bilgiliyim 8.6 6.1 12.3 14.3 10.6

Oldukça bilgiliyim 20.0 30.7 38.2 39.5 35.4

Biraz bilgiliyim 54.3 46.4 45.9 40.8 45.2

Hiç bilgili değilim 17.1 14.2 2.4 5.5 7.6

Fikir/cevap yok - 2.6 1.2 - 1.4

f- Köken

Açıklama Türkiye kökenli Kıbrıs kökenli Genel

Çok bilgiliyim 8.8 11.0 10.6

Oldukça bilgiliyim 23.8 38.0 35.4

Biraz bilgiliyim 57.5 42.3 45.2

Hiç bilgili değilim 8.8 7.3 7.6

Fikir/cevap yok 1.0 1.4 1.4

 

g- Yer değiştirme durumu

Açıklama Türk devletine kalacak Rum devletine kalacak genel

Çok bilgiliyim 9.6 13.6 10.6

Oldukça bilgiliyim 38.7 24.4 35.4

Biraz bilgiliyim 44.4 47.5 45.2

Hiç bilgili değilim 5.8 13.2 7.6

Fikir/cevap yok 1.4 1.2 1.4

 

Tablo III

Ülkemizdeki olayların gidişatı ile ilgili ne derece iyimser ya da karamsar olduğunuzu öğrenebilir miyim?

a-Genel sonuçlar

Açıklama %

Çok iyimserim 14.8

Oldukça iyimserim 29.6

Ne iyimserim ne de kötümserim 30.0

Oldukça karamsarım 15.3

Çok karamsarım 7.0

Bilmiyorum/cevap yok 3,3

 

b- Yaş

Açıklama 18-24 25-34 35-44 45-54 55+ genel

Çok iyimserim 15.1 17.0 14.6 13.6 12.6 14.8

Oldukça iyimserim 31.7 33.7 33.6 25.6 18.6 29.6

Ne iyimserim ne de kötümserim 36.0 32.3 31.0 29.0 21.0 30.0

Oldukça karamsarım 9.4 10.3 13.1 21.0 26.3 15.3

Çok karamsarım 7.2 4.6 5.2 8.5 12.0 7.0

Bilmiyorum/cevap yok 0.7 2.1 2.6 2.3 9.6 3.3

 

c- İlçe

Açıklama Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele genel

Çok iyimserim 11.8 27.9 8.8 21.8 13.0 14.8

Oldukça iyimserim 29.4 25.4 34.2 28.2 27.0 29.6

Ne iyimserim ne de kötümserim 37.0 19.7 29.8 27.0 20.0 30.0

Oldukça karamsarım 14.0 9.8 20.2 10.9 24.0 15.3

Çok karamsarım 5.4 8.2 3.5 10.9 13.0 7.0

Bilmiyorum/cevap yok 2.5 9.0 3.5 1.1 3.0 3.3

 

d- Parti

Açıklama UBP DP CTP-BG BDH MBP ÇABP KAP

Çok iyimserim 4.4 10.1 22.8 16.9 28.6 50.0 50.0

Oldukça iyimserim 15.9 22.5 43.5 39.4 - 12.5 -

Ne iyimserim ne de kötümserim 30.0 33.7 23.3 38.0 42.9 25.0 50.0

Oldukça karamsarım 30.8 22.5 7.0 4.2 - - -

Çok karamsarım 14.5 10.1 2.3 1.4 28.6 12.5 -

Bilmiyorum/cevap yok 4.4 1.1 1.0 - - - -

 

e- Eğitim düzeyi

Açıklama Okur-yazar İlk-orta Lise-meslek Üniversite-yüksek lisans Genel

Çok iyimserim 17.1 11.0 14.0 21.4 14.8

Oldukça iyimserim 5.7 25.5 34.5 30.3 29.6

Ne iyimserim ne de kötümserim 34.3 27.0 32.1 30.3 30.0

Oldukça karamsarım 22.9 21.4 11.6 11.8 15.3

Çok karamsarım 14.3 8.4 5.8 5.9 7.0

Bilmiyorum/cevap yok 5.7 6.7 1.9 0.4 3.3

f- Köken

Açıklama Türkiye kökenli Kıbrıs kökenli genel

Çok iyimserim 12.4 15.4 14.8

Oldukça iyimserim 28.5 29.8 29.6

Ne iyimserim ne de kötümserim 25.9 31.0 30.0

Oldukça karamsarım 19.2 14.4 15.3

Çok karamsarım 10.4 6.2 7.0

Bilmiyorum/cevap yok 3.6 3.2 3.3

 

Yarın: Çözüm olmazsa ne olur, halk bu konuda ne düşünüyor? Güney Kıbrıs'taki referandum sonuçlarıyla ilgili vatandaşların tahmini ne yönde?

