ABD ve ABden Rumlara baskı
Washington, New Yorktaki Kıbrıs görüşmeleri sürecinde Rum kesiminin yapıcı davranmadığı gerekçesiyle ABden baskı istedi. Berlin, Paris ve Londra da, AB-Türkiye ilişkileri Kıbrıstan bağımsız ele alınır uyarısı yapınca anlaşma sağlandı.
NTV
16 Şubat 2004
Görüşmeler sürerken yaşanan çok yönlü uluslararası diplomasi trafiğinin perde arkası bilgileri netleşmeye başladı. ABD Dışişleri Bakanı Powellın, ABnin önde gelen ülkelerinin dışişleri bakanlarıyla temasa geçtiği ortaya çıktı.
New Yorktaki Kıbrıs görüşmeleri sürerken, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Dışişleri Bakanı Abdullah Gülün yanısıra Fransız ve Alman dışişleri bakanlarını aradı. Powell, Avrupalı muhataplarına, New Yorkta Türk tarafının çok olumlu ve yapıcı bir çizgi izlediğini, ancak Rum tarafının böyle bir tutum içinde olmadığını söyledi. ABDli bakan, Avrupalı meslektaşlarından Rum tarafının da Türk çizgisine çekilebilmesi için baskı yapmalarını da istedi.
AB DIŞİŞLERİ BAKANLARI TRAFİĞİ
Bunun üzerine Fransız, Alman ve İngiliz dışişleri bakanları birbirleriyle temasa geçtiler. Temaslar sonunda New York görüşmelerinden Rum tarafı nedeniyle olumlu bir sonuç çıkmaması halinde, Türkiyeye AB üyelik müzakereleri için tarih verilmesi konusunun Kıbrıs sorunundan bağımsız olarak ele alınması yönünde bir açıklama üzerinde mutabakata varıldı.
Bu karar, Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu aracılığı ile New Yorktaki Rum heyetine de iletildi. Batılı diplomatik kaynaklar, sözkonusu mutabakatın, Rum kesiminin Adadaki görüşmelerde olumsuz bir tutum takınması halinde de geçerli olacağını belirttiler.
ÜÇLÜ ZİRVEDE GÜNDEM KIBRIS
Öte yandan, Kıbrıs konusunun ve bu bağlamda Türkiye ile ilişkilerin Alman, Fransız ve İngiliz liderlerin Çarşamba günü yapacakları üçlü zirvenin de gündem maddelerinden birini oluşturacağı öğrenildi. NTVye bilgi veren kaynaklar, Ekim ayında yayınlanacak ilerleme raporunda Avrupa Komisyonunun, Avrupalı liderlere Türkiyenin tarih almasında bir sorun bulunmadığı, ancak Türkiyenin tam üyeliği öncesi ABnin kurumlarını yeniden düzenlemesinin de şart olduğu görüşünü vurgulayacağını ifade ettiler.
|
TBMMde Kıbrıs görüşmesi yarın |
|
|
Kıbrıs konusundaki gelişmeler, yarın TBMM Genel Kurulunda ele alınacak. |
|
|
Ankara
AA |
|
|
|
16 Şubat 2004 Yarın yapılacak öngörüşmede AKP Grubu adına AB Komisyonu Başkanı ve Düzce Milletvekili Yaşar Yakışın konuşacağını belirten Fatsa, Genel Görüşme açılır mı? sorusuna, bunun Genel Kurulun iradesinde olduğunu kaydetti. |
AKP Grup Başkanv
ekili Eyüp Fatsa, CHPnin Kıbrıs konusundaki Genel Görüşme önergesinin ön görüşmesinin yarın yapılacağını bildirdi. Geçen hafta yapılması planlanan öngörüşmenin New Yorktaki Kıbrıs görüşmeleri nedeniyle ertelendiğini hatırlatan Fatsa, Önce, Genel Kurula bilgi verme şeklinde düşündük. Ama CHPnin verdiği önerge de dikkate alınarak, Genel Görüşmenin ön görüşmesi şeklinde yapmaya karar verdik dedi.
Yarın yapılacak öngörüşmede AKP Grubu adına AB Komisyonu Başkanı ve Düzce Milletvekili Yaşar Yakışın konuşacağını belirten Fatsa, Genel Görüşme açılır mı? sorusuna, bunun Genel Kurulun iradesinde olduğunu kaydetti. Fatsa, ön görüşmenin yarın yapılacağını CHPye ilettiklerini belirtti.
Fatsa, Çarşamba gününden itibaren Kamu Yönetimi Temel Yasa Tasarısının Genel Kurulda ele alınacağını ve bu hafta sonunda Meclise sevkedilmesini bekledikleri Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı ile birlikte seçimlerden önce çıkarılmasının hedeflendiğini bildirdi. Fatsa, bu tasarı için Genel Kurulun Cuma günü de çalışabileceğini ifade etti.
|
Liderler haftada 3 gün görüşecek |
|
|
Kıbrıstaki BM Barış Gücü askerlerine üs vazifesi gören havaalanında yapılacak görüşmelerin biçimi belli olmaya başladı. BM yetkililerinden alınan bilgiye göre, İngilizce yapılacak görüşmelerde liderler haftada 3 kez bir araya gelecek. |
|
|
New York
AA |
|
|
|
16 Şubat 2004 Öte yandan, BMnin görüşmelerde 20 kişilik bir ekiple hazır bulunacağı belirtildi. Görüşmelere katılacak AB teknik heyetinin ise en az 4, en çok 6 üyeden oluşması öngörülüyor. |
BM kaynakları, görüşmelerin yapılacağı 1948de inşa edilen Lefkoşa Uluslararası Havaalanındaki hazırlıkların sürmekte olduğunu belirttiler. Taraflar arasındaki görüşmeler 1974ten bu yana kullanılmayan havaalanının terminal binasında yapılacak. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş havaalanına kuzey, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos da güney kapısından girecek.
Adadaki BM Barış Gücü (UNFICYP) askerlerine üs vazifesi gören havaalanında yapılacak görüşmelerin biçimi de yavaş yavaş belli
olmaya başladı. BM yetkililerinden alınan bilgiye göre, İngilizce yapılacak görüşmelerde liderler haftada 3 kez biraraya gelecek. Teknik komiteler de her gün toplantı yapacaklar. Teknik komiteler, yasalar, uluslararası anlaşmalar ve ekonomik konular olmak üzere 3 ayrı konuda teknik hazırlıkları yapacak. 3 ayrı komiteye bağlı olarak alt komiteler de oluşturulacak.
BM görüşmelerde, aralarında hukuk uzmanlarının da bulunduğu en az 20 kişilik bir ekiple hazır bulunacak. BM kaynakları, Kıbrısta Perşembe başlayacak görüşmelerin özellikle göçmen sayısı, toprak değişimi ve garantör ülkeler Türkiye ve Yunanistanın bulunduracağı asker sayısı konularında çetin geçeceğine işaret ettiler.
AB TEKNİK HEYETİ
Müzakereler sırasında adada hazır bulunacak AB Komisyonunun kurduğu teknik komitede ise en az 4, en fazla 6 üye olması öngörülüyor. Komite, Annan planında yer alan hukuki ve ekonomik konulardaki endişeleri ele alacak Türk ve Rum teknik komitelerinin çalışmalarını yakından izleyecek ve gerektiğinde yardımcı olacak.
Bu arada, KKTC ve Rum kesimi yönetiminde de müzakerelere hazırılıklar yoğun bir tempoda sürüyor. Müzakere sürecinde teknik hazırlıkları yapacak 3 ayrı komitenin Türk üyelerinin ve uzmanların çalışma yapacağı eski Kıbrıs Türk Ticaret Bankası binası bu amaçla hazırlanmaya başladı.
Rum Ulusal Konseyi ise, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığında yarın toplanarak, Perşembe günü başlayacak müzakereler öncesinde son durumu görüşecek.
DE SOTO DUBLİNDE
Öte yandan, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, müzakereler için adaya gelişi öncesinde bazı Avrupa başkentlerinde temaslarda bulunacak. De Soto, bu çerçevede bugün AB Dönem Başkanı İrlandanın başkenti Dublinde Kıbrıs konusunda görüşmeler yapacak. De Soto, Dublin temaslarının ardından Brüksele geçerek, yarın AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile görüşecek. Görüşmede, 19 Şubatta Lefkoşada başlayacak Kıbrıs müzakerelerinin hazırlık çalışmalarının ve AB Komisyonunun kurduğu teknik komitenin yapacağı çalışmalar ele alınacak. Alvaro De Sotonun, Brüksel temaslarının ardından yarın akşam Kıbrısa gelmesi bekleniyor.
Kıbrıs liderleri haftada 3 kez görüşecek
BM Genel Sekreteri Kofi Annan gözetiminde New York zirvesinde varılan mutabakatla Kıbrıs görüşmelerinin prosedürü ve takviminin belirlenmesinin ardından yeni müzakere süreci, 19 Şubat Perşembe günü BM kontrolündeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda başlayacak
BM kaynakları, görüşmelerin yapılacağı 1948'de inşa edilen Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'ndaki hazırlıkların sürmekte olduğunu belirttiler.
Taraflar arasındaki görüşmeler 1974'ten bu yana kullanılmayan havaalanının terminal binasında yapılacak. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş havaalanına kuzey, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos
da güney kapısından girecek.
Ada'daki BM Barış Gücü (UNFICYP) askerlerine üs vazifesi gören havaalanında yapılacak görüşmelerin biçimi de yavaş yavaş belli olmayabaşladı.
BM yetkililerinden alınan bilgiye göre, İngilizce yapılacak görüşmelerde liderler haftada 3 kez biraraya gelecek. Teknik komitelerde her gün toplantı yapacaklar.
Yetkililer, BM'nin görüşmelerde, aralarında hukuk uzmanlarının da bulunduğu en az 20 kişilik bir ekiple hazır bulunacağını kaydettiler.
BM kaynakları, Kıbrıs'ta Perşembe başlayacak görüşmelerin özellikle göçmen sayısı, toprak değişimi ve garantör ülkeler Türkiye ve Yunanistan'ın bulunduracağı asker sayısı konularında çetin geçeceğine işaret ettiler.
TEKNİK HAZIRLIKLAR
Teknik komiteler de aynı gün çalışmaya başlayacak. Ledra Palace veya müzakereci heyetle birlikte Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda çalışması planlanan teknik komiteler, yasalar, uluslararası anlaşmalar ve ekonomik konular olmak üzere 3 ayrı konuda teknik hazırlıkları yapacak. 3 ayrı komiteye bağlı olarak alt komiteler de oluşturulacak.
Müzakere sürecinde teknik hazırlıkları yapacak 3 ayrı komitenin Türk üyelerinin ve uzmanların çalışma yapacağı eski Kıbrıs Türk Ticaret Bankası binası bu amaçla hazırlanmaya başladı. Ticaret Bankası'nın tasfiye edilmesiyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na, yani devlete devredilen toplam 6 katlık binanın ilk 3 katının bu amaçla düzenlenmesi için ilk çalışma bugün yapıldı.
TALAT BİNADA İNCELEME YAPTI
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile birlikte görüşmeci heyette yer alan Başbakan Mehmet Ali Talat, binada inceleme yaptı. Müsteşarı Ahmet Fikretler ve Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit ile binada yetkililerden bilgi alan Talat, teknik heyetlerin en iyi şekilde çalışması için gerekli düzenlemelerin yapılması talimatını verdi.
Başbakan Talat, inceleme sırasında yaptığı açıklamada, binanın giriş dahil ilk 3 katının komitelerin çalışması için düzenleneceğini söyledi.
Komitelerin, yasalar, uluslararası anlaşmalar ve ekonomik konular olmak üzere 3 ayrı konuda çalışma yapacağını, bunlara alt komitelerin ve uzmanların da eklenmesiyle geniş bir çalışma grubu oluşacağını belirten Talat, yurtdışından da uzman getireceklerini bildirdi.
Başbakanlık bünyesinde kurulan Avrupa Birliği (AB) biriminin de bu binada çalışabileceğini söyleyen Talat, ''Zaman zaman burada bulunacak Türkiye Dışişleri heyeti ile uzmanlardan oluşacak heyet de burada çalışabilir ama bu kesin değil'' diye konuştu.
Komite üyelerinin isimlerinin henüz netleşmediğini belirten Talat, ''Komitelerin çarşamba günü BM'ye bildirilmesi gerekir, dolayısıyla çarşambaya kadar kesinleşecek. Henüz kesin değil. Her komite 8-10'ar kişi olacak ve bu isimler BM'ye bildirilecek'' dedi.
Bu amaçla Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı'nın yarına kadar heyet üyelerini belirleyeceğini bildiren Talat, ''Çok ciddi, çok yoğun bir çalışma başlatıyoruz. İş yapacak ekipler oluşturmamız lazım. Çok iş var, üzerinde çalışılması gereken binlerce metin var'' diye konuştu.
KOMİTELER DE HAVAALANINDA ÇALIŞACAK
Komitelerin perşembe günü müzakere süreciyle birlikte çalışmaya başlayacağını söyleyen Talat, ''Dün aldığım bilgiye göre komiteler de havaalanında çalışacak'' dedi.
Talat, komitelerin Ledra Palace'ta çalışacaklarına ilişkin BM kaynaklı haberlerle ilgili olarak da ''Duydum ama öyle bir şey olduğunu sanmıyorum. Onların da havaalanında olduğunu duydum. Ama süreç ilerledikçe zaman zaman orada, zaman zaman burada gibi başka yöntemler de bulunabilir'' diye konuştu.
Talat, Annan planı ile ilgili müzakere süreci öncesinde oluşturulan teknik komitelerin çalışmalarından ve patent yasası gibi tamamlanan yasalardan bu dönemde yararlanılacağını kaydetti.
MUHALEFET VE MECLİSE BİLGİ VERİLECEK
Müzakere sürecinde KKTC'de bulunacak Türk heyetinin zaman zaman dönüşümlü çalışacağını söyleyen Talat, bugün için Cumhurbaşkanı Denktaş ile planlanan bir değerlendirme toplantısı olmadığını kaydetti. Talat, ''New York'ta da, gelirken de değerlendirme yaptık. Dolayısıyla herhalde bugün görüşmeyiz ama görüşmeler başlamadan önce bir değerlendirme gerekecek'' dedi.
Perşembe günü başlayacak müzakereler öncesinde muhalefet ve meclise bilgi vereceklerini, ancak bu konudaki takvimin netleşmediğini kaydeden Talat, Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) ''muhalefet de New York'ta olmalıydı'' yönündeki eleştirilerinin anımsatılması üzerine ise şunları söyledi:
''Gidişimiz çok ani oldu. Bu süreç hep birlikte götürülecek. Derviş beyin (Derviş Eroğlu) veya herhangi bir liderin bu konudaki taleplerine hak vermemek mümkün değil. Elbette onların da sürekli bilgileri ve katkıları olması lazım. Aksi halde süreci başarıyla götüremeyebiliriz. Bu nedenle bizim için çok önemli. Mutlaka hem bilgilendireceğiz, hem de yardımlarını isteyeceğiz.'' Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasındaki görüşmelerin perşembe günü Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda başlayacağını ve görüşmenin gündemiyle takvimin bu toplantıda belirleneceğini bildiren Talat, ''Görüşmelerin haftada 3 gün mü, daha sık mı olacağı o gün belirlenecek. Belki yöntem farklılığı da olabilir. İlla da bütün görüşmelerde herkes her an bulunmayabilir. Benim planım prensip olarak sürekli katılmak ama diğer görevlerim yanında ne kadar sürekli bulunurum, onu süreç gösterecek'' diye konuştu.
Öte yandan, Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasındaki görüşmeleri sürdürecek BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto yanında, Avrupa Birliği Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen da heyetiyle birlikte adaya geliyor. Türkiye'den bir heyet de müzakere sürecini KKTC'den izleyecek.
MILLIYET 16/02/2004
Verheugen'in Çarşamba günü Kıbrıs'ta olması bekleniyor
Rum Ulusal Konseyi, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığında yarın toplanarak, Perşembe günü başlayacak müzakereler öncesinde son durumu görüşecek.
Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Papadopulos'un yarın saat 17.00'de toplanacak Ulusal Konsey'de New York görüşmeleri hakkında bilgi vereceğini açıkladı.
Müzakereler için hazırlık çalışmalarının yoğun bir şekilde devam ettiğini bildiren Hrisostomidis, amacın, Annan planında iyileştirme yaparak, bulunacak çözümün çalışabilir ve kalıcı olmasını sağlamak olduğunu belirtti.
Avrupa Birliği'nin çözüm çabalarındaki rolüne de değinen Rum sözcü, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen'in 18 Şubat Çarşamba günü Kıbrıs'a geleceğini bildirdi. Hrisostomidis, ''müzakerelerin başında Verheugen'in hazır olacağını'' söyledi.
MILLIYET 16/02/2004
BM ve AB'nin Kıbrıs müzakereleri hazırlıkları son aşamada...
Kıbrıs'ta taraflar arasında 19 Şubat Perşembe günü başlayacak müzakereler öncesinde konuya ilgili tarafların başlattığı hazırlıklar son aşamaya geldi.
KKTC, Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan'ın müzakereler için start verdiği hazırlıklar yoğun şekilde sürerken, görüşmelerde arabuluculuk rolü oynayacak Birleşmiş Milletler (BM) ile birleşik bir Kıbrıs'ı üyeliğe almayı hedefleyen Avrupa Birliği (AB) de kendi sorumlulukları çerçevesinde başlattığı çalışmalarına hız verdi BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, müzakereler için adaya gelişi öncesinde bazı Avrupa başkentlerinde temaslarda bulunacak.
De Soto, bu çerçevede bugün AB Dönem Başkanı İrlanda'nın başkenti Dublin'de Kıbrıs konusunda görüşmeler yapacak.
Türk Ajansı-Kıbrıs'ın (TAK) BM kaynaklarından edindiği bilgiye göre, De Soto, Dublin'deki temasları sırasında Kıbrıs konusunda geçen hafta New York'ta elde edilen tarihi sonuçla ilgili olarak İrlandalı yetkilileri bilgilendirecek.
De Soto, Dublin'de, aralarında 1990'lı yıllarda BM'de Kıbrıs konusunda üst düzey siyasi danışmanlık görevi yürüten ve şu anda İrlanda Dışişleri Bakanlığı'nın siyasi konulardan sorumlu Müdür Yardımcısı olan John Paul Kavanaugh'ın da bulunduğu üst düzeydeki dışişleri yetkilileriyle gelinen son aşamayı değerlendirecek.
-DE SOTO-VERHEUGEN GÖRÜŞMESİ YARIN- Öte yandan, Perulu diplomat De Soto'nun Dublin temaslarının ardından Brüksel'e geçerek, yarın AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile görüşeceği bildirildi. Görüşmede, 19 Şubat'ta Lefkoşa'da başlayacak Kıbrıs müzakerelerinin hazırlık çalışmalarının ve AB Komisyonu'nun kurduğu teknik komitenin yapacağı çalışmaların ele alınacağı belirtildi.
AB KOMİTESİ EN AZ 4, EN FAZLA 6 ÜYEDEN OLUŞACAK
AB Komisyonu, Annan planındaki ekonomik konularda ve yasaların yazılıp uygulanmasında yardımcı olacak. Komisyon, uzmanların yer aldığı bir komiteyi halihazırda oluşturmuş durumda. Müzakereler sırasında adada hazır bulunacak komitede en az 4, en fazla 6 üye olması öngörülüyor. Komite, Annan planında yer alan hukuki ve ekonomik konulardaki endişeleri ele alacak Türk ve Rum teknik komitelerinin çalışmalarını yakından izleyecek ve gerektiğinde yardımcı olacak.
AB Komisyonu'nun Güney Kıbrıs Büyükelçisi Adrian Van Der Meer, komisyonun, Annan planındaki ekonomik konularda ve yasaların yazılıp uygulanmasında yardımcı olacak, uzmanlardan oluşan bir komite kurduğunu bildirmişti.
Van Der Meer, BM Genel Sekreteri'nin çabalarına tam destek verdiklerini ve her ne zaman yardıma ihtiyaç duyulursa AB Komisyonu'nun bunu sunmak için orada hazır bulunacağını da kaydetmişti.
Bu arada, Alvaro De Soto'nun, Brüksel temaslarının ardından yarın akşam Kıbrıs'a gelmesi bekleniyor.
LEFKOŞA ULUSLARARASI HAVAALANI MÜZAKERELERE HAZIR
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Sözcüsü Brian Kelly de görüşmelerin yapılacağı Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'ndaki hazırlıkların tamamlandığını bildirdi.
''Her şey en ince detayına kadar kontrol edilmiştir. Her konuda ve her noktada çifte denetim yapılmıştır'' diyen Kelly, taraflar arasındaki görüşmelerin, havaalanı içerisinde yer alan ve daha önceki görüşmeler için de kullanılan ''Lefkoşa Konferans Merkezi''nde yapılacağını kaydetti.
Bu arada, basının müzakerelerin sadece ilk gününü izleyebileceği, daha sonraki günlerde ''haber karartması'' uygulanabileceği belirtildi.
MILLIYET 16/02/2004
Denktaş: ''Zafer kazanıldı diye bayram yapma zamanı değil''
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ''Zafer kazanıldı diye bayram yapma zamanı olmadığını'' belirterek, ''Çok büyük bir sorun çok kısa bir zamanda ve çok zor koşullarda halledilmek üzere masaya gelmiş bulunuyor'' dedi.
Denktaş, İstanbul'dan KKTC'ye dönüşünde Geçitkale Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, basının ilgisine teşekkür ederek, New York görüşmelerinin sonucunun bazı basın organlarında ''zafer'' diye nitelendiğini belirtti ve olanların sağlıklı ve iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
''Türkiye'nin Annan planını görüşülebilir bir belge olarak kabul etmesinden sonra New York'a gitmemenin olmayacağını'' ifade eden Denktaş, şöyle konuştu:
''Ankara ile yapmış olduğumuz görüşmelerde olmazsa olmazlarımız konusunda bizi sonuna kadar destekleyecekleri yönünde garanti aldık. Bunun altını çizerek söylüyorum. Olmazsa olmazlarımızın ne olduğunu herkes bilmektedir. Yani Kıbrıs meselesi Rumların idare edeceği bir şekilde halledilecek değildir. İki eşit halkın varlığı esas alınarak, iki kesimlilik fazla sulandırılmadan veya sulandırılmadan halledilecek, Türkiye'nin garantisini içeren bir mesele olacaktır. Bu konularda Türkiye'nin bize verdiği kati garantiler alındıktan sonra New York'a gidilmiştir.'' New York'ta ''görüşmelere hazır olduklarını, ancak katı şartların yumuşatılmasını istediklerini'' belirten Denktaş, Türk ve Rum tarafının isteklerini masaya koyduğunu, ancak Rumların isteklerinin pek anlaşılır bir dilde olmadığını, Lefkoşa'da başlayacak müzakerelerde bunu anlamaya çalışacaklarını söyledi.
Anlaşma, uzlaşma ve Kıbrıs'ta iki eşit ortak olarak yaşamak istediklerini kaydeden Denktaş, ''Anavatanlarından koparılmayan iki eşit ortak olarak ve anavatanlarının garantisi altında güven içerisinde yaşamak istiyoruz'' dedi.
Başlayacak müzakerelerde bunları temin edip edemeyeceklerini göreceklerini ve temin etmek için çalışacaklarını anlatan Denktaş, sonuçta kararı halkın vereceğini ve kimsenin topu ona buna atmamasını istedi. Denktaş, ''Ortaya çıkacak sonucu göreceksiniz. Sorumluluk Kıbrıs Türk halkınındır. Ondan sonra tabiatıyla Türkiye'nindir. TBMM'de alınacak kararla bu iş sonuçlandırılacaktır'' diye konuştu.
''HAKLAR KORUNMALI''
Cumhurbaşkanı Denktaş, en büyük itiraz noktalarının, uzlaşamadıkları noktalara BM Genel Sekreterinin karar vererek, boşlukları doldurması olduğuna işaret ederek, New York'ta Türkiye ile bir ara formül önerdiklerini ve tam istedikleri şekilde olmasa dahi, Türkiye ile Yunanistan'ın bu konuda söz sahibi olduğunu belirtti.
Kıbrıs Türk halkının haklarının korunması için birçok delegasyona ihtiyaçları olduğunun altını çizen Denktaş, ''Bu delegasyonlar, AB normlarına uymayabilir. Çünkü Rumlar, 'her şey AB normlarına uyacaktır' diyerek, büyük bir kapı açmak istiyor ki, bu kapı o şekildeaçık kalırsa bize verilmiş görünen haklar da ortadan kaldırılabilir'' diye konuştu. Denktaş, yapılacak anlaşmanın AB yasasına girmesini istediklerini anlattı.
Toprak konusunda Türkiye'nin tutumunun ''çizgi düz olmalıdır'' yönünde olduğunu ve bunun ötesinde bir beklentinin olmadığını kaydedenDenktaş, görüşmelerin bu konularda perşembe günü başlayacağını ve görüşmelere katılmak üzere Türkiye'den güçlü bir heyetin geleceğini söyledi.
Denktaş, ''Artık Kıbrıs meselesi Türkiye'nin de masada katılımıylayürütülecek bir mesele haline gelmiştir. Bizim istediğimiz bize verilen güvencelerin, olmazsa olmazlar konusunda verilmiş olan güvencelerin sonuna kadar savunulması ve sağlam bir anlaşmanın ortaya çıkmasıdır. Bunları hep beraber göreceğiz ve en son sözü halk söyleyecektir'' dedi.
Lahey zirvesinde de planın referanduma sunulmasının istendiğini anımsatan Denktaş, Lahey'de Annan planının olduğu şekliyle referandumasunulmasının istendiğini, o zaman iki taraf arasında mutabakat ve görüşme olmadığını, ondan sonra planın birkaç kez tadilata uğradığını anlattı.
Bir yola girdiklerini, bu yolun aydınlığa çıkmasının herkesin temennisi olduğunu belirten Denktaş, ''Ama 'mesele halloldu veyahut her şeyimizi teslim ettik geldik' şeklinde de tefsir edilmemesi lazımdır'' dedi.
New York'ta iyi bir ekip çalışması yaptıklarını belirten Denktaş, Kıbrıs meselesinin devam ettiğini, halkın zorlukları bilerek, birlik ve beraberlik içinde kendilerine yardımcı olmasını istedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, ''Zafer kazanıldı, çok büyük adım atıldı diye bayram yapma zamanı değildir. Çok büyük bir sorun çok kısa bir zamanda ve çok zor koşullarda halledilmek üzere masaya gelmiş bulunuyor. Bu konuda da herkesin dikkatli ve hazırlıklı olması gerekirdiye düşünüyorum'' dedi.
''REFERANDUM SÜRECİ ANLAŞMADAN SONRA''
Denktaş, bir soru üzerine, referandum sürecinin anlaşma olduktan sonra başlayacağını belirterek, şimdi anlaşma için görüşme sürecinin başlayacağını kaydetti.
Gelinen süreçte kendisinin memnun olup olmadığının önemli olmadığını ifade eden Denktaş, Türkiye'nin AB süreci nedeniyle Annan planını müzakere edilebilir bulması sonucu müzakere kapısının açıldığını, Türkiye'nin bundan memnun olduğunu belirtti. Görüşme masasında anlaşmaya çalışacaklarını ve kimin iyi niyetli olup olmadığını dünyanın göreceğini söyleyen Denktaş, Rumların artık gerçekleri görmesini ve Kıbrıs'ı alıp kaçamayacağını anlaması gerektiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, terör örgütü PKK yandaşlarının Rum kesiminde gösteri yaptığının anımsatılması üzerine ise ''Bu tehlikeninher zaman olduğunu ve herkesin bunu bildiğini'' ifade ederek, ''Bunların ayıklanması gerektiğini ve bu konuların da ele alınacağını'' bildirdi.
Denktaş, bir başka soru üzerine, ''Yapılacak ana tadilatta taraflar anlaşmazsa meydana tıkanıklık çıkacağını'' belirterek, tıkanıklığın olmaması için, herkesin çalışacağını ama kimsenin bunun teminatını veremeyeceğini söyledi. Denktaş, ''Bizim istediğimz iyi niyetle görüşmelerin sonuçlanması, tarafların anlaşması ve referandumagidelmesi. Yani 'dönüşü olmayan yol' dedikleri referanduma gidiştir. Referandumdan çıkacak sonucu herkesin kabul etmesi lazım'' dedi.
Başbakan Mehmet Ali Talat da Türkiye'den gelecek heyetin Dışişlerinden ve uzman kişilerden olacağını belirterek, yoğun bir müzakere süreci yaşanacağını ve bu nedenle değişik yerlerden de uzman kişileri davet edeceklerini bildirdi
MILLIYET 16/02/2004
Lozan'd
a diplomatik savaş
KIBRIS müzakereleri vesilesi ile, Andaç Uğurlu'nun yayımladığı bir kitabı tanıtacağım size: Rıza Nur'un hatıralarının Lozan bölümü ile, Lozan'da Amerikan temsilcisi Joseph Grew'ün yazdıklarından oluşan "Lozan Barış Konferansı'nın Perde Arkası" adlı eser. (Örgün Yayınevi, Nuruosmaniye Cad. No. 28, Cağaloğlu İstanbul)
Lozan'da Türk heyetinde İsmet Paşa'dan sonra 'ikinci adam' olarak büyük emeği geçen Rıza Nur'un eleştirileri vardır ama kitaba İsmet Paşa'nın Lozan anıları da eklenmiştir.
Ben tipik bir 'diplomasi olayı'nı, müzakerelerin kesilmesini Grew'ün kaleminden aktaracağım.
Tıkanılan konu şudur: Kapitülasyonların kaldırılmasına karşılık, Avrupalılar bazı Türk mahkemelerinde yabancı gözlemci bulundurulmasını istiyor. İsmet Paşa 'bağımsızlığa aykırı' diye reddediyor. Lord küplere binmiştir:
"Milli egemenlik, bağımsızlık! Bu sözleri duymaktan hepimize gına geldi!"
Grew, defterine şu notu düşmüştür:
"Lord Curson'un zeka derecesinden şüphe etmeye başladım." (Sf. 334)
***
AMERİKALI Grew'e göre:
"İsmet muzaffer bir devleti temsil ediyor, fakat yenilmiş bir düşman gözüyle bakılıyor..." (Sf. 315)
Fakat İsmet boyun eğmiyor, gerektiğinde savaşı ve zaferi hatırlatıyor.
Adli kapitülasyonlar görüşülürken ipler kopma noktasına gelmiştir. Lord Curson Londra'ya dönmek için eşyalarını toplamaktadır.
Türk heyeti müzakerelerin kesilmesini önlemek için yeni bir teklif getirir:
Anlaştığımız bölümleriyle barış andlaşmasını imzalayalım, kalan birkaç meseleyi sonra görüşelim.
Grew "İsmet'in çok zeki manevrası!" diyor. (Sf. 352)
Bunun üzerine konferans yeniden başladı. Herkes imzaların atılacağından emin, bekliyor.
"Kapı açıldı, İsmet Paşa, arkasında delege arkadaşları olduğu halde merdivenden inmeye başladı. Son basamaklara gelince melon şapkasını çıkardı, neşeli bir insan tavrı ile gülerek, başını sağa sola çevirerek, nezaketle salondaki kalabalığı selamladı ve otelden çıkıp gitti. Bu sahneyi ömrüm oldukça unutmayacağım. Her şey bitmişti..." (Sf.353)
***
HERKESTE telaş tabii... Çükü herkes harp yorgunu, herkes barış istiyor. Bilhassa Amerikalılar İsmet Paşa'ya bir 'orta yol' önerirler:
- Biz araya girelim, ekonomik meselelerde Türkler lehine değişiklik yapılsın, siz de İstanbul, İzmir, Samsun ve Adana mahkemelerinde yabancı gözlemci bulunmasını kabul edin...
Dehşetli pazarlıklar yapılır, İnönü defalarca arkadaşlarıyla görüşür ve "üç il kabul, Adana hariç" diye cevap verir. Pazarlık tabii...
Arabulucular tren garına koşarlar Curzon'a haber vermek için fakat onun treni saatlerce Paşa'dan cevap bekledikten sonra kalkmıştır. (Sf. 355 vd.)
Böylece Lozan müzakereleri 4 Şubat 1923 akşamı sona ermiştir.
Fakat uzlaşma için "uygun ortamın oluştuğu" görüldüğü için, 23 Nisan 1923'te müzakereler tekrar başlayacaktır.
Bu ikici dönem müzakerelerde herkes 'nihai sonuc'u lehine çevirmek için daha çetin ve serttir ama iplerin kopmaması için daha dikkatlidir. (Sf. 359)
İmzalar 24 Temmuz 1923'te atılacaktır.
Denktaş'ı hatırladınız, değil mi?
TAHA AKYOL MILLIYET 16/02/2004
Denktaş'ın yaklaşımı
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a, KKTC seçim süreci ve sonrasında en ağır eleştirileri yöneltenler, hatta bunu hakarete kadar vardıranlar, bugün övgüler yağdırıyorlar. Denktaş'ın, dava adamlığından, devlet adamlığından, tarihi kişiliğinden, New York'ta gösterdiği yüksek performanstan dem vuruyorlar.
Bu son tutumları Denktaş'a haksızlık yaptıklarının itirafı aslında. Seçim sürecinde ve hatta sonrasında, Denktaş'a yüklenmeleri, Rum tarafının elini güçlendirmek dışında bir işe yaramamıştır. Masaya, Türk tarafı adına oturacak kişiye, karşı tarafa gerek kalmadan, önce siz hırpalayıp zayıflatırsanız, ondan nasıl güçlü bir pazarlık, nasıl bir başarı bekleyebilirsiniz?
Oysa, o süreçte, heyecanlanıp Denktaş'a bindirmek yerine, sakin olmayı başarabilselerdi, bugünkü duruma düşmezlerdi. Kıbrıs sorununun ulusal niteliğini unutup, "Denktaş'a güvenmiyoruz" diye tempo tutacakları yerde, ulusal duruş sergilemeye katkıda bulunmuş olsalardı, Türk tarafının pazarlık gücünü artırmış olurlardı.
Denktaş bugün KKTC Cumhurbaşkanı olarak Türk heyetine başkanlık edebiliyorsa, bunu hem içeride hem dışarıda verdiği mücadeleyle sağlamıştır. "Peşin suçlu" ilan edilmesindeki haksızlık da bir kez daha ortaya çıkmıştır.
New York'ta izlediği yaklaşımı, 1.5 yıl önce Lahey'de neden izlemediği sorgulanıyor. Bu soru bile Denktaş'ın anlaşılmadığını gösteriyor.
Denktaş neden Lahey'de imza atmadı?
Bunun yanıtını kendisi de verdi. Lahey'de Türk tarafına dayatılan, "müzakeresiz imza"ydı. Denktaş'ın kabul etmediği buydu. New York'ta ortaya çıkan sonuç ise müzakeredir. Lahey'de bu sonucun alınamamış olmasının nedeni, "ya imzala ya terk et" dayatmasıdır.
Annan, New York'ta da başlangıçta bu tutumunu sürdürmek istemiş, ancak Türkiye ve Türk heyetinin çabasıyla bu direnç kırılmıştır. Müzakere olanağı böyle açılmıştır. Şimdi Denktaş da, benim istediğim müzakere olanağının verilmesiydi, diyor.
Bugün için alınan sonuç müzakere olanağıdır. Bugüne kadar Annan ve planı buna kapalıydı.
Denktaş, müzakere sürecinde Türk tarafının "olmazsa olmaz"larını Rumlara kabul ettirmeye, plana geçirmeye çalışacak. Kazanım en azından, bu şansın bulunmasıdır. Lahey'de ise bu şans da yoktu.
Müzakere olanağının açılması elbette Türk tarafının istediklerini alacağı anlamına gelmiyor. Aksine, bundan sonraki müzakere süreci New York'tan çok daha zordur. Rumların masaya daha güçlü oturacakları da gerçektir.
Ama bütün zor koşullara karşın, Denktaş'ın, Rumları zorlayacağı da açıktır. Türkiye ve Kıbrıs Türkleri için olmazsa olmazları anlaşma metnine geçirebilmesi, AB'nin Rumlar lehine yarattığı koşullar nedeniyle kolay olmayacaktır.
Denktaş'ın uğraşı, zoru, hatta neredeyse olanaksızı başarmak olacaktır. Yaklaşımı bu olacaktır. Olmazsa olmazları Rumlara kabul ettirip plana geçirmesi, bu koşullarda "mucize" olur.
Annan planının mevcut haline yakın biçimde referanduma gitmesi daha yüksek bir olasılıktır.
Bundan sonra artık Denktaş'ın değil, Türkiye'nin sorumluluğudur...
FIKRET BILA MILLIYET 16/02/2004
Kıbrıs müzakereleri ve ABD
Kıbrıs meselesi, Türkiye'yi devleti ve toplumu ile bir kırılma noktasına getirdi. New York'taki ilk raunt, çözüm yanlılarının istediği doğrultuda sonuçlandı.
Kıbrıs müzakerelerinin Annan Planı temelinde, hızlandırılmış bir takvim çerçevesinde ve sonunda referanduma gidilmesi kararlılığı ile başlayacak olması, birçok faktörün biraraya gelmesi sayesinde mümkün oldu, ancak bu faktörler arasında en belirleyici olan, Ankara'nın siyasi iradesi.
Bu iradenin Kıbrıs konusundaki yansıması, son otuz yıldır belki de ilk kez statükoyu karşısına alan ve uluslararası topluluğun beklentileri ile buluşan bir çizgide. Çözüm umudunu artıran da bu.
Statükocuların gücünü iyi hesaplayamadıkları siyasi irade değişikliği, önümüzü açabilecek, bizi 'içimizdeki ve dört yanımızdaki sorunlar sayesinde değil, kazanımlarımız ile gündemde ve güçlü' bir ülkeye dönüştürebilecek bir kader değişikliğinin de izinde. O noktaya gelebilmemizin ilk adımı, Kıbrıs müzakerelerinin çözüm ile sonuçlanması olacak.
1 Mayıs'ta, birleşmiş bir Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne (AB) girmesi ve bu sonucun Ankara'nın gönülsüz değil girişken desteğiyle alınması, Türkiye'deki kırılmanın zaaf değil, aksine yepyeni bir dönüşüm gücü yarattığının teyidi anlamına gelecek.
Felsefi bir soru...
Washington'ın, New York'ta geçen hafta yapılan dört günlük görüşmelere ve 19 Şubat'ta Lefkoşa'da başlayacak müzakerelere bakışını şekillendiren ana etmenlerden biri de, Türkiye'de (Kıbrıs'ı da aşacak) bir 'dönüşüm' belirtisi.
ABD başkentinde, Türkiye'yi sürekli yakın takipte tutan üst düzey bürokrasinin temel felsefi bir soru sorduğunu, bu sütunun düzenli okuyucuları biliyorlar. İlk olarak,
Ulusal Güvenlik Konseyi'nde görev yapan bir yetkili tarafından formüle edilen ve yukarıda sözünü ettiğimiz kader değişikliğini doğrudan ilgilendiren bu soruyu şöyle özetlemek mümkün:
"Soğuk Savaş ve 11 Eylül sonrasında yeniden şekillenen dünya düzeninde, Türkiye'nin ABD açısından önemini her zaman koruyacağına kuşku yok. Bilinmeyen, Türkiye'nin önemini, çözülememiş iç ve dış sorunları nedeniyle sürekli istikrarsızlığın eşiğinde bir ülke olması nedeniyle mi, yoksa sorunlarını çözmeyi başarmış, istikrar kaynağı bir ülke olarak mı koruyacağıdır."
İşte BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a, "Kırk yıldır ilk kez Kıbrıs'ta çözüme bu denli yakınız" dedirten gelişmelerde, ABD'yi en fazla umutlandıran yönlerden biri de, Kıbrıs'ta çözümün, Türkiye'yi, 'sorunlu - önemli' sınıfından 'olumlu - önemli' sınıfına atlatma potansiyeli taşıması.
Daha açık söylersek, ABD'li yetkililer, Kıbrıs'ta çözümün Türkiye için AB ile müzakerelerin başlaması anlamına geleceğine ve birçok iç ve bölgesel sorunumuzun çözümü için katalizör olabileceğine samimiyetle inanıyorlar.
Kıbrıs'ta çözümü kolaylaştırmış bir Türkiye'nin, Yunanistan'la Ege sorunlarını da çözebileceği; AB ile üyelik müzakerelerine oturmuş bir Türkiye'nin insan hakları ayıplarını da gidereceği; AB müzakerelerinin, Türk ekonomisinde büyük bir doping etkisi yapacağı ve IMF destekli anti - enflasyonist programla sağlanan düzelmenin kalıcılaşarak daha adil bir gelir dağılımını da getireceği; Doğu Akdeniz'de istikrarı sağlamış ve AB'ye eklemlenmiş bir Türkiye'nin, genişleyen Ortadoğu'nun kuvvetli bir çekim merkezi haline geleceği...
Washington'da birbirine bağlı görülen, bir anlamda Türkiye'nin kader değişikliğinin alt unsurları sayılan beklentiler bunlar. Listeyi genişletmek de mümkün.
Doğrulanan politika...
Washington'ın Kıbrıs müzakerelerine bakışını şekillendiren Türkiye'ye endeksli bu felsefi çerçeveyi bırakıp daha spesifik değerlendirmelerine baktığımızda da, yakın dönemde ABD'nin gözünün kulağının Ankara'dan gelecek siyasi işaretlere yoğunlaşacağını söyleyebiliriz.
Bush yönetimi,
Kıbrıs'ta çözüm menziline girilebilmesinde etkili olan etmenlerin başında, adanın AB üyeliğini görüyor. Bu açıdan, Ankara'nın karşı çıktığı, ancak AB'nin kararlılıkla sürdürdüğü ve Washington'ın da, Clinton yönetiminden miras alarak Türkiye'ye rağmen terketmediği 'Kıbrıs'ın AB'ye katılımına destek' politikasının bir anlamda amacına ulaştığı ve çözümü zorladığı düşünülüyor.
Ancak politikalarının doğrulandığını savunan bir ABD'li diplomatın bize yaptığı şu vurgu çok, ama çok önemli:
"Politikamızın başarısı, Türkiye ve Kıbrıs Türk halkının Avrupa'ya entegrasyon isteğinin çok güçlü olduğu ve bu isteğin siyasetçileri de belli adımları atmaya zorlayacağı öngörümüzün doğru olup olmadığına bağlıydı. Kuzey Kıbrıs'ta aralıkta yapılan genel seçimler ve Türkiye'deki Ak Parti hükümetinin AB ve Kıbrıs konusunda ortaya koyduğu irade, öngörümüzü doğrular yönde çok önemli iki gelişmeydi. Kıbrıs'ta altı hafta sonra çözüm olabileceğinden söz ediyorsak, öncelikle bu iki gelişme sayesindedir."
Bir anlamda Washington, Türkiye'de (ve KKTC'de) bir kırılmanın olabileceği, AB ile entegrasyon isteğinin bu kırılmayı zorlayarak devlet ve toplum içindeki statüko karşıtlarının geniş bir ittifakını gündeme getirebileceği öngörüsünde bulunduğunu söylüyor. Hatta belki de, bu öngörü üzerine bir tür siyasi kumar oynadığını itiraf ediyor.
Müzakere süreci...
Evet Washington'da, Kıbrıs'ta çözümün sağlanabileceği ve Türkiye'nin AB ile müzakere masasına davet edileceği yönünde güçlü bir iyimserlik var. Ancak müzakere sürecinin zorluklarla dolu olacağı da biliniyor.
ABD'li yetkililer, AKP'nin siyasi kararlılığını sürdürmesini, Türk devletinin sivil - asker kurmayları arasında sağlanmış görünen çözüm mutabakatının sarsılmamasını ve bu iradenin (başta Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi Uğur Ziyal olmak üzere
Türk diplomasisinin katkısı ile) müzakerelerin teknik ayrıntılarına sürekli olarak tercüme edilebilmesini, Kıbrıs'ta çözüm için 'şart' sayıyorlar.
Washington, KKTC lideri Rauf Denktaş'ın, ancak bir yandan Ankara'nın, bir yandan da Kıbrıs Türk halkının ağırlığını sürekli üzerinde hissetmesi halinde, bu müzakerelerde sonuna kadar gideceğine inanıyor.
Öte yandan, Rum lider Tasos Papadopulos'un müzakerelerde yapıcı bir tutum izlemesi ve Rum halkının referandumda anlaşmaya onay vermesi, ABD'nin gözünde hiç de 'garanti' değil. Washington, Kıbrıs'ta çözümün yeni kazalara kurban gitmemesi için, Rum - Yunan tarafları nezdinde hem kendi siyasi telkinlerini sürdürecek, hem de AB'nin girişimlerini teşvik edecek.
Ancak her iki tarafın da benimseyebileceği bir orta yolun bulunabilmesi büyük hüner gerektirecek ve büyük olasılıkla buradaki asıl sınavı, en son aşamada Genel Sekreter Annan verecek.
YASEMIN CONKAR MILLIYET 16/02/2004
Talat ve AB
New York'taki 'Kıbrıs dosyası'nı KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat söyleşisi ile kapatıyoruz.
Aralıktaki seçimlere '1 Mayıs'tan önce çözüm' sloganıyla giren CTP lideri Talat, bu hedefe Serdar Denktaş'ın katılımıyla kurulan koalisyonun sergilediği 'siyasi irade'nin gücüyle ilerliyor.
Erdoğan hükümetinin çözümde ısrarı, Türkiye'nin desteğinin yanı sıra New York'taki görüşmelerde 'Denktaş faktörü' dışında belki de ilk defa Kuzey Kıbrıs'ı temsilen bir başbakan masaya oturdu.
Talat ile müzakerelerin ikinci gününde konuştuk.
Annan planı temelinde Kıbrıs'ın 'birleşik devlet' olarak AB'ye girmesine yönelik çözümden umutlu, ancak Rum tarafının izleyeceği tutum konusunda temkinliydi.
Adadaki halkın 'platonik' biçimde birleşmeye taraf olduğuna da inanmıyordu. Rumların ve Türklerin beklentisi farklıydı.
Güneydeki Rumları daha çok kuzeydeki mal - mülkleri ilgilendiriyordu. Türkler açısından ise bireysel olarak 1 Mayıs'tan itibaren AB vatandaşlığına hak kazanmakla birlikte AB müktesebatının kuzeyde tanınmayacak olması nedeniyle Rumların kuşatmasını kaldırmak gerekiyordu.
Talat'a göre KKTC'ye karşı tam bir izolasyon uygulanıyor ve Türkler açısından 'Kıbrıs hapishaneden farksız!'
BM'deki görüşmelerde Papadopulos yönetiminin, AB'yi devreye sokma isteği de bu kurumlarda şimdiden temsil ediliyor olmanın ve Yunanistan faktörünün sağladığı avantajdan kaynaklanıyordu.
Neyse ki hem Türkiye'nin itirazları hem de AB'nin bu konuda taraf olmayacağını bildirmesi sonucu, Annan planının son aşamasındaki 'dörtlü zirve'ye yeni katılımcılar eklenmedi.
Bundan sonra ne olacak?
Taraflar, Annan planı temelinde 'referanduma evet' dediklerini açıkladıktan sonra konuştuğumuz KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'a göre, Lefkoşa'daki görüşmeler New Yok'tan daha kolay olmayacak. Ancak bundan sonra geriye dönüş zor. Talat, 'Ayak sürüyen kim olursa sıkıntıya uğrar. Önemli olan iki tarafın da kazanacağı (win - win) anlayışla sonuca gitmektir. Şu anda anlaşmaya varıldığını söylemem mümkün değil. 1 Mayıs tarihi KKTC ve Türkiye için çok önemli. Rumlar bunu bilerek pazarlık yapacaklar.' diye konuştu.
New York'ta hep Denktaş'ın 'masadan kalkacağı' an beklendi!
Acaba Mehmet Ali Talat'ın da, 'Tamam artık koptu artık bundan sonra ilerleme olmaz' diye Denktaş'la birlikte masadan kalkmayı düşündüğü an olmuş muydu? Talat şunu söyledi: 'Bunu hep düşündüm, olmadı ama olabilirdi de... Lefkoşa'daki süreç daha da zor olacak. Dileriz, çözümü başarır, Türkiye açısından da AB'ye giden yolu açarız.'
BM binası önündeki 'namlusu düğümlenmiş bir silah' barışı simgeliyordu. Kıbrıs söyleşisini orada fotoğrafladık.
Barış ve özgürlük adına...
DERYA SAZAK MILLIYET 16/02/2004
Çiçek: Kıbrıs, seçim malzemesi olmamalı
Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, son dönemde izlenen Kıbrıs politikasının, devletin tüm kurumları ve KKTC yetkilileri ile görüşülerek oluşturulduğunu söyledi. Çiçek, muhalefeti milli dava olan Kıbrıs'ı yerel seçimlerde malzeme olarak kullanmamaya davet etti.
Çiçek, Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası yaptığı açıklamada, başta Kıbrıs olmak üzere, dış politika konularını görüştüklerini söyledi.
Çiçek, geçen hafta Kıbrıs'ta müzakerelerin başlaması için New York'ta BM gözetiminde yoğun görüşmeler yapıldığını anımsattı.
Çiçek, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafının bu görüşmkelerde yapıcı tavır içinde bulunduğunu ve bu kararlılığın, bu sonuca ulaşılmasında fevkalede belirleyici olduğunu kaydetti.
Bakan Çiçek, son Kıbrıs politikasının, New York'a gidilmeden önce başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Türk devletinin bütün kurumları ve KTTC Cumhurbaşkanı ve KKTC'deki diğer yetkililerle istişare edilerek belirlendiğini vurguladı.
Çiçek, Kıbrıs politikası oluşturulurken, anamuhalefet partisi CHP ve muhalefet partisi DYP yetkililerine sözlü bilgi verildiğini, isteği üzerine de MHP'ye de yazılı olarak bildirimde bulunduklarını hatırlattı.
Devletin tüm kurumlarıyla görüşülerek oluşturulan Kıbrıs politikasının milli bir politika, Kıbrıs'ta çözümün de bir devlet politikası olduğunu kaydeden Çiçek, yaklaşan yerel seçimler dolayısıyla Kıbrıs sorununun bir seçim malzemesi olarak kullanılmamaları için muhalefete çağrıda bulundu.
(Hürriyetim)
HURRIYET 16/02/2004
Verheugen ve De
Soto yarın Brüksel'de buluşacak
BM Genel Sekreteri Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ile AB Genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen yarın Brüksel'de biraraya gelecekleri açıklandı.
Perulu diplomat De Soto'nun Dublin temaslarının ardından Brüksel'e geçerek, yarın AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile görüşeceği bildirildi. Görüşmede, 19 Şubat'ta Lefkoşa'da başlayacak Kıbrıs müzakerelerinin hazırlık çalışmalarının ve AB Komisyonu'nun kurduğu teknik komitenin ya
pacağı çalışmaların ele alınacağı belirtildi.
BM VE AB'NİN HAZIRLIKLARI SON AŞAMADA
Kıbrıs'ta taraflar arasında 19 Şubat Perşembe günü başlayacak müzakereler öncesinde konuya ilgili tarafların başlattığı hazırlıklar son aşamaya geldi. KKTC, Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan'ın müzakereler için start verdiği hazırlıklar yoğun şekilde sürerken, görüşmelerde arabuluculuk rolü oynayacak Birleşmiş Milletler (BM) ile birleşik bir Kıbrıs'ı üyeliğe almayı hedefleyen Avrupa Birliği (AB) dekendi sorumlulukları çerçevesinde başlattığı çalışmalarına hız verdi
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, müzakereler için adaya gelişi öncesinde bazı Avrupa başkentlerinde temaslarda bulunacak.
De Soto, bu çerçevede bugün AB Dönem Başkanı İrlanda'nın başkenti Dublin'de Kıbrıs konusunda görüşmeler yapacak.
Türk Ajansı-Kıbrıs'ın (TAK) BM kaynaklarından edindiği bilgiye göre, De Soto, Dublin'deki temasları sırasında Kıbrıs konusunda geçen hafta New York'ta elde edilen tarihi sonuçla ilgili olarak İrlandalı yetkilileri bilgilendirecek.
De Soto, Dublin'de, aralarında 1990'lı yıllarda BM'de Kıbrıs konusunda üst düzey siyasi danışmanlık görevi yürüten ve şu anda İrlanda Dışişleri Bakanlığı'nın siyasi konulardan sorumlu Müdür Yardımcısı olan John Paul Kavanaugh'ın da bulunduğu üst düzeydeki dışişleri yetkilileriyle gelinen son aşamayı değerlendirecek.
AB KOMİTESİ EN AZ 4, EN FAZLA 6 ÜYEDEN OLUŞACAK
AB Komisyonu, Annan planındaki ekonomik konularda ve yasaların yazılıp uygulanmasında yardımcı olacak. Komisyon, uzmanların yer aldığı bir komiteyi halihazırda oluşturmuş durumda. Müzakereler sırasında adada hazır bulunacak komitede en az 4, en fazla 6 üye olması öngörülüyor. Komite, Annan planında yer alan hukuki ve ekonomikkonulardaki endişeleri ele alacak Türk ve Rum teknik komitelerinin çalışmalarını yakından izleyecek ve gerektiğinde yardımcı olacak.
AB Komisyonu'nun Güney Kıbrıs Büyükelçisi Adrian Van Der Meer, komisyonun, Annan planındaki ekonomik konularda ve yasaların yazılıp uygulanmasında yardımcı olacak, uzmanlardan oluşan bir komite kurduğunu bildirmişti.
Van Der Meer, BM Genel Sekreteri'nin çabalarına tam destek verdiklerini ve her ne zaman yardıma ihtiyaç duyulursa AB Komisyonu'nun bunu sunmak için orada hazır bulunacağını da kaydetmişti.
Bu arada, Alvaro De Soto'nun, Brüksel temaslarının ardından yarın akşam Kıbrıs'a gelmesi bekleniyor. Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen'in da 18 Şubat Çarşamba günü Kıbrıs'a geleceğini bildirdi. Hrisostomidis, ''müzakerelerin başında Verheugen'in hazır olacağını'' söyledi.
LEFKOŞA ULUSLARARASI HAVAALANI MÜZAKERELERE HAZIR
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Sözcüsü Brian Kelly de görüşmelerin yapılacağı Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'ndaki hazırlıkların tamamlandığını bildirdi.
''Her şey en ince detayına kadar kontrol edilmiştir. Her konuda veher noktada çifte denetim yapılmıştır'' diyen Kelly, taraflar arasındaki görüşmelerin, havaalanı içerisinde yer alan ve daha önceki görüşmeler için de kullanılan ''Lefkoşa Konferans Merkezi''nde yapılacağını kaydetti.
Bu arada, basının müzakerelerin sadece ilk gününü izleyebileceği, daha sonraki günlerde ''haber karartması'' uygulanabileceği belirtildi.
HURRIYET 16/02/2004
Kıbrıs'ta lid
erler haftada 3 kez buluşacak
Kıbrıs'ta görüşmelerin yeniden başlatılması yönünde varılan anlaşma, Birleşmiş Milletler'e (BM), Irak nedeniyle yitirdiği saygınlığı yeniden kazanması yolunda olumlu etki sağladı.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan gözetiminde New York zirvesinde varılan mutabakatla Kıbrıs görüşmelerinin prosedürü ve takviminin belirlenmesinin ardından yeni müzakere süreci, 19 Şubat Perşembe günü BM kontrolündeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda başlayacak.
Diplomatik kaynaklar, BM'nin onayı olmadan ABD'nin Irak'a askeri müdahalesi ve bu ülkeyi işgalle birlikte uluslararası örgütün yitirdiği saygınlığın, Liberya ve ardından Kıbrıs'taki olumlu gelişmelerle bir parça yeniden kazanıldığı görüşünü dile getirdiler.
BM'de çetin ve uzun süren müzakerelerin ardından Cuma günü varılan anlaşmanın, görüşmelerde tıkanıklığı aşmaya yönelik mekanizmasıyla Kıbrıs'ta uzun zamandan beri arzu edilen siyasi iradeyi harekete geçirdiğini belirten diplomatik kaynaklar, BM'nin bu uzlaşmadaki yapıcı etkisine ve iyi niyet misyonuna dikkati çektiler.
Aynı kaynaklar, BM'nin, Ada'da çözümün sağlanmasıyla, Türk ve Rumların birlikte Avrupa Birliği'ne (AB) üyelikleri hedefinde taraflara her türlü yardım ve desteği sağlamaya kararlı olduğunu ifadeettiler. BM kaynakları, bu hedefin yerine getirilmesinin BM'nin yitirdiği saygınlığın da yeniden kazanılması anlamında önemine işaret ettiler.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, tarafların anlaşmasından sonra, Rumca ve Türkçe teşekkür etmiş, uzlaşmaya yönelik çabalardan ve BM'nin sorunun çözümüne katkılarıyla yarattığı olumlu görüntüden dolayı memnuniyetini ifade etmişti.
GÖRÜŞMELERİN YERİ VE BİÇİMİ
Bu arada, BM kaynakları, görüşmelerin yapılacağı 1948'de inşa edilen Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'ndaki hazırlıkların sürmekte olduğunu belirttiler.
Taraflar arasındaki görüşmeler 1974'ten bu yana kullanılmayan havaalanının terminal binasında yapılacak. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş havaalanına kuzey, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos da güney kapısından girecek.
Ada'daki BM Barış Gücü (UNFICYP) askerlerine üs vazifesi gören havaalanında yapılacak görüşmelerin biçimi de yavaş yavaş belli olmayabaşladı.
BM yetkililerinden alınan bilgiye göre, İngilizce yapılacak görüşmelerde liderler haftada 3 kez biraraya gelecek. Teknik komitelerde her gün toplantı yapacaklar.
Yetkililer, BM'nin görüşmelerde, aralarında hukuk uzmanlarının da bulunduğu en az 20 kişilik bir ekiple hazır bulunacağını kaydettiler.
3 AYRI TEKNİK KOMİTE OLUŞTURULUYOR
Ledra Palace veya müzakereci heyetle birlikte Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda çalışması planlanan teknik komiteler, yasalar, uluslararası anlaşmalar ve ekonomik konular olmak üzere 3 ayrı konuda teknik hazırlıkları yapacak. 3 ayrı komiteye bağlı olarak alt komiteler de oluşturulacak.
BM Barış Gücü, 1977 yılından beri kullanılmayan havaalanının görüşmelere hazırlanması için çalışma başlatırken, KKTC de tüm birimleriyle yoğun bir tempoda çalışmaya başladı.
Müzakere sürecinde teknik hazırlıkları yapacak 3 ayrı komitenin Türk üyelerinin ve uzmanların çalışma yapacağı eski Kıbrıs Türk Ticaret Bankası binası bu amaçla hazırlanmaya başladı. Ticaret Bankası'nın tasfiye edilmesiyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na, yani devlete devredilen toplam 6 katlık binanın ilk 3 katının bu amaçla düzenlenmesi için ilk çalışma bugün yapıldı.
TALAT BİNADA İNCELEME YAPTI
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile birlikte görüşmeci heyette yer alan Başbakan Mehmet Ali Talat, binada inceleme yaptı. Müsteşarı Ahmet Fikretler ve Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit ile binada yetkililerden bilgi alan Talat, teknik heyetlerin en iyi şekilde çalışması için gerekli düzenlemelerin yapılması talimatını verdi.
Başbakan Talat, inceleme sırasında yaptığı açıklamada, binanın giriş dahil ilk 3 katının komitelerin çalışması için düzenleneceğini sö
yledi.
Komitelerin, yasalar, uluslararası anlaşmalar ve ekonomik konular olmak üzere 3 ayrı konuda çalışma yapacağını, bunlara alt komitelerin ve uzmanların da eklenmesiyle geniş bir çalışma grubu oluşacağını belirten Talat, yurtdışından da uzman getirece
klerini bildirdi.
Başbakanlık bünyesinde kurulan Avrupa Birliği (AB) biriminin de bubinada çalışabileceğini söyleyen Talat, ''Zaman zaman burada bulunacak Türkiye Dışişleri heyeti ile uzmanlardan oluşacak heyet de burada çalışabilir ama bu kesin değil'' d
iye konuştu.
Komite üyelerinin isimlerinin henüz netleşmediğini belirten Talat,''Komitelerin çarşamba günü BM'ye bildirilmesi gerekir, dolayısıyla çarşambaya kadar kesinleşecek. Henüz kesin değil. Her komite 8-10'ar kişi olacak ve bu isimler BM'ye bildiri
lecek'' dedi.
Bu amaçla Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı'nın yarına kadar heyet üyelerini belirleyeceğini bildiren Talat, ''Çok ciddi, çok yoğun bir çalışma başlatıyoruz. İş yapacak ekipler oluşturmamız lazım. Çok iş var, üzerinde çalışılması gereken binlerce metin var'' diye konuştu.
KOMİTELER DE HAVAALANINDA ÇALIŞACAK
Komitelerin perşembe günü müzakere süreciyle birlikte çalışmaya başlayacağını söyleyen Talat, ''Dün aldığım bilgiye göre komiteler de havaalanında çalışacak'' dedi.
Talat, komitelerin Ledra Palace'ta çalışacaklarına ilişkin BM kaynaklı haberlerle ilgili olarak da ''Duydum ama öyle bir şey olduğunu sanmıyorum. Onların da havaalanında olduğunu duydum. Ama süreç ilerledikçe zaman zaman orada, zaman zaman burada gibi başka yöntemler de bulunabilir'' diye konuştu.
Talat, Annan planı ile ilgili müzakere süreci öncesinde oluşturulan teknik komitelerin çalışmalarından ve patent yasası gibi tamamlanan yasalardan bu dönemde yararlanılacağını kaydetti.
MUHALEFET VE MECLİSE BİLGİ VERİLECEK
Müzakere sürecinde KKTC'de bulunacak Türk heyetinin zaman zaman dönüşümlü çalışacağını söyleyen Talat, bugün için Cumhurbaşkanı Denktaş ile planlanan bir değerlendirme toplantısı olmadığını kaydetti. Talat, ''New York'ta da, gelirken de değerlendirme yaptık. Dolayısıyla herhalde bugün görüşmeyiz ama görüşmeler başlamadan önce bir değerlendirme gerekecek'' dedi.
Perşembe günü başlayacak müzakereler öncesinde muhalefet ve meclise bilgi vereceklerini, ancak bu konudaki takvimin netleşmediğini kaydeden Talat, Ulusal Birlik Partisi'nin (UBP) ''muhalefet de New York'ta olmalıydı'' yönündeki eleştirilerinin anımsatılması üzerine ise şunları söyledi:
''Gidişimiz çok ani oldu. Bu süreç hep birlikte götürülecek. Derviş beyin (Derviş Eroğlu) veya herhangi bir liderin bu konudaki taleplerine hak vermemek mümkün değil. Elbette onların da sürekli bilgileri ve katkıları olması lazım. Aksi halde süreci başarıyla götüremeyebiliriz. Bu nedenle bizim için çok önemli. Mutlaka hem bilgilendireceğiz, hem de yardımla
rını isteyeceğiz.''
HAFTADA 3 GÜN VEYA HER GÜN
Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasındaki görüşmelerin perşembe günü Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda başlayacağını ve görüşmenin gündemiyle takvimin bu toplantıda belirleneceğini bildiren Talat, ''Görüşmelerin haftada 3 gün mü, daha sık mı olacağı o gün belirlenecek. Belki yöntem farklılığı da olabilir. İlla da bütün görüşmelerde herkes her an bulunmayabilir. Benim planım prensip olaraksürekli katılmak ama diğer görevlerim yanında ne kadar sürekli bulunurum,
onu süreç gösterecek'' diye konuştu.
Öte yandan, Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasındaki görüşmeleri sürdürecek BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto yanında, Avrupa Birliği Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen
da heyetiyle birlikte adaya geliyor. Türkiye'den bir heyet de müzakere sürecini KKTC'den izleyecek.
HURRIYET 16/02/2004
Denktaş: Bayram yapma zamanı değil
KKTC lideri Denktaş, New York görüşmelerinin "zafer" olmadığını belirterek "bayram yapma zamanı değil" dedi.
Denktaş, İstanbul'dan KKTC'ye dönüşünde Geçitkale Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, basının ilgisine teşekkür ederek, New York görüşmelerinin sonucunun bazı basın organlarında ''zafer'' diye nitelendiğini belirtti ve olanların sağlıklı ve iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Rauf Denktaş, ''Çok büyük bir sorun çok kısa bir zamanda ve çok zor koşullarda halledilmek üzere masaya gelmiş bulunuyor'' dedi.
''Türkiye'nin Annan planını görüşülebilir bir belge olarak kabul etmesinden sonra New York'a gitmemenin olmayacağını'' ifade eden Denktaş, şöyle konuştu:
''Ankara ile yapmış olduğumuz görüşmelerde olmazsa olmazlarımız konusunda bizi sonuna kadar destekleyecekleri yönünde garanti aldık. Bunun altını çizerek söylüyorum. Olmazsa olmazlarımızın ne olduğunu herkes bilmektedir. Yani Kıbrıs meselesi Rumların idare edeceği bir şekilde halledilecek değildir. İki eşit halkın varlığı esas alınarak, iki kesimlilik fazla sulandırılmadan veya sulandırılmadan halledilecek, Türkiye'nin garantisini içeren bi
r mesele olacaktır. Bu konularda Türkiye'nin bize verdiği kati garantiler alındıktan sonra New York'a gidilmiştir.''
New York'ta ''görüşmelere hazır olduklarını, ancak katı şartların yumuşatılmasını istediklerini'' belirten Denktaş, Türk ve Rum tarafının isteklerini masaya koyduğunu, ancak Rumların isteklerinin pek anlaşılır bir dilde olmadığını, Lefkoşa'da başlayacak müzakerelerde bunu anlamaya çalışacaklarını söyledi.
Anlaşma, uzlaşma ve Kıbrıs'ta iki eşit ortak olarak yaşamak istediklerini kaydeden Denktaş, ''Anavatanlarından koparılmayan iki eşit ortak olarak ve anavatanlarının garantisi altında güven içerisinde yaşamak istiyoruz'' dedi.
Başlayacak müzakerelerde bunları temin edip edemeyeceklerini göreceklerini ve temin etmek için çalışacaklarını anlatan Denktaş, sonuçta kararı halkın vereceğini ve kimsenin topu ona buna atmamasını istedi. Denktaş, ''Ortaya çıkacak sonucu göreceksiniz. Sorumluluk Kıbrıs Türk halkınındır. Ondan sonra tabiatıyla Türkiye'nindir. TBMM'de alınacak kararla bu iş sonuçlandırı
lacaktır'' diye konuştu.
''HAKLAR KORUNMALI''
Cumhurbaşkanı Denktaş, en büyük itiraz noktalarının, uzlaşamadıkları noktalara BM Genel Sekreterinin karar vererek, boşlukları doldurması olduğuna işaret ederek, New York'ta Türkiye ile bir ara formül önerdiklerini ve tam istedikleri şekilde olmasa dahi, Türkiye ile Yunanistan'ın bu konuda söz sahibi olduğunu belirtti.
Kıbrıs Türk halkının haklarının korunması için birçok delegasyona ihtiyaçları olduğunun altını çizen Denktaş, ''Bu delegasyonlar, AB normlarına uymayabilir. Çünkü Rumlar, 'her şey AB normlarına uyacaktır' diyerek, büyük bir kapı açmak istiyor ki, bu kapı o şekildeaçık kalırsa bize verilmiş görünen haklar da ortadan kaldırılabilir'' diye konuştu. Denktaş, yapılacak anlaşmanın AB yasasına girmesini
istediklerini anlattı.
Toprak konusunda Türkiye'nin tutumunun ''çizgi düz olmalıdır'' yönünde olduğunu ve bunun ötesinde bir beklentinin olmadığını kaydeden Denktaş, görüşmelerin bu konularda perşembe günü başlayacağını ve görüşmelere katılmak üzere Türkiye'den güçlü bir heyetin geleceğini söyledi.
Denktaş, ''Artık Kıbrıs meselesi Türkiye'nin de masada katılımıyla yürütülecek bir mesele haline gelmiştir. Bizim istediğimiz bize verilen güvencelerin, olmazsa olmazlar konusunda verilmiş olan güvencelerin sonuna kadar savunulması ve sağlam bir anlaşmanın ortaya çıkmasıdır. Bunları hep beraber göreceğiz ve en son sözü halk söyleyecektir'' dedi.
Lahey zirvesinde de planın referanduma sunulmasının istendiğini anımsatan Denktaş, Lahey'de Annan planının olduğu şekliyle referanduma sunulmasının istendiğini, o zaman iki taraf arasında mutabakat ve görüşme olmadığını, ondan sonra planın birkaç kez tadilata uğradığını anlattı.
Bir yola girdiklerini, bu yolun aydınlığa çıkmasının herkesin temennisi olduğunu belirten Denktaş, ''Ama 'mesele halloldu veyahut her şeyimizi teslim ettik geldik' şeklinde de tefsir edilmemesi lazımdır'' dedi.
New York'ta iyi bir ekip çalışması yaptıklarını belirten Denktaş, Kıbrıs meselesinin devam ettiğini, halkın zorlukları bilerek, birlik ve beraberlik içinde kendilerine yardımcı olmasını istedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, ''Zafer kazanıldı, çok büyük adım atıldı diye bayram yapma zamanı değildir. Çok büyük bir sorun çok kısa bir zamanda ve çok zor koşullarda halledilmek üzere masaya gelmiş bulunuyor. Bu konuda da herkesin dikkatli ve hazırlıklı olması gerekirdiye düşünüyorum'' dedi.
''REFERANDUM SÜRECİ ANLAŞMADAN SONRA''
Denktaş, bir soru üzerine, referandum sürecinin anlaşma olduktan sonra başlayacağını belirterek, şimdi anlaşma için görüşme sürecinin başlayacağını kaydetti.
Gelinen süreçte kendisinin memnun olup olmadığının önemli olmadığını ifade eden Denktaş, Türkiye'nin AB süreci nedeniyle Annan planını müzakere edilebilir bulması sonucu müzakere kapısının açıldığını, Türkiye'nin bundan memnun olduğunu belirtti. Görüşme masasında anlaşmaya çalışacaklarını ve kimin iyi niyetli olup olmadığını dünyanın göreceğini söyleyen Denktaş, Rumların artık gerçekleri görmesini ve Kıbrıs'ı alıp kaçamayacağını anlaması gerektiğini kaydetti.
Cumhurbaşkan
ı Denktaş, terör örgütü PKK yandaşlarının Rum kesiminde gösteri yaptığının anımsatılması üzerine ise ''Bu tehlikeninher zaman olduğunu ve herkesin bunu bildiğini'' ifade ederek, ''Bunların ayıklanması gerektiğini ve bu konuların da ele alınacağını'' bildirdi.
Denktaş, bir başka soru üzerine, ''Yapılacak ana tadilatta taraflar anlaşmazsa meydana tıkanıklık çıkacağını'' belirterek, tıkanıklığın olmaması için, herkesin çalışacağını ama kimsenin bunun teminatını veremeyeceğini söyledi. Denktaş, ''Bizim istediğimz iyi niyetle görüşmelerin sonuçlanması, tarafların anlaşması ve referanduma gidilmesi. Yani 'dönüşü olmayan yol' dedikleri referanduma gidiştir. Referandumdan çıkacak sonucu herkesin kabul etmesi lazım'' dedi.
Başbakan Mehmet Ali Talat da Türkiye'den g
elecek heyetin Dışişlerinden ve uzman kişilerden olacağını belirterek, yoğun bir müzakere süreci yaşanacağını ve bu nedenle değişik yerlerden de uzman kişileri davet edeceklerini bildirdi.
(aa)
HURRIYET 16/02/2004
Denktaş çekilecek mi
|
Kasım CİNDEMİR / WASHINGTON
Kıbrıs görüşmelerinin 19 Şubat'tan itibaren Lefkoşa'da devam etmesi kararının alındığı New York'tan dün dönen KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş iyi niyetle çalışacağı mesajını verdi. ABD'deki kaynaklar ise Denktaş'ın 22 Mart'a kadar masada kalıp sonra çekileceğini iddia ediyor.
New York'taki Kıbrıs görüşmeleri sırasında etkin bir şekilde devreye giren Amerikan başkenti Washington'daki bazı kaynaklar, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Kıbrıs müzekerelerinden çekileceğini ileri sürüyor.
İyi haber alan güvenilir kaynaklara göre, başından beri BM Genel Sekreteri'nin adını taşıyan Annan Planı'na aslında karşı çıkan ve Bu plan Kıbrıs Türkü'nü yok eder diyen Denktaş 22 Mart'a kadar masada kalacak.
New York'ta varılan uzlaşmaya göre, Kıb rıs'ta 19 Mart günü başlaması planlanan görüşmelerde 22 Mart'ta kadar nihai metin için çözüme ulaşılmazsa, Ankara ve Atina devreye girecek. Bu süreç de 29 Mart'a kadar devam edecek ve o tarihten sonra anlaşmadaki boşlukları BM Genel Sekreteri Annan dolduracak.
İLAHLAR AB DEDİ
Aynı çevrelerin iddialarına göre, Rauf Denktaş, 22 Mart'a kadar masada kalacak, ancak sonra görüşmecilikten çekilecek. Bir kaynak, Rauf Denktaş, bu çözüm planını hiçbir zaman içine sindiremedi. Ankara'nın yoğun telkinleri sonucu New York'a gitti. Ancak, dikişler bir yerde atacak diye konuştu.
Bu çevreler, Rauf Denktaş'ın çekilmesinin müzakereleri fazla etkilemeyeceğini ve M. Ali Talat-Serdar Denktaş ikilisinin görüşmelere devam edeceğini de ifade ettiler.
Bir başka kaynak, İlahlar, Türkiye'yi AB'de görmek istiyor. Türk halkı da aynı hedefi arzuluyor. Bunun yolu Kıbrıs'tan geçiyor. Rauf Denktaş bunu engelleyemez dedi.
Talat: Gösteri yapmayın
KKTC Başbakanı M.Ali Talat, dün New York'tan İstanbul'a gelir gelmez Lefkoşa'yı telefonla arayarak, adaya dönüşlerinde karşılama gösterisi yapılmaması talimatını verdi. İktidardaki Cumhuriyetçi Türk Partisi de Geçitkale Havaalanı'nda hazırlanan gösteriyi iptal etti. |
HURRIYET 16/02/2004
2000 bayrak ve 200 marş hazır
Birleşmiş Milletler'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto CNN TÜRK'te Manşet'e konuştu. New York'ta nefes kesen görüşmelerin tüm detaylarını bugün saat 17.00'de yayınlanacak olan Manşet programında Mehmet Ali Birand'a anlatan De Soto, 'Bayrak ve marş için bir yarışma yapılması konusunda iki liderle de anlaşmaya vardık. 2000 bayrak ve 200 marş yarışmayı bekliyor'' diye konuştu. Birleşik Kıbrıs'ın yeni bayrağı ve marşı için yapacakları yarışmaya dünya genelinde şu ana kadar 2000 bayrak ve 200 marş önerisi bulunduğunu kaydeden De Soto şöyle konuştu:
Bayrak ve marş için iki tarafın oluşturacağı komite, başvuruları inceleyecek. Bunlar liderlere sunulacak ve aralarından birinin üzerinde anlaşmaya varılacak. Ümit ediyoruz ki anlaşmaya varırlar. Marşların bazıları iki dilde oluşturulmuş. Gerçekten çok etkileyici. Anlaşma olmazsa Genel Sekreter Kofi Annan bu konuda bir karar almak zorunda kalacak. |
HURRIYET 16/02/2004
Liderler havaalanında heyetler Ledra Palas'ta
Kıbrıs'taki yeni görüşme sürecinde Türk ve Rum liderler, BM Barış gücü temsilcisinin 1974 yılından bu yana kapalı olan Lefkoşa uluslararası havaalanındaki konutunda bir raya gelecek.
Rum ve Türk heyetleri arasındaki pazarlıkların yeri ise Ledra Palas olacak. Rum ve Türk uzmanlar BM heyetinin d
e katılımıyla başkent Lefkoşa'daki sınır kapısına da adını veren Ledra Palas binasında toplanacak. Heyetler BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs temsilcisi Perulu diplomat Alvaro de Soto gözetiminde 19 Şubat 29 Mart tarihleri arasında plana son şeklini vermeye çalışacak
HURRIYET 16/02/2004
Talat: Denktaş bir devrim yaptı
Erdal Güven
Türk tarafının önerisi üzerine Rumların şoke olduğunu söyleyen KKTC Başbakanı Talat, 'Önümüzde çok sancılı bir süreç var' dedi
16/02/2004 RADIKAL
NEW YORK - New York'tan önceki gün İstanbul'a havalanan uçaktaki Türk heyetinde en keyifli, en rahat kişi kuşkusuz KKTC Başbakanı Mehmet
Ali Talat'tı. Nasıl olmasın,AnnanPlanı'nın Kıbrıs'ta çözüme temel olarak alınmasını başından beri bir tek o söylüyordu heyette yer alanlar arasında. Diğerleri şiddetle karşı çıkıyordu buna. Bu yüzden Talat'ın ne Rumculuğu kalmıştı, ne 'Ver-kurtulcu'luğu, ne de hainliği. Oysa işte şimdi hemen hepsi onun dediğine gelmişti bir anlamda.
Gelgelelim Talat,
gelinen noktayı kendisine mal etmekten özenle kaçınıyor. Aynı şekilde, diğerlerinin hatalarını yüzlerine vurmaktan da. Aksine, saygılarını, teşekkürlerini sunuyor hepsine.
Talat artık çözümden umutlu. Ama bir ihtiyat payı bırakmayı da ihmal etmiyor...
New York'a gelirken kaygılıydınız. Oysa şimdi hayli rahatsınız...
Buraya gelirken çelişkili bir durum vardı. Bir yanda Erdoğan'ın Annan'a, Bush'a verdiği sözler vardı, Kıbrıs sorununun çözüleceğine dair, Türk tarafının bir adım önde olacağına dair. Diğer Kıbrıs sorununa ilişkin bugüne kadarki söylem ve icraatıyla çözüme hayli uzak olan Denktaş'ın süregiden tutumu vardı. Ve nihayet benim ve hükümet ortağım Serdar Denktaş'ın ılımlı ve çözüm yanlısı çizgisi vardı. Cumhurbaşkanı'nın, hükümetin bu yaklaşamını tolere edebilmesi bir veriydi ama çözüm doğrultusundan hareket edeceğinin güvencesi değildi. Dolayısıyla kafamda hayli soru işareti vardı.
10 saati aşkın bir yolculuk yaptınız kendisiyle, neler konuştunuz?
Sürekli bu konuları konuştuk. Endişeliydi, kuşkuluydu, Annan Planı'na ilişkin çekinceleri, itirazları vardı ama gidişatı, değişiklikleri de görüyordu, hem Türkiye'de hem dünyada. Kendisine sürekli telkinde bulundum çözüm yönünde. Etkilemeye çalıştım kendisini.
Peki New York'ta birinci güne gelelim...
İlk gün pazardı. Fazla bir şey yapamadık. Zaten Türk heyeti gelmemişti. Çalışmalara ikinci gün, yani pazartesi başladık. Ben çözüm odaklı
görüşlerimi belirtmeyi sürdürdüm. Akşam saatlerinde dışişleri heyeti de katıldı çalışmalara. Bu görüşmede, Ankara'nın çözüm kararlılığının sürdüğünü gözlemledim.
Erdoğan'ın bahsettiği 'yol haritası' ortadaydı yani...
Evet. Tabii bu bir yaklaşımdır, bir belge falan değil. Biz buraya belgeyle gelmedik.
Peki Türk tarafının getirdiği şu meşhur mektup neydi?
O da Denktaş'ın Annan'a yazdığı bir metindi.
Ne yazıyordu mektupta?
Annan'ın iyi niyet misyonunu desteklediğini yazmıştı Denktaş.
Buraya iyi niyetle geldiğimizi, 1 Mayıs'a kadar çözüm istediğimiz anlatıyordu. Meşhur mektup buydu.
Annan Planı temelinde bir çözüm yani?
Bu şekilde ifade edilmiyordu tabii. Çünkü bu çok hassas bir konuydu. Bu planı yerden yere vurmuş, şeytanlaştırmış Denktaş'ı çok rahatsız eden bir konu olduğu altını fazla çizmedik, çizmiyoruz. Ama ne olduğu bellidir.
Pazartesi günü neler konuşuldu Türk heyeti arasında?
Çok şey konuşuldu. Kaygılar dile getirildi. Ama şu vardı: Gidişat belliydi, çözüm yanında başka bir yol yoktu. O yüzden bunu nasıl karşılayacaktık, konu buydu.
İlk görüşmeye gelelim...
Annan önce Rum tarafıyla, sonra da bizimle ayrı ayrı 15'er dakika görüştü... Sonra üçlü görüşmeye geçildi. Her iki taraf da plana ve yöntem ve takvime ilişkin genel görüşlerini, itirazlarını dile getirdi. Özellikle de Annan'ın hakemliğine.
Buna karşılık Annan, "Peki aranızda anlaşamazsanız ne olacak" diye sordu. "Tıkanıklığı aşmamız için mutlaka bir mekanizma gerekli. Aksi takdirde bir çözüm bulmak mümkün olmayabilir. Bunu düşünün, yarın yine konuşalım" dedi.
Bir nevi rest çekti yani Annan size... Takvim ve hakemliğimi kabul etmezseniz bu iş yatar diyerek...
Açıkça söylemedi ama, onu demeye getirdi. Biz de düşünmeye koyulduk. Uzun uzun tartışıldı. Ve sonunda önerimizi hazırladık.
Nasıl çıktı ortaya bu öneri?
Sonuçta Annan'a her halükârda bir yetki verilmesi gerekiyordu. Biz de Türkiye ve Yunanistan'ın garantör güçler olarak katılımıyla yapılacak bir çalışmadan sonra, Annan'a bu yetkinin verilebileceği sonucuna vardık. Türkiye ve Yunanistan taraflar için bir emniyet supabı olabilirdi. Ayrıca bu iki ülkenin kaygıları da giderilebilecekti. Toplumları etkileme bakımından da çok etkilli olurdu Türkiye ve Yunanistan'ın devreye girmesi. Zaten Annan Planı içinde de Türkiye ve Yunanistan hep var. Bunun üzerine bu yönde bir kâğıt hazırladık.
Yani bu öneri burada, New York'ta kotarıldı?
Evet, Ankara'yla istişare halinde tabii.
Peki siz öneriyi masaya koyunca Rumların tepkisi ne oldu?
Şoke oldular. Hiçbir şey diyemediler. Hakikaten böyle bir şey beklemiyorlardı. Hemen ara istediler. Bir inceleme yaptılar ama yanıt veremediler. "Şu anda Yunanistan uykuda. Sabah olsun görüşüp yanıtımızı öyle verelim" dediler. Gerçi Simitis'le görüşmüşler. O da, "Şu anda hükümet yok, meclis yok, böyle bir kararı nasıl alırız" demiş.
Annan'ın tepkisi ne oldu peki?
Olumlu buldu, son derece yapıcı bir öneri olarak değerlendirdi.
Sonra Rum tarafının yanıtını beklemeye başladınız...
Evet, ertesi gün verilecekti yanıt. Topu topu 40 dakika sürmesi bekleniyordu görüşmenin. Bu görüşmeye gittiğimizde Annan iki heyetten de ikişer kişi istedi. Önce Rum tarafıyla görüştü. Sonra Rauf Denktaş ve ben gittik. Annan, Rumların bizim önerimize AB'yi de katmak istediklerin anlattı. Biz de bunu kabul etmeyeceğimizi söyledik. Sonra üçlü görüşmeye geçildi. Rumlar, uzun uzun AB'yi niçin istediklerini anlattılar. Biz yine karşı çıktık.
Bunun üzerine Annan dedi ki, "Böyle anlaşmaya varamıyoruz, mekik diplomasisi yapılsın. Ayrıca Türkiye ve Yunanistan heyetleri de gelsin." Bunun üzerine o heyetler de geldi ve De Soto dört oda arasında gidip gelmeye başladı. Daha doğrusu bize hiç gelmedi. Çünkü biz önerimizi yapmıştık ve rahattık. Türkiye heyetine de bir kere falan gitti herhalde. Daha çok Yunanistan heyetiyle ve Rum tarafıyla uğraştı.
Bu arada Annan, zirvenin sonucuna ilişkin olarak yapacağı açıklamayı iletti taraflara. Kendi önerilerine bizim önerimizi eklemişti yalnızca. Rumlar telaşlanıp AB için daha da bastırmaya başladı. Biz AB'nin müzakere sürecine dahil edilmesine kesinlikle karşı çıktık. Bir başka aşamada yer almasını da doğru bulmadığımızı söyledik. Ben de gece boyunca BM yetkililerine anlattım AB'nin işin içine girmemesi gerektiğini...
Niye girmemeliydi AB Türk tarafına göre?
Bir kere Yunanistan AB üyesi, Türkiye değil. Rum tarafı tüm kurumlarıyla AB'nin içinde, üye oldu olacak. Biz o durumda değiliz. Ayrıca AB'nin tek bir görüşü yok. Bir sürü ülke var içinde. AB mi olacak, komisyon mu olacak? Olacak iş değildi bu. Kaldı ki bu bir BM süreciydi, AB dışarıda kalmalıydı.
Neden sonra Annan, "Bu zirvenin sonucuna ilişkin yarın yapacağım
açıklamanın son halini size yarın fakslayacağım. İki saat içinde ya 'Evet' ya 'Hayır' yanıtınızı bekliyorum" dedi.
Rumlar niye direndi Türk tarafının önerisine?
Çünkü bir kere onlar dörtlü çerçeveye öteden beri karşıdır. Çünkü bizi resmi muhatap olarak kabul etmezler. İkincisi boşlukları Annan'ın doldurmasına da karşıydılar. Dolayısıyla, 'Hiç olmazsa işin içine AB'yi sokalım bari de rahatlayalım kamuoyu önünde' diye düşündüler.
Annan'ın metnine geçelim.
Bu metin Annan'ın davet mektubundaki metnin, bizim önerimiz eklenmiş haliydi. Başka hiçbir değişiklik yoktu.
Hatta benim beklediğimden de iyiydi. Çünkü Annan Planı temelinde yapılacak bir anlaşmanın AB mevzuatına uydurulacağını, AB hukukunun bir parçası olacağını bir kez daha vurguluyordu. Bunu biz istemeden Annan koymuştu metne. Bu da Türk tarafının savunduğu bir şeydi. Çok önemli bu, planın yaşayabilirliği açısından.
Sabah metin elimize ulaştı. Biz sürenin dolmasını beklemeden 'Tamam' yanıtını verdik.
Ve son görüşme için buluştunuz...
Evet, Rumlar da 'Evet' dedi. Bunun üzerine Annan, liderlere teşekkür etti. Biz de, "İnşallah bu kez çözüm olur" temennisinde bulunduk.
Hiç kopma noktasına geldi mi görüşmeler?
Kopma noktasına gelmedi ama şu noktaya geldi. O uzun gecenin sonunda, Annan'a, "AB'yi istemiyoruz. Görüşünüzü bu doğrultuda verin" dedik. Ama, "Aksi takdirde kalkar gideriz" demedik. Orasını müphem bıraktık.
Tabii başka aktörler de rol oynadı. ABD sürekli devredeydi. Weston buradaydı zaten. Powell da telefon diplomasisi yaptı. Gül-Powell-Annan hattı sürekli çalıştı. AB'nin işe girmemesi konusunda ABD bizim yanımızdaydı. Zaten AB de istemedi böyle bir rolü.
New York'ta Türk tarafı adına başarılı bir diplomatik hamle yapılmadı yalnızca, aynı zamanda çözüm için çok ciddi bir şans belirdi. Nasıl gelindi bu noktaya?
14 Aralık seçimlerininetkisivar.1Mayıs'tan sonra durumun çok daha kötü olacağının görülmesinin etkisi var. Ama en önemlisi Türk hükümetinin ve Dışişleri'nin tutum değişikliği oldu.
Tabii bu noktada, Denktaş ve çevresindekileri rahatsız edecek, rencide edecek söz ve hareketlerden kaçınmak lazım. Çok önemli bir aşama kaydettiler. Adeta kendi içlerinde birer devrim yaşadılar. Kendi dünyalarında birer devrim yaptılar. Buna saygı göstermek lazım.
Aynı saptamam Dışişleri için de geçerli.
Şimdi onları rahatsız edecek yaklaşımların önümüzdeki süreçte bize bir şey kazandırmayacağını düşünüyorum. Geldiğimiz nokta çok önemlidir ve bu noktaya gelebilmemizde bahsettiğim devrimin çok büyük payı vardır. Bu noktaya gelmemizde, bugüne kadar şiddetle eleşterdiğimiz kişi ve kurumlar rol oynamışsa onlara hak ettiği değeri vermeliyiz.
Peki size göre referanduma kadar çözüm sürecinin önünde bir engel var mı?
Bazı şeyler çözümü zora sokabilir, engelleyebilir tabii. Ancak bu olasılık giderek azalıyor. Çünkü artık taraflar çözüme odaklanmakta. Bu noktadan sonra gidişatı durdurmak, başka yöne çevirmek kolay değil tabii. Süreç başladı. Ama hiçbir şey yüzde 100 değil. Hatta uygulamayı da görmemiz lazım, çözümün gerçekleştiğine inanmak için. Kaza da olabilir. Mesela Türk ordusunun çekilmesi söz konusu.
Anormal bir şey oldu diyelim, çatışma çıktı mesela. Türk ordusu da çekilmeyi durdurdu. Plan uygulanamamış olur.
Velhasıl daha çok iş var. Çok sancılı, çok zor bir görüşme süreci var. Rumların şu iki üç günde gösterdiği gereksiz inat beni endişelendiriyor doğrusu önümüzdeki döneme ilişkin olarak.
KKTC lideri: Sonuç alınabilir
Denktaş, New York dönüşü konuştu: Yapabildiğimizin en iyisini yaptık. Annan Planı'nda tadilat hakkı elde ettik. İyi niyetle çalışırsak sonuç çıkar
16/02/2004 RADIKAL
AA
- İSTANBUL - ABD'nin New York kentindeki Kıbrıs görüşmelerini tamamlayan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün Türkiye'ye geldi. Adaya dönüşü öncesinde İstanbul'da basın toplantısı yapan Denktaş, 1 Mayıs'a kadar zamanın dar olduğunu vurgulayarak, "İyi niyetle her iki taraf çalışırsa, bir sonuç alınabilir" dedi.
Denktaş, New York görüşmelerini şöyle değerlendirdi:
Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki temel hakları korunmalıdır. İki kontrol supabımız var. Birincisi, varılacak uzlaşmanın halkoyuna sunulması. Halkımız neticeyi beğenmiyorsa, referandumda kabul etmediğini söylemek hakkına sahip. İkinci ve çok önemli supap, anlaşmanın TBMM'den geçirilmesi. Türk ulusunun da kabul edebileceği dengeli, kalıcı bir anlaşma olmalı.
Uzun süredir Annan Planı'nın olduğu gibi kabul edilemez olduğu üzerinde ısrarla durduk.
1 Mayıs yaklaştıkça Türk tarafının her şeyi bir tarafa iteceğini hesaplayanlar, ısrarımızı gördükten sonra tadilat konusunda daha esnek davranabileceklerini duyurdu.
'Bizim için büyük adım'
Ankara'da varılan mutabakat neticesinde New York'a gittik.
Üzerinde durduğumuz esas konulardan biri, Genel Sekreter'in hakemlik rolüydü. Buna itiraz ettik. Ama Genel Sekreter, 'Siz küçük veya büyük konularda anlaşmazsanız, anlaşma hiç olmaz. Dolayısıyla bir hakeme ihtiyaç vardır' diye ısrarlı
oldu. Biz de, Ankara ile anlaşarak bir öneri sunduk. Bu, bizim için büyük bir adımdır, olumlu bir adımdır. Yunanistan'ın Türkiye ile birlikte elini taşın altına koymasıdır. Bu, Genel Sekreter'in hakemliğini etkileyecektir.
Rumlar, AB'yi de dahil etmek istedi. Bu, büyük bir oyundu. Kabul edilemezdi. Sırf bu konuda 12 saat BM binasında tutulduk. Bulunan formül bizi incitmez.
Lahey'de Annan Planı'nı çok küçük değişiklikler hariç kabul etmem istendi. Bunu kabul edemezdim. Şimdi değişiklik konusunda bir kapı açılıyor. Bakacağız.
(Annan'ın objektif olacağından endişeli misiniz?) Son deneyde, iyi niyetle objektif olmaya çalıştığını gördük. Türkiye ile Yunanistan hakemlik timinin içindedir. Yapabildiğimizin en iyisini yaptık.
Dünya, Annan Planı diyerek, karşımızda durmuştur, diretmiştir. Biz gereken değişiklikleri yapmak suretiyle ve mümkün olduğu kadar lehimize yumuşatmak, tadilat hakkını elde tutmak kaydıyla deneyeceğiz. Halkımıza sunacağız. İnşallah her iki tarafın da kabul edebileceği bir anlaşma olur. İyi sonuç, iki eski ortağın yeni bir ortaklık kurmasıdır. Eşit şartlarda.
'MGK kararı değişti'
(New York'taki sonuç Türkiye'de zafer olarak görüldü. Bu bir başlangıç mı, bir başarı mı?') Muhakkak Türk diplomasisi büyük girişimlerde
bulundu. Ancak, dayatma karşısında, MGK'da alınmış bazı kelimeler veya prensipler, yumuşatılmak mecburiyetinde kalındı. 'Annan Planı temel olarak
alınamaz, referans olarak alınır' denmişti. Ama yapılan açıklamada, 'Temel olarak kabul edildi' denmektedir. Bu temelin içine tadilatımı
z da girecek. Bu, iyi bir adımdır, yeter ki sonu iyi gelsin.
'Rumlar buruktu'
Rumlar oldukça buruk ayrıldı. İnşallah oturur, söylediklerimizi değerlendirirler ve Kıbrıs'ı alıp kaçamayacaklarını anlarlar.
(1 Mayıs'a dek sonuç çıkabilir mi?) Görevimiz, önümüze konulan takvime uymaya çalışmak. Her iki taraf samimiyetle çalıştığı halde o tarih geldi geçiyor, olmuyorsa boğazımızı sıkacak değiller. Ona da formül bulunacaktır.
Artık kimse masadan kalkamaz
Denktaş, görüşmelerin hiçbir noktasında barışı engelleyemez. Bu bedeli kimse göğüsleyemez. Artık referandum ve çözümden kaçış yok. Referandumda 'hayır' çıksa bile Kıbrıs sorunu çözüldü. Halklar ne karar verirse versin anavatanlar açısından bir sorun yaratmayacak. Ege sorunu bu yıl çözülecek. Türk-Yunan heyet
leri bu anlaşmanın altyapısını iki yıldır gizlice görüşüyor. Duyumlara göre sorun yüzde 80 bitti.
16/02/2004 RADIKAL
NEŞE DÜZEL
NEDEN? Emre Gönensay
Türkiye tarihi bir virajı dönmüş gözüküyor. Çağdaş dünyayla Türkiye arasındaki en büyük engellerden biri olan ve Türkiye'de statükoculuğun en sağlam kalesi olarak görülen Kıbrıs sorunu çözüm sürecine girdi. Şimdi herkes taraflar arasında iki gün sonra Lefkoşa'da başlayacak olan müzakerelerde ne olacağını merak ediyor. Herkes, KKTC'de Denktaş'ın ya da Türkiye'de iç politikada Kıbrıs'ı bahane ederek pozisyonlarını sürdürmek isteyenlerin çözüm sürecini baltalayıp baltalamayacağını, adada yapılacak referandumlarda Rumların ya da Türklerin anlaşmaya hayır demesi halinde durumun ne olacağını, bundan sonraki dış politika gelişmelerinin ne yönde ilerleyeceğini , Türkiye'nin dünyadaki yeni politik görüntüsünü, Avrupa ve ABD'yle ilişkileri tartışıyor. Biz de, Kıbrıs'ı çözmede kilit rolü oynayan 'referandum formülü'nü ilk kez gündeme getirenlerden biri olan ve bakanlığı sırasında Türkiye ile Yunanistan arasındaki Ege sorunlarını çözmek için barış atağı başlatan eski Dışişleri bakanlarımızdan Prof. Emre Gönensay ile bütün bu soruları konuştuk.
