Rum kesiminde yeni bir
anket ve yüzde 73 "hayır"...
Kıbrıs Rum kesiminde yapılan yeni
bir ankette, 24 Nisan'da referanduma sunulacak Annan planına Rum
halkının yüzde 73'ünün ''hayır'', yüzde 13'ünün 'evet'
diyeceği ortaya çıktı.
Simerini gazetesine göre, Cypronetwork Marketing
Research Ltd. şirketinin Annan planıyla ilgili yaptığı
ve 622 Rum'un katıldığı anket sonuçları
açıklandı.
Anket sonuçlarına göre, Rumların yüzde
73'ü plana karşı olduğunu belirtirken, yüzde 13'ü plana ''evet''
dedi. Yüzde 12'si de tarafsız olduğunu bildirdi. Geriye kalanlarsa
bilmiyorum/yanıt yok cevabını verdi.
Haberde, partilere göre verilen
yanıtlardaysa NEO ve Rum Ekologlar ve Çevreciler Partisi'nden herkesin
plana ''hayır'' dediği kaydedildi.
AKEL seçmenlerinden yüzde 69'u ''hayır'',
yüzde 17'si ''evet'', DİKO seçmenlerinden yüzde 87'si ''hayır'',
yüzde 26'sı ''evet', DİSİ seçmenlerinden yüzde 63'ü
''hayır'', yüzde 23'ü ''evet'', EDEK seçmenlerinden yüzde 85'i ''hayır'',
yüzde 10'u ''evet', ADİK seçmenlerinden yüzde 75'i ''hayır'', yüzde
25'i ''evet'', EDİ seçmenlerinden yüzde 33'ü ''hayır'', yüzde 67'si
''evet'' yanıtını verdi.
Ankete katılan AKEL seçmenlerinin yüzde
48'si, DİKO seçmenlerinin yüzde 68'i, DİSİ seçmenlerinin yüzde
26'sı ve EDEK seçmenlerin yüzde 65'i partilerinin Annan planıyla
ilgili tutumundan çok memnun olduklarını belirtti. ''Planın
olumsuz yanları nedir?'' sorusuna karşılık Rumların
yüzde 55'i Türkiye'nin müdahale hakkı, yüzde 43'ü ''yerleşiklerin''
yasallaştırılması, yüzde 39'u tüm göçmenlerin evlerine geri
dönememesi, yüzde 35'i insan haklarının ihlali, yüzde 31'i ulusal
kimlik yoksunluğu, yüzde 26'sı Rum Milli Muhafız Ordusu'nun
(RMMO) dağılması, yüzde 24'ü tazminat konusunun tatmin edici
olmaması, yüzde 22'si Kuzey'e dönecek Rumların seçme-seçilme
haklarından mahrumiyeti yanıtını verirken; yüzde 1'i
planın olumsuz yanlarının bulunmadığını
belirtti.
''Planın olumlu yanlarına''
ilişkin soruyaysa yüzde 33'ü göçmenlerin geri dönüşü, yüzde 25'i
toprakların geri verilmesi, yüzde 14'ü askerlerin ayrılması,
yüzde 10'u ''yerleşiklerin'' ayrılması, yüzde 5'i
güvenliğin desteklenmesi, yüzde 4'ü AB normlarının
uygulanması cevabını verdi.
''Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un
açıklamasından kararınız etkilendi mi?' sorusuna, yüzde
55'i kararlarının etkilenmediğini, yüzde 23'ü
kararlarının yeterince veya çok etkilendiğini, yüzde 19'u az
etkilendiği yanıtı verdi.
MILLIYET 17/04/2004
Serdar Denktaş
partisini topladı, referandum için kararı halka bıraktı...
KKTC'de koalisyon hükümetinin küçük
ortağı Demokrat Parti (DP), 24 Nisan'da yapılacak referandumda,
kararı halka bıraktı.
Demokrat Parti'nin (DP) Genel Başkanı,
Başbakan Vekili, Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş, 24 Nisan'da yapılacak referandumda,
partisinin, planı, halkın özgür iradesiyle oy kullanmasına
bıraktığını açıkladı.
Üzerine düşen görevi yapmış
olmanın huzuru içinde olduğunu söyleyen Denktaş, ''gerçekleri
halka anlatma kampanyası yürüteceğini'' belirtti.
Parti meclisinde kısıtlı bir katılım da olsa
''hayır'' kararı alındığını, ancak parti
içinde etkin bir grubun ''evet'' kararında olduğunu ifade eden
Denktaş, karar verilirken bireysel çıkarlarla toplumsal
çıkarların vicdan muhasebesinin yapılmasını istedi.
Denktaş, 24 Nisan'da yapılacak
referandumda, parti tabanını nasıl oy kullanacakları
yönünde serbest bıraktıklarını söyledi.
Serdar Denktaş, DP Genel Merkezi'nde
yaptığı açıklamada, ''Partimiz, halkımızı ve
tabanımızı bu plana özgür iradeleriyle bireysel ve toplumsal
çıkarları arasında bir vicdan muhasebesi yaparak oy
verebilmeleri için serbest bırakma kararı almıştır''
dedi.
Halkın, gelinen aşamada,
''güvendiği bir siyasetçi olarak kendisinin kararını
beklediğini'' ifade eden Serdar Denktaş, şöyle konuştu:
''Gerçek şudur ki bugün ben, size
nasıl bir yönlendirme yaparsam yapayım bundan Cumhurbaşkanı
(Rauf Denktaş) zarar görecektir. Hayır yönlendirmesi yapsam
'Denktaş bencil davrandı oğlunu baskı altına
aldı', evet yönlendirmesi yapsam, 'oğluna bile söz geçirtemedi'
suçlaması yapacaklar. Onurlu tarihimizin yaşayan bir temsilcisine
karşı böyle bir karalama yapılmasını kabul etme
hakkım olmadığına inanmaktayım. Ben, süreç içerisinde
elimden geldiğince toplumsal barış ve güney
komşularımızla uzlaşma yönünde olumlu katkıları
yapmak sureti ile üstüme düşen görevi yapmış olmanın huzuru
içerisindeyim. Bir siyasal partinin başkanı olarak, bu,
halkımız ve kendi tabanımız tarafından bana yüklenmiş
bir sorumluluktu. İçinde bulunduğumuz konjonktürde, parti
tabanımızın yönlendirmesinin dışında bir
tavır almam mümkün değildir.
Bu noktada bilinmesi gereken referandum sonucu
ne olursa olsun önümüze yepyeni bir dönem başlayacaktır. Hiçbir
şey artık eskisi gibi olmayacaktır.''
TARTIŞMALARIN SONU
KKTC Başbakan Vekili, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Demokrat
Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, ''Kasım 2002'den
beridir gündemi işgal eden 'Annan Planı ve Çözüm' tartışmalarının
sonuna geldiklerini'' söyledi.
Denktaş, ''1,5 yıldır planla
ilgili tartışmalarda zaman zaman hoşgörü
sınırlarının dışına
çıkılmışsa da bu süreçte halkımız büyük bir
demokratik olgunluk sergilemiştir'' dedi.
DP Genel Merkezi'nde düzenlediği basın
toplantısında, DP'nin 24 Nisan'da yapılacak referanduma yönelik
tavrını açıklayan Denktaş, Annan Planı'nın ilk
sunulduğu günden itibaren yaşananlara ilişkin detaylı bilgi
verdi.
Denktaş, şunları kaydetti:
''Annan süreci dediğimiz bu sürecin ilk
günlerine dönersek, Kıbrıs Türk halkının demokratik
oylarıyla seçilmiş olan liderimiz, Cumhurbaşkanımız
Sayın Rauf Denktaş'ın ağır bir ameliyat
sonrasında Amerika'da yoğun bakımda yattığı bir
döneme geldiğini anımsayacağız. Yoğun bakımda
önüne konulan belgeyi imzalamayı reddeden
Cumhurbaşkanımızı hedef göstererek başlatılan
kampanya, 'belgenin hemen imzalanması gerektiğini, 1. Annan
Planı'nın Kıbrıs Türk halkının kurtuluş
belgesi olduğunu' söylemekteydi. Bu görüşe karşı
başlatılan diğer kampanya ise 'belgenin tutsaklık belgesi
olduğunu' iddia etmekteydi. Hatırlayacaksınız, Demokrat
Parti her iki yaklaşımı da reddetmişti.
Partimiz o günlerde kurultayını
yapmış ve kurultayda kabul ettiği 'manifesto' ile hem
Kıbrıs'ta çözüm gerekliliğini ortaya koymuş hem de bu
çözümün nasıl olması gerektiği konusunda yön göstermişti.''
SINIR KAPILARI AÇILDI
Kurultay sonrasında o günkü hükümet
ortağı olarak çözüm yolunda ilk adımı
attıklarını ve Güney Kıbrıs'la KKTC arasındaki
sınır kapılarını açarak iki taraf arasındaki
geçişlerin serbestleştirilmesi için büyük uğraş
verdiklerini anlatan Denktaş, şöyle devam etti:
''Kıbrıs'ta çözüme giden yol buydu.
Adım adım iki halk arasında güven ortamı sağlayarak,
iki halkın özgürce her alanda işbirliği yapmalarına olanak
sağlayacak siyasal ve sosyal ortamın kurulmasına
yardımcı olarak; iki halkın gönüllülük ilkesi etrafında
kendi çözüm formüllerini üretmelerini sağlamalıydık. Bunu
yapabilmek için de Annan Planı bir referans olarak alınabilirdi. O
günlerde, Kıbrıs Rum liderliğinin Annan Planı ile ilgili
tutumlarında samimi olmadıklarını sürekli olarak
belirtmemize rağmen, gelişen 'çözüm' heyecanı bu sözlerimizin de
yeterli derecede duyulmasına engel oluyordu.
Geçişlerin serbestleştirilmesinin
ardından daha başka girişimlerimiz de oldu. Örneğin
aramızda hiçbir tarihsel düşmanlığın veya
çatışmanın bulunmadığı Kıbrıs Maronit
toplumuyla başlattığımız girişim gibi. Ancak
bunları uygulamaya koyma fırsatı elde edemedik.''
''HAKLILIĞIMIZ ORTAYA KONULDU''
Demokrat Parti'nin, 1. Annan belgesinin iyi
yönlerini, yetersizliklerini, yanlışlıklarını ve
değiştirilmesi gereken maddelerini kamuoyu ile
paylaştığını, ancak ''belgenin neredeyse
mükemmelliğini iddia eden bazı siyasal hareketlerin, belgenin
olduğu şekliyle imzalanması gerektiğinde ısrar
ettiğini'' dile getiren Denktaş, şunları söyledi:
''Ancak haklılığımız 2.
Annan belgesinin ortaya çıkışı ile vurgulanmış
oluyordu. Bu belgede kabul edemeyeceğimiz noktaları, yine açık
yüreklilikle ortaya koyduk. Sonunda bu belgede de değişiklikler
yapıldı.
Bu süreç genel seçimlere kadar böyle sürdü.
Seçimlerin sonucunda halkımız, meclise yansıttığı
siyasal iradesiyle hem çözüm istencini hem de 'güvenlik' ihtiyacını
ortaya koydu. Kıbrıs'ta çözüm 'yaşayabilir' olmalıydı.
Halkımızın kararı buydu.'' DP'nin 14 Aralık'taki
seçimler sonucunda oluşan siyasal tabloyu değerlendirerek, kimi
kesimlerin çok sert eleştirilerine rağmen, Cumhuriyetçi Türk Partisi
(CTP) ile koalisyon hükümeti kurma kararı aldığını
ifade eden Denktaş, böylece, ''halkın meclise yansıyan istenç ve
iradesine duyduğu saygıyı göstermiş olduklarını''
kaydetti.
''DP SORUMLULUKTAN KAÇMADI''
Hükümetin kurulmasının ardından
çok hızlı bir siyasal sürece girdiklerine dikkati çeken Denktaş,
şöyle konuştu:
''Bu süreç, özellikle Anavatan Türkiye
hükümetinin BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a vermiş olduğu
taahhütlerle New York süreci olarak başlamış ve içinde
bulunduğumuz güne kadar gelinmiştir. Demokrat Parti bu süreçte, gerek
halkımıza gerekse Anavatana karşı olan siyasal
sorumluluklarını yerine getirmekten kaçınmadı.
AB üyeliğini kendine hedef koyan Anavatan
Türkiye'nin, 'Kıbrıs'ta Türkler masadan kaçıyor, çözüm sürecine
olumsuz yaklaşıyorlar' gibi suçlamalarla
karşılaşmaması için yapılan çalışmaya en
büyük destek Demokrat Parti'den gelmiştir. Bugün artık hiçbir kimse,
kurum veya devlet, Türkiye'nin veya Kıbrıs Türklerinin çözümün önünde
engel olduğunu söyleyemez. Bu başarının altında
Demokrat Partinin imzası vardır.
Bugün artık 5. versiyonunu okuduğumuz,
yani 4 kez değiştirilen Annan Planı'nın
aldığı şekilde, Demokrat Parti'nin büyük emeği
vardır. İsviçre'de BM yetkilileriyle gerçekleştirilen
görüşmelerde, Annan Planı'nın 3. ve 4. versiyonlarında
kendi lehimize önemli değişiklikler yaptık. Bugünkü Annan
Planı, öncekilerden daha iyidir. Bu, doğrudur. Ancak yapılan
değişiklikler 'yaşayabilir' bir çözümü sağlayacak
mı?''
ALİYEV'E TEŞEKKÜR
Kıbrıs Rum kesimindeki siyasilerin
plan karşıtı açıklamalarına dikkati çekerek,
Kıbrıs Rum halkının büyük bir çoğunluğunun da bu planı
reddettiğini Rum siyasilerden duyduklarını belirten
Denktaş, şunları söyledi:
''Rumların referandumda evet demesi için
ABD'nin ve AB'nin Rum siyasileri üzerine baskı
kullandıklarını, yaptıkları açıklamalardan
öğreniyoruz. Kardeş ülke Azerbaycan Devlet Başkanı dahi,
dün yapmış olduğu açıklamada, Kıbrıs
Rumlarının en büyük tehdit olarak gördüğü ülkemizin
tanınması olgusunu gündeme getireceklerini
açıklamıştır. İyi niyetle yapılmış
olduğuna inandığım bu açıklama, maalesef gerçekleri
yansıtmamaktadır. Buna rağmen Sayın Aliyev'in
açıklamalarına teşekkür etmekteyim.''
GEÇ KALINMIŞ GİRİŞİM
Serdar Denktaş, KKTC'nin
tanınması girişimleri için geç
kalındığını ifade ederek, şöyle devam etti:
''Bu girişimler için çok geç
kalınmıştır. Kıbrıs Rumlarının AB'ye
tek başlarına kabullerinden önce, yani görüşmeler sürecinde
Rumlara hiçbir yaptırım düşünmeyen, hiçbir siyasal baskı
uygulamayan 'yapıcı belirsizlik' adı altında gerek
Kıbrıs Türklerine gerekse Anavatan Türkiye'ye AB üyelik tehdidini
kullanarak baskı yapan uluslararası camiaya, o günlerde
yaptığımız çağrılar artık
tutanaklardadır. Kıbrıs'ta bir anlaşmanın, AB
üyelikleri öncesinde Kıbrıs Rumları üzerinde görüşmeler
sürecinde uygulanacak siyasal baskılarla mümkün olabileceğini onlarca
kez belirtmiştik. Ancak özellikle AB, o dönemde baskıyı
Kıbrıs Türkleri üzerinde kurmayı tercih etmişti.
Hatırlayacaksınız bunun
yanlışlığını defalarca vurgulamış,
AB'nin kendi çizdiği siyasetin sonucu olarak sorunun çözümsüzlüğe
doğru yol aldığını belirtmiştik. 24 Nisan'da bu
savımızın ispatlandığına tanık olabiliriz.''
''DENKTAŞ ENGEL DEĞİL''
''Kıbrıs'ta barış
engellenemez'' sloganının arkasına inanarak düşmüş
kesimlerin büyük bir hayal kırıklığına
uğrayabileceğini kaydeden Denktaş, şöyle konuştu:
''Çünkü şimdi
anlaşılmıştır ki Kıbrıs'ta
barışı engelleyen, yıllardır
tanıdığımız, bildiğimiz, güvendiğimiz
Denktaş değil ama Rum liderliğidir. Ortaya çıkan bu
gerçeğe rağmen, maalesef bazı siyasiler ve kurumlar hala bu
ısrarda devam etmektedirler. Onların bu tavırlarının
insaf sınırlarını aşmış olduğunu
belirtmek isterim. Cumhurbaşkanı, tarihten gelen tecrübe ve
birikimiyle gerek planla gerekse Rum liderliğinin tavırları ile
ilgili olarak uyarılarda bulunmayı ve bu nedenle 'hayır' denilmesini
istemeyi doğru bir tavır olarak görmüştür. 50 yıllık
bir dava adamının daha farklı bir tutum içerisine girmesi
beklenemezdi.''
MILLIYET
17/04/2004
Serdar Denktaş:
Yeni devlet ortak siyasi mücadelenin sonucu olmayacak
KKTC Başbakan Vekili, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Demokrat
Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, ''Referandumlardan
'evet' çıktığı takdirde kurulacak devletin,
Kıbrıs Türkleri ve Kıbrıs Rumlarının ortak siyasi
mücadelelerinin sonucunda kurulmuş olmayacağını'' söyledi.
Serdar Denktaş, DP Genel Merkezi'nde
düzenlediği basın toplantısında, referandumlardan ''evet'
sonucu çıkması için, uluslararası camia tarafından
yapılan baskılara dikkati çekerek, şöyle dedi:
''Uluslararası konjonktür ve bunun büyük
oranda belirleyiciliğini üstlenen ABD ve AB, Kıbrıs'ta, üç
yıl sonunda çatışmayla sona eren 1960-1963 arası
dışında, hiçbir tarihsel arka planı olmayan,
Kıbrıs Türklerinin ve Kıbrıs Rumlarının ortak bir
devlet kurmaları için baskı yapmışlardır. Tarihsel
arka planının olmayışı bir yana, referandumlardan
'evet' çıktığı takdirde kurulacak devlet, Kıbrıs
Türkleri ve Kıbrıs Rumlarının ortak siyasi mücadelelerinin
sonucu olarak da kurulmuş olmayacaktır.
Kıbrıs Türkleri referandumda 'evet'
derlerse, bu, yıllardır içinde bulundukları durumun, siyasal
tanınmamışlığın, ekonomik ambargo ve
baskıların ve kendi iktidarları tarafından rica ile
yaşama düzenine mecbur bırakılmalarının bir sonucu
olacaktır.
Kıbrıs Türk halkı, demokrasisi
daha da demokratikleştirilmiş, özgürlük alanları daha da
genişletilmiş bir dünyanın parçası olmak istemektedir.
Ancak bunun, Kıbrıslı Rumlarla ortak bir devlette
başarılması, Kıbrıslı Türklerin gönüllükle kabul
ettikleri bir tercih değildir. Tüm dünyanın ve tarihin bu
gerçeği not etmesini istiyoruz.'' Denktaş, ''Benzeri şekilde
Kıbrıs Rumları da bu plana referandumda 'evet' derlerse, bu da
onların Kıbrıslı Türklerle ortak bir devlette buluşmak
istençlerinden kaynaklanmayacaktır'' dedi.
''Rumların, ancak KKTC tanınabilir
korkusuyla referanduma 'evet' diyebileceğini'' söyleyen Denktaş,
şöyle konuştu:
''Oysa iddia, maalesef bir safsatadan öte
değildir. Bu iddia bir yandan bizim 'evet' oylarımızı
artırmaya, öte yandan Rum tarafında suni bir 'evet' oyu yaratmaya
yöneliktir. Bu şekilde varılacak bir anlaşmanın ne kadar
süreceği belli değildir. Böylesi bir sonuca ulaşılması
halinde sıkıntıların aşılabilmesi için hepimize
büyük görev düşecektir. Buna hazır olmak, hepimizin
sorumluluğudur.'' Halkta ve özellikle gençlerde abartılmış
bir beklenti oluştuğunu, televizyon reklamları ile bu
beklentinin ''şişirildiğini'' anlatan Denktaş, ''Gerçek çok
farklıdır. 1 Mayıs'tan hemen sonra her şey düzelecek,
pırıl pırıl bir yeni devlet doğacak değildir. Bu
nedenle, 'evet' kararı vermişseniz oyunuzu bilerek kullanmanız
gerekmektedir. Her koşulda yaşanacak olan zorlukları bilmek
zorundasınız. Aksi takdirde gerçeklerle yüzleşince bir toplumsal
şok yaşamamız kaçınılmazdır'' dedi.
''BİRBİRİNE TERS DÜŞEN
BİR HALK''
Halkın bir tarafta çözüme
susadığını, diğer tarafta geçmişi
yaşadığı için ''Rum'a güvenmediğini'' söyleyen Serdar
Denktaş, şöyle devam etti:
''İkiye bölünmüş ve birbirine ters
düşen bir halk. Bu, en son gelmemiz gereken noktaydı. Sonuç ne
isterse olsun birlikte yaşamaya devam etmek zorunda olduğumuz
unutulmamalıydı. DP olarak başından beri bu ortamın
oluşmaması için elimizden geleni yaptık.
Cumhurbaşkanımız ve ondan önceki
liderlerimizin ortaya koymuş olduğu 50 yıllık bir mücadele
sonrasında bugün geldiğimiz noktada açıkça
kanıtlanmıştır ki Kıbrıs adasının iki
sahibi vardır. Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı
Rumlar.''
DENKTAŞ'IN VE TÜRKİYE'NİN
ÇAĞRISI
Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş'ın plana ''hayır'' oyu, Türkiye'nin de ''evet' oyu
verilmesi çağrısı yaptığını belirterek,
şunları söyledi:
''Bugün liderimiz bize tehlikeleri işaret
ederek, bu referandumda 'hayır' oyu vermemiz çağrısını
yapmaktadır. Öte yandan Anavatan Türkiye 'evet' oyu vermemiz
çağrısı yapmaktadır. Cumhurbaşkanımız son
derece haklıdır. Ancak değişen konjonktürün de göz önünde
bulundurulması kaçınılmazdır. Anavatan Türkiye hükümetinin
de bu aşamada halkımıza alternatif tanımamakta olduğu
unutulmamalıdır. Bu aşamada karar halkımız
tarafından verilecektir. Parti tabanımız katılım az
olsa da tavrını 'hayır' noktasında
geliştirmiştir. Ancak yapılan kamuoyu yoklamalarından da
bilmekteyim ki partimizde 'evet' demek isteyen etkin bir grup da vardır.
Parti içi bu iki grubun uzlaştırılması oldukça zordur. Bu,
halkımız açısından da geçerlidir. 'Evet' diyen
grupların da haklı yönleri vardır. Planda yapılan
iyileştirmeler yanında yıllardır
kıramadığımız 'ricayla yaşama düzeninin'
güçlenerek devam etmesinin rolü bunda büyüktür. Plana 'evet' demeyi
düşünen vatandaşlarımız haklı olarak AB üyeliği
ve uluslararası tanınmış bir devlete ortak olmayı
istemekte ve planla bunun mümkün olduğunu düşünmektedirler.
Kısaca 'evet' veya 'hayır' oyu vermeyi
düşünenlerin kendi içinde tutarlı ancak birbiriyle uzlaşmaz
argümanları vardır.'' ''Oluşacak yeni durumun bireysel etkileri
de beraber getireceğini, bu nedenle gerçekleri anlatma
dışında bir kampanya yapılmasını doğru
bulmadığını'' açıklayan Serdar Denktaş,
konuşmasının şöyle tamamladı:
''Ancak her vatandaşımdan
beklediğim, kararını verirken bireysel etkiler yanında,
verecekleri kararın halkımızın bütününe ne
getireceğini de düşünerek oy doğrultularını
saptamalarıdır. Bireysel çıkarlarla toplumsal
çıkarların vicdan muhasebesinin yapılacağı bir
referandum yaşayacağız. Karar, halkımızın
olacaktır.'' Denktaş, referandumda nasıl oy
kullanacağının sorulması üzerine, ''bunu
açıklamasının, Cumhurbaşkanı Denktaş'a zarar
verebileceğini'' ifade ederek, bu nedenle açıklamayacağı
söyledi.
Denktaş, Cumurbaşkanı
Denktaş'a yönelik eleştirilerin kendilerini ve Kıbrıs Türk
halkını üzdüğünü sözlerine ekledi.
MILLIYET 17/04/2004
Serdar
Denktaş'tan AKP hükümetine: Evet ile diyet ödenmiş mi olacaktır?
KKTC Başbakan Vekili, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Demokrat
Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, ''Tabir yerinde ise
Kıbrıs Türk tarafından çıkacak bir evet ile diyet
ödenmiş mi olacaktır?'' diye sordu ve ''Anavatan Türkiye'nin mevcut
hükümeti, her açıklama ve tavrı ile bu diyeti istemekte olduklarını
alenen beyan etmektedirler'' dedi.
Denktaş, DP Genel Merkezi'nde
düzenlediği basın toplantısında, şunları söyledi:
''Buradan, Anavatan Türkiye yetkililerine de
seslenerek, Kıbrıs sorununun Türkiye'nin önüne her siyasi ortamda
engel olarak konulmaması için Kıbrıs Türklerinin gerekli tüm
çabayı sarfettiğini vurgulamak istiyorum. Tabir yerinde ise
Kıbrıs Türk tarafından çıkacak bir evet ile diyet
ödenmiş mi olacaktır?
Anavatan, bugüne kadar bizden hiçbir zaman böyle
bir istemde bulunmamıştı. Ancak Anavatan Türkiye'nin mevcut
hükümeti, her açıklama ve tavrı ile bu diyeti istemekte
olduklarını alenen beyan etmektedirler. Yine de Anavatan Türkiye'nin,
Kıbrıs Türklerinin 24 Nisan'da yapılacak referandumda
verecekleri her kararı, yani demokratik iradelerini saygı ile
karşılayacaklarını ümit ediyoruz. Bu serzenişimiz,
tabiatıyla Anavatanımızın kadirşinas halkına
yönelik değildir. Serzenişimiz, Türkiye'nin şu anki
hükümetinedir.
Denktaş, partisinin, halkın Annan
Planı hakkında objektif bilgiye sahip olması için ilk günden
beri uğraştığını belirterek, planın
geldiği noktayı iki şekilde irdelemek durumunda
olduklarını söyledi.
Serdar Denktaş, DP Genel Merkezi'nde
düzenlediği basın toplantısında, bunu, ''Birincisi, bizim
kırmızı çizgilerimiz, yani olmazsa olmazlarımız ve
bunların plana yansıması; ikincisi ise planın genel olarak
değerlendirilmesindeki işlerliği'' diye açıkladı.
Serdar Denktaş, ''siyasi eşitlik, iki
kesimlilik, Türkiye'nin etkin ve fiili garantisi, egemenliğin iki halktan
kaynaklanması, mülk sorunu ve harita'' olarak
sıraladığı olmazsa olmazlar konusunda planda yer alan
unsurları da şöyle ifade etti:
''Siyasi eşitliğimiz, iki halk
kavramına bağlı olarak değil ama Kıbrıs
Adası'nda yaşayan ve ana lisanları farklı iki grup
arasında sağlanmıştır. Siyasi eşitliğin
sağlanmış olduğu seviye ise Senato seviyesidir. Senato
dışındaki tüm alt ve üst birimlerde Kıbrıs Türkleri
varlığını korumakla birlikte senato da var olan eşit
temsiliyet hakkını elde etmemiştir.
Kuzey'de kalan toprakların Kıbrıs
Türk Devleti idaresinde olacağını belirtmek suretiyle iki
kesimlilik oluşturulmuştur. Zaman içerisinde
kısıtlamaların ortadan kalkması ile Kuzey'de adı Türk
olan ama ada üstünde fiiliyatta Rum devleti haline gelecek bir oluşumu
engellemek için Kuzey'de ilelebet ana dili Türkçe olan grubun 2/3'den az
olmayacağı belirtilmiştir. Ancak bu noktada
Başbakanlık tarafından dağıtılan Türkçe
versiyonda farklılık bulunmaktadır. Bunun düzeltilmesini ve
doğrulanmasını istiyoruz. Halkımızın önemli bir
bölümünün iki kesimlilikten beklentisi olan adanın kuzeyinde, Rumlardan
arınmış bölge yaratılması düşüncesi, bu planda
yer almamıştır ve bilinmelidir ki bu beklenti hiçbir planda
gerçekleşmeyecektir.''
TÜRKİYE'NİN ETKİN VE
FİİLİ GARANTİSİ
Planda, mevcut asker sayısının 29
aylık bir süreye yayılarak azaltılmasını
öngörüldüğünü belirten Denktaş, şöyle devam etti:
''29 aydan itibaren Türkiye AB'ye girinceye
kadar ise 3000 askerin burada kalacağı söylenmektedir. Türkiye AB'ye
üye olduktan sonra ise asker sayısı 1960 antlaşmalarında
olduğu gibi 650 sayısına inecektir. Burada eski antlaşmadan
tek fark, bu sayının her 3 yılda gözden geçirileceği
olgusunun plana yansımış olmasıdır. 1960
antlaşmalarına göre bu sayının gözden geçirilmesi mümkün
değildir. 15-20 yıl sonra Türkiye AB'ye girebilirse o günün
jenerasyonu, eğer her şey iyi giderse farklı bir karar elbette
verebilir. Ancak bugün bizler için önemli olan, uluslararası bir
antlaşmanın, Kıbrıs Türklerinin itirazına rağmen
değiştirilmiş olmasıdır. Bu gerçek, bugün için
Kıbrıs Türkleri açısından tedirginlik,
rahatsızlık yaratmaktadır.
Uluslararası antlaşmaların bize
rağmen değiştirilebileceğinin bir göstergesi olarak da bu
rahatsızlık önemlidir.''
EGEMENLİĞİN İKİ
HALKTAN KAYNAKLANMASI
Planın ana felsefesi nedeni ile
Kıbrıs Türk Halkının egemenliği kabul
edilmediğini, ''kaynağı belli olmayan bir yerden hayali bir
egemenlik yaratılarak, bu egemenliği ortak devlete vererek,
artık yetkilerin iki kurucu devlet tarafından
kullanılmasının'' öngörüldüğünü söyleyen Denktaş,
şunları kaydetti:
''Bu anlamda, kurucu devletlerin birer eyalet
olarak görülmekte olduğu bir gerçektir. Burada kazancımız, Rum
işgalindeki Kıbrıs Cumhuriyeti Devleti'nin de bizimle eş
seviyeye indirilmiş olmasıdır. Yani başka bir
değişle egemenliği Kıbrıs Türk halkına vererek,
iki devleti eşitlemek yerine, Rum devletini de aşağıya
çekmek suretiyle eşitlik sağlamaya
çalışmıştır.
Annan Planı'ndaki mülk rejimi, son planda
kapsamlı bir değişikliğe uğramıştır.
BM'ye bizim vermiş olduğumuz kapsamlı değişiklik
önerisi BM tarafından Rumların hassasiyetleri de dikkate
alınarak sulandırılmış ve plandaki halini
almıştır. Tüm değişikliklere rağmen, mülk rejimi
bireysel olarak Rumlara istediklerini verirken, Türk tarafı da genel
olarak korunmuştur. Ana hatları ile mülk sorununu ileride
bozulmayacak bir çözüme ulaştırmak için Kuzey'deki Rum
mallarının Türkler tarafından 'satın alınması'
esasına dayandırılmıştır. Halkımızın
büyük bir çoğunluğunun mali durumu ve kişi başına
düşen milli gelir göz önünde bulundurulursa Kıbrıs Türklerinin
mülksüz kalmaması için özellikle Türkiye'nin, AB'nin ve ABD'nin bu konuda
ciddi adımlar atarak, halkımızın
borçlandırılması konusunda yardımcı olmaları ve
bunun için 25 yıllık bir süreye yayılacak olan 10 milyar dolar
civarındaki finansman tedarik etmeleri gerekmektedir. Bu finansmanın
borç garantisi olacağı ve sonunda tüm halkımız
tarafından paylaşılacağının altını da
çizmek isterim.
Planda boşlukların Genel Sekreter
tarafından doldurulması prensibi bu konuda işlemiştir.
Harita konusunda hiçbir tartışma yapılmamış ve 3.
Plandaki harita aynen uygulanmıştır.''
''PLANDA İŞLERLİK"
Denktaş, planının
işlerliliğiyle ilgili, partisinin görüşünü de şöyle
açıkladı:
'3. plandaki geçiş döneminin Rum tarafının
isteği doğrultusunda ortadan kaldırılması ile birlikte
oylamadan bir hafta sonra plan, bazı kısıtlamalar haricinde
tümüyle yürürlüğe girecektir. Bu yöntem 1 Mayıs'tan itibaren
kaçınılmaz olarak öngörülmemiş birçok sorunu beraberinde
taşıyacaktır. Bu sorunların bir kısmı, kendi
içimizde yapılacak birtakım önlemlerle ortadan
kaldırılabilir olmakla birlikte, her iki tarafta da aynı
istencin olması gerekmektedir. Bu istencin olmadığından
hareket edersek karşılaşacağımız zorlukların
artacağı da bilinmelidir.''
MILLIYET 17/04/2004
Serdar Denktaş:
'Hayır' oylarının fazla çıkması tarihe
saygının gereğidir
KKTC Başbakan Vekili, Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı, Demokrat
Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş, 24 Nisan'da referanduma
sunulacak Annan Planı'nın, iki halkın siyasi iradesi sonucunda
oluşmadığını söyledi.
Serdar Denktaş, DP Genel Merkezi'nde
düzenlediği basın toplantısında, ''Bu plan, iki halkın
siyasi iradesinin sonucunda oluşmamıştır. Her iki
halkın liderliklerinin planı reddetmelerine rağmen
uluslararası siyasi konjonktürün gereği olarak, halkların
onayına sunulacaktır'' dedi.
Uluslararası camianın, Rumları
plana ''evet'' dedirtmek için, Türk tarafının 'evet'' Rum
tarafının ''hayır'' demesi halinde, ''KKTC'nin tanınabileceğini''
gündeme getirmeye çalıştığını kaydeden
Denktaş, şöyle konuştu:
''Uluslararası baskıların ve
Rumların tehdit olarak algıladıkları
açıklamaların korkusuyla Rum halkının bu plana evet demek
zorunda kaldığını düşünelim. Böylesi şartlarda
gerçekleştirilecek bir çözüme barış diyebilir miyiz? Çözüm,
ancak iki halkın gönüllüğü üzerinde yeşerebilir. Tehdit ise
sadece gerginlik ortamlarının gelişmesine olanak sağlar. Bu
nedenle uluslararası camiaya da buradan çağrı yaparak, bu hassas
dönemde yapacakları açıklamaların olası
sonuçlarını çok iyi değerlendirmelerini rica ediyorum.''
''RUMLAR 'EVET' DİYEBİLİR''
Bazılarının, plana sadece Rum
tarafının ''hayır'' diyecek inancı ile ''evet'' oyu vermeyi
düşündüğüne dikkati çeken Denktaş, bunun, ''son derece
yanlış bir yaklaşım olduğunu'' söyledi.