KIBRIS 18/04/04

 

AKEL'in "hayır"ı sallanıyor

AKEL Genel Sekreteri Hristofyas, BM ve AB tarafından uygulama garantisi verilmesi halinde tutumlarını değiştirip planı destekleyebileceklerini söyledi:

AKEL'in "hayır"ı sallanıyor

AKEL, GÜVENCE İSTİYOR: Altını çizdikleri konulara değinilmesi halinde planla ilgili tutumlarını değiştirmek amacıyla parti organlarını toplayabileceklerini ifade eden Hristofyas, "Bugün veya yarın Güvenlik Konseyi'nde gelişmeler olması ve bizim de bu gelişmelerden tatmin olmamız halinde tutumumuzu değiştireceğiz" dedi

l PAPADOPULOS, ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR: Dışişleri eski bakanı ve DİSİ milletvekili Yannakis Kasulides, Rum lider Tasos Papadopulos'un, AKEL'in karar değişikliğinin önünü kesmek için Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi Rusya nezdinde girişimlerde bulunduğunu söyledi

AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, BM Güvenlik Konseyi ve AB tarafından uygulama garantileri verilmesi halinde Annan Planı'na destek verebileceklerini söyledi.

Hristofyas, BM ve AB'den uygulama güvencesi alınırsa, referandumun ertelenmemesi halinde "hayır" oyu verme kararlarını gözden geçirebileceklerini bildirdi.

Hristofyas, Yunan televizyon kanalı ERT'ye yaptığı açıklamada, BM Güvenlik Konseyi'nin "sadece sözlü" olarak verdiği garantilerle tatmin olmadıklarını ve parti olarak daha elle tutulur garantiler istediklerini vurguladı.

Hristofyas, "Hem Türk tarafı hem de Rum tarafı olarak, bizim planın düzgün şekilde uygulamaya konulması için garantör güçler yerine Güvenlik Konseyi ve AB'den verilecek garantilere ihtiyacımız vardır" dedi.

Altını çizdikleri konulara değinilmesi halinde barış planı hakkındaki tutumlarını değiştirmek amacıyla parti organlarını toplayabileceklerini ifade eden Hristofyas, "Bugün veya yarın Güvenlik Konseyi'nde gelişmeler olması ve bizim de bu gelişmelerden tatmin olmamız halinde tutumuzu değiştireceğiz" dedi.

AKEL'in "hayır" kararı Rum hükümetinde iki bakanın istifasının yanında, Türk tarafında, BM, AB ve ilgili tüm ülkelerde AKEL'e karşı tepkiye neden olmuştu.

Öte yandan dışişleri eski bakanı ve DİSİ milletvekili Yannakis Kasulides, Rum lider Tasos Papadopulos'un, AKEL'in karar değişikliğinin önünü kesmek için Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi Rusya nezdinde girişimlerde bulunduğunu söyledi.

KIBRIS 18/04/04

 

Plan pürüzsüz şekilde uygulanacak Gerekli tüm adımlar atılacak

BM Güvenlik Konseyi, taraflara, Annan Planı'nın yarattığı tarihi fırsatın kaçırılmaması çağrısı yaptı ve planın eksiksiz uygulanacağı taahhüdünü verdi:

Plan pürüzsüz şekilde uygulanacak Gerekli tüm adımlar atılacak

ANNAN, GÜVENLİK KONSEYİ KARARINDAN MEMNUN: BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs planına destek vermesini memnuniyetle karşıladı. Annan, konseyin plana destek vermesinden ve anlaşma için öngörülen adımları atmaya hazır olduğunu bildirmesinden memnuniyet duyduğunu belirtti

 

BM Güvenlik Konseyi, Genel Sekreter Kofi Annan tarafından hazırlanan Kıbrıs planına güçlü destek vererek, bunun, kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu bildirdi. Güvenlik Konseyi ayrıca, planın eksiksiz şekilde uygulanacağı ve gerekli adımların atılacağı taahhüdünü verdi.