Kıbrıskonusunda ne oluyor şu anda? Gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bugün gelinen noktada, kangren olmuş kırk yıllık Kıbrıs sorunumuzu artık çözdük diyebiliriz. Kıbrıs sorunu çözüldü. Türkiye'nin önü açıldı. Kıbrıs artık Türkiye'nin AB üyeliğinin önünde bir engel olmaktan çıktı. Bu nasıl oldu derseniz... Öyle bir mekanizma kuruldu ki, artık çözümden kaçmak mümkün değil. Çünkü taraflar, anlaşmasalar dahi konunun referanduma götürülmesini kabul ettiler. Referandum, Kıbrıs sorununun çözüldüğünün bir garantisidir.
Referandumlarda sonuç hayır çıkarsa ne olacak?
Sonuç hayır çıksa bile sorun gene çözülmüş olacak. Kıbrıs Rum halkı refarandumda hayır derse, o zaman KKTC meşruiyet kazanacak. Dünyada hiç kimsenin tanımadığı KKTC bir devlet olarak tanınacak. Hatta belki Türkiye'ye bile entegre olabilecek. Adanın yarısını geri dönülmez bir biçimde kaybedecekleri için, bu, Rum ve Yunan tarafı için çok büyük bir cezadır ama Türkiye açısından da Kıbrıs sorununun bir şekilde çözümüdür.
Eğer KKTC halkı referandumda hayır derse, o zaman da Türkiye için değil ama, Kuzey Kıbrıs Türk halkı için çok zor bir dönem başlayacak. Çünkü Türkiye dünya ve Avrupa Birliği kamuoyunun önünde sorumluluğunu yerine getirmiş bir ülke olarak değerlendirilecek ama KKTC halkı bu çözümü kabul etmemiş olacak. Bu noktada artık Kimse kalkıp da Türkiye'ye 'Kıbrıs sorunu senin AB üyeliğinin önünde bir engel' diyemeyecek.
Kıbrıs sorununun çözülmeme ihtimali hiç yok mu?
Ancak Türkiye, KKTC ile birlikte hareket edip, New York'ta girdiği taahhütlerden geri dönerse ve müzakere masasından kalkarsa sorunun çözülmesine engel olur. Ki Türkiye böyle bir şeyi yapamaz. Çünkü bunun cezası çok büyüktür. Bu durumda sadece AB üyeliğimiz hayal olmaz, Kıbrıs'ta binlerce davayla Avrupa'nın hukuki ablukası altına da alınırız. Avrupa Konseyi üyeliğimizi de tehlikeye atarız. Yalnız AB'yi değil Amerika'yı ve Birleşmiş Milletleri de karşımıza alırız. Zaten dünyada kaldı mı başka bir şey? Ama bütün bunlar olmaz çünkü taraflardan hiçbiri artık masadan kalkamaz. Çünkü Kıbrıs'ta iş referanduma kadar gidecek. Halklar ne karar verirse versin, bu karar referandum sonucunda verilen demokratik bir karar olacağı için, anavatanlar açısından bir sorun yaratmayacak.
Peki şu anda Türkiye'nin izlediği politika sizce başarılı bir çizgide ilerliyor mu?
Çok başarılı ilerliyor. Kırk yılda çözemediğimiz bu sorunu ne oldu da çözdük derseniz... Demokrasiyle bağlantılı işler bunlar. Birincisi Türkiye'de Meclis'te çoğunluğu olan bir parti tek başına Türkiye'de iktidara geldi. Ve bu parti, AB'ye üye olmaya birinci önceliği verdi. AKP'nin Kıbrıs sorununu çözmekte gösterdiği siyasi irade, cesaret ve kararlık hep demokrasinin getirdiği sonuçlardır. Ayrıca KKTC'deki seçimlerde çözüm isteyenlerin nispi bir çoğunluk sağlaması da işi çözüm yoluna soktu. Görüyorsunuz, demokrasi dünyanın her yerinde barış getiriyor.
Denktaş aslında ne istiyordu, New York'a giderken asıl amacı neydi?
Eski defterleri karıştırmak istemiyorum ama... Denktaş, Annan Planı'nın KKTC vatandaşlarına zararlı olacağı kanaatini taşıdığı için Rumların AB'ye tam üye olacağı 1 Mayıs tarihini geçirmeye ve böylece Kıbrıs'taki statükoyu muhafaza etmeye çalışıyordu. Bir oldubittiyle ada bölünmüş olsun istiyordu. Ama dünya kamuoyunun bunu kabul etmesi mümkün değildi. Ayrıca Kıbrıs, Türkiye'nin önünü tıkayan çok önemli bir sorundu. Sanıyorum Denktaş bunları anladı ve başka bir çare olmadığını görüp çok kritik bir dönemde gerçekçi bir pozisyona geldi. Esneklik gösterip masaya oturdu ve müzakere etti. Tarihi bir anda liderliğini sergileyen Denktaş'ı şimdi kutlamak lazım.
Peki New York'a gidilirken, Türk hükümeti ne istiyordu?
Kıbrıs meselesinin çözülmesini istiyordu. Annan'ın şartlarını, hakemliğini ve referandumu Türkiye kabul etmişti. Annan bir yıl önce Lahey'de de aynı şeyleri istemişti ama Türkiye'de hükümet o zaman çok yeniydi ve meseleyi bilmiyordu. Siyasi risk alamadı. Çünkü Dışişleri bürokrasisi ve diğer danışmanları 'Kıbrıs'ta çözüme gitmek çok tehlikelidir' diye onları ürküttü. Zaten Kıbrıs meselesinden bugüne kadar bütün siyasi iktidarlar ürktü. Hiçbiri Kıbrıs'a dokunmak istemedi.
Hükümetler Kıbrıs'a dokunmaktan neden ürktüler?
Çünkü içeride çok otoriter, milliyetçi, devletçi bir kesim var. Bunlar Kıbrıs'ı bir milli dava, hatta bir kan davası olarak görüyor. Kıbrıs meselesini her çözmek isteyenin üstüne vatan haini diye çullanıyorlar. Siyasi iktidarlar, bu kesimi karşılarına almak istemedi. Kıbrıs da bu yüzden bugüne kadar çözülmedi. Türkiye Kıbrıs'ı çözer ve AB'den de müzakere tarihi alırsa bambaşka bir platforma sıçrayacak. Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alma ihtimali şimdi yüzde 85, yüzde 90'a çıktı. Bugüne kadar Kıbrıs'ta çözümü engelleyenler ve AB'ye karşı çıkanlar, Türkiye'de ve Kıbrıs'ta yaşanan olumlu gelişmeleri gördükten sonra,
'Kaybedilen bunca zamana yazık etmişiz' diyecekler. AB'ye üyelik müzakerelerinin dört sene mi, on sene mi süreceği hiç önemli değil. Müzakere tarihi aldıktan sonra dünya artık Türkiye'yi AB üyesi bir ülke olarak telakki edecek.
New York'a gidilirken Türkiye'nin askeri ve sivil bürokrasisi ne istiyordu Kıbrıs konusunda?
Sivil bürokraside yani Dışişleri'nde Annan Planı çerçevesinde bir çözümün Türkiye'nin stratejik menfaatlerine zarar vereceğine ve adadaki Türk varlığını eriteceğine inananlar vardı. Bunlar çözümü engelliyordu. Keza aynı durum askeri bürokrasi içinde de söz konusuydu. Bu görüştekiler için statükonun devamından başka çare yoktu. Ama her iki bürokrasinin içinde de sonunda çözümden başka bir çare olmadığı ve bazı eksikliklerine rağmen Annan Planı'nın hem Türkiye hem de Kıbrıslı Türkler için en iyi çözüm olduğu konusunda bir konsensüse varıldı. Hükümet, bu konuda sivil ve askeri bürokrasinin tepesindekileri ikna etti. Zaten Denktaş New York'ta anlaştıktan sonra, Türkiye'nin iç siyaseti açısından ilginç bir açıklama yaptı.
Ne dedi?
'Biz anlaşma konusunda Türkiye hükümetinin onayını aldık. Hükümet bize bu onayı Genelkurmay Başkanlığı'na ve Cumhurbaşkanlığı'na danışarak verdi' dedi. Türkiye'deki muhalefet, Denktaş'ın bu beyanatından sonra acaba ne diyecek? Kıbrıs'ta anlaşma isteyenlere bugüne kadar 'Kıbrıs'ı satıyorlar' diyorlardı. Denktaş'a da mı Kıbrıs'ı sattı diyecekler? Muhalefetin elinden çok önemli bir koz gitti.
Görüşmeler Lefkoşa'da başlayacak. Denktaş, bu sürecin herhangi bir noktasında bütün barışçı gelişmeyi engelleyebilir mi?
Yapamaz. Bu bedeli kimse tek başına göğüsleyemez. Birleşmiş Milletler'e verilmiş bir taahhütten geri dönmenin yaptırımı çok ağır olur. Muhakkak ki bu müzakerelerde tartışmalar ve kavgalar olacak ama artık çözümden ve referandumdan kaçış yok. Bu süreci ne tek başına KKTC ne de tek başına Kıbrıs Rum tarafı sabote edebilir. Yavru vatanlar, anavatanlarından bağımsız hareket edemez.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, Annan Planı'nın Rumların lehine olduğunu iddia etti hep. Ama şimdi bu planın Rum tarafını Türk taraafından daha fazla rahatsız ettiği ortaya çıktı. Denktaş bu gerçeği bilmiyor muydu?
Biliyordu ama statükoyu devam ettirmek istiyordu. 'Annan Planı Enosis'tir. Bu planla adadaki Türk halkı eriyip gider' diyordu. Ama bugün gelinen noktada Denktaş'ı da alkışlayalım. Tarih nasıl olsa bunların incelemesini yapacak, bu soruları soracak ve yazacak. Bırakın Denktaş'ı, Türkiye'deki gelmiş geçmiş siyasi iktidarlara da bu sorular sorulacak. Kıbrıs sorununu cesaret ve siyasi irade gösterip bugüne kadar çözmedikleri için onlara da büyük sorumluluk düşüyor.
Denktaş, son ana kadar Türk hükümetine direnen bir görüntü çizdi. Halbuki Denktaş, neredeyse bütün gelirini Türkiye'nin yardımıyla sağlayan bir devletin başkanı. Denktaş, kime güvenerek Türk hükümetine karşı böyle davranabildi sizce?
Herhalde Türkiye'deki muhalefete ve çözüm istemeyen kesimlere dayanıyordu. Cumhurbaşkanı'yla, Genelkurmay Başkanı'yla görüşüyordu, bütün bu görüşmeleri yapıyordu. Fakat Denktaş sonunda gördü ki, Türkiye'de bu makamlar arasında çözüm için bir konsensüs oluştu. Biliyorsunuz, Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs Adası'nın stratejik önemi olduğuna inanıyordu. Bugünkü statükonun, yani adanın bölünmüş halinin ve Türkiye'nin adanın kuzeyinde 30, 40 bin asker bulundurmasının en iyi, en ideal stratejik durum olduğunu düşünüyordu. Bu bence tamamen yanlıştı.
Kıbrıs sorunu, aslında Türkiyenin Avrupa üyeliğini engellemek isteyenler tarafından bir araç olarak mı kullanılıyor Türkiyenin iç siyasetinde?
Şüphesiz.
Türkiye'de yaşayan insanların ve KKTC'de yaşayan insanların daha mutlu ve zengin olması, Kıbrıs sorununun çözülmesiyle mi yoksa çözülmemesiyle mi mümkün?
Çözülmesiyle mümkün. Adada insanlar arasında çok ilginç bir kaynaşma ve ekonomik gelişme yaşanacak. KKTC halkı zenginleşecek ve mutlu olacak. Çünkü Kuzey Kıbrıs AB'nin en ayrıcalıklı devleti olacak. Güneyle kuzey arasındaki farkı ortadan kaldırmak için AB'nin fonları, sübvansiyonları, yatırımlar buraya akacak.
Neden Kıbrıs sorunu konuşulurken hep 'topraktan, kimin nereyi yöneteceğinden, tavizlerden' söz ediliyor da, insanların geleceğinden, mutluluğundan söz edilmiyor peki?
Bu, küçülmüş, çökmüş bir imparatorluğun refleksi olabilir. 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu gerileye gerileye gelmiş ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuş. Bunu birçok kişi hazmedememiş. Mesela bugün Kıbrıs'ı konuşurken, hep Girit'i de kaybettiğimiz hatırlatılıyor. Irak Savaşı'nda da Musul ve Kerkük gündeme getirildi. Bunları aşmak lazım. Dünyada bir tek Osmanlı'nın değil ki, imparatorlukların hepsinin kaderi aynı oldu, hepsi dağıldı. Artık bundan sonraki imparatorluklar ekonomik ve siyasi etkinliğe dayanan imparatorluklar olacak. Toprak elde tutmaya dayanan imparatorluklar değil.
Amerika neden Kıbrıs'ta bir çözümü bu kadar çok istiyor?
İki nedeni var. Amerika, kendisinin çok önemli müttefiki olan Türkiye'nin yalnız kalmamasını ve AB'yle bütünleşmesini istiyor. Türkiye'nin, Avrupa'nın siyasi, sosyal, ekonomik ve stratejik perspektifi içinde olmasını arzuluyor. Çünkü bu, Türkiye için olduğu gibi Amerika için de büyük bir garanti. AB'yle köprüleri atmış, AB'ye küsmüş bir Türkiye unutmayalım ki, otoriter, devletçi, milliyetçi ve izolasyonist bir rejime gider. Suriye'nin, Irak'ın başına gelenleri görüyoruz. Türkiye de Batı'ya karşı tavır alan, dünyadan kopan, savunma gücü zaman içinde sıfırlanan, ekonomisi çöken, fakir bir Ortadoğu ülkesine dönüşür. Bu Amerika'nın da menfaatine değildir. Amerika'nın Kıbrıs'ta çözüm istemesinin ikinci ve daha tali nedeni ise, stratejik açıdan Doğu Akdeniz'de barış istemesi. Bunun için de Türk-Yunan meselesinin halledilmesi gerekiyor.
Ege sorunu da çözülür mü peki?
Kıbrıs'taki bahar havası Ege'ye de yarayacak. Bu yılın sonuna kadar Yunanistan'la aramızdaki Ege sorunları çözülmüş olacak. Zaten iki yıldır Türk ve Yunan heyetleri gizli olarak bu anlaşmanın altyapısını görüşüyor. Duyduğuma göre, Ege sorununun yüzde 70, 80'i çözüldü.
Peki Kıbrıs'ta çözüm sağlanması dünya politikasında nasıl bir değişiklik meydana getirecek?
Türkiye şu anda dünyada model olarak parlayan bir yıldız. AB yolunda ilerleyen hem Müslüman hem demokratik bir ülke. NATO toplantısı haziranda İstanbul'da yapılacak. Bu toplantıda NATO'ya yeni bir şekil verilecek. Türkiye NATO'da çok öncü ve kritik bir rol üstlenebilir. Lider konuma gelebilir. Kıbrıs'ı çözen Türkiye artık bu platforma geldi. Zaten hazirana kadar Kıbrıs'ta da referandumlar yapılacak. Böylece Türkiye, NATO toplantısına kadar dünya çapında bir güvene ve kredibiliteye ulaşmış olacak.
New York'tan inciler
Rum lider, AB'ye değinmeyen ilk taslağı gördüğünde, 'Beni çarmıha bile gerseniz bu metnin altına imza atmam'
demiş
16/02/2004 RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - New York'ta geçen hafta gerçekleştirilen ve Türk tarafının önerileri doğrultusunda adada görüşmelerin yeniden başlaması kararıyla sonuçlanan Kıbrıs görüşmeleri maratonunun perde arkası, Yunanistan ve Rum Kesimi'nde basına sızmaya başladı. Gazetelere göre KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos arasında hayli
ilginç bir mücadele yaşandı.
Etnos gazetesine göre, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, AB'ye hiç değinmeyen ilk mutabakat taslağı önüne geldiğinde ve imzalaması için ABD baskısı ile karşılaştığında, "Beni çarmıha bile gerseniz bunu imzalamam" dedi. Gazete bunun üzerine BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Yunan-Rum tarafına 'zehri altın kapla sunmak için' gerçekte AB'yi ciddi şekilde devreye sokmayan bir ifadeyi mutabakat metnine eklediğini yazdı.
Kathimerini'ye göre, New York'ta bir ara Papadopulos, Annan'ın önünde Denktaş'a, "Genel Sekreter'in planını müzakere zemini kabul ediyor musun?" diye sordu. Denktaş yanıt vermedi. Annan, bunun üzerine Papadopulos'un bu sorusundan rahatsız olduğunu söyledi.
To Vima gazetesine göre Denktaş, Rum tarafının AB'yi devreye sokma ısrarı üzerine "Eğer onlar AB'yi müzakerelere dahil ederse ben de İslam Konferansı'nın dahil edilmesini isteyeceğim" dedi.
Denktaş: Halk karar verecek
Cumhurbaşkanı Denktaş, "Uzlaşmaya varılacak metnin, referanduma götürülecek olması ve anlaşmanın TBMM'nin de onayına sunulacak olması, iki önemli supaptır" dedi
KKTC'ye dönüşte Geçitkale Havaalanı'nda da açıklama yapan Denktaş; planla ilgili çalışmaların yapılacağını ve neticede halkın kendi kararını vereceğini vurguladı
Denktaş, çözüme gidilmesi için gereken çalışmaların yapılacağını kaydederek, ancak çok büyük adım atıldı diye bayram yapılmasının zamanı deği
ldir şeklinde konuştu
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Kıbrıs Türk halkının anlaşma; Kıbrısta iki eşit ortak olarak anavatanlarının güvencesinde; anavatanlarının garantisi altında yaşamak istediğine işaret ederek, Başlayacak görüşmelerde bunları temin edip edilemeyeceğini göreceğiz. Temin etmek için çalışacağız. Neticede halk kendi kararını verecek. Yine topu kimse ona buna atmasın. Ortaya çıkacak olan sonucu göreceksiniz ve yapılacak referandumda kendi kararınızı vereceksiniz. Sorumluluk Kıbrıs Türk halkının
dır. Ondan sonra Türkiyenindir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde alınacak kararlarla bu iş sonuçlanacaktır dedi.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş çözüme gidilmesi için gereken adımların ve çalışmaların yapılacağını vurgulayarak ancak çok büyük atıldı diye bayram yapılması zamanının olmadığını söyledi ve Kıbrıs meselesinin devam ettiğini, halkın bunun bilinci içerisinde en iyiyi yapabilme konusunda birlik ve beraberlik içerisinde kendilerine yardımcı olması gerektiğini kaydetti.
Denktaş, New York görüşmeleri dönü
şünde Geçitkalede yaptığı açıklamada, bazı basın organlarında zafer gibi sözlerle karşılandıklarına işaret ederek, olanların iyi ve sağlıklı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Denktaş, dünyanın 18 aydır dayattığı bir Annan planı karşısında halkın, olduğu şekliyle kabul edilemez, tehlikeler doludur ile Görüşmeler başlasın da bakalım ne olur diyenler arasında bölündüğünü anlatarak, seçimlerde ortayı çıkan sonucun halkın görüşmelerin başlamasını ama haklarının korunmasını da istediği yönünde olduğu
nu belirtti.
Denktaş, Türkiyenin Annan Planının görüşülebilir olarak kabul etmesinden sonra doğal olarak New York davetine icabet etmemenin olamayacağını anlatarak, Ankara ile yapmış oldukları görüşmelerde Kıbrıs Türk halkının olmazsa olmazları hakkında sonuna kadar destek yönünde garanti aldıklarını söyledi.
Kıbrıs Türkü için olmazsa olmazların ne olduğunu herkesin bildiğini; bunun Kıbrıs sorununun Rum tarafının adayı idare edeceği bir şekilde çözümlenmesinin mümkün olmadığını ifade eden Denktaş, sorunun iki eşit halkın varlığı esas alınarak, iki kesilmeliğin sulandırılmadan halledileceği ve Türkiyenin garantisini içeren bir mesele olacağını kaydetti.
Bu konularda Türkiyenin bize vermiş olduğu kati garantiler alındıktan sonra New Yorka gidilmiştir diye konuşan Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş New Yorkta Müzakere etmeye hazırız ancak elimizi konulumuzu bağlayan katı şartlardan siz de yumuşayınız, vazgeçiniz dediklerini anlattı.
Rauf Denktaş, daha New Yorka gitmeden önce bu tutum karşısında Westonun ve diğerlerinin, Annan planında her şeyin görüşülebileceği yönündeki açıklamalarıyla bir yumuşamaya gidildiğine dikkat çekti.
Kıbrıs Türk tarafının New Yorkta kendi olmazsa olmazların bir formül şeklinde; Rum tarafının da kendi tadilat isteklerini ortaya koyduğuna ifade eden Denktaş, Rum kesiminin istediği tadilatların ne olduğunu tam olarak anlayamadıklarını çünkü değişiklik istemlerinin Annan planının çeşitli maddelerine atıfta bulunarak hazırlandığını söyledi.
Denktaş, Rumların değişiklik istemlerini Kıbrıstaki görüşme sürecinde masada anlayacaklarına işaret ederek, Anlaşmak istiyoruz. Uzlaşmak istiyoruz. Kıbrısta iki eşit ortak olarak yaşamak istiyoruz. Anavatanlarından koparılmayan iki eşit ortak olarak ve anavatanlarının garantisi altında güven içerisi
nde yaşamak istiyoruz diye konuştu.
HALK KENDİ KARARINI VERECEK
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, başlayacak görüşmelerde bunları temin edip edilemeyeceğinin görüleceğini anlatarak, Temin etmek için çalışacağız. Neticede halk kendi kararını verecek. Yine topu kimse ona buna atmasın. Ortaya çıkacak olan sonucu göreceksiniz ve yapılacak referandumda kendi kararınızı vereceksiniz. Sorumluluk Kıbrıs Türk halkınındır. Ondan sonra Türkiyenindir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde alınacak kararlarla bu iş sonuçlanacak
tır dedi.
Denktaş, Annan Planı konusunda Türk tarafının en büyük itirazının, görüşme süreci sonunda uzlaşılmayan konularda BM Genel Sekreterinin kendi kararın vereceğini ve bu kararın herkes tarafından kabul edileceği noktasında olduğunu anlatarak, bunun kabul edilmez olduğunu sonuna kadar savunduklarını söyledi.
Denktaş en sonunda, bu konuda Türkiye ile Yunanistanın da bu noktada söz sahibi olması yönündeki ara formülü Türkiye ile birlikte ortaya koyduklarına dikkat çekerek, Tam istediğimiz şekilde olmasa da Türkiye ile Yunanistanın bu safhada ve bu konularda söz sahibi olması demek, Türkiyeye kendi müttefikleriyle, dostlarıyla temas ederek, varılan itilafı yumuşatmak ve halletmek için onların da yardımını almasını sağlamak demektir. dedi.
"En büyük güvencemiz. Bunu tekrar tekrar masaya yatırdık. Deregasyonlar istiyoruz. Haklarımızın korunması için birçok deregasyonlara ihtiyacımız vardır. Bu deregasyonlar AB normlarına uymayabilir. Çünkü, Rumlar her şey AB normlarına uyacaktır diyerek büyük bir kapı açmak istiyor ki bu kapı o şekilde açık kalırsa, bize verilmiş gibi görülen hakları da ortadan kaldırılabilir. Dolayısıyla biz bu konuda şunu söyledik. AB temel yasasına primari Law dedikleri yasalarına girecek şekilde kabul edilmelidir. Girmelidir. Girmezse olmaz diye konuşan Denktaş, görüşme süreci sonunda yapılacak anlaşmanın ABnin kendi kuruluş yasası içerisine girmesi gerektiğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Denktaş, toprak konusunda ise Türkiyenin tutumunu, çizginin düz olması yönünde olduğuna işaret ederek, toprak konusunda bunun ötesinde bir beklenti olmadığını söyledi.
Denktaş, Sonuçtan memnun musunuz sorunsuna karşılık ise memnuniyetin sonuç alındığına ortaya çıkacağını söyledi. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, bir başka soruya karşılık ise dönüşü olmayan yol dediklerinin referanduma gidiş olduğunu ifade ederek, Ondan da çıkacak neticeyi herkesin kabul etmesi gerekir dedi.
Denktaş: Türkiye ve Yunanistan ellerini taşın altına koymuşlardır
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, tekamül etmiş anlaşmanın her iki tarafın da kabul edebileceği bir anlaşma olması dileğinde bulundu.
Denktaş, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevinde yaptığı açıklamada, uzun bir süredir Annan Planının olduğu gibi kabul edilemez bir plan olduğu üzerinde ısrarla durduklarını hatırlatarak, Bunun tadil edilmesi gerektiğini açıkladık. Devamlı surette, tadil edilmesi çerçeve içerisinde olur şeklinde katı bir yaklışamla karşılaştık. 1 Mayıs tarihi yaklaştıkça sıkışan taraflar, özellikle Türk tarafının 1 Mayıs geliyor diyerek her şeyi bir tarafa iteceğini hesaplayanlar, savunmamızda ısrar ettiğimizi gördükten sonra tadilat konusunda daha esnek davranabileceklerini duyurdular diye konuştu.
Ankarada yaptıkları temaslarda olmazsa olmazlar ile hangi prensipler üzerinde ısrar edileceği konuları üzerinde durulduğunu kaydeden Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bu mutabakat neticesinde New Yorka gittik. Orada üzerinde durduğumuz esas konulardan bir tanesi, taraflar arasında mutabakat olmadığı takdirde BM Genel Sekreterinin hakemlik yapması veya planda ne varsa o olur diyerek kesip atmasıydı. Buna itiraz ettik. Ancak Genel Sekreter de kendi açısından Siz küçük veya büyük konularda anlaşmazsanız, anlaşma hiç olmaz. Dolayısıyla bir hakeme ihtiyaç vardır diye ısrarlı oldu. Bu konuda uzlaşmadığımız takdirde görüşmeleri keseceğini söyledi. Bu her iki tarafa baskıydı.
Bunun üzerine biz, Ankara ile anlaşarak bir öneri sunduk. Dedik ki, Türkiye ile Yunanistan da, garantör iki devlet olarak uzlaşma olmayan konularda uzlaşmayı temin için devreye girsinler, onlar da uzlaştıramazsa o zaman yine Genel Sekreter son sözü söylesin. Ancak bu bizim için büyük bir adımdır, olumlu bir adımdır. Evvela garantör devlet olarak Yunanistanın Türkiye ile birlikte elini taşın altına koymasıdır. Bu tabiatıyla Genel Sekreterin yapacağı hakemliği önemli ölçüde etkileyecektir. Türkiyenin, uzlaşmazlık olan konularda, haklı olduğumuz takdirde bizi sonuna kadar destekleyeceği vaadi vardır.
Denktaş, mümkün olanı yapabildiklerini, hatta yaptıklarını anlatarak, Rumlar, buraya Yunanistan ile birlikte AByi de dahil etmek istediler. Bu büyük bir oyundu. ABye, görüşmeleri tümüyle Genel Sekreter ile birlikte yürütme yetkisi vermek için girişimde bulundular. Kabul edilemezdi. Sırf bu konuda 12 saat BM binasında tutulduk ve en sonunda bir formül bulundu. Bu formül bizi incitmez diye düşünüyoruz dedi.
LAHEYDEN BUGÜNE
Laheydeki görüşmelerde, Annan Planı üzerinde değişiklikler istediğini, anlaşma halinde referanduma gitmeyi teklif ettiğini, ancak kabul edilmediğini ifade eden Denktaş, sö
zlerini şöyle sürdürdü:
O zaman benden istenen, Annan Planını olduğu gibi, çok küçük değişiklikler hariç, iki taraf arasında mutabakata varılmaksızın falan tarihte referanduma sunmaktı. Bunu ben kabul edemezdim. Şimdi değişiklik konusunda bir kapı açılıyor. Bakacağız. Bunları inşallah yapabiliriz. İnşallah, Rumlar da artık dikine gitmekten, Kıbrısın sahibi gibi davranmaktan, bizi azınlık olarak görmekten vazgeçerler. İki halk, iyi komşuluk esasları içerisinde bir anlaşmaya varmak için uğraşır. Türkiye i
le Yunanistan, taşın altına ellerini koymuşlardır. Yunanistanın da artık AB yolu ile Kıbrıs Rumlarının Kıbrısa sahip çıkma oyunundan vazgeçmesini bekliyoruz.
ANNANIN OBJEKTİFLİĞİ
Basın mensuplarının sorularını da cevaplandıran Denktaş, BM Genel Sekreteri Annanın, hakemliğinde objektif davranmaması gibi bir endişesi olup olmadığının sorulması üzerine, Son deneyde, iyi niyetle objektif olmaya çalıştığını gördük. Ancak şunu söyleyelim: Türkiye ile Yunanistan bu hakemlik timinin içerisindedir. Dolayısıy
la onlarla sıkı işbirliği yapılacaktır. Dolayısıyla yapabildiğimizin en iyisini yapmış oluyoruz. Genel Sekreterin tabiatıyla objektif olması beklenecektir, olmak da görevidir dedi.
Denktaş, Annan Planından kurtulma çabalarının başarılı olmadığını belirterek, Dünya, Annan Planı diyerek, karşımızda durmuştur, diretmiştir. Biz Annan Planında gereken değişiklikleri yapmak suretiyle ve mümkün olduğu kadar lehimize yumuşatmak, tadilat hakkını elde tutmak kaydıyle deneyeceğiz. Halkımıza sunacağız. Elde ettiğ
imiz neticeyi halkımıza, (Biz bu planda şunları istedik, aldık. Bu büyük şeyleri istedik alamadık) diye tekamül etmiş anlaşmayı sunacağız. İnşallah tekamül etmiş anlaşma her iki tarafın da kabul edebileceği bir anlaşma olur. İyi sonuç, iki eski ortağın bu kez yeni bir ortaklık kurmasıdır. Eşit şartlarda... diye konuştu.
ALINAN SONUÇ BAŞARI MI?
Denktaş, New Yorkda alınan sonucun Türkiyede bir zafer olarak görüldüğünün hatırlatılarak, Bu bir başlangıç mı, bir başarı mı? sorusuna karşılık da şöyle konuştu
:
Muhakkak Türk diplomasisi büyük girişimlerde bulundu. Ancak, gördüğünüz gibi dayatma karşısında, Milli Güvenlik Kurulunda alınmış olan bazı kelimeler veya prensipler, yumuşatılmak mecburiyetinde kalındı. (Annan Planı temel olarak alınamaz, referans olarak alınır) denmişti. Ama yapılan açıklamada, (Temel olarak kabul edildi) denmektedir. Temel olarak kabul edildi, ama bu temelin içine tadilatımız da girecek. Demek ki, temel değişebilecek. Türkiye ve biz büyük bir dayatma karşısındaydık. 1 Mayıs takvimin
e bağlamak suretiyle dayatmayı ağırlaştırdılar. Bunun karşısında diplomatik girişimler neticesinde yol açılmış oldu. Bu iyi bir adımdır, yeter ki sonu iyi gelsin. İnşallah iyi gelir.
Rumların oldukça buruk ayrıldıklarını gördük. İnşallah onlar da otururlar, bizim bu söylediklerimizi değerlendirirler ve Kıbrısı alıp kaçamayacaklarını anlarlar.
Denktaş, Bir takvim sıkıştırması var. 1 Mayısa kadar sonuç çıkabilir mi? sorusu üzerine de, Bizim görevimiz, önümüze konan takvime uymaya çalışmaktır. Samimiyetle çalışmaktır. Her iki taraf samimiyetle çalıştığı halde o tarih geldi, geçiyor, olmuyorsa boğazımızı sıkacak değiller. Ona da bir formül bulunacaktır dedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, ABDdeki görüşmelerde, Amerikalı yetkililerle bir görüşme süreci yaşanıp yaşanmadığının sorulması üzerine, Biz de yaşadık, Türkiye diplomatları da yaşadı. Ankara ile Washington arasında telefon teatileri oldu. ABDnin etkin rol oynamış olmasını yadırgamamak lazım. Çünkü Annan Planını olduğu gibi kabul ettirmek için uzun zaman
ABD de bastırmıştır. En nihayet onlar da değişmesi gerektiğini
herhalde kabul ettiler ki, yardımcı oldular. ABDlilerle ikili görüşme yapılmadı diye konuştu.
BAŞBAKAN TALAT
Bir gazetecinin KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talata soru yöneltmek istemesi üzerine Denktaş, Ben buradayken, isterseniz Sayın Talatı zor duruma sokmayın dedi ve sorunun sorulmasını istedi.
Mehmet Ali Talat, Daha önce Annan Planını desteklediniz. Bu sefer görüşmelere katıldınız. New Yorktaki görüşmelerde neler gördünüz? şeklindeki soruya şöyle karşılık verdi:
Biz Türk heyeti olarak bir bütün olduk. Ayrı ayrı davranmadık, ayrı davranışlar sergilemedik. Kendi aramızda değerlendirdik, tartıştık. Değişik görüşlere sahiptik, ancak görüşlerimizi bütünleştirdik ve bir görüş olarak çıktık. Geçmişi bir tarafa bırakıyoruz, geleceğe bakıyoruz. Bu mücadelenin sonucunda güzel bir anlaşma, Kıbrıs Türkünün haklarını koruyan bir anlaşma gerçekleştirmek en temel hedefimizdir. Bu amaçla hep birlikte hareket etmek durumundayız. Geçmişi, gelecekte ta
rihçiler incelesin, değerlendirsin.
HALKIN SESI 16/02/2004
Geleceğe bakıyoruz
Zaman dardır. İyi niyetle her iki taraf çalışırsa, bir sonuç alınabilir diye düşünüyoruz. Bu sonuçla kuşkusuz, Kıbrıs Türklerinin temel hakları, Türkiyenin Kıbrıs üzerindeki temel hakları korunmalıdır. Önümüzde iki kontrol supabı var. Bunlardan birincisi, varılacak uzlaşmanın halkoyuna sunulmasıdır. İkinci çok önemli supap, anlaşmanın Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirilmesi neticesidir.
Denktaş, Annan Planından kurtulma çabalarının başarılı olmadığını belirterek, Dünya, Annan Planı diyerek, karşımızda durmuştur, diretmiştir. Biz Annan Planında gereken değişiklikleri yapmak suretiyle ve mümkün olduğu kadar lehimize yumuşatmak, tadilat hakkını elde tutmak kaydıyle dene
yeceğiz. Halkımıza sunacağız. Elde ettiğimiz neticeyi halkımıza, (Biz bu planda şunları istedik, aldık. Bu büyük şeyleri istedik alamadık) diye tekamül etmiş anlaşmayı sunacağız. İnşallah tekamül etmiş anlaşma her iki tarafın da kabul edebileceği bir anlaşma olur. İyi sonuç, iki eski ortağın bu kez yeni bir ortaklık kurmasıdır. Eşit şartlarda... diye konuştu.
Başbakan Talat: Biz Türk heyeti olarak bir bütün olduk. Ayrı ayrı davranmadık, ayrı davranışlar sergilemedik. Kendi aramızda değerlendirdik, tartıştık. Değişik görüşlere sahiptik, ancak görüşlerimizi bütünleştirdik ve bir görüş olarak çıktık. Geçmişi bir tarafa bırakıyoruz, geleceğe bakıyoruz. Bu mücadelenin sonucunda güzel bir anlaşma, Kıbrıs Türkünün haklarını koruyan bir anlaşma gerçekleştirmek en
temel hedefimizdir. Bu amaçla hep birlikte hareket etmek durumundayız. Geçmişi, gelecekte tarihçiler incelesin, değerlendirsin.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrısta bir müzakere sürecinin başladığını belirterek, İyi niyetle her iki taraf çalışırsa, bir sonuç alınabilir diye düşünüyoruz dedi.
Denktaş, İstanbul Atatürk Havalimanı Devlet Konukevinde düzenlediği basın toplantısında, New Yorkta BM Genel Sekreteri Kofi Annan ve Kıbrıs Rum yönetimiyle yaptıkları görüşmeler hakkında bilgi verdi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, bir müzakere sürecinin başladığını belirterek, şunları söyledi:
Zaman dardır. İyi niyetle her iki taraf çalışırsa, bir sonuç alınabilir diye düşünüyoruz. Bu sonuçla kuşkusuz, Kıbrıs Türklerinin temel hakları, Türkiyenin Kıbrıs üzerindeki temel hakları korunmalıdır. Önümüzde iki kontrol supabı var. Bunlardan birincisi, varılacak uzlaşmanın halkoyuna sunulmasıdır. Halkımız eğer ortaya çıkan neticeyi beğenmiyorsa, referandumda kabul etmediğini söylemek hakkına sahiptir. Halkımızın endişeleri ve ih
tiyaçlarını bilen bir taraf olarak, bunlara cevap verecek bir anlaşmayı hazırlayacağız. Rum tarafı da kendi açısından öyle... Ortaya çıkacak netice de referanduma gidecektir. İkinci çok önemli supap, anlaşmanın Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçirilmesi neticesidir. Türk ulusunun da kabul edebileceği dengeli, kalıcı bir anlaşma olmalıdır. Dolayısıyla biz iyi niyetle çalışabileceğimizi düşündük. Ve çalışacağız. Sonucunda iyi bir netice alırsak hepimiz sevineceğiz.
Planın tadil edilmesi!
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, tekamül etmiş anlaşmanın her iki tarafın da kabul edebileceği bir anlaşma olması dileğinde bulundu.
Denktaş, Atatürk Havalimanı Devlet Konukevinde yaptığı açıklamada, uzun bir süredir Annan Planının olduğu gibi kabul edilemez bir plan olduğu üzerinde ısrarla durduklarını hatırlatarak, Bunun tadil edilmesi gerektiğini açıkladık. Devamlı surette, tadil edilmesi çerçeve içerisinde olur şeklinde katı bir yaklışamla karşılaştık. 1 Mayıs tarihi yaklaştıkça sıkışan taraflar, özellikle Türk tara
fının 1 Mayıs geliyor diyerek her şeyi bir tarafa iteceğini hesaplayanlar, savunmamızda ısrar ettiğimizi gördükten sonra tadilat konusunda daha esnek davranabileceklerini duyurdular diye konuştu.
Ankarada yaptıkları temaslarda olmazsa olmazlar ile hangi prensipler üzerinde ısrar edileceği konuları üzerinde durulduğunu kaydeden Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bu mutabakat neticesinde New Yorka gittik. Orada üzerinde durduğumuz esas konulardan bir tanesi, taraflar arasında mutabakat olmadığı takdirde BM Genel Sekreterinin hakemlik yapması veya planda ne varsa o olur diyerek kesip atmasıydı. Buna itiraz ettik. Ancak Genel Sekreter de kendi açısından Siz küçük veya büyük konularda anlaşmazsanız, anlaşma hiç olmaz. Dolayısıyla bir hakeme ihtiyaç var
dır diye ısrarlı oldu. Bu konuda uzlaşmadığımız takdirde görüşmeleri keseceğini söyledi. Bu her iki tarafa baskıydı.
Bunun üzerine biz, Ankara ile anlaşarak bir öneri sunduk. Dedik ki, Türkiye ile Yunanistan da, garantör iki devlet olarak uzlaşma olmayan
konularda uzlaşmayı temin için devreye girsinler, onlar da uzlaştıramazsa o zaman yine Genel Sekreter son sözü söylesin. Ancak bu bizim için büyük bir adımdır, olumlu bir adımdır. Evvela garantör devlet olarak Yunanistanın Türkiye ile birlikte elini taşın altına koymasıdır. Bu tabiatıyla Genel Sekreterin yapacağı hakemliği önemli ölçüde etkileyecektir. Türkiyenin, uzlaşmazlık olan konularda, haklı olduğumuz takdirde bizi sonuna kadar destekleyeceği vaadi vardır.
Denktaş, mümkün olanı yapabildiklerini, hatta yaptıklarını anlatarak, Rumlar, buraya Yunanistan ile birlikte AByi de dahil etmek istediler. Bu büyük bir oyundu. ABye, görüşmeleri tümüyle Genel Sekreter ile birlikte yürütme yetkisi vermek için girişimde bulundular. Kabul edilemezdi. Sırf bu
konuda 12 saat BM binasında tutulduk ve en sonunda bir formül bulundu. Bu formül bizi incitmez diye düşünüyoruz dedi.
Laheyden bugüne
Laheydeki görüşmelerde, Annan Planı üzerinde değişiklikler istediğini, anlaşma halinde referanduma gitmeyi teklif ettiğini, ancak kabul edilmediğini ifade eden Denktaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
O zaman benden istenen, Annan Planını olduğu gibi, çok küçük değişiklikler hariç, iki taraf arasında mutabakata varılmaksızın falan tarihte referanduma sunmaktı. Bunu ben kabul edemezdim. Şimdi değişiklik konusunda bir kapı açılıyor. Bakacağız. Bunları inşallah yapabiliriz. İnşallah, Rumlar da artık dikine gitmekten, Kıbrısın sahibi gibi davranmaktan, bizi azınlık olarak görmekten vazgeçerler. İki halk, iyi komşuluk esasları içe
risinde bir anlaşmaya varmak için uğraşır. Türkiye ile Yunanistan, taşın altına ellerini koymuşlardır. Yunanistanın da artık AB yolu ile Kıbrıs Rumlarının Kıbrısa sahip çıkma oyunundan vazgeçmesini bekliyoruz.
Annanın objektifliği
Basın mensuplarının sorularını da cevaplandıran Denktaş, BM Genel Sekreteri Annanın, hakemliğinde objektif davranmaması gibi bir endişesi olup olmadığının sorulması üzerine, Son deneyde, iyi niyetle objektif olmaya çalıştığını gördük. Ancak şunu söyleyelim: Türkiye ile Yun
anistan bu hakemlik timinin içerisindedir. Dolayısıyla onlarla sıkı işbirliği yapılacaktır. Dolayısıyla yapabildiğimizin en iyisini yapmış oluyoruz. Genel Sekreterin tabiatıyla objektif olması beklenecektir, olmak da görevidir dedi.
Denktaş, Annan Planından kurtulma çabalarının başarılı olmadığını belirterek, Dünya, Annan Planı diyerek, karşımızda durmuştur, diretmiştir. Biz Annan Planında gereken değişiklikleri yapmak suretiyle ve mümkün olduğu kadar lehimize yumuşatmak, tadilat hakkını elde tutmak k
aydıyle deneyeceğiz. Halkımıza sunacağız. Elde ettiğimiz neticeyi halkımıza, (Biz bu planda şunları istedik, aldık. Bu büyük şeyleri istedik alamadık) diye tekamül etmiş anlaşmayı sunacağız. İnşallah tekamül etmiş anlaşma her iki tarafın da kabul edebileceği bir anlaşma olur. İyi sonuç, iki eski ortağın bu kez yeni bir ortaklık kurmasıdır. Eşit şartlarda... diye konuştu.
Alınan sonuç başarı mı?
Denktaş, New Yorkda alınan sonucun Türkiyede bir zafer olarak görüldüğünün hatırlatılarak, Bu bir başlangıç mı, bir başarı mı? sorusuna karşılık da şöyle konuştu:
Muhakkak Türk diplomasisi büyük girişimlerde bulundu. Ancak, gördüğünüz gibi dayatma karşısında, Milli Güvenlik Kurulunda alınmış olan bazı kelimeler veya prensipler, yumuşatılmak mecburiyetinde kalındı. (Annan Planı temel olarak alınamaz, referans olarak alınır) denmişti. Ama yapılan açıklamada, (Temel olarak kabul edildi) denmektedir. Temel olarak kabul edildi, ama bu temelin içine tadilatımız da girecek. Demek ki, temel değişebilecek. Türkiye ve biz büyük bir dayatma karşısındaydık. 1 Mayıs takvimine bağlamak suretiyle dayatmayı ağırlaştırdılar. Bunun karşısında diplomatik girişimler neticesinde yol açılmış oldu. Bu iyi bir adımdır, yeter ki sonu iyi gelsin. İnşallah iyi gelir.
Rumların oldukça buruk ayrıldıklarını gördük. İnşallah onlar da otururlar, bizim bu söylediklerimizi değerlendirirler ve Kıbrısı alıp kaçamayacaklarını anlarlar.
Denktaş, Bir takvim sıkıştırması var. 1 Mayısa kadar sonuç çıkabilir mi? sorusu üzerine de, Bizim görevimiz, önümüze konan takvime uymaya çalışmaktır. Samimiyetle çalışmaktır. Her iki taraf samimiyetle çalıştığı halde o tarih geldi, geçiyor, olmuyorsa boğazımızı sıkacak değiller. Ona da bir formül bulunacaktır dedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, ABDdeki görüşmelerde, Amerikalı yetkililerle bir görüşme süreci yaşanıp yaşanmadığının sorulması üzerine, Biz de yaşadık, Türkiye diplomatları da yaşadı. Ankara ile Washington arasında telefon teatileri oldu. ABDnin etkin rol oynamış olmasını yadırgamamak lazım. Çünkü Annan Planını olduğu gibi kabul ettirmek için uzun zaman ABD de bastırmıştır. En nihayet onlar da değişmesi gerektiğini herhalde kabul ettiler ki, yardımcı oldular. ABDlilerle ikili görüşme yapılmadı diye konuştu.
Başbakan Talat
Bir gazetecinin KKTC Başbakan
ı Mehmet Ali Talata soru yöneltmek istemesi üzerine Denktaş, Ben buradayken, isterseniz Sayın Talatı zor duruma sokmayın dedi ve sorunun sorulmasını istedi.
Mehmet Ali Talat, Daha önce Annan Planını desteklediniz. Bu sefer görüşmelere katıldınız. New Yorktaki görüşmelerde neler gördünüz? şeklindeki soruya şöyle karşılık verdi:
Biz Türk heyeti olarak bir bütün olduk. Ayrı ayrı davranmadık, ayrı davranışlar sergilemedik. Kendi aramızda değerlendirdik, tartıştık. Değişik görüşlere sahiptik, ancak görüşlerimizi bütünleştirdik ve bir görüş olarak çıktık. Geçmişi bir tarafa bırakıyoruz, geleceğe bakıyoruz. Bu mücadelenin sonucunda güzel bir anlaşma, Kıbrıs Türkünün haklarını koruyan bir anlaşma gerçekleştirmek en temel hedefimizdir. Bu amaçla hep birlik
te hareket etmek durumundayız. Geçmişi, gelecekte tarihçiler incelesin, değerlendirsin."
Atatürk Havalimanından Polat Rönesans Otele geçen Denktaş, akşam saatlerinde KKTCye dönecek.
YENIDUZEN 16/02/2004
Anadolu Ajansı, diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde New York'taki müzakerelerle ilgili iddialarda bulundu: Türkiye, Kıbrıs müzakerelerine ilişkin 6 senaryo hazırlamıştı
3'Ü İYİ 3'Ü KÖTÜ... Türkiye'nin New York'ta yapılan Kıbrıs müzakerelerine ilişkin 6 senaryo hazırladığı ve Ankara'nın önerisinin kabul edilmesiyle varılan anlaşmanın, bu senaryoların en iyisi olduğu öğrenildi. Türkiye'nin hazırladığı senaryolardan "3'ünün iyi, 3'ünün kötü" olduğu öne sürüldü
BOSNA MODELİ... Kaynaklar, Kıbrıs'ta anlaşmaya varılması halinde kurulacak Birleşik Kıbrıs devletinin milli marşı ve bayrağının hazırlanmasında Bosna'dakine benzer formülünün uygulanabileceğini kaydetti. Bayrağın hazırlanmasında tarafsızlığa özen gösterileceğini, milli ve dini duyguların öne çıkarılmayacağını kaydeden kaynaklar, bayrağın bir kısmının Rumca, diğer kısmının Türkçe olabileceğini ifade etti
Türkiye'nin New York'ta yapılan Kıbrıs müzakerelerine ilişkin 6 senaryo hazırladığı ve Ankara'nın önerisinin kabul edilmesiyle varılan anlaşmanın, bu senaryoların en iyisi olduğu öğrenildi.
AA'nın haberine göre, diplomatik kaynaklar, Türkiye'nin "3'ü iyi, 3'ü kötü" olmak üzere 6 senaryo hazırladığını, 6. ve en kötü senaryonun, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın masadan kalkması olduğunu belirtti.
Kaynaklar, Kıbrıs'ta anlaşmaya varılması halinde kurulacak Birleşik Kıbrıs devletinin milli marşı ve bayrağının hazırlanmasında Bosna'dakine benzer formülünün uygulanabileceğini kaydetti.
Bayrağın hazırlanmasında tarafsızlığa özen gösterileceğini, milli ve dini duyguların öne çıkarılmayacağını kaydeden kaynaklar, bayrağın bir kısmının Rumca, diğer kısmının Türkçe olabileceğini ifade etti.
Kaynaklar ayrıca, Rum tarafının New York'ta Denktaş'ı masadan kaçırtma taktiği uyguladığını, Türkiye'nin ise Denktaş'a yönelik olarak "sabret" telkinlerinde bulunduğunu belirtirken, sonuçta Denktaş'ın "harika bir performans" gösterdiğini kaydettiler.
Denktaş'ın sürecin psikolojik bir süreç olduğunu anlamasının da fayda getirdiğini söyleyen kaynaklar, AB'den gelen son açıklamaların varılan anlaşmadan bile önemli olduğu görüşünü dile getirdi.
AB'nin Rumlara "Yanlış yapıyorsunuz, bu süreçte bizi kullanmayın" dediğini ifade eden kaynaklar, bu açıklamaların AB'nin Türkiye'ye yönelik tutumunda paradigmatik değişiklikler olduğunu gösterdiğini belirtti.
Bu arada, dışişleri bakanı Abdullah Gül'ün, New York'ta anlaşmaya varılan son gecede ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile üç kez telefonda görüştüğü öğrenildi.
KIBRIS 16/02/2004
Kıbrıs için Avrupa Birliği müzakere grubu kuruldu
AB Büyükelçisi Van der Meer, AB Komisyonu'nun Annan Planı'ndaki ekonomik konular ve yasalar için çalışma başlattığını açıkladı
Kıbrıs için Avrupa Birliği müzakere grubu kuruldu
ÇÖZÜME YARDIMCI OLMAK İÇİN... Avrupa Birliği'nin Güney Kıbrıs'taki temsilcisi Büyükelçi Adrian van der Meer, "AB Komisyonu'nun, Annan Planı'ndaki ekonomik konularda ve yasalarının yazılıp uygulanmasında yardımcı olacak, uzmanlardan oluşan bir grubu hali hazırda kurmuş olduğunu" bildirdi
ANNAN'IN ÇABALARINI DESTEKLİYORUZ... Van der Meer: BM genel sekreterinin çabalarına tam destek veriyoruz. Her ne zaman yardıma ihtiyaç duyulursa, AB Komisyonu, bunu sunmak için hazır olacak
Avrupa Birliği'nin (AB) Güney Kıbrıs'taki temsilcisi Büyükelçi Adrian van der Meer, "AB Komisyonu'nun, Annan Planı'ndaki ekonomik konularda ve yasalarının yazılıp uygulanmasında yardımcı olacak, uzmanlardan oluşan bir grubu hali hazırda kurmuş olduğunu" bildirdi.
Van der Meer, Güney Kıbrıs'ta yayımlanan Haravgi gazetesine yaptığı açıklamada, "BM genel sekreterinin çabalarına tam destek verdiklerini ve her ne zaman yardıma ihtiyaç duyulursa, AB Komisyonu'nun bunu sunmak için orada hazır bulunacağını" kaydetti.
New York'taki Kıbrıs görüşmelerinin sonucunun olumlu olduğunu kaydeden AB temsilcisi, AB Komisyonu'nun Annan Planı'ndaki ekonomik konularda ve yasalarının yazılıp uygulanmasında yardımcı olacak bir komite kurduğunu söyledi.
Türkiye'nin AB üyeliği sürecine de değinen Van der Meer, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerine uyması gerektiğini ve bu yönde birçok düzenleme yapıldığını belirtti. AB temsilcisi, "Kıbrıs sorununun Kopenhag kriterlerinde yer almadığını ve bir önkoşul olmadığını, buna karşın Kıbrıs konusundaki gelişmelerin Türkiye'nin AB'deki yeri için göz önünde bulundurulacağını" kaydetti.
Haravgi gazetesi ayrıca AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Veerheungen'in çarşamba günü Güney Kıbrıs'a gideceğini öne sürdü.
Gazete haberinde AB'nin Verheungen'i görüşmelerin başlamasından önce Kıbrıs'a göndererek Kıbrıs sorununun çözümünde oynayacağı rolü göstermeye çalışacağı iddiasında bulundu.
KIBRIS 16/02/2004
Hazırlıklar başladı
New York'ta Türk ve Rum liderlerin müzakereleri başlatmak için uzlaşmaya varmasının ardından, KKTC'de ve Türkiye'de çözüme yönelik yoğun bir çalışma içerisine girildi
Hazırlıklar başladı
DENKTAŞ AÇIKLADI... Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, perşembe günü başlayacak BM himayesindeki doğrudan Kıbrıs görüşmeleri için hazırlık safhasının başlatıldığını bildirdi. Denktaş, görüşmelerinin başlaması öncesinde Kıbrıs Türk tarafının üzerine düşen görevleri yapmakta olduğunu söyledi
GÜL: ÇOK ÇALIŞILACAK... Tü
rkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Kıbrıs'ta müzakere sürecine ilişkin olarak KKTC heyeti ve onlara destek verecek Türk heyetince her türlü hazırlığın çoktan başlatıldığını, hukuki hazırlık ve özellikle de AB ile ilgili konularda hazırlıkların yapıldığını söyledi.
Gül, "Çok çalışılacak. Önümüzde çok çetin görüşmeler var. O yüzden hazırlıklar çoktan başlamıştır" dedi
l TALAT, TALİMAT VERDİ... New York'ta uzlaşmanın sağlanmasının hemen ardından Başbakan Mehmet Ali Talat'ın Lefkoşa'ya telefon ederek, hazırlıkların başlaması talimatı verdiği bildirildi. Çözüme yönelik komite çalışmaları için Lefkoşa'da kullanılmayan modern bir banka binasının da tahsis edildiği kaydedildi
l TÜRK TARAFI İLK KEZ BU KADAR YOĞUN... Diplomatik kaynaklar, Türk tarafının ilk kez çözüme yönelik çabalar için böylesine yoğun bir çalışma içine girdiğini ifade etti. BM çevreleri de, Türk tarafının komite çalışmalarının başına atayacağı yetkililerin de çözüm yönündeki çabaların kararlılığın göstergesi olacağını vurguladı
l DE SOTO VE UZMANLAR HEYETİ GELİYOR... BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto ve uzmanlar heyeti hafta başında adaya hareket edecek ve perşembe günü başlayacak görüşmelerin hazırlığını başlatacak
l ÖNCE DUBLİN VE BRÜKSEL... De Soto'nun Kıbrıs'tan önce AB Dönem Başkanı İrlanda yetkililerini Kıbrıs süreci konusunda bilgilendirmek üzere Dublin'e, AB yetkililerinin çözüme yönelik olarak verecekleri teknik desteğin niteliğini görüşmek üzere de Brüksel'e uğrayacağı belirtiliyor
Perşembe günü başlay
acak Kıbrıs görüşmeleri için KKTC ve Türkiye'de hazırlıkların başladığı bildirildi.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, perşembe günü başlayacak doğrudan Kıbrıs görüşmeleri için hazırlık safhasının başlatıldığını bildirdi.
Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de 19 Şubat'ta başlayacak Kıbrıs görüşmeleri için KKTC ve Türkiye'nin her türlü olasılık ve ihtiyaca göre çalışmalara başladığını söyledi.
BM kaynakları, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto ve uzmanlar heyetinin hafta başında adaya hareket ederek, perşembe günü başlayacak görüşmelerin hazırlığını başlatmalarının beklendiğini kaydettiler.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, New York'tan hareketinden önce Millennium Oteli'nde yaptığı açıklamada, BM himayesindeki Kıbrıs görüşmelerinin başlaması öncesinde Kıbrıs Türk tarafının yapması gereken hazırlıklara başlandığını belirtti.
Diplomatik kaynaklar, New York'ta uzlaşmanın sağlanmasının hemen ardından Başbakan Mehmet Ali Talat'ın Lefkoşa'ya telefon ederek, hazırlıkların başlaması talimatını verdiğini kaydettiler.
Türk tarafının ilk kez çözüme yönelik çabalar için böylesine yoğun bir çalışma içine girdiğini ifade eden diplomatik kaynaklar, çözüme yönelik komite çalışmaları için Lefkoşa'da kullanılmayan modern bir banka binasının tahsis edildiğini belirttiler.
Aynı kaynaklar, hazırlık çalışmaları çerçevesinde bilgisayar, eleman ve ulaşım aracı gibi altyapı gereksinimlerinin de en kısa sürede tamamlanmasının planlandığını ifade ettiler.
BM çevreleri de, Türk tarafının komite çalışmalarının başına atayacağı yetkililerin de çözüm yönündeki çabaların kararlılığın göstergesi olacağını vurguladılar.
Aynı kaynaklar, adadaki görüşmelerin Kıbrıs'ta görevli BM Barış Gücü temsilcisinin, ara bölgedeki konutunda tarafların BM gözetiminde bir araya gelecekleri, komite çalışmalarının da büyük olasılıkla Ledra Palace'ta yapılmasının beklendiğini ifade ettiler.
BM kaynakları, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto ve uzmanlar heyetinin hafta başında adaya hareket ederek, perşembe günü başlayacak görüşmelerin hazırlığını başlatmalarının beklendiğini kaydettiler.
De Soto'nun Kıbrıs'tan önce AB Dönem Başkanı İrlanda yetkililerini Kıbrıs süreci konusunda bilgilendirmek üzere Dublin'e, AB yetkililerinin çözüme yönelik olarak verecekleri teknik desteğin niteliğini görüşmek üzere de Brüksel'e uğrayacağı belirtiliyor.
Gül: Türkiye ve KKTC, çalışmalara başladı
Türkiye Dışişleri Bakanı Abdulah Gül, 19 Şubat'ta başlayacak Kıbrıs görüşmeleri için KKTC ve Türkiye'nin her türlü olasılık ve ihtiyaca göre çalışmalara başladığını söyledi.
Abdullah Gül, Kuveyt'te yapılan Irak'a komşu ülkeler toplantısından döndü. Gül, Esenboğa Havaalanı'nda yaptığı açıklamada, 19 Şubat'ta başlayacak Kıbrıs görüşmeleriyle ilgili soruları yanıtladı. Abdullah Gül, KKTC ve Türkiye'nin her türlü ihtiyaca göre hazırlık yapmaya başladıklarını vurguladı.
Gül, Kıbrıs'ta müzakere sürecine ilişkin olarak KKTC heyeti ve onlara destek verecek Türk heyetince her türlü hazırlığın çoktan başlatıldığını, hukuki hazırlık ve özellikle de AB ile ilgili konularda hazırlıkların yapıldığını söyledi.
Gül, "Çok çalışılacak. Önümüzde çok çetin görüşmeler var. O yüzden hazırlıklar çoktan başlamıştır" dedi.
KIBRIS 16/02/2004
|
TBMMde Kıbrıs görüşmesi bugün |
|
|
Kıbrıs konusundaki gelişmeler, bugün TBMM Genel Kurulunda ele alınacak. |
|
|
Ankara
AA |
|
|
|
17 Şubat 2004 Genel Kurulda hükümet adına Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AKP Grubu adına Yaşar Yakış, CHP Grubu adına ise Onur Öymen ile Şükrü Elekdağ söz alacak. |
Mecliste Kıbrısla ilgili genel görüşme bugün yapılacak. Kıbrısla ilgili olarak Meclis Genel Kurulunda CHPnin verdiği önerge doğrultusunda, genel görüşmenin öngörüşmesi yapılacak.
Genel Kurulda hükümet adına Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, AKP Grubu adına Yaşar Yakış, CHP Grubu adına ise Onur Öymen ile Şükrü Elekdağ söz alacak.
Kıbrısta trafik yoğunlaşıyor
Perşembe günü başlayacak müzakereler öncesinde Kıbrısta hazırlıklar yoğun şekilde sürüyor. PASOK lideri Yorgo Papandreu, 7 Marttaki seçimler öncesinde Kıbrısa gitti
17 Şubat 2004 NTV-
BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Sotoda Brüksel temaslarının ardından bu akşam Adaya gidecek. ABnin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugenin ise yarın Kıbrısta olması bekleniyor
PASOK Partisi Genel Başkanı Yorgo Papandreu, bugün Güney Kıbrısta Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve Parlamento Başkanı Dimitris Hıristofyas ile görüşecek. Yorgo Papandreunun öğle saatlerinde Yeşil Hattaki Ledra Palasta bazı Kıbrıslı Türk siyasilerle de bir araya gelmesi bekleniyor.
Müzakereleri yürütecek BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ise Brükselde yapacağı temasların ardından bu akşam Adaya gidecek. De Sotoya, BM çalışma grubu da eşlik edecek.
VERHEUGEN YARIN ADADA
Avrupa Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugenın ise yarın Kıbrısta olması bekleniyor. Avrupa Komisyonunun oluşturduğu komite de adaya giderek çalışmalara katılacak. Kıbrıs Türk ve Rum tarafları da, bir yandan komiteleri belirlemeye çalışırken, diğer yandan da müzakereler için son hazılrlıklarını yapıyor.
'İyi niyetle sonuca gitmeye çalışacağız'
Denktaş, perşembe günü başlayacak müzakerelerde 'gereken elastikiyeti göstereceklerini' söyledi
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakerelerinde iyi niyetle sonuca gidilmesine çalışılacağını belirterek, kendilerinin Rumların, Rumların da Türk tarafının iyi niyetini deneyeceğini söyledi.
Barış için gereken elastikiyetin gösterileceğini kaydeden Denktaş, Ankara ile yaptıkları görüşmelerde olmazsa olmazlar konusunda kesin garantiler alarak New York'a gittiklerini vurguladı. Önceki gün İstanbul'dan KKTC'ye dönüşünde Geçitkale Havaalanı'nda açıklamalarda bulunan Denktaş, New York görüşmelerinin sonucunun bazı basın organlarında "zafer" diye nitelendirildiğini belirtti ve olanların sağlıklı ve iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Ankara'dan garanti aldık
"Türkiye'nin Annan Planı'nı görüşülebilir bir belge olarak kabul etmesinden sonra New York'a gitmemenin olmayacağını" ifade eden Denktaş, şöyle konuştu: "Ankara ile yapmış olduğumuz görüşmelerde olmazsa olmazlarımız konusunda bizi sonuna kadar destekleyecekleri yönünde garanti aldık. Bunun altını çizerek söylüyorum. Olmazsa olmazlarımızın ne olduğunu herkes bilmektedir. Yani Kıbrıs meselesi Rumların idare edeceği bir şekilde halledilecek değildir. İki eşit halkın varlığı esas alınarak, iki kesimlilik fazla sulandırılmadan veya sulandırılmadan halledilecek, Türkiye'nin garantisini içeren bir mesele olacaktır. Bu konularda Türkiye'nin bize verdiği kati garantiler alındıktan sonra New York'a gidilmiştir." Denktaş, New York'ta Rumların isteklerinin pek anlaşılır bir dilde olmadığını, Lefkoşa'daki müzakerelerde bunu anlamaya çalışacaklarını sözlerine ekledi.
MILLIYET 17/02/2004
AB, Verheugen'le bayrak gösterecek
GÜVEN ÖZALP Brüksel
New York'ta yürütülen görüşmelerin ardından varılan uzlaşı sonucunda 19 Şubat'ta başlatılacak müzakere sürecinde Avrupa Birliği (AB) de varlığını hissettirecek. Rum tarafının, "Müzakerelerde taraf olun" çağrısını reddeden AB, müzakerelerin başlamasına ilişkin törene Komisyon'un Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen'i gönderiyor. Verheugen'in taraflarla gayrı resmi nitelikli temaslarda bulunması öngörülüyor. Müzakere sürecini 4 ile 6 kişilik bir teknik heyetle izleyecek olan AB, gerekmesi halinde devreye girecek. Yarın Ada'ya geçecek olan Verheugen, bugün BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'yla Brüksel'de buluşacak.
'Çözüm şansı var'
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, 1 Mayıs'tan önce Kıbrıs'ı birleşmiş görme konusunda gerçek bir şans bulundu-ğunu söyledi. AB Dönem Başkanlığı'nı yürüten İrlanda'nın Başbakanı Bertie Ahern ile Dublin'de görüşen De Soto yaptığı açıklamada, "Şimdi gerçek bir şa
nsımız var. Gelişmelerin ilerletilmesine ilişkin siyasi irade dikkate değerdir diye düşünüyorum" dedi.
MILLIYET 17/02/2004
Talat, yüksek lisans diploması alıyor
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, bugün Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İşletme ve Ekonomi Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden yüksek lisans diploması alıyor. DAÜ'den yapılan açıklamada, Talat'ın, Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde 1999 yılında yüksek lisans programına başladığı belirtilerek, Talat'ın program derslerini ve "Prospects for a S
ettlement to the Cyprus Problem within the Frame Work of the Annan Plan" (Annan Planı çerçevesinde Kıbrıs sorununa çözüm olasılıkları" konusundaki tezini başarıyla tamamlayarak 4.00 üzerinden 3.94 ortalama puanıyla diploma almaya hak kazandığı kaydedildi. Açıklamada, program kapsamında tez ile beraber 11 ders alan Talat'ın, 2 Ocak 2004'te DAÜ Uluslararası İlişkiler Bölümünden 3 öğretim üyesinin jüri olarak katıldığı tez savunmasını başarıyla tamamladığı belirtildi.
MILLIYET 17/02/2004
Bu kez farkı ne?..
KIRK yıldır Kıbrıs meselesinde pek çok müzakere süreci yaşandı, birçok çözüm planı masaya kondu, anlaşmaya bir hayli yaklaşıldığı zamanlar da oldu... Ama bütün bu çabalardan bir türlü sonuç alınamadı, çözümsüzlük hali de günümüze dek sürdü...
New York'taki son Kıbrıs zirvesi, "bu kez galiba bu iş olacak" umudunu yarattı. Taraflar bu perşembe günü Lefkoşa'da, bu iyimserlik havası içinde esas müzakerelere başlıyorlar.
Bu seferki görüşmelerin, daha önceki birçok süreçten bir farkı var mı?
Var olmasına var da, hemen "kaydı ihtiyatla" şunu belirtelim ki, bu hava yeni sürecin mutlaka başarı ile sonuçlanacağının garantisi değil. Ama gene de, bu kez öyle farklı durumlar var ki, sonunda bu iyimserliği haklı çıkartabilir...
***
NEDİR bu farklı durumlar?
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın son inisiyatifi, - onun adını taşıyan planı ile birlikte - tarafları bağlayan bir mekanizma kurmuş bulunuyor. Taraflar derken yeni süreçte bu kez sadece Kıbrıs Türk ve Rum kesimleri değil, Türkiye ve Yunanistan da yer alıyor. Hepsi Annan'ın önerdiği yöntem ve takvim konusunda taahhüde girmiş durumda. Müzakereler bu sisteme göre yapılacak, tarafların üzerinde mutabık kalamadığı hususları Genel Sekreter bizzat dolduracak, anlaşma "anavatanlar"ın meclislerine ve adada iki halkın onayına sunulacak. New York'ta artık "çözüm tüneli"ne girildi. Bundan sonra geri dönmek çok zor...
Bu kez, AB de işin içinde. Birlik, 1 Mayıs'a kadar çözüme varılması için Rum - Yunan tarafı üzerinde baskı yapıyor. Bu New York zirvesi sırasında açıkça görüldü. AB, çözümsüz, bölünmüş bir Kıbrıs'ı üye almanın sakıncalarının farkında...
Devreye aktif olarak giren diğer bir güç de, ABD. Washington da, yeni müzakere sürecinin mutlaka başarı ile sonuçlanmasını istiyor. New York faslında olduğu gibi, Lefkoşa sürecinde de Amerikan diplomasisi yönlendirici bir rol oynayacak...
Yeni sürecin başlamasında Türkiye'nin giriştiği diplomatik atağın etkisi çok büyük. Erdoğan hükümeti gerçekten birçok "iç" engeli de aşarak, çözümsüzlüğü sona erdirmek için cesur ve kararlı bir adım attı. Ankara bu tutumunu sonuna kadar devam ettirebilirse, Lefkoşa'daki müzakereleri çözüm yönünde etkileyebilecektir.
KKTC'de de son seçimlerin gösterdiği gibi çözüm lehinde yeni bir ortam mevcut. New York zirvesinde Rauf Denktaş, eskisinden farklı bir lider olarak kendisini göstermiştir. Bu tavrında, Türk hükümetinin yönlendirici rolü kadar, KKTC'deki yeni siyasi realitenin de etkisi vardır.
***
LEFKOŞA'da başlayacak yeni süreçte, Kıbrıs sorununun taraflar arasında uçurum yaratan unsurları müzakere edilecektir. Bunların arasında Denktaş'ın "vazgeçilmez" diye tanımladığı konular var. Bu konularda ulaşma sağlamak hiç de kolay olmayacak. Belki müzakereler başka koşullarda yapılsaydı, daha baştan "biz bu filmi daha önce gördük, sonunu biliyoruz" diyebilirdik. Ama bu kez yukarıda sıraladığımız farklı faktörler var. Bu da yeni filmin, eskisinden farklı biçimde - yani anlaşma ile - sonuçlanacağı umudunu güçlendiriyor...
SAMI KOHEN MILLIYET 17/02/2004
Önümüzde sadece 984 saat var
Toplum olarak hala şok altındayız.
Kıbrıs'ta gerçekten ne olduğunu, nasıl tarihi bir karar alındığını anlayabilmiş değiliz. Hala, sanki rüyada yaşıyormuşuz da, birileri bizi uyandıracakmış, birşeyler olacakmış ve tekrar eskiye dönecekmişiz, Denktaş veya Papadopulos son pazarlıklarda kavga
çıkarıp çözümü engelleyeceklermiş sanıyoruz. Doğruluğuna inanılamayacak kadar güzel bir gelişme karşısında olduğumuzdan dolayı, gelişmeleri şaşkınlıkla izliyoruz.
Dönüşü olmayan bir tünele girildiğinin farkında değiliz.
Bu işin artık dönüşü yok.
Taraflar istedikleri kadar kavga çıkartsınlar, kapıları vurup toplantıları terketsinler, sonuçta hiçbir şey değişmeyecek.
Kavga ettikleriyle kalacaklar. Zira anlaşamadıkları taktirde, sonunda boşlukları Kofi Annan dolduracak. Yani kavga ederek, boş yere son derece önemli zaman harcayacaklar. Önümüzdeki görüşmelerde en çok zorlanacağımız unsur, zaman olacak. Dakikaları durduramayacağımıza, saati geri alamayacağımıza göre, tüm pazarlıkların noktalanması, herşeyi tamamlanabilmesi için sadece 41 gün, yani 984 saat var.
Ada' da iki ayrı çalışmaya tanıklık edeceğiz.
Biri siyasi nitelikli (Annan planında değişiklikler) olacak, diğeri de teknik konuları kapsayacak.
Türkiye ve KKTC önümüzdeki 41 gün süresince herşeyi bir yana bırakıp tüm dikkatini, tüm olanaklarını, Ada'da başlayacak teknik müzakerelere vermek zorundadırlar. Saate karşı yarışı başka türlü kazanamayız. Bir daha düzeltilemeyecek büyük kayıplarla karşı karşıya kalabiliriz. Yeterince hızlı davranmaz, gereken uzmanları harekete geçiremezsek, geriye kalacak boşlukları Annan dolduracaktır. O da, sadece kendini (yani çözümün referanduma yetişmesini) düşünür.
Unutmayalım ki, şeytan ayrıntılarda saklıdır.
Siyasi müzakerelerde, "egemenlik" unsuru genişletmek, askeri sayısını yüksek tutmak, Rum göçmen sayısını en alt düzeye indirmek tabii ki önemlidir, ancak teknik düzenlemeler uzun vadede, emin olun siyasi nitelikli konulardan çok daha hayatidir. Yeterince dikkat sarfedilmemiş, incelikleri saptanmamış konular, ilerde Türk toplumuna çok büyük zararlar getirir.
Örneğin, AB'den gelecek fonlardan başlayın, yeni Kıbrıs Cumhuriyetine akacak yardımların paylaşılmasına, yatırımların iyi dağılımından turizm örgütlenmesine kadar, her ayrıntısı büyük para girdisi sağlayacak konular, bu teknik görüşmelerde saptanacak.
SİYASİ GÖRÜŞMELERDE KAN GÖVDEYİ GÖTÜRECEK
Siyasi nitelikli görüşmelerde masadan kalkmalara, kapıların vurulup salondan çıkmalara şimdiden hazırlıklı olmalıyız.
Her iki taraf aynı inançta :
"Biz büyük özveride bulunduk. Bundan böyle karşı taraf esnek davranmalı. Bizim verecek birşeyimiz kalmadı" havası hem Türk, hem de Rum tarafında son derece yaygın. Her biri en çok özveriyi kendilerinin gerçekleştirdiğine inanıyor. Bundan dolayı da "son pazarlık" veya "son direnme" mücadelesine hazırlanıyorlar.
Oysa farkında değiller ki, ne kadar bağırıp çağırsalar dahi, sonunda anlaşmaya varamazlarsa, bir başkası gelecek ve boşlukları dolduruverecek.
BU SÜRECİ DURDURMANIN TEK YOLU REFERANDUMDUR
Her iki taraftan da bu süreci durdurmak isteyenler var.
Muhalefete şimdiden başladılar bile.
Bu kişi veya çevrelerin bilmeleri gereken en önemli nokta, Kıbrıs' ta çözümü durdurabilmenin bir tek yolu var. O da referandumlarda halkın red oyu vermesidir.
Bu tünelden başka çıkış yolu yok.
Yani, referandum öncesinde "vatandaş HAYIR oyu ver " diye propaganda yapmak ve oyu etkilemek zorundalar.
Bu aşamaya geldikten sonra, acaba toplumlar HAYIR oyu verirler mi ?
Ben, Rumların HAYIR demeleri daha normaldir de, zenginleşmek mi, yoksa fakir kalmak mı arasında bir seçim yapmaya zorlanacak olan Türk toplumunun referandumu reddedebileceğine ben hiç ihtimal vermiyorum.
Anlayacağınız, Türkiye tarihi bir 984 saat yaşayacak.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 17/02/2004
Erdoğan: Demode görüş Kıbrıs'ı anlayamaz
Başkan Recep Tayyip Erdoğan, demode görüşlere sahip olanların Kıbrıs'ta ve düyadaki gelişmeleri anlayamadığını söyledi.
Erdoğan, AKP Meclis Grubu toplantısında yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ta çözüm için Birleşmiş Milletler gözetiminde 10 Şubat'ta New York'ta başlayan müzakerede Türkiye ve KKTC'nin önemli bir diplomatik başarı sergilediğini ifade etti.
Erdoğan, yeni Kıbrıs politikasının oluşturulmasında katkılara olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, KKTC hükümeti, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Dişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal ile Dışişleri görevlerine teşekkür etti.
Erdoğan, New Yok'taki Kıbrıs müzakerelerinde sergilediği tutumu dolayısıyla Türk diplomasininin dünyada hayranlık uyandırdığının kaydetti.
Başbakan Erdoğan, New York müzakelerine ve yeni Kıbrıs politikasına kamuoyu ve basınının da büyük destek verdiğini ifade etti.
Kıbrıs'ta müzakere takivimi, nihai anlaşma metnini ve ayrı ayrı ve eşzamanlı referandum yapılacağını anlatan Erdoğan, esasında bugünlerde yaşanan olayların öneminin daha sonraki yıllarda daha iyi anlaşıyacağının vurguladı.
Siyasetin çözümsüzlük üretme değil, çözüm bulma sanatı olduğunu kaydeden Erdoğan, Kıbrıs müzakerelerinin başlayacağı bu sırada kimsenin provokatif, kasıtlı ve ufuksuz görüşlerin etkisi altında kalmamasını istedi.
Kıbrıs konusunda muhalif olanlar olabileceğini dile getiren Erdoğan, ancak Kıbrıs'ta taviz verildiği iddiasında bulunanların, siyasette kara çalmada straratejisi izlediklerini vurguladı.
Erdoğan, Türkiye ve KKTC'de Kıbrıs sorunun çözümü yönünde tam mutabakat varken, etrafı tozu dumana katanların kendi siyasi varlıklarını yaraladıklarını belirtti.
Çeşitli sorunlar karşısında hiçbir projeksiyonu olmayanların kendi siyasi güçlerini artıramayacaklarını belirten Erdoğan, bu kesimlerin hiç olmazs
a dünyadaki gelişmeleri izlemesini önerdi.
Türkiye'nin kronikleşmiş iç ve dış sorularının çözümünde projesi olan parlamento içi ve dışı muhalefeti dinlemeye ve onların görüşlerinden yararlanmaya hazır olduklarını belirten Erdoğan, halkın ve gelecek nesillerin de bu beklediğini bildirdi.
"Hiç fikriniz yoksa, Türkiye'nin önünü açanlara saygı gösterin" diyen Erdoğan, kimin sorunlar karşısında çözüm önerisi olduğunu, kimin olmadığını milletin anladığını anlattı. Erdoğan, eskimiş, miadı dolmuş, geçen yüzyıldan kalmış görüşlerle bir yere varılamayacağını vurguladı.
Erdoğan, "Daha ne kadar bu demode kılıkla kalabileceğinizi hesaplayın. Halk parlamanto içi ve dışı muhalefetten ülkesine hizmet bekliyor" diye konuştu.
(Hürriyetim)
HURRIYET 17/02/2004
Cumhurbaşkanı Sezer'in Kıbrıs dileği
Cumhurbaşkanı Sezer, "Kıbrıs'ta Türkiye ve KKTC'nin çıkarlarını sağlayacak olumlu bir sonuca ulaşması hepimizin dilediği" dedi.
Cumhurbaşkanı Sezer, İran'a hareketinden önce Esenboğa Havalimanı'nda gazetecilere açıklamalarda bulundu. Tahran'da yarın düzenlenecek Gelişen Sekiz Ülke (D-8) Devlet/Hükümet Başkanları Dördüncü Doruğu'na katılmak üzere İran'a gittiğini belirtenSezer, İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Muhammet Hatemi'nin çağrılısı olarak yapacağı ziyaret sırasında Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullatif Şener'in de kendisine eşlik edeceğini söyledi.
Sezer, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Şener'e bağlı kuruluşların temsilcilerinin, Doruk Toplantısı öncesinde düzenlenen toplantılara katılmak üzere Tahran'da bulunduklarını kaydetti.
Çok boyutlu bir dış politika izleyen Türkiye'nin, Gelişen Sekiz Ülke çalışmalarına önem verdiğini ifade eden Sezer, şöyle devam etti: ''1997 yılında oluşturulan, ilkeleri ve kapsadığı coğrafi alan itibariyle bölgesel olmaktan çok küresel bir oluşum özelliği taşıyan Gelişen Sekiz Ülke, üye ülkeler arasında ekonomi ve ticaret alanlarındaki işbirliğinin geliştirilmesini, üye ülkelerin dünya ekonomisi içindeki konumlarının iyileştirilmesini ve uluslararası alanda karar alma düzeneklerine güçlü biçimde katılımlarının sağlanmasını hedeflemektedir.''
Doruk Toplantısı'nda, Gelişen Sekiz Ülke bünyesinde geliştirilen işbirliğinin geldiği aşamanın değerlendirileceğini, bunun daha da geliştirilmesi için görüş alışverişinde bulunulacağını belirten Sezer,''Bu bağlamda, Gelişen Sekiz Ülke'nin çalışmalarına ivme kazandırılması olanakları üzerinde durarak, etkinlik ve verimliliğininartırılmasını öngören bir dizi önlemi görüşeceğiz'' dedi.
Üye ülkelerin bakanları ile Gelişen Sekiz Ülke Komiserlerinin, 15-16 Şubat günlerinde Tahran'da yaptıkları toplantılarda, bu yönde gelişmeler kaydettiklerini ifade eden Sezer, üye ülkelerin işadamlarını biraraya getiren, Gelişen Sekiz Ülke İkinci İş Forumu'nunda 14-15 Şubat günleri Tahran'da başarıyla gerçekleştirildiğini öğrendiğini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Sezer, Doruk'un, yarın bir Sonuç Bildirisi'nin kabuledilmesiyle çalışmalarına son vereceğini belirterek, ''Dördüncü Gelişen Sekiz Ülke Doruğu'nun ülkemiz açısından verimli geçmesini, üyeülkeler arasındaki anlayış, işbirliği ve dayanışmanın güçlendirilmesine hizmet etmesini ve gündemindeki sorunların çözümüne katkıda bulunmasını diliyorum'' diye konuştu.
KIBRIS GÖRÜŞMELERİ
Cumhurbaşkanı Sezer, Kıbrıs konusundaki görüşmelere de değinerek, Türkiye'nin, Kıbrıs'taki soruna kalıcı bir çözümün bulunması için New York'taki görüşmelerde bu dileğini bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.
Sezer, 13 Şubat'ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin açıkladığı gibi, müzakere yöntemi tarihinde anlaşma sağlandığını belirterek, ''Ada'da başlayacak müzakerelerin Türkiye ve KKTC'nin ulusal çıkarlarını sağlayacak olumlu bir sonuca ulaşması hepimizin dilediğidir'' dedi.
(aa)
HURRIYET 17/02/2004
Papandreu Türk liderlerle görüşecek
Yunanistan'daki iktidar partisi PASOK'un Genel Başkanı Yorgo Papandreu, temaslarda bulunmak üzere Güney Kıbrıs'a geldi. Papandreu ara bölgede bazı Türk siyasi parti yetkilileriyle de biraraya gelecek.
Papandreu, bugün Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve diğer siyasilerle görüşecek, öğleden sonra da ara bölgedeki Ledra Palas Otel'de bazı Türk siyasi parti yetkilileriyle biraraya gelecek.
Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Uluslararası Konferans Merkezi'nde, Güney Kıbrıs'ta yaşayan PASOK yanlılarına hitaben bir konuşma yapacak olan Papandreu'nun, akşam saatlerinde Güney Kıbrıs'tan ayrılması bekleniyor.
(aa)
HURRIYET 17/02/2004
Erdoğan: Kıbrıs'ta başarmayı düşünüyoruz
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'taki müzakerelerle ilgili şu anda ''Acaba KKTC, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti içinde kurucu devlet hüviyetini yakalayabilecek mi, bunu nasıl başarırız?'' diye düşündüklerini belirterek, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nde iki kesimin eşit ifade edilmesi gerektiğini söyledi.
Kanal D'de yayınlanan ''Teke Tek'' programında, Fatih Altaylı'nın sorularını yanıtlayan Başbakan Erdoğan, Kıbrıs müzakerelerine ilişkin soru üzerine, Kıbrıs'ta başından beri çözüm istediklerini vurguladı. Erdoğan, Kıbrıs'ta çözüme giden yolda yapılanları anlattı.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile Davos'ta bu konuyu görüştüklerini anıms
atan Erdoğan, Türkiye'nin, Annan'ın iyi niyetli misyonunu kabullenmiş bir ülke olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin, müzakereler çerçevesinde isteğinin, ''masada Türk tarafının ağırlığını koyması'' olduğunu dile getiren Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın da görüşmelerde ''başından sona kadar sabrını, olgunluğunu ortaya koymak suretiyle işi başardığını'' söyledi.
''AL-VER YERİNE KAZAN-KAZAN''
Kıbrıs konusunda konuşurken, kelimelere, kavramlara dikkat etmek gerektiğini ifade eden Erdoğan, ''Burada al-ver mantığının oluşmasına veya gelişmesine ben taraftar değilim. Bunun altında farklı bir hesap yatıyor. Yani ben ne alacağım, ne vereceğim. Karşı taraf için de geçerli. O zaman netice almanız zorlaşıyor. Bunu, 'kazan-kazan anlayışıyla ortaya koyalım, ben
de kazanayım, sen de kazan adil bir şekilde' dedim'' diye konuştu.
MEYDAYA İLE KIBRIS'I KONUŞACAK
Erdoğan, 19 Ocak Perşembe gününden itibaren başlayacak sürece, hem Kıbrıs halkının hem de Türk halkının hazırlanması gerektiğini kaydederek, konuyla ilgili, bu hafta içinde, gazete ve televizyonların temsilcileriyle ''dertleşeceğini'' belirtti.
''Rum tarafını yendik veya yenildik'' gibi cümlelere gerek olmadığını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:
''Maksat burada işi beraberce çözebilmek. Perşembe'den iti
baren yeni bir süreç başlıyor, bu süreci çok iyi değerlendirmek gerekiyor. Çalışmalar öyle bir noktaya gidiyor ki burası çok önemli, bir Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti doğuyor. Bunun değeri üzerinde çok yanlış bazı tartışmalara gidiliyor. Şu anda KKTC'nin bulunduğu konumu düşünün, ambargo altında... Bu ambargo ne kadar sürecek? 1 Mayıs'tan sonrasını da düşünmek zorundayız. Ne getirecek, ne götürecek?''
Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile diğer tüm bürokratların, bu işleri enine boyuna incelediklerini belirterek, ''Burada varmamız gereken nokta, tüm dünya tarafından tanınan bir Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti doğacak. Bayrağı, marşları olan... Bunu iyi değerlendirmemiz lazım'' dedi.
''VİRÜS VE NİFAK TOHUMLARI OLUŞTURMA GAYRETİ''
''Denktaş'ın New york'a gideceği son gün uçaktan balans ayarı mı yapmak zorunda kaldınız?'' sorusu üzerine Erdoğan, müzakerelerde ortaya çıkacak olumsuzlukların hesabını, hem Türkiye'nin hem de KKTC'nin ödeyeceğini belirterek, Denktaş ile bu konuları enine boyuna görüştüklerini ve konuları basın yoluyla haberleşmeme kararı aldıklarını ifade etti.
Altaylı'nın, ''Bu açıklamalarınızın, Denktaş'ı masada zayıf düşürdüğü söyleniyor'' demesine karşılık Erdoğan, bunların sadece ''virüs veya nifak tohumları oluşturma gayreti'' olarak nitelendirdi.
Geçlik yıllarında, Kıbrıs davası konusunda meydanlarda olduğunu anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
''Şu anda düşüncelerimizin hepsi, acaba KKTC, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti içinde, kurucu devlet hüviyetini yakalayabilecek mi? Bunu nasıl başarırız? Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, iki kurucu devlet tarafından kurulacak. İfadenin aynen öyle geçip geçmemesi önemli değil, iki kesimin eşit ifade edilmesi lazım. Bayrağınız, marşınız olduktan sonra ne oluyor, o zaman bu ortaya çıkıyor. Bu iki kesimlilikte devlet ortaya çıktığına göre, bu devleti de bunlar kurduğuna göre, zaten fiilen bu ilan edilmiş oluyor.''
İŞİN İKİ SİGORTASI
''Annan'a güveniyor musunuz?'' sorusuna Erdoğan, planı bildiklerini ve Annan'ın, planının dışına çıkamayacağına göre, çok fazla endişe edilmesi gereken bir durum olmadığını söyledi.
Referandumla ilgili metin için iki tarafın mutabık kalması gerekeceğini, kalamazlarsa Yunanistan ve Türkiye'nin devreye gireceğini ve mutabakat üzerinde çalışacağını anlatan Erdoğan, ''Onlarda tamamlayamazsa ''buyrun sayın Annan' diyeceğiz. Gerek kalmayabilir de... Bu işin iki sigortası var. Biri referandum, biri TBMM. Aynı şey Yunanistan için de geçerli'' diye konuştu.
ÇİRKİN ANLAYIŞ
Erdoğan, Altaylı'nın ''(Türkiye Kıbrıs'ı verirse Ege'yi de Güneydoğu'yu da verir) deniyor'' sözleri üzerine, bu anlayışın ''çok çirkin'' olduğunu belirterek, bunun, ''Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup da kanından şüphe edeceği insanların yapacağı bir iş olduğunu'' söyledi.
"KENDİLERİ MUKTEDİR OLAMADILAR, YAPAMADILAR
"
''Ver-kurtulcu'' bir anlayışı anlamanın mümkün olmayacağını ifade eden Erdoğan, ''Bu edep dışı ifadeler, kendilerinin muktedir olamadığı, kendilerinin yıllardır yapamadığı ama şu anda bir şeylerin yola girdiğini görenlerin yakıştırmalarından başka bir şey değil. Hem Türk kanı taşıyacaksın hem de bu mantığı taşıyacaksın. Olacak iş mi? Edepsizliğin daniskası. Kimse kalkıp da bu hükümete böyle bir yakıştırma yapamaz'' dedi.
''KIBRIS, ÜYELİK SÜRECİNİ KOLAYLAŞTIRIR''
''Kıbrıs meselesi, 1 Mayıs'a kadar çözülürse Aralık ayında Türkiye'ye tarih verileceğine inanıyor musunuz?'' sorusu üzerine Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözümünün, Türkiye'nin üyelik sürecini kolaylaştıracağını belirtti.
Erdoğan, AB ülkeleri arasında Türkiye'nin üyeliğine olumlu bakanların olumsuz bakanları da etkileyeceğine dikkat çekerek, Türkiye'nin AB'ye ''yük olmak için değil, yük almak için'' gireceğini kaydetti.
Erdoğan, Mart ayı içinde Brüksel'de bir toplantı yapılacağını ve burada bu konuları tekrar değerlendireceklerini, bir tanıtım a
tağına hazırlandıklarını anlattı.
''BİZDEN ÜRKÜYORLAR''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Alman Hıristiyan Demokrat Birliği Partisi (CDU) Genel Başkanı Angela Merkel onuruna verdiği akşam yemeğinde nelerin konuşulduğunun sorulması üzerine de şunları kaydetti:
''(İmtiyazlı ortaklık) diye bir şeyden bahsediyorlar. Bugün kendilerine söyledik, '40 yıllık süreçte biz böyle bir ifadeyle karşılaşmadık, bizim gündemimizde böyle bir şey yok' diye. AB üyesi ülkelerle de böyle bir şey görüşmedik. Süratimiz onları biraz ürkütüyor. 'Müzakereyi başlatırız da ardından hemen üyelik için hazır duruma gelirsiniz' diye ürküyorlar. Bunu zaman zaman da ifade ediyorlar.''
''KOPENHAG YERİNE ANKARA KRİTERLERİ''
Türkiye'ye tarih verilmezse halk için hayal kırıklığı olacağını söyleyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Böyle bir hayal kırıklığını doğurmaları bizi de farklı bir düşünceye sevk eder. Buna da bizi sevk etmemeleri gerekiyor. Burası bir kömür-çelik birliği değil, Hıristiyan kulübü de değil, burası bir siyasi değerler birliği...
'Dünyanın sonu değildir' diyoruz. Süreç devam edebilir ama biz şunu diyoruz: Türkiye, kendi insanının yaşam standardını yükseltmek için gerekirse Kopenhag kriterlerinin adını Ankara kriterleri koyar ve bunu da uygulamaya sokar.''
Kıbrıs konusunun kendileri için ''milli bir dava'' olduğunu belirten Erdoğan, ''Burada da gerekli adımları atıyoruz. Ana Muhalefet Partisi'ne gerekli bilgilendirmeler yapılmıştır. Diğer parti genel başkanlarına da bu bilgilendirme yapılacaktır. Ancak Kıbrıs konusu, iç siyaset malzemesi yapılmamalıdır'' diye konuştu.
(aa)
HURRIYET 17/02/2004
Uzlaşmazlık sırası şimdi de Rumlarda
Müzakerelere iki gün kala Papadopulos, Annan Planı'nda taraflar arasında uçurum yaratacak değişiklikler talep etmeye hazırlanıyor
17/02/2004 RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, perşembe günü Lefkoşa'da başlayacak Kıbrıs müzakerelerine Annan Planı'nı altüst eden değişiklik taleplerinde bulunmayı planlıyor. Bugün müzakereler öncesi Rum Milli Konseyi'ni toplantıya çağıran Papadopulos, merkezi hükümette Rumların daha güçlü pozisyona gelmeleri, anlaşmazlık halinde devreye girecek yüksek mahkemenin ikinci plana itilmesi, Türk göçmenlerin daha fazlasının adayı terk etmesi ve çözümün ekonomik maliyetinin Rum Kesimi ekonomisini sarsmamasını isteyecek.
New York görüşmeleri sırasında Annan Planı'nda istediği değişikliklerle ilgili bir listeyi BM Genel Sekreteri'ne veren Papadopulos, değişiklik taleplerini Yunanistan ile birlikte hazırladı. Politis gazetesine göre, Papadopulos müzakerelerde şu değişikliklerin yapılmasını isteyecek:
Üst mahkeme koşulu
1. Merkezi hükümette (başkanlık konseyi) altı Rum, üç Türk üye bulunsun. Başkan Rum, başkan yardımcısı Türk olsun. Annan Planı merkezi hükümette dört Rum ve iki Türk üyenin bulunmasını, başkanın ise iki dönem Rum, bir dönem Türk olmasını öngörüyor.
2. Bir ilk derece mahkemesi kurulsun. Avrupa Adalet Divanı prototipinde olacak bu mahkeme, üç Rum, üç Türk ve üç yabancıdan (AB ülkelerinden üç kişi) oluşsun. Son sözü ise Annan Planı'nda öngörülen Yüksek Mahkeme söylesin. Bu yüksek mahkeme, temyiz mercii olsun.
3. Çözümden sonra Kıbrıs'ta kalacak Türkiye göçmenlerinin sayısı asgariye indirilmeli. Papadopulos, Annan'a sunduğu değişiklikler sitesinde sayı vermiyor.
4. Annan Planı çözüm halinde ekonomik maliyeti yeterince karşılayabilecek hükümler öngörmüyor. Konu çözüm anlaşması imzalanmadan ve referandumlardan önce kesinleşmeli. Annan Planı ekonomik maliyetin karşılanması için
'Kıbrıs'a hibe yardım zirvesi' öngörüyor.
Atina'dki diplomatik çevreler, tarafların değişiklik talepleri arasındaki uçurum nedeniyle, gerek ikili gerekse dörtlü görüşmelerde büyük ilerleme beklemezken, planın boşluklarının Genel Sekreter Annan tarafından doldurulup referanduma sunulacağı görüşünde.
Rumla
rın yarısı 'Evet' diyor
New York mutabakatının büyük Rum siyasi partiler tarafından olumlu karşılanması nedeniyle, bazı küçük siyasi partilerin tepkileri ses getirmedi. Papadopulos yönetimi de New York'taki sonucu 'bayram havasında' yansıtmamaya çalıştı. Ancak Kıbrıslı Rumların, New York uzlaşmasına ilgi göstermemesi dikkat çekti. Rum televizyonları dün Kıbrıs sorunu ile ilgili haberlere, kötü hava şartları ve cinayet haberlerinden sonra üçüncü sırada yer verdi. Yunanistan'da yayımlanan Ta Nea gazetesi ise sonuçları hakkında Atina'nın da haberdar olduğu, açıklanmamış bir anket yayımladı. Buna göre, Rumların yüzde 50'si Annan Planı'ndan yana olduğunu belirtti. Plana karşı çıkanların oranı yüzde 40, kararsızıların da yüzde 10 oldu. Gazete, referandumda 'Evet' diyeceklerin oranının yüzde 70'i bile bulabileceği tahmini yürüttü.
Kıbrıs'ta müzakere öncesi hazırlıklar sürüyor
17/02/2004 RADIKAL
Kıbrıs sorununun çözümünü amaçlayan
müzakerelerin başlamasına iki gün kala, taraflar son hazırlıklarını
yapıyor.