''Rum tarafının halen devam etmekte
olan baskılar ve tehditler nedeni ile 'evet' diyebileceğini''
belirten Denktaş, şöyle devam etti:
''Bunun sonucu kötü olur. Gönüllü olarak
değil zorla kabul ettikleri bir planı berhava etmek için her türlü
girişimi yapmak durumunda kalacaklardır ve bu da yeni bir kaos
ortamının doğmasına neden olacaktır. İkincisi;
bizde yüksek oranda çıkacak bir 'evet' sonrasında Rum tarafı
'hayır' dese bile gelecekteki müzakerelerde biz zaten çok yüksek oranla
evet demiş olmamıza dayanarak, şu an var olan bazı
haklarımızı da kısıtlamaya gidebilirler. Ve her
şeyden öte 'hayır' oylarının yüksek çıkması,
aynı zamanda tarihimize duyduğumuz saygının da bir
gereğidir. Aksi, tarihimizi de inkar etmek anlamına gelecektir.''
''SONUCA SAYGI GÖSTERİLMELİ''
24 Nisan'daki referandumunun sonucu ne olursa
olsun, Kıbrıs'ta hem Türklerin hem de Rumların yaşamaya
devam edeceğini ifade eden Denktaş, ''Referandum sonucunda her iki
halk plana evet derse, hepimize düşen görev buna saygı gösterip
herhangi bir gerginlik veya çatışma çıkmaması için
çalışmaktır. Ancak taraflardan biri plana hayır derse yani
plan uygulanmaya girmezse buna da saygı gösterilmelidir. Plana 'evet'
oyları ne kadar demokratik ise 'hayır' oyları da o kadar
demokratiktir'' dedi.
MILLIYET 17/04/2004
Evet mi, hayır
mı?
RAUF
Denktaş'ın Meclis'te konuşması iyi oldu. Meclis bir
kahramana saygı gösterdi, o da tarihe not düştü;
"hayır" çağrısı yaptı.
Hükümet ve diğer
"evet"i savunanların da görüşleri belli.
Yıllar sonra tarih 'evet'in mi,
'hayır'ın mı doğru çıktığına karar
verecek.
"Hayır" diyenlerin
sık sık tekrarladığı bir gerçek var: "KKTC
devleti sona erecek!"
Ama KKTC zaten "devlet - i ebed
müddet" olsun diye değil, uygun bir çözüm bulunduğunda sona
ermek üzere kurulmuştu. Onun için KKTC Anayasa Mahkemesi, kendi devletini
sona erdirecek bir andlaşmayı referanduma sunmanın Anayasa'ya
aykırı olmadığına karar vermiştir.
Aynı şekilde 'Rum Devleti'
de sona erecek! Zaten Papadopulos da bunu gözyaşlarıyla anlattı,
"hayır" istedi.
***
DEROGASYONLAR, yani Türkleri korumak
için getirilen istisnalar hayati derecede önemlidir ve Avrupa yargısı
tarafından iptal edilmesi riski vardır. Bunu devlet yetkilileri de
belirtiyor.
CHP'li Onur Öymen, derogasyonlar
'birincil hukuk' gücüne kavuşsa bile iptal edilebileceğini söylüyor;
CHP'nin "hayır" gerekçelerinden biri bu.
Fakat, yargı tarafından
iptal riski taşımayan bir derogasyonlar sistemi mümkün mü? CHP bu
konuda bir yol göstermiyor.
Bu riske dikkat çekmek ve
derogasyonları güçlendirmeye çalışmak doğru, ama bunu
"hayır" sebebi saymak aslında çözümsüzlüğü
savunmaktır.
Kaldı ki, derogasyonlar o
kadar da çürük değil. Nitekim AİHM, Belçika Anayasası'ndaki
derogasyonları "toplumsal barış ve adaletin temeli
olduğu için" onaylamıştır.
Dün ANAP Genel Başkanı
Nesrin Nas anlattı:
"Derogasyonları bu kadar
çürük sanarak 'hayır'cılık yapmak yanlıştır. BM
Andlaşması'nın 103. maddesi BM tasarruflarına üstünlük
tanıyor. Herhangi bir uluslararası andlaşmanın
vecibeleriyle BM anlaşmasının vecibeleri çelişirse, BM
vecibeleri üstün tutulur. Annan planı BM denetiminde olacağı
için, böyle hukuki bir güce sahip olacaktır..."
***
REFERANDUMDA Rumların
'hayır', Türklerin 'evet' diyeceği belli olmuş gibi.
Uluslararası camiadan Rum
tarafına gelecek tepkiler ve Türk tarafına sağlanacak
kolaylıklar da yavaş yavaş belli oluyor: Türk tarafına
ambargonun hafifletileceği, hatta tanınma yönünde gelişmeler
olacağı anlaşılıyor.
Rum tarafının
karşılaşacağı sert tepkilerin ipucunu Verheugen verdi:
"Rumlar hayır derse, Kıbrıs'taki yeşil hat,
Avrupa'nın sınırı olur!"
Bu Türkiye için de fevkalade
önemlidir.
Annan planı çok kötü ise Rumlar reddedince
bu plan tamamen ortadan kalkacak zaten! Ama Türkler 'evet' demekle, ambargonun
aşılmasından tutun da belirli ülkelerce tanınmaya ve
iktisadi gelişmeye kadar birçok yararı elde edebilecekler.
Bu durumda Türklerin
"hayır" demesini akıl ve sağduyu ile izah etmek mümkün
mü? Bunu bilhassa genç politikacı Serdar Denktaş'a soruyorum!
Muhalefet saplantısına
kapılmadan 'rasyonel'i arayan Nesrin Nas'ın dediği gibi,
"Evet az farkla değil, büyük farkla sandıktan çıkmalı,
oran yüksek olduğu nispette Türkleri güçlendirir."
Dileyelim Rum tarafı da
aklını başına devşirsin, iki taraftan da evet
çıksın.
TAHA AKYOL MILIYET 17/04/2004
Rumları
küstürürler mi?
Kıbrıs'ta iki kesimin
eğilimleri farklı.
Türk tarafında "evet",
Rum tarafında "hayır" eğilimi ağır
basıyor.
Şimdi AB ve ABD, Rum
tarafındaki "hayır"ı, "evet"e
dönüştürmek için baskı yapıyorlar.
Diyorlar ki:
Rumlar hayır derse, Türkleri
izolasyondan kurtarmak için çaba gösteririz. Yeşil Hat, AB'nin
sınırı olur.
Bu baskı yöntemi Rumları
korkutur mu? Görüşlerini değiştirir mi?
Zayıf olasılık...
AB şunu demiyor:
"Rumlar hayır derse 1
Mayıs'ta AB'ye üye olamazlar. Üyelikleri askıya
alınır."
Veya şunu da demiyor:
"Rumlar hayır derse,
KKTC'yi tanırız. Ambargoları kaldırırız."
Böyle deseler belki
baskının bir etkisi olur.
Diyebildikleri, Türkleri izolasyondan
kurtarmak için elimizden geleni yaparız.
AB, Güney Kıbrıs'ı AB
üyesi yapma karar ve kararlılığından milim sapma
yapmayacaktır. Yunanistan ve Güney Kıbrıs açısından
işin esası çözülmüştür.
Onların Annan planının
son haline itirazları, uzlaşmaya ihtiyaçları
olmadığındandır. Kıbrıs'ın tümünü kontrol
etmek için geçiş sürelerini beklemeye dahi tahammülleri
olmadığındandır. Verdikleri mesaj, Kuzey Kıbrıs'ı
hemen ve anahtar teslim yöntemiyle devralmaktır. Bunun
dışında koşullarla yalvarsanız da uzlaşmaya
yanaşmaya niyetleri yoktur. Ve bu yeni bir şey değildir.
Rumlara böyle davranabilme gücünü ve
cesaretini veren de bizzat AB'dir.
Şimdi AB'nin Rumları
"korkutma" girişimleri bu nedenle inandırıcı
gelmiyor.
Diyelim ki, Kuzey'den evet",
Güney'den "hayır" çıktı...
Ne yapacak AB ve ABD?
KKTC'yi tanıyacak mı?
Hayır.
Rumların üyeliğini
askıya alacak mı?
Hayır.
Kuzey Kıbrıs'ı ticaret
yolu yapıp yatırıma mı boğacak?
Hayır.
AB, Güney Kıbrıs
"hayır" da dese, Güney Kıbrıs'ı üye yapacak ve
ondan sonrası için de Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ı
küstürecek, kızdıracak bir ciddi bir girişimde
bulunmayacaktır.
AB başından beri Rum
yanlısıdır ve bu tavrı değişmeyecektir.
Tabii, Türkiye, bu tavrın
değişmesi için daha gür sesle ve daha rahat girişimlerde
bulunacaktır. KKTC'nin tanımasını isteyecektir. Ama ABD ve
AB izin vermeden bugün dost ve kardeş ilan ettiğimiz ülkeler dahil KKTC'yi
kolay kolay tanıma cesaretini gösteremeyeceklerdir.
AB, dönüp dolaşıp AB üyesi
olmuş Güney Kıbrıs'ı daha da memnun edecek yeni
koşulları Ankara'ya ve Kuzey Kıbrıs'a kabul ettirmeye
bakacaktır.
Annan planına "evet"
demiş Kıbrıs Türkleri daha iyisini isteme hakkını da
kaybetmiş olacaklardır.
AB ve ABD son zamanlarda değil
1960'tan, 1974'ten beri Rum yanlısıdır.
Türkiye'nin ve Kıbrıs
Türkü'nün haklarını hiçbir zaman kabul etmemişlerdir.
Kıbrıs sorununda haktan,
hukuktan, adaletten yana bir tavır hiç
takınmamışlardır.
Rum gözlüğünü
çıkarmaları zordur...
FIKRET BILA MILLIYET 17/04/04
Çözümle Rumlara geçecek olan Güzelyurt'un Yedidalga
köyünde halk iki taraftan da 'evet' çıkacağından umutlu
Güney'de 'hayır'
çantada keklik değil
GÜZELYURT
Koca koca dalgalar denizden gürültüyle kopuyor,
kıyıyı dövdükçe bembeyaz köpürüyorlar. Bir yanda Akdeniz'in
mavisi, öbür yanda narenciye bahçelerinin yeşili... Denizin bittiği
yerde öylesine güzel bir kucaklaşma ki, insanın içinden yaşamak
ne güzel şey demek geliyor.
Köyün adı, Yedidalga.
Rumca adı biraz uzun:
Potamos Du Kambo. Kısaca, Kambo
Deresi diyorlarmış. Çözüm olursa, yani Kuzey'le Güney'den 24 Nisan'da
evet çıkarsa, Yedidalga tarihe karışacak. Çünkü bu topraklar yeniden
Rumlara geçiyor. Güzelyurt'un CTP'li İlçe Başkanı Niyazi Düzgün
ekliyor:
"Kurulacak yeni Güzelyurt'un
deniz kıyısındaki bir mahallesinin adı yine Yedidalga
olacak, projesi hazır..."
Türk ve
Kıbrıs Lirası
Balıkçının adı
Aspava. "Allah sıhhat, para, afiyet versin, amin" diye
açıklıyor uzun adını. Mönüyü gösteriyor. Hem Türk
lirası, hem Kıbrıs lirasıyla verilmiş fiyatlar.
"Gördünüz mü halklar çözmüş olayı" diye ekliyor.
Garson çocuk soruyor:
"Ne zaman Avrupa'ya
giriyoruz?"
Avukat Hakkı Alpagut:
"2 Mayıs'ta..."
Soruyorum:
"Peki, ya Rumlar hayır
derse..."
"O zaman gaileyi, yani problemi
Rumlar çeksin... Ama ben daha hâlâ umudumu yitirmedim Rumlardan. Bir yandan
Klerides'in DİSİ'sinin eveti, diğer yandan Verheugen'in Rumlara
dönük ciddi uyarısı Güney'de de havayı değiştirebilir.
Şunu da unutmayın. Kapılar açıldığı zaman
hem Papadopulos, hem AKEL, hem de bugün evet diyen DİSİ
çağrı yapmışlardı Rumlara, Kuzey'e geçmeyin,
geçerseniz de pasaportunuzu göstermeyin diye... Ama Rumlar bu
çağrıyı dinlemedi, akın akın Kuzey'e geldiler. Bütün
bunları alt alta koyarsak ve bir de Güney'de evet kampanyasının
daha yeni hızlanacağını göz önünde tutarsak, 24 Nisan'da Güney'den
de niçin evet çıkmasın diye düşünebiliyorum."
Sohbet koyulaşırken çoluklu
çocuklu bir Rum ailesi yan masada balıklarını yiyip
şaraplarını içiyordu. Az sonra bir başka masaya iki Rum
geldi oturdu, etrafla Türkçe Rumca selamlaştılar.
AKEL'in hayır
çağrısından sonra bile Güney'den hâlâ evet çıkması
ihtimali kaldı mı? Klerides'in partisi DİSİ'den önceki gece
çıkan kuvvetli evet, bazı gözlemcilere göre Rum tarafında
evetleri yüzde 40'a çıkarmış durumda. Çünkü AKEL'in seçmen
tabanında da bir bölünme yaşandığı belirtiliyor.
Ayrıca, AB yetkilisi Verheugen'in,
"Rumlar hayır derse, yeşil hat Avrupa'yla sınır
olur!" diye yapmış olduğu uyarının ve ABD'den
gelen mesajların da Güney'i karıştırdığı
söyleniyor.
Şu not edilebilir:
Verheugen'in "Yeşil hat
sınır olur!" sözü, Rum tarafında, "Hayır
verirseniz, o zaman sonucuna katlanır, Türkiye'yle
sınırdaş, komşu olursunuz" diye
algılanmış durumda...
Peki, Kuzey'de evet kesin mi?
Kamuoyu yoklamalarının dili
öyle diyor. Sonuncusu dahil seçimleri doğru tutturmuş olan KADEM
isimli şirketin araştırmalarında gidiş rahat bir
çoğunlukla evete doğru. Araştırmaları yöneten sosyolog
Muharrem Faiz'le dün sabah sohbet ederken durumu şu noktalarda özetledi:
(1) 8 - 9 Nisan'da yapılan
araştırmada evetler yüzde 59.3, hayırlar yüzde 28.1
çıktı. Kararsızlar eşit olarak
dağıtıldığında evetler yüzde 63'e kadar
yükseliyor.
(2) Türk hükümetine güven yüzde 52.5,
Başbakan Talat'a yüzde 38.2, Cumhurbaşkanı Denktaş'a yüzde
33.5, Türk sivil ve asker bürokrasiye yüzde 27.8 olarak çıkıyor.
(3) Bugün basında
yayımlanacak olan en son araştırmada ise evetler yüzde
60'ın üzerinde seyrediyor. Hayırcı Ulusal Birlik Partisi UBP'nin
seçmen tabanında da ciddi bir bölünme görülüyor.
Orgeneral Özkök'ün
etkisi
Güzelyurt'a geçen mart ayının
başlarında gelmiştim. O tarihten bu yana evetler yükselişe
geçmiş. Nedenini sorduğumda, Güzelyurt Kalkındırma
Derneği Başkanı Hakan Kuntay şu noktalarda
yanıtladı:
(1) Başbakan Erdoğan'dan
evet mesajı... (2) Mal mülkle ilgili olarak İsviçre zirvesinde
yapılan düzeltmeler... (3) Yer değiştireceklere dönük somut
projelerin ortaya çıkması... (4) Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Özkök'ün son konuşmasının olumlu etkileri...
Özetle deniyor ki:
Kuzey'de evetlerin son kamuoyu
yoklamalarına göre yüzde 60'ın üzerinde seyretmesi ve
hayırcı cephenin moralsizliği yukarıdaki noktalardan
kaynaklanıyor.
Yazılar bir süre için
Kıbrıs'tan...
HASAN CEMAL 17/04/2004
Kıbrıs'ın bir kralı mı eksikti? Onu da
sunalım.
Kıbrıs'ı 1192'den
1489'a kadar 300 yıl boyunca yöneten Lusignan Hanedanı'nın son
bireyleri Livio ve oğlu Alessandra Lusignan ile Brüksel'de
tanıştım, söyleştik.
Baba Lusignan'a "referandum
öncesi Kıbrıs için görüşünün ne olduğunu" sordum.
"Annan Planı'nı okumadım ama adadaki Türk
varlığı ve toplumsal kimliği kalıcı
olmalı" cevabını aldım.
Aslan Yürekli'den taç
Öykü şöyle:
Kayıtlara göre Haçlı
Seferleri sırasında "Aslan Yürekli" lakaplı
İngiltere Kralı Richard tarafından, Kıbrıs, Kudüs'ten
dışlandığı için kendine yurt arayan eski Kral Guy de
Lusignan'a satılıyor. Bu parayla Haçlı Seferleri'ne finansman
katkısı sağlanıyor.
Yıl 1189...
Lusignan hanedanı böylece 300
yıl Kıbrıs Adası'nı yönetiyor.
St. Hillarion ve Adalia kaleleri,
Lusignan hanedanı zamanında yapılıyor.
Sonrası... Kıbrıs,
Venedikliler tarafından ele geçirilince aile önce Sakız Adası'na
göçüyor.
Ardından İzmir'e...
Kıbrıs, 1571'de
Osmanlı tarafından alınınca, aile Osmanlı ile
yakınlaşıyor.
Lusignan ailesi, yüzyıllarca
İzmir'de daha çok Mirri'ler adıyla tanınıyor.
Hanedandan İzmir'e...
Baba Lusignan 1960 yılına
kadar Türkiye'de kalmış. İyi bir eğitimi var.
Levanten diye anılan
İzmir'de yerleşmiş Latinlerden.
Sonra... Belçika'ya göçmüş.
AB'nin o zamanki adı olan Ortak
Pazar'a uluslararası memur olarak girmiş. Şimdilerde
Verheugen'in, başında bulunduğu AB'nin genişlemeden sorumlu
bölümünün Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya masasını yönetmiş.
Artık, emekli.
Keyifli yaşamını
sürdürüyor.
Onun görevinde oğlu Alessandro
Mirri di Lusignan var.
AB'nin genişlemeden sorumlu
bölümünde ikinci adam.
Brüksel Egmond Sarayı'nda geçen
hafta yönettiğim "Türkiye merceğinden Batı ve İslam
İlişkileri" konulu etkinliğin panelistlerinden biriydi.
Onu tanıtan notta şöyle bir
parantez açılmıştı: "Kökeni İzmir'dir. Adı
kadar uzun bir tarihe sahip aileden gelmektedir. 300 yıl
Kıbrıs'a hükmeden krallığın son genç
erkeğidir."
Gündemi tamamladıktan sonra
şaraplarımızı yudumlarken o ve babası ile
lafladık.
Baba Livio Lusignan, "Her
şeyin Türkiye'nin eski Madrid Büyükelçisi Zeki Kuneralp'in oğlu Sinan
Kuneralp'e ait İSSİS Yayınevi'nce yayımlanan
OSMANLI'DAKİ LATİNLER adlı kitapta yazılı
olduğunu" söyledi. Ayrıca, ansiklopediler ve internetteki
Kıbrıs sitesinde (http://www.cyprusivc.com/default.asp) bu
anlatımı doğrulayan ayrıntılı bilgiler var.
Nereden nereye!
GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 17/04/04
Denktaş'ın
göremediği...
Meclis'te
Denktaş'ı dinlerken Aliye Rona'yı anımsadım. Rahmetli,
tam bu rolün kadınıydı.
Üç kuşaktır kan davası
güden bir ailenin "Hanım Ağa"sını oynardı.
Film icabı, oğlu düşman ailenin kızına tutulur, bu
aşkla ilişkiler yumuşar, kin bitecek gibi olurdu.
O noktada Rona hırçın
diliyle sahneye çıkar, torununu sarsarak gürlerdi:
"Onlar senin düşmanın.
Dedene, babana ettiklerini ne çabuk unuttun. Benim cesedimi çiğnemeden,
onlardan kız alamazsın."
***
Aynı böyleydi Denktaş...
İçlerinden "Artık bu
kan davası bitse" diye geçiren dinleyici grubunu sarsarak "Ne
çabuk unuttunuz" diyor, "Bomba her an patlayabilir" diye göz
korkutuyordu.
Dinlerken insan ürküyor tabii...
Haklı olabilir. Sürekli "(U)Rum" diye öfkeyle söz ettiği
kan davalısını en iyi o tanıyor çünkü...
Ama göremediği şu:
Harekâtta şehit düşenlerin
torunları, bu kan davasının artık bitmesini istiyor.
Yıllardır süren
çözümsüzlük, yalıtılmışlık öyle
bıktırmış ki insanları, hiçbir öcü, yeni bir hayat
hevesini sindirmeye yetmiyor.
Türkiye'nin arka bahçesi,
kumarhanesi, çete üssü olmuş, sürekli başına çorap örmüş bu
yoksul adanın halkı, çözümsüzlüğün
yılgınlığıyla "Ne pahasına olursa olsun
çözüm" noktasına gelmiş.
"Haydi çöz" diye çok
beklemişler liderlerini...
Olmamış.
Ve "Çözemezsen çözerler"
ilkesi girmiş devreye...
Çözüm, çözümsüzlükten çok çekmiş
insanların bu kadar yakınına gelmişken onlara "Sizi
kandırıyorlar" çığlığını duyurmak
zor.
Yıllar yılı çözüme
direnmiş liderin bunun suçunu "Türk basını"nın
sırtına yüklemesi de pek kolay değil...
***
Denktaş, önceki gün
konuştuğu Meclis'i kuran adamı iyi incelese görürdü:
Atatürk hiç Aliye Rona rolü
oynamamıştır mesela...
"Yunan", Anadolu'yu
işgal etmiştir.
Gazi, ona karşı
silahlı direniş örgütlemiş ve savaşı
kazanmıştır.
Barış için taviz
gerekiyorsa Lozan'da alasını vermiştir.
Sonra da Cumhuriyet'in 7.
kuruluş yıldönümünde savaştığı ülkenin
Başbakanı'nı Ankara'da ağırlamıştır.
Turhan Gürkan, "Atatürk'ün
Uşağının Gizli Defteri"nde (Fer Y., 1971) Atatürk -
Venizelos buluşmasından ilginç bir detay anlatır:
Yunan Başbakan'ını
karşılayacağı sabah tıraş olurken berberi
Selanikli Mehmet'le şakalaşan Atatürk "Mehmet, bugün
Venizelos'un ayağına gideceğiz. Ne dersin" diye sorar.
Mehmet, "Paşam, o bizim
Selanik'imizi aldı. Ankara'mızı almaya kalktı. Bütün
bunlardan sonra onunla nasıl dost gibi konuşacaksınız"
der.
Güler Atatürk:
"Dost olmaya mecburuz. Bunu
yapmazsak tarih bizi affetmez."
***
Ayrıca Atatürk, kontrolü
kaybettiğinde vatanının dışında mitingler
yapıp, kendi meclisinde söyleyemediklerini başkasınınkinde
söylemeye filan da hiç kalkışmamıştır.
Evde kaybettiğini,
dışarıda kazanamayacağını bilen bir liderdir
çünkü.
Politikanın, korku salarak, öcü
yaratarak değil, yurttaşını inandırarak,
rızasını alarak yürütülen bir sanata dönüştüğü
günümüzde liderin rolü hepten artmıştır.
Lider, kendisinin ve ülkesinin
varlığını tehdit değerlendirmelerine değil,
halkının gönüllü birlikteliğine, mutlu bir yarın
beklentisine dayandıracaktır.
Bunu yapmadığı zaman
halk, tehdidi de umursamamaya başlayıverir.
Çözüm iştahı,
sağduyulu uyarılara bile kulak vermesini engeller.
Ve lider, bir gün halkını
"düşman"ın sınır kapısına
yığılı bulur.
***
Aliye Rona'lı filmlerin
finalinde genellikle oğlan kan davalı ailenin kızını
alır; kinler noktalanır.
Dileyelim Kıbrıs'ta da öyle
olsun.
CAN DUNDAR MILIYET 17/04/04
Tayvan gibi olmak..
KIBRIS'taki referandumda
Rumların "hayır", Türklerin ise "evet"
diyeceği yönünde tahminler yapılırken, öne sürülen bir
görüş - veya umut - da KKTC'yi tanıyacak ülkelerin
çıkacağı ve ambargonun kalkacağıdır. Bunun
gerçekleşmesi halinde, ada resmen taksim edilmiş olacak ve KKTC de
bir bağımsız devlet olarak varlığını
sürdürebilecektir. "Tayvan örneği"nde olduğu gibi...
Kuşkusuz, daha önce de defalarca
belirttiğimiz gibi, en iyisi "çifte evet" ile, Birleşik
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasıdır. Ancak bunun
gerçekleşmemesi halinde KKTC'nin tanınması ve ambargonun
kalkması gündeme gelecektir.
Önce, KKTC'nin
tanınması" olasılığına daha yakından
bakalım. Açıkçası, BM Güvenlik Konseyi'nin daha önceki
kararları, buna imkan vermiyor. Velev ki, önemli üyelerden biri
çıkıp bu kararı değiştirsin. Veya, ülkelerden biri tek
yanlı bir kararla KKTC ile diplomatik ilişkiler kurma cesaretini göstersin...
Referandumdan sonraki ilk aşamada
ikisi de zayıf olasılık. Belki daha ileride - o da
uluslararası konjonktüre göre - olabilir...
***
AMBARGO konusunda, bir hareketlilik
görülebilir. Ama gene kısa vadede, "ambargo kalkacak, KKTC'nin
ekonomisi düzelecek" gibi bir iyimserliğe kapılmamak lazım.
AB'nin "ambargo" uygulamaya
başladığı 1994'ten önce, KKTC'nin Avrupa'ya ihracatı
topu topu 60 - 70 milyon dolardı. Şimdi diyelim ki, AB KKTC ile
ticaret yapmakta üye ülkeleri serbest bırakacak. KKTC bir "ihracat
patlaması" mı gerçekleştirecek? İmkansız. Çünkü
KKTC'nin ihraç edecek ürün ve mallarının sayısı (narenciye,
sebze, süt mamulleri, tekstil) çok kısıtlı. Ayrıca KKTC'nin
enerji sorunu, AB standartlarına uymayan koşulları, rekabet
gücünü çok sınırlandırıyor.
Bir de tabii çok önemli olan
ulaşım sorunu var. Yabancı uçaklar KKTC'ye direkt sefer
yapamıyor. Bu yüzden yabancı turist de pek gelmiyor. Bu
kısıtlama da KKTC'nin tanınmaması (ve ICAO gibi
uluslararası kuruluşların buna uyması) yüzünden oluyor.
Bütün bunlara bir de KKTC'ye
dışarıdan yatırım gelmemesini eklemeli. Avrupa'dan
veya Amerika'dan gelmemesi, hep aynı nedene bağlanabilir; ama
Türkiye'den de yok denecek kadar az sermaye akmasına ne demeli?..
***
GELELİM "Tayvan
örneği"ne.
KKTC gerçekten Tayvan gibi olabilir
mi?
Tayvan eskiden - "Milliyetçi
Çin" olarak - tanınıyordu. Ama 1970'lerden sonra Türkiye dahil,
herkes Tayvan ile ilişkilerini kesip kıta Çinini "tek Çin"
olarak tanıdı. Buna rağmen Tayvan varlığını
günümüze dek - daha çok ekonomik gücüne güvenerek - sürdürebildi.
Bugün 22 milyon nüfuslu Tayvan'ı
(birkaç marjinal devlet dışında) tanıyan yok. Ama 100 küsur
ülke ile ticareti - ve ekonomik temsilcilikleri - var. (Toplam dış
ticaret hacmi 230 milyar dolar)... Gayri safi milli geliri 362 milyar dolar
(KKTC'nin sadece bir milyar dolar)... Fert başına milli geliri 17 bin
dolar (KKTC'ninki 3 bin dolar civarında)... Tayvan modern teknolojide
"Uzakdoğu Kaplanları" ile yarışan bir ülke...
Tayvan bunu nasıl
başardı? ABD'nin büyük desteği ile. Ayrıca "deniz
aşırı Çinlilerin" yatırımları ile. Ve - en
önemlisi - kendi yeteneği, bilgisi, gayreti ile...
KKTC ambargo kalktığı
takdirde, böyle bir başarı gösterebilir mi?
Tayvan gibi olmak kolay değil.
Ama ondan örnek alınabilir...
SAMI KOHEN MILLIYET 17/04/04
|
"Rumların üyeliği durdurulamaz" |
|
|
AB dönem başkanı İrlanda'nın AB işlerinden sorumlu Bakanı Dick Roche, Kıbrıs'taki referandumda sonucun olumsuz olması halinde bile Rumların tam üyeliğinin durdurulamayacağını söyledi. Roche, 24 Nisan'da Annan planı
konusunda Kıbrıs'ta yapılacak referandumda Rum
tarafının ''evet'' demesi için baskı yapmalarının
yanlış olacağını söyledi. Roche, ''Kıbrıs'taki
referandumdan çıkabilecek sonuç konusunda hepimiz
kaygılıyız. Biz dahaönce referandumda negatif bir sonuç
çıkabileceği olasılığını
düşünmüyorduk. Ama şimdi açıkça herkes referandumdan olumsuz
bir sonuç çıkması olasılığından endişe
duyuyor'' dedi. Ancak Roche, yine de Rumlara
baskı uygulamayı düşünmediklerini vurguladı ve ''Bizim
kendi ülkemizdeki deneyimlerimizden yola çıkarak şunu
söyleyebilirim ki baskı genellikle halk üzerinde ters tepki
yaratıyor'' diye konuştu. Roche, ''Baskı yerine
teşvik etme, cesaretlendirme girişimlerimiz var. Brüksel'de
bağışçılar toplantısı yapıldı. Dönem
başkanı İrlanda adına bu toplantıya ben
katıldım. (AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi)
Günther Verheugen oradaydı ve Kıbrıs'a 2 milyarlık
yardım yapılacağını ilan etti. İrlanda hükümeti
de yardım taahhüdünde bulundu. Ancak adada anlaşma olmazsa bu para
hiçbir tarafa da verilmeyecek. Bu para adanın imarı için.
Anlaşma yoksa para da yok. Buda önemli bir teşvik. Ters tepki
yaratacak bir şey söylememek için azami özen gösteriyoruz'' dedi. Önceki gün BM Genel
Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro DeSoto ile
Kıbrıs konusunda duyulan kaygıları görüştüğünü
belirten Roche, dün de Türkiye Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'le görüşmesinde bu
konunun öne çıktığını anımsatarak, ''Türkiye
hükümetinin de bu konudaki kaygısı yüksek. Son birkaç haftadır
hem Dublin'deki Türk büyükelçisi hem de Türkiye'den gelen yetkililer beni bu
konuda sıkıştırmaktalar'' diye konuştu. Roche,
Dışişleri Bakanı Gül'ün bugün AB dışişleri
bakanlarıyla yapacağı ikili görüşmelerde de
Kıbrıs'ın iki tarafından birinde olumsuz sonuç çıkarsa
nasıl bir çıkış yolunun bulunacağının
tartışılacağını kaydetti. İrlandalı Bakan
şunları söyledi: ''Bildiğiniz gibi AB daha
önce şöyle bir karar almıştı: Kıbrıs'ta iki
taraftaki referandumda olumsuz bir netice ortaya çıkması
durumundaAB müktesebatı sadece 1 Mayıs'ta tam üye olacak olan
adanın güneyinde geçerli olacak, adanın kuzeyine de şamil
olmakla birlikte askıya alınacaktı. Varılan anlaşma
böyleydi. Ancak şimdi ortaya AB'nin daha önceden öngöremediği, hiç
düşünmediği yeni bir durum ortaya çıkabilir.'' ''İrlanda Cumhuriyeti
hükümeti olarak, Kıbrıs'ın kuzeyinde 'evet',güneyinde
'hayır' sonucu çıkarsa nasıl bir çıkış yolu
bulunacağı konusunda bir kararınız var mı?''
sorusuna Dick Roche şu karşılığı verdi: ''Öyle bir sonuç ortaya
çıkarsa bu durumun değerlendirilmesi gerekecektir. Bu, AB'nin çözüm
bulmak zorunda kalacağı bir durum ortaya çıkaracaktır. AB
o aşamada nasıl bir çıkış yolu
bulunacağına karar verecektir. AB'nın o aşamada ne
yapacağı konusunda şimdiden tahminde bulunmam yanlış
olur.'' ''Rumların planı
reddetmesi durumunda Türkiye hükümeti, Rumların 1Mayıs'ta tek
yanlı olarak AB'ye tam üyeliğinin durdurulmasını
isteyeceğini bildirdi. Bu aşamadan sonra Rum tarafının
tek yanlı olarak tam üyeliğinin askıya alınması
mümkün mü?'' şeklindeki soruya ise Dick Roche, ''Artık kararlar
alınmış. Ben böyle bir şeye ihtimal vermiyorum. Bu çok
olağanüstü bir gelişme olur. Kopenhag'da sonuca bağlanan
kararların yeniden gözden geçirilmesi demektir. Açıkça böyle bir
şey olacağını tahmin etmiyorum. Türkiye, Kıbrıs
konusunda çok cesur bir adım attı ve biz bu girişimini
yürekten destekliyoruz. Ancakşunu kesin olarak söyleyebilirim ki 1
Mayıs günü Kıbrıs tam üye olarakAB'ye katılacaktır''
yanıtını verdi. Kıbrıs Rum yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'un televizyonda Rum halkına 'hayır'
telkininde bulunduğu gece şoke olduğunu söyleyen Roche,
''Şimdi karar artık Kıbrıs halklarının elinde.