Konsey tarafından yapılan başkanlık açıklamasında, Kıbrıs'ta kararın halklara bırakılmasıyla birlikte, Annan Planı'na kuvvetle destek verildiği ve bu tarihi fırsatın kaçırılmaması gerektiği belirtildi.

Açıklama, dönem başkanı Almanya'nın BM Büyükelçisi Günter Pleuger tarafından yapıldı.

BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs planına destek vermesini memnuniyetle karşıladı.

Annan yaptığı açıklamada, konseyin Kıbrıs'ta taraflara sunduğu plana destek vermesinden ve anlaşma için öngörülen adımları atmaya hazır olduğunu bildirmesinden memnuniyet duyduğunu belirtti.

Annan, konseye yakında, adadaki BM Barış Gücü'nün yeniden şekillendirilmesinin de aralarında bulunduğu anlaşmayla ilgili kararlar konusunda bilgi vereceğini kaydetti.

BM Güvenlik Konseyi önceki gün yaptığı açıklamada, Annan tarafından hazırlanan Kıbrıs planına güçlü destek vererek, bunun kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu bildirmişti.

Konseyin bu açıklamasını "uluslararası toplumun Rum tarafına bir mesajı" olarak değerlendiren BM kaynakları, açıklamanın, BM'den bu yönde karar çıkmasını "tercih etmeyen" Rum yönetimine bir uyarı olarak değerlendirilebileceğini ifade etmişlerdi.

BM'deki diplomatik kaynaklar, İngiltere tarafından hazırlanan başkanlık açıklamasına ilişkin görüşmelerde Rusya, Fransa ve Çin'in Rum tarafının görüşleri doğrultusunda hareket ettiklerini de vurgulayarak, bu ülkelere katılan daimi üye olmayan ülkeler Cezayir ve Şili'nin açıklamayı "sulandırma" yönünde çaba sarf ettiklerini belirtmişlerdi.

 

Güvenlik Konseyi, planı tam olarak uygulamayı taahhüt etti

BM Güvenlik Konseyi Başkanı Gunter Pleuger, dün, BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs konusu ile ilgili düşüncelerini basına yaptığı bir açıklama ile duyurdu.

Açıklamada, BM Güvenlik Konseyi'nin, Kıbrıs sorununun olası çözümü durumunda ortaya çıkacak maliyete, parasal desteği organize etmek için 15 Nisan 2004'te Brüksel'de düzenlenen Uluslararası Bağışçılar Konferansı hazırlık toplantılarından çıkan sonucu memnuniyetle karşıladığı bildirildi.

Konseyin üyelerinin, bağışçıların taahhütlerini, iki halk tarafından kabul edilmesi durumunda, Genel Sekreterin Kıbrıs sorununa getirdiği kapsamlı çözümün uygulanması için gereken finansal kaynakları tedarik etmek için taşıdıkları istek olarak kabul ettiği belirtilirken, Kıbrıslıların 24 Nisan'da yapılacak olan senkronize referandumlarla gelecekleri hakkında tarihi bir karar verecekleri hatırlatıldı.

Güvenlik Konseyi başkanlığından yapılan açıklamada, referandumlarda evet çıkması durumunda, planın pürüzsüz bir şekilde uygulanması için oluşturulacak yeni BM gücü de dahil olmak üzere, planda belirtilen bütün gereksinimlerin sağlanması için, BM Güvenlik Konseyi üyelerinin gerekli tüm adımları atacakları belirtiliyor. Açıklamada ayrıca, taahhüt altına giren tüm tarafların anlaşma sağlanması halinde üzerlerine düşeni tümüyle yerine getirmelerine yardımcı olmak için, Güvenlik Konseyi üyelerinin sorumluluk üstlendiği de belirtildi.

KIBRIS 18/04/04

 

Kıbrıs tarihindeki en kritik hafta...

Kıbrıs tarihindeki en kritik hafta.. BM ve AB "evet" için devrede

Annan Planı sayesinde barış, yeniden birleşme ve çağdaş Avrupa ailesi içinde yer alma şansı yakalayan Kıbrıs adası, tarihindeki en kritik haftaya giriyor. Önümüzdeki 5 gün içinde yaşanacak

gelişmeler, adanın geleceğini belirleyecek.

Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, 24 Nisan'daki referandumlarda her iki taraftan

da evet sonucu alınması için, özellikle Rum Yönetimi nezdinde yoğun şekilde devrede bulunuyor.