Lefkoşa'da Perşembe günü başlayacak müzakerelere BM Genel
Sekreteri Kofi Annan'ı temsilen katılmak üzere bu akşam adaya gelecek
Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, yarın KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş
ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile ayrı ayrı gö
rüşecek.
De Soto'nun, Denktaş ve Papadopulos ile yapacağı
değerlendirmelerden sonra müzakerelerin takvimi ve metodu
belirlenecek. Söz konusu görüşmelerde, 19 Şubat Perşembe günü
yapılacak ilk toplantının saati de belli olacak.
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) sözcüsü Brian Kelly, De
Soto'nun bugün Brüksel'de yapacağı temasların ardından Kıbrıs'a
geleceğini bildirdi. Kelly, De Soto'yu taşıyan uçağın saat 19.30
sıralarında Larnaka Havaalanı'na inmesinin beklendiğini belirtti.
KKTC'ye özel ekip
D
işişleri, müzakerelere hazırlık için KKTC'ye özel bir ekip gönderiyor
17/02/2004 RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
ANKARA - Ankara, Kıbrıs'ta taraflar arasında perşembe başlayacak müzakerelerde ortaya çıkacak tüm çıkmazları hesaba katıp alternatif önerilerle dolu çanta ile adaya gidiyor. Müzakereleri izleyecek olan Dışişleri heyeti, pazarlığın 'göçmen dağılımı' üzerinde tıkanacağını varsayıp alternatif haritalarla destekli özel önerilerle Rum tarafını sıkıştırmaya çalışacak.
KKTC lideri Rauf Denktaş başkanlığındaki ekiple sıkı telefon diplomasisi yürüten Ankara, müzakerelerde izlenecek stratejiyi de belirledi. Pazarlıklarda iki kesimlilik, garantörlük ve asker konularının öne çıkacağı
öngörüsüyle hazırlanan stratejide, Rum tarafına karşı Türk tarafının elini güçlendirmek için tüm dikkatler 'göçmen dağılımı' üzerine çekilmeye çalışılacak.
Toprağa göre oran
Adada iki kesimliliğin ve Türk hükümetinin garantörlüğünün korunması için hazırlanan stratejinin ana hatları şöyle:
"Nereye kaç Rum yerleşirse, adadaki dengeler nasıl değişir sorusundan yola çıkılarak hazırladığımız haritaların tümünde temel hedef, iki kesimlilik ilkesinin korunması oldu. Bu bağlamda her yerleşim yerinin özelliği farklı. Maraş'a beş Rum yerleşmesi ile Güzelyurt'a beş Rum yerleşmesi arasında dağlar kadar fark var. Maraş'a beş günde beş Rum'un gelmesi ile Güzelyurt'a beş günde beş Rum'un gelmesi de çok farklı. Alternatif haritalarda göçmen dağılımının mümkün olan en uzun süreye yayılması ve kuzeye geçecek Rumların belli bölgelerde toplanmaması temel ilke."
Askeri heyetler
Adadaki Türk askeri gücü üzerindeki müzakereler ise, Türk ve Yunan genelkurmay başkanlıkları arasında yapılacak görüşmeler sonrasında netleşecek.
Dün Bakanlar Kurulu toplantısının ardından Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, görüşmelerin başlamasından memnuniyetlerini dile getirip, "KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'a teşekkür ediyoruz" dedi.
De Soto'nun kum torbası hazır
17/02/2004 (130 defa okundu)
AA
- BRÜKSEL - Kıbrıs'ta perşembe başlayacak müzakerelerde arabuluculuk edecek olan BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto da, bu akşam adaya gidiyor. Ancak geçen yıl, önce Kıbrıs'taki müzakerelerde, ardından Lahey zirvesinde Türk tarafının tepkisine hedef olan özel temsilci, adanın yolunu bu kez 'donanımlı' tuttu. Perulu diplomatın, 'görüşmelerin kızışacağı' fikrinde olduğu, adadaki ofisinde bulunmasını istediği spor gereçlerinden anlaşıldı. BM kaynaklarına göre boks meraklısı olan De Soto, ofisine bir 'kum torbası' koydurdu. Dün AB Dönem Başkanı İrlanda'yı ziyaret eden De Soto, bugün Brüksel'de Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'le görüşecek
Baykal Kıbrıs'ta 'tek ses' istedi
17/02/2004 RADIKAL
RADİKAL
- ANKARA - CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Kıbrıs konusundaki söylemden rahatsız olan parti içi muhalefeti uyardı. Baykal'ın "Doğru yoldayız. Gereksiz tartışmalara meydan vermeyin" dediği öğrenildi.
Baykal, yerel seçimlerde partisinin adaylarını belirlemek üzere önceki gün topladığı Merkez Yürütme Kurulu'nda (MYK) Kıbrıs'la ilgili değerlendirmelerde de bulundu. Baykal, CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in, MHP lideri Devlet Bahçeli ile yaptığı görüşmeden sonra 'Kıbrıs konusunda MHP ile ortak görüşleri savunuyoruz' sözlerine muhalefet eden partilileri eleştirdi. Baykal, "Kıbrıs politikamız bellidir. Biz, Kıbrıs'ta iki ayrı toplum ve bu iki ayrı toplumun egemenliğine dayalı bir çözümden yanayız" dedi.
Kıbrıs'ın sınırlarının yeniden çizilmesine ve 40 bine yakın Rum'un Kuzey Kıbrıs'a yerleştirilmesine karşı olduklarını dile getiren Baykal, "CHP Kıbrıs'ta yıllardır bu politikaları bağımsız olarak savunmaktadır" diye konuştu. "Güney Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta AB'ye gireceği, bu durumda Kuzey Kıbrıs'ın ve Türkiye'nin zor durumda kalacağı" endişelerini de değerlendiren CHP lideri, şöyle devam etti:
"'1 Mayıs'ta Türkiye haklarından vazgeçmese ne olur? 2 Mayıs olur. 1 Mart'ta da '80 bin ABD Askeri Güneydoğu'ya yerleştirilmezse Türkiye çöker' diyorlardı. İsa'dan bu yana 2004 tane 1 Mayıs yaşadık. Bir tane daha yaşarsak bir şey olmaz."
CHP'nin AB idealini savunmaya devam ettiğini, ancak bunun Kıbrıs'la ilişkilendirilmesine karşı olduklarını söyleyen Baykal, partilileri,
"Kıbrıs konusunda parti olarak doğru yoldayız. Bu konuda kamuoyuna CHP içinde farklı görüşler olduğu yönünde izlenim verilmesi doğru değil" diye uyardı.
'Müzakereler' Meclis'te
17/02/2004 RADIKAL
RADİKAL
- ANKARA - Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin süreç bugün Meclis'te tartışılacak. Adada 19 Şubat'ta başlayacak olan yeni müzakereler nedeniyle Meclis'te Kıbrıs konusunda yapılacak genel görüşmeyi ertelemek isteyen hükümet, CHP'nin itirazının ardından bilgi vermeyi kabul etti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Davos ve ABD gezilerinin ardından Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin süreç hızlandı. BM Genel Sekreteri Kofi Annan' ın Kıbrıs'ta tarafları New York'ta görüşmelere davet etmesiyle birlikte hükümet, Meclis'e bilgi verme kararı aldı. Bu arada CHP de, Kıbrıs konusunda genel görüşme önergesi verdi. İki parti geçen hafta New York'taki görüşmeleri etkilememek amacıyla Kıbrıs'ın Meclis'te bu hafta
elealınması görüşünde birleşti.
New York'taki görüşmelerde 19 Şubat'ta adada müzakerelere devam kararı çıkınca AKP Kıbrıs sorununun Meclis'te tartışılması için adada başlayacak olan müzakelerin de beklenmesini istedi. Ancak CHP, buna karşı çıktı.
AKP ve CHP yönetimi dün gün boyunca telefon görüşmeleri yaptı. CHP'nin konunun Meclis'te 19 Şubat'ta başlayacak müzakerelerden önce ele alınmasında ısrar etmesi üzerine AKP, konunun bugün görüşülmesine karar verdi. TBMM Danışma Kurulu, bugün toplanarak Meclis'in bu haftaki gündemini belirleyecek. Anlaşma çerçevesinde Genel Kurul'da CHP'nin Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin politikaların değerlendirilmesi amacıyla verdiği genel görüşme önergesinin öngörüşmeleri yapılacak.
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün hükümet adına konuşacağı görüşmelerde AKP adına AB Uyum Komisyonu Başkanı Yaşar Yakış, CHP adına İstanbul Milletvekilleri Onur Öymen ile Şükrü Elekdağ söz alacak. DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar da 'şahsı adına' konuşacak.
TÜSİAD: Ada için tarihi fırsat
17/02/2004 RADIKAL
AA
- İSTANBUL - Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), Annan Planı temelinde Kıbrıs'ta müzakere yapılması kararından memnun olduğunu belirtti.
Kıbrıs'ta çözüm yolunda atılan adımlar üzerine TÜSİAD, değerlendirmelerini yazılı bir açıklamayla duyurdu. Açıklamada, "Birleşmiş Kıbrıs'ın 1 Mayıs 2004 tarihinden önce AB'ye girmesi doğrultusunda yapılacak müzakerelerin başarıya ulaşması, önümüze çıkan bu tarihi fırsatın değerlendirilmesine imkân verecektir" denildi. New York'taki temaslar sırasında, Türk tarafının sergilediği kararlı ve yapıcı tutumun, Türkiye'nin uluslararası arenada konumunu güçlendirdiği savunulan açıklamada, şu görüşlere yer verildi:
"Müzakerelerin başarıyla sonuçlanması için, KKTC hükümeti, kurulacak teknik komitelerin etkin şekilde işlemesine dikkat etmelidir. Bu komitelerde, Türkiye'den gerekli tüm teknik destek sağlanamalıdır."
Denktaş ve Erdoğan ikilisi
Hakkı Devrim
17/02/2004 RADIKAL
Kıbrıs konusunda bir rahat nefes alalım mı, yoksa acele etmeyip biraz daha bekleyelim mi, tereddüdü
yaşanıyor. Emre Gönensay dünkü mülakatında sözü, çözüme giden yolu Rauf Denktaş bile artık tıkayamaz demeye getirmiş amma, içimiz rahat değil (Neşe Düzel, 16 şubat, Radikal).
Ağzımız yanmış, yoğurdu daha bir süre üfleyerek içmekten kendimizi alamayacağız.
Ben demokraside liderlere tanınan son kullanma tarihi konusunda ısrarcı olduğum için tartışmaya katılmak istemiyorum. Ama bu tavır, kamuoyunun tereddüdünü görmezden gelmeyi de gerektirmez.
Huy canın altındadır, derler ve bizler Rauf Denktaş'ın kişiliğiyle ilgili hayli fikir edinmiş bir toplumuz. Çok ciddîye aldığımız ve bunu Allah için hak etmiş bir siyasetçidir Denktaş. Kıbrıs'ın kaderi üzerindeki ağırlığı ve iktidarda kalış süresini tartışsak da, bugün:
Eh mademki Mehmet Ali Talat gibi bir kişilik ufukta boy gösterdi, artık Denktaş da ĞBana müsaade!ğ deyip çekilmeli, diyecek durumda değiliz.
Uzun süren iktidarlar yeni liderler yetişmesini de önler. Bilmediğimiz hal değil... Ama daha önemlisi Denktaş'ın günün meselesi olmadığı, olmaması gerektiğidir.
Belki de en doğrusu, bu konuda daha önceki tartışmaları ve tereddütleri bir süre için rafa kaldırmak olacak.
Şöyle düşünmek hata mı sayılır?
Usta siyasetçi Kıbrıs'ta halkın, kurumları ve kamuoyu çoğunluğuyla Türkiye'nin, Rum kesiminin ve Yunanistan'ın, BM'nin, AB'nin, diyelim ki dünyanın ne istediğini dikkate almak gerektiğini anlamıştır.
Şimdilik bu yeni tavrı alkışlamakla, desteklemekle yetinelim.
Ve dikkat edelim! Türkiye'nin Başbakanı gibi KKTC'nin Cumhurbaşkanı da Ğtab'anğ nobran insanlardır. Mizaçlarının bu yanına sert tepki vereceğimizi her fırsatta belli edelim!
Benim diyeceğim bu.
Alıntı
Serdar Turgut: ĞAllah'tan adamın (Rauf Denktaş) genlerinde devlet adamlığı var. O birçok yönden Süleyman Demirel'e benziyor. İkisi de doğuştan devlet adamı. İster sevin onları ister sevmeyin, ama güçlerini ve tavırlarını takdir edin, bu yeterğ (Akşam, 13 şubat).
Dil Yâresi
Haberin giriş cümlesi: ĞOkulda bazı öğretmenlerin öğrencileri ²bedensel ceza³ olarak nitelendirilen dayakla disiplin etmek istedikleri bir araştırmayla bir kez daha ortaya çıktığ (Radikal, 15 şubat).
Anadolu Ajansı kaynaklı bir haber. Böyle, eli yüzü düzgün sayılmaz cümlelerle devam ediyor. Kimi eleştirmek lazım,
ajansı mı gazeteyi mi? Sadece şu, yabancı kelime-yardımcı fiil uyuşmazlığına değinmek istedim.
Disiplin etmek yanlış ifadedir. Fransızca discipliner (Ğdisiplin altına almak, yola getirmekğ) fiilini Ğdisipline etmekğ diye çevirmekten hoşlanmadığımıza göre, burada Ğokulda disiplini sağlamakğ ifadesini tercih etmeliyiz.
Emekli Paşa'yı dinledim de...
Bir dostum, Emekli General Osman Pamukoğlu'nun, Unutulanlar Dışında Değişen Bir Şey Yok adlı kitabını okumuş, etkilenmiş. Güneydoğu'daki sıcak çatışmaları yönetmiş bir askerin izlenimleri, bu tür kalkışmalarla nasıl mücadele edileceğine dair düşünceleri önemli, diyordu.
Anlattıklarından ben de şu sonucu çıkardım: iç savaş niteliğindeki çatışmaları, gazetecilerin bize aktarabildiği kadarıyla anlamak, bütünüyle kavrayıp doğru değerlendirmek mümkün değil.
Akla şu sual geliyor:
Askerin yeri başımızın üstündedir, deyip, sözü, yeter ki siyasî yorumlarda bulunmasın, diye bağlamakla hata mı ediyoruz?
Sonra Osman Paşa'yı Hulki Cevizoğlu'yla konuşurken gördüm, dinledim (Ceviz Kabuğu, 13 şubat, Star TV).
Mesleğini ikinci bir tabiat olarak benimsediği belliydi. Aklından geçenlerin çok azını söylermiş gibi bir tavır. Ve:
1938'den beri bu memlekette iyi hiçbir şey yapılmamıştır'a benzer aforizmalar.
Dinledim ve her zamanki düşünceme dört elle sarıldım. Aralarında konuşsunlar, komutanlarına, ülkeyi yönetenlere gerekli bilgileri versinler.
Ve orada dursunlar.
Köprücü
Leyla Tavşanoğlu, inşaat zemin uzmanı, Boğaziçi Köprüsü'nün ilk kontrol mühendislerinden Prof. Semih Tezcan'la konuşmuş (Cumhuriyet, 15 şubat).
Uzman, köprünün kusuru tasarım hatasıdır demiş Leyla soruyor:
Peki, çözüm nedir? Yıkıp yeniden mi yapsınlar?
Yok canım, gerek yok. Köprü maliyetinin yüzde birinden aza bu iş hallolunur.
Nasıl hallolur?
Plakalar güçlendirilir.
Ne kadara çıkar?
300-400 bin dolar arası... Böylece daha yüz yıl sorunsuz yaşayacak bir mafsal tipini monte edersiniz.
Tavşanoğlu, ki sülaleden gazetecidir ve mülakat ustası, burada sorulması gereken can alıcı suali sormamış:
Peki, bu işi dediğiniz sürede, sağlamlıkta ve tahmin ettiğiniz fiyatla yapacak bir kuruluş var mı? Bir şirket adı verebilir misiniz?
Asıl haber oradaydı.
Kıbrıs, BM ve AB
Turgut Tarhanlı
17/02/2004 RADIKAL
Kıbrıs konusunda geçen hafta New York'ta varılan anlaşma, bu koşunun son etabının başlangıcı niteliğinde. Bu, belki kendi içinde gene bir belirsizlik vurgusu taşıyabilir. Ancak, geçen haftaki toplantıların sonucunda, bunu aşmaya yönelik bir iradenin, özellikle Türk tarafında baskın çıktığı da
söylenebilir.
Kıbrıs Rum tarafının AB'ye tam üye olmasının kabulü, başlı başına Kıbrıs uyuşmazlığına ilişkin görüşmeler bakımından da, kendi konumlarını güçlendirici bir gelişme olarak değerlendirilmekteydi. Zira AB üyeliği, zaten hemen kazanım olarak nitelenebilecek bir durumdur. Dolayısıyla bu çerçevede, adadaki uyuşmazlık bir AB sorunu olarak değerlendirilebilecek ve AB içi mekanizmaların etkisi altında baskı büyüyecektir. KKTC'nin uluslararası toplulukça tanınmamışlığı ve uyuşmazlık giderilmediği sürece AB dışında kalması gibi gerçeklerse, adada, taraflar arasındaki eşit olmayan görüşme konumunu, hep Rum tarafı lehine pekiştirici etmenlerdi.
Bu statükonun değiştirilmesi için Türk tarafının (Türkiye dahil) ancak bugüne kadarki tutumunun dışında ve sarsıcı bir atılım yapması dikkat çekici olabilirdi. Veya BM Genel Sekreteri'nin, bu uyuşmazlığın çözümünün kendi yetkisinde olduğu vurgusuyla AB manevrasının etkisini azaltıcı,
daha kuvvetli bir girişimde bulunması düşünülebilirdi.
Son günlerde, bunların ikisi de oldu.
Dikkat edilirse, New York görüşmelerinin son gününde, Rauf Denktaş'ın deyişiyle, bir paragraf için 12 saatlik görüşme turlarının sürmüş olması, bu AB etmeninin yeri ve etkisi üzerindeki anlaşmazlıkla ilgiliydi. Sonuç, AB'nin, varılan anlaşmayı kendi müktesebatına uydurma güvencesine bağlı olarak sağlandı.
Kıbrıs uyuşmazlığının en önemli konu başlıkları, yerleşme, seyahat ve mülkiyet haklarıyla ilgilidir. Bu konuların, AB'yi oluşturan temel özgürlükler arasında yer aldığı da bilinir. Dolayısıyla Türk tarafında sorulan kaygılı soru, BM'de, Kıbrıs uyuşmazlığı konusunda varılacak bir anlaşmada, bu konularda, AB müktesebatıyla bağdaşmayan hükümlerin varlığı halinde, Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğiyle birlikte, bu durumu değiştirici bir AB müdahalesinin olup olmayacağı yönündedir.
Bu sorunu, AB açısından değil, ama Kıbrıs uyuşmazlığının karakterini öne çıkaran bir yaklaşımla ele almak gerektiği kanısındayım. Kıbrıs uyuşmazlığı, genel karakteri itibarıyla bir 'barış ve güvenlik' sorunudur. Belki bugün, adada, böyle bir tasnifi anlamlı kılacak bir tablo karşısında değiliz. Fakat 1960'lardan beri bu uyuşmazlığın BM önündeki tanımlanma biçimi ve buna bağlı çözüm yöntemlerinin geliştirilmesi hep bu eksendedir. BM Genel Sekreteri'ne, uyuşmazlığı çözme konusunda verilen yetkinin kategorik tanımı da bu merkezdedir.
O halde sormak gerekir: Bu konulara ilişkin BM yetkileri karşısında, AB'nin pazar merkezli faaliyetler alanı karşı karşıya geldiğinde nasıl bir sonuca varılabilir? BM kurucu andlaşmasıyla (Charter) bir başka uluslararası andlaşmanın hükümlerinin birbirine zıt olduğu durumlarda nasıl bir çözüme varılması gerektiği, gene BM kurucu andlaşmasında (madde 103) belirtilmiştir: BM andlaşması öncelikle uygulanır. AB, nevi şahsına münhasır bir uluslararası oluşum olmakla birlikte, BM ilkelerinin dışında kalma gibi bir ayrıcalığa da sahip değildir. Dolayısıyla, öncelikle adada ve sonra bu bölgedeki uluslararası kamu düzeninin sağlanmasından sorumlu BM bünyesinde yürütülen görüşmeler sonucunda varılan bir anlaşmanın, sadece AB müktesebatıyla uyumsuzluğu iddiasına dayanan bir görüş çok hafif kalır.
AB yetkililerinin, New York görüşmeleri karşısındaki tutumu, bu hukuki ve siyasi mimariyi zorlayıcı nitelikte değildi. Bunun, önümüzdeki dönemde de korunması çok önemli. Aslında AB'nin önde gelen devletlerince, bu tutumun başka cazip sonuçlarının olabileceği de dikkate alınmalıdır diye düşünüyorum. Sonuçta, epey yıpratıcı gelişmelerden sonra, uluslararası barış ve güvenlikle ilgili ve yıllardır kemikleşmiş bir sorunda, BM gene öne çıkmış görünmektedir.
Bu, sanırım AB'nin yakın olduğu dış politika ilkeleri bağlamında da, hiç de yabana atılabilecek bir gelişme olmasa gerek.
Tüm hazırlıklar Perşembe için
Barış Gücü denetiminde olan Lefkoşa Havaalanı'nın görüşmelere hazırlanması için çalışma başlatırken, komiteler de çalışacakları bir ortam oluşturuluyor
Müzakere teknik destek verecek 3 ayrı komitenin Türk üylerinin ve uzmanların çalışma yapacağı eski Ticaret Bankası binası bu amaçla hazırlanmaya başladı
Türk ve Rum heyetleri arasındaki görüşmeleri sürdürecek De Soto yanında, AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen de heyetiyle birlikte Adaya geliyor
BM Genel Sekreteri Kofi Annan gözetiminde New-York zirvesinde varılan mutabakatla görüşmelerin prosedürü ve takviminin belirlenmesinin ardından Kıbrısta dinamik bir süreç başlıyor.
New-Yorkta tarafların mutabakatı uyarınca takvime bağlanan yeni müzakere süreci perşembe günü BM kontrolündeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanında başlayacak. Müzakere sürecine koşut çalışma yapacak teknik komiteler de aynı gün çalışmaya başlayacak. Ledra Palace veya müzakereci heyetle birlikte Lefkoşa Uluslararası Havaalanında çalışması planlanan teknik komiteler yasalar, uluslararası anlaşmalar ve ekonomik konular olmak üzere 3 ayrı konuda teknik hazırlıkları yapacak. 3 ayrı komiteye bağlı olarak alt komiteler de oluşturulacak.
BM Barış Gücü 1977 yılından beri kullanılmayan havaalanının görüşmelere hazırlanması için çalışma başlatırken, KKTC de tüm birimleriyle yoğun bir tempoda çalışmaya başladı.
Müzakere sürecinde teknik hazırlıkları yapacak 3 ayrı komitenin Türk üylerinin ve uzmanların çalışma yapacağı eski Ticaret Bankası binası bu amaçla hazırlanmaya başladı. Ticaret Bankasının tasfiye edilmesiyle birlikte Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna, yani devlete devredilen toplam 6 katlık binanın ilk 3 katının bu amaçla düzenlenmesi için ilk start bugün verildi.
GENİŞ BİR TEKNİK KADRO
Başbakan Mehmet Ali Talat, binanın giriş dahil ilk 3 katının komitelerin çalışması için düzenleneceğini söyledi.
Komitelerin yasalar, uluslararası anlaşmalar ve ekonomik konular olmak üzere 3 ayrı konuda çalışma yapacağını, bunlara alt komitelerin ve uzmanların da eklenmesiyle geniş bir çalışma grubu oluşacağını belirten Talat, yurt dışından da uzman getireceklerini bildirdi. Başbakanlık bünyesinde kurulan AB biriminin de bu binada çalışabileceğini söyleyen Talat, Zaman zaman burada bulunacak Türkiye Dışişleri heyeti ile uzmanlardan oluşacak heyet de burada çalışabilir ama bu kesin değil diye konuştu.
HEYET ÜYELERİ YARINA...ÇOK İŞ VAR
Bir soruya karşılık, komite üyelerinin isimlerinin henüz netleşmediğini söyleyen Talat, Komitelerin çarşamba günü (yarın) BMye bildirilmesi gerekir, dolayısıyla çarşambaya kadar kesinleşecek. Henüz kesin değil. Her komite 8-10ar kişilik olacak ve bu isimler BMye bildirilecek" dedi.
Bu amaçla Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığının bugüne kadar heyet üyelerini belirleyeceğini söyleyen Talat, Çok ciddi, çok yoğun bir çalışma başlatıyoruz. İş yapacak ekipler oluşturmamız lazım. Çok iş var, üzerinde çalışılması gereken binlerce metin var diye konuştu.
KOMİTELER DE HAVAALANINDA
Komitelerin perşembe günü müzakere süreciyle birlikte çalışmaya başlayacağını söyleyen Talat, Aldığım bilgiye göre komiteler de havaalanında çalışacak
dedi.
Talat, komitelerin Ledra Palaceta çalışacaklarına ilşkin BM kaynaklı haberlerle ilgili olarak da, Duydum ama öyle birşey olduğunu sanmıyorum. Onların da havaalanında olduğunu duydum. Ama süreç ilerledikçe zaman zaman orda, zaman zaman burda gibi
başka yöntemler de bulunabilir diye konuştu.
Başka bir soruya karşılık da Talat, Annan planı ile ilgili müzakere süreci öncesinde oluşturulan teknik komitelerin çalışmalarından ve patent yasası gibi tamamlanan yasalardan bu dönemde yararlanılacağını da k
aydetti.
MUHALEFET VE MECLİSE BİLGİ VERİLECEK
Müzakere sürecinde KKTCde bulunacak TC heyetinini zaman zaman dönüşümlü çalışacağını söyleyen Talat, bugün için Cumhurbaşkanı Denktaşla planlanan bir değerlendirme toplantısı olmadığını da söyledi. Talat, New-Yorkta da, gelirken de değerlendirme yaptık. Dolayısıyla herhalde bugün görüşmeyiz ama görüşmeler başlamadan önce bir değerlendirme gerekecek dedi.
HAFTADA 3 GÜN VEYA HER GÜN
Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasındaki görüşmelerin perşembe günü Lefkoşa Uluslararası Havaalanında başlayacağını ve görüşmenin gündemi ile takvimin bu toplantıda belirleneceğini söyleyen Talat, Görüşmelerin haftada 3 gün mü, daha sık mı olacağı o gün belirlenecek. Belki yöntem farklılığı da olabilir. İlle de bütün görüşmelerde
herkes her an bulunmayabilir. Benim planım prensip olarak sürekli katılmak ama diğer görevlerim yanında ne kadar sürekli bulunurum, onu süreç gösterecek ifadelerini kullandı.
TÜRKİYE, AB VE BM YETKİLİLERİ DE GELİYOR
Öte yandan Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasındaki görüşmeleri sürdürecek BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto yanında, Avrupa Birliğinin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunter Verheugen da heyetiyle birlikte Adaya geliyor. Türkiyeden bir heyet de müzakere sürecini KKT
Cden izleyecek.
HALKIN SESI 17/02/2004
Denktaş: Eşit ortaklık için egzersiz yapacağız
Türkiyedeki Türk-İş Konfederasyonuna bağlı Türkiye şeker fabrikaları çalışanlarının oluşturduğu Şeker-İş Sendikaları Başkanlar Kurulu dün Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaşı ziyaret etti.
Ziyarette Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşa Kıbrıs konusunda yürüttüğü çalışmalarda tam destek belirtildi.
Sendikacılar Kıbrıs Türk halkının geleceğini riske sokacak her türlü oluşuma karşı olduklarını belirterek, Kıbrısın Anavatan Türkiyeden kopartılmaması gerektiğini vurguladılar.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Şeker-İş Sendikaları Başkanlar Kurulu üyelerine yaptığı konuşmada, Kıbrıs konusunda yeni ve önemli bir safhaya girildiğine işaret ederek, Birlik ve beraberliğimizi muhafaza ederek haklarımızı korumak suretiyle Kıbrısta iki tarafın da kabul edebileceği bir uzlaşıya varılması için çalışacağız dedi.
Denktaş, Kıbrıs Türkünün olmazsa olmazlarının korunması konusunda Anavatan Türkiyeden güvence aldıklarını belirterek Perşembe günü başlayacak müzakerelerde Kıbrısta iki eski ortağın yeniden eşitlik temelinde yeni bir ortaklık kurup kuramayacağı eksersizi yapacaklarını söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, sonuçta kararı halkın vereceğine işaret ederek, varılacak uzlaşma metninin halkın referandumuna götürülmesinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi onayının gerekmesinin bu süreç içerisinde iki önemli sübap olduğunu anlattı.
Denktaş, kendisinin Kıbrıs Türk halkının haklarının korunarak bir uzlaşmaya varılabilmesi için iyi niyetle yapıcı bir şekilde çalışacağını ve süreç içinde yaşananlar konusunda da halkı sürekli bilgilendireceğini belirterek, Bu süreç içerisinde herkes birlikte hareket etmeli, birlik ve beraberlik içerisinde çalışmalıyız. Davayı sağlıklı bir limana götürebilmek için uğraşacağız dedi.
HALKIN SESI 17/02/2004
Liderler haftada 3 kez görüşecek!..
Kıbrısta görüşmelerin yeniden başlatılması yönünde varılan anlaşma, Birleşmiş Milletlere (BM), Irak nedeniyle yitirdiği saygınlığı yeniden kazanması yolunda olumlu etki sağladı.
Diplomatik kaynaklar, BMnin onayı olmadan ABDnin Iraka askeri müdahalesi ve bu ülkeyi işgalle birlikte uluslararası örgütün yitirdiği saygınlığın, Liberya ve ardından Kıbrıstaki olumlu gelişmelerle bir parça yeniden kazanıldığı görüşünü dile getirdiler.
BMde çetin ve uzun süren müzakerelerin ardından Cuma günü varılan anlaşmanın, görüşmelerde tıkanıklığı aşmaya yönelik mekanizmasıyla Kıbrısta uzun zamandan beri arzu edilen siyasi iradeyi harekete geçirdiğini belirten diplomatik kaynaklar, BMnin bu uzlaşmadaki yapıcı etkisine ve iyi niyet misyonuna dikkati çektiler.
Aynı kaynaklar, BMnin, Adada çözümün sağlanmasıyla, Türk ve Rumların birlikte Avrupa Birliğine (AB) üyelikleri hedefinde taraflara her türlü yardım ve desteği sağlamaya kararlı olduğunu ifade ettiler. BM kaynakları, bu hedefin yerine getirilmesinin BMnin yitirdiği saygınlığın da yeniden kazanılması anlamında önemine işaret ettiler.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, tarafların anlaşmasından sonra, Rumca ve Türkçe teşekkür etmiş, uzlaşmaya yönelik çabalardan ve BMnin sorunun çözümüne katkılarıyla yarattığı olumlu görüntüden dolayı memnuniyetini ifade etmişti.
Görüşmelerin yeri ve biçimi
Bu arada, BM kaynakları, görüşmelerin yapılacağı 1948de inşa edilen Lefkoşa Uluslararası Havaalanındaki hazırlıkların sürmekte olduğunu belirttiler.
Taraflar arasındaki görüşmeler 1974ten bu yana kullanılmayan havaalanının terminal binasında yapılacak. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş havaalanına kuzey, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos da güney kapısından girecek.
Adadaki BM Barış Gücü (UNFICYP) askerlerine üs vazifesi gören havaalanında yapılacak görüşmelerin biçimi de yavaş yavaş belli olmaya başladı.
BM yetkililerinden alınan bilgiye göre, İngilizce yapılacak görüşmelerde liderler haftada 3 kez biraraya gelecek. Teknik komiteler de her gün toplantı yapacaklar.
Yetkililer, BMnin görüşmelerde, aralarında hukuk uzmanlarının da bulunduğu en az 20 kişilik bir ekiple hazır bulunacağını kaydettiler.
De Sotonun boks merakı
Öte yandan, BM diplomatik kaynakları, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Perulu diplomat Alvaro de Sotonun hiç bilinmeyen bir yönüne dikkati çektiler.
De Sotonun boksa olan merakına işaret eden diplomatik yetkililer, Özel Temsilcinin Adadaki ofisinde küçük bir kum torbası bulundurduğunu ve stresini atmak amacıyla arada kum torbasıyla antrenman yaptığını kaydettiler.
BM kaynakları, Kıbrısta Perşembe başlayacak görüşmelerin özellikle göçmen sayısı, toprak değişimi ve garantör ülkeler Türkiye ve Yunanistanın bulunduracağı asker sayısı konularında çetin geçeceğine işaret ettiler. (AA)
YENIDUZEN 17/02/2004
Liderler, haftada üç gün görüşecek
GÖRÜŞMELER HAVAALANINDA... Kıbrıs'taki BM Barış Gücü askerlerine üs vazifesi gören havaalanında yapılacak görüşmelerin biçimi belli olmaya başladı. BM yetkililerinden alınan bilgiye göre, İngilizce yapılacak görüşmelerde liderler haftada üç kez bir araya gelecek
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü askerlerine üs vazifesi gören havaalanında yapılacak görüşmelerin biçimi belli olmaya başladı. BM yetkililerinden alınan bilgiye göre, İngilizce yapılacak görüşmelerde liderler haftada üç kez bir araya gelecek.
Öte yandan, BM'nin görüşmelerde 20 kişilik bir ekiple hazır bulunacağı belirtildi. Görüşmelere katılacak AB teknik heyetinin ise en az dört, en çok altı üyeden oluşması öngör
ülüyor.
Dinamik süreç
BM Genel Sekreteri Kofi Annan gözetiminde New York zirvesinde varılan mutabakatla görüşmelerin prosedürü ve takviminin belirlenmesinin ardından Kıbrıs'ta dinamik bir süreç başlıyor.
New York'ta tarafların mutabakatı uyarınca takvime bağlanan yeni müzakere süreci perşembe günü BM kontrolündeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda başlayacak. Müzakere sürecine koşut çalışma yapacak teknik komiteler de aynı gün çalışmaya başlayacak. Ledra Palace veya müzakereci heyetle birlikte Lefkoşa Ul
uslararası Havaalanı'nda çalışması planlanan teknik komiteler yasalar, uluslararası anlaşmalar ve ekonomik konular olmak üzere üç ayrı konuda teknik hazırlıkları yapacak. Üç ayrı komiteye bağlı olarak alt komiteler de oluşturulacak.
BM Barış Gücü 1977 yılından beri kullanılmayan havaalanının görüşmelere hazırlanması için çalışma başlatırken, KKTC de tüm birimleriyle yoğun bir tempoda çalışmaya başladı.
Müzakere sürecinde teknik hazırlıkları yapacak üç ayrı komitenin Türk üyelerinin ve uzmanların çalışma yapacağı eski Ticaret Bankası binası bu amaçla hazırlanmaya başladı. Ticaret Bankası'nın tasfiye edilmesiyle birlikte Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na, yani devlete devredilen toplam 6 katlık binanın ilk 3 katının bu amaçla düzenlenmesi için ilk start dün v
erildi.
Talat, binada inceleme yaptı
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la birlikte görüşmeci heyette yer alan Başbakan Mehmet Ali Talat önceki gece geç saatlerde adaya dönmesinin ardından dün ilk iş olarak bu binada inceleme yaptı. Müsteşarı Ahmet Fikretler ve Özel Kalem Müdürü Yonca Şenyiğit ile birlikte binada yetkililerden bilgi alan Talat, teknik heyetlerin en iyi şekilde çalışması için gerekli düzenlemelerin yapılması talimatını verdi.
Geniş bir teknik kadro
İnceleme sırasında TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Başbakan Mehmet Ali Talat, binanın giriş dahil ilk 3 katının komitelerin çalışması için düzenleneceğini söyledi.
Komitelerin yasalar, uluslararası anlaşmalar ve ekonomik konular olmak üzere üç ayrı konuda çalışma yapacağını, bunlara alt komitelerin ve uzmanların da eklenmesiyle geniş bir çalışma grubu oluşacağını belirten Talat, yurt dışından da uzman getireceklerini bildirdi. Başbakanlık bünyesinde kurulan AB biriminin de bu binada çalışabileceğini söyleyen Talat, "Zaman zaman burada bulunacak Türkiy
e Dışişleri heyeti ile uzmanlardan oluşacak heyet de burada çalışabilir ama bu kesin değil" diye konuştu.
Heyet üyeleri yarına... "çok iş var"
Bir soruya karşılık, komite üyelerinin isimlerinin henüz netleşmediğini söyleyen Talat, "Komitelerin yarın BM'ye bildirilmesi gerekir, dolayısıyla çarşambaya kadar kesinleşecek. Henüz kesin değil. Her komite 8-10'ar kişilik olacak ve bu isimler BM'ye bildirilecek" dedi.
Bu amaçla Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı'nın bugüne kadar heyet üyelerini belirleyeceğini söyleyen Talat, "Çok ciddi, çok yoğun bir çalışma başlatıyoruz. İş yapacak ekipler oluşturmamız lazım. Çok iş var, üzerinde çalışılması gereken binlerce metin var" diye konuştu.
Komiteler de havaalanında
Komitelerin perşembe günü müzakere sür
eciyle birlikte çalışmaya başlayacağını söyleyen Talat, "Önceki gün (Dün) aldığım bilgiye göre komiteler de havaalanında çalışacak" dedi.
Talat, komitelerin Ledra Palace'ta çalışacaklarına ilişkin BM kaynaklı haberlerle ilgili olarak da, "Duydum ama öyle bir şey olduğunu sanmıyorum. Onların da havaalanında olduğunu duydum. Ama süreç ilerledikçe zaman zaman orda, zaman zaman burada gibi başka yöntemler de bulunabilir" diye konuştu.
Başka bir soruya karşılık da Talat, Annan Planı ile ilgili müzakere süreci öncesinde oluşturulan teknik komitelerin çalışmalarından ve patent yasası gibi tamamlanan yasalardan bu dönemde yararlanılacağını da kaydetti.
Muhalefet ve meclise bilgi verilecek
Müzakere sürecinde KKTC'de bulunacak TC heyetinin zaman zaman dönüşümlü çalışacağını söyleyen Talat, dün Cumhurbaşkanı Denktaş'la planlanan bir değerlendirme toplantısı olmadığını da söyledi. Talat, "New York'ta da, gelirken de değerlendirme yaptık. Dolayısıyla herhalde görüşmeyiz ama görüşmeler başlamadan önce bir değerlendirme
gerekecek" dedi.
Perşembe günü başlayacak müzakereler öncesinde muhalefetle meclise bilgi vereceklerini, ancak bu konudaki takvimin netleşmediğini vurgulayan Talat, UBP'nin "muhalefet de New York'ta olmalıydı" yönündeki eleştirilerinin anımsatılması üzerine ise şunları söyledi:
"Gidişimiz çok ani oldu. Bu süreç hep birlikte götürülecek. Derviş beyin veya herhangi bir liderin bu konudaki taleplerine hak vermemek mümkün değil. Elbette onların da sürekli bilgileri ve katkıları olması lazım. Aksi halde süreci başarıyla götüremeyebiliriz. Bu nedenle bizim için çok önemli. Mutlaka hem bilgilendireceğiz, hem de yardımlarını isteyeceğiz...."
Haftada üç gün veya her gün
Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasındaki görüşmelerin Perşembe günü Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda başlayacağını ve görüşmenin gündemi ile takvimin bu toplantıda belirleneceğini söyleyen Talat, "Görüşmelerin haftada üç gün mü, daha sık mı olacağı o gün belirlenecek. Belki yöntem farklılığı da olabilir. İlle de bütün görüşmelerde herkes her an bulunm
ayabilir. Benim planım prensip olarak sürekli katılmak ama diğer görevlerim yanında ne kadar sürekli bulunurum, onu süreç gösterecek" ifadelerini kullandı.
Türkiye, AB ve BM yetkilileri de geliyor
Öte yandan Kıbrıs Türk ve Rum heyetleri arasındaki görüşmeleri sürdürecek BM Genel Sekreteri Annan Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto yanında, Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen da heyetiyle birlikte adaya geliyor. Türkiye'den bir heyet de müzakere sürecini KKTC'den izleyecek.
KIBRIS 17/02/2004
BM ile AB'den yoğun hazırlık
HIZ VERDİLER... KKTC, Türkiye, Güney Kıbrıs ve Yunanistan'ın müzakereler için start verdiği hazırlıklar yoğun şekilde sürerken, arabuluculuk rolü oynayacak olan BM ile birleşik bir Kıbrıs'ı üyeliğe almayı hedefleyen AB de kendi sorumlulukları çerçevesinde başlattığı çalışmalarına hız verdi
Kıbrıs'ta taraflar arasında 19 Şubat Perşembe günü başlayacak olan müzakereler öncesinde konuya ilgili tarafların başlattığı hazırlıklar son aşamaya geldi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan'ın müzakereler için start verdiği hazırlıklar yoğun şekilde sürerken, görüşmelerde arabuluculuk rolü oynayacak olan Birleşmiş Milletler (BM) ile birleşik bir Kıbrıs'ı üyeliğe almayı h
edefleyen Avrupa Birliği (AB) de kendi sorumlulukları çerçevesinde başlattığı çalışmalarına hız verdi.
De Soto dün Dublin'de idi, bugün Brüksel'de...
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, müzakereler için adaya gelişi öncesinde bazı Avrupa başkentlerinde temaslarda bulunacak.
De Soto, bu çerçevede dün Avrupa Birliği Dönem Başkanı İrlanda'nın başkenti Dublin'de Kıbrıs konusunda görüşmeler yaptı.
TAK muhabirinin, isminin açıklanmasını istemediği BM kaynaklarından edindiği bilgiye göre De Soto'nun, Dublin'deki temasları sırasında Kıbrıs konusunda geçen hafta New York'ta elde edilen tarihi sonuçla ilgili olarak İrlandalı yetkilileri bilgilendireceği kaydedildi.
De Soto, Dublin'de, aralarında 1990'lı yıllarda BM'de Kıbrıs konusunda üst düzey siyasi danışmanlık görevi yürüten ve şu anda İrlanda Dışişleri Bakanlığı'nın siyasi konulardan sorumlu müdür yardımcısı olan John Paul Kavanaugh'ın da bulunduğu üst düzeydeki dışişleri yetkilileriyle gelinen son aşamayı değerlendirecek.
De Soto-Verheugen görüşmesi bugün
Öte yandan, Perulu diplomat De Soto'nun Dublin temaslarının ardından Brüksel'e geçerek, bugün Avrupa Birliği Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile görüşeceği bildirildi.
Görüşmede 19 Şubat'ta Lefko
şa'da başlayacak olan Kıbrıs müzakerelerinin hazırlık çalışmalarının ve AB Komisyonu'nun kurduğu teknik komitenin yapacağı çalışmaların ele alınacağı belirtildi.
AB Komitesi en az dört, en fazla altı üyeden oluşacak
Avrupa Birliği Komisyonu, Annan Planı'ndaki ekonomik konularda ve yasaların yazılıp uygulanmasında yardımcı olacak, uzmanlardan oluşan bir komiteyi halihazırda oluşturmuş durumda. Müzakereler sırasında adada hazır bulunacak komitede en az dört ve en fazla altı üye bulunması öngörülüyor. Komite
, Annan Planı'nda yer alan hukuki ve ekonomik konulardaki endişeleri ele alacak olan Türk ve Rum teknik komitelerinin çalışmalarını yakından izleyecek ve gerekmesi halinde yardımcı olacak.
"Avrupa Birliği Komisyonu Kıbrıs Delegasyonu Başkanı" Büyükelçi Adrian van der Meer, AB Komisyonu'nun, Annan Planı'ndaki ekonomik konularda ve yasaların yazılıp uygulanmasında yardımcı olacak, uzmanlardan oluşan bir komite kurduğunu bildirmişti.
Van der Meer, BM genel sekreterinin çabalarına tam destek verdiklerini ve her ne zaman yardıma ihtiyaç duyulursa, AB Komisyonu'nun bunu sunmak için orada hazır bulunacağını da kaydetmişti.
De Soto'nun bu akşam adada olması bekleniyor
Bu arada Alvaro de Soto'nun Brüksel temaslarının ardından bu akşam Kıbrıs'a gelmesi bekleniyor.
Verheugen belli değil
Öte yandan, "Avrupa Birliği Komisyonu Kıbrıs Delegasyonu" yetkilileri, TAK muhabirinin "AB yetkilisi Verheugen'in müzakerelerin arifesinde, 18 Şubat Çarşamba günü adaya geleceği" konusundaki Rum basın haberlerine ilişkin sorusu üzerine, Verheugen'in Kıbrıs'a geleceğine ilişkin resmi bir bilgi bulunmadığını kaydederek, "Şu an bu bilgiyi doğrulayamıyoruz" dediler.
Lefkoşa Uluslararası Havaalanı, müzakerelere hazır
TAK muhabirinin müzakerelerle ilgili hazırlıklara ilişkin sorularını yanıtlayan Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) Sözcüsü Brian Kelly ise, görüşmelerin yapılacağı Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'ndaki hazırlıkların tamamlandığını bildirdi.
"Her şey en ince detayına kadar kontrol edilmiştir. Her konuda ve her noktada çifte denetim yapılmıştır" diyen Kelly, taraflar arasındaki görüşmelerin, havaalanı içerisinde yer alan ve daha önceki görüşmeler için de kullanılan "Lefkoşa Konferans Merkezi"nde gerçekleşeceğini kaydetti.
Bu arada İngiliz haber ajansı Reuters'in Michele Kampas imzalı Lefkoşa çıkışlı haberine göre, 1948 yılında inşa edilen ve adadaki BM Barış Gücü (UNFICYP) askerlerine 1974'ten bu yana üs vazifesi gören havaalanında yapılacak görüşmelerin biçimi yavaş yavaş belli olmaya başladı.
Habere göre, 19 Şubat Perşembe gü
nü başlayacak müzakereler için Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş havaalanına kuzey, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos da güney kapısından girecek.
"Basın olasılıkla müzakerelerin sadece ilk gününü izleyebilecek"
Haberde, basının olasılıkla müzakerelerin sadece ilk gününü izleyebileceği, daha sonraki günlerde "haber karartması" uygulanabileceği de kaydedildi.
İsminin açıklanmasını istemeyen BM yetkililerine dayandırılan habere göre, İngilizce yapılacak görüşmelerde, liderler haftada üç kez bir araya gelecek. Teknik komiteler ise her gün toplantı yapacak.
BM en az 20 kişilik ekiple katılacak
BM yetkilileri, BM'nin görüşmelerde, aralarında hukuk uzmanlarının da bulunduğu en az 20 kişilik bir ekiple hazır bulunacağını da kaydettiler.
BM kaynakları, Kıbrıs'ta perşembe günü başlayacak görüşmelerin özellikle göçmen sayısı, toprak değişimi ve garantör ülkeler Türkiye ve Yunanistan'ın bulunduracağı asker sayısı konularında çetin geçeceğine işaret ettiler.
KIBRIS 17/02/2004
UBP kaynıyor
LİBERAL DEMOKRATLAR HAREKETİ: Kıbrıs sorununun Annan Planı temelinde çözüm sürecine girmesiyle UBP kaynamaya başladı. Annan Planı'nın ortaya çıktığı günden itibaren bu planın karşısında bir politika izleyen UBP'de, Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler üzerine işler karışmaya başladı. UBP
içerisinde kendilerini "liberal demokratlar" diye adlandırılan "barış" yanlısı bir grup, partinin Annan Planı'nda izlediği katı tutuma karşı çıkarak harekete geçti
TEPKİLER BÜYÜYOR: UBP'ye yakın kaynaklara göre, Annan Planı'na şiddetle karşı çıkan UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'na, "liberal demokratlar" hareketinin içerisinde yer alan partinin kurmayları ve birçok milletvekilinin gösterdiği tepki giderek büyüyor. Eroğlu'nun en büyük destekçilerinin ise Annan Planı'na karşı ölümüne direnme yemini eden Tahs
in Ertuğruloğlu ile Hasan Taçoy, Erden Özaşkın ve Hüseyin Avkıran Alanlı olduğu bildiriliyor
Kıbrıs sorununun 1 Mayıs 2004'ten önce çözüm sürecine girmesine Kıbrıs Türk halkı alkış tutarken, ana muhalefet partisi Ulusal Birlik Partisi(UBP) de için için kaynamaya başladı.
New York'taki tarihi Kıbrıs zirvesinden, Annan Planı temelinde müzakerelerin başlama kararı çıkmasının ardından UBP'de işler karıştı.
Annan Planı'nın ortaya çıktığı 11 Kasım 2002 tarihinden bu yana, Annan Planı'nı müzakere zemini olarak kabul etmeyen ve bu planı sürekli reddeden UBP, New York zirvesinde alınan kararla birlikte gergin bir sürecin içerisine girdi.
UBP içerisinde kendilerini "liberal demokratlar" diye adlandırılan "barış" yanlısı bir grup, partinin Annan Planı'nda izlediği katı tutuma karşı çıkarak harekete geçti.
UBP'ye yakın kaynaklara göre, partideki "liberal demokratlar" hareketi içerisinde partinin kurmayları ve birçok milletvekili yer alıyor.
Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler üzerine Annan Planı aleyhtarı bir politika izlemenin partiye zarar vereceği görüşünden hareket eden "liberal demokratlar", bu süreçte partinin "katı bir Annan Planı karşıtı" çizgiden çıkarak barış yönünde adımlar atmasını istiyor.
Henüz UBP'de kapalı kapılar ardında devam eden bu hareketin, önümüzdeki günlerde Kıbrıs müzakerelerinin başlamasıyla daha da büyümesi bekleniyor.
Annan Planı'na şiddetle karşı çıkan ve Annan Planı'nı savunanları "teslimiyetçilikle" suçlayan UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu'na, "liberal demokratlar" hareketinin içerisinde yer alan partinin kurmayları ve birçok milletvekilinin gösterdiği tepkinin giderek büyüdüğü belirtiliyor.
Eroğlu'nun en büyük destekçilerinin ise Annan Planı'na karşı ölümüne direnme yemini eden ve Annan Planı'na "hayır" kampanyası başlatmaya hazırlanan milletvekilleri arasında birkaç isim dikkat çekiyor.
Bu milletvekillerinin Tahsin Ertuğruloğlu, Hasan Taçoy, Erden Özaşkın ve Hüseyin Avkıran Alanlı olduğu bildiriliyor.
KIBRIS 17/02/2004
Türkiye tam üye olmazsa Annan planı çalışmaz
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye ABye tam üye olmazsa Annan planının bir çok tarafının çalışmayacağını söyledi.
Ankara
NTV-MSNBC
17 Şubat 2004
Gül, TBMM Genel Kurulundaki Kıbrıs konulu görüşmelerde yaptığı konuşmada, Kıbrısta anlaşma olmazsa, sürecin Türkiyenin aleyhine işleyeceğini belirtti.
Dışişleri Bakanı, Kıbrısla ilgili Meclis bilgilendirme toplantısının, müzakerelere zarar vereceği düşüncesiyle gruplarla istişare edilerek ertelendiğini söyledi.
Gül, Türkiyenin temel tercihinin adil, kalıcı ve yaşayabilir çözüm olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
AB içindeki bazı gelişmeler 2004 yılını Kıbrıs için önemli bir yıl haline getirmiştir. Türkiye, Rum tarafının tek taraflı üyeliğine karşı olmuştur. Rum liderliği sorunu AB içinde kendi istediği şekilde çözümlemek ve AB
potası içinde Kıbrıs Türk toplumunu eritmek isteyecekti. Rum yönetiminin tek taraflı ABye üyeliği problem doğurur. Planları da dışarıdan kalan Türk kesimini eritme planıdır. Bütün bunlar değerlendirildi. Kıbrısın AB üyeliğiyle Türkiyenin üyeliği arasında bir bağ ortaya çıkmıştır. İki kurucu devletin ortaklığı çerçevesinde çalışma yapılmıştır dedi.
Varılacak çözümün öncelikle iki kesimliliğe ve yeni bir ortaklığa dayanması gerektiğini belirten Gül Çözüm yeni sorunlara yol açmamalıdır. Ada üzerindeki Türk-Yunan dengesi korunmalıdır.
MUHALEFET BİLGİLENDİRİLDİ
ABD ziyaretinden önce muhalefeti bilgilendirdiklerini anlatan Gül plan üzerinde iki kesimliliğin bulunduğunun teyidi, Türkiyenin garantörlük hakkı fiilen sürmesi, haritanın düz bir sınır hattı içermesi değişikliklerini istediklerini söyledi.
Görüşmelerin bitiminden sonra referandumun olacağını, son sözün de TBMMnin ve Yunanistan parlamentosunun olacağını belirten Gül, Türkiye tam üye olmazsa bu planın bir çok tarafı çalışmayacaktır. Böyle bir bağlantı vardır dedi.
Görüşmelerde Denktaşın tarihi rol üstlendiğini anlatan Gül, Denktaş hem KKTCyi hem de Türkiyeyi düşünmüştür. Sayın Denktaşın New Yorkda hareket tarzı Rumları ve dünyayı şaşırtmıştır dedi.
ÖYMEN: MECLİSE SORMADAN MİLLİ POLİTİKAYI DEĞİŞTİRİYORSUNUZ
CHP Grubu adına konuşan Onur Öymen ise Hükümetin Meclise sormadan Kıbrıs politikasını değiştirdiğini belirterek Kaderimizi başkalarının inisiyatifine teslim eden bu politikanın adı teslimiyetçiliktir.Hükümet MGKda alınan kararlardan farklı hareket ediyor. MGK bildirisinin altında Cumhurbaşkanının, Başbakanın, Dışişleri Bakanının imzası var dedi.
MGK KANARYASEVENLER DERNEĞİ DEĞİL
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Kıbrıs konusunda MGKda alınan tavsiye kararlarına aykırı şeyler söylediğini ve taahhütler altına girdiğini kaydeden Öymen, MGK bir danışma organıdır ama kararlarının altında cumhurbaşkanının, başbakanın, genelkurmay başkanının, komutanların imzaları vardır. MGKnın kararları hafife alınamaz. Biz ciddiye alıyor
uz. MGK bir danışma organıdır ama kanaryasevenler derneği değildir dedi.
Kıbrıs konusunda kalıcı ve adil bir çözümü desteklediklerini ve konuyu hiçbir zaman iç politika malzemesi yapmadıklarını belirten Öymen, Başbakan Erdoğanın bu yöndeki sözlerinin gerçeği yansıtmadığını söyledi.
AB KONUSUNDA NEYE GÜVENİYORSUNUZ
Kıbrıs sorununun çözülmesi halinde Türkiyenin ABye girmesinin önündeki engellerin kalkacağı yolunda bir izlenim verilmeye çalışıldığını ifade eden Öymen, şöyle konuştu: Sayın Dışişleri Bakanına soruyorum. Türkiyenin AB üyeliğine karşı çıkan Avrupalı siyasi partilerden bir tanesinin başkanı Kıbrıs sorunu çözülürse biz Türkiyenin üyeliğini destekleriz dedi mi? Siz neye güveniyorsunuz, Kıbrıs sorunu çözülürse ABye üyeliğimize karşı olanların tutumlarını değiştireceklerini nereden çıkarıyorsunuz?
DIŞ POLİTİKADA KIRILMA
Öymen, İçinde bulunduğumuz aşama 80 yıldan, Lozandan beri izlediğimiz Türk dış politikasının bir kırılma noktasıdır. Bu, kaderimizi başkalarının insafına terk eden politikanın adı diplomaside teslimiyettir, beğensek de beğenmesek de budur. Sizi uyarıyoruz, bu yoldan ne kadar erken dönerseniz o kadar iyidir.
Kıbrısta Sayın Denktaşın başarılı olması için bütün gücümüzle çalışacağız. Kıbrısta sürekli adil bir çözümün bulunması için çalışacağız ama Hükümeti uyarıyoruz, dış baskılarla hareket etmeyiniz, kararlılık gösteriniz, cesaretle hareket ediniz, temel çıkarlarımızdan taviz vermeyiniz. diyerek, sözlerini tamamladı
Kararı referandumda halk verecek
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs görüşmelerinde Annan planında görülen tehlikelerin değişiklik yapılarak giderilmeye çalışılacağını söyledi. Müzakereler boyunca halkın bilgilendirileceğini belirten Denktaş, Kararı referandumda halk verecek dedi.
17 Şubat 2004
KKTC Cumhurbaşkanı NTVde yayınlanan Anahtar programına verdiği demeçte, görüşmelerde gerekli tadilatlar yapılmadığı takdirde Türk tarafının şu an olduğundan çok daha kötü bir duruma düşeceğini de kaydetti. Denktaş, Bu nedenle varılacak anlaşmanın ABde temel yasalar olarak kabul edilmesi gerektiğini vurguladı.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, NTVden canlı yayınlanan Anahtar programında Mithat Bereketin sorularını yanıtladı.
Denktaş, uluslararası baskı sonucu çok kısıtlı bir zamanda görüşme prosedürüne girildiğini, bu süreçte iyi niyetle masaya oturacaklarını söyledi.
New Yorktaki görüşmelerde Annan planı üzerinde tadilat yapılması için kapının açık bırakıldığını belirten Denktaş, Annan planında gördüğümüz tehlikeleri bertaraf edebilecekmiyiz bunu görüş
meler gösterecek" dedi.
"REFERANDUM SONUCUNA KATLANILACAK"
Müzakerelerin şeffaf yapılması gerektiğini vurgulayan Denktaş, halkın görüşmeler sürecince bilgilendirileceğini söyledi. Kararı halkın vereceğini belirten Denktaş, Referandum sonucuna herkes katlanacak diye konuştu.
Denktaş, görüşmelerde iyi pazarlık yapılması gerektiğini de ifade etti. KKTC Cumhurbaşkanı, Görüşmelerde gerekli tadilatlar temin edilmezse içinde bulunduğumuz durumdan daha kötü bir duruma düşeriz dedi.
"ABDE TEMEL YASA KABUL EDİLMELİ
Rum tarafının planı AB normlarına uygun hale getirmek istediğini de kaydeden Denktaş, Türk tarafının iki kesimlilik de dahil olmak üzere istediği bazı özel hakların bu şekilde tehlikeye girebileceğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Denktaş, bu nedenle varılacak anlaşmanın ABde temel yasalar olarak kabul edilmesi gerektiğini vurguladı. Rauf Denktaş, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan yardımcısı Serdar Denktaşla uyum içinde çalıştıklarını da sözlerine ekledi.
Taraflar referanduma hazır olmalı
Perşembe günü başlayacak Kıbrıs müzakereleri öncesi BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Sotoyla, ABnin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen Brükselde bir araya geldi.
NTV-MSNBC
17 Şubat 2004
De Soto, görüşmeden sonra yapılan ortak açıklamada, referandumun çok önemli olduğunu, varılan anlaşmanın referandumda kabulü konusunda her iki tarafın da ikna edilmesi gerektiğini söyledi.
BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Verheugenle görüşme sonrası yaptığı açıklamada, Annan planının iki toplumun çıkarlarını düşünürek adanın bölünmüşlüğüne son vermeyi hedeflediğini, çalışmaların da bu çerçevede yapıldığını söyledi.
Varılacak anlaşmanın referandumda kabul edilmesinin önemine dikkat çeken De Soto, referandumda Türk ya da Rum tarafının olumsuz ya
nıt vermesi durumunda geri dönüş olmayacağını ve bir B planları bulunmadığını belirtti. De Soto, her iki tarafın kamuoyları üzerinde çalışılması gerektiğini vurguladı.
ABnin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen da Çarşamba ve Perşembe günü Adadaki temaslarında, her iki toplumun liderlerine Avrupa Komisyonunun taraflara her türlü desteği vermeye hazır olduğunu hatırlatacağını belirtti.
Artık Kıbrısta elimiz güçlü
|
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Meclis grubundaki konuşmasında New Yorkta yapılan görüşmelerde Türk tarafının elini çok güçlendirdiğini söyledi. |
|
|

|
|
NTV
|
17 Şubat 2004 Erdoğan Türkiye ve KKTCnin bundan sonra da görüşmelere yapıcı olarak katılacağını belirterek Uluslararası caimadan beklentimiz Rum-Yunan tarafına da aynı yönde davranması için telkinlerde bulunmasıdır dedi. |
|
Erdoğan Kıbrıs için çözüm sürecinin başında olduklarını ve bütün tarafları bekleyen zorlu bir süreç bulunduğunu söyledi. Erdoğan New York görüşmelerindeki tavrı sayesinde Türk tarafının dünya kamuoyunun hayranlığını kazandığını belirterek 1 Mayısa kadar anlaşmayı hedefleyen bu yöntem üzerinde mutabık kalınan, uzlaşılan, Annanın talebi üzerine Türk tarafınca geliştirilmiş bir mekanizmadır.
Türkiye ve KKTC bundan sonra da Genel Sekretere yapıcı desteğini vermeye devam edecektir. Adada kalıcı bir barışın inşası için her iki tarafı da tatmin eden bir çözümün elde edilmesi temel hedef olmalıdır.
Tam bu noktada uluslararası camiadan beklentimiz, özellikle New Yorkta son olarak yaşananları da dikkate alarak Rum-Yunan tarafını daha yapıcı olmaya teşvik etmek ve Kıbrıs Türk tarafının yapıcı adımlarını desteklemektir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin gelecek zamanlarında önemi çok daha iyi anlaşılacak olan bu büyük gelişmenin Türk diplomasisinin altın sayfaları arasına yazılacağına bütün samimiyetimle inanıyorum. Henüz sonuçlanmış olmasa da Kıbrıs Türk tarafının düne göre bugün çok daha iyi bir noktada olduğu ve elini bundan önce hiç olmadığı kadar güçlendirdiği aşikardır. Müzakereler öncesinde söylediğimiz gibi Türk tarafı olarak masada hep bir adım önde olma stratejimizi başarıyla uyguladık dedi.
TAKVİM
Erdoğan, tarafların 22 Mart tarihine kadar Annan Planı üzerinde müzakere yapmayı taahhüt ettiğini hatırlatarak, müzakerelerin 19 Şubatta Kıbrısta başlayacağını hatırlattı. 22 Marta kadar anlaşılamayan noktaların kalması halinde BM Genel Sekreteri Annanın tarafları, garantör ülke ve anavatanlar Türkiye ile Yunanistanı uzlaşı arayışı içinde biraraya getireceğini kaydeden Erdoğan, 29 Mart tarihine kadar hala çözülmemiş konu kalması halinde BM genel Sekreteri Annan kendi yetkisini kullanarak metni finale kavuşturacak, metin her iki tarafta 21 Nisanda ayrı ayrı referandumla iki halkın onayına sunulacak dedi.
TAM MUTABAKAT VAR
KKTC ile Türk Hükümeti arasında tam bir mutabakat olduğunu belirten Başbakan Erdoğan Sürdürdüğümüz mücadeleyi Kıbrısta taviz olarak değerlendirenler, siyasaten dayanağı olmayanlardır. Artık eskimiş politikalarla bir yere varmak mümkün değil dedi.
|
Kıbrıs çözülürse Türkçe de ABde |
|
Avrupa Birliği Komisyonu, Kıbrıs sorununun çözümü halinde Türkçenin birliğin resmi dilleri arasına girmesinin kararlaştırılabileceğini, tercüme servislerinin bu olasılığa hazırlıklı olduğun u bildirdi. |
|
|
NTV |
|
|
|
|
17 Şubat 2004 Kuzey Kıbrısın statüsüne göre, birliğin resmi dillerinin sayısının 1 Mayısta 11den 20ye, veya 21e çıkacak. |
Komisyonun yazılı ve sözlü tercüme servislerinin genel müdürleri, Brükselde bir teknik brifing düzenleyerek, 1 Mayısta 10 yeni üyenin katılımıyla gerçekleşecek genişlemenin etkilerini ve yapılan hazırlıkları değerlendirdi.
20 TERCÜMAN HAZIR
Yetkililer, birliğin resmi dillerinin sayısının 1 Mayısta 11den 20 veya 21eçıkacağını belirtti. Adadaki sorunun çözülmesi halinde Türkçenin de resmi diller arasına alınabileceği kaydedildi. Türkçe için hazırlıklarımız iyi yolda diyen yetkililer, ellerinde Türkçeden çeviri yapacak 20 kadar tercüman bulunduğunu bildirdi. Türkçenin resmi dil olarak kabul edilmesine ilişkin son kararı Avrupa Birliği Komisyonu ve Avrupa Birliği konseyi verecek.
Papandreu Kıbrıstan sıcak mesajlar verdi
Kıbrıs ziyaretinde bulunan Yunanistanın iktidardaki PASOK partisinin yeni lideri Yorgo Papandreu, ara bölgedeki Ledra Palasta katıldığı konferansta, Kıbrıslı Türklere, kısa süre içinde ABye hoş geldiniz demeyi umduğunu söyledi.
|
|
| |
|
17 Şubat 2004 Kıbrıslı Türk siyasilere hitab eden Eski Yunan Dışişleri Bakanı, Sonra da hep birlikte komşu ülke Türkiyenin üyeliği için çalışacağız dedi. |
|
Papandreu, Kuzey Kıbrıs ve Türkiyeye sıcak mesajlar verdi. Kıbrıslı Türklerin ortak vatan için iradelerini gösterdiğini söyleyen Papandreu, AB size sarılmak istiyor. Kısa sürede size ABye hoşgeldiniz diyeceğime inanıyorum diye konuştu.
Papandreu, New Yorktaki görüşmelerin ardından, 1 Mayıs öncesinde çözüme ulaşmak mümkün dedi. PASOK lideri Papandreu, adada çözümün sağlanmasıyla bölgede istikrarın sağlanacağını ve işbirliği olanaklarının artacağını vurguladı.
Farklılıkların ilham kaynağı olduğunu vurgulayan Papandreu, tecritin, yeni dünya düzeninde siyasi ve ekonomik açıdan kabul edilemez olduğunu kaydetti. Yunanistan ve Türkiye yakınlaşmasının ve işbirliğinin de Kıbrısta gelinen noktada büyük rolü olduğunu vurgulayan PASOK Genel Başkanı, Kıbrısta çözüme çok yakın olunduğunu belirterek, aşırı milliyetçiliğe kapılmama konusunda uyarıda bulundu.
PAPADOPULOSLA GÖRÜŞME
Konferans öncesi Güney Kıbrısta Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile de görüşen Papandreu, bu görüşmenin ardından, Türk tarafının ABnin çözüm sürecinde yer almasından korkmaması gerektiğini söylemişti. 30 yıllık durumu değiştirdik, Kıbrısta çözüm bulunabilir diyen Papandreu, dün akşam BM Genel Sekreteri Kofi Annanla telefonda konuştuğunu, Annanın çözüm bulma konusunda kararlı göründüğünü anlattı.
|
Kıbrısta trafik yoğunlaşıyor |
|
|
Kıbrısta Perşembe günü başlayacak müzakereler öncesinde hazırlıklar yoğun şekilde sürüyor. Adada diplomasi trafiği de yoğunlaşıyor. |
|
|
NTV |
|
|
|
17 Şubat 2004 BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Sotoyu taşıyan uçak, saat 19:30da Larnaka Havaalanına inecek. ABnin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen da yarın Kıbrısta olacak. |
BMnin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, yarın önce Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulosla, daha sonra saat 16:00da da, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşla görüşecek. Müzakerelerin şekli, gündem ve müzakere heyetleri, bu görüşmelerin ardından şekillenecek.
VERHEUGENİN GÖRÜŞMELERDE YERİ YOK
ABnin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen de, yarın Kıbrısa gidecek. Rum kesiminde ve KKTCde temaslarda bulunması beklenen Verheugenin, müzakerelerin ilk toplantısına katılacağı haberi ise, Denktaş tarafından yalanlandı. Denktaş, bir gazetecinin sorusu üzerine, Böyle bir şey yok, yanlış bilgi. Verheugenin görüşme masasında statüsü veya yeri yok yanıtını verdi.
Bu arada müzakereler için AB Komisyonundan bir uzmanlar heyeti de Adaya gidecek. 4 ya da 6 kişiden o
luşacak uzmanlar heyeti, Annan planının ekonomik ve hukuki yanlarını ele alacak ve teknik komitelerin çalışmalarına katılacak. Diplomasi trafiği sürerken, Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu yarın olağanüstü toplanacak. Toplantıda milletvekillerine Kıbrıs sorunundaki son gelişmeler konusunda bilgi verilecek.
HABER KARARTMASI OLASILIĞI
29 Marta kadar sürecek müzakereler için mekan olarak Birleşmiş Milletler denetimindeki Lefkoşa uluslararası havaalanındaki bina seçildi. Müzakerelerin ilk günü, liderlerin haftada 3 gün mü, daha sık mı bir araya geleceği belirlenecek. Basının, müzakerelerin sadece ilk gününü izleyebileceği, daha sonraki günlerde haber karartması uygulanabileceği belirtiliyor.
Rumlarla yarın masaya oturacak olan KKTC lideri Rauf Denktaş:
'60
'lar gibi olmasın'
Denktaş endişeli: Rumlar 60 anlaşmasını Anayasa çalışmıyor diye yırttı. 63 olayları yaşandı. Bu olaylara karşı güvence istiyoruz. Olmazsa olmazlarımız; iki kesimlilik ve Türkiye'nin garantisinin sürmesidir. Bunlar kabul edilirse Annan Planı zararsız hale gelir
LEFKOŞA
Rumlarla yarın masaya oturmaya hazırlanan, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la, New York sonrasında Türk tarafının pozisyonunu, beklentilerini ve kaygılarını konuştuk. Cumhurbaşkanlığı'nda ziyaret ettiğimiz Denktaş, "Büyük endişe içindeyim" diyerek söze başladı. Denktaş, endişesini şöyle dile getirdi:
'Biz güvence istiyoruz'
"Türk hükümetinin de, bizim de olmazsa olmaz dediğimiz ilkeler kabul edildiği takdirde, Annan planı, zararsız hale getirilebilir ve yaşanabilir bir durum hasıl olabilir diye düşünüyorum.
Olmazsa olmazlarımızın Rum tarafını rencide etmemesi lazım. Çünkü 1963'ü yeniden tekrarlamayacaklarsa bu taleplerimize de itiraz etmemeleri gerekir. Biz, yeni bir 63 olayına karşı güvence istiyoruz. Bu güvencenin başında da her iki tarafın 1975'ten bu yana kabul ettikleri iki kesimlilik ve Türkiye'nin garantisinin devamı gelir. İki kesimlilik aynı zamanda 1960 Anlaşması'ndan bu yana var olan ve 1963'ten bu yana da Rumların elimizden alamadığı egemenlik eşitliği, iki halktan biri oluşumuz, Rumların bize tahakküm hakkı bulunmadığı ve ortaklık hükümetine etkin katılımımız anlamına gelir. Gaye, 1960'tan daha basit bir kuruluş meydana getirmek olmalıydı. Halbuki, önümüzde işlemez, çalışılması zor, karmaşık bir şekil meydana gelmiştir, Rumların da şikâyetleri vardır. 1960 anlaşmalarını Anayasa çalışmıyor yalanına dayanarak yıktıklarını düşündüğümüzde; bu daha karmaşık mekanizmayı ortadan kaldırmak için neler yapabilirler, düşünmekteyiz ve endişe etmekteyiz. Büyük endişe içindeyim. Bunları Rumlarla açık kalplilikle tartışmamız gerekirdi, halbuki önümüzde kalıplaşmış bir plan vardır."
'ABD'ye neden gittim?'
Denktaş, Annan planına esastan itirazı olmasına rağmen New York'a neden gittiğini şöyle izah etti:
"Türk hükümeti, göreve geldiği günden itibaren meselenin hallinin çok kolay olduğunu, Annan planının olduğu şekliyle kabul edilmese de üzerinde görüşülebilir bir belge olduğunu savunmuştu ve olmazsa olmazlar kabul edilmezse bir şey kaybetmeyiz görüşünde de ısrarlı davranmıştır. Bu yönde uluslararası girişimler, Türk hükümetinin iyi niyetiyle Kıbrıs meselesinin artık halledilebilir hale geldiğini vurgulamış ve Annan planı hakkındaki görüşlerimizin uzlaşmazlık belirtisi olduğu kanaati yayılmıştır. Basın, bu yaklaşımı iyice desteklemiş ve Türk hükümetinin bu siyaseti bizim seçimlerimizi de etkilemiştir. Seçimlerden çıkan sonucu, biz, halk acele uzlaşma istiyor, olmazsa olmazlarımızı korumak kaydıyla görüşmelerin başlamasından yanadır, şeklinde yorumladık. Uzlaşmazlığın bizden kaynaklanmadığının kanıtlanması ve uzlaşma mümkün ise bunun da elde edilmesi için gayret sarf etmeyi halkımızın istemi olarak yorumladık. Bu istem karşısında ve Türkiye'nin dünyaya yaymış olduğu siyaseti yönünde kararlı ve olumlu şekilde kullanmayı uygun bulduk."
Denktaş, bu sonuca vardıktan sonra New York'a gitmeden önce Ankara'dan bir tek garanti istediğini belirterek, şöyle devam etti:
"New York'a gitmeden önce Ankara'dan istediğim tek garanti, 'görüşürüz, ancak olmazsa olmaz dediklerimiz elde edilemezse, neticeyi kabul zorunluluğumuz yoktur' görüşünde bizi destekleyip desteklemedikleri konusuydu. Bizi destekleyecekleri yönünde garanti istedim ve Türkiye'nin bu garantisini alarak gittim."
Hangi noktadayız?
Denktaş, New York'tan sonra Türk tarafının geldiği pozisyonu da şöyle değerlendirdi: "1963'ü tekrarlatmayacak kalıcı, sağlam bir anlaşma yapmaya çalışacağız. Neticeyi halkımıza sunacağız. Olur veya olmaz kararını onlar verecek. Konu TBMM'de tartışılacak. Bu iki subapa ek olarak halkımızı korumak için bu anlaşmada gerekli derogasyonların (kısıtlamaların) kalıcı olabilmesi için bu anlaşmanın AB temel yasasına da dahil edilmesini istiyoruz. Bunun hakkında her taraftan söz aldık. Bunun bizim için hayati olduğunu, genel sekretere de duyurduk. Dolayısıyla Rumların anlaşmada her şey AB normlarına göre olacaktır, iddialarını kabul etmemiz mümkün değildir. AB üyeleri arasında kendi kimliklerini korumak için bu tür temel derogasyonlar kabul edilmiştir. Bu konularda Türk hükümetinin bizi sonuna kadar desteklemesini bekliyoruz. Zor bir döneme giriyoruz, bunun idraki içindeyiz."
Olmazsa olmazlar
Denktaş, Rumlarla masaya oturmadan önce Türk tarafının olmazsa olmazlarını şöyle özetledi:
"1- Eşit egemenlik,
2- Türkiye'nin garantörlüğünün devamı,
3- Derogasyonların temel AB hukukuna dahil edilmesi,
4- Ekonomik açıdan geçiş süresi tanınması ve özel destek ihtiyacının karşılanması,
5- Yer değiştirmek zorunda kalacak insanların rehabilitasyon plan ve programlarının yapılması ve bunların parasının temin edilip, rehabilite edilecekler
i yerler sağlanmadıkça planda öngörüldüğü gibi 'belli zamana kadar yerlerini terk ederler' gibi hükümlerin kaldırılması,
6- Türk Silahlı Kuvvetleri'nin varlığı gibi güvenlikle ilgili bazı hususların Türkiye, Avrupa Birliği'ne girinceye kadar askıda kalmasına ilişkin hükümler ve Türkiye, AB'ye girdikten sonra dahi garantisinin devam etmesi anlamında mutabık kalınacak sayıda Türk ve Yunan kuvvetlerinin adada kalmasının kabul edilmesi."
'Baskı ve tehdidin arkası kesilmedi'
Denktaş, Annan planına karşı çıktığı için Türk hükümetinin de baskısına maruz kaldığını söyledi
Denktaş, Annan planı ve New York sürecini değerlendirirken, Türk tarafının bir dayatmayla karşılaştığını belirtti ve bu dayatmayı şöyle izah etti:
"Biz normal bir durumda Annan planının Kıbrıs'a kalıcı barış getirmeyeceğini içten ve samimiyetle savunduktan sonra genel sekreterliğin, AB yetkililerinin, ABD ve İngiltere yetkililerinin büyük bir kararlılıkla ve inatla gelip, 'Başka bir plan yoktur ve olmayacaktır, bunu görüşmediğiniz takdirde hem kendinizi daha da yalnızlığa itiyorsunuz, hem de Türkiye'ye büyük zarar veriyorsunuz. Türkiye'nin AB'ye girmesini engelliyorsunuz' diye baskılarıyla karşılaştık. Bu baskı devam etti ve zaman zaman AB yetkililerinden bu yönde beyanların ardı arkası kesilmedi. Bu bir dayatmaydı, tehditti.
Türk basınının bunu ele alıp üzerimize gelmesi halkımızı büyük bir şaşkınlığa ve tereddüde sevk ediyordu. Türk hükümetinin bu tür dayatmanın etkisi altında zaman zaman bize baskısı, Türkiye'ye zarar vereceğimiz görüntüsünü artırıyordu. Bunlar üzerimizde çok büyük bir manevi baskı icra ediyordu. Dolayısıyla iki tarafın mutabık kalmadığı bir belgeyi referanduma sunmamakta ısrarımız dahi uzlaşmazlık olarak değerlendirildi. Halbuki, şimdi dahi bu belgenin tadilata ihtiyacı olduğu herkes tarafından kabul edildiğine göre, böyle bir belgenin referanduma sunulmamış olmasının uzlaşmazlıktan değil, uzlaşabilecek bir belge meydana gelmesini istemekten kaynaklandığının ve makul olduğunun kabul edilmesi gerekiyor."
'Teslimiyet olur'
Denktaş, Rumlarla yapacağı görüşmelerde olmazsa olmaz taleplerimiz hakkında ısrarcı olacağını vurguladıktan sonra, Annan planının mevcut halini şöyle değerlendirdi: "Annan planının mutlaka değiştirilmesi gerekir. Nitekim değiştirilebileceği de New York'ta kabul edilmiş oldu. Biz bunu sağlamış olduk. Planı müzakereye açtırabildik. Eğer plan değiştirilemez ve bu haliyle kabul edilirse, bu, Kıbrıs Türkü açısından teslimiyet olur. Bunu kabul edemeyiz. Kıbrıs Türkünün büyük çoğunluğu da böyle düşünmektedir. Planı bu şekilde kabul etmek Kıbrıs Türkünü akıntıya vermek demektir."
İmzalayacak mı?
Denktaş, planın değiştirilememesi halinde Cumhurbaşkanı olarak imza koyup koymayacağına dönük sorumuzu ise şöyle yanıtladı:
"Dediğim gibi plan tadil edilmelidir. Bu şekliyle kabul edilemez. Bunu Kıbrıs Türkü de kabul etmez. Görüşme safahatında zaten imza söz konusu değildir. Eğer uzlaşamazsak o zaman Annan devreye girecek ve bizim imzamıza gerek kalmadan referanduma götürecek. Eğer referandumda plan aynen kabul edilmiş olursa o safhada sonra bizim imzamız söz konusu olur. İmza konusuna da ben o aşamada karar veririm."
FIKRET BILA MILLIYET 18/02/2004
Rum lobisi Annan Planında büyük değişiklikler istedi...
ABD'deki Rum lobisi devreye girerek Annan Planı'nda büyük değişikliklerin yapılması talebiyle Bush Yönetimi nezdinde baskıya başladı.
Rum haber ajansı CNA'ya göre, ABD'deki büyük Rum ve Yunan kuruluşları, ortak bir çağrıda bulunarak Annan Planı'nda ciddi değişikliklerin yapılmasını talep ettiler.
Rum örgütleri, Annan Planı'nın, demokratik, işleyebilir ve adil olmasını sağlayacak değişikliklerin yapılmasının ABD'nin çıkarına olduğunu öne sürdüler.
Devreye giren Rum ve Yunan örgütleri, Order of AHEPA, Hellenic American National Council, Cyprus Federation of America, Panepirotic Federation of America, Pan-Macedonian Association of American ve American Hellenic Institute olarak sıralandı.
MILLIYET 18/02/2004
Kıbrıs'ta müzakereler başlıyor... Son 2 yıl nasıl geçmişti?
BM Genel Sekreteri Kofi Annan gözetiminde New York'ta varılan mutabakat çerçevesinde Kıbrıs müzakerelerine yeniden başlanması sürecine zorlu 2 yılın ardından gelindi.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, ''Kıbrıs konusundaki gelişmelerden endişe duyuyorum. Bu nedenle Klerides ile yüz yüze görüşmek istiyorum'' diyerek, Kasım 2001'de yaptığı girişimler sonucu, Denktaş ve Rum yönetimi lideri Glafkos Klerides, Kıbrıs konusuna kalıcı bir çözüm bulunması amacıyla 16 Ocak 2002'de doğrudan görüşmelere başladı.
Haziran 2002'ye kadar sonuca varılması hedeflenen bu görüşmelerde, eşit ve egemen iki devletin kuracağı yeni bir ortaklıkta merkezi hükümetin yetki ve fonksiyonları ile egemenlik, toprak, güvenlik, göçmenler, garantiler konuları üzerinde anlaşılmaya çalışıldı. Görüşmelerin içeriğiyle ilgili basına bilgi verilmese de Rum basını, görüşmelerde ele alınan konuların ayrıntılarını yayımladı.
Ele alınan konularda iki tarafın görüşleri arasında büyük uçurumlar olduğu ve hazirana kadar anlaşmaya varılmasının mümkün olmadığı görüldü. Gerek Türk ve gerekse Rum yetkililer yaptıkları açıklamalarda, görüş ayrılıklarını dile getirdi.
ANNAN, DOĞRUDAN GÖRÜŞMELERDE DEVREDE
Doğrudan görüşmelerin çıkmaza girmesi üzerine, BM Genel Sekreteri Kofi Annan, sürece yeni bir soluk vermek üzere, 14 Mayıs 2002'de adayı ziyaret etti.
Annan, 15 Mayıs'ta, önce Klerides, sonra Denktaş ile ayrı ayrı görüştü, akşam da ara bölgede, liderlerle yemekte bir araya geldi. Annan, liderlerden, doğrudan görüşmelerin daha etkin şekilde devam etmesini istedi. BM Genel Sekreteri, 16 Mayıs'ta adadan ayrılırken, ''yıl sonuna kadar anlaşmaya varılmasından umutlu olduğunu'' dile getirdi.
BM Genel Sekreteri Annan, doğrudan görüşmeler sürecinde sonradan yeniden devreye girerek, Denktaş ve Klerides ile 6 Eylül 2002'de Paris'te bir araya geldi. Görüşmelerin sonunda Annan, Denktaş ve Klerides'i, 3-4 Ekim'de New York'a davet etti.
New York'ta 3-4 Ekim'de yapılan görüşmeler sonunda ise Kıbrıs konusunda iki komite kurulmasına karar verildi. Komitelerden biri, olası bir çözümde ortak devletin yasaları, diğer komite ise çözüm olması halinde ortak devleti oluşturacak devletlerin uluslararası anlaşmaları üzerinde çalışmalar yapacaktı.
ANNAN PLAN SUNUYOR
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın New York'ta tedavisi sürerken ve 3 Kasım 2002 genel seçimlerinin ardından Türkiye'de henüz yeni hükümet kurulmamışken, BM Genel Sekreteri Annan, 11 Kasım 2002'de Türk ve Rum tarafına kapsamlı çözüm önerisiyle iki harita sundu. Annan, taraflardan planla ilgili ilk değerlendirmelerini bir hafta içinde kendisine iletmelerini istedi.
Rum tarafı, planı müzakere etmeyi kabul ettiğini bildirdi, ancak Klerides, ''planda değişiklik olmazsa kabul etmeyeceğini'' açıkladı. Türk tarafı, yanıt için süre istedi ve ''planı müzakere edilebilir bir hale getirmek için müzakereye hazır olduğu'' yanıtını verdi.
Annan, iki taraftan planla ilgili çekincelerini yazılı olarak kendisine iletmelerini istedi. İki tarafın görüşleri doğrultusunda gözden geçirilen plan 10 Aralık'ta taraflara yeniden sunuldu. Cumhurbaşkanı Denktaş, ''planın pek de yeni olmadığını, eski plan olduğunu'' açıkladı.
İki tarafta da yoğun tepkilere neden olan Annan planının gözden geçirilmiş şeklinde, eşbaşkanlık 3 yıldan 2.5 yıla indirilirken, Karpaz'da Rumların denetiminde bir kanton bölge oluşturulması ve kuzeye dönecek Rumların anayasal haklarına bazı sınırlamalar getirildi. İki harita birleştirilerek tek harita olarak sunuldu.
Annan planının içeriğini, sunulmasından günler önce yayımlamaya başlayan Rum basını, plan sunulduktan sonra da planın içeriğinin çok önceden, bazı Rum yetkililer tarafından bilindiğini yazdı. Rum yetkililer, bunu tam olarak yalanlamadı.
KOPENHAG ZİRVESİ
Avrupa Birliği'nin 12-13 Aralık'ta Kopenhag'da yapılan genişleme zirvesinde, Kıbrıs Rum kesimi, diğer dokuz ülkeyle birlikte AB üyeliğine kabul edildi.
Kıbrıs sorununda 28 Şubat 2003'e kadar çözüme varılması yönünde taraflara çağrı yapılan zirvede, Kıbrıs konusunda görüşmeler yapmak üzere, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı temsilen Dışişleri ve Savunma Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu bulundu.
ANNAN'DAN YOL HARİTASI
Kıbrıs konusu 28 Şubat'a odaklanırken, Annan, Denktaş ve Klerides'e, 28 Şubat'a kadar izlenecek prosedürle ilgili yol haritası niteliğinde mektup gönderdi.
New York'ta, 3-4 Ekim görüşmelerinde kurulmasına karar verilen teknik komitelerin hazırlık niteliğindeki görüşmesinin ilki, 20 Aralık'ta Lefkoşa'da ara bölgede yapıldı.
KLERİDES'İN YERİNE PAPADOPULOS
Kıbrıs konusunda 28 Şubat 2003'e kadar çözüme varılması hedeflenirken, Kıbrıs Rum kesiminde ilk turu 16 Şubat 2003'de yapılan ''başkanlık'' seçimleri de sürece ayrı bir önem kattı.
Seçimlerde Glafkos Klerides'in yerine Tasos Papadopulos'un ilk turda seçimi kazanması, Kıbrıs görüşmelerini de etkiledi. KKTC'nin 23 Nisan'da, Rum kesimi ile sınır kapılarını açması ve 14 Aralık KKTC seçimleri, 2003'de Kıbrıs'ın gündemini oluşturdu.
Denktaş, sonuçla ilgili olarak, ''Papadopulos'un, Kıbrıs'ın ikiye bölünmesinde Klerides'ten daha fazla katkısı olduğu'' yorumunu yaptı.
ANNAN PLANI TARTIŞMALARI
KKTC ve Rum kesiminde 2002'nin son ayları ile 2003 yılında yoğun şekilde Annan planı tartışmaları oldu.
16 Ocak 2002'de doğrudan görüşmelere başlayan Denktaş ve Klerides, Ocak 2003'de de 8 kez bir araya geldi.
Klerides, 24 Ocak'ta, ''Annan planının (Kıbrıs Cumhuriyeti)nin egemenliğini güvence altına aldığını'' açıklarken, 26 Ocak'ta da ''Müzakerelerden sonuç çıkmazsa KKTC'nin tanınması 'tehlikesi' ortaya çıkar'' yönünde endişesini dile getirdi. 27 Ocak'ta yapılan Denktaş-Klerides görüşmesinde, Türk tarafı Annan planında yapılmasını istediği değişiklik talebini Rum tarafına, 28 Ocak'ta da BM'ye sundu.
Cumhurbaşkanı Denktaş, 29 Ocak'ta, ''yeni bir harita sunmaya hazır olduklarını, ancak öncelikle Türk tarafının egemenliğinin tanınması gerektiğini ve planda istedikleri değişikliklerin kabul edilmesi halinde 28 Şubat'ta belgeyi imzalayacağını'' açıkladı. Rum tarafı, KKTC'nin önerdiği değişiklik talebini reddettiğini, 31 Ocak'ta yapılan yüz yüze görüşmede Türk tarafına bildirdi.
5 Şubat'ta yapılan Denktaş-Klerides görüşmesinin ardından, Denktaş, görüşmenin sert geçtiğini belirterek, meclisi bir gün sonra olağanüstü toplantıya çağırdı. Rum tarafı aynı gün,''28 Şubat'a kadar bir anlaşma olmazsa Annan planını olduğu gibi imzalayacağını'' açıkladı. Denktaş, Rum tarafının bu açıklamasına, 6 Şubat'ta meclis toplantına girerken yanıt verdi ve ''Klerides'in kendisini zorda bırakmak için blöf yaptığını'' söyledi.
Denktaş ve Klerides, son görüşmeyi 14 Şubat'ta yaptı ve bu 2003'te yapılan 13. görüşme oldu. Denktaş ve Klerides, 16 Ocak 2002'de başlayan yüz yüze görüşmeler kapsamında 71 kez Kıbrıs'ta bir araya geldi.
ANNAN YENİDEN KIBRIS'TA
BM Genel Sekreteri Kofi Annan, gözden geçirilmiş planın 3. şeklini taraflara sunmak üzere 26 Şubat'ta Kıbrıs'a geldi. Annan, aynı gün önce Papadopulos, sonra da Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile bir araya geldi ve taraflara yeni planı sundu.
Denktaş, ''Planda genelde değişen bir şey yok'' açıklamasını yaptı. Annan, 27 Şubat'ta Denktaş, Klerides ve Papadopulos ile ara bölgede bir araya geldi. Annan liderlerden, 10 gün içinde kendisine yanıt vermesini istedi ve yanıtlarını açıklaması için de 10 Mart'ta Lahey'e davet etti.
27 Şubat'ta Lefkoşa İnönü Meydanı'nda yapılan ''Çözüm ve AB'ye hazırız'' mitingine, ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Koordinatörü Thomas Weston da katıldı.
Annan, 28 Şubat'ta da Denktaş ve Papadopulos ile yeniden bir araya geldi ve adadan ayrılırken de ''yolun sonuna gelindi'' açıklamasını yaptı. Denktaş ise ''Yolun değil, görüşmelerin sonu olur'' karşılığını verdi.
Annan, yeni planı liderlere sunarken, ''Üzerinde anlaşılsa da anlaşılmasa da planın referanduma sunulması taahhüdünü'' istedi. Cumhurbaşkanı Denktaş, 1 Mart'ta yaptığı açıklamada, ''Ortada referanduma sunulacak bir ortak bir metin olmadığını'' söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Derviş Eroğlu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, temaslarda bulunmak üzere 5 Mart'ta Ankara'ya gitti.
7 Mart'ta Lefkoşa'da ''Egemenlik ve Varoluş Mitingi'' yapıldı. Mitinge katılan Cumhurbaşkanı Denktaş, ''KKTC'nin yaşatılması için mücadeleye devam edilmesini'' istedi.
10 MART LAHEY ZİRVESİ
KKTC Cumhuriyet Meclisi Başkanlık Divanı, Annan planının referanduma sunulması yönünde bir karar almak üzere 7 Mart'ta toplandı. Denktaş, meclisten referandumla ilgili bir karar çıkartmamasını istedi. Meclis Başkanlık Divanı'ndan bir karar çıkmadı ve Genel Kurul toplanamadı. Meclis önünde gösteri yapıldı.
10 Mart'ta Lahey'de BM Genel Sekreteri Annan'ın, Denktaş ve Papadopulos ile saatler süren ve 11 Mart sabahına kadar devam eden görüşmesinden bir sonuç çıkmadı. Rum basını, Lahey'de yaşananlara ''gece yarısı korku filmi'' benzetmesi yaptı. Papadopulos, 13 Mart'ta, Türk tarafının yüz yüze görüşme çağrısını reddetti.
Sonuçsuz kalan Lahey zirvesinin ardından, Annan planının gündemdeki ağırlığı bu tarihten itibaren yavaş yavaş hafifledi. Cumhurbaşkanı Denktaş, 24 Mart'ta yaptığı açıklamada, ''Olmazsa olmazlarımız kabul edilmeden, Annan planı masada olsa dahi anlamı yok'' dedi.
TARİHİ GELİŞMELER VE DENKTAŞ'IN ÖNERİLERİ
Denktaş, Nisan 2003'de yaşanan tarihi gelişmelerin işaretini, 31 Mart'ta yaptığı ve ''Türk tarafının hazırlığı var'' açıklamasıyla verdi.
Türkiye'nin Kıbrıs'ta 5'li konferans yapılması önerisini, Rum yönetimi 31 Mart'ta reddettiğini açıkladı.
Cumhurbaşkanı Denktaş, 2 Nisan'da Kıbrıs Rum tarafına 6 maddeden oluşan güven artırıcı önerilerini sundu. Öneri, Kıbrıs'ın her iki tarafına uygulanan her türlü kısıtlamaların karşılıklı olarak kaldırılmasını, Maraş'ın yeniden iskana açılması için Rumlara verilmesini, Türk tarafının Temmuz 2000'den itibaren BM Barış Gücü'nün dolaşımıyla ilgili olarak uyguladığı tedbirlerin kaldırılmasını ve iki taraf arasında karşılıklı saygı, hoşgörü ve anlayışın geliştirilmesi amacıya bir Uzlaşı Komitesi kurulmasını öngörüyordu. Öneriye göre, ''paketin kabulü veya uygulamaya konması tarafların pozisyonlarına halel getirmeyeceği gibi, nihai bir anlaşmanın yerini almayacak.'' Denktaş, Papadopulos'a, önerisiyle birlikte, görüşme çağrısı yapan bir de mektup gönderdi.
Papadopulos, 3 Nisan'da Denktaş'ın önerisini reddetti ve ''Kendisiyle sadece BM çerçevesinde görüşebilirim'' yanıtını verdi. Denktaş, 4 Nisan'da Papadopulos'a ikinci bir mektup göndererek görüşme çağrısını yineledi ve ''Önerilerimiz masada duruyor'' dedi.
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, 5 Nisan'da KKTC'yi ziyaret etti ve KKTC'nin 2 Nisan'da Rum tarafına sunduğu önerilerini desteklediğini belirtti.
BM Güvenlik Konseyi, 14 Nisan'da, Annan'ın Kıbrıs raporunu oybirliğiyle onayladı. Raporda, çözüm çabalarının sonuçsuz kalmasından Türk tarafı sorumlu tutuldu, KKTC rapora tepki gösterdi.
RUM YÖNETİMİ AB ÜYESİ
Avrupa Birliği'nin 16 Nisan 2003'deki Atina zirvesinde Kıbrıs Rum kesimi AB'ye giriş sözleşmesini imzaladı.
Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, 18 Nisan'da Rum kesimini ziyaret etti ve Rum kesiminin AB'ye giriş sözleşmesini imzalamasıyla ilgili olarak ''Enosis'i başardık'' ifadesini kullandı. Simitis, 19 Nisan'da KKTC'deki bazı muhalefet partilerinin yetkilileriyle Rum kesimindeki Yunan Büyükelçiliği binasında görüştü.
SERBEST GEÇİŞLER
KKTC Bakanlar Kurulu, 21 Nisan 2003'de yaptığı olağanüstü toplantıda, KKTC ile Rum kesimi arasındaki geçişlerin serbest bırakılması yönünde tarihi bir karar aldı.
Rum Ulusal Konseyi, 22 Nisan'da toplandı ve KKTC'nin serbest geçişlerle ilgili kararını tanımadığını, ancak geçişleri engellemeyeceğini duyurdu.
KKTC Bakanlar Kurulu'nun 21 Nisan'da aldığı karar, 22 Nisan'da Resmi Gazete'de yayımlandı ve 23 Nisan sabahı KKTC ile Rum kesimi arasında, belli kurallara bağlı olarak serbest geçişler başladı.