Biz yine de umudumuzu sürdürüyoruz'' dedi. (aa) |
|
HURRIYET 17/04/04
|
KKTC'de son anket: % 62 "evet" |
|
|
KKTC'de 11-16 Nisan tarihleri arasında yapılan bir ankette, 24 Nisan'da yapılacak referandum için yüzde 62.1 oranında ''evet'', yüzde 24.4 oranında ''hayır'' çıktı. Kıbrıs gazetesinin,
Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim
Danışmanlık Merkezi'ne (KADEM) yaptırdığı
kamuoyu araştırma sonuçlarına göre, Kıbrıs Türk
halkının yüzde 62.1'i, referandumda ''evet'' oyu kullanacak. Bunun,
son iki ay içinde ulaşılan en yüksek oran olduğu
belirtiliyor. Yaklaşık 2 ay önce
yapılan araştırmada, referandumda ''evet'' diyeceklerin
oranı yüzde 52 idi. Geçen sürede yüzde 52'lik oran önce yüzde 57'ye, son
olarak 11-16 Nisan tarihleri arasında yapılan araştırmada
ise yüzde 62.1 ile en yüksek seviyeye ulaştı. 11-16 Nisan tarihleri
arasında 70 yerleşim biriminde 1815 kişilik örneklem grubuyla
yapılan kamuoyu yoklamasında, ''hayır'' diyenlerin oranı
yüzde 24.4'te kaldı. KKTC seçmen nüfusunu temsil
edecek şekilde belirlenmiş kişilerle yapılan ankette,
''kararsızlar'' yüzde 5.1, ''fikir yok/cevap yok'' diyenler de yüzde 8.5
oldu. KADEM'in anketine göre,
referandumda, ''evet'' ya da ''hayır'' diyecekler arasında
yaşın önemli bir faktör olduğu görülüyor. Yaş küçüldükçe
referandumda ''evet'' diyenlerin oranı artıyor. 18-24 yaş
grubunda yüzde 76.4 olan ''evet'' oranı, 25-34 kategorisindeyüzde
70.7'ye, 35-44 kategorisinde yüzde 65.5'e, 45-54 yaş grubunda yüzde
54.1'e ve 55 yaş ve üzerinde ise yüzde 41'e düşüyor. ''Hayır''
oranının ''evet'' oranını aştığı tek
yaş grubu 55 ve üzeri. Annan Planı'na destek
konusunda ilçeler arasında pek fark görülmüyor. Lefkoşa,
Gazimağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele ilçelerinde plana destek ve
''evet'' oyları yüzde 60'larda seyrediyor.Ancak, İskele ilçesindeki
''evet'' oylarında artış görülmesi dikkati çekiyor. 14
Aralık 2003 seçimlerinde sağ partiler, İskele ilçesinde enyüksek
oy oranına ulaşmıştı. Eğitim düzeyi
arttıkça referandumda ''evet'' oyu kullanacakların sayısı
da artıyor. KADEM'in anketinde,
seçmenlerin eğitim düzeyine göre plana destek ve referanduma ''evet''
oylarının arttığı da tespit edildi. Okur-yazar olanlarda yüzde
26.9 olan ''evet'' oranı, ilk veya ortaokul mezunlarında yüzde
49.1'e, lise veya dengi okullardan mezun olanlarda yüzde 69.3'e ve üniversite
veya yüksek lisans mezunlarında yüzde 71.6'ya yükseliyor. Ankete göre, Türkiye kökenli
vatandaşların yüzde 56.4'ü de plana ''evet'' diyor. Anket, Annan
Planı'na destek konusunda Türkiye ve Kıbrıs kökenli
vatandaşlar arasındaki farkın giderek
azaldığını da gösterdi. Araştırma verileri,
Rum kurucu devletine verilecek ve Türk kurucu devletine kalacak bölgelerdeki
vatandaşların görüşlerini de yansıttı. Kaldıkları mahalle veya köy, Rum kurucu devletine verilecek vatandaşların yüzde 57.5'i, referandumda ''evet'' oyu vereceğini söyledi. |
|
HURRIYET 17/04/04
Ne desem babam zarar görecek
|
Ömer BİLGE/LEFKOŞA KKTCde hükümetin küçük ortağı olan ve referandumda kilit konumda bulunan Demokrat Partinin lideri Serdar Denktaş, parti tabanının çoğunluğunun Annan Planına karşı olduğunu, ancak kararı Kıbrıs Türk halkına bıraktıklarını açıkladı. Serdar Denktaş, dün gece
düzenlediği basın toplantısında, planın siyasi
eşitlik konusunda Kıbrıslı Türkleri sadece senatoda
korumasını ve Türk askeri sayısının 650 gibi
düşük bir sayıda kalmasını eleştirirken, mülk rejimi
konusunda ise iki tarafın da tatmin olduğunu bildirdi.
Denktaş, Bu planla KKTC ortadan kalkarak bir devletin eyaleti haline
geliyor. Ama unutulmasın ki, Rum devleti de aynı durumdadır
dedi. Cumhurbaşkanı Denktaşın, tarihsel rolü
gereği, plana hayır demekte haklı olduğunu savunan Serdar
Denktaş, Şahsi kararım konusunda ne desem Sayın
Cumhurbaşkanı zarar görecek. Hayır dersem, oğlunu
baskı altına aldı, evet dersem, oğlunu bile ikna
edemedi diyecekler. Ben olumlu ve uzlaşmacı görevimi yaptım
ifadesini kullandı. |
|
|
HURRIYET 17/04/04
Rumlar hayır derse KKTC ile ilişkileri
geliştiririz
|
ABD Dışişleri Bakanı
Colin Powell, referandumda Kıbrıs Rum Kesiminin hayır oyu
vermesine karşılık ABDnin KKTCyi tanıma yoluna gidip
gitmeyeceği sorusuna yanıt vermekten kaçınarak, şimdilik
sadece referandumlardan evet sonucu alınmasına
odaklandıklarını belirtti. Yardımcısı Marc
Grossman ise, Adada Rumların yüzünden çözüm olmaması halinde, Türk
tarafıyla ilişkileri geliştirme yolunda adım atmayı
planladıklarını söyledi. |
|
|
HURRIYET 17/04/04
Denktaş değişimi fark edemiyor
DIŞİŞLERİ Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaşın TBMMde yaptığı konuşmanın
spekülasyonları önlemek açısından yararlı olduğunu,
ancak ileri sürdüğü bazı şeylerin geçerli
olmadığını belirterek, Türkiyedeki değişimi
fark edemiyor. Kararlar nasıl alınıyor? Toplumun beklentileri
nedir, anlayamıyor. Başka alternatif olmayınca ne olacak
söylemiyor. Türkiye, o zaman neyle karşı karşıya
kalacaktır dedi.
Gül, AB Dönem
Başkanı İrlandanın Tullamore kentinde yapılacak olan
AB üyesi ve aday ülkelerin Dışişleri Bakanlarının bir
araya geleceği toplantıya katılmak için dün Dubline geldi. Gül
uçakta Rauf Beyin ileri sürdüğü bazı şeyler çok geçerli
değil, mesela garantilerle ilgili söyledikleri. Türk askeri ilelebet orada
duracak dedi.
HURRIYET 17/04/04
Türkiyeye
sözümüzü tutmalıyız
HOLLANDAya resmi ziyarette bulunan Almanya
Başbakanı Gerhard Schröder, Türkiyenin AB üyeliği için
verdiği desteği bir kez daha vurguladı. Rotterdamda Erasmus
Üniversitesinde bir konuşma yapan Schröder, Türkiyenin siyasi kriterleri
yerine getirmesi durumunda müzakerelere derhal başlanması
gerektiğini söyledi. Türkiyedeki reformları öven Başbakan
Schröder, Bizim inandırıcılığımız ve ülkeye
olan saygımız bunu gerektiriyor dedi. Schröder, Avrupanın
birleşmesini başarıyla sağlamak için Almanya ile Fransa
arasındaki işbirliğinin büyük önem
taşıdığını vurguladı.
Rumlar hayal kırıklığı
AVRUPA Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Peter Schieder,
Kıbrısta yapılacak referandumlarda iki kesimden de seçmenlere
evet demeleri çağrısında bulundu. Kıbrısın
tarihinde önemli bir aşamaya gelindiği belirtilen yazılı
açıklamada, adadan gelen haberlerin Türklerin evet, Rumların ise
hayır diyeceği yolunda olduğu hatırlatılarak,
Rumların tavrının ve referandumunu ertelenme taleplerinin derin
hayal kırıklığı yarattığı ifade edildi.
HURRIYET 17/04/04
|
Baskı Ohiyi artırdı |
|
|
REFERANDUMA bir hafta kala yapılan son anketler, dış baskılar arttıkça, hayır diyecek Rumların sayısının da arttığını ortaya koydu. Yunan Mega televizyonu ile İtalyan RAInin telefonla yaptığı ankete göre Rumların yüzde 78i plana hayır diyecek. Oran geçen ay yüzde 74 idi. Bu sonuç, ABD, AB ve BM baskısına karşın, Rumların plan konusunda ikna olmadıklarını ortaya çıkardı. |
|
|
|
HURRIYET 17/04/04
|
Kıbrıs kavgası |
|
|
Nur BATUR / ATİNA YUNANİSTAN Cumhurbaşkanı Kostas Stefanopulos başkanlığında, Yunan siyasi parti liderlerinin yaptığı 4 saatlik kritik Kıbrıs zirvesinde zaman zaman sert tartışmalar yaşandı. Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis, Yunanistan ve Rumları baştan bağlayan anlaşmaya, o zaman Dışişleri Bakanı olan Yorgo Papandreunun imza attığını söyleyince, toplantıda tansiyon yükseldi. Papandreu da kendini, Türkiyenin müzakereleri başlatmak için yaptığı ataktan sonra, taktik hatayı, Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulosun yaptığını söyleyerek savundu. Papandreu, Simitis ile birlikte aldığımız kararı Papadopulos bozdu. New Yorka gitmek için acele davrandı. Anlaşmayı bozunca bizi tuzağa düşürdü dedi. |
|
|
|
HURRIYET 17/04/04
Dünya oyun
oynuyor
"Ben Verheugenin söylediği hiçbir şeye inanmadığım gibi buna da inanmam. Rumları evet demeye teşvik etmek için hepsi oyun oynuyor"
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş, Annan Planına evet denirse
Kıbrısın tümünün kaybedileceğini savundu.
Ankaradan ayrılırken Esenboğa Havalimanında
yaptığı açıklamada, kendilerinden şerefli
insanların yapmayacağı şeylerin istendiğini söyleyen Denktaş,
evet denmesi halinde KKTCnin cenaze töreninin 24 Nisanda
Lefkoşede yapılacağını ifade etti.
ERDOĞANIN İŞİ VARMIŞ
Tüm dünyanın Kıbrısı Rumlara teslim etmek için
Rumlara evet demesi yönünde baskı yaptığını
ileri süren Denktaş, Ben Verheugenin söylediği hiçbir
şeye inanmadığım gibi buna da inanmam. Rumları evet
demeye teşvik etmek için hepsi oyun oynuyor dedi.
Denktaş, konuşması sırasında, Başbakan Tayyip
Erdoğanın TBMMde bulunmamasına yönelik soruya da, Randevusu
vardı, görevi vardı, gelemedi. Benim değerlendirmeme gerek yok
karşılığını verdi.
Adaya döndü
Denktaş, dün Esenboğa Havalimanında düzenlediği basın
toplantısının ardından, Kıbrıs Türk
Havayollarına ait uçakla Türkiyeden ayrıldı. Denktaş,
uçağın merdivenlerinden kendisini uğurlayanlara el salladı.
HURRIYET 17/04/04
|
AKEL, 'evet' için BM ve AB'den güvence istedi |
|
|
Kıbrıs Rum tarafındaki en büyük siyasi parti konumundaki sol görüşlü AKEL partisinin Genel Sekreteri Demetris Hıristofias, partisinin, BM Kıbrıs barış planına, BM Güvenlik Konseyi ve AB tarafından uygulama garantileri verilmesi halinde destek verebileceğini söyledi. Yunan televizyon kanalı
ERT'ye yaptığı açıklamada, BM Güvenlik Konseyi'nin
''sadece sözlü'' olarak verdiği garantilerle tatmin
olmadıklarını ve parti olarak daha elle tutulur garantiler
istediklerini belirten Hıristofias ''Hem Türk tarafı hem de Rum
tarafı olarak, bizim planın düzgün şekilde uygulamaya
konulması için garantör güçler yerine Güvenlik Konseyi ve AB'den
verilecek garantilere ihtiyacımız var'' diye konuştu. Altını çizdikleri
konulara değinilmesi halinde barış planı hakkındaki
tutumlarını değiştirmek amacıyla parti
organlarını toplayabileceklerine işaret eden Hıristofias,
''Bugün veya yarın Güvenlik Konseyi'nde gelişmeler olması ve
bizim de bu gelişmelerden tatmin olmamız halinde tutumuzu
değiştireceğiz'' dedi.
|
|
HURRIYET 17/04/04
Haftaya
referandum
17/04/2004
RADIKAL
Eğer anketler
yanılmıyorsa, eğer son dakika sürprizleri olmazsa, önümüzdeki
hafta Kıbrıs'ta yapılacak çifte referandumda Türk
tarafından evet, Rum tarafından ise hayır sonucu çıkacak.
Bu durumda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
hazırladığı bütün belgeler geçersiz olacak. Kofi Annan ilk
iş olarak bunu ilan edecek. Ardından da bir rapor yazıp bunu
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sunacak.
Eğer, referandumda Türk tarafı evet, Rum tarafı hayır
demişse, Annan raporunda bu durumu yorumlayacak. Ve herhalde yorumunda son
kertede çözümü isteyen tarafın Türk tarafı olduğunu, buna
karşılık gerek görüşme sürecinde ve gerekse onu izleyen
referandumda Rum tarafının bir anlaşmadan
kaçındığını açık açık yazacak.
Annan'ın GK'ye sunacağı raporda geleceğe ilişkin
önerilerde bulunması beklenmiyor ama bir ihtimal Genel Sekreter raporunda
Kuzey'deki Türk toplumunun bu sonuçla birlikte yeni bir hukuki statüyü elde
etmeye hak kazandığını söyleyebilir.
Öyle ya, referandumda oy vermek, bir kurucu egemen siyasi iradeye sahip
olmaktır aynı zamanda. Bu iradenin referandumun bir türlü
sonuçlanması halinde geçerli, öteki türlü sonuçlanması halinde
geçersiz olduğunu söylemek doğru olmaz.
Rum tarafı, iradesini adayı birleştirmemek yönünde
kullanmış olacak hayır oyu vermekle. BM, Rumların evet
oyuna gösterdiği kadar saygı göstermeli hayır oyuna. Öte yandan,
adada yaşayan kurucu egemen siyasi iradelerden biri birleşmeyi
reddettiğine göre, öteki eşit kurucu egemen iradeye de kendi
başına davranma hakkı doğar sonuç olarak.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'ne ve Güvenlik Konseyi'ne
düşen görev, o kendi başına davranma hakkını teslim
etmekten başka bir şey olmaz bana göre. Eminim Türkiye bu
argümanı 24 Nisan sonrası şiddetle savunmaya başlayacak.
Rumlar belki farkındalar belki değiller ama referandumda verecekleri
bir hayır oyuyla, düne kadar sahip oldukları uluslararası
avantajları kaybetme tehlikesiyle de karşı karşıya
kalabilirler. Ortaya uluslararası hukuk açısından gerçek bir
karmaşa çıkacak. 24 Nisan'dan sonra Türk diplomasisine
düşen görev, bu yeni hukuki durumu başta Güvenlik Konseyi'nin daimi
üyeleri olmak üzere herkese anlatmak olmalı.
Gerek Avrupa Birliği ve gerekse Yunan-Rum tarafı, referandumu bir
oyun gibi görüyor olabilir. Yani, 24 Nisan'da hayır oyu vermeyi ama bu
yılın aralık ayına doğru yeniden referandum
yapmayı, bu arada planda bazı değişiklikleri Türkiye'ye
kabul ettirmeyi düşünüyor olabilir. Türkiye'nin AB'den tarih alma
iştahını Avrupa yanlış anlıyor olabilir. Oysa,
referandum sonrası AB'nin alacağı tutumun Türk
vatandaşlarının AB sevgisi için belirleyici
olacağını da göz önüne almalılar. Yani, sokaktaki insan
AB'nin Türk tarafınca referandumda onaylanmış bir anlaşmayı
Türk tarafı aleyhine değiştirtmek, bunun
karşılığında da müzakere tarihi vermekle yetinmek
istediğini görecek olursa, kamuoyunun AB ile ilgili görüşleri kökten
değişebilir.
O bakımdan, 24 Nisan'dan sonra en önemli iş aslında AB'ye
düşüyor. Bundan önce Bosna-Hersek ve Kosova olaylarında siyasi bir
cüce olduğunu dünyaya gösteren AB için Kıbrıs büyük bir
sınav niteliğine bürünecek. Bakalım bu çatışmada bir
rol alabilecekler mi, bakalım bu çatışmayı adil bir çözüme
kavuşturabilecekler mi?
Madalyonun
öbür yüzü
Rumlar
kendilerini hâlâ baskı altında hissetmediği için
Kıbrıs'ta çözüm umudu güçlenmiyor
17/04/2004
RADIKAL
Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül, Avrupa Birliği üye ve adaylarının
dışişleri bakanlarını İrlanda'da bir araya
getiren toplantılarda temaslarının ana hattını
Kıbrıs oluşturuyor. Gül'ün 24 Nisan'da öngörülen
halkoylamalarını erteleme girişimlerine yeniden dikkat çekmesi ilgi
çekici. Birleşmiş Milletler, AB ve Yunanistan'dan gelen
'Zamanında yapılmalı' açıklamalarına karşın
Gül'ün bu uyarısı, perde arkasında hâlâ yerine
oturmamış gelişmelere
işaret ediyor. KKTC Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'ın 'Bizim yapmaya
çalıştıklarımızı Rum tarafı engellemeye
çalışıyordur' sözleri bu tahmini doğrulayan bir başka
işaret. Denktaş'ın 'ABD, Rumlar 'Hayır' dedi diye KKTC'yi
tanıyacağını sanmıyorum' demesi de eldeki verilere
göre bir gerçeği yansıtıyor. Serdar Denktaş, ABD'den daha
kesin bir tutum beklediklerini ifade ediyor.
Evet, BM, ABD ve AB'den geçtiğimiz hafta içinde yapılan
açıklamalar çözümün Kıbrıs Rumlarının 'Hayır'
demesi üzerine bozulması durumunda, Kıbrıs Türklerinin
mağdur edilmeyeceği vaatlerini içerdi. Kıbrıs Türklerinin çözümden
yana haklarının verilmesinin ilk örneği olduğu için bu
sözler dikkat çekti. Ancak bu sözleri bir senede bağlayacak herhangi bir
adım hâlâ atılmadı. Ola ki Rum tarafından 'Evet'
çıkarsa varılacak anlaşmanın AB asli hukukunun bir
parçası olacağına ilişkin bir garanti de yok. ABD ve AB
yıllardır Türkiye ve Türk tarafına uyguladıkları
baskının yarısını Rum tarafına uygulamaktan
çekiniyor. Bunda hâlâ Rum tarafındaki evet yanlılarını ve
24 Nisan'da onay çıkması ihtimalini tehlikeye atmama hesabı da olabilir.
Ancak yapılan açıklamalar hâlâ Rumları, halkoylamasında
'Hayır' dedikleri takdirde yitirecekleri şeyler olduğuna ikna
etmiş görünmüyor.
Dün Washington'da ABD Başkanı George Bush ile İngiltere
Başbakanı Tony Blair arasında yapılan görüşmede
Kıbrıs, Irak ve terörizmle mücadele konularının gölgesi
altında ne kadar ayrıntıyla konuşulup, ne kadar yer
bulabildiği çok açık değil. Ancak Batı başkentlerinde
24 Nisan'da Kıbrıs'ta Annan Planı temelinde öngörülen
halkoylamasında, en azında Rumların 'Hayır' demesi nedeniyle
çözüm çıkmaması hesaplarının yapıldığı
söylenebilir.
Belki de bu yüzden Ankara, bir süredir hazırlıklarını
yaptığı kendi B planını yavaş yavaş su
üzerine çıkarmaya başladı. Başbakan Tayyip
Erdoğan'ın Antalya'da topladığı parti yönetimine
hitaben yaptığı konuşmadaki Kıbrıs bölümü bu
açıdan ilginç. Erdoğan, Denktaş'ın önceki gün TBMM'de
yaptığı konuşmayı eleştirerek, 'KKTC'yi dünyaya
çıkaracak bir yol arıyoruz, kendisinin daha iyi bir formülü varsa
söylesin' anlamında konuşması, B planının yürürlüğe
girmiş olabileceğine işaret ediyor.
Kıbrıs'ta 1974'ten bu yana, özellikle de 'Çözüm getirir'
sanılarak 1983'te bağımsız devlet ilan edilmesinden bu yana
izlenen politikaların Kıbrıs Türklerinin dünyadan giderek daha
fazla yalıtılmasına neden olduğu açık. Hafta başında
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün basın toplantısında
'Ne yazık ki' tonuyla vurguladığı gibi, bugüne dek Türkiye
dışında hiçbir ülke KKTC'yi tanımadı. Burada suçu Türk
Dışişleri'ne yıkmak en hafifinden insafsızlık
olur. Bugüne dek Türkiye'nin Kıbrıs politikasının (evet
Türkiye'nin demek istedim) dümenindeki kişi KKTC Cumhurbaşkanı
Denktaş olmuştur. Türkiye'de cumhurbaşkanları, meclis
başkanları, hükümet başkanları değişmiş,
KKTC'de Denktaş değişmemiş, Denktaş politikaları
değişmemiş ve sonuç getirmemiştir. Denktaş'ın
Kıbrıs Türklerinin 1954'te başlayan Rum
saldırılarından sakınılması mücadelesinin bir
kahramanı olduğu gerçeği, izlediği ve Türkiye'ye de
izlettiği politikaların sonuç getirmediği gerçeğini
değiştirmez.
Nitekim son gelişmelerde Kıbrıs Türk halkının
çoğunluğu, Denktaş'ın bütün çabalarına karşın
çözüm doğrultusunda tavır alıyor.
Ancak 24 Nisan halkoylamasına bir hafta kala, çözüm ihtimali
karşısındaki en büyük sorunun, Rum tarafını hâlâ
çözümsüzlük haline kaybedecekleri olduğuna inanmaması olduğu
görülmeli. Bunun en büyük sorumlusu ise gerekli girişimleri zamanlıca
başlatmayan ABD ve AB yönetimleri.
Rumlara baskı
arttı
Rumlar
'Hayır' derse, ABD, AB ile temasa geçecek. AB, KKTC'yi nihai
katılım bekleyen bölge ilan edecek. Finansal destek de gündemde
17/04/2004
RADIKAL
RADİKAL - WASHINGTON - AB'nin 24
Nisan'daki referandumda Annan Planı için tavrı
'Hayır' olan Rum tarafına 'aba altından sopa' göstermesinin
ardından KKTC'ye yönelik siyaset değişikliğinin sinyalini
veren ABD yönetiminden çarpıcı açıklamalar geldi.
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, CNN Türk televizyonuna
verdiği özel röportajda, tarafları Annan Planı'na birlikte
'Evet' demeye çağırarak,
"Bir daha böyle bir uzlaşma ortaya çıkmayacak. Adanın
tamamının AB'ye girmesi gerekir. Bu nedenle ikinci bir fırsat
olmayacak" dedi.
'Spekülasyon yapamam'
Anlaşmanın yükümlülüklerinin yerine getirilmesi için
uluslararası toplumun her türlü yardımı
yapacağını belirten ve her iki tarafı konumlarını
yeniden değerlendirmeye çağıran Powell, "Rum tarafı
'Hayır' derse ne olur" şeklindeki soruya da, "Ben size bir
mayıstan sonra hayır çıkarsa ne olacağını
söyleyemem. Bu konuda spekülasyon yapamam. Hayır denirse çok fazla sorun
ortaya çıkacak. Onun için 'Evet' denmesi konusunda elimizden geleni
yapmalıyız. Türk tarafının güneye göre çok daha fazla çaba sarf
ettiği ortadadır. Ancak son günlerde kamuoyları
değişebilir." şeklinde yanıt verdi. Powell Yunan
Antenna televizyonuna yaptığı açıklamada da, Rumları
'Evet' demeye çağırdı.
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Boucher da,
"Referandum sonuçlarını kesinlikle göz önüne alacağız.
Rumlar 'Hayır' derse Kıbrıslı Türkleri açıkta
bırakmayacağız" şeklinde açıklamada
bulunmuştu. Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc
Grossman da, KKTC Dışişleri Bakanı Serdar
Denktaş'ı telefonla aradı. Grossman, adada çözüm olmazsa,
ABD'nin AB ile işbirliği içinde Türk tarafıyla ilişkilerini
değiştirme yolunda adım atmayı
planladığını söyledi. Bush yönetiminin şimdiden
olasılık planları üzerinde çalıştığı
kaydediliyor. Bu planlar şöyle:
'Özel bölge'
Çözüm olmazsa Kıbrıs Türk topraklarının AB tarafından
'nihai katılımı bekleyen özel bölge' olarak
tanımlanması düşünülüyor. Böylece ABD için, Kıbrıs
Türk tarafıyla ilişki kurma zemini hazırlanacak. ABD, Türk
tarafının mağduriyetini en aza indirecek adımlar üzerinde
de çalışıyor. Bunlar ambargonun hafifletilmesi, Filistin
örneğindeki gibi IMF ve Dünya Bankası'ndan dış finansman
sağlanması, ticari uçakların KKTC havaalanını
kullanması, ABD'nin bağımsız bir temsilcilik açması,
Amerikan sermayesinin Türk tarafına gitmesive Kıbrıs Türk
seyahatbelgelerinintanınması olarak sayılıyor.
Empati,
gene empati
Murat
Belge
17/04/2004
RADIKAL
Oktay
Ekşi'nin bu sabahki (Cuma, 16 Nisan) yazısında,
Kıbrıs'ta Rumların bu yakınlarda (Aralık
ayının beşinde, yani çok yeni- altı ay bile
olmamış) çıkardığı bir yasayı okudum. Bu
yasaya göre, Anadolu'daki savaşı Türklerin
kazandığının kesinleştiği tarih olan 5 Eylül
1922, Ekşi'nin yazısındaki formülasyona göre 'Anadolu'da Rum
halkının Türklerin zulmüne ve katliama
uğratılmasının yıldönümü olarak'
anılacakmış.
Bu bilginin insana düşündürdüğü şeylerin başında,
Kıbrıs Rum Kesimi'nin barışa ne kadar iyi
'hazırlık' yaptığı geliyor. Bir yanda Annan'dı,
'plan'dı, insanlar didinirken onlar bu çeşit anma günleriyle 'çözüm'ü
bekliyorlarmış. Ne hoş, ne ince bir davranış!
Hazırlık bu olunca, şimdiki hoşnutsuzluk, 'hayırdan
hayır uman' hava anlaşılıyor.
Bu kafayla bu kadar.
Ben Kıbrıs'a hayatımda bir kere gittim, o da Rum
tarafınaydı. Pek hazzetmediğimi söyleyebilirim. Son derece
taşralı, inceliksiz buldum. Katıldığım panelde
konuşan insanlarda, sözgelişi AKEL üyesinde, herhangi bir
pırıltı görmedim. Dolayısıyla çok
şaşırmıyorum ve çok yadırgamıyorum,
barışa hazırlanma üsluplarını ya da referanduma
karşı tavırlarını gördüğümde.
AKEL de ayrı konu. Şimdiye kadarki çizgisine bakınca şimdiki
tutumu zaten açıklanıyor. Türkiye'de solun sol olabilmesinin
güçlüklerini hep yazarım, daha iki gün önce de yazıyordum. Ama Elen
sosyalizmi de bundan daha kolay bir şey değil. Yunanistan komünisti
tanıdıklarım da oldu -zordur, anlaması da, anlatması da.
İmdi, Ekşi'nin yazısından öğrendiğime göre,
Denktaş soruyormuş Erdoğan'a: 'Bu anmalara biz de mi
katılalım?' diye. Benzer anma günleri muhtemelen Yunanistan'da da
vardır. Oradaki Türkler katılıyor ya da katılmak zorunda
bırakılıyor mu? Ben de çok iyi bilmiyorum, ama
zorlandığını sanmıyorum. Öyle olsa mutlaka haberimiz
olurdu.
Peki, bu konuları böyle konuşan bireyler olarak, kendi ülkemizin
benzer davranışları olup olmadığını arada
sırada düşünüyor muyuz? Çok az kaldılar şimdi, ama Lozan'la
hakları, statüleri tanımlanmış ve tanınmış
Rum yurttaşlarımız vardı, hâlâ var. Okullarında en
görülür yere 'Ne mutlu Türküm diyene' yazılması çok mu zorunlu? Bunca
yıldır Milli Eğitim'in ellerine tutuşturduğu tarih
kitaplarında Yunanistan veya Türkiye Rumları hakkında ne
yazılıydı? Öğretmen ne anlatıyordu? Öğretmenle
fikirleri uyuşmadığında ne yapabilirlerdi.
12 Eylül günlerini, o zamanki TRT tekelini ve TRT üzerinde 'Evren zihniyeti
tekeli'ni hatırlıyorum. Her akşam haber programında bir
yerin 'kurtuluşunun ... yıldönümü'nün kutlanışı
verilirdi. Bu topluma özgü 'bürokratik yaratıcılık' sonucu hepsi
birbirine benzeyen törenler. Kasaba meydanında beyaz uzun elbise
giydirilmiş bir kız bir direğe bağlanır, çevresinde
evzon kılığına girmiş adamlar dolaşır.
Derken kalpaklı kuva-i milliyeciler koşarak gelir, birkaç çatapat
atılır, evzonlar bacaklarını havaya kaldırarak
sırtüstü yere serilir ('nalları dikmiş' olurlar); en sonunda,
birileri ellerinde Atatürk'ün çerçeveli bir fotoğrafıyla (muhtemelen
bir resmi daireden bu tören için ödünç alınmış bir
fotoğraf) koşarak gelir ve kızı çözerlerdi.
Bunların benzerleri hâlâ oluyordur. Yaratıcılık, aynı
yaratıcılık. Ama TV kanalları artık daha
'eğlenceli' şeyler bulup gösterdiği için bunları
görmüyoruz.
Bizim uğradığımız estetik eziyeti konu etmiyorum. Biz,
biz olalı başka türlüsünü görmedik. Ama Rum
yurttaşlarımızın duygularını düşünen oluyor
mu, aramızda, bu saydığım olaylar olurken?
DİSİ'den
zayıf evet
Rum
tarafında 'Hayır' cephesini kıran tek parti DİSİ oldu.
Ancak yüzde 34 oranında oyu olan DİSİ'nin 'Annan Planı'na
evet' kararı aldığı kongreye üyelerin yarısı
katılmadı ve karar protestolarla gölgelendi
17/04/2004
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs Rum Kesimi'nde ikinci büyük parti konumundaki
Demokratik Birlik (DİSİ) önceki akşam gergin bir ortamda
gerçekleştirdiği kongrede 24 Nisan'daki referandumda Annan
Planı'na 'Evet' denilmesi kararını benimsedi. Kongrenin sonunda
yapılan açık oylamada delegelerden 686'sı (yüzde 77.6) 'Evet' 188'i
(yüzde 21.3) 'Hayır' yönünde tavır aldı.
Haremlik-selamlık
2001'deki genel seçimde yüzde 34 oranında oy toplayan ve Rum Yönetimi eski
lideri Glafkos Klerides'in kurduğu DİSİ'nin kongresinde adeta
haremlik-selamlık uygulaması yapılarak 'evetçiler' salonun
sağındaki, 'hayırcılar' da solundaki koltuklara oturdu.
'Hayırcılar'dan bazıları parti lideri Nikos Anastasiadis
konuşurken, 'Annan Planı'na Hayır' yazılı pankartlar
açtı. Bir kısmı da oy pusularını teslim ederek oy
kullanmayı reddetti. DİSİ'nin 2 bini aşkın delegesi
var. Ancak delegelerden yarısından azı kongreye
katıldı. Bu durum, DİSİ taraftarlarının
referandumda partilerinin 'Evet' kararına riayet etmeleri konusunda ciddi
şüpheler yarattı.
'Düşmanlık
körüklendi'
Anastasiadis konuşmasında, DİKO lideri de olan Rum Yönetimi
lideri Tasos Papadopulos'u "Çözümü toprağa gömmek uğruna
Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler
arasındaki düşmanlık ve güvensizlik duygularını
körükledi" diye suçladı. Anastasiadis, Rum tarafından
'Hayır' sonucu çıkarsa AB'nin KKTC'ye ekonomik ve siyasi destek
vereceği, İslam ülkelerinin de KKTC'yi tanıyacağı
uyarısı yaptı.
Klerides: Öleyim daha
iyi!
Eski lider Klerides ise konuşmasında, "İncil'e el
basarım. 'Evet'i hiç bir çıkarım olmadan destekliyorum.
İşgal altındaki topraklarda ya da başka bir yerde servetim
filan yok. Referandumda 'Hayır' demek taksim demektir. Rumların
bugüne kadarki mücadelelerinin sona ermesi demektir. 85
yaşındayım. Kıbrıs halkının mücadelesinin
sona ereceğini göreceğime ölmeyi tercih ederim" ifadelerini
kullandı. Klerides'in konuşması sırasında, bazı
delegelerin 'Hayır' anlamına gelen 'Ohi' yazılı pankartlar
açması kurultayda gerginlik yaşanmasına neden oldu. Bazı
delegeler, güvenlik görevlileri tarafından salondan
çıkarıldı.
DİSİ'nin eski başkanı Yannakis Matsis ise
konuşmasında delegelerden 'güçlü bir hayır' istedi.
Kıbrıs Rum Kesimi'nde AKEL ve DİSİ'nin de
tavırlarını açıklaması sonrası siyasi partilerin
oy oranları ve referanduma dair tavırları şöyle:
· AKEL (yüzde 34.75) 'Erteleme, aksi takdirde hayır'
· DİSİ (yüzde 34) 'Evet'
· DİKO (yüzde 15) 'Hayır'
· EDEK (yüzde 6.5) 'Hayır'
· NEO (yüzde 3) 'Hayır'
· Yeşiller (yüzde 2) 'Hayır'
· ADİK (yüzde 2) 'Hayır'
· EDİ (yüzde
2.5) 'Evet'
Denktaş:
Ne yaptık ki!
17/04/2004
RADIKAL
AA - ANKARA - KKTC lideri
Rauf Denktaş, TBMM'ye hitabı sonrası dün adaya dönerken, Rumlar
'Hayır' derse ABD ve AB'nin Türk tarafına yönelik
açılım sinyali vermesini eleştirdi. "AB ve ABD'nin
tavrından utanıyorum. Ne yaptık ki 40 yıldır
cezalandırılıyoruz?" diyen Denktaş, 'Evet' demenin
KKTC'nin cenazesini kaldırmak olduğunu söyledi. Başbakan Tayyip
Erdoğan'ın mecliste kendisini dinlememesine "Randevusu
vardı, gelmedi" diyen Denktaş, adaya tarihi görevini yerine
getirmiş olarak döndüğünü belirtti
Sezer'e
yanıt: Biz gizli iş yapmadık
Erdoğan, Sezer'in 'Kıbrıs için New York sürecinde bilgi
verilmediği' yolundaki sözleri üzerine, 'Cumhurbaşkanı ve
Genelkurmay Başkanı her aşamada bilgilendirildi' dedi
17/04/2004
RADIKAL
ERGUN
AKSOY
ANTALYA / AKSU - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in 'New York sürecinde
Kıbrıs için yaşanan gelişmelerden bilgilerinin
olmadığı' yolundaki sözlerine örtülü yanıt verdi.
Erdoğan, "Biz gizli saklı iş yapmadık. Sayın
Cumhurbaşkanımız ve Genelkurmay Başkanımız,
sürecin her aşamasında bilgilendirildi" dedi.
Erdoğan, partisinin milletvekilleri ve bakanlar ile Antalya'nın Aksu
ilçesindeki IC Otel'de kampa girdi. Merkez Karar ve Yönetim Kurulu'nu (MKYK)
önceki gece geç saatlerde toplayan Erdoğan, iç ve dış
gelişmelerle ilgili bilgi verdi. Önce seçim sonuçlarını
değerlendiren Erdoğan, daha sonra MKYK üyelerinin Kıbrıs'la
ilgili sorularını yanıtladı. Erdoğan, örtülü bir
şekilde Sezer'e de şu yanıtı verdi:
'Bu plan, iyi bir
plandır'
"Kıbrıs konusunda gizli saklı bir şey yapmadık.
Aksine, tüm süreci herkesle paylaştık. Başta Sayın
Cumhurbaşkanımız olmak üzere Genelkurmay
Başkanımıza sürecin her aşamasında Abdullah Gül ve
benim tarafımdan sürekli bilgi verildi. Herkesi bilgilendirdik. Planla
ilgili eleştiriler var. Olabilir. Bu planın artıları ve
eksileri var. Sonuçta referandum kararını da biz almadık.
Kıbrıs halkı sandığa gidecek, kararını
verecek. Çıkacak karara da saygı duyarız. 'Uluslararası
anlaşmalarda yüzde 100 sonuç alınır' diye bir şey söz
konusu değil. Ancak bu plan iyi bir plandır."