İki taraftaki statükocular ve derin çevrelerin gözü yaşlı direnişine rağmen herkes, bu fırsatın

değerlendirilmesi yönünde çaba harcıyor.

BM Güvenlik Konseyi yarın yapacağı toplantıda Kıbrıs sorununu ele alacak. BM'nin ve şahsen

kendisinin harcadığı emeklerin boşa gitmesini istemeyen Genel Sekreter Kofi Annan, Güvenlik

Konseyi'nin toplantısına katılacak. Bu durum, Güvenlik Konseyi'nden güçlü bir karar veya açıklama

çıkması beklentisi yarattı. BM Güvenlik Konseyi'nin "Annan Planı'nın yarattığı tarihi fırsatın

kaçırılmaması" çağrısı ve "planın eksiksiz uygulanacağı" taahhüdü, Annan'ı ve barış güçlerini

memnun etti. Güvenlik Konseyi'nin, Pazartesi günü plana destek ve uygulanmasını garanti etme

yönünde ikna edici karar alması bekleniyor.

Avrupa Parlamentosu da Çarşamba gün yapacağı toplantıda Kıbrıs sorununu da ele alacak. AB

Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter Verheugen, Yunan Dışişleri Bakanı

Petros Moliviatis'e, Avrupa Parlamentosu'nun "planın uygulanmasını takip edeceği ve ihlal edilmesi

durumunda gerekli tedbirleri alacağı yönünde taahhüt vereceğini" söyledi.

New York'ta varılan anlaşmaya tamamen ters bir tavırla ve BM'yi tehdit ederek "hayır" kararı alan

AKEL, parti içindeki istifalar, Kıbrıslı Türk barış güçleri, AB, BM, ABD ve ilgili tüm devletlerden

gördüğü tepki nedeniyle geri adıma hazırlanıyor. AKEL Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı

Dimitris Hristofyas, Yunanistan'ın ERT kanalına yaptığı açıklamada, BM ve AB'ın planla ilgili

tatmin edici garantiler vermesi durumunda "hayır" kararını yeniden gözden geçireceklerini söyledi.

AKEL'in karar değiştirmeye hazırlanması, Güney Kıbrıs'tan da evet çıkması şansını artırdı.

BM ve AB'la birlikte ABD ve İngiltere de Güney'deki olumsuz havayı değiştirmek amacıyla

yoğun gayret gösteriyor. Güney'de en çok satan gazete olan Fileleftheros, dünkü sayısında bu konudaki

haberini manşetten, "Değiştirme Çabaları... Perde Gerisinde Faaliyet Gösteren ABD-İngiltere ve AB'tan

Havuç ve Kırbaç... Annan Pazartesi Güvenlik Konseyi'nde" başlığıyla yayımladı. Gazete şunları kaydetti:

"Amerikalılar pazartesine kadar Annan Planı'na dayalı anlaşmanın uygulanması için garantiler temin

yönünde çalışacak. İngiltere ve AB da aynı paralelde hareket edecek. Washington ve Brüksel, başrolde

Powell ve Verheugen olmak üzere anlaşmanın uygulanmasını izleyecekleri güvencesi verdi."

Annan Planı'na karşı tutumu nedeniyle Rum Yönetimi ile Atina arasında yaşanan görüş ayrılığının

yanında, Güney'in en büyük partileri AKEL ve DİSİ'de kazanlar kaynıyor. Rum Yönetimi Dışişleri Eski

Bakanı Yannakis Kasulides ve Eski Başsavcı Alekos Markides ile DİSİ Başkanı Nikos Anastasiades,

"hayır" tutumu nedeniyle Papadopulos'u sert şekilde eleştiriyor. Basında da bu çerçevede karşıt haberler

yayınlanıyor.

Rum Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, müzakere döneminde Annan Planı hakkında Atina'yla

olan uyumlarının karar alma aşamasına gelindiği bu günlerde bozulduğunu kabul etmek zorunda kaldı.

Rum basını, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in Saraybosna'da düzenlenecek Balkan Ülkeleri

Zirvesi çerçevesinde çarşamba günü TC Başbakanı Tayip Erdoğan'la görüşme ihtimalinin bulunduğunu

da yazdı.

KKTC'de 14 Aralık'ta yaşanan iktidar değişikliği ile Türkiye'de AK Parti iktidarının kararlı

ve akılcı tutumu da adada çözüm ve AB şansını artırıyor.

KIBRIS 18/04/04