İlk günlerde, beklenenlerin aksine, sınır kapılarına Kıbrıslı Türkler değil, Rumlar yığıldı. Rumlar, KKTC'ye geçmek için saatlerce uzun kuyruklarda beklemeyi göze aldı. İlk iki haftada, gün içinde KKTC'ye geçen Rumların sayısı 30 bine kadar çıktı.
KKTC Bakanlar Kurulu, 29 Nisan'da da Rumların KKTC'deki otellerde 3 gün konaklamasına izin veren kararı aldı.
Rumların yoğun şekilde KKTC'ye geçmeleri ve buradaki otellerde konaklamaları, Rum yetkilileri rahatsız etti. Rum milletvekilleri, KKTC'de eski sahibi Rum olan otellerde konaklayan Rumlara para ve 2 yıl hapis cezası verilmesini öngören yasa tasarısını Rum meclisine sundu.
KKTC Bakanlar Kurulu, 9 Mayıs'ta da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ziyareti öncesinde yine bir dizi karar aldı. Kararlar uyarınca, KKTC'nin Temmuz 2000'den bu yana BM Barış Gücü'ne uyguladığı bazı kısıtlamalar kaldırıldı. Sayısı daha sonra belirlenmek üzere, Rum öğrencilere KKTC'deki üniversitelerde burs verilmesi öngörüldü. Telekomünikasyon Dairesi'ne Rum tarafı ile telefon irtibatının sağlanması yönünde girişim yapması için yetki verildi. KKTC'de faaliyet gösteren GSM şirketlerinin Rum tarafıyla ''rooming'' anlaşmaları yapmaları için cesaretlendirileceği belirtildi. İki taraf arasındaki ticaretin geliştirilmesi için çalışma yapılacağı kaydedildi.
ERDOĞAN YEŞİL HAT'TA
Başbakan Erdoğan, 9 Mayıs'ta KKTC'ye yaptığı ziyarette, Ledra Palace Sınır Kapısı'nı da ziyaret ederek, Yeşil Hat'a kadar gitti ve KKTC'ye giriş yapmak için bekleyen bazı Rum ailelerle sohbet etti.
Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrıslı Türklere yönelik ''önlemlerini'' 30 Nisan'da, Avrupa Birliği Komisyonu da 3 Haziran'da açıkladı. KKTC, AB paketini, ''Rum patenti taşıyan paket'' olarak niteledi.
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, 17-18 Haziran'da Kıbrıs Rum kesimini ve KKTC'yi ziyaret etti, siyasi soruna bakılmaksızın Rum tarafının Mayıs 2004'te AB'ye üye olacağını söyledi.
Türkiye, Haziran'da Titina Loizudu isimli Rum kadına tazminatını ödeme kararı aldı ve 2 Aralık'ta tazminatı ödedi.
KKTC'NİN AÇILIMLARI
KKTC'nin, Kıbrıs sorununun temelini oluşturan mal-mülk sorununun takas ve tazminatlar yoluyla halledilmesi amacıyla Türkiye ve Avrupa Konseyi'nin desteğiyle hazırladığı Takas ve Tazminat Yasası, 1 Temmuz'da yürürlüğe girdi. Rum yönetimi, vatandaşlarının Taşınmaz Malların Tazmini Komisyonu'na başvurularını engellemeye çalıştı.
Cumhurbaşkanı Denktaş, 11 Temmuz'da BM Genel Sekreteri Annan'a mektup göndererek, Lefkoşa Uluslararası Havaalanı ve kapalı Maraş'ın BM kontrolünde ortak kullanıma açılmasını önerdi. Papadopulos, Denktaş'ın önerilerini ''taktik'' olarak niteleyerek, reddetti.
Rum meclisi, 16 Nisan'da imzalanan AB'ye üyelik sözleşmesini 14 Temmuz'da onayladı.
Denktaş, 24 Temmuz'da da serbest geçişlerin yoğun olarak yapıldığı Lefkoşa ve civarının mayınlardan temizlenmesini önerdi.
Türkiye-KKTC Ortaklık Konseyi toplantısı Girne'de yapıldı ve toplantının sonunda, 8 Ağustos'ta iki ülke arasında Gümrük Birliği Anlaşması imzalandı. KKTC, Kıbrıslı Türklerin Güney Kıbrıs'ta kalan gayri menkulleriyle ilgilenecek bir büro da oluşturdu ve büro, çalışmalarına 4 Eylül'de başladı.
ABD, Kıbrıs'ta yıllık askeri tatbikatların karşılıklı iptal edilmesi için taraflara baskı yaptı, ''Toros'' ve ''Nikiforos'' tatbikatları yapılmadı. Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, Rum kesimine yaptığı ziyaret sırasında, 10 Eylül'de KKTC'deki sol görüşlü siyasi partilerin yetkilileri ile Ledra Palas'ta bir araya geldi.
KLERİDES, PAPADOPULOS VE DE SOTO'NUN İTİRAFLARI
Rum yönetiminin eski lideri Glafkos Klerides, 28 Eylül'de Rum basınına yaptığı açıklamada, Annan planı sunulmadan önce plan hakkında bilgilerinin olduğunu itiraf ederek, plan sunulmadan, kendi lehlerine değişiklik olması için müdahalelerde bulunduklarını açıkladı.
Klerides ayrıca, 4 İslam ülkesinin KKTC'yi tanıyacağını açıkladığını, Rum tarafının ve BM'nin buna engel olduğunu itiraf etti. Klerides, 30 Kasım'da yaptığı açıklamada da ''müzakerelerde hiçbir şey kabul etmeyerek, sorumluluğu Türk tarafına yükleme taktiğini uyguladıklarını ve bu taktiğin kendilerini AB üyeliğine taşıdığını'' söyledi.
BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto da 12 Ekim'de Rum basınında yer alan açıklamasında, ''BM'nin, Rumların Annan planı konusundaki tutumu konusunda yanıldığını ve Rumların geriye dönüş isteğini hesaba katmadıklarını'' söyledi.
Rum lider Papadopulos ise 23 Kasım'da yaptığı açıklamada, 10-11 Mart Lahey görüşmelerinde ''Denktaş, Annan planını imzalasa bile ben imzalamayacaktım'' dedi.
BAŞBAKAN ERDOĞAN KKTC'DE
Başbakan Erdoğan, KKTC'nin 20. kuruluş yıldönümü törenlerine katılmak için 15 Kasım'da KKTC'yi ziyaret etti.
Erdoğan, törendeki konuşmasında, Kıbrıs Türk tarafının yaptığı açılımların heba edilmemesi çağrısında bulunarak, Kıbrıs'ta çözümün yolunun eşitlikten ve herkesin gerçekleri kabulünden geçtiğini vurguladı.
Başbakan Erdoğan, günübirlik ziyareti sırasında, siyasi parti yetkilileriyle de Saray Otel'de ayrı ayrı görüştü.
KKTC'DE SEÇİMLER
KKTC'de 14 Aralık Pazar günü yapılan milletvekili genel seçimleri, aylar öncesinden gündeme oturdu ve seçimlere, ABD, AB, BM, İngiltere ve Kıbrıs Rum kesiminden çeşitli müdahaleler yapıldı.
Aylar öncesinden ''kader'' seçimi olarak nitelenen seçime, 7 parti katıldı ve meclise 4 siyasi parti girdi. 50 sandalyeli Cumhuriyet Meclisi'ne, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) 19, Ulusal Birlik Partisi (UBP) 18, Demokrat Parti (DP) 7, Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) 6 milletvekili gönderdi. Sağ ve sol partilerin 25'er milletvekilliği kazanmasıyla sonuçlanan seçimlerin ardından, partiler yoğun şekilde hükümet oluşumuna odaklandı.
Ankara ile istişareler ve yoğun çalışmalar sonucunda CTP ve DP, 11 Ocak 2004'de ''toplumsal uzlaşı ve çözüm hükümeti kurduklarını'' açıkladı.
SÜREÇ HIZLANDI
KKTC'de yeni hükümetin kurulmasının ardından, Kıbrıs sorunuyla ilgili taraflar müzakere sürecinin yeniden başlamasına yönelik girişimlerini hızlandırdı.
ABD Başkanı George Bush, Aralık ayı sonlarında Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ve Başbakan Erdoğan'a birer mektup göndererek, Kıbrıs'ta, Annan planı temelinde bir çözüm için çaba göstermeleri çağrısı yaptı.
Bush'un Simitis'e gönderdiği mektup, hem üslup hem de öz açısından Rum kesiminde rahatsızlık yarattı.
ÇANKAYA ZİRVESİ VE MGK'NIN GÜNDEMİ KIBRIS
Ankara da müzakerelerin başlamasına yönelik bir süreden beri devam ettirdiği çalışmalarına hız verdi. Çankaya Köşkü'nde 8 Ocak'ta toplanan Kıbrıs zirvesinde, ''Türkiye, Kıbrıs ulusal davamızda KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş ve yeni kurulacak KKTC Hükümeti ile yakın danışma ve işbirliği içinde Birleşmiş Milletler müzakere sürecine etkin katkıda bulunmaya devam edecektir'' denildi.
Zirveye, Başbakan Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile üst düzey sivil ve askeri yetkililer katıldı. Bu zirvenin sonuç bildirisinde, Türkiye'nin BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonuna olan desteğini sürdürdüğü de vurgulandı.
Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) 23 Ocak'taki toplantısında da gündemi ağırlıklı olarak Kıbrıs oluşturdu. Toplantı sonunda yayınlanan bildiride, Türkiye'nin, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonuna olan desteğini sürdürdüğü ve Annan planı da referans alınarak adanın gerçeklerine dayalı bir çözüme, müzakereler yoluyla hızla ulaşılması konusundaki siyasi kararlılığını yinelediği belirtildi.
DAVOS'TA ERDOĞAN-ANNAN BULUŞMASI
MGK toplantısının ardından Davos'a hareket eden Başbakan Erdoğan, Kıbrıs sorununun çözümünde KKTC'nin hiçbir zaman Rumlardan geri kalmayacağını, daha önde olacağını söyledi.
Davos'ta BM Genel Sekreteri Annan ile biraraya gelen Erdoğan, Annan'dan iki tarafın da güvendiği bir arabulucu atamasını istedi. Erdoğan görüşmede ayrıca, ''daraltılmış bir metinle Kıbrıs sorununun çözümünde neticeye gitmenin çok daha isabetli olacağını'' dile getirdi.
Annan ise Başbakan Erdoğan'ın Kıbrıs konusunda görüşmelerin yeniden başlamasını ve 1 Mayıs'a kadar çözüme ulaşılmasını istediğini belirterek, kendisinin de Erdoğan'ın mesajlarından çok cesaret aldığını kaydetti.
Bu arada, Türkiye, BM Genel Sekreteri Annan'dan isim vermeden Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun değiştirilmesini istedi. Annan, bu isteği değerlendireceğini söylemekle yetindi.
ERDOĞAN'IN ABD ZİYARETİ
Kıbrıs müzakerelerinin yeniden başlamasına giden süreçte Erdoğan'ın Ocak ayı sonundaki ABD ziyareti de önemli bir etken oldu.
ABD Başkanı Bush, Türk tarafının isteği üzerine Kıbrıs konusunda Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı görevlendirdi.
Bu arada, ABD, müzakerelere başlanabilmesi için bir yandan Yunanistan ve Rum kesimi üzerindeki baskısını artırırken, diğer yandan BM Genel Sekreteri Annan ile de yoğun temasa geçti.
Başbakan Erdoğan'ın ABD'den dönmesinin ardından, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Erdoğan, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, KKTC Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener'in katılımıyla 4 Şubat'ta Kıbrıs zirvesi toplandı.
Zirve sonunda yapılan yazılı açıklamada, görüşmede, Türkiye ve KKTC olarak Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir barışa ulaşılması yönündeki müşterek hedefin teyit edildiği belirtilerek, ''Bu bağlamda Türkiye ve KKTC, BM Genel Sekreteri'nin çabalarına yardımcı olmak ve destek vermek üzere müşterek gayretler sarf etmek hususunda mutabık kalmışlardır'' denildi.
ANNAN'DAN NEW YORK DAVETİ
BM Genel Sekreteri Annan, 5 Şubat'ta KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'u, müzakerelere yeniden başlamaları için 10 Şubat Salı günü New York'a davet etti.
BM'den gece geç saatlerde yapılan açıklamada, Annan'ın Denktaş ve Papadopulos'a, Salı günü New York'a gelerek, yeni tur görüşmelere başlamaları için birer mektup yazdığı belirtildi.
Davet muktubunu Ankara'dayken alan Cumhurbaşkanı Denktaş, New York'a gidip gitmeme kararını ise adada aldı.
NEW YORK'TA ZORLU GÖRÜŞMELER
Genel Sekreter Annan, 10 Şubat Salı günü başlayan görüşmeler çerçevesinde taraflarla önce tek tek görüştü. Ardından üçlü görüşme başladı.
Üçlü görüşmede, hem Papadopulos hem de Denktaş, plandaki boşlukları Annan'ın doldurmasından yana olmadıklarını söyleyince, Annan görüşmeleri ertesi güne erteledi ve tarafların takvime bağlı kalarak öneri getirmelerini istedi.
New York görüşmelerinin ikinci gününde, Türk tarafı sürpriz bir atak yaparak, üç aşamalı bir plan sundu. Planda iki tarafın anlaşamaması halinde müzakerelere Türkiye ve Yunanistan'ın da dahil olması, yine uzlaşma sağlanamaması halindeyse Annan'ın hakemliğinin kabul edilmesi önerildi.
Türk tarafının önerisi üzerine, Rum tarafı da yeni bir öneri sundu. Rumlar önerilerinde AB'nin de müzakarelerde taraf olmasını talep eti. İki tarafın önerileri üzerine, görüşmeler bir gün daha uzadı.
Görüşmelerin 12 Şubat'taki üçüncü günü en çetin müzakerelere sahne oldu. Sadece 40 dakika sürmesi planlanan görüşmeler, gecikmeler ve zorlu pazarlıklar nedeniyle 12 saati buldu. Bu maratonun sonunda, Annan taraflara, ''evet ya da hayır'' yanıtı verme koşuluyla pazarlığa açık olmayan son bir metin sunma kararı aldı.
13 Şubat Cuma günü taraflar Annan'ın metnini beklediği sırada Brüksel'den önemli bir açıklama geldi. Rum tarafını hayal kırıklığına uğratan bu açıklama çerçevesinde AB, Kıbrıs görüşmelerinde ''taraf'' olmak istemediğini bildirdi.
New York görüşmelerinin sonunda her iki tarafın da onayıyla Annan, müzakerelerin 19 Şubat'ta adada başlamasını öngören deklarasyonunu açıkladı.
MILLIYET 18/02/2004
Rum müzakere grubu belli oldu
Lefkoşa'da yarın başlayacak Kıbrıs müzakerelerinde Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a eşlik edecek heyet belirlendi.
Fileleftheros gazetesinin haberine göre, Rum müzakere grubunda Büyükelçi Tasos Conis, Andreas Mavroyannis (New York'taki Rum Daimi Temsilci), Nikos Emiliu (Avrupa Konseyi'ndeki Rum Daimi Temsilci) ile Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis bulunuyor.
Gazete, teknik komitelere katılacak Rumların ise bugün belirlenmesinin beklendiğini kaydetti.
Gazete, bir başka haberde ise Rum kesiminin eski Başsavcısı ve Rum yönetiminin eski lideri Glafkos Klerides zamanındaki Rum müzakere grubu üyesi Alekos Markidis'in, Papadopulos'a müzakerelerde yardıma hazır olduğunu bidirdiğini ve dün Papadopulos ile Markides'in görüştüğünü duyurdu.
MILLIYET 18/02/2004
Rum Ulusay Konseyi'nden Papadopulos'a destek geldi
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, ''Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün işlevsel olması'' talebiyle Annan planında değişiklik yapılması yönündeki çabalarına, Ulusal Konsey'den, Nikos Kutsu başkanlığındaki Yeni Ufuklar Partisi dışında (NEO) destek geldi.
Rum radyosunun haberine göre, Ulusal Konsey'in dün akşam 4 saat süren toplantısından sonra açıklama yapan Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, toplantı sırasında konsey üyelerinin değerlendirmelerini, görüşlerini ve endişelerini ortaya koyduklarını belirtti.
Hrisostomidis, Papadopulos'un toplantıda, konsey üyelerine New York müzakerelerinde varılan mutabakat hakkında bilgi verdiğini kaydetti.
Yeni Ufuklar Partisi yetkilileri ise yaptıkları açıklamada, Kıbrıs görüşmelerinde BM Genel Sekreteri'nin oynayacağı ''üst hakemlik'' rolü ve Papadopulos'un Annan planında değişiklikler yapılmasını kabul etmesiyle uyuşmadıklarını bildirdi.
NEO yetkilileri, ayrıca yapılacak referandumda dış ülkelerde yaşayan ''Kıbrıslıların'' da oy hakkına sahip olmaları konusunu Ulusal Konsey toplantısında gündeme getirdiklerini belirtti.
MILLIYET 18/02/2004
Rum tarafına Kıbrıs uyarısı!
Bu Kıbrıs uyarısı en başta Rum yönetimiyle Atina'ya. Bu uyarının altında BM Genel Sekreterliği'nin, Avrupa Birliği'yle Amerika'nın imzaları yer almalı. Rum tarafı markaj altında tutulmalı...
Sorularla başlanabilir uyarıya:
Rumlar Kıbrıs'ta yeni devleti ve yönetimi Türklerle paylaşmak istiyorlar mı? Türklerle eşit ortaklığı içlerine sindiriyorlar mı? Annan planı çerçevesinde kendilerini böyle bir nihai çözüme hazır hissediyorlar mı?
Niye mi bu sorular?
Çünkü Rum liderliği öteden beri Kıbrıs'ta yönetimi Türklerle paylaşmayı istemez. Türkleri azınlık olarak görmekten yanadır. Türkleri ikinci sınıf vatandaş veya azınlık olarak devlete yamamak işlerine gelir.
Onun için Annan planı sevilmiyor.
Bu nedenle 1 Mayıs eşiği çözüm olmadan aşılmak isteniyor. Çünkü 1 Mayıs 04 tarihine kadar çözüm olmazsa, Güney Kıbrıs yine AB'ye tam üye olabilecek. Ama bu arada Annan planı ortadan kalkacak; yeni Kıbrıs devleti değil, var olan Kıbrıs devleti devam edecek.
Rumların işine bu geliyor.
Bu ihtimal var mı?
Yok değil.
Eğer Rum tarafı yarın başlayacak müzakerelerde işi yokuşa sürebilirse... Denktaş'ın sabrını taşırıp masadan kaçırabilirse... Ankara gerekli siyasal kararlılığı sürdüremezse... Yani Rumlardan bir adım önde olma politikasını gevşetirse...
1 Mayıs, çözümsüz aşılabilir.
Rumların istediği olur.
Türkiye tuzağa çekilmiş olur.
Ama not etmekte yarar var: Ankara'nın, hükümetin siyasal kararlılığında bir gevşeme olması ya da Denktaş'ın sabrının taşması bugün için yakın ihtimaller olarak gözükmüyor. Davos ve New York zirvelerinde izlenmiş olan çizginin Türk tarafınca devam ettirileceği anlaşılıyor.
Atina ve Rum yönetimi bu zirveler öncesinde Ankara'da meydana gelen değişimi kavrayamadılar. Bu nedenle Annan planını benimseyen, Annan'ın boşlukları doldurmasını ve referanduma gidilmesini ilke olarak kabullenen Türk tarafındaki tutum değişikliği onları şaşırttı.
Artık şaşırtmasın.
Oyun oynanmıyor!
Hedef, nihai çözüm.
Türk tarafı bunun peşinde... Rum tarafının bu saatten sonra bir çuval inciri berbat etmesi, hem kendi bindiği dalı kesmek, hem de büyük bir sorumsuzluk örneği olarak tarihe geçmek olur. Tarafları elbette kıyasıya pazarlık bekliyor. Elbette çıta başlangıçta yüksek olacak. Ama bir anlaşmaya varılacaksa bu çıta müzakere sürecinde makul seviyeye elbette çekilecek, fazlalıklar atılacak.
Pazarlığın doğası bu.
Başka türlü al - ver dengesi kurulamaz. Ama eğer armudun sapı, üzümün çöpü denirse çekin kuyruğunu gitsin. Ama bu saatten sonra buna ihtimal vermiyorum. Vermek istemiyorum. Bir tünele girilmiş durumda. Ucunda ışık olan bir tünel...
Çünkü anlaşmadan Türkler de, Rumlar da kazançlı çıkacak. İngilizce deyişle win - win durumu... Ayrıca, Doğu Akdeniz'de istikrar, Ege'de barış gölü, hem Türkiye'yle Yunanistan'ın, hem AB ile ABD'nin ortak çıkarıdır.
Son söz:
Kıbrıs uyarısının bu aşamada BM, AB ve ABD tarafından Rum liderliğine ve Atina'ya yapılmasında yarar var diye düşünüyorum
HASAN CEMAL MILLIYET 18/02/2004
Dünyanın sonu değil, ama...
DAHA işin başında olumsuz ihtimaller üzerinde durmak hoş değil; ama ne çare ki bunu yapanlar var... Yeni Kıbrıs müzakere süreci başlarken, çözüm için hedef konan 1 Mayıs tarihine kadar uzlaşma sağlanamayacağını düşünenler, "anlaşma olmaması dünyanın sonu değil" veya "1 Mayıs'tan sonra da 2 Mayıs gelir" gibi ifadeler kullanıyorlar.
Takvime bağlanan yeni müzakere maratonundan bir sonuç alınamazsa, elbet kıyamet kopmaz, dünyanın sonu gelmez, 2 Mayıs'tan sonra da KKTC yaşamını sürdürür, Türkiye de yoluna devam eder... Ama bu durumda çözümsüzlüğün ağır bedeli de ödenir.
Oysa girişilen yeni diplomatik egzersizin amacı, bu 40 yıllık sorunu nihayet çözüp Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye'nin önünü açmak, sık sık ortaya çıkan sıkıntıları gidermek ve daha iyi yarınlar hazırlamaktır.
***
BU kazanımları elde etmemek, kayba uğramak demektir. Bu bir ölçüde Rumlar için de söz konusudur. Ama son analizde, bundan daha zararlı çıkacak olan, Türk tarafıdır.
Müzakerelerin başarısızlığa uğraması halinde bunun sorumluluğu kime ait olursa olsun 1 Mayıs'ta Rum kesimi Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında AB üyesi olacak, KKTC ise bunun dışında kalacaktır.
* Kıbrıs Rumlarının AB üyeliği, kendilerine büyük ekonomik ve siyasal kazanımlar sağlayacaktır. Güney Kıbrıs halkının refah düzeyi daha da yükselecektir. Rum yönetimi, AB içinde söz sahibi olacak, eğer anlaşmazlık sürerse, bunu Türkiye'ye karşı da kullanabilecektir.
Ama buna karşılık Rum tarafı, adanın birleşmesi, bir kısım göçmenlerin kuzeye dönmesi ve tazminat istemesi şansını kaybedecek, pekişecek olan sınır boyunca KKTC ile ve Türkiye'nin asker varlığı ile karşı karşıya kalacaktır...
* Türk tarafına gelince: Kıbrıs Türk halkının Rumlarla birlikte AB'ye girmesi hayal olacak, Kıbrıs kökenli pek çok Türk göç etmeye başlayacak, KKTC ekonomik ve siyasal bakımdan tamamen Türkiye'ye bağımlı hale gelecektir.
Oysa Kıbrıs Türklerinin AB'ye girmesi, AB içinde ilk kez (Türk temsilcileri ve Türkçe dili ile) bir 'Türk varlığı'na yol açacaktır. Diğer bir deyişle, çözümsüzlüğün devamı 1 Mayıs'tan sonra Türk tarafını bir dizi kazanımdan mahrum edecektir...
***
YENİ müzakere sürecinin başarısızlığa uğraması halinde, sorumluluğun kime yükleneceği de önemli. Eğer BM ve özellikle AB Türk tarafını kabahatli bulursa, KKTC kadar Türkiye de bunun bedelini ödemek zorunda kalacaktır. Böyle bir durum Türkiye'nin AB üyelik perspektifini ve dış siyasal ve mali kredibilitesini de olumsuz etkileyebilir.
Eğer başarısızlığın sorumluluğu Rumlara yüklenecekse, Türk tarafı rahat bir nefes alacak ve KKTC de kendi varlığını pekiştirmeye devam edecektir.
Ne var ki, bu şartlarda dahi, Kıbrıs Rum kesiminin AB üyeliğinin gerçekleşmesi, onu avantajlı (hatta imtiyazlı) hale getiriyor. Ama AB'nin çok önceden ve toplam 10 yeni üye için öngördüğü "genişleme" politikasını bu saatten sonra değiştirmesi (mesela tek başına Güney Kıbrıs'ın üyeliğini 'dondurma'sı) söz konusu olamaz. Dolayısı ile, Kıbrıs Rum - Yunan tarafı, şimdi daha önceki başarılı politikalarının meyvesini alabiliyor...
Tekrar baştaki senaryoya dönersek, evet, müzakerelerde çözümsüzlüğün devamı "dünyanın sonu değil". Ama Türk tarafı için "en iyi çözüm de bu değil." Bu nedenle yeni sürecin başarılı olmasını dilemek lazım...
SAMI KOHEN 18/02/2004 MILLIYET 18/02/2004
Annan başka şeyler de diyor
Kofi Annan deyince aklımıza hemen Kıbrıs geliyor. Oysa Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın farklı konularda, farklı söylemleri de var.
Örneğin bilim alanında.
Science dergisinin 13 Şubat tarihli sayısında, dünya uluslarına seslenirken çok önemli noktalara dikkat çekiyor.
Akademilerarası Konsey'in, daha iyi bir gelecek yaratma; bilim ve teknolojide küresel yetkinliği artırma yönünde bir strateji başlıklı raporuna gönderme yaparak, hiçbir ülkenin kendi bilim ve teknoloji yetkinliğini geliştirmeden 21. yüzyılın bilgi tabanlı ekonomisi ve toplumu içinde yer alamayacağına işaret ediyor.
Bununla da yetinmiyor tüm ülkelerden bilim ve teknolojiye ayırdıkları asgari payı yüzde 1, 1.5 arası bir düzeyine çıkarmaları çağrısında bulunuyor.
Kıbrıs görüşmelerinde fazlası ile ciddiye aldığımız Annan'ı, bilim ve teknoloji alanında da ciddiye alacak mıyız?
Hükümetin bu konudaki tavrı ne olacak?
Bilim çevrelerinde bu konu fazlası ile merak ediliyor.
Çünkü hükümet bu konuda sabıkalı. Üniversiteler ve bilim adamları, Maliye'nin araştırma fonlarına el koymasını hala hazmedebilmiş değiller.
Hükümetin tavrı...
Türkiye Bilimler Akademisi TÜBA'nın bu konudaki tavrı da diğer bilim kuruluşlarından farklı değil. TÜBA, hükümetin bu tavrı ile hem bilime darbe vurduğunu hem de Avrupa Birliği'nin 15 - 16 Mart tarihlerinde Barselona zirvesinde alınan kararlarına aykırı hareket ettiği görüşünde.
AB zirvesinde, birliğin içinde olduğu dünya güçleri ile olağan açığını kapatabilmesi ve bilgi tabanlı küresel ekonomide öncü konumunu koruyabilmesi ve geliştirilmesi için üye ülkelerin 2010 yılına dek ulusal gelirinden bilimsel araştırmalara ayırdıkları payı yüzde 3'e yükseltmeleri yönünde ilke kararı alınmıştı.
Hatta Almanya gibi bazı ülkeler bununla da yetinmeyip bu payın kendi ülkelerinde yüzde 5'e çıkartılması için ayrı bir arayış içerisine girdi.
Peki Türkiye'de durum ne? AB'ye girmek için can atarken, AB'nin aldığı kararları ne kadar ciddiye alıyor? Bu sorunun cevabı maalesef samimiyetsizliğin de ötesinde iç karartıcı.
Türkiye'de şu anda bilime ayrılan pay binde 5 civarında. Daha da acısı; bırakın artırılmasını, araştırma fonları örneğinde görüldüğü gibi olana da el konuluyor. Kaldı ki bu paranın önemli bir bölümü üniversitelerin kendi kaynaklarından yaratılıyor.
Dikkat edilirse, AKP iktidara geldiği günden bu yana pek çok konuda, olumlu ya da olumsuz ciddi adımlar attı. Ama TÜBİTAK, YÖK ve üniversiteler konusunda kadrolaşmanın ötesine geçemedi.
Eğitime, bilime, teknolojiye, araştırmaya önem verdiğini hiçbir şekilde ortaya koyamadı. Bırakın icraatı, bu konuda bir söylemleri dahi olmadı.
Oysa BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın söyledikleri ve AB zirvesinde alınan kararlar çok net: Ya bilime ve araştırmaya önem verirsiniz ya da ikinci sınıf ülke olursunuz! Ama nedense verilen bu mesajı bir türlü anlamak istemiyoruz.
Özetin özeti: Çağdaş bir Türkiye istiyor muyuz, istemiyor muyuz?
AKP hükümeti tavrını artık ortaya koymalı. Bu konuda somut adımlar bekliyoruz!..
ABBAS GUCLU MILLIYET 18/02/2004
Denktaş, yüne tüm Kıbrıslıları kıcakladı
Bu köşeyi izleyenler gayet iyi bilirler, New
York'a gitmeden önce Cumhurbaşkanı Denktaş'ın müzakerecilik görevini bırakması gerektiğini defalarca yazmıştım. Uzun yıllara dayanan karşılıklı bir sevgimiz olmasına rağmen, istemeyerek sert eleştirilerde bulunmuştum.
Nedeni de açıktı...
Sayın Denktaş o dönemde Annan planını yok etmeye çalışıyordu. Masaya oturulmamasını savunuyordu. Sadece söylemekle kalmıyor, son derece geniş bir lobi çalışması yapıyordu. TSK içinde müttefikler arıyor, anadolu halkının ayaklanmasını istiyordu. Hükümetin genel yaklaşımına karşı bir cephe oluşturuyordu.
İşte böyle bir ortamda yine de müzakerecilik görevini sürdürmesi, yapılacak görüşmelerin başlamadan başarısızlığa mahkum edilmesi anlamına gelirdi ki, bu tutum, Türkiye'ye sadece zarar verirdi.
Bundan dolayı ben de Denktaş'ın çekilmesini önermiştim.
Ardından, bir geçiş dönemine girildi.
Hükümet, AB ülkeleri nezdindeki Büyükelçilerimizi topladı ve söylediklerini dinledi. Bu sözler politikaların saptanmasında hayati derecede etkili oldu ve hükümet kendi içinde "çözüm" kararı verdi. Son sözün Annan'a bırakılmasının, ülkemizin uzun vadeli çıkarları açısından gerekliliğini saptadı. Kararını verdikten sonra da, Cumhurbaşkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri ile danıştı. Onların da görüşlerini alıp, müzakere pozisyonunu kesinleştirdi.
Bu defa Ankara'ya Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Talat ve Dışişleri bakanı Denktaş geldiler. Kendilerine politikalar anlatıldı ve Denktaş kabul ettiği taktirde, müzakereciliği sürdürmesi rica edildi. Hükümet çok olgun davrandı . En sert muhalifi olan Talat da, Denktaş'tan rica da bulundu .
C.Başkanı Denktaş, Ankara'da gördüğü kararlılık karşısında, Türkiye'yi yanlız bırakmak ve istifa etmek yolunu seçmedi. Cumhurbaşkanı'nın Türkiye sevgisi, bağrına taş basmasına ve Annan planını benimsemese dahi, "belki bazı değişiklikler yapabilirim" diyerek New York'ta masaya oturmasına yol açtı.
Denktaş New York'a giderken de kuşkuluydu. Rahatsızlığını da hiç saklamıyordu. Ancak müzakerelere başladığı andan itibaren, muhalefetini hiçbir şekilde masaya yansıtmadı.
New York'ta istediklerinden belki azını elde edebildi, ancak yine de masadan kalkmadı. Türkiye' nin işini zorlaştırmadı. Kişisel görüşlerini kendine sakladı ve varılan anlaşmaya imzasını koydu.
DENKTAŞ BUNDAN SONRA MÜZAKERECİ KALMALI
Artık olanlar oldu.
Türk tarafı, New York'ta bir takvimin altına imzasını koymuş oldu.
İmzalardan biri de Rauf Denktaş'a aittir.
Şimdi eminim, muhalif çevreler onu rahat bırakmayacaklardır. Damarına basacaklar ve kamp değiştirmekle, hatta " haklı davaya ihanet etmekle" (CHP sözcüsü Öymen'in dokundurduğu gibi) suçlayacaklardır.
KKTC Cumhurbaşkanı bu oyuna gelmemeli ve müzakereciliği de bırakmamalıdır. New York'ta sergilediği tutumu sürdürmelidir. Ona bu yakışır. Üstelik artık anlaşmaya varılmış ve tünele girilmiştir. Cumhurbaşkanı muhalefet etse dahi birşey değiştiremeyecektir. Oysa masada kaldığı taktirde halkının çıkarlarını daha iyi savunabilecektir. Türkiye'nin işini zorlaştırmayacak, aksine kolaylaştıracaktır.
Masada kalıp çözüm için mücadele ettiği ve Türk Toplumunu AB'ye sokan anlaşmayı imzaldığı taktirde, tarihteki doğru yerini alacaktır. 1960-70' lerde yok olma aşamasındaki bir toplumu, bugün AB üyesi yapmanın gururunu yaşayacaktır.
Aksi halde, artık dönüşü olmayan bir süreçte sürekli muhalefet edecek ve sonunda istifa edip çekilecek. Anlaşmayı da engelleyemeyecek ve bir süre "bizim huysuz başkan" diye anıldıktan sonra, unutulup gidecek.
Yazık değil mi?
Denktaş buna layık bir insan mı?
Tam aksine bence Sayın Denktaş, toplumunu Avrupa Birliğine taşımanın gururunu yaşamalıdır.
1 Mayıs günü yapılacak olan törende, Papadopulos'un yanında başkaları değil, o bulunmalıdır.
Anlaşmadan sonra büyük bir olasılıkla Ada'ya geleceğinden söz edilen ABD Devlet Başkanı Bush, bir yanına Papadopulos'u alacaksa, öbür yanına da Denktaş'ı almalıdır.
Eğer Denktaş muhalefetini sürdürüyor olsaydı, bunu New York öncesinde veya New York görüşmelerinin sonunda istifa eder ve çekilirdi. New York belgesini imzalayıp, KKTC'yi bu tünele soktuktan sonra artık geri dönüşü olmayan bir noktaya gelinmiştir.
Bu defter büyük ölçüde kapanmıştır.
İşte bütün bu gerekçeleri alt alta koyduktan sonra söylüyorum:
Denktaş içine sindiremese, bağrına taş bassa dahi, müzakereciliği sürdürmeli ve muhalif görüşmelerinin üstüne- New York'ta olduğu gibi- sünger çekmelidir.
Ona yakışanı da budur.
Bizimde, bundan böyle tüm desteğimiz onunla birlikte olacaktır.
Eski defterler kapanmış, yeni bir süreç başlamıştır. Hepimizin yapıcı olması gerekmektedir.
Bu tünelden kazançlı çıkacağımızdan da kimsenin kuşkusu olmamalıdır.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 18/02/2004
Talat: Kıbrıs süreci artık frenlenemez
KKTC Başbakanı, Kıbrıs'taki sürecin Denktaş çekilse de devam edeceğini söyledi
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs'ta başlayan sürecin hiçbir koşul altında durmayacağını vurguladı. Müzarekeler öncesi Milleyet'e konuşan Talat'ın önemli açıklamaları özetle şöyle:
Görüşmelerde Cumhurbaşkanı varsa, o heyetin başkanıdır. O konuşur. Ancak gitmeden önce bütün konuları konuşuyoruz, ortak bir noktaya vardıktan sonra görüşmeye gidiyoruz. Bence Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş görüşmelerden çekilmez. Şu anda bir ekip var, Cumhurbaşkanı ve hükümet. Dolayısıyla bu unsurlardan bir tanesi çekilirse ortaya çıkacak durum yeniden değerlendirilir. Fakat bu süreç durmaz. Cumhurbaşkanı da çekilse, başka biri de çekilse bu süreç durmaz. Bu sürecin artık freni yok. Bu süreç gidecek. Boşlukların doldurulmasında Annan kendi aklına göre hareket edecek değil. Bu güne kadar izledikleri ve dinledikleri, Annan'ın kararında etkili olacak ve sağlıklı karar verecek.
Planı referanduma sunacağımızı taahhüt ettik. Annan planı tamamlayacak ve referanduma sunacağız. Eğer çok kötü bir sonuç ortaya çıkarsa her iki taraf da halkına 'bizim tutumumuz budur, böyle oy verin' diyebilir. Kötü sonuçta herkes 'hayır' denmesini teorik olarak isteyebilir.
'Türkiye tarih alır'
Türkiye'nin tarih almaması söz konusu değildir. Kıbrıs çözülürse kimse Türkiye'ye tarih vermiyoruz diyemez. Kıbrıs sorununun Mayıs 2004'e kadar çözülmesi Kıbrıs Türk'ü için önemli. Mayıs sonrası ortaya çıkacak yeni koşullar katı olacak. Türkiye hükümeti bunu gördü ve tutumunu buna göre belirledi. Geçmişte hep çözüm yanlısı bir tutum içinde görünen Rumlar, bu kez üstünlüğü Türklere kaptırdı. Rumların çözüm isteyip istemediğiyle ilgili kesin bir yargıya varmak şimdiden kolay değil. Her şeye karşın Yunan ve Rum tarafının olumlu bir tutum içine girmesini umuyorum. Çözümü birlikte sağlayalım.
MILLIYET 18/02/2004
Özkök'e Kıbrıs teşekkürü
Erdoğan, AKP Grubu'nda Kıbrıs mesajı verdi
Başbakan Erdoğan, Kıbrıs görüşmelerindeki ortak tutum ve kararlılıktan ötürü Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök'e teşekkür etti. Erdoğan, AKP Grubu'nda, yarın başlayacak müzakerelerde, iki taraf için de al - ver mantığı yerine kazan - kazan anlayışının ortaya koyulması gerektiğini söyledi. Erdoğan, gelişmeleri şöyle değerlendirdi: "Hazırlıklarımız meyvesini verdi. Uzlaşma zemini yakalandı. Bu büyük gelişmenin Türk diplomasisinin altın sayfaları arasına yazılacağına inanıyorum. Çalışmalarımızı aynı hassasiyetle sürdüreceğiz. Annan'a yapıcı desteğimiz sürecek."
MILLIYET 18/02/2004
Denktaş'ın intikamı
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Prof. Mümtaz Soysal'ı New York'taki görüşmelere götürdüğü için kendisini topa tutan gazeteci Mehmet Ali Birand'dan intikamını fena aldı... Hem de gazetecilik silahıyla...
SİYASETE atıldığı 1960 yılından bu yana 6 BM Genel Sekreteri, 10 ABD Başkanı, 5 Rum yönetimi lideri, 7 Türkiye Cumhurbaşkanı ve 36 Türkiye Hükümeti eskiten...
Diplomasideki kıvrak zekásı, duruşu ve kararlılığı nedeniyle ABD'nin ne siyasetçilerine
pes dedirtip Mister No unvanını alan...
Kıbrıs Rum basını tarafından (Cyprus Mail) 80. yaş günü kutlanan ve Kendi halkının sokaklara dökülmesini de gördü. Kalp ve şeker rahatsızlığı da var. Ama yine de dimdik ayakta... Politikacı, hukukçu, eski militan, fotoğrafçı, şair, iyi bir aile babası, hayvansever, manipülasyon ustası, ajitasyon kralı ve gördüğü tüm politikacıların da ipini çekmeyi bilen biri diye övülen...
Sabrı, alçakgönüllülüğü, açık sözlülüğü ve çabuk öfkeye kapılmasıyla Kova Burcu'nun yüz akı olarak gösterilen...
Kim? Tabii ki, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş.
YAZIDA ÖYLE KOLTUKTA BÖYLE
İşte bu 80'lik siyaset kurdu, gazeteci Mehmet Ali Birand'dan öyle bir intikam aldı ki...
Malum; Birand, Çözümsüzlük siyasetinin savunucusu diye görüp barış görüşmelerinin önünü tıkayabileceğinden endişe ettiği Prof. Mümtaz Soysal'ı New York'taki görüşmelere götürdüğü için KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'a ağır eleştiriler yöneltiyordu. Denktaş bir yandan görüşmelerin yükü ve stresiyle uğraşıyor, bir yandan da danışmanı Prof. Soysal ve kendisi hakkındaki bu eleştirilere karşı durmaya çalışıyordu.
Görüşme aralarının birinde bir de ne görsün...
New York'a neden getirdin? diye kendisine demediğini bırakmayan Mehmet Ali Birand, Mümtaz Hoca ile sarmaş dolaş, pürneşe sohbet ediyor. Denktaş içinden, Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dedi mi bilmiyoruz ama bir an bile duraksamadan, yanından ayırmadığı fotoğraf makinesini çıkarıp basıyor deklanşöre ve bu tarihi anı belgeliyor. Onunla da kalmıyor, Hürriyet'e sızdırıyor. Bakalım Birand, bu tarihi anın belgesini görünce ne yapacak?
Neden getirdin? diyordu
Yer New Yok... Görüşmelere ara verilmiş, herkes bir tarafta kulis yapıyor. Denktaş bir de ne görsün; Gazeteci Mehmet Ali Birand, Neden getirdin? diye kendisini topa tuttuğu Prof. Mümtaz Soysal ile... Hem de çok samimi, kahkahalar atıyor. Yazıda öyle, burada böyle... Basıyor deklanşöre, al sana belge...
HURRIYET 18/02/2004
Rum lobisi Annan Planı'nda değ
işiklik istiyor
ABD'deki Rum lobisi, Annan Planı'nda büyük değişiklik yapılması talebiyle Bush yönetimine baskıya başladı.
ABD'deki Rum örgütleri harekete geçerek Annan Planı'nda büyük değişikliklerin yapılmasının ABD'nin çıkarına olduğu yönünde kulis yapıyor.
Rum haber ajansı CNA'ya göre, ABD'deki büyük Rum ve Yunan kuruluşları, ortak bir çağrıda bulunarak Annan Planı'nda ciddi değişikliklerin yapılmasını talep ettiler. Rum örgütleri, Annan Planı'nın, demokratik, işleyebilir ve adil olmasını sağlayacak değişikliklerin yapılmasının ABD'nin çıkarına olduğunu öne sürdüler.
Devreye giren Rum ve Yunan örgütleri, Order of AHEPA, Hellenic American National Council, Cyprus Federation of America, Panepirotic Federation of America, Pan-Macedonian Association of American ve American Hellenic Institute olarak sıralandı
HURRIYET 18/02/2004
Rum müzakere heyeti belli oldu
Lefkoşa'da yarın başlayacak Kıbrıs müzakerelerinde Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'a, Büyükelçi Tasos Conis, Andreas Mavroyannis (New York'taki
Rum Daimi Temsilci), Nikos Emiliu (Avrupa Konseyi'ndeki Rum Daimi Temsilci) ile Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis eşlik edecek.
Fileleftheros gazetesi, teknik komitelere katılacak Rumların ise bugün belirlenmesinin beklendiğini kaydetti. Gazete, bir başka haberde ise Rum kesiminin eski Başsavcısı ve Rumyönetiminin eski lideri Glafkos Klerides zamanındaki Rum müzakere grubu üyesi Alekos Markidis'in, Papadopulos'a müzakerelerde yardıma hazır olduğunu bidirdiğini ve dün Papadopulos ile Markides'in g
örüştüğünü duyurdu.
1 PARTİ HARİÇ, PAPADOPULOS'A TAM DESTEK
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un, ''Kıbrıs sorununa bulunacak çözümün işlevsel olması'' talebiyle Annan planında değişiklik yapılması yönündeki çabalarına, Ulusal Konsey'den, Nikos Kutsu başkanlığındaki Yeni Ufuklar Partisi dışında (NEO) destek geldi.
Rum radyosunun haberine göre, Ulusal Konsey'in dün akşam 4 saat süren toplantısından sonra açıklama yapan Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis, toplantı sırasında konsey üyelerinin değerlendirmelerini, görüşlerini ve endişelerini ortaya koyduklarını belirtti.
Hrisostomidis, Papadopulos'un toplantıda, konsey üyelerine New York müzakerelerinde varılan mutabakat hakkında bilgi verdiğini kaydetti.
Yeni Ufuklar Partisi yetkilileri ise yaptıkları açıklamada, Kıbrıs görüşmelerinde BM Genel Sekreteri'nin oynayacağı ''üst hakemlik'' rolüve Papadopulos'un Annan planında değişiklikler yapılmasını kabul etmesiyle uyuşmadıklarını bildirdi.
NEO yetkilileri, ayrıca yapılacak referandumda dış ülkelerde yaşayan ''Kıbrıslıların'' da oy hakkına sahip olmaları konusunu UlusalKonsey toplantısında gündeme getirdiklerini belirtti.
(aa)
HURRIYET 18/02/2004
De Soto: B planımız yok
Zeynel LÜLE/BRÜKSEL
Yarın Ada'da başlayacak Kıbrıs görüşmeleri öncesinde BM'nin Kıbrıs arabulucusu Alvaro De Soto ve AB Komisyonu Temsilcisi Verheugen Brüksel'de görüştü.
BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, referandumda 'hayır' oyu çıkarsa BM'nin Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili B planı olmadığını söyledi. De Soto, AB Komisyonu Temsilcisi Günter Verheugen ile yaptığı görüşme sonrasında gerçekleşen basın toplantısında, Ada halkının referandumda olumsuz yanıt vermesinin kendileri için sürpriz olacağını da söyledi. De Soto 'Uzun yıllar ayrı yaşayan ve bu durumdan hoşn
ut olmayan toplumların olumlu cevap vereceğine inanıyoruz. Reddederlerse B planımız yok. Anlaşma olursa liderlerin halkı ikna etmek için elinden geleni yapacağını düşünüyoruz' dedi.
De Soto ile görüşmesinden sonra Verheugen ise, AB'nin 'kurumsal' olarak görüşmeye müdahil olmayı reddettiğini belirtti ve 'Ortaya çıkacak olan anlaşmayı AB müktesebatına uyumlu hale getireceğiz' sözünü verdi. Verheugen AB'nin zaten dolaylı olarak görüşmelerde hazır bulunduğunu, hukuki uzmanların Kıbrıs'ta olacaklarını belirtti ve AB'nin yardımının teknik düzeyde olacağını vurguladı.
New York'ta kaydedilen son gelişmeler hakkında De Soto'nun kendilerini bilgilendirdiğini söyleyen Verheugen, BM çabalarına tam destek vermeyi sürdürdüklerini, dar bir takvim çerçevesinde atılması gereken adımlar olduğunu ifade etti ve sorunun 1 Mayıs'tan önce çözülmesini istediklerini tekrarladı.
DE SOTO GELDİ
Lefkoşa'da yarın başlayacak müzakerelere BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ı temsilen katılmak üzere dün akşam Ada'ya giden Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, bugün KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ile ayrı ayrı görüşecek.
De Soto'nun, Denktaş ve Papadopulos ile yapacağı değerlendirmelerden sonra müzakerelerin takvimi ve metodu belirlenecek. Söz konusu görüşmelerde, yarın yapılacak ilk toplantının saati de belli olacak.
HURRIYET 18/02/2004
KKTC Meclisi olağanüstü toplandı
KKTC Cumhuriyet Meclisi, saat 10.40'ta olağanüstü toplandı.
Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında toplanan meclis, hükümet tarafından gelişmeler hakkında bilgilendirilecek.
Hükümetin çağrısıyla toplanan mecliste, milletvekillerine, New York'ta yapılan Kıbrıs görüşmeleri ve müzakerelere yönelik hazırlıklar hakkında bilgi verilecek. Toplantı, Başbakanlığın önergesi üzerine basına kapalı yapılıyor.
HURRIYET 18/02/2004
Avrupa'dan ilk olumlu mesaj
Verheugen: Kıbrıs müzakereleri iyi giderse, mart ve haziranda yapılacak AB zirvelerinde Türkiye'ye sıcak mesajlar gönderilecek
18/02/2004 RADIKAL
GÜVEN ÖZALP
BRÜKSEL - New York'ta varılan mutabakat uyarınca Kıbrıs'ta tarafların Annan Planı temelinde 1 Mayıs'a dek çözüm şiarıyla yarın müzakerelere başlaması öncesi, BM-AB trafiği yaşandı. Dün BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun görüştüğü Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs'taki gelişmeler olumlu giderse, mart ve haziranda yapılacak AB zirvelerinde Türkiye'ye sıcak mesajlar verileceğine işaret etti. De Soto ise iki tarafta yapılacak referandumlarda planın reddedilmesinin 'trajik' olacağı uyarısını yaptı.
Merkel'e tepki gösterdi
Verheugen, Kıbrıs'la ilgili olarak Türkiye'yi "Açılım sağlanmasında, AB'nin Türkiye'yle ilişkileri belirgin biçimde geliştirmesinin önemli katkısı oldu. Türk hükümetinin cesaretini ve kararlılığını, Türkiye'nin New York'taki görüşmelerde oynadığı rolü takdir ediyorum" diye övdü. Kıbrıs'taki olumlu rolünün Türkiye'nin AB'yle üyelik müzakerelerine başlama çabasına yardımı dokunması gerektiğini söyleyen Verheugen, Alman ana muhalefet lideri Angela Merkel'in Türkiye'ye 'imtiyazlı ortaklık' önerisi için "Pek bir şey sunmuyor" dedi.
AB hükümetlerinin, ekimdeki ilerleme raporunda insan hakları ve demokrasi kriterlerini yerine getirdiğini belirlerse Türkiye'yle müzakerelere başlama kararı aldığını hatırlatan Verheugen, Merkel'e, "Türkiye'yle zaten özel bir ilişki var. Türkiye, AB'ye üye olmadan gümrük birliğine sahip olan tek ülke. Türkiye'ye verilen üyelik perspektifi ciddidir" diye tepki gösterdi. Bunun defalarca teyit edildiğini ve AB liderlerinin bu tutumlarında bir değişiklik sezmediğini belirten Verheugen, bir soru üzerine, "Hırsla sürdürülen reform çabaları ve Kıbrıs belirleyici olacak. Gelişmelere göre yapacağımız değerlendirmelerde, mart ve ondan sonraki zirvede Türkiye'ye mesaj vereceğiz. Ancak nihai karar aralıkta. Takvimi koruyoruz" dedi.
De Soto ise Kıbrıs'taki müzakereler sonrası iki tarafta eşzamanlı referandumlardan olumlu sonuç çıkmasının önemine dikkak çekti: "Son oyunu oynuyoruz. Referandumlarda hayır denirse ne uygulanacak bir B planı ne de sonraki gelişmelere dair senaryo var." BM temsilcisi, "Ama Kıbrıs'taki toplumların bu fırsatı iyi değerlendireceklerinden, liderlerin de evet çıkması için ellerinden geleni yapacaklarından eminiz" temennisinde bulundu.
'AB rolünden memnun'
De Soto'nun, AB'nin kurumsal olarak müzakerelere doğrudan katılımının söz konusu olmadığını belirtmesine koşut olarak, Verheugen de "AB, Kıbrıs'ta kendisine verilen rolden memnun. Komisyon müzakerelere doğrudan taraf olarak değil, yardımcı olarak katılacak. Biz süreçte vardık, var olmaya da devam edeceğiz. Varlığımız yeterince güçlü ve yeterli" dedi.
De Soto, dün akşam Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'yle görüşmesinin ardından, BM'nin kalabalık çalışma grubuyla birlikte adaya hareket etti. BM temsilcisinin bugün KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la yapacağı görüşmelerin ardından, müzakerelerin takvimi, metodu ve yarınki ilk toplantının saati belirlenecek. Bugün adaya gelecek olan Verheugen de müzakerelerin ilk toplantısına katılacak. Müzakerelerde adada hazır bulunacak Avrupa Komisyonu'nun dört ila altı kişilik uzman heyeti, Annan Planı'nın ekonomik ve hukuki yanlarını ele alacak ve teknik komite çalışmalarına katılacak. Verheugen 8 Mart'ta da Türkiye'ye gelecek.
Müzakeredeki tehlikeli noktalar
Murat Yetkin
Garantör ülkelerin referandum sonucunu peşinen onaylaması şartı sıkıntı yaratıyor
18/02/2004 RADIKAL
Dün Meclis'teki Kıbrıs görüşmelerinin başlamasından az önce AB Genişleme Sorumlusu Günther Verheugen tarafından yapılan bir açıklama, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki çıkışının Avrupa'da da değişim işaretlerine yol açtığını gösteriyordu. Verheugen, Kıbrıs'ta işler iyi giderse, Türkiye'ye müzakere tarihi verileceğini
ve bunun da Aralık 2004'e kalmayacağını söylüyordu.
Diplomatik kaynaklardan sızdığı kadarıyla, Verheugen'inki boş bir vaat olmayabilir, gizli bir kararı yansıtıyor olabilir. Kaynaklara göre, bu sözlerin altında geçtiğimiz hafta, New York'ta Kıbrıs görüşmelerinin sürdüğü sırada Almanya Şansölyesi Gerhard Schröeder, Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Verheugen arasında yapılan üçlü bir görüşme bulunuyor. Görüşmeye o kadar önem veriliyor ki, ne başka bir diplomat ve ne de tercüman alınıyor. Tercümeleri, gerektiğinde Verheugen yapıyor. (Bu arada Verheugen'in işe gelmeyen sözlerini 'Ne olacak, bir memur' diye küçümseyenlere de sormalı: Milletvekili değil diye, Dışişleri Bakanı Colin Powell'ı da 'memur' diye dikkate almamak mı lazım?)
Bu görüşmede Kıbrıs ve Türkiye ele alınıyor. Ve Kıbrıs'ta işlerin iyi gitmesi durumunda Türkiye'ye müzakere tarihinin, yıl sonu beklenmeden verilmesi konuşuluyor. İşleri iyi gitmesinden iki kasıt var.
Birincisi, 1 Mayıs'a kadar Kıbrıs'ta Annan Planı çerçevesinde çözüm bulunması. İkincisi de, görüşmelerin Rum tarafının tutumu nedeniyle çökmesi.
Yine de perşembe günü yeniden başlayacak görüşmelerin önünde ciddi iki tehlikenin bulunduğu anlaşılıyor.
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Eric Edelman ve İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Peter Westmacott'un pazartesi günü Dışişleri Bakanlığı'ndaki durum değerlendirme toplantılarında da gündeme gelen bu konuların ciddiyeti, ne Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, ne de Dışişleri Bakanı Gül'ün dün Meclis'teki konuşmalarında bunlara hiç değinmemesinden belli.
Bunlardan birincisi, üç garantör ülke, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin
21 Nisan'da yapılacak referandumlardan önce, 9 Nisan'da referandumlardan çıkacak sonucu peşinen kabul ettiklerini açıklamaları. Ve bu konudaki iç yasal gereklilikleri de 10 Nisan'a dek tamamlamış olmaları. Diplomatlar, yasal engeller nedeniyle bu sorunun BM Genel Sekreteri Annan tarafından da yeniden ele alınması gerektiğini düşünüyor.
İkinci konu ise, Adada varılacak anlaşmanın AB hukukuna kendiliğinden uygun sayılacağı yönünde verilen güvencedeki boşluklar. Bu boşlukların doldurulmaması halinde, Rum tarafının Annan zeminindeki anlaşmayı kısa sürede açılacak davalarla geçersiz kılabileceği öne sürülüyor.
AKP ve CHP'nin tutumları
Peki dün TBMM'de yapılan Kıbrıs görüşmelerinde bu konular tartışılıp bunlara mı çözüm arandı?
Hayır.
CHP'nin talebiyle dün Meclis'te yapılan Kıbrıs görüşmeleri kamuoyunun bilgi dağarcığına fazla bir şey katmadı. Zaten Kıbrıs'ta perşembe günü devam edilecek görüşmeler öncesinde ayrıntılı bilgi açıklanmasını beklemek belki yanlıştı. Neticede, hiçbir hükümet kritik bir müzakere süreci öncesi elini karşı tarafa açma anlamına gelecek nitelikteki bilgileri kamuoyuna açıklamak istemez.
Dışişleri Bakanı Gül de Genel Kurul sunumunda bu durumun altını çizdi.
Ancak gerek Genel Kurul'daki tartışmalar, gerekse bu görüşme öncesinde Başbakan Tayyip Erdoğan'ın AKP, CHP lideri Deniz Baykal'ın da kendi parti grubunda yaptığı konuşmalar başka bir hususun netleşmesini sağladı: O da AKP'nin Kıbrıs'ta mevcut koşullarla çözüm aranmasını Türkiye'nin yararına, CHP'nin de zararına gördüğüdür.
CHP'nin dünkü Meclis etkinliğinde tuhaf bir yan vardı. O da CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen'in hükümetin 23 Ocak'taki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında (ki doğal olarak o toplantıda CHP yoktu) Kıbrıs'ta konuşulanların dışına çıkmasından üzüntü duyduğunu söylemesiydi. Öymen'in bu çıkışlarının Kıbrıs'ta çözüm ve Türkiye'nin AB üyeliğinden yana CHP taban ve Meclis grubunda tepkiye yol açmasına, bu tepkinin Baykal'ı geçen pazar günkü Merkez Yürütme Kurulu toplantısında partilileri uyarmak zorunda bırakmasına şaşmamak lazım.
AB müktesebatı ve Annan Planı
Gündüz Aktan
18/02/2004 RADIKAL
Yaklaşık bir hafta önce Yunan meclisi AB'nin 10 yeni ülkesinin 'Giriş Antlaşması'nı onaylarken Simitis, Kıbrıs sorununu AB müktesebatının çözeceğini söyledi. Annan'ın 4 Şubat tarihli davet mektubunun alınması üzerine Papadopulos da, müzakereleri 'Annan Planı ve AB müktesebatı' çerçevesinde yapacaklarını ilan etti.
Rum-Yunan tarafı AB müktesebatına
atıfla ne demek istiyor?
Hatırlanacağı üzere, birkaç ay önce Atina'da katıldığım bir toplantıda dağıtılan Pacis adlı stratejik çalışmalar dergisinde, Annan Planı'nda Kıbrıs Türkleri lehine oluşturulan ve 'derogation' denen özel koruma önlemlerinin AB müktesebatı tarafından yok edileceğinin ve Kıbrıs'ın tümünün Rum hâkimiyetine gireceğinin yazıldığına değinmiştim.
Bu 'derogation'lar, özetle, kuzeye geçecek Rumların sayısına konulan tavan, Rumlara iade edilecek emlakın belli yüzdelerle sınırlanması, Türk oluşturucu devletine yerleşecek Rumların federal seçimlere güneyden girmeleri ve önemli kararların alınmasında bakanlar konseyiyle Senato'da gerekli asgari Türk üye sayısı gibi konularla ilgili. Türkleri korumayı amaçlayan bu hükümler, özgürlüklerin sınırsız olması üzerine oturan AB müktesebatına aykırı nitelikte.
Rum-Yunan tarafı, Annan Planı'nın müktesebata uygun olmasını savunmakla aslında kuzeye geçecek Rumların sayısının sınırlanmaması; bunların mal ve mülklerinin tümüne sahip olmaları; kuzeyde yerleşecek Rumların siyasi haklarını orada kullanmaları; yürütme ve yasamanın Rum basit çoğunluğunca yönetilmesini istiyor. Yani 1963'te Türklere karşı şiddet kullanarak ulaşamadıkları amaçlarını, Annan Planı'nı müktesebata uydurarak sağlamaya çalışıyorlar. Buna da müzakerelere iyi niyetle katılmak diyorlar.
Bizim medyamız da, o sonsuz bilgisiyle, Annan Planı'ndaki 'accommodate' kelimesinin geçtiği cümleyi, 'Annan Planı'nı AB müktesebatına uyarlamak' şeklinde tercüme edip, bu iddiaya istemeden hizmet ediyor.
Aslında Annan Planı'nda Türkler lehine konulan sayıca az ve önemce göreli hükümlerin müktesebat tarafından yok edilmesini engellemeyi öngören hukuki mekanizmalar zaten yetersiz.
Belki de Rum-Yunan tarafı bu durumdan cesaret alıyor.
İlk olarak, plan metninde çözümün 'AB'nin üzerine bina edildiği temel ilkelere aykırı olmaması gerektiği' hükmü var ki, bu istisnai hükümlerin Lüksemburg Adalet Divanı'na (ABAD) götürülüp ilga edilmesine imkân verir nitelikte. Bu ihtimali önlemek için Annan Planı'ndan bu hükmün çıkarılması lazım.
İkinci olarak, AB tarafından kabul edilmek üzere Annan Planı'na eklenen protokol, planın ana metninde yer alan istisnai hükümlerin hepsini içermiyor. Bu protokolün tüm istisnaları çok daha bağlayıcı bir dille belirtmesini sağlayacak şekilde tadili lazım.
Ama en önemlisi Annan Planı'nın, referandumda kabul edildikten sonra, AB müktesebatı içine ilksel mevzuat (primary law) olarak sokulması. Bunun için Annan planındaki 'Kurucu Anlaşma ve eklerinin (Federal Anayasa, federal yasalar, işbirliği anlaşmaları, harita ve emlak bölümü)' referandumda kabulünden sonra, Kıbrıs dahil 10 yeni ülkeye ilişkin 'Giriş Antlaşması'nın ekinde 15 AB üyesi ülkenin parlamentolarında onaylanması gerekiyordu. Ancak çözüm gecikerek bugüne kaldığından, yeni üyelerin 'Giriş
Antlaşması', ekinde Kıbrıs'a ilişkin 'Kurucu Anlaşma' olmadan üye ülke parlamentolarında onaylandı.
AB Selanik zirvesi kabul ettiği 10 sayılı protokolde Kıbrıs'ta çözüme ilişkin 'Kurucu Anlaşma'nın AB Konseyi'nin bir kararıyla müktesebata sokulmasını, bir çıkış yolu olarak öngörüyor. Bu durumda 'Kurucu Anlaşma' AB ilksel hukuku olamayacağından, ileride müktesebat tarafından yok edilmesinin yolu da açılmış olacak.
Şimdi tek yol, referandum sonucu kabul edilen 'Kurucu Anlaşma'nın, üye ülkelerin parlamentoları tarafından ayrıca onaylanması olacak. Bu ise yaklaşık iki yıl alacak bir süreç demek. Yani her şey 1 Mayıs'a kadar bitse bile, Kıbrıs Türklerinin AB'ye katılımı hemen gerçekleşmeyebilecek.
Denebilir ki, 'Sorunu geçen yıl çözseydik şimdi bu sorunla karşılaşmayacaktık'. Doğru, Kofi Annan, 10-11 Mart 2003 tarihlerinde, planın son versiyonunu müzakere ettirmeden kabul ettirmeye çalışmasaydı, bunlar başımıza gelmeyecekti.
Belki AB hukukçuları buna mucizevi bir çare bulabilirler.
'Kıbrıs yolu zorlu'
Başbakan Erdoğan: Türkiye'de çözümsüzlükten medet umma dönemi Kıbrıs'ta atılan tarihi adımla tamamen kapandı. Şimdi, aktif bir dış politika kimliğini hayata geçirmenin tam sırası
18/02/2004RADIKAL
RADİKAL
- ANKARA - Başbakan Tayyip Erdoğan, dün partisinin grup toplantısında Kıbrıs'la ilgili gelişmeleri değerlendirdi. 'Şöyle zafer elde ettik, böyle zafer elde ettik' demenin yanlış olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
Meyvesini verdi: Uzun zamandır süren hazırlıklar meyvesini verdi ve New York'taki müzakerelerde uzlaşma zemini yakalandı. Bu tarihi adımla birlikte, adada adil ve kalıcı çözümü gerçekleştirecek süreç de başlamış olacak.
10 Şubat'tan itibaren gerçekçi ve dikkatli yönetilmesi gereken yeni bir sürece girdik. Yeni müzakere için aynı hassasiyetle hazırlanacağız. Kıbrıs bizim milli davamızdır ve bu gerçeğin gerektirdiği azami dikkati gösteriyoruz.
Ortak hareket: New York müzakerelerinde Türk tarafı, dünyanın hayranlığını kazanan bir diplomasi performansı ortaya koydu. Bunda, gerek devletin bütün kurumlarının gerekse KKTC Cumhurbaşkanı ve hükümetinin ortak kararlılık ve anlayışla hareket etmesinin büyük rolü var. Bundan dolayı Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, KKTC hükümeti, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Müsteşar Uğur Ziyal ve Dışişleri Bakanlığı mensuplarına teşekkür ediyorum.
Anlaşılmayan noktalar: 29 Mart'a kadar hâlâ çözülmemiş konu kalması halinde BM Genel Sekreteri Annan kendi yetkisini kullanarak metni finale kavuşturacak, metin her iki tarafta 21 Nisan'da ayrı ayrı referandumla iki halkın onayına sunulacak. 1 Mayıs'a kadar anlaşmayı hedefleyen bu yöntem Türk tarafınca geliştirilmiş bir mekanizmadır.
Yapıcı destek sürecek: Türkiye ve KKTC, Annan'a yapıcı desteğini sürdürecek. Adada kalıcı bir barış için temel hedef, iki tarafı da tatmin eden bir çözümün elde edilmesi olmalı. Uluslararası camiadan beklentimiz, Rum-Yunan tarafını daha yapıcı olmaya teşvik etmek ve Kıbrıs Türk tarafının yapıcı adımlarını desteklemektir.
Altın sayfa: Bu büyük gelişme, Türk diplomasisinin altın sayfaları arasına yazılacak. Onun için yapılanları, 'Şöyle zafer elde edildi, böyle zafer elde edildi' diye konuşmak yersizdir, yanlıştır. Henüz sonuçlanmış olmasa da Kıbrıs Türk tarafının düne göre bugün çok daha iyi bir noktada olduğu ve elini bundan önce hiç olmadığı kadar güçlendirdiği aşikârdır. Mmasada hep bir adım önde olma stratejimizi başarıyla uyguladık.
Siyaset çözüm sanatı: Türkiye'de çözümsüzlükten medet umma dönemi bu tarihi adımla tamamen kapandı. Şimdi, meselelerin üzerine gitmede irade koyma cesaretini gösteren aktif bir dış politika kimliğini hayata geçirmenin tam sırası. Yeter ki, her meselenin bir çözümü olduğuna ve ülkemiz için çözümlerin çözümsüzlüklerden çok daha yararlı olduğuna devlet ve millet olarak inanalım.
Çünkü siyaset çözümsüzlük değil, çözüm sanatıdır. Bu konuda provokatif, kasıtlı ve ufuksuz zihniyetlerin etkisi altında kalarak yönümüzü kaybetmememiz gerekir. Türkiye'nin dinamiklerine sonuna kadar güvenmek ve devletin kurumları arasındaki uyum ve işbirliğini geliştirmek suretiyle kronikleşmiş bütün iç ve dış sorun-ların rahatlıkla çözülebileceği bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Taviz yaygarası: Sürdürdüğümüz çetin müzakere diplomasisi-ni 'Kıbrıs'ta taviz veriyorlar' yaygaralarıyla karalamak isteyenler de çıkabilir. Gerçek bu kadar ortadayken, siyaseten söyleyecek sözü kalmayanların tek dayanağı kara çalma stratejileri olacaktır.
Tarihi sorunda kritik bir kavşak dönülür, devletin tüm kurumları ve KKTC yetkilileri arasında tam bir mutabakatla müzakereler sürdürülürken, etrafı toza dumana bulamaya çalışanlar, ne yazık ki kendi siyasi varlıklarını yaraladı.
Hedef kurucu üyelik
Erdoğan, önceki gece Kanal D'de yayımlanan 'Teke Tek' programında ise, Kıbrıs'taki müzakerelerle ilgili olarak şu andaki hedeflerinin 'KKTC'nin kurucu üyeliği olduğunu' açıkladı. Erdoğan, "Acaba KKTC, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nde kurucu devlet hüviyetini yakalayabilecek mi? Bunu nasıl başarırız diye düşünüyoruz" dedi.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nde iki kesimin eşit ifade edilmesi gerektiğini söyledi. Tarafların anlaşamaması durumunda Türkiye ve Yunanistan'ın devreye gireceğini belirten Erdoğan, "Onlar da tamamlayamazsa Annan'ın dediği olacak" diye konuştu.
Gül'den Kıbrıs garantisi
Gül, Türkiye'nin Kıbrıs'taki 'kırmızı çizgileri'ni açıkladı: Adada iki kesimliliğin güçlendirilmesi, Türkiye'nin garantörlüğünün devam etmesi ve girişli çıkışlı haritanın daha düz hale getirilmesi
18/02/2004 RADIKAL
RADİKAL
- ANKARA - Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin Kıbrıs'taki 'kırmızı çizgilerini' açıklayarak, muhalefete garanti verdi.
TBMM Genel Kurulu'nda dün CHP'nin Kıbrıs konusunda verdiği genel görüşmenin
öngörüşmesi yapıldı. Gül, Kıbrıs sorununun adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüme kavuşturulması için çaba sarfettiklerini söyledi. Dışişleri Bakanı mayısta Rum kesiminin AB'ye tam üyeliğinin engellenemeyeceğini görünce bunun getireceği olumsuzlukları değerlendirdiklerini vurguladı.
'Asıl tehlikeye dikkat'
Rum tarafının tam üye olması halinde Türkiye'nin tanımadığı bir ülkenin AB üyesi olacağını vurgulayan Gül, şöyle konuştu:
"Ya bütün beklentilerimizi bırakacağız, ya da AB ile ilişkilerimize devam edeceğiz. Gün gelecek AB'nin başkanı Rum olacak. Gün gelecek Avrupa savunma ve güvenlik politikasında Rum ve Türk askeri beraber olacak. Bütün bunlar bazı sorunları da ortaya çıkaracaktı. Asıl tehlike Rum tarafının tek taraflı AB'ye girmesi, Türk kesiminin de eritilmesi çabaları olacaktı. Bunu Simitis de açıklamıştır. 'Enosis gerçekleşiyor' demiştir."
'Türk-Yunan dengesi korunmalı'
"Adada Türk-Yunan dengesi korunmalı" diyen Gül, MGK'da alınan karar doğrultusunda KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'la da çözüm konusunda görüş birliğine varıldığını, New York'ta yapılan müzakerelerde Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüm konusundaki siyasi iradesinin yansıtıldığını ifade etti.
New York'taki görüşmelere gidilmeden önce Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur Ziyal tarafından muhalefete bilgi verildiğini belirten Gül, temasların bundan sonra da süreceğini söyledi. Gül şöyle devam etti:
"İşin zor safhası asıl bundan sonra başlayacaktır. Bu müzakere safhasıdır. Planın üzerinde kabul edebileceğimiz değişikliklerin yapılıp yapılmayacağı bu sürede ortaya çıkacaktır. Bütün bu çalışmalarda sayın Denktaş tarihi bir rol oynamıştır. KKTC ve Türkiye'yi düşünerek büyük bir sorumluluk içinde hareket etmiştir. Rum tarafı ve uluslararası camia da şaşırmıştır."
Gül, çözümsüzlüğü çözüm olarak görenlere de seslenirken, "O zaman şunu düşünsünler: Eğer anlaşma olmazsa takvim KKTC ve Türkiye'nin lehine mi olacak, aleyhine mi olacak. Bunu değerlendirmemiz lazım. Bunu derken de kabul etmeyeceğimiz şeylere evet diyeceğimiz anlamı çıkmamalıdır. Ama bir gerçek vardır. Kıbrıs Rum treni kalkmış gidiyor" diye konuştu.
Öymen
: Taahhütler başka
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ise, Gül'ün yaptığı açıklamaların Kıbrıs konusundaki kaygılarını azaltmayıp artırdığını söyledi. Türkiye'nin Kıbrıs politikasının Çankaya zirvesinde ve daha sonra MGK'da değerlendirildiğini ve çözümün Kıbrıs'ın gerçeklerinden hareket edilerek bulunacağının açıklandığını vurgulayan Öymen, "MGK bir danışma organıdır ama kanarya sevenler derneği de değildir. MGK'nın danışma kurulu olması, bu açıklamanın değerini azaltmamaktadır" dedi.
'Sokağa çıkamazsınız'
Başbakan Erdoğan'ın Davos'ta Ankara'da kamuoyuna açıklananlardan başka taahhütler altına girdiğini anlatan Öymen, Annan Planı'na dair eleştirilerini sıraladı. Öymen, Türkiye'nin anlaşmaya onayını 21 Nisan tarihinde yapılacak referandumdan önce, 9 Nisan'a kadar bildirme zorunluluğunu eleştirdi. Öymen, bunun hukuken mümkün olmadığını belirterek,
"Yoksa amaç TBMM'den karar çıkararak Kıbrıs Türklerini etki altına almak mıdır" diye konuştu.
"Biz olsaydık sizin yaptığınızı yapmazdık" diyen Öymen, Kıbrıs'ın tek başına AB üyeliğinin uluslararası anlaşmalara aykırı olduğunun BM'ye kabul ettirilmemesini eksiklik olarak nitelendirdi. Türkiye'nin Kıbrıs Rum kesiminin füze yerleştirmesini, yürüttüğü diplomasiyle tek bir kurşun sıkmadan önlediğini anımsatan Öymen, "İşte bu devlet politikasıdır" dedi. CHP'nin statükocu olarak nitelendirilmesini de eleştiren Öymen, "Statükoyu değiştirmeyi herkes ister. Ama kendi lehine. Statükodan daha kötüsü, aleyhe bozmaktır" diye konuştu. Öymen, "Girit'i kaybettiğimiz gibi Kıbrıs'ı da kaybederseniz sokağa çıkamazsınız" dedi.
Gül: Bir tek savaş açmadık
Öymen'den sonra kürsüye yeniden gelen Gül, adada kıran kırana müzakereler olacağını, plan üzerinde değişiklikler yapılacağını belirterek, nihai metnin beğenilmezse, referandum veya TBMM'de kabul edilmeyeceğinin altını çizdi. Gül, Öymen'in AKP iktidarının gerekenleri yapmadığına ilişkin eleştirilerine de, "Yapmadığımız tek şey savaş ilan etmekti. Siz olsaydınız
bunu yapar mıydınız?" diye yanıt verdi.
Yakış, CHP'yi eleştirdi
Sözlerine CHP'li Onur Öymen'i eleştirerek başlayan AKP'li Yaşar Yakış ise, Annan Planı'nın reddedilmesi halinde ne Türkiye ne de KKTC'nin batacağını belirterek, "Ama süreç çok daha zor bir duruma girecektir. Biz de kolay yolu seçip sorunu zamana bırakmış olsaydık, ancak bundan sonraki kuşaklara daha zor bir çözüm bırakmış olacaktık" dedi.
Konuşmaların ardından yapılan oylamada Kıbrıs konusunda genel görüşme açılması AKP'lilerin oylarıyla reddedildi.
Baykal: Maksat bizi ikna etmek
Hükümeti Osmanlı'nın son dönemindeki gibi 'teslimiyetçi' tavırlar sergilemekle suçlayan Baykal, 'AKP Annan Planı konusunda Annan'ı değil Türkiye'yi ikna etmeye çalışıyor' dedi
18/02/2004 RADIKAL
RADİKAL
- ANKARA - CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Kıbrıs konusunda AKP'yi
'teslimiyet' içinde olmakla suçlayarak, "Hükümet, Annan Planı konusunda ne Papadopulos'u, ne Yunan hükümetini, ne de Annan'ı ikna etme peşinde değil. Onlar Türkiye'yi ikna etmeye çalışıyor" dedi. Parti grubundaki konuşmasının
büyük bir bölümünü Kıbrıs'a ayıran Baykal, özetle şöyle dedi:
Angaje olduk: Annan Planı temelinde bir çözüme angajeyiz. Bu Türkiye'nin geçmiş dönemde izlediği politikaların tümünün dışındadır. Nedir bunun sakıncası?
Annan Planı, 1974'te ortaya çıkan yeni Kıbrıs gerçeğini değiştirmeyi öngören bir plandır. 1974'te Güney'de olan Türkler Kuzey'de, Kuzey'de olan Rumlar Güney'de toplanmışlardır. 30 yılda Kıbrıs'ta barış, huzur ve istikrar yaşanmıştır. Buradan yola çıkarak bir barış anlaşmasının yapılması en doğru yaklaşım olabilir. Maalesef Annan Planı bunu değiştirmeyi öngörmüştür.
Boyun eğme dönemi: Osmanlı İmparatorluğu'nun gerileme döneminde sadrazamlar, hariciye nazırları daima bu tip yumuşaklıklar sergileyerek, uyumlar ortaya koyup kazanarak bu son dönemi idare etmişlerdir. Bunun bizi getirdiği nokta Milli Mücadele noktasıdır. İçine girdiğimiz yeni dış politika dönemi talimat alma, söz dinleme, uyum sağlama, boyun eğme dönemidir. Bugün Kıbrıs, yarın başkası olacaktır.
Annan'ı değil Türkiye'yi ikna: Türkiye'de 'Bizi AB'ye almazlar' diyenler var. Vehim ve korku yaratmak Türk dış politikasına egemen oldu. Eskiden 'Bu kış komünizm gelecek' gibi tehditlerle politika yürütülürdü. Şimdi bunun yeni senaryoları ortaya çıktı. Bizimkiler ne EOKA'cı Papadopulos'u, ne Annan'ı, ne Yunanistan'ı ikna etme peşindeler, onlar Türkiye'yi ikna etmeye çalışıyorlar. Sonunda 'Şeriatın kestiği parmak acımaz, dünya böyle istiyor' diyecekler.
Gittiğiniz yeri bilin: Annan Planı'nın uygulanması durumunda Kuzey Kıbrıs'ın kapısı yeniden 80 bin Rum'un Kuzey'e yerleşmesine açılacak. Sınır düzeltmesi dolayısıyla 40 bin Türk de yerlerinden ayrılacak. 1974'den sonra Kıbrıs'a yerleşmiş Türklerin bir kısmı da geri gönderilecek.
Bu, Kıbrıs'ın dokusunu değiştirme anlamına gelir. 'Ağzımızın tadını kaçırma, bak bütün dünya bizi alkışlıyor, bize iyi yaptığımızı söylüyor. Bırakın yolumuzda yürüyelim'. Yürüyün kardeşim, yürüyün, ama yürüdüğünüz yerin bu olduğunu da unutmayın.
Kamu yönetimi üzerine
AKP totaliter yaklaşım içinde: Kamu Yönetimi Temel Kanunu ile kamu, devlet, hukuk ve vatandaş kavramlarının yerine, iane, himaye, kollama, cemaatleşme ve teslimiyet kavramları getirilmek istenmektedir. Bu tasarı ile Türkiye'nin idari yapılanması değil siyaseten Türkiye'nin yeniden yapılandırılması öngörülmektedir. Tasarı Genel Kurul'da tam bir kapkaç zihniyeti anlayışı ile ele alınmak isteniyor. Tüm maddelerle ilgili önergeleri hazırlamak otoriter ve totoliter bir yaklaşımdır. Mesele örtbas edilerek tasarı kanunlaştırılmak isteniyor. Bu bir suçluluğun ifadesidir.
'Önce Kıbrıs, sonra Türkiye AB üye
si'
Papandreu, Kıbrıs ziyaretinde Ankara'ya mesaj yolladı: Birleşik Kıbrıs ve Yunanistan, Türkiye'nin AB üyeliği için el ele çalışacak
18/02/2004 RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
LEFKOŞA - Yunanistan'da 7 Mart genel seçimi öncesinde dışişleri bakanlığı görevini devreden Yorgos Papandreu, PASOK partisinin lideri olarak ilk kez Kıbrıs'ı ziyaret ederken, 1 Mayıs'a dek çözümün mümkün olduğunu belirtti. Papandreu, "Bu durumda Birleşik Kıbrıs ile Yunanistan, Türkiye'nin AB
üyeliği için birlikte çalışacak" mesajı verdi.
Papandreu dün, önce Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos ve siyasi parti liderleriyle görüştü. Sonra da Sosyal Reform Derneği'nin, Lefkoşa'da ara bölgedeki Ledra Palas'ta düzenlediği 'Yorgos Papandreu Kıbrıslı Türklerin sesine kulak veriyor' konulu toplantıda Kıbrıslı Türklere "Çözümden sonra da sizin yanınızda olacağız" mesajı verdi.
'Vatanları birdir'
Kıbrıslı Türklere hitabında, Türklerin çözüm sürecindeki rolü nedeniyle AB'den korkmamasını isteyen PASOK lideri, "Kıbrıs vatandaşlarının hakları AB içinde daha iyi korunacak. Kıbrıs yakında bu büyük ailenin parçası olacak" dedi. Papandreu, Yeşil Hat'tın Kıbrıs'ı ayıran çizgi olduğunu, şimdiyse birleşmenin sembolü haline geldiğini belirterek, "Benim böyle bir toplantıda konuşmam birkaç yıl önce düşünülemezdi" vurgusu yaptı.
Kıbrıs'ta çözümü ve AB üyeliğini düşündüğünde, Rumlarla Türkleri hep aklında bulundurduğunu kaydeden Papandreu, "Avrupa, geleceğini 2. Dünya Savaşı, Berlin Duvarı gibi yaralarını sararak kurmuştur. Kıbrıs'ta da yaralar sarılacaktır. Kıbrıslıların, Türk olsun Rum olsun, vatanı birdir" diye konuştu.
Önce Erdoğan'la görüşecek
Papandreu, 7 Mart seçimini kazanırsa ilk icraatlarından birisinin karşılıklı savunma harcamalarının azaltılmasını önermek amacıyla Başbakan Tayyip Erdoğan'la görüşmek olacağını açıkladı. Kıbrıs sorununun çözümü halinde, 2004 Atina Olimpiyat Oyunları'nın meşalesinin, haziranda geçeceği Kıbrıs'ta tüm adayı dolaşmasını isteyen PASOK lideri, "Umarım bu meşale tünelin ucundaki ışığı daha da aydınlatacaktır" ifadesini kullandı.
Papandreu, kampanyası için Girit Adası'nı ziyaretinde BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın kendisini telefonla arayıp 'düşüncelerini aktardığını' söylerken, "Annan, çözüme katkı için elinden geleni yapacağını iletti" dedi.
Kıbrıs sorunu ve ekonomi
Mustafa Aysan
18/02/2004 RADIKAL
Kıbrıs sorunu, 30 yıldır ilk kez çözüme yöneldi. Uzmanlar, bu kez doğru yolda olduğumuzu söylüyorlar. Tarafsız dış politika uzmanlarına göre, varılan nokta, Türkiye için iyidir ve bu sonuç, ülkemizi yönetenlerin, çözüm yolu üzerinde uzlaşmış olmalarıyla elde edilmiştir.Bu kararlılık ve görüş birliğinin, Yunanistan ile tam çözüme ulaşıncaya kadar sürdürülmesini
diliyoruz. Çünkü, yıllar süren çözümsüzlüğün asıl sorumlusu, ülkemiz
yetkilileri arasında bugünkü gibi bir uzlaşma
noktasının bulunamamış olmasıdır. Bundan sonra kesin çözüm, Türk ve Yunan hükümetlerinin de tek çözüm yolunda uzlaşmaya varmasıyla elde edilecektir. Geçmişte, kendi içimizde tek çözüm yolunda anlaşma elde edilemediği için, Yunanistan ile uzlaşmada başarıya ulaşılamamıştır. Öteki sorunlarımızın çözümünde de hiç unutulmamalıdır: Bu konuda çözüm, içimizdeki uzlaşma ile gelmiştir: Bu hiç akıldan çıkarılmamalıdır. Önümüzdeki görüşmeler çetin ve zaman kısıtlıdır. New York görüşmelerinde elde edilen başarının sürdürülmesini bekliyor, emeği geçenleri kutluyor, temsilcilerimize başarılar diliyoruz. Artık bu işi, bitirmeliyiz.
Kaçınılmaz Kıbrıs harekâtının yapıldığı Temmuz 1974'ten beri, ülkedeki siyasal kargaşa yüzünden, sorunun kısa sürede kalıcı çözüme bağlanamamış olması, ülkemiz ekonomisini çok olumsuz etkilemiş, bu yüzden bizler, birkaç yılımızın milli geliri tutarında zarara uğramışızdır. Bu zararın tutarı kesin olarak hesaplanamaz. KKTC'ye her yıl yapılan parasal yardımlar, bu zararın ancak çok küçük bir kısmıdır. Kıbrıs sorununu çözümsüz bırakmamızın 30 yıllık maliyetinin asıl büyük kısmı, bu çözümsüzlük nedeniyle, Kıbrıslı soydaşlarımız ile anavatanın yitirdiği büyük çıkarlardır. Biraz da bu yitirilmiş çıkarlar nedeniyle ülkemiz, son 30 yılda oldukça yüksek faizlerle sürekli borçlanmış ve bu maliyetin önemli bir kısmını da gelecek kuşaklara yüklemiştir. New York görüşmelerini birçoğumuz, nefeslerimizi tutarak izledik; bir olumsuz sonucun ekonomimizi götürebileceği zarar noktaları, birçoğumuza uyku kaçırtmıştır. Korkulanın başımıza gelmemiş olmasına sevinmeliyiz.
Son görüşmelerden önce, çözümsüzlüğü savunanların, bu zararların nasıl karşılanacağı ya da KKTC'nin uzun sürede nasıl yönetilebileceği konusunda önerdikleri bir seçenek yoktu, ama 30 yıldır bu sorun nedeniyle üstlenmek zorunda kaldığımız büyük maliyetin sorumluluğu büyük ölçüde, çözümsüzlüğü savunanlara aittir. Bu konuda yaratılan büyük korkular yüzünden, sorun karşısında kararsız kalan, 'Aman bir yaramazlık çıkmasın da'cı siyasetçilerin de payı büyüktür. Geçmişteki kusurlarımızı unutup, gelecek 50-60 günde bu sorunu kalıcı çözüme bağlamalıyız. Bu arada, çözümsüzlüğü savunanları da çözüm yoluna çekmeye, onlara çözümsüzlüğün büyük zararlarını anlatmaya çalışmalıyız.
Çözümsüzlüğü savunmakta olanlar, Avrupa Birliği'nin, Kıbrıs'ta çözüme ulaşmak için bize şantaj yaptığını öne sürmüşlerdir. Oysa ülkemizin, tüm Kıbrıslılar için kalıcı bir devlet yönetim biçimi kurulması konusunda da sorumluluğu ve büyük çıkarları vardır: AB'ye girmesek de, bu sorunu çözümsüz bırakmanın yüksek maliyetini ödemekte güçlük çekeceğimizi unutmamalıyız.
Kalıcı çözüme ulaştıktan sonra, Yunanistan ve Birleşik Kıbrıs ile yapılacak ekonomik işbirliği projeleriyle bu komşu ülkelerin ve ekonomik ilişkide bulundukları tüm öteki ülkeler için yaratabilecekleri ek kaynaklar ve iş olanakları vardır. Savaş bittikten sonra, Irak'la başlayan ekonomik ilişkilerin, son 5 ayda ekonomimizde yarattığı iyi gelişmeler, komşu ülkelerle aramızda geliştirilebilecek ortak projelerin bize neler sağlayabileceğini göstermiştir. AB ile bu yıl üyeliği görüşmeye başlayabileceğimizi umuyoruz. Ancak bu görüşmelerle birlikte, komşularımızla iyi ekonomik ilişkiler geliştirerek elde edebileceğimiz çıkarların, dünya devletleri arasındaki konumu belirsiz bir KKTC'nin sürdürülmesinden elde edeceğimiz çıkarlarla karşılaştırılamayacak kadar büyük olduğu görülecektir. Kıbrıs görüşmelerini sürdüren insanlarımıza en içten başarı dileklerimizi sunuyoruz.
Referandum sonucuna katlanılacak
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, NTVden canlı yayınlanan Anahtar programında Mithat Bereketin sorularını yanıtladı.
Denktaş, uluslararası baskı sonucu çok kısıtlı bir zamanda görüşme prosedürüne girildiğini, bu süreçte iyi niyetle masaya oturacaklarını söyledi.
New Yorktaki görüşmelerde Annan planı üzerinde tadilat yapılması için kapının açık bırakıldığını belirten Denktaş, Annan planında gördüğümüz tehlikeleri bertaraf edebilecekmiyiz bunu görüşmeler gösterecek dedi.
REFERANDUM SONUCUNA KATLANILACAK
Müzakerelerin şeffaf yapılması gerektiğini v
urgulayan Denktaş, halkın görüşmeler sürecince bilgilendirileceğini söyledi. Kararı halkın vereceğini belirten Denktaş, Referandum sonucuna herkes katlanacak diye konuştu.
Denktaş, görüşmelerde iyi pazarlık yapılması gerektiğini de ifade etti. KKTC Cumhurbaşkanı, Görüşmelerde gerekli tadilatlar temin edilmezse içinde bulunduğumuz durumdan daha kötü bir duruma düşeriz dedi.
ABDE TEMEL YASA KABUL EDİLMELİ
Rum tarafının planı AB normlarına uygun hale getirmek istediğini de kaydeden Denktaş, Türk tarafının iki kesimlilik de dahil olmak üzere istediği bazı özel hakların bu şekilde tehlikeye girebileceğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Denktaş, bu nedenle varılacak anlaşmanın ABde temel yasalar olarak kabul edilmesi gerektiğini vurguladı. Rauf Denktaş, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ve Başbakan yardımcısı Serdar Denktaşla uyum içinde çalıştıklarını da sözlerine ekledi.
HALKIN SESI 18/02/2004
Papandreu: Çözüm adeta kapıda
Yunanistandaki iktidar partisi PASOKun Genel Başkanı Yorgo Papandreu, önceki akşam geldiği adada dün Güney Kıbrıs Rum yetkililerle yaptığı temasların ardından öğle sonu BM kontrolündeki ara bölgeye geçerek Ledra Palace Otelde Kıbrıslı Türk sivil toplum örgüt temsilcileriyle bir araya geldi.
Güney Kıbrısta faaliyet gösteren Sosyal Reform Derneği (OPEK)in organizasyonuyla Yorgo Papandreu Kıbrıslı Türklerin sesine kulak veriyor adı altında gerçekleşen etkinlikte Papandreu, Kıbrıs Türk sivil toplum örgütü temsilcilerine hitap ettikten sonra katılımcılardan gelen çeşitli görüş, yorum v
e soruları dinledi ve cevaben bir konuşma daha yaptı.
KKTC, Türkiye, Rum ve Yunan basınının büyük ilgi gösterdiği etkinliği Yunanistan Büyükelçisi Hristos Panagopulos da izledi.
PAPANDREU: "ÇÖZÜM ADETA KAPIDA"
PASOK Partisi lideri Yorgo Papandreu Kıbrıslı Türk Sivil toplum örgütlere hitap ettiği konuşmasında çözüm adeta kapıda diyerek Kıbrıslı Türklere ve Rumlara ortak vatan için bugüne kadar ortaya koydukları çabalarından dolayı teşekkür etti.
Kıbrıs sorunun çözümünün artık her defakinden daha fazla mümkün olduğunu söyleyen Papandreu, çözüme yakın olduğumuzu görüyorum diyerek bunda Türk-Yunan yakınlaşmasının katkısının inkar edilemeyeceğini belirtti.
YEŞİL HAT SEMBOL
Papandreu yeşil hattın geçmişte Kıbrısı ayıran çizgi olduğunu, bugün ise adayı birleştiren bölge sembolü haline geldiğini belirttiği konuşmasında, Kıbrıs sorunun çözümü yakındır. Bu defa her defakinden çok çözüme yakın bulunuyoruz. Çözüm için bugüne kadar katkıda bulunan herkese teşekkür ederim. Bu noktaya güç ulaşıldı. Kıbrısta a
çılmış yaralar sarılmalıdır ve Kıbrıslı Türkler ile Rumlar bu yaraları sarmaya hazırdırlar dedi.
Papandreu, Kıbrıslı Türklere seslenerek çözüm süreci içinde ABnin de yer almasından korkmamaları gerektiğini savundu ve Kıbrıs sorununun 1 Mayısa kadar çözülmesi halinde Kıbrıslı Türklerin de Avrupa Birliği vatandaşı olacağını, onların da Avrupa Birliği ailesinin bireyleri olacaklarını ve bu şekilde de ABnin verdiği haklardan yararlanacaklarını kaydetti.
Papandreu, Birleşik Kıbrısın üyeliğinin ardından, Türkiyeye yardımcı olup ABye girmesini sağlayacaklarının da sözünü verdi.
FIRSATI YAKALAMAK GEREKİYOR
New York görüşmelerinden çıkan müzakerelerin başlaması yönündeki kararın ardından gidişatın önümüzdeki haftalarda belli olacağını ifade eden Papandreu Ama bu fırsatı yakalamak gerekiyor dedi ve çözümle birlikte Birleşik Kıbrısın AB üyeliğinin sadece Kıbrıs Türk ve Rumların değil Türkiye ile Yunanistanın da menfaatine olacağının altını çizdi. Böylelikle bölgenin de istikrar bölgesi olacağını ve diğer s
orunlarla da ilgilenme olanağı bulabileceklerini belirten Papandreu, Kıbrıs sorunun çözümü ada insanının umutlarının çok üstünde neticeleneceğini söyleyebilirim şeklinde konuştu.
Papandreu, sivil toplum örgütlerinin çalışmalarından övgüyle söz ettiği konuşmasında, verdikleri mücadeleyle iki toplum arasında yalnız iletişim değil ortak bir geleceğin olabileceğini de gösterdiklerini söyledi.
EBEDİ DÜŞMAN OLAMAYIZ
Papandreu yapılanları kötülemenin ve Kıbrısı kaderine terk etmenin kolay olduğunu kaydederek sonsuza kadar düşman olamayız şeklinde konuştu.
İnsanlık olarak ileri gitmek için zihniyetlerin değişmesi gerektiğini belirten Papandreu, ortak gelecek için Kıbrıslıların birlikte çalışmasının gerekliliğine işaret etti ve samimiyetle yürüttüğü çalışmaların yeni bir geleceğin şekillenmesine katkı sağlayacağına yönelik görüşünü dile getirdi.
Yunanistan olarak Türkiyenin AB perspektifinden yana olduklarını da kaydeden Papandreu, Kıbrıs konusunun belirleyici olacağını vurguladı ve Türkiyenin gerekli adımları atması halinde AB sürecinin olumlu sonuçlanacağı fikrinde olduğunu söyledi.
Papandreu, adanın birleşik Kıbrıs olarak AB içerisinde yer almasının Türkiye ve Kıbrısın güvenliği açısından da önem taşıdığını ifade ederek, bunun Türkiyenin üyelik sürecine de katkı koyacağını, ayrıca Türkçenin de ABın resmi dili olacağını vurguladı.
ABdeki farklı kültürlerin korku değil zenginlik yaratacağını kaydeden Papandreu, bu farklılığın bilimsel ve ekonomik gelişmelere dahi katkı sağlayacağını belirtti.
Papandreunun temasları
Yunanistan PASOK partisi Genel Başkanı ve Dışişleri eski Bakanı Yorgo Papandreu, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulosla görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada ABnin temel ilkelerinin her ülke için değişmez olduğunu vurgulayarak Papadopulos ile gerçekleştirdiği görüşmeden dolayı memnuniyetini dile getirdi.
Papandreu, Annan ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve Genel Sekreterin kendisinden düzenli aralıklarla görüşmelerini istediğini doğrulayarak, ABnin bundan sonra Kıbrıs sorununun çözümü çabalarına özlü katılımıyla olumlu bir gelişmeden söz edebiliriz. ABnin ilkeleri her ülke için değişmezdir dedi.
Bu görüşmenin ardından Papandreu Rum Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ile bir araya geldi ve Kıbrıs konusundaki gelişmeler hakkında görüş alış verişinde bulundu.