Erdoğan, MKYK üyelerinin Denktaş'ın eleştirilerini gündeme
getirmeleri üzerine de, "Sayın Denktaş'a yanıt vermiyorsak,
bu nezaketimizdendir" demekle yetindi.
Baykal'ın
kalesinde
Erdoğan, ayrıca Antalya Büyükşehir Belediyesi'ni CHP'nin elinden
alan AKP'li Menderes Türel'i de ziyaret ederek kutladı.
Akademisyen
'Evet' diyor
17/04/2004
RADIKAL
ANKA - ANKARA - Çeşitli
üniversitelerde uluslararası ilişkiler, AB, Kıbrıs
konularında çalışan, ders veren bazı öğretim üyeleri,
'Kıbrıs'ta Çözüm
İçin Evet' adlı metin hazırlayarak, imza kampanyası
başlattı. Ortak metinde, "Uluslararası ilişkiler
alanında bilgimize ve deneyimimize dayanarak referanduma sunulan
planın mümkün olan en iyi çözüm olduğunu, hem KKTC hem Türkiye için
çözümün artık yaşamsal bir önem kazandığını ve
mevcut planın uygulanabilir bir içerik
taşıdığını kamuoyunun bilgisine
sunarız" denildi. Akademisyenler, BM Genel Sekreteri Kofi
Annan'ın sunduğu ilk planın 'müzakere çerçevesi'
olabileceğini Aralık 2003'te de bir bildiriyle duyurmuştu
Başbakan
Talat, Brüksel temaslarını değerlendirdi: Rumlar, çözümün
gerçekleriyle karşılaştılar ve korktular
Hasan
ÖKSÜZ (TAK)
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Bağışçılar Konferansı'na
hazırlık toplantısı için geldiği ve yoğun
temaslarda bulunduğu Brüksel ziyaretini Türk
Ajansı-Kıbrıs'a (TAK) değerlendirdi.
Talat,
Brüksel'de yaptıkları temaslarda bir şeyin, "Dünya bizi
anlamıyor, dünya bizi görmek dahi istemiyor, dünya Rum
yanlısıdır" anlayışının doğru
olmadığının iyice açığa
çıktığını belirtti. "Kendimizi ifade edersek
anlaşılabileceğimiz, uluslararası topluma onların
anladığı dille hitap edebilmenin gerekli olduğu ve
başarılı bir dış politikanın temel unsurunun
anlaşılabilirliği yakalamak olduğu bir kez daha ortaya çıktı"
diyen Talat, Avrupa'nın ve dünyanın, Kıbrıs Türk
halkının uzun bir mücadele sonrasında
değiştirdiği politik iklimin olumlu etkilerini, bunun
Türkiye'nin çözüm yönündeki inisiyatifiyle bütünleşmesiyle ortaya
çıkan yeni iklimi son derece olumlu
karşıladığını vurguladı.
Genel
izlenimini bu şekilde aktaran Başbakan Talat, özelde de, AB ve ABD
yetkilileriyle görüşmelerinde öne çıkan hususun en güncel konu olan
Rumların referanduma yaklaşımı olduğunu belirtti.
Talat bu konuda şunları söyledi:
"Rumların
kararı bizi etkilememeli"
"Güney
Kıbrıs'ta referandumda 'hayır' kullanılması yönündeki
yeni hareketlenme en temel değerlendirme ve tartışma konumuz
oldu. Böyle bir tutum AKEL'in birkaç gün önceki kararıyla yükselirken,
DİSİ'nin önceki gün aldığı kararla normalleşmeye
yöneldi. Buna karşın yine de hem üzerinde en çok durduğumuz konu
oldu hem de Avrupalıların en fazla ilgi duyduğu konu oldu.
Hep
şunu vurguladık; evet herkes demokratik şekilde karar verecek
ama bu demokratik kararı verirken oy kullananlar kendi haklarında
karar vermiş olacaklar. Başkalarıyla ilgili karar verme
hakkı hiçbir kişide, bireyde veya toplumda olamaz. Bunu
vurguladık ve çok olumlu sinyaller aldık bu konuda."
Rum
Halkı'nın kendi geleceğiyle ilgili karar verebileceğini,
bunun hakları olduğunu söyleyen Talat, ama sonuçta da bunun Türk
halkını etkilememesi gerektiğini ve etkilememesinin de yolunun
bulunması gerektiğini söyledi.
Talat,
referandumda Türk tarafının "evet" Rum tarafının
"hayır" demesinin başlangıçta bir miktar ambargo
uygulamalarının veya seyahat ile ticaret
kısıtlamalarının ortadan kaldırılması
şeklinde ortaya çıkacağını, ancak daha uzun zamanda
Türk tarafının "evet"inin dünyayla
bağlanmasını sağlayacağını ve bunun çok
önemli bir gelişme olacağını söyledi.
Bunu
her alanda gördüklerini söyleyen Talat, bugünkü teknik çalışmalar
sırasında da aynı durumla karşılaştıklarını,
herkesin Kıbrıs Türk halkının "evet"ini
beklediğini, Kıbrıs Türk halkının "evet"
demesiyle ortaya çıkacak durumu AB yetkililerinin de düşünerek
değerlendirmeye çalıştıklarını, buna kendilerinin
de yardımcı olduklarını anlattı.
Bağışçılar
Konferansı'na
hazırlık
toplantısı
Başbakan
Talat Bağışçılar Konferansı'na hazırlık
toplantısıyla ilgili değerlendirmesinde ise, bunun bir
hazırlık toplantısı olduğunu, burada ortaya çıkan
duruma göre tüm ülkelerin çözüme siyasi olarak büyük destek verdiklerini ve bu
desteğin çözümün uygulanması için mali olarak da süreceğinin
ortaya konulacağını ifade etti
Somut
olarak ciddi rakam telaffuz edenin ABD ve daha alt düzeyde İngiltere
olduğunu belirten Talat, bunun dışında da rakam telaffuz
edenler olduğunu, ancak bunun daha sonraki değerlendirmelerle
"ete kemiğe" bürüneceğini söyledi.
Esas
Bağışçılar Konferansı'nın eylül-ekimde
düzenleneceğini söyleyen ve burada ülkelere teknik bilgiler
verildiğini anlatan Talat, ihtiyaçların belirlendiğini ve bu
ihtiyaç belirlemesine uygun bağış miktarlarını
ülkelerin daha sonra saptayıp bildireceklerini, o bakımdan
toplantının amacına ulaştığını
kaydetti.
Rakam
çıkmasının zaten beklenmediğini, belki bir tahminin ortaya
çıkabileceğinin beklendiğini söyleyen Başbakan Talat,
teknik çalışmaları gerçekleştirenlerin herhalde bu tahmini
yaptıklarını söyledi.
Rum
tarafının "hayır" yönünde hareketlenmesinin
Bağışçılar Konferansı'na hazırlık
toplantısının heyecanını
azalttığını söyleyen Mehmet Ali Talat, referandumla ilgili
daha ciddi bir "kabul" hareketi ve inancı olsaydı belki o
zaman çok daha heyecanlı ve daha kesin rakamların telaffuz
edilebileceği bir konferans organize edilmiş olabileceğini ifade
etti.
Tanınma
konusu
Başbakan
Talat, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in
"Referandumda Türklerden 'evet' Rumlardan 'hayır' çıkarsa
KKTC'yi tanıyabiliriz" şeklindeki açıklamasının
belirtilerek tanınmayla ilgili düşüncesinin sorulması üzerine
şunları kaydetti:
"Ben
doğrusu bu tür şeylerin çok zor olduğuna inanıyorum.
Güvenlik Konseyi'nin yasağı karşısında herhangi bir
ülkenin cesaret ederek böyle bir tavır takınacağını
düşünmüyorum. Aliyev'in söylediğinin de, geçmiş tecrübelerime
dayanarak, heyecanla söylenmiş, çok fazla hesabı kitabı
yapılmadan söylenmiş bir iddiadır diye düşünüyorum.
Tanınmadan ziyade bizim dünyayla bütünleşmemiz, dünyayla
bağlanmamız önemli. Önce bu sağlanmalı. Bunun sonucu da
görülür artık. Yani uluslararası bir tanınmayla mı en iyi
son noktaya ulaşır, yoksa bu işin hangi yöntemle
olacağı biraz da zamana bağlı olacağını
düşünüyorum. 'Aman işte Rum tarafı 'hayır' dedi hemen
tanıyalım KKTC'yi' noktasına dünyanın gelebileceğine
inanmıyorum."
Rum iç
politikasında
altüstlükler
yaşanacak
Talat,
AKEL'in geldiği noktayı nasıl gördüğünün sorulması
üzerine, AKEL'in geldiği noktanın "acı" bir nokta
olduğunu kaydederek, bugüne kadar çözümü savunan ve bunu adeta parti
politikasının odak noktasına oturtan bir partinin
"hayır" demesinin inanılır
olmadığını söyledi.
Hele
de tarihi üzerinde anlaşılmış bir referandumu ertelemeye
kalkışmanın akıl alacak bir iş
olmadığını söyleyen Talat, "Kongrede durumun
değişebileceğini umuyordum ama durum değişmedi.
Tersine DİSİ'nin kararı gündemi yeniden belirlemiş
oldu" dedi. Talat, "evet" demesi daha zor olması gereken
bir partinin "evet" demesinin güneydeki politikada ciddi
değişikliklerin habercisi olduğuna
inandığını söyledi.
Özelikle
Rum iç politikasında çok büyük "altüstlükler"
yaşanacağını ifade eden Talat, şöyle dedi:
"İntihar
edenler var. 'Toplum öyle istiyor' diye öncülük yapamayan, toplumuna liderlik
yapamayan hareketler var. Buna karşılık toplumun ne
düşündüğünü bilerek onu yönlendirmeye çalışan liderlikler
var. O bakımdan Rum iç politikasında önümüzdeki aylarda ve
yıllarda ciddi değişiklikler bekliyorum."
Rumlar,
çözümün
gerçeklerinden
korktular
Talat,
dünyanın yakın zamana kadar Rumları "çözüm
yanlısı" Türkleri ise "uzlaşmaz" gördüğü,
bugün ise durumun tersine döndüğü belirtilerek, Rumların bu noktaya
nasıl geldiğinin sorulması üzerine şunları söyledi:
"Rumlar
bu noktaya 'Türk tarafının çözüm istemediği, çözüm ister
göründüğü ancak bir noktada bunu bozacağı' inancıyla geldi.
Onu bekliyorlardı. Onlara göre ya asker, ya Denktaş, biri bu durumu
bozacaktı. İkincisi Türk dış politikasının bu
kadar kararlı bir şekilde yönetileceğini
düşünmüyorlardı. Olumlu yönde yönetilebileceğini
düşünmüyorlardı ve şoka uğradılar. Bir de çözümün
gerçekleriyle karşılaştılar. Rumların bunun bir hayal
değil gerçek olduğunu gördüler ve bu gerçekten korktular."
Türk
halkının Rum
'hayır'ına
tepkisi
Başbakan,
referandumdan Türk tarafından 'evet', Rum tarafından 'hayır'
çıkması durumunda iki toplum arasındaki ilişkilerin
nasıl olacağı yönündeki soruya ise şu yanıtı
verdi:
"İşte
bundan çok korkuyorum. Bugüne kadar Rumlar ve dünya, Türklerin çözüm
istemediği, Rumların çözüm istediği inancıyla hareket
ediyordu. O dönemde Türk toplumu da kendi liderliğinin ve dış
politikasının çözüm istemediğini biliyordu. Ama retçi tutum Türk
tarafından geldiği için Türk toplumu Rumların da retçi bir
tutuma girebileceğinin bilincinde değildi. Ne zaman ki biz politikamızı
değiştirdik, gerek KKTC'deki yeni oluşum gerek Türkiye
hükümetinin dış politikasını değiştirerek
işbirliği içinde çözüm sürecini yeniden canlandırdı, bu
noktaya gelince bu kez Rumlar ayak koydular. Kıbrıs Türk halkı
da gördü ki Rumlar da çok çözüm ister noktada değildi ve şimdi iki
halkı karşı karşıya getiren bir durum ortaya
çıktı. Türk halkı 'evet' diyecek Rum halkı 'hayır'
diyecek ve böylece çelişkiler, karşıtlaşmalar
halkların zeminine inmiş olacak. Bu çok tehlikeli. Yeniden
uzlaştırma çabaları planda bile öngörülürken ve biz 'halk
birbiriyle kavgalı değil' diye düşünürken halkı yeniden
kavgalı hale getiriyoruz ve bu da çok çok tehlikeli. Bundan çok
endişe duyuyorum. Bu politikacıların gerginliğinden ve
atışmasından çok daha tehlikeli."
Talat,
Kıbrıs Türk halkının çözüm için çok çaba gösterdiği
belirtilerek böyle bir durumdan sonra ne olabileceğinin sorulması
üzerine, halkta bir "usancın" ortaya çıkabileceğinden,
Rum tarafına ve Rum halkına güvensizliğin
büyüyebileceğinden, bunun giderilmesi ve gelecekte barışın
kurulmasının çok daha zor olabileceğinden endişe
ettiğini kaydetti. Talat, sağduyunun galip gelmesini ve Rum
liderliğinin bu politikasını erken zamanda
değiştirmesini umduğunu söyledi.
Talat,
teknik temaslarla ilgili bir soru üzerine, bunların sürdüğünü, gün
boyu da devam edeceğini belirterek şöyle dedi:
"Bize
sorulan sorular vardı. Harmonizasyonun parçası olarak onlara cevaplar
verildi. Teknik olarak Kıbrıs'ta yapılan çalışmalar,
çözüm durumunda malların serbest dolaşımı asıl olacak.
Tüm bunları teknik olarak müzakere ekibinin başı Maurer ve
ekibiyle konuştuk. Bunlar teknik konular henüz sonuçlanmış da
değil."
Talat,
referandumda Türklerden "evet" Rumlardan ise "hayır"
çıkması durumunda hükümetin motivasyonunun ne
olacağının sorulması üzerine, "Biz dedik ya 'bizde
evet çıkarsa dünyaya bağlanırız', artık işimiz
dünyaya bağlanmak için gereğini yapmak olacak. Hükümet olarak
başka hiçbir çaremiz yok" yanıtını verdi.
KIBRIS
17/04/04
Evet %62.1
KADEM'in
referanduma yönelik 70 yerleşim biriminde 1815 kişiyle
yaptığı anket, Kuzey Kıbrıs'ta "evet"le
"hayır" arasındaki farkın
açıldığını ortaya çıkardı. Türklerin
"evet"i son 2 ay içerisinde en yüksek oranına ulaştı
Evet
%62.1
TÜRK
TARAFI TAMAM: KADEM'in 11-16 Nisan tarihleri arasında
yaptığı kamuoyu araştırmasına göre, halkın
yüzde 62.1'i referandumda "evet" diyeceğini söylerken,
"hayır" diyenlerin oranı yüzde 24.4'te kaldı. Yüzde
5.1'lik bir kesim henüz kararını vermediğini ifade ederken,
yüzde 8.5'lik kesim de cevap vermedi
l
GENÇLERİN ÇOĞU "EVET"Çİ: Çözüm ve AB mücadelesinde
gençlerin gösterdiği performans, anket sonuçlarıyla da teyit
ediliyor. Yaş gençleştikçe referandumda "evet" diyeceklerin
oranı artarken, yaş ilerledikçe "hayır"cıların
oranı yükseliyor. 18-24 yaş grubunda "evet" oranı
yüzde 76.4 ile en yüksek seviyesinde
l
İSKELE'DE "EVET" OYLARI TIRMANIŞTA: İlçelere göre
referanduma "evet" oranında belirgin bir fark görülmüyor. Ancak
14 Aralık seçimlerinde statüko partilerinin en yüksek oya
ulaştığı İskele ilçesinde şimdi artık plana
destek yükseliyor. İskele'de "evet" oylarının
tırmanışa geçmesi en dikkat çekici noktayı oluşturuyor
l TC
KÖKENLİ VATANDAŞLAR DA "EVET"E KAYDI: Türkiye kökenli
vatandaşların yüzde 56.4'ü de plana "evet" diyor. Anket,
Annan Planı'na destek konusunda Türkiye ve Kıbrıs kökenli
vatandaşlar arasındaki farkın giderek
azaldığını ortaya çıkardı
Kıbrıs'ta
yıllarca ambargolar altında ezilen, uluslar arası
tanınmamışlığın faturasını en
ağır şekilde ödeyen ve statükonun dayattığı düzen
sayesinde çağdaş normlara hasret kalan Kıbrıs Türkü, Annan
Planı'nın ortaya atıldığı 11 Kasım 2002'den
bu yana sürdürdüğü büyük mücadelenin semeresini görmeye hazır.
1.5
yılı aşkın süredir çözüm ve AB için her platformda mücadele
veren ve görkemli mitinglerle bu yöndeki kararlılığını
defalarca sergileyen Kıbrıs Türk halkı, söke söke
aldığı referandum hakkının ardından kendi
geleceğini oylayacağı 24 Nisan'da da güçlü bir "evet"
demeye hazırlanıyor.
Bu
tespit, Kıbrıs'ta ciddi ve güvenilir araştırmaları ile
tanınan Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim
Danışmanlık Merkezi'nin (KADEM) yaptığı kamuoyu
araştırması ile ortaya çıkarıldı.
KIBRIS'ın,
KADEM'e yaptırdığı büyük araştırma
sonuçlarına göre, Kıbrıs Türk halkının yüzde 62.1'i,
referandumda "evet" oyu kullanacak. Bu oran son iki ay içerisinde
ulaşılan en yüksek oran olarak karşımıza
çıkıyor. Yaklaşık 2 ay önce yapılan
araştırmada, referanduma "evet" diyenlerin oranı yüzde
52 idi. Geçen süreçte yüzde 52'lik oran önce yüzde 57'ye, son olarak 11-16
Nisan tarihleri arasında yapılan araştırmada ise yüzde 62.1
ile en yüksek seviyesine ulaştı.
11-16
Nisan tarihleri arasında 70 yerleşim biriminde 1815 kişilik
örneklem grubuyla yapılan kamuoyu yoklamasında,
"hayır" diyenlerin oranı yüzde 24.4'te kaldı.
KKTC
seçmen nüfusunu temsil edecek şekilde belirlenmiş kişilerle
yapılan ankette, kararsızlar yüzde 5.1, fikir yok/cevap yok diyenler
de yüzde 8.5 oldu.
KADEM
anketinde, halkın referandumdaki oy doğrultusunun yanı
sıra, vatandaşların Kıbrıs sorununun
gidişatıyla ilgili ne kadar iyimser olduğu, Annan Planı'yla
ilgili bilgi düzeyi, çözüm olmaması durumunda bunun Kuzey Kıbrıs
için sonuçlarının ne olabileceği ve Rum tarafının
referandum sonuçlarıyla ilgili tahminleri araştırıldı.
Yaş
çok önemli
KADEM
anketine göre, referandumda, "evet" ya da "hayır"
diyecekler arasında yaşın önemli bir faktör olduğu
görülüyor.
Yaş
gençleştikçe referandumda "evet" diyenlerin oranı
artıyor. 18-24 yaş grubunda yüzde 76.4 olan "evet"
oranı, 25-34 kategorisinde yüzde 70.7'ye, 35-44 kategorisinde yüzde
65.5'e, 45-54 yaş grubunda yüzde 54.1'e ve 55 yaş ve üzerinde ise
yüzde 41'e düşüyor.
"Hayır"
oranının "evet" oranını
aştığı tek yaş grubu 55 ve üzeri.
İlçeler
arasında fark yok
Annan
Planı'na destek konusunda ilçeler arasında pek fark görülmüyor.
Lefkoşa,
Mağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele ilçelerinde plana destek ve
"evet" oyları yüzde 60'larda seyrediyor.
Ancak
en dikkat çekici nokta, İskele ilçesindeki "evet"
oylarının tırmanışa geçmesi.
Hatırlanacağı
gibi 14 Aralık 2003 seçimlerinde statüko partileri, İskele ilçesinde
en yüksek oy oranına ulaşmıştı.
Eğitim
düzeyi arttıkça "evet" de artıyor
KADEM
anketinde, seçmenlerin eğitim düzeyine göre plana destek ve referanduma
"evet" oylarının arttığı da tespit edildi.
Seçmenin
eğitim düzeyi arttıkça "evet" oranı da artıyor.
Okur-
yazar olanlarda yüzde 26.9 olan "evet" oranı, ilk veya ortaokul
mezunlarında yüzde 49.1'e, lise veya dengi okullardan mezun olanlarda
yüzde 69.3'e ve üniversite veya üniversite üstü yüksek lisans mezunlarında
yüzde 71.6'ya yükseliyor.
TC
kökenli vatandaşlar da "evet" diyor
Türkiye
kökenli vatandaşların yüzde 56.4'ü de plana "evet" diyor.
Anket,
Annan Planı'na destek konusunda Türkiye ve Kıbrıs kökenli
vatandaşlar arasındaki farkın giderek
azaldığını ortaya çıkardı.
Yer
değiştirme durumu
Araştırma
verileri, Rum kurucu devletine verilecek ve Türk kurucu devletine kalacak
bölgelerdeki vatandaşların görüşlerini de yansıttı.
Kaldıkları
mahalle veya köy, Rum kurucu devletine verilecek vatandaşların yüzde
57.5'i, referandumda "evet" oyu vereceğini söyledi.
Tablolar:
24
Nisan tarihinde yapılacak Annan Planı ile ilgili referandumda oyunuzu
"evet" olarak mı, yoksa "hayır" olarak mı
kullanmayı düşünüyorsunuz?
a-
Genel sonuçlar:
Açıklama
%
Evet
62.1
Hayır
24.4
Kararsızım
5.1
Fikir/cevap
yok 8.5
b- Yaş
Açıklama
18-24 25-34 35-44 45-54 55+ Genel
Evet
76.4 70.7 65.5 54.1 41.0 62.1
Hayır
10.9 16.6 22.8 31.1 42.3 24.4
Kararsızım
7.9 5.3 3.2 4.1 5.9 5.1
Fikir/cevap
yok 4.9 7.4 8.5 10.7 10.8 8.5
c-
İlçe
Açıklama
Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele Genel
Evet
62.5 62.1 62.5 62.3 60.0 62.1
Hayır
24.6 21.6 22.9 25.6 28.8 24.4
Kararsızım
4.6 9.0 3.6 4.8 3.7 5.1
Fikir/cevap
yok 8.3 7.7 11.0 7.3 7.4 8.5
d-
Eğitim düzeyi
Açıklama
Okur-yazar ilk-orta lise-meslek üniversite-yüksek lisans genel
Evet
26.9 49.1 69.3 71.6 62.1
Hayır
50.0 34.0 19.3 16.8 24.4
Kararsızım
3.8 5.8 4.5 5.3 5.1
Fikir/cevap
yok 19.2 11.1 7.0 6.3 8.5
e-
Köken
Açıklama
Türkiye kökenli Kıbrıs kökenli genel
Evet
56.4 63.8 62.1
Hayır
26.5 23.7 24.4
Kararsızım
7.8 4.2 5.1
Fikir/cevap
yok 9.2 8.3 8.5
f- Yer
değiştirme durumu
Açıklama
Türk devletine kalacak yer Rum devletine kalacak yer genel
Evet
63.3 57.5 62.1
Hayır
23.7 26.7 24.4
Kararsızım
5.0 5.2 5.1
Fikir/cevap
yok 7.9 10.6 8.5
Yarın:
Hangi parti planı ne oranda destekliyor? Halk, gelişmelerden iyimser
mi, kötümser mi? Farklı toplum kesimleri ne düşünüyor?
İnsanımız Annan Planı konusunda ne kadar bilgili? Bilgi
düzeyi, oy doğrultusunu nasıl etkiliyor?
KIBRIS
17/04/04
Denktaş'ın
iddialarına Erdoğan'dan sert yanıt:Her şey
mutabakatınızla yapıldı, niye gerçekleri söylemiyorsunuz?
Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın, İsviçre'deki KKTC heyetini yazılı tam
yetki ile Bürgenstock'a gönderdiğini anımsatarak, oradaki
görüşmelerin alınan yetkilerin kullanılarak
yapıldığını, her sıkıntı olduğunda
da onun mutabakatının alındığını söyledi.
Türkiye'nin
adadan çıkarılacağı iddialarını yanıtlayan
Erdoğan, "Hiç böyle bir şey yok. Bunlar doğru değil.
Türkiye oradadır, Türkiye'den giden 45 bin insanıyla, askeri ile
oradadır. 2018'e kadar belli periyotlarla, belli oranda azalacak. Yunan
askeri de azalıyor" dedi ve Denktaş'a ,"Onu niye
söylemiyorsunuz?" diye sordu.
Erdoğan,
partisinin Antalya IC Hotels'te yapılan değerlendirme
toplantısında Kıbrıs konusunda değerlendirmelerde
bulundu ve Cumhurbaşkanı Denktaş'a sert eleştiriler
yöneltti.
Sorunun
çözümüne yönelik adımlara karşılık, her iki taraftan
farklı eleştirilerin geldiğini, Güney Kıbrıs'ın,
devletlik sıfatını kaybetmek istemediğini ve bu yüzden
plana karşı çıktıklarını ifade eden Erdoğan,
asıl meselenin bu, diğerlerinin tali konular olduğunu dile
getirdi.
Eleştirildiği
gibi Türkiye'nin egemenlik hakkını devretmediğini, tam tersi bir
devlet statüsünde olan Rum kesiminin egemenliğini devrettiğini
kaydeden Erdoğan, Türk dilinin Avrupa'da geçerlilik kazanacağını
da hatırlatarak, artık KKTC'nin kurucu devlet olmadığı
eleştirisini getirenlere de "Niye?" diye sordu ve
anlaşmanın detaylarını anlattı.
Türk
dilinin Avrupa'da geçerlilik kazanacağını ifade eden
Erdoğan, "Milliyetçiyim diye konuşanlara sesleniyorum, senin
dilin uluslararası alanda geçerli olacak" dedi.
Türkiye'nin
adadan çıkarılacağı iddialarına da yanıt veren
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Hiç
böyle bir şey yok. Bunlar doğru değil. Türkiye oradadır,
Türkiye'den giden 45 bin insanıyla, askeri ile oradadır. 2018'e kadar
belli periyotlarla, belli oranda azalacak. Yunan askeri de azalıyor. Onu
niye söylemiyorsunuz. Nüfusa vurduğunuz zaman orada da denge bizim
lehimize."
Olumsuzluklardan
bakarak bunları değerlendirmenin yanlış
olacağını ifade eden Erdoğan, 2018'den sonra Türk askerinin
bölgeden çıkmayacağını ifade etti.
"Her
sıkıntıda Denktaş'ın mutabakatı
alındı"
Konuşmasında
İsviçre'deki Kıbrıs görüşmelerine de değinen
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Basının
huzurunda şunu da açıklıyorum; Bakınız, Sayın
Denktaş, sayın başbakanını oğlu
dışişleri bakanını yazılı tam yetki ile
Bürgenstock'a gönderdi. Ve orada alınan yetkileri kullandılar ve
görüşmeler öyle yapılmıştır. Her
sıkıntı olduğunda da Denktaş ile görüşmeler
yapılmıştır, mutabakatı
alınmıştır; ona göre orada görüşmeler
yapılmıştır. Bunları halkın kulağına
söylemeliyiz.
Muhalefetin
çirkin yaklaşımı var. Bu çirkin yaklaşımlar
içerisinde, gizlilikler konuşuluyor. Hayır. Hiçbir şey gizli
yürütülmemiştir. Her şey açık ve net olarak, bütün
dışişleri uzmanlarımızla,
teknokratlarımızla, bürokratlarımızla birlikte
çalışmalar yürütülmüş, gerekli kriptoların hepsi gerekli
makamlara, birimlere gönderilmiştir.
Bizim
en gizli oturumumuz, eğer gizli ise Yunanistan ve Türkiye'nin
dışişleri bakanları ve başbakanlarının BM
genel sekreteri ve Kıbrıs özel temsilcisi De Soto ile
yaptığı toplantıdır. Neyi konuştuk orada da
Yunanistan'ın erteleme teklifini konuştuk ve dedi ki, '1 Mayıs'a
kadar bu işi bitirmek istiyoruz. Biz sözümüzdeyiz ve bu 1 Mayıs'a
kadar bitmeli' dedik, 'eğer bitmesini istemiyorsanız, bunu dünyaya
siz açıklayacaksınız'. Çünkü biz bunun 1 Mayıs'a kadar
bitmesini sürekli olarak kaydettik."
"Yıllar
yılı çözülmeyen bu sorunu
çözme
noktasına getirdik"
Anlaşma
ile daha önce 33 bin olan göçmen sayısının 45 bine
çıktığını belirten Erdoğan, bu konunun gündeme
getirilmemesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi.
Gayrimenkullar
ile ilgili konuya da değinen Erdoğan, "Efendim sen de
gayrimenkul al. 'Onlarda para var bizde yok' deniyor. Var, var" diye
konuştu.
Türkiye'de
bu konudaki eleştiri ve konuşulanların sadece ideolojik
yaklaşımlar olduğunu savunan Başbakan Erdoğan,
"Yıllar yılı çözülemeyen bu sorunu AK Parti'nin, AK Parti
iktidarının çözüm noktasına getirdiğini görmeyi
hazmedemeyenler, hazmedemeyen zihniyetlerdir" dedi.
"Çemberi
kırdık, dünyaya açıldık"
AK
Parti iktidarına "Çok çirkin yakıştırmalarda"
bulunanlar olduğunu öne süren Erdoğan, "Bu çirkin
yakıştırmalarda bulunanlar için söylüyorum, onlar, çok iyi
bilirler, bizim askerimize, Türk askerine 74 Harekatı'nda işgal
kuvveti sıfatını yakıştıranlarla aynı
fotoğraf karesi içinde önce bunu sorgulasınlar" dedi.
Erdoğan,
hem Türkiye'yi hem de KKTC'yi, bu kişilerle mukayese edilmeyecek derecede
sevdiklerini ifade ederek, şöyle devam etti:
"Ama
biz olayı, içe kapanmacı bir anlayışla, bugüne kadar
boğanlara karşı, 'KKTC'yi dünyaya nasıl açarız' bunun
gayreti içindeyiz. Aynı şeyi Türkiye için de yıllar
yılı yapmadı mı bunlar? İçe kapanmacı
politikalarla, bizi içimize boğmadılar mı? Boğdular. Bunun
bedelini bizler ödedik. Ama bu çemberi şimdi biz kırdık. Bir de
bu çemberi Rahmetli Özal kırmıştı. O da bunu
yapmıştı. Sonra bu çember tekrar kapanmıştı.
Etrafında buna, farklı çemberler ördüler. Biz bu çemberi
kırdık ve dünyaya açıldık."
"Toprak
konusunda yüzde 29.2'yi
biz
telaffuz etmedik"
Erdoğan,
Kıbrıs'ta toprak meselesiyle ilgili yüzde 29.2 oranını
kendilerinin telaffuz etmediğini ifade ederek, bu konuyu kendilerinden
önce yönetimde olanların söylediğini kaydetti.
Erdoğan,
şöyle devam etti:
"Biz,
bunun 1 gram altına inmedik. Sayın Denktaş'ın kendisi
telaffuz etti bunu. Nasıl ettiğini de biliyorsunuz. Hangi
hükümetlerle nasıl anlaşarak, telaffuz ettiğini ben bilemem. Ve
biz şu an onun altına inmiş değiliz. Biz onu
konuşmadık bile. Biz sadece şöyle düz bir hat isterken, bu hat
istatistiği olarak biraz zikzaklı kaldı. 'Ne diyorsun' diye
sorduk Sayın Başbakan Talat'a ve oğul Denktaş'a. dediler
'orada Türk köyleri var'... Görüştüler 'böyle kalması iyidir'
dediler. Dedik ki bunu en iyi bilen sizsiniz"
Denktaş
ve Kuzey Kıbrıs üzerinden siyaset yapanların bulunduğunu da
dile getiren Başbakan Erdoğan, seçim süresince meydanlarda
Kıbrıs üzerinden siyaset yapmadıklarını söyledi.
Erdoğan,
Bürgenstock'ta, Annan'a kamuoyu yoklamalarında 5-6 puan kaybettiğine
yönelik ifadesini hatırlatarak, "mal bulmuş mağribi gibi
buna da sarıldılar, oysa o benim oradaki stratejimdi" diye
konuştu.
"Hamallık
yaptırmam"
Planın
9 bin sayfadan oluşmasına da eleştiriler geldiğini anlatan
Erdoğan, bunun özetlerini çıkardıklarını ifade etti.
Erdoğan, şöyle konuştu:
"Ben
yöneticiyim. Hiçbir zaman arzuhalci değilim. Mecliste çıkıp
konuşuyorlar, onlar arzuhalci. Arzuhalci kardeşlerim
alınmasın, kalite farkı var ortada. 9 bin sayfa, KKTC'den gelen
genç arkadaşlar var, bizim bürokratlarımız var onlar
inceliyorlar, özetlerini çıkarıyorlar. Onları size
dağıtacağız. Mecliste birçok tasarı ve teklifler
geliyor. Hepsini en ince ayrıntısına kadar okuyor musunuz?
Hayır. 9 bin sayfanın hamallığını yaptırmam.
Yönetici yanında neden adam çalıştırır. İşin
raconu bu. Onlar da eleştirenler de bizim
dağıttığımız özeti okuyarak konuşuyorlar.
Geçen
gün Sayın Denktaş yine iğneledi. Büyüğümdür saygı
duyarım, ama hamaset üzerine siyaset yapılmasın. Bir gün bana
sordu, 'Kıbrıs'a kampanyaya gelecek misiniz?', 'Hayır' dedim.
'Milletvekilleriniz gelecek mi?' diye sordu. 'Tek bir milletvekilimiz
gelmeyecek' dedim. O gün ona bir şey söylemeyi unuttum. Sen Türkiye'ye
gelecek misin? Eyvallah gelsin konuşsun. Konuşsun da, böyle bir
zamanda niye orası terk ediliyor. Burada olmak kazandırmıyor,
aksine kaybettiriyor."
KIBRIS
17/04/04
DP üyeleri
serbest
Yapacağım
yönlendirmeden cumhurbaşkanı zarar görür" diyen Serdar
Denktaş, kararı üyelerine bıraktı
DP
üyeleri serbest
Başbakanlığa
vekalet eden, Demokrat Parti Genel Başkanı, Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, 24
Nisan'da yapılacak referandumda, parti tabanını referandumda
serbest bıraktıklarını bildirdi.
Serdar
Denktaş, dün akşam yaklaşık 3 saat süren parti meclisi
toplantısının ardından yaptığı 45
dakikalık açıklamasında, 24 Nisan'da yapılacak referandumda
partisinin üyelerini "evet" veya "hayır" demeleri
konusunda serbest bıraktıklarını söyledi.
Üzerine
düşen görevi yapmış olmanın huzuru içinde olduğunu
söyleyen Denktaş, "Gerçekleri halka anlatma kampanyası
yürüteceğini" belirtti.
Parti
meclisinde kısıtlı bir katılım da olsa
"hayır" kararı alındığını, ancak
parti içinde etkin bir grubun "evet" kararında olduğunu
ifade eden Denktaş, karar verilirken bireysel çıkarlarla toplumsal
çıkarların vicdan muhasebesinin yapılmasını istedi.
Serdar
Denktaş DP olarak kararlarını "evet" olarak da
"hayır" olarak da açıklasalar bunun Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş aleyhine kullanılacağını belirtti.
Serdar
Denktaş, DP Genel Merkezi'nde yaptığı açıklamada,
"Partimiz, halkımızı ve tabanımızı bu plana
özgür iradeleriyle bireysel ve toplumsal çıkarları arasında bir
vicdan muhasebesi yaparak oy verebilmeleri için serbest bırakma
kararı almıştır" dedi.
Halkın,
gelinen aşamada, "güvendiği bir siyasetçi olarak kendisinin
kararını beklediğini" ifade eden Serdar Denktaş,
şöyle konuştu:
"Gerçek
şudur ki bugün ben, size nasıl bir yönlendirme yaparsam yapayım
bundan cumhurbaşkanı zarar görecektir. Hayır yönlendirmesi
yapsam 'Denktaş bencil davrandı oğlunu baskı altına
aldı', evet yönlendirmesi yapsam, 'oğluna bile söz geçirtemedi'
suçlaması yapacaklar. Onurlu tarihimizin yaşayan bir temsilcisine
karşı böyle bir karalama yapılmasını kabul etme
hakkım olmadığına inanmaktayım. Ben, süreç içerisinde
elimden geldiğince toplumsal barış ve güney komşularımızla
uzlaşma yönünde olumlu katkıları yapmak sureti ile üstüme
düşen görevi yapmış olmanın huzuru içerisindeyim. Bir
siyasal partinin başkanı olarak, bu, halkımız ve kendi
tabanımız tarafından bana yüklenmiş bir sorumluluktu.
İçinde bulunduğumuz konjonktürde, parti tabanımızın
yönlendirmesinin dışında bir tavır almam mümkün
değildir. Bu noktada bilinmesi gereken referandum sonucu ne olursa olsun
önümüze yepyeni bir dönem başlayacaktır. Hiçbir şey artık
eskisi gibi olmayacaktır."
KIBRIS
17/04/04
Papadopulos
gerçekleri görmüyor
DİSİ
Genel Başkanı Nikos Anastasiades'ten Papadopulos'a suçlama:
Papadopulos
gerçekleri görmüyor
Referandumda
"evet" denmesi kararı alan Güney Kıbrıs'taki ana
muhalefet Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) Genel
Başkanı Nikos Anastasiades, Rum Yönetimi Başkanı Tasos
Papadopulos'u gerçekleri görmemekle suçladı.
Anastasiades,
"hayır" denmesi halinde KKTC'nin tanınması da dahil
çok büyük sorunlarla karşı karşıya
kalınacağına dikkat çekti.
DİSİ'nin
önceki gün yapılan kurultayında, katılan toplam 884 delegenin
yüzde 77.6'sı Annan Planı'nı onaylarken, yüzde 21.3'ü ise
planı reddetmişti. Oylamada 10 delege ise çekimser
kalmıştı.
KIBRIS
17/04/04
Kıbrıslı
Türkleri açıkta bırakmayız
ABD Dışişleri Bakanlığı
Kıbrısta Annan Planı üzerinde iki tarafta 24 Nisanda
düzenlenecek referandumlarda Güney Kıbrısta hayır, kuzeyde ise
evet çıkması durumunda Washingtonın Kıbrıslı
Türkleri açıkta bırakmayacağını bildirdi.
ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher,
düzenlediği basın toplantısında, Kuzeyde evet güneyde
hayır kararı çıkarsa ne yaparsınız sorusuna
yanıt olarak, Referandum sonuçlarını kesinlikle göz önüne
alacağız. Kıbrıslı Türkleri açıkta, soğukta
bırakmayacağız dedi.
Sözcü
Boucher, Kıbrısta bu noktaya ulaşılmasında özellikle
Türk hükümetinin çabalarını överek Kıbrıslı Türkler
referandumda destek oyu verirse onların daha fazla
cezalandırılmasını görmek istemiyoruz diye konuştu.
Boucher,
buna karşılık referandumun kesin sonucu ortaya çıkmadan
ABDnin tam olarak hangi adımları atacağı konusunda
spekülasyonda bulunmak için henüz erken olduğunu söyledi.
KIBRISLI
TÜRKLER ARASINDA REFERANDUMA AÇIK DESTEK VAR
ABD
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher,
Kıbrısta Annan Planı konusunda 24 Nisanda yapılacak
referandumlara ilişkin olarak, Kıbrıslı Türkler
arasında açık bir evet eğiliminin ağır
bastığını söyledi.
Boucher,
düzenlediği basın toplantısında, referanduma destek
konusunda Kıbrıslı Türkler arasında referanduma açık
bir destek var. Çözüm
yanlılarının dün düzenlediği mitinge yaklaşık 30
bin Kıbrıslı Türk katıldı. Dün açıklanan bir
ankete göre de Kuzeydekilerin yaklaşık yüzde 60ı BMnin
çözümünü destekliyor. Kıbrıslı Rum seçmenlerin de BM
planının pozitif noktalarını gözönüne alarak oy
vereceklerini umarız dedi.
Sözcü,
anlaşmanın referandumlarda onaylanması durumunda tam ve
zamanında uygulanması konusunda ABDnin taahhütte bulunduğunu
kaydetti.
ABDnin
Brükselde düzenlenen Kıbrıs ile ilgili Uluslararası
Bağışçılar Konferansı hazırlık
toplantısında dün 400 milyon dolarlık bir bağış
niyeti açıkladığını hatırlatan Boucher, bu
yardımın referandumların kabulü ve ABD Kongresinin onayı
şartına bağlı olduğunu kaydetti, ancak Kongrenin
bunu onaylayacağına eminiz dedi.
Boucher,
dünkü konferansta söz alan IMF temsilcileri de anlaşmadan bütün
tarafların yarar sağlayacağını ve planın mali
açıdan sağlıklı olduğunu belirttiler. Böylece
Kıbrıslıların kafasındaki başka bir soruya da yanıt
verilmiş oldu diye konuştu.
Sözcü,
Kıbrıslı Rumların da anlaşmadan önemli yarar elde
edeceklerini ifade ederek, bunlar arasında 120 bin Rumun evlerine dönecek
olmasını, Türk askerlerinin çoğunun adadan
ayrılmasının öngörülmesini ve adanın ABye birleşik
olarak katılmasının avantajlarını saydı.
ABD
KIBRISTA REFERANDUMDAN OLUMLU SONUCA ODAKLANDI
ABD
Dışişleri Bakanı Colin Powell, referandumda
Kıbrıs Rum Kesiminin hayır oyu vermesine
karşılık ABDnin KKTCyi tanıma yoluna gidip
gitmeyeceği sorusuna yanıt vermekten kaçınarak, şimdilik
sadece referandumlardan evet sonucu alınmasına odaklandıklarını
bildirdi.
Powell, bir
gazetecinin, eğer Kıbrıslı Rumlar referandumda hayır
oyu verirse, ABD Kıbrıslı Türkleri, referandumda evet oyu
verdikleri için resmen tanımakla ödüllendirebilir mi? sorusu üzerine,
şimdilik her iki tarafı da kısa süre içinde yapılacak
referandumda evet oyu vermenin kendi çıkarlarına olduğuna ikna
etmeye odaklanıyoruz dedi.
Powell,
şunları kaydetti:
Uzun
süredir varolan bu tartışmayı, adanın
bölünmüşlüğünü çözmek için Kıbrıslı Türkler ve
Rumların önünde olağanüstü bir fırsat anı var. Bu noktada
hayır oyu vermenin hiçbir avantajını göremiyorum. Bir B
planı yok. Bu planın yerine geçecek başka bir şey de
gelmiyor. Bu planı geliştirmesi çok zaman aldı, çok detaylı
bir plan. Herkesin, plan içindeki şu ya da bu unsurla bir problemi var.
Her iki tarafı da tamamen tatmin eden bir plan olamaz ancak bu plan,
ortaya çıkabilecek en iyi plan. Umarım hem kuzey hem de güneyde
Kıbrıs halkı, Yunanistan ve Türk halkları kendileri,
aileleri ve adanın geleceği için bu planın ne anlama geldiğini
dikkatle inceleyecekler.
Kısa
süre içinde gerçekleştirilecek referandumda olumlu bir sonuç için yeterli
desteği toplayabileceğimizi umuyorum. BM Genel Sekreteri Kofi
Annanın da evet oyunu cesaretlendirmek için elinden geleni
yaptığını, BMnin planın unsurlarını bir
araya getirmeye yardımdaki
önemli
rolünü biliyorum. Kıbrısta her iki tarafın da, BM ve
uluslararası toplumun, planın unsurlarının, aynen
planlandığı gibi uygulanacağına yardım
edeceği rahatlığını yaşaması
gerektiğini düşünüyorum.
HALKIN SESI 17/04/04
Rumun hayırı
bizi dünyaya bağlayacak
Başbakan
Mehmet Ali Talat, Brükselde yaptıkları temaslarda bir şeyin,
Dünya bizi anlamıyor, dünya bizi görmek dahi istemiyor, dünya Rum
yanlısıdır anlayışının doğru
olmadığının iyice açığa
çıktığını belirtti. Kendimizi ifade edersek
anlaşılabileceğimiz, uluslararası topluma onların
anladığı dille hitap edebilmenin gerekli olduğu ve
başarılı bir dış politikanın temel unsurunun
anlaşılabilirliği yakalamak olduğu bir kez daha ortaya çıktı
diyen Talat, Avrupanın ve dünyanın, Kıbrıs Türk
Halkının uzun bir mücadele sonrasında
değiştirdiği politik iklimin olumlu etkilerini, bunun
Türkiyenin çözüm yönündeki inisiyatifiyle bütünleşmesiyle ortaya
çıkan yeni iklimi son derece olumlu karşıladığını
vurguladı.
Genel
izlenimini bu şekilde aktaran Başbakan Talat, özelde de, AB ve ABD
yetkilileriyle görüşmelerinde öne çıkan hususun en güncel konu olan
Rumların referanduma yaklaşımı olduğunu belirtti.
Talat bu konuda şunları söyledi:
Güney
Kıbrısta referandumda hayır kullanılması yönündeki
yeni hareketlenme en temel değerlendirme ve tartışma konumuz
oldu.
Hep
şunu vurguladık; evet herkes demokratik şekilde karar verecek
ama bu demokratik kararı verirken oy kullananlar kendi haklarında
karar vermiş olacaklar.
Talat,
referandumda Türk tarafının evet Rum tarafının
hayır demesinin başlangıçta bir miktar ambargo
uygulamalarının veya seyahat ile ticaret
kısıtlamalarının ortadan kaldırılması
şeklinde ortaya çıkacağını, ancak daha uzun zamanda
Türk tarafının evetinin dünyayla bağlanmasını
sağlayacağını ve bunun çok önemli bir gelişme
olacağını söyledi.
Bunu her
alanda gördüklerini söyleyen Talat, bugünkü teknik çalışmalar
sırasında da aynı durumla
karşılaştıklarını, herkesin Kıbrıs Türk
Halkının evetini beklediğini, Kıbrıs Türk
Halkının evet demesiyle ortaya çıkacak durumu AB
yetkililerinin de düşünerek değerlendirmeye
çalıştıklarını, buna kendilerinin de
yardımcı olduklarını anlattı.
Başbakan
Talat Bağışçılar Konferansına hazırlık
toplantısıyla ilgili değerlendirmesinde ise, bunun bir
hazırlık toplantısı olduğunu, burada ortaya çıkan
duruma göre tüm ülkelerin çözüme siyasi olarak büyük destek verdiklerini ve bu
desteğin çözümün uygulanması için mali olarak da süreceğinin
ortaya konulacağını ifade etti/
TANINMA
KONUSU
Başbakan
Talat, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyevin Referandumda
Türklerden evet Rumlardan hayır çıkarsa KKTCyi
tanıyabiliriz şeklindeki açıklamasının belirtilerek
tanınmayla ilgili düşüncesinin sorulması üzerine şunları
kaydetti:
Ben
doğrusu bu tür şeylerin çok zor olduğuna inanıyorum.
Güvenlik Konseyinin yasağı karşısında herhangi bir
ülkenin cesaret ederek böyle bir tavır takınacağını
düşünmüyorum. Aliyevin söylediğinin de, geçmiş tecrübelerime
dayanarak, heyecanla söylenmiş, çok fazla hesabı kitabı
yapılmadan söylenmiş bir iddiadır diye düşünüyorum.
Tanınmadan ziyade bizim dünyayla bütünleşmemiz, dünyayla
bağlanmamız önemli. Önce bu sağlanmalı. Bunun sonucu da
görülür artık.
RUM İÇ
POLİTİKASINDA ALTÜSTLÜKLER YAŞANACAK
Talat,
AKELin geldiği noktayı nasıl gördüğünün sorulması
üzerine, AKELin geldiği noktanın acı bir nokta olduğunu
kaydederek, bugüne kadar çözümü savunan ve bunu adeta parti
politikasının odak noktasına oturtan bir partinin hayır
demesinin inanılır olmadığını söyledi.
Hele de
tarihi üzerinde anlaşılmış bir referandumu ertelemeye
kalkışmanın akıl alacak bir iş
olmadığını söyleyen Talat, Kongrede durumun
değişebileceğini umuyordum ama durum değişmedi..
Tersine DİSİnin kararı gündemi yeniden belirlemiş oldu
dedi. Talat, evet demesi daha zor olması gereken bir partinin evet
demesinin Güneydeki politikada ciddi değişikliklerin habercisi
olduğuna inandığını söyledi. Talat, özelikle Rum iç
politikasında çok büyük altüstlükler yaşanacağını
ifade etti.
RUMLAR
ÇÖZÜMÜN GERÇEKLERİNDEN KORKTULAR
Talat,
dünyanın yakın zamana kadar Rumları çözüm yanlısı
Türkleri ise uzlaşmaz gördüğü, bugün ise durumun tersine
döndüğü belirtilerek, Rumların bu noktaya nasıl geldiğinin
sorulması üzerine şunları söyledi:
Rumlar bu
noktaya Türk tarafının çözüm istemediği, çözüm ister
göründüğü ancak bir noktada bunu bozacağı inancıyla geldi.
Onu bekliyorlardı. Onlara göre ya asker, ya Denktaş, biri bu durumu
bozacaktı. İkincisi Türk dış politikasının bu
kadar kararlı bir şekilde yönetileceğini
düşünmüyorlardı. Olumlu yönde yönetilebileceğini
düşünmüyorlardı ve şoka uğradılar. Bir de çözümün
gerçekleriyle karşılaştılar. Rumların bunun bir hayal
değil gerçek olduğunu gördüler ve bu gerçekten korktular.
Kıbrıs
Türk Halkı gördü ki Rumlar da çok çözüm ister noktada değildi ve
şimdi iki halkı karşı karşıya getiren bir durum
ortaya çıktı. Türk Halkı evet diyecek Rum Halkı
hayır diyecek ve böylece çelişkiler, karşıtlaşmalar
halkların zeminine inmiş olacak. Bu çok tehlikeli. Yeniden
uzlaştırma çabaları planda bile öngörülürken ve biz halk
birbiriyle kavgalı değil diye düşünürken halkı yeniden
kavgalı hale getiriyoruz ve bu da çok çok tehlikeli. Bundan çok
endişe duyuyorum. Bu politikacıların gerginliğinden ve
atışmasından çok daha tehlikeli.
HALKIN SESI
17/04/04
Denktaş: Onlar evet, biz evet dersek biz hapı yuttuk...
KKTC
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumların 24 Nisan'da
yapılacak referandumda hayır diyeceklerine
inandığını ifade ederek, ''Onlar evet, biz evet dersek, biz
hapı yuttuk. Bir daha bu memlekette başımızı
kaldıramayız'' dedi.
Denktaş, Karpaz'ın bazı köylerini ziyaret ederek halka,
referandumda Annan planına neden hayır demesi gerektiğini
anlattı.
Denktaş, gazetecilerin, Rum AKEL partisinin çözümün uygulanmasında BM
Güvenlik Konseyi ve AB'nin garanti vermesi halinde plana destek olacakları
yönündeki son tavrıyla ilgili görüşlerinin sorulması üzerine,
AKEL'in kendilerine başlangıçta söylediğini ispat ettiğini
belirtti.
Denktaş, ''Rumların plana hayır demesinin bir oyun olduğunu
ve pazarlık için yapıldığını ifade ederek,
şöyle konuştu:
''Ne pazarlığı yaptıklarını bilmiyorduk.
Meğer güvenlik konseyi genel sekreterlikle pazarlık
yapıyorlarmış. Bugün nihayet ağızlarından
kaçırdılar. Bizim tarafta evet seslerinin yükseldiğini gördükçe,
artık açıklayabildiler. Bizdekiler, 'evet deyin de onlar
hayır'da kalsın' siyasetinin çok yanlış olduğunu,
bizim karar verip ne diyeceğimizi kararlaştırıp ona göre oy
kullanmamız gerektiğini ispatlamışlardır. Çünkü ben
hala son güne kadar evet diyecekleri inancındayım. Onlar evet biz
evet dersek, biz hapı yuttuk. Bir daha bu memleketin içinde
başımızı kaldıramayız.'' Denktaş, Demokratik
Parti'nin (DP) referandumda halkı oy kullanmada serbest bırakma
kararıyla ilgili bir soru üzerine, DP'nin kendi açısından
gerekli gördüğü bir açıklama yaptığını söyledi.
Her partinin içinde hayır ve evet diyenler olduğunu kaydeden
Denktaş, DP'nin bu konuyu parti açısından bu şekilde
hallettiğini belirtti. Denktaş, DP'nin içinde hayır diyen
insanlara kendileriyle beraber olmaları ve birlikte
çalışmaları için çağrıda bulunduğunu kaydetti.
''Dünyanın istediği bu oylamada, eğer hayır dersek, neye
evet demiş oluruz'' diyen Denktaş, şunları söyledi:
''Devletime sahip çıkıyorum, egemenlikten vazgeçmiyorum. Türkiye'nin
garantisinden vazgeçmiyorum. Rumları içime alarak iki kesimliliği
sulandırmıyorum. Mal mülk meselesinde daha adil daha güzel bir formül
istiyorum. Hayır diyenler buna evet demiş olacaklar.'' Denktaş,
Kıbrıs konusunda yeni görüşmelerin kaçınılmaz
olduğunu ifade ederek, ''yeni bir rauntta kimse bana veya benim yerimde
olan kişiye 'egemenlik isteyemezsin devlet isteyemezsin' diyemeyecek.
Çünkü bu halk referandumda 'devletim, egemenliğim' demiştir. Bu kadar
mühimdir onun için bunu bilerek sandık başına gidelim'' dedi.
Bu arada Denktaş'a Karpaz ziyaretinde, eski Dışişleri
Bakanı Şükrü Sina Gürel de eşlik etti.
YENIDUZEN 17/04/04
Annan
Planının yarattığı tarihi fırsat
kaçırılmamalı
BM Güvenlik Konseyi, Genel
Sekreter Kofi Annan tarafından hazırlanan Kıbrıs planına
güçlü destek vererek, bunun, kaçırılmaması gereken bir
fırsat olduğunu bildirdi.
Konsey tarafından
yapılan başkanlık açıklamasında, Kıbrısta
kararın halklara bırakılmasıyla birlikte, Annan
planına kuvvetle destek verildiği ve bu tarihi fırsatın kaçırılmaması
gerektiği belirtildi.
Açıklama, dönem
başkanı Almanyanın BM Büyükelçisi Günter Pleuger
tarafından yapıldı.
BM kaynakları, Konseyin bu
açıklamasını uluslararası toplumun Rum tarafına güçlü
bir mesajı olarak niteleyerek, BMden böyle bir karar
çıkmasını tercih etmeyen Rum yönetimine bir uyarı olarak
değerlendirilebileceğini ifade etti.
Diplomatik kaynaklar,
İngiltere tarafından hazırlanan başkanlık
açıklamanın, zamanlama açısından da önemli olduğunu
kaydetti.
YENIDUZEN 18/04/04
Önce Annan Planının kabulünden
konuşalım, reddi ihtimalinden değil
ABD
Dışişleri Bakanı Colin Powell, Kıbrıslı
Rumlar Annan planını reddederse ABDnin KKTCyi tanıma yolunda
adım atıp atmayacağı sorusuna yanıt olarak, Önce
Annan planının kabulünden konuşalım, planın reddi
ihtimalinden değil. Şimdi bu tür konulardan konuşmak bile
istemiyoruz dedi.
Powell,
Yunanistanın Antenna televizyonuna verdiği demeçte, Eğer
Rumlar planı reddederse adanın kuzey bölümünü tanımayı
düşünür müsünüz? sorusu üzerine, Şu anda bu, önümüzdeki bir mesele
değil. Önce planın kabulünden
konuşalım, reddinden değil. Şimdi, bu tür sorular ve
konular hakkında konuşmak bile istemiyoruz. Kendimizi bu konumda
bulmak istemiyoruz diye konuştu.
ABD
Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde
yayınlanan metne göre, Powell, referandumlardan evet çıkmazsa Annan
planına alternatif bir B planı olmadığı görüşünü
yineleyerek, büyük bir fırsat olarak nitelediği Annan
planının adayı bir araya getirme şansının
kaybedilmemesi gerektiğini ifade etti.
Planın,
bütün tarafları tam olarak tatmin etmese de çok dengeli olduğunu
belirten Powell, Annan planının 24 Nisanda evet oyunu hak
ettiğini de kaydetti.
Referandumun
ertelenmesi ile ilgili bir soruya karşılık Powell, Ertelemenin
bir şeye faydası olur mu bilmiyorum. Bu problem, 40 yıldır
orada. Herkes, son hafta ve aylardaki tartışmaları izledi. Bir
araya gelindi, anlaşma sağlandı. Bunu şimdi ertelemek,
söndürmektir. Ne zamana kadar
ertelenecek? Bu planın her iki tarafın da çıkarına hizmet
ettiğini anlamak için gerçekten daha fazla zamana ihtiyaç var mı?
dedi.
Powell, Bu plan
için harekete geçmeliyiz ve ertelersek daha iyisinin
çıkacağını veya bir şimşeğin
çakmasını beklememeliyiz. Şimdi harekete geçelim ve 24 Nisanda
evet oyu verelim. Umarım bu, her iki taraftan da
Kıbrıslıların varacağı sonuç olur diye
konuştu.
YENIDUZEN
18/04/04
''Dünya ile temas kurabilmenin yolu açıldı''
Başbakan Mehmet Ali Talat, Brüksel'e
gerçekleştirdiği ziyaretin önemli bir yanının, dünya ile
temas kurabilmenin artık yolunun açıldığının
ortaya çıkması olduğunu söyledi.
Brüksel'de düzenlenen Uluslararası
Bağışçılar Konferansı ile çeşitli panellere katılan Talat, İstanbul'a geldi.
Talat, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde düzenlediği basın
toplantısında, Brüksel'deki temaslarını değerlendirdi.
Brüksel'de Kıbrıs Türk tarafının
düşüncelerini, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri,
referandumları ve referandumlara bakışını aktarma
fırsatı bulduğunu kaydeden Talat, şöyle dedi:
''Özellikle Türk
tarafının planın referanduma sunulmasının ertelenmesi
talebine karşı görüşlerini, buna karşı
çıktığımızı, bizim sözlerimize bağlı
olduğumuzu, taahhütlerimizi yerine getirmeye hazır olduğumuzu
ifade ettim. İlk kez bir KKTC Başbakanı Brüksel'de böyle bir
etkinliğe katıldı. O yüzden ilgi yüksek boyutta oldu.
Uluslararası Bağış Konferansı'nda da Kıbrıs
Türk halkı adına bir konuşma yaptım ve o konuşmada da
bakışımızı ve Annan Planı'nın referanduma
sunulmasıyla ilgili düşüncelerimizi açıkladım. Türk
tarafı olarak bizim tutumumuzun, planın oylanmasının
ertelenmesi yönünde olmadığı, sanıyorum tartışma
kaldırmayacak şekilde ortaya çıkmıştır. Bu
ziyaretin ikinci önemli yanı da dünya ile temas kurabilmenin artık
yolunun açıldığının ortaya çıkmasıdır.
Bu, önemliydi bizim için. Bugüne kadar Kıbrıs Türk politikası
içine kapanıktı. Kendini kapanarak savunmayı hedef olarak
görüyordu. Bu ziyaretle bunu tam anlamıyla aşmış
durumdayız. Dünya ile bütünleşme, iletişim kurma, aynı
frekanstan konuşarak ilişkileri geliştirme gibi bir
politikayı hayata geçirmiş bulunuyoruz. Bunun önemli
yararlarını göreceğiz diye düşünüyorum.''
-KIBRIS'TA AÇILMA POLİTİKASI-
Brüksel'deki temasları sırasında AB Ortak
Dış Politika ve Savunma Yüksek Temsilcisi Solana ve Günter Verheugen
ile görüşme fırsatı bulduğunu da anlatan Talat, ''Böylece
Kıbrıs Türkünün, Kıbrıs Türk
Devleti'nin dünya ile bütünleşme sürecinde adım atmaya
hazır olduğunu, AB'ye girmeye ve AB'ye uyum sağlamaya hazır
olduğunu bir kez daha ortaya koyduk'' diye konuştu.
Kıbrıs'ta artık kapanma değil
açılma politikasının gündeme geldiğini ve bunun bundan
sonra da yürütüleceğini kaydeden Talat, şöyle devam etti:
''Güney Kıbrıs'tan gerçekten 'hayır',
KKTC'den 'evet' çıkması
durumunda yepyeni ve önemli politik adımlar atmamız gerekecek.
Bu ziyareti, bu adımların ilk başlangıç sinyali olarak da
algılayabilirsiniz.
Nitekim gerek ABD, gerek AB yetkilileri, kuzeyden evet,
güneyden hayır çıkması durumunun nasıl
değerlendirileceği konusunun ilk ipuçlarını da
vermişlerdir. Ziyaretimiz bu bağlamda son derece yararlı
oldu.''
''DEMOKRAT PARTİ'NİN BU TUTUMUYLA KUZEYDEN
'EVET' ÇIKMA
OLASILIĞI ÇOK YÜKSEK''
Başbakanı
Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) sürecinde önünün
açılması ve KKTC'nin dünyayla bütünleşmesinin ''iki evet''e
bağlı olduğunu belirterek,
''Kuzeyden 'evet', güneyden 'hayır' çıkması bizi
ziyadesiyle üzer ve bu süreç başarıya ulaşmamış demek
olur'' dedi.
Talat, bir
gazetecinin, ''Kuzeyden 'evet', güneyden 'hayır' çıkması
durumunda size ne gibi güvenceler verildi?'' sorusu üzerine, ''Bütün bunlar bir
mücadele sürecidir. Bu süreci iyi planlar, doğru yaparsanız
başarıya ulaşırsınız'' dedi.
Bugüne kadar kapanma politikası
yürütüldüğü için böyle bir mücadelenin hiç düşünülmediğini ifade
eden Talat, şöyle konuştu:
''Atacağımız adımlar son derece
önemlidir. Tanınmayı zor görüyorum. Güvenlik Konseyi'nin
kararları var. Tanınmanın başka hususları var. Ama
izolasyonun ortadan kalkması yönünde gerçekten adımların
atılması mümkündür. Bunun ilk sinyali, ABD Dışişleri
Bakanı'nın beni aramasıyla verilmiştir. Diğer birçok
uluslararası kurum ve kuruluş bu konuya ilgi göstermeye başladı.
Ama bunun arkasını bırakmamak lazım. Böyle bir durum ortaya
çıktığı takdirde hiç bıkmadan, yılmadan bu
mücadeleyi vermek lazım. Aksi halde başarıya ulaşmak, yani
bir tek güneyden 'hayır', kuzeyden 'evet' çıkmasıyla her
şeyin bir günde değişeceğini beklemek mümkün değil.
Arzumuz, hedefimiz, yanlış anlaşılmasın iki 'evet'
çıkmasıdır. Yani birincil hedefimiz budur.
Kuzeyden 'evet',
güneyden 'hayır' çıkması bizi ziyadesiyle üzer ve bu süreç
başarıya ulaşmamış demek olur. Bizim, kuzeyden 'evet',
güneyden 'hayır' çıkması bir arzumuzmuş gibi kesinlikle
anlaşılmamalıdır. Bizim arzumuz her iki
taraftan da 'evet' çıkmasıdır. Ancak o zaman başarıya
ulaşırız. Diğeri, bir uzun sürecin sonucunda ancak
bazı iyileştirmeler elde etmektir ki, bu iyileştirmeler bize
yetmez. Türkiye'nin AB sürecinde önünün açılması, bizim
dünyayla bütünleşmemiz, iletişim kurmamız, bütün bunlar 'iki
evet'e bağlıdır.''
-DP'NİN TUTUMU-
İktidarın küçük ortağı DP Genel
Başkanı Serdar Denktaş'ın referandumda partisinin
''tavır almayacağına'' ilişkin açıklamasıyla
ilgili soru üzerine de Talat, ''Serdar Denktaş kendi partisinin
durumunu değerlendirerek böyle bir sonuca vardı. Buna
ben saygı duyuyorum'' dedi.
Demokrat Parti'nin ayrı, bağımsız bir
parti olduğunu kaydeden Talat, ''Demokrat Parti benim hükümet
ortağımdır. Ama benimle aynı düşünmek zorunda
değildir. Özellikle bu önemli konuda. Planın
hazırlanıp bu safhaya getirilmesinde önemli
katkıları bulunan bir kişinin ve partinin 'hayır' demesi
beni çok üzer'' diye konuştu.
Talat, Demokrat
Parti'nin bu tutumuyla kuzeyden 'evet' çıkma
olasılığının çok yüksek olduğunu söyledi.
-RUM TARAFININ GÜVENCE İSTEĞİ-
Güney Kıbrıs'ta iktidarın büyük
ortağı AKEL'in, planın uygulanmasında AB ve BM'den güvence
istemesine ilişkin soruya karşılık da Talat, ''Bu, bizimle
ilgili bir durum değil. AB ve Güvenlik Konseyi
bu konuda güvence verirse, onlar verecektir'' dedi.
Plan yürürlüğe girmeden ya da girerken Güvenlik
Konseyi'nin yerine getireceği görevler bulunduğunu anlatan Talat,
Güvenlik Konseyi'nin yeterli güvenceleri Rum ve Türk tarafına zaten
verdiğini söyledi.
Rum tarafının bu konudaki kuşkusunun tamamen
yersiz olduğunu ifade eden Talat, ''Biz, Türk tarafı olarak bugüne
kadar bütün taahhütlerimize uyduğumuz gibi uygulamadaki bütün
taahhütlerimize de
uyacağız. Bu anlaşma imzalanırsa, Türk
tarafından, uygulamayla ilgili sorun çıkaracağı konusunda
kuşku duyulması son derece yersizdir inancındayım'' diye
konuştu.
-''YUNANİSTAN'DAN 'EVET'' YÖNÜNDE GÜÇLÜ DESTEK
BEKLİYORUM''-
Talat, bir başka soru üzerine de
Yunanistan'dan referandumda 'evet' denilmesi yönünde daha güçlü bir destek
beklediğini kaydetti.
''AB ve BM, Rum tarafına istediği güvenceleri
verebilir mi?'' şeklindeki soru üzerine Talat, şunları kaydetti:
''Bence bu güvenceyi BM veya AB sağlayamaz. Bu
güvenceyi sağlayacak olan tarafların iyi niyetli ve çözümü arzulayan
yaklaşımlarıdır. Bizde bu vardır. Biz, sözümüzü
tutacağız. Dolayısıyla ek güvenceler istemeye hiçbir gerek
yoktur diye düşünüyorum. AB'nin
vereceği güvence sonuçta Türk tarafının
istekliliğine, kararlılığına bağlı bir
güvence olacaktır. Bu bakımdan bunu ısrarla istemek,
aslında
referandumda 'evet' dememeye bir bahanedir. Başka bir
anlamı olabileceğini düşünmüyorum.''
Beklentisinin, Rum tarafında da sağduyunun egemen
olmaya başlaması olduğunu kaydeden Talat, Güney
Kıbrıs'ta referandumda 'evet' çıkma ihtimalinin, AKEL'in politika çizgisini değiştirmesiyle
mümkün hale gelebileceğini söyledi.
Başbakan Talat
dün gece adaya döndü.
YENIDUZEN 18/04/04
Gül: Türk
tarafına haksızlık yapılmaması konusunda sempati
gördük
AB dönem başkanı İrlanda'nın
Tullamore kentinde Avrupa Birliği üyesi ve aday ülkeler
dışişleri bakanlarının gayri resmi
toplantılarına katılan ve İngiltere, Fransa, Almanya ve
İrlanda dışişleri bakanlarıyla ikili görüşmeler
yapan Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Abdullah Gül, Kıbrıs konusunda ''büyük bir
sempati ve kararlılık'' gördüğünü söyledi.
Tahsin AKTI / AA
Abdullah Gül, Cumartesi günü AB dışişleri bakanlarıyla
katıldığı çalışma yemeğinde resmi gündemin
Irak, Ortadoğu ve Kosova olduğunu anımsatarak, bununla birlikte
kendisinin Kıbrıs konusunu gündeme getirdiğini ve
toplantının çok büyük bölümünün Kıbrıs'a ilişkin
tartışmalarla geçtiğini söyledi.
İrlanda'dan dönüşünde AA'nın
sorularını yanıtlayan Gül, ''Toplantıda,
Kıbrıs'ta referandumdan önce Türkiye'nin pozisyonu, adadaki iki
tarafın pozisyonu, tüm bunlar gözden geçirildi. İhtimaller konusunda,
her iki tarafta 'evet' çıkması halinde veya kuzeyde 'evet', güneyde
'hayır' çıkarsa, ki bugün öyle gözüküyor, neler yapılması
gerekir? Bunlar geniş bir şekilde tartışıldı.
Toplantının ana gündemi bu oldu ve neredeyse bunun için toplantı
yapılmış gibi oldu'' dedi.
''Eğer Türk tarafı 'evet', Rum
tarafı 'hayır' derse, o zaman Rum tarafı Avrupa Birliği'ne
girerken Türk tarafına uygulanacak tüzüğün gözden geçirilmesi
gerektiği ve Türk tarafının cezalandırılmaması,
böyle bir olumsuzluk karşısında yapılacak
uygulamaların Türk tarafını cezalandırıyor gibi bir
durum ortaya çıkarmaması gerektiğinin altı çizildi. Bunu
hem ben söyledim, hem de diğer bakanlardan büyük bir destek ortaya
çıktı'' diyen Gül, ''Referandumdan önce böylesine bir toplantıda
her şeyin gözden geçirilmesi, alternatiflerin gözden geçirilmesi,
alternatiflere karşı AB'nin alacağı tavrın,
planlanmamış olmasına rağmen, geniş bir şekilde,
sanki tek gündem maddesiymiş gibi tartışılması çok
yararlı oldu'' diye konuştu.
Abdullah Gül, ''AB bakanları nasıl bir
olasılık üzerinde duruyorlar, ilk planda akıllarından geçen
ne?'' şeklindeki bir soruya karşılık, ''Tabii herkes 'bu
tarihi bir şey, bu fırsat kaçırılmamalı ve plan kabul
edilmeli' fikrinde. Ama eğer böyle olmazsa ve bütün kamuoyu
yoklamalarının gösterdiği gibi bir sonuç ortaya çıkarsa,
Türk tarafına haksızlık yapılmaması ve bunun dikkate
alınmasının genel ve geniş bir anlayış haline
geldiğini gördüm. Aslında büyük bir sempati gördük.