HALKIN SESI 18/02/2004
İlk görüşme yarın
BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto gözetiminde perşembe günü Lefkoşada başlayacak Kıbrıs müzakere sürecine yönelik hazırlıklar tüm taraflarda yoğun bir şekilde devam ederken, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş yoğun bir çalışma içerisinde olduklarını söyledi.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, müzakerelerin şeklinin, gündeminin ve müzakere heyetinin bugün saat 16.00da BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto ile yapılacak görüşmede netleşeceğini belirtti.
Bu arada, müzakere sürecinde liderlerle birlikte yoğun bir çalışmaya hazırlanan teknik komitelerin üyeleri de netleşmeye başladı. Bugün BM Genel Sekreterliğine bildirilecek komite üyelerinin bazıları fiilen çalışmaya başladılar bile.
İlk aşamada oluşturulacak ve perşembe günü müzakere süreciyle birlikte çalışmaya başlayacak 3 ayrı komite, uluslararası anlaşmalar, federal yasalar ve ekonomi-finans konularında çalışma yapacak. Bu 3 komiteye ek olarak şubat sonunda bayrak ve marş konularında çalışma yapacak 4üncü bir komite daha faaliyete geçecek.
Edinilen bilgilere göre Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığının koordinasyonuyla komite üyelerinin belirlenmesi konusunda son aşamaya gelinmiş durumda. Bazı üyeler kendi ilgi alanlarına göre çalışmaya başlarken, konuyla ilgili açıklamanın üyelerin tamamının belirlenmesinden sonra akşam saatlerinde yapılması bekleniyor.
Türkiye Dışişleri Bakanlığından bir heyet de önümüzdeki günlerde adaya gelecek. Dışişleri Bakanlığı İkili Siyasi İşler Genel Müdürü Ertuğrul Apakan başkanlığındaki heyette, New-York müzakere sürecine katılan Büyükelçi Deniz Bölükbaşının da bulunacağı belirtiliyor.
TC Dışişleri heyetinin, müzakerelere start verilmesinin ardından zaman zaman Adada kalacağı belirtilirken, New-York müzakere sürecinde etkin rol oynayan Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyalin de müzakerelerin son aşamasına doğru Kıbrısa gelebileceği edinilen bilgiler arasında.
(tak)
YENIDUZEN 18/02/2004
Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer: Müzakereler olumlu bir sonuca ulaşmalı
Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Kıbrıs'ta başlayacak müzakerelerin Türkiye ve KKTC'nin ulusal çıkarlarını sağlayacak olumlu bir sonuca ulaşmasının herkesin dileği olduğunu belirtti.
AA'nın haberine göre Cumhurbaşkanı Sezer, İran'a hareketinden önce Esenboğa Havaalanı'nda gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Sezer, Kıbrıs konusuna değinirken, Türkiye'nin, adadaki soruna kalıcı bir çözümün bulunması için New York'taki görüşmelerde bu dileğini bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi.
Sezer, 13 Şubat'ta Birleşmiş Milletler genel sekreterinin açıkladığı gibi, müzakere yöntemi tarihinde anlaşma sağlandığını belirterek, "Adada başlayacak müzakerelerin Türkiye ve KKTC'nin ulusal çıkarlarını sağlayacak olumlu bir sonuca ulaşması hepimizin dilediğidir" dedi.
KIBRIS 18/02/2004
Erdoğan kararlı
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, gelinen noktanın Türkiye ve KKTC'nin önünde yeni ve hayırlı ufuklar açacağına inandıklarını belirterek, Türk tarafının BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a desteğini yineledi
Erdoğan kararlı
"TEMEL HEDEF, ÇÖZÜM OLMALI"... Başbakan Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, geçen haftanın yoğun bir gündem ve hayırlı haberlerle geçtiğini belirterek, "Uzun zamandır hem Türkiye olarak bizim, hem de Sayın Denktaş ve KKTC hükümetinin sürdürdüğü hazırlıklar meyvesini verdi ve New York'ta gerçekleştirilen müzakerelerde bir uzlaşma zemini yakalandı" dedi. Erdoğan, adada kalıcı bir ba
rışın inşası için her iki tarafı da tatmin eden bir çözümün elde edilmesinin temel hedef olması gerektiğini vurguladı
"ÇÖZÜMSÜZLÜKTEN MEDET UMMA DÖNEMİ KAPATILMALI"... Kıbrıs'la ilgili müzakere diplomasisini 'Kıbrıs'ta taviz veriyorlar" yaygaralarıyla karalamak isteyenlerin çıkabileceğini belirterek, "Kritik bir kavşağı dönmekte olduğumuz bir zamanda, Türkiye ile KKTC yetkilileri arasında tam bir mutabakatla müzakereler sürdürülürken, etrafı toza dumana bulamaya kalkışanlar, kendi siyasi varlıklarını yarala
mışlardır" dedi. Erdoğan, Türkiye'de çözümsüzlükten medet umma döneminin bu tarihi adımla tamamen kapatılıp, aktif bir dış politika kimliğini hayata geçirmenin tam sırası olduğunu kaydetti
"TÜRKİYE'NİN VE KKTC'NİN GELECEĞİNİ DÜŞÜNÜN"... "Sürdürdüğümüz çetin müzakere diplomasisini (Kıbrıs'ta taviz veriyorlar) yaygaralarıyla karalamak isteyenler de çıkabilir. Gerçek bu kadar ayan beyan ortadayken, siyaseten söyleyecek sözü kalmayanların tek dayanağı kara çalma stratejileri olacaktır. Bunu da doğal karşılamak
gerekiyor. Ancak, eğer kendi siyasi geleceğiniz ve partinizin kısa vadeli menfaatleri yerine, Türkiye'nin ve KKTC'nin geleceğini düşünme hassasiyeti içinde olursanız, milletimiz sizin bu erdemli tavrınızı mutlaka takdir edecektir."
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs konusunda gelinen noktanın Türkiye ve KKTC'nin önünde yeni ve hayırlı ufuklar açacağına inandığını belirterek, Türk tarafının BM Genel Sekreteri Kofi Annan'a desteğini yineledi.
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, geçen haftanın yoğun bir gündem ve hayırlı haberlerle geçtiğini anımsatarak, "Uzun zamandır hem Türkiye olarak bizim, hem de Sayın Denktaş ve KKTC hükümetinin sürdürdüğü hazırlıklar meyvesini verdi ve New York'ta gerçekleştirilen müzakerelerde bi
r uzlaşma zemini yakalandı" dedi.
Erdoğan, adada kalıcı bir barışın inşası için her iki tarafı da tatmin eden bir çözümün elde edilmesinin temel hedef olması gerektiğini vurguladı.
"Türk tarafı New York'ta dünya
kamuoyunun hayranlığını kazandı"
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, New York müzakerelerinde Türk tarafının dünya kamuoyunun hayranlığını kazanan bir diplomasi performansı ortaya koyduğunu belirterek, "Bu büyük gelişmenin Türk diplomasisinin altın sayfaları arasına yazılacağına bütün samimiyetimle ina
nıyorum" dedi.
Uzun zamandır hem Türkiye hem de KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve KKTC hükümetinin sürdürdüğü hazırlıkların meyvesini verdiğini ve New York'ta gerçekleştirilen müzakerelerde bir uzlaşma zemini yakalandığını anlatan Erdoğan şunları söyledi:
"İnşallah New York'ta atılan tarihi adımla birlikte, adada adil ve kalıcı çözümü gerçekleştirecek süreç de başlamış olacaktır. Gelinen bu noktanın Türkiye ve KKTC'nin önünde yeni ve hayırlı ufuklar açacağına inanıyoruz. Tabii ki, 10 Şubat tarihinden itiba
ren gerçekçi ve dikkatli yönetilmesi gereken yeni bir sürece girmiş bulunuyoruz.
Bu sürecin henüz başında olduğumuzun ve önümüzde ilgili bütün tarafları bekleyen bir müzakere trafiğinin bulunduğunun bilinci içindeyiz. New York zirvesine nasıl büyük bir dikkat ve titizlikle hazırlandıysak önümüzdeki müzakere süreci için de çalışmalarımızı aynı hassasiyetle sürdüreceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Her zaman söylediğimiz gibi, Kıbrıs bizim milli bir davamızdır ve bu gerçeğin gerektirdiği azami dikkati göst
eriyoruz."
New York müzakerelerinde Türk tarafının dünya kamuoyunun hayranlığını kazanan bir diplomasi performansı ortaya koyduğunu anlatan Erdoğan, başarılı performansın ortaya konulmasında gerek devletin bütün kurumlarının gerekse KKTC cumhurbaşkanı ve hükümetinin ortak kararlılık ve anlayışla hareket etmesinin büyük rolü olduğunu söyledi.
Erdoğan, TC Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, TC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, TC Müsteşar Uğur Ziyal ve Dışişleri Bakanlığı mensuplarına teşekkür etti.
Kıbrıs görüşmelerinde hassasiyet gösteren Türk medyasına da teşekkür eden Başbakan Erdoğan, bundan sonra da aynı hassasiyeti beklediğini ifade etti.
"Anlaşma sağlanamazsa Anna
n, yetkisini
kullanarak metni finale kavuşturacak"
Erdoğan, tarafların 22 Mart tarihine kadar Annan Planı üzerinde müzakere yapmayı taahhüt ettiğini, müzakerelerin 19 Şubat'ta Kıbrıs'ta başlayacağını hatırlatarak, 22 Mart'a kadar anlaşılamayan noktaların kalması halinde BM Genel Sekreteri Annan'ın tarafları, garantör ülke ve anavatanlar Türkiye ile Yunanistan'ı uzlaşı arayışı içinde bir araya getireceğini kaydetti. Erdoğan, şöyle devam etti:
"29 Mart tarihine kadar hala çözülmemiş konu kalması halinde BM Genel Sekreteri Annan kendi yetkisini kullanarak metni finale kavuşturacak, metin her iki tarafta 21 Nisan'da ayrı ayrı referandumla iki halkın onayına sunulacak.
1 Mayıs'a kadar anlaşmayı hedefleyen bu yöntem üzerinde mutabık kalınan, uzlaşılan, Annan'ın talebi üzerine Türk tarafınca geliştirilmiş bir mekanizmadır.
Türkiye ve KKTC bundan sonra da genel sekretere yapıcı desteğini vermeye devam edecektir. Adada kalıcı bir barışın inşası için her iki tarafı da tatmin eden bir çözümün elde edilmesi temel hedef olmalıdır.
Tam bu noktada uluslararası camiadan beklentimiz, özellikle New York'ta son olarak yaşananları da dikkate alarak Rum-Yunan tarafını daha yapıcı olmaya teşvik etmek ve Kıbrıs Türk tarafının yapıcı adımlarını desteklemektir.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin gelecek zamanlarında önemi çok daha iyi anlaşılacak olan bu büyük gelişmenin Türk diplomasisinin altın sayfaları arasına yazılacağına bütün samimiyetimle inanıyorum. Onun için yapılanları (zafer) diye konuşmak yersizdir. Henüz sonuçlanmış olmasa da Kıbrıs Türk tarafının düne göre bugün çok daha iyi bir noktada olduğu ve elini bundan önce hiç olmadığı kadar güçlendirdiği aşikardır. Müzakereler öncesinde söylediğimiz gibi Türk tarafı olarak masada hep bir adım önde olma stratejimizi başarıyla uyguladık. Bu aynı zamanda bir iyi niyet gösterisidir. Bu da lafla olmaz, uygulama ile olur. Bu noktanın Türk diplomasisi için ufuk açıcı ve heyecan kazandırıcı bir deneyim olduğunu sanıyorum."
"Çözümsüzlükten medet umma dönemi kapanmalı"
AK Parti Genel Başkan
ı ve TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs'la ilgili müzakere diplomasisini "Kıbrıs'ta taviz veriyorlar" yaygaralarıyla karalamak isteyenlerin çıkabileceğini belirterek, "Kritik bir kavşağı dönmekte olduğumuz bir zamanda, Türkiye ile KKTC yetkilileri arasında tam bir mutabakatla müzakereler sürdürülürken, etrafı toza dumana bulamaya kalkışanlar, kendi siyasi varlıklarını yaralamışlardır" dedi.
Erdoğan, Türkiye'de çözümsüzlükten medet umma dönemini bu tarihi adımla tamamen kapatıp, meselelerin üzerine gitmede irade koyma cesaretini gösteren aktif bir dış politika kimliğini hayata geçirmenin tam sırası olduğunu kaydetti.
Erdoğan, bu noktadan hareketle gerek Kıbrıs'taki gelişmelerde gerekse Türkiye'nin önündeki AB sürecinde hep birlikte bu yeni kimlikle dünyanın karşısında başı dik, eli güçlü olarak yerini almak sorumluluğu içerisinde olmaları gereğini kaydetti.
Devletin tarihten gelen diplomatik birikimine de TC Dışişleri Bakanlığı'nın değerli mensuplarının deneyim ve yeteneklerine de sonuna kadar güvendiğini belirten Erdoğan, şunları söyledi:
"Yeter ki, her meselenin bir çözümü olduğuna ve ülkemiz için çözümlerin çözümsüzlüklerden çok daha yararlı olduğuna devlet ve millet olarak inanalım. Çünkü siyaset çözümsüzlük değil, çözüm sanatıdır. Bu konuda provokatif, kasıtlı ve ufuksuz zihniyetlerin etkisi altında kalarak yönümüzü kaybetmemiz gerekir. Türkiye'nin dinamiklerine sonuna kadar güvenmek ve devletin kurumları arasındaki uyum ve işbirliğini geliştirmek suretiyle kronikleşmiş bütün iç ve dış sorunları
rahatlıkla çözülebileceği bir kez daha ortaya çıkmıştır."
"Kendi siyasi geleceğiniz yerine Türkiye
ve KKTC'nin geleceğini düşünün"
Erdoğan, bir önemli meselenin halli yönünde attıkları tarihi adımın coşkusunu kendileriyle paylaşmayanların olabileceğine dik
kati çekerek, bu çevrelere şöyle seslendi:
"Sürdürdüğümüz çetin müzakere diplomasisini (Kıbrıs'ta taviz veriyorlar) yaygaralarıyla karalamak isteyenler de çıkabilir. Gerçek bu kadar ayan beyan ortadayken, siyaseten söyleyecek sözü kalmayanların tek dayanağı kara çalma stratejileri olacaktır. Bunu da doğal karşılamak gerekiyor.
Ancak, eğer kendi siyasi geleceğiniz ve partinizin kısa vadeli menfaatleri yerine, Türkiye'nin ve KKTC'nin geleceğini düşünme hassasiyeti içinde olursanız, milletimiz sizin bu erdemli tavrınızı mutlaka takdir edecektir.
Kritik bir kavşağın dönülmekte olduğu bir zamanda, devletin tüm kurumları ve KKTC yetkilileri arasında tam bir mutabakatla müzakereler sürdürülürken, etrafı toza dumana bulamaya çalışanlar, ne yazık ki, kendi siyasi varlıklarını yaralamışlardır."
Milletin, kendi öz değerleriyle yapıcı olan ile olmayanı, Türkiye'nin geleceğini düşünenler ile kendi siyasi geleceğini düşünenleri çok iyi ayırt edeceğini bildiğini vurgulayan Erdoğan, dünyanın yaşadığı önemli değişimleri iyi izleyemeyen ve önümüzdeki döneme ilişkin hiçbir projeksiyonu olmayanların, Türkiye'nin zaaflarından en kısa zamanda arınarak gücünü artırması gereğini anlayamayacaklarını kaydetti.
Erdoğan, "Onlara tavsiyem; dünyadaki gelişmeleri yakından izlemeleri ve iyi okumalarıdır. Miadı dolmuş politikalarla bugünün değişen dünya şartlarına uyum gösteremeyeceğimiz ve menfaatlerimizi koruyamayacağız açık ve kesin bir gerçektir" dedi.
KIBRIS 18/02/2004
De Soto: Kıbrıs'ta taraflar referanduma hazır olmalı
BM Kıbrıs Öz
el Temsilcisi Alvaro de Soto, AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Gunter Verheugen ile Brüksel'de bir araya geldi
De Soto: Kıbrıs'ta taraflar referanduma hazır olmalı
ATILMASI GEREKEN ÖNEMLİ ADIMLAR VAR... Gunter Verheugen ile Alvaro de Soto, Kıbrıs sorununa ilişkin değerlendirmelerde bulundular ve kısa süre içinde atılması gereken önemli adımlar olduğunu söylediler
REFERANDUMDA KABUL ÇIKMALI... De Soto: Referandum çok önemlidir. Varılan anlaşmanın referandumda kabulü konusunda her iki tarafın da ikna edilmesi gerekir. Annan Planı, iki toplumun çıkarlarını düşünülerek adanın bölünmüşlüğüne son vermeyi hedefliyor, çalışmalar da bu çerçevede yapılıyor
Kıbrıs'ta yarın başlayacak müzakereler öncesi BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'yla, AB'nin genişlemeden
sorumlu üyesi Gunter Verheugen Brüksel'de bir araya geldi.
Gunter Verheugen ile Alvaro de Soto, Kıbrıs sorununa ilişkin değerlendirmelerde bulundular ve kısa süre içinde atılması gereken önemli adımlar olduğunu söylediler.
De Soto, görüşmeden sonra yapılan ortak açıklamada, referandumun çok önemli olduğunu, varılan anlaşmanın referandumda kabulü konusunda her iki tarafın da ikna edilmesi gerektiğini söyledi.
Alvaro de Soto, Annan Planı'nın iki toplumun çıkarlarını düşünülerek adanın bölünmüşlüğüne son vermeyi hedeflediğini, çalışmaların da bu çerçevede yapıldığını kaydetti.
Varılacak anlaşmanın referandumda kabul edilmesinin önemine dikkat çeken De Soto, referandumda Türk ya da Rum tarafının olumsuz yanıt vermesi durumunda geri dönüş olmayacağını ve bir B planları bulunmadığını belirtti. De Soto, her iki tarafın kamuoyları üzerinde çalışılması gerektiğini vurguladı.
AB Dönem Başkanı İrlanda'ya bilgi verdikten sonra Brüksel'e geçtiğini belirten De Soto da, BM genel sekreterinin en uzun süreli misyonlarından birinin sonuna geldiğini umduklarını, çözüm sürecinde AB'nin önemli ve etkili rol oynadığını, AB desteğinin sürmesine ihtiyaç duyulduğunu anlattı.
De Soto, adil, eşit, tarafların çıkarlarını koruyan bir plan üzerinde çalışıldığını, Türk ve Rum taraflarının bunu iyi değerlendirmeleri gerektiğini, halkların çözüm istediğini belirterek, referandumda halkların plana onay vereceklerinin garanti olmadığını, bu fırsatın değerlendirilmesi için insanların iyi bilgilendirilmesi gerektiğini söyledi.
AB'nin genişlem
eden sorumlu üyesi Gunter Verheugen da bugün ve yarın adadaki temaslarında, her iki toplumun liderlerine Avrupa Komisyonu'nun taraflara her türlü desteği vermeye hazır olduğunu hatırlatacağını belirtti.
Verheugen, Kıbrıs'ta taraflarla görüşmelerde bulunacağını belirterek, BM ve De Soto ile 1999'dan beri çok yakın ilişkiler içinde çalıştıklarını ve çözüme çok yakın olunduğunu belirtti.
New York'ta kaydedilen son gelişmeler hakkında De Soto'nun kendilerini bilgilendirdiğini söyleyen Verheugen, BM çabalarına tam destek vermeyi sürdürdüklerini, dar bir takvim çerçevesinde atılması gereken adımlar olduğunu ifade etti ve sorunun 1 Mayıs'tan önce çözülmesini istediklerini tekrarladı.
AB Komisyonu'nun Kıbrıs konusuna verdiği olağanüstü önem ve öncelik üzerinde duran Verheugen, Türkiye-AB ilişkilerinde kaydedilen gelişmelerden, Ankara tarafından atılan olumlu adımlardan ve gösterilen yapıcı yaklaşımdan söz etti.
Verheugen, Alman Hıristiyan Demokratların Türkiye'ye "özel ilişki ve işbirliği" önerilerine ilişkin soruyu yanıtlarken, Gümrük Birliği'ni gerçekleştirmiş tek aday olan Türkiye'nin AB ile zaten özel ilişki ve işbirliği içinde olduğunu, AB'nin Helsinki'de belirlediği açık stratejinin değişmesinin söz konusu gözükmediğini, itibar korumak için ciddi olmak gere
ktiğini anlattı.
Verheugen, Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in önümüzdeki günlerde Türkiye'ye giderek, AB'nin Türkiye'ye ilişkin stratejisini teyit edeceğini söyledi.
Gunter Verheugen, Kıbrıs sorununun çözümünde uzlaşmaya varılması halinde AB'nin Kuzey Kıbrıs'a yapmayı planladığı yardımları ve müktesebat uyumu alanında gereken düzenlemelerin gerçekleştirileceğini de anlattı.
KIBRIS 18/02/2004
|
Kıbrıs müzakereleri yarın başlıyor |
|
|
Kıbrısta, müzakereler Perşembe günü başlıyor. Müzakerelerin şekli, gündem ve heyetler, BMnin Kıbrıs Özel Temsilcisi De Sotonun bugün taraflarla yapacağı görüşmelerden sonra netleşecek. |
|
|
NTV |
|
|
|
18 Şubat 2004 ABnin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen de bugün Adaya gidiyor. KKTC Cumhuriyet Meclisi de, bu sabah olağanüstü toplandı. |
BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulosla bir araya geldi. De Soto saat 16.00da, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşla görüşecek. Müzakerelerin şekli, gündem ve müzakere heyetleri, görüşmelerin ardından şekillenecek. AB Komisyonunun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugenin de, bugün Kıbrısa gitmesi bekleniyor.
RUM MÜZAKERE HEYETİ BELLİ OLDU
Bu arada Rum Fileleftheros gazetesi, müzakerelerde Rum Yönetim, lideri Tasos Papadopulosa eşlik edecek heyetin belirlendiğini yazdı. Habere göre, Rum müzakere grubunda Büyükelçi Tasos Conis, Andreas Mavroyannis (New Yorktaki Rum Daimi Temsilci), Nikos Emiliu (Avrupa Konseyindeki Rum Daimi Temsilci) ile Rum yönetimi sözcüsü Kipros Hrisostomidis bulunuyor.
KKTC MECLİSİ TOPLANDI
Bu arada KKTC Cumhuriyet Meclisi, bu sabah olağanüstü toplandı. Cumhuriyet Meclisi Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında toplanan meclis, hükümet tarafından gelişmeler hakkında bilgilendirilecek.
Hükümetin çağrısıyla toplanan mecliste, milletvekillerine, New Yorkta yapılan Kıbrıs görüşmeleri ve müzakerelere yönelik hazırlıklar hakkında bilgi verilecek. Toplantı, Başbakanlığın önergesi üzerine basına kapalı yapılıyor.
Taraflardan değişiklik önerileri
K
ıbrıs müzakerelerinde taraflar Annan Planı üzerinde yapmak istedikleri değişiklik önerileriyle masaya gelecek. Öneriler zaman içinde gündeme getirilecek.
|
|
|
18 Şubat 2004 Rum tarafının istediği değişiklikleri; yürütmenin kullanılması, yasama yetkisi, Türkiye kökenliler, anayasalar, ekonomi ve boşlukların referanduma sunulmasından önce Türkiye ve Yunanistan tarafından onaylanması oluşturuyor. Denktaşın ise iki kesimlilik, sınırların düzleştirilmesi, egemenlik va garantiler olmak üzere 4 konuda değişiklik isteyeceği belirtiliyor. |
Adada yarın başlayacak görüşmeler öncesi iki tarafın masaya koyacağı değişiklikler netleşmeye başladı. Türk tarafının 4, Rum tarafı ise 6 değişiklik talebi sunması bekleniyor.
Egemenlik: Türk tarafı, egemenliğin, eşitliğin garanti altına alınmasını ve bunun vurgulanmasını isteyecek.
İki kesimlilik: İki kesimliliğin derinleştirilmesi ve korunması talebinde bulunacak.
Garantiler: Türkiyenin etkin ve fiili garantisinin devam etmesini şart koşacak
Sınırların düzleştirilmesi: Varılacak anlaşmada çizilecek yeni sınırların daha düz olmasını isteyecek, bu yönde hazırlanmış haritaları masaya getirecek.
Türk tarafı, bu taleplerin hepsini yarın gündeme koymayacak, öneriler zaman içinde masaya gelecek.
RUM TARAFINDAN ALTI ÖNERİ
Yürütmenin kullanımı: Dönüşümlü başkanlık ve başkan yardımcılığı süreci Kıbrıslı Türkler için 2, Rumlar için 4 yıl olsun. Başkanlık Konseyindeki temsiliyet, altıya üç olsun.
Anayasa: Üç anayasa da, AB normlarına uygun olsun.
Referandum: Türkiye anlaşmayı referandumdan önce TBMMde oylasın; anlaşma güvence altına alınsın
Yerleşiklerin durumu: Daha fazla sayıda Türk göçmen geri dönsün.
Ekonomi: Anlaşma sonrasında Rumlara düşecek ekonomik maliyetler azaltılsın.Daha fazla toprak, daha az Türk göçmen esası uygulansın.
Yasama yetkisi: Anayasa Mahkemesinin altında bir asliye mahkemesi kurulsun. 3 Türk, 3 Rum ve 3 AB üyesi ülkenin yargıcı görev yapsın. İtirazlar önce burada çözülmeye çalışılsın. başvuru yükü hafifletilsin.
|
Rumlar evlerine dönmeyi bekliyor |
|
|
Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu, yarın Lefkoşada başlayacak Kıbrıs müzakereleri öncesi Rum tarafının konumunu NTVye anlattı. |
|
|
NTV |
|
|
|
18 Şubat 2004 Yakovu, Annan planında başkanlık için öngörülen sürenin değiştirilmesini ve 4 yıllığına Rum, 2 yıllığına da Türk başkan olmasını isteyeceklerini belirtti. Rum bakan, merkezi hükümetteki bakan sayısının da arttırılması gerektiğini söyledi. |
Yakovu, New York görüşmelerinde,
müzakerelerin Annan planı temelinde yapılmasının kararlaştırılması nedeniyle sonuçtan memnun olduklarını kaydetti. Rum bakan, Annanın taraflara davet mektubu ile New York mutabakatı arasında Rum tarafını memnun eden değişiklikler sağlandığını da vurguladı.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın New Yorkda yapıcı bir tutum sergilediğini ancak müzakere masasına Rum tarafının kabul etmesinin mümkün olmadığı iki ayrı egemenlik gibi taleplerle gelmesinden endişe duyduğunu belirten Yakovu, toprak dağılımı konusunda kendileri için önemli olanan mümkün olduğu kadar daha fazla Rum vatandaşının kuzeye yerleşmesi olduğunu söyledi.
RUMLAR REFERANDUMA EVET DER
Kıbrıs müzekerelerinde Türkiye ve Yunanistanın müzekereci olmadıklarını ve sadece ileriki bir aşamada muhtemel anlaşmazlıkların giderilmesine yardımcı bir rol oynayacaklarını da kaydeden Yakovu, dolaylı da olsa Kıbrıs sorunun çözümünün ekonomik boyutlarını masaya koyarak Rum tarafına daha fazla toprak verilmesi ve daha çok sayıda Türkiyeden gelip Kıbrısa yerleşen Türklerin adadan ayrılmasını isteyeceklerini belirtti. Yakovu, Rumların referandumda evet demelerini bekliyor.
DENKTAŞA OFSAYT DÜDÜĞÜ
Öte yandan bir Rum radyosunun haberine göre, Yorgo Yakovu, Türk tarafının iki egemen devlet önerisini getirmesi halinde, BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Sotonun Denktaşa ofsayt düdüğü çalacağını savundu. Haberde Yakovu, Denktaşın görüşme masasına Annan Planının parametreleri dışında öneriler getirmesi halinde, De Sotonun hemen müdahale ede
rek, bunların müzakere edilemeyeceğini söyleyeceğini umduğunu söyledi.
Böylesi konuların gündeme getirilmesinin zaman kaybı olacağını ileri süren Yakovu, Kıbrıs Rum tarafı için çözümün çalışabilir olmasının önemli olduğunu kaydetti
Yorgo Kırbaki
NTV-MSNBC |
|
Yorgos Yakovu röportajının tam metni |
|
|
|
|
|
|
Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişlerşi Bakanı Yorgos Yakovu, NTV Atina muhabiri Yorgo Kırbakinin sorularını yanıtladı. |
|
|
|
|
|
|
New York görüşmelerinin bir değerlendirmesini yapar mısınız? Kim kazandı ya da herkes mi kazançlı?
Yakovu: Biz New Yorktaki görüşmelerin sonuçlarından memnunuz. Eğer geçen yıl Laheydeki Kıbrıs görüşmelerinin sonuçlarıyla kıyaslarsak o zaman çok memnunuz. Laheyde sayın Denktaş Annan planını tümünü, yani planın felsefesini, yapısını ve parametrelerini reddetmişti. Türk tarafının tutumu çağdışı bir savunma pozisyonu idi. Sayın Erdoğan tutumunu değiştirmeye başladığında, Türkiyede birbirinden farklı sesler yükselmeye başladı. Doğal olarak kuşkulandık. Sayın Erdoğanın ne dediğini ve ne istediğini anlayamıyorduk. Şimdi artık söyleyebilirim. Sayın Erdoğan Davosda BM Genel Sekreteri Annan ile görüştüğünde söylediklerini -ki Annan da Türk tarafının tutumunda ileriye doğru bir açılım olduğunu kabul etmişti- daha sonra tekzip etmişti.
Sayın Erdoğan Annan planının sadece küçük bir bülümünü kabullenir göründü. Sonra da referanstan söz etti. Biz her zaman Annan planını müzakere temeli olarak kabul ettiğimizi tekrarlıyorduk. New Yorkta da bunu başardık. Türk tarafı da New Yorkda bunu kabul etti. Ayrıca, müzakere süreci iyileştirildi ve güçlendirildi. Anlaşmazlık halinde Türkiye ve Yunanistanın müdahaleleri sözkonusu. BM Güvenlik Konseyi de bir görüş belirtecektir. Ekonomik konuları da ayrı bir heyetin inceleyecek olması bizim için çok önemli. Biz New Yorkta ABnin de müzakere sürecinde yer almasını istiyorduk. Bunu da başardık.
Madem bugün bunca çaba Kıbrısın birleşik bir ada olarak ABa üye olması için harcanıyorsa, ABnin de bir sözü olmalı. Türk tarafının bu konudaki tepkilerini anlayamıyorum. Şimdi New York anlaşmasının içinde AB de vardır. ABnin başlayacak müzakere sürecinde çok yönlü katkısı olacaktır.
Teknik katkısı?
Yakovu: Hem teknik hem hukuki hem ekonomik konularda.
Türk tarafının New Yorktaki tutumunu nasıl değerlendriyorsunuz?
Yakovu: Türk tarafı müzakere masasına sürüklenmiştir. Bu da bizim için sevindiricidir.
Ancak sizler de bazı şeyleri kabul etmek zorunda kaldınız. Yani siz de sürüklenmediniz mi?
Yakovu: Biz başlangıç noktamızdan sapmadık. Biz Annan planının müzakere zemini olarak görüşülmesini istiyorduk.
Ama dörtlü toplantı...
Yakovu: Dörtlü toplantı diye birşey yoktur. Hatalı tanımlama yapılıyor. Geçmişte sayın Erdoğan dörtlü toplantı için konuştuğunda, sadece Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıstaki iki toplumun iştirakından bahsediyordu. BMnin varlığından sözetmiyordu. Hedefi BMnin karışmasını kaçınmaktı. Şimdi Türkiye ile Yunanistan müzakerelerde yer almayacaklar. Müzekere sürecinde sadece büyük bir anlaşmazlık belirmesi halinde ve BM Genel Sekreter hakem rolünü oynaması aşamasından önce yer alacaklardır.
New Yorkta ABD ve ABnin tutumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yakovu: Bildiğiniz gibi ABD de AB ülkeleri Kıbrıs sorununun 1 Mayısdan önce çözümünü ve adanın birleşik olarak ABye üyeliğini isteyen açımlamalar yapmışlardı. Şahsen New Yorkta herhangi bir konu üzerinde öyle aşırı bir baskı hissetmedim. Thomas Weston gibi arabulucular varlıklarını hissetirdiler. Ancak, öyle dikkat çekecek bir baskı yoktu.
Rum basını New Yorkda sonucun Papadopulos yönetimi için çok daha iyi olabileceğini yazıyor.
Yakovu: Papadopulosun dediği gibi müzakereler şimdi başlıyor. Nihai çözüm metninin ne olacağını kimse bilmiyor. Biz New York anlaşmasını Annanın davet mektubu ile kıyaslıyoruz. Arada önemli farklar var. Bunlar da müzakere sayesinde sağlandı.
Annan davet mektubunda hem referandum hem hakemlik konularında taraflardan yükümlülük altına girmelerini istiyordu. New York sonucu sizce farklı mı?
Yakovu: Evet farklı. Bir kere Türkiye ve Yunanistan bir aşamada devreye girecekler. Her iki ülke de dünyanın karar merkezleriyle bağlantıları olan ciddi ülkelerdir. Böylece şaşırtma diye birşey olmayacak. Annan planın ilk versiyonu da, üçüncü son versiyonu da beklenmedik gelişmelerdi. Şimdi kimse kimseyi şaşırtmayacak. Annanın dediği gibi tarafların mutabık kaldığı bir anlaşma sağlanması hedeftir. Bu başarılamazsa, taraflar arasındaki anlaşmazlıklar asgariye indirilmelidir.
Türk-Yunan ilişkilerindeki iyi ortam Kıbrıs müzakerelerinde bazı anlaşmazlıkların aşılmasına katkıda bulunabilir mi?
Yakovu: Şüphesiz evet. Zaten Türk-Yunan ilişkilerindeki ilerleme olmasaydı, Kıbrıs konusunda bugün bu noktaya gelemezdik. Ancak, tekrar ediyorum, Türkiye ile Yunanistan müzakereci değillerdir. Yani farklı mutabakatlara varmaları söz konusu değildir. Çünkü sürecin prosedürü buna izin vermiyor. Ortada BM Genel Sekreteri var, iki toplumun temsilcileri var. Dolayısıyla Türkiye ve Yunanistanın rolü yardımcı olmaktır.
Basında tarafların plan üzerinde yapılmasını istedikleri değişiklikler ile ilgili çeşitli haberler yer aldı. Müzakerelerin ilk aşamasında halledilebileceğinize inandığınız kolay konular var mı?
Yakovu: Alvaro De Sotonun müzakerelerde hangi metodolojiyi izleyeceğini, önereceğini bilmiyorum. Madem tarafların New Yorkta plan üzerinde tarafların görüşleri istendi, muhtemelen De Soto, Annan planını paragraf paragraf ele almayacak ve New Yorkta tarafların sundukları talepleri gündeme getirecek. Tabii bu talepler taraflarca New Yorkda detaylı izah edilmedi. Başlıklar halinde kaydedildi. Lefkoşadaki görüşmelerin ilk günü müzakarecilerin nasıl ilerleyeceği belirlenecek.
Çeşitli metodoloji yolu vardır. Bunlardan birisi de De Sotonun değerlendirmesine göre kolay saydığı, küçük saydığı konulardan başlamamız, bunlarda anlaşmamız ve zor konuları bir yana bırakalım ilerdeki günlerde konuşalım olabilir. Ya da tarafların talepleri hakkında detaylı raporlar sunmasını isteyebilir. Bu şekilde de bir taraf, diğer tarafın taleplerine vereceği cevap için hazırlanabilecek.
İki taraf iyi niyetli bile olsa zaman müzakereler için yeterli mi?
Yakovu: Zaman gerçekten çok sınırlı. Ancak belirlenmiş bir tarihe kadar müzakereleri tamamlamak yükümlülüğü altına girdik. Bu nedenle müzakereler yoğun geçecek. Sanırım sabah akşam toplanabiliriz.
Müzakerelerde Kıbrıslı iki tarafı anlaşıp, boşlukları BM Genel Sekreterinin doldurmaması daha iyi olmaz mı?
Yakovu: Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların vatanı ortaktır. AB ailesine de birlikte girmek istiyoruz. Bu nedenle müzakerelerde Annan planı çerçevesi dışında olan görüşler terkedilmelidir. Kulağıma gelen haberlere göre Sayın Denktaş, direk ya da dolaylı olarak iki ayrı egemenlikten sözediyor.
Daha önce sayın Denktaşı New Yorkta daha yapıcı bulduğunuzu açıkladınız...
Yakovu: Evet daha yapıcı gördüm ama öyle sanıyorum ki müzakerelere Annan planı dışında unsurlar dahil etmeye çalışacak. Eğer bu unsurların görüşülmesinde ısrar ederse, sadece zaman kaybımız olacak. İki ayrı egemenlik asla kabul edilmeyecek bir şeydir.
Toprak dağılımı konusunda, haritalar hakkında ne düşünüyorsunuz? Annan planındaki haritalardaki çizgilerin düzleştirilmesi mümkün mü?
Yakovu: Bunlar zamanı geçmiş fikirler ve askerlerin görüşleridir. Annan planının felsefesi toprağın genişliği ya da ebadı değildir. Planın temeli Rum Yönetimi altında kaç Kıbrıslı Rumun ve Türk Yönetimi altında kaç Kıbrıslı Rumun 1974den önceki yurtlarına dönebilecekleridir. Önemli olan 1974te yurtlarından kovulan Rumların sayısı ile şimdi yurtlarına dönecek olan Rumların sayısı arasındaki orantıdır. Dolayısıyla verilecek toprak miktarını biraz arttırabiliriz demenin bir önemi yoktur. Önemli olan 100-120 bin Kıbrıslı Rum yurtlarına dönebilecek mi dönemeyecek mi? Eğer verilecek toprak miktarı, bu sayının geri dönmesini sağlayamıyorsa o zaman sorun olacak.
Bakın, bir ülkenin içinde sınırlar olamaz. Kurucu devletler arasında çizgiler olabilir. Bunlar görünür belirgin çizgiler de olmayacaktır. Ben savunmamı örgütlemem için sınır istiyorum, top yerleştirmek için şu tepeyi istiyorum, tankların geçmemesi için şu nehri istiyorum demek, askeri bir düşünce tarzıdır ve Annan planının felsefesine uymaz. Annan planı toprak dağılımı konusunda, olabildiğince fazla sayıda Kıbrıslı Rumun 1974den önceki evlerine dönebilmeleri ve olabildiğince az sayıda Kıbrıslı Türkün bugün yaşadıkları yerden göç etmesi esasına dayanmaktadır. Eğer bu esas çiğnenirse o zaman derin sularda yüzmek zorunda kalacağız.
Müzakerelerde Türkiyeden gelip Kuzey Kıbrısa göçedenler hakkındaki tavrınız ne olacak?
Yakovu: Kıbrısta ne kadar çok yabancı varsa, ne kadar çok Türkiyeden gelen varsa, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için o kadar az mülk var demektir. Eğer Türkiyeden gelen göçmenler kalırsa, evlerine dönemeyecek Kıbrıslı Türklere ve Rumlara ödenmesi gereken tazminat miktarı çok büyük olacaktır. Tazminat konusu, Türk göçmenler konusuyla direk bağlantılıdır. Biz Kıbrıslı Türkleri istiyoruz. Hatta Adadan ayrılmış Kıbrıslı Türkleri geri dönmelerine teşvik edeceğiz. Onlar yabancı unsur değil. Türk göçmenler yabancı unsur. Türkiyeden insanlar Kıbrısa çeşitli nedenlerle getirilmiştir. Eğer adada kalacak Türk göçmen sayısı yüksek olursa biz geleceğe güvenle bakamayız.
Annan planında bu konuda öngörülenler sizi tatmin ediyor mu?
Yakovu: Müzakerelerde çeşitli öneriler sunacağız. 45 bin kişilik listenin dışında Türkiyeden gelmiş kaç kişinin kalacağını bilmiyoruz. Şimdi planda bazı başka kategoriler de var. Sayı sınırlı kalırsa pek sorun çıkmaz. Ancak göçmenlerin hemen tümü kalacak ise bunu kabul etmeyeceğiz.
Bu konunun başka bir boyutu da var. Kuzey Kıbrısta yapılan, uluslararası bir suçtur. Bu suçu işleyenler de uluslararası mahkemede yargılanmalıdır. Türkiyeden gelenler yasadışı geçiş yapmış mülteciler değildir, buraya getirilip yerleştirilmiş insanlardır. Herneyse, biz Türkiyeden gelip Kıbrıslı Türklerle evlenmiş, ya da anne babalarından birisi Kıbrıslı Türk olanlara itirazımız yok. Bizim karşı çıktıklarımız, Sayın Denktaşın kendi kriterleri ile vatandaş yaptığı Türklerdir.
Rum basınında merkezi hükümetteki üye sayısının arttırılmasını önereceğinizi okuduk.
Yakovu: Basındaki haberleri ne yalanlayabilirim ne de doğrulayabilirim. Doğrusu başkanlığın her 10 ayda bir değişmesi halinde, Kıbrıs Cumhurbaşkanının kim olduğunu uluslararası alanda hemen hiçkimse bilmeyecek. Annan, iki dönem Rum, bir dönem Türk başkan olmasını öngörüyor. İki dönemde kastedilen, iki ayrı Rum başkandır.
ABnin zirve toplantıları var, böyle bir durumda bizim başkanın dosya hakimiyeti olması imkansız. Biz müzakerelerde bu konuda öneride bulunacağız. 4 yıl Rum -aynı Rum- 2 yıl Türk başkan olabilir. Tabii başkan yardımcıları da aynı süre için dönüşümlü olacak.
Eğer müzakerelerde ilerleme sağlanmaz, Türkiye ve Yunanistanın yardımları yetmez de Annanın hakemliği ile belirlenecek bir anlaşma için referandumlara gidilecekse, Rumların tavrı ne olacak? Rumlar Annan planı için yeterince bilgilendirildi mi?
Yakovu: Annan planını televizyonlarda tartışıyoruz, yazılı basında sürekli analizler yayınlanıyor. Referandum günü geldiğinde halk neye oy verdiği hakkında çok kapsamlı bilgiye sahip olacak. Halk için önemli olan nihai anlaşmadır. Tabii bir de siyasi partilerin tutumu.
Bugün Kıbrıs Rum kesiminde iki büyük parti -Akel ve DİSİ- Papadopulosu destekliyor. Aynı şey referandum gününe kadar mı sürecek? Rumlar evet diyecek mi?
Yakovu: Sadece iki büyük parti değil, çok sayıda küçük parti de destekliyor. Bir tek küçük bir parti -Yeni Boyutlar- karşı. Bizdeki bu birliğin referanduma kadar korunması ihtimali çok yüksek. Olumlu beklentilerimiz var.
Bugün bir çözüme her zamankinden daha mı yakınız?
Yakovu: Evet yakınız. Masada bir çözüm senaryosu var. Bazı değişiklikler yapılacak. İki tarafın da kabul edeceği nihai bir senaryo olmasını dilerim.
Çözümün ekonomik maliyeti ne?
Yakovu: Biz müzakerelerde bu konuyu gündeme getireceğiz ve ne üzerinde anlaşmaya varılırsa, bunun uygulanacağına dair taahütler isteyeceğiz. Annan planı, Kıbrıs Cumhuriyetinin varlığını noktalamasını istiyor. Aynı plan 104 gün geçmeden, Kıbrıs Türk tarafının hiçbir şey yapmamasını ve üzerine düşenleri yapması için en az 3 yıl geçmesini öngörüyor. Annan planında bu süre içinde Kıbrıs Türk tarafında sözgelimi evler inşa edilmesi belirtiliyor. Türk tarafı bu süre geçtikten sonra, Ben bu evleri inşa ettiremedim, insanlar yaşadıkları evleri bu nedenle terkedemiyorlar diyebilir. Biz temiz işler istiyoruz.
Annan planında çözümün ekonomik boyutu fazla düşünülmedi. Sözgelimi merkezi hükümetin KDV ve tüketim vergileri, kurucu devletler de gelir vergisi gibi vergileri koymaları öngörülüyor. Bu Kıbrıs Rum tarafının bugün topladığı KDV miktarının üçte ikisini kaybedeceği anlamına gelir. Yani yılda 800 milyon dolardan sözediyoruz. Annan planı ayrıca, Kıbrıs Cumhuriyetinin bugünkü döviz ve altın stokunun ortak devlete devredileceğini belirtiyor.
Buna karşı Kıbrıs Cumhuriyetinin bugün 8 milyar dolar olan dış borcu, Kıbrıs Rum kurucu devletin omuzlarına yükleniyor. Dış borcun faizi yılda 400 milyon dolar. Yani kayıbımız yılda en az 1.2 milyar dolar. Kıbrıstaki Barış Gücünün masrafları da yine Kıbrıs Rum tarafının omuzlarına bırakılıyor.
Tabii ödenecek tazminatlar da var. 1974de Kıbrıslı Türklerin bıraktıkları servetlerin değeri 3 milyar dolar civarında idi. Rumların bıraktıkları servetlerin değeri ise 15 milyar dolar. Servetlerin bugünkü değerleri 1974ün üç katıdır. Rumların bir bölümü 1974den önce kuzeyde yaşadıkları servetlerine kavuşabilecekler. Yurtlarına dönemeyeceklere ödenmesi gereken para 20 milyar dolar civarında olacak. Bu parayı kim ödeyecek? Annan planı Kıbrısa hibe yardımı için uluslararası zirve öngörüyor. Yapsınlar. Gelecek paranın miktarını önceden bilelim.
Ekonomik sorunun, sözgelimi toprak dağılımı ya da Türkiyeden gelip Adaya yerleşen Türkler konusu ile bağlantısı var mı?
Yakovu: Ne kadar çok göçmen Kıbrıstan ayrılırsa, ödenecek tazminat miktarı da o kadar az olacak. Bakın Annan planı tazminatların ödenmesi için faizli hisse senetleri dağıtılmasını öngörüyor. Tazminat 20 milyar dolar olduğuna göre, yılda neredeyse 800 milyon dolar faiz ödemek gerekecek. Bu para nereden bulunacak?
Bu sorununuz muhattabı Türk tarafı mı BM Genel Sekreteri mi?
Yakovu: Eğer Annan planında öngörülenleri kabul edersek, Rum kurucu devletinin büyük ekonomik sıkıntısı olacak. Bu meselenin toprak dağılımı ve göçmenler ile bağlantısı var. Mesela eğer Maraşın kuzeyinde, yani 1974 öncesi son derece kalabalık olan bir bölge bize bırakılırsa, o zaman ekonomik açıdan hesap daha düşük olacak.
Yarın Türk tarafı ile masaya oturuyorsunuz. Karşı tarafa mesajınız nedir?
Yakovu: Annan planı çerçevesinde müzakere yapalım. Kıbrıs sorununu çözümü için karşı tarafın da iyi niyet ve siyasi iradeyle masaya oturmasını bekliyoruz. AB içinde bu ülkenin geleceği teminat altındadır. Bu fırsatı ne kendimiz, ne de çocuklarımız için kaybetmemeliyiz. |
|
|
İlk dakika golü...
ABD'deki Kıbrıs zirvesinde Papadopulos ısrarla ilk sözü almayınca Denktaş, yanında getirdiği metni masaya koyuyor. Metni okuyan Rum lider de erteleme teklif ediyor
Fikret Bila, New York'taki üç günün hikâyesini yazıyor [1]
]
Kofi Annan, itiraz mektuplarını aldığı Denktaş ve Papadopulos'u, 11.2.2004 günü, BM binasının 38. katında toplantı odasına alıp karşısına oturttuktan sonra açılışı yapıyor: - Hoş geldiniz. Buyurun, hanginiz önce başlayacak?
"Önce sen başla" anlamında, Denktaş, Papadopulos'a, o da Denktaş'a bakıyor.
Papadopulos, söze giriyor:
- Önce Denktaş başlasın. Buyurun.
'Hangi sıfatla söz veriyorsun?'
New York'a gelmeden, Papadopulos'un önce Denktaş'ı konuşturacağı, KKTC Cumhurbaşkanı'nın kabul edilemeyecek öneriler sıralayacağı için de zor durumda kalacağı hesabıyla hareket edeceğini öğrenen Denktaş, "bir dakika" diyor:
- Sen hangi sıfatla bana söz veriyorsun. Söz verecek birisi varsa o da Sayın Annan'dır.
Sonra Annan'a dönerek:
- Sayın Genel Sekreter, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı olduğunu iddia eden bu arkadaş. Bunu iddia ettiğine göre önce o konuşsun, diyor.
"Hayır, efendim" diyor Papadopulos, "Denktaş başlasın. Annan Planı'nı en çok kendisi eleştirdi.
Papadopulos'un konuşmamakta kararlı olduğu anlaşılınca Denktaş, "Peki" diyor:
- İşte söyleyeceklerim, burada yazılı.
Denktaş, "Türk tarafının görüşüdür" diye, çıkardığı metni masaya sürüyor. Annan, metni okuyup Papadopulos'a uzatıyor. Rum lider metni okuyunca, duraklıyor. Denktaş, Türk tarafının görüşü olarak sunduğu metinde, aşamalı bir öneride bulunuyor:
1- Türkiye ve Yunanistan görüşmelere katılmalı,
2- Annan'ın hakemliği kabul edilmeli.
'Yarın devam etsek olur mu?'
Bu kısa ve net iki öneri Rum heyetini, suskunluğa itiyor. Papadopulos, metni birkaç kere okuyor, heyetine de okutuyor. Sonra Annan'a dönerek:
- Yarın devam etsek olur mu? diyor.
Denktaş da kabul edince, Annan, ilk günkü oturumu bu şekilde kapatıyor. Türk tarafından beklemediği bir öneri ve açılımla karşılaşan Rum heyeti, düşünceli bir biçimde odayı terk etmeye başlıyor.
Yanıtsız kalan mesaj
Heyetler ayrı ayrı değerlendirmeye çekilince, Denktaş, o saat itibariyle gelinen noktayı, bizzat kaleme aldığı bir mesajla Başbakan Erdoğan'a iletilmek üzere Ankara'ya gönderiyor. İşte o mesaj:
"Endişelerimiz devam etmektedir. Annan Planı bu haliyle, Türkiye'yi Kıbrıs'tan çıkarmaktadır. Rum tahakkümünde bir kuruluşl
a, Kıbrıs'ı 1960 anlaşmalarına rağmen Türkiye'nin henüz üye olmadığı bir ortamda AB üyesi yapmaktadır. Plan büyük ölçüde değiştirilmelidir. Weston'dan ve Genel Sekreterlik'ten değişiklik yapılabileceği beyanları gelmeye başladı. Türkiye de bunlara katıldı. New York'ta planın istediğimiz doğrultuda değiştirilmesi anlayışına dayalı açıklamalar yaptık ve sürece Türkiye ve Yunanistan'ı da kattık. Rum tarafının AB'yi hakemlik süreci ve müessesesine katması girişimini 12 saat BM binasında hapis kalma pahasına reddettik. Önümüzdeki kısa sürede meseleyi her iki tarafın da kabul edebileceği bir sonuca götürmek zor olacak. Bu bizi Annan Planı'nın felsefesine ve çerçevesine mahkûmiyete kadar götürebilir. Meğer ki, Türkiye hassas konularda gereken kararlılığı göstersin, geri adım atmasın. Rumlarla anlaşamayacağımız konular çok olacak. Bu konularda Türkiye ile Yunanistan anlaşabilecekler midir? Anlaşamazlarsa Genel Sekreter nasıl bir karar verecektir, bilemiyoruz. Bu nedenle müzakerelerin sonucuna olumlu bakmak güç oluyor. Temaslarımız sırasında varılabilecek anlaşmanın AB temel hukuku ve güvencesi altına alınmasında ısrarcı olduk. Bu hayati bir konu. Rum-Yunan ikilisi bunun tam aksini savunmakta ve her konuda AB müktesebatına uymasını istemektedirler. Her şeye rağmen bir netice alınamazsa 1 Mayıs'tan sonra Türkiye'nin Kıbrıs politikası ne olacaktır? Şüphe içinde bırakılmamız doğru değil."
Belki üçüncü gün...
Denktaş, bu mesajla, "hassas konular-kırmızı çizgiler" olarak tanımlanan alanlarda taze destek bekliyor. Ancak mesaja Ankara'dan yanıt gelmiyor. Ve Denktaş, Ankara'dan gelecek yanıt için umudunu üçüncü güne bırakıyor...
'Onu ben yiyeceğim'
Denktaş'ın itirazına rağmen Papadopulos'un AB'nin hâkim olmasında ısrar etmesi üzerine Başbakan Mehmet Ali Talat patlıyor. Devreye giren Talat, Rum lidere çıkışıyor:
- AB'nin bu işle ne ilgisi var? Bu bizim sorunumuz değil mi? Türkiye ve Yunanistan'ı ilgisiz buluyorsun. AB'yi ilgili buluyorsun! Bu nasıl mantık?
Talat'ın hiddetlenerek yaptığı bu çıkışa Papadopulos şu karşılığı veriyor:
- Biz seni Avrupa birlikçi bilirdik. Sen niye böyle konuşuyorsun?
yanıtını duyan Talat, daha da sinirlenerek şöyle diyor:
- İşleri karıştırma o başka bir şey, bu başka. Kafa karışıklığı yaratmaya çalışıyorsun. Bunu yapma!
Çok sinirlenen Talat'ı Denktaş yatıştırıyor. Talat'ın omuzundan tutarak şöyle sakinleştiriyor:
- Sen dur bakalım ben hallederim. Sakin ol onu (Papadopulos) sana yedirmem, ben yiyeceğim.
Denktaş gülerek ortamı yumuşatıyor.
Bu kez devreye Serdar Denktaş giriyor, Papadopulos'a:
- Özellikle karıştırıyorsunuz. AB'nin bu işle ilgisi yok. Bunu siz de biliyorsunuz. İlgili arıyorsanız bunlar Türkiye ve Yunanistandır.
Denktaş, "Tamam bana bırakın" diyerek devam ediyor.
'Küçük Asya' darbesi
Masaya oturuncaya kadar rahat, şakacı tavırlarıyla ortamı yumuşatan Denktaş, masaya oturduktan sonra bildik "müzakereci Denktaş" oluyor. İkinci gün görüşmeler başlayınca, Annan, Papadopulos'a söz verip Türk tarafının önerisine yanıtını soruyor. Papadopulos, önerisini okuyor:
- AB de hakemlik müessesesine girsin.
'AB taraf değil ki'
Denktaş, Papadopulos'a itiraz ediyor:
- AB konuya taraf değildir.
Papadopulos yanıt veriyor :
- Yunanistan ve Türkiye de taraf değil.
"Bir dakika" diyor Denktaş:
- Siz ne yasa çıkardınız? "Küçük Asya Faciası" Yasası. "Biz her yıl Küçük Asya Faciası'nı anacağız, biz Yunanistan'ın ayrılmaz, kopmaz parçasıyız" diyorsunuz. Neyi anacaksınız ? Ne faciası bu?
Denktaş, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin kısa süre önce çıkardığı ve Papadopulos'un imzasıyla resmi gazetede yayımlayarak yürürlüğe soktuğu "Küçük Asya Faciası" yasasının gerekçesini yüksek sesle okuyor. İzmir'in Yunan işgalinden kurtarılmasını, "facia günü" olarak anmayı düzenleyen yasa havayı bir anda geriyor.
Denktaş sesini yükseltti
Papadopulos itiraz ediyor:
- O kanun öyle çıkmadı.
"Nasıl çıkmadı?" diyor Denktaş:
- İşte bu sizin resmi gazeteniz değil mi? Bunu imzalayıp yürürlüğe sokmadın mı?
"Tamam" ama diyor Papadopulos:
- Yasa hükmünde o ifadeler yok.
Denktaş yanıt veriyor:
- Yasanın, Meclis'ten geçirdiğiniz gerekçesinden okuyorum. Yasanın dibacesinde yazdıklarınız bunlar. Diyorsunuz ki, Yunanlılığın yok edilmesinden başka siyaset gütmeyen Türkiye'nin yarattığı bu facianın anılması ve unutulmaması. Yaklaşımınız bu! Bunun için de kanun çıkarıyorsunuz. Bakın size Rum gazetecinin yazdıklarını da okuyayım. Ne diyor Rum gazeteci size: Türk tarafına hediye verecek zamanı da tam buldunuz. Bir kere saldıran Yunanistan'dı. İzmir'i işgal eden de, yakan da Yunanistan'dı. Siz tarihi de bilmiyorsunuz.
'Sorumluluğu paylaşsınlar'
Denktaş aynı hızla devam ediyor :
- İşte biz Yunanistan'ın bunun için girmesini istiyoruz. Bizim bütün çektiğimiz Yunanistan'ın Makiros'la işbirliği halinde 1963'teki olayları başlatmasındandır. Yunanistan'ın artık barış için uğraşması lazım. Sorumluluğu Türkiye'yle paylaşması lazım. Efendim, sorun Türkiye ile Kıbrıs arasındadır, yok Türkiye ile AB arasındadır. Bunları kabul etmeyiz.
Denktaş'ın, sesi giderek yükselince BM Genel Sekreteri araya giriyor ve: "Peki, peki" diyor, "Hangisi o okuduğunuz yasa, ben de göreyim." Denktaş, Rum yasasını Annan'a veriyor.
Kofi Annan pes etti
Annan, araya girerek tansiyonu düşürmeye çalışıyor. Ama Denktaş, Yunanistan'ın "ilgisi"ni kanıtlayan sözlerine devam edince, Annan, çareyi ara vermekte buluyor. Heyetleri başka odalara alıyor ve Türk tarafının itirazını Rum tarafının değelendirmesini istiyor.
Rum tarafı ısrarını sürdürüyor ama Denktaş ve Türk heyeti kesin bir dille öneriyi reddediyor. Papadopulos, yeniden Atina'nın görüşünü almak zorunda olduğunu söylüyor. Heyetler farklı odalara çekiliyor ama Annan, BM binasının terk edilmemesini istiyor...
Zivaniya getirdin mi?..
12 Şubat 2004... Heyetler ikinci gün buluşması için 38. kattaki toplantı odasına yeniden giriyorlar. Denktaş neşeli. Elinde makinesi fotoğraf çekiyor. Gazeteciler onu, o gazetecileri görüntülüyor. Eski arkadaşı, Rumların eski lideri Klerides'i (üstte), yorgun ve çok sessiz görünce, yanına gidip takılıyor. "Klerides" diyor:
- Bana Zivaniya getirdin mi ?
"Eyvah" diyor Klerides:
- İsteyeceğini bilseydim getirirdim. Dönünce yollarım.
De
nktaş, dert etme diyerek Klerides'in göbeğine vurup okşuyor. Sağlığını soruyor. Denktaş'ın Klerides'ten istediği çok sert ünlü bir Rum içkisi, çakmağı çakınca alev alan cinsten...
MILLIYET 19/02/2004
Tarihi müzakere... Denktaş ve Papadopulos biraraya geldi
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun gözetiminde görüşmelere başladı.
De Soto, Denktaş ve Papadopulos'u görüşmelerin yapılacağı binanın kapısında karşıladı. Liderler ve de Soto, binanın önünde çok kısa bir süre, görüntü almak isteyen basın mensuplarına el salladılar, daha sonra binaya girdiler.
Kıbrıs'taki yeni müzakere süreci çerçevesinde biraraya gelen Denktaş ve Papadopulos, de Soto'nun gözetiminde yaptıkları toplantının ardından AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile bir araya gelecekler.
Liderler, müzakere sürecindeki ilk görüşmelerinden hemen sonra öğle saatlerinde, görüşmelerin yapıldığı Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda Verheugen ile yaklaşık yarım saat süren görüşme yapacaklar.
Müzakere süreci çerçevesinde oluşturulan Kıbrıs Türk ve Rum teknik komitelerinin de saat 15.30'da yine Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda çalışmalarına başlamaları bekleniyor.
Uluslararası anlaşmalar, federal yasalar ve ekonomi-finans konularında oluşturulan 3 teknik komiteye, ay sonunda bayrak ve marş konusunu ele almak üzere bir komite daha eklenecek.
Tarafların bugünkü ilk görüşmelerin ardından yapacakları görüşmelerde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs planı üzerinde yapmak istedikleri değişiklik önerileriyle masaya oturmaları bekleniyor.
Edinilen bilgiye göre, Türk tarafının değişiklik önerileri egemenlik, iki kesimlilik, garantiler ve sınırların düzleştirilmesi konularında toplanıyor. Rumların değişiklik önerilerinin ise yürütmenin kullanılması, yasama yetkisi, Türkiye kökenliler, anayasalar, ekonomi ve varılacak anlaşmanın adadaki referandum öncesinde Türkiye ve Yunanistan'da onaylanması konularında olması bekleniyor.
Kıbrıs'taki yeni müzakere sürecinde atılan bu ilk adımı, KKTC ve Rum kesimiyle Türkiye ve Yunanistan'dan çok sayıda basın mensubu takip ediyor.
Müzakerelerin yapıldığı Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda görüşmeler başlamadan önce, bu bölgedeki BM askerleri hatıra fotoğraf çektirdiler.
MILLIYET 19/02/2004
Denktaş: ''Kararı halk verecektir. Annan Planı'nı iyi anlasınlar''
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs sorununun görüşmeler yoluyla ve halkın iradesiyle referandumda vereceği oyla halledileceğini söyledi.
Denktaş, ara bölgede yapılacak görüşme için cumhurbaşkanlığından ayrılırken, AA muhabirine yaptığı açıklamada, halkın Annan planını iyi anlamasını isteyerek, ''Eğer (planı) değiştiremezsek ellerini vicdanlarına koyarak sandığa gitsinler'' dedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın evinin önündeki patlamayla ilgili olarak, ''Sabah sabah hepimizin moralini bozan bir olaydır'' dedi. Bu olayın herkesi üzdüğünü belirten Denktaş, ''Yapan herhalde iyi niyetle yapmış değildir. Kötü niyetle yapmıştır. Belki de moralimizi bozmak için yapmıştır. Ama inşallah bundan sonra tekerrür etmez'' dedi.
Kıbrıs meselesinin görüşmeler yoluyla ve referandumda halkın vereceği oyla halledileceğine dikkat çeken Denktaş, şunları söyledi:
''Bu oyu, şu veya bu şekilde etkilemek için böyle şeylere başvurulucaksa tamam her şey bozulur ve bu halk buna layık değildir. Sabah sabah hepimizin moralini bozan bir olaydır.'' Cumhurbaşkanı Denktaş, ''Tarihi bir müzakerenin başlangıcına gideceğimiz sabah, memleketin başbakanının evinin önüne bomba atılıyor. Tabiatıyla hepimizi üzmüş bir olay'' dedi.
Müzakereler sonunda kararı halkın vereceğini kaydeden Denktaş, ''Ona buna bomba atacaklarına, şiddete başvuracaklarına, küfür edeceklerine, görüşmeleri iyi takip etsinler. Annan planının ne demek olduğunu, eğer değiştiremezsek iyi anlasınlar ve günü geldiğinde ellerini vicdanlarına koyarak sandığa gitsinler'' dedi.
Meselenin bu şekilde halledilemeyeceğini, aleyhlerine döndürüleceğini belirten Denktaş, ''Büsbütün birbirimizi kırarız. Dolayısıyla başlangıçta bunları söylemek mecburiyetinde kaldığım için üzülüyorum'' ifadesini kullandı.
MÜZAKERE HEYETİ
Ara bölgede başlayan Kıbrıs müzakerelerinde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın başkanlığındaki KKTC heyetinde, Başbakan Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergun Olgun, Başbakanlık Müsteşarı Aytuğ Plümer, KKTC Washington temsilcisi Osman Ertuğ ve Dışişleri Bakanlığı görevlisi Feyza Olgun yer alıyor.
MILLIYET 19/02/2004
Talat: "Bu kez başaracağız gibi
görünüyor"
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ABD'nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Michel Klosson ile biraraya geldi.
Başbakan Talat, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) genel merkezinde yapılan görüşmede, müzakerelerin başlayacak olmasından duyduğu memnuniyeti ifade ederek, ''zor bir sürece girildiğini, yapılacak çok iş bulunduğunu, ancak bu kez başarılacak gibi göründüğünü'' belirtti.
Talat, bu noktaya gelinmesinde ABD'nin ortaya koyduğu çabaları memnuniyetle karşıladıklarını belirtti ve ''katkılarının bu süreçte de devam edeceğini ümit ettiklerini, çünkü buna ihtiyaç olacağını'' söyledi.
Kıbrıs sorununu çözme yönündeki kararlılıklarını da yineleyen Talat, çok çalışmak gerektiğini ve adil bir anlaşmaya varmak için elden gelenin en iyisini yapacaklarını kaydetti.
Klosson da, ''süreçten ve tarafların adil ve yaşayabilir bir çözüm hedefiyle müzakereye oturacak olmasından memnun olduklarını'' belirterek, görüşmelerin olumlu sonuçlanacağından ümitli olduğunu söyledi.
''Görüşmelerin sonunda varılacak adil ve kalıcı çözümün her iki tarafta da uygulanacak referandumda halkın desteğini almasını arzuladıklarını, başarının ölçütünün bu olacağını'' dile getiren Klosson, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çabalarını, girişimlerini desteklemeye devam edeceklerini kaydetti
MILLIYET 19/02/2004
KKTC Başbakanı Talat'ın konutunun önünde patlama!
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın özel konutu önünde bomba patladı.
Talat'ın, Girne'deki konutu önünde, saat 01.30 sıralarında bomba patladı.
Mersin caddesi Güven Lojmanı Yolu Girne Hastanesi arkasındaki konutun alt katını Başbakan Talat'ın, Girne'deki Mersin Caddesi Güven Lojmanı Yolu No 7'de bulunan evininin önünde saat 01.30'da bomba patladı.
Binanın alt katını, Başbakan'ın eşi Oya Talat laboratuvar olarak kullanıyor. Bomba, binada ve çevre evlerde maddi hasara yol açtı.
TALAT: BOŞUNA BİR ÇABA
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, evinin önünde patlayan bombanın ''toplumsal uzlaşıyı sabote etmeye yönelik'' olduğunu belirterek, ''Boşuna bir korkutma çabası, bir işe yaramaz bunlar. Biz yolumuza devam edeceğiz'' dedi.
Başbakan Talat, saat 01.30 sıralarında meydana gelen patlama sırasında evde olduklarını ifade ederek, ''Yeni yatağa girmiştim, ama uyumadan oldu. Çok şiddetli patlamayı duydum ve kalktım. Bizde olduğunu tahmin etmemiştim doğrusu'' diye konuştu.
Başbakan Mehmet Ali Talat, şunları söyledi:
''Toplumsal olarak uzlaşmanın en geliştiği günleri yaşıyoruz. Özellikle görüşmelerin başlaması kararı alındıktan sonra toplumda bir uzlaşma havası doğdu. Üzüntü verici olan bu. Yani tam bu havanın doğduğu zamanda bunu sabote etmek için, öyle olması lazım başka neden göremiyorum, bunu sabote etmek için yapılmış bir hareket. Boşuna bir korkutma çabası, bir işe yaramaz bunlar. Biz yolumuza devam edeceğiz.'' Patlamanın hasara yol açtığını, kendi binalarının kapısının söküldüğünü, camlarının kırıldığını anlatan Talat, patlamanın etkisiyle çevre evlerin de camlarının kırıldığını söyledi.
MILLIYET 19/02/2004
Çözüme çok yakınız
Rum Dışişleri Bakanı Yakovu, müzakerelerde en önemli tartışmanın toprak ve göçmenler konularında yaşanacağının ipuçlarını verse de, 'Çözüme her zamankinden daha yakınız' ded
YORGO KIRBAKİ Lefkoşa
Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, Kıbrıs'ta bugün başlayacak kritik müzakereler öncesi Rum tarafının Annan Planı'nda yapılmasını isteyeceği değişiklikleri Milliyet'e anlattı. Yakovu, olabildiğince fazla Rum'un kuzeye yerleşmesini, Ada'da Türkiye'den olabildiğince az göçmenin kalmasını isteyeceklerini söyledi ve Annan Planı'nda çözümün ekonomik yükünün büyük bölümünün Rumların omuzlarına yüklendiğinden, karşılık olarak daha çok toprak isteyeceklerini itiraf etti. Yakovu, Ada'nın çözüme her zamankinden daha yakın olduğunu da belirtti.
Güney Kıbrıs'ta Dışişleri Bakanlığı'nda görüştüğümüz Yakovu'nun sorularımıza yanıtları şöyle:
New York'ta Türk tarafının tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yakovu: Türk tarafı müzakere masasına sürüklenmiştir.
Siz sürüklenmediniz mi? Dörtlü toplantıyı kabul ettiniz. Yakovu: Dörtlü toplantı diye bir şey yok. Türkiye ile Yunanistan masada yer almayacaklar. Sadece büyük bir anlaşmazlık belirirse BM Genel Sekreteri'nin hakem rolünü oynaması öncesinde yer alacaklar.
Müzakerelerin ilk aşamasında ne olacak? Yakovu: Muhtemelen Annan Planı paragraf paragraf ele alınmayacak.
Geceli gündüzlü müzakere
İki taraf iyi niyetli bile olsa zaman müzakereler için yeterli mi? Yakovu: Zaman çok sınırlı. Sabah akşam toplanabiliriz.
Denktaş'ın nasıl bir tutum içinde olmasını bekliyorsunuz? Yakovu: New York'ta yapıcıydı. Ancak, sanırım müzakerelere Annan Planı dışında unsurlar dahil etmeye çalışacak. İki ayrı egemenlik kabul edilemez.
Annan Planı'ndaki haritalardaki çizgilerin düzleştirilmesi mümkün mü? Yakovu: Bunlar zamanı geçmiş görüşler. Annan Planı'nın felsefesi toprağın ebadı değil... Önemli olan 1974'te yurtlarından kovulan Rumlar ile dönecek olan Rumların sayısı arasındaki orantıdır. Dolayısıyla verilecek toprak miktarını biraz artırmanın önemi yoktur. "Ben top yerleştirmek için şu tepeyi istiyorum, tankların geçmemesi için şu nehri istiyorum" demek askeri düşünce tarzıdır.
Türkiye'den gelip Kuzey Kıbrıs'a yerleşen Türkler için ne yapacaksınız? Yakovu: Kıbrıs'ta ne kadar çok Türkiye'den gelen varsa, Kıbrıslı Türk ve Rumlar için o kadar az mülk var demektir. Eğer Türkiyeli göçmenler kalırsa, evlerine dönemeyecek Kıbrıslı Türklere ve Rumlara ödenmesi gereken tazminat miktarı çok büyük olacaktır.
Vatandaş yapılan Türkler
Annan Planı'nda bu konuda öngörülenler sizi tatmin ediyor mu? Yakovu: 45 bin kişilik listenin dışında Türkiye'den gelmiş kaç kişinin kalacağını bilmiyoruz. Sayın Denktaş'ın kendi kriterleri ile vatandaş yaptığı Türklerin Ada'da kalmasına karşıyız.
Merkezi hükümetteki üye sayısının artırılmasını önereceğinizi okuduk. Yakovu: Annan Planı'na göre, 20 ay Rum, 10 ay Türk başkan olacak, Rum başkan 10 ayda bir değişecek. Kıbrıs Cumhurbaşkanı'nın kim olduğunu uluslararası alanda kimse bilmeyecek. 4 yıl Rum, 2 yıl Türk başkan olabilir. Merkezi hükümetteki (başkanlık konseyi) üye sayısı da artırılmalı.
Bugün Kıbrıs Rum Kesimi'nde iki büyük parti (Akel ve Disi) Papadopulos'u destekliyor. Bu sürecek mi, Rumlar referandumda "evet" diyecek mi? Yakovu: Bu dinamizm korunacaktır.
Bugün bir çözüme her defasından daha yakın mıyız? Yakovu: Evet, yakınız.
Çözümün ekonomik maliyeti ne? Yakovu: Annan Planı'na göre, Rum tarafı yılda 800 milyon dolar vergi girdisinden olacak, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin döviz ve altın stoku ortak devlete devredilecek, ancak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 8 milyar dolar dış borcu, Kıbrıs Rum kurucu devletin omuzlarına yükleniyor. 1974'te Rumların bıraktıkları servetlerin değeri 15 milyar dolar. Servetlerin bugünkü değerleri 1974'ün 3 katıdır. Geri dönemeyecek olanlara parayı kim ödeyecek?
MILLIYET 19/02/2004
Denktaş, De Soto'ya elini uzatmadı
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dün BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto ile yaptığı görüşmeden önce gazetecilerin özel talebine karşın Perulu diplomatla el sıkışmadı. Görüntü alırken Denktaş'tan De Soto'yla tokalaşmasını isteyen basın mensuplarının önerisini Denktaş, "Gerekmez" diye
rek reddetti.
Bugün başlayacak Kıbrıs müzakerelerinin yöntemini belirlemek ve öteki hazırlık çalışmalarını ele almak için yapılan dünkü Denktaş - De Soto görüşmesine KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş ile bazı cumhurbaşkanlığı yetkilileri ve De Soto'nun heyeti katıldı. De Soto, Denktaş'la görüşmesinden önce Rum Kesimi lideri Tasos Papadopulos ile bir araya gelmişti.
MILLIYET 19/02/2004
71 günleri var
1 Mayıs'a kadar soruna Annan Planı temelinde çözüm bulunmasını ve Ada'nın AB'ye birleşik olarak girmesini hedefleyen müzakereler başlıyor
LEFKOŞA Milliyet
Kıbrıs'ın 1 Mayıs'ta birleşik olarak Avrupa Birliği'ne (AB) girmesini sağlamak için Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çizdiği takvim ve plan çerçevesindeki müzakerelere bugün Lefkoşa'da, Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto gözetiminde başlanıyor.
BM kontrolündeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda yapılacak olan müzakerelerde KKTC'yi Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş başkanlığında, Başbakan Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş temsil edecek. Görüşmeci heyete danışmanlar da katılabilecek.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un heyetinde, Büyükelçi Tasos Conis, BM'deki Rum Daimi Temsilci Andreas Mavroyannis, Avrupa Konseyi'ndeki Rum Daimi Temsilci Nikos Emiliu ve Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidis yer alacak.
Ada'daki tarafları, Annan'ın takvimindeki tarihlere uymak için yoğun bir müzakere süreci bekliyor. Müzakereler çerçevesinde, uluslararası anlaşmalarla, federal yasalarla, ekonomi ve finansal konularla ilgili olmak üzere 3 komite de teknik konulardaki düzenlemeleri yapacak. Komitelere, ay sonunda bayrak ve marş konusunda dördüncü bir komite daha eklenecek.
Müzakere takvimi
19 Şubat: A
nnan Planı üzerindeki müzakerelere yeniden Lefkoşa'da başlanması, çözümün ekonomik ve mali yönüne ilişkin teknik komitelerin de toplanması
1 Mart - 21 Mart: AB mevzuatının ele alınması
22 Mart: Ana müzakerelerde anlaşma sağlanamayan noktalarda garantör ülkeler Türkiye ve Yunanistan'ın devreye girmesi ve bir hafta süreyle dörtlü müzakere yapılması
29 Mart: Eğer hâlâ taraflar arasında anlaşma sağlanamamışsa, son çare olarak Annan'ın devreye girmesi ve boşlukları doldurması. Ardından anlaşma her iki kesimde eşzamanlı olarak referanduma sunulacak
1 Mayıs: Kıbrıs'ın AB'ye katılması
MILLIYET 19/02/2004
Talat, yüksek lisans diploması aldı
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, dün Gazimağusa'daki Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin (DAÜ) 2003 - 2004 Akademik Yılı Güz Dönemi Mezuniyet töreninde, İşletme ve Ekonomi Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden yüksek lisans diploması aldı. Annan Planı konusunda hazırladığı tezle yüksek lisans diploması alan Başbakan Talat, törende yaptığı konuşmada, Kıbrıs müzakerelerine işaret
ederek, "dönüşü olamayan bir yolda olduklarını" belirtti
MILLIYET 19/02/2004
Arzulanan mı, mümkün olan mı?
KIBRIS görüşmeleri bugün Lefkoşa'da başlıyor. Bu başlangıç 40 yıldır çözümü arzulanan iki konuda ilk ciddi adım demektir.
İlki, Kıbrıs sorununun bitirilmesi için adım.
İkincisi, Türkiye'nin AB'ye girmesi için adım.
Kıbrıs'ta uzlaşma 1 Mayıs'a kadar sağlanabilirse, bazı çatlak seslere rağmen, AB artık Türkiye'ye müzakere tarihi vermekten kaçınamayacaktır.
***
ÖYLE anlaşılıyor ki, New York'taki ilk rauntta, Türk hükümetinin de, Denktaş'ın da istedikleri oldu. Daha doğrusu mevcut dünya konjonktürü içinde, olması arzu edilen değil de, olması mümkün olan elde edildi. Edildi ki bugün ikinci raunt başlatıldı.
Bu pazarlıkta kaybeden tarafın Kıbrıs Rumları olduğu da söylenemez.
Olaya onlar açısından bakalım; ikinci raunt Türklerin üç isteği gerçekleşmeden uzlaşmayla sonuçlanırsa, 1 Mayıs'ta Rumlar Kuzey'i de aralarına alarak bir bakıma amaçlarına ulaşmış dünyadaki 7. müstakil Türk devletine son vermiş olacaklardır.
***
NEW York uzlaşması bir gerçeği, bir kez daha gözler önüne serdi. Akıl yaşta değil baştadır. Bazı işlerde başarı için nüfus kağıdı değil, akıl ve deneyim önemlidir.
New York'taki olumlu gelişmeyi hazırlayan müzakerecilere bakın: Klerides 84 yaşında, Denktaş 80 yaşında, Papadopulos 70 yaşında ve en gençleri Annan 66 yaşında...
***
KIBRIS sorunu çözüm yolunda ilerlerken, kısa bir süre önceye kadar tanık olduğumuz tartışmalara dönüp şöyle bir bakalım. Kimlerin yanıldığı açıkça görülüyor.
"Annan planı Sevr'dir" diyenler yanıldı.
"Rauf Denktaş imzalamaz" diyenler yanıldı.
"Ver kurtulcular" yanıldı.
"Ver kurtulcular var" diyenler yanıldı.
"Denktaş'la Talat bir arada olamaz" diyenler yanıldı.
Peki kim kazandı?
Eğer ikinci rauntta Türk tarafı "olmazsa olmaz" dediği üç değişikliği kabul ettirebilirse, hem Türkiye hem Türk Kıbrıs kazandı demektir.
***
YAŞAMIMIN üçte ikisi yazı işleri masasında geçti. Bu sürede binlerce haberi "manşet" yaptık, binlerce "başlık" attık.
Manşet olan haber en ilginç olan, en önemli olan demektir.
Uzun yıllar; okunmaz, ilgi uyandırmaz diye bakılan harbelerin arasında Kıbrıs haberleri de yer aldı.
Çünkü, çözümsüzlük çözüm olarak kabul edilmişti. Öyleyse bu temele oturtulan Kıbrıs sorununda yeni, ilgi çekici, önemli ne olabilirdi?
Hiç.
Ama New York'tan bu yana durum değişti.
Kıbrıs hem ilginç, hem önemli olarak Türk kamuoyunun gündemine döndü.
Hoş geldin Kıbrıs.
DENKTAŞ FORMÜLÜ!
Ankara Valisi Nevzat Tandoğan'a mal edilen bir söz var. Komünizmden sanık gençlere şöyle bağırır: "Komünizmi getirmek gerekirse onu da biz getiririz..."
"Çözümsüzlüğü çözüm haline getirdi" diye eleştirilen Denktaş'ın New York'taki tutumu Tandoğan'ı hatırlatıyor:
"Çözüm gerekiyorsa, onu da ben getiririm."
DOGAN HEPER MILLIYET 19/02/2004
Bu sonuçta en hayati rolü
kimler oynadı? (1)
Hezimetler öksüz çocuklardır. Başarıların ise çok sahibi çıkar. Kıbrıs konusunda gelinilen bu noktaya çok kişinin katkısı oldu. Kimi küçük, kimi büyük katkıda bulundu. Ancak, bir de en önde siyasi sorumluluğu alanlar var. Bu konu üzerinde daha uzun süre yazılar yazılacak ve bilançolar çıkarılacaktır mutlaka, ancak bu aşamada sıcağı sıcağına, elde edilen sonuçta en çok kimlerin katkısı olduğuna bakarsak karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor.
ERDOĞAN- GÜL İKİLİSİ: SİYASİ BAŞARI ONLARA AİT
Kim ne derse desin, bugün bir noktaya gelindiyse bunda en büyük pay Başbakan Tayyip Erdoğan'a ve hemen onun yanı başında da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e aittir. Türkiye New York'ta attığı adımı gerçekleştirememiş olsaydı, bugün hala yerimizde sayıyor olacaktık.
40 yıldır süre giden, kemikleşmiş, kimselerin dokunamadığı ve toplum olarak tabulaştırdığımız Kıbrıs sorunu çözerken, siyasi irade gösterdiler. Cesur davrandılar ve daha da önemlisi, bu noktaya gelinirken etrafı döküp kırmadılar. Yönetime katılan kurumları karşılarına almadılar. Silahlı Kuvvetleri ve Cumhurbaşkanı'nı ikna etmesini bildiler. Direnmeleri "ben karar verdim, bu şekilde olacaktır" şeklindeki dayatmalara gitmeden, aksine bir yandan siyasi irade gösterip, öte yandan da ikna yöntemiyle yumuşattılar.
Gül'ün genel yaklaşımı buna müsait idi, ancak doğrusu ben Tayyip Erdoğan'ın bu kadar iyi oynayabileceğini tahmin etmiyordum. 2002 Kopenhag doruğunda ve 2003 Lahey toplantılarındaki inişli çıkışlı yaklaşımı gördükten sonra, yoğurdu üfleyerek yemeğe başlamıştım. Başbakanın, belirli bir aşamadan sonra böylesine kararlı ve daha da önemlisi cesur davranabileceğini beklemiyordum. New York'ta son dakikada masaya konulan formül, BM yetkililerini dahi şaşırttı.
Erdoğan- Gül ikilisi Türkiye'nin yakın tarihinin en önemli kararını almış oldular. Yüklendikleri risk çok büyüktü ve her siyasetçinin kolay kolay taşıyamayacağı nitelikteydi.
Eğer bugün bir yere gelindeyse, herkes çok iyi bilmelidir ki, kredinin büyük bölümü bu iki siyasetçiye aittir.
ORG.ÖZKÖK: ANAHTAR ROL OYNADI
Eğer tüm riskleri omuzlayarak gösterdikleri cesaret ve irade ile Erdoğan- Gül ikilisi, siyasi açıdan en büyük prime hak kazandılarsa, Kıbrıs denilince en büyük duyarlığı gösteren Silahlı Kuvvetlerin başındaki isim de tarihe geçecektir.
Org. Özkök'ün bu dönemde Genelkurmay Başkanlığında bulunması, Türkiye'nin büyük bir şansı olmuştur. Özellikle Kıbrıs konusunda gösterdiği sağduyulu yaklaşım unutulmamalıdır. Kamu oyuna yansıyan izlenim, başta Kara Kuvvetleri ve Jandarmanın Annan planına ters baktıkları şeklindeydi. Nitekim basına yansıyan bazı demeç ve söylentiler, emekli bazı Komutanların yaydıkları hava, TSK içinde önemli bir direnmenin işaretleriyle doluydu.
Org. Özkök, Silahlı Kuvvetler içindeki direnmeleri son derece ustalıkla yönlendirmeyi bildi. AKP hükümetine karşı kuşku ve kaygıları, Kıbrıs konusuyla karıştırılmasına izin vermedi. Kendi açısından o da, Erdoğan gibi büyük cesaret ve irade gösterdi. İstese, bugün gelinilen noktayı kolaylıkla engelliyebilirdi.
Yapmadı.
Türkiye'nin uzun vadeli çıkarlarının nereden geçtiğini çok net şekilde gördü ve hükümet ile uyumlu bir çalışma yaptı. TSK içindeki muhaliflere, böyle bir kararın siyasi iktidarların sorumluluğunda olduğunu, askerin görüşünü vermenin ötesine geçmemesi gerektiğini ve TSK' nın tutumu konusundaki son sözün de kendisine ait olduğunu anlattı.
Benim dışardan algıladığım buydu. İzlenimlerin gerçeği yansıttığını düşünürsek, Org. Özkök'ü hepimizin tebrik etmesi gerekir.
UĞUR ZİYAL: SIRADIŞI BİR DİPLOMAT
Bazı kişiler vardır, kendilerini öne atmazlar. Reklama hiç önem vermezler. İnsanlar belki tam algılayamazlar, ancak bu kişiler tutumlarıyla tarihin değişmesine sessiz sedasız inanılmaz katkıda bulunurlar.
Dışişleri Bakanlığı müsteşarı Uğur Ziyal'den söz ediyorum.
Ziyal Kıbrıs konusundaki yaklaşımıyla, Türk dışişleri Bakanlığının bir ara yıpranmaya başlayan prestijini kurtarmıştır. Sadece bununla kalmamış, direnen bürokrasiyi, Cumhurbaşkanlığını, Denktaş'ı ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde kaygı duyan çevreleri ikna etmiştir.
Ziyal en büyük desteği Gül'ün gösterdiği siyasi iradeden almış, ancak bunun ötesine geçerek kişisel prestijini kullanmış ve Türkiye' nin herkesi şaşırtan kararının alınmasında anahtar rol oynamıştır.
Hem içerdeki direnişleri kırmış, hem de dış ilişkilerdeki orkestra şefliğini inanılmaz bir başarıyla gerçekleştirmiştir.
Kıbrıs müzakerelerine başından itibaren katılan, BM' nin üst düzey bir diplomatının Uğur Ziyal hakkındaki şu sözleri, sanıyorum herşeyi çok iyi özetliyor:
"Uluslararası düzeyin çok üstünde bir diplomat. Onun bu aşamada dışişleri müsteşarı olması sizin için büyük bir şanstır."
DENKTAŞ VE TALAT: ÇOK ETKİLİ OLDULAR
KKTC açısından en büyük katkı, Rauf Denktaş, Serdar Denktaş ve M.Ali Talat'tan geldi. Rauf Denktaş, Annan planına çok itiraz etmesine rağmen, Ankara'nın ortak politika saptaması üzerine ve Türkiye'nin uzun vadeli çıkarlarını düşünerek tutumunu değiştirdi ve işlerin olumlu sonuçlanmasında önemli rol oynadı. Bu değişiklikte hem Denktaş'ın Türkiye sevgisi, hem de gerçekçi politikacılığı ön plana çıktı. Serdar Denktaş ve M.A.Talat'ın seçimler öncesindeki duruşları ve özellikle de seçimlerden sonraki tutumları, Ankara'nın işini büyük ölçüde kolaylaştırdı. Eğer seçimlerden bu ikilinin kurduğu hükümet çıkmamış olsaydı, bugün New York'taki sonucu almak son derece zor olurdu.
M. Ali Talat, Başbakan olduktan sonra özellikle Rauf Denktaş'a karşı tutumunu son derece ölçülü ve duyarlı bir düzeyde tutmasını bildi. Eski kavgaların üstüne sünger çekti ve Cumhurbaşkanı'nın güvenini kazanmaya çalışmıştı. Kendini değil, Denktaş'ı ön plana çıkardı.
Serdar Denktaş, babası ile hükümet arasında tam anlamıyla bir sigorta rolü oynadı. Hem çözümden yana tutum alaması, aynı zamanda da babasının müzakerecilikten ayrılmamasını sağlamak çok zor bir işlevdi, ancak Sedar bunu gerçekleştirmesini bildi. Böylece, KKTC ve Türk toplumlarında parçalanmalar önlenebilmiş oldu.
Her ikisinin özellikle New York görüşmeleri sırasındaki olgun tutumları, Cumhurbaşkanı Denktaş'ı sürekli el üstünde tutan yaklaşımları da dikkate değerdi.
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 19/02/2004
Rum olsam taviz vermezdim
|
Ömer BİLGE/LEFKOŞA
Görüşmeler sırasında bir ara Başbakan Mehmet Ali Talat ile Rum lider Papadopulos tartışmaya başladı. Araya girip kavgayı ayırdım, sonra Mehmet Ali'ye dönüp, "Dur bakalım, onu ben döveceğim. Kendi döveceğim adamı sana bırakmam" dedim.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Hürriyet ekibinin sorularını yanıtladı. Hürriyet'e New York'taki görüşmelerin perde arkasını anlatan Denktaş, Gül'ün talimatı olarak bir kripto geldi. Önerinizi destekliyoruz' diyordu. Uğur Ziyal kararın Genelkurmay da dahil tüm kurumlara danışılarak alındığını söyledi. İlk kez Türkiye elini taşın altına sokmuş oldu dedi. Denktaş, Rumların yerinde olsa kendisinin de taviz vermeyeceğini söyledi.
NEW York görüşmelerinde Annanın hakemliği konusunda tıkanma yaşandığı bir sırada Türkiye ve Yunanistan'ın BM'den önce devrede olması teklifinin kendilerinden çıktığını belirten KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, New York'a gelmeden önce çekilmeyi düşündüğünü ancak Başbakan Mehmet Ali Talat'ın engel olduğunu da söyledi.
Rauf Denktaş, Hürriyet yazarlarına Kıbrıs sorununda gelinen tarihi noktayı, olmazsa olmazlarını ve atacağı adımları anlattı.
Denktaş, New York'ta tarafların anlaşamaması halinde plandaki boşlukları BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın doldurması konusunda kopma noktasına geldiklerini vurguladı ve Öneriyi biz yaptık. Ben hep Türkiye'nin ve Yunanistan'ın da ellerini taşın altına koymasını istiyordum. Türkiye bugüne kadar, Efendim, bu Rauf Denktaş'ın işidir' diyordu. Uğur Ziyal ve ekibi bizim teklifi Ankara'ya iletti. Gül'ün talimatı olarak bir kripto geldi. Önerinizi destekliyoruz' diyordu. Uğur Ziyal kararın Genelkurmay da dahil tüm kurumlara danışılarak alındığını söyledi. İlk kez Türkiye elini taşın altına sokmuş oldu dedi.
Denktaş görüşmelerde gelinen noktayı ve bugün başlayacak resmi görüşmelerdeki stratejilerini, değişiklik taleplerini ve referandum öncesi ne yapacağını şöyle anlattı:
YUNANİSTAN'IN DA ELİ TAŞIN ALTINDA
Ankara bizim yüzümüze karşı desteğin álásını verdi. Lahey'de Annan Planı'nı geçen yıl kabul etseydik, halkın önüne referanduma götürseydik felaket olacaktı. Rumların yararına olacaktı. Plan 3 defa değiştirildi ve hálá hem ben hem Rumlar tadilat istiyor. Şimdi Türkiye de soktu elini taşın altına, Yunanistan da...
Yunanistan devamlı kaçtı çünkü. Şimdi Türkiye ve Yunanistan, sonra iş genel sekretere kalacak. Genel Sekreter, Türkiye'nin söylediği, Yunanistan'ın da söylediği ya da söylemediklerini de kaale alarak bir şeyler yapacak. Türkiye'nin dostlarının da söyleyeceklerini dikkate alacaktır. Yani bu açılımdır bizim için.
Ankara'da ise Eğer Türkiye'nin de istediği kırmızı çizgileri bu plana koydurmazsam bana tam destek veriyor musunuz? diye sordum, bana Evet tam destek vereceğiz karşılığını verdiler.
Başımızda keskin bir kılıç var da, kabul etmezsek bu kılıç düşecek de başımız kopacak değil. Bir anlaşma yapmaya çalışacağız. Bu sefer Karartalım, haber vermeyelim oyununa gelmeyeceğim. Şeffaf olmak lazım, çünkü Annan Planı'nın ne olduğunu biliyoruz, neyi ne için değiştirmek istiyoruz, bunları halka anlatacağım. Diyelim ki Rum itiraz etti olmadı, halkı ve halkın temsilcilerini hemen bilgilendireceğiz.
TÜRKİYE KALK DEMESE KALKMAZDIM
Ben bugüne kadar Türk hükümetlerinin siyasetini yürüttüm. Benim siyasetim olmadı. Denktaş yaptı, Denktaş anlaşmadı dediniz. Benim bir ağırlığım var ama ben bu ağırlığı Türk ulusunun aleyhine kullanamam. Benim yumuşak tarafım bu.
Ben seksen yaşındayım. Bugüne kadar hep Türk hükümetleriyle Kıbrıs siyasetini yürüttüm. Lahey'den çekildin diyorlar. Türk hükümetinin rızası ve onayı olmasaydı masadan kalkar mıydım?..
NİYE TAVİZ VERSİNLER Kİ...
Referandumda Rum tarafı reddeder biz kabul edersek, Rumlar AB'ye yine girer. Biz ise Aman biz de girelim diye acele edersek, kabul etmediğimiz şartları kabul etmiş oluruz. Yunan ve Türk dengesini bozan taraf olmuş oluruz. Rumlar niye taviz versin ki? Ben de olsam vermem.
M. Aliye bir konuda hak verdim
Türkiye bugüne kadar hep biz haklıyız diyor, klasik savunma yapıyordu. Türkiye halkla ilişkiler yapamadı. Rum bize bakınca sadece Mehmetçik'i görmemeliydi. Bacasıyla, sanayisiyle Türkiye'nin geldiğini görmedi. Mehmet Ali Talat, muhalefetteyken, Türkiye bile ambargo uyguluyor diyor, biz kızıyorduk. Ama doğruyu söylüyordu. Kıbrıslı Türkler de anlaşma istiyor diyorlar. Asil Nadir zamanı burada işler iyiydi. O battı, yenisi yerine gelmedi. Türkiye yol yaptı, liman yaptı, altyapı yaptı, Allah razı olsun ama üretime dönük bir yatırım gelmedi buraya. 200 bin kişilik bir yere bunları getirmek zor olmasa gerek.
Çekileceğim dedim, Talat bırakmadı
Ben bugüne kadar birçok kez Çekilirim dedim ama bunu tehdit olarak söylemedim. Eğer Türkiye beni istemezse, eğer beni kendisine engel olarak görürse ve çekilmemi isterse ben çekilirim. Bunu söyledim. Erkekçe çıkın karşıma çekileyim dedim. Hayır çekilme, sensiz olmaz dediler. Ben, Mehmet Ali Talat ile konuştum, Çekilmem lazım, içim rahat değil dedim. Talat, Bu bizi zor durumda bırakır. Halkımıza, alınacak neticeyi kabul etmeyin demektir. Halbuki görevin halkımızın menfaati yönünde elinizden geleni yapmandır diye akıllıca bir şey söyledi. |
HURRIYET 19/02/2004
ABD'den Kıbrıs görüşmelerine en üst düzey destek
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Richard Boucher, ABD'nin Kıbrıs müzakere sürecini en üst düzeyde desteklediğini bildirdi
Boucher, BM gözetiminde Kıbrıs müzakerelerinin bugün başlayacak olması nedeniyle, ABD'nin nasıl bir rol oynayacağının sorulması üzerine, ''BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çabaları için çok güçlü, olumlu ve destekleyici bir rol oynayacağız'' dedi.
ABD'nin müzakerelerde taraf olmadığını hatırlatan Boucher, buna karşın başarılı bir sonuca ulaşmaya yardım edecek müzakereleri desteklemek için gerekli bütün diplomatik desteği vermeyi sürdür
eceklerini söyledi.
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın, Türk, Yunan ve Kıbrıslı liderlerle yakın temasta olduğunu belirten Boucher, ''ABD bu süreci her düzeyde, en yukarıdan aşağıya kadar destekledi. Lefkoşa'daki büyükelçimiz Michael Klosson, görüşmeler başlarken, müzakerelere bizim desteğimizi sağlıyor. (ABD'nin Kıbrıs Özel Koordinatörü) Büyükelçi Tom Weston, şu sırada Washington'da, ancak sürece diplomatik girişim gerektiğinde bölgeye seyahat etmeye hazırlıklı'' dedi.