Kararlılık gördüm. Türk tarafına karşı
sorumlulukları olacağını, bunu görmezden gelemeyeceklerini
açık bir şekilde ortaya koyup söylemekten çekinmediler'' dedi.
Gül, kamuoyu yoklamalarında beklenen sonuç
çıkarsa Avrupa Birliği'nin KKTC'ye ambargoları,
kısıtlamaları kaldırmasının gündeme
geleceğini belirterek, ''Biz bunların hepsinin gözden geçirilmesini
istiyoruz'' dedi.
KIBRIS'A YÜRÜYÜŞ
Referanduma bir hafta kala, AB, BM ve diğer
ülkeler nezdinde Kıbrıs konusunda çalışmaların devam
edeceğini, bununla birlikte hükümet olarak adaya dönük yapacak bir
şeyleri kalmadığını söyleyen Gül, ''Çünkü her şeyi
açıkladık. Neticeyi saygıyla
karşılayacağımızı da söyledik. Ne
düşündüğümüzü, neyi Türklerin lehine gördüğümüzü herkes
biliyor'' diye konuştu.
Gül, Ülkü Ocakları'nın 15 Nisan'da
Ankara'dan başlayan ve 24 Nisan'da Kıbrıs'ta sona ermesi
planlanan ''hayır'' yürüyüşü hakkındaki değerlendirmesinin
sorulması üzerine de, ''Ben bunları yanlış görüyorum. Yani
Kıbrıs'ı Kıbrıslılar, onların sorununu da
oradakiler organize etmeli, Türkiye'dekiler organize etmemeli'' diye
konuştu.
Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Ayrıca bu tür şeyler oradaki
ortamı da zedeler. Ben 'hayır' diye Kıbrıs'a gidenlerin
orada aksülamel, reaksiyon doğuracağını zannediyorum. Çünkü
buradan fikirler açıklanıyor, anlatılıyor, televizyonlar,
basın yoluyla her şey söyleniyor. Yani oraya gidip orada gösteri
yapmak... Orada oy kullanmayacaklar ki. Ben bunun çok faydalı olduğu
kanaatinde değilim.''
MILLIYET 18/04/04
KKTC'nin yüzde 62'si
hemen çözüm istiyor
Referanduma günler
kala yapılan ankete göre, KKTC'lilerin yüzde 62.1'i 'evet' diyor. Rumlara
geçecek olan Güzelyurt da 'evet'çi
Sefa Karahasan
Kıbrıs'ta 24 Nisan'da
yapılacak referandum öncesi Rum kesimi "ohi"ye (hayır)
kilitlenirken, KKTC'de "evet" oyları artmaya başladı.
KKTC'de yapılan son ankete göre, Kıbrıs Türk halkının
yüzde 62.1'i plana "evet" derken, Türkiye kökenlilerin
ağırlıkta olduğu bölgelerde bile referanduma
"evet" çıktı.
Kıbrıs Toplumsal
Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'nin
(KADEM) 11 - 16 Nisan'ı kapsayan anketine katılan 1815 kişiden
yüzde 62.1'i referandumda "evet" diyeceğini söyledi,
"hayır" diyenler yüzde 24.4'te kaldı. Yüzde 5.12
kararsız olduğunu belirtirken, yüzde 8.5'lik kesim "cevap
yok" dedi.
Anketin yapıldığı
Lefkoşa, Girne, Gazimağusa, İskele ve Güzelyurt'ta
"evet" oylarının yüzde 60'ın üzerinde olduğu
görüldü. En şaşırtıcı sonuçlar ise İskele ve
Güzelyurt'ta alındı. Çünkü İskele Türkiye kökenlilerin
yoğun olarak yaşadığı ve son seçimde sağ
partilerin yüzde 45'in üzerinde oy aldığı bir bölge. Çözümden
sonra tamamen Rum tarafında bırakılacak Güzelyurt'ta da nüfusun
yüzde 80'i göçmen durumuna düşecek. Bunlara rağmen "evet"
oranı Güzelyurt'ta yüzde 62.3, İskele'de yüzde 60 oldu.
"Hayır"cılar sırasıyla yüzde 25.6 ile yüzde
28.8'de kaldı.
Gençler 'evet'e yakın
Ankete göre Lefkoşa yüzde 62.5
"evet" - yüzde 24.6 "hayır", Girne yüzde 62.5
"evet" - yüzde 22.9 "hayır", Gazimağusa yüzde
62.1 "evet" - yüzde 21.6 "hayır" dedi. Gençlerin de
referandumda "evet"e daha yakın oldukları ve büyük oranda
"evet" taraftarı olduğu anlaşıldı.
MILLIYET 18/04/04
Annan Planı'na BM
garantisi
SEMA
EMİROĞLU New York
Kıbrıs Rum Yönetimi'nde
iktidarın büyük ortağı AKEL partisi, Annan Planı'na
"evet" diyebilmek için AB ve BM Güvenlik Konseyi'nden çözüm
planını uygulama garantisi istedi. Konsey de bu garantiyi New York'ta
yaptığı başkanlık açıklamasıyla verdi.
Konsey'in dönem başkanı ve
Almanya daimi temsilcisi Günter Pleuger, çözümün 24 Nisan'da onaylanması
halinde, Konsey üyelerinin planın tüm taraflarca tam ve süratli biçimde
uygulanabilmesi için gerekli adımları atacaklarını, bu
adımların, yeni bir BM barış gücü operasyonu
kurulmasını içerdiğini söyledi. Pleuger, Annan Planı'na
güçlü destek verdiklerini de vurguladı.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan da,
Konsey'in planın uygulanması için adımlar atmaya ve yeni bir
barış gücü operasyonu kurmaya hazır olmasını
memnunlukla karşıladığını açıkladı.
MILLIYET 18/04/04
Nereye gider?
Türkiye, AB üyeliğini garanti
etmeden, sadece müzakere tarihi alma olasılığını
güçlendirmek amacıyla, haklarından vazgeçmiştir.
Örneğin, 1960
anlaşmalarının tanıdığı,
"Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ın birlikte üye
olmadıkları uluslararası kuruluşlara üye olamaz"
hükmünün çiğnenmesini kabullenmiştir. Türkiye, AB'ye üye olmadan
Güney Kıbrıs'ın üye yapılmasını önleyemediği
gibi artık bu hükmü anımsatmaktan, bu hükme dayanarak güçlü
itirazlarda bulunmaktan vazgeçmiş görünmektedir.
Annan Planı'nın 1960
anlaşmalarının gerisindeki hükümlerini de kabullenmiştir.
Dolayısıyla bu aşamadan sonra bu haklarını savunma
şansı da kalmamıştır.
Bu vazgeçişte kuşku yok ki,
neden ve hedef AB'dir. AB de bunu çok iyi bildiği için Türkiye'ye kesin
sözler vermeden taleplerini gündeme getirmekte ve yerine getirtmektedir.
Kıbrıs konusunda yaşanan budur.
Annan Planı, Kıbrıs'ta
kabul edilsin veya edilmesin, AB, Kopenhag kriterlerini yerine getirmiş
olan Türkiye'ye tarih vermek zorundadır. Kıbrıs koşulu da
Ada'dan ne sonuç çıkarsa çıksın Ankara tarafından yerine
getirilmiş durumdadır. Bu aşamadan sonra Rumlar hayır derse
bile AB'nin Türkiye'ye tarih verme konusunda Kıbrıs koşulundan
söz etmesi mümkün değildir. Olmamalıdır. Hatta KKTC'den
zayıf bir olasılık olmasına karşın hayır
sonucu çıksa bile böyle olmalıdır. Kaldı ki evet sonucu
karşısında AB'nin öne sürebileceği hiçbir koşul
kalmamaktadır.
Ancak, AB'nin Kıbrıs'tan
sonra Yunanistan'ın talepleri doğrultusunda Ege sorununu gündeme
getireceği açıktır. Bu zaten 1999'da Helsinki'de kabul
edilmiş bir koşuldur. AB, yine tarih vermek için bu koşulu da
Ankara'nın önüne koyacaktır.
AB, tarih vaadinin, Türkiye üzerinde
icra gücü olduğunu çok iyi kavramış durumdadır. Bu gücü
elinden çıkarmadan sonuna kadar kullanacaktır.
Türkiye'deki kaygılardan biri
ise Kıbrıs'tan sonra AB'nin Ege'yle yetinmeyip, Ankara'nın
karşısına "Kürt sorunu koşulu"yla
çıkmasıdır. Anadilde yayın, öğrenim, Kürtçe kurs
olanakları gibi kültürel olanakların ötesinde siyasal niteliğe
bürünmüş bu konunun, AB tarafından ileride nasıl gündeme
getirileceği belli değildir. Ancak, bugünden AB üyesi ülkelerin Ankara'da
misyonlarının bu konuya gösterdikleri yoğun ve yakın ilgiye
bakılırsa, gündeme getirileceği bellidir. Duruşmalara
Avrupa parlamenterlerinin, Ankara'da misyon mensuplarının
duruşmalara ve Kürtçe kurs açılışlarına
karşı gösterdikleri sıcak takip bunun belirgin
göstergelerindendir.
Bu süreç nereye gider?
AB, Türkiye'yi üyelik ve tarih
konusunda köşeye sıkıştırmış ve
yaptırım gücüyle yönlendirmeye başlamıştır. Bu
süreçte Türkiye'nin açık haklılık taşıdığı
konularda bile haklarını talip ve savunmaktan vazgeçmeye
başlamış olması ilerisi için düşündürücüdür. Hemen
olmasa bile birkaç yıl sonra Türkiye'nin devlet yapısının
AB tarafından tartışmaya açılması, Irak'taki
gelişmelere de bağlı olarak federasyon söyleminin yeniden
canlandırılması dahil birçok gelişme yaşanabilir.
"Türkiye'nin çıkarları
Anadolu'ya hapsedilemez" diyen Ankara, o noktadan, Kuzey Irak'ta,
Kıbrıs'ta, Kafkaslar'da, Balkanlar'da "kırmızı
çizgi"lerini terk ederek, bu noktaya gelmiştir.
Bundan sonra nereye gider, sorusu
üzerinde durulmaya değer...
FIKRET BILA MILLIYET 18/04/04
Göçmenler de 'evet'
diyor
Referanduma doğru Kıbrıs / 2
DİPKARPAZ
KKTC'de Türkiyeli
göçmenler arasında 'evet'ler artıyor. Karpazlılar,
"Başbakan'ın tavrı ve Genelkurmay
Başkanı'nın konuşması etkili oldu" diyor
Fotoğraflar: Yurttaş Tümer
Kıbrıs'ın kuzeye,
Anadolu'nun karnına doğru bıçak gibi uzanan sivri ucunda yol
alıyoruz. Camiyle kilise karşı karşıya... Kumyalı
Köyü yazıyor. Zınk diye frenliyor Sefa. Yurttaş elinde
fotoğraf makinası arabadan çıkarken hem gülüyor, hem eliyle
tabelaya işaret ediyor:
The Mafia Bar!
Altında "Avcılara
sıcak çorba" yazıyor. "Biz dürüst mafyaların
uzantısıyız" diyor Baflı Cengiz, barın sahibi,
"Burası garipler yuvası olduğu için böyle bir isim koyduk.
Üstelik diploması da var bu barın. Bakın, Barış Gücü
askerleri tarafından verildi."
Cumartesi sabahının
rehaveti esiyor ortalıkta. Herkes göçmen. Kimi Anadolu'dan, Erzurum'dan,
Adana'dan, Mersin'den, Kars'ın Kağızman ilçesinden gelmiş.
Kimi de Güney Kıbrıs'tan, Baf'tan, Larnaka'dan. Kemal Öğüt
yetmiş yaşında, Larnaka'lı. 1974'de esir
değişiminde deniz kenarındaki Kumyalı'ya göçtüğünü
söylüyor. "Bu köye ben öğrettim balıkçılığı,
bilmezlerdi" diyor.
"Kağızmanlı'ya da
öğretebildin mi?" diye sorunca gülüyor, "O anlamaz bu
işten" diye takılıyor. The Mafia Bar'ın sahibi Cengiz,
"Şu geçmişin hikayelerini bırakalım, geleceğe
bakalım" diye söze giriyor.
"Evetler elini
kaldırsın!"
Bütün eller kalkıyor.
Birkaçı zafer işareti yapıyor, barış anlamında...
Göçmenlerde 'evet'
yüzde 56
Gülüyor Cengiz:
"Gazeteci abi gördün mü, herkes
Yes be Annem diyor. Tayyip Baba evet dedi ya, iş bitti. Genelkurmay
Başkanı paşamız da bıraktı, herkes ne isterse
dedi ya... Evet çıkar artık..."
Türkiyeli göçmenlerin büyük
çoğunluğu oluşturduğu Karpaz bölgesi geçen aralık
ayındaki milletvekili seçimlerinde Denktaşçı sağ
partilerin, UBP ile DP'nin kalesi olmuş. Yüzde 50'nin üstünde oy
almışlar. Ama şimdi anketler, bu bölgede de hayırın
değil evetin yükselişe geçtiğini gösteriyor. Kıbrıs
gazetesinde dün yayınlanan araştırmaya göre, Karpaz'da evetler
yüzde 60'ı bulmuş durumda.
Kuzey Kıbrıs genelinde
nisan ayında yapılan araştırmaya göre evetler yüzde 59'dan
yüzde 62.1'e yükselmiş. Hayırlarda ise dört puanlık bir azalma
var, yüzde 24.4...
İlginç olan şu:
Türkiyeli KKTC vatandaşları
arasında evetler yüzde 56.4'e çıkmış durumda...
Dipkarpaz'da sırtını
kiliseye vermiş Altın Kum kahvesinde sohbet ediyoruz. Evetler niçin
tırmanışa geçti sorusunu Polatpaşa mahallesinin
muhtarı yanıtlıyor. Karadeniz kıyısından,
Ordu'dan Dipkarpaz'a göç etmiş 1976'da. Yanımızda oturan
oğlu da burada doğmuş. Kendisi aynı zamanda Atatürkçü
Yaşam Derneği'nin başkanlığını yapıyor.
Diyor ki:
"Önce Başbakan Erdoğan
ne diyecek? Ona bakıldı. Sonra Genelkurmay Başkanı dediler,
onu bekledik. Sonra Cumhurbaşkanı Sezer beklendi."
Hayır için 'anavatan'dan fazla
bir mesaj gelmediği, 'asker'den de hayır telkini
ulaşmadığı, bundan dolayı da canının
sıkıldığı anlaşılıyor söylediklerinden...
Adana'dan 1976'da Dipkarpaz'a göç etmiş. 71 yaşında.
Serdar
Denktaş'a veryansın
Bir gece önce partisini serbest
bırakan, ne evet ne hayır diyen DP lideri Serdar Denktaş'a
veryansın ediyor:
"Gece dinledik onu.
Yazıklar olsun dedik. Burası Serdar Denktaş'ın, DP'nin
kalesi idi. Çıkıp bir hayır diyemedi. Diğeri cesur evet
diyor da, sen çıkıp ne diye hayır diyemiyorsun."
Serdar Denktaş'ın bu
tutumunun da 'evet'e yarayacağını düşünüyorlar. Böylece
oğul Denktaş'ın siyaseten intihar ettiğini belirtiyorlar.
Hayırcı çoğunluk içinde, bir evetçi çıkıyor.
Trabzon'lu. 1976'da 17 yaşındayken göç etmiş Dipkarpaz'a.
"Evet verecek, çünkü Tayyip'in memleketlisi..." diye takılıyorlar.
Niye evet sorusuna yanıtı:
"Ben göçmenim, hala ne
olduğum belli değil. Durumum artık belli olsun. Sonra hükümet,
Başbakan evet diyor, ben ne diye hayır diyeceğim ki..."
Türkiyeli göçmenler arasında
yapılmış olan bir ankete göre, AKP'yi tutanların oranı
yüzde 60 civarında. Bu yüzden Başbakan Erdoğan'ın eveti
Karpaz bölgesinde evetlerin yükselişine yol açmış diyorlar.
Vedalaşırken arkamdan
bağırıyor:
"Yes be annem!"
Ekliyor:
"Hayır teslim oldu
Kuzey'de!"
Dipkarpaz'da 450 kadar Rum var.
Türklerle Rumların çarşıda kahveleri de, kiliseleriyle camileri
de karşı karşıya...
AKEL yumuşuyor
"Rumlar evet verecek" diyor.
"Denktaş mı
söyledi?"
"Az önce televizyonda dinledim.
AKEL'in tavrı yumuşuyor. Hristofyas çıktı televizyona ve
'Eğer bazı garantiler verilirse, tutumumuzu gözden geçiririz'
dedi."
Son anda sürpriz olabilir mi?
Kuzey Kıbrıs'ta kamuoyu
araştırmalarının altındaki imza olan Muharrem Faiz'e
göre Güney'de hayırlar yüzde 41 - 42'ye yükselmiş durumda.
Klerides'in DİSİ partisinde yüzde 28 evet, AKEL'de yüzde 11 - 12
evet, eski Cumhurbaşkanı Vasiliu'nun partisinde de yüzde 2 evet
olduğunu hesaplıyor. Bir yandan evet kampanyasının
kızışması, öte yandan AB, ABD ve BM'den mesajların
kuvvetlenmesiyle evetlerin Güney'de de yükselebileceğini belirtiyor. Ama
şimdi hayırlar ağır basıyor Güney'de...
Kıbrıs yazıları
devam edecek...
HASAN CEMAL MILLIYET 18/04/04
|
KKTC'de 'Evet' ağır basıyor |
|
|
Kıbrıs Gazetesi'nin, Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık Merkezi'ne (KADEM) 11-16 Nisan tarihleri arasında yaptırdığı ankette, 24 Nisan'da yapılacak referandum için yüzde 62.1 oranında evet, yüzde 24.4 oranında hayır çıktı. Bunun, son iki ay içinde ulaşılan en yüksek oran olduğu belirtildi. Yaş küçüldükçe "Evet" deme oranı artıyor. Yaklaşık 2 ay önce
yapılan araştırmada, referandumda evet diyeceklerin
oranı yüzde 52 idi. Geçen sürede yüzde 52'lik oran önce yüzde 57'ye, son
olarak 11-16 Nisan tarihleri arasında yapılan araştırmada
ise yüzde 62.1 ile en yüksek seviyeye ulaştı. 11-16 Nisan tarihleri
arasında 70 yerleşim biriminde 1815 kişilik örneklem grubuyla
yapılan kamuoyu yoklamasında, hayır diyenlerin oranı
yüzde 24.4'te kaldı. KKTC seçmen nüfusunu temsil
edecek şekilde belirlenmiş kişilerle yapılan ankette,
kararsızlar yüzde 5.1, fikir yok/cevap yok diyenler de yüzde 8.5
oldu. KADEM'in anketine göre,
referandumda, evet ya da hayır diyecekler arasında
yaşın önemli bir faktör olduğu görülüyor.Yaş küçüldükçe
referandumda evet diyenlerin oranı artıyor. 18-24 yaş
grubunda yüzde 76.4 olan evet oranı, 25-34 kategorisinde yüzde
70.7'ye, 35-44 kategorisinde yüzde 65.5'e, 45-54 yaş grubunda yüzde
54.1'e ve 55 yaş ve üzerinde ise yüzde 41'e düşüyor. Hayır
oranının evet oranını aştığı tek
yaş grubu 55 ve üzeri. Annan Planı'na destek
konusunda ilçeler arasında pek fark görülmüyor. Lefkoşa,
Gazimağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele ilçelerinde plana destek ve
evet oyları yüzde 60'larda seyrediyor. Ancak, İskele ilçesindeki
evet oylarında artış görülmesi dikkati çekiyor. 14
Aralık 2003 seçimlerinde sağ partiler, İskele ilçesinde en
yüksek oy oranına ulaşmıştı. Eğitim düzeyi
arttıkça referandumda evet oyu kullanacakların sayısı
da artıyor.KADEM'in anketinde, seçmenlerin eğitim düzeyine göre
plana destek ve referanduma evet oylarının arttığı
da tespit edildi. ÜNİVERSİTE
MEZUNLARINDA "EVET" REKORU Okur-yazar olanlarda yüzde
26.9 olan evet oranı, ilk veya ortaokul mezunlarında yüzde
49.1'e, lise veya dengi okullardan mezun olanlarda yüzde 69.3'e ve üniversite
veya yüksek lisans mezunlarında yüzde 71.6'ya yükseliyor. Ankete göre, Türkiye kökenli
vatandaşların yüzde 56.4'ü de plana evet diyor. Anket, Annan
Planı'na destek konusunda Türkiye ve Kıbrıs kökenli
vatandaşlar arasındaki farkın giderek
azaldığını da gösterdi. Araştırma verileri,
Rum kurucu devletine verilecek ve Türk kurucu devletine kalacak bölgelerdeki
vatandaşların görüşlerini de
yansıttı.Kaldıkları mahalle veya köy, Rum kurucu
devletine verilecek vatandaşların yüzde 57.5'i, referandumda evet
oyu vereceğini söyledi. (aa) |
|
HURRIYET
18/04/2004
İşte KKTC vatandaşı Türkiye kökenli ünlüler
|
Hürriyetin ele geçirdiği sır listedeki isimler, KKTC yetkililerince tek tek, büyük bir gizlilik içinde tespit edildi. Türkiyede Annan Planı tartışılırken gündeme gelen listede, birçok ünlü kişinin kendisi yerine eşinin ya da çocuklarının yer alması dikkat çekti. 41 bin kişilik listede
işadamlarından offshore banka sahibine, gazetecilerden
sanatçılara, emekli komutanlardan sporculara birçok ünlü kişi
bulunuyor. |
|
|
HURRIYET 18/04/04
Tanınmamız bile plandan iyi olmaz
Zeynel LÜLE/BRÜKSEL
Annan Planının, Kuzey Kıbrısın tanınmasından daha iyi olduğunu belirten KKTC Başbakanı Talat, Tanınmak mülkiyet sorununu çözmez, ama plan çözüyor dedi. Kıbrıs politikası konusunda CHPyi muhafazakar olarak niteleyen Talat, AKP için ise Demokratikleşmeyi savunuyorlar. Onlarla uyuşuyoruz diye konuştu.
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat,
Annan Planının, KKTCnin tanınmasından daha iyi
olduğunu belirtti, Tanınmak mülkiyet sorununu çözmez. Halbuki Annan
Planı çözüyor dedi. Talat, ABDnin KKTCyi
tanıyacağını zannetmediğini belirterek, Hayal
aleminde yaşamam. Gerçekçiyim. Eğer Rumlar planı reddederse,
dünyadan izolasyonu kaldırmalarını isteyeceğiz.
Tanınmayı değil diye konuştu.
DENKTAŞ ÇEKİLMELİ
Sorularımızı yanıtlayan Talat, referandumda Evet oyu
çıkması halinde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın
çekilmesi gerektiğini söyledi. KKTC Başbakanı,
Denktaşı üzmek istemem ama bu bir güven oyudur. Zaten Denktaş
da çekileceğini söylüyor dedi. Talat, Oğul Denktaşla
yapıcı bir işbirliği içinde olduklarını
söyleyerek, Oğul Denktaş müzakere ediyor, Baba Denktaş ise
reddediyor. Aralarındaki fark bu dedi.
BİZİM BAŞARIMIZ
Talat, plandaki iyileşmelerde Denktaşın anlaşmaz
tutumunun katkısı olduğuna yönelik iddiaları da reddederek,
Bu planın iyiye doğru değişmesinde katı duruş
değil, muhalefet olarak bizim müzakere dayatmamız oldu. Geri planda
yaptığımız müzakereler oldu. Bunu (BM Kıbrıs Özel
Temsilcisi Alvaro) De Sotoya sorabilirsiniz dedi.
CHP ÇOK ZARARLI
AKPyi ilerici, CHPyi ise muhafazakar olarak niteleyen KKTC
Başbakanı Mehmet Ali Talat şöyle konuştu:
CHP politikası çözüm sürecine son derece zararlı. Eski ve
başarısız politikaların benzeri ve devamı. Türkiyenin
önünü açmak yerine çözümsüzlüğü mevcut kılmaya yönelik. AKP ise hem
Kıbrısta hem de iç politikada ilerici. Türkiyenin
demokratikleşmesini savunuyorlar. Bizim görüşlerimizle onlarınki
uyuşuyor.
KİMSE MASUM DEĞİL
Talat, Türk hükümetinin Denktaşa yönelik tavrının doğru olduğunu
belirtirken, şunları ekledi:
Bugüne kadar çözüm olmadıysa kimse masum değildir. Türkiyedeki eski
hükümetlerin tavrı ve yanlış politikaları da bu sorunu
yarattı. TBMM ancak benden bilgi isterse gider veririm. Denktaş bugün
marjinal guruplarla, Türkiyede politika yürütüyor. Ben olsam bunu Türkiyede
bir kampanyaya dönüştürmezdim.
HURRIYET
18/04/04
Listede hayırcı da var evetçi de
Hürriyet, Kıbrıstaki
referandumla ilgili tartışmalarda defalarca gündeme getirilen KKTC
vatandaşı Türkiyeli ünlülerin tam listesini ele geçirdi. Listede
bankacı, gazeteci, asker, manken pek çok tanınmış isim yer
alıyor.
KKTC yetkililerinin aylardır sır gibi sakladığı,
Başbakan Mehmet Ali Talatın pazartesi günü Birleşmiş
Milletler yetkililerine sunduğu Türkiye kökenli KKTC
vatandaşlarının listesi nihayet ortaya çıktı. Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin bir kısmı iptal edilen 269 bin
362 kişilik nüfus sicil kayıtlarına ulaşan Hürriyet
muhabirleri, bu kayıtlardan Türkiyelilerin listesini oluşturdu. 41
bin kişilik listede işadamı, offshore banka sahibi, gazeteci,
TSKnın emekli komutanları, manken ve sanatçılardan birçok ünlü
isim bulunuyor.
41 BİN KİŞİLİK LİSTE
Türkiyede KKTC vatandaşlığına sahip ünlüler konusu
birkaç ay önce başlayan Annan Planı tartışmaları
sırasında gündeme gelmişti. Kamuoyunda Annan Planını
destekleyen görüşleriyle öne çıkan gazeteci, politikacı ve eski
diplomatlardan bazılarının KKTC vatandaşı olduğu,
bu nedenle tarafgir davrandığı iddia edilmişti. Referandum
tartışmalarında da evetçi tarafta yer alan bu kişilerin,
AB vatandaşlığı kazanma arzusuyla adadaki Türk toplumunun
çıkarlarına aykırı görüşleri savundukları öne
sürülmüştü.
41 bin kişilik listeyi inceleyen Hürriyet muhabirleri, Kıbrısta
gelecek hafta yapılacak referandum sonrasında AB pasaportu almaya hak
kazanmaları beklenen Türkiyeli ünlüler arasında
hayırcıların ağırlıkta olduğunu
saptadı.
Bir süre önce kamuoyuna yaptıkları ortak açıklamayla Rauf
Denktaşı desteklediklerini duyuran gazeteci, politikacı,
akademisyen ve sanatçılardan Refik Erduran, Şükrü Sina Gürel, Mümtaz
Soysal gibi birçok ismin geçmişte KKTC vatandaşlığı
aldığı anlaşıldı. Necati Özgen ve Mümtaz
Soysalın çocuklarının da KKTC vatandaşlığına
kabul edildiği görüldü.
MEHMET ALİ ERBİL YOK, İSMİ KARIŞMIŞ
Türkiyeli KKTC vatandaşları arasında politika, sanat ve şov
dünyasından pek çok ünlü bulunuyor. Tiyatrocu Perran Kutman, Kayhan
Yıldızoğlu, manken Ebru Şimşek, şarkıcı
Nil Burak (Nihal Munsif)ilk dikkati çeken isimler. Bu arada vatandaş
olduğu ileri sürülen İbrahim Tatlıses, Mehmet Ali Erbilin
isimlerine kayıtlarda rastlanamadı. Erbilin aynı adı
taşıyan 1986 Magosa doğumlu biriyle
karıştırıldığı bu nedenle
Kıbrısta yaşamadığı için BMye ismi
bildirilmeyen 2400 Türkiyeliler arasında adı geçtiği
anlaşıldı.
000001 numaralı vatandaş Denktaş
Nüfus sicil kayıtlarında 000001 numarayla yer alan ilk
vatandaş KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş. Daha sonraki 10
kişiden 5i Denktaş Ailesinden. Kıbrıs Türklerinin
unutulmaz lideri Fazıl Küçük 00003, eşi Süheyla Küçük 000004 numara
ile sicile kayıtlı. TMTnin liderlerinden, 1996da esrarengiz bir
cinayete kurban giden Kutlu Adalının babası Şerif
Adalı ve eşi İlkay Adalı ilk 20 kişi arasında yer
alıyor. KKTC Meclis Başkanı ve ilk başbakanı Nejat
Konuk ise 000006 numaralı KKTC yurttaşı.
HURRIYET
18/04/04
3 günde evet dedi
|
GÜNEY Kıbrıs Rum Kesiminin en
büyük partisi AKEL, Referandum ertelenmezse hayır diyeceğiz kararından
3 günde döndü. Çarşamba günü parti kurultayında hayır çağrısı
yapan AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas, önceki akşam Ben
hiçbir zaman hayır demedim. BM ve AB planın işleyeceği
garantisi versin tabii ki evet deriz dedi. Rum komünist partisi AKELin
delegeleri, çarşamba günü düzenledikleri olağanüstü
kurultaylarında liderleri Hristofyasa tam destek vermiş ve
hayır cephesinde yer almıştı. |
|
|
HURRIYET
18/04/04
|
Referanduma "hayır" mitingi |
|
|
Atatürkçü Düşünce Derneği'nin öncülüğünde düzenlenen ''Kıbrıs'ta Referanduma Hayır'' mitingine katılmak üzere çeşitli noktalardan gelip Ankara Garı'nda buluşan gruplar, Talatpaşa Bulvarı üzerinden, mitingin yapılacağı Abdi İpekçi Parkı'na yürüyüşe geçti. Siyasi partiler, sivil toplum
kuruluşları, üniversite öğrencileri ve vatandaşların
destek verdiği yürüyüşte, gruptakilerin, ''Gençlik Vatan
Savunmasına'', ''Milli Güvenlik Referanduma Sunulamaz'',
''Kıbrıs'ı Veren Türkiye'yi de Verir'', ''Referanduma
Hayır, Referandumda Hayır'', ''Referandumda Hayır, Evet'de
Zulüm Var'' pankartları taşıdıkları görüldü. Grup, ''Kahrolsun Amerikan
Emperyalizmi'', ''ABD, Kıbrıs'tan Elini Çek'', ''Ya İstiklal PLANIN KABUL
EDİLMESİ ESEF VERİCİ Sıhhiye
Meydanı'ndaki miting, saygı duruşu ve İstiklal
Marşı'nın okunmasıyla başladı. İlk
konuşmayı yapan Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel
Başkanı Ertuğrul Kazancı, Türkiye'nin AB'ye girebilmesi
uğruna Kıbrıs'ta garantörlüğünün sekteye
uğratıldığını öne sürdü. Türkiye'nin bu planı
kabul etmesi esef vericidir diyen Kazancı, Annan Planı'nı
Sevr'e benzetti. Daha sonra KKTC'nin Ankara
Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf
Denktaş'ın miting için gönderdiği mesajı
katılımcılara okudu. EGEMENLİK,
ATATÜRK'TEN KALAN EN KUTSAL DEĞER Denktaş, mesajında,
Kıbrıs davasının Türkiye ile sürdürülen ortak ve milli
bir dava olduğunu belirtti. Bugüne kadar yapılan mücadelenin en
büyük kazanımının KKTC olduğunu vurgulayan Denktaş,
egemenliğin, Atatürk'ten miras kalan en kutsal değer olduğunu
kaydetti. Gelinen noktada, önlerine
konulan Annan Planı'nın, KKTC'nin
bağımsızlığını
sulandırdığını ve adadaki Türk
varlığını tehlikeye soktuğunu belirten Denktaş,
Annan Planı'nın kabul edilmesi halinde sınırların
kalmayacağını, adadaki Türk askeri sayısının
düşeceğini ve 130 bin Rum'un kuzeye geçeceğini ifade etti. Denktaş, Anadolu'dan
yükselen seslerin haklı davalarında güçlerine güç
kattığını, Kıbrıs'taki gerçekleri
haykırmaya devam edeceklerini belirtti. Kıbrıs Türkü ve
Türkiye'nin, gelinen aşamada bir dönüm noktasında olduğunu
vurgulayan Denktaş, çözümün iki kesimliliğe dayalı iki kurucu
devletin kabul edilmesiyle ve garantörlüğün sulandırılmamasıyla
mümkün olabileceğine dikkati çekti. Denktaş, Annan Planı'nda
kağıt üzerinde tanınmış gibi görünen hakların,
zamanla Kıbrıs'ın Helen, Rum adası haline gelmesine neden
olacağını kaydetti. Denktaş, Bizim,
Kıbrıs'ta Türk varlığını, Türk Ulusu'nun
haklarını, Türkiye'nin güvenlik ve |
|
HURRIYET
18/04/04
Bütün kriptolara karşıyım dedim
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, Tüm görüşmeler Denktaşın bilgisi ve mutabakatı ile yapıldı sözlerine tepki gösterdi.
Denktaş, Evet
İsviçrede görüşmeler sürerken Şöyle olsun böyle olsun diye
mesajlar yazdık. Ama her mesajın girişine Annan Planı
kabul edilemez diye yazdım dedi
HURRIYET 18/04/04
KKTC'de
'Evet'ler artıyor: Yüzde 62
Referandumlara
altı gün kala kuzeyde 'Evet', güneyde ise 'Hayır' arayı
açıyor. KKTC'ye yerleşen Türkiyeliler de 'Evet' deme
yanlısı
18/04/2004
RADIKAL
CENK
MUTLUYAKALI
LEFKOŞA - Kıbrıs'ta referanduma altı gün kala anketlere
göre kuzeyde
'Evet', güneyde 'Hayır' arayı açıyor.
Kuzeyde Kıbrıs Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim
Danışmanlık Merkezi'nin (KADEM) Kıbrıs gazetesi için
11-16 Nisan tarihleri arasında 70 yerleşim biriminde 1815
kişiyle yaptığı anket, 'Evet'le 'Hayır'
arasındaki farkın açıldığını saptadı.
'Evet'in son iki ayda en yüksek oranına ulaştığı
ankette, Türklerin yüzde 62.1'i referandumda 'Evet' oyu kullanacağını
söylerken, 'Hayır' diyenlerin oranı yüzde 24.4'te kaldı. Yüzde
5.1 henüz kararını vermemiş, yüzde 8.5 ise cevap vermedi.
Çözüm ve AB üyeliğini isteyenlerin başını gençlerin
çektiği, KADEM anketine de yansıdı. Yaş gençleştikçe
'Evet' diyeceklerin, yaş ilerledikçe
'Hayır'cıların oranı artıyor. 18-24 yaş grubunda
'Evet' oranı yüzde 76.4'le en yüksek düzeyinde. Türkiye kökenlilerin yüzde
56.4'ü 'Evet' diyor. Ankete göre, Annan Planı'na destek konusunda Türkiye
kökenliler ile Kıbrıs kökenliler arasındaki fark giderek
azalıyor.
'Evet' yüzde 13'te
kaldı
Güneyde Simerini gazetesi için Cypronetwork Marketing Research şirketinin
622 kişiyle yaptığı ankette, Rumların yüzde 73'ü plana
'Hayır' derken,
'Evet'ler yüzde 13'te kaldı. Yüzde 12 'tarafsız' durdu, geriye
kalanlar
'Bilmiyorum' dedi.
AKEL seçmenlerinden yüzde 69'u 'Hayır', yüzde 17'si 'Evet', DİKO
seçmenlerinden yüzde 87'si 'Hayır', yüzde 26'sı 'Evet',
DİSİ seçmenlerinden
yüzde 63'ü 'Hayır', yüzde 23'ü 'Evet', EDEK seçmenlerinden yüzde 85'i
Hayır', yüzde 10'u 'Evet', ADİK seçmenlerinden yüzde 75'i
'Hayır', yüzde 25'i 'Evet', EDİ seçmenlerinden yüzde 33'ü
'Hayır', yüzde 67'si 'Evet' diyor. NEO ve Çevreciler tümden
'Hayır'cı. 'Planın olumsuz yanı nedir?' sorusuna, yüzde 55,
'Türkiye'nin müdahale hakkı' dedi.
AKEL dönüyor
18/04/2004
RADIKAL
YORGO
KIRBAKİ
ATİNA - Uluslararası aktörlerin Rumların 'Hayır' demesi
durumunda Türklerin 'dünyayla buluşmasının'
engellenemeyeceği uyarıları karşısında
Rumların en büyük partisi komünist AKEL'de kıpırdanma var. Ancak
Rum lideri Tasos Papadopulos, AKEL'in 'Evet'e dönmesini önlemek için elinden
geleni ardına koymuyor.
Önceki gün ikinci büyük parti DİSİ'nin 'Evet' kararı
almasının ardından, AKEL tutumunu değiştirme sinyali
çaktı. AKEL Genel Sekreteri Dimitrios Hristofyas, BM Güvenlik Konseyi ile
AB'nin çözüm anlaşmasının harfiyen uygulanacağına dair
teminat vermesi durumunda partisinin görüşünü değiştirip 'Evet'
diyebileceğini duyurdu. AKEL'in çarşamba günkü parti kongresinden
'Referandum ertelenmezse, 'Hayır' kararı çıkmıştı.
Önceki gece Rum devlet televizyonunda konuşan Hristofyas, teminat
alırlarsa parti kongresini yeniden toplayıp kararlarını
gözden geçirebileceklerini belirtti.
'Rusya devreye
sokuldu'
Bu sırada eski Rum Dışişleri Bakanı, DİSİ
vekili Yiannakis Kasulidis, Papadopulos'un Güvenlik Konseyi'nin
Kıbrıs anlaşmasının uygulanacağı
teminatı vermesini, böylece AKEL'in kararını
değiştirip 'Evet' demesini önlemek amacıyla Rusya'yı
etkilemeye çalıştığını söyledi. Rusya'nın
Konsey'deki tavrı ise Kasulidis'in iddiasını güçlendirdi.
Rum basınına göre, Konsey'de önceki gece Kıbrıs
görüşülürken, Hristofyas'ın açıklaması üzerine devreye
giren ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Konsey üyelerini
tek tek arayarak, bu teminatın verilmesini istedi. Ancak Rusya ile Çin,
Konsey'den bağlayıcı açıklama yapılması halinde
Kıbrıs halklarının hür iradesine müdahale edilmiş
olacağı muhalefetini koydu. ABD, iki ülkenin bağlayıcı
bir açıklamayı veto edebileceklerini düşünerek geri adım
attı. Sonuçta Konsey tarafından yapılan başkanlık açıklamasında,
Annan Planı'na güçlü destek verilerek, bunun kaçırılmaması
gereken bir fırsat olduğu belirtildi, ancak karar halklara
bırakıldı.Konsey, referandumlardan 'Evet' çıkarsa, Annan
Planı'nı uygulamaya hazır olduğunu belirtmekle yetindi.
AKEL'in kulağı
Annan'da
Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis ise Kasulidis'i şöyle
yalanladı: "Küçücük Kıbrıs'ın ekonomik ve nüfus
açısından dünyanın en büyük ülkerinden oluşan Güvenlik
Konseyi'nin daimi üyelerinden herhangi birini etkileyebileceğini
sanmıyorum" diyerek iddiaları yalanladı. Ancak BM
açıklamasını AKEL'i tatmin etmezken, Papadopulos memnun göründü.
BM Genel Sekreteri Annan, Konsey'in planına destek vermesin ve öngörülen
adımları atmaya hazır olduğunu bildirmesinden memnuniyetini
açıkladı. AKEL yetkilileri, Konsey'den hâlâ umutlu
olduklarını söylüyor. Yarın Konsey'e rapor sunması beklenen
Annan'ın raporunda hem Papadopulos hem de KKTC lideri Denktaş'ı
eleştireceği belirtildi
DP arafta
kaldı
DP
lideri, partisinde referandumda 'Hayır' oyunun ağır basmış
olmasına rağmen, son kararı halka bıraktı. Oğul
Denktaş, halkı yönlendirirken Cumhurbaşkanı'na zarar vermek
istemediğini söyledi
18/04/2004
RADIKAL
RADİKAL - LEFKOŞA - KKTC'de
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın oğlu Serdar Denktaş
liderliğindeki Demokrat Parti'nin (DP), referandum için 'Evet' kararı
alacağı korkusu direkten döndü. Ancak hükümetin küçük
ortağı DP'de parti içi referandumda 'Hayır'ın
ağır basmasına karşın oğul Denktaş 'Hayır'
da diyemedi. Hükümet ortağı Başbakan Mehmet Ali Talat'ın
baskısı altında olan ve önceki gün ABD Dışişleri
Bakan Yardımcısı Marc Grossman'ın telefonla
aradığı Serdar Denktaş, referandumda son kararı
Kıbrıs Türk halkına bıraktığını
açıkladı.
Parti meclisinde kısıtlı bir katılım da olsa
'Hayır' kararı alındığını, ancak parti
içinde etkin bir grubun 'Evet' kararında olduğunu aktaran oğul
Denktaş, halka, karar verirken bireysel çıkarlarla toplumsal
çıkarların vicdan muhasebesinin yapılması
çağrısında bulundu. Yönlendirme yaparsa bundan
Cumhurbaşkanı'nın zarar göreceğini söyleyen Serdar
Denktaş "Hayır yönlendirmesi yapsam 'Denktaş bencil
davrandı oğlunu baskı altına aldı', evet yönlendirmesi
yapsam, 'Oğluna bile söz geçirtemedi' suçlaması yapacaklar. Onurlu
tarihimizin yaşayan bir temsilcisine karşı böyle bir karalama
yapılmasını kabul etme hakkım olmadığına
inanmaktayım" dedi.
AKP'ye çattı
Açıklamasında Annan Planı'na bir dizi eleştiri getiren DP
Serdar Denktaş, AKP'ye de şöyle çıkıştı:
"Kıbrıs Türk tarafından çıkacak bir 'Evet' ile diyet
ödenmiş mi olacaktır? Anavatan Türkiye'nin mevcut hükümeti, her
açıklama ve tavrı ile bu diyeti istemekte olduklarını
alenen beyan etmektedir."
AB
dışişleri bakanları Rumların 'Hayır'ına
karşı Türkler için formül arıyor. Hannay, bazı ülkelerin
KKTC'yi tanımasıyla adada taksim olacağını söyledi
18/04/2004
RADIKAL
TULLAMORE/ATİNA
- AB dışişleri bakanlarının, dönem Başkanı
İrlanda'nın Tullamore kentinde düzenlediği gayriresmi
toplantının gündem maddelerinden birini de Kıbrıs
oluşturdu. Kulislerde, Rumların 'Hayır' dediğinde 'Evet'
demesi beklenen Türklerin 'tecrit'ine son vermek için formüller
değerlendirildi.
İrlanda'nın AB işlerinden sorumlu bakanı Dick Roche,
"Biz daha önce
olumsuz sonuç çıkabileceği olasılığını
düşünmüyorduk. Ama şimdi açıkça herkes olumsuz sonuç olasılığından
endişe duyuyor" dedi. "Şimdi AB'nin daha önceden
öngöremediği, hiç düşünmediği yeni bir durum ortaya
çıkabilir"
saptamasında bulunan Dick Roche, "Bu, AB'nin çözüm bulmak zorunda
kalacağı bir durum ortaya çıkaracaktır. AB o aşamada
nasıl bir çıkış yolu bulunacağına karar
verecektir. Şimdiden tahminde bulunmam yanlış olur" diye
konuştu.
Rumlara baskı uygulamayı düşünmediklerini vurgulayan Roche,
"Kendi ülkemizdeki deneyimlerimizden yola çıkarsak, baskı
genellikle halk üzerinde ters tepki yaratıyor" dedi.
İrlandalı bakan, Rum ideri Tasos Papadopulos'un televizyonda
halkına 'Hayır' telkininde bulunduğu gece şoke
olduğunu da anlattı.
Gül temasta
Toplantıda temaslara bulunan Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül ise, dün Britanyalı, Fransız ve Alman muhatapları Jack
Straw, Michel Barnier ve Joshka Fischer'le Rumların 'Hayır' demesi
durumunda olası çıkış yolunu görüştü.
Annan Planı'nın mimarlarından olan Britanya'nın eski
Kıbrıs Koordinatörü Sir David Hannay, Rumların 'Hayır'
demesi halinde 1 Mayıs'ta AB üyesi olduktan sonra KKTC'yle çıkacak
sorunlar için Avrupa'dan destek ve hoşgörü göremeyeceklerini söyledi.
Elefterotipia'ya konuşan Hanney, "Avrupalılar omuz silkip
Rumlara 'Sizin hatanızdı. BM'nin adil çözümünü reddettiniz'
diyecekler" dedi. Rumların 'Hayır'ı halinde BM Güvenlik
Konseyi üyesi olmamakla birlikte bazı ülkelerin KKTC'yi
tanıyacağını söyleyen Hannay, bunun taksim anlamına
geleceğini belirtti. Hannay, Papadopulos için "Annna Planı dahil
hiçbir çözüm istemiyor" dedi.
(Radikal, aa)
Rumlar
erken bitirecek
18/04/2004
RADIKAL
RADİKAL - ATİNA -
Kıbrıs'ta 24 Nisan'da düzenlenecek referandumların
eşzamanlı yapılmayacağı ortaya çıktı. Rum
tarafında sandıklar 07.00-17.00, KKTC'de ise 08.00-18.00 saatleri
arasında açık kalacak. Ayrıca Rum Kesimi'nde oy kullanma
işleminde 12.00-13.00 saatlerinde 'öğle tatili' için ara verilecek.
Rum Kesimi'nde referandumdan sorumlu başmüfettiş Kiriakos
Triantafilidis, referandum sonucunun sandıkların kapanmasından
bir saat sonra bilineceğini açıkladı. Bu durumda Türk tarafında
oy kullanılırken, Rum tarafının sonucu bilinmiş
olacak. Triantafilidis, seçimlerde olduğu gibi referandumda da
sandıkların açılmasından 24 saat önce 'seçim
yasakları'nın uygulanacağını belirtti. Güney
Kıbrıs'ta kayıtlı Rum seçmen sayısı 480 bin
civarında.
Kıbrıs
senaryoları
18/04/2004
RADIKAL
Eğer anketler
yanılmıyorsa, eğer son dakika sürprizleri olmazsa, önümüzdeki
hafta Kıbrıs'ta yapılacak çifte referandumda Türk
tarafından evet, Rum tarafından ise hayır sonucu çıkacak.
Bu durumda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın
hazırladığı bütün belgeler geçersiz olacak. Kofi Annan ilk
iş olarak bunu ilan edecek. Ardından da bir rapor yazıp bunu
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne sunacak.
Eğer, referandumda Türk tarafı evet, Rum tarafı hayır
demişse, Annan, raporunda bu durumu yorumlayacak. Ve herhalde yorumunda
son kertede çözümü isteyen tarafın Türk tarafı olduğunu, buna
karşılık gerek görüşme sürecinde ve gerekse onu izleyen
referandumda Rum tarafının bir anlaşmadan
kaçındığını açık açık yazacak.
Annan'ın GK'ye sunacağı raporda geleceğe ilişkin
önerilerde bulunması beklenmiyor, ama bir ihtimal Genel Sekreter raporunda
Kuzey'deki
Türk toplumunun bu sonuçla birlikte yeni bir hukuki statüyü elde etmeye
hak kazandığını söyleyebilir.
Öyle ya, referandumda oy vermek, bir kurucu egemen siyasi iradeye
sahip olmaktır aynı zamanda. Bu iradenin referandumun bir türlü
sonuçlanması halinde geçerli, öteki türlü sonuçlanması halinde geçersiz
olduğunu söylemek doğru olmaz.
Rum tarafı, iradesini adayı birleştirmemek yönünde
kullanmış olacak hayır oyu vermekle. BM, Rumların evet
oyuna gösterdiği kadar saygı göstermeli hayır oyuna. Öte yandan,
adada yaşayan kurucu egemen siyasi iradelerden biri birleşmeyi
reddettiğine göre, öteki eşit kurucu egemen iradeye de kendi
başına davranma hakkı doğar sonuç olarak.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreter'ine ve Güvenlik Konseyi'ne
düşen görev, o kendi başına davranma hakkını teslim
etmekten başka bir şey olmaz bana göre. Eminim Türkiye bu
argümanı 24 Nisan sonrası şiddetle savunmaya başlayacak.
Rumlar belki farkındalar belki değiller ama referandumda verecekleri
bir hayır oyuyla, düne kadar sahip oldukları uluslararası
avantajları kaybetme tehlikesiyle de karşı karşıya
kalabilirler. Ortaya uluslararası hukuk açısından gerçek bir
karmaşa çıkacak. 24 Nisan'dan sonra Türk diplomasisine
düşen görev, bu yeni hukuki durumu başta Güvenlik Konseyi'nin daimi
üyeleri olmak üzere herkese anlatmak olmalı.
Gerek Avrupa Birliği ve gerekse Yunan-Rum tarafı, referandumu bir
oyun gibi görüyor olabilir. Yani, 24 Nisan'da hayır oyu vermeyi ama bu
yılın aralık ayına doğru yeniden referandum
yapmayı, bu arada planda bazı değişiklikleri Türkiye'ye
kabul ettirmeyi düşünüyor olabilir. Türkiye'nin AB'den tarih alma
iştahını Avrupa yanlış anlıyor olabilir. Oysa,
referandum
sonrası AB'nin alacağı tutumun Türk
vatandaşlarının AB sevgisi için belirleyici
olacağını da göz önüne almalılar. Yani, sokaktaki insan
AB'nin Türk tarafınca referandumda onaylanmış bir
anlaşmayı Türk tarafı aleyhine değiştirtmek, bunun
karşılığında da müzakere tarihi vermekle yetinmek
istediğini görecek olursa, kamuoyunun AB ile ilgili görüşleri kökten
değişebilir.
O bakımdan, 24 Nisan'dan sonra en önemli iş aslında AB'ye
düşüyor. Bundan önce Bosna-Hersek ve Kosova olaylarında siyasi bir
cüce olduğunu dünyaya gösteren AB için Kıbrıs büyük bir
sınav niteliğine bürünecek. Bakalım bu çatışmada bir
rol alabilecekler mi, bakalım bu çatışmayı adil bir çözüme
kavuşturabilecekler mi?
Annan
Planı ve Özkök
18/04/2004
RADIKAL
Özkök, Annan
Planı'nın 'olumlu yönlerinin yanında bazı isteklerimizin
karşılanmadığını ve planın
uygulanmasında ciddi sorunlar çıkabilme olasılığı
bulunduğunu' söylüyor.
Olabildiğince nesnel bir saptama bu. Annan Planı bir uzlaşma
metni. Dolayısıyla her iki taraf için de ödünler ve kazanımlar
öngörmesi, planın doğasından kaynaklanıyor.
Özkök'ün hazırladığı konuşma metninde planın
yalnızca olumsuz yanlarına vurgu yaptığı doğru
değil. Şu cümlelere dikkatinizi çekerim: "Garanti ve
İttifak antlaşmalarının aynen muhafaza edilmesine
karşılık, ek protokeller gereği uygulanmasında
bazı yeni duruma uyarlamalar ve ilave sorumluluklar olacağı bir
gerçektir. Bu uyarla-maların garanti haklarımızın
kullanılmasına engel yaratma-yacağını
düşünüyoruz. Öte yandan mevcudu azalsa da Türkiye olarak aksini kabul
etmediğimiz sürece
TSK unsurları adada soydaşlarımızın yanında
kalmaya devam edecektir."
Türkiye'nin Genelkurmay Başkanı bu ifadeleri kullanıyorsa,
artık hiç kimsenin Annan Planı'nın Türkiye'nin garantörlük
hakkını sulandırdığını, Türkiye'nin ya da
Kıbrıslı Türklerin güvenliğini tehlikeye
attığını söylemesi inandırıcılık
taşımaz. Konu kapanmıştır...
Özkök'ün kayda geçirdiği Annan Planı'na ilişkin istek ve
çekinceleri ise şöyle: "Yeni düzenin belirleyicisi federal yasalarda
ve uluslararası düzenlemelerde gerekli değişiklikler
yapılmalı; toprak ve mal mülk değişimi sürecinde önemli
asayiş sorunları çıkabilir; yerinden edilecek
Kıbrıslı Türklerin yeniden iskân ve istihdamı için kaynak
sağlanamaması durumunda ciddi toplumsal olaylar baş
gösterebilir; plandaki derogasyonlar AB'nin birincil yasası
yapılmalı, aksi halde adadaki Türk varlığı ve iki
kesimlilik açısından büyük güçlükler doğabilir, bu da bölgede
istikrar ve güvenlik sorunları çıkmasına yol açabilir."
Bunlar da yine gayet makul ve belli bir mantık içerisinde dile getirilen
talep ve çekinceler; bu köşenin yazarı dahil, Annan Planı
temelinde
bir çözümü savunanların da göz ardı etmediği kaygılar.
Hatta başta ekonomik olmak üzere Özkök'ün bahsetmediği başka
kaygılar da dile getirilebilir plana ilişkin olarak... Annan
Planı hiç bir tarafa dikensiz gül bahçesi vaat etmiyor, bu,
başından beri böyle.
Ancak dikkat ederseniz Özkök'ün dile getirdiği olumsuz yanların
tamamı, potansiyel risklere ilişkin. Bir başka deyişle
Özkök, asker gözüyle planın risk analizini yapıyor, planı
kategorik olarak reddetmiyor...
Zaten buradan Özkök'ün Annan Planı'na ilişkin en önemli sözüne
geliyoruz. Özkök diyor ki: "Bu konulara (planın olumlu ve olumsuz
yanlarına) bir bütün olarak baktığınızda,
tamamının, yakın ve uzak gelecekte güvenlik ve asayişle
ilgili olduğunu göreceksiniz."
Bu sözü iki düzeyde okumak lazım. Birincisi, Özkök, Annan Planı'na
ilişkin görüşlerini kendi görev alanıyla
sınırladığını vurgulamak istiyor.
İkincisi, Özkök'ün, dolayısıyla Türk Genelkurmayı'nın,
Annan Planı'na 'güvenlik ve asayiş' konuları
dışında temel bir itirazı söz konusu değil.
Doğrusunu isterseniz Özkök'ün, basın toplantısının
soru-yanıt bölümünde söyledikleri ikinci düzeydeki okumaya pekâlâ
elveriyor. Türk tarafının başından beri ısrarla
üzerinde durduğu dört temel konuda söylediklerine bakalım Özkök'ün:
1 - İki kesimlilik korunmuştur
2 - Siyasi eşitlik sağlanmıştır
3 - Türk tarafı tekil egemenliğini kaybetmekle birlikte egemenlik
ikili, ortak bir biçimde icra edilecektir
4 - Türkiye yalnızca Kıbrıs'ın değil, Kıbrıs
Türk tarafının da garantörü yapılmıştır.
Türkiye'nin kendi güvenliği açısından istediği bazı
değişiklik istekleri de yerine getirilmiştir.
Özkök, tüm bunların sonucunda asıl kazanımı, Annan
Planı temelinde bulunacak bir çözümle "Kıbrıs Türklerinin
daha rahat ve huzurlu
bir ortamda yaşayacak olması" diye gösteriyor.
Ya Türkiye? Özkök 'son darbe'yi de oradan indiriyor: "Gönlümüz ile
aklımız hiç bu kadar çelişkiye düşmemişti. Kaybedildi,
verildi, satıldı gibi ifadeler diplomatik değil. Türkiye olarak
aklımızın rehberliğinde gitmek zorundayız."
Özkök daha ne desin...
Özkök, söz konusu konuşma metninde ve soru-yanıt bölümünde
söyledikleriyle Türk Genelkurmayı'nı, Denktaş'ın, CHP'nin,
Sezer'in ve her şeyden önce askerden medet uman statükocular koalisyonunun
tüm 'sivil' unsurlarının fersah fersah ilerisinde bir yere
konumlandırdı. Talihin cilvesi işte...
Gelgelelim koalisyon öyle ezberlemiş ki repliğini, hiç
bozacakları yok... İşte Denktaş'ın Meclis
konuşması...Erdoğan, Denktaş'ı dinlemedi tamam, ama
herhalde Denktaş da Özkök'ü dinlemedi. Yoksa dinledi de Özkök'ün de,
tıpkı Erdoğan gibi 'kandırıldığına'
mı kanaat getirdi... Olur mu olur...
18/04/2004
RADIKAL
Referandumlar
öncesi ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın bizzat
müdahalede bulunması bekleniyordu. Amerikalılar üst düzey müdahaleler
için zemini önceden hazırlamışlardı. Daha önce Başkan
Bush ve Powell, Atina ve Kıbrıs'a defalarca mektuplar
göndermişler, defalarca telefonla aramışlardı. Ancak,
Powell'ın referandumlar öncesi siyasi parti liderlerini referandum için
karar verdikleri kongre toplantılarından önce araması tuhaf.
Amerikalılar açıklamalarında, çözüm anlaşmasının
uygulanacağı garantisini vermeye hazır olduklarını
söylüyorlar. Hatta, bu garantinin BM Güvenlik Konseyi tarafından da
verilebileceğinden, Güvenlik Konseyi'nin çözüm anlaşmasının
uygulanmasından sorumlu hale getirilebileceğinden bahsediyorlar.
Bütün bunlar Amerikalıların, Annan Planı'nda, özellikle Türk
tarafını ilgilendiren konularda, anlaşmanın
uygulanacağına dair emniyet supaplarının
bulunmadığını tespit etmeleri üzerine yapılıyor.
Kıbrıs Rum tarafına dört bir yandan güçlü mesajlar gelmeye
başladı. Bunları küçümseyeceğimize oturup ertesi gün ne
olacak diye düşünmeliyiz. Gelişmeler siyasi yönetimi de halkı da
ilgilendirir. Davayı savunmak hepimizin işi. Vizyonumuz ve
stratejimiz olmalı. Yabancılar bizi şimdiden
uyarıyor. AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter
Verheugen, Rumların referandumda 'Hayır' demesi halinde
Kıbrıs Türklerine yönelik ekonomik tecridin sona ereceğini
söyledi. Bu arada, Yunanistan'da ana muhalefetteki PASOK'un Avrupa parlamenteri
Yorgos Katiforis, Brüksel'de yaptığı açıklamada
"Kıyamete doğru gidiyoruz bunu idrak edebiliyor musunuz?"
dedi.
Verheugen de Katiforis de Kıbrıs'ın dostlarıdır.
Eğer kendilerine lanetler yağdırırsak bu bizim
zayıflığımızı gösterir. Bugün eğer
Kıbrıs'ın AB üyeliğine bir adım kalmışsa
bunu Verheugen ile Katiforis'e de borçluyuz. Bunu unutmayalım. Bizim
tarafı hedef alan her mesajı ciddiyetle değerlendirmek
zorundayız. Referandumların ertesi günü için çok iyi
hazırlanmalıyız. Bizi rahatsız eden açıklamaları
küçümsemek davamıza bir şey katmaz.
(Yunanistan'daki Filelefteros gazetesi, başyazı, 16 Nisan 2004)
KKTCde son yapılan bir kamuoyu araştırması, halkın yüzde 62.1inin 24 Nisanda yapılacak referandumda evet diyeceğini ortaya koydu.
|
Lefkoşa |
|
|
|
18 Nisan 2004 Kıbrıs gazetesinin Kıbrıs
Toplumsal Araştırmalar ve Eğitim Danışmanlık
Merkezine yaptırdığı kamuoyu
araştırmasında, Hayır oylarının oranıysa
24.4 olarak belirlendi. |
Kıbrıs Türk halkının
yüzde 62.1i, referandumda evet oyu kullanacak. Bunun, son iki ay içinde
ulaşılan en yüksek oran olduğu belirtiliyor.
Yaklaşık 2 ay önce yapılan
araştırmada, referandumda evet diyeceklerin oranı yüzde
52iydi. 11-16 Nisan tarihleri arasında 1815 kişiyle yapılan
ankette, hayır diyenlerin oranıysa yüzde 24.4te kaldı.
KKTCnin seçmen nüfusunu temsil edecek şekilde
belirlenmiş kişilerle yapılan ankette, kararsızlar yüzde
5.1, fikir yok/cevap yok diyenler de yüzde 8.5 olarak belirlendi.
|
Papadopulos:
Vicdanım rahat |
|
|
|
Kıbrıs Rum
Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Rumlara referandumda hayır
çağrısı yaptığı için vicdanının rahat
olduğunu söyledi. |
|
|
|
Lefkoşa |
18 Nsan 2004 İsviçre görüşmelerinden bu yana ilk demecini Yunanistanda
yayınlanan Etnos gazetesine veren Papadopulos, Eğer hayır
hata ise, düzelmesi için fırsatlar çıkacak. Eğer evet hata
ise, bir daha düzeltilemez dedi.
Gelecekte Rumların
birşeyler başarabilecekleri umuduyla Annan Planına hayır
dediğini söyleyen Papadopulos, ABnin referandumda Rumlardan hayır
çıkması durumunda Kıbrıslı Türklerle ticarete
başlaması ve ekonomik yardımda bulunmasına itirazı
olmadığını belirtti.
ERDOĞAN ABNİN SEVGİLİ ÇOCUĞU
Rum lider, Kıbrıslı Türklerin,
yaşam standartları yükseldikçe aramızdaki ekonomik uçurum
kapanır. Kıbrıs birleştiğinde de biz daha az para
öderiz dedi.
Türkiyenin AB hedeflerine hizmet edilmesini
isteyenlere bir itirazımız yok. Ancak bu Kıbrısın
aleyhine olmamalıdır diyen Papadopulos, Erdoğan
Avrupanın sevgili çocuğu, Avrupanın umudu. İlk kez
Erdoğan çıkıp farklı birşeyler yapabileceğini
gösterdi. Erdoğan göründüğü kadarıyla ya da göstermek
istediği kadarıyla, dünyada askerlerin yeri neresiyse Türkiyede de
aynı yer olması yönünde bir yol izliyor dedi.
|
AKPli
vekillere Kıbrıs güvencesi |
|
|
|
Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan, AKP milletvekillerinin Kıbrıs konusundaki
tereddütlerini gidermeye çalıştı. |
|
|
|
Antalya |
|
|
|
18 Nisan 2004 Erdoğan, milletvekillerine, Tereddüt etmeyin,
devletin ve hükümetin izlediği politikaya güvenin mesajı verdi. |
Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Antalya kampında bugün milletvekilleriyle Kıbrıs
konusunu değerlendirecek. Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül, AKP milletvekillerine ayrıntılı brifing verecek.
Başbakan, toplantı öncesinde,
milletvekillerine Kıbrıs konusunda tereddüt etmeye gerek yok dedi.
Erdoğan, Sağlam zeminde yürüyoruz. Bize güvenin. Tereddüt yaratmak
isteyenler var, bunu biliyorum. Ancak siz devletin ve hükümetin izlediği politikaya
güvenin dedi.
|
MHPden
AKPye Kıbrıs protestosu |
|
|
|
MHP Ankara İl
Başkanlığı, hükümetin Kıbrıs konusundaki
tutumunu protesto etmek amacıyla parti genel merkezi önüne siyah çelenk
bırakmak istedi. |
|
|
|
NTV |
|
|
|
17 Nisan 2004- Ancak özel güvenlik görevlisinin yer konusundaki
itirazı üzerine arbede yaşandı |
AKP önünde toplanan
MHPliler ellerindeki KKTC ve Türk bayrakları ile Kıbrıs
Türktür Türk kalacak, Ne Mutlu Türküm Diyene sloganları attılar.
Bir grup MHPli, üzerinde KKTC bayrağı bulunan siyah çelengi parti
genel merkezinin girişine bırakmak istedi.
AKP özel güvenlik görevlileri buna karşı
çıkarak, çelengin garaj kapısının önüne
bırakılmasını önerince tartışma çıktı.
Araya giren güvenlik güçleri çelengin giriş
kapısına konulmasına izin verdi. MHPliler siyah çelengi
kapıya bırakmak için yürürken özel güvenlik görevlisinin itirazı
üzerine arbede yaşandı. Arbede sırasında, özel güvenlik
görevlisi tartaklandı.
2 taraftan da "evet" çıkmalı
Uluslararası
Bağışçılar Konferansı'na katılan Başbakan
Mehmet Ali Talat, yurda döndü:
2
taraftan da "evet" çıkmalı
BİZ
SÖZÜMÜZÜ TUTACAĞIZ: Kuzey'den "evet", Güney'den "hayır
çıkması" bizi üzer ve bu, süreç başarıya
ulaşmamış demek olur... Bence bu güvenceyi BM veya AB
sağlayamaz. Bu güvenceyi sağlayacak olan tarafların iyi niyetli
ve çözümü arzulayan yaklaşımlarıdır... Bizde bu
vardır. Biz sözümüzü tutacağız... Demokrat Parti'nin bu
tutumuyla kuzeyden "evet" çıkma olasılığı
çok yüksektir
Başbakanı
Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) sürecinde önünün
açılması ve KKTC'nin dünyayla bütünleşmesinin "iki
evet"e bağlı olduğunu belirterek, "Kuzeyden 'evet',
güneyden 'hayır' çıkması bizi ziyadesiyle üzer ve bu süreç
başarıya ulaşmamış demek olur" dedi.
Talat,
Brüksel'e gerçekleştirdiği ziyaretin önemli bir yanının,
dünya ile temas kurabilmenin artık yolunun
açıldığının ortaya çıkması olduğunu da
söyledi.
Brüksel'de
düzenlenen Uluslararası Bağışçılar Konferansı ile
çeşitli panellere katılan Başbakan Mehmet Ali Talat, dün
akşam yurda döndü.
Brüksel
bizi bekliyor
Başbakan
Mehmet Ali Talat, hedefin, referandumda iki "evet" çıkartarak
Kıbrıs sorununu çözmek olduğunu ifade ederek, "Çözelim
çözmeyelim Brüksel bizi bekliyor" dedi.
Başbakan
Talat, KKTC'ye dönüşünde, Geçitkale Havaalanı'nda
yaptığı açıklamada, Brüksel temasları hakkında
bilgi vererek, görüşmeleri sırasında büyük destek
aldığını söyledi.
"Dünyanın
dilini yakalayabilirseniz derdinizi anlatabilirsiniz" diyen Talat, Brüksel
ziyaretinin, Kıbrıs Türk dış politikasında önemli bir değişikliği
işaret ettiğini, AB merkezinin başbakan düzeyinde ilk kez
ziyaret edildiğini kaydetti. Talat, "Bizi anlamaya
başladılar" diye konuştu.
Temaslarının
başarılı ve yararlı geçtiğini dile getiren
Başbakan Talat, çözüm olduktan sonra yapılacak çok iş
olduğunu söyledi.
AKEL'in
tutum değişikliği
Gazetecilerin
sorularını da yanıtlayan Başbakan Talat, referandumda
"hayır" diyeceğini açıklayan Rum hükümetinin büyük
ortağı komünist AKEL partisinin tavır
değişikliğine gitme nedeninin sorulması üzerine, bunun iki
nedeni olduğunu, birinin ana muhalefet DİSİ'nin "evet"
kararı alması, diğerinin de, ABD ve dünyadan gelen baskılar
olduğunu kaydetti.
Başbakan
Talat, AKEL'in, gelen baskıları bir şekilde
cavaplandırabilmek için, "bazı güvencelerle böyle bir tutum değişikliğine
gidebileceğini" duyurduğunu ifade ederek, şöyle
konuştu:
"Bazı
güvenceler hususunu, ziyaretimizde zaten bize de dile getirmişti. Ancak bu
bazı güvencelerin ne olduğu konusunda tabii ki daha
ayrıntılı bir açıklama veya değerlendirme
yapmışlardır diye düşünüyorum. Benim tahminin, bu
gelişmeler üzerine AKEL doğru bir çizgiye gelmek
çalışması içine girdi."
DP'nin
kararı
Başbakan
Talat, hükümet ortağı Demokrat Parti'nin (DP) referandumda
tabanını serbest bırakma kararıyla ilgili bir soru üzerine
de, DP'nin kararını bağımsız olarak
alacağını ifade ederek, bu konuda yorum yapacak durumda
olmadığını söyledi.
DP
Genel Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Serdar Denktaş'ın, Annan
Planı'nın son şekline gelişinde çok büyük
katkıları olduğunu anlatan Talat, şunları kaydetti:
"Kendisinin
de katkısı ile ortaya çıkmış bir ürünü reddetmesi
tabii ki yanlış bir şey olurdu. DP hem bu yanıyla hem de
Sayın Cumhurbaşkanı'ın (Rauf Denktaş) sürekli olarak,
açıkça da ifade ettiği DP'ye yönelik telkinleri arasında böyle
bir kararı aldı. Yani bir anlamda ne bir tarafın
baskısına tam cevap verdi ya da karşı çıktı ne de
diğer tarafın. İyi oldu diye düşünüyorum. Sonuçta
halkımız kararını 24 Nisan'da verecek. Görünen o ki, DP'de
bu sürece en azından bir ekibiyle 'evet' yönünde
katılıyor."
Başbakan
Talat, "bağışçılar konferansında telaffuz edilen
rakamların kendisini tatmin edip etmediği" sorusuna
karşılık, ABD'nin 400 milyon dolar, İngiltere'nin 31 milyon
euro önerdiğini, diğer ülkelerin herhangi bir taahhüt altına
girebilmesi için, kendi ülkelerinde çalışma yapmaları ve
aldıkları ihtiyaç listesine göre karar vermelerinin söz konusu
olduğunu söyledi.
Bunun
bir hazırlık toplantısı olduğunu, henüz işin
başında olduklarını, esas konferansın Eylül-Ekim'de
yapılacağını kaydeden Talat, "Esas konferansa kadar
değerlendirmeler yapıp her bir ülkenin ne
bağışlayabileceği ortaya çıkmış olacak. Bu
ön konferans göstermiştir ki, ülkeler tamamen Kıbrıs sorununun
çözümünü destekliyorlar, Annan Planı'nı destekliyorlar. Özellikle bu
Rum tarafına çok iyi bir sinyal de olmuştur. Hem siyasi mesaj
açısından hem de ekonomik açıdan olumlu sinyaller
vermiştir" diye konuştu.
Referandum
ertelenemez
Talat,
İstanbul'daki Atatürk Havalimanı Devlet Konukevi'nde düzenlediği
basın toplantısında da, Brüksel'deki temaslarını
değerlendirdi.