ABD'nin, Avrupa Birliği'nin bu görüşmelerde bir rolü olmasını destekleyip desteklemediği sorusuna karşılık Boucher, ''Bütün bu soruların cevabını geçen hafta verdik. New York'taki görüşmelerin sonunda yapılan açıklamalarla durum tanımlanmıştı. Biz, AB'nin oynayacağı bir rol olduğunu düşünüyoruz. Bu zaten müzakerelerde incelenmiş ve tanımlanmış bir konuydu ve bizim için de sorun değil'' diye konuştu.
(aa)
HURRIYET 19/02/2004
KKTC BAŞBAKANI TALAT, ABD BÜYÜKELÇİSİ KLOSSON İLE GÖRÜŞTÜ: ''BU KEZ BAŞARACAĞIZ GİBİ GÖRÜNÜYOR''
KKTC BAŞBAKANI
TALAT, ABD BÜYÜKELÇİSİ KLBAŞARACAĞIZ GİBİ GÖRÜNÜYOR'' KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ABD'nin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Michel Klosson ile biraraya geldi. Başbakan Talat, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) genel merkezinde yapılan görüşmede, müzakerelerin başlayacak olmasından duyduğu memnuniyeti ifade ederek, ''zor bir sürece girildiğini, yapılacak çok iş bulunduğunu, ancak bu kez başarılacak gibi göründüğünü'' belirtti.
Talat, bu noktaya gelinmesinde ABD'nin ortaya koyduğu çabaları memnuniyetle karşıladıklarını belirtti ve ''katkılarının bu süreçte dedevam edeceğini ümit ettiklerini, çünkü buna ihtiyaç olacağını'' söyledi.
Kıbrıs sorununu çözme yönündeki kararlılıklarını da yineleyen Talat, çok çalışmak gerektiğini ve adil bir anlaşmaya varmak için elden gelenin en iyisini yapacaklarını kaydetti.
Klosson da, ''süreçten ve tarafların adil ve yaşayabilir bir çözüm hedefiyle müzakereye oturacak olmasından memnun olduklarını'' belirterek, görüşmelerin olumlu sonuçlanacağından ümitli olduğunu söyledi.(AA)
HURRIYET 19/02/2004
'Talat onu ben döveceğim sana bırakmam'
New York'ta Birleşmiş Milletler binasında Rumlar ile 3 gün kıyasıya pazarlık eden KKTC heyeti, yolculuk sırasında ve kapalı kapılar arkasında yaşadıklarını Hürriyet'e anlattı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat ile Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş New York görüşmesindeki en zor anlarını ve sinir harbinin yaşandığı saatleri anlattılar:
PAPADOPULOS'LA NASIL ANLAŞIRSIN
Görüşmelerde en zor anım, Annan'ın hakemlikte ısrar ettiği andı. Papadopulos buna hemen itiraz etti. Ben de, Uyum içindeki Denktaş olarak müşterek dostumuz Papadopulos'un itirazını destekliyorum dedim. Alkış bekliyordum. Karşıma çıkıp Ne münasebetle Papadopulos'un önerisini desteklersin dediler. Uyum istemiyor muydunuz, süratle anlaştık işte dedim. Hayır efendim, sen nasıl anlaşırsın dediler. Türkiye heyetine, Denktaş'a söyleyin, böyle yapmasın diye mesajlar gitti.
SÖVENLER DESTEK OLUNCA BOZULDUM
New York'ta yaşadıklarımızla ilgili beni en çok etkileyen şey, taraf değiştirenler oldu. Gelmeden önce sürekli bana sövenler, o saldıranlar birdenbire destekleyince çok bozuldum. Bana sövenler bugün övüyor. New York'a gelirken medyaya, Allah razı olsun, Annan'ın davetini gazetelerden öğrendim demiştim. Görüşmede Annan, benim bir şey söylememi beklemeden, Özür dilerim, sizinle ben temas etmedim ama Türkiye ile yakınlığınızı bildiğimden dolayı buna ihtiyaç duymadım dedi. Türkiye bizim anavatanımız, onun için canımızı da veririz ama ben başka ülkenin bir devlet başkanıyım. Ama arkada kaldı, bir şey değil karşılığını verdim.
BAŞPİSKOPOS TABUTU GİBİYDİ
Mehmet Ali Talat sandalyemi çekti, bunu çok büyüttünüz. Başpiskopos tabutu gibi ağırdı o sandalye. Çekemedim. Yani insani bir şeydi sandalyemi çekmesi. Çok ağırdı meret. Türkiye ve Yunanistan'ın da devrede olmasından sonra Annan'ın hakemliğini kabul ettik. Papadopulos, AB'nin de dahil olmasını istedi. Daha bana kalmadan Mehmet Ali, Olmaz, yok böyle şey dedi. İtiraz etti. Papadopulos, Mehmet Ali'ye, Biz sizi AB'ci, çözümden yana zannederdik dedi. Mehmet Ali kükredi. Adamla kavga edecekti, ben ayırdım. Dedim ki, Dur bakalım, onu ben döveceğim. Kendi döveceğim adamı sana bırakmam.
100 BİN DEĞİL 70 BİN TÜRK OLSUN
Annan'a Senin adını taşıyan plan 100 bin Türk'ü sokağa atıyor dediğimde dehşetle De Soto'ya döndü, Ne demek bu? diye sordu. De Soto, 70 bin civarı dedi. Hemen kabul ettim. Tamam 70 bin, hadi ne olacak dedim. Bakındılar.
Olmazsa hayır oyu veririm
Türkiye'nin garantörlüğü ve bizim olmazsa olmaz şartlarımız bu planın içinde yer almazsa, bir anlaşmaya varamazsak ve referandum yapma zamanı gelince çıkarım ortaya Ey halkım, biz bunları bunları istedik ama anlaşmanın içine koyamadık. Ben bunları yapmaya çalıştım, bunları bunları yapamadım derim. Ama karar sizindir. Anlaşmanın çıkacak son şekline bakarak oyumu da söyleyeceğim halkıma.
Kıbrıslı Türklerin yarısı göçmen olacaksa, rehabilitasyon yoksa, maliyeti karşılayacak para bulunmamışsa, sözler tutulmamışsa, içinize 60-80 bin Rum gelecekse, bizim Rumlarda bıraktığımız malların hesabı sorulmayacak ve Rumların tazminat hakkı kalacaksa Hayal kırıklığına uğradık der ve oyumu da ilan ederim.
Osmanlı armasını anlattı
KKTC Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nün girişinde Osmanlı'nın son dönemine ait bir arma var. Bir Osmanlı sancağı ve tuğrası... Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Hürriyet ekibine bu armayı Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün'ün hediye ettiğini söyledi.
Serdar Denktaş
Adamlarınız size yanlış bilgi veriyorlar demedim mi?
Görüşmelerin ilk günü Annan, Denktaş Bey'e, Değişmişsiniz görmeyeli dedi. Denktaş, Hayırdır diye karşılık verdi. Annan, Artık elinizde fotoğraf makinesi yok dedi. Denktaş Bey elini cebine atıp fotoğraf makinesini çıkardı ve Annan'a şunu söyledi: Ben size söylemedim mi, adamlarınız size yanlış bilgi verirler diye... De Soto da oturuyor orada. Bakışlar ona kaydı. Kahkahalar içinde kaldılar.
Kaçmamı beklediniz kaçmadım
12 saat BM'de hapis kalınan gece Rauf Denktaş tuvalete gitti. Tuvalette Papadopulos varmış. Geri geldi, Adam tuvalette bile benim önüme geçti dedi. 20 dakika kadar süre geçti. Koridorun sonunda Rum heyet bekliyor. Denktaş birden onlara doğru tek başına yürümeye başladı. Rumlarda bir heyecan. Hemen Papadopulos'u çağırdılar. Papadopulos çıktı geldi. Denktaş, heyecanla bekleyen Rum heyetine şunu söyledi: Kaçmamı beklediniz. Ama hiç umutlanmayın, hiç heveslenmeyin, masayı bırakmayacağım dedi ve geri döndü. Rumlar şaşkın...
Mehmet Ali Talat
Yüreğimin bulgur evsediği an
Yüreğimin bulgur evsediği an (Kıbrıs deyimi-En çok korktuğum an) ilk gündü. Acaba Denktaş ne yapar? Çünkü Denktaş uzun süre Annan Planı'nı şeytanlaştırdı. Çok zor olmasına rağmen tavrından vazgeçti. Bunu yaptı. Kendisiyle yan yana gittik. Liderlerin görevi koşullara uyumluluktur dedim. Görüşmelerin ilk günü aynı kaygıları yaşıyordum. Ama sonra gelişmeleri görünce bu kaygım geçti
HURRIYET 19/02/2004
Talat: Bomba, toplumsal uzlaşmaya yönelik
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın özel konutu önünde bomba patladı. Talat, bombanın "toplumsal uzlaşıyı sabote etmeye yönelik" olduğunu belirterek "Biz yolumuza devam edeceğiz" dedi.
Talat'ın, Girne'deki konutu önünde, saat 01.30 sıralarında patlayan bomba, Talat'ın evinde maddi hasara yol açtı. Olayla ilgili soruşturma başlatan polis, bombanın cinsini belirlemeye çalışıyor.
TALAT: YOLUMUZA DEVAM EDECEĞİZ
Bu arada Başbakan Mehmet Ali Talat, evinin önünde patlayan bombanın ''toplumsal uzlaşıyı sabote etmeye yönelik'' olduğunu belirterek, ''Boşuna bir korkutma çabası, bir işe yaramaz bunlar. Biz yolumuza devam edeceğiz'' dedi.
Başbakan Talat, saat 01.30 sıralarında meydana gelen patlama sırasında evde olduklarını ifade ederek, ''Yeni yatağa girmiştim, ama uyumadan oldu. Çok şiddetli patlamayı duydu
m ve kalktım. Bizde olduğunu tahmin etmemiştim doğrusu'' diye konuştu.
Başbakan Mehmet Ali Talat, şunları söyledi:
''Toplumsal olarak uzlaşmanın en geliştiği günleri yaşıyoruz. Özellikle görüşmelerin başlaması kararı alındıktan sonra toplumda bir uzlaşma havası doğdu. Üzüntü verici olan bu. Yani tam bu havanın doğduğu zamanda bunu sabote etmek için, öyle olması lazım başka neden göremiyorum, bunu sabote etmek için yapılmış bir hareket. Boşuna bir korkutma çabası, bir işe yaramaz bunlar. Biz yolumuza devam edeceğiz.''
Patlamanın hasara yol açtığını, kendi binalarının kapısının söküldüğünü, camlarının kırıldığını anlatan Talat, patlamanın etkisiyle çevre evlerin de camlarının kırıldığını söyledi.
Binanın alt katını, Başbakan'ın eşi Oya Talat laboratuvar olarak kullanıyor.
DENKTAŞ: SABAH SABAH MORALİMİZİ BOZDU
Cumhurbaşkanı Denktaş, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın evinin önündeki patlamayla ilgili olarak, ''Sabah sabah hepimizin moralini bozan bir olaydır'' dedi. Bu olayın herkesi üzdüğünü belirten Denktaş,''Yapan herhalde iyi niyetle yapmış değildir. Kötü niyetle yapmıştır. Belki de moralimizi bozmak için yapmıştır. Ama inşallah bundan sonra tekerrür etmez'' dedi.
Kıbrıs meselesinin görüşmeler yoluyla ve referandumda halkın vereceği oyla halledileceğine dikkat çeken Denktaş, şunları söyledi:
''Bu oyu, şu veya bu şekilde etkilemek için böyle şeylere başvurulucaksa tamam her şey bozulur ve bu halk buna layık değildir. Sabah sabah hepimizin moralini bozan bir olaydır.''
Cumhurbaşkanı Denktaş, ''Tarihi bir müzakerenin başlangıcına gideceğimiz sabah, memleketin başbakanının evinin önüne bomba atılıyor. Tabiatıyla hepimizi üzmüş bir olay'' dedi.
Müzakereler sonunda kararı halkın vereceğini kaydeden Denktaş, ''Ona buna bomba atacaklarına, şiddete başvuracaklarına, küfür edeceklerine, görüşmeleri iyi takip etsinler. Annan planının ne demek olduğunu, eğer değiştiremezsek iyi anlasınlar ve günü geldiğinde ellerini vicdanlarına koyarak sandığa gitsinler'' dedi.
Meselenin bu şekilde halledilemeyeceğini, aleyhlerine döndürüleceğini belirten Denktaş, ''Büsbütün birbirimizi kırarız. Dolayısıyla başlangıçta bunları söylemek mecburiyetinde kaldığım için üzülüyorum'' ifadesini kullandı.
HURRIYET 19/02/2004
Kıbrıs için kader pazarlığı başlıyor
Kıbrıs'taki müzakerelerde Rumlar Annan Planı'nda altı değişiklik istiyor. Türkiye ise dört temel hedefi sağlamaya özen gösterecek
19/02/2004 RADIKAL
YORGO KIRBAKİ, HİLAL KÖYLÜ
'Önce garantörler onaylasın'
ATİNA - Kıbrıs'ta bugün başlayacak olan müzakerelere sıkı hazırlanan Rum Yönetimi, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çözüm planında istediği değişiklikleri netleştirdi. Rum tarafı, müzakereler sırasında altı değişiklik talebini masaya koyacak. Rum tarafı, yedinci talep olan toprak dağılımı ve kuzeye geçecek olan Rumların sayısı konusunda ise, Türk tarafının bunları dile getirmesine bağlı olarak hakkını saklı tutacak. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un gündeme getireceği değişiklik talepleri ise şunlar:
1 - Yönetim organı: Başkanlık Konseyi üyeleri sayısı altıdan (Dördü Kıbrıslı Rum, ikisi Kıbrıslı Türk) dokuza (Altısı Kıbrıslı Rum, üçü Kıbrıslı Türk) çıkarılsın. Dönüşümlü başkan ve başkan yardımcılarının görev süresi 20 aydan 40-48 çıkarılsın.
2 - Yargı organı: Merkezi Lüksemburg'da bulunan Avrupa Adalet Divanı protipinde üç Türk, üç Rum ve üç AB'liden oluşacak bir alt mahkeme (asliye mahkemesi) kurulsun. Annan Planı'nda öngörülen Yüksek Mahkeme yine en yüksek yargı organı olarak kalsın. Çözümden sonra binlerce, on binlerce kişi mahkemelere başvurmak isteyebilir. Bu durumda Yüksek Mahkeme işleyemez hali gelir. Davaların büyük bir kısmı Avrupa Adalet Divanı tipindeki mahkemede halledilebilir.
3 - Türkiyeli göçmenler: Adada Türkiye'den kaç göçmen kalacağı belirlenmeli, müzakerelerde bu sayı kesinleştirilmeli. Anlaşmadaki maddeler daha sonra farklı yorumlara yol açmamalı.
4 - Anayasalar: Oluşturulacak olan iki kurucu devletin de, merkezi devletin de anayasaları AB mütesebatına uyumlu olmalı.
5 - Çözümün ekonomik maliyeti: Kurulacak ortak devletin maddi açıdan ayakta durabilecek olması teminat altına alınmalı. Çözüme dayanabilecek bir ekonomik yapı oluşturulmalı. Çünkü Annan Planı bunu öngörmüyor, bunun yerine sadece bir yardım konferansı toplanmasını içeriyor.
6 - Garantör devletlerin onayı: Üzerinde uzlaşılacak olan anlaşma adanın iki kesiminde refrandumlara sunulmadan önce garantör ülkeler konumundaki Türkiye, Yunanistan ve Britanya parlamentolarından onaylansın. Çünkü eğer garantör devletlerin onayı referandumlardan sonraya kalırsa ve TBMM' nin yanıtı olumsuz olursa, o zaman referandumlardan çıkan sonuç olumlu olsa bile Kıbrıs devleti 'havada kalacak'.
'Toprak hakkımız saklı'
Rum tarafı buna ek olarak, Türk tarafı toprak dağılımı ve kuzeye geçecek olan Rumların sayısı gibi konuları gündeme getirirse, bu konuda değişiklik isteme hakkını da saklı tutuyor. Bu konular Papadopulos'un geçen haftaki New York görüşmelerinde Annan'a teslim ettiği listede de yer almıştı. Bu listede ayrıca Rum tarafına iade edilecek olan bölgelerin güvenliğinin geçici dönem içinde BM tarafından garanti edilmesi, geçiş sürecinin kapsamlı anlaşmanın uygulanmasını tehlikeye düşürmemesi gibi konular da yer almıştı.
'Kurucu devletten taviz vermeyiz'
ANKARA - Kıbrıs'ta bugün BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın özel temsilcisi Alvaro De Soto'nun başlatacağı müzakereler öncesinde Türkiye'nin pazarlıklarda 'kilit önem' atfedeceği konular belirlendi. Müzakereler için adaya gidecek olan büyükelçiler Ertuğrul Apakan ile Deniz Bölükbaşı, KKTC ile Rum tarafı arasında yapılacak pazarlıklarda Ankara'nın Annan Planı'nda dört değişiklik talebini gündeme getirecek. Türk heyeti "Kurucu devletten değil, askerden taviz verilebilir" mesajı ile Rum tarafını 'köşeye sıkıştırmayı' planlıyor.
Türk tarafının Annan Planı'nda 'rötuş' isteyeceği dört konu, Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık'ta üst düzeyde yapılan toplantılarda netleştirildi. İşte Türk tarafının müzakerelerde 'olmazsa olmaz' saydıkları konular:
1 - İki kesimlilik güçlendirilsin: Kıbrıs Türk ve Rum Kesimi olmak üzere iki kesimden oluşacak. Güneyden kuzeye geçecek Rumların sayısı, kuzeydeki Türk ağırlığını yıkacak düzeye ulaşmamalı. Türkiye, göçmen sayısı ve toprak dağılımı arasındaki dengenin bu ilkelerle sağlanması yönünde güvenceler istiyor. Güneyden kuzeye, Annan Planı'nda öngörülenden daha az Rum, aşama aşama geçmeli. Bu konuda taraflar arasında özel mutabakat olmalı. KKTC adı verilen Türk federal bölgesi oluştuğunda, bölgedeki Türk kimliği hem siyasi, hem de hukuki olarak korunmalı, sınırlar düz çizilerek güvence altına alınmalı.
2 - İki halklı yönetim (egemenlik): İki kesimde oluşacak olan kurucu devletlerin de iki ayrı halka dayanması unsuru güçlendirilmeli. Örnek: Türk tarafı kuzeye gelecek olan Rumların tüm siyasi haklarını, Rum kurucu devleti içinde kullanmasını istiyor. Yani, Türk parça devletinin içinde yer alacak olan Rumlar yeni devletin yasama organını oluşturacak senato ve temsilciler meclisinde Rum parça devletinin kontenjanı olan sandalyeler için oy kullanacak ve aday olabilecek.
3 - Deregasyon (kısıtlamalar) güvencesi: Güneyden kuzeye geçişler, malk-mülk dağılımı gibi konularda Annan Planı ile getirilen deregasyonların (kısıtlamaların) Türkiye, AB üyesi olana kadar korunması gerekiyor. Yani, AB hukuku kullanılarak planın bu bölümlerinin Rumlar lehine delinmemesi. Rum Yönetimi New York müzakerelerinde sürece AB'yi de katmak suretiyle Annan Planı'nın AB muktesebatına uymayan kısımlarını ihtilaf konusu yapmaya çalışmıştı.
4 - Güvenlik ve garantörlük takviyesi: Adada Türkiye'nin garantörlüğünün tam manasıyla güvence altına alınması gerek. Güvenlik konularında Yunanistan ile yapılacak özel görüşmelerde net sonuca ulaşılacak.
'Pozitif felsefe'
Ankara'da tüm hazırlıklar, Rum tarafının 'uzlaşmazlığını sergileme' taktiği üzerine yoğunlaştı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a "Sizi baypas ederk çözüp çözemeyeceğimizi biliyoruz" mesajı göndererek, Denktaş'ın muhtemel 'sivri çıkışlarını' törpülemeyi ihmal etmeyen Ankara'nın müzakere sürecinde temel felsefesi 'pozitif tavır' olacak.
Denktaş ile Papadopulos bir araya geldi
19/02/2004 RADIKAL
New York'ta tarafların mutabakatıyla takvime bağlanan yeni müzakere süreci, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun gözetiminde görüşmelere başladı. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, BM kontrolündeki Lefkoşa Ulusla
rarası Havaalanı'nda bir araya geldi. Müzakerelerde Türk tarafını, Denktaş başkanlığında, Başbakan Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş temsil ediyor. Görüşmelerin ilk gününde tarafların, haftada kaç gün bir araya gelineceğini kararlaştırması bekleniyor.
'SON KARAR HALKIN"
Denktaş, Kıbrıs sorununun görüşmeler yoluyla ve halkın iradesiyle referandumda vereceği oyla çözümleneceğini söyledi. KKTC lideri,Lefkoşa'daki görüşmelere katılmadan önce şu mesajı verdi:
"Halkın Annan planını iyi anlaması gerekiyor. Eğer (planı) değiştiremezsek ellerini vicdanlarına koyarak sandığa gitsinler."
Uzlaşma için bir not
Turgut Tarhanlı
19/02/2004 RADIKAL
Kıbrıs uyuşmazlığı konusunda, New York'ta varılan ön mutabakat, hiçbir taraf bakımından bir zafer anlamına gelmiyor. Ancak, Türk tarafı açısından 'çözüm' vurgusu taşıyan bir dilin kuvvetli biçimde ortaya konulduğu bir zeminin yaratılmasına neden olduğu söylenebilir. Şimdi yapılması gerekenler, bu yönde bir iradenin müzakereler evresinde de akılcı ve yara
tıcı bir biçimde sürdürülmesidir.
Ama öte yandan, çözüm planının, Avrupa hukuku bakımından değerlendirilme biçimi de üzerinde durulması gereken başka bir konu.
Bu bağlamda, özellikle yerleşme, seyahat ve mülkiyet haklarına ilişkin sorunların giderilmesinde, yürütülecek müzakerelerin ve varılacak sonuçların hangi hukuki çerçeve içinde gerçekleştirilecek olduğunun berraklaştırılması şart. Bu, hukuki olduğu kadar, elbette siyasi bir sorumluluğu da ifade ediyor.
Kıbrıs uyuşmazlığının BM eliyle çözümüne ilişkin sürecin kategorik olarak tanımı bir uluslararası barış ve güvenlikle ilgili uyuşmazlığın çözümü niteliğindedir. Bu, BM hukuku bakımından yapılmış bir nitelemedir. Dolayısıyla, gerek önümüzdeki müzakereler evresi gerek bunun sonucunda varılması amaçlanan çözüm, BM hukukunun bu tanımı kapsamında değerlendirilmek zorundadır. Sonuç olarak ortaya konulacak belge bir uluslararası andlaşma niteliğine sahip olacağı için, bu da, gene o BM hukuku içinde değerlendirilmek ve nitelenmek zorundadır.
Yürütülecek bütün bu çabalar ve bunlar sonucunda üretilecek andlaşmalar, aslında BM kurucu andlaşması (Charter) bağlamında kullanılan yetkilere dayanır. BM Genel Sekreteri ve temsilcisi, Güvenlik Konseyi hep bu nitelikte yetkiler kullanırlar. Dolayısıyla, Kıbrıs uyuşmazlığının çözümünde dayanak alınan asıl hukuki norm, BM kurucu andlaşmasıdır. Ve bu andlaşmanın başka andlaşmalarla bağdaşmadığı ileri sürülebilecek bir hukuki durumun ortaya çıkması durumunda, hukuken üstün sayılması gereken andlaşma da BM kurucu andlaşması, dolayısıyla o bağlamda kullanılan yetkilere bağlı olarak ulaşılan hukuki sonuçlardır.
İşte bu nedenledir ki, bu çalışmalar sonucunda oluşan bir 'çözüm'ün AB müktesebatıyla bağdaşmadığı iddiası hiç de güçlü bir idda sayılamaz. Zira, o AB'nin kendisi de BM düzeninin bu hukuki karakterlerini zorlayıcı bir yetkiye sahip kılınmamıştır.
O halde, Kıbrıs uyuşmazlığı konusunda, müktesebat kapsamında yer alan konularla ilgili olarak varılan bir mutabakatın AB hukukuna da uygunluğu, böyle bir gerekçeyle inşa edilebilir.
Fakat, bu konuyu Avrupa Konseyi bakımından da tartışmak gerekiyor. Zira varılacak sonuç, belirttiğim şekilde AB hukukuyla uyumlu kılınabilirse de, Avrupa Konseyi'nin insan haklarıyla ilgili uluslararası denetim mekanizmaları önünde, örneğin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde, yukarıda değindiğim o mutabakat konularıyla ilgili olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) ihlal edildiği iddiasında bulunulması mümkün. Dolayısıyla, bu kanaldan hareketle, Kıbrıs uyuşmazlığının, tarafları tam olarak tatmin etmeyecek bir biçimde sürüncemede kalması söz konusu olabilir.
AİHM'nin böyle bir başvuru karşısında nasıl bir görüş açıklayacağını kestirmek mümkün değil. AİHM, bağımsız bir yargı organı olarak görüşünü oluşturabilir. Ancak, AİHM'nin, varılacak çözüm anlaşmasından kaynaklanan ihlal iddiaları karşısında, gerçekten bir ihlal olduğu sonucuna ulaşması halinde, bunun tazmin yükümlülüğü yeni Kıbrıs devletinin hükümeti üzerinde olacaktır. Sadece bu gerçeği göz önünde tutmak bile, tarafları uzlaşmaya yöneltici bir sonuç doğurabilir.
Bu noktada, tüm olumsuz senaryolar bir yana, asıl önemli olan, Kıbrıs'taki müzakerelerde gerçekten pürüzsüz bir mutabakata varılması ve bunun uygulamasına başlandıktan sonra da, özenli bir uygulamanın taraflarca azami bir çabayla sürdürülmesinden başka bir şey değil. Bu noktada,
her iki tarafın ve Türkiye ve Yunanistan gibi garantör ülkelerin sivil toplum örgütlenmesinin bağdaştırıcı ve kolaylaştırıcı bir işlev üstlenmesi de büyük önem taşıyor. Bunun başlaması için, Annan takvimini beklemeye bile gerek yok.
Yakovu: Siyasi irade gerekli
Türkiye ile Yunanistan müzakerelerde yer almayacak, sadece büyük bir anlaşmazlık olursa, Annan'ın hakemliğinden önce sürece katılacaklar
19/02/2004 RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
New York zirvesini değerlendirir misiniz?
Sonuçtan memnunuz. Geçen yıl Lahey'deki Kıbrıs görüşmelerinin sonuçlarıyla kıyaslarsak o zaman çok memnunuz. Lahey'de Denktaş, Annan Planı'nı hepten, yani planın felsefesini, yapısını ve parametrelerini reddetmişti. Çağdışı bir pozisyondu bu. Erdoğan tutumunu değiştirmeye başladığında Türkiye'de birbirinden farklı sesler yükselmeye başladı. Doğal olarak kuşkulandık. Erdoğan'ın ne dediğini ne istediğini anlayamıyorduk. Şimdi artık söyleyebilirim. Erdoğan Davos'da Annan ile görüştüğünde söylediklerini daha sonra tekzip etmişti. Erdoğan, Annan Planı'nın sadece küçük bir bölümünü kabullenir göründü. Sonra da referanstan söz etti. Biz her zaman Annan Planı'nı müzakere temeli olarak kabul ettiğimizi tekrarlıyorduk. New York'ta da bunu başardık. Türk tarafı da New York'ta bunu kabul etti. Ayrıca, müzakere süreci iyileştirildi ve güçlendirildi. Anlaşmazlık halinde Türkiye ve Yunanistan'ın müdahaleleri söz konusu. BM Güvenlik Konseyi de bir görüş belirtecek. Ekonomik konuları ayrı bir heyetin inceleyecek olması bizim için çok önemli. Biz New York'ta AB'nin de müzakere sürecinde yer almasını istiyorduk. Bunu da başardık. Madem bugün bunca çaba Kıbrıs'ın birleşik bir ada olarak AB'ye üye olması için harcanıyorsa, AB'nin de bir sözü olmalı. Türk tarafının bu konudaki tepkilerini anlayamıyorum. New York anlaşmasının içinde AB de var, müzakere sürecinde çok yönlü katkısı olacak.
Teknik katkısı olacak ama...
Hem teknik, hem hukuki, hem ekonomik konularda.
Türk tarafının tutumunu nasıl buldunuz?
Türk tarafı müzakere masasına sürüklenmiştir. Bu da bizim için sevindirici.
Siz de sürüklenmediniz mi?
Biz başlangıç noktamızdan sapmadık. Biz Annan Planı'nı müzakere zemini olarak görüyorduk.
Ya dörtlü toplantı?
Öyle bir şey yok. Hatalı tanımlama yapılıyor. Geçmişte Erdoğan dörtlü toplantı için konuştuğunda sadece Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'taki iki toplumun iştirakinden bahsediyordu. BM'nin varlığından söz etmiyordu. Hedefi BM'nin karışmasından kaçınmaktı. Şimdi Türkiye ile Yunanistan müzakerelerde yer almayacak, büyük bir anlaşmazlık belirmesi halinde ve Annan'ın hakemliğinden önce yer alacak.
New York'ta ABD ve AB'nin tutumu nasıldı?
Bildiğiniz gibi ABD de AB ülkeleri de Kıbrıs sorununun 1 Mayıs'tan önce çözümünü ve adanın birleşik olarak AB'ye üyeliğini isteyen açıklamalar yapmışlardı. Şahsen ben New York'ta herhangi bir konu üzerinde öyle aşırı bir baskı hissetmedim. Thomas Weston gibi arabulucular varlıklarını hissetirdi. Ancak, öyle dikkat çekecek bir baskı yoktu.
Rum basını New York'ta sonucun Papadopulos yönetimi için çok daha iyi olabileceğini yazıyor...
Biz New York anlaşmasını Annan'ın davet mektubuyla kıyaslıyoruz. Arada önemli farklar var. Bunlar da müzakere sayesinde sağlandı.
Annan mektubunda referandum ve hakemlik konularında taraflardan yükümlülük altına girmesini istiyordu. New York anlaşması farklı mı?
Evet farklı. Bir kere Türkiye ve Yunanistan bir aşamada devreye girecek. Her iki ülke de dünya karar merkezleriyle bağlantıları olan ciddi ülkeler. Böylece şaşırtma diye bir şey olmayacak. Annan Planı'nın ilk versiyonu da üçüncü son versiyonu da beklenmedik gelişmelerdi. Şimdi kimse kimseyi şaşırtmayacak. Annan'ın dediği gibi tarafların mutabık kaldığı bir anlaşma sağlanması hedef. Bu başarılamazsa taraflar arasındaki anlaşmazlıklar asgariye indirilmeli.
Türk-Yunan ilişkilerindeki iyi ortam Kıbrıs müzakerelerinde bazı anlaşmazlıkların aşılmasına katkıda bulunabilir mi?
Şüphesiz. Zaten Türk-Yunan ilişkilerindeki ilerleme olmasaydı Kıbrıs konusunda bugün bu noktaya gelemezdik. Ancak, tekrar ediyorum Türkiye ile Yunanistan müzakereci değil. Yani bazı farklı mutabakatlara varmaları söz konusu değil. Çünkü sürecin prosedürü buna izin vermiyor.
Ortada BM Genel Sekreteri var, iki toplumun temsilcileri var. Dolayısıyla Türkiye ve Yunanistan'ın rolü yardımcı olmak.
Basında tarafların plan üzerinde yapılmasını istedikleri değişikliklerle ilgili çeşitli haberler yer aldı. İlk aşamada halledilebileceğinize inandığınız kolay konular var mı?
De Soto'nun müzakerelerde hangi metodolojiyi izleyeceğini, önereceğini bilmiyorum. Madem
tarafların New York'ta plan üzerinde görüşleri istendi, muhtemelen De Soto, Annan Planı'nı paragraf paragraf ele almayacak. New York'ta tarafların sundukları talepleri gündeme getirecek. Tabii bu talepler taraflarca New York'ta detaylı izah edilmedi. Başlıklar halinde kaydedildi. Lefkoşa'daki görüşmelerin ilk günü müzakarecilerin nasıl ilerleyeceği belirleyecek. Çeşitli metodoloji yolları var. Bunlardan birisi de De Soto'nun değerlendirmesine göre kolay saydığı, küçük saydığı konulardan başlamamız, bunlarda anlaşmamız ve zor konuları bir yana bırakalım ilerdeki günlerde konuşalım olabilir. Ya da taraflarden talepleri hakkında detaylı raporlar isteyebilir. Bu şekilde de bir taraf diğer tarafın taleplerine vereceği cevap için hazırlanabilecek.
İki taraf iyi niyetli bile olsa zaman yeterli mi?
Zaman çok sınırlı. Ancak belirlenmiş bir tarihe kadar müzakereleri tamamlamak yükümlülüğü altına girdik. Bu nedenle müzakereler yoğun geçecek. Sanırım sabah akşam toplanabiliriz.
Kıbrıslı iki tarafın anlaşıp boşlukları Annan'ın doldurmaması daha iyi olmaz mı?
Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların vatanı ortaktır. AB ailesine de birlikte girmek istiyoruz. Bu nedenle müzakerelerde Annan Planı çerçevesi dışında olan görüşler terk edilmeli. Oysa kulağıma gelenlere göre Denktaş, direkt ya da dolaylı olarak iki ayrı egemenlikten söz ediyor.
Daha önce Denktaş'ı New York'ta daha yapıcı bulduğunuzu açıkladınız...
Evet daha yapıcı gördüm. Ama öyle sanıyorum ki müzakerelere Annan Planı dışında unsurlar dahil etmeye çalışacak. Eğer bu unsurların görüşülmesinde
ısrar ederse, sadece zaman kaybımız olacak. İki ayrı egemenlik asla kabul edilmeyecek bir şey.
Toprak dağılımı konusunda, haritalar hakkında ne düşünüyorsunuz? Haritadaki çizgilerin düzleştirilmesi mümkün mü?
Bunlar zamanı geçmiş askeri görüşler. Annan Planı'nın felsefesi toprağın genişliği, ebadı değil. Planın temeli Rum yönetimi altında kaç Kıbrıslı Rumun ve Türk yönetimi altında kaç Kıbrıslı Rum'un 1974'ten önceki evlerine dönebilecekleridir. Önemli olan 1974'te evlerinden kovulan Rumların sayısı ile şimdi yurtlarına dönecek olan Rumların sayısı arasındaki orantıdır. Dolayısıyla verilecek toprak miktarını biraz artırabiliriz demenin bir önemi yoktur. Önemli olan 100-120 bin Kıbrıslı Rum evlerine dönebilecek mi dönemeyecek mi? Eğer verilecek toprak miktarı, bu sayının geri dönmesini sağlayamıyorsa o zaman sorun olacak. Bakın, bir ülkenin içinde sınırlar olamaz. Kurucu devletler arasında çizgiler olabilir. Bunlar görünür belirgin çizgiler de olmayacak. Şimdi ben savunmamı örgütlemem için sınır istiyorum, top yerleştirmek için şu tepeyi istiyorum, tankların geçmemesi için şu nehri istiyorum demek askeri bir düşünce tarzıdır ve Annan Planı'nın felsefesine uymaz. Annan Planı toprak dağılımı konusunda, olabildiğince fazla sayıda Kıbrıslı Rum'un 1974'ten önceki evlerine dönebilmelerini ve olabildiğince az sayıda Kıbrıslı Türk'ün bugün yaşadıkları yerden göç etmesi esasına dayanmakta. Eğer bu esas çiğnenirse o zaman derin sularda yüzmek zorunda kalacağız.
Müzakerelerde Türkiye'den Kuzey Kıbrıs'a göç edenler hakkındaki tavrınız ne olacak?
Kıbrıs'ta ne kadar çok yabancı varsa, ne kadar çok Türkiye'den gelenler varsa, Kıbrıslı Türkler ve Rumlar için o kadar az mülk var demektir. Eğer Türkiye'den gelen göçmenler kalırsa, evlerine dönemeyecek Rumlara ödenmesi gereken tazminat miktarı çok büyük olacaktır. Tazminat konusu, Türk göçmenler konusuyla direkt bağlantılı. Biz Kıbrıslı Türkleri istiyoruz. Hatta adadan ayrılmış Kıbrıslı Türkleri dönmeye teşvik edeceğiz. Onlar yabancı unsur değil. Türkiyeli göçmenler yabancı unsur. Türkiye'den insanlar Kıbrıs'a çeşitli nedenlerle getirilmiştir. Eğer adada kalacak Türk göçmen sayısı yüksek olursa biz geleceğe güvenle bakamayız.
Annan Planı bu konuda sizi tatmin ediyor mu?
45 bin kişilik listenin dışında Türkiye'den gelmiş kaç kişinin kalacağını bilmiyoruz. Şimdi planda bazı başka kategoriler de var. Sayı sınırlı kalırsa pek sorun çıkmaz. Ancak göçmenlerin hemen tümü kalacak ise bunu kabul etmeyeceğiz. Türkiye'den gelip Kıbrıslı Türklerle evlenmiş, ya da anne babalarından birisi Kıbrıslı Türk olanlara itirazımız yok. Karşı çıktıklarımız, Denktaş'ın kendi kriterleriyle vatandaş yaptığı Türkiyeliler.
Merkezi hükümetteki üye sayısının artırılmasını önereceğinizi okuduk.
Basındaki haberleri ne yalanlayabilirim ne de doğrulayabilirim. Doğrusu başkanlığın her 10 ayda bir değişmesi halinde Kıbrıs cumhurbaşkanının kim olduğunu uluslararası alanda hemen hiç kimse bilmeyecek. Annan iki dönem Rum bir dönem Türk başkan olmasını öngörüyor. İki dönemden kastedilen iki ayrı Rum başkan. AB'nin zirve toplantıları var, böyle bir durumda bizim başkanın dosya hâkimiyeti olması imkânsız. Biz müzakerelerde bu konuda öneride bulunacağız. Dört yıl Rum -aynı Rum- iki yıl Türk başkan olabilir. Tabii başkan yardımcıları da aynı süre için dönüşümlü olacak. Ayrıca merkezi hükümetteki (başkanlık konseyi) üye sayısı da artırılmalı.
Annan'ın hakemliğiyle belirlenecek bir anlaşma için referanduma gidilirse, Rumların tavrı ne olur? Rumlar Annan Planı için yeterince bilgilendirildi mi?
Annan Planı'nı televizyonlarda tartışıyoruz, yazılı basında sürekli analizler yayımlanıyor. Referandum günü geldiğinde halk neye oy verdiği hakkında çok kapsamlı bilgiye sahip olacak. Halk için önemli olan nihai anlaşma.
Tabii siyasi partilerin tutumu da önemli.
Rum kesiminde iki büyük parti, AKEL ve DİSİ Papadopulos'u destekliyor. Aynı şey referandum gününe kadar sürecek mi?
Sadece iki büyük parti değil çok sayıda küçük parti de destekliyor. Bir tek küçük bir parti (Yeni Boyutlar) karşı. Bizdeki bu birliğin referanduma kadar korunması ihtimali çok yüksek. Olumlu beklentilerimiz var.
Çözümün ekonomik maliyeti ne?
Biz müzakerelerde bu konuyu gündeme getireceğiz ve anlaşmaya varılırsa bunun uygulanacağına dair taahhütler isteyeceğiz. Annan Planı, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin varlığının noktalanmasını istiyor. Aynı plan 104 gün geçmeden Kıbrıs Türk tarafının hiçbir şey yapmamasını ve üzerine düşenleri yapması için en az üç yıl geçmesini öngörüyor. Annan Planı'nda bu süre içinde Kıbrıs Türk tarafında sözgelimi evler inşa edilmesi belirtiliyor. Türk tarafı bu süre geçtikten sonra, 'Ben bu evleri inşa ettiremedim, insanlar yaşadıkları evleri bu nedenle terk edemiyor' diyebilir. Biz temiz iş istiyoruz.
Annan Planı'nda çözümün ekonomik boyutu fazla düşünülmedi. Sözgelimi merkezi hükümetin KDV ve tüketim vergileri, kurucu devletlerin de gelir vergisi gibi vergileri koymaları öngörülüyor. Bu Kıbrıs Rum tarafının bugün topladığı KDV miktarının üçte ikisini kaybedeceği anlamına gelir. Yani yılda 800 milyon dolardan söz ediyoruz. Annan Planı ayrıca, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bugünkü döviz ve altın stokunun ortak devlete devredileceğini belirtiyor. Buna karşı Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bugün 8 milyar dolar olan dış borcu, Rum kurucu devletin omuzlarına yükleniyor.
Dış borcun faizi yılda 400 milyon dolar. Yani kaybımız yılda en az 1.2 milyar dolar. Kıbrıs'daki Barış Gücü'nün masrafları da yine Rum tarafının omuzlarına bırakılıyor. Tabii ödenecek tazminatlar da var. 1974'te Kıbrıslı Türklerin bıraktıkları servetin değeri 3 milyar dolar civarındaydrı. Rumların bıraktıkları servetin değeri ise 15 milyar dolar. Servetlerin bugünkü değerleri 1974'ün üç katıdır. Rumların bir bölümü 1974'ten önce kuzeydeki servetlerine kavuşabilecek. Evlerine dönemeyeceklere ödenmesi gereken para 20 milyar dolar civarında olacak. Bu parayı kim ödeyecek? Annan Planı Kıbrıs'a hibe yardımı için uluslararası zirve öngörüyor. Yapsınlar. Gelecek paranın miktarını bilelim.
Ekonomik sorun, toprak dağılımı veya Türkiye' den gelip adaya yerleşenlerle bağlantılı mı?
Ne kadar çok göçmen Kıbrıs'tan ayrılırsa, ödenecek tazminat miktarı o kadar az olacak. Bakın Annan Planı tazminatların ödenmesi için faizli hisse senetleri dağıtılmasını öngörüyor. Tazminat 20 milyar dolar olduğuna göre, yılda neredeyse 800 milyon dolar faiz ödemek gerekecek. Bu para nereden bulunacak.?
Sorunun muhatabı Türk tarafı mı Annan mı?
Annan Planı'nda öngörülenleri kabul edersek, Rum kurucu devletin büyük ekonomik sıkıntısı olacak. Bu meselenin toprak dağılımı ve göçmenler ile bağlantısı var. Mesela eğer Maraş'ın kuzeyinde, yani 1974 öncesi son derece kalabalık olan bir bölge bize bırakılırsa o zaman ekonomik açıdan hesap daha düşük olacak.
Yarın masadasınız. Karşı tarafa mesajınız ne?
Annan Planı çerçevesinde müzakere yapalım. İyi niyet ve siyasi iradeyi bekliyoruz. AB içinde bu ülkenin geleceği teminat altındadır. Bu fırsatı kaçırmayalım.
CHP'nin Kıbrıs görüşü
Tarhan Erdem
19/02/2004 RADIKAL
Salı günü Meclis'te Kıbrıs meselesi görüşüldü. Bakan Gül, CHP sözcüsü Öymen, AKP sözcüsü Yakış, önergeyi verenler (CHP'li milletvekilleri) adına Elekdağ, DYP Başkanı Ağar konuştu.
Bugünkü yazımda Bakan'ın ve Öymen'in konuşmalarını tanıtmayı düşünüyordum, ikisini birden sığdıramadım. Kürsü hâkimiyeti ve anlatı
mıyla başarılı sözcü Öymen'in konuşmasından cümleler vermekle yetineceğim. Söylediklerinin yorumunu okuyucuya bırakıyorum:
"Kıbrıs konusundaki son gelişmeleri, gerçekten, biz, CHP Grubu olarak, büyük bir endişeyle izliyoruz.
Ülkemizin çok uzun yıllardan beri izlediği politikalarda köklü değişiklikler yapılmasının gündeme geldiği bir dönemde hükümet
konuyu Meclis'in gündemine getirmemiş ve Meclis'in düşüncelerini öğrenmeye ihtiyaç duymadan, ileride çok sıkıntılı sonuçlar doğurabilecek bazı taahhütlerin altına girmiş ve şimdiye kadar izlediğimiz politikalardan önemli sapmalar yapmıştır.
Milli politikayı değiştiriyorsunuz. Yapılan iş hafife alınacak iş değildir ve bunu nasıl yapıyorsunuz?..
Sayın Dışişleri Bakanımız haklı olarak iki kesimliliğin öneminden bahsetti. Ben size çok açık söyleyeyim, Kofi Annan Planı'nın özü iki kesimliliği ortadan kaldırıyor.
Bizim 30 senedir savunduğumuz görüş şuydu: Kıbrıs'ta iki kesimli, iki toplumlu bir devletin kurulması.
Planın özü bu. Gidip de, bunu değiştirmek için masaya bir teklif koyduğunuz anda, size diyeceklerdir ki, Davos'ta aklınız neredeydi, New York'ta aklınız neredeydi? Niçin bunları o zaman söylemediniz?
Değerli arkadaşlar, durum, sandığınızdan çok daha ciddidir ve burada varılacak sonuç, gerçekten çok ciddi sıkıntılara, çatışmalara yol açabilecek bir durumdur.
Peki, ya geçmişteki acıları, sıkıntıları bize hatırlatacak olaylar olursa ne olacak?.. Saldırılar olursa ne olacak?..
Siz olsaydınız nasıl çözerdiniz? Biz olsaydık ne yapacağımızı size söyleyeyim; ama ne yapmayacağımızı önce söyleyeyim, sizin yaptığınızı yapmazdık. Ne yapardık, baskıları reddederdik. Güney Kıbrıs'ın tek başına Avrupa Birliği'ne üye olmasına imkân vermemek için bütün gücümüzü kullanırdık.
Bunu size çok açıkça söylüyorum, Türkiye tezlerinden vazgeçmiştir.
Kalkıp Rumlara diyorlar ki, hiçbir önşart olmadan AB'ye üye olursunuz. Siz buna ne diyorsunuz, hiçbir şey demiyorsunuz.
Metne son şekli verme hakkını Kofi Annan'a bırakıyorsunuz. Sizin politikanız bu muydu? Halka açıkladığınız politika bu muydu? Çankaya zirvesinin politikası bu muydu? Milli Güvenlik Kurulu'nda bunu mu kararlaştırdınız?
Niçin çok ümitli değiliz; çünkü, demin saydığım bütün sakıncaları içeren bir planın esasını kabul etmiş durumdayız.
Şimdi, Sayın Başbakan Davos'a giderken "Annan Planı olmasın, kısaltılmış
bir plan olsun" dedi, bunu da kamuoyuna açıkladı, kabul edildi mi, edilmedi... Uluorta böyle beyanlarda bulunursanız, mahcup olursunuz, ülkemizi de güç duruma düşürürsünüz, küçük düşürürsünüz.
Bu içinde bulunduğumuz aşama, demin anlattığım nedenlerle, Lozan'dan beri izlediğimiz Türk dış politikasının bir kırılma noktasıdır.
Hükümeti uyarıyoruz, dış baskılarla hareket etmeyiniz, kararlılık gösteriniz, temel çıkarlarımızdan taviz vermeyiniz. O zaman, yalnız CHP'yi değil, bütün halkı arkanızda bulursunuz, bunu yapamazsanız, teslimiyetçi politika izlerseniz değerli arkadaşlarım, korkarım ki insan içine çıkamazsınız."
AB'nin sıkıntısı
Murat Yetkin
Diplomatlar 'Her iki taraf
da iyi niyet gösterirse sorunlar aşılabilir' diyor
19/02/2004 RADIKAL
Bugün yeniden başlayacak Kıbrıs görüşmelerinde Türk tarafının en ciddi sorunlardan birisi, varılacak bir anlaşmanın Avrupa Birliği hukuku karşısında geçersiz olması ihtimali. Bu ihtimalin, özellikle göçmen ve mülkiyet haklarında ortaya çıkmasından endişe ediliyor. Türk ve Rum taraflarca üzerinde anlaşılan metin ne olursa olsun, Kıbrıslı Rumların daha sonra AB mevzuatı uyarınca Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) nezdinde açacakları dava
larla anlaşmayı delecekleri işaretleri alınıyor. Annan Planı'nda göçmen ve mülkiyet haklarına sınırlamalar getiriliyor. Oysa, AB hukuku, üye ülke sınırları içinde yerleşim ve mülkiyet haklarına genel olarak sınırlama getirmiyor. Bu tür sınırlamalar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve ABAD nezdinde dava konusu yapılabiliyor. Avrupa hukukunda temel insan haklarıyla ilgili uygulamalar ise, diğer yasaların ve anlaşmaların üzerinde sayılıyor.
Bundan bir süre önce Türk diplomatlar, AB yetkilileriyle, varılacak anlaşmanın Rumların dava girişimleriyle delik deşik edilmemesi amacıyla bir danışma süreci başlatıyorlar.
Ve AB yetkililerine, varılacak anlaşmanın davalarla geçersiz kılınıp kılınamayacağı soruluyor.
Alınan yanıtlar Ankara'yı bir ölçüde rahatlatsa da, endişeleri tam olarak gidermiyor.
Rahatlatıcı yönü şu: Varılacak anlaşmada, göç ve mülkiyet haklarının kullanımı bir takvime bağlanırsa ve uygulamaya bir süre konursa, bu sürenin, takvimin sona ermesine dek anlaşma, açılacak davalarla bozulamayacak. Yani varılacak anlaşma ile AB hukuku arasında uyumsuzluk ortaya çıkarsa, bu takvim süresince, AB hukuku değil, varılan Kıbrıs anlaşması esas alınacak.
Türkiye bu sürenin, oldubittilere meydan vermeyecek ve tarafların kendi aralarında uzlaşmalarına elverecek kadar uzun bir süre olmasını istiyor. Ankara'nın AB ve BM yetkilileriyle üzerinde konuştuğu süre, 15 yıl.
AB yetkilileri, bu sürenin de makul olduğu görüşünde.
Ancak temaslarda ortaya çıkan bir gerçek daha var. Gündüz Aktan'ın Radikal'de yer verdiği analizde de vurguladığı gibi, varılacak anlaşma kendiliğinden AB'nin temel hukuku (primary law) haline gelmiyor. Temel hukuk haline gelmesi için, tek tek bütün AB üyesi ülke parlamentolarında onaylanması gerekiyor.
Anlaşmaya uygulama için geçiş süresi konulması bu anlamda bir tedbir, ancak Ankara ve Lefkoşa'yı daha rahatlatacak bir anlaşma için yollar hâlâ aranıyor.
Bu yolu AB yetkilileri de Brüksel'de arıyorlar.
Çalışmalar sonunda en azından yanıtı aranan soru ortaya çıkmış durumda: Anlaşma metninde nasıl bir cümle yer almalı ki, uzlaşma AB hukuku ile uyumlu olsun?
Bu soruya henüz bir yanıt bulunmuş değil. Çünkü Kıbrıs Rum tarafı, ellerindeki bu imkânı kullanmak istiyor. Diplomatik çevrelerde, AB Komisyonu'nun da, Atina'nın da 1 Mayıs'a dek kabul edilebilir ve yaşayabilir bir uzlaşma için Rumları telkine uğraştığı söyleniyor. Ancak bu telkinlerin ne kadar samimi ve müzakere ortamı içinde ne kadar geçerli olacağı kestirilemiyor.
AB'nin Rumlar üzerinde ağırlık hissettirmesi için tek imkân perde gerisi diplomasisi değil.
23-24 Mart'ta yapılması beklenen AB Genel İşler Konseyi toplantısında Kıbrıs Rumlarına, Türklerle uzlaşmaları için net bir mesaj verilmesi bekleniyor. Bu mesajın, uzlaşmaya yanaşmadıkları takdirde, sonuçlarına katlanacakları şeklinde olacağı tahmin ediliyor. Bu sonuçların ise, KKTC üzerindeki ambargonun delinmesine,
hatta tanınmasına göz yumulması ve Türkiye'ye 2004 sonu gelmeden müzakere tarihi verilmesini içerebileceği bildiriliyor.
Bugün yeniden başlanacak görüşmelerde yine de hukuki zorunluluklar kadar, siyasi niyetin belirleyici olması bekleniyor. Diplomatlar, her iki tarafın da siyasi iyi niyet göstermesi durumunda sorunların aşılabileceğini söylüyorlar
Onur Öymen'i dinlerken
M.Ali Kışlalı
19/02/2004 RADIKAL
Kıbrıs ile ilgili yeni görüşmeler başlarken kamuoyu şaşkınlık içinde.
Bir yandan AKP hükümetinin yeni politikasıyla ne kadar başarılı olduğu öne sürülüyor. Diğer taraftan Denktaş "Aman zafer naraları atmayalım" diyor. Çok boyutlu ve ayrıntılı konuda kamuoyunu kimse aydınlatmıyor.
TBMM
'de önceki gün bu konuda Onur Öymen konuşurken, bir gazeteci olarak eski TBMM'ye ilk defa 1958'de gidişimi ve kürsüdeki heyecanlı tartışmaları izleyişimi hatırladım. Bugün fırtına öncesi havayı sezdim.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen şimdi İstanbul Milletvekili. Dışişleri Bakanlığı'nda önemli görevlerde bulundu. Müsteşarlıktan sonra uzun yıllar NATO'ta temsilcilik yaptı. Diğer önemli konuları olduğu gibi Kıbrıs konusunu da çok iyi biliyor.
Dışişleri Bakanı Gül'den sonra yaptığı konuşmanın kamuoyuna gerektiği gibi duyurulmamış olması bir eksiklik. Çünkü, yukarıda da belirttiğim gibi, kargaşa ortamında kaygı doğurabilecek hususların ortaya şimdiden konulmasında ve enine boyuna tartışılmasında büyük yarar var.
Öymen'in vurguladığı önemli paragraf başları şöyle:
- Hükümetin tavrı halkın eğilimlerini dikkate almadığını gösteriyor. 80 yıllık milli politikamızı değiştiriyor. Sıkıntı doğuracak taahhütlere giriliyor.
- Ne kamuoyuna ne de Dışişleri Komisyonu'na yeterli bilgi veriliyor.
- Bana Dışişleri'nin verdiği bilgileri açıklasaydım kamuoyu da, Denktaş da üzülürdü. 1960 Londra-Zürih anlaşmaları dışına çıkılıyor. Kıbrıs tek başına Avrupa Birliği'ne üye olamaz. Bundan vazgeçiyorsunuz.
- Hükümet, Milli Güvenlik Kurulu'nda alınan tavsiye kararlarına uygun hareket etmedi. Oysa orada Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve ilgili bakanlar var. Kararların altında onların imzaları var. Ciddiye alınmaması mümkün değil. Orası 'Kanarya sevenler derneği' değil. Ada gerçekleri dikkate alınmıyor. İki devlet esası kayboluyor.
- Annan Planı'na göre Kuzey'de Rum azınlığı yüzde 40'ları bulabilecek. Oysa Avrupa ülkelerinde azınlık oranı yüzde 8'i bulunca alarm veriliyor.
- Türk askerinin yetkisi; karargâh içinde eğitimle sınırlandırılıyor.
- Kıbrıs'ta 'Ver kurtul' politikasından bahsediliyor. Ondan kötüsü var. Hem verirsiniz hem de kurtulamazsınız. Sonra halkın içine çıkamazsınız.
Onur Öymen, Kıbrıs'ın verilmesinin Türkiye'nin AB üyeliğini getirmeyeceğini, bunun koşulu olmayacağını AB üyelerinin bir kısmıyla yapılan temaslarda saptandığını örnekleriyle ortaya koyarak belirtti.
Hükümetten muhalefetin isteği, yakın işbirliği ve dayanışma içinde, milli politikalara uygun olarak, cesaret ve kararlılıkla çalışmak.
Bu aşamada büyük görüş ayrılıkları içeren konuyu muhalefet olarak iç politika sorunu yapmak istemedikleri anlaşılıyor. Ama Türkiye ve KKTC için yaşamsal önemde olan hususlar gerçekleşmediği takdirde neler yapabileceklerinin işaretleri de veriliyor.
CHP'nin dış politika sözcülerinden Şükrü Elekdağ da Annan Planı'nı kabul etmekle Türkiye'nin kendini çıkmaza soktuğunu, Annan'ın Türkiye için olmazsa olmazlarını kabul etmeyeceğini söylüyor.
Hükümet Kıbrıs'ta başarısızlık olarak kabul edilecek bir çözümün siyasi geleceğini nasıl etkileyeceğinin farkında. Bunun için de Abdullah Gül konuşmasında hangi aşamalardan geçileceğini ve Türkiye için yaşamsal önemi olan 'olmazsa olmaz' noktaların gerçekleşmesine çalışacaklarını söylüyor. "Nihai çözüm TBMM onayına sunulacak" diyor.
* * *
İRTİCA-BÖLÜCÜLÜK-ASKER NOTU: Konu Anayasa'nın giriş maddelerinin içeriği ile ilgili. Açıklamayı yapan 3. Ordu Komutanı Orgeneral Oktar Ataman. Ülkede kimi çevrenin '80 yıllık Cumhuriyet'in temel ilkesi olan laikliği yıkıp yerine irticai düşünceye ve şeriat düzenine dayalı bir devlet sistemini oturtmak' peşinde olduğu kanısını ifade ediyor.
Bölücü tehlikenin bitmediğine de işaret ediyor. Bu düşünceler ve değerlendirmeler yasal. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin asli görevleriyle ilgili. Şimdi bunlar ifade edildi diye kimse ortaya çıkıp da, 'Asker neden konuşuyor' demesin. 'Bunlar TSK'nın fikirleri mi?' diye sormasın. Bilmek gerekir ki bu konularda TSK içinde asla görüş farklılıkları olamaz. Bunun sebebi de, hem yetişme-eğitim tarzları hem de kendilerine Anayasa ve diğer yasalarla verilmiş olan misyonun gereğidir. Şimdi umalım ki, varsayılan tehlike askerin değerlendirdiği kadar büyük olmasın.
AB'den yakın markaj
19/02/2004 RADIKAL
LEFKOŞA - Kıbrıs'ta 1 Mayıs öncesi taraflar arasında anlaşmanın sağlanması ümidi AB'yi de heyecanlandırdı. AB teknik destek sağlayarak süreci yakın takibe alırken Belçika Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Louis Michel de, bizzat adaya giderek taraflarla görüşmeler yaptı. Barış sürecine desteğini açıklayan Belçikalı bakan, görüşme sonrasında Annan Planı'nı övüp, şim
diye kadar barış için bu denli bir gayretin görülmediğini ifade ederek, "Tarihi bir noktadayız. Umarız iyi bir anlaşma olur" dedi. Louis Michel, güneyde Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas ve Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu ile ayrı ayrı bir araya geldikten sonra kuzeye geçerek Lefkoşa'da KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ı ziyaret etti. Bakan Michel, Lefkoşa ziyareti kapsamında Barış ve Demokrasi Hareketi (BDH) Genel Başkanı Mustafa Akıncı ile de görüştü. Başbakan Talat, görüşme öncesinde 'tarihi bir anla karşı karşıya olduklarını' belirterek, Türk tarafının, sorunun çözümü için elinden gelenin en iyisini yapacağını söyledi. Talat, bir soru üzerine Annan Planı'nda Belçika modelinin örnek alındığını ve Belçika'nın tecrübesinden yararlanacaklarını söyledi.
(aa, afp)
Weston: Planı iyice öğrenin
19/02/2004 RADIKAL
LEFKOŞA - ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston, Kıbrıs Türk ve Rum halklarına, Annan Planı'nı iyice okuyup anlamaları ve iki tarafta ayrı ayrı gidilecek eşzamanlı referandumda 'Evet' oyu vermeleri çağrısı yaptı.
Rum Yönetimi'nde yayımlanan Politis gazetesine konuşan Weston, Annan'ın Kıbrıs çözüm planına evet veya hayır yanıtını halkın vereceğini, dolayısıyla referandumların Kıbrıs sorununun en kritik ve en
dramatik anı olacağını belirtti. ABD'li diplomat, Kıbrıslıları BM Genel Sekreteri'nin önerilerini öğrenmek için nihai anlaşma metnini incelemeye çağırdı. New York görüşmelerinde kilit rol oynamış olan Weston, "Müzakerelerin ötesinde, mart sonlarına doğru, planın tam olarak ne içerdiği hakkında halka bilgi verilmesi de önemlidir. Herkesin Annan Planı'nı okuması gerek. Halkın Annan planının içeriği hakkında doğru bilgilenmesini umuyor ve diliyorum" diye konuştu.
(Reuters, aa)
Troyka geliyor
19/02/2004 RADIKAL
AFP
- ANKARA - Kıbrıs'ta başlayan barış görüşmeleri ile ilgili belirlenen takvime
paralel olarak Türkiye'nin AB üyeliği için de trafik hız kazandı. AB Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Chris Patten, İrlanda Dışişleri Bakanı Brian Cowen ve Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot'tan oluşan AB heyeti, Türkiye-AB ilişkilerini ele almak ve gündemdeki uluslararası sorunları görüşmek üzere Ankara'ya geliyor.
Dışişleri Sözcüsü Namık Tan, troykanın bugün Güney Asya dönüşünde Ankara'da bir saatlik mola vereceğini ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile görüşeceğini açıkladı. Troyka, 8 Mart'ta Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecini geniş bir şekilde tartışmak üzere yine Ankara'da olacak
Annan dolduracak, iki halk oylayacak
19/02/2004 RADIKAL
LEFKOŞA - Bugün Lefkoşa'da b
aşlayan Kıbrıs müzakerelerinin temeli, geçen hafta New York'ta yürütülen dört günlük maraton görüşmelerde atıldı. BM Genel Sekreteri Kofi Annan, kendi adıyla anılan planı görüşmek üzere salı günü New York'a çağırdığı KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un önüne çok sıkı bir takvim ve yöntem koydu. Bunun üzerine Türk tarafı, üç aşamalı öneri getirdi: Türk ve Rum tarafları 20 Mart'a dek uzlaşmaya çalışsın. Uzlaşamazlarsa bir hafta süreyle Ankara ve Atina devreye girsin. Yine çözüm olmazsa, Türkiye ve Yunanistan'la birlikte hareket edecek olan Annan, boşlukları doldurarak planı 31 Mart'ta hazır hale getirsin. Türk tarafının önerisini beğenen Annan, Rum tarafının AB ile BM Güvenlik Konseyi'ni sürece doğrudan sokma önerisini ise reddetti.
Cuma günü New York'ta varılan mutabakata göre, ilk iki aşamadan sonra plandaki boşlukları Annan dolduracak. Yani 'ya anlaşma, ya da anlaşma' öngören müzakerelerden kazasız belasız çıkılabilirse, dönülecek en kritik viraj, planın son halinin 21 Nisan'da iki tarafta eşzamanlı referanduma sunulması olacak. Müzakereleri yönlendirecek olan Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto, planın referandumlarda reddedilmesinin 'trajik' olacağı uyarısını yaptı.
(Dış Haberler)
Kıbrıs'ta gerilim had
safhada
Kıbrıs'ta müzakerelerin başlaması öncesi Denktaş dünkü temasında basın önünde De Soto'nun elini sıkmayı reddetti. Yakovu, 'De Soto, Denktaş'a ofsayt düdüğü çalar' dedi. Verheugen ile AB heyeti de bugün adada
19/02/2004 (73 defa okundu)
AA
- LEFKOŞA - Kıbrıs'ta, 30 yıllık bölünmüşlüğü sona erdirmek için pek çoklarınca 'tarihi fırsat' diye nitelenen müzakereler bugün başlıyor. AB'nin onayladığı Güney Kıbrıs'ın üyelik tarihi 1 Mayıs'a yetiştirilmesi gereken birleşme müzakerelerinde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın hem Türk hem de Rum tarafının şikâyetçi olduğu planı temel alınacak.
20 kişilik BM heyetinin başında müzakereleri yönlendirecek olan Annan'ın özel temsilcisi Alvaro de Soto, dün önce Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, ardından KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la görüştü. Sonuçta liderlerin sabah 10.00'da, teknik komitelerin 15.30'da toplanması kararlaştırıldı. Haftada kaç gün görüşüleceği bugün belirlenecek.
'BM'yi esnettik'
Denktaş, bugünkü ilk toplantının ardından, Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in yarım saat süreyle kendisi ve Papadopulos'la ortak görüşme yapacağını kaydetti. Denktaş, "AB'nin yapabileceği yardımlar nelerdir onları göreceğiz. Saat 15.00'te de bizi ziyaret edecek, o zaman daha derinli-ğine bizim derogasyonlarımız ve bunların nasıl AB temel yasalarına geçebileceğini konuşabileceğiz" dedi. New York'taki görüşmelerde BM'nin Annan Planı'nda değişiklik yapılmasına razı geldiğini belirten KKTC lideri, "Halbuki bundan önce bize sakın fazla değişiklik istemeyin, sakın çerçevenin dışına çıkmayın diyorlardı ve boş kâğıtları dahi referanduma sunmayı düşünüyorlardı. Bunlar değişmiştir, biraz elastikiyet var" yorumunu yaptı.
Annan ise, dün New York'ta gazetecilerle sohbetinde, müzakerelerin Kıbrıs'ta iki halk için büyük şans olduğunu söyleyerek, Türk ve Rum liderlere fırsatı değerlendirmeleri çağrısı yaptı. İki halkın da gayret göstermesini isteyen BM şefi, "Umarım liderler, halkın kabul edebileceği ve birlikte AB'ye girebilecekleri belgeyi hazırlamak için bizimle birlikte çalışırlar" dedi.
Ancak dünkü Denktaş-De Soto görüşmesi elektrikli başladı. KKTC Cumhurbaşkanı, çok çabalamasına rağmen 11 ay sonra arabuluculuğa dönmesini bir türlü önleyemediği De Soto'yla el sıkışmasını isteyen foto muhabirlerini, "Gerekmez" diyerek tersledi. Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Yakovu ise Türk tarafının Annan Planı'nın parametreleri dışına çıkması ve iki egemen devlet önerisini getirmesi halinde, De Soto'nun Denktaş'a
'ofsayt düdüğü' çalacağına inandığını belirtti.
BM denetimindeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda kurulan merkezde yürütülecek müzakerelerde, Denktaş'a, Başbakan Mehmet Ali Talat, ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş eşlik edecek. Danışmanlık yapacak AB heyeti ve Türk, Yunan heyetleri de bugün adada olacak. New York mutabakatının mimarlarından Büyükelçi Uğur Ziyal ise, son aşamada gelecek
Atina asker çekebilir
19/02/2004 RADIKAL
AP
- ATİNA - Yunanistan, Kıbrıs'ta birleşme gerçekleşirse Rum Yönetimi'ndeki askeri gücünü azaltabileceğini açıkladı. Yunan Savunma Bakanı Yiannos Papandoniou, Atina'nın adadaki askeri varlığını azaltmaya hazır olduğunu belirterek, "Yunanistan'ın istediği, Kıbrıs'taki güçlerimizin azaltılmasıdır, silahlandırılmış bir ada değil. Bu da iki tarafın barış içinde birlikte yaşama konusundaki politik iyi niyetine bağlıdır" dedi.
Papandoniou, Yunan hükümetinin son üç yılda ordusunu küçülttüğünü de belirterek, Ankara'nın da bu konuda aynı yolu izlemesi durumunda Atina'nın askeri harcamalarını kısacağını ve ordusunu küçültmeye devam edeceğini vurguladı.
|
Kıbrısta görüşmeler başladı |
|
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Sotonun gözetiminde görüşmelere başladı. Öğleden sonra da teknik heyetler toplanacak. |
|
|
NTV |
|
|
|
|
19 Şubat 2004 Liderler sabah yapılan görüşmenin ardından da ABnin genişlemeden sorumlu üyesi Verheugenla bir araya gelecek. Görüşmelerde iki taraf da Annan Planı üzerinde değişiklik önerilerini masaya koyacak. |
|
BM kontrolündeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanında bu amaçla hazırlanan merkezde yürütülecek müzakerelerde Türk tarafını, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş başkanlığında, Başbakan Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş temsil ediyor. Rum tarafını da görüşmelerde, Rum yönetimi lideri Papadopulos başkanlığında bir heyet temsil ediyor. Görüşmelerin ilk gününde tarafların, haftada kaç gün bir araya gelineceğini kararlaştırması bekleniyor.
ANNAN PLANINI İYİ ANLAYIN
Rauf Denktaş, Kıbrıs sorununun görüşmeler yoluyla ve halkın iradesiyle referandumda vereceği oyla halledileceğini söyledi. Denktaş, ara bölgede yapılacak görüşme için cumhurbaşkanlığından ayrılırken yaptığı açıklamada, halkın Annan planını iyi anlamasını isteyerek, Eğer planı deği
ştiremezsek, ellerini vicdanlarına koyarak sandığa gitsinler dedi.
Denktaş ve Papadopulos, görüşmenin ardından ABnin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugenla ara bölgede bir araya gelecek. Görüşme yarım saat sürecek. Liderler saat 15.00da da Verheugenla daha detaylı bir görüşme için toplanacak. Verheugen, Adadan ayrılmadan önce bir basın toplantısı düzenleyecek.
ANNAN PLANINDA DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİ
Görüşmelerde Annan Planı üzerinde, Türk tarafının 4, Rum tarafının ise 6 noktada değişiklik önermesi bekleniyor. Denktaşın iki kesimlilik, sınırların düzleştirilmesi, egemenlik va garantiler konusunda değişiklik isteyeceği belirtiliyor
Rum tarafının istediği değişiklikleri; yürütmenin kullanılması, yasama yetkisi, Türkiye kökenliler, anayasalar, ekonomi ve boşlukların referanduma sunulmasından önce Türkiye ve Yunanistan tarafından onaylanması oluşturuyor.
TÜRK TARAFININ DEĞİŞİKLİK TALEBİ
Egemenlik: Türk tarafı, egemenliğin, eşitliğin garanti altına alınmasını ve bunun vurgulanmasını isteyecek.
İki kesimlilik: İki kesimliliğin derinleştirilmesi ve korunması talebinde bulunacak.
Garantiler: Türkiyenin etkin ve fiili garantisinin devam etmesini şart koşacak
Sınırların düzleştirilmesi: Varılacak anlaşmada çizilecek yeni sınırların daha düz olmasını isteyecek, bu yönde hazırlanmış haritaları masaya getirecek.
Türk tarafı, bu taleplerin hepsini bugün gündeme koymayacak, öneriler zaman içinde masaya gelecek.
RUM TARAFINDAN ALTI ÖNERİ
Yürütmenin kullanımı: Dönüşümlü başkanlık ve başkan yardımcılığı süreci Kıbrıslı Türkler için 2, Rumlar için 4 yıl olsun. Başkanlık Konseyindeki temsiliyet, altıya üç olsun.
Anayasa: Üç anayasa da, AB normlarına uygun olsun.
Referandum: Türkiye anlaşmayı referandumdan önce TBMMde oylasın; anlaşma güvence altına alınsın
Yerleşiklerin durumu: Daha fazla sayıda Türk göçmen geri dönsün.
Ekonomi: Anlaşma sonrasında Rumlara düşecek ekonomik maliyetler azaltılsın.Daha fazla toprak, daha az Türk göçmen esası uygulansın.
Yasama yetkisi: Anayasa Mahkemesinin altında bir asliye mahkemesi kurulsun. 3 Türk, 3 Rum ve 3 AB üyesi ülkenin yargıcı görev yapsın. İtirazlar önce burada çözülmeye çalışılsın. başvuru yükü hafifletilsin.
|
Talat: Bu kez başaracağız |
|
|
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ABDnin Güney Kıbrıs Büyükelçisi Michel Klosson ile bir araya geldi. |
|
|
Lefkoşa
AA |
|
19 Şubat 2004 Başbakan Talat, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) genel merkezinde yapılan görüşmede, müzakerelerin başlayacak olmasından duyduğu memnuniyeti ifade ederek, zor bir sürece girildiğini, yapılacak çok iş bulunduğunu, ancak bu kez başarılacak gibi göründüğünü belirtti. |
|
Talat, bu noktaya gelinmesinde ABDnin ortaya koyduğu çabaları memnuniyetle karşıladıklarını belirtti ve katkılarının bu süreçte de devam edeceğini ümit ettiklerini, çünkü buna ihtiyaç olacağını söyledi. Kıbrıs sorununu çözme yönündeki kararlılıklarını da yineleyen Talat, çok çalışmak gerektiğini ve adil bir anlaşmaya varmak için elden gelenin en iyisini yapacaklarını kaydetti.
KLOSSON MÜZAKERELERDEN ÜMİTLİ
Klosson da, süreçten ve tarafların adil ve yaşayabilir bir çözüm hedefiyle müzakereye oturacak olmasından memnun olduklarını belirterek, görüşmelerin olumlu sonuçlanacağından ümitli olduğunu söyledi.
Görüşmelerin sonunda varılacak adil ve kalıcı çözümün her iki tarafta da uygulanacak referandumda halkın desteğini almasını arzuladıklarını, başarının ölçütünün bu olacağını dile getiren Klosson, BM Genel Sekreteri Kofi Annanın çabalarını, girişimlerini desteklemeye devam edeceklerini kaydetti.
|
ABDden Kıbrıs sürecine tam destek |
|
|
ABD yönetimi, Kıbrısta çözüm sürecine güçlü ve pozitif bir destek vermeyi sürdüreceğini bildirdi.
 |
|
|
NTV-MSNBC |
|
|
|
|
|
19 Şu bat 2004 ABD Dışişleri Bakanlığı sözcsüsü Richard Boucher, Kıbrısta ABnin oynayacağı bir rol bulunduğuna Washingtonın inandığını da söyledi. |
New Yorkta BMde Kıbrıs için geçen hafta yapılan yöntem görüşmelerinde Amerikan tarafı, kapalı kapılar ardında önemli bir rol oynadı.
Dışişleri Bakanı Colin Powell, o gorüşmeler sırasında Türk, Yunan ve Kıbrıs Rum liderleriyle bizzat sürekli temas halindeydi ve alınan sonuçta büyük etkisi oldu.
Washington yönetimi, Lefkoşadaki içeriğe ilişkin müzakerelerde de en üst düzeyde rol oynamayı sürdüreceğini de bildirdi. ABD Dışişleri sözcüsü Richard Boucher, BM Genel Sekreterı Kofi Annanın Kıbrıs çabalarına çok güçlü ve pozitif şekilde destek vereceklerini belirtti. Powellın geçen haftaki temaslarını hatırlatan s
özcü, ABD, Kıbrıs sürecini en üstten en aşağıya kadar bütün düzeylerde destekliyor dedi.
ABNİN OYNAYACAĞI BİR ROL VAR
ABnin rolüne ilişkin bir soru üzerine Boucher, geçen haftaki yöntem görüşmelerinde bu konunun tanımlandığına işaret etti ve Biz ABnin Kıbrısta oynayacak bir
rolü bulunduğuna inanıyoruz. Bu konu, analiz edildi, tanımlandı ve biz bundan memnunuz dedi.
WASHİNGTON YAKINDAN TAKİP EDECEK
Washington, Kıbrıstaki toplantılara bizzat taraf olarak katılmamakla birlikte, Lefkoşadaki büyükelçisi Michael Klosson aracılığıyla gelişmeleri aktif sekilde izleyecek.
ABD Dışişleri Bakanlığının Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston da, gerek görüldüğünde, Adaya giderek sürece katkıda bulunacak.
Annandan liderlere çağrı: Fırsatı değerlendirin
BM Ge
nel Sekreteri Kofi Annan, Lefkoşada bugün başlayacak görüşmelerden önce Türk ve Rum liderleri çözüm ve ABye birlikte girmek için ortaya çıkan fırsatı değerlendirmeye çağırdı. New York NTV
19 Şubat 2004
Annan, BMde gazetecilere yaptığı açıklamada, Lefkoşada başlayacak görüşmelerin Kıbrısta iki halk için büyük bir şans olduğunu söyledi.
Annan, iki halkın bir araya gelmek ve birleşik Kıbrıs için gayret göstermeleri gerektiğini kaydetti. Türk ve Rum liderleri ortaya çıkan fırsatı değerlendirmeye, herkesin kazançlı olması için iyi niyet ve karşılıklı müzakere ruhu içinde çalışmaya çağıran Annan, Bu mümkün, çok çalışmak gerek.
Ama konuları biliyoruz, çözümün ne olması gerektiği hakkında fikrimiz var. Şimdi ileriye adım atmanın ve bunun olması için zor ka
rarları almanın zamanı diye konuştu.
Annan, her şeyin liderlerden çok halkın elinde bulunduğunu söylemenin doğru olup olmadığı yönündeki soruya da, Sonunda, eşzamanlı halk oylamasına gidilecek. Umarım liderler, halkın kabul edebileceği ve birlikte ABye girebilecekleri bir plan ve belgeyi hazırlamak için bizimle birlikte çalışırlar yanıtını verdi.
İşte öneriler
Kıbrıs Rum tarafının önerileri
Dönüşümlü başkanlık Kıbrıslı Türkler için 2, Rumlar için 4 yıl olsun. Başkanlık Konseyinde dönüşümlü başkanlık ve başkan yardımcılığı kurumları olusun. Başkanlık dönüşümü 20 ile 40 ay arasında yapılsın. Başkanlık Konseyine 6 Rum, 3 Türk girsin.
Her konu Yüksek Mahkemeye gitmemeli. Sistemin dağılmaması için
3 Kıbrıslı Türk, 3 Rum ve 3 yabancı yargıçtan bir asliy
e mahkemesi kurulsun.
Kurucu devletlerin anayasaları ve üçüncü ortak anayasa Avrupa normlarına uygun hale gelsin.
Plan, Adadaki tarafların referandumuna sunulmadan önce Türk ve Yunan parlamentolarından onay alsın. Aksi halde örneğin Kıbrısta referandumdan evet ancak TBMMde hayır çıkabilir, referandum anlamsız kalır.
Türkiye kökenli yurttaşlarla ilgili somut bir rakam ortaya konsun.
Kıbrısta çözümünün maliyeti belirlensin ve buna göre düzenleme yapılsın.
Kıbrıs Türk tarafının önerileri
Siyasi eşitl
iğin güvence altına alınması...
Kuzeye gelecek Rumların % 20'nin altında kalması.
Toprak düzenlemeleri, sınırların daha düz olması... Alternatif haritalar sunulacak.
Türkiye'nin etkin ve fiili garantisinin Avrupa Birliği sonrası da devamı yani Türk askerinin sürekli adada kalması.
Yerleşim-barınma ve iş koşulları güvence altına alınmadan yer değiştirmenin başlamaması...
Papadopulosun planda isteyeceği değişiklikler Rum basınına sızdı!
Gündem, değişiklikler!
PAPADOPULOSUN İSTEKLERİ (Politis)
1-Başkanlık Konseyinde Annan planında öngörülen 6 üye (4 Rum ve 2 Kıbrıslı Türk) yerine 6 Rum ve 3 Kıbrıslı Türk üye bulunması.
2-Türkiye ve Yunanistanın da müdahil olduğu güvenlik konusu. Rum tarafı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak onaylamanın referandumlar öncesinde olmasını isteyecek. Çünkü eğer referandumlardan sonra olursa ve TBMMnin yanıtı olumsuz olursa, o zaman, referandumlardan çıkan sonuç olumlu olsa bile her şey havaya uçacak.
3- Her şeyin Yüksek Mahkemeye gitmemesi ve sistemin dağılmaması iç
in 3 Kıbrıslı Türk, 3 Rum ve 3 yabancı yargıçtan oluşacak olan asliye mahkemesinin kurulmasını içine alacak olan adalet konusu.
4-Oluşturucu devletçiklerin anayasaları ve üçüncü ortak anayasanın Avrupa normlarına uygun olması.
5-Çözüme dayanabilmesi gereken ekonomi.
6-Yerleşiklerin kalması konusu. Somut bir sayı belirlenmesini ve kararlaştırılması.
7-Mülkler konusu ve bu konunun halledilmesi yöntemi. Bu konuda, mülk mübadelesi ve tazminatlarla ilgili meseleler ortaya konuluyor ki bunlar Annan planına göre 1
5 yıllık bir süre içinde paraya çevrilebilecek tahviller verilecek.
** Politis, Cumhurbaşkanı Denktaşın planda değiştirilmesini isteyeceği 4 maddeyi de iki kesimlilik, sınırların düzleştirilmesi, egemenlik ve garantiler olarak okurlarına bildirdi
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulosun bugün Lefkoşa Uluslararası Havaalanında başlayacak olan Kıbrıs müzakerelerine işleyebilirlikle ilgisi olan az sayıda değişiklik talebiyle gideceği bildirildi.
FİLELEFTHEROS haberi Başkanın, Annan Planının İyileştirilmesi Konusundaki Tezleri Şunlar Sadece İşleyebilirlikle İlgili Değişiklikler Onaydan Önce Referandum Konusunda Türk Metotlamaları başlığıyla manşete çıkardı.
Gazete, Rum Yönetimi Başkanı Papadopulosun New Yorktaki görüşmeler sırasında BM Genel Sekreteri Kofi Annana ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşa sunduğu belgesinde ABa giriş sözleşmesinin imzalanmış olmasına ve KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki turistik geçişlerin serbest bırakılmış olmasına işaret ederek, Annan planında düzenleme yapılmasının gerekli olduğunu belirttiğini yazdı
Gazeteye göre Papadopulosun New Yorkta Denktaş ve Annana sunduğu belgede şu noktalar bulunuyordu:
*İki oluşturucu devletçiğin anayasalarının AB ilkelerine ve uluslararası hukuka uygun olmasının sağlanması,
*Yerleşikler, mü
lteciler
*Rum tarafına iade edilecek bölgelerin güvenliğinin geçici dönem içinde BM tarafından garanti edilmesi
*Geçiş sürecinin kapsamlı anlaşmanın uygulanmasını tehlikeye düşürmemesi
*Başkanlık Konseyi üyelerinin sayısının 6dan 9a çıkarılması ve görev süresinin uzatılması
*Denktaşın mülkler, göçmenler, toprak, geri dönecek olanların sınırı konularını açması halinde bunun aynını Rum tarafı da yapacak
*Uluslararası Sözleşmeler ve Temel Yasa listesinin tamamlanması
*Ekonomik yön (çözümün maliyeti, devletin işleyebilirliği, komisyonun oluşumu)
*Asliye Hukuk Mahkemelerinin kurulması
*Kıbrısın AB organlarına sonuç getirici biçimde katılımı
*Güvenliğin, temel anlaşmaya varılmasından önce onaylanacağının güvence altına alınması
Gazete son maddeyle ilgili olarak yoğun kaygı bulunduğunu, hali hazırda TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğanın ve Cumhurbaşkanı Denktaşın; anlaşmanın, referandumların hemen ardından onaylanmak üzere TBMMne havale edileceğini söylediklerine işaret etti ve böyle bir durumda Kıbrıs devletinin havada kalacağını, Türk niyetlerine bağlı olacağını savundu.
Başkanlık Konseyinde değişiklik
SİMERİNİ Tasosun 7 Değişikliği Türkler Kurucu Ortaklık ve Normlardan Sapmalar İstiyor başlıklı manşetinde, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulosun dün toplanan Rum Ulusal Konseyine, New York görüşmeleri sırasında BM Genel Sekreteri Kofi Annana ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşa sunduğu belge hakkında bilgi verdiğini bildirdi.
Gazete Rum Ulusal Konseyinin, Yeni Ufuklar Partisi (NE.O) hariç, Papadopulosa destek kararı aldığını haber verdi ve Papadopulosun bugün başlayacak olan müzakereler sırasında talep edeceği değişiklikler arasında şunların bulunduğunu yazdı:
1-Başkanlık Konseyinde Annan planında öngörülen 6 üye (4 Rum ve 2 Kıbrıslı Türk) yerine 6 Rum ve 3 Kıbrıslı Türk üye bulunması. Konseyde, başkanlık görevini münavebe edecek başkanlık ve başkan yardımcılığı kurumlarının olması. Rum tarafı münavebenin, 20 aydan 40 aya kadar bir dönem için olmasını önerecek. Kıbrıslı Türklerin ve Rumların dönüşümlü başkanlık süreleri, böyle bir şeyin Denktaş tarafından kabul edilmesi halinde müzakereler sırasında belirlenecek.
2-Türkiye ve Yunanistanın da müdahil olduğu güvenlik konusu. Rum tarafı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak onaylamanın referandumlar öncesinde olmasını isteyecek. Çünkü eğer referandumlardan sonra olursa ve TBMMnin yanıtı olumsuz olursa, o zaman, referandumlardan çıkan sonuç olumlu olsa bile her şey havaya uçacak. Edindiğimiz bilgiye göre hükümet, anlaşmanın referandumlardan sonra uygulamaya konulması ve TBMM tarafından onaylanmaması halinde hem Kıbrıs Cumhuriyetinin artık mazi olacak olmasından ve Annan planının artık yürürlükte olmayacağı için de Kıbrısın uluslararası kurumsal havada kalacağından korkuyor-
3- Her şeyin Yüksek M
ahkemeye gitmemesi ve sistemin dağılmaması için 3 Kıbrıslı Türk, 3 Rum ve 3 yabancı yargıçtan oluşacak olan asliye mahkemesinin kurulmasını içine alacak olan adalet konusu.
Bilindiği üzere Yüksek Mahkeme, Başkanlık Konseyi veya parlamentolarda olması muhtemel anlaşmazlıkları çözmekle yükümlü olacak-
4-Oluşturucu devletçiklerin anayasaları ve üçüncü ortak anayasanın Avrupa normlarına uygun olması. Edindiğimiz bilgilere göre Rum tarafı normlara tamamen saygı gösterilmesinde ısrar etmeyecek, çünkü bu hem iki bölgeliliği, hem de Annan planının felsefesini çürütecek. Bu nedenle tam uygulama yerine uygunluktan söz ediliyor. Aksi halde Denktaş tam normların uygulanmasını kabul etmemekle kalmayacak, aynı zamanda normlardan sapmalar istiyor ki bunlar kabul edili
rse, Kıbrısta uygulanacak olan benzeri görülmemiş Avrupa hukukunu teşkil edecek.
5-Çözüme dayanabilmesi gereken ekonomi. Bu bağlamda, sorunun çözümünün maliyeti meselesinin çözülmesi gerekir. Nasıl ve ne zaman ödenecek ve nasıl kapsanacak ve de Kıbrıs Rum oluşturucu devletçiğinin ekonomisinin Federal hükümet ve Kıbrıs Türk oluşturucu devlet ekonomileriyle nasıl eşitlenecek.
6-Yerleşiklerin kalması konusu. Başkan, Annanın planında öngördüğü mekanizma ve kriterlere sıcak bakıyor görünmüyor çünkü edindiğimiz bilgiye göre, çok sayıda yerleşiğin kalması tehlikesi var-. Bu nedenle, insani kriterler veya Kıbrıslı Türklerle evlilikler v.b gibi kolonizasyonun sonucu olmayan şeylere dayandığı ispat edilecek bulgular temelinde somut bir sayı belirlenmesini ve kar
arlaştırılmasını önerecek.
7-Mülkler konusu ve bu konunun halledilmesi yöntemi. Bu konuda, mülk mübadelesi ve tazminatlarla ilgili meseleler ortaya konuluyor ki bunlar Annan planına göre 15 yıllık bir süre içinde paraya çevrilebilecek tahviller verilecek.
10 değişiklik!
POLİTİS İki Taraf Annan Planında 10 Değişiklik İsteyecek 6 Tasos, 4 Denktaş Ulusal Konsey Annan Planı Ruhu İçinde Olan Değişiklikleri Onayladı Rauf Denktaşın Ortaya Koydukları Plan Dışı başlık ve spotlarıyla manşete çıkardığı haberinde, yarın Lefkoşa Uluslararası Havaalanında kurulacak müzakere masasına Papadopulosun Annan planı çerçevesi içinde olan 6 ve Cumhurbaşkanı Denktaşın da planın dışında olduğu iddia edilen 4 değişiklik talebiyle oturacağını savundu.
Gazete, Rum tarafının isteyeceği değişikliklerin Yürütmenin kullanılması (Başkanlık Konseyinin üye sayısı ve dönüşümlü başkanlığın Kıbrıslı Türkler için 2, Rumlar için 4 yıl olması önerilecek), Yasama Yetkisi (Asliye mahkemesi kurulması), TC kökenliler, Anayasalar, Ekonomi ve boşlukların doldurulmasından sonra anlaşmanın referanduma sunulmadan önce Türkiye ve Yunanistan tarafından onaylanması olduğunu yazdı ve Papadopulosun New Yorkta Annana verdiği belgede; Annan planının göçmenler ve toprak gibi esas başlıklarını açma hakkını, Türk tarafı da aynını yaptığı sürece saklı tuttuğunu belirttiğini kaydetti.
Politis, Cumhurbaşkanı Denktaşın planda değiştirilmesini isteyeceği 4 maddeyi de iki kesimlilik, sınırların düzleştirilmesi, egemenlik ve garantiler olarak okurlarına bildirdi.
POLİTİS Rum Yönetimi Sözcüsü Kipros Hrisostomidisin Rum Ulusal Konseyinin dünkü uzun toplantısının ardından yaptığı açıklamada NE.O haricindeki bütün Konsey üyelerinin, Annan planında yapılmasını isteyeceği değişiklikler konusunda Papadopulosu desteklediklerini açıkladığını yazdı.
Ulusal Konseyde sinir ve bağırmalar
MAHİ Liderler Gergin Bir Atmosferde Görüştüler --Ulusal Konseyde Sinir ve Bağırmalar başlıklı manşet haberinde Rum Ulusal Konseyinin dün öğleden sonra gerçekleşen 4 saatlik toplantısına gerginliğin hakim olduğunu, çünkü Papadopulosun uygulamalarına destek verenler ile uygulamalara karşı olan siyasi partilerin, tutumlarında sabit kaldıklarını yazdı.
Gazete, konsey toplantısı sırasında büyük partilerden birinin başkanının, diğer bir partinin başkanına, kelimenin tam anlamıyla bağırdığını yazdı ve Papadopulosun yarın müzakere masasına götüreceği 7 değişiklik talebini saydı.
ALİTHİA da, Annan planına karşı olanların son umutlarının, referandumların asla yapılmaması olduğunu ve DİSİ ve EDEKin hali hazırda Rum halkını Annan planı hakkında zamanında ve Kıbrıs Türk ve Rum tarafları müzakerelere devam ettikleri sürece bilgilendirmeye başladıklarını, Yeni Ufuklar Partisinin (NE.O) ise Rum halkının dikkatini planın olumsuz noktala
rına çekmeye başladığını ve hedefinin, planı referandumda reddettirmek olduğunu gizlemediğini, referandumları, planı reddetmek için son şans olarak gördükleri için çalışmaya şimdiden başladıklarını yazdı.
ALİTHİA başka bir haberinde son çaba diye nitelediği müzakerelerin Alvaro De Sotonun bugün saat 11:30da Rum Yönetimi Başkanı Papadopulosla, 16:00da da Cumhurbaşkanı Denktaşla yapacağı görüşmelerden sonra yarın resmen başlayacağını kaydetti.
YENIDUZEN 19/02/2004
Talat: 1 Mayısa kadar çözümde kararlıyız
Başbakan Mehmet Ali Talat, Türk tarafının sorunu 1 Mayıs 2004e kadar çözüp ABa yeni bir Kıbrıs olarak üye olma konusunda çok kararlı olduğunu belirtti.
Mehmet Ali Talat, Belçika Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Louis Michelle görüştü. Görüşmede CTP Dışilişkiler Sorumlusu Kutlay Erk ve kuruluş aşamasında bulunulan Belçika Elçiliği Yetkilisi Colette Taquetin başkanlığındaki Dışişleri heyeti hazır bulundu.
Talat, görüşme öncesinde basına yaptığı açıklamada adadaki durumu, tarafların duruşunu ve hükümetinin müzakereler göz önüne alınarak sorunla ilgili görüş ve yorumlarını açıklamaya çalışacaklarını söyledi.
Tarihi bir anla karşı karşıya bulunulduğuna dikkat çeken Talat, Türk tarafının sorunu çözüp ABa yeni bir Kıbrıs olarak üye olma konusunda çok kararlı olduğunu vurguladı. Talat, Bu bizim için çok önemli. Kıbrıs Türkünün büyük çoğunluğu Kıbrıs sorununun çözümünden ve ABa üye olmasından yanayız. Ve bu hedefi başarmak için elimizden geleni yapacağız dedi.
Talat, Türk tarafının müzakerelere hazır olduğunu kaydederek uluslar arası toplulukların yardımı, özellikle ABnin teknik asistanlığıyla iyi bir sonuca ulaşılacağına inandığını söyledi
YENIDUZEN 19/02/2004
Toplumsal uzlaşıya
BOMBA!
Başbakanın Girnedeki konutuna
BOMBA
Kıbrıs Türk toplumu kaderini değiştirecek bir başlangıçın gecesinde, yine bomba sesleriyle uyandı. Toplumsal uzlaşıya ve barışa her dönemde dinamit koymaya hevesli çevreler, bu kez tüm toplumun umudunun sembolü olan Başbakan Mehmet Ali Talatın evine bomba koydu. Bu saba
hın ilk saatlerinde, 01.30 sıralarında Başbakan Talatın Girnedeki evi önünde büyük bir patlama meydana geldi. Herhangi bir yaralanmaya yol açmayan patlama Girneyi ayağa kaldırdı. Talat, Eğer bu bir tehditse başarılı olması mümkün değildir. Çirkin ve üzücü bir saldırıdır ancak bizi korkutmaz. Toplumsal uzlaşmaya yönelik bir saldırıdır. Toplumsal barışı bozmak isteyenlerin bir girişimidir. Başarılı olması mümkün değildir dedi.
Girne bu sabahın ilk saatlerinde müthiş bir gürültüyle uyandı. Başbakan Mehmet Ali Talatın Girnedeki evi önüne kimliği meçhul kişilerce konan bomba patladı.
Başbakan Talatın üç katlı evinin zemininde bulunan, eşi Oya Talatın Tıbbı Tahlil Laboratuarı önünde patlayan bomba, laboratuarın duvarını yıktı, binanın camlarının kırılmasına neden oldu. Başbakanın evinin karşısındaki apartmanın camlarının kırılmasına da neden olan şiddetli patlama, panik yarattı ancak herhangi bir yaralanmaya sebep vermedi.
Başbakan Talat, şiddetli patlama sonrasında yaptığı açıklamada, Doğru yoldayız, kim
se bizi bu yoldan döndüremez" dedi.
Olayı kınayan Başbakan Mehmet Ali Talat, toplumsal barışa ve uzlaşmaya yönelik olan bu hareketin, son derece çirkin olduğunu tekrarladı.
Talat, toplumsal barışın sağlandığı ve Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik hayati görüşmelerin başlayacağı günün arifesinde yaşananların üzücü olduğunu ancak bu tür girişimlerin kimseyi yolundan döndürmeyeceğini belirtti.
Bu bir tehdit niyeti ya da düşüncesi ile yapılmışsa herhangi bir işe yaramaz,
boşunadır diyen Talat, Çirkin ve üzücü bir saldırıdır, başarılı olması mümkün değildir şeklinde sözlerini tamamladı.
Patlama sonrasında Polis Genel Müdürü Erdem Demirbağ ve Girne Polis Müdürü Pervin Gürler olay yerine giderek, soruşturmayı bizzat yönetti.
Ulaştırma Bakanı Ömer Kalyoncu, CTP Girne Milletvekili Salih İzbul, Başbakanlık Müsteşarı Eşref Vaiz, Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, bazı yetkililer, partililer ve
kalabalık bir yurttaş topluluğu da olay yerine gitti. Polis, artan kalabalık üzerine bölgeyi kordon altına alarak, Başbakanın evinin bulunduğu sokağa girişi yasakladı.
Gazetemiz baskıya girdiği sırada, Polis Müdürlüğü henüz olayla ilgili bir açıklama yapmamıştı.
YENIDUZEN 19/02/2004
De Soto: Egemenlik konusu çözüldü
BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, müzakereler sonunda iki egemen devlet yaratılacağını belirterek, "egemenlik konusunun, yanlış anlamalar yaratmayacak şekilde çözüldüğünü" söyledi.