Brüksel'de
Kıbrıs Türk tarafının düşüncelerini, Kıbrıs
sorunundaki son gelişmeleri, referandumları ve referandumlara
bakışını aktarma fırsatı bulduğunu kaydeden
Talat, şöyle dedi:
"Özellikle
Türk tarafının planın referanduma sunulmasının
ertelenmesi talebine karşı görüşlerini, buna karşı
çıktığımızı, bizim sözlerimize bağlı
olduğumuzu, taahhütlerimizi yerine getirmeye hazır olduğumuzu
ifade ettim. İlk kez bir KKTC Başbakanı Brüksel'de böyle bir
etkinliğe katıldı. O yüzden ilgi yüksek boyutta oldu.
Uluslararası Bağış Konferansı'nda da Kıbrıs
Türk halkı adına bir konuşma yaptım ve o konuşmada da
bakışımızı ve Annan Planı'nın referanduma
sunulmasıyla ilgili düşüncelerimizi açıkladım. Türk
tarafı olarak bizim tutumumuzun, planın oylanmasının
ertelenmesi yönünde olmadığı, sanıyorum tartışma
kaldırmayacak şekilde ortaya çıkmıştır. Bu
ziyaretin ikinci önemli yanı da dünya ile temas kurabilmenin artık
yolunun açıldığının ortaya çıkmasıdır.
Bu, önemliydi bizim için. Bugüne kadar Kıbrıs Türk politikası
içine kapanıktı. Kendini kapanarak savunmayı hedef olarak
görüyordu. Bu ziyaretle bunu tam anlamıyla aşmış
durumdayız. Dünya ile bütünleşme, iletişim kurma, aynı
frekanstan konuşarak ilişkileri geliştirme gibi bir
politikayı hayata geçirmiş bulunuyoruz. Bunun önemli
yararlarını göreceğiz diye düşünüyorum."
Kıbrıs'ta
açılma politikası
Brüksel'deki
temasları sırasında AB Ortak Dış Politika ve Savunma
Yüksek Temsilcisi Solana ve Günter Verheugen ile görüşme fırsatı
bulduğunu da anlatan Talat, "Böylece Kıbrıs Türkünün,
Kıbrıs Türk Devleti'nin dünya ile bütünleşme sürecinde adım
atmaya hazır olduğunu, AB'ye girmeye ve AB'ye uyum sağlamaya
hazır olduğunu bir kez daha ortaya koyduk" diye konuştu.
Kıbrıs'ta
artık kapanma değil açılma politikasının gündeme
geldiğini ve bunun bundan sonra da yürütüleceğini kaydeden Talat,
şöyle devam etti:
"Güney
Kıbrıs'tan gerçekten 'hayır', KKTC'den 'evet' çıkması
durumunda yepyeni ve önemli politik adımlar atmamız gerekecek. Bu
ziyareti, bu adımların ilk başlangıç sinyali olarak da
algılayabilirsiniz.
Nitekim
gerek ABD, gerek AB yetkilileri, kuzeyden evet, güneyden hayır
çıkması durumunun nasıl değerlendirileceği konusunun
ilk ipuçlarını da vermişlerdir. Ziyaretimiz bu bağlamda son
derece yararlı
oldu."
Kuzeyden
evet, Güney'den hayır çıkması
Başbakanı
Mehmet Ali Talat, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) sürecinde önünün
açılması ve KKTC'nin dünyayla bütünleşmesinin "iki
evet"e bağlı olduğunu belirterek, "Kuzeyden 'evet',
güneyden 'hayır' çıkması bizi ziyadesiyle üzer ve bu süreç
başarıya ulaşmamış demek olur" dedi.
Talat,
bir gazetecinin, "Kuzeyden 'evet', güneyden 'hayır' çıkması
durumunda size ne gibi güvenceler verildi?" sorusu üzerine, "Bütün
bunlar bir mücadele sürecidir. Bu süreci iyi planlar, doğru yaparsanız
başarıya ulaşırsınız" dedi.
Bugüne
kadar kapanma politikası yürütüldüğü için böyle bir mücadelenin hiç
düşünülmediğini ifade eden Talat, şöyle konuştu:
"Atacağımız
adımlar son derece önemlidir. Tanınmayı zor görüyorum. Güvenlik
Konseyi'nin kararları var. Tanınmanın başka hususları
var. Ama izolasyonun ortadan kalkması yönünde gerçekten
adımların atılması mümkündür. Bunun ilk sinyali, ABD
Dışişleri Bakanı'nın beni aramasıyla
verilmiştir. Diğer birçok uluslararası kurum ve kuruluş bu
konuya ilgi göstermeye başladı. Ama bunun arkasını
bırakmamak lazım. Böyle bir durum ortaya çıktığı
takdirde hiç bıkmadan, yılmadan bu mücadeleyi vermek lazım. Aksi
halde başarıya ulaşmak, yani bir tek güneyden 'hayır',
kuzeyden 'evet' çıkmasıyla her şeyin bir günde değişeceğini
beklemek mümkün değil. Arzumuz, hedefimiz, yanlış
anlaşılmasın iki 'evet' çıkmasıdır. Yani birincil
hedefimiz budur.
Kuzeyden
'evet', Güney'den 'hayır' çıkması bizi ziyadesiyle üzer ve bu
süreç başarıya ulaşmamış demek olur. Bizim, Kuzey'den
'evet', Güney'den 'hayır' çıkması bir arzumuzmuş gibi
kesinlikle anlaşılmamalıdır. Bizim arzumuz her iki taraftan
da 'evet' çıkmasıdır. Ancak o zaman başarıya
ulaşırız. Diğeri, bir uzun sürecin sonucunda ancak
bazı iyileştirmeler elde etmektir ki, bu iyileştirmeler bize
yetmez. Türkiye'nin AB sürecinde önünün açılması, bizim dünyayla
bütünleşmemiz, iletişim kurmamız, bütün bunlar 'iki evet'e
bağlıdır."
Yunanistan'dan
evet yönünde güçlü destek bekliyorum
Talat,
bir başka soru üzerine de Yunanistan'dan referandumda 'evet' denilmesi
yönünde daha güçlü bir destek beklediğini kaydetti.
"AB
ve BM, Rum tarafına istediği güvenceleri verebilir mi?"
şeklindeki soru üzerine Talat, şunları kaydetti:
"Bence
bu güvenceyi BM veya AB sağlayamaz. Bu güvenceyi sağlayacak olan tarafların
iyi niyetli ve çözümü arzulayan yaklaşımlarıdır. Bizde bu
vardır. Biz, sözümüzü tutacağız. Dolayısıyla ek
güvenceler istemeye hiçbir gerek yoktur diye düşünüyorum. AB'nin
vereceği güvence sonuçta Türk tarafının istekliliğine,
kararlılığına bağlı bir güvence olacaktır.
Bu bakımdan bunu ısrarla istemek, aslında referandumda 'evet'
dememeye bir bahanedir. Başka bir anlamı olabileceğini
düşünmüyorum."
Beklentisinin, Rum tarafında da sağduyunun egemen olmaya başlaması olduğunu kaydeden Talat, Güney Kıbrıs'ta referandumda 'evet' çıkma ihtimalinin, AKEL'in politika çizgisini değiştirmesiyle mümkün hale gelebileceğini söyledi.
KIBRIS 18/04/04
UBP ve
DP'lilerin 1/4'ü "evet"çi
Annan
planına karşı "hayır" kampanyası yürüten UBP
ile üyelerini referandumda serbest bırakma kararı alan DP'de,
partililerin önemli bir bölümü planı destekliyor ve referandumda
"evet" diyeceğini söylüyor
UBP ve
DP'lilerin 1/4'ü "evet"çi
UBP'DE
ÖNEMLİ ÇATLAK: KADEM'in referanduma yönelik 70 yerleşim biriminde
1815 kişiyle yaptığı anket, halkın yüzde 62.1'inin
referandumda "evet" diyeceğini ortaya çıkarırken,
partilerin tutumunu da belirledi. 11-16 Nisan tarihleri arasında
yapılan ankette, UBP'lilerin yüzde 21.5'i Annan Planı'nı desteklediğini
bildirdi. Bu oran, partililerin yaklaşık 4'te 1'ine denk düşüyor
DP'DE
"EVET"ÇİLER DAHA FAZLA: Annan Planı'na ta
başından beri tarafsız kalmaya çalışan ancak
yapılan açıklamalarla "hayır"a daha yatkın
görülen DP'de "evet"çiler, UBP'ye göre daha fazla. DP'de de
partililerin 4'te 1'inden de fazlası "evet" demeye
hazırlanıyor. Plana yüzde 28.4 oranında destek veren DP
tabanı da liderliğin "hayır"a yatkın tutumunu
benimsemiyor
EN
YÜKSEK "EVET" CTP'DE: Kıbrıs sorununun çözümü için büyük
mücadele veren iktidarın büyük ortağı CTP, tabanı ile
birlikte hareket ediyor. CTP'lilerin yüzde 94.4'ü, yani neredeyse tamamı
referandumda "evet" diyeceği günü bekliyor. Bu oran, partiler
arasında "evet" diyeceklerin en yüksek oranını
oluşturuyor. "Evet" sıralamasında ikinci sıraya
yerleşen BDH'dan da yüzde 90.7'lik "evet" var
Ülkemizde
kaderimizin belirleneceği 24 Nisan'daki referanduma sayılı
günler kalırken, tansiyon da giderek yükseliyor.
Annan
planına karşı "hayır" kampanyası yürüten UBP
ile üyelerini referandumda serbest bırakma kararı alan DP'de,
partililerin önemli bir bölümü planı destekliyor ve referandumda
"evet" diyeceğini söylüyor.
KKTC'de
yıllarca iktidar olmanın nimetlerinden yararlanarak statükonun en
büyük partilerinden biri olan Ulusal Birlik Partisi (UBP), 14 Aralık
seçimlerinde halktan aldığı derse rağmen Kıbrıs
sorununda izlediği politika nedeniyle tabanını da kaybetmeye
başladı.
Annan
Planı'na karşı "hayır" kampanyası yürüten
UBP liderliğinin izlediği yolu partililerin benimsemediği ortaya
çıktı.
Gece
gündüz bayrak edebiyatına sarılıp Annan Planı'nı
"öcü" göstermeye çalışan UBP liderliğinin aksine
partililerin yaklaşık dörtte biri referandumda "evet"
diyeceğini söyledi.
KADEM'in
referanduma yönelik 70 yerleşim biriminde 1815 kişiyle
yaptığı ankette partilerin nabzı da yoklandı. 11-16
Nisan tarihleri arasında yapılan ankette, UBP'lilerin yüzde 21.5'i
Annan planını desteklediğini bildirdi. Bu oran ise partililerin
yaklaşık 4'te 1'ine denk düşüyor.
Siyasi
gözlemcilere göre, UBP'lilerin yaklaşık 4'te 1'inin referandumda
"evet" demeye hazırlanması, Annan Planı'nın
ortaya çıktığı günden itibaren Cumhurbaşkanı
Denktaş'ın gittiği yolda ilerleyen UBP yönetiminin çözümsüzlük
siyaseti izleyerek aslında statükoyu korumaya çalışmasına tabanının
onay vermediğini gösteriyor.
Aynı
gözlemciler, UBP'de plana yüzde 21.5 oranında destek
çıkmasını, "UBP'de önemli çatlak" diye yorumluyor.
Öte
yandan koalisyonun küçük ortağı DP'de de durum pek farklı
görülmüyor.
Annan
Planı'na ta başından beri tarafsız kalmaya
çalışan ancak yapılan açıklamalarla "hayır"a
daha yatkın görülen DP'de "evet"çiler, UBP'ye göre daha fazla.
Referandum için önceki akşam üyelerini serbest bırakma kararı
alan DP'de de partililerin 4'te 1'inden de fazlası "evet" demeye
hazırlanıyor. DP'de plana destek yüzde 28.4'e çıkıyor. Bu
durum DP tabanının da liderliğin "hayır"a
yatkın tutumunu benimsemediğini gösteriyor.
Kıbrıs
sorununun çözümü için büyük mücadele veren iktidarın büyük
ortağı CTP ise tabanı ile birlikte hareket ediyor. CTP'lilerin
yüzde 94.4'ü, yani neredeyse tamamı referandumda "evet"
diyeceği günü bekliyor. Bu oran, partiler arasında "evet"
diyeceklerin en yüksek oranını oluşturuyor.
"Evet"
sıralamasında ikinci sıraya yerleşen BDH'dan da yüzde
90.7'lik "evet" var.
Çözüm
ve AB mücadelesi veren bir diğer parti olan ÇABP'da da "evet"
diyenlerin oranı yüzde 80.
Annan
Planı'nın kabulü halinde "mahvolacağız,
öleceğiz" diyen KAP'ta da partililerin yüzde 33.3'ü planı
destekleyeceğini söylüyor.
Halkın
ezici çoğunluğu Annan Planı'nda bilgili
KADEM,
halkın Annan Planı'yla ilgili ne kadar bilgili olduğunu saptamaya
çalıştı.
Buna
göre, halkın yüzde 74.4 gibi ezici çoğunluğu, kendini plan
hakkında bilgili hissediyor. Hiç bilgili olmayanların oranı ise
yüzde 15.3.
Bu
konuda vatandaşların yüzde 14.8'i kendini planla ilgili "çok
bilgili" hissederken, yüzde 29.6'sı "oldukça bilgili",
yüzde 30'u da "biraz bilgili" görüyor.
Yüzde
10.3'lük kesim de bu konuda cevap vermedi.
Yine
bilgi düzeyi ile referandumdaki tavır arasındaki ilişkiye
bakıldığında, referandumda "evet" diyecekler,
kendini planla ilgili bilgili hissedenler arasında en yüksek seviyeye
çıkıyor.
Halk
gidişattan iyimser
Anket
sonuçları, halkın genel gidişatla ilgili ne
düşündüğünü de ortaya çıkardı.
KADEM
araştırmasına göre, KKTC halkı, genel gidişattan
iyimser. Özellikle gençlerin iyimser olduğu görülüyor.
Durumu
ilçelere göre değerlendirdiğimizde, Mağusa ilçesinde ikamet
edenlerin diğer ilçelere göre daha iyimser oldukları
anlaşılıyor.
Öte
yandan eğitim düzeyi yükseldikçe iyimserlik de artıyor.
Ülkenin
gidişatıyla ilgili "çok iyimserim" diyenler yüzde 14.8,
"oldukça iyimserim" diyenler yüzde 29.6, "ne iyimserim, ne de
kötümserim" diyenler de yüzde 30'luk kesimi oluşturuyor.
Gidişat
için "oldukça karamsar" olanlar yüzde 15.3, "çok karamsar"
olanlar da yüzde 7'lik bir oranı temsil ediyor.
UBP ve
DP'lilerin daha karamsar oldukları dikkat çekiyor. Bu kesim, genel
gidişattan memnun değil.
Tablolar
Tablo
I:
24
Nisan tarihinde yapılacak Annan Planı ile ilgili referandumda oyunuzu
"evet" olarak mı, yoksa "hayır" olarak mı
kullanmayı düşünüyorsunuz?
Parti
UBP DP CTP-BG BDH MBP ÇABP KAP genel
Evet
21.5 28.4 94.4 90.7 35.0 80.0 33.3 62.4
Hayır
63.5 53.5 2.5 1.3 25.0 6.7 66.7 20.8
Kararsızım
4.8 10.3 1.4 6.0 20.0 - - 7.9
Fikir/cevap
yok 10.3 7.7 1.7 2.0 20.0 13.3 - 8.9
Tablo
II:
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından Kıbrıs sorununa
ilişkin önerilen son çözüm hakkında ne derece bilgilisiniz?
a-
Genel sonuçlar
Açıklama
%
Çok
bilgiliyim 14.8
Oldukça
bilgiliyim 29.6
Biraz
bilgiliyim 30.0
Hiç
bilgili değilim 15.3
Fikir/cevap
yok 10.3
b-
Yaş
Açıklama
18-24 25-34 35-44 45-54 55+ genel
Çok
bilgiliyim 10.8 12.1 8.2 10.2 12.0 10.6
Oldukça
bilgiliyim 28.1 40.8 40.7 33.5 25.7 35.4
Biraz
bilgiliyim 55.4 41.1 46.3 46.0 40.7 45.2
Hiç
bilgili değilim 5.8 5.3 3.7 8.0 18.6 7.6
Fikir/cevap
yok - 0.7 1.1 2.3 3.0 1.4
c-
Bilgi düzeyi ve referandum
Açıklama
Evet Hayır Kararsız Fikir-cevap yok
Çok
bilgiliyim 71.6 22.0 - 6.4
Oldukça
bilgiliyim 77.0 17.5 0.3 5.2
Biraz
bilgiliyim 55.6 27.3 0.6 16.5
Hiç
bilgili değilim 29.5 34.6 - 35.9
Fikir/cevap
yok 21.4 - - 78.6
d-
Parti
Açıklama
UBP DP CTP-BG BDH MBP ÇABP KAP
Çok
bilgiliyim 10.1 10.1 13.0 12.7 28.6 12.5 -
Oldukça
bilgiliyim 24.2 28.1 44.0 49.3 - 50.0 -
Biraz
bilgiliyim 55.5 47.2 39.9 33.8 71.4 25.0 100.0
Hiç
bilgili değilim 9.3 14.6 2.8 4.2 - 12.5 -
Fikir/cevap
yok 0.9 - 0.3 - - - -
e-
Eğitim düzeyi
Açıklama
Okur-yazar İlk-orta Lise-meslek Üniversite-yüksek lisans genel
Çok
bilgiliyim 8.6 6.1 12.3 14.3 10.6
Oldukça
bilgiliyim 20.0 30.7 38.2 39.5 35.4
Biraz
bilgiliyim 54.3 46.4 45.9 40.8 45.2
Hiç bilgili
değilim 17.1 14.2 2.4 5.5 7.6
Fikir/cevap
yok - 2.6 1.2 - 1.4
f-
Köken
Açıklama
Türkiye kökenli Kıbrıs kökenli Genel
Çok
bilgiliyim 8.8 11.0 10.6
Oldukça
bilgiliyim 23.8 38.0 35.4
Biraz
bilgiliyim 57.5 42.3 45.2
Hiç
bilgili değilim 8.8 7.3 7.6
Fikir/cevap
yok 1.0 1.4 1.4
g- Yer
değiştirme durumu
Açıklama
Türk devletine kalacak Rum devletine kalacak genel
Çok
bilgiliyim 9.6 13.6 10.6
Oldukça
bilgiliyim 38.7 24.4 35.4
Biraz
bilgiliyim 44.4 47.5 45.2
Hiç
bilgili değilim 5.8 13.2 7.6
Fikir/cevap
yok 1.4 1.2 1.4
Tablo
III
Ülkemizdeki
olayların gidişatı ile ilgili ne derece iyimser ya da karamsar
olduğunuzu öğrenebilir miyim?
a-Genel
sonuçlar
Açıklama
%
Çok
iyimserim 14.8
Oldukça
iyimserim 29.6
Ne
iyimserim ne de kötümserim 30.0
Oldukça
karamsarım 15.3
Çok
karamsarım 7.0
Bilmiyorum/cevap
yok 3,3
b-
Yaş
Açıklama
18-24 25-34 35-44 45-54 55+ genel
Çok
iyimserim 15.1 17.0 14.6 13.6 12.6 14.8
Oldukça
iyimserim 31.7 33.7 33.6 25.6 18.6 29.6
Ne
iyimserim ne de kötümserim 36.0 32.3 31.0 29.0 21.0 30.0
Oldukça
karamsarım 9.4 10.3 13.1 21.0 26.3 15.3
Çok
karamsarım 7.2 4.6 5.2 8.5 12.0 7.0
Bilmiyorum/cevap
yok 0.7 2.1 2.6 2.3 9.6 3.3
c-
İlçe
Açıklama
Lefkoşa Mağusa Girne Güzelyurt İskele genel
Çok
iyimserim 11.8 27.9 8.8 21.8 13.0 14.8
Oldukça
iyimserim 29.4 25.4 34.2 28.2 27.0 29.6
Ne
iyimserim ne de kötümserim 37.0 19.7 29.8 27.0 20.0 30.0
Oldukça
karamsarım 14.0 9.8 20.2 10.9 24.0 15.3
Çok
karamsarım 5.4 8.2 3.5 10.9 13.0 7.0
Bilmiyorum/cevap
yok 2.5 9.0 3.5 1.1 3.0 3.3
d-
Parti
Açıklama
UBP DP CTP-BG BDH MBP ÇABP KAP
Çok
iyimserim 4.4 10.1 22.8 16.9 28.6 50.0 50.0
Oldukça
iyimserim 15.9 22.5 43.5 39.4 - 12.5 -
Ne
iyimserim ne de kötümserim 30.0 33.7 23.3 38.0 42.9 25.0 50.0
Oldukça
karamsarım 30.8 22.5 7.0 4.2 - - -
Çok
karamsarım 14.5 10.1 2.3 1.4 28.6 12.5 -
Bilmiyorum/cevap
yok 4.4 1.1 1.0 - - - -
e-
Eğitim düzeyi
Açıklama
Okur-yazar İlk-orta Lise-meslek Üniversite-yüksek lisans Genel
Çok
iyimserim 17.1 11.0 14.0 21.4 14.8
Oldukça
iyimserim 5.7 25.5 34.5 30.3 29.6
Ne
iyimserim ne de kötümserim 34.3 27.0 32.1 30.3 30.0
Oldukça
karamsarım 22.9 21.4 11.6 11.8 15.3
Çok
karamsarım 14.3 8.4 5.8 5.9 7.0
Bilmiyorum/cevap
yok 5.7 6.7 1.9 0.4 3.3
f-
Köken
Açıklama
Türkiye kökenli Kıbrıs kökenli genel
Çok
iyimserim 12.4 15.4 14.8
Oldukça
iyimserim 28.5 29.8 29.6
Ne
iyimserim ne de kötümserim 25.9 31.0 30.0
Oldukça
karamsarım 19.2 14.4 15.3
Çok
karamsarım 10.4 6.2 7.0
Bilmiyorum/cevap
yok 3.6 3.2 3.3
Yarın:
Çözüm olmazsa ne olur, halk bu konuda ne düşünüyor? Güney
Kıbrıs'taki referandum sonuçlarıyla ilgili
vatandaşların tahmini ne yönde?
KIBRIS 18/04/04
AKEL'in
"hayır"ı sallanıyor
AKEL
Genel Sekreteri Hristofyas, BM ve AB tarafından uygulama garantisi
verilmesi halinde tutumlarını değiştirip planı
destekleyebileceklerini söyledi:
AKEL'in
"hayır"ı sallanıyor
AKEL,
GÜVENCE İSTİYOR: Altını çizdikleri konulara
değinilmesi halinde planla ilgili tutumlarını
değiştirmek amacıyla parti organlarını
toplayabileceklerini ifade eden Hristofyas, "Bugün veya yarın
Güvenlik Konseyi'nde gelişmeler olması ve bizim de bu
gelişmelerden tatmin olmamız halinde tutumumuzu
değiştireceğiz" dedi
l
PAPADOPULOS, ENGELLEMEYE ÇALIŞIYOR: Dışişleri eski
bakanı ve DİSİ milletvekili Yannakis Kasulides, Rum lider Tasos
Papadopulos'un, AKEL'in karar değişikliğinin önünü kesmek için
Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi Rusya nezdinde girişimlerde
bulunduğunu söyledi
AKEL
Genel Sekreteri ve Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, BM
Güvenlik Konseyi ve AB tarafından uygulama garantileri verilmesi halinde
Annan Planı'na destek verebileceklerini söyledi.
Hristofyas,
BM ve AB'den uygulama güvencesi alınırsa, referandumun ertelenmemesi
halinde "hayır" oyu verme kararlarını gözden
geçirebileceklerini bildirdi.
Hristofyas,
Yunan televizyon kanalı ERT'ye yaptığı açıklamada, BM
Güvenlik Konseyi'nin "sadece sözlü" olarak verdiği garantilerle
tatmin olmadıklarını ve parti olarak daha elle tutulur
garantiler istediklerini vurguladı.
Hristofyas,
"Hem Türk tarafı hem de Rum tarafı olarak, bizim planın
düzgün şekilde uygulamaya konulması için garantör güçler yerine
Güvenlik Konseyi ve AB'den verilecek garantilere ihtiyacımız
vardır" dedi.
Altını
çizdikleri konulara değinilmesi halinde barış planı
hakkındaki tutumlarını değiştirmek amacıyla parti
organlarını toplayabileceklerini ifade eden Hristofyas, "Bugün
veya yarın Güvenlik Konseyi'nde gelişmeler olması ve bizim de bu
gelişmelerden tatmin olmamız halinde tutumuzu
değiştireceğiz" dedi.
AKEL'in
"hayır" kararı Rum hükümetinde iki bakanın
istifasının yanında, Türk tarafında, BM, AB ve ilgili tüm
ülkelerde AKEL'e karşı tepkiye neden olmuştu.
Öte
yandan dışişleri eski bakanı ve DİSİ milletvekili
Yannakis Kasulides, Rum lider Tasos Papadopulos'un, AKEL'in karar
değişikliğinin önünü kesmek için Güvenlik Konseyi'nin daimi
üyesi Rusya nezdinde girişimlerde bulunduğunu söyledi.
KIBRIS 18/04/04
Plan
pürüzsüz şekilde uygulanacak Gerekli tüm adımlar atılacak
BM
Güvenlik Konseyi, taraflara, Annan Planı'nın yarattığı
tarihi fırsatın kaçırılmaması çağrısı
yaptı ve planın eksiksiz uygulanacağı taahhüdünü verdi:
Plan
pürüzsüz şekilde uygulanacak Gerekli tüm adımlar atılacak
ANNAN,
GÜVENLİK KONSEYİ KARARINDAN MEMNUN: BM Genel Sekreteri Kofi Annan,
Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs planına destek vermesini
memnuniyetle karşıladı. Annan, konseyin plana destek vermesinden
ve anlaşma için öngörülen adımları atmaya hazır
olduğunu bildirmesinden memnuniyet duyduğunu belirtti
BM
Güvenlik Konseyi, Genel Sekreter Kofi Annan tarafından hazırlanan
Kıbrıs planına güçlü destek vererek, bunun,
kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu bildirdi.
Güvenlik Konseyi ayrıca, planın eksiksiz şekilde
uygulanacağı ve gerekli adımların atılacağı
taahhüdünü verdi.
Konsey
tarafından yapılan başkanlık açıklamasında,
Kıbrıs'ta kararın halklara bırakılmasıyla
birlikte, Annan Planı'na kuvvetle destek verildiği ve bu tarihi
fırsatın kaçırılmaması gerektiği belirtildi.
Açıklama,
dönem başkanı Almanya'nın BM Büyükelçisi Günter Pleuger
tarafından yapıldı.
BM
Genel Sekreteri Kofi Annan, Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs planına
destek vermesini memnuniyetle karşıladı.
Annan
yaptığı açıklamada, konseyin Kıbrıs'ta taraflara
sunduğu plana destek vermesinden ve anlaşma için öngörülen
adımları atmaya hazır olduğunu bildirmesinden memnuniyet
duyduğunu belirtti.
Annan,
konseye yakında, adadaki BM Barış Gücü'nün yeniden
şekillendirilmesinin de aralarında bulunduğu anlaşmayla
ilgili kararlar konusunda bilgi vereceğini kaydetti.
BM
Güvenlik Konseyi önceki gün yaptığı açıklamada, Annan
tarafından hazırlanan Kıbrıs planına güçlü destek
vererek, bunun kaçırılmaması gereken bir fırsat
olduğunu bildirmişti.
Konseyin
bu açıklamasını "uluslararası toplumun Rum
tarafına bir mesajı" olarak değerlendiren BM
kaynakları, açıklamanın, BM'den bu yönde karar
çıkmasını "tercih etmeyen" Rum yönetimine bir
uyarı olarak değerlendirilebileceğini ifade etmişlerdi.
BM'deki
diplomatik kaynaklar, İngiltere tarafından hazırlanan
başkanlık açıklamasına ilişkin görüşmelerde
Rusya, Fransa ve Çin'in Rum tarafının görüşleri
doğrultusunda hareket ettiklerini de vurgulayarak, bu ülkelere katılan
daimi üye olmayan ülkeler Cezayir ve Şili'nin açıklamayı
"sulandırma" yönünde çaba sarf ettiklerini belirtmişlerdi.
Güvenlik
Konseyi, planı tam olarak uygulamayı taahhüt etti
BM
Güvenlik Konseyi Başkanı Gunter Pleuger, dün, BM Güvenlik Konseyi'nin
Kıbrıs konusu ile ilgili düşüncelerini basına
yaptığı bir açıklama ile duyurdu.
Açıklamada,
BM Güvenlik Konseyi'nin, Kıbrıs sorununun olası çözümü durumunda
ortaya çıkacak maliyete, parasal desteği organize etmek için 15 Nisan
2004'te Brüksel'de düzenlenen Uluslararası Bağışçılar
Konferansı hazırlık toplantılarından çıkan sonucu
memnuniyetle karşıladığı bildirildi.
Konseyin
üyelerinin, bağışçıların taahhütlerini, iki halk
tarafından kabul edilmesi durumunda, Genel Sekreterin Kıbrıs
sorununa getirdiği kapsamlı çözümün uygulanması için gereken
finansal kaynakları tedarik etmek için taşıdıkları
istek olarak kabul ettiği belirtilirken, Kıbrıslıların
24 Nisan'da yapılacak olan senkronize referandumlarla gelecekleri
hakkında tarihi bir karar verecekleri hatırlatıldı.
Güvenlik
Konseyi başkanlığından yapılan açıklamada,
referandumlarda evet çıkması durumunda, planın pürüzsüz bir
şekilde uygulanması için oluşturulacak yeni BM gücü de dahil
olmak üzere, planda belirtilen bütün gereksinimlerin sağlanması için,
BM Güvenlik Konseyi üyelerinin gerekli tüm adımları atacakları
belirtiliyor. Açıklamada ayrıca, taahhüt altına giren tüm
tarafların anlaşma sağlanması halinde üzerlerine
düşeni tümüyle yerine getirmelerine yardımcı olmak için,
Güvenlik Konseyi üyelerinin sorumluluk üstlendiği de belirtildi.
KIBRIS 18/04/04
Kıbrıs
tarihindeki en kritik hafta...
Kıbrıs
tarihindeki en kritik hafta.. BM ve AB "evet" için devrede
Annan
Planı sayesinde barış, yeniden birleşme ve çağdaş
Avrupa ailesi içinde yer alma şansı yakalayan Kıbrıs
adası, tarihindeki en kritik haftaya giriyor. Önümüzdeki 5 gün içinde
yaşanacak
gelişmeler,
adanın geleceğini belirleyecek.
Birleşmiş
Milletler ve Avrupa Birliği, 24 Nisan'daki referandumlarda her iki
taraftan
da
evet sonucu alınması için, özellikle Rum Yönetimi nezdinde yoğun
şekilde devrede bulunuyor.
İki
taraftaki statükocular ve derin çevrelerin gözü yaşlı direnişine
rağmen herkes, bu fırsatın
değerlendirilmesi
yönünde çaba harcıyor.
BM
Güvenlik Konseyi yarın yapacağı toplantıda Kıbrıs
sorununu ele alacak. BM'nin ve şahsen
kendisinin
harcadığı emeklerin boşa gitmesini istemeyen Genel Sekreter
Kofi Annan, Güvenlik
Konseyi'nin
toplantısına katılacak. Bu durum, Güvenlik Konseyi'nden güçlü
bir karar veya açıklama
çıkması
beklentisi yarattı. BM Güvenlik Konseyi'nin "Annan
Planı'nın yarattığı tarihi fırsatın
kaçırılmaması"
çağrısı ve "planın eksiksiz
uygulanacağı" taahhüdü, Annan'ı ve barış
güçlerini
memnun
etti. Güvenlik Konseyi'nin, Pazartesi günü plana destek ve
uygulanmasını garanti etme
yönünde
ikna edici karar alması bekleniyor.
Avrupa
Parlamentosu da Çarşamba gün yapacağı toplantıda
Kıbrıs sorununu da ele alacak. AB
Komisyonu'nun
Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günter Verheugen, Yunan
Dışişleri Bakanı
Petros
Moliviatis'e, Avrupa Parlamentosu'nun "planın uygulanmasını
takip edeceği ve ihlal edilmesi
durumunda
gerekli tedbirleri alacağı yönünde taahhüt vereceğini"
söyledi.
New
York'ta varılan anlaşmaya tamamen ters bir tavırla ve BM'yi
tehdit ederek "hayır" kararı alan
AKEL,
parti içindeki istifalar, Kıbrıslı Türk barış güçleri,
AB, BM, ABD ve ilgili tüm devletlerden
gördüğü
tepki nedeniyle geri adıma hazırlanıyor. AKEL Genel Sekreteri ve
Rum Meclis Başkanı
Dimitris
Hristofyas, Yunanistan'ın ERT kanalına yaptığı
açıklamada, BM ve AB'ın planla ilgili
tatmin
edici garantiler vermesi durumunda "hayır" kararını
yeniden gözden geçireceklerini söyledi.
AKEL'in
karar değiştirmeye hazırlanması, Güney Kıbrıs'tan
da evet çıkması şansını artırdı.
BM ve
AB'la birlikte ABD ve İngiltere de Güney'deki olumsuz havayı
değiştirmek amacıyla
yoğun
gayret gösteriyor. Güney'de en çok satan gazete olan Fileleftheros, dünkü
sayısında bu konudaki
haberini
manşetten, "Değiştirme Çabaları... Perde Gerisinde
Faaliyet Gösteren ABD-İngiltere ve AB'tan
Havuç
ve Kırbaç... Annan Pazartesi Güvenlik Konseyi'nde"
başlığıyla yayımladı. Gazete şunları
kaydetti:
"Amerikalılar
pazartesine kadar Annan Planı'na dayalı anlaşmanın
uygulanması için garantiler temin
yönünde
çalışacak. İngiltere ve AB da aynı paralelde hareket edecek.
Washington ve Brüksel, başrolde
Powell
ve Verheugen olmak üzere anlaşmanın uygulanmasını
izleyecekleri güvencesi verdi."
Annan
Planı'na karşı tutumu nedeniyle Rum Yönetimi ile Atina
arasında yaşanan görüş ayrılığının
yanında,
Güney'in en büyük partileri AKEL ve DİSİ'de kazanlar kaynıyor.
Rum Yönetimi Dışişleri Eski
Bakanı
Yannakis Kasulides ve Eski Başsavcı Alekos Markides ile
DİSİ Başkanı Nikos Anastasiades,
"hayır"
tutumu nedeniyle Papadopulos'u sert şekilde eleştiriyor. Basında
da bu çerçevede karşıt haberler
yayınlanıyor.
Rum
Hükümet Sözcüsü Kipros Hrisostomidis, müzakere döneminde Annan Planı
hakkında Atina'yla
olan
uyumlarının karar alma aşamasına gelindiği bu günlerde
bozulduğunu kabul etmek zorunda kaldı.
Rum
basını, Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in
Saraybosna'da düzenlenecek Balkan Ülkeleri
Zirvesi
çerçevesinde çarşamba günü TC Başbakanı Tayip Erdoğan'la
görüşme ihtimalinin bulunduğunu
da
yazdı.
KKTC'de
14 Aralık'ta yaşanan iktidar değişikliği ile
Türkiye'de AK Parti iktidarının kararlı
ve
akılcı tutumu da adada çözüm ve AB şansını
artırıyor.
KIBRIS 18/04/04