Kıbrıs'a 11 ay aradan sonra önceki akşam gelen BM genel sekreterinin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, referanduma sunulacak ve birleşik bir Kıbrıs'ın mayıs ayında AB'ye girmesini sağlayacak çözüm yolunda taraflara yardımcı olmak amacıyla kollarını sıvamaya hazır olduğunu söyledi.
Kıbrıs'a gelişinde Larnaka Havaalanı'nda yaptığı açıklamada De Soto, "19 Şubat'ta başlayacak olan barış müzakereleriyle ilgili olarak, Kıbrıs'ta yaşayabilir ve işlevsel bir çözüme varılabileceği konusunda son derece iyimserim, bu noktadayız veya buna neredeyse ulaştık" şeklinde konuştu.
De Soto, Kıbrıslı Türk ve Rumlara, sonunda Birleşik Kıbrıs'ı yaratacak olan metne, referanduma sunulabilecek son şeklini vermeleri konusunda yardımcı olacağını da kaydetti ve söyle devam etti:
"İşte bunun için buradayım, kollarımı sıvamak için. Yapacak çok iş var. Yapılacak şeyleri küçümsemek mümkün değil ve geçen cuma New York'ta elde edilen uzlaşma, hem tarafların hem de Türkiye ile Yunanistan'ın gösterdiği politik kararlılığın bir ispatıdır."
De Soto, önümüzdeki haftalarda tüm tarafların, bugüne kadar ortaya koydukları politik kararlılığı sürdürmek için gerekli olan çalışma kapasitesini, politik cesareti, vizyon ve uzlaşma ruhunu sergilemelerine yönelik umudunu da ifade etti.
İki egemen devlet
Haravgi gazetesine göre Annan Planı'nın yaşayabilir ve işleyebilir olup olmadığının sorulması üzerine, iki tarafın uzlaşması halinde planın iyileştirilebilir olduğunu söyleyen De Soto, egemenlik konusunu ve müzakereler sonunda iki egemen devlet yaratılıp yaratılamayacağını yorumlaması istendiğinde; "egemenlik konusunun, yanlış anlamalar yaratmayacak şek
ilde çözüldüğünü" söyledi.
De Soto, TC Başbakanı Erdoğan'ın Kıbrıs'ta iki kurucu devlet oluşturulması şeklindeki tutumuna ilişkin bir soru üzerine kendisinin bundan çıkartabileceği sonucun, Türk başbakanın iki oluşturucu devleti kastetmiş olması olduğunu s
öyledi.
Liderlerin halkı cesaretlendireceğinden eminim
Alithia gazetesine göre ise De Soto çözüm prosedürünün, referanduma sunulmaya hazır bir nihai metnin en geç nisan başlarında hazır olacağını garanti altına alan çok katı bir çerçeve ve çıkmazın aşılması mekanizması öngördüğünü söyledi. De Soto, referandumların sonucunun olumlu olacağının garanti edilemeyeceğini, ancak "bölünmüşlüğe tahammül etmekte olan Kıbrıslı Türk ve Rumların fırsatı ve yeniden birleşmenin cazibelerini değerlendireceklerinden" olduk
ça emin olduğunu belirtti.
Alvaro de Soto "Alternatif bir plan veya senaryolarımız yok ancak halka sorunlara adil, mantıklı ve güvenilir bir çözüm planı sunulursa, bunun kabul edilmemesi trajik, en azından büyük bir sürpriz olur" dedi. Perulu diplomat; "Müzakereler bu aşamaya geldiğinde liderlerin halkı, bizim doğru olduğunu düşündüğümüz şeyi yapmaya cesaretlendirmek için ellerinden geleni yapacaklarından eminim" ifadesini kullandı.
Yetki AB'de değil Annan'da
AB'nin oynayacağı role ilişkin bir soruya muhatap olan De Soto, AB'nin kurumsal müdahiliyetinin öngörülmediğini, çünkü yetkinin Kofi Annan'da olduğunu kaydetti ve "AB'yle aramızda olan ve önümüzdeki günlerde Kıbrıs'ta devam edecek olan işbirliğinin derecesinden memnunuz" dedi.
KIBRIS 19/02/2004
Barışa imza atın
Bugün başlayacak tarihi süreç öncesinde Kıbrıslı Türk ve Rumlar, liderlere uzlaşmaları çağrısında bulundu:
Barışa imza atın
"40 YILLIK ÖZLEMİ SONA ERDİRİN"... Lefkoşa'da ara bölgede bugün başlayacak Kıbrıs müzakereleri öncesinde Kıbrıslı Türk ve Rumlar, liderlere uzlaşmaları çağrısında bulundu. KIBRIS'a konuşan Türk ve Rum Kıbrıslılar, her iki liderin de uzlaşmaz tutumlarını artık bir yana bırakarak, barışa susamış iki halkın 40 yıllık özlemini sona erdirmelerini istedi. Kuzeyin de güneyin de lid
erlere çağrısı aynı: Barışa imza atın
GÖRÜŞMELERİ BALTALAMAKTAN KAÇININ"... Liderlerin, tarihi süreci iyi değerlendirmelerini, görüşmeleri baltalamaktan kaçınmalarını isteyen Kıbrıslı Türklerle Rumlar, gelinen aşamanın Kıbrıs'ta barışın sağlanabilmesi için en uygun fırsat olduğunu, bu fırsatın değerlendirilmesiyle iki halkın da daha mutlu günlere ulaşacağını belirtti. Kıbrıs Türk ve Rumlar, görüşmelerin bu kez çıkmaza girmeyeceği, liderlerin uzlaşarak adaya her iki tarafın da yararına olacak barışı getireceği umudunu taşıyor
Ali CANSU-Alkan MUHTAROĞLU
Lefkoşa'da ara bölgede bugün başlayacak olan Kıbrıs müzakereleri öncesinde Kıbrıslı Türk ve Rumlar, liderlere adaya barışı getirmeleri çağrısında bulundu.
KIBRIS'ın, Lefkoşa'nın Türk ve Rum kesiminde Kıbrıslı Türk ve Rumlarla yaptığı söyleşilerde, her iki halkın da barış ve çözümden yana olduğunu, 40 yılı aşkın bir süredir devam eden Kıbrıs sorununun artık noktalanması gerektiği görüşünde birleştiğini ortaya koydu. Türk ve Rum Kıbrıslılar, iki liderin de uzlaşma
z tutumlarını artık bir yana bırakarak barışa susamış iki halkın özlemini sona erdirmesini istedi.
Barış özlemlerini dile getirirken, Güney Kıbrıs'ın gelişmiş ekonomisine dikkat çekerek kuzeyin de ekonomik açıdan güçlendirilmesi, müzakerelerde bu konu üzerinde de önemle durulması gerektiğini belirten Kıbrıslı Türkler, "İki tarafın siyasal eşitliğinin yanında ekonomide de denge sağlanması kalıcı bir barış için büyük önem taşıyor" diye konuştu.
Anlaşma sağlanması halinde göç eden binlerce Kıbrıslı Türk'ün de Kıbrıs'a döneceğini, bu yüzden 1 Mayıs'tan önce çözüm olması gerektiğini ifade eden vatandaşlar, barışa Kıbrıslı Türklerin daha fazla ihtiyacı olduğunu kaydetti.
Kıbrıslı Rumlar da, Kıbrıslı Türklerle birlikte yaşamaktan herhangi bir çekinceleri bulunmadığını, Annan Planı çerçevesinde bulunacak bir çözümün Kıbrıs'ın geleceği için iyi bir fırsat olabileceğini belirterek, liderlerin barışa imza atmalarını istedi.
Her iki tarafın da çıkarları üzerinde ısrar ettiğine, liderlerin artık ortak bir noktada buluşmaları gerektiğine işaret eden Kıbrıslı Rumlar, kolay olmasa da adaya barış geleceğinden umutlu olduklarını
belirtti.
İşte Kıbrıslı Türk ve Rumların, Kıbrıs konusunda bugün başlayan tarihi süreçle ilgili görüşleri ve liderlerden beklentileri:
Müjde Özdenya:
"Bugün başlayacak görüşmelerde her iki tarafın da çıkarlarına uygun bir anlaşmanın imzalanmasını istiyorum. Çünkü bu adanın artık kalıcı barışa ihtiyacı vardır. Barış olmaması durumunda Rumlar zaten Avrupa Birliği'ne girecek, biz ise dünyadan soyutlanmış olarak hayatımızı sürdürmek zorunda kalacağız. Bu açıdan bir anlaşma olmasını ve Kıbrıslı Türklerin de dünyaya açılmasını istiyorum. Her iki liderin de uzlaşmaz tavırlarını artık bir kenara bırakıp barışa imza atmalarını bekliyorum."
Sevil Baysaloğlu:
"İki kesimli bir çözümle adaya barış gelebilir. Liderler, ileride sorunlar yaşamayacağımız bir anlaşma için çaba harcamalı... Liderleri, iki tarafın da çıkarlarını göz önünde bulundurarak uzlaşmaya ve kalıcı bir barışa imza atmaya çağırıyorum. Yapılacak bir a
nlaşmada, iki tarafın siyasal eşitliğinin yanında ekonomide de denge sağlanması kalıcı bir barış için büyük önem taşıyor... Müzakerelerde bu konu üzerinde de durulmalı ve gerekli düzenlemeler yapılmalıdır."
Süen Özgürgün:
"Yapılacak anlaşmada iki kesimliliğin korunmasını istiyorum. Kıbrıs Türk halkının çıkarlarını en iyi şekilde koruyacak olan, geleceğimizi garanti altına alacak olan, bizi eski kötü günlere döndürmeyecek olan bir anlaşma yapılacağını umut ediyorum. Bu noktadan sonra eski günlere dönüleceği
ni pek düşünmüyorum. Çünkü, dünya bu kadar ileriye gitmişken artık savaşların olabileceğine inanmıyorum. Ancak, ekonomik yönden tedbirler alınması, kuzeyin de güneyde olduğu gibi kalkındırılması gerekiyor."
Fatoş, Balcı:
"İki kesimli adil ve kalıcı bir çözüm bulunması ve adaya barış gelmesini temenni ediyorum. Ben şu anda üniversitede okuyorum, ama okulu bitirdiğim zaman geleceğimizin ne olacağını bilmiyorum. Barış istiyorum. Barış olduğu takdirde önümün açılacağına inanıyorum. Türk tezlerinin iyi korunması
nı ve daha iyi geleceği olan bir anlaşmaya imza atılmasını istiyorum."
Cennet Okur
"Ben bir genç olarak geleceğimi görebilmek için barış istiyorum. Liderler, artık uzlaşmazlıktan vazgeçmeli ve adaya barış getirmelidir. Aileler, işsizlik, ekonomik sıkıntı yüzünden; gençlik ise iş bulamamaktan göç yollarına düşmüştür. Ben inanıyorum ki anlaşma olduğu takdirde göç eden bir çok Kıbrıslı Türk vatanlarına geri dönecektir. Bu yüzden 1 mayıstan önce anlaşmanın olmasını istiyorum. Bu anlaşmaya en fazla Kıbrıs Türk h
alkının ihtiyacı vardır. Çünkü, Rumlar AB'ye girmiştir. Anlaşma olmazsa onlar için biz sıkıntı olmayacak."
Marios Lazarou
"Kanımaca, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rumlar yeniden birlikte yaşayabilirler ama bugün başlayacak olan ikili görüşmelerde Denktaş yine eski uzlaşmaz tavrına dönerek, bu süreci baltalayabilir. Barış süreci için diğer bir çekincem Annan Planı'nın halka detaylarıyla anlatılmamasıdır. Bunların ötesinde, bu sürecin Kıbrıs'ta barış sağlanabilmesi için en uygun fırsattır. Umarım birleşik bir Kıb
rıs'ta daha mutlu günlere ulaşırız."
Toumba Cleo
"Yaşanan politik süreçleri yakından izliyorum. Kişisel olarak Kıbrıslı Türklerle daha özgür bir yapı içerisinde birlikte yaşayabileceğimizi düşünüyorum. İki lider arasında bugün başlayacak olan görüşmelerde, Denktaş'ın tutumu bence çok önemlidir. Eğer eskisi gibi uzlaşmaz bir tutum içerisinde hareket ederse, bu barış süreci yine çıkmaza girecektir."
Aristooy Yiota
"New York'ta iki tarafın da olumlu politikalar izlemesi sonunda barışı ilk defa bu kadar yakından hissettim. Bu süreç bir barışla sonuçlanacak gibi görünüyor ama bu barış kime nasıl bir fayda sağlayacak, bunu zaman gösterecek. Görüşmelerde Papadapulos veya Denktaş'ın bu süreçte yalnız hareket ettiklerini düşünmüyorum bu yüzden herhangi birinin masada
n kaçması kolay değil."
Marina Zanou
"Denktaş'ın izlediği politikaları samimi bulmuyorum. Kıbrıslı Türklerle birlikte yaşamaktan herhangi bir çekince duymuyorum. Annan Planı çerçevesinde bulunacak bir çözüm Kıbrıs'ın geleceği için iyi bir fırsat olabilir. Yalnız bu süreçte dış ülkelerin çıkarları tarafları çıkmaza sokabilir. Papadopulos ve Denktaş'ın kendi hükümetleri için kuvvetli inanışları olduğunu herkes biliyor. Kıbrıs'ta bir barış sağlanabilmesi için iki tarafın da ortak bir noktada buluşması gerekir.
"
Phivos Theopyylaou:
"Bugün başlayacak olan görüşmelerin barışla sonuçlanacağını düşünmüyorum. Kıbrıs'ta bir barış sağlanabilmesi için çok uzun bir zamana ihtiyaç vardır. Her iki taraf da kendi çıkarlarının üzerinde ısrar etmektedir. Bu süreç bir barış getirebilir fakat yine de tahmin edildiği gibi kolay olmayacaktır. Kıbrıs'ta bir barış olması için Amerika ve Yunanistan Papadapulos'a büyük baskılar yapmaktadırlar, bu yüzden Papadapulos'un masadan kaçması olasılık dışıdır. Umarım herkesin mutlu olacağı bir
ortak yol bulunabilir."
KIBRIS 19/02/2004
Verheugen'in Kıbrıs programı yoğun
Avrupa Birliği Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu komiseri Verheugen'in, KKTC ve Güney Kıbrıs'ta bugün yapacağı temasları belli oldu
Verheugen'in Kıbrıs programı yoğun
Avrupa Birliği Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu komiseri Günter Verheugen'in, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Güney Kıbrıs'ta bugün yapacağı temasları belli oldu.
Adaya dün akşam gelen Verheugen, ilk görüşmesini bugün sabah saat 08.30'da Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'la yapacak. Bu görüşmede Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu da hazır bulunacak.
Verheugen, bu görüşmenin ardından saat 09.30'da da Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Dimitris Hristofyas ile bir araya gelecek. Verheugen, saat 11.00'de ise Rum siyasi parti başkanları ile Lefkoşa'nın Rum kesimindeki Hilton Hotel'de görüşecek.
Denktaş-Papadopulos-Verheugen görüşmesi
Verheugen, saat 12.15'de de BM kontrolündeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı
Papadopulos'la ortak bir görüşme yapacak.
Cumhurbaşkanlığı'nda görüşme
Söz konusu üçlü görüşmenin ardından sat 15.00'te Cumhurbaşkanı Denktaş, Günter Verheugen'i Cumhurbaşkanlığı'nda kabul edecek. Denktaş-Verheugen görüşmesinde Başbakan Mehmet Ali Talat ve Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş da hazır bulunacak.
Saray Otel'de saat 16.15'te Kıbrıs Türk siyasi parti başkanları ile ortak bir toplantı yapacak olan Günter Verheugen, ara bölgedeki Ledra Palace Otel'de saat 17.15'de düzenleyeceği basın toplantısının ardından saat 18.00'de Larnaka Havaalanı'ndan Brüksel'e dönecek
KIBRIS 19/02/2004
Tarihi süreç, bugün başlıyor
Kıbrıs'ta 1 Mayıs'a kadar çözüm hedefiyle takvime bağlanan yeni müzakere süreci BM genel sekreteri adına özel temsilci Alvaro de Soto'nun gözetiminde bugün saat 10.00'da başlıyor. BM kontrolündeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda bu amaçla hazırlanan merkezde yürütülecek görüşmelerde KKTC'yi Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş başkanlığında Başbakan Mehmet Ali Talat ve Dışişleri Bak
anı Serdar Denktaş temsil edecek. Ancak görüşmeci heyete, De Soto ile yapılacak görüşmede saptanacak sayıya göre danışmanların da katılması bekleniyor.
KIBRIS 19/02/2004
Ankete göre Rumlar'ın yüzde 61'i plana ''Hayır'' diyor...
Kıbrıs Rum kesiminde yapılan bir kamuoyu yoklaması, Annan planının herhangi bir değişiklik yapılmadan halkoyuna sunulması halinde, Rumların yüzde 61'inin plana ''Hayır'' oyu vereceğini ortaya koydu.
Rum kesimindeki Simerini gazetesi, Communications Services Bureau (CSB) adlı şirket tarafından Yunanistan'da yayımlanan ''Paron'' gazetesi adına, 16-18 Şubat arasında, 18 yaş ve üzeri 800 kişiyle yapılan anketin sonuçlarını yayımladı.
''Annan planının Kıbrıs sorununa çalışabilir ve yaşayabilir bir çözümü temin ettiğine inanıyor musunuz?'' sorusuna Rumların yüzde 67'si ''Hayır'' ve yüzde 20'si ''Evet'' derken, yüzde 13'ü yanıt vermedi.
Ankete katılanların yüzde 56'sı, Annan planının öngörülerinin AB normlarıyla uyumlu olmadığına inanırken, yüzde 24'ü uyumlu olduğuna inanıyor. Rumların yüzde 20'si bu konuda görüş belirtmedi.
Rumların yüzde 60'ı New York'taki görüşmeleri ''başarılı'', yüzde 25'i ''başarısız'' buldu.
MILLIYET 20/02/2004
Papadopulos: "Halkın bilgilendirilmesi gerektiğini sanıyorum"
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, müzakerelerle ilgili açıklamada bulunmama konusunda kendilerine çağrı yapılmadığını belirterek, halkın bilgilendirilmesi gerektiğine inandığını söyledi.
Rum lider Papadopulos, müzakerelerin bugünkü bölümünden Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın kendisinden daha erken ayrıldığına işaret ederek, kendisinin ''birkaç konuyu BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto ile görüşmek amacıyla salonda Denktaş'tan biraz daha uzun kaldığını'' bildirdi.
Papadopulos, ara bölgeden Rum Başkanlık Köşkü'ne dönüşünde yaptığı açıklamada, De Soto'yla ne konuştukları hakkında bilgi vermedi.
''Bugünkü görüşme, dünkünden daha mı iyi?'' yönündeki bir soruya Papadopulos, ''Daha iyi veya daha kötü yoktur. En iyi gün 31 Mart olacak'' karşılığını verdi.
Papadopulos, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, ''merkezi hükümetin binası konusunun görüşüldüğü'' açıklamasını yorumlaması istendiğinde, bunun bugünkü gündem konularından biri olduğunu belirtti.
''DENKTAŞ'IN SÖYLEDİKLERİ PLANIN DIŞINDA''
''Cumhurbaşkanı Denktaş'ın dünkü açıklamalarında söyledikleriyle müzakerelerde söylediklerinin aynı olup olmadığı'' yönündeki bir soruya Papadopulos, ''Denktaş'ın müzakereler dışında söylediklerine dikkat etmediğini'' savunarak, ''İçeride söylediklerine dikkat ettim. Çoğu konu, planın ve planın parametrelerinin dışındaydı'' diye konuştu.
Denktaş'ın, Rum göçmenlerin geri dönmeleri konusunda 6 yıllık bir geçiş dönemi istediğine ilişkin görüşlerinin sorulması üzerineyse Papadopulos, ''İçeride söylenenleri konuşmam'' dedi.
Papadopulos, bir Rum gazetecinin, ''bazıları, Denktaş'ın aşırı taleplerde bulunması dolayısıyla ''al-ver'in iki taraf arasında yapılan müzakerelerde değil, dörtlü konferans sırasında yapılacağı değerlendirmesinde bulunuyor'' yorumuna karşılık, ''bunu kimlerin söylediğini'' sordu ve kendisinin, böyle şeyler yazan sadece bir gazete gördüğünü belirtti. Papadopulos, ''Sanırım tam tersidir. Önemli müzakere o güne kadar olandır'' diye konuştu.
''AÇIKLAMA YAPILMAMASI ÇAĞRISI YOK''
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, Kıbrıslı Türkleri günlük olarak bilgilendireceği yönündeki açıklamalarını yorumlaması istendiğindeyse Rum lider, ''Halkın bilgilendirilmesi gerektiğini sanıyorum'' ifadesini kulandı.
De Soto'nun, ''kamuoyuna açıklama yapılmamasına'' ilişkin bir çağrısının olmadığına işaret eden Papadopulos, ''Hiçbir çağrı yoktur. Ben, doğru olduğunu düşündüğüm şeyi yapıyorum. Müzakere etmek istediğimiz şeyler biliniyor. Söylediğimiz görüşler ve argümanlarımız sanırım müzakere salonu içindir'' dedi.
Papadopulos, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, ''bugün özlü konuların görüşülmediği'' yönündeki açıklamasınıysa yorumlamaktan kaçındı.
MILLIYET 20/02/2004
Denktaş: "Haftayı bitirdik, ama bir yere varamadık"
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs görüşmelerinin şimdiye kadarki bölümünde bir yere varılmadığını söyleyerek, ciddi müzakarelerin salı gününden sonra başlayabileceğini bildirdi.
Denktaş, Cumhurbaşkanlığı'nda bir grup gazeteciye yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun, Salı günü ele alınacak gündemle ilgili bilgi vermediğini söyledi.
Kıbrıs'ta varılacak bir anlaşma için ''21 Nisan'da yapılacak referandumun sonucu için 90 günlük bir onay süreci bulunduğu ve 21 Nisan'dan 90 gün ileriye sayıldığında da takvimlerin Türkiye'nin Barış Harekatı'nın yıldönümü olan 20 Temmuz'u göstereceğine'' ilişkin yorumun aktarılması üzerine de Denktaş, ''Güzel isabet ettirmişler. 20 Temmuz'un intikamını mı alıyorlar yani?'' dedi.
Denktaş, görüşmelere ilişkin bir kriz havasının bulunmadığını da belirterek, ''Ama haftayı bitirdik. Nereye vardınız derseniz bir yere varmış değiliz'' diye konuştu.
ANNAN PLANININ ÇERÇEVESİ
Denktaş, yaptıkları önerileri Rum tarafının ''çerçevenin dışına çıkıldığı'' şeklinde değerlendirdiğini hatırlatarak, şöyle devam etti:
''Biz öyle zannetmiyoruz. Çıksa ne olur? Çünkü istediğimiz kalıcı bir barış. Bir çerçevenin içine sıkıştık diye yürümeyecek bir anlaşmayı imzalamak sorumluluk olmaz. Ama biz çıktığımızı zannetmiyoruz. Dolayısıyla bugüne kadar fazla bir ilerleme olmuş değildir. Ama temaslar sürüyor, hava iyidir. Bizi iyice izlemenizi istiyorum.'' Asıl müzakerelerin henüz başlamadığını söyleyen bir gazeteciye karşılık Denktaş, ''Peşrevi yapılıyor. Yani başlaması için ısınma çalışmaları diyelim. İnşallah salı gününden sonra başlar'' dedi.
Denktaş, kendilerinin ''Annan planını önlerine alarak, sayfa sayfa süratle üzerinden geçmeyi, anlaşılamayan konuları bir kenara itmeyi, anlaşılanları işaretlemeyi ve anlaşılamayanları ikinci hafta ele almayı'' önerdiklerini belirterek, bu önerilerinin ''Denktaş bütün anlaşmayı gözden geçirmek istiyor'' tepkisini doğurduğunu kaydetti.
BASIN KARARTMASI
Denktaş, basın karartmasıyla ilgili tartışmaların hatırlatılması üzerine, şöyle konuştu:
''Bana basın karartmasından kimse bahsetmedi. Bugün hafif bir temas yapıldı. Bunu ben üzerime almadım. Çünkü ben görüşmelere 'halkıma her gün olanları söyleyeceğim' diye girdim. Neden? Çünkü zorlama tarihler, zorlama bir referandum var. Dolayısıyla halkın Annan planının getirdiği, götürdüğü hakkında fazla bilgisi yok. Şimdi görüşmeler süresince bizim her gün yapacağımız değerlendirmeler halkımıza yararlı olur. Nereye gittiğimizi görürler. Ona göre kendilerini hazırlarlar.'' Müzakere yönteminin henüz belli olmadığını belirten Denktaş, bunun için de bir teklif sunduklarını, ancak ''havada kaldığını'' söyleyerek, salı gününden sonra artık ciddi görüşmelerin başlayacağını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Ankara'daki üst düzey yetkililerle teması olup olmadığının sorulması üzerine de Dışişleri Bakanlığı heyetinin KKTC'de olduğunu hatırlatarak, başka bir temasa ihtiyaç duymadıklarını kaydetti. Denktaş, Türkiye'den gelen heyetle aralarında bir fikir ayrılığı bulunmadığını da belirtti.
''BU BİR YOLDUR YÜRÜYECEĞİZ''
''Bu bir yoldur yürüyeceğiz, sonuna kadar geleceğiz, sonuna geldiğimizde bakacağız'' diyen Denktaş, bugün referandum yapılsa Rum kesiminin yüzde 61'inin Annan planı için ''hayır'' oyu vereceği sonucunu ortaya çıkaran anketin hatırlatılması üzerine de şunları söyledi:
''Yanıltıcı olabilir. Benim bildiğim günü geldiğinde 'AB'ye girmemiz için bu şarttır' denildiğinde hepsi kuzu kuzu 'evet' der. Ama şimdilik böyle ihtimaller var diye, bizim düşüncemizi de bulandırmak için maksatlı rakamlar verebilirler.'' Denktaş, Rum basınında yer alan, Türkiye'nin müzakerelere başlanması yönünde karar vermesinde İsrail'in de etkisinin olduğu iddialarının hatırlatılması üzerine de ''Rum basınına inanırsanız göğe uçmanız lazım'' dedi. Türk basınına da inanmadığını söyleyen bir gazeteciye karşılık da Denktaş, Türk basınının bir kısmına inanmadığını belirtti. Denktaş, ''Beni Türk basınıyla kavga ettirmeyin'' esprisi yaptı
MILLIYET 20/02/2004
Times: "Kıbrıs, İngiltere'nin elinde kalan son ileri karakol"
İngiltere'de yayımlanan The Times gazetesi, Kıbrıs'ı, ''İngiltere'nin elinde kalan son ileri karakol'' olarak niteledi ve BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından hazırlanan planın bu ayrıcalığı koruması yüzünden İngiltere'den destek gördüğünü yazdı.
Adanın birleştirilmesi için yapılan bu planın uygulanması yolundaki çabaların bu kez sürdürülebilir göründüğünü belirten gazete, İngiltere'nin ada üzerindeki az sayıda askeri üssünün hayati düzeyde stratejik önem taşıdığını belirtti.
Gazete, dünyanın petrolden yana zengin en gergin bölgesinin hemen yanında bulunan İngiliz üslerinin öneminin, iki Körfez savaşı sırasında bir kez daha anlaşıldığını, Akrotiri'deki İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri üssünün İngiltere dışındaki en büyük İngiliz üssü olduğunu kaydetti.
Annan planının İngiliz üslerini korumasının İngilizler için büyük bir ödül olduğunu, ancak İngiltere'nin bu konudaki sevincini fazla ortaya koymadığını belirten gazeteye göre, Herfordshire Üniversitesi öğretim üyelerinden Klearchos Kyriakides, İngiltere'nin Annan planını neden bu kadar çok desteklediğinin yanıtının tarihte yatmakta olduğunu kaydederek, ''Zira bu plan, İngiltere'nin Adadaki çıkarlarını koruyan 1960 anlaşmalarını kuvvetlendiriyor'' dedi.
Anlaşmanın taraflarca kabulü halinde, Yunanistan ve Türkiye'nin Kıbrıs'ta toplam 6 bin asker bulundurabileceklerini belirten The Times, ''Türkiye AB'ye üye olduktan sonra bu asker de çekilecek'' diye yazdı.
Gazete, Kıbrıs'ın İngiltere açısından bu kadar büyük önem taşımasının bir başka nedenini de, buradan toplanan askeri istihbaratın oluşturduğunu ve bu istihbaratın büyük bölümünün ABD ile de paylaşıldığının tahmin edildiğini kaydetti.
The Guardian gazetesi de, konuyla ilgili haberinde, AB'nin Kıbrıs'ın üyeliğinden önce adanın askerden arındırılmasına büyük önem verdiğini savundu. Gazete, adayı, dünyanın en ağır biçimde silahlandırılmış kara parçalarından biri olarak niteledi.
Financial Times gazetesi ise Kıbrıslı liderlerin bir an önce anlaşmaları yolunda uyarıldıklarına dair bir başlıkla yayımladığı haberde, Rumların bazı ana unsurları dolayısıyla planı onaylamakta gönülsüz davranabileceklerini belirtti.
MILLIYET 20/02/2004
Rum basını: "Türkler'in "Evet" demesinde İsrail etkisi var"
Kıbrıs Rum kesiminde yayımlanan Simerini gazetesi, Türkiye'nin Kıbrıs müzakerelerine ''evet'' demesinde İsrail'in etkisi olduğunu iddia etti.
''Türkiye'nin, İsrail'in teşvikiyle New York müzakerelerine katıldığını ve dün Lefkoşa'da başlayan çözüm prosedürünü kabul ettiğini'' öne süren gazete, ''Türkiye'nin Kıbrıs sorunundaki 'evet'ine İsrail karıştı'' başlıklı haberinde şu iddialarda bulundu:
''İsrailliler Türklere, planın, çıkarlarına olmasının dışında, böyle bir anlaşmanın kendilerine AB bileti vereceğini ve somut olarak, önümüzdeki aralık ayında AB ile üyelik müzakerelerine başlama tarihi verileceği gerekçesiyle BM Genel Sekreteri'nin inisiyatifini olumlu karşılamaları teşvikinde bulundu.
Böyle bir gelişmeden İsrail'in çıkarı, Türkiye gibi müttefiki bir ülkenin AB'nin içinde olması ve böylece, dolaylı yoldan çıkarlarına hizmet edebilecek olmasıdır.
Kıbrıs sorununun halledilmesi ve devamında Türkiye'nin AB'ye doğru yönlenmesi durumunda, İsrail Suriye'ye Golan Tepeleri ve belki Fırat suyuyla ilgili bazı kolaylıklar sağlamak niyetinde gözüküyor.'' Gazete, İsrail İşçi Partisi lideri Şimon Peres'in, Kıbrıs sorununun çözümünün Ortadoğu sorununa da olumlu etkiler yapacağına ilişkin açıklamasının da bu konuyla ilgili olduğunu yazdı.
MILLIYET 20/02/2004
Denktaş: ''Atmosfer iyi ama esasa geldiğinde hareket yok''
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs'taki müzakereler çerçevesinde yapılan ikinci gün görüşmelerini, ''Atmosfer iyi ama esasa geldiğinde hareket yok'' sözleriyle nitelendirdi.
Denktaş, yaklaşık bir saat süren ikinci gün görüşmelerinin ardından Cumhurbaşlığı'na gelişinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Bugünkü görüşmelerde merkezi yönetimin geçici binalarının nerede olacağı, bayrak ve marş seçi
mi gibi konuların ele alındığını belirten Denktaş, ancak esasa geçilmediğini kaydetti.
Denktaş, görüşmelerin Rumların dini yortusu nedeniyle Salı günü devam edeceğini bildirdi.
DE SOTO'NUN SİTEMİ
Denktaş, Annan planının baskı metoduyla referanduma götürüleceğini ve halkın gelişmelerden bilgi sahibi olması gerektiğini belirterek, referandumun kader meselesi olduğunu söyledi.
Denktaş, plan hakkında halk bilinçlenmezse halkın yanlış karar verebileceğini, bu nedenle halkın planı bilerek referanduma gitmesini istediklerini belirtti.
Denktaş, bir gazetecinin ''Görüşmelere ilişkin basına yaptığı açıklamalar konusunda De Soto'nun kendisine herhangi bir sitemde bulunup bulundığını'' sorması üzerine, ''Sitemi oldu ama ben dinlemedim'' diyerek, şunları söyledi:
''Çünkü halkıma sözüm var, gayet kısa bir süre sonra referanduma baskı metoduyla götürülecek olan bu planın gelişmesi hakkında, durumu hakkında halk bilinçlenmezse yanlış karar verir. Bilerek referanduma gitmesini istiyoruz. Ondan sonra kimse kimseyi suçlamasın, 'bilmezdik, böyle olduğunu bilmezdik' diye.'' ''Rum tarafında da aynı tedirginliğin olduğunu ve Rum tarafında şimdi Annan planının ne getirip ne götüreceğini halka anlatmak için büyük bir gayret içerisine girildiğini'' anlatan Denktaş, şöyle devam etti:
''Referandum kaderimiz meselesidir, geleceğimiz meselesidir. Kıbrıs'ta yaşayıp yaşamayacağımız meselesidir, şaka değildir, ciddi bir sorundur. Madem ki dayatmayla Annan planını bize görüştürüyorlar. Annan planını değiştirmek istediğimiz kısımlarını değiştirmeye çalışıyoruz, çalışacağız. Başarırsak iyi, başaramazsak, halkımıza başaramadığımızı ve planın ne getirdiğini ne götüreceğini açıklıkla söyleyeyeceğiz.
Ümit ederim ki, yanlış intiba altında kalanlar yine, 'efendim biz tepki oyu kullandıydık, bilmem ne' diye ortaya çıkıp, bir parmağını ısırıp, onun da ağrıdığında beni suçlamasın.''
RUM TARAFI BEKLENTİ İÇİNDE
Denktaş, Kıbrıs müzakerelerinin ikinci gününde kendisinin hazırlıklı gitmesine rağmen esasa girilmediğini söyleyerek, Rum ya da BM tarafının bir beklenti içinde olabileceğini belirtti.
Görüşmelerin neden bu kadar kısa sürdüğünün sorulması üzerine de Denktaş, şunları kaydetti:
"Biz de anlayamadık. Teknik konular bittikten sonra (daha konuşacak şey var mı?) (Hayır, yok) dediler. Zannedersem bir beklenti içindedirler. Ya Rum tarafı, ya De Soto. Dolayısıyla başka bir konu açılmadı, açtırmadılar." Cumhurbaşkanı Denktaş, esasa hala neden girilemediğinin sorulması üzerine, şunları söyledi:
"Benim için nedeni yok, girilmedi, ben size gerçeği söylüyorum. Neden girilmediğini de anlamıyorum. Ben hazırlıklı gittim. Ama kimse elini açmadı. Ben ne yapayım? Zorla (hadi bakalım konuşun) diyemem." AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen'in derogasyonlar (istisnalar) konusunda yazılı güvence verip vermediğinin sorulması üzerine Denktaş, şunları kaydetti:
"Hayır, (isterseniz yazılı da veririm) dedi ama yazılı güvence vermedi. Sonra kendisi de zannedersem pek emin değil söylediğinden. Temel hukuk dediğimiz birincil yasa, yani esas kuruluş prensiplerini içeren anlaşmaya girebilir mi giremez mi? Girebilir diyor ama (mahkeme de ne yapar bunu, onu garanti edemem) diyor. Halbuki biz mahkemenin dokunamayacağı bir şekle girmesini istiyoruz. Bunun için de hukukçulardan bilgi alacağız."
MILLIYET 20/02/2004
Le
Figaro: ''Adayı birleştirmek için son şans''
Fransa'da yayımlanan Le Figaro gazetesi, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla başlatılan görüşmeleri, ''Lefkoşa'da adayı birleştirmek için son şans'' diye yorumladı.
Gazetenin haberinde, ''AB'ye üye olmak isteyen Türkiye'nin, müzakerelerin tekrar başlamasını kolaylaştırdığı'' bildirildi.
Kıbrıs Rum kesiminin AB'ye yalnız girmesinin Türkiye'yi zor durumda bırakacağını yazan Le Figaro, ''Ya Kıbrıs birleşecek ve Türkiye'nin AB'ye üye olma şansı devam edecek ya da Ankara, AB'nin kendisine kapılarını kapatma riskiyle karşı karşıya kalacak'' yorumunu yaptı.
Türkiye'de hükümetin bu nedenle çözüm için çabalarını artırdığı ifade edilen haberde, New York'ta BM bünyesinde yapılan son görüşmelere geniş yer verildi.
Kıbrıs'ta Türk ve Rum liderlerinin çözüme ulaşma konusunda BM, ABD ve AB'nin yoğun baskısı altında kaldığını yazan Le Figaro, ''AB'nin genişlemesi öncesi, Kıbrıs'ı birleştirmek bir şans daha... Ancak bu son şans olabilir'' ifadesini kullandı
MILLIYET 20/02/2004
Rum basını: "Denktaş'ın talepleri Annan Planı'nın dışında"
Yunan basını, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın Kıbrıs müzakerelerinin ilk gününde masaya Annan planının çerçevesi dışında taleplerle geldiğini öne sürdü.
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın ''beklendiği gibi'' uzlaşmaz bir tavır izlediğini öne süren gazeteler, Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un ise henüz kartlarını açmadığını, ancak tarafların Annan planına yaklaşımlarının çok farklı olduğunun görüldüğünü yazdılar.
Müzakerelere ilişkin ihtiyatlı iyimserlik ifadelerine rağmen ciddi sorunlarla karşı karşıya olunduğunu belirten Yunan basını, Denktaş'ın dün ''Kıbrıslı Türklere 1963'ten bu yana gördükleri zararlar için tazminat ödenmesini, iki bölge arasındaki sınırın düz bir çizgi halinde olmasını ve serbest dolaşımın 6 yıl dondurulmasını istediğini'' ve tüm bunların Annan planının çerçevesinin dışında olduğunu savundu.
Görüşmelerin ilk gününün KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın evini hedef alan bombalı saldırının gölgesinde kaldığını da kaydeden gazeteler, bu saldırının henüz hiç kimse tarafından üstlenilmemesine rağmen ''milliyetçilerin işi'' olduğunun sanıldığını belirttiler.
Bu arada Cumhurbaşkanı Denktaş'ın BM Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun müzakereler süresince basına bilgi verilmemesi talebini reddettiğini yazan Yunan basını, ''asıl önemli olanın Ankara'nın tavrı olduğunu ama Ankara'nın dahi Denktaş'ın, teorik açıdan BM'nin belirlediği takvime uymak zorunda olmakla birlikte, niyetlerinden endişe duyduğunu'' öne sürdü.
MILLIYET 20/02/2004
Denktaş
ve Papadopulos ara bölgede biraraya geldi
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, müzakere sürecinde masada konuşulanların önemli olduğunu belirterek, süreçle ilgili olarak halkı düzenli bir şekilde bilgilendireceklerini ve ortaya çıkan sonucun referanduma sunulacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, beraberindeki heyetle, Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos başkanlığındaki heyetle ara bölgede bir araya geldi.
Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrılırken gazetecilerin sorularını yanıtlayan Denktaş, bir gazetecinin, Papadopulos'un, ''Türk tarafı Annan planı dışında isteklerle karşımıza çıktı'' sözlerini anımsatması üzerine şunları söyledi:
''O öyle söyleyecek ben böyle söyleyeceğim. Masada konuştuğumuzdur, önemli. Bir saat gelecektir bunlar sıralanacaktır. Uyum sağlamadığımız bir şey varsa Türkiye, Yunanistan herhalde temas edecektir. Gerekirse Genel Sekreter devreye girecektir. Biz neyi niye nasıl istediğimizi söyleyeceğiz. Bir netice ortaya çıkacaktır. Bu ortaya çıkınca halkın referandumuna sunulacaktır. İşte halk o zaman kararını verecektir. Çok az zaman olduğu için ve halka 'her şey bitsin de sonra anlatalım, ne oldu' demenin haksızlık olacağını bildiğimiz içindir ki, her gün biz size neler olduğunu ve nerelere gittiğini söyleyeceğiz.'' Denktaş, her gün söylenenlerin bir yere yazılacağını, bunların hangilerinde anlaşma olduğunun belirleneceğini, anlaşma olmayan konularda Türkiye ve Yunanistan'ın, gerekirse BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın devreye gireceğini belirterek, ''Onlar da temizlendikten sonra plan hazır olmuş olacak ve referanduma sunulacak. Bu süre devam ederken halk bilinçlenmiş olacak ve biz de halka son günlerde ''şunları şunları istedik, düzelttik iyi oldu. Veyahut bu istediklerimizin hiçbirini alamadık, eski tehlikler vardır, karar sizindir' demek durumuna geleceğiz'' dedi.
Denktaş, bir soru üzerine, bugünkü Rum basınında, dün söylediklerine yönelik şikayetler, AB Komisyonunu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in söylediklerine çeşitli yorumlar ve Papadopulos'un, ''Türk önerilerinin Annan planı dışında'' olduğu yönündeki açıklamasıyla ilgili haberler bulunduğunu kaydetti.
Rum tarafında bir tartışma yaşandığına işaret eden Denktaş, ''Annan planı bu şekliyle veyahut tadilatıyla dahi olsa Annan planı kabul edilmeli mi, edilmemeli mi diye bir tartışma devam ediyor'' dedi.
Denktaş, Verheugen'in vereceğini söylediği teminatla ilgili bir soruya karşılık, ''Bu, Verheugen'in ötesinde hukuki meseledir, onu inceletmeye devam ediyoruz'' diye konuştu.
Bugünkü görüşmede, merkezi hükümetin geçici binalarının nerede olacağı konusu da gündeme gelecek.
Denktaş ve Papadopulos başkanlığındaki Türk ve Rum heyetlerinin görüşmesine, BM Genel Sekreteri adına, Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto katılıyor.
MILLIYET 20/02/2004
Weston: Referandumun KKTC'de başarısız olacağın
a inanmak güç
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston, ''Makul bir anlaşmaya ulaşılması durumunda referandumun Kuzey Kıbrıs'ta başarısız olacağına inanmak çok güç. Kıbrıslı Türklerin, bu sürecin başarısını ve AB'ye girmeyi istediklerinden şüphem yok'' dedi.
Amerika'nın Sesi radyosunda (VOA) Kıbrıs'ta müzakere sürecinin yeniden başlaması dolayısıyla düzenlenen bir panele katılan Weston, Kıbrıs'ta çözüm için Kıbrıs Türk tarafının göstereceği liderliğin önemli olduğunu belirtti. Weston, Kıbrıslı Türklerin sürecin başarısını istediğinden şüphesi olmadığını ve bunun gerçekleşebilmesi için çözüm anlaşmasıyla referandumun geçmesinin şart olduğunu söyledi.
Makul bir çözüm anlaşması ve referandumun Kuzey Kıbrıs'ta başarısız olacağına inanmanın kendisi için güç olduğuna işaret eden Weston, aynı şeyin Rum kesimi için de geçerli olduğunu belirtti. Weston, Annan planına yönelik referandumun Kıbrıs Türk tarafında kabulüne karşın Rum tarafında reddedilmesi durumunda ne olacağının sorulması üzerine, spekülatif yorumlar yapmayacağını, sürecin başarısı üzerine odaklandıklarını kaydetti.
''CHP'NİN SANDALYESİ AZ''
Yunanistan'da iktidar ve muhalefetin, Kıbrıs konusunda aşağı yukarı aynı çizgide olmasına karşılık, Türkiye'de AK Parti iktidarı ile muhalefetteki CHP arasında farklılık bulunduğu belirtilerek, bu durumun ABD'de endişe yaratıp yaratmadığının sorulması üzerine Weston, bunun çözüm önünde engel teşkil etmediğini ifade ederken, ''Zaten CHP'nin mecliste çok az sandalyesi var'' dedi.
Kıbrıs'ta çözümü herkesin istediğini belirten Weston, iki liderin buluşmasının önemine işaret etti ve ''Erken yargıya varmamak lazım. New York'ta çok güçlü bir anlaşmaya ulaşıldı ve bu bana göre iyi işaret. Kıbrıs'taki görüşmelerde, Türkiye ve Yunanistan'ın devreye girmesinden önce bir kazanım ortaya çıkabilir'' dedi. Weston, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın, kendisinin boşlukları doldurmasına gerek kalmadan liderlerin anlaşmasını istediğini de kaydetti.
New York'taki görüşmelerin başarısından Türkiye'ye önemli ölçüde pay çıkardığını belirten Weston, sonuçta referandumla, Kıbrıs halkının kendi kaderini belirleyeceğini söyledi.
TÜRKİYE'NİN AB'DEN BEKLENTİSİ
Weston, Kıbrıs'ta çözüme karşın Türkiye'nin Avrupa Birliği'nden beklentisinin gerçekleşmemesi durumunda büyük bir hayal kırıklığı oluşup oluşmayacağı yönündeki soruya karşılık da, varsayımlar üzerine konuşmak istemediğini kaydetti.
Tom Weston, ABD'nin, Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediğini ve Kıbrıs'ın bu üyelik için kriter olmadığını belirtti. AB'nin kararını, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini uygulamasına göre vereceğini belirten Weston, Kıbrıs sorununun çözülmesi için Türkiye'nin elinden geleni yapmasının, AB'nin Türkiye'ye yönelik değerlendirmelerinin yanı sıra AB halklarının da Türkiye konusundaki görüşünü olumlu yönde etkileyeceğini söyledi. Türkiye'nin reform çabalarını öven Weston, AB sürecinin başarısı için birlikte çalışmak gerektiğini kaydetti.
Amerika'nın Sesi radyosunun Türkiye bölümü başkanı Taçlan Süerdem ve Yunanistan bölümü başkanı George Bistis'in yönetiminde yapılan panele, Türk gazeteci Ümit Enginsoy ve Yunanlı gazeteci Dimitris Apokis de katıldı.
MILLIYET 20/02/2004
Erdoğan: Kıbrıs'ta 22'sinden önce çözüm istiyoruz...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kıbrıs müzakerelerinde Türkiye ve Yunanistan'ın katılacakları yeni bir sürece gerek kalmadan bu işin bitmesini istediklerini söyledi.
Başbakan Erdoğan, Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısı için geldiği AK Parti Genel Merkezi'nde, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Erdoğan, bir gazetecinin, '
'Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkan adaylarının belli olup olmadığına'' ilişkin sorusu üzerine, ''Şu anda kesinleşen bir şey yok. Kesinleştiği anda zaten geciktirmeyiz, hemen açıklarız'' dedi.
''Bunun için belli bir gün var mı? Adaylar son saatte mi belli olacak?'' sorusuna da Erdoğan, ''Şu anda arkadaşlarımızla beraber değerlendirmeler devam ediyor. Onları bitirdiğimiz anda, artık o son an mı olur, bir gün, iki gün önce mi olur, onu artık açıkladığımızda görürsünüz'' karşılığını verdi.
KIBRIS
Kıbrıs'taki müzakerelerle ilgili görüşünün sorulması üzerine de Erdoğan, şöyle konuştu:
''Şu anda ben dikkatle izliyorum. Başından beri söylediğimiz, bu tabii psikolojik bir süreçtir. Bu psikolojik süreçte gerek kuzey gerekse güneyin dikkatli bir şekilde ama çözüme yönelik olarak olumlu yaklaşımla... Temennim odur ki, 22'sine kadar bu iş arzuladığımız noktaya gelsin. Gerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), gerekse Güney Kıbrıs Rum yönetimi, burada o beklenen neticeyi yakalamış olsun.
Türkiye ve Yunanistan'ın katılacakları yeni bir sürece kalmadan bu iş bitsin isteriz. Şu anda dikkatle onu takip ediyoruz. Hayırlı olsun diyorum.''
MILLIYET 20/02/2004
Gül'ü ziyaret eden TÜSİAD heyetinden Denktaş'a destek...
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Ömer Sabancı başkanlığındaki TÜSİAD heyetini kabul etti.
Devlet Konukevi'nde yarım saat süren görüşmenin ardından kısa bir açıklama yapan Ömer Sabancı, ziyaretinin nezaket amaçlı olduğunu belirterek, 2004 yılında AB yolundaki önemli konulara ilişkin görüş alışverişinde bulunduklarını söyledi.
TÜSİAD'ın 2004'te AB'ye ilişkin yapacağı faaliyetler hakkında bilgi verdiğini söyleyen Sabancı, Gül'ün de görüşlerini ve tavsiyelerini dinlediklerini belirterek, verimli bir görüşme yaptıklarını kaydetti.
Sabancı, Kıbrıs müzakerelerine ilişkin bir soru üzerine, ''konuya ilişkin TÜSİAD'ın tutumunun çok net olduğunu ve görüşmelerin müzakereci bir ortamda başlamasını memnuniyetle karşıladıklarını'' söyledi.
Sabancı, ''hükümetin ve KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yapıcı ve uzlaşmacı tutumlarını desteklediklerini ve başarılar dilediklerini'' sözlerine ekledi.
MILLIYET 20/02/2004
Denktaş: Ledra Palas merkez olsun
UTKU ÇAKIRÖZER
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, dünkü görüşmede BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto'nun gündeme getirdiği "Kurulacak Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hükümet binasının geçici olarak nereye taşınmasını istiyorsunuz?" sorusuna iki alternatifle yanıt verecek.
Denktaş, bugün saat 09.30'da yapılacak toplantıda, De Soto ve Rum lider Tassos Papadopulos'a "yeni devletimizin merkezi şu anda BM'nin kullandığı Ledra Palas Oteli binası ile 1974'ten beri kullanılmayan Lefkoşa Havalimanı terminal binası ve gerekirse diğer binalar olsun" teklifini iletecek.
Önerinin kabul edilmesi durumunda, yeni devletin yönetim organları olarak Annan Planı'nda öngörülen "Başkanlık Konseyi", "Senato" ve "Temsilciler Meclisi", kalıcı binalar inşa edilene kadar bu yerlerden birinde hizmet verecek. n UTKU ÇAKIRÖZER, SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Ön onay Meclis'ten geçecek...
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs sorunun çözümünde garantör ülkelerden istediği ön onay için Cumhurbaşkanı, Başbakan ya da Dışişleri Bakanı'nın imzasının yeterli olduğu, anlaşmanın referandumda kabul edilmesinden sonra TBMM'ye onay için getirileceği ortaya çıktı.
Referandumdan sonra
Garantör ülkeler olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'den 9 Nisan'a kadar istenen irade beyanının, "Anayasa'ya uygun ve daha önce Türkiye'nin taraf olduğu uluslarası anlaşmalarda izlenen uygulamayla paralel" verileceğini kaydeden kaynaklar, "Cumhurbaşkanı, Başbakan ya da Dışişleri Bakanı'nın imzasının beyan için yeterli olduğunu ancak referandum sonrasında oluşacak anlaşmanın mutlaka TBMM onayına getirilmesinin Anayasal zorunluluk olduğunu" belirtti.
MILLIYET 20/02/2004
Denktaş'tan ilk rest
Lefkoşa'da başlayan Kıbrıs müzakerelerinin ilk gününde Denktaş, De Soto'nun 'basına bilgi vermeyin' ricasını tanımadı; basın toplantısı düzenleyip görüşmelerin içeriğini aktardı
UTKU ÇAKIRÖZER,
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
Türkiye'nin girişimiyle yeniden başlatılan Kıbrıs görüşmelerinin ilk gününde KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto'nun, "Umarım her şey basına yansımaz" temennisine rest çekti.
New York'ta 10 - 13 Şubat arasında yapılan öngörüşmelerde sağlanan anlaşma doğrultusunda Ada'ya taşınan tarihi müzakereler, dün saat 10.00'da, BM denetimindeki ara bölgede, 1974 yılından bu yana kullanılmayan Lefkoşa Havaalanı'nın terminal binasında başladı. De Soto'nun gözetiminde Türk tarafına Denktaş'ın, Rum tarafına da Tasos Papadopulos'un başkanlık ettiği iki saatlik görüşmeden sonra liderler, ayrı bir odada dün Kıbrıs'a geçen AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günther Verheugen'le bir araya geldi. Türkiye ve KKTC, AB'nin müzakerelere taraf olarak katılmasına karşı olduğu için, 40 dakikalık bu görüşme, basına, BM tarafından "gayri resmi buluşma" olarak aktarıldı.
VERHEUGEN KAFA KARIŞTIRDI
Türk tarafının; "Rum göçü ve mülkiyet iadesinin kısıtlı tutulması" gibi sınırlamaların, anlaşmadan sonra "AB standartlarına, müktesebatına uymuyor. Demokrasi ve temel haklara aykırı" gibi gerekçelerle Rum tarafınca kaldırılmaya çalışılabileceği yolundaki hassasiyeti dünkü görüşmelere yansıdı.
Denktaş'ın yaptığı açıklamaya göre, Verheugen görüşmede, Türk tarafının şart olarak ileri sürdüğü "planın delinmeden AB hukukuna entegrasyonu" konusunda garanti verdi. Denktaş'a içeride, "Bunu sağlayacağız, yazılı garanti verebiliriz" diyen Verheugen'in, çıkışta gazetecilere, "Bulunacak çözüm AB'nin temel kurallarını ihlal etmemelidir. Çözümün faktörleri AB koşullarıyla uyum içinde olmalıdır" demesi kafaları karıştırdı.
KARARTMA KRİZİ
Müzakerelerin ilk gününde, Denktaş ile De Soto arasında "karartma" olarak nitelenen basına açıklama yapılıp yapılmaması konusunda anlaşmazlık çıktı. Görüşme sonrasında gazetecilere buluşmanın çok yapıcı geçtiği bilgisini veren De Soto, müzakerelerin geleceği açısından tarafların basına bilgi vermemesini öngören "basın karartması"nın New York'ta olduğu gibi Kıbrıs'ta da sürmesinden yana olduğunu vurguladı. Ancak KKTC'ye geri dönen Denktaş, Lefkoşa'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın bahçesinde tarafların görüşmede dile getirdiği hususlar hakkında geniş açıklamalar yaptı. Denktaş, karartma yasağına uymayacağını, şu gerekçelerle açıkladı:
"Geçmişteki karartmadan biz zarar gördük. Biz sustuk, halkımız bilmedi, onlar Rum tarafına istedikleri şekilde aktardı. Onun için bu oyunu oynayacağımıza açık olalım. Bugün (dün) bize bütün söyleyeceklerini bugünkü (dünkü) Rum basınında önümüze getirdiler. Basına baktık, bir de gittik, aynı şeyleri orada dinledik. Neymiş bu karartma o halde? Ben susayım diye. Olmaz böyle şey."
Ne konuştularsa anlattı
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın verdiği bilgilere göre, 22 Mart'a kadar sürecek görüşme maratonunun ilk gününde tarafların planda değiştirilmesini istediği konularda şu tablo ortaya çıktı:
İki kesimlilik: Denktaş, iki kesimliliğin güçlendirilmesi için Güney'den Türk tarafına geçecek Rum sayısının "minimum" olması
gerektiğini söylerken, Rum tarafı "AB normlarına göre" Rum halkına serbestlik tanınmasını savundu. Papadopulos, iki kesimliliğin "etnisite" temelinde olmasına karşı çıktı.
Mal - mülk düzenlemesi: Denktaş, sadece 1974 sonrası yerinden edilen Ada halkı için değil, 1963 - 1974 arasında zarara uğrayan Türklerin hakları için de bir tazminat komisyonu kurulmasını istedi. Rum tarafı bunun Annan Planı'na uygun olmadığın ileri sürdü.
Temsil: Denktaş ortak devletin yasama organlarında (senato ve temsilciler meclisi) Türk kurucu devletini Türk kökenlilerin, Rum kurucu devletini de Rumların oluşturmasını istedi. Papadopulos ise, her kurucu devletin temsilcilerinin ayrım yapılmadan o devlet içinde yaşayanlardan seçilmesini talep etti.
Kısıtlamalar: Denktaş, Rumların Kuzey'e yerleşmesi ve mal - mülk konularındaki kademeli geçişlerin ve özel düzenlemelerin AB hukuku kullanılarak delinmemesini istedi. Rum tarafı, "Anlaşsak bile mahkemeler ne yapar bilemeyiz" karşılığını verdi. Verheugen, bu konuda Denktaş'la yaptığı ikili konuşmada, "Bu konuda size yazılı garanti vermeye hazırım" dedi.
Askeri varlık: Denktaş, Türk askerlerinin, Türkiye AB'ye üye olduktan sonra da bir süre kalmasını istedi.
Türkiye'den gelenler: Papadopulos, Kıbrıs kökenli olmayıp Ada'ya sonradan (Türkiye ve Yunanistan'dan) gelen ve vatandaşlık alanlara yeni devlette oy hakkı verilmemesini istedi. Denktaş, "Onlar vatandaşım. Burada oy kullanan yeni devlette de kullanır" dedi.
Başkanlık Konseyi: Papadopulos, ortak devletin en üst organı olacak başkanlık konseyinin üye sayısının 6'dan 9'a çıkarılmasını, yeni devletin başkanının görev süresinin de dönüşümlü olarak 10 aydan 20 aya çıkarılmasını istedi. Denktaş kabul etti.
Maliyet: Çözümün taraflara maliyeti konusunda bir komite kurulmasında mutabık kalındı. 1963 - 1974 dönemine ait tazminatların da bu komitede ele alınmasını isteyen Denktaş, Verheugen'in de AB'nin sürece mali katkı sağlama yönündeki sözünü espriyle aktardı. Denktaş, "Türkiye'nin bize bir yılda aktardığı parayı beş yılda vereceklerini göğsünü gere gere söyledi" dedi.
MILLIYET 20/02/2004
Çözüm yoluna bomba
KKTC Başbakanı Talat, müzakerelerin başlamasına saatler kala Girne'deki evinin önünde patlayan bombanın ardından 'Yola devam edeceğiz' dedi
SEFA KARAHASAN Lefkoşa
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın, Girne'deki evinin önünde önceki gece bomba patladı.
Kıbrıs Türk ve Rum tarafının soruna kalıcı bir çözüm bulmak amacıyla BM gözetimindeki müzakerelere başlamasına saatler kala patlayan bomba bir kişinin yaralanmasına ve maddi hasara yol açtı. Başbakan Talat'ın evinin kapısı patlamanın etkisiyle yerinden sökülürken, komşu 7 binanın camları kırıldı. Başbakan Talat'ın eşi Oya Talat tarafından tahlil laboratuvarı olarak kullanılan alt katın önünde patlayan bomba, komşu evlerden birinde 51 yaşındaki Dervin Canayakın'ın cam kırıklarından yaralanmasına neden oldu. Polis, bombanın türünün henüz tespit edilemediğini açıkladı.
Sabotaj durdurmaz
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat, evinin önünde patlayan bombanın "toplumsal uzlaşıyı sabote etmeye yönelik olduğunu" belirterek, "Boşuna bir korkutma çabası, bir işe yaramaz bunlar. Biz yolumuza devam edeceğiz" dedi. Talat, saat 01.30 sıralarında meydana gelen patlama sırasında evde olduklarını ifade etti, "Yeni yatağa girmiştim, ama uyumadan oldu. Çok şiddetli patlamayı duydum ve kalktım. Bizde olduğunu tahmin etmemiştim doğrusu" diye konuştu.
'Statükocular mesaj verdi'
KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın evine atılan bomba çeşitli kesimlerce kınanırken, bunun statükonun değişmesine karşı olanların işi olabileceği ifade edildi. Olayla ilgili bazı görüşler şöyle:
MUSTAFA AKINCI (Barış ve Demokrasi Hareketi Genel Başkanı): Elimle işaret edeceğim kimse yok. Olayın, görüşmelerin bir gün öncesi olması tesadüf değil. Talat'ın evini bombalayanlar, gazeteci Kutlu Adalı'yı öldürenl
er, Avrupa gazetesini bombalayanlar hepsi aynı kaynak. Bunlar, statükonun değişmesini istemeyenler. Bunlar, diğer terör örgütleri gibi ortaya çıkmıyorlar.
BAŞARAN DÜZGÜN (Kıbrıs Gazetesi Yazı İşleri Müdürü): Bu olayı yapanlar, bu süreçten politik olarak rahatsız olanlardır. Uzun zamandır bu şekilde işler yapanlar var. Referanduma yönelik korku ve kuşku yaratmak istiyorlar.
ŞENER LEVENT (Afrika Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni): Bugüne kadar işlenen suçlar hep meçhul kaldı. Bu, Kıbrıs'ta yapılacak anlaşmayı sabote etmeye yönelik bir gözdağı.
MILLIYET 20/02/2004
AB'nin cebinde akrep varmış
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'la görüşen AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen, sorunun çözüme ulaştırılması halinde Ada'ya üç yıl içinde 300 milyon euro yardımda bulunacaklarını açıkladı. Verheugen, yardımın 250 milyon euro'sunun Türk tarafının ekonomik ve sosyal kalkınması için kullanılacağını duyurdu. Yardım için Denktaş, "Göğsünü gere gere, bize Türkiye'nin bir yılda verdiğini beş yılda vereceklerini söyledi" dedi. Denktaş ile Verheugen'in çelişmesi dikkat çekti.
Dünkü müzakerelerin ardından Verheugen, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto, Denktaş ve Papadopulos'la görüştü. Verheugen, Ada'dan ayrılmadan önce düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs sorununun çözümü halinde, Türk Kesimi'nin, Güney'le ekonomik ve sosyal açıdan bütünleşmesi için "çok büyük bir projeyi" gündeme getireceklerini açıkladı. Proje kapsamında Kıbrıs'ın tamamı için gelecek üç yıl içinde 300 milyon euro'nun üzerinde harcama yapılacağını duyuran Verheugen, "Bunun aslan payı olan 250 milyon euro'sunu da Kuzey'e ayıracağız, böylece ekonomik ve sosyal zorluklar ortadan kalkacak" dedi.
Verheugen'in 300 milyon euro'luk yardım açıklaması kulislerde, "AB'nin cebinden akrep çıktı" yorumlarına neden olurken, Denktaş miktarın küçüklüğünü espriyle karışık eleştirdi. Denktaş, "Size yardım edeceğiz dediler, Türkiye'nin bize bir yılda gönderdiği parayı beş yılda verebileceklerini söylediler" dedi. KKTC Ekonomi Bakanlığı'nın verileri de Denktaş'ı doğruladı. 2002 verilerine göre Türkiye, KKTC'ye 79.6 milyon doları savunma - yatırım bütçesi, 190.4 milyon doları da cari bütçe açığının kapatılması olmak üzere toplam 270 milyon dolar yardım yaptı. Ekonomi bürokratlarına göre de, 2003 ve 2004'te milli bütçeden 500 - 600 trilyon TL KKTC'ye ayrıldı.
MILLIYET 20/02/2004
Üniter devlet nedir?
SİYASİ konularda konuşmak çok kolaydır. Bunda şaşılacak bir şey yok. Çünkü genel oy hakkı demokrasinin ve eşitliğin temelidir; 'bilen'le 'bilmeyen' arasında hak ayırımı yapılamaz.
Vahim olan 'bilmesi gerekenler'in bilgisizliği veya siyasi amaçla 'bilgi'yi tahrif etmesidir.
Kamu Yönetimi Temel Kanun Tasarısı üzerine yapılan "üniter devlet" tartışmaları bunun bir örneği.
Önceki gün Meclis'te konuşan CHP'li Anayasasa profesörü Oya Araslı hiç "üniter devlet elden gediyor" demedi, eleştirilerini başka açılardan yöneltti. Çünkü Prof. Araslı, "üniter devlet"in ne olduğunu ve söz konusu tasarının üniter devlet ilkesine aykırı olmadığını bilir.
Peki... Aylardan beri "bu yasa üniter devlet ilkesine aykırı" diye propaganda yapan öbür CHP sözcülerine ve kalem erbabına ne demeli?
Halbuki eleştiriler "rejim kavgası"na dönüştürülmeden makul düzeyde tutulsaydı daha etkili olurdu.
***
FEDERAL devletlerde de, üniter devletlerde de 'erkler ayrılığı' vardır. Fakat federal devlette her bir erk, eyaletlere veya etnik gruplara bölünmüştür.
Eyaletler için kanunlar çıkaran eyalet parlamentoları vardır.
Eyaletlerin ayrı yargıları, ayrı yargıtayları vardır.
Eyalet seçimleriyle kurulan eyalet hükümetleri vardır.
Bunların üstünde federal yasama, yargı ve yürütme organları yer alır; birlik bu şekilde sağlanır. Eyalet kanunları, anayasa ve federal yasalar çerçevesinde çıkarılır.
Başkanlık sistemiyle yönetilen ABD, parlamenter sistemle yönetilen Almanya ve Belçika ile kurulacak Kıbrıs devleti böyledir.
Fransa, İtalya ve Türkiye ise üniter devlettir.
***
ÜNİTER devlette kanunları sadece milli parlamento çıkarır. Görüşülmekte olan tasarıda, belediyelerin mahalli hizmetler için çok sınırlı vergi koymalarına bile izin verilmemiştir. Kanunları yine sadece TBMM çıkaracaktır.
TBMM "milli temsil"e dayalıdır, eyalet, bölge, etnik kimlik, cemaat ve aşiret kimliklerine göre temsil kotaları söz konusu değildir.
Tasarı kanunlaşınca da yargının tekilliği ve hukuk birliği aynen devam edecektir. Türkiye bu ileri yapıya çok uzun bir hukuk evriminin ve kapitülasyonların kaldırılmasının sonunda ulaşmıştır.
Tasarı bunları aynen korumaktadır.
Anayasal olarak 'özerk bölgeler'i kabul eden İspanya bile "üniter devlet"tir. Milli temsil ilkesini ve erklerin temel tekilliğini koruduğu için. (Michael O'Neill, Democracy and Cultural Diversity, sf. 63)
Bizde tasarının öngördüğü, sadece bazı kamu hizmetlerinin belediye ve il genel meclislerine devredilmesidir; amaç da verimlilik ve etkinliktir. Hiçbir erk'in eyaletlere, bölgelere, cemaat ve aşiretlere devri söz konusu değildir.
Üstelik, merkezi devletin "idari vesayet" yetkisi, denetim yetkisi ve kamu hizmetlerinin genel stratejisini belirleme yetkisi devam edecektir.
Mahalli idarelere verilecek yetkilerin aşırı olduğu, az olduğu... Düzenlemelerin böyle değil şöyle olması gerektiği elbette söylenebilir.
Ama bu tasarının üniter devlet ilkesine aykırı olduğunu söylemek, ya bilmemektir ya istismardır.
TAHA AKYOL MILLIYET 20/02/2004
Milli davalar gündemi!
Tarihi Kıbrıs görüşmeleri dün Lefkoşa'da başlarken Başbakan Mehmet Ali Talat'ın evine bomba atanların vurmak istedikleri hedefler neydi?
Çözüm için toplumsal uzlaşma...
Çözüm... Ve barış...
Bu üç hedefi vurmak için atıldı o bomba. Sabaha karşı patlayan o bomba, Kıbrıs'ta doğru yola çıkıldığının bir işaretiydi. O bomba, çözümsüzlüğü çözüm sananların, zaman tünelinde kalanların barışa kurmak istedikleri tuzaktı.
Ama artık çok geç.
O tuzağa düşülmeyecek.
KKTC Başbakanı Talat, "Toplumsal uzlaşmayı sabote etmek istiyorlar. Çözüm yolunda yürümeye devam edeceğiz" derken haklı.
Sorun artık çözülecek.
Başka çaresi kalmadı.
Kıbrıs sorunu, hem Kıbrıs Türklüğünün hem Türkiye'nin ayağına vurulmuş bir pranga. Her ikisinin de önünü açmak için paslanmaya yüz tutmuş bu zincirin kırılması lazım. Çağı yakalamak için şart bu. Mehmet Ali Bayar'ın bir sözü var, diyor ki: "Filistin - İsrail sorunu, Ortadoğu'nun 19. yüzyıldan 20. yüzyıla geçmesini engelliyor. Kıbrıs sorunu da Türkiye'nin 20. yüzyıldan 21. yüzyıla geçmesini önlüyor."
Kıbrıs yüzünden Türkiye çeyrek yüzyıldır negatif gündem sahibi bir ülke durumunda.
İşte bir özet:
(1) Özellikle 1974 sonrası Yunanistan'la bozulan ilişkilerin Türk savunma bütçesine getirdiği olağanüstü yük. Ve kalkınmaya ayrılacak fonların silahlanma tarafından yutulması...
(2) Kıbrıs sonrası Ermeni terörü...
(3) Kıbrıs sonrası PKK terörü... Türkiye'yi maddi ve manevi açıdan yıllar boyu kanatan, kalkınması için seferber edilebilecek kaynakları emen, demokratikleşmesine ambargo koymuş olan Güneydoğu yangını ile Kıbrıs sorunu arasındaki bağı herhalde bilmeyen yok.
(4) Dış politikada Türkiye'nin 'manevra alanı'nın daralması... Bu yüzden Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi dahil birçok uluslararası platform ya da 'çok uluslu borsa'da Türkiye'nin gerçek değerini bulamaması ya da fiyatının düşmesi...
(5) Değerli Türk diplomatlarının hemen her yerde Türkiye'nin karşısına çıkartılan Kıbrıs sorunuyla boğuşma yüzünden başka işlere kafa işletmekten alıkonulmaları... Tozlu Kıbrıs dosyalarının arasında kısırlaşarak ömür tüketmeleri... Ya da refah içinde bir Türkiye projesi için kullanabilecekleri 'yaratıcı enerjileri'nin bir fasit daire içinde yok olması...
(6) Washington'daki Rum ve Ermeni lobilerinin Türk - Amerikan ilişkilerine getirdiği sınırlama...
(7) AB ile ilişkilerde olumsuzluk...
(8) Böylesine bir kısır döngü içinde siyasal ve ekonomik istikrara bir türlü kavuşamayan Türkiye'den dış yatırımcıların uzak durması... Yunanistan'a, Güney Kıbrıs'a oluk gibi akan yabancı sermaye yatırımlarının bize akmayıp, ancak damlaması...
Ne mi demek istiyorum?
Bakın, Kıbrıs'ta 1974 öncesinin Türklere yönelik Rum baskı ve zulmünü biliyorum. Kıbrıs müdahalesinin haklılığını savundum. Bu acılı yıllar içinde Sayın Denktaş başta olmak üzere birçok asker - sivil kahramanın Kıbrıs Türklüğünün haklarını savunmak için katlandıkları özverinin bilincindeyim.
Kısaca, ver kurtulcu değilim.
Ama gerçek çözüm istiyorum.
Çünkü yukarıda sıraladığım, daha birçok ek yapılabilecek sekiz madde, Kıbrıs sorununun çözümünü bize dayatıyor. "Biz mi neden olduk bütün bu sorunlara?" diye sormanın pratikte hiçbir yararı yok. Bu maddeler birer olgu, eski deyişle vakıa... Haklı olabilirsiniz, ama yine de kaybedebilirsiniz. Tarihte çok var böyle örnekler...
Bunun için Kıbrıs çözülmeli ve Türkiye'nin milli davalar gündeminden artık düşmeli. Onun yerine gündeme başka konu başlıkları eklenmeli, eğitim seferberliği, sağlık seferberliği, adalet ve hukuk seferberliği, kalkınma seferberliği gibi...
Kıbrıs'ı çözerek aşan Türkiye'nin dış politikası artık sokaktaki adamın refahına, aş ve işine giden yolda bir araç haline gelmeli. Türk insanının yaşam kalitesini gerileten, aş ve iş sorunlarını büyüten bir tıkaç olmaktan çıkarılmalı...
Yineliyorum:
Türkiye artık milli davalar gündemini yeniden oluşturmalıdır.
Neden mi? Bakın, çeyrek yüzyıldır bir milli dava olarak 'Kıbrıs davası'nın peşindeyiz. Güney Kıbrıs'ta adam başına milli gelir 17 - 18 bin dolar, Kuzey'de 3 bin dolar bile değil. Yunanistan'da 16 - 17 bin dolar, bizde ancak 3 bin dolar...
İşte çeyrek yüzyılın özeti!
Yazık değil mi?
HASAN CEMAL MILLIYET 20/02/2004
Masadan naklen
Rum Kesimi ile görüşmeler sürecinde, her gün açıklamalarla "şeffaflık" uygulamak "doğru" yöntem mi?
Deneyimlere göre yanıt olumsuz...
Bir örnek "İsrail - Filistin" görüşmeleridir.
3 yıl boyunca Norveç fiyortlarındaki bir balıkçı barınağında her hafta sonu İsrail ve Filistin temsilcileri bir araya geldiler, görüştüler.
Kimsenin ruhu duymadı.
Dışarıda ve içeride psikoloji
Beyaz Saray'a da danışmanlık yapan Kıbrıs kökenli Türk Psikiyatri Profesörü Vamık Volkan da o toplantılara katılıyordu. Taraflar arasındaki psikolojik buz duvarları eritmekle görevliydi.
Volkan, ABD bilim çevrelerinde çok saygın bir psikiyatrdır. Beyaz Saray'da başkanlara danışmanlık yapması ve "diplomasinin kozmik sırrı" Norveç balıkçı barınağı toplantılarına gönderilmesi zaten bir referans.
Konuşmalarımızda Volkan, şöyle anlatmıştı:
"Balıkçı barınağı görüşmelerinin başarıyla sonuçlanması, elbette bir dizi etkenin sinerjisidir.
Ama...
Bunlardan ikisi diğer etkenlerin başarıya ulaşmasını ya da çökmesini belirler.
1- İçerideki psikoloji.
2- Dışarıdaki psikoloji.
Prof. Vamık Volkan'dan bu iki parametre için dinlediklerimi yansıtayım.
Buz tuğlalar
İçeride taraflar, bir masanın iki yanında karşı karşıya otururlar.
Aralarında 1 metre bile yoktur.
Yakın gibi görünürler.
Ama...
Ortalarında görünmez buz tuğlalarla örülmüş bir duvar yükselir.
Görünmez bir kan nehriyle ayrılırlar. Irktaşlarının 20 - 30 - 50 yıl akan ka
nlarının travmasını yaşarlar.
Aralarında gözün görmediği, ancak hissedilebilen, geçmiş yıllarda açılmış güven fay kırıkları uzanır.
Masanın üzerindeki çözüm planı ne denli makul sayfalarla oluşursa oluşsun, görünmez, buzdan duvarlar, kan nehirleri ve fay kırıkları nedeniyle tarafların birbirlerine yaklaşmaları çok zordur. İçeridekilerin ciddi psikolojik yardıma ihtiyaçları vardır.
Filistin - İsrail gizli görüşmelerinin yürütüldüğü balıkçı barınağında, koltuklar, minderler, ocak başı sohbetleri... Bazen hiç ciddi konuların konuşulmadığı öğle ve akşam yemekleri, aynı küçük ortamda geçen yaşamı, uykuda bile paylaşmak etkili olmuş.
Elbette bütün bunların Prof. Volkan gibi usta bir psikiyatr tarafından düzenlenmesi de önemli.
Ne derler halüsinasyonu
İkinci parametre olan dışarıdaki psikolojiyi de açalım.
Eğer, içeride konuşulanlar için, her gün dışarıdaki medyaya açıklamalar yapılıyorsa, bu durumda taraflar kendilerini "iğneli fıçıda" hissedeceklerdir.
Çünkü...
Her toplantı, onların, kamuoyu önünde verecekleri sı
nava dönüşecektir.
O akşamki ulusal TV yayınlarında, bir gün sonrasının gazete manşetlerinde adeta hal ve gidiş kanaat notları verilecektir.
Hangi taraf o gün faka bastı?
Hangisi gol attı?
Hangi taraf davayı sattı?
Bütün bu olası toplum kanaat notu ve medya infazlarının ipoteğine girer görüşmeler. TV programları gibi reyting kaygısı çeker görüşmeciler. Ve içeride masaya oturanlar tribünlere oynama oyun düzenine geçerler.
"Ne derler" halüsinasyonu yaşayarak, bu görüşmeleri çözüme götürmek, deneyimlere göre çok zor.
Bu "sakıncalı" yöntemi seçen - duayen - Başkan Denktaş'ın herhalde - kendince geçerli - bir nedeni olmalı.
"Masadan kalkmadan, ama, kalkmıştan da beter edecek" bir amaç taşıdığını düşünmek bile istemem.
"Rumlar dillerini tutmuyor... Biz de konuşacağız" gerekçesi de inandırıcı değil... Eğer öyle olsaydı New York görüşmelerinde iki taraf nasıl oldu da suskunluk ilkesini, mafyanın omerta (suskunluk) yasasından bile daha kararlı uyguladı?
Denktaş, belki de, Rum tarafını ve BM'yi Annan Planı'ndaki sakıncalı maddeleri düzeltmeye razı etmek için arkasına kamuoyu rüzgarı almak istiyor... Yontulacak maddeler gerçekten var.
Ancak...
Naklen futbol maçı yayını yaparcasına görüşme yöntemi, "barış görüşmesini" giderek barış karşılaşması haline getirebilir.
Sonuç almak zor ve riskli.
GUNERI CIVAOGLU MILLIYET 20/02/2004
Daha epey gün var...
YENİ Kıbrıs müzakere sürecinin BM kontrolündeki eski Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda başlaması ile ilgili görüntüler, bizi 27 yıl öncesine götürdü.
Kıbrıs Barış Harekatı'ndan sonra devre dışı kalan bu modern havaalanı 12 Şubat 1977'de ilk kez, "tarihi" bir Kıbrıs zirvesine sahne olmuştu.
O zamanki aktörler, Rum Cumhurbaşkanı Makarios, BM Genel Sekreteri Kurt Waldheim ve Kıbrıs Türk lideri Rauf Denktaş'tı.
Bu toplantı, gerçekten Kıbrıs meselesinde bir dönüm noktası sayılan 4 maddelik Makarios - Denktaş mutabakatı ile sonuçlanmıştı. Bu anlaşma ile Rum tarafı ilk kez Kıbrıs'ta iki kesimli bir federasyonun kurulmasını kabul ediyor ve böylece ilk önemli tavizi veriyordu. Bu anlaşma aynı zamanda, belirli bazı kriterlere göre toprak ayarlamasını da öngörüyordu ki bu da, Türk tarafının bir ödünü olarak kabul ediliyordu...
Ancak bu anlaşmanın daha mürekkebi kurumadan, iki taraf da o 4 maddeyi farklı şekilde yorumluyor ve sonuçta "şeytanın ayrıntıda olduğu" lafı bir kez daha doğrulanıyordu. Nitekim sonra başlayan kapsamlı müzakerelerden hiçbir sonuç çıkmadı ve iki taraf arasındaki uçurum kendini gösterdi...
***
HALEN kendi haline terk edilmiş, BM denetimindeki eski Lefkoşa Havaalanı, yeniden bir zirveye sahne oluyor. Bu kez, aktörler - Denktaş dışında - değişik. Rum kesiminden Tasos Papadopulos, BM'den Alvaro de Soto ve ek olarak AB'den "kolaylaştırıcı gözlemci" Gunter Verheugen...
Şimdi masada kapsamlı Annan planı var. Tabii bu hali ile dahi bu plan, çeyrek yüzyıl önce aynı havaalanındaki görüşmelerden çıkan anlaşmadan çok farklı. Her şeye rağmen bu belgeler mukayese edildiğinde, nereden nereye gelindiği açıkça anlaşılıyor...
***
BÜYÜK umutlar bağlanan yeni müzakere sürecinin dünkü ilk raundu, anlaşılan pek iyi geçmedi... Denktaş'ın gazetecilere içini dökmek ihtiyacını duyarak yaptığı açıklamalar, gerçekten iki taraf arasındaki derin uçurumu gözlerin önüne serdi.
Aslında bunun, meselenin özü ve esasları üzerindeki ilk toplantı olduğunu düşünürsek, böyle görüş ayrılıklarının ortaya çıkmasına şaşmamak lazım. Unutmayalım ki, parlak geçtiği söylenen New York zirvesinde, usule ilişkin konular tartışılmış, yani "müzakere için müzakere" yapılmıştı.
Şimdi asıl müzakerelerin ilk gününde, tarafların masaya kendi maksimum talepleri ile gelmesi doğal. Günlerdir Türk basını Denktaş'ın "olmazsa olmaz" şartlarını içeren taleplerini, Rum basını da Papadopulos'un da mutlaka kabul ettirmek istediği önerilerini, bütün detayları ile bildiriyordu. İşte dünkü ilk oturumda bu pozisyonlar ortaya kondu. Şimdi bütün mesele, 22 Mart'a kadar sürecek olan müzakerelerde, karşılıklı esneklik gösterilerek bir orta yerde buluşmanın mümkün olup olmayacağıdır.
Evet, ilk gün iyi geçmemiş olabilir. Ama takvime göre daha 31 gün (Türkiye ve Yunanistan'ın da katılımı ile 38 gün) var...
27 yıl önceki zirve ile ilgili Lefkoşa'dan yazdıklarımızın sonundaki şu cümle, bugün için de geçerli: "Fazla umuda kapılmak ne kadar gereksizse, yolun daha başında cesareti kaybetmek de o kadar yersiz..."
SAMI KOHEN 20/02/2004
Babası da ders verdi oğlu da...
BABASI Kabataş Lisesi'nde hocamızdı: Münir Raşit Öymen, sınıfta kürsüye çıkar ders verirdi, aradan elli yıl geçti bu defa oğlu Onur Öymen, Meclis kürsüsüne çıktı herkese ders verdi, tabii anlayanlara...
* * *
ANNAN'ın Kıbrıs için hazırladığı plan neydi?
Biz 30 yıldır Kıbrıs'ta neyi savunduk?
İki kesimli, iki toplumlu bir devletin kurulmasını...
Ya şimdi, üzerinde görüşülmeyi kabul ettiğimiz Annan planı ne diyor?
* * *
CHP sözcüsü Onur Öymen, bu planı
n ne dediğini şöyle anlattı:
"Güney'de bir Rum devleti olacak ama, mütecanis bir Rum devleti olacak (mütecanis: tek çeşitli, tek türlü, türdeş, bir cinsten)".
Güney'deki Rum devleti böyle de, Kuzey'deki Türk devleti nasıl?
"Kuzey'de ise bir Türk - Rum devleti olacak, mütecanis bir Türk devleti olmayacak.
Annan planının son, üçüncü şeklinde deniliyor ki! Kuzey'e oradaki Türk nüfusunun yüzde 21'i kadar Rum geçecek. Yani 42 bin Rum geçecek."
Plan başka ne diyor?
Karpas bölgesine, evvelce burada yaşamış olan 12 bin kişi daha dönecek...
"Annan planına göre 65 yaşını aşmış Rumlar yanlarına birer refakatçi alarak Kuzey'e gelip yerleşme hakkına sahiptirler. Bunların sayısı 35 bindir, birer de refakatçi 70 bin eder. Her, 65 yaşındaki Rum bu hakkını kullanmayabilir, diyelim 20 bin kişi kullandı, o zaman ortaya çıkan tablo, yaklaşık 80 bin kişilik Rum topluluğun daraltılmış Türk kesimine gireceğini gösteriyor.
İşte iki kesimliği ortadan kaldıran budur."
* * *
BAŞKA ne diyor Annan planı?
"Rumlara terk edilecek topraklardan 52 bin ile 65 bin Türk Kuzey'e, daraltılmış bölgeye geçecek... 80 bin Rum, 60 bin Türk, 140 bin insan... Bu insanlar nasıl yaşayacaklar? Suları bırakıyorsunuz Güney'de, verimli tarım topraklarını bırakıyorsunuz, bunları Kuzey Kıbrıs'ta nasıl barındıracaksınız?"
* * *
PEKİ, Kuzey ile Güney arasındaki sınırları kim koruyacak?
Bir çatışma çıkarsa ne olacak?
Dİyeceksiniz, niye çatışma olsun?
Eğer çatışma düşünülmeseydi, Annan planında Barış Gücü olur muydu?
Barış Gücü şimdiye kadar ne yaptı, bundan sonra ne yapacak?
Sınırları kimse koruyamayınca, Türk bölgesine EOKA da, PKK da ellerini kollarını sallaya sallaya, yol geçen hanına girer gibi girmeyecekler mi?
Peki, Türk askeri yok mu?
Onur Öymen'i dinleyin:
"Kıbrıs'ta kalan Türk birlikleri hiçbir şey yapamayacak? Plana göre Türk birliklerinin üç yetkisi var: 1- Karargahın içinde eğitim yapmak, 2- Malzeme techizatın bakım ve onarımı, 3- Törenlere katılmak."
* * *
ONUR Öymen'in verdiği dersin özeti bu...
Ama derste uyuyan, amiral battı oynayan, ya da sınıftan kaçanların bu dersten bir şey öğrenmelerine imkan var mı?
HASAN PULUR MILLIYET 20/02/2004
AB'nin Kıbrıs süprizi (2)
Dünkü köşemde, New York görüşmelerinde en önemli rol oynayanların kimler olduğunu yazmıştım. Bugün ise, dış etkenlerin listesini vermek istiyorum.
Kıbrıs'ta çözüme gidilirken, gayet tabii çok kişi ve çevre etkili oldu. Ancak buraya en ağırlıklı gördüklerimi yansıtabiliyorum. İsimlerinden söz edemediklerim kusura bakmamalı.
SİMİTİS- PAPANDREU: SEÇİME RAĞMEN ONAY VERDİLER
Anlaşmaya varılmasında Simitis- Papandreu ikilisinin rolünü inkar edemeyiz. 7 Mart'ta başbaşa giden bir seçim öncesinde, böylesine farklı yorumlanacak bir anlaşmaya onay vermekte siyasi cesaret ve vizyon gerektirir.
Yunan yetkililer, Avrupa Birliği' nin 4'lü konferansa (Türkiye-Yunanistan- Kıbrıs Türk ve Rumlar) katılmasında ısrar etmelerinin tamamen seçimlerle ilgili olduğunu saklamadılar. Böylece son kararın Atina tarafından değil, AB tarafından verileceği izlenimi doğacaktı.
Papandreu buna rağmen geri adım atmadı. "bizdeki seçimlerden sonra bu kararı verelim " diyebilir ve haklı da görülebilirdi.
Ancak yapmadı.
Kıbrıs' ı iç politikaya kurban etmedi.
POWELL- VERHEUGEN : SON NOKTAYI KOYDULAR
Nihayet, birkaç kelime de dışardan katılanlar için sarfetmeliyiz.
Amerikan Dışişleri Bakanı Powell, New York süreci süresince her gerektiğinde devreye girdi. Zamanını ayırdı ve Weston ile birlikte özellikle Rumları ve Yunanlıları ikna etme konusunda son derece etkili rol oynadılar.
Ortalarda pek görünmemekle birlikte İngilizler, Almanlar ve hayret edebilirsiniz Fransızlar da son derece önemli katkılarda bulundular.
En büyük sürprizi, AB Komisyonu yaptı.
Yunanistanın Konferansa katılmasını istediği bir sırada, AB Komisyonu resmi bir açıklama ile "Türk tarafı kabul etmediği sürece konferansa katılma niyetinde olmadığını" belirtmesi, sonucu etkileyen en önemli gelişmelerden biri oldu. Verheugen' in tutumu Türk yetkililer tarafından büyük memnuniyetle karşılandı. Bu yaklaşım bir yerde, Türkiye'ye tarih verileceğinin de sinyallerini taşıdığı için, ayrıca önemli görüldü.
* * *
KIBRIS' TA ASIL KAZANAN, TÜRK TOPLUMU OLACAK...
Bunca müzakere ve pazarlık yapıldı.
Maraton görüşmeler sonunda, Kıbrıs'ta geri dönülmesi son derece güç bir aşamaya girildi. Girilen tünelden ancak çözüm çıkacak. Artık geri dönüşü yok 70 gün sonra, Kıbrıs Türkleri Avrupa Birliği üyesi olacaklar.
Kendi kendimizi aldatmadan, bütün bu olaydan kimin daha kazançlı, kimin daha az kazançlı çıkacağına bakalım.
TÜRK TARAFI ÇOK KAZANÇLI
- Birkaç yıl gibi kısa bir sürede toplum 4-5 misli zenginleşecek. Dışardan gelecek yardımlar, yatırımlar ve başta turizm olmak üzere, gelir kalemleri, yıllık milli geliri 2500 dolar civarındaki Kıbrıs'lı Türk vatandaşının refah düzeyini, kısa sürede, hızla ve gözle görülür biçimde arttıracaktır. Düne kadar sadece Türkiye' ye gidebilen KKTC vatandaşları şimdi AB vatandaşı statüsüne girecekler, AB ülkeleri içinde istedikleri yere gidip çalışabilecekler. Ada' nın kuzeyine hapsolmuşken, Avrupa' ya açılabilecekler.
RUMLAR, ELLERİNDEKİLERİ PAYLAŞACAKLAR
- AB üyeliği, kişi başına milli geliri 18 bin doları bulan Rumlara aynı oranda yansımayacak, onların daha da zenginleşmesi daha uzun bir süreçte gerçekleşecektir. Üstelik AB üyesi olmadan da AB' nin bir çok avantajından zaten yararlanıyor olduklarından dolayı, tam üyelik Rumlara daha çok uzun vadede yarar sağlayacaktır. Rumlar açısından zarar gibi görülecek en önemli nokta, Ada' ya gelecek parayı ve genel refahı Türk toplumuyla paylaşmak zorunda kalmaları olacaktır.
TÜRK TARAFI KAZANÇLI
- Şimdiye kadar Türkiye dışında kimsenin tanımadığı ve Ada'nın Kuzeyine sıkıştırılmış yaşayan Türk toplumu, ilk defa HUKUKEN egemen, kendi bölgesini yöneten, ayrı bir kişiliği olan, Rumlarla eşit bir konuma geliyor. Şimdiye kadar sürekli istilacılıkla suçlanan Türk ordusu temize çıkıyor, Türkiye' den gelip KKTC' ye yerleşmiş olan kişilerin büyük bölümü Avrupa vatandaşı statüsüne kavuşuyor.
RUM TARAFI UZUN VADEDE KAZANIYOR
- Rumlar bu anlaşma sonucunda ada' nın kuzeyini hukuken de Türk toplumuna bırakacaktır. Göçmen durumuna düşen vatandaşlarının sadece bir bölümünü tatmin ed
MEHMET ALI BIRAND MILLIYET 20/02/2004
Denktaş: Henüz ısınma turlarındayız
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs görüşmelerinin şimdiye kadarki bölümünde bir yere varılmadığını söyleyerek henüz ısınma turlarınında olduklarını belirtti.
Denktaş, Cumhurbaşkanlığı'nda bir grup gazeteciye yaptığı açıklamada, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun, Salı günü ele alınacak gündemle ilgili bilgi vermediğini söyledi.
Kıbrıs'ta varılacak bir anlaşma için ''21 Nisan'da yapılacak referandumun sonucu için 90 günlük bir onay süreci bulunduğu ve 21 Nisan'dan 90 gün ileriye sayıldığında da takvimlerin Türkiye'nin Barış Harekatı'nın yıldönümü olan 20 Temmuz'u göstereceğine'' ilişkin yorumun aktarılması üzerine de Denktaş, ''Güzel isabet ettirmişler. 20 Temmuz'un intikamını mı alıyorlar yani?'' dedi.
Denktaş, görüşmelere ilişkin bir kriz havasının bulunmadığını da belirterek, ''Ama haftayı bitirdik. Nerey
e vardınız derseniz bir yere varmış değiliz'' diye konuştu.
ANNAN PLANININ ÇERÇEVESİ
Denktaş, yaptıkları önerileri Rum tarafının ''çerçevenin dışına çıkıldığı'' şeklinde değerlendirdiğini hatırlatarak, şöyle devam etti: "Biz öyle zannetmiyoruz. Çıksa ne olur? Çünkü istediğimiz kalıcı bir barış. Bir çerçevenin içine sıkıştık diye yürümeyecek bir anlaşmayı imzalamak sorumluluk olmaz. Ama biz çıktığımızı zannetmiyoruz. Dolayısıyla bugüne kadar fazla bir ilerleme olmuş değildir. Ama temaslar sürüyor, hava iyi
dir. Bizi iyice izlemenizi istiyorum.''
Asıl müzakerelerin henüz başlamadığını söyleyen bir gazeteciye karşılık Denktaş, ''Peşrevi yapılıyor. Yani başlaması için ısınma çalışmaları diyelim. İnşallah salı gününden sonra başlar'' dedi.
Denktaş, kendilerini
n ''Annan planını önlerine alarak, sayfa sayfa süratle üzerinden geçmeyi, anlaşılamayan konuları bir kenara itmeyi, anlaşılanları işaretlemeyi ve anlaşılamayanları ikinci hafta ele almayı'' önerdiklerini belirterek, bu önerilerinin ''Denktaş bütün anlaşmayı gözden geçirmek istiyor'' tepkisini doğurduğunu kaydetti.
BASIN KARARTMASI
Denktaş, basın karartmasıyla ilgili tartışmaların hatırlatılması üzerine, şöyle konuştu: ''Bana basın karartmasından kimse bahsetmedi. Bugün hafif bir temas yapıldı. Bunu ben üzerime almadım. Çünkü ben görüşmelere 'halkıma her gün olanları söyleyeceğim' diye girdim. Neden? Çünkü zorlama tarihler, zorlama bir referandum var. Dolayısıyla halkın Annan planının getirdiği, götürdüğü hakkında fazla bilgisi yok. Şimdi görüşmeler süresi
nce bizim her gün yapacağımız değerlendirmeler halkımıza yararlı olur. Nereye gittiğimizi görürler. Ona göre kendilerini hazırlarlar.''
Müzakere yönteminin henüz belli olmadığını belirten Denktaş, bunun için de bir teklif sunduklarını, ancak ''havada kaldığını'' söyleyerek, salı gününden sonra artık ciddi görüşmelerin başlayacağını bildirdi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Ankara'daki üst düzey yetkililerle teması olup olmadığının sorulması üzerine de Dışişleri Bakanlığı heyetinin KKTC'de olduğunu hatırlatarak, başka bir temasa ihtiyaç duymadıklarını kaydetti. Denktaş, Türkiye'den gelen heyetle aralarında bir fikir ayrılığı bulunmadığını da belirtti.
"BU BİR YOLDUR YÜRÜYECEĞİZ"
''Bu bir yoldur yürüyeceğiz, sonuna kadar geleceğiz, sonuna geldiğimizde bakacağız'' diyen Denktaş, bugün referandum yapılsa Rum kesiminin yüzde 61'inin Annan planı için ''hayır'' oyu vereceği sonucunu ortaya çıkaran anketin hatırlatılması üzerine de şunları söyledi:
''Yanıltıcı olabilir. Benim bildiğim günü geldiğinde 'AB'ye girmemiz için bu şarttır' denildiğinde hepsi kuzu kuzu 'evet' der. Ama şimdilik böyle ihtimaller var diye, bizim düşüncemizi de bulandırmak için maksatlı rakamlar verebilirler.''
Denktaş, Rum basınında yer alan, Türkiye'nin müzakerelere başlanması yönünde karar ver
mesinde İsrail'in de etkisinin olduğu iddialarının hatırlatılması üzerine de ''Rum basınına inanırsanız göğe uçmanız lazım'' dedi. Türk basınına da inanmadığını söyleyen bir gazeteciye karşılık da Denktaş, Türk basınının bir kısmına inanmadığını belirtti. Denktaş, ''Beni Türk basınıyla kavga ettirmeyin'' esprisi yaptı.
ESASTA HAREKET YOK
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs'taki müzakereler çerçevesinde yapılan ikinci gün görüşmelerini, ''Atmosfer iyi ama esasa geldiğinde hareket yok'' sözleriyle nitelen
dirdi.
Denktaş, yaklaşık bir saat süren ikinci gün görüşmelerinin ardından Cumhurbaşlığı'na gelişinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
Bugünkü görüşmelerde merkezi yönetimin geçici binalarının nerede olacağı, bayrak ve marş seçimi gibi konuların ele alındığını belirten Denktaş, ancak esasa geçilmediğini kaydetti.
Denktaş, görüşmelerin Rumların dini yortusu nedeniyle Salı günü devam edeceğini bildirdi.
''ANNAN PLANI BASKIYLA REFERANDUMA GÖTÜRÜLÜYOR''
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Annan planının baskı metoduyla referanduma götürüleceğini ve halkın gelişmelerden bilgi sahibi olması gerektiğini belirterek, referandumun kader meselesi olduğunu söyledi.
Denktaş, Kıbrıs müzakerelerinin yaklaşık bir saat süren ikinci gün görüşmeleri sonrası, ara bölgeden dönüşünde düzenlediği basın toplantısında, plan hakkında halk bilinçlenmezse halkın yanlış karar verebileceğini, bu nedenle halkın planı bilerek referanduma gitmesini istediklerini belirtti.
"DE SOTO SİTEM ETTİ, DİNLEMEDİM"
Denktaş, bir gazetecinin '
'Görüşmelere ilişkin basına yaptığı açıklamalar konusunda De Soto'nun kendisine herhangi bir sitemde bulunup bulundığını'' sorması üzerine, ''Sitemi oldu ama ben dinlemedim'' diyerek, şunları söyledi:
''Çünkü halkıma sözüm var, gayet kısa bir süre sonra referanduma baskı metoduyla götürülecek olan bu planın gelişmesi hakkında, durumu hakkında halk bilinçlenmezse yanlış karar verir. Bilerek referanduma gitmesini istiyoruz. Ondan sonra kimse kimseyi suçlamasın, 'bilmezdik, böyle olduğunu bilmezdik' diye.''
RUM TARAFI DA TEDİRGİN
''Rum tarafında da aynı tedirginliğin olduğunu ve Rum tarafında şimdi Annan planının ne getirip ne götüreceğini halka anlatmak için büyük bir gayret içerisine girildiğini'' anlatan Denktaş, şöyle devam etti:
''Referandum kaderimiz meselesidir, geleceğimiz meselesidir. Kıbrıs'ta yaşayıp yaşamayacağımız meselesidir, şaka değildir, ciddi bir sorundur. Madem ki dayatmayla Annan planını bize görüştürüyorlar. Annan planını değiştirmek istediğimiz kısımlarını değiştirmeye çalışıyoruz, çalışacağız. Başarırsak iyi, başaramazsak, halkımıza başaramadığımızı ve planın ne getirdiğini ne götüreceğini açıklıkla söyleyeyeceğiz.
Ümit ederim ki, yanlış intiba altında kalanlar yine, 'efendim biz tepki oyu kullandıydık, bilmem ne' diye ortaya çıkıp, bir parmağını ısırıp, onun da ağrıdığında beni suçlamasın.''
RUMLAR BEKLENTİ İÇİNDE
Denktaş, Kıbrıs müzakerelerinin ikinci gününde kendisinin hazırlıklı gitmesine rağmen esasa girilmediğini söyleyerek, Rum ya da BM tarafının bir beklenti içinde olabileceğini belirtti.
Görüşmelerin ikinci gününde teknik konular üzerinde durulduğunu söyleyen Denktaş, bu çerçevede merkezi hükümetin geçici binalarının nerede olacağı, merkezi yönetimin geçici hakimleri konularının ele alındığını kaydetti.
Denktaş, ayrıca kurulacak devletin bayrak ve marşı ile ilgili bir yarışma yapıldığını hatırlatarak, bunların seçimi için 3'er kişilik bir komisyon gerektiğini bildirdi.
GÖRÜŞMELER ERTELENDİ
Denktaş, 2. gün görüşmelerinde esasa girilmediğini de belirterek, ''Rumların dini yortusu nedeniyle toplantı, gelecek Salıya kaldı'' dedi. Görüşmelerin neden bu kadar kısa sürdüğünün sorulması üzerine de Denktaş, şunları kaydetti:
''Biz de anlayamadık. Teknik konular bittikten sonra (daha konuşacak şey var mı?) (Hayır, yok) dediler. Zannedersem bir beklenti içindedirler. Ya Rum tarafı, ya De Soto. Dolayısıyla başka bir konu açılmadı, açtırmadılar.''
YÖNETİM BİNALARI
Geçici binalar konusunda her iki tarafın da bir temsilci atayacağını söyleyen Denktaş, düşünülen binanın şimdilik ''havaalanındaki eski bina'' olduğunu söyledi. Bu binanın ihtiyacının ne olduğuna bakılacağını belirten Denktaş, Rum tarafının tapudan aldığı bilgilerle düşüncelerini getireceğini, kendilerinin de Ledra Palas diye bir düşüncelerinin olduğunu kaydetti.
Denktaş, hakimle
r konusunda da bilgi vererek, 3'er hakimin isminin verilmesi gerektiğini ifade ederek, bir de 3 yabancı hakim konusu bulunduğunu, bunlara ilişkin görüş alış verişi yapıldığını belirtti.
Devletin marşı ve bayrağı konusunun geçen defa da müzakerelere açıldığına dikkati çeken Denktaş, bayrak için 2 bin, marş için de 200 kadar müracaat olduğunu, bunları inceleyip önerilerde bulunmak üzere bir komisyon tayin edileceğini bildirdi.
''ESASA GİRİLMEDİ''
Cumhurbaşkanı Denktaş, esasa hala neden girilemediğinin sorulması üzerine, şunları söyledi:
''Benim için nedeni yok, girilmedi, ben size gerçeği söylüyorum. Neden girilmediğini de anlamıyorum. Ben hazırlıklı gittim. Ama kimse elini açmadı. Ben ne yapayım? Zorla (hadi bakalım konuşun) diyemem.''
Denktaş, karşı tarafın belki bir yerden talimat beklediğini ya da hazırlıklı olmadığını belirterek, görüşmelerdeki atmosferin sorulması üzerine de, ''Her şey gayet dostane geçti. Yine şakalar yapıldı. Atmosfer dostane, iyi ama esasa geldiğinde hareket yok'' dedi.
Derogasyonlar konusunda ''AB hukukunu iyi bilen arkadaşlardan'' bilgi aldıklarını belirten Denktaş, birkaç gün sonra bu kişilerin kendilerine yardımcı olacağını umduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, teknik komitelerin çalışmalarının nasıl gittiği sorusuna karşılık da, gördüğü kadarıyla komitelerin iyi çalıştığını bildirdi. Denktaş, ''Şimdi teknik çalışmadır, yasa çalışmasıdır, fazla bir zorluk yok orda'' diye konuştu.
VERHEUGEN GÜVENCE VERDİ Mİ?
AB Komisyonu'nun Genişleden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen'in dero
gasyonlar konusunda yazılı güvence verip vermediğinin sorulması üzerine Denktaş, şunları kaydetti:
''Hayır, (isterseniz yazılı da veririm) dedi ama yazılı güvence vermedi. Sonra kendisi de zannedersem pek emin değil söylediğinden. Temel hukuk dediğimiz birincil yasa, yani esas kuruluş prensiplerini içeren anlaşmaya girebilir mi giremez mi? Girebilir diyor ama (mahkemede ne yapar bunu, onu garanti edemem) diyor. Halbuki biz mahkemenin dokunamayacağı bir şekle girmesini istiyoruz. Bunun için de hukukçularda
n bilgi alacağız.''
Denktaş, Rumların yortusu nedeniyle teknik komitelerin çalışmalarının da durabileceğini söyledi.
Denktaş, Rum kesimindeki basında yayınlanan haritaları görmediğinide söyleyerek, haritalar konusuna henüz gelmediklerini kaydetti.
HURRIYET 20/02/2004
KKTC Meclisi'nde "kurucu devlet" ve AB komitesi
KKTC Cumhuriyet Meclisi genel kurulu, "kurucu devlet" ve Avrupa Birliği ile ilgili özel komite oluşturulması yönünde karar aldı.
Cumhuriyet Meclisi'nin bugünkü genel kurul toplantısında, biri kurucu devlet anayasasını görüşmek ve hazırlamak için, biri de AB uyum yasalarını hazırlamak için iki geçici özel komite kurulması kararlaştırıldı.
Özel komitelerin oluşturulmasıyla ilgili kararlar oybirliğiyle alındı. Meclis genel kurulu, İslam Konferansı Örgütü Parlamentolar Birliği'nin 4-12 Mart'ta Senegal'de yapılacak toplantısına meclisten bir heyetin katılması kararını da onayladı.
Oybirliğiyle onaylanan karara göre, Senegal'e Meclis Başkanı Fatma Ekenoğlu başkanlığında bir heyet gidecek.
Meclis genel kurulu, geçen toplantısında oluşturulan seçim öncesi istihdamlarla ilgili araştırma komitesinin 5 üyeden oluşmasını da kararlaştırdı.
HURRIYET 20/02/2004
Rumların yüzde 61'i plana 'hayır' diyor
Kıbrıs Rum kesiminde yapılan bir kamuoyu yoklaması, Annan planının herhangi bir değişiklik yapılmadan halkoyuna sunulması halinde, Rumların yüzde 61'inin plana "Hayır" oyu vereceğini ortaya koydu.
Rum kesimindeki Simerini gazetesi, Communications Services Bureau (CSB) adlı şirket tarafından Yunanistan'da yayımlanan ''Paron'' gazetesi adına, 16-18 Şubat arasında, 18 yaş ve üzeri 800 kişiyle yapılan anketin sonuçlarını yayımladı.
''Annan planının Kıbrıs sorununa çalışabilir ve yaşayabilir bir çözümü temin ettiğine inanıyor musunuz?'' sorusuna Rumların yüzde 67'si ''Hayır'' ve yüzde 20'si ''Evet'' derken, yüzde 13'ü yanıt vermedi.
Ankete katılanların yüzde 56'sı, Annan planının öngörülerinin AB normlarıyla uyumlu olmadığına inanırken, yüzde 24'ü uyumlu olduğuna inanıyor. Rumların yüzde 20'si bu konuda görüş beli
rtmedi.
Rumların yüzde 60'ı New York'taki görüşmeleri ''başarılı'', yüzde 25'i ''başarısız'' buldu.
HURRIYET 20/02/2004
Kıbrıs'ta süreç zorlu, yol uzun
Kıbrıslı liderler müzakerelerin ilk gününde tezlerini çarpıştırdı. Denktaş, iki kesimlilikle eşit eg
emenlik; Papadopulos, Türkiyeli göçmenlerin gitmesi ve AB'ye uyumdan dem vurdu
20/02/2004 RADIKAL
RADİKAL
- LEFKOŞA - KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos'un BM Temsilcisi Alvaro De Soto'nun arabuluculuğunda başlattığı müzakerelerin ilk gününde, iki kesimlilik, eşit egemenlik ve Türkiyeli göçmenlere dair 'inatlaşma' yaşandı. İlk toplantı sonrası Denktaş, uzlaşma işareti vermedi. "Rum tarafı rahatlık içerisinde. AB üyesi olarak bizim de üye olduğumuzu zannediyorlar. Bazı adaptasyon şeklinde bizi de alma eylemi içinde gördük kendilerini. İnşallah yavaşça değişirler" diyen Denktaş, sıkıntılı konuları sıraladı:
İki kesimlilik: İki kesimliliğin daha güçlendirilmesini istedik.
İki eşit egemen halka dayalı yönetimde ısrar ettik. Rum tarafı bunun gereksiz olduğunu savundu. İki halkın temsilini esas alan bir senato oluşturulmasını istedik. Rumların kuzeye gelip yönetimde çoğunluğu ele geçirmesi tehlikesi var.
Yerleşikler tartışması: Rumlar 'yerleşik' diye niteledikleri Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının referandumda oy kullanmamasını, anayasayı değiştirmemizi istedi. Bizde yerleşik değil, anayasal vatandaş vardır. Son seçimde oy kullananlar referandumda oy verme hakkına sahiptir.
'Verheugen çelişkili'
AB'den güvence: Derogasyonlar çok önemli. Varılacak anlaşmanın AB temel yasalarına girmesi gerek. Avrupa Komisyonu'nun genişlemden sorumlu üyesi Günter Verheugen'le görüşmede, 'Derogasyonlar için garanti verilebilir misiniz' diye sordum. O da 'Verilebilir, vermeye hazırız' dedi. Ama mahkemelerin ne yapacağını o da bilmez. Verdiği güvenceyi hukukçularla görüşeceğiz. (Verheugen'in, 'çözümün AB ilkelerine uyması gerektiği' sözü hatırlatılınca) Ben de anlayamıyorum. Verheugen çelişkili açıklamalar yapıyor. (AB'nin mali yardım vaadiyle ilgili soru üzerine) Verheugen, Türkiye'nin bir yılda verdiğini beş yılda vereceklerini göğsünü gere gere söyledi.
Türkiye'nin sorumluluğu: Türkiye dünyaya Kıbrıs'ı 1 Mayıs'a dek çözebileceğini taahhüt etmiş. Halkın çoğunun tehlikeli gördüğü Annan Planı'nın görüşülebileceğini söylemiş. Dolayısıyla, bizim tehlikelidir diye durduğumuz konularda, Türkiye'nin bizi sonuna kadar desteklemesini istiyoruz.
Denktaş, ayrıca, 1963'ten 1974'e kadar Kıbrıs Türklerine verilen zararın tazmini için bir komisyon kurulmasını istediklerini, Rumların geçiş süresinin kısaltılması önerisine karşı çıktıklarını ve Türkiye AB üyesi oluncaya dek adada Türk askeri istediklerini belirtti. Türk tarafının bugünkü görüşmede ise Birleşik Kıbrıs'ın hükümet binasının BM heyetinin kullandığı Ledra Palas olmasını isteyeceği öğrenildi.
Denktaş, BM'nin basına karartma talebini, "Ben susayım diye karartma olmaz. Halkı düzenli bilgilendireceğim" deyip reddetti. Her gün görüşme takvimini "Hafta sonu konferanslarım var" diye savuşturan Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'la buluşabileceğini belirtti. Denktaş, 'Anlaşma belirtisi var mı' sorusunu ise esprili yanıtladı: "Cevabımı, 'Denktaş yine istemez' diye yazacaksınız. Görevim size gerçeği söylemek. Sonuna dek uğraşacağım"
'Türk talepleri p
lana aykırı'
ATİNA - Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Kıbrıs'ta ilk gün müzakerelerinin ardından, Türk tarafının değişiklik önerilerinin çoğunun Annan Planı kapsamı dışında olduğunu söyledi. Papadopulos, sorular
üzerine, "İlk gün ciddi müzakereye girilmedi. Dolayısıyla memnun olup olmadığmı söyleyebilmem için henüz çok erken. Türk tarafının Annan Planı üzerindeki değişiklik taleplerinin çoğu planın kapsamı, ilkeleri dışındadır" yanıtını verdi. Rum lideri, müzakerelerdeki konumunu da, bir yandan "AB müktesebatı ile uyumlu bir çözüm bulunması için siyasi iradeye sahibiz" diğer yandan da, "Kıbrıs Helenizminin elinden alınamaz haklarını savunacağız" sözleriyle dile getirdi. Papadopulos KKTC'deki bombalı saldırıyı da kınadı.
Yunan bakan bombalamayı kınadı
Yunanistan'da PASOK lideri seçilen Yorgos Papandreu'dan boşalan Dışişleri Bakanlığı koltuğunun yeni sahibi olan Tasos Yianiçis ise müzakereler için "Çözüm için yeni bir gayret başladı. Çözüm gerilimler olmadan bulunmalıdır" değerlendirmesini yaptı.
Ara bölgeden notlar
Kıbrıs'ta müzakere süreci, BM kontrolündeki 'ara bölge'de bulunan Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda 1974'de BM karargâhına dönüştürülen tarihi binada başladı. Odada BM Genel Sekreteri Annan'ın büyük boy fotoğrafı var. BM ofisi sözcüsü Brian Kelly, görüşmelerdeki havayı "Her şey onun kontrolünde" diyerek anlattı.
BM, 400'e yakın gazeteciye özel platform kurdu. İki seyyar tuvalet kurulurken, BM görevlileri gün boyu içecek servisi yaptı. Yemek servisi olmayınca acıkan Türk gazeteciler, donanımlı Rum TV otobüslerinden yararlandı.
AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen üçlü görüşmenin sonuna katılıp liderlerle kadeh kaldırdı. Verheugen, buluşmaya 'sosyal' denmesini espriyle açıkladı: "Ben domates suyu, Papadopulos su içti. Denkaş birşey içmedi. İçmiş de olabilir.
Görüşmeden erken ayrılan Denktaş, gazetecilere el sallayıp, İngilizce
'çalışıyoruz' dedi. Üç dakika sonra kapıda görünen Papadopulos ise İngilizce 'usefull' (yararlı) sözcüğünü kullandı.
Herkesin gözü Lefkoşa'
da
Murat Yetkin
Atina, Ankara, AB üyesi ülkeler ve NATO'nun gündemi Kıbrıs'tan oluşuyor
20/02/2004 RADIKAL
NATO'nun yeni Genel Sekreteri, Hollandalı Jaab de Hoop Scheffer, "Bizim Kıbrıs'la ilgili bir görevimiz yok" dedi. Başbakan Erdoğan ile görüşmesinden hemen sonraydı. Ama şöyle devam etti: "Ancak NATO Kıbrıs sorununa çözüm bulunmasından mutlu olur. Bu Avrupa'daki güvenlik ve istikrar ortamının gelişmesine katkı demektir."
Scheffer, "NATO'nun ilgisi yok" d
iyor ama, Erdoğan'la görüşürken Kıbrıs görüşmelerinin nasıl gittiğini sorması bile, görev alanı dışında kalsa da bir ilgi göstergesi. Scheffer, Erdoğan'la görüştüğü sırada, Lefkoşe'de KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos arasında geçen hafta New York'ta ara verilen müzakereler yeniden başlamıştı. Anlaşılan bir gece önce KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın eşinin eczanesine atılan ses bombası amaçladığı kışkırtmaya
ulaşamamıştı. BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs danışmanı Alvaro de Soto'nun yanı sıra görüşmelere AB Genişleme Sorumlusu Günther Verheugen'in de katılmış olması, herkesin, New York sürecinde verdiği destek sözünde duracağını gösteriyor. Verheugen, basın toplantısında Rum gazetecilerin
ısrarlı sorularına karşın, toplantıya müzakereci sıfatıyla da, garantör sıfatıyla da katılmadığını söyledi. Bu sözler, Rumlar kadar, Denktaş ve Ziyal'in New York'taki açıklamalarına inanmayarak, "Bakın Rumlar, 'AB müzakereci olacak' dedi, tuzağa düşürülüyoruz" diyenleri de rahatsız etti. Buna karşın Verheugen, tarafları AB hukukuyla da uyumlu bir çözüme teşvik etmeye çalıştığını söyledi. Aynı mesajın dün Ankara'daki üst düzey bir AB heyeti tarafından da verilmesi Dışişleri'ni memnun etti.
Üst düzey heyete AB Dönem Başkanı İrlanda'nın Dışişleri Bakanı Brian Cowen başkanlık ediyordu. Dışişleri kaynaklarına göre, Cowen, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le yaptığı görüşmede, tarafların anlaşmaya varması halinde AB Komisyonu'nun anlaşmanın AB'nin temel kanunu haline gelmesi için elinden geleni yapacağı doğrultusunda söz verdi. Mevcut durumda, bunun için anlaşmanın AB üyesi ülke parlamentoları tarafından tek tek onaylanması gerekiyor. Ancak dün yazdığımız gibi, gerek BM, gerekse AB, anlaşmanın içine yerleştirilecek bir cümle, ya da paragrafla, AB hukuku ile uyum sorunununonaylama aşamasından önce garantiye alınıp alınamayacağı konusunda Türk ve Rum taraflara danışıyor.
Ancak bu sorun kadar, 21 Mayıs'ta öngörülen halkoylamalarının sonucunun, garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından peşinen kabul edilerek 1960 antlaşmasının yerine geçecek şekilde oylanması talebinde ortaya çıkan kanuni boşluk giderilmiş değil.
Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye'nin en çok üzerinde durduğu sorunların başında bu geliyor.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş dahil herkesi, acaba bu kez çözülebilecek mi sorusu meşgul ediyor. Son 70 güne böyle giriliyor.
Öymen'in hesabı yanlış
Erdal Güven
20/02/2004 RADIKAL
'Kofi Annan Planı'na bakarsanız, iyi incelerseniz, biz satır satır okuduk, çok dikkatle inceledik diğer arkadaşlarımızla birlikte, Kofi Annan Planı şunu söylüyor: (...) Kuzeye oradaki Türk nüfusunun yüzde 21'i kadar Rum geçecek. Ne demektir bu? 42 bin Rum demektir. Başka ne diyor: Karpas bölgesi
nde evvelce yaşamış olan Rumlar buraya tekrar dönecekler. Bu ne demektir: 12 bin kişi daha dönecektir. Başka ne diyor: Bütün bunların dışında, 65 yaşın üzerinde olan Rumlar, yanlarına da birer refakatçi de almak kaydıyla kuzeye gelip yerleşme hakkı sahip olacaklar. Kaç kişidir bu hakka sahip olanlar Kıbrıs'ta? 65 yaşından büyük olan insanların sayısı 35 bin kişidir, birer de refakatçı 70 bin kişidir. 70 bin kişi bu hakkı kullanmayabilir, diyelim ki 20 bin kişi kullandı, o zaman ortaya çıkan tablo, yaklaşık 80 bin kişilik bir Rum topluluğunun, daraltılmış Türk kesimine geleceğini gösteriyor. İşte iki kesimliliği kaldıran budur. (...) Kuzey Kıbrıs'ta (Rumların oranı) kaça çıkacak: yüzde 40, yüzde 40...İşte Kofi Annan Planı budur.'
Bu hesap Onur Öymen'e ait. Öymen bu hesabı önceki gün TBMM'deki Kıbrıs görüşmesinde, kendi deyişiyle 'Atatürk'ün, İnönü'nün partisinin' önde gelen bir üyesi olarak milletvekillerinin, dolayısıyla da milletin gözlerinin içine baka baka yaptı.
Keşke yapmasaydı, çünkü bu hesap yanlış.
Öymen, arkadaşlarıyla birlikte planı satır satır okuduklarını söylüyor ama herhalde 53'üncü sayfa ile 56'ncı sayfa arasında biraz dikkatleri dağılmış. Anlaşılan o ki Öymen ve arkadaşları Annan'ın, 7 Nisan'da Güvenlik Konseyi'ne sunduğu raporu 21 ve 22'nci sayfalarındaki 98, 99, 100 ve 101'inci paragraflarını ise hiç okumamış:
Eğer aksi olsaydı şunları görürlerdi:
Türkiye Avrupa Birliği'ne üye olana kadar Türk tarafı kendi sınırları içinde Rumların ikamet hakkını sınırlayabilecek.
Bu sınırlamalar aşağıdaki gibi olacak:
1 - Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra altı yıllık moratoryum uygulanabilecek.
2 - 7'nci yıldan 10'uncu yıla kadar Türk tarafının bir belediye ya da köyünde Rum vatandaşlarının oranı yüzde 7'yi geçemeyecek.
3 - 11. yıldan 15. yıla kadar Türk tarafının bir belediye ya da köyünde Rumların oranı yüzde 14'ü aşamayacak.
4 - 16'ncı yıldan itibaren Türk tarafının bütününde Rumların oranı yüzde 21'i geçemeyecek.
Aşağıdaki iki gruba giren Rumlar bu sınırlamalara dayanılarak 2'nci yıldan itibaren dönüş hakkından mahrum bırakılamayacak:
a) 65 yaş üstü kişilerlerle eşleri ya da tek bir kardeşleri
b) Dört Karpas köyünün sakinleri ve aileleriAnlaşılacağı üzere Türk tarafına dönüp yerleşecek Rumlara getirilen yüzde 21'lik sınırlama, tavandır. Bir başka deyişle a) ve b) gruplarındaki kişiler de bu yüzde 21'lik dilimin içinde. Dolayısıyla Öymen'in iddia ettiği yüzde 40 diye bir oran söz konusu değil. Bu kişilerin moratoryumdan istisna tutulması, oranla değil, dönüş süresiyle ilgilidir. Bir örnek vermek gerekirse 50 yaşındaki Girneli bir Rum, Girne'de daimi ikametgâh hakkı elde etmek için altı yıl bekleyebilecek, ama 68 yaşındaki Rizokarpasolu bir Rum iki yıl sonra köyüne dönebilecek. Ancak her ikisi de söz konusu yüzde 21'lik sınırlamaya tabi olacak. Yani Öymen, 'çifte sayım' yapıyor.
Şu da var: Yüzde 21 ve diğer oranlar, mutlaka erişilecek hedefler değil. 'Bu saatten sonra' Rumların ne kadarının yeniden kuzeye yerleşeceği, yerleşmek isteyeceği belirsiz. Ayrıca, Annan Planı'na göre dönüş hakkı ve mal mülk iadesine ilişkin düzenlemeler birbirinden ayrı tutuluyor. Dolayısıyla, her dönüş hakkı elde edenin mal mülkü iade edilecek diye bir zorunluluk yok. Bu, dönecek Rumların sayısını azaltabilecek bir başka unsur.
Öymen yine de yüzde 21'lik oranın daha da indirilmesini önerebilirdi.
Ya da söz konusu sınırlamaların Türkiye Avrupa Birliği'ne girdikten sonra da sürmesini isteyebilirdi. Tabii karşılığında Rum tarafının ya da Annan'ın da Türk tarafına bazı öneri ve isteklerde bulunacağını göz önünde bulundurarak.
Ama maksat 'muhalefet' olunca...
Kıbrıs birleşme yolunda
20/02/2004
BESSAM DAVU
Kıbrıs krizine yönelik son olarak belirginleşen Türkiye dinamizminin pratik sonuçları özellikle New York görüşmelerinde ortaya çıktı. BM Genel Sekreter Annan, 1974'ten beri bölünmüş olan adanın birleştirilmesi yönünde girişimde bulundu.
Avrupa Birliğine katılma yolundaki her türlü engeli kaldırmak isteyen Türkiye, Kıbrıslı Türkleri görüşmelere dönmeyi onaylama yönünde teşvik etmeye çalıştı. Buna mukabil Türkiye, Rumların önümüzdeki mayıs ayının başında Avrupa Birliği'ne katılımından ve kendisine yönelik birlik içerisinden olumsuz etkide bulunma gücüne sahip olmasından kaynaklanabilecek siyasi tehlikeyi de göz ardı etmemekte.
Türk esnekliğinin, özellikle de geniş etki gücüne sahip askeri kurum içindeki esnekliğin ardında duran sebep işte bu siyasi tehlike hissi. Konu şu an, son New York görüşmelerinin başarılı geçmesi ardından önümüzdeki mayıs ayından önce nihai anlaşmaya varılmasına hız verilmesi boyutuna geldi.
Çözüm mümkün, fakat kolay değil. Zira Türkler ile Rumlar ve arkalarındaki Atina ve Ankara arasında sivil, siyasi, ekonomik ve kültürel hakların tanzimi üzerindeki tartışma, gelecekte birleşik Kıbrıs'ın Türkiye ve Yunanistan'la ilişkileri etrafında kendini gösterecek. Bunun yanı sıra 30 yıllık bölünmüşlük ve kanlı çekişmeler sırasında düğümlenen birçok sıkıntıya sahne olacak. Peki çözüm niçin mümkün?
Yanıt bizzat Türk çıkarlarının kalbinden doğmakta. Zira Türkler, özellikle de Sovyetler Birliği'nin çöküşünden Irak'taki Amerikan işgaline kadar dünyanın yaşadığı dönüşümlerden sonra Kıbrıs dosyasının kapanmasını istiyor. Bu dönüşümler Türkiye'nin tutumlarında sarsıntılar yarattı. Bu yüzden birçok politikasını - özellikle Kıbrıs değiştirmek zorunda kaldı. Dolayısıyla Kıbrıs birleşmeye doğru gidiyor ve dönüş yok.
(Katar'da yayımlanan El Vatan gazetesi, 18 Şubat 2004)
RADIKAL 20/02/2004
'Verheugen garanti verdi'
Verheugen, Annan Planı'nda AB normlarına uymayan serbest geçiş gibi konularda Türk tarafına istisna güvencesi verdi. AB yetkilisi: Aslolan demokrasi, hukuk ve insan hakları
20/02/2004 RADIKAL
LEFKOŞA - Kıbrıs'ta iki tarafın liderleri, Annan Planı temelinde 1 Mayıs'a dek çözüme varılarak birleşik Kıbrıs'ın AB üyesi olması şiarıyla müzakerelere başladı. İlk günkü görüşmelere katılan Avrupa Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günther Verheugen, Annan Planı'nda Türk tarafını korumaya yönelik derogasyonların (istisnaların) AB tarafından tanındığına dair güvence verdi. Böylece derogasyonları AB müktesebatına u
ymadığı gerekçesiyle delmeye çalışan Rum Yönetimi, hüsrana uğradı.
Aslolan AB ilkeleri
Dün Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda kurulan merkezde BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto'nun arabuluculuğunda buluşan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, 2.5 saat görüştü. Ardından Verheugen, üçlüye katılarak yarım saat görüş alışverişinde bulundu. İlk toplantı için "Çok yapıcı, herkes iş yapmak istiyor" diyen De Soto, iki liderin haftanın her günü sabah 09.30'da
görüşeceğini, ancak hafta sonlarına esneklik payı bıraktıklarını belirtti. Verheugen de çözümün AB ilkeleriyle uyumlu olması gereğini vurgularken, aslolanın demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları olduğunu belirtti. Müzakerelere katılan KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat da, "Verheugen açıkça 'Annan Planı hazırlanışı sırasında AB'yle görüşülmüştür ve planın öngörüleri AB kurallarına aykırı değildir' sözlerini sarf etti" dedi. Talat, AB'nin yazılı güvence de vediğini, açıklama da yapıldığını, Türk uzmanların bu güvenceyi inceleyeceğini söyledi.
Türk tarafı, Annan Planı'nda güneyden kuzeye geçişler, mal mülk dağılımı gibi konularda getirilen derogasyonların, Türkiye'nin AB üyeliğine dek korunmasını istiyor. Verheugen de, ilk toplantı sonrası şöyle dedi:
"Kıbrıs'ın AB üyelğine sadece 70 gün var. Bu süreçte Türk toplumuna yardımcı olacağız. Çözüm faktörlerinin AB ihtiyaç ve şartlarıyla uyumlu olması, AB'nin temel kurallarını çiğnememesi gerek. Ancak bu hipotezlere dayalı bir görüş. Çünkü burada olup biten her şey zaten demokrasiyle, hukukun üstünlüğüyle, insan haklarına saygıyla ilgili."
Denktaş'ın öğleden sonra Verheugen'le görüşmesinin ana konusu da derogasyondu. Verheugen'le bunların AB temel hukukunun parçası olacağını ele aldıklarını aktaran Denktaş, "Bunu yapmanın yolları olduğu görülüyor" dedi. Verheugen de, "Denktaş'ı, yapıcı tavrının devamı için cesaretlendirdim. Çözüm ve AB üyeliği sonrası Türk tarafının diğer tarafı yakalamasına dair yardım taahhüdünü yineledim" diye konuştu, Verheugen, çözüm halinde adaya 300 milyon euro'luk yardımda bulanacaklarını, bunun 250 milyon euro'dan fazlasını KKTC'nin kalkınmasına kullanacaklarını söyledi.
Güneyde kafalar karışık: Ya geçmiş geri gelirse...
20/02/2004 RADIKAL
YORGO KIRBAKİ
ATİNA - Kıbrıs müzakerelerinin başlamasına saatler kala Lefkoşa'nın Rum kesimindeyiz. İnsanlar işlerine gitmek için koşuşturuyor. Alışmadıkları soğuk havaya uyum sağlamaya çalışıyorlar. Radyolarda ilk haber teyzesi ya da baldızını öldüren bir Rum ile ilgili. Peki ya Annan Planı? Müzakerelerden beklentileri? Referandumlarda ne yapacakları? Kaderlerini büyük ölçüde değiştirebilecek 1 Mayıs'a kadar olan süreç için neye inanıyorlar?
'Bilgilendirilmedik'
Rumlar, Annan Planı hakkında bilgilendirilmemekten şikâyetçi. Çözüm istiyorlar ama geçmişin tekrarlanmasından endişeliler. Yaşlılar Türklerle birlikte yaşadıklarından, Türkleri hiç tanımayan gençlerden umutlu. Annan Planı'nın çözümü getireceğine inananlar çoğunlukta. Ancak, çözümün Rumların aleyhine olacağını söyleyenler de az değil.
Kıbrıs Üniversitesi'ne gitmek için taksiye biniyoruz. Taksimetreyi 3.5 euro ile açan Fotis, "Referandumda oyum evet. Şu göçmenler konusu karışık. Yunanistan'dan gelen bir Yunanlı buraya gelip bir Rum kadınla evlenirse kimse kendisine git demiyor. Adam Türkiye'den gelip kuzeyde bir Türk kadınla evlenip çoluk çocuk sahibi olursa, bu adama nasıl git diyeceğiz?" Fotis Mağusalı "Ben orada doğdum orada ölmek istiyorum. Başka hiçbir şehri istemiyorum" diyor.
Kıbrıs Üniversitesi kantininde Rum öğrencilere, Annan Planı ve referandumu soruyoruz. "Endişeliyim. Planın geçmişteki savaşın yaşanmayacağını garanti eden emniyet supaplarını içerip içermediğini bilmiyorum" diyor Panikos.
'Barış engellenemez'
Nikos hukuk eğitimi görüyor. Annan Planı hakkında halkın bir şey bilmediğini, referandumda nasıl oy kullanacağının belirsiz olduğunu söylüyor. Yanımıza Dimitris yaklaşıyor: "Annan Planı çok iyi, Yeter ki iki taraf bu plana uysun" diyor ve öğrendiği Türkçe bir cümleyi tekrarlıyor
"Kıbrıs'ta barış engellenemez".
Lefkoşa'nın ünlü meydanı Platia Elefterias'da adlarını vermek istemeyen Rumlardan aldığımız cevaplar çelişkili. Kimi "Türkler kurnaz. Çözüm olmaz", kimi "Her savaşın bir mağlubu vardır. Annan Planı için savaşı biz kaybettik", kimi "Çözüm Rumların aleyhinde olacak" diyor. Denktaş'ın yan çizeceğini de söyleyenler var. Bazıları sanki buna umut bağlamış gibi.
"Dünyanın merkezi Kıbrıs değildir. Türkler ile uzlaşmalıyız", "Doğru yoldayız" diyenler de oldu.
ABD'nin gözü Kıbrıs'ta
20/02/2004 RADIKAL
AA
- ATİNA/WASHINGTON - New York'taki ilk Kıbrıs buluşmasında önemli rol oynayan ABD yönetimi de Lefkoşa'daki sürecin takipçisi. ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, Yunanistan'da Yorgos Papandreu'dan boşalan Dışişleri Bakanlığı görevini devralan Tasos Yuaniçis'e gönderdiği kutlama mesajında, Kıbrıs'a değinerek, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın çabalarını övdü. Atina'nın Annan ile işbirliğine devamını isteyen Powell, "1 Mayıs'a kadar çözümü başarırsak, Kıbrıslıların istikrar ve refah dolu gelecek yoluna girmelerine yardım etmiş olacağız" dedi.
ABD Dışişleri sözcüsü Richard Boucher da düzenlediği basın toplantısında, Powell'ın, Türk, Yunan ve Kıbrıslı liderlerle yakın temasta olduğunu belirterek, "ABD bu süreci her düzeyde, en yukarıdan aşağıya kadar destekledi. Lefkoşa'daki büyükelçimiz Michael Klosson, görüşmeler başlarken, müzakerelere bizim desteğimizi sağlıyor. Kıbrıs Özel Koordinatörü Tom Weston, Washington'da ama diplomatik girişim gerektiğinde bölgeye gitmeye hazır" dedi.
Talat'a bombalı gözdağı
20/02/2004 RADIKAL
RADİKAL
- LEFKOŞA - Kıbrıs görüşmeleri öncesi dün gece saat 01.30 sıralarında KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat'ın Girne'deki evinin önünde meydana gelen patlama ortamı gerdi. Talat'ın eşi Oya Talat'ın sahip olduğu alt kattaki tıbbi tahlil laboratuvarının camları kırılırken, çevredeki evlerde maddi hasar meydana geldi. Polis bombanın cinsini belirlemeye çalışıyor.
Talat, "Toplumsal uzlaşıyı sabote etmeye yönelik boşuna bir korkutma çabasıdır. Yolumuza devam edeceğiz" dedi. "Sabah sabah moralimizi bozan bir olaydır" diyen Cumhurbaşkanı Denktaş ise "Halkın referandumda vereceği oyu etkilemek için böyle şeylere başvurulacaksa her şey bozulur ve bu halk buna layık değildir. Ona buna bomba atacaklarına, görüşmeleri iyi takip etsinler ve günü geldiğinde ellerini vicdanlarına koyup sandığa gitsinler" ifadelerini kullandı.
Gül'den geçmiş olsun
Saldırıya tepki yağarken, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Talat'ı arayıp geçmiş olsun diledi. Yunan Dışişleri Bakanı Tasos Yianiçis de saldırıyı kınayıp, "Müzakere ortamını bozmaya çalışan bir eylem. Barış için çalışan güçler ile bölünmüşlüğün devamını isteyenler arasında çatışma yaşanıyor" dedi.
Kuzeyde umut havası var: Denktaş ilk kez böyle
20/02/2004 RADIKAL
HİLAL KÖYLÜ
LEFKOŞA - Kıbrıs'ın iki lideri Rauf Denktaş ile Tasos Papadopulos'un bir araya gelerek çözüme dönük müzakereleri yeniden başlatması KKTC'deki gergin bekleyişi doruğa çıkardı. Esnafından öğrencisine, gencinden yaşlısına herkes 21 Nisan'da yapılacak referandum sonrası adada oluşacak ortamı tartışırken liderlerden beklentilerini "Bu iş artık uzamasın" sözleriyle dile getiriyorlar. Kıbrıs'ta çözüm yanlılarına her gün bir yenisi eklenirken çözüme gerek görmeyen 'yaşlı kuşak' ise her gün 'kan kaybetmenin' sancısını yaşıyor.
KKTC'de çözüm yanlıları ile karşıtları arasındaki temel fark hemen göze çarpıyor aslında. 20 yaşındaki gazeteci adayı Tügen Buğrahan, "Benim en büyük hayalim AB vatandaşı olmak. Herkes patlama noktasındaydı ki Denktaş, New York'ta uzlaşma noktasına geldi, bizi rahatlattı" diyor. Tügen'deki bu olumlu havayı biraz gerginlikle karışmış da olsa bakkal çırağı Ali Eke'de de görmek mümkün. O, büyüklerinin her gün aynı şeyi konuşmasından çok sıkılmış. Ali'ye göre bir dönem bitti ve yeni bir dönem başlıyor.
"Kulaklarını açsınlar da beni dinlesinler" sözleriyle Kıbrıs meselesinden bıktığını anlatan Ali'nin büyüklerine 'iki çift lafı' var:
"Adada çözüme günler kaldı. Ben büyüklerimin yaşadığını yaşamak onların azabını çekmek zorunda mıyım? İlk defa Denktaş'ı iyimser görüyorum da kendimi bir başka mutlu hissediyorum. Artık bizim için yeni bir hayat başlasın."
'AB kandırıyor'
Denktaş'ı göğüslerini gere gere savunan 'yaşlı kuşak' ise gençliğin 'AB aşısıyla' kandırıldığını düşünüyor. "Biz de çözüm istiyoruz ama kendimizi Rumun kucağına atmıyoruz" diyen postacı Hasan Yavuz Türklerle Rumların bir arada yaşamasının mümkün olmadığını söylüyor. Birbirine güvenmeyen iki halkın bir arada yaşamaya zorlandığını düşünen Yavuz gibilerinin sayısının artmaması ise çözüm yanlılarının daha baskın olacağının göstergesi. Bahse girip karşı tarafın her gün ne kadar kan kaybedeceğini tahmine çalışan gençler kendilerini 'teslimiyetçi olmakla' suçlayan yaşlı kuşaktan bir adım öne çıkma cesaretini "Merak etmesinler gerekirse Denktaş'ın da heykelini direkiz" diyerek gösteriyorlar.
|
Rumlardan Annan Planına hayır |
|
|
Kıbrısta müzakereler yeniden başlarken Rum Kesiminde yapılan bir anket, Rumların yüzde 61inin bugün referanduma gidilmesi halinde hayır oyu kullanacağını ortaya koydu. |
|
|
NTV |
|
|
|
20 Şubat 2004 Rum kesiminde 16-18 Şubat tarihleri arasında yapılan ankete 800 Rum katıldı. |
Simerini gazetesinde yayınlanan ankete katılan Rumların yüzde 67si, Annan Planının bugünkü şekliye uygulanabileceğini düşünmüyor. Ankete katılanların yüzde 61i ise, bugün referandum düzenlenmesi halinde hayır oyu kullanacağını söylüyor.
Dün başlayan müzakereler çerçevesinde, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının 22 Marta kadar Annan Planı üzerinde anlaşmaya çalışacak. Bu tarihe kadar anlaşılamayan noktalar için Atina ve Ankara da devreye girecek. 29 Marta kadar tarafların anlaşamaması halindeyse, eksiklikler BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından doldurulacak. Plan Kıbrıs Türk ve Rum kesiminde Nisan ayı sonunda referanduma götürülecek.
|
Weston: Referandumlardan evet çıkar |
|
|
ABD Dışişleri Bakanlığının Kıbrıs Özel Temsılcısı Thomas Weston, Adada yapılacak referandumlarda hem Türk, hem de Rum taraflarından evet kararı çıkacağı öngörüsünde bulundu. |
|
|
NTV-MSNBC |
20 Şubat 2004
Kıbrısta iki toplumun liderlerini anlaşmaya çağıran Weston, aksi takdirde boşlukların BM Genel Sekreterı Kofi Annan tarafından doldurulacağına dikkat çekti
Amerikanın Sesi kurumunun düzenlediği Kıbrıs paneline katılan Büyükelçi Tom Weston, Lefkoşadaki müzakerelerde iki tarafın liderlerini kendi aralarında anlaşmaya çağırdı ve aksi takdirde boşlukların her durumda BM Genel Sekreteri Annan tarafından doldurulacağına işaret etti.
TÜRKLER ABYİ İSTİYOR
Weston, Annan Planının alacağı son şeklin Kıbrısta hem Türk, hem de Rum taraflarınca onaylanacağı öngörüsünde bulundu ve Kıbrıs Türk tarafı için aksi yönde bir karara inanılamaz. Kıbrıs Türkleri ezici çoğunlukla Avrupa Birliğini istiyor diye konuştu.
Türkiyede de çoğunluğun çözüm istediğini anlatan Weston, CHPn
in Meclisteki sandalye sayısının AKPninkinden çok daha az olduğuna işaret etti.
KOPENHAG KRİTERLERİ ÖLÇÜT
Weston, Türkiyenin Kıbrısta bir çözüme rağmen ABden tarih alamaması durumunda, ABDnin serbest ticaret anlaşması gibi başka bir öneri getirip getirmeyeceği sorusunu ise yanıtlamadı ve Kıbrısta çözümün ABde Türkiye için olumlu hava sağlayacağını ancak Ankaranın durumunun Kopenhag kriterlerine göre kararlaştırılacağını söyledi.
Referandumda Türk tarafında evet, Rum tarafında hayır sonucu çıkması durumunda Washingtonın Türk tarafını tanıma yönünde ilerleyip ilerlemeyeceği de
soruldu. Weston, buna spekülasyonda bulunmak yararlı değil yanıtını verdi.
Bu arada, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher, KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talatın evinin önünde meydana gelen patlamayı sert dille kınadı.
|
AİHMde muhatap Kıbrıs devleti olur |
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türk yargıcı Rıza Türmen, Kıbrısta anlaşma sağlanması halinde mülkiyet konularında çıkacak uyuşmazlıklarda artık muhatabın Türkiye değil Kıbrıs devleti olacağını söyledi.
|
|
20 Şubat 2004 NTV-Mülkiyet sorunu için KKTCde bir komisyon kurulduğunu anımsatan Türmen, AİHMnin bu komisyonun vereceği kararların etkin bir iç yargı olup olmayacağını incelediğini belirtti. |
Rıza Türmen, Kıbrısta anlaşma sağlanması durumunda AİHMde Rumların Türkiye aleyhine açtığı davaların nasıl etkileceği sorularını yanıtladı. Mülkiyet sorunun çözümü için KKTCde bir komisyon kurulduğunu anımsatan Türmen, AİHMnin bu komisyonun vereceği kararların etkili bir iç yargı olup olmayacağını incelediğini belirtti.
Türmen, Annan Planında bir tazminat komisyonunun öngörüldüğünü ve komisyonun çalışmalarının ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki dosyaların bu komisyona gönderileceğini söyledi. Türmen, Bu komisyonun vereceği kararı yeterli görmeyenler yine bireysel başvuru hakkını kullanarak yeniden AİHMye başvurabilirler. Ancak bu sefer muhatap Türkiye olmaz, Kıbrıs devleti olur dedi.
|
Papadopulos henüz kartlarını açmadı |
|
|
Yunan basını, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaşın Kıbrıs müzakerelerinin ilk gününde masaya Annan planının çerçevesi dışında taleplerle geldiğini öne sürdü. Gazeteler Rum yönetim lideri Tasos Papadopulosun ise henüz kartlarını açmadığı yazdı. |
|
|
AA |
|
|
|
20 Şubat 2004 Görüşmelerde önemli olanın Türkiyenin tavrı olduğunu savunan Yunan basını, Ankaranın da Denktaştan endişe duyduğunu ileri sürdü. |
Yunan basını, Cumhurbaşkanı Denktaşın müzakerelerde uzlaşmaz bir tavır izlediğini öne sürdü. Gazeteler, DenktaşınKıbrıslı Türklere 1963ten bu yana gördükleri zararlar için tazminat ödenmesini, iki bölge arasındaki sınırın düz bir çizgi halinde olmasını ve serbest dolaşımın 6 yıl dondurulmasını istediğini ve tüm bu
nların Annan planının çerçevesinin dışında olduğunu savundu.
Yunan basını, tarafların Annan Planına yaklaşımlarının çok farklı olduğunu ancak Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulosun ise henüz kartlarını açmadığını belirttiler.
ANKARANIN DA ENDİŞELERİ VAR
Gazeteler, Görüşmelerde asıl önemli olanın Ankaranın tavrı olduğunu ama Ankaranın dahi Denktaşın, teorik açıdan BMnin belirlediği takvime uymak zorunda olmakla birlikte, niyetlerinden endişe duyduğunu öne sürdü.
|
Kıbrısta 3üncü görüşme Salı günü |
|
Kıbrıs müzakerelerinin ikinci gününde liderlerin görüşmesi tamamlandı. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, görüşmede teknik konuların ele alındığını esasa girilmediğini söyledi. |
|
|
NTV |
|
|
|
|
20 Şubat 2004 Denktaş, görüşmede merkezi hükümetin kullanacağı geçici binalar, bayrak ve devletin marşı konularının ele alındığını belirtti. Papadopulos ise, Denktaş'ın dünkü görüşmede sunduğu önerilerin Annan Planı dışında olduğunu savundu. Liderler görüşmelerine Rumların dini yortusu nedeniyle Salı günü devam edecek. |
|
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos, BMnin Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Sotonun arabuluculuğunda ikinci kez bir araya geldi. Ara bölgedeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanıda bulunan
Konferans Merkezinde gerçekleşen görüşme bir saat sürdü.
TEKNİK KONULAR GÖRÜŞÜLDÜ
Görüşmeden sonra açıklama yapan Denktaş, merkezi hükümetin geçici yönetim binalarının nerede olacağı konusunun ele alındığını söyledi. Bayrak ve devletin marşının belirlenmesi ile ilgili konuların da değerlendirildiğini belirten KKTC Cumhurbaşkanı, seçimi kurulacak 3er kişilik komisyonların yapacağını bildirdi.
CİDDİ MÜZAKERELER SALIDAN SONRA
Denktaş, görüşmede esasa girilmediğini belirterek, Zannedersem Rum yönetimi veya BM bir yerden talimat bekliyor ya da hazırlıksızdırlar dedi. Rauf Denktaş, Kıbrıs görüşmelerinin şimdiye kadarki bölümünde bir yere varılmadığını söyleyerek, ciddi müzakarelerin Salı gününden sonra başlayabileceğini bildirdi.
DENKTAŞ: HALKI BİLGİLENDİRECEĞİM
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş halkı ve basını görüşmelerden sonra bilgilendirmeyi sürdüreceğini de belirtti. Planının referanduma baskı metoduyla götürülmeye çalışıldığını kaydeden Denktaş, yanlış karar vermemesi için halkın bilinçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
PAPADOPULOS: DENKTAŞIN ÖNERİLERİ PLANIN DIŞINDA
Rum yönetimi lideri Tasos Papadopulos ise, Denktaşın görüşmeden ayrılmasının ardından BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Sotoyla bir süre daha görüşmeyi sürdürdüklerini, bir kaç konuyu ele eldıklarını söyledi. Ancak görüşmenin içeriğiyle ilgili bir açıklama yapmadı.
Bugünkü görüşme, dünkünden daha mı iyi? yönündeki bir soruya ise Papadopulos, Daha iyi veya daha kötü yoktur. En iyi gün 31 Mart olacak yanıtını verdi. Rum yönetimi lideri, Denktaşın değişiklik talepleriyle ilgili olarak da, İçeride söylediklerine dikkat ettim. Çoğu konu, planın ve planın parametrelerinin dışındaydı yorumunu yaptı.
AÇIKLAMADA BULUNMAMA ÇAĞRISI YOK
Tasos Papadopulos ayrıca, müzakerelerle ilgili açıklamada bulunmama konusunda kendilerine çağrı yapılmadığını belirterek halkın bilgilendirilmesi gerektiğini söyledi.
Bu arada, Kıbrıs müzakereleri kapsamında oluşturulan teknik komiteler de çalışmalarına başladı. Denktaş ve Papadopulos, dün yaklaşık iki buçuk saat süren bir görüşme yapmış, daha sonra da AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile bir araya gelmişlerdi. Denktaş ve Papadopulos'un, hafta içi her gün 09.30'da görüşmeleri planlanıyor
Denktaş taleplerini açıkladı
Denktaş
taleplerinin Annan Planında iki kesimliliğin güçlendirilmesi, mal-mülk konusunda Türklerin 1963-74 yılları arasında yaşadığı zararlarının ödenmesi, AB müktesebatının Türk kesiminin özel haklarını ortadan kaldırmaması, Türkiyeden gelen vatandaşların durumu ve Türkiyenin garantörlük konumu üzerine olduğunu açıkladı. Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos da, Türk tarafının değişiklik önerilerinin çoğunun, Annan Planı kapsamı dışında olduğunu savundu.
KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş, görüşmelerde öncelikle iki kesimlilik konusunu gündeme getirdiklerini söyledi. Annan Planında iki kesimliliğin güçlendirilmesini istediklerini belirten Denktaş, Rumların yaklaşımının AB kriterleri çerçevesinde bir serbesti olduğunu, bunun kabul edilemeyeceğini ifade etti.
SENATOD
A EŞİTLİK
Cumhurbaşkanı, Senatoda kurucu veya oluşturucu devletin eşitliğinin değil, iki eşit halkın varlığının temel alınması gerektiğini, aksi takdirde ileride çoğunluğun Rumlara geçmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalınabileceğini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, plana göre Rum kesiminde yönetimin Rumlardan oluştuğunu ancak Türk tarafının yönetiminin Kuzeye geçecek Rumlarla birlikte karma olmasının öngörüldüğünü belirterek, KKTCye çok sayıda Rum gelmesini istemediklerini de sözlerine ekledi.
Denktaş iki eşit halkın varlığı çerçevesinde mal-mülk konusunu da gündeme getirdiklerini, 1963-1974 yılları arasında Türk halkının uğradığı zararların tazmin edilmesini talep ettiklerini kaydetti. Dentaş bu talebin de askıda kaldığını bildirdi.
Denktaş, iki kesimliliğin ABnin esas yasaları içerisinde yer alması gerektiğini de vurguladı ve Haklarımızı garanti altına almak için bazı derogasyonların yapılması gereklidir ve bunlar AB kuruluş anlaşmasına girmelidir dedi.
Rum tarafının ise bu talebe ABye emredemeyiz, derogasyonlarda anlaştığımız takdirde mahkemeler ne yapar bilemeyiz karşılığını verdiğini bildirdi.
EKONOMİK GEÇİŞ DÖNEMİ
Denktaş, ekonomik eşitlik sağlanana kadar bir geçiş dönemi yaşanmasının kaçınılmaz olduğunu, aksi halde KKTC ekonomisinin güçlü Rum ekonomisi içinde yok olacağını vurguladı.
Cumhurbaşkanı, Türkiye tam üye oluncaya kadar, Yunanistanın AB üyeliğinden kaynaklanan özel haklarını kullanmaması gerektiğini vurguladıklarını belirtti.
RUM TARAFI RAHAT BİR HAVADA
Rauf Denktaş, Rum tarafının, Kıbrıs AB üyesidir, AB müktesabatı yapılmıştır. Bunların içine siz nasıl oturacaksınız gibi bir tavır takındığını söyledi.
Denktaş, Rum yönetiminin yerleşikler konusunu gündeme getirdiğini ve Türkiyeden Adaya gidenlerin referandumda oy kullanmasını istemediklerini bildirdi.
Rumların, AB üyesi olarak rahat davrandıklarını bildiren Denktaş,Umarım zamanla tavırları değişir dedi.
HALKIN SESI 20/02/2004
Teknik komiteler çalışmalarına başladı
Kıbrıs sorununun çözümü konusunda New York'ta varılan mutabakat gereği, dün sabah başlayan müzakere sürecinin ardından, öğleden sonra da teknik komiteler çalışmalarına başladı.
Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yakınlarındaki BM Konferans Merkezi'ndeki toplantı saat 15.50'de başladı.
Toplantıya katılacak 12 kişiden oluşan Rum komite üyeleri saat 15.28'de konferans merkezine gelirken, Türk komite üyelerini taşıyan 1 minibüs ve 3 salon araba saat 15.38'de merkeze ulaştı.
Gerek Türk, gerek Rum üyelerin ellerinde kalın dosyalar ve evrak çantaları olduğu gözlemlendi. Konferans merkezinde ABD büyükelçisi ile İngiliz büyükelçisinin makam araçlarının da hazır olması dikkat çekti.
"Uluslararası Anlaşmalar", "Federal Yasalar" ile "Ekonomi ve Finansal" konularda 3 komite oluşturulmuş olmasına karşın bugün sadece uluslararası anlaşmalar ve federal yasalarla ilgili komiteler toplandı
BM Konferans Merkezi sabah liderler arasında gerçekleştirilen görüşmelerin aksine oldukça sakindi. Komite toplantılarını izlemek üzere gelen bazın mensubu sayısının da az olması BM görevlilerinin işini kolaylaştırdı.
BM sözcüsünün açıklaması
BM Barış Gücü Sözcüsü Brian Kelly toplantının başlamasından sonra basına yaptığı açıklamada, dün sadece uluslararası anlaşmalar ve federal yasalarla ilgili komitelerin toplandığını belirtti.
İki komitenin Türk ve Rum üyelerinin toplu olarak bir araya geldiğini belirten Kelly, dünkü toplantının daha ziyade hazırlık niteliğinde olduğunu; üyelerin çalışma programlarını organize edeceklerini söyledi.
Toplantıya BM'den genel sekreterin Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto'nun danışmanı Didier Pfirter'in katıldığını kaydeden Kelly, "çalışmaların şekli ve takvimi bugünkü (dünkü) toplantıda netleşecek" dedi. .
Kelly, komite çalışmalarıyla ilgili görüntünün de basına daha sonra gönderileceğini söyledi.
Komitelerin amacı
Ortak komiteler, kurulması muhtemel Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'yle ilgili yasalar konusunda çalışmalar yürütecek. Komitelerin, çalışmalarını, yoğunluğa göre Lefkoşa Uluslararası Havaalanı veya Ledra Palace'ta yürütmesi bekleniyor.
Türk komiteleri çalışmalarını Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun koordinatörlüğünde yürütecek. BM ve Türkiye'den gelecek uzmanların da zaman zaman katılımıyla ortak çalışma yapacak teknik komitelere, ay sonunda bayrak ve marş konusunda 4'üncü bir komite daha eklenecek.
Komitelerin Türk üyeleri, ortak toplantılar dışındaki çalışmalarını ise bu amaçla ayrılan Ticaret Bankası'nın eski binasında sürdürecekler. Komitelerin çalışmaları neticesinde ortaya çıkacak sonuç veya bulgular, nihai olmayacak ve en üst düzeyde siyasi iradenin onayına tabi olacak.
KIBRIS 20/02/2004
Tarihi süreç başladı
Kıbrıs sorununu 30 yıl aradan sonra ilk kez çözüm aşamasına getiren tarihi müzakere süreci dün başladı. Kıbrıs'ta Annan Planı temelinde 1 Mayıs 2004'e kadar çözüm hedefiyle takvime bağlanan yeni müzakere süreci çerçevesinde Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto gözetiminde masaya oturdu ve çetin pazarlık başladı.
Denktaş ve Papadopulos, ayrıc
a AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'le de bir araya geldi.
Kıbrıs Türk ve Rum halklarını ilk kez çözüme ve barışa bu kadar yaklaştıran tarihi randevuda Annan Planı masaya yatırıldı ve taraflar taleplerini yeniden ortaya koydu.
BM kontrolündeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı'nda, müzakereler için hazırlanan konferans merkezinde saat 10.00'da başlayan görüşmelerde, KKTC'yi, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş başkanlığında Başbakan Mehmet Ali Talat ile Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş temsil etti.
Taraflar bugün sabah saat 09.30'da yeniden bir araya gelecek.
Bundan sonraki toplantılar da yine her iki liderin katılımıyla hafta içi her gün ve gerektikçe hafta sonları da yapılabilecek. Ancak tarafların üzerinde mutabık kalması halinde toplantılar öğleden sonraya da sarkabilecek.
Dün sabah saat 10.00'da başlayıp iki saat süren görüşmelerin ardından taraflar açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Rumların "Kıbrıs AB üyesi, AB müktesebatı yapıldı, bunlarla oynamaya gerek yok. Bunun için siz (Kıbrıs Türkleri) nasıl oturacaksınız, ona bakalım" yaklaşımı sergilediğini belirterek, bunun kabul edilemeyeceğini söyledi.
Denktaş ayrıca masaya götürdüğü Türk taleplerini de açıkladı. Denktaş, taleplerinin, Annan Planı'nda iki kesimliliğin güçlendirilmesi, mal-mülk konusunda Türklerin 1963-74 yılları arasında yaşadığı zararların ödenmesi, AB müktesebatının Türk kesiminin özel haklarını ortadan kaldırmaması, Türkiye'den gelen vatandaşların durumu ve Türkiye'nin garantörlük konu
mu üzerinde olduğunu bildirdi.
Rum Yönetimi lideri Tasos Papadopulos, Türk tarafının görüşme masasına getirdiği önerilerin Annan Planı'nın çerçevesi dışında olduğunu ve özlü konularda planda öngörülen hususları ortadan kaldırdığını iddia etti.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto da müzakerelerin ilk toplantısını "çok yapıcı" olarak nitelerken, "Liderler bugün(Dün) iyi niyet içinde çalıştılar" dedi.
AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen de liderlerle g
örüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, "Amacımız sadece taraflar arasındaki anlaşmazlıkları çözmek değil, aynı zamanda tarafları AB üyeliğine hazırlamaktır" şeklinde konuştu. Verheugen, Kıbrıs'ın AB üyeliğinin onaylanması için önlerinde sadece 70 gün kaldığını ve herkesin bildiği gibi birleşik bir Kıbrıs'ın üyeliğinden yana olduklarını kaydetti.
İlginç ayrıntılar...
Kıbrıs'ta Annan Planı temelinde çözüm hedefiyle başlayan tarihi randevu için yapılan hazırlıklar da ilginç ayrıntıları oluşturdu.
Görüşmenin ya
pılacağı BM kontrolündeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yanındaki BM Konferans Merkezi'nde yoğun güvenlik önlemleri alındı.
Tarihi anı yaşamak ve gelişmeleri aktarmak için medya ordusu görüşme merkezinde konuşlandı. Kıbrıs'ta yaklaşık 30 yıllık müzakere tarihinde ilk kez çözüme bu kadar yaklaştıran tarihi randevuyu Türk, Rum, Türkiye, Yunanistan ve dünya basınından 400'ü aşkın medya mensubu izledi.
Türk, Rum ve yabancı medya mensupları canlı yayın araçlarıyla kamera ve kayıt cihazlarıyla randevudan önce bö
lgeye gitti.
Ara bölgedeki görüşme merkezine ulaşmak için Kermiya yolunu kullanan Kıbrıs Türk basını ve KKTC'den geçiş yapan yabancı medya mensupları, kısa sürede ve zorluk yaşamadan bölgeye ulaşmanın rahatlığını yaşadı.
Enformasyon Dairesi'nin gerek kart dağıtımında, gerekse geçişleri sağlamadaki organizasyonu medya mensuplarında memnuniyet yaratırken, askeri yetkililer de geçişin rahat olması için her tür önlemi aldılar. Basın mensupları, bu kez kendi araçlarıyla geçiş yapmanın avantajını da yaşadılar.
Bu arada BM Barış Gücü'nün yoğun güvenlik önlemleri de dikkat çekti. Görüşme alanına giren araçları barikatta tek tek arayan Barış Gücü askerleri araçların bagajlarından makine bölümlerine kadar genel arama yaptılar.
Saat 10.00... İlk buluşma
Kıbrıs'ta 1 Mayıs'a kadar çözümü öngören tarihi müzakere süreci dün saat 10.00'da başladı.
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos BM genel sekreterini temsilen özel temsilcisi Alvaro de Soto gözetiminde saat 10.00'da bir araya geldi.
BM kontrolündeki Lefkoşa Uluslararası Havaalanı yanında bu amaçla oluşturulan konferans merkezinde başlayan görüşmeye Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'a Başbakan Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Aytuğ Plümer ve KKTC Washington temsilcisi Osman Ertuğ eşlik etti.
Heyetle birlikte Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık'tan bazı görevliler de tutanaklar için görüşmeye katıldı.
Rum lider Papadopulos'un görüşmeci heyeti ise, Papadopulos'un diplomatik ofis direktörü Tasos Tzionis, Rum Yönetimi'nin BM daimi temsilcisi Andreas Mavroyiannis ve Avrupa Konseyi daimi temsilcisi Nicos Emiliou'dan oluştu.
Görüşme alanına ilk gelen Cumhurbaşkanı Denktaş ve heyeti oldu.
Saat 9.55'te görüşme merkezine ma
kam aracıyla gelen Denktaş ile beraberindeki heyeti özel temsilci De Soto ve ekibi kapıda karşıladı.
Denktaş görüşmeye girerken her zamanki gibi basına el sallamayı da ihmal etmedi.
Denktaş'ın ardından yaklaşık 5 dakika sonra Rum lider Papadopulos ve ekibi görüşme alanına geldiler. Rum lideri kapıda De Soto ekibiyle birlikte karşıladı.
Bu arada BM Barış Gücü Sözcüsü Brian Kelly görüşme başlamadan gazetecilere yaptığı kısa açıklamada, saat 16.00'dan sonra basına görüşmelerle ilgili görüntü dağıtılacağını açıkladı.
Görüşmeye De Soto ve heyetiyle birlikte De Soto'nun BM Barış Gücü'nün Kıbrıs'taki misyon şefi Zbigniew Wlosowicz de katıldı.
Görüşme iki saat sürdü
Kıbrıs'ta 1 Mayıs'a kadar çözümü öngören ve saat 10.00'da başlayan toplantı iki saat sürdü.
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, tarihi randevunun ilk toplantısı ve Verheugen'le gerçekleştirilen görüşmenin ardından Uluslararası Lefkoşa Havaalanı yakınlarında müzakereler için oluşturulan "Lefkoşa Konferans Merkezi"nden dışarı çıkarken, oldukça neşeli olduğu gözlemlendi.
Kıbrıs müzakerelerinin içeriğiyle ilgili açıklama yapılmayacağı yönündeki prensip kararı nedeniyle Cumhurbaşkanı Denktaş, basına açıklama yapmayarak, sadece gülümseyip, el salladı ve makam arabasına binerek KKTC'ye döndü. Papadopulos ise, bir soruya karşılık "Görüşme yararlı geçti" dedi.
De Soto ev sahipliği yaptı
"Lefkoşa Konferans Merkezi"ndeki tarihi randevunun ilk toplantısının sona ermesine yakın bölgeye gelen Verheugen, içeri girerken hiçbir açıklama yapmadı.
Günter Verheugen, Cumhurbaşkanı Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos'la saat 12.40'ta bir araya geldi. Yaklaşık yarım saat süren görüşmeye tarafların müzakere heyetleri katılmazken, Alvaro de Soto hazır bulundu.
Kıbrıs'taki BM Barış Gücü (UNFICYP) sözcüsü Brian Kelly, Verheugen'le yapılan görüşmenin şekliyle ilgili basına yaptığı kısa açıklamada, "sosyal içerikli bir toplantı olarak" tanımladığı görüşmenin daha önce belirtildiği gibi Denktaş, Papadopulos ve Verheugen'in katılımıyla üçlü görüşme olarak gerçekleşmediğine ve görüşmeye P
erulu diplomat Alvaro de Soto'nun da "ev sahibi" olarak katıldığına işaret etti.
Kelly, dörtlü görüşmeyi tanımlarken, "Bu görüşmede sadece bir şeyler içecekler ve Sayın De Soto'da görüşmede ev sahipliği yapacak" ifadelerini kullandı.
"Dörtlü görüşme" sonra
sında liderler, De Soto ve Verheugen saat 13.10 sıralarında merkezden birlikte dışarı çıkarak, el sıkıştılar.
De Soto: Görüşme yapıcı geçti
Özel temsilci Alvaro de Soto, görüşme sonrasında yaptığı açıklamada, liderler ile beraberindeki heyetlerin, hafta içi her gün saat 09.30'da ara bölgede BM kontrolündeki Lefkoşa Konferans Merkezi'nde bir araya geleceğini söyledi. De Soto, liderlerin gerekirse hafta sonu ve öğleden sonra da görüşebileceğini söyledi.
Liderler arasında iki saat süren görüşmenin, iyi niyetli ve oldukça yapıcı geçtiğini kaydeden De Soto, iki liderin kendi ev sahipliğinde AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'le bir araya geldiğini belirtti.
De Soto, Verheugen'in liderlere AB Komisyonu'nun BM'nin çözüm yönündeki girişimi
ne verdiği destek ve süreçteki rolünü açıkladığını söyledi.
Bir soru üzerine basına yönelik karartmanın arzulandığını kaydeden De Soto, her iki liderin de olabildiğince az konuşma konusunda hem fikir olmasını umut ettiğini belirtti.
Verheugen: Sadece 70 gün kaldı
De Soto'dan sonra söz alan Verheugen de, adada ve müzakere sürecinde bulunma nedeninin her şeyden önce Kıbrıs'ta BM'nin çözüm için ortaya koyduğu güçlü irade, istem ve hazır olma durumunu AB olarak desteklemek ve hızlandırmak olduğunu söyledi.
Verheugen, müzakere süreci boyunca mümkün olduğunca yardımcı ve yapıcı olmaya çalışacaklarını ifade ederek, BM'ye yardım için gereken her şeyi yapacaklarını belirtti.
Burada bulunmasının ikinci nedeninin ise, BM ve liderler ile AB'nin müzakere sürecine dahil olma konusunu ve süreci tartışmak olduğunu ifade etti.
"Amacımız sadece taraflar arasındaki anlaşmazlıkları çözmek değil aynı zamanda tarafları AB üyeliğine hazırlamaktır" şeklinde konuşan Verheugen, Kıbrıs'ın AB üyeliğinin onaylanması için önlerinde sadece 70 gün kaldığını ve "herkesin bildiği gibi" birleşik bir Kıbrıs'ın üyeliğinden yana olduklarını kaydetti.
Kıbrıs Türk toplumuna AB standartlarını yakalayabilmeleri için nasıl yardım edebileceklerini artık tartışmaları gerektiğini söyleyen Verheugen, bu konuyla ilgili De Soto liderliğinde yazılacak olan çözüm unsurlarının AB koşullarına ve gerekliliklerine uygun olmasını garanti altına alacak olan bir mekanizma oluşturulması gerektiğine işaret etti.
Uzak bir olasılık olmasına karşın Verheugen, AB'nin temel prensiplerini ve parametrelerini ihlal etmeyen bazı değişiklikleri öngörecek bir çözüme hazır olduklarını da kaydetti ve tüm çabalarının demokrasi ve insan haklarına saygı çerçevesinde bir çözüm ulaşmak olduğunu ifade etti.
Verheugen, birleşik bir Kıbrıs'ın AB üyeliğinin her iki tarafın da yararına olduğunu söyleyerek, liderleri bu fırsatı kullanmaları konusunda cesaretlendirmeye devam edeceklerini belirtti.
Denktaş'tan basın toplantısı
Cumhurbaşkanı Denktaş, öğleden sonra düzenlediği basın toplantısında görüşmeyi değerlendirdi. Denktaş masaya götürdüğü Türk taleplerini ve endişelerini ortaya koydu.
Türk tarafı, Annan Planı'nda iki kesimliliğin güçlendirilmesi, mal-mülk konusunda Türklerin 1963-74 yılları arasında yaşadığı zararlarının ödenmesi, AB müktesebatının Türk kesiminin özel haklarını ortadan kaldırmaması, Türkiye'den gelen vatandaşların durumu ve Türkiye'nin garantörlük konumu üzerine endişelerini ve önerilerini ortaya koydu.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs'ta dün başlayan müzakere süreci çerçevesindeki ilk toplantıda gerek kendilerinin, gerekse Rum tarafının bazı değişiklikler önerdiklerini belirterek, "Bugün (Dün) yaptığımız temaslarda gördüğümüz, Rum tarafı rahatlık içinde. İnşallah değişirler" dedi.
Denktaş, ilk günkü görüşmelerin ardından Cumhurbaşkanlığı'nda düzenlediği basın toplantısında, Kıbrıs Türk ve Rum taraflarının, Annan Planı'na ilişkin getirdiği değişiklik önerileri hakkında bilgi verdi.
Türk tarafı olarak, iki kesimliliğin daha güçlü hale getirilmesini istediklerini belirten Denktaş, 1963-1974 döneminde Türk tarafının uğradığı zararların tazmini için bir komisyon kurulmasını talep ettiklerini de kaydetti.
Denktaş, esas olanın iki eşit egemen halkın varlığı olduğunu ve bu konuyu da gündeme getirdiklerini söyleyerek, "Bu konu da askıda kaldı" diye konuştu.
Derogasyonların kendileri için çok önemli olduğunu vurgulayan Denktaş, görüşmede bu konuyu da ele aldıklarını kaydetti.
Denktaş, diğer taleplerinin de Türkiye'nin AB'ye üye olmasına kadar Türk-Yunan dengesinin korunması için, Yunanistan'ın Türkiye'den daha fazla hak iddia etmemesi olduğunu bildirdi.
Rauf Denktaş, ekonomi alanındaki isteklerini de açıklayarak, Türk tarafının Rumların seviyesine gelebilmesi için bir geçiş dönemine ihtiyaç olduğunu belirtti. Denktaş, Rumların taleplerinin ise kendileri için sürpriz olmadığını belirtti.
İki kesimlilik çok önemli
Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs müzakerelerinin ilkinin yapıldığı dünkü görüşmede, önemle üzerinde durdukları iki kesimliliğin, Annan Planı'nda olduğundan daha güçlü hale getirilmesini istediklerini söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, görüşmede Türk ve Rum taraflarının bazı öneriler sunduğunu belirterek, Kıbrıslı Türklerin içine Rumların yerleşmesiyle iki kesimliliğin anlamının ortadan kalktığını kaydetti.
İki kesimliliğin üzerinde 1975'ten beri ısrarla durduklarını ifade ederek, "Güvenliğimizle ilgili, kimliğimiz, kişiliğimizle ilgili, kurucu ortaklık statümüzle ilgili bir olgudur. Bu konuda Rumların
yaklaşımı, 'Avrupa Birliği kriterleri, normları çerçevesinde gereken serbestlik tanınmalıdır, dolayısıyla iki kesimlilik AB normlarına göre mahkemeler tarafından nasıl kararlaştırılır, nasıl uygulanır bilemeyiz' diyorlar" dedi.
Rumların, iki etnik milli kuruluşun ayrılığına dayalı bir iki kesimlilik öngörmediğini kaydeden Denktaş, iki kesimliliğin içerisine mal-mülk konularının da girdiğini ve bunlarında süratle halledilmesi gerektiğini kaydetti.
Kayıplar için tanzim komisyonu
Denktaş, 1963'ten 1974'e kadar, Kıbrıs Türklerine verilen zararın tazmin edilmesi için bir komisyon kurulmasını istediklerini ve bu konuda tatmin edici bir yanıt alamadıklarını kaydetti.
Bu konuda, "Annan Planı'nın kriterlerine uyar mı uymaz mı diye bir tartışma açıldığını" kaydeden Denktaş, Annan Planı'nın bazı tazminatları öngördüğünü, kendilerinin istediğinin, tazminatların hakkaniyet çerçevesinde ele alınması için durumun bir komisyon tarafından tetkik edilmesi olduğunu söyledi. Denktaş, bu önerilerinin askıda kaldığını, ancak üzerinde duracaklarını belirtti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, senatoda kurucu veya oluşturucu devletlerin eşitliği değil, iki milli halkın eşitliğinin esas alınmasını istediklerini anlatarak, "1960'ta olduğu gibi iki milli halkın varlığı temel olsun. Aksi takdirde bu 'kurucu devletlerden gelecek olan üyeler' diye bırakırsak, ileride çoğunluk
la veyahut büyük bir ağırlıkla Rumlar da gelebilir, vatandaşımız olarak. Dolayısıyla orada biz tehlike görüyoruz, bunu ileri sürdük" diye konuştu.
Esas olanın, iki kurucu egemen halkın varlığı ve bunlardan kaynaklanacak yetki ile ortak merkezi hükümetinin doğması olduğunu belirten Denktaş, Gali Fikirler Dizisi'nde bunun olduğunu, şimdi değiştirildiğini, bu konunun da askıda olduğunu kaydetti. Derogasyonların da kendileri için çok önemli olduğunun altını çizen Denktaş, varılacak anlaşmanın AB esas yasalarının içine girmesi gerektiğini, bunu görüşmede gündeme getirdiğini söyledi. Denktaş, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile görüşmelerinde de derogasyonlar konusunu gündeme getirerek, "Derogasyonlar nasıl olur? Anlaşmalar yaparsak b
unların garantisi verilebilir mi?" diye sorduğunu belirterek, 'O da bize 'verilebilir, vermeye hazırız' dedi, ama mahkemelerin ne yapacağını galiba o da bilmez" dedi.
Denktaş, Verheugen'in yazılı olarak da güvence vermemesinin geçerli olup olmadığını hukuk
çularla görüşeceklerini kaydetti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, Türkiye AB'ye üye oluncaya kadar, Türk-Yunan dengesinin korunması için, Yunanistan'ın AB üyesi olarak Türkiye'den fazla hak iddia etmemesini veya Türkiye'nin Kıbrıs üzerindeki eşit haklarının kullanmasına engel çıkarılmamasını da istediklerini söyledi.
Geçiş dönemine ihtiyacımız var
Cumhurbaşkanı Denktaş, Kıbrıs Türk tarafının ekonomik açıdan Rum tarafının seviyesine gelebilmesi için bir geçiş zamanına ihtiyaçları bulunduğunu belirterek, "Aksi takdirde, güçlü ekonomi zayıf ekonomiyi siler süpürür ve bizim ekonomimizi mahveder" dedi.
Denktaş, geçiş döneminde gerekli tedbirlerin alınması ve korunmaları gerektiğini müzakerelerin ilk gününde ortaya koyduklarını kaydetti. Denktaş, AB üyeliği nedeniyle Türkiye ile özel ilişkilerinin devam etmesinin aksamaması gerektiği üzerinde de durduklarını söyledi.
Rum tarafının taleplerinin kendileri için sürpriz olmadığını, bunların Rum basınında yayımlandığını anlatan Denktaş, Rumların, AB üyeliği nedeniyle rahat bir yaklaşım içinde olduğunu ve buna gereken cevabı verdiklerini belirtti.
Rumların, "iki oluşturucu devletin anayasalarının AB ilkelerine ve uluslararası hukuka uygun olmasının sağlanmasını" istediğini, kendilerininse buna itiraz ettiğini ifade eden Denktaş, hakları olduğunu, derogasyonlarla bunların korunması gerektiğini söylediklerini aktardı.
Rumların, "yerleşik" olarak nitelediği Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının durumunu da gündeme getirdiğini ve bu vatandaşların referandumda oy kullanmasını istemediğini belirten Denktaş, buna karşılık olarak, KKTC anayasasına göre "yerleşik" değil, vatandaş bulunduğunu ve vatandaşlar arasına ayrım yapmalarının söz konusu olmadığını söylediklerini ifade etti. Bu yaklaşımla meselenin halledilemeyeceğini belirten De
nktaş, KKTC vatandaşları arasında ayrım olmadığını, son seçimde oy kullananların referandumda da oy verme hakkına sahip olduğunu kaydetti.
Denktaş, Rumların geçiş süresinin de kısaltılmasını istediğine işaret ederek, geçiş süresinin kendileri için çok önemli olduğunu, bu sürenin kısaltılmasının söz konusu olamayacağını vurguladı. Rumların, başkanlık konseyi üyelerinin sayısının 6'dan 9'a çıkarılmasını ve görev sürelerinin uzatılmasını istediğini kaydeden Denktaş, bu konuyu derinliğine konuşmadıklarını beli
rtti.
Çözümün maliyeti araştırılacak
Uluslararası sözleşmeler ve temel yasa listesinin tamamlanması konusunda karar aldıklarını ve komitelerin çalışmaya devam edeceğini söyleyen Denktaş, "Çözümün maliyeti, devletin işleyebilirliği, komisyonların oluşumu diye bir paragrafları var, bu konuda da özel bir komite, 'çözümün maliyeti ne olacak' konusunu araştıracaktır" diye konuştu.
Denktaş, bugün yapılacak görüşmede, merkezi hükümetin geçici binalarının nerede olması gerektiği üzerinde bilgi istendiğini, bu konuya bakacaklarını ifade ederek, "Neticede bugün yapılan temaslarda bizim gördüğümüz, Rum tarafı bir rahatlık içerisinde. AB üyesi olarak bizim de üye olduğumuzu zannediyorlar ve bazı adaptasyon şeklinde bizi de içlerine alma eylemi içerisinde gördük kendil
erini. İnşallah yavaşça değişirler" dedi.
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Denktaş, BM'nin sözde iki kesimliliği kabul ettiğini, Rum tarafının buna karşı çıktığını anlatarak, ancak BM'nin, Rumların istemi doğrultusunda Türk tarafına (Annan Planı'nda) 80 bin Rum getirdiğini söyledi. Denktaş, "Rum tarafında hemen hemen yüzde yüz Rumlardan oluşan bir idare mekanizması olacak, bizde ise karma bir mekanizma oluşturacaktır. Biz bunu kabul etmiyoruz" ifadesini kullandı.
Bir gazeteci, AB Komisyonu'nun genişl
emeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in, ara bölgede yaptığı açıklamada, "ortaya çıkacak anlaşmanın AB müktesebatıyla uyumunun zorunlu olduğunu" söylediğini anımsatarak, Denktaş'a, "Siz de az önce tam tersi, garanti verdiğini, hatta yazılı güvence vermeye hazır olduğunu söylediniz. Bu açıklamayı nasıl değerlendiriyorsunuz" diye sordu. Denktaş, bunun üzerine, "Ben de anlayamıyorum" dedi ve Verheugen'in çelişkili açıklamalar yaptığını belirtti.
Türkiye bizi sonuna kadar desteklesin
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs müzakerelerinin Türkiye'nin başarısıyla başladığını belirterek, "Bizim üzerinde tehlikelidir diye durduğumuz konularda, Türkiye'nin bizi sonuna kadar desteklemesini istiyoruz, bekliyoruz" dedi.
Denktaş, bir gazetecinin, "Bugünkü (dünkü) gazetel
erde, 'Kıbrıs Türkünün bir referandum konusundaki sorumluluğunun yüzde 30, Türkiye'nin sorumluluğunun ise yüzde 70 olduğundan' bahsettiniz. Bunu biraz açar mısınız" şeklindeki sorusu üzerine şunları söyledi:
"Türkiye bütün dünyaya, Kıbrıs meselesini 1 Mayıs'a kadar halledebileceğini ve halledilebilir olduğunu söylemiş, taahhüt etmiş. Bu halkın çoğunluğunun tehlikeli gördüğü Annan Planı'nın görüşülebileceğini söylemiş, görüşme kapısını açmış, daha elastiki bir durum yaratmış, doğrudur. Dolayısıyla bu çerçe
ve içerisinde biz de New York'ta Türkiye'nin de hakem durumuna gelmesini istedik ve sağladık, bir bakıma sağladık. Dolayısıyla, bizim üzerinde tehlikelidir diye durduğumuz konularda, Türkiye'nin bizi sonuna kadar desteklemesini istiyoruz, bekliyoruz. Çünkü müzakerelerin başlama becerisini ve başarısını Türkiye sağlamıştır."
Denktaş, Rumların, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının referandumda oy kullanmamasının yanında, ada dışına çıkmasını da istediğini söyledi.
Denktaş, bir gazetecinin, "Geneller üzerinde
görüştüğünüzü söylüyorsunuz. Bugünkü görüşme sonrasında anlaşmaya varılacağına dair bir belirti var mı" şeklindeki sorusuna tepki gösterdi ve "Böyle sorular sormayın bana. Çünkü vereceğim cevabı, 'Denktaş yine istemez' diye yazacaksınız. Ben sizi biliyorum. Benim görevim size gerçekleri söylemektir. Sonuna kadar da bu meselenin halli için arkadaşlarımla uğraşacağım dedi.
Görüşmelerin her gün yapılmasının ileride sıkıntı doğurabileceğini, hafta sonu müzakere yapılmayacağını belirten Denktaş, bir soru üzerine müzakerelerin ara ara ada dışına taşınabileceğini kaydetti. Denktaş, görüşmeler "karartma" uygulanmasının Türk tarafının aleyhinde olacağını ifade ederek, görüşmelerle ilgili olarak halkı düzenli şekilde bilgilendireceğini kaydetti.
Denktaş, bir başka
soru üzerine, AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen'in, AB'nin Türk tarafına ekonomik yardımda bulunacağını belirttiğini ve "Türkiye'nin bir yılda verdiğini beş yılda vereceklerini göğsünü gere gere söylediğini" kaydetti.
Papadopulos'tan ilk değerlendirme
Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos da görüşme sonrası yaptığı ilk değerlendirmede, Türk tarafının görüşme masasına getirdiği önerilerin Annan Planı'nın çerçevesi dışında olduğu iddiasında bulundu.
Rum Radyosunun haberine göre, Tasos Papadopulos dünkü görüşmelerden sonra Rum Başkanlık sarayına dönüşünde yaptığı açıklamada, Türk tarafınca ortaya konulan konuların Annan Planı dışında olduğunu ve özlü konularda planda öngörülen hususları ortadan kaldırdığını savundu.
İlk görüşmeden iyimser olarak mı ayrıldığı yolundaki bir soru üzerine Papadopulos, böyle bir soruya yanıt veremeyeceğini çünkü "çözülmeyen bir konu olabilir ki bu diğer hepsini yıkar. Henüz çok erken. Konuların özüyle ilgilenmedik" dedi.
Tasos Papadopulos, ilk görüşmeden
memnun olup olmadığının sorulması üzerine ise "Memnuniyetten veya herhangi başka bir şeyden söz edebilmemiz için henüz çok erkendir. Faydalı bir görüşmeydi" dedi.
Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos "Müzakerelere, bir yandan AB normlarına uygun bir çözüm bulunabilmesi için siyasi iradeyle, diğer yandan da Kıbrıs Elenizmi'nin elinden alınamaz olarak gördüğümüz haklarını savunma kararlılığıyla gittik" şeklinde konuştu.
ZİRVEDEN NOTLAR... ZİRVEDEN NOTLAR... ZİRVEDEN NOTLAR..
Alkan MUHTAROĞLU
** Kıbrıs'ta yıllardır süren çözümsüzlüğü gidermek ve Annan Planı çerçevesinde bir barış sağlamak için Kıbrıslı Türk ve Rum üst düzey yöneticiler, dün saat 10.00'da Birleşmiş Milletler kontrolünde olan kapalı havaalanındaki görüşme salonunda bir araya geldi.
** İki taraf heyetlerinin her hareketinin yaklaşık 250'yi aşkın yerli ve yabancı basın mensubu tarafından izlendiği görüşmelerde, Kıbrıs Türk ve Rum halklarının kaderlerini etkileyecek olan bu tarihi görüşmelerin televizyonlardan canlı bağlantılar sayesinde izlenmesi fı
rsatı yaratıldı.
** Görüşmeleri izlemek için Kermiya sınır kapısından yola çıkan Kıbrıslı Türk ve Türkiyeli gazeteciler, Türk askeri kontrolündeki bölgeden geçerek BM kontrolündeki bölgeye ulaştı.
** BM askerleri, gazetecileri ve araçlarını Güzelyurt kapısında (Morphou Gate) sıkı bir aramadan geçirdi. Gazetecileri taşıyan araçlar yine BM araçları eşliğinde görüşmelerin yapılacağı Lefkoşa Havaalanı'na götürüldü.
** Türk askeri kontrolündeki bölgede yol boyunca "görüşme yerine gider" şeklindeki levhalar dikk
at çekti.
** Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum üst düzey politikacılar arasında gerçekleşen görüşmelere yerli ve yabancı basın çok büyük ilgi gösterdi. Görüşmelerde 250'yi aşkın gazeteci hazır bulundu. Görüşmeleri 10 televizyon kanalı canlı olarak izleyicilerine aktarırken, diğer kanallardan 50'yi aşkın kamera görev yaptı.
** Görüşmelerde organizasyonun aksaksız işlemesi için uğraş veren BM askerlerinin, gazeteciler önünde sürekli anı fotoğrafları çekmesi dikkate değer bir başka olaydı.
** Görüşmelere ilk olara
k saat 09.58'de Türk heyeti geldi. KKTC bayraklı araçta Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Ergün Olgun yer alırken, diğer araçta Başbakan Mehmet Ali Talat, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Dışişleri Müsteşarı Aytuğ Plümer ve KKTC Washington Temsilcisi Osman Ertuğ bulunuyordu.
** Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın değişmez danışmanı Mümtaz Soysal'ın görüşmelerde Türk heyetinde bulunmaması, gazeteciler tarafından değişik şekillerde yorumlandı.
** Rum heyeti ise görüşme
lerin yapılacağı kapalı Lefkoşa Havaalanı'na saat 10.02'de geldi. Görüşmelere Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos Kıbrıs Cumhuriyeti bayrağı flaması taşıyan aracıyla gelirken, heyette siyasi danışman Tasos Tysiannidis, BM temsilcisi Andreas Mavroinnis, Güvenlik Konseyi'ndeki
Rum temsilcisi Nicos Emiliou ve anayasa uzmanı Domasos Celebis ile hükümet sözcüsü Kypros Hristomidis hazır bulundu.
** Gazeteciler, liderlerin ağzından görüşmelere ilişkin herhangi bir sözcük alabilmek için liderlere çeşitli şekillerde seslenirken, Rum gazetecilerin Tasos Papadopulos'un dikkatini çekebilmek için ilginç şekillerde bağırmaları Türk gazeteciler arasında gülüşmelere yol açtı.
** Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, saat 12.15 sıralarında görüşmelere katıldı.
** Görüşmelerden saat 12.45'te ilk olarak ayrılan Türk heyetinden Ergün Olgun ve Osman Ertuğ oldu. Gazetecilerin "Görüşmeler nasıl geçti?" sorusuna Ergün Olgun "iyi geçti" diyerek yanıt verdi.
** Bu sıralarda BM sözcüsü Brian Kelly, basına yaptığı açıklamada, Ergün Olgun ve Osman Ertuğ'un ayrılmasından sonra BM Kıbrıs özel temsilcisi Alvaro de Soto, AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos arasında dörtl
ü bir görüşmenin başladığı bilgisini basın mensuplarına aktardı.
** Görüşmeler saat 13.05 sıralarında sona erdi. Görüşme sonunda dışarıya ilk olarak Türk heyeti çıktı. Türk heyetinin ardından Alvaro de Soto ve Günter Verheugen'in de aralarında bulunduğu Rum heyeti basın mensuplarının karşısına geldi. Rauf Denktaş ve Tasos Papadopulos herhangi bir açıklama yapmadan Lefkoşa Havaalanı'ndan ayrıldı.
KIBRIS 20/02/2004
Çözümün koşulları, AB yasası haline gelecek
Avrupa Birliği'nin (AB) genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, Kıbrıs'ta varılacak bir anlaşmanın, AB normları ve yasalarıyla bütünleştirilebileceğini söyledi.
Verheugen, bu konuyla ilgili bir sorun bulunmadığını vurgulayarak, anlaşma koşullarının AB'nin kurulduğu temel ilkeler olan demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları ile çatışması halinde, sorun yaşanabileceği ihtimaline dikkat çekti.
Kıbrıs sorununun çözümü yönünde şu ana kadar elde edilen en iyi fırsatın bulunduğunu söyleyen Verheugen, "İlk kez çözüme bu kadar yakınız" dedi.
Kıbrıs Türk halkının AB üyeliğinden maddi açıdan yarar sağlamasının şu an için zor olduğunu,
300 milyon euronun Kıbrıs için ayrıldığını belirten Verheugen, AB'nin sağladığı maddi kaynak yardımı dışında, uluslararası bir konferans hazırladığını açıkladı. Verheugen, Kıbrıs'ın AB dışında, uluslararası kamuoyunun da ilgi alanına girdiğine işaret etti.
Kıbrıs'ın, Türkiye'nin AB üyeliği arasında politik bir bağı bulunduğunu söyleyen Verheugen, "bu gerekli, ancak Türkiye'nin AB üyeliği için yeterli değil. Türkiye'nin AB'nin istediği politik kriterleri yerine getirmesi gerekiyor" diye konuştu.
Kıbrıs sorununa çözüm bulunması yönünde başlatılan müzakerelerin ilk günü AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen, KIBRIS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Süleyman Ergüçlü'nün sorularını yanıtladı:
Soru: Bugün Kıbrıs için tarihi bir gün... Yıllarca süren bu sorunla ilgili olan konuşmaların sonuna gelindiği ve bir anlaşmaya yakın olduğumuz görülüyor... Siz, şu içerisinde bulunduğumuz günlerle ilgili ne gibi duygulara sahipsiniz
?
Yanıt: Ben de sizin anlattığınıza benzer duygulara sahibim. Tarih kitaplarında şu günlerin, Kıbrıs sürüncemesinin sona erdiği yönünde günler olarak yer alacağına inanıyorum. Şu ana kadar, Kıbrıs sorununun çözümü yönünde bunun elde edilen en iyi fırsat olduğunu ve ilk kez bir çözüme bu kadar yakın olduğumuzu herkesin anlaması gerektiğini düşünüyorum. Şuna şiddetle inanıyorum ki, Kıbrıs'ın ortak olarak AB'ye girişi, hem Kıbrıslı Türk hem de Rumların yararınadır.
Soru: Türk tarafı, ulaşılacak herhangi bir anlaşmanın AB yasalarının bir parçası olması yönünde ısrar ediyor. Peki, AB bunu düzenleme konusunda hazırlandı mı?
Yanıt: Bu esas konu olacak. Ben şu anda varılacak bir anlaşmada bunun düzenleneceğini ve AB normları ve yasalarıyla bütünleşebilir tamamlanabilir hale getirileceğine dair söz vermiştim. Ben, burada herhangi bir sorun görmüyorum. Eğer söz konusu çözüm, AB'nin kurulduğu temel ilkelerle çatışırsa o zaman, bazı zorluklar çıkabilir. Bu temel ilkeleri de demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları
olarak sayabiliriz. Bu temel prensipler üzerinde eksersiz yaptığımız için bunların içinde yer alan bir çözümün koşullarının, bir çatışmaya yol açması bence çok zor. Çözümün koşulları, AB yasası haline gelecek.
Soru: AB, Kıbrıs'taki çözüm süreci bağlamında, teknik ve finans konularında sağladığı desteği ne dereceye kadar yayabilecek?
Yanıt: Biz zaten geçmişte de destek vermiştik ve şu anda desteğimizi artırıyoruz. Şu anda adada uzmanlarımız var. Bize tarafların bu konuyla ilgili sorularında çözüm bulmak için yardımcı olacaklar. Bugün (Dün) öğleden sonra yasama ve yönetim konularında Kıbrıslı Türkleri, AB üyeliğine hazırlamak konusunu Kıbrıs Türk tarafıyla tartışmalıyız. Kıbrıs Türk toplumunun, AB üyeliğinden yarar sağlaması yönünde hazırlanması ve maddi kayn
aktan en iyi şekilde yararlanması, şu an için biraz zor olabilir. Para, şu anda bütçede hazır. Kıbrıslılar için 300 milyon euroyu önümüzdeki üç yıl içinde harcayabiliriz. Bununla kuzeydeki Kıbrıs Türk toplumu, ekonomik ve soysal açıdan AB standartlarını yakalamayı başarabilir. Bunun da ötesinde, uluslararası bir konferans hazırladık; çünkü sadece AB'nin finans ve çözüm konularında Kıbrıs'la ilgili tek başına sorumluluk alması olmaz. Bunun, uluslararası kamuoyunun güçlü olarak ilgisine girdiğine inanıyorum.
Soru: Türkiye -AB ilişkisi özellikle Kıbrıslı Türkler için çok önemli. Bu yılın aralık ayında, Türkiye'nin AB yolunda sağladığı ilerleme ile ilgili olarak karar verilecek. Türkiye, AB'ye giriş için görüşmelerin başlaması yönünde kesin bir tarih alabilecek mi?
Yanıt: Bu bir seçenek. Türkiye'nin, AB'nin şart koyduğu politik kriterleri yerine getirmesine bağlı. Bu süreçle ilgili olarak Türkiye'nin neye ihtiyacı olup olmadığı yönünde detaylı bir rapor hazırlayacağım. Birliğe giriş müzakereleri gecikme olmadan başlayacak. Öte yandan, Türkiye'nin birliğe giriş süreci ve Kıbrıs sorusuyla ilgili olarak ortada net bir politik bağ var. Ben her zaman adada bir çözümün, Türkiye'nin kendi isteği yönünde bunun ileriye götürücü bir fırsat olduğunu söyledim ki, bu görüş de
şu anda AB'nin resmi pozisyonu. Bunu şöyle de söyleyebilirim; böyle bir karar Türkiye için gerekli; ancak yeterli değil. Buradaki soru, AB için gereken kriterleri Türkiye'nin yerine getirip getirmeyeceğidir. Yine de Türkiye'nin etkileyici bir gelişme gösterdiğini ve ülkenin doğru yolda ilerlediğini söylemekten mutluluk duymaktayım.
Soru: Dün akşam, Başbakan Mehmet Ali Talat'ın evinin önünde bomba patladı... Sayın Denktaş'ın açıklamasından, çözüm yanlısı olmayan bir grubun bunu yapabileceği yönünde kuşkusu olduğunu anlıyorum. Bu konu hakkında yorum yapmak ister misiniz?
Yanıt: Benim yakın arkadaşım Mehmet Ali ve onunla birlikte kimsenin yara almadan bu olaydan kurtulduğu için mutluyum. Buradaki herkesin ve uluslararası kamuoyunun şiddet olaylarına izin vermeyeceğini net olarak belirtmek isterim. Şahsen, bu eylemin uç gruplardan geldiğine ve bugün başlayan görüşmeleri baltalamaya çalıştığına hiç şüphem yok.
KIBRIS 20/02/